AHMET YESEVİ

ÜNİVERSİTESİNE YARDIM VAKFI KÜTÜPHANESİ NO:

bilig

ISSN : 1301.0549

MAVİ OFSET Tipo Matbacılık San. Tic. Ltd. Şti. Tel : ( 0312 ) 433 67 16 - 433 38 67

bilig
Sayı-5/Bahar '97
Sahibi Ahmet Yesevi Üniversitesine Yardım Vakfı Adına Namık Kemal ZEYBEK Genel Yayın Yönetmeni Himmet KAYHAN

Yazı İşleri Müdürü İlker TASLACIOĞLU

Grafik-Tasarım Ayşe ÖZTEKİN

Teknik Koordinatör Cengiz KELEŞ

Yazı Kurulu Naci BOSTANCI Cengiz KELEŞ Mustafa İSEN Ayşe ÖZTEKİN Ayhan PALA Yayın Danışma Kurulu Bener CORDAN Yusuf HALACOĞLU Gülçin ÇANDARLIOĞLU Nevzat KÖSOĞLU A. Bican ERCİLASUN Oktay SİNANOĞLU Hürriyet ERSOY Uygur TAZEBAY Reşat GENÇ Sadık TURAL Namık Kemal ZEYBEK İdare Merkezi Taşkent Cad., 10. Sokak., No: 30, Bahçelievler / ANKARA Tel: (0-3 12) 215 22 06 (3 Hat) Belgegeçer: (0-3 12) 215 22 09 e-posta: yesevi-e@servis.net.tr Teleks: 42027 hayy tr

Abone Bedelleri Yurtiçi :2.400.000TL (Yıllık) Yurtdışı :80 USD (Uçakla) Hesap No: Vakıfbank Bahçelievler/ANK Şubesi: 2026391 Döviz Hesap No: Vakıfbank Bahçelievler/ANK Şubesi: 402680 bilig. Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü 'nün işbirliğiyle yayınlanmaktadır.

.

.................. ... Ömür TANABAYEV Muhtar Avezov Eğitimci Alim.......................... Akseleu SEYDİMBEK Sömürgeciliğin Zor Silinen İzleri ................................. MARİNA Muhtar Avezov'un Siyasi Portresi............................................................................................................................. 62 65 70 72 Muhtar AVEZOV Kız Jibek ....................................................................................................................................................İçindekiler Ali Abbas ÇINAR Muhtar Avezov ve Sanatının Kaynağı................ Dükenbay DOSJAN Muhtar Avezov Davası......................................................................................................... Mekemtas MIRZAHMETULİ Muhtar Avezov Abay Dünyası Alimi....................................................... KOYGELDİEV Mustafa Çokayulı........................................................ A................................ CA............................. Muhtar AVEZOV Kozı Körpeş Bayan Sulu.... Mekemtas MIRZAHMET Muhtar Avezov Yılında Düşünceler............................................................................................... Muhtar AVEZOV Kök Serek.......................................................................................................................................... A................................................................................................................................... 11 20 39 43 49 Emel AŞA Muhtar Ömerhanoğlu Avezov ve Abay Yolu Romanının Tercümeleriyle İlgili Bibliyografik Deneme 55 Cumahan ISKAKOV............ 76 Muhtar AVEZOV Eskiliğin Gölgesinde......................................... ...... .............. Zeki AHMEDOV Abay Yolu Epopesinin Yazılış Tarihi .................................................................................... ............................................................................. 83 93 107 122 138 .............................................................. MUSAKULOV Muhtar Avezov'la İlgili Hatıraların Önemi .......Jakıp BİDANOV Doğumunun 100........................................................... Yıldönümünde Muhtar Avezov... .................... .........................................................................

............................................. 216 Ahmet KARTAL Klasik Türk Edebiyatında Lale II...................................................... 214 Cengiz ALYILMAZ Prof.......... Ebduali KAYDAROV Kazakistan'da Latin Alfabesi Meselesi ......................................................... .................. Şerif AKTAŞ Türk Dünyası Edebiyat Tarihi Metodolojisi Üzerine ............................. JANDARBEKOV Karluk Karahan Devleti ve Oğuz Devleti ...............................................................................Rahmankul BERDİBAY Bir Kitabın İki Sayfası ....................................................................................................... 200 Yakup DELİÖMEROĞLU Çuvaşların Yaşadığı Sahalar ..................................................................................................................................................... İbrahim MARAŞ İdil Ural Bölgesi ve Osmanlı Fikri Münasebetleri.......................................................... 244 Murat Sadullah ÇEBİ İşlevci Yaklaşıma Göre Medya ve Siyasi Sistem Arasındaki İlişkilerin Tarihi Boyutu......................................................................................... Z.............................................................................Dr......................... Meşedihanım Sadullahgızı Nİ'MET ........... Azat NAZAROV Bayram Han'ın Tarihi Misyonu............................................................... Oraz YAĞMIROV Mahdumkulu Neden Büyük .................................................................................................................................................................................. Abduali HAYDAROV Millet ve Dil Sonsuzluğu Özler.................................. Şınar AUELBEKOVA Münyetü'l Guzât'ın Dili................................................................................................... Tuncer BAYKARA Temür'ün İzmir'i Fethi ve Sosyal Sonuçları ........................................... 224 Ahmet ZAİMOĞLU Taze Millet.................................................................................. 253 ...................................................... 142 149 157 165 169 172 176 181 191 194 197 Hayriye Süleymanoğlu YENİSOY Kriçim Türklerinin Düğün Türküleri................................ 210 İlker TASLACIOĞLU Yüzyılların Kavşağında .................................................................................................... Abatbay DAULETOV Türk Dillerinin Ses Bakımından İncelenmesi..............................................................................................

XIX. Alaşordacı" suçlamasıyla tutuklanarak zindana atılmış. Yılında UNESCO 'nun kararıyla "Avezov Yılı" ilan edilen 1997 yılı içinde Kazakistan'da önemli bir programla anılmaktave eserleri yeniden basılmaktadır. XX. Muhtar Omarhanulı. L. sistem içinde milli kültür dirilişini sağlamak. çağdaş Kazak edebiyatının kurucusu olan ve dünyaya tanıtan bir bilim ve sanat adamı. Bu arada inançlarını ve yazdıklarından bazılarını "açık inkara" zorlanmıştır. Eserleri pek çok ülkede yayınlandıktan sonra. halkın eğitim seviyesini geliştirmek için çalışmaya koyulmuştur. aydınların önderliğinde 1917 sonrasında doruğa çıkmıştı. ağırlık olarak Muhtar Avezov 'a ayrılmıştır. Han Kene 'yi 1928 'de yazmış olmasına rağmen.bilig'den Himmet Kayhan Genel Yayın Yönetmeni bilig'in 5. sistem tarafından zorlanan "öncü ve büyük Rus halkı"nın ve "bilim ve kültür dili Rusça" nın "üstünlüğü" ne karşı. 1950 'li yıllara kadar baskı ve suçlamaların sonu gelmemiştir. Muhtar Omarhanulı Avezov. bu çetin şartlar altında yazı hayatına devam etmiş ve ısrarla Kazak Türklerinin kültür. 32 aydınla birlikte yargılanıp cezalandırılmıştır. Kazak milletinin dil ve kültür savaşını ömrü boyunca sürdürmüştür. Yüzyıldaki büyük Kazak isyanının önderi Kene Sarı Han'ı konu aldığı için rejim tarafından yasaklanmış ve 1983'de. dil ve folklorunu araştıran. . Sovyet sisteminin yerleşmesi ve bağımsızlık umutlarının sönmesinden sonra. bu mücadelenin içinde yer alarak Alaşorda hareketine katılmıştır. edebiyat. Aragon ise. asrımızın en büyük birkaç eserinden biri olarak yüceltmektedir. 1930-1938 yıllarında "Kazak Milliyetçisi. Avezov. O. Avezov bu yolu tutarak. öz halkının. 1958 'de Lenin Ödülüne layık bulunmuştur . Stalin'in 1928-1938 yıllarında yürüttüğü "aydınları imha" hareketinden kurtulabilmesi mucize kabilinden bir olaydır. dil ve eğitim problemleriyle uğraşmış. bir kısmı sistem içinde çalışarak zamanın şartlarını değerlendirmek yolunu seçmişlerdir. Pantürkist. Sayısı. Avezov 'u üstadı ve rehberi olarak kabul etmekte. doğumunun 100. ölümünden 22 yıl sonra yayınlanabilmiştir. Bütün dünyada tanınan Kırgız yazarı Cengiz Aytmatov. yüzyılın ilk çeyreğinde doğu Türklerinin Rusya'ya kaşı sürdürdüğü milli istiklal hareketleri. aydınlar "tereddüt dönemine" girmiş. Kazak Türklerinin milli kültür direnişçilerine önderlik etmiştir. Kazakistan' lı büyük sanat ve bilim adamı. Kazak Türklerinin tarih. onun Abay Jolı eserini.

Hikayeler. 20 Mayısta Aşkabat 'ta yapılan törenlerde Cumhurbaşkanı Saparmurat Tükmenbaşı tarafından. 1961 'de vefat etti. *** bilig Yayınları. Muhtar Avezov. 1996 Aralık ayında 8 cilt olarak yayınlamıştı. *** bilig Yayınları. Muhtar Omarhanulı Avezov. Eseri Türkiye Türkçesine Banu MUHYAEVA kazandırdı. Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan NAZARBAYEV'in "Ğasırlar Toğısında/Yüzyılların Kavşağında" kitabını yayınlayarak bir hizmeti daha yerine getirmiştir. Türk dünyasının düşünce ve kültür hayatında başlayan "harman oluş " tan bilig’'in sayfalarına akseden değerli yazılar bulacaksınız. Gelecek sayımızda daha güzel ve daha zengin bir bilig 'de buluşmak dileğiyle. vakfımızın Mütevelli Heyet Başkanı Namık Kemal ZEYBEK. Genel Müdür ve Genel Yayın Yönetmeni Himmet KAYHAN ve eseri Türkiye Türkçesine aktaran Annaguli NURMEMET'e "Halkaralık Magtımgulı Bayrağı" verilmiştir. Yıl armağanıdır. Bu kitabında NAZARBAYEV. Bu çalışmamız. Folklor Yazıları ve iki ciltlik Abay Yolu kitapları bilig Yayınları 'nın Türk kütüphanesine 100. Makaleler. yaşadıkları.Avezov. Türkiye 'de -maalesef.. Sovyet imparatorluğunun çöküş yıllarında ve dünyanın soluğunun kesildiği sıralarda çok kritik bir noktada bulunan bir devlet adamı olarak. gözlemleri ve düşüncelerini anlatıyor. Ahmet Yesevi Üniversitesine Yardım Vakfı. Türkmenistan Cumhuriyeti'nin Uluslararası Magtumgulı Ödülü 'ne layık görülmüştür. Türkmen Göroğlu Destanı 'nı. *** Bu sayımızda da. tarihin keskin dönemeçlerinden birinde. Ardında elli cildi aşan eserleri ve yetişmesine büyük emek verdiği genç Kazak aydınlarını bırakarak bir şeref halesi içinde hayata veda etti. .tanınmayan bu büyük yazarın bazı eserlerini yayınlamaktadır.. Yılında Kazakistan devleti ve halkının kadirşinaslığı ile bir kez daha layık olduğu şekilde anılmakta ve Kazak gençlerine rehberliğini sürdürmektedir. doğumunun 100.

Bu okulu bitirdikten sonra 1915 yılında aynı şehirde öğretmen okuluna girip 1919 yılında buradan mezun oldu. Fen-Ed. çalışkan bir birey ve toplumcuydu. Leningrad' ta Leningrad Üniversitesi'nin Rus Slavyan Bölümünü 1928 yılında bitirdi. O. Dr. S. Babası Avez. çevresinde cereyan eden tarihi olayların dışında kalmak istemiyordu. Hint Dostluk derneği ve Kazakistan Sovyet'inin temsilcisi olmuştur. O zamanın aydın kişilerinden biri olan Muhtar. Önceleri medresede. sonraları ise şehirdeki okullarda okudu. Eski yazıyı bilen dedesinin yardımıyla 78 yaşlarında iken eski yazıyı öğrendi. masallarla. hikayelerle yakından ilgilendi.11 MUHTAR AVEZOV VE SANATININ KAYNAĞI A. edebiyat ve bilim alanındaki çalışmalarından ötürü Sovyetler Birliği Yüksek Parlamentosu tarafından iki defa "Kızıl Bayrak". Avezov'un bilimsel. siyasi bakış açısının oluşmasına Leningrad ve Orta Asya üniversitelerinde okuması ayrıca tesir etmiştir. Hayatı Kazak edebiyatının bir klasiği olan Muhtar Avezov. Uzun süre yazarlık ile bilimsel araştırmalarını birlikte yürüttü. Bir yıl sonra Semey'deki beş yıllık bir okula girdi. 1908 yılında Abay ismindeki Rus ilkokulunu bitirdi. M. eşi Valentina Nikolayevna'dır. Avezov büyük bir yazar. 1946 yılında Kazakistan Bilimler Akademisi'ne üye seçildi. M. Fak Çağdaş Türk Lehçeleri ve Ed. Bunların yanı sıra edebi çalışmalara başladı. Öğr. Daha sonra Taşkent' teki Orta asya Üniversitesinde yüksek lisansını tamamladı. 1955 ile 1959 yılları arasında Kazakistan Yüksek Sovyet'inde milletvekili oldu. B. Onun bilimsel çalışmalarını değerlendiren Kazakistan Bilimler Akademisi. değerli bilgin. Filoloji doktoru M. Üyesi bilig-5/Bahar '97 . Avezov'u 1946 yılında akademik olarak seçti. Muhtar Avezov 1917 ihtilali sırasında yirmi yaşındaydı. filoloji bilimlerinin doktoru oldu. 1897 yılında Semey'e (Semipalatnsk) bağlı olan Çıngız'da dünyaya geldi. "Lenin Nişanı " ile ödüllendirilmiştir. Avezov. annesi Abdilda Tacibayeva. Ali Abbas ÇINAR ________________________________ Muğla Ü. Abay'ın şiirlerini ezberledi. Tanınmış toplum sanatçısı Yrd. Göçebe Kazak ailesinin fertlerindendir. Doç. Ömrünün son anlarına kadar eğitimciliğini sürdürdü. 1960 yılı sonlarında kendisine "Kazakistan'ın Bilim Emekçisi" unvanı verilmiştir. Avezov. Kirov adındaki Kazak Devlet Üniversitesinin profesörü.

Onun ilgisini en çok kültür sorunları çeker. Çekoslovakya. Semey'de arşiv malzemeleri arasında bulunan bir belgede. Shakespeare ve Geothe gibi sanatçıların eserleriyle tanışır. Avezov. örgün eğitimi savunur. yazılar yazmaktadır. Ağabeylerimin ve benim söylediğimiz türkülerin sessizce kağıt üzerinde yazmaları beni çok etkilemiştir. Onun kişiliği hakkında değerli bilgi bilig-5/Bahar '97 . "Öğretim Metotları". Kazakistan'ın dış dünyadaki aynası olmuştur. Avezov'un bilime. Okul yıllarında Puşkin. 1992:1) Avezov'un geniş ve çeşitli ilgi alanları vardır. bilimi. İlk gençlik yıllarında. Avezov hatıralarında kendisine bu ufku açan Rus hocalarına teşekkür eder. büyütücü ve eğiticidir. Öyleyse Kazaklar da çağdaşlaşarak bilimle donanmalı ve her türlü egemenlikten kurtulmalı. Avezov'un kendisiyle yapılan röportaja cevaben en çok gazeteciliğe ilgi duyduğunu belirtmiştir. daha Semey'den dışarı çıkmadan. büyük bir çoğunluk göçebe olarak sürdürmektedir. Hindistan. yeryüzünde istikrarlı barışı yerleştirmek. Dostoyevski. O. Abay'ın yaratıcı gücü Avezov için de yaratıcı. Avezov'un gençliği hakkındaki bilgiler sınırlıdır. dolayısıyla edebiyatının çağdaş bir nitelik kazanmasında. Japonya ve Amerika Birleşik Devletleri'ne gitmiş. Bu problemlerle ilgili olarak Semey'deki gazetelere çeşitli yazılar yazar.12 olan Avezov. değerli bilim adamı ve halkbilim araştırmacısıdır. Bu acı gerçek Avezov'un hareket noktasıdır. "Kadın Sorunu: Kişiliğin Temelleri". Avezov'un yetiştiği çevrede Abay'ın şiirlerini ezbere bilinmekte. Yazar. M. Kazak kültürünün birçok özelliğini edebiyat ve sanat dünyasına kazandırmış. " (ŞAHARİYEV. Ortaokul yıllarında. Teknolojiye. sayısız hizmetlerde bulunmuştur. Abay. adamları ve üst düzey yetkililer ile fikir alışverişinde bulunmuş. Avezov daha sanatsal bir üslubu tercih eder. şarkı veya türkü biçiminde söylenmektedir. Leningrad'da üniversite öğrencisi iken 1926 yılında Kazak Milli Tiyatrosunun kurulması tartışmalarına "Enbekşi Kazak" gazetesinde yayınlanan "Kazak Tiyatro Sanatı Hakkında" adlı bir yayınıyla katılır. bilgiye. okuyucunun yüreğine giden yolu bulmuştur. 28 Haziran 1961 yılında. 1969: 3). bilim adamı. Yapılan benzetmeler boşuna değildir. Bunda onun yaratılışındaki incelik ve zarafetin de payı vardır. Kazak şiirinin. kendi geleceğini kurabileceği gerçeğidir. bütün ömrünü ve yaratıcılığını halkı ve vatanı için harcamış. bilgiyi elinde bulunduranlar egemen olmaktadır. Avezov'un Abay'a karşı çocukluk yıllarında başlayan hayranlığı. onun yolunda giden bilim adamıdır. Muhtar Avezov. Demokratik Almanya Cumhuriyeti. Tolstoy. eleştirmen ve gazetecidir. bilgiyi. Eserleriyle kendinden sonra gelen sanatçıları etkilemiş. Çehov. 1909'da Petersburg'da basılan Abay'ın şiirleri onun elinden eksik olmaz. Aradan geçen zaman. "Bilimsel Terimler" vb. Ünlü yazar. hür olmalıdır. Doğduğu çevre günümüzde Rusya ile sınırı olan ve Rusların egemenliği altına giren ilk bölgedir. çağdaş eğitime önem vermesinin çeşitli sebepleri vardır. ilgilendiği toplumsal problemler vardır. Bunların başında çağdaş bilgi ile donanacak kişinin hurafeden uzaklaşacağı. her geçen gün onun eserlerinde başarının ortaya çıkmasına zemin hazırlamaktadır. çevirmen. gazetecilik yapmakta. Abay. sosyal gerçeklik anlayışını pek çok eserinde yansıtmıştır. daha sonraki yıllarda araştırmaya ve onu tarihi çerçeveye oturtmaya kadar gider. Abay'ı örnek alan. Taşkent'te gerçekleşen Asya ve Afrika yazarlarının toplantısında Abay ile tanışmasını Avezov şöyle anlatır: "Altı yaşında bir çocukken. Abay'ı ilk defa orada görmüştür. gerçeği bütün çıplaklığı ile ifade ederken. yabancı milletlerle ilişkileri sağlamlaştırmak için var gücüyle çalışmış. O. eserlerinde toplumsal gerçekliğin bütün özelliklerini yansıtmıştır. Gerçekten de o sıralar Avezov sadece gazetelerle ilgilenmekte. Avezov. daha altı yaşındayken büyükannesi Dinazil ile Abay'ın evinin bulunduğu Aygerim'e gitmiş. Rus çocuklar okullarda en iyi şartlarda yaşamakta. Kazaklar ise hayatlarını. Gogol. medeniyetinin daha ileri bir aşamaya geçmesinde Abay önder bir kişiliktir. yazılar onun gelecek hayatının ilk habercileridir. " Rus yazarlar kendisi için Doğunun Şolohov'u veya ikinci Abay tabirini kullanmışlardır. (SULTANBEKOV. Almatı'da vefat etmiştir. Dedem bana " bu şarkıları Abay yazdı" dediğinde daha da şaşırmıştım. dedemin göçebe çadırındaki kağıtlarda elle yazılan şiirler görmüştüm.

sistemin de etkisiyle. Bazı bilgiler eşi Valentina Nikolayevna'nın anıları arasında yer alır. Çevresinde çalışkan. Avezov'un kendi kaleminden otobiyografisine göre ataları. Daha sonra Orenburg'da gazetecilik yapmış. yaşadığı dönemde ömrünün son yıllarını geçirdiği evi müze haline getirilmiştir. İvanov. V. edebiyatçılar ve müzik araştırmacıları da yoğun ilgiyle izlemiş. Sobolev. yeni dostluk ve arkadaşlıkların kurulmasını sağlar. nazik." (SULTANBAKOV 1992: 11). (SULTANBEKOV. yazarın 1951'den 1961'e kadar ömrünü geçirmiş bilig-5/Bahar '97 . Hayatının belli dönemlerinde Rus yazarlar V. Bu toplantıda Avezov'a eserlerinden dolayı "Lenin" ödülü verilmiştir. başka yazarların yazdığı bölümleri veya kitaplarını redakte etmiş. 1928 yılına kadar bu bölümde okumuştur. 11 yaşında babasını kaybetmiştir. edebiyatı ve dili ile ilk yakın teması Semey'de okuduğu Rus okulunda başlar. onun geliştirilmesi ile Kazak kültürünün araştırılmasındaki önemli tespitlerini göz önüne alarak "ebediyen hayatında kalması" için bir müze kurulmasını esas almış. Bu tarihten sonra Semey'de uzun süre kalmamış. yüreğe yakın ince bir insandı. A. Öğrencilik yıllarında "Yarış" adlı futbol takımında oyuncu olarak görev almıştır. Şçerbak. anlatılanları not etmiştir. Yazarın eşi Valentina Nikolayevna ve annesi Abdilda Tacibayeva'ya karşı çok nazik ve saygılı biri olduğu özellikle kaydedilir. Fedin vb. Bilgi birikimine hatipliğini de ekleyen Avezov'un derslerini sadece öğrencileri değil. Popov'dur. Ölümünden sonra. Avezov nazik bir insan olduğu gibi vefalı biridir. bilim adamları. N. yaratıcı kişilikli biri olarak tanınır. V. yeni zamanın bilgesi. bu derslere ilgiyle devam etmiştir. Buna göre "Avezov her zaman sakin. L. Hocaları V. Kendisinde. 1924 1925 yıllarında Semey'e dönerek orada Kazak edebiyatı ve edebiyat tarihi dersleri vermiştir. Vinogradov gibi değerli ve ünlü bilim adamlarıdır. Bortold. ile yakın dostluklar oluşturur. 1922 yılında Taşkent'teki Orta Asya Üniversitesinde yüksek lisans yapmış. Rus edebiyatı ile ilk tanışıklık daha sonra bu edebiyatın ünlü temsilcileriyle. aynı zamanda Çolpan dergisinde çalışmaya başlamıştır. öğretmen ve arkadaşlarıyla sağlıklı ilişkileri bulunan. Ancak bu beş yıllık sürede hep Leningrad'da kalmamış. katılımcıların sempatisini toplamıştır. Leningrad ve Taşkent'teki okul yılları hakkında da geniş bilgi yoktur. Avezov'un Rus kültürü. Coğrafya Araştırmaları Kurumu üyesi olarak da araştırmalara katılmış veya dersler vermiştir. kimilerine göre ise 1920'de bitirir. öğrenimi boyunca kendisi ve diğer Kazak öğrencilere nazik davranan öğretmeni Popov'u 1949 yılında Moskova'da bulur ve Abay romanını hediye eder. Saygılı. Semey'deki öğretmen okulunu kimi görüşlere göre 1919'da. Üniversitedeki dersler zorunlu olmaktan çok geçmelidir.13 Semey'de yazarın edebiyat öğretmeni olan Vasili İvanoviç Popov'un anıları arasında yer alır. dinamik. dram türünde denemelere başlamıştır. yumuşak başlı. hayatımıza sadece ünlü bir yazar olarak değil. gelip geçerken uğramıştır. tavsiyelerde bulunmuştur. Yazarın iyi bir hatip olduğu da verilen bilgiler arasındadır. daha önceleri ülkenin daha iç kesimlerinden gelip yerleşmişlerdir. 1992: 910). İ. 5 sınıflı Rus okuluna Cengiz adlı bir yardımseverin bursuyla kayıt olur. Lise ve üniversite edebiyat kitaplarının hazırlanması ve yazılması çalışmalarında katkı sağlamış. büyük şair Abay gibi Tobıktı boyundandır. K. arkadaşlarıyla iyi anlaşan ve saygı duyan biridir. 1923 yılında Leningrad Üniversitesi Rus ve Slavyan Bölümüne girmiştir. Kazakistan'ın Kuzey noktasına. O. efsane. Daha 1936 yılında gitmiş olduğu Moskova'daki Kazak Edebiyatı ve Kültürü Toplantısında pek çok problemi analiz etmiş. seçmeli olarak seçmiş. Fadeyev. Yazar hakkında eski bir arkadaşı şöyle diyor: "Muhtar Avezov. Sovyet Hükümeti'nin oluşumundan sonra "Bölge İcra Komitesi"nde görev almıştır. Avezov ünlü bilim adamlarının derslerini. Rus edebiyatına karşı ilk ilgi uyandıran kişi edebiyat öğretmeni V. Bir süre medreseye devam eden Avezov. canlı. Tihanov. Eşi Valentina Nikolayevna ile Leningrad Üniversitesinde tanışmıştır. Muhtar Avezov'un Kazak edebiyatı ve sanatı. Kazakistan Sovyet. değerli insan olarak girmişti. 1925'te tekrar Leningrad'a dönerek üniversiteyi tamamlamıştır. terbiyeli.

Müzede. "Muhtar Avezov ve Kazak Dram Sanatı" gibi ayrı ayrı bölümlerde yazarın bu sanata ilişkin değerlendirmeleri ve konuyla ilgili belgeler yer alır. Müze salonunda edebi toplantılar düzenlenmekte. gülümsemesiyle. Yazar dili. Almatı'da Opera ve Bale Tiyatrosu. B.Urmançe. ikincisi ise bu tarihten ölümüne kadar süren devre. bazı kesimlerce haksızca eleştirilmiş. Edebiyat. değerli bir bilim adamıdır. E. kitapları. Bunlardan birincisi eserinin yayınlandığı ilk tarihten 1930'a kadar süren devre. Bütün yeteneğini ve gücünü halkının mutluluğuna adamıştır. Gonçar. Bunun sonucu olarak Abaytanuv (Abay'ı Tanıma Öğrenme Bilimi) veya Muhtartanuv (Muhtar Avezov'u Tanıma Öğrenme Bilimi) biçiminde tek bilim adamı veya tek sanatçıya hasredilen bilim dalları. ikinci dönemde özellikle kalhoz hayatı ve yeni siyasi düşüncelerin toplum hayatı üzerinde etkisini irdelenmektedir. M. Müzede yer alan hatıra defterlerinin birinde A. araştırmaları. merkezi bir yerdedir. Bilimsel araştırma dallarının pek çoğunun açılmasında onun katkısı. Akademi Tiyatrosu'nda ilk defa Avezov'un Enlik Kebek adlı eseri sahnelenmiştir. H.14 olduğu evin "Muhtar Avezov Müzesi" olarak düzenlenmesi karara bağlanmıştır. akademi vb. Halkın ideallerinin zaferle sonuçlanmasını hedef edinmiş. V. çok güzel ve ışıl ışıl gözleriyle tekrar tekrar doğuyor. K. Avezov için şunları söylemektedir: "Muhtar Avezov. maddi kültür unsuru yer alır. B. gerçeği öne almış. Nenaşev ve E. el notları. Kazakların Sovyet öncesi dönemdeki hayatlarını esas alarak bilig-5/Bahar '97 . bir gün iyilikleriyle. R. Sidork. "Muhtar Avezov ve Kazak Müzik Sanatı". Bu tür düşünce biçimi Komünist Parti içinde yer almış. Kazak halkı onun geleceğidir. Kazak araştırmacılar özellikle Abay ve Avezov'a büyük değer vermişlerdir. Sanatının ilk döneminde yazar. 1963 yılından beri Kazakistan Bilimler Akademisi Edebiyat ve Sanat Enstitüsüne bağlı olarak hizmet vermektedir. Avezov sanat çalışmalarına ilk defa 1917 yılında başlamıştır. Almatı'da Bilimler Akademisine çok yakın. Sovyetler Birliği'nde yaşamasına ve Kazakistan Sovyet'ine üye olmasına rağmen. duygu ve düşünce dünyasına daha çok önem ve öncelik verirken. bilimi. üniversite. hikayelerinde Kazakların devrim öncesi hayatına. belgesel filimler gösterilmektedir. kitaplarında ve arkadaşlarının hafızalarında yaşıyor. yerler onun heykelleri. Nurmuhammedov. sanat ve bilim hem halk. yazarın evde kullandığı eşyalar. Müzede Muhtar Avezov'un çalışmalarından başka toplumsal hizmetlerine yönelik bilgiler ve belgeler de vardır. üslubu. öncülüğü bulunmaktadır. duygu ve düşünce dünyasıdır. Avezov için gerçek. Kazakistan'ın yetiştirdiği büyük Kazak yazarı. pek çok maddi kültür unsurları bulunmaktadır. Bu bakımdan gerçeği yalın olarak yansıtmak sanatçının görevidir. resimleriyle süslenmiştir. aldığı ödüller vb. bu hedefi eserlerin kahraman tipleri aracılığıyla idealize etmiştir. 1992:3 ). Bunlar sanatçıya sağlığında armağan edilmiştir. bir iz bırakmaksızın ortadan kaybolan insanlardan değildir. halkın yaşantısı. ilk Kazak tiyatro eseri sahibi. Avezov hakkında pek çok film yapılmıştır. harita vb. Muhtar Avezov Müze Evi'nde yazara ilişkin ünlü sanatçıların pek çok portre. Müzenin fonksiyonları arasında yazarın eserleri ve hayatı hakkında bilgi toplamak ve sunmak. Sahid'in yazarın eserlerine hazırladıkları illüstrasyonları. Müze. İlinan. P. Kazak edebiyatı. sanatı ve biliminin gelişmesinde. Öte yandan Kazakistan Bilimler Akademisi'nin Edebiyat ve Sanat Enstitüsü Muhtar Avezov adıyla faaliyetlerini yürütmektedir. A. mükemmel bir çevirmen. hakkı. Muhtar Avezov'un sanat dünyasını iki ayrı dönemde incelemek mümkün olabilmektedir. Kasteev. A. hiçbir zaman kalemini partinin emrine vermemiş. Usaçev'in yaptığı büst. L. Kazak edebiyatının tarihi hakkında bilgiler vermek bulunmaktadır." (SULTANBEKOV. Çamomski'nin Avezov'un eserleri ile bazı dekoratif malzemeler yer alır. Kazak dünyası etrafında evrensele ulaşmayı hedeflemiştir. hem kendisi için vardır. araştırma alanları oluşturmuşlardır. dünyaca tanınmasında büyük emeği vardır. O. Telcanov'un sanatçıya yönelik portreleri. Avezov büyük bir dehadır. Burası. Sanatı ve Sanatının Kaynağı Avezov. Bu sebeple tiyatronun adı Muhtar Avezov adını taşımaktadır. emeği.Vüçetiç. konuyu sunuşu bakımından her iki devrede farklı bir nitelik gösterir. aklıyla.

Yazarın böylesine geniş dünya görüşüne sahip olması sadece yaratıcılığından kaynaklanmaz. Abay' ın takipçisidir. Muhtar Avezov hangi konuda olursa olsun. O. Teknolojinin gelişimi. ister Kazak edebiyatının realist unsurlarını. eğitim ve bilim düşüncesi Avezov'da çığır açmıştır. çalışmaları. Kendisinden Sovyet dönemini esas alan çalışmalar yapması. Abay Kunanbayev. yeniliği. bilim. hem araştırmalarını Abay üzerinde yoğunlaştırmış. Cervantes. girişiminin ilk örneğidir. yazarın edebi eserlerinde Abay tipini oluşturma. Bu anlayış Avezov'un benimsediği bir görüştür. Bu da insanların birbirleriyle olan iyi kötü ilişkilerinin açıklık ortamında gelişebileceğine olan inancıdır. büyük Kazak sanatçıları arasında yerini almıştır. demokratlığı. bugün Kazak halkının gurur kaynağını oluşturan Şokan Velihanov. Abay'ın eğitim. Yazar. yüzyılın sonlarına gitmektedir. yeni buluşlar fizik ve kimyacılar arasında kendi bilim dallarının diğer bilim dallarına göre daha değerli olduğu düşüncesini doğurmuştur. onun düşünce dünyasını değerlendirmiş. Ancak bu eserlerle Kazak edebiyatında nesrin bir tür olarak yerleşmesi mümkün olmamıştır. eserlerini bu yönde kaleme alması istenmişse de o gerçeği. çağdaşlığı. O. kadın. arkasında bıraktığı büyük mirası vasıtasıyla Kazak yazarlarına sanatkarlık yolunda yön göstermiştir. yaşanan olayları yazmaya devam etmiştir. şair ve araştırmacı bir kişiliktir. düşüncelerini kendine şair edinen yazar. Avezov döneminde bu düşünceler tartışmaya dönüşmüştür. İşlediği konular. Abay piyesi. iyi ve güzelliği. L. aynı zamanda dünya medeniyetini hazinesinden beslenen bir bilim adamıdır. hikaye ve piyeslerde Abay konusunu işlemiştir. Avezov'un eserlerinde en çok işlediği konuların başında Abay'ın hayatı. Geleneğin zincirini şiirde Abay. sanatçının Abay tipiyle ilgili güçlü anlatımların ilk habercisi sayılmaktadır. O. ister Velihanov ile Dostoyevski ilişkisini. Tolstoy gibiler başarabilir" (SULTANBEKOV. Kuvanış Satbayev vb. Sultan Mahmut Torayğırov ve Sıpandiyar'ın birkaç küçük hikayesi bu nesir anlayışının ilk nüveleridir. Muhtar Avezov. Abay piyesi. batılı tarz nesir anlayışım Kazak edebiyatına yerleştiren ilk yazar olduğunu belirtmekte. Fizik ve kimya insan ruhunun sanat kapısını açabilir mi? Bunu ancak Dante. Kazak edebiyatında nesir. Kazak medeniyetinin değerli temsilcilerinden olan Sabit Muhanov. hem sanatçı. nesirde Avezov kırmıştır. Abay da Avezov gibi sanatçı. Korğansızdın Kuni adlı hikayesi ile daha 1921 yılında Avrupa nesrini yakaladığını ifade etmektedir (SAHARİYEV. 1945 yılında "Abay'ın 100. aydın kişiliği ifade etmektedir. isterse Kazak folklorunu ele alsın bütün bunların yanında onun kişiliğine ait bir özellik vardır. Ebedi nesir geleneğinin batılı anlamda ilk temsilcisi Avezov' dur. Ibıray Altınsarin. hem de araştırmacı kimliği ile onu Abay'a yakınlaştırmaktadır. Onun batılılaşma. Yazılarında bilim ve çağdaşlığı esas alır. İbray Altınsarı. 1992: 14) Yazarın en çok etkilendiği kişilerden biri Abay'dır. batılı tarzda nesir örneklerinin yazılması ve bu tarza batılı tekniklerin uygulanması geleneğini ilk defa Muhtar Avezov kullanmıştır. bilig-5/Bahar '97 . bu konuda şöyle der: "İnsanoğlunun araştırılması özel bir ihtisas alanıdır. Abay konusu sanatçının bütün araştırmacılık ve yazarlık hayatının en önemli amacı olmuştur. geç başlamıştır. duygu ve düşünce dünyası gelir. çağdaşlık vb. değişimi. Geothe. Söz üstadı Muhtar Avezov. Bu tarih XIX. Abay' ın "akıl sözleri".15 hazırladığı yazılarından dolayı hücuma uğramıştır. Orta Asya Cumhuriyetlerinin milli gelişimini. geleceği. Muhtar Avezov'un Kazak edebiyatında Batılı tarza nesrin gelişmesinde büyük katkısı olmuştur. Kazak halkında varolan derin düşünce gücünü ortaya çıkarmıştır. Bununla birlikte söz konusu eserler bu yolda verilen ilk örnekler olmaları dolayısıyla önemli bir yere sahiptirler. hem de meydana getirdiği roman. Avezov'un bu tür düşünceye sahip olanlara verdiği cevap anlamlıdır. 1969: 8). Abay' ın renkli dünyası Avezov' u kendine çekmiştir. Shakespeare. Kazak edebiyatına nesrin yerleşmesi. Abay. Muhtar Avezov için. ister günümüz romanın problemlerini. bilgiyi. Sobelv ile 1939 yılında hazırladığı Abay adlı trajik tiyatro eserini. Doğum Yılı Anısı" na Abay piyesinin vaka kuruluşu çerçevesinde Abay Operası Librettosunu ve Abay Jırları adlı filmin senaryosunu yazmıştır.

