P. 1
5.Sayi

5.Sayi

|Views: 93|Likes:
Yayınlayan: Noktasoft Tasarim

More info:

Published by: Noktasoft Tasarim on Mar 07, 2013
Telif Hakkı:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

03/07/2013

pdf

text

original

AHMET YESEVİ

ÜNİVERSİTESİNE YARDIM VAKFI KÜTÜPHANESİ NO:

bilig

ISSN : 1301.0549

MAVİ OFSET Tipo Matbacılık San. Tic. Ltd. Şti. Tel : ( 0312 ) 433 67 16 - 433 38 67

bilig
Sayı-5/Bahar '97
Sahibi Ahmet Yesevi Üniversitesine Yardım Vakfı Adına Namık Kemal ZEYBEK Genel Yayın Yönetmeni Himmet KAYHAN

Yazı İşleri Müdürü İlker TASLACIOĞLU

Grafik-Tasarım Ayşe ÖZTEKİN

Teknik Koordinatör Cengiz KELEŞ

Yazı Kurulu Naci BOSTANCI Cengiz KELEŞ Mustafa İSEN Ayşe ÖZTEKİN Ayhan PALA Yayın Danışma Kurulu Bener CORDAN Yusuf HALACOĞLU Gülçin ÇANDARLIOĞLU Nevzat KÖSOĞLU A. Bican ERCİLASUN Oktay SİNANOĞLU Hürriyet ERSOY Uygur TAZEBAY Reşat GENÇ Sadık TURAL Namık Kemal ZEYBEK İdare Merkezi Taşkent Cad., 10. Sokak., No: 30, Bahçelievler / ANKARA Tel: (0-3 12) 215 22 06 (3 Hat) Belgegeçer: (0-3 12) 215 22 09 e-posta: yesevi-e@servis.net.tr Teleks: 42027 hayy tr

Abone Bedelleri Yurtiçi :2.400.000TL (Yıllık) Yurtdışı :80 USD (Uçakla) Hesap No: Vakıfbank Bahçelievler/ANK Şubesi: 2026391 Döviz Hesap No: Vakıfbank Bahçelievler/ANK Şubesi: 402680 bilig. Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü 'nün işbirliğiyle yayınlanmaktadır.

.

................................................................................................................................................................................................. Muhtar AVEZOV Kök Serek.................... .................................... 11 20 39 43 49 Emel AŞA Muhtar Ömerhanoğlu Avezov ve Abay Yolu Romanının Tercümeleriyle İlgili Bibliyografik Deneme 55 Cumahan ISKAKOV................................................................................................................. ............................................................................... A............... 76 Muhtar AVEZOV Eskiliğin Gölgesinde...... Zeki AHMEDOV Abay Yolu Epopesinin Yazılış Tarihi .............İçindekiler Ali Abbas ÇINAR Muhtar Avezov ve Sanatının Kaynağı.......................... ........................................................................................................................................................................................... Mekemtas MIRZAHMET Muhtar Avezov Yılında Düşünceler.... ................................. Muhtar AVEZOV Kozı Körpeş Bayan Sulu... 62 65 70 72 Muhtar AVEZOV Kız Jibek ................. MARİNA Muhtar Avezov'un Siyasi Portresi.......................................... Ömür TANABAYEV Muhtar Avezov Eğitimci Alim........ KOYGELDİEV Mustafa Çokayulı................................Jakıp BİDANOV Doğumunun 100........... Mekemtas MIRZAHMETULİ Muhtar Avezov Abay Dünyası Alimi..................................................................... Yıldönümünde Muhtar Avezov......................... .. 83 93 107 122 138 ............................................................................. .................................................................... MUSAKULOV Muhtar Avezov'la İlgili Hatıraların Önemi ......................... A................................ Akseleu SEYDİMBEK Sömürgeciliğin Zor Silinen İzleri ........................................ CA............................................................................................................................................................................................................................................ Dükenbay DOSJAN Muhtar Avezov Davası............................................................

............... Abatbay DAULETOV Türk Dillerinin Ses Bakımından İncelenmesi.................................... Ebduali KAYDAROV Kazakistan'da Latin Alfabesi Meselesi ....................................................................................................................................... ................................................................................................................................................................................... Azat NAZAROV Bayram Han'ın Tarihi Misyonu.............................................. Meşedihanım Sadullahgızı Nİ'MET .................................................................................. Abduali HAYDAROV Millet ve Dil Sonsuzluğu Özler............................................................................................................... 253 ........................................................ 244 Murat Sadullah ÇEBİ İşlevci Yaklaşıma Göre Medya ve Siyasi Sistem Arasındaki İlişkilerin Tarihi Boyutu............ Şınar AUELBEKOVA Münyetü'l Guzât'ın Dili....................... JANDARBEKOV Karluk Karahan Devleti ve Oğuz Devleti .................. Z...................................................... 142 149 157 165 169 172 176 181 191 194 197 Hayriye Süleymanoğlu YENİSOY Kriçim Türklerinin Düğün Türküleri........................ 224 Ahmet ZAİMOĞLU Taze Millet.............................................................................................................................................................................................................................................................................................................................................................Dr.................................................................................................................................................................... Tuncer BAYKARA Temür'ün İzmir'i Fethi ve Sosyal Sonuçları ................................ Şerif AKTAŞ Türk Dünyası Edebiyat Tarihi Metodolojisi Üzerine .....................Rahmankul BERDİBAY Bir Kitabın İki Sayfası .......................... 200 Yakup DELİÖMEROĞLU Çuvaşların Yaşadığı Sahalar ..................... 214 Cengiz ALYILMAZ Prof............ 216 Ahmet KARTAL Klasik Türk Edebiyatında Lale II.............................................................. Oraz YAĞMIROV Mahdumkulu Neden Büyük ...................................................... İbrahim MARAŞ İdil Ural Bölgesi ve Osmanlı Fikri Münasebetleri........................................... 210 İlker TASLACIOĞLU Yüzyılların Kavşağında ........

Stalin'in 1928-1938 yıllarında yürüttüğü "aydınları imha" hareketinden kurtulabilmesi mucize kabilinden bir olaydır. O. Aragon ise. öz halkının. aydınlar "tereddüt dönemine" girmiş. 1950 'li yıllara kadar baskı ve suçlamaların sonu gelmemiştir. 1930-1938 yıllarında "Kazak Milliyetçisi. Kazak Türklerinin milli kültür direnişçilerine önderlik etmiştir. Han Kene 'yi 1928 'de yazmış olmasına rağmen. 1958 'de Lenin Ödülüne layık bulunmuştur . . Bu arada inançlarını ve yazdıklarından bazılarını "açık inkara" zorlanmıştır. Kazak Türklerinin tarih. L. Alaşordacı" suçlamasıyla tutuklanarak zindana atılmış. bir kısmı sistem içinde çalışarak zamanın şartlarını değerlendirmek yolunu seçmişlerdir. Muhtar Omarhanulı Avezov. asrımızın en büyük birkaç eserinden biri olarak yüceltmektedir. XX. Kazak milletinin dil ve kültür savaşını ömrü boyunca sürdürmüştür. bu çetin şartlar altında yazı hayatına devam etmiş ve ısrarla Kazak Türklerinin kültür. Sayısı. Muhtar Omarhanulı. onun Abay Jolı eserini. Avezov. yüzyılın ilk çeyreğinde doğu Türklerinin Rusya'ya kaşı sürdürdüğü milli istiklal hareketleri. ölümünden 22 yıl sonra yayınlanabilmiştir. dil ve eğitim problemleriyle uğraşmış. ağırlık olarak Muhtar Avezov 'a ayrılmıştır. Kazakistan' lı büyük sanat ve bilim adamı. Eserleri pek çok ülkede yayınlandıktan sonra. Avezov 'u üstadı ve rehberi olarak kabul etmekte. halkın eğitim seviyesini geliştirmek için çalışmaya koyulmuştur. doğumunun 100. aydınların önderliğinde 1917 sonrasında doruğa çıkmıştı. Bütün dünyada tanınan Kırgız yazarı Cengiz Aytmatov. XIX. bu mücadelenin içinde yer alarak Alaşorda hareketine katılmıştır. çağdaş Kazak edebiyatının kurucusu olan ve dünyaya tanıtan bir bilim ve sanat adamı. 32 aydınla birlikte yargılanıp cezalandırılmıştır. Yüzyıldaki büyük Kazak isyanının önderi Kene Sarı Han'ı konu aldığı için rejim tarafından yasaklanmış ve 1983'de. Yılında UNESCO 'nun kararıyla "Avezov Yılı" ilan edilen 1997 yılı içinde Kazakistan'da önemli bir programla anılmaktave eserleri yeniden basılmaktadır. Avezov bu yolu tutarak. Pantürkist. edebiyat.bilig'den Himmet Kayhan Genel Yayın Yönetmeni bilig'in 5. Sovyet sisteminin yerleşmesi ve bağımsızlık umutlarının sönmesinden sonra. sistem içinde milli kültür dirilişini sağlamak. dil ve folklorunu araştıran. sistem tarafından zorlanan "öncü ve büyük Rus halkı"nın ve "bilim ve kültür dili Rusça" nın "üstünlüğü" ne karşı.

20 Mayısta Aşkabat 'ta yapılan törenlerde Cumhurbaşkanı Saparmurat Tükmenbaşı tarafından. *** Bu sayımızda da. Genel Müdür ve Genel Yayın Yönetmeni Himmet KAYHAN ve eseri Türkiye Türkçesine aktaran Annaguli NURMEMET'e "Halkaralık Magtımgulı Bayrağı" verilmiştir. Ahmet Yesevi Üniversitesine Yardım Vakfı. Eseri Türkiye Türkçesine Banu MUHYAEVA kazandırdı. 1996 Aralık ayında 8 cilt olarak yayınlamıştı.Avezov. Ardında elli cildi aşan eserleri ve yetişmesine büyük emek verdiği genç Kazak aydınlarını bırakarak bir şeref halesi içinde hayata veda etti. *** bilig Yayınları.. Türkmen Göroğlu Destanı 'nı. Muhtar Omarhanulı Avezov. Gelecek sayımızda daha güzel ve daha zengin bir bilig 'de buluşmak dileğiyle. Türk dünyasının düşünce ve kültür hayatında başlayan "harman oluş " tan bilig’'in sayfalarına akseden değerli yazılar bulacaksınız. Hikayeler. Bu kitabında NAZARBAYEV.tanınmayan bu büyük yazarın bazı eserlerini yayınlamaktadır. *** bilig Yayınları. Yıl armağanıdır. tarihin keskin dönemeçlerinden birinde. Makaleler. Türkiye 'de -maalesef. doğumunun 100. gözlemleri ve düşüncelerini anlatıyor. Sovyet imparatorluğunun çöküş yıllarında ve dünyanın soluğunun kesildiği sıralarda çok kritik bir noktada bulunan bir devlet adamı olarak. Folklor Yazıları ve iki ciltlik Abay Yolu kitapları bilig Yayınları 'nın Türk kütüphanesine 100. vakfımızın Mütevelli Heyet Başkanı Namık Kemal ZEYBEK. yaşadıkları. 1961 'de vefat etti. Yılında Kazakistan devleti ve halkının kadirşinaslığı ile bir kez daha layık olduğu şekilde anılmakta ve Kazak gençlerine rehberliğini sürdürmektedir. Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan NAZARBAYEV'in "Ğasırlar Toğısında/Yüzyılların Kavşağında" kitabını yayınlayarak bir hizmeti daha yerine getirmiştir. Türkmenistan Cumhuriyeti'nin Uluslararası Magtumgulı Ödülü 'ne layık görülmüştür. Muhtar Avezov. Bu çalışmamız.. .

Avezov. Doç. Leningrad' ta Leningrad Üniversitesi'nin Rus Slavyan Bölümünü 1928 yılında bitirdi. "Lenin Nişanı " ile ödüllendirilmiştir. siyasi bakış açısının oluşmasına Leningrad ve Orta Asya üniversitelerinde okuması ayrıca tesir etmiştir. masallarla. filoloji bilimlerinin doktoru oldu. 1955 ile 1959 yılları arasında Kazakistan Yüksek Sovyet'inde milletvekili oldu. Fak Çağdaş Türk Lehçeleri ve Ed. Avezov'u 1946 yılında akademik olarak seçti. Göçebe Kazak ailesinin fertlerindendir. M. O zamanın aydın kişilerinden biri olan Muhtar. Avezov. Bu okulu bitirdikten sonra 1915 yılında aynı şehirde öğretmen okuluna girip 1919 yılında buradan mezun oldu. Tanınmış toplum sanatçısı Yrd. edebiyat ve bilim alanındaki çalışmalarından ötürü Sovyetler Birliği Yüksek Parlamentosu tarafından iki defa "Kızıl Bayrak". Avezov büyük bir yazar. annesi Abdilda Tacibayeva. Üyesi bilig-5/Bahar '97 . çalışkan bir birey ve toplumcuydu. S. Dr. Muhtar Avezov 1917 ihtilali sırasında yirmi yaşındaydı. 1960 yılı sonlarında kendisine "Kazakistan'ın Bilim Emekçisi" unvanı verilmiştir. Onun bilimsel çalışmalarını değerlendiren Kazakistan Bilimler Akademisi. hikayelerle yakından ilgilendi. Eski yazıyı bilen dedesinin yardımıyla 78 yaşlarında iken eski yazıyı öğrendi. Kirov adındaki Kazak Devlet Üniversitesinin profesörü. Avezov'un bilimsel. sonraları ise şehirdeki okullarda okudu. Fen-Ed.11 MUHTAR AVEZOV VE SANATININ KAYNAĞI A. Bunların yanı sıra edebi çalışmalara başladı. değerli bilgin. Babası Avez. O. 1897 yılında Semey'e (Semipalatnsk) bağlı olan Çıngız'da dünyaya geldi. Bir yıl sonra Semey'deki beş yıllık bir okula girdi. çevresinde cereyan eden tarihi olayların dışında kalmak istemiyordu. Öğr. Daha sonra Taşkent' teki Orta asya Üniversitesinde yüksek lisansını tamamladı. M. Uzun süre yazarlık ile bilimsel araştırmalarını birlikte yürüttü. Ali Abbas ÇINAR ________________________________ Muğla Ü. Ömrünün son anlarına kadar eğitimciliğini sürdürdü. 1908 yılında Abay ismindeki Rus ilkokulunu bitirdi. Önceleri medresede. 1946 yılında Kazakistan Bilimler Akademisi'ne üye seçildi. eşi Valentina Nikolayevna'dır. Abay'ın şiirlerini ezberledi. Hayatı Kazak edebiyatının bir klasiği olan Muhtar Avezov. Hint Dostluk derneği ve Kazakistan Sovyet'inin temsilcisi olmuştur. B. Filoloji doktoru M.

Öyleyse Kazaklar da çağdaşlaşarak bilimle donanmalı ve her türlü egemenlikten kurtulmalı. çevirmen. Semey'de arşiv malzemeleri arasında bulunan bir belgede. Kazak şiirinin. ilgilendiği toplumsal problemler vardır. Kazak kültürünün birçok özelliğini edebiyat ve sanat dünyasına kazandırmış. Avezov. 1969: 3). Avezov'un bilime. yazılar onun gelecek hayatının ilk habercileridir. " (ŞAHARİYEV. 1992:1) Avezov'un geniş ve çeşitli ilgi alanları vardır. Ağabeylerimin ve benim söylediğimiz türkülerin sessizce kağıt üzerinde yazmaları beni çok etkilemiştir. Avezov'un gençliği hakkındaki bilgiler sınırlıdır. Bu problemlerle ilgili olarak Semey'deki gazetelere çeşitli yazılar yazar. Çekoslovakya. Shakespeare ve Geothe gibi sanatçıların eserleriyle tanışır. sosyal gerçeklik anlayışını pek çok eserinde yansıtmıştır. Tolstoy. büyütücü ve eğiticidir. daha altı yaşındayken büyükannesi Dinazil ile Abay'ın evinin bulunduğu Aygerim'e gitmiş. Çehov. Yazar. medeniyetinin daha ileri bir aşamaya geçmesinde Abay önder bir kişiliktir. Abay'ı örnek alan. Kazaklar ise hayatlarını. onun yolunda giden bilim adamıdır. Dedem bana " bu şarkıları Abay yazdı" dediğinde daha da şaşırmıştım. Hindistan. değerli bilim adamı ve halkbilim araştırmacısıdır. okuyucunun yüreğine giden yolu bulmuştur. Rus çocuklar okullarda en iyi şartlarda yaşamakta. Dostoyevski. bütün ömrünü ve yaratıcılığını halkı ve vatanı için harcamış. yeryüzünde istikrarlı barışı yerleştirmek. daha Semey'den dışarı çıkmadan. "Bilimsel Terimler" vb. O. Leningrad'da üniversite öğrencisi iken 1926 yılında Kazak Milli Tiyatrosunun kurulması tartışmalarına "Enbekşi Kazak" gazetesinde yayınlanan "Kazak Tiyatro Sanatı Hakkında" adlı bir yayınıyla katılır. dolayısıyla edebiyatının çağdaş bir nitelik kazanmasında. şarkı veya türkü biçiminde söylenmektedir. Kazakistan'ın dış dünyadaki aynası olmuştur. bilimi. eleştirmen ve gazetecidir. Doğduğu çevre günümüzde Rusya ile sınırı olan ve Rusların egemenliği altına giren ilk bölgedir. hür olmalıdır. Almatı'da vefat etmiştir. Onun kişiliği hakkında değerli bilgi bilig-5/Bahar '97 . Bunların başında çağdaş bilgi ile donanacak kişinin hurafeden uzaklaşacağı. Avezov'un kendisiyle yapılan röportaja cevaben en çok gazeteciliğe ilgi duyduğunu belirtmiştir. Gerçekten de o sıralar Avezov sadece gazetelerle ilgilenmekte. O. bilgiye. yazılar yazmaktadır. her geçen gün onun eserlerinde başarının ortaya çıkmasına zemin hazırlamaktadır. eserlerinde toplumsal gerçekliğin bütün özelliklerini yansıtmıştır. Onun ilgisini en çok kültür sorunları çeker. Taşkent'te gerçekleşen Asya ve Afrika yazarlarının toplantısında Abay ile tanışmasını Avezov şöyle anlatır: "Altı yaşında bir çocukken. Bu acı gerçek Avezov'un hareket noktasıdır. "Öğretim Metotları". kendi geleceğini kurabileceği gerçeğidir. bilgiyi. Ortaokul yıllarında. Avezov daha sanatsal bir üslubu tercih eder. Avezov hatıralarında kendisine bu ufku açan Rus hocalarına teşekkür eder. Abay. Japonya ve Amerika Birleşik Devletleri'ne gitmiş. İlk gençlik yıllarında. gazetecilik yapmakta. Muhtar Avezov. daha sonraki yıllarda araştırmaya ve onu tarihi çerçeveye oturtmaya kadar gider. Abay'ı ilk defa orada görmüştür. Teknolojiye. (SULTANBEKOV. bilgiyi elinde bulunduranlar egemen olmaktadır. 1909'da Petersburg'da basılan Abay'ın şiirleri onun elinden eksik olmaz. örgün eğitimi savunur. Demokratik Almanya Cumhuriyeti. M. 28 Haziran 1961 yılında.12 olan Avezov. sayısız hizmetlerde bulunmuştur. Abay'ın yaratıcı gücü Avezov için de yaratıcı. Avezov'un Abay'a karşı çocukluk yıllarında başlayan hayranlığı. Avezov. Bunda onun yaratılışındaki incelik ve zarafetin de payı vardır. gerçeği bütün çıplaklığı ile ifade ederken. Yapılan benzetmeler boşuna değildir. adamları ve üst düzey yetkililer ile fikir alışverişinde bulunmuş. yabancı milletlerle ilişkileri sağlamlaştırmak için var gücüyle çalışmış. çağdaş eğitime önem vermesinin çeşitli sebepleri vardır. Eserleriyle kendinden sonra gelen sanatçıları etkilemiş. dedemin göçebe çadırındaki kağıtlarda elle yazılan şiirler görmüştüm. büyük bir çoğunluk göçebe olarak sürdürmektedir. Ünlü yazar. Gogol. Abay. " Rus yazarlar kendisi için Doğunun Şolohov'u veya ikinci Abay tabirini kullanmışlardır. bilim adamı. Aradan geçen zaman. Avezov'un yetiştiği çevrede Abay'ın şiirlerini ezbere bilinmekte. "Kadın Sorunu: Kişiliğin Temelleri". Okul yıllarında Puşkin.

O. Vinogradov gibi değerli ve ünlü bilim adamlarıdır. Öğrencilik yıllarında "Yarış" adlı futbol takımında oyuncu olarak görev almıştır. öğretmen ve arkadaşlarıyla sağlıklı ilişkileri bulunan. sistemin de etkisiyle. Daha sonra Orenburg'da gazetecilik yapmış. aynı zamanda Çolpan dergisinde çalışmaya başlamıştır. yazarın 1951'den 1961'e kadar ömrünü geçirmiş bilig-5/Bahar '97 . başka yazarların yazdığı bölümleri veya kitaplarını redakte etmiş. (SULTANBEKOV. tavsiyelerde bulunmuştur. edebiyatı ve dili ile ilk yakın teması Semey'de okuduğu Rus okulunda başlar. bilim adamları. Buna göre "Avezov her zaman sakin. İ. Eşi Valentina Nikolayevna ile Leningrad Üniversitesinde tanışmıştır. 1922 yılında Taşkent'teki Orta Asya Üniversitesinde yüksek lisans yapmış. kimilerine göre ise 1920'de bitirir. K. Çevresinde çalışkan. Bazı bilgiler eşi Valentina Nikolayevna'nın anıları arasında yer alır. daha önceleri ülkenin daha iç kesimlerinden gelip yerleşmişlerdir. Bortold. Muhtar Avezov'un Kazak edebiyatı ve sanatı. Avezov'un kendi kaleminden otobiyografisine göre ataları. Tihanov. katılımcıların sempatisini toplamıştır. dinamik. öğrenimi boyunca kendisi ve diğer Kazak öğrencilere nazik davranan öğretmeni Popov'u 1949 yılında Moskova'da bulur ve Abay romanını hediye eder. Yazarın eşi Valentina Nikolayevna ve annesi Abdilda Tacibayeva'ya karşı çok nazik ve saygılı biri olduğu özellikle kaydedilir. Hocaları V. N. Ancak bu beş yıllık sürede hep Leningrad'da kalmamış. Avezov'un Rus kültürü." (SULTANBAKOV 1992: 11). V. Üniversitedeki dersler zorunlu olmaktan çok geçmelidir. 1924 1925 yıllarında Semey'e dönerek orada Kazak edebiyatı ve edebiyat tarihi dersleri vermiştir. 1992: 910). Daha 1936 yılında gitmiş olduğu Moskova'daki Kazak Edebiyatı ve Kültürü Toplantısında pek çok problemi analiz etmiş. hayatımıza sadece ünlü bir yazar olarak değil. 1928 yılına kadar bu bölümde okumuştur.13 Semey'de yazarın edebiyat öğretmeni olan Vasili İvanoviç Popov'un anıları arasında yer alır. edebiyatçılar ve müzik araştırmacıları da yoğun ilgiyle izlemiş. büyük şair Abay gibi Tobıktı boyundandır. terbiyeli. Lise ve üniversite edebiyat kitaplarının hazırlanması ve yazılması çalışmalarında katkı sağlamış. değerli insan olarak girmişti. Bir süre medreseye devam eden Avezov. Sovyet Hükümeti'nin oluşumundan sonra "Bölge İcra Komitesi"nde görev almıştır. Şçerbak. efsane. Bu toplantıda Avezov'a eserlerinden dolayı "Lenin" ödülü verilmiştir. Yazar hakkında eski bir arkadaşı şöyle diyor: "Muhtar Avezov. L. Popov'dur. Saygılı. İvanov. canlı. yeni zamanın bilgesi. yeni dostluk ve arkadaşlıkların kurulmasını sağlar. Semey'deki öğretmen okulunu kimi görüşlere göre 1919'da. Ölümünden sonra. Fadeyev. V. Fedin vb. Avezov nazik bir insan olduğu gibi vefalı biridir. Rus edebiyatı ile ilk tanışıklık daha sonra bu edebiyatın ünlü temsilcileriyle. Coğrafya Araştırmaları Kurumu üyesi olarak da araştırmalara katılmış veya dersler vermiştir. Avezov ünlü bilim adamlarının derslerini. Sobolev. yaşadığı dönemde ömrünün son yıllarını geçirdiği evi müze haline getirilmiştir. 5 sınıflı Rus okuluna Cengiz adlı bir yardımseverin bursuyla kayıt olur. 1923 yılında Leningrad Üniversitesi Rus ve Slavyan Bölümüne girmiştir. yaratıcı kişilikli biri olarak tanınır. Leningrad ve Taşkent'teki okul yılları hakkında da geniş bilgi yoktur. yumuşak başlı. Bilgi birikimine hatipliğini de ekleyen Avezov'un derslerini sadece öğrencileri değil. Hayatının belli dönemlerinde Rus yazarlar V. anlatılanları not etmiştir. Rus edebiyatına karşı ilk ilgi uyandıran kişi edebiyat öğretmeni V. 11 yaşında babasını kaybetmiştir. A. Kazakistan'ın Kuzey noktasına. dram türünde denemelere başlamıştır. 1925'te tekrar Leningrad'a dönerek üniversiteyi tamamlamıştır. Yazarın iyi bir hatip olduğu da verilen bilgiler arasındadır. seçmeli olarak seçmiş. arkadaşlarıyla iyi anlaşan ve saygı duyan biridir. yüreğe yakın ince bir insandı. Kendisinde. bu derslere ilgiyle devam etmiştir. gelip geçerken uğramıştır. onun geliştirilmesi ile Kazak kültürünün araştırılmasındaki önemli tespitlerini göz önüne alarak "ebediyen hayatında kalması" için bir müze kurulmasını esas almış. Bu tarihten sonra Semey'de uzun süre kalmamış. nazik. ile yakın dostluklar oluşturur. Kazakistan Sovyet.

bir gün iyilikleriyle. K. hem kendisi için vardır. Müzede yer alan hatıra defterlerinin birinde A. gülümsemesiyle. üniversite. sanat ve bilim hem halk. Sahid'in yazarın eserlerine hazırladıkları illüstrasyonları. konuyu sunuşu bakımından her iki devrede farklı bir nitelik gösterir. belgesel filimler gösterilmektedir. yerler onun heykelleri. Nenaşev ve E. bir iz bırakmaksızın ortadan kaybolan insanlardan değildir. V. Kazak araştırmacılar özellikle Abay ve Avezov'a büyük değer vermişlerdir. Yazar dili. ikincisi ise bu tarihten ölümüne kadar süren devre." (SULTANBEKOV.Urmançe. Avezov için şunları söylemektedir: "Muhtar Avezov. Avezov hakkında pek çok film yapılmıştır. bazı kesimlerce haksızca eleştirilmiş. H. dünyaca tanınmasında büyük emeği vardır. sanatı ve biliminin gelişmesinde. hiçbir zaman kalemini partinin emrine vermemiş. değerli bir bilim adamıdır. Müzede Muhtar Avezov'un çalışmalarından başka toplumsal hizmetlerine yönelik bilgiler ve belgeler de vardır. yazarın evde kullandığı eşyalar. kitaplarında ve arkadaşlarının hafızalarında yaşıyor. R. maddi kültür unsuru yer alır. Müze salonunda edebi toplantılar düzenlenmekte. Gonçar. ikinci dönemde özellikle kalhoz hayatı ve yeni siyasi düşüncelerin toplum hayatı üzerinde etkisini irdelenmektedir. 1992:3 ). Kasteev. bu hedefi eserlerin kahraman tipleri aracılığıyla idealize etmiştir. Akademi Tiyatrosu'nda ilk defa Avezov'un Enlik Kebek adlı eseri sahnelenmiştir. Avezov sanat çalışmalarına ilk defa 1917 yılında başlamıştır. kitapları. Bu bakımdan gerçeği yalın olarak yansıtmak sanatçının görevidir. Muhtar Avezov'un sanat dünyasını iki ayrı dönemde incelemek mümkün olabilmektedir. Müze. Avezov için gerçek. Bunlar sanatçıya sağlığında armağan edilmiştir.Vüçetiç. Avezov büyük bir dehadır. araştırma alanları oluşturmuşlardır. pek çok maddi kültür unsurları bulunmaktadır. Almatı'da Opera ve Bale Tiyatrosu. mükemmel bir çevirmen. Edebiyat. çok güzel ve ışıl ışıl gözleriyle tekrar tekrar doğuyor. M. duygu ve düşünce dünyasıdır. Muhtar Avezov Müze Evi'nde yazara ilişkin ünlü sanatçıların pek çok portre. "Muhtar Avezov ve Kazak Müzik Sanatı". Kazak edebiyatı. Müzede. Kazakistan'ın yetiştirdiği büyük Kazak yazarı. Bu tür düşünce biçimi Komünist Parti içinde yer almış. Almatı'da Bilimler Akademisine çok yakın. Nurmuhammedov. duygu ve düşünce dünyasına daha çok önem ve öncelik verirken. araştırmaları. resimleriyle süslenmiştir. Bu sebeple tiyatronun adı Muhtar Avezov adını taşımaktadır. Kazak edebiyatının tarihi hakkında bilgiler vermek bulunmaktadır. emeği. akademi vb. hakkı. aklıyla. A. Sanatı ve Sanatının Kaynağı Avezov. Sovyetler Birliği'nde yaşamasına ve Kazakistan Sovyet'ine üye olmasına rağmen. Kazak halkı onun geleceğidir. harita vb. Sanatının ilk döneminde yazar. merkezi bir yerdedir. Öte yandan Kazakistan Bilimler Akademisi'nin Edebiyat ve Sanat Enstitüsü Muhtar Avezov adıyla faaliyetlerini yürütmektedir. O. P. Halkın ideallerinin zaferle sonuçlanmasını hedef edinmiş. L. hikayelerinde Kazakların devrim öncesi hayatına. Kazakların Sovyet öncesi dönemdeki hayatlarını esas alarak bilig-5/Bahar '97 . Çamomski'nin Avezov'un eserleri ile bazı dekoratif malzemeler yer alır. 1963 yılından beri Kazakistan Bilimler Akademisi Edebiyat ve Sanat Enstitüsüne bağlı olarak hizmet vermektedir. Bütün yeteneğini ve gücünü halkının mutluluğuna adamıştır. A. Bilimsel araştırma dallarının pek çoğunun açılmasında onun katkısı. bilimi. İlinan. E. Bunlardan birincisi eserinin yayınlandığı ilk tarihten 1930'a kadar süren devre. Telcanov'un sanatçıya yönelik portreleri. el notları. B. gerçeği öne almış. "Muhtar Avezov ve Kazak Dram Sanatı" gibi ayrı ayrı bölümlerde yazarın bu sanata ilişkin değerlendirmeleri ve konuyla ilgili belgeler yer alır. Usaçev'in yaptığı büst. Bunun sonucu olarak Abaytanuv (Abay'ı Tanıma Öğrenme Bilimi) veya Muhtartanuv (Muhtar Avezov'u Tanıma Öğrenme Bilimi) biçiminde tek bilim adamı veya tek sanatçıya hasredilen bilim dalları. ilk Kazak tiyatro eseri sahibi. Burası. Müzenin fonksiyonları arasında yazarın eserleri ve hayatı hakkında bilgi toplamak ve sunmak. Kazak dünyası etrafında evrensele ulaşmayı hedeflemiştir. halkın yaşantısı. Sidork. üslubu.14 olduğu evin "Muhtar Avezov Müzesi" olarak düzenlenmesi karara bağlanmıştır. aldığı ödüller vb. öncülüğü bulunmaktadır. B.

hem sanatçı. girişiminin ilk örneğidir. Abay. hem de meydana getirdiği roman. Muhtar Avezov için. Orta Asya Cumhuriyetlerinin milli gelişimini. Kazak medeniyetinin değerli temsilcilerinden olan Sabit Muhanov. değişimi. hem de araştırmacı kimliği ile onu Abay'a yakınlaştırmaktadır. L. hem araştırmalarını Abay üzerinde yoğunlaştırmış. Kazak edebiyatında nesir. eserlerini bu yönde kaleme alması istenmişse de o gerçeği. duygu ve düşünce dünyası gelir. çalışmaları. O. Abay' ın "akıl sözleri". Tolstoy gibiler başarabilir" (SULTANBEKOV. batılı tarzda nesir örneklerinin yazılması ve bu tarza batılı tekniklerin uygulanması geleneğini ilk defa Muhtar Avezov kullanmıştır. aynı zamanda dünya medeniyetini hazinesinden beslenen bir bilim adamıdır. Avezov döneminde bu düşünceler tartışmaya dönüşmüştür. Abay' ın takipçisidir. Sultan Mahmut Torayğırov ve Sıpandiyar'ın birkaç küçük hikayesi bu nesir anlayışının ilk nüveleridir. Fizik ve kimya insan ruhunun sanat kapısını açabilir mi? Bunu ancak Dante. İbray Altınsarı. Bununla birlikte söz konusu eserler bu yolda verilen ilk örnekler olmaları dolayısıyla önemli bir yere sahiptirler. yeni buluşlar fizik ve kimyacılar arasında kendi bilim dallarının diğer bilim dallarına göre daha değerli olduğu düşüncesini doğurmuştur.15 hazırladığı yazılarından dolayı hücuma uğramıştır. Yazar. Muhtar Avezov. aydın kişiliği ifade etmektedir. Yazarın böylesine geniş dünya görüşüne sahip olması sadece yaratıcılığından kaynaklanmaz. Ibıray Altınsarin. Bu tarih XIX. O. bilim. Avezov'un eserlerinde en çok işlediği konuların başında Abay'ın hayatı. bilgiyi. demokratlığı. ister Velihanov ile Dostoyevski ilişkisini. hikaye ve piyeslerde Abay konusunu işlemiştir. yüzyılın sonlarına gitmektedir. Abay'ın eğitim. Ebedi nesir geleneğinin batılı anlamda ilk temsilcisi Avezov' dur. Yazılarında bilim ve çağdaşlığı esas alır. iyi ve güzelliği. Teknolojinin gelişimi. Abay piyesi. Sobelv ile 1939 yılında hazırladığı Abay adlı trajik tiyatro eserini. Geothe. çağdaşlığı. bu konuda şöyle der: "İnsanoğlunun araştırılması özel bir ihtisas alanıdır. Bu anlayış Avezov'un benimsediği bir görüştür. Muhtar Avezov hangi konuda olursa olsun. Abay piyesi. yaşanan olayları yazmaya devam etmiştir. Abay' ın renkli dünyası Avezov' u kendine çekmiştir. şair ve araştırmacı bir kişiliktir. onun düşünce dünyasını değerlendirmiş. Onun batılılaşma. düşüncelerini kendine şair edinen yazar. bugün Kazak halkının gurur kaynağını oluşturan Şokan Velihanov. Doğum Yılı Anısı" na Abay piyesinin vaka kuruluşu çerçevesinde Abay Operası Librettosunu ve Abay Jırları adlı filmin senaryosunu yazmıştır. Abay Kunanbayev. arkasında bıraktığı büyük mirası vasıtasıyla Kazak yazarlarına sanatkarlık yolunda yön göstermiştir. 1992: 14) Yazarın en çok etkilendiği kişilerden biri Abay'dır. isterse Kazak folklorunu ele alsın bütün bunların yanında onun kişiliğine ait bir özellik vardır. yazarın edebi eserlerinde Abay tipini oluşturma. Kazak edebiyatına nesrin yerleşmesi. Korğansızdın Kuni adlı hikayesi ile daha 1921 yılında Avrupa nesrini yakaladığını ifade etmektedir (SAHARİYEV. ister Kazak edebiyatının realist unsurlarını. Geleneğin zincirini şiirde Abay. Bu da insanların birbirleriyle olan iyi kötü ilişkilerinin açıklık ortamında gelişebileceğine olan inancıdır. geleceği. 1969: 8). sanatçının Abay tipiyle ilgili güçlü anlatımların ilk habercisi sayılmaktadır. çağdaşlık vb. Abay da Avezov gibi sanatçı. bilig-5/Bahar '97 . Söz üstadı Muhtar Avezov. eğitim ve bilim düşüncesi Avezov'da çığır açmıştır. Avezov'un bu tür düşünceye sahip olanlara verdiği cevap anlamlıdır. Kendisinden Sovyet dönemini esas alan çalışmalar yapması. kadın. Shakespeare. Kazak halkında varolan derin düşünce gücünü ortaya çıkarmıştır. Muhtar Avezov'un Kazak edebiyatında Batılı tarza nesrin gelişmesinde büyük katkısı olmuştur. yeniliği. O. Cervantes. ister günümüz romanın problemlerini. Abay konusu sanatçının bütün araştırmacılık ve yazarlık hayatının en önemli amacı olmuştur. büyük Kazak sanatçıları arasında yerini almıştır. batılı tarz nesir anlayışım Kazak edebiyatına yerleştiren ilk yazar olduğunu belirtmekte. İşlediği konular. 1945 yılında "Abay'ın 100. nesirde Avezov kırmıştır. Ancak bu eserlerle Kazak edebiyatında nesrin bir tür olarak yerleşmesi mümkün olmamıştır. Kuvanış Satbayev vb. geç başlamıştır.

dolaştırır. En eski eserler ile en sonuncular arasında konu ve düşünce bakımından yazarın hayatını geçirdiği her şehrin sanat dünyası ve bilim ufkunun gelişmesinde payı olmuştur. Kazak dünyasına bırakmış. Araştırmacı ve incelemeci. Büyük yazarın kitapları çok büyük güce sahiptir. Kazak halk kültürü unsurlarını ayrıntısı ile derlemiş ve öğrenmiş. hem de araştırmacı kişiliği ile ilgilidir. Kahramanlara yüklediği fonksiyonlar ile onları çeşitli olaylar karşısında harekete geçirir. Bu oluşta kişiler ya düşünceleri ya da tavırlarıyla kalıplaşan öğelere karşı dururlar. Bu halk. Kalan diğer yarısı ise sırlarla doludur. Rus kültürü ve bu kültür aracılığı ile batı kültürü. Avezov bu kaynakların tümü ile beslenirse de yaratıcılığında temel olarak ilk ve sonucu kaynağı esas alır. Otello ve Ukraşeniye Stroptioy adlı çevirileri nazım şeklindendir. Alman edebiyatçılarından Alfred Küreli. Orenburg. Avezov bunu gerçekleştirirken Kazak edebiyatında sosyal gerçeklikten uzaklaşmaz. Türk ve İslam büyüklerinin meydana getirdiği kültürel doku. sanat yaratılarında en önemli kaynaktır. yazmıştır. Bütün bunlar onun şairliğinin de ifadeleridir. gençliğini yaşadığı. Abay'ın sanatını besleyen üç ana kaynak vardır: Kazak kültürü ve edebiyatı. Çehov. Yazar eserleri ve eserlerindeki kahramanlar aracılığı ile özellikle aydına görevler yükler. Karakıpçak Koblandı piyesi. Avezov'un iç dünyasında patlamalara yol açmış. Folklor değerleri Muhtar Avezov'un edebi eserlerinde.16 Avezov'un nesri şairanedir. Semey (Semipalatinski)." Muhtar Avezov eserlerini gerçekçilik üzerine temellendirmiştir. onlar da seni. bilim adamı Avezov. hayatı tanıdığı. Bu görevlerin başında halkın yüzlerce yıldır egemenliği altında zorlandığı beylik sistemi ile hurafelerden kurtarılması düşüncesi vardır. Bu dünyanın yarısında kişiler kendilerini bulmaktadır. Abay. hayatının ilk 25 yılım yaşadığı çevre. hayatının yine yaklaşık 30 yılını geçirdiği çevre olarak ayrı bir öneme sahiptir. derleme veya araştırma yoluyla halkın bazı kesimlerinde aldığı değerleri kendi duygu ve düşünce dünyasında. onun hem sanatçı yeteneği. O. diğer şehirlerdeki hayatı sisler altındadır. Abay Yolu romanı hakkında şöyle diyor: "Bu nasıl şiir? İki kalın nesir kitabında tek satır nesir yok " Ayman Şolpan. zamanında Puşkin'in Rus edebiyatının gelişimini etkilediği gibi etkilemiştir. Avezov'un her eserinde yeni bir dünya vardır. Özellikle Abay 'ı kendine rehber edinir. Avezov. Muhtar Avezov' u diğer bilig-5/Bahar '97 . Ancak bu gerçekçilik özellikle sosyal fayda prensibine uygundur. Bunlar. Avezov. Gorki etkilendiği diğer sanatçılardır. yazarın değişim ve dönüşümün gerçekleşmesi düşüncesine göre hareket eder. o coğrafya içinde zevk almasını. Almatı ise bilgi birikiminin doruğuna ulaştığı. huzur duymasını. var olan durumdan görevler çıkarmalarını sağlar. topluma yön verdiği. Bunlardan Semey doğduğu. 1992: 46 ) Avezov'u güçlü kılan ve geleceğe kalmasında önemli etkenlerden biri olan nedenler. Moskova ve Almatı uzun süreler kaldığı şehirlerdir. Kazak halk kültürüne yönelik malzemeleri derleyip değerlendirirken sanatçı Avezov incelediği halk kültürüne yönelik değerleri eserlerinde en iyi şekilde kullanmıştır. Alman yazar Alfred Kurel'e göre (SARİRİYEV: 1969) Avezov. araştırma alanında yeniden değerlendirerek daha geniş halk yığınlarına aktarıyordu. eserlerinde teknik dokuyu oluştururken her okuyucunun kendini kaşif sayması ve bundan haz duymasını esas almıştır." (SULTANBEKOV. Sırların açığa çıkması gereklidir. Büyük Kazak bozkırlarında edinilen bilgiler. Leningrad. Avezov'un edebi kişiliğini onun takipçisi. "duygu ile düşünce gerçeğini aynı vermesi yönünden Shakespeare'e benzemektedir. Sen onları açarsın. Avezov soyut düşünceleri somutlaştırır. yazar Cengiz Aytmatov şöyle ifade eder: "Bence çağdaş Orta Asya edebiyatının düşüncesini ve komşularımızın ruhsal hayatını Avezov. Kazak bozkırlarının el değmemiş coğrafyası keşfedilmeyi beklemektedir. hayatının bu dönemleri iyi bilinmekle beraber. Avezov okuyucuyu adım adım Kazak dünyasına götürür. bunları duygu ve düşünce potasında eriterek yeniden biçimlendirmiştir. Avezov bunları yoğurup biçimlendirdikten sonra dış dünyaya. Kazak kültürünü öğrenmesini sağlar. onun düşüncelerini eyleme geçirirler. Taşkent. yazarın da doğduğu ve mensubu olmaktan gurur duyduğu Kazak halkıdır. Bunun için ise keşif yapma şartı bulunmaktadır. Tulegen Toktarov operaları.

Derlediği folklor eserlerinde folklor sanata düşman değil. 17. hikaye veya romanlarında da yararlanıyor. Korğansızdın Kuni. Omn Atı Ekinşi. 5. Akademik Mukammetjan Karataev'in bu değerlendirmesinden başka Avezov'un "Biyografim" adlı 5 sayfalık metni eklenmiştir. 3. Eskilik Kölenkesinde. 16.17 pek çok araştırmacı veya sanatçıdan ayıran temel özelliklerden biri de budur. Halk kültürü ürünlerinden yararlanırken bunları salt bir bilgi birikimi veya malzeme olarak değil. 14. Folklor ile sanatın bağını her zaman kurar. 11. 4. Köktemnen Beri. Banmta. 8. Murat Adibayev gibi ünlü araştırmacıların doktora tezi konusu Avezov üzerinedir. Jenemiz Biz. 12. 6. 13. 10. Karğalı Savhozunda Ötkizgen Tört Kün. Burtitşi. Her kişiliğinin yüklendiği misyon aynı gerçeğe çıksa da izlenen yol ve yöntem farklıdır. halktan derlediği malzemeyi salt inceleme veya yayımlama için kullanmıyor. Bu ciltlerde yayımlanan eserleri araştırmacılara kolaylık sağlaması bakımından şöyle sıralayabiliriz: I. 3. Baymukametulu Joldaş. 7. Kim Kineli. Kum men Askar. 6. 2 cilt) V. 3. Jır Jalavı Amankeldi. Konveyerde Küy Mığım. Bilekke Bilek. 2. Cilt: Abay Jolı (roman. Şayandağı Şeşen Kereken. Kazak Bölimi. cildinde Avezov'un hayatı ve sanatının incelendiği 53 sayfalık bir değerlendirme vardır. 2. Cilt. Söz Alğan tavsağız ben Köksağız. Cilt. 14. 17. ikincisi ise bilim adamlığıdır. 19. Türkistan Solay Tuvğan. 16. Avezov eldeki malzemeyi biçimlendirir. Kenjabayev. Jenemiz. Öntüstik saparınan. hedeflerine göre yönlendirir. üç kez toplu halde yayınlanmıştır. Bu eserler Kazakistan Bilimler Akademisi Edebiyat Ve Sanat Enstitüsü bilim adamları tarafından hazırlanmış. Voroşilov Atındağ Kolhozda. Eserleri ve Değerlendirilmesi Muhtar Avezov sadece Kazak edebiyatının değil. 2. Akın Elinde. 22. Jazuvşı Matbaasında basılmıştır. 2. türler için ise araçtır. 4. Kökserek. Jetim. hem de dünya dillerine çevrilmiştir. 23. 1 cilt) IV. 7. Cilt: Denemeler: 1. Kazakistan'da Muhtar Avezov'un eserleri bilig-5/Bahar '97 . Karaş karaş Okiğası. kendi bireysel yaratıları için de yararlanıyor. 8. Derlediği folklor ürünleri onun bilimsel araştırmaları için amaç. Kır Suretteri. kendi laboratuarında veriler haline getirir ve hazır olduğuna inandıktan soma bunları toplumun hizmetine sunar. fakat onun tamamlayıcısıdır. fakat sanatsal yaratıları olan piyes. Ayel Jolı ( Film Seneryosu ). Cilt: Abay Jolı (roman. Ol Küngi Almatı. tek tek olduğu gibi. Üş kün. Juvandık. Tuman Ayığarda (roman eskizleri). hikaye. 5. III. 5. 3. Şabdar Erge May Ne Der. Karalı Suluv. 4 cilt) VII.Dr. 9. Şınğıstav. Avezov üzerine pek çok yüksek lisans ve doktora tezi hazırlanmıştır. Sovyetler Birliği'ni oluşturan tüm cumhuriyetlerin edebiyatlarının gelişimine de katkı sağlamış. 15. Avezov' un iki kişiliği vardır. Böylece hem bilim hem de sanat dünyasının ikisine birden sesleniyor. Er Serigi Sergek Oy. Bunlardan biri sanatçılığı. 18. 7. VIII. Hakkında yazılanlar iki cilt kitap halinde yayınlanmıştır. Ösken Örken (roman). Cilt: Denemeler: 1. ikincisi 12 cilt halinde 1967 1969 yıllarında. Juvalı Kolhozşısı. Medeniyetti Kazakistan. duygu ve düşünce dünyasının potasında eriterek işler. Burkit Anşılığının Suretteri. amaçlarına göre kullanır. Kasenin Kubılıstarı. 13. Haliktın Gasırlık Jırı. 21. İzder.Hikayeler: 1. 9.Hikayeler: 1. 12. Üşkonır Jaylavında. ham malzemeyi mamul hale getirir. Şatkalan. takdir edilmiş. Cilt: Abay Jolı (roman. Kineşil Boyjetken. 6. Üylenüv. Prof. Eserleri hem eski Sovyet Cumhuriyetleri. II. Toplu yayınların birincisi yazarın sağlığında 6 cilt halinde 1955 1957 yıllarında. roman vb. Okığan Azamat. 24. Dr. üçüncüsü 20 cilt halinde 1979 1985 yıllarında basılmıştır. Kır Engimeleri. isteri şöyleydi. Prof. Cilt: Abay Jolı (roman. 3 cilt) VI. Asıl Nesiller. Sönip januv. Muhtar' ı geleceğe bırakan en önemli etkilerden birisi de onun sanatsal yaratılarında kullandığı bu tekniktir. Asıl Eldin Alıp Ulı. 8. Tatyana'nın Kırdağı Küni. 4. 4. Amerika C. O. O hiçbir zaman bu iki kişiliği birbirine karıştırmaz. Kıylı Zaman. Derlediği malzemeyi bilimsel veriler çerçevesinde değerlendirdikten sonra aynı malzemeden piyes. izlenmiştir. 20. 20 ciltlik toplu eserlerin I. 15. 18. 19. 5.

11. 14. İkilikti sapar. 18. 3. IX. 34. tizindiler. Abdilla Tajibaev. 19.Piyesler: 1. 6.1. London. Bizdin Eldin Salt Sawığı. 6. Ğılım Tili. Kazak Halkının Eposı Men Folklorı. Abay (film senaryosu). En Dana Zandı. A. 11. Enbegi Tavday Jasuvşı. Dindi Aşkereleytin Piesa. 3. Asavğa Tusav (komedi). 17. Rayhan. 13. 3. 7. Eginge Dayındalındar. Rusça). 4. 27. Mahambet. Ak Ayu Turalı. 5. Ulı Oyşılsınsşı.18 Aserleri.Çeviriler: 1. 6. Alişer Navvaiy. Turgenev. Jalpı Teatrı Öneri Men Kazak Teatrı. Kız Jibek Kanday. Jaksı Sınğa Jap Pida. Tas Tülek. Kız Jibek. Abay Librettosu. Cilt. 7. 2. Alva. Ertegiler. 7. Teatr. İ. 2. Cilt. Erlik Etken Kollektiv. Adebiyet Hrestomatiyasınan. Ayman Şolpan.Piyesler: 1. Alğaşkı Aser. 12. 3. Okuvdağı Kurbılarına. 4. XVII. Pogodin. 37. XVIII. 21. Ertegi. Bugingi Zor Mindet. 35. 12. Cilt. Halıg Artisi. Tolstoy. 6. Aytıs Ölenderi. Kazakistan Memleket Teatrının Jeti Jıldığı Jene Aldağı Mindetteri. 16. N. Tolstoy. "Akkasa (hikaye)". 6. Kazak şaruva jastar Mektebine Arnalğan Programına Jene Tüsinik Hat. Abaytanuv Maseleleri. L. 31. krespubliki. 15. 20. 18. A. Abay ( Trajedi). Cilt. 7. Enbegim Ulı Otanımdiki. 9. Eskerüv Kerek. Abubekir.Edebiyat Tarihi: 1. XIV. 7. Kazakistan'ın Körkemöneri. 7. Bukar Jırav. Sezgen Jaylardan. Vagner.Araştırmalar: 1. 5. Kara Kıpşak Koblandı. Muhtar Joldastın Sözi. 12. 17. "Yevgeniy Onegin"in Kazakşası Turalı. 23. 3. 6. Asıl Nesiller. Ak Kayın. 10. Krılov. Kazakistan Elçilerinin Habarı. Makaleler.Piyesler: 1. 22. Kazakistan. Aytıs Ölender.Makaleler Araştırmalar: 1. 4. Cilt. 13. 5. Cilt. 25. 5. 3. Ardaktı Jake. Libov Yarovaya. 20. Kalkaman Mamır (Libretto. 4. 9. Filosofiya jayınan. Şınşıl Takabbar Akın. 4. L. Oktyabr Üşin.Kazok halkının Ulı Akını. 8. Şanşar Junalı. 7. 9. 7. 2. Jolı Ken Jazüwşi. 5. 29. 5. 2. Revizor'dın Avdarması Turalı. X. 19. Ulı Uran Otan Uranı. Tarih Putevkasın Bergen Adam. En Jas Memleket.Piyesler: 1. 8. Elübay Ömirzakov. XIII. Rusça). Alma bağında. Körkem Jırdın Ulı Akını. Namıs Gvardiyası. V. 10. 3. Kalmakannan Ne Tiler Edik. 3. 2. Sırşıldık Salt Ölenderi. 3. Cilt. Revizor.. L. Beybişe Tokal. Şekarada. 8. 9. 4. " Kaskır (hikaye)" 7. 3. 10.Piyesler: 1. Kenes Odağı. 30. Mengi Jasaytın Akın: Şota Rustaveli. Otello (trajedi). Kişi Batırlar. 'Dvoryan Uyası (roman)". Karagöz. 5. Abay Enbekterinin Biyik Nuanası. Şortanbay Şığarmaları. Bes Dos (libretto). Enlik Kebek. Juınbak Turalı. 11. Korkınış. 2. Abdilda Akın. 28. Kobılandı Batır. XI. "Sosyaldi Kazakistan'ın Baskarmasına Aşık Hat. "Aksüyekter (Piyes)" XV. 4. XVII XIX Gasır Akından. Tüngi Sarın. Şangerey. 24. 4. 14. 2. Adamdık Negizi Ayel. Kazak Okığandarına Aşık Hat. 15. Tolstoy. Ömiri Ülgi.1. Kozı Körpeş Bayan Suluv. Akan Seri. Xn. Jambıldın Aytustakı Öneri. Cilt. Çehov. 6. Okuv Tisi. 25. El Poemaları. 3. 2. Cilt. Dos Bedel Dos. Kazak bilig-5/Bahar '97 . Beket. 2. 8. 2. Tarğın Turalı. " Budda (hikaye) ". 36. 6. İ. Kozı Körpeş Bayan Suluv Turalı. 7. Kazak Kızmetkerlerinin Mindeti. Abay (İbrahim) Kunanbaev (1885 1904). 16. 23. 22. 7. Tarihi Ölender. Kazak Adebiyetinin Tarihin Jasav Masaleleri. Batırlar Angimesi. 5. 2. 24. "Toy Tarkar (hikaye)". 25. 8. Körgen. "Jerdin Jaratıksı Jayındağı Angimeler (hikaye)". Jaksı Piesa Saparı Adebiyet Belgisi. Y. Muzıka Kadrı. Zerttewler. Sın sağatta. Kazakistan Memleket Teatrı. 7. 10. K Trehletiyu XVI. Abay Elinde Ötkizilgen Mereke. 26. 21. 4. Haliktın Ğasırlıg Jın. Halik Adebiyeti Turalı. 5. İndiya Oçerkteri. Koş Bol. Abay. 3. 6. Cilt: Makaleler Araştırmalar. 4. "Bulka (hikaye)". 32. 5. 2. Ons Klassikleri Jene Abay. C. Zor bağalı Sıy. Abaytın Ömir Bayanı. Siyasi Yazılar: 1. 33. Naşem Sovhoze (Libretto. 26. Novıy Aul. Akının özbek Önerindegi Beynesi. Tartış. Bektik Kulavğa Aynalıp Öndiris Kapitali Devirley Bastağan Kezdin Adebiyeti. 4. Kazak Sahnasındağı Avdarma Piesalar.

Jürek Algısı. " Rüstem Dastan Pooevrasına Algısöz. Fikirler: 1. "Tut Abaya". Este Bolar sözder. Za Bolşe Hydowetvennıge Obob. Bağalı Enbek. bilig-5/Bahar '97 . J. F. Ulı akın. Oktyabh Örkeni. 11. 8. 24. 19. 4. 11. 25. Altınday Asıl Bolaşaktı Urpak Bar. 10. Makaleler. 15. Kak Rabotala Nad Romanami "Abay". 22. Kelgendey Janalık Sezinemiz. 6. Sovetskay Dramı. İygitilek. 8. 20. 33. 4. Osobennasti Razvitiya Literatur Sotsialisti Çeskiy natsiy. 16. Abay (İbrahim) Kunanbayulı.Araştırmalar: 1. 30. Urpakka. 20. Realistik Drama Jolında. 17. Bizdin Jawapkerşiliğimiz Ekel Dastık Kolındı. Reç Na Plenarnom Zasedanii Konferenstsii Pisateleystran. Ümit. Makaleler. Şeniya. 4. Kazaktın Avız Edebiyeti. Ebedi Murağa Arnalğan Konferentsiyadağı Korıtında Söz. Ömir Men Şırgama. Ana Tılı Edebiyetin Süyinder. 17. Redaktsiyanın Surawlarma Oray. Ibray Altınsarin Kazag Medeniyetinin Zor Kayretkeri. Kasiyetti Kaza. Öner Algısı. Abay Murası jayında. 12. Vısokoe Prizvanie. 19. Aldagıjılga asgın Dilek. Kazakstan Jasüwşılarınınn III Sezin Aşardagı Sözi. 26. Respublikanın jarkın jolı. 35. Keybir Ult Jasüwşılarının Romandan Tuwralı. 29. 27. 12. M. 2. 2.19 Halkının Zor Ğalımı. Til Jene Edebiyet Meselesi. Abaytanuv Jene Manas Turalı Zerttewler. Zaman Parti. 18. Önerge Önege. 18. Söz Kitap Dastm Joninde. 26. 7. 3. " Altay Jüregi " Turalı. Öner Örinde. Bratutuo naşih Literatur Narodov Sredney Azii i Kazahstana V epohu Sotsializma. Üzilmes Dastık Örenimiz. 5. Jürekpen Tuwısgandar. 3. Cilt. İz istorii Kzahskoy Literaturi. Obşeefedelo Sovetskih Leteratorov. 14. 7. Lüçşiy Drug natsionlıh Literatur. Traditsi. 21. Haradnosta Realizm Abaya. 11. 9. XIX. Mengilik Kepeli Malik Gubduwuline Cawap Hat. Miliard. Partiyo Tuwralı Oylar. Bawırlarım. Suet Zari Negasimay. 4. 31. Naşedşiy Yunoct Svoyu Tusinikteri. Şakanturalı Rtenariyden Eser. 6. 34. Velikiy Sın Naroda. 13. 22. 19. 3. 12. Tüsinikter XX. 5. Togardın Kemengerligi. Puşkin. 2. Fikirler: 1. 2. Kayta Tuwgan Haliktın Edebiyeti. 25. Baysaldı Zertew Kajet. Çokan Valihanov. Düniyejüzilik Manızı Bar Okiga. Zametki O Teori. Söt Saparga Dos Niet. 28. Tüsinikter. Tağı da Körken Edebiyetti Turalı. 21. 21.Abay Meseleleri: 1. 20. 10. Kazaskaya Dorevolgutsionnaya Literatura. L. Veya Naşa Kultura zamir. Mudroy Perets. 14. Oyangan Halıktar Üni. Azii i Afriki ve Taşkente. 32. 16. 5. 15. 3. 6. 15. 7. 24. Agartuwşı Abay Kunanbaev. Dostoyevski. 13. Abay Kunenbayev Tuarçestuocu Zerttew Dinmanın Möseleleri. Bratskie Literatür. 18. Razmışleniya Ob Epose Semiletki. Puçkoğa Tealizma. 17. 9. "Manas" Geraçeşkaya Poema Kırgızs Koga Naroda Kırgizskiy Geroiçeskiy Epos Manas. 13. İri Okımıstı. SSVR haliktan Adebiyetinin Örkendevi. 23. Dwambul İnarodnıye Akını. Kolonializma Pozor. 16. Puskin Men Abay. 23. Ciltler. Sovetskogo Vostoka. 14.

20 MUHTAR AVEZOV DAVASI "Zindanlardaki Adam" Dükenbay DOSJAN Kazak Türkçesinden Aktaran: Günhan KAYHAN Komitenin ikinci katındaki geniş dairenin baş köşesinden orta boylu yuvarlak sıcak yüzlü. Üzerinde durduğu önemli konu şuydu: 1930-33 yılları arasında "milliyetçi" diye tutuklanan Kazak aydınlarının dava evrakları. orta yaşlı bir adam yerinden kalkarak yaklaştı ve selam verdi. kültürlü. anlayışlı bir insan izlenimi verdiği için ona içim ısındı. " Kocam yer yüzünde az bilig-5/Bahar '97 . General Sapar KOPAYBAYULI. Avezov'un kendi el yazısıyla yazdığı ifadesi. tutuklama müzekkeresi. ben gelmeden önce dosyalan gözden geçirmiş de her bölümün arasına küçük kağıtlar sıkıştırmış gibi. ciltlerin sonunda 32'ye ulaştı. birlikte incelenerek arşive kaldırılmıştı.ciltteki. sıralanmıştı.. Kısa süren bir sessizlikten sonra " Araştırmacılar. Abdurahmanof. Kısaca özetini okuyalım. koyu saçlarına ak düşmüş. Kalın dört cildi. onun kalemiyle yazılmış bölümü. Mekemetas Mirzahmeteoğlu'nun dediği gibi 30 da değil.. şöylesine bir inceledikten sonra. Dosyaları önümüze alıp incelemeye başladık. Daha önceden işittiğim gibi tutuklanan kişilerin sayısı 20 değil. Yeni siyaset yayıncılığa değer veriyor. Hepsi dizilmiş. şahit ifadeleri. bir tek kelimesini bile ihmal etmeden yazmaya başladım. kara kaşlı. değerli insanların adına leke sürecek durumlar olmadığı taktirde.'Oturunuz' dedi. Masanın üsütünde siyah mıkavva ile kaplanmış 4 ciltlik dosya duruyordu. KVAÇEV'in eşine yazdığı mektup. birbiriyle birleştirilerek düzenlenmiş. Oysa 1937 yılında tutuklanan kişilerin evrakları ayrı ciltler halinde düzenlenmişti." Dedi. genellikle tahmine dayanıyorlar. dilekçeleri. sanık ifadeleri. Böylesine kritik bir konuda. ikincisi 4. ünlü yazar AVEZOV’la ilgili olan. doğrudan doğruya arşive gelerek gerekli araştırmaları yaptıktan sonra meselelerin gerçeğini öğrenerek yazmak yerine. Biri. Bu arada incelememiz için önemli sayılabilecek iki dilekçe üzerinde özellikle durmamız gerekiyor. özgeçmişleri. bazı tutukluların eşlerinin yazmış olduğu dilekçeler. bu arada biraz açıklama yapıp bilgi verdi. gerçeği arayan insanlara engel olmuyoruz. Eğitimli. 1932 yılı başında AKBAEV Jakıp'ın eşinin yazdığı dilekçe. bir kor parçası gibi gözüme ilişti. sorgulama tutanağı. Suçlama özetleri.

yırtılmış. Muhtar AVEZOV. hepsi 32 kişi. Omarof Aşim. Birinci cilt 991. Kadırbaev Saidağzana. Bahardaki yeşil çimenler gibi yetişip gelen Kazak'ın gözü açık aydınlarını. ikinci cilt 428." diye sevkedilmiş. Metin Rusça.U. Semey şehrinden. 1 Ekim günü tutuklandıktan 7 gün sonra mahkemeye çıkarılmış. " Basmacı olarak faaliyet gösteriyorsunuz ". Kızılorda'da. Hatırlayacaksınız. Her vatandaşın özlük evrakına. Onu serbest bırakınız.D.21 görülen şiddette ciğer hastası. diye özellikle hazırlanmış bölümler var. Abılayhanov (Muhamedşin) Seydahmet. Kojıkov Konırkoja. sanık Şubat İhtilali'ne kadar ne iş yapmış. Akaev Serikbay. Şimdi bu kişilerin adını soyadını arşivden alarak tam liste olarak verelim: Tınışbaev Muhamedjan. Süleev Bilal. Dosmuhamedov Halil. Dosmuhamedov Jahanşah. İfade "Baytursmov'u 1918 yılından beri tanıyorum. yazıları silinmeye yüz tutmuş. " Askerlik yapmamış " diye yazılmış. Kaşkınbaev ha. Kenesarin Azimhan. gazeteci.R. Kuderin Jumajan. Sultankulov Dosan. Ümbetbaev Aldabergen. sonra 30'a ulaştı. Birçok yerleri sararmış. Birkısmını Taşkent'te. üçüncü cilt 223. Buralkiyev Mustafa. Avezov Muhtar. sonra öğretmen olmuş. Maaşıyla geçinmektedir. Orınbor şehrine iş için gittiğimde tanışmıştık.S. Tutuklanan insanların sayısı önce 20 idi. Doktora çalışmasına başlamış ve bu çalışmasını bitirmesine az bir zaman kala 1 Ekim 1930 tarihinde tutuklanmıştı. bölümde. Sırttanov Daribek. Ötegenov Sadık. O zamanki O. 33 yaşında. Kendisiyle 1922 yılından beri yakınen tanışıyoruz. 1931 yılının Temmuz ayına kadar 32 kişi " milliyetçilik " suçlamasıyla hapishaneye kapatıldı. Bunlarla birinci mahkeme tutanağı tamamlanmış. bu bölümleri Stalin' in özellikle yazdırdığı söylenir. sonra hepsini yargılayarak suç sayılabilecek eylemleri isnad etmişlerdir. "Sovyet ülkesini Japonlara satmak niyetindesiniz". Avezov. Ermekov Alimjan. Mongeldin Aldabek. İki dilekçe iki kader. tam olarak tercümesini yayınlıyoruz. Ekim İhtilali'ne kadar ne iş yapmış. Taşkent'teki Orta Asya Devlet Üniversitesi. diğer bir grubunu da Almatı'da tutuklayıp hepsini bir yere toplamışlardı. Bu bolüme. " 19. Bu liste ilk defa yayınlanıyor. Birleşik Siyasi Baş İdaresinin Yetkili Vekili denilmiş. diye düşünen "liderin" şüpheciliği buradan da anlaşılıyor. Kemengerov Kaşmuhammed. Okumaya devam edelim:" Evli ve iki çocuğu var. bilig-5/Bahar '97 ." Dikkat ediyorsunuz. Tilevlin Jumağali. ziyanlarını "Alaşordacısınız". tarihli daktilo ile yazılmış. Şimdi partiye kayıtlı değil. Musaev Şınali. o sararmış arşiv belgelerine bırakılım. Rus hanım yazıyor: "Hapishanedeki eşimden aldığım gömleğinin kan bulaşmış yenini bu dilekçeyle beraber gönderiyorum. denilen müesseseyi "Birleşik Siyasi Baş İdare" olarak "Polnomesenniy Predstavitel" ifadesini "Yetkili Vekil" olarak tercüme ettik. Şınğıs'ta doğmuş. Soruşturma Evrakı "Muhtar AVEZOV. Dva numarası 2370 evrağın üst tarafının (Almatı 8 Ekim 1930. Hapishane şartlarına dayanamayıp her an ölebilir. Biz. 1922 yılına kadar VKP (B) içinde yer almış. zor günlerin sararmış kağıtları bunlar. Kazak olduğu için askere alınmadı" diye not düşülmüş. Şarkiyat Fakültesinde. Murzın Muhtar. davayı yürüten S. Şubat ihtilalinden sonra Ekim ihtilaline kadar eğitim görmüş. Avezov'un el yazısıyla ve kırmızı renkli mürekkeple yazılmış." Avezov." Kazak hanımın söylediği: "Ciğer hastası kocam ölmek üzere" İnsanı tiksinderen acı gerçeğin görüntüsü. Sonra Avezov'un suçlamalarla ilgili savunması yer alıyor. fikir ve düşüncenin zincire vurulduğu. Omarov Valihan. Ahmetov İlyas." Bu dilekçe S:S:R:0 mahkemesine yazılmış. "İsyancı hareket platformunu koruyorsunnuz" diyerek ot gibi biçmeye zemin hazırlanmıştı. Munaytbasov Abdrahman. Akbaev Abdülhamit. Şimdi sözü. Kojamkulov Naşir.G. İskakov Daniyal. bir insanın statüsü ve ahlaki değişebilir. Şimdi eğitimci. Kordabaev Ramazan. Oradan Kazak S:S:R'iBirleşik Siyasi İdare'yi (0:G:P:U'i) yöneten Stolbov'un adına "Soruşturma işini çabuk bitiriniz.P. dördüncü cilt 398 sayfa evraktan oluşuyor. Akbaev Jakıp. bir bölümünü Semey'de. Orta halli bir ailenin çocuğu. Yedi ay içerisinde. İki ihtilal arasında sadece yedi ay var. Gerekli evrakları isteyip getirmişler. mahkeme için hazırlanıp basılan evrakların hepsinde.

fikirlerimle ve eserlerimle Sovyet hükümetine ve hükümetin toprak reformu. İ. Avezov. Almatı'ya getirilmişti. Bu konuyu yazarın ayrıntılarıyla bilmektedir. diye düşünürken "Alka"nın faaliyetleri kendi kendine yavaşlayıp bitti. Bu platformun Jumabaev'in önceki fikirlerinden farklı olarak daha çok. Günümüzde. Ayrıca Taşkent'te Dosmuhamedovla karşılaştık. Tınışbaev Grubu " diye bir grup yoktu. maddenin 7. ikincisine Abay Şiirleri'nin önsözünde tenkit yazmıştım. edebi topluluk. kendi başım kurtarmak için Dosmuhamedov ve Tınışbaev'i tenkit ettiğini kasten söylediğini zannediyoruz. Dosmuhamedov." Burada Cumhuriyet Milli Güvenlik Komitesinin birinci yardımcısı Sapar Kopabayulı Abdrahmanov'un iki açıklamasını belirtmemiz doğru olacaktır. yazarlar toplantısını gerçekleştirmek gerekir." diyor. 30'lu yıllarda. Şimdi.22 Tınışbaev' le 1922 yılının güzünde Taşkent' e geldiğimden beri tanışığız. Tınışbaev grubuna girerek o teşkilatın prensiplerini gerçekleştirmek amacıyla. O mektupta "Alka" adıyla 6. yayınlanmak üzere. bilmiyorum. Omarovlarla da o şehirde tanıştım. zamanımıza yakın bir tarzda yazıldığını sezdim. Kaşkınbaev ve E. 1930 yılında sanıkların kayıtlı oldukları Kazakistan'a. Öyle olsa bile. Tınışbaev grubuna hiçbir zaman girmedim. İşin gerçeği o zaman " Dosmuhamedov. J. günümüzdekiyle karşılaştırıldığında o zamanki sorgulama usulü daha değişiktir. Şimdi tekrar Avezov'un ifadesine dönelim: " Dosmuhamedov. fikir bildirmedim. 7 kişiden oluşacak bir derneğin kurulmasının düşünüldüğü belirtiliyordu. serbest faaliyet gösterme ve yayınlar vasıtasıyla fikirlerini rahatça açıklama hakkına sahip olmak istiyordu. eğitim ve daha başka birçok politikalarına zarar verip bu politikaların aksamasına sebep olmuşum. savcı ile sanığın soru ve cevaplarının hepsi tutanağa geçiriliyor. Dilekçe 6 Aralık günü 58. Ben 'Tabaldırık' ın deklarasyonunu Gubkom'un başkanı Tokjigitov yoldaşa gösterdim. karalanmış yerler var. ‘bu konudaki fikrinizi bildiriniz. Jumabaev' le bu konularda mektuplaşıp. Bu deklarasyonun mazmunundan anladığım kadarıyla. Sayfanın her tarafına mürekkep damlamış. Jumabaev bu platform hakkında. Jumabaev. Kanun gereği böyle yapılmıştı. birine 'Suğanak Sur' isimli uzun hikayemde. diye düşünüyorum. Aceleyle yazılmış. Bu sebeple savcının sorularını genellikle sanığın verdiği cevaplardan çıkarıyoruz. M. Jumabaevle 1925 yılının başından beri tanışıyoruz. çaresizlik içinde. O iki kişi hakkında Muhtar Avezov'dan temizdir. ' Alka 'nın ilkelerini kabul ediyorum. bütün evraklar. bahsi geçen iki eserin de bu kişilerle hiçbir ilgisi yoktur. Bununla beraber. fikirlerimi bildirmemi istedi. Bazı fikirleri yazarlar toplantısında tahlil etmenin gerektiğini bildiren bir mektup yazdığım doğrudur. Grup diyenler Birleşik Siyasi Baş İdare' nin savcıları. bu yazdıklarım nasıl değerlendirilir?" tereddüdünde kalmış gibi. Yukarıda yer alan ifadeyi yazdığı zaman. Bu iki kişi hakkında. Kuderin ile aramızdaki ilişki hakkında Taşkent'te tutuklandığım zaman ifade vermiştim. Postayla " Tabaldırık " adındaki edebi topluluğun deklarasyonun yazılı olduğu bir mektup geldi. Birinci ciltte Birleşik Siyasi Baş İdare Vekili "davanın zorluğuna bağlı olarak" mazeretiyle iki kez özel karar çıkarıp mahkemeyi uzatmış. kağıdı bir ay süreyle kendisinde tuttuktan sonra hiçbir şey söylemeden bana geri verdi. Bu hadise Semey' de olmuştu. O istediği halde ben . uygun görürseniz bu gruba katılınız’ diye yazmıştı. Oysa. İkinci olarak dikkat edilecek husus. O. Çünkü. yaşama hakkına sahip olmalı.. Korku içindeki adam psikolojisiyle. dernek. Bu dilekçesinde o kişilerin ne proto tipleri ne de faaliyetleri söz konusu edilmişti. yayıncılık. bilig-5/Bahar '97 . fıkralarına göre bana isnat edilen suç: 1) Benim anladığıma göre.sanık ifadesi ve mahkeme tutanakları genellikle matbu evrakları şeklinde düzenleniyordu. çok tedirgin olmuşa benziyor.11. teması tam olarak aklımda kalmamış. Başka bir gizli derneğin olup olmadığıyla ilgili hiçbir şey duymadım. 1930-1933 yılları arasında tutuklanan Kazak aydınlarının dava evraklarının Taşkent'teki Milli Güvenlik Komitesi'nin arşivinde olmaması tamamen doğrudur.

Kazak sureli yayınlarındaki ideolojik çatışma. Baştan sona bitmiş bir eserdi. Fakat ben. maddeye aykırı." Bu Layla'nın sözü. Ülke Parti Komitesinin açıklığa kavuşturması doğru olur. Çünkü o insanlar. diye düşünmeye başlayan yoksul halkın bütün mallarını süpürüp almak suretiyle. 1922-23 yıllarından sonra beni dışarıdan kendilerine dahil etmeye çalışan edebi grubun menfaatlerini korumak için bir tek makale dahi yazmadım. İki yıllık pedagojik hizmetim sadece bu programla ilgili olmuştur. Sonuç olarak " Dosmumamedov.' diyerek pişmanlık duyuyordu. Biri "Suğanak Sur" adlı uzun hikayemde. Birincisi" Suğanak Sur " hikayesi. evi arayıp almışlardı. milleti felakete sürükleyen taş yürekli amirin yazarın dilekçesini dikkate alacağı şüpheliydi. O tarihi bir eser olduğu için bu gün söz konusu edilmiyor. Bu uzun hikaye hakkında yazarın kızı Layla Muhtarkızı Avezova. Bu iki kişi hakkındaki' görüşlerimi 1924 ve 1926 yıllarında bildirmiştim. Libretto " Sonğı Sokkı " adıyla Doğu Sineması' nda mevcuttur." Şeklindeki çok net açıklaması. umuma faydalı bir çalışma olarak dahil edildi. aşağıdaki bilgiyi veriyor: " Babam: 'Suğanak Sur hikayesinin el yazmasını Taşkent'te tutuklandığım zaman Birleşik Siyasi Baş İdare' nin adamları. Yayınlanan makalelerim söz konusu olduğunda şu noktaya dikkat edilmelidir. maddeye aykırı olarak ekonomik ayaklanmaya meyletmediğimi söylemek istiyorum. ikincisi Abay Şiirleri'ne yazdığım önsözde. 1930 yılında Kazakistan edebiyat ve sosyal bilgiler öğretmenlerinin ülke çapındaki toplantısında kabul' edilmişti. bahsettiğim uzun hikaye ile Rusça yazdığım Libretto da çok önemli devrim hadisesi diyerek açıkça bildirmiştim. Tınışbaev grubuyla ilişkin var " iftirasını hiçbir şekilde kabul etmiyorum. suç unsurları olarak değerlen dirmeyi vicdansızlık olarak kabul ediyorum. Birleşik Siyasi Baş İdare görevlilerinin Yazarı tutukladıkları zaman Onun el yazmalarını ve kitaplarını da toplayıp aldıkları anlaşılıyor. Hiçbir zaman Marksizmden başka bir programa yönelmedim. Ulaşmış olsa da Kazak ülkesinde "Küçük Kazan" başkaldırısını tekrar canlandırmak gerekir. sonraki yıllarda yazdığım "Karaş Karaş" hikayesinden aşağı kalmazdı. Son iki yılda birlikte yürüttüğüm pedagojik hizmette (Eğitim enstitüsü ve Orman Ürünleri Yüksekokulu) Kazak Edebiyatı Tarihinden ders vererek. 1926 yılından sonra yayınlanan tek eserim " Kıylı Zaman " adlı uzun hikayedir. uçup yok olup gitti. Eğer öyle olsalardı Onlarla hiçbir şekilde temasım olmazdı. Yine de önceki döneme ait eserlerimde anlaşılamayan hususlar varsa. tutuklandığım zaman. sizin adamlarınız başka el yazmalarımla birlikte aldılar. benim gözüme çöldeki yansımalar gibi buğulu görünmektedirler. bir kaç yıl boyunca sadece fikir tartışması şeklinde gelişti. ulaşmadı mi belli değil. İkinci olarak dikkat edilecek husus. Temasi ve değeri. Sonradan birçok defa istedim. edebi eserlerimde hiçbir zaman isyanı teşvik etmedim. Daha sonraki yıllarda yayınlanan ders kitapları Kazak ilköğretimine yardımım olarak kabul edilmektedir.23 Hayatım boyunca hangi müessesede çalışırsam çalışayım bir gün bile 7. (Bu iki eseri. 7. Layla Muhtarkızı bilig-5/Bahar '97 . Bununla birlikte ben. Bu dilekçe Golöşçekin' in eline ulaştı mı. eğitim öğretim yönündeki hükümet politikasına zarar vermek bir yana tam aksine Kazak Edebiyatını okuyup öğrenmeyi. "Suğanak Sur" • uzun hikayesi ve Abay Şiirleri'ne yazdığı Önsöz. çok olsa o insanlar için dile getirilen üzüntülü duygular olarak kabul edilebilir. O eserler yürütülen kampanyaya karşı yazılmış eserler değil. çalışan insanların sosyal menfaatlerine uygun hale getirmeye çalıştım. diyorum. Avezov'un "Bu iki eseri tutuklandığım zaman sizin adamlarınız başka el yazmaları ile birlikte almışlardı. 1928 yılına kadar Leningrad'da okudum. Bu eserler sonradan " kayboldu " mazeretiyle sahibine geri verilmemiş. Şimdi yukarıdaki dilekçede yer alan iki benzer konuya dikkat çekmek istiyoruz. "Altta kalanın canı çıksın" diyerek yukarıda bahsettiğim eserleri. Dahası. Bu hizmetim Kazakistan orta dereceli okullar programına.) Zenginlerin mallarının toplatılmasıyla ilgili fikrimi. Bu kafama takılıp kaldı. bunun cemiyete ne kadar zarar veya fayda verdiğini adli makamlar değil. Açık olarak ifade etmek gerekirse. Onları o kadar da önemli siyasi liderler olarak tanımıyorum. 1924 yılından itibaren Kazakistan'da çalışmadım. 1928 yılından tutuklanana kadar Taşkent'te ilmi faaliyet gösterdim.

Birinci cildin 822. Platformu savundum. O da 'Şolpan'da çalışıyormuş. Bu sebeple Taşkent'e geldim. Ben orada evlendim ve eşimle birlikte Leningrad' da yaşadım. Bana öyle göründü. sakıncalı bir yön görmedim. başıma bela açabilecek gizli bir teşkilat olduğunu. o dönemde tutanaklar. Kazak yazarların toplantıya çağrılarak teşkilatın yasallaştırılmasının gerekliliğiyle ilgili Jumabaev'e mektup yazdım. sayfasında yer alan belgelere göre Avezov' u uzun uzun sorgulamışlar. diye düşünüyordum. matbu evrakların doldurulması suretiyle tanzim edilmekte idi. bu konuda bana ne yazdı ne de bir şey söyledi. Onu. O donemde Alaşordacılar. diyalog yoluyla değil. borcu ödeyemedim. 'Alka' ile Jumabaev' in mektubunu Semey'de yaşarken bir zarfın içinden almış olacağım. yani hemşehriyiz. Bununla iş bitti. Çıkardığımız bölüm. Gabbasov. Gabbasov'dan borç aldığım zaman. 1928 yılının sonunda işe girdim. Gerçeği söylemek gerekirse babamın 1930 yılına kadar ki el yazmalarının hiçbirisi yok. okur yazar vatandaşlar olarak elimize mum alıp aramamız gereken zaman gelmiştir. Protokolü yayınlamaktaki temel düşüncemiz o anda Avezov'un içinde bulunduğu psikolojik şartlan okuyuculara tam olarak hissettirmek ve okuyucuyu suçlama ve soruşturmalarla yüz yüze getirmektir. o zaman eğitim işleri başkam 'Kazak Dili' gazetesinin redaktörü Tokjigitov'a gösterdim. soru cevap bölümlerinde bazı kişilerin isimleri gelmektedir. Oysa sizin söylediğinize bilig-5/Bahar '97 . Ben sadece ona borçluyum diye biliyordum. Bu açık. Bu metnin içinden bazı bölümleri çıkardık. Üniversitedeki son yılım idi. yazarın içinde bulunduğu ruhi durumu teferruatıyla öğrenmeye kesinlikle engel teşkil etmiyor. Önceki Alaşordacıların çoğuyla Jumabaev görüş ayrılığına düşmüştü. beni ve Jumabaev' i 'şairler' diyerek aşağılamışlardı. Onu önceden de tanıyordum. O insanların bu günkü nesillerinin yüreğine gölge düşürmemek için böyle yapmayı uygun gördük" ." Bu bölümde sorgulamaya ara verilmiş. demek istiyoruz. O arada Gabbasov tutuklandı. 'Alka' bende kaldı. Gabbasov'un borcunu ödeyecek durumum olmadı. Ben eski Alaşordacıların hiçbirisiyle birlikte olmadım." Kalem erbabı için bitmiş el yazmasının kaybolmasından daha büyük bir felaket olabilir mi ? Buna ilave olarak "Suğanak Sur" hikayesinin el yazması nüshasını müze görevlileri olarak. Gabbasov' a borçluyum. Jumabaev'le karşılaştım. izini kaybettik. Taşkent'te eski tanıdıklarımdan sadece M. Para kazanabileceğim bir iş bulamadım. 20 Eylül 1931 Muhtar Avezov ilave sorgulamada aşağıdaki bilgileri vermiştir: "Taşkent'e 1922 yılının Kasım ayı sonunda geldim. "Mektubun ayrıntıları hatırımda değil. Öyle yapmamızın sebebi. "Leningrad'da bulunduğum dönemde Gabbasov Halille görüştüğüm doğrudur. borcumu ona ödemeliyim. Suçlama sırasında onların ifadeleri alınmış. Gabbasov' un parayı bu teşkilattan aldığını hiçbir şekilde bilmiyordum. Milliyetçilerin herhangi bir teşkilatlarının olduğu ile ilgili hiçbir şey duymadım. Bu işin gerekli olduğunu düşündüğümü. öyle bir teşkilatla ilgim olmadı. O güne kadar onunla mektuplaşmamıştım. Elime geçen 'Alka'da ve onun programında hiçbir şekilde gizli. Ben her zaman. Başka bir zaman Jumabaev'e yazdığım 'Alka' edebi topluluğunun platformu hakkındaki mektubumla ilgili olarak Sarseribin Jaken' in ifadeleri kesinlikle gerçekle bağdaşmamaktadır. Yanlış hatırlamıyorsam. Paranın sahibi. parayı Gabbasov'dan 1928 yılının başında almıştım. Ben. O yılın Aralık ayından itibaren 'Şolpan' dergisinin yönetiminde çalışmaya başladım. İkimiz de Semeyliyiz. soru cevap şeklinde. bu parayı daha sonra ödeyeceğim borç olarak kabul ettim. Bu hadise 1927 yılında oldu. Yukarıda bahsetmiştik. bana 125 som verdi. Sanık Muhtar Avezov'un Sorgulama Protokolü." Burada sorgulama kesintiye uğruyor ve yine devam ediyor. Ekonomik durumum kötüleşince daha sonra ödemek üzere kendisinden biraz borç para istedim. Bu sorgunun metnini vereceğiz.24 Avezova bu konuda aşağıdakileri söylüyor: "Bu eşyaların içinden daha sonra babamla annemin birlikte çektirdikleri fotoğrafı ve sadece bir kitabı geri verdiler.

Komünistler arasına katılmam Kolçak'a karşı gizli teşkilatta yaptığım faaliyetlerin tabii devamıdır diye düşünüyorum. Onribor'da Kraykomun genişletilmiş toplantısında Rıskulov' un konuştuğunu biliyorum. Milliyet meselesi hakkında 10. toplantısı değil. Yüzleştirmeden aleyhinde konuştu. Onun bu olgunlaşmamış. Kendisi redaktörlük yaptı. sürekli Kazak aydınlarını birbirine düşürmek ve birini maşa olarak kullanmak suretiyle ortalığı karıştırıyor. Başına bela gelip bunaldığı bir anda ağzından çıkan sözleri yayınlayarak Avezov'un ve o dönemdeki Kazak entelektüellerinin değerini düşürmek istemedik. sanatçıların eserleriyle derinlemesine tanıştığım dönemde sosyal fikirlerimin yavaş yavaş esaslı değişikliklere uğradığı." "Ak Jol" gazetesinde "Kim Kinalı" adlı bir hikayem yayınlandı. Rıskulov'un bildirisi ile ilgili iddiaya girmedim. Okuyucuların o dönemin soğuk. Bundan başka bir alakam olmadı. O toplantı sırasında Kazak aydınlarının ayrıca bir araya gelerek ülkedeki zor şartları gündeme getirip çözüm yolları aradıkları özel bir toplantı yapılmıştı. Jumabaev'in böyle bir şeyi düşünmesi de söylemesi de mümkün değildi. ne de karşılaştığımızda milliyetçilik konusunda hiç söz olmadı. zor şartlarını düşünerek bunu anlayışla karşılamaları gerekmektedir. Üniversitede Marksist alimlerin. milliyetçilik duygusu bende oldu. parti toplantısında Baydildin'in dediği gibi Baytursmov'un platformu olmadı. Rıskulov' un 'doğu kompartiyasını kurmak gerekir' diyerek milli davayı bayraklaştırıp yükselttiği faaliyetlerini bilmiyorum. Ondan hiçbir bölücü fikir işitmedim. Jumabaev'in hatırı kalmasın diyerek sadece bir kez mektup yazdım. sıkıntılı. bu bölümde Jumabaev' in söylemediğini söyledi diyerek konuyu saptırıp sanığı yanıltmak istiyor. Sadvakasov'un lehinde konuştum." "Başka konularda önceki ifadelerimi tekrarlıyorum. Kendi arzumla. 'İşten ayrılırım ' diyerek onu korkutmadım. pratikte bütün görevlileri kendisi seçip tespit etti. Baydildin'in cevabı." Sorgulama metninin bu bölümünde bir paragrafı çıkarıyoruz. Sadvakasov hakkında bir konuşma yaptım. sanat ve sanatın etkisiyle ilgili çalışmalarımın tamamen değiştiği malumdur. yetersiz makalelerini ve gazetenin zenginleştirilmesi konularını tenkit ettim. Doğru dürüst iş yapmadığım halde böyle söyleyerek onu nasıl korkutabilirdim! " "Milliyetçisin. Aramızda başka bir konuda ilişki olmadı. Bütün mesaimi "Solpan" dergisine harcadım. o programı 'tamamen solcu' olduğu için savunmadım diye Jumabaev ifade vermiş gibi. "Nesini gizleyeyim. Semey guberniyası Kazakistan'a katıldığı zaman Sadvakasov çok faydalı işler yapmıştı." Dikkat ediyor olmalısınız. eserlerimde yer aldı. Guberniya komitesinin mensupları Kojevnikov ile Moy yoldaşların kefil olmasıyla partiye girdim. Fakat redaktör olarak görev yapamadım. toplantısı sırasında oldu. Sorgulayıcı." 1921 yılının sonunda "Enbekşi Kazak" gazetesinde redaktör olarak görevlendirildim. Doğrusunu söylemek gerekirse O. bu konuda sözümü doğrulamaktadır. Program yapacak kadar bilig-5/Bahar '97 . edebiyatla. Kazak yoksulları arasında milliyetçilik faaliyetinde bulunmamıştı. Gerçeği söylemek gerekirse ne gazete sayfasında.25 göre. Gazetede tenkite değmeyecek birçok makaleleri yayınlandı. diyerek hiç kimseye suçlama yöneltmedim. Fakat bu hisler ve fikirler hiçbir zaman gizli kapaklı programlara dönüşmedi." "Evet. Sadvakasov milliyetçi olarak vasıflandırılmıştı." "Toplantı 1921 yılında Orınbor'da Sovyetlerin 2. Sorgulama sırasında Yetkili Vekil. Bütün işleri Baydildin yaptı. Sorgulayıcının peşine düştüğü toplantı işte o toplantı. "Toplantıda Semey delegasyonu Kazak bölümünün kararıyla ilgili olarak ben. Fakat orada doğru kompartiyasmı kurmakla ilgili bir konu geçmedi. "Jumabaev'e 'Alka' hakkında yazdığım görüş alışverişi mektubu. Olmayan platformu Baydildin'e nasıl vermişim!" "Alaşorda mensuplarının 'can korkusuyla komünist oldu' suçlamaları gerçekle bağdaşmayan bir iddiadır. Baydildin. Toplantıya Kazak komünistlerinin tamamı eksiksiz katıldı denilebilir. diyor. koloni olarak azınlıkta kalan Kazak vatandaşların haklarını korumaya çalışmıştı. Kazak milliyetçilerinin arasına hiçbir zaman katılmadım." Burada okuyuculara bir açıklama yapalım: Bu bolümde sorgulayıcının ısrarla üzerinde durduğu Sovyetlerin 2.

yirminci yıllarda yoksul Kazak halkının topraklarım haksız ve kanunsuz olarak ellerinden almak isteyen Rus göçmenlerine karşı cesurca karşı çıkan bir vatandaştır. Bu suçlamayı özellikle Goloşçekin' in şiddetle yönelttiği bilinmektedir.26 "Başka konularda önceki ifadelerimi tekrarlıyorum. Yine de bununla mücadele etmek gerekir. uygulanan doğru politikaları destekleyip. milliyetçilikle suçlanamaz" diye feryat etmesi boşuna değildir. tanınmış şair. Sadvakasovlar içimizde de var. Bu kararın da Sadvakasov' un başına bela olduğu anlaşılıyor. Goloşçekin. tanınmış Kazak aydınıdır. tahkikat amacıyla düzenlenmiş olduğu görülecektir. malından. Şu anda Kazak halkının hayatı için sosyal devrim. Yukarıdaki uzun sorgulamadan soma zindandaki suçlama. dikkatsizce. "Avezov' un o dönemde. Eski adet ve davranışlar ihtilale kadar nasıl idiyse aynı şekilde değişmeden kaldı. toplantısında yaptığı konuşmada şöyle demektedir: "Sadvakasov. Sadvakasov'un damarı güçlü. 200 bin Rus göçmen kendi arzuladıkları topraklara yerleştiler. zor şartlarda yaşamaya çalışan yerli Kazak halkına toprak paylaştırma ve 200 bin Rus göçmenin Esil.12 Ocak 1991 tarihli sayılarında yayınlandı. "Enbekşi Kazak" gazetesinin o yıllardaki yayınları incelenirse bir çok belgenin kuru gürültüyle. Aç çıplak. toprağından ayrılarak zorluk çeken halkı koruyucu sözler söyleseler. " Genç Türkistan" yayınlarından 1935 yılı çıkan "Sovyetlerin İşgal Ettiği Türkistan " isimli kitabında da yer almıştı. Goloşçekin devlet başkanlığına geldiği zaman "Kazakların kendi başlarına güçleri yok. işçi sınıfının ideolojisi hakkında söz söylemenin bir anlamı yok. Sovyet idaresi Sadvakasovlarla ağzına kadar dolu. 1938 yılında." Tutanağı okuyup imzaladım Avezov Sorgulamayı yürüttüm Popov "Sorgulamanın sonuçlanmasıyla ilgili tebligat bana 28 Eylül 1931 tarihinde yapıldı. O. gayretli bir Bolşevik'ti. Sansür edilen tercümesi "Sosyalist Kazakistan" gazetesinin 11. partisinin 6. onları Rus göçmenler koruyacak" mazeretiyle söz konusu kararı değiştirtmişti. 21 Aralık 1927) O donemde Kazak Merkezi Yerleştirme Komitesi. ağırlamıştı. O tek bir adam değil ki partiden kovup çıkaralım. Parti toplantılarında işitilmeye başlandı. "milliyetçi" olarak suçlanmasına sebep olmuştur. (Enbekşi Kazak. Smagul Sadvakasov'un ifadesiyle tamamen pasifiçe edilmemişti. hatta 1925 yılından başlayarak yayınlarda görülmeye. "Bu Kazak aydınları Rus göçmenler aleyhinde söz söylemiyorlar mı " zihniyetindeki hükümet yetkilileri derhal ayağa kalkıyorlardı. (Enbekşi Kazak. Semey Gubkomunun yöneticisi." 20 Eylül 1931 tarihli sorgulama protokolünde soruşturmacının tekrar tekrar üzerinde durduğu. Ertis boylarını kendi başlarına sahiplenmelerine izin vermemek konusunda özel karar çıkarmıştı. "Milletini seven insan. toplantısında yaptığı konuşmada kuş bakışı bir değerlendirmeyle : " Devrim dalgası Kazak köylerine ulaşmadı". Önceki pedagojik ve ilmi çalışmalarımı Marksist yayınlara güç katması için atfediyorum. Goloşçekin Cumhuriyet Partisinin 6. Bu bilgiler Mustafa Şokayuli' nin Paris'te. Kazak milliyetçilerinin arasına hiçbir zaman katılmadım. Program yapacak kadar milliyetçi hareketin içinde olmadım. Sadvakasov kamuoyuna yayılmış olan milliyetçilik fikrinin sembolüdür. Smagul Sadvakasov. yoksulluktan kurtulamayıp ezilen. Smagul Sadvakasov' un o sırada başka bir faaliyeti ihtilal aleyhinde hiçbir şeyi yoktu. Milletin eğitimli mensupları. dönüp dolaşıp bahsettiği Sadvakasov hakkında biraz açıklama yapmamız doğru olacaktır. Bu suçlama 1927. Buna o zamanki hükümet yetkilileri ağızlarım açıp itiraz edemediler. Sovyet yönetimi en uygun idare tarzıdır diyorum. 21 Aralık 1927) Bunlara bakarak "Kazak Milliyetçileri" suçlaması sadece 19301u yıllarda ortaya çıkmadı demek istiyoruz. Halkı için hamilik olan bu iş daha sonra kendisi için "burjuva" . sorgulama davası biraz yavaşlamış. Bu güne kadar ki Kazak yaşamında sosyal kurumlar. Bu karar gereği Kazak yoksullarına ve Rus göçmenlerine kanuna uygun olarak adaletli bir şekilde toprak vereceğiz diye bildiri hazırlanmıştı. halkın yoksulluğunu ortadan kaldırmak istiyor. gazeteci Rüstemulı Ziyabek' in " Kasımovşıların Tamırına bilig-5/Bahar '97 ." diyerek gerçeği kabul edip özetledi. "Bu milliyetçi değil mi".

27 yayınlanan ' milliyetçileri cezalandırma ' konulu makalelerden derleyip yazmış.. "Kazak milliyetçileri" gibi soğuk sözlerin sırrının dikkatlice düşünüp anlasın.R'i Birleşik Siyasi Baş İdaresi 1. bölümünün amiri Popov. O devirde bir insanı bu şekilde suçlamak. Buraya kadar. Ermekov' un isimleri sık sık geçiyor. Bir kez yöneltilen bir suçlamayı.I.S. "terörist faaliyetler". Vollohov. götürüp namlunun ucuna koymakla aynı şeydir. 23 70 Numaralı Dava Evrakı "Yayın organlarıyla eğitim kuramlarını ele geçirmeye çalışmak. "Suçu Önlemek İçin Alınan Ilk Tedbir Kararı" Kazak S. "Başka ülkelerle ilişki kurdu" . davayı içinden çıkılmaz bir şekle getirip Avezov' u ne pahasına olursa olsun lekelemek amacıyla " Avezov. bu örgütte konuşma yaptı. bilig-5/Bahar '97 . Hem Sovyet hükümetinin gelişmesine engel teşkil edecek faaliyetlerde bulunup hem de Kazakistan'daki hizmet kampanyalarına ve çeşitli ilkelere zarar vermek amacıyla bilerek Sovyet yönetim kadrolarına milliyetçileri sokup kendi çıkarlarım koruyarak Kazakistan genelinde isyankar hareketlere sınırsız destek vermişlerdir.7. ve 11. bazı sorgulama evrakların. Bu sonuca ulaşmamızın sebebi. Avezov' la birlikte tutuklanan kişilerin sorgulama tutanaklarım okuduğunuz zaman karalamanın biribir türlüsünü görerek hayretten ağzınız açık kalır. Söz konusu aydın insanların başına nasıl nasıl ateş düşürüp bela getiriyor. Kazakistan'da ' Basmacı ' hareketini örgütleyerek Sovyet hükümetini devirmeyi hedeflemişti " suçlamasını yöneltiyorlar. Baytursmov.. 2370 numaralı sorgulama davasıyla ilgilenmektedir.. Kitabın yazarının yargılama davasıyla ve p dönemdeki yayınlarla doğrudan ilişkili olduğu anlaşılıyor. İşte böyle devam edip gidiyor. birtakım evrakların tekrarlanması bizim suçumuz değil. kültürlü halk temsilcilerine "teröristsin. Rıskılov. 58. Volohov. O dönemdeki aydın. 3. Orta Asya'daki Basmacı hareketini organize etmek ve Kazakistan' da örgütlemeye çalışmak ve de Sovyet hükümetini yıkmaya yönelik faaliyetlerde bulundukları için Ceza Kanununun 128.R. Popov. fıkralarına göre suçlu bulunarak davanın Savcığa sevk edilmesi uygun görüldü " Popov. Ceza kanunun. dilekçelerin belli bir tarih sırasına göre verilmemiş olması. maddesine istinaden : Karar Verdi: " 2370 numaralı dava ile ilgili olarak Avezov. maddenin 7. Avezov adıyla alakalı kısımların tamamen kopya ettik. Kazak S. "isyankar eylem". Belonogov Okuyucu. milliyetçisin" diyerek çamur atıyorlar. Alim: Milliyetçi. sorgulayıcıları. "O teşkilata girdi. Aydın ve eğitimli Kazak: Hepsi zengin aile çocuğu. İnsanın tüylerini ürperten bu sözler ciltlerin içinde sayfalarca yer aldığından ikide bir görünüp kara bora gibi can almaya hazırlanıyor. "Evine filan kişileri çağırıp toplantı düzenledi" gibi tırnak altında kir arama gayretleri sık sık görülüyor.S.S. 15 Aralık 1930 Yukarıdaki suçlamalar az gelmiş olacak ki şimdi de delilsiz ve isnatsız bir şekilde B. Kaşkınbaev İsa. Dava evraklarının dosyalanış sırası öyle. Belenogov.. cümlelerin birbirine aynı sayılabilecek kadar çok benziyor olması.B. Sadece tarihi konuşturmak istediğimiz için evrakların sırasını değiştirmedik. Yazar: Teröristlerin lideri.. bu karardaki "gizli örgüt". yargılama davasındaki cevaplar ile Rüstemov Ziyabek' in kitapçığındaki kelimelerin.11.i Birleşik Siyasi Baş İdaresi komendaturasının özel hapishanesinde göz altına alınmalarına karar verildi. maddelerine göre suçlanan Kazak milliyetçilerinin karşı devrim örgütünün Taşkent'teki gizli şubesinin üyeleri : Avezov Muhtar. "2370 numaralı soruşturma dosyası" olarak adlandırılan dört ciltlik arşiv dosyasının yarısının incelemesini tamamladık. defalarca tekrarlamak suretiyle kendi izini bozan sorgulama tutanakları mevcut.. Karar Suç eylemlerinin önlenmesi amacıyla (Avezov'la başlayan 5 kişinin ismi sıralanmış) isimleri belirtilen kişilerin derhal tutuklanarak. Kuderin Jumahan. tutanakların.

Rusya ormanlarında çürüsün. saklamaya gerek yok. Her bölümde Lenin' den alıntılar yapılmış. geçmiş dönemin iyisini ve kötüsünü detaylarıyla bilmeye hizmet ettiğini ortaya koyuyor. Jumabaev'in 'Alka' isimli edebi krujoginin platformunda Popov yoldaşın şüphelendiği gibi düzen bozucu. cildin 831. zor kullanıldığına dair hiçbir belirti yok. üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan gazetede yayınlanabilir. Bir sanat eseri gibi insan gözlerini alamıyor. suçlayıcı bir tarzda yazılmış. edebi krujoktin platformunu hazırlamakla ilgili fikirlerimden kaynaklanıyor gibi. Siyah kurşun kalemle yazılmış. Bu konudaki suçlamaların hepsi kalemimden çıkan iki eserle "Endik Kebek". kurusun diye 5 yıllığına Boronej'e sürgün edilmiş. belli kalıplara sokulan cemiyeti ters yöne götürecek bir fikre rastlamadım. Yenilikçi yönü ve hayata bakış açısıyla çok ileri seviyede görünmektedir. Dosmuhamedov. Bu. "Gece boyunca konuşarak toplantı yaptılar. fikirlerini söylemeye devam ediyor: "M. ciltteki bir dava özellikle dikkat çekiyor. No 3. Bu gün." şeklinde özel emri çıkmış. halkı ters yola sevk edecek hiçbir şey yok. 1989) O dönemde Almatı'nın dışında hapishane varmış. edebiyatçıları yeni bir mertebeye yükseltecek sanatsal arayışların bir türü. ev sahibi Rus hanımların ifadeleri de yer alıyor. Ayrıca dava dosyalarında. Bu arada insanın aklına 1930 yılında tutuklanan insanlara hapishanede nasıl muamele edildi. kendi piyeslerinin mazmununu kısaca özetleyerek. Bu itibarla ' Alka' nın ortaya koyduğu ilkeler. Bu bölümde 2. El yazması not. Bu ifadeler genellikle aleyhte. Bu. Okudukça yazarın bilgisine ve yazının güzelliğine hayran kalırsınız. Doğrusunu söylemek gerekirse 1936 yılına kadar siyasi tutuklulara işkence edildiğine. Edebiyat tarih boyunca olduğu gibi bugünde cemiyetin şuurunu uyandırmaya hizmet etmektedir " Avezov. edebi ve siyasi faaliyetlerimin hiçbirisi isyankar bir eyleme yönelik değil. "Bana verilen son söz hakkından istifade ederek aşağıdaki hususları açıklamaya mecburum: Milliyetçilik suçlamasıyla hapse atılışımın üzerinden bir yıldan fazla zaman geçti. Başlık konulmamış. Yazı sitili kızın saç örgüsüne benziyor. Edebiyatla ilgili olan insanlar. Bu kişinin Rusça yazdığı ifadesi milliyetçilik konusunda yazılmış uzun. toplumsal şuuru uyanmamış kamuoyu için sanatın çok büyük bir eğitim vasıtası olduğunu vurguluyor.". "Işıkları sabaha kadar sönmedi" şeklinde ifadeler var. Cep defterinden koparılmış dört sayfalık not kurşun kalemle acele yazılmış. TSK. Çok derin ve düzeyli yazılmış. Çünkü bugünün gerçeklerini geçmişle karşılaştırarak vermek doğrudur. onların halkın hissiyatını bildirmeye. (İzvestiya. Jumabaev' in bilig-5/Bahar '97 . tanınmış hukukçu. tarihi kahramanlara gösterilen saygının bu günün gerçeklerinden daha yüksek gösterildiği doğrudur. Onu en kuzeydeki Arhangelsk eyaletine sürüp eşi ile kızını Tomski'ye göndermişler. Bütün suçum 'Alka' isimli. sayfasına iliştirilmiş. dövme. Mahkeme kararıyla J. Bunun aksine 1937 yılından itibaren bizzat Stalin' in " çok tehlikeli suçluları sorgularken hapishanede zor kullanılabilir. eserlerimdeki bazı kahramanların karakter yapılarından ortaya çıkan yönler var. İnsanların sadece kendilerini cezalandırmakla kalmayıp bacasını tüttüracek yakınlarını da dağıtmışlar. 3. ilmi bir makaleyi andırıyor. Baytursınovla ilgili belgelerden anlaşıldığına göre. Milliyetçi eserler konusunu dikkate alırsak. Avezov. Cemiyete zararlı. Kazak aydınların çoğunun kendi evlerinin olmadığı ve kiralık dairelerde yaşadıkları anlaşılıyor. Bu bölüme Muhtar Avezov'un karanlık kafeste mahkum olarak bulunduğu günlerde yazdığı kısa bir nottan bahsederek başlayalım. "Karaköz" isimli piyeslerimle ilgili. Rus Çarlığının bizi işgal ettiği döneme kadar ki genel durumun daha iyi olduğunu bilirler. Hapishanenin içinde gizli hücreler kurulmuş ve her hücrenin yanında revir bulunuyormuş.28 İkinci cildin ortalarında yer alan evraklardan o dönemde. Sorgulamayı yürüten Popov' un sorularına bakılırsa. KPSS. Bu piyeslerde mazinin yüceltildiği. Leningrad Enstitüsünü altın madalya ile bitiren Dosmuhamedov Jahanşah' ın davası. işkence etme söz konusu oldu mu soruları geliyor. milliyetçilerin gizli hareketinden ortaya çıkan.

Rusun bir çok edebi akımlarda. Suçlamanın eses dayanağı sanıkların önceki 1918 1922 yıllarına ait suçlan üzerine kurulmuş. benim ne için hapsedildiğim. Eskiden yanından ayrılmayan. Avezov'un hapsedilmesinin üzerinden bir yıldan fazla zaman geçmiştir. Oysa mahkeme Avezov'un düşündüğü gibi olmamış her şey gizli. Oysa. Taşkent'teki sorgulayıcı de suçumu gizleyerek hiçbir şey söylemedi. O piyese içinde Janasov ve Maylin'in bulunduğu 'Töreciler' kurulu ödül vermiştir. kimlerin imza attığı ve ne yaptığımla ilgili olarak gelecek sorgulamada bilgi verileceğini söylemişti. Ağ gözü kadar küçük bir pencereden aydınlık dünyaya baka baka gözleri dalgınlaşmış. Aman adımız ifşa olur. Oysa şimdi hem yalan söylüyor hem de iftira atıyor. Popov yoldaş bu isteğimi de sonuçsuz bıraktı. sembolistlerden başlayarak proletkult mektebine kadar eskiden beri var. Bu durumda davaları doğrudan kendi yönteminiz içinde sonuçlandırmanız doğru olacaktı. acele ve telaşla ulaşılmış koplovari bir çözüme benziyor. planı gerçekleştir " şeklinde üst makamın alt birime havalesini andıryor. gönlü ümitsizliğie düşmüştü." Bu hüküm. toplantısında 1921 yılı benimle ilgili belirtilen iddaların tamamı boş ve ispatsız sözlerdir. takibe alınırız diye düşünen yakınlar kendi gölgelerinden korkarak mümkün olduğunca uzak duruyorlar. kendi ferasetine sığınırak bu kez Savcı Stolbov'a dilekçe yazar.29 amacı halkın manevi zenginliğini artıracak edebiyat faaliyetidir. kapalı kapılar arkasında çözülmüştü. dostluk hatırına değer verdi diyor. 2. Belirsiz suçlamalarla. Önceki ifadeleri tenkit tarzında idi. bu yazısından daha sonra yüksek mahkemeye yazdığı ayrıntılı dilekçesinde faydalanır. kendi açılardan 'Alka' platformunda siyasi suç unsuru sayılabilecek ibareler arayarak boşuna yoruluyorlar. dolaylı iddalarla bunca zamandır zindandayım. Daha sonra da arı utanmayı bir kenera bırakıp kişiliğime saldırmaya başladı. Hanımı Valentina Nikolaevna. burjuvanın Kazakistandaki lideri diyerek suçlamalarında ipin ucunu iyice kaçırmaktadır. " Ne yaparsan yap. Merkezi teşkilatlar ve isyan örgütlerinin zanlılarla ilgileri kesin olarak delillendirilmemiştir. Sorgulamanın bitmesine az bir zaman kaldığım dikkate alarak bilig-5/Bahar '97 . Oysa cezanın bizzat gerçekleştirilen işlere bağlı olarak verileceği malumdur. mahkemede kendisine son söz hakkı verildiği zaman söylemek maksadıyla hazırladığı anlaşılıyor. küçük Leylasını alıp Leningrad'a gitmiş. Bu davanın 1. suçlamak suretiyle partiden puan toplamaya çalışıyor. Bu sorgulamada Popov. bana karşı asılsız suçlamalarda bulunuyor. Dışarıdan gelebilecek yardım yok. Buna karşılık davaya esas olan birçok evrakın karşı ihtilal eyleminden daha çok bu kişilerin milliyetçilik hareketleriyle ilgili olduğu görülüyor. partili olmayan yazarları kınamak.5 yıldan beri yürütülmesine karşılık suçlama tutanağın aşağıdaki sebeplerle kollegiyada incelemeyeceğimizi bildiriyoruz: 1. yedikleri içtikleri ayrı gitmeyen arkadaşların hiçbirisi görünmüyor. Beni sadece para için yazıyor diyerek kötüledi. BSBİ Davasıyla İlgili Müfettiş SavcıStolbov'a Hapishanedeki Avezov Muhtar'dan Dilekçe "Almatı'da hapiste yatmaya başladığımdan beri benden bir kez ifade alındı. Yıl bayramıyla ilgili yapılan toplantıda Goloşçekin yoldaşın konuşmasında bahsedilen Aymayıtov ve Baydildin'in suçlamalarıyla ilgili ifade vermek üzere. yine kalemine güvenerek. Sanıkların Kazakistan'da isyan faaliyetini yürütmek ve yönetmekle ilgili rolleri yeterince ispatlanmamış. Bunların tamamı laf kalabalığı. Kazak delagasyonunun 2. Kazakistan'ın 10. Kazak SSR'i BSB İdare işini teftiş eden Savcı Stolboy Yoldaşa "Kazakistan'daki milliyetçiler davası ile ilgili suçlama özetinde davanın üst mahkemede görülmesi için arzda bulunmuşsunuz. O. Karşı İhtilalci. beni çağırınız diye müracaatta bulunmuştum. bazı yoldaşlar. "Karaköz" piyesine Sadvakasov." Bu yazıyı Avezov'un önceden. Yazar. Rus edebiyatında. Açık bir mahkemeden ümidini kesen yazar. Daha da detaylandırarak bu yazısını o dilekçeye ilave eder. Baydildin. Böyle platformlar.

Partiden çıkışımın tek sebebi budur. önemini hiçbir zaman yitirmeyecek bir konudur. O dönemde içtimai hizmetlere. Önceki ciltte. Öyle yaptığın için ciğer hastalığına yakalanmışsın. şöyle çevirsen öküz ölecek' sözünün en güzel göstergesi bu olsa gerek. toplantısında Kazak Delagasyonunun toplantısını sadece ben tertiplemişim. Aymatıyov. Hatırlatılması gereken bir konu: Bu dilekçe yazarın ruh durumunu. BSBİ Kollegyasına. Basmacıların liderlerinden biriydi. Hayatım boyunca Alaşorda ile sözde olsun. gününden itibaren Semey'de Kazak öğrencileri ile işçilerini Sovyet Hükümetinin çıkarları doğrultusunda devrimci faaliyetlere yönelterek yönetimin doğru yolda hizmet etmesine gücüm yettiğince gayret gösterdim. Orada konuşmacı Avezov'u 1921 yılı Ormbor'da yapılan Kazak Sovyetlerinin 2. birini diğerine karşı maşa olarak kullanmak suretiyle ortalığı karıştırıp iddalar üretmektedir. 4 daktilo sayfası uzunluğundaki bu dilekçe 3. 'Böyle çevirsen araba kırılacak. Çünkü içtimai meselelerle ilgilenmeye partiye girdikten soma başladığımı belirterek konuya açıklık getirmek istiyorum. endişelerini. şimdi bu üçüncü ciltte "milliyetçi".çektiği ızdırabı oldukça net bir şekilde açıklıyor. parti toplantısında Baytursmov. yeterli hayat tecrübesine sahip olmayan gençlerde sık sık görülen bir hal içinde ve geri kalmış. Sadvakasov. Öyle olduğu halde. cildin 112 115. o zaman böyle söylemiş iniydi. Alaşordanın hiçbir biriminde görev almadım. Kazak Milliyetçileri Davasıyla ilgili olarak hapisteki AVEZOV Muhtar'dan Dilekçe "Bana isnat edilen en sonki suçları kanun diliyle sölemek gerekirse I) Ben VKP (b)'ye milliyetçiler Baytursmov ile Bökenhanov'un doğrudan emriyle Sovyet Hükümetine içerden zarar vermek. Partiye giriş tarihime bağlı olarak yukarıda kısaca bahsettiğim suçlamalar hiçbir şekilde gerçekle bağdaşmamaktadır." Diye suçlamaktadır. Gençtim. Mevcut kolonizatör yayınlar milli duygularımı kamçıladı. Soma 1919 yılının Kasım ayından başlayarak Kolçak'a karşı gizli örgüte dahil oldum. sayfalarında yer alıyor. muhafazakar bir çevrede yetiştiğimden hem de önümüzde faydala nabileceğimiz oturmuş bir siyai mücadele ortamı olmadığından duygularımın tesiriyle ömür sürdüm. "Avezov. dayanaksız bir iddia. beni ifade vermeye çağırmanızı arz ederim. söylememiş miydi. ikilik çıkarmak amacıyla katılmışım. (Programlı bir milliyetçilik faaliyetine hiçbir zaman katılmadım. Burada Goloşçekin. Delil yok.30 cezalandırılmama neden olan suçun açığa çıkarılabilmesi için en kısa zamanda. Yazdıkları için Avezov'u suçlarken. diyor. Kolonizatör anlayışından henüz kurtulamamış olan mahalli parti mensublarının yaymış olduğu eski desturlar beni de çabuk etkiledi. okudum. Eskiden beri kafamıza takılan "Avezov. 'Alka' isimli gizli örgütü kurdu. Hem de 12.) Benim milliyetçiliğim duygular nispetinde idi. Izdırap çekerek zindanda çürümeye yüz tutain Avezov. Bu amaca hizmet etmek için aynı fikirdeki insanları kolonizatörlüğe karşı mücadeleye çekmişim. teması belirsiz. Avezov. Eylül. Bu dilekçenin tamamım yayınlamayı uygun gördük. hiç yazmayan Akbaev Jakıp'ı "Hiçbir şey yazmamışsın. Bütün bilig-5/Bahar '97 . değersiz eserler yazdı. Sovyet inkılabının 1. 1931 Bu bölümde Kraykon başkam Goloşçekin'in Cumhuriyetin 10. Toplantısında Aymayıtov "Avezov. samimiyetle elimden gelen gayreti gizlemediğimi herkes bilir. Kazak yazarlarını birbirlerine düşürerek. Bu sorulara Avezov'un düşüncelerinden doğru cevaplar bulabilmek. kömünist partiden nasıl çıktı? Partiye tekrar girmek için neden tekrar teşebbüste bulunmadı ? O dönemde Avezovla Kazak aydınlarının arası nasıl idi ? Avezov'un Rus kolonizatörleri ile ilgili düşüncesi nedir?" gibi sorulara cevap veriyor. icraatta olsun hiçbir ilişkim olmadı. sadece mal yetiştirmişsin. milliyetçilik fikrini yayıyor" dedi diye eleştirmişti. tamamen belirsiz. Yılı kutlamaları vesilesiyle 1930 yılında yaptığı konuşmayı arşivden bularak okuduk. 1931 yılının sonunda BSBİ kollegiyasına uzun bir dilekçe yazmıştı. Dosov ve daha başkalarının planlarını gerçekleştirmek için kendimi adamışım. karşıt fikirli. genç insan enerjisiyle kendimi verip. Özellikle Kazakistan Sovyetlerinin 2.

Gelecekte hala ızdırap çok. kolhoz olarak kabul edilmekteydi. gençlere anlayış gösterilmesi ile ilgili bir karar çıkarılmıştı. pedogojik ve ilmi çalışmalara adamayı uygun gördüm. asrımızın başında yapılmış tek katlı kızıl bir bina var. Bu dilekçenin Avezov'un hayatım inceleyen alimler için çok önemli bir malzeme olduğu açık. Bunun için en son verdiğim ifademin iyice incelenip araştırılmasını istirham ediyorum. Son olarak. şartlarına dikkat etmiyoruz. bilig-5/Bahar '97 . Üniversiteyi bitirdikten soma Marksizm'in ilkelerini öğrenerek somaki hayatımı edebi. Yaşı benden büyük olduğu halde. 10. Bu durumda eğer ben. O dönemde Partiden çıkarılan Kazakların büyük çoğunluğunun tekrar partiye girdikleri malumdur. Şüphesiz ben de öyle yapabilirdim. Gizli örgüt diyerek dallandırıp budaklandırdığınız . Hiçbir şekilde gizlisi saklısı olmayan 'Alka' yı götürüp kendisine gösterdiğim konusunda o kişi şahitlik yapabilir. O dönemde Ülke Parti Komitesi milliyetçi faaliyetlerim için ve de parti disiplinini bozduğum gerekçesiyle beni partiden ihraç etti. Avezov. Yapılacak bir yüzleşmede bunun doğru olmadığının anlaşılacağını belirttim. kolonizatörlüğe karşı mücadeleye başla diye akıl vermeye kalkmam akla mantığa sığmaz.Ermekov'la bu konuda hiçbir şekilde mektuplaşmadık. gençliğimden beri bütün gücümle yazarlık yeteneğimi geliştirmeliyim diye hayal kurdum. daha somaki yıllarda ben ne yapar eder partiye katılır. Şimdiki Tastak'ta Komsomol sokağı ile Bavman sokağının keşistiği yerde. II) Başka suçlamaların tamamı benim 'Alka'nın edebi platformuna yaklaşımımla ve ideolojik sahada o edebiyatçılarla yakın ilişkilerimle ilgili. Bu saha bana çok ilginç geldiğinden başka bir sahada çalışmayı hiç düşünmedim. O dönemde yeni yapılan Sovyet birliğinden ayrılmayı düşünmem ve bu konuda çalışmam. Ermekov'un Kazakistan'daki yerli halkın topraklarının ellerinden zorla alınması konusunda Leningrad'a adıma yazdığı mektupla ispatlamaya çalışılıyor. Gizlisi saklısı yok. Çoğumuz gündelik telaşlarla koşturup dururken zamanın farkına. onun Leningrad'daki adresi bilinmediği için benim adıma gönderildiğini anladım. Partiden çıktıktan soma siyasetten tamamen uzak durdum. Bu iddaların hepsi Baydildin'in kendi aklından uydurduğu gıybet sözlerdir. Bundan soma da kendimi siyasetin dışında tuttum. milliyeçilerin iradesiyle partiye girmiş idiysem onların emri 1922 yılına kadar mı yerine getirildi. 29. 58. Bökehanov Alihan'a yazıldığım. o emri yerine getirmek için kendimi adardım. Baydildin'in söylediği göre.31 enerjimle hizmet edemeyeceğime inandığım ve duygularımın tesirinden kurtulamadığım için parti içinde yer almanın gereksiz olduğunu düşündüm. partinin dışında kaldım. önceden hiç yapmadığı tarzda bana ' siz ' diye hitap ediyordu. Ondan aldığım bir mektupla ilgili olarak şöyle bir hadise olmuştu: Leningrad'a benim adıma bir mektup yazdığı doğrudur. O mektubun araştırılması konusunu bilhassa isterim. sorusu gündeme gelir. 1923-24 yıllarından itibaren siyaset ile ilgilenmeye başladım. İyice düşünerek "geçmişte neler olmuştu ?" Böyle söylemem doğru olur mu ? diye tefarruatıyla değerlendirip yazdığım anlıyoruz. Merkez Komilisinden özür dileyerek tekrar Partiye kabul edilmem mümkündü. Fakat müracat etmedim. Geçmişteki faaliyetlerimi değerlendirince siyasi yeterliğimin olmadığım gördüm. saniyeler hiç kıpırdamıyormuş gibi gelir. 1931 Yazarın zindanda yatarken yazdığı son dilekçesi böyle. 1922 yılında. maddesine göre suç kabul edilebilecek üretimle ilgili zarara sebebiyet verecek hiçbir faaliyetim olmadığım açıkça söylüyorum. Otuzlu yıllarda bu mevki şehrin tamamen dışı. Mektubu açıp okuyunca hayretler içinde kaldım. İkinci olarak o dönemde ben elifi mertek zanneden bir öğrenci gibiydim. sadvakasov'a böyle davran. Daha soma bu mektubun bana değil. Semey Güberniya Parti Bölümünün önceki yöneticisi Tokjigitov yoldaştan ifade almanızı arz ediyorum. Eğer öyle olsaydı. statünün 7. Bu konudaki iddalar. İlk piyeslerimin başaısı bu hayalimi güçlendirdi. benim 1921 yılında Smağul Sadvakasov'a ' basmacı ol ' diye akıl verdiğim iddası tamamen iftiradır: İlk olarak o yıl semey'de bulunmadım ve henüz Sadvakasovla tanışmamıştım.'Alka'nın edebi platformuyla ilgimi bilmek istersiniz. Oysa zindanda güneşin doğmasıyla batmasından başka bir şey bilmeyerek her an hahber bekleyen tutuklu için zaman hoş ve çabuk geçmez.

"Ne yaparsan yap tutuklulara milliyetçiliği kabul ettir. milliyetçi edebi dernek platformunun hazırlanmasına gönüllü olarak karışmıştır. Bu arada 13 Mayıs 1931 tarihli bir karara göz atalım. diye tekrar ifade alırlar. Böyle söylememizin sebebi. Yeri gelmişken şunu söylemek istiyoruz: Kazak aydınlarının. tutukluların zindanım cezalandırmaya müsait. 11. Tutukluların yukarıda belirtilen birçok şikayetleri. kurtulma ümidiyle yazılan bu dilekçeden sonra yazar. Dördüncü cildin 183. Orınbor'da yapılan Kazakistan Sovyetlerinin 2. soruşturma ve sorgulama evraklarının gün geçtikçe kalınlaşması. kendi teşkilatlarının menfaatlerini kollayan insanları sokmaya çalışmıştır. suçu hakkında ayrıntılı bilgi veriliyor. Yazara yöneltilen suçların tamamı yukarıdaki soruşturma protokolünde. nereden bilelim. kendi sahasında milliyetçi çalışmalar yürütmüştür. mahkeme dışında incelenmesi kararlaştırıldı. sağlığının kötüye gitmesi sebebiyle uzun süreli tedaviye ihtiyaç duymaktadır. Devrimci suçlamalarım ardı ardına yöneltirler. Affedilme. Avezov'un esas suçlama özeti aşağıdaki gibidir. Kazakistandaki BSBi İdarenin Özel Bölümünün Vekili Latipov 2370 numaralı dava dosyasıyla bilgilenmiştir. Avezov gibi büyük yazarların yattığı bu 'Komsomol. toplantısında delegasyonla özel bir toplantı düzenleyerek "Alka" isimli gizli. göz görmez. 2 Sovyetin devlet organlarına. Yukarıdaki sorgulama protokolünün sonuna yetkili vekil Popov kendi eliyle "Suçunu kabul etmiyor" açıklamasını yazmış. Boynuna geçirilen 58. suçlamaların şiddetinin artması ve çemberin giderek daralmasıdır. tepkisiz bir taş gibidir. suçu kabul etmeyişleri ile ilgili ifadeleri hiçbir şekilde dikkate alınmamış. Açıklama Bu dava ile ilgili olarak tutuklananların tamamı Almatı şehrinde hapsedildiler ve BSBİ'nin kontrolünde bulunmaktadırlar. Fıkralarına uygundur. kulak işitmez en ücra yerden seçmişler sanki. maddesinin 7. Suçlamada kişinin yaşı. BSB İdarenin 1924 yılındaki emri doğrultusunda 172 numaralı dava dosyasının Birleşik SBİ'nin özel toplantısında. " şeklinde özel bir emir mi var. Öyle olmakla birlikte sorgulayıcılara. parti Toplantısında millet meselesi hakkında Bökenhanov. Vekil Latipov Burada Islah evi (ispradom) nin ne olduğu konusunda biraz açıklama yapalım. Avezov suçlanmaktadır: 1 Devrim karşıtı örgüte girip zararlı fikirlerini gerçekleştirmek amacıyla teşkilatın emri doğrultusunda VKP (b)'ye üye olmuştur. sayfasından itibaren 44 sayfalık suçlama özeti yer alıyor. 10. Tespit Bu davada zanlılar arasında bulunan Akbaev Jakıp. Kazak SSR'i BSBİ Yetkili Vekili Hvarostyan. altı ay daha hapiste kalır. İhtilafçı. Hem de Sovyet organlarındaki insanları kendi menfaatlerine çalışan insanlar sayesinde devrim karşıtı faaliyetlerde bulunmaya sevketmiştir. O. 268. Karar Verildi Suçlu Akbaev Jakıp Almatı Islah evinin bünyesindeki hastaanede kontrole alınarak başka hastalarla karşılaşmayacak şekilde tedavi edilsin. Basmacı Lideri. ev"e bir hatıra plaketi konulsa çok anlamlı olur. Bu özetin başında ilk önce tarihi bir açıklama yapılmış. Alaşordacı. sırada Avezov'la ilgili üç sayfalık suçlama yer alıyor. 12. Sadvakasovların teklif ettiği platformu savunarak kolonizatörlüğe karşı mücadeleyi hedeflemiş. Yargı organları ne cevap verirler ne de yolu yordamı böyledir. görevi. statünün kanlı bir kelepçe olduğunundan bahsedilmemiş. suçlama özetinde bahsedilen hususların birazım aynen tekrarlıyor. ailesi. BSBİ bilig-5/Bahar '97 .32 BSB İdarenin yetkilileri ta başından. Ceza yasasının 58. 12. vekile bu söz hiç bir tesir etmemiş. Suçlama Fezlekesi M. Özel Vekil Popov. Yargı organları dilsiz. Milliyetçi.

Baş tarafına "Üçlü mahkemesi" ibaresi damga şeklinde basılarak kuşe kağıda özel dava evrağı hazırlanmış. Kazak SSR i BSB İdare bünyesinde tutuklu olarak kalmış. Listeye 20 adamın adı soyadı yazılmış. 12. "Islah evinin bünyesindeki revirde Kojamkulov Naşir. Üçlü dedikleri. 2370 numaralı dava ile ilgili Kazak Milliyetçilerinin Listesi olarak adlandırılan bir liste hazırlanmış. Bahsetmeden geçemeyeceğimiz çok önemli bir durumla karşı karşıyayız. tutuklandıkları günden itibaren hesaplanarak uygulansın. ikinci sütuna suçlunun adı soyadı. Üçlü yukarıdaki kararı bu amirin fermanını hiç değiştirmeden. Bu arada şu iki hususa dikkate çekmekte yarar var: 4 ciltlik suç davası dosyasındaki savcı. Akbaev Jakıp'ı hiç kimseyle karşılaştırmadan özel olarak tedavi etmemiz mümkün değildir. Toplam 32 kişinin içinden 20 adam seçilip Üçlü'nün mahkemesine hazırlanmaktadır. göndermediler mi. Muhtar Avezov 8 dosyası ile ilgili sanıklar Kasım 1930 tarihinden Avezov Muhtar. 10. avukat. Ermekov başlayarak toplama Azimhan. Bunu diğer bir ifadeyle "Islah evi" diye adlandırılmaktadır. Ukuyucuların hapishane şartlarım tam olarak anlamalarına yardımcı olmak için bu yazıya yer verelim. Bu durumda "Kazak milliyeçileri" suçlamasıyla tutuklanıp yargılanan insanların iki yıla yakın süren davalarım tek bir adam birer dakika içinde dışardan sonuçlandırmış görünüyor. OBKOM veya KRAYKOM sekreteri ve savcılıktan bir adam olmak üzere kurulan özel bir komisyondur. 8/X 30 yıl üzerinden hesaplandığında üç yıl gözetim altında tutulma cezasına çarptırılmıştır. Üçlü'nün mahkemesine sanıklar çıkarılmamış.33 Vekillerinin ifadelerine bakarsak o dönemde hapishanelerde tedavi merkezleri varmış. BSBİ'den bir kişi. üçüncü sütuna suçlama özeti denilmiş. Birinci sütuna sayısı. Bu komisyonun verdiği karar tekrar incelenmiyor ve bozulamuyor. bozmadan vermiş gibi. özel bölmelerde tedavi yürütmektedirler. 58. ceza yasasının kampına kapatılsın. Avezov'un eline aşağıdaki açıklama (hüküm fezlekesi) kopyesini vermişler: Tahliye Müzekkeresi Avezov Muhtara tebliğ edildi. " Bu yazıyı alan Latıpov. Bu dava dosyasının sonuna Islah evinin baş hekiminin yazdığı bir yazı konulmuş. statüsü 7. Siyasi tutukluların diğer hastalarla karşılaşıp konuşmalarını engellemek için özel olarak görevlendirilmiş doktorlar. VSS'nin Amiri Grinbavm bilig-5/Bahar '97 . "4 yıl" sürgün edilsin" diye yazarak en sonuna imza atmış. sadece soyadları belirtilmiş. yetkili vekili hiçbirisinin adı soyadı tam olarak yazılmamış. Liste dört sütundan oluşuyor. Acı bağırsak gibi uzatılan söz konusu listenin sonuna BSBİ III: bölümünün amiri Borisov ile BSBİ vekili adına Hvorostyan imza atmış. Kazakistan'daki BSBİ bünyesinde Üçlü'nün Toplantısı 20 Nisan 1932 NO: III / K Protokolden Kopye GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ KARAR VERİLDİ 2370 Numaralı dava 17. sorgulayıcı. Üçlü komisyonuna mahkeme üyeleri (hakim. hüküm gıyaben verilmiş ve kendilerine tebliğ edilmiş. İkinci husus hiçbir sanığa avukat tahsis edilmemiş. 11. Abılayhanov (Muhamedşin) Seydahmet yattığı için boş yer yok. Bu amir her ismin son sütununa kendi eliyle ve mürekkeple "5 yıl". 8 Mart 1932 tarihinde Almatı'daki savcı Stolbov'un adına. Dördüncü sütuna 'karar' denmiş ve bu sütun boş bırakılmış. işin bu yönünü bilmiyoruz. soruşturmacı. Moskova'daki BSB İdarenin müfettiş savcısı Katnyan'dan bir telgraf gelir. Bir amirin emriyle hazırlanmış gibi. tedaviye gönderdiler mi. İlginç olan böyle bir liste hiçbir yasaya uygun değil. Popov çiğer hastası Akbaev'in durumunu nasıl çözdüler. Telgrafın kısaca mazmunu şöyle: "Davayı neden böyle uzatıyorsunuz ? Üçlü'ye havele ediniz ". sırada Avezov'un adı soyadı yer alıyor. "3 yıl". yargıç) alınmıyor. Serbest bırakıldıktan sonra gözetim altında bulundurulsunlar. Ermekov ile Avezov maddlerine göre hakkındaki bu karar.

Harlamova T. yoldaşlar. duygulanın ve fikirlerini. Aynı zamanda üniversitede asistan olarak bilime yöneldi. takipten uzak başı rahat bir şekilde yaşamış ve Peygamber yaşına geldiği zaman ağır hastalık sebebiyle hayata gözlerini yummuştu. Ondan soma " Taşkent'teki Orta Asya Devlet Üniversitesi. Bir kısmı 1937 yılında tekrar tutuklanmışlar 'halk düşmanı' oldukları gerekçesiyle idam edilmişlerdi. Rüzgarın savurduğu toz zerreleri gibi yok olup gittiler. Avezov ise. uzun ve kısa hikayelerinin dergilerde ve de tek tek kitaplar halinde yayınlandığını söylüyor da. sadece ömrünün son sekiz yılında sorgudan. kısaca butun dava evraklarını açıkladık. Stalin' in Kazak yurduna ulaşan zulüm politikalarının ilk örneğinin tarihi böyle. Dosanova A. En sonunda Kazak Tarım Ürünleri Enstitüsünde öğretmen olarak göreve başlar. Şarkiyat Fakültesinde doktoraya başladım " diyor. Taşkente geldikten soma gece gündüz demeden yayıncılıkla meşgul oldu. Moskova'dan göçen Doğu Halklarının Ortak Yayınevi de buradaydı. 'alaşordacı'.. Aradaki birkaç yıldan bahsetmiyor. sorgulama protokolünü. Goloşçekin'e yazdığı dilekçeyi. 'karşı devrimci'. Günden güne halkının gözü kulağı olmaya başlayan yazara. akılları başlarından gitti. Bunun 20 binden fazlası idam edildi. 38. aydınlarının ileri gelenleri 1920' li yıllardan başlayarak Taşkent'te toplanmaya başlamıştı. Üçlü' nün kararı ne zaman bozuldu? Avezov la birlikte suçsuz ceza çekenler ne zaman kanun nazarında aklandılar ? Bu sorular mutlaka insanların kafalarına takılıyordur. Rusça'yı çok güzel kullanan yazar iş arayarak bir çok müessesenin eşiğini aşındırır. aydın ve seviyeli ortam hava gibi gerekli olmuştu. Sonra 3436. Üstun zekalı." İki yılı aşan ızdırap. sürgünden sürgüne dolaşıp. bilig-5/Bahar '97 . O dönemde Kazak tiyatrolarında yazdığı piyeslerin sahnelendiğini. takipten takibe. 193032 yıllan arasında ' milliyetçi. Abiljanov J. tutuklanma ile kanun nazarında aklanma arasında 26 yıl geçmiş. Kalanların pestili çıktı. Kazak SSRİ Yüksek Mahkemesinin suç davaları ile ilgili Mahkeme Heyeti 28 Şubat 1958 yılı çıkardığı 22/ 0154 numaralı kararıyla Avezov' la birlikte cezalandırılan 20 kişiyi akladı. 4245 yıllarında felaket kara bulut gibi çöküp. bazı insanların ömrünün tamamıdır. Başka bir ifadeyle Taşkent. can endişesi ve somaki 26 yıla uzayan ümitsiz bekleyiş iki satır sözle sonuca ulaştı. gölge gibi peşinden ayrılmaz. Üçlü' nün kararını. Avezov kendi elleriyle yazdığı otobiyografisinde 1923 yılı Leningrad Devlet Üniversitesinin Filoloji Bölümüne girip 1928 yılında bitirdiğini belirtiyor..D.İ.34 Vekil Siluvkov 7 Mayıs 1932 M. eziyet.'burjuva' suçlamaları uzun yıllar boyu. 37. o dönemde Müslüman halkların başkenti durumundaydı. "Jas Kayrat" gibi yayınlar çıkıyordu. Bu kararda şöyle yazıyor: 20 Nisan 1932 tarihinde " Kazak Milliyetçileri " suçlamasıyla yargılanan 20 kişinin davasını yeniden inceleyerek aşağıdaki kararı aldık: O insanların faaliyetlerinde suç unsuru bulunmadığından Üçlü' nün vermiş olduğu hüküm ortadan kalksın. Kalemine güvenen Avezov.. çok hassas konularda makaleler yazdı. O fırtınada 100 binden fazla Kazak'ın başına zincir vuruldu. Kaderin cilvesi işte bu. Öyle olmakla birlikte 'milliyetçi'. "Abay külliyatının redaktörü oldum.O. Dikkat etmişsinizdir. Öyle anlaşılıyor ki Avezov. alaşordacı ' suçlamalarıyla Almatı hapishanesinde yaşadıklarını bilerek unutulmaya terk etmiş.. Kazak alimlerinin. Karara imza atanlar. Hapisten çıktıktan soma dört ay kadar iş bulamayarak sendeleyip dolaşır. yetenekli. kelepçe gibi sıkarak geri geldi. Aklanma karan çıkana kadar o insanların bir çoğunun ömrü sona ermişti. İdeallerine sıkı sıkı sarılan Avezov. "Kedey Aynası". Leningrad Üniversitesini üstün başarıyla tamamlayan Avezov'un Taşkent'e gelmesinin esas sebebi sadece doktora eğitimine başlamak değildi. Avezov bu kararla özgürlüğüne kavuşur. Yirmi altı yıl demek. bir çok tiyatro eseriyle iki üç kitabın yazarı. iddia özetini. Çünkü burada " Şolpon " dergisi. birden atlayarak. mesajlarını bu aydınlar arasında halkına daha rahat ulaştırabileceğini düşünüyordu.. bir çok insanın yarı ömrü. Önceki bölümlerde yazarın zindandaki ifadelerini. Onun biyografisini yazdım" diyor.

Ne olduğunu tam olarak anlayamamıştım. ' Gelişecek ülkenin çocukları birbirine yiğit der' sözüyle başlayan bu mektup halen yazar arşivinde saklanmaktadır. Selamı ulaştırdım. "O donemde Valentina Nikolaevna. 0 tufan 30. kırgından nasıl kurtulacağının yollarım araştırmaya başlamıştı. Gavrilov idi. Muhtar Avezov. Bir gün. daha sonra ünlü bir doktor olan Orazbaev Kabış mektup getirdi. Arabist ve Müsteşrik Profesör M. Stalin' in kanlı. titreten. izini kaybettim. iki yılda bitirir. acıktıran azap ömrüm boyunca bana yeter. Avezov ile Bavırjan Momışulı arasındaki ilişki sadece çok açık olan bir gerçeği gösteriyor1944 yılının Eylül' ünde. davalarının nasıl görüldüğü açık olarak yazılmıştı. Kalemi güçlü yazar. Esmağambet Smayılov'un 'Abay' romanı hakkında yazmış olduğu değerlendirmesini müdafaa ettiğini biliyoruz. sf. ondan olan kızı Layla vardı. "Avezov'un Asistanlık Döneminden Belgeler" isimli makalesinde (Kazakistan Muğalim Gazeti." diyerek Margulan gerçeği yazıyor. yılın başında Müslüman cumhuriyetlere şiddetli dalgalar şeklinde yönelmişti. Ey yiğit savaşa katılmadıysam da azabı kimseden daha az çekmedim. Bavırjan' ın naklettiği hatırat aşağıdaki gibidir. Çok geçmeden Orta Asya Terminoloji Komitesi kuruldu. Avezov'un Orta Asya Devlet Üniversitesinde asistan olduğu dönemle ilgili bilgileri. Tursm Jurtbaev' in " Besigindi Ayala " (Juldız dergisi No: 1988) isimli romanında Muğalima' nın kısa bir hatırası yer alıyor: " Babamdan bir gece yarısı ayrıldıktan sonra. Doktora eğitimime devam ettim. Avezov'un orta seviyeli üreticilerin mallarının ellerinden alınmasına karşı yazdığı makale herkesin dilindeydi. yöneltilen suçlamaların bilig-5/Bahar '97 . O eserde Alkey Margulan şöyle diyor: " Taşkent' te kalan Muğalima'yı Almatı' ya gönderdikten soma ben de Leningrad'a döndüm. yeteneğine hayran olan danışmanının " Avezov' un doktorada üç yıl okumasının gereği yok.) Leningrad'a gelen Valentina Nikolaevna'ın durumu böyleydi. 10.. "Doktora öğrencileri Avezov ile Kemengerov ve asistan Koşkınbaev' in Üniversitemizle ilişkileri tutuklandıkları tarihten itibaren kesilsin. Kendisi ve Layla sağ mı? Duyguları nasıl? Benden ümidini kesti mi? Bu soruların cevaplarım araştırıp öğren.F. 30' lu yılların başında Kazak entelektüellerine ne tür suçlamaların yöneltildiği. F. Bütün zenginliğini. No: 7 .. ilmi sekreterliğine ise Avezov atandı. halkın kaymak tabakasını bir daha süpürüp halkı mankurt halde bırakmaktı. O dönemde devletleştirme politikası uygulanıyordu. alim Mirzahmetov Mekemtes. İşte böyle zor bir donemde 33 yaşındaki Avezov' u tutuklayıp hapse attılar.Taşkent'te tutuklandığı zaman ailesinden yanında ilk eşi Rayhan' dan kalan kızı Muğalima.35 Akademik danışmanı dönemin büyük alimi. gazeteci Ziyabek Rüstemov'un adı edebiyatçılar tarafından iyi bilinir. Avezov'un tutuklanmasıyla ilgili olarak Üniversitede yer alan tek belgenin kopyası aşağıdadır. Otuzlu yılların başında Avezov'un alevler gibi yükselip gelen yayınları. yok edici zulmü. Tanınmış şair. Bütün öğrenmek istediği: Valentina nerede." diyor. Muhtardanmış. 14 Kasım 1977) ayrıntılarıyla vermiştir. 31 yaşındaki yazarın zekasına. Almatı hapishanesindeki korkutan. halkının açlıktan. elindeki azıcık malım yitirip talan olan çiftçiler ve köylüler açlık tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştı. yayınevinde mi. Bunun esas amacı Kazakistan ve Orta Asya'daki aydın kitleyi. Bavırjan. "İşte o Rüstemov'un 1930 yılının sonunda 'Kasımordacıların Tamırına Balta :abayık' isimli kitabı çıktı. 1930 Gerekçesi: Orta Asya Devlet Üniversitesi Pedagoji Fakültesi Dekanı Segal' ın dilekçesi." diyerek özel bir karar çıkardığı bilinmektedir. 1 15. O kitapta. sonraki eşi Valentina Nikolaevna. Zor günlerde aile içinde bir bağlantı olmuştum. beni Danyal İskakov'un eşi Mukarama' ya bırakarak Valentina Nikolaevna. Üç dört yılda bir tekrar güç alıp ömür denizini alabora edip durmuştu. gazetede mi. tabiri uygun olursa okyanus dibinden yanardağ çıkaran tayfun gibi gürlemişti.1988. (Juldız." 01. muhabir olarak çalışıyordu. Taşkent'te çıkan 'Kedey Aynası' gazetesinin redaktörü idi. Vatandaşlara atılan iftiraların. Komitenin başkanlığına M. Layla'yı alıp Leningrad' a gitti. Gavrilov. 'Birlikte oturduğumuz bir gün Avezov. 'Sosyalistik Kazakistan' gazetesinin yönetimine yazdığı açık mektupta. üzerine su serpilmiş gibi kesildi.

arkamızdan önümüz yakın. onları dilenciliğe yönelttik. Uygulanan bu politikadan bir milyon kadar orta halli aile olumsuz etkilenmiş. Orta halli aileleri ağa olarak bilig-5/Bahar '97 . diğer kopyalarını Kazakça ve Rusça hazırlayarak 'Kazakistanskaya Pravda' ile 'Sosyalistik Kazakistan' gazetelerine gönderir. "İlk olarak. malsız yoksulları dilenci durumuna düşürüp kırdı. Kendisine verilen bu aklı dikkate alan Avezov. T. Kolhozların yapılanması sırasında ortaya konan büyük ve önemli hizmetlere de ilk zamanlar güvensizlikle yaklaşıp karşı çıktım. Jurtbaeb' in 'Besigindi Ayala' adlı romanında da tam olarak yer almıştı. Bundan sonra kendi tezeğimizi kendimiz deşip ne yapalım. Bu canavarın pençesinden kurtulacağımız şüpheli. Malları ellerinden alınan Kazak aileler. Solhoz. oba geleneğine göre yeni dönemin şartlarına uyum sağlarlar. Zindanın heybeti büyük. 'Zenginler ile boy beylerinin refüze edilmelerinin gereğini ve gerekçesini samimi olarak kabul etmedim. Almatı hapishanesindeki zor günleriyle ilgili hatıralarını sırdaş dostu Kayım Muhamed Janov' anlatmış. 'Ben anlatayım sen dinle. sayısında yayınlanmıştı. büyük nehirlerin boylarında yaşamakta olan yerleşik halkın yanma göç etmeye başladılar. Avezov' un başını kurtaran üç husus. Yer yüzünün akıllı insanları kendi ülkesinin halkını nasıl etsek de kalkındırsak. boşluğa düşüp mekanlarından uzaklaşarak ne tür bir işle uğraşacaklarım bilmez bir halde göçe başladılar. açık mektup yazmaya başlar. Semey. Mektubu buraya almamakla birlikte onun içinden Avezov' un canını kurtarmasına sebep olan üç konuya değinmek istiyoruz. Onlar asırlardan beri kalıplaşan otlak paylaşımına. yoksulluğun en alt sınırına düşerek açlıkla yüz yüze kalmıştı. aradan altmış yıl geçtikten sonra. Torğay. geçmişimi inkar ediyorum' diyerek hükümet temsilcilerine açık mektup yaz. Bu mektubu önce Kaz APP' nin başkanına. Her şeyi abartarak meseleyi oldu bittiğe getirmek amacıyla oluşturulan suni rüzgar ortalığı karıştırmıştı. 'Muhtar. Az zaman içinde cehennemin kıl köprüsünden geçmiş gibi olduk. Bizler ömrümüzün sonuna yaklaştık. tasarrufunu elinden alarak. yeniden yapılanma döneminde ancak bu günkü nesil tarafından anlaşılabilmektedir. Kazak ailelerin yerleri miras yoluyla eskiden beri paylaşılıp belirlenmiştir. Bu kadar önemli olan bu faaliyetler nelerdi ? 1926 yılının başında. Avezov çok önceden tahmin etmişti. seçkin vatandaşı verdiği bu akılla Avezov' un kurtulmasına sebep olmuştu. 'Ne yaparsanız yapın.. Tok gözlü milletin. Merkezi Rusya' da ağaları tamamen yok etmek gerekir' şeklinde bir karar çıkarılmıştı. Akmola eyaletlerinin yoksulları. ' Hata ettim. "İşte bu acı sonu M. Sorgulamadan geldikten soma yaşlı yardımsever bir kişinin gizlice söyledikleri bu gün hala gözlerimin önünde. gerçekleri bilen insanlar gerekir. ' Avezoğlu Muhtarın mektubu' adını verdiği bu mektup. O mektubu tekrar yayınlamayı uygun görmedik.' diyor yazar. söz konusu gazetelerin 10 Temmuz 1932 tarihli sayılarında yayınlanır. Bazı yazarların birbirlerine 'Başka ülkeye kaç' diye akıl verdiklerine nasıl inanırsınız ? 'Devrimci ideolojiye karşı' ifadesine her sayfada rastlıyoruz. halkı nasıl etsek de yoksullaştırsak diye gayret göstermeleri anlaşılmaz diyerek sıkıntıları yazdı. Suçlu bulunan Avezov' u namlunun ucundan kurtaran bu mektubun tam nüshası 'Juldız' dergisinin 1988 yılındaki 7. bu yüzle gidecek insanlarız' diyerek akıl verdi' demişti. gelişmeye çalıştıkça biz. azabı ağır. Arka' nın şiddetli soğuk kışı.36 iğrençliği insanı tiksindiriyor. Bizim gönüllüler de ağası olmayan Kazak köylerine gelip 'Beş keçisi olan Kazak' ı ağa olarak yazın'. Kalp gözüyle gören akıllı insan olacakları hisleriyle önceden bilmişti. Oysa bizim yöneticilerimizin herkesin malım mülkünü.. köyünüzden ağa çıkarın' diyerek sopanın ucunu gösteriyorlardı.' diye makale yazıp yol göstermesinde düşünen insanlar için büyük ibret vardı. sonraki dönemde tarihi. ' Göçebe Kazak aileleri hiçbir şekilde yerleşik hayata geçmeye zorlamanın gereği yok. ne yapsak da zenginleştirsek diye çabalıyor. önce zenginlerin somasında ise on beş hayvan besleyip geçimlerini sağlayan orta halli ailelerin mallarının ellerinden alınması politikası uygulandı. Zaman kıskacında muzdarip olan Avezov'un 'ağzı yanan üfleyerek yer' misali gönlü kabardığı zaman seyrek de olsa sırlarını paylaştığı görülüyor. Bu yüzle geldik. Halk zenginleşmeye.