Avezov bu kaynakların tümü ile beslenirse de yaratıcılığında temel olarak ilk ve sonucu kaynağı esas alır. topluma yön verdiği. Bütün bunlar onun şairliğinin de ifadeleridir. Bunun için ise keşif yapma şartı bulunmaktadır. Rus kültürü ve bu kültür aracılığı ile batı kültürü. Kazak halk kültürü unsurlarını ayrıntısı ile derlemiş ve öğrenmiş. Otello ve Ukraşeniye Stroptioy adlı çevirileri nazım şeklindendir. Muhtar Avezov' u diğer bilig-5/Bahar '97 . Avezov soyut düşünceleri somutlaştırır. O. yazmıştır. Bunlar. En eski eserler ile en sonuncular arasında konu ve düşünce bakımından yazarın hayatını geçirdiği her şehrin sanat dünyası ve bilim ufkunun gelişmesinde payı olmuştur.16 Avezov'un nesri şairanedir. 1992: 46 ) Avezov'u güçlü kılan ve geleceğe kalmasında önemli etkenlerden biri olan nedenler. Moskova ve Almatı uzun süreler kaldığı şehirlerdir. Bunlardan Semey doğduğu. var olan durumdan görevler çıkarmalarını sağlar. Sırların açığa çıkması gereklidir. onun hem sanatçı yeteneği. Semey (Semipalatinski). bilim adamı Avezov. Bu oluşta kişiler ya düşünceleri ya da tavırlarıyla kalıplaşan öğelere karşı dururlar. Avezov. onlar da seni. Kahramanlara yüklediği fonksiyonlar ile onları çeşitli olaylar karşısında harekete geçirir. Tulegen Toktarov operaları. dolaştırır. bunları duygu ve düşünce potasında eriterek yeniden biçimlendirmiştir. Avezov. "duygu ile düşünce gerçeğini aynı vermesi yönünden Shakespeare'e benzemektedir. Kazak dünyasına bırakmış. Ancak bu gerçekçilik özellikle sosyal fayda prensibine uygundur. Avezov bunları yoğurup biçimlendirdikten sonra dış dünyaya." (SULTANBEKOV." Muhtar Avezov eserlerini gerçekçilik üzerine temellendirmiştir. Abay. Bu halk. Büyük Kazak bozkırlarında edinilen bilgiler. zamanında Puşkin'in Rus edebiyatının gelişimini etkilediği gibi etkilemiştir. huzur duymasını. Kazak halk kültürüne yönelik malzemeleri derleyip değerlendirirken sanatçı Avezov incelediği halk kültürüne yönelik değerleri eserlerinde en iyi şekilde kullanmıştır. Bu görevlerin başında halkın yüzlerce yıldır egemenliği altında zorlandığı beylik sistemi ile hurafelerden kurtarılması düşüncesi vardır. Kazak bozkırlarının el değmemiş coğrafyası keşfedilmeyi beklemektedir. yazarın değişim ve dönüşümün gerçekleşmesi düşüncesine göre hareket eder. Araştırmacı ve incelemeci. hayatının bu dönemleri iyi bilinmekle beraber. sanat yaratılarında en önemli kaynaktır. hayatının yine yaklaşık 30 yılını geçirdiği çevre olarak ayrı bir öneme sahiptir. Avezov okuyucuyu adım adım Kazak dünyasına götürür. hayatının ilk 25 yılım yaşadığı çevre. Çehov. Yazar eserleri ve eserlerindeki kahramanlar aracılığı ile özellikle aydına görevler yükler. Almatı ise bilgi birikiminin doruğuna ulaştığı. Büyük yazarın kitapları çok büyük güce sahiptir. Bu dünyanın yarısında kişiler kendilerini bulmaktadır. Kazak kültürünü öğrenmesini sağlar. derleme veya araştırma yoluyla halkın bazı kesimlerinde aldığı değerleri kendi duygu ve düşünce dünyasında. Özellikle Abay 'ı kendine rehber edinir. eserlerinde teknik dokuyu oluştururken her okuyucunun kendini kaşif sayması ve bundan haz duymasını esas almıştır. yazarın da doğduğu ve mensubu olmaktan gurur duyduğu Kazak halkıdır. Leningrad. Avezov bunu gerçekleştirirken Kazak edebiyatında sosyal gerçeklikten uzaklaşmaz. Abay'ın sanatını besleyen üç ana kaynak vardır: Kazak kültürü ve edebiyatı. Avezov'un edebi kişiliğini onun takipçisi. araştırma alanında yeniden değerlendirerek daha geniş halk yığınlarına aktarıyordu. Alman edebiyatçılarından Alfred Küreli. Karakıpçak Koblandı piyesi. Orenburg. yazar Cengiz Aytmatov şöyle ifade eder: "Bence çağdaş Orta Asya edebiyatının düşüncesini ve komşularımızın ruhsal hayatını Avezov. gençliğini yaşadığı. Alman yazar Alfred Kurel'e göre (SARİRİYEV: 1969) Avezov. Sen onları açarsın. Türk ve İslam büyüklerinin meydana getirdiği kültürel doku. Kalan diğer yarısı ise sırlarla doludur. onun düşüncelerini eyleme geçirirler. Abay Yolu romanı hakkında şöyle diyor: "Bu nasıl şiir? İki kalın nesir kitabında tek satır nesir yok " Ayman Şolpan. Gorki etkilendiği diğer sanatçılardır. Avezov'un her eserinde yeni bir dünya vardır. diğer şehirlerdeki hayatı sisler altındadır. Taşkent. hem de araştırmacı kişiliği ile ilgilidir. hayatı tanıdığı. Folklor değerleri Muhtar Avezov'un edebi eserlerinde. o coğrafya içinde zevk almasını. Avezov'un iç dünyasında patlamalara yol açmış.

15. Kıylı Zaman. 17. Şayandağı Şeşen Kereken. Karğalı Savhozunda Ötkizgen Tört Kün. 21. Er Serigi Sergek Oy. 2. kendi laboratuarında veriler haline getirir ve hazır olduğuna inandıktan soma bunları toplumun hizmetine sunar. Banmta. 5. Türkistan Solay Tuvğan. Jenemiz. 11. 1 cilt) IV. hikaye. Söz Alğan tavsağız ben Köksağız. Burkit Anşılığının Suretteri. 24. Karaş karaş Okiğası. Juvalı Kolhozşısı. 18. Konveyerde Küy Mığım. Cilt: Denemeler: 1. 9. Cilt: Abay Jolı (roman. 20. Kır Suretteri. Sovyetler Birliği'ni oluşturan tüm cumhuriyetlerin edebiyatlarının gelişimine de katkı sağlamış. türler için ise araçtır. Sönip januv. O. Kineşil Boyjetken. Voroşilov Atındağ Kolhozda. Muhtar' ı geleceğe bırakan en önemli etkilerden birisi de onun sanatsal yaratılarında kullandığı bu tekniktir.Hikayeler: 1. amaçlarına göre kullanır. Hakkında yazılanlar iki cilt kitap halinde yayınlanmıştır. Cilt: Abay Jolı (roman. Halk kültürü ürünlerinden yararlanırken bunları salt bir bilgi birikimi veya malzeme olarak değil. Öntüstik saparınan. Kazakistan'da Muhtar Avezov'un eserleri bilig-5/Bahar '97 . ikincisi 12 cilt halinde 1967 1969 yıllarında. hem de dünya dillerine çevrilmiştir. Şatkalan. üçüncüsü 20 cilt halinde 1979 1985 yıllarında basılmıştır. 10. Jetim. Jazuvşı Matbaasında basılmıştır. fakat onun tamamlayıcısıdır. Burtitşi. 3 cilt) VI. kendi bireysel yaratıları için de yararlanıyor. II. Eskilik Kölenkesinde. fakat sanatsal yaratıları olan piyes. 14. Murat Adibayev gibi ünlü araştırmacıların doktora tezi konusu Avezov üzerinedir. Üylenüv. Dr. Kökserek. O hiçbir zaman bu iki kişiliği birbirine karıştırmaz. Eserleri ve Değerlendirilmesi Muhtar Avezov sadece Kazak edebiyatının değil. Ayel Jolı ( Film Seneryosu ). 5. 6. İzder. Asıl Nesiller. 13. 3. 8. 16. 7. 19. hedeflerine göre yönlendirir. 9. 4 cilt) VII. Cilt. Jır Jalavı Amankeldi. Avezov' un iki kişiliği vardır. cildinde Avezov'un hayatı ve sanatının incelendiği 53 sayfalık bir değerlendirme vardır. Bunlardan biri sanatçılığı. Folklor ile sanatın bağını her zaman kurar. 3. hikaye veya romanlarında da yararlanıyor. takdir edilmiş. Derlediği folklor ürünleri onun bilimsel araştırmaları için amaç. 13. Köktemnen Beri.Dr. Tatyana'nın Kırdağı Küni. Bu eserler Kazakistan Bilimler Akademisi Edebiyat Ve Sanat Enstitüsü bilim adamları tarafından hazırlanmış. Medeniyetti Kazakistan. Prof. 15. duygu ve düşünce dünyasının potasında eriterek işler. 2. 8. 17. Karalı Suluv. Derlediği malzemeyi bilimsel veriler çerçevesinde değerlendirdikten sonra aynı malzemeden piyes. Eserleri hem eski Sovyet Cumhuriyetleri. Cilt. 2. 12. Bu ciltlerde yayımlanan eserleri araştırmacılara kolaylık sağlaması bakımından şöyle sıralayabiliriz: I. Amerika C. Toplu yayınların birincisi yazarın sağlığında 6 cilt halinde 1955 1957 yıllarında. 8. 2. 4. 3. 14. 20 ciltlik toplu eserlerin I. 5. Şınğıstav. Okığan Azamat. izlenmiştir. Üşkonır Jaylavında. 23. Üş kün. 19. Jenemiz Biz. 16. 6. Akademik Mukammetjan Karataev'in bu değerlendirmesinden başka Avezov'un "Biyografim" adlı 5 sayfalık metni eklenmiştir. 5. Böylece hem bilim hem de sanat dünyasının ikisine birden sesleniyor. Cilt: Abay Jolı (roman. 4. ham malzemeyi mamul hale getirir. Asıl Eldin Alıp Ulı. Her kişiliğinin yüklendiği misyon aynı gerçeğe çıksa da izlenen yol ve yöntem farklıdır. 18. Kasenin Kubılıstarı.17 pek çok araştırmacı veya sanatçıdan ayıran temel özelliklerden biri de budur. Kır Engimeleri. Şabdar Erge May Ne Der. 4. Akın Elinde. Bilekke Bilek. 7. VIII. Juvandık. Prof. 12. Ösken Örken (roman). 7. Kim Kineli. 3. Haliktın Gasırlık Jırı. üç kez toplu halde yayınlanmıştır. 4. 6. Omn Atı Ekinşi. Avezov eldeki malzemeyi biçimlendirir. roman vb. Baymukametulu Joldaş. Tuman Ayığarda (roman eskizleri). isteri şöyleydi. Derlediği folklor eserlerinde folklor sanata düşman değil. Avezov üzerine pek çok yüksek lisans ve doktora tezi hazırlanmıştır. 2 cilt) V. Korğansızdın Kuni. III. Kazak Bölimi.Hikayeler: 1. Kum men Askar. tek tek olduğu gibi. Cilt: Abay Jolı (roman. halktan derlediği malzemeyi salt inceleme veya yayımlama için kullanmıyor. Kenjabayev. 22. Ol Küngi Almatı. ikincisi ise bilim adamlığıdır. Cilt: Denemeler: 1.

X. Mahambet. Kız Jibek Kanday. 5. Cilt. Krılov. 17. 4. 23. Ertegiler. 6.1. 3. "Toy Tarkar (hikaye)". 5. Abdilla Tajibaev. Jaksı Piesa Saparı Adebiyet Belgisi. L. Dindi Aşkereleytin Piesa. 35. 36. Asavğa Tusav (komedi). Juınbak Turalı. 31. Okuv Tisi. Kazak bilig-5/Bahar '97 . Tas Tülek. Abubekir. tizindiler. 17. Kalmakannan Ne Tiler Edik. 37. Bukar Jırav. "Yevgeniy Onegin"in Kazakşası Turalı. Bes Dos (libretto). 4. İkilikti sapar.Çeviriler: 1. " Budda (hikaye) ". 2. 8. Enbegi Tavday Jasuvşı. En Dana Zandı. Jambıldın Aytustakı Öneri. Enbegim Ulı Otanımdiki. 23. 21. Karagöz. 4.. Şortanbay Şığarmaları. 5. "Akkasa (hikaye)". Tarihi Ölender. 10. XIII. 21. XVII XIX Gasır Akından. 12. Kazak Okığandarına Aşık Hat. 2. Aytıs Ölenderi. "Aksüyekter (Piyes)" XV. 5. Ardaktı Jake. Novıy Aul. 3. Asıl Nesiller. C. 10. Muzıka Kadrı. Abay Enbekterinin Biyik Nuanası. 16. 7. Kalkaman Mamır (Libretto. 18. 9. Teatr. Zor bağalı Sıy. Abdilda Akın. 6. Korkınış. Ulı Oyşılsınsşı. 2. 'Dvoryan Uyası (roman)". Turgenev. 3.Edebiyat Tarihi: 1. 10.Makaleler Araştırmalar: 1. 3. Kazakistan Memleket Teatrı. Jolı Ken Jazüwşi. " Kaskır (hikaye)" 7. Körgen. 5.Piyesler: 1. 14. 4. 8. 29. 19. El Poemaları. 5. İ. Tolstoy. Kazakistan. Ons Klassikleri Jene Abay. Kazak Adebiyetinin Tarihin Jasav Masaleleri. 12. Kazakistan Elçilerinin Habarı. Enlik Kebek. 6. 20. Naşem Sovhoze (Libretto. Abay Librettosu. 13. Makaleler. 6. V. 7. Bektik Kulavğa Aynalıp Öndiris Kapitali Devirley Bastağan Kezdin Adebiyeti. K Trehletiyu XVI.Piyesler: 1. 25. 30.Araştırmalar: 1. 2. Erlik Etken Kollektiv.Kazok halkının Ulı Akını. Okuvdağı Kurbılarına. 11. Cilt. Beket. Jaksı Sınğa Jap Pida. Eskerüv Kerek. 5. 2. Libov Yarovaya. 7. Abay ( Trajedi). 25. 2.Piyesler: 1. 13. Ertegi. Ak Kayın. 3. Tolstoy. Cilt. 4. 5. Cilt. 26. Sezgen Jaylardan. 2. 3. Cilt. Ulı Uran Otan Uranı. Kazakistan'ın Körkemöneri. Sırşıldık Salt Ölenderi. 9. Tarğın Turalı. 10. Kazakistan Memleket Teatrının Jeti Jıldığı Jene Aldağı Mindetteri. 7. 9. Bugingi Zor Mindet. Alğaşkı Aser. 7. Abay (İbrahim) Kunanbaev (1885 1904). 4. Tüngi Sarın. Y. Cilt: Makaleler Araştırmalar. Siyasi Yazılar: 1. Namıs Gvardiyası. Vagner. 2. 25. 4. Filosofiya jayınan. Koş Bol. 9. 3. Ömiri Ülgi.Piyesler: 1. 6. London. A. Ayman Şolpan. Tartış. Cilt. 4. 7. 15.1. 2. Kobılandı Batır. Kozı Körpeş Bayan Suluv. Tarih Putevkasın Bergen Adam. Xn. 7. 2. 24. "Bulka (hikaye)". Alma bağında. 20. Kız Jibek. IX. Bizdin Eldin Salt Sawığı. Sın sağatta. 7. Adamdık Negizi Ayel. Haliktın Ğasırlıg Jın. 32. 4. "Jerdin Jaratıksı Jayındağı Angimeler (hikaye)". Adebiyet Hrestomatiyasınan. 2. 24. 8. Akan Seri. Otello (trajedi). Batırlar Angimesi. 6. 11. 12. Pogodin. Şangerey. 14. Kara Kıpşak Koblandı. Cilt.18 Aserleri. 15. Kazak şaruva jastar Mektebine Arnalğan Programına Jene Tüsinik Hat. 33. 26. Beybişe Tokal. Rayhan. Kişi Batırlar. Jalpı Teatrı Öneri Men Kazak Teatrı. Abay (film senaryosu). Şekarada. 16. Abay. 4. Alva. Kazak Kızmetkerlerinin Mindeti. Elübay Ömirzakov. 6. Dos Bedel Dos. 7. Halik Adebiyeti Turalı. 3. Muhtar Joldastın Sözi. Akının özbek Önerindegi Beynesi. Körkem Jırdın Ulı Akını. 3. 2. 7. A. XIV. 22. 5. Abay Elinde Ötkizilgen Mereke. XVII. Abaytanuv Maseleleri. Çehov. Ak Ayu Turalı. N. Oktyabr Üşin. Tolstoy. 11. Rusça). 28. 4. Şınşıl Takabbar Akın. 8. 3. Rusça). Ğılım Tili. 3. En Jas Memleket. 18. Kazak Sahnasındağı Avdarma Piesalar. L. Halıg Artisi. 5. L. "Sosyaldi Kazakistan'ın Baskarmasına Aşık Hat. 27. Abaytın Ömir Bayanı. Zerttewler. Şanşar Junalı. 8.Piyesler: 1. 34. 19. 3. Kazak Halkının Eposı Men Folklorı. krespubliki. XVIII. Kenes Odağı. Revizor. Eginge Dayındalındar. İ. XI. Cilt. Revizor'dın Avdarması Turalı. Mengi Jasaytın Akın: Şota Rustaveli. Aytıs Ölender. Cilt. İndiya Oçerkteri. 7. Alişer Navvaiy. 6. Kozı Körpeş Bayan Suluv Turalı. 6. 22.

Bratskie Literatür. Naşedşiy Yunoct Svoyu Tusinikteri. 15. Ebedi Murağa Arnalğan Konferentsiyadağı Korıtında Söz. F. Abay Kunenbayev Tuarçestuocu Zerttew Dinmanın Möseleleri. 11. 21. Suet Zari Negasimay. 19. 18. Ulı akın. 8. Reç Na Plenarnom Zasedanii Konferenstsii Pisateleystran. XIX. Respublikanın jarkın jolı. Realistik Drama Jolında. Düniyejüzilik Manızı Bar Okiga. 10. Obşeefedelo Sovetskih Leteratorov. Urpakka. Puçkoğa Tealizma. Jürekpen Tuwısgandar. 16. 2. Dostoyevski. 26. Agartuwşı Abay Kunanbaev. Ibray Altınsarin Kazag Medeniyetinin Zor Kayretkeri. Sovetskay Dramı. Oktyabh Örkeni. 25. "Tut Abaya". Velikiy Sın Naroda. 21. Öner Algısı. Kayta Tuwgan Haliktın Edebiyeti. Tüsinikter XX. İz istorii Kzahskoy Literaturi. 5. Bağalı Enbek. bilig-5/Bahar '97 . 17. 17. Şeniya. Şakanturalı Rtenariyden Eser. " Rüstem Dastan Pooevrasına Algısöz. 3. Kazaskaya Dorevolgutsionnaya Literatura. 10. " Altay Jüregi " Turalı. Kazakstan Jasüwşılarınınn III Sezin Aşardagı Sözi. 17. Abaytanuv Jene Manas Turalı Zerttewler. Söz Kitap Dastm Joninde. 5. Vısokoe Prizvanie. 16. Azii i Afriki ve Taşkente. 20. 6. İri Okımıstı. 26. İygitilek. 16. 14. Veya Naşa Kultura zamir. 35. 20. Abay (İbrahim) Kunanbayulı. 31.Araştırmalar: 1. Makaleler. Baysaldı Zertew Kajet. 8. Fikirler: 1. 22. Partiyo Tuwralı Oylar. 15. 13. Ömir Men Şırgama. 12. Kak Rabotala Nad Romanami "Abay". 2. 13. 34. Puşkin. 4. Tağı da Körken Edebiyetti Turalı. Üzilmes Dastık Örenimiz. 20. Jürek Algısı. M. 3. 7. 14. Razmışleniya Ob Epose Semiletki. Çokan Valihanov. 28. 23. Önerge Önege. Zametki O Teori. Togardın Kemengerligi. 9. Kolonializma Pozor. 19. Redaktsiyanın Surawlarma Oray. 4. Ana Tılı Edebiyetin Süyinder. 29. Öner Örinde. Söt Saparga Dos Niet. 12. 32. Kazaktın Avız Edebiyeti. Cilt. Mengilik Kepeli Malik Gubduwuline Cawap Hat.19 Halkının Zor Ğalımı. 22. Mudroy Perets. Osobennasti Razvitiya Literatur Sotsialisti Çeskiy natsiy. 3. 15. Kasiyetti Kaza. 11. J. 23. 18. Bawırlarım. 6. Bratutuo naşih Literatur Narodov Sredney Azii i Kazahstana V epohu Sotsializma. Traditsi. Keybir Ult Jasüwşılarının Romandan Tuwralı. Altınday Asıl Bolaşaktı Urpak Bar. 2.Abay Meseleleri: 1. 19. Bizdin Jawapkerşiliğimiz Ekel Dastık Kolındı. Aldagıjılga asgın Dilek. 9. "Manas" Geraçeşkaya Poema Kırgızs Koga Naroda Kırgizskiy Geroiçeskiy Epos Manas. 4. 11. 13. 7. 6. 12. L. Ciltler. Za Bolşe Hydowetvennıge Obob. 3. 24. Este Bolar sözder. 27. 14. Makaleler. 7. Miliard. 24. 21. 33. Fikirler: 1. Zaman Parti. Dwambul İnarodnıye Akını. Ümit. Puskin Men Abay. 25. 30. 18. Lüçşiy Drug natsionlıh Literatur. 2. Kelgendey Janalık Sezinemiz. Tüsinikter. Haradnosta Realizm Abaya. Til Jene Edebiyet Meselesi. Sovetskogo Vostoka. SSVR haliktan Adebiyetinin Örkendevi. 5. 4. Abay Murası jayında. Oyangan Halıktar Üni.

Avezov'un kendi el yazısıyla yazdığı ifadesi. doğrudan doğruya arşive gelerek gerekli araştırmaları yaptıktan sonra meselelerin gerçeğini öğrenerek yazmak yerine. birbiriyle birleştirilerek düzenlenmiş. onun kalemiyle yazılmış bölümü. gerçeği arayan insanlara engel olmuyoruz. Abdurahmanof. ikincisi 4. kültürlü. özgeçmişleri. Bu arada incelememiz için önemli sayılabilecek iki dilekçe üzerinde özellikle durmamız gerekiyor. Üzerinde durduğu önemli konu şuydu: 1930-33 yılları arasında "milliyetçi" diye tutuklanan Kazak aydınlarının dava evrakları. koyu saçlarına ak düşmüş.'Oturunuz' dedi. bu arada biraz açıklama yapıp bilgi verdi. tutuklama müzekkeresi." Dedi. anlayışlı bir insan izlenimi verdiği için ona içim ısındı. Masanın üsütünde siyah mıkavva ile kaplanmış 4 ciltlik dosya duruyordu. Suçlama özetleri. ünlü yazar AVEZOV’la ilgili olan. bir kor parçası gibi gözüme ilişti. bir tek kelimesini bile ihmal etmeden yazmaya başladım. Daha önceden işittiğim gibi tutuklanan kişilerin sayısı 20 değil. sıralanmıştı. ben gelmeden önce dosyalan gözden geçirmiş de her bölümün arasına küçük kağıtlar sıkıştırmış gibi. Kalın dört cildi.20 MUHTAR AVEZOV DAVASI "Zindanlardaki Adam" Dükenbay DOSJAN Kazak Türkçesinden Aktaran: Günhan KAYHAN Komitenin ikinci katındaki geniş dairenin baş köşesinden orta boylu yuvarlak sıcak yüzlü. KVAÇEV'in eşine yazdığı mektup. Mekemetas Mirzahmeteoğlu'nun dediği gibi 30 da değil. 1932 yılı başında AKBAEV Jakıp'ın eşinin yazdığı dilekçe. Kısaca özetini okuyalım. değerli insanların adına leke sürecek durumlar olmadığı taktirde. Böylesine kritik bir konuda. sanık ifadeleri. kara kaşlı. Kısa süren bir sessizlikten sonra " Araştırmacılar. Oysa 1937 yılında tutuklanan kişilerin evrakları ayrı ciltler halinde düzenlenmişti. genellikle tahmine dayanıyorlar.. birlikte incelenerek arşive kaldırılmıştı. " Kocam yer yüzünde az bilig-5/Bahar '97 . Hepsi dizilmiş. Biri.ciltteki. orta yaşlı bir adam yerinden kalkarak yaklaştı ve selam verdi. sorgulama tutanağı. General Sapar KOPAYBAYULI. şahit ifadeleri.. bazı tutukluların eşlerinin yazmış olduğu dilekçeler. dilekçeleri. şöylesine bir inceledikten sonra. Eğitimli. Dosyaları önümüze alıp incelemeye başladık. ciltlerin sonunda 32'ye ulaştı. Yeni siyaset yayıncılığa değer veriyor.

Ümbetbaev Aldabergen. sanık Şubat İhtilali'ne kadar ne iş yapmış. Soruşturma Evrakı "Muhtar AVEZOV. Kojıkov Konırkoja. sonra 30'a ulaştı. Akaev Serikbay. bilig-5/Bahar '97 . Avezov Muhtar. Her vatandaşın özlük evrakına.U. " 19. " Basmacı olarak faaliyet gösteriyorsunuz ". denilen müesseseyi "Birleşik Siyasi Baş İdare" olarak "Polnomesenniy Predstavitel" ifadesini "Yetkili Vekil" olarak tercüme ettik. Oradan Kazak S:S:R'iBirleşik Siyasi İdare'yi (0:G:P:U'i) yöneten Stolbov'un adına "Soruşturma işini çabuk bitiriniz. Şimdi bu kişilerin adını soyadını arşivden alarak tam liste olarak verelim: Tınışbaev Muhamedjan.G. Dosmuhamedov Jahanşah. Omarov Valihan. Ekim İhtilali'ne kadar ne iş yapmış. mahkeme için hazırlanıp basılan evrakların hepsinde. İskakov Daniyal. Doktora çalışmasına başlamış ve bu çalışmasını bitirmesine az bir zaman kala 1 Ekim 1930 tarihinde tutuklanmıştı. Şınğıs'ta doğmuş. diye özellikle hazırlanmış bölümler var. Hatırlayacaksınız. zor günlerin sararmış kağıtları bunlar. Maaşıyla geçinmektedir. Avezov'un el yazısıyla ve kırmızı renkli mürekkeple yazılmış. Ahmetov İlyas. Dva numarası 2370 evrağın üst tarafının (Almatı 8 Ekim 1930. Birinci cilt 991. Musaev Şınali. İfade "Baytursmov'u 1918 yılından beri tanıyorum. Kordabaev Ramazan. o sararmış arşiv belgelerine bırakılım. Omarof Aşim. " Askerlik yapmamış " diye yazılmış. İki dilekçe iki kader. Mongeldin Aldabek.21 görülen şiddette ciğer hastası. Yedi ay içerisinde. sonra hepsini yargılayarak suç sayılabilecek eylemleri isnad etmişlerdir. Bu liste ilk defa yayınlanıyor." Bu dilekçe S:S:R:0 mahkemesine yazılmış. yazıları silinmeye yüz tutmuş. Bu bolüme. Kenesarin Azimhan. Süleev Bilal. Buralkiyev Mustafa. Akbaev Jakıp. Metin Rusça. Taşkent'teki Orta Asya Devlet Üniversitesi." Kazak hanımın söylediği: "Ciğer hastası kocam ölmek üzere" İnsanı tiksinderen acı gerçeğin görüntüsü. Kuderin Jumajan. bu bölümleri Stalin' in özellikle yazdırdığı söylenir. "Sovyet ülkesini Japonlara satmak niyetindesiniz". İki ihtilal arasında sadece yedi ay var. Kazak olduğu için askere alınmadı" diye not düşülmüş. Kemengerov Kaşmuhammed. Şarkiyat Fakültesinde. Kadırbaev Saidağzana. üçüncü cilt 223. tarihli daktilo ile yazılmış. Muhtar AVEZOV. Şubat ihtilalinden sonra Ekim ihtilaline kadar eğitim görmüş. Sırttanov Daribek. 33 yaşında. Avezov. Kojamkulov Naşir. Munaytbasov Abdrahman. davayı yürüten S. fikir ve düşüncenin zincire vurulduğu. bir bölümünü Semey'de. Şimdi sözü. Bunlarla birinci mahkeme tutanağı tamamlanmış. Rus hanım yazıyor: "Hapishanedeki eşimden aldığım gömleğinin kan bulaşmış yenini bu dilekçeyle beraber gönderiyorum. Akbaev Abdülhamit. Birleşik Siyasi Baş İdaresinin Yetkili Vekili denilmiş. Birçok yerleri sararmış. Murzın Muhtar. Bahardaki yeşil çimenler gibi yetişip gelen Kazak'ın gözü açık aydınlarını. Tilevlin Jumağali. 1 Ekim günü tutuklandıktan 7 gün sonra mahkemeye çıkarılmış. Sonra Avezov'un suçlamalarla ilgili savunması yer alıyor. Ermekov Alimjan. Okumaya devam edelim:" Evli ve iki çocuğu var. Kaşkınbaev ha. Abılayhanov (Muhamedşin) Seydahmet. bölümde." diye sevkedilmiş. ikinci cilt 428." Dikkat ediyorsunuz. Ötegenov Sadık.D.P. tam olarak tercümesini yayınlıyoruz. Orınbor şehrine iş için gittiğimde tanışmıştık. "İsyancı hareket platformunu koruyorsunnuz" diyerek ot gibi biçmeye zemin hazırlanmıştı. ziyanlarını "Alaşordacısınız"." Avezov. yırtılmış. diye düşünen "liderin" şüpheciliği buradan da anlaşılıyor. dördüncü cilt 398 sayfa evraktan oluşuyor.R. sonra öğretmen olmuş. gazeteci. 1931 yılının Temmuz ayına kadar 32 kişi " milliyetçilik " suçlamasıyla hapishaneye kapatıldı. Onu serbest bırakınız. Semey şehrinden. Şimdi partiye kayıtlı değil. Gerekli evrakları isteyip getirmişler. Şimdi eğitimci. diğer bir grubunu da Almatı'da tutuklayıp hepsini bir yere toplamışlardı. Hapishane şartlarına dayanamayıp her an ölebilir. Birkısmını Taşkent'te. Orta halli bir ailenin çocuğu. bir insanın statüsü ve ahlaki değişebilir. O zamanki O. Sultankulov Dosan. Biz. Kendisiyle 1922 yılından beri yakınen tanışıyoruz. Kızılorda'da. 1922 yılına kadar VKP (B) içinde yer almış. hepsi 32 kişi.S. Dosmuhamedov Halil. Tutuklanan insanların sayısı önce 20 idi.

Bununla beraber. Ayrıca Taşkent'te Dosmuhamedovla karşılaştık. İ. Tınışbaev grubuna girerek o teşkilatın prensiplerini gerçekleştirmek amacıyla. Bu dilekçesinde o kişilerin ne proto tipleri ne de faaliyetleri söz konusu edilmişti. 30'lu yıllarda. maddenin 7. bahsi geçen iki eserin de bu kişilerle hiçbir ilgisi yoktur. Sayfanın her tarafına mürekkep damlamış. ikincisine Abay Şiirleri'nin önsözünde tenkit yazmıştım. bütün evraklar. diye düşünürken "Alka"nın faaliyetleri kendi kendine yavaşlayıp bitti. Tınışbaev grubuna hiçbir zaman girmedim. Çünkü. Bu konuyu yazarın ayrıntılarıyla bilmektedir. Birinci ciltte Birleşik Siyasi Baş İdare Vekili "davanın zorluğuna bağlı olarak" mazeretiyle iki kez özel karar çıkarıp mahkemeyi uzatmış. kağıdı bir ay süreyle kendisinde tuttuktan sonra hiçbir şey söylemeden bana geri verdi. Başka bir gizli derneğin olup olmadığıyla ilgili hiçbir şey duymadım. eğitim ve daha başka birçok politikalarına zarar verip bu politikaların aksamasına sebep olmuşum.22 Tınışbaev' le 1922 yılının güzünde Taşkent' e geldiğimden beri tanışığız. İşin gerçeği o zaman " Dosmuhamedov. O istediği halde ben ." diyor. Grup diyenler Birleşik Siyasi Baş İdare' nin savcıları. çok tedirgin olmuşa benziyor. J. zamanımıza yakın bir tarzda yazıldığını sezdim. edebi topluluk.. karalanmış yerler var. Bu sebeple savcının sorularını genellikle sanığın verdiği cevaplardan çıkarıyoruz. yayıncılık. Bu platformun Jumabaev'in önceki fikirlerinden farklı olarak daha çok. Ben 'Tabaldırık' ın deklarasyonunu Gubkom'un başkanı Tokjigitov yoldaşa gösterdim. O iki kişi hakkında Muhtar Avezov'dan temizdir. 1930-1933 yılları arasında tutuklanan Kazak aydınlarının dava evraklarının Taşkent'teki Milli Güvenlik Komitesi'nin arşivinde olmaması tamamen doğrudur. yazarlar toplantısını gerçekleştirmek gerekir. Omarovlarla da o şehirde tanıştım. kendi başım kurtarmak için Dosmuhamedov ve Tınışbaev'i tenkit ettiğini kasten söylediğini zannediyoruz. bu yazdıklarım nasıl değerlendirilir?" tereddüdünde kalmış gibi. Şimdi tekrar Avezov'un ifadesine dönelim: " Dosmuhamedov. Tınışbaev Grubu " diye bir grup yoktu. Bazı fikirleri yazarlar toplantısında tahlil etmenin gerektiğini bildiren bir mektup yazdığım doğrudur. İkinci olarak dikkat edilecek husus. Jumabaev. ' Alka 'nın ilkelerini kabul ediyorum. Dilekçe 6 Aralık günü 58. Jumabaev' le bu konularda mektuplaşıp.11. Almatı'ya getirilmişti. M." Burada Cumhuriyet Milli Güvenlik Komitesinin birinci yardımcısı Sapar Kopabayulı Abdrahmanov'un iki açıklamasını belirtmemiz doğru olacaktır. Kuderin ile aramızdaki ilişki hakkında Taşkent'te tutuklandığım zaman ifade vermiştim. Korku içindeki adam psikolojisiyle. fıkralarına göre bana isnat edilen suç: 1) Benim anladığıma göre. Bu iki kişi hakkında. fikirlerimle ve eserlerimle Sovyet hükümetine ve hükümetin toprak reformu. O. Dosmuhamedov. O mektupta "Alka" adıyla 6. Jumabaev bu platform hakkında. Kaşkınbaev ve E. diye düşünüyorum. Jumabaevle 1925 yılının başından beri tanışıyoruz. Günümüzde. teması tam olarak aklımda kalmamış.sanık ifadesi ve mahkeme tutanakları genellikle matbu evrakları şeklinde düzenleniyordu. çaresizlik içinde. serbest faaliyet gösterme ve yayınlar vasıtasıyla fikirlerini rahatça açıklama hakkına sahip olmak istiyordu. bilig-5/Bahar '97 . yayınlanmak üzere. 7 kişiden oluşacak bir derneğin kurulmasının düşünüldüğü belirtiliyordu. Bu deklarasyonun mazmunundan anladığım kadarıyla. uygun görürseniz bu gruba katılınız’ diye yazmıştı. Kanun gereği böyle yapılmıştı. Postayla " Tabaldırık " adındaki edebi topluluğun deklarasyonun yazılı olduğu bir mektup geldi. 1930 yılında sanıkların kayıtlı oldukları Kazakistan'a. fikir bildirmedim. ‘bu konudaki fikrinizi bildiriniz. Avezov. bilmiyorum. Yukarıda yer alan ifadeyi yazdığı zaman. fikirlerimi bildirmemi istedi. Oysa. yaşama hakkına sahip olmalı. birine 'Suğanak Sur' isimli uzun hikayemde. günümüzdekiyle karşılaştırıldığında o zamanki sorgulama usulü daha değişiktir. Şimdi. savcı ile sanığın soru ve cevaplarının hepsi tutanağa geçiriliyor. Bu hadise Semey' de olmuştu. Aceleyle yazılmış. Öyle olsa bile. dernek.

"Altta kalanın canı çıksın" diyerek yukarıda bahsettiğim eserleri. suç unsurları olarak değerlen dirmeyi vicdansızlık olarak kabul ediyorum. evi arayıp almışlardı." Şeklindeki çok net açıklaması. Bu iki kişi hakkındaki' görüşlerimi 1924 ve 1926 yıllarında bildirmiştim. Bu kafama takılıp kaldı. 7. sizin adamlarınız başka el yazmalarımla birlikte aldılar. diyorum. O eserler yürütülen kampanyaya karşı yazılmış eserler değil. 1930 yılında Kazakistan edebiyat ve sosyal bilgiler öğretmenlerinin ülke çapındaki toplantısında kabul' edilmişti. 1928 yılına kadar Leningrad'da okudum. çok olsa o insanlar için dile getirilen üzüntülü duygular olarak kabul edilebilir. 1924 yılından itibaren Kazakistan'da çalışmadım. eğitim öğretim yönündeki hükümet politikasına zarar vermek bir yana tam aksine Kazak Edebiyatını okuyup öğrenmeyi. Dahası. İkinci olarak dikkat edilecek husus. Yine de önceki döneme ait eserlerimde anlaşılamayan hususlar varsa. Birleşik Siyasi Baş İdare görevlilerinin Yazarı tutukladıkları zaman Onun el yazmalarını ve kitaplarını da toplayıp aldıkları anlaşılıyor. Avezov'un "Bu iki eseri tutuklandığım zaman sizin adamlarınız başka el yazmaları ile birlikte almışlardı. tutuklandığım zaman. uçup yok olup gitti. Sonradan birçok defa istedim.) Zenginlerin mallarının toplatılmasıyla ilgili fikrimi. umuma faydalı bir çalışma olarak dahil edildi. Baştan sona bitmiş bir eserdi. Bu dilekçe Golöşçekin' in eline ulaştı mı. (Bu iki eseri. Kazak sureli yayınlarındaki ideolojik çatışma. Daha sonraki yıllarda yayınlanan ders kitapları Kazak ilköğretimine yardımım olarak kabul edilmektedir.23 Hayatım boyunca hangi müessesede çalışırsam çalışayım bir gün bile 7. maddeye aykırı. Yayınlanan makalelerim söz konusu olduğunda şu noktaya dikkat edilmelidir. Hiçbir zaman Marksizmden başka bir programa yönelmedim. Libretto " Sonğı Sokkı " adıyla Doğu Sineması' nda mevcuttur. Layla Muhtarkızı bilig-5/Bahar '97 ." Bu Layla'nın sözü. bunun cemiyete ne kadar zarar veya fayda verdiğini adli makamlar değil. O tarihi bir eser olduğu için bu gün söz konusu edilmiyor. Temasi ve değeri. İki yıllık pedagojik hizmetim sadece bu programla ilgili olmuştur. maddeye aykırı olarak ekonomik ayaklanmaya meyletmediğimi söylemek istiyorum. 1928 yılından tutuklanana kadar Taşkent'te ilmi faaliyet gösterdim. Fakat ben. Bu uzun hikaye hakkında yazarın kızı Layla Muhtarkızı Avezova. Bu eserler sonradan " kayboldu " mazeretiyle sahibine geri verilmemiş. Şimdi yukarıdaki dilekçede yer alan iki benzer konuya dikkat çekmek istiyoruz. Ülke Parti Komitesinin açıklığa kavuşturması doğru olur. "Suğanak Sur" • uzun hikayesi ve Abay Şiirleri'ne yazdığı Önsöz. Onları o kadar da önemli siyasi liderler olarak tanımıyorum. çalışan insanların sosyal menfaatlerine uygun hale getirmeye çalıştım. bahsettiğim uzun hikaye ile Rusça yazdığım Libretto da çok önemli devrim hadisesi diyerek açıkça bildirmiştim. Tınışbaev grubuyla ilişkin var " iftirasını hiçbir şekilde kabul etmiyorum. Ulaşmış olsa da Kazak ülkesinde "Küçük Kazan" başkaldırısını tekrar canlandırmak gerekir. Biri "Suğanak Sur" adlı uzun hikayemde. Sonuç olarak " Dosmumamedov. aşağıdaki bilgiyi veriyor: " Babam: 'Suğanak Sur hikayesinin el yazmasını Taşkent'te tutuklandığım zaman Birleşik Siyasi Baş İdare' nin adamları. Eğer öyle olsalardı Onlarla hiçbir şekilde temasım olmazdı. Birincisi" Suğanak Sur " hikayesi. benim gözüme çöldeki yansımalar gibi buğulu görünmektedirler. bir kaç yıl boyunca sadece fikir tartışması şeklinde gelişti. Son iki yılda birlikte yürüttüğüm pedagojik hizmette (Eğitim enstitüsü ve Orman Ürünleri Yüksekokulu) Kazak Edebiyatı Tarihinden ders vererek. sonraki yıllarda yazdığım "Karaş Karaş" hikayesinden aşağı kalmazdı. ulaşmadı mi belli değil. diye düşünmeye başlayan yoksul halkın bütün mallarını süpürüp almak suretiyle.' diyerek pişmanlık duyuyordu. Bununla birlikte ben. Bu hizmetim Kazakistan orta dereceli okullar programına. 1922-23 yıllarından sonra beni dışarıdan kendilerine dahil etmeye çalışan edebi grubun menfaatlerini korumak için bir tek makale dahi yazmadım. ikincisi Abay Şiirleri'ne yazdığım önsözde. Açık olarak ifade etmek gerekirse. edebi eserlerimde hiçbir zaman isyanı teşvik etmedim. Çünkü o insanlar. milleti felakete sürükleyen taş yürekli amirin yazarın dilekçesini dikkate alacağı şüpheliydi. 1926 yılından sonra yayınlanan tek eserim " Kıylı Zaman " adlı uzun hikayedir.

Ben her zaman. O insanların bu günkü nesillerinin yüreğine gölge düşürmemek için böyle yapmayı uygun gördük" . 'Alka' bende kaldı. Ekonomik durumum kötüleşince daha sonra ödemek üzere kendisinden biraz borç para istedim. Elime geçen 'Alka'da ve onun programında hiçbir şekilde gizli. Öyle yapmamızın sebebi.24 Avezova bu konuda aşağıdakileri söylüyor: "Bu eşyaların içinden daha sonra babamla annemin birlikte çektirdikleri fotoğrafı ve sadece bir kitabı geri verdiler. sakıncalı bir yön görmedim. Gabbasov' un parayı bu teşkilattan aldığını hiçbir şekilde bilmiyordum. okur yazar vatandaşlar olarak elimize mum alıp aramamız gereken zaman gelmiştir. Kazak yazarların toplantıya çağrılarak teşkilatın yasallaştırılmasının gerekliliğiyle ilgili Jumabaev'e mektup yazdım. Önceki Alaşordacıların çoğuyla Jumabaev görüş ayrılığına düşmüştü. diyalog yoluyla değil. o dönemde tutanaklar. Onu. matbu evrakların doldurulması suretiyle tanzim edilmekte idi. Gabbasov'un borcunu ödeyecek durumum olmadı. Oysa sizin söylediğinize bilig-5/Bahar '97 . öyle bir teşkilatla ilgim olmadı. Platformu savundum. bana 125 som verdi. 'Alka' ile Jumabaev' in mektubunu Semey'de yaşarken bir zarfın içinden almış olacağım. beni ve Jumabaev' i 'şairler' diyerek aşağılamışlardı. Yanlış hatırlamıyorsam. Jumabaev'le karşılaştım. sayfasında yer alan belgelere göre Avezov' u uzun uzun sorgulamışlar. Yukarıda bahsetmiştik. Ben orada evlendim ve eşimle birlikte Leningrad' da yaşadım. demek istiyoruz. Bu sorgunun metnini vereceğiz. izini kaybettik. "Mektubun ayrıntıları hatırımda değil. 20 Eylül 1931 Muhtar Avezov ilave sorgulamada aşağıdaki bilgileri vermiştir: "Taşkent'e 1922 yılının Kasım ayı sonunda geldim. Gabbasov' a borçluyum. yani hemşehriyiz. Başka bir zaman Jumabaev'e yazdığım 'Alka' edebi topluluğunun platformu hakkındaki mektubumla ilgili olarak Sarseribin Jaken' in ifadeleri kesinlikle gerçekle bağdaşmamaktadır. Suçlama sırasında onların ifadeleri alınmış. Üniversitedeki son yılım idi. Onu önceden de tanıyordum. İkimiz de Semeyliyiz. borcumu ona ödemeliyim. 1928 yılının sonunda işe girdim. Bu işin gerekli olduğunu düşündüğümü. Sanık Muhtar Avezov'un Sorgulama Protokolü. O güne kadar onunla mektuplaşmamıştım. Paranın sahibi. Çıkardığımız bölüm. Bununla iş bitti. borcu ödeyemedim. Ben. soru cevap bölümlerinde bazı kişilerin isimleri gelmektedir. bu konuda bana ne yazdı ne de bir şey söyledi. başıma bela açabilecek gizli bir teşkilat olduğunu. O yılın Aralık ayından itibaren 'Şolpan' dergisinin yönetiminde çalışmaya başladım. Gabbasov. bu parayı daha sonra ödeyeceğim borç olarak kabul ettim. Bu hadise 1927 yılında oldu. Gerçeği söylemek gerekirse babamın 1930 yılına kadar ki el yazmalarının hiçbirisi yok. Ben eski Alaşordacıların hiçbirisiyle birlikte olmadım. Para kazanabileceğim bir iş bulamadım. Gabbasov'dan borç aldığım zaman." Bu bölümde sorgulamaya ara verilmiş. Taşkent'te eski tanıdıklarımdan sadece M. Bu sebeple Taşkent'e geldim. O da 'Şolpan'da çalışıyormuş." Kalem erbabı için bitmiş el yazmasının kaybolmasından daha büyük bir felaket olabilir mi ? Buna ilave olarak "Suğanak Sur" hikayesinin el yazması nüshasını müze görevlileri olarak. Milliyetçilerin herhangi bir teşkilatlarının olduğu ile ilgili hiçbir şey duymadım. parayı Gabbasov'dan 1928 yılının başında almıştım. Bu açık. soru cevap şeklinde. Bana öyle göründü." Burada sorgulama kesintiye uğruyor ve yine devam ediyor. Birinci cildin 822. diye düşünüyordum. O arada Gabbasov tutuklandı. Bu metnin içinden bazı bölümleri çıkardık. o zaman eğitim işleri başkam 'Kazak Dili' gazetesinin redaktörü Tokjigitov'a gösterdim. yazarın içinde bulunduğu ruhi durumu teferruatıyla öğrenmeye kesinlikle engel teşkil etmiyor. "Leningrad'da bulunduğum dönemde Gabbasov Halille görüştüğüm doğrudur. O donemde Alaşordacılar. Ben sadece ona borçluyum diye biliyordum. Protokolü yayınlamaktaki temel düşüncemiz o anda Avezov'un içinde bulunduğu psikolojik şartlan okuyuculara tam olarak hissettirmek ve okuyucuyu suçlama ve soruşturmalarla yüz yüze getirmektir.

Guberniya komitesinin mensupları Kojevnikov ile Moy yoldaşların kefil olmasıyla partiye girdim. sürekli Kazak aydınlarını birbirine düşürmek ve birini maşa olarak kullanmak suretiyle ortalığı karıştırıyor. Baydildin. koloni olarak azınlıkta kalan Kazak vatandaşların haklarını korumaya çalışmıştı. "Nesini gizleyeyim. sanat ve sanatın etkisiyle ilgili çalışmalarımın tamamen değiştiği malumdur. Sorgulayıcı. Jumabaev'in hatırı kalmasın diyerek sadece bir kez mektup yazdım. sanatçıların eserleriyle derinlemesine tanıştığım dönemde sosyal fikirlerimin yavaş yavaş esaslı değişikliklere uğradığı. Doğrusunu söylemek gerekirse O. Program yapacak kadar bilig-5/Bahar '97 . diyor. Kazak yoksulları arasında milliyetçilik faaliyetinde bulunmamıştı.25 göre. Sorgulama sırasında Yetkili Vekil. Ondan hiçbir bölücü fikir işitmedim. Okuyucuların o dönemin soğuk. Bütün mesaimi "Solpan" dergisine harcadım. Kazak milliyetçilerinin arasına hiçbir zaman katılmadım. Bundan başka bir alakam olmadı. Gerçeği söylemek gerekirse ne gazete sayfasında. Onribor'da Kraykomun genişletilmiş toplantısında Rıskulov' un konuştuğunu biliyorum. Rıskulov'un bildirisi ile ilgili iddiaya girmedim." "Evet. Komünistler arasına katılmam Kolçak'a karşı gizli teşkilatta yaptığım faaliyetlerin tabii devamıdır diye düşünüyorum." 1921 yılının sonunda "Enbekşi Kazak" gazetesinde redaktör olarak görevlendirildim. Olmayan platformu Baydildin'e nasıl vermişim!" "Alaşorda mensuplarının 'can korkusuyla komünist oldu' suçlamaları gerçekle bağdaşmayan bir iddiadır. Sadvakasov'un lehinde konuştum. Kendisi redaktörlük yaptı. ne de karşılaştığımızda milliyetçilik konusunda hiç söz olmadı. Jumabaev'in böyle bir şeyi düşünmesi de söylemesi de mümkün değildi. toplantısı sırasında oldu. parti toplantısında Baydildin'in dediği gibi Baytursmov'un platformu olmadı. Sorgulayıcının peşine düştüğü toplantı işte o toplantı. eserlerimde yer aldı." "Başka konularda önceki ifadelerimi tekrarlıyorum. sıkıntılı. Kendi arzumla. toplantısı değil. Üniversitede Marksist alimlerin. Sadvakasov milliyetçi olarak vasıflandırılmıştı. "Toplantıda Semey delegasyonu Kazak bölümünün kararıyla ilgili olarak ben. O toplantı sırasında Kazak aydınlarının ayrıca bir araya gelerek ülkedeki zor şartları gündeme getirip çözüm yolları aradıkları özel bir toplantı yapılmıştı. zor şartlarını düşünerek bunu anlayışla karşılamaları gerekmektedir. Doğru dürüst iş yapmadığım halde böyle söyleyerek onu nasıl korkutabilirdim! " "Milliyetçisin. o programı 'tamamen solcu' olduğu için savunmadım diye Jumabaev ifade vermiş gibi." "Toplantı 1921 yılında Orınbor'da Sovyetlerin 2. "Jumabaev'e 'Alka' hakkında yazdığım görüş alışverişi mektubu. yetersiz makalelerini ve gazetenin zenginleştirilmesi konularını tenkit ettim. Fakat redaktör olarak görev yapamadım. milliyetçilik duygusu bende oldu. Gazetede tenkite değmeyecek birçok makaleleri yayınlandı. Semey guberniyası Kazakistan'a katıldığı zaman Sadvakasov çok faydalı işler yapmıştı. Onun bu olgunlaşmamış. Fakat orada doğru kompartiyasmı kurmakla ilgili bir konu geçmedi. Fakat bu hisler ve fikirler hiçbir zaman gizli kapaklı programlara dönüşmedi. Aramızda başka bir konuda ilişki olmadı. pratikte bütün görevlileri kendisi seçip tespit etti. Baydildin'in cevabı. Toplantıya Kazak komünistlerinin tamamı eksiksiz katıldı denilebilir. bu bölümde Jumabaev' in söylemediğini söyledi diyerek konuyu saptırıp sanığı yanıltmak istiyor. Milliyet meselesi hakkında 10." "Ak Jol" gazetesinde "Kim Kinalı" adlı bir hikayem yayınlandı. 'İşten ayrılırım ' diyerek onu korkutmadım." Dikkat ediyor olmalısınız. Rıskulov' un 'doğu kompartiyasını kurmak gerekir' diyerek milli davayı bayraklaştırıp yükselttiği faaliyetlerini bilmiyorum. Bütün işleri Baydildin yaptı. bu konuda sözümü doğrulamaktadır. edebiyatla. Sadvakasov hakkında bir konuşma yaptım. diyerek hiç kimseye suçlama yöneltmedim." Burada okuyuculara bir açıklama yapalım: Bu bolümde sorgulayıcının ısrarla üzerinde durduğu Sovyetlerin 2. Yüzleştirmeden aleyhinde konuştu. Başına bela gelip bunaldığı bir anda ağzından çıkan sözleri yayınlayarak Avezov'un ve o dönemdeki Kazak entelektüellerinin değerini düşürmek istemedik." Sorgulama metninin bu bölümünde bir paragrafı çıkarıyoruz.

Bu bilgiler Mustafa Şokayuli' nin Paris'te." 20 Eylül 1931 tarihli sorgulama protokolünde soruşturmacının tekrar tekrar üzerinde durduğu." Tutanağı okuyup imzaladım Avezov Sorgulamayı yürüttüm Popov "Sorgulamanın sonuçlanmasıyla ilgili tebligat bana 28 Eylül 1931 tarihinde yapıldı. tahkikat amacıyla düzenlenmiş olduğu görülecektir. Sovyet idaresi Sadvakasovlarla ağzına kadar dolu. halkın yoksulluğunu ortadan kaldırmak istiyor. Buna o zamanki hükümet yetkilileri ağızlarım açıp itiraz edemediler. Yukarıdaki uzun sorgulamadan soma zindandaki suçlama. Sadvakasov'un damarı güçlü. 21 Aralık 1927) Bunlara bakarak "Kazak Milliyetçileri" suçlaması sadece 19301u yıllarda ortaya çıkmadı demek istiyoruz. toplantısında yaptığı konuşmada kuş bakışı bir değerlendirmeyle : " Devrim dalgası Kazak köylerine ulaşmadı". Şu anda Kazak halkının hayatı için sosyal devrim. Goloşçekin Cumhuriyet Partisinin 6. " Genç Türkistan" yayınlarından 1935 yılı çıkan "Sovyetlerin İşgal Ettiği Türkistan " isimli kitabında da yer almıştı. partisinin 6. Smagul Sadvakasov'un ifadesiyle tamamen pasifiçe edilmemişti. Smagul Sadvakasov. Parti toplantılarında işitilmeye başlandı. "milliyetçi" olarak suçlanmasına sebep olmuştur. Ertis boylarını kendi başlarına sahiplenmelerine izin vermemek konusunda özel karar çıkarmıştı. dönüp dolaşıp bahsettiği Sadvakasov hakkında biraz açıklama yapmamız doğru olacaktır. "Bu Kazak aydınları Rus göçmenler aleyhinde söz söylemiyorlar mı " zihniyetindeki hükümet yetkilileri derhal ayağa kalkıyorlardı. uygulanan doğru politikaları destekleyip. işçi sınıfının ideolojisi hakkında söz söylemenin bir anlamı yok. "Enbekşi Kazak" gazetesinin o yıllardaki yayınları incelenirse bir çok belgenin kuru gürültüyle. yoksulluktan kurtulamayıp ezilen. O tek bir adam değil ki partiden kovup çıkaralım. "Milletini seven insan. Aç çıplak. Program yapacak kadar milliyetçi hareketin içinde olmadım." diyerek gerçeği kabul edip özetledi. tanınmış şair. milliyetçilikle suçlanamaz" diye feryat etmesi boşuna değildir. gayretli bir Bolşevik'ti. onları Rus göçmenler koruyacak" mazeretiyle söz konusu kararı değiştirtmişti. Kazak milliyetçilerinin arasına hiçbir zaman katılmadım.26 "Başka konularda önceki ifadelerimi tekrarlıyorum. malından. Sansür edilen tercümesi "Sosyalist Kazakistan" gazetesinin 11. "Bu milliyetçi değil mi". (Enbekşi Kazak. yirminci yıllarda yoksul Kazak halkının topraklarım haksız ve kanunsuz olarak ellerinden almak isteyen Rus göçmenlerine karşı cesurca karşı çıkan bir vatandaştır. Smagul Sadvakasov' un o sırada başka bir faaliyeti ihtilal aleyhinde hiçbir şeyi yoktu. sorgulama davası biraz yavaşlamış. O. toprağından ayrılarak zorluk çeken halkı koruyucu sözler söyleseler. Sovyet yönetimi en uygun idare tarzıdır diyorum. Bu suçlama 1927. toplantısında yaptığı konuşmada şöyle demektedir: "Sadvakasov. Eski adet ve davranışlar ihtilale kadar nasıl idiyse aynı şekilde değişmeden kaldı. Halkı için hamilik olan bu iş daha sonra kendisi için "burjuva" . zor şartlarda yaşamaya çalışan yerli Kazak halkına toprak paylaştırma ve 200 bin Rus göçmenin Esil. Semey Gubkomunun yöneticisi. Milletin eğitimli mensupları. Bu karar gereği Kazak yoksullarına ve Rus göçmenlerine kanuna uygun olarak adaletli bir şekilde toprak vereceğiz diye bildiri hazırlanmıştı. tanınmış Kazak aydınıdır. ağırlamıştı. Bu suçlamayı özellikle Goloşçekin' in şiddetle yönelttiği bilinmektedir. gazeteci Rüstemulı Ziyabek' in " Kasımovşıların Tamırına bilig-5/Bahar '97 . Bu kararın da Sadvakasov' un başına bela olduğu anlaşılıyor. Sadvakasovlar içimizde de var. Önceki pedagojik ve ilmi çalışmalarımı Marksist yayınlara güç katması için atfediyorum. hatta 1925 yılından başlayarak yayınlarda görülmeye. Sadvakasov kamuoyuna yayılmış olan milliyetçilik fikrinin sembolüdür. (Enbekşi Kazak. Bu güne kadar ki Kazak yaşamında sosyal kurumlar. 1938 yılında. Yine de bununla mücadele etmek gerekir.12 Ocak 1991 tarihli sayılarında yayınlandı. 200 bin Rus göçmen kendi arzuladıkları topraklara yerleştiler. Goloşçekin devlet başkanlığına geldiği zaman "Kazakların kendi başlarına güçleri yok. Goloşçekin. 21 Aralık 1927) O donemde Kazak Merkezi Yerleştirme Komitesi. dikkatsizce. "Avezov' un o dönemde.

I. Baytursmov. 15 Aralık 1930 Yukarıdaki suçlamalar az gelmiş olacak ki şimdi de delilsiz ve isnatsız bir şekilde B. Sadece tarihi konuşturmak istediğimiz için evrakların sırasını değiştirmedik. Belonogov Okuyucu..S. Kazak S. davayı içinden çıkılmaz bir şekle getirip Avezov' u ne pahasına olursa olsun lekelemek amacıyla " Avezov. maddenin 7. Karar Suç eylemlerinin önlenmesi amacıyla (Avezov'la başlayan 5 kişinin ismi sıralanmış) isimleri belirtilen kişilerin derhal tutuklanarak. 23 70 Numaralı Dava Evrakı "Yayın organlarıyla eğitim kuramlarını ele geçirmeye çalışmak.R'i Birleşik Siyasi Baş İdaresi 1. Vollohov. defalarca tekrarlamak suretiyle kendi izini bozan sorgulama tutanakları mevcut. maddesine istinaden : Karar Verdi: " 2370 numaralı dava ile ilgili olarak Avezov... bu örgütte konuşma yaptı. Orta Asya'daki Basmacı hareketini organize etmek ve Kazakistan' da örgütlemeye çalışmak ve de Sovyet hükümetini yıkmaya yönelik faaliyetlerde bulundukları için Ceza Kanununun 128. Alim: Milliyetçi. Yazar: Teröristlerin lideri. 58. dilekçelerin belli bir tarih sırasına göre verilmemiş olması. Kazakistan'da ' Basmacı ' hareketini örgütleyerek Sovyet hükümetini devirmeyi hedeflemişti " suçlamasını yöneltiyorlar. bu karardaki "gizli örgüt". Aydın ve eğitimli Kazak: Hepsi zengin aile çocuğu.B.27 yayınlanan ' milliyetçileri cezalandırma ' konulu makalelerden derleyip yazmış. "Suçu Önlemek İçin Alınan Ilk Tedbir Kararı" Kazak S. "terörist faaliyetler". Avezov' la birlikte tutuklanan kişilerin sorgulama tutanaklarım okuduğunuz zaman karalamanın biribir türlüsünü görerek hayretten ağzınız açık kalır. İnsanın tüylerini ürperten bu sözler ciltlerin içinde sayfalarca yer aldığından ikide bir görünüp kara bora gibi can almaya hazırlanıyor. kültürlü halk temsilcilerine "teröristsin. Kuderin Jumahan. Dava evraklarının dosyalanış sırası öyle. Avezov adıyla alakalı kısımların tamamen kopya ettik. Ceza kanunun. götürüp namlunun ucuna koymakla aynı şeydir.R.S. Buraya kadar. birtakım evrakların tekrarlanması bizim suçumuz değil. "Kazak milliyetçileri" gibi soğuk sözlerin sırrının dikkatlice düşünüp anlasın. Kitabın yazarının yargılama davasıyla ve p dönemdeki yayınlarla doğrudan ilişkili olduğu anlaşılıyor.. "Evine filan kişileri çağırıp toplantı düzenledi" gibi tırnak altında kir arama gayretleri sık sık görülüyor. sorgulayıcıları. cümlelerin birbirine aynı sayılabilecek kadar çok benziyor olması.. Rıskılov. "2370 numaralı soruşturma dosyası" olarak adlandırılan dört ciltlik arşiv dosyasının yarısının incelemesini tamamladık. Bir kez yöneltilen bir suçlamayı. "isyankar eylem". milliyetçisin" diyerek çamur atıyorlar.7. Hem Sovyet hükümetinin gelişmesine engel teşkil edecek faaliyetlerde bulunup hem de Kazakistan'daki hizmet kampanyalarına ve çeşitli ilkelere zarar vermek amacıyla bilerek Sovyet yönetim kadrolarına milliyetçileri sokup kendi çıkarlarım koruyarak Kazakistan genelinde isyankar hareketlere sınırsız destek vermişlerdir. bazı sorgulama evrakların. İşte böyle devam edip gidiyor. yargılama davasındaki cevaplar ile Rüstemov Ziyabek' in kitapçığındaki kelimelerin.S.11. O devirde bir insanı bu şekilde suçlamak. "Başka ülkelerle ilişki kurdu" . bilig-5/Bahar '97 . Söz konusu aydın insanların başına nasıl nasıl ateş düşürüp bela getiriyor. bölümünün amiri Popov. Belenogov. Popov. Kaşkınbaev İsa. tutanakların. 3.. maddelerine göre suçlanan Kazak milliyetçilerinin karşı devrim örgütünün Taşkent'teki gizli şubesinin üyeleri : Avezov Muhtar. ve 11. O dönemdeki aydın.i Birleşik Siyasi Baş İdaresi komendaturasının özel hapishanesinde göz altına alınmalarına karar verildi. Ermekov' un isimleri sık sık geçiyor. Volohov. fıkralarına göre suçlu bulunarak davanın Savcığa sevk edilmesi uygun görüldü " Popov. Bu sonuca ulaşmamızın sebebi. "O teşkilata girdi. 2370 numaralı sorgulama davasıyla ilgilenmektedir.

Bir sanat eseri gibi insan gözlerini alamıyor. tanınmış hukukçu.28 İkinci cildin ortalarında yer alan evraklardan o dönemde. sayfasına iliştirilmiş. saklamaya gerek yok. Bu. Başlık konulmamış. Çünkü bugünün gerçeklerini geçmişle karşılaştırarak vermek doğrudur. El yazması not. Cemiyete zararlı. suçlayıcı bir tarzda yazılmış. Avezov. ev sahibi Rus hanımların ifadeleri de yer alıyor. ciltteki bir dava özellikle dikkat çekiyor. Bu gün. edebi krujoktin platformunu hazırlamakla ilgili fikirlerimden kaynaklanıyor gibi. edebi ve siyasi faaliyetlerimin hiçbirisi isyankar bir eyleme yönelik değil. İnsanların sadece kendilerini cezalandırmakla kalmayıp bacasını tüttüracek yakınlarını da dağıtmışlar. Bu arada insanın aklına 1930 yılında tutuklanan insanlara hapishanede nasıl muamele edildi. 3. Bu bölümde 2. Edebiyatla ilgili olan insanlar. fikirlerini söylemeye devam ediyor: "M. Yazı sitili kızın saç örgüsüne benziyor. KPSS. Bu bölüme Muhtar Avezov'un karanlık kafeste mahkum olarak bulunduğu günlerde yazdığı kısa bir nottan bahsederek başlayalım. TSK. 1989) O dönemde Almatı'nın dışında hapishane varmış. Bütün suçum 'Alka' isimli. No 3. Jumabaev' in bilig-5/Bahar '97 . Ayrıca dava dosyalarında. tarihi kahramanlara gösterilen saygının bu günün gerçeklerinden daha yüksek gösterildiği doğrudur. (İzvestiya. Dosmuhamedov. Her bölümde Lenin' den alıntılar yapılmış. kurusun diye 5 yıllığına Boronej'e sürgün edilmiş. "Karaköz" isimli piyeslerimle ilgili. "Bana verilen son söz hakkından istifade ederek aşağıdaki hususları açıklamaya mecburum: Milliyetçilik suçlamasıyla hapse atılışımın üzerinden bir yıldan fazla zaman geçti. halkı ters yola sevk edecek hiçbir şey yok. işkence etme söz konusu oldu mu soruları geliyor. üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan gazetede yayınlanabilir. Sorgulamayı yürüten Popov' un sorularına bakılırsa. Bu piyeslerde mazinin yüceltildiği. Milliyetçi eserler konusunu dikkate alırsak. Edebiyat tarih boyunca olduğu gibi bugünde cemiyetin şuurunu uyandırmaya hizmet etmektedir " Avezov. Rusya ormanlarında çürüsün. Bu konudaki suçlamaların hepsi kalemimden çıkan iki eserle "Endik Kebek". Siyah kurşun kalemle yazılmış." şeklinde özel emri çıkmış. toplumsal şuuru uyanmamış kamuoyu için sanatın çok büyük bir eğitim vasıtası olduğunu vurguluyor. Baytursınovla ilgili belgelerden anlaşıldığına göre. Bu ifadeler genellikle aleyhte. Okudukça yazarın bilgisine ve yazının güzelliğine hayran kalırsınız. edebiyatçıları yeni bir mertebeye yükseltecek sanatsal arayışların bir türü. eserlerimdeki bazı kahramanların karakter yapılarından ortaya çıkan yönler var. Hapishanenin içinde gizli hücreler kurulmuş ve her hücrenin yanında revir bulunuyormuş. Cep defterinden koparılmış dört sayfalık not kurşun kalemle acele yazılmış. Bunun aksine 1937 yılından itibaren bizzat Stalin' in " çok tehlikeli suçluları sorgularken hapishanede zor kullanılabilir. Mahkeme kararıyla J. belli kalıplara sokulan cemiyeti ters yöne götürecek bir fikre rastlamadım. kendi piyeslerinin mazmununu kısaca özetleyerek. Jumabaev'in 'Alka' isimli edebi krujoginin platformunda Popov yoldaşın şüphelendiği gibi düzen bozucu. onların halkın hissiyatını bildirmeye. Kazak aydınların çoğunun kendi evlerinin olmadığı ve kiralık dairelerde yaşadıkları anlaşılıyor. "Gece boyunca konuşarak toplantı yaptılar. Yenilikçi yönü ve hayata bakış açısıyla çok ileri seviyede görünmektedir. "Işıkları sabaha kadar sönmedi" şeklinde ifadeler var. ilmi bir makaleyi andırıyor. Bu. Çok derin ve düzeyli yazılmış. cildin 831. Doğrusunu söylemek gerekirse 1936 yılına kadar siyasi tutuklulara işkence edildiğine. Onu en kuzeydeki Arhangelsk eyaletine sürüp eşi ile kızını Tomski'ye göndermişler.". dövme. geçmiş dönemin iyisini ve kötüsünü detaylarıyla bilmeye hizmet ettiğini ortaya koyuyor. Bu kişinin Rusça yazdığı ifadesi milliyetçilik konusunda yazılmış uzun. Leningrad Enstitüsünü altın madalya ile bitiren Dosmuhamedov Jahanşah' ın davası. milliyetçilerin gizli hareketinden ortaya çıkan. zor kullanıldığına dair hiçbir belirti yok. Rus Çarlığının bizi işgal ettiği döneme kadar ki genel durumun daha iyi olduğunu bilirler. Bu itibarla ' Alka' nın ortaya koyduğu ilkeler.