'Şolpan' dergisinde çok önce yazdığı bir makaledeki fikirleri için 'Onlar gelişme yolunda zararlı fikirler idi' dediği ifadedir. Avrupa edebiyatıyla yakından ilgilenen Aymayıtov'un ustalığı. Abay romantizmi konularım tanımlayıp açıklayarak bu edebi akımların Kazak edebiyatına giriş aşamalarını teferruatıyla izah ediyor. 'Şolpan' dergisinde yayınlanan o makalenin özelliği neydi ? O makaledeki bozguncu fikirler nelerdi? Avezov'un başına bela olan bu hacimli makale ' Kazak Edebiyatının 'Şimdiki Devri' adını taşıyordu. ameleden başkan seçin' diyerek işe giriştiler. bunların Kazak toprağına. öylesine karışık. bilig-5/Bahar '97 . ve 3. Jusıppek Aymayıtov'un eserlerindeki psikoloji inceleniyor ve kahramanların tahlilleri yapılıyor. cildine alınacakken yayınevi redaktörünün ileri görüşlülüğü yüzünden çıkarılmıştı. ve 5. Puşkin şiirleriyle aynı ayarda değerlendiriliyordu. Onu 'zengin yanlısı' . Başka bir zaman. 'Şolpan' dergisinin 1922 yılındaki 2. "İşte. ' Edebi hizmetim gençlerin gönlündeki milliyetçilik ateşini hafifletip azaltmadı. Sonra Ahmet Baytursmov'un eserlerindeki edebi değer üzerinde duruyor. Abay realizmi. 1923 yılındaki 4. saylarında. uysal halkın üstüne kamçı sallayarak "içlerinden ne yapıp edip amele bulun. Bayron. aksine onu iyice güçlendirmeye başladı' diye yazdı. okuyucularıyla buluş turulmayan makalenin sırrı neydi? Makaleyi 'Şolpan' dergisinden bularak okuduk. Merkezi Rusya'da 'Kemikleri derilerinden çıkan amele köylüleri yükseltiniz' şeklinde bir karar alınmıştı. Yukarıda isimleri geçen bir çok yazar. Nasıl etsem de bu övünç verici iftiradan kurtulsam diye bunalan Avezov. Geniş makale önce Abay'ın şiirlerini tahlil etmekle başlıyor. Fikirlerini makaleler halinde sureli yayınlarda yayınlamıştı. yerli halkın etnolojik özelliğine.37 gösterip ellerindeki bütün malı alarak sürgün etmek insafsızca verilen bir cezadır. Onlara ayrı ev yapın. 'Alkanın programım yenilikçi bir edebiyat programı olarak kabul etmem de doğru değildi. saylarında yayınlanmıştı. Bu hareketinin yazarın başına kara bulut gibi çöküp. Kazak adet ve geleneklerinin unutulmasını önlemekti. Bu karar üzerine bizim gönüllüler. çok önceden tahmin etmişti. zaman kaybına tahammülü olmayan önemli bir meseleydi. onların halk tarafından pek dikkat edilmeyen sanat değerleri üzerinde tahliller yapan planlı. Çin ve Rusya gibi iki büyük ülkenin arasında yaşayan az sayıdaki Kazak' in kendi etnik yapısını. 'alaşordanın fikirlerini edebiyat sahasında uygulamaya koyan kişi' olarak gösterdiği malumdur. 'Alka' nın öncelikli maksadı. geleneklerini ve kültürünü koruması. Kazak milletine uygun olan tecrübelerinden yararlanılmasını teklif ettiler. dünya üzerindeki mücadeleci teşkilatların sadece iyi yönlerini alıp. Mağjan Jumabaev' in şiirlerindeki romantizm. resmetme tarzındaki yenilikler üzerinde derinliğine duruluyordu. Avezov'un 20 ciltlik külliyatının 15. O dönemde cahil. Açık mektupta üzerinde durulması gereken ikinci önemli husus. yemek yiyip ayak uzatmaktan başka bir şey bilmeyen amele başkanların çıktığını babalarımız türkü yakıp söylerlerdi. Bu makaleyi bu gün tekrar bastıracak olsak. Başka bir ifadeyle 'yenilikçi istikametteki edebi grup' olarak isimlendirilebilir. Bu şekilde 70 yıldan beri gizlenen. değişikliklerin ve devrimlerin çok sık yaşandığı bir dönemde.' diye yazıyor Avezov O halde 'Alka' nedir ? 'Alka' 20' li yıllarda genç edebiyatçıların bir araya gelerek oluşturdukları bir gruptur. onları diğerlerinden ayırarak köyün dışına çıkarın. Ülkeyi karıştırmakta olan devrimci ideolojilerin. baş deyince kulağım gösteren. O dönemdeki Kazak Edebiyatının önemli örnekleri üzerinde duran. Açık mektuptaki üçüncü husus 'Alka' ile ilgili. 'Ey Pirim ey! Milletini seven milliyetçilikle suçlanır mıymış' diye söyleyen de aynı Avezov' dur. fikirleri ve yapısıyla çok değerli bir makale. Mağjan' in o dönemde 'çırılçıplak yandım sevdim' diye dilden dile dolaşan aşk şiirlerinin eski Kazak şiirlerinin mazmununun zenginleştirilmiş örnekleri olduğu söyleniyordu. yüksek eğitim kurumlarının edebiyat bölümü öğrencileri için çok yararlı bir kaynak olacağı şüphesizdir. birbirleriyle sıkı ilişkiler kurmuşlardı. tabii yapısına dikkat etmeyerek gözü kapalı gerçekleştirilen işlerin ardı arkası kesilmeyen ızdıraplara neden olacağını büyük yazar.

. Bahçede dolaşan sevgili Muhtar.S. geçmişteki 'milliyetçi' suçlaması ve iki yıla yakın karanlık zindanda yatmış olması. O sohbetlerden birinde Ahmet Ağabey. Adı soyadı Ahmet Kartaşov. Enstitün' nün 14 Eylül 1932 tarihli ve 79 numaralı M.38 Bu günkü yeniden yapılanma döneminin bayraklaşan sloganı. diyen bir çok kişinin saklanıp uzaklaştığını biz buradan anladık. O Ahmet anlatıyor: 'Ellili yılların başı olacak. Stalin bizi sevmiyor. Bunlarla birlikte. 'Endik Kebek'te ve 'Baybişe Tokal' daki kadın tiplemelerini canlandırdığım anlatarak 'Muhtar hapiste yatarken arkasından gidemedim. ancak 1958 yılında ortadan kalkmıştır.n. Yazarın ailesini bağrına basıp işlerine göz kulak olan arif bir ihtiyar var. Avezov 1 Eylül 1932 tarihi itibaren Kazak ve Rus Dili bölümünün doçenti olarak işe kabul edildi şeklindeki kararını biliyoruz.) 'Şeşen Karinin Dostığı' isimli hikayesi yayınlandı. Söz konusu açık mektupta.' diyerek içindeki üzüntünün ve pişmanlığın beynini kemirdiğini anlatmıştı. Bu makalenin yazarı (D. ç. 1967 ) isimli hatıratı yayılandı. Bir ev kiralar. hiç kimseye söyleme. giyim kuşam getirip duran Ahmetbek Şiykibaev veya Ahmetbek Beysembaev' in isminden iltifatla bahsediliyor. Bu gün yaşı doksandan aşmış durumda. bir müddet sessizlikten sonra Kazak Tarım Ürünleri Enstitüsünde öğretmen olarak işe başladı.arkamdan gelerek kolunu omzuma attı ve sessizce konuştu. alaşordaci' suçlamalarıyla yargılayıp canından bezdirmelerinin esas dayanağı bu gerçektir. gelecek nesillerle yüzleşebilmek amacıyla ömrünü amaçların amacı (en büyük maksat) olarak değerlendirmesidir. bilig-5/Bahar '97 .D. bir kurt gibi içini kemirir.R. Bu kitabın yazarının konuştuğu kişilerden biridir. Bu şekilde gazeteler vasıtasıyla kendi kendisini suçlayarak. Stalin nas ne lubit. Bu bölümde yine bir hatıraya yer verelim. . Avezov' u 1937 yılında yeniden tutuklanarak 'halk düşmanı' olmaktan kurtarmıştı.) o dönemde fırsat buldukça Ahmet Ağabeyle defalarca sohbet etmişti. 'Bala Muhtar' (Yazar. insanın başına bela geldiği zaman dostuz.. Sıkıntıya düştüğü zaman yazara yardım eden kişi Şokaev Ahmet' ti. Yazarın akrabası Avezov Ahmet. Nihayet S. 'İzder' adındaki denemesini yazar. Bu ihtiyar ile Avezov' un dostluğu hakkında bu incelemeyi yapan yazarın (D.(Ahmet. yardım edememişti. her şeyi kabullenmesi. Bu bölümde T. yazarlarının 1. Avezov'un çok sıkıntılı ve bunaltıcı bir dönemde küçük hedefini büyük hedefi uğruna gözden çıkarması. her milletin kendi geleceğini kendisinin hazırlama hakkına sahip olmasının gerekliliği değil mi ? "İşte. n.D.S. Jurtbaev' in 'Besigindi Ayala' romanındaki bir isim üzerinde özellikle duralım. Söz konusu mektubu yazarak 'geçmişte yaptıklarını karalamasaydı' bu gün bizler için 'Abay Joli' romanı yazılmamış olacaktı. Gelecek nesillerin ve yapacağı büyük hizmetlerin hatırına o açık mektubu yazan Avezov' u henüz yeni yeni tanıyoruz. Avezov Ahmet ömrü boyunca Sarıağaç şehrinde yaşadı. Savaşa katılışımla ilgili belgelerimden bazı insanlar şüphe ettikleri için gazi aylığımı alamıyor. ' Karaş Karaş Olay' na malzemeler toplayıp çok geçmeden yazmaya başlar. 1978 yılında vefat etti.) Büyük yetenek. 1930 yılının başında Avezov' u 'milliyetçi. Almati hapishanelerinde yattığı zaman arkasından ağlayıp kalan Muğalima' ya göz kulak olup hapishaneye yiyecek içecek.Ahmet. Bunun delili o dönemde kitabın yazarına o Ahmet' in anlattığı hatıralardır. hatıra kırıntılarına dikkat edilmesi gereken çok önemli bir nokta var. akrabayız. Hapisten çıkan Muhtar. . ünlü kalem erbabının bu ifadesi hayatı boyunca canını sıkan en önemli sırrıydı sanki. Avezov Taşkent. 1930 yılında Avezov' u zindana kapatan mahkeme kararı. kaderime isyan ediyordum. ç. Böyle yapmayan nice gençlerin altın başlarım kurban ettiklerini biliyoruz. Demek ki Avezov. toplantısına delege olarak seçilmediği halde sadece konuk olarak katılmaya mecbur olur. ileri görüşlüdür. Leningrad' daki eşine ve kızına mektup yazarak geçmişteki dargınlığının hepsini unutup onları çağırır ve güz mevsiminde Almati tren istasyonunda karşılar. Bu. nikamu ne skaji.

39 MUHTAR AVEZOV YILINDA DÜŞÜNCELER Prof. burokrasi şuuru benimsetti. bu durumdan dolayı. Enstütü ilmi heyetinin karan olmasına rağmen. Yazar. hayatını halkıyla birlikte dar geçitlerden geçerek. edebiyat eleştirilerinde birbirine zıt ve ikili fikirler oluştura geldi. huzurumuza tarih görev olarak çıkmaktadır. milli zihniyetin damarını kesip halkın tarihi hafızasına el koyup. tarihin tekrarlanılmaz sosyal. tekrarlanılamaza aslı olan edebi eserleri yeni zaman ruhunda ve ilmi esasla değerlendirme meselesi. yazarın estetik dünyasını derinden araştırmak meselesi. böyle kaderi çetin siyasi sosyal durumda. uyanık okuyucuya malumdur. Yesevi Ü. Bu dönemde yaşayan yazar kaleminden doğup. yünü yolunan tavuk gibi basıldığı. değerlendirmede geniş çaplı. parti ilkeleri. Kazakistan Halkları Tarihi ve Etnofılolojisi Arş. halkımızın geçmişi ve bugününün temeli manevi alemindeki tekrarlanılmaz muhteşem estetik dünyası da yeni bir açıdan değerlendirilmelidir. bütün eserleri tıraşlayıp. hiçbir yetenek sahiplerine belirlenen çemberleri açmasına izin vermedi. Hatta. Bunlar yazarın altı ciltlik ve on iki cilt eserler toplamına girmedi. Mekemtaş MIRZAHMET H. Ens. gelecek nesil şuuruna ulaşmadan "aktandaktara" veya "yarı aktandaktara" dönüştü. Dr. yazar eserlerini yeniden tanıyıp. Milli manevi hazinemize dönüşen. sansür müdahele ederek. Zaman talebi seviyesinde bulunabilmek. elli ciltten oluşacak eserlerinin basılması medeni ve manevi hazinemizin zenginleşmesinde kaynak olacaktır. siyasi sarsıntıları ile totaliter sistemin adaletsiz baskısında geçirdi. Muhtar Avezov'un edebi eserlerinin tamamının akademik baskısını hazırlayabilirsek. bugünkü zaman talebi açısından değerlendirme görevini ileri sürmektedir. Mükemmel eserleri ve temel çalışmaları da çağdaşlarının göz önünde. eserlerinin tamamı diyebileceğimiz yirmi ciltlik toplama da sansür tarafından caiz görünenleri ilave edildi. geçmişim umursamayan. Mdr. bilig-5/Bahar '97 . çok yönlü araştırmalar ve ilmi teorik incelemeler yapılmasını gerektirmektedir. A. Kazak Türkçesinden aktaran: Banu MUHYAEVA XX. İlginç kaderli Muhtar Avezov eserleri. Kamuoyu ve edebiyata tayin edilen talepler. yüzyıl edebiyatının büyük klasiği Muhtar Avezov'un ilim ve sanat yolunu tanımak. Çünkü toplum zihniyetindeki değişimler ve Milli bağımsızlık bayrağı altında gelişmekte olan tanım ve yeni görüşler çerçevesinde büyük yazarın engin edebi mirası. İşte.

onun ilmi teorik seviyesine göre araştırılacaktır. kronolojik bir düzene sokulmamıştır. karışık haldedir. kronolojik bakımından bilig-5/Bahar '97 . Fakat. Zamana göre yanlış yaptıklarımız da yok değildir. Avezov Edebi Anıtlar Müzesi görevlileri ilmi esasa dayalı elli cilt akademik eserlerinin tamamının baskıya hazırlama çalışmalarım başlattılar. tür. Avezov hakkında yazılan çalışmaların Kazak diliyle sınırlanmadan. karışık. Muhtar tanıtımı alanını oluşturmada öncülük gösteren edebiyatçı alimlerin katkısı ağırlıklıdır. Muhtar tanıtımı aracılığıyla. Bu yılda gerçekleştirilecek amaçlarımızdan biri de yazarın elli cilt oluşturacak eserlerinin tamamım hazırlamaktır. İkinci olarak. Kenjebayev. Çünkü yazarın arşivindeki belgeler. Muhtar Avezov'un 100. özellikle Abay tanıtımı alanında göründü. önce arşiv belgelerini tür. B. Kazak edebiyatı tarihinde Abay tanıtımı alanının temelini oluşturan eserlerdir. Bu sebepten yazar mirası konusunda derin incelemeler genç kuşak huzuruna tarihi görev olarak sunulmaktadır. Bilgin alim. Bizi. bu baskılarda metin tenkitleri yeterli seviyede yapılmamıştır. yazarın on iki cilt eserlerinin toplamı. UNESCO'nunn belirlediği. başka halkların dillerinde de yazılıp. Şimdiki ve önümüzdeki dönemlerde Abay tanıtımı alanında gündeme gelir. Yazar eserlerinin tanıtımında. ilmi tecrübe de azdır. hatta bazı yerleri değiştirildiği gizli bir sır değildir. Hatta bazı eserler basım kurulu tarafından " dikkat etmek " için veya sansürün yersiz müdahalesinden bazı yerleri kısaltılıp. klasik yazar Muhtar Avezov'un edebi eserlerini her yönüyle tanımak. derinden benimsemede sahayla ilgili elde ettiğimiz başarılar vardır. fikirlerimiz bugünkü seviyesinde kalmadan. eses problemlerinin hepsi de. Muhtar Avezov'un ilmi sanat yolundaki yıldızının parladığı iki zirvesinin ikisi de Abay eserleri ile doğrudan ilgilidir. Kazak edebiyatı tarihinde önce bunun gibi sorumluluğu büyük. Çünkü kalıplı sosyoloji görüşün Kazak edebiyatı üzerine çok durup fazla zarar vediği. düğümleri çok. metin problemlerinin doğru çözülmesi için bir siteme dayalı ilkeyi tutunup bir kalıba sokmak ihtiyaç duyulan talep olarak gündeme gelmektedir. Fakat bu zor. Buna üstelik 1930 1940'lı yıllar. önceki baskılanyla mukayeseli verilecektir. Bu durumları dikkate alarak yazarın elli ciltten oluşan eserini baskıya hazırlamada imlâ. elli cilde giren eserler. A. dünya edebiyatında tekrarı olmayan ayrıca bir olaydır. sonra orta ve genç kuşak Muhtar tanıtımının çeşitli karışık ve önemli meselelrini derinden araştırarak. Sanattaki başarısı ve ulaştığı zirvesi "Abay jolu" epik romanıdır. Büyük şair Abay eserlerinin ilmi araştırmaları ile ve incelemelerden kaynaklanan Abay hakkındaki sanat eseri arasındaki bütünlük. Tejibayev ve başkalarıdır. onun hangi yönü incelenecek sorlarının cevabı da. Onlar konu. Gabit Müsrepov. M. Muhtar tanıtımı alanının karşılıklı ve zor meselelerini ilk eleştiricileri ve teffekürleri ve önemli ilmi araştırmalar yapanlarda ağa nesil temsilcileri Saken Seyffulin. Sabit Mukanov. Yıl dönümü münasebetiyle 1997 yılı Avezov yılı olarak adlandırıldı. Bu grubu yeniden araştırma işine katılmaya başlayan gençler akımı devam etmektedir. ağa nesil geleneğini yakışır bir biçimde devam ettirdi. geniş çalışma yapılmamıştı.40 Muhtar Avezov'un hayatı ve ilmi. Yazarın ilk akademik baskısını kaliteli bir şekilde baskıya hazırlamak için. konu. ulaştığı zirvesi. büyük ilmi araştırmalar yapan kalem sahiplerinin genel sayısı bini aşmaktadır. M. yani on yıl içerisinde Rusça'ya geçme dönemlerinde hızlı değişimlerden dolayı imlanın bir kalıpta olmamsı bu dönemlerde yayınlanan eserlerinde çok metin ve imlâ değişiklikleri görülmektedir. özellikle yazarın 90. Gelecekte Muhtar tanıtımı alanındaki ilmi araştırmalarda elde edilen başarılarımız. fikirler düzensiz sistemleştirilmeyen. İlmi sahasındaki önemli başarısı. sanat eserleri hakkında eline kalem alıp fikir söyleyen. Yıl dönümü münasebetiyle yayınlanmış 20 cilt eserler toplamı yönlendirecektir. Bu neslin oluşturduğu geleneği. yayınlanması. Karatayev. zaman taleplerine göre Muhtar tanıtımının hangi esas problemlerin araştırma objesi olacak. deve kaldıramaz sorumlu bir çalışmadır. Buradan birkaç zorluklar çıkabilir. eserinin zirvesi " Abay jolu " epik romanında aranacaktır. yazar eserlerinin bütün insaniyete ortak manevi hazine kaynağı olduğunu göstermektedir. M. değerlendirmesinde ve yayınlanmasında ciddi araştırmalar yapıp.

çözülmesi çok zordur. opera librettosu.41 tasnif etmek gerekir. çok değerli bilgi kaynaklarını kaybedebiliriz. Moskova'da. Abay tanıtımının ilmi temelini oluşturan M. el yazıları. Avezov'un yaptığı ilmi. Bu iş acilen yapılmalıdır. Bunlar yazarın yaşadığı türlü siyasi. bazen sadece kendisi anlayabilecek şekilde yazılmasından dolayo. Redakte edilen ve onların arşivde bulunan birkaç nüshaları vardır. Fakat bugüne kadar değinilmemiş. onu gözleri ile gören arkadaşlarının hatıralarının ayrıca yeri vardır. Şimdi M. konuşmaları. aynı kaderi paylaşan insanlar hatırası bizim için bir malum bilgi tabakalarının açıklığa kavuşmasının kaynağı görevim yapacaktır. Örnek olarak şunları söyleyebiliriz. yani ilim ve sanat bakımından yapıldı. konu. Bunlar redakte edilip düzeltilen nüshalara veya dönemin siyasi sosyal durumuna göre kısaltılıp. onlara ilmi açıklamalar yazılmalıdır. Muhtarın hayatı boyunca yazdığı mektupları ve yazara yazılan mektuplardan oluşan epistolyar tür. Sank Petersburg'da. tezleri çeştitli fikirleri. Sadece bilgin alimin Abay tanıtımı alanındaki daha yayınlanmayan arşiv belgeleri 30 bskı kalıbım aşacağı biliniyor. Almatı'da edebi ortamı olduğunu kimse şüphe etmese gerek. sosyal hayatıyla ilgili çok değerli. bununla birlikte yazar labaratuvarının tabiatının açıklanmasını sağlayacaktır. film senaryoları ve onların birkaç defa Kazakça. Onların yanlışsız. "Abay Jolu" epik romanını yazdığı sırada birkaç defa değiştirilmişti. Büyük şair mirasım derin inceleyip. haşiyaları. Bu zorluklara katlanıp M. Yaşayan arşiv sahipleri hafızasındaki bilgileri kağıda geçirmezsek. acele veya kısaltarak. Çünkü yazar çağdaşları ve sırdaş. bildirileri. araştırılmayan sahadır. Çünkü gözü alışmış adam olmazsa. Gelecekte onların birkaç cilt olarak yayınlanması ve onlardaki kaynakların her yönüyle incelenmesi gerekir. Abay'la ilgili çalışmalardan oluşan 15 cilti baskıya hazırlama ön çalışmayı gerektiriyor. kronolojik yönden tasnif edilip. Bilgin alim bütün şuurlu hayatı ve ilmi sanat yolundaki gelişmesinin esas teli. Yazar mirasım araştırmada bekletilmez. Yukarıda adı geçen çeşitli bilgiler kaynaklarının çoğu Arapça. Avezov eliyle yazılan Abay eserleri ile ilgili bilgiler ve sanat eserleri kaynaklarının toplanıp. büyük şair Abay etrafında yoğunlaşmaktadır. Latincedir. Taşkent'te. ilmi ve sanat yolunu derin incelemede çağdaşlarının. Muhtar Avezov' un el yazısının. Orunbor'da. Bunlardan seçmeler Rusça ve Kazakça olarak iki defa yayınlandı. Ortak Abay tanıtımı tarihinde büyük düşünür. " Abay " tiyatrosu. Buna epik romanı yazdığı sırada ayrıca halk ağzından topladığı Abay' ın hayatı ve şairliği. bazı insanlara ve resmi kurumlara yazılan mektuplardan ibarettir. Abay hakkında 15 cilt oluşturacaktır. bilig-5/Bahar '97 . Araştırıcılar için de bilgi kaynağıdır. Bilgin yazarın kaderleri her türlü tarihi şahıslarla doğrudan ve dolaylı olarak münasebet ettiğini veya onun Semey'de. Abay tanıtımı alanındaki yazarın sürekli araştırması iki sahada. Günümüzde yazar arşivinde bulunan son yıllarda çoğalmakta olan hatıralarım toplayıp. Rusça yazılan nüshalarının hepsi de tür. sosyal durumlar sırrını öğrenmeye götürebilen değerli kaynaklardır. estetik araştırmaları kökünden kavrayarak.her çeşit edebi türden yazılan büyük şair hakkındaki eserlerinin yazılması ise 12 yıllık bir uzun süreyi kapsıyor. Yazarın eserleri çok değerli kaynaklardan biri de. Muhtar Avezov'un sadece Abay eserleri ile ilgili arayışları ve araştırmaları veya Abay hakkında sanat eseri. değiştirilen nüshalarıdır. doğru okunması da külfetli bir iştir. şair mirasım ilmi yönden incelenmesi için M. Avezov'un katıldığı bu edebi ortamlar ve yaşam sırasında münasebette bulunan kaderleri çeşitli insanları ve münasebetlerini tespit etmek kolay iş olmasa gerek. her birini açıklamalar ve orada bulunan isimler ve mekan adlarının dizini ile birlikte yayınlamak yararlı olur. yazarın çetin dönemlerde yaşadıklarının sırrını öğrenmemizi. çok acil meselenin biri Muhtar Avezov' un edebi ortamı ve çevresidir. saygıdeğer ortaklarının fikirlerinde. Araştırılırsa bu mektuplar birikimi. mektupları. kapalı fikirleri. düzene sokulmalıdır. yazarın temel çalışma sahası. M. oradaki türlü fikirleri. Bunlar tarihi şahıslara. edebi senaryo. Avezov'un hayatım. Muhtar Avezov' la doğrudan veya dolaylı münasebette bulunan. çok yönlü hayat sırrından bahseden tekrarlanılamaz el yazısı nüshalarıdır. nadir bulunan iki cilt kaynaklan da dahildir. tasnif edip. onu şimdiki okuyuculara ilmi esasta tanıtmak gelişmekte olan Muhtar tanıtımının en önemli meselelerindendir. Abay eserlerini ilmi esasta tanıtma ve inceleme çalışmaları 20 yıllık.

sanat eserlerini yüzüncü yıl dönümü münasebetiyle geniş çapta tanıtmak için. kendi ürünlerini vermektedir. Avezov'un bütün ilmi. bekletilemez. Avezov hayatı ve edebi eseri ile ilgili ansiklopedik yapma meselesi ele alınmaktadır.42 Avezov'un yaptığı tekrarı olmayan araştırmalarının sırrını öğrenip. genel okuyuculara. Muhtar tanıma alanında şimdilik yazar eseri sistemli araştrıma konusu olup. şair eserleri. M. Dünya klasikleri Shakespeare'in bütün eserlerinde 18000.de ilgili. Avezov hayatı ve edebi eserlerine atıf edilmiyor. yazarın manevi gelişmesinin ince sırlarını öğrenmemizin rehberi oluyor. Muhtar tanıtımının teşekkülü ve gelişme tarihini öğrenmek. sanat ve ilim sahasında arayış ve araştırmalarımızın bir sisteme dayalı derin incelenmesi ile Muhtar tanıtımına büyük katkıda bulunabileceğimizdedir. Muhtar tanıtımının çerçevesini açıp. uzun yılları kapsayan ilmi projeye dayanarak yürütülmesi az olsa bile. Eğer yazarın 50 cilt akademik baskısı yayınlanırsa. Yavaş yavaş oturtulmaya başlayan iyi öneri Abay tanıtımı ve Muhtar tanıtımı alanında istikrarlandırmayı gerçekleştirebilirsek çok şeyi başarmış oluruz. yeni görüş açısından yazılmalıdır. Çünkü 1979 yılında basılan Muhtar Avezov' un "Abay Mu" romanındaki kelimelerinin kullanım sıklığı sözlüğü eseri ancak 4 kitabı kapsayan isim sözler sayısının 16983'e ulaştığını açıkladı. yani gündemdeki ilmi pratik çalışmalara gerekli konu sistemli bibliyografik dizinin yapılması gerekir. yeniden gündeme gelip ihtiyaç duyulan zor mesele " Abay " eserleri Muhtar Avezov çalışmalarında konusu çok ciddi araştırmalar gerektirmektedir. tanıtılmasıyla ilgili geniş kapsamlı bibliyografik dizin yapmanın ilmi pratik önemi büyüktür. Abay tanıtımını da derinleştirip. M. bilgelikle yararlanarak renkli sözle tekrarlanılamaz estetik dünya oluşturması çok zordur. bu yeni bir problemdir. İşte. asistanlara. Geçmişteki göçebe hayat esasım kendi tabiatına uygun özelliğiyle. acil ilmi hem pratik önem taşıyan derin mesele olarak ileri sürmektedir. yüzyılın büyük yazarı olarak bilinen M. tiyatro. Fakat meselenin düğümü. yeni yönlerinin açıklanmasını sağlıyacaktır. konferans verenlere. bilig-5/Bahar '97 . uyum sağlaması nedenlerim keşfetmek yeni görüşler oluşturacaktır. estetik dünya görüşü ve sosyal estetik anlayışım etkileyen büyük düşünür. estetik yolunun bütün manzarasını ilmi yönden incelemek amacıyla. Muhtar'in uyardığı gibi Abay eserinin ilmi esasla değerlendiren çalışmaları çoğu zaman ilgili törenler sırasında hızla çoğalsa. Bu yazar kaleminden doğan her türlü edebi tür niteliğinde. tez yazan öğrencilere. Avezov eserlerinin dilini bütünüyle kapsayan sözlük yapma meselesi. bütün Kazak edebiyatı tarihinde. Bu sebepten. sanatta ve ilimde tanıtma meselesi geniş çapta araştırma objesi olmaktadır. kim olsada derin tanıyıp. Muhtar Avezov ilmi. devir talebi ve çağdaş seviyedeki yeni bakış. İşte. yazar eserlerinde çeştili renkler bulup. Bu bakımdan. Abay tanıtımı tarihinin gelişmesine dikkat edersek. Muhtar tanıtımının ilmi seviyesini yükseltip. bunun gibi ön çalışmalar temeline dayanarak. alanını genişletmeyle birlikte. Puşkin'in eserlerinin akademik baskısında 22000 kelime oluşturduktan söyleniyor. Avezov'un tekrarlanılamaz büyük şahsiyetini estetik edebiyatta. sosyal faliyeti ve yabancı dillere aktarılan eserlerini inceleme ve değerlendirme. edebiyat tarihi. Sebebi özel ansiklopedik bir tek M. M. tercüme. yazarın eserlerinin araştırılması ve değerlendirilmesi. XX. M. genel dil bilimi sahasını araştırılacak önemli problemdir. özünü kavramak. M. onda kullanılan kelimelerin sayısı bakımından iki üç defa artacağı şüphesizdir. Bu yolda " Abay " ansiklopedisini hazırlamada elde edilen başarılar ve eksiklikler tecrübesine dikkat edilmelidir. magistirlere. Çünkü. Avezov'un ilmi. oldukça geniş çaplı manevi hazine olcağına güveniyoruz. Çünkü bu bir defa yapılacak manevi eser olduğundan dolayı. ilk sırada kronolojik sisteme dayanan bibliyografik çalışmaların yapılmasını gerektiriyor. öncelikle yazarın sanat eserlerini. Avezov'ise sadece 4 cilt romanındaki kelimeler sayısı yukarıdaki sözlüklerin üçte birini oluşturması şaşırtıcı ve düşündürücü olgudur. şu çalışmalar gerçekleştiğinde Muhtar tanıtımının temel ön şartları yerine getirilebilir. Onun yazı dilinin sözlüğünü yapmak. ilmi araştırmalarını. yeni mensur. Abay'ın oluşturduğu manevi gelenek. yani M. Avezov göçebe hayat temelinin tekrarlanılmaz yazandır. başka vakitte devam etmediği gizli sır değildir. Bibliyografik dizinin esasında okuyucu ve araştırmacılara. uygun rehber bibliyografi dizininin birkaç dilde yapılması gerekliliği gündeme geldi. araştırmalar ile ilgili saha taraması yapılmalıdır.

Zeki AHMEDOV Aktaranlar: Zeyneş İSMAİL . toprak. Abay bunların hepsini benimsemiştir. hayat. Kazak toplumunda Abay'ın başlattığı. Darmen gibi insanlarda bulur. göçebe yaşamı. Awezov'un "Abay yolu" romanı (eposesi) geçtiğimiz asrın ikinci yarısında Kazak halkının hayatının çeşitli yönlerini açıkça gösteren. Epope konulan boy başçılarının kavgası. yönetici seçimi. bağımlılık durumu. halkın yarım asırlık tarihini kapsayan eserin içine sinmiştir. kardeşinin çocuğu Darmen'e gönülden yardım etmiş. ilerici demokratik güçlerin eskiyi savunan derebeyliğe karşı bir mücadelesidir.Ahmet GÜNGÖR bilig-5/Bahar '97 . yayla mücadeleleri. Romanda (epopede) gösterilen problemlerin çokluğu. Hayat gerçeğine uyan yazar. adaletsizlik gönlünde yara açıp. eğitim meseleleri gibi tarihi hadiseler hakkında bilgi verilmesi. o dönemi geniş bir şekilde çok yönlü olarak tasvir eden. Bu mücadele. yazın yaylaya göçme.43 "ABAY YOLU" EPOPESİNİN YAZILIŞ TARİHİ M. bu yetime baba olmak isteyen iyi niyetli Darkembay'a saygı göstermiş. Eserin ana fikri. Bu mücadeleye Kazak toplumunun üç nesli iştirak etmiştir. gelenek an- Prof. Önceleri Abay babasının ve diğer sömürgecilerin eylemlerini kabul etmeyerek sık sık kaygılanır. gerçek anlamda ansiklopedik bir çalışmadır. cut (kara kış). cesur ve yürekli insanların öç alma istekleri. gençlerin serüven ve oyunları. Halkın hayatı ve geçimini teminini. büyük derebeyleri arasındaki anlamazlıklar. Babasıyla yollan ayrıldıktan sonra Abay kendi yoluna. köy işlerini yürütme yöntemleri. Çocukluğunda da suçsuz olan Kodar ve gelini Kamka'nın ağır şekilde cezalandırılarak ölüme terkedilmelerine çok üzülmüştür. Bazaralı. kültür. insanların ve kaderlerinin çeşitliliği. Daha sonra bunun manasını anlamaya başlar. ava çıkma ve tabiat olaylarıdır. itiraz ve öfke doğurmuştur. O gerçek dostluğu halktan olan Darkembay. hemen karşı çıkmaz. mücadele yoluna girer. Fakat o. problemlerin çok yönlü ve çok planlı olarak anlatılması şaşırtıcıdır. dava görme. fakir insanların hasret dolu gözleri. ölünün ardından yemek verme. kız isteme ve düğün. Dr. Büyüdüğünde Kodar'ın tek mirasçısı olan. toplumun tam sosyal yapısı. büyük planlı epik. Abay'ın geçirdiği zor ve dalgalı yolu tam göstermeye çalışır.

İnsanların birçoğuyla bizzat tanışan M. Kunanbay. çevresinde yaşamış birçok insanın ulu şair ve çevresi hakkında yazılmış hatıra bilgilerinin çokluğunu farkettik. Onların yanında. Bejey. olaylar ve gerçekleri kağıda döktüğünde hayat mücadelesi konusunu iyice açmaya. onların söylediklerini kağıda dökmüştür. boylar arası mücadele vb. İşte bundan da. olayların gelişimini değiştirerek kendine göre düzenlemektedir. Awezov'un. o çevrenin tanınmış insanları hakkında paha biçilmez bilgiler vermektedir. Awezov. Darkembay'ın Kunanbay ile olan anlaşmazlığını. tanıyan insanlarla konuşmuş. Bazen bazı kahramanların yaşamakta olan insana (prototipine) çok benzediği tesiri uyanmaktadır. (ataerkilderebeylik durumu. Toplumun tarihi gelişiminden devrimize kadar önemini kaybetmeyen ilerici eğilimleri ayırdedebilmektedir. Bu. Ospan. yazarın planlı ve istekli bir biçimde az çok yazılı ve sözlü kaynaklardan faydalanmaya giriştiğini belirtmek gerekir. Epopede Abay dışında Abis.) tarihi süreçlerin özünü anlayıp tarihçilere yön göstererek aydınlatıcı fikirler verdiği söylenebilir. Aygerim. Ancak onun iç dünyasını tanıdığımızda gerçek bir edebi şahsiyet düzeyine çıkartabiliriz. Bazen ikinci. onları epopenin hayali kahramanları ile de karşı karşıya getirmektedir. mesela.44 layışını. üçüncü şahıslar tarafından duyduklarını bile üşenmeden not etmiştir. Awezov. Orazbay. halk vekillerinin görüşlerini tasvir eden M. Yaşam ve edebiyattaki bu insanların birbirlerinden çok farklı olmaları doğrudur. Bazaralı. Awezov. Yazar. Gerekirse. herbir kahramana. Böyle durumların yazarları etkilememesi. o devrin asıl olayları hakkında. Abay devrini sanatsal olarak tasvir etmesinde. İyis. Çünkü bunların arasında keskin bir biçimde ayrılan bir çizgi bulmak zordur. Togjan. M. Mağaş. Yazar. Abay'ın hayatıyla ilgili büyük bir eser meydana getirirken. Maybasar gibi o devirde. Uljan. yazarın elindeki yayınlanmayan belgelerin. Takejan. olaya uygun vazifeler yüklemektedir. Hayattaki ilişki ve mücadelelerin asıl sebeplerini göstermekte. Azimbay. Jirenşe. Seyit. M. İsa. şairin halk hasretini bütün kalbiyle hissettiğini göstermek içindir. Abay'ın yaşadığı çevreyi yazarın çok yönlü olarak tanıyabilmesi için bir fırsat olmuştur. Abay'ı gören. Usta tasvirci elindeki zengin bilgiyi özenle araştırarak. bazı hadiseler birbirine zıt bulunsa bile. o ortamda yaşamış prototip kahramanlarla oldukça sık karşılaşıyoruz. eserin kompozisyon birliğini güçlendirmek için veya onların karakterini göstermek amacıyla kendisinin yarattığı olay ve çatışmaların içine koymakta. M. yaşamış ve prototipi olan gruba dahil edilen kahramanları yazar. onlardan önem ve sıfatına göre faydalanmaktadır. onları roman kahramanına dönüştürdüğünü yazmaktadır. bütün yazdıklarını bir düğümde toplamak için belli başlı meseleleri ortak bir yola koyup karşılaştırarak. sanat dünyasına tesir etmemesi mümkün değildir. kahramanın ilk baştaki prototip sıfatını kaybederek kahraman sıfatını kazanma yollarının çeşitli olduğunu görmekteyiz. epopede anlatılan olayların çoğunu gençliğinde duymuş ve yaşamıştır. Bu ise gerçek bir tasvircinin yapabileceği bir iştir. Çünkü. Awezov. bilig-5/Bahar '97 . Onları bu şekilde iki gruba tek şartla ayırabiliriz. Awezov'un elyazması arşiviyle tanıştığımızda. Yazar. Yazarın hayal ürünü olan fakir Darkembay'ın Abay'a yakınlaşması. hiçbir insan şimdiki haliyle kendi kendine edebi bir karakter oluşturamaz. halkı yönetmeye alışan Ağa Sultan'ın avam temsilcisini ayağının altına alarak ezecek kadar acımasızlığını göstermek için gerekmektedir. hatıralardaki gerçekler ve olaylardan o devirdeki sosyal çatışmaların izlerini bularak. Saltanat gibi hayali kahramanlar da az değil. sosyal yanını güçlendirmeye çalışmaktadır. bazı yönleri ele alındığında. Bu hatıralarda bazı hadiseler bütünün parçası gibi parça parça. az da olsa Abay'ı görmüş. Fakat gerçekte ise bunun sadece dış benzerliklerden ve bazı özelliklerden ibaret olduğunu görmekteyiz. milli ve insani değerlere önem vermekte ve birliğini görebilmektedir. Darmen. kabul edilen doğrular çerçevesi ile kısıtlamamaktadır. Uzun yıllar boyunca birçok insandan toplanan bilgiler gelecekteki kahramanların hayatıyla ilgili gerçek olayları. düşünce eleğinden geçirerek kendi ideolojik maksadına göre tekrar elemekte.

Kılınşak topraklarına Böjey'in göç etmesine engel olur.) Bazen bir olayı yazarın iki türlü planlayarak etraflıca yaklaştığını görmekteyiz. Bu bölümler sonradan titizlikle düzeltilmiştir. der. toplumun gelişmesi. dünya görüşü ve dünya tanımıyla bağdaşarak tasvir edilmektedir. Awezov'un arşivinde bulunan çeşitli küçük plan ve notlar yazarın eseri nasıl ortaya koyup geliştirdiğini. Yazar o dönemdeki toplum hayatının tümbüyük küçük dalgalanmalarını almak istemiyor. bağlatarak aldırtacağım. Borsak topraklarına Kunanbay obası yerleşir. Böjey. dosya. ilkini unutturmak. metnin önceki varyantları yazarın laboratuvarının birçok sırlarını ele vermekte. Abay'ı gönderir. Bununla beraber. böylece de tecrübe. bilinmeyen anları açıklamakta. Tam olarak ele aldığımızda. anların. bölüm. kahramanların ve onların karakterlerinin oluşma yollarını açıklamaktadır. gelişme durumlarına göre tasvir ederek yazar. Kunanbay. Mesela: 1. Aşağıdaki taslak-özet halindeki planın kısa örneği olayın ilk başta hangi yönde gelişmesi gerektiğini göstermektedir: "2. Epopenin asıl kahramanı halktır. ruh hali. Yeni bir kötülük çıkarıp. tarihi. bu tür belgeler yazarın epopeyi yazma maksadındaki büyük yaratıcılığıyla tam olarak tanışmamıza yardım etmektedir. Awezov'un Edebi Hatıralar Müzesi'nin arşivi) LMMA Arşivi. edebi vb. Böjey'den cevap alamaz. Kunanbay Tokpambet'i Böjey ve Jigitek'ten alıp Baysal'a. 16. Böjey insanları ayırır. yazarın daima yenilik peşinde ve cesaretli bir yaratıcı olduğunun bir delilidir. Kendi yönetimine aldığı ay. düzeltmeler yaptıktan sonra birkaç defa daktilo ettirmiştir. Olayları kendi içlerindeki kesişme. çatışma. Böyle durumlarda eserin ayrı bir bölümündeki ana konular ile sahneler kahraman- ların hareketlerini. Kunanbay. yazarın sanat dünyasında doğup gelişmiş. tek tek bölümlerden bahseden planlar. ideolojik maksadının estetik gerçeğe dönüşmesindeki asıl devrelerini öğrenmemize ışık tutmakta. Halkın romandaki büyük küçük olaylarla alakası Abay tarafından onun doğrudan müdahalesi. kaynaklardan faydalandığını. her tür sosyal sınıfın temsilcisi niteliğinde eserde yer alan kahramanları genel tarihin. karakterlerini aydınlatmaktadır. Yazar epope metninin tamamına yakın bölümünü elle yazıp. M. Kodar ile Bökenşi yakınlaşırlar. Kötibak'a verecektir. Jeksen arazisine Bökenşi. Ayrı ayrı bölümlerin ilk baştaki planlarının daha sonra tamamen değiştiğini görüyoruz. Bu yüzden romandaki sanatsal gerçeğe olup biten olayların tam olarak kağıda geçirilmesi olarak bakmamak gerekir. görüntüleri eserde toplanarak etraflıca tasvir edildi. ilişki sistemi bulmuştur. Gündüz.45 Yazar hatıra bilgilerinden. Halk yaşamının çeşitli anları. Tek tek olaylar ve mücadeleler hakkında değil. Sadece iki gün içinde yapar. Olaylar. Baysal'a ücretini öde der. Böjey zor durumda "(M. Kılınşak köyü göç edecektir. Jigitek'in yaylası. s. Jigitek döver. Maybasar almak ister. Sonbahar. Bazı planların çok hacimli olduğunu ayrı ayrı alt bölümlerinin kendi içinde bölünmesinden anlıyoruz. Asker toplayıp yola çıkar. düşüncesi. kesik kesik düşünceler. Yazarın elyazmaları arşivinde bulunan kısa notlar. böylece kendi içinde bir bağlanma. Maybasar yardımcısını gönderir. Yola çıkma. gelişmesi. "Abay Yolu" epopesinde yazarın tarihi. Tüsip rızasız. 28. Maybasar. düşünce ve fikirleriyle kahramanların kaderini yönlendirerek onların herbirini büyük bir karakter derecesine yükselttiğini görüyoruz. Maybasar'ı gülünç duruma düşürmek amacındadır. ilerlemesi akımıyla ustaca bağdaştırarak onların davranışlarını eserin asıl estetik maksadında buluşturmaktadır. Jigitek ve Bökenşiye tuzak kur. edebi bilgilerden oluşan olayların sadece solmuş ve genel görünümünü bulabilirdi. Böjey'e çıkarlar. Zorla almak ister. der. ona uygun estetik sonucu nasıl çıkardığını gösteriyor. yazarın düşüncesinin doğması. hem de ortamın epopedeki ideolojik anlayışını açıklayacak olan yerleri almaktadır. Bu. Kara- bilig-5/Bahar '97 . yazarın epopenin sonundaki birkaç bölümü iyice olgunlaştırdıktan sonra kendisinin dikte ederek yazdırdığı bilinmektedir. kahramanlar ve onların karakterleri hakkında da bunları söylemek mümkündür. hem Abay'ın yaşamını. Bazen tek bir epizod veya sahnenin her planda her türlü varyantının yapıldığını görmekteyiz. Tersine. Kunanbay bunu söyleyeceğine hırsızlık yapsaydın der.

Tahıl. 29. Dikkate değer bir durum. Birinci haber. "Kulınşak köyüne Jigitek göç ettirmek istemekte. şiir. onlardan faydalanarak büyüyen diye geniş bir anlam vermek istemiştir. epope bütünüyle "Abay Yolu" diye adlandırılmıştır. Şehirden. Kunanbay izin vermemektedir. birçok uzak illerden büyük davalar geldiği. Abay iki halkın. Yazar "Telğara" kelimesine. Baysal Karkanlı'ya adam gönderir." Yazar böyle güzel biten epilogu hiç değiştirmeden ikinci kitabın başka bir basımında ona çok az birşeyler katarak devam ettirmiş. Yalnızdır. Awezov o dönemde yaşamış olan Abay hak- kındaki romanını üç kitap halinde yazmış. erzak zamlanacaktır. Şubar. Aygerim ile Araltöbe'de kışı geçirir. Rus göçmenleri arasından çıkan dilenci çoktur. hayali ve kendisi oturan Abay sevinçli bir gurur hissetti. Bütün günahlardan sıyrılıp yüksek bir tepede. Üçüncü kitap ise 1950'de "Şair-ağa" ismiyle yeniden çıkmıştır. "Sınırsız bozkırlar.. Takır'a gidip ekin ekerek iş sayılacak bir meslek sahibi olmuştur! Bu üç yolcu ayrı iki haberi getirir. Kunanbay akrabalarını bir araya toplar. dördüncü ve ikinci kitabın sonunda epilog verilmesidir. Fakat.. o gemiyi iyi bir yolculuğa çıkarmış. o sene çetin bir kış olacağından korkan insanların çok olması. belli olmasa da ilginç ışıklı bir karaya doğru uzun bir yolculuğa çıktı o gemi. O. Maybasar'ı gülünç duruma düşürmek amacındadır. dosya. Azimbay. Huzuruna Semey dışında. s. Maybasar kuvvet kullanacaktır. fakirler iş bulamamaktadır. hayat tarihi bol okyanusa bir gemi tek bayrağını çekip yola çıktı. Uzaktaki ufuğa bakan Abay'ın gözleri. "Telğara" diye adlandırmak istemiştir. "Bu hali sadece bir an parlayan sevinçli yüzüydü. Bayrağında "Tartış (Ümit)" şeklinde bir slogan var. Üçüncü olarak Alpeyim gelecektir. Bazı evler çay bile ikram edememektedir. 1947'de basılan ikinci kitabı da "Abay" adını almıştır. 28. Kareke Sokkı ile karşılaşır. Kitap. Bu birinci haber. Halk çoğalmıştır. değerli biridir. "Abay Yolu"). 28. sonra dördüncü kitaba da bu ad verilmiş. kitabı halkın düşüncelerine kulak vererek yeniden düzeltip bastırmış. (LMMA Arşivi. bu davaların hakimliğini yaptığı söylenmektedir. (LMMA Arşivi. Jigitek'in değeri artar. bozkırı kızıl parlak bir ışıkla süslemiş. Kunanbay'ın hilesi. O denize. 1942'de basılan birinci kitabı. Kunanbay'ın hilesi gerçekleşmez. dosya. Pazarda ekmek azalmıştır. düz bir yol çizerek ilerlemekte.) 2. adaletliliği. iyi huyluluğu herkesten üstün gelmiştir. O.46 keng'in burnu kırılır. s. Akşokı'ya giderken uğrar. Konk bozkırları uzanmakta. Abay hakkında herbiri iki kitaptan oluşan ikiz iki roman olması. Pazarda dilenci çoktur. Bu "Abay gemisi" alemde inançlı. 115. Oraztay oğlu Elev. Şairin gönlü şimdi göz önünde sanki bir bozkır değil. Yazar. s. Gençliğinde öz ve kuma annesinin terbiyesinden geçerek ılımlı bir huya sahip olduğunu söyleyip Abay'ı böyle isimlendirmişler. Halkın ümidini taşıyan bu gemi "gelecek" karasına doğru gitti. dosya. Sonra Samarbay. gönül kaya- bilig-5/Bahar '97 . Jirenşe çocukları kıskanmaktaymış. Jigitek adamlarıyla basıp alır. Bunda Mağaş'ın bilgeliği. Altı Vilayet'in hakimi olmuştur. Uzaklara gitmekte. geniş sakin bir deniz görmekte. Musakul'daki büyük çatışma. 116. İkinci kitaptaki epilogun sonunu 1942 basımına göre hatırlayalım. Abay'ın söylediğine göre medreseyi bırakıp. Abay'ı çok sevindiren bir haber. Sonsuz bucaksız etraf nurlu. 1952'de yeniden çıktığında "Abay Yolu" adı verilmiş. Fakat. Maylar'ın gönderdiği adamı yanına alarak Korpus'un memuru gelir. 18.) M.) Şimdi epopenin son bölümünün taslak halindeki planına bakalım: "Abay. Eralı. İkincisi. Şimdi dalga dalga düşünceler kapladı. Kunanbay'ı kötü şekilde köşeye sıkıştırır. yorulmadan bakmaktadır. Şehirdeki işçiler. çalışma bırakılmıştır. Kazak ve Rus halkının kültürünü öğrenerek. Batan güneşten yayılan ışık. İtirazlar çoğalır. Kunanbay korkmaktadır" (LMMA Arşivi. iki kitabın da iki ayrı adla adlandırıldıktan sonra ("Abay". Bu haber Mağaş hakkındadır. deniz. önce Abdi gelecektir. Mahkeme gelir. Onun bu gurura hakkı da vardı. Geniş alemin düz yüzü sanki panldayarak nefes almakta. düşünce gözü. Oykudık. Kunanbay öfkeyle gidip Böjey göçüne saldırır. Mağaş onlardan çok daha yüce. Yol aldı. Karkaralı'dan karar gelecektir.

cildi olarak gösterilmiştir. Kovdu bizi Azimbay" (18. onlar düşman oldular. dert ve şüphe gibi son düşünce bulutları örtmeye başladı. yeniden yaşam mücadelesi Abay'ın önüne çıktı" Bu epilog ilk iki kitabı bitirmeden dört kitabın arasını yakınlaştınp. Gerçekten onun bir gücü ve bir ümidi olduğu doğru. nefesi daralan Eralı bozkırı. onun yerine Pavlov gibi zengin edebi şahsiyet girer. yeni engelleri aşacağını göstermektedir. Şüyginsu'daki yedi köy. birkaç değişiklik yapılan üçüncü kitabıdır. Jirenşeler de birbiri ardına gitmekteler. anlaşılmadan gidecek mi (Yeter mi sabır. Çaremiz kalmadı. Awezov'un 20 ciltlik eserinin 5. benzeri olaylardan bahsetmekte. Gücü şairlik. Az önceki parlayan güneş gibi sevinç ışığını. bu çok kötü. Jigitek fakirleri Azimbay'ın yaptıklarına dayanamayarak Abdi ismindeki bir yoksulu atına bindirip Abay'a gönderirler. Yazar. Şubar bilig-5/Bahar '97 . Yalnızlıktan tükenmeyen kuvvet yeter mi) Hayat yolunun ortasına gelmiş. . Fakat biri uyanmamış güç. yoksa kazancı mı çok? Gerçekten kaybettiğine pişman değil. Pavlov karakteri yazara yazma özgürlüğü tanır. Okyanus değil. Yazdığımızı doğrulamak için iki misal verelim. Yolcunun altındaki at çok fazla terlemiş. Neticede. Bu bozkırda şimdi toz yükseliyor. Darkembayların isteği ile acele ile gelmiş.) diye seslendi. Yakınlarının babası Kunanbay yabancı gibi oldu. epopenin 3. İsa karakterleri ise sevimsiz taraflarıyla göze çarpar. romanın toplumsal manasını açıklamaya yardım etmektedir. bu olayı geliştirmek ve devam ettirmek istememekte. Geçmişteki kaybı mı. Şair-Ağa" romanındaki Dolgev (prototipi Dolgopolov) alınarak. Giden bulut gibi. Bu mücadelede tek başına.. yeter mi kuvvet. "Fakat halk kalırsa. Kıvrım kıvrım toz.Şu toza bak. soytarılar) diyerek ağlamaklı oldu delikanlı. Dört ciltlik epopenin en çok basılanı. Önlerine katmış götürüyorlar. Birinci kitap "Şair Ağa'"dan bu üçüncü kitabın farkı nedir? Bu kitap öncelikle. köyün azıcık yılkılarını alan düşman. hergünkü uzun bozkır göründü. Şimdi de gidecek olan bulunur. Kazak yoksullarının istek ve dileklerini derinden anlaması gösterilmektedir. Abay'dan yardım dilerler. Bunu üçüncü yıldır yine yapıyorlar. Burada Azbergen. Önde hayat. Fakat. Delikanlı. Eralı obasından. mücadele. Akrabalarından Takejan. Diğer kitaplara ise ilk basım değiştirilmeden bazı notlar eklenmiştir. gelişmeye başlamış. karanlık getiren düşünceler gerçeğin yüzünü tanıtıyorlar. Fakirler safında yer alan Bazaralı. ilk önce Abay karakteri büyümeye. kitabının sayfaları M. geniş bozkıra tekrar bir göz attı. Önceleri yazar Dolgov ile kısıtlı belirli bir çerçeveden çıkamamaktaydı. Orazbaylar. umudu halk. s. "Bütün tahılımızın tam yansını zorla alarak biçmeye çalışıyorlar.. okuyucuları sonraki kitaplara yönelten bir araç gibidir. Yeniden hayat gerçeği. Giden gitsin. Gerçekte de yapayalnız. Abay karakteri Abay hayalinin büyük bir devamı gibi görünmektedir. diğeri tanınmadan. hayal de kayboldu. Arkasından gelen atlıyı Abay o onda farketti. onların sosyal sınıf farklılıkları ve sırlarını ortaya koyma maksadından doğmuştur. Üçüncü kitaba dahil edilen ilk yeni metin. O halsiz. sayfa. Şimdi okyanus nerede? Abay. kötülükleri önlemesini isterler. onun Rus toplumundaki ilerici düşünceli fikirlerle beslenmesi. Artık yaptıklarından bıktık. O da ne? Abay'ın yanına dörtnala aceleyle bir atlı geldi. Ama artık. Yine götürüyorlar. bütün yedi oba toplanıp biraz önce itiraz ettik. Abay'ın öğrencisi Sadvakas idi. Abay Ağa (O düşman. canımı katacak elimdeki ışık kalsa yeterdi)" diye bu oturumunda sanki kendi kendine gizli bir söz vermiştir. siyasi hükümlü Pavlov'un ağzından Abay'ın bozkır hayatı hakkındaki düşüncelerini özgürce söylettirmek mümkündür. Sadvakas'ın gelip söylediği bu olay sonra doğrudan devam ettirilmemektedir. halk için yolumu. mücadele ve çatışmanın durmadan geliştiğini. yani iki yıl arka arkaya yaptılar. Köyden.Ey halk. Darkembay. Deniz de. Bunu evvelki ve geçen yıl. usandık. açıklama.) Abay:". Abay karakterinden itibaren sevimli sevimsiz karakterleri gösterme. Apaçık hırsızlık yapmak değil mi bu?" (19.47 sına tekrar sertçe vurdular.

İsa. kendi rahatını düşünmekten vazgeçer. Abay gelecekteki kendi mücadele yolunu açıklığa kavuşturur. bilig-5/Bahar '97 . eskideki batı kanununu. Kime dost. diğerleri de yücelir gibi görünmektedir. Otları biçmeye devam eder. Azimbay'ın fakir işçisi îsa. Bundan önce Abay. Abay'ın sözünü dinlemez. yanındaki arkadaşlarıyla birlikte "Englik-Kebek"in kabrine gidip. yazara bol meyveler vermiş.48 Abdi'nin itirazlarını bastırmak isterler. (Değerini yeni anladım. Halkla içice yaşar. Buna Abay karşı gelir. Bu arada romana Azimbay'ın yaptıklarını eklemek doğru olur. hayvancı da olsa. Böylece tükenmeyen güç ve istek. başkasının kölesi olmayan fakir iyi) insan gibi davrandın" (24. adaleti paraya satan valilerin kötülüklerini hatırlar. Epopenin üçüncü kitabını yeniden gözden geçirdiğimizde. der. Bunun neticesinde Abay karakteri de. yazar bu kitabın ilk iki kitaba göre sanat değerinin fazla olduğunu göstermektedir. s. isteğini yerine getirmez. Azimbay'ın yaptığı o adaletsizliğin bugünkü devamı. Azimbay'a Mağaş ve Darmen'i gönderip fakirlerin ekmeğini zorla almalarını durdurmaları için emir verir. romandaki herbir yeni ilave ve değişiklik böylece kendi kendini doğrulayarak büyük roller üstlenmektedir. kime düşman olacağını iyice anlar. yeni görünüşü halinde alınarak eserin sosyal manası iyice aydınlanır. Azimbay.). Şubar'ın sahte yardımseverliğinin sırrını tenkit ederek. Demek ki. bir an bile durmayan edebi çalışma. Buna sevinen Darmen: "Yiğitmişsin. büyük sanatsal yapıt dünyaya getirmişlerdir.

Mekemtas MİRZAHMETÜLİ Aktaranlar: Zeyneş İSMAİL . Ulu şairin hazinesinin sırları.Dr. ne arşiv malûmatı olan ayrıca kendi döneminde bir bilmece olarak yaşayan şair hakkında yalnız bir araştırmacının bu kadar kapsamlı ilmî araştırmalar yapması ve bütün dünya okuyucularına yeteneği karşısında diz çöktüren eşsiz sanat eserleri yazması. ne günlüğü ne hatıratı. ilk ve tam basımının hazırlanması. Yazarın verdiği malûmata göre. 2. "Abay'ın dünyası" esas konusuna dönüşen.Ahmet GÜNGÖR bilig-5/Bahar '97 . yorumlar yazılması yolundaki arayışlar ve bu dorultudaki araştırmalarını kapsamaktadır. Abay konusunu kağıda dökme isteği 19 yaşında başlamıştı. Günümüz Kazak edebiyatının önemli bir dalına dönüşmüş olan Abay'ın dünyasının yapı taşını oluşturan büyük alim Muhtar Awezov'un Abay hazinesi hakkında sayısız ilmî çalışmaları edebiyat tarihinde özel bir yere sahiptir ve daha şimdiden tetrarlanamayacak mucizeler yaratmıştır. Kazak edebiyatının büyük bir klâsiği olan Abay'ın hazinesi. Abay'ın hazinesi hakkında Muhtar Awezov'un uzun yıllara dayalı estetik arayışlarını ve ilmî çalışmalarını. yazarın ilmî sanat arayışları üzerine dökmüş olduğu terlerle otuz yıldan fazla zamanını aldı. sanat yapıtlarını dört safhaya ayırarak incelemenin yerinde olacağı kanaatindeyiz. Ne karalamaları. yapılacak ilmî araştırmalarla. Abay'ın ilmî hayatından ilk bahsederken ilk biyografçı ve tarihçi olarak bine yakın şair çağda- Prof. Muhtar Awezov'un bütün kalbiyle giriştiği bir ilmî sanat arayışına ihtiras ve manevî destek veren tükenmez bir manevî güç kaynağına dönüşmüştür. yaşanmış olan tarihî gerçeği şuurumuza sindirecek yetenekli tasvir gücü ile sanat gerçeğine dönüştürülmesi sayesinde sanatın birçok dalında yazılan tekrarlanamayacak yapıtları ile manevî hayatımızı zenginleştirmektedir ve gelecekte de zenginleştirecektir. 1.49 ABAY DÜNYASI ALİMİ Muhtar Awezov'un Abay'ın hazinesi doğrultusunda uzun yıllara dayalı ilmi araştırma ve çalışmalarını neticelendirerek yazdığı ilmî monografi ("Abay Kunanbayev ") ve ünlü "Abay Yolu" epopesi. dünya edebiyatı tarihinde çok nadir tesadüf edilen ve tekrarı olmayan bir hadisedir. ulu şairin şiirlerinin metin sorunlarını içeren Abay'ın eserlerini toplamasıyla.

bunlarla ilgili tarihî malumatları su yüzüne çıkartıp sınıflandırmıştır. 1916.50 şıyla yüzyüze konuşup görüşerek halk ağzında dolaşan hikayeleri toplamak. *** I Abay'ın eserleri. Abay araştırmacılarım anlatılan anlaşmazlıklardan tamamen sıyıran. hatıralarını kaydetmiş. siyasî ortam ile özellikle şairin eserlerini tam bilmemeleri bazı yanlış fikir ve tanımlara yol açmıştır. Abay'ın hayatını ve onun basılmayan eserlerini tam olarak tanımamalarının sebebi bazı yanlış anlaşılma ve düşüncelerden dolayı idi. master öğrencilere rehberlik yapması. dayanılacak esas doğrultusunda malumatlar katan Abay'ın ilk antolojisi ve ilk ilmî hayatı hakkındaki yazılı çalışmalardır. 1933 yılında ilk antolojisinin basımına kadar ki yayımlanmış eserlerde Abay'ın şiirlerinin 5399 mısrası yer almıştı. her yılki düşünce izlenimlerini sonuçlandırmış. Abay eserlerinin birkaçı. başlı başına araştırılacak bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır. Kabilev'in arasında geçen sert münakaşada açık olarak farkedilmişti. Çünkü M. özellikle I. asrın şahaseri olarak kabul etmektedir. Şakerim. O 1896 yılından. toplama. Onda birçok şeyler eksik1. Abay'ın eserlerinin toplu halde ilk defa basılması memleketimizin manevi hayatında tam olarak Abay dünyasını tanımak için önemli medeni etkinliğe dönüştü. 1923 yıllarında basılan Abay'ın eserleri sadece seçme eserlerine dayalı idi. Dünya halkı bu yapıtı XX. çoğalmaya başlayan makale ve araştırmaların hepsi aslında 1909. Kakitay. Fakat bu hazırlanan çalışmalar ancak 1933 yılında basıldı.. 4. Mustambaev ve I. Abay hazinesi hakkındaki özel ilmî araştırma çalışmalarını aslında 8 mesele üzerinde yoğunlaştır mış. araştırma alanını genişleten. elbette XX. Yani Abay şiirlerinin mısra sayısı 5399'dan 7113'e kadar yükselip içerilen mısra sayısı sözü edilecek kadar çoğalmış haliyle bugünkü nesle intikal etmektedir. Sağdi'nin araştırmalarında. M. M. diye uyarması dikkate değerdir. Awezov'un yıllarca süren dizimler sıralama. Turaş ile onların aklında kalan de- bilig-5/Bahar '97 . Mesela. Awezov'un bu metin araştırmalan. özellikle yetişkin olduğu dönemde yazmış şiirleri maalesef bugüne kadar ulaşamamıştır. M. Kazak halkı kendisinin ulu şairi Abay ile ilk ' defa tanışma fırsatına kavuştu.. Awezov'un doğrudan kendi girişimi ve yönetmesiyle gün ışığı gördü. durmadan araştırma ve bıkıp usanmadan yaptığı çalışmalarının meyvesi idi. asrın sanat dünyasındaki ulaşılması güç zirvesine dönen ünlü "Abay Yolu" epopesidir. Bu ana kadar ki Abay hazinesi etrafında olan söyleşi ve fikir alışverişleri. Abay dünyası tarihinde eşsiz ilmî kahramanlık olarak anılmaktadır. içmeden izine düşülerek Abay çevresindeki insanlardan kağıda geçirilen 1086 mısra ilk defa 1933 yılında tam toplu eserler basımına dahil edildi. yani Abay'ın "topla" demesinden itibaren yazmağa başlamış. Abay'ın eserlerinin ilk antolojisi 1924 yılında hazırlanmış. 1922. Abay hazinesi hakkındaki araştırmalara başkanlık etmesi. bunun gibi olaylar G. Adı geçen eserler. Awezov'un ulu şairin hayatını ve edebiyattaki mirasını araştırmada elde ettiği kazanç. Nurseyit'in elyazmalarında bulunan. şairin ilmî hayatı da 1924-1927 arasında yazılmış idi. fakat 1909 basımına dahil edilmeyen 628 mısra ve M. Abay şiirlerindeki binden fazla mısra tarihe karışarak kendi kaderlerine terkedilmişti. M. Awezov'un bununla ilgili olarak "Nurseyit Abay'dan 10-15-17 yaş küçük. Onun 1090 çeviri mısrası. Awezov tarafından yemeden. yıllarca yüksek okullarda Abay dünyası ile ilgili dönem derslerini vermeği hiç bırakmamış. M. Nurseyit'in elyazmalarına Abay'ın yazmış olduğu şiirlerin tamamının kaydedilmemesinin de belli sebepleri olmaladır. Bunların Abay'ın ilmî hayatıyla yaşamış olan sosyal. şaheserlerinden sadece 4309 mısra içerilmişti. Awezov gibi araştırmacı tam zamanında onları Kökbay. 3. Yukarıda adı geçen her mevzudaki özel araş tırmalarının ilmî neticelerine dayanarak Abay'ın ha yatı ve sanatı hakkında edebiyat dalının her türlü tarzıyla yazılan sanat yapıdan büyük bir dünya oluşturur.

M. Bu sebeple M. Awezov'un ilmî önem taşıyan araştırmasının Abay hazinesinin yerini belirtmedeki dikkate değer rolüdür ve onun kapsamış olduğu çok mevzulu bilgiler."5 diye acıyla bahsetmesinde gerçek payı vardır. ilmî hayatını yazmaya yönelmekti. bilig-5/Bahar '97 . İşte ulu şairin mirası araştırmacılarına belli başlı engelleri aşmayı kolaylaştıran kural da M. Kökbay. *** genel olarak Abay çağdaşlarından bine yakın insanla yüz yüze karşılaşıp konuşma ile onların verdiği bilgilerin gerçekliğine ulaşmak için karşılaştırmalar ve tahliller yapıyordu. Murseyit. Awezov'un önemli çalışmalarından biri. halk yaşamını ilmî doğrultuda öğrenmemizin zor olacağı ortadadır. onları açıklama yoluna çok önem vermiştir. M. Bununla ilgili M. Çünkü çok zor olan bu meseleyi tam çözmenin Abay dünyasının gelecek araştırmalarını sürdürmede ilmî açıdan büyük önem taşıdığına inanıyordu. Abay'ın gerçek ilmî hayatım ilk önce açıklamasının belli sebepleri olmalı.. G. şairin eserlerini meydana getiren sosyal. Abay hazinesinin ilk araştırmacılarından Prof."4 diyerek birçok şeyden haberdar edecek kadar çok değerli bir kaynak olarak gözümü açıyor. Buna da Abay'ın şair öğrencilerinin çok yardımları dokundu. Çünkü şairin yaşamış olduğu her türlü yönüyle sosyal önem taşıyan tarihî olayların sırrı şairin eserlerinin ideolojisiyle direk ilgisi olan hadiselerdir. Abay'ın ilmî hayatına birkaç defa inceleyerek yeni bilgiler ve yeni yorumlar katarak sıhhate kavuşturmuştur. Awezov özellikle. Bu metin arayışının sinini ve ganimet olarak dönen şiir mısralarının bulunuş tarihini de sadece araştırmacı malumatlarından öğreniyoruz. bunları hiç kimse hiç bir yerden yazıp almış değildir. şairin çağdaşlarının hafızasında yer eden hatıraları toplayıp onları özenle inceleyerek kaydetmek için uzun yıllar boyu araştırma ve çalışmalar yaptı. tarihî olaylan. Awezov Vietnam lı gazeteciyle yaptığı sohbetinde: "Abay ile ilgili çalışmama ilk olarak onun biyografçısı ve tarihçisi olarak başladım. Sovyet dönemindeki biyografi yazan olarak ulu şairin hayatıyla ilgili az çok bilgileri dikkatle inceleyerek derlemiştir. sıralanarak sonunda "Abay Yolu" epopesinin konu gelişmesine yardımcı olan birçok şeyin sırlarını kat kat II Ulu şairin mirasını araştırmadaki M.51 ğerli şiir parçalarım tekrar dirilterek kağıda geçirmiştir. Awezov. Abay dünyasını tanımanın aktüel mevzu olan Abay'ın. kendisinin yanında bulunan. yazılan günümüze kadar gelmediği için şairin hayatını halk ağzında dolaşan hikayelerden. İkinci tespiti 1924-1927 yılı Abay eserlerinin bütün eserlerini basıma hazırlama safhasında ele alınmıştı. bazı dörtlükleri ve mısraları kaydederek büyük şairin başka alıntılarının arasına kattı"2 diye değerlendirerek bugünkü nesil adına kendi şükran hislerini bildirmeyi vatandaşlık borcu olarak saymıştır. Abay biyografisinin ilk nüshası 1924-1927 yılları arasında tamamlansa da çoktan beri basılamadı. siyasi. Gerçeği araştırmak için çoğu zaman hikâye ve efsaneyi tanığın verdiği bilgilerle karşılaştırmam gerekiyordu . Awezov o zamandan itibaren Abay şiirlerinin yazılış dönemlerine. Abay'a dost.. Arşiv bilgileri günlüğü. Çünkü Abay'ın hayatını tam olarak bilmediğimiz sürece. çevrilen 1086 mısranın Abay eserlerine dahil edilmesine yardımları dokunan Kökbay'ın söz ettiği tarihî önemi olan eserde durarak: "Kökbay. arkadaş ve ona düşman olan grubun her türlü insanlarından. Sağdi'nin 1923 yılında Abay'ın tam biyografisinin yazılmayışının bu hazineyi bulup öğrenmemizdeki belli başlı engele dönüştüğünü ifade ederek "Kazak aydınlarının Abay'ın biyografisini tam olarak yazmaya üşenmelerini anlamsız buluyorum. Benim onun hakkında topladığım bilgiler çok. M. kaybolması mümkün olan Abay'ın şiirlerini. Bunları Abay nesli ve onu görmüş olanlarla konuştuğumda kaydettim. Abay eserlerinin yazılış zamanını öğrenmenin iki türlü tespiti vardı: İlk tespiti 1908 yılı Abay şiirlerinin ilk basım tarihi idi. Abay'ın eserlerinin yazılış tarihini öğrenme hakkında: "Abay öğrencilerinin (Kakitay. Turaş. Mahmut) kaydedicilerinin imzalan ilk önce 1908 yılında sonra 1927 yılında atılmıştı. Awezov."3 diye bilgilendiriyordu.

yazdırmak çalışmaları aynı anda yürütüldü. İlk defa "Abay". Abay biyografisini yazmak. Kazak bozkırında yeni devrine gelmesiyle hemen girişmişti. halk ağzında dolaşan hikayeleri tam onun zamanında yaşayan arşiv sahipleri ağzından derleyip bugünkü nesil eline devretti. Dilda. Abay'ın geçmişteki anne babası hakkındaki uzun bahsetmeler kısaltılmıştır. İhilya vb. şairin eserinin çeşitli sırlarını öğrenmemize gelecekte hizmet edebilecek manevi bir hazineye dönüşüyor. Arham. Awezov'un kendisi 1936. yazıp alarak bu yeni bilgileri yeniden eklemek için uzun yıllar uğraştı. defa. Göçebe Devri Edebiyatı. 1922 yılında ise Taşkent şehrinde çıkan "Şolpan" dergisinde yayınlanan "Kazak Edebiyatının Şimdiki Devri" adlı gerçek araştırması doğrultusunda yazılan Abay'ın edebî hazinesi hakkında düşünce ve fikirleriyle dolu makalesinde ilk defa teorik cesur incelemeler kaydetmiştir. yeniden bulunan birçok bilgilere dayanılarak tekrar yazılması zor oldu. Bu nüshaya M. Abay'ın yaşamış olduğu devri. Abay çağdaşlarının hatıralarını. Abay ve Erbol dostluğu. nüshası 1945 yılında ulu şairin yüzüncü yıl kutlamaları esnasında yeniden ele alınmıştır. şiirlerini toplamak şair hakkında çağdaşlarının hatıralarını yazmak. M. toplum fikri basında oluşmuş idi. Yazılı edebiyatta eserlerini yazıp bastıran şairleri sayar. hatıraları geleneği son zamana kadar devam ederek. Bu nüshada ilk defa yazılan Abay biyografisinde ulu şairin aile dramları hakkında bilgiler çoğaltılarak. Awezov'un topladığı birçok belge. Awezov. Turağul'a hatıra yazmanın yanısıra. insanlarla direk konuşarak. şairin eserlerine yansıma sebeplerini açmaya yöneliktir. Şakerim. Abay'ın ilmî biyografisinin 3. İşte son grupta olan ve yeni yıldaki yazılı edebiyatın gerçek bilig-5/Bahar '97 . Katpa. Kökbay. 1943. Ermusa. hem de bu hazine hakkında her taraflı bilgi sahibi olan insan M. Yani son nüsha olarak değişiklikler yapılmadan basılmaktadır. Nurğanım. Abay'ın yaşadığı sosyal ortam ve yer alan değişik olayların. "Şolpan"da yayınlanan bu makalesinde araştırmacı. Vasıta. Nadyar.1945 yıllarında Abay'ın memleketine giderek şair hakkında halk ağzında olan birçok bilgilerin kaynağını bulup. 1943 yılları arasında 1944 yılı Kazakistan İlimler Akademisi heyeti tarafından toplatılan bilgilerden çok istifade ederek ekleme yapmıştır. Bu son nüsha Abay'ı tanıma doğrultusunda ilmî gelişmelere uygun talebe göre yeniden yazıldı. Göçebe Devri Edebiyatı dönemine XV-XVIII. Genel olarak edebiyatın asırlar boyu gelişme yolunu o zamanda M. birçok yer. Awezov'dur. yazılı edebiyat diye ayırmıştı. Yeniden yazılıp birçok bilgilerle oldukça genişletilse de bu nüsha belli olmayan sebepler sonucu uzun zaman basılmadı. "Tan" dergilerinde ulu şairin eserlerini bastırarak. hem zor meseleleri anlatan araştırma makalesiyle katılmış. Bilgisi ve adil değerlendirmesiyle cesur araştırmacının yeni yönünü tanıttı. İlk antolojisinden başlayarak topluma yardımcı malumatları. Aygerim. yani son defa gözden geçirilen yeni nüshası 1950 yılında yeniden yazıldı. Konıravliye mağarası. Kamalya. bazı yer tasvirleri de bu seyahatinde bahsedilip çoğalan yeni yeni bilgi kaynağını açıyor. yıl geçtikçe çoğalıyor. Bunun gibi arayışlarının biri 1943 yılında Abay'ın memleketine gittiği zaman yazılan "Şair İlinde" (eski adı "Roman Bilgilerini Araştırırken") denilen elyazma makalesinde görülür. asırlardaki edebiyatta kendi eserlerini irticalen söyleyen şair geleneğiyle anılan ve tanınan tek şair sanatı yolunda olan şairler grubunu dahil eder. yüzyüze gelerek bilgiler alıp yazmaya bu yolla Abay'ın hayatı ve eserlerinin birçok sırrını öğrenmeye başladı. eserlerini öğrenme yolunda hiçbir arşiv bilgisi bulunmadığı için. Kakitay. III Abay'ın edebî hazinesini ilmî açıdan araştırma işine M. şairin hayatını. göl veya yönetilen yer isimleri. Abay'ın hayat hikayesinin ikinci defa 1940 yılı basımında. su. Bu hususta Abay'ın hayatını ve eserlerinin tabiatını bilen. "Abay Yolu"epopesinde tasvir edilen Saliha kız. Abay hazinesinin en önemli özelliklerini tam zamanında bularak doğru tanımıştı. Awezov: halk edebiyatını. 1936. nehir.52 açmaktadır. Abay'ın ilmi biyografisinin 4. Kökbay.

sosyal gerçeğin doğmasıyla. Abay'ın felsefi görüşü birçok insan değerlerine direniyor"7 diye moral felsefesiyle Doğu tarzı ve sistemi açısından bakmamızı hatırlatır. belirginleşmesiyle hadisenin ortaya çıkışını görmemize yol açabilen ilmî değerlendirme sayılır.. dünya görüşü ve ideolojik gelişmesi işlemini göstermeye özen göstermiştir. Araştırmacı. Kendi keskin tenkide dayalı siyasi.. Awezov tam zamanında ilmî cevap verdi. sosyal lirik şiirlerinde yeni yönetim sisteminin sırlarını açıklayıp. Abay eserlerinin manevî gücü Batı. ". o devrin siyasî. yılı başında Abay kalıtının önemini ne kadar iyi görebildiğini gösteriyor. yol göstererek halkın edebiyata yeniden estetik bakışını oluşturabilen biridir diye değerlendirmesi araştırmacının güçlülüğünü gösteriyor. "Abay sanatının esası tenkit edici realizmidir" diye tanıtmasını bugüne kadar ilmî önem taşıyan önemli bir fikirdir diye değerlendiriyoruz. O. elbette Abay'ın bütün şuurlu hayatını. Rus Edebiyatının klasikleriyle tanışarak. onun sosyal şartlarım anlamadadır. Kazak Edebiyatına yeni yön. O zamanda bile iki türlü fikir akımı oluşturup. Abay şiirlerindeki yönün.. bizim bildiğimiz kadarıyla. dinleyici sen de düzel" diye edebiyatı teşkil eden şairler ve okuyucu dinleyicilerini eskiden karşılaşılmayan yeni yola. bilig-5/Bahar '97 . sömürgecilerin Kazak yerindeki halk yönetim sistemine sömürgecilik doğrultusunda koyulan "Yeni Nizam" kuralının coğrafik prensibe uydurulan siyasetinin geçerli olduğu zamanda. Awezov Abay eserlerindeki doğruluk işaretlerini (araştırma esnasında aldığımızda) tuttuğu kronolojik sırayla şairin 20 yıllık edebî hayatındaki arayışlar dönemleriyle bağdaştırıyor. Bu meseleyi tek başına almayıp. duyulan nağmenin. Abay'ın felsefi görüşüne dikkat ettiğinde onun bugüne kadar kendi derecesinde araştınlıp bitirildiğini söyler. Abay'ın herkesten ayrılan şairlik özelliğini. Alimin bu yeni görüşüne destek olan şey. ney'in nağmesi olduğunu farkeder. Rus edebiyatıdır. yeni yöne götürdü. diye değerlendirdi. tarihî gerçeğiyle bağdaştırıp önemsediği kendi üslubunu görüyoruz. diye ilmî tanımı ilk defa gösterdi. Abay kendi devrinde bütün doğu şairlerinin içinden öne çıkarak şair ve dinleyici meselelerinin ilk defa estetik yönünden söz açtı. şairin yeni tipini tanıttı. diye cesur sonuca gelir. Awezov'un ayrıca önem verdiği ve polemiklere sebep olan mesele Abay eserlerinin manevî güç olan kaynaklan hakkındaki görüşüdür. Awezov 30. şair eserlerindeki düşünce sistemini alarak. M. 30'lu yılların başında Abay eserlerinin gelişiminin tenkit edici realizm doğrultusunda olduğunu görür. Kendi estetik görüşlerinin esasını şairlik amacı olarak şiir mısralarında bahsederek. Avrupa Rus Edebiyatının kapısını açarak edebî dili geliştirme yolundaki çalışmasıdır. Çünkü Abay hazinesinin Doğu ile ilişkisi hakkındaki meselenin de şairlik ustalığı. bu daldaki dünya görüşünün gelişmesiyle beraber araştırmak gerektiğini fakat:". o zamandaki sosyal hayatta olan hadiselerin gerçeklerden oluştuğunu ince algılayışımızla görüyoruz. açık istek akımının nağmesi"6.53 manadaki ilk temsilcisi yani kurucusu Abay'ın eserleridir. sosyal. Awezov. şairin eserlerindeki bu gerçeğe dayanarak. M. "Söz düzeldi. Bunlarla beraber Abay'ın şairlik sanatındaki dünya görüşündeki değişikliklerin doğuş sebebini. Edebiyatta yeni yön oluşturan Abay eserlerinin önemli direği olan sanat uslübü nasıl oluştuğuna dair teorik soruya. ideolojik arayışlanyla ilgili işlem olduğu açıkça öğrendiklerinden doğmuştu. şairin eserlerinin yazılış dönemlerine göre yer alan hediselerle ilgili yerlerde kullanmıştır. Bütün Abay dünyası dalındaki ilmî çalışmaları ve sanat eserinde şair hayatı ve sanatı hakkında söz açtığında daima kronolojik sistemi asıl tutarak Abay'ın şairlik sanatının içten gelişme yollarını. Çünkü kronolojik sistemi tutmak şair hayatındaki herbir eserde siyasî. kendi mizah şiirlerinde o gerçeği tasvirlemesi ile ulu tenkitçi şair halkın yardımına koştu. görüşü ile M.. estetik maksatlarını öğrenen Abay. M. 30'lu yıllardaki ulu şair mirası hakkında M. Şair eserlerindeki yenilik izlerine baktığımızda şiirlerini tahlil ederek. Gelecekte bu konuyu özel araştırdığında da bölüp ayırmadan. kendi görüşünü 1945 yılında Kazakistan Yazarlar Kurumunun Abay şöleniyle ilgili oturumunda yaptığı konuşmasında açıklamış idi.

İkinci olarak bu konulara daima yeniden döndüğünde bile. 345-346 s. bilig-5/Bahar '97 . Awezov M. Awezov'un edebi hatıralar müze arşivi. 20 c. No 257 dosya. İlk olarak araştırıcı kendi düşüncesini konu sistemine dayandırdıktan sonra bir dalga üzerinde geliştirerek düşünce silsilesini ayırmadan devam ettirerek karşılaştırmalar yapıyor. 2 s. No 194 dosya. şair biyografisi. sanatında bir yetenek ve düşünce gelişmesinin yönü gösteriliyor. dosya. Kazak Edebiyatının şimdiki devri.. adetten devam ettirme yollan) aslında Rus edebiyatındaki realizmin XIX. Araştırma çalışmasını bu doğrultuda sürdürmenin sebebi ise. malumatları. Aynı. Doğu ve Batı ilişkileri. Şolpan. 9 s.182 s.. 2. şairin lirik şiirlerini tahlil ettiğinde şiirleri yazıldığı dönemlerine göre değerlendiriyor. KAYNAKLAR 1. asır Kazak Edebiyatında görünmesi hakkında teorik araştırmalardır. No 493. 3s. 1923. Aynı. Sağdi G.. Abay Akjol. Aynı. Awezov M. şairlik geleneği.Almatı. 20 ciltlik eserler toplumu. 1985. 3.. Awezov'un önem verdiği meseleleri (Abay mirasının halkçılığı ve realizmi. 1922. metni. Abay'ı tanıma esnasında M. No 2-3 7. No: 363 6. Abay'ın her yıl yazdığı şiirlerinde de eski konulara tekrar dönmesini kazanç sayarız. No 378 dosya.54 Alim. 5. 4. Bu üslup ile şairin bütün maneviyatının gelişmesinin canlı resmini ilmî esasta tam hissettirebilmiş. Genel Kazak Edebiyatının ilmî teo- rik problemlerinden söz açtığında da bu daldaki güncel düşüncelerinin gelişimine daima Abay dünyasındaki düşünce fikirlerini asıl unsur olarak alıyor.

Avezov'un soyadını taşıdığı dedesi Avez ise.55 MUHTAR ÖMERHANOĞLU AVEZOV VE "ABAY YOLU" ROMANININ TERCÜMELERİ İLE İLGİLİ BİBLİYOGRAFİK BİLGİLER Yrd. kültürlü ve çocuk terbiyesine çok önem veren biridir. Yazar böylece Semey'deki beş yıllık Rus lisesinden mezun olarak. Dr.1923 yılları arasında önce Taşkent'teki Orta Asya Devlet Üniversitesi'ne bir sömestr devam etmiş. Doç. 1918'de bu dergide yer alan "İnsanlığın Temeli Kadın" adlı ilk yazısında Avezov. Yazar. Üyesi Muhtar Avezov.1930 arasında Taşkent'teki Orta Asya Devlet Üniversitesi'nin Doğu Bilimleri Fakültesinde mastır tahsili görmüştür. Babası eski usul terbiye ile yetişmiş varlıklı bir köylüdür. "Argın. ilmi araştırmalarında ise gerçek adını kullanmıştır. hemen ardından da öğretmenlik seminerlerine katılmıştır (19141919). babasından ziyade dedesi Avez ve ninesi Dinasil tarafından yetiştirilmiştir. kadın hürriyeti ve eşitliği ile ilgili fikirlerini açıklar. Öğr. Emel AŞA İstanbul Ü. On bir yaşına kadar dedesi ve özel hocaların kontrolünde devam eden eğitim hayatı. Ed. Fak. daha sonra Orenburg'da Kazakistan Merkez Yöneticisi Komitesindeki resmi çalışmalara bilig-5/Bahar '97 . On altı yıl sonra 1946'da Kazakistan'da filoloji ilminin ilk doktoru Kazakistan SSC İlimler Akademisinin üyesi unvanlarını almıştır. Korur. 1924 1928'de ise Leningrad Üniversitesi'nin Filoloji Bölümünden mezun olmuştur. Daha sonra 1922 . 1928 . Halkı bilgilendirici. önce Semey Bölge Meclisinde. H. Muhtar Avezov' a ilk bilgileri vermiş. böylece Arap ve Fars edebiyatının örnekleri ile tanışıp Kazak destanlarını da okumaya başlamıştır. dedesinin ölümü üzerine bu yıldan itibaren şehirdeki ağabeyi Kasımbek'in yanında devam etmiştir. Muhtar Avezov bu yıllarda tiyatro sahasındaki faaliyetlerinin yanında 1918'de neşredilmeye başlanan ve on bir sayı çıkarılan "Abay" isimli edebi derginin redaktörü olarak çeşitli makaleler de yazmaya başladı. Aygak" mahlasları ile hikayeler yazmış. Jayausal. Daha sonra Samarbay Molda ve Kamaliddin Hazret'ten Arapça ve Farsça dersleri almış. ona alfabeyi öğreterek dostu Abay' ın şiirlerini okutmuştur. Meşhur Kazak şairi İbrahim Abay Kunanbayoğlu'nun komşusu ve dostu olan dede Avez. aydınlatıcı popüler yazılar kaleme alır. 1920'den itibaren ise siyasi faaliyetlere katılmaya başlar. "28 Eylül 1897" yılında Semey bölgesinin Abay mıntıkasında (eski adıyla: Şıngıs vilayeti) doğmuştur. Türk Dili ve Ed B.

öğretmenlik seminerlerine devam ettiği yıllarda dram sahasındaki çalışmalarına başlar. Hasen'in Olayları. 1937" isimli piyesidir. Muhtar Avezov'un bu piyesinde Kenesan Han'ın milli mücadele yolundaki isyanları. 1923". artık yazar eserlerinde yalnızca tarihi konulara yer vermeyerek Sovyet devrinin ideolojisi. Taş Tülek. 1922 . Tiyatro sanatı. "Kır Resimleri. "Han Kene. yazar. 1929" bu tip eserlerin örneklerindendir. Enlik ile Kebek'in trajedisinin anlatıldığı ve dolayısıyla da devrin tenkidinin yapıldığı bu piyes 1917 yılının Mayıs ayında Eralı Ovası'ndaki Oykuduk yaylasındaki bir çadırda oynandı. Bu telif piyeslerin yanında Rus ve İngiliz tiyatro eserlerinden de tercümeler yapmıştır. "Han Kene" piyesi ise yarım asra yakın pek sözü edilmeden kalmış ve devrin sosyalist komünist fikirlerine aykırı görüldüğü için sahnelenmesi bir süre engellenmiştir. "Karagöz. "Kanlı Gece (Daha sonra: Mal Kaçırma. "Baybişe tokal" piyesi iki kadının çocukları arasındaki tartışma. " Taş Yetim (Daha sonra: Yetim. Kum ile Asker ve Bürkitşi" adlı hikayelerinde sosyal hadiseler üzerine yeni bir bakış tarzı getirir. "Kazak Kızı (Daha soma: Suçlu Kız. Drama türündeki eserleri içinde en dikkate değer olanı "Sınırda.1926 yılları arasında milletlerle ilişkileri sağlamlaştırmak "Arğın. çarpıcı bir tarza tenkit eder. 1925". bu çalışmaları ile Kazak hikayeciliğinin realist kurucularından biri olarak kabul edilmiştir. "Karaş karaş" da 1917 Rus ihtilalinden önceki fakir Kazak Türklerinin hayatları konu edilir. Muhtar Avezov'un piyesleri Kazak edebiyat tarihinde müstesna bir yere sahip olmuştur. o zamandaki yeni hayatın örneklerinin ve bu devirdeki çeşitli insanların. Bu piyesler konularını genellikle tarihi olaylardan ve sosyal meselelerden almışlar. Elma Bahçesinde. "Kim Suçlu. "Zaman Erkesi (Daha sonra: Sönmek Yanmak. Gogol' dan bilig-5/Bahar '97 . 1925) ". fikir ve edebi değer bakımından yazarın.56 katıldı. 1927" ve "Kökserek. Shakespeare'den "Othello". Tartışma. Ayğak" mahlaslarıyla aşağıdaki hikayeleri yazdı: "Okuyan Vatandaş.1923)". 1920'li yılların sonlarına doğru Muhtar Avezov realist hikayeler yazmaya başladı. hayat tarzının ilk yıllarındaki mücadeleler çarpıcı bir şekilde okuyucuya sunulur. "Elma Bahçesinde" piyesinde ise Avezov. tiplerin tasvirini yaparak. "Karaş karaş. Aynı piyes 1926 yılında Milli Kazak Tiyatrosu'nun ilk oyunu olarak sunuldu. 1928'de yazılan piyesin nüshası daha sonra ilk defa 1983 yılında yayınlanabilmiştir. Bu piyesteki " sınır " sembolü ile vatan uğrunda uyanık olma ve vatanı koruma vasıflarının üstünlüğü konu edilir. 1923". Muhtar Avezov. 1917" piyesi konusunu Kazak Türklerinin tarihinde yer alan destanlaşmış hadiseden alır. 1925)" "Kaygılı Güzel. "Eskinin Gölgesinde. Özellikle "Hasen'in Olayları" hikayesi ile "Tartışma" adlı piyesinde Sovyet devri ile başlayan yeni sistemin. Burada sınır etrafındaki bölgede yaşayan insanların 1917'den sonraki yeni hayatı anlatılır. kadın ve erkek eşitsizliğini değerlendirir. Aynı fikirler "Ayman Şolpan. dram türü ortaya çıktı. 1923)". yazarın fikirleri ve sanat gücü ile zenginleştirilmişlerdir. Üç Gün. Daha soma yazar. Siyasi faaliyetlerine devam ettiği bu yıllarda 1921'de "Argın" takma adı ile "Müdafaasızın Günü" adını taşıyan hikayesini ilk defa neşretti. "Baybişe tokal. Bileğe Bilek. 1926". Kazak tarihinin uzun yıllar devam eden meseleleri ve sosyal çatışmalar ele alınmıştır. 1928". "Ayman Şolpan" piyesi konusunu. Komr. Eski geleneklere karşı çıkan iki gencin. piyesi birkaç defa daha düzelterek trajedi seviyesine getirdi. düşünce sistemi ve uygulamalarım cesaretle tenkit etmeye başlar. Sevdiği ile evlenemeyen ve hasretinden aklım kaybeden bir kızın trajedisinin konu edildiği "Karagöz" piyesi edebi değerinin üstün oluşu ile 1926 yılındaki tiyatro eserleri yarışmasında birincilik kazanmıştır. 1921 . "Gece Melodisi" nde 1926 yılında Kazakların Sovyet sistemine geçişleri ve sebepleri anlatılır. Jayausal. bu tarihten itibaren Kazak Türklerinin kültür hayatına tiyatro ilk defa girmiş oldu. Adı geçen eser. Sınırda. Gece Melodisi" adlı piyeslerde de ele alınmıştır. Yazar. 1923". 1930 1940 yılları arasında yazmış olduğu. 1925)". 1925". 1920'li yıllarda yazmış olduğu hikayeler içinde en dikkate değeridir. Böylece. aynı adı taşıyan meşhur Kazak destanından alarak komedi olarak yazılmıştır. 1930'dan itibaren Avezov'un sanatında yeni bir çığır başlar. "İzler. İlk piyeslerinden olan "Enlik Kebek. Sovyet devrindeki öğrencilerin hayatlarım tasvir eder.

8. inançlarını. Çağdaş Kazak edebiyatının kurucusu olarak kabul edilen şair İbrahim Abay Kunanbayoğlu'nun hayatı. Abay' ın hayatı ve sanatı. 43 İs. konusunun önemi. Bu eserde. tablo tasvirlerle ve tarihi olaylar içindeki yeriyle ve tezatlı anlatım yolu ile edebiyatta ölümsüzleştirmiş. Navrosov) Foreign Languages Publishing House. ömrü boyunca kendisine prensip olarak seçtiği " adaletsizliği. m. Kanış Satbayev şu sözlerle ifade eder: "Kazak Türklerinin geçmişini araştırmak isteyen alimlerin her biri mutlaka bu eseri okumalıdır. cahilliği tenkit" ile " bilimi ve insan severliği yüceltme " düsturları karakterize edilmektedir.: L. "Kazak hayatının ansiklopedisi. Bu tercümelere gelişmesinde yardımcı olmuştur. 1957. halka hedef göstermiştir. A chapter from the novel The progress of Abai " Sovyet Literatüre. Ekonomistler. (Çev.: L. Muhtar Avezov tarafından ilmi araştırma konusu yapılmıştır. ikincisi ise "Abay Yolu" adıyla 1952'de tekrar yayınlandı. büyük şairi sadece ilmi ölçülerle tanıtmayı yeterli görmeyerek onu roman türleri ile ölümsüzleştirmek istemiştir. fikir güzelliği. filologlar bu eserde Kazak edebi dilinin gelişmesini. Bu roman sadece Avezov'un sanatının üstünlüğünü göstermez. Fransız yazar Lui Aragon "Abay Yolu" adlı eseri "Yirminci asrın en büyük eseri" olarak vasıflandırır. geleneklerini bulacaklardır. Abay Yolu romanı Rusça'nın yanında yirmi beş dile daha çevrilmiştir. Yazar. yemek dağıtma adeti. Yazar. s. asırdaki halk ekonomisinin yapısıyla ilgili bilgiler alabilir. Romanın daha sonra. Book two. Kazak Türkçe'si ile yazılan romanın birinci cildi 1950'de " Şair Ağa ". Sobolev ile beraber "Abay" trajedisini kaleme alır.70 ingilizce Abai. L. Bunların bibliyografik listesi şöyledir: Arnavutça "Megtime gretu romanit (Romanın tanıtımı ve özeti)" Litertia Sone. Bu eser yukarıda zikredilen romanın nüvesini teşkil etmektedir. yalnız başına mücadele eden bir kahraman " olarak gösterilmekte ve şairin trajik kederi canlandırılmaya çalışılmaktadır. Kazakların XIX. Böylece 1930'lu yılardan itibaren Avezov. Pagadin'den "Asilzadeler". 3. ikincisi ise 1947'de neşredildi. (Çev. Rusça'ya iki cilt halinde çevrilen "Abay" romanı Lenin adına verilen ödülde birincilik aldı. şairlerin atışması ile onları birinci tayin edecek jürilerin seçimi örneklerinin her biri ayrı ayrı etnografık malzeme teşkil etmektedir. aynı zamanda Kazak Türklerinin hayatını da bütün dünyaya gerçekçi bir tarzda sergiler. 1958. 1936" adlı hikayesini yazar ve Kazak Edebiyatı gazetesinde aynı yıl yayınlanır. m. onu unutulmaktan kurtararak. Muhtar Avezov on beş yıl boyunca "Abay Yolu" adlı dört ciltlik biyografik romanını yazdı. Kron'dan Bahriye Subayı" onun Kazak Türkçesine çevirdiği piyesleridir. 1957. 1940'da A. Trenev'den "Metres Karavaya". cenaze merasimlerinin tarif edildiği bölüm. namussuzluğu. kızları evlendirdiklerinde uğurlama törenleri. yirminci yüzyılın başındaki bozkır kanunları hakkında fikirler edinebilir. Üslup olarak Abay' ı sinemaskop diyebileceğimiz. " binlerle. hukukçular ise şeriattan başlayarak. yalnızca hacminin genişliğiyle değil. Muhtar Avezov' un bütün ilmi ve edebi çalışmalarının en temel ve en önemli konusunu oluşturmuştur. Eserin sonunda Abay. XIX. Abai. Kazakların destanı" diye değerlendirmelere mahzar olan eser. "Abay" şeklinde adlandırılan birinci kitap 1942'de. Navrosov) Foreign Languages Publishing House. etnograflar ise eski zaman yaşayış şekillerini. büyük şairin kendisine seçtiği yolu. 4 41 bilig-5/Bahar '97 . Moscow. kuşla ava çıkmak. Moscow. Abay' ın hayatının anlatıldığı "Abay Jolı (Abay Yolu)" adlı biyografik romanının hazırlıklarım da teşkil eden "Tatyana'nın Şarkısı. 449s. Romanın ansiklopedik bir eser olduğunu Prof. s. "The case of the stolenbride. 1956 ve 1959'da çeşitli baskıları yapıldı. 1951. 1945 yılında Abay' ın doğumunun yüzüncü yılına tekabül eden kutlamaların arifesinde "Abay Operası"nı kaleme almış ve yine aynı yılda "Abay' ın Şiirleri" adlı kısa filmin senaryosunu yazmıştır. anlatılan hayatın gerçek oluşu ve derinliği yönüyle başarılı olarak kabul edilmiştir.57 "Müfettiş". Yazar. Book one. 63 . Eserde şairin son yılları tasvir edilerek. asırdaki hayatları realist bir bakış açısıyla tasvir edilmiştir.

Sobolev. Hoont N Hunga. Paris. 747p. 787 s. s. s. 1961. Vol. Vol. Droga Abaia 8 Çev: M.NN 78 84 Polonya Dilinde Svn kazachstana (Abaj) I. 239 257 Abai Kunanbayev (1845 -1904) Introduction. İvanovschi) Bucureşti. vo Literaturı na inestrannıh yazıkah. 792 s.. Periodiko mae..21 Angarova ) Moskau. " Slovensky pisovatel "1961. Moscow. Verlag for fremdsprachige Literatur. 419 s. Pitvat Abaya (çev: Z. s. (Çev: S. 1971. Sovietletterkunde. 8 14 Yunanca Put Abaya (Roman özeri). 8 14 Hollanda Dilinde "De schrijver van "Abai" door zich zelv gezeen". 1945. ( çev: H. Fragmente din romanul "Abai" İaşol Lit. Moscow. Roman. Mouchtar Aouezov. Hont Zionta) Hanoy. s. 1965. Progress Publishers. 1960. Pogorzelski). I (Çev: B. 7 41 La jeunesse d'Abai. Sofiya 1950. 568 s. 1953. Macarca Egy költö utia. " Czytelnik " 1951. Statkov). Zweites Buch. m. (Çev: Rab Zsuzsa) Budapest. 3. 389 s. 345s. "İn İntuneric. 1958. Arapça Abay Kunanbayev (1854 . Roman.. A. 6 8 Bulgarca Abay. . Selected poems. Abaiova cesta. Bucureşti. Gallimard. s. nr. sç 7 42 Romence Abai. 1958. 982s. Angarova) Moskau. 8.. 15 29 Slovak Dilinde Abai. 1958. 326s. 1959. "Ponvanie narzeczonej" Literatura radziecka. 1. (Çev: marta Lickova) Bratislava. bilig-5/Bahar '97 .58 The ascent (Abay romanından özet) 25 stories from tha Soviet republics. Moskova 1971. nr. Svetlanov) Djprovno izdatelstvo "Nauka i izkustvo". dab ) Warszawa. (Çev: O. Moscow 1961. nr. Fransızca "Le rapt (tire du roman " Le ehemin d'Abai " Litteratura Sovietigue. (çev: H. Davatel'stvo Roh. " Cartea rusa " 1950. 1721 L'auter d' " Abai " vu par lui meme " Oeuvres et Opinions. "Czytelnik" 1954. narodna Kultura. 6. 8. 5-27 Norveç Dilinde "Varulv" Sovyet nytt. Pogorzelski). 417s. Abai Kunanbayev. (Çev: Josef Solarik) Bratislava. Abai. 2. prix Lenine 1959. 1961. s. s. nr. Vol. Roman. s. 86 Almanca Abai. Roman. 7 . Verlag for fremdsprachige Literatur. 7 44 Svad'ba Abaya. Cazimir. 1. nr. Progress Publishers. 1. " Nouvelles des Letters sovietiues " (Bruxelles) 1960. Roman. 1958. nr. Syn kazachstana ( Abai ) II ( Çev: S. s. 4. 1956. Ujmagyar könyvkiado. Warszawa. İzd. 8. nr. nr. 1958. Erstes Buch. 8. Roman. Sofiya. Praca vy. s. 2. 149 153 İspanyolca "El rapto de Maken (Roman özeti)" Literatura Sovietice. Vitez) Preambule d'Aragon. 1958. 576 s. Partea I. Warszawa. L'auter d' " Abai " vu par lui meme. s. Roman epopee in douavol. 1954. 598 s. nr. (Çev: L.1904). " Czytelnik" 1950. M. 1951. Vietnam Dilinde Yunost Abaya. distins eu Premiul Lenin pe 1959. Kore Dilinde Moğolca "Abay (Roman özeti)" Sog. Abai. A. 1 2. 413 s. I II (Çev: Çan Jov. 1964. s. 761p.

Romanas II. Valstybine grozines literaturos Leidykla. m. 434 s. Ermenice Abav. İke kitaptan torgan roman epopeya (Tere. Salyah Abaya. c. Diliene). I (çev: M.. 483 s. Romanas I. (Tere: T. II.. Adhemova) Kazan.. 10. Derjavne vidavnitstvo hudojn'oi literaturi. Sumane) Riga. Kitap 1 . Naşriyati davlatii Tacikistan. Vilnius. Latvijas valsts izdevnieciba. Latvijas valsts izdevnieciba. Brushis) Kişinev. ikençe kitap (Tere: S. Bas. Adhemova) Kazan. Korogs. E. Türk lehçelerine de aktarılmıştır. Kitap 3 (Abay Colu) 1963. 424s. 410s. Mam. epopöa (Çev: E. M.59 Çek Dilinde Abai. Kırgız Türkçesiyle Abav. Sumane) Riga. 668s. (Çev: Borozonyan). Abajus. 366 s. Tarihi Roman. Stanisavskas). Latvijas valsts izdevnieciba. I. 1952. 289s. 420s. (Çev: J. 125 131 Eston Dilinde Abai. s. Roman ( Tere: A. Abajus Kelias. c. 1950. Moldova dilinde Abav (Çev: M. 438s. Azerbaycan Dövlet Neşriyatı. Derjavne vidavnitstvo hudojn'oi literaturi. (Çev: K. 1950. (Çev: K. 1963. Bas 1957 1963. Jankavskas). Litvanya Dilinde Abajus. Sumane) Riga. Başkordostan Kitap İzdatelstohı. Bakı. 306s. (Çev: I. 1959 Abai. (Tere: T. Kartya moldavenyanske. 1960. 380 s. Sumane) Riga. Diliene). Vilnius. 1960. Roman ( Çev: Dm. 1948. Aypetrat. c. (Çev: K. 475s. 1955. 428s. Tacik Dilinde bilig-5/Bahar '97 . Mans darbs. Sumane) Riga. 419s. 383 s. camutalova. 1949. Mam. 1957. s. Suvanberditev) Frunze. Kırgız. Eesti Riiklik Kirjastus 1960. Kırgız. Mullakandov) Stalinabad. 529s. D. 1959. (Çev: J. rakstot romanus par Abaju. c. Roman. Blumenfeld) Rahva Haal. Latvijas valsts izdevnieciba. 465s. 457 s. Tatarstan Kitap Neşriyatı. Abav. 722 s.Berençe. Roman. Tatknigoizdat. Tanhıy Roman. Erevan. 1955. Abai tee Çev: A. Roman. Suvanberditev) Frunze. 368 s. Kitap 4 (Abay Colu) (Terc: Suvanberdiyev. Latvijas valsts izdevnieciba. Valstybine grozines literaturos Leidykla.. 458s. Pisne Abajovy. Abdıllayev) 1963. Abaja Cels II (çev: M. Liskova) Praha. Abajs.2.. Roman. Çemortan. Letonya Dilinde Abajs. 2. 411s. 432s. I. 1961. 9. Abaja Cels I (çev: M. Tatar Türkçesiyle Abay.: Necib İselbay ) Ufa. Le) Kyiv. Abaja Cels IV (çev: M. m. Roman (Çev: İ. Roman (Çev: E. 615 s. 1954. Berençe Kitap (Tere: S. 1955. 352s. Abav (Çev: A. Abav (Çev: L. 1957. Valstybine grozines literaturos Leidykla. Mullakandov) " Sarhi Surh. I. Hange) Tallinn. Grin'ka ) kyiv. Abasov ). Abaja Cels III (çev: M. " Svet Sovetu " 1949. Abajus Kelias. Roman. 1959.. Romanas I. Abav. 12. 1957. 396 s. 375 s. 522s. 1963. Latvijas valsts izdevnieciba. 1963. Bunların bibliyografik listesi ise şöyledir: Azeri Türkçesiyle Abav. Vilnius. Tanhıy Roman. 1952.n. 1963. Mi brushis = Kişinev. 851 s. nr. 1962. "Abay (Çev: A. 92 22. Valstybine grozines literaturos Leidykla. Romanas II. s. Sumane) Riga. Eesti Riiklik Kirjastus 1950 c. Hange ) Tall. c. Vilnius. Dlouhy) Praha Sovetu" 1948. 78 89 Ukrayna Dilinde Abav. 880s. Başkurt Türkçesiyle Abav Yolı.II (çev: M. II.

2. Kazakistan SSC İlimler Akademisinin üyesi. 191 200 AHMETOV. Kasımov) " Mugallımlar Gazeti 23. Güney Denemeleri. Kazan "Abay Jolı Epopeyası Şetelde" Kazakstan Mektebi bilig-5/Bahar '97 . (Tere: İ. Taşkent. 1965 Muhtar Avezov'un sanatında önemli bir merhale teşkil eden Abay Yolu romanının yanında yazar. 712 s. çağdaş Kazak edebiyatının prensiplerini ortaya koymaya çalışmıştır. Kitap Tere: Zumrad). (Tere: Zumrad)Abav Yoli. Kasımov)" Sovet Turkmenistanı. 1960 "Abayın Yolı (Üçüncü kitaptan bölek) ( Tere: T. 1949. Yaylımova) Aşgabad. 1951. Nigmetov). nr. Kitap (Tere: Zumrad). 23. 2. Hindistan Denemeleri. Yazarın son on yılım geçirdiği evi ise öldükten sonra anıt müze olarak açılmıştır. 1. Ayupov. Davlat Neşriyati. Almuta. Davlat Neşriyatı. Abav. milli edebiyatı araştırma meselelerinde sınırsız çalışmalar yaparak. 1960. "Şair Köyünde" ilmi araştırmalar. kazak edebiyatındaki nesir ve dramaturji kollarının büyüyüp gelişmesinde. Mensurov. Romandın parçe (Terc: N.60 1960. Türkmenistan Dövlet Neşriyatı. Uygur Türkçesiyle " Şair "Abay" Roman. 1955. Kasımov" Sovet Turkmenistanı. gazete yazıları "Altın Yüzük". İkinci kitaptin parçe)" Kazak Eli. Ahmetov. 1954. Abav. "Cephe". "Asil Nesiller". Türkistan Böylece Doğmuş. 433s. 39 40 Abav. Romanıdan bölek (Terc: T. Almatı şehrinin bir bölgesi ve bazı okullar yazarın adım taşımaktadır. H. 1962. Yeni Hayat Jurnalinin Neşriyati. s. "Abay tanuv (Abay'ı öğrenme ve araştırma bilimi)" ilminin temelini atarak. 12. 1987 "Suretkerdin Biik Nisanı" Kazak Edebiyeti. (Romandan parçalar). Yazar. " Abayın Yolı ("Abay Yolı" atlı romandan bir bölek çap edieris ) (Terc: T. Kitap (Tere: S. Kirov (şimdiki adıyla El Farabi ) Devlet Üniversitesinde profesör oldu. kazakstan Dölet Okuş pedagogika neşriyatı. 416s. XII. İ 1956 KAYNAKLAR AHMETOV. Kırgızların " Manas " destanı hakkında çok kıymetli bir monografi yazdı. Almuta. A. 28. Zununov). 494 Abay. Kitap (Tere: Zumrad). Kitap 692s. VII. Roman (Terc: T.Mensurov). Almuta. milli tiyatronun gelişmesinde. II. IX. 1958. Yolı Roman. Ayrıca gezi yazılan da kaleme almıştır. B. Roman. denemeler ve edebi tenkit çalışmaları da yapmıştır. 1. Kazakistan S. Amerika Tesirleri" Avezov. Roman. Yeni Hayat Jurnalinin Neşriyati. Kasımov S. UzSSr. Z. Z. Özdavnaşr. 1922 "M. Taşkent. DÜSENBAYEV. Kazak Türklerinin yirminci asırdaki elli yıllık kaderini beş ciltten oluşan bir destan ile anlatmak istemesine rağmen bu planın ancak birinci kitabım oluşturan " Büyüyen Nesil " adlı kısmım 1962 yılında neşredebilmiştir. çeşitli yıllarda yazılan Kazak Edebiyatı Tarihi'ni Kazak folkloruna tahsis edilen ilk cildinin (1960) asıl yazarı ve redaktörü oldu. Kitap 672 s. Tarskogo)" Kum.. Abav Yolı. 679s. M. UzSSr. s. X. Avezova ab Abaya" Kommunist Kazahstana BALDANOV. Hasamitdinov. Türkmen Türkçesiyle "Abay. A . 704s Yakutça "Abay (Çev: G. yazarın 27 Haziran 1961 yılında ölümü üzerine Kazakistan hükümeti aldığı bir kararla büyük yazarın adını ebedileştirmek maksadıyla İlimler Akademisinin Edebiyat ve Sanat Enstitüsü ile Kazakistan Devlet Dram Tiyatrosuna Muhtar Avezov adını verdi. 1953. K. Çeşitli sokaklarda. 10. Taşkent. 1957 Abav. I. 1961 Özbek Türkçesiyle Abay.

1957 Kazaktın Tungış Epopeyası Jinak. 1959 "Edebiyet Gılımının Ülken Tabısı".GA'nın Habarşısı. Alamatı Epostan Epopeyaga. 1957 NURGALİYEV. 1969 BERDİBAYEV. 1986 "Avezov" Teatr Sınşısı.Kazak Edebiyeti.: 1951 Muhtar Avezov. LİZUNOVA. Z. Tuvındılar. 1960 ISMAYİLOV. Almatı SÜYİNŞELİYEV. Siyezi. "Han Kene jayındağı 30 şı Bolgan Edebi Diskussiya" Kaz. 1965 SATBAYEV. Moskva. İdeya jane Obraz. Jıyırma Tomdık Şoğarmalar Jinağı. "Jazuvşı men Keyipkerdin Kenesi". S. Moskva M. DUDANBAYEV. 1987 "Mengilik Muhtar" LeninşilJas. nr. 2 T. 9. put' Avezova. Juldız. 52. XX T. 1968 NURKATOV.61 BAYTANAYEV.. Novıy Mir. 11. R.8799 bilig-5/Bahar '97 . 2. 25 Sentyabr "Darın danalığı" Kazakstan Mektebi. Almatı Şeberlik Sınma.28 Sentyabr ISKAKOV. B. nr. 26. 1957 SATIBALLİYEV. SİL'ÇENKO. K. Tragediya Tabigatı. 1990 Şın Şeberlik. nr. 25 Dekabrya Ebişeva. Almatı. Kazak edebiyeti. İ. H. E. Almatı 1973 Kazak Sovet Ensiklopediyası. E. Z. 1968 Muhtar Omarhanulı Avezov. Derbialin. s. Edebiyet jaylı Oylar. Almatı Vakit Tınısı. Tvorçeskiy Almata. Juldız. R. 1. Almatı. 1969 Talanttar. Kazak Edebiyeti nr. 1989 "Muhtar Avezov Turalı Jana Derekter" Kazak Edebiyeti. nr. Almatı. KEKİŞEV. M. 1958 1963 1969 1957 1958 Tuvgan Edebiyet Turalı Oylar. Almatı "Menin Avezovım" Jalın.39. M. N. "Şedrıy Talant". Vaprosı SÜYİNŞELİYEV. Almatı Ekimov. Avezovtın Ömiri men Tvorçesrvocı Turalı Edebiyetter Ulttık Kitabhana.SSR. 1987 KARATAYEV. E.. S. Muhtar Avezov. Almatı KEDRİNA. Almatı 1956 Kazakstan Jazuvşılarının III. O. M. 11. T. SMİRNOVA. E. 1962 KABDOLEYEV. 1961 SAHARİYEV. Almatı. 1985 ISMAYİLOV. 26 İyun Sın men Şığarma. A. 1987 1962 Davutova. Vahatov. nr. nr. Almatı. Muhtar Avezov jane Onın Jemdik Elemi. Almatı Muhtar Avezov. Almatı "Piyervaya Kazakskaya Epopeya". S. M. H. Muhtar Avezov. Almatı. 20 Kazan "Ülken Talant İyesi". 1957 Jana Belecke. T. Almatı 1985 Muhtar Avezov. B. 1985 "Avezov Avdarmaşı ". E. I. 1964 "Avezov'tin tungış Avdarması". 1957 1962 1960 OMARAOV. E. Alma Ata. nr. Almatı.

eğitim biliminin gelişmesini sağladı." (ABDİRAHMANKIZI. günümüzdeki Kazak eğitiminin özünü oluşturmaktadır. kültürü. gelenek görenekleri oluyor. "İhtiyar sözü ilahtır". O. diye şaşırarak. gençler için manevi esas oluşturduğunu Kazakistan halk yazarı. gelenek ve zevki haline getirmek. Kazak halkının milli yapısı. Kazakların büyük yazarı. o kitabı büyük bir coşku ile okuduğumuzu. edebi karakter'. 1997) Bu yüzyılın başında Kazak halkının sosyal hayatım değiştirme çabasında bulunan M. Bunları eserlerinde derinden inceleyip.62 DOĞUMUNUN 100. karşılaştığı büyüğüne "Assalamayaleyküm". "İhtiyarı varın nasibi var". Avezov'un "Abay Jolu" romanındaki Kodar ve Kamca olayı ile ilgili Kunanbay'ın cezasını caiz görmesi. Zamanımızda Kazak halkının iç etnik münasebetlerinin farklı mana ve değerini araştırmak. Her halkın sadece kendisine has özellikleri. Sebebi. "Büyüğünü büyüten el küçülmez. Avezov'dan önce her yönüyle araştırılmadı diyebiliriz. Kazaklar büyüklerine değer verip saygı duyar. Muhtar Avezov. zihniyeti. Muhtar ağa 'E. bu mirası yeni neslin yaşamının temel kaidesi.". Bilimler Kandidatı Kazak Türkçesinden Aktaran: Banu MUHYAEVA Halkımızın birey oğullarından biri. halk eğitimi bilig-5/Bahar '97 . Avezov'un 'Abay Jolı' epik romanının birinci kitabı çıkmıştı. Ü. halk bilimlerinin de müjdecisidir. Kazak büyüklerinin özel sesini. M. yoğun ilham ve ustalık yorumuyla günümüze duyurabilmiştir. M. ya da "aleykümselam" diye dua edip. Profesör Tursınhan Abdirahöankızı'nın şu ifadesi göstermektedir: "1944 yılında. bildikleri var. Ben. Eğitim yönünden söylenen bu önemli sözlerin. bize bıraktığı miraslarında dava. diye halk zihniyetini yaratmıştır. kendine özgü bir yorum yaratarak. 'Demen'i bilmemeniz doğru. Avezov Güney Kazakistan Eğt. tartışma anlarındaki hazır cevap kadıların adaleti ve bilginliklerini. üstat ve düşünce ormanının büyük çınarı olan Muhtar Avezov. ama kitaptaki Dermen karakterini kimsenin tanıyamadığını söyledim. bilgin alim. hayatta gördükleri. öyle mi?'. Muhtar Avezov için. saygı gösterip baş köşeden yer vermiştir. Sovyetler Birliği'ne dahil olan Kazaklar için bu imkan sağlanmadı. "Büyüklerin sözü vacip". diye önce kız çocuklarının eğitimi problemlerinin çözülmesi gerektiğim gündeme getirdi. M.Jakıp BİDANOV M. "Büyükler küçüklere yaşam tecrübesi verir. Avezov eserlerinde "beşiğini düzelt".YIL DÖNÜMÜNDE MUHTAR AVEZOV Cumahan ISKAKOV. Eğt. dedi bana. gençlere bildirmek. çünkü o tarihi değil.

M. havayı. M. insan tarihindeki bütün şöhretli ve iyi işleri devam ettiren insanlar olmalıdır. öğretim amaçları ve yöntemlerini iyi bilmeli. Avezov'un eğitim meselesini önemsemediği tarafı yoktur. yıl dönümü münasebetiyle "Egemen Kazakistan" gazetesinde 1997 yılı 18 Mayıs'ında yayınladığı "Benim Avezov'um" bilig-5/Bahar '97 . göğü. Avezov. 1918 yılında Abay dergisinin II. uzmanlık alam ve öğrencilerin sevmek. söz sanatının öğütçüsü. eğitim ve öğretime bağışladı. Devlet ve halkın temeli. merak duygusunun öğretmenlere has değer olduğunu daima belirtti. "Abay Jolu" tarihi romanını yazmakla birlikte romanın eğitim yönünün anlatan yöntemleri de belirtiyor.". bilimsiz baht başkasının nasibi". "Abay" dergisinde yayınlanan "Medeniyet Milliyet" makalesinde "İlim ve medeniyet bütün dünyanın altın kolyesidir. Avezov hayatının en verimli dönemlerini felsefe. Kazakistan Cumhuriyeti Milli İlimler Akademiği Zeynolla Kabdolav. daima öğretmenlik ustalığını geliştirmelidir. insanlığın düşmanı cahillik ve karanlık baskısına karşı mücadele eden. Alimin getirdiği Kazak edebiyatı tenkidinin bir alam "Abay tanıtımı" teşekkül etti. Neticede Abay sadece şair olarak değil. ortamının etkisinden cehalet tesirli oluyor. Okumak çok yönlü bilgilendirmekten. eğitim amacı olarak takdim etti. dili. ruh bilimcisi. Onlar: "Bilim mutluluk direği. "iyiden şerafet" atasözünü halk boşuna söylemese gerek. Düşünmek için okumak gerekir. Abay milliyetçiliği M. Yetenekli yazar eserlerinde zengin halk dilinden yararlanmakla birlikte Ibıray Altınsarin. 1918 yılında "Abay" dergisinin I. Dışarıdan basit görünen öğrencinin derste oturup kalmasından başlayarak konuşmadaki sesi ve davranışlarına kadar meselelere cidden dikkat eden öğretmendir. insanların kalbine iyilik yerleştirmekten gelmektedir. iç dünyalarının büyük yazara duyduğu özleminin belirtileridir. fikirlerini ileri sürdü. azınlığına rağmen her şeyin alt üst olduğu buhranlı dönemlerinde türlü değişikliklere rağmen milli özelliklerini korumayı başarabilen ve sosyal gelişmenin belli kademesine ulaşabilen milliyet duygusudur. Şakarim Kudayberdiyev temelini oluşturan yazılı edebiyat geleneğinin. "halk ve halkı. Muhtar'ın milliyet duygusu. Onlar derslerde konularına hakim olmalı.. neslin eğitimindeki hedefleridir. Nazarbayev'in desteği gelecek gençlerinin ilim ve sanat yolunu açan. sayısında yayınlanan "Öğretim" adlı makalesinde "Öğretmenler zamanın getirdiği taleplerin farkında olup. Toplumun insani değerleri genç neslin eğitilmesinden geliyor. M. Bu günlerde bilim ve medeniyet toprağı. Öğretmene ait değerleri. halkım seven milliyetçi olarak değerlendirildi. Avezov yorumunda milletin milliyet olarak teşekkül etmesinden itibaren birleştirici güç olarak görünüyor. Kazak toplumu medeniyetinin kendine özgü kendi durumuna uygun yolu olmalı düşüncesinin taraftarıdır. insan ve insanı aynı seviyeye ulaştıracak olan bilimdir. İnsan yaşamındaki öğretmenin rolü de Muhtar Omarhanoğlu'nun dikkatinden kaçmadı. sayısında "Bilim" adlı geniş bir makale yayınlanıyor. üstat.1934 yıllardan itibaren başlıyor. "Gelecek" programı M." M. O. Abay Kunanbayev. "Kitap. eğitimci. "İnsaniyetin kötü niyetli yaradılışından değil. "Kitap düşünce kaynağı". Milli eğitim ve psikoloji sahasında da fikirleri ve düşüncelerini ileri sürdü. Bu sırada Kazakistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı N. büyük üstadı Muhtar Avezov'un doğumunun 100. dedi. diye söyledi. Avezov eserlerindeki düşünceler. yıldızı yönetmektedir" diye yazdı. Kazakların bilgin yazarı. metin tenkit araştırması Doğu klasiklerine ilgisi v.b. M. suyu. onlara ve anne babalarına medeniyet ve bilim yönünden örnek insanlar olmalıdır ". Bu problemlerim araştırması 1918 yılından 1961 yılına kadar 43 yıllık bir dönemi kapsıyor.63 ve nesil temizliği uğruna verdiği mücadele görüntüsüdür. 1918 yılında. Avezov'un eğitim meselesinin tarihi devamıdır. " tarzındaki hayranlık. Avezov bu alanın yöntemlerini 1933 . emeğin manevi desteği". geleceğin toplumun itici gücü gençlerin eğitimine büyük önem verip yönlendirdi. dersin amacını. Abay tanıtımının hedefleri Abay'ın dünya görüşü. hakikate inandırmaktan. Ustatların bugüne kadar "Avezov diline denk dil nerede!. gelecekteki öğretmenleri hazırlamadaki eksiklikleri ortadan kaldırmanın yöntemlerini belirledi. Muhtar Omathanoğlu. Eğitim ve öğretimdeki ruhbilim ve okutma yöntemlerinin önemini.

64 eserinde ustadı hakkında "O. azıcık kaşlarını çatarak. " İlim sadece kendine özgü toprağı tanımıyor. derin anlamak vardır ". onun yanındaki kürsünün bulunduğu merdivenli alan sahne gibi.. O. Öğretmen masası. Örneğin onun "Kazak halkının şairane yeteneği. hem "Kazakistan Edebiyat Tarihini" okutmak yöntemlerini belirleyen eğitimcidir. Kazakistan bağımsız devlet olarak kendine özgü asil değerlerini toplayıp. 1927 1991 yıllan arasında birkaç defa basılan onun "Kazak Edebiyatı Tarihi" ders kitabı yöntem bilim çalışmasıdır. İri yapılı vücudu. Avezov girince geniş oda. yanaklarındaki gülümseme izlerini hemen kaldırıp. profesörün ders verdiği dershaneden tiyatro kulübüne dönüşürdü. Avezov hem yazar. bu ders kitabında halkımızın asırlarca atadan oğula devam edile gelen manevi mirasının eğitimdeki rolünü incelemektedir. onların vatanına hizmetini canlandırmaya çaba gösteren çalışmalar yapmaktadır. yüksek gövde. Fakat bu renk uzun sürmezdi. Avezov'un hayatı ve sanatkarlığı. O. Büyük deha sahibi. dersaneye göz ucundan ışın saçıp. vatansızdır.. onun meseleyi çözmesine bağlıdır ". ham alim. gülümseyerek girerdi. M. fikri. Kazak halkının manevi hayatının en büyük başarısı olacaktır. fikirleri insan ruh biliminin imkanlarını belirten düşünceleridir. Muhtar Omerhanoğlu büyük yazar olmakla birlikte milli özelliklerin zevk. kabiliyeti. boğazını çekerdi. eğitimciler için en iyi yöntem bilimi örneği olacağı şüphesizdir. diye yorumu. sol göz kapağım azıcık kaldırıp. Burada sevimli bir gururluluk vardı. Özellikle " aklın ne kadar geliştiği. " Ömür akımım bilmek vardır. Onun " asilin asli insan ruhu ve düşüncesi ". diye Avezov'un öğretmenlik ustalığına hayranlık duyuyor. annesiz zattır ".. geniş omuzlan. serbesttir. bilig-5/Bahar '97 .. M. zihniyet ve geleneği sosyal milli önemini inceleyip. Kendisine her şey yakışırdı. öğrencilerin oturduğu salondan yarım metre yükseklikteydi". Milli psikoloji ilmine katılan bir düşüncedir. 1929 yılında Kazakistan'ın eski başkenti Kızılorda'da basılan "Yeni Köy" adlı ders kitabı Kazak eğitim ve öğretim sahasının başarılı çalışmalarındandır. muhteşemdir! Üniverisite dersanesine büyük geliyordu. Büyük yazarın eserlerinin 50 cilt akademik baskısına hazırlık çalışmaları. insan kabiliyetini değerlendirmesidir. bu hususları eserlerinde kullanabilen ruhbilimcisidir (psikolog). ayrıca şair tipini ortaya çıkardı". M.

sarsıntılan. Muhtar'ın "ikinci hayatı" diyebileceğimiz dönemin başlaması için uzun yıllar geçti.çağdaşlarma ve öğrencilerine telkinleri. sanatındaki erişilmez sırlarını incelemek.Muhtarm yeri büyüktür.yaratanın insana verdiği bir mutluluk hediyesidir. D. Alın yazısını bilig-5/Bahar '97 . Öğr. Mirzahmetov'un "Avezov ve Abay-1997" R. MUSAKULOV Ahmet Yesevi Ü. merhametsizce ezildiği şartlarda.sanat ve edebiyat üzerindeki düşünceleri.asırlar boyunca çile çeken halkım.onunla ilgili olarak yapılmış ifade ve yorumlan yeniden değerlendirmeyi ve araştırmayı zaruri kılmaktadır. Bu dönemde onun sanat ve hayat yolu. "binlere karşı birce direnen" ve köklerini derinlere salan manevi bi çınar gibi abideleşti.milli değerlerini dünyaya tanıtan. bir yıl veya dönem işi değil.ilmi araştırma yöntemi.65 MUHTAR AVEZOV'LA İLGİLİ HATIRALARIN İLMİ ÇALIŞMALAR İÇİN ÖNEMİ Doç.yurdunu. Sırları.yaşadığı karışık tarihi olaylar hakkında pek çok çalışmalar yapıldı ve yayınlandı.milletinin buhranlı ve karışık bir döneminde. Büyük üstadı Abay gibi. Her halkın tarihi kökleri ve kültürü ile ilgili ansiklopedik çapta olağanüstü eser verenlerin.düşünce ve hayalleriyle böyle bir kişilik. Son yıllarda bu çalışmaların adeta gelenek haline gelmiş olması sevinilecek bir durumdur. Dosjanov "Muhtar Yolu-1988" S.. sanat ve hayata katkıları.milli değerleri ve büyük kültür zenginliğini her yönüyle işleyerek kazanmıştır. Sanatında ve bilimdeki erişilmez yerini. milli değerini. milli sanatımızı ideal ve estetik zirveye ulaştıran 'Abay Jolı' gibi klasik bir eser yazarak Abay'ın kişiliğini. Üyesi Kazak Türkçesinden Aktaran: Banu MUHYAEVA Bu yıl. dersleri. asırlar boyu sürüp gidecek bir uğraşı konusudur.Cumhurbaşkanımızın teşebbüsü ve UNESCO kararıyla Muhtar Avezov Yılı olarak kabul edilmiştir. derin yeteneklerini. Bu durumlar. Sadece kendi halkının değil. Büyük insan. Muhtar Avezov gibi büyük adamların özelliklerini. başka ulusların da büyülü söz sanatı tarihine derinliğine inersek. parlayan yıldız olacaklarına şüphe yoktur. Abay'ın içtiği "ağu"dan uzak duramadı. Junisov "Mümtazlar ve Gölgeler" Kabdalov "Benim Avezov'um" gibi monografilerle birlikte M. Berdibay'ın "Tarihi Roman-1997" eserleri yayınlandı. tanınmış sanat ve bilim adamlarının hayranlığım kazanan Avezov'a adanan bu saygı büyük değer ifade etmektedir. A. bilgin. Muhtar'ın "iyi zamanlar" da yaşadığını söylemek mümkünse de.

sanatın ab-ı hayatından içmiş olurlar . yazarlar. onlarla ilgili olarak aktaracakları her türlü bilgiyle o insan ve dönemine ışık tutacağı tabiidir.araştırma ve edebi eserlerin.Kajım'da (Jumaliyev) hepimizde maruz kaldık. Avezov iklimine girebilmek için büyük önemi vardır. yorumlayıcı kabiliyeti.V:Turgenov Latince "progres" kelimesini edebiyata getirdi . 1978 S: 174) Bu fikirden Muhtar'ın sadece yeteneğini kabul etmek değil . Bunun gibi yabancı etkileri doğru karşılayan Muhtar'ın yeniliği.bilim ve devlet adamlarıyla ortak yaşadığı olaylar bulunan kimselerin. bu konuda yazılacak ilmi araştırmalar ve eserlerde yardımcı kaynak olabilecektir. çocukları.V. Geçmişte yaşanan amların.66 yaşadı mücadele etti. insan özellikleri ve imkanlarının sırrını tam açıklayabilmek sanatın da ulaşamadığı gerçektir. bilim adamları. Muhtarın şahsiyeti ve sanatını eserlerinden tanıyan yurttaşlarımız. bilginliği. arkadaşları. V. Muhtar'ın kişiliği ve yeteneği. Kazak Ansiklopedisinde.onu tanıma. Eski çok milliyetli Sovyet dönemi ve bugünkü Kazak edebiyatı ve araştırma çalışmalarında pek çok yayın yapılması sevindirici olmakla beraber.çocukluğunu bilen büyüklerinden başlamak üzere.devirlerin engellerini aşacaktır.kişiliği ve sanatı konusunda yazılan hatıra. derin tarihi sırlarla örülü ve şairânedir. Büyük yazarımızın hayatı.konuyu bilen insan onun hayatının bazı dönemlerini kendi açısından bahsetmelidir.ülkesinin tarihinde hizmeti bulunan sanat.düşünce ve duygularına göre yorum olabilir.anlama ve eserlerindeki derin hazza erişebilmek. Muhtar hakkında hatıralar ilk defa 1972 yılında . Bu yüzden M. hocaları. İlk baskıya 55 insanın bilig-5/Bahar '97 . Hatıralar.. kendi görüş. merhameti ve sertliği gibi çok yönlü özelliklerini zamanımız insanlarına ve gelecek nesle tanıtmak sıradan bir insanın yapacağı iş değildir. Turgenov. Bu duruma Sabit'de (Muhanov).Muhtarın şam. Bu yayınların henüz denizde damla olduğunu söylemek mübalağa değildir.bu büyük adamın şahsiyeti ve sanatı.tamamlanıp basıldı.okuyucuları ve hatta kendisini bir defa tesadüfen görmüş insanlar.tarihi bir şahsiyetten söz ediyorsa.dirayeti ve iradesi. Edebiyatımızın şöhretli büyüğü G.manevi . Belinski gibi büyük şahıslar hakkında hatıra yazanlardan öğrenen çoğu yazarların bu gibi eserleri Muhtar'ın manevi şahsiyetini betimleme çabalarında ortaya çıktığı malumdur. Abay'da olduğu gibi. Yazarın doğumunun 80.V.sanat ve bilim açısından değerlendirilmesi geleceğin işidir.Mustafin'in 1950'li yılların Kazak Edebiyatı Tarihi eserini tenkit ederken "eserde Muhtar hakkında yazılanlara değişiklikler yapılmış. Bu. Maalesef. açıklanması ve tamamlanması gereken bir düşüncedir. Bu. 1932 yılından itibaren Muhtar Sovyet edebiyatçılar tarafına geçti"diyor. Muhtar Ayezov hakkında yayınlanan bazı hatıralar "gözden ırak gönülden ırak" dendiği gibi kendi menfaatleri gereği ifade edildiği acı da olsa bir gerçektir Bu hatıraların yazarları Muhtar'ın ruhu huzurunda sorumlu olacağının farkında olmalıdır Özellikle :Ruslardan İ.büyüklüğünü sergiledi. hangi sahada olsa da üstündür. Tabii ezeli varolan insanoğlu bir birine benzemediği gibi.anlatan insanın fikri ve değerlendirilmesi değil . Böyle olmasına rağmen. İnsan. imanı ve nezaketi. Bu sebepten Muhtar'a eski gözle bakıp yersiz çelme atmayı bırakıp.onunla ilgili konuşup yazmayı bir borç olarak görmektedirler . düşünceler. Onun hayatı. hakkında söylenen fikirler. Avezov hakkında anılarını aktaran insanlara büyük sorumluluk düşmektedir.şekil olarak hatıraya benziyor.yıl dönümü münasebetiyle 1976' yılında Kazakça "Bizim Muhtar" adında . bir araya geldiği dünya çapında şöhret sahibi sanatçılar.Rusça "yazar" matbaasında basıldı. değerlendirmelerin hepsi de nispidir.Bunların gerçekle.Muhtar'ın fikirde harekette farklılık gösteren dönemi gizlenmemelidir. Muhtar hakkında yazılan hatıraları basit bir tasnife tabi tutacak olursak.. Dünyanın tanıdığı ve kabul ettiği büyük insan Muhtar hakkındaki çalışmalar ve hatıralar.ilimde de efendi olduğunu görüyoruz. adaletle değerlendirmeliyiz" (Mustafin: G.dünyaya ve insana ideolojinin sanatta da.G.değişik alanlarda yapılacak uçsuz bucaksız çalışmalara imkan sağlamaktadır. direndi." denilmiş. öğrencileri. G. Tarihi gerçek söylenmeli.Belinski ise Latince "progres"kelimesini tercüme etmeden bu şeklinde kullanılmasını sunmuştu. Zamanında Muhtar'ın sevdiği ustadı İ.bir tür edebi eser olup. "Hatıralar.yazanm kişiliği ile yakından ilgili bir husus olup. dünya bakışı ve engin bilimi ileriyi görebilmesi liderliği.

insanlık kudretinin hem nazik. Burada bulunanların çoğu ölümle bir kaç defa karşılaşanlardır. hem bir çok insanın dilidir. Onların hatıralarından yazarın bazı sırlarını öğrenebiliriz.bu gerçekten bir tek insanın .hayat mektebinden geçiyoruz. onun tercüme yapma yeteneğinin büyücü sımyla. N Anov. net gösterdi. 1976:97) diye yazarın dili kullanma özelliği hakkında tarihi ve teorik açıklama veriyor. M. Büyük üstadın tabiatından tarih. "Avezov sadece milli çerçevede sınırlanıp kalmıyor. Adı geçen eserdeki hatıralar. milli sanatın özünü tarihi teorik anlamda değerlendirebilen Muhtar bilgine boyun eğiyor. hem de hakir yönünü gösterebilen klasik eser diye değerlendirerek dinleyicilere kabul ettirdi. Eserin fikir ve estetik değerini orijinal nüshadaki gibi tabii. bir çok insanın. ikincisine ise 73 insanın hatıraları dahil olundu. A. Z. sadece ellerindeki kalemle değil .b .ilim. Yazarın dili.bunları konuştuğu zaman. Lenin ödülü ile ödüllendirilen bazı eserlerinin değerini tartışma sırasındaki fikir farklıklarını araştırırken . M. estetik zevk alıyoruz Halkımıza özgü manevi dünyasının ta XIX.milyonlarca insana feyz ile dolu yükseklik getirdiğim hayranlıkla hatırlıyor. Pantiyeler'le bir sohbetinde: dil ayrıca bir sezgidir. I:Suhov'dır. yazar hakkında çok bilgi veriyor.l976:53) söz sanatının kaynağının halk olduğunu.67 hatıraları. R. "diye yazdı. onun şiir dünyası geleceğindeki pek çok imkandan bahsediyor. M.silahla da Sovyet hükümetinin teşkil edilmesini sağlayan ve savaşlarda koruyan kır başlı insanlardı.Nikolskaya. farklı bir tecrübedir. özelliklerini koruyarak başka bir dilde konuşturabilmek tercümenin bilginliği ve ustalılığıyla birlikte . Calil yeteneğinin coşku duygusuyla etkili konuştu . çoğunluğun . eğitim. onu dinleyenlerin yüzüne baktım . Tajik hafızlarıyla. M.bilginliğini kabul ediyor.halkın ve bir kaç zamanın dilidir" (Bizim Muhtar. kardeşim"adlı hatıralarında): "Avezov'un. yüz yıldan itibaren Rus diline aktarılarak ve yabancı ülkeler okuyucuları ve araştırıcı alimlerine tanıtıldığı tarihi gerçektir Bilgin Abay'la büyük Muhtar'ın eserlerini bütün dünyanın Rus dili aracığıyla tanıdığını ayrıca nezaketle bildiriyoruz. Azerbaycan açuslarıyla ve başka halkların şairleriyle karşılaştırdı.toplum heyetlerine üye olduğu dönemlerde çağdaşları ve meslektaşlarının bilimi ve fazileti. Belki bu sebeptendir. Knipoviç'in "Asil Azamat" adlı hatırasıdır. Muhtar'ın sevdiği tercüman arkadaşlarından biri A. Bütün hayat tecrübesi Eğer benzetirsek hatibin dili . A.Auezov bilig-5/Bahar '97 . L...Calil 'in câniler toplama kampında dar ağacına asılma tehlikesi karşısında yazdığı "Moabit Defteri "eserini tahlil ederken. Bu fikirden Muhtar'ın tecrübesinin çokluğu ve bilgisinin derinliği görünür. Giriş olmakla birlikte her yazara açıklama yapıldı. şair ruhuna mahsus hüzünle birlikte kahramanlığa çağıran kudretin sırrını betimledi.. Muhtarla 1936 yılında Kazakistan edebiyat ve sanatının Moskova'daki on günlük töreninde tanıştığı Konstantin Altayskii.onların manevi anlayış seviyesi ve bilginliklerinin ayrıcalığının farkında olup. Muhtar'ın adeta büyük kardeşi gibi olan Türkmen edebiyatı klasiği Berdi Karbabayev ("Asil dostum. Sözlü halk edebiyatındaki ortak özellikleri bulup. Çolohov'un "İnsan Kaderi" hikayesini. Kazakistan şairleri hakkında konuştuğunda onları Özbek bahşılarıyla.Pantiye. kendi dehası ve gücü neticesinde bu özellikleri türlü teorik yönden pedogojik ve psikolojik yöntemleri ile bir birini tamamlayabildi.Kadrina. Yazar bu hatıralarında Muhtar'ın barış koruma Sovyet Komitesi ve Lenin ödülünü tayın etmekle ilgili komite gibi v. bilginligi yönünden üstün olduğunu coşkuyla anıyor.Onların çoğunun kitapları bizim klasik mirasımıza dönüşen.Gamzatov şiirlerinin değerini ispatlayarak.yazara saygısı ve sevgisinin birliğini gerektireceği tabiidir. Sobolev. manevi yaşam tarihinin baş köşesinde" yer aldığım söyleyerek onun faziletli düşüncelerinden eserlerinin her bir satırının yetenek ışınıyla süslendiğini ve onlarca . Avezov'un sanattaki özellikleri ve onun ince. Muhtar 'ın diğer milliyet temsilcilerinin yeteneklerini tanıyabildiğini . insaniyetinin.F. Avezov'un eserlerini Rusça'ya aktarmada tanınan yazarlar. medeniyet ve alçakgönüllülüğünden ibret alıyoruz. kutsal niteliklerini tespit ve dinleyicisine kabul ettirebilen ağız dualı bir insan olduğunu tanıtabilen hatıralardan biri de Rus Alimi E.Hatıraların yazarı :"Ben .Muhtar yetmiş civarında Sovyet medeniyeti ve sanat temsilcisinin huzurunda M. (Bizim Muhtar.

"Birey" 1989 S: 233) Muhtar çetin dönemlerde ülkesinden uzakta. Fadeev'tir. araştırıcı kadro . Ey. dost ailesinin üzüntüsünü paylaşmaya geldiği bir sohbetinde "akıllı çocuğun mirasa ihtiyacı yok.iki büyük şahsın berrak dostluğunun tanığı olduğunu ve dostluğun bazı görüntülerini esas anahtarlarını etkileyici bir biçimde sunabilmişti. Türk halklarında ortak büyük destan "Manas'ı" erkenden tanıyan Muhtar Türkistan aydınlarına ilk 1923 yılında konferans düzenlediğini ve 1929 yılında "Manas'ı söyleyiciler ve dinleyiciler ortamı" konulu konferansı ile bilim adamlarının dikkatini çekebildiğini söylüyor. Abdülbaki. çocuk çoluğu teselli et.çünkü onlar dağıtıp tüketir"diyen dedesi Auezov 'ın ibretli sözünü söylemesi. Muhtar'ın islam inancından vazgeçmediğine inananlar da inanmayanlar olabilir. İlk defa 1960 yılında "Orta Asya ve Kazakistan Halkları Edebiyatı Tarihinin yapılmasında büyük katkıda bulunduğunu . O. O. Kara narı ısıranlar Kal derinde onu ortadan çıkaramam. Fakat zamanın getirdiği değişikliğini onu Allah'a sığınmaya .. B. Özbek Azerbaycan. Fars dili hocası Prof. Nevai'nin eserlerini. Güvenmedim ben sana güvenemem.Moskova'da Lomonosov. cahilin.çetin ve karanlık günlerde Muhtar vatanından uzaklaşmaya mecbur oldu.Semenov bir toplantıda "Şimdi bile M. A.çünkü kendisi elde edebilir.68 bunları söylediğinde gözlerinde yaş olurdu. anda Kalıbek çekemeyenlerin büyük şahsı arı gibi ısırdıklarına üzülerek şu satırı yazmıştı. Muhtar. S.bu Muhtar'ın hayat severliği ve sanat anlayışının bir yanı olsa gerek Rus Sovyet edebiyatının kabiliyetli şahıs larından biri A.Yesevi'nin "Divan-i Hikmeti'ni".. Eve ziyarete gel. (M. Muhtar çocukluğunda İslamın imam etkisinde büyümüştü..hazır cevap ve bilgeliğini gösterir." Adı geçen eser. Lebedinskaya'nın "Unutulmaz Dostumuz" adlı hatırasmda. Auezov'ın hayatındaki 1930'lu yıllardan sonraki ağır dönem 1951 yılları idi. güvendikleri de sensin. Bu dönemdeki Muhtar'ın sıkıntılarını ve dirençli özelliklerim Prof. Muhtar İslamın hümanist değerini derin anladığından dolayı. Evet.temelsiz insan da çok. Muhtar'a gençliğinden dedesi Auez'in "R" harfini söylettirmek için "Bismillahirrahmanirrahim''i tekrarlatması boşuna değildi. Tarihimizde bu yıllar küçük soykırımı olarak biliniyor.aptallara bırakmak gerekmez . Bahadur'un "Türkmen Şeceresini" ve "Şehname" gibi eserleri orijinalden okuduğunu öğreniyoruz.Auezov'un iki yıl boyunca Fars dilin okuyanlarla aynı seviyede hazırlığı vardır. Rus yazarı İ. Muhtar bu yıllarda Sovyetler Birliğinde yaşayan halklar edebiyatı tarihini sistemli olarak araştırılması. Çağatay. A. Üniversitesinde Sovyetler Birliğinde ilk olarak açılan SSCB halkları edebiyat bölümüne devam etti." (Bizim Muhtar" 1976. M.Gavrilov'ün danışmanlığıyla bir yıl içerisinde yaptığı işlerin projesinden. Onun ata babalarının Semey bölgesine bu fikri yayarak geldiği tarihi gerçektir. Hâlin bilmez halsizler saldırıyor. Muhtara ayrıca saygı gösterip faziletine boyun eğenlerin biridir. Alıştıkları da. Doronyan heyecanla. Tanınmış bilim adamı Mekemtas Mırzahmetov'un "Orta Asya Devlet Üniversitesi Asistanı" adlı araştırmasından Muhtara'a özgü sırrı anlıyoruz. 18 Mart 1930 tarihinde M F. Kırgız dillerini öğrendiğini A. A:A. bilig-5/Bahar '97 .Mırzahmetov "Auezov cene Abau" 1997) 1960 yılında Taşkent Tren İstasyonunda Muhtarı karşılıyanların "misafirhaneye birlikte gidelim"sözünü anlıyamıyanlara 0. Sensiz geçsem hayattan darılmazım. Giderken halkın sevdiği oğullarından biri Muhtar'ın çok saygı duyduğu insanlardan biri Kalıbek'e "Eyvah. Kutadgu Bilig 'te geçiyor diye açıkladığını hatırasında yazıyor. Türk.an. onun nesini soruyorsun arı gibi ısırıp dayandırmıyor.dilin acı dermanın yok Acı dilli. S: 37) diye yazdı. başka ortamda .konak evi denen eski bir Türk sözüdür. Hangi sıfatın bulursun o. Türkmen.eleştirme meselesi öğretmenler hazırlama meselelerini gündeme getirdi. Valya'nın" demişti. hatırlıyor.. Fars. (Jurtbayev.ibadet etmeye mecbur bırakmış gibidir.dünya halkları kültürü ve edebiyatı tarihini araştırmada ve milli özellikleri tespit etmede gösterdiği bilim gücünü hayranlıkla hatırlıyor. ilmi araştırma çalışmalarıyla ilgili kaynaklan okumak için Arap.