Bu davanın 1. sembolistlerden başlayarak proletkult mektebine kadar eskiden beri var.29 amacı halkın manevi zenginliğini artıracak edebiyat faaliyetidir. Bu durumda davaları doğrudan kendi yönteminiz içinde sonuçlandırmanız doğru olacaktı. kendi açılardan 'Alka' platformunda siyasi suç unsuru sayılabilecek ibareler arayarak boşuna yoruluyorlar. yedikleri içtikleri ayrı gitmeyen arkadaşların hiçbirisi görünmüyor. Rusun bir çok edebi akımlarda. bu yazısından daha sonra yüksek mahkemeye yazdığı ayrıntılı dilekçesinde faydalanır. mahkemede kendisine son söz hakkı verildiği zaman söylemek maksadıyla hazırladığı anlaşılıyor. BSBİ Davasıyla İlgili Müfettiş SavcıStolbov'a Hapishanedeki Avezov Muhtar'dan Dilekçe "Almatı'da hapiste yatmaya başladığımdan beri benden bir kez ifade alındı. Merkezi teşkilatlar ve isyan örgütlerinin zanlılarla ilgileri kesin olarak delillendirilmemiştir. Sanıkların Kazakistan'da isyan faaliyetini yürütmek ve yönetmekle ilgili rolleri yeterince ispatlanmamış. Avezov'un hapsedilmesinin üzerinden bir yıldan fazla zaman geçmiştir. dolaylı iddalarla bunca zamandır zindandayım. Hanımı Valentina Nikolaevna. Böyle platformlar. beni çağırınız diye müracaatta bulunmuştum. bana karşı asılsız suçlamalarda bulunuyor. kimlerin imza attığı ve ne yaptığımla ilgili olarak gelecek sorgulamada bilgi verileceğini söylemişti. Kazak SSR'i BSB İdare işini teftiş eden Savcı Stolboy Yoldaşa "Kazakistan'daki milliyetçiler davası ile ilgili suçlama özetinde davanın üst mahkemede görülmesi için arzda bulunmuşsunuz." Bu hüküm. Bunların tamamı laf kalabalığı. Suçlamanın eses dayanağı sanıkların önceki 1918 1922 yıllarına ait suçlan üzerine kurulmuş. Kazak delagasyonunun 2. Oysa mahkeme Avezov'un düşündüğü gibi olmamış her şey gizli. Yıl bayramıyla ilgili yapılan toplantıda Goloşçekin yoldaşın konuşmasında bahsedilen Aymayıtov ve Baydildin'in suçlamalarıyla ilgili ifade vermek üzere. Oysa. Popov yoldaş bu isteğimi de sonuçsuz bıraktı. benim ne için hapsedildiğim. Kazakistan'ın 10." Bu yazıyı Avezov'un önceden. kendi ferasetine sığınırak bu kez Savcı Stolbov'a dilekçe yazar. " Ne yaparsan yap. Önceki ifadeleri tenkit tarzında idi. yine kalemine güvenerek. planı gerçekleştir " şeklinde üst makamın alt birime havalesini andıryor. acele ve telaşla ulaşılmış koplovari bir çözüme benziyor. Dışarıdan gelebilecek yardım yok. Ağ gözü kadar küçük bir pencereden aydınlık dünyaya baka baka gözleri dalgınlaşmış. burjuvanın Kazakistandaki lideri diyerek suçlamalarında ipin ucunu iyice kaçırmaktadır. Baydildin. Aman adımız ifşa olur. Oysa cezanın bizzat gerçekleştirilen işlere bağlı olarak verileceği malumdur. bazı yoldaşlar. "Karaköz" piyesine Sadvakasov. suçlamak suretiyle partiden puan toplamaya çalışıyor. Daha da detaylandırarak bu yazısını o dilekçeye ilave eder. kapalı kapılar arkasında çözülmüştü. Sorgulamanın bitmesine az bir zaman kaldığım dikkate alarak bilig-5/Bahar '97 . toplantısında 1921 yılı benimle ilgili belirtilen iddaların tamamı boş ve ispatsız sözlerdir. Bu sorgulamada Popov. O piyese içinde Janasov ve Maylin'in bulunduğu 'Töreciler' kurulu ödül vermiştir. Beni sadece para için yazıyor diyerek kötüledi. Karşı İhtilalci.5 yıldan beri yürütülmesine karşılık suçlama tutanağın aşağıdaki sebeplerle kollegiyada incelemeyeceğimizi bildiriyoruz: 1. Buna karşılık davaya esas olan birçok evrakın karşı ihtilal eyleminden daha çok bu kişilerin milliyetçilik hareketleriyle ilgili olduğu görülüyor. Belirsiz suçlamalarla. küçük Leylasını alıp Leningrad'a gitmiş. Yazar. takibe alınırız diye düşünen yakınlar kendi gölgelerinden korkarak mümkün olduğunca uzak duruyorlar. O. Eskiden yanından ayrılmayan. Daha sonra da arı utanmayı bir kenera bırakıp kişiliğime saldırmaya başladı. Rus edebiyatında. partili olmayan yazarları kınamak. Oysa şimdi hem yalan söylüyor hem de iftira atıyor. Taşkent'teki sorgulayıcı de suçumu gizleyerek hiçbir şey söylemedi. 2. gönlü ümitsizliğie düşmüştü. Açık bir mahkemeden ümidini kesen yazar. dostluk hatırına değer verdi diyor.

Bu amaca hizmet etmek için aynı fikirdeki insanları kolonizatörlüğe karşı mücadeleye çekmişim. Toplantısında Aymayıtov "Avezov. O dönemde içtimai hizmetlere. Soma 1919 yılının Kasım ayından başlayarak Kolçak'a karşı gizli örgüte dahil oldum. BSBİ Kollegyasına. Dosov ve daha başkalarının planlarını gerçekleştirmek için kendimi adamışım. Eskiden beri kafamıza takılan "Avezov. Hatırlatılması gereken bir konu: Bu dilekçe yazarın ruh durumunu. Partiden çıkışımın tek sebebi budur. milliyetçilik fikrini yayıyor" dedi diye eleştirmişti. Bütün bilig-5/Bahar '97 . genç insan enerjisiyle kendimi verip. Yazdıkları için Avezov'u suçlarken. Basmacıların liderlerinden biriydi. Yılı kutlamaları vesilesiyle 1930 yılında yaptığı konuşmayı arşivden bularak okuduk. Izdırap çekerek zindanda çürümeye yüz tutain Avezov. diyor. icraatta olsun hiçbir ilişkim olmadı. "Avezov. Kazak yazarlarını birbirlerine düşürerek. değersiz eserler yazdı. 1931 yılının sonunda BSBİ kollegiyasına uzun bir dilekçe yazmıştı. sadece mal yetiştirmişsin. Hayatım boyunca Alaşorda ile sözde olsun. samimiyetle elimden gelen gayreti gizlemediğimi herkes bilir. 4 daktilo sayfası uzunluğundaki bu dilekçe 3. (Programlı bir milliyetçilik faaliyetine hiçbir zaman katılmadım. Özellikle Kazakistan Sovyetlerinin 2. Hem de 12. Delil yok. tamamen belirsiz. Kazak Milliyetçileri Davasıyla ilgili olarak hapisteki AVEZOV Muhtar'dan Dilekçe "Bana isnat edilen en sonki suçları kanun diliyle sölemek gerekirse I) Ben VKP (b)'ye milliyetçiler Baytursmov ile Bökenhanov'un doğrudan emriyle Sovyet Hükümetine içerden zarar vermek.30 cezalandırılmama neden olan suçun açığa çıkarılabilmesi için en kısa zamanda. toplantısında Kazak Delagasyonunun toplantısını sadece ben tertiplemişim. Öyle yaptığın için ciğer hastalığına yakalanmışsın. ikilik çıkarmak amacıyla katılmışım. Aymatıyov. Sadvakasov. Burada Goloşçekin. şimdi bu üçüncü ciltte "milliyetçi". gününden itibaren Semey'de Kazak öğrencileri ile işçilerini Sovyet Hükümetinin çıkarları doğrultusunda devrimci faaliyetlere yönelterek yönetimin doğru yolda hizmet etmesine gücüm yettiğince gayret gösterdim. Partiye giriş tarihime bağlı olarak yukarıda kısaca bahsettiğim suçlamalar hiçbir şekilde gerçekle bağdaşmamaktadır. yeterli hayat tecrübesine sahip olmayan gençlerde sık sık görülen bir hal içinde ve geri kalmış. okudum. Orada konuşmacı Avezov'u 1921 yılı Ormbor'da yapılan Kazak Sovyetlerinin 2. 'Böyle çevirsen araba kırılacak. kömünist partiden nasıl çıktı? Partiye tekrar girmek için neden tekrar teşebbüste bulunmadı ? O dönemde Avezovla Kazak aydınlarının arası nasıl idi ? Avezov'un Rus kolonizatörleri ile ilgili düşüncesi nedir?" gibi sorulara cevap veriyor. Eylül. endişelerini. teması belirsiz. o zaman böyle söylemiş iniydi. söylememiş miydi. birini diğerine karşı maşa olarak kullanmak suretiyle ortalığı karıştırıp iddalar üretmektedir. önemini hiçbir zaman yitirmeyecek bir konudur.) Benim milliyetçiliğim duygular nispetinde idi. parti toplantısında Baytursmov. Kolonizatör anlayışından henüz kurtulamamış olan mahalli parti mensublarının yaymış olduğu eski desturlar beni de çabuk etkiledi. Bu dilekçenin tamamım yayınlamayı uygun gördük. Önceki ciltte. sayfalarında yer alıyor. hiç yazmayan Akbaev Jakıp'ı "Hiçbir şey yazmamışsın. şöyle çevirsen öküz ölecek' sözünün en güzel göstergesi bu olsa gerek. Çünkü içtimai meselelerle ilgilenmeye partiye girdikten soma başladığımı belirterek konuya açıklık getirmek istiyorum. Gençtim. 'Alka' isimli gizli örgütü kurdu." Diye suçlamaktadır.çektiği ızdırabı oldukça net bir şekilde açıklıyor. 1931 Bu bölümde Kraykon başkam Goloşçekin'in Cumhuriyetin 10. Sovyet inkılabının 1. Öyle olduğu halde. karşıt fikirli. Bu sorulara Avezov'un düşüncelerinden doğru cevaplar bulabilmek. beni ifade vermeye çağırmanızı arz ederim. Alaşordanın hiçbir biriminde görev almadım. Mevcut kolonizatör yayınlar milli duygularımı kamçıladı. Avezov. dayanaksız bir iddia. muhafazakar bir çevrede yetiştiğimden hem de önümüzde faydala nabileceğimiz oturmuş bir siyai mücadele ortamı olmadığından duygularımın tesiriyle ömür sürdüm. cildin 112 115.

Bökehanov Alihan'a yazıldığım. O mektubun araştırılması konusunu bilhassa isterim. Baydildin'in söylediği göre. İlk piyeslerimin başaısı bu hayalimi güçlendirdi. Bu konudaki iddalar. Şüphesiz ben de öyle yapabilirdim. 29. bilig-5/Bahar '97 . Bunun için en son verdiğim ifademin iyice incelenip araştırılmasını istirham ediyorum. Avezov. 1923-24 yıllarından itibaren siyaset ile ilgilenmeye başladım. II) Başka suçlamaların tamamı benim 'Alka'nın edebi platformuna yaklaşımımla ve ideolojik sahada o edebiyatçılarla yakın ilişkilerimle ilgili. önceden hiç yapmadığı tarzda bana ' siz ' diye hitap ediyordu. İyice düşünerek "geçmişte neler olmuştu ?" Böyle söylemem doğru olur mu ? diye tefarruatıyla değerlendirip yazdığım anlıyoruz. sadvakasov'a böyle davran. şartlarına dikkat etmiyoruz.'Alka'nın edebi platformuyla ilgimi bilmek istersiniz. Son olarak. Bu saha bana çok ilginç geldiğinden başka bir sahada çalışmayı hiç düşünmedim. Fakat müracat etmedim. 58. Oysa zindanda güneşin doğmasıyla batmasından başka bir şey bilmeyerek her an hahber bekleyen tutuklu için zaman hoş ve çabuk geçmez. Eğer öyle olsaydı. sorusu gündeme gelir. pedogojik ve ilmi çalışmalara adamayı uygun gördüm. Üniversiteyi bitirdikten soma Marksizm'in ilkelerini öğrenerek somaki hayatımı edebi. Gelecekte hala ızdırap çok. O dönemde yeni yapılan Sovyet birliğinden ayrılmayı düşünmem ve bu konuda çalışmam. Otuzlu yıllarda bu mevki şehrin tamamen dışı. 1931 Yazarın zindanda yatarken yazdığı son dilekçesi böyle. onun Leningrad'daki adresi bilinmediği için benim adıma gönderildiğini anladım. Bu dilekçenin Avezov'un hayatım inceleyen alimler için çok önemli bir malzeme olduğu açık. Çoğumuz gündelik telaşlarla koşturup dururken zamanın farkına. Bu iddaların hepsi Baydildin'in kendi aklından uydurduğu gıybet sözlerdir. 1922 yılında. Hiçbir şekilde gizlisi saklısı olmayan 'Alka' yı götürüp kendisine gösterdiğim konusunda o kişi şahitlik yapabilir. O dönemde Ülke Parti Komitesi milliyetçi faaliyetlerim için ve de parti disiplinini bozduğum gerekçesiyle beni partiden ihraç etti.Ermekov'la bu konuda hiçbir şekilde mektuplaşmadık. Ondan aldığım bir mektupla ilgili olarak şöyle bir hadise olmuştu: Leningrad'a benim adıma bir mektup yazdığı doğrudur. Geçmişteki faaliyetlerimi değerlendirince siyasi yeterliğimin olmadığım gördüm. saniyeler hiç kıpırdamıyormuş gibi gelir. statünün 7. gençlere anlayış gösterilmesi ile ilgili bir karar çıkarılmıştı. 10. benim 1921 yılında Smağul Sadvakasov'a ' basmacı ol ' diye akıl verdiğim iddası tamamen iftiradır: İlk olarak o yıl semey'de bulunmadım ve henüz Sadvakasovla tanışmamıştım. Semey Güberniya Parti Bölümünün önceki yöneticisi Tokjigitov yoldaştan ifade almanızı arz ediyorum. Gizli örgüt diyerek dallandırıp budaklandırdığınız . Partiden çıktıktan soma siyasetten tamamen uzak durdum. asrımızın başında yapılmış tek katlı kızıl bir bina var. Daha soma bu mektubun bana değil. kolhoz olarak kabul edilmekteydi. Şimdiki Tastak'ta Komsomol sokağı ile Bavman sokağının keşistiği yerde.31 enerjimle hizmet edemeyeceğime inandığım ve duygularımın tesirinden kurtulamadığım için parti içinde yer almanın gereksiz olduğunu düşündüm. Yaşı benden büyük olduğu halde. O dönemde Partiden çıkarılan Kazakların büyük çoğunluğunun tekrar partiye girdikleri malumdur. daha somaki yıllarda ben ne yapar eder partiye katılır. maddesine göre suç kabul edilebilecek üretimle ilgili zarara sebebiyet verecek hiçbir faaliyetim olmadığım açıkça söylüyorum. Yapılacak bir yüzleşmede bunun doğru olmadığının anlaşılacağını belirttim. İkinci olarak o dönemde ben elifi mertek zanneden bir öğrenci gibiydim. milliyeçilerin iradesiyle partiye girmiş idiysem onların emri 1922 yılına kadar mı yerine getirildi. kolonizatörlüğe karşı mücadeleye başla diye akıl vermeye kalkmam akla mantığa sığmaz. Mektubu açıp okuyunca hayretler içinde kaldım. Bu durumda eğer ben. Bundan soma da kendimi siyasetin dışında tuttum. gençliğimden beri bütün gücümle yazarlık yeteneğimi geliştirmeliyim diye hayal kurdum. partinin dışında kaldım. Gizlisi saklısı yok. Ermekov'un Kazakistan'daki yerli halkın topraklarının ellerinden zorla alınması konusunda Leningrad'a adıma yazdığı mektupla ispatlamaya çalışılıyor. o emri yerine getirmek için kendimi adardım. Merkez Komilisinden özür dileyerek tekrar Partiye kabul edilmem mümkündü.

BSBİ bilig-5/Bahar '97 . statünün kanlı bir kelepçe olduğunundan bahsedilmemiş. Yargı organları ne cevap verirler ne de yolu yordamı böyledir. suçlama özetinde bahsedilen hususların birazım aynen tekrarlıyor. Avezov'un esas suçlama özeti aşağıdaki gibidir. Yazara yöneltilen suçların tamamı yukarıdaki soruşturma protokolünde. Boynuna geçirilen 58. suçlamaların şiddetinin artması ve çemberin giderek daralmasıdır. Dördüncü cildin 183. Avezov suçlanmaktadır: 1 Devrim karşıtı örgüte girip zararlı fikirlerini gerçekleştirmek amacıyla teşkilatın emri doğrultusunda VKP (b)'ye üye olmuştur. suçu kabul etmeyişleri ile ilgili ifadeleri hiçbir şekilde dikkate alınmamış. vekile bu söz hiç bir tesir etmemiş. Özel Vekil Popov. görevi. İhtilafçı. 268. sayfasından itibaren 44 sayfalık suçlama özeti yer alıyor.32 BSB İdarenin yetkilileri ta başından. nereden bilelim. Bu arada 13 Mayıs 1931 tarihli bir karara göz atalım. kurtulma ümidiyle yazılan bu dilekçeden sonra yazar. Milliyetçi. kendi teşkilatlarının menfaatlerini kollayan insanları sokmaya çalışmıştır. Yeri gelmişken şunu söylemek istiyoruz: Kazak aydınlarının. Yukarıdaki sorgulama protokolünün sonuna yetkili vekil Popov kendi eliyle "Suçunu kabul etmiyor" açıklamasını yazmış. Suçlamada kişinin yaşı. "Ne yaparsan yap tutuklulara milliyetçiliği kabul ettir. 12. Devrimci suçlamalarım ardı ardına yöneltirler. parti Toplantısında millet meselesi hakkında Bökenhanov. Alaşordacı. Avezov gibi büyük yazarların yattığı bu 'Komsomol. Kazakistandaki BSBi İdarenin Özel Bölümünün Vekili Latipov 2370 numaralı dava dosyasıyla bilgilenmiştir. kendi sahasında milliyetçi çalışmalar yürütmüştür. BSB İdarenin 1924 yılındaki emri doğrultusunda 172 numaralı dava dosyasının Birleşik SBİ'nin özel toplantısında. göz görmez. ailesi. Yargı organları dilsiz. toplantısında delegasyonla özel bir toplantı düzenleyerek "Alka" isimli gizli. Tespit Bu davada zanlılar arasında bulunan Akbaev Jakıp. 12. soruşturma ve sorgulama evraklarının gün geçtikçe kalınlaşması. " şeklinde özel bir emir mi var. Böyle söylememizin sebebi. 11. 10. kulak işitmez en ücra yerden seçmişler sanki. Sadvakasovların teklif ettiği platformu savunarak kolonizatörlüğe karşı mücadeleyi hedeflemiş. Kazak SSR'i BSBİ Yetkili Vekili Hvarostyan. O. tutukluların zindanım cezalandırmaya müsait. Bu özetin başında ilk önce tarihi bir açıklama yapılmış. maddesinin 7. Hem de Sovyet organlarındaki insanları kendi menfaatlerine çalışan insanlar sayesinde devrim karşıtı faaliyetlerde bulunmaya sevketmiştir. tepkisiz bir taş gibidir. Suçlama Fezlekesi M. sırada Avezov'la ilgili üç sayfalık suçlama yer alıyor. altı ay daha hapiste kalır. Öyle olmakla birlikte sorgulayıcılara. ev"e bir hatıra plaketi konulsa çok anlamlı olur. Fıkralarına uygundur. Tutukluların yukarıda belirtilen birçok şikayetleri. Karar Verildi Suçlu Akbaev Jakıp Almatı Islah evinin bünyesindeki hastaanede kontrole alınarak başka hastalarla karşılaşmayacak şekilde tedavi edilsin. Vekil Latipov Burada Islah evi (ispradom) nin ne olduğu konusunda biraz açıklama yapalım. mahkeme dışında incelenmesi kararlaştırıldı. suçu hakkında ayrıntılı bilgi veriliyor. diye tekrar ifade alırlar. Orınbor'da yapılan Kazakistan Sovyetlerinin 2. Affedilme. Açıklama Bu dava ile ilgili olarak tutuklananların tamamı Almatı şehrinde hapsedildiler ve BSBİ'nin kontrolünde bulunmaktadırlar. Basmacı Lideri. sağlığının kötüye gitmesi sebebiyle uzun süreli tedaviye ihtiyaç duymaktadır. milliyetçi edebi dernek platformunun hazırlanmasına gönüllü olarak karışmıştır. Ceza yasasının 58. 2 Sovyetin devlet organlarına.

sırada Avezov'un adı soyadı yer alıyor. sorgulayıcı. Telgrafın kısaca mazmunu şöyle: "Davayı neden böyle uzatıyorsunuz ? Üçlü'ye havele ediniz ". Üçlü yukarıdaki kararı bu amirin fermanını hiç değiştirmeden. göndermediler mi. Avezov'un eline aşağıdaki açıklama (hüküm fezlekesi) kopyesini vermişler: Tahliye Müzekkeresi Avezov Muhtara tebliğ edildi. Popov çiğer hastası Akbaev'in durumunu nasıl çözdüler. ceza yasasının kampına kapatılsın. Bu dava dosyasının sonuna Islah evinin baş hekiminin yazdığı bir yazı konulmuş. yetkili vekili hiçbirisinin adı soyadı tam olarak yazılmamış. 58. Acı bağırsak gibi uzatılan söz konusu listenin sonuna BSBİ III: bölümünün amiri Borisov ile BSBİ vekili adına Hvorostyan imza atmış. Kazak SSR i BSB İdare bünyesinde tutuklu olarak kalmış. sadece soyadları belirtilmiş. işin bu yönünü bilmiyoruz. üçüncü sütuna suçlama özeti denilmiş. Abılayhanov (Muhamedşin) Seydahmet yattığı için boş yer yok. BSBİ'den bir kişi. Üçlü'nün mahkemesine sanıklar çıkarılmamış. İkinci husus hiçbir sanığa avukat tahsis edilmemiş. statüsü 7. Ukuyucuların hapishane şartlarım tam olarak anlamalarına yardımcı olmak için bu yazıya yer verelim. yargıç) alınmıyor. Bir amirin emriyle hazırlanmış gibi. Üçlü dedikleri.33 Vekillerinin ifadelerine bakarsak o dönemde hapishanelerde tedavi merkezleri varmış. Siyasi tutukluların diğer hastalarla karşılaşıp konuşmalarını engellemek için özel olarak görevlendirilmiş doktorlar. Ermekov ile Avezov maddlerine göre hakkındaki bu karar. OBKOM veya KRAYKOM sekreteri ve savcılıktan bir adam olmak üzere kurulan özel bir komisyondur. " Bu yazıyı alan Latıpov. 8/X 30 yıl üzerinden hesaplandığında üç yıl gözetim altında tutulma cezasına çarptırılmıştır. "3 yıl". bozmadan vermiş gibi. soruşturmacı. Muhtar Avezov 8 dosyası ile ilgili sanıklar Kasım 1930 tarihinden Avezov Muhtar. Baş tarafına "Üçlü mahkemesi" ibaresi damga şeklinde basılarak kuşe kağıda özel dava evrağı hazırlanmış. Bu amir her ismin son sütununa kendi eliyle ve mürekkeple "5 yıl". Birinci sütuna sayısı. ikinci sütuna suçlunun adı soyadı. Üçlü komisyonuna mahkeme üyeleri (hakim. "Islah evinin bünyesindeki revirde Kojamkulov Naşir. Dördüncü sütuna 'karar' denmiş ve bu sütun boş bırakılmış. Liste dört sütundan oluşuyor. "4 yıl" sürgün edilsin" diye yazarak en sonuna imza atmış. avukat. Moskova'daki BSB İdarenin müfettiş savcısı Katnyan'dan bir telgraf gelir. Serbest bırakıldıktan sonra gözetim altında bulundurulsunlar. Ermekov başlayarak toplama Azimhan. hüküm gıyaben verilmiş ve kendilerine tebliğ edilmiş. Akbaev Jakıp'ı hiç kimseyle karşılaştırmadan özel olarak tedavi etmemiz mümkün değildir. 8 Mart 1932 tarihinde Almatı'daki savcı Stolbov'un adına. 2370 numaralı dava ile ilgili Kazak Milliyetçilerinin Listesi olarak adlandırılan bir liste hazırlanmış. özel bölmelerde tedavi yürütmektedirler. tedaviye gönderdiler mi. 11. İlginç olan böyle bir liste hiçbir yasaya uygun değil. Toplam 32 kişinin içinden 20 adam seçilip Üçlü'nün mahkemesine hazırlanmaktadır. Listeye 20 adamın adı soyadı yazılmış. Bu arada şu iki hususa dikkate çekmekte yarar var: 4 ciltlik suç davası dosyasındaki savcı. Bunu diğer bir ifadeyle "Islah evi" diye adlandırılmaktadır. 10. tutuklandıkları günden itibaren hesaplanarak uygulansın. Bu komisyonun verdiği karar tekrar incelenmiyor ve bozulamuyor. Kazakistan'daki BSBİ bünyesinde Üçlü'nün Toplantısı 20 Nisan 1932 NO: III / K Protokolden Kopye GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ KARAR VERİLDİ 2370 Numaralı dava 17. 12. Bu durumda "Kazak milliyeçileri" suçlamasıyla tutuklanıp yargılanan insanların iki yıla yakın süren davalarım tek bir adam birer dakika içinde dışardan sonuçlandırmış görünüyor. Bahsetmeden geçemeyeceğimiz çok önemli bir durumla karşı karşıyayız. VSS'nin Amiri Grinbavm bilig-5/Bahar '97 .

37.. Karara imza atanlar. Çünkü burada " Şolpon " dergisi. Rüzgarın savurduğu toz zerreleri gibi yok olup gittiler. sadece ömrünün son sekiz yılında sorgudan. 38. Bunun 20 binden fazlası idam edildi. çok hassas konularda makaleler yazdı. Stalin' in Kazak yurduna ulaşan zulüm politikalarının ilk örneğinin tarihi böyle. yoldaşlar. İdeallerine sıkı sıkı sarılan Avezov. Kalemine güvenen Avezov. Kazak SSRİ Yüksek Mahkemesinin suç davaları ile ilgili Mahkeme Heyeti 28 Şubat 1958 yılı çıkardığı 22/ 0154 numaralı kararıyla Avezov' la birlikte cezalandırılan 20 kişiyi akladı. aydın ve seviyeli ortam hava gibi gerekli olmuştu. bilig-5/Bahar '97 . Abiljanov J. Ondan soma " Taşkent'teki Orta Asya Devlet Üniversitesi. uzun ve kısa hikayelerinin dergilerde ve de tek tek kitaplar halinde yayınlandığını söylüyor da.. Üstun zekalı. Hapisten çıktıktan soma dört ay kadar iş bulamayarak sendeleyip dolaşır. Sonra 3436. akılları başlarından gitti. 'karşı devrimci'. Başka bir ifadeyle Taşkent. Aynı zamanda üniversitede asistan olarak bilime yöneldi.O. bazı insanların ömrünün tamamıdır. gölge gibi peşinden ayrılmaz. Dosanova A. mesajlarını bu aydınlar arasında halkına daha rahat ulaştırabileceğini düşünüyordu. can endişesi ve somaki 26 yıla uzayan ümitsiz bekleyiş iki satır sözle sonuca ulaştı. Öyle olmakla birlikte 'milliyetçi'." İki yılı aşan ızdırap. Avezov bu kararla özgürlüğüne kavuşur. alaşordacı ' suçlamalarıyla Almatı hapishanesinde yaşadıklarını bilerek unutulmaya terk etmiş. Rusça'yı çok güzel kullanan yazar iş arayarak bir çok müessesenin eşiğini aşındırır. Üçlü' nün kararını. Avezov ise. birden atlayarak. Yirmi altı yıl demek. eziyet. takipten uzak başı rahat bir şekilde yaşamış ve Peygamber yaşına geldiği zaman ağır hastalık sebebiyle hayata gözlerini yummuştu. Kaderin cilvesi işte bu.D. tutuklanma ile kanun nazarında aklanma arasında 26 yıl geçmiş. Aradaki birkaç yıldan bahsetmiyor. sürgünden sürgüne dolaşıp. Taşkente geldikten soma gece gündüz demeden yayıncılıkla meşgul oldu.'burjuva' suçlamaları uzun yıllar boyu.. Bu kararda şöyle yazıyor: 20 Nisan 1932 tarihinde " Kazak Milliyetçileri " suçlamasıyla yargılanan 20 kişinin davasını yeniden inceleyerek aşağıdaki kararı aldık: O insanların faaliyetlerinde suç unsuru bulunmadığından Üçlü' nün vermiş olduğu hüküm ortadan kalksın. En sonunda Kazak Tarım Ürünleri Enstitüsünde öğretmen olarak göreve başlar. "Jas Kayrat" gibi yayınlar çıkıyordu. 'alaşordacı'. Şarkiyat Fakültesinde doktoraya başladım " diyor. Moskova'dan göçen Doğu Halklarının Ortak Yayınevi de buradaydı. Günden güne halkının gözü kulağı olmaya başlayan yazara. Avezov kendi elleriyle yazdığı otobiyografisinde 1923 yılı Leningrad Devlet Üniversitesinin Filoloji Bölümüne girip 1928 yılında bitirdiğini belirtiyor. Bir kısmı 1937 yılında tekrar tutuklanmışlar 'halk düşmanı' oldukları gerekçesiyle idam edilmişlerdi. sorgulama protokolünü. duygulanın ve fikirlerini.34 Vekil Siluvkov 7 Mayıs 1932 M.. Aklanma karan çıkana kadar o insanların bir çoğunun ömrü sona ermişti. bir çok insanın yarı ömrü. o dönemde Müslüman halkların başkenti durumundaydı.İ. Önceki bölümlerde yazarın zindandaki ifadelerini. Leningrad Üniversitesini üstün başarıyla tamamlayan Avezov'un Taşkent'e gelmesinin esas sebebi sadece doktora eğitimine başlamak değildi. Onun biyografisini yazdım" diyor. Harlamova T. kısaca butun dava evraklarını açıkladık. bir çok tiyatro eseriyle iki üç kitabın yazarı. kelepçe gibi sıkarak geri geldi. O dönemde Kazak tiyatrolarında yazdığı piyeslerin sahnelendiğini. "Abay külliyatının redaktörü oldum. 193032 yıllan arasında ' milliyetçi. takipten takibe. Dikkat etmişsinizdir. Üçlü' nün kararı ne zaman bozuldu? Avezov la birlikte suçsuz ceza çekenler ne zaman kanun nazarında aklandılar ? Bu sorular mutlaka insanların kafalarına takılıyordur. Kalanların pestili çıktı. 4245 yıllarında felaket kara bulut gibi çöküp. "Kedey Aynası". O fırtınada 100 binden fazla Kazak'ın başına zincir vuruldu. yetenekli. Öyle anlaşılıyor ki Avezov. iddia özetini. Goloşçekin'e yazdığı dilekçeyi. Kazak alimlerinin. aydınlarının ileri gelenleri 1920' li yıllardan başlayarak Taşkent'te toplanmaya başlamıştı..

' Gelişecek ülkenin çocukları birbirine yiğit der' sözüyle başlayan bu mektup halen yazar arşivinde saklanmaktadır. 1930 Gerekçesi: Orta Asya Devlet Üniversitesi Pedagoji Fakültesi Dekanı Segal' ın dilekçesi. Bavırjan' ın naklettiği hatırat aşağıdaki gibidir. kırgından nasıl kurtulacağının yollarım araştırmaya başlamıştı. "Avezov'un Asistanlık Döneminden Belgeler" isimli makalesinde (Kazakistan Muğalim Gazeti. Avezov'un tutuklanmasıyla ilgili olarak Üniversitede yer alan tek belgenin kopyası aşağıdadır. daha sonra ünlü bir doktor olan Orazbaev Kabış mektup getirdi. ondan olan kızı Layla vardı. Stalin' in kanlı." diyerek Margulan gerçeği yazıyor. yeteneğine hayran olan danışmanının " Avezov' un doktorada üç yıl okumasının gereği yok. Almatı hapishanesindeki korkutan. ilmi sekreterliğine ise Avezov atandı. sf. 10. 31 yaşındaki yazarın zekasına. Esmağambet Smayılov'un 'Abay' romanı hakkında yazmış olduğu değerlendirmesini müdafaa ettiğini biliyoruz. Bir gün. Otuzlu yılların başında Avezov'un alevler gibi yükselip gelen yayınları. 30' lu yılların başında Kazak entelektüellerine ne tür suçlamaların yöneltildiği. Avezov'un orta seviyeli üreticilerin mallarının ellerinden alınmasına karşı yazdığı makale herkesin dilindeydi.. 'Sosyalistik Kazakistan' gazetesinin yönetimine yazdığı açık mektupta. F. Üç dört yılda bir tekrar güç alıp ömür denizini alabora edip durmuştu. Tursm Jurtbaev' in " Besigindi Ayala " (Juldız dergisi No: 1988) isimli romanında Muğalima' nın kısa bir hatırası yer alıyor: " Babamdan bir gece yarısı ayrıldıktan sonra.1988.F. gazetede mi. halkın kaymak tabakasını bir daha süpürüp halkı mankurt halde bırakmaktı. iki yılda bitirir. "O donemde Valentina Nikolaevna. Kalemi güçlü yazar. alim Mirzahmetov Mekemtes. halkının açlıktan. Muhtardanmış. Bütün zenginliğini. Ey yiğit savaşa katılmadıysam da azabı kimseden daha az çekmedim. Zor günlerde aile içinde bir bağlantı olmuştum. tabiri uygun olursa okyanus dibinden yanardağ çıkaran tayfun gibi gürlemişti. Bavırjan. Bunun esas amacı Kazakistan ve Orta Asya'daki aydın kitleyi. beni Danyal İskakov'un eşi Mukarama' ya bırakarak Valentina Nikolaevna. Selamı ulaştırdım. Layla'yı alıp Leningrad' a gitti. Avezov ile Bavırjan Momışulı arasındaki ilişki sadece çok açık olan bir gerçeği gösteriyor1944 yılının Eylül' ünde. davalarının nasıl görüldüğü açık olarak yazılmıştı.35 Akademik danışmanı dönemin büyük alimi. Ne olduğunu tam olarak anlayamamıştım. Muhtar Avezov. izini kaybettim. 14 Kasım 1977) ayrıntılarıyla vermiştir. Arabist ve Müsteşrik Profesör M. O kitapta. Gavrilov. Gavrilov idi. Vatandaşlara atılan iftiraların. Çok geçmeden Orta Asya Terminoloji Komitesi kuruldu. muhabir olarak çalışıyordu. 1 15. üzerine su serpilmiş gibi kesildi.) Leningrad'a gelen Valentina Nikolaevna'ın durumu böyleydi. gazeteci Ziyabek Rüstemov'un adı edebiyatçılar tarafından iyi bilinir. Kendisi ve Layla sağ mı? Duyguları nasıl? Benden ümidini kesti mi? Bu soruların cevaplarım araştırıp öğren." diyor." diyerek özel bir karar çıkardığı bilinmektedir. yok edici zulmü. "Doktora öğrencileri Avezov ile Kemengerov ve asistan Koşkınbaev' in Üniversitemizle ilişkileri tutuklandıkları tarihten itibaren kesilsin. "İşte o Rüstemov'un 1930 yılının sonunda 'Kasımordacıların Tamırına Balta :abayık' isimli kitabı çıktı. No: 7 .Taşkent'te tutuklandığı zaman ailesinden yanında ilk eşi Rayhan' dan kalan kızı Muğalima. yılın başında Müslüman cumhuriyetlere şiddetli dalgalar şeklinde yönelmişti. Taşkent'te çıkan 'Kedey Aynası' gazetesinin redaktörü idi. sonraki eşi Valentina Nikolaevna. acıktıran azap ömrüm boyunca bana yeter. 0 tufan 30." 01. Bütün öğrenmek istediği: Valentina nerede. Doktora eğitimime devam ettim. 'Birlikte oturduğumuz bir gün Avezov. Tanınmış şair.. O dönemde devletleştirme politikası uygulanıyordu. (Juldız. Komitenin başkanlığına M. O eserde Alkey Margulan şöyle diyor: " Taşkent' te kalan Muğalima'yı Almatı' ya gönderdikten soma ben de Leningrad'a döndüm. yöneltilen suçlamaların bilig-5/Bahar '97 . titreten. yayınevinde mi. Avezov'un Orta Asya Devlet Üniversitesinde asistan olduğu dönemle ilgili bilgileri. elindeki azıcık malım yitirip talan olan çiftçiler ve köylüler açlık tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştı. İşte böyle zor bir donemde 33 yaşındaki Avezov' u tutuklayıp hapse attılar.