Eseri ilmi teorik ve pratik açıdan tahlil ve tenkit edebilen Muhtar Gogol'den Shakespeare'den. Mesela. Çehov'dan.ülkenin ileri gelenlerinden Eltay Ernazarulu'nun mezarını ziyaret etmesi büyüklere ve onların ruhuna tazim ve saygısıydı Bunun gibi hareketleri . (Omarov. önüne sermektedir. yetenekli vatandaşlanmn. Ösken Örken romanlarım yazması tesadüf bir olay değildir. milli psikoloji ve kültür yönünden geliştirdi. ilmi tenkidin değerinin olduğu kanaatindeyiz. Mesela.tabiatı ve zevkim. Muhtar hakkındaki hatıralardan bu gerçeğin çok yönlü sırrını görüyoruz. bilgi seviyesini inceleme neticesinde kendi bilim tecrübesine de katabilen bir insan olduğunu bildiriyor. ilmi araştırmaların kaynağı olabilecektir. çağdaşlarının zevk seviyesini karşılayabilme yolundaki sürekli arayışın sırrım göz. Bu Muhtar'ın ata babalarının yaşadığı ülkeye. Edebiyat tenkidi sahasında şairler . Tolstoy'dan da yararlanabildi. Bu özellikleri Muhtar'ın çocukluğundan bilinç altında bulunup. büyük pehlivan Hacı Muhan ve 1927 -1934 yıllarında Kazakistan Merkezi Yürütme Komitesinin Başkanı .dünya halkının aydınları. üslubunu araştırırken bazen keskin fikirler de oluyor. Sadece çalışma değil verimli çalışmadır.ülke yöneticilerini uyararak "Bu ülkede ölenlere saygı yok mu diye düşünüyorum "diyerek incinmesi. Muhtar'ın büyük değer verdiği tarihi Timur yerinden toprak buyuran Kazak halkının birey oğlu. Çalışmalarının ilim adamları ve sanatçılarla birlikte.yazarlar mektebini . İ. alim ve sanatçıların hatıralarında. Muhtarın sadece kendi halkının değil. Muhtar hakkında özellikle aydınlar yazarlar. Hayatının son yıllarında Güney Kazakistan bölge vekili olarak .A Hatıralarından) Yetenek ve zihniyetin geliştirilmesi kendi kendine oluşmayacak özelliktir.bu bölgenin yaşamıyla ilgili (Türkistan osılay tudı. Muhtar küçüklüğünde batı ve doğu klasik medeniyetinden feyiz aldı ve folkloru manevi kaynak olarak tamdı.69 imam en kutsal değer saymıştır. halkının oğlu Muhtar'ın kişiliğini ve çok yönlü kabiliyet ve değerini tanıyarak ibret almamızda. Bu sebepten de onun manevi yapısı. sadece arayış değil bilgili arayıştır. S. sürekli gelişti.onların ruhlarına borç anlayışından gelen gerçek olmakla birlikle. dünya halklarının medeniyetinden kaynaklanmaktadır. düşünür.onların temsilcilerini. bilig-5/Bahar '97 . halkın iman eğitiminde büyük önemi olacağı hakikattir. Onun Üstadı çalışma ve arayıştır.devam ettirdi. İkinci yandan da.bütün halk sevgisinin görüntüsü olsa gerek. Geleneğin klasik örneğini. Turgenov 'in eserini Kazak diline aktardığı için sadece onu taklit ettiğini göstermez. Bu sebepten de Muhtar hakkındaki hatıralar.

Avezov hatıralarında "Abay şiirleri ve felsefesiyle eğiterek. ikinci olarak 1920 1950'li yıllar "Milliyetçi burjuva". Öte yandan devrin getirdiği türlü sosyal ideoloji ve kültürün etkisinde bilig-5/Bahar '97 . gazeteci. tenkitçi alim. Avezov tenkit dışı bırakıldı (AVEZOV. 1989) her araştırıcının ilgi alanı oluyordu. onu yönlendirenin dedesi Avez ve amcası Kasım olduğunu" belirtmektedir (AVEZOV. 157159) Bu görüş M. 167). Taşkent Orta Asya Üniversitesi'ndeki asistanlık yılları. "Felsefe Hakkında" çalışmaları buna delil oluyor (MARGULAN. "feodalizmin sesi" olarak suçlandığı dönemdir. Doğum yılı münasebetiyle yapılan tezler ve konferanslarda onun yeteneği ve çalışmalarının " mümtaz " olduğundan bahsedilen değerlendirmeler akımı patladı (AVEZOV. M. bir yandan ilginç. M. hepsi de Abay mirası ile sıkı sıkıya bağlı olduğunu göstermektedir. Avezov'un eseri ve sanatı üzerine araştırma yapanların çalışmasının özünü oluşturuyor. Dünya çapındaki üstünlüğünü. Onun dünya görüşünün oluşmasında Kazak aydınlarının öncüleri Ç. öte yandan da zamanın getirdiği karmaşıklıklarla doludur. 1980). MARİNA Ahmet Yesevi Ü. bilginliğinden. Semey Eğitim Semineryasındaki yılları. Abay. Altınsarin ve başkalarının insani. Bundan sonraki yıl dönümü törenlerinde söylenilen palavra benzetmeler ağırbaşlı ve ciddi niteliklere dönüştü. "Bilim". Böyle devam edilen biyografik bilgiler. Semey şehrindeki 5 sınıflı Rus lisesi. insanlığı hakkında yazılıyor. O. Vefatından sonraki dönemlerde 70. Avezov devrinin temsilcilcisidir. (AVEZOV. hayatım nispi olarak birkaç döneme ayırabiliriz: Birinci olarak. Üyesi Kazak Türkçesinden Aktaran: Banu MUHYAEVA Muhtar Avezov'un hayatı. eğitimci. siyasi sosyal faaliyeti. Avezov 1920'li yıllara kadar kendisini yazar. M.70 MUHTAR AVEZOV'UN SİYASİ PORTRESİ C. hayattaki yerini arayan gençlik dönemi. filozof olarak göstermişti. Çalışmalarının zamanın şartları içinde farklı değerlendirilmesinden dolayı. eğitimci fikirlerinin etkisi az değildir. Kazakistan Merkezi Yürütme Komitesi'ndeki çalışma "Abay". "Şolpan" dergisindeki iş birliği. Öğr. 1972). Üçüncü olarak 1950 1960'lı yıllarda ana "parlak internasionalist" unvanını taktığı dönemdir. Hayatının son yıllarında M. Valihanov. 1980'li yıllarda onu Abay'dan sonraki "üstün" olarak değerlendirdiler (AVEZOV. "Kültür ve Milliyet". 1961. 1980. edebiyat tenkitçisi. 1959). A.

Almatı. Bu dönemde Puşkin'in şiirlerini Kazakça'ya aktarma problemlerini yazıyor. Almatı. Moskova'ya Moskova gitmeye mecbur kalıyor.. Kazakistan Komünist Partisi Bildirileri 1972 ---------------. 1980 Her Yıllar Düşünceleri. "tereddüt" döneminden sonra. toplum hayatından ve yaşam tarzından yarının insanını görebildi. M. 1959 yılında Lenin ödülünü kazandı. Gayri "Sınıf üyeleri" olarak değerlendirilen Avrupa seviyesinde "eğitim gören Kazaklar" politika. Avezov'un Abay'ı halk şairi olarak gösterme çabaları.68). Bu dönemden itibaren sadece milliyetçi liderlerin ortadan kaldırılmasıyla bitmeyen ve halkın milli duygusunun yok edilmesi gözetlenen Bolşevik ideolojisi üstünlük kazandı. O. Onun için her zaman "insan" çok önemli idi. M. sonradan da Orta Asya Devlet Üniversitesi'ndeki (Taşkent) asistanlık yıllarında ve ülke arşivlerinde yaptığı araştırmalar. Uzman kadro eksikliğinden dolayı Bolşevikler sınıfçı ilkelerini ihmal ederek. Milli ayaklanmadaki siyasi hareketin öncüleri olan Kazak aydınlan. bu görüş M. A. bu fikrinden vazgeçmediğini gösteriyor. Avezov'un da dahil olduğu dönemin karmaşıklığından aydınların hedefi Kazak halkının bütünlüğünün. hatta sürgündeki aydınlara bile baş vurmak zorunda kaldı. İ 931 bilig-5/Bahar '97 . Bolşevik hükümetini desteklemeye mecbur oldu. M. 1928. İlimler Akademisi akademisyenidir. Avezov'un her zaman ilgi alam insan ve insanlık oldu (AVEZOV. 1961 MARGULAN. Bu ülkü. Avezov her dönemin getirdiği sorumluluğun farkındaydı. 1930'lu ve 1940'lı yıllar Avezov'un yeni sahadaki çalışmaları dönemidir. tarihinin korunmasını sağlayabilmekti. M. Sovyet iktidarının bölgedeki temelini. 1947 yılında "Abay Jolı" romanının 2. 1928 M. Avezov ve Çağdaş Edebiyat. "Abay Jolı" epik romanından sonra yenileşme problemlerini çalışmasına konu ediniyor. 2 Ağustos) Sosyalizm eski Rus halkının üstünlüğünü koruma ülküsünü devam ettirdi.. Üniversitesi'nde Sovyet halkları edebiyatı dersleri veriyor. 62 . Fikri ve görüşü yüzünden Stalin'in soy kırımına uğrayarak. uzmanlık yolunun çizgilerini gösterir.71 bulundu. 1989 ------------. Cilt. Avezov'un Leningrad Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi'nin Dil-Edebiyat Bölümünde. Hayatının son dönemlerinde büyük şöhret kazandı. Kazak kültürünün gerçek kaynakları ve geleneksel bağları dikkate alınmadı. Bu hareketin sonu siyasi suçlamalar ve Pravda" Kafes (1928) "Kazakistanskaya Gazetesinde yayınlanan M. KAYNAKLAR AVEZOV. 2 Ağustos ------------. sömürge niteliğini taşıyan Avrupalı işçi sınıfı oluşturdu. Sovyet Bozkırı. Burada fikir ve görüşlerinin ürünü olarak "Kazak Edebiyat Tarihi" ve diğer çalışmalarından bahsedebiliriz. Avezov'un en başarılı eserlerini inkar eden açık bildirisidir. Shakespeare. Sanat Yolunun Başlangıcı Kitabından Muhtar Avezov Sovyet Edebiyatının Klasiği. "reaksiyon sınıfına tapınma) hareketindeki düşman eleman" olarak suçlanıp eserlerinin yasaklanmasına mâl oldu (Sovyet Bozkırı. Özellikle çağdaşlarının dünya görüşünden. Kazak Edebiyatının milli özelliklerinde derinleşemiyor. Stalin rejimi Rus tarihinde doğru değerlendirilmedi. 1932 yılından itibaren Abay romanının 2 cildini baskıya hazırlıyor. Gogol'u tercüme ediyor. Onun halk için yaptığı çalışmaları. prolet kültçiler (işçi tarafından. fakat Abay'dan vazgeçmiyor. Sömürge niteliğindeki yeni iktidarın teşekkül etmesi ağır ve karmaşık süreçten geçti. Eserleri Stalin Ödülünü Kazak kazanıyor. Kazakistan Cumhuriyeti Dil ve Edebiyat Enstitüsünde Folklor Bölümünün açılmasını sağlayan Kazak folklor araştırıcısıdır. Almatı. İlci yıl soma vefat etti. Avezov'u "Alaşordacılarla" sıkı sıkıya bağladı. M. cildi basılıyor. Kazak halkım bu hedefe ulaştırabilecek yolun bilim ve eğitim olduğunu farketti. Rus kültürünün ilerici etkisi ve ideoloji dayanaklığına ayrıcalık tanındı. M. 1942 yılında 1. Avezov Çağdaşları Hatırasında. Avezov ilk yazar. Almatı. fakat makalelerinde dünya sanatındaki ortak insani değerler hususunu ileri sürerek. kültürünün. Muhtar . M. kültür alanında faaliyet gösterdiler.

bundan 80 yıl önce söylediği sözleri önemini bu günlerde de kaybetmedi. Avezov Güney Kazakistan Ü. (1924 -1950) II. endişelerini yazıyor. beşiğini düzelt. Avezov'un derin ve engin sanat eserlerinden manevi dünyasına feyz alıp. Ömir TANABAYEV Ahmet Yesevi Ü. Bu işi ancak eğitim gören Kazak gençlerinin Doç. Eğitim problemleriyle ilgili yine karşımıza çıkmaktadır. Üyesi Culzira TANABAYEVA M. annemizden geliyor. Onun eğitim sahasındaki fikirlerini. eşitlik. 7-9) Halkının geleceği. İşte. Avezov sanatkâr. ahlakımızı babamızdan değil (o ne kadar büyük alim olsa bile) koyun sağıp. şefkatli birisi yetişsin Bu sebepten kadım başındaki sisli dumandan ayırmayınca. halka insanlığın mutluluk güneşi gülümsemez. işi gücü küfür ve dedikodudan başka bir şey görmeyen ailede nasıl bir saf yürek. (1917 -1924) Kazak öğretim ve eğitiminin gişmesine katkısı. Kazak.72 MUHTAR AVEZOV EĞİTİMCİ ALİM Zamanımızda M. tezek toplayan. Bunları düzeltmezsen kadın durumunu düzelt" diyor. çalışmalarını tespit edip gözden geçirirsek. Eğitimci alim olarak faaliyetleri. şöhretli yazar. yeni neslin eğitimi de büyük önemi olan annelerin külfetli halini. sosyal eşitsizliğini. 1984. Adalet. (1950 -1961) M. bocalayıp kalmayı istemezsen eğitimim. 1917 yılında Semey Öğretmenler Seminaryasında tahsil yaptığı dönemde genç öğrenci ilk " insanlık temeli kadın" makalesinde insanlık ve eğitim konusundaki fikirlerini ileri sürdü. Avezov Ekim devrimi sırasında eğitim ve sosyal meselelerle ilgili türlü makaleler yazdı. "Biz insanlığımızın esasım oluşturan. İlk dönemdeki insanı ve eğitim fikirleri. ülke geleceği. Öğr. dürüst niyetli. kalbi sızlayarak. sevgi duymayan. Bunlara üstelik Kazakistan eğitim tarihinde edebiyat ve öğretimin esas yöntemlerini oluşturanlardan biridir. (AVEZOV. şu dönemlere tasnif edebiliriz: I. "Okuldaki arkadaşlarıma" (1917) makalesinde genç Muhtar. halkın eğitilmesi ile ilgili yorumlarını yapıyor. Üyesi bilig-5/Bahar '97 . Yirmi yaşında. M. O. Öğr. Bunun gibi ibretli sözleri ancak halkım çok seven insan söyleyebilir. haz duymayan insan çok azdır. Dr. devlet adamıdır.

yemlikleri halka bildiren ve bunları gerçekleştirenlerin de öğretmenler olacağını söylemekle birlikte bunları yerine getirmekte karşılaşılan zorluklardan da bahsediyor. Avezov eğitim ve öğretim sahasında söylediklerini fikir olarak bırakmadan. M. 1927 yılında yayınladı. Ormbor'da görev yaptığında diğer işleriyle beraber eğitim meseleleriyle de uğraşıyor. öğretimi yönlendirenleri de görevlerini yerine getirmediklerini eleştirmektedir. Avezov elde bulunan bilgileri edebiyat ilmi açısından tasnif edip. M.73 gerçekleştirebileceğine inanıyor. Ders programında geçen şairler. Avezov. M. İbret gösterip. Kurs öğretmenlerinin bazılarının Müslümanca okudukları (Arapça). Avezov yazdı. tedrici bir şekilde öğretilsin. Özellikle Semey bölümü eğitim ve öğretim işini yönlendirmedeki faaliyetini öğretim yöntemleri heyetindeki çalışmalarını söyleyebiliriz. Avezov'un ilime. M. acaba" adlı makalesinde Kazak bozkırındaki köy okullarının öğretim faaliyetlerinin çok kötü durumda olduğunu. Rusya'dan gelenlerin de eğitim meselesi konusundaki bilgisizliklerine iniyor. Avezov'un bu çalışmasında Kazak edebiyatının öğretme yöntemleri ile ilgili çok değerli fikirleri vardır. yani programdakilerle mukayeseli öğretilsin. Avezov "Edebiyat Tarihi" çalışmasını 1925 yılında ana dili ve edebiyatı ders kitabı olarak yazdı. Projenin Kazak edebiyatı ile ilgili bölümünde. ilk Kazak Sovyet edebiyatı tarihi ders kitabım yazdı. pratikte de uygulanmasında da büyük katkıda bulunuyor. II. 8 Ocak İ 926 tarihinde "Avıl" gazetesinde yayınlanan "Aferin dedi mi. kim aferin diyecek". bu durumu kontrol eden kimse de bulunmazsa. Kazak okulu tarihinin ilk projelerinden biridir. "Çocuklara 'Yoksul ve zengin çatışması' gibi devrik konu sunulmalı" falan yazar zengin ve yoksulun çatışmasını nasıl göstermiş ? Niye öyle göstermiş? diye açıklanması gerek diyor. ""Resimli edebiyat hakkında" kısmında da M. halkın medeni gelişmesinin eğitimle. Bu sebepten M. bilimle ilgili olduğu kaidesinin taraftarıdır. neyi bilmeleri gereksinimleri gösterildi. Fakat o dönemde Milli okullar açmak kolay bir iş değildi. Buna rağmen bu çalışmanın okullarda Kazak edebiyatı tarihini öğretmede önemli bir yeri vardır.23) O dönemdeki eğitim kurslarının faaliyeti üzerinde duruyor. Kazakistan'daki o dönemin başka da aydınları gibi kendi yolunu kendisi çizmeliydi. bölgenin öğretimini yürütenlere bakalım. Bu konuda okuldaki çağdaşlarına. Onlardan biri. Avezov okulların açılmasındaki engelleri: Öğretmen eksikliğini. 1930 yılında Kızılorda şehrinde Kazak köy gençleri okuluna ilgili programı ve bildiri mektubu. " (AVEZOV. Orada Milli okulların açılması gerektiğini kesin delillerle ispatlıyor. M. politika. Öğretmenleri. ne öğretim sistemi vardı. cahilliğin karanlığı bastıran kalabalık ülkedeki medeniyet çırağı olarak görüyor. Edebi eserlerin okutulması basitten zora doğru. Bu dönem ders kitaplarının probleminin çözülmesini gerektiriyordu. Bu çalışma edebiyat tarihi denemesinin ilk önderi olduğundan dolayı bugünkü görüş açısından eksiklikleri de az değildir. " İnsanın gönlüne insanlığın eğitim amacına ulaşması için eğitimcinin gönlünde derin düşünce olmalıdır. 1984. M. diye yazmıştı. M. "Hükümetin öğretim sahası için çok az miktarda kaynak böldüğü durumda öğretmenler avare avare geziyorsa. bilig-5/Bahar '97 . hocalığa başladığı dönemde ne tecrübe. mal ve makam arayışını değil. 19 . bekletilmez iş olduğunu ifade ediyor. O. Bu konuda 1918 yılında büyük makale yayınlıyor. okul araçlarının yokluğundan dolayı okulların yakın dönemde oluşamayacağını belirtiyor. Halk eğitimine. Avezov'un proje oluşturmada konular ve onunla ilgili sorunların öğrencileri düşündürücü olmasını esas aldığım gösteriyor. M. Avezov eğitim ve okulu düzenleyici ve gerçekleştirici öğretmene büyük talep tayin ediyor. Bilimi ve yeteneğim haklının eğitilmesine bağışladı. Projede Kazakköy gençleri üç yıl içerisinde Kazak edebiyatından neyi öğrenip. özellikle gençler okuluna büyük önem verdi. Bu sebepten M. halkı için çalışmaya çağrıda bulunuyor. öncelikle. Kazak edebiyatı ders kitabını yazdı. toprak kooperatif gibi bilgileri. Okul programı ve öğretim yöntemlerini düzenledi. Avezov edebiyat dersinde şu öğretim ilkelerinin esas alınmasını takdim ediyor: I. M. Kazak edebiyatı tarihini. Edebiyat devirleri tarihi devirlere dayansın. Avezov. III. Kazak okulu ve eğitim sisteminin teşekkül etmesine katkıda bulundu.

Avezov Kazakistan Eğitim Şurasının ilk okullar programına göre "Ergin" adlı ders kitabını yazıyor..74 IV. basitten zora. "Amerikan etkileri" makalesinde (1960) ABD'deki genç nesli zararlı etkileyecek olayların. çocukların yaş özellikleri ilkelerine yönlendirilmesini esas alıyor. 1962. kölelikten. Avezov halkının her bir medeni başarısına çok sevindirdi. 1929 yılında Kazak okullarındaki ilkokul çocuklarının Rusça öğrenmeleri için "Yeni avıl" adlı ders kitabı yazıldı. eğitimci Abay Kunanbayev" (1957) makalesinde Abay'ın halkı bilim ve medeniyete çağırdığım. Ders kitabındaki örnekler şiirler. boy tartışmasından ve geçimsizlikten kurtulabilmenin bir tek yolunun bilim olduğunu gösterdiğinden bahsediyor. "Kazak edebiyatının öğretim projesinde ders olarak 1930 yılında okutulmaya başlamasına bu çalışma sebep olmuştur. yaşam değişimi şimdiki ders kitaplarına çok yenilikler getirdi. evde de okuma ve güzel okumanın yöntemlerinin öğretilmesi gerektiğini söylüyor. Zaman. Halkına bilim. Bu bildirisi ile eğitimci alim. Avezov halkının duyarlı temsilcisi olarak çok yabancı ülkelerde bulunup onların eğitim öğretim sistemleriyle tanıştı. sadeden karışıklığa. Programda gösterilen edebiyatlar listesinin genişletilmesini. "Ibıray Altınsarin" (1950) çalışmasında halkla birliğini. Bu ders kitabı Kazakistan'daki eğitim sisteminin teşekkül etmeye başladığı dönemine ait öncü bir ders kitabı olduğundan değerlidir. öğretmenlere programda gösterilen bilgilerle sınırlanıp kalmadan kendilerini geliştirmesi gerektiğini uyarıyor. sömürge ülkeler için yeni modelde okul açan. M. Avezov hayatının büyük kısmını yüksek okulda öğretim görevlisi olarak geçirdi. Ders kitabı türlü konulardan oluşan 7 bölümden ibarettir. 1985. toplum gelişmesi. Çokar'ın halkını medeniyet ve bilime çağıran eserlerini araştırıp ilmi makaleleri yazıyor. halk tarihinin geleceğini iyi gözlemcisi olduğunu dile getiriyor. M. enteresan ve macera altında süslenerek okutulmasından inciniyor. Kazak eğitim tarihi ve Kazak dili terimlerinin teşekkül etme dönemini araştıranlar için çok değerli kaynaktır. tekrardan karşılaştırmaya. cahillikten. 242 -247) "Büyük şair. sanat öğretmeye özendi. Ibıray'ı bunun gibi büyük işe doğru yönlendiren halk sevgisi. ileri gelişmiş medeniyetler etkisi ve onlardaki özgür düşünce olduğunu ifade ediyor. Çalışma. Bu ders kitabının yayınlamasından beri 67 yıl geçti. Bu lise seviyesindeki öğrenciler için ders kitabı oluyor.(KÖŞİMBAYEV. 1940 yılında "Halk Öğretmeni" dergisinin 19-20 sayısında yayınlanan "Medeniyetti Kazakistan" adlı makalesinde halkımızın medeniyetinin gelişmesinden sevinç duyduğunu yazıyor.. Avezov'un önemli çalışmalarından biri olup ve yeni yaşama adım atan yeni toplumun siyasi hedefi ve ilkelerini gösteren belgelerinden de biridir. Kazak'ın ilk okullarını açmakla birlikte bilgili ustat olarak değerlendirdi. Alim. Ibıray Altınsarin'in halk eğitimindeki çalışmalarını. Bu pedogog alim M. okulların özelliklerine göre program düzenleyen. Metinlerin çoğu Kazak çocuklarının kavramlarına uygunlaştırıldığı için M. (AVEZOV. çalışmalarında şairin yoksulluktan. Rus yazarlarının önemli eserlerinden alındı. yüzyılının yarısında Kazak aydınları Ibıray ve Abay'ın. sürekli yayınların takip edilmesini tavsiye ediyor. Çocukların gelişmesine göre her yönlü çeşitli görüşlü araştırma. Bu kitap 1930 yılı Kızılordu şehrinde grafiksel resimlerle süslenip. Avezov XIX. hikayeler. M. ders kitaplarını yazan. Öğretim ve eğitim sahasındaki arayışlarının kaynağı ders kitaplarıdır. M. edebiyattaki öğretimin tarihi sistemliliğe göre. Bununla birlikte öğrencilerin sanat eserlerine ilgi duyması için sadece okulda değil. M. Latin harfleriyle basılıyor. "Bir Kova Kan" filminin genç kuşak eğitiminde zararlı etki verebileceğini ve Batı'da serbest eğitimi eleştiriyor. Yazar okumakla birlikte hayatının sonuna kadar hocalık bilig-5/Bahar '97 . yazar veya şair hakkında geniş bilgi sağlanmalıdır. 163) Alim üstadın 67 yıl önce sunduğu öğretim ilkeleri zamanımızda da önemli ve değerlidir. Fakat zamanında bütün bir neslin eğitimine hizmet eden hazine hiçbir zaman değerini kaybetmez. Avezov'a ait hususlar fark ediliyor. bocalanan eski hayati gözden geçiriyor.

Almatı. Abay oldu". B. Avezov ustalığı hakkında: Bunun gibi hatip bir insanı hayatımda görmemiştim. "Ümitli nesle iyi dilek" makaleleri ve konuşmalarında çok dil öğrenmenin. o kültürü yaşadığına sevinç duyuyor. 1977. hatibin düşünce akımıyla dünyayı gezip giderdik. Okulda. Okul İşi. Almatı KÖŞİMBAYEV 1962 Sekiz Yıllık Öğretim Meseleleri Almatı.. Yazarın bu sahayla ilgili düşünceleri Kazakistan Cumhuriyeti eğitim tarihinin edebiyatla ilgili çok değerli fikirleridir. M. Özbekistan'da. ekonomisini bilmesi gerektiğini söylüyor. Jebe. halklar arasında dostluk oluşturmanın aracı olduğunu ifade etti. dostluk buradan geliyor". İkinci bir öğrenci Z. Azerbaycan'da yaşayan halkların o milliyetin dilinde konuşan. "İhtiyar Azerbaycan'a Rus genci Azerbaycan dilinde ders verirde. büyük deha sahibi olduğu üstatlığı hakkında öğrencilerinin yazdığı birçok anılar vardır. "Rus öğrencilerine şunu söyleyeyim. 103 . Dünyayı daha geniş görmeyi sağlayacak iki kanat oluşturur. Leningrad. Eğer yaşadığınız ortamda. "İki dilin kültürünü benimsemek insanın nefesini açar. KAYNAKLAR AVEZOV. Genç neslin ana dili ve edebiyatını öğrenmenin iki yönünü (okul aracılığıyla ve insanın kendisini geliştirerek) gösterdi.75 yaptı. edebiyat hocası olarak da tanındı. Ermenistan'da (yaşayan) Ukrayna'da. tabii. Avezov "dil ve edebiyat meselesi". 1977 "Bilgin yazar". diye yazdı. Ümidli nesle iyi dilek. Almatı. yüksek okulda eğitim ve öğretimle uğraşan pedogog. İki dil kültürünü bildiği için Abay. o ihtiyar nasıl imrenmez. bilig-5/Bahar '97 . Avezov'un ibretli yaşamında sadece büyük sanatkar olarak tanınmadı. "Ana dili edebiyatını sevin". diyor. Almatı. Böyle yapabilirseniz Kazak ihtiyarına sizler de oğlusunuz. Onun derin bilginliğini. 1923 yılında Taşkent şehrindeki orman ekonomisi teknik lisesinde Kazak dili ve edebiyatı derslerini dinleyen Nurtas Ondasınov (eski Kazak Sovyet Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu Başkanı) hatırasında Abay'ı erkenden ve derin tanıdıklarını ve Abay'ı doğru anlamalarına hocaları Muhtar'ın derslerinin etkisinin büyük olduğunu söylüyor. Uzağa koşan küheylan gibi.109) Muhtar Avezov yazar ve üstat olarak öğrencilerin konuşma kültürüne büyük önem verdi. doğru değildir... KABDOLOV. AltınsarinKazak medeniyeti aydın.. Rus dilini dünya ilmi ve medeniyetinin köprüsü olarak değerlendirdi. Edebiyatın eğitimdeki rolünü belirlemede ilk programı düzenleyip ders kitabım yazan ve eğitim sisteminde kaynaşan üstattır. oturduğunuz şehirde. (AVEZOV) Bundan çok önceleri söylenen bu ifadeler bağımsızlığına kavuşan cumhuriyetimiz için önemi daha çok artmazsa da eksilmedi. Artık zamanın farkında olmadan. bu affedilmez günahtır. tarihini. İnsanlık temeliKadm. diyelim ki Kazakistan'daki kültürle ilgilenmezseniz. önce biraz duraklayıp sonra sağanak yağmur gibi dökülüverir. (AVEZOV) Cumhuriyette okuyan Rus öğrencilerinin bu ülkenin dilini. diye yazdı. 19. (KABDOLOV. Almatı. Kabdolov. M. Kültür. eğer Rus dili ve edebiyatından başka hiçbir şey bilmezseniz. Cazuşı C. Ana dili ile birlikte Sovyet halklarının ortak dili Rusça öğrenme konusundaki fikirlerini de belirtti. cumhuriyette." (AVEZOV) M. M 1984a 1984b 1984c 1984d 1985 Ana Dili Edebiyatını Sevin.

1905. kurtuluşu araması da bu benzerliği destekliyor. Kazak bozkırı Çarlık Rusyası'nın sömürüsü altına girene kadar Jağalbaylı halkı Akjayık'ta yaşamış. Destanın sonradan yayımlanan nüshasında da şu sözlerle karşılaşıyoruz: İlk başta ben yaydım "Kız Jibek" destan şeklinde. Destanın ikinci dalı bu savaş zamanına uyuyor. 1925 yılında bu nüshayı. Destanda Jağalbaylı halkının yaşadığı yer Karadeniz kıyılan olarak geçiyor.Ahmet GÜNGÖR bilig-5/Bahar '97 . Destanın kahramanlarından biri Tölegen. Bir başka boy olan Şektiler'in yaşadıkları yer ise Akjayık. destan şeklinde anlatılan. Jibek öyküsünün tarihini anlamamıza yarayan olaylardan biri Kalmukların Akjayık etrafında oturan Şekti toprağını işgal etmesi.76 KIZ JİBEK "Kız Jibek öyküsü. 1933 yılında Kızılorda'da. Tölegen'in bağımsız aşkı. yy. Destanı ilk defa Zeysanlı bir şair kaydederek. Bu. öykünün 18. Bundan sonra destan.'da doğduğu yönünde. Gerçek bir olaydan doğan Jibek öyküsünün tam olarak ne zaman ortaya çıktığını söylemek zor. 1876. Muhtar Awezov Aktaranlar: Zeyneş İSMAİL . Kazakların en güzel ve uzun aşk destanıdır. öykünün epos çeşidine olan benzerliğinin bir göstergesi. Ancak tahminler. Destanın bu nüshası. uzun zamandan bu yana halk arasında korunarak. Şair. 1870 yılında Kazan'da yayımlatmış. Tölegen'in hayatım doğduğu günden öldüğü güne kadar tasvir ediyor. Taşkent'de yayımlattı. Jayık'ın etrafında oturan Şektileri bir zamanlar Kalmuklar'ın yönettiği biliniyor. Yeni baskısına baktığımda Tümü yanlış sözlerin. Bu ikisinin yerleşim yerinin arası uzak değil. Ancak bu ilk nüsha elimizde bulunmuyor. 1939 yılında da Almatı'da "Kahramanlık Destanı" serisiyle birlikte yayımlandı. Şu anda da Orsko kentinin Magnitagorks yakınlarında yaşayan Jağalbaylı (boy adı) sayısı hiç de az değil.1909 ve 1911 yıllarında Kazan'da Hüseyinovlar'ın yayın evinde birkaç defa yayımlandı. Kazak ağız edebiyat yapıtlarını toplayan Abubekir Divayev.

uzun yolculuk ne kadar düşmansa. "Kız Jibek" destanındaki Kosoba Çölü.. çöl uzun yol. Tölegen'in yengesine verdiği yanıtı. psikolojik yönleri olan "Kız Jibek" destanının asıl konusu eski geleneklerdir. dulluk destanın önemli bir bölümünü oluşturur. Tölegen'in bu yönünü etkili göstermek için çeşitli kompozisyon üslûpları kullanıyor. Kız Jibek obasıyla birlikte ikinci defa göçe hazırlandığında Tölegen. "Ölürsem Kız Jibek'le sen evlenirsin" demesi. Destanda.. Eski aşkların hangisine bakarsak bakalım. Bazarbay'ın hatasını (iyi dileğini) kazanan Sansızbay muradına eriyor. İki aşkın birleşmesine kader engel oluyor. ırmak. yalnızca güzel eşini sevmeyi hayal ettiğini söylüyor. destancı 'ak bata' ile kaderin gücünü ön plâna çıkarıyor. Bu olay aynı zamanda bir sır. Kız Jibek'in göçünü takip eden Tölegen'in. eski geleneğin yansıması. Bedduanın aslı. Bu. hiçbir yardımcısının olmadığını gösteriyor. inancını yansıtıyor. eski gelenekler ve onların gücüyle ilgili. Böylece Tölegen'in iyi niyetine çöl. Gideceği bir yer. eşkiyaların yaşadığı çöl. sihir. cin. derebeyi toplumunun geleneğine karşı çıkmakla kalmıyor.. Bu destan. dördüncü engel ise Bekecan'ın düşmanlığı. Tölegen'in en acımasız dilsiz düşmanı Kosoba. Kosoba Çölünde ölümün eşiğindeyken altı kaza bu yalnızlığından yakınır. Tölegen bununla ilgili: Beni dinlemedin diye Vermedi bana hatasını diyor. onun aşkla dolu kalbindeki umudun parlak ve mutlu devrini anlatıyor. Bu çöl gibi bir başka doğa engeli de Kozı ile Bayan'ın ölümüne neden oluyor. Destanda Tölegen'in Kız Jibek'in göçünü takip ettiği bölüm. Fakat kuş gibi uçan atın koşusu Tölegen'e yine de yavaş geliyor. kuş uçmaz. Kosoba. kervan geçmez bir yer olarak betimleniyor. Romantik. İlk engel. Tölegen yaşadığı toplumda da. kötülüğün işareti gibi. Tölegen'in yalnızlığını. cesurluğu. Bekecan'a da o kadar dost oluyor. "gitme kal" diyen annesi Kamka'ya: Bu güzelle evlenmeden gönül uslanmaz Başladıktan sonra erler geri döner mi? diye yanıt veriyor. kendi kaderine de karşı çıkıyor. Dolayısıyla babasının bedduasını alan Tölegen.. Bazarbay'ın bedduası da ona az engel olmuyor hani. Kız Jibek'in Tölegen dönerken gördüğü rüyayı.. Bu destanı feodal toplumun bilig-5/Bahar '97 . aşıkların amaçlarına ulaşamamalarına en büyük neden insanların zalimliği ise. Şair.. atının koşmasıyla özdeşleştiriyor. o yanıtın Sansızbay'a söylenmesi. Tölegen'in kardeşiyle vedalaşırken. Baba ile oğul gelecek için mücadele ederken. Ejderha. Karadeniz kıyılarında yaşayan Jağalbaylıların memleketi ile Jayık'ın çevresinde yaşayan Şektilerin arasındaki yüz günlük çöl. beddua ettiği Tölegen ise ölüyor. ikinci büyük neden de doğa engelleridir. "Kız Jibek" destanının yapısından ana fikrini ve karakterlerinin psikolojisini. feodal toplumun varlığından ve gerçeğinden doğan bir öykü olduğu için eski yapının farklı geleneğini.b. arkasından ağlayarak gelen kardeşi Sansızbay'a: Cesurluk. deniz. zenginlik kimde yok Aşkın durumu bir başka diyerek. zenginliği değil. üçüncü engel yalnızlık.. kaderin acımasızlığını destancının daha önceden hissettirmeye çalıştığını gösteriyor.. engellerin başında gelir. Kazakların yaşamında çokça yer alan amengerlik (Ağabeyi ölen birinin yengesiyle evlenmesi). O geleneklere. ikinci engel hiçbir yardımın olmaması. Tölegen'in aşkına engel olan dört çeşit güç var. Hırsızların. sevgilisini görmek için dört nala koşan gönlünü. Bu durum Kız Jibek'in yaşadığı dönemi karanlık bir dönem olarak betimliyor. saklanacağı bir dağ yok.77 Tölegen Jayık'a ilk sefere çıktığında arkasından ağlayarak. Adeta hapis. Destancı. o inançlara boyun eğen eskici bilinç öncelikle destancının anlayışında kendini gösteriyor.. uzak yolculuk v. doğada da bir arkadaş bulamıyor.. özelliklerini inceleyip analiz etmede en büyük yardımcı bu destanın toplumsal özeti olmalı.

"Kız Jibek" destanındaki çeşitli engeller de bu kavgaların kurallarını derin şekilde kanıtlıyor. halkın gönlü hep aşkların tarafında yer alıyor. Bekecan o eski âdetlerin koruyucusu. Başlık parası verilen kız sadece eşinin malı değil. Bunun nedeni Tölegen'in babasını dinlememesi. Tölegen Akjayık'tan gideceği an Jibek'e sonra kendisi ölürse Sansızbay'la evlenmesini kendi ağzıyla söylüyor. sonra da Tölegen'e onların hepsinden de Jibek güzel. Baba batasını alarak giden Sansızbay'ın yolu hep açık oluyor. Bunlar. Toplum erkeğe de. toplumsal bilincini. geçmişteki eski inanç ve gelenekleri kendisinde net görebileceğimiz folklor örneği olarak da incelememiz gerekir. dulluğu öven inancını da bu gençlere kabul ettiriyor. Tölegen ve Jibek bağımsız duygu. iyilikle kötülük arasındaki kavga. "Kız Jibek" destanının eski nüshaları daha bulunamadı. Toplum hayatı. bu yolda kendisi gibi bağımsız aşk hayatını arayan Jibek'i bulması destan içindeki meşru. o toplumsal düzenin. kendilerinin sınıfsal. Ancak bu bölümde bile az önce sözünü ettiğimiz kaderin acımasızlığı kendini gösteriyor. psikolojik lirik-epos şeklinde başlıyor. Destandaki kadın tipi. Destancının amengerliği. Ustaca anlatılan "Kız Jibek" destanını. Böylece destanın kompozisyon yapısının amacı. bir kızı ikincisinden (öncekinden) daha güzel betimleyip. birçok zorluklara neden olan cahilliğin geleneğini eleştiremiyor. Eski âdetler. Tölegen ile Jibek'in ilişkisini anlatmaya. Bunlar destanın ikinci bölümü için de geçerlidir. halkın tarihinin ilerleyen. Tölegen'in bir düşmanı da Bekecan demiştik. Dola- bilig-5/Bahar '97 . Destan. kadına da bu yolu. "Kız Jibek" destanının iki bölümlü konusunda. İnsanın düşmanlığının anlatıldığı yerde. aşkını araması. destancıya göre değişmez kader gibi. görev halini alıyor.. hepsi de geleneğin hükmü altında bu yola bağlı ilerleyen tartışmaları gösteriyor. bu geleneği kabul ettiriyordu. Tölegen'in Jibek'e olan sevgisini anlatırken. Öleceği an söylediği bu vasiyet son isteği oluyor. inanç. Kocası ölse de kadın başka birisiyle evlendirilirdi. Bu isteği yerine getirmek Jibek ile Sansızbay için artık amaç. iki defa ölmüş olacak.78 geleneğinden doğan aşk destanı diye değerlendirmek gerekir. Tölegen'in babasının istediği kızla evlenmeyerek. halkçı başlangıcı gibi değerlendirilebilir. Biz "Kız Jibek" destanını araştırırken bunun gibi tutucu. istiyor. Tölegen Jibek'e hemen aşık oluyor. özellikle de Sansızbay-Jibek olayında açıkça görüyoruz. "Baba sözünü dinlemeyen kim olursa ondan iyilik beklemiyor" şeklindeki tutucu inanç destandaki diğer duygu ve düşüncelerden daha ağır basıyor. ileride eski gelenek-göreneğin. dulluğu öven inacını da bu gençlere kabul ettiriyor. eşitsizliğinden de söz edilir.. gençlik amacı yolunda buluşuyorlar. Tüm bunlar destanın giriş bölümünde. Toplumsal durumlardan doğan kurallar yüzünden hayvanı verenin o hayvan gibi mülkiyetinde olmuş kadın. başlangıcında oluyor. Tölegen'in ölmesi de. aşk hakkındaki anlayış. birçok destanın da ortak konusunu oluşturuyor. Bu durumu. gericiliğin taraftarı olan aksakallılar gibi geleneğin destekleyicisi olup çıkıyorlar. eski yaşamın adaletsizliğine karşı mücadelede Tölegen yalnızlık çekse de. Yayınlanmakta olan nüshayı anlatanlar. onu isteyen boyun da malı olmuş. Birbirini seven gençlerin yollarındaki engeller. mücadele dünyası. "Kız Jibek" destanını incelerken eski Kazakların yaşamında kadınların yerine dikkat etmek gerekiyor. dinleyicilerin. Sonra Jağalbaylı'dan gideceği zaman da Jibek'i bulup evlenmesini kardeşi Sansızbay'a söylüyor. Eğer vasiyetini yerine getirmezlerse sanki Tölegen bir defa değil. Tölegen ile Jibek başlangıçta eşit olarak biraraya gelse de. Fakat. kadının eşitsizliğine neden oluyor. dünyanın adaletsizliğinden. eskici inançları net gösteren özelliklerini görmemezlikten gelemeyiz. farklı dedirtiyor. gelişen yönüyle birleştiremiyorlar.

Tölegen'i sekiz sene boyunca bekleyip dayanıp vefalı dul örneğini gösteriyor. Tölegen memleketine gideceği an. Uğursuzluk üzerine bir başka uğursuzluk Koran bige bir Kalmuk'un zorla evlenmeye kalkışması. Fakat hiçbiri Jibek değil. gönlün haykırışıdır.79 yısıyla Tölegen'in öldüğü bölüm çok üzücü oluyor. Dolayısıyla Tölegen'in bindiği atı da arkadaşını düşmana vermeyecek kadar güçlü değil. vedalaşması çok etkili bir şekilde anlatılıyor. anne-babasına. Jibek aile yaşamının temel mayası. Tölegen onu aşağıladığında Jibek. Şair bunu hatırlatıyor. Jibek. Şekti milletinde Kalmuklara karşı duracak güç yok. o başını yere doğru eğerek. Tölegen'de öleceği anda durumunu dinleyicilerin üzerine iz bırakacak şekilde anlatma yönelimi var. bir baybişenin (bir erkeğin ilk hanımı) saltanatına dikkatle bakmak gerekir. Bu on üç kızın hepsinin saltanatını da. Şimdiye kadar mutlu olan Jibek. Bu ağıt. İkisi kavga ediyorlar. Tölegen Kız Jibek'in arabasına yaklaştığında. Bir kızı diğerinin güzelliği geçiyor. Bu durumda yukarıda belirtilmeyen derin düğüm. Fakat Kız Jibek'in mutsuzluğu sadece Tölegen'in ölümüyle sınırlanmıyor. kabul etmezsen boşuna dolaşma" diyor. Kasaba gölünde altmış eşkiya kuşattığında. Bu sadece vatanına milletine. Jibek diğer kızlardan sadece güzelliği ve saltanatı ile değil. Jibek'in bu hareketi mağrurluk olarak değil. Böylece. güzelliğiyle geçiyor. anne-babasına olan sevginin işareti değil. şimdi mutsuz. Tölegen'in düşmana yenilmesine yardımcı oluyor. bu güzel kızların yanlarından geçirirken destancı şair. eşini göndermek istemiyor. Tölegen için ulaşılması zor bir zirve gibi görünüyor. "Anasına bak. kızını al" şeklinde bir atasözü var. Yas tutar. artık ikinci olaya geçmeye zemin hazırlıyor. giz söz konusu. bilig-5/Bahar '97 . Bu gururluluk da Jibek'in farklılığını gösteriyor. Önce kızı görmeyi Tölegen çok istiyorsa. gençliğimi de beraber götüreyim" diye Tölegen'e savaşsa da eski büyük bahadırların gücü verilmemiş. Jibek de farklı. ilk psikolojik kavgası. şimdi Tölegen'i görmeyi kız çok istiyor. geleneğe de. kız gururlanarak cevap vermiyor. yas tutan dul haline dönüşüyor. bunlarla birlikte aşkına. Jibek'i betimleyebilmek için Akjayık'dan taşınan göçün başındaki on üç kız. bu çaresizliğin ateşinde yanacak olan da korumasız Jibek'tir. "Uğursuz seferin sonu böyle" demek istiyor. Bu Tölegen'in Jibek'i görmeye olan isteğini daha da pekiştiriyor. vatanına milletine selâm söyleyip. Buradaki Tölegen'in nazlanması da. Tölegen gibi. Bu gururlu kız. Bu Jibek'e çekme üslûbu. Tölegen'i bu göçün. güzelliğini de en son iki yüz develi göçü yöneten baybişe saltanatıyla. Bu güç ona kasten verilmiyor. "batan güneşle batayım. Tölegen arkalarından bakarak. Destancının çekici şekilde betimlediğine göre o çiçek gibi kızların hepsi de kusursuz güzel. Çok zaman geçmeden gururlu kız da aşık oluyor. diğer aşk destanlarındaki gibi eşinin arkasından ölecek değil. Jibek. Bu üslupla Tölegen'in Jibek'e daha görmeden aşık olmasına neden oluyor. kendi değerini bilme olarak değerlendirilmeli. tanıyacaksan gel. Onu bütün Şekti halkı seviyor. kocaya da vefalı kadını simgeliyor. o kötü rüyayı görünce. Saltanatları birbirini geçen kızlar sırayla betimleniyor. kendisinin bir milletin biriciği olduğunu bildiriyor. Bu iki soylunun gururla karışık. çok başarılı psikolojik üslûp kullanıyor. "Kız Jibek" destanındaki en önemli kahramanlardan birisi de Jibek. geçekten birbirini seven gönüllere uygun karakter olarak tasvir ediliyor. isteğini daha da pekiştiriyor. dayanır ve Tölegen'in isteğini yerine getirmek için amengerini (Tölegen'in kardeşi) beklemeye başlar. Aksine düşman kuşattığında. Bu haykırış Tölegen'in ölümünü daha da üzücü bir şekilde gösteriyor. Her gün sevgilisinin arkasından ağıtlar söylüyor. Dolayısıyla. Bekecan'ın Tölegen'in ölümünü duyurması Jibek için artık trajedinin başlangıcı oluyor. Buna Tölegen de kızıyor. "Ben de senin gibi soyluyum. Tölegen memleketinden birlikte çıktığı altı kazla öleceği an konuşup vedalaşması. Tölegen'in "aklıyla tanıdığı" Kız Jibek işte bu. bu gurur yarışı Tölegen'in sevgisini. hayallerine ulaşamamış kalbin. Bu tartışma. en değerli örnek annesiyle de farklı. Jibek gibi güzeli doğuran ancak böyle soylu birisi olur. herbirinin Jibek olduğunu sanıyor.

yabancı milletten çıkan düşman. Jibek'in sağlam azmi. bir bahadıra gerekli tüm araçları hazırlıyor. Sansızbay yay çektiğinde onun oku dokuz tepeyi geçerek. Jibek onu sevmiyor. Koren'in zalimliği de az değil. neden umut ediyorsun" deyip Sansızbay'ı teketek karşılaşmaya davet ediyor. diyor. Sansızbay'ın zamanında savaşkâr. örek yenge şeklinde gösteriyor. kompozisyonu dinleyiciyi çekecek şekilde ustaca yapılmış. Amengerlikdulluk olayı Kazakların geçmiş yaşamının özelliğini gösteriyor. Jağalbaylı halkının ünü. bahadır Sansızbay'ı sabırsızca bekliyor. serbest birisi olan Jibek. İnsanların aralarındaki ilişkiler de çok değişik ve çe- bilig-5/Bahar '97 . Evet. Bekejan zalim. cesurane gururu. hareketinden göçebe yaşamın örfünü. kendisinin de namusunun taraftan olan kadın şeklinde tasvir ediliyor. Bekejan Jibek'e aşık. Destanın esas kahramanları bunlar. Destan bu bölümde Sansızbay'ın cesurluğunu büyütüp pekiştirerek tasvir etmek için. Kazakça'da kocasının kardeşine kadın kayın der) güç veren Şeklinde betimleniyor. attan inerek. Jibek bir tepeye çıkıp. onun karakteri kaba. Geleneğe boyun eğmiş Jibek sadece aşkını koruyan kadın değil. destan Sansızbay'ı da öyle sevdirerek. O amacına alın teriyle. bahadır insan. Koren. Jibek'in eline geçtikten sonra iyilik için hizmet ediyor. Dolayısıyla destancılar. yakınlardan çıkan düşman. Jibek'in düşmandan kurtulmasına Sandalkök'i (at ismi) kazanması neden oluyor. Koren Sansızbay'dan ilk sırayı istiyor. Jibek sevgilisinden ayrılan. kaynına (Tölegen'in kardeşine. Bekejan'da bunlar yok. Jibek Tölegen'i nasıl seviyorsa. Tölegen'in yerine geçen Sansızbay. kendisini Sansızbay'ın kazanması için adak adıyor. Bu kahramanların geleneği. iki yüzlülüğü Koren'de yok. Bu ikisi de birbirini seven gençlerin birleşmesine engel oluyor. ismi artık Jibek için umut. Fakat onu gerçek aşkla sevmiyor. zorluk çıkaran kişiler Bekejan ile Koren. Destanda Sansızbay ile Jibek'in aralarındaki sevgi de sözkonusu. Tölegen gibi uğursuz değil. yas tutan. milleti sahip çıkar inancı bunu gerekli kılıyor. adetini. Bu sevgi olmalı. "Kız Jibek" destanındaki olumsuz. kahramanlara özgü saflığı ve mertliği var. Yukarıdaki insanların karakterinden. orada duran ev kadar taşı yerinden oynatıyor. Düşman görmemiş genç Sansızbay. Bekejan. Sonra sırayı Sansızbay'a vererek. Koren düşman da olsa anlayışlı. güç dünyası gibi görünüyor. Kendisi iki ata binen Koren. Sansızbay çocukluğunda cesur olarak terbiye ediliyor.80 Şekti'nin güçsüzlüğüne çok kızıyor. gerçek aşk yoluyla ulaşmak istemiyor. Sansızbay'ın arkasından yetişerek Koren ona: "Benim adım han Koren. O Koren'i zekasıyla. çeşitli inançlarını görüyorsunuz. Tölegen'in zamanında kaygısız. kurnazlıkla. Tölegen'e benzemeyen birisi. Böyle olması şart. hiyanetle ulaşmak istiyor. kurnaz. Sansızbay cesur. Fakat karakter ve yaratılış bakımından ikisi birbirine benzemiyor. çünkü babasının "ak hatasını" alarak yolculuğa çıkıyor. zeki. Bu motifler destanın konusuyla yakından ilgili olup tartışma olaylarına güzellik katıyor. hatipliğiyle kalem gibi oynatıyor. ölüme karşı duruyor. Savaşta binecek atını seçmede yardımcı oluyor. Koren Kalmuk'un yolunu beklediğinde. Jibek'e uygun değil. çünkü destancının amacı Amengerliği kabul ettirmek. bundan sonra Bekejan'ın zalimliği daha da artıyor. zor günlerde halkının da. aslında ahmak şeklinde tasvir ediyor. onu çoğu yerde. Koren öyle değil. Erkeğin mülküne. düşmanını güçlü yaparak. Tölegen de kardeşine. mutsuz birisi ise de.eşkiya. Sandalkök. sadece kıskanç ve başkasına vermeyeceğim. Dolayısıyla Kalmukların kuşatmasında kalan korumasız Jibek. Kalmukların büyük baldızı olarak tasvir ediliyor. tehlikeli düşman. belli bir yere kadar onu objektif şekilde büyüterek gösteriyor. Bununla beraber kendisi hırsız. "Kız Jibek" destanının dili zengin. Bu kazanç zaferin kazancı. Bekejan'ın korkaklığı. Evet. dıştaki zorluklara dayanarak cesurluk gösteriyor. Jibek'in sıfatlarından biri zeki oluşu ve iyi hatipliği. Dolayısıyla "Kız Jibek" destanında üç insanın aşkı birleştiriliyor.

Destanın en değerli yanı dilinin saf. Aslında destanın betimleme yönü daha ağırlıklı. Her bir kişinin kendisini konuşturuyor. Çeşitli etkileme. Dördüncü atışma ise Şege ile Jibek'in arasında oluyor. İnsanları betimlerken çoğu zaman mecazi sözcüklerden yararlanıyor. ıssız bozkırda tek başına dolaşan "altı yolcular" gibi sahneler tanıtılıyor. Anlatma ve betimleme. Konuşturma aracılığıyla onların iç dünyasını. Monologların çoğu karatpa söz (birisine yönelik konuşma. İlk atışma. Destanda betimleme yöntemi de oldukça göze çarpıyor. ikincisinde Sansızbay'ın Kalmuklan yeneceğini daha önceden tahmin ediyor. Kıskanç Bekejanin zorlukçu Koren'in karşısında. dikilen çadır. Ey yengem ay. Destanda olayı anlatmanın üç yöntemi içiçe kullanılıyor. Jibek iki defa rüya görüyor. Jibek'in güzelliği. Jibek'le Jirenbay'ın otağında. Bu. zengin. Anlatmalarla ilgili sözleri şair çoğu zaman düzyazıyla veriyor. Anlatma bölümleri destanın sonunda bazı monologlar üzerinde. mutluluğun arkasından koşarak. güzel şekilde yapılmasıdır. Şair tabiat görüntülerini de belli bir duyguya. Göçün saltanatı.81 şitli kişilikler sırayla betimleniyor. güneşin nurunun dünyaya yayıldığı vakit. baş sağlığı dileme. Konuşturmanın kısa bir çeşidi de atışma. Bu sevinçli haberi bildiren atışma. Bu vakit. tam öğle vaktinde karşılaşıyor." İşte. mağrur Bazarbay. Fakat özeti. bezendirme. diye Jibek Bekejan'ı lanetliyor. görevi yönünden bu atışmalar birbirine benzemiyor. canlı yapıyor. ayın geçmiş zamanı. yengem-ay Karakterin değişik ay! Tölegen'e bir git sen. tüm bunlar hem olayı anlatma. Karşıga ile Sırlıbay. Karışa'nın çadırın içindeki Jağalbaylı delikanlıları ile. Bu dünyaya karanlığın yerleştiği vakit. Bu destanın özetini ilginç yapmış. Destanın şiir yönünden ağır basması. bata gibi çeşitli gönül halleriyle şiirli süslemeler bu konuştuma sırasında görünüyor. bezendirme yerine mecazi sözcükler kullanıyor. Bu da sevinçli haberi bildiriyor. konuşturma. bütün millet olarak tasvir ediliyor. "Ay karanlık gecesi. bilig-5/Bahar '97 . üzüntüsünü etkili şekilde sunuyor. duyurma. Destanda göçebe milletin kalabalık şekilde göç ettiği sahneler. dilek dileme. Birincisinde Tölegen'in öleceğini tahmin ediyor. yükseklere doğru ilerleyen iki sevgilinin duygularıyla özdeşleşiyor. Karanlık gece Tölegen'in ölmesiyle özdeşleşiyor gibi. sevginin taraftan olan Tölegen ile Jibek. gitmesin! İşte buradaki "Ey yengem-ay" sözcüğü gibi ka- ratpalar destanda çoktur. şairin özeti şeklinde yer alıyor. Örneğin: Ey. Vedalaşma. Dinlese beni. gönüllere uygun yapıyor. Jibek'in bindiği Sandalkök'in koşuşu. Destanda dört yerde atışma karşımıza çıkıyor. sevincini. Bazen lanetleme şeklindeki karatpa monologlarla da karşılaşıyoruz: Allah kahretsin seni Bekejan Gösterme bana yüzünü Bitirmişsin işini. anlatma yönteminin az kullanılmasına neden oluyor. bu gibi cümleler somut örneklerdir. filanca) kullanma aracılığıyla veriliyor. Fakat şairin kullandığı tasvir etme yöntemi sadece betimleme değil. Betimleme yönteminin etkin kullanılması olayı etkileyici. Benzetmede kullanılan sözcükler (yani mecazi anlamda kullanılan sözcükler) ay. hem betimleme yöntemini kapsıyor. O yeri geldiğinde konuşturma yöntemini de kullanıyor. rüya görme. Sözkonusu üçüncü atışmayı Bekejan kullanıp Tölegen'in ölümünü duyuruyor. Ve artık Tölegen Kosoba'nın dibine güneş batarken attan düşmüş etrafa karanlık hakim olunca da vefat etmiştir. Destanda batıl inançlara rüya görme gibi duygulara da önem veriliyor. benzetmelerden başka bazı sözcüklerin tek tek uzatılması da güzeldir. Bu destanın özetini genişletip. Şair betimlemeler söz konusu olduğunda süsleme. Jibek'in göçünü güneşin doğmasıyla takip eden Tölegen. atın koşuşu. işe delil olarak kullanmış. Sansızbay ile Şege. "Kız Jibek" destanı Kazakların geçmişteki göçebe yaşamının da aynası gibi.

Uyak düzeni iki-üç satır sonra gelip.82 güneş. ağıt. altın. s-s. serbest uyak düzenleri oluyor. duygulan mecazi sözcüklerle veriyor. pekiştirme gibi sözcükleri keyfine göre kullanmıyor. beyaz tavuğun kanı. bilig-5/Bahar '97 . Olayların ilginçliği ile lirik olması bu destanın özetini geliştiriyor. Betimlemeleri benzetmeyle. şiirselliğinin güzel şekilde çıkmasının nedeni de bunun gibi nakışlarının olması. uğurlu bata gibi monologlarda benzetme çok fazla. "Kız Jibek" destanının dilinin. başsağlığı dileme. orkoyan (tavşan). cennetin bayrağı. yıldız. helalleşme. Jibek'in yüzü Baharın bembeyaz kar gibi Bembeyaz yüzünün rengi Beyaz tavuğun kanı gibi Bunlar çevredeki tabiat görüntülerinden alınan mecazi anlamdaki kullanımlar. gibi şiirler çok: bunların hepsi destanın lirik gücünü pekiştiriyor. Mecazi anlamdaki sözcükler çok uygun kullanılıyor. e-e gibi seslerin uygunlukları güçlü. Buradaki a-a. duyurma. mecazi sözcükler. benzetme. Asu da asu bel dedi. Kazakların yaşamlarının esası hayvanlarla ilgili mecazi anlamda kullanımlar var: Halkım koyun gibi bakar Milletim hayvan gibi bakar Vedalaşma. Asa bir sokkan jel dedi. Herbirinin kendisine göre yeri var. cennetten esen rüzgâr gibi. yatkın. "Kız Jibek" destanı kahramanlık destanı gibi yedi heceli jırla anlatılıyor. Destanda vedalaşma. Böylece şair süsleme. göçün güzelliğini anlattığında şair pekiştirmeye başvuruyor. Kökjorğa ile Sandalkök'ün koşusunu tasvir ederken Sansızbay ile Koren'in kavgasını. Şiirlerin uyak düzeni de. ses yapısı da uygun.

. yeşil. Yaydan boşalan ok gibi ileriye doğru atılıyordu. büklüm büklüm akan etrafı ormanlarla kaplı ırmak..83 ESKİLİĞİN GÖLGESİNDE Yaz ortasının aydınlık gecesi. arasıra söylenen toprak türküsünü. dik kayaların gölgesinden Muhtar Awezov Aktaranlar: Zeyneş İSMAİL . siyah beyaz çizgileri görünüyordu. Şabdar'a binen yiğit. yukarıdaki obadan çıkıp aşağı dere boyundaki Yakup Obasına doğru yönelen iki delikanlıydı. ak yeleli şabdar atal binen genç delikanlı. başlarını sallayarak kamçı vurdurmadan kendiliğinden gidiyordu. Tıksıran atlarının gemlerini sıkıp dizginlerini sertçe çekerek atlarının başlarının aşağıya düşmesine fırsat vermiyorlardı. İki delikanlı da ince giyinmiş. yaşam masalını dinleme arzusuyla dopdolu.akçıl ata binmiş arkadaşı. Taşlı yerlerden gitmemeye özen gösterip otlu yerleri tercih ederek nal seslerini gizliyorlardı. Merhamet duygularıyla dolu güzel sema. bölgenin ortasında yeralan virajlı bir kayayı aşarak aşağıya doğru hızla inmekte olan iki atlı göründü. Bu gençler. huzur ve serinliğe kendini kaptırmış. gri bir çapanı vardı. Biri. işi olan delikanlı beyaz gömlekli. Süratli giden atların nal seslerine kendilerini kaptırmış öylece geliyorlardı. hızlı. hüzünlü şavkını sonsuz bir sabırla etrafına saçıyor. Gece gökyüzü. her sene gelip yerleşen çok sayıdaki obanın yurduydu. ince. özellikle Karacalın ormanlı deresinde hikâye beklercesine kulak kesilmiş. yayla halkının güzel mekânıymış. Küçük. Sırtında siyah kadifeden. İkisi de ince elbiselerinin düğmelerini iliklememişlerdi. İnsanın tepesine doğru yükselen ay. Irmak kenarı.. aralarında sohbet ettiklerine dair bir iz yoktu. Yıldızlarla kaplı gök. tek bir bulutun dahi olmadığı berrak gökyüzünde. Irmak. Bir zaman sonra. gece serinliğinin sessizliğinde süratlenmişti. engin gökyüzünün neşesi içinde etrafına bakan ateşten kor gibi. sarımtırak yıldızlar. Bunlar yanyana gelseler de. gece sakinliğinin ortasında. yakalı. Atlar. siyah kazaklıydı.. Karacal. adeta rüyalar alemine dalmıştı. Semirip kıvamına gelen atları. diğeri de seyrek sakallı. onu ikiye ayırmaktadır. Dere boyuna yakın obaya doğru gelmekteydiler. sonsuz sayıdaki yıldız gözlerinden duygulu gönüllere işaretler vermekte. yarışırcasına gülümseyen kızılımsı.Ahmet GÜNGÖR bilig-5/Bahar '97 . Kıvrım kıvrım.

ince bedeniyle siyah gözleri. yakışıklı yiğidin suratı parlıyordu. yaza doğru Kadişa öldüğünde arkasında bir erkek. Kadişa hayattayken. Ama Cameş'ten ondan başka cevap gelmemişti. ta uzaklardaki bir şehirde yaşarken. Bugün de onun başı boş değil. Bu duygunun güçlü olmasının sebebi. Parlak ayın ışığı yüzüne vurunca. Mektup yazmayı bildiği halde. bir de kız çocuğu bırakmıştı.84 çıktığında. bu Yakup Hacı'nın büyük kızıydı. büyükannesi ve babasının sözüne dayanarak Kencehan'a razı olduğunu ve onun kuması olacağını söyleyerek kestirip atmıştı. Kabış. bu yaz memleketine gelen Kabış adlı yiğitti. aya bakarak gerine gerine derin bir nefes aldı. ay ışığı altında mürekkep yalamış tavrı ve yakışıklılığıyla gerçekten de sıcak duyguları arayan. Kencehan'a varacakmış. nişanlısı. vücudu titrer bir haldeydi. Genç delikanlı. Cameş'in o uzun boyu. Yanındaki genç de. ama söz- lerine ancak bir iki ağız sıcak cevabı sadece o zaman alabilmişti. Uzaktan özlemini çektiği duygular. Bu sene memlekete gelişinin ardında yatan bir sır vardı. İlk kez almış olduğu bu cevapla yaşamın anlamını o gün hissetmişti. Kencehan'ın el üstünde tuttuğu. Cumatay da. okumuş. Cameş. kendi tutuculuğuna ters geleceğini bilerek yazıya dökmemişti. O narin güzelliğe karşı uzun yıllara dayalı özlemi. burnu havalarda. O. beti benzi bozarıp. Tırnağını çıkardığında uzun siyah saçları. alnına doğru ahenk içerisinde kıvrım kıvrım dökülmekteydi. Bu delikanlı yol boyunca derinden iç çekerken veya bir söz söylerken. elini bilig-5/Bahar '97 . Onun bundan beş sene önce kuma olarak aldığı Kadişa. Tahsil görmüşlerin arasında. ayın gizemli aydınlığını farkedince tırnağına yanlarından tutarak çıkarıp. Kabış. "İleride görürüz" diye Cumatay'a sözle bildirmişti. İlkbaharın memleketine geldiğinde "Cameş. buharı yükselen sıcak bir duyguydu. Kabış'ın bedeni biraz rahata kavuşsa da. Bu yıl. teni iyice beyazlaşmıştı. Bununla beraber dört. liseyi bitirmiş. İnce burunlu. Ağabey ve yengesinin tüm itirazlarına rağmen. hem zengin hem de eskiden beri süregelen bolıs halkın kudretlisi Kencehan'dı. Kencehan eskiden de Yakup Obasının damadıydı. aydın gençleri olan "öneme haiz" diye bilinen halktı. kendisinden çok emin bir şekilde mağrur. O cevabında da. Ama Cameş'in Kencehan'a varacağı bir hakikatti. Cameş. Bu da Kabış'a karşı gösterdiği tutarlılığın bir ifadesiydi. Moyıldı'nın en önde geleni. hayalinde canlanırdı. al yanakları bir türlü hayalinden gitmiyordu. Mayıldı bolısında iyi eğitim almış delikanlılardan biriydi. Geçen seneki sonbaharda da Kabış sevinçle dönmemişti. beşiğinden alıp çıkmış bir masal gibi hayali bu güzelliğe tutkun bir vaziyette büyümüştü. Bir yıllığına uzun yolculuğa giderken yanıp kavrulan gönle iki ağız sözün birazcık su serpmesine Kabış dünden razıydı. Kabış daha gösterişliydi ve son derece yakışıklılığıyla tanınırdı." denildiğinde kendisiyle alay edildiğini zannetti. Hem de ne hakikat! İşin ilginç yanı. Özellikle uzak şehirde yaşarken güzel kızın yüzü. beyaz tenli delikanlı. bu yılın geçen kışında kararını vermesine vermiş. Kabış memleketteyken yanından hiç ayırmadığı mahir arkadaşı Cumatay. kendisinin iyiliğini isteyen akrabalarına danışmadan. diğer bolıslara nazaran. dağlı bozkırın kendine has bir yiğidiydi. dolgun yanaklı. bu senenin yazına kadar Cameş'in nasıl bir düşünce ve niyet taşıdığını bilmiyordu. İlkin duyduklarına inanamadı. Ondan sonra aradan bir kış geçti. gizli bir derdiydi. kar üstüne kan damlayan. Bu oba halkı. kızın ellisindeki ihtiyara gönül rızasıyla gitmek istemesiydi. Bu genç. Kabış'ın uzun yıllara dayalı mektuplarına karşılık bir tek satır cevap almayışı ve özlemiyle yanıp tutuşmasıydı. şimdi nişanlı. Kendim bildi bileli. Kabış da "Bu kız elbet bir gün aklını başına toplayacak" diye ümitleniyorlardı. beş yıldan beri birçok mektup göndermiş. fakat bu kararın hiç kimsenin beklemediği bir şekilde gelişmesine yol açmıştı. etrafında pervane olan gençleri yanına yaklaştırmasa da artık onun geleceğe yönelik hayatıyla ilgili bazı kararları' alma zamanı da gelmişti. cevabını birkaç sözle söylemeyi uygun görüp mektubu . Ay altında uyuyan derenin içinden süratli atın temposuna kendilerini kaptırmış bir şekilde gelirken. yürekteki belirsizlik ve şüphe de beraberinde geliyordu. Cameş'in şimdiki hali eskisine kıyasla çok büyük değişiklikler göstermişti.

dünürlük yolunda işlerin hepsi yapılıp bitmişti. hem hanımı üstüne. bugüne kadar evlilik konusunu aklına dahi getirmeyen Cameş için bir anda gündeme gelmişti. gururunun kırılmasından dolayı nefret hissi de vardı. Sevgi ve nefretin bir kalpte. Bunun için son nefesini verirken kocasına ve kendi akrabalarına da son dileğini dile getirmişti. "Cameş'i vereceğiz. Cameş hayatı boyunca kendisine uzanan elleri boşa çıkarmış. Kabış şu ana kadar Cameş'in takınmış olduğu tavra bir türlü anlam veremiyordu. bugün sabah olağan işlerini yaparken Cumatay.85 sıcak sudan soğuk suya vurdurmadığı kumasıydı. yenge gibi çoluk çocuğun söyledikleri havada kalmış. Son zamanlarda Kabış'ın kavuşamadığı. bir arada yaşaması imkansız birşeydi. şimdi de düğümlenen. hayaliyle yaşayan Kabış. Bu kızların arzuladıkları tek şey. Moyıldı ahalisinde diğer kızların hemen hemen hepsinin hangi amaç ve arzuların peşinden koştuklarını bilmesine rağmen. bu ağırlığa üstünlük sağlayamıyordu. gittikçe uzaklaşan güzeli hayalinde yaşatmakla beraber. Hal böyleyken. Bu durum . İlkin. Bana göre benim akrabalarım Cameş'i yerime versinler. anne babalarının sözlerine aldırmadan nişanlanmaya razıydılar." diye anne babası haber saldıktan sonra Kencehan almak için gelmişti." diyerek kararını bir anda vermişti. Kendi hür iradesi doğrultusunda yaşayıp. Cameş. Fakat. Ablasının son nefesini verirken söylemiş olduğu vasiyeti. Kencehan evliya da olsa Cameş. Cameş. hem yaşlıya varmayacak" diye ev içinde tatsızlık çıkarmış. iyi nama sahip beraber olabilecekleri yaşıtları olan gençlerdi.. fazla konuşarak Kencehan'ın onur ve izzetini kıran sözlerinden dolayı mahcup olmuş: " Ben Kencehan'a razıyım. sahip oldukları mal mükten hepsinden vazgeçip kaçmalarındaki sebep. Cameş'in kulağına gelen bu sözlere rağmen Cameş'ten kendi kaderini ilgilendiren bu konuda sert tavır takındığını gören yoktu. gittikçe çözülmesi zorlaşan. kültürlü delikanlılardan sevecen. Cameş'i vermek istemediği hususundaki kesin tavrını açıkça ortaya koymuştu. Buna karşı gelecek sağlim düşünce. bir görünüp bir kaybolan güzelin peşinden koşup bağlanmanın çaresizliği de vardı. Şimdi bu mekânda. aynı zamanda kendilerini seven birisini bulsalar. Cameş adına ben cevap veriyorum. sanki kendi kendini aşağılarmışçasına ihtiyar bir insana kendini teslim ediyordu. Kabış'ta . Kabış'a tercih etmişti? Bunun gibi sorular Kabış'ın kıskanç. hayal denilen saf hislerini. Cameş önceleri bir türlü elinin ulaşamadığı akseden sevgilisiyse. Kencehan'ın nişanlısı diye çoktan hertarafa yayılmıştı. hayalinden uzaklaşan ve dallanıp budaklanan bir bilmeceye dönüşmüştü. Üstelik öfkeliydi de. Üstelik kuma olarak gidiyordu. Ama Cameş bunun çözümünü fazla uzatmadı. kısaca herşeyi elinin tersiyle bir kenara itiyordu. " Bu sözü Cameş'e söylemenin hiç gereği yok. Dileği. Kasım'ın araya girip. Geride kalan çocuklarım da var. Genç. arzu dolu yüreğinde yakın zamanda çözülmesi mümkün olmayan zor bir bilmeceye dönüşmüştü. ümit. müstakbel kocalarından.Yakup Obasına vardığında kızın bilig-5/Bahar '97 . özleyen. "Döşeğimde yabancı birisinin yatmasına razı değilim. Karacal'a Yakup Obası yerleşmeden önce. Kısaca." demiş. Böylece ağabey. neler yaptıklarını pek öğrenmek de istemiyordu. Ona karşı beslediği aşkı eskisi gibi güçlüydü. bu gururlanmanın katılığı sonucu Kabış gibi nice gençleri hasretiyle kavurup kendi halleriyle başbaşa bırakarak gidiyordu işte. Cameş ise bu gençlerin ilânı aşklarından köşe bucak kaçıyordu. Müstakbel kocası gelen Cameş'i hâlâ eskisi gibi seven. sanki yüreğine kara taş bağlamış gibiydi. Bütün hayatı ve davranışlarıyla gençlerin arzu. okumuş. Buna rağmen peşine düşüp arzulamaktan kendini de kurtaramıyordu. bugün belirsiz bir ümitle arayıp gelmekteydi. Cameş'e böyle ne olmuştu? Ne sebeple yaşlı Kencehan'ı. obaya Kadişa'nın ruhunu teslim ederken söylediği vasiyete dayanarak ve Kencehan'ın isteği doğrultusunda gönderilen kişi geldiğinde genç kızın öğrenci ağabeyi Kasım.. tahsil görmüş delikanlılarla yuva kurmaktı. daima temiz giyimli. bütün bunlar gururunu okşamış. Evvelden Kadişa'nın vebali altında kaldığınız yeter. Zengin obanın bütün işlerini bizzat kendisi idare etmişti.

Tedirgin hali de ikna olmayışı. ümit dolu gencin kalbini tekrardan güp güp attırmaya yetmişti. sükunet içerisinde. Kendi yaşına denk bir gençle sevişmenin nasıl birşey olduğunun farkında değil. karakter yorumunu iyi bilen bir gençti. Cameş'le başbaşa görüşmek için ilk kez yola çıkmak. aynı zamanda büyük bir tereddüt sarmıştı.86 yengesi Bibiş. bugüne kadar bir ağız tatlı sözle yüzyüze gelip söyleşemediği mağrur sevgilisini görecekti. eskiden nasıl donuksa. Sözümün doğruluğunu biraz sonra göreceksin.. Eğer benim tanıdığım kızsa O. Cumatay bildik bir tavırla: —Sabah Bibiş'in sözlerinden anlayabildiğim kadarıyla hal vaziyet böyle. Ok yemiş geyik gibi sonra nereye giderse gitsin. Cumatay'a. Hiç olmazsa onu yaptıklarından dolayı pişman ederiz.. hâlâ yadederek sevdiği güzelin yüzüne taparcasına bakıyormuş gibi parlak aya hayran hayran bakarken genç yiğidin hayalinde günahkâr sözler için af dileyip. Bu sözümü sakın unutma! dedi. Halkın hepsinin mışıl mışıl uyuduğu doğru. oba uyuduktan sonra yanımda Cameş'i getiriyorum" demişti.. Nöbetçiden de çıt yok. Gece. hiç bir renk vermeden bu gece kendisini tamamen ümitsizlik batağına sürükleyip ihtiyarı överek "Yine kendisine karşı mağrur tavrını takınırsa" diye eskiden bildiği güvensizlikti. Kabış'ın şu anki durumu hiç de yadırganacak bir durum arzetmiyordu. Şu an hayat sahibi tüm canlılar nefesini tutmuş sabırla bekleş- bilig-5/Bahar '97 . Hiç olmazsa Kabış'ı orada bir görüp hasreti gitsin. Bu söylediklerin yerinde bir söz! dedi.. ama o arada bizim kızla bir görüşüp konuşmanız mümkün. Aralarında bu konuşma geçerken ırmağın sol yakasına geçip obaya görünmeden ince ağaçlı ormandan saklanarak geliyorlardı. bir ümitsizlik peşpeşe yer ettiği için bir ara Cumatay'a dönüp: " Vah!. genç delikanlının hayatı boyunca arzuladığı tek hayali değil miydi? Yol boyunca beyninde bir ümit. baş eğip buluşmuş gibiydiler. Bu sözler Kabış'ı biraz cesarete getirdi: — Haklısın. nereden ineceğimize bakalım. Ben orman içine. Bugünün gecesinde Kabışları Yakup obasına doğru getiren işte bu sözler olmuştu. Obanın köpekleri havlamıyordu.. şu anki heyecan yüklü bekleme saatleri. Yalnız daha önce seninle görüşmediği için çekingen davranması son derece doğaldır. Seni tercih etmeyip Kencehan'ı seçip afallaması nasıl bir gerçekse bugün bize geleceği de o kadar gerçektir. Kabış gönlünü çepeçevre saran hayal dünyasındaydı.. Bibiş'in bizimle alay etmek için söylediği bir sözü olmasın. doğru yolunu bir türlü bulamamıştı. dedi. Hatta kız seni görmek için can atıyor. bu arada atları nereye bırakacağımıza. Gece önceki gibi sapsakin. Cumatay'ın destekli sözleri şüphe dolu gönüllere su serpse de. şimdi de kendine hiç kimseyi yaklaştırmayan bir yabancı gibi. bugün mutlaka kabul edecektir. İşinizin olup olmayacağı konusunda açıkça birşey söyleyemem. Bunu çoktan haketmişti. Sonuç ne olursa olsun Cameş'le ilk defa parlak aylı gecede başbaşa ormanın içinde beraber olması bile şu ana kadar tatmadığı nazların en güzeli olacaktı. Sevinci. Bugün gece yarısında başbaşa seninle görüştükten sonra ikinci bir dert daha yüreğine oturacak. Dere boyunu Yakup Obası mekan kıldığı için dere kıyısından hızla aşağı doğru kuytu yerlerden gelirken kızın evinin siluetini gördüklerinde Kabış'ın gönlünü ayrı bir sevinç kaplamış. Bugüne değin gençlik ateşinin tadının nasıl olduğunu bilmiyor. Lütfen şüphelerimde yanıldığımı söyle!" dedi. Ne olursa olsun mutlaka geliniz. Ey Cumatay ! Biz gerçekten de Cameş'e mi geliyoruz? Sakın bu. Bu nedenle Kabış'ın sözlerine bıyık altından gülüp: "Cameş bugüne kadar. Kabış'la Cameş arasındaki sır bütün herşeyiyle Cumatay tarafından en ince ayrıntılarına kadar bilindiği için arkadaşının evhamlılığını doğal karşılıyordu." Bugün akşam obanın yukarısındaki ormanda hazır olun. Sence gece yansı bizi görmek istemesi garip değil mi? İşte şu duran oba. Artık sohbeti bitirip. Közlenmiş ateş de belli olmuyor. Üstelik Cumatay halk içindeki gençler arasında çok kez bulunmuş. Cumatay'ın son sözünden sonra ikisi de durup ağaçların altına atlarıyla gizlenerek seyrek ağaçlıklar arasından obaya bakarken plân kurdular.

başına ummadığı kamçıyı yiyince etrafındaki ağaç dallan koşumlarını çıngırdatıp arkaya doğru panik içerisinde zıplayıp okradı. Şaşırma. "Yakup'un malı bir tarafa. yat!" der gibi köpekleri salmakla yetinmişti. sessiz geceyi dinleye dinleye ürüyordu. Artık oba uyanıp dışarıya çıkma ihtimali de vardı . Başkalarından ziyade kendi vazifesinin önemli olduğunu hissettirir gibiydi. Ama bunun hatasını Cumatay kabul etmedi. sonra dindi.Gürültü dinip halk uykuya dalıncaya kadar tanın ağarması da mümkündü. beyaz yeleli atın geminden tutup önce kara gölgelerin arasına Kabış'ı gizleyip:" Burada hareket etmeden durmak gerek. Kabış'ın gönlünü bir an heyecan sardı. Köpekler eskisinden daha da cesaretlenip havlayarak koşuyordu. Kabış'ın atının ileri doğru yürümeye başlamasından itibaren arkadaşının dikkatsizliğine tahammül edememiş: "Hey çabuk ol! Çocuk musun? Obanın yakınında olduğumuzdan haberin yok mu?" der demez ak yeleli at tıksırıp okradı. Yüreği güp güp atıp kemikleri eklemlerinden çıkmış gibi. ne söylese kabullenmiş bir haldeydi. Bu öncekine eklenen daha büyük bir gaflet. hep birlikte havlamaya başladı. Bu durum karşısında Kabış panik içinde kaldı. Hırçın at ağızlığını homurtularla çiğneyip başını aşağı yukarı doğru sallayarak yeri eşeleyip tıksırarak gecenin sessizliğini bozmuştu. Bir iki bağırma sonucunda kendi kendine: "Hiç birşey yok. Ama bundan sonra dikkatli olmalısın! demişti. Köpek seslerine bekçi de uyanmış. Silkinerek aklını başına toplayan Kabış. Bunların yakınlarına çok köpek yaklaşmadı. Kencehan'la Yakup'un kasten kendisine karşı Cameş'ten sorumlu olarak koydukları takipçi gibi hissediyordu. Kendisini şu an etkileyecek bir şey de henüz yok. Sadece başkalarından uzaklaşan Yakup obasının alaca erkek köpeği yakınlarına yaklaşıp yeni çıkan sesi arar gibi. Bütün bunlar. insanları dahi benim mesuliyetim altında. soğukkanlı ve çok dikkatli. oba tarafına kulak kesilmiş. Zengin eşrafın oba kenarındaki beyaz evleri. Zengin obanın değer verdiği uyanık ala erkek köpek "dikkatli" denen namı için değil. çoktan obanın görebileceği meydana aniden çıkı vermişti. itler burayı göremez. Cumatay. Diğerleri sakin olsa da o uzun süre yatışmadı. Bütün bunlar bir anda olmuştu. Kötü niyetle gelenlere bizim obada sahipsiz olan bir şey yok. İtler önceleri çabalayıp havlasa da ırmağın delikanlıların durduğu tarafına geçmedi. gizlendiği kara gölgeden ileriye doğru fırladı. Bu hareketliliğin olduğu yerde biraz duran Kabış artık gelişmekte olan olayların tüm hakimiyetini canciğer arkadaşına bırakmış. gece yansında büyük bir gürültüyle etrafa yayıldı. ormanın içinden bakıldığında bütün çıplaklığıyla görünüyordu. Cumatay arkadaşı kadar heyecanlı değil. Şimdi obanın yakınındalar.." dercesineydi. O.. obaya sahiplenme duygusuyla içtenlikle ürüyordu. Irmağın bu tarafına geçemezler. Kabış sessizce itaat etti. Canı yanan semiz at. kendisi sadece Cameş'in güzel yüzünü gözönüne getirip siyah gözlerinde kaybolup giderken birden dizgini boşalmış şabdar at. obadaki Kabış'ın önüne çıkan yabancılık ve karşı gelen durup usanmadan üren ala erkek köpeğin sesinden açıkça belli oluyordu." demek ister gibiydi. her zamanki olağan sessizliği bozan yankılı sesiyle köpekleri tahrik etmişti. başında çok korkutmuş gibi aniden çıksa da. Kabış ala erkek köpeği. Bu havlamaların üzerine bir an onlara doğru koşarak gelir gibi oldu. Uzun bir melodiye dönüşen kışkırtıcı bağırması bir olayı sezmiş olmanın aksine genellikle "uyku vakti geldi. Şimdi de yalnızca alaca erkek köpek havlamaktaydı. Şimdi sakinleşirler. Soğuk öfkeli haliyle bilig-5/Bahar '97 . Bunu düşünüp başlangıçta çekinerek geriye çekilip durmayı uygun gördü. Eskisi gibi sakin. dizginini sertçe çekip atın kafasına kamçının tersiyle vurdu. atları nereye bırakıp. Cumatay ne dese. O. Tam bu sırada uyumakta olan köyün köpekleri. Kabış aklını başına alıp dizginlerini toplayıncaya kadar at. kendilerinin nerede olmaları gerektiği konusuyla meşgul. Korku içinde zıplayan atın ağırlığıyla kınlan ağaç dallarının çatırtıları.87 mekteler. Artık bundan öteye atla yaklaşmak son derece tehlikeliydi. Nöbetçinin köpeğini kışkırtan sesi.

Cameş'i büyükannesi küçüklüğünden bu yana bizzat kendisi eline alarak istediği şekilde yoğurmuştu. Cameş'le Kabış'ın ortasındaki engelle bir yere toplanan canlı bir siperdi. Eski zamanda kendi devrinin insanlarını beğenip. neyi beğenip neyi beğenmediğini açıkça ifade ederdi. sevinci hususunda hep büyükannesi Maken Hanım'ın gözleriyle dünyaya bakıyordu. Nasıl düşünüyorsun. bildiklerini anlatırlardı. İkisi arasındaki ayrıcalık birinin yeni gelişip yetişen bir genç. Büyük Hanım birisini övdüğünde. kendi obasının çocukları dışında olanların hiçbirisini iyi diye beğenmezdi. İşte ala erkek köpeğin ürmesi. kırk yaşına gelip. Bugün herşeyin plânladığımız gibi olacağını sanıyordum. Eskiden beri "Bunun obası güçlü oba " diye tanınıp Hür bir Hanım olarak çekinmeden konuşmayı âdet haline getirdiğinden Maken'in mağrur sözleri çok olurdu. yabancılayan tavrını biri söylemiş gibi oluyordu. bütün dünya ve gelecekteki hayatı. itaati. benimsediği görgü kurallarının çoğu hep büyükannenin öğrettikleriydi. kaynanasına hürmette kusur etmiyordu. erkek gibi güçlü hanımdı. Cameş'i istetmek için adam gönderdiği güne kadar genç kız gelecekteki günlerinin nasıl olacağı konusunu iyice düşünmemişti. Yakup'un ailesiyle tüm oba olarak hepsi hürmeten bu obaya gelip giden yabancılar. Bunun gibi Cameş'in babası Yakup da oba ve civardaki halk arasında sözlerine kadar herşeyiyle. Küçüklüğünden itibaren Maken Hanım'ın elinin altında büyüdüğünden Cameş'in anlayışı. Kabış'ın sözüne gülerek. Özellikle bir obayı ziyaret edip geri döndüğünde. mağrur bir edayla kimseyi kendine denk görmeden kendi otoritesine güvenmek. büyük hanımın önünde bütün gelinleri el pençe divan durmuş. misafir ağırlamadaki kusurları. Bir zaman gerçekten erkek köpekten aşıp Cameş şimdi gelirse muhtemel tehlikeye rağmen narin vücuduyla engelleri aşan güzele Kabış'ın diyeceği birşey olamazdı. Bir işte annesine danışmadan katiyyen o işi kendi başına yapmazdı. tam kızla yengesinin olduğu Kasım'ın evine yaklaştılar. akıllı. yaptığı işlerini anlatır. Maken civarda sözü saygın. Cameş'i açıkça etkilemiş ve onda iyice yeretmişti. Cameş'in öz annesi olgunlaşıp. *** di. Herzaman etkinliğini sürdürmektey- bilig-5/Bahar '97 . Yakup'u aratmayıp Büyük Hanım'la sohbet edip. dendiğinde demin patırtılar karşısında soğukkanlılığını koruyan Cumatay. Cameş'in günden güne karakterinin şekillenmesine sebep teşkil ediyordu. Az sonra Kabış'ın atıyla kendi atını alıp öncesinde durdukları büyük kara gölgenin altına dizginlerini çekerek atın yere eğilmesini engellemek için eyerine bağlayıp sonra da sessizce Kabış'ın kolundan çekerek orman içinde gölgelerden eğilerek. "iyiyim" diyen şimdiki kişileri çoğunlukla yererdi. ünlüler.88 erkek köpek. ezelden beri kendine has özelliğiyle onun karakterini. Cameş. Bu yanıyla Cameş'e benzeyen kız. diğerinin de kalıplaşmış bir yaşlı olmasıydı. Küçük davranışlarda büyükannesinden sirayet eden alışkanlığa göre. birisini hakir görerek değerlendirip. eskiden olduğu üzere elin ulaşamadığı yükseklerde gibi. Cameş'in ergenlikten bugüne kadar gördüğü. "Korkaksın!" dedi. büyükannesine gördüklerini. bildiklerini söylediği zamanlarda. kendi yaptığı işlere varıncaya kadar annesine söyleyip daima akıl danışırdı. itaat etmiş. ölçer. Maken Hanım. Kabış Cumatay'a bakıp: Bu obanın durumu. cazibesi. Az sonra köpeklerin ürmesi kesilip geriye döndüğünde. kiminle konuşursa konuşsun. Bana soğuk ve garip geliyor. Onu çocukluğundan bu yana ailesinin karakteristik yapısı büyük bir güçle etkileyip kontrol altına almıştı. Bu önceki gürültünün üzerine Kabış'ın kafasından süratle geçen bir kesitti. Kadişa ölüp Kencehan'm. Birkaç öbek ağacın gölgesi altında öylece kalıp obaya doğru gözlerini dikip beklemeye başladılar. aksakallar. etrafında pervane olmuşlardı. hangi konudan sözederse etsin duyduklarını inceler. Moyıldı bolısında yoktu. Bu nedenle büyükannesinden edindiği örnek. ev içindeki düzensizlikleri. II Cameş'in Kencehan'la gönül rızasıyla evleneceği gerçekti. orta yaşa gelse de bugünkü taze gelin gibi .

89

giyim kuşamların kirliliği veya desenlerin kötü olması, bütün bunların hepsi Cameş'in ilk bahsettiği konulardı. Hanım, kendi yaşıtlarına, güçlü hanımlarla oba sahibi olan kadınların kusurlarından, cahilliklerinden sözederken, Cameş de taze gelinler ile yaşıt kızlann eksikliklerini aramaya çalışırdı. Bu alışkanlıkla Cameş, büyükannesinden edindiği örnekle ondan duyduğu sözlerden başka diğer hiçbir örneği kabul etmemişti. Yabancı insanların "O iyi, bu iyi" denilen sözlerinin hiç birisine itibar etmiyordu. Son yıllarda Moyıldı'nın içine yayılmakta olan bir yenilik de, genç kızın eş seçip, erkeğin eşini terkederek sevdiği kızı alıp kaçmasının bir hayli artmasıydı. Bunun gibi olayları duyduğunda Maken, başkalarının söylemesiyle birlikte özellikle Cameş'e çok nasihat eder, kaçan kızları "Bozulmuş kız" diye tanımlar; tüm bunların anne babanın yokluğundan kaynaklandığını söyler, ayıplardı. Halk içinde yayılmakta olan "kötü" geleneğin sebebi, çoğunlukla bu memleketteki genç " okumuşlar" olduğu için, Cameş'in büyükannesi bütün okumuşları "kaypak, düşüncesiz, bozulmuş insanlar" diye tanımlardı. O çoğunluğun içinde kendi torunu, Cameş'in öz ağabeyi Kasım da vardı. Kasım okuyup büyümüş, karakteristik yapısı dışarıya vurmaya başladığı anda; beğenmeyip, kolunu sallaya sallaya yüzünü buruşturup: "Tahsilin adam ettiği birisini henüz görmedim. Yine de canları sağ olsun! Bu da memlekette şeytanın çarptığı birisi. Onların arzusu da isteği de öyleymiş. Bütün arzulan o tarafa doğru. Bizim elimizden, avucumuzdan çıkan çocuklardır. Tek dileğim boyunları bükülmesin! Tek bildiğini yapsın yeter. Yalnız diğer çocuklarıma bunların kötü alışkanlıkları bulaşmasın" diyordu. Cameş'i karşısına alıp bu sözü çok kez, defalarca söylemişti. Birçok gencin arasında Kabış da çok kez Maken'in eleştiri oklarından nasibini almıştı. Kabış'ın şimdiye kadar toplumun gözüne çarpan büyük kusurunu bulamasa da, durumu kötü olan akraba, anne ve babasının eski kusurlarıyla alay edip aşağılayarak büyüklük taslayıp onlardan nefret ediyordu.

Büyükannesinin dizinden ayrılmayan Cameş; ailesi, oba hakkında hiç bir zaman kötü bir söz duymamıştı. Hiç birgün bir insanın ağzından "Büyükannen aksi konuşuyor, bilmiyor, yolunu şaşırmış" gibi sözler kulağına gelmemişti. Kendi anne babası, Cameş'i büyükannesinin çocuğu yapıp, her zaman akıl verdiklerinde: "Büyükanneni üzme, sözünü dinle, daima sana arkadaş olamaz, bir günü dünyadan göçer. Senden başka kızların büyükannen gibi yol göstereni yoktur. Bundan dolayı sen o kızlardan üstün ol. Onlara benzeme!" diyorlardı. Böylelikle büyükannesinin izni olmadan bir gün bile dışarıda kalmayan Cameş'in, geleceğe yönelik bir düşüncesi olmamıştı. O, evlilik konusunda büyükannesi ses çıkarmayınca sessiz kalıp, düşünmeye gerek bile duymadı. Eski inanç, eski görüş; Cameş'in düşünce ile karakterine temel olarak etkisi olmakla birlikte, güncel yaşam biçimine de belirgin olarak damgasını vurmuştu. Toplumun Cameş'i methetmesinin sebebi, obaya sahiplenmesi, ev işlerindeki pratikliğiydi. Konu komşu, kadın, kız, çobanlarla kaynaşmasını bilip, yerinde söz söyleyip, büyükle büyük, küçükle küçük olmak, bazen aile bir yana, oba sahibi olarak anne babasının yokluğunu aratmamak gibi yönleri de vardı. Bu özelliği, halkın çoğunluğunun düşüncesine göre Cameş'in bütün yeni yetme hanımlardan farklı kendine has iyi tarafı gibi ortaya çıkmaktaydı. Maken Hanım'ın eğitiminden geçen genç kız, kadınlarla büyüklerin hatırlarına eskilerin iyi kızlarını düşürür gibiydi. Cameş'e eskilik örneği tamamen yerleştiği için bazen elbise biçip dikiş diktiğinde de kendisinin söylediği gibi; "Bugünkü gülme eğlenceyle yaşayan gençlik" gibi kıyafet tercih etmeyip geniş beden, geniş etek, bol giyimi tercih ediyordu. Kendisi de şimdiki kızların fikrince eskiyip tozlu raflarda kalmış biçimdeki elbiseleri giyiyordu. Cameş'in göçerken yorga at binip üki3 takması, kunduz derisinden börik giyip kısa kollu qamzolı4 sırtından belini sıkarak bağlayıp giymesi de tamamıyla eski olsa da otuz, kırk yıl önceki genç kızların modasıydı.

bilig-5/Bahar '97

90

Halk içinde hür kızları çoğunluktan ayrı olarak görmeyi arzulayan "okumuşlar" bazen Cameş'in bu davranışlarını özellikle arzulayıp bu yüzden çılgına dönüyorlardı. Ama Cameş, bu karakter ve huyun dış görünüşten ziyade gerçekten doğal olduğunu düşünüyordu. Bu nedenle şu ana kadar kanı kaynayan genç kız ve delikanlıları, büyükannesiyle beraber eleştiri oklarına hedef tutmuşlardı, bu nedenle de onların renkli dünyalarının farkına varamamıştı. Birisi kaçıyor, diğeri de kaçırıyor. Sonunda toplum arasında kargaşaya sebep oluyor. Adları kötüye çıkıp , toplumun beddualarına rağmen istediklerini yapıyorlar, halk da onların beraber olduklarını görüyordu. Ama onlar çoktan beri arzuladıkları hayallerine kavuşmuş da olsalar, toplumdan üstün, farklı yaşamlarından ziyade yine toplumun bireyleri olarak hayatlarına devam ediyorlardı. Kaçanın toplumdan üstün olup, başının göğe erdiğini; kaçmayanın da rezil rüsva olduğunu gören yoktu. Kaçıp kocaya varan kız da başkaları gibi kendisine ne söylense itaat edip yapan sıradan bir hanım olarak çıkıveriyordu. Aksine, kaçanın birçok belayla karşı karşıya kalması daha çoktu. Defalarca ille kaçacağım diyerek, el yüzüne bakamayacak kadar maskara olanlar da az değildi. Kaçan kızların okumuşa varanı olsa da, onun da elden herhangi bir üstünlüğü görünmüyordu. Okumuş gençle farklı yaşayacağım diye bozkır kızının hepsi de kendilerine yakışmayan davranışlarda bulunup, hafif hareketler yapıp akılsız, karaktersiz olu veriyorlardı. Bu tenkitleri büyükannesiyle değerlendirip sohbet ederken Cameş kendisini emniyette zannediyordu. Cameş, çoğunun yerli yerince güzel ömürlerine imrenmek yerine, mağrurca onlara acıyarak bakıyordu. Onların hepsinin içinde Maken Hanım'la Cameş'in çok zaman memnun halde sohbetlere dayalı tek düze bir yaşamları vardı. Ama insanın karakteriyle ömrü "Gerçek arzulanan ömür" dedirtip ikisine kabul ettiriyordu. Cameş'in bu sene ölen ablası Kadişa'nın ömrüydü. Kadişa Cameş'ten sadece dört yaş büyüktü. Kocaya vardığı altı yıl olmuştu. İlk önce Kencehan'a kuma olması sorulduğunda Kadişa varmak istememiş "Varmayacağım" diye uzun süre direnmişti. Ama Maken Hanım'ın izah etmesi ve nasihatleri sonucu gün geçtikçe Ka-

dişa'nın ürkekliği geçmişti. Evdeyken Kencehanlar gelip gittiğinde isteksiz tavırlarından yavaş yavaş vazgeçer gibi olsa da, evlenip Kencehan Obasına yerleştikten bir yıl gibi kısa sürede Kadişa tanınmayacak şekilde değişmişti. İlk önceleri Kencehan'a hürmet etmeye başladı. Evden çıktığında ağzından düşürmeyip huyundan suyundan bahseder, eve döndüğünde de isteklerini söyletmeden yerine getirirdi. Bunun için Kencehan da bütün mal, mülk sahipliğinden kenara çekilerek servetinin bütün idaresini Kadişa'ya teslim etmişti. Kadişa'nın bu durumunu Cameş'e örnek olarak gösterdiklerinde, Maken'in bıkıp usanmadan tekrar tekrar dile getirdiği hep bu söz oluyordu. Yaşlanmaya başlayan Büyük Hanım, yaradılışındaki saflıktan başka kocasının gönlü tamamen Kadişa'ya meyillenince, bunların güzel yaşamına mani olmayıp bir kenara çekildi. Sayısız malla büyük obanın itirazsız sahibi Kadişa oldu. Canı neyi yapmak isterse, bütün hepsi iki dudağının arasındaydı. Karşılarındaki komşu obalar da dahil olmak üzere civarındaki bütün ahalinin ileri gelenlerine aklına eseni söyleyip yapmak istediği herşeyi yaptırabilirdi. Canı sıkıldığı anda durumu iyi oba halkının kızlarını, gelinlerini ve yaşlılarını, hepsini seferber edip eğlence tertip ettirir, eğlenirdi. Güzel giyimiyle, saltanatıyla, şaşaalı güçlü bir hanım olarak devran sürüyordu. Kencehan, Kadişa'yı aldıktan sonra evinden dışarı çıkmaz olmuştu, çıksa dahi bir an önce eve dönmeye can atıyordu. Toplumun ulularıyla yabancı konuklar geldiğinde Kadişa, Kencehan'a tek kelime söz ettirmeden güler, şakalaşır, istediği şekilde ağırlardı. Ve her zaman Kadişa'nın kocasına bakımı, hiç bir oba ve toplumda eşi benzeri olmayan bir bakımdı. Maken, Cameş'e bu durumun anlamını izah edip; " Hadi! Başına devlet kuşu konmak diye buna denir." diyordu. Cameş büyükannesiyle-, her sene Kadişa'nın daveti üzerine varıp, bir iki ay kalıp gelirdi. Her gittiğinde Kadişa'nın hayatı, bunun gözünde herzamanki haliyle değişmezdi. Kış olsun, yaz olsun, her

bilig-5/Bahar '97

91

zaman mevsimine göre dostça davranışı aynı şekilde sıcaktı. Kadişa'nın evini saygılı aile olarak hatırlıyordu. Maken iki kızına da aynı şekilde "Baht, şans denilen işte bu!" derdi. Her mevsimin kendine göre bir güzelliği vardır. Kencehan'ın yaz kış boş zamanlarında vakit eğlendirdiği şampiyon atı, av köpeği, av kuşu vardı, bunların yanı sıra yardımcılarıyla beraber zengin eğlence dostlarının hepsi de Kadişa'nın hayatında kendisine devamlı hürmet ve saygıda kusur etmeyen kişilerdi. Maken onu Kencehan'ın çekiciliğinden ziyade Kadişa'nın saltanatı olarak yorumluyordu. Kadişa gibi abla, öylesine hür bir hayatın sahibi olduğu zamanda, büyükannesi onu överken, obanın büyüğü ve herkesin saygı gösterdiği Kencehan'ın, ablasının eşi olmasından dolayı Cameş, yaşlı eniştesine karşı içten içe saygı duyuyordu. Bazen obaya kırk, elli atlı topluluğun ortasında tüm halkın ileri gelenlerini, sözlerine baktırırken bütün toplumun saygıdeğer insanı olarak Kencehan gelirken Cameş ablasının hayatında hiç bir eksiklik bulamıyordu. Böylece, ablasının birçok eş, dost ve ileri gelen insanların en sevdiği arkadaşı olduğunu düşündüğünde Cameş'in gönlünde bazen gurur tohumlan yeşeriveriyordu. Eniştesinin bir zamanlar dinç olan bedeni, bugün de diriliğinden, canlılığından birşey kaybetmemişti. Sakal, bıyığına düşen aklar ve iki, üç gedik dişi olsa da o kusur değil, tam aksine Kencehan gibi insana, kendine has bir özellik veriyordu. Cameş'in de olduğu yerde Maken Hanım, Kadişa'ya Kencehan'ın vücut yapısını övmekte bir sakınca görmüyordu. Ablası hayattayken bir gün veya bir saat dahi suratını asıp, küserek sinirli halini Cameş'e göstermemişti. Bu nedenle büyükannesiyle eniştesine vardığında Cameş günün nasıl geçtiğinin farkına varamazdı. Dönerken; misafirperver, cömert, neşeli, sıcak yuvadan ayrılmak istemezdi. İşte geçmişteki güzel yaşamı, kaç defa devamlı surette hatırladığı için, Kencehan kendisini istettiğinde Cameş hiç düşünmeden Kencehan'ın hanımı olmayı kabul etmişti. Yaşlı Büyükannesinin ömür boyu kulağına küpe yaptığı nasihat sonucu Cameş'i böğrüne ok saplanmış gibi eline düşürüvermişti.

Ağabeyi Kasım'ın "Kadişa'nın bahtsızlığı yeter! Cameş varmıyor, gitmeyecek" dediği sözleri, Cameş'in gerçekten arına dokunup onu sinirlendirdi. Çünkü Kasım'ın bildikleri, henüz kendisinin yaşayıp hissettiği birşey değildi. Kasım bizzat adam gönderip: "Razı olmasın, Şaşırmasın! Kadişa mutsuzdu. Hepsi yalan, hepsi düzmeceydi. O bütün derdini bana anlatmıştı. Cameş Kadişa'nın hayatını sadece dışarıdan tanıyor. İçte akan zehri tanıdığı, bildiği yok. Bunu Cameş'in Büyükannesi dahi bilmiyor. Cevabını iyi düşünüp taşındıktan sonra versin" dediğinde, Cameş o arada tereddüt etmeden Büyükannesine danışıp: "Kasım kendi işine baksın! Benimle uğraşmasın, Eğer gerçekten kardeşimse beni kararımdan vazgeçirmeye çalışmasın" demişti. Bu söz, Cameş'in alın yazısının düğüm noktası olmuştu. Bundan sonra Kencehan'a varıp varmama konusu gündeme gelmedi. Şu anki vaziyet, sadece dünürlük, başlık ve düğünün ne zaman olacağı konusuydu. Bu durum, ilkbaharda bugünkü günden iki ay önce olan durumdu. O zamandan bu yana hiçbir değişiklik olmadı. Damadın gelmesinden iki gün geçti. Dün akşam başlayan düğünün kız tarafındaki şenliği renkli geçmişti. Yayladaki halk, kalabalık bir halde toplanıp anlı şanlı eğlenceler düzenleyip, damat ve geline büyük sevgi ve ilgi gösterisinde bulunarak dağılmıştı. Dünkü gecede Cameş, kocasıyla gerdeğe girmişti.Önce enişte olarak; ağabey veya babası gibi yaşta olsa da bugünkü gecede Cameş ilk defa evlilik hayatının gerçekleriyle yüzyüze geldi. Bu gece Cameş'in kalbinden neler geçmişti? Kafasında ne gibi sorular vardı? Onun hepsi belirsiz. Gelinliğin sırrım hiç kimseye söylemedi. En yakını, yaşıtı Kasım'ın hanımı Bibiş'e dahi yaşadıkları ve düşündükleri konusunda hiç birşey söylemedi. Damadın evinden sabahın erken saatinde kalkıp Büyükannesinin yatağına gelip uzandı. Ama uyuyamadı. Derinden sessizce iç çekiyordu. Zehir içmiş gibi pare pare. Sanki ona birisi kasden zehir içirmişti. Bir zaman sonra uzandığı yerden kalkıp,

bilig-5/Bahar '97

92

Bibiş'i yanına alıp bel aşarak gitti. Hiç bir söz söylemeden içli içli ağladı. Birden; "Kabış'ı görmek istiyorum" dedi. Bibiş, bu söze bakarak ne düşündüğünü öğrenmek için sorduğunda, Cameş cevapsız bıraktı. Yengesine eskiden gelen alışkanlığıyla emredici sesle: — Bu durumu eşeleme. Bugün sana birşey söylemeye niyetim yok. Kabış'ın nice zamandır çektiği derdi vardı. Keşke onu bir kere görebilsem rahat edeceğim. Çabuk ona haber ver!.. demişti. Bu sözden kendine göre anlam çıkarmaya çalışan Bibiş, kızla delikanlı arasındaki ilişkinin bir işareti diye düşündü ve Kabış'a haber vermeye söz verdi. Böylece gündüz geçip gece oldu. Bn gece Kencehan'ı; " Devamlı damat olarak evde oturması münasip değil." diye çevresindeki zengin obanın birisi, tüm arkadaşlarıyla birlikte misafirliğe götürmüşlerdi. Gece olduktan sonra Kasım'a tahsis edilmiş eve kendi yataklarını hazırlayan kızla gelin, Kabışların obaya yaklaştıkları zamanda evde uyumadan sohbet edip uyanık vaziyetteydiler. Oba uyuyup "Vakit geldi" deyince evin dışındaki ormana bakıp köpeğin ürmesi iki hanıma işaret oldu. Bibiş, Cameş'in bileğini sıkıp: — Onlar! Geldiler işte... Acemice geldi zavallılar! Telâşla hareket edip, çabuk geleceğim diye köpekler duydu mu acaba? Niye bu kadar gürültü yapıyorlar ki, dedi. Cameş, sabahtan beri kendi aklından neler geçse

de, Bibiş'in bu tutumundan hoşlanmıyordu. O daima Cameş'i Kabış'a yakıştırarak konuşuyordu. Kendisi Kabış'tan yana olup bir an önce Cameş'i ona götürerek teslim etmek istiyordu. Önceki sözleri de bunu tasdikler gibiydi. Cameş'in kafası karmakarışıktı. Ama böyle olmasına rağmen bu davranışa ürkerek bakıyordu. Bundan dolayı Cameş kendisini ağırdan alıp: — Onlar için canını verip, fazla merhamet göstermeyi bırak! Sanki bu onların yaptığı yeni bir şey mi? dedi. Bu söz Kabış'a karşı bir cevaba benzemiyor, çoğunlukla Bibiş'in davranışından kaynaklanan rahatsızlığın ifadesiydi. Bu nedenle yıllardan beri beğendiği delikanlıyı arayıp ormana gitmekten Cameş'in hâlâ vazgeçtiği yoktu. Obanın gürültüsü sakinleşip, köpekler sustuktan sonra, Cameş, Bibiş'i dürterek: — Hani, yıllardır beklediğin bu değil miydi? Artık kendini göster! diye siyah çapanını başına örtüp yengesinin peşine düştü. Karanlık evin içinde yavaşça yürüyerek gelen güzelin şolpısı5 çıngırdadı. Şolpının çıngırdamasıyla birlikte kalbi de güp güp atıyordu. Gündüzkü üzüntü gittikçe dağılıyordu. İkisi de beyaz evin kapısını usulca açıp çıktıklarında Cameş'in yüzü eski halinden değişip bozardı. O iç çekti. Bibiş'in bileğini sıkıp; "Çabuk ol, çabuk!" dedi.

bilig-5/Bahar '97

93

KOZI KÖRPEŞ BAYAN SULU

"Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanı, Kazakların aşk destanları içinde, çok eskilerden gelmekte olan ve Kazakların arasında çok yaygın olan bir destan türü. Bu destan, "Kız Jibek" hikayesi gibi sadece Kazakların öz yapıtı değil, bu destanın hikâyeleri başka milletlerde de var. "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" hikayesinin bir çeşidi 1812 senesinde Kazan'da Rusça yayınlandı. Barabin Tatarları ve Kazakların aralarında anlatılan nüshasını Radloff kaydederek, yayınlatmış. Buryatçada "Kozın Erkeş" diye bir destan var. Bunların tümü de "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanını sahipleniyorlar. Kazakların içinde bu destanın 16 nüshası var. Asırlar boyunca bir çok şairin anlatması sonucu, çok sayıda nüshasının ortaya çıkması doğaldır. Bilgilerimize göre, "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanlarının bazı nüshaları orjinal, bazıları da yakın" XVIII-XIX. yüzyıllarda yeniden yapılmış. Ve bazen, "Noğaylı" diye eski adlar kaybolup onun yerine küçük yüzden Şerkeş boyunun, veya Orta yüzden "Bağanalı" boyunun adları geçiyor. Fakat bunların tümünde ilk konunun özü aynı. Her devrin, her yerin şair kendi ortamındaki dinleyicilere göre anlatılıyorsa da, onun esas özeti, olay akışı aynıdır. "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanını 1870 senesinde Kazaklardan kaydedip, ünlü Rus alimi Radloff Almanca ve Kazakça olarak yayınlatmış. Başka bir nüshasını da Kazakların ilk alimi Şokan Valihan ünlü janak şairin kendisinden dinleyerek kaydettim diyor. Fakat bu değerli nüshayı zamanında Şokan yayınlatamadığı için araştırmacılar daha henüz bulamadılar. Doğu edebiyatı ile Arap edebiyatı araştırmacısı Rus alimi Sablukov, 1830 senesinde "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" hikayesini eski Semey bölgesi, Körpekti yakınındaki bir destancıdan kaydetmiş. Orenburg şehri müzesinin yöneticisi Rus tarihçisi Kastane, "Kazak Stepleri ile Orenburg bölgesi" adlı kitabında "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanının on çeşit nüshasından söz ediyor. Ve kendisi o kitapta bu destanın tam çevirisini vermiş. Bu SaintPetersburg'da İlimler Akademisinin dergisinde yayınlanmış. Kastane'nin çevirisi sayesinde "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" hikayesini Kazakça araştırmalar yapan Rus alimi Meliyoronskii de tanımış. Jetisu

Muhtar Awezov
Aktaranlar: Zeyneş İSMAİL - Ahmet GÜNGÖR

bilig-5/Bahar '97

Kastane tam ve önemli çeviri yapmış. O Lepsi ilçesinin yöneticisinin emriyle destanın bir nüshasını orman bekçisi Salağayev diye birisi toplayıp sonra Rusçaya çevirmiş. "Kozı Körpeş-Bayan sulu" sadece alimlerin önem verdiği bir yapıt değil. Fakat Beysembay önceki Janak nüshasını değiştirerek anlatmış. bu hikayenin bir nüshasını Taşkent'te. Kastane'nin Rusça yayınlattığı nüshaya da bu hikaye diyorlar. "Kozı Körpeş" destanı hakkında Ekim devriminden bu yana Kazakça yazılan makaleler. "Kozı Körpeş"i Altay memleketinin "Kozın Erkeş" adlı halk destanıyla kıyaslayarak araştıran bir eser yazdı."-diye değerlendirmiş. Altay memleketinde "Kozıke-Bayan oru". 162-170. Kataş. Bu Besembay'dan alınmış Janak söyledi denilen "Kozı Körpeş-Bayan sulu" destanının bir iki el yazması var. Son zamanlarda Altay'ın genç araştırmacısı. sonra 1941 senesinde Moskova'da özel destan olarak yayınlanmış. 1877 senesinde Ombı şehrinde yayınlanan "Dala valayatı" gazetesinde. Son üç-dört sene içinde yazılan dissertatslya da Iskak Diysenbayev'in. Potanin "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanını Bati Avrupanın. alimi S. okul çalışmaları da az değil. cilt. yolda Ayagöz yakınındaki Kozı Körpeş-Bayan Sulu mezarı diye bilinen mezarı görüp Lepsi ilçesinin yöneticisine bu iki aşkın hikayesini kaydetmesini emretmiş. Rusların büşük şairi Puşkin'in bir elyazmasında "Kozı Körpeş-Bayan sulu" destanının Rusça yazılmış bir konusu bulunmuş. daha iki araştırmacının bulduğu nüshaları da analiz ediyor. 1870 senesinde Semeyden Kapal'a giderken. "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanı için Rus araştırmacıları çok emek vermiş. Beysembay adlı bir şaire "Kozı Körpeş"in yeni nüshasını yazılı olarak kaydettirmiş. Tveritin'in bu destanı 1928 senesinde Kızılorda şehrinde. Beysembay nüshasını Muhtar Awezov 1936 senesinde Almati'da kitap olarak yayınlatmıştı. Kazakistan İlimler Akademisinde tez hazırladı. 1901 senesinde "Torgay bölgesi vedomost"inde yayınlandı. Onlardan biri -Frolov'ın nüshası. Doğu memleketlerinin birkaç destanıyla karşılaştırarak: "Bu. Kataş'ın araştırmasında sadece "Kozın Erkeş" değil.94 bölgesinin gubernatoru (valisi) Kolpakovskiy. sayfalar. Büyük Kazak şairi Abay. O zaman "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" hikayesini Kazak kültürünü araştıran Rus alimlerin okumayanı çok az. "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanını çok araştırıp ona büyük değer veren kişilerden biri Sibirya alimi G. N. Örneğin. esasında bu "Kozı Körpeş" destanına benzer çok sayıda halk destanının var olduğu ortaya çıktı. Rus yazarlarınca da bilinir. Bunun hakkında Kataş. Ve bu nüsha 1939 senesinde yayınlanan "Kahramanlar Destanının" 1. daha sonra Kazan'da "Orda Asya eskilerde" adlı kitabında yayınlamış. Yukarıda saydığımız "Kozı Körpeş"in çeşitlerinden başka J. S. 1868'de Çar'in emriyle gelen Abramov yolda Kozı ile Bayan'in mezarını görüp. bazıları da biraz uzak olsa bile. Rusların. dünyadaki en değerli edebiyat eseridir . Bunlardan başka bunun gibi Rusça nüshaları 1877 senesinde "Akonola bölge vedomostinde". "Kozıke-Bayan sulu" adlı başlıklarla bazıları Kazak destanına çok yakın. Bu araştırmacıların içinde Radloff ile Berezin destanın Kazakça nüshasını yayınlatmışlar. 1899 senesinde destanın bir nüshasını da Baranov halkın ağzından kaydederek Petersburg'daki "Niva" dergisinin ekinde yayınlamış. Bunlardan sonra "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanını Petersburg Üniversitesinin profesörü Berezin toplayıp 1876 senesinde "Türk edebiyatı" adlı kitabında yayınlamış. cildinde yer almış. İkincisi de -Derbisalin'in topladığı nüsha. Radloff'un toplayıp yaymlat- bilig-5/Bahar '97 . daha sonra "Ruskoye Bogatstvo" dergisinde bu destan üzerine özellikle durup büyük değer verdi. Bu Janak. O "Vestnik Europa" dergisinde. 1875). Türkistan ülkesinin arkeolojisini araştıran Pantusov adlı bir alim de 1898 senesinde Kozı ile Bayan'ın mezarını inceleyip. Şu anda "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanının yayınlanıp tanınan nüshası da bu nüsha. Düysenbayev. onların öyküsünü Tobıl bölgesinin "Bestnik" dergisinde Rusça yayınlatmış. Potanin. Bunun hakkında birkaç ilmi tez de var. Sovyet zamanında Kökçedağlı Rus şairi Tvertin "Kozı Körpeş-Bayan sulu" destanının özetini şiirle Rusça yazmış. Onlardan bazıları destanın sadece milletten duydukları hikayesinin özetini Rusça'ya çevirmişler. O "Kozı Körpeş"in tüm nüshalarını tamamıyla sıralayıp analiz etmiş. (III.

Bu nüshayı Meşhur Jüsip toplamış. Bunlar Şöje. "Monşaklı" olarak adlandırılıyor. Bunların tümü "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanının Kazakların arasında çok ünlü. Aybas'ın kaçtığını öğrenip Kodar sekiz kölesiyle it içmez gölünde onu yakalıyor. 1897 senesinde o resimlerden birini Doğu Afrika'daki Alman gubernatoru Fon-Bissman götürmüş. yakışıklı eşin var. Kazakların koruyarak günümüze kadar getirdiği kişiler destancılardır. monşağını. Orada "Kozı KörpeşBayan Sulu" destanının çeşitli nüshaları 1878. kişi isimleri hariç Şöje nüshasından alınmış. Beknojin'in 1939 senesinde okullar için yazılan edebiyat ders kitabında bu nüsha parça şeklinde yayınlanmış. onu getireceğim" diye kanatlı siyah attan doğan Baka aygıra binip kaçıyor.1909 senelerinde kitap şeklinde yayınlanmıştır. Fakat yolunu kaybediyor. Fakat Sanbay daha evine gelmeden. Karabay ile Sarıbay'ın yeri (toprağı) diyorlar. Bunlann hepsi milletin aklında kalan ilginç efsaneler. devrimden sonra 1925 senesinde Moskova'da Kazakça kitap olarak yayınlanmış. karkarasını. İki baba anlaşıp oğulla kızı evlendirecek oluyorlar. yarım kilometre uzaklıkta duruyor diye betimliyorsa da. Karabay anlaşmayı bozup. "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanlarını yayınlayıp halka dağıtan yerlerden biri de Kazan şehrindeki Hüsaynovların yayınevi. Karagöz karşı çıkıyor. "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanının en eski nüshalarından biri Şöje'nin nüshası demiştik.95 tığı "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanı. Tansık ırmakları.Fakat "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanını anlatan destancılar hakkındaki malumatlar bizde yeterli değil. Bekbay gibi halk şairleri. "Evdeki hanımımız hamile" diye. Sıbanbay. Ava çıktığında ikisi arkadaş oluyorlar. Noğaylı'nın biyi (yöneticisi) Sultangazı Karabaylı misafir ediyor. Kırk devesi yolda açlıktan ölüyor. Hanımlarının hamile olduklarını öğrendikten sonra çocuklar dünyaya gelmeden önce onları evlendirecek olup birbirini dünür ilân ediyorlar. Önüne büyük bir orman çıkıyor. Uzun sürmeden iki haberci gelip Sarıbay'ın hanımı Mamabike'nin erkek çocuk doğurduğunu. Onu bu iki aşkın öyküsüyle ilgili adlandırılan yerlerin adlarından görüyoruz. Karabay'ın hanımı Karagöz'ün kız çocuk doğurduğunu iletiyorlar. Bunlardan başka Kazak Sovyet Cumhuriyeti İlimler Akademisinin Dil ve Edebiyat Enstitüsünde Şöje şairin söylediği bir eski nüshası daha var. Aybas Bayan'a: "Soylu. İkisinin de evladı yokmuş. Fakat Aybas Kodarların on altı atını yayı ile vurarak onları yaya bırakıyor. Bundan başka İlimler Akademisinde 1905 senesinde Pavlodar bölgesindeki Bayanavul'ın Kazağı Molda Mukan Makaşoğlundan kaydedilen "Kozı KörpeşBayan Sulu"nun ikinci çeşidinin elyazması var. Janak. Bayanavıl dağından Bayan doğmuşmuş. Bayan'ın ablalarının isimleriyle adlandırılıyor. onun anlatıcıları da çok. attan düşerek ölüyor. bu nüshanın bazı değişen sözcükleri. Destanın nüshaları ne kadar çok ise. Sandığını bilig-5/Bahar '97 . Fakat. "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanları içinde üzerinde dikkatle durulacak iyi nüshalardan biri de bu. Sanbay dünürlüğün belgesi olarak Karabay'a Aybas adlı kölesini veriyor. Mezarın yanında taş üzerine yapılmış çok sayıda resim varmış: birisi. O efsanelerin birçoğu Bayan mezarıyla ilgili. 1898 senesinde Pantusov bu resimler kırılmış diyor. çok yaygın ve halkın saygıyla koruduğu hazinesi olduğunu gösteriyor. Bayan'ın. Kozı'ya vermek için Bayan'ın dombırasını . 1896.Kozı'nın diğerleri de kızın ablaları ile Aybas'ın olabilirmiş. Kodarları yenip ilerliyor.1890. Ölendi ırmağına. Bayan'ın monşağı (takı) ile dombırasını kaybediyor. "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanını millet asırlar boyunca severek dinlemiş. Sabit Mukanov ile H. 1898 senesinde Pantusov görüp mezar suyun sahi- linden 50 metre uzaklıkta duruyor diye yazıyor. Destanın özeti şöyle: Noğaylı diye bir yerde Karabay ile Sanbay diye iki zengin varmış. Bu olaydan sonra o civar "Dombıralı". ok jamşısını da yanına alıyor. Ayagöz'e göç ediyor. Bayan'ın mezarıyla ilgili masallar daha tamamıyla toplanmadı. O zaman Noğaylı zenginlerden Şakşak'ın oğlu Kodar Bayan'a âşık oluyor. ikisi de ana geyikleri vurmuyorlar. altın sandığını. O mezarı 1858 senesinde Abramov görüp Ayagöz'ün doğu sahilinde. Ayagöz'e geldikten sonra. Buna Aljappar diye kölesi neden olmuş. Ay. biri. "kızımı yetim çocuğa vermeyeceğim" diye. daha yayınlanmadı.

Bayan aklını yitirenle evlenirim dedikten sonra. geri dön" diyor. Ve rüyasında evliyaları görüyor. Bayan tek başına kalıyor. özeti de aynı. Toplanmış düşmandan Kozı kaçarak kurtuluyor. O zaman Bayan'ın yanından bir kervan geçiyormuş. Bayan mezara girerek intihar ediyor. Ayagöz'e geldikten sonra Kozı soğukta üşüyerek ölmüş bir çobanın elbisesini giyip. Burada da kızın babası Karabay değil. İkincisi halkın iki gence acıyarak maalesef değiştirilen yapay geçişidir. Destanı anlatan. Bir yaşlı ninenin evine yay çektiğinde. kadife sapan (cüppe). atlarını Jidebay'a. Bayan yine ağlıyor. yavrusu ölmüş dişi deveyi yedekleyip. Aljappar. Aybas Mamabiyke'ye gittiğinde ona: "Oğluma Bayan'ı anlatma. İkisi kendilerini bulan Baka aygırına binip Ölenti'nin etrafında yaşayan Karabay'ın köyüne geliyorlar. bundan sonra Kodar. Bu destanı anlatan Atrav. bu öyküyü Şöje'den duydum diyor. Kozı Körpeş Ayagöz'e doğru yolculuğa çıkıyor. Bundan sonra Jupar civarında yaşayan Sanbay'ın köyüne geliyorlar. Üç gün sonra Kozı gene ölüyor. otuz sene iki âşık beraberce yaşıyorlar. Karaköz rüya görüp çölde kalan Bayan ile Kozı'ya Baka aygırı gönderiyor. Bayan'ın yalvararak istemesine daha geniş yer verilmiş. O zaman Kodar gelerek: "Benimle evlen" diyor. Kozı Körpeş üç sene boyunca çoban olup Bayan'la güzel hayat geçiriyor. Burada destanın iki konusu var. annesini Allah'a emanet ederek. hepsi serçenin öleceği an "Şok" demesinden Kozı'nın saklandığı yeri öğreniyorlar ve "Şokterek"e giderek. Koyunlarını kurda. Bayan. babasını "artık kendin evlen" diye lanetliyor. O da Kodar'a taraftar idi. Kozı Körpeş cesur delikanlı olarak büyüyor. Yalnız Mukan'ınkinde oğlan Karabay'ın kız da Sanbay'ın oluyor. Karabay'in köyü göçettiğinde. Fakat Karabay Kodar'ın aklıyla Kozı'yı gizli şekilde öldürmeye kalkışıyor. üç gece mutluca beraber oluyorlar. Fakat kırk melek karşılaşıp iki aşka otuz bir senelik aile hayatı veriyorlar. Köleleri azat ediyor. Şokterek'e giderek. Ve Kozı Jidebay'ı öldürüyor. Kozı'nın yanına gelip ağlarken uyuyup kalıyor. Kozı'nın durumunu siyah serçesini göndererek öğreniyor. koyunlarını karşılamaya çıkan Bayan'la buluşuyor. Düğün yaparak evleniyorlar. Bakıyor ki Jidebay adlı kölesi Kozının annesini köle yapmış. Otuz bir sene sonra ikisi yine Ayagöz'e geliyor. uyumakta olan Kozı'yı vurarak öldürüyorlar. O kervanın içinde üç kişi kaçıp kurtuluyor. ihtiyar ninenin örgüsünü dizip. "Tamam. Karabay. Mukan Maşanoğlu'nun da elyazması bu destana benziyor. Bayan. dili de. Bayan saçını kesiyor. onunla beraber ağlıyor. İki âşık üç gün. fakat Kozı'yı bir göster" diye cevap veriyor. develerini Haköl'e. Sonra o üçü Kozı ve Bayan'ın öyküsünü destanlaştırmışlar. 1909 senesinde Kazan'da yayınlanan "Kıssa Kozı Körpeş" adlı kitabın özeti bunlardan biraz değişik. Yüz: "Evleneyim.giyen Bayan'ın yengesi serçeyi öldürüyor. Birincisi iki aşığın muradına erememesi. o: "Cesursan eşini bul" dedikten sonra annesinin elini sıcak buğdayla yakıp Bayan hakkındaki bilgileri öğreniyor. Bu nüshada Bayan'ın serçesini yengesi öldürecekken. Kodar Bayan'ın saçından tutarak (O zaman Kazak kızlarının örülmüş saçları çok uzun olurdu) kuyuya inerken. yara bere içinde olan bir tay bakıyor. onlar Kozı'yı üç gün için diriltiyorlar. Bayan. ikincisi dirilerek tekrar beraber olması. Sarıbay oluyor. Kozı'ya mezar yapıyorlar. Fakat onun üzerine eyeri koyduğunda kısa bir zamanda güçlü ve iyi koşan at haline dönüyor. kervandaki adamlar da Bayan'a âşık oluyorlar. Bayan'ın otağında Kozı'yı gören yengesi Karaköz'e. At sürüsüne gidip dizgini silktiğinde. kervandakiler birbiriyle kavga ediyor. "Tokıranın jamşili" karkarasını düşürdüğü yer -Karkaralı. Bayan'a gitmeye kalkışı- bilig-5/Bahar '97 . annesinin elini sıcak buğdayla yakıp. Bayan'ın doğduğu yere "Bayanavıl" adını vermişler.96 bıraktığı civar "Altın Sandık" "Aksa Dağ" Baka aygırın durduğu yer. Kozı Körpeş Aybas'in arkasından yetişiyor. İkinci konuda dinin ağırlıklı olduğunu görüyoruz. Sinirlenen Bayan.Kazılık olarak adlandırılmış. Serçeyi bir defasında doğan koruyor. Oral tarafından çıkmış bir şair olmalı. Ve büyük düğün yapıp. Cesur karakterli Kozı. Bayan'ın durumunu öğrendikten sonra Bozşubar'a (atın ismi) binip. o kendisinin eşidir" diyor. Bu nüsha da anne babanın bedduasına büyük önem veriyor. Kozı ölüyor.

O zaman Sarıbay'ın kafasına bir kara serçe oturuyor. Bunu farkeden Kodar Kozı ile kavga ediyor. hanımları kız doğu- rursa. sonra Karabay'a. Kızın yengesi müjdelediği için Bayan'ın mavi çizmesini alıyor. o: "Atın arık. Cadı çeşitli hallere dönerek Kozı'ya engel olmaya çalışıyor. Şair Kozı annesini dinlemeden gittiği için: Ata aklını dinlemeden giden çocuk. Destanın sonu da Şöje'nin nüshasındaki gibi. Bundan sonra Şöje'nin nüshasına benziyor. Karşısına sadece Kozı'yı arayıp yolculuğa çıkan Apesbay çıkıyor. Yaşlanan Apesbay Bayan'ın zor durumunu anlatıp orada ölüyor. Kozı'ya annesi: "Tört tülik hayvan (dört çeşit)lannı nereye. Bayan Kozı'nın üç günlük hayatını istiyor. Tüm engelleri geçerek Bayan'ın köyüne geldiğinde herkes göçetmiş. Kozı kaçarak Şokterek'e gidip saklanıyor.97 yor. bilig-5/Bahar '97 . Uğursuzluğun nedeni bu diye sonuca varıyor. deve. koyun hepsi ölsün" diye cevap veriyor. "Nu şengelden (sık orman gibi) nasıl geçeceksin?" diye sorduğunda: "Ateşle yakarım" diyor. sevişiyorlar. Bayan'ın durumunu öğreniyor. Bu nüshaların tümü de trajediyle bitiyor. Bayan Şokterek'e gidip kendisinin sevgilisini üç günde diriltiyor. oğlumla evlendirmeyeceğim" diye. onlar Kozı'nın mezarını yapıyorlar. Dedikleri gibi Sarıbay'ın hanımı kız doğurdu. Karabay falcılara fal baktırdığında: "Bu iki genç evlenirse. Ava çıkan iki zengin. Kyulı'nın kırk börüsü var aralardan nasıl geçeceksin?"-dediğinde aykay salıp (bağırıp) geçeceğim. Nineden Sanbay'ın. oğlum!" diyor. Kalmuklardan evlat edinen Kodar. Sarıbay'ın Apesbay diye kardeşi oluyor. Kozunun karşısına bir sihirbaz cadı çıkıyor ve onun yolunu kaybettirmek için uğraşıyor. ikisi kardeş olsun eğer birisi oğlan. kırk deve. iyi yolculuklar. kendin de zayıf. Anlaşıyorlar. Fakat anlaşmayı Kodar bozuyor ve Kozı'yı öldürmeye kalkışıyor. Kyulu'nun kırk börüsünün yanından kuyku salıp (bağırıp) geçeceğim. Karabay bu olayı iyi bir şey olarak kabul ediyor. birisi de kız doğurursa. Sonra Kozı gidip Sarıbay'ın atlarına bakan köle oluyor. Yolculuktan sağlam dönmez. İkisi birbirini tanıyorlar. Yolculukta babasının rüyasına Karabay geliyor ve "Geri dön oğlum. Saklandığı yeri bulup Kozı'yı öldürüyorlar. Kozı babasına badanı (iyi yolculuklar dilemek) vermesen de. sonra ikisi aynı yerde ölüyorlar. Fakat burada Kozı kazanıyor. Karabay'in da oğlan doğurdu diye haber gelip köyüne dönerken Sarıbay attan düşerek ölüyor. Issız bir yerde Kozı'nın yanında ağlayan Bayan'a bir grup kervan görünüyor. — "Yolda Oyulu'nun on börüsü (kurdun erkeği). gitsen de Sarıbay sana kızını vermez" diyor. Kozı ile Bayan'ın otuz bir sene beraber yaşaması burada yok. kime bırakacaksın" dediğinde Kozı: "Atlarımı Kalmuklar alsın. saçını kesiyor ve Kodar kuyuya düşerek ölüyor. Kozı'nın aşını (yemek düzenlemek) veriyor. Bu zaman da annesinden Bayan'ın durumunu öğrenen Kozı da yolculuğa çıkmıştı. Bayan Kozı'yla buluşuyor. Apesbay Bayan'ın haberini vermek için Ayagöz'e yolculuğa çıkıyor. diye anlatıyor. Nineye geldiğinde. Kırk at. Bayan'la kendisi evlenmek istiyor. Bir gün Kodar Kalmukların düğününe gittiğinde. kırk inek kesip. orada bir ihtiyar nineyle karşılaşırsın" diye cevap veriyor. Kozı su almak için kuyuya indiğinde diğer nüshalardaki gibi Bayan'ın saçından tutarak indiği için. oğlum!" diyerek köyünde kalıyor. Kozı'yı Bayan kendisi köle olarak alıyor. Annesinin getirdiği kıza Kozı bakmıyor bile. Kodar dağdan Kalmukları getirip savaşıyor." diyor. kırk koyun. Bayan araya girip iki genç birbirine kötülük yapmayacağız diye anlaşıyorlar. Şokterek'e gelen Kozı'nın haberini kara serçe getiriyor. Babası: "Kırk bir günde Ayagöz'e gidersin. Karabay Aladağ'dan Ayagöz'e göç ediyor. yolu göster" diyor. Bunları dinledikten sonra annesi: "Bu yolculuğun uğursuz olur. "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanının 1910 senesinde Kastane'nin Rusça yayınlattığı nüshası da bu hikayenin halkın içinde anlatılan çok değerli çeşidiymiş. Mezarın yapımı bittikten sonra Bayan intihar ediyor. ikisi evlensin diyorlar. mutsuz olurlar" dedikten sonra "Daha doğar doğmaz babası ölen kızı.

Sanbay kızını Kodar'a vermeye kalkışıyor. Değişik olaylardan birisi de Kozı ile Bayan için yapılan mezar hakkında anlatılan çeşitli öyküler. Bayan orada ağlarken. Kaçan kız tarafı değil. Ayrıca o destanın Türkmen şairi Molla Nepes'in anlattığı nüshaya çok benziyor. kırk melek Kozı'yı üç gün için diriltiyorlar. Bu destan Kastane'nin çevirisine benziyor. Bu benzerliklerden başka Kazak destanına "Tahir-Zuhra" destanında olayın başlaması da benziyor. Kodar Kozı'dan kaçıp Aladağ'a göç ediyor. Fakat kader kazanıyor. kızın babası da anlaşmayı bozuyor. tamamıyla Kazaklarla komşu kardeş Orta Asya devletlerinde de çok yaygın olan "Tahir-Zuhra" adlı halk destanına benzemiş oluyor. Kozı'nın Bayan'ı bulmak için yolculuğa çıkması burada da Kastane'nin nüshasına benziyor. 1958 senesinde Abramov'ın kaydettiği "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanının özeti de buna benzer. kız Sanbay'ın. sonra sevgilisinin ölümüne dayanamayan Bayan da ölüyor. Efsanelerin birinde Kozı ile Bayan'ın mezarı üzerinde iki çiçek yetişiyor. evlatsızken arkadaşlıkla anlaşıyorlar. Büyüdükçe birbirine yaklaşıyor. İkisi de oğlan olacaksa arkadaş olsunlar diyorlar. mutlu hayat yaşaması. sonra uzun süren mutlu hayatlarını anlatıyor. bazılarında üç seneye. Önce Kozı Körpeş ölüyor. Sonra o Tahire düşmanlık yapıp oğlanın ölmesine. Orada da yaşlanmış iki baba: birisi han. Hamile hanımlarının çocuk bekledikleri günlerde birisi çocuk. Burada da oğlan Karabay'ın. daha birisinde de otuz seneye uzuyor) yeni. Şöje'nin destanında Aybas engellerle karşılaşıyorsa bu nüshada Kozı'nın kendisi engellerle karşılaşıyor. Karabay kaderden kurtulmak için kaçıyor. O destanın sonunda da Tahir ile Zuhra'yı ayıran Karabek bahadır. Gölü yapan Kodar büyük güç sahibi olarak tasvir ediliyor. Karabay fala bakıp iki gencin mutsuz olacağını öğrenip kaderin cezasından korkarak oğlunu alıp Ayagöz'e kaçıyor. Tansık gölü ondan kalmış. Bu destandaki Sanbay'ın kafasına konan siyah serçe ve Apesbay diğerlerinde yok. ölsem de ikinizin aranıza diken olarak yetişirim" demiş. Mezarı Şöje'nin destanındaki gibi kervancılar yapıyorlar. Bayan'ın üç ablası ölüyor. ondan Altın Tarak dağı günümüze kadar gelmiş. Burada da oğlan Karabay'ın. iki kızı Bayan'ı aramayarak taşa dönüşüyorlar. oğlan tarafı. kızın anne babası yaptırmışlar diyorlar. Fakat. Eski öykülerin hangisine bakacak olursak "Kozı Körpeş-Bayan Sulu"nun durumu çoğu zaman trajediyle sona eriyor. birisi vezir. Bayan'ı Kalmuklardan evlat edindikleri üvey çocuğu Kodar'la evlendirmeye kalkışıyor. 1898 senesinde Pantusov'ın kaydettiği nüshada bazı değişiklikler var. Kodar'ı Bayan kuyuya indirerek öldürüyor. Aybar fal açıp Bayan'a Kozı'nın geleceğini söylüyor. Saklanan Kozı ile Bayan'ı Kodar buluyor ve dağda Kozı'yı öldürüyor. İki genci dirilten de İsa ve Hızır peygamberler oluyorlar. Karabay gibi neden bilig-5/Bahar '97 . Sevgililerin mezarlarından çiçekler tomurcuk attığında Karabek'in mezarından diken yetişerek çiçeklerin birleşmesine engel oluyordu. Bayan yolda altın tarağını bırakıyor. Ay ve Ayagöz adlı kızlarını yanına alarak Sarıbay Bayan'ı arıyor. iki sevgilinin aralarında (ortasında) toprağa veriliyor. Sonra çocuklar dünyaya geldikten sonra oğlanın (Tahir) babası ölüyor. Orada Kodar'ın taş resmi kalmış. Bayan da orada ölüyor. "Kozı Körpeş" destanında dirilten yalnız Hızır. Burada Aybas Bayan'ı bulmak için gidiyorsa. Fakat iki sevgilinin arasındaki Kodar'ın mezarından diken yetişiyor ve iki çiçeğin birleşmesine engel oluyormuş. kız Sarıbay'ın. Bayan'da Sanbay'ın. Kozı Karabay'ın oğlu. Ay ve Ayagöz ırmakları ondan sonra fayda olmuş diyorlar. bir kız doğurursa evlendirecek oluyorlar. Sarıbay'ın eşi Karabay gittikten sonra. Abramov destan XVII. "Tahir ile Zuhra" destanı da ilk önce iki gencin tekrar dirilme durumunu. Burada "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanının sonu. Kozı Bayan'ı düğünden kaçırarak dağa saklanıyorlar. asırda ortaya çıktı diyor. Bayan Kodar'a Tansık'ta verdiği molada göl yaptırıyor. Göçerken yolumu bulsun diye.98 Bunun özeti de ilginç. Onların en önemlisi de: Bayan ile Kozı'nın tekrar dirilmesi (bazı öykülerde üç güne. Bunlar öldükten sonra birkaç olay değişik şekillerde anlatılıyor. Kodar Sarıbay'ın üvey oğlu. Böyle olmasının nedeni de Kodar'ı Bayan kuyuya indirip taşla vurarak öldürürken Kodar: "Hayatta ikinizin evlenmenize engel olmuştum. kızın yas tutmasına. Mezarı. Sadece o değil. Ondan sonra o da "Bayan Jürek" olarak adlandırılmış.

sonra eklediği ekler olduğu açıkça görünüyor. Janak'ın nüshasının özeti şöyle: Ormambet diye bir memlekette Karabay ve Sanbay diye iki zengin vardır. Janak) yeni motivler. onları bir öyküde (TahirZuhra) İsa ile Hızır'ın diriltmesi. ikinci öyküde ("Kozı Körpeş-Bayan Sulu") sadece Hızır peygamberin diriltmesi. O "Bamsı-Bayrek" öyküsü. Bu destanın çok sayıda olayları. Dostluğun işareti olarak iki zengin. Baltalı halkı Sanbay'a razı olup onu memleketlerinin saygılı adamı olarak tanıyorlar. Karabay gibi. Sarıbay ile Karabay avda iken arkadaş oluyorlar. Baysan gibi. Baba tarafları Karabek diye bahadır oluyor. Fakat biz şu anda "Kozı Körpeş"in Kazakların aralarında yaygın olan türlerini tek tek incelemeyi amaç ediniyoruz. bu çalışmada biz incelemeye Janak'ın nüshasıyla başlıyoruz. Karabay'ın soyu Türkmen. Bu fikri Orta Asya halklarının destanlarını araştıran alimler söylemişlerdir. Karabay bilig-5/Bahar '97 . çatışmaları "Alpamıs" destanınkine benziyor. Örneğin. asrın başı ve ortalarında "Kozı Körpeş" destanını anlatan Kazak şairlerinin (örneğin Şöje. Alpamıs yalnız başına sevgilisini bulmak için yola koyuluyor. Geyiği de Karabay'ın isteği ile vuruyor. Çünkü babasının yardımıyla Zuhra ile evlenmeye kalkışıyor. İkisinin de evlatları yokmuş. Tahir ile Zuhra'nın büyük düşmanı. İlk neden "Kozı Körpeş" destanı "Tahir-Zuhra" destanından eski olduğu için. aşk destanını sadece Kazakçadaki nüshalarıyla karşılaştınp incelemenin yeterli olmadığını gösteriyor. Baytalı'nın halkı. Buna rağmen Janak'ın nüshasının dili diğer nüshalara kıyasla edebi ve şu ana kadar yayınlanıp millete çok tanındığı için. Genel olarak "Kozı Körpeş" öyküsünü araştırırken "Alpamıs" destanıyla da çok yönden benzerliklerinin olması dikkat çekiyor. efsanelerle karşılaştırarak incelemenin tersliği yok. Karabay ile Sanbay Baltalı. İkisi de daha doğmamış çocukları evlendirecek olup anlaşıyorlar. Bağanalı memleketine taşınıyorlar. Beysembay destancıdan dinlenerek kaydedilen Janak nüshasının sonu da bunun gibi. Bununla beraber öldükten sonra iki sevgilinin tekrar dirilmesi. Böylece "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanına Orta Asya halk destanının başının da. sonunun da benzediğini görüyoruz. Sarıbay gibi evladı olmayan ihtiyarlarla başlıyor. O zaman bile "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" adıyla alakalı şekilde ortaya çıkan nüshaları yukarıda değindiğimiz gibi çok fazla ve değişik. uzak yerlere göç ediyor (taşınıyor). hikayeler eklemeleri etkili olmuş olabilir. Zorluklar geçiriyor. Şimdi bu destanlar üzerinde ayrıca duracağız. yolculuğu ve sonunda sevgilisini buluyor. "Dede Korkut" kitabında dikkati çeken bir öykü daha var. çiçekler ile diken efsanesinin tümü de "Kozı Körpeş" destanına kitap olarak yayınlanan destanın. Bunlara benzeyen Altaylıların "Alp-Manas" destanı daha var. Fakat cimri olan Karabay Baltalı milletine yardım etmiyor. daha dünyaya gelmemiş çocuklarını evlendirecek olup belkuda (dünür) oluyorlar. Karabay. dünya görüşünü. bunları hürmetle karşılıyor. Sarıbay kendi oğlunu görmeden ana geyiği vurduğu için lanetleniyor. kendisinden sonra doğan destanı etkileyebilir. "Dirsehan'ın oğlu Boğaçhan" öyküsü de Baybözü. Eski Oğuzların destanı olarak bilinen "Dede Korkut kitabı" öyküleriyle de karşılaştırmaya yarayan durumlar var. biyi (yöneticisi) Taylak. *** II Bu destanların tümünde de hikayenin sonu trajediyle bitiyor. "Kozı Körpeş" gibi Kazakların eski zamanlarındaki yaşamını. Sonra kızın babası. Bunların hepsi "Kozı Körpeş" gibi Kazakların çok çeşitli. Bu durumların "Kozı Körpeş" destanındaki olayları hatırlattığı belli. Böyböri ile Baysan da yaşlanmalarına rağmen evlat edinememiş kişilerdir. Sarıbay da Nogay. Bu benzerliğin iki nedeni var. bundan da önceki devirleri anlatan destanlarla. Büyüyen oğlan.99 oluyor. ondan sonra mezarların öyküsü. misafir ediyor evine. Cömert Sarıbay'da çobanın payını tam olarak geri veriyor. Bununla beraber ikinci neden. örf-adetini anlatan destanı. vefat ediyor. Fakat bazı nüshalarda halk Kozı ile Bayan'ı muradına erdiriyor. bir zamanlar "Kozı Körpeş" destanı esnasında ortaya çıkan "TahirZuhra" destanı yayınlanıp halka yayıldıktan sonra XIX.

Aslında "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanının diğer nüshalarında ölen Kösemsarı değil. Ayagöz'e gidiyor. Burası değişmiş. Destancının anlatımıyla annebabaları onları (Kozı ile Bayan'ı) daha annelerinin karnındayken dünür olup nişanlıyorlar. bazen cimri. O geleneksel boyu. büyüyecek olan Kozı. sonuna doğru Beysembay'in eklediği yapay değişikliklere rağmen. Baytalı'nın biyi Taylak'ı övüyorlar. Taylak beyin kardeşi Aybas Karabay'ın kızını vermediğine sinirlenip Bayan'ı bulmak için yolculuğa çıkıyor. Janak. Fakat Bayan onu sevmiyor. Fakat Bayan'ın ablaları.Bayan Sulu" destanının son bölümünü onun diğer destanlarında anlatılan özetine göre inceledik. Bayan'a âşık olan doksan delikanlıdan birisi Kösemsarı idi. kötü düşünceli bilig-5/Bahar '97 . "beddua". Bey bav gibi şairlerin isimleri geçiyor. eskici/gerici. Kozı Körpeş'in muradına ermesi. Taylak biyin kardeşi. Kozı Körpeş'in bizim incelediğimiz Janak nüshasını. Ay ile Tansık Kozı'nın kurtulmasına yardımcı oluyorlar. Koyun sürüsüne çoban olup Bayan'la buluşuyor. Destan'ın en ilginç. Kösemsarı'nın öldüğünü öğrendikten sonra. "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanında aşk konusu Kazak milletinin geçmiş yapısında. Bayan'la ikisini evlendiriyor." diye anlaşmayı bozup başka bir yere taşınıyor. Bayan her gün ablasının aracılığıyla Kozı'dan haber alıyor. Kozı'yı düğününe davet edip ona zehir veriyorlar. Aşklar hakkındaki romantik destan. Destanın kaydedilen tüm nüshalarında bu motif değişmeden sık sık tekrarlanıyor. Sadece anlaşmayı. Destanın esas konusu örf. Destanın özeti dediğimiz (anlattığımız) gibi. Kızın selâmını getirerek Kozı'ya Bayan'ın onu sevdiğini bildiriyor. Beysembay nüshalarının bundan başka değişiklikleri de var. Kozı. Hepsinde de Karabay ile Sarıbay anlaşıyorlar. 90 bin atını susuzluktan kurtarıyor ve Ayagöz'e getiriyor. Destanın bu kısmı Doğu edebiyatında sık karşılaşılan aşk destanlarına benziyor. Dolayısıyla ''Kozı Körpeş. Janak. feodal toplumu doğuran. Bunların karşılığında Karabay Bayan'ı Kodar'a vermeye söz veriyor. memleket isimlerini destancı tamamıyla yenilemiş. görev sayıp. su. Destanın içinde o geleneği "ters. kendisinin kanıyla sağlamlaştırıyor. Kozı büyümeye başladığında. destan boyunca hayal ediyorlar. Bunlar Karabay ile Sarıbay'ın taşındıkları yeri Baltalı diye anlatıyor. Bu yolda/davada mücadele verip tüm nüshaları trajediyle sona eriyor. Urjar gibi sözcükler yakın zamanlarda ortaya çıkmış. derebeyi toplumun anlayışıyla destan anlatan gelmiş geçmiş şairlerin hepsi bu düğümü kendi nüshalarında esas konu olarak kullanıyorlar. sonra ikisinden biri o anlaşmayı kendisinin ölümüyle. böylece geçmiş toplumsal yapının farklı eski geleneğiyle ispatlanarak anlatılıyor. Lepsi. Destanın başında Smanbay. destancının kendi isteğiyle ortaya çıkan değişiklik gibi. kuyu kazıp. Kozı'nın memleketi de Baltalı. Onlardan Külep diye kahraman bir çocuk doğuyor. Kadının halini. etkili yönü onun ilk akışını korumasında. Kozı'dan korkan millet. gençlerin kaderini babaların dışardan çözdüğü kanunu görüyoruz. Yer. Örneğin Semey. O anlayışa göre yeni doğan. insan. Mesela burada Aybas köle değil. Ayrıca "Boz Yiğit" destanına çok benziyor.100 "Yetim çocuğa kızımı vermem. Daha annesinin karnında yatan çocuklar. tüm kompozisyon yapısıyla ele alıp bakacak olursak bile geleneği suçlamıyor. Bayan'a aşık olan doksan delikanlının içinde Nurkara biyin oğlu Kösemsarı ile Karatoka'nın oğlu Bulankara diye bahadırların adları geçiyor. Takipçi cadı bu olayı öğrenip Kodar'a söylüyor. Kodar ile Karabay o memleketin Zalim biyi Sasan'la danışarak. ondan doğan aşk olayı. Bu zaman da Kozı ava çıkarak ölümden kurtuluyor. adetin zorluğu. Yolda çölden atlarını geçiremeyerek zorlandığında Kodar'la karşılaşıyor. Bayan gibi gençte bunu kendilerine hayati borç. yöneten gelenek. Bir Kodar gizli şekilde gelip uyumakta olan Kösemsarı'yi Kozı zannedip öldürüyor. "ejekabıl" gibi anlaşmalarla evlenmek zorundalar. Kozı vatanı Baltal'ıyla vedalaşıp hayvanlarını Taylak'a emanet ederek. Karabay tarafına da Sasan diye biy eklenmiş. tarihinde olan eskici gelenekle ilgili. ağır gelenek" diye eleştirme söz konusu değil. Kozı Kodar ile Karabay'ı öldürüyor. sert. O da Kodar'la kavga edip Şokterekte gizlenmekte olan Kozı'nın yanına gelip ikisi arkadaş oluyorlar. Boy.

gençlerin ölmesine neden olan zorlukçu baba. Bu hareketlerin tümü. Bundan sonra Karabay taşınıyor. Kodar aradaki üçüncü zalim güç olarak yer alıyor. romantik konuda kurulan lirik destan "Kozı KörpeşBayan Sulu" tüm dünyadaki folklorlarda karşılaşan. Bu durumlar psikolojik usta. zorlukçu olarak betimleniyor. Bu destanın tüm eski nüshalarında her zaman önemli bir fikir vardı. Sonunda kimsenin duymadığı bir yere. onun emeğinin karşılığı olarak Karabay'ın hayvanlarını susuzluktan kurtarması nedeniyle olumlu diye ispatlanıyorsa ikinci bölümde Kodar artık zalim. Destanın yukarıda anlatılan boy anlayışına göre. Böylece ilk önce Kozı'nın bulamayacağı uzaklara götürülen Bayan. Kozı ile Bayan'ın trajedisi aracılığıyla toplumsal eşitsizlikleri objektif gerçeklerle açıyordu. Sonra destanda ay. Bu olayların katılmasıyla destanda pisokolojik. Karabay'ın: "yetim çocuğa kızımı vermem" demesiyle başlıyor. karışık bağlarını oluşturuyor. Çünkü. O zamanlarda. yakını da olmayan zalim zengin Karabay'ın taraftan oluyor. obur zengin oluyor. destan gibi nazik kızları karşı koyuyor. Janak'ın ustaca anlatmasıyla çok uzağa gidiyor. Onu bozmak için. Anlaşmayı bozarak. insanın duygularını derinlemesine. Karabay ne kadar uğraşsa da. Çünkü Karabay bu kızını "başka birisiyle nişanlanmış kızdı" diye söylemiyor. Göç. Destanın ilk bölümünde Kodar'ın Bayan'ı istemesi.101 Karabay'ı düşman yapıyor. yönetici sınıfın temsilcisi olan şairin eklediği yama. yapay yamayla hafifletip ucuzlaştırıyor. Janak'ın nüshasına sonradan Beysembay'ın eklediği son. Kozı'dan uzağa Bayan'ı götürüyor. şimdi daha da uzaklaştırılıyor. gençler muratlanna bilig-5/Bahar '97 . dramatik tartışmalar kızışarak büyüyor. destancının desteklediği geleneğe göre. Tüm romantik destanlardaki zalim. Fakat boşuna olmayan yama. Belli bir duruma kadar eleştiren özelliği var olan destanı. zor noktada oluşuyor. Pek çok genç suçsuz saf halleriyle vefat etmişlerdi denen doğru fikri destan tüm özetiyle tanıtırdı. anlaşmanın bozulması mümkün değildi. o toplumsal eşitsizlikleri yamayıp yumuşatıyor. Janak'ın uzmanca kurduğu konusal kompozisyon nüshasında iki gencin trajedisi. O zaman Karabay'ın psikolojisi çeşitli özürden. anlaşmayı bozamaz. ikisinin yine beraberce barış içerisinde olması gerekirdi. Fakat bu kadar olumsuzlukları gençlerin birleşmelerine engel yapan Karabay'ın ikinci bir güçsüz. iki babanın doğacak çocuklar için beraberce yaptığı an- laşma idi. kalabalıktan oluşmuş oluyor. suçlu değil. onun betimlediği psikolojik gerçekçi motiflere göre . kavgaları. Kader kitabına yazılmış gibi. Kendisinin kompozisyon yapısında insan karakterini. Fakat destanda Sarıbay'ın kendisini kurban etmesiyle anlaşma bozulmayacak şekilde sağlamlaşmıştı. değersiz birisi olarak tasvir ediliyor. Dolayısıyla destanın eski yapısında o günlerdeki geleneğin kusurları görünüyordu. ayırıcı gibi kalıplaşıyor. halkın anlayışına ayları. Bayan'ı başka birisine vermek için anlaşıyor babası. çaresiz yönü daha var. Böylece destanın konusu sert ve güçlü düşmana şiir. Bir taraftan bakacak olursak Karabay iki yönlü kontrast hareket. Anlaşmanın bozulması destandaki en büyük olan ilk kavga oluyor. alnının teriyle kazandığı emeğinin karşılığı olduğunu düşünüyor. Esas aşk gibi. Eski gelenek ile kuralların gençlerin kaderini bozan kurallar olduğunu söyleyip eleştirse de. Kodar ise. ustaca sunmayla kalıplaşıyor. fakat hiç kimseye hatta kendi evladına bile merhameti olmayan zalim. Destanın bundan sonraki gelişmesinde Kozı ile Bayan birbirini özleyen sevgililer. Beysembay'ın eklediği sonuç. kavga noktasının büyüyerek zorlaşmasına neden oluyor. Sonra anlaşmayı bozarak gençlerin birleşmelerine karşı çıkıp hayatlarını mahveden de kendisi. Bu yönüyle destan dünyadaki diğer folklorların destanlarından farklı değil. halkın anlattığı destana. O. Sonra Aybas'ı güçlü ve düşmana karşı Kozı'nın tarafını tutan mücadeleci biri olarak betimliyor. Hayvanlarından başka dostu da. başta anlaşma yapanlardan biri olduğu için gençleri birleştiren de kendisi. bu çeşitli romantik destanların kuralları çerçevesinde büyüyor. yersiz bir yama. karakterler gösteriyor. Tansık ve Aybas gibi iki sevgilinin taraftarları var. halkın anlayışına yabancı. O zamanki mutsuz hikayeleri anlatıyordu. genel olarak "Kozı Körpeş" destanına yakışmayan. Kompozisyonun zor. Hayvanları da Janak'ın anlattığına göre. anlaşma iki insanın arasında. Kendisinin 90 bin atı var.

Janak'ın destanında kötü niyetli Karabay ile Kodar'ı öldürüyor Kozı. Karabay'ın gittiği yerin. Janak'ın nüshasında kozı bu engelleri kolayca aşıyor. Hatta küçük bir efsane de olmazdı. Yukarıda anlatılan nüshalarda da Kozı Bayan için nesi varsa tümünü kurban ediyor. Karabay'ın kölesi olup zor hayat yaşıyor. cesur. Janak'ın destanında onun güçlülük sıfatı pekiştirilmiş. hilesizliğini. Kozı karşısındaki tehlikeli zorluklara bakmadan sevdiği yari için kendini kurban ediyor. trajedi olmadığı için. Kozı'nın karşısında duran ikinci zor engel. Bayan için zorluklar çekiyor. bilig-5/Bahar '97 . muratlarına ermekle bitecek olursa. Kozı ile Bayan'ın durumunun asırlar boyunca destan şeklinde korunmasına. karakteri iyi. dertli âşık olduğunu bildiriyor. Aslında "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" öyküsünün sonu. Kozı'nın dileğini dileyip kurban kesiyorlar. evlenmeyi hayal ediyor. çöl. Olayın sonu trajik şekilde biten Kozı çölde susuzluktan zorlanıyor. Kozı. vefalı âşık olduğunu onun tüm engelleri geçmesinden görüyoruz. zeki de oluyor. Dolayısıyla Kozı ne gibi zorluklar olsa da hep kurtuluyor. zorluklar çekerek tükendiğinde annesi rüyasında görüyor. çok önem vermiyor. Janak. arkasında kalan yalnız annesi. Güçlü olduğu için Kodar'ı öldürmüyor. Kozı'nın amacından geri dönmeyen cesur. o zaman bu olay destanlaşmazdı. Şimdi destandaki önemli tiplerin farklı kişilikleri üzerinde ayrı ayrı duracağız. Bayan'ın ona âşık olduğunu söyleyip Bayan'ın selâmı olarak altın yüzüğü getirdiğinde. Baltalı halkının başı Taylak olup Kozı'nın tarafını tutuyor. vatan milletinin iyi batasını (iyi dileklerini) aldığında Kozı. Kozı'nın karşısındaki dördüncü engel. milleti idi. hileci Kozı bu engelleri aşıyor. 1909 senesinde Kazan'da yayınlanan "Kozı KörpeşBayan Sulu" destanında Kozı "yolculuğa gitme" diyen annesinin de dediğini yapmıyor. "Kozı KörpeşBayan Sulu" destanının Janak nüshasındaki kompozisyon. Kodar'ın taraftan ise. Kozı'nın amacına ulaşmada karşısına çıkan üçüncü olumsuzluk dilsiz düşman olan tabiat engeli. aslında iki gencin aynı hayal için mücadele edip sonunda vefat etmeleri sonucudur. Onun gibi Taylak da iyi yolculuklar diliyor. Kendisinin en büyük düşmanı Kodar'la dost oluyor. Annesinin isteği olmadan sefere çıkıyor. develerini çöle. Karabay'ın vefasızlığı. Janak'ın nüshasında bu kısım tamamıyla değiştirilmiş. Biz bu anlatılan incelemelerle. milletin başında Sasan biy olup. dikkatli ol! izin veriyorum. Kozı tüm malvarlığını terk ediyor. Onların durumunun destanlaşması. kurt. Kodar'ın düşmanlığı idi. deve orman. Fakat Kozı'nın saf." diyor. Sasan biy Kozı'yı düğüne davet edip öldürmek istediğinde. Destanın baş kahramanı Kozı Körpeş gençliğinde bağımsız aşkı hayal etmiş ve bahadır biri olarak tasvir ediliyor. tehlikeye tek başına gidiyor. Milletini bırakıp gidiyor. Milletin dileğiyle çölde tükenmekte olan Kozı'yla beyaz sakallı bir ihtiyarkarşılaşıyor ve ona bata veriyor. Onun için annesi beddua ediyor. koyunlarını kurtlara bırakıyor. Bu engel. tüm milleti toplayıp. cadı. Anne-babasının. Oğlunun ikna edilemeyeceğini anlayan annesi "Yolda düşmanların çok. çabuk inanan sıfatları güçlü. güçlü düşmanlarını yenerek Bayan'la evleniyor da. vatanı. Kodar'ı at üzerinden kaldırıp kaburgasını kırıyor. Onun yaptıkları adil. Janak'ın destanında Kozı halka dayanıyorsa. tek başına düşmana karşı çıktığında ise hayaline ulaşamadan ölüyor. Kazak şairlerinin severek anlatmasına neden olan gerçek de bu. Kodar'ın ağız çekicini kalem gibi oynatıyor. Sasanlar zehir verdiklerinde Bayan'ın otağında düşmanları kuşattığında da Kozı yenilmiyor. Bu destanın genel kompozisyon yapısından doğan durum. Beysembay'ın nüshalarında destan mutlu sonla bittiği için. fikir ve konu yapısını sergiledik. Atlarını düşmana. Janak'ın destanında bunlarla beraber Kozı çok hileci. Ayagöz'e geliyor. Böylece. diğer destanlarda düşmana tek başına karşı çıkıyor. Bu engeller Kozı'nın yalnızlığını. iyi yolculuklar sana. Bundan sonra Kozı. Şoje'nin destanında bu düşmanlığın sonucunda Kozı ölüyor. Bayanla buluşmayı. delikanlı (Kozı)da görmediği kıza âşık oluyor. Beysembay'ın anlattığı gibi. Kozı çöldeyken.102 erip mutlu olmuşlar gibi bir fikre götürüyor. tilki.

Bu da milletin Bayan ile Kozı hikayesine acıdıkları için ekledikleri olay. Bayan'ın kendi kendini aşkı için kurban etmesiyle sona eriyor. Bundan sonra Bayan'ın aşkı hiç durmadan pekişiyor. Şöje'nin nüshasının bu kısmı Kozı ile Bayan'ın hayal aşklarına acıdığı için eklenmiş. derebeyi gerici geleneğin kurbanı. ne zaman güçlü olursun. yeter!" diyor. Bu doğunun ünlü aşk destanı "Leyla ile Mecnun"un aşkına benziyor ve iki gencin aşkı da güçlü. O zamanlar Bayan gibi sevgilisine ulaşamayan Kazak kızları az değildi. ağlama" dediğinde Bayan: "Kozı'dan başkasıyla mutlu olmayacağım. Destanda anlatıcının da dinleyicinin de Kozı'nın taraftarı olduğunu görüyoruz. anne-baba geleneğiyle de irtibatı kesiyor. kendi babasını öldürüp üvey annesi Şirin'le evlenmek istediğinde. Kozı ile Bayan'ın hikayesi daha da trajik. Nizami'nin anlattığı "Kısırav ile Şirin" destanında da Şirin İran'ın şahı Kısırav'la evlenip onun oğlu Şiruya. Bayan'ın dileğini tanrı verdi. Hayatında ulaşamadığı hayaline en azından düş hayalle ulaşsın diyor gibi. Çünkü burada iki genç birbiriyle hiç birleşemeden ölüyorlar. Bu dünyada kader birleştirmediği için. Er Kozıke yerinden kalkı verdi. Önemli kahramanlardan biri de Bayan. Onun aşk yolundaki kutsal kahramanlığı tüm dünya destanlarında. bu Bayan için olan kavgayla başlayıp. Kozı gibi Bayan da eski örf. Yas tutan Bayan yerinden kalkamadan jurtta (taşınmış köyün ardında kalar eski yer) kalıyor. Bayan'ın Kozı'ya sonra âşık olacağını Karabay'in iki kızı Ay ile Tansık'in konuşmaları gösteriyor. çatışmada. en güzel örneklerle karşılaşan özellik olarak tasvir ediliyor. adil. Kozı ile Bayan'ın aşkı doğuştan demiştik. Şirin Kısırav'ın mezarına gidip kendini hançerle öldürüyor. Şöje'nin nüshasında bayan Kozı'ya ablalarının anlatmasıyla dışardan aşık oluyor. tükeniyor. Bayan destanının trajedisi Nevayî'nin anlattığı "Farhad-Şirin" destanındaki Farhad'ın mezarında ölen Şirin'e benziyor. ikisi o dünyada birleşiyorlar diyor. Hızlıca üç gün. Hızır. Kozı'nın öldüğü yerde Bayan da ölüyor. bu defa babayla da. Kızın sevgi gücü. Gerçek aşklar kendinde değil. adetin örgüsünden kurtulmaya çalışan bir genç. Bayan sevgilisini görmeye acele ediyor. Kazak ağız edebiyatında "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" gibi şanı büyük çok yaygın bir destan yok diyebiliriz. Destanın bu gibi ayrıcalıklı gizini Rus bilimadamları da değerli bulmuş. akıllı. Şöje'nin nüshasında ağlamakta olan Bayan'ın rüyasına kırk şilten (melek) gelip: "Kozı'ya kaç günlük hayat istiyorsun?" diye soruyor.103 Kozı'nın özgün iyi bir sıfatı da. sağlam oluyor. Destanı dinci destancıların inançları da etkilemiş. ayrıca Kozı'nın öldüğü zaman görünüyor. büyüyor. Onun için milletinden de saygı görüyor. Sonunda amacına ulaşıyor. Bayan amacından geri dönmeyen cesur kız. merhametli olması. ne zaman Kozı'nın damat olduğu günü görürüz?" diye. üç gün. cesur kız. ikisine otuz bir senelik hayat verip tekrar birleştiriyor. Baltalı'dan taşınırken "Kozı pişmemiş bir elma. şimdi artık benimle kendin evlen" diye haykıran acılı duygusunu dile getiriyor. "Yaratılan yedi aşktan biriymiş diye" dua edip. Kösemsarı gibi düşmanlarını da kendisine çekip arkadaş ediyor. Bundan sonra kucaklaşarak ölmekte olan iki sevgilinin yanına Hızır geliyor. Karabay gibi sert baba emrindeki kadere karşı duruyorlar. Bayan bu adaletsizliğin. üç gece geçiverdi. Karabay Kozı'nın öldüğünü duyurup: "Kozı'dan daha iyisiyle evlendireceğim. Bayan. Fakat Zliha sadece zorluklar çekiyor. Kadının aşk yolunda mücadele etmesi doğuda Zliha ile başlıyor. sevgiyle yaklaşıyor. Her şeye iyi niyetiyle. O dostuna değil hatta düşmanına da kötülük düşünmüyor. ve- bilig-5/Bahar '97 . Bayan ile Kozı. üç gece beraber olsam. O zaman Bayan: "Uzun ömür istemiyorum. Bayan önceleri anne babasına açıkça karşı çıkmıyordu. Destanın en güçlü kavgası da bu zorlukta. Kendi aşk duygusunu ölümden de değerli buluyor. iki kız beşikteki Kozı ile Bayan'ı evlendirmeyi hayal ediyorlar. Olayın akışı da.

karğız beyneli (lanetli) Karmbay'a benziyor. mücadele ederek saf hayalini aklayıp öl diyen masumane anlayışı gösteriyor. babası Karabay'la. şair burada mizahla anlatılıyor. kâr. ispatlayarak tasvir ediyor. Karabay'da merhamet. O dostluğu bir geyiğe satabiliyor. öç alma olsun. öğreniyor. merhametsizliğin. hem güçlü kız. ayrıca. İçinden çıkan ikiz yavrusunu kesiyor. Zalim zengini iğrenç şekilde gösteren görüntüyü bu tipte görüyoruz." diyor anlatıcı. Boşuna ağlayıp ölme. Çocuğu görüp geri kaçıyor. Milletten kaçan açıkgözlü. Geri dönüp doksan deveye yüklenmiş sabaları (kımız konulan kap) bıçakla yarıyor. karakterleri tam olarak tasvir edilen kişilerden biri Karabay. aşk kadının yapamayacağı güçle görünüyor. Kodar'ı kuyuya indirip. Şair Karabay'ın cimriliği. Beyazı döküyor. Destanda şair onu: Doksan bin atı olan zengin olsa da. o Sarıbay'la yapılan anlaşmayı. İnsanlara değer vermiyor. tüm vatanı. bununla beraber. O zaman Karabay ölen Sarıbay'a bakmıyor. Diğer aşk destanlarında karşılaşmayan. Fakat. Karabay'ın açıkgözlülüğü. yemini bozuyor. dost. vatana da vefasız. adalet hiç yok. delikanlının hayali olan eş olduğunu övüyor.104 falı eş. oburluk. Fakat ilk önce kendisi gidiyor. insanlık duygusu yok. O kendi evladı Bayan'ı çölde atlarını susuzluktan kurtardığı için Kodar'a vermeye kalkışıyor. taşla vurarak öldürüyor. ayıp. cimri Karabay'da vicdan. cimriliğinden hemen güç alıp. "Onun güzelliğini. diye betimliyor. Bununla halk destanı Kazak kızın aşkı için mücadele vermeyi nasihat ediyor. Bu yolda ancak Kodar'la kavga etmedi. Geyik daha ölmeden karnını yarıyor. Destan da Karabay'ın bu karakteri iyi betimlenmiş. tassaruf. Bu yönüyle o şık bermes (cimri) Sığaybay'a. Sarıbay "evdeki hanımımız hamile" diye. yemin bozma. acımasız kalabalığa dönüşüyor. Sarıbay öldükten sonra başsağlığı dilemek için Sarıbay'ın köyüne gitmeye hazırlanıyor. cimri ki Karabay hayvanlarını kendisinin yemesini bile kıskanan zengin. Bunların içinde en güçlüsü Kodar ise de. Destanda karakteri. Yoksa arkadaşlıktan uzaklaşıyor musun?diyor. Bayan'ın halkın saygı duyduğu. Mal varlık zenginliğin yanında onun için vatan. Bu. mal sevgisi. Kara- bilig-5/Bahar '97 . zenginlik. diye. Bayan'a sadece sevgilisi değerli. Çünkü geyik onun için yemek. Genç kızın mutsuz olmasına neden oluyor. bencil. taş kalpliliğin işaretidir. Yeminine vefalı olan Sarıbay geyiği vuracağım diye vefat ediyor. Beyaz dökme. bencilliği o kadar derin. Kendi çocuğuna bile acımıyor. Karabay'ın kalbi her zaman acımayı bilmiyor. yemini bozuyor. milletiyle kavga etti. sert güç. Seksen beş yaşında olan Karabay'ın baybişesi (hanımı) çocuk doğurup bir dilsiz kadın Karabay'a müjdeleyerek geldiğinde. O millete de. Bayan ona hiç gönül vermiyor. "ölsem de bir doyayım vuruver" diye Sarıbay'ı zorluyor ve: Karşılaşan hayvanı niye vurmuyorsun. Onun net sıfatlarından biri cimrilik. Mal mülk sevgisiyle yanan açıkgözlü. anne geyiği vurmadığında. Bunların hepsi de dünyayı gezen dolaşan kişiler idi. Kazakların inançlarına göre büyük günah. O Sarıbay'ın öleceği an arkadaşına hiç bakmıyor. Herkesin öyle olsun aldığı eşi. Bayan düşmanıyla savaşabilen hem akıllı. Şöje destanın sonunda: Kozı'nın öldüğü yerde Bayan da ölmüş. eşinden doğan çocuğun gözyaşı hiç önemli değil. şanını duyan Toksanbay'ın doksan oğlu âşık oluyorlar. Kuru yas tutmakla ölmek az. O insanları hiç sevmiyor. O kimseyle yakın arkadaşlık kurmuyor. Bayan ölen sevgilisi için kendisi öç alıyor. Karabay destanda bazen aptal olarak gösteriliyor. acımasız. Bayan hiçbirisine gönlünü kaptırmıyor. O güçlü özelliğini Bayan Kozı öldükten sonra da daha net şekilde gösteriyor. Evinde giyecek hiç cübbesi yok. Karabay'ın merhametsizliği. Doksan bin atı olan Karabay'ın gönlü o kadar dar. Bayan çok güzel kız. milletten uzaklaşıyor. kötü niyetli. cimri olan zengin ona "saçmalama" diyerek konuşturmuyor.

Janak'ın nüshasında Kodar Karabay'a: Üvey kızını ben almam. Kodar'ın ettiği yemin ile verdiği sözlerin de değeri yok. arkadaşlık ediyorlar. Uyurken öldürüyor. Şöje'nin nüshasında Noğay'lara misafirliğe gittiğinde Bayan'ı gören Kodar hemen âşık oluyor. diğer kuyulardan kapla su getirip dolduruyor. Bunun sonunu trajediye götürüyor. Buna gücünün yeteceğine inanıyor. Karabay'ın kızları Ay ile Tansık doğdukları yerden taşınmak istemiyorlar. onun mezarına kapla su götürüp büyük göl yaptırıyor. Janak'ın nüshasında Kodar kuş uçmayan ıssız yerde hergün dört. Destandaki birbirini seven gençlerin muradına balta vuran olumsuz kahramanlardan biri Kodar. korkuyor. Burada. Pantusov'un kaydettiği destanda Tansık adındaki ablası öldüğünde. Destanın bu kısmında Kodar suçlu değil. Çocukken yetim kalan Kozı'ya her zaman babalık. bayağı kölesi. Bayan. Nasıl olsa da bu durumlar Kodar'ın kusurlarını örtmüyor.105 bay'ın acımasız sertliğini sonuna kadar daha derinleştirerek. sonra da kötülük düşünmeye başlıyor. Kodar çalışmakla amacına ulaşmak istiyor. Bunun gibi insanlar kendinden başkasını tanımıyor. Bir taraftan bakarsak destanın bazı nüshaları. Karabay'ın hanımı ve kızlarında Karabay karakteri mevcut değil. Bayan'ın peşini bırakmıyor. Bazen. Gölge gibi. Olumlu kahramanlar sayesinde değer veriliyor. Düşmanını yendiğinde acımıyor. Ve taşınmaya karşı çıkıyor. Sanbay öldüğünde. zalim. Fakat bahadır değil. Kodar'ın zalimliği ne kadar ağır basıyorsa da destanda onun Bayan'a gerçekten aşık olması da anlatılıyor. Cömert de değil. İki kızın doğup büyüdükleri yerle vedalaşması Janak'ın nüshasında çok güzel. zor yapılı destanın zıt durumlarını biraraya toplayan noktalan. Üçüncü nüshalarda ise Karaabay'ın üvey oğlu. Taylak Kozı'nın taraftarlan. Kodar da zalimliğiyle. Kodar kendisine rakip olan Kozı ile. Karabay dünürlük yeminini bozup Baltalı'dan taşınmaya kalkıştığında kadın: "Adamcağız. Bunlara rağmen. her kuyu yüz kişilik. Destan insanın duygu dünyasını çok ustaca betimliyor. Kozı ile Bayan'ın ölümüne neden oluyor. kız için. Ben ancak Bayan'ı isterim. Hepsinde de bencil. Bunlar. bencilliği. emeği objektif şekilde anlatıyor. Bayanla evlenebilmek için üç sene boyunca Karabay'ın koyunlarına çoban oluyor. Sarıbay iyi niyetli baba. Karabay gibi. Kendisinden büyük. sonra ona Tanrı acımaz" diyor. Onu millet seviyor. adaletsizliğiyle görünüyor. Burada halkın doğruluğa olan taraftarlığı anlatılıyor. Bayan ona: "Nogay'la çıkmam" dedikten sonra Kodar'ın Bayan'ı istemesi hemen kaba kuvvete kadar büyüyor. beş kuyu kazıyor. açıkgözlülüğü ile görünüyorsa. Ayagöz'e geldikten sonra Bayan'ı isteyen doksan delikanlıya kendisi karşı duruyor. hangi erkek yemini bozar. O. kıskanç. psikolojik karışıklığı farkediliyor. gittikçe pekişip. sadece güç sahibi. Taylak mi- bilig-5/Bahar '97 . Hiçbir şeyden korkmuyor. Yenilirse yalvarır. usta ve hüzünlü şekilde anlatılıyor. Kodar gerçekten de dev. Kodar'ın zalimliği kıskançlığa dönüp. Bunun gibi olumlu kahramanların bir kısmı: Sarıbay. herkesin önünde açık meydan da savaşmaya korkuyor." diye inat ediyor. "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanının farkı burada. Kodar dev. kaba Kodar karşımıza çıkıyor. Kodar'ın iyi yönleri. Kodar belli bir yere kadar çalışkan olarak tasvir ediliyor. Şöje'nin nüshasında Kodar çok ünlü Noğay zengini Şakpakbay'ın oğlu deniliyorsa. Bayan'la evlenebilmek için zorluklara göğüs geriyor. güçlü bahadır'la karşılaştığında çekiniyor. "Anne babamı kurban etsem de seninle evlenirim. Su çıkmayan kuyuya. Aybas. Arkadaşlık yemini onun kötülük yapmasına araç oluyor. Burada Kodar olumsuz yönüyle görünüyor. Hatta jilkışı (at sürüsü çobanı) bile oluyor. "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanı sadık dostluğu anlatan destan. Karabay destanda sertliği. Kodar'ın tüm kötülükleri Bayan'ı istemesinden doğuyor. pekiştiriyor. bazı nüshalarda da Kalmuk bahadırı deniliyor. Yenildiği zaman Kozı'yla arkadaş oluyor. diyor.

Kastane. Kahramanların bir kısmı kötülüğün örneği ise. Janak'ın nüshası. kompozisyonu çeşitli nüshalarda da farklı oluyor. Berezin. Sasanbiy. Fakat "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanında kendini âşık için kız kurban ediyorsa orada erkek (Mecnun) kurban ediyor.106 İleti toplayıp Sarıbay'ın ölüsünün nerede kaldığını söylememişti. Destanda kötülükle iyiliğin kavgası tasvir ediliyor. çözümü. Bunların sonu. Burada "LeylaMecnun"a benzerlik var. Ay bas. "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanında baş kahramanın Bayan olması da bundan dolayı. Bayan'ın intihar etmesiyle bitiyor. Yedi heceli şiirle. İnsanların karakterleri yaşamdan doğuyor. örneği güçlü. Gruplaştıracak olursak. iki sevgiliyi evlendiriyor. Destanın çoğunda romantik özellik ağır basıyor ve destan trajediyle sona eriyor. Ve hepsi estetik kaygısıyla kullanılıyor. Destanın içinde deyimler. Bayan. Karabay onları döverek geri yolladığı zaman da barışı koruyan Taylak öç alacağız diyenleri yatıştırıyor. vefasız yenge. Bundan dolayı. kahramanlarının konuşmasına (monolog) üç yerde rastlanıyor. Destanın başka bir özelliği. Göçebe yaşamın geleneğinde olumsuzlukları kolaylaştırıyor. fakat gerçek milletin dili. Destanın çoğu boy. Zalim Kodar. çözü- mü . Başka nüshalarda zirveye ulaşma. Aşk konusunu ele alırsak. "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanında ibret verme özelliği güçlü. Öbür dünyadaki mutluluğu amaç edinmiyor. burada göçebe milletin geleneğini eleştirme var. derebeyi toplumun geleneğindeki adaletsizlikleri anlatıyor. benzetmeler kullanılmış. sevgililerin bu dünyada mutlu olmalarını hayal ediyor. Bunlarda da bu dünyada evlenemeyen Kozı ile Bayan. Destancının tüm dilekleri bunların tarafında. Destanın bu iki koluna uygun şekilde onun kompozisyonu da değişik/farklı. Burada gerçekçilik ağır basıyor. Sulu" destanının dili eski. Destan çoğu zaman şiirle anlatılıyor. Şöje. Bayan'ı istemek için Karabay'a on bir elçi gönderdiğinde. Acımasız Karabay. *** III "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanının fikri. adaletin taraf tarlan. Destanın ikinci kolu. Kozı'nın ölümü. olumsuzluğu tasvir ediliyor. "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanı Kazak edebiyatının büyük miraslarından biri. Destanda halkın söylediği gelenek şiirlerinin özelliği. Tansık. Pantusov. olayların çekici. Zirveye ulaşması-Kösemsarı'nın ölümü. zalimliğin taraftarları. öbür dünyada birleşiyorlar. güzel olarak tasvir edilmesinde. Sonu trajik. onları hafifleterek örtme durumu söz konusu. Abramov'ın nüshaları ve 1909 senesinde yayınlanan nüsha bunun gibi.Kodarın ölümüyle sonuçlanıyor. Kozı. Janak'ın nüshasının esas özelliği de romantik aşk sistemiyle oluşturulmuş. Bu Kazak kadınının geçmişteki ağır hayatına işaret ediyor. Fakat destanın betimleme özelliği onun yalnızca dilinde değil. bilig-5/Bahar '97 . insan tiplerinde. Destanda hayatın gerçekliği. ikinci kısmı iyiliğin örneği olarak gösteriliyor. iyiliğin. Onları halk lanetliyor. onları esas iki kola ayırabiliriz. sevinç. "Kozı Körpeş-Bayan. Ay. çoğu zaman fikrinde. Janak'ın nüshasında sadece iki defa karşılaşılıyor. Radloff.

107

KÖKSEREK

I Kara adırın çalılıklarla kaplı vadisi ıssızdı. Etrafında sıra sıra büklüm büklüm adırlar vardı. Yakın tepelerin tamamı kısa boz çalılık, ladin ağaçlarıyla kaplıydı. Vadi boyunca mayıs ayının serin rüzgârı esiyordu. Başları göğerip, çiçekleri patlayan sık çalılık, rüzgârın etkisiyle hışırtılarla dalga dalga salınıyordu. Civardaki yabani soğan, taze otların burcu burcu kokusu her tarafı kaplıyordu. Geniş bölgenin tamamını kaplayan çalılıkların ortasında derin sarp bir yar vardı. Onun baş tarafında itburnuyla dolu sık ağaçlıkların arasında bir kurt ini var. Yakın bölgedeki insanların bildiği eski bir in. Yazdan beri iki kurt gelerek orayı yuva yaptı. Önceleri itburnunun yanında, genişliği bir kişi sığacak kadar küçük, dar bir alanda üç büyük in vardı. Bu sene taze toprağın yanında tümsekleşip bir in daha ortaya çıkmış. Hepsi bir yerdeydi ve yerin altından birbirine bağlıydı. Civar, kurtların hareket sahasıydı. Taze otlar çiğnenip ezilmişti. Yakındaki çalılıklarda kurtların beyaz kılları görünüyordu. Kıştan kalan tüyleri şimdi de her yerde sürtünüp takılıp kalıyordu. İnlerin ortasında iki sık sasır 2 kat büyümüştü. Şimdi onun dibinde kış yününü tamamıyla atmamış beyaz bir kurt yatıyordu. Göğsünün altındaki minik boz enikleri kımıl kımıl kıpraşıyordu. Parlayan sıcak güneş onlara ferahlık veriyordu. Kamaşan gözleri bir açılıp bir kapanıyor, dolgun memeleri şapır şupur emiliyordu. Başucundaki sasır otlan sallanıyor, civardaki çalılıklarla itburnu başları oynaşıyordu. Bir ara baş taraftan çatır çutur, patır kütür kınlan sele sazı, lâdin ağaçları ve kuru çalı çırpı sesleri gelip, Beyaz Kurt aklını başına toplayıncaya kadar gürültülerle birşey yaklaştı. Hemen yerinden kalktı... Göğsünün altındaki boz enikler saçılıp çil yavrusu gibi allak bullak yuvarlandılar. Beyaz kurt "Hars" ederek, azı dişlerini göstere göstere hırıldayarak ayaklandı. Tam o sırada, öbeğinden, çalılıklardan aşarak önüne küçük bir kuzu pat diye düştü. Onun arkasından zıplayarak çıkan Kök Şolak, nefes nefese,

Muhtar Awezov
Aktaranlar: Zeyneş İSMAİL - Ahmet GÜNGÖR

bilig-5/Bahar '97

108

burnundan köpükler saçarak beyaz kurdun bütün vücudunu koklayıp, her tarafını yaladı. Sonra yerde yığılıp debelenen kuzuyu görünce "hırr" ederek üzerine atıldı. Kuzu, obur ağzın dişleri altında, kan revan içinde paramparça oldu. Taze kemik kıtır kıtır kırıldı. Onu hapır hupur, hark hurk ederek iştahlı ağızlar yutuyordu. Burnu, kafası ve yeleleri kıp kızıl kan olan kurdun yeşil gözleri etrafa ateş saçıyordu. Kısa zamanda ikisi, kuzunun bulunduğu yeri koklayıp kaldı. Şimdi biraz da yeşil çimende, bir o tarafa bir bu tarafa avunlanıp gerinip yediklerini kusmaya başladılar. İlk doğan, gözü açılan enikler onu yalaya yalaya yiyordu. Son doğan iki süt eniği bedenini kaldıramıyor habire çabalıyordu, şimdi onları göğsünün altına alarak emzirmeye başladı. *** II Ertesi günü öğleye doğru yabancı bir koku ortalığı sardı, uzaktan belirsiz uğultulu sesler duyuluyor ve gittikçe yaklaşıyordu. Enikleri ensesinden dişleyip, inlerine birer birer sokarak, beyaz kurt çalılıkların içine girdi. İn üzerine nal sesleri, şakırtılarıyla geldi, bağrışma çağrışmalar arttı. Birinin üzerine birisi eklenip kalabalık çoğaldı. At üzerinden yere bırakılan ağaçlar çatır çutur iniyordu. İnsanlar in ağzına doğru hareket ettiler. Keskin gözlerinin derinliğine takıldı. Enikler birbirlerinin üzerine çıkıp vücutlarını kaldıramadan yakın yerde yatıyorlardı. Sımsıcak ve güçlü eller, enikleri boyunlarından, enselerinden kavrayıp birer birer dışarı çıkardılar. Yedi eniğin beşini, gözlerinin içine baka baka öldürdükten sonra diğer ikisini sağ bıraktılar. Giderken birisinin diz kapağının altındaki damarları keserek bırakıp diğer en küçük olanını alıp götürdüler. İki kurt geride kalan tek eniği dişleyerek ortadan kayboldu. İn bomboş kalmıştı... Bundan sonra bir hafta, civardaki halk arasında gece gündüz curcuna koptu. Koyunlar yaralandı.

Kuzular götürüldü. Buzağılar öldürüldü. Dışarıda yavrulayan kısrakların bir kaç kulunu yenildi. Yakalanan bozkurt eniği artık obadan biri olmuştu. *** III Gözünü, obaya geldikten iki gün sonra açtı. Oba halkı büyütülebilir, dedi. Küçük Kurmaş ona Kökserek adını koydu. Gece gündüz yanından aynlmıyordu. Ona ait bir yalçanağı yapıldı. Vücudunu toplayıp yürümeye başladıktan sonra boynuna bir ip takıldı. Kurt yavrusu ev içinden çıkmazdı. Kurmaş onu geceleri yanına alıp yatardı. Bu nedenle Kurmaş, yaşlı büyükannesinin koynundan çıkıp ayrı yatardı. Kökserek'in yanında veya ayak tarafında yorgan altında uyurdu. Yaz ortasına gelindiğinde Kökserek büyümüştü. Semirip ensesi kalınlaşmaya da başladı. Ama büyümesi dışarıdaki kurtlara nazaran biraz yavaştı. Obadaki kendi yaşıt köpek eniklerinden öyle büyük de değildi. Bu zamana kadar Kökserek oba itlerinden göreceğini gördü. Hiçbir köpek bunu dost görmüyor, yanına yaklaştırmıyordu. Kurda saldırabilen cesur erkek köpekler buna dalıyorlardı. Diğer birçok köpek hırıldayıp havlayarak bazen saldınyor, her tarafından yaka paça ısırıp kaçıyorlardı. Kurmaş onun yanındayken hırpalanmıyordu. Ama büyüdükçe sahibi bununla pek fazla ilgilenmiyordu. Böyle durumlarda Kökserek'e daima düşman köpekler rastlardı. Bir zaman, evin büyük iri ala erkek köpeği, onu tenha bir yerde yakalayıp yere çalarak çok hırpaladı. Bunu gören diğer itler de başına üşüşüp kasıklarından ısırıp budundan çekiştirerek neredeyse öldüreyazdılar. Hay huyla çocuklar, büyükler başlarına toplanıp köpekleri dövüp zor bela ayırdılar. Ama Kökserek şimdiye kadar hiçbir zaman "gık" diye acı çektiğini hissettiren bir ses çıkarmamıştı. Dalayacağım diye it saldırdığında ense tüyleri kaba-

bilig-5/Bahar '97

109

rıp diken diken oluyordu. Dişleri vücuduna geçip acı verdiğinde sessizce ağzını kenardan açıyordu. — Kâfir, inatçının ta kendisi! Teslim olmuyor, yılmıyor! diye obanın dilinden düşmüyordu. Bununla birlikte Kökserek hakkında obanın hanımları çeşitli söylentiler yaydılar. — Hırsız. Ne kadar beslersen besle bundan bir halt çıkmaz. Kökü düşman değil mi? diye konuşu yorlardı. Bazıları: "Gece, kuzuların kuyruğundan ayrılmıyor. Koyunları ürkütüyor. Gece de gözleri keskin. Yalnız itlerden korktuğu için evde yatıyor," diyorlardı. Kurmaş bu dedikodulara aldırış etmiyordu. Gerçekten Kökserek yemeğe son derece düşkündü. Önüne getirilen yemeği, yanında biri olduğu zaman yalamıyor, yemiyordu. Şayet yanında birileri olmazsa hemen silip süpürüyordu. Çok acıkmışsa kendine verilmeyen yemeği de yerdi. Gözönünde sele sazlığın içine dalıp keçe evin duvarında asılı duran et, tuzlu deri, kazanda yoğurt (irkit) katık varsa, hepsini sanki kendisine ayrılmış gibi koklayıp yalayıp yutuyordu. Bazen suç üstünde yakalanıp dayak da yiyordu. Çok kez aniden kafasının üzerine "pat" diye inen oklavayı vücudunun her zerresine işleyen kamçıyı da tattı. Bütün bunlara tepki olarak sadece ağzını yandan açıyordu. Kurmaş, eğitmeye çalışsa da, Kökserek hırsızlık ile helâl yemeğin farkını bir türlü kavrayamadı. Bazen kendileri varıp "ye" diyorlardı. Bazen de kendisi çalıp yerken dövüyorlardı. Bundan dolayı arasıra önüne hazırlanıp getirilen yemeği yemez, gözünün altından feldir feldir bakardı. Her nasıl olsa da Kökserek bulup buluşturup aç kalmıyordu. Günde iki öğün yemek yemek onun prensibi olmuştu. İki kez bizzat elden yemek verilmezse, o günü Kökserek bir başına gidip kendisi birşeyler atıştırırdı. Böylece yaz sonlarına gelindiğinde Kökserek kocaman bir bozkurt olarak yetişti. Artık ala erkek köpek de yanına yaklaşamıyordu. Ense kılları dikleşip gözleri yeşile karışıp dişlerini gösterip ağzını so-

nuna kadar açıp saldırdığında nice sıradan erkek köpekler, zayıf kancıklar çenileyip köşe bucak ondan kaçarlardı. Böyle durumlarda Kurmaş'ın kendisi çekine çekine yaklaşıp durdurmaya çalışıyordu. ***

IV İstenildiği gibi tek gelişmeyen dişleriydi. Kökserek, erkek kurt idi. Bu nedenle boyu büyümeye devam etti. Ama tamamıyla gelişmedi. Kılları ala boz ensesi sertleşip, omurga başından kuyruğuna kadar boydan boya yay gibi eğilmişti. Yaydan çıkan bir ok gibi süzülen sivrilmiş bir biçimi vardı. Kendisi hiçkimseye gidip dokunmuyordu. İtleri düşman görüp onlara bir türlü ısınmıyordu. Şimdiye kadar bir defa neşelenip oynadığı görülmedi. Barışmıyor, soğuk duruyor, yanlızca kendi adını biliyordu. Kurmaş'la Büyükannesi çağırdığı zaman geliyordu. O zaman da koşa koşa gelmek yerine kuyruğunu aşağı indirip salına salına geliyordu. Bunu da acıktığında yapardı. Yoksa çoğunlukla biraz ötede inatlaşıp gözünün altından feldir feldir bakıp yatardı. Gidip dokunup yerinden kaldırıldıktan sonra eve giderdi. Büyüdükçe mağrurlanıp vahşileşiyordu. Bunu farkeden büyükler: — Artık bunu öldürüp derisini almak gerek, bu kâfir adam olmaz! diyorlardı. Ama Kurmaş ondan vazgeçmedi. Böyle biraz zaman geçerken Kökserek birgün ala erkek ite meydan okudu. Ala erkek itin sahibi çocuk Cumaş yaz boyunca Kurmaşa: — Kurdun varsa ne olmuş yani, benim ala erkek itim bir kere de boğup atar. Eğer ayırmazsan öldürür bile! diyordu sürekli. Birgün öğle üzeri Kurmaş, Kökserek'i dışarı çıkarıp, yemek yedirirken öteden yal çanağından çıkan sesi duyan ala erkek köpek, evin gölgesinden çıkıp ona doğru fırlamıştı. O süratle, yolunda duran Kurmaş'a dahi aldırmadan gelip Kökserek'in böğründen "hart" diye ısırdı.

bilig-5/Bahar '97

110

Önceleri böyle bir durumda yemeğini bırakıp korkulu gözlerle çekip giden Kökserek şimdi yüksek sesle hırlayarak ala erkek köpeğin boğazını yakalayıverdi. Kaptığı yer kulakla şakak arasıydı. Köpeğin boynunu çevirmesine fırsat vermeden iyice dişlerini geçirip silkelediğinde büyük köpeğin arka kısmı savrula savrula Kökserek'in yanına boylu boyunca yığıldı. Etraftan oba halkı gürültülerle toplanmıştı. Kökserek, ala erkek köpeği gırtlağından sıkıp boğarak bıraktıktan sonra ensesi dikleşip kalabalık arasından ayrıldı. Galip gelen düşmanın pençesinden zorlukla kurtulan ala erkek köpek çenileye çenileye kıllarını yatırarak bir tarafa kaçtı. Bu olayın ertesi günü akşama doğru oba civarında yatmakta olan koyun sürüsüne kurt saldırdı. Tepe başındaki çobanın bağırıp çağırmasıyla obadaki genci yaşlısı, atlı yaya itleri saldırtarak koşturmuşlardı. Bunların içinde "Kökserek de gitti." diyerek Kurmaş da katıldı. Ama kurda hiçbir köpek yetişemedi. Tepeyi aşmadan bütün köpekler ve insanların hepsi durakladı. Bütün her taraftaki bayırdan koşarak iki büyük karaltı aştı. O iki kurttu. Onların arkasında burnunu yere indirip hiç durmadan süratle ilerleyip Kökserek gidiyordu. Bir zaman belden aşıp gitti. Arkasından Kurmaş ve diğer çocuklar birinin arkasından diğeri: "Köök-se-re-ek! Köök-se-reek! diye çağırarak koşturdular. Karanlık çökerken Kökserek tek başına ağırdan alıp obaya geldi. Ama eve girmedi, biraz ötede durup defalarca yeri toz duman ederek eşeliyordu. Bele baka baka bir o tarafa bir bu tarafa yürürken yeri kokluyor, bir türlü sakinleşemiyordu. Kökserek'in bu durumunu farkeden Kurmaş'ın babası: — Tüh, Allah kahretsin, bunun gözleri yemyeşil olup gitmiş ya. Soyunun sopunun farkına varmış melun: tamam oğlum, artık bunu öldürüp derisini alalım, demişti. Kurmaş bunu kabul etmedi. Ama bu geceden iki

gün sonra, Kökserek bir gece ortadan kayboldu. Kurmaş'a "kaçıp gitti" demeye dilleri varmayıp, hepsi etraftaki sele sazı çalılıklardan, kuytu yerlerden aradılar. Bulamadılar. Böylece insanlar onu gitti diye düşünürken, üç gün geçtikten sonra bir gün sabah ummadığı bir yerden Kökserek aniden ortaya çıkıverdi. Kurmaş'la babası Kökserek'in bu hareketine sevinip heyecanla karşıladılar. Bu kez geldiğinde Kökserek'in böğürleri içine girip bir hayli acıkmış. Bütün vücudu çamur içinde kalıp perperişan bir halde geldi. Burada kaldı. Tekrar eski kıvamına gelip iyice semirip artık irileşmeye başladı. Bu gelişmesi gerçekten kocaman bir kurt olarak büyümenin işaretiydi. Bunu kendisi de farketmiş olsa gerek. Sonbaharın sert fırtınalı, karanlık bir gecesinde Kökserek yine sırra kadem bastı. Bu seferki ciddiydi. Artık bir daha dönmemek üzere gitti. O bozkurt, tarla faresi ve tavşan yavrusu gibilerle idare edip yaşımını sürdürdü. Böylece kışa da gelmişti. Hilalli gecelerde burun deliklerinden buğular çıkıyordu. Ayaz gecelerde ayaklarının altındaki kar "kart kurt" diye sesler çıkarıyordu. Bayır bayır dolaştı. Birçok yerlerde aranıp, rüzgâr yönüne burnunu verip uzaktan aldığı kokuyla yürüyerek bir kışlağın üzerinden çıkıverdi. Dağ üzerindeki boz çalılık karlı adırdan bir o tarafa bir bu tarafa yürüyüp uzun zaman etrafı kolaçan etti. Açıkta görünen hayvan yoktu. Etrafı karaltılı kışlak vardı. Faltaşı gibi açılan gözler misali her taraftan kıpkızıl ateşler görünüyordu. Otluğun tepesiyle ahırın kenarında yatan itler havlıyordu. Dikkatli olana bu havlamalar durdurak bilmiyordu. Ama ağıldan gece boyunca burnuna koyun kokusu gelip iştahını kabartıyordu. Ağıla yaklaşacağım demişti ki birçok it havlaşarak onu oraya yaklaştırmadılar. Sert ayazdan burnunun ucu, ağız kenarları acıyıp, dayanılmayacak derecede donmaya başladı. Tabanlarına işleyen soğuk, ayaklarını sızlatıp bıçak gibi kesiyordu. Tekrar koşup adıra çıktı. İlk defa çaresizlikten göğe bakarak ağzını açıp

bilig-5/Bahar '97

111

inlerken içinden yüksek bir ses çıktı. Beklenmedik bir sesti bu. Kökserek'in ilk uluması böyle oldu. Karla kaplı ıssız adırda güçlü sesiyle her tarafı çınlattı. Hiç durmadan uzun uzun uludu. Sesi yayıldıkça vadideki oba tarafından birçok itin havlamaları, çenilemeleri duyuldu. Kökserek, kuyruğunu arka ayaklarının arasına kısıp açlıktan beli bükülmüş halde karnı devamlı solk solk ederek uluyordu. Bir ara tam yakınından kendi sesine benzer bir ses duyuldu. O da kendisi gibi uluyordu. Kökserek'in sesini duyup civarda dolaşan dişi kurt bunu arayıp geliyordu. İkisi iki yakadan birbirini görür görmez birbirine doğru koştular. Yaklaştıklarında hırıldaşıp, dişlerini dokundurmadan birbirine sürtünerek geçtiler. Açlıktan azı dişleri takırdıyordu. Kökserek sesini yükselterek, yanına fazla yaklaştırmak istemeyip bir o tarafa bir bu tarafa oynaklayıp çabucak dönerek gücünü göstermek istemişti. Beyaz kurt, etrafında teslimiyetini gösteren bir sesle onun izini kokladı. Az sonra kuyruk tarafından koklayıp bacağını yalayarak geçti. İkisinin kokuları birbirini buluşturdu. Kökserek de onun bütün vücudunu kokladı. Birer kez birbirlerinin yanaklarını yaladılar. Keyifle vadiye doğru yöneldiler. İkisi de artık rahatça hızlı koşuyordu. Ahır yanındaki çıkıntılı bayırın aşağısına doğru inerken sık tüylü, gür sesli erkek köpek peşlerine düştü. Bu Kökserek'in yaz boyunca diş bilediği ala erkek köpekti. Kurtların son sürat kaçtıkları yoktu. Beyaz kurdu önüne alıp, Kökserek arkasına, sağa sola devamlı bakınıp ovaya, izbe bir yere doğru indi. İtleri arkasına katarak ürüye ürüye kurtların peşine takılan ala erkek köpek, bunlar ovaya indiğinde duraklayacak oldu. Diğer köpekler bayırın tepesinde öylesine bekleşip, çaresizce ardından bakıyorlardı. Şimdi ala erkek köpek durakladığında Kökserek döner dönmez ona atıldı. Beyaz kurt da dönüp süratle gelerek köpeğin önüne çıktı. İkisinin sıkıştırmasına dayanamayınca yılıp kaçan ala erkek köpek, kuyruğunu dikip, acele gücele yakaya doğru kaçmaya çalıştı. Beyaz kurt ona

yetişip ısırdı, arka tarafı yalpalasa da ala erkek köpek yıkılmadan dik dik bakıp hırıldayarak duraklamıştı. O zaman bunlara ulaşan Kökserek, yetişir yetişmez köpeğin kulak şakak arasından yakalayıp göz açıp kapayıncaya kadar alaşağı edip altına toparlayıp bastırdı. Kurtların ikisinin de enseleri kabarıp yeleleri dikleşmişti. Başlangıçta ağızlar sık kıllarla dolsa da arkasından sıcak kana, yumuşak ete, çatır çatır kırılan kemiğe de ulaşmışlardı. Ayaklarının altında çukurlaşan kalın kar tabakası havaya savruluyordu. Yumuşaklığa, ağızlan dalıp ikisi de ses çıkarmadan şapırdata şupurdata yutuyorlardı. Soğuk karla kanşan sıcak yemeği acele gücele midelerine afiyetle indiriyorlardı. Sonunda, iki butu ikisi tam ortasından ayırıp yulkuşarak götürdüler. Kısa sürede köpeğin sadece ayaklarıyla kuyruğu kaldı. Bunun dışında geriye her tarafa dağılan kılları kaldı. İkisi gökyüzündeki aya doğru başlarını dikip tekrar Karaadır'a yöneldi. Önünde Kökserek, arkasından onu takip eden beyaz kurt adırlara girer girmez bir sarp kayalığın dibinde avunlandılar. *** V Bundan sonra ikisi birbirinden ayrılmadı. Kökserek; yanına bir arkadaş katıldı katılalı iyice gelişti. Ayakları kalınlaşıp kılları uzayıp kendisi iri, güçlü bir bozkurt oldu. Kış da olsa ensesi sertleşip gerdanı sarkarak semirdi. Nam salan iki kurttan, Karaadir'ın içinde ve dışında tüm halk göreceğini gördü. Bozkırda çobanların önünden koyun gaspederek, yayladaki ineklere saldırıp danasından ineğine kadar yiyen bu ikisiydi. Şubat mart aylarında üç dört deve de yenildi. "İnsandan korkmuyor. Özellikle bir Kök Şolak var. Koyunu yere indirip parçalarken, tam yanına gelinceye kadar kaçmıyor." "Bozkırdaki koyunlara saldırırken önce birisi gelip sürüye daldığında çoban onunla meşgul olurken diğer taraftan ikincisi gelip dalıyor" diyorlardı.

bilig-5/Bahar '97

İkisi sık çalılıklar arasında dinlendiler. Bununla birlikte Kökserek ayrı ıssız yerde çok hareketliydi. atı ise kaldıramıyordu. malını bir araya toplayıp gözlerinin önünden ayırmayıp hiçbir yere kıpırdatmadan gözetim altına almışlardı. adır adır peşinden koşturtup yolunu şaşırtmıştı. Onu. Kurdun yaklaşamayacağı yerden. uzaktan tüfek atıp korkutmak isteyenler de oldu. ayazlı gecelerde bir iki ağıla da indiler. Kökserek için konan zehri köpeklerin yiyip kırıldıkları da olmuştu. Birkaç gün bir iki obanın etrafında cirit atıp onun ardından bir hafta on gün kadar ortalıktan kayboluyordu. Son aylarda bir obanın insanı. Sıcak günler onları mayıştırıyordu. ondan ötesi göldü. Ama eski alışkanlığı üzere beyaz kurdun karşı çıkması gerekirdi. Bir gün Kökserek yine hızla gelip. Kendisi gelip Kökserek'i koklayıp sürekli yalıyordu. Her taraf yeşillenip yaz gelince iki kurttan Karaadırın halkı rahat bir nefes aldı. gizli saklı geldikleri vadi. Karaadır'ın dışında ıssız bölgede iki büyük tuzlu göl vardı. dereler vardı. Yakın yerde kamış. bu çalılık vadiden gelecek dendiği zaman tam da o yerden çıkıyordu. Böyle durumlarda beyaz kurt yürümekten yorgun gelip dinlendiğinde Kökserek etrafında kar eşeleyip savuruyordu. Kurdu kar kaldırıyordu. Birkaç obanın "Kurtlarla başedebilen sağlam. bilig-5/Bahar '97 . Defalarca Kökserek'in üzerine çıkıp mırıldanarak hafiften dişliyordu. Güvenliydi. Kökserek inin ağzını tırmalayıp toz duman ettikten sonra vücudunu sürüyerek zorlukla çıktı. Kökserek tam o ana denk gelmiş gibi hazır ve nazır olarak sahneye çıkıveriyordu. ağzından kesek kesek kuyruklan kustu. İnsan gözünden uzak onu buraya getiren beyaz kurttu. iki kurt hakkında Karaadır halkının efsanevî hikayesi oldu. Oylum oylum toprak görünmeye başladı. inin civarında oluyordu. üçüncü obalar göreceğini görüyorlardı. Saldın zaman ve mekân tanımıyordu. Öyle durumlarda Kökserek de goruldayıp "gür gür" diye sesler çıkarıyordu. Onun payından ikinci. Arkasından Kökserek yine oynuyordu. sabahı..112 Boranlı. Bunların göz açtırmadığı halklar. Günde bir defa avlanmadan kanaat etmiyordu. Zehir koyanların zehrini de yemedi. Bunu yapmadı. halk biraraya geldiğinde sohbetlerinin konusunu bu iki kurt teşkil ediyordu. Ama gece gündüzün birinde ne yaparlarsa yapsınlar mutlaka bir gafletleri oluyordu. Her obanın yakınlarında kendilerinin belli başlı gözetleyip geldikleri bayırları. Bütün bunların hepsi. Bir defasında da ünlü kestane renkli atıyla Arıstanbek çıkıp peşine düşmüştü. Fakir bir obanın ağılına girip on kadar koyununu tek kendisi boğup öldürerek yakayı sıyırdığı da oldu. Ondan da çekinmedi. kanlı canlı olup böyle bir şanın gölgesinde gelişip büyüyordu. Yine cirit atıp Karaadır'ın kışlaklarına sırayla saldırıyordu. Kamışların arasındaki birçok kuşun yumurtasını yiyordu. akşamı farketmiyordu. güçlü" denilen köpekleri de yenildi. Birkaç gün güneş açılıp her yerin karı eridi. Onların arasında sık sele sazlığının içinde eski bir kurt ini vardı. Kış sert. bir hayvanı kuytu bir yerde parçalayarak yiyip ıssız ve az uzaktaki yuvalarına dönüyorlardı. diğer bir obaya ulaştığında. kulaklarını geriye dikip öfkeyle atılmaya yelteniyordu. Hava ısınmaya başladı. Kökserek semirerek. Kökserek'le Beyaz kurt oradaydı. Bu zaman Kökserek diğer taraftaki halkı kolluyordu. öğlesi. Bu nedenle at hazırlayıp çomak alıp yakalamak isteyen gençler olsa da ellerinden birşey gelmedi. Süratle gelip ısırarak geçiyordu. İkisi bundan sonra uzaklaşıp dalaşmıyorlardı. Çekildi. Başından yuvarlanarak düşse de bazen beyaz kurt hırıldayıp dişini takırdatıp. o sele sazlığından. yemekten sonra vücudunu epey rahatlatıyor. haz veriyordu.. Beyaz kurt da oyunu sevmeye başladı. Geldiğinde o belden. Bazen zıplayarak atılıp ensesinden kavrayarak ısırıp sıkarak bırakıyordu. Beyaz kurt. kar kalındı. Öğle vaktinde veya sabah.

Yarışarak birbirlerini geçerek. Beyaz kurda yemek de taşıdı. ikinci. Ondan sonra adıra girip. koklayıp bazen yanlarına da uzanıyordu. avunlandı. ikisi de beyaz kurdun peşinden gitti. sürekli inliyordu. Yese de semirmiyordu. dağa doğru ilerlemişti. Gece obanın ahırına hücum ettiğinde bekçinin köpeğinin kışkırtıcı sesi. Bunu yaparken Beyaz kurt havlayıp üzerine atılmıştı. Bir gün büyük bir takip oldu. İki defa takip oldu. Arkadaşının kokusu yok. Tuzlu gölün kuzey yakasında boylamasına mekan tutan beş altı oba Kökserekten tekrar nasibini aldı. iki kurdu unutmadı. Kökserek geriye dönüp geliyordu. milli. Gece boyunca uzun uzun uludu. Akşamlan kulun yediler. Bir günü.113 İnin içinden başka bir koku sezip Kökserek kafasıyla gövdesini sokup hırıldayarak varıp küçük. buna rağmen durmayıp boz enikleri yere yulkarak çalıp kaburgalarını çıtır çıtır kırıp öldürdü. Özellikle yağmurlu ve fırtınalı. Şimdi de o ikisini görmeye başladı. Sonunda onlara ısındı. Yanında yürüyen sadece gölgesiydi. kıvranıp kalkamıyor arka ayaklarını basamıyordu. Bunu birisi kovalayıp. buna büyük bir kalkan görevi oldu. minik eniği dişleyerek çekip çıkardı. Biraz uzaklaşıp halk uyuma- bilig-5/Bahar '97 . Kökserek. Eskisinden daha da azdılar. Arkasında yeri takır tukur basan sert nal sesleri onu artık beyaz kurtla birleştirmedi. göl kenarındaki kamışlıkta yatıyordu. Kamış arasına gizlendiler. üçüncü enik tekrar ortaya çıktı. Enikleri yalayıp. İkisi beraber kaçtılar. bir başına dolaşmaya mecbur kaldı. Sadece sesinden biraz çekiniyordu. Az sonra arkadaşı tekrar ona katıldı. İnlerinin üzerinden insanların geçtiğini farkettiler. Buna rağmen birçok yere beraber gittiler. İkisi iki yöne kaçtı. tay yediler. Ama ikisinde de göle girip suyun ortasına kadar ulaşıp öylece kalakaldı. Peşini bırakmayıp olanca gücüyle koşup dağa göndermeyip önünü kestiler. köpeklerin havlaması umurunda değildi. buzağının sayısı elli. Mecburen ayrıldı. altmışa ulaştı. Çok uzağa gitmedi. bozkırdaki koyuna saldırdı. bu yürümeyip duraklayıp kalıyordu. Kökserek inatla. etrafı bataklık. İnsanlar buradan uzaklaştıktan sonra ine geldiler. şafak sökene kadar yeri eşeleyip tozu havaya çıkardı. Ama Karaadır halkı. Biraz koklayıp yalayarak tadına da baktı. inledi. Kökserek ardından gidip zar zor buluyordu. *** VI Yaz boyunca yalnız yaşadı. beyaz kurdun izine düşüp koşmuştu. Beyaz kurdun memesi hala sarkmamıştı. izi de kayboldu. Bir tepeyi aşıp ovaya indiğinde kokusu da. Zaman zaman gece yarısında parıldayıp patlayan tüfek de atılıyordu. bir iki bel aştıktan sonra takipçiyi şaşırtıp kurtuldu. Bazen Kökserek hızlı gittiğinde. Bazı zaman bir iki gün aç da kalıyorlardı. tuzlu göl. Sadece bir enik kalmış. Sığ olmayan. Geceleyin bir obanın patırtısını diğer obaya katıp altını üstüne getiriyordu. karanlık gecede çiseleyen yağmur altında Kökserek iyice çılgına dönüyordu. onun yerini at insan kokusu almıştı. Böylece takip günü Kökserek gece boyu. Ama arkadaşı ortalarda yoktu. Artık toprak kurudu. Beyaz kurt ovaya doğru koştu. Yönleri Karaadır'aydı. İkisi tekrar Karaadır'a yöneldi. Beyaz kurt oynamıyor. Hepsi onun peşine düştü. Yazın yediği kuzunun. Beyaz kurt eniği dişleyerek getirip kamışların arasına sakladı. Durmadan eski izleriyle önceki halka yine kan kusturdular. Ama bir değil. Pıhtılaşmış bir kan gördü. Tekrar yalnız. İlkbaharı otla kıvamına gelen semiren aygırlara tekrar binildi. Kökserek mecburen yan çizip üçünün önüne kendisi geçti. Bazen tek başına dolaşıyor. Ayın altında bir o tarafa bir bu tarafa sallanıp uzun süre dolaştı. Gündüz gelip. ikisi bir kuzuyu yiyorlardı. Üç güçlü insan Karaadır'ın ovasında ladin ağaçlı kuytu bir yerden çıkarıp iki kurdu terletip sıkıştırıp kovaladı.

Bir gün bir gece aç kaldılar. geride kalan leşleri görünüyordu. Çılgınca koşan güçlü. bilig-5/Bahar '97 . Birleşerek yılkıya da saldırdılar. ağzına en azından bir iki batman kuyruk geliyordu. yılkının kesilmiş yelesi gibi sık ve sağlamdı. kelle tüyleri saçılmış. Onun boynu Kökserek'ten biraz daha kalındı. Bir iri beyaz kurt gelerek yanağından yaladı. birlik halindeki grubun karşısında hiç birşey duramıyordu. Dişi kurtlar Kökserek'in yanından ayrılmıyordu. Yine karlı boranlı kış geldi. fırtınalı karanlık bir gecesinde yılkı sürüsüne daldı. çoğu da yaralıydı. tay kendini toplamaya fırsat bulamadan Kökserek'in altında can verdi. Büyükleriyle hırıldaşıp dalaşmıyorlardı. Kökserek de aynısını yaptı. Daha sonra insanların gelip kurtardıkları koyunların çoğu bitip tükenmiş. iri yaşlı çolak bunun yanından "hap!" diye hızla geçti. O dönüp bir tarafa doğru seğirtene kadar. Kurt ısrarla direnip bir anda bıraktığında tay tepesi üzerine düştü. Sadece iri kök şolak koklaşıp yalaşmadı. Ama onlar Kök şolak ile Kökserek'ten çekiniyor. avunlanıp tekrar bir araya toplanarak ileri doğru atıldılar. Bundan dolayı obaya yaklaşır yaklaşmaz ok gibi fırlıyordu. Bunlar dilleri sarkmış. Diğerleri dişi kurtlardı. takırdatıp kar sıçratarak hızla yanına yaklaşmıştı. İkisi tekrar karşı karşıya geldiğinde birbirine atılmadan sadece yaklaşıp gor gor edip hırıldanıyordu. Kökserek çok semirdi. Ama etini çekip çene kemiği çıkarılan tay olmasa hiçbirini yere yıkıp rahatça yiyemediler.114 ya başladığında tekrar sahneye çıkıyordu. Boyu posuyla sadece Kök şolak onunla yarışabilirdi. birisini Kökserek kalın kar tabakasına sıkıştırıp kendi taktiğiyle düşürdü. çılgınca yiyorlardı. Birçok yılkıcı takibe koyulup yedirtmedi. Sadece ensesi Kökserek'inkine benzemiyordu. Kalabalığın önündeki. zelzele olmuş gibi patırtı içinde altını üstüne getirdiğinde. Hepsini kokladı. Koşarken üstün olsa da kavgada bunun gibi sağlam değildi. O sırada bir semiz. Boranlı bir gün kümeleşip gelen koyunların arasına girip darmadağın edip birçok koyunu yaralayıp yiyerek kırıp geçirdiler. İçi paramparça olan kunanın vücudundan buğusu yukarıya doğru yükseliyordu. Saldırıyı beraber uyum içerisinde gerçekleştirdiklerinden yemeği herbiri ayrı ayrı. Kan ve artıklar başlarına gözlerine bulanıp ense kılları dikleşip. çok oynuyorlardı. Karşıya doğru yürüdü. Hepsi yerde avunlanıp karı ağızlarına aldılar. ağızları sonuna kadar açılmış. onun içinde bir iki erkeği vardı. Ayazli ıssız engin bozkırlarda açlık geceleri başladı. o da aynı şekilde yaladı. Sinirle yeri eşeleyip karı savurarak uzun uzun uludu. Bütün kurtlar etrafını çevirip vahşi ağızlarını soktular. Üçü. Kökserek'de burnunu öfkeyle kırıştırıp dişlerini gıcırdattı. boyunun yükselmesi gücünün artması bu sene olağanüstüydü. Vücudunun dolgunlaşması. Bu katılan grup demin otardaki3 yılkı sürüsünden bir tayı yiyip gelmişti. Kökserek'in katıldığından beri ilk saldırı buydu. Ağızlarına kar alıp. Küçük boylu bir Kunandı bu. Bir ara ayın altında karaltılı bir grubu gördü. uzun. Yılkının ikisi kaçarak obaya yaklaştı. Ahırın yangın çıkmış. Kokuları Kökserek'in genzine kadar geliyordu. Şimdi onların lideri kök şolaktı. Bozkırda bayırın başında uğuldaşıp uluyarak batıya doğru tütünü süzülen karaltılı obaya doğru yöneldiler. dalaşıp çekişmeden yediler. Her yere budları. hepsi koşarak lehleye lehleye geliyordu. vahşi tayı sıkıştırıp yetişerek kuyruğundan kapıp direttiğinde tay bir yere oynayamadı. Renk atmış kılları. Böyle onunki gibi çıkıntılı değil yassıydı. dördü enik. Arkasından yetişen çok sayıdaki beyaz dişi kurt. Kökserek'i kokluyordu. Toplanıp adıra doğru yarışarak koştular. Halkın evlerine gireceği vakitte obaya dönmekte olan iki üç yılkıyı bastılar. Grup içinde Kökserek'ten güçlü kurt yoktu. Küçüklüğünden beri günde iki kez yiyerek oburluğa alışan Kökserek. Güzün. O anda süratle atılıp boğazından hırıldayarak kapınca. obaya yaklaştığında gözü takılıp aklı başından gidiyordu. Bu yaz. Bu grup on kadardı.

kök şolakın üzerinde duran ayaklarını sertçe ısırıp üzerinden atı verdi. Kasıktan. Leşten başını çekerek. kızaklı bir yolcunun yolunu kestiler. Boran çıkmış. İkisi yulkuşup çekiştiğinde tavşanın başıyla gövdesi Kök şolak'ın ağzında kaldı. Ne yapsa onlar da onu yapıyordu. Azı dişinin biri kırılmış olan Kök şolak öfkeli ve hırçındı. sağlam. Kalan grubun tartışmasız lideri Kökserek oldu. Şaha kalkmış biçimde boğuşurken. Tekrar bütün civarda ün salan dokuz kurdun adı çıktı. düşman yağmalamış gibi oluyordu. dört ayağı kalmıştı. Kökserek başını çevirip Kök şolak'ın kulak şakak arasından yakalayı verdi.115 Kökserek alışkanlığı üzere leşin gövdesine burnunu sokup yulka yulka yutuyordu. Bu arada bütün ağızların tamamı üzerine kapanmıştı. Kökserek gelir gelmez ağzını daldırdı. Yine adıra doğru koştular . iyice ustalaştılar. Bir inişte Kök şolak tavşanı tostoparlak altına alıvermişti. Birbirlerinin öne geçmesine fırsat vermiyorlardı. Tek atlı. Bir ara kestirmeden hızla tek başına Kök şolak fırladı. Kök Şolak. karda avunlandılar. hep birlikte yere yıkıp öldürüp parçalayarak yemeğe başladılar. O sırada. Dünden beri birşeyler yemeyip aç kalıp üşüdükleri bir zamandı. Bazen yolunun üzerinde uzanıp yatıyordu. Yarın iki tarafına bölünerek kovaladılar. yanına bir iki dişi kurdu alıp kar savurarak yolcunun peşine düşüp yaklaştığında yolcu korkuyla yere bilig-5/Bahar '97 . Son bir budu kaldığında küçük kurtlarla dişilerin çoğu kenara çekilmiş iki kök şolak leşi çekiştire çekiştire yiyip duruyorlardı. Dişlerini birbirine çatır çutur girip kart kurt çiğniyorlardı. yansı arkasına takılıp kaçmadan gittikçe yaklaşıp dikkatle takip ediyorlardı Paniğe kapılan yolcu. düzlüğe çıkıp adıra doğru kaçtı. Gece gündüz bütün yılkıcılar bekçilikten ayrılmadı. Diğerleri bunlar yiyip bitirinceye kadar. Birkaç tepeden geçti. Hepsi de semirip coşup. Buna rağmen tay-kunanları yine de yediler. Kökserek geride kalmıştı. Kar savrulup ayaklarının altı alan talan oldu. İki gün aç kaldılar. Grup bununla meşgul olurken Kökserek bunu bırakıp. Yılkı eski yerinde yoktu. Burası Kök şolakın yeriydi. Atı. Ayaklarını kaldırarak hırıldaşıyorlar. Kendisinde kalanı hapır hupur yiyen Kökserek tekrar onunkine atıldı. Bazıları döşlerini kara dayayıp uzanarak bekliyorlardı. Dişleriyle yulkup çevirdiğinde Kök Şolak çözülüp altına pat diye düştü. Adıra girdi. Bir ara kervan yolunda da oldular. atı gidemeyince bağıra çağıra kaçmıştı. keskin dişler yulkup çekiştirirken. Kök Şolak'ın ağzı açılıp. Hırlaşa hırlaşa yediler. Yansı önüne. Gerdanından sertçe sıkıp boğarak boyun kemiğini kıtır kıtır çiğniyordu. Dokuzunun beraber bastığı yeri sel götürmüş. İkisi de leşten çıkıp biraz hırıldaşıp tekrar kanlı ete koyuldular. At. Yıkmasıyla üstüne basarak kulak sakağından ağzını kaydırıp boğazına geçirdi. tavşanın kafasını bırakıp hart diye Kökserek'in ayağından ısırıverdi. yoğun karda izleri de kaybolup gitmişti. inek gibi büyükbaş hayvanları bir kerede silip süpürüyorlardı. Hepsi Kökserek gibi cesurdu. Boynundan "hırr" diyerek bir ağız ısırdı. Av yenip bitirildi. soluğu kesilip hareket etmeye gücü kalmadı. Kısa zamanda geriye Kök şolaktan lime lime olan kılla. Bu gurubun önünde Kökserek vardı. Tavşana yaklaşıyordu. çıplak döşten. gerideki kurtların hepsi gelip Kök Şolaka hücum ettiler.Grubun önünde iki kök şolak yeldiriyordu. Issız bir yan takip ederek gelirken oyuktan bir tavşan çıkıp kaçtı. Kök Şolak'ın kanı oluk gibi akarken içinden buram buram buğu çıkıyordu. Birinin önüne diğeri geçtiğinde dirseklerinden ısırıp hırıldaşıyorlardı. Tavşana yaklaşıp sıkıştırarak Kök şolak Kökserek'in önüne geçti. koltuk altından. sızıp akan kırmızı kanın kokusu aç karınların iştahını kabartmıştı. Arkadaki kurtlar bir bir geride kaldılar. Az sonra tavşan yardan çıkıp Kökserek tarafına. Kökserek'in peşinden gelenler açlık yüzü görmedi. Yolcunun üzerine kar savurdular. Arasıra yılkıyı bırakıp civardaki obalara saldınya geçiyordu. Hırıldayıp böbürleniyordu. Küçüklüğünde oba köpeklerinden öğrendiği taktiğiydi. Arayarak otardaki yılkı sürüsünü buldu.

öfkeli Kökserek tekrar ava çıktı. Böylece beş altı gün. Uzun uzun koştu. Kendi arka bacağını "hart" diye kapıp devenin üstünde bir şey tekrar şıkırdayıp hazırlanırken bu da fırlayıp kaçı verdi. Gündüzdü. Çıkık enseli. hem soğuk birşey girip yaktı. Acı ses. Koşa koşa eski kara adıra geldi. Tekrar ensesi kabarıp eski gücünü topladı. Develi adam yan çizip grupla bu ikisinin arasına doğru yöneldi.116 düştü. Bu vadiden çıkmadı. Deve artık yavaş yürümeye başladı. Kenarda zayıfça mavi bir at duruyordu. Başına beyaz bir şey örtmüş. geçti. Kalkarken de bir ayağını kaldırarak kalkıyor. Atılıp kovalayarak kalın kar tabakasına getirip sıkıştırdı. Bütün kurtlar kan göğe savurarak kaçıştılar.. Böylece bir ara hızlıca koşup devenin yanına yaklaşıp onu geçmeye başladı. Dönmüyordu. "Pat" diye yayılan boz dumanla birlikte Kökserek'in arka bacaklarının biri cız etti. gece olunca da leşine gelip yemeğini yiyordu. Bir kalkıyordu. Okrayıp korkan atı gırtlağından alıp boğazladı. Obadakiler bunları gördü. bir iki düzlükten olanca gücüyle aştı. Direk kurtlara doğru geldi. Kan akıyordu. Öğleye yakın bir zamandı. Arkalarında da Kökserek vardı.. yarasının acısının farkına varmıştı. Yol boyunca durmadan akan kan gücünü tüketti. Bacağını yuluşturdu. Kökserek devenin peşine takıldı. Durmadan önce. Uzaktan bildik bir koku burnuna geldi. Deve yaklaşırken diğerleri ağırdan alıyordu. Açlıktan karnı zil çalıyordu. adır adır dolaşıp batıya doğru yol aldı. Sonunda akşam üzeri bir bayırın tepesinde duran atlı çobanı gördü. Bayır bayır etrafı kolaçan etti. Üzerinde insan vardı. Deve arkada kaldı. Aradan birkaç gün geçti. Ümitlenmeye başladı. bozkırı sallayıp sessizliği parçaladı. Bu da arkasından bir oturup bir kalkıp hareket ediyordu. Rüzgâra burnunu verip bilinen kokuyu aradı. Sele sazı kenarında karda avunlanırken bir deve ortaya çıktı. Deve dönüp gider diye gözetliyordu. üç ayağıyla sekiyordu. Durmadı. İniltiyle yatıp bacağını yalıyordu. Ama ayağı ancak yavaş yavaş yere basabiliyordu. Bir iki belden aştı. Daha bir başka zaman sık sele sazlı otlakta oturan beş-altı obaya da geldi. Bundan sonra Kökserek çok hiddetlendi. bu ise tek başınaydı. gürültülerle koşup gelmekte olan atlılar çıkıp onu kurtardılar. Ayağı tamamıyla iyileşti. Ama önlerine bağırıp. Bazen duraklayıp önüne arkasına bakıyordu. Deve durduğunda Kökserek de duruyordu. onun istediği gibi hareket etmeyen eniklere. Kalın kar tabakasında kıpırdatmadan yıkıp yere düşürdü. Birkaç belden. karnını açtı. Deve bozlarken şudası4 dalgalana dalgalana geliyordu yönlerini ıssız tarafa doğru çevirerek kalkıp hareketlendiler. Leş biteli iki gün olmuştu. kır kır. Çok aradı. Ama deve yaklaştığında bütün kurtlar yerinden kalkıp bozkıra doğru ağırdan almaya başladılar. Kökserek de grubun arkasından isteksizce doğrulup ısrarla arkasına bakıp ayaklandı. Beyaz başlıklı adam sağına soluna dönüp etrafını kolaçan ediyordu. bir yatıyordu. Sonunda obadan tamamen uzaklaştı. Hem sıcak. Kökserek'in de midesi gurulduyordu. At değil kaçmasa da olurdu. Gizlice yanlarına geldi. Kökserek diğerlerini öne salıp kendisi bir enikle ayrılarak sağ köşeye doğru yöneldi. Deve hâlâ bozluyordu. Kokusu ve eti iştahlandırıp acele ettiriyordu. bu tepe- bilig-5/Bahar '97 . yola dayanamayan yaşlı dişilere bazen dişlerini geçirip gözdağı veriyordu. Koşa koşa gelip bir yalçın vadiye girer girmez arka tarafı aksayarak yıkılıp düştü. bazen de arka dizleri üzerine oturup deveyi kolluyordu. Hava çok soğuktu. Etrafa feldir feldir bakıp. Bir vadide üç-dört atın otladığını gördü. Hergün akşam vaktini gözlüyor. Etrafında. Diğer kurtlar ayrı bir gruptu. Durduğu yerde kar savurup eşelemeye başlıyordu. Ama hâlâ o kadar da çok yaklaşamamıştı. Bazen hızını artırıyor. önündekilere yetişip onları durdurup. O anda da devenin üstünden uzun bir şey uzanıp "pat" etti. Doyasıya yiyip vadisine döndü. Ondan bu yana açtı.

Bu onu daha da hiddetlendirip kudurtmuştu. Bazıları herhalde kurt kuduz diye de şüpheleniyorlardı. bu iki ayaklılar yüzündendi. Çoban hastalanıp babası bir günlüğüne koyuna göndermişti. Ama onu gören çoban bağırıp buna doğru koşturdu. O ünlü bir avcıydı. Kendisi bu civarın varlıklı. Kısa zamanda bolıs halkın dilinden düşmeyen Akkaska'nın soyunu araştıranlar da vardı. Soyu. Tek çocuğu. Eğer öyleyse bir çocukla durmazdı. Doğduğundan bu yana bütün çektikleri. Bu çocuk Kurmaş idi. Ondan sonra çocuğun soluğu kesildi. Bindiği. insanın kemikleri ufalanıyordu. Üzerine kurt hırıldayıp atıldığında gözü bir açılıp bir kapanıyordu. kendisinin hızlı boz döneniydi. Şimdiye kadar altı kurt avlamıştı. bu Kasen'in itiydi. Eskiden beri avcı kuş gönderip it salmıştı. etraftaki başka halklar arasında da nam salan Akkaska. Çoğunluk buna mezar kazan kurt dedi. Yemeye müsaitti. Hiç olmazsa izini görüp yönünü tayin etmeliydiler.117 nin yüzünde koyunlar dağınık halde otluyordu. Kökserek hırıldayarak diş uçlarıyla yulkup başını savurduğunda çocuğun bir gözünü oyup aldı. Kurt. Şehirde memurluk yapan küçük bir erkek kardeşi vardı.. Bu anda geri dönüp atlıya doğru "hart" diye atıldı. Topluluk Kökserek'i aramaya karar verip cenazeden ayrıldıktan sonra Kasen. *** VII Kurmaş'ın cenazesine toplanan Karaadır halkı Kökserek hakkında çeşitli hikayeler uydurdu. Karaadır'ın beyefendisiydi. Bu sohbetin başını Kasen çekiyordu. Onun vasıtasıyla bu sene.. Giderken yutuverdi. Ardına kadar açılan ağız bir şeyi yulkarak indirmek niyetindeydi. Sol taraftaki delik kulağın yırtığı sallanıyordu. Akkaska gelir gelmez sonbaharın bir gününde bir kurt yavrusu. geriye dönüp atıldığında hoplayıp zıplayan boz attan çocuk yuvarlanıp yere düştü. çoban sıkıştırıp kovalamaya başladı. Üstelik daha yeni kar yağmıştı. Gece çocuğun ölüsünü buldular. Kurdun ağzı değmeden önce ödü patlamıştı. Artık tekrar kar yağmadan izinin yönüyle Kökserek'i bir an önce tespit etmek gerekti. Yanında tayın izi kadar büyük kurdun da izleri duruyordu. kendi obasına gelip beş-altı adamla beraber Akkaska'yı yanına katıp adıra çıktı. En son gördüğü buydu. bir büyük kurt avlamış. Vakit akşama yakın bir zamandı. yoksa atın hızlı olmasından ötürü mü sonunda boz at ardından yetişip Kökserek'in ensesine hafif bir sopa pat diye değdi. biricik Kurmaş'ın ölümü babasına çok dokunmuştu. Şimdi tüm Karaadır'a da. Bundan dolayı mı. Kökserek'te şimdi önceden hiç olmayan öfke ve vahşilik vardı. deminden bağırıp gelen çoban da yanına yaklaşmıştı. Aniden atılırken bacağının yarası açılıp cız edip acımıştı. iki sene olmuştu. Kurmaş'in babasıyla uzaktan akraba olup sıkıfikiydi. çocuk sesi korkutmuyordu. Ama yakında oba var. Obaya da saldırırdı. Bunu ev içiyle ağıtlar yakıp mezarı başında sicim gibi gözyaşlarını dökerken gördüğünde. Olanca gücüyle kaçmadı. Bu nedenle yarını beklemeden duraklamadılar. Koyunlar hep birden tapırtılar içinde ürküp çobana doğru koştular. Kafasına doğru iyice açılıp gelmekte olan ağzının yukarı tarafında kendisine tanıdık bir kulak göründü. Kurt yaklaşıp bir kızıl koyuna ağzını hazırlayıp saldıracaktı ki. Yere düşüp yuvarlanan çocuğun üzerine fırladı. Ama kudurdu demek de akıl işi değil. Bu toplantıda ne yapsa da peşine düşüp bunu avlamaya. Onu yulkup indirirken boz at okrayıp sıçradı. Hızla zıplayıp hırıltılarla çocuğu yakaladı. öldürmeye karar verdiler. Ermeni itinin soyu diye kökünü efsaneye dönüştürmek için: "Bu savaşçı yaşlı Bögembay5 itinin tohumu" diyenler de olmuştu. Kurmaş'ın babası Kasen'e: bilig-5/Bahar '97 . Mecburen dönünce. Çocuğun korku dolu feryadı duyuldu. Çoban büyük değildi. Boz at kaçıp uzaklaştı. Uzaktan hedefini belirledi. Kasen. Koyun da yoktu. güzün bunun obasına oba dışından kurt avlamak üzere bir it gelmişti. Koyunların da peşine düşerdi. güçlü bir yiğidi. Bunun dişlerine çocuğun donunun kenarı takıldı.

Güzden beri Kasen obasının iki üç seçkin köpeğini boğdu. bir iki kez terini almıştı. Akkaska hâlâ iz takip ederek geliyordu. Akso- bilig-5/Bahar '97 . Tüyleri akçıl san. Bütün avcılar arkasına takılıp yeldirerek koşturdular. Bunun dışında. Akkaska çok saldırgandı. Onun tokluğu giderildi mi diye bir endişe de vardı. Avcılar. İki gözü yuvalarından fırlayacak gibi iriydi. kurdu. içindeki fazlalıktan arındığı zamandı. Avcıların söylediğine göre. alnı ince akıtmalıydı. Akkaska durmadan. Yoksa yolda rastladığı köpeklere saldırıyordu. Güz gününde evde kesilmekte olan koyunun etini yedirmeyince üzerine yürüyüp Kasen'in bir iki kez elini kapıp ısırmıştı. Sürekli etrafa ateş saçan kıpkızıl gözlerin. Bütün avcılar ize bakıp kurdun büyüklüğü karşısında şaşkınlıklarını gizleyemediler. Karın hâlâ berkidiği yoktu. Başkaları da Kasen'e: Bugün Akkaska ya ölsün ya da öldürsün! Bundan başka birşeye itinin lüzumu yok! demişler. Kurmaş'ın obasıyla Kasen'in obasının arası yakındı. Son zamanlardaki yemeği çoğunlukla sert çökelekle karıştırılmış sıvı aş idi. ensesi topaklanıp gücünü sırtına verip vücudundaki yağdan. Akkaska eski tembelliği üzere ize ulaşıncaya kadar yavaştan alıp isteksizlik gösteriyordu. Bunun ikisini birgün içinde sonbaharda avlamıştı. Dışarı götürülüp avın izine bırakılıncaya veya avının karaltısını görünceye kadar. Görüntüsü tazı görüntüsünden ziyade kurda benziyordu. uzun sicimden boşalmıyordu. İnsanlar ayırmazsa altına aldığı iti öldürmeden bırakmazdı. kış ortası olsa da bu sene kar yoğun değildi. Onun yanısıra şakak ile boyun bütünleşip kaya gibi döşle birleşmişti. Gösterişli şakakları övülmeye değerdi. Bundan önce Akkaska'yayavaş yavaş tavşan avlatıp. Sadece bu sabah birazcık yemek verilmişti. *** VIII Gün. Karnı iki mezel doyuruluyordu. Ondan beri kış kılları yetişip yüzü canlamp iyice havasına girmişti. Çok öfkelenip iştaha geldiğinde sahibini bile ısırdı. Ayaklarının kalınlığının da aşağı kalır tarafı yoktu. tilkiyi itle avlamanın tam zamanıydı. Bundan dolayı obaya geldiğinde zincire vuruluyordu. ikindiye yaklaştı. Havadan nem kapacak kadar asabi ve hırçındı.118 — O biriciğimi öldüren kurdu bana teslim edip gözlerini oydurtmazsan sen bana akraba değilsin dedi. Başını yerden kaldırmadan devam ediyordu. İzi görüp biraz kokladıktan sonra kafasını aşağıya alıp burnunu izden kaldırmadan ormanlık adıra doğru koşarak gitti. Akkaska'nın boyu kurttan küçük değildi. Öyle durumlarda köpek sürüsünün içindeki en iri erkek köpeğe atılıp kulak şakağından yakalayıp altına alıp ezip hırpalardı. arkasına bakmadan sürekli koşuyordu. Bembeyaz karın üzerinde besbelli büyük izler duruyordu. Uzak yerden geldiğinden kilo kaybetmiş olan Akkaska'yı kış günü karda koşması için formunu bulsun diye besiye çekip. Bu nedenle çok zaman geçmeden avcılar dün çocuğun öldüğü yere ulaştı. Kurdun bugünkü yönü Tastıkudık'tan da geçip Aksoran'daki yılkılara doğru yöneldi. Kasen. Kalın da değildi. bir iki adam ve avı seven dört beş arkadaşıyla son zamana kadar atların bakımını yapmıştı. Kuyruktan omurga çıkıntısına kadar kabarıp kalkık bir sırt oluşturuyordu. Karaadır'dan beş altı km uzaklaştı. özellikle eğitiyordu. ama obanın kalabalık köpekleri önüne çıkıp kulakları tırmalayan sesle havlayıp etrafını sardıklarında veya birisinin dişleri etine geçtiğinde çıldınyordu. Bunun da ensesi yay gibiydi. Bütün bu sözler Kasen'i acele ettirip öfkelenmişti. kendine has hırçınlık ve cesareti vardı. Üçüncüsünü kar yağdıktan sonra oba civarından avlamıştı. İstikameti. Akkaska Kasen'in yanında olduğundan beri üç kurt avladı. Bütün vücut yapısı kurda benzer bir biçim taşıyordu. İtlere karşı genel davranışı: kendisi gidip dalaşmıyor. ıssız Tastıkulak tarafına doğruydu. Kendi dolaştığı yerde diğer köpeklerin nazını kaldıramazdı. Ön tarafı arslan biçimini andırıyordu.

Bunun nasıl bir şey olduğunu anlamıyoruz. İki çadırın birinde Kasen obasıyla tüm Karaadırın da yılkısı vardı. Bir obaya. Kasen onbir. Akkaskanın altına önceden hazırlamış olduğu keçesini koyup yanına yatırdı. Akkaska. Kış güneşi uzaktaki karla kaplı suttan kızıllaşıp çıkarken bütün atlılar dört bir tarafa dağıldılar.. Tan ağarırken bütün avcılarla kalabalık yılkıcılar ata bindiler. tatlı sohbetler oldu. Zincire bağlı halde. Kurmaş'ın ölümü de sohbetin konusunu teşkil etti. Çünkü Akkaska dağ başında oturmanın ne amaç taşıdığını çok iyi anlayıp farkına varmış gibiydi. O olsa olsa Aksoran'ın civarında bir yerde bulunur. bunun keskin burnunu içinden beğenip takdir ediyordu. yeldirerek koşturduklarında hızlı atların nallarının altından tozup havaya saçıldı. kayalıklı. etrafa arasıra göz gezdiriyordu. Bunun boynuna sicim geçirildikten sonra bütün grup yürüyerek Aksoran'daki çadıra yöneldiler. Takipçilerin elinde sopa ve çomaklar. Bu tepenin yanıbaşındaki yere atını bırakıp Akkaska'yla birlikte yaya olarak bir iki. Kurdun bu tarafa doğru yöneldiğini anladıktan sonra avcılar birbiriyle akıl danışıp Akkaska'yı çağırıp durdurdular. Onun ortasındaki yükseklik Aksoran'di. misafire. Çatır çuturtularla çadırdan büyük bir moralle çıktılar. Ama dar çadırda yabancıların ortasında Akkaska çabuk sinirleniyordu. Akkaska'yı kendisi alıp Aksoranın en yüksek tepesine çıkacak oldu. Adamlar kendi çadırlarına gelip konakladılar. İzi tayın izi kadar.119 ran'da iki çadırın güttüğü yılkı sürüleri otluyordu. aradığınızın ta kendisi. Bu tek kurt dünden beri sürümüze daldı. Kalabalığın hepsi etrafı sarıp onu bekledi. — O. Bekliyordu. Epey zaman hırıldayıp gorulduyordu. Uzun yol için hazırlanan bedev biyelerle hızlı aygırlar gece yarısında yakalanıp yediklerini sindirmişlerdi. Çadırda gece boyunca neşeli. Dün yarısını yiyip bugün o jabagayı gece sakladığı yere gidip geri kalanını yiyip karnını doyurarak şimdi Aksoran'ın eteklerine gelmiş. — Son zamanlarda kurttan rahattık. Tam kâfirin teki. Tek başına bir semiz jabaganın yarısını yemiş. bir elimize geçirebilseydik! diye jabagası yenilen yılkıcı Beysembay yakındı. soluğu kesilip ileriye yanaşıp ateşe doğru yöneliyordu. sık lâdin ağaçlı büyük engebeli bir araziydi. yılkıcılara ve hoş sohbete renk kattı. Yüksekten tomagası çıkarılan kartal gibi süzüp sağına soluna bakınıyor. üç tümseğin duldasına gelerek oturdu. Bu gece orada geceleyip yarın erkenden yılkıcıları hızlı at-aygıra bindirip kalabalık bir grup halinde. bazen "hart" diye ateş etrafındakilere gözdağı veriyordu. Alaca karanlıkta yatarken iki gözü kıpkırmızı lamba gibi parlıyordu. Kasen. Etrafı küçük tepeler. Ateşe dimdik kesilen gözleri sinirle kana bürünmüştü.. peşine düşmek istediler. Yatarken Akkaska'ya azıcık sert çökelek ile sıcak yumuşak et verildi. Bütün bunların altından o çıkıyor. Dağ başındaki rüzgâr ıslıklıyordu. Akkaska hırıldarken önünde oturan Beysembay soğuk terler döküp tir tir titriyordu. Bolca haşlanmış semiz et. Ah. Dünkü jabagayı yiyenin Kökserek olduğu gerçek idi. babasını. on iki kişilik grubu dörde ayırdı. boz bilig-5/Bahar '97 . Bazen doğrulup her tarafa göz atıyordu. Rahatına bakıp yatmayı pek düşünmüyordu. Her tarafı arayanların önlerine bakıyor. Diğerlerini dağ ile ufak adır. diye çadırcıbaşı konuştu. Beyaz kar. Öbür günü gelip bir tayı da yiyip gitmişti. engebeli yerleri çevirip etrafını sarıp Aksoran'ın en yüksek tepesine doğru "didik didik arayın" diye her yöne yolladı. Aksoran'ın eteklerine doğru geldiklerinde. Kasen ağırdan yüksek tepeye doğru yöneldi. Kasenler gelince tüm yılkıcılar malumat verdi: "Geçen gece Kök şolak yılkıcılara saldırıp bir jabagayı6 yemiş. bir sürüye saldırıyor. Hava şimdi biraz soğukçaydı. Bütün her taraf görünüyordu. Yolda iki üç yerde Akkaska'yı avunlandınp soluk aldırarak dinlendirdi. Böylece yarım saatten fazla geçince tepenin başına ulaştı. — O fazla uzağa gitmedi.

. Onun ovasına doğru yaklaştığında atın nal sesleri dinmişti. kuyruğu kısa ve boyu dağ başında tay gibi görünüyordu. Ama Akkaska yere düşmedi. İlk yakaladığı yerden Akkaska'nın dişleri çözüldü. Tecrübesiyle. Kaçarken arkasına dönüp bakamadı. İkisi şahlanır halde birbirinin kulak şakağından da gırtlağından da kaptırmıyorlardı.120 çalılıklı. Bu kavga ne pahasına olursa olsun birisinin altta kalmasıyla bitecekti. kulakları aşağı sarkıtıp Aksoran'm sırtına doğru yol almıştı. Süratle öbür ta rafına geçip önünü keserek üzerine atılıp Kökserek'in kulak şakağından yakaladı. altında formunda olan ak bedevisi olan Beysembay süratle koşup sırta çıkarak tekrar seslenip yukarıya doğru süratle koşturdu. bütün gücünü toplayıp dört ayağı üzerine dikildi. Şu anki durum kılcal damarlarına kadar harekete geçirip yakıp kavurmuş gibiydi. Akkaska yerinden fırladı. sırtın tam üzerinde arkasına dönüp bakan karnı tok tayınşa8 gibi bir kök şolak duruyordu. Uyanıp dizlerinin üzerine uzanıp ağzına kar aldı. Akkaska'yı kaldırarak yukarı sıçradı. Elinde uzunca sopası. Önceleri Akkaska böyle ısırıp savurduğunda özellikle yokuş aşağısına doğru ısırdığında nasıl bir kurt olursa olsun tepetaklak burnu üzerine düşerdi. sırta doğru devam etmek istedi. Sesler yakın yerden gelince. Tekrar etine diş geçince çılgına dönen Akkaska'nın öfkesi taşkın seller gibiydi. Kökserek ardına bakarak dikkat edememişti. Tam bu sırada karşı yamaçtan gelmekte olan iki büyük insan seslenip ona doğru atıldılar. Akkaska'nın vurup geçtiği hızıyla kapaklanan Kökserek yerinden sıçrayıp atıldı. Böyle durumlarda güçlü ağzıyla yerinden kaldırmadan gırtlağından boğup atardı. Kasen bunun siciminden çekerek. Kökserek de deminden beri peşini bırakmayan köpeğe karşı gerçek oyununa başlamıştı. Kurtlarla çok kez boğuşup takip başladığından beri Akkaska vücuduna diş geçinceye kadar bütün gücünü kullanmazdı. Bunun süratli indiği vadi dimdik bir yardan oluşuyordu. Kalkıp iyice bir gerindi. Kasen'de. Efsanedeki bozkurttu sanki. Çünkü arkadaki gürültü tekrar yoğunlaşmaya başladı. Bu da ona atıldı. İkisi yüzyüze gelip birbirlerine sıçrayıp kızışıp çenelerini birbirine geçirdiler. Ön ayaklan havada direşip bilig-5/Bahar '97 . Ağır ağır sırta çıktı. engebeli bir vadide uyuyordu. İnsanların kokuları hissedildi. Bir vadiye inerek koşup sağ taraftaki ikinci sırttan aştı. Akkaska kendisinden önce kalkıp goruldayıp atılan kurdu gördü. Kulağına uzaklardan bir ses geldi. Sırta çıkar çıkmaz Akkaska da onu görüp fırlayıp üzerine atıldı. Bu sefer öyle olmadı. Kökserek ısırdığında tamamıyla kavrayamayıp sadece derisinden almıştı. Kökserek hemen dönüp sırtın öbür tarafına iner inmez vadiyi boylayarak yukarıya doğru koşturdu. Kökserek aynı istikamette. Ama tam bu anda ardındaki karda tekrar tekrar kart kurt basarak gelen birşey yaklaşmıştı. Bu sırada kulak şakağından ısıran mengene gibi sert demir ağzı yulktuğunda yokuş aşağısına doğru sendeledi. tüm sesleri ikilendirip boşluğunda içine alarak yutup boğuyordu. yavaşça köpeğine "kiş kiş" diyerek hızlı atını kamçıladı. Bir anda yaralı bacağından kuvvetli bir ağız kapıp ovaya doğru sertçe silkip kaldırarak savurdu. Bu sırada çatır çutur ağaç sesleriyle taşlık yerde takırtılarla basan atın nal sesleri duyuldu. Bir anda önüne çıkıveren patırtıya baktığında süratle gelen Akkaska ile atlıyı görüp. Issız sakin dağda sabahki hava. sol taraftaki ovaya doğru kaçtı. Bu arada Kökserek paniğe kapılmasa da ara sıra yaptığı gibi tabanları yağlayıp. Ama Akkaska peşini bırakmadı. yeteneğiyle Kök şolak'ın ağzından sıyrıldı. Kökşolak bu defa da düşmedi. Önünde bir ok boyu kadar mesafede. atına hemen biner binmez sesin geldiği tarafa doğru hızla koşturup o taraftaki sırta çıktı. Bu anda düşmanı yanından süratle geçip hızını alamayınca önündeki berkimemiş kara girip düştü. Ensesi kabarık. Artık birinden diğerinin ayrılmasına imkan yoktu.

Akkaska'nın kanlı ağzından Kök şolak'ın dişleri birer birer çıktı. Kan beyinlerine sıçrayıp. Ya Ervah. atlarından apar topar inip başlarına üşüştüler. Koynunda besleyip büyütmekten başka sana ne yapmıştı benim yavrum! diye. Ya Allah. Kurmaş'ı hatırlayıp bazılarının gözlerinden yaşlar da süzüldü. Tut onu... Sivri dişler kıtır kıtır... Kasen kalın kamçısının sapını Kökserek'in gırtlağına sokup iyice bastırarak kurdun ağzını yukarı doğru çevirdi. medet! diyerek iki atlı üzerlerine geldiler. Ama tamamen yorgunluktan bırakılan yere boylu boyunca uzandı. — Ya.. aman!.. Allah" diyerek sopalarını sallayarak geliyorlardı. — Aman!. Yukarı tarafta Akkaska: boğuşan ağızlardan sal-. tut onu!.121 bu anı yaşarken ikisi de bu işin çabuk bitmeyeceğini anlamış gibiydi. Sonuçta biraz da olsa alınan nefes sesi duyulmuyordu. işte bu melun! dediler. Kuyruğundan tutup sürükleyerek bir kenara çektikten sonra Akkaska kendini toparladı. Obaya geldiğinde Kurmaş'ın büyükannesi feryadlar içinde ağlayarak: — Kahrolası. bu. Akkaska Kasen'in sesini duyunca yokuş aşağı yulkup büktüğünde Kök şolak'ın beli gevşeyip kırt ederek yere yıkıldı. diyerek. Atlar.. Ağızları birbirinden yine ayrılmadı. Allah!. Kasen ve Beysembay "Allah.. Bu arada Beysembay da kara bıçağı Kökserek'in akciğerine sokup sokup çıkardı.. başıboş bırakıldı. yalarla karışan kan akıp karınlarından soluyorlardı. halkın hepsini gözyaşlarına boğarken Kökserek'in kafasını tekmeledi.. İkisinden de ses seda yoktu. Boğuşma esnasında düğümlenip öylece kalmışlardı. Fakat hâlâ canını çıkarana kadar kurdun çene kemiğini katır kutur çiğniyordu. Halk sakinleştikten sonra. ağzını!. Bu kurdun alt dişleriyle dilini birlikte çiğnerken kurdun yukardaki azı dişleri Akkaska'nın burnunun iki tarafından yukarı aurtlarına kırş kırş girdi. neyini almıştım?! Ne kötülük yapmıştım?. Bu sırada yukarı sırttan çıkar çıkmaz aşağıya doğru kestane renkli at da ak kısrak da koşturmuştu. Kök şolak'ın kulağına bakarak eskiden yanlarında kalıp ayrılan Kökserek adlı eniğin olduğunu anladılar. İyice yorulmuş.... bitkin düşmüştü... bilig-5/Bahar '97 . çatır çutur çiğnese de hâlâ birbirinden çözülmediler. gözlerinden kıvılcımlar saçarken Akkaska önünde ardına kadar açılan ağza çat diye dişlerini geçirdi.. Kökserek'in canı çıktıktan sonra Akkaska'yı Kasen'le Beysembay zorla çekip aldılar. — Bu. Akkaska o zaman böğrünü çekerek nefes alabildi...

bugünkü bağımsız Kazakistan tarihine bağlarsak. Bundan sonra bu coğrafyanın eski "Türkistan" adı kaldırılıp. "Türkistan" kavramının eski. M. Çokay. Yüzyıldaki kaderini tayin etmek için benimsediği. Bu canlanmanın sebebini sadece Prof. Mustafa Çokay'ın şahsiyetini ve ulaşmak istediği asıl hedefini anlayamadığımızdır. Kırgız. Özbek. uğruna hayatını bağışladığı ülküsünü anlayamamak anlamı çıkardı. sadece geçmiş tarihimize itibar ve hürmet değildir. Dr. Mustafa Çokay'ın ulaşmak istediği hedefi sadece Kazak ülkesine. en önemli isteğinin gerçekleştiğini görmeden vefat eden bu aydını bugünkü vatandaşlarının nasıl anlayıp değerlendirmeleri gerekiyor ? Bizim anladığımıza göre. Türkmen ve Tacik adında beş cumhuriyet meydana geldi.KOYGELDIEV Kazak Türkçesinden Aktaran: Banu MUHYAYEVA bilig-5/Bahar '97 . sadece eski Türkistan topraklarında bağımsız beş devletin ortaya çıkmasını değil. Kazak ülkesinin bağımsızlığını Türkistan'ı eski zamanlardan beri ana yurt edinen diğer kardeş halkların bağımsızlığından ayırmamıştır. halkımızın geçtiği yolu. A. basım yayınlarda. Çünkü Mustafa Çokay. önce "Türkistan" kavramı ve onun yeniden canlandırılmasından bahsedelim. 1924 1925'li yıllarda gerçekleştirilen Sovyet idari taksim sistemine göre Rusya imparatorluğu içerisindeki Eski Türkistan'ın yerine Kazak. Bu arada ilk hatırlanması gereken. yönetim belgelerinde ilmi. teorik ve kültür kavramı olarak kullanılmasıdır.122 MUSTAFA ÇOKAYULI Mustafa Çokay'ı hatırlamak. 1985 yılında başlayıp. onunla birlikte belli bir derecede tarihi "Türkistan" kavramının canlanmasını da sağlamaktadır. yani 1917 yılı Ekim devriminden önce ilmi kaynaklarda. 1991 yılı Aralığında sona eren Sovyetler Birliği'nin dağılması. M. Orta Asya ve Kazakistan Cumhuriyetleri olarak Sovyetler Birliğine dahil edildi. Öyle ise. ne yazık ki. Rusya baskısından kurtulma. Çokay'ın ulaşmak istediği hedeflerinin değerini. ilmi ve tarihi kavram "Türkistan" ve "Türkeli" ülküsüdür. Vatan hizmetini en yüksek seviyede yerine getiren. Öyle dersek. Öyle deyişimizin sebebi. onun yaptığı işi belirlemek. Mustafa Çokay için Türkistan bütünlüğü ve Türkistan bağımsızlığı eksik kavramlardır. Türkistan Türk halkları için bağımsız Devletler Birliği Federasyonunu kurmak demektir. siyasi. özellikle XX.

836. Türkistan halkları eski tarihi dönemlerin olaylarını tekrar yaşamaktadır. Kaynaklarda "Rus Türkistan'ı" diye geçiyor. bir kavram. Başka bir tabir ile. Çünkü Rusya belli bir jeopolitik sahada kendi menfaatını düşünecektir. onun meydana gelmesi. VII. Öyle ise. Batı medeniyeti değerleriyle doldurma gayesindedirler. belli derecede Türkistan Çin ilişkisini zorlaştırmazsa bile kolaylaştırmaz. onların bu hareketleri bundan sonraki dönemlerde Türkistan halklarının menfaatlerine ne kadar uygun gelecek mesele ordadır. Doğu Türkistan Çin devletinin içerisinde (XVIII. Türk ülkesinin sınırları Türk halklarının yerleşmesine ve türlü siyasi durumlara göre değişiyordu. Çokay'ı destekleyen "Büyük Türkistan Ülkesi" hangi yer tutacak. Ama. Böyle düşüncelere ve hareketlere şaşmamak lazımdır. Türk boylarının komşu devletlerle ve iç mücadele sonunda kendilerinin ortak etnik menfaatlerini birlikte koruma ihtiyacını kavradığı ve sosyal gelişmede o seviyeye ulaşabildiği zamandır. "Türk eli". Türkistan halklarının bu devlet ile ilişkileri genelde barış olmasına rağmen kolay olduğu söylenemez. Karşılıklı ilişkilerde etkisi bilinen aşağıdaki faktörleri de dikkate almalıyız. İşte bu durumlarda tarihte ortak adla adlandırılan Türkistan bölgesinde oluşan devletlerin kendi ortak menfaatleri hakkında birlikte düşünmemesi mümkün değildir. Batı Türkistan'ın 3. "Doğu Türkistan" ve " Batı Türkistan ". İç sebepler Türkistanlı devletlerin iş birliği. Üçüncüsü. Program düzeyinde yorumlanan öyle bir fikrin mevcut olduğu Rusya'da yayınlandı ve devlet politikası niteliğinde de bu gibi hareketler görünmektedirler. Hazar denizi. Bu soruların oluşmasına iç ve dış faktörlerin etkisi olduğu bilinen bir gerçektir. Tarihi tecrübenin gösterdiği gibi. siyasi. Batı Türkistan ise XVIII XIX asrın ikinci yarısında Rusya İmparatorluğunun egemenliği altına girdi. güneyinde ise Horasan ve Kopetdağ dağlan sınırlarım kapsamaktadır. onun tarihi esasları bugünkü duruma ve geleceğe göre nasıl değerlendirilecek ? Fars dilindeki "Türkistan" kelimesi. onunla beraber oluşan ideolojik ve medeni. asrın başlarında bugünkü coğrafi şeklini aldı. asır) ortalarında Çin'e bağlı olduktan sonra. ne zaman hangi sebepler ile ortaya çıktı ? Bize göre. Cayık. Türkistan Tarihinde Kısa bir Gezi Bizim çalışmalarımızın konusu Batı Türkistan'dır. İdil'in (Volga) denize ulaştığı havzasına kadar.066 km2 alan kaplamaktadır. Türkistan'ın doğu bölgesi bu devlet içerisindedir. Yani belli bir baskının dağılması. Batı Avrupa ve Japonya gibi büyük ekonomik.123 halklarının tarihi birliğidir. Çin ve Rusya'nın stratejik amaçlarının Türkistan bölgesinde buluşması. Türkistan halklarına tarihi boyunca her zaman "şimdi ne olacak?". onun tekrar yerine dönme isteğinin olmayacağını kimse söyleyemez. Türkistan'ın bir taraftaki komşusu Çin'dir. komünist ideolojiden kalan boşluğu. X. Türkistan ülkesini XX.563 ise. Üysin ve Göktürk devirlerinde vardı. ortak Türklük ülküsü esasında bilig-5/Bahar '97 . Hun. bu tabii ortak hedefi koruma döneminde M. bir ölçüdür. ekonomik ilişkilerini zamanın taleplerine uygun yeni seviyeye ulaştırmaktır. Bu bölgede kendi çıkarını düşünen Batılı devletler. Öyle ise. Doğu Türkistan'ın toprak ölçüsü 1. Bugün de bu sorunun yeniden gündeme geldiğini anlıyoruz. Batı sınırlan Ural dağının güneyini. "Türkistan" bizim için bir program. Türk ülkesini böyle adlandıran Sasanid İranlılarıdır (III. "yol nereye doğru gidecek ?" sorusunu tekrar öne sürmüştü. manevi değerlerin ortadan kalkması. asırlarda kavim olarak değil. kuzeyinde Irtış nehrini. "Çin Türkistanı" Çin kaynaklarında "Sinsızyan" ( 2 ) diye geçiyor. o. asrın 1980 'li yıllarının sonuna kadar yöneten Rusya'nın (sonra Sovyetler Birliği) dağılmasına rağmen. Asırlar). bütün bir fikir birliği olarak ortaya çıktığı dönem VI VIII. Ural nehrini. Dünya kaynaklarında son yıllara kadar Türkistan ikiye ayrılıyor.503 km2'dir. Türkistan şimdi belli derecede ABD. Birincisi. Bunlardan başka yerli halkın nüfusuna göre adlandırılan "Afganistan Türkistan'ı" ve "İran Türkistan'ı" kavramları da geçmektedir. Türk ülkesi anlamına gelmektedir. doğusunda Doğu Türkistan'ın doğu sınırlarını. medeni merkezlerin amaçlarını birleştirip yüzünü bölgeye doğru çevirdiği ülkedir. 503. İkisi birlikte 5. İkincisi. Bu belli bir derecede öteden beri süre gelen kalıplaşmış faydalı ekonomik ve ticari ilişkileri geliştirmektir.340.

asırlarda Turan. bununla birlikte medeniyetler. Böylece Türklerin Devlet birliği ve bağımsızlığı tehlikeye düşüyor. yakın doğudaki olağanüstü medeni birikime yol açtı. Bunlar sadece sıradan kahramanlara. 1953) önemi büyüktür. Arap hilafeti ve ona yakın bölgelerde Arap dili üniversal ilim ve edebiyat dili haline geldi. Bununla birlikte bu durum belli derecede Türk dilinin gelişmesinde zararlı oldu. felsefe ve din. belli derecede. Devleti Bunun Kağan yönetti. asrın ortasında şimdiki Moğol topraklarında Türk Kağanı ortaya çıktı. tabii " Bütün Türk Eli " ülküsünü fikir olarak ortaya attıklarını düşünmemişlerdi. Kağanlığın iç mücadelesinden yararlanan Çinliler 630 yılında topraklarını ele geçirip. y. tarihi devirlerdeki Türk yurdunun üç büyük devlet adamına diktiği anıtlardaki yazılar tanık oluyor. asrın sonlarında Turan'ın batı bölgesi Arap hilafeti içerisine girdi. tanınmış yöneticilere dikilen anıtlar değil. kamuoyunu. onların unvanlarını kabul etmeye başlıyor. Türk medeniyetinin de dünyaya açılmasını sağladılar. olgunluğa ulaşması İslam dini ve Arap medeniyeti ile gerçekleşti. M. ). edebiyat. Orta asır Batı Avrupa'sında Latin dilinin büyük önemi olduğu gibi. ilk Türk devletlerinin oluşması dönemine rastlıyor. bilig-5/Bahar '97 . Onun bu dereceye yükselmesinde Arap. Onlar. yeni tarihi dönemini açtılar ( X. Türk dili ve fonetik yazısını. Bu üçlü dönemine bütün Türk dünyası ülküsünün yükseldiği dönem dememiz doğru bir ifadedir. Türk medeniyetinin oluşum dönemi idi. A. Gumilev'in Türk Kağanlığı ile Tan sülalesi arasındaki mücadelenin sadece devletler arasındaki çatışma olarak değil. Yesevi. Türk halklarının birlik ve bağımsızlığını koruma ülküsüdür. N. Bu düşünceyi anlatan büyük Kül Tegin yazıtında şöyle diyor: Bu gibi ağır dönemlerde Kutluğ Kağan yöneten Türkler baş kaldırıp. Türk dili imkanlarını aşmakla yetinmediler. H. Türk dilinin Arap diliyle beraber ilim ve yazı. VII. ilk olarak. Çinlilere bağlı kaldıklarından çocuklarına Çin eğitimi ve kültürünü öğretip. fakat bu anlamı taşıyan büyük manalı iş yaptılar. Buna. merkezi devlet birliğinin oluşmasına.124 gerçekleşen. on iki hayvan isminden meydana gelen takvim sistemini oluşturması bunların delilleridir. devlet bağımsızlığını elde ediyor. Başka bir tabirle bu tarihi dönemde Türk medeniyetinin kendi enginliğini hissetmesi. Sonuç olarak Çin devleti ile aradaki bin yıllık mücadele Türkler için "Bütün Türk Dünyası" ülküsünü ortaya çıkardı. (BALASAĞUN.-X yy. Her medeniyet için bundan önemli iş olmasa gerek. XI. Bundan dolayı Türk dili ve kültürünün ortak Türk medeniyetinin sönmemesi için. Türklerin sosyetesi. ülkeyi birleştirme hedefini yerine getirebilen Kutluğ Kağan' a halkı İlteriş unvanını veriyor. Arap baskısı ilk dönemlerde yerli ekonomi ve medeniyete zararı olmasına rağmen sonraki dönemlerde çeşitli ülkeler ve medeniyetler arasındaki ilişkilerin gelişmesine. Kül Tegin ve Tonyukuk sürdürdü. hilafet medeniyetinin Türk medeniyeti için. Çünkü bu devrin kendine özgü özellikleri var. siyaset ve hukuk dili olduğu dönemdir. Bu durum Turan halklarını küçük kavimler dağınıklığından. Burnunun dibinde kuvvetli bir devletin ortaya çıkmasından Çin'deki Tan sülalesi (612-907 yy) hoşlanmadı. Tarihçi A. 50 yıl boyunca kendilerine tabi tuttu. vatanın ağır dönemlerinde en önemli meseleleri çözebilen devlet adamlarına Türk halkı tarafından gösterilen saygıdır. Kaşğari gibi büyük düşünür ve alimler gelmektedir.). İslam esasına dayanan IX-XI. bununla birlikte. İslam dini ve medeniyeti temelinde manevi olgunluğa ulaşmasını sağladı. bunun gibi büyük hedefler uğruna hizmet eden yazarlar ortaya çıktı. " Bütün Türk Eli " ülküsünün yeni şartlara uygun yeni çağını. O. Manevi kültür sahasında açık boy gösteren bu hareketin başında Yusuf Has Hacip Balasağun. halkını da yerleşik yaşamı ve ticareti. Bu tarihi dönemde oluşan Türk medeniyetine has özellikleri tespit etmeliyiz. İlteriş'ten sonra Tan baskılarına karşı mücadeleyi Bilge Kağan. 1986) Genel olarak bu tarihi dönem (IX. el sanatını benimsemeye. VI. Türklerin bundan sonraki takdiri için bu netice Çin Setti' nin dikilmesi kadar önemlidir. dünya görüşü arasındaki çatışma olarak değerlendirmesinin (GUMİLEV. y. Bu bakımdan. Müslüman medeniyetinin tesiri engindir. Çünkü bu alimler Türk dilinde veya Türkler hakkında eserlerini yazarak. Onlar. Anıtlardaki yazıların ortak fikri. başka medeniyetlerle uzlaştırıcı görevini yaptığını yok sayamayız. Göçebe ve yerleşik hayatın sıkı bağlantısına dayanan ekonomi sistemi.

y. Rus hakimiyetinin temelini oluşturdular. 1952) Ama kısa süren bu dönem Türk boylarının tamamen Moğollaşmasına götürmedi. Böyle bir durum genel olarak göçebe Türk medeniyetinin ortak manzarası idi. Yesevi eserlerinin sözlü ve yazılı geleneklere dayandıklarım araştırıcıların hepsi kabul etmektedir. Avrupa medeniyetini getirici izlenimi verdi. kendisi de buraya. artık batı ve doğu ülkeleriyle bilig-5/Bahar '97 . Moğol İmparatorluğu ortaya çıktı. XIII. mekteplerin eksikliğinden dolayı İslam yeni duruma göre uygulanmıştır. Bin yıllar boyunca sömürgenin birkaç türünü başından geçiren Türkistan. Göçebe yaşamında başka türlü olması mümkün değildi. Bütün iletişim kurallarını elinde bulunduran medya. belli bir amaçla ortaya çıkan siyasi ittifak olduğu kanaatim veriyor. A. Başka bir tabirle.'daki Rus sömürgesi Türkistan'a ekonomik ve medeni yenileşme getirmedi. Böylece iki dini görüşün kaynaşması göçebe yaşamın taleplerine göre. Mescit. Türkistanlılar dünya medeniyetinden dışlanan "tuzemliler" sayılarak. Cengiz ve onun ortakları devrinde Moğollara hizmet ediyor. Cengiz Han'ın yönettiği Moğol kavimlerinin siyasi üstünlüğün güçlenmesi sırasında komşu Türk ve Moğol kavimlerinin arasında etnik karışmalar oluyordu. Onların eski vatanı. Her zaman tenkit edilmeyen tarihi dönemler vardır. resmi olarak günlük yaşamında eski dini Gök Tanrı inancını devam ettirdi. başarılı Moğol tesiri altında kendilerini Moğol sayıyor. Bu tarihi dönemde " Bütün Türk Eli " ülküsü daha ileri götürüldü. Nizami' yim diyemem Şairlerin tanrısı Cami'ye eremem (SATAROUZBEKSOZO. medeni. yy' ın sonu ve XV. Emir Timur'un idaresindeki devlet teşkilatı Kanun emriyle Semerkand'a toplanan el sanatçıları. Cengiz Han devrine kadar ki yazılı ve sözlü şecere kaynaklarına Raşid addin eserine dayanarak böyle bir yorum yapabiliriz. Uluğbek'in astronomik eserleri ve Babur'un müthiş yazıları Türkistan medeniyetini Batı Avrupa'daki gibi Pazar ekonomisi ve demokrasi yoluna götürmeye yetersiz idi. Hatta. Emir Timur ve başka Hanların sarayında Türk dili ilim ve edebiyat dili oldu. üçüncü bir dini görüş ve dünya bakışının oluşmasına temel oldu. bazı eski Türk boyları. Yukarıda belirtilen Y. yy. onların hayalinde doğan Türkistan ülkesindeki mimari ürünleri. yy' ın başlarında Moğol Imperyasının dağılmasından dolayı. kökeninin Türk olduğunu unutup. şimdiki Moğol topraklarında Türk ve Moğol kavimlerinin Cengiz bayrağı altında birleşmesi neticesinde Büyük Okyanus' tan Doğu Avrupa'nın batı sınırlarına kadar uzanan. Genel olarak Doğu dünyasındaki ilim ve teknikte gerilik birkaç yüz yıl boyunca Türkistan'ı sardı. XVIII XIX yy. medrese. yy. onların tekrar ayrılmaya doğru gittiğini görürüz.125 Türklerin göçebe kısmı. Türk halklarının XIII .'a kadarki Türklerin devlet ve askeri teşekkülü. (FAZULLAH. Rusya'nın getirdiği baskıyı daha görmemişti. Siyasi yerel yönetim teşkilatı sömürge bürokratlarının eline geçti.XIV. Eski zamanda dünya merkezleriyle doğrudan ilişkide bulunan Türkistan. Yedisu ve Sır boyundaki Otrar kalesinin dışındaki düşmanla içindeki Koruyucular bile kandaş Türklerdi. tarihçi Reşidüddin'in dediği gibi. Çok sürmeden. ilmi gelişmeye doğru gittiği dönemdi. yani IX-XII. yy.). Emir Timur devri Türkistan ülkesinin kısa süreli olsa bile ekonomik. Türk halkı yeni safhada gelişmeye başladı. İç bölgelerden göç eden Rus ve Avrupalılar. " Ferhad ve Şirin " destanındaki şu sözler manevi dünyanın görüntüleri idi: Hostovım. Nevai kaleminden doğan. Türkistan'ın yerli halkı yeni teknik ve teknolojisi. Moğollar eski Türk boylarını eritemedi. sosyal ilişkileri ve medeniyeti benimsemede yeteneksiz olarak gösterilip. Avrupa topluluğuna. Böylece. A. Ulu Emir' in vefatından sonra Türkistan ülkesinde kendi aralarındaki (feodal) iç mücadele yaygınlaştı. 1972 ) Ne yazık ki Türkistan ülkesinin bu yenileşmesi önceki. Türkistan'a.y' lardaki sınırları bugünkü kapsadığı topraklarla aynı yere geliyor. Moğollar ve Türklerin birleşmesi. yavaş yavaş Türkistan halkının çoğunluğu olmayı sağlayarak. Rusya emperyalizmi burada tamamen yerleşme hareketini ele aldı. yy'daki ekonomik ve medeni gelişmeye ulaşamadı. İkincisi. Balasagun ve H. XIV. sadece kendi arasındaki etnik karışmayı değil. Onlardan birisi de XIII. Birincisi. Orta Asya Türk tarihinde yeni bir dönem açıldı. " basit " yaşam gelenekleri kaldırılıp Ruslaşmaya mecbur oldu. (XIII-XIV.

1917 tarihindeki devrime geldi. Bir grubun da siyasi başarıya dua ederek kavuşacağına inanmasıdır. belli derecede Milli Türk İstiklaline hizmet etti. onlarla mücadelenin değerini anlayan ve bu yolda tecrübe edinen de bu halklardı. tarihi gerçeğin derinine götüren şu sonuçlara gelmiştir: " Sonra kurulup az bir süre yaşayan türlü Milli bağımsız devletler (bu arada önce Hokand Muhtarlığı. Çokay şu üç eksikliği gösteriyor. Çünkü ilk Rus baskısı altına giren. toplantısı. onu Rusya Emperyalizmi tırnağından koruyabilmesinin mümkün olduğu fikrinin yanlış olduğunu gösteriyor. Milli Türk İstiklalini XX. 140 adamdan oluşan Türkistan Halk Komiserler Sovyeti toplantısı. 1. y. 1997) Sovyetler Birliği zirvesine ulaştıktan sonra. 1920 yıllan Türk dünyasının bağımsızlığını sağlama hareketi Sovyetler çerçevesinde devam etti. bu hedeflerine yeni Bolşevik iktidarında ulaşamayacaklarını anladı. Tatar aydınlarının organize ettiği matbaalar. 3. Rus devrimci demokratlarına güvenip. kendi aralarında anlaşmazlığı yarattı. sosyal demokratlar. ilk olarak Türk aydınlarının iki kısmına. merkezin bütün kararlanın yerine getirmeye hazır olduğunu belirtti. Daha yeni ekonomik gelişme seviyesindeki Rusya ise Türkistan'ı ucuz sermaye kaynağı. Öte yandan. Taşkent'te Sovyet Türkistan bölgesi III. Türk halkının bağımsız devlet olma yolundaki hedefleri. Hareket liderlerinin siyasi yönden olgunlaşmamasıdır. Rusya Türkleri "coğrafi muhtarlığı" hakları için mücadelesini destekleyip. Tatar. XX. XX. Şimdi bu hareketten bahsedelim. Bu tarihi dönemdeki istiklal için mücadele tecrübesini eleştiren M. onlara dayanarak istiklal umut etmesidir. Zeki Velidi Toğan kendi hatıralarında 1905 1907 yılları belli Dultan nesilleri Galiaskar Sırtlanov ve Selim Gerey Cantorin'in. Genel hareketi birleştirebilen ortak bir programın olmaması. kendi mallarının pazarı olarak kabul etti. Lenin'e yolladığı telgrafında. yy'ın başında Türk Halkının bağımsız Milli devletlerini kurma çabalarında görünüyor. Türk aydınlarının. Böyle bir seviyede Türkistan. doğuda Kazak bozkırları ile Kırgız Aladağı arasındaki Türk halkına) yayıldı. 2. Bu tabii idi.126 ilişkisini sadece Rusya aracılığıyla gerçekleştirebiliyordu. Buna yönelik çabalar. bu konuda fikrini açıklayarak. dini hareketler ve diğerleri vardı. Başkurt aydınları hizmet ettiler. İ. Türkistan'da yerli halkların siyasi bağımsızlığını sağlamayı bilig-5/Bahar '97 . onların birkaç yüzyıllık gelişme neticesinde. "Alaşorda" ile "Erkin Baçkortostan" bunun delilidir. Onların arasında Kadetler Partisi. Fatih Karimov'un "Vakit" gazeteleri. sadece Avrupalı halkların üye olduğu yönetim kurulunu belirledi ve merkezi yönetimin V. Emperya sahasında yayılan türlü siyasi akımlar Türk Halkları istiklal mücadelesine katkıda bulunmaya gayret ettiler. bize bir yandan Rus devrimcilerine güvenmemizin yanlışlığım ispatlıyor. Bölge Müslümanlar toplantısı düzenlendi. 1994) Bu gibi hareketler daha sonra Rusyalı Türk aydınları arasında büyük rağbet gören federasyon hareketlerine ulaştı. 26 Kasım'da 1917 tarihinde Kokand şehrinde IV. mesela. Milliyet otonomisi fikrini kabul edemeyeceğini bildirdi. Alaşorda. asrın başındaki Türk İstiklal hareketlerinin eski dönemlere kıyaslandığında epeyce güçlendiğini kabullenmek gerekir. Başkurt ve başka halk aydınlarının siyasi hizmetlerinde görülmektedir. yy'ın başında Türkistan Milli İstiklal iddiasına Tatar (Kırım ve Kazan). Bu mücadelenin liderleri. Mustafa Çokay. 1920'li yılların sonuna doğru. Metropolde Ekim Devriminden sonra. " Bütün Türkistan " ülküsünün yeniden geliştirilmesine engel olmadı.y başlarında Türk halkları arasında dağılan sultan nesilleri destekledi. Ve İhtilal Sonrası Çarlık hükümetinin yıkılışı ve onun peşinden gelen 1917 yılındaki ilk adımları sıralarında " Bütün Türkistan " ülküsü XX. yy'in başında bu ülkü. Kazak. XX. onların yardımıyla Gabdraşid Kazıy Ibragımov'un "Avtonomya" adlı kitabı yayınladığım söylüyor. Başkurdistan Cumhuriyeti ve başka hükümetleri söylüyor ) tecrübesi. İsmail Gaspıralı'nin "Tercüman"ı. (TOĞAN. (Çarık döneminde oluşan ve Sovyet yöneticiliğine katılan aydınlar) (Yani batı' da İdil ve Cayık'tan itibaren. onların başlattıkları yeni eğitim. açıkçası herhangi bir ülkede azınlık halkın kendi devletini kurup." (ÇOKAY. Bununla birlikte bu hareketler. tabii olarak hak etmiştir.

Durgan vs. Türk Sovyet Cumhuriyetine üye olmayı isteyen. Onlar sosyal meselelerin çözülmesinde Bolşevik programını desteklemedi. İmperyanın başkentinde ve yerli yönetimlerde onu dinleyen ne kurumlar vardı. Rusya Roma emperyası. Jetisu. Başkurt. "Milliyet" ve "Devlet" kavramlarının Bolşevik programlara uygun gelmediği gerçektir.. Madde: İşçiler ve ezilen halkı enternasyonel zihniyetle birleştirme amacıyla. hatta Komünist Partisinin de Milliyet anlayışı esasında kurulabileceğini sandı. Madde: Sırderya. yahudi. ne yöneticiler. küçük cumhuriyetler kurmaya çalışma düşüncelerini komünist örgüt yoluyla ortadan kaldırmak ve beraberlik ülküsü için Rusya Federasyonu içerisindeki diğer Türk halklarını da Türk Sovyet Cumhuriyetinde birleştirmek gerekir. bu programı ileri sürenler arasında Münnevver Kari. Madde: Şimdiki Sosyalist teşkilatlanma dönemi sadece toprak bölünüşü değil. Ubaydullah Kodcayev. Burada onların bu mesele konusundaki fikirlerini geniş bir şekilde dile getirmek mümkün olmuyor. Türkmen. Milli meselelerin halkın doğrudan katılması ile çözülmesini arzuladı. Bu sırada dikkate değer mesele. olarak bölünüp. yeni cumhuriyetin içerisine dahil etme imkanı var sayılsın. Türk halklarının Tatar. Muhtar Cumhuriyetlerini kuvvet kullanarak dağıttı. Ancak Sovyet iktidarının ilk yıllarında bu kavramların uygun gelebileceğini zanneden aydınların da olduğunu yok sayamayız. esas fikirlerim dile getirmekle yetiniyoruz. Özbek. Timur ve Osmanlı emperyasının gittiği yollara gidip dağılmaya uğrayan bir emperyadır. Türkistan'ın beş bölgesinden oluşan coğrafi sınırları. T. Sovyet gerçeğinin doğurduğu gibi bir olaydı. bunun gibi bu tarihi durumda SSCB içerisindeki Türk halklarının bütün bir devlet organizasyonunda birleşeceği kaçınılmaz bilig-5/Bahar '97 . Tatar. Sultan Galiyev ve Turar Rıskulov'un isimleri dikkate değerdir.. Türk Cumhuriyeti Sosyalist Milli Cumhuriyet olmalıydı. Bunların yerine bağımsız milliyet devletlerinin ortaya çıkacağı açıktır ve bu tabii bir şeydir. milliyetler arasında sınırlarında ortadan kaldırılmasını gerektirdiğinden. 6. Bu sıralarda Türkistanlıların haklarını koruyan. Çarlık hükümetiyle mücadelede yetişen milliyetçi aydınlar idi. Mahmud Hoca Bekbudi. onun uğruna çalışan aydınlardan en ileri gelenleri Murseyd. Kokond (Türkistan) Muhtarlığının meydana gelmesi Türkistan halklarının siyasi. Sonuçta. Tarançı/Uygur. Semerkand ve Hazar boyu bölgelerinden oluşan Türkistan. Bunu Sultan Galiyev'in kaderi göstermişti. îşte. Fakat Bolşeviklerin iktidara gelmesi halkın bu arzusuyla uyuşmadı. ve yerli yahudilerin vatanı sayılsın. gelecek Türk Cumhuriyetindeki Komünist Partisini "Türk Halkları Komünist Partisi" diye adlandırmayı teklif etmesi bunun delilidir. Murseyid Sultan Galiyev'in fikrine göre. ekonomik ve manevi bağımsızlıklarının görüntüsü idi. Kıpşak. İşte. Kırgız (Kazak)." (KONRATBAYEV. Kokond'ı kana boğup. Bütün ve bağımsız Türkistan programım destekleyip. devrimci havanın ortaya çıkardığı. Bu sebepten. Türk Cumhuriyeti başka Türk devlet kurumları için her zaman açık. Arap hilafeti. T. Rıskulov ve onun fikir taraftarları. Kırgız (Kırgız ve Kazak). Sultan Galiyev Dedi ki. Karakıpçak. 1920 yılının Ocağında Taşkent'teki Müslümanların toplantısında kabul edilen bu programa göre. sadece o dönemdeki devlet iktidarını değil.127 hedefleyen ilkeyle bütün halkların haklarının korunacağını belirtti. o zamanın tarihi gerçeği. Türkistan halkına Milli Otonomi talep edip. Rıskulov'un adı geçen programında. (KONRATBAYEV) Bu fikir Türk Cumhuriyeti ordusu hakkında da söylendi. Türk Cumhuriyeti gelecekte Rusya Sovyet Fedarosyonu içerisindeki Türklerin bağımsızlığını sağlayan Muhtar Cumhuriyet esasına dayanan devlet olmalıydı. Mustafa Çokay ve taraftarları vardı. Fergana.. Kelimsek (dıştan gelenler) sayılsın. Sovyet iktidarının son yıllarındaki gelişmesinin gösterdiği gibi. Rıskulov'un fikri. T. 1994: 129-135) T. Özbek vb. geçici bir olgudur. Ermeni ise vb. Onun yerine gelen SSCB'de ebedi olmayan. gelecekte ise devlet çapında konfedarasyon esasında birleştirilebilmeliydi. bunları gerçekleştirmek için Türk halklarının özelliklerine göre birleşmeyi hedeflenmeleri gerekiyor. Rıskulov "Türkistan Muhtarlığının cumhuriyet olması hakkındaki programında" aşağıdaki fikirleri ileri sürüyor: 1. 1994: 129-135) 4. Rus. (KONRATBAYEV. Cengiz Han. herhangi bir ayrı sınır sayılmadan.

Merkezi Asya tarihinde büyük iz bırakan Türk Çin. sosyal. zamandan zamana. 1995) Oyuncak Cumhuriyetler Birliğini kurmak. Sultangaliyev. Yusuf Balasagun. Nevai. dünya medeniyeti yolunda gelişebilir?" XX. önemli fikirler sunan Türkistan evlatlarından biri de Mustafa Çokayulu idi. parçalanamaz Rusya" politikasının yolu idi. Turan Çin." (SULTANGALİYEV. siyasi ve manevi faktör olarak uluslararası ilişkilerde yerine oturması.. bağımsızlığını ve başka ülkelerle eşitliğim koruyarak. Eski Türkistan topraklarında türlü tarihi dönemlerde yerleşip. her türlü süzgeçten geçip. bütün olursa buna yapamazlar. Rıskulov ve M. Bu ülküyü ortaya çıkaran. O. anka kuşu gibi yeniden canlanmaktadır. M. Turan Rusya gibi ilişkiler akımında." (SULTANGALİYEV. Rusya emperyası Türkistan'a tamamen ve sağlam yerleşemeyince İngiltere ve Çin gibi rakipleriyle mücadelede zayıf düşeceklerinin farkında idi. Şimdi de öyledir. Çünkü bu hareketin ülküsü çok ilerici ve devrimcidir. Ama. Türk halklarıyla birlikte yaşayıp. hukuksuz cumhuriyetler oluşturmak her yerde " Vehkorosların " (Büyük Rus) üstünlüğünü sağlamayan "Bütün. Türk Parsı. ama kökünden yok etmek mümkün değildir. Turan İran. "Türk Eli" ideasının ortaya çıktığı dönemler Türk halklarının tarih sahnesine çıkması ile. Ona gelecekte. Diğer bir tabirle. gerçekte Milletler ilişkisinde yeni sitemin dışı kırmızı. yukarıda belirtilen tarihlerden ders alan Türk halkıdır. Sultangaliyev bu fikrini diğer bir eserinde tekrar söylüyor. Sonuçta. Turan Hungar. insaniyet tecrübesinin gösterdiği gibi " bütün parçalanamaz" emperya olmaz. engelleyebilmek mümkün olabilir. T.. Afganistan ve Rusya'daki Türk bölgelerinin de katılması ihtimali büyüktür. Çokay gibi Sovyet hükümetinin Türkistan halklarını ayrı cumhuriyetlere ayırma politikasını desteklemedi ve onu açıkça belirtti bile. "dünyada bu hareketi engelleyebilecek güç yoktur." (SULTANGALÎYEV. Türk Arap. Türkistan yurdu ve topraklarına eziyet veren sosyal kataklizmlerden sonra bu ülkü ölmez. içi beyaz politika yürüten yeni emperyalist anlayıştaki bir hareket olduğunu T. 1942: 469) Bu onun 1929 yılında yazdığı fikirdir. Sultangaliyev'in de farkında olduklarını zaman göstermektedir.128 gerçektir. Onu geciktirmek. 1992) M. "Bütün Türkistan" ülküsü. Türk halkları ortak tarihi menfaatlerinin farkında olup. diye yazdı Sultangaliyev. Eski Türkistan. dışarıdan milletlerin eşitliğini sağlayan devlet olarak görünmesine rağmen. Türk halklarını boy öezelliklerine göre ayırma politikasını tekrar incelemesi gerekli gibi görünüyor. sonra dağılıp emperya baskısından kurtulma durumunu günümüzde de başından geçirmektedir. birbirini etkileyen dini. M. Sovyetler iktidarı ve partiya. çünkü güçlenmekte olan reaksiyon güçlerin Türk Sovyet cumhuriyetlerini teker teker yok etmesi kolay olacak. nesilden nesle devam etmekte olan "Bütün Türkistan" (Büyük Türkistan) ülküsünün devam ettiricisi oldu. Türlü tarihi dönemlerde bu ülküyü taşıyanların başında "Kültegin" yazıtının müellifi. yeniden bütünlüğü elde etmeye çalışacak ve eskiden de kuvvetli birleşik bir devlet oluşturacaktır. onun uğruna bilinçli ve amaçlı mücadele etmesiyle doğrudan ilgilidir. Bu küçük çalışmamızda bu devlet adamının bilig-5/Bahar '97 . zaman süzgecinden geçip. asırda bu soruların cevabım arayarak. etnik ve medeni etkilere rağmen "Büyük Türkistan" ülküsünün süre geldiğini hayat göstermektedir. "Moskova bugün Türkistan'ı ekonomik ve siyasi yönden zayıflatmak için Turan halklarını küçük kavimlere ayırmakta... A. "Türkistan" kavramının tarihi gerçek ve hayat damarında yetişen bu ülkü uğruna mücadele eden seviyesine ulaşabildi. Bu gibi tarihi durumlarda ortaya çıkan sorulardan birisi " Türkistan'ın bundan sonraki takdiri ne olacak? Çok budaklı Türk yurdu ne yaparsa. tarih sınavında yaşayan. tarih yürüyüşünde birkaç kere başından geçirdiği benzer olaylar. "Benim fikrime göre". ama iki yıl geçer geçmez parçalanan Turan halkları. Mustafa Çokay. Rıskulov'un da. Turan Arap Hilafeti. Jumabayev gibi şahıslar geldi. Sovyet emperyası da sadece tarih listesinde kalan emperya oldu. ağır tarihi dönemlerde varolmalarını sağlayan çok önemli bir faktördür. Turan Moğol. " Bana . Türk Cungar savaşları "Bütün Türkistan" ülküsünü güçlendirdi. Turan Ellenler alemi. etrafındaki türlü etnik devletlerle yeniden münasebet kurmaları gerçekleşti. Onun meydana gelip. Kuvvetsiz. M. komşu Doğu Türkistan'ın. yani belli bir dönemde ortaya çıkıp.

Fakat bu nitelikteki eserler yayınlanmadı. Ahmet Baytursunulu ve Mırjakıp Dulatulu'nun XX. Kazak halkının XX. uluslararası ilişkiler sisteminde kendi yerini bulabilmesi için devlet bağımsızlığı. Mustafa Çokayulu'un tarihi hizmeti tarihi ortaya çıkaran tarihi ortadır. medeni güç olarak görmek istemedi. Mustafa Çokayulu milli ayaklanma hareketlerinin bu iki döneminde de öndere uygun faaliyetlerde bulundu. Rus baskısına öncelikle uğrayan Tatar ve Başkurt halkları idi. o milletin nesilden nesle süre gelen sürekli manevi arayışının. Ruslaştırılması gereken nüfus olarak gördü. döktüğü terin ve bağımsızlık uğruna dökülen kanın neticesinde elde edilecektir. Ele geçirmek için ilk önce bu halkların yeni teşekkül eden devlet sistemini ortadan kaldırdı. iç savaş ve Sovyet iktidarının teşekkül etme döneminden. Aksine onları imparatorluğun güçlenmesi sırasında kendilerine has özelliklerinden ayrılıp. Mustafa Çokayoğlu XX. Aşağıda bundan bahsetmek istiyoruz. partiyanın tarihinde özel yeri olan Alaş hareketini hatırladığımızda canımızı acıtan durumlardan biri de budur. Her sosyal hareket başlatıcılarının. Meseleye ilmi yönden bakarsak. Rusya emperyası ideologları. yeni sistemi kabul etmek bilig-5/Bahar '97 . bu ülkü uğruna çalışan alim Zeki Velidi Toğan ve baş yazılarını da dile getirmemek adaletsizlik olurdu. Biri. Bu sebepten de. asrın başlarında milli ayaklanma. Arasında yetmiş yıl gibi bir süre olan bu iki hareketi kıyaslamak uygun olmaz. Dünyada insanın bilinçle yaşamaya başladığı zamandan beri devam ede gelen gerçeklerin biri de budur. siyasi. Stalin totaliter sisteminin Türkistan'daki politikasının sömürgeci niteliğini açıklayarak yayınladığı eserleri ve sürekli yayınları ile bizim tarihimizin yeni safhadaki siyasi hizmetini başlattı. Kazak toğrağında nice asırlardan beri devlet ve bağımsızlık için nice kanlı mücadeleler yapılmış ve bu hareket Alaş aydınları sırasında yeniden gündeme gelmişti. biri ötekinin değişik zaman içinde devamıdır. XX. İdil ve Jayık'ın doğu tarafındaki Türk halklarım bağımsız etnik. Bu. Buna rağmen Alaş hareketi halkımızın kendi aydınlarının devlet bağımsızlığı hakkında ilk olarak zihinsel yönden gündeme getirerek hareket etmesidir. yeni medeniyete. milliyet bilincinin harekete geçebilmesi gerekir. Batılı demokratların dikkatini çekebildi. asır Kenesan Kasımol'la başlayan milli ayaklanma da zihinsel hedefi yönünden Alaş hareketi seviyesine ulaşamadı.129 ileri sürdüğü bütün Türk yurdu ülküsünden bahsetmek istiyoruz. Alaş hareketinin teorik meselelerinin organize edilmesinde rolleri büyüktür. Alaş aydınlarının başlattığı Kazak halkının manevi olgunluğu zirveye ulaşamadı. devlet bağımsızlığı. sonra onun yerine geçen Sovyet iktidarına karşı milli bağımsızlık bayrağını kaldıran Türkistan (Kokond) ve Alaşorda hükümetlerini kurmak için çalıştı. beraberlik ve bağımsızlık belgelerini ortadan kaldırmaya. her birinin yerine getirdiği göreve göre tarihte yeri oluyor. sömürgenlere karşı hareket ettiği için sürüldü. Emperyanın. orta çağ karanlığı ile baskıda boğulan Kazak halkı için. faaliyetinin. türlü tarihi dönemlerde türlü hileyle hareket etti. 1930'lu yılların başlarında Alaş aydınlarını cezalandıran mahkeme süresi ile sona eriyor. yüzyıl Milli ayaklanma tarihinde Mustafa Çokayulu'nun kendisine has bir yeri vardır. Emperyanın politikasını inceleyen ilmi eserler gereklidir. XX. Ne yazık ki. Rus yönetimini oturtmak için kullandıkları yöntemleri. ruhları ortaktır. yüzyıl ilk başlarında. Türkistan halklarının . Bu tarihi dönemde önce Çarlık. Başka bir ifadeyle. Emperya bu stratejik hedefe ulaşmak için. Buna rağmen. Çünkü onların hedefi. merkezden Türk halklarım yöneterek ezme ve Ruslaştırmada kullanılan bazı yöntemleri söyleyebiliriz. yaklaşık 1905 yılından Alaşorda hükümetinin kurulduğu 1917 yılının Aralığına kadarki dönemi kapsıyor. Alihan Bökeyhan. toplumun kendisini koruyabilme yeteneğini kökten yok etmeye çalıştı. yüzyıl medeniyetine doğru akan insan seline katılmaktadır. İkincisi de Avrupa'daki Türkistanlı emigrasyonun (Avrupa'ya göç edenler) lideri olarak. meselenin bu yönünden bahsetmemek mümkün değildir. Devlet. Hatta daha dünkü XIX. Bununla birlikte bu gaye Kazak halkının doğru yolda olduğunun delilidir. Bununla birlikte. İkincisi. asır başında Milli mücadele ve sosyal yenileşme hareketlerinin başlatıcılarından biri idi. Alaş ve Milli hareketin önemli iki dönemi vardı. Mesela. Her milletin dünyada.