Oysa bizim yöneticilerimizin herkesin malım mülkünü. onları dilenciliğe yönelttik. açık mektup yazmaya başlar. Orta halli aileleri ağa olarak bilig-5/Bahar '97 ..' diye makale yazıp yol göstermesinde düşünen insanlar için büyük ibret vardı. sayısında yayınlanmıştı. Az zaman içinde cehennemin kıl köprüsünden geçmiş gibi olduk. Suçlu bulunan Avezov' u namlunun ucundan kurtaran bu mektubun tam nüshası 'Juldız' dergisinin 1988 yılındaki 7. köyünüzden ağa çıkarın' diyerek sopanın ucunu gösteriyorlardı. tasarrufunu elinden alarak. Bu canavarın pençesinden kurtulacağımız şüpheli. O mektubu tekrar yayınlamayı uygun görmedik. Her şeyi abartarak meseleyi oldu bittiğe getirmek amacıyla oluşturulan suni rüzgar ortalığı karıştırmıştı. Bu yüzle geldik. söz konusu gazetelerin 10 Temmuz 1932 tarihli sayılarında yayınlanır. sonraki dönemde tarihi. Yer yüzünün akıllı insanları kendi ülkesinin halkını nasıl etsek de kalkındırsak. büyük nehirlerin boylarında yaşamakta olan yerleşik halkın yanma göç etmeye başladılar.' diyor yazar. yoksulluğun en alt sınırına düşerek açlıkla yüz yüze kalmıştı. Avezov çok önceden tahmin etmişti. Sorgulamadan geldikten soma yaşlı yardımsever bir kişinin gizlice söyledikleri bu gün hala gözlerimin önünde. Avezov' un başını kurtaran üç husus. Kazak ailelerin yerleri miras yoluyla eskiden beri paylaşılıp belirlenmiştir. geçmişimi inkar ediyorum' diyerek hükümet temsilcilerine açık mektup yaz. Bizim gönüllüler de ağası olmayan Kazak köylerine gelip 'Beş keçisi olan Kazak' ı ağa olarak yazın'. ne yapsak da zenginleştirsek diye çabalıyor. 'Muhtar. Tok gözlü milletin. önce zenginlerin somasında ise on beş hayvan besleyip geçimlerini sağlayan orta halli ailelerin mallarının ellerinden alınması politikası uygulandı. Jurtbaeb' in 'Besigindi Ayala' adlı romanında da tam olarak yer almıştı. Kolhozların yapılanması sırasında ortaya konan büyük ve önemli hizmetlere de ilk zamanlar güvensizlikle yaklaşıp karşı çıktım. Akmola eyaletlerinin yoksulları. Uygulanan bu politikadan bir milyon kadar orta halli aile olumsuz etkilenmiş. arkamızdan önümüz yakın. Solhoz. Kendisine verilen bu aklı dikkate alan Avezov. Zaman kıskacında muzdarip olan Avezov'un 'ağzı yanan üfleyerek yer' misali gönlü kabardığı zaman seyrek de olsa sırlarını paylaştığı görülüyor. 'Ben anlatayım sen dinle. Merkezi Rusya' da ağaları tamamen yok etmek gerekir' şeklinde bir karar çıkarılmıştı. ' Avezoğlu Muhtarın mektubu' adını verdiği bu mektup. ' Hata ettim. Almatı hapishanesindeki zor günleriyle ilgili hatıralarını sırdaş dostu Kayım Muhamed Janov' anlatmış. Malları ellerinden alınan Kazak aileler. T. Torğay. Halk zenginleşmeye. Kalp gözüyle gören akıllı insan olacakları hisleriyle önceden bilmişti. "İlk olarak. "İşte bu acı sonu M. 'Ne yaparsanız yapın. Bu mektubu önce Kaz APP' nin başkanına. Zindanın heybeti büyük. Mektubu buraya almamakla birlikte onun içinden Avezov' un canını kurtarmasına sebep olan üç konuya değinmek istiyoruz. Semey. azabı ağır. aradan altmış yıl geçtikten sonra. halkı nasıl etsek de yoksullaştırsak diye gayret göstermeleri anlaşılmaz diyerek sıkıntıları yazdı. boşluğa düşüp mekanlarından uzaklaşarak ne tür bir işle uğraşacaklarım bilmez bir halde göçe başladılar. Bazı yazarların birbirlerine 'Başka ülkeye kaç' diye akıl verdiklerine nasıl inanırsınız ? 'Devrimci ideolojiye karşı' ifadesine her sayfada rastlıyoruz. bu yüzle gidecek insanlarız' diyerek akıl verdi' demişti. gerçekleri bilen insanlar gerekir. Bu kadar önemli olan bu faaliyetler nelerdi ? 1926 yılının başında. Onlar asırlardan beri kalıplaşan otlak paylaşımına. oba geleneğine göre yeni dönemin şartlarına uyum sağlarlar. ' Göçebe Kazak aileleri hiçbir şekilde yerleşik hayata geçmeye zorlamanın gereği yok. Bundan sonra kendi tezeğimizi kendimiz deşip ne yapalım. seçkin vatandaşı verdiği bu akılla Avezov' un kurtulmasına sebep olmuştu.36 iğrençliği insanı tiksindiriyor.. 'Zenginler ile boy beylerinin refüze edilmelerinin gereğini ve gerekçesini samimi olarak kabul etmedim. diğer kopyalarını Kazakça ve Rusça hazırlayarak 'Kazakistanskaya Pravda' ile 'Sosyalistik Kazakistan' gazetelerine gönderir. Arka' nın şiddetli soğuk kışı. gelişmeye çalıştıkça biz. Bizler ömrümüzün sonuna yaklaştık. malsız yoksulları dilenci durumuna düşürüp kırdı. yeniden yapılanma döneminde ancak bu günkü nesil tarafından anlaşılabilmektedir.

O dönemdeki Kazak Edebiyatının önemli örnekleri üzerinde duran. Nasıl etsem de bu övünç verici iftiradan kurtulsam diye bunalan Avezov. 'Şolpan' dergisinin 1922 yılındaki 2. Sonra Ahmet Baytursmov'un eserlerindeki edebi değer üzerinde duruyor. aksine onu iyice güçlendirmeye başladı' diye yazdı. 'alaşordanın fikirlerini edebiyat sahasında uygulamaya koyan kişi' olarak gösterdiği malumdur. Açık mektupta üzerinde durulması gereken ikinci önemli husus. Kazak milletine uygun olan tecrübelerinden yararlanılmasını teklif ettiler. yemek yiyip ayak uzatmaktan başka bir şey bilmeyen amele başkanların çıktığını babalarımız türkü yakıp söylerlerdi. Açık mektuptaki üçüncü husus 'Alka' ile ilgili. çok önceden tahmin etmişti. 'Şolpan' dergisinde çok önce yazdığı bir makaledeki fikirleri için 'Onlar gelişme yolunda zararlı fikirler idi' dediği ifadedir. fikirleri ve yapısıyla çok değerli bir makale. 'Ey Pirim ey! Milletini seven milliyetçilikle suçlanır mıymış' diye söyleyen de aynı Avezov' dur. birbirleriyle sıkı ilişkiler kurmuşlardı. 'Şolpan' dergisinde yayınlanan o makalenin özelliği neydi ? O makaledeki bozguncu fikirler nelerdi? Avezov'un başına bela olan bu hacimli makale ' Kazak Edebiyatının 'Şimdiki Devri' adını taşıyordu. Bu karar üzerine bizim gönüllüler. "İşte. Ülkeyi karıştırmakta olan devrimci ideolojilerin. Kazak adet ve geleneklerinin unutulmasını önlemekti. Mağjan Jumabaev' in şiirlerindeki romantizm. onları diğerlerinden ayırarak köyün dışına çıkarın. Yukarıda isimleri geçen bir çok yazar. 1923 yılındaki 4. Abay romantizmi konularım tanımlayıp açıklayarak bu edebi akımların Kazak edebiyatına giriş aşamalarını teferruatıyla izah ediyor. resmetme tarzındaki yenilikler üzerinde derinliğine duruluyordu. dünya üzerindeki mücadeleci teşkilatların sadece iyi yönlerini alıp. ameleden başkan seçin' diyerek işe giriştiler. uysal halkın üstüne kamçı sallayarak "içlerinden ne yapıp edip amele bulun. Başka bir zaman. okuyucularıyla buluş turulmayan makalenin sırrı neydi? Makaleyi 'Şolpan' dergisinden bularak okuduk. Jusıppek Aymayıtov'un eserlerindeki psikoloji inceleniyor ve kahramanların tahlilleri yapılıyor. 'Alkanın programım yenilikçi bir edebiyat programı olarak kabul etmem de doğru değildi. O dönemde cahil. Bu makaleyi bu gün tekrar bastıracak olsak. Bayron. Avrupa edebiyatıyla yakından ilgilenen Aymayıtov'un ustalığı. Onlara ayrı ev yapın. Fikirlerini makaleler halinde sureli yayınlarda yayınlamıştı. Bu şekilde 70 yıldan beri gizlenen. cildine alınacakken yayınevi redaktörünün ileri görüşlülüğü yüzünden çıkarılmıştı. ve 3. baş deyince kulağım gösteren. Onu 'zengin yanlısı' . yerli halkın etnolojik özelliğine. Puşkin şiirleriyle aynı ayarda değerlendiriliyordu. bunların Kazak toprağına. Bu hareketinin yazarın başına kara bulut gibi çöküp. değişikliklerin ve devrimlerin çok sık yaşandığı bir dönemde. yüksek eğitim kurumlarının edebiyat bölümü öğrencileri için çok yararlı bir kaynak olacağı şüphesizdir. Çin ve Rusya gibi iki büyük ülkenin arasında yaşayan az sayıdaki Kazak' in kendi etnik yapısını. onların halk tarafından pek dikkat edilmeyen sanat değerleri üzerinde tahliller yapan planlı. Başka bir ifadeyle 'yenilikçi istikametteki edebi grup' olarak isimlendirilebilir. Abay realizmi. saylarında. zaman kaybına tahammülü olmayan önemli bir meseleydi. saylarında yayınlanmıştı. ve 5.' diye yazıyor Avezov O halde 'Alka' nedir ? 'Alka' 20' li yıllarda genç edebiyatçıların bir araya gelerek oluşturdukları bir gruptur.37 gösterip ellerindeki bütün malı alarak sürgün etmek insafsızca verilen bir cezadır. Geniş makale önce Abay'ın şiirlerini tahlil etmekle başlıyor. Avezov'un 20 ciltlik külliyatının 15. tabii yapısına dikkat etmeyerek gözü kapalı gerçekleştirilen işlerin ardı arkası kesilmeyen ızdıraplara neden olacağını büyük yazar. bilig-5/Bahar '97 . geleneklerini ve kültürünü koruması. öylesine karışık. Mağjan' in o dönemde 'çırılçıplak yandım sevdim' diye dilden dile dolaşan aşk şiirlerinin eski Kazak şiirlerinin mazmununun zenginleştirilmiş örnekleri olduğu söyleniyordu. Merkezi Rusya'da 'Kemikleri derilerinden çıkan amele köylüleri yükseltiniz' şeklinde bir karar alınmıştı. 'Alka' nın öncelikli maksadı. ' Edebi hizmetim gençlerin gönlündeki milliyetçilik ateşini hafifletip azaltmadı.

R. Nihayet S. ç. Bu. yazarlarının 1. hiç kimseye söyleme. n.38 Bu günkü yeniden yapılanma döneminin bayraklaşan sloganı. her milletin kendi geleceğini kendisinin hazırlama hakkına sahip olmasının gerekliliği değil mi ? "İşte. Bahçede dolaşan sevgili Muhtar. Söz konusu açık mektupta. 1978 yılında vefat etti. Sıkıntıya düştüğü zaman yazara yardım eden kişi Şokaev Ahmet' ti.(Ahmet. Bunlarla birlikte. her şeyi kabullenmesi. toplantısına delege olarak seçilmediği halde sadece konuk olarak katılmaya mecbur olur. Almati hapishanelerinde yattığı zaman arkasından ağlayıp kalan Muğalima' ya göz kulak olup hapishaneye yiyecek içecek. 1967 ) isimli hatıratı yayılandı. nikamu ne skaji. ' Karaş Karaş Olay' na malzemeler toplayıp çok geçmeden yazmaya başlar. 1930 yılında Avezov' u zindana kapatan mahkeme kararı. Bir ev kiralar. Adı soyadı Ahmet Kartaşov.) o dönemde fırsat buldukça Ahmet Ağabeyle defalarca sohbet etmişti.arkamdan gelerek kolunu omzuma attı ve sessizce konuştu. Bu kitabın yazarının konuştuğu kişilerden biridir. Avezov Ahmet ömrü boyunca Sarıağaç şehrinde yaşadı. bir müddet sessizlikten sonra Kazak Tarım Ürünleri Enstitüsünde öğretmen olarak işe başladı. hatıra kırıntılarına dikkat edilmesi gereken çok önemli bir nokta var. Avezov' u 1937 yılında yeniden tutuklanarak 'halk düşmanı' olmaktan kurtarmıştı. akrabayız. ç.n. . Savaşa katılışımla ilgili belgelerimden bazı insanlar şüphe ettikleri için gazi aylığımı alamıyor. 1930 yılının başında Avezov' u 'milliyetçi.S.. Bu bölümde yine bir hatıraya yer verelim. Enstitün' nün 14 Eylül 1932 tarihli ve 79 numaralı M. Yazarın ailesini bağrına basıp işlerine göz kulak olan arif bir ihtiyar var. ileri görüşlüdür.S. Yazarın akrabası Avezov Ahmet. Bu ihtiyar ile Avezov' un dostluğu hakkında bu incelemeyi yapan yazarın (D. 'Endik Kebek'te ve 'Baybişe Tokal' daki kadın tiplemelerini canlandırdığım anlatarak 'Muhtar hapiste yatarken arkasından gidemedim. insanın başına bela geldiği zaman dostuz.D. alaşordaci' suçlamalarıyla yargılayıp canından bezdirmelerinin esas dayanağı bu gerçektir. Bu şekilde gazeteler vasıtasıyla kendi kendisini suçlayarak. Bu gün yaşı doksandan aşmış durumda. Hapisten çıkan Muhtar. Avezov 1 Eylül 1932 tarihi itibaren Kazak ve Rus Dili bölümünün doçenti olarak işe kabul edildi şeklindeki kararını biliyoruz. ünlü kalem erbabının bu ifadesi hayatı boyunca canını sıkan en önemli sırrıydı sanki. gelecek nesillerle yüzleşebilmek amacıyla ömrünü amaçların amacı (en büyük maksat) olarak değerlendirmesidir. Bu makalenin yazarı (D. Stalin nas ne lubit.D. Stalin bizi sevmiyor. ancak 1958 yılında ortadan kalkmıştır. . O sohbetlerden birinde Ahmet Ağabey. bilig-5/Bahar '97 .' diyerek içindeki üzüntünün ve pişmanlığın beynini kemirdiğini anlatmıştı.. Söz konusu mektubu yazarak 'geçmişte yaptıklarını karalamasaydı' bu gün bizler için 'Abay Joli' romanı yazılmamış olacaktı. Gelecek nesillerin ve yapacağı büyük hizmetlerin hatırına o açık mektubu yazan Avezov' u henüz yeni yeni tanıyoruz. bir kurt gibi içini kemirir. geçmişteki 'milliyetçi' suçlaması ve iki yıla yakın karanlık zindanda yatmış olması.Ahmet. yardım edememişti. Böyle yapmayan nice gençlerin altın başlarım kurban ettiklerini biliyoruz.) 'Şeşen Karinin Dostığı' isimli hikayesi yayınlandı. Bunun delili o dönemde kitabın yazarına o Ahmet' in anlattığı hatıralardır. giyim kuşam getirip duran Ahmetbek Şiykibaev veya Ahmetbek Beysembaev' in isminden iltifatla bahsediliyor. diyen bir çok kişinin saklanıp uzaklaştığını biz buradan anladık. Demek ki Avezov. Avezov'un çok sıkıntılı ve bunaltıcı bir dönemde küçük hedefini büyük hedefi uğruna gözden çıkarması. Leningrad' daki eşine ve kızına mektup yazarak geçmişteki dargınlığının hepsini unutup onları çağırır ve güz mevsiminde Almati tren istasyonunda karşılar. Bu bölümde T. Avezov Taşkent. kaderime isyan ediyordum. O Ahmet anlatıyor: 'Ellili yılların başı olacak. 'İzder' adındaki denemesini yazar. Jurtbaev' in 'Besigindi Ayala' romanındaki bir isim üzerinde özellikle duralım. 'Bala Muhtar' (Yazar.) Büyük yetenek.

burokrasi şuuru benimsetti. Bunlar yazarın altı ciltlik ve on iki cilt eserler toplamına girmedi. yüzyıl edebiyatının büyük klasiği Muhtar Avezov'un ilim ve sanat yolunu tanımak. Çünkü toplum zihniyetindeki değişimler ve Milli bağımsızlık bayrağı altında gelişmekte olan tanım ve yeni görüşler çerçevesinde büyük yazarın engin edebi mirası. siyasi sarsıntıları ile totaliter sistemin adaletsiz baskısında geçirdi. parti ilkeleri. yazar eserlerini yeniden tanıyıp. edebiyat eleştirilerinde birbirine zıt ve ikili fikirler oluştura geldi. değerlendirmede geniş çaplı. bilig-5/Bahar '97 . tekrarlanılamaza aslı olan edebi eserleri yeni zaman ruhunda ve ilmi esasla değerlendirme meselesi. milli zihniyetin damarını kesip halkın tarihi hafızasına el koyup. bütün eserleri tıraşlayıp. Bu dönemde yaşayan yazar kaleminden doğup. huzurumuza tarih görev olarak çıkmaktadır. Mdr. elli ciltten oluşacak eserlerinin basılması medeni ve manevi hazinemizin zenginleşmesinde kaynak olacaktır. Enstütü ilmi heyetinin karan olmasına rağmen. tarihin tekrarlanılmaz sosyal. yünü yolunan tavuk gibi basıldığı. Kazak Türkçesinden aktaran: Banu MUHYAEVA XX. çok yönlü araştırmalar ve ilmi teorik incelemeler yapılmasını gerektirmektedir. sansür müdahele ederek. İşte. Muhtar Avezov'un edebi eserlerinin tamamının akademik baskısını hazırlayabilirsek. İlginç kaderli Muhtar Avezov eserleri. Kazakistan Halkları Tarihi ve Etnofılolojisi Arş. Mükemmel eserleri ve temel çalışmaları da çağdaşlarının göz önünde. Dr. bugünkü zaman talebi açısından değerlendirme görevini ileri sürmektedir. yazarın estetik dünyasını derinden araştırmak meselesi. Kamuoyu ve edebiyata tayin edilen talepler. A. uyanık okuyucuya malumdur. bu durumdan dolayı. geçmişim umursamayan. Ens. Zaman talebi seviyesinde bulunabilmek.39 MUHTAR AVEZOV YILINDA DÜŞÜNCELER Prof. eserlerinin tamamı diyebileceğimiz yirmi ciltlik toplama da sansür tarafından caiz görünenleri ilave edildi. gelecek nesil şuuruna ulaşmadan "aktandaktara" veya "yarı aktandaktara" dönüştü. hiçbir yetenek sahiplerine belirlenen çemberleri açmasına izin vermedi. Milli manevi hazinemize dönüşen. Mekemtaş MIRZAHMET H. Hatta. böyle kaderi çetin siyasi sosyal durumda. Yazar. hayatını halkıyla birlikte dar geçitlerden geçerek. Yesevi Ü. halkımızın geçmişi ve bugününün temeli manevi alemindeki tekrarlanılmaz muhteşem estetik dünyası da yeni bir açıdan değerlendirilmelidir.

B. yayınlanması. hatta bazı yerleri değiştirildiği gizli bir sır değildir. yani on yıl içerisinde Rusça'ya geçme dönemlerinde hızlı değişimlerden dolayı imlanın bir kalıpta olmamsı bu dönemlerde yayınlanan eserlerinde çok metin ve imlâ değişiklikleri görülmektedir. karışık. Çünkü kalıplı sosyoloji görüşün Kazak edebiyatı üzerine çok durup fazla zarar vediği. önce arşiv belgelerini tür. İlmi sahasındaki önemli başarısı. sonra orta ve genç kuşak Muhtar tanıtımının çeşitli karışık ve önemli meselelrini derinden araştırarak. eserinin zirvesi " Abay jolu " epik romanında aranacaktır. Gelecekte Muhtar tanıtımı alanındaki ilmi araştırmalarda elde edilen başarılarımız. derinden benimsemede sahayla ilgili elde ettiğimiz başarılar vardır. Avezov Edebi Anıtlar Müzesi görevlileri ilmi esasa dayalı elli cilt akademik eserlerinin tamamının baskıya hazırlama çalışmalarım başlattılar. Yıl dönümü münasebetiyle yayınlanmış 20 cilt eserler toplamı yönlendirecektir. ilmi tecrübe de azdır. Bu neslin oluşturduğu geleneği. tür. Onlar konu. kronolojik bir düzene sokulmamıştır. onun ilmi teorik seviyesine göre araştırılacaktır. A. klasik yazar Muhtar Avezov'un edebi eserlerini her yönüyle tanımak. Fakat bu zor. ağa nesil geleneğini yakışır bir biçimde devam ettirdi. Avezov hakkında yazılan çalışmaların Kazak diliyle sınırlanmadan. Buna üstelik 1930 1940'lı yıllar. M. Kazak edebiyatı tarihinde önce bunun gibi sorumluluğu büyük. eses problemlerinin hepsi de. Bu sebepten yazar mirası konusunda derin incelemeler genç kuşak huzuruna tarihi görev olarak sunulmaktadır. konu. metin problemlerinin doğru çözülmesi için bir siteme dayalı ilkeyi tutunup bir kalıba sokmak ihtiyaç duyulan talep olarak gündeme gelmektedir. Bu durumları dikkate alarak yazarın elli ciltten oluşan eserini baskıya hazırlamada imlâ. M. bu baskılarda metin tenkitleri yeterli seviyede yapılmamıştır. Bilgin alim. düğümleri çok. Büyük şair Abay eserlerinin ilmi araştırmaları ile ve incelemelerden kaynaklanan Abay hakkındaki sanat eseri arasındaki bütünlük. Muhtar tanıtımı alanının karşılıklı ve zor meselelerini ilk eleştiricileri ve teffekürleri ve önemli ilmi araştırmalar yapanlarda ağa nesil temsilcileri Saken Seyffulin. zaman taleplerine göre Muhtar tanıtımının hangi esas problemlerin araştırma objesi olacak. yazar eserlerinin bütün insaniyete ortak manevi hazine kaynağı olduğunu göstermektedir. fikirlerimiz bugünkü seviyesinde kalmadan. Zamana göre yanlış yaptıklarımız da yok değildir. Muhtar Avezov'un 100. değerlendirmesinde ve yayınlanmasında ciddi araştırmalar yapıp. Bizi. Fakat. İkinci olarak. Kenjebayev. Muhtar tanıtımı alanını oluşturmada öncülük gösteren edebiyatçı alimlerin katkısı ağırlıklıdır. Karatayev. Buradan birkaç zorluklar çıkabilir. Bu grubu yeniden araştırma işine katılmaya başlayan gençler akımı devam etmektedir. M. yazarın on iki cilt eserlerinin toplamı. Şimdiki ve önümüzdeki dönemlerde Abay tanıtımı alanında gündeme gelir. önceki baskılanyla mukayeseli verilecektir. Sanattaki başarısı ve ulaştığı zirvesi "Abay jolu" epik romanıdır. ulaştığı zirvesi. sanat eserleri hakkında eline kalem alıp fikir söyleyen. fikirler düzensiz sistemleştirilmeyen. kronolojik bakımından bilig-5/Bahar '97 . Tejibayev ve başkalarıdır. Muhtar Avezov'un ilmi sanat yolundaki yıldızının parladığı iki zirvesinin ikisi de Abay eserleri ile doğrudan ilgilidir. dünya edebiyatında tekrarı olmayan ayrıca bir olaydır. Çünkü yazarın arşivindeki belgeler. Yıl dönümü münasebetiyle 1997 yılı Avezov yılı olarak adlandırıldı. onun hangi yönü incelenecek sorlarının cevabı da. özellikle yazarın 90. özellikle Abay tanıtımı alanında göründü. UNESCO'nunn belirlediği.40 Muhtar Avezov'un hayatı ve ilmi. geniş çalışma yapılmamıştı. Yazar eserlerinin tanıtımında. büyük ilmi araştırmalar yapan kalem sahiplerinin genel sayısı bini aşmaktadır. Yazarın ilk akademik baskısını kaliteli bir şekilde baskıya hazırlamak için. deve kaldıramaz sorumlu bir çalışmadır. başka halkların dillerinde de yazılıp. Sabit Mukanov. Gabit Müsrepov. karışık haldedir. Hatta bazı eserler basım kurulu tarafından " dikkat etmek " için veya sansürün yersiz müdahalesinden bazı yerleri kısaltılıp. Muhtar tanıtımı aracılığıyla. Bu yılda gerçekleştirilecek amaçlarımızdan biri de yazarın elli cilt oluşturacak eserlerinin tamamım hazırlamaktır. Kazak edebiyatı tarihinde Abay tanıtımı alanının temelini oluşturan eserlerdir. elli cilde giren eserler.

araştırılmayan sahadır. oradaki türlü fikirleri. bazen sadece kendisi anlayabilecek şekilde yazılmasından dolayo. Buna epik romanı yazdığı sırada ayrıca halk ağzından topladığı Abay' ın hayatı ve şairliği. bununla birlikte yazar labaratuvarının tabiatının açıklanmasını sağlayacaktır. Ortak Abay tanıtımı tarihinde büyük düşünür. çok acil meselenin biri Muhtar Avezov' un edebi ortamı ve çevresidir. Örnek olarak şunları söyleyebiliriz. Yaşayan arşiv sahipleri hafızasındaki bilgileri kağıda geçirmezsek. büyük şair Abay etrafında yoğunlaşmaktadır. sosyal hayatıyla ilgili çok değerli. ilmi ve sanat yolunu derin incelemede çağdaşlarının. tezleri çeştitli fikirleri. yazarın temel çalışma sahası. Yazarın eserleri çok değerli kaynaklardan biri de. Büyük şair mirasım derin inceleyip. Abay hakkında 15 cilt oluşturacaktır. M. Çünkü yazar çağdaşları ve sırdaş. onu gözleri ile gören arkadaşlarının hatıralarının ayrıca yeri vardır. edebi senaryo. onu şimdiki okuyuculara ilmi esasta tanıtmak gelişmekte olan Muhtar tanıtımının en önemli meselelerindendir.41 tasnif etmek gerekir. saygıdeğer ortaklarının fikirlerinde. bildirileri. Moskova'da. konuşmaları. Bunlar tarihi şahıslara. şair mirasım ilmi yönden incelenmesi için M. tasnif edip. Bu zorluklara katlanıp M. Avezov eliyle yazılan Abay eserleri ile ilgili bilgiler ve sanat eserleri kaynaklarının toplanıp. kapalı fikirleri. Gelecekte onların birkaç cilt olarak yayınlanması ve onlardaki kaynakların her yönüyle incelenmesi gerekir. Avezov'un hayatım. Bilgin yazarın kaderleri her türlü tarihi şahıslarla doğrudan ve dolaylı olarak münasebet ettiğini veya onun Semey'de. düzene sokulmalıdır. Araştırıcılar için de bilgi kaynağıdır. çözülmesi çok zordur. Avezov'un yaptığı ilmi. Abay tanıtımının ilmi temelini oluşturan M. Muhtar Avezov' la doğrudan veya dolaylı münasebette bulunan. konu. Muhtar Avezov' un el yazısının. " Abay " tiyatrosu. estetik araştırmaları kökünden kavrayarak. bazı insanlara ve resmi kurumlara yazılan mektuplardan ibarettir. nadir bulunan iki cilt kaynaklan da dahildir. Onların yanlışsız. Abay eserlerini ilmi esasta tanıtma ve inceleme çalışmaları 20 yıllık. bilig-5/Bahar '97 . "Abay Jolu" epik romanını yazdığı sırada birkaç defa değiştirilmişti. film senaryoları ve onların birkaç defa Kazakça. Şimdi M. Sank Petersburg'da. çok değerli bilgi kaynaklarını kaybedebiliriz. aynı kaderi paylaşan insanlar hatırası bizim için bir malum bilgi tabakalarının açıklığa kavuşmasının kaynağı görevim yapacaktır. sosyal durumlar sırrını öğrenmeye götürebilen değerli kaynaklardır. Yukarıda adı geçen çeşitli bilgiler kaynaklarının çoğu Arapça. el yazıları. yani ilim ve sanat bakımından yapıldı.her çeşit edebi türden yazılan büyük şair hakkındaki eserlerinin yazılması ise 12 yıllık bir uzun süreyi kapsıyor. Latincedir. Avezov'un katıldığı bu edebi ortamlar ve yaşam sırasında münasebette bulunan kaderleri çeşitli insanları ve münasebetlerini tespit etmek kolay iş olmasa gerek. Sadece bilgin alimin Abay tanıtımı alanındaki daha yayınlanmayan arşiv belgeleri 30 bskı kalıbım aşacağı biliniyor. Bunlardan seçmeler Rusça ve Kazakça olarak iki defa yayınlandı. Orunbor'da. Fakat bugüne kadar değinilmemiş. Günümüzde yazar arşivinde bulunan son yıllarda çoğalmakta olan hatıralarım toplayıp. Bunlar yazarın yaşadığı türlü siyasi. opera librettosu. Muhtarın hayatı boyunca yazdığı mektupları ve yazara yazılan mektuplardan oluşan epistolyar tür. haşiyaları. Yazar mirasım araştırmada bekletilmez. Bu iş acilen yapılmalıdır. onlara ilmi açıklamalar yazılmalıdır. her birini açıklamalar ve orada bulunan isimler ve mekan adlarının dizini ile birlikte yayınlamak yararlı olur. Rusça yazılan nüshalarının hepsi de tür. çok yönlü hayat sırrından bahseden tekrarlanılamaz el yazısı nüshalarıdır. Araştırılırsa bu mektuplar birikimi. doğru okunması da külfetli bir iştir. yazarın çetin dönemlerde yaşadıklarının sırrını öğrenmemizi. mektupları. kronolojik yönden tasnif edilip. Abay tanıtımı alanındaki yazarın sürekli araştırması iki sahada. Abay'la ilgili çalışmalardan oluşan 15 cilti baskıya hazırlama ön çalışmayı gerektiriyor. Çünkü gözü alışmış adam olmazsa. Redakte edilen ve onların arşivde bulunan birkaç nüshaları vardır. Bunlar redakte edilip düzeltilen nüshalara veya dönemin siyasi sosyal durumuna göre kısaltılıp. Taşkent'te. acele veya kısaltarak. değiştirilen nüshalarıdır. Muhtar Avezov'un sadece Abay eserleri ile ilgili arayışları ve araştırmaları veya Abay hakkında sanat eseri. Almatı'da edebi ortamı olduğunu kimse şüphe etmese gerek. Bilgin alim bütün şuurlu hayatı ve ilmi sanat yolundaki gelişmesinin esas teli.

özünü kavramak. M. araştırmalar ile ilgili saha taraması yapılmalıdır. bilgelikle yararlanarak renkli sözle tekrarlanılamaz estetik dünya oluşturması çok zordur. yazarın manevi gelişmesinin ince sırlarını öğrenmemizin rehberi oluyor.42 Avezov'un yaptığı tekrarı olmayan araştırmalarının sırrını öğrenip. oldukça geniş çaplı manevi hazine olcağına güveniyoruz. M. Muhtar tanıma alanında şimdilik yazar eseri sistemli araştrıma konusu olup. Avezov'un bütün ilmi. Avezov'un tekrarlanılamaz büyük şahsiyetini estetik edebiyatta. tiyatro. bilig-5/Bahar '97 . Çünkü 1979 yılında basılan Muhtar Avezov' un "Abay Mu" romanındaki kelimelerinin kullanım sıklığı sözlüğü eseri ancak 4 kitabı kapsayan isim sözler sayısının 16983'e ulaştığını açıkladı. Bu bakımdan. tanıtılmasıyla ilgili geniş kapsamlı bibliyografik dizin yapmanın ilmi pratik önemi büyüktür. İşte. Bu yazar kaleminden doğan her türlü edebi tür niteliğinde. onda kullanılan kelimelerin sayısı bakımından iki üç defa artacağı şüphesizdir. uygun rehber bibliyografi dizininin birkaç dilde yapılması gerekliliği gündeme geldi. Bibliyografik dizinin esasında okuyucu ve araştırmacılara. sanat eserlerini yüzüncü yıl dönümü münasebetiyle geniş çapta tanıtmak için. yazar eserlerinde çeştili renkler bulup. kendi ürünlerini vermektedir. Avezov hayatı ve edebi eseri ile ilgili ansiklopedik yapma meselesi ele alınmaktadır. XX. genel okuyuculara. Avezov hayatı ve edebi eserlerine atıf edilmiyor. Muhtar tanıtımının teşekkülü ve gelişme tarihini öğrenmek. Eğer yazarın 50 cilt akademik baskısı yayınlanırsa. genel dil bilimi sahasını araştırılacak önemli problemdir. Bu sebepten. ilk sırada kronolojik sisteme dayanan bibliyografik çalışmaların yapılmasını gerektiriyor. Muhtar'in uyardığı gibi Abay eserinin ilmi esasla değerlendiren çalışmaları çoğu zaman ilgili törenler sırasında hızla çoğalsa. Sebebi özel ansiklopedik bir tek M. estetik dünya görüşü ve sosyal estetik anlayışım etkileyen büyük düşünür. Muhtar tanıtımının çerçevesini açıp. yeni görüş açısından yazılmalıdır. kim olsada derin tanıyıp. sanat ve ilim sahasında arayış ve araştırmalarımızın bir sisteme dayalı derin incelenmesi ile Muhtar tanıtımına büyük katkıda bulunabileceğimizdedir. Avezov'ise sadece 4 cilt romanındaki kelimeler sayısı yukarıdaki sözlüklerin üçte birini oluşturması şaşırtıcı ve düşündürücü olgudur. uyum sağlaması nedenlerim keşfetmek yeni görüşler oluşturacaktır. Bu yolda " Abay " ansiklopedisini hazırlamada elde edilen başarılar ve eksiklikler tecrübesine dikkat edilmelidir. devir talebi ve çağdaş seviyedeki yeni bakış. İşte. Onun yazı dilinin sözlüğünü yapmak. yazarın eserlerinin araştırılması ve değerlendirilmesi. magistirlere. Abay'ın oluşturduğu manevi gelenek. Çünkü. Çünkü bu bir defa yapılacak manevi eser olduğundan dolayı. Fakat meselenin düğümü. Abay tanıtımı tarihinin gelişmesine dikkat edersek. edebiyat tarihi.de ilgili. M. Geçmişteki göçebe hayat esasım kendi tabiatına uygun özelliğiyle. şu çalışmalar gerçekleştiğinde Muhtar tanıtımının temel ön şartları yerine getirilebilir. tercüme. öncelikle yazarın sanat eserlerini. tez yazan öğrencilere. bekletilemez. yüzyılın büyük yazarı olarak bilinen M. Muhtar tanıtımının ilmi seviyesini yükseltip. bütün Kazak edebiyatı tarihinde. bu yeni bir problemdir. M. Yavaş yavaş oturtulmaya başlayan iyi öneri Abay tanıtımı ve Muhtar tanıtımı alanında istikrarlandırmayı gerçekleştirebilirsek çok şeyi başarmış oluruz. yeni mensur. başka vakitte devam etmediği gizli sır değildir. asistanlara. Avezov göçebe hayat temelinin tekrarlanılmaz yazandır. Avezov eserlerinin dilini bütünüyle kapsayan sözlük yapma meselesi. M. Abay tanıtımını da derinleştirip. alanını genişletmeyle birlikte. sanatta ve ilimde tanıtma meselesi geniş çapta araştırma objesi olmaktadır. estetik yolunun bütün manzarasını ilmi yönden incelemek amacıyla. yani gündemdeki ilmi pratik çalışmalara gerekli konu sistemli bibliyografik dizinin yapılması gerekir. yeni yönlerinin açıklanmasını sağlıyacaktır. şair eserleri. ilmi araştırmalarını. sosyal faliyeti ve yabancı dillere aktarılan eserlerini inceleme ve değerlendirme. bunun gibi ön çalışmalar temeline dayanarak. Muhtar Avezov ilmi. acil ilmi hem pratik önem taşıyan derin mesele olarak ileri sürmektedir. konferans verenlere. Avezov'un ilmi. Dünya klasikleri Shakespeare'in bütün eserlerinde 18000. Puşkin'in eserlerinin akademik baskısında 22000 kelime oluşturduktan söyleniyor. uzun yılları kapsayan ilmi projeye dayanarak yürütülmesi az olsa bile. yani M. yeniden gündeme gelip ihtiyaç duyulan zor mesele " Abay " eserleri Muhtar Avezov çalışmalarında konusu çok ciddi araştırmalar gerektirmektedir.