Kazak ve başka Müslüman ülkelerin genç ve milli ayaklanma hareketinin gelişmesini destekledi.130 istemeyen Tatar. Ali Mardan Topçubayev. Tatar. İdeası milli ayaklanma niteliği taşıyan İslam hareketi içinde İsmail Gaspirmski. saraylar. (URAL. Bu sebepten İslam dininin Türk halkları yaşamındaki tesirini zayıflatıp. Devlet Dumasının Müslüman hareketi idi. Baytursmov'un " Kazak " gazetesidir. Kendilerinin bu dönemde yönlendirici ve itici güç olabileceklerinin anladılar. emperya içersindeki Türk ve Müslüman halkların yaşamındaki en önemli olaylar konusundaki çok değerli bilgilerin burada çalışanların elinden geçmesidir. Kazak milli mücadele hareketinin ilk ideolojik yayını olarak ve bu görevi sonuna kadar götürebilen A. siyasi ve medeni faaliyetler yapıldı. asrın başında yönetimini Orta Asya'ya kadar uzatabilen Rusya Başkurt ve Nogay ülkelerinde kullandığı yöntemleri yeni ülkelere de uygulamaya başladı. asrın başlarında Türk halkları arasında milli ayaklanma hareketi oluşmadan önce baskıya karşı mücadele genel İslam hareketi şeklinde ortaya çıktı. Bökey-hanov'ı ve M. Duma seviyesinde Türk ve diğer Müslüman halklarının en önemli siyasi ve sosyal meselelerini gündeme getirdi. Mesela. Çokay. Yeni topraklardan pay alıp zengin olmayı ümit eden bozgunlar veya efendisinin eziyetinden kaçan kaçaklara türlü kolaylıklar sağlandı. bütün Rusyalı milli ayaklanma ve Müslüman hareketinin içinde bulundu. bazılarını iç Rusya'ya sürüp kabul edenlere ise bazı kolaylıklar sağlayarak. Rus emperyasma tabi Türk ve Müslüman halkları baskıdan azat etmek idi. Böyle bir gücü Rus emperyasına tabii tutulan Türk halklarını birleştirerek oluşturmak mümkün idi. F. sonra yok etmeye çalıştılar. Onun yönlendiricileri. dünya medeniyetinin ocaklarından biri olan Orta Asya içerisine doğru ilerleyip. Mustafa Çokay'ın sosyal görüşlerinin oluşması. Bu durumda Rusya sömürgesine karşı gelebilecek bir güç gerekli idi. 1993) XIX. Bu sebepten Rusya Müslüman hareketinin programında görevler belirlendi. Sadri Maksudov. Çokay'ı belirtmek gerekir. Hepsi de bu hareketin yerli halkların ayak altı edildiği dönemde milli duygularını farketti. İlmi kaynaklarda Müslüman Türk hareketlerini araştıranlar. İkinci olarak. kendilerine çekmeye çalışmaktır. Başkurt ve Nogay beylerini toprak sahipliğinden ayırmak. Lüzumlu bilgileri toplamak için A. Sömürge yönetiminin bu amaçla kullandığı büyük işlerden biri de Türk halklarının hayatından İslam'ı uzaklaştırmaktır. Yerli yöneticilerden kalan evler. A. İslam dininin manevi karşılık oluşturabileceğinin farkında idiler. F. 1905 Rusya devriminden soma gelişen Bütün Rusya Müslüman hareketi ilk olarak. Yeni yönetim Rusya'ya karşı. belli derecede. Onların yeni coğrafik ve etnik ortama kolay alışmaları için türlü ekonomik. bu hareketlerin " Rusya'ya karşı " olduğu gerçeğini teorik yönden açıklamaktadır. bağımsızlık hareketi aydınlarının geçtiği yola benzemektedir. verimli topraklar iç Rusya'dan göç eden Rus pomesçikleri. Kazak toplumunun müslüman hareketi hizmetinde büyük çalışmalar yapan. Öğrencilik ve gençlik çağı emperyanın siyasi merkezlerinden biri olan Petersburg'ta geçmesi. Onunla birlikte bilig-5/Bahar '97 . Kerenskii'ye yüklenmişti. Aslında Pantürkizm ve Pan islamizm savunma ideolojisi idi. Bildiri hazırlama görevi A. Yaşam kaynağı olan ata yurttan. Türk halklarının tarihi vatanı. Selimgerey Cantörin gibi aydınlar bulundular. Yaklaşık 1914 yılında başlayarak Müslüman hareketi hizmetine katılan 1916 yılında onun sekreteri olan Mustafa Çokay. Rus baskısına karşı mücadele sırasında ortaya çıktı. Hepsi de Rus emperyasının Ural'dan geçip. onu sömürge bölgesine dönüştürdüğünü farketti. sadece 1742 yılında Kazan bölgesindeki 546 mescidin 415'ini yıktığını söylemek yeterlidir. Mustafa Çokay Devlet Duması hareketine. özellikle A. asrın sonu XX. Başlıcaları "Tercüman" ve "Vakit" gazeteleridir. Onların asıl amaçları ise. 1916 yılının Aralığında M. Türkçülük ve İslamcılık (Pan Türkizm ve Panislamizm). Bökeyhanov'ın teklifleri üzerine Müslüman hareketi bürosu sekreteri olarak tayin edilmişti. 1916 Türkistan'daki trajik olayla ilgili Duma ve hükümet huzuruna bildiri hazırladığı sırada katıldı. haklı olarak. gelenek görenekten. Rusya Müslümanları ve Türk halklarının milli ayaklanma dönemlerinde çıkarılan yayınlar da vardı. kültürden ayrılma tehlikesi bu ülkelerde de oluştu. Bu durumun getirdiği avantaj. Kerenski 1916 yılının sonbaharında Taşkent'e geldi. tüccarları ve din hizmetçilerine paylaştırdı. Rusya emperyasında XX.

Bökeyhan ve M. Çokay başka Türkistanlı aydınlar gibi Şubat devrimini destekleyerek. Bu durum. geçici hükümet sırasında Türkistan'daki siyasi olaylara katılıyor. O. 1917 yılının Şubatı'nda Bolşeviklerin kuvvetle Kokond'ı yerle bir edip. İkinci olarak. Şura üyeleri arasında yaşımın küçük olması. Ben Türkistan Milli hareketine bir asker. Türkistan Muhtar Cumhuriyeti'ni ilan eden M. Alaşordu hükümetinin üyesi olmasını uygunsuz göremeyiz. Çokay başkanlığındaki " Türkistan Bölge Müslümanlar Şurası" nın açık harekete çıkmasına sebep oluyor. bir işçi olarak katılsam bile. Türkistan Sovyetler toplantısına yollanan mektubunda yeni yönetim ve ideolojinin halka zorla kabul ettirildiğim söylüyor: "Hiçbir hükümet. feodal nitelikte göstermeye çalıştığı Türkistan otonomisi. Dünya Savaşı'ndan dönen Türkistanlılar meselesini çözmeyle uğraştı. Bu hükümet hiçbir zaman seperatif amaç gözetmedi. Türkistan komitesi yanındaki Bölge Sovyeti üyesi ve başka hizmetler yaptı. sadece bir şehir kapsamında olay değildi. Kazak halkının geçici hükümeti destekleyeceğini bildirdi. Çokay ve onun arkadaşları bu hedefe ulaşmanın ne kadar zor ve dehşetli olacağının farkında idiler. Bu olay hakkında M. bizden çok kuvvetlidir. Bu yılın 26 Kasımı'nda Kokond şehrinde çalışmaya başlayan "Bölge Müslümanlar Toplantısı" Türkistan halklarının kendilerini yönetmeleri için. Rusya ne kadar bunalımda olsa bile. Bökeyhan da belirtmişti.131 gelen Duma temsilcileri (vekil ) arasında M. Çokay bu yılda Taşkent'te Sırderya bölümü yöneticisi." diye yazdı. bilinçli olarak saptırıp. Bolşevikler iktidarı ise Kokond otonomisini kuvvetle bastırarak. ancak bizim durumumuzda onu muhafaza edebilmek çok zordur" demişti. özellikle onu yerine geçen Sovyet iktidarı. 1917 yılının bunalımında bu düşünce bir tek M. geçici hükümet. Çokayulu getiriliyor. Önce. Çokay Petersburg'ta idi. Ona bizde insan gücü ve iman yoktur. benim bu makamı kabul etmemi zorlaştırdı. Bu bildiride yazarlar. M. Çokay da vardı. mükemmel bir şahıs yönetse bile. Onların arasında M. M. Türkistan halklarının kendini yönetme haklarım kabul etmeyen Taşkent Sovyet iktidarına karşı ortaya çıkan. teşekkül eden Alaşordu hükümetine katıldı. Çokay bu hükümetin dış işleri bakanı. Türkistan Bölge Merkezi Müslüman Şurasını kuruyor. 1997 ) Bu hizmetiyle birlikte M. iki hafta sonra başkam oldu. Asker kurulmadı. Böylece yeni kurulmuş olan iki hükümete de üye oldu. 1917 yılının 22 Kasımı 'nda hizmetine son verilen Türkistan bölgesi Sovyetler hükümetini kuruyor ve onun üyeliğine yerli Müslümanlardan hiçbir vekil almıyorlar. Çokayulu kendi hatıralarında şöyle yazıyor: " Çok önemli olan Milliyet Şurası başkanı olmak beni sevindirdi. Bu durum sadece benim otoritemden kaynaklanan bizdeki aydınların azlığı ve ihtiyacın görüntüsü idi. Bunun sebepleri vardır: İlk olarak. Bu yılın yazına doğru Kazak aydınları. onun başkanlığına M. İlan etmek kolay. Türkistan geçici hükümetini kurdu. 1917 yılının 20 Martında A. kendimi en mutlu adam olarak hissederdim. Şubat devriminde M. dağıttıkları Türkistan (Kokond) Muhtar Cumhuriyetinin hedefi neydi? Sovyet tarihinin. Kokand'da Türkistan otonomosi ilan edildiğinde. bütün Türkistan çapındaki bir olay idi. Türkistan halklarının kendilerini yönetme hakkını tanımadı. Kazak toplantısına katılıp. I. 1917 yılının Aralık ayında M. yerli halk huzurunda Kazakların ayak altı edilmesinin örneğini gösterdi. toplantıdaki konuşmasında: "Sizler bir anda devlet kurmak istiyorsunuz. halkın kendisinde olmayan idealler ve ülküleri ortaya çıkarmaz ve buna güçleri de yetmez. M. Kokand Hükümetinin üyeleri. Bu fikri Alaşorda Otonomisi kurulduğunda A. O. Çokay da vardı. Çokay'ın da katkısı vardı. Çokay bir aya geçer geçmez Alaşorda hükümetinin meydana geleceğinden haberdar olmadı ve onu şartların getirdiği yorgunluktan düşünmedi bile. Türkistan'ı Rusya Federatif Cumhuriyeti ile beraber coğrafi autonomyal (muhtarlık) olarak ilan etti. 1917 yılının Nisan ayında bir hafta boyunca Taşkent'te süren bölge Müslümanları toplantısında. yılın sonuna kadar yüksek yönetim huzuruna sunulan bu bildirinin hazırlanmasında M." (ÇOKAY . Ancak. Bu Türkistanlı aydınlar tarafından gösterilen en büyük güvenini göstergesi idi. Çünkü Alaşorda hükümetine oy veren Aralık toplantısı "Bir ay süresinde Alaşorda bilig-5/Bahar '97 . M. Çokay Orınbor'daki II. Çokay'ı endişelendirmemiştir. Dulatulu ile birlikte Kazak gazetesinde yayınlanan "Alaş ulu" adlı bildiriyi imzaladılar.

Onlar hoca.. Bizim için M. sonuna kadar koparacağım. Bu sorular hiçbir zaman cevaplanmayabilir. Vatanlarında kalan Alaş aydınlarının kaderlerinin böyle olacağının M. Bu tarafı tutanlar öne sürüldü. Sağlığında söylediği bu fikrin. Baytursunulu " Ben sadece vatanımın medeni gelişmesini sağlayabilen iktidarı kabul ediyorum ". 1917 yılının buhranları sırasında Kazak aydınları arasında Kazak ülkesinin Devlet birliği konusunda ortak fikir olmadı. Çokay Gürcistan'da dergi yayınladığı sıralarda. Ama Mustafa'nın bütün ve bağımsız Türkistan ülküsünden Bolşeviklerin hoşlanmadığı gibi Paris'teki Rus demokrasisi de hoşlanmadı. Sovyet iktidarını iç dünyaları kabullenemedi. Bökeyhan OGPU sorgulamasında verdiği cevabında: " Ben Sovyet hükümetim sevmiyorum. Avrupa mücadele tecrübesi gerekli idi. diye Sovyetlerin bu vazifeyi yerine getirebileceklerinden şüpheleniyor. Tereddüt etmeden. GT. Avezov'un resmi beyanından alıntı: "Kazakistan'daki iç ve dış mücadele gruplar ve şahısların endişelerine rağmen. mollaların yönettiği halktır. Önce tutuklayıp. şeriata sımsıkı bağlanan halkın. gurbette siyasi mücadele vermek. Hayatının sonradan gösterdiği gibi. " Bu yolu tutanların kurşuna dizilmeden kurtularak ve Sovyetleri samimi olarak kabul ettiklerini söyleyemeyiz. Eski yolumdan ve onlarla bağlayan eski görüşlerimden vazgeçeceğim. tarih tarafından reddedildi. Bu fikrin öğütçüsü olarak. stratejik yönden ne kadar derin ve açık olduğunu zamanın ispatladığına hiç şüphemiz yoktur. A. Burada bir küçük noktaya değinmemiz fazlalık olmaz. ölüme götürecek bir yoldur tenkit ederek. Rusya emperyası içerisindeki iç mücadelenin güçlenmesi sırasında M. Kazak evladı için alışılmış bir durum değildi.. diye bildirdi. Çokay'ın hayatının sonuna kadar Türkistan halklarının bağımsızlığı ve onların devlet birliği fikrini koruması idi. Çünkü. bu meselenin başka türlü çözülmesi mümkün olmazdı. Onun bu kararı almasını kimlerin telkin ettikleri de belirsiz. Halkların kendilerini yönetmesi. Belli olanı. M. XX. onların geçtiği yol. M. Bökeyhanulu Alihan'ın fikri ise: Orta Asya olarak (Özbek ve diğerleri ile birleşmeliyiz.132 Türkistan Kazaklarını birleştirecek. dış ülkelere gitmeyip. Mustafa'nın da Taşkent'e dönebileceği bildirilmişti. 78754 iş. Alaş ideolojisinden. bu gibi toplarla olan eski bağlarımı. Böylece onun hayatının sonuna kadar süren sürgün (politik sığınık) hayatı başlıyor. A. dönmedi. İkinci taraftakiler. Emigrasyondaki Rusya'nın hedefleri ile ince ruhlu Mustafa'nın anlaşamayacağı belli bilig-5/Bahar '97 . Onlarda gericilik (konservatizm). ama kabul etmeye mecbur oldular. demişti. Kokand hükümet üyelerine amnistiya (genel af) ilan ettiklerini. Mustafa Çokay bu arada çok doğru bir karar alabildi. M. hayatına son verdi. Çokay önce 1920 yılında Mankıstay'dan Gürcistan'a geçiyor. yani 1921 yılının Şubatı'nda İstanbul'a gidiyor. A. 41 42) Olayların akışı bu iki otonominin yaşamını uzun sürdürmedi. soma tamamen kurşuna dizildi. Dulatulu bu mesele konusunda şu açıklamaları yapıyor: " O sırada Türkistan ile Kazak birleşmeli diyenlerin düşüncesi Rus baskısından kurtulmak ve milliyet menfaati için Orta Asya ülkeleri ile birleşmemiz gerekir " diyorlardı. M. vatanında kalan Alaş aydınlarının kaderi iki türlü oldu. Mustafa Çokay bu kararı. sonra özür dileyen Sovyet hükümetinin. yani milli bağımsızlığından vazgeçtiklerini resmi şekilde bildirip. Bökeyhanulu'nun bu fikrine biz de katılıyoruz. Bu sebeplerle iki kör birleşirse yaşayamayacağız fikrini ileri sürdü. Arşivi. Onun bu adımı insani cesaret idi. Bundan dolayı sürgün kaderini seçti. Ona Türkistan'daki Bolşevik iktidarla mücadele için Avrupa ortamı. s. bildiriyorum. Ama oradan Paris'e geçti. Biri. din yolunda tutuculuk (fanatizm) güçlü. (KP: YKK. Kerenskii'nin yayımladığı "Günler " ve Milyukov'un Son Haberler gazetesinde çalıştığında bu amaçlan gözetlediği açıktır. Çokay'ın gurbete gitme sebepleri belirsizdi. Mustafa'nın ülke dışına gitmesi doğru idi. ERMEKOV) Sovyetlere boyun eğmeye mecbur oldu. haklarının sağlanmasını hedef edinen ve birbiriyle mücadele eden siyasi toplar durumunda. ( M. birleştirmese bile halka bildirecek" diye karar almıştı. Çokay farkında idi. sevgili eşi ve hayat arkadaşı Marya Yakovlevna'yı alıp İstanbul'a gitti. sonra. Rusya emperyası içerisinde Bolşevik sistem oturtulduktan soma aldı. ama kabul ediyorum ". asır sonlarına doğru gerçekleşme imkanlarının zor olacağının farkında olarak. kültürleri bizden de aşağı. Okuyucuya meselenin açık olması için şunu ekleyebiliriz. ekonomisi farklı. Taşkent'teki Sultanbek Kozanulu'ndan bir telgraf alıyor. AVEZOV. Fakat bizim için açık olan bir mesele.

107) Mustafa Çokay'ın Paris'e gelmesinin amacı. 1920 1925 yılları arasında bu gazete etrafında Alaş. yayının eleştirici yeteneğini oluşturmuştu. "Ak Yol" un ideolojik yönlerini Sovyet sistemine karşı bulan J. Mustafa Çokay'ın yayında tenkitle uğraşmasına. bu bölgede yetişen araştırıcının tahlili idi. 1929) M. Çokay ve onun yayınları büyük katkıda bulundular. Kazakistan'daki sosyal değişimleri eleştirmeyi amaçlayan bu gazete. bu eleştiriler. Türkistan'da Sovyet iktidarının gerçekleştirdiği toprak reformunu. Türkistan sadece bir kağıt üzerindeki fedarasyon cumhuriyetidir. ama olgu budur. Kerenskii ve Miluykov'dan uzaklaştı. yayınlardan birisi Taşkent'te 1920 1925 yıllarında yayınlanan resmi " Ak Yol " gazetesi idi. Batı ve Sovyetler Birliğine düşmanca fikirler oluşturma tehlikesini yarattı. Devlet Dumasındaki sekreterlik. Gürcistan'da "Erkin Dağlı". Türkistan'da gerçekleşen işlerin kökenini. Türkistan'da yürütülen Bolşevik denemelerinin ilmi tenkidini yayınlamaktır. Bu giib vazifeyi yerine getirmek için onun tecrübesi de yeterli idi. Şokay gibi karşı taraftarlarına yardım eden eleştiri olduğunu vurgulayarak. 'Ak Yol' böylece Çokay'ı bilgilendiriyor" diye yazdı. Olağanüstü. devlet yönetiminin. "Proleteryat diktası nedir?" sorusuna "tabii. bundan Ruslar suçludur. "Bu işimizde gösterilen yardım yok denebilecek kadar. Sovyetlerdeki. Bolşeviklerin sınırsız iktidara yönelerek. onun sayılara dayanan bilgilerinin kesinliğinde idi. sebeplerini bilen. ciddi eleştirmeyi kendi görevinden saydı. zengin sınıfın mülküne el koyulmasını. Rus proleteryat diktası" diye uygun cevap getirdi. özellikle Türkistan'da özgür fikrin gittikçe kısıtlanması sebep olmuştu." (ÇOKAY. Çokay'ın eleştirileri hoş gelmedi. Bu ön sözünde 1920 1930'lu yıllarda. ekonomik denemeleri eleştirme ve inceleme faaliyetlerinde M. "Riş Ülkelerde" dergisinin yönetmenliği tecrübe kazandırmıştı. Taşkent'te yayınlanan "Birlik Tuı" gazetesinin yönetmenliği. Bu sebepten ağır şartlara rağmen yayını başlatacağız " (ÇOKAY. Stalin'in propaganda mekanizması 1920'li yıllardan itibaren bu konuda kasıtlı faaliyetler yapmaya başladı. Ben bununla. Bu yayının yöneticisi kendisi idi. Zeki Velidi yönetimindeki "Yeni Türkistan" dergisi gerçekleştirebilirdi. başında da Stalin'in kendisi bulundu. Sovyet gerçeğinin M. belirsiz Çokayev ve Akgvardya (beyaz ordu) yayınlarının makalelerini hatırladım. Moskova." diye yazdı. vatanı Türkistan'ın bağımsızlığı için mücadele etmektir. Orada " Benim bu günlerde ' Ak Yol ' gazetesi ile tanışma fırsatım oldu. M. Stalin'in "Ak Yol" eleştirisinin basit bir eleştiri olmadığını. Çokay "Eğer biz halkımızın Milli bağımsızlık ruhunu zayıflatmadan 'Yaş Türkistan' sayfalarında verebilirsek o zaman hepimiz için değerli ve çok ağır sorumluluk getiren görevin yarısını yerine getirmiş oluruz. Onun " Sovyet İdaresindeki Türkistan " adlı eseri meseleyi dışarıdan gözetleyen batılı bir aydının eseri değil. göçebeleri yerleşik hayata geçirmesi gibi sosyal. " Eğer ben gün geçtikçe separatist olmaya başlarsam" diyordu. Derginin amacını bildiren "Bizim Yol" adlı ön sözünde M. Bu sebepten. o sıralarda Sovyet Türkistanı'ndaki karşı tarafı tutunan bir tek yayın idi. En korkunç olanı da bu makalelerle dergiler arasındaki 'Ak Yol" un manevi 'birliğini' yakaladım. Bu sebepten güçlenmeye başlayan totaliter rejim ve Stalin'e M. Türkistan'daki Sovyet iktidarını eleştirme amacını. 1922 yılından itibaren yayınlanmaya başlayan. Stalin 1925 yılının 29 Mayısı'nda "Ak Yol" gazetesini ilgili tavrıyla uyardı. Daha sonra bu yayını 1929 1939 yıllarında süreli "Yaş Türkistan " dergisi değiştirdi. hiçbir karşı gücü oluşturmayacağının farkında idi. vatandaşlarımızın manevi isteklerinden destek alıyoruz. Mektubunun sonunda Alaş aydınlarının ideolojik işe katılmalarına tamamen karşı bilig-5/Bahar '97 . Çokay eleştirilerinin önemi. (PRESİDEN) İ. Onlar için. Bu sebepten onun anladığına göre. Bu sebeple o. Milli mücadele ruhlu aydınların toplanması.133 idi. Marya Yakovlevna'ya. "Bu gibi eleştirilere Sovyetler Birliği'nde yer verilmemelidir. O. diye yazdı. O. Ancak biz vatanımızın Milli bağımsızlık iradesinden. çok uzatamadan (1923) Rus gazetesiyle bağını koparıp. "proleteryasız'Ve "proleteıyat" diye sınıfı kimsenin duymadığı Türkistan'da. Çokay Türkistan'daki Rus ve Kazak dili yayınlarından alırdı. "Mücadele" gazetelerindeki faaliyeti. Bu bilgileri M. Çokay Türkistan'daki Sovyet iktidarının halkçı niteliğine inanmadı.

Birimjanov. (PRSİDENT ARŞİVİ) Yaklaşık bu dönemlerden itibaren M. sürgünlerin hayatı ve hizmeti araştırılmaya değer konulardır. ama tanışmıyorduk. Burada şu durumları da dikkate almalıyız. SSCB Dış İşleri Bakanının Şark Bölümü başkanı General Gluşko ve ekibi geliyor. diye sonuçladı. Munaytpaşov. Şokay Türkistan'daki sosyal değişimlerin Batı Avrupa'daki karşı taraftarı olmaya başladı. Türkistan halklarının. M. sonuç olarak söyleyeceğimiz. O. onun içinde Kazak halkının Ekim devrimiyle hiçbir alakasının olmadığım. onların sözü ile işi arasındaki uyuşmazlıkların. Özellikle ağır şekilde sorgulananlar 1922 1924'lü yıllarda Almanya'da tahsil yapan G. Ben ona hayatı hakkında sorular sordum. Çokay Sovyet iktidarının Türkistan'daki durum hakkında konuşma yapıyor. S. Bu mahkeme sırasında Alaş aydınlarını sorgulamada sorulan soru. Çokay'ın faaliyetini açıklayan belgelere değinmekte yarar vardır. Bolşeviklerin programlarını anlatma amacıyla Kazaklar arasında propoganda işlerini. Şokayulu'nun eleştirisi sadece "Ak Yol" gazetesi etrafında toplanan Alaş aydınlarıyla örtüşmüyor. Onların bu karşılıklı "ilgileri" M. 127) Mesela. Bu arada M. sırası gelince Stalinci propoganda mekanizması. Çokayulu aleyhinde konuşması olan G. Birimcanov'ın sorgulamada verdiği cevabı: " Çokayev Berlin'e geldi. Biz bilig-5/Bahar '97 . Bu konfreansda M. Çünkü yukarıda belirtilen J. Başka bir tabirle. Sadri Maksudi. Bununla birlikte 1920 1930Tu yılları Sovyet yöneticiliğindeki T. Kozıbekov ve Bitileyov idi. Biz bu günlerde bağımsızlığımıza kavuştuğumuz sıralarda. Avrupa'ya sığınan Tatar aydınları ile birlikte.134 olduğunu bildirdi. 1920 yılının ortalarından itibaren Avrupa'daki Mustafa Çokay'a eski Başkurt Cumhuriyetinin yöneticisi Zeki Velidi katıldı. M. Kazak aydınlarının eleştirisi ile aunıydı. Aslenyarov. siyasi faaliyetlerini devam ettirmeyi sağlayan. OGPU'ya M. Alaş hareketi yöneticilerini tutuklama ve suçlama dönemi olmuştu. Rıskulov. Stalin rejimine karşı istiklal "Prmetery" adlı kurumu kuruluyor. Çokayulu'nun eleştirileri ne kadar doğru ve Sovyet iktidarının Türkistan'daki geleceği hakkındaki yorumu ne kadar gerçeğe uygun düştü ? Sovyet ideolojisi yayınlarının M. Benim fikrime göre. Tatar aydınları Yusuf Akçura. O. onların eleştirisine sebep veren Sovyet Türkistan'ı gerçeği idi. Çokayev'in Kazakistan'da zafer kazanacağı hakikate dönüşecektir". M. avangardcılarla (beyaz ordu) ilişkisi olan. Bu ilişkide iki tarafın da suçu yoktu. çokay'ın vefat ettiği 1941 yılının Aralık ayına kadar sürdü. Gayaz İshaki vardı. Mustafa Çokay ve Zeki Velidi ilişkileri konusunda idi. Çokayulu'nun yayınladığı makalelerle haberdar oluyordu. Bu sorulara verilen cevaplardan bahsetmenin mümkün olmadığından dolayı. sadece iktidara geldikten sonra başlattığım. Bu kurum aracılığıyla 1929 yılının Mayısı'nda Varşova'da Şarkiyat Enstitüsü ilmi teorik konfreansı düzenleniyor. A. Çokay ve diğer Türkistanlı siyasi sürgünları dinlemek için buraya Moskova'dan. Çokayulu'nun yaptığı eleştirilerin işlerine gelmemesinin sebebi vardı. gazetede çalıştığından ve yaşamın kötülüğünden bahsetti. (PRAVDA. Daha önce görmüştüm. Onlardan önce. Sovyet hükümetine hakeret etti " dedi. halkımız için ağır dönemler olan 1920'li yıllarda. destek olan Avrupalı demokratlara memnuniyetimizi belirtmemiz gerek. Avrupa'ya giden çeşitli milliyete mensup aydınları 1920'li yıllarda Varşova'da sizin ve bizim bağımsızlığımız için ortak. 1927 1930 ve 1930 1932 yıllarında iki kere. Bu mesele ile ilgili şunu söylemeliyiz. Saduakasov vs. Stalin'in mektubunda bildirildiği gibi M: Çokayulu eleştirisi ile doğrudan ilişki olduğu tartışmasızdır. Çokay ve Alaş liderleri arasında münasebet olduğu ihtimalini gösteriyor. Çokay aleyhinde konuşmadılar. Asıl suçlu. Çokay ve ülkedeki aydınların Sovyet idaresini tahlil etme konusundaki eserleri. S. sorgulama sırasında Alaş aydınları M. M.bir siyasi sürgün tipidir. "Böyle olmayınca. Onun arasında Marşal Pilsutski'in bulunduğu Polonya Demokrasisi destekliyor. Günümüzde M. yolun iki tarafında bulunarak ortak meselelerinden bahseden komşular diyalogunu hatırlatıyor. Çokay tenkitlerine Ekim Devrimini Türkistan halklarının büyük sevinçle kabul ettiği konusundaki Sovyet propaganda tarihi gerçeğe ne kadar uygun olduğunu açıklamayla başlıyor. M. Bu ve başka belgeler. 1929. SSCB'deki durumu sordu. Sovyet iktidarının ilk günlerinde bile göründüğünü delillerle açıklıyor. onun bağımsızlık hareketinin değerini bildiler.

(GRADA) Tam bir sömürge niteliğindeki bu örgüt Bolşeviklerin amacım gizleyerek göstermemeye çalışan şu görevleri yüklendi. iç Rusya rus köylülerinin taşınmasının yeni döneminin açılması ve göçebe Kazak yaşamım birden yerleşik yapmaya çalışılması ile aynı anda yürütülmesi tabii tesadüf değildi. büyük ekonomi kurarak köyleri yeniden kurtarma. Çarlık döneminden itibaren süre gelen isteğini Sovyet iktidarı bir kararla gerçekleştirdi. Serafimov'un başkanlığı ile kurulmuş olan. M. Sovyet yönetimi toprak meselesi ile ilgili Kazak halkına verilen vaadini yerine getirmedi. yerli halkı organize ederek ekonominin en yüksek türüne geçmesini sağlamak ". Zamanın gösterdiği gibi bu gibi ilişki aslında komünist ideanın hayalciliğine. Bu mesele ile aşina olan. yıkılan Çarlık döneminin eski politikasını hatırlatıyordu". ekonomik uygulama bunların delilidir. Çarlık yönetimi toprak meselesinde Sovyet hükümetiyle kıyaslanamaz. Çokayulu'nun "Sovyet Yönetimindeki Türkistan" ve diğer eserlerinde özellikle incelenen meselelerden biri. Kazakistan'da iktidara Goloşçekin'. İkinci olarak. 1921 1922 'li yıllarda yapılan toprak reformu. " Kazakistan Sovyet Muhtar Cumhuriyeti ekonomisinin gelişmesini sağlamak. Çokay Sovyet iktidarının Türkistan'daki kadro politikasını da eleştirdi. iç Rusya'dan göç edenler dalgasını durduramaz istekleri ayak altı edildi ve totoliter sistem oturduktan sonra. 1920'li yıllarda Kazakistan'da yöneticilikten türlü suçlamalarla . Şokayulu'nun dikkatini çeken bazı meselelere değinmiş olduk. Kırgızistan'ın Şu ve Issık göl bölgeleri) topraklarında Rus autonomyasını kurma konusunda sosyal. onun sömürgeci Çarlık yönetimiyle bağdaşlığını ve bu yönetimin göstermelik faaliyetleri yayın aracılığıyla. Kazakları yerleşik hayata mecbur ederek. V. Tarih sahasında hala doğru değerlendirilemeyen." diye yazdı. yerli halkı yönetebilen yöneticileri lüzumsuzdur. 1929 yılında Kazakistan'da Pereselen (yer değiştirenler) yöneticiliği açılıp. onları kullanarak. (ÇOKAYEV. diye yazdı. Çokayulu'nun sürgün çalışmasının temel ve asıl yönü olarak bilig-5/Bahar '97 . 1993) Bu abartılı bir fikir değildir. M. O. Mesela. Türkistan halklarının Ekim Devrimi'ne alakasını. Onların yerine önemsiz birileri getirilip. cesaretle söyleyebiliriz. çöl bölgelere) Rus köylülerine geçecek fazla toprakları çoğaltmayı gaye edinen sömürgecilerin. M. onların ekonomik sosyal gelişmesi ile bağdaştırmadan kurmak temelsiz olur. Sibirya'ya yakın yerleşim bölgeleri ekonomisini geliştirme. çok yetenekli. "Sovyet yönetiminin Kazakistan'daki tutumu. Türkistan. M. Ayrıca kömitenin (1921 1925).in gelmesi ile. Safarov'ın "Sömürgecilerle kendileri ile denk komuşup. Bizim söylemek istediğimiz Sovyet hükümetinin Türkistan'daki türlü sahalardaki siyasi faaliyetleri inceleyerek. toprak meselesidir. pratik anlayışta Türkistan halklarının menfaatim aykırı gelmesindedir. yönetimdeki değişiklikler 1932 1933 yıllarındaki halk trajedisine yol açtı. Çünkü Merkezi yönetim için uzaktaki "taşra"nm çıkarından ziyade.SİK (Sovyetler Birliği Yürütücü Komitesi) . Kalin'in emri ile Jetisu (şimdiki Almatı bölgesi. iç Rusya bölgelerinden taşman Rus köylüleri ve orta zengin köylülerin başlatılan toprak reformunu durdurmayı talep eden istekleri daha anlamlı ve yakın idi. çözümünü bulamadan durduruldu. asır sonlarına doğru Sovyet dönemindeki tecrübemize ve dünya halklarının gelişme yoluna dayanarak Kazak ve diğer Türkistan halklarının Ekim Devrimi'ni kabul edemeyişlerinin tabii olduğunu söyleyebiliriz. Kazak yurdu ile aydınlarının. Biz burada Türkistan'daki Sovyet idaresiyle ilgili M.135 şimdi. yerleştirme politikası yeni safhada gelişti. meşhur yazar G. Bu eserinde. Bunun hakkında Alaş aydınlarından Mırzagazi Esbolulu 1929 yılı UGPU'a verdiği bildiride " partiyadan " milliyetçi ve başka suçlamalarla en yetenekli Kazaklar uzaklaştırıldı. Büyük devlet adamının çok yönlü meselelerle ilgili çalışmalarını bir makale çerçevesinde incelemek mümkün olmayacaktır. büyük bir hızla başlatılmasına rağmen. Çokay Türkistan'dan çok uzakta olduğu için Sovyet iktidarının o dönemdeki kadro politikasının gözle görünmeyecek yönlerini fark edememesi de mümkündür. biz. Merkezin emirlerini hemen yerine getiren Goloşçekin gibiler geldi. Onlara sadece tercüman ve polisler gerek " fikrinin doğru söylendiğini ve bu politikanın 1930Tü yıllarda bile değişmediğini yazıyor. Göç edenler meselesiyle ilgili teşkilat kurup. (aslında verimsiz. XX. tanınmış aydınlar uzaklaştırıldı. bütün cumhuriyet içerisinde Çarlık dönemindeki yer değiştirme sistemi yeniden yapılandırıldı. Kazaklar kendilerim kendileri yönetmekte iddiasını söylüyorlar.

onlar yaz elbiseleriyle. Gençler hükümet kurarsa. Ama zaman. Çünkü S. Mustafa Çokay iktidar hırsı ve kendi menfaatini öne çıkarma duygusu olmayan insanmış. ülkemin bağımsızlığa kavuştuğunu nasip ederse. Bu hatırasında Marya Yakevlevna. M. Çokayulu'nun eşî Marya Çokay'ın hatırasıdır. ben ülkemin tarihi ve diğer ülke halkları hakkında harika kitaplar yazmayla uğraşırım!' ". M. katil. Böyle dememizin sebebi. Çokay'ın gösterdiği hizmetinin çok olduğu kanaatindedir. Ben ölmek istiyorum. siyasi akım onu her zaman önde olmaya itekledi. ölsem daha iyi olurdu. gazetecilik ve siyasi faaliyetini dışlayıp. ümit eden bahtsız biçarelere hiçbir yardım edemediğim için eziyet çekiyorum. Onlara bez. Çokay'la ilgisi olamayacağı tartışmasızdır. " Mustafa'nın Almanlarla birleşip iş yapması mümkün değildi " diye yazdı. su yok. manevi yönden ne kadar yorulduğumu söyleyemem. ama ne zamana kadar devam edeceği belirsiz. diyordu. 1920 1930'lu yıllardaki sosyal adalet arayışlarını ispatlayan teorik. Bu hatırasında Marya Yakevlevna Mahmut Aykarlı diye birisinin. elleri karnının yanında uyuyormuş gibi. Ellerinin üzerine Kur'an'ı koyduk. Bu durumlarda bundan ötürü dayanamıyorum. soğuktan korunmak için elleriyle yer kazmaktalar. Dün 35 insanı kurşuna dizilmeden kurtardım. yüzü gençleşmiş gibi göründü. yaratılışından karşı olan karakteri. bilgilerin gerçek M. unutturmaya çalıştığını görürüz. 1941 " yazısını geçen sene Berlin'e seferimizde mezarlıkta gördük. halim yetmiyor. ince ruhlu bir adam olduğunu yazıyor. Karşıdaki duvara tabutun kapağım dayamışlar. Marya Çokay hatıralarında şu fikirleri söylüyor: " Hayatının son dönemlerinde. Şekibayev gibi yazarların M. Bununla birlikte. Gücüm. tekke ve sarığı. Çokay'ın 1942 yılında öldüğüne dair fikrini reddediyor. Çokayulu'nun 1941 yılındaki faaliyetine Türkistan bölgesinin teşkil edici olarak gösterip. Berlin şehrinde " Viktorya " hastanesinde 1941 yılının 27 Aralığında vefat eden eşi Mustafa'yı son sefere uğurladığım şöyle yazıyor: " Cam duvarın öbür tarafında ağaç tabutta Mustafa üzerinde ipek pijaması yatıyordu. ortam. sosyalist denemenin yenilmesi. kendisi ele alıyor. Ölmüş değil. Yüzünü beyaz bir bezle örtmüş. Çokayulu'nu Türkistan lejyonu kurucusu. Bu gerçeğe uymayan bir iftiradır. 1940 yılının savaş sıralarında. Tınışbayulu'na teklif ediyor. zamanın gösterdiği gibi Türkistan'daki sosyalist sistem Kazak ve diğer halklara Milli bağımsızlık ve ihtiyacı olan ekonomik. ben sadece propaganda ile uğraşırım. Türkçe'ye çevrilip. Mesela. Bu sırada en değerli bilgi M. Türkistanlı Alaman esirlerin durumunu iyi tanıyan eşinin özelliklerini iyi bilen Marya Yakevlevna. Sonuç olarak. M. eşinin başına dikilen mezarlıkta onun vefat ettiği zamanla ilgili" 27.136 değerlendirilmesinin gerektiğidir. Çokayulu'nun "Türkistan Lejyonu" gibi askeri teşkilat ortaya çıkmadan önce vefat ettiğine dair belgeler yeterlidir. Çokayulu'nun hayatının son sıralarındaki hali böyleydi: 1942 yılının savaş hareketleriyle ilgili bilgilerden "General Mustafa Çokay" hakkında bilgilerin çıkabilmesi mümkündür. yumuşak. Onlara köpeklere verilen ekmek veriliyor. Bunlardan birkaçını söyleyebiliriz. Öyle ise. M. yan yalın. şimdi Kasım ayı. " Vefasızların Hikayesi " adlı kitabındaki M." Ölen insana yapılacak hizmeti hemşerileri yapmış olabilir. Ama o. din adamı alarak göstermek isteyenler de yok değildir. Hayvandan da öte bu medeniyetli insanlar" Onlarca toplama kamplarını gezmeliyim. Buna rağmen Marya Çokay'ın kendi eşini tanımaması mümkün değildir. 1917 yılının Kasım'ında Kokand'ta Türkistan autonomyasını ilan edip ilk günlerde onun yönetimini M. Ben Paris'ten Kur'an ve sarığ getirmiştim. bizim bugün Mustafa Çokay ve başka aydınların hayatlarını uğruna verdiği bağımsızlıktan bilig-5/Bahar '97 . o her zaman Türkistan'ın Bolşevik baskısından kurtulmasını arzuluyordu: ' Allah. bunun delilidir. 12. Tınışbayulu birkaç gün sonra bu görevden istifa ettikten soma. Müslümanlardaki gibi başına geçirdik. Onları bir çukura yerleştirdim. Sevgili eşi Marya Şokay'ın bildirdiğine göre. sosyal gelişmeyi sağlayamadı. Mustafa'nın eşine yollanan mektubunda Türkistanlıların ağır durumu hakkında şu satırlar yazılıdır: " Ben yardım isteyen. Şu "ölmek" kelimesiyle mektubuma son vermek istiyorum. uyuyormuş gibiydi. Marya Yakevlevna eşinin savaşa. M. soba gibi soğuktan korunmaları için bir şeyler verilemesini rica ettim. Sovyetler Birliğinin dağılması. Hatıra Rusça yazılıp. Bizim bu iddiaları kabul etmemiz saçma olurdu. İstanbul'da 1972 yılında yayınlandı. Verecekler mi vermeyecekler mi o da belli değil.

s. 1991 Bugünkü Türük İli Türkistan ve Yakın Tarih. 1972 Eski Özbekçede Moskova. Türkistan için sürekli yangın halinde geçen büyük bir insanın yoludur. 1994 Hatıralar. Konuşmalar. 78754 GÜMİLEVA. KAYNAKLAR ALİŞİRNEVAİ. Aktarma. 1993 Eski Türkler 1917 1924 yıllarında Komünist 1932 10 Haziran. Almatı. TOGAN. yeni entelektüel ufkunu yükselten devlet adamıdır. 1993 Bigiler.MEK arşivi. Almatı ------------------. ÇOKAY. M. 1994 Turar Rıskulov. 131 "Kazakistanskaya pravda" KLİMOV S. İshaki 1993 1995 Balasagun Y. Hatıralar. 6 Haziran. 7k KS. 1987 1917 "Türkistan habercisi". O. İstanbul. 1993 ÇOLDASBEKOV. Eski Türk Yazılan. yüce vatanı için.9 Aralık Partisinin Orta Asya'daki Askeri Organize Faaliyeti. 1997 ÇOKAYEV. Sovyetler baskısındaki Türkistan. V.137 vazgeçmeye hakkımız yoktur. KONRATBAYEV. Mustafa Çokay. Ula. Mecmuası. M. gelecek nesil huzurunda vazifemizdir. 127 1929 1929 "Yaş Türkistan". s. İstanbul. 1949-1950 "Yaş Türkistan". SULTANGALİYEV. Kazan. 1986 Mustafa Çokay. Kutadgu Bilig. Sosyal ve Devlet Hizmeti. Onun hayatı. zamanında Türkistan'daki Sovyet iktidarının sömürgesini doğrukavrayıp ve onunla mücadeleye hayatım feda eden. EGEBAYEV. A. 1992 Makaleler. OMA. s. Yolıgtegin Kültegin.M . KS. "Pravda".. Tercüme. Gasırlar arazı Kazan "Kazakistan gazetsi". s. Mustafa Çokay anılar. Tercüme. Mustafa Çokay kim? sorusuna tekrar dönelim. 1 bilig-5/Bahar '97 .M . 1986 GAYAZ. 141k.Z. 256 KS Prezidentini arşivi. Paris. üstelik bu mücadeleye Türkistan halkları tarihinde olmayan yeni bir safha kazandırıp. Taşkent. Bu Mustafa Çokay ve Alaş aydınlarının emanet ettiklerine hürmet. RAŞİDAD-DİN 1952 El Yazıları Moskova. İdilUral Vaverejniye çelni.

Altay Dağları ile Don Nehri arasında 'Uluğ dalada' (bozkırda) yaşam ve gelenek oluşturmuş. taşradaki bağımlı halklara karşı Rusya'nın baskıcı siyasası ve yaptırımlarıdır. Bugünlerde bağımsızlığına kavuşan Kazakların geçmişi sadece sömürgecilikten gördüğümüz eziyetten ibarettir. 3.138 SÖMÜRGECİLİĞİN ZOR SİLİNEN İZLERİ Biz. "Rusya İmparatorluğu" taşrasında bulunan iki yüzden fazla halk ve ırktan biri olarak Kazak halkının sömürgecilik sırasında yaşadığı zulüm şöyle değerlendirilebilir. Üç bin yıl boyunca Asya'nın uçsuz bucaksız bozkırında göçebe bir yaşam süren. Bu çerçevede biz yaşayan tanıklar olarak sömürgeciliğin ne olduğunu anlatarak dünya insanını çok korkunç hatalardan koruyabiliriz. ideoloji ve siyasal görüşlerin değişmesine karşın bir tek Rusya'da durum hiç değişmeden duruyor. son üç yüz yıl boyunca 'Rusya İmparatorluğunun iğrenç sömürgeciliğini yaşadık ve ancak şimdi bağımsızlığımıza kavuşuyoruz. Sonuçta 1931-1932 Akseleu Seydimbek Kazakistan Ulusal Akademi B. Kazak halkının binlerce yıl boyunca çevre sistemi ile kaynaşarak oluşan yaşam biçimi iktisadi ve kültürel türü 1926-1931 tarihleri arasında zorla değiştirilmiştir. Başkanı bilig-5/Bahar '97 . Ya da Kazakların tanrı kökenli âşık ve ozanları beş yüzyıl boyunca şiirlerinde işledikleri kutsal İdil (Volga) Nehri'nden bugünkü Kazakların bir yudum su bile içemeyecek durumda olmalarına ne diyeceksiniz?. Ulusun özgür kültürünü yok etmek her zaman metropol ülkenin en temel siyasal ve ideolojik amacı olmuştur. Türk aleminin atayurdunda oluşan Kazak halkı. Bu arada bugünkü Tulla Nehri'nin Canibek Hanının annesi Tulla ile adlandırıldığını anımsatabiliriz. Değişmeyen bu durum. Son üç yüz yılda düzenlerin değişmesine. 2. örf ve adetleriyle olağanüstü özgün bir kültür oluşturan Kazak halkı sömürgecilik sırasında yok edici manevi yayılmacılığa uğramıştır. devlet ihtilallerinin gerçekleşmesine. hanlık kurmuş olan Kazakların topraklarının yarısına yakını Rusya'nın egemenliği altında kalmıştır. Özgün Kazak Kültürünü Yok Etme Girişimi 1. devlet. Sonuçta manevi özümsemeye uğrayıp özgün kültürü zayıflamıştır.

verimli toprakların kültürel ve manevi olgusu soluvermiştir. Şimdi ise sömürgeciliğin sonuçlarından arınmanın daha da güç olduğunun farkındayız. 8. Ağlıyordu. O suçu şöyle değerlendirebiliriz: İnsanlık tarihindeki en büyük suç. bir kuşağın gözü önünde art arda geçen iki dünya savaşının kurbanları değildir. 4. Yani. kendi kimliğimizi geliştirmeye yönelik olmalıdır. Han iktidarı yok olduğu 1822 yılından beri Kazakların devleti uğruna baş kaldıran en yetenekli çocuklarının hiçbirisi "imparatorluk' siyasasının cezasından kurtulamamıştır. Doğal olarak ulusun kültürel ve manevi dünyası oldukça geniş bir kavramdır ve yaşamın bütün alanları ile bağlantılıdır. belli çevre sistemine uyan geleneksel iktisat düzenine ve bilimsel temele dayandırılmayan değişimleri uyguladıktan ve çöl bölgelerine zorla kaydırılan Kazakların ortasında 1949-1989 yılları arasında yaklaşık beş yüz nükleer bomba denemesi yapıldıktan sonra Kazak bozkırları çevre faciasına uğramışlardır. Sömürgeciliğin eziyetine uğrayan yüzlerce ulus ve halk gibi Kazak halkı en ağır dönemini sosyalizm döneminde geçirdi. Kazak halkının devleti zorla dağıtılmıştır. Kazakistan'daki iktisadi. sosyalist düzenin totaliter iktidarıyla 200'den fazla ırk ve ulusu karışık duruma sokmasıdır. Fakat zulüm güçleri Kazak halkının özgürlüğüne tinini daima kana boğmuşlardır. Bu da kuşakların 'genofonu'nu etkilemiş. 20.. Bu çaptaki tehlikeyi insanoğlu önceden görememiştir. O. Yani bunun nedenini Rus halkının yabancılara karşı güvensiz 'biyopsikolojik' doğasına bağlamaktayız. Rusya İmparatorluğunun kesintisiz uyguladığı baskı siyasasının zulmünden dolayı bütün Kazak halkının çocukları şimdi dünyanın 32 ülkesinde yerleşerek. İşte bu facia olmasaydı Kazak halkı kendi doğal nüfus büyümesi ile bugünlerde 30 milyon nüfusa sahip olabilirdi. O da sosyalist düzenin tarih sahnesinde yerini almasıyla insanoğlunun artık nasıl bir hatanın yapılmaması gerektiğini iyice öğrenmiş olmasıdır. Doğal zenginliğin hiç düşünmeden yağmalanmasından ötürü. bilig-5/Bahar '97 . onun etnoloji ile bağlı bazı yönleri hakkında oluşmuş kavramlardan söz edelim. Yüzyıldan 1986 yılındaki aralık olayına (*) kadar sürdü. teknokratik vahşilik doğuran çevre faciası da değildir. Evet. O. Şimdi bizim kendi kendimizle mücadele ederek yanan canımızı tedavi etmemiz. Toplumsal ve ekonomik yapının böyle olmasının sömürgeciliğin doğasının bir gereği olduğunu söyleyebiliriz. Bu da ister gerçek ister mecazi anlamda olsun 'manevi yenilenme' ya da 'manevi restorasyon' diye adlandırılabilir. Sömürgecilik hastalığı vücudumuza iyice girmiştir. O. 6. Yani yüzyıllarla oluşan yüze yakın özgün kültür sonsuza dek yok oluvermiş. en acı suçu. Bu arada sosyalist düzenin bir tek yararını da söylemeden geçemeyeceğiz. Rus yayılmacılığı 17. Aralıkta Kazak halkı sömürgeciliğe karşı yaklaşık 300 ulusal bağımsızlık ayaklanması girişiminde bulunmuştur. Özgürlük yolunda ulus kan ağlıyordu. Şu anda Kazak diasporası (Kazakistan dışındaki Kazaklar) 3 milyondan fazladır. dumanlaşan bilincimizi arındırmamız gerekiyor. Sonuçta yüze yakın ırk ve ulus tümüyle yok oluvermiştir.. savaşsız ya da ideolojik aldatmaca ile 4 milyon Kazak'ı yok eden soykırım siyasası da değildir. Onların çoğunluğu. İşte Kazak halkı bugünkü özgürlüğüne böyle faciaya uğrayarak ulaştı. ideolojik ve siyasal gidişin değişmesine karşın sürekli olarak acımasız biçimde yok edilmişlerdir. Bu nedenle de kavramı daha net kavrayabilmemiz için 'bilimlerin atası' ilan edilen tarih. 7. özgürlüğümüzü kabul et! Böylesine ulu bir dileği bilim ve hareketle bağdaştırmamız gerekmektedir. imparatorluk dağıldı. fakat ölmedi. devlet ihtimallerine.5 milyonu ise yabancı ülkelere kaçmak zorunda kalmıştır. Zulmün fazla yaşamayacağım tarih bu kez de kuşkusuz kanıtladı. ulusu zayıflatmıştır. 1. Bizim için sömürgecilikten kurtulmak oldukça zor oldu. 5. düzenin değişmesine. fakat sağduyudan vazgeçmedi. Ey kutsal Gök Tanrı. Şimdi de alay ederek çıkacaktır. O. Yüzyılda SSCB diye adlandırılan büyük 'imparatorluk' zamanında gerçekleştirdiğini söyleyebiliriz. Bu arada insanoğlunun uzun tarihindeki en büyük. bizim başlıca hareketlerimizden biri manevi tedavi. sınai ve toplumsal altyapının yüzde 70'ten fazlası Rusya'ya bağlıdır. milyonlarca insanın özgürlüğünü alıkoyan kamp adası da değildir. dili ve dini çeşitli olan devletlerin içinde yaşamlarını sürdürmeye zorunludurlar.139 yıllarında 7milyon nüfuslu Kazakların 4 milyonu yok olmuştur.

o Kazak ulusu olmalıdır. Yalnız gerçekleştirme hakkı tanınırsa işin Batı'ya benzeyen yanı işe yarayıp. Böyle bir felaketten sonra ne olabilir ki? Ne olacağını bir ulus bilecekse. 'Sibirya karanlığına nur verenler' diye okurduk. öz geçmişinden iğrenmeye zorlanmışlardır. gerçeklerin bölünmesidir. daha doğrusu bilincin tutsaklığı diye buna derler. ya da onlara parmak arasından bakmak. Böyle bir olgu hiçbir zaman kendiliğinden olmuyor. Kısa süre önce yayımlanan bir bilimsel kitabın birinci sayfasında "Rus bilim adamları Kazakların göçebe yaşadıklarını. Şu ana dek bizim okuduğumuz insanlık tarihinin farkı ve değeri özü itibariyle Rusya'nın 'imparatorluk' kavramları doğrultusunda yazılıyordu. Sıfatın değil. İşte onlar: Bütün bir halkı birkaç parçaya bölerek. "Kaspi'nin öbür yanı" gibi deyimler için de geçerlidir ve Avrupalılar açısından doğrudur. Ya da 'Yakındoğu'. onların köklerini bile ezberleyerek büyümüştük. Bu durumda Rus bilim adamları öyle demeseydi.. sinema. batıdan doğuya doğru savaşa gidenlerin tümünü büyük komutan olarak tanıyıp. köylü ve aydınlara karşı koyma eylemi. hayvancılıkla uğraştığımızı bilemez miydik? Doğal olarak bunu biliyoruz. bunun aracılığı ile ortak Türk kültürünü yok saymak. Biz şu ana dek tarihe 'Rusya imparatorluğu' gözüyle baktığımız için hiç önem vermiyorduk. Yalnızca eski Yunanlılar değil. Biz. insanoğlunun gelişmesi ile ilgili ekonomik etken dışındaki tümünü yok saymak. Yani. en sonundaki Avrasya'daki Türk halklarının tarihini bir bütün olgu olarak ve dünya tarihinin bir parçası olduğu gerçeğini değerlendirmemek. tarih ve ideolojiyi bütün bir olay olarak değerlendirmek. ev içinde ev yaparak. gerçeklerin yalnız tekelleşmesi değil. tekel egemenliğine sokulu olarak zihniyette yer alırsa. köklü kültürlerini tümüyle yok etmiş işgalcilere 'Amerika'yı keşfedenler" derdik. Sonsuza değin aklı kendisine karşı gelecek ve yaşamı böyle geçecektir. herhangi bir insan da bulunduğu yere 'dünyanın merkezi' derse yanılmış olamaz.. tinin. bilig-5/Bahar '97 . Sonuç olarak etnik mangurtlaşmanın (**) araçları da bunlardan oluşur. Daha doğrusu. Ve en kötüsü böyle bir aptallık bir tek tarih dersine ait değildi. Ve böylece Orta Asya ve Sibiryalıların birkaç kuşağı kendi atalarına küfür etmek durumunda bırakıldılar. hayvancılıkla uğraştıklarını sanıyorlar" biçiminde bir cümle vardı. işçi sınıfı için yapay bir toplumsal onur yaratarak. görsel-güzel sanatlar gibi manevi değerlerin tümüne yerleşmişti. Basit 'toponim'lere (yer-su adları) bakalım. tarihin nesnel gerçeği 'imparatorluk' siyasasına ters olduğu için taşradaki uluslar kendi tarihlerini benimsememiş. Çünkü dünyaya orada Avrupalıların. Kavramın nesnel olması koşulu vardır. İyice yerleşen 'Yerorto Denizi' (Akdeniz) 'Yakındoğu' (Ortadoğu) 'Ural Arkası' (Transural) İdil'in öbür yanı "Kaspi'nin öbür yanı" (Hazer Denizi'nin öbür yanı) gibi yüzlerce coğrafyasal ad vardır. benzemeyenin tümü ise vahşiliğin delili olduğu bilinci yerleştirilir. Tarihsel kavramlarla ilgili yukarıda söz ettiğimiz çelişkiler bilincimize yaşamın gerçekleri olarak birçok kez ters anlamda benimsetilmiştir. Yine örneklere bakalım.140 Bu arada İmparatorluk' siyasasının oluşturduğu tarih bilincimizdeki yöntemsel çelişkileri anmadan geçemiyoruz.. Fakat basit gerçeği bile kendi adımıza söylemeyi sakıncalı bulmamızdan kaynaklanan psikoloji hiç izin vermiyor ki. burada ise 'Rusya İmparatorluğunun gözü ile bakmak yasaydı. Ya da Rusya'nın sömürgeci siyasasında kılıcı olanların tümünü 'Orta Asya'yı vahşilikten kurtaranlar'. nesnel gerçekleri komünist partiliğin karşısına koymak. Sonuçta böyle bir halkın her bireyi sürekli iki duyguya kapılacaktır. Biz de bu kavramlar çerçevesinde eğitilmiş ve büyütülmüş bir kuşağız. tiyatro. Biz gözlerimizi açtığımızdan beri Amerika Kızılderililerini kana boğmuş. doğudan batıya sefere çıkanların tümü ise vahşiler ve zalimler olarak zihnimize sokuldular.. bizim göçebe bir yaşamımız olduğunu. Varsayalım ki eğer bir gerçek. Uzakdoğu'dakiler için ise hiç de yakın değildir. insanlığa ortak olması gereken gerçek ve kavramlar kendi nesnelliğinden ayrılarak sadece Avrupalılar gibi düşünmenin ya da varsaymanın ekmeğine yağ sürüyor. olsa olsa Avrupalılara yakındır. sana düşünme hakkı bırakılmaz. Bu yandakiler için ise manevi eziyettir. Fakat ilk sırada herkes için kavramsal önem değerlidir. Bunun manevi tedavisi toplumsal ve manevi restorasyondur. Bu durumda söz konusu olan. Aynısı 'Ural arkası'. kendi kendine misilleme yapan sınıfsal görüş ana düşüncesinin yaşam gerçeği ile aynı olmadığı. "İdil'in öbür yanı". Bununla birlikte yazın.

Sovyet Türkolojisi Tarihi Çarpıtıyor Geleneklerin. Cengiz Aytmatov'un yapıtlarından alınmış ve yayılmış bir terim. Bu arada Türk dili halkların tarihsel ve kültürel varlığını bütün bir olgu olarak kabul etmeyerek öncelikle böle böle araştırmaya yönelik yöntemlerin altım çizmek olanaklıdır. 'ulus olarak oluşmamış' gibi tanıtılmış kavramları. simgelerinde koruyabilmesi için Türk kağanlığından önce uzun süre birlikte kalmaları gerekirdi. bilig-5/Bahar '97 . ulusların arasını açmıştır. dokumaları. ulusunu. kendi geçmişlerinin sıfatı olarak ezbere söylemeye zorunlu oldu. manevi ve maddi kültürü 'diyakronik' ve 'tipolojik' yöntemle ne düzeyde tanımaktayız? Her bir ulusu bireysel özelliklere göre geliştirmenin yerine onlarca ulus ve halkı bir tek siyasal ideolojik kalıba sokan totaliter sosyalist düzen için ayrı bir ulusun geçmişine. kilimleri görünce şaşırdığımız acaba yalan mı? Yani. Birçok ulus. dilinde. 'köhne aşiret sürüsü'. İşte sömürgeciliğin sonuçlarından arınma konuları bizi bu düşüncelere ulaştırmaktadır. Sadece gerçeklerin daha zorlaştırılması değil bilimdeki gerici yorumların çoğalması gitgide her Türk dili kendi 'Türkolojisini' oluşturarak. (*) Celtoksan olayı Kazakların resmi düzene karşı Almatı'da gösterdikleri direniş eylemi. (**) Mangürt: Kendi kimliğini. bu halkın bin beş yüzyıl ayrı kalmasına karşın etnik tek köklülüğünü. nesnelerin iki üç bin yıl boyunca değişmeden tek köklülüğünü koruduğunu nasıl anlatabiliriz ki? Pazırık kurganında (İ. yüzyıl) bulunan nesnelere baktığınız zaman kendi anne babamızın kullandığı eğeri. kendi etnojenik kökünden uzaklaşmaya. Bunun gibi ideolojik egemenliğin etkisini özellikle Türk kökenli halklar çok görmüştür. koşumu. yüzyılın ortalarına doğru bilimsel gerçeklere ulaşmak yerine daha fazla sosyalist ideolojinin hizmetçisi olmak eğiliminde olduğunu algılayabiliriz.Ö. Kısa bir süre içerisinde Türkologların safları ne kadar büyümüş ise Türk dili halkların tarih ve kültürüne ilişkin gerici yorumlar da o kadar artmıştır. doğusunda Sarı nehir (Huanhe) batısında Akdeniz bulunan uçsuz bucaksız alanda Türkçe konuşan otuz kadar halk neden birbirini çevirmensiz anlıyor. 20. folklor mirasından. Bu otuz kadar halkın Türk kağanlığından sonra (6-8 yüzyıl) bir araya gelmedikleri bilinmektedir. bunun da bilimsel ve yöntemsel eylem olarak değerlendirilmesiyle olanaklıdır. Bu durumu Türk dili halkların bugünkü ayırtılmış tarihinden. Bu durumda.141 Bu zamana dek. 19. Doğal olarak gerçeklere başvurursak bugünkü Türk dili ulusların kültürel ve manevi kökünün Türklüğün bir bütünlüğe ulaşmasıyla. yüzyılda dünya çapında en ön sıralarda olmayı başaran Rusya'daki Türkolojinin. dışarıdan 'köhne vahşi yurt'. Bu olmadan tarihsel gerçeklerin yüzüne bakamayız. kültürünü tanımayan kimse. abece oluşmasından ve terim üretme gelişmelerinden açık ve seçik görmek mümkündür. 5. inançların. inancında. geleneğinde. Sonuçta Sovyet Türkolojisi gerçeklere ulaşmak yerine gerçeklerin daha da karışık bir duruma getirilmesine katkıda bulunmuştur. Bu konuda yalnızca Türkoloji tarihine bakmamız yeterlidir. köküne bakmak gereksinimi de yoktu.

142

BİR KİTABIN İKİ SAYFASI

I Turan topraklarında asırlarca yaşayan büyük medeniyetin varisleri olan kardeş Özbek halkı ile ilişkilerimizin yeni bir seviye kazanması, bağımsızlığımızın getirmiş olduğu semerelerden biridir. Daha düne kadar iki ülkenin milli gelişme gayesi içinde, karşılıklı alışveriş ve münasebet kurmasından söz etmek mümkün değildi. Dolayısıyla ara sıra düzenlenen resmi günler ve kültür haftalarında karşılıklı dostluk ve beraberlik adına söylenen sözler bile pek fazla gerçekçi görünmüyordu. Kazak'ın da Özbek'in de içindeki gizli sır ve hayaller kendi dünyasına kapalı kalıyor ve birbirinden uzaklaşmaları ve ayrılmaları giderek büyüyor gibiydi. İki Türk halkının aydınları birbirlerinin eserlerini ve edebiyatlarını asıl nüshasından okuyamaz hale gelmişti. Özbek Türkçe'siyle yazılmış eserler Kazakça'ya, Kazak edebiyatının eserleri de Özbek Türkçe'sine, ancak Rusça sayesinde çevrilebiliyordu. Rus ihtilalinden önce ortak Türkçe'yle yazılan kitap ve el yazma eserleri Kazak'ın da, Özbek'in de, Türkmen'in de, Tatar'ın da okuyup, anlaması imkan dahilindeydi. Maalesef hepimiz için o Türkçe ile yazılmış zengin edebiyat hazinesi bugüne kadar kapalı kalmıştır. Özellikle 1940 yıllarından itibaren Türk halklarının siyasi amaçlı Kiril alfabesine geçirilmeleri kardeş ülkelerin birbirlerinin yazılarını okumalarını güçleştirmiştir. Yeni alfabe kabul edilirken kardeş ülkelerin alimlerinin bir araya gelip, harf ve başka hususlar yönünde anlaşmalarına izin verilmedi. Yazım, imla, terim ve transkrip hususlarında karışıklıkların önüne geçilmemesi, kökeni bir olan yakın dillerin yavaş yavaş birbirinden uzaklaşmasına sebep oldu. Özbek tarihi ve kültürü ile alakalı bildiğimiz malumatların o kadar da derin olmadığını kabul etmemiz gerekir. "Özbek öz ağabeyim" şeklindeki veciz sözün hakikatini ve asıl manasım tam olarak anlamanın zamanı geldi. Çok eskiden "Doksan iki boylu Özbek" ününe sahip olan göçebeler birliğinin bugünkü Kazak ve Özbek'lerin ataları oldukları araştırmacılar tarafından kanıtlanmıştır. O boylar ve taifelerin torunları Özbekistan topraklarında halen ömür sürmektedirler. Tabii ki aradan yüzyılların geçmesi onların dilinde, örf

Prof. Dr. Rahmankul BERDIBAY Ahmet Yesevi Ü. Öğr. Üyesi

bilig-5/Bahar '97

143

adetlerinde ve yaşayışlarında büyük değişiklikler meydana getirmiştir. Şimdi Özbeklerin arasında Türkleşen yabancı etnik gruplar ile çok önceden beri Türkçe konuşan yerli halklar da mevcuttur. Sonuç olarak Özbek halkının tarihinin çok esrarlı ve kompleks bir yapıya sahip olduğunu görüyoruz. Özbeklerin müzik enstrümanlarının Türklere çok yakın olduğunu söylemek, tarihi ve kültürel ilişkilerinin ne ölçüde kompleks olduğu sezilir. Semerkant ve Buhara tarafındaki halkın, çok önceden beri Tacik ve Özbek dilini birlikte kullanmıştır. Özbeklerin klasik edebiyatına vücut veren şairlerin hepsi bu iki dili kullanmış ve paha biçilmez eserler meydana getirmişlerdir. Bu durum günümüze kadar devam ede gelmiştir. Araştırmacılar Nevai eserlerinin Türk dilinin hangi şivesiyle yazıldığını incelemiş ve Ândican şivesinde fikir birliğine varmışlardır. Fakat bununla beraber meşhur şairin diğer Türk boylarının şivelerini de iyi bildiği ve onlardan faydalandığı da kabul edilmektedir. Bu boylar arasında Konırat, Calayır, Kıyat, Barlasi Turhan gibileri zikrediliyor. Şair Türk edebiyatından ne kadar beslenmişse, Fars ve Tacik edebiyatından da o kadar etkilenmiştir. Navai eserlerinde Arapça ve Farsça kelimeleri çok kullanmıştır. Büyük şair Fars nazımından ilham almış ve onu kendisince geliştirmiştir. Dolayısıyla, Nevai'nin eserlerinde iki büyük edebiyatın, yani Türk ve Fars edebiyatının birleşmesinden doğan harikuladelik vardır. Nevai eski Özbek Türkçe'siyle ilk eser yazan şair değil, onu geliştiren ve yeni bir veçhe kazandıran edip sayılmalıdır. Ondan önce ve onunla beraber yaşayan şairler tarafından Türkçe şiirler ve eserler yazılmıştır. Özbek sözlü edebiyatının arı Türkçe, fakat yazılı edebiyatının ise belirli bir derecede "karışık" dilden oluşması, bu durumun neticesinde meydana gelmiştir. Alişir Nevai bütün hayatım eski Özbek Türkçe'sini dünya dilleri arasına girebilmesi için sarf etmiştir. Türk halklarının bağımsızlıklarını yeniden elde ettikleri şu sıralarda Türk dilinin kaderini düşünmemiz bizim için en birinci ve en asli görevimizdir. Şimdi ise, Nevai'nin yüksek ideali; Özbek'in de, Kazak'ın da, Kırgız'ın da, Türkmen'in de hedefi ve amacı haline gelmiştir. Edebiyata ilk olarak Farsça eserler vererek başlayan Nevai, büyük eserlerini ise Özbek Türkçe'siyle yazmıştır. Kendisinden önce yaşamış olan Dehlevi ve Nizami gibi büyük şairlerin

yolundan giderek, ünlü "Hamse"sini yazmıştır. Hamse' de yer alan destanlar şunlardır: "Hayrat ul Ebrar", "Ferhat ile Şirin", "Leyla ile Mecnun", "Sehğay seyer", (yedi gezi), "Seda-i İskenderi" (İskenderin şeddi). Bu eserler bütün Türk dünyası kendisi için gurur kaynağı saymaktadır. Kazak halkının meşhur şairi Abay'ın kendisine örnek aldığı şark alimleri arasında Nevai'nin de olmasının önemi büyüktür. Kardeş iki halkın arasındaki manevi bağlan birçok sahada görmek mümkündür. Sözlü edebiyat bunlardan biri sayılabilir. Folklorun, destan, masal, menkıbe, efsane, hikaye, atasözü gibi türlerinde büyük oranda benzerlik bulunmaktadır. Bunlar, halkımızın arasındaki tarihi ve medeni alaka ve bağların güçlü olduğunun ispatıdır. Bütün doğu dünyasında tanınmış "Seyfimelik", "Tahir ile Zühre", "Bozyiğit", "Yusuf ile Zeliha", "Leyla ile Mecnun" gibi destanlar da ortak folklor hazinemizdendir. Kazak klasik kahramanlık destanı olan "Alpamıs"ın (Bamsı Beyrek) Özbeklerin arasında da yaygın oluşu, destanı çıkaran, söyleyen, nakledenlerin Kazak ve Özbeklerin arasındaki bazı ortak boylar olduğunu kanıtlıyor. Önceleri, Özbeklerin düğünlerde "car car" (mani) söylemeleri, dombıra ve kobuzun günümüze kadar unutulmaması, iki kardeş halkın bir zamanlar beraber yaşadıklarının belirtisidir. Şimdiki Özbek şehirleri ve kentlerindeki ata mirası tarihi eserlerin sanatındaki mükemmelliği dünyaca bilinmektedir. Özellikle Semerkant, Buhara ve Hiva'daki mimari eserler halen dahi o eşsiz ihtişamlarıyla dikkat çekmektedir. Genelde bu sanat abidelerini kim yaptı ? denildiğinde, yerleşik hayat sürenlerin adı söylenir de, göçebe yaşayan sanatkarların adı unutulur. Buna ilim ve edebiyatta üstünlüğü kabul edilen Avrupai fikirlerin kalıntısı dememek mümkün değil. Avrupa alimlerinin; "Turan medeniyetinin sahipleri Farslardır. Türkler sadece baskıncılık ve yıkıcılık yapmıştır." şeklindeki bozuk batı mantığını birçok ülke insanın kafasına yerleştirdiğini biliyoruz. Bu fikirlerin asılsız ve yalan olduğunu tarih bizzat canlı misalleriyle kanıtlıyor. Buna örnek olarak, Calantös Bahadır'ın (1576-1651) şanlı kumandalığıyla birlikte ardından silinmez birçok eser bırakan mimarlığını hatırlasak bile yeter. Göçebe yaşayan Alşın boyuna mensup güç ve dirayetiyle birçok

bilig-5/Bahar '97

144

savaşlarda galip gelen, Semerkant şehrinin hükümdarı Calantös Bahadır'ın emriyle inşa edilen eserler, dünya mimari sanatının mükemmel örnekleridir. Semerkant'ın merkezindeki Registan Meydanı da şanlı hükümdarın yaptırdığı iki büyük eser olan "Şirdar ile Tillekari" şaheserleri, göz kamaştıran muhteşem sanatıyla, adeta insanoğlunun ustalıktaki sınırsız gücünün timsali gibidir. Bahadır zamanında yapılan başka bir cami ise Semerkant'e 10 12 km uzaklıktaki Dakbet köyünde meşhur alim Muhturni Azam türbesinin olduğu yerdedir. Özbek hükümeti şimdi bu camii yeniden eski ihtişamına kavuşturmak için restorasyon işine bol miktarda para ayırmış. Özbek tarihçileri, Emir Şirinov, Muhammed İsameddinov, Ahmetcan Avlukulov kendilerinin "hazret Mahdumu Azam ve Dakbet" adlı kitabında Calantös Bahadır'ın Semerkant'teki hükümdarlığı döneminde gerçekleştirdiği bu mimari sanattaki atılımları ve üstün başarılarını Timur'un icraatlarıyla karşılaştırıyor. Bu ilim adamlar tarafından verilmiş büyük bir paye sayılır. Özbekistan şehirlerinde şimdiye kadar muhafaza edilen sanat abidelerinin bir kısmında, göçebe yaşayan Kazak kabilelerinden çıkan, tanınmış insanların da pay sahibi olduğunu birçok misalleriyle beraber görüyoruz. Biz bu meseleye temas ederken sadece Kazak ve Özbek medeniyetinin birbirinden etkilenerek geliştiğine parmak basmayı hedef edindik. İki Türk halkının sınırlarının hiçbir zaman birbirine kapalı olmaması, göçebe ile yerleşik hayat sürenlerin arasında çok farklı ve ilginç alaka ve bağlar meydana getirmiş, müşterek manevi miras sayılan eşsiz mimari eserler bırakmıştır. Halklarımızın arasındaki sarsılmaz dostluğun ve kardeşliğin remiz ve sembolleri bunlar olsa gerek. Bizler şimdiye kadar Türk halklarının tarihini hep birbirinden ayırarak inceledik. Hakikate Türkistan halklarının meydana getirdiği medeni ve ilmi birçok müşterek eserler (miraslar) vardır. Mesela; Orhun Yenisy abideleri, "Kutadgu Bilig", "Divan-i Lügat-it Türk", "Arvun-ı Hikmet" gibi hiçbir zaman eskimeyen şaheserler, bütün Türk halklarının paha biçilmez hazinesidir. Tarihteki büyük alimlerimizin eserleri hakkında da geniş bir bakış açısına sahip olmamız gerekir. Örneğin, Otrar'da dünyaya gelen, ilmin

semasına çıkan Ebu Nasır El Farabi'yi sadece Kazak Türklerine ait olarak kabul etmek dar bir ölçü olur: Zamanında dünyanın "Muallim i sani"si olarak tanınmış büyük alimi, Orta Asya'nın bütün halkları kendisinin öz alimi saymasında hiçbir beis yoktur. Farabi'nin devrinde, Türk halkları henüz bugünkü gibi, Özbek, Kazak, Kırgız, Türkmen, Karakazak şeklinde bölünüp yarılmamış, aksine bütün bir halk olarak yaşıyorlardı. Bu açıdan bakıldığında, Harezmi, Binini'yi de şimdiki Özbekistan dünyasıyla sınırlamak akıl kân sayılmasa gerek. Onların bıraktığı ilim hazinesine bütün Türk dünyasını mirasçı kabul etmek lazımdır. Gelecekte Türk halklarının meydana getirdiği bu eşsiz ve göz kamaştıran ilim ve sanat hazinelerini çok güzel şekilde tanıtmamız ve öğretmemiz gerekir. Mesela, "Bamsı Beyrek", "Manas", "Kobılandı Batır", "Kozı Körpeş Bayan Sulu", "Edige Batır", "Köroğlu" destanlarını tüm kardeş ülkeler kendi öğretim müfredatına ve ders kitaplarına almaları lazımdır. Bununla birlikte, Nevai, Fuzuli, Maktumkulu, Abay eserlerini Özbek, Azerbaycan, Türkmen, Kazak şahsi olarak sahiplenmeyip, ortak hazinemiz şeklinde telakki etmeleri çok yararlı olacaktır. Geçmişimizi ve bugünümüzü tanıtan ve aydınlatan kitaplara ihtiyacımız vardır. Ayrıca, kardeş halkların kültürünü birbirine tanıtacak eserlerin olması da gereklidir. Türk halklarının kültürünü birbirine yaklaştıracak ve tanıtacak araçlardan birisi şüphesiz ki kültürel ve sosyal ağırlıklı dergilerdir. Bir de ilmin her türlü sahasındaki araştırma ve incelemeleri bir araya getirecek sistemli ve planlı tetkikler yapacak. Bir merkezi Asya akademisine de ihtiyaç olduğu kuşkusuzdur: Önümüzdeki yıllarda Türk Toplulukları Ansiklopedisi'nin eksiksiz yayınlanacağı kanaatinde ve ümidindeyiz. 1994 yılında dünyaca ünlü Uluğ Bey' in 600. doğum yıl dönümü saygı ve ihtişamla kutlandı. Bu, onun bütün insanlık için yaptığı çalışma ve emeğe verilen kıymet ve değerin ifadesiydi. Uluğ Bey' in kendisinin ve eserlerinin (çalışma) Kazakla özel bir yakınlığı olduğu biliniyor. Aslen Barlas boyu mensubu olan Uluğ bey' i Kazak aydınlan çok iyi tanıyorlar. Semerkant etrafına yerleşen Kazak boylarının sıkı kardeşlik münasebetlerinin olduğu bellidir. Bu yüzden Timur'un da onun torunu Uluğ Bey' in de isimleri Kazaklara çok yakın ve sıcak gelir. Onlar

bilig-5/Bahar '97

145

hakkındaki halk arasında bilinen efsane ve menkıbeler, yazılı edebiyat eserleri de az sayılmaz. Meşhur şair Ğafur Ğulam Kazak ve Özbek kardeşliğini güzel bir teşbihle "Bir kitabın iki sayfası" şeklinde ifade etmiştir. Geniş olarak bakıldığında iki halk arasında halen dahi açılmamış ve tanınmamış birçok sayfanın olduğu anlaşılmaktadır. II Geçmişteki büyük alimler ve yol gösteren dahiler için halkın kendi fikri ve onlara verdiği değer ve hükümler vardır. Bazen bu görüş ve değerler tarih gerçeğinden uzaklaşıp, efsane ve hikayelere dönüşür. Burada önem arz eden husus, şifahi bilgiler ve malumatların, tarihin kesinlik ifade eden tekrarı olması değil, halkın gönlünde ve aklında asla silinmeyen iz bırakmasıdır. Tüm Türk İslam dünyasının manevi üstadı olan büyük mutasavvıf şair Ahmet Yesevi hakkındaki efsane ve hikayeler yüzyıllar geçse de unutulmamış, nesilden nesle ulaşarak günümüze kadar gelmiştir. Onun peygamber efendimizin vefat ettiği yaşa gelince daha sonraki hayatım zaid sayarak yeraltına girmesini anlatan efsane ve menkıbeleri bilmeyen yok gibidir. Bu peygamber yolunu adalet ve hakikatini tanıtan ve gösteren bir ibret tablosudur. Timur'un Türkistan şehrindeki Hoca Ahmet Yesevi türbesinin inşa ettirmesiyle ilgili bir hayli hikaye ve menkıbe vardır. Şanlı hükümdarın bu muazzam türbenin yapımını takip etmek için birçok defa Türkistan'a geldiğini tarihi kaynaklardan öğreniyoruz. Eminim oraya geldikten sonra ne yaptığı ve ne ile uğraştığı bilinmemektedir. Ama halk arasında sözlü hikayeler mevcuttur. Bunlardan bir şöyle anlatılır. Bir keresinde uzun yolculuğa çıkan Timur Türkistan'a uğruyor. Timur savaşa giderken sıradan elbise giyinirmiş. Yanındakilerle beraber bir yaşlı kadına misafir olmuşlar. Misafirlerin kim olduğunu tanımayan yaşlı kadın onlara sıcak bir çorba ikram etmiş. Yolculuğun getirmiş olduğu yorgunluk ve açlıkla olsa gerek. Timur, sıcak çorbayı hemen içince ağzı yanmış ve ev sahibi yaşlı kadına çorbanız çok sıcakmış demiş. Ona cevaben yaşlı kadın; "A yavrucuğum çorbayı üstünden, düşmanı kenarından alırlar" sözünü hiç işitmedin mi?" demiş. Yeryüzü iki hükümdara dar

gelir diyen ve birçok ülkeyi egemenliği altına alan koca padişah, yaşlı kadının sözlerini işittiğinde; "gerçekten de kulağa küpe edilecek bir sözmüş" deyip, derin derin düşünmeye başlamış diyorlar. Timurun gerçek hayatında böyle bir olay oldu mu, olmadı mı?, onu tam olarak bilemiyoruz. Ama burada, büyük hakanın halkın tecrübe ve nasihat dolu sözlerine kulak verebilen, basiretli kişiliği üzerinde duruluyor. Kazak Türklerinin en harika destanlarından biri olan, "Edige Batır" destanında, Timur'un adı "Setemir" olarak geçiyor. Buradan Orta Asya halkları ve onların arasında Kazak halkının büyük bir askeri kumandan ve padişah olan Timur'u iyi tanıdığını ve kıymetini anladığını görüyoruz. Timur hakkındaki yazılı eserlerde çok önemlidir. Turan hükümdarının şanını şiirlerinde çok mükemmel ifade eden şairlerden biri; Mağcan Cumabayev'dir. Onun "Aksak Timur sözü" adlı kısa şiiri derin mana ve eşsiz sanatıyla dikkat çekmektedir. Monolog şeklinde verilen mısralar kurşun gibi ağırdır:
Cihan denen şey nedir ? Avucunun içidir. Bir yerde çok tanrının olmasının yok süs

Tanrı göğün tanrısı Kendi göğünü yönetsin Yer tanrısı, Timur 'um Yerime kimse değmesin Kök tanrısı, tanrının Nesli yok, zatı yok Yer tanrısı, Timur 'un Nesli Türk, Zatı Ateş. Kazak halkının çok değerli yazarlarından İlyas Yesenberlin kendisinin "Altın Ordu" adlı (üç kitap) romanında Timur'un hayatı ve müstesna şahsiyetini geniş ve edebi olarak yazmıştır. Bunun gibi örnekleri çoğaltabiliriz. Uluğ Bey ile alakalı konuların Kazak edebiyatında çoktan beri işlendiği biliniyor. Onunla alakalı bir şiiri, Türk dünyasının ünlü sembolik şairi Mağcan Camaboyev'in kitaplarında görüyoruz. O şiirde Mağcan Uluğ Bey' i Türk halkının adım dünyaya duyuran ve tanıtan büyük

bilig-5/Bahar '97

146

şahsiyetler arasına koyuyor. Şair kendisinin Türkistan adlı şiirinde,
Türkistan iki dünya eşiğidir. Türkistan her Türkün beşiğidir. Türkistan gibi eşsiz yerde doğan Türk'e tanrının verdiği nasibidir.

Dörtlüğüyle başlıyor ve Turanın şanlı simalarını göğe çıkararak methediyor. Doğunun "ikinci üstadı" atanan Ebu nasır El Farabi'yi de hürmet ve saygıyla anıyor.
Kim küçümser Türkün müziğini Farabi 'nin dokuz telli sazını Çalınca doksan dokuz türünü Ferah bulup, kim kesmemiş gözyaşını.

Mağcan Cumabayev Uluğ Bey' i zamanının eşsiz alimi olarak gösteriyor.
Turanı methetmem ki boşuna Şanlı Turan zaten aşikardır dünyaya Sırlaşan, esrarlı gökyüzüyle Var mıdır ? Uluğ Bey' e erişen bilge.

Karanlığın tacını giyenler karalar, Halk sırtında iyileşmeyen yaralar, Bilediler hançer ile kılıcı Çekişerek, kansız adam, almak ister canını Sen mert idin taht bozmadı hiç aklını Sevdin yine birçok merhametsiz adamı Aşık olup "Zühre kıza", yıldıza Ayırmamışsın ki kötü ile iyiyi Hunhar, icara kalpli belalar Sarığı uzun, kulağı bozuk nadanlar, Tuzak kurup kapan koyup, ayağına Acele etti öldürmek için vefasızlar. Yıldızı düşünüp ağartmışsın saçını Unutmuşsun yerdeki kinli hasmını Senden almak için yeryüzünün tahtını Kestiler ah, yıldız taçlı başını Ondan sonra nice yıllar geçmiştir Cadı, hain, zalim yere girip gitmiştir. Seni asrın kanatma bindirip Nurlu ömre alıp varmıştır. Yar yaranlar toplanmışlar yanına Yıldızdan taç giydirmişler başına Sınıflarda ders verirsin devamlı Seni seven ilim yolundaki oğluna.

Kazak edebiyatında Uluğ Bey hakkındaki eserleri iki kısma bölüp inceleyebiliriz. Birinci bölümü oluşturan eserler, alimin dahiliğini ve bilgeliğini ifade eden şiirlerdir. İkinci bölümdeki eserler ise, ilmi inceleme ve araştırmalardır. İlk olarak nazım eserler üzerinde durabiliriz. Kazak şairlerinin kardeş Özbek halkının dünyaca tanınan Astronomi alimine karşı saygı ve hürmeti, gönlünden yükselen, duygu yüklü sözler şeklinde hissedilmektedir. Onlar Uluğ Bey' i müşterek övünç kaynağı olarak görüyor, kabiliyet ve yüksek idealini de örnek sayıyorlar. Mesela; Ötebay Turmancanov'un "Ulug Bey" adlı şiirinde alimin cehalete karşı tükenmeyen mücadelesi, Saltanat ve tahta düşkün olmayışı, ihlasla insanlığın iyiliği için çalışması ve bu sayede halkın takdirini ve muhabbetini kazanması güzel bir üslupla dile getiriliyor:
Ey Ulug Bey ! geliyorum yanına Gül koymaya, sağ kolumla başına Nice asır, nice yıllar geçmişse Bir sanatkar yazmış imiş taşına Ey Ulug Bey değerlisin, büyüksün Bir başına iki tacı giymişsin Yerin tacını giysen de, yer için Aslında sen göğün tacını sevmişsin

Bu şiirden Uluğ Bey' in devlet ve ilim tacına birlikte sahip olduğunu, hasımlarının eliyle öldürüldüğünü ve insanlığa hizmeti çok güzel ifade ediliyor. Tanınmış Özbek yazarı Adil Yakupov'un "Uluğ Bey hazinesi" adındaki güçlü romanının bu olayları geniş olarak ele aldığı ve anlattığım Kazak okuyucusunun iyi bildiğini de sırası gelmişken söyleyelim. Yakupov' un romanında Timur'un torunu meşhur alim ve hükümdar Uluğ Bey' in bir kısım fanatik gaddarların acımasızlıkları ve öz oğlu Abdullatif in hainlik ve dehşet saçan hareketleri neticesinde tahttan düşüp, katiller tarafından öldürülmesi ve ardından öz babasının kanlı katili Abdullatif in tahta çıkışı ve halkın kargaşaya ve şaşkınlığa uğradığı kısa istibdat dönemi anlatılıyor. Eserde adalet ve zulmün arasındaki ezelden beri devam ede gelen kıyasıya mücadelenin, belirli tarihi vakalara dayanan bir kesitini görüyoruz. Elinde hükümdarlığı olan, uzun yıllar halkı idare eden, adı şöhret kazanmış Uluğ Bey' in öldürülmesini göstermek, birçok derin hakikatin, önem arz eden yönlerinin ortaya çıkmasına yardımcı olmuştur. Ayrıca, öz devrindeki inanç ve düşüncelere karşı çıkan her kim olursa olsun, başının tehlikeye

bilig-5/Bahar '97

"Zamanın sırrını da arayan. Bu yüzden de bu yolda sadece hakkı ve hakikati. kanatsızlığın ve hırsın neticesinin mutlaka hasaret olduğu da bir tarih dersi biçiminde sunulmaktadır. düşünceleri saf ve temiz insanlar yürüyebilir. sayfa) . Şanu şöhreti yayılmış Çin ve Ruma Gökyüzünün perdesini karanlık gecede açtı. Orta Asya semasına nur saçtı. İlmi. Uluğ Bey hakkında başka Kazak şairlerin de eserleri mevcuttur. her hükümdarın devrinde fikirlerini değiştiren menfaatperest alimlerin çok tehlikeli olduğunu ifade etmesi de sonraki nesiller için büyük bir ibret tablosu oluşturmaktadır. mevki düşkünü. İskender (Zülkarneyn) Aristo' dan ders almış. Uluğ Bey' in insanlık tarihinde açtığı yeniliği. Kazakistan halk yazarı Gafu Kayırbekov'un Türk alimine yazdığı şiir yüksek edebi his ve düşünce mozaiğidir. başlattı. Ömrünü savaş meydanlarında ve at sırtında geçirmiştir. Kazak yazarlarının Uluğ Bey için yazdıkları eserlerde bir uyumun ve iki halkın edebiyatındaki fikir ve şekil birliğinin göstergesidir. Çevresindeki cahil adamlar ile dünyaperest. hakikatten hiç ümit kesmeyen. Yani hiçbir hükümdar ilim adamı olmamıştır. Şair Cebbar Ömirbekov' un şiirinde de bütün ömrünü ilme adamış. O dur ilkin bab ı semayı açan " Bey' e heyecan ve ilham dolu sözlerini şöyle dizeliyor: İki dünya iyiliği." Bilginin nurlu şahsiyeti methedilmiştir. Timur 'un gitmediği akını Tabiatın. "O dur ilkin göğe elini uzatan. kendisi alim olarak kitap yazmamıştır. S. Evrenin buudunu da arayan. Meczup olup. ama kendisinden ilme hiçbir şey kalmamıştır. makam. "Uluğ Bey" romanında bu önemli mevzu çok derin olarak işlenmiş sayılır. Nozarov ile M. Esrarengiz yıldızlara gönlünü de kaptırdı Ak alnı ay gibi nurlandı ve parladı Cahillerin tantanası yüreğini ağlattı Yandı sonsuza dek yaktığı medrese mumları O mumlardan ışık alan. Bunla birlikte alimin yüksek gayesinin kendisinden soma talebe ve ilmi mektep bırakmak olduğu nasihati da ihmal edilmemiştir. ilim ile bilimde Peygamberin bu vasiyeti.147 gireceği açık olarak anlatılmıştır. Iskerov "halk takvimi" (1963) adlı kitabında Uluğ Bey' in büyük eseri "Zic i bilig-5/Bahar '97 . "Uluğ Bey' in ilim tarihindeki yerinin iki türlü özelliği vardır". vurguncu insanlar. alime duyduğu saygı ve hürmeti şöyle dile getiriyor: "Yüreği alemleri dolaşmış Gökyüzünü pak gözleri seyretmiş Öz halkına zulmeti aydınlatan Geçmiş imiş bir nadide adam Hayalleri gerçeklere ulaşmış İlmi ile irfan deryasına erişmiş Bu alimi zamanında kim geçmiş? " Bu güzel teşbihlerle ifade ediliyor. Sanki ululuk ile ebediyet şeklini alıyor. gökyüzünün sırlarını açmaya muvaffak olan alim ulema Uluğ Bey' i feci bir duruma uğratıyorlar. Bu eserlerde astronomi aliminin çalışmaları. hikmetu sırrını çok andı. Uluğ Bey. gökyüzünü aradı Hayal ile güçlü aklı bağladı Bilmek için semanın sırlarını Bitti ömrünün yılları ve ayları O. M. Tanınmış şair Ebiraş Cemişev "İki dünya iyiliği buyurmuş" adlı şiirinde Uluğ Uluğ Bey hakkında yazılan eserlerin bir kısmım da ilmi araştırmalar ve makaleler oluşturmaktadır. yetiştiği devir ve yaşadığı ortam. yalan ve yağmacılığın çirkefinden fersah fersah uzaktır. dünya seviyesinde ele alınarak incelenir. dünya tarihinde hiçbir padişah. Birincisi. açmış olduğu yenilikler ve kurmuş olduğu ilmi mektepler yönünde kıymetli bilgiler veriliyor. Şairin "Onun ömrü yıldız olup parlayıp. Hakiki ilim yolu. Uluğ Bey' in yıldızları aleme nur döküyor. Iskerkov'un "Matematik ve Matematik Hakkındaki Düşünceler" ( 1967 ) adlı kitabında Uluğ Bey' in ilmi. Eserde makam ve mansıp yolunun çoğu kez hile ve yüzsüzlükten geçtiği gerçeği ile beraber kendi emeğinin karşılığını bekleme. mercan yürek. Onun güzel mısralarında. ticari bir gaye yapıp. ilim ateşi yükseldi. ilmin gelişmesine yardımcı olup. (240. diyor kitap yazarları." Şeklindeki mısraları çok anlamlıdır. has Müslüman gönlünde Bu iyiliğin sahibi. İşlenen bu motifler.

Almatı şehrinde bir bulvara Uluğ Bey' 'n adının verilmesi buna bir örnek sayılabilir. dilin de. Verdiğimiz bütün örnekler. Sebebi Türk halklarının edebiyat. Dileğimiz bu güzel başlangıcın devamının gelmesidir. "Uluğ Bey ve onun okulu" başlığıyla ayrı bir bölüm eklemiştir. ilim. kaderin de. A. Orta Asya'da dünyaya gelmiş değerli ilim adamlarına ve başarılı insanlara ayrı ayrı sahiplenmeden. Türk dünyası insanlığın terakkisine imzasını atan sayısız büyük alim yetiştirdiği için övünmelidir. medeniyet. M. dinin de şahit olduğunu kabul etmemiz lazım. Uluğ Bey" isimli yazısı yer almıştır. Ebişoğlu'nun "halk Astronomisi" adıyla tanınan eserinde de Uluğ Bey'den özellikle bahsedilmiş. Medeni. Buna tarihin de. İnsanlığın uygarlık tarihinde Türk alemi adında ihtişam ve saltanat abidesi bir medeniyetin kurulduğunu işte o zaman anlayacağız bilig-5/Bahar '97 . resmi ve sosyal kuruluşlara onların adı verilmeli ve en önemlisi de günümüz insanı olarak onların açtıkları yeniliklere yenilerini bizler eklemeliyiz. Kazaklar arasında Uluğ Bey eserlerinin ve adının çok eskiden beri tanınmış olduğunu gösteriyor. "Orta Asya'nın ve Kazakistan'ın büyük alimi" (1965) adlı eserde fizik ve matematik doktoru. Avdanbek Köbesov'un "Timur'un torunu. ayrıca dünyaca tanınan astronomi alimlerin arasında zikredilmiştir. toplu çalışmaların özel plan ve programı yapılsa çok doğru olurdu. Böyle olması da tesadüf değildir. sanat ve tarih mevzusunda birbiriyle sıkı sıkıya bağlılık içindedir. Gelecekte Orta Asya ve tüm Türk halklarının ortak tarihim yazma asıl görevlerimiz arasındadır.148 Guraganu" yu geniş olarak yer vermiş ve üzerinde ilmi araştırmalar yapmıştır. Köbesov "El farabi" adlı kitabında da Uluğ Bey konusuna tekrar dönerek. Bunun için de çalışmaları takip edecek koordine merkezleri gereklidir. Böyle büyük bir maksat ve gayeyi hedef edinip. onları tüm Türk dünyasına müşterek şahsiyetlerden saymalıyız. Göze çarpan bir güzel taraf da bu mevzuda eser kaleme alan tüm yazar ve şairler büyük alimi kendi öz halkından biri gibi sayıyorlar.

asır) ile mutasavvıf şair Abdürrahim Otuz İmeni (ö.Ü. 7496) kitabı. Seydi Ali Reis (ö.149 İDİL URAL BÖLGESİ VE OSMANLI FİKRİ MÜNASEBETLERİ 1.K. :ıkıkzade Altıpatmak Mehmet Efendi (ö. Ona göre. T.. Musa Hayâli (ö. Bu eserlerin bir kısmı Osmanlı Türkçesiyle basılmış.Ü. 1834)'nin eserlerine. 1488)'in "Tehâfüt"ü (K.K.K. bunların Türk tatar düşüncesine olan etkisinden söz eder.K. Arş. Yazıcıoğlu Muhammed (ö. Birgivi (Takiyyüddin Mehmet ö. 332) adlı eserleri ve yine ona ait "Min Tasnifâti Birgili" (Kazan. 1562)'in "Mir'at i Kâinât " ını. İbrahim MARAŞ Ankara Ü. Yazıcıoğlu Ahmet Bican (ö.İ. 895). 1455)'nin "Akâid Şerhi haşiyesi" m sayar. 1899) . ö. Bununla birlikte kaynaklarda ve Kazan kütüphanelerinde mevcut olan yazma ve basma eserler bize bölgedeki Anadolu tesirine dair bazı ipuçları vermektedir.D. Fahreddin (ö.Ü.İ. T.D. 1460'dan sonra)'ın "Envârü'l Aşıkın" ini. Meşhur Tatar alimi Rızaeddin b. Ebussuud Mehmet efendi (ö. İlahiyat Fak. 1453 sonrası)'nin "Muhammediye"sini.5852)kitabı. 1845 baskılı) (K.Ü.D. T.83679)..K. Şemseddin Ammet b.İ. Erzurumlu İbrahim Hakkı (ö. Mustafa.7.Ü. 1901 baskılı) (K.Ü... T. 1623)'nin "Altıparmak" kitabım. bu eserler meşhur Tatar şairi Abdüsselam Müfti 18.) (K. Görevlisi bilig-5/Bahar '97 . gibi kitaplara rastladık.. Söz konusu kütüphanelerde yaptığımız incelemelerde Hocazede Muslihiddin (ö. Anadolu Kaynaklı İlk Eserler Ve Münasebetlerin Başlaması Anadolu ile İdil Ural bölgesi arasındaki münasebetlerin tarihi oldukça eski olmakla birlikte ilk olarak ne zaman ve nasıl başladığına dair elimizde yeterli malzeme mevcut değildir. 1893)'nin "Râmuzü'l Ahâdis" (Kazan.İ.D. 0116824) adlı eseri. hatta Birgivi'nin " Tarikati Muhammediye'" sinin İdil Ural bölgesinin eski medreselerinde ahlak dersi olarak okutulduğunu ve bu kitabın şarihlerinden olan Ebu said Hâdimi (Muhammed b. 1936) de bahsettiğimiz bu eserlerin bir kısmım zikreder ve bunlardan başka Birgivî'nin "Tarikat i Muhammediye'sini..D.D.K.İ.. trhz. 1575) 'in "Risâle-i Ebussuud Efendi" (Kazan. bir kısmı da Tatar şivesine aktarılarak basılmıştır. 1780)'nın " Marifatname " (Kazan. Sait Halfin (ö. gibi yazarlara tesir etmiştir. 1573)'nin "Risâletü'l İman el Birgivi" ve "Risâle Tedkiki'l İman ve Tahkiki'l İslam" (Kazan. 1845) (K. Ahmet Ziyaeddin Gümüşhânevi (ö. 1785) ve İbrahim Halfin (ö.İ. 1870 baskılı) (K.

1913. Gümüşhanevi hakkında " Menâkıb ı Ziyaeddin Gümüşhanevi " adlı bir eser de yazmış ve Kazan'da bastırmıştır (1900) ( RIZAEDDİN. Zeynullah Rasûli Kazan. Edebi romanları. (RIZAEDDİN) Şemseddin Sami'nin kısmi etkisine rağmen Ahmet Mithat İdil-ral bölgesinde en öok tanınan Osmanlı Türk düşünürü ünvanını almış ve onun neredeyse bütün eserleri bu bölgede okunmuş ve birçoğu Tatar şivesine aktarılarak basılmıştır. Sami'nin (RIZAEDDİN) bazı kitapları Tatar şivesine de aktarılmıştır. 63-72) Zeynullah rasûlî faaliyeti sırasında İdil-Ural bölgesindeki "Usûl-i Cedîd" hareketine de destek vermiş. Bu şahıslar. (RIZAEDDİN) ZeynnuUah rasûlî birçok Tatar düşünürünü etkilemiş ve Alimcan barûdî. rasuli. 1917. 120) 2. asrın ortalarında İdil Ural'dan İstanbul'a gidip gelen Tatar talebeler vardır ve bu tarihlerde bir etkilenmeden bahsetmek mümkündür. İslam birliği siyasetiyle Türk birliği siyasetini uzlaştırmak suretiyle ikili bir faaliyet yürüten meşhur Tatar yazarı ve seyyahı Abdürreşid İbrahim (1857-1944)'dir. 140-141. Ahmet Mithat Efendi (KERİMİ. ilmi eserleri. Troyski. Bu şahsın Tatar yenilikçilik düşüncesine ve genel anlamda Tatar düşüncesine tesirinin olduğu bir gerçekse de bunun kimlere ve nasıl olduğu ayrı bir araştırma konusudur. Nakşibendliğin Halidiyye kolunun istanbul'daki bu meşhur temsilcisi. hatta kendisinin kurduğu Medrese-i Rasûliye'de usûl-i cedid sistemiyle eğitim yapmıştır. taraflı bir fikrî münasebette bulunan bölge aydınlan bunu iki taraflı hale getirebilmişler ve Osmanlı düşüncesini etkilemişlerdir. asrın sonlarına kadar devam eden bu kitapların etkisine bu asrın sonlarında Ziyaeddin Gümüşhânevî (ö.K. Kerimî tarafından "Hatunlar Vazaifı" ismiyle Tatar şivesine aktarılarak Orenburg'da basılmıştır. Ufa. II. İncelememizde bu üç önemli isim temel alınmakla birlikte diğer bazı isimlere de zaman zaman atıfta bulunulacaktır. bilig-5/Bahar '97 . Sami'nin tesirinden bahseden R. Türk Tatar düşüncesinin Osmanlıdaki etkisi doğrultusunda Yusuf Akçura (1876-1935) ve her iki bölgeyi bir diğerinde tanıtmak. Ankara.İ. 157 158) (ALGAR. (RIZAEDDİN) Zeynullah Rasûli'nin faaliyette bulunduğu tarihlerde İdil-Ural bölgesi dînî tasavvufi etkilenmenin dışında yeni bir fikrî etkilenme dönemi yaşamaya başlamıi ve bu. XVIII. Fahreddin gibi birçok Tatar alimi onun müridi olmuştur. gibi bölgelerde ve Kazak steplerinde irşad faaliyetine girişmiştir. S. Şemseddin sâmi Bey. 1913. Kütüphanelerde Oernburg 1899 baskılı bir nüshasını görebildiğimiz bu esere F. Bu sebeple bundan somaki konumuzu örnek olarak aldığımız üç önemli şahsı temel alarak.. 43062 ) Ş. 119 120) Bu da gösteriyor ki. bunları da özellikle Tarikat-i Muhammediye'de zikreden b Türkiye'nin Batılılaşma ve Milli Meseleler içerisinde. Kerimî kendisi de kısa bir ilavede bulunur ve Osmanlı kadınlarının ilme verdikleri önemden bahseder.. T. 6. 1. Osmanlı dönemi Türk düşüncesinin İdilUral'daki etkisi doğrultusunda Ahmet Midhat Efendi (1844 1912). Asrin Sonu Ve Münasebetlerin Yoğunlaşması XIX. Bunlardan bir tanesi onun "Kadınlar" adlı risalesidir.ir alimin kitabının ve onun şerhlerinin İdil Ural bölgesinde okutulması dikkat çekicidir. 161-164) (RIZAEDDİN. F. Bu arada Birgivî gibi Osmanlı düşünce tarihinde ilginç bir kişiliğe sahip olan ve hayatı boyunca bidat ve hurafelerle mücadele eden. 1995. XIX. İdil Ural ve Kazakistan bölgesinin meşhur Nakşi şeyhi Zeynullah Rasûlı (ö. "Terbiyeli Bala" (Kazan 1898). 1984.Ü. Kamûs-ı Türkî ve Kamusü'l Âlâm adlı eserleri ile bölgede tanınan Ş. Bunlar arasında. 1912. üç tür münasebet etrafında kısaca incelemeye çalışacağız. Fahreddin onun eserlerinin ilmi olmasının ve dini meselelere pek fazla girmemesinin halk nazarında çok fazla okunmasını ve tanınmasını engellediğini ifade eder. rızaeddin b. asrın başlarından itibaren karşılıklı etkileşime sebep olmuştur. Osmanli Türk Düşüncesinin İdil-Ural'daki Temsilcisi: Ahmet Mithat Efendi (1844 . 1917) ile İstanbul'da görüşmüş ve Rasûlı' yi o bölgede halife tayin etmiştir (1870).150 1762)'den bizzat ders alıp gelen tatar imamlarının mevcut olduğunu söyler. 5-16 ) (GÜNDÜZ.1912) Son devir Osmanlı düşünürleri arasında İdilUral'da en çok tanınan iki isim vardır. ( K. 38.D. ilk kez olmak üzere XX. (RIZAEDDİN. S. 1893) de katılır. Daha önceleri tek III.

1973.. Ayrıca dini bahislerin yoğunluk teşkil ettiği konuları halk hikayeceiliği tarzında işlemesi. ilim ve fenne bakışlarında dini bahisleri. T. özellikle de İdil Ural bölgesine olan ilgisi. "Hyal ve Hakikat" (Kazan 1908).Ü. Döneminin İdil. bunun ise ilim ve maarift ile olacağını ifade eder. esasında. Bu yüzden söz konusu tedrici anlatım modeli. gerekse F. Rusça öğrenmelerini. O ilmi. S. 3. Fahreddin. Altıparmak ve Marifetname. Nitekim o Rusyalı Türk Talebeleri Cemiyeti'nde verdiği bir konferansta kendisinin Rusyalı Müslüman Türklerle olan münasebetlerinden haberler gelir. Ahmet Mithat'ın 1912'deki vefatına Tatar matbuatı büyük yer ayırmıştır. Özellikle İslam'ı müdafaa eden üç ciltlik "Müdafaa" (1883-1885) isimli eserinin Tatar ulemasınca çok istifade edildiğini belirten F. Onlara göre Tatarlar her düşüncelerinde. C. 173 177 ) (FAHREDDİN) (BERKES. başta Gilman Ahund (F. Mithat'ın bu bölgede sevilip eserlerinin elden ele dolaşmasının elbette bazı sebepleri vardır. taassuptan kaçınmalarını. Gaspıralı. 1907. kitap telif ve tercüme işine girmelerini . açık ve sade bir dil kullanması ve halkın her kesimi için kolayca anlaşılabilecek bir şekilde yazması bölge halkı tarafından tutulmasını sağlamıştır. İstanbul'dan o bölgelere okumaya gidenlerin bile olabileceğini ifade eder. en zor konuyu bile halkın anlayacağı bir tarzda tedricen söylemek gerektiğini savunmuştur.. 1950. Elbette onun bu tavsiyeleri ve öğütleri ile okunan eserleri Türk Tatar toplumunun uyanış ve yenileşme hareketinde etkili olmuştur. gibi kitapları kendine yakın bulan Tatar toplumu A. 1888'de ve 1896'da Fatih Kerîmî'ye yazdığı mektuplarda da yabancı dil.. Osmanlı'nın da onlara yönelmesi gerektiğini söyler. 43029. gazete tesis etmelerini. Muhammediye. İstanbul'a olan yönelişten bahseder. (FAHREDDİN) Nitekim A. (AKÇURA. (MİTHAT EFENDİ. Mithat çok erken tarihlerden itibaren onların Rus mekteplerine gitmelerini. Kuyaş ve Yıldız gazeteleri. Hatta bölgedeki yenileşme hareketlerinin ve fikri canlılığın mevcut hızıyla devam etmesi durumunda. S: 20 21 22) Ahmet Mithat'ın tanınmasının ikinci önemli sebebi onun yazılarında kullandığı sade dil ve üslûptur. İstanbul'a giden her Tatar Türkünün onunla mutlaka görüştüğünü kaydeder. (K. ilim ve maarifete sarılmalarını ister (KERİMİ). Mithat da din ile ilmi uzlaştırdığı ve her zaman dini hikmetleri. özellikle de Rusça öğrenmenin gerekliliği üzerinde durur ve dönemin uyanış dönemi olduğunu. Bu sebeplerden birisi. Burada üçüncü bir sebep ortaya çıkmaktadır ki. C. O. marifeti ve edebiyatı halka indirmiş. 6.. Mithat'ın eserlerini de aynı şekilde kendisine yakın bulmuştur. Tatar halkına devamlı nasihatlar vermesi Türk Tatar toplumunu oldukça cezbetmiştir. İdil-Ural Türklerinden Rus gimnazyumlarına (liselerine) gitmelerini.. 1911. her şeyden önce onun Türk dünyasına. kültürel meseleleri kolay anlaşılır şekilde ele alması ve en çok da Hıristiyanlığa karşı müdafaa tarzında (Müdafaa 1883 1885) kitaplar yazmış olması onun köylere kadar girmesini sağlamıştır. 1. T. Devamlı olarak Türk Tatar toplumunu yönlendirmeye çalışan A. 4523) Ahmet Mithat bölgede ilk olarak "Tercümân ı Hakikât" gazetesi ile tanınmıştır (1881 'li yıllar)..151 "Kıssadan Hisse" (Kazan 1902). 310) Bu. (FAHREDDİN) Tatarların milli uyanış areketinde de büyük katkısı olan A. Alimcan Barûdî gibi aydınlardan ve onların sayesinde Osmanlı'ya. kitaplarının okutulmasında özel gayret gösterdiği de zikredilmektedir. Bazı tatar aydınlarının. Vakit. yani İslam'ı temel almışlardır. toplumsal. Rızaeddin Fahreddin tarafından çıkarılan Şura ve Alimcan Barûdî tarafından çıkarılan ed Din ve '1 Edeb bilig-5/Bahar '97 . İslam'ın yüceliklerini ön plana çıkardığı için çok tutulmuş ve çok sevilmiştir. Gerek R.D. Kaynaklarda kitaplarının kısa zamanda köylere yayıldığından ve bu şöhreti dolayısıyla İstanbul'a giden her Tatar tarafından ziyaret edilip istişarede bulunulduğundan bahsedilir. Tatar halkının geçmişten gelen bir özelliğidir. sevgisi ve bölgedeki fikri ve kültürel hayatı yakından takip etmesidir.İ. o da Tatar halkının "dini gayreti" dir. (KERİMİ) Ahmet Mithat'ın eserlerinde ve fikirlerinde dini bahislere çok yer vererek Şark için bir teceddüd fikrine (AKÇURA) sahip olması ve bu konuda tatar aydınlarına.K. gibi eserleri sayabiliriz. Kerimî onun eserlerinin çok okunmasını bu sebebe bağlar. Kerimi'nin babası) ve Şakir Ramiyef olmak üzere. Kerimî. ister (FAHREDDİN). T. O.

1928'deki Türk Yılı'na yazdığı uzun makalede Türkçülük konusunu inceleyen Yususf Akçura da bu münasabetten bahseder ve Kazan bölgesinde gelişen Türkçülüğe Osmanlı'nın etkisi olduğunu. Bu münasebetle en önemli rolü Tercüman gazetesi ile İsmail Gaspıralı oynamıştır. Türkçülük anlayışım Batıcılık ve İslamcılık arasında. O. Bu dermeğin en önemli özelliği. (FAHREDDİN) IV. Osmanlı vatanseverliği ile İslam birliği siyasetim bir kenara bırakıp "Türkçülük" ve "Türklerin Birliği" siyasetini gündeme getirmiştir. 363). Bu dergide Akçura'dan başka Halim Sabit Kazanlı. Kırım ve İdil Ural'da başlamıştır.Yüzyıla yakın dil. bilhassa Rusya'da. Türkçülüğün " sırf İslâmi " olan çeşitli hususları da tenkit ettiğini ifade eder (AKÇURAOĞLU. Bu çizgi. faaliyetlerini ve görüşlerini içine alan yaklaşık yüz elli sahifelik bir kitap yazan R. 80 81) Akçura bu konuda örnek vermese de kendisi bunun en güzel öerneklerinden biridir. filoloji ve hatta siyaset alanında Türkçülük fikri ve fikir akımı var olduğu halde. Osmanlıdaki "dilde sadeleşme ve Osmanlı vatanseverliği" olarak başlayan Türkçülüğe "aynı dili konuşan kavimlerin bir milleti. Rusya'nın diğer bölgelerinden yazarlar da yer almıştır.. Ayaz îshâkî. ama esasında ikisini de dışlamayan bir yere oturtan Akçura. Batıcılık ve İslamcılık akımlarına bu isimleri veren kişi olmuştur (BERKES. daha somadan Ziya Gökalp tarafından " Türkleşmek. 23 48). 1975. Bu düşünce aynı zaman diliminde. hatta daha da erken Azerbaycan. 1994. Akçura'nın kendisi yıllar soma 1932'de Türk Tarih Kongresi'nde bunu bir defa daha dile getirerek. Akçura'nın ve diğer Rusya aydınlarının farklı bir çizgi çizmelerinde Rus imparatorluğunda. Bunu da Üç Tarz -ı Siyaset'de ilan etmiştir (AKÇURA). 1981. bu gazete ve dergi yazılarını da bir araya getirmiştir. 81 126). Onun İstanbul'dan aldığı ilhamları ve kendi görüşlerini bütün Türk dünyasına aktarması Türkçülük hareketinin gelişmesine çok büyük katkıda bulunmuştur. Zeki Velidi Togan. 6 Ocak 1909'da kurduğu "Türk Derneği".. Fahreddin. dışarıdaki. Tabiiki bu düşünce fikri münasebetler yoluyla bu bölgeler arasında çeşitli fikir alışverişlerine yol açmıştır. bir topluluğu (siyasi bir birliği) oluşturduklarını" görüşünü getiren Akçura (KARAL) (BERKES. Akçura Türkçülükteki farklılığın faaliyetlerinde de göstermiş. başka dinden bir halkın baskısı ve egemenliği altında yaşamak zorunda kalmaları etkili olmuştur. Türk milliyetçiliğinin siyasetteki önem ve değerine dair "Üç tarz-ı Siyaset" ten önce bu derece açıklıkla ve kesin olarak söz eden başka bir eser de yazılmış görünmüyor" (KARAL. cins ve milliyeti dikkate almayan Osmanlıcılık fikrini tamamen reddetmiştir. Siyasi Türkçülüğün Ve Türk Birliğinin Bir Temsilcisi: Yusuf Akçura (1876 . edebiyat. ancak bu bölgedeki Türkçülük anlayışının da Osmanlı'ya mukabil tesirde bulunduğunu ifade eder (AKÇURA. 64-68) Hüseyinzade Ali ile birlikte.1935) Türkçülük düşüncesi osmanlı devleti içerisinde 1865'li yıllardan soma başlamıştır. 1991. Ölümünden sonra onun hayatını.152 dergileri ve Kırım'da çıkan Tercüman gazetesi onun ölümünden duydukları üzüntüyü dile getirmişlerdir. 1904 yılında Kazan'da iken Mısır'da yayınlanan "Türk " gazetesine yazdığı "Üç Tarz-ı Siyaset" isimli makalesiyle bir anda ilgi odağı haline gelen Akçura Osmanlı Türkçülük düşüncesinde yeni bir çizginin başlangıcı olmuştur. Orada Türkçülük ve İslamcılık bilig-5/Bahar '97 . Meşrutiyet devrindeki Türkçülüğün " tanzimatın kölece garpçılığına. Üç Tarz-ı Siyaset'te görüldüğü üzere. 1928. Muasırlaşmak " şeklinde sistemleştiren Türkçülük. 350 351) (SEFERCİOĞLU. 11) der. Orta Asya'da yaşayan Türklerin bir araya getirilmesidir (ARAİ. Daha sonraları Türk Yurdu (1911) ve Türk Ocağı (1912) 'nın kurulmalarında da büyük rol oynayan Akçura Türk Yurdu'nun yayın programım da hazırlamış ve derginin Türkçülük fikrini yaymada faal rol oynamasını sağlamıştır. gibi İdil Ural bölgesinden yazarlar olduğu gibi. Nitekim "Üç Tarz-ı Siyaset" in latin harfiyle basılan nüshasına bir önsöz yazan Enver Ziya Karal da onun bu önemli özelliğinden bahseder ve ". Jön Türk döneminin ilk milliyetçi örgütü olmuştur. Bu yazarlar derginin diğer yazarlarına göre sayıca az olmasına rağmen dergide Türkçülük çizgisi hep ağırlık kazanmıştır (ARAİ... 1973. cins ve dini dikkate almayan Osmanlı milliyeti fikrine muarız olduğunu" söyler. İslamlaşmak. 596). Fatih Kerimi. hem üyeleri hem çıkardığı aynı adlı mecmuadaki yazıları hem de hedefleri itibariyle Osmanlı Türkleriyle.

Tatar şivesine aktarıp şerhederek Petersburg'da basmıştır. ancak "gayr-i kabil-i tatbik" bulunduğunu ifade eder. 209-214) Onun Atatürk tarafından Türk Tarih Kurumu başkanlığına getirilmesi de onun takdirini kazandığının delilidir. 1). Tanzimat'a kadar bir "Osmanlı Milleti" oluşturma siyaseti gütmemiş ve tebası olan müslim veya gayr-ı müslim Türk olmayan unsurlara "millet" sistemiyle hem dini özgürlük hem de "kendi hukukuna uyma" hakkı tanımıştır. Bu konuların üzerinde önemle duran Yusuf Akçura bu siyasetin devletin sınırlarını korumak için yegane çare olduğunu. Akçura'nın Türkiye Cumhuriyeti döneminde Atatürk'ün çizdiği Türkçülük anlayışına olan etkisidir (KURAN. Japonya'dan Hindistan'a ve Mısır'a kadar İslam dünyasının birçok yerini gezmiş olması bakımından. muhtelif milletlerin milli ve siyâsi hayatlarına sınırlamalar getirmeye başladı (AKÇURA ) ( FERİT ). dergi ve risale yayımlamış ve çoğu zaman bu yayımları Rus hükümetince yasaklanmıştır. Hatta bu uğurda. İdil-Ural bölgesinin Osmanlı'da ve Türkiye Cumhuriyeti'ndeki etkisi konusunda Türk tarihi ve Türkoloji sahalarında önemli çalışmalarıyla iz bırakmış olan Zeki Velidi Togan. daha önceden oldukça serbest bıraktığı. yakınlaştırmak"tır (Tearüf i Müslimin. 1910. hukukta birliğin sağlanması ve vatandaşlık sisteminin yerine ikame edilmeye çalışılması " doğrultusun mda "Osmanlı Milleti" oluşturma siyasetine ağırlık vermeye başladı. Onun esas amacı "hilafet merkezini diğer Müslümanların ahvalinden haberdar edip. Ataları Buhara'lı Özbek bir aileden gelen ve Sibirya tatarı olarak bilinen (TÜRKOĞLU. bu mücadeleden hiç yılmamıştır. Abdürreşid İbrahim bu iki dergiyle de "Türkçülük" ve "İslam Birliği" siyasetini uzlaştırmaya çalışmıştır. Osmanlı hükümeti. daha önceden Osmanlı'nın Mısır'daki Esbak başkatip Mehmet Arifin "Binbir Hadis . Bu dergilerdeki makaleler incelendiğinde bu daha açık bir şekilde gözükmektedir. Ona göre Tatar matbuatı bu görevi hakkıyla yerine getirmiştir (İBRAHİM. bütün islam dünyasında yakından tanınan bir şahıs hiç şüphesiz Abdürreşid İbrahim'dir. bu ikili vazifeyi ömrü boyunca yapmaya çalışmış ve bu yolda büyük çabalar sarfetmiştir. 6) Abdürreşid İbrahim. 1994. 1993. Reşit rahmeti Arat. yüzyılın başlarında sadece Osmanlı ve İdil Ural bölgeleri içinde değil.1914 yılları arasında "İslam Dünyası" dergisini çıkarmıştır. İslamcılık Ve Türkçülük Düşüncesi Arasını Uzlaştırmaya Çalışan Bir Düşünür: Abdürreşid İbrahim (1857-1944) XIX. Ayrıca 1910-1911 yılları arasında arkadaşı Troiski'li Ahmet taceddin ile bilikte "Tearüf i Müşlimin" ve 1913 . O. Sadri maksudi Arsal ve Halim Sabit'i de burada anmak gereklidir. Akdes Nimet Kurat.153 görüşlerini. yani bir Osmanlı aydının yorumlarını Türk-Tatar aydınlarına aktarmak için. 17 20). diğer Müslümanlara. Sebilürreşad gibi dönemin İslamcı yayın organlarında makaleler yazmıştır. Şerif' kitabım da bu gaye doğrultusunda. Ama o. Gerçi Osmanlı Devleti Rusya gibi bir baskı rejimi kurmadığı gibi. Son olarak belirtilmesi gereken bir husus da. Bu uğurda birçok gazete. " lisanda. 7). Fakat gerek burada üzerinde duramayacağımız tarihi sebeplerden gerekse batı'daki milliyetçilik akımlarına karşı bir tedbir olarak. yüzyılın sonlarında ve XX. V. özellikle Rusya Müslümanlarına.l 910:. 1907'den soma çıktığı bu uzun seyahatinde bir müddet de İstanbul'da kalmış ve Sırat-ı Müstakim. Abdürreşid İbrahim. Özellikle milli sarimiz Mehmet Akif ile aralarında derin bir dostluğun meydana geldiği belirtilmektedir bilig-5/Bahar '97 . yani milli ve manevi kimliklerini korumaya çalışan bir topluluktan gelip de "Osmanlı Milliyeti" gibi özellikle o dönem için anlamsızlaşan bir kavramı savunmanın hiçbir sebebi ve mantığı yoktur (ARAİ) 1552'den beri Rusların "Ruslaştırma" ve "Hıristiyanlaştırma" yoluyla yeni bir Rus milleti oluşturma siyaseti ve baskısı altında yaşamış olan bir aydının bundan başka bir görüşü savunmasının da bize göre imkanı yoktur. Rusya'da Meşrutiyetin ilanından (1905) önce ve sonra Müslüman Türklerin problemlerini dile getirmiş ve bunları kamuoyuna duyurmaya çalışmıştır. hilafet merkezinin tanıtıp. sayı: 2. Abdürreşid İbrahim 1910Tu yıllarda İstanbul'da iken büyük ilgi görmüştür. Ancak Rus hükümetinin kendisim ortadan kaldıracağını anlayınca Petersburg'u terketmek zorunda kalmıştır (TÜRKOĞLU.

O. ardından da Irak sınırında Osmanlı saflarında savaşa katılmıştır (1916). Carullah'ı İslam'ın gururu olarak nitelendirdikten sonra. 3235. Türk Yurdu ve Genç Kalemler yazarlarından Kazım Nami bu makaleler üzerine yazdığı uzunca tanıtımda Musa carullah'ı büyük bir alim ve pedagog kabul eder. Birinci Dünya Savaşı sırasında Almanların Ruslardan aldığı esirlerin çoğu Tatar ve Başkurt olduğundan. onun "Alem-i islam ve Japonya'da intişarı İslamiyet" adlı eserini: "Çoktan beri bu kadar faydalı. 1335). ayrıca siyasi faaliyete de girmiştir. Mesela. Abdürreşid İbrahim'in çıkardığı İslam Dünyası'ndaki "Halk Nazarına Bir Nice Mesele" adlı yazı dizisinin Osmanlı aydınlarına oldukça büyük tesiri olmuştur. bu üç dostuyla birlikte uzun sohbetler yapmış. onu "İslam'ın Luther'i" olarak tanımlar ve ondan birçok alıntılar yapar (NAHİT. Hilmi Ziya Ülken. s. İçtihad yazarlarından pozitivist Kılıçzade Hakkı kitabında. O. 322323) (TÜRKOĞLU) diye tanıtır. Abdürreşid İbrahim. bilig-5/Bahar '97 . Bu yazarlardan en önemlisi Musa carullah Bigi'dir. onun iman ve kadın meselesi ile ilgili görüşlerini Carullah'ın çeşitli kitaplarından çok uzun iktibaslarla alır ve kendisi ayrıca bir yorum yapma gereği bile hissetmez (HAKKI. 373 380). sayı: 84. 309 316. Onun Türkiye'deki en büyük -ve en önemli sesi olan Mehmet Akif. milli ve dini uyanışın birlikte olması. Benzer bir ifadeyi onu tenkit eden Şeyhülislam Mustafa Sabri de kullanmaktadır. siyasi faaliyete de Tatarlar ile Osmanlı arasında karşılıklı münasebetlerin ve yakınlaşmanın gelişmesi için çalışmıştır. Musa Carullah Bigi'nin kitapları. 39. lakin bu kadar tesirli bir kitap okuduğumu hatırlamıyorum" (AKİF.213-214. 1987. Osmanlı düşüncesine bir Türkçülük İslamcılık uzlaşmasının yanında yenilikçilik yolunda Japonya modelim de örnek göstermektedir. Medreselerin ıslahı. Haşim Nahit. Musa carullah'ın etkilediği diğer bir grup. Abdürreşid İbrahim'in iki bölge arasındaki karşılıklı faaliyetleri bunlarla bitmez.154 (TÜRKOĞLU). Sırat-ı Müstakim. 1912. C. 55-64). 141 179) (TÜRKOĞLU). Onun dini yenileşme yolunda başarıyla yürüdüğünü ve bu konuda ilhamım Kur'an ve Hadisten aldığını belirtir (NAMİ. Türk Yurdu'nda tanıtılan kitaplarıyla Osmanlı'nın son döneminde dinde yenileşme akımına katkıda bulunmuştur. İslam Mecmuası ve Sebilürreşad'daki makaleleriyle. 4. 1928. c. sayı: 12. Sıratı Müstakim'de. Tanzimatçılığı tenkit. 17-45. Abdürreşid İbarahim'e en çok destek veren diğer osmanlı aydınları ise Eşref Edip ve İsmail Hakkı İzmirli olmuştur. 3. 1908. Nitekim Akif. Böylece o. söz konusu tabur İstanbul'a getirilmiş. Türkiye'de Batılılaşmada Japon modelinin ilk temsilcisi olmuştur (AKİF. Ayrıca 1918'de "Teşkilat ı Mahsusa" tarafından İsviçre'de Rusya Müslümanları ile ilgili bir büro açmakla görevlendirilmiştir (TÜRKOĞLU). 1913-1914. Akif in ondan oldukça etkilendiği buradan da anlaşılmaktadır. Abdürreşid İbrahim'in. onları Osmanlı ordusu saflarında çarpışmaya ikna için Enver Paşa tarafından Almanya'ya gönderilmiş ve onun başarılı çalışmasıyla bu esirlerden bir "Asya Taburu" kurularak. 4. Onun. 1966.40. İslam Dünyası. Musa Carullah'ın bu hareket doğrultusundaki Kur'an'ı Türkçeleştirme. 1912'de yazdığı "Süleymaniye Kürsüsünde" -adlı Safahat'ın ikinci bölümünü tamamen onun ağzından nakletmektedir. yani halkın anlayacağı bir dile tercüme ve mealinin yapılması konusundaki görüşleri özellikle kaydedilmeye değerdir. Batıcı ve pozitivist bir çizgide olan "İçtihad" dergisi grubudur. s. Sayı: 97. 103 109 ) Abdürreşid İbrahim sadece irşad faaliyeti yapmamış. c. Musa Carullah'tan en çok etkilenenlerden birisi de Tasviri Efkar yazarlarından Haşim Nahiftir. Şeyhülislam Mustafa Sabri onun birçok görüşünü tenkit etse de hakkım teslim eder ve kaynaklarını Kur'an ve Hadisten aldığını söyler (SABRİ. " Türkiye İçin Necat ve İtila Yollan" adlı eserinde onun dini ıslahat konusundaki fikirlerine yer verir. Carllah'ın medresenin ve İslamcıların hücumuna uğradığım. ancak Hikmet gazetesi sahibi Şehbenderzade Filibeli Hilmi'nin onu desteklediğini ifade eder (ÜLKEN. 1911. makaleleri İstanbul'da okunmuş ve bir takım düşünürlerce desteklenmiştir.231). 452). yayımladığı dergilerde kendi bölgesinin alimlerinin yazılarına da oldukça fazla yer vermiştir. yani İslamlıkla Türklüğün birbirinden ayrılamayacağı konusundaki görüşlerini Yusuf Akçura ve Abdürreşid İbrahim ile birlikte (AKÇURA) Anadolu Türklüğüne sunmuştur. hatta Sırat-ı Müstakim idaresi ona Busra ve İstanbul'da çeşitli büyük camilerde geniş katılımlı (beş bine yakın kişinin katıldığı söylenir ) konferanslar verdirtmiştir (İBRAHİM. sayı: 10.

1913 1917 FERİT.Enver Ziya 1999 Önsöz. Ankara. 103. 1994 GÜNDÜZ 1984 HAKKI. Mesela. Üçtarzı Siyaset İçinde. manasız Batı taklidinin dışında kendi kimliğini inkar etmeyen bir doğrultuda idi. "1329 Senesinde Türk Dünyası".Tearüfi Müslüm 1910 İslam Hakkında (Konferans) 1928 SıratMüstaki KARAL. Ahmet GÖRMEZ. İstanbul. Masami 1994 İBRAHİM. Mehmet 1908 1987 ALGAR. 198-199) (TUKAY. İstanbul Üç Tarz ı Siyaset. Türk Yılı. Türk Yurdu. Y. Sırat-ı Müstakim. Onların ve tabii ki derginin yenilikçi çizgisi. Ankara. Gümüşhanevi Ziyaddin. İstanbul. Abdülhamit'le ilgili ayrıca şiir de yazmıştır (ÖZKAN. KAYNAKLAR AKÇURA. Yusuf 1911a 1911b 1928 Ahmet Mithat Efendi. M. 1985. Fahreddin ve Musa Carullah. Gayet Nühim Bir Eser. Derginin önemle üzerinde durduğu bir konu da Ziya Gökalp ve Halim Sabit'in örf ve hayat ile fıkıh arasında münasebet kurmaya çalışan "içtimai usul i fıkıh" ile ilgili yazılarıydı (ARAİ). Hamid 1995 ARAİ. İlim ve Sanat Jön Türk Dönemi Türk Milliyetçiliği. Türkiye'de Ankara. Şeyh Zeynullah Rasulev: Volvo Urallah Bölgesinin Son Büyük Nakşibendi Şeyhi.Türk Tarih Kongresi Konferansları ve Müzakere Zabıtları. Musa Carullah Bigiyef.. FAHREDDİN.Üç Tarzı Siyaset. İstanbul AKİF. BERKES. Bu dergide yazıları yayımlanan Halim Sabit. Derginin her sayısında (bir sayısı hariç) ilk sayfada Kur'anı Kerim tercümesi veriliyordu. burada anlatılanlar ise sadece belirli önemli örneklerdir. Abdülhamit'i de zalimlikle suçlamaktadır. Niyazi 1973 BERKES. Tarih Yazmak ve Tarih Okutmak Usullerine Dair. İstanbul. Bir Mektup. Bu tür örnekler elbette daha çoktur. Süleymaniye Kürsüsünde (ikinci kitap). gibi İdil-Ural bölgesi aydınları yazılarında yenilikçi bir İslam anlayışı üzerinde durmuşlar ve zihniyet olarak dergiye hakim olmuşlardır. Kıhçzade 1913 Ahmet Mithat Efendi. Bir bölgede olanlar diğer bölgede yakından takip edilmiş ve bu durum edebiyata kadar girmiştir. Türk Yurdu. Safahat. Abdürreşid Pan Turanizm. Tukay "Biraderane Nasihat" şiirinde Genç Türklere övgüler yağdırırken II. Türk Düşününde Batı Sorunu. İstanbul. Türkçülerin 1914'de çıkardığı İslam Mecmuası'nın çizdiği yenilikçi İslam anlayışında İdil Ural bölgesi aydınlarının tesiridir. Görüldüğü gibi İdil-Ural bölgesi ile Osmanlı bölgesi arasında gerçekten çok sıkı bir münasebet vardır. Şeyh Zeynullah Hazretin Tercümei Hali Orenb. 1994. 83-85.. İst. O. Orenburg.155 Son olarak belirtmek istediğimiz bir husus da. Son Cevap.Ank bilig-5/Bahar '97 . Niyazi 1975 Çağdaşlaşma. Rızaeddin b. II. Ahmet AKÇURAOĞLU. Ank Türkçülük. halkın anlayacağı bir din. 342) . Rıazaeddin b. meşhur Tatar şairi Abdullah Tukay (1886-1913) gerek Divan şiirinde gerekse tanzimat dönemi şiirinden etkilenmiş ve Osmanlı siyasi düşüncesini de yakından takip etmiştir.

Hakkı 1988 Osmanlı Devletinin İlmiye Teşkilatı. İstanbul. Türklüğe Dair (Konferans). İ. Eserler. Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi. Ankara. Türk Yurdu. İstanbul. Gabdulla 1985 TÜRKOĞLU. Yusuf Akçura'nın Tarihçiliği. İstanbul. Türk Yurdu.İstanbul.156 KERİMİ. Kazan. Türkiyat Araş. NAMİ. İsmail 1993 Abdullah Tukay'ın Şiirleri. Ankara. Kazım 1912 Halk Nazarında Bir Nice Mesele. Hilmi Ziya 1966 Tarihi. Türkiye İçin Necat ve İtila Yolları. Ercüment 1994 Merhum Mithat Efendi ve Türkleri. Fatih 1912 Şimal KURAN. Enst. Ahmet 1907 NAHİT. tom: 1. Sırat-ı Müstakim ÖZKAN. bilig-5/Bahar '97 . Türkiye'nin Batılılaşma ve Milli Meseleler İçerisinde. ÜLKEN. Ankara. Türkiye'de Çağdaş Düşünce İstanbul. Marmara Ü. MİTHAT. UZUNÇARŞILI. Fatma 1994 TUKAY. Haşim 1911 Rusya Türklerinde Abdürreşid İbrahim (1857 1944 ).

Ali İbn Ebu Talip'in oğlu (Hicri 661) Muhammed İbn al Hanefi (Hicri 701) altıncı nesli (AMT) Al Fihrist kitabında : "O. JANDAARBEKOV Ahmet Yesevi Ü. 1993: 1012). Bu makalede biz. Ama bu değişiklikler hakkında ne Arap ve Fars yazılan ne de diğer tarihi kaynaklar söz eder. VIII. 1963). Bizim araştırdığımız Nesebnâme nüshalarının önemli kahramanı İshak Bab'tır. Türkistan topraklarına doğru ilerleyen Ebu Müslim taraftarları Türk Halklarının yaşamına da değişiklikler getirdi. "Nesebnâme" kaynağına göre İshak Bab. asrın ikinci yarısında Horasan ve Maveraünnehir topraklamada Ebu Müslim (755) taraftarlarının Abbasilere karşı mücadelesinin başarısızlıktan komşularını da etkiledi. Onların bu yerlerde XII. Orada: "AlMansur Ebu Müslim'i öldürdükten sonra onun taraftarları ve takipçileri yabancı ülkelere kaçtılar. asır) "alFihrist" adlı kitabında İshak atTürk adlı kişi hakkında bir bilgi vardır. 1969:497). onların imam olarak Muhammed İbn el Hanefi ve Ebu Müslim'i bildiklerini ve onların dönmesini beklediklerini tarihi kaynaklardan öğreniyoruz (BARTOLD. Z. asrın ikinci yansında Türkistan topraklarından ortaya çıkan tarihi olayların değerli kaynağı olmasıdır. Asra kadar bulunduklarını gösteren tarihi kaynaklar vardır. Sebebi bu "Nesebnâme"nin. Üyesi Kazak Türkçesinden Aktaran: Banu MUHYAEVA bilig-5/Bahar '97 . Sadece İbn enNedim'in (X.157 KARLUK KARAHAN DEVLETİ VE OĞUZ DEVLETİ TARİHİ İLE İLGİLİ YENİ BİLGİLER VIII. "Nesebnâme" nüshalarındaki Karluk Karahan Devleti ve Oğuz Devleti ile ilgili bilgilerden bahsetmek istiyoruz. Bu kaynaklar İbn enNadim'in alFihrist Doç. Ebu Müslim hareketinin itici gücünün Kaysaniler olduğunu. Ebu Müslim taraftarlarının Maveraünnehir'de "Mubaiiditter" diye adlandırdı. Kaysaniler gibi onlar Muhammed İbn alHanefı'ye güveniyor (MUMİNOV. aynı zamanda VIII. Ebu Müslim arRay dağlarında tutuklandı diye yazıyor". O Ebu Müslim'in onun ilmini öğütlemekte" diye bir yazı geçiyor (NADİM. Dr. Maveraünnehir ülkesinde İshak at-Türk adlı bir kişi ortaya çıktı. Öğr. Asrın birinci yarısında şimdiki Kazakistan topraklarında meydana gelen Karluk Devleti ve Oğuz Devleti ile ilgili yazılı kaynakların az olduğunu ilmi olarak kabul etmiş bulunmaktayız. Son yıllarda bizim elimize geçen "Nesebnâme Secereler" Mecmuasının bu eksikliği gidermekte yararlı olacağını sanıyoruz. sadece secere değil. Onlar Ebu Müslim'in kendilerine bildirilen vakitte ortaya çıkacağını inanıyorlar.

İbn elNedim'in "al Fihrisf'inde şu haberi verir: "Ben bir gruptan İshak'ı niye atTürk olarak adlandırmış diye sordum". 1992) Bu İshak at Türk. Buhara. Hasak. asrın ikinci yarısına ait bölümlerine girmemiştir. Şah Muhammed'i Yedikent'e tayin etti. Tebriz. Oradan Küzbalık'a gelip küçük oğlu Hasan Han'a tahtım vererek kendisi Karasman şehrine yerleşti ve orada yüz beş yaşında vefat etti. Bununla birlikte "Nesebnâme" nüshalarında İshak Bab ve onun ortaklarının yüz elli bin askeri hakkındaki bilgiye başka hiç bir yazılı tarihi kaynakta rastlanmıyor İşte bu bizim yorumun doğruluğunu kanıtlıyor. Ondan soma Abdurrahim. Tarsak ülkelerine gönderdi. Mazandarar. İshak Bab ve ortaklarının Türkistan topraklarında İslam'ı yaymasında böyle bahsediliyor. Onlar da: "O. "Nesebnâme" nüshalarında İshak Bab ile onun ortaklarının Türkistan topraklarına H. Şaş ülkelerine İslam'ı yaymaya gidişini kabul ediyor. Serahs. Kaşgar'da Münközlük Buğra Han adlı Tarsa Hanla savaşıp yendikten soma halkını islamlaştırdı. Özgent. Kargalık Kalesine gelerek orada seksen beş yıllık padişahlık kurdu. Kendisi Sütkend. Ama "Nesebnâme"nüshalannda geçen bu tarihi kaynakların hiç biri Kazakistan tarihinin VIII. Ondan soma Kaşgar'a geldi.in üç oğlu vardı: Birinin adı Şah Ahmet. Semerkand topraklarından geçerek Fergana. Abdurahim'. İshak Bab'in Türkistan topraklarına gitme ihtimalinin büyük olduğunu gösteriyor. O topraklarda İslam'ı yayarak Şaş'a geliyor. Üç Padişahın başında bulunduğu müslüman askerlerin Şam. asır tarihi arasında nasıl bilig-5/Bahar '97 . İshak Bab Sayram'ı aldı. Termez. O sohbetten sonra Fergana. Burada Müslüman askerler üçe ayrılıyor: Abdurrahim İshak Bab'ı Sayra'a Habtdar'ın peşinden gönderdi. Onun lakabı da Şemsi Handı. Böylece yüz elli bin askeri ile sefere çıkıyor (MALIYAVKIN. Aksu'ya gitti. onların Türk halklarının yaşamına ve Türkistan topraklarındaki tarihi olaylara etkisi Kazakistan tarihinde söz edilmemiştir. Lakabı Şemsi Handı. Taraz'ı altı ay kuşatıp ele geçirdi. Özgent ülkesine geliyor. "Nesebnâme" nüshalarında şöyle bahsediliyor: "İslam'ın Türkistan'a yayılış tarihi İshak Bab İbn Ebu Talib'in oğlu Muhammed İbn alHanefı'nin beşinci nesli dönemidir. Yani bu İshak Bab'ın ortaklarıyla Horasan'dan Türkistan'a geri çekilmesiyle Abbasilerin iktidarının güçlenme dönemine denk geliyor. ikinci Şah Muhammed. Şaş ülkesine "ilmi hikmet" öğret deyip. Babasının kardeşi Ebu erRahim İshak Bab ile Ebu el Celil Bab'ı davet edip sohbet ediyor. Horasan ve Maveraünnehir'den olan Mubaiidtitter hareketi ile İshak Bab ve onun ortaklarını Türkistan topraklarına İslam'ı yaymak için geliş tarihi VIII. Habtdar'la savaşıp onları Sayram Kalesi'ne sıkıştırdı. İshak Bab ve onun ortaklarının Mubaiiditte temsilcisi olması da onların Horasan'daki Mubaiiditter hareketleri ile ilgili olduğunu gösterir. Nesebnâme nüshalarında geçen bilgiler ile günümüzde bilinen VIII. 150/766767 yıllarında geldiği söyleniliyor Bu yıllarda Horasan'da Ebu Müslim taraftarlarının Abbasilere karşı giriştikleri ilk hareketlerde mağlup oldukları dönemdi. Ondan sonra Habtdar'ın sığındığı Sulhan'a gidip o kaleyi ele geçirerek Habtdar'ı öldürdü. "Yengi Kent" diye adlandırdı. Çaharkend. Orayı kuşatıp halkını islamlaştırdı. Kendisi de Satık Buğra Han unvanını aldı. üçüncüsü Şah Hasan idi. İslam muhaliflerinin Türkistan topraklarına girmesi. İshak Bab'ın başlattığı hareketin Horasan'daki Ebu Müslim taraftarlarının Mubaiiditter hareketleri ile ilgili olduğunu "Nesebnâme" nüshalarından görmekteyiz. 1988). O Sayram'a kaçıyor. Ondan sonra Rays (Arıs) Deryasının kıyısına kale kurup oraya yerleşti.158 kitabındaki İshak at Türk ve "Nesebnâme" nüshalarındaki İshak Bab'ın aynı kişi olduğunu kanıtlıyor. Şah Ahmet'i Kaşgar'a tayin etti. 1980). Orada iki Müg Tarsa Padişahıyla savaşarak onları öldürüyor. Zarmuk şehrine gelip deryadan geçerek Otrar'a geldi (BOLÇAKOV. Orada Münközlük Buğra Han'ı tutuklayıp öldürdü. Ebu el Celil'i Barçın. Türlerin ülkesine gelip Ebu Müslim tarafından görevlendirildi ve Türklere İslam'ı öğütledi " diye cevap verdi (KOYLAKI. Şaş'ta Habtdar adında bir padişah vardı. İsfehan. asrın ikinci yarısına denk gelmekte. İshak Bab'a bırakıp Abdürrahim'in kendisi Agıru şehrini üç ay kuşatarak ele geçirdi. onu da Berikent diye adlandırdı. İmam Bahreddin Kaffal'ı Şaş ülkesine bırakıyor." Şam Padişahı olan kardeşi Ebu elCelil Bab Yemen Padişahı idi. Belh.