Romanda (epopede) gösterilen problemlerin çokluğu. büyük derebeyleri arasındaki anlamazlıklar. Abay bunların hepsini benimsemiştir. yazın yaylaya göçme. dava görme. Fakat o. gençlerin serüven ve oyunları. insanların ve kaderlerinin çeşitliliği. cesur ve yürekli insanların öç alma istekleri. toplumun tam sosyal yapısı. hayat. Önceleri Abay babasının ve diğer sömürgecilerin eylemlerini kabul etmeyerek sık sık kaygılanır. Babasıyla yollan ayrıldıktan sonra Abay kendi yoluna. köy işlerini yürütme yöntemleri. göçebe yaşamı. bağımlılık durumu. Hayat gerçeğine uyan yazar.43 "ABAY YOLU" EPOPESİNİN YAZILIŞ TARİHİ M. O gerçek dostluğu halktan olan Darkembay. Halkın hayatı ve geçimini teminini. Darmen gibi insanlarda bulur. eğitim meseleleri gibi tarihi hadiseler hakkında bilgi verilmesi. Büyüdüğünde Kodar'ın tek mirasçısı olan. kız isteme ve düğün. halkın yarım asırlık tarihini kapsayan eserin içine sinmiştir. toprak. kardeşinin çocuğu Darmen'e gönülden yardım etmiş. büyük planlı epik. bu yetime baba olmak isteyen iyi niyetli Darkembay'a saygı göstermiş. Bu mücadeleye Kazak toplumunun üç nesli iştirak etmiştir. mücadele yoluna girer. yönetici seçimi. yayla mücadeleleri. Abay'ın geçirdiği zor ve dalgalı yolu tam göstermeye çalışır. ölünün ardından yemek verme. gelenek an- Prof. ilerici demokratik güçlerin eskiyi savunan derebeyliğe karşı bir mücadelesidir. adaletsizlik gönlünde yara açıp. fakir insanların hasret dolu gözleri. cut (kara kış). Epope konulan boy başçılarının kavgası. Çocukluğunda da suçsuz olan Kodar ve gelini Kamka'nın ağır şekilde cezalandırılarak ölüme terkedilmelerine çok üzülmüştür. ava çıkma ve tabiat olaylarıdır.Ahmet GÜNGÖR bilig-5/Bahar '97 . Zeki AHMEDOV Aktaranlar: Zeyneş İSMAİL . problemlerin çok yönlü ve çok planlı olarak anlatılması şaşırtıcıdır. Kazak toplumunda Abay'ın başlattığı. Bazaralı. Eserin ana fikri. hemen karşı çıkmaz. o dönemi geniş bir şekilde çok yönlü olarak tasvir eden. kültür. Awezov'un "Abay yolu" romanı (eposesi) geçtiğimiz asrın ikinci yarısında Kazak halkının hayatının çeşitli yönlerini açıkça gösteren. Dr. gerçek anlamda ansiklopedik bir çalışmadır. Bu mücadele. Daha sonra bunun manasını anlamaya başlar. itiraz ve öfke doğurmuştur.

onları epopenin hayali kahramanları ile de karşı karşıya getirmektedir. Böyle durumların yazarları etkilememesi. İnsanların birçoğuyla bizzat tanışan M. Bejey. Yazar. Abay'ın yaşadığı çevreyi yazarın çok yönlü olarak tanıyabilmesi için bir fırsat olmuştur. Maybasar gibi o devirde. onları roman kahramanına dönüştürdüğünü yazmaktadır. kabul edilen doğrular çerçevesi ile kısıtlamamaktadır. Yaşam ve edebiyattaki bu insanların birbirlerinden çok farklı olmaları doğrudur. Uzun yıllar boyunca birçok insandan toplanan bilgiler gelecekteki kahramanların hayatıyla ilgili gerçek olayları. bilig-5/Bahar '97 . Awezov'un. Bu hatıralarda bazı hadiseler bütünün parçası gibi parça parça. Awezov. Bazaralı. Mağaş. olaya uygun vazifeler yüklemektedir. Awezov'un elyazması arşiviyle tanıştığımızda. Awezov. şairin halk hasretini bütün kalbiyle hissettiğini göstermek içindir. Epopede Abay dışında Abis. Bazen bazı kahramanların yaşamakta olan insana (prototipine) çok benzediği tesiri uyanmaktadır. tanıyan insanlarla konuşmuş. İyis. onlardan önem ve sıfatına göre faydalanmaktadır. halk vekillerinin görüşlerini tasvir eden M. yazarın elindeki yayınlanmayan belgelerin. bazı hadiseler birbirine zıt bulunsa bile. M. Darmen. epopede anlatılan olayların çoğunu gençliğinde duymuş ve yaşamıştır. Çünkü bunların arasında keskin bir biçimde ayrılan bir çizgi bulmak zordur. o çevrenin tanınmış insanları hakkında paha biçilmez bilgiler vermektedir. olaylar ve gerçekleri kağıda döktüğünde hayat mücadelesi konusunu iyice açmaya. o ortamda yaşamış prototip kahramanlarla oldukça sık karşılaşıyoruz. Orazbay. Bu. Abay'ı gören. Yazar. Togjan. yazarın planlı ve istekli bir biçimde az çok yazılı ve sözlü kaynaklardan faydalanmaya giriştiğini belirtmek gerekir. Bazen ikinci. milli ve insani değerlere önem vermekte ve birliğini görebilmektedir. M.44 layışını. az da olsa Abay'ı görmüş. eserin kompozisyon birliğini güçlendirmek için veya onların karakterini göstermek amacıyla kendisinin yarattığı olay ve çatışmaların içine koymakta. İsa. halkı yönetmeye alışan Ağa Sultan'ın avam temsilcisini ayağının altına alarak ezecek kadar acımasızlığını göstermek için gerekmektedir. Fakat gerçekte ise bunun sadece dış benzerliklerden ve bazı özelliklerden ibaret olduğunu görmekteyiz. Abay devrini sanatsal olarak tasvir etmesinde. Azimbay. Ancak onun iç dünyasını tanıdığımızda gerçek bir edebi şahsiyet düzeyine çıkartabiliriz. İşte bundan da. kahramanın ilk baştaki prototip sıfatını kaybederek kahraman sıfatını kazanma yollarının çeşitli olduğunu görmekteyiz. Saltanat gibi hayali kahramanlar da az değil. o devrin asıl olayları hakkında. olayların gelişimini değiştirerek kendine göre düzenlemektedir. Çünkü. Yazar. M. Darkembay'ın Kunanbay ile olan anlaşmazlığını. sosyal yanını güçlendirmeye çalışmaktadır. Awezov. boylar arası mücadele vb. üçüncü şahıslar tarafından duyduklarını bile üşenmeden not etmiştir. sanat dünyasına tesir etmemesi mümkün değildir. Kunanbay. hiçbir insan şimdiki haliyle kendi kendine edebi bir karakter oluşturamaz. Takejan. çevresinde yaşamış birçok insanın ulu şair ve çevresi hakkında yazılmış hatıra bilgilerinin çokluğunu farkettik. mesela. bazı yönleri ele alındığında. Hayattaki ilişki ve mücadelelerin asıl sebeplerini göstermekte. Onların yanında. Gerekirse. Jirenşe. yaşamış ve prototipi olan gruba dahil edilen kahramanları yazar. Onları bu şekilde iki gruba tek şartla ayırabiliriz. Seyit. Abay'ın hayatıyla ilgili büyük bir eser meydana getirirken. (ataerkilderebeylik durumu. düşünce eleğinden geçirerek kendi ideolojik maksadına göre tekrar elemekte. Uljan. hatıralardaki gerçekler ve olaylardan o devirdeki sosyal çatışmaların izlerini bularak. herbir kahramana. Awezov.) tarihi süreçlerin özünü anlayıp tarihçilere yön göstererek aydınlatıcı fikirler verdiği söylenebilir. onların söylediklerini kağıda dökmüştür. Bu ise gerçek bir tasvircinin yapabileceği bir iştir. Yazarın hayal ürünü olan fakir Darkembay'ın Abay'a yakınlaşması. bütün yazdıklarını bir düğümde toplamak için belli başlı meseleleri ortak bir yola koyup karşılaştırarak. Toplumun tarihi gelişiminden devrimize kadar önemini kaybetmeyen ilerici eğilimleri ayırdedebilmektedir. Ospan. Usta tasvirci elindeki zengin bilgiyi özenle araştırarak. Aygerim.

bağlatarak aldırtacağım. Jeksen arazisine Bökenşi. ideolojik maksadının estetik gerçeğe dönüşmesindeki asıl devrelerini öğrenmemize ışık tutmakta.45 Yazar hatıra bilgilerinden. Yazar epope metninin tamamına yakın bölümünü elle yazıp. kaynaklardan faydalandığını. Böjey insanları ayırır. Halk yaşamının çeşitli anları. yazarın düşüncesinin doğması. böylece de tecrübe. kahramanlar ve onların karakterleri hakkında da bunları söylemek mümkündür. Kunanbay. Maybasar almak ister. der. düzeltmeler yaptıktan sonra birkaç defa daktilo ettirmiştir. Tek tek olaylar ve mücadeleler hakkında değil. anların. ilerlemesi akımıyla ustaca bağdaştırarak onların davranışlarını eserin asıl estetik maksadında buluşturmaktadır. Borsak topraklarına Kunanbay obası yerleşir. kahramanların ve onların karakterlerinin oluşma yollarını açıklamaktadır. ilişki sistemi bulmuştur. Jigitek döver. hem Abay'ın yaşamını. çatışma. Bazı planların çok hacimli olduğunu ayrı ayrı alt bölümlerinin kendi içinde bölünmesinden anlıyoruz. Kılınşak köyü göç edecektir. bölüm. Tersine. Sadece iki gün içinde yapar. Halkın romandaki büyük küçük olaylarla alakası Abay tarafından onun doğrudan müdahalesi. gelişme durumlarına göre tasvir ederek yazar. dosya. metnin önceki varyantları yazarın laboratuvarının birçok sırlarını ele vermekte. Kendi yönetimine aldığı ay. Bu yüzden romandaki sanatsal gerçeğe olup biten olayların tam olarak kağıda geçirilmesi olarak bakmamak gerekir. Kötibak'a verecektir. tek tek bölümlerden bahseden planlar. 28. Bununla beraber. toplumun gelişmesi. Yazar o dönemdeki toplum hayatının tümbüyük küçük dalgalanmalarını almak istemiyor. bilinmeyen anları açıklamakta. Böjey. Maybasar. Kılınşak topraklarına Böjey'in göç etmesine engel olur. karakterlerini aydınlatmaktadır. Maybasar'ı gülünç duruma düşürmek amacındadır. Epopenin asıl kahramanı halktır. edebi vb. yazarın epopenin sonundaki birkaç bölümü iyice olgunlaştırdıktan sonra kendisinin dikte ederek yazdırdığı bilinmektedir. Olayları kendi içlerindeki kesişme. düşünce ve fikirleriyle kahramanların kaderini yönlendirerek onların herbirini büyük bir karakter derecesine yükselttiğini görüyoruz. görüntüleri eserde toplanarak etraflıca tasvir edildi. 16. Baysal'a ücretini öde der. Jigitek'in yaylası. Awezov'un Edebi Hatıralar Müzesi'nin arşivi) LMMA Arşivi. Zorla almak ister. Kara- bilig-5/Bahar '97 . yazarın daima yenilik peşinde ve cesaretli bir yaratıcı olduğunun bir delilidir. yazarın sanat dünyasında doğup gelişmiş. düşüncesi. Aşağıdaki taslak-özet halindeki planın kısa örneği olayın ilk başta hangi yönde gelişmesi gerektiğini göstermektedir: "2. Maybasar yardımcısını gönderir. Ayrı ayrı bölümlerin ilk baştaki planlarının daha sonra tamamen değiştiğini görüyoruz. Tam olarak ele aldığımızda. Jigitek ve Bökenşiye tuzak kur. M. dünya görüşü ve dünya tanımıyla bağdaşarak tasvir edilmektedir. kesik kesik düşünceler. Abay'ı gönderir. böylece kendi içinde bir bağlanma. Böjey zor durumda "(M. Yeni bir kötülük çıkarıp. tarihi. ona uygun estetik sonucu nasıl çıkardığını gösteriyor. "Abay Yolu" epopesinde yazarın tarihi. der. Bazen tek bir epizod veya sahnenin her planda her türlü varyantının yapıldığını görmekteyiz. Kunanbay bunu söyleyeceğine hırsızlık yapsaydın der. edebi bilgilerden oluşan olayların sadece solmuş ve genel görünümünü bulabilirdi. Bu. Tüsip rızasız. Yazarın elyazmaları arşivinde bulunan kısa notlar. Kunanbay Tokpambet'i Böjey ve Jigitek'ten alıp Baysal'a. Kodar ile Bökenşi yakınlaşırlar. Sonbahar. Böyle durumlarda eserin ayrı bir bölümündeki ana konular ile sahneler kahraman- ların hareketlerini. Böjey'e çıkarlar.) Bazen bir olayı yazarın iki türlü planlayarak etraflıca yaklaştığını görmekteyiz. ilkini unutturmak. Awezov'un arşivinde bulunan çeşitli küçük plan ve notlar yazarın eseri nasıl ortaya koyup geliştirdiğini. Kunanbay. Böjey'den cevap alamaz. her tür sosyal sınıfın temsilcisi niteliğinde eserde yer alan kahramanları genel tarihin. Mesela: 1. hem de ortamın epopedeki ideolojik anlayışını açıklayacak olan yerleri almaktadır. bu tür belgeler yazarın epopeyi yazma maksadındaki büyük yaratıcılığıyla tam olarak tanışmamıza yardım etmektedir. Asker toplayıp yola çıkar. Gündüz. Bu bölümler sonradan titizlikle düzeltilmiştir. Yola çıkma. Olaylar. gelişmesi. ruh hali. s.

46 keng'in burnu kırılır. Birinci haber. s. Kunanbay'ı kötü şekilde köşeye sıkıştırır. Yazar "Telğara" kelimesine. bozkırı kızıl parlak bir ışıkla süslemiş. Huzuruna Semey dışında. "Sınırsız bozkırlar. hayali ve kendisi oturan Abay sevinçli bir gurur hissetti. Rus göçmenleri arasından çıkan dilenci çoktur. 1942'de basılan birinci kitabı. Şehirdeki işçiler. Halk çoğalmıştır. Kunanbay korkmaktadır" (LMMA Arşivi. Abay'ı çok sevindiren bir haber. Jigitek'in değeri artar. deniz. Kunanbay'ın hilesi gerçekleşmez.) M. Abay'ın söylediğine göre medreseyi bırakıp. Yazar. Bazı evler çay bile ikram edememektedir. fakirler iş bulamamaktadır. dördüncü ve ikinci kitabın sonunda epilog verilmesidir. s. Yalnızdır. Mağaş onlardan çok daha yüce. Dikkate değer bir durum. 18. Gençliğinde öz ve kuma annesinin terbiyesinden geçerek ılımlı bir huya sahip olduğunu söyleyip Abay'ı böyle isimlendirmişler." Yazar böyle güzel biten epilogu hiç değiştirmeden ikinci kitabın başka bir basımında ona çok az birşeyler katarak devam ettirmiş. hayat tarihi bol okyanusa bir gemi tek bayrağını çekip yola çıktı. Musakul'daki büyük çatışma. iki kitabın da iki ayrı adla adlandırıldıktan sonra ("Abay". İtirazlar çoğalır. 116. Şimdi dalga dalga düşünceler kapladı. Batan güneşten yayılan ışık. Akşokı'ya giderken uğrar. Maybasar'ı gülünç duruma düşürmek amacındadır. O. 28. Fakat. Pazarda dilenci çoktur.) Şimdi epopenin son bölümünün taslak halindeki planına bakalım: "Abay. Jigitek adamlarıyla basıp alır. Geniş alemin düz yüzü sanki panldayarak nefes almakta. Takır'a gidip ekin ekerek iş sayılacak bir meslek sahibi olmuştur! Bu üç yolcu ayrı iki haberi getirir. düşünce gözü. Abay iki halkın. Azimbay. İkinci kitaptaki epilogun sonunu 1942 basımına göre hatırlayalım. (LMMA Arşivi. 29. değerli biridir.. Baysal Karkanlı'ya adam gönderir. 28. Bayrağında "Tartış (Ümit)" şeklinde bir slogan var. Şubar. Oykudık. Aygerim ile Araltöbe'de kışı geçirir. Yol aldı. düz bir yol çizerek ilerlemekte. Uzaktaki ufuğa bakan Abay'ın gözleri. bu davaların hakimliğini yaptığı söylenmektedir. birçok uzak illerden büyük davalar geldiği. Kunanbay'ın hilesi. Bu "Abay gemisi" alemde inançlı. geniş sakin bir deniz görmekte. Fakat. Bu haber Mağaş hakkındadır. 1952'de yeniden çıktığında "Abay Yolu" adı verilmiş. Uzaklara gitmekte. "Abay Yolu"). Bunda Mağaş'ın bilgeliği. Tahıl. dosya. Pazarda ekmek azalmıştır. İkincisi. Şairin gönlü şimdi göz önünde sanki bir bozkır değil. kitabı halkın düşüncelerine kulak vererek yeniden düzeltip bastırmış. Sonra Samarbay. Karkaralı'dan karar gelecektir. Kunanbay akrabalarını bir araya toplar. yorulmadan bakmaktadır. Jirenşe çocukları kıskanmaktaymış. Kunanbay izin vermemektedir. Maylar'ın gönderdiği adamı yanına alarak Korpus'un memuru gelir. gönül kaya- bilig-5/Bahar '97 . (LMMA Arşivi. Oraztay oğlu Elev. Üçüncü olarak Alpeyim gelecektir. Maybasar kuvvet kullanacaktır. O.. Bütün günahlardan sıyrılıp yüksek bir tepede. iyi huyluluğu herkesten üstün gelmiştir. Üçüncü kitap ise 1950'de "Şair-ağa" ismiyle yeniden çıkmıştır. "Bu hali sadece bir an parlayan sevinçli yüzüydü. Kitap. Konk bozkırları uzanmakta. Altı Vilayet'in hakimi olmuştur. Bu birinci haber. s. önce Abdi gelecektir. çalışma bırakılmıştır. 115. şiir. Halkın ümidini taşıyan bu gemi "gelecek" karasına doğru gitti. O denize. dosya.) 2. Şehirden. Eralı. o sene çetin bir kış olacağından korkan insanların çok olması. Sonsuz bucaksız etraf nurlu. "Kulınşak köyüne Jigitek göç ettirmek istemekte. adaletliliği. sonra dördüncü kitaba da bu ad verilmiş. Mahkeme gelir. 1947'de basılan ikinci kitabı da "Abay" adını almıştır. epope bütünüyle "Abay Yolu" diye adlandırılmıştır. Awezov o dönemde yaşamış olan Abay hak- kındaki romanını üç kitap halinde yazmış. onlardan faydalanarak büyüyen diye geniş bir anlam vermek istemiştir. belli olmasa da ilginç ışıklı bir karaya doğru uzun bir yolculuğa çıktı o gemi. Abay hakkında herbiri iki kitaptan oluşan ikiz iki roman olması. Onun bu gurura hakkı da vardı. o gemiyi iyi bir yolculuğa çıkarmış. Kunanbay öfkeyle gidip Böjey göçüne saldırır. "Telğara" diye adlandırmak istemiştir. Kazak ve Rus halkının kültürünü öğrenerek. dosya. Kareke Sokkı ile karşılaşır. erzak zamlanacaktır.

cildi olarak gösterilmiştir. onun yerine Pavlov gibi zengin edebi şahsiyet girer. Arkasından gelen atlıyı Abay o onda farketti. Şubar bilig-5/Bahar '97 . Giden gitsin. Fakat. yani iki yıl arka arkaya yaptılar. Pavlov karakteri yazara yazma özgürlüğü tanır. Okyanus değil. Abay'ın öğrencisi Sadvakas idi. karanlık getiren düşünceler gerçeğin yüzünü tanıtıyorlar. sayfa.47 sına tekrar sertçe vurdular. yeniden yaşam mücadelesi Abay'ın önüne çıktı" Bu epilog ilk iki kitabı bitirmeden dört kitabın arasını yakınlaştınp. onun Rus toplumundaki ilerici düşünceli fikirlerle beslenmesi. Darkembay. benzeri olaylardan bahsetmekte. geniş bozkıra tekrar bir göz attı. Burada Azbergen. O halsiz. Şair-Ağa" romanındaki Dolgev (prototipi Dolgopolov) alınarak. gelişmeye başlamış. Şimdi de gidecek olan bulunur. bu çok kötü. Köyden. Giden bulut gibi. Yolcunun altındaki at çok fazla terlemiş. anlaşılmadan gidecek mi (Yeter mi sabır. Önceleri yazar Dolgov ile kısıtlı belirli bir çerçeveden çıkamamaktaydı. Geçmişteki kaybı mı. Darkembayların isteği ile acele ile gelmiş. Az önceki parlayan güneş gibi sevinç ışığını. Yeniden hayat gerçeği. dert ve şüphe gibi son düşünce bulutları örtmeye başladı. O da ne? Abay'ın yanına dörtnala aceleyle bir atlı geldi. okuyucuları sonraki kitaplara yönelten bir araç gibidir. onlar düşman oldular. İsa karakterleri ise sevimsiz taraflarıyla göze çarpar. mücadele. Bunu üçüncü yıldır yine yapıyorlar. Apaçık hırsızlık yapmak değil mi bu?" (19. Abay Ağa (O düşman. bütün yedi oba toplanıp biraz önce itiraz ettik. açıklama.Şu toza bak. Deniz de. Ama artık. halk için yolumu. Orazbaylar. Yazdığımızı doğrulamak için iki misal verelim. Artık yaptıklarından bıktık.) Abay:". hergünkü uzun bozkır göründü. Bu bozkırda şimdi toz yükseliyor. nefesi daralan Eralı bozkırı. s. Yine götürüyorlar. birkaç değişiklik yapılan üçüncü kitabıdır. köyün azıcık yılkılarını alan düşman. siyasi hükümlü Pavlov'un ağzından Abay'ın bozkır hayatı hakkındaki düşüncelerini özgürce söylettirmek mümkündür. Sadvakas'ın gelip söylediği bu olay sonra doğrudan devam ettirilmemektedir. usandık. Eralı obasından. Gerçekten onun bir gücü ve bir ümidi olduğu doğru. Gerçekte de yapayalnız. Bunu evvelki ve geçen yıl. onların sosyal sınıf farklılıkları ve sırlarını ortaya koyma maksadından doğmuştur. yeter mi kuvvet. Kazak yoksullarının istek ve dileklerini derinden anlaması gösterilmektedir. "Fakat halk kalırsa. yeni engelleri aşacağını göstermektedir. Birinci kitap "Şair Ağa'"dan bu üçüncü kitabın farkı nedir? Bu kitap öncelikle. epopenin 3. Fakat biri uyanmamış güç. Dört ciltlik epopenin en çok basılanı. Awezov'un 20 ciltlik eserinin 5. bu olayı geliştirmek ve devam ettirmek istememekte. kitabının sayfaları M. Neticede. canımı katacak elimdeki ışık kalsa yeterdi)" diye bu oturumunda sanki kendi kendine gizli bir söz vermiştir. umudu halk.. Gücü şairlik. Önde hayat. Jirenşeler de birbiri ardına gitmekteler. yoksa kazancı mı çok? Gerçekten kaybettiğine pişman değil. romanın toplumsal manasını açıklamaya yardım etmektedir. Akrabalarından Takejan. Yazar. mücadele ve çatışmanın durmadan geliştiğini. Delikanlı. soytarılar) diyerek ağlamaklı oldu delikanlı. ilk önce Abay karakteri büyümeye. Diğer kitaplara ise ilk basım değiştirilmeden bazı notlar eklenmiştir. diğeri tanınmadan.Ey halk. Şüyginsu'daki yedi köy. Bu mücadelede tek başına. Abay karakterinden itibaren sevimli sevimsiz karakterleri gösterme. hayal de kayboldu. Yalnızlıktan tükenmeyen kuvvet yeter mi) Hayat yolunun ortasına gelmiş. "Bütün tahılımızın tam yansını zorla alarak biçmeye çalışıyorlar. Yakınlarının babası Kunanbay yabancı gibi oldu. Kıvrım kıvrım toz. Abay karakteri Abay hayalinin büyük bir devamı gibi görünmektedir. . Çaremiz kalmadı..) diye seslendi. Jigitek fakirleri Azimbay'ın yaptıklarına dayanamayarak Abdi ismindeki bir yoksulu atına bindirip Abay'a gönderirler. Fakirler safında yer alan Bazaralı. Şimdi okyanus nerede? Abay. Üçüncü kitaba dahil edilen ilk yeni metin. kötülükleri önlemesini isterler. Abay'dan yardım dilerler. Kovdu bizi Azimbay" (18. Önlerine katmış götürüyorlar.

Buna sevinen Darmen: "Yiğitmişsin. hayvancı da olsa. Böylece tükenmeyen güç ve istek. Demek ki. Bundan önce Abay. diğerleri de yücelir gibi görünmektedir. Azimbay'ın fakir işçisi îsa.48 Abdi'nin itirazlarını bastırmak isterler. Azimbay. bir an bile durmayan edebi çalışma. Buna Abay karşı gelir. Azimbay'ın yaptığı o adaletsizliğin bugünkü devamı. Epopenin üçüncü kitabını yeniden gözden geçirdiğimizde. Şubar'ın sahte yardımseverliğinin sırrını tenkit ederek. eskideki batı kanununu. s. Kime dost.). İsa. büyük sanatsal yapıt dünyaya getirmişlerdir. Otları biçmeye devam eder. yeni görünüşü halinde alınarak eserin sosyal manası iyice aydınlanır. Bu arada romana Azimbay'ın yaptıklarını eklemek doğru olur. Bunun neticesinde Abay karakteri de. adaleti paraya satan valilerin kötülüklerini hatırlar. kime düşman olacağını iyice anlar. yazar bu kitabın ilk iki kitaba göre sanat değerinin fazla olduğunu göstermektedir. isteğini yerine getirmez. der. kendi rahatını düşünmekten vazgeçer. Abay'ın sözünü dinlemez. (Değerini yeni anladım. yanındaki arkadaşlarıyla birlikte "Englik-Kebek"in kabrine gidip. Halkla içice yaşar. Abay gelecekteki kendi mücadele yolunu açıklığa kavuşturur. romandaki herbir yeni ilave ve değişiklik böylece kendi kendini doğrulayarak büyük roller üstlenmektedir. yazara bol meyveler vermiş. Azimbay'a Mağaş ve Darmen'i gönderip fakirlerin ekmeğini zorla almalarını durdurmaları için emir verir. bilig-5/Bahar '97 . başkasının kölesi olmayan fakir iyi) insan gibi davrandın" (24.

2. ulu şairin şiirlerinin metin sorunlarını içeren Abay'ın eserlerini toplamasıyla. Ne karalamaları. Mekemtas MİRZAHMETÜLİ Aktaranlar: Zeyneş İSMAİL . yazarın ilmî sanat arayışları üzerine dökmüş olduğu terlerle otuz yıldan fazla zamanını aldı. yorumlar yazılması yolundaki arayışlar ve bu dorultudaki araştırmalarını kapsamaktadır. Yazarın verdiği malûmata göre. Ulu şairin hazinesinin sırları. Günümüz Kazak edebiyatının önemli bir dalına dönüşmüş olan Abay'ın dünyasının yapı taşını oluşturan büyük alim Muhtar Awezov'un Abay hazinesi hakkında sayısız ilmî çalışmaları edebiyat tarihinde özel bir yere sahiptir ve daha şimdiden tetrarlanamayacak mucizeler yaratmıştır.49 ABAY DÜNYASI ALİMİ Muhtar Awezov'un Abay'ın hazinesi doğrultusunda uzun yıllara dayalı ilmi araştırma ve çalışmalarını neticelendirerek yazdığı ilmî monografi ("Abay Kunanbayev ") ve ünlü "Abay Yolu" epopesi. sanat yapıtlarını dört safhaya ayırarak incelemenin yerinde olacağı kanaatindeyiz. Abay'ın hazinesi hakkında Muhtar Awezov'un uzun yıllara dayalı estetik arayışlarını ve ilmî çalışmalarını. "Abay'ın dünyası" esas konusuna dönüşen. yapılacak ilmî araştırmalarla. 1. ne arşiv malûmatı olan ayrıca kendi döneminde bir bilmece olarak yaşayan şair hakkında yalnız bir araştırmacının bu kadar kapsamlı ilmî araştırmalar yapması ve bütün dünya okuyucularına yeteneği karşısında diz çöktüren eşsiz sanat eserleri yazması. ilk ve tam basımının hazırlanması. ne günlüğü ne hatıratı. Muhtar Awezov'un bütün kalbiyle giriştiği bir ilmî sanat arayışına ihtiras ve manevî destek veren tükenmez bir manevî güç kaynağına dönüşmüştür.Dr. yaşanmış olan tarihî gerçeği şuurumuza sindirecek yetenekli tasvir gücü ile sanat gerçeğine dönüştürülmesi sayesinde sanatın birçok dalında yazılan tekrarlanamayacak yapıtları ile manevî hayatımızı zenginleştirmektedir ve gelecekte de zenginleştirecektir. dünya edebiyatı tarihinde çok nadir tesadüf edilen ve tekrarı olmayan bir hadisedir. Abay'ın ilmî hayatından ilk bahsederken ilk biyografçı ve tarihçi olarak bine yakın şair çağda- Prof.Ahmet GÜNGÖR bilig-5/Bahar '97 . Abay konusunu kağıda dökme isteği 19 yaşında başlamıştı. Kazak edebiyatının büyük bir klâsiği olan Abay'ın hazinesi.

Kabilev'in arasında geçen sert münakaşada açık olarak farkedilmişti. yani Abay'ın "topla" demesinden itibaren yazmağa başlamış. Mesela. şairin ilmî hayatı da 1924-1927 arasında yazılmış idi. Yukarıda adı geçen her mevzudaki özel araş tırmalarının ilmî neticelerine dayanarak Abay'ın ha yatı ve sanatı hakkında edebiyat dalının her türlü tarzıyla yazılan sanat yapıdan büyük bir dünya oluşturur. özellikle I. M. *** I Abay'ın eserleri. Fakat bu hazırlanan çalışmalar ancak 1933 yılında basıldı. Abay araştırmacılarım anlatılan anlaşmazlıklardan tamamen sıyıran. her yılki düşünce izlenimlerini sonuçlandırmış. Onda birçok şeyler eksik1. Abay'ın eserlerinin ilk antolojisi 1924 yılında hazırlanmış. 3. Bunların Abay'ın ilmî hayatıyla yaşamış olan sosyal. Mustambaev ve I. hatıralarını kaydetmiş. 1916. başlı başına araştırılacak bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır. Awezov tarafından yemeden. M. Kazak halkı kendisinin ulu şairi Abay ile ilk ' defa tanışma fırsatına kavuştu. elbette XX. Abay şiirlerindeki binden fazla mısra tarihe karışarak kendi kaderlerine terkedilmişti. dayanılacak esas doğrultusunda malumatlar katan Abay'ın ilk antolojisi ve ilk ilmî hayatı hakkındaki yazılı çalışmalardır. 1923 yıllarında basılan Abay'ın eserleri sadece seçme eserlerine dayalı idi. şaheserlerinden sadece 4309 mısra içerilmişti. diye uyarması dikkate değerdir. master öğrencilere rehberlik yapması. Awezov'un doğrudan kendi girişimi ve yönetmesiyle gün ışığı gördü. Abay'ın hayatını ve onun basılmayan eserlerini tam olarak tanımamalarının sebebi bazı yanlış anlaşılma ve düşüncelerden dolayı idi. Abay hazinesi hakkındaki araştırmalara başkanlık etmesi. Nurseyit'in elyazmalarında bulunan. Abay'ın eserlerinin toplu halde ilk defa basılması memleketimizin manevi hayatında tam olarak Abay dünyasını tanımak için önemli medeni etkinliğe dönüştü. M. durmadan araştırma ve bıkıp usanmadan yaptığı çalışmalarının meyvesi idi. Nurseyit'in elyazmalarına Abay'ın yazmış olduğu şiirlerin tamamının kaydedilmemesinin de belli sebepleri olmaladır. çoğalmaya başlayan makale ve araştırmaların hepsi aslında 1909. Awezov'un bununla ilgili olarak "Nurseyit Abay'dan 10-15-17 yaş küçük. M. Abay dünyası tarihinde eşsiz ilmî kahramanlık olarak anılmaktadır. Onun 1090 çeviri mısrası. O 1896 yılından. bunlarla ilgili tarihî malumatları su yüzüne çıkartıp sınıflandırmıştır. 1922. asrın şahaseri olarak kabul etmektedir. toplama. fakat 1909 basımına dahil edilmeyen 628 mısra ve M. Dünya halkı bu yapıtı XX.. Turaş ile onların aklında kalan de- bilig-5/Bahar '97 . Awezov'un bu metin araştırmalan. özellikle yetişkin olduğu dönemde yazmış şiirleri maalesef bugüne kadar ulaşamamıştır. araştırma alanını genişleten. yıllarca yüksek okullarda Abay dünyası ile ilgili dönem derslerini vermeği hiç bırakmamış. Abay eserlerinin birkaçı. Çünkü M. Şakerim. 4. Yani Abay şiirlerinin mısra sayısı 5399'dan 7113'e kadar yükselip içerilen mısra sayısı sözü edilecek kadar çoğalmış haliyle bugünkü nesle intikal etmektedir. asrın sanat dünyasındaki ulaşılması güç zirvesine dönen ünlü "Abay Yolu" epopesidir. Adı geçen eserler. Kakitay. 1933 yılında ilk antolojisinin basımına kadar ki yayımlanmış eserlerde Abay'ın şiirlerinin 5399 mısrası yer almıştı. Abay hazinesi hakkındaki özel ilmî araştırma çalışmalarını aslında 8 mesele üzerinde yoğunlaştır mış.50 şıyla yüzyüze konuşup görüşerek halk ağzında dolaşan hikayeleri toplamak. Awezov gibi araştırmacı tam zamanında onları Kökbay. Sağdi'nin araştırmalarında. Awezov'un yıllarca süren dizimler sıralama. Bu ana kadar ki Abay hazinesi etrafında olan söyleşi ve fikir alışverişleri. bunun gibi olaylar G.. Awezov'un ulu şairin hayatını ve edebiyattaki mirasını araştırmada elde ettiği kazanç. siyasî ortam ile özellikle şairin eserlerini tam bilmemeleri bazı yanlış fikir ve tanımlara yol açmıştır. içmeden izine düşülerek Abay çevresindeki insanlardan kağıda geçirilen 1086 mısra ilk defa 1933 yılında tam toplu eserler basımına dahil edildi. M.