İç mücadele ile Araplara karşı uzun süren mücadele Türgeş kağanlarının kuvvetini azalttı. Karluklar'ın müslümanlara gönül verdiklerini gösteriyor (NIKITIN. 1971) Yakubi'nin 778779 yılları arasında "Karluk Yabgu İslamı kabul etti" dediğini dikkate alırsak (AGACANOV. 766 yılında Suyab şehri artık Karluk Devleti'nin başkenti oldu (MTNCAN. 746 yılından itibaren Altay ve Tarabagatay'dan göç eden Kartuklara karşı zayıf düştü. Şimdiki bilgilerimiz Karluk Devleti'nin kurulmasını 746 yılında Karlukların Uygurlarla mücadelede yenilip Altay'dan Jetisu ve Güney Kazakistan bölgesine göç etmeleriyle bağdaştırılıyor (NURMUHAMMEDOV. Şaş'ı ele geçirdi. Demek ki bu iki tarihi kaynak. Karluklar ise 766 yılında Süyab şehrini alıp Jetisu ile Güney Kazakistan topraklarında kendi iktidarını kurdu. 1992). Türklerin ülkesindeki bu zorlukları gören Tan İmparatorluğu bu fırsattan yararlanmaya çalıştı. askeri Said İbn Humayid adlı kişinin asker başı olduğunu söylüyor. Karluk'ların Orta Asya'ya 746 yılında değil. Manihilerin. asrın II. 1969). müslüman mubaiiditter olduğunu görüyoruz. Talas kıyısında 133/751 tarihinin Zilhicce ayında savaştı. Kartuklarla birlikte Uygurların İl Ugesi başlatan askerin yenildiğini Çin tarihçisi yazıyor (AGACANOV. 756 yılında şimdiki ayaklanmayı bastırmaya katılan beş bin kotanlık Türkler ile beraber "Kara Kiyimdiler" (Kara giyimliler) Daşiların (Abbasili Araplar) da bulundukları söyleniyor HHNN). Talas savaşı tarihini araştıran O. yirmi bin askeri esir düştü. Çin askerleri Talas havalesinde yenildikten sonra Orta Asya'ya baskı politikasından vazgeçti. 1963). Et Tabari "Tarih"inde 737 yılında Horasan yöneticisi Esad İbn Abdullah ile Sulık Kağan'ın liderlik ettiği askeri ittifak arasındaki savaşa Karlukların da katıldığı Sulık Kağan'ın da bu fırsattan yararlanarak askerinin güç alabildiği söyleniliyor (BARTOLD. Şaş padişahının oğlu araplardan yardım istedi (BARTOLD. o zaman 790 yılında Uygurlar'a karşı savaşan "ak kiyimli" Türklerin. "San" Türgeş ile "kara" Türgeşler arasında çok uzun süren mücadele başladı. Bulçakov elMakdisi. 1972). 790 yılında "Ak Kiyimdi" (Ak giyimli) Türklere diğer bir tabirle. 1587). "Nesebnâme" nüshalarında İshak Bab ile onun ortaklan Türkistan'a İslam'ı yaymak için 150/766767 yıllarında geldi diye yazılıdır. bundan daha önce geldiklerini ispatlıyor. bilgisine dayanarak Taras'da Çinliler gelmeden önce Arap ekiplerinin olduğunu. 1968) Bu. 775776 yılları arasında Karluklar'ın Kaşgar'ı işgal ettiği. Gao Siyan Çji'nin kendisi zorla kaçarak kurtuldu (SENIGOVA. 1994). Çin'in elli bin askeri öldü. Savaşın beşinci günü Çin askeri bünyesindeki Karluklar baş kaldırıp Çinlileri iki taraflı baskıya uğratarak yenildiler. 1992). Manihiler değil. Bu tarihi kaynaklan yukarıda bildirilen "Nesebnâme" nüshalarındaki bilgilerle karşılaştırırsak iki tarihi kaynak arasındaki ilişkileri görürüz. 751 yılında Talas Savaşı'nda Karluklar'ın müslüman askerleri tarafına geçmesi. orada iktidar kurduğu tarihten bellidir (AGACANOV. VIII. Yedisu topraklarına Gao Siançji'nin başında bulunduğu yüz bin askeri gönderdi. Arapların buralarda Türk İmparatorluğu'nu yıkmasına rağmen toprak Türklerin kendi ellerinde kaldı (İstoria Kazakistana Tl). Bu bilgiler. Gelecek yıl Fergana irşidi ile Şaş padişahı arasındaki çelişkiye müdahale ederek Fergana askeriyle birleşip. 748 yılında Türgeş Terin başkenti Suyab şehri yerle bir edildi (KOMEKOV. 1980). bir dönemde bir mekanda olmuş olayların iki yönünden bahsediyor. Çinlilerle savaşan arap askeri başındaki Said İbn Humaiddi. asrın ikinci yansında güney Kazakistan ile Jetisu'da iktidar Karluklar'ın eline geçmeye başladı. 1984). 737 tarihinde Türgeş kağanı Sulık öldürüldükten sonra. Bu meseleyi Arap Çin yazılarındaki bilgiler de ispatlıyor. 1993). VIII.159 bir ilişki vardır? Bu meseleden bahsetmek istiyoruz. 1993). yarısında Jetisu ve Güney Kazakistana ait tarihi olaylarla bilig-5/Bahar '97 . Ebu Müslim Ziyad İbn Salihi askerin başına getirerek Çin askerine karşı gönderdi. İshak Bab ile ortaklarının İslamı yayarak ulaştıkları yerler ile Karluk Devleti'nin o dönemlerdeki sınırları coğrafi olarak aynı bölgedir. Zaid İbn Salih ona yardım etmiştir (etTABERİ.G. Karluk Devleti'nin Batı'daki sınırı Sırerya'nın orta kollarına kadar uzandı (KLİŞTORNİY TURSUNOV. Uygurlar ve Tibetlilerin baskısından sonra Çin sadece Jetisu değil Doğu Türkistan topraklarından da çekilmeye mecbur oldu (GUMHEV. Şaş padişahım öldürdü.

G. Agacanov'ın araştırmalarında Arıs'ın orta ve aşağı kollarındaTürkmenler diye adlandırılan etnik topluluğunun yaşadığı yazılıdır. Ama Karluk Devleti Maveraünnehir ile İslam merkezlerinde İslam devleti olara tanınmadı. 1991). "Nesenâme" nüshalarındaki bilgilerin sözlü edebiyat örneklerinden ve yer adlarında korunması yazılı metinlerde rastlanmasa bile bilgi bilig-5/Bahar '97 . asırda başlamış olduğu kanaatinde. diye yazılıdır. 1961). Badam nehri boyundaki Karaspan Kalesine kazı yaptığında. (Bunlu Seyil Destanı) Hala Aris demiryolu istasyonu ile Badam istasyonu arasında Kalaş adında bir yer vardır. Karluk Devleti'nin mubaiiditter ilmini esas alan devlet olarak ortaya çıktığını bildiriyor. Oğuz Devleti'nin kurulması ve oluşması hakkında Orta çağ tarihi yazılarında hiç bir bilgiye rastlanmadığını söylüyor (HOCAYEV.(BOLŞAKOV. 1983) S. 1984). "Nesebnâme"nin yukarıda belirtilen nüshasında : "Arğu. Göçlerini o kaleye (Karaspan) sokup. Bizce bilinen tarihi kaynaklarda Oğuz Devleti'nin oluşma meselesi netleşmemiş bir konudur. Yenikend Muğlarına tarslar gelip seksen bin Habtdar'a katıldıklarını işitip. Müslümanlar üç gece üç gün savaştılar. Sebebi. "Nesebnâme" bilgilerine dayanarak isyanların yayılma alanı haritası yapılabilir. 1970 yılında Arıs. on beş bin müğ öldü. Orada: "Rays deryasının kıyısında kale yapıp yedi günde tamamladı. Bu problemi araştıran S:G: Agacanov. Huşgal halkının yoksulluğunu görüp kaleye getirdi. Müğ Çerekinden haber almak için gönderilen gaziler üç bin tarsalar içindeki müslümanları göç ederek getirdiler". Kuttıhoca elyazısı) nüshasında şöyle satırlar vardır: "On bin çadır TürkmenTürk Müslüman ülkelerinden Müslüman olanlarını getirdiler. üç bin Müslüman şehit oldu. Asırda islamı kabul ettiklerini gösteriyor. Ama o Oğuz kavimlerinin islamı kabul edişinin VIII. Şimdiki Oğuz Devleti tarihine ait bilgilerin "Nesebnâme" nüshalarında da bulunması.160 "Nesebnâme" nüshalarında bahsedilen olayların doğrudan ilgili olduğunu. Bu bilgi Sır boyundaki halkların IX. Badam Safi'yi yakalayıp Rays Deryasına doğru gitti. 1971). "NNKA" nüshasında bu söylenenlere ek bir bilgi vardır. 1995). büyük bir ihtimalle Karluk Devleti'nin yöneticileri başka dini inançlara hoşgörü göstermiş olabilir. (KARAYEV. Böyle dememizin sebebi 893 yılında İsmail İbn Ahmet. Kalaş şehri hakkındaki bilgi Kaşgarlı Mahmut'un eserinde. El İdstahri'nin yazılarında ise. Bununla birlikte. Kazaklar arasındaki dini destanlarda rastlanıyor. "Nesebnâme" deki bilgiler Güney Kazakistan ve Jetisu topraklarında Hıristiyanların bulunduklarını yok saymıyor. Onların hepsi gazidir. O yüzden 150/766767 tarihinde kurulmuş devleti Karluk Devleti değil de Karahan Devleti olarak adlandırmak doğru olabilir. Ona yukarıda belirtilen muhalif akım sebep oldu. "Halluklar" ve başkaları İslam'ı kabul etti. Aksine nerede Hıristiyan dini olduğu onların önderleri ve kim oldukları teferruatlı olarak yazılmıştır. Buna göre. Bu. Karluk Devleti'nin yöneticileri Hıristiyan dinini devlet ideolojisinin temeli olarak almak istediklerine dair fikir vardır' (HOK). "Yersa. Nurmuhammedov."Nesebnâme" NNKA (esas nüsha. Hiç kimseye bağlı değildir". "Oğuzlar". Müslümanlar şehit olanları kalenin sol tarafına defnettiler. Taraz. Şaş arasındaki topraklarda göçebeler çoktur. Kalaş adını verdi" şeklinde yazılıdır. Türkmen adım vererek ileriye doğru gönderdiler (VOLIN. Arkeolog B. Karahan Devleti'nin temelini oluşturan Saltuk Buğra Han Abd el Karim Karluk Devletini yöneten Şah Abdurrahim Buğra Han soyundan gelmesidir. Tarihi kaynaklarda bu devletin Karluk Devleti olarak adlandırılmasına karşın. Onların hepsi müslümandır. kafirler tarafından yüz bin müğ gelip. "Farab. Kenjide. "Nesebnâme" nüshalarında "Karluk" adı hiç geçmiyor. Mesela: Nogaylı diyen el idi Kalaş diyen şehrin Padişahına cemal der idi Etrafı kırk günlük Çevresi çöl idi. İslam'ın muhaliflerinin Türk topraklarında destek bulduğunu gösteriyor. Bu devletin temelini oluşturan Şah Abdurrahim Kaşgar Padişahı Minközlik Buğra Kara Han'ı öldürüp kendisini Saltuk Buğra Kara Han olarak adlandırıyor (MOTOV. Taraz'ı ele geçirdiğinde orada kiliselerin bulunmasıdır (KUDAYBERDİULI. buradaki bilgilerin Oğuz Devleti ile ilgili olduğunu gösteriyor. o mezarlıklardan "islami defnetme" merasimlerine rastladıklarımı yazıyor.

Salır Kazan'ın kırk bin askeriyle Kıpçaklara karşı seferidir. Bu bilgilerdeki kişi adlarıyla Kudayberdioğlu'nun "Türk Kırgız Kazak Hemhanlar Seceresi" adlı eserindeki Türkmen boyları arasındaki benzerliğe dikkat edelim. El Mesudi'nin bahsettiği olaylara göre 4. Toktamış Ödemiş i. "Nesebnâme"nin Horasan Hocalar Nüshası'nda bu olay böyle yazılıdır: "Abd elCelil Bab Barçınkend. Bu bilgilerdeki Abd el Celil Bab'ın oğlu Sultan Hüseyin Hoca. Oğuz Han'ın torunu Salır'un oğlu Canak'ın bir kişiye ait olduğunu görüyoruz. Türkmen şeceresinde Salır Kazan Alp hakkında şöyle bir bilgi geçiyor. Tarsak ülkelerine islamı yaymak için gönderdiklerini söylemiştik. Çok zaman sonra iktidar sol taraf temsilcisi Tavhan'ın oğlu Oğuz Han'ın torunu Salır'a geçiyor. Salır Kazan kırk bin askeriyle Kıpçaklara (Peçenek ) karşı çıkıyor. Bu fikrin doğruluğunu kanıtlayan bir ilginç bilgi vardır. Bahşı 5Büyük Boy Sarık: Marhaba içine dahil 6. Birinin adı Sarığ Tonlıg Ötemiş olup Cent Padişahıydı". "Nesebnâme" nüshalarında yazılı Sır'ın (sırderya) aşağı kollarında sekizinci asrın ikinci yansında olan şu olayları başka tarihi olaylarla karşılaştırırsak "Nesebnâme" bilgilerinin tarihi gerçek olduğuna kanaat getiririz. O iman getirmedi. Kliştorni. "Nesebnâme" nüshalarında Oğuz Devleti'nin kurulması hakkındaki bilgiler bununla yetinmiyor. Onun iki oğlu vardı. Sultan Hüseyin Hocadır (Horasan Hocalar Nüshasına göre Horasan Hocaları Sultan Hüseyin Hoca neslinden geliyor).Salar (büyük boy): Oğuzhan'ın torunudur. Arap Jeolog ve tarihçisi el Mesudi Peçeneklerin (Kıpçak) Batıya akımının Oğuz Karluk Kıymak boyları arasındaki savaşla ilgili olduğunu söylüyor. savaştılar. Hasak. UtamuşUtamuş. Salır'dan sonra Karahan lakabındaki Canak Han islamı ilk kabul eden Türk padişahlarındandır. Sarkand. Cent'e gidip Yaşmut Han'la birlik yaptı. Tarsaça adı yaygın idi.G.. Sarig Tonluğ Sarig.Ersan Hazar denizi boyu ilinin 1870 yılındaki bildirisinde Türkmen Oğuz Han'ın neslinden Salar'ın oğlu Hüseyin Han'ın nesli diye yazılmıştır. biz yukarıda Şah Abdurrahim'in Şah Abd el Celil'i Sır'ın aşağı kollarındaki Barçın. "Oğuzname"deki Üçokların iktidara gelmesi İslam diniyle bağlantılıdır. Yaşmut'ı imana davet etti. Bu iki bilgiyi karşılaştırırsak şöyle benzerlikleri görmüş oluruz: Yaşmut Yamut. Orada Türkmen'in esas boyları yedidir: 123Şaudur Yamut Göklen a. b. eski Bab Ata şehrindeki İshak Bab mezarlığının başındaki taşa çizilmiştir . Jıltırsak'a geldiler. Salır kahramanının Kazıgurt Dağı'nda büyük taşlan devirerek kuvvetlerini denedikleri söyleniyor. Abd el Celil Bab oğlu Sultan Hüseyin Hoca" Oğuznamenin Meşhed Neşri Nüshasında Oğuz Devleti 'nde iktidarın uzun zaman Kal kavmi elinde bulunduğu yazılıdır. Kılıç Han adında bir padişah vardı. Bundan önce Salırlar Badam Nehrinin yukarısında Kazıgurt Dağı'nda duraklamış. 7. Abd el Celil Bab ötemiş elinde şehit oldu. sayısız tarsalar öldü. Mesela "Nesebnâme"de Abd el Celil Bab'ın Sır'ın aşağı kollarını "İslam'ı yaymak için gittiklerinden şöyle bahsediliyor: "Mazkur Bab. Oğuz Han'ın torunu Sultan Hüseyin Han. dört bin Müslüman şehit oldu. Türk tarih araştırmacısı S. Demek ki Abd elCelil Bab'ın kırk bin askeri kardeşleriyle birlikte Türkistan'a seferi.Teke bilig-5/Bahar '97 . Buna yukarıdaki söz edilen Türkmen seceresindeki Salır'un oğlu Hüseyin Han'ı da eklersek iki kaynağın bir tarihi olay hakkında bahsettiklerini sadece kişi adlarının uymadıklarını görürüz. Ozaman Sultan Hüseyin Hoca Hüseyin Han Çanak Han Kara Han lakaplı olan aynı kişidir. Bunu İshak Bab duyup otuz bin askerle karşı adlandı. Şu iki bilgiyi karşılaştırırsak islamın yayılması ikisinde de ortak bir olgudur. "Nesebnâme"de ise Abd el Celil Bab kafirlere karşı kırk bin askeriyle çıkıyor. Siçamaz ii. onun oğlu Sultan Hüseyin Hoca'dır. Oğuz Han ulusunun yirmi dört kavimi "Bozok" ve "Üçok" olarak ayrıldığı tarihten bilinir. Yaşmut Han'ı öldürdü.. on bin tarsa öldü. "Nesebnâme"de ise İslam'ı yaymak için gelen İshak Bab ve kardeşi Abd el Celil. Üçok boyunun damgası günümüze kadar koruna gelmiş. slar'ın oğlu Hüseyin Han (Horasan Hocalar nüshasında) Abd el Celil Bab'ın oğlu. Müslümanlar çok sayıda şehit verdi.161 olarak alınabilir. Yani Abd el Celil Bab ile Salır Kazan da aynı kişi.

Kısacası "Nesebnâme" nüshalarındaki Karluk Karahan Oğuz Devletlerinin kurulması hakkında bilgilerden şu sonuçlar çıkıyor: Karluk Karahan Devleti'nin kurulmasında tarihte yazıldığı gibi sadece Kartukların 746 yılında Uygurlardan yenilerek batıya doğru sıyrılması. Buralarda da İshak Bab hareketi karşılık değil. onun torunu Salır Kazan bilig-5/Bahar '97 . sizin adınız İshak Bab olsun". 3 İshak Bab hareketinin Türkistan'da destek bulmasına siyasi istikrarsızlığın ve iç mücadelenin etkisi olmuştu. Maveraünnehir'i Arap baskısından kurtaran dönemleri de oldu. Yukarıda belirtilen Abd el Celil Bab'ın Oğuzlar'ın "Üçok" boyunun yöneticisi Salık Kazan olmuş olması bizim bu fikrimizin doğruluğuna delil olabilir.G. Abd el Celil İshak Bab üçü de Ali İbn Ebu Balib'in oğlu Muhammed İbn el Hanefiye'nin Abd el Fattah ve Abd Mannan adlı iki oğlu olduğunu söylüyorlar. Karluk Karahan Devleti'nin oluşturucusu Abdürrahim.Arapların Horasan ve Maveraünnehir'e gelmelerinden sonra çoğunluk halk Türkistan'a sığındı. Biz Karluk Karahan Devletini oluşturan güçler hareketinin doğudan batıya değil. "Nesebnâme"de bildirilen bilgilere göre Abd el Celil ve Abdurrahman arasında böyle bir ilişki olduğunu varsayarsak amcasının kız kardeşiyle evlenen Oğuzhan değil. Bu bilgiler. eski Oğuzlar arasındaki nikah ilişkileri ile ilgili eserinde Oğuzhan'ın amcalarından birinin Karahan kızıyla evlendiği hakkında söylenen Oğuz efsanesine dayanarak Oğuzlarda endogomiyalı ilişkilerin var olduğu kanaatindedir. S. Horasan'dan gelen İslam'ın muhalif güçlerinin Türk yöneticileri arasındaki iç mücadeleden yararlanabildiklerini gösteriyor. Bu fikri birden kabullenmek zordur. 2. Buna örnek olarak haricilerin Horasan'daki büyük temsilcilerin el Haris İbn Süreye'in Omeyadlara karşı mücadelesinde Türkler tarafından desteklendiğini söyleyebiliriz.İslam dini Horasan ve Maveraünnehir'e yayıldıktan soma oradaki yerli halkların Araplara karşı mücadelesinde Türkler daima yardımcı oldu. Salır Kazan ele geçirdiği yerlerde Abd el Celil nesillerinin de olduğunu görürüz. destek bulmuştur.V. Sultan Hüseyin Hoca'dan Horasan Hocalar nesli gelir. NNKA nüshasında böyle satırlar vardır: "Şah Abdürrahim söyledi: Şah İshak. aksine batıdan doğuya doğru olduğunu öğreniyoruz. Agacanov. Sırderya'nın aşağı kollarında Oğuz Devleti kuruldu diyen sonuçla uyuşur. Oğuz Devleti'nin kurulmasında yerli yöneticilerin büyük katkıda bulunduklarını. Saltık Buğra Han da yerli yöneticilerden olmalıdır. Fergana. Kaıgurt'da Abd el Celil Bab oğlu İbrahim Sofu'dan divane hocalar nesli gelir. Başkanti Suyab şehri oldu. Bu "Nesebnâme" nüshalarındaki Abd el Celil Bab'ın Sır'ın aşağı kollarını islamı yaymaya gitmesi hakkındaki bilgilerin belli tarihi olaylarla ilgili olarak yazıldığını gösteriyor. Bu olaylara Horasan'dan çekilen islamın Kaysani mubaiidilik akımının da yeterli tesiri oldu. Ona şu delilleri söyleyebiliriz: "Nesebnâme" nüshalarında Abdürrahim.162 Sır'ın aşağı kollarında başkenti Yengikent olan Oğuz Devleti'nin ortaya çıktığını varsayıyor. Toharistan'da Karluk Yabgunun oturduğu et Tabari tarihinde yazılıdır. İshak Bab ve ortaklarının Türkistan yönünü seçmeleri tesadüfi değildir. Bizim çıkardığımız sonuca göre V. Horasan'daki Arapların iş mücadelesi de Türk halklarının yardımına dayandı. Oğuzların Sır'ın aşağı kollarına doğru sıyrılmasına yol açmadı. Özgent. Uyruşana topraklarında Soğd'dan kaçan köylülerin sığındıkları Tabari'nin eserinde yazılıdır. Şu Nehri kıyısındaki şehirlerden Horasan ve Soğd'dan gelmiş halk sayısı arttı. Jatisu ve Sırderya'nın doğu tarafını Kartuklar aldı. Sır boyu şehirlerinde Talas. Genelde Karluk boylarının Orta Asya'daki siyasi olaylara 746 yılından önce katıldıkları tarihi bilgilerimizden bilinir. Bu yüzden Horasan'daki İslam'ın muhaliflerinin Türkistan'a gelip destek bulma sebeplerine değineceğiz: 1. Sonuçta Karluk Karahan Devleti İslamın muhalefeti mubaiidia ilmini esas alan devletler tarih sahnesine çıktı. Sulık Kağan'ın başlattığı askeri ittifaka Kartukların da katıldığım. Bartold'un Türgeş Kağanlığı yıkıdıktan ve Çinliler yenildikten sonra Maveraünnehir sınırında iki devlet kuruluyor. Abd el Celil Bab'ın ise Salır Kazan'la aynı kişi olduğunu şu bilgiler de ispatlıyor. Tabi bugüne kadarki araştırmalarda bu devletlerin kurulması ve gelişmesindeki İslam faktörünün rolü araştırılmamıştı. Hala Türklerin yaşamına etkisinden bahsedilmez. İshak Bab onun akrabaları Abd el Fattah neslindendir.

Diğer tarihi kaynaklarda Karahanlı yöneticilerin Ali soyundan olduğunu ispatlıyor. KAYNAKLAR 1980 AGACANOV. Soma bu devletin başkenti Sayram'a taşındı. C. Onlar Karluk Karahan ve Oğuz Devletleridir. Kaşgarlı Mahmut sözlüğünde Kargalık'ın Taraz'a yakın kale olduğunu söylemiştir.V. Bolşakov'ın " Dva vakfa İbrahima TamgaşHana v Samarhande" adlı makalesinde İbrahim Tamgaş Han'ın adına eklenen "Es Sayyida" sözü onun Ali İbn Talib soyundan olduğunu gösteriyor. 1969 Oçerki İstorii oguzov i Türkmen Sredney Azii. Turki. Bartold. Mesela. G. doğusu Karadağ'ın iki tarafım. asrın ikinci yarısında Türkistan'da olan siyasi olaylar neticesinde üç devlet tarih sahnesine çıktı. kuzeyi Kızılorda ilinin Canakorgan Bölgesine kadar. Moskova 1971 BARTOLD. Bu devlet sınırlarını Oğuz ve Karluk Karahan Devleti yöneticilerinin İshak Bab için ayırdıkları topraklar oluşturuyordu. Aşgabat. Moskova. X. İshak Bab'ın yönettiği devlet bu olsa gerek. Ama "Nesebnâme" nüshalarında Karahan Devleti'nin yöneticilerinin İbn Ebu Talib'in soyundan olduğunu belirtmiştir. batısı ise Sır'ın iki yakasını kapsıyor. Bartold'un Toğuz Oğuzlar içindeki yağmalardan çıkmış olmalı fikrine atıfta bulunuyor.V. Böyle durumda oğuz ve Karluk Karahan Devletini oluşturanlar bir soydan gelenlerdir. İshak Bab'ın vakıflı toprakları ise Çarlık dönemine kadar korunmuştur.G. Strani Narodi Vastoka Vipusk. "Nesebnâme"deki bilgilere göre İshak Bab O yerde büyük Cuma mescidini yapmıştır.İzd "Ilım". "Oğuzskie Plemeno Sredney AziiIXXIII İstorikoetnografi-çeskie oçerki" // Strani Narodi Vastoka Vipusk. Bu devletin ilk başkenti eski Kargalık şehridir. Bu sunulan bilgilerin yerli halk arasında Karahan yöneticilerinin peygamber soyundan gelmesine dair fikir oluştuğunu ve bunun tarihi gerçek olarak algılandığına tanığız. IXVIII a. XII. C.163 Alp olmalı. S. Karahan Devleti'nin tarihini araştıran Karayev. Eğer yağma kavminin toteminin "Buğra" olduğunu dikkate alırsak o zaman Abdürrahim Bab ile Abd el Celil Bab'ın geldiği soy ve topraklarım yaklaşık olarak söyleyebiliriz. Buna göre yağmalar Oğuzlar'ın "Üçok" kavimler topluluğu içinde olmalıdır. VIII. O devletin sınırlan güneyde Aladağ ile Karadağ'ın birleştiği yerde. Kargalık şehrinin şimdiki Bab Ata kasabası olarak adlandırılması yerindedir.V 1963 1968 bilig-5/Bahar '97 . Moskova. İshak Bab'in yönettiği küçük bölgedir. O. Moskova. İshak Bab şehri sadece dini meselelerle uğraşıyor. tüm vergiden muaf tutulanların Türk soyundan gelenlerin yönettiği küçük devlet olduğunu söylüyor.5. V. Üçüncü devlet. "Braçnie İ svadebniye Obriadı Oguzov Sredney Azii i Kazakistana". Türkistan v epohu Mongol skogo naşestvia. V. Ama bu devletin yaşamı uzun sürmüyor. Ebu Dulaf doğu Türkistan topraklarında Çığıl kavmi ve Tibetliler arasında "Buğraş adlı kavimin olduğunu.. Zamanında el İstahri'nin "Maveraünnehir'deki haraç ödemeyen bir tek şehir İspidjaptır" demesi boşuna değildir. Mehmet Köprülü'nün Karahanlılar'ın Kartuklar içerisindeki Yağma Boyundan gelmiş olmalı yorumu V.l. Oraya yapılan kazılarla büyük ibadethane bulunmuştur. Kara Buğra Sulık Kağan ve el Haris İbn Süreyc'in askeri ittifakında olup Esad îbn Abdullah ile Nasr İbn Sayyar'a karşı savaşa katılıyor. Böylece. asırda ise sadece Usruşana yöneticisinin adı Kara Buğra'dır. onların Ali soyundan gelen Hanların yönettiğini yazıyordu. Sonuç olarak VIII.

Strani Narodi Vastoka Vipusk. B. 1984 KARAYEV.B.N 1972 Srednevekovıy Taraz. 1991 Kırgız Kazak Hem Handar Şeceresi. "Genezisu Mavzoleya Samandivo". Muminov. O. îzd nauka. A. KOMEKOV. 0. NURMUHANBETOV.Vostoçnıy Turkestan V Drevnosti i. X. Moskova. 1992 Drevnie Türki.K 1593 "Hovoe Napravlenie v îzuçenii îstoru Bratstva Rassanijya" Obşe estvennie nauki v Uzbekistana. Rannem Srednevekovie. A. BOLŞAKOV. 1984 Kazakistana. T. Moskova KUDAYBERDİULU.B. Mevlana Safı ad-din Oruñ SENIGOVA. G. Jandarbekov. GUMİLYEV. Almatı bilig-5/Bahar '97 . 1993 istoria Almatı. Z.5 1980 " K istori: Talasskoy bitvı v 751 godu" Strani i Narodi Vostaka. 1988 "Glava7". Frunze Letopis Almatı Trehtısiaçeleti.G 1971 Dva vakfa İbrahima Tamgaşhana v Samarkande". 1983 KLAŞTORNIY. arhitektura i stroitelstvo Uzbekistana. Almatı MUMİNOV. 1993 HODJAYEV. MALIAVKIN. NIKKITIN.O. KOYLAKI. TURSUNOV. S. MOTOV 1995 "K Istorii Gosudarstva Oguzskih Yabu" Kultura Koçevnikov na Rubeje Vekov. Moslova.G. Vipusk XXII. "Hristiannstvo v Sentralnoy Azii" Vostoçnıy Turkestan i Srednyya Azia.A.. Ş. Baskıya hazırlayanlar: K. İstoria Karahanskogo Kaganata. 1994 Nekotorie çerti İslama v sredney i nijney arısı" İzvestia S. Almatı.164 1992 NasabNabe.

Mensubu olduğum Ege Üniversitesi'nin bulunduğu İzmir şehrinde. Osman oğullarının öteki Türkmen beyleri ile giriştiği önderlik mücadelesine temas etmemiz gerekmektedir. Dr. Temür imlası ülkemizde yine de azınlıkta kalıyordu. doğumunun 660. bildiğimiz anlamı ile demirdir. daha değişiktir. Tuncer BAYKARA Ege Ü.165 TEMÜR'ÜN İZMİR'İ FETHİ VE SOSYAL SONUÇLARI Prof. Osman oğullarının seçkin şahsiyetleri. tarihi şahsiyetin adı. bizim açımızdan başlıca üç açıdan bakmak. Benim tarihçiliğine güvendiklerim (mesela Zeki Velidi Togan) Temür şeklinde yazmakla birlikte. a. Türk aleminin bütününü ilgilendiren bir açıdan ve çok geniş bir perspektifle bakış. Öğr. yani eski Aydın oğullan toprağında yer alan bir şehirde yaşayan. Anadolu'daki eski bilig-5/Bahar '97 . ona. Çünkü. Çünkü bu hadise. b. c. keşke hiç olmasa diye hayıflandığımız. Bizim genel bakışımızda. Burada Özbeklerin de Temur imlasını tercih etmeleri söz konusu olunca artık Temür imlasında karar kıldığımı ifade etmek isterim. Demir ise bizim Arap harfli imlamızda timur olarak yazıldığından (mesele timur yolu okunabilen demir yolu gibi) bu türden okuyuş yaygınlaşmıştır. Sözlerimize başlarken. Yıl dönümünde. Osman oğullan Karamanlılarla benzeri amansız savaşların da içinde olmuşlardır. yüzyılda. İlhanlı mirasına sahip olma iddiasını sürdüren Temür ile çatışmıştı.Nihayet. Bunu abartmanın veya günümüze kadar getirip ah u feryad etmenin hiçbir anlamı yoktur. Türk talihinin en seçkin şahsiyetlerinden birisi olan Temür'ü. Temür'ün batıya hareketine. olağan sayılabilir. fakat çıkmasının de önlenmediği talihsiz bir muharebedir. XIV. Nasıl ki. İşte Osmanlıların bu birliği sağlamak üzere doğuya yönelen askeri hareketi. Türklük açısından mesele. Osman oğullan ailesinin geleneklerini esas alan ve Batı Türklüğü ile yaptığı Ankara muharebesine taraflardan birisinin mirasçısı olarak bakış. Temür ile bu şehrin ilgisini esas alan bakış. artık tarihin derinliklerinde kalmış bir üzücü olaydan başka bir şey değildir. öteki Türkmen beğlerinden daha talihli olmuşlar. Üyesi Türkiye Türklerinin nedense Timur biçiminde bildikleri. Ankara Savaşı. Anadolu'daki Türk birliğini sağlamada önemli başarılar sağlamışlardır. burada anarken.

Bunlara bakarak Osman oğullarının geleneksel sahası dışındaki Anadolu Türk insanının. Burada sözünü edeceğimiz sosyal olayların en başında nüfus ve insan unsuruyla ilgili hususlar gelmektedir. İzmir şehrinin.166 Türkmen beyleri destek olmuşlardır. Osmanlı geleneksel bilgilerine göre ise 9 Aralık'ta İzmir Liman kalesi Temür kuvvetlerinin eline geçmiştir. Zaten nisbeten küçük boyutlu bir kaleye. Temür Beğ. sözlerimizin başında saydığımız birinci bakış açısına gelmiş oluyoruz. Anadolu Beylerinin hemen hepsinin nezdinde Temür Beğ ve Çağataylılar. Temür'ün yanındakileri genelde Çağatay olarak biliyor ve tanıyordu. daha çok XV ve XVI. Bu bakışlar sanılanın aksine olumlu sayılabilir vehemen anlıyoruz ki bunlar belirli zaman süreci içinde değişmişlerdir. sosyal hususlarla temel olan bilgiyi. Çelebi Sultan Mehmed. Aydınoğlu Mehmed Beğ. Bodrum kalesini yapacaklardır. sadece askeri bir olay değil. iki kale halinde bulunuyordu. Batı Türklüğü. birkaç yıl sonra İzmir önlerine geldiği zaman. hemen bütün Türkler tarafından da sevinçle karşılanmıştır. hemen Liman kalesi kuşatılmış. yüzyıl ikinçi çeyreğinde büyük ün kazanacak ve Gazi Umur Paşa olarak ün kazanacak şu şahsiyet. Dukas'ın tarihinde yankısını bulan. Anadolu insanının önemli bir kısmı Temür'e sempati ile bakmıştır. beğlerinin yanında yer almış bulunuyordu. İzmir'in Temür tarafından alınması. İzmir hakkında daha öncelerinden bir bilgisi olması da muhtemeldir. III. yüzyıllardaki Osmanlı tahrir defterlerinden edindiğimi bildirmek isterim. Temür Beğ'in geldiği zamanlarda Aydın Beyliğine de sahip çıkan Yıldırım'a karşı halk. yüzyıla ait tahrirdeki bu kaydın "Vakfı Ham Çağatay" başlığını bilig-5/Bahar '97 . ticari noktaı nazarından Asya'yı bir bütün olarak gören Temür'ün. iyi birer insandır. tepe üzerinde. Zafername lerdeki bilgilere göre. 2 Aralık'ta. Liman Kalesi. Temür Beğ. Bu iki seçkin Türk önderi. Osmanlı dönemindeki tahrirlerine ait vakıf tahririnde dikkati çeken bir vakıf kaydı vardır. II. fakat daha farklı sosyal neticeleri ile de dikkati çekmektedir. daha doğrusu Türkler açısından arz ettiği önemi öğrenmiş idi. Temür'ün İzmir'i almasının önemini belirten güzel sözler söylemiştir. Temür'ün İzmir Liman kalesini alması. yüzyılda. XVI. önceden planlanmış bir hareket olup olmadığı tartışılabilir. bazı dönemlerde önemli olmakla birlikte.onun iktisadi düşünmesinden de ileri. bütün askerlerinin toplanması emrini vererek İzmir üzerine yürümüştür. Aydın eline geldiği zamanda bu şehrin. Burada öncelikle. Osmanlıları davet etmişlerdi. Liman kalesi'ni de alarak İzmir'in bütününe sahip olmuş idi. Temür'e ve onun kavmi sayılan Çağataylılara bakışının izlerini buluyoruz. Muhakkak olan bir gerçek varsa. bir bakıma çevrelerinin tutumuna tabi olmuşlardır. saygı duydukları kendi Beğlerinin yönetme hakkını zorla almış olan Osmanoğluna karşı Beğlerinin hakkım koruyan adil bir insandır. Kış mevsimi girmiş olmasına rağmen. XIV. burasının idaresini oğlu Umur Beğ'e vermiş idi. Onlar gasbedilen haklarını geri veren birer adil insandırlar. kışı geçirmek üzere Anadolu'nun güneyine. 1. XIV. kalenin çevresindeki bir kısım deniz doldurularak saldırı cephesi genişletilmiştir. Bu iki kaleden önce Kadife kale Türklerin eline geçmiş. Böylece aynı zamanda. Bu sebeple Batı Anadolu sahasındaki Çağatay adlarının temelinde hep Temür ve yanındakileri anlamamız gerekmektedir. Bunun üzerine. Umur Beğ'in çabaları ve hatta şehit düşmesine rağmen alınmamış idi. Bununla birlikte. Temür Beğ'in İzmir Liman kalesini. bütün gücüyle yüklenerek kısa bir sürede almayı düşünmesi de. Böylesine iki büyük gücün. yani Gavur İzmir'i almasının. İzmir kalesinin durumundan ancak Aydıneli'ne geldikten sonra haberdar olmuştur. Muharebe ve kuşatma uzun sürmemiş. Müslümanlar. sonradan Türklerin verdiği adla Kadife kale. Temür'ün Önasyadaki hareketinde. Çünkü Temür Beğ. öteki de içerde. kendilerini güçsüz hisseden Celayirli gibi bazı beyler de. birisi "cihangir" öteki ise "Yıldırım" olan şahsiyetlerin mücadelesinde. gelmiş olabilir. kaleyi yemden inşa etmeyi tasarlayan şövalyelere. Temür kaynaklarına göre 1402 yılının sonlarında. Burada şunu belirtelim ki. Temür. Sonraki dönemde Aydın oğulları Haçlılarla anlaşmışlar idi. Aynı şekilde. Fakat çok geçmeden Haçlılar 1344'de Liman kalesini almış. Birisi limanda. Anadolu sahasının batısında yer alan İzmir şehri.

vaktiyle Can Çağatay okumayı tercih etmiştim. XVI. ancak XVII. Ne yazık ki bu vakfın sonraki tarihlerde izine pek rastlamıyoruz. yani burada bir vakıflarının olması olağan sayılmalıdır. yakınları hatta boylan ile birlikte burada kalıp. sadece XV XVI yüzyıllar için değil. bize göre belirli bir anlam taşımaktadır. adının değişmiş olması ve başka bir isimle. yüzyıllar Anadolu' sundaki kültürel ortamda Temür ve Çağataylılar sevilmektedir. Osmanlı kültürünün. Çağatay ordusunda kalan bu insanların yerleştiği iskan yerleri. Böylesine yaygın isimler. yani Temür Beğ'in veya yanında bulundurduğu Cengiz evladından şehzadelerin. kişi veya durumdur. sadece askerlerin değil. Menteşe ve Saruhan sancaklarında da rastlanır. Çağatay adına XVI. kesinlikle bir tesadüf değildir. yukarıda sebeplerini sözünü ettiğimiz sempatinin en açık ve kesin delilleridir. yüzyıllarda sevgi ve sempati ile karşılanması. bu devirde. bunu pekala Çağatay Ham anlamı verecek biçimde okumak hiç de yanlış olmasa gerekir. Hemen belirtelim ki. bize Osmanlı gücünün durumu ile ilgili de bazı düşüncelere imkan verir. aynı zamanda ailelerinin de birkaç konak geriden gelebildiği bir gerçektir. beylerinin. Bu sebeple İzmir şehrinin bütününü Türklüğe kazandıran bu Türk kumandam ve önderine. Üçüncü ihtimal de. aynı vakfın şartlarının devam etmiş olduğunu tahmin ediyoruz. yüzyılda yapılan tahrirlerinde. aşağıda belirteceğimiz sebeplerle. yüzyıl Anadolu sahasını etkilemiştir. Anlaşılıyor ki. yüzyılda açık izlerinin görülmesi. günümüzden dahi sevgi ve sempati duymamız gereken bir şahsiyet olarak gözükür. Çağatay adının XV ve XVI. Batı Anadolu sahasında XVI. XVI. bütün yönleriyle henüz bu sahada nüfuz kazanmış değildir. En azından etkili olan böylesine isimler niçin verilmiş veya nasıl olmuş da bu adlar alınmış olabilir? İlk akla gelen husus. Bu gelişmenin açık işaretlerine konumuzda da tesadüf etmekteyiz. Bu türden isimlere Aydın Sancağında yer alan İzmir şehrinin dışında. bilig-5/Bahar '97 . Çağatay kişi veya yer adlarının varlığı eskiden beri dikkatimi çekmiştir. Yüzyıl Anadolu'sunda hala sevgi ile karşılandığının işaretidir. Temür ordusuna mensup bir kısım Çağataylıların. yöneticilerinin arasında da rastlıyoruz. İkinci husus. hatta aralarında bazı çekişmeler bulunan bir kısım şahsiyetlerin. Meseleye. vaktiyle Aydınoğlu Gazi Umur Paşa'nın uğrunda şehit olduğu İzmir Liman kalesini. Ancak bu oldukça az bir ihtimaldir. ama Osmanlı kültürü. Konuyla ilgili önemli bir mesele de. burada kalma cezasına çarptırılmış olabilirler. mesela Karaman beyliği ümerası.167 taşımaktadır. Şimdi söylediklerimizi kısaca özetlersek. doğrudan Temür veya yönetimine bir şekilde karşı geldiklerinden bir kısım Çağataylıların Türkistan'a geri götürülmeyip. kendilerini kaybettirmiş olmalarıdır. o zamanki ve şimdiki bütün İzmirlilerin sevgi ve saygı duyması tabii sayılmalıdır. Bu isimlerle ilgili ayrıntılı bilgiyi ayrıca işleyeceğiz. 2. Oysa. Temür veya Çağatay ordusunun etkili şahsiyetleriyle geçinemeyen. Böylesine bir vakfın. XV ve XVI. fethettikleri İzmir ile ilgilerinin. Çağatay ismine. genelde Temür'ün bir şekil haberi olarak kalmış olanlardır. kimi zaman ise birer köy olarak gördüğümüz bu türden isimler. Osmanlı siyasi gücü. bu adların verilmesine sebep olan olay. bir başka ifade ile Gavur İzmir'i Hıristiyan şövalyalerinden almış ve Aydın oğullarına bahşetmiştir. yaygın adıyla Çağatayların Hanı. Bu isimler. yüzyıldan itibaren mümkün olabilmiştir. Aydın oğulları Beyliğinin bir şehrinden değil. yüzyıl ortalarında kaleme alınan bir kısım tarihi Takvimler zikretmektedir. Buradaki Hanı Çağatay ibaresini. fakat doğrudan İzmir şehrinden baktığımız takdirde Temür Beğ. Çünkü. XV. Bu sevgi ve saygının izlerini eskiden beri bilmekteyiz. Temür ordusu da. kaybolması imkansızdır. Çünkü O. Can Çağatay'ın bir birleşik isim olabileceğini zannediyorum. Sadece. Osman oğulları odaklı olarak oluşup çiçeklenmesi. veya mahallelerin zaman içinde onların adlarını almaları olağan bir durum kabul edilmelidir. Çağatay oğlu adı ile bilinen bir kişiyi. Böylece burasının coğrafyasında isim bırakacak derece etkili olanlar. şunları kesinlikle diyebiliriz. Burada şu kadarını söyleyelim ki Temür ve yaygın ismi ile Çağatay sevgisinin. Kimi zaman bir mahalle. iklimini ve bazı özelliklerini beğenmiş oldukları bu ülkede kalmış olabilmeleri ihtimal dahilindedir.

Kendisi döneminin seçkin bir Osmanlı aydını olan Evliya Çelebi. Ancak sonraki zamanlarda bu durum değişecektir. yiğit. Bir kısım Çağataylıların Aydın. Anadolu sahasının hemen bütün insanları için Devlet. Eğer XV ve XVI. belki İstanbul kültürünü temsil edebilir. sadece Osmanlı Devletidir ve Osmanlı devletinin temel özellikleri artık. yöredeki öteki iskan yerlerinde yaşayanlardan pek farklı değildir. Çağatay adını da taşıyan iskan yerlerinde oturanların isimleri. Bursa Edirne ve İstanbul'daki yeni oluşumun meyvelerini. Beğ'likler dönemini unutmuştur. Bunun belirtilerinin açıktan gösterilmiş olması düşünülmez. ortaya çıkmış olan yeni durum sebebiyle bu ismi kullanmaz olmuşlardır. Karaman oğlları'ndan da yararlanıldığı kesinlikle bilinmektedir. 3. olumsuzluğa dönmesinin kesin tarihini ve izlerini bilemiyoruz. Osmanlı görüşünün etkinlik kazanması ile. yüzyıllarda Anadolu sahasının çoğunluğunda Temür ve Çağataylılar için sevgi ve sempati söz konusu ise. Çağataylılar. Belirli bir zaman süreci içinde de. olumsuz bir şahsiyettir. Menteşe ve Saruhan sahasında kalmış olmaları yanında. Çağatay adını bilenler dahi. Temür Beğ'in İzmir kalesi (Gavur izmir'i )ni fethinin. Bunun tabii neticesi olarak Anadolu sahası insanı. Fakat kesinlikle bilinecek olan husus. Temür ve Çağataylılara karşı vaktiyle beslenen sevginin. Değişme derken. yüzyılda gerçekleşmiştir. belirli bir dönemden sonra söylenmesinin iyi karşılanmamış olmasıdır. yüzyılın ikinci yarısında. devletlerinin gelişme hızını kesen ve güçlenme yolunu bir zaman için tıkayan bir engel. cesur ve hiçbir zamanını boş geçirmeyen dev bir şahsiyetin elinde zebun olduğu Temür'e karşı iyi duygular beslememeleri olağandır. Çağatay ismine. artık Devlet denince eski dönemi. Çünkü Osman oğulları için Temür. bu namı diğer öteki eski. Osman oğulları açısından meseleye bakışı esas alan ikinci hususa geliyoruz. bize kalırsa XVII. bir nam ı diğer i çıkmıştır. Osmanlı ülkesindeki insanların zihinlerine nakşedilmiş veya edilmektedir. Burada. muhtemelen önce gizli ve içten bir muhalefet ve düşmanlık başlamış olmalıdır. XVI. Yüzyıllarda olumlu özellikleriyle belirtilmektedirler. Neticede. insan unsura açısından dikkate değer sosyal uzantılarından söz edilebilir.168 Bir hususu da burada belirtmek isteriz. Çağatay isminin. artık Anadolu sathında da gösteriyordu. Yıldırım Bayezid gibi. Anadolu sahasının Temür'le ilgili olumlu fikirlerinin değişmesi. Ne yazık ki. İşte Temür ve Çağataylılarla ilgili bilgiler de bu dönemde artık değişmeye yüz tutmuş olmalıdır. Neticede yüzyıl kadar süren bir sürecin içinde bu türden isimler tarih sahnesinden silinmişlerdir. aklımıza gelebilir. değişme ne zaman gerçekleşmiştir. XV ve XVI. Netice olarak. Çağatay ismini bastırmıştır. bilig-5/Bahar '97 . ama onun eserindeki izler bu değişimin gerçekleşmekte olduğunu (sık sık Hüseyin Baykara meclislerinden söz etse de) göstermektedir. Şimdilik tespit edilebildiğimiz kadarıyla. Söylenemez olunca da. Ülke sathındaki büyük kültürel hareketlilik.

Bayram Han'ın mücadelesi ve hizmetleri. Geçmişte ulu izler bırakan Türkmen büyüklerinden birisi de Muhammet Bayram Han'dır. yeterli imkan ve fırsat verilmedi. Babur'un bazı Afgan hanlarına Hindistan'da yer vermesi. bugün devletimizin bağımsızlığını kazanmasıyla birlikte. Bayram Han'ın hayatına. Bunun başta gelen sebeplerinden biri. düşüncelerine ve eserlerine ait Hint alimlerinin yazdığı kitapları incelemek için de büyük imkanlar ortaya çıkıyor. bu büyük şahsiyet hakkında önemli araştırmalar yapan alimlerden birisidir. Geliniz. Humayun'un kardeşleri olan Kamran. Pandi. imparatorluğun en zayıf ve sıkıntılı devridir. Hintli R.169 BAYRAM HAN'IN TARİHİ MİSYONU Azat NAZAROV Türkmenistan Dünya Türkmenleri Arş. Babur'un kurduğu imparatorluğun henüz yeni ve oturmamış olmasıdır. Bu eserde baştan sonuna kadar Bayram Han'a ait ilgi çekici malumatlara yer veriliyor. yazılı kaynaklarda ve halk dilinde muhafaza edilip nesilden nesle geçerek günümüze kadar ulaştırılmıştır. O. Böylesi tarihi şahıslan "tarihi uyku" larından kaldırıp tanıtmak için ülkemizde şimdilerde (bağımsız olduktan sonra) geniş bir yol açılmıştır. bu yazarın adı geçen kitabı çevresinde Bayram Han'ın keskin diplomatik tecrübesi ile birlikte onun Türk Hint İmparatorluğunu yeniden ihya etmek yolunda gösterdiği hizmetler hakkında kısaca sohbet edelim: Bilindiği gibi Hindistan Türk tarihinde 1540 1555 yıllan. şimdi. dış ülkeler ile ilmi ve kültürel ilişkilerin yola koyulmasıyla daha da geniş bir adıma kavuştu. "Bayram Han'ın Ömrü ve Hizmetleri" adlı önemli tarih ve biyografi kitabının yazarıdır. eziyet ve sıkıntılar içinde geçmiştir. Onların halk için yaptıkları hizmetler. K. Bu şahsiyeti araştırmak ve incelemek. Türkmen tarihinin her devrinde olduğu gibi. bilig-5/Bahar '97 . Enstitüsü Türkmen Türkçesinden Aktaran: Yusuf AKGÜL Türkmen halkının tarihinde derin ve büyük izler bırakan ünlü şahsiyetler sayılamayacak kadar çoktur. Askan ve Hindal'ın her birisi de kendilerini tahta eşit derecede aday görmüşlerdir. Türkmen halkının içinden yetişen bu şahsiyetlerin yaşantıları ve yaptıkları hizmetler maalesef çok az bilinmektedir. imparatorluğu istikrarsız bir duruma getirmiştir. Zira tarihimizin bu karanlık sayfalarını inceleyip öğrenmeyi talep edenlere. ölmeden önce oğullarının arasında Humayun'u taht mirasçısı olarak seçmesi ve hakimiyetindeki yerlerin eşit olarak paylaşılmaması.

Bu görev. Şah Tahmasb. Bu istikamette Meşhet'e vardıklarında. Ayrıca İran'da benim soydaşlarını uzun yıllardan beri yaşamaktadırlar. kalan beşi de Humayun'un askerlerine hediye ediliyor. sadece bir hükümdara hizmet etmekte olduğunu. Şah Tahmasb üzerinde büyük tesir bırakmıştır. Bayram Han'a. Sambal (Sambhal)'ı da Askarı ele geçiriyor. Bu tehlikeli ve endişeli ortamda Bayram Han sadece Humayun'un değil. Şah kendisini tutamıyor ve gözleri yaşla doluyordu. Şah Tahmasb ile buluşmak üzere Gazve'ye gönderiyor. Bir süre sonra Herat'a hareket ediyorlar. onları iyi karşılıyor. Şah Tahmasb'a. Bayram Han'ın bilgi ve sağ duyusuna. Moğol İmparatorluğuna karşı ordusuyla büyük bir mücadeleye girip zafer kazanıyor. onun niyetini onaylamaz. Humayun olumlu bir haber gelinceye kadar burada bekliyor. diyerek en yakın dostu Humayun'u inandırır. Bayram Han'ın Humayun'un yanında büyük bir yerinin olduğundan Şah'ın haberi olduğunu göstermektedir. yine de onlardan ümidini kesmemiştir. Bayram Han'ın tavsiyesi üzerine Halman ırmağını geçip Sistan vilayetine geliyorlar. Bayram Han. Askarı'nın kötü niyetleri hakkında bilgi verir. Fakat bu hadiseleri akıl eleğinden geçiren Bayram Han. yeniden Hindistan üzerine yürümeyi tasarlar. Bayram Han ne zaman Humayun'un başından geçen güçlükleri anlatmaya başlasa. Humayun'un geldiğini öğrenip çok memnun oluyor ve Özbek Çii Bahadır'ı davet mektubu ile hemen gönderiyorlar. Hümayun'un en yakın maslahatçısı (danışmanı) olarak hizmet görmüştür. ordusuyla Garmasir'e hareket eder. Böylece Humayun ile mutabakata varırlar. Alvar'ı da mülk hükmünde Hindal'a veriyorlar. bilig-5/Bahar '97 28 Aralık 1543 tarihinde Garmasir'e ulaşıp. kararlaştırılan bu yolculuğa Bayram Han'ın kendisi bizzat önderlik ediyor. Özbek Çii Bahadır' dan mektup gönderiyorlar. Görüşme henüz başarıya ulaşmasa da. onun bu ümitlerini tamamıyla boşa çıkarmıştır. bütün yoldaşlarının sorumluluğunu da üzerine almak durumunda kalıyor. birisi Bayram Han'a. Bayram Han hedeflediği maksadına erişeceğinden emindir. Herat'ta onları Şah'ın büyük oğlu Muhammet Han karşılıyor. Şii sopbacını giymeyi de kendisine sadece o hükümdarın buyurabileceğini kesin şekilde ifade etmiştir. Bayram Han'ın önünde birkaç şart koyuyor. Humayun kendi elçisi Bayram Han'ı. Hindistan'daki Afganların lideri Şir Şah için de uygun fırsatlar ortaya koyuyor. Bu hediyeler. Askarı'nın ordusunda bulunan Hunayun'un askerlerinden Özbek Çii Bahadır. Ganauç savaşında yenilen Humayun. Sohbet sırasında Şah. Humayun'un Sistan'da konakladığını Şah Tahmasb'ın oğlu Sultan Muhammet Mirza'ya haber vermesini. Bayram Han. Hatta Hümayun'un yeğenleri olan Muhammet Zaman ve Muhammet Sultan da tahta göz dikmeye başlıyorlar. hiç olmazsa (en kötü ihtimalle) onlarla anlaşarak. Fakat Bayram Han. Bu yüzden ben onları çok iyi tanırım. Bu şartlardan birisi Bayram Han'ın Şii mezhebine girmesini ve başına da Fars Sopbaçını (külah) giymesini talep etmesidir. Onlar senin babana da birkaç defa yardım etmişlerdir. Ancak Kandahar'a giderken yolda kardeşleri Kamran ve Askarı tarafından kurulan hileler. Sistan valisi Ahmet Sultan Şamlı. Safevilerin sınırlarından içeri girmek için izin verilmesini talep ediyor. Daha doğrusu. Ahmet Şamlı'dan rica ediyor. Babası Babur'un de Afgan toprağından hiçbir şekilde fayda görmediğini anlatıp İran'a gitmesini Humayun'a tavsiye eder. Bayram Han için gerçekten çok çetin bir iştir. 1540 yılının 17 Mayıs' ında Ganauç'un eteğinde. İmparatorluğun bu karışık durumu. Buluşma başlangıçta Bayram Han için başarılı olmasa da. Ama Askarı'nın peşlerinden sürüp geldiğini öğrenerek. Gazve'de yapılacak buluşma hakkında Şah'ın davet mektubunu alıyorlar. Humayun'un Afganistan yoluyla İran'a yardım istemek için gittiğini öğrenen kardeşleri ona kötülük etmek için türlü yollara baş vursalar da Çii Bahadır onun yardımına koşmuştur. Şah. Bize mutlaka yardım ederler. Bunun üzerine Humayun yolunu değiştirip. Buradan da 1544 yılının Mart ayında Gazve'ye geçiyorlar. Humayun Hindistan'ı terk edip ata vatanı Asya'ya dönmeye mecbur oluyor. bu devirde. Atların üçü Humayun'a. kardeşlerine ait yerleri ele geçirmeyi.170 Görüşüp anlaşmadan Kabil ve Badahşan'ı Kamran. O. Bayram Han: " senin büyük ata babaların da safevi hükümdarlarıyla iyi ilişkilerde bulunmuşlardır. Humayun kardeşlerinden yardım istemekten vazgeçse de. . bununla birlikte keskin siyasetine hayran kalmıştır. ".

ayrıca da hediye olarak Diyarbekir ve Azerbaycan'ı vernuş olsa da o sadece bir sultana hizmet edeceğini açıkça belirtmiştir. 2. gözü peklik ve sabır Bayram Han'a bu zaferinde büyük destek olmuştur. Bu devrin tarihçilerinden hiçbirisi bu şahsiyetlerin büyüklüğünü inkar edemiyor. Bu fermanda Humayun'un Şii mezhebini kabul etmesiyle birlikte başka şartlar da ileri sürülmektedir. Humayun'a 20 bin tümenlik maddi yardım) para. Böylece Humayun ile Bayram Han. Bayram Han'ın yiğitliği. fermanda belirtilmiştir: 1. deve. Böylece onun büyük tarihi misyonu. Kandahar. Fermandaki şartlar arasında. Bu meselede Şah' ın baş veziri Cihan Gazi de büyük rol oynamıştır. Humayun buna kesinlikle karşı çıkıp. Ekber ise padişahlığının ve tahtının güvenle yaşatılması konusunda Bayram Han'ın önünde borçludurlar. Hint alimi A. Şah Tahmasb ona sarayda baş vezirlik vazifesini. Başlangıçta İran'a geldiğine pişman olmaya başlayan Humayun. Şah'ın huzuruna çıkarlar. onları hürmetle karşılayıp görüşür. Onun şahsında toplanan insani erdemin en belirgin taraflarından olan vefalılık. bu meselede de iyi bir netice almıştır. Şah Tahmasb kısa bir ferman çıkarır. vakarı. ölse de öz mezhebinden (ehli sünnet) dönmeyeceğini Bayram Han'a belirtir. Hint Avrupa alimleri onun Türk Hint tarihine yaptığı hizmetlerine büyük değer vermişlerdir. Şah. " Bir cümle ile ifade edersek. keskin akıl ve sağ duyusuyla tarihi misyonunu başarıyla yerine getirmiştir. Bayram Han onu sabretmeye davet eder. Bayram Han'ın tek düşüncesi kendi misyonunu başarıyla yerine getirmektedir. Bu anlaşma Bayram Han'ın büyük diplomatik zaferinin (dehasının) bir meyvesi olmuştur. Humayun kendisinin buradan bir fayda göreceğine henüz inanmamaktadır. Sirivastava bunu şöyle belirtiyor: "Humayun. Sistan'a vardıklarında yardım etmeye başlayacaktır. Humayun'un "Şiiliğini" resmi bakımdan ilan etmek ve Safeviler hanedanlığı ile akrabalık kurmak. Bayram Han'ın gerçekleştirdiği hizmetlerden son derece memnun kalmıştır. " bilig-5/Bahar '97 . Şah' ın ortaya koyduğu şartların kabul edilmesi gerektiğini ve başka bir çarenin kalmadığı konusunda yakın arkadaşlarını ikna eder. Humayun hiç beklemeden Gazve'ye gelir. " Hindistan Türk İmparatorluğu Bayram Hansız düşünmek asla mümkün değildir. fakat Şah Tahmasb'ın Sultaniye'deki yazlık sarayına gittiğini öğrenerek. Şah Tahmasb ile vedalaşıp Sistan'a hareket ederler. aşağıdaki yardımların kendisine verileceği. Kabil ve Gazne şehirlerini ele geçirmesi için 12 bin atlı asker ve 300 gönüllü verilecek. Anlaşmaya imza atıldıktan sonra Humayun ve taraftarları. 1544 yılının Temmuz Ağustos aylarında Humayun'ua Gazve'ye gelmesi için Şah' in ikinci davet mektubunu getirir. Kandahar'ı Safeviler devletine hediye etmek. Böylece Bayram Han ile Humayun'un İran topraklarındaki yolculuğu tamamlanır. Humayun ve taraftarlarına yürüyüş boyunca her gün Cihan Gazi'nin vaazlarını dinletmek. Bu ağır ve zor durumda. Anlaşmaya göre Şah. Bu şartların Humayun tarafından kabul edilmesi halinde. görevlere çıkarmıştır. vefalılığı gelecekte de onu daha yüksek derecelere. Büyüklüğün sembolü olarak da Humayun'un başına taç giydirilir. Hindistan'daki imparatorluğun yeniden kurulması. yani Şah' ın kız kardeşinin kızıyla evlenmek gibi maddeler bulunuyordu. L.171 Şah Tahmasb'ın elçisi Bubak Bey. Bayram Han. ip. Humayun'a Zemidovar. cesareti. Bu diplomatik yenişte Bayram Han'ın hizmetleri çok büyük olmuş. çadır ve başka malzemeler) verilecek. burada Bayram Han ile buluşup onunla birlikte Sultaniye'ye giderler. at.

Çünkü onların tarihi ve sosyal sebepleri belli ve çok çeşitlidir. yaşadıkça gelişir. Bazen insani zayıflıkla kendi dilinin kaderini önemsemeyebilir. onun dili de kaybolur. Bu nadir özelliklerin hem ortaya çıkışı. Böyle durumlara tarih içinde rastlanıyor.Söndün Barak" denildiği gibi. "Öldün Barak. halk ve dilin özgür ve uyumlu bilig-5/Bahar '97 . yukarıdaki sorulara cevap aramak istiyoruz. her zaman sadık ve ebedi vefa göstermiştir. Kazak Gabit Hüsrepov. Diğeri ise. nasıl ve nerede teşekkül ettiği meçhul olan her ulus. o daima sonsuzluğu özler. başından neler geçerse geçsin. Bu arada." diyor. Ama dil. Eğer "konuşan" halk silinip gider de. değerlerine benzemeyen. Cengiz Aytmatov: "Dünyada geçici olarak varolmak isteyen halk yoktur. İnsanlık tarihi. Dr. Hüsrepov'un "dil sonsuzluğun sonsuzu" sözündeki felsefi temel bu olsa gerektir. Çünkü etnos. dilin yazılı özellikleri kalırsa o "ölü dil" dir. neden hem kendisi için. İnsanlığın içinde. Aytmatov'la Hüsrepov'un "sonsuzluk" la ifade ettikleri düşünce. dünyaya gelip de sonunda kaybolup gittiğini ifade edebilir. hizmet ettiği toplumdan beklediği de büyüktür. Abduali HAYDAROV Kazakistan Dilbilimi Ens. bir halkın kendisinin ve dilinin asıl kaynağını açıklayamasa da. dilin. kendine has olan nadir özellikler taşıyor. hem de somadan izine . Durum böyle iken. bilim açısından o " yaşayan . Bu talebin yerine getirilmemesi.tozuna rastlanmayacak şekilde kaybolması.172 MİLLET VE DİL SONSUZLUĞU ÖZLER Prof. Eğer halk kendi dilini tamamen unutmuş. kolay olmasa gerektir. her türlü sosyal etkiler ve zamanın şartlan ile. Manevi bir ahenkle birbirini tamamlayan bu düşüncelerin derin özünü kavramaya çalışan yeni nesil çok şey anlayabilir. halk ve dil hakkında söylenmiştir. Başkanı Kazak Türkçesinden Aktaran: Banu MUHYAEVA Zamanımızın iki büyük fikir adamı ve yazarından biri. "Dil sonsuzluğun sonsuzudur. ne zaman. Böyle diller vardır. hem dili için sonsuzluğu arzular? Burada tabiilik var mı ? İnsanlık tarihi. hem dil ve hem de halk için çok tehlikelidir. ebedi yaşayan etnik topluluklar ve diller biliyor mu ? Günümüzde "devlet dili" statütüsüne kanunla hak kazanmış Kazak dilinin kaderinden söz etmeden önce. Halk. her zaman mücadele edemeyebilir." yorumunu getiriyor.diri " bir dildir. fakat o dili konuşan bir tek kişi mevcutsa. Bir halk toplum hayatım yitirdiği zaman.

nesilden nesle aktaran "sonsuzluğun" garantisidir. Belli durumlarda insanın şekli. Kazak halkının tabiatı. sadece üvey oğullarıdır. Böyle hareketleri. ata yurdu ve milli geleneklerini ayak altına alarak milli bütünlüğünü kaybetmeye başlayan (Saka. Sovyet imparatorluğunda bazı " ufak " dillerin kökten veya tedrici bir şekilde kaybolmakta olduğunu halkın uyanık kesimleri farketmiştir. Ana dilimiz. var oluş gıdasını atadan oğula. Halk zihniyetinin. yardım sağlanıyor. O. Kazaklar. Ne yazık ki. Özü ve önemi bakımından bununla kıyaslanamayacak olan halk dillerinin korunması ihmal ediliyor. Hıristiyanlaşıp kimliklerini değiştiren. Mesele. ata yurdu ve kimlik duygusunu. bütün devirlerde ve bütün toplumlarda sağlanmadığını dikkate almak gerekir. dünya görüşünü. " eritip " yutmak isteği olduğunu bütün milliyetler biliyor. öz değerlerini koruyabilmesindedir. Durumu acil olarak değiştirmezsek 20 -25 yıl sonra dilimizin kaderinin çok daha ağır olacağını anladı. milletin veya halkın hayatında iletişimin bir veya birçok dilde yapılması değil. Altay vb. ana dil. kökten "mangurtlaştı". dinini değiştirerek. Şor. "özünün ve tilinin ebediliğini" unutmaya başladığını saklayanlayız. Dil. "cahil ve geri kalmış bir halkı medenileştirme" gibi sloganlarla örterek gerçekleştirmişlerdir. duygusunu. bir gerçeği halktan da kendimizden de gizleyemeyiz. her insanın bünyesine ana sütüyle yayılan milli değerleri. . millet ve uluslar yaşasa da. Sovyet döneminde " başka bir renkle " devam eden Rusya sömürgeciliğinin zararını çeken halkların bazıları dilini kaybedip. Kabul etmemiz gereken bir gerçek vardır: Bütün insanlık. dinini kaybetmedi. son üç asırlık tarihimize bakmak yeterlidir. Son 70 yıl içinde.G. ata yurdunda yer adlarının değiştirilmesi. Bu çok konuşulan bir konudur. Allah'a şükür. bizim çok iyi bildiğimiz Rusya sömürge politikasının sinsice hareketleridir. Hakas. Bazıları da bu belaya yarı yarıya uğrayıp ikili bir şahsiyet haline geldiler. bilgeliğini.. Buradan çıkan ana fikir. Hıristiyanlaşma (Altay'da Hatun nehri boyundaki Kazaklar) gibi olaylar. yarı yarıya azaldı. Yukarıda değindiğimiz sömürge politikasının devamı olan "Sovyet ideolojisinin" sinsice oyunlarına tanık olup.. her ülkede ve her devlette farklı yöntemlerle ve türlü amaçlar için gerçekleştiriliyor. Ancak. sadece dilidir. Çünkü. O diller nereye gitti ? İzine tozuna rastlanmayacak şekilde kaybolması mümkün mü ? Demek ki mümkünmüş. dile bu kadar önem vermesinin. rengi ve gelenekleri değişebilir. demografik ve jeografik özellikleri buna engel olmuştur. böcekler ve bitkilerin yeryüzünden silinip gitmemeleri için " kızıl kitap " hazırlanıp. bilig-5/Bahar '97 . Tuva. Başka değerlerin yanı sıra. dilini. Eskiden pek söz edilmeyen. manevi kaynağı. Bunların hepsi de.173 gelişmesine ihtiyaç duyulan şartların. onun ihtiyaçlarını karşılayamaz duruma düşmüş ve geleceği bakımından tehlikeye girmiştir. kendi ana dillerinde konuşup. milli gelenekleri ve yazı geleneğini (ahlaki faktörler) değiştirmeyi hedef almasıdır. milletin camdır. Fakat bu politikanın ortak yönü. değerlerini. Dünyada bulunan dört bin civarındaki dilin 3500'e düşmesi. Gerçekten de her halkın dehasını. iç gelişmesini durdurmamış olsa da. Demek ki milliyeti ifade edebilen baş faktörden biri dildir. Dilini unutmaya başlama. bu halklar. Kazakların. "denemeler" in hedefi olarak yaşayan duyarlı nesil. bu olayın dünya çapında yaygınlı göstermektedir. Ekolojik sebeplerden dolayı çok azalan kuşlar. Büyük bir ulusun. milli şuurunu. onun güneşi dilsiz doğmaz. Kaderin şerrine çok uğramasına rağmen. gelenek ve görenekleri. ana dilinin çetin durumunu çok geç olsa da farketmeye başladı. Onun değişmeyen milli kimliği. Buna örnek aramak için uzağa gitmeksizin. Hüsrepov ". Bunlar mübalağa değildir. Bugüne kadar bu sayı. ne kadar acı da olsa. kısaca öz kimliğini yaşatan ve tanıtan onun dilidir. İşte bunlardan biri de Kazaklardır. halkın temel belgesidir. Bu hile politikası. kendine tabi olan azınlık halkı asimle edip. 1920 yılındaki nüfus sayımında 190 milliyet ve ulus dilinin mevcut olduğu yayınlandı. gurur duymasının sebebi bundandır. bizim için ''kanı çıkan" bir gerçektir. toplum hayatından uzaklaşarak. manevi bakımdan dejenere edildiklerini çok geç farketmeye başladılar.) halklar ve ulusların durumuna düşmedi. ana dili sadece iletişim aracı değildir. edilse bile yüzeyden dokunulabilen bu konu. sayı bakımından azdır. öncelikle azınlık halkın dili ve dinini (bunlar manevi faktör) ayak altı ederek. " Ana diline saygı göstermeyen. Sadece konuşma.

bunalımları iki kelimelik bir sözle çözebilen insan olunca kahraman ve büyük insan olarak iz bırakmışlardır. etkileyici ve güzel konuşmak. devletin temelidir. diyen inatçı direnişlere karşı verilen bu mücadele az şey değildir. Eğer devlet. enstitü duvarlarından dışarıya taşan sesleridir. liderlik veya makamına Rus dili ile yükselmiş olan soydaşlarım. şefkat ve nefret. Dilin sosyal hayatımızdaki gücü uçsuz bucaksızdır. daha dün kötü durumda olan Kazak Tili'nin devlet dili statüsünü alışının 5. bu belgelerde gösterilen çareleri devletin desteklemesi. "Ağzında sözü.174 düşünme ve iletişim değil. güzel ve derin olabilir. açık denizde kaza yapıp dibi boylama tehlikesindeki yaralı geminin "SOS" sinyali yayarak yardım isteyen çılgın feryadına benzetiyorduk. bizden başka bir ülkede kanunen önerilmeyen iki dil statüsü düşüncesi. öfke ve dua yalnız kendi ana dilimizde etkili. devlet dili ve toplum hayatındaki rolü bakımından dilimizi güçlendirmek. Fakat o. ayrı çarpan iki kanatlı bir kuş veya ayrı yönlere çeken iki kürekli bir kayık halinde devam edemez. iyi şair . Çünkü. Bu yüzden ülke yönetmek. öz dilimizin devlet dili statüsünü inkar edip. halkımızın milli bilig-5/Bahar '97 zihniyetinin tekrar ve büyük uyanışıdır. rüya. Kazak Tili için gerçeği kabul edeceklerdir. buna asla katlanmayacaklardır. ilgi çekmek için duvara asılmış süslü bir elbise değildir. şimdi yarım yamalak Kazak Tili konuşarak "dü . Pazar ekonomisi gerçeğiyle birlikte Kazak gençleri ve işadamları Rus diliyle birlikte başka yabancı dilleri de öğrenmeye başladılar. doğru ifadeyle kullanmak. cumhuriyetimizin doğru olan milliyetler politikası ve halkımızın yakın komşuları ve sınırlarımızın ötesindeki medeni milletlerle eşit ve özgür münasebetleri ile yerini bulacaktır. Buna yürekten inanıyoruz. ideoloji. Devlet dili. Özellikle. Fakat böyleleri. kim olursa olsun ve nasıl hareket ederlerse etsinler. kendi devletinde ana dilinin. Ana dilimizin geleceği. Özellikle dili iyi bilmek. Ana dilinin kucağına dünyaya gelen bu yeni nesil. Yeni anayasada kabul edilen Rus dilinin yeri devlet kurumlarında resmi dil olarak kullanılamaz . haz ve niyaz. Dil aynı zamanda politika. Sonsuzluğu özleyen Kazak halkı ve Kazak Tili'ni yok etmek asla mümkün değildir. insanın ferdi değeri ötesinde sosyal yönünü de öne çıkaran bir faktördür. bunun şartlarını hazırlamak konusunda karşı tavır alanların kendi halkını ve kendi dilini sevmediklerini düşünüyorum. Dil kanununu kabul edip. Şimdiye kadar.önünde sonunda . ordunun başındaki önderler. Zamanında. tartışma ve mücadele aracıdır.bara" haline düşmemek için öz dillerinden yeriniyorlar. sanat ve devlet adamı . Bu objektif sürecin çözümü. sahip olduğu şerefli statü ile hizmet görevini ifa ediyor.Kazakça ve Rusça . okul. bu umudumu pekiştiriyor. bu statütüyü alabilmek için verdiğimiz mücadeleyi. . tarihi sebeplerle biraz daha sürebilir. milyonlarca genç neslin kreş. bundan sonra devam etmeyecektir. O. Kendi topraklarında. zor zamanlarda yaşamış olan kendi ana ve babalarından daha bilinçli olacaktır. Yeni anayasanın milliyet politikası ve yeni dil kanunu ile başlayan iki yıllık dil programına büyük ümit bağlıyorum. Bağımsız Kazakistan Devleti'niri öz vatandaşlarıdır. bir daha ayak altına alınmasına asla izin vermeyeceklerdir. Bugün kaynayan "tay kazanında" hayatın tek (Rus) dilli olmasını istemeleri bundan kaynaklanıyor. eteğinden çekmeye çalışanlar bugün de vardır. "Sonsuz Dil" akışına karşı kanuni veya kanun dışı davranışlar bunlardan ibaret değildir. başka halkların dillerinin gelişmesine imkan tanımayan bir baskı altında yürütülen uygulama. yukarıda söylediğimiz dilin parlak geleceği ile ilgili fikirler sadece "fikir" olarak kalır. bunların ideolojik temellerinin belirlenmesi ve kaynaklar ayrılması. Halk olarak verdiğimiz mücadeleyle. sadece devlet belgelerinde kullanılan ve bayrak. Bunun en büyük garantisi. Sosyal temeli ve geleceği. binlerce. Çocukluğunda iyi öğrendiği Rus dilinde hatip olarak konuşan. "Kazak Tili" ne "devlet dili statüsü" vermeye ne gerek var. pek çok konu yeni bir anlayışla çözüme kavuşturuluyor. Anayasayla de pekiştirilmesine rağmen. Yılındayız. Bunun için ülkeyi yöneten liderler.yazar. milli marş gibi bir simge değil. yüzyılın eşiğinde yaşayan. Ulusumuzun dil yönünden geleceğine bakarken. Onlar XXI.bir durum.dile bağlıdır. Bunların gerçekleşmesi devlet ve toplumun kendi ellerindedir. bilim adamı. Fakat iki dilli . dile şefkat göstermez ise. kıçında bezi durmayan" adamlardan büyük ve önder olmayışı bundandır. Bugünkü demografik durum içinde başka türlü düşünmek doğru değildir.bunun delilidir.

az ve çok oluşuna bağlı olmadan. bilig-5/Bahar '97 . Milliyetler arasında dostluk ve uyum. Her milliyet. hiçbir milliyetin dilinin özgürce gelişmesi mümkün değildir.175 Devlet dilimizin. onların ebedi yaşamak için yaratıldığını idrak ettiğinde. çok bahsedilmeyen asli bir görevi vardır. diğer milli dillerin. özünü de dilini de koruyacaktır. Fakat devlet dilinin kendisi gelişmeden. devlet diline saygılı olması gerekir. Cumhuriyetimizdeki diğer dillere baskı gösterilmeksizin. yani Kazakistan'daki çok milliyetli toplum ünitesinin. her halk. kendisini de öz dilini de zayıflatan şartların bir daha tekrarlanmasına izin vermeden. eskisi gibi perişan kalırsa. işte buradan kaynaklanır. Demek ki. onların özgür gelişmesini sağlamaktır.

Bunları kurum ve birbirleriyle karışmış linguistik olay. diye. canlı konuşma dilinin ortaya çıkmasını sağlayan dil birimidir" (ZİNDER. kelime. fiziksel şekli oluşturuyor diyebiliriz. tek başına anlam bildirmez. gramer şekillerinin. morfem. cümlelerin. Bu sebepten şekil bakımından fonem. kelime. Öğr. Başka dil birimlerini inceleme esasında subjektif yönteme dayanır. tamlama. Kelime ve gramer şekli. Dil sesleri ise subjektif yöntemle birlikte objektif yöntemi gerektirir. onun iki yönünün olmasıdır: Birincisi melodi akustik. gramer ve kelime kavramlarını yeniden değerlendirmek gerekir. Böylece dil sesleri kelimelerin. sesin ince taraflarının geliştirilmemiş taraflarının ayırt bilig-5/Bahar '97 .176 TÜRK DİLLERİNİN SES BAKIMINDAN İNCELENMESİ Prof. Dr. tamlama ise cümleyi karşılayabilir. en küçük dil birimi seslerden oluşur. cümle görevini yapabilir. ses unsuru malzemesi. Dil seslerini dilin başka birimleriyle denk olarak görmek yanlıştır. tamlamaların. Bu sebepten dil seslerini incelemek dilin başka birimlerini incelemeye göre zor ve araştırmacı için çok zahmetli bir iştir. Başka bir tabirle. Sesten sonraki mana birimi morfem. kelime. Dil birimleri arasında sesin fonksiyonundan Prof. dilin manasını oluşturuyor ise. kelimenin gramer şeklidir. Nispi olarak dil bilimini en büyüğünü cümle. en küçüğü de fonem olarak ayırabiliriz. yani cümle tamlamadan. Bütün dil birimlerini şekil bakımından oluşturan malzeme seslerdir. kelime morfemadan. Zinder şöyle bahsediyor: "Dilde kalıplaşmış üç unsur birbirinden farklıdır: Ses. genel olarak. Morfem kelime ve cümleyi. kelime. bir kelime aynı anda üç türlü. morfem. tamlama kelimeden. cümle. Ses yönü dilin üçüncü bir unsuru değil. ama ondan sonra gelen dil üyelerinin yapılmasını sağlar. Üyesi ________________________________ Kazak Türkçesinden Aktaran Banu MUHYAEVA En küçük dil birimi olan ses. Abatbay DAULETOV Ahmet Yesevi Ü. Dr. 1979. morfeme fonemlerden oluşur diye mekanik bir şekilde kestirip söylemek her zaman doğru değildir. 8) Dil seslerinin başka dil birimlerinden daha bir farklılığı. ikincisi ise idea mana yönüdür. tamlama. Bunun sebebi. morfem. tamlama ve cümle unsurları olabilir. cümle en küçük dil biriminden (fonem) en büyük dil birimine (cümleye) kadarki kademenin birbirini takip ederek korunacağını söylemek çok basit bir fikir olduğunu ve çoğu zaman gerçeğe uymayacağını hesaplamamız gerek. ondan soma tamlama. bir kelime aynı anda.

Mesela. Türk dili ses uyumuna dayandığından her bir ünsüz fonem. Seslerin konuşma sırasında / hecede. onları oluşturan insan ve insanlar hayatındaki iletişim aracı olma fonksiyonu ortak taraflarını oluşturur. yani türlü fonetik durumlar etkisinde görülmesi Türk dilini ses bakımından incelemede ayrıca öneme sahiptir. kalın dudak ve ince dudak uyumunda kullanılıyor. Ayrıca. veya ince düz. bütün insanların konuşma organları anatomik fizik yönden aynı ve onların ses çıkarma özellikleri de çok fazla değildir. türlü fonetik durumu. Ünsüz fonemlerin hangisinin kullanılacağı hecedeki ses uyumuna bağlıdır. kalın dudak. Çeşitli dillerin ses bilgisi. Bu durum. Türk dili ses bakımından incelendiğinde sade seslerin kelimede kullanılma özelliklerine ve ses uyumuna dikkat edilmelidir. Bugüne kadar türk dilinde ünsüz fonemlerin sadece kalın türleri açıklandı. O. araştırma yöntemleri ve terimleri kullanılıyor. e bir fonem değil. onların (seslerin) kelimedeki değişimleri ile birlikte ele alındığında dilin ses oluşumu ve fonetik yapısı hakkında bilgi verebiliyoruz. dil biliminde de çok üstü kapalı açıklamalar ve terimlere rastlanıyor. ancak kelime bünyesinde tabiiliğini koruyabilir. Demek ki. Bunun sebebi Türk dilinde. buna uygun ortak açıklamalar ve terimler yaratıyor." (GİRİNBERG. o dillerin birliğini ve ortaklığını farkedebiliriz. linguistik boyutları ses çıkartma. Bu sebepten ünsüz fonemleri. Ünsüzler de ünlülere göre biraz farklıdır. Fonemin sade şeklinde açıklama vermek yetersizdir. bütün insanların aynı fizik yapıya sahip olmasındandır. birinci olarak. DJERKİNS.1973. Böylece benzerlik göstermeyen dillerde bile. İkinci olarak. bir ses geniş a ve dar a. Dil sesleri kendi başına değil. çok yönlü dil hususlarıyla doğrudan bağlıdır. açık ö ve dar û. açık a ve dar i. benzer unsurlara rastlanması objektif temellere sahiptir. (DEGTİYOROV. Bu sebepten araştırmacı ortak dil hususlarına dayanarak bir veya birkaç dilin benzer tarafları konusunda sonuç çıkarabilir. geliştirilmiş. hecenin niteliğine göre kalın düz. OSGUT. Dil seslerinin boğumlanma. Bu. tabii durumda. İnsanlar dünyayı bir yönlü algılayan duyulara sahiptir. Bunun sebebi her bir ünsüz fonem ses uyumuna göre 4 şekilde. ondan da çok fonem olarak kullanılır. Sadece ses bilgisinde değil. Bu sebepten Türk dillerini ses bakımından araştırmada genel dil biliminin açıklamaları ve esas kavranılan.l) Bütün veya çoğu dilleri bünyesine alan hususlar ve kaideler vardır.177 edilmeyebilir olmasıdır. kelime bünyesindeki şekli dikkate alınmalıdır. Bir dili araştırmada onu akraba dillerle karşılaştırarak. ince düz. Bu sebepten diller her ne kadar çeşitli olsa bile. Yapısı ve bünyesi farklı. sesin sade şeklini değil. ince dudak şeklinde dört türlü fonem olarak değil. gramatik yapısı. Bu sebepten linguistik boyutu diğer boyutlarla sıkı sıkıya bir ilişkide incelenir. Bu sebepten seslere açıklama verildiğinde. ses tanımlama ve ses ayırma gibi ses unsurlarıyla sıkı sıkıya bağlıdır. ortak açıklamalar ve terimlerin oluşmasına sebep olmuştur. Sesleri incelemede bu eksiklikleri. Türk dillerinde ünlü fonemler kalın düz. hece bünyesindeki her bir ünlü veya ünsüz fonemler ses uyumuna göre dört şekilde kullanılır. ayrıca fonem olduklarına delildir. dil seslerini açıklamak için. çağdaş eritme araçlarını kullanarak ortadan kaldırabiliriz. ancak sade sesleri açıklamak yetersiz olur. Karakalpak Türkçesinde geniş ve dar ünlüleri bir ses ama iki fonem olarak kullanılıyor. onları bir grupta birleştiren dil hususlarına dayanarak. 1970. açıklarken bu durumu dikkate alarak. Dillerin ortak taraflarını dilciler kabul ederek onları yeni dilleri değerlendirmede kullanıyorlar. 31 ) Bütün çeşitli dillerin ortak taraflarının olması. " Birbirinden farklı olmasına rağmen. Ana dilinde konuşma akımını tek seslere bilig-5/Bahar '97 . onların ortak taraflarının olması. Bütün ve çoğu dillerde ortak dil hususlarının olması. diller adeta bir kalıpla yapılmış gibidir. Türk dil biliminde ortak açıklamalar ve terimler kullanılıyor. her bir ünsüz fonemin görünümleri aynı derecede değerlendirilmelidir. Kendilerine özgü farklılıkları dikkate almazsak. tabiatta da objektif nesne ve onların tabii münasebetleri yansıyacaktır. çeşitli dünya dilleri aynı mantığa sahip ortak dil kategorilerinin olması ve bürün dillerin damgalama tabiatının ortaklığı bakımından çok benzer niteliklere sahip olduğunu dilciler belirtmektedirler. akustik. görünümlerin dördünün de fonolojik fonksiyonu aynıdır. fizik yapıdan. 4 görüntüde görülüyor. açık o ve dar û. kelimede kendine özgü. bütün dillerde de. kelime bünyesinin farklılığına rağmen.

yani dilin bir ses söylediği şekilden ikinci bir sesi söylediği şekle dönüşmesi hızla ve sürekli oluyor. Sadece mana ile ilgili linguistik unsurlara göre kelimeleri seslere ayırabiliriz. Türk dillerinde ses uyumunun. fonem fonksiyonunda kullanılan sınırlı ses farklılıkları oluyor. Bu birimleri ayırt etmede anlam ölçüsü gibi. bir fonem çeşitli fonetik durumlara göre yan yana gelen sesin etkisinden dolayı. Çünkü bir sesi söylerken harekete geçen konuşma organları ikinci sesi çıkarmaya hazırlanır. dildeki bütün sesler şu veya bu fonemin görünüşü olduğu. " kalağan " ( isteyen ) kelimesini örnek olarak alırsak. onların söylenmesi ve eşitlenmesine dayanarak farklı seslere ayırmak mümkün olmaz.178 ayırma kolay ve ayrıca delil hacet etmiyor gibi görünüyor. akustik yönden de mümkün olmuyor. Sebebi konuşma sırasında boğumlama ve akustik özelliklerine göre tek sesleri ayırt edemiyor olmamızdır. Özellikle. Neticede dildeki bütün fonemler zıtlıklar sistemini oluşturuyor. bilig-5/Bahar '97 . Konuşma sırasında kelimeleri teker teker seslere ayırma. her ses söylendiğinde ona uygun bir şekil alıyor. Slav dillerinde ise kelime vurgusuna dayanarak konuşma akımım tek kelimelere ayırmak fonetik yönden gerçekleşir. bir insanın çeşitli anlarda. bir kelime bünyesindeki yan yana gelen sesler boğumlanma ve akustik boyutları birbirleriyle karışıyor. Şçerba'nın dediğine göre " Mana birimi de. dudaklar "u" sesini söylemeye hazır oluyor. Konuşma akımını küçük birim seslere ayırmak zordur. Bu kelimedeki "K" sesi söylenmeye başladığı anda. Akademik L. öncelikle. Fakat bu meseleyi derinden araştırırsak. ses telleri harekette oluyor. Onlardaki ses ortasına çizilen belgeler net olmuyor. "u" sesi söylenmeye başlandığı andan. Bu sistemin her bir üyesi. V. bu kelime söylenip bitinceye kadar ses sürekli katılıp. konuşma akımının en küçük parçasını belirlemek için konuşma akımının neye dayanarak parçalara ayrılabileceğini bilmeliyiz Konuşma akımında sesler boğumlanma ve akustik yönden birbiriyle o kadar karışır ki. çeşitli durumlarda konuşma özelliğine göre değişiyor. soma dudak. Mana fonksiyonu olan birimlerde morfemlerin linguistik sınırını ayırt etmek çok zor değildir. bu ortak unsurlar toplamına fonem deniyor. Bir sesten öteki sese geçmek. Fakat bizim için sadece linguistik bir grubu. dilde belirlenen bir fonemin birkaç sesten oluşabileceği bellidir. Bu sebepten bunların arasına sınır koymak mümkün değildir. ayırt edici unsurları önemlidir. Eğer sınır belirlense bile. İşte. bu dildeki foneme. bu kelimeyi söylediğimiz andaki konuşma organlarının hareketine göre onları seslere ayırmak ve ses sınırlarını belirlemek zordur. hece niteliğine göre vb. Konuşma akımını ayrı parçalara ayırmak ancak mana oluşturan birimlerle gerçekleştirilmesi mümkündür. Bu kelimenin her bir sesi söylendiğinde hareketli konuşma organı dil. Hiçbir yardımcı denemesiz "kurban" kelimesi söylendiğinde konuşma organlarının hareketine dikkat edelim. "kurban" kelimesindeki "u" ve ondan sonra gelen dört sesin arasında net bir sınır belirlemenin mümkün olmadığını gösterir. Çünkü konuşma sırasında kullanılan dil birimleri akustik yönden vurgudan vurguya sürekli devam eder. fonetik ölçünün de büyük bir rolü vardır." (ŞÇERBA. boğumlanma boyutlarına göre parçalara ayırmadan daha zordur. Fakat burada biz bir grup sesleri belli derecede çeşitli olmasına rağmen. Bunları ostsiligram ve spektrogram görüntülerinden ayırt edebiliriz. veya konuşmacının özelliklerine göre. onun net olmayacağını deneme bilgileri ispatlıyor. başka manaya sahip. bu dildeki başka fonemlerden nasıl ayırt edilebileceğine göre açıklanıyor. Dildeki fonemler çeşitli sebeplerden dolayı. başka bir gruptan. Bu anlambilim ve ses bilim ölçüleri anlam birim. Konuşma akımını akustik boyutuna göre seslere ayırma. 20-22) Her bir dilde kelimeleri ayırt etmek için. türlere ayrılıp. Bu durum ses telinin katılması. Mesela. yüksek sesle veya fısıldayarak ayrı ayrı durumda söylenen "i". Böylece her bir fonem. Mesela. Bu boğumlanma yönünden "k" sesi ve sonra gelen "u" sesinin arasındaki net bir sınır belirlemenin mümkün olamayacağını gösteriyor. diyelim ki çeşitli " a ". 195. Dilin fonem bünyesini açıklamak çok önemli meselelerden biridir. çok farklı olan seslerden de bir şeyi anlamaya bizi mecbur ediyor. mesela. boğumlanma yönünden de. morfem ve fonemi konuşma akımında ayırt etmeyi sağlar. fonemler grubuna karşılaştırmayla ayırt edilebilir. bir fonemaya birleştiriyoruz. Konuşma organlarının böyle örtüşlü hareket etmesinden ortaya çıkan sesleri akustik yönden kesin olarak ayırt edemeyiz. Konuşma da böyledir.

41) Dilin fonolojik sistemi iki şeyden olşur: Mana ayırt edici unsurlar sisteminden ve fonemler sisteminden oluşur diyen fikri. şive farklılıklarınıdikkate almazsak. Bu sebepten bu dilin bütün fonemleri belli bir zıtlıklar sistemini oluşturuyor ve onların her bir üyesi ayrıca fonemin veya fonemler grubunun zıtlıklar birliği ile açıklanıyor. Mesela. TIS TIN / veya anlamıolmayan sesler dizisine dönüşürse / mesela. 1 sesleri. Dil hususlarının sistemli olması onun fonetik yapısında da açık olarak görüldüğüne dilciler erkenden dikkat etmişlerdir. Fakat dilde bu unsura rastlanmaya de bilir. s. İki çeşitses kelimelerde aynı veya benzeri fonetik durumdarastlanıyor. onları benzer fonetik halde de karşılaştırarak açıklayabiliriz.. onun manayı belirlemeye katılmayan unsurlarına da dikkat edilmelidir. bu dilin bütün fonemleriyle sıkı sıkıya bağlıdır. Böylece. onların ikisi iki çeşit fonemin boyutlarıdır. iki çeşitli ses aynı veya benzerifonetik halde kullanılırsa. başka sesleri aynı olan iki türlü kelimerastlanırsa. bir fonemin boyutlarıolmayacaktır. ses biliminde yaygındır. "." (ZİNDER. Ancak böylece mana ayırıcı unsurlar ortaya çıkacaktır. Belli bir fonemin çeşitli nitelikleri. r. mana ayırıcı ses birimleri (fonem) karşılaştırılır. İki çeşitli ses birinin yerine birikullanılarak ve bundan dolayı kelime anlamıdeğişirse. (PİOTROVSKIİ. bu birleşik basit birliği değil. Bu birleşmenin içerisinde her bir unsur kesin ayırt edilmiyor. (ZİNDER. Çünkü ".. bu tip kelimelerdeses farklılığını oluşturan sesler. tabii olmadan kendi arasında karşılaştırılmayabilir. diyalektik (gelişme) birleşik yapıyı yaratıyor. yukarıda belirttiğimiz gibi. Akademik Şçerba bu konuda. 43) Burada mana ayırıcı unsurlar fonemden dış. mana ölçüsü çözümleyici önemesahiptir. 21) Dilin fonetik dizisini incelerken sadece fonemin mana ayırıcı unsurlarla sınırlanıp kalmadan. "pay bay" kelimelerinde /kvaziomanim / eş sesli "n" ve "b" sesleri aynıfonetik halde kullanılıyor. başka bir alimler tarafından geliştirildi. Mesela. mana ayırmada da. seslere fonetik (ses birimi) ve fonolojik manabirimi) tahlil yapılmalıdır. fonemin mana ayırt edici unsuru fonksiyonunda kullanılacak diyen fikir. onlardan biri. her türlü kelimeleri veyaonların şekillerini ayırt etmek için kullanılan ikisesin farklı fonem boyutları oluyor. Karakalpak Türkçesinde bu gibi seslerin ayrıca fonem olduğunu ispatlıyor. Çünkü. Tas Tıs. V. up" ve "b" bir foneminboyutları değil. 1963) Struckturlizm önde gelen temsilcileri fonemi bilig-5/Bahar '97 . " Her bir fonem öncelikle başka fonemlerden özelliği ile açıklanıyor. fonemin her bir unsuru başka unsurlarla birleşerek. oradaki farklılığı oluşturan seslerayrıca foneme oluyor. her birisi ayrıca fonemdir. R. (TRUBİTSKOY. bu dildeki başka fonemlerle karşılaştırıldığında açık olarak görülüyor. 45 . benzer fonetik halin rastlanması bile iki ayrı sesi iki ayrı fonem saymaya esas oluyor. yani stnıckturalizmi (yapısalcılık) ekol temelini oluşturanlar örneğinde. Çünkü fonem bütün unsurlardan mana belirlemeye katılmayan unsurlar da dahil olmak üzere oluşmuştur. t. Belli bir dilin fonoloji (mana birimi) sistemindeki her bir fonem.. (ZİNDER. Bu sebepten belli bir dilin fonemleri birbirleriyle bağlı olarak araştırılmalıdır. Şçerba bu konuda güvenli bir sonuca geliyor: "ayrıca fonem fonksiyonunda kullanılmak için." (ZİNDER. 60). 1960.56 ) Dili karşılaştırmak için bir sesifarklı." (ZİNDER. 56) Böylece dilin fonetik bünyesini bilmek için sesleri aynı fonetik halde / Kuazıonmim / karşılaştırarak açıklamayla birlikte. dildeki bütün fonemler doğrudan veya birisinin aracılığıyla kendi arasında bağlantı oluşturuyor.Dilin fonem bünyesini açıklamada. Başka bir tabirle. yani karşılaştırılması gerekmez. Pa R bir eş seslikelimelerde "p" ve "b" aynı fonetik haldekullanılıyor. Bu durumda ikisi farklılıkları olanfonem oluyor. Kelimeyi tanımakta fonemin mana ayırt etmeye katılan veya manayı ayırt etmeye katılmayan unsurları da büyük önem taşıyor. Tay Say. Demek ki. Aksine. L. İki fonem aynı fonetik hal değil. ı. Zinder. TISTIL / bunun gibi iki ses iki türlü fonem oluyor. diye yazıyor L. Ancak bunun gibi. / mesela. başka unsurlarla kendi arasında münasebette bulunuyor. tahlile dayanarak hangi ses farklılıkları fonolojik (mana birimi) öneme sahip olduğunu. iki çeşit ses dilde benzer fonetik durumda kendi arasında karşılaştırılması yeterlidir. Fakat fonemi sadece manası ayırt edici unsurlar birikimi sanmak ve en küçük fonolojik birikim olup. Bir mana içinkullanılan ses ise bir fonem boyutu oluyor.179 Dildeki ünlü ve ünsüz fonem bünyesini açıklamakiçin. yanikelimeleri ayırt etmeye kullanılacağını bilebiliriz.. Şar Şal gibi kelimelerde a.

180

sadece mana ayırt edici unsur olarak görmeleri bir yönlü fikir olarak eleştirildi ve mana ayırt edici unsurların bir fonemi ikinci birinden ayırt edemeyeceğini, fonemi tanımak için yetersiz olduğu gösterildi. (BERNŞTEYN, 1952;6) Fonemi nitelendirmek sadece fonemin mana ayırıcı unsurlarını saymakla bitmiyor, fonemi tanımak için mana ayırt etmeye katılmayan unsurların da

önemli olduğu alimler tarafından her yönüyle ispatlandı. (ZİNDER). Fonoloji'de (ses bilimi) kabul edilen ve çoğunluk dillerini ses yapısını incelemede yönlendirilecek olan, yukarıda bahsedilen bilgiler ve açıklamalar Türk dillerini araştırmada teorik bilgi olarak kullanılıyor.

KAYNAKLAR BERNŞTEYN, S. 1952 DEGTİYAROV,V.İ. 1973 GRİNBERG, D. OSGUT, İ. DYENKtNS, D. 1970 Protiv idealizna V Ionetike uzvestia AV, SSSR. Osnavı obşçey grammatiki, Rostov. PİOTROVSKÜ, R.G. 1963 Eşe ne raz o dillerentsialnıh npnakax redaksn, voprosı yazıkozranie ŞÇERBA, L. V. 1955 TRUBİTSKOY, N. S. Osnovı fonologi, M. Novoe V Linguistika, Memarandum o yazkovıh univer salah, T. Y. M. ZİNDER, L. R. 1979 Ortak fonema, M. Obşçaya fonetike Fonetika Fransazskszo yazıka, L.

bilig-5/Bahar '97

181

MÜNYETÜ'L GUZÂT'IN DİLİ HAKKINDA BİR DENEME

Münyetü'lguzât, Memluk Türkçesi yadigarlarındandır. "Gazilerin Arzusu" anlamına gelen bu eser, adı bilinmeyen bir mütercim tarafından Timur Big'in emriyle Mısır'da tercüme edilmiştir. Tercümeye kaynaklık eden Arapça eser belirtilmemiştir. Bu konuda çeşitli görüşler vardır; (Ritter, 1929; 116;Karatay, 1961: 619) Eser, hem harp sanatıyla ilgili Türkçe yazılı kaynakların en eskisi olması, hem de dil özellikleri bakımından Türkçe araştırmaları için büyük değer taşır. Eserin bilinen tek nüshası Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi III. Ahmed kısmında 3468 numarada kayıtlı bulunmaktadır. Yazma nüsha 264 mm. Boy ve 178 mm. Eninde mıklepli, şemseli kahverengi meşin bir cilt içindedir. Metin aharlı kalın ebadı kağıda yazılmış olup 115 yapraktır. Her sayfada 113 mm. Uzunluğunda 9 satır vardır. Yalnız Arapça olan ilk sayfa yedişer satırlıktır. Zahriye ve unvan altın nakışlı, cetveller kırmızıdır (Cunbur, 1967:5 ) Elimizdeki nüsha, zahriyedeki kayda göre, Gazi Altunboğa adına istinsah edilmiştir. İstisnah tarihi H. 850 (1446/7)'dir. Münyetü'lüguzât, altı fen üzerine yazılmıştır. Anvak elimizdeki bu nüshada bu altı fenden biri olan kalkan tutmak bölümü yoktur. Ayrıca, ok atmak bahsi de başlıksızdır. Bu bölümde de eksik olabileceği muhtemeldir. Mütercim, eserin bölümlerini şöyle belirtmektedir. 1. atka minmek 2. süngü tutmak 3. kılıçkaa taalluk ameller 4. kalkan tutmak 5. ok atmak 6. top atmak Ata binmek Bu bölüm at üzerinde sabit durabilmekten, eyersiz olarak ata binmeyi öğrenmekten, eyer takımının ve üzenginin nasıl olması gerektiğinden bahseder. Bunların yanında atı yürütme, koşturma, geri döndürme ve dinlendirme gibi binicilikle ilgili hususlar tarif edilmiştir.

Şınar AUELBEKOVA Ahmet Yesevi Ü. Sos. Bil. Ens. Yük.Lis. Öğrencisi

2 Mızrak Tutmak
Bu bölümde çeşitli mızrak tutma ve kullanma usullerinden, örnek olarak Muhdis,

bilig-5/Bahar '97

182

Sagri, Şami, Horasani, Deylemi tarzı mızrak tutmak ve bir usulden diğerine basıl geçileceğinden, hasımla karşılıklı mızrak mücadelesinin nasıl yapılacağından, mızrak çeşitlerinden, mızrak hilelerinden bahsedilmiştir.

3. Kılıç Kullanmak
Bu bölümde. Yemeni, Kılaî, Hindî, Firencî, Mısrî, Süleymanî, Dımışkî gibi kılıçların özelliklerinden kılıcı taşıma ve kına koyma usullerinden, kılıcı iyi kullanmak için gerekli talimatların nasıl yapılacağından bahsedilmiştir.

(ECKMAN, 1965:36; 1963:305) Doerfer ise Münyetü'lguzât için şöyle demektir. Aslında eser, büyük ölçüde Çağatayca'nın tesirindedir. Yani, bu dilin asıl kullanım alanının dışında kaleme alınmış, sayısı pek de az olmayan eserlerden biridir, fakat pek de zayıf olmayan bir Kıpçakça katışımda hissedilmektedir (1989: 139) MÜNYETÜ'LGUZÂT'TA GEÇEN KELİMELER I. Ortak Olmayan Kelimeler 1. Araştırılan Lehçelerde Kullanılmayan Kelimeler Münyetü'lguzât'ta geçen bazı kelimeler, araştırdığımız Türk lehçelerinin hiç birisinde bugün kullanılmamaktadır: Örnek: buş (27a8) "zarar vermek"; kol (8a6) "güneş almayan çukur yer, vadi, nehir yatağı"; kurla (15a8) "defa, kere"; sarı (39a5) "yön, taraf; sanı (15a9) "yön, taraf'; üküş (3a8) "çok"

4. Kalkan Tutmak
Bu bölüm elimizdeki,I nüshada mevcut değildir.

5. Ok Atmak
Yazmada, ok atma bahsi başlıksız olarak verilmiştir. Bu bölümde her şeyden önce ok atmak için yumuşak yayla çokça talim yapılması gerektiğinden, aşağıdan yukarıya, kaleye ok atmaktan, yayın nasıl çekileceğinden, at üstünde nasıl ok atılacağından bahsedilmiştir. 6. Top Vurmak Eserin bu bölümünde, çevgan oyunun insanları savaşa hazırladığından, bu oyunda çevganla topa vurma usullerinden, çevgan miktarının, oynanacak meydanın genişliğinden, vasıflarından, bu oyunu kaç kişiyle oynamanın iyi olacağından bahsedilmiştir. Bununla birlikte, bu bölüm sonunda zıpkının nasıl atılacağından bahsedilmiştir. Münyetirlguzât ve eserle ilgili araştırmalar hakkında daha detaylı bilgiler için (UĞURLU 1987; UĞURLU, 1994). Münyetü'lguzât, Türkçe kelimeler yönünden zengindir. Bunda, eserin askerler için yazılmış olması ve sanat kaygısı taşımaması rol oynamıştır, denilebilir. Ayrıca, bu durumu dolayısıyla, o günkü konuşma dili hakkında da bir ölçüde bilgi edinilmektedir.

2. Doğu Türkçesinde Kullanılan Kelimeler
Metinde geçen katla (9 b-9) "defa, kere" kelimesi bugün sadece Özbek Türkçesinde (Akabirov 1981: II, 561) kullanılmakta; Kazak Karakalpak Nogay ve Türkiye Türkçesinde kullanılmamaktadır. Bu kelimenin yerine adı geçen Kıpçak lehçelerinde ret; Oğuz Türkçesini temsil eden Türkiye Türkçesinde kez, kere kelimeleri kullanılmaktadır.

3. Kıpçak Türkçesinde Kullanılan Kelimeler
Metnimizde geçen şu kelimeler sadece, Kazak Karakalpak Nogay Türkçesinde kullanılmaktadır: ang mang (42a9) "şaşkın, şaşkınlık" ~ an tan "şaşkın, şaşkınlık" (Kenesbaev 1974: 1, 91) -an tan "şaşkın, şaşkınlık" (Esemuratova 1982: 1. 91) ~ an tan "şaşkın, şaşkınlık" (Baskakov 1963: 43). arkın (48a6) "yavaş" ~ akırın "yavaş" (Kenesbaev 1974: 1, 165). -akırın "yavaş" (Esemuratov 1982: 1, 69). akırın "yavaş" (Baskakov 1963: 35). birer (7a9) "ara sıra" ~birer ''ara sıra" (Kenesbaev 1976: 2, 618). ~biren "ara sıra" (Esemuratova 1982: 1,

1.2. Münyetü'lguzât'ın Dili ile İlgili Görüşler
Janos Eckman'a göre Münyetü'lguzât "asıl Kıpçak dili"ni temsil eden eserlerden birisidir

bilig-5/Bahar '97

183

35). ~birem "ara sıra" (Baskakov 1963: 82). biyik (80a2) "yüksek" ~biyik "yüksek" (Kenesbaev 1976: 2, 315). ~ biyik "yüksek" (Esemuratova 1982: 1, 286). -biyik "yüksek" (Baskakov 1958: 80). kömüldürük (34b5) "at göğüslüğü" ~kömekey "at göğüslüğü" (Kenesbaev 1980: 5, 155~kömekey "at göğüslüğü" (Esemuratova 1988: 3, 14). ~kömekey "at göğüslüğü" (Baskakov 1963: 178). sokur (36b9) "kör" ~sokır "kör" (Kenesbaev 1985: 8, 328). ~sokır "kör" (Esemuratova 1992: 4, 212). ~sokır "kör" (Baskakov 1963: 302).

Karakalpak Nogay ve Özbek Türkçesinde on kelimesi kullanılmaktadır. uçuz (14a5) "kolay" (EREN, 1988: 2, 886). Bu kelime adı geçen lehçelerde kullanılmamaktadır.

II. Ortak Kelimeler 1. Ses ve Anlamı Aynı Olan Kelimeler
Münyetü'lguzât'ta geçen bir çok kelimeler Kazak Karakalpak Nogay, Özbek ve Türkiye Türkçelerinde ses ve anlam bakımından aynıdır. Örnek: ak (72al) "ak, beyaz" > ak "ak, beyaz" (Kenesbaev 1974: 1, 127); (Esemuratova, 1982: 1, 56); (Baskakov 1963: 32); (Akabirov, 1981: 1, 357). ak (30b9) "akmak" ~ ak "akmak" (Kenesbaev, 1974: 1, 136); (Esemuratova, 1982: 1, 28); (Baskakov, 1963: 26); (Akabirov, 1981: 1, 558). al (60al) "almak" > al "almak" (Kenesbaev, 1974: 1, 167); (Esemuratova, 1982: 1, 69); (Baskakov, 1963: 39); (Akabirov, 1981: 1, 533). alda (22a9) "aldatmak" > alda "aldatmak" (Kenesbaev, 1974: 1, 211); (Esemuratova, 1982: 1, 77); (Baskakov, 1963: 37); (Akabirov, 1981: 1, 39). altı (5a9) "altı" (sayı) > altı "altı" (Kenesbaev, 1974: 1, 233); (Esemuratova 1982:1, 83); (Baskakov, 1963: 39); (Akabirov, 1981: 1, 534). arka (12bl) "arka, sırt" > arka "arka, sırt" (Kenesbaev, 1974: 1, 326); (Esemuratova, 1982: 1, 97); (Baskakov, 1963: 46); (Akabirov, 1981: 1, 544). art (8b7) "art, arka" > art "art, arka" (Kenesbaev, 1974: 1, 342); (Esemuratova 1982: 1, 101); (Baskakov 1963: 47); (Akabirov, 1981: 542). as (90a4) "asmak" > as "asmak" (Kenesbaev, 1974: 1, 366); (Esemuratova, 1982:1,110); (Baskakov, 1963: 50); (Akabirov 1981: 1, 545). at (6b3) "at" > at "at" (Kenesbaev 1974: 1, 404); (Esemuratova 1982: 1, 110); (Baskakov 1963: 52); (Akabirov 1981: 1, 547). ay (90b1) "ay, kamer" > ay "ay, kamer" (Kenesbaev 1974: 1, 86); (Esemuratova 1982: 1, 38); (Baskakov 1963: 28); (Akabirov 1981: 1, 526). ayak (8a4) "ayak" > ayak "ayak" (Kenesbaev 1974: 1, 545); (Esemuratova 1982: 1, 133); (Baskakov 1963: 57); (Akabirov 1981: 1, 522). az (22b2) "az" > az "az" (Kenesbaev 1974: 1, 75); (Esemuratova 1982: 1, 31); (Baskakov 1963: 29); (Akabirov 1981: 1, 524). bas (39b2) "basmak" > bas"basmak" (Kenesbaev 1976: 2, 120); (Esemuratova 1982: 1, 221); (Baskakov 1963: 73); (Akabirov 1981: 1, 133). bat (8a3) "batmak, gömülmek" > bat "batmak, gömülmek" (Kenesbaev 1976: 2, 143); (Esemuratova 1982: 1,

4. Oğuz Türkçesinde Kullanılan Kelimeler
Münyetü'lguzât'ta geçen bazı kelimeler sadece Türkiye Türkçesinde kullanılmaktadır. Örnek: ağ (4bl) "ağmak" (Eren 1988: 1, 28). KazakKarakalpakNogay ve Özbek Türkçelerinde bu kelimenin yerine biyiktev kelimesi kullanılmaktadır, bul (70a-9) "bulmak" (EREN 1988: 1, 228). KazakKarakalpakNogay ve Özbek Türkçesinde bu kelime yerine tapmak kullanılmaktadır, çevre (64b1) "çevre, etraf (Eren 1988: 1, 297). KazakKarakalpakNogay ve Özbek Türkçelerinde bu kelime kullanılmamaktadır, döğül (18b5) ve tögiil (10b2) "değil" (Eren 1988: 1, 345) kelimelerinin yerine Kazak Karakalpak Nogay ve Özbek Türkçesinde emes kelimesi kullanılmaktadır. Ancak belli durumlarda seyrek olarak kullanılmaktadır. iksik (114al) "eksik, az" (Eren 1988: 1. 441). Kazak Karakalpak Nogay ve Özbek Türkçesinde bu kelime kullanılmamaktadır. kazanç (108b7) "kazanç" (EREN, 1988: 2. 825). Bu kelime adı geçen Kıpçak lehçelerinde ve Doğu Türkçesinde bulunmamaktadır, kindü (7a8) "kendi" (Eren 1988: 2. 834). Bu kelimenin yerine Doğu Türkçesi ve adı geçen Kıpçak lehçelerinde öz kelimesi kullanılmaktadır. kizle (75b6) "gizlemek, saklamak" (EREN, 1988:1. 553). Kazak Karakalpak Nogay ve Özbek Türkçesinde bu kelime yerine casıruv kelimesi kullanılmaktadır. ört (44b7) "örtmek, kapamak" (EREN, 1988: 2, 1142). Bu kelimenin yerine adı geçen Kıpçak lehçeleri ve Doğu Türkçesinde cabuv kelimesi kullanılmaktadır, sağ (10a3) "sağ" (solun zıddı) (EREN, 1988: 2, 1241). Bu kelimenin yerine Kazak

bilig-5/Bahar '97

184

184

229); (Baskakov 1963: 74); (Akabirov 1981: 1, 135); bez (46a8) "bezmek, bıkmak, usanmak" > bez "bezmek, bıkmak, usanmak" (Kenesbaev 1976: 2, 208); (Esemuratova 1982: 1, 256); (Baskakov 1963: 74); (Akabirov 1981: 1, 96). bil (43b4) "bilmek" > bil "bilmek" (Kenesbaev 1976: 2, 600); (Baskakov 1958: 107); (Baskakov 1963: 81); (Akabirov 1981: 1, 114). bir (2b8) "bir" > bir "bir" (Kenesbaev 1976: 2, 608); (Esemuratova 1982: 1. 303); (Baskakov 1963: 81); (Akabirova 1981: 116). bit (80a2) "bitmek, yetişmek" > bit "bitmek, yetişmek" (Kenesbaev 1976: 2, 626); (Baskakov 1958: 111); (Baskakov 1963: 83); (Akabirov 1981: 1, 122). biz (76a9) "biz" (şans zamiri) > biz "biz" (Kenesbaev 1976: 2, 599); (Esemuratova 1982: 1, 359); (Baskakov 1963: 79); (Akabirov 1981: 1, 111). Buyur (6a8) "buyurmak, emretmek" > buyur "buyurmak, emretmek" (Kenesbaev 1976: 2, 494); (Esemuratova 1982: 1, 359); (Baskakov 1963: 90); (Akabirov 1981: 155). bük (102b4) "bükmek" > bük "bükmek" (Kenesbaev 1976: 2, 561); (Esemuratova 1982: 1, 383); (Baskakov 1963: 92); (Akabirov 1981: 1, 147). Inan (22a5) "inanmak, güvenmek" > inan "inanmak, güvenmek" (Kenesbaev 1979: 4, 450); (Esemuratova 1984: 2, 271); (Baskakov 1963: 426); (Akabirov 198.1: 2, 329). it (92b6) "köpek" > it "köpek" (Kenesbaev 1979: 4, 471); (Esemuratova 1984: 2, 264); (Baskakov 1963: 118); (Akabirov 1981: 1, 338). iz (14b5) "iz" > iz "iz" (Kenesbaev 1986: 10,423); (Esemuratova 1984: 2, 256); (Baskakov 1963: 117); (Akabirov 1981: 1, 316). el (3b2) "el" > el "el" (Kenesbaev 1978: 3, 303); (Esemuratova 1984: 2, 103); (Akabirov 1981: 2, 442). eski (85a5) "eski" > eski "eski" (Kenesbaev 1978: 3, 444); (Esemuratova 1988: 3, 112); (Baskakov 1963: 433); (Akabirov 1981: 2, 442). kal (40a8) "kalmak" >kal "kalmak" (Kenesbaev 1980: 5, 578); (Esemuratova 1988: 3, 112); (Baskakov 1963: 142); (Akabirov 1981: 2, 594). kan (92b8) "kan" > kan "kan" (Kenesbaev 1980: 5, 623); (Esemuratova 1988: 3, 115); (Baskakov 1963: 143); (Akabirov 1981: 2, 596). kanat (16b6) "kanatmak" > kanat "kanatmak" (Kenesbaev 1980: 5, 638); (Esemuratova 1988: 3, 118); (Baskakov 1963: 144); (Akabirov 19.81: 2, 596). kara (79a4) "kara, siyah" > kara "kara, siyah" (Kenesbaev 1982: 6, 36); (Esemuratova 1988: 3, 123); (Baskakov 1963: 147); (Akabirov 1981: 2, 599). karın (110a2) "karın" > karın "karın" (Kenesbaev 1982: 6, 115); (Esemuratova 1988: 3, 138); (Baskakov 1963: 152); (Akabirov 1981: 2, 602). kayna (8 lal) "kaynamak, bitişmek" > kayna

"kaynamak, bitişmek" (Kenesbaev 1980: 5, 530); (Esemuratova 1988: 3, 100); (Baskakov 1963: 137); (Akabirov 1981: 2, 538). kırk (106al) "kırk" (sayı) > kırk "kırk" (Kenesbaev 1983: 7, 14); (Esemuratova 1988: 3, 216); (Baskakov 1963: 201); (Akabirov 1981: 2, 583). kıs (21b9) "kısmak, sıkmak" > kıs "kısmak, sıkmak" (Kenesbaev 1983: 7, 21); (Esemuratova 1988: 3, 221); (Baskakov 1963: 203); (Akabirov 1981: 2, 585). kızar (88a4) "kızarmak, kızıl renkli olmak" > kızar "kızarmak, kızıl renkli olmak" (Kenesbaev 1982: 6, 548); (Esemuratova 1988: 3, 204); (Baskakov 1963: 420); (Akabirov 1981: 2, 570). kızıl (86a9) "kızıl, kırmızı" > kızıl "kızıl, kırmızı" (Kenesbaev 1982: 6, 563); (Esemuratova 1988: 3, 205); (Baskakov 1963: 197); (Akabirov 1981: 2, 570). kim (4a9) "kim" (zamir) > kim "kim" (zamir) (Kenesbaev 1980: 5,404); (Esemuratova 1984: 2, 348); (Baskakov 1963: 166); (Akabirov 1981: 1, 385). kol (4a2) "kol, el" > kol "kol, el" (Kenesbaev 1982: 6, 279); (Esemuratova 1988: 3, 166); (Baskakov 1963: 169); (Akabirov 1981: 2, 639). Kork (58a5) "korkmak" > kork "korkmak" (Kenesbaev 1982: 6, 357); (Esemuratova 1988: 3, 175); (Baskakov 1963: 173); (Akabirov 1981: 2, 641). koy (49b6) "koymak, bırakmak" > koy "koymak, bırakmak" (Kenesbaev 1982: 6, 260); (Esemuratova 1988: 3, 165); (Baskakov 1963: 169); (Akabirov 1981: 2, 614). Kör (71a8) "kör" > kör "kör" (Kenesbaev 1980: 5, 190); (Baskakov 1958: 337); (Baskakov 1963: 180); (Akabirov 1981: 1, 419). kulak (20a5) "kulak" > kulak "kulak" (Kenesbaev 1982: 6, 451); (Esemuratova 1988: 3, 184); (Baskakov 1963: 186); (Akabirov 1981: 1, 404). ok (53b9) "ok" > ok "ok" (Kenesbaev 1983: 7, 402); (Esemuratova 1992: 4, 18); (Baskakov 1963: 243); (Akabirov 1981: 2, 526). on (27a7) "on" (sayı) > on "on" (Kenesbaev 1983: 7, 425); (Esemuratova 1992: 4, 24); (Baskakov 1963: 246); (Akabirov 1981: 2, 505). orta (64a9) "orta" > orta "orta" (Kenesbaev 1983: 7, 466); (Esemuratova 1992: 4, 35); (Baskakov 1963: 251); (Akabirov 1981: 2, 514). oyna (16a9) "oynamak" > oyna "oynamak" (Kenesbaev 1983: 7, 390); (Esemuratova 1992: 4, 15); (Baskakov 1963: 242); (Akabirov 1981: 2, 500). sal (42bl) "salmak, uzatmak, koymak" > sal "salmak, uzatmak, koymak (Kenesbaev 1985: 8, 414); (Esemuratova 1992: 4, 173); (Baskakov 1963: 286); (Akabirov 1981: 2, 66). sarı (79a3) "sarı" (renk) > sarı "sarı" (Kenesbaev 1985: 8, 187); (Esemuratova 1992: 4, 182); (Baskakov 1963: 289); (Akabirov 1981: 2, 23). Seksen (14a 3) "seksen" (sayı) > seksen "seksen" (sayı)

bilig-5/Bahar '97

207). sen (14b9) "sen" (şahıs zamiri) > sen "sen" (şahıs zamiri) (Kenesbaev 1985: 8. (Esemuratova 1982: 1. (Baskakov 1963: 391). (Akabirov 1981: 2. (Esemuratova 1992: 4. (Baskakov 1963: 282). Adı geçen Kıpçak lehçelerinde ve Doğu Türkçesinde sağın kelimesi "özlemek" anlamında kullanılmaktadır. (Esemuratova 1982: 3. (Baskakov 1963: 325). 147). 197). 416). 329). bağlamak" > tak "takmak. (Esemuratova 1992: 4. (Esemuratova 1992: 4/ 258). 459). uzat (94a2) "uzatmak" > uzat "uzatmak" (Kenesbaev 1986: 9. (Esemuratova 1992:4. 197). 381). tay (85a8) "tay" > tay "tay" (Kenesbaev 1985: 8. 36). (Esemuratova 1992: 4. d ~t Münyetü'lguzât'ta d ile görülen bazı kelimelerde. (Baskakov 1963: 293).12). kaldırmak" KazakKarakalpakNogay Türkçesinde köter bilig-5/Bahar '97 . (Eren 1988. (Akabirov 1981: 2. Örnek: katla (l 1 lb5) "yuvarlanmak. Sesçe Aynı Anlamı Yakın Olan Kelimeler Araştırdığımız metinde sesçe aynı anlam bakımından ise yakın kelimeler bulunmaktadır. 253). (Akabirov 1981: 2. (Eren 1988: 2. 813). kelimesi "kaldırmak" manasında kullanılmaktadır (Kenesbaev 1980: 5. 237). 160). 96). isim" (Kenesbaev 1974: 1. 547). (Esemuratova 1992: 4. 32). asılmak" (Kenesbaev 1986: 9. (Akabirov. (Esemuratova 1992: 4. (Kenesbaev 1985: 8. sol (9b2) "sol" (sağın zıddı) > sol "sol" (Kenesbaev 1985: 8. 221). (Esemuratova 1992: 4. Özbek ve Türkiye Türkçelerinde farklıdır. 266). 31). (Baskakov 1963: 380). 381). 250). 44). (Baskakov 1963: 294). (Baskakov 1963: 302). tırnak (104a7) "tırnak" > tırnak "tırnak" (Kenesbaev 1986: 9. tak (104b9) "takmak. 535). Özbek Türkçeleri aslî olan t'yi korumaktadır. Ancak. 1981: 2. 145).185 (Kenesbaev 1985: 8. (Baskakov 1958: 576). 340). tuy (74b4) "duymak" Doğu Türkçesinde tuy kelimesi "hissetmek" anlamında kullanılmaktadır. (Akabirov 1981: 2. 415). 199). bu kelimelerdeki ses değişikliklerinin tarihî gelişimine bakıldığında bunların ortak bir sese gittikleri görülmektedir. 264). (Akabirov 1981: 2. 149) Karakalpak ve Nogay Türkçesinde katla "katlamak" (Esemuratova 1988: 3. (Kenesbaev 1985: 8. 157). (Kenesbaev 1982: 6. (Akabirov 1981: 2. . 508). (Esemuratova 1992: 4. Oğuz Türkçesinde bu kelime sadece ses değişikliklerine uğramıştır fakat anlamı bakımından aynıdır: götür "götürmek" (Eren 1988: 567). sağın (86b2) "düşünmek". (Baskakov 1963: 375). 212). KazakKarakalpakNogay ve Özbek Türkçesinde bu kelime kullanılmamaktadır. Düzenli Ses Değişiklikleri Gösteren Anlamı Aynı Olan Kelimeler Münyetü'lguzât'ta geçen bazı kelimeler bugünkü Kazak Karakalpak Nogay. (Baskakov 1963: 353). Bugün adı geçen Kıpçak lehçelerinde bu kelime kullanılmamaktadır. tart (103al) "çekmek. 93). Örnek: ad (5a7) "ad. top (111a6) "top" (çevgan oyununda kullanılan) > top "top" (Kenesbaev 1978: 3. (Eren 1988. bağlamak" (Kenesbaev 1985: 8. (Akabirov 1981: 2. 186). 1507). (Baskakov 1963: 282). toprak (74b2) "toprak" > toprak "toprak" (Kenesbaev 1986: 9. Oğuz Türkçesinde tuy kelimesi sadece ses değişikliklerine uğramıştır ama anlamı aynıdır: duy "duymak" (Eren 1988: 1. 423). 282). Kazak Karakalpak Nogay. 422). (Esemuratova 1992: 4. asılmak" > tart "çekmek. 2. (Akabirov 1981: 2. tekerlenmek" Kazak Türkçesinde katta kelimesi "katlamak" anlamında kullanılmaktadır. 206). (Baskakov 1963: 337). (Akabirov 1981: 2. 404414). süngü (4al) "süngü" KazakKarakalpak ve Oğuz Türkçesinde süngi kelimesi "tüfek namlusunun ucuna takılan küçük kılıç biçiminde delici silah" manasında kullanılmaktadır. 1981: 2. uçuz (14a5) "kolay" Oğuz Türkçesin temsil eden Türkiye Türkçesinde ucuz "ucuz" anlamında kullanılmaktadır. (Baskakov 1963: 155) Özbek Türkçesinde katla "katlamak" (Ercilasun 1991: 453) Türkiye Türkçesinde katla "'katlamak" anlamında kullanılmaktadır. 224). 378). (Baskakov 1963: 357). (Akabirov. (Baskakov 1963: 296). 282). 1354). (Esemuratova 1992: 4. siz (4a3/8) "siz" (şahıs zamiri) > siz "siz" (şahıs zamiri) (Kenesbaev 1985: 8. üst (7a9) "üst" > üst "üst" (Kenesbaev 1986: 10. Nogay ve Özbek Türkçesinde bu kelime kullanılmamaktadır. (Akabirov 1981: 2. isim" > at "ad. 235). (Esemuratov 1992: 4. 73). 343). (Akabirov 1981: 2. 3. 13). (Akabirov 1981: 2. Özbek Türkçesinde kötar "kaldırmak" (Akabirov 1981: 1. kötür (72a6) "götürmek. 257). (Baskakov 1963: 326). (Esemuratova 1992: 4.

(Baskakov 1963: 49). 172). (Baskakov 1963: 407). k>ğ Örnek: dakı (103b9) "dahi. saç (92a2) "saç" > şaş "saç" (Kenesbaev 1986: 10. (Baskakov 1963: 151). 131). (Baskakov 1963: 163): Örnek: küç (59b5) "güç. 34). (Baskakov 1963:24). 171). (Akabirov 1981: 1. (Esemuratova 1982: 1. 87). (Esemuratova 1988: 3. (Baskakov 1963: 404). kuçak" > bav "bağ. karış (88a9) "karışmak" > karıs "karışmak" (Kenesbaev 1982: 6. (Esemuratova 1992: 4. 494). 356). 50). (Baskakov 1963: 153). 514). (Esemuratova 1992: 4. karşu (43al) "karşı" > karsı "karşı" (Kenesbaev 1982: 6. (Esemuratova 1984: 2. 515). (Esemuratova 1982: 1. (Baskakov 1963: 66). (Esemuratova 1992: 4. 448). (Baskakov 1963:48). (Baskakov 1963: 407). 120). 256). Özbek ve Türkiye Türkçesi: bilig-5/Bahar '97 . saplamak" > şanşı "batırmak. (Esemuratova 1988: 3. 172). (Baskakov 1963: 66).186 110111). (Esemuratova 1992: 4. 256). 232). (Baskakov 1963: 54). vakit" (Kenesbaev 1986: 10. Kazak Karakalpak Nogay Türkçesi: bağa (92b4) "kurbağa" > baka "kurbağa" (Kenesbaev 1976: 2. (Esemuratova 1982: 1. ğ>v bağ (19b6) "bağ. 279). vakit" > şak "zaman. 367). 109). 121). 547). 178). saplamak" (Kenesbaev 1986: 10. 505). kuçak" (Kenesbaev 1976: 2. 139). (Akabirov 1981: 1. açıtmak" (Kenesbaev 1974: 1. 477). Kazak Karakalpak Nogay ve Özbek Türkçesi: ğ>k aç (77 a6) "açmak" > aş "açmak" (Kenesbayev 1974: 1. (Esemuratova 1982:1. 104). açıtmak" > avırt "ağrıtmak. 80). 171). kuvvet" > küş "güç. ve" > tağı "dahi. Kazak Karakalpak Nogay Türkçesi: d>t. 386). (Baskakov 1963: 173). 507508). sanç (48a5) "batırmak. ç>ş Örnek: çak (10b5/8) "zaman. 123). 96). Kazak Karakalpak Nogay ve Özbek Türkçesi: d>t Örnek: dur (66b2) "yardımcı fiil" > tur "yardımcı fiil" (Kenesbaev 1986: 9. (Esemuratova 1982: 1. çok" (Kenesbaev 1974: 1. 499). 122). (Esemuratova 1982: 1. (Esemuratova 1988: 3. Kazak Karakalpak Nogay Türkçesi: ğ>y bağla (78b6) "bağlamak" > bayla "bağlamak" (Kenesbaev 1976: 2. aşık (28b2) "acele etmek" > asık "acele etmek" (Kenesbaev 1974: 1. Kazak Karakalpak Nogay Türkçesi: ç>ş aş (99b8) "aşmak. kaş (103al) "kaş" > kas "kaş" (Kenesbaev 1982: 6. 140). (Baskakov 1963: 51). saç (92a2) "saç" > şaş "saç" (Kenesbaev 1986: 10. 397). (Baskakov 1963: 67). ağrıt (8a1) "ağrıtmak. bağlan (94a9) "bağlanmak" > baylan "bağlanmak" (Kenesbaev 1976: 2. 104). (Esemuratova 1992: 4. 356). çok" > avır "ağır. (Baskakov 1963: 5152). (Esemuratova 1992: 4. 33). (Akabirov 1981: 2. ve" (Kenesbaev 1978: 3. (Baskakov 1958: 65). (Baskakov 1963: 23). (Esemuratova 1982: 1. (Esemuratova 1982: 1. (Baskakov 1963: 152). (Baskakov 1963: 195). 105). geçmek" (Kenesbaev 1974: 1. kuvvet" (Kenesbaev 1980: 5. (Baskakov 1963: 23). (Esemuratova 1982: 1. (Baskakov 1963: 402). 136). ağız (26a4) "ağız" > avız "ağız" (Kenesbaev 1974: 1. 158). 256). (Esemuratova 1988: 3. Kazak Karakalpak Nogay Türkçesi: ğ>v Örnek: ağır (27a1) "ağır. ç>ş Örnek: kiçi (89a4) "küçük" > kişi "küçük" (Kenesbaev 1980: 5.124). geçmek" > as "aşmak.

(Esemuratova 1982: 1. (Esemuratova 1992: 4. (Esemuratova 1992:4. yapmak" (Kenesbaev 1982: 6. (Akabirov 1981: 2. sallanmak" > tebren "deprenmek. 291). (Baskakov 1963: 339). 17). (Ercilasun 1991: 110). KazakKarakalpakNogay Türkçesi: ö>ü. Kazak Türkçesi: b>m bıyık (103a2) "bıyık" > mıyık "bıyık" (Kenesbaev 1983: 7. 327). tapuş (54a6) "buluşmak. ş>s. illig (39a3) "elli" (sayı) > eluv "elli" (sayı) (Kenesbaev 1978: 3. KazakKarakalpakNogay Türkçesi: i>e iki (7b8) "iki" (sayı) > eki "iki" (sayı) (Kenesbaev 1978: 3. vakit'" (Akabirov 1981: 2. KazakKarakalpakNogay Türkçesi: s>ş ç>ş baş (3a5) "baş" (bir şeyin uç noktası) > bas "baş" (Kenesbaev 1976: 2. (Baskakov 1963: 116). (Baskakov 1963:434). 380). (Baskakov 1963: 324). 341). 163). (Akabirov 1981: 1. 589). 381). (Esemuratova 1992:4. (Akabirov 1981: 2. (Baskakov 1963: 225). (Baskakov 1963: 382). (Esemuratova 1984: 2. 108). 111). (Baskakov 1963: 71). 577). (Baskakov 1963: 432). 4. Kazak Karakalpak Nogay ve Türkiye Türkçesi: öğren (25b9) "öğrenmek" > üyren "öğrenmek" (Kenesbaev 1986: 9. 45). sahip" > iye "iye. (Baskakov 1963: 389). 218). 256). (Akabirov 1981: 2. ming (104a3) "bin" (sayı) > bin "bin" (Ercilasun 1991: 70). 258). 221). (Esemuratova 1982: 1. 424). Türkiye Türkçesi: m>b men (25a4 ) "ben" > ben "ben" (Ercilasun 1991: 60). halka" > taspa "tasma. 526). vakit" > çağ "zaman. yapmak" > kıldır "kıldırmak. karşılaşmak" > tabıs "buluşmak.205). halka" (Kenesbaev 1986: 9. 471).108). e>i eye (64b3) "iye. o>u ohşa (81a2) "benzemek" > uksa "benzemek" (Kenesbaev 1986: 9. Kazak Karakalpak Nogay Türkçesi: m>p tasma (104b8) "tasma. Kazak Karakalpak Nogay Türkçesi: h>k. 736). 132). (Baskakov 1963: 84). 407). KazakKarakalpakNogay ve Özbek Türkçesi: u>ı kıldur (75a5) "kıldırmak. (Esemuratova 1992:4. sahip" (Kenesbaev 1979: 4. 211). 329). (Esemuratova 1984: 2. Kazak Karakalpak Nogay ve Özbek Türkçesinde: ol (4a2) "olmak" > bol "olmak" (Kenesbaev 1976: 2. Kazak Karakalpak Nogay Türkçesi: b>m boyun (34a7) "boyun" > moyın "boyun" (Kenesbaev 1983: 7. sallanmak" (Kenesbaev 1986: 9. (Esemuratova 1988: 3. 284). 500). 150). (Akabirov 1981: 1. (Esemuratova 1988: 3. (Baskakov 1963: 346). min (9b2) "binmek" > bin "binmek" (Ercilasun 1991: 70). (Baskakov 1963: 198). ğ>y. (Esemuratova 1992. 28). (Baskakov 1963: 273). (Esemuratova 1992:4. (Esemuratova 1992: 4. p>b tipren (12b9) "deprenmek. (Eren 1988: 1.187 k>ğ çak (10b5) "zaman. (Esemuratova 1984: 2. 533). 312). karşılaşmak" (Kenesbaev 1985: 8. KazakKarakalpak Türkçesi: bilig-5/Bahar '97 . 398). 582). (Baskakov 1963: 243). 90). Kazak Karakalpak Nogay ve Özbek Türkçesi: b>p bıçak (79b8) "bıçak" > pışak "bıçak" (Kenesbaev 1985: 8. 300). oyun (108a9) "oyun" > oyın "oyun" (Kenesbaev 1980: 5.

654). 28). Kelime Kökleri Ortak Türemiş Şekilleri Farklı Olan Kelimeler Münyetü'l güzâfta geçen bazı kelimelerin. 203). 203). 546). çabuk" (Kenesbaev 1986: 10. 174). 333). (Esemuratova 1984: 2. 367). (Esemuratova 1984: 2. (Esemuratova 1984: 2. 598). (Esemuratova 1984: 2. Kazak Karakalpak Nogay Türkçesi: karındaş (83a4) "kardeş" > karındas "kız kardeş" (Kenesbaev 1982: 6. 388). Kazak Karakalpak Nogay Türkçesi: ı>u arı (84a5) "arı temiz" > aruv "iyi. (Esemuratova 1982: 1. Örnek: aşağa (23b3) "aşağı" > ast. fena" (Kenesbaev 1978: 3. 177). y>j. (Esemuratova 1982: 1. zahmet" > enbek "emek" (Kenesbaev 1978: 3. ç>ş ses değişikliklerine uğramıştır: alğısşı "teşekkür eden" (Kenesbaev 1974: 1. (Esemuratova 1982: 1. 162). 700). 145). Kazak Karakalpak Türkçesi: y->j yitig (97b2) "keskin" > jiti "iyi gören" (Kenesbaev 1979: 4. 361). 671). 344). (Akabirov 1981: 1. Özbek Türkçesinde çığır "çıkrık" (Ercilasun 1991: 129). yağrın (20a4) "sırt. 553). güzel" > jaksı "iyi. çabuk" (Akabirov 1981: 2. araştırdığımız metinde yaşayan lehçelerde kullanılan kelimeler ile kelime kökleri ortak. imgek (94a6) "eziyet. 108). 549).77). 553). Düzenli Ses Değişiklikleri Gösteren Anlamı Yakın Olan Kelimeler Araştırdığımız metinde tarihî gelişimine göre ortak bir sese giden. 389). Bu kelimede Münyetiflguzât'taki kelimede y sesi bulunmamaktadır. (Esemuratova 1982: 1. KazakKarakalpakNogay Türkçesi: z>r büz (95a8) "büzmek" > bür "büzmek" (Kenesbaev 1976: 2. dönen şey" > şığır "çıkrık" (Ercilasun 1991: 128).138). (Esemuratova 1984: 2. m>n. güzel" (Kenesbaev 1978:3. (Esemuratova 1984: 2. 350). fena" > jaman "kötü. kesegen (85a6) "kesegen. çevüklük (76a6) "çeviklik" Kazak Karakalpak Nogay Türkçesinde şapşan "hızlı.18). 4. 52). kürek kemiği" > javırın "sırt. yaman (35a6) "kötü. (Baskakov 1963: 50). 118). astınğı "aşağı" (Kenesbaev 1974: 1. türemiş şekilleri ise farklıdır. (Baskakov 1963: 268). (Esemuratova 1988: 3. (Baskakov l963:93). yaru (60b7) "taraf' > jarı "yanın" (Kenesbaev 1978: 3. yahşi (5b7) "iyi. keskin" Kazak Karakalpak Nogay Türkçesinde keskiş "kesegen.188 y >j yakın (10b8) "yakın" > jakın "yakın" (Kenesbaev 1978: 3. (Esemuratova 1984: 2. ancak anlam bakımından birbirinden farklılaşmış kelimelere de rastlanmaktadır. 575). (Baskakov 1958: 746). (Baskakov 1963: 152). 161). (Baskakov 1963: 421). Kazak Karakalpak Türkçesi: 5. ğ>b iti (92a1) "keskin" > jiti "iyi gören" (Kenesbaev 1979: 4. güzaf" (Kenesbaev 1974: 1. (Baskakov 1963: 469). 181). 118). yara (16b6) "yara" > jara "yara" (Kenesbaev 1978: 3. 170). keskiş" (Kenesbaev 1979: 4. Kazak Karakalpak Nogay Türkçesi: y>J yamğır (79b 1) "yağmur" > janbır "yağmur" (Kenesbaev 1978: 3. (Esemuratova 1984: 2. çıkrık (68b2) "döner. kürek kemiği" (Kenesbaev 1979: 4. (Baskakov bilig-5/Bahar '97 . 344). Özbek Türkçesinde ise çakkon "hızlı. Örnek: alkışçı (4a8) "alkışçı. (Esemuratova 1984: 2. (Esemuratova 1984: 2. 211). medh eden" Kazak Karakalpak Türkçesinde k>ğ. (Baskakov 1963: 405). (Esemuratova 1992: 4. 308). ş>s. (Esemuratova 1984: 2.

(Akabirov 1981: 2. 175). süngüçilik (66a2) "süngü kullanma işi. (Esemuratova 1984: 2. 416). kömüldürük (34b5) "at göğüslüğü" > kömekey "at göğüslüğü" (Kenesbaev 1980: 5. 381) kıyış (19b9) "meyletmek. (Baskakov 1963: 342). tigme (97a7) "her. 203). niçük (13b3/4) "nasıl. (Esemuratova 1992: 4. tutka (92bl) "kılıcın sapı" Türkiye Türkçesinde sap "kılıcın sapı" (Eren 1988: 1257). bilig-5/Bahar '97 . üzerine" Kazak Karakalpak Nogay Türkçesinde > üstine "üstüne. (Baskakov 1963: 454). 274). (Akabirov 1981: 2. (Akabirov 1981: 2. (Esemuratova 1992: 4. 590). 1998). 423). (Akabirov 1981: 1. 155). (Esemuratova 1992: 4. (Esemuratova 1988: 3. 317). karı (83a2) "ihtiyar" Karakalpak ve Nogay Türkçesinde kart "ihtiyar" (Esemuratova 1988: 3. 541). yeşil" (Kenesbaev 1980: 5. körklüg (8a2) "güzel. 14). (Esemuratova 1988: 3. 166). 282). (Baskakov 1963: 344). üzerine" (Kenesbaevl986: 10. korunmak" (Kenesbaev 1985: 8.412). 235). 194). çevrilmek" (Kenesbaev 1982: 6. Özbek ve Türkiye Türkçelerinde bulunmamaktadır. (Baskakov 1963: 151). kayıra (94b5) "tekrar" > kayta "tekrar" (Kenesbaev 1980: 5. Karakalpak Nogay ve Özbek Türkçesinde > saklan "sakınmak. 118). (Akabirov 1981: 1. keskin" (Akabirov 1981: 2. Nogay ve Özbek Türkçesinde kıyşayt "meyletmek. yetişmek" > erv "erişmek. (Ercilasun 1991: 177). 61). iyi" Kazak Karakalpak Türkçesi > körkti "güzel. 357). 27). (Esemuratova 1988: 3. 541). (Esemuratova 1988: 3. Özbek Türkçesinde ise üstiga "üstüne. 311). (Baskakov 1963: 344). gevşek olma" > tiri "canlı" (Ercilasun 1991: 176). (Esemuratova 1988: 3. üzerine" (Akabirov 1981: 2. Sadece Kökleri Bulunan Kelimeler Araştırdığımız metinde geçen bazı kelimelerin benzer şekilleri bugünkü Kazak Karakalpak Nogay. (Baskakov 1958: 95).189 1963: 163). 402). (Esemuratova 1992: 4. (Esemuratova 1992: 4. (Esemuratova 1992: 4. 101). (Baskakov 1963: 138). 301). (Baskakov 1963: 284). sakın (109a4) "sakınmak. kolayca" (Kenesbaev 1986: 9. 152). değme" > ti "değme" (Kenesbaev 1986: 9. 202). 98). 576). yetişmek" (Kenesbaev 1978: 3. (Akabirov 1981: 2. (Baskakov 1963: 391). (Esemuratova 1992: 4. (Eren 1988: 1467). iyi" (Kenesbaev 1980: 5. köre (99bl) "göre" (edat) Kazak ve Karakalpak Türkçesinde kör "görmek" (Kenesbaev 1980: 5. 68). ög (20b9) "akıl" Kazak Karakalpak Türkçesi > ügit "akıl" (Kenesbaev 1986: 9. (Esemuratova 1988: 3. 215). 357). Kazak ve Özbek Türkçesinde keri "ihtiyar" (Kenesbaev 1979: 4. (Baskakov 1963: 178). 145). (Akabirov 1981: 2. güzel" > kök "mavi. (Baskakov 1963: 366). 10). (Akabirov 1981: 2. 519). Özbek ve Nogay Türkçesinde bu kelime kullanılmamaktadır. 494). Bu kelimenin Kazak Karakalpak Türkçesinde sadece kökü bulunmaktadır: süngi "süngü" (Kenesbaev 1985: 8. 235). 136). korunmak" Kazak Türkçesinde > saktan "sakınmak. çevrilmek" (Baskakov 1963: 198). (Akabirov 1981: 2. sanat". (Esemuratova 1988: 3. (Esemuratova 1988: 3. küneş (80a3) "güneş" > kim "güneş" (Kenesbaev 1980: 5. Özbek Türkçesinde > ogit "akıl" (Akabirov 1981: 2. (Esemuratova 1988: 3. (Baskakov 1963: 177). 61). tirkin (94a8) "kılıç sapının elin içinde iyi durmaması. kolayca" > tez "çabuk. 291). 6. üzere (2b2) "üstüne. tavdul (45b5) "şaşırmak" > tan kalu "şaşırmak" (Kenesbaev 1985: 8. (Akabirov 1981: 2. 527). 146). 311). Örnek: iriş (58b9) "erişmek.493). (Akabirov 1981: 2. (Baskakov 1963: 401). tizik (8a5) "çabuk. 111). Münyetü'l guzât'ta geçen kelimelerle aynı kökten türeyen kelimeler bulunmaktadır. Özbek Türkçesinde ise keskiç "kesegen. korunmak" (Esemuratova 1992: 4. sağrı (69a8) "atın arka ayağının üstü" > san "atın arka ayağının üstü" (Kenesbaev 1985: 8. küneş (80a 3) "güneş" > kün "güneş" (Kenesbaev 1980: 5. (Esemuratova 1988: 3.419). 347). yağırlık (8b9) "atın sırtına konulan bir çeşit keçe" > javır "atın sırtına batan bir şeyden fayda olan yara" (Kenesbaev 1979: 4. çevrilmek" Kazak Karakalpak Türkçesinde kıysayt "meyletmek. (Baskakov 1963: 177). 10). 414). niçe" > neşe "nice" (Kenesbaev 1983: 7. (Esemuratova 1992: 4. 20). (Baskakov 1963: 107). (Esemuratoval 992: 4.Kazak Karakalpak Nogay ve Özbek Türkçesinde: tutka "kılıcın sapı" (Kenesbaev 1986: 9. 208). kökçek (14b4) "iyi. (Baskakov 1963: 287). 133). kögüs (20a8) "göğüs" Kazak Karakalpak Nogay Türkçesinde > kökirek "göğüs" (Kenesbaev 1980: 5. 30). 555) anlamında kullanılmaktadır. 16). Özbek ve Nogay Türkçesinde bu kelime kullanılmaktadır: köre "göre" (Baskakov 1963: 180). 296). 12). Ancak bu lehçelerde. (Baskakov 1963: 237).

191): Nogay ve Özbek Türkçesinde yardım "yardım" (Baskakov 1963: 499). 1956 1963 bilig-5/Bahar '97 . Özbek ve KAYNAKLAR AKABİROV. V. yaman (35a6) "kütü. A. 1102). yarı (25a5) "yardım" Kazak Karakalpak Türkçesinde jerdem "yardım" (Kenesbaev 1979: 4. Moskova: Gosudarstvennoe izdatelstvo inostrannıh i notsionalnıh slovarei. R. 1974 Kazak Tilinin Tüsindirme sözdigi. 1991 Karşılaştırmalı Türk Lehçeler Sözlüğü. 310). yirge (3b8) "sıra. Toşkent: Rus Tili Naşriyoti. ve diğerleri. fena" Özbek ve Nogay Türkçesinde yaman "kötü. (Esemuratova 1984: 2. Özbek Türkçesinde isi ohşa "benzemek" anlamında kullanılmaktadır. Baskakov N. EREn H.249). mevkii. (Baskakov 1963: 116). Nogaysko Russki Slovar. hiza" > tüz "hiza" (Kenesbaev 1986: 9. N. (Akabirov 1981: 1. ve diğerleri. (Esemuralova 1984: 2. S. 1-lOc. 1587). K. Moskova: Gosudarstvennoe izdatelstvo inostrannıh i notsionalnıh slovarei. Kazak Karakalpak Nogay Türkçesinde uksa "benzemek"(Kenesbaev 1986: 9. Özbek Türkçesinde isi tugan "tükenmek" lAkabirovl981:2. V. Almatı: Kazakistan "ĞILIM" Baspası. (Akabirov 1981: 2. l-4c KENESBAEV. 39). Kazak Karakalpak Türkçesinde jaman "kütü. ve diğerleri. (Baskakov 1958: 65). Ankara: Kültür Bakanlığı/l371. 1972 Rusça Özbekçe Lugat. 1982 Karakalpak Tilinin Tüsindirme Sözligi. makam" > jerge "mevkii. ve diğerleri. A. (Akabirov 1981: 1. B ve diğerleri. Ancak bunların anlamları birbirlerinden farklıdır. (Esemuratova 1984: 2. Moskova: Gosudarstvennoe izdatelstvo inostrannıh i notsionalnıh slovarei. 12 c. 4. etki veya beceri için) alışılmışın üzerinde olan " (Eren 1988: 2. (Esemuratova 1992. 219).217). 328). 200). fena" anlamında kullanılmaktadır. Örnek: aç (77 a6) "açmak" > aç "yırtmak" (Kenesbayev 1974: 1. (Baskakov 1963: 54). tükenmek" (Kenesbaev 1986: 9. (Esemuratova 1992: 4. Anlamca Yakın Olmayan Kelimeler Münyetü'l guzâfta geçen bazı kelimelerden bugünkü Kazak Karakalpak Nogay. (Baskakov 1963: 368). ohşa (81a2) "benzemek" kelimesi Türkiye Türkçesinde okşa "sevgi veya şefkat belirtisi olarak elini bir şeyin üzerinde yavaş yavaş gezdirmek veya ona hafifçe vurmak" (Eren 1988: 2.190 (Baskakov 1963: 335). 1988 Türkçe Sözlük Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları: 549. 91).202). Rusko Nogayski Slovar.471). tüken (92b2) "tükenmek" Kazak Karakalpak Türkçesinde tük "hiç bir şey. 7. makam" (Kenesbaev 1979: 4. 88). tüzge (101a7) "seviye. Toşkent: Ukutuvçi Naşriyoti. 152). 363). 507508). REŞETOV. 1981 Özbek Tilining İzohli Lügati. 381). ESEMURATOVA. Türkiye Türkçelerinde ses bakımından benzerleri bulunmaktadır. Nüks: Karakalpakstan Baspası. 1958 Karakalpaksko Russki Slovar. I. ERCİLASUN A. (Baskakov 1963: 382). Özbek Türkçesinde teg "değme" (Akabirov 1981: 2. fena" kelimesi Türkiye Türkçesinde yaman "(güç. l-2c BASKAKOV.

bu makaleden sonra basında bu konuda tartışmalara pek sık rastlanmaya başladı. Özbekistan. Bazıları eski Türk runik harflerinin yerleştirilmesini. bu gelişme zamanında dahi yarım asırlık bir gecikme yaşayacağımızı savundular.191 KAZAKİSTAN'DA LATİN ALFABESİ MESELESİ Prof. Latin harfleri hakkında ilk söz edenlerden biri biz olduğumuzdan dolayı halkımızı bu konuda aydınlatmayı bir borç olarak görüyorum. Böylece Latin alfabesiyle başlayan konuşmalar yarı yolda kalmış ve bu alandaki tartışmalar unutulup gitmişti. nasıl sonuçlandığını bilmediği kanısındayım. Pek çoğunun hatırındadır. Diğer bir grup "bu dünyada Arap alfabesinden daha üstünü yoktur" diye kanıtları olmamasına rağmen Ahmet Baytursınov'u yüze tutarak dayanmaya çalıştılar. Belki de amacımızı doğru anlatamadığımız için suç bizdedir. Ve bizim amacımızın tek bir noktada birleştiğini onlara anlatmamız mümkün olmadı. yoksa gerekmez mi ?" sorusuna cevap vermeleri gerekiyordu ve bu soruya onlar iki cümleyle "gereği var" ya da "gereği yok" diye cevaplandırabilirlerdi. 1991 yılı 24 Ocak tarihli "Ana Tili" gazetesinde "Latin alfabesinin geleceği parlak" diye bir makalemiz yayınlandı. Bu konuda halkımızın tartışmaların nasıl başladığını bilse de. Başka bir topluluk Kiril alfabesinin devam etmesini ve bu alfabeden ayrılırsak. "Türk Dünyasının yeniden canlandığı bu dönemde orlak Latin alfabesine sırayla geçmeye başladığı Türkiye. Kiril alfabesinin Latin alfabesi ile değiştirilmesi konusu ele alınmıştı. Azerbaycan. konuyu ne amaçla başlattığımızı ve bazılarının bu amacın ne olduğunu anlayamayışına şaşırarak seyirci kalmıştık. Fakat her şey tersine gitmişti. diğerleri (daha önce nerede olduklarını kim bilir) tam bu zamanda patriotik duygularını öne sürerek "egemen halkın diğer alfabelerle benzemeyen (Çinlilerin alfabesine benzeyen) kendilerine ait bir alfabenin olması şarttır" diye çizgilerden oluşan " kendi hünerlerini" göstermeye başladılar. Müdürü ________________________________ Kazak Türkçesinden Aktaran: Banu Muhyaeva Latin alfabesini kabul etme. Ebduali Kaydorov Muhtar Avezov Dil Bilimi Ens. ya da kabul etmeme konusunda son üç dört yıl içerisinde birçok tartışmalar yapıldı. Kırgızistan vs. Bu makalemizde ilk kez. Bu arada biz. memleketleri ile beraber bağımsız ülke halkı olan Kazakların da Latin alfabesini kabul etmesi gerekir mi. Her zamanki gibi içimiz bilig-5/Bahar '97 . Dr. Türkmenistan.