İşte ulu şairin mirası araştırmacılarına belli başlı engelleri aşmayı kolaylaştıran kural da M. *** genel olarak Abay çağdaşlarından bine yakın insanla yüz yüze karşılaşıp konuşma ile onların verdiği bilgilerin gerçekliğine ulaşmak için karşılaştırmalar ve tahliller yapıyordu. Arşiv bilgileri günlüğü. bazı dörtlükleri ve mısraları kaydederek büyük şairin başka alıntılarının arasına kattı"2 diye değerlendirerek bugünkü nesil adına kendi şükran hislerini bildirmeyi vatandaşlık borcu olarak saymıştır. yazılan günümüze kadar gelmediği için şairin hayatını halk ağzında dolaşan hikayelerden. M. Bu metin arayışının sinini ve ganimet olarak dönen şiir mısralarının bulunuş tarihini de sadece araştırmacı malumatlarından öğreniyoruz. Abay'a dost. Awezov. Awezov'un ilmî önem taşıyan araştırmasının Abay hazinesinin yerini belirtmedeki dikkate değer rolüdür ve onun kapsamış olduğu çok mevzulu bilgiler. Turaş. Gerçeği araştırmak için çoğu zaman hikâye ve efsaneyi tanığın verdiği bilgilerle karşılaştırmam gerekiyordu . Awezov özellikle. Murseyit. Abay hazinesinin ilk araştırmacılarından Prof. Abay'ın ilmî hayatına birkaç defa inceleyerek yeni bilgiler ve yeni yorumlar katarak sıhhate kavuşturmuştur. Bununla ilgili M.. Awezov o zamandan itibaren Abay şiirlerinin yazılış dönemlerine.51 ğerli şiir parçalarım tekrar dirilterek kağıda geçirmiştir. sıralanarak sonunda "Abay Yolu" epopesinin konu gelişmesine yardımcı olan birçok şeyin sırlarını kat kat II Ulu şairin mirasını araştırmadaki M. tarihî olaylan. Abay biyografisinin ilk nüshası 1924-1927 yılları arasında tamamlansa da çoktan beri basılamadı. kaybolması mümkün olan Abay'ın şiirlerini. Mahmut) kaydedicilerinin imzalan ilk önce 1908 yılında sonra 1927 yılında atılmıştı. kendisinin yanında bulunan. Çünkü şairin yaşamış olduğu her türlü yönüyle sosyal önem taşıyan tarihî olayların sırrı şairin eserlerinin ideolojisiyle direk ilgisi olan hadiselerdir. Bu sebeple M. İkinci tespiti 1924-1927 yılı Abay eserlerinin bütün eserlerini basıma hazırlama safhasında ele alınmıştı. çevrilen 1086 mısranın Abay eserlerine dahil edilmesine yardımları dokunan Kökbay'ın söz ettiği tarihî önemi olan eserde durarak: "Kökbay. siyasi. Çünkü çok zor olan bu meseleyi tam çözmenin Abay dünyasının gelecek araştırmalarını sürdürmede ilmî açıdan büyük önem taşıdığına inanıyordu. Awezov. şairin eserlerini meydana getiren sosyal. onları açıklama yoluna çok önem vermiştir. halk yaşamını ilmî doğrultuda öğrenmemizin zor olacağı ortadadır. Sağdi'nin 1923 yılında Abay'ın tam biyografisinin yazılmayışının bu hazineyi bulup öğrenmemizdeki belli başlı engele dönüştüğünü ifade ederek "Kazak aydınlarının Abay'ın biyografisini tam olarak yazmaya üşenmelerini anlamsız buluyorum. Benim onun hakkında topladığım bilgiler çok. şairin çağdaşlarının hafızasında yer eden hatıraları toplayıp onları özenle inceleyerek kaydetmek için uzun yıllar boyu araştırma ve çalışmalar yaptı. bunları hiç kimse hiç bir yerden yazıp almış değildir. M.. G. Çünkü Abay'ın hayatını tam olarak bilmediğimiz sürece. bilig-5/Bahar '97 . Buna da Abay'ın şair öğrencilerinin çok yardımları dokundu. ilmî hayatını yazmaya yönelmekti. Abay dünyasını tanımanın aktüel mevzu olan Abay'ın. arkadaş ve ona düşman olan grubun her türlü insanlarından. Awezov'un önemli çalışmalarından biri. Sovyet dönemindeki biyografi yazan olarak ulu şairin hayatıyla ilgili az çok bilgileri dikkatle inceleyerek derlemiştir. Kökbay. Abay'ın gerçek ilmî hayatım ilk önce açıklamasının belli sebepleri olmalı. Abay'ın eserlerinin yazılış tarihini öğrenme hakkında: "Abay öğrencilerinin (Kakitay. Bunları Abay nesli ve onu görmüş olanlarla konuştuğumda kaydettim."4 diyerek birçok şeyden haberdar edecek kadar çok değerli bir kaynak olarak gözümü açıyor. M."3 diye bilgilendiriyordu. Abay eserlerinin yazılış zamanını öğrenmenin iki türlü tespiti vardı: İlk tespiti 1908 yılı Abay şiirlerinin ilk basım tarihi idi. Awezov Vietnam lı gazeteciyle yaptığı sohbetinde: "Abay ile ilgili çalışmama ilk olarak onun biyografçısı ve tarihçisi olarak başladım."5 diye acıyla bahsetmesinde gerçek payı vardır.

Dilda. Kökbay. hem de bu hazine hakkında her taraflı bilgi sahibi olan insan M. İlk antolojisinden başlayarak topluma yardımcı malumatları. Katpa. Awezov: halk edebiyatını. İşte son grupta olan ve yeni yıldaki yazılı edebiyatın gerçek bilig-5/Bahar '97 . Abay'ın geçmişteki anne babası hakkındaki uzun bahsetmeler kısaltılmıştır. şiirlerini toplamak şair hakkında çağdaşlarının hatıralarını yazmak. Abay'ın ilmi biyografisinin 4. hem zor meseleleri anlatan araştırma makalesiyle katılmış. Abay'ın yaşamış olduğu devri. İhilya vb. Bilgisi ve adil değerlendirmesiyle cesur araştırmacının yeni yönünü tanıttı. "Tan" dergilerinde ulu şairin eserlerini bastırarak. yazıp alarak bu yeni bilgileri yeniden eklemek için uzun yıllar uğraştı. III Abay'ın edebî hazinesini ilmî açıdan araştırma işine M. "Abay Yolu"epopesinde tasvir edilen Saliha kız. "Şolpan"da yayınlanan bu makalesinde araştırmacı. 1943 yılları arasında 1944 yılı Kazakistan İlimler Akademisi heyeti tarafından toplatılan bilgilerden çok istifade ederek ekleme yapmıştır. Arham. Vasıta. Awezov. göl veya yönetilen yer isimleri. toplum fikri basında oluşmuş idi. Bu nüshaya M. yazdırmak çalışmaları aynı anda yürütüldü. Nurğanım. Nadyar. halk ağzında dolaşan hikayeleri tam onun zamanında yaşayan arşiv sahipleri ağzından derleyip bugünkü nesil eline devretti. hatıraları geleneği son zamana kadar devam ederek. yani son defa gözden geçirilen yeni nüshası 1950 yılında yeniden yazıldı. Abay çağdaşlarının hatıralarını. İlk defa "Abay".1945 yıllarında Abay'ın memleketine giderek şair hakkında halk ağzında olan birçok bilgilerin kaynağını bulup. Turağul'a hatıra yazmanın yanısıra. nüshası 1945 yılında ulu şairin yüzüncü yıl kutlamaları esnasında yeniden ele alınmıştır. yıl geçtikçe çoğalıyor. Abay biyografisini yazmak. Aygerim. Konıravliye mağarası. şairin hayatını. Göçebe Devri Edebiyatı dönemine XV-XVIII. Şakerim. Kazak bozkırında yeni devrine gelmesiyle hemen girişmişti. 1943. Yazılı edebiyatta eserlerini yazıp bastıran şairleri sayar. Genel olarak edebiyatın asırlar boyu gelişme yolunu o zamanda M. Abay hazinesinin en önemli özelliklerini tam zamanında bularak doğru tanımıştı. şairin eserinin çeşitli sırlarını öğrenmemize gelecekte hizmet edebilecek manevi bir hazineye dönüşüyor. Bunun gibi arayışlarının biri 1943 yılında Abay'ın memleketine gittiği zaman yazılan "Şair İlinde" (eski adı "Roman Bilgilerini Araştırırken") denilen elyazma makalesinde görülür. Yani son nüsha olarak değişiklikler yapılmadan basılmaktadır. Abay ve Erbol dostluğu. nehir. eserlerini öğrenme yolunda hiçbir arşiv bilgisi bulunmadığı için. Abay'ın ilmî biyografisinin 3. bazı yer tasvirleri de bu seyahatinde bahsedilip çoğalan yeni yeni bilgi kaynağını açıyor.52 açmaktadır. Awezov'un kendisi 1936. defa. 1922 yılında ise Taşkent şehrinde çıkan "Şolpan" dergisinde yayınlanan "Kazak Edebiyatının Şimdiki Devri" adlı gerçek araştırması doğrultusunda yazılan Abay'ın edebî hazinesi hakkında düşünce ve fikirleriyle dolu makalesinde ilk defa teorik cesur incelemeler kaydetmiştir. 1936. Abay'ın hayat hikayesinin ikinci defa 1940 yılı basımında. şairin eserlerine yansıma sebeplerini açmaya yöneliktir. Yeniden yazılıp birçok bilgilerle oldukça genişletilse de bu nüsha belli olmayan sebepler sonucu uzun zaman basılmadı. yüzyüze gelerek bilgiler alıp yazmaya bu yolla Abay'ın hayatı ve eserlerinin birçok sırrını öğrenmeye başladı. Bu hususta Abay'ın hayatını ve eserlerinin tabiatını bilen. Göçebe Devri Edebiyatı. M. Awezov'un topladığı birçok belge. Ermusa. Bu son nüsha Abay'ı tanıma doğrultusunda ilmî gelişmelere uygun talebe göre yeniden yazıldı. yeniden bulunan birçok bilgilere dayanılarak tekrar yazılması zor oldu. yazılı edebiyat diye ayırmıştı. Kökbay. su. Kakitay. insanlarla direk konuşarak. birçok yer. Kamalya. Awezov'dur. Bu nüshada ilk defa yazılan Abay biyografisinde ulu şairin aile dramları hakkında bilgiler çoğaltılarak. Abay'ın yaşadığı sosyal ortam ve yer alan değişik olayların. asırlardaki edebiyatta kendi eserlerini irticalen söyleyen şair geleneğiyle anılan ve tanınan tek şair sanatı yolunda olan şairler grubunu dahil eder.

kendi görüşünü 1945 yılında Kazakistan Yazarlar Kurumunun Abay şöleniyle ilgili oturumunda yaptığı konuşmasında açıklamış idi. dinleyici sen de düzel" diye edebiyatı teşkil eden şairler ve okuyucu dinleyicilerini eskiden karşılaşılmayan yeni yola. bu daldaki dünya görüşünün gelişmesiyle beraber araştırmak gerektiğini fakat:".53 manadaki ilk temsilcisi yani kurucusu Abay'ın eserleridir. Abay'ın herkesten ayrılan şairlik özelliğini. Abay kendi devrinde bütün doğu şairlerinin içinden öne çıkarak şair ve dinleyici meselelerinin ilk defa estetik yönünden söz açtı. dünya görüşü ve ideolojik gelişmesi işlemini göstermeye özen göstermiştir. 30'lu yıllardaki ulu şair mirası hakkında M. o devrin siyasî. tarihî gerçeğiyle bağdaştırıp önemsediği kendi üslubunu görüyoruz. Çünkü kronolojik sistemi tutmak şair hayatındaki herbir eserde siyasî. Abay eserlerinin manevî gücü Batı. açık istek akımının nağmesi"6. Bütün Abay dünyası dalındaki ilmî çalışmaları ve sanat eserinde şair hayatı ve sanatı hakkında söz açtığında daima kronolojik sistemi asıl tutarak Abay'ın şairlik sanatının içten gelişme yollarını. Bunlarla beraber Abay'ın şairlik sanatındaki dünya görüşündeki değişikliklerin doğuş sebebini. bilig-5/Bahar '97 . Awezov tam zamanında ilmî cevap verdi. 30'lu yılların başında Abay eserlerinin gelişiminin tenkit edici realizm doğrultusunda olduğunu görür. Awezov 30. Çünkü Abay hazinesinin Doğu ile ilişkisi hakkındaki meselenin de şairlik ustalığı. Kendi keskin tenkide dayalı siyasi. ideolojik arayışlanyla ilgili işlem olduğu açıkça öğrendiklerinden doğmuştu. yol göstererek halkın edebiyata yeniden estetik bakışını oluşturabilen biridir diye değerlendirmesi araştırmacının güçlülüğünü gösteriyor. Awezov Abay eserlerindeki doğruluk işaretlerini (araştırma esnasında aldığımızda) tuttuğu kronolojik sırayla şairin 20 yıllık edebî hayatındaki arayışlar dönemleriyle bağdaştırıyor. kendi mizah şiirlerinde o gerçeği tasvirlemesi ile ulu tenkitçi şair halkın yardımına koştu. sömürgecilerin Kazak yerindeki halk yönetim sistemine sömürgecilik doğrultusunda koyulan "Yeni Nizam" kuralının coğrafik prensibe uydurulan siyasetinin geçerli olduğu zamanda. Avrupa Rus Edebiyatının kapısını açarak edebî dili geliştirme yolundaki çalışmasıdır. şairin yeni tipini tanıttı. diye ilmî tanımı ilk defa gösterdi. duyulan nağmenin. Araştırmacı. Abay'ın felsefi görüşü birçok insan değerlerine direniyor"7 diye moral felsefesiyle Doğu tarzı ve sistemi açısından bakmamızı hatırlatır. sosyal gerçeğin doğmasıyla. "Abay sanatının esası tenkit edici realizmidir" diye tanıtmasını bugüne kadar ilmî önem taşıyan önemli bir fikirdir diye değerlendiriyoruz. "Söz düzeldi. ". ney'in nağmesi olduğunu farkeder.. Gelecekte bu konuyu özel araştırdığında da bölüp ayırmadan. O. M. estetik maksatlarını öğrenen Abay. M. şair eserlerindeki düşünce sistemini alarak. sosyal lirik şiirlerinde yeni yönetim sisteminin sırlarını açıklayıp. O zamanda bile iki türlü fikir akımı oluşturup. yılı başında Abay kalıtının önemini ne kadar iyi görebildiğini gösteriyor. onun sosyal şartlarım anlamadadır. Rus edebiyatıdır. diye değerlendirdi. Abay'ın felsefi görüşüne dikkat ettiğinde onun bugüne kadar kendi derecesinde araştınlıp bitirildiğini söyler. yeni yöne götürdü. M. Kendi estetik görüşlerinin esasını şairlik amacı olarak şiir mısralarında bahsederek. belirginleşmesiyle hadisenin ortaya çıkışını görmemize yol açabilen ilmî değerlendirme sayılır. şairin eserlerindeki bu gerçeğe dayanarak. şairin eserlerinin yazılış dönemlerine göre yer alan hediselerle ilgili yerlerde kullanmıştır. Awezov'un ayrıca önem verdiği ve polemiklere sebep olan mesele Abay eserlerinin manevî güç olan kaynaklan hakkındaki görüşüdür. görüşü ile M. sosyal. elbette Abay'ın bütün şuurlu hayatını. Kazak Edebiyatına yeni yön. Rus Edebiyatının klasikleriyle tanışarak.. Bu meseleyi tek başına almayıp. Awezov. o zamandaki sosyal hayatta olan hadiselerin gerçeklerden oluştuğunu ince algılayışımızla görüyoruz. diye cesur sonuca gelir. Şair eserlerindeki yenilik izlerine baktığımızda şiirlerini tahlil ederek. Alimin bu yeni görüşüne destek olan şey.. Edebiyatta yeni yön oluşturan Abay eserlerinin önemli direği olan sanat uslübü nasıl oluştuğuna dair teorik soruya. Abay şiirlerindeki yönün.. bizim bildiğimiz kadarıyla.

İlk olarak araştırıcı kendi düşüncesini konu sistemine dayandırdıktan sonra bir dalga üzerinde geliştirerek düşünce silsilesini ayırmadan devam ettirerek karşılaştırmalar yapıyor. 20 c. 3. Abay'ın her yıl yazdığı şiirlerinde de eski konulara tekrar dönmesini kazanç sayarız. asır Kazak Edebiyatında görünmesi hakkında teorik araştırmalardır. 1923. 2. No 2-3 7. Abay Akjol. bilig-5/Bahar '97 . Araştırma çalışmasını bu doğrultuda sürdürmenin sebebi ise. No 194 dosya. 20 ciltlik eserler toplumu.54 Alim. No 257 dosya.Almatı. 4. adetten devam ettirme yollan) aslında Rus edebiyatındaki realizmin XIX. 3s. 9 s. Abay'ı tanıma esnasında M. şair biyografisi. Awezov M. malumatları. KAYNAKLAR 1. Genel Kazak Edebiyatının ilmî teo- rik problemlerinden söz açtığında da bu daldaki güncel düşüncelerinin gelişimine daima Abay dünyasındaki düşünce fikirlerini asıl unsur olarak alıyor. şairlik geleneği. 5. No 493. Şolpan. Awezov'un edebi hatıralar müze arşivi. şairin lirik şiirlerini tahlil ettiğinde şiirleri yazıldığı dönemlerine göre değerlendiriyor. No 378 dosya. No: 363 6. İkinci olarak bu konulara daima yeniden döndüğünde bile. Awezov'un önem verdiği meseleleri (Abay mirasının halkçılığı ve realizmi. Doğu ve Batı ilişkileri. Aynı.. Aynı. 1922. sanatında bir yetenek ve düşünce gelişmesinin yönü gösteriliyor.. 2 s. Sağdi G.. Kazak Edebiyatının şimdiki devri. 1985. dosya. Bu üslup ile şairin bütün maneviyatının gelişmesinin canlı resmini ilmî esasta tam hissettirebilmiş.. Awezov M.182 s. 345-346 s. metni. Aynı.

Muhtar Avezov bu yıllarda tiyatro sahasındaki faaliyetlerinin yanında 1918'de neşredilmeye başlanan ve on bir sayı çıkarılan "Abay" isimli edebi derginin redaktörü olarak çeşitli makaleler de yazmaya başladı. H.55 MUHTAR ÖMERHANOĞLU AVEZOV VE "ABAY YOLU" ROMANININ TERCÜMELERİ İLE İLGİLİ BİBLİYOGRAFİK BİLGİLER Yrd. ilmi araştırmalarında ise gerçek adını kullanmıştır. 1920'den itibaren ise siyasi faaliyetlere katılmaya başlar. kültürlü ve çocuk terbiyesine çok önem veren biridir. dedesinin ölümü üzerine bu yıldan itibaren şehirdeki ağabeyi Kasımbek'in yanında devam etmiştir. Aygak" mahlasları ile hikayeler yazmış. aydınlatıcı popüler yazılar kaleme alır. Avezov'un soyadını taşıdığı dedesi Avez ise. On altı yıl sonra 1946'da Kazakistan'da filoloji ilminin ilk doktoru Kazakistan SSC İlimler Akademisinin üyesi unvanlarını almıştır. kadın hürriyeti ve eşitliği ile ilgili fikirlerini açıklar. Fak. Daha sonra 1922 . böylece Arap ve Fars edebiyatının örnekleri ile tanışıp Kazak destanlarını da okumaya başlamıştır. Jayausal. Doç.1923 yılları arasında önce Taşkent'teki Orta Asya Devlet Üniversitesi'ne bir sömestr devam etmiş. Yazar. Meşhur Kazak şairi İbrahim Abay Kunanbayoğlu'nun komşusu ve dostu olan dede Avez. hemen ardından da öğretmenlik seminerlerine katılmıştır (19141919). Üyesi Muhtar Avezov. Ed. 1928 . Yazar böylece Semey'deki beş yıllık Rus lisesinden mezun olarak. Halkı bilgilendirici. 1924 1928'de ise Leningrad Üniversitesi'nin Filoloji Bölümünden mezun olmuştur. On bir yaşına kadar dedesi ve özel hocaların kontrolünde devam eden eğitim hayatı. Korur. Emel AŞA İstanbul Ü. Öğr. Türk Dili ve Ed B. daha sonra Orenburg'da Kazakistan Merkez Yöneticisi Komitesindeki resmi çalışmalara bilig-5/Bahar '97 . "Argın.1930 arasında Taşkent'teki Orta Asya Devlet Üniversitesi'nin Doğu Bilimleri Fakültesinde mastır tahsili görmüştür. 1918'de bu dergide yer alan "İnsanlığın Temeli Kadın" adlı ilk yazısında Avezov. Daha sonra Samarbay Molda ve Kamaliddin Hazret'ten Arapça ve Farsça dersleri almış. ona alfabeyi öğreterek dostu Abay' ın şiirlerini okutmuştur. "28 Eylül 1897" yılında Semey bölgesinin Abay mıntıkasında (eski adıyla: Şıngıs vilayeti) doğmuştur. Muhtar Avezov' a ilk bilgileri vermiş. Babası eski usul terbiye ile yetişmiş varlıklı bir köylüdür. Dr. önce Semey Bölge Meclisinde. babasından ziyade dedesi Avez ve ninesi Dinasil tarafından yetiştirilmiştir.

1925)". Gogol' dan bilig-5/Bahar '97 . Bu piyesteki " sınır " sembolü ile vatan uğrunda uyanık olma ve vatanı koruma vasıflarının üstünlüğü konu edilir. "Kır Resimleri. İlk piyeslerinden olan "Enlik Kebek. Enlik ile Kebek'in trajedisinin anlatıldığı ve dolayısıyla da devrin tenkidinin yapıldığı bu piyes 1917 yılının Mayıs ayında Eralı Ovası'ndaki Oykuduk yaylasındaki bir çadırda oynandı. Ayğak" mahlaslarıyla aşağıdaki hikayeleri yazdı: "Okuyan Vatandaş. 1923". "Zaman Erkesi (Daha sonra: Sönmek Yanmak. piyesi birkaç defa daha düzelterek trajedi seviyesine getirdi. Sevdiği ile evlenemeyen ve hasretinden aklım kaybeden bir kızın trajedisinin konu edildiği "Karagöz" piyesi edebi değerinin üstün oluşu ile 1926 yılındaki tiyatro eserleri yarışmasında birincilik kazanmıştır. 1925)" "Kaygılı Güzel. Drama türündeki eserleri içinde en dikkate değer olanı "Sınırda. 1937" isimli piyesidir. 1923". " Taş Yetim (Daha sonra: Yetim. "Kim Suçlu. 1922 . "İzler. 1928".1923)". "Han Kene" piyesi ise yarım asra yakın pek sözü edilmeden kalmış ve devrin sosyalist komünist fikirlerine aykırı görüldüğü için sahnelenmesi bir süre engellenmiştir. Hasen'in Olayları. bu tarihten itibaren Kazak Türklerinin kültür hayatına tiyatro ilk defa girmiş oldu. Sovyet devrindeki öğrencilerin hayatlarım tasvir eder. Taş Tülek. Böylece. 1917" piyesi konusunu Kazak Türklerinin tarihinde yer alan destanlaşmış hadiseden alır. 1928'de yazılan piyesin nüshası daha sonra ilk defa 1983 yılında yayınlanabilmiştir. hayat tarzının ilk yıllarındaki mücadeleler çarpıcı bir şekilde okuyucuya sunulur. fikir ve edebi değer bakımından yazarın. Shakespeare'den "Othello". Özellikle "Hasen'in Olayları" hikayesi ile "Tartışma" adlı piyesinde Sovyet devri ile başlayan yeni sistemin. Jayausal. 1921 . Aynı piyes 1926 yılında Milli Kazak Tiyatrosu'nun ilk oyunu olarak sunuldu. 1925". Tiyatro sanatı. "Baybişe tokal" piyesi iki kadının çocukları arasındaki tartışma. tiplerin tasvirini yaparak. "Kanlı Gece (Daha sonra: Mal Kaçırma. Bu telif piyeslerin yanında Rus ve İngiliz tiyatro eserlerinden de tercümeler yapmıştır. 1923)". 1925) ". "Elma Bahçesinde" piyesinde ise Avezov. "Han Kene. çarpıcı bir tarza tenkit eder. "Karagöz. Adı geçen eser. "Eskinin Gölgesinde. Bu piyesler konularını genellikle tarihi olaylardan ve sosyal meselelerden almışlar. 1927" ve "Kökserek. "Karaş karaş" da 1917 Rus ihtilalinden önceki fakir Kazak Türklerinin hayatları konu edilir. Elma Bahçesinde. Muhtar Avezov'un piyesleri Kazak edebiyat tarihinde müstesna bir yere sahip olmuştur. Tartışma. 1930 1940 yılları arasında yazmış olduğu. yazarın fikirleri ve sanat gücü ile zenginleştirilmişlerdir. 1920'li yıllarda yazmış olduğu hikayeler içinde en dikkate değeridir. o zamandaki yeni hayatın örneklerinin ve bu devirdeki çeşitli insanların. yazar. Kazak tarihinin uzun yıllar devam eden meseleleri ve sosyal çatışmalar ele alınmıştır. 1926". Kum ile Asker ve Bürkitşi" adlı hikayelerinde sosyal hadiseler üzerine yeni bir bakış tarzı getirir. kadın ve erkek eşitsizliğini değerlendirir. 1920'li yılların sonlarına doğru Muhtar Avezov realist hikayeler yazmaya başladı. Yazar. Muhtar Avezov'un bu piyesinde Kenesan Han'ın milli mücadele yolundaki isyanları. Komr. dram türü ortaya çıktı. "Gece Melodisi" nde 1926 yılında Kazakların Sovyet sistemine geçişleri ve sebepleri anlatılır. düşünce sistemi ve uygulamalarım cesaretle tenkit etmeye başlar.56 katıldı. 1930'dan itibaren Avezov'un sanatında yeni bir çığır başlar. Eski geleneklere karşı çıkan iki gencin. 1929" bu tip eserlerin örneklerindendir. Sınırda. Burada sınır etrafındaki bölgede yaşayan insanların 1917'den sonraki yeni hayatı anlatılır. Aynı fikirler "Ayman Şolpan. Bileğe Bilek. bu çalışmaları ile Kazak hikayeciliğinin realist kurucularından biri olarak kabul edilmiştir. "Ayman Şolpan" piyesi konusunu. Üç Gün. öğretmenlik seminerlerine devam ettiği yıllarda dram sahasındaki çalışmalarına başlar. 1925". "Karaş karaş. artık yazar eserlerinde yalnızca tarihi konulara yer vermeyerek Sovyet devrinin ideolojisi. Siyasi faaliyetlerine devam ettiği bu yıllarda 1921'de "Argın" takma adı ile "Müdafaasızın Günü" adını taşıyan hikayesini ilk defa neşretti. "Kazak Kızı (Daha soma: Suçlu Kız.1926 yılları arasında milletlerle ilişkileri sağlamlaştırmak "Arğın. 1923". aynı adı taşıyan meşhur Kazak destanından alarak komedi olarak yazılmıştır. Gece Melodisi" adlı piyeslerde de ele alınmıştır. Daha soma yazar. Muhtar Avezov. "Baybişe tokal.

m. Book one. asırdaki hayatları realist bir bakış açısıyla tasvir edilmiştir. büyük şairi sadece ilmi ölçülerle tanıtmayı yeterli görmeyerek onu roman türleri ile ölümsüzleştirmek istemiştir. 449s. Abai. 1957. 4 41 bilig-5/Bahar '97 . aynı zamanda Kazak Türklerinin hayatını da bütün dünyaya gerçekçi bir tarzda sergiler. şairlerin atışması ile onları birinci tayin edecek jürilerin seçimi örneklerinin her biri ayrı ayrı etnografık malzeme teşkil etmektedir. kızları evlendirdiklerinde uğurlama törenleri. Ekonomistler. fikir güzelliği. "Kazak hayatının ansiklopedisi. ömrü boyunca kendisine prensip olarak seçtiği " adaletsizliği. Üslup olarak Abay' ı sinemaskop diyebileceğimiz. A chapter from the novel The progress of Abai " Sovyet Literatüre.: L. Muhtar Avezov' un bütün ilmi ve edebi çalışmalarının en temel ve en önemli konusunu oluşturmuştur. 1945 yılında Abay' ın doğumunun yüzüncü yılına tekabül eden kutlamaların arifesinde "Abay Operası"nı kaleme almış ve yine aynı yılda "Abay' ın Şiirleri" adlı kısa filmin senaryosunu yazmıştır. tablo tasvirlerle ve tarihi olaylar içindeki yeriyle ve tezatlı anlatım yolu ile edebiyatta ölümsüzleştirmiş.57 "Müfettiş". Yazar. Abay' ın hayatı ve sanatı. halka hedef göstermiştir. Moscow. Abay' ın hayatının anlatıldığı "Abay Jolı (Abay Yolu)" adlı biyografik romanının hazırlıklarım da teşkil eden "Tatyana'nın Şarkısı. " binlerle. Eserde şairin son yılları tasvir edilerek. 1940'da A. s. 1958. ikincisi ise 1947'de neşredildi. "The case of the stolenbride. asırdaki halk ekonomisinin yapısıyla ilgili bilgiler alabilir. Yazar. Bu eserde. Navrosov) Foreign Languages Publishing House. Moscow. Kanış Satbayev şu sözlerle ifade eder: "Kazak Türklerinin geçmişini araştırmak isteyen alimlerin her biri mutlaka bu eseri okumalıdır. 1957. Romanın daha sonra. Sobolev ile beraber "Abay" trajedisini kaleme alır. 3. 63 . geleneklerini bulacaklardır. Kron'dan Bahriye Subayı" onun Kazak Türkçesine çevirdiği piyesleridir. cahilliği tenkit" ile " bilimi ve insan severliği yüceltme " düsturları karakterize edilmektedir. Çağdaş Kazak edebiyatının kurucusu olarak kabul edilen şair İbrahim Abay Kunanbayoğlu'nun hayatı. anlatılan hayatın gerçek oluşu ve derinliği yönüyle başarılı olarak kabul edilmiştir. Navrosov) Foreign Languages Publishing House. Kazakların destanı" diye değerlendirmelere mahzar olan eser. Bu roman sadece Avezov'un sanatının üstünlüğünü göstermez. Eserin sonunda Abay. namussuzluğu. yirminci yüzyılın başındaki bozkır kanunları hakkında fikirler edinebilir. ikincisi ise "Abay Yolu" adıyla 1952'de tekrar yayınlandı. Book two. 1936" adlı hikayesini yazar ve Kazak Edebiyatı gazetesinde aynı yıl yayınlanır. 43 İs. Pagadin'den "Asilzadeler". kuşla ava çıkmak. etnograflar ise eski zaman yaşayış şekillerini. Abay Yolu romanı Rusça'nın yanında yirmi beş dile daha çevrilmiştir. onu unutulmaktan kurtararak. Kazakların XIX. Yazar. (Çev. filologlar bu eserde Kazak edebi dilinin gelişmesini. büyük şairin kendisine seçtiği yolu. Romanın ansiklopedik bir eser olduğunu Prof.: L. XIX. 1956 ve 1959'da çeşitli baskıları yapıldı. yalnızca hacminin genişliğiyle değil. s. hukukçular ise şeriattan başlayarak. Trenev'den "Metres Karavaya". (Çev. Rusça'ya iki cilt halinde çevrilen "Abay" romanı Lenin adına verilen ödülde birincilik aldı. yemek dağıtma adeti. Böylece 1930'lu yılardan itibaren Avezov. inançlarını. 1951. L. yalnız başına mücadele eden bir kahraman " olarak gösterilmekte ve şairin trajik kederi canlandırılmaya çalışılmaktadır. m. Kazak Türkçe'si ile yazılan romanın birinci cildi 1950'de " Şair Ağa ". Fransız yazar Lui Aragon "Abay Yolu" adlı eseri "Yirminci asrın en büyük eseri" olarak vasıflandırır. Bunların bibliyografik listesi şöyledir: Arnavutça "Megtime gretu romanit (Romanın tanıtımı ve özeti)" Litertia Sone. Bu tercümelere gelişmesinde yardımcı olmuştur. Muhtar Avezov on beş yıl boyunca "Abay Yolu" adlı dört ciltlik biyografik romanını yazdı. cenaze merasimlerinin tarif edildiği bölüm. "Abay" şeklinde adlandırılan birinci kitap 1942'de.70 ingilizce Abai. Bu eser yukarıda zikredilen romanın nüvesini teşkil etmektedir. 8. Muhtar Avezov tarafından ilmi araştırma konusu yapılmıştır. konusunun önemi.

1. 417s. Sofiya. 1960. Pitvat Abaya (çev: Z. 1958. 1961. " Cartea rusa " 1950. 1954. Vietnam Dilinde Yunost Abaya. nr. 5-27 Norveç Dilinde "Varulv" Sovyet nytt. 413 s. " Czytelnik" 1950. Warszawa. Moskova 1971. Sofiya 1950. Zweites Buch.. nr. 1. Sovietletterkunde. . nr. Abai Kunanbayev. 792 s. Vol. 7 . Moscow. s. Vol. Fragmente din romanul "Abai" İaşol Lit. s. (Çev: S. Angarova) Moskau. (çev: H. s. Bucureşti. 2. Verlag for fremdsprachige Literatur. 6 8 Bulgarca Abay. Selected poems. s. Partea I. 1721 L'auter d' " Abai " vu par lui meme " Oeuvres et Opinions. Pogorzelski). nr. s. 239 257 Abai Kunanbayev (1845 -1904) Introduction. Erstes Buch. Abaiova cesta. sç 7 42 Romence Abai. "İn İntuneric. Davatel'stvo Roh.1904). Mouchtar Aouezov. " Nouvelles des Letters sovietiues " (Bruxelles) 1960. s. 2... 389 s. 787 s. nr. Hont Zionta) Hanoy. dab ) Warszawa. Roman. 419 s. Statkov). Warszawa. Svetlanov) Djprovno izdatelstvo "Nauka i izkustvo". 8. prix Lenine 1959. 1958. Kore Dilinde Moğolca "Abay (Roman özeti)" Sog. Arapça Abay Kunanbayev (1854 . 1971. "Czytelnik" 1954. s. distins eu Premiul Lenin pe 1959. 8. Progress Publishers. Macarca Egy költö utia. Moscow. nr. L'auter d' " Abai " vu par lui meme.NN 78 84 Polonya Dilinde Svn kazachstana (Abaj) I. Paris. (Çev: O. 1959. Vol. Abai. I II (Çev: Çan Jov. 8. Vitez) Preambule d'Aragon. Syn kazachstana ( Abai ) II ( Çev: S. Sobolev. İvanovschi) Bucureşti. s. 15 29 Slovak Dilinde Abai. (Çev: L. Roman. 4. M. (Çev: Josef Solarik) Bratislava. 326s. Praca vy. " Slovensky pisovatel "1961. Roman. Pogorzelski). 1953. 6. 1945.. A. 576 s. I (Çev: B. 1958. nr. Droga Abaia 8 Çev: M. 3. 8 14 Hollanda Dilinde "De schrijver van "Abai" door zich zelv gezeen". 1958. ( çev: H.58 The ascent (Abay romanından özet) 25 stories from tha Soviet republics. Roman. nr. (Çev: Rab Zsuzsa) Budapest. Roman. 8. 149 153 İspanyolca "El rapto de Maken (Roman özeti)" Literatura Sovietice. 1958. 1951. 1965. s. Cazimir. Hoont N Hunga. 1964. (Çev: marta Lickova) Bratislava. Abai. 1956. 1958. 598 s. bilig-5/Bahar '97 . s. 1961. A. s. Gallimard. Roman epopee in douavol. "Ponvanie narzeczonej" Literatura radziecka. Ujmagyar könyvkiado. narodna Kultura. İzd. Moscow 1961. 345s.21 Angarova ) Moskau. " Czytelnik " 1951. m. 86 Almanca Abai. Fransızca "Le rapt (tire du roman " Le ehemin d'Abai " Litteratura Sovietigue. 7 44 Svad'ba Abaya. 761p. Periodiko mae. 1 2. Roman. vo Literaturı na inestrannıh yazıkah. 8 14 Yunanca Put Abaya (Roman özeri). 568 s. nr. 1. 982s. 747p. Progress Publishers. s. Verlag for fremdsprachige Literatur. 7 41 La jeunesse d'Abai.