Konuşmaya Türkiye temsilcileri başladı. 1993 yılı Ağustos ayında Türkiye'nin başkenti Ankara'da Latin harfleri ile ilgili toplanan akraba altı Türk devleti (Türkiye Azerbaycan. biri . Şimdi beni diğer bir sorun korkutmaktadır. V. Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev'e açık mektup şeklinde "Ana Tili" bilig-5/Bahar '97 gazetesinde (30 Aralık 1993) kendi makalemi yayınlamıştım. Halbuki Kazakların çok yavaş hareket ettikleri her tarafta malumdur. Ortaya atılan bu tartışmadan. biri başkan. Halbuki Azerbaycan (Latin alfabesini 1991 yılında kabul etti) ile Türkmenistan (1993 yılında kabul etti) uzun süre geçmeden Özbekistan Cumhurbaşkanı (1993) İ. 1993 yılında Ankara'da toplantıdan sonra. "yeni alfabe") ortaya koyarak tartışmaya başladık. Böyle şüphelenmemizin tabii ki sebebi vardır. tüm bu tartışmalarda Latin alfabesinin olmasını isteyenlerin sayısı diğerlerine göre daha çoğunluktaydı. Bu yüzden bununla ilgili şüphelerimi söylemek istiyorum. her ülkenin rızasıyla kabul görmüştü.192 kaynayarak "alfabe değiştirilmesinin" gereği var mı. Böylece uzun süreden beri ayrı yaşayan. dili. böylece gelecekte ortak 34 harfli alfabenin kabul edilmesi. şeklinde mi olacak veya bu sefer "bu mesele ilmi bir meseledir" diye ilim adamlarımız tarafından kararlaştırılacak mı? Burası şu an bana da malum değildir. Bence bütün Türk dünyasındaki gelişmeler ve bu gelişmelerle ilgili ortaya çıkan düşüncelere çeşitli sebepler uydurarak bazı bilim adamları engel olmaya çalışmaktadırlar. Eski dönelerdeki gibi biri çoban. Nasıl olsa. Latin alfabesi. Özbekistan. Kazakistan Türkmenistan. dini. Komite şu anda bu meselenin çalışmalarına başlamış durumda. Bu konuda bir şey anlamayanların durumları farklıdır. sayın Cumhurbaşkanımız bu makaleyi okumuş ve bazı harflerin altını çizerek kendi fikrini ortaya koyarak o dönemin devlet adamları olan Abiş Kekilbayev ve Kuvanış Sultanov'a meseleyi çözmeleri için göreve atamış. araştırmaya giriştik ve sonuçta. onlar bizim ne tür bir adımı atacağımızı bekliyorlarmış. her ülkenin temsilcileri kendi alfabelerinin ayrıcalıklarını anlattılar. ana dilimizin bugünü ve yarını programını hazırlamakla görevli dil uzmanlarımızın bu işte seyirci kalmaları idi. runik yazıları. bu konuda özel devlet komisyonu kurmuşlar ve hala kesin bir sonuca varmış değiller. dil bilimcilerimizin bile arasında birlik sağlanmıyor. Kazakistan'dan giden üç temsilciden birisi olarak bu toplantıya ben de katılmıştım. Her şeyin bir sorgusu vardır diye. İlginç olan bir yanı da. biri . Kırgızistan) vekillerinin birleştiği büyük bir toplantı gerçekleştirildi. Kiril alfabesi.Rus vs. Genel olarak baktığımızda. zaman geçmesine rağmen bir sonuç almamıyordu. kökü bir kardeş Türk halklarının gerçekleştirdikleri bu toplantının asıl amacı olarak kabul edilen gelecekteki ortak dil ve alfabe düşüncesi çoğunluğun kabulü ile sonuçlanmıştı ve bunların arasında Kazakistan'dan elli delege bulunmuştu.aydın. biri . Dil kanunu hakkında son zamanlarda gerçekleştirilen meclis çalışmalarında Başbakan yardımcısı sayın İmanağali Tasmagambetov'un Latin harfleri meselesini çözüme getirmeleri için Kazakistan Cumhuriyeti Milli Siyaset Devlet Komitesini (Başkanı G.Kazak. Bir yuvarlak masa etrafında oturarak dört – beş bilim adamımız "Azattık" (Azatlık) radyosundan dünyaya duyurdukları konuşmalarını dinlediğimizde Krılov'un "Kuğu. fakat bilim adamlarımızın bundan dört yıl önce gündeme alınan Latin alfabesi hakkında . Tam bu sırada onların görevleri değişti ve Latin harfi sorunu ortada kaldı ve bugüne kadar böylece devam etmektedir. Arap alfabesi. Diğerlerini bir kenara bırakalım. Komiteye kimler katılacak ve ne tür bir prensip ile seçilecekler. Soruşturmalarımız sonucu anlaşılıyor ki. Kırgız kardeşlerimiz ise.işçi. "Sabreden derviş muradına ermiş" dedikleri gibi bu alanda yeni haberimiz yok değildir. yok mu sorusuna cevap aramadan. Balık ve Akrep" hikayesindeki kahramanlara benzetebiliriz. Kim) görevlendirdiğinin canlı şahitleri olduk. Bu arada. Bu proje bir yıl sonra 1994 yılı Ağustos ayında Türkiye'nin Antalya şehrinde gerçekleşen Türk Dünyası Kurultayında kabul edilmişti. beş alfabe türünü (eski Türk alfabesi. bu işi organize edecek olanların kimlerden oluşturulacağı. Kerimov'un kararıyla Özbek halkının da yavaşça Latin alfabesine geçeceği ilan edilmişti. biri . O günden beri gördüğümüz gibi bu kadar zaman geçti. projesi kabul edilen 34 harfli ortak Latin alfabesinin Kazak dili için en doğrusu olacağını düşünerek.

geçmeyi arzu eden Kazaklardan başka halklar bu zorlukları göze almaktadır. yine cahilliğe düşeriz". Devlet komisyonunun görevi. Latin alfabesine geçen. Şimdi düşüncelerimizi bir yere topladığımızda şu sonuçlara varmaktayız: Gündemdeki meseleyi devlet komisyonu oluşturarak ele almak için Cumhurbaşkanı N. yakın zamanda Özbekistan. bilig-5/Bahar '97 . Bunların hepsi bizim için yeni bir şey değildir. Her işin neticesi olması için onun başlangıcı çok önemlidir. Bunların hepsinin titizlikle incelendiğini bilmemiz gerekiyor. "Latin alfabesi Kazaklara gerekli mi?". eskiden de şu anda da gündeme alınmamıştır. Latin alfabesinin temeli olarak Kazak dili için alınacak işaretleri ve manalarını tespit etmesiyle birlikte alfabenin prensiplerini* ve kurallarını tespit etme. Büyük anlaşmazlıklar olacaktır tabi. Evrensel olarak diğer ülkelerde alışılmış şeylere biz neden şüphe gözü ile bakmaya alışmışız. onu da Özbeklerin söylemesi gerekiyordu. sistemi.? Dördüncüsü. Çünkü bu çalışmamızın uzun yılları kapsayacağını hepimiz iyi biliyoruz. Bu iş beş yıldan on yıla kadar bir süre içinde titizlikle çalışılarak gerçekleştirilmelidir. Kırgızistan ve Türkmenistan gibi devletler Latin alfabesine geçtiğinde oralarda yaşayan kardeşlerimizin durumu ne olacak? Hiç olmazsa bu durum hakkında neden biraz düşünmüyoruz. fakat bu meseleyi şu anda çözmezsek gelecek kuşakların çözeceğine inanıyorum. manevi. zamanı hakkında danışma yerine beş alfabeyi kendi aralarında kıyaslamaya gerek var mıydı ? Bu sorulardan birincisi idi. "Latin alfabesini öğrenmek çok zor. İnşallah bu yararlı işin neticesini hepimiz göreceğiz. "Eski manevi mirasımızı kaybederiz" diye birisi söyleyecekse. Sadece "gereği var" veya "gereği yok" diye cevaplandırma yerine o kadar tartışmamızın bir anlamı var mı? Gerek duyduğumuz halde. ayrıca bu konuda kamuoyuna duyurma. Latin alfabesini seçmiş durumdadırlar. Bundan sonra Kazak dili için uygun bulunan Latin alfabesi imla kurallarını ve geçme süresi. şu anda kullanmakta olduğumuz Kiril alfabesinin yerine diğer Türki halklar gibi Latin alfabesini almaya Kazak için lüzum var mı? diye bir soruya cevap vermemiz gerektiğini unutuyoruz. İkincisi. geçmekte olan. alfabe hakkındaki tartışmalara devam etmek değil. Yabancı dilleri okuldan öğrenmeye başladığımız için Latin alfabesini hepimiz iyi biliriz. uzmanların görüşlerini yayınlama. Sadece. Latin alfabesine düşman bazı insanlar "Kiril alfabesiyle" yazılan yarım asırlık mirasımızı kaybederiz. Beşincisi. fakat bu durum Latin alfabesinden vazgeçmek anlamına gelmez. Üçüncüsü bütün dünyada kültürel. piyasa ekonomisi her gün değişmektedir. Bu tabii ki biraz zaman alacak ve sorumluluk taşıyan bir meseledir. "ekonomik durumumuz buna müsait değil". İşte bu amaçlarla Rusya ve Çin'de Latin alfabesine geçme hareketleri gerçekleşmişti ve bu düşünce halen görüşülmektedir. teknolojik. Ayrıca. Nazarbayev'in resmi kararnamesi lazımdır. gibi gerekçeleri öne sürmektedirler. Ey kardeşler. bazı vatandaşlarımızın Latin alfabesine geçmemizin sebebini "Türklere benzeme' "siyasi sebepler" olarak çeşitli düşünceler ortaya atmalarına nasıl bakılır? Uzaktakileri bir kenara bıraktığımızda.193 meselenin amacını bu güne kadar doğru dürüst anlayamaması insanları şaşırtmaktadır. finanse ve gerekli ideolojik çarelerin resmi olarak onaylanması gerekiyor. sizlere hatırlatmak istiyorum. Kazak dili için alfabe yapımı. ekonomik entegrasyon sürecinin ilerlediği dönemde alfabe de teknolojinin taleplerine uygun olarak gelişmelidir. ekonomik durumumuzu dikkate almamız gerekiyor. Avrasya devletlerinin tam ortasındaki Türk halklarının içindeki Kazaklar da bilgisayarın gelişmelerinden faydalanabilmelidir. "uluslararası ilişkilerimize zarar gelir" vs. Türk halklarının içinde Türklerden başka Arap alfabesini asırlar boyu kullanan Özbekler Arap alfabesini değil. "Latin alfabesini öğrenmek çok zor" diyenler Latin alfabesini hiç anlamayanlardır. A. bununla birlikte "Latin alfabesine hemen bir sene içinde geçeriz" diyen kimse yok. sorusuna net yanıt verecek bilim adamlarını organize etmek ve çalışmalarına imkan sağlamak.

onun fikirleriyle özünü (kişiliğini) aramanın. D. Bu şairin eserlerinin hangi sebepler yüzünden halkların gönlünde böylesine derin ve köklü yer etmeyi başarabildiğini araştırıp ortaya çıkarmak ise. halk üzerinde çok önemli tesirler meydana getirmiştir. asrın büyük klasik Türkmen şairi Mahtumkulu'nun. asırlardan beri Arapça ve Farsça'yı en güzel dil olarak kabul edenlere karşı. Millet. Dil meselesiyle başlayan ve yavaş yavaş derinleşen fikirler duygular. M. İran'dan Turan'a bu kadar meşhur olmasının sebeplerini bilmek. D. halk içinde hürmet gösterilen bir insanın. millet. M. öz değerlerine sahip çıkmanın ve bunları üstün kılmanın yollarını aramaya başlamış. Dile gösterilen hürmet ve sevgi neticesinde. Babasının bu fikirlerini duru kaynak suyu gibi içen genç Mahtumkulu. bu şekilde düşünmesi ve söylemesi.194 MAHTUMKULU NEDEN BÜYÜK? 18. Farslılar bilen işim yok Bu Türki yarlara nazım tüzettim Doga birle anarlar diyp göz ettim. Fars'ı tilinge danışım yok Araplar. " Devlet Mehmet Azadi gibi büyük. Ayrıca önceden de ilmi kaynak hükmünde babası Devlet Mehmet Azadi'nin yazdığı eserleri ve belirttiği görüşleri susamışçasına düşüncesine sindiriyor. Mahtumkulu gençliğinde Arapça'yı ve Farsça'yı çok iyi öğreniyor. ilim adamlarının gelecekteki belli başlı görevlerinden biridir. Azadi. filozof hem de eğitimci. O eserlerinde halkın gözünü açıp aydınlatmaya ve halk düşüncesine yeni fikirler katmaya çaba göstermiştir. ana dilini yüceltmeye çalışmıştır. üzerinde durulması gereken çok önemli bir meseledir. Azadi'nin şu satırları kendisini halka tanıtmakta bize bir fikir vermektedir: "Arap. Bu açıdan. o öz Türki (Türk) dilini. devlet (hükümet) kurmak gibi fikirleri halka ulaştırır. Bilindiği üzere. hem ulu bir şair. daha sonra başka meselelere de tesir etmeye başlar: "Patişası bolmasa bir ülkönin Bolmaz ermiş hayru ihsanı anın Oraz Yagmırov Araştırmacı Yazar/ Türkmenistan ___________________________________ Türkmenistan Türkçesinden Aktaran: Yusuf AKGÜL şeklindeki mısralar. alim bir kişi idi. kendisinden önce yaşamış Türk bilgelerinin şairlerinin fikirlerini de bilig-5/Bahar '97 . milli özelliklerini güçlendirmiştir.

Bu maksatla Mahtumkulu'nun pek çok yurtlara gidip geldiği ve görüşmeler yaptığı hakkında inandırıcı malumatlar vardır. kimliğini unuttu. Türkmenlerin zihninde büyük bir inkılap belirir. Mevlana Celaleddin Rumi. Bu tehlikenin sebepleri şunlardan ibarettir: Öncelikle halk özünü. asır ortalarında dağılmakla karşı karşıya kalan Türkmen halkı. gibi büyük şair ve tefekkür adamları Mahtumkulu'nun manevi akıldarlarıdır. özellikle de manevi azatlık (istiklal bağımsızlık) meselesinde çok büyük yıkımlarla karşılaşmışlardır. hürriyet. En tehlikelisi de halk. Fakat bu yol. şekillenir. Dil. Mahtumkulu. kendisinden önceki bütün klasik şair ve bilgelerden bir adım öne geçiyor. Deryayı Nil 'i Teke.. onların izini takip ederek ve gönül bağıyla bağlanarak geçip. Mahtumkulu. o kendisi hayatta iken bile "klasik şair" unvanına sahip olmuştur. milleti temelden dağılıp kaybolup gitmekten kurtarmıştır desek. milli duygulan geliştirmiş. adetlerden söz edilmiştir. hemen ta içinde duyduğu bu sıkıntıların dermanını aramaya başladı. Bu nedenle. Neticede Mahtumkulu. Selçuklulardan soma kendilerine has bir devlet kuramayarak zorluklar çekmiştir. Hoca Ahmet Yesevi. Ömer Hayyam. Bu onun büyüklüğünün en önemli ve en esaslı tarafıdır. Büyük Türkistan akıldan. İbn i Sina. "hayat'a yeni bir değer vermekle de. o. Dünyanın pek çok yerlerine varıp devlet kurmayı başaran Türkmen. kendi yolunu buluyor. kesinlikle bir gerçeği belirtmiş oluruz. bir ar üç ayal bolyar. kendi gücüne inanmıyordu. kendi şiirlerine sindirdiği BİRLİK ve AZAT TÜRKMEN DEVLETİ KURMAK düşüncesini de pratik olarak hayata uygulamak için harekete geçmekten de geri kalmaz. Başkalarından destek ve kuvvet ümit etme girişimleri güçleniyordu. " bilig-5/Bahar '97 . komutanları. Bundan soma şair edebi eserlerinin çizgisini erkinlik. gerçek halk dilinde yazılıp. Yomut. yaşadığı çağa ve o çağın sosyal problemlerine şiirinde geniş olarak yer verdiği için de büyüktür. öncekilerden daha büyük olduğunu gösterir. Mahtumkulu. olgunluk devrine ulaştığında.. dış ve iç gerginlikler soğukluklar sebebiyle topluca kaybolup gitmek (silinmek) tehlikesini yaşamıştır. paşaları olan Türkmen. Fuzuli. Böylece de bu şiirleri okuyan halk da heyecan duymuştur. Bu şiirler. 13 15 yaş civarında idi. Alili Bir dövlete gulluk etsek böşimiz. Sanki taptaze bir cana kavuşurlar. kendine güven duygusunu yitirdi. sıradan şiirler olmayıp yüreğe köz basılırcasına yazılmışlardır. gelenek görenek. Ali Şir Nevai. sultanları. dünyaca meşhur padişahları. "Türkmenler bağlasa bir yere beli Gururdar Gulzum 'ı.. "Beyle ar goşulmaz adam sanına İki hatın. öncellikle halkın gönlüne güven duygusunu yerleştirmek gerektiğine kesinlikle inanıyor ve bunu biliyor. Afganistan Devleti 'nin kurucusu Ahmet Şah Dürrani ile buluştuğunda ve onun şanına kaside yazdığında şair. Halktaki bu güç ve maneviyat kaybını pek çabuk hisseden Mahtumkulu. Ölümsüz şiirleri sayesinde Mahtumkulu. 2 kadın ile evlenen erkekler için. Misal olarak. 18. Mahtumkulu onların geçtiği yoldan. Gölden. Yazır. " gibi mısralar. Bütün İl / Ülke yurt uyanıp ayağa kalkmaya başlar. öz toprağında yani Türkmenistan'ın bugünkü topraklarında devletsiz kalmıştır. Yunus Emre. bu büyüklerin çizdiği yoldur. "Birleşmek" ve "Devlet Kurmak" için. Ve böylece gençliğinde siyasi şiirler yazmaya yöneldi. O. asırda bütünüyle bitkin düşen halk. 18. Ama onun Osmanlı Hükümeti'ne başvurup vurmadığı konusu da kesin söz söylememiz mümkün değilse de. bu seyahatlerinden birinde Osmanlı Devleti'ne yapmıştır. insan topluluklarına güven gurur kaynağı olmuştur. "Kal ı Kal Bolar" adlı şiirinde.. gerçekten de bu güven sayesinde yeniden canlanıp harekete geçmeye başlıyor. Mahtumkulu'nun Osmanlı İmparatorluğu'na ithafen yazdığı "DÖVLET ALININ" adlı şiirinin varlığı meydandadır.195 öğrenmeye başlar. devletlilik ve azatlık olarak belirleyip bu problemlerin çözümüne yöneliyor. O inkılabın bayraktarı da şair ve akıldar Mahtumkulu olmuştur. Şairin şiirlerinde "Türkmencilik" denilen kadimi gelenek göreneklerden.

Mahtumkulu. Kuranı Kerim'den sonra Türkmenler arasında çok uzun zamanlar ikinci yere sahip olcaktır. manevi köprülerin en sağlamlarından birisi olarak hizmet ediyor. insanoğlunun yaşayışındaki önemli ve vazgeçilmez mevkilerine ta o çağda gerçek değer veriliyor. Türkmenistan'ı. Bu da.". Onun edebi üreticiliğinin bir başka büyüklüğü. Siz. Mahtumkulu'nun mücevher değerindeki eserleri. söylenen aydımların (şiir türkü) pek çoğunun Mahtumkulu'na ait olduğunu görürsünüz. sinmeye başladı. Özbekistan'ı. pek çok sayfaya gerek olurdu. 18.. edecektir de. bir başka yönü hakkında da söz etmek gerekir. İşte. şiir sanatına çok çeşitli temaları dahil edip kullanmasındaki büyüklüktür. bu sınırları bütünüyle yıktı. diğer küçük özelliklerine temas etmedik. böyle yeni ve cesur fikirler söyleyebildiği için Mahtumkulu büyüktür. böyle büyük bir ün kazandığı ve çok tanındığı için. Onun şiirlerinde kullandığı temaları sadece saymakla geçmek için.196 diyor. Günümüzde Türki halklarının (Türk halklarının) yeniden gönül yakınlığına kavuştuğu ortamda. Şairin "Duz Hem Bolması" adlı şiirinde de. 18.. Karakalpakistan'ı gezmiş olsanız. Gerçekten de. kadın ve kızların. Bu makalede. Kendisine kadar belli temalar / konular işleniyorken. asrın Türkmen şairi Mahtumkulu'nun büyüklüğünün önemli yönleri bunlardan ibarettir. "Dünya sözi manzeş duzsuz tagama Söz içinde gelin gız hem bolmasa " denilerek. "Mahtumkulu'nun kitabı. bilig-5/Bahar '97 . Kadınlara çağdaş ve demokratik bakış da Mahtumkulu'nun şiirlerinden sonra Türkmenlerin düşüncesine yerleşmeye. 1863 yılında Türkmenistan'a seyehat eden Macar alimi Vamberi. demiştir. asrın karanlığında.

Burinitier'e "Edebi Türlerin Menşei ve Gelişmesi"ni yazdırmıştır. beşeri ilimlerde ve edebiyat araştırmalarında aldatıcı sonuçlar vermektedir. yüzyıllarda ortaya çıktığı görülür. Bugün farklı Türk coğrafyalarında gerçekleştirilen beşeri ilimler ve edebiyatla ilgili çalışmaların birbirinden böylesine farklı bilig-5/Bahar '97 . Şerif AKTAŞ _________________________________ Ahmet Yesevi Ü. İlim tarihinde bu konu açıkça ortaya konulmuştur. Tarihin bu döneminde müspet ilimlere has bakış tarzı. Edebiyat adına da yazarların hayat hikayeleri ile ilgili hususları anlatmışlardır. müspet ilimlerin metotlarını benimsemişlerdir. Başta sosyoloji olmak üzere.. Asırlardan beri yapılan bütün ilmi çalışmaları bu iki grupta toplamak mümkündür. Jules Lemaitre. Bunun için de tarihi ve beşeri ilimler. Sos. Özbekistan. Türkmenistan ve Türkiye'den katılan dil uzmanları toplantısında Komisyon Başkanı olarak yapılan konuşmanın metni. metot ve çalışma tarzları insanlığa büyük ümitler vermekte. Gustave Lanson bugünkü anlamda edebiyat tarihinin kurucuları. Kullanılan metotların da kaynağı tabii ilimlere has metotlar ve bakış açılarıdır. XIX. Gerçek anlamda edebiyat araştırması için sözü edilen bilgi malzemesine ihtiyaç olduğu açıktır. dış şartların edebi eseri belirlediği fikrinden hareket edilmiştir. tabii ilimlerin bakış açıları. yüzyılda çevre. Edebiyat tarihi ve edebilik probleminden söz etmeden önce. Kısacası devrin bakış açısının temelinde materyalist dikkat vardır. Ancak bu yeterli değildir ve yalnız başına alındığında da böylesi çalışmalar. ekonomik ve maddi şartlar ile edebi eser arasında çok yakın bir ilişkisinin olduğu kabul edilmiş. Taine. H. tarihi başka bir deyişle beşeri ilimler genel hatlarıyla bu yüzyılın zihniyetini aksettirir. Bugünkü anlamıyla edebiyat tarihinde XIX. Danvin'in "Türlerin Kökeni" adlı eseri. Ens.197 TÜRK DÜNYASI EDEBİYAT TARİHİ METODOLOJİSİ ÜZERİNE Türk Terimler Sözlüğü Hazırlama Komisyonu için Kazakistan. son yüz yılda ilmi faaliyetlerle ilgili metot ve bakış açıları üzerinde durmak gerekir. Dr. Bunun için de edebiyat tarihleri edebi olanın tarihinden ziyade kültür ve medeniyet tarihinin konuları üzerinde gereğinden ziyade durmuşlardır. Bil. İlim tarihine bakıldığında bugünkü anlamıyla tarih ilminin XVIII-XIX. Prof. insani her faaliyetin sebep sonuç ilişkisiyle açıklanacağı sanılmaktadır. Azerbaycan. Müdürü. gölgede kalmasına sebep olmuştur. İlmi faaliyetleri müspet ilim sahası ve tarihi ilimler olmak üzere ikiye ayırmak tabiidir. metotlarıyla edebiyat tarihleri yazmayı başlatmışlardır. Bütün bunlar edebi olanın bir kenara bırakılmasına. yüzyılda bağımsız bir disiplin olur.

Çünkü birimiz bir diğerinin aynası durumundayız. tarihimizi ve medeniyetimizi kendi bütünlüğü ve tekliği içinde ele alabilen. Bu bakımdan mitolojik dönemi ortak insan kitlelerinin insana. Bu çok acı bir gerçeğin ifadesidir. Bugün Türkiye Edebiyat Tarihi. Kazak Edebiyat Tarihi. yani tabii olayı laboratuar şartlarında tekrar elde etmek mümkündür. ezgi. Ayrı coğrafyalarda mahiyet ve çıkış noktası bakımından birbirinden farklı metotlarla yazılan tarihler zihinlerde şüphe uyandırır. Onu kendi şartları ve biricikliği (ferdiliği) içinde değerlendirmek gerekir. Tabii ilimlerde her yerde genel geçer kurallara ulaşılır. Burada dil sözüyle gösterge bilim sınırları içinde her türlü anlaşma vasıtasını kastediyoruz. Zaten tarihi ve beşeri ilimlerin değişmez malzemesi en geniş anlamıyla dildir. coğrafyalardaki yorumlarıyız. Bu gerçek karşısında. biz istesek de istemesek de. Bunun için de edebiyat tarihleri hayat hikayelerinin toplamı ve anekdotlar yığını olmaktadır. büyük bir hadise olarak değerlendirmektir. bilig-5/Bahar '97 . Tarihi ve beşeri ilimlerin. Yukarıda sözünü ettiğimiz dikkatle medeniyet tarihinin bir parçası olan edebiyat tarihine baktığımızda günümüzdeki çalışmaların dağınıklığını açıkça görürüz. zenginleşir. Bu da ihanettir. Çünkü mitolojik dönemden önce ve sonra dil oluşmuş. Tarihi ve beşeri ilimler. Bu asli unsurlar mitolojik dönemde insanın kendisiyle ve tabiatla mücadelesi sonucu ortaya çıkmıştır. İnsan da zaman içinde değişir. Öyleyse bugün bir metot problemimiz vardır. kendi mahiyetimizi anlamak ve özelliklerimizi yorumlamak için birbirimizi tanımaya mecburuz. Türk tarihini batılı bakış açılarından ve batılı metotlarla değerlendirmek yanılmaya sebep olur. gündelik yaşam tarzında kullanılan aletler. Kendi şartlan içinde teşekkül etmiş büyük bir gerçekliktir. Ancak bu değişme kendisine ait asli unsurları zenginleştirme ile gerçekleşir. Bu ilimlerin gerçekliği kesin gerçekliktir. Bunlar da birdenbire oluşmaz. Böylece insanlar dil vasıtasıyla oluşan ve gelişen bir alem kurmuşlardır. onu kendi bütünlüğü içinde ele almak. bize has bir metoda ihtiyaç vardır. Bunu kabul etmek gerekir. Aynı ortak dili kullanan insanların birbirine benzer veya yakın alemler kurması tabiidir. Bu bakış tarzı ve metot genel Türk tarihi ve genel Türk medeniyetinden hareketle bulunmalıdır. Bu metot ve bakış açısı belirlenmeden yazılan tarihler zaman içinde Türkün sürekliliğini ve tekevvününü ifade edemez. Yani tabii ilimlerde olduğu gibi aynı olayı yeniden görmek mümkün değildir. törenler ve insan. Çünkü bizler aynı gerçeğin farklı. bu arada edebiyat araştırması insan faaliyetleri ve insanların yaptığı eserleri konu alır. Bir tarihi veya beşeri olay kendi şartları içinde bir defa olmuştur ve tektir. İnsanlar istese de bunu çok değiştirmezler. bu arada edebiyat araştırmalarının tabii ilimlerden farklı metotlara ve bakış açılarıyla gerçekleştirilebilmesi mecburiyeti vardır.198 olmasının sebeplerinden en önemlisini burada aramak gerekir. Çünkü tabii ilimler tabii varlıklar her yerde aynı özelliklerle karşımıza çıkarlar. Bizler böyle bir karara varır. Beşeri ve tarihi ilimlerin bir başka özelliği her tarihi ve sosyal olayın aynı şartlar altında bir daha tekrarının mümkün olmamasıdır. Büyük çoğunluğuyla mitolojik dönemde bir defa oluşur ve zaman içinde gelişir. Bunun başlangıç noktası da Türk tarihim ve medeniyetini bütün olarak görmek. Bizi izah eden. Özbek Edebiyat Tarihi gibi diyalektlerin edebiyat tarihlerinde söz edildiğini görürüz. bu ilimlerde deney yapmak. Bu anlamda her türlü giyim ve ev eşyası musiki. Şüphesiz batılı dikkatlerden yararlanmak faydalıdır. Çünkü özümüz dilimizle birlikte ortak mitolojik dönemde yoğrulmuş. insan kendim dille ifadeye başlamıştır. orta dönemde de aynı kaderi paylaşmışız. Öyleyse Türk alimlerinin beşeri ilimlerde çözüm bekleyen bir metot ve bakış açısı sorunu vardır. dünyaya bakış tarzı tabii olarak ortaktır. Kendi bütünlüğümüzü bozmaktır. Türk dünyası tarihi ve edebiyat tarihi de başka tarihlere ve edebiyat tarihlerine benzemez. Biz edebiyat tarihini diyalektlere ve coğrafyaya bağımlı olarak hazırlamaktayız. Birbirini tamamlamaz. kendilerinden talep edersek Türk dünyasının problemleriyle iç içe yaşayan sayın Namık Kemal Zeybek bu imkanı hazırlar. Ama onlara teslim olmak kendi mahiyetimizi inkar olur. her türlü adet. değerler ait oldukları toplumun özelliklerini ortaya koydukları için dil malzemesi durumundadır. Bunu anlamak ve değerlendirmek için ayrı bir bakış tarzına ve metoda ihtiyaç vardır. Bir başka kongrede veya sempozyumda metot ve bakış açısı problemlerinin tartışılması gereği vardır.

Bu metotlar ithal edilmez. Genel tarihte de görünüş pek farklı değil sanıyorum. Bu düşüncelerle alimler metot ve bakış açısı problemi üzerinde düşünmeye davet ediyor.. medeniyetini ve edebiyatını kendi bütünlüğü ve birliği içinde inceleyip değerlendirecek bir bakış açısına ve metotlara ihtiyaç vardır. hürmetlerimi sunuyorum. Bizim bakış açımızın ve metodumuzun kaynağı büyük ve zengin Türk dilinin tekevvününde görülen birlikte saklıdır. Bunun için de Türkün edebi eserlerde yansıtma kabiliyetini tespit edemiyoruz. Tarihi ilimlerde anlamak ve sonra da yorumlamak esastır. geleceğin bizim olduğu şuuru ile hazırlıkların uzun sürmemesini diliyor. geliştirilecek bir metot edebi eserlerde sürekliliğimizi ortaya koymamıza hizmet edecektir. Farklı tesirlerin gölgesinde edebiyat tarihi rüyası görüyoruz. bütün olarak hissetmek ve yaşamak gerekir. bu arada tabii olarak dilin tekevvününü bilmek gerekir. Türkçe'nin kelime kabul etme gücü ve tabii ahengi Türkün karakteristik özelliklerini haber verir. Böyle bir hatırlatmadan sonra bu tebliğin gayesi olan sözleri bir daha ifade edelim: Türk tarihini. Kaynak Türkçe'dir. Genel Türkçe'nin daha yerinde itibarıyla Türk dilinin zaman ve mekanla hesaplaşmasını. Türk insanının hayat karşısındaki tavrının edebi eserde kristalize olmasıdır. bütün olarak görmek ve düşünmek. dilin gelişme seyri içinde bu büyük milletin edebi özelliklerini aksettirecek bir bakış açısından ve metottan mahrumuz. Aytmatov ve Mustafa Necati XX. Destanlardan modern romana uzanan çizgide dil farklı zamanları kendi şiiriyetiyle birleştirir. Teferruatta boğuluyoruz.. her türlü iç ve dış engeli alt ederek geniş bir coğrafyada Türklük ruhunu yansıttığını dikkate almak zorundayız. yüzyılda aynı kaynaklardan beslenen iki ayrı kabiliyettir. Bunlara Türkçe'nin farklı coğrafyalarda olgunlaşan ortak meyveleri olarak bakabilecek bir dikkat bize çok şey kazandıracaktır. Avezov'un hikayeleri ile Refik Halid'in. bilig-5/Bahar '97 . Türkçe'nin ifade gücüdür. iyi yorumlamak için belge ve yadigarları. Bu bütünlük içinde her parçanın değeri ve fonksiyonu daha iyi anlaşılacak. Buna ihtiyaç vardır. Öyleyse bizim malzemelerimizden hareketle belirlenecek bir bakış açısı . Bunun için de Türk tarihini ve medeniyetini beyin ve kalp diyalogu kurarak. Dilin yapısındaki tabii mantık örgüsünü çözdüğümüzde tarihi ilimlerde kullanabileceğimiz metoda yaklaşacağımızı sanıyorum. Bizim alimlerimizce kurulur. Sabahattin Ali'nin hikayeleri birbirine o kadar benzer ki. hal ve gelecek daha iyi değerlendirilebilecektir. Türk destanlarıdır.199 Genel Türkçe'nin edebiyatını bütün olarak içine alacak. Ahmet Yesevi ile Yunus Emre arasındaki yakınlığı Aytmatov ile Tarık Buğra ve Mustafa Necati'de bulmak mümkündür. Doğru anlamak.

Plovdiv'e bağlı bazı köy ve kasabalarda yaşayan Türkler arasında türlü adet ve gelenekler. Kriçim Türklerinin düğün âdetlerinden kısaca bahsederek.200 KRİÇİM TÜRKLERİNİN DÜĞÜN TÜRKÜLERİ Doç. DTCFBulgar Dili ve Ed. Bu yazımızda başlıca maksadımız. bu adetlerin ayrılmaz ve pek önemli unsuru olan türküleri tanıtmaktır. tarihi delillere göre Kriçim pek eski devirlerden beri mevcut bir meskun yerdir. Trakların. Bu yerlerin elverişli hayat şartlan. Bugün on beş bin dolayında nüfusu olan Kriçim'de Bulgar. Yeni hayat şartlarının hızla üstün gelmesine rağmen. Mesela Kriçim Türklerinin düğün ile ilgili adet. Dr. Bunlar birçok mahalli özellikler taşımakla birlikte kendi aralarında da bazı hususta farklanmaktadır. oyunlar vs. Türk ve biraz da Çingene yaşamaktadır. Üyesi Bulgaristan'ın Flibe (Plodiv) bölgesinde yaşayan Türklerin folkloru üzerinde özel araştırmaları henüz yapılmamıştır. Islavların. türküleri ve oyunlarından oldukça farklanır. bunlarla ilgili de türküler. Tören türküleri arasında en önemlileri düğün türküleridir. yeni toplumsal ekonomik ilişkiler aile hayatında da birçok değişikliklere yol açmıştır. türküler ve masallar folklor derlemelerinde bulunmaktadır. Romalıların. stratejik önemi eski zamanlardan beri dikkati çekmiş. birçok manevi zenginlikleri bırakarak yeni alışkanlıklara kapılıyor. Arkeolojik kalıntılara. Ancak az sayıda maniler.Ü. Bizanslıların. Yeni nesil gün geçtikçe günlümüzün hayat şartlarına ayak uyduruyor. Hayriye (Süleymanoğlu) YENİSOY ____________________________________ A. Kriçim (Türkler bu kasabaya Kırçma. der) Rilibe'nin 30 kilometre güneybatısında bulunan şirin bir kasabadır. Çağımızın dinamik hayatı. gelenekleri. üç kilometre mesafede bulunan Ustina Türklerinin düğün adetleri. eski adet ve gelenekleri. Osmanlı Türklerinin zaman zaman önemli merkez noktası olmasına sebep olmuştur. Bulgarların. Öğr. Kriçim Türklerinin pek zengin folkloru vardır. Yakın geçmişe kadar burada düğünler iki türlü olurdu: bilig-5/Bahar '97 . gelenek ve türküleri. B. muhafaza edilmiştir. Ailedeki hayat usullerinin değişmesiyle eski aile adet ve gelenekleri de yavaş yavaş yok olup girmektedir.

demektir. Nikah kıyıldıktan. Peygamber düğünü. çalgısız düğün. Sonra "bu adamlar (adamnar) şahit (şat) olsun mu?". başlar. Daire darbuki eşliğinde söylenen türkülerden yalnız birinden beyitler verelim: Püskülü telden bükerler. Oynarken de türküler çağınrlar. üç kişi de kızın vekili olur. 2. kızlar. babasından isterler. canım / 2 At kolunu boydan aşır. kızlar. Altı şahide de birer çevre veya mendil. Kız da "ol" der. canım 12 Çeçreye oya dikerler. Kız da "olsun" der ve yine üç defa tekrarlanır. Ancak bundan önce adet üzere isteyicilerden biri hemen ateşi karıştırmağa. canım / 2 (Veya: Aşıklar sokak dolaşır. günümüzde ise entarilik kumaş. Kız verildikten sonra nikah (nika) ve nişan hazırlığa kalkılır. Geçmişte nişan yalnız bir grepten ibaretmiş. kızlar. Oğlan (Çocuk) tarafından cemaat kız evine nikah kıymaya gelir. Cemaat önünde imam vasıtasıyla kızın babasına "ağırlık" denen bir miktar para verilir. kadınlar. baş örtüsü. tepsene /H/ep yanıma gelsene Başına da elmas takayım /H/ep koynuma (veya koluma) girsene Kalyanın ardı tandır Yandır Allahım yandır Beni bir şayin (şahin) eyle Yarin koluna kondur Tepsene. Bu üç defa tekrarlanır. Peygamberin kavliyle kızımızı oğlumuza istemeğe geldik" derler. canım Ben kül oldum yane yane Nikah gecesi kızlar zincir olup "Halaylar" (alaylar) oynar. İşte oyun türkülerinden örnekler: Birinci Türkü Kalyanın (kal'anın) ardındayım Bubanın yurdundayım Kim ne derse ko desin Yarimin koynundayım (veya kolundayım) Tepsene. konu komşu davet edilir. tepesene. Üç kişi oğlanın vekili. nişan yüzüğü getirilir. canım) Aşıklar sokak dolaşır. tepsene Kalyanın adı bostan Yıkılsın Arabistan Arabistan kızları Ne don giyer ne fistan Tepsene. şerbet içildikten sonra erkekler çıkar gider.201 1. Odunların tutuşup alevlendiği gibi kızın ailesi de böyle kızışıp alevlensin ve kızı vermeğe razılık göstersin. tepsene Kalyanın ardı bostan Yıkılsın Arabistan Arabistanın kızları Ne don giyer ne fistan Tepsene. Davullu zurnalı (günümüzde de genellikle çalgılı) düğün. İkinci Türkü Kekliyim dağ içinde/2 Kavurdum yağ içinde / 2 /H/erkezin yari yanında / 2 Beniki yok içinde / 2 bilig-5/Bahar '97 . canım 12 Onu da yare yollarlar. Hısım akraba. imama da bir marama (mahrama) verilir ve cemaat yanına girip nikah kıyılır. canım / 2 (Veya: Serhoşa gezmek yaraşır. kızlar kalır ve daire (dare) darbuka ile türkü çağırmaya. alevlendirme. Düğün âdetleri kız isteyicilerin kızı istemeğe gelmedikleri günden başlar. canım 12 Oyna da püskül döne döne. Ondan sonra kız isteyiciler "Allahın emriyle. şenlik (cümbüş) yapmağa başlarlar. Kız da oğlana gergefte işlenmiş klabadanlı nişan çevresi gönderir. Oğlan tarafının yakın akrabalarından bir iki kişi kız evine gönderilir. kızlar. canım Türkünün Bağlantısı (Yani Nakarat) Ben kül oldum yane yane Püskülün bir dalı yeşil. Nikah akşamı oğlandan kıza "nişan" getirilir. zurnasız.canım) Oyna da püskül döne döne. Kızı anasından. yani davulsuz. Kızın vekillerinden biri "vekilin olayım mi?" der. akşamı tespit edilir. Bu para yalnız kıza çeyizlik eşya için harcanır. Kız tarafı kızı vermek niyetindeyse "bir söz de verir.

Üçüncü Türkü Oğlan tarafı: Ben pazara varayım / 2 Yarime gidep alayım / 2 Oyası ben olayım/2 İncili yosma yâr. Kızın bütün hısım akrabası tarafından da türlü hediyeler asılır. zurna/y/la/n/biz gelin alırız Kız evini temsil eden kızlar sırasında yaklaşıp kızı isterler. Oğlanın hısım akrabalarından kadınlar. güldürdüler (sevindirdiler) bizi Böyle tekrarlayıp kız evini temsil eden sıradaki kızları birer birer isterler. Kız verilmezse. bubası da paşa. Bundan birkaç hafta veya birkaç ay sonra "askı asmaya gidilir. türküler söylenir. döndürdüler bizi Kızı verirlerse. Daire darbuka çalınır. oyun oynanır. bubası da pezevenk Vermediler kızı. Oğlan tarafı dönüşte şunu der: Anası da cadı. kızlar toplanıp oğlan tarafından kıza hediyeler götürürler ve o akşam geç vakitlere kadar iyne şenlik ( cümbüş) yapılır. Birler kız evini (veya kız tarafım). o pip alaylar (opipalaylar ???) Kız tarafı: Ne istersin. oyun oynar. Bir gün öğleden sonra kız evine gidip oğlan tarafı oğlanın babasından başlayıp en uzak akrabalarına varınca hepsinden kıza hediye asar. yâr Nakarat: Yâr bize gelsin ne var Kız tarafı: Ben pazara varayım / 2 Yârime dalfes alayım / 2 Püskülü ben olayım / 2 bilig-5/Bahar '97 . alaylar. oyun da böylelikle sona ermiş olur. pide Kız tarafı: Adı nedir ? Oğlan tarafı: Osman Paşa Kız tarafı: Alsın kızı/mızı/geçsin başa Kızı vermezlerse Şöyle derler: Ne kız veiriz ne bişe (bir şey) İkinci Türkü Oğlan tarafı: Alaylar. İşte kızların söylediği türkülerden ve oynadığı oyunlardan örnekler: Kızlar karşılıklı sıra olur. eşimize gelin alırız Davulla/n/. kadı efendi Ver kzın.202 Kekliyim uçup gider / 2 Tüyünü saçıp gider / 2 Alacaksan al beni / 2 Gençliğim elden gider / 2 Aman aman keklik Kınalıca keklik Gel yanıma uslan keklik Cir koynuma yaslan keklik Her türkünün makamına göre halaylar oyununda adımlar da farklı olur. bizim güzel alaylar ? Oğlan tarafı: Bir güzeli gördük unu (onu ) isteriz Kız tarafı: O güzelin adına bildirin bize Oğlan tarfı: O güzelin adı Emne (Emine) /h/ anımdır Kız tarafı: O vara/a/masa. ne istersin. biz varırız. oğlan tarafı: Anası da anım (hanım). Verdiler kizi. Oynarken diyalog şeklinde şu türküleri çağırırlar: Birinci Türkü Oğlan taraf: Kadı efendi. ötekiler de oğlan tarafını temsil eder. Nikahtan bir hayli zaman sonra " görümlük " (görümnük) yapılır. kadı efendi Kız tarafı: Benim kızım verilmiştir At kınası vurulmuştur Mor çinisi serilmiştir Çıkar oğlunu göreyim Oğlan tarafı: benim oğlum geldi geçti Çeyır çimen bastı geçti Yarim okunu attı geçti (veya: yarine okunu attı geçti) Ver lazım kadı efendi Kız tarafı: Oğlan ne yer ? Oğlan tarafı: tatlı. Kadınlar ve bilhassa kızlar o gün de türkü söyler. Oğlanın ailesinden kıza beşibirlik veya lira (rila) da asılır.

tel çözülür ve bütün kızlara genç gelinlere dağıtılır. yâr Nakarat: Yar bize gelsin ne var Oğlan tarafı: Ben pazara varayım / 2 Yârime çorap alayım / 2 Potini ben olayım / 2 İncili yosma yâr. başlarında işlemeli (gergefe işlenmiş) beyaz örtüler. başından tacı ve "al duvağı " var. Düğün tutulmazdan bir ya da iki gün önce çeyiz (çiz) serilir. Büyük bir kalaylı leğen içinde kına karıştırılır. Işıklar içinde: nakılcı önde. Kızlar ve genç gelinler de çatma kaş çekinmiş. alınlarında düğünden dağıtılan teller. Bu halka olunur. başının her iki tarafında da elmaslar. Pazartesi (Pazartesi denir) başlar. Bu sırada kız evinde gelini hazırlamışlar: Entarisini. zülüflü. Salıyı çarşambaya bağlayan gece (Çarşamba gecesi ) "küçük kına gecesi" olur. Akşam ezanından sonra oğlan evinden kız evine "nakil" gelir. Çatma kaş çekilmiş. "Okuyucu" elinde güzel örnekli bir klabadan yağlıkla hısım akrabaya. Ucuna bir top çıra bağlanır. yâr Nakarat: Yar bize gelsin ne var Oğlan tarafı: Ben pazara varayın / 2 Yarime fistan alayım/ 2 Kıışayı ben olayım / 2 İncili yosma yâr. O gece de "büyük kına gecesi" olur. Kızım kınan al tutsun Kızım kınan solmasın Südüm sana /h/elal olsun Tekbir gecende güzel yol olsun Geldim geçtim yar kapısından Acı tatlı suyunu iştim Ben o yardan vazgeçmedim Gel kız alayım seni Kızım kınan al tutsun Südüm sana /h/elal olsun Tekbirimiz bizim olsun /H/elal geçen ma/h/mur olsun İkinci Türkü Kandilli 'den bir yâr sevdim aman Yanacığı al olur Öpsem (veya: emsem) kiraz dudayından aman Şeker ilen bal olur Al kayıkçı sür ayeste (aheste) aman Varalım Kandilli 'ye Kandilli 'de bir ev yaptırdım of Üç kurneli bir emam (hamam) Saydım saydım kurneler/i/ni aman /H/episi tekmil temam Al kayıkçı sü ayeste aman Varalım Kandilli 'ye Çarşamba günü öğleden sonra kız evinden oğlan evine ceyiz gelir. sonra da kadınlar sıralanıp kız evine gelirler. o gün de oğlan evinden kız evine " ruba " gelir. (Bu gece de kaynana geline altın asar). belikleri de telle örülü. Tacından önüne doğru bütün yüzünü örtmüş teller aşağıya kadar sarkıyor. sırtlarında da ■ kara pülüs kürkler. kol kola bilig-5/Bahar '97 . Çeyiz serilirken de türkü söylenir. Pazartesi de biter. Düğün telleri de rubayla gelir. Düğünün en şenlikli gecesi bu gecedir. kara pelüş (pülüs) kürkünü giydirmişler. sürme sürünmüş. En çok şenlik düğünde olur. ayağına (küçük topuklarına kadar) kına vurulur. davullar. Gelinin kız arkadaşları da kına vurunur ve kına vururken "küçük kına gecesi türküleri" çağırırlar: Birinci Türkü . alnında ve iki yanağında yapıştırmalar. yâr Yâr bize gelsin ne var Not: Verdiğimiz bu üç türkü hıdrellez şenliklerinde söylenir ve oyunlar oynanır. Düğünler "hafta düğünü" olur. nakil bir çam ağacından yapılır. yan dallarına da fenerler takılır. saçları kıkrmalı. Pazartesi günü düğün tutulur. sonra cemaat (yani erkekler). konu komşuya gider ve düğün sahipleri adına onları düğüne çağırır. içinde de mumlar yakılır. Gelinin eline (bileklerine kadar).203 İncili yosma yâr. yâr Nakarat: Yar bize gelsin ne var Kız tarafı: Ben pazara varayım / 2 Yârime mintan alayım / 2 Gaytanı ben olayım/2 İncili yosma yâr.

. Çimşir punarı yar bucakta / 2 Gümü kaynıyor be yarim ocakta Gel benim efendim Kırçma yosma yar kucakta / 2 Doldur şiseyi be yarim N.. yol ver bana Çamlıca dayler.. veya: yeşil. Sen doldur ben içeyim Yârimi eller saracak Ben undan vazgeçeyim Bir taş attım denize Kızın adı Nefise Nefiseyi ver bize Dünür olalım size Bir taş attım yamaca Bir kuş urdum alaca Alacadır alaca Kaşı gözü karaca Bir taş attım dallere Vardı düştü çöllere Benim de yarim ufacık O da gitti ellere Bir taş attım dereye Kız çıktı pencereye Kız.. yol ver bana Dördüncü Türkü Esti de badi seba yelleri of of Aldılar elimden Aman. gel geçme benden Yarimin başında of of Kadife çiçek Aman..... kolla da düşeyi Çimşirpunarını budarlar / 2 Altında meclisler yharim kurarlar Gel benim efendim Güzel oğlanı yar sararlar / 2 Doldur şiseyi be yarim N. canım. Çimşir punarım geçtin mi/ 2 Üç dolu badeyi be yarim iştin mi Gel benim efendim Güzel oğlanı yar seçtin mi / 2 Doldur şiseyi be yarim N.. canım / 2 Eyil dayler. canım. yol ver bana Yağmur yağar al biber gibi..204 tutunur gibi tutunmuşlar... yol ver bana Çamlıca dayler... ışıklar içinde gelini kınaya çıkarırlar ve şu " büyük kına gecesi türkülerini " çağırırlar: Birinci Türkü Çiçeyim (çiçeğim). canım. hepsinin ikişer elinde de birer mum. canım / 2 Kulayında elmas küpe. canım / 2 Uyandırsam öpe öpe.. sar pamuk Ayşeyi Yalla/h/ kuzum. ya da. elvida) dayler yol ver bana Çamlıca dayler. Üçüncü Türkü Yağmur yağar al taş üstüne. geldi geçecek Yarim kahküller/i/ni of of Yumuş. yol ver bana Yağmur yağar al sere serpe.. canım / 2 Yerler içer sünger gibi / 2 Gel sarınalım amber gibi... canım / 2 Kalem oynar kaş üstüne / 2 /H/er ne dersen baş üstüne. .. canım / 2 Eyil (eğil. taramış bilig-5/Bahar '97 . Gelde ye geçecek Aman. Allânı (Allahını) seversen Al beni içeriye İkinci Türkü Çimşir punarının üstüyüm/2 Aller giyenin be yarim dostuyum Gel benim efendim Dokunma bana yar astayım / 2 Doldur şişeyi ve yarim Şiseyi.. Kadife çiçek Ayrılık günler/i/miz of of . canım (veya: sıka öpe) Eyil dayler.

canım. yar var nişan Yolla. perçeminden (veya: Evropalardan) bir nişan canım. of gel gel aman Ben gider oldum. yar aşkolsun İkinci Türkü Ka/h/ve olsam dolaplarda kavrulsun aman aman …… bilig-5/Bahar '97 . canım. an/n/eceğim Unu (onu) sevmişim vazgeçemem (veya:terkedemem) Asmada üzüm kaldı Güzelsin gözüm kaldı Burası kalabalık. an/n/eciğim Ciyerimin köşesi / 2 Bana ne oldu ya ben bilemem Eski yarimi /h/iç göremem Zalim sevdaya sabur edemem. yar. doz deli göynüm. saran ellere aşkolsun. deli göynüm. elvida Canım. yar uykudan /H/iç istemem o yar da çoksın koynumdan Canım. kölen olayım Yâr. canım. eller sana bana da eş olsun. of gel gel aman Ma/h/murlanmış ela da gözle uykudan. eş olsun Ben saramadım. an/n/eceğim Öpsem iki gözünü / 2 Bana ne oldu ya ben bilemem … … /B/ayada urgan gerdim İpekli mendil serdim Keratanın kızını. of gel gel aman Ben gider oldum. yar eş olsun Ben saramadım. doz (dost) deli göynüm ezeli Canım. of gel gel aman Yar iki kaşın aresinde var nişan. yar eş olsun Ben saramadım. yumuş taramış Çıkmış nezihlerde of of Beni mi de aramış Aman. senin ateşinden of of Deli mi de olayım Aman. an/n/eciğim Candan. canım Deli olayım (veya: gel geçme benden ) aman Toz duman olsam dağ başında savrulsam /2 Kemer olsam yar beline sarılsam aman aman aman Ağlaya ağlaya. eller sana bana da eş olsun. doz. yarim. yar yüreğime kan doldu Siya/h/da zülüf pembe de yanak üstüne ben oldu Verin benim bağlamamı çalayım aman aman aman Ah çalayım da garip garip ağlayım / 2 Bie mendil ver gözyaşımı sileyim aman aman aman Ağlaya sızlaya. beni aramış Yâr. of gel gel aman Yel estikçez yaprak söyler gazeli.205 Aman. yâr. kapının önünde of of Kölen olayım Aman. aşkolsun Peruşandır. gazeli Gönül sevmez olur da olmaz güzeli Canım ot gel gel aman Ben gider oldum. yürekten sevdim / 2 Bana ne oldu ya ben bilemem Büyük kına gecesi erkekler kız ve oğlan evinde şöyle türküler çağırırlar: Birinci Türkü Ezelidir. çakırım Söyle/ye/cek sözüm kaldı / 2 Bana ne oldu ya ben bilemem … … Asmada kuş üzümü Görsem yârimin yüzünü Otursaydım dizine. eller sana bana da eş olsun. yar. yar aşkolsun Elvidadır. yar yüreğime kan doldu Siya/h/ da zülüf pembe de yanak üstüne ben oldu Üçüncü Türkü Kadifeden kesesi Ka 'h/veden gelir sesi Oturmuş kumar oynar. peruşan Canını. saran ellere aşkolsun. saran ellere aşkolsun.

206 Perşembe sabahı gelini "gelin hamamına" götürürler. Koçunun üstü kınalı çergelerle (allı yeşilli dokunmuş kilimlerle) örtülü. sonraları kol kola tutunup içeriye girmeye başlamışlar. Güveyiyi "yastıkçılar" giydirir. dönüşte ise başka sokaktan geçerler. be külhancı aman aman Bu/h/amama kim gelir Ne bileyim ağa efenfi aman aman Günde yüz bin can gelir Oturayım. Tacı. üç etek antiri olurmuş. günümüzde beyaz duvak) başında yine bütün yüzü tellerle örtülü. yakınlarıyla vedalaşır. bindallı. güveyiye "güveyi tıraşı" yaparlar. uçan kuşlar aman aman Ah bu ayrılık zor gelir Ben yuvamda öterdim aman aman aman Ağ ile tutun beni Ben pa/h/ımı bilirdim aman aman Bir pula sattın beni Dün gece yarin kapısında aman aman Yastıcağım taş idi Üstüm yağmur altım çamur aman aman Ah gene göynüm /h/oş idi. "Telci gelini giydirmiş. bekleyeyim aman aman Belki sevindiciğim gelir Dayler. Eskiden gelin entarileri: atlas. tenteneli çarşarlar konur. Başta "gelin arabası" olmakla. önüne ve arkasına da dokunma. taşler dayanamaz aman aman Ah benim ahu zarıma Be/h/mamacı. duvağı (eskiden yine al duvakmış. Bu sırada oğlan evinde güveyinin arakadaşları toplanmış. orada yine türkü söylerler. sonraları (yine) goşulu beygir arabalarıyla almağa başlamışlar. mesalâ Plovdiv (Flibe) veya Peştera'ya (Peştere) evlenirse. günümüzde de otomobille alırlar. çıkarken silah atarlar ve hep birlikte kahveye giderler. Perşembe günü akşam üstü gelin alınır. taşler. Hangisi daha önce basmaya muaffak olursa adet üzerine aile hayatında daha çok onun sözü geçecek demektir. Vedalaşırken de davullar şu türkünün havasını çalarlar: Bey (Ey) gaziler. gelin "tekbirle" alınır. Yastıkçılar güveyiyi alır. yakınları şeker atarlar. Eğer düğün "Peygamber düğünü" ise. İçeriye girerken her ikisi de birbirinin daha önce ayağına basmaya çalışır. Güveyi orada bulunanların hepsine kahve ısmarlar (sunarlar). gelin hamamına Cuma sabahı gidilir. Kırçma kızı aşırıya. İkinci Türkü Yeşil yaprak aresinde Kırmızı gül konçesi Nerelerde meskan tutmuş Göynümün eylencesi / 2 bilig-5/Bahar '97 . Akşam ezanından sonra güveyi imamla birlikte eve döner ve "nikah tazelenir". Cuma sabahı davulcular gelinle güveyiyi uyandırmaya gelir ve şu türkülerin havalarını çalarlar: Birinci Türkü Sabahın seyer (seher) vakfında aman Görebilsem yarimi / 2 Gül daline bülbül konmuş aman Çeker ahu zarini Bu güzellik sana bana kalmaz aman /h/oşumdur yar oşumdur Bir ten/h/ada gel görüşelim aman geçimdir. Kız gelin arabasına binerken babası ona altın asar. satantiriyon (bir nevi saten). Önceleri gelini güveyi arabadan odaya kadar omzunda götürmüş. Sonra da ailesi.. yar geçimdir Sebahın seyer vakfında aman Oturmuş kaç/h/ve içe / 2 Bir elinde altın makas amah Yarine fistan biçer Bu güzellik sana ana. "Gelin alıcılar" gelini almağa gelirken bir sokaktan. yol göründü aman aman Benim garip başıma Daylar. Hamamda eski zaman (bir vakit) türküleri çağırırlar. öteki arabalar da (gelin alıcı arabaları da) oğlan evi kapısına dayanırlar.. gelin ailesiyle. Önceleri gelinleri pek süslü öküz arabalarıyla alırlarmış. onlara "yastıkçılar" denir.

Bu şenliğe kızlar katılmazlar. kızlar sürün sürelim yüzünün yalnız iki tarafından teller sarkar. "Güveyi sofrasından" kalktıktan sonra güveyiye bir kör bulda verirler ve bununla bir odun kütüğünü yarmasını isterler.. O gün anası kızına altın veya para asar. Genç gelinlerin gelin entarileriyle giyinmiş olmaları şarttır. Gelinler şu türküleri çağırırlar ve zincir olup /h/alaylar oynarlar: Birinci Türkü Mendilimi al isterim / 2 Ortasına dal isterim/2 Bir cilveli yar isterim / 2 Gel serbez oğlan güle güle Mel bıyıcağını sile sile Ben seni aldım bile bile Geç karşıma güle güle Mendilimin ucu atlaz / 2 Atlaza iğneler batmaz / 2 Benim yarim yalnız yatmaz / 2 Gel serbez oğlan güle güle Mendilimin ucu kara / 2 Var gavûr oğlu dur karı ara / 2 Dul karı çoktur cümbüşü yoktur / 2 Gel serbez oğlan güle güle Cuma sabahı oğlan evi tarafından 15. "Güveyi sofresi" için türlü türlü yemekler hazırlamış. onbaşı gibi Ayşe de kız) /H/iç unutulmaz (veya: /h/iç te bulunmaz Davullar çalayar. Aşşe de kız (Gelin alayı veya düğün alayı) toplanırken de davullar bu türkünün havasını çalar.. duvağı ile. Cuma günü öğleden sonra kızın anası ve yakınları "şeker serpmeğe" veya "Cuma sabahına" gelirler. ancak artık yüzü telle örtülü değil. Güveyi içeriye girerken ayakkabılarını da içeriye almamışsa küçük çocuklar onun ayakkabılarını "çalar" ve güveyinden para almayınca ayakkabılarını vermezler. İşte bir örnek: Aşşaki mâlede. Böylece neşeli bir ortamda güveyinin güçlü olup olmadığı yoklanmış olur. Gelin de yine gelin entarisiyle. ondan sonra de şenlik (Cuma sabası cümbüşü) başlar.20 erkek güveyiyi alır. sürün sürelim Gelin bulunmaz /H/alil onbaşın sevdakarı (veya: . Sen de biridin Yeşil yaprak arasında aman Kençe gülüdün / 2 Sürün kızlar. Mendilimin ucu sarı / 2 Ben çekemem ahu zarı/2 Sefere yolladım yari / 2 Evlenmese gelsin bari / 2 Gel serbez oğlan güle güle İkinci Türkü /H/issarın çevresi dolayı alma/2 Ah olur olmaz güzelin selamını alma / 2 Bu yıl aldıysaydın bi da/h/i alma / 2 Ah seni eller saracak ben öleyim mi Koynuna eller girecek ben kalayım mı bilig-5/Bahar '97 . kız evine güveyi sofrasına giderler. Ayşe de kız Dayandı kapıya Açılsın gümüşportalar aman Girsin koçular / 2 Sürün.207 Çile bülbülüm çile Çiğ düşmüş konçe güle İşittim yarimin evlenmiş Geçinsin güle güle / 2 Davulcular burada birkaç hava çaldıktan sonra kızın anasından gidip birkaç hava çalarlar.

kaynana / 2 Oğlun beni çok sever Gidi seni yoluk. kaynana / 2 Üçüncü Türkü Dağlarda meşelerde Gülsuyu şişelerde Yarimi kaybetmişim Ararım (ağlarım) köşelerde Pencerede tül perde Perdenin ucu yerde Yürek oynar. kaynana / 2 Oğlunna ikimiz yanyana Çatla da patla. bu yılki yosma / 2 Ah seni eller saracak ben öleyim mi Koynuma eller girecek ben kalayım mı Hissarın çevresi dolayı incir / 2 Elinde tebancası boynunda zincir / 2 Yarimi gördükçe yüreyim sancır/2 Ah seni eller saracak ben öleyim mi Koynuna eller girecek ben kalayım mı Hissarın çevresi deniz yalısı / 2 Hep içerler badeyi çoktur delisi / 2 Yar yeşiller giyer yoktur çaresi / 2 Ah seni eller saracak ben öleyim mi Koynuna eller girecek ben kalayım mı Sürüden ayrılmış sürmeli koyun Yataklar yapıldı (yapılmış) kalk benim soyun Daracık sokakta buldum izini İzinin tozunu sürsem gözüme / 2 Atsam yaşmayım baksam yüzüne Sürüden ayrılmış sürmeli koyun Yataklar yapıldı kalk beyim soyun Daracık sokakta taş ben olayım Elâ gözüne kaş Elâ göz üstüne kaş ben olayım /2 Yaşnızca yatana eş ben olayım Sürüden ayrılmış sürmeli koyun Yataklar yapılmış kalk beyim soyun "Cuma sabahı şenliğinde" kadınlar. daire darbuka eşliğinde de türkü söylerler. kaynana / 2 Oğlunna ikimiz yanyana Sana kümez içi. yar Aldıma billa versem. İşte bir türkü. can titrer Yâri gördüğüm yerde Daldan düştüm dalgalandım Yârimi gördüm sevladandım Güller aştı çiçektendim Yârimi gördüm köçeklendim Daldan düştüm dalgalandım Yarimi gördüm sevdalandım Güller aştı (açtı) çiçeklendim Yârimi gördüm köçeklendim Kadınlar. yâr Çarşılarda nu/h/ut. kaynana Ferecen de partal. yar Çatşılarda kartal. kaynana gelin türküleri veya başka mizahi / ve kederli / türküler de çağırırlar. yâr Aldıma billa vermem.208 /H/issarın çevresi dolayı asma Kaldır /h/anım şelvar/ı/nı asına basma (ağına basma) /2 Bildirici yarim yok. yar Aldıma billa vermem. kaynana Gelinin de alçak. İşte bir örnek: Birinci Türkü Çarşılarda çapçak. kaynana Yok sana gömnek. kaynana Oğlunu unut. kaynana Yar yar aldım. Daracık sokakta bahçe kapısı Yel estikçez gelir yarin kokusu / 2 Burda mıdır güzellerin /h/episi bilig-5/Bahar '97 . kaynana Yâr yâr aldım. kaynana Yâr yâr aldım. yar Çarşılarda çömnek.

kaynana Yâr yâr aldım. yâr Aldıma billa vermem.209 Oğlunna ikimiz yan yana Gidi seni cadı. Söz konusu olan düğün türkülerinin hemen hepsi kadınlar tarafından. Düğün şenliği olarak da yalnız Cuma günü öğleden sonra "Cuma sabahı şenliği" yapılırmış. hem münasip gördüler gördüler Söyleyin (veya: gelin ) kızlar. Böylelikle düğün şenlikleri sona erer. Erkeklerle kadınların birlikte türkü çağırması adet değildir. n 'apayım Pazartesi (pazarertesi) günü " eyiz bozulur. gül gibi Saba/h/lar oldu altına baktım göl gibi. ön dişi Söyleyin. kendi yuvasına alışır gider. n 'apayım Köpek değildir avculara satayım. Cuma gecesi (perşembeyi cumaya bağlayan gece) beş on kadın gelip kızı alıyormuş. oynayan kadınlar türkülerin bir çoğunu bir ağızdan. bakınmam Söyleyin. kaynana Gel iki gözüm. ben bu pezevengi n 'apayım. n 'apayım Kart pezevengin altınnar/ı/nı takınmam. kızlar bu bu pezevengi n 'apayım. Perşembe günü gelini anasına misafirliğe getirirler. düğünsüz everirlermiş. kızlar ben bu pezevengi n 'apayım. kaynana / 2 Oğlun beni çok sever Çatla da ptla. yani hepsini" "çeyizler". kaynanaya. oyunun türüne göre. yeni. akşamsı da oğlan evi kız evine "(H/afta yemeğine" gelir. İhtiyar adama verdiler. yar i/h/tiyar adamın böyle mi olur cümbüşü. (Bazı kızları fukaralıktan dolayı. az sayıda türküler de erkekler tarafından söylenir. kaynana Yâr yât aldım. verdiler Hem verdiler. n 'apayım Assam (akşam) oldu. yakınmam Takınmam (takınıp) de etrafıma bakınmam. gelin de geldiği aileye. cümbüşü Oyanışırken (veya: yatsıya varmadı) fırlatı gitti ön dişi. göl gibi Söyleyin. satayım Kedi değildir pencereden atayım. bütün aileye bohçalık (bççalık) verir. Oğlan tarafından uzak yakın bütün akrabaları çeyizler. bazılarını da iki grup olup karşılıklı çağırırlar bilig-5/Bahar '97 . Ertesi hafta da kızın oğlan evine "/h/afta yemeğine" gelir. Halaylar oynarken. yaâ Aldıma billa vermem. kızlar ben bu pezevengi n 'apayım. yar Çarşılarda üzüm. Gelin kaynataya. atayım Akşam oldu bir düşek yaptım gül gibi. satayım Keçi değildir kasaplara satayım.

İdil Bulgarları 922 yılında resmen ve ondan önce de halk arasında İslâm'ı kabul ettikten sonra bu ayrım yaşanmaya başlanmıştır. Üyesi 1. atı bilig-5/Bahar '97 . Hatta Çuvaşçanın İdil Bulgar devletinde kullanılan bir dil olmasından anladığımıza göre bu devlette oldukça etkili bir halktı. Diğer pek çok Türk halkında olduğu gibi çok iyi at binen hatta atla birlikte yaşayan Suvarlar (Sibir. Giriş Çuvaşlar. Bir Sibir kitlesinin göçleri sırasında İranlılarla komşu yaşadığı dönemde onlara. Suvar Türklerinin bir diğer adları ise Sihirlerdir.210 ÇUVAŞLARIN YAŞADIĞI SAHALAR Yrd. İranlıların ilk at kullanan insanları bu halkta görmüş olabileceğini ve atı ilk evcilten millet olan Türklerin. İslâm'ı kabulde zorlanan bu Türklerin ekseriyetle Bulgar ve Suvar Türklerinden oluşması sebebiyle bugünkü Çuvaşların atası olarak Bulgarlar ve Suvarlar kabul edilmektedir. İdil Ural bölgesinde yaşayan Türk Halklarından birisidir. Bu zamana kadar Türklerin eski dinleri olan Gök Tanrı Dinini benimsiyorlardı. Bölgedeki diğer Türk halkları Tatar ve Başkurtlarla yakın bağları bulunmaktadır.Dr. Bugün bu ad altında yaşayan bir Türk kitlesi bulunmamakla beraber hakim oldukları coğrafyaya adlarını bırakmışlardır. Bölgede kendi adlarını taşıyan bir de Cumhuriyetleri bulunmaktadır. Eski ve yeni din ayrımı Bulgar Devleti zamanından itibaren ortaya çıkmaya başladı. Tüm dünyanın Sibirya olarak adlandırdığı geniş coğrafya. Çuvaşların bir dinin kurumlarıyla yerleşmesi için uzun sayılamayacak bir süredir Hıristiyan olmalarından ötürü hala halk arasında eski dinin inanışları derin olarak yaşanmaktadır. "Sibir Ülkesi" manasına bu adı almaktadır. İranlılar tarafından Suvar adının verilmesi ve bu sözün atlı asker manasına gelişi. İdil Bulgarları vaktinde bu Türk Devleti sınırları içinde yaşayan bir Türk Halkı idi. Çuvaş sözü bir manasıyla eski dinini koruyan demektir. Müslüman olmayan Türkler İdil'in daha batı ve orta bölgelerine çekilmişler ve yeni bir kimlik oluşturmuşlardır. On sekizinci ve on dokuzuncu asırlarda Rusların iki hatta üç yüzyıl süren baskı ve gayretleri sonunda Ortodoks Hıristiyan Dinini kabul etmişlerdir. Başkurt adıyla anılan Türk gruplarını Müslüman olmayanlar ise Çuvaşları oluşturmuşlardır. atı ilk evcilten kabile olarak da düşünülmektedir.Yakup DELİÖMEROĞLU ___________________________________ Ahmet Yesevi Ü.Doç. Çuvaşlar. Sabir). Müslüman olan Türkler bugün bölgede Tatar. Öğr.

221 7. Bugün Çuvaşların önemli Çuvaşistan'da yaşamaktadır. Devletin iskan politikası.310 13.497 19. Çuvaşların XVII-XVIII asırlardaki göçleri Çarlık Rusyası'nın uyguladığı reform programlan çerçevesinde mecburi iskanlarla gerçekleşmiştir.738 147. Bu Çuvaş şehirlerinin Çuvaşistan yerine Rusya'ya doğrudan bağlanmasını büyük ebeveynlerinden Çuvaşların Çuvaşistan dışına göçleri değişik dönemlerde farklı sebeplere dayanmaktadır.847 887.04 96. Diğer yandan yine aynı asırlarda Hıristiyan olmaya zorlanan Çuvaşlar kendi dinlerini korumak için de göç etmişlerdir. Çuvaşların Ve Çuvaşistan'ın Demografik Durumu Çuvaşların 1989 nüfus sayımına göre sayıları 1. Bu dönemde mecburi iskanla göç eden Çuvaşlar özellikle Ural çevresine.Ob. isyanlar ve ekonomik sebepler bunların başında sayılabilir. asırlara ait mezar taşlarında Çuvaşça yazıların bulunmasıdır. 1979 1. bir bölümü birisinin de Çuvaş olduğu bilinen Lenin'in bu bölgede doğmuş olmasına bağlayanlar vardır.756 92.739 875 1989 Oran % 1.211 ve atı ilk evcilten millet olan Türklerin.344 115. Çuvaşistan'a sınır olan bu yerleşim yerleri Cumhuriyete dahil edilmemiştir.366 1.771. Bu nüfusun ancak %49.394 22.394 92.816 17. Sibirya ve Türkistan'a götürülmüşlerdir. Çuvaşların Bulgar Türklerinin dillerinin devamı olduğuna en büyük delil XIX. YamaloNenets Muh. Çuvaşlara Çarlık döneminde uygulanan kamplarda yaşama mecburiyeti de göçlere neden olmuştur.29 118509 6. %50.456 4. Çuvaşistan Tataristan Başkurtistan Samara Ulyanovask Kemerov Orenburg Saratov Tümen Kazakistan Ukrayna HantıMansı Muh. Çuvaşların Yaşadıkları Bölgelere Göre Nüfus Dağılımı Bölge/ yıl Genel Rusya Fed.614 49. kültürel baskılar.2'si Çuvaşistan'da yaşamakta. asırda Kazanlı Bilim adamları tarafından bulunan XIII-XIV.Ok.201 20.2 134.337 22. Hıristiyan olmamak için kaçan Çuvaşlar özellikle Başkurdistan topraklarını tercih ediyorlardı. Çuvaş nüfusa göre belirlenecek bir Çuvaş Cumhuriyeti sınırlarının daha kuzeydoğuda olması gerekirdi.959 3.0 1. Çuvaşçada diğer lehçelerdeki z sesinin yerini r sesi almaktadır.689. bugünkü Çuvaşların en azından bir bölümünün o tarihlerde Müslüman olabileceği ihtimalini de gündeme getirmektedir. Tablo 1.8'i ise bugünkü Çuvaşistan sınırları dışında bulunmaktadırlar.842. Bu duruma sebebiyet veren önemli faktörler arasında ilk sırayı Çuvaşistan'ın 1920 de belirlenen sınırlarının Çuvaş yerleşim yerlerinin bir kısmını dışarıda bırakacak şekilde çizilmesinden ve değişik zamanlarda Çuvaşların Çuvaşistan dışına göçlerinden kaynaklanmaktadır. asırda Rus idaresine girmeleri gelişimlerini olumsuz yönde bilig-5/Bahar '97 .088 122. Özellikle XVI.310 16. Çuvaş Lehçesi diğer tüm Türk Lehçelerinden farklılık göstermektedir.640 2. Bulgar Türklerinden bugünkü Çuvaşlara kalan en önemli miras dilleridir. Bu mezar taşlarından bazılarının Arap alfabesiyle yazılı olması. Çuvaşçanın Bulgar döneminde de var olan bu farkı Çuvaşların kökeni açısından da önemlidir. Çuvaşların Yaşadıkları Bölgeler Bugün Çuvaşistan dışında yaşayan Çuvaşların bir kısmı Rusya Federasyonuna doğrudan bağlı idari birimlerde yaşamaktadır. atı evcilleştiren boyunun Sihirler olabileceğini düşündürmektedir.839.3 905. Çuvaşların XVI. asırda bazı kampların Çuvaşistan dışında kurulması Çuvaşları kendi vatanlarından uzaklaştırmıştır.751.346 kişidir.22 100.44 22. Bu sebeple Çuvaşçaya r Türkçesi diğerlerine ise z Türkçesi denilmektedir. Çuvaş Lehçesi Türkçenin matematik mucizesi olarak da tarif etmek mümkündür.

Çuvaşlar. yukarıda değinildiği gibi bu yıllardaki göçün sebebini daha çok dini baskılardan kaçmak oluşturmuştur.4 449. Ruslar bu asırdan itibaren Çuvaşları bazı toplama kamplarına iskan etmişlerdir. Çuvaşların Hıristiyanlığı kabulünde de bu kampların büyük etkisi oldu.1 301. Bu durum Çuvaşların din değişikliğine ne kadar büyük bir tepki verdiklerinin de delilidir. Razin liderliğindeki ayaklanmaya katılmaları da göçlere neden olmuştur. Temnikov ve Simbir kampları oluşturuldu.4 1842.4 667. Çuvaşların 1670-71 yıllarında baş gösteren S.3 50. Çuvaşistan dışına göç ettirilen Çuvaşların özellikle Rus kültürünün etkisinde kalarak hızla asimile oldukları bilinmektedir. Ayaklanmanın bastırılmasından sonra Çuvaşlar toplu halde Kama bölgesine ve Başkurdistan'a kaçtılar. 1705 yılında büyük bir gurup Çuvaş askere alınarak ömür boyu Çuvaşistan dışında yaşamaya mecbur edildiler. asırda Kubninsk kampı kurulmuştu. Tomsk ve Semipalatinsk vilayetlerine göçler yaşandı. Bu yolla anılan yıllar içerisinde Çuvaşistan'dan 75 bin kişi göç ettirildi. Çuvaşlar I.9 542. Sonraki on yıllarda da özellikle yeni kurulan sanayi bölgelerine göç devam etmiştir. Çuvaşistan'da sanayinin kurulmaması 1926 ve 1939 yılları arasında göçün ana sebebini teşkil ediyordu.8 Tablo 2'nin incelenmesiyle de görüleceği gibi Çuvaşların Çuvaşistan dışında yaşayanlarının oranı sürekli olarak artmıştır. Yirminci asrın başlarına kadar süren bu kamp uygulamaları. Yenisey. 17231795 yılları arasındaki 73 yıl gibi kısa bir sürede Çuvaşistan dışında yaşayan Çuvaş oranını %11'den %33.7 40.9 23.7 887. kamplardaki insanların sosyal ve kültürel hayatlarını baskı altında tutup etkilediği gibi nüfuslarının gereken gibi artmasını da engellemiştir. Alatır.4 % 11. Son yirmi yılda üniversite veya yüksek okul eğitimi almış 80100 bin Çuvaşın. Bu kamplardaki Çuvaşlar kültürel ve sosyal hayatlarını hür bir şekilde sürdürememiş. Bu dönemde Altay.3 863.9 352. Her halk kendi topraklarında yaşama arzusundayken Çuvaşların bu sistemle vatanlarından uzaklaştırılmaları. Dünya Savaşı ve ardından gelen 1917 ihtilalindeki iç savaşlarda büyük kayıplar verdiler.0 233.9 118. Daha soma ise Tetüş. Bu yıllar Çuvaşların Hıristiyan Dinine girmek için Ruslar tarafından zorlandıkları yıllardır ki.0 33.7 935. XVIII. Toplam (Bin) Çuvaşistan Yaşayanlar (Bin) Çuvaşistan Yaşayanlar Bin kişi Dışında yaşayan 1723 1795 1897 1926 1979 1989 217. Eğitim de son yıllarda göçe neden olmaktadır. Yıllara Göre Çuvaş Nüfusu ile Çuvaşistan'da ve Dışında Yaşayanlar Yıl Çuvaş Nüf. Özellikle Kazakistan'ın kuzeyinde Altay ve Krosnayarks bölgelerinde tarıma açılan yeni arazilerin işlenmesi için Çuvaş köyleri toplu halde göçe tabi tutuldular. Tablo 2.3 194. İşsizlik sebebiyle halk sanayi bölgelerine göçe devam etti. 193959 yıllarında ise yine mecburi iskanlar göçe neden oldu. Çuvaşistan dışına göç ettiği ve çalışmak için gittiği yerlerde de yerleşerek kaldığı tahmin edilmektedir.0 843. Rusların Çuvaşları dağıtma politikaları değişik yöntemler kullanıyordu.asırdan itibaren de sanayileşme aracılığıyla topraklarından koparıldılar.212 etkilemiştir. Peşinden 192022 yıllarda baş gösteren kıtlıkta da büyük çoğunluğu kadın ve çocuk olmak üzere kayıplara uğradılar. Bu asırda Ural metal fabrikalarında çalıştırılmak üzere göç ettirildiler. 1917 ihtilalinden sonra başlayan kıtlık ve iç savaşlar da Çuvaşların Sibirya'ya göçüne neden oldu. XVI. Rus İmparatorluğunun merkezine 650 km gibi yakın bir mesafede güçlü bir Rus olmayan halkın varlığı stratejik olarak istenmediği fikrini akla getirmektedir.7 906.0 1751.2 49. Gerek Çarlık ve gerekse Sovyet dönemi idarecilerinin Çuvaşların göçleri için gösterdikleri gayret zannederiz sebepsiz değildir.6'ya üç kat artmış olduğu görülmektedir.6 35.8 1117. Çuvaşistan'in Demografisi Çuvaşistan Cumhuriyeti'nde 1926 yılına gelindiğinde SSCB'de yaşayan Çuvaşların bilig-5/Bahar '97 . Çuvaşların "burlaçestova" (gemilerin insanlar tarafından çekilerek nehir boyunca yürütülmesi) işlerinde çalıştırılmaları da halkın kendi toprağından kopmasına sebep oldu. kamp dışındakilere göre daha çok baskı altında kalmışlardır.

7) 'lardan oluşmaktadır. Çuvaşistan'da yaşayan Rus Köylülerinde ise farklı milliyetten oluşan aile oranı %12.8). Tablo 3.8 26.7 bin kişi.8'ini oluşturmaktaydılar. Çuvaşistan'ın kilometre kareye düşen insan sayısı oldukça fazladır. bilig-5/Bahar '97 . 35. KİSİN V.0 Çuvaşistan'da farklı milliyetlerden oluşan aile sayısı artmaktadır.4'tü.0 1. Çuvaşskye ustoruçiskyepriganuya. Çeboksar. Yirminci yılların sonunda ise Cumhuriyetteki nüfus oranı Çuvaşların aleyhine Çuvaşistan halkı bugün 9 şehir. Çeboksar.9 100. Eski dönemlerde Çuvaşlar ekseriyetle başka halklara kız vermiyorlar ancak erkekler başka milletlerden kadınlarla evleniyordu. Çuvaşistan halkı bugün 9 şehir.6'dır.7 19. Son yıllarda özellikle şehirlerde bu durum son bulmuş Çuvaş kadınları da başka milletten kişilerle evlenir olmuşlardır. 1920 de Cumhuriyetteki Çuvaş oranı %82.4'tü. 17 kasaba ve 1727 köy yerleşim biriminde yaşamaktadır.İ.213 %59.9 bini Çuvaş (%67. Tüm Sovyetlerde ise 1. Bu dönemde Cumhuriyetteki Tatar nüfusun oranı da %3. 1995. 1926 yılında Çuvaşlar tüm Çuvaşistan halkının %67.338. İVANOV E.9 357.8'e düşürülmüştür. Çuvaşistan'da 1925 yılında km2'ye 49 kişi.8'ini oluşturmaktaydılar.4 0.2 olan Çuvaş nüfus oram %67. Chuvashia. Yani 667.2 oranındadır.1 35.7). (Red.7 bin Tatar (%2. 1979 nüfus sayımına göre SSCB'de ortalama farklı milliyetten oluşan aile oranı %15. Köylerde ise bu oran belirgin bir şekilde düşmektedir. 1939 yılında 60. 1920 de Cumhuriyetteki Çuvaş oranı %82.4'dür. SKVORŞOV M. Çuvaşistan köylerinde eşlerden birinin Çuvaş olduğu aileler yalnızca %2. Moskova. 17 kasaba ve 1727 köy yerleşim biriminde yaşamaktadır..6 dan %20 ye yükselmiştir. 1979 yılında 71 ve 1989 yılında ise 73 kişi düşmektedir KAYNAKLAR ANON.7 Oranı% 67. 357. Çeboksar.7 2.5 e düşmüştür.6 dan %2. Yirminci yıllardaki Rus göçü ile Cumhuriyetteki Rus nüfusun oram ise iki kat artmış ve %10.3 ü ise diğer halklardan insanlar yaşamaktadır. 1989 nüfus sayımına göre ise Çuvaşistan'da 1. Bu nüfusun 906.) 1994 Kultura Çuvaşskogo Kray.6 1.8'i yaşamaktaydı. 1982 yılının rakamlarına göre Çuvaşistan'da şehirlerde eşlerden birinin Çuvaş olduğu aileler %27.İ.7 Mordovan Diğer Toplam 18. Bölgeye yerleştirilen Rus nüfusla %84. 1926 yılında Çuvaşlar tüm Çuvaşistan halkının %67.000 kişi yaşamaktadır. Çeboksar. Yirminci yılların sonunda ise Cumhuriyetteki nüfus oranı Çuvaşların aleyhine olarak değişti. kozmopolitizmin daha yoğun olduğu şehirlerde ise ortalama %18.1 iken bu oran Şubaşkar'da 23'e çıkmıştır. %2.D 1993 Çuvaşskaya Respublika. 1994. Starie Çeboksarı.117 bin Çuvaş bulunmaktaydı.İ. 1996 DİMTTRIEV V. Çuvaşistan Nüfusunun Oluşumu (1989) Çuvaş Rus Tatar Nüfusu (bin) 906.1 bini Rus (%26.338.

Kitabın takdimini Namık Kemal ZEYBEK yapmış. Bil. Eseri Kazak Türkçesinden Türkiye Türkçesine Banu MUHYAEVA aktarmış. dünya dengelerinin yerinden oynadığı ve alışılmışoturmuş her şeyin altüst olduğu bir dönemde Nazarbayev. Yakından tanıdığı NAZARBAYEV ve kitabı hakkında yaptığı değerlendirmeyi burada verirsek. söyleyebileceklerimizin veciz bir özetini sunmuş oluruz: "Tarihin keskin dönemeçlerinden birinde. YÜZYILLARIN KAVŞAĞINDA (Ğasırlar Toğısında) İlker TASLACIOĞLU ___________________________________ Ahmet Yesevi Ü. dirayeti ve siyasi olgunluğu ile ülkesini selamete çıkaran bir önder devlet adamı oldu.. bunalım ve gerginlikleri. bölgesel problemlerin tek noktada toplandığı çetin bir zaman düğümlenmesi. kitabın bütün muhtevasını daha kapağı açmadan okuyucuya ifade etmeye çalışmış. Yük.. yetmiş yıllık bir entegrasyonun çökmesiyle ekonomik krizin patlaması. olayların içinde olan. bilgisi. Yüzyılların kavşağı. Sovyet sisteminin çöküşü sırasında. sosyal ve siyasi problemlerinin çözümü için büyük bir gayret. Öğrencisi Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan NAZARBAYEV'in kitabı. Yüzyılların Kavşağında. Lis. deyim yerindeyse kazanın ortasında kaynayan bir devlet adamının yaşadıkları. kapağın ortasında düğümlenmiş.214 Kitap Dünyasından. Sovyet nükleer silahlarının bir kısmının Kazakistan'da konuşlandırılmış olması. Kapak tasarımını yapan Ayşe Öztekin. Bağımsız Kazakistan'ın ekonomik. Bu kitap gösteriyor ki. tarihin yığdığı. eski Sovyet sahasında kargaşa ve çatışmaların çıkması. inanç ve sabırla çalıştığını yakından biliyoruz. Şimdi ise. Ens. Kitabın adı. pek çok şeyi birden ifade ediyor. ülkesi ve dünya barışı için sorumluluk duyan bir lider olarak dikkatleri çekti. dünya dengelerinin. şartları son derece ağırlaştırıyordu. Sos. Nazarbayev. sonsuzluğa uzanıp gelen iki derin çizgi. korku ve endişenin yanı sıra dizginsiz hırsların ve hayallerin sökün ettiği günlerde. Sovyetler Birliğinin çöktüğü. Ülke içinde ve bölgede barışın bıçak sırtında durmaya çalıştığı bir dönemde. Nazarbayev. idealleri olan ve bilig-5/Bahar '97 . Bir devlet adamının karşılaşabileceği en zor günlerden kesitler. gerçekçi. gördükleri. çok kritik bir noktada bulunuyordu. Bu gerçeği anlatabilmek ve derin anlamları ifade edebilmek için seçilebilecek en doğru kapak düzenlemesi yapılmış: Yol veya zaman. ağır başlı. bilig yayınları arasında çıktı.

Olayların kökünde yatan tarihi kültürel ve sosyal sebepleri araştıran ve tahlil eden bir insan. derin ve dikkatli bir gözlemcidir. Bunun için Nursultan Agay. insanların yüzleri." Kitabın yazılma amacı ve karar anım Nazarbayev kısaca anlatmış: "Ağustos ayında Aladağ eteklerinde gece gökyüzü hiçbir zaman kapkara görünmez. O gün işyerimde gece yarısına kadar oturdum. Burada anlattıkları veya anlatabildiklerinden alınacak pek çök ders ve ibret vardır.. Bizim için yolun başı gibi olan 1991 yılının olaylarını hatırladım. zamanımızda yaşanan fakat geleceği şekillendiren olaylar ve insanlardan söz edilen bu kitabını 'Gelecek İçin Anılar-Bolaşak Çaylı Estelik' türünde değerlendirmektedir.215 ideallerim gerçeklerle bağdaştıran geniş ufuklu bir devlet adamı olduğu kadar. Ben böyle bir manzarayı hiçbir yerde seyretmedim. yavaş yavaş koyulaşıp.. Şehir sessizdi. 1991 Ağustosu ile 1995 Ağustosu arasına barış tarihinin birkaç on yılına sığmayacak olaylar sığmıştır.. fena olmazdı." bilig-5/Bahar '97 . Anlaşılan. geleceğe ışık tutan bir fikir adamıdır. Eski yazılarımı ve ara sıra alığım notları karıştırmaya başladım. ayrıntılarına kadar gözümün önünde canlanıverdi.. heyecan dolu günler ve geceler. 'col cönekey ayaldama' yol almayı bırakıp-. Kazakistan bundan sonra yeni anayasanın düzeni içinde yaşayacak. düşüncelerimde geçmiş olaylar dönüp duruyor. Henüz iki saat önce biten referandumun ön sonuçlarını aldım. son yıllarda yaşadığımız dramatik anaforu gözden geçirmek ve samimiyetle eleştirmek. Nedense. birden bire sayısız yıldız kıpır kıpır cilveleşmeye koyulur. derin denizyüzü gibi iyice göğerir. Geçip gitmiş olaylar. Son ayların yorgunluğu bedenimi de beynimi de yormuştu. O sessiz gecede aklıma bir düşünce geldi. Sadece Cumhuriyet meydanından arada bir geçen arabaların sesi geliyordu.

askeri. Dağıstan. B. Gürcistan.1924 tarihinde Bakü'nün merkeze bağlı II. XIV-XIX. İlim aleminin istifadesine sunulan bu abideler. Epigrafık Abidelerden Hareketle XIV-XVI. gibi akademik kimlik taşıyan fanatik Ermeni komitacılarıyla yıllarca mücadele eder. saldırıya maruz kalır. DR. Öğretim Üyesi Prof. Türk Dili ve Ed. Büyük Ermenistan Kurma Emeli peşinde koşan ve bu uğurda salya döken bilig-5/Bahar '97 . İlk öğrenimini kendi köyünde. problemlerinin halledilmesi hususunda son derece titiz davranır.. Kazım Karabekir E. 1949 yılında Azerbaycan İlimler Akademisi Tarih Enstitüsü Epigrafya Bolumü'ne asistan olarak girer. Nahçivan ve Ermenistan sınırları içinde kalan ata dede Oğuz topraklarındaki üç bine yakın abideyi gün ışığına çıkarır. Bu bölümden 1948 yılında mezun olan Meşedihanım S. Türk milletinin. arakelyan. Dr. İktisadi ve siyasi tarihinin Ögrenilmesinde Yeri ve Önemi adlı çalışmasıyla da 1968 yılında doktor unvanını alır.D Papazyan. içtimai ve kültürel bir çok bilinmezini aydınlattığı gibi. 01. Müteakip yıllarda ciddi ve başarılı çalışmalarıyla Azerbaycan'ın ilk epigrafya doçenti ve profesörü olur. Fak. Nİ'MET. devletlerin geçmişlerine ait pek çok kıymetli bilgiyi de günümüze kadar taşır. Ermeni terör örgütlerinin ilim alanındaki sözcüsü. Prof..216 PROF. A. Dr. A. Dr. Meşedihanım Nİ'MET. yarım yüzyıla yaklaşan araştırma ve incelemeleri sonucunda Türk İslam yerleşim merkezlerindeki özellikle de bu gün Azerbaycan. Türk dünyasının ilişkide bulunduğu milletlerin. Prof. büyük emek sarfeder ve bu yüzden de birçok baskıya. Zabrat Köyü'nde tamamlar. Agopyan. Meşedihanım Nİ'MET. temsilcisi durumundaki A. zulme. sözde ilim adamı (!) özde ise. Dr. yüzyıl Şirvan Tarihinin öğrenilmesi adlı yüksek lisans çalışmasıyla 1954 yılında uzman. ait oldukları toprakların tapusu olarak gördüğü bu abidelerin ortaya çıkarılması. yüzyıl Epigrafık Abideleri ve Bunların Azerbaycan'ın İçtimai. orta öğrenimini ise I. Meşedihanım Sadullahgızi NİMET. MEŞEDİHANIM SADULLAHGIZI Nİ'MET (Nİ'METOVA) Yrd. Cengiz ALYILMAZ ___________________________________ Atatürk Ü. 5. korunması vb. Haçatryan. Çoğu zaman da muhalifleri Ermeniler ve bunların hamisi durumundaki Ruslar olur. Nitekim o. Zabrat köyü'nde orta halli bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir. Türk milletinin tarihi. 1943 yılında Azerbaycan Devlet Üniversitesi Şarkşinaslık Fakültesi'nin Farsça Bölümü'ne girer. siyasi. Doç.

s. Bakü 1959. Bakü 1955. Tarih Medeniyet Abideleri'nin Korunması Cemiyeti'nin. 13) Azerbaycan Epigrafik Abideleri (XVII XVIII Esrler). (Şuşa Şehrindeki Cami'nin Kitabeleri). Bakü 1955. Türklük adına. Nakü 1962. 3) 1954. Azerbaycan SSR EA Me'ruzeleri. Türk Lehçe ve Şiveleri'nin büyük bir bölümüyle birlikte Rusça. üniversitede dersler veren. İct. Kafkasya'dan da Anadolu'ya / Türkiye'ye kadar uzanan ırki ve dini birlik. Farsça. bütünlük ve ayniliği ortaya koymaya çalışır. zaviye. Azerbaycan Tarih Enstitüsü Eserleri. Elmler Seriyası. Yüzyıl Hezre Abidelerinin bilig-5/Bahar '97 . Bakü 1958. Esr Şirvan Tarihinin Öyrenilmesinde Derbend Kitabelerinin Ehemmiyeti (XV. BDT Şarkşinaslık Enstitüsü Azerbaycan Cumhuriyeti Kadınlar Şurası'nın daimi üyesi. 5) Guba. kümbet. Xaçmaz ve Gtisar Bölgelerinin Bazı Epigrafik Abideleri). Bakü 1963. 6) XIV XVI. Elmler Seriyası. s. s. 9 ) Şuşa Şeherindeki Camenin Kitabeleri. Bakü 1961. Xaçmaz ve Gusar Rayonlarının Be'zi Epigrafik Abideleri (Guba. 10) Nuxa Xan Gebristanlığındakı Mezerdaşlarının Kitabeleri Haggında ( Nuxa Xan Mezarlığındaki Mezar Taşı Kitabeleri Üzerine ). 12) Pamyatniki Şirvan'a XV. Elmler seriyası. bunların bir birleriyle olan ilişkilerini araştırıp tespit eder. 5. Esr Şirvan tarihinin Öyrenilmesine Dair / Epigrafik Abideler Esasında ( Epigrafik Abidilerden Hareketle XIV XVI. Elmler seriyası. s. Bakü 1953. Arapça. Azerbaycan İnceseneti. Bakü 1961. 12. No: 11. (XV. yok edildiği dönemlerde bile her türlü tehlikeyi göze alacak çalışmalarına hız verir. tarih doçentidir. 1. Meşedihanım Nİ'MET'in hayat hikayesine ait bu bilgilerden sonra şimdi de onun eserlerinden oluşturduğumuz bir bibliyografyayı dikkatlere sunuyoruz: 1) XV. s. s. Çocuklarından oğlu Fuat Guliyev AĞAKERİM kimya profesörü. sandukalarda. Bakü 1959. 2) Baladaki Şirvanşahlar Sarayı Kitabelerinin Öyrenilmesi Tarihinden (Bakü' deki Şirvanşahlar Saray Kitabelerinin Öğrenilmesi Üzerine). Elmler seriyası. cami. 4)(RIZAYEV Niyaz ile birlikte). Azerbaycan SSR EA Xeberleri İct. c. Meşedihanım Nİ'MET. s. s. 19 38. Azerbaycan SSR EA Xeberleri. Dr. kızı Vefa GULİYEVA ise. Nizameddin. evli ve iki çocuk annesidir. veka. c. tarikat temsilcilerinin izlerini. c. Prof Dr. kitabelerinde sufizmin. 17 35. No: 11. Bakü 1956. s. Azerbaycan SSR EA. Mezar taşlarında.217 Taşnakçıların maskelerini bir bir düşürür ve bunları uluslar arası arenada defalarca rezil eder. Yüzyıl Şirvan Tarihinin Öğrenilmesi Üzerine). Esr İki Gence Xettatının İşi Haggında (XDC. No: 3. Esr Hezre Abidelerinin Kitabeleri (XVI. İslam adına faaliyet gösterenlerin bir bir ortadan kaldırıldığı. Yüzyıl Şirvan Tarihinin Öğrenilmesinde Derbend Kitabelerinin Önemi). XV. 8) Zagatala Rayonu. (Rusça). XI. No: 1. Prof. s.735 741. No: 6. 47 48. Xeberleri. Moskova Leningrad 1963. (XVII XVIII. ELM. medrese. Bütün bu özverili çalışmalarının yanı sıra onu halen Azerbaycan Cumhuriyeti İlimler Akademisi Tarih Enstitüsü Epigrafya Bölüm Başkam. Mosul Kendindeki Camenin Kitabeleri (Zagatala'nın Mosul Köyü'ndeki Camiinin Kitabeleri). No: 8. zulmün doruğa ulaştığı. Arkeoloji ve Etnografya Bölümü İlmi Şubesi'nin. asistanlar yetiştiren hoca olarak da görürüz. Elm. s. No: 2.. c. s. 2 5. Meşedihanım Nİ'MET. Şerg Epigrafıkası. 14) XVI. XIII. 7) XIX. Mescidi (Nizameddin Camii). 8. XII.. İngilizce ve Ermenice bilen Prof. Yüzyıl Şirvan Kitabeleri). Bununla da Türkistan'dan Kafkasya'ya. Dr. 10. XV. Yüzyılda Yaşamış Genceli İki Hattatın Sanatları Üzerine). 11) Azerbaycanın Cenub Rayonlarındakı Be'zi Epigrafik Abideler Haggında (Azerbaycan'ın Güney Bölgeleri'ndeki Bazı Epigrafik Abideler Üzerine). İctim. 9. c. Azerbaycan SSR EA. İl Derbend Seferi Haggında İlk Me'Iumat (1954 Yılında yapılan Derbend Seferi Hakkında İlk Bilgiler). tekke. İct. Azerbaycan SSR EA Me'ruzeleri. 3. Yüzyıla Ait Azerbaycan Epigrafik Abideleri). Bakü 1955. Azerbaycan SSR EA Xeberleri İct. komünist baskının. Azerbaycan SSR EA Tarih Ensitüsü Eserleri.

İl Azerbaycan'da Arkeoloji ve Etnografik Tedgigatların Yekunlarına Hesr Olunmuş Elmi Sessiyanın materialleri (1970 yılı'nda Azerbaycan'da arkeolojik ve etnografik araştırmalar adına düzenlenmiş ilmi toplantının materyalleri). Vsesoyuz soveşç. (Rusça). Bakü 1971. 3 6. 2. 25) Azerbaycanda Kufi Kitabeler (Azerbaycan'da Jufi Kitabeler). Tezisı dokladov MAEİA (Arkeolojik ve Epigrafik Araştırmalar Adına düzenlenen Sempozyum Materyalleri). Bakü 1968. AO 1969 godo v SSSR. 63 71. s. Tezisı dok. Azerbaycan SSR EA Xeberleri.. 24) (EHMEDOV Gara M. s. Azerbaycan SSR EA Me'ruzeleri. (1970 Yılı'na Ait SSRİ Arkeolojik Keşifleri). ile birlikte). Azerbaycan Xalgınm Teşekkülü ve Etnogenezi problemine Hesr Olunmuş Seminarın Materialları (azerbaycan halkının Yeşekkülü ve Soyu Meselesi Adına Düzenlenmiş Seminerin Materyalleri). XXIV. No: 4. s. s. 1970. " Materialı sessii. s. c. Aşgabad 1967.218 Kitabeleri). İtogram arxeol. No: 3. XVI. s. Eser Şirvan Tarixine Dair Giymetli Sened (XV. 1964 g. 25 30 . ile birlikte) Novıe dannıe o gorode Şemkure (Şemkür Hakkında Yeni Bilgiler). (Rusça). Şah Abbasın İki Fermanı (Şah Abbas I'ın İki fermanı). Yüzyıl Epigrafik Abideleri ve Bunların Azerbaycan'ın İçtimai İktisadi Tarihinin Öğrenilmesindeki Yeri ve Önemi). Ob epigrafiçeskie Pamyatnikax Megri (Megri'nin Epigrafik Abideleri Üzerine). 80 84. Tezisı dokl. 6. No: 4. İ etnogr. s. Nadpis' meçeti Xvadja Xadji Xamza (Hoca Hacı Hamza Camii'nin kitabesi). Yüzyıla ait Maddi medeniyet Abidelerinde Oğuz İzleri). 2. Bakü 1964 (Rusça) 17) Tetbigi Senetde Gedim Dini Ayinlerde Azerbaycan Xalgının Elagedar Be'zi Motivler (XV XVI. 1 5. (1972 Yılı' na Ait SSRİ Arkeolojik Keşifleri). Moskova Leningrad 1967. Arxeologiçeskie Otkrıtiya v SSSR 1972 g. Hügug seriyası. XVI. 18) XV. (Rusça). Bakü 1964. c.) XIV XIX. Şerg Epigrafikası. XVIII. s. 28) (BUNİYATOV Ziya M. Bakü 1972 27) (ABBASOV E. Bakü 1963. 16) İzobrajeniya na memorialnmx pamyatnikax XVI veka sbyazannıe s kultom ongonov (XVI. Gobustan İncesenet Almanaxı. Moskova 1973. s. Azerbaycan SSR EA Tarih Enstitüsü Eserleri." (1964 Yılında Arheolojik ve Etnografık Araştırmalar Adına Düzenlenen Sempozyum Materyalleri). 15) Firman 964 / 1556 1557 gg. 21) Nadpis' grobnitsı " Baba Samita " (XVI) ob obşçestve " Bektaşiya " i " Baba Samit" (Baba Samit Türbesi'nin Kitabesi. po etnogenezu turkmenskogo naroda (Türkmen halkının Teşekkülü Adına Düzenlenen Umumi Sempozyumunun Bildirleri). (Rusça). (1969 Yılı'na Ait SSRİ Arkeolojik Keşifleri). Bakü. İle birlikte). 3.il Azerbaycan'da Arkeoloji ve Etnografik Tedgigatların Yekunlarına Hesr Olunmuş Elmi Sessiyanın Materialleri (1972 yılında Azerbaycan'da arkeolojik ve etnografik araştırmalar adına düzenlenmiş ilmi toplantının materyalleri). (Rusça). AO 1970 godo v SSSR. ile birlikte). Bakü 1966. Doktora Tezi'nin Özeti. Bakü 1965. c. Moskova 1970. Baku (Şah Tahmasip Fin Bakü Cami ve Mesçitlerindeki Fermanları 964 / 1556 / 1557). Esr Mezardaşlarına Esasen) (XV XVI. 2. Novıe plitı s nadpis'yu i izobrajeniyami iz Bailgesri (Bayıl Sarayı'nda Bulunmuş Kitabeli ve Tasvirli taşlar). Yüzyılda Bektaşilik ve Baba Samit Teşkilatı Üzerine). 22) Epigrafiçeskie pamyatniki i ix znaçenie v izuçenii sotsialno ekonomiçeskoy istorii Azerbaydjana (XIV XIX w. Yüzyıl Şirvan tarihine Ait Kıymetli Bir Belge). 20) I. (Rusça). Bakü 1968. (Rusça). Ermenistan SSR Topraklarındaki Müslüman Abideleri). Yüzyıl Mezar Taşlarından Hareketle Uygulamalı Güzel Sanatlarda ve Eski Dini Törenlerde Azerbaycan Halkına Ait Bazı Motifler). 382 383. Tarix. 19) Uguzskie elementi na pamyatnikax XVI veka material'noy kul'turı Azerbaydjana (Azerbaycan'ın XVI. 1972. posvyaşçe. Moskova 1971. s. s. bilig-5/Bahar '97 . 23) (İSMİZADE Ömer Ş. İssled. 2. 26) Tarixin Daş Sehifeleri. s. Yüzyıl Hatıra Abidelerindeki Ongunlarla İlgili Kabartmalar). Ermenistan SSR Erazisindeki Müselman Abideleri (Tarihin taş sayfaları. 2. s. (Rusça). felsefe. Şaxa Taxmaspa I v sobornoy meçeti gor.

Tiflis 1979. nauçn. Elm ve Heyat. Moskova 1975. 41) Arabo PersoTyurkoyazıçnıe nadpisi na territorii GCCR (Gürcistan SSR Topraklarındaki Arapça.219 29) Şirvan Tarixine Dair Yeni Sened (XII. 4.XIX Eserler) (XII XIX Yüzyıl Azerbaycan Hatıra Abideleri). Bakü 1979. BakÜ1978 (Rusça). bilig-5/Bahar '97 . s.. 3. s. 4 8. Bakü 1978. 42) İlisu Camesinin Kitabeleri. (Rusça). V. s. BÇ 1974 goda. 3. (Rusça). 43) Azerbaycanın Toponimikasını (Övrenmek Üçün Epigrafik Abideler Mönbe Kimi (Epigrafik Abidelerden Hareketle Azerbaycan Yer Adlarının Öğrenilmesi) Azerbaycan SSR Toponomikasının Öyrenilmesine Hesr Olunmuş Elmi Konfransın Materialları (Azerbaycan SSR Yer Adlarının Öğrenilmesi Adına Düzenlenmiş Konferansın Materyalleri). 31) İnteresı V. 40) (TAHİROV A. Yüzyıl Şirvan Tarihine Ait Yeni Bir Belge). 4. Moskova 1974. 44) Memorıal'nıe pamyatniki Azerbaydjana (XII . No: 3. Bakü 1981. s. s. ile birlikte). Elm ve Heyat. (Rusça). s. nauçn. No: 11 12. (İlisu Camii'nin Kitabeleri). Arkxeologiçeskie Otkrıtiya v SSSR 1974 g. Tez. (1977 Yılında Yapılan BARTOLD Sempozyumu Bildirileri). Elm ve Heyat. 2. Azerneşr. Bakü 1981. 85 90. s. (Kitap). s. nauçn. No: 3. Esr) (XII. 5 8. (Rusça). 8.. Elm ve Heyat. No: 21. s. s. No: 6. No: 1. (1974 Yılı'na Ait SSRI Arkeolojik Keşifleri). 11-12-9. VİPİG. Tarihi Enstitüsü İlmi Arşivi. 45) Epigrafiçeskie pamyatniki Zakafkaz'ya (Transkafkasya'daki Epigrafik Abideler). (1974 Yılında Yapılan BARTOLD Sempozyumu Bildirileri). 38)" Piri Merdekan " Yaxud " Şeyx Tair " Türbesi (Piri Merdekan Yahut Şeyh Tair Türbesi). c. Yüzyıla Ait Yeni Epigrafik Abideler). Bartol'da k epigrafiçeskim pamyatnikam Zakavkaz'ya (Transkaikasya'daki Epigrafik Abidelere V. 32) Epigrafikada Xettatlar (Epigrafide Hattatlar).. Bakü 1973. 33) Zengilan ve Cebrayıl Rayonlarının Yeni Epigrafik Abideleri (Zengilan ve Cebrayıl Bölgelerinin Yeni Epigrafik Abideleri). Yüzyıla Ait Epigrafik Abidelerinde İçtimai ve Siyasi Terimler). 3. 36) Sosyalno pravovıye termini v epigrafiçeskix pamyatnikax Baku XI XV w. (Rusça). 39) Şemkür Minaresinin Kitabesi (Şemkür Minaresinin Kitabesi). Gobustan İncesenet Almanaxı. 1976. 123 s. Esrlere Dair Yeni Epigrafik Abideler (Abşeron'da XII XV. s. (Rusça). Azerbaycan SSR EA Me'ruzeleri. Baku 1974. Bakü 1979. Bakü 1980. s. Baku 1975. sessii. 4. Bakü 1981. Farsça ve Türkçe Kitabeler). Elm ve Heyat. 34) Abşeron Üzre Epigrafik Seferin Neticeleri (Abşeron'a Yapılan Epigrafik Seferin Sonuçları). Bakü 1979. 1977. 46) Azerbaycanda Yeni Epigrafik Keşfler (Azerbaycan'da Yeni Epigrafik Keşifleri). Sessii.X Yüzyıla Ait Veciz Üslup Örneklerinin Paleografik özellikleri). 1976. 6 . BARTOLD' un İlgisi). il Azerbaycan'da Arkeoloji ve Etnografik Tedgigatların Yekunlarına Hesr olunmuş Elmi Sessiyaının Materialleri (1976 Yılı'nda Azerbaycan'da Arkeolojik ve Etnografik Araştırmalar Adına Düzenlenmiş İlmi Toplantının Materyalleri). Tez dokl. 37) Merdekan Galası (Merdekan Kalesi). s. Bakü1981. BÇ 1977 goda. Moskova 1978 . Tez dokl. VİPİG. 3. No: 2. No: 6774. 3. 47) Abşeronda XII XV. BakÜ 1979. Gobustan İncesenet Almanaxı. XXIX. 20. İsmayıl Bey Gutgaşenlinin Epitafiyası ve Ölüm Tarixinin Degigleşdirilmesi (İsmayıl Bey Gutgaşenli'nin Mezar Kitabesi ve Ölüm Tarihinin Belirlenmesi). 35)Paleografgrafiçeskie osobennosti Lapidarnıx dokumentov Azerbaydjana (XI XIX w. S. nauçn. No: 1. sessii. Tez. sessii. Elm ve Heyat. Dokl. Azerneşr. 30) Sofi Hemid Abideleri Kompleksi (Sufi Hamid Abideleri Kompleksi). Vsesouzn. s. dokl. Vsesoyuzn. s. s. V. (Rusça).) (Azerbaycan'da XI XI. s. il Azerbaycan'da Arkeolojik ve Etnografik Axdanşlar (1976 Yılı'nda Azerbaycan'da Yapılan Arkeolojik ve Etnografik Araştırmalar). (Baku'nun XI XV. 4.

Bakü 1983. Moskova 1978. (Rusça). 51) Bakı Tarihinin Daş Sehifelerinden II (Bakü Tarihinin Taş sayfalarından II). 4. Yüzyıl Epigrafik Abideleri). 62) Pamyatniki Pir Guseyna xanegaxa v Pir Saat çaye (Pir saat Bölgesindeki Pir Hüsyn Xanegahi Türbesinin Kitabeleri ). s. Moskova 1978. Gax Rayonunun Be'zi Epigrafik Abideleri Haggında. 56) Epigratlçeskie pamyatniki kak istoçniki XI XTX. ile birlikte). Elm ve Heyat. 5. nauçn. 50) Bakı Tarihinin DaşSehifelerinden I (Bakü Tarihinin Taş Sayfalarından I). s. 52 61. Tarixşunaslığın Aktual Problemleri Sessiyanın Tezisleri (Tarih İlminin Güncel Problemleri Sempozyumu Bildirileri). 61) Yehya İbn Mehemmed veya Memmedbeyli Türbesi (XIV. Arxeologiçeskie Otkrıtiya v SSSR 1977 g. No: 5. s. ile birlikte). s. (Rusça). No: 7. s. 3 . Bakü 1981. (Rusça). BÇ 1982 goda. Moskova 1982. 48) (HEYDEROV M. Moskova 1984. Elm ve Heyat. No: 6.220 Arxeologiçeskie Otkrıtiya v SSSR 1977 g. Tez dokl. (Azerbaycan'da Epigrafik Araştırmalar). (Rusça). 2. ilde Azerbaycanda Arxeolojik ve Etnografik Axtarışlar (1979 Yılında Azerbaycan'da Yapılan bilig-5/Bahar '97 . PPV 1974 (Doğu'nun 1974 Yılı'na Ait Yazılı Abidelerinin Materyalleri). Esr) (XIV. Bakü 1982. s. s. nauçn. s. Bakü 1977. 4. 4. (Gax Bölgesinin Bazı Epigrafik Abideleri Üzerine). No: 3. sessii. (1977 Yılı'na Ait SSRI Arkeolojik Keşifleri). İlin Menbeşünashg Axdarışları (1981 Yılının Tarihi Kaynaklarının Araştırılması). TFH. 1979. Farsça ve Türkçe Kitabelerin Yayımlanması Meselesi I). Bakü 1983 (Rusça).2. ile birlikte). Arxeologiçeskie Otkrıtiya v SSSR 1981 g. Elm ve heyat. 54) Voprosı izdaniya pamyatnikov kulturı Zagafgaziya na Arabo Perso Tyurkoyazıçme I (Transkafkasya'daki Arapça. Elm ve Heyat. sessii. s. May 1983. Tez dokl. s. 2. 11 S. (1984 Yılında Yapılan BARTOLD Sempozyumu Bildirileri). Moskova 1983. Şeyh Heyder Türbesinin Kitabesi (Tarihin İziyle. 13. s. BÇ 1984 goda. Balegen Rayonunun Be' zi Epigrafik Abideleri (XVIII XIX Esrler). Bakü 1982. 31 36. s 2. s. Nadir Tapıntı Azerbaycan Halkının Teşekkülüne Dair (Nadir Buluntu Azerbaycan Halkının Teşekkülüne Dair). Tiflis 1982. 55) Epigrafiçeskie pamyatniki Azerbaydjana o doljnosti " sadrala'zam " i " sadr " (Azerbaycan'ın Epigrafik Abidelerinde " sadrazam " ve " sadr " Unvanları Üzerine). w. 4. Bakü 1981. (Rusça). Bakü 1981. Yüzyıla Ait Yehya İbn Mehemmed veya Mehemmedbeyli Türbesi). No: 2. 49) Piri Merdekan Haggında Yeni Me'lumat (Piri Merdekan Hakkında Yeni Bilgiler). Azerbaycan' da Arxeolojik ve Etnografik Axtarışlar (Azerbaycan'da Arkeolojik ve Etnografik Araştırmalar). 57) (GASIMOV A. Farsça ve Türkçe Kitabeler). ilde Bakı'da Keçirilen Şergşünasların Ümumittifag Konferansiyasındaki Me'ruzeler (Mayıs 1983'de Bakü'de Gerçekleştirilen Doğubilimciler Genel Toplantısında Sunulan Bildiriler). (Rusça). Elm ve Heyat. 4. Şeyh Haydar Türbesi'nin Kitabesi). s. s. 60)Epigrafiçeskie issledovaniya v Azerbaydjanskoy SSSR. Tiflis 1984. 52) Tarihin İziyle. (XVIII XIX. 58) (GASIMOV A. 1981. (1977 Yılı'na Ait SSRI Arkeolojik Keşifleri). (Tarihi Belge Olarak XI XIX. (Rusça). Yüzyılda Balagen Bölgesinin Bazı Epigrafik Abideleri). (1981 Yılı'na Ait SSRI Arkeolojik Keşifleri). 53) Religiya i gosudarstvo v Azerbaydjane (Azerbaycan'da Din ve Devlet). 63) Bakı ve Abşeronda Epigrafik Aktarışların Neticeleri (Bakü ve Abşeron'da Yapılan Epigrafik Araştırmaları Sonuçlan). (1982 Yılında Yapılan BARTOLD Sempozyumu Bildirileri). 59) Gürcüstan SSR Erazisindeki Ereb Pars Türk Dilli Kitabeler (Gürcistan SSR Topraklarındaki Arapça. Moskova 1981. Azerbaycan SSR EA Xeberleri.

Prof. Bakü 1986. XAÇATRYAN'ın Ermenistan'ın Arap Harfli Kitabeleri VIII XVI. Işık. Menbeşünaslıgda Aktual Problemler Sessiyasının Me'ruzeleri (Tarihi Kaynakların Araştırılması İlminin Güncel Problemleri Konulu Sempozyum Bildirileri). Tarixi menbelerin öyrenilmesinin neşrinin aktual problemleri ümumittifag sessiyasının tezisleri (Tarihi Kaynakların Araştırılması / Öğrenilmesi ve Yayımlanması İle İlgili Güncel Problemler Konulu Umumi Sempozyumun Bildirileri) 18 20 Ekim 1988. s. A. Prof. c. (1987 Yılında Yapılan BARTOLD Sempozyumu Bildirileri). Azerbaycan SSR Xeberleri TFH. 64 s. Dr. Bakü 1985. Meşedihanım Ni'MET. Bakü 1988. 2. Bakü Moskova 1955. 1985. Farsça ve Türkçe Kitabeler Külliyatının Yayımlanması Meselesi II ). 70)Epigrafiçeskie pamyatniki Şeki Zakatalskoy zonı kak istoriçeskie pervoistoçniki stranı (Ülke Tarihinin Öğrenilmesinde Kaynak Olarak Şeki Zagatala Bölgesindeki Epigrafik Abideler). Ermeni İlim Adamları (!) na Cevap II: Bir Kez Daha Zengezur'un Urud Abideleri Üzerine. s. bk. bk. Dr. Meşedlhanım NI'MET. sessii. 2. 69) Xaraba Gilandan Gec Üzerinde Kitabeler (Gilan Kalıntıları Arasında Kil Alçı Karışımı Sıvalar Üzerine Yazılmış Kitabeler). Yüzyıl ( Erivan 1987 ) bilig-5/Bahar '97 . 15. A. 75) Azerbaycan SSR Gax Rayonundan Yeni Epigrafik Abideler (Azerbaycan'ın Gah Bölgesi'nden Yeni Epigrafik Abideler). Ekleme: Bu makale tarafımızdan Türkiye Türkçe' sine aktarılıp yayımlanmıştır. s. '71)Naxvuvan MR Yeni Kitabeler (Nahçıvan Muhtar Cumhuriyeti'nde Yeni Kitabeler) Tez dokl. s. İlnn Menbeşünaslıg Axdanşlan (1982 Yılının Tarihi Kaynaklarının Araştırılması) s. Türk Yurdu. (1983 Yılı'na Ait SSRI Arkeolojik Keşifleri). 65)Azerbaycan Epigrafik Abidelerinin Tedgigi (Azerbaycan Epigrafik Abidelerinin İncelenmesi). 5. s. Xaçatryanın " Ermenistanın Ereb Kitabeleri VIII XVI Esr " Kitabına Re'y (A. 64)Voprosı izdaniya pamyatnikov kultun Zagafgaziya na Arabo Perso Tyurkoyazıçnıe II (Transkafkasya'daki Arapça. 4. Ermeni İlim Adamları (!)na. Bakü 1985. Bakü 1988. Arxeologiçeskie Otkntiya v SSSR 1983 g. Problemler ve Çözüm Yollan. Azerbaycan SSR EA Xeberler. BÇ 1987 goda. Bakü 1984. No: 3. s 121 122. Ankara 1995.109. Tiflis 1985. 3. Ekleme: Bu makale tarafımızdan Türkiye Türkçe' sine aktarılıp yayımlanmıştır. Yüzyıl (Erivan 1987)" Adlı Kitabına Rapor). Kutaisi 1988. 2.221 Arkeolojik ve Etnografik Araştırmalar). elminin inkişafı konferansiyanın materialları (Büyük Ekim Devrimi ve Azerbaycan'da Arkeoloji ve Etnografya İlminin Gelişimi Konulu Konferansın Materyalleri). nauçn. Elm. Böyük Oktyabr ve Azerbaycan'da arxeol. (Rusça). (Rusça).. (Kitap). ilde Azerbaycanda Arxealojik ve Etnografık Axtanşlar (1985 Yılında Azerbaycan'da Yapılan Arkeolojik ve Etnografik Araştırmalar). s. Baranı 1985. 73 ) Epigrafik Abideler Tarixi Menbe Kimi (Tarihi Belge Olarak Epigrafik Abideler). s. 2. No: 3. 72) Esrlerin Daş Yaddaşı (Yüzyılların Taş Hafızaları). Moskova 1985. 4. (Rusça). Azerbaycan SSR EA Xeberleri. 102 . 68)Epigrafiçeskie pamyatniki Azerbaydjana (Azerbaycan'ın Epigrafik Abidelerinden).ve etnog. 19 22. (Rusça). 76) A. A. (Rusça. 74)Naxcıvan MSR Epigrafik Abideler (Nahçivan Muhtar Cumhuriyeti'nde Epigrafik Abideler). 66)Bir Daha Zengezurun Urud Abideleri Haggında (Bir Kez Daha Zengezur'un Urud Abideleri Üzerine). Şubat 1995. No: 2. 67) Be'zi Epigrafik Abidelerin Tehrif Olunması Haggında (Bazı Epigrafik Abidelerin Tahrif Edilmesi Üzerine).). XAÇATRYAN'm " Ermenistan'ın Arap Harfli Kitabeleri VIII XVI. s. 1982. Moskova 1988. Bakü 1987. s. Cevap I: A. Moskova 1987. sayı: 90 (436). Sovyet Doğubilimciliğinin Materyalleri.

Esr Herbi Vezifeli Şehsler Haggında Bakının Epigrafik Abideleri (XII XIV. Elm ve Heyat. Nisan 1992. (Kitap). Yüzyıla Ait Arapça. s. c. 94) Ekere Çayı Hövzesindeki Türbelerin Me'marlıg Mektebinin Esasını Goymuş Me'mar Haggmda (Ekere Irmağı Havzası'ndaki Türbelerin Mimari Mektebinin Kurucusu Olan Mimar Hakkında). 91) Gence Camesi (Gence Camii). s. Elm ve Heyat. (Epigrafik Abidelerde Şehir Yönetimiyle İlgili Terimler). 78) Gutgaşen Rayonu Epigrafik Abideleri (Gutgaşen Bölgesinin Epigrafik Abideleri). Sovyet Dağıstan'ı. Elm ve Heyat. s. No: 7. Prof. Bakü 19*91. s. No: 1 3. Prof. Farsça ve Türkçe Kitabeler). Bakü 1. Azerbaycan'da Tapduk Baba ve Yunus Emre' nin Mezarları. No: 11 12. Elm ve Heyat. (kuşça). I (Azerbaycan'ın Epigrafik Abideleri Külliyatı I Bakü ve Abşeron'daki XI XIX. 13. c. Türk Yurdu. 79) (BUNİYATOV Z. 82) Aza Kendi Azad Şeheri Haggında (Aza köyü Aza şehri Üzerine). Yüzyıllarda Azerbaycan'da Kadiriyye Tarikati' nın Merkezi). ŞIHSAİDOV un Dağıstan'ın Epigrafik Abideleri Adlı Kitabına Rapor). 6 9. sayı 26. 83 )İslam İdeyaları İle Bağlı Yaranmış Merkezler (İslami Görüş Çerçeevesinde Meydana Gelmiş Merkezler). 11 . Mina. 84) Sufizmin Nahcıvanda Olmuş Merkezleri (Sufizmin Nahçıvan'daki Merkezleri). Bakü 1992. 85) Mehemmed ve Emircan Mescidlerinin Kitabeleri (Mehemmed ve Emircan Camilerinin Kitabeleri). Bakü 1990. Ekleme: Bu makale tarafımızdan Türkiye Türkçe'sine aktarılıp yayımlanmıştır. 36 -39. sayı: 59. No: 6. No: 2. Bakü 1991. ile birlikte) Daşlar Danışır / E. 19 20. No: 4 6. Bakü 1991. Meşedihanım Nİ'MET. 32 38. 80) XII XIV. Bakü 1988. 93)Azerbaycanda Tapdug Baba ve Yunis Emre' nin Mezarları (Azerbaycan-da Tapduk Baba ve Yunus Emre' nin Mezarları). Elm ve Heyat. Kasım 1994. Meşedihanım NI'MET. 36 . 19 -21. Bakü 1991. Taşkent 1990. s.39 Erzurum 1992. s.222 "Adlı Eseri Üzerine. Dr. 8 9. Orta Asya'nın Son Feodal Şehri. Yüzyılda Askeri Şahıslara Ait Bakü'nun Epigrafik Kitabeleri). Maxaçkala 1991. 17 -18.*Bakü 1990. Dr. Bakı ve Abşeron Tarixinden sehifeler Meruzelerin Tezisleri (Bakü ve Abşeron Tarihinden Sayfalar Adlı Konferansın Bildirileri). 15 17. Mahaçkala 1987. Doğubilimciler Konferansı Bildirileri). 87) Sıx Baba Piri ( Şıx Baba Piri). 182 187. 89)Korpus Epigrafîçeskix Pamyatnikov Azerbaydjana Arabo Perso Tyurkoyazıçnıe nadpisi Baku i Apşerona XI naçala XX veka. sayı: 87. 416 s. 92) Cavad Xanın Abidesi (Cavat Xan Abidesi). Şergşünasların IV. s.990. ümumittifag konferansının tezisleri (IV. Elm ve Heyat. 86) Şehid Türk Zabitinin Gebri Ziyaretgahdır (Şehit Türk Subayının Mezarı Ziyaretgahtır). Bakü 1992. No: 9. s. 81)Epigrafik Abidelerde Şeher İdaresi İle Elageder İstilahlar. Yaxın ve orta şerg me'marlığı ve incesenetine hesr olunmuş beynelxalg konfransın me'ruzeleri (Yakın ve orta Doğu Mimarisi ve güzel Sanatları Adına Düzenlenen bilig-5/Bahar '97 . bk. Bakü 1988. 14. Esrlerde Azerbaycanda " Gediriyye "Cemiyyetinin Merkezi (XIII XIV. Elm ve Heyat. M. Elm.9. s. Bakü 1990. 12. Elm ve Heyat. Elm ve Heyat. No: 8. ( 433). s. Ankara 1992. Elm ve Heyat. s. 88) Sederek Mescidi (Sederek Camii). s. Bakü 1991. 90)XII XTV. No: 1. Ankara 1994. Bakü 1990. Elm ve Heyat. No:3. 77) İzimizi İtirmeyek (İzimizi Kaybetmeyelim). Türk Yurdu. bk. 1 -3. Şixsaidovun " Dagıstannın Epigrafik Abideleri Kitabına Re'y (Taşlar Konuşuyor / E. Elm ve Heyat. Temmuz 1992. No: 5. s. No: 9. Şehit Türk Subayının Mezar Ziyaretgahtır. s. No: 4. 6 . Ekleme: Bu makale tarafımızdan Türkiye Türkçe'sine aktarılıp yayımlanmıştır.

97)Epigrafîçeskie Pamyatniki Gyandji (Gence'nin Epigrafik Abideleri ). (Yayımlanmak üzeredir). Yüzyıla Ait Arapça. (Rusça).) bilig-5/Bahar '97 . 44 s. 20 s. (Kitap).. Bakü 1991. 99)Garabağın Epigrafik Abideleri (Karabağ'ın Epigrafik Abideleri). Farsça ve Türkçe Kitabeler). c. 115 s. 2. (Kitap). s.. (Rusça). (Kitap). Bakü 1992. Garabağ. (Yayımlanmak üzeredir. 95)Azerbaycanda Pirler (Azerbaycan'da Pirler). II (Azerbaycan'ın Epigrafik Abideleri Külliyatı II Şeki ve Zagatala'daki XIV XX. (Kitap). 291 295. Bakü 19911. Bakü 1992. 98)Korpus Epigrafiçeskix Pamyatnikov Azerbaydjana Arabo Perso Tyurkoyazıçnıe nadpisi Şeki i Zagatala XIV naçala XX veka.223 Uluslararası Konferansın Bildirileri). 96)Epigrafiçeskie Pamyatniki Azerbaydjana Epoxi Nizami (Azerbaycan'ın Nizami Devri Epigrafik Abideleri). (Rusça).

Çiğ tanesi)1 Münasebeti Lâle şekil itibariyle kadehe benzetilir. gümüşe benzettiği şebnem ile dolduğunu ifade eder: Kîse-i gonca nice pür-zer ise feyzinden Kâse-i lâle de bi-şebnem olurdu pür-sîm Her ne kadar lâle kelimesi noktasız harflerle yazılsa da jâle onun yapraklarını tezyin eder: Müzeyyen eyledi evrâk-ı lâleyi şeb-nem Hurûf-ı lâlede olmaz egerçi nokta revâ Fuzûlî Lâle.Jâle (Şebnem.. onların lâleleri çiy taneleriyle doldurduğunu söyler: Döktü ol gonca gül üzre nergisinden jâleler Dâne dâne eşkten pür jâle oldu lâleler Ahmet KARTAL ___________________________________ Jâle damlalarıyla dolu olan lâle-i hamrâ.224 KLASİK TÜRK EBİYATI'NDA "LÂLE"-II I. B. Fen-Ed. lâlenin içinin. Türk Dili ve Ed. kanlı kadehe benzettiği lâlelerin. damla damla akan göz yaşım jalelere benzeterek.Lâle . jâlelerle dolduğu zaman 'işret ü ayş' etmenin sebebi oluşur: Güldü gül açıldı nergis lâle doldu jaleden Ey hoş ol kim işret ü ayş etmege esbâbı var Fuzûlî Bâkî.. 'dürr ü gevher'le dolu olan mercân kâseye benzer: Katre-i jâleyle şekl-i lâle-i hamrâyı gör Dürr ü gevherden pür olmuş kâse-i mercânidür Kırıkkale Ü. jâleleri kara bağırlarına basarak kederlerini atıp zevk u safaya başladıklarını belirtir11: Gülşende basdı jâleleri kara bagrına İrdi safâya lâle-i hûnîn piyâleler Sun'î ise. lâlenin "çemen bezminde" gonca gibi altınlarını toplayıp saklamadığım onları açıkça kadehe koyduğunu söyler: Jâle nakdin kadehe koydu çemen bezminde Cem' idüp saklamadı gonca gibi zer lâle Nef î ise lâleyi kâseye benzeterek. Bâkî lâlenin iç yapraklarında bulunan jâleleri paraya benzeterek. Arş. Görevlisi Ahmed Paşa bilig-5/Bahar '97 . Fak.

gülbahçesinin toprağını Bedehşan madenineıv çevirirken jâle de bütün kenarlarını Aden denizininv sahiline döndürür: Jâle kıldı her kenârı sâhil-i bahr-i Aden Lâle hâk-i gülşeni kân-ı Bedahşân eyledi Bâkî Nasıl ki göz yaşı ateş ocağı gibi olan kalbi teskin etmezse lâlenin gönlündeki ciğer yarasını da jâle söndürmez: Sirişk-i dîde âteş-dân-ı kalbi eylemez teskin Söyinmez jâlelerle lâlenün dâğ-ı ciger-sûzı Ömrî İ. Sevgilinin beninin hasretiyle lâlenin içersinde bulunan 'dâg' misk kokulu olur: Dem mi var kim zahm-ı gül derdinle hûnî olmaya Hasret-i hâlinle dâğ-ı lâle müşkîn olmaya Nedîm Hayâlî Bey lâlenin Hutenvı miskini kırmızı vâlâya sardığını söylerken Riyâzî de kırmızı bir keseye gizlediğini ifade eder: Gülzârda arûs-ı güle lâle goncası Vâlâ-yı ala sarılı misk-i Huten çekervii Hayâlî Bey Gerden-âvîz olmagiçün nev-arûs-ı goncaya Lâle müşgün kise-i âl içre pinhân eylediviii Riyâzî Necâtî Beğ. çimenliğin ortasında görünen şeyin lâle mi yoksa kanlara boyanarak yatan tatar miski mi diye sorar: Sahn-ı çemende lâle midir görünen yâhod Kanlara boyanı mı yatır nâfe-i tâtârix Riyâzî. latif cismi ise 'lâle-i hamrâ'daki jâledir: Gül-gûn kabâsı ol sanemin sanki lâledir Cism-i lâtîfi lâle-i hamrâda jâledir Bâkî bilig-5/Bahar '97 . Lâlenin İçersinde Bulunan Siyahlık Lâlenin içersinde bulunan siyahlık şu unsurlara benzetilmiştir: İa. bağ topluluğunda keseye benzeyen içerisindeki 'jâle beyzaiiiları'nı sanki bir hokkabaz gibi yok eder: Bir kîse içre lâle bugün bezm-i bâğda Gayb itti jâle beyzaların hokkâbâz vâr Bâkî Bâkî şu beytinde ise lâleyi sapana benzetirken üzerindeki çiy tanelerini de sapan taşına benzetir: Sahn-ı çemende şöyle kırıldı zücâc-ı yah Seng-i felahan urdı meger ana lâleler Nâmî. Misk Lâlenin içersinde bulunan siyahlık miske benzetilir. jalenin lâlenin gökten inmiş kulu olduğunu söyler: Gökden inmiş kulıdur lâle-i bâgun jâle Gökde isterken anı yerde bulubdur lâle Sevgilinin gül-gûn kabâsı sanki bir lâle. lâlenin bahçede kırmızı vâlâya sardığı nâfesini satan bir attâra bezetir: Al vâlâya sarar nâfesini lâle meger Şeyhî ise.225 Lâle. lâle-i sîrâba düşen jâleyi andırır: Jâlelerdir lâle-i sîrâba düşmüş guyyâ Dürr-i dendânın hayâli çeşm-i pür-hûnâbda Bâkî Sevgilinin dudakları arasından inci dişlerini gören. sanki onların lâlenin üzerine dizilmiş jâleler olduğunu söyler: Lebünde dürr-i dendânun gören dir Düzilmiş gûyiyâ lâl(e) üzre jâle Âhî Lâle. lâlenin la'l renkli dudağındaki jaleleri diş olarak tasavvur ediyor: Kan ile doldu dil-i gonce leb-â-leb kim niçin Lâlenin la'lîn lebinde jâleler dendânıdır Zihî sabâ ki bakarken gözün dikip nergis Katında lâle lebin urdu jâle dendânı Şeyhî Sevgilinin inci dişlerinin âşığın kanlı gözündeki hayali.

Yara Lâlenin ortasında bulunan siyahlık 'dâg' a yani yanık yarasına benzetilir. Gözbebeği Lâle. Kuş Yuvası Yaprağı dökülen lalenin ortasındaki siyahlık kuş yuvasına benzetilir: Kays-ı bürehne serde olan âşiyân ile Bir lâledür ki bergi dökülmüiş hazân ile Hayâlî Bey Lâlenin bağrında taşıdığı o yara. semâyı duhânî lâleye teşbih ederken 'mâh-ı bedr-i münhasif (: tutulmuş ay)'i de lâlenin içindeki siyahlığa benzetir: Âsumân sahrâ-yı mihründe duhânî lâleler Mâh-ı bedr-i münhasif anun içinde dâğıdur Zaten lâle sevgilinin o gül yanağının hasretiyle yanıp tutuşmasaydı ortasındaki o yara olmayacaktı: Gül ruhlarına lâle eger olmasa hasret Bagrında onun neyler idi dâg-ı muhabbet Sun'î Bey Lâlenin ortasında bulunan yaranın bir diğer sebebi ise sevgilinin yanağında bulunan benidir: Zülf-i tarrârın hamından sünbülün boynunda bâg Hâl-i ruhsârın gamından lâlenin bagrında dâg İc. Tutulmuş Ay Zâti. bir güzele vurulduğunun da belirtisidir: Urulmuş gibi lâle yine bir şûha derûnunda O dâg-ı dag-ber-dâgı delîl-i şübhe fersâdır Riyâzî İf.226 Çarsû-yı çemen içinde oluptur attârx Riyâzî 1b. İçersindeki siyahlık ise "merdümek"e yani gözbebeğine teşbih edilir: Tag taş fırkatde kan aglamaga feryâd içim Lâle hûnîn-çeşm olur dâg-ı siyâhı merdümek Necâti Beğ Hâlin ey gül yüzlü korniş lâlenin bagrında dâg Haddin uyarmış şeb-i ıyd içre bir sîmîn çerâg Ahmed Paşa Bâg-ı dehri zeyn iden cânâ cemâlündür senün Lâleye dâg uran rûyunda hâlündür senün İlmî Âhî Lâlelerin servi boylu sevgilinin yollarını gözlemekten gözlerine kara su inmiştir: Ol boyu servin Hâyâlî gözlemekden yolların Lâle-i sahrâların indi gözüne icara su Bâkî ise lâlenin gönlündeki bu yaranın sebebim 'hararete' bağlamıştır: Harâretden dilinde lâlenin dâğ Hacâletten yüzünde güllerin hay Hayâlî Bey İd. Hâl (:Ben) Zâti. Bu yaranın sebebi ise sevgilinin yanağıdır: Uruptur lâleye mihr-i ruhin dâg îdüpdür sünbülü zülfün perîşân Sâlim Çünkü lâle o sevda yarasıyla yanıp tutuşmaktadır: Dâg-ı sevdân ile yanup tutuşur her lâle Zülfünün baglamalu gök delisi her sünbül Riyâzî Bâkî bilig-5/Bahar '97 . şeklinden ve kırmızı renginden dolayı kanlı göze benzetilir. lâlenin ortasındaki siyahlığı sevgilinin yanağındaki siyah bene benzetir: Ol lâlenün olur içinde dâgı hâl-i siyeh Gülüp yanagı çukurlansa lâle olsa gerek Bâkî Lâlenin değerini artıran da sinesindeki bu yaradır: Sinesinde dâgdır mergûb eden her lâleyi Eylemez hârun cefâsından çemende âr gül İe.

Her şair laleye farklı bir gözle bakmış ve dolayısıyla onda -renk ve şekil yönünden. sevgilinin gül-gûn kabâsını kırmızı renkli lâleye benzetirken beyaz tenini ise jâleye teşbih etmiştir: Gülgûn liabâsı ol sanemin sanki lâledir Cism-i lâtifi lâle-i hamrâda jaledir Bâkî Necâtî Beğ Klâsik şiirde sevgilinin yüz güzelliği lâleden daha üstündür. diğer çiçekler gibi pek çok şaire farklı ilhamlar vermiş. onlara farklı suretlerde arz-ı endam etmiştir. Kırmuzı pûş o lebi almış ele la 7 kadeh Sanki hûbân-ı firenkdür büt-i tersâ lâle Şu beyitte ise.farklı şeyler görmüştür. Biz şimdi lâlenin klâsik şiirde renk ve şekil yönünden işlenişini belirtmeye çalışacağız. A-Lâle-Sevgili Muhibbî şu beytinde lâleyi.Lâle-Sevgilinin Yüzü: Sevgilinin yüzü renginden dolayı lâleye teşbîh edilir. sevgilinin yüz güzelliği lâle bahçesine teşbih edilmiştir: Aceb mi bâg kenârında dursa lâle hacîl Ki lâle-zâr-ı cemâlinde hâr u zârındır Ahmed Paşa Bazen "lâle-çihre"nin kullanıldığı görülmektedir: Lâle-çihrelerxii: Güller çemende şive ile burtarır yüzün Gûyâ ki lâle-çihreler içer şarâb-ı nâz çoğulunun da Muhibbî Bâkî ise. "hübân-ı firenk (Hiristiyan güzelleri)" ile "büt-i tersâ (Hiristiyan pııtu)"ya benzetmiştir.227 Bu yanıp tutuşma neticesinde ise kendi varlığım mahveder: Lâleler mahv-ı vücûd etdi kederden dâğ ile Olalı her bir giyeh gülzâra şekl-i yâsemin Sâlim Lâle hasret yarasıyla yanıp tutuşurken bütün kederinden kurtulmak için içki içer: Lâle dâg-ı hasret ile sîne-sûz iken bu dem Bir kadeh mey elde ser-hoş ragm eder âlâmına Aa. Yüz ve lâle arasındaki münasebet şu bileşik isimlerle ve tamlamalarla ifade edilmiştir: Lâle-çihre: Key yaraşır bezmde mînâ ile gül-gûn şarâb Gûyiyâ bir lâle-çihre câme-i mâyın giyer Hayâlî Bey Lâle-rû: Cemâlin aksinin nakşı gözümde şöyle rezm oldu Bütün hep lâle-rû güldür gözümün yaşı renginden Şeyhî Lâle yüz: Salarsa sünbülün lâle yüzün üzren'ola sâye Yaraştır sâyebân olsa per-i tâvusdan âya Sâlim ** Fuzûlî ise şu beytinde lâlenin sonbahar yağmasının herşeyi birbirine karıştırmasına tedbir olarak renkli eşyasını ortasındaki siyahlığa yani dağ içine gizlediğini söyler*1: Eylemiş tedbîr teşvîş-i hazân târâcına Lâle rengin rahtın dâğ içre pinhân eylemiş Fuzûlî Şemsî Lâle yüzlü: Gül-gûn ayagı al ele ey lâle yüzlü hey Kim tuta bâg-ı hüsnünü tâze nesîm-i mey Ahmed Paşa Rûy-ı lâle-renk: An ol güni ki âhir olup nev-bahâr-ı ömr Berki hazâna dönse gerek rûy-ı lâle-renk Bâkî Lâlenin Renk Ve Şekil Bakımından Klâsik Şiire Yansıması Makalemizin birinci kısmında belirttiğimiz gibi lâle. İşte bu görüntüler de şiirlerine teşbih ve mecaz olarak yansımıştır. Nitekim Ahmed-i Dâ'î şu beytinde sevgilinin yüzünün güzelliği karşısında lâlenin gönlünün yaralar içinde kaldığını söyler: Boyundan serv utanmış bâg içinde Yüzünden lâle kalmış dâg içinde bilig-5/Bahar '97 .