Valstybine grozines literaturos Leidykla. Mi brushis = Kişinev. Sumane) Riga.. Diliene). (Çev: J. Abasov ). Abaja Cels II (çev: M. Latvijas valsts izdevnieciba. Tarihi Roman. Jankavskas). s. Le) Kyiv. 465s. 1948. Valstybine grozines literaturos Leidykla. (Çev: K. Salyah Abaya. 434 s. Roman ( Çev: Dm. Latvijas valsts izdevnieciba. Suvanberditev) Frunze. E. 375 s. 368 s. Romanas I.Berençe. Blumenfeld) Rahva Haal. Tatknigoizdat. Mam. Ermenice Abav. Roman. 428s. c. II. Latvijas valsts izdevnieciba. 722 s. Adhemova) Kazan. " Svet Sovetu " 1949. Mullakandov) Stalinabad. Latvijas valsts izdevnieciba. Kırgız. 668s. Vilnius. Başkurt Türkçesiyle Abav Yolı. 1963. Sumane) Riga. Roman (Çev: İ. 1962. Tatar Türkçesiyle Abay. 410s. Kırgız. 1959. 78 89 Ukrayna Dilinde Abav. I (çev: M. 529s. Abav. 458s. c. c. Aypetrat. 1954. Latvijas valsts izdevnieciba. 438s. İke kitaptan torgan roman epopeya (Tere. c. rakstot romanus par Abaju. Kitap 3 (Abay Colu) 1963. Grin'ka ) kyiv. 396 s. 411s. M. 125 131 Eston Dilinde Abai. Abaja Cels I (çev: M. 1959 Abai. Tanhıy Roman. (Çev: K. 615 s. 366 s. Abav (Çev: L. epopöa (Çev: E. Valstybine grozines literaturos Leidykla. Abaja Cels IV (çev: M. ikençe kitap (Tere: S. 92 22. Vilnius. c. Naşriyati davlatii Tacikistan. Derjavne vidavnitstvo hudojn'oi literaturi. Azerbaycan Dövlet Neşriyatı. Vilnius. Sumane) Riga. Abav (Çev: A.: Necib İselbay ) Ufa. 1955. 1952. Abajus Kelias. s. 1959. 1950. Abajs. Derjavne vidavnitstvo hudojn'oi literaturi. 1957. (Çev: Borozonyan). 522s. camutalova. 1955. Roman. Diliene). 1960. I. Letonya Dilinde Abajs. Romanas I. 1961. 420s. Hange) Tallinn. Brushis) Kişinev. Tatarstan Kitap Neşriyatı. Roman. Hange ) Tall. 457 s. Berençe Kitap (Tere: S. (Çev: K. Eesti Riiklik Kirjastus 1950 c. 2. 851 s. Kartya moldavenyanske. 12. Pisne Abajovy. Valstybine grozines literaturos Leidykla. Korogs. 1963. Stanisavskas). 1960. Latvijas valsts izdevnieciba. Kırgız Türkçesiyle Abav.n. Roman. 352s. Roman. m. 1952. "Abay (Çev: A. Dlouhy) Praha Sovetu" 1948. Bas 1957 1963. (Tere: T. (Tere: T. 306s. Sumane) Riga. 1955. Adhemova) Kazan.. 432s.. D. Liskova) Praha. II. Mullakandov) " Sarhi Surh. Kitap 1 . Sumane) Riga. Vilnius. Tacik Dilinde bilig-5/Bahar '97 . Kitap 4 (Abay Colu) (Terc: Suvanberdiyev. 475s. m. Abai tee Çev: A. Romanas II. 1963. nr. Başkordostan Kitap İzdatelstohı. I. Tanhıy Roman. 289s. 1963. Abajus. Eesti Riiklik Kirjastus 1960. Abdıllayev) 1963. Litvanya Dilinde Abajus. Moldova dilinde Abav (Çev: M. Mam.2. Bakı. Abav. 380 s. 9. Türk lehçelerine de aktarılmıştır. Sumane) Riga. Mans darbs. Bas. Suvanberditev) Frunze. (Çev: I.. Roman ( Tere: A. 1950. Çemortan. Erevan. 880s. 1957. (Çev: J. Romanas II. 10.. 1957. Abaja Cels III (çev: M. s. 383 s. Roman (Çev: E. I.II (çev: M. Bunların bibliyografik listesi ise şöyledir: Azeri Türkçesiyle Abav. 483 s. 424s.. 419s. Abajus Kelias.59 Çek Dilinde Abai. 1949.

Taşkent. 416s. UzSSr. 433s. 1955. 1958. Almuta. Nigmetov). çağdaş Kazak edebiyatının prensiplerini ortaya koymaya çalışmıştır. (Romandan parçalar). I. 1949. kazakstan Dölet Okuş pedagogika neşriyatı. kazak edebiyatındaki nesir ve dramaturji kollarının büyüyüp gelişmesinde. Kitap Tere: Zumrad). yazarın 27 Haziran 1961 yılında ölümü üzerine Kazakistan hükümeti aldığı bir kararla büyük yazarın adını ebedileştirmek maksadıyla İlimler Akademisinin Edebiyat ve Sanat Enstitüsü ile Kazakistan Devlet Dram Tiyatrosuna Muhtar Avezov adını verdi. 1960. denemeler ve edebi tenkit çalışmaları da yapmıştır. Hasamitdinov. Kitap 672 s.60 1960. XII. Kitap 692s. 712 s. Kazakistan SSC İlimler Akademisinin üyesi. çeşitli yıllarda yazılan Kazak Edebiyatı Tarihi'ni Kazak folkloruna tahsis edilen ilk cildinin (1960) asıl yazarı ve redaktörü oldu.Mensurov). nr. s. milli edebiyatı araştırma meselelerinde sınırsız çalışmalar yaparak. "Abay tanuv (Abay'ı öğrenme ve araştırma bilimi)" ilminin temelini atarak. Kasımov S. 1987 "Suretkerdin Biik Nisanı" Kazak Edebiyeti. İkinci kitaptin parçe)" Kazak Eli. Kasımov) " Mugallımlar Gazeti 23. Güney Denemeleri. 2. Zununov). IX. "Şair Köyünde" ilmi araştırmalar. Yazarın son on yılım geçirdiği evi ise öldükten sonra anıt müze olarak açılmıştır. Kasımov" Sovet Turkmenistanı. s. (Tere: Zumrad)Abav Yoli. 704s Yakutça "Abay (Çev: G. 39 40 Abav. Kazak Türklerinin yirminci asırdaki elli yıllık kaderini beş ciltten oluşan bir destan ile anlatmak istemesine rağmen bu planın ancak birinci kitabım oluşturan " Büyüyen Nesil " adlı kısmım 1962 yılında neşredebilmiştir. Uygur Türkçesiyle " Şair "Abay" Roman. K. 494 Abay. 12. 1951. H. 1962. 1. Ayrıca gezi yazılan da kaleme almıştır. Kitap (Tere: Zumrad). 191 200 AHMETOV. Yeni Hayat Jurnalinin Neşriyati. İ 1956 KAYNAKLAR AHMETOV. 1953. Kazakistan S. Davlat Neşriyatı. Türkmenistan Dövlet Neşriyatı. Davlat Neşriyati. 679s. Türkistan Böylece Doğmuş. (Tere: İ. Romanıdan bölek (Terc: T. 28. Almatı şehrinin bir bölgesi ve bazı okullar yazarın adım taşımaktadır. Taşkent. Kırgızların " Manas " destanı hakkında çok kıymetli bir monografi yazdı. Kazan "Abay Jolı Epopeyası Şetelde" Kazakstan Mektebi bilig-5/Bahar '97 . gazete yazıları "Altın Yüzük". Avezova ab Abaya" Kommunist Kazahstana BALDANOV. "Cephe". 1922 "M. Taşkent. Almuta. Roman. Kitap (Tere: Zumrad). 1. 1957 Abav.. 1965 Muhtar Avezov'un sanatında önemli bir merhale teşkil eden Abay Yolu romanının yanında yazar. 1954. M. II. Özdavnaşr. Roman (Terc: T. Roman. Ayupov. 10. Amerika Tesirleri" Avezov. 1961 Özbek Türkçesiyle Abay. Kitap (Tere: S. VII. Çeşitli sokaklarda. UzSSr. Kasımov)" Sovet Turkmenistanı. milli tiyatronun gelişmesinde. 23. Yaylımova) Aşgabad. 1960 "Abayın Yolı (Üçüncü kitaptan bölek) ( Tere: T. Yazar. Kirov (şimdiki adıyla El Farabi ) Devlet Üniversitesinde profesör oldu. 2. "Asil Nesiller". " Abayın Yolı ("Abay Yolı" atlı romandan bir bölek çap edieris ) (Terc: T. Almuta. Z. Yolı Roman. Abav. X. Türkmen Türkçesiyle "Abay. A . Ahmetov. Mensurov. Abav. Tarskogo)" Kum. Romandın parçe (Terc: N. DÜSENBAYEV. Abav Yolı. Hindistan Denemeleri. B. Yeni Hayat Jurnalinin Neşriyati. A. Z.

1969 Talanttar. 1965 SATBAYEV. E. Almatı "Piyervaya Kazakskaya Epopeya". 1957 NURGALİYEV. Almatı SÜYİNŞELİYEV. R. Almatı. 20 Kazan "Ülken Talant İyesi". s.Kazak Edebiyeti. Edebiyet jaylı Oylar. 1957 Jana Belecke. 1960 ISMAYİLOV. 1986 "Avezov" Teatr Sınşısı. 1987 "Mengilik Muhtar" LeninşilJas. 1959 "Edebiyet Gılımının Ülken Tabısı". 1989 "Muhtar Avezov Turalı Jana Derekter" Kazak Edebiyeti. 1968 Muhtar Omarhanulı Avezov. "Jazuvşı men Keyipkerdin Kenesi". Almatı. 1. Almatı 1956 Kazakstan Jazuvşılarının III.61 BAYTANAYEV. S. E. nr. nr. 25 Sentyabr "Darın danalığı" Kazakstan Mektebi. R. KEKİŞEV. nr. Almatı 1973 Kazak Sovet Ensiklopediyası. DUDANBAYEV. 1957 1962 1960 OMARAOV. Almatı "Menin Avezovım" Jalın. M. B. H. XX T. Vaprosı SÜYİNŞELİYEV. Almatı. Almatı. put' Avezova. E.39.GA'nın Habarşısı. 1990 Şın Şeberlik. A. SİL'ÇENKO. 1964 "Avezov'tin tungış Avdarması". Juldız. SMİRNOVA. 2. 1957 SATIBALLİYEV. Tvorçeskiy Almata. 1985 ISMAYİLOV. 1962 KABDOLEYEV. Almatı Şeberlik Sınma. Kazak Edebiyeti nr. 1987 KARATAYEV. Vahatov. LİZUNOVA. S. Siyezi.: 1951 Muhtar Avezov. S. B. Juldız. Jıyırma Tomdık Şoğarmalar Jinağı. M. T. N.28 Sentyabr ISKAKOV. Almatı 1985 Muhtar Avezov. Avezovtın Ömiri men Tvorçesrvocı Turalı Edebiyetter Ulttık Kitabhana.. 2 T.8799 bilig-5/Bahar '97 . Z. Almatı. 25 Dekabrya Ebişeva. nr. T. Almatı Muhtar Avezov. Derbialin. Muhtar Avezov. "Han Kene jayındağı 30 şı Bolgan Edebi Diskussiya" Kaz. Novıy Mir. İdeya jane Obraz. I. M. 1957 Kazaktın Tungış Epopeyası Jinak. 1968 NURKATOV. Tuvındılar. 26. Almatı. Muhtar Avezov jane Onın Jemdik Elemi. Alamatı Epostan Epopeyaga. O. Almatı KEDRİNA. 1987 1962 Davutova. E. 1985 "Avezov Avdarmaşı ". Moskva. 1961 SAHARİYEV. nr. nr. 1958 1963 1969 1957 1958 Tuvgan Edebiyet Turalı Oylar. 26 İyun Sın men Şığarma. Kazak edebiyeti. 9. Almatı Ekimov. M. H. Tragediya Tabigatı. Almatı Vakit Tınısı. Z. E. 11. Moskva M.. 52.SSR. E. nr. 1969 BERDİBAYEV. "Şedrıy Talant". K. Almatı. İ. Muhtar Avezov. Alma Ata. 11.

Eğitim yönünden söylenen bu önemli sözlerin. hayatta gördükleri. Avezov Güney Kazakistan Eğt. kendine özgü bir yorum yaratarak. diye şaşırarak. Ben. bilgin alim. Her halkın sadece kendisine has özellikleri. Avezov'un 'Abay Jolı' epik romanının birinci kitabı çıkmıştı. "Büyükler küçüklere yaşam tecrübesi verir. Kazaklar büyüklerine değer verip saygı duyar. Bunları eserlerinde derinden inceleyip. Eğt. "Büyüğünü büyüten el küçülmez. Muhtar Avezov için.YIL DÖNÜMÜNDE MUHTAR AVEZOV Cumahan ISKAKOV. çünkü o tarihi değil. M. diye önce kız çocuklarının eğitimi problemlerinin çözülmesi gerektiğim gündeme getirdi. yoğun ilham ve ustalık yorumuyla günümüze duyurabilmiştir.62 DOĞUMUNUN 100. zihniyeti. Zamanımızda Kazak halkının iç etnik münasebetlerinin farklı mana ve değerini araştırmak. Profesör Tursınhan Abdirahöankızı'nın şu ifadesi göstermektedir: "1944 yılında. Kazakların büyük yazarı. ama kitaptaki Dermen karakterini kimsenin tanıyamadığını söyledim. M. günümüzdeki Kazak eğitiminin özünü oluşturmaktadır. Kazak halkının milli yapısı. dedi bana." (ABDİRAHMANKIZI. Muhtar Avezov. bize bıraktığı miraslarında dava. Avezov eserlerinde "beşiğini düzelt". gençler için manevi esas oluşturduğunu Kazakistan halk yazarı. bu mirası yeni neslin yaşamının temel kaidesi. eğitim biliminin gelişmesini sağladı. 'Demen'i bilmemeniz doğru. o kitabı büyük bir coşku ile okuduğumuzu. Avezov'dan önce her yönüyle araştırılmadı diyebiliriz. edebi karakter'. halk eğitimi bilig-5/Bahar '97 . "İhtiyar sözü ilahtır". "İhtiyarı varın nasibi var". tartışma anlarındaki hazır cevap kadıların adaleti ve bilginliklerini. M. O. diye halk zihniyetini yaratmıştır. karşılaştığı büyüğüne "Assalamayaleyküm". ya da "aleykümselam" diye dua edip. Kazak büyüklerinin özel sesini. saygı gösterip baş köşeden yer vermiştir. Avezov'un "Abay Jolu" romanındaki Kodar ve Kamca olayı ile ilgili Kunanbay'ın cezasını caiz görmesi. gelenek görenekleri oluyor. Sovyetler Birliği'ne dahil olan Kazaklar için bu imkan sağlanmadı. gelenek ve zevki haline getirmek. halk bilimlerinin de müjdecisidir. Sebebi. öyle mi?'. Ü. gençlere bildirmek.Jakıp BİDANOV M. Bilimler Kandidatı Kazak Türkçesinden Aktaran: Banu MUHYAEVA Halkımızın birey oğullarından biri.". üstat ve düşünce ormanının büyük çınarı olan Muhtar Avezov. Muhtar ağa 'E. bildikleri var. "Büyüklerin sözü vacip". kültürü. 1997) Bu yüzyılın başında Kazak halkının sosyal hayatım değiştirme çabasında bulunan M.

üstat. "Abay" dergisinde yayınlanan "Medeniyet Milliyet" makalesinde "İlim ve medeniyet bütün dünyanın altın kolyesidir. emeğin manevi desteği"." M. "İnsaniyetin kötü niyetli yaradılışından değil. Bu günlerde bilim ve medeniyet toprağı. uzmanlık alam ve öğrencilerin sevmek. "halk ve halkı. ruh bilimcisi. Şakarim Kudayberdiyev temelini oluşturan yazılı edebiyat geleneğinin. Devlet ve halkın temeli. "Kitap. Onlar: "Bilim mutluluk direği. Onlar derslerde konularına hakim olmalı. fikirlerini ileri sürdü.. insanlığın düşmanı cahillik ve karanlık baskısına karşı mücadele eden. Alimin getirdiği Kazak edebiyatı tenkidinin bir alam "Abay tanıtımı" teşekkül etti. Eğitim ve öğretimdeki ruhbilim ve okutma yöntemlerinin önemini. Toplumun insani değerleri genç neslin eğitilmesinden geliyor. M. öğretim amaçları ve yöntemlerini iyi bilmeli. yıl dönümü münasebetiyle "Egemen Kazakistan" gazetesinde 1997 yılı 18 Mayıs'ında yayınladığı "Benim Avezov'um" bilig-5/Bahar '97 . "iyiden şerafet" atasözünü halk boşuna söylemese gerek. Nazarbayev'in desteği gelecek gençlerinin ilim ve sanat yolunu açan. Neticede Abay sadece şair olarak değil. Milli eğitim ve psikoloji sahasında da fikirleri ve düşüncelerini ileri sürdü.b. M. insan ve insanı aynı seviyeye ulaştıracak olan bilimdir. M. Abay Kunanbayev. Kazak toplumu medeniyetinin kendine özgü kendi durumuna uygun yolu olmalı düşüncesinin taraftarıdır. metin tenkit araştırması Doğu klasiklerine ilgisi v. merak duygusunun öğretmenlere has değer olduğunu daima belirtti. 1918 yılında. "Abay Jolu" tarihi romanını yazmakla birlikte romanın eğitim yönünün anlatan yöntemleri de belirtiyor. Öğretmene ait değerleri. daima öğretmenlik ustalığını geliştirmelidir. "Kitap düşünce kaynağı". Avezov. iç dünyalarının büyük yazara duyduğu özleminin belirtileridir. 1918 yılında Abay dergisinin II. M. Kazakistan Cumhuriyeti Milli İlimler Akademiği Zeynolla Kabdolav. insanların kalbine iyilik yerleştirmekten gelmektedir. halkım seven milliyetçi olarak değerlendirildi. Abay milliyetçiliği M. hakikate inandırmaktan. yıldızı yönetmektedir" diye yazdı. Bu sırada Kazakistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı N. Dışarıdan basit görünen öğrencinin derste oturup kalmasından başlayarak konuşmadaki sesi ve davranışlarına kadar meselelere cidden dikkat eden öğretmendir. havayı. neslin eğitimindeki hedefleridir. göğü. Ustatların bugüne kadar "Avezov diline denk dil nerede!. diye söyledi. 1918 yılında "Abay" dergisinin I. Avezov'un eğitim meselesinin tarihi devamıdır. Muhtar Omathanoğlu. büyük üstadı Muhtar Avezov'un doğumunun 100. Düşünmek için okumak gerekir. dedi. Avezov bu alanın yöntemlerini 1933 . ortamının etkisinden cehalet tesirli oluyor.1934 yıllardan itibaren başlıyor.63 ve nesil temizliği uğruna verdiği mücadele görüntüsüdür. onlara ve anne babalarına medeniyet ve bilim yönünden örnek insanlar olmalıdır ". dili. Okumak çok yönlü bilgilendirmekten. Abay tanıtımının hedefleri Abay'ın dünya görüşü. " tarzındaki hayranlık. O. Yetenekli yazar eserlerinde zengin halk dilinden yararlanmakla birlikte Ibıray Altınsarin. insan tarihindeki bütün şöhretli ve iyi işleri devam ettiren insanlar olmalıdır. Avezov eserlerindeki düşünceler. azınlığına rağmen her şeyin alt üst olduğu buhranlı dönemlerinde türlü değişikliklere rağmen milli özelliklerini korumayı başarabilen ve sosyal gelişmenin belli kademesine ulaşabilen milliyet duygusudur. suyu.". geleceğin toplumun itici gücü gençlerin eğitimine büyük önem verip yönlendirdi. eğitimci. Bu problemlerim araştırması 1918 yılından 1961 yılına kadar 43 yıllık bir dönemi kapsıyor. Avezov yorumunda milletin milliyet olarak teşekkül etmesinden itibaren birleştirici güç olarak görünüyor. bilimsiz baht başkasının nasibi". Avezov'un eğitim meselesini önemsemediği tarafı yoktur. Muhtar'ın milliyet duygusu. eğitim amacı olarak takdim etti. dersin amacını. sayısında "Bilim" adlı geniş bir makale yayınlanıyor. eğitim ve öğretime bağışladı. Kazakların bilgin yazarı. Avezov hayatının en verimli dönemlerini felsefe. sayısında yayınlanan "Öğretim" adlı makalesinde "Öğretmenler zamanın getirdiği taleplerin farkında olup. İnsan yaşamındaki öğretmenin rolü de Muhtar Omarhanoğlu'nun dikkatinden kaçmadı. söz sanatının öğütçüsü. gelecekteki öğretmenleri hazırlamadaki eksiklikleri ortadan kaldırmanın yöntemlerini belirledi. "Gelecek" programı M.

. gülümseyerek girerdi. muhteşemdir! Üniverisite dersanesine büyük geliyordu. annesiz zattır ". bu hususları eserlerinde kullanabilen ruhbilimcisidir (psikolog). Avezov girince geniş oda. vatansızdır. Örneğin onun "Kazak halkının şairane yeteneği. bu ders kitabında halkımızın asırlarca atadan oğula devam edile gelen manevi mirasının eğitimdeki rolünü incelemektedir. Büyük yazarın eserlerinin 50 cilt akademik baskısına hazırlık çalışmaları. O. fikri. kabiliyeti. İri yapılı vücudu. dersaneye göz ucundan ışın saçıp. öğrencilerin oturduğu salondan yarım metre yükseklikteydi". sol göz kapağım azıcık kaldırıp. Özellikle " aklın ne kadar geliştiği. Kazakistan bağımsız devlet olarak kendine özgü asil değerlerini toplayıp. Fakat bu renk uzun sürmezdi.. M. Büyük deha sahibi. diye yorumu. yanaklarındaki gülümseme izlerini hemen kaldırıp. 1929 yılında Kazakistan'ın eski başkenti Kızılorda'da basılan "Yeni Köy" adlı ders kitabı Kazak eğitim ve öğretim sahasının başarılı çalışmalarındandır. " İlim sadece kendine özgü toprağı tanımıyor. Avezov hem yazar. Muhtar Omerhanoğlu büyük yazar olmakla birlikte milli özelliklerin zevk. Avezov'un hayatı ve sanatkarlığı. Onun " asilin asli insan ruhu ve düşüncesi ". " Ömür akımım bilmek vardır.64 eserinde ustadı hakkında "O. fikirleri insan ruh biliminin imkanlarını belirten düşünceleridir. ham alim. onun meseleyi çözmesine bağlıdır ". M. Milli psikoloji ilmine katılan bir düşüncedir. ayrıca şair tipini ortaya çıkardı". Kazak halkının manevi hayatının en büyük başarısı olacaktır. onun yanındaki kürsünün bulunduğu merdivenli alan sahne gibi. bilig-5/Bahar '97 . eğitimciler için en iyi yöntem bilimi örneği olacağı şüphesizdir. geniş omuzlan. onların vatanına hizmetini canlandırmaya çaba gösteren çalışmalar yapmaktadır. Burada sevimli bir gururluluk vardı. boğazını çekerdi. hem "Kazakistan Edebiyat Tarihini" okutmak yöntemlerini belirleyen eğitimcidir. yüksek gövde.. azıcık kaşlarını çatarak. 1927 1991 yıllan arasında birkaç defa basılan onun "Kazak Edebiyatı Tarihi" ders kitabı yöntem bilim çalışmasıdır. Öğretmen masası. serbesttir. diye Avezov'un öğretmenlik ustalığına hayranlık duyuyor. Kendisine her şey yakışırdı. O. insan kabiliyetini değerlendirmesidir. derin anlamak vardır ". zihniyet ve geleneği sosyal milli önemini inceleyip. profesörün ders verdiği dershaneden tiyatro kulübüne dönüşürdü.. M.

milli sanatımızı ideal ve estetik zirveye ulaştıran 'Abay Jolı' gibi klasik bir eser yazarak Abay'ın kişiliğini. "binlere karşı birce direnen" ve köklerini derinlere salan manevi bi çınar gibi abideleşti. Son yıllarda bu çalışmaların adeta gelenek haline gelmiş olması sevinilecek bir durumdur.asırlar boyunca çile çeken halkım.ilmi araştırma yöntemi. Berdibay'ın "Tarihi Roman-1997" eserleri yayınlandı.milletinin buhranlı ve karışık bir döneminde. Mirzahmetov'un "Avezov ve Abay-1997" R. Öğr. MUSAKULOV Ahmet Yesevi Ü. milli değerini.çağdaşlarma ve öğrencilerine telkinleri.Cumhurbaşkanımızın teşebbüsü ve UNESCO kararıyla Muhtar Avezov Yılı olarak kabul edilmiştir. Her halkın tarihi kökleri ve kültürü ile ilgili ansiklopedik çapta olağanüstü eser verenlerin. Sırları. Muhtar'ın "ikinci hayatı" diyebileceğimiz dönemin başlaması için uzun yıllar geçti. D. A. Dosjanov "Muhtar Yolu-1988" S.Muhtarm yeri büyüktür.milli değerlerini dünyaya tanıtan. Sadece kendi halkının değil. sanatındaki erişilmez sırlarını incelemek. asırlar boyu sürüp gidecek bir uğraşı konusudur. derin yeteneklerini. Büyük insan. Sanatında ve bilimdeki erişilmez yerini.milli değerleri ve büyük kültür zenginliğini her yönüyle işleyerek kazanmıştır.yurdunu.sanat ve edebiyat üzerindeki düşünceleri. tanınmış sanat ve bilim adamlarının hayranlığım kazanan Avezov'a adanan bu saygı büyük değer ifade etmektedir. başka ulusların da büyülü söz sanatı tarihine derinliğine inersek. bilgin. parlayan yıldız olacaklarına şüphe yoktur.65 MUHTAR AVEZOV'LA İLGİLİ HATIRALARIN İLMİ ÇALIŞMALAR İÇİN ÖNEMİ Doç.. sanat ve hayata katkıları. Alın yazısını bilig-5/Bahar '97 . Bu dönemde onun sanat ve hayat yolu. sarsıntılan.yaşadığı karışık tarihi olaylar hakkında pek çok çalışmalar yapıldı ve yayınlandı. Muhtar Avezov gibi büyük adamların özelliklerini. Üyesi Kazak Türkçesinden Aktaran: Banu MUHYAEVA Bu yıl.onunla ilgili olarak yapılmış ifade ve yorumlan yeniden değerlendirmeyi ve araştırmayı zaruri kılmaktadır. Abay'ın içtiği "ağu"dan uzak duramadı. Bu durumlar. merhametsizce ezildiği şartlarda. Muhtar'ın "iyi zamanlar" da yaşadığını söylemek mümkünse de.düşünce ve hayalleriyle böyle bir kişilik. bir yıl veya dönem işi değil. Junisov "Mümtazlar ve Gölgeler" Kabdalov "Benim Avezov'um" gibi monografilerle birlikte M.yaratanın insana verdiği bir mutluluk hediyesidir. Büyük üstadı Abay gibi. dersleri.

Bu. Bu duruma Sabit'de (Muhanov). Büyük yazarımızın hayatı. Bu.Kajım'da (Jumaliyev) hepimizde maruz kaldık.V. hangi sahada olsa da üstündür. Zamanında Muhtar'ın sevdiği ustadı İ.Muhtarın şam. G.dünyaya ve insana ideolojinin sanatta da.yazanm kişiliği ile yakından ilgili bir husus olup.yıl dönümü münasebetiyle 1976' yılında Kazakça "Bizim Muhtar" adında . bu konuda yazılacak ilmi araştırmalar ve eserlerde yardımcı kaynak olabilecektir. direndi. Tabii ezeli varolan insanoğlu bir birine benzemediği gibi.Bunların gerçekle. dünya bakışı ve engin bilimi ileriyi görebilmesi liderliği. onlarla ilgili olarak aktaracakları her türlü bilgiyle o insan ve dönemine ışık tutacağı tabiidir.kişiliği ve sanatı konusunda yazılan hatıra.. Kazak Ansiklopedisinde.G.değişik alanlarda yapılacak uçsuz bucaksız çalışmalara imkan sağlamaktadır. merhameti ve sertliği gibi çok yönlü özelliklerini zamanımız insanlarına ve gelecek nesle tanıtmak sıradan bir insanın yapacağı iş değildir. Maalesef. Bu sebepten Muhtar'a eski gözle bakıp yersiz çelme atmayı bırakıp. İnsan. Bunun gibi yabancı etkileri doğru karşılayan Muhtar'ın yeniliği. "Hatıralar.şekil olarak hatıraya benziyor. insan özellikleri ve imkanlarının sırrını tam açıklayabilmek sanatın da ulaşamadığı gerçektir. Belinski gibi büyük şahıslar hakkında hatıra yazanlardan öğrenen çoğu yazarların bu gibi eserleri Muhtar'ın manevi şahsiyetini betimleme çabalarında ortaya çıktığı malumdur. Bu yüzden M. adaletle değerlendirmeliyiz" (Mustafin: G.çocukluğunu bilen büyüklerinden başlamak üzere. Muhtar hakkında yazılan hatıraları basit bir tasnife tabi tutacak olursak. 1932 yılından itibaren Muhtar Sovyet edebiyatçılar tarafına geçti"diyor.bir tür edebi eser olup. sanatın ab-ı hayatından içmiş olurlar . Muhtar hakkında hatıralar ilk defa 1972 yılında . Tarihi gerçek söylenmeli. Turgenov. Bu yayınların henüz denizde damla olduğunu söylemek mübalağa değildir.Rusça "yazar" matbaasında basıldı.ülkesinin tarihinde hizmeti bulunan sanat.anlama ve eserlerindeki derin hazza erişebilmek. imanı ve nezaketi. Avezov iklimine girebilmek için büyük önemi vardır. hocaları.onu tanıma. Yazarın doğumunun 80.bu büyük adamın şahsiyeti ve sanatı. açıklanması ve tamamlanması gereken bir düşüncedir. Geçmişte yaşanan amların.. bir araya geldiği dünya çapında şöhret sahibi sanatçılar. Muhtarın şahsiyeti ve sanatını eserlerinden tanıyan yurttaşlarımız. düşünceler.Mustafin'in 1950'li yılların Kazak Edebiyatı Tarihi eserini tenkit ederken "eserde Muhtar hakkında yazılanlara değişiklikler yapılmış.manevi . Muhtar'ın kişiliği ve yeteneği.bilim ve devlet adamlarıyla ortak yaşadığı olaylar bulunan kimselerin. hakkında söylenen fikirler. Eski çok milliyetli Sovyet dönemi ve bugünkü Kazak edebiyatı ve araştırma çalışmalarında pek çok yayın yapılması sevindirici olmakla beraber. Muhtar Ayezov hakkında yayınlanan bazı hatıralar "gözden ırak gönülden ırak" dendiği gibi kendi menfaatleri gereği ifade edildiği acı da olsa bir gerçektir Bu hatıraların yazarları Muhtar'ın ruhu huzurunda sorumlu olacağının farkında olmalıdır Özellikle :Ruslardan İ. arkadaşları. Abay'da olduğu gibi. Onun hayatı.tamamlanıp basıldı.V:Turgenov Latince "progres" kelimesini edebiyata getirdi .tarihi bir şahsiyetten söz ediyorsa.onunla ilgili konuşup yazmayı bir borç olarak görmektedirler .devirlerin engellerini aşacaktır. bilginliği. çocukları. öğrencileri. Dünyanın tanıdığı ve kabul ettiği büyük insan Muhtar hakkındaki çalışmalar ve hatıralar. derin tarihi sırlarla örülü ve şairânedir. yorumlayıcı kabiliyeti.Belinski ise Latince "progres"kelimesini tercüme etmeden bu şeklinde kullanılmasını sunmuştu. Avezov hakkında anılarını aktaran insanlara büyük sorumluluk düşmektedir." denilmiş. 1978 S: 174) Bu fikirden Muhtar'ın sadece yeteneğini kabul etmek değil . Edebiyatımızın şöhretli büyüğü G.V.düşünce ve duygularına göre yorum olabilir.sanat ve bilim açısından değerlendirilmesi geleceğin işidir. Hatıralar. V. Böyle olmasına rağmen.büyüklüğünü sergiledi. bilim adamları. yazarlar.66 yaşadı mücadele etti.Muhtar'ın fikirde harekette farklılık gösteren dönemi gizlenmemelidir.konuyu bilen insan onun hayatının bazı dönemlerini kendi açısından bahsetmelidir.ilimde de efendi olduğunu görüyoruz.araştırma ve edebi eserlerin. değerlendirmelerin hepsi de nispidir.anlatan insanın fikri ve değerlendirilmesi değil . İlk baskıya 55 insanın bilig-5/Bahar '97 . kendi görüş.okuyucuları ve hatta kendisini bir defa tesadüfen görmüş insanlar.dirayeti ve iradesi.

bilginligi yönünden üstün olduğunu coşkuyla anıyor.Onların çoğunun kitapları bizim klasik mirasımıza dönüşen. Sobolev. M. milli sanatın özünü tarihi teorik anlamda değerlendirebilen Muhtar bilgine boyun eğiyor. Bütün hayat tecrübesi Eğer benzetirsek hatibin dili . Muhtarla 1936 yılında Kazakistan edebiyat ve sanatının Moskova'daki on günlük töreninde tanıştığı Konstantin Altayskii. Muhtar 'ın diğer milliyet temsilcilerinin yeteneklerini tanıyabildiğini . estetik zevk alıyoruz Halkımıza özgü manevi dünyasının ta XIX. manevi yaşam tarihinin baş köşesinde" yer aldığım söyleyerek onun faziletli düşüncelerinden eserlerinin her bir satırının yetenek ışınıyla süslendiğini ve onlarca . onu dinleyenlerin yüzüne baktım . Azerbaycan açuslarıyla ve başka halkların şairleriyle karşılaştırdı. çoğunluğun .ilim.milyonlarca insana feyz ile dolu yükseklik getirdiğim hayranlıkla hatırlıyor.. I:Suhov'dır. yüz yıldan itibaren Rus diline aktarılarak ve yabancı ülkeler okuyucuları ve araştırıcı alimlerine tanıtıldığı tarihi gerçektir Bilgin Abay'la büyük Muhtar'ın eserlerini bütün dünyanın Rus dili aracığıyla tanıdığını ayrıca nezaketle bildiriyoruz. Knipoviç'in "Asil Azamat" adlı hatırasıdır. Calil yeteneğinin coşku duygusuyla etkili konuştu . A.67 hatıraları.hayat mektebinden geçiyoruz. farklı bir tecrübedir.Auezov bilig-5/Bahar '97 . "Avezov sadece milli çerçevede sınırlanıp kalmıyor.onların manevi anlayış seviyesi ve bilginliklerinin ayrıcalığının farkında olup. kendi dehası ve gücü neticesinde bu özellikleri türlü teorik yönden pedogojik ve psikolojik yöntemleri ile bir birini tamamlayabildi.Muhtar yetmiş civarında Sovyet medeniyeti ve sanat temsilcisinin huzurunda M.yazara saygısı ve sevgisinin birliğini gerektireceği tabiidir.Kadrina. A. Kazakistan şairleri hakkında konuştuğunda onları Özbek bahşılarıyla.bilginliğini kabul ediyor. özelliklerini koruyarak başka bir dilde konuşturabilmek tercümenin bilginliği ve ustalılığıyla birlikte . Sözlü halk