Lâle-Sevgilinin Yanağı: Sevgilinin yanağı da renginden dolayı kırmızı lâleye benzetilmiştir.228 Ab.'ârızı Var didügün meger ki o sîmîn-beden midür Muhibbi Lâle-had: Ben o lâle-had periden Sâlimâ bir vech ile Gülşen-i âlemde bûy-ı vuslat ümmîd eylemem Sâlim Lâle-'izâr: Sen ne gül-şen gülüsün kim bu gün ey lâle-'izâr Alemin bülbül-i gûyâları hâmûşundur Hayâlî Bey Lâle-ruh: Hâr-ı gamdan cân veren bülbüllere ey lâle-ruh Yaraşır olsa kefen berg-i gül-i sîrâbdan Usûlî Lâle-ruhsâr: Nedîm reng-i bahârân o lâle-ruhsârın Zamân-ı şermde bir katre-i çekîdesidir Nedîm Lâle yanak: Lâle yanagın gonce lebin yâdına her dem Doldu gözümün câmına hûn-ı ciger ey dost Şeyhî Lâle-gûn ruhsâr: Lâle-gûn ruhsârını yâd edüben kan aglasam Bûstân-ı dîde ol dem verd-i ahmerden dolar Ahmed Paşa Ruhsâr-ı gül ü lâle: Reng-i ruhsâr-ı gül ü lâlesi bir mertebe kim Medhini fikr edenin olur edâsı rengîn Nefî Yanagı lâle-i bâg-ı letâfet: Yanagı lâle-i bâg-ı letâfet İzârı verd-i gül-zâr-ı tarâvet Hümâmî Bazen de "lâle-had" ve "lâle-ruh" bileşik isimlerinin çoğullarının da kullanıldığım görüyoruz: Lâle-hadlerxîü: Lâle-hadler yine gül-şende neler etmediler Servi yürütmediler goncayı söyletmediler NecâtîBeğ Lâle-hadler hasretinden dâg yakdum şol kadar Sînemi her kim görürse benzedür gül kanına Muhibbi Lâle-ruhlarxiv: Lâle-ruhlar gögsümün çâkine kılmazlar nazar Hiç bir rahm eylemezler dâg-ı hicrânım görüp Fuzûlî Lâle-ruhânxv: Gül-gûn kabâ-yı lâle-ruhân kûteh olmasa Kadd-ı cemâle hil 'at-ı ân kûteh olmasa Nâ'ilî Bâkî. sâkîye gül renkli şarabın kadehinin gül rengini sevgilinin iki yanağına sürmesini ister. Çünkü o zaman sevgilinin iki yanağı kızaracak yani lâle gibi kırmızı olacaktır: Sâkiyâ gülgûne-i câm-ı mey-i gül-gûnu sür Lâle-reng olsun kızarsun ol iki ruhsâreler Bâkî Sevgilinin yanağının şu beyitte ise lâle bahçesine benzetildiği görülmektedir: Dün bâga çıktı ol yanagı lâle-zâr serv Dik durdu geldi bir ayag üzre hezâr serv Necâtî Beğ Şafak da renginden dolayı sevgilinin lâle renkli yanağına benzer: Ol ruh-ı lâle-gûn şafak hâl u hatun şeb-i tarâb Sun lebüni ki bâdenün vaktidür ibtidâ-yı şeb Ganizâde Nâdiri bilig-5/Bahar '97 . Yanak ile lâle arasındaki münasebetler de şu bileşik isimlerle ve tamlamalarla ifade edilmiştir: Hadd-i lâle-gûn: Dîvâneyim görelden sen hadd-i lâle-gûnı Artar bahârı görse şeydâlarun cünûnı Emrî Hadd-i lâle-reng: Nakş-ı hadd-i lâle-reng ol ârız-ı pakîzede Berg-i güldür gûyyâ âb-ı zülâl üstündedir Bâkî Lâle-'arız: Gonce femi benefşe hatı lâle.

sevgilinin gülmesiyle çukurlanan yanağındaki gamzeyi şekil itibariyle lâleye teşbih ederken gamzenin içinde bulunan benini de lâlenin ortasındaki siyahlığa benzetir: Ol lâlemin olur içinde dâgı hâl-i siyeh Gülüp yanagı çukurlansa lâle olsa gerek Muhibbi.229 Riyâzî. sevgilinin yanağına öyküneceğini umarak lâleye üşüşerek onu süsleyip bezemiştir"1'11: Lâleyi jâle üşüp hayli tonatdı bu gice Öykünürsen diyü haddine gül-i ra 'nâmın Fedâyî Lâle. sevgilinin yanağının rengi mi yoksa lâle mi üstün diye sorar: Leb-i dilber mi yegdür yâ piyâle Yanagı rengi mi yeg yohsa lâle Ahmed Paşa ise lâlenin rengini sevgilinin yanağından aldığını şu beytiyle ifâde etmiştir: Çemende reng veren lâleye yanagındır Dilinde dâg koyan âteş-i izârındır Bundan dolayıdır ki. 'kendini de yok' eder: Lâlenin çehresini gül yanagın hâk eyler Goncanın zehresini la 'l-i lebin çâk eyler Şeyhî Lâle hâk etti yüzün gül yanağın reşkinden Gonca çâk etti kabâ la 'l-i dür-efşânın için Şeyhî Haddin katında yele varır lâleyile gül Kaddin katında serv ü çenâr olur iki kat Şeyhî Hatta lâlenin boynu. renginden dolayı ilkbaharda açmış olan lâleye benzetir: Sen sanma yaradur açılan rüy-ı yârde Bir lâledür açıldı meger nev-bahârda Zâtî ise. sevgilinin yüzünde bulunan yarayı. bühtan edilerek haksız yere miskin lâlenin gönlünün yakıldığını şu şekilde dile getirmiştir: Öykünen ruhsâtına nesrîn idi bühtân edip Lâle miskinin tutup nâ-hak çenânın yaktılar Lâle. sevgilinin yanağının derdiyle başı açık deli olmuş ve beline yaprak bağlamıştır: Ruhinin lâle baş açık delüsü Hâli sevdâsı var dimâğında Bâkî Hasret-i verd-i ruhunla lâle-i nu 'mânı gör Baş açık abdal olup beline yaprak bağlanır Harîmî (Şehzâde Korkut) Sevgilinin yanağı yüzünden başı açık kıpkızıl deli olan lâlenin dimâğı ise sevgilinin beninin sevdâsı yüzünden darmadağındır: Nitekim haddine her dem çemende ragm eder lâle Müsemmen dişine her dem sadefte reşk eder lü 'lü Şeyhî Sevgili seyrân ederken lâlenin açılarak ona yol vermesi istenir: Gelir ol serv-i sehî ey gül ü lâle açılın V'ey meh ü mihr çıkın kudrete nezzâre tek Fuzûlî bilig-5/Bahar '97 . sevgilinin yanağı 'lâlenin çehresini hâk'. sevgilinin yanağını kıskandığı için hem mahcup hem de "pâ der-gilXVI"dir: Hadünden lâle-i hamrâ hacîl berg-i gül-i ter hem Kadünden şâh-ı tûbâ münfa'il serv ü sanavber kim Sehâbî Lâle reşk-i ruh-i gül-gûnun ile pâ der-gil Gam-ı zülfünle perîşân ü mükedder sünbül Bâkî Jâle. karşısında dâima eğridir: sevgilinin yanağın Lâle. öykündüğü geçmiştir': sevgilinin yanağına 'edebsizlik için utancından kıpkızıl olup edip yere Bî-edeblük eyleyüb öykündügi içün haddüne Kıbkızıl oldı utandı yire geçti lâleler Zâtî Ahmed Paşa ise esasında sevgilinin yanağına öykünenin nesrin olduğunu.

Gelin Zaten lâle. Nitekim Za'îfî.Sevgilinin Dudağı Lâle kırmızı renginden dolayı sevgilinin dudağına benzetilmiştir. sevgilinin beninin hasretiyle dağa düşer: Ser-i zülfünle zencîrin sürer dîvânedir sünbül Gam-ı hâlinle yanup lâleler kühsâre düşmüştür Zâtî Bâkî Ac. lâleye sevgilinin gül yanağının lalalığını vermiştir: Hayâlî Bey bilig-5/Bahar '97 .230 Lâle çemende başı açık kıbkızıl deli Sevdâ-yi hâl-iyâr ile mııhtel dimağı var Bâkî Devleti gör nergisi çeşmün karavaş eylemiş Tanrı virmiş lâleye gül haddünün lalalıgın Sevgilinin yanağı için deli olan lâle. karanlık gönüllü lâleye benzer: Lâle-i tîre-dilem kevkeb-i bahtum gibi ben Gül-i hurşîd açılur gerçi gülistânumdan Nedîm Fakat lâle. ciğerini sevgilinin gülen yüzü için yakmıştır: Lâle yaktı cigerini gül-i handânın için Servler kesti kolun kadd-i hırâmânın için Necâtî Beğ Sevgilinin yanağının ateşi ise lâlenin gönlüne 'dâg' koymuştur: Çemende reng veren lâleye yanagındır Dilinde dâg koyan âteş-i izârındır Lâle renginden dolayı al duvak takınmış geline benzetilmiştir: Nitekim lâle ola al duvagı ile 'arûs Her nihâi akçe saça üstüne bârân-şekil Hayâlî Bey Ahmed Paşa Eğer lâle. Lâle . devamlı gül bahçesinde sevgilinin yanağının lutfundan bahsetmekle gülü güle düşürür: Yanagı lutfun lâle ögerdi Gül-şen içinde gül güle düşdü Fehîm-i Kadîm Hayâlî Bey de gönlünde 'dâğ-ı siyeh' olan.Lâle-Aşık Sevgilinin ayrılık acısı âşığın bağrını tıpkı lâle gibi yakar: Yakdı bagrum lâle-veş kâr itdi hicrânun bana Dahi neyler bilmezem şol zahm-ı peykânun bana Sun'î Beg Zâtî Zaten lâle. sevgilinin dudağına benzediğini söyleyen lâleye sen açılıp ta gülen gül ile iddialaşamazsın dediğini söyler: Lâle didi ki şebîhem leb-i dildâra didûm îdemezsin açılup sen gül-i handân ile bahs Ad. Lâle . sînesi ise kana bulanmış bulunan âşığı şu beytinde lâleye benzetmiştir: Dilimde dâg-ı siyeh sîne kana müstagrak Aceb mi benzer ise dest-i gamda lâle bana Şeyhî Ayrıca. güzelin yanağını kıskandığı için 'dağ-dâr (yaralı)' dır: Kakülün sünbül görüp kendim perîşân eylemiş Lâleler reşk-i ruhunla dağ-dâr olmış yine Rüşdî Bağrı yanan âşığın gönlü ise lâlenin gönlü gibi kederlidir: Getür safâyıla Şeyhî şarâb-ı gül-gûnı Ki lâle gönli bigi hâtırım mükedderdir Şeyhî Gül ile lâle birbirleriyle 'işve-sâz'dır: Gül ü lâle birbirine işve-sâz Hezâr ile kumrî hem-âvâz-ı râz Bundan dolayı âşık. bahtının yıldızı gibi. sevgilinin güle benzeyen yanağının verdiği hasretle yanıp tutuşmasaydı onun gönlünde 'sevgi yarası' yer etmezdi: Gül ruhlarına lâle eger olmasa hasret Bagrında anun n 'eyler idi dâg-ı mahabbet B. Allah'u Taâlâ.

sinesinde lâle bitmesini ister. tıpkı içi kan ile dolu olan piyâleye benzer: Gam-ı ruhunla gönül dağlandı lâle gibi Derimi hûn ile pürdür begüm piyâle gibi Sâfi Âhî ise kabri üzerinde yetişen lâlelerin kıyamete kadar yanıp yakılmasını ister: Saçların çözsün bulutlar ra 'd kılsun nâleler Kabrimi üzre haşre dek yansım yakılsun lâleler Âhî Sâbit Her ne kadar muhabbet bahçesinde çok lâleler biterse de âşık (Necati Bey) gibi cefâdan bağrı yaralanıp dağlanan bulunmaz: Muhabbet sebze-zârında biter bir çok lâleler ammâ Bulunmaya benim gibi bagrı dâg olmuş Necâtî Beğ Âşığın bağrındaki ümit yaprağı lâle yaprağı gibi dökülerek geriye sadece hasret yarası kalır: Dökilüb berg-i ümîdüm lâle-veş bagrumda ah Dâg-ı hasretdür kalan ol gül-izârumdan benüm Zâtî Sevgilinin hasretiyle âşık. âşığın bağrını sevgilinin sünbüle benzeyen saçının sevdasının da yaktığını şu şekilde ifade etmektedir: Sünbülün sevdâsı bagrımı yakardı lâle-veş Kılmasa teskîn-i safrâ nârdân-ı çeşmimin Sükkerî Âşığın mezarında biten lâle ise sinesindeki yaradır: Nite lam lâle bite sınum üzre Bu sînem tagıdur ol lâle dâgı Sevgilinin yanağının gamıyla lâle gibi dağlanan âşığın gönlü. Çünkü o zaman lâle otağ ile gelerek âşığın mezarını bekleyecektir: Ruhınun gamından ölüp lâle bitse sinemde Gelüp otag ile bekler mezârı mı diyeyin Niyâzî Oysa Fehmî'ye göre. lâle gibi 'dâg-dâr (yaralı)'dır: Hasretinle lâle-veş ben dâg-dârım kim bilir Sînede zahm-ı dil-i nâ-şâd u zârım kim bilir Âşıklar bazan gönül yarası bazan da canın zarif mânaları oldukları için lâle ve gül goncalarının âşıklara mesken olmasına şaşılmamalıdır: Gâh dâğ-ı dil ü geh nükte-i cânuz ki biz Gonca-i lâle vü gül mesken olursa ne aceb Sâlim bilig-5/Bahar '97 . lâle gibi 'dâg-ı mihnet'le yanan yüreğinin sırrını kimseye açmamalıdır: Dâg-ı mihnetle yanarsa yüregün lâle-sıfat Kimseye açma sakın râz-ı dil-i sûzânun Zaten âşığın mezarı lâlenin bittiği topraktan belli olur: Dâgdan fehm olınur sûz-ı derûn-ı âşık Lâleden küşte-i gam hâk-i mezarın bilürüz Şeyhî.231 Âşığın göğsündeki bu yarayı gören sevgili. âşık. jâle gibi âşığın kanına girmek ister: Sîne dagın görüp ol gonce dehen lâle gibi Bir avuç kanıma girmek diledi jâle gibi Bâkî Fehîm-i Kadîm Zaten âşığın talihi lâle gibi bağrı yanıklık yani üzüntüdür: Ger salsa âl-i mül dilüme la 'l-vâr aks Gör tâli 'üm ki lâle-i kûh-ı melâl Âşığın 'sâki-i dehr'in elinden çektiğini ancak 'dâg-ı derûn'u lâle gibi açılıp âşikâr olduğu zaman bilinir: Elinden sâkî-i dehrin ne kanlar yuttugunı her dem Açılsa lâle-veş dâg-ı derûmum âşikâr olsa Bâkî Fehîm-i Kadîm Sevgilinin yanağının gamından ölen âşık.

içinin ve dışının lâle gibi devamlı kırmızı olduğunu söylemiştir: Hayâlî Bey bilig-5/Bahar '97 . lâleye kendisi gibi belâ dağını çeken başkalarını görüp görmediğini sorduktan sonra lâleyi kanlı kefene sarılmış âşıka benzetir: Benim gibi belâ dâgın çeker buldun mı ey lâle Nice demler gören bir âşık-ı hûnîn-kefensin sen Hayâlî Re'fetî Ba. sabânın gülün ayrılık haberinden bahsedince bülbülün ciğeri lale gibi kana bulanır: Haber-i firkati gülden ki kelâm itdi sabâ Bülbülün lâle-sıfat kana bayandı cigeri Hasan Mu'îdî Gül bahçesinde yer yer açılan lâle ve gül değildir. gözü kanlı ve göğsü parça parçadır. Hayalî Bey bundan dolayı kırmızı lâleyi kendine benzetir: Bir nazarda bana benzer lâle-i sahrâ-yı gam Merdüm-i çeşmim gibi her dem libâs-ı hûn giyer Âşık lâle gibi başım yerden kaldırarak sevgilinin ayağına yüz sürmek ister: Lâle-veş baş kalduram yirden sürem yüz pâyine Ol kıyâmet gelse ben hûnîn-kefenden cânibe Zâtî Hayâlî Bey kendini Ferhad'a benzetirken ânının şulesini ise lâleye teşbih eder: Ben belâ Ferhâdıyım kûh-ı gam-ı dildârda Şu 'le-i âhım başımda lâledir kûhsârda Hayâlî Bey Âşığın lâle gibi gönlü ayrılık derdinin acısıyla yaralı. Bülbülün hasret acısından dolayı akıttığı kana bulanmış göz yaşıdır: Şüküfte câ-be-câ gül-şende sanma lâle vü güldür Akıtmış hâr-ı hasret eşk-i hûn-âlûd bülbüldür Hayalî Bey de gam dağında lâle gibi kan ağlamasına rağmen sevgilinin hâlini sormamasına içlenir: Bunca demler kûh-ı gamda lâle-veş kan aglaranı Demez ol şîrîn-dehen hâlin ne Ferhâdını benim Hâyâlî Bey şu beytinde ise. Hayâlî Bey lâlenin kırmızılığını kendisi gibi âşık olmasına bağlar: Dâg-ı gamdan rûyu hûn âlûdedir cismim gibi Aşık olmuştur meger kim lâle-i Nu 'mân Bey Fuzûlî gözyaşlarının kırmızı. bağrının paramparça olduğunu belirttikten sonra kendisini belâ dağına benzeterek.Lâle .232 Aşk yolunda rıza kılıcıyla her tarafı çâk çâk olanın alemi yani damgası güneştir: Bu yolda tîg-i rızâ ile çâk çâk olanın Derûn-ı lâle gibi dâg-dârıdur hurşîd Sirişkim al bagrım pâre bir kûh-i belâyım kim Hemîşe lâle vü la 'l ile rengîndir içim dışım Nâ'ilî Bâkî ise şu beytinde kendisini aşk sahrasının bağrı yanık lâle-i nu'mânına yani âşığına benzetir: Sehâb-ı lutfun âbın teşne dillerden dirîg etme Bu deştin bagrı yanmış lâle-i Nu 'mâniyiz cânâ Bâkî Âşığın gözü daima kanlıdır. Onun üzerindeki yaralar ise kanlı lâlelerdir: Kûh-ı endüh durur âh ki bu cism-i zebûn Dâglar yer yer anun lâleleridir pür-hûn Hayâlî Bey Âşığın bedeni gam yarasından dolayı kanla kaplanır. Bundan dolayı lâleden hiç bir farkı olmayan âşık sevgiliye sitem eder: Dilde dâg-ı derd-i hicrân dîde pür-hûn sine çâk Devlet-i aşkında ey gül-ruh nem eksik lâleden Hilâlî Ayrıca şunu da ifade etmek gerekir ki.Âşığın Bedeni Âşığın bedeni gam dağına benzer.

Lâle . Bâkî de toprakta yer yer açan lâlelere teşbih eder: Yaksam fîtîlelerle çıragan olur temim Her tâze dâg sinede bir lâledür bana Guyyâ yer yer açılmış lâlelerdir hâkde Sînem üstünde görünen tâze tâze dâglar Hayâlî Bey Şemsi Ağa.Âşığın Sînesi (göğsü.233 Reşid gönlünde oluşan ayrılık acısından dolayı bedeninde meydana gelen yaralan lâleye benzetir: Hayâl-i çeşmi gitdi kaldı dilde dâg-ı hicrânı Biten hep lâledür nergis gibi şimdi zemînümde Tâze tâze dâglarla lâle-i hamrâ ile Hayâlî Bey Âşığın bağrındaki 'başlar' gam yarasıyla lâle gibi sivrilirler: Dâg-ı gamdan lâle-veş bagrumda bitdi başlar Hasret-i la 'lünle hûn oldı gözümde yaşlar Bb. Bundan dolayı Sâlim gül bahçesini seyretmek isteyenlerin göğsüne bakmasını ister: Lâle-âsâ dâğlarla gül gül olmuş ser-te-ser Sineme etsin nigeh seyr-i gülistân eyleyen Za'îfi Âşığın göğsündeki yarayı gören sevgili jâle gibi âşığın kanına girmek ister: Sîne dâgın görüp ol gonce-dehen lâle gibi Bir avuç kanıma girmek diledi jâle gibi Bâkî Zâtî ise döğünmekten ve sevgilinin taş vurmasından dolayı sinesinin duhânî lâlelerle yani yaralarla kaplandığını ifade eder: Bitdi sinemde dögünmeliden duhânî lâleler Üstine anun sirişkümden saçıldı lâleler Her ne taş kim urdun ey sengîn-dil -ü-lâle-izâr Sînemün bâğın duhânî lâlelerle itdi zeyn Nedîm-i Kadîm ise sevgilinin devamlı sinesinin lâle ve gülün içi gibi yaralarla dolmasını istediğinden yakınır: O cevr-pîşe ise her zemânda sînemüzi Derûn-ı lâle vü gül gibi dâg dâg ister Muhibbî de göğsünün üzerinde bulunan yaraları görenlerin çöllerde lâle açtığını sanacağını söyler: Görenler sînemün üstinde dâgum Sanur açıldı sahrÂlarda lâle Za'ifî ise sevgiliye. dünyada dudağının hasretiyle kana gark olarak bağrında lâle gibi yüz yara bulunmayan âşık var mı diye sorar: Lâle gibi hasret-i la 'lünle gark-ı hûn olup Dünyede âşık mı var kim bagrınun yüz dâgı yok Hayâlî Bey sinesindeki yarıklar üzerinde oluşan her yarayı 'vâdi-i hayret'te biten lâleye benzetir: Vâdi-i hayretde bitmiş lâlelerdir gûyiyâ Yaktığım her dağ bu sînemdeki çâk üstine Bc.Lâle . Orayı kırmızı lâleye benzeyen yaralar süsler: Âşığın gönlündeki aşk ârizî olmayıp zâtîdir. sinesinde oluşan her taze yarayı lâleye. lâleden başka kendisi gibi yanık gönüllü kimsenin olmadığım şu beytiyle ifade eder: Bulunmaz bencileyin bagrı yanık lâleden gayrı Yüzüme su seper bir kimse yoktur jâleden gayrı Âşığın sinesi 'kûh-ı belâ (:belâ dağı)'dır. Bundan dolayı lâle-i sîr-âbda olduğu gibi su ile sönmez: Arizî sanman ki zâtîdir gönülde nâr-ı aşk Ateşim sudan söyünmez lâle-i sîr-âb tek Sürûrî Sîne bir kûh-ı belâdur kim anı zeyn etdi gam bilig-5/Bahar '97 .Âşığın Gönlü Âşığın gönlü bazan lâle gibi paramparçadır: Dem olar gonce-i dem beste-i gülzârı mihnetdir Dem olur lâleler gibi girîbân çâktır gönlüm Hâtif. bağrı) Âşığın sinesi çekmiş olduğu aşk acısından dolayı lâleye benzeyen yaralarla kaplanır.

lâleyi kanlı kefene sarılmış bir aşk şehidine benzetirken: Şehîd-i aşktır kanlı kefende .234 İd.Şehid Hayâlî Bey. lâle-i sîr-âb gibi kan ile dolar: Kâmetim gamdan büküldü sünbül-i pür-tâb tek Gözlerim kan ile doldu lâle-i sîr-âb tek Sürûrî Fuzûlî kanlı gözyaşını öyle etrafa saçmış ki gam (: ıstırap) evi olan hanesi tıpkı şarap hababı gibi lâle rengine bürünmüştür: Kanlı yaşın anca kim saçmış Fuzûlî her taraf Lâlereng olmuş habâb-ı mey kimi gam-hânesi Ahmed Paşa ise sevgilinin yanağını hatırlayarak gözünden yaşlar aksa 'gülşen ü çemen'in lâlelerle dolacağını söyler: Ruhu yâdına kan akıtsa gözüm Pür olur gül-şen ü çemen lâle Necâtî Beğ ise sararmış yüzünde kanlı göz yaşlarını görenlerin za'feran arasında bir iki lâlenin bittiğini söyleyeceklerini ifade eder: Kanlı yaşımı çihre-i zerdimde gören der Bitmiş bir iki lâle za'ferân arasında Ahmed Paşa sevgilinin yanağını lâleye benzeterek ona bu rengi verenin gözyaşları olduğunu söyler: Sebze hattında ruhun bir lâle-i Nu 'mânîdir K'anı rengîn eyleyen bu eşkimin bârânıdır Fuzûlî ise sevgilinin kapısının toprağını kimyagere benzettiği gözünden akan yaşların lâle rengine çevirdiğini belirtir: Lâle-reng etti gözüm kan ile hâk-i derini Kimyâ-gerdir eder gördügi topragı kızıl Fuzûlî şu beytinde aşk meclisinde gözyaşının. Bana her lâle-i sahrâ-yı Leylî Mesîhî.Lâle . vâlâ (vâle)xix. Lâle . sevgilinin etrafında bulunan lâlelerin her birinin bir şehidin 'kan saçan göz'ü olduğunu belirtir: Çevre yanunda görinen lâleler ey serv-kad Her birisi bir şehîdün dîde-i hûn-bârıdur Zâtî'ye göre lâlelerin üzerine baştan başa dökülen yaseminler sanki kana gark olmuş şehidlerin üzerine inen bir nurdur: Kana gark olmış şehîdân gûyâ nûr iner Lâleler üzre döküldükçe ser-â-ser yâsemîn Başı açık lâle. Bunlar şunlardır: pîrâhen (pîrehen)xviii.Âşığın Göz Yaşı Âşığın göz yaşları sonbaharda dökülen yapraklar arasında lâlelerin yetişmesine sebep olur: Çün giçdi rûze sâkî gel sun bana piyâle Berh-i hazân içinde eşküm bittirdi lâle Muhibbi Çektiği gamdan dolayı boyu iki büklüm olan âşığın gözleri.Kumaş ve Elbiseler Lâle renginden dolayı çeşitli kumaşlara ve elbiselere benzetilmiştir. şehitler şahının kana bulaşmış alemidir: Baş açık lâle çemende dedi sultân-ı güle Kan bulaşmış alem-i şâh-ı şehîdânem ben Hayâlî Bey D. şâlxx (kırmızı bilig-5/Bahar '97 . Lâle . lâle renkli şarap olduğunu ifade eder: Bezm-i aşk içre sirişkimdir şarâb-ı lâle-gûn Kıldı gam kaddim büküp cânı-ı şarâbım ser-nigûn Sahranın kırmızıyla donatılmasına sebep lâle değil bilakis âşığın âh u figanıdır: Sanma rengin lâleler sahrâyı gül-gûn eyledi Âh-ı pür-sûzumdan oldu bâg-u râg efrûhte Hayalî Bey Za'îfî ise dağ eteklerini süsleyen lâlelerin sevgilinin yanağının şevkiyle coşan göz yaşları olduğunu söyler: Gözlerüm yaşıdur itdi şevk-ı ruhsârunla cûş Lâleler kim zeyn olupdur dâmen-i kuhsârda C.

tutkun ve rezil olmuştur: Mest olup çâk-i girîbân idüben tâ dâmen Vâlih ü âşık u âşüfte vü rüsvâ lâle Zâtî Mest olmasaydı bûy-ı şarâb-ı benefşeden Çâk itmez idi câmesini lâle gonce-vâr Şefî'î Gül ü nergis yine altun benekli câmeler giymiş Libâsı lâlenin egninde bir dîbâ-yı zîbâdır Bâkî Güzeller arızından yandı lâle Libâsı ana oddan gönlek olmuş Necâtî Beğ Nev-bahâr oldı çemen câme-i hadrâ geysün Açılup lâle-i sahrâ yine hârâ geysün Muhibbî Ayrıca lâlenin ' girîbân'ı. lâle gibi kanlara gark olan bedenine sarılan kefeni kabri üzerine açılan lâleye benzetir: Şol kadar lâle gibi kanlara gark oldı tenüm Fehîm-i Kadîm bilig-5/Bahar '97 . al kabâ ve lâciverd kabâ). kuyudan çıkan Yûsufun elbisesine benzer: Çâhdan çıkdı girîbânı kızıl kan lâle Gûyiyâ pîrehen-i Yûsuf-ı Ken 'an lâle Hilâli Db. Lâle .235 şal ve kibriti şal). Lâle gibi çünki ben sahrâ-nişînler şâhıyam Kırmızı eyvân yiter bu kanlı pîrâhen bana Âhî Lâle çâk-i pîrehen gösterdi gül çînî kabâ Bülbül-i şürîde hây ü hûy-ı mestân eyledi Da. câmexxii. libâsxxiii (dîbâ-yı zîba).Kefen Özellikle kanlı kefen renginden dolayı lâleye benzer. kabâxxı (gül-gûn kabâ. gönlekxxiv ve hâraxxv.Yaka Yırtmakxxv' Benefşe şarabının kokusuyla sarhoş olmasından dolayı lâle elbisesinin yakasını çak eyler: Mest olmasaydı bûy-ı şarâb-ı benefşeden Çâk itmez idi câmesini lâle gonce-vâr Şefî'î Bâkî Âhîyâ yârün arûs-ı hüsni şevkine bugün Al vâlâyı gelincik-veş tutıındı lâleler Âhî Lâlenin reşk ile hûn oldugı ser-tâ be kadem O miyâne sarılan kırmızı şâlindendir Nedîm Mücerred bî-ser ü pâ bir gedâ-yı hâne-ber-dûşam Hemân lâle gibi egnümde bir kibriti şâlum var Riyâzî Gül-gûn kabâsı ol sanemin sanki lâledir Cism-i latifi lâle-i hamrâda jâledir Bâkî Lâleler sanman görinen dâmen-i kuhsârda Çeşm-i pür-hûmım geyürmişdiir kabâ-yı âl ana Âhî Ol iki rengin kabâ gûyâ bahârı itdi zeyn Lâciverdi al garrâ lâlelerle dil-berâ Hayâlî Bey sevgilinin gül yüzünün vasfı ile şiirlerini eğer gonca işitse lâle gibi yakasını yırtacağını söyler: işitse gül yüzünün vasfı ile eş 'ârım Yakayı lâle gibi gonca çâk çâk eyler Hayâlî Bey Lâle devamlı 'çâk-i pîrehen'ini gösterir: Lâle çâk-i pîrehen gösterdi gül çînî kabâ Bülbül-i şûrîde hây ü hûy-i mestân eyledi Bâkî Fuzûlî ise devrânın gizli bir yara ile gönlünü yakmadığı lâlenin her an yakasını yırtmakdan maksadının ne olduğunu sorar: Ve ger bir dâg-i pinhân ile bagrın yakmadı devrân Nedür maksûdı her dem lâlenin çâk-i giribânxxvıidan Fuzûlî Oysa lâle sarhoş olup eteğine kadar yakasını yırttığından beri şaşkın. âşık. Elbise Yırtmak . Âşık.

Şarap Ahmed Paşa Âşık. sevgilinin mihnetinden dolayı öldüğü zaman. 'Şâh-ı gülün' sancağı. 'lâle-i pervâzî'dür: Sancagı şâh-ı gülün lâle-i pervâzîdür Bâgda eyledi direngyine hayl-i ezhâr Şarâb-ı lâle-reng: Yeter olduk gubâr-ı gamla bengî Getir sâkî şarâb-ı lâle-rengi Hayâlî Bey Şarâb-ı lâle-gûn: Felek işretgehim mey sagârımdır ey şafak sen Riyâzî "Sultân-ı gül' bağ içinde zümrüd tahtını kurduğu zaman lâle-i Nu'mân al sancağım hem Dökülmüş şâm-ı 'ayşımda şarâb-ı lâle-gûnumsun Hayâlî Bey kaldırır: Bâg içinde tâ zümürrüd taht ura sultân-ı gül Şerâb-ı lâle-fâm: Tarabgâh-ı Cem-âbâdun çeküp el bezm ü câmından bilig-5/Bahar '97 .236 Kabrimi üzre açılan lâleye döndü kefenimi Âhî Al sancak kaldıran tâ lâle-i Nu 'mânîdir Ahmed Paşa Lâle renginden dolayı kırmızı şaraba benzetilir. kefenini çâk eder: Leb-i İsâ demiyle cânanın Cân bulup çâk eder kefen lâle F.Dest-mâlxxviii Lâle renginden dolayı kırmızı destmâle benzetilir: Gülşende lâle sanma âraknâk olup çemen Bir al destimâl ile sildi dudağını Bâkî Ümîdî Bâde-i sahbâ: Arif midir ol kimse ki görüp bu rumuzu Nûş eylemeye lâle gibi bâde-i sahbâ Ahmed Paşa Lâle-gûn sahbâ: Ma'nî-i rengin mi lafz-ı âb-dârımda yahud Sâgar-ı mînâya konmuş lâle-gûn sahbâ Nefî Mey-i hamrâ: Bencileyin la 'l-i nâbıın yâdına ey gonce-fem Gülşen içre lâlei gördüm mey-i hamrâ çeker Muhubbî Mey-i lâle-reng: Mey-i lâle-reng elde meclis müheyyâ Ne hâcet zamân-ı gül ü gülistâne Bâkî E. Lâle . Bu benzerlik şu tamlama ve bileşik isimlerle kendini gösterir: Bâde-i hamrâ: Yir yirin oldı çemende yine peydâ lâle Eline aldı gelüp bâde-i hamrâ lâle Muhibbi Bâde-i lâle-fâm: Sâkî-i bezm bâde-i gül-reng vü lâle-fâm Eksük virürse gayriya bizden yana tamam Hz. aşk ehli (derd ehli)nin kendisine lâle gibi kanlı kefen sarmasını ister: Öldürürse ger beni ol Yûsuf-ı gül-pîrehen Lâle-veş sarsım bana ışk ehli bir kanlıı kefen Figânî Dâg-ı mihnetle beni öldürse o gül-pîrehen Lâle-veş sarsın bana derd ehli bir kanlı kefen Hayâlî Bey Yer altındaki esrarı soranlara Ahmed Paşa. Lâle .Sancak Lâle renginden dolayı kırmızı sancağa da benzetilir. İsâ'nın dudağı gibi can veren sevgilinin dudağıyla hayat bulan lâle. Lâle . varıp lâlenin başındaki kanlı kefeni görmelerini söyler: Eydür ki yer altındaki esrârı sorarsan Var lâleye başındaki kanlı kefeni gör De.

Kan Lâle.Ocak Lâle. renginden dolayı ateşe benzetilir: Değildir lâle yer yer zâhir oldu andan ateşler Zamâne tutdı çarh-ı âftâba tîg-i kuhsâr Sâbit. lâlenin ilkbaharın hem odu hem de ocağı olduğnu söyler: Berg-i aynı muntazam der-hâtm oldıferâg Lâle oldı devletinde nev-bahârun od ocagı Paşa H. renginden dolayı kana da benzer: Şer kesdigi parmak acımadı Gerçi kim akdı lâle-gûn kam Sevgilinin muma benzeyen yanağının arzusuyla lâle her gece yanıp yakılsa şaşılmamalıdır. lâlelerle bezenen her vâdîyi 'kızılbaş ocağı'na benzetir: bilig-5/Bahar '97 .Kızılbaş Ocağı Hayâlî Bey. bazan ciğer kanı bazan da uşşâk-ı mestin kamdır: Sanasm hûn-ı kurbandur şakâyık sahn-ı gülşende Cihân pür şûr ıı gavgâ şöyle benzer îd-i adhâdır Bâkî Donandı lâle gibi hasın kanı ile zemîn Nite ki müjde-i feth ile şehr dükkânı Necâtî Beğ Zahm-ı tîgından döküldü hûn-ı a'dâ. Çünkü o. ise 'lâlenin ocağı ateşlere yansın' diyerek ona beddua eder: Şerhalardan sinede bir tahta lâlem var benüm N'eylerem ateşlere yansım ocağı lâlenün Nefî la. cehennem bahçesi gibi bütün lâlelerinin kor olacağını söyler: Eylesem bu ten-ipür-dâğ ile gül-geşt-i behişt Bâg-ı dûzah gibi hep lâleleri ahker olur Lâle. yer yer gül bahçesine ateş koyar: Ergavanlar tutuşup hirmen-i gülyanmağ içün Gülistan mülküne âteş kodu yer yer lâle Bâkî Bu kan bazan gül bahçesinde kesilen kurbanın kanı. renginden dolayı ocağa benzer: Lâle ocağı beste imiş cizye-i bâğa Heb mühürlidür aldığı evrâk-ı dîde Zâti Leb-â-lebdür ciger hûniyle lâle Niteki eşk-i çeşmümle piyâle Muhibbî Sanma ey serv ayagına baş komuştur lâleler Dâmenine yapışan uşşâk-ı mestin kanıdır Ahmed Sâbit Riyâzî. bazan zeminin kam. lâle ve goncayı cehennem ateşinin koruna çevirir: Ne gülistâne güzâr eylese bir demde eder Gonca vü lâlesini ahker-i sûzân-ı cahîm Nefî Fehîm-i Kadîm ise yanık yaralarıyla dolu bedeniyle cennetin güllerini seyretse. şöyle kim Tuttu sahrâlar yüzünü lâle-i Nu 'mân gibi Bâkî Kanı cûş itdi zemînün kızaran lâle degül Zâti'yâ cûş-u-hurûş eyle revân sen de yine I. Lâle . Lâle . Lâle . bazan düşmanın kanı (: hasm kanı veya hûn-ı a'dâ). Lâle-Ateş Lâle. nur ve ateşle kaplıdır: Haddin çerâğı şevkıyıle lâle her gece Yansa göyünse tan mı ki pür-nûr u nârdır Şeyhî Hayâlî Bey Rahm et ki kıldı sen gül-i handân firâkına Yüzüm sahîfesin cigerim kanı lâle-fânı Necâtî Beğ Sevgili bir an gül bahçesini gezmeye gitse.237 Bu işret-hânenün geçdük şerâb-ı lâle-fâmından Vak'anüvîs Râşid Efendi G.

'şem'-i mu'anber'ini yakar ve bostanın üzerinde anber saçan bir bulutun oluşmasına sebep olur: Yine her lâle bir şem'-i mu'anber yakdı dûdundan Sehâb-ı anber efşân oldu peydâ bustân üzre Nefî Lâleler gül bahçesinde işret mumunu yakdıktan sonra. bahar meclisinde mum yakması istenir: Demidür lâle yaka bezrn-i bahâra meş 'al Gonca-i zenbak ola nerkise şem 'i bâli Bâkî Lâle ise. Lâle . Çünkü sevgilinin yüzünün şevkinden dolayı 'bal'indeki her lâle nakşı bir 'meş'al-i rûşen' yakar: Şebistânunda itfâ eyle şem 'i şevk-i rûyundan Yakar hâlinde ki her nakş-ı lâle meş'al-i rûşen Sâbit Belâ erbabının vücudunda meydana gelen ve renginden dolayı lâleye benzetilen yaraların her biri 'Mecnûn çerâgı'dur: Teni sad-pâre erbâb-ı belânın bâg-ı râgıdır Kim onun dâgdan her lâlesi Mecnûn çerâgıdur Hayâlî Bey Lâle ve gülün seher rüzgarının mumu olmasından dolayı meclisin mumu 'yârân'a düşman olur: Olmazdı şem 'i cem 'in yârâna böyle düşmân Olmasa lâle vü gül bâd-ı seher çerâgı Necâtî Beğ Zindanda yanan "çerâg"lar da lâleye benzetilir: Lâleler zindan içinde gündüzün yakar çerâg Bâg bir üstü açık dil-gîr zindân oldı gel Necâtî Beğ "Lâle-i gülzâr"m al fanus içersinde bulunan mumu yakmasına sebep ise gece onu önünce götürmektir: Gice önünce götürmekdür murâdı var ise bilig-5/Bahar '97 .Ateş-perest Ocağı Hayalî Bey.238 Sebzeler rûy-i zemini tutdu Osmânî gibi Lâlelerle oldu her vâdî kızılbaş ocagıxxix Ib. lâlelerin. üzerlerine çiğ taneleri pervaneler gibi düşer: Yakalı gülzârda işret çerâgın lâleler Üstüne pervâneler gibi düşerler jâleler Hayâlî Bey Çimenlikde lâle bunca 'şem' u çerâg' yakmasına rağmen nergisin gözünü 'humâr ile hâb'ın tutması dikkat çeker: Çemende yakar iken lâle bunca şem' u çerâg Niçün tutar gözünü nergisin humâr ile hâb Şeyhî Yatak odasındaki mumun söndürülmesi istenir.de Nâdirî Çarhun yüregi yagı mıdur jâleler 'aceb K 'andan çerâg-ı lâle bulur böyle iltihâb Mesîhî 'Çerâg-ı berk' ise lâle mumunu parlatır: Çerâg-ı berk kılıp şem '-i lâleyi rûşen Sedâ-yı ra 'd kılıp çeşm-i nerkisi bidâr Fuzûlî Lâlenin. sahralarda 'âteş-perest ocağın'ı yaktıklarını söyler: Sahrâda yaktı lâle âteş-perest ocagın Gülsen benefşelerle şehr-ifrenge benzer İ. Lâle .Şem' (Çerâg) Lâle renginden dolayı şem'e (çerağ) benzer. Lâle çırasını ya 'mâh-ı mihr-efrûz'dan ya 'âteş-i efrûhte'den ya da 'yağa benzetilen Jâle'den yakar: Mâh çekmiş sinesine gün yüzün şevkiyle dâg Lâle dahi mâh-ı mihr-efrûzdan yakar çerâg Necâtî Beğ Şem '-i gül meş 'ale-i lâlefürüzân oldı Her biri âteş-i efriîhteden yaktı çerâg Ganiza.

Engübîn (Bal) 'Hünîn lâle' renginden dolayı 'engübîn'e benzer: Biri gül biri benefşe biri hûnîn lâledür Biri kand oldu birisi şehd biri engübîn meh M. Ankara ÂHİ DİVANI 1994 (Hzr. Filiz Kılıç) 2 C. Kültür Bakanlığı Yayınlan / 1617. Münir 1954 Rumelili Za'îfî. TDK Basımevi. San'atı. renginden dolayı la'le benzer: Kûhun içi taşı pür olmadı la'l-i lâleden Oldı pür-hûn kûh-ken laldugı âh-u-nâleden Zâtî Ahmed Paşa J. Akçağ Yayınları. s. AKARSU Kâmil AKTEPE M. İstanbul ÂŞIK ÇELEBİ 1994 MEŞÂ'İRÜ'Ş-ŞU'ARÂ. 5 C.) AGAH SIRRI LEVEND 1966 Ali Şir Nevaî. 115-130. Ankara bilig-5/Bahar '97 . Bilim ve Kültür Eserleri Dizisi: 634. Ankara AHMET PAŞA DİVANI 1993 (Hzr. II. İnceleme. İstanbul "Damad İbrahim Paşa Devrinde Lâleye Dâir Bir Vesika" Türkiyat Mecmuası. Eserleri ve Dîvânından Seçmeler. Gazi Üniversitesi. Türk Klasikleri / Divanlar: 3. Lâle . Çünkü muma faydalanmayı sabâ vermektedir: Yele verse çerâgı lâle ne tan Ki verir şem 'a intifayı sabâ L. 11. Necati Sungur). Araştırmaİnceleme Dizisi: 40. İstanbul ARSEVEN Celâl Esad Sanat Ansiklopedisi. Ali Nihat Tarlan). 1983 Millî Eğitim Basımevi.Seher Yeri Seher yeri renginden dolayı lâleye benzer: Ruhun şevki ile âh itmiş meger kim ehl-i mihr ey Seher yiri kızarmış gökyüzinde lâle-gûn olmış Hayâlî Bey K. Lâle .Lâle-La'lxxxi Lâle. Hayatı. Genel Yayın No: 51.Kına ZâtîDevam edecek KAYNAKLAR 1993 (Bu Kaynakçaya makalemizin birinci bölümünde yer almayan eserler de dahil edilmiştir. MEB Yayınları: 2462. Türk Dil Kurumu Yayınlarından-Sayı: 244. Tenkitli Metin (Hzr. Lâle . 'Gül Baba çerağı'na benzetilir: Dâg yalanış sîne-i abdâla dâgı lâlenün Sanki Gül Baba çerâgıdur çerâgı lâlenün Lâle renginden dolayı kınaya benzer***: Sürmeden gözler kara eller hınadan lâle-reng Fuzûlî Lâleler serv ayagın bâgda tutsa n 'ola kim Nev 'iyâ bâg ile bend olmasa hınnâ tutmaz Nev'î Sâbit Lâlenin mumu yok etmesine şaşılmamalıdır. Cilt Divanlar. C. Türk Klasikleri Dizisi / 32. Basılmamış Doktora Tezi.239 Al fânûs içre yakmış lâle-i gülzâr şem' Riyâzî Ayrıca lâle. Ankara-1993.

EŞ'ÂR. Tahran Yayını . Gazi Eğitim Fakültesi Yayın No: 8. Ankara Bakanlığı Yayınları: 938. Genel Yayın No: 51.Süheyl Beken Sedit Yüksel .Müjgan Cunbur). Yayın No: 62. (Hzr. XVIII. S. Türk Dil Kurumu Yayınları: 503. Ankara BAKİ 1935 Hayatı ve Şiirleri c. Atatürk Kültür Merkezi Yayını . 1 DİVAN. Türk Dili ve Edebiyatı Zümresi No: 518. İstanbul FEHIM-İ KADIM 1991 Hayatı. Sanatı. 1981 bilig-5/Bahar '97 . Atatürk Kültür. İbrahim Kutluk). Bilâl Yücel).240 BABÜR DİVANI 1995 (Hzr. Sayı: 1. (Hzr.ASAR LİZEYLİ ZÜBDETİ'L . Kültür ve Turizm Yayınları: 570. Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Kültür Merkezi Yayını. Ankara Kınalı-zade Hasan Çelebi Hayatı. Akçağ Yayınları. ve Divanının Tenkitli (Hzr. Metni (Hzr. Hüseyin Ayan). Dîvânının Tenkidli Metni KÜÇÜK Sabahattin (Hzr. Genel Yayın No: 51. Ankara KÜNHÜ'L-AHBÂR'IN TEZKİRE KISMI 1994 (Hzr. c. Tahir Üzgör). Dil ve Tarih Yüksek H. 1000 DİLÇİN Cem 1983 Temel Eser Dizisi: 140. Ankara Bosnalı Alaeddin SABİT DİVAN. Ankara BELİĞ. Sivas FUZULİ DİVANI 1990 (Metni Baskıya Hazırlayanlar: Kenan Akyüz . CİNANİ 1994 Ankara Hayâtı. I-II". İsmail 1985 NUHBETÜ'L . Türk Dil Kurumu Seçmeler. C.Sayı: 44. Sühulet Kitab Yurdu. Türk Tarih Kurumu Atatürk Üniversitesi Yayınları Yayınları. Ali Nihat Tarlan). Gazi Ü. Dîvân'ı ve Metnin Bugünkü Türkçesi. 1343 Lügat-Nâme Kurumu.Sa. Hayatı ve Eserleri. Sayı: 81. Nüzhet Ergün). Ankara Yeni Tarama Sözlüğü. Tezkireler Dizisi . Araştırma Serisi No: 80. Türk Klasikleri / Divanlar: 5. Abdulkerim Abdulkadiroğlu). AKDTYK. Erzurum KURNAZ Cemal 1988 Hayali Bey Divanı Tahlili. Dil ve Tarih Yüksek Kurumu. Turgut Karacan). Edebiyat Fakültesi Ankara Yayınları No: 97. (Hzr. (Hzr. Cihan Okuyucu). Hükümdar Dîvanları Dizisi. Atatürk Kültür Merkezi (Dehhudâ). Türk Klasikleri / Divanlar 6.Sayı: 2. Mustafa İsen). İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınlarından. Akçağ Yayınları. Atatürk EKBER Ali Kültür. No: 583. Cumhuriyet Ü. Yayınları No: 37.Sayı: 93. Eserleri 1989 TEZKİRETÜ'Ş-ŞUARÂ. Atatürk 1988 Kültür. 41. İstanbul 1952 Ahmed-i Dâ'î. Ankara ERTAYLAN İsmail Hikmet CEVRİ. 32. Edebî Kişiliği. Eserleri. Dizi . Dil ve Tarih Yüksek BÂKİ ve Dîvânından Kurumu. Ankara HAYALI DİVANI 1992 1991 (Hzr.

Dil ve Tarih Yüksek Kurumu. Sözlük Dizisi: 2. Ankara. Nejat 1990 Nev’i Dîvânı'nın Tahlili.1000 Temel Eser Dizisi: 133. Ankara NAİLİ DİVANI 1990 (Hzr. 3. Mustafa Canpolat). Ankara NEDÎM-İ KADÎM DİVANÇESİ (Hzr. (Hzr. Türk Klasikleri / Divanlar: 4. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları: 712. Mine Mengi). Metin Kayahan Özgül). Genel Yayın No: 51. Ankara NEFT DİVANI 1993 (Hzr. Ankara NECATİ BEG DİVANI 1992 (Hzr.M. Genel Yayın No: 51.Sayı: 80 "divanlar Dizisi: 1". İstanbul P ALA İskender 1989 Ansiklopedik Dîvân Şiiri Sözlüğü. Ankara MO'İN Muhammed 1992 An Indermediate Persian Dictionary. Akçağ Yayınları. Mustafa İsen). Ankara Mîrzâ-zâde Mehmed SALİM DİVANI Tenkitli Basım 1994 (Hzr. Ankara SEFERCİOĞLU M. Ankara LESKOFÇALI GALİB 1987 (Hzr. Ansiklopedik Eserler Serisi. Türk Klasikleri / Divanlar: 11. Metin Akkuş). Ankara Ömer Bin Mezîd 1982 MECMU'ATU'N-NEZA'ÎR. Akçağ Yayınları. Cemal Kurnaz). 1000 Temel Eser / 149. Kültür ve Turizm Bakanlığı 1987 Yayınları: 833. Ankara NESÎMÎ DİVANI 1990 (Hzr. Coşkun Ak).241 LATÎFÎ TEZKİRESİ 1990 (Hzr. Kültür Bakanlığı / 1159 bilig-5/Bahar '97 . Ankara Türk Edebiyatında Mazmunlar. 3 C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları: 684. (Hzr. Atatürk Kültür Merkezi Yayını . Atatürk Kültür. Ali Tanyeri) İstanbul Ü. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınlan: 830. Türk Büyükleri Dizisi: 58. DİVAN Tenkidli Basım 1977 (Mertol Tulum . C. Hüseyin Ayan). Namık Açıkgöz). RİYAZİ DİVANINDAN SEÇMELER 1990 (Hzr. İnkılap ve Aka. Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları: 2505. Genel Yayın No: 51. İkinci Basım. Genel Yayın No: 54. Tehran Muallim Nâci 1986 NEVİ.Abdülbâki Gölpınarlı). Kültür Eserleri Dizisi: 55. Bilim ve Kültür Eserleri Dizisi: 646. Türk Klasikleri / Divanlar: 9. Akçağ Yayınları. Cemâl Kurnaz). Kültür Bakanlığı Yayınları / 1120. 1000 Temel Eser Dizisi: 129. Ankara MESİHİ DİVANI 1995 (Hzr. Akçağ Yayınları. Türk Klasikleri / Divanlar: 1. Akçağ Yayınları. Kültür Bakanlığı Yayınları Ankara MUHİBBİ DİVÂNI 1987 (Hzr. Türk Dil Kurumu Yayınları. Osman Horata). (Hzr. Ankara NEDİM DİVANI 1972 (Hzr. Genel Yayın No: 51. Edebiyat Fakültesi Yayınları No: 2160. İstanbul ONAY Ahmet Talat 1992 Eski OSMANLI ŞAİRLERİ. Ankara PAKALIN Mehmet Zeki 1993 Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü.Haluk İpekten). Adnan İnce).Ali Nihat Tarlan). Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları / 77.

Ankara Vak'anüvis Râşid Efendi 1992 Dîvânı'nın Tenkitli Metni. Türk Klasikleri Dizisi/21.Sayı: 89. Basılmamış Yüksek Lisans Tezi. Cild. M. Eski zamanlardan beri burada 'bedahş' denilen yakut madeni çıkarılmaktadır. viii . Bugün bir kısmı Afganistan bir kısmı da Rusya sınırları içersinde kalan yukarı Sind ve Horasanbölgesinde. Edebî Kişiliği ve Divanı 1994 (Hzr. Şehrin adının bu kelimeden geldiği sanılmaktadır.242 Kaynak Eserler / 45. Ali Nihad Tarlan).M. sabahleyin özellikle bahar mevsiminde yaprakların üzerine düşen ince nem. Akçağ Yayınları. Çin'in kuzeyi ile Türkistan topraklarına verilen isimdir. vi . Bugünkü sınırları ise Moğolistan ve Mançurya ile Sibirya topraklarının bir bölümünde kalır. Türk Klâsikleri: 1. İstanbul 1970 II. Dil ve Tarih Yüksek Kurumu. (Hzr. Türk Klasikleri / Divanlar: 2. Fakültesi Yayınları No: 1216. miskin Anadolu'ya tatarlar tarafından ve uzak diyarlardan getirilmesidir. Atatürk Kültür. ix . Türk Klasikleri / Divanlar: 7. Naci Okçu). Mustafa İsen). Hıtâ veya Huten kelimesi klâsik şiirimizde daha çok âhû ve misk kelimeleriyle birlikte anılır. Bunun sebebi ise misk âhûlarının bu bölgede çok oluşu ve miskin diğer ülkelere buradan nakledilmesidir. yumurta demek olup şâir burada jâleyi şekilyönünden yumurtaya benzetmiştir. ii . Erdoğan Erol). Ankara SÜKKERÎ Hayatı. Genel Yayın No: 51. Bu beyitte bu âdete işaret vardır. İstanbul Ü. bilig-5/Bahar '97 . x . Bunun sebebi ise. Ayrıca bu beyitte. Dergâh Yayınları: 3. Kültür Bakanlığı Yayınları / 1136. Cild. Ankara ŞEYH GALİP 1992 Hüsn ü Aşk. Buna Farsçada 'nâfe-i müşg-i Hoten (: Hoten miskinin nâfesi)' denir. İstanbul Ü. "Divanlar Dizisi: 2". lâle-piyâle (kadeh) münasebetinedeğinen Bâkî. Hazırlayanlar: Mehmed Çavuşoğlu . Beyza. Edebiyat Fakültesi Yayınları No: 3369. Güney Arabistan'da Kızıldeniz'e bitişik bir sahil şehridir. İstanbul ŞEYHİ DİVANI 1990 (Metni Baskıya Hazırlayanlar: Mustafa İsen . X. ıv . iii . Halit Biltekin). Bu bölgede çıkarılan inciler çok meşhurdur. İçersinde çıkan bu madenden dolayı edebiyatımızda çok geçmektedir.Cemal Kurnaz). Edebî Kişiliği. İstanbul 1987 III. Akçağ Yayınlar. (Hzr. Lûgatlar Dizisi: 2.Hüseyin Ayan). ufak kıymetli taştan oyulmuş vidalı kutu içine koyulmuş ipek lifler arasına göbek miski ve misk yağı koyarak göğüslerinde saklarmış. Nâfe daha çok 'Tatar' kelimesi ile birlikte anılır. Huten. Mehmet İstanbul ZATI DİVANI 1967 Çavuşoğlu). İstanbul 1987Lugat-ı Naci. asırdan itibaren Moğolların 'Hatâ' isimli kabilesi bu bölgede yaşadığı için bu isimle anılmıştır.S. Çağrı Yayınları: 6. Edebiyat Fakültesi Basımevi. misk âhûsunun göbeğinden çıkarılan veya kendiliğinde çıkan göbek miskidir. Ankara 1990 Şeyhülislâm Yahya Divanından Seçmeler (Hzr. Ankara ŞEMSEDDİN SAM 1989 Kâmûs-ı Türkî. şekil ve renk olarak birbirine benzeyenbu iki unsur arasında. Genel Yayın No: 51. DİVAN (Tenkitli Basım) 1977 (Hzr. Şiirlerinin Umûmî Tahlili ve Divânının Tenkidli Metni) I n. Eskiden kadınlar. Atatürk Kültür Merkezi Yayını . 1000 Temel Eser Dizisi / 151. Bazan bu bölge 'Hıtâ' veya 'Huten' şekillerinde de anılır. Ali Tanyeri). (Hzr. Lütfi Bayraktutan). İstanbul i . Eserleri. USÜLİ DİVANI 1990 (Hzr. Cild. Kültür Bakanlığı Yayınları/1453. Ankara I. Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü. Jâle. (Hzr. Nâfe. Bütün bu beyitlerden eskiden miskin kırmızı bir beze konarak saklandığını anlıyoruz. İstanbul YAHYA BEY. Kâbil ile Yarkent arasında kalan dağlık bir memlekettir. v . Ali Nihad Tarlan). Enderun Yayınları: 31. (Hazırlayanlar: Orhan Okay . üzerlerindeki damlacıklaraçısından da bir ilgi kurmuştur. İstanbul ŞEYH GALİB 1993 (Hayatı. Hatâ. vii Bu beyitten eskiden gelinlere Huten miski sürüldüğünü anlıyoruz.

Burada lâle-çihreler bileşik ismiyle yüzleri renginden dolayı lâleye benzetilen sevgililer kasdedilmiştir. xiv. xxıv . ortasındaki siyahlığın kaldığını söylüyor. Farsça el silecek bez. Hind kadınları bunu üzerlerine elbise makamında örterler. ayağı çamurda demektir. xxiii . Eskiden iran'da işret meclislerinde muteber kimselerin şerefine kadeh kaldırmak ve tokuşturmak gibi elbise yırtmakta âdetmiş. Burada lâle-ruhlar bileşik ismiyle yanakları renginden dolayı lâleye benzetilen sevgililer kasdedilmiştir. Elbise. Kına esasen yeşil renkli olup yakıldıktan sonra kırmızı rengi alır. Ayrıca bu beyitte. Rivayete göre aslında ak bir taş olduğu halde ciğer kanıyla boyanıp güneşe bırakılır ve güneşin etkisiyle kırmızı renge boyanırmış. xv . xxi . Derviş ise lâleyi renginden dolayı kızılbaşa benzetirken. xxvii Elbise yakası. xx . xxii . Çünkü 'donatmak' kelimesi süslemek anlamı yanında kınamak. Burada lâle-ruhân bileşik ismiyle yanaklarırenginden dolayı lâleye benzetilen sevgililer kasdedilmiştir. Şu beyitte geçtiği gibi: Çil gonca bâ-leb handân biyâd-ı meclis-i şâh Piyâle gîrem u ez-şevk câme pâre konem Lâedrî Mânâsı: Pâdişahın meclisi yadına piyâle tutar. Ve beyitteki üşmek ve öykünmek ifadeleri de bu düşüncemizi te'yid etmektedir. jâlelerin üşüşerek lâleyi donatması. Pâ der-gil. Kırmızı ve değerli bir süs taşı olup yakuta benzer. yaka yırtmak tabirlerine rastlanır. xii . Ancak bu tabirler daha çok bir maksadı ya da talihsizliği ifade ederken kullanılmıştır. xviii . ekseriyetle dizden yukarı olup bazan da xi ayağa kadar uzanan ince çamaşır. Türklerde ise yünden dokunmuş ince kumaşa derler. xxvi . Klâsik şâirlerimizin şiirlerinde de elbise yırtmak. xiii Burada lâle-hadler bileşik ismiyle yanakları renginden dolayı lâleye benzetilen sevgililerkasdedilmiştir. Cama şeklinde de tabir olunup elbise demektir.243 Şâir burada lâlenin kırmızı yapraklarının döküldüğünü geriye sadece sapının üzerinde. Jalelerin başına üşüşmesi de lalenin utancından ter içinde kaldığını gösterir. elbezi. xvii . mendil demek olan bu kelime ıstılah olarak ramazanın on beşinde yapılan hırka-i saadet ziyareti münasebetiyle ziyaretçilere hırka-i şerif ziyaretini müteakip bizzat padişahlar tarafından verilen mendil büyüklüğündeki tülbend. XXXİ . XXİX . Gömlek. xvı. hakaret etmek gibi manalara da gelir. Elbisenin altından giyilerek bedenin yukarı kısmını örten. Üste giyilen kaftan nevinden elbise. xxviii . gelinlere mahsus ipekli kumaştan dört köşe perde. xxv . bilig-5/Bahar '97 . Hindistanda dokunan bir nevi ince ve nakışlı yün kumaş. Bir çeşit kumaş olup sof gibi mevcli ve ülkerlidir. ona sevgilinin yanağına öykünmesinden dolayı onu kınamak için de olabilir. 'çemen sahnı'ndaki sûseni ise ona hançerini çekmiş Anadoluluya benzetmiştir: Mukâbil lâleye sûsen çemen sahnında rûmîler Kızılbaşa çeker san hançer-i berrân-ı ser-tîzi Derviş xxx . yağlık. xix Üzeri altın ve gümüş pullarla süslenmiş. şevkten gonca gibi güler dudakla elbisemi yırtarım.

Türk Milleti bu yapıda olmakla beraber. Artık millete mensup fertler bu kalıp veya temellere göre hareket ederler. Milletlerin uygarlığa olan katkıları. İnsan topluluklarının gelişmiş şekli olan milletler de fertler gibi kendi bakış açılarına sahiptir. muhteşem medeniyeti unutturulmuş. ona göre davranırlar. bir veya birçok alanda. aynı hızla toparlanabilen bir bünyeye sahiptir. bugün değişik coğrafyalarda yaşayan halklara bölünmüş. artık kendine göre ince buluşlar. Doğru veya yanlış . Bazı milletlerde çözülme çok ani ve hızlı olur. Yine milletler kendine has bakış açıları ve davranışlar geliştirebilecek canlılıklarını korudukları surece.eksik veya fazla bile olsalar. zannederim" gibi üsluplar kullanarak ifade ederler. Değerlendirme ve tavır belirleme sıkıntısı başlarsa başka medeniyetlerin davranışları kopyalanmaya başlanır. dünya durdukça da inşallah varolacak milletimiz. Bazı milletler ve medeniyetler uygarlığa çok mühim katkılarda bulunduktan sonra yok olup gitmiştir. yaşadıklarını veya hissettiklerini kendi görüş ve kabullerine göre değerlendirip buna göre davranır ve tavır alırlar. Bir bakıma tarih bunların hikayesidir. Hem hizmet etmiş. bazılarında daha çok olabilmektedir. bazı asırlarda daha az. Son asırlarda yaşadığımız sıkıntılara rağmen hizmetlerini sürdürmeye devam etmektedir. Ahmet ZAİMOGLU ___________________________________ Milletimiz. toplumlarını teşkilatlandırıp birlik beraberlik içinde belli hedeflere götürebilme yeteneğine bağlı olarak uygarlığa katkıda bulunurlar. inceliklere sahipse başka medeniyetleri de etkilemeye başlarlar. kendine özgü (orijinal) bakış açılarına. hadiseleri "kendine göre" yorumlayıp. Böylece milli yapıda çözülme başlar. dev gibi meseleleri devraldığı için bunlarla boğuşmak zorunda kalan bir millet bilig-5/Bahar '97 . insanlığa sayılamayacak güzellikler hediye etmiştir. tavırlar ve üslup birkaç milletin ortak malı olmuştur. bu görüş ve kabuller davranışların temelini oluştururlar. Böylece biriken kıymetler medeniyeti şekillendirir. Medeniyetler. Zamanla bu davranışlar belli üsluplara ve şekillere dönüşerek kalıplaşır. hem de yok olmamış. fertlerinin gayret ve kabiliyetleri.244 TAZE MİLLET( i ) İnsanların dünyayı algılama şekilleri başka başkadır. Görüşlerini "bana göre. Bazen de bu kalıplar. fikrimce. milletin içinde bulunduğu kültür dairesindeki diğer milletlere yansır. Gördüklerini. Katkı ne oranda olursa olsun takdire şayandır.

Türk ailesi. O günlerde bu tahribata itiraz edenler öldürülmekten kurtulabilirlerse ömür boyu çalışma kamplarında tutuluyordu. Azizelerden Elizabeth. Türklüğün medeniyete yaptıkları sınırsız hizmetleri kamil manada bilinmese ve bilinenleri de başkaları sahiplerse bile biz. Tutlingen'de az kaldı. Yetkili herkesin hakkımızı teslim ettiği böyle önemli bir konuda. görgü ve tecrübelerimizi. 1968: 119) İmparator III. fakir düşen halkı kalkındırmaya çalışmaktadır. sıkılmıyorlardı. dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar. işlediği günahtan dolayı tövbe. Bu tarihe kadar bu vazifeyi sokaklar görüyordu. Türk Milleti'nin ayrılmaz birer parçasıdır ve onun medeni mirasının varisidirler.n Tuttlingen'i ziyaret arzusu. Anadolu Türkleri yüzyıllarca süren savaşlardan sonra girdiği Çanakkale ve büyük zorluklarla kazandığı Kurtuluş Savaşı' nda yetişmiş evlatlarının. Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan beri bu yaraları sarmaya. yüzlerini buruşturmalarına kimse anlam verememişti. bu zevkten öylesine hulusi kalple kaçınıyordu ki. atıyla birlikte sokağın çamurlarına gömülüp kalıyordu. aydınları yok edilmiş. Ancak nedendir bilinmez en önemli temizlik malzemesi olan su bolluğuna rağmen Avrupalılar temizlikte su kullanmasını çok geç öğrenmişlerdir. ister özerk. maruz kaldığımız düşmanlık. bozulmaya çalışılmıştır. etrafındakiler dayanamaz hale gelince onu banyo etmeye zorlamışlardı. Batılılar asırlarca bu kokuları duymamak için çeşitli kokular kullandılar. yüzyıl ortalarına kadar sürdü (KEMMERİCH: 120). Avrupayı resmen ziyaret eden ilk Osmanlı Padişahı Abdülaziz Han için özel konaklar tahsis edilmiş ve aylarca karşılama provaları yapılmıştı. tarih ve medeniyetimiz yozlaştırılmaya ve unutturulmaya çalışılmıştır. batının bu alanda bizim önümüze nasıl geçtiğini veya geçer gibi görünüp hala bize ulaşamadığını araştırmamız gerekir. Hıristiyan sofular ortaçağın ilk devrelerinde yıkanmazlardı. ayrı bir mekan aranmaksızın klozetlere yapılıyordu. siyasi. İhtiyaçlar. milyonlarcası öz yurtlarından zorla başka ülkelere göç ettirilmiştir.245 haline gelmiştir. şehrin pek pis oluşu dolayısıyla akim kaldı. Fötr şapkanın çıkış sebeplerinden biri de bu pislikten sakınmak idi. yeni yapılan inşaatlarda görülmez olmuştur. sidikleri. Bırakınız evleri. Her medeniyetin olduğu gibi. iktisadi ve medeni meseleleriyle karşı karşıya kalmışlardır. saraylarda dahi koskoca asilzadeler ayaklarına getirilen kaplara defi hacet ediyorlar. din. Avrupa'da 18. kapalı. kadın erkek ilişkilerinde başıbozukluk başlamış. Luis dönemi) boşaltıyorlardı (KEMMERİCH: 121). bütün kirli suları. kardeş. Geçen asırlarda sahip olduğumuz bilgi. Türkistan Türklerininse 1917 ihtilali sonrasında önderleri. Halbuki ortalıktaki koku onları buna mecbur etmişti. 28 Ağustos 1485'te İmparator. Her alanda Rus alışkanlığı ve davranışlarının sokulduğu bu dönemde Türkistan'da içki içme yaygınlaşmış. Fakat başarıları pek sudan oldu. (KEMMERİCH. birbirine bağlı davranışların bir bütünü olduğundan. Almanya'nın birçok yerinde sokakları kirletme adeti 17. Türk İslam Medeniyeti adını verdiğimiz bu medeniyetin insanlığa yaptıkları en önemli hizmetlerden biri temizlik alanında olmuştur. bağırdaş bütün halklar. batı Medeniyeti'nin de kendine özgü bir temizlik anlayışı vardır şüphesiz. Bunun yerine alafranga tuvalet dediğimiz tuvaletler hızla yaygınlaştırılmıştır. asrın sonlarına kadar evlerde ayakyolu veya ona benzer bir mekan yoktu. bizim neden uygulama noksanlıklarımızın olduğunu. 1697 yılında bile bir polis raporuna nazaran. Türk Milleti'nin top yekun Ruslaştırılması için dil. özellikle aydınlarının büyük bir kısmını kaybetmiştir. İster bağımsız. temizlik konusundaki bozulma kültürümüzün başka alanlarında da erozyona yol açmıştır. istiğfara başladı. Türkiye Türklerinin kısmi bir toparlanma donemi geçirdikleri 1990 sonrasında bir kısmı bağımsız devletlerine kavuşan Türkistan Türkleri son yetmiş yılın ve geçen asırların ağır askeri. Friedrich'i. bölünmüşlük ve zafiyetlerimizden dolayı bu asra layıkıyla aktaramasak bile bu gerçek değişmez.kirden kokmaya başlamış.(ii) Sonra da bu kaplar pencerelerden aşağı boca ediliyordu. Parfüm sanayileri bilig-5/Bahar '97 . Ancak 1531'de Parisliler evlerinde birer hela ve lağım yaptırmaya mecbur tutuldular. Türk Mimarisi ve zevki sonucunda ortaya çıkan klasik ayakyolu (TDK TÜRKÇE SÖZLÜK: 92) bölümleri. Buna rağmen Türk Heyeti'nin kendilerine tahsis edilen Paris'teki konağa ilerlerken burunlarını tutup. her çeşit pislikleri gece gündüz pencerelerden sokağa (XIV.. Paris Halkı. kendi sıkıntı. bir büyük medeniyetin sahipleriyiz. çünkü kadıncağız suyla temasa gelir gelmez banyodan dışarı fırladı. Medeniyet.

taharetlenmeyi insanlığa öğreten bir millet varsa o da Türklerdir. Almanya. camilerimizin yanı başında gürül gürül suları akan şadırvan ve abdesthanelerle. Bunda başarılı da oldular. parfüm şişelerine hayranlık duyacak noktada bulundukları da bir vakıadır.hamam ve gusülhane dolapları ile tanımıştır. Avrupa'ya. Avrupa tuvaletlerinin sağlıksızlığının farkına varırken biz bilig-5/Bahar '97 . anahtarı ve ön şartı olmasını çok iyi değerlendirdiler. her köşe başındaki çeşmelerimizle. Ancak hayvanlarla iç içe yaşamaları ve kullandıkları ayakyolu biçimi yüzünden temizlikte istenilen ilerlemeyi sağlayamadılar. bunları yeniden inşa ve ilave etmek zorunda kalmışlardır. AİDS ve HIV virüslerinin çıkışıyla klozet şeklindeki üzerine oturularak kullanılan tuvaletlerin diğerlerine göre daha sağlıksız olduğu ortaya çıktı. misafirlere sofradan kalkınca sıcak su ve sabun getirilmesi (bazı evlerde gül suyu getirilmesi). mutfak temizliğine önem verilmesi. 1982: 25) Türk Evlerindeki ayakyolu. Öyle ki Müslümanlara yol gösteren İlmihal kitaplarının ilk bölümü iman ise hemen ardından gelen bölüm temizliğe ayrılıyordu. Gerçi teknoloji ve desinatörlük çok geliştiği için. Avrupalılar temizlikte yol aldılar. İslamiyetin temizlik anlayışım ve emirlerini kendilerine göre yorumladıkları için bu konuda aynı medeniyet dairesi içindeki Araplardan çok daha ileri gittiler. Böylece hemen her gün hamama gidilmesi. İlk gördüklerinde bir şey anlamadıkları bu dolapların işlevini öğrendiklerinde çok şaşırmışlar. Türk İslam Medeniyeti'nin en önemli konularından biridir. Dünya bizi. taharet ve nezafete önem verilmesini. önceleri bunu garip karşılarken yavaş yavaş takdir etmeye başlamışlardır. Türkler pek güzel uyum sağladıkları İslam Dini'ni kendilerine göre anlayıp yaşadılar. "Turkish Bath" dedikleri hamamlarımız etrafında oluşturduğumuz kültürü tanımaya başladıklarında cehaletlerini anlamışlar ve maruz kaldıkları hastalıkların tedavisinde temizliğin önemini kavramışlardır.246 de bu şekilde gelişti. Suya düşkünlüğümüz asırlarca ayıplanmıştır. Temizlik. vücut. Batılılar. Tarihin garip bir tecellisi olarak nesillerimiz temizlik kültürünü yaşayarak öğrenemez hamam ve ayakyolu kültürümüz. Daha Cengiz döneminde suyun kullanılması ve temizlikle ilgili kanunlar çıkarılmıştır. sakal ve bıyık temizliği gibi konular Türk Milleti'nin yorumuyla insanlığın dikkatine sunulmuş oldu. dışarıda giydiğimiz ayakkabıyla evin üst köşesine çıkmadığımızı görmüşler. Vücut ve ağız temizliğinde. Gerçekten de temiz olunmadıkça. köylerde dahi mutlaka bir hamamın bulunması. Tam bir gönül rahatlığıyla ifade edebiliriz ki temizlenmeyi. suyu kullanmayı. el. ağız. edephanelerle (DANÎŞMEND. Peygamberimiz (S A. Ancak nedense donlarındaki pislik kalıntısından bir türlü kurtulamadılar. Milletlerin medenilik ölçülerinden biri olarak kullandıkları su. milli ve dini bilgilerin aktarılamayışı sebebiyle yok olurken. suya çok fazla önem verdiğimiz için medeniyetimize "Su Medeniyeti" adını vermiştir. Türk mitolojisinde suya önem verilmiştir. Bazı yazarlar. taharetlenilmedikçe bazı ibadetler yerine getirilemiyordu. Tarih içinde dünyanın söz dağarcığına "Türk Hamamı" gibi bir kavram yerleştirmişizdir. Avusturya ve Hollanda'ya çalışmaya gönderdiğimiz işçilerimiz yerleştirildikleri evlerde ayakyolu ve banyo bulamamış. masallarımızda ve efsanelerimizde sıkça sudan söz edilir. tırnak. Bugün hanımlarımızın bu kokulara. Köpeklerin yemek yediği kaptan yemek yemediğimizi sükunet ve temizliği bozmaması için evlerimize hayvan sokmadığımızı. sabun kullanmada bizden ileri gittiler. Çünkü yerleştirildikleri bu evler halen de kullanılan klasik evlerdi. yıkanmayı. yemeklerin tertemiz oluşu. kendilerine göre harika tuvaletler yaptılar. cami civarlarında bakıcılı edep hanelerin bulunması. Günümüz Avrupa'sı pırıl pırıl gibi gözükse de gerçek temizliği evlerde köpek besleme alışkanlığı yüzünden yakalamaları zaman alacaktır. geçen asırlarda kendi medeniyetlerinde görebildikleri eksiklikleri gidermeye çalıştılar. İslamiyet'te maddi ve manevi temizliğin birlikte düşünülmesi. yemekten önce ve sonra yıkanılması. Belki de saf ve temiz bir millet olduğumuz için temizlikle ilgili maddi manevi olağanüstü bir mirasa sahibiz. temizliğin bir kısım ibadetlerin girişi. sabun veya tuvalet kağıdı miktarlarını kıstas olarak kabul ettirdiler.V) "Namazın anahtarı temizliktir'Ve "Temizlik imandandır" diyordu. Destanlarımızda. Batı klasik eserlerinde sık sık yıkanmaktan beynimizin sulandığı bile yazılmıştır.

Türk ayakyolunda insanlar. Türk Dünyasında yeni yapılmakta olan binlerce eve. Türkiye'de hızla yaygınlaşan Alafranga helalara dikkatinizi lütfediniz. edep ve haya gereği kapısı kapalı olan bir tuvalet bedene ve ruha sıhhat verir. çırılçıplak suya girmesi. mesela Kırım'daki kardeşlerimiz yaptıkları evlere mutlaka bizim kültürümüze daha uygun Türk Tuvaleti'ni katmalıdır. Bişkek' de. bedenlerine en uygun. Onların soğuk havada bile yıkanma alışkanlığı müspet bir davranış olarak bünyemize girerken. ancak başaramamışlardır. Özetle ayakyolu ve hamam kültürümüz yeniden canlandırılmalıdır. Sonra sol eliyle yanı başındaki musluktan akan suyla gıcır gıcır temizlenir. Eski Sovyet sınırları içindeki kardeşlerimizin çoğu aynı durumdadır. Türkistan' da bir medeniyet ayıbı olarak karşımızda' durmaktadır ve bu ayıp hepimizindir. Hiçbir yerimiz başkasının oturduğu yere dokunmaz. Ayakyolumuz içeri girilirken ve bırakıldığında tertemiz olursa evlerimiz de tertemiz ve kokusuz olur. Türkiye'de sabun. Bu yeni mekanlar bize daha fazla temizlik. En azından her iki türdeki ayakyolunu yan yana inşa edip. su ve tuvalet kağıdı sıkıntısı olmadığı için şimdilik tehlike olarak görülmeyen alafranga tuvaletler. bunların temizlikçilerinin bulunduğunu yazarken (DANİŞMEND) günümüzde biz umumi tuvaletlerimiz. gibi alışkanlıkları terk etmenin ve bu konuda da özümüze dönmenin zamanı çoktan gelmiştir ve geçmektedir. aradaki farkın görülmesi sağlanmalıdır. "Aslan yatağından belli olur"sözü gereğince olması gereken yere getiremedik. Medeniyetimizin bu küçük ayrıntıları üzerinde durulmazsa. kullandıktan sonra mekanın temizliği çok kolay. Ve Avrupa'nın tuvalet biçimine ve taharet şekline itibar etmeye başladık. İnşası. Bu görüşleri bağnazca bulanlar olabilir. bilig-5/Bahar '97 . Özellikle Türk Devlet ve Topluluklarındaki kardeşlerimiz bu konuda daha titiz olmalıdır. Öncesinde ve sonrasında bol su dökerek kendimizi ve ayakyolumuzu tertemiz tutabiliriz. tuvaletleri kapısız yerde ihtiyaç görülmesi. Biz Türkler bu yeni tuvaletlere "alafranga hela" yani Frenk'in helası demişiz. Maalesef yeni yapılan binalarda sadece bizim kültürümüze yabancı bu tuvaletler vardır. Avrupalı seyyah Grelot 1680 yılında bizim edep hane denilen umumi tuvaletlerimiz olduğunu. Bunun için de önce klozetlerden kurtulmamız gerekmektedir. Onlara Kırgızistan1 da. kültürlerini korumak istemiş. altına düştük. suyu. isterse " O da bulunsun" veya "İhtiyarlıkta lazım olur" düşüncesiyle inşa edilsin. daha birçok alanda da kaybetmeye devam edeceğimizi bilmemiz gerekir. Unutulmasın ki beş vakit namaz için abdest alan. Kırgız kardeşlerimizi asla suçlamıyorum: Onlar. Aladağların eteklerindeki kardeşlerimiz bu konuda bir ihtilale hazırlanmalıdır. sadece kağıtla temizlenilebilen bir tuvalet (iii) alışkanlığını getirmeleridir. yani ergonomik şekilde ihtiyacını giderir. Modanın çok çabuk tesirinde kalan bazı zayıf karakterli insanlarımız güzelim Türk ayakyolunu iptal ettirip veya yaptırmayıp bizleri batının tünekliğine mahkum etmektedirler. Türkiye'ye kendi elimizle soktuğumuz bu kötü alışkanlık Türkistan'a Ruslar marifetiyle girdi. Kanser vücudumuzda yayılmaya başlamıştı. evlerimize bu Frenk icadı sokulmaktadır. İster kullanılmak üzere. Avrupa'dan aktarıp bizi de alıştırdıkları klozetli tuvalet adetine maalesef bizler de alıştık. Rus kültürünün kötü bir kalıntısı olan herkesin bir arada. Bu şekilde prostat ve benzeri hastalıklardan korunulmuş olur. kullanımı. tuvalet kağıdı olmayan umumi tuvaletleri göstermek isterdim. kokusuz ve sağlıklı bir hayat ile zaman tasarrufu sağlayacaktır. (v) Görsel ve yazılı basım bu konuda ısrarlı olursa bu medeniyet ayıbımız ortadan kalkacaktır. Eğer temizlik ve sağlık istiyorsak Türk ayakyoluna dönüş yapmak zorundayız. (iv) Defi hacet yere çömelerek yapıldığından tam bir boşaltma işlemi söz konusudur ve sağlıklıdır. Maalesef Ruslar aj'akyolu kültürümüzü getirmeleridir. Maalesef Ruslar ayakyolu kültürümüzü unutturdular. yerine suyu olmayan. yıkanan vücutlar asla böyle bir güvenceye ihtiyaç duymaz.247 Türkler temizlikte kendi ulaştığımız seviyenin de . Çünkü bizim kendimize has bir tuvalet anlayışımız ve mekanımız vardı. Gürül gürül suların aktığı. Kanaatimizce Rusların Türkistan'da yaptıkları en büyük kötülüklerin biri güzelim Türk Ayakyolu'nu unutturup. Filarmoni binasındaki kapıları.

Baskı. Tabii olarak bu kağıtlar birikiyor. Genişletilmiş 7. İsmail Hami 1982 Garb Menba'larına Göre eski Türk seciye ve Ahlakı. 3. İstanbul Kitapevi. DİPNOTLAR Da Grelot. Varlık Yayınevi. 1968 Tarihte Garip Olaylar. 1680 relationnouvelle d'un Voyage de Constantinople. bilig-5/Bahar '97 . Paris. Bsk. İstanbul. (iv) Sağ el ekmek ve yemek yeme için kullanıldığından taharette kullanılmaz. Burada her iki anlamıyla kullanılmıştır.248 AÇIKLAMALAR (i) Türkistan'da " taze " sözü " temiz " anlamında kullanılmaktadır. İstanbul. (v) Burada Sivas yöresindeki hamam kültürünü araştıran Müjgan üçer ve Hamam Kültürünü bizzat yaşatarak bütün canlılığıyla devam ettiren Kastamonu Tosya ilçesi halkını yad etmeyi zevkli bir vazife addediyorum.. Danişmend. (iii)Bu ülkelerde tuvalet kağıdı yaygın olarak bulunmadığı için tuvaletlere konulan kitapların sayfaları aynı amaçla kullanılıyor. (ii )Türkistan'da " taze " sözü " temiz " anlamında kullanılmaktadır. Maks Kemmerich. TDK Türkçe Sözlük. Burada her iki anlamıyla kullanılmıştır.

gazetecilik anlayışları konularında değişik düşüncelerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Fonksiyonel birlik olarak adlandırılan bu kavrama göre. İşlevci yaklaşım. Bir toplumda medyaya yüklenen işlevler rejimden rejime farklılıklar göstermektedir. belirli varsayımlardan hareket eder. Evrensel işlevcilik olarak adlandırılan bu varsayıma göre toplumu oluşturan unsurların her birinin kendine özgü bir işlevi vardır. Murat Sadullah ÇEBI ___________________________________ Gazi Ü. Araştırma Görevlisi bilig-5/Bahar '97 . İşlevcilik. "toplumu oluşturan unsurların her birinin kendine özgü işlevinin olduğunu. Sistem düşüncesi. siyasî iletişim alanında çalışan araştırmacılarının merkezî ilgi odağını oluşturan bir konudur. Bunun yanında. gazetecilik mesleği. Bu iki varsayımla bağlantılı üçüncü varsayım. fonksiyonel zorunluluk varsayımıdır. sosyal bir fenomeni belirli bir nedene dayandırmaktan çok sistemin devamım ve istikrarını temin etmek için sistemi oluşturan öge-lerin hangi işlevleri yerine getirmesi gerektiğini inceler. toplumu oluşturan bütün unsurlar arasında sürekli çatışma durumunu önleyen bir uyum yahut uyumlu bir işbirliği söz konusudur. etkileşimler ve bağımlılıkların araştırılmasında işlevci yaklaşım önemli imkânlar sunar. toplumu oluşturan unsurların kendine özgü işlevlere sahip olması zorunludur (TOLAN 1985:263-264). Bu varsayımlardan biri. İşlevci analiz. Sosyal ve siyasî yapıdaki farklılıklar. sosyal eylemin nedenlerini or-taya çıkarmayı değil aksine sistemin devamı açısın-dan sosyal eylemin öneminin Dr. Medya ile siyasî kurumlar ve aktörler arasındaki ilişkiler. medya kurumlan ve gazetecilerin statü. Buna göre toplumun işlemesi için. bütün bu unsurların karşılıklı bağımlılık ilişkisi içinde işlev gördüğü için hiçbir unsurun yalnız başına bütünü belirleyici bir özelliğe sahip olmadığını kabul eden bir yaklaşım" olarak tanımlanmaktadır (DEMİR VE ACAR 1993: 188-189). toplumun fonksiyonel bir birliğe ve bütünlüğe sahip olduğudur. rol. işlevciliğe dayalı bir teorik analizin merkezi ilgi odağını oluşturur. işlevciliğe dayalı bir analizde neden-sonuç ilişkileri tersine çevrilir. imtiyaz ve sorumlulukları. Fonksiyonel analizin temel hedefi. İletişim Fak. İşlevcilik.249 İŞLEVCİ YAKLAŞIMA GÖRE MEDYA VE SİYASÎ SİSTEM ARASINDAKİ İLİŞKİLERİN TARİHÎ BOYUTU Giriş Medya ve siyasî sistem arasındaki ilişkilerin niteliği. Toplumun fonksiyonel birliği varsayımı bir başka varsayımı daha içermektedir. toplumun oluşturan unsurlardan birinin toplumun işlemesine ne ölçüde katkıda bulunduğu veya bulunmadığını ortaya çıkarmaktır.

Mutiakçı devletin başında sınırsız yetkilere sahip. işlevci yaklaşım çerçevesinde medya ve siyasî sistem arasındaki ilişkilerin tarihî arka plânını incelemektir. sınırsız yetkilerle donatılmıştır. Mutlakıyetle idare edilen Ortaçağ Batı Avrupasının merkezi devletlerinde siyasî sistem ile basın arasında hükmetme ve tâbi olmaya dayalı bir ilişki vardı. Siyasî bir yönetim biçimi rejim olarak mutlakıyet. Zaman. tebaasımn fizikî ve zihnî yeteneklerinin gelişimine de katkıda bulunur. Eylemlerinin nesnesi olan bireyin mutluluğunu sağlamada mutiakçı devlet. Çarlık Rusyası dışında ideal tip olarak mutlak monarşi rejimine tarihin hiçbir döneminde ulaşılamamıştır. dünyevî hükümranlığını ilâhî temsilcilik argümanıyla meşrulaştıran hükümdarın keyfî icraatlarına boyun eğmek zorundadır. Devlet. siyasî otorite üzerinde geleneksel veya yasal sınırlamaların bulunmadığı. bazı önermelere dayanmaktadır: Aynı zamanda mutiakçı devlet felsefesinin esaslarını oluşturan bu önermeler şöyle sıralanabilir: İnsanın doğası ile ilgili önermeye göre. İnsanlar ancak dev-letin varolduğu bir toplumda mutlu ve huzurlu olabilir. iktidar yetkilerinin kayıtsız şartsız tek elde toplandığı. Medya ve siyasî sistem arasındaki ilişkiler toplumdan topluma rejimden rejime değişiklik gösterir. İnsanlar. tek başına eylemde bulunduğunda etki alanı sınırlıdır. soyluların ve kilisenin imtiyazlarının kaldırılması. otoritenin merkezileşmiş bir devlet eliyle en geniş alana yayıldığı bir yönetim biçimi olarak tanımlanabilir. Bu ne"denle devlet. Devlet ve birey arasındaki ilişkileri açıklayan üçüncü önermeye göre devlet bireylerin kişisel gelişimi için zorunlu bir varlık olarak kabul edilmektedir. Bu araştırmanın amacı. sosyal eylemin nedenlerinden çok sonuçlarını veya etkilerini sistemin istikrarına katkıları açısından analiz edip yorumlar (KUNCZİK 1988: 57). Mutlakıyet. bireyin gelişiminde. İşlevci yaklaşım. hedefleri ve araçları belirleyen. Bu hedefe ulaşmak için mutiakçı devlet. ilkel bir varlık olarak hayatını sürdürür. Birey. kendi kendini geliştirme hakkına sahip değildir. Devletin olmadığı bir toplumda birey. Monarşi''nin bir biçimi olan mutlak monarşi. Mutiakçı devletin temel hedefi tebaasının mutluluğunu temin etmektir. birey içinde yaşadığı toplumun bir parçasıdır. Mutiakçı anlayış bireyden çok devlete önem verir. Meşrutiyet ve 3. tebaası üzerinde kesin bir tahakküm kurmuşlardır. İdeal anlamda mutlak monarşi'nin ölçütleri. sahip olduğu gücü ancak toplumun bir öğesi olarak kuvveden fiile geçirebilir ve değerlendirebilir. bireyin üstünde mutlak ve sınırsız yetkilere sahip bir güçtür. parlamentonun feshidir. Seçkinci bir yaklaşımı benimseyen mutiakçı felsefe. Ludwig (16611715) Fran-sasında gerçekleşmiştir (GElSS 1993: 357). Bu idealler kısmen İspanya'da. Sosyal bir varlık olan birey. Mutlakıyet Fikrî esaslarının oluşmasında Niccolo Machiavelli (1972) (1469-1527) ve Thomas Hobbes (1970) (1588-1679) gibi mutiakçı düşünürlerin önemli katkıları olan Mutlakıyet. devlet ve egemen için yaşamalıdırlar. Bilginin ve gerçekliğin doğası hakkındaki dördüncü önermeye göre bilgiyi ve gerçekliği anlama. devlet ve egemen karşısında hiçbir hakka ve özgürlüğe sahip değildir. Parlamenter Demokrasi. Mutiakçı devlet ve egemen. egemenliğinin kaynağını ilâhi iradeye bağlayan. bilme ve değerlendirme imtiyazı ilâhi irade tarafından sadece yöneticilik işlevini üstlenebilecek kudret ve yeteneğe sahip az sayıdaki bilge'ye ihsan edilmiştir. hedeflerine ulaşabilirler. devletin ve egemenin mutlak otoritesine boyun eğmeli. idrak etme. hükümdarın iktidar yetkilerinin anayasa ve parlamento ile sınırlandırıldığı meşrutî monarşi şeklinde ortaya çıkmıştır. zemin ve şartların belirlediği bu ilişkiler tarihî açıdan üç aşamada ele alınıp analiz edilebilir: 1. tarihî süreçte temsilciler meclisinin hükümdarın yetkilerine özellikle malî konularda sınırlamalar getirdiği temsilî monarşi. 2. Birey. Devletin doğası ile ilgili ikinci önermeye göre devlet her konuda bireyden önce gelir.250 belirlenmesini hedef-ler. kavrama. bilgiyi işlemede doğuştan aynı zihnî yeteneklere sahip olmadığını ileri sürer. bilginin zihnî bir uğraşının sonucu elde edilebileceğini kabul etmekle birlikte bireylerin. şahsında devleti temsil eden bir bilig-5/Bahar '97 . Tebaasının saadeti için devlet sadece genel güvenliği sağlama ve düzeni korumakla yetinmez. Bu yüzden mutiakçı devletin tebaası olan birey. Birey. yani hükümdarlar tarafından yönetilebileceği savunulur. Buna karşılık toplumun bir üyesi olarak eylemde bulunan bireyin hedef ve çıkarlarına ulaşması ihtimalinin çok yükseldiği gö- rülür. toplum ve bireylerin sadece bilge kişilerce. özellikle Richelieu (1624-1642) ve XIV.

gazete veya dergi yayımı için verdiği ruhsatı. bilhassa basının görüşleri göz ardı edilerek yürütülüyordu. iktidar yetkilerini kullanmada bütün diğer çıkarların tâbi olduğu mutlak devlet egemenliği düşüncesini izlemekteydi. gerçekliğin hükümranın kendi yorumundan farklı şekilde kamuoyuna iletilmesini engelleyen bir mekanizmaydı! Basının varlığını sürdürebilmesi. toplum ve bireyler açısından yol açabileceği tamiri mümkün olmayan zararların önleyeceği gerekçesiyle meşrulaştırmaktadır (HOBBES 1970: 161): "İnsanların eylemleri fikirlerine dayanır. âdeta siyasî süreçlerin ve olayların dışına itilmiş bir konuma sahipti. Bu durum siyasî kurumların. Mutlakıyet döneminde basının mülkiyet yapısı konusunda ikili bir uygulama vardı. mutlakıyet döneminde hükümdarlar ve siyasî kurumlar basına erişme ihtiyacı duymuyorlardı. verdiği siyasî kararlara meşruiyet kazandırmak için kamuoyunun. Siyasî kurumlar ve aktörler arasındaki bilgi akışı. Siyasî kararların alınması ve iletilmesinde mutlakçı devlet. kamuoyunun kontrolü. gazetelerin ve gazetecilerin onayına veya rızasına ihtiyaç duymuyordu. ülke içinde devlet memurları tarafından doğrudan ilgililere teslim edilen krallık emirnameleri. hükümrana tanıdığı sansür hakkım. Mutlakçı devlet ve basın arasındaki ilişki son tahlilde hükmetme ve itaat etmeye dayalı bir ilişkiydi. neyin. basının reel gerçekliği tahrif ve tahrip ettiğine inanıyordu. keyfi olarak iptal edebiliyordu. bilgi sağlama açısından basına bağımlı değildi.251 hükümdar bulunmaktaydı. hükümranın hedef ve çıkarlarına ulaşmada. Kendi özerk iletişim düzenini kuran mutlakçı devlet. Mutlakıyet basım. Gerçekliği ve bilgiyi bilme konusundaki tekelci tavrını. kamuoyunda ve basında tartışılmadan büyük bir gizlilik anlayışıyla kapalı kapılar ardında soylular tarafından belirleniyordu. Mutlakıyet döneminde siyasî kurumlar ve aktörler ile basın arasındaki alan kesin biçimde ayrıydı. Bu yüzden. aktörlerin ve basının birbirleriyle ne işlevsel ne de kişisel ilişkilere dayalı bir etkileşimde bulunmasına önlüyordu. Mutlakçı devletlerdeki iletişim düzeninin özerkliği bir taraftan soylu bakanlar ve diplomatlarla soylu olmayan gazeteciler arasındaki sınıf farklılıklarıyla temin edilen bir gizlilik anlayışına dayanıyordu. hükümranın iznine bağlanmıştı. aktörler ve basın arasındaki şahsî ilişkiler de yok denecek kadar azdı. Mutlakıyette siyasî kurumlar. büyük bir gizlilik anlayışı içerisinde alınıyor ve uygulanıyordu. İç ve dış politika. barışın sağlanmasına veya bozulmasına yol açabilecek şeyler konusunda da karar verme hakkına sahiptir. kamuoyunun. Mutlak iktidarı elinde toplayan hükümran. Basın. İktidarın mutlak sahibi olan egemen. Basın siyasî sistemin bir unsuru veya parçası olmaktan çok. toplumu oluşturan ögelerden biri olarak kabul edilmediği için toplumun işlemesinde basının varlığına ihtiyaç duyulmuyordu. Çıkarlarıyla çatışan bir durum söz konusu olduğunda egemen. Hobbes. basın üzerinde mutlak bir sansür imtiyazına sahipti. desteği ve rızası olmaksızın. en ünlü eseri olan "Ejderha"da (Leviathan) hükümranın basın içerikleri üzerindeki sansür hakkını şu şekilde ifade etmektedir (HOBBES 1970: 161): "Egemen. Bu ruhsat sistemi. ne zaman yayınlanacağını. tebaası üzerindeki tahakküm kurmada kullandığı vaz- bilig-5/Bahar '97 . bir devlette barış ve birlik sağlanmak isteniyorsa insanların fikirleri iyi bir şekilde kontrol edilmeli ve yönlendirilmelidir'''. halkın ne zaman. Özel mülkiyetin kontrolün-deki bazı gazete veya dergiler de mali yardımlarla kayırılıyordu. Bu nedenle mutlakıyet döneminde gazete ve dergi yayımlamak. Çünkü mutlakçı merkezî devletlerde hükümet politikaları. hükümranın iradesine bağlıydı. ülke içinde kolluk kuvvetlerinden ülke dışında da elçilerden oluşan özel bir iletişim ağından faydalanıyordu. Egemen. iç savaşın devlet. yani "devlet sırları" anlayışına göre devleti yönetmekte. Siyasî kararlar. editoryal yönetimine tavsiye ederek yerleştirdiği gazetecilerle de özel mülkiyet medyasının yayın politikasını güdümleyebiliyordu. içeriye yönelik olmasa bile dışarıya yönelik bir gizlilik anlayışını da mümkün kılan bir tür sosyal mesafenin garantisiydi (KEPPLDSFGER 1992: 13-16). ilâhî iradenin ihsanı gerekçesine bağlayan egemen. Mutlakçı devletin başındaki hükümdar. "arcana rei publica". ülke dışında ise elçiler ve özel kuryeler aracılığı ile saraydan saraya iletilen mesajlarla sağlanıyordu. Egemen. devlet veya özel mülkiyetin kontrolündeydi. hangi şartlar altında ve kimler tarafından bilgilendirileceğini. Mutlakıyetin fikrî esaslarını formülleştiren Hobbes. Bu sınıf farklılığı. hangi kitapların yasaklanması gerektiğini ve bu iş için kimin görevlendirileceğini belirleme hakkına sahiptir". Mutlakçı devletlerde basın. kendi kontrolündeki resmî gazetelerin yayın politikasını doğrudan yönlendirirken.

abone yasağı. editoryal kadronun doğrudan hükümran tarafından atanması. depozit yatırma zorunluluğu. siyasî bir kurum olarak ortaya çıkıyordu (KEPPLİNGER 1992:15). hükümdar. basın gibi gücünü ve meşruiyetini genel anlamda kamuoyundan alan ve serbest düşünce pazarında düşüncelerin özgürce ifade edilmesiyle hakikate ulaşılabileceği ilkesini benimseyen parlamento. halk egemenliği. kanunların ve ceza usullerinin yumuşatılması ve insanileştirilmesi. Fransa (1791/92). Erken liberalizmin temel hedefi olan anayasal monarşi'de de siyasî kurumlar ve basın iki farklı alana dahildi. hükümdarın ve kilisenin mutlak kontrolü altındaydı. ilerlemeye duyulan olumlu inanç. bireyin devlet ve egemen için varolduğu bir rejimdi. gazeteleri toplatma ve kapatma. gerçeğin hükümran tarafından belirlendiği. mütemadiyen mutlak iktidar sahibinin görüşlerine yer vermeli ve politikalarını desteklemek zorundaydı. bilig-5/Bahar '97 . aynı alana dahil olduğu. toplumun refah ve eğitim seviyesinin yükseltilmesi. Meşrutî monarşi'de ise. Liberal devlet teorisine dayanan meşruti monarşilerin belirgin özelliği devlet ve toplumun birbirinden ayrılmasıydı. Bazı mutlak monarşilerde temsilciler meclisi vergi ve malî konularda hükümranın yetkilerini sınırlasa bi-le son tahlilde iktidar yetkileri hükümdar tarafından kullanılıyordu. toplum ve vatandaşlar üzerinde mutlak bir otorite kurduğu. abone ücretlerinin yüksek tutulması gibi vergi ve benzeri ekonomik yaptırımlar uygulayarak gazeteleri mali yönden sıkıntıya düşürme. Bu kontrol. yüzyıl gazetelerinde siyasî içerikli haberler yer alsa bile. Mut-lakıyet rejiminde kitle iletişim alanı. Mutlakçı devlet siyasî kararların alınması ve iletilmesinde basına muhtaç olmadığı gibi basın da bilgi kaynağı olarak siyasete gerek duymuyordu. kural. devletin başındaki hükümdarın devlet sırları ve mutlak devlet egemenliği ilkeleri çerçevesinde iktidar yetkilerini sınırsız biçimde kullandığı. e-gemenin hükümranlık hakkı ve sarayın kamuoyundaki zararlı düşüncelere karşı korun-ması gerekçesiyle meşrulaştırılıyordu. gazetecileri ve içerikleri kontrol et-mek i-çin kullandığı diğer araçlar da şöyle sıralanabilir: Devlet. medya mülkiyeti konusundaki sınırlamalar ve yasaklamalar. tarafsız biçimde siyasî olaylar hakkında bilgi vermesine olan ihtiyaç artmıştı. Meşrutî monarşilerde artık. sertlik ve tebaalık sisteminin kaldırılması. devlet memurları. gazetecileri yurt içi ve dışı sürgüne gönderme. devletin. Alman Birliği (1814/15) ve çok sayıdaki Avrupa ülkesinde devletin yönetim biçimi o-larak benimsenmiştir (GEİSS 1993: 374). Meşrutiyet Mutlakıyet. isyanlar. hapis ve para cezaları uygulama. devlet. içerik üretimi sürecinin doğrudan devlet tarafından kontrolü. köleliğin eleştirilmesi ve köle ticare- tinin yasaklanması. ilke ve davranış kalıplarından saptığında. Bu tür rejim-lerde egemen değer. yabancı yayın organlarının yasaklanması. ferdin sınırsız iyileştirme yeteneği. gazete vergisi. basının varlığını sürdürmesi siyasî karar süreçleri konusundaki bilgisinden çok siyasî karar süreçlerinde cereyan eden olayların neden ve saiklerinin görünebilir etkileri üzerinde haber verebilme imtiyazına bağlıydı (KEPPLİNGER 1992: 16-17). Ancak. devlet ve toplumun birbirinin içinde çözeldiği. eşitlik. taç giyme törenleri. soylular ve kilise aleyhine yapılan siyasî ve ideolojik içe-rikli yayınların sansür edilmesi. matbaacı ve gazetecilerin üye oldukları devlet güdümlü meslek örgütleri kurma. işgaller ve savaşların yüzeysel biçimde değerlendirilmesi söz konusuydu.252 geçilmez bir araçtı. bu yayınlarda olaylar. Mutlakçı devletin basını. yasal ve bürokratik iktidar. gazetecilik mesleğine yönelik zorunlu davranış kuralları getirme. işkencenin kaldırılması. yayın ruhsatlarını ve imtiyazlarını iptal etme. yayın sürelerine kısıtlamalar getirme. Mutlakıyet basını haberlerinde kendi bilgi kaynaklarına dayanmak ve kendi kendine yetinmek zorundaydı. Akılcılık. Basın. Şüphesiz toplumda basının doğru. ilk defa İngiltere (1660) ve daha sonra Polonya (1791). ve 18. 17. katı yasal düzenlemeler. hükümdarın basını yaptırımlarla cezalandırması meşru ve haklı sayılmaktaydı. Parlamenter monarşi. gazetecilere meslek yasağı getirme. hükümdarın iktidar yetkilerinin seçimle oluşan bir meclisin yanı sıra sözlü ve çoğunlukla da yazılı anayasa aracılığı ile geniş ölçüde ve sistemli bir şekilde sınırlandırılması söz konusudur (GEİSS 1993:374). Belirlenmiş çerçevelerin dışına çıkıp yayın yapan medya sahipleri. yasalar önünde eşitlik gibi aydınlanma felsefesinin konularını oluşturan şeyler hakkında basın kamuoyunu bilgilendiremiyordu. gazetecilik mesleğine giriş şartlarını devlet eliyle düzenleme. yayın organları ve gazeteciler derhal cezalandırılıyordu. bireycilik.

PETERSON.253 benimseyenlerden bir şeyler çalmak oluşundadır. İnsanların düşüncelerini serbest biçimde ifade edebilmeleri ve yayabilmeleri için basın özgürlüğünün yasalarla teminat altına alması gerekliydi. genel anlamda siyasi bir mücadeleye. şimdiki kuşaklardan ve bu düşünceye karşı olanlardan. Bilgi ve gerçeğe giden yol delil getirme ve tartışma labirentlerinden geçebilir. siyasî kurumlara ve aktörlere karşı yapılan bir mücadele şekline dönüşüyordu. bu zarara bir çok kişinin veya çok az kişinin uğrayıp uğramaması arasında belli bir fark olabilirdi. hakikatin mutlak devlet hakimiyeti ilkesi çerçevesinde her şeye kadir tek bir egemen tarafından belirlenmesini savunurken. Liberal düşüncenin diğer önemli teorisyenlerinden biri de John Stuart Mill'dir (1806-1873). sadece bir kişinin karşıt bir düşünceye inanmaları durumu söz konusu olursa. güçlerini açığa vuracak bir ortam hazırlamaktır. Buna göre birey kişisel çıkar ve amaçlarını akılcı bir varlık olarak kavrayabilir. böylece toplumun hedef ve çıkarlarını gözeterek uygarlığın gelişmesine katkıda bulunur. siyasî ve ekonomik ortamlar hazırlamalı ve düşünceyi açıklama özgürlüğünü yasalarla garanti altına almalıdır. Siyasî bir idare biçimi olarak meşrutiyet. Bir başka ifadeyle hiç kimse gerçek üzerinde ne ilâhi ne de dünyevî argümanlara dayalı bir tekel kuramaz. Her insanın aklı olduğu. gerçek tek bir irade yahut otorite tarafından belirlenemez. liberal felsefenin önermelerine dayanıyordu. Devletin başlıca hedefi. Devlet. Devletin varlık nedeni. son tahlilde bu süreç iyi ve doğru fikirlerin kötü ve yanlış fikirlerden ayrışmasını sağlayacaktı (MİLTON 1874: 38-75). gerçeğin yanlış ile çarpışmasından daha açık olarak gerçeğin ortaya çıkması ve anlaşılması fırsatını kaybetmektedirler". Ancak. yani devlete. hakikate akıl aracılığı ile ulaşıldığına göre. hükümetlerin her türlü müdahalesine karşı çıkan bir basının ve hükümeti denetleyen bir kamuoyunun oluşmasına neden oluyordu. Milton' un da vurguladığı gibi artık hükümdarlar adil ve anayasa kurallarına uygun biçimde hareket etmeliydiler. yolun sonunda akılcı bir varlık olan insan gözlemleyebildiği. bireylerin çıkarlarını koruyacak. Adil ve hukuka saygılı bir yönetimin en önemli şartı ise yönetici güçlerin serbest düşünce pazarında birbiriyle mücadele eden bütün görüşleri ve bakış açılarını dikkate almalarıydı. insanlıktan. değişik bilgi/haber kaynakları olduğu sürece gerçeğe uygun kanaat edinmeye muktedir bir varlıktır. toplumu oluşturan bireylerin mutluluğunu ve refahını sağlamak. Bireylerin serbest düşünce pazarında farklı düşünce ve bakış açılarına erişebilmeleri ve bizatihi bu pazarda düşüncelerini özgürce açıklayabilmeleri suretiyle gerçeğe ulaşılabilir. o düşünceden yararlanmaktan engellenmek sadece özel bir haksızlık oluştursaydı. Bir düşünce sadece sahibi için özel değer taşıyan özel bir mülk olsaydı. bunlardan da fazla olarak bu düşünceyi bilig-5/Bahar '97 . Aydınlanma ve buna bağlı olarak gelişen siyasî. dinî ve ekonomik özgürlükler. liberal düşüncenin özünü çarpıcı biçimde ortaya koymaktadır (1991: 26-27): "Eğer bütün insanların aynı düşünceyi paylaşmaları. anlayabildiği. Bir başka ifadeyle birey akılcı bir varlıktır ve son tahlilde kendisi için yaşar. Birey doğruyu yanlıştan ayırt edebilmeye muktedir akılcı bir varlık olarak kabul edilir. Bu takdirde ne yalan ne de demagoji uzun süreli bir geçerliliğe sahip olabilir. Bu önermeler şöyle sıralanabilir: Liberal felsefinin merkezi ilgi odağını devlet değil birey oluşturur. bilgi kaynaklarına serbestçe ulaşabilmesi için medyaya uygun sosyal. nasıl ki bu insanların tek kişiyi susturmaya hakları yoksa. John Milton'un (1874: 38-75) (1608-1674) "Aeropagitica" adlı eseriyle birlikte meşrutiyet döneminde basın hürriyeti konusundaki mücadele. kavrayabildiği. Aklını kullanmak suretiyle kişisel amaç ve çıkarları doğrultusunda karar veren ve eylemde bulunan birey. Birey. idrak edebildiği ve ispatlayabildiği kesin doğrulara ulaşır (SİEBERT. bu kişinin de güç elde ettiğinde insanları susturmaya hakkı yoktur. Eğer bir düşünce doğruysa insanlar yanlışlarını düzeltme fırsatından yoksun bırakılmaktadır. çıkarlarını gözetmek ve teşvik etmektir. Mili'in şu anlatımı. "Özgürlük Üstüne" (On Liberty) adlı eserinde Mili gerçeğin ancak tüm düşüncelerin serbestçe ifade edilebilmesiyle bulunabileceğini vurgular. Ancak bir düşüncenin sustıırulmasındaki asıl kötülük. gelecek kuşaklardan. Milton'a göre serbest düşünce pazarında fikirlerin birbirleriyle rekabet etmesi kaçınılmaz biçimde fikirlerin kendi kendini doğrulaması veya yanlışlaması sürecini başlatacak. Kişisel amaç ve çıkarlar ile mutluluğun öne alınması esas itibariyle barış isteyen bir toplumun refah ve özgürlük içinde var olmasını da sağlar. Mutlakçı devletin fikir babalarından Hobbes. eğer bu düşünce yanlış ise insanlar yine kendileri için büyük bir kazanç olabilecek bir şeyi.

olgu. basını. kamuoyunun geniş desteğini de arkasına alan fikir basınının monarşlar ve parla- mentoya karşı muhalefetiyle ikame edilmiştir (KEPPLİNGER 1992: 22). ihtiyaç duyulduğunda salt sözcü olarak kullanıyorlardı. bir taraftan siyasetçi gazetecilerin kişisel gücü ve etkisi ile siyasi kurumlar ve halk arasında aracılık rolü üstlenen basını. Böylece basın artık sadece siyaset ve kamuoyu arasında aracılık işlevine sahip değildir. KUNCZİK 1988: 59. yüzyılda basının siyasî süreçte önemli bir güç unsuru durumuna getiren nedenler çeşitlidir. basın aracılığı ile ifade edilen düşüncelerden faydalanan parlamento. parlamenter demokraside siyasî kurumlar. Bu gelişmeler bir taraftan gazete satış fiyatlarının düşmesine diğer taraftan da basının geniş kitlelere erişimini sağlayan büyük tirajlara ulaşmasına yol açmıştır. Halkın seçtiği parlamentonun monarşlara karşı muhalif tavrı. İç politikada. Şüphesiz bu dunun basının hükümete. durum ve aktörler hakkında özel. yüzyıl basını. bu fonksiyonel ilişkiler fazla bir öneme sahip değildi. Çünkü siyasetçi ve gazetecilik rolleri arasındaki sınıfsal engellerin tedrici olarak kalkması. Siyasî sistem ve basın arasında kişisel ilişkiler bulunsa bile. Siyasî kurumlar ve basın arasındaki ilişkiler ilk olarak 19. aktörler ve basın. vatandaşları ve kurumları siyasî süreçleri öğrenmeleri. aktörler ve medya arasında kesif kişisel ve fonksiyonel bir bağımlılık ilişkisi olduğunu belirtmektedir. Basın artık halkı. Meşrutiyet döneminde de siyasî kurumlar. siyasî olay. Gizlilik politikasının iflas etmesi. Geniş ölçüde doğrudan halka erişen hü-kümet ve parlamento. bu gizliliğin uygulamada artık daha fazla sağlanamayacağı görülüyordu. hükümetin ve parlamentonun basın aracılığı ile kamuoyu üzerindeki etkileri tersine daha da artmıştır. artık kamuoyu aracılığı ile hükümet ve parlamento üzerinde etkili olan bir güç konumuna gelmiştir. 19. Bu gelişmelere paralel olarak basın ve siyasî kurumlar arasındaki ilişkilerde de bir dönüşüm başlamıştır. Hükümet. parlamento kararları serbest biçimde açıklanan düşüncelere dayalı olarak alınsa bile parlamentodaki bütün görüşme ve tartışmaların 18. Meşrutiyette gazeteciler milletvekilliği.254 SCHRAMM 1956: 40-41. FALAY 1992-1993: 50). hükümet ve parlamento hakkında bilgilendire-rek kendi kamlarını oluşturmalarına ve ifade etme-lerine yarayan araçlardan biri olmanın yanı sıra hükümeti ve parlamentoya halkın düşüncelerini ileten bir kurumdur Basın aynı zamanda siyasetçilerin anlaşılır ve aydınlatıcı görüşlerini aktarmaları için bir platform görevi görerek siyasî rakiplerin birbirlerinin görüş açılarını öğrenmesi açısından da önemli bir işlev üstlenmiştir. Siyasetçi gazeteciler yazı yazdıkları gazetelerin okuyucularını siyasî görüşleri ve faaliyetleri konusunda bilgi-lendirmek suretiyle kendileri için siyasî bir etki alanı sağlamışlardı. Gizlilik anlayışına dayalı politikanın iflas etmesiyle birlikte iktidar sahiplerinin sırlarına vakıf olan basın. Basın böylece bir tarafta siyasî süreçler konusunda kamuoyunu bilgilendirme ve siyasetçilere sırdaşlık yapma işlevini üstlenirken diğer taraftan siyasî aktörleri. 19. dış politikada eskiden olduğu gibi gizlilik anlayışını sürdürüyordu. Ancak. yüzyılın ortasından itibaren köklü bir değişime uğramıştır. Basın. basın daha çok siyasî sistem içerisinde henüz önemsiz de olsa belirli güç elde etmiştir (KEPPLİNGER 1992:23). kitle basınının ortaya çıkışına kadar haberden çok siyasî yorumlara öncelik veren bir içerikle yayımlanıyordu (KEPPLİNGER 1992: 20-21). yüzyıla kadar basına kapalı tutulmasıydı. birbirinden ayrı iki alana dahildi. diğer taraftan basın karşısında siyasî kurumların gücünün azalmasına yol açmıştır. Parlamenter Demokrasi Kepplinger. ayrıntılı bilgiler ileterek siyasî sistem içerisinde önemli bir güç merkezi konumuna gelmiştir. tercih yapmaları ve katılmaları i-çin teşvik eden için önemli bir bilgi kaynağı konumuna gelmiştir. Dizgi ve baskı makinelerinin keşfi ve odundan kağıt üretilmesi gibi teknik gelişmeler bu nedenlerin başında yer almaktadır Bunun yanı sıra bilgilerin iletilmesinde demiryolu ağları ve telgraftan faydalanılması basının daha hızlı ve güncel haberler yayımlamasını kolaylaştırmıştır (WİLKE 1990: 301-302). Bunun nedeni. siyasî partiler ve kitle iletişim araçları arasındaki dinamik personel akışı sonucunda siyasetçiler ve gazeteciler sık sık rollerini değiştirmektedirler: Gazeteciler bilig-5/Bahar '97 . parlamento.n gücü ve etkisini artırırken. Meşrutiyetin ilk döneminde parlamentodaki tartışma ve görüşmelerin gizli kalması şeklî olarak henüz teminat altına alınmamış olmasına rağmen. milletvekilleri de gazetecilik yapıyorlardı. bu rollerin içe girmesine yol açmıştı. parlamentoya ve hükümdara karşı eleştirel bir tavır almasına engel oluşturmuyordu.

nesnel. basın konseyleri veya basın izleme kurulları gibi özerk kurullar aracılığı ile yapılabilir. gazeteciler siyasetçilere demeç yazmakta. alt-kültürler. sınıflar ve örgütleri temsil eden ve yansıtan bir yapıda düzenlenmesi ve bunlar hakkında yanlış ve olumsuz imajlar oluşturmaması gereğidir. aktörler ve medya arasındaki karşılıklı bağımlılık ilişkisi. Aynı şekilde hükümet. Siyasetçiler ve gazeteciler hedeflerini gerçekleştirmek için birbirlerine bağımlıdır. siyasetçiler ve gazetecilerin birbirlerine bağımlılığını şart koşar. Medya içerikleri ve gazetecilerin denetlenmesi. olanı ve olması gerekeni yani somut. Medya. gruplar. medya içeriklerinin serbestçe dolaşımı önündeki engellerin kaldırılması yönünde devletin sorumluluğuna işaret etmektedir. parlamenter demokrasilerde medya kurumları ve gazetecilerin sosyal sorumluluk an-layışı çerçevesinde nasıl hareket etmeleri gerektiği konusunda aşağıdaki ilkeleri tespit etmiştir: * Komisyonun önerilerinden en önemlisi medyanın kendi kendini denetlemesidir. hükümet ve parlamentoya erişemedikleri ve bu ortamlarda cereyan eden olaylar. tanıtım ve imaj konularında danışmanlık hizmeti sunmaktadırlar. hedeflerine ve çıkarlarına ulaşabilmek için de diğer tarafla işbirliği yapmak zorundadırlar. "Basın Özgürlüğü Komisyonu"nun hazırladığı rapor. durum ve aktörler hakkında tam.255 milletvekilliği ve hatta bakanlık rolleri üstlenebilmekte. medya kurumlarının. Gazeteciler olay. olgular. siyasî partiler. örgütlenmiş farklı gruplar. doğru. Siyasetçiler. toplumla ilgili ortak anlayışa sahip farklı yorumlayıcı topluluklar. farklı hedefler ve çıkarlar ile toplumsal deneyimlere sahip farklı toplumsal sınıfların görüşlerini duyurmada. medya ahlâkı. Siyasî kararlar konusunda kamuoyunun düşün-celerini öğrenme ve desteğini kazanma. * Dördüncü öneriye göre alıcı. kendilerini ifade etme ihtiyacı bir anlamda hükümet. halkla ilişkiler. hükümet ve parlamento çalışması açısından işlevsel bir şarttır. Medya sahipleri de kendi hedefleri. parlamento. parlamenter demokrasilerde basın özgürlüğü konusunda yeni bir anlayışın gelişmesine önemli katkılar sağlamıştır. konular ve durumlar hakkında kamuoyunu bilgilendiremedikleri sürece siyasî habercilik görevlerini yerine getiremezler (KEPPLİNGER 1992: 23). Bu bağımlılık sadece siyasî iletişim sürecini etkilemeye çalışan bu iletişimci kurumlan ve gruplarının farklı hedef ve çıkarlara sahip olmalarından kaynaklanmamaktadır. Bu yaklaşım 1947 yılında "Basın Özgürlüğü Komisyonu" olarak tarihe geçen bir kurulun. siyasî kararlarına kamuoyu desteği kazanmak ve mesajlarını iletmek için kitle iletişim araçlarına erişme ihtiyacı duyarlar. siyasetçiler ve siyasetçi gazeteciler düzenli olarak gazeteler ve dergilerde köşe yazarlığı yapmakta. olgu. sorumluluğu. konu. seçim kaybeden eski bakanlar ve milletvekilleri de gazetecilik yapmakta. Nesnel habercilik anlayışının esaslarını oluşturan bu ilkeye göre gazeteciler yalan haber vermemeli. . parlamento. iletişim siyaseti ve basın özgürlüğü konularında hazırladığı tekliflerinin yer aldığı "Özgür ve Sorumlu Basın" başlıklı ünlü bir raporda geliştirilmiştir (VVEİSCHENBERG 1992: 90). * Üçüncü öneri. siyasetçiler ve medya arasında da hiç bir kurumun ve aktörün vazgeçemeyeceği karşılıklı bağımlılığa dayanan bir ilişki vardır. * Diğer bir öneri.çıkarları ve dünya görüşleri ile örtüşmese de sahip oldukları iletişim kanallarında değişik toplumsal grupların ve örgütlerin kendi alternatif görüş açılarını ifade edebilmelerine imkân vererek düşünceyi açıklama özgürlüğünü fırsat vermeli ve medya içeriklerinde denge sağlamalıdırlar. "Basın Özgürlüğü Komisyonu". Basın özgürlüğü kavramına karşı kamunun bilgi alma hakkını öne çıkaran bu ilke. hükümet ve parlamento kamuoyunun ne düşündüğü konusunda bilgilen-mek. farklı alt-kültürler. dinleyici ve izleyicilerin medya içeriklerine serbestçe ve kolaylıkla erişimleri sağlanmalıdır. haber ve yorum için siyasetçilere ulaşamadıkları. Basın özgürlüğü yerine kamunun bilgi edinme hakkını öne çıkaran bu anlayışa göre iletişim sürecinde iletişimci ve alıcı bilig-5/Bahar '97 . kendilerini ifade etmede toplumsal bir platform olmalıdır. medyanın toplumu oluşturan farklı topluluklar. fiili gerçek ile yorumu birbirinden ayırt etmelidirler. Parlamenter demokraside siyasî kurumlar. Aynı şekilde gazeteciler de görüşme. bakış açılarının merkezine devleti veya bireyi yerleştiren Hobbes ve Mill'in aksine toplumdan hareket eden bir yaklaşıma dayanmaktadır (KEPPLİNGER 1992: 24). Siyasetçilerin eriştikleri medya içerikleri. vatandaşlara görüşlerini duyurma. tarafsız ve ayrıntılı bilgiler vermelidirler. Ayrıca. gazetecilerin ve medya sahiplerinin topluma karşı sorumluluk duygusu ile hareket etmesi gereğidir.

durum ve ilişkileri doğrudan anlama. aynı zamanda kendi meşru haklarından da vazgeçmiş demektir. idrak etmek. "Basın Hürriyeti Komisyonu" düşünce özgürlüğünü. olgular. Siyasî habercilik. Bu nedenle çağdaş toplumlarda bireylerin olaylar. üzerinde tekel oluşturulan ve sınıf egemenliğini sağlayan dildir. diğer tarafta da kendi gözlemlerinin dışında kalan tecrübeleri. nesne. Parlamenter demokraside iletişimciler ve alıcılar arasındaki bu ilişkiler Kantçı felsefe anlayışından hareket eden bir özgürlük" anlayışına dayandırılmaktadır. sadece topluma karşı değil toplumda "hakikat" olarak nitelenen bir değere karşı da taşınmalıdır. savaş ve çatışma çıkararak sosyal ilişkilerin temelini oluşturmakta ve insanların düşünce ve hareket tarzlarını belirlemektedir (SCHELSKY 1975: 175). kişisel inançlara duyulan saygıdan kaynaklanmaktadır. olgu. Schelsky'ye göre medya kurumları ve gazetecilerin devlet. Bütün ahlakî haklar gibi düşünce özgürlüğünün de beraberinde bazı sorumlulukları getirdiği kabul edilir. nesneler. dinleyicilerin veya izleyicilerin medya içeriklerini tüketmeme hakkını da içerir (KEPPLİNGER 1992: 24-25). bilig-5/Bahar '97 . çağdaş toplumlardaki en önemli güç kaynaklarından birinin kontrol edilmesi anlamına gelmektedir. Bu yaklaşımın hareket noktası çağdaş toplumların. kendi görüşlerini başkalarına aktarma sorumluluğu bulunur. bireylerin çevrelerindeki olay. Gazetecilerin. aksine serbest ve özgür tartışmayla kendi görüşlerini açıklayan vatandaşların vicdanına duyulan güvendir. Komisyona göre hata veya yanlış yapma hakkı. toplum ve bireyler üzerinde egemenlik kurmada kullandıkları bir araçtır. Ahlâki sorumluluklarını yerine getirmeyen bir kimse. Ahlâkî sorumluluklar benimsenmeksizin ahlâkî haklardan söz edilemez. anlam üreten ve ileten gazeteciler aracılığı ile parlamenter demokraside yeni tip bir sınıf egemenliğinin ortaya çıktığını iddia eder.256 birbirlerine bağımlı konumda bulunurlar. Bu yüzden medyanın devlet tarafından denetimi yerine medyanın kendi kendini denetimi tercih edilmelidir. Schelsky'ye göre. Basın özgürlüğü bu açıdan okuyucuların. Bu yüzden yanlış şeylerin bilinçli bir şekilde tekrar edilerek yayılması. Medya içerikleri ağır. kavramak. Çünkü düşüncelerin özgürce açıklanması hakkı. Bu sorumluluklar arasında. Gazetecilerin anlam üretmede kullandıkları üretim aracı. Dil aracılığı ile gerçeklik bozulup çarpıtılmaktadır. durumlar ve ilişkiler konusundaki algılamaları ve düşüncelerinin büyük ölçüde medyaya dayanır. düşünceleri ve duyguları anlamak. düşünce özgürlüğünün istismarı anlamına gelir. üreterek. Bu tezin savunucularından Schelsky' ye (1975) göre çağdaş demokrasiler kendi kuralları çerçevesinde işleme ve eylemde bulunma yeteneğini kaybederek büyük ölçüde medyaya bağımlı duruma gelmiştir. kavrama ve değerlendirmelerini zorlaştıran karmaşık bir yapıya sahip olduğudur. Ahlâkî so- rumlulukların yasal yollarla yerine getirilmesi istenmeyen bir durumdur. gruplar arasındaki tesanütü sağlayarak. öğrenmek ve değerlendirmek isteyen alıcılar bulunur. Buna karşılık Mill'den farklı olarak düşünce özgürlüğünün dayanağı. tartışmak suretiyle hakikatin bulunacağına duyulan güven değil. Basın özgürlüğünün istismarının önlenmesine yönelik kanunî düzenlemeler ile basın özgürlüğünün istismarının doğuracağı tehlikeler teraziye vurularak değerlendirilmelidir. "Kadir-i mutlak" veya "güçlü etki" görüşüne dayanan bu abartılı iddiaya göre medya üzerindeki kontrol. Komisyona göre vatandaşların özgür iradelerine dayalı bu güveni devletin ilelebet var olmasının en büyük teminatıdır. kendi özgürlüklerinin korunması ve garanti altına alınması ihtiyacı duymaktadırlar. belirli hedefler ve çıkarlar tarafından yönlendirilmekte. İletişim sürecinin her iki öğesi. dil egemenlik kurarak. İletişim sürecinde. bir tarafta serbestçe ve devletin müdahalesi olmaksızın düşünce ve bilgi iletmek isteyen medya profesyonelleri. Bu anlayışa göre iletişim sürecinde bir kişinin özgürlüğü diğer bir kişinin özgürlüğünün başladığı yer de sona erer. yanılma hakkını içermez. Parlamenter demokraside medya ve siyasî sistemin arasındaki ilişkilerin siyasî sistem aleyhine gelişen bir bağımlılık ilişkisine dönüştüğü ileri sürülmektedir. düşünce özgürlüğünü engellediği zaman kendi çıkarlarına aykırı hareket etmiş olur. açık ve ispat edilebilir bir şekilde birey veya kaimi çıkarlarını yaraladığı taktirde bu hoşgörünün sınırları aşılmış demektir (KEPPLİNGER 1992: 24-25). doğal bir hak olmaktan çok ahlakî bir hak olarak düşünmektedir. Devlet. Bu sorumluluk duygusu. Bununla birlikte medya içeriklerinin basın özgürlüğünü istismarı karşısında gösterilecek hoşgörünün de bir sınırı olmalıdır. Schelsky.

adeta Refah Partisi'nin propagandasına dönüşmüş ve bu durum. seyircinin reddetmesi gibi bir durum da söz konusu. Schelsky (1975: 367). Bu sunucu. Bilgi üretenlerinin gücünün yoğunlaşmasına ve tekelleşmesine yol a-çan bir gazetecilik imtiyazından çok medya sahiplerinin ve anlam üreticilerinin çoğulculuğu. izleyicinin de tıpkı sunucunun takındığı olumsuz tavrı takınmasını sağlayacak şekilde sunuyordu (. tarafsız ve ayrıntılı bir bilgilendirmeye dayanmadığı sürece zincire vurulmuş demektir. haberin bazı bölümlerinin vurgulanması amacını güdüyor. Gazeteciliğin belli çıkar ve hedefler doğrultusunda kullanılmasının meşruiyetine inanmak. seyirci tarafından aynen kabul edilmesi her zaman söz konusu olmuyor. RP örneğinde görüldüğü gibi. Bu gazeteci tipi.. Sözgelişi Türkiye'de değişik televizyon kanallarında haber "sunan" Gülgün Feyman. kavrama ve değerlendirme yeteneklerini körletmektedir. insanlığın siyasî ve ekonomik güce dayanarak bireyleri baskı altında tutan ve istismar eden eski egemenlik biçimleri tarafından tehdit edildiğini yaymaktadırlar. olumsuzlayıcı ve ötekileştirici gazetecilik ve televizyonculuk anlayışı. 'özgürleşmiş' bir bilginin teminatıdır''' (. Schelsky (1983: 53). haberi.). özellikle. gazetecilerin zihinleri yönlendirmek suretiyle sınıf egemenliği kurmaları anlamına gelmektedir.) Oysa izleyicinin haberi "okuyuş/ tüke- tiş/izleyiş" biçimi ve süreci. olumsuz imaj yaratacak şekilde sundukları haber metninin. izleyicinin kendisiyle özdeşleşmesini sağlayacak şekilde. Show TV'de haber sunuculuğu yaparken.. dışlayıcı. sunulan habere karşı takınılan tavrı vurgulamaya yönelikti. mülkiyet üzerindeki egemenlik imtiyazında olduğu gibi doğru. işledikleri ve sundukları bilgiler hem somut gerçeklikle uyuşmamakta hem de bu bilgileri alımlayan okuyucu. RP 'yi olumsuzlayıcı. bir Türk televizyonundaki haber sunucusunun "biz ve onlar" karşıtlığı üzerine kurgulanan sansasyonel. bilgi pazarının herkese açık oluşu. olumsuzlayıcı ve ötekileştirici gazetecilik ve televizyonculuk anlayışım ve dayatmacı kaygılarla ve yöntemlerle sunulan olumsuz imaj ve söylem oluşturma girişimlerini kişisel gözlemlerine dayanarak çarpıcı bir şekilde betimlemektedir: "Haber sunucularının haberi sunarken başvurdukları jest-ler ve mimikler. Örneğin son yerel ve genel seçimlerde belli başlı televizyon kuruluşlarının. Schelsky'ye göre çağdaş toplumlarda yeni bir gazeteci tipi ortaya çıkmıştır.. oldukça karmaşık bir süreçtir. Aksine tam tersi bir süreç de işleyebiliyor. altı çizilmek istenen bölümler geldiğinde. vurgulanmak. yönlendirmeye dayalı bu medya egemenliğine karşı harekete geçilmesi gerektiği inancındadır: Çünkü "bugün uğrunda savaşılması gereken özgürlük bilgilenenlerin bilgilendirenler karşısındaki özgürlüğüdür. retoriksel (= "dayatmacı") kaygılarla ve yöntemlerle sunulan olumsuz imaj ve söylem oluşturma girişimlerinin geri tepmesiyle sonuçlanmıştır". medya egemenliği tezini "Siyaset ve Medya" adlı eserinde de savun- bilig-5/Bahar '97 . "ötekileştirici" bir yayın politikası izlemeleri. Televizyoncuların. Türkiye'de biz ve onlar dikotomisi üzerine kurgulanan sansasyonel. başvurulan "biz ve onlar" dikotomisi nedeniyle-. televizyon ve radyolardaki haberlerin ve haber programlarının spikerleri ve sunucularıdır: Schelsky. ürettiği medya içeriklerinin muhataplarını kendi siyasî/ideolojik eğilim ve yönelimleri hakkında bilgilendirmeksizin eylemlerde bulunmaktadır. jestlerini ve mimiklerini belirgin bir şekilde öne çıkararak haber sunuyordu. Düşünceyi açıklama özgürlüğü. siyasî/ideolojik eğilim ve yönelimlerini haberlerin içeriklerine ve haberleri sunuş biçimlerine yansıtan bu sunucuların önemli bir güç elde et-tiklerini. haberi sunarken.257 bilinçli şekilde seçtikleri. sonuçta RP'nin popülaritesinin artmasına yol açmıştır. Çağdaş toplumlarda görülen bu yeni gazeteci tipinin en belirgin temsilcileri. buna karşın siyasî açıdan hiç bir sorumluluk taşımadıklarına i-şaret eder (SCHELSKY 1975: 333). Bazı haberlerin bazı bölümlerinde bu sunucunun başvur-duğu jest ve mimikler.. izleyicinin kendisiyle (ya da sunulan haber metninin ilgili bölümüyle) özdeşleşmesini arzulamadığı durumlarda ise. ekranı sadece başı dolduruyordu. dinleyici ve izleyicilerin anlama. sunucu. Haberde. seyircinin kabul etmesini istediği şeyleri. Schelsky (1975: 368). "nesnel bilgi" iddiasıyla. öznel etkilerin baskısı altında kalsa bile verdiği kararın tarafsızlığına inanan bir hakim ve yaptığı araştırmanın sonuçlarının ispatlama gücüne inanan bir araştırmacı gibi bilginin doğru ve nesnel olması konusunda kendini sorumlu hisseden gazetecilerin meslek ahlâkı. Televizyoncuların sert yöntemlerle. insanların anlam üreticilerinin sınıfsal egemenliğine boyun eğmelerinin kaçınılmaz olduğunu iddia etmektedir. Görüşleri Schelsky ile paralellikler gösteren Yusuf Kaplan (1996: İ577-1578) da. O'na göre gazeteciler ve medya kurumları kendi elde ettikleri gücü gizlemek için.

doğrudan halka erişmede sınırlı imkânlara sahiptir. medya kurumları ve haber ajanslarını parlamenter demokrasilerdeki bütün siyasi kurumların dış politikanın tespit edilmesi ve uygulanmasında yararlandıkları önemli bilgi kaynakları olarak kabul eder. problemleri belirli açılardan konulaştırmak suretiyle. Parlamenter demokraside medyanın işlevlerinin değiştiğine Kepplinger de işaret etmektedir. Yazara göre medyanın bütün dünyada siyasetçilerin eylem biçimlerini değiştirmesi egemenliğin kullanımındaki sırayı da değiştirmiştir: "Egemenliğin kullanılmasındaki eski 'niyet-eylemetki-medya' şeklindeki eski sıra şimdi 'niyet-medya-etki-eylem' şekline dönüşmüştür. belirli konulara öncelik verip gündem oluşturmak suretiyle Avrupa'da yeşilller gibi yeni siyasî grupların partileşmesi için gerekli şartların oluşmasına yol açmıştır. medya aracılığıyla kişisel tanıtımlarını yapmayı tercih etmektedirler. medya kurumları ve gazetecilerin siyasî süreçteki eylemlerinin meşru olup olmadığını. aynı zamanda siyasî kurumların bütün önemli kararlarını içerikleri aracılığı ile dolaylı biçimde etkileyerek siyasî kararların kabul edilebilir veya uzlaşılabilir olarak nitelenmesindeki çerçeveyi tanımlama yeteneğinden kaynaklanmaktadır. İç politikada hükümetler. her iki politika alanında siyasî kurumlar ve aktörlerin med-yaya artan ölçüde bağımlı olduğunun altını çizerken. Gazeteler. ya da tartışmalı konulardaki anlaşmazlık ve çatışmaları uzlaşma yoluyla çözmek". gündeme aldığı konuları sürekli biçimde ele alan bazı politikacıların kamuoyunda ve partilerinde güç ve saygınlık kazanmasını da temin etmiştir. problemin esas yönünü tanımlamakta ve böylece siyasî kararları biçimlendirmektedir. Medya. Bu çerçevede Kepplinger. Kepplinger'in iddialar zincirinde Schelksy'nin izleri görülmektedir. medyanın seçme eyleminin siyasî sistem. hangi şekilde bilgi verileceği konusunda geniş ölçüde özerkliğe sahip medya kurumlarına bağlıdır. ne üzerine. Kepplinger. siyasetçiler ve siyasî konular üzerinde aksi etkileri olduğu düşüncesine dayanmaktadır. Egemenlik 'yukarıdan aşağıya' doğru medya aracılığıyla gerçekleşmektedir". Medyanın. parlamentonun ve partilerin siyasî kararlarını aktarmasına. Kamuoyuna yönelik siyasî eylem-lerin iletilmesi. Yazar. kendi hedef ve çıkarları yönünde medyadan da faydalandıklarına dikkat çekmektedir. televizyonlar. Medyanın dış politikadaki üstlendiği bu işlevin nedeni şöyle açıklanabilir. Kepplinger. "Yarı aydın" olarak nitelediği bu yeni politikacının önünde iki yol vardır (SCHELSKY 1983: 63): 'Ya medya aracılığı ile güç ve saygınlık kazanmak. Medya böylece kararları ve eylemleri büyük ölçüde medyanın ilettiği bilgilere dayanan diplomatik misyonların ve gizli servislerin geleneksel görevini de üstlenmiştir (KEPPLİNGER 1992: 26-27). Aracılık işlevi ile medya parlamenter demokrasilerdeki siyasî süreçlerde anahtar bir rol üstlenmiştir.258 maktadır. partiler. radyolar veya haber bilig-5/Bahar '97 . Schelsky'ye göre parlamenter demokrasilerde yeni gazeteci tipinin yanı sıra yeni bir siyasetçi tipi de ortaya çıkmıştır. Yasama ve yürütme Almanya Federal Cumhuriyeti'ndeki gibi büyük ölçüde medya etkileri altındaki seçme hakkına sahip kişilerin oluşturduğu erkler olarak nitelenmektedir. yorumlamasına ve eleştirmesine bağlı değildir. Medyanın sahip olduğu bu rol. bunların toplumun bütün kesimlerinin düşünce ve çıkarlarının uygun biçimde temsil edilmesini hedefleyen parlamenter demokrasiyle uyuşup uyuşmadığı sorularını tartışmaya açar (KEPPLİNGER 1992: 26-27). Medyanın egemenlik aracı olarak zorlaması iç ve dış politika alanlarındaki siyasî eylemlerin nesneleri hakkındaki düşüncelerin değişmesine yol açmıştır. partilerin ve siyasetçilerin kamuoyuna erişmek i- çin büyük ölçüde medyaya bağımlı duruma geldiğini belirtmektedir. parlamentonun. parlamenter demokraside gücün bir parçası siyasî kurumlardan medyaya doğru kaydığını ileri sürer. Kepplinger'e göre parlamenter demokraside medya ile siyasî kurumlar ve aktörler arasındaki fonksiyonel ilişkiler hem iç politika hem de dış politikayı kapsamaktadır. Medya. Medya. Kepplinger (1992: 27-28). Bu iddia. Bu yeni aydın tipi. 'Halk' artık medya tarafından yönlendirilen fikir kümesidir. sadece hükümetin. medyanın hangi hedef ve çıkarlara ulaşmaya çalıştığını. 'Aşağıdan yukarıya' doğru yansıyan bir halk iradesi yerine 'yukarıdan' medya aracılığıyla yönlendirilen ve oluşturulan bir irade söz konusudur. aracılık işlevi ile üstlendiği bu önemli rol. tartışmalı konuları mantıkî argümanlarla kamuoyunda tartışmak ve vatandaşların kanaatini etkilemek yerine. 'Siyaset' bugün medyaya dayalı bir güç kazanımı peşindedir. dergiler. Batı demokrasilerinde siyasî açıdan önemli bilgilere erişim çoğunlukla kolaydır. hükümetin.

siyasetçiler ve bilhassa diplomatlar medya içeriklerinin uluslararası ilişkilileri ve görüşme süreçlerini olumsuz biçimde etkilediğini iddia ederler. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Dergisi: 47-58 "Absolute Monarchie". Pullach GEISS. Bu durum yabancı muhabirlerin konuk olduğu ülkenin problemlerini yerli gazetecilerinin bakış açısından değerlendirmelerine yol açmaktadır (LUGER 1974: 127-132). Dış politika alanında da medya.259 ajanslarının dünyanın çeşitli yörelerinde geniş bir muhabir ordusu vardır. radyo ve televizyon kuruluşlarına dayanarak haberlerini kaleme almaktadırlar. Michael 1988 Journalismus als Beruf. baskı. daha sonra muhalifliğe dayanan ilişkiler günümüzde karşılıklı bağımlılığa ve işbirliğine dayanan fonksiyonel ilişkilere dönüşmüştür. önemli bir bilgi kanalı durumuna gelmiştir. Sonuç Bu çalışma tarihi süreçte medya ve siyasî sistem arasındaki ilişkileri. Yusuf 1996 "Kitle İletişim Teorileri". Yeni Türkiye. Bu çerçevede kitle iletişim araçlarının siyasî sistem içerisindeki konumu da değişmiştir. çalıştıkları ülkenin haber ajansları. sistem karşıtı kişi ve grupları gündeme getirmek suretiyle bunlar hakkındaki efsaneleri çürütür ve düşman siyasî sistemlerin yakınlaşmasına yol açabilir. Mutlakıyet döneminde siyasî olayların dışında tutulan medya. Yabancı muhabirler kişisel intibaları ve gözlemlerinin yanı sıra. Die Sach-systematische Dimension bilig-5/Bahar '97 . Die Sachsystematische Dimension der Weltgeschichte. Zürich KUNCZIK. İstanbul KAPLAN. 2: 1570-1581 FALAY. Imanuel Geiss: Geschichte Griffbereit. Köln ve Wien LUGERT. 2. dış politikadaki karar mekanizmalarının başında bulunanlara önemli bilgiler ve avantajlar sağlar. Bu denetim mekanizmasının zayıf bir yönü vardır. Medya içeriklerinin günlük olarak izlenmesi. Imanuel Geiss: Geschichte Griffbereit. Mustafa 1993 der Weltgeschichte. Alfred 1974 Auslandskorrespondenten im in-ternationalen Kommunikations-system. Medya. Dortmunt 1993: 357358 Dortmunt Leviathan. çatışma ve anlaşmazlıkların azaltılması ve çözülmesinde de önemli roller üstlenmektedirler. Yabancı muhabirlerde haberlerin toplanması. Ömer ACAR. Ömer Demir ve Mustafa Acar: Sosyal Bilimler HOBBES. Bu bilgi sisteminin etkililiği yabancı muhabirlerin özerkliğine ve karşılıklı denetimine bağlıdır. Imanuel 1993 KEPPLINGER. Thomas 1970 Sözlüğü. Araştırmanın bulguları ele alındığında şu tespit yapılabilir: Tarihi süreçte siyasî sistem ve medya arasındaki önceleri hükmetme ve itaate. Diğer taraftan gazeteciler de sık sık diplomatların abartılı bir gizlilik anlayışına sahip olmalarından şikayetçi- dirler. Wirklich-keit und Massenmedien. Retorik ve Şiddet". Cilt 5: Begriffe. meşrutiyetle birlikte ve bilhassa çağdaş demokrasilerde siyasî olayların merkezinde yer alarak siyasî süreçlerde aktif roller üstlenen bir konum ve rol elde etmiştir. C. işlenmesi ve iletilmesinde dünya çağında yaygın bir bilgi ağına sahiptirler. Kitle iletişim araçları farklı siyasî sistemler arasındaki gerginlik. Hans Mathias 1992 Ereignismanagement. 1993:374 "İşlevcilik Maddesi". gazeteler. Ancak. Nihat 1992-1993 GEISS. etkileşimleri ve bağımlılıkları incelemiştir. Stuttgart 1970 "Medya Epistomolojisi: "Görsel/ leştirme". Medya Özel Sayısı 12. Cilt 5: Begriffe. Imanuel 1993 "Konstitutionelle Monarchie". KAYNAKLAR DEMİR.

Stuttgart MOLL. Berlin: 38-75 SCHELSKY. Libertian. Fred S. Çev. Ankara MLTON. bilig-5/Bahar '97 . Urbana 1956 TOLAN. Siegfried 1992 Journalistik. Wilbur 1956 Four Theories of the Press. Medienethik. John 1874 "Areopagitica. Helmut 1975 Die Arbeit tun die anderen. John Milton's Politische Hauptschriften. Niccolo 1972 Der Fürst. baskı. Frankfurt am Main 1990: 287-313. Theodore. Sosyoloji ve Sosyal Psikoloji. Jürgen Wilke ve Winfried Schulz (Der. ve der. Essay. SCHRAMM. Opladen SCHELSKY. Çev. Social Responsibility and Soviet Concepts of What the Press Should Be and Do. 'II Principe". Else Wentscher.): Fischer Lexikon Publizistik Massenkommunikation. Opladen 1992 WILKE. Elisabeth Noelle-Neumann. The Authoratian. Barlas 1985 Toplum Bilimlerine Giriş. Medieninstitutionen. Helmut 1983 Politik und Publizistik. PETERSON. Wilhelm Bemardi. Leipzig ve Weimar SIEBERT.260 MACHIAVELLI. Eine Rede für die Freiheit der Presse". Stuttgart WEISCHENBERG. 4. Klassenkampf und Priesterherrschaft. Jürgen 1990 "Pressegeschichte".. Medienkommunikation. John Stuart 1991 Über die Freiheit.

Arapça. çizim ve şemaların tümü numaralandırılarak yazıda yeri geldikçe belirtilmelidir. varsa alt yazısı yazılarak ayrı bir zarf içinde gönderilmelidir. Yazı kurulu bütün yazıların redaksiyonunu ve gerek gördüğünde yazıdaki fikrin bütünlüğünü bozmamak kaydıyla kısaltılmasını yapabilir. Yazıların diskette verilmesi tercih edilir. ayrıca kaynakça düzenlenmelidir. fotoğraf. Dergide yayınlanacak her makalenin yazarına telif ücreti ödenir ve ayrıca iki adet ücretsiz dergi gönderilir. Değişik alfabe ve dillerde (Kiril. Yazı içinde gönderme yapılan dipnotlar metin içinde gösterilmeli.Dergi Yayın ilkeleri • Dergiye gönderilen yazıların başka bir yerde yayınlanmış veya yayınlanmak üzere gönderilmiş ya da daha önce kongrede tebliğ ve özeti sunulmuş çalışmalar olması durumunda. Şekil. Dergi yayın ilkelerine uygun gönderilmeyen yazılar yayın kurulunca dikkate alınmayacaktır. Dergide yayınlanan yazılardaki görüşlerin sorumluluğu yazarlarına aittir. Gönderilen yazılar standart daktilo kağıdının bir yüzüne iki satır aralıklı olarak daktilo ile yazılmalı ve sayfanın iki yanından 3'er cm. . Ayrıca makale yazarının adı. Elde yazılmış yazılar kabul edilmez. belirtilmek koşulu ile. Farsça vb. şekil numarası. Yayın Kurulu tarafından uygun görülmesi halinde yayınlanabilir. boşluk bırakılmalıdır. başlığı. • • • • • • • • • • Yazı ve fotoğraflar kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir. Gönderilen yazılar mümkünse Türkiye Türkçesi ile yazılmalıdır.) gönderilen yazılar yazı kurulu gerekli görürse Türkiye Türkçesine aktarılacaktır. grafik. Gönderilen yazılar yayınlansın veya yayınlanmasın yazarlarına geri verilmez.

Ali Abbas ÇINAR * bilig-3 aylık Bilim ve Kültür Dergisi .Zeyneş İSMAİL-Ahmet GÜNGÖR * Abay Yolu-Muhtar Awezov (2 cilt) Hazırlayan: Dr.Muhtar Awezov Hazırlayan: Dr.bilig Yayınları * Göroğlu-Türkmen Halk Destanı (8 cilt) Dünyada ve Türkiye'de ilk defa tam metin (Türkmen ve Türkiye Türkçesi ile) Uluslararası Mahtumkulı-1997 Ödülü Hazırlayan: Annagulı NURMEMMED * Altın Arığ-Hakas\Türk Destanı (Hakas ve Türkiye Türkçesi ile) Hazırlayan: Dr.Zeyneş İSMAİL-Ahmet GÜNGÖR * Hikayeler-Muhtar Awezov (Kazak ve Türkiye Türkçesi ile) Hazırlayan: Dr.Zeyneş İSMAİL-Ahmet GÜNGÖR * Makaleler-Muhtar Awezov Hazırlayan: Dr. Fatma ÖZKAN * Yüzyılların Kavşağında Nursultan NAZARBAYEV *Kazakistan-Türkiye (Rusça) * Muhtar Awezov Hazırlayan: Dr.Zeyneş İSMAİL-Ahmet GÜNGÖR * Folklor Yazıları.

.

Vakıfbank Bahçelievler/ANK Şb 402680 No'lu hesaba USA Doları Olarak Ödedim.ANKARA Telefon : 0. Sokak No:30 Bahçelievler .. 215 22 09 İmza Abone Bedeli: Yühk Yurtiçi 2.. 215 22 06(3Hat) Faks : 0.400.312.ANKARA Telefon : 0.312. Yurtdışı 80£ (Yurtdışı göndermelerde nakliye eklenir) ABONE FORMU ADI SOYADI : ADRES : bilig TELEFON-FAKS : Havale Makbuzunun Târihi: Abone Bedeli (TL / Döviz): Vakıfbank Bahçelievler/ANK Şb.312. 215 22 06(3Hat) Faks : 0. Yazışma Adresi: Taşkent Caddesi 10.ABONE FORMU ADI SOYADI : ADRES : bilig TELEFON-FAKS : Havale Makbuzunun Târihi: Abone Bedeli (TL / Döviz): Vakıfbank Bahçelievler/ANK Şb. Havale Makbuzu ektedir.400. Havale Makbuzu ektedir. Havale Makbuzu ektedir. Havale Makbuzu ektedir. Yazışma Adresi: Taşkent Caddesi 10. Sokak No:30 Bahçelievler .000 TL. 2026391 No'lu hesaba TL Olarak Ödedim. Yurtdışı 80£ (Yurtdışı göndermelerde nakliye eklenir) . 215 22 09 İmza Abone Bedeli: Yühk Yurtiçi 2. 2026391 No'lu hesaba TL Olarak Ödedim.000 TL.312. Vakıfbank Bahçelievler/ANK Şb 402680 No'lu hesaba USA Doları Olarak Ödedim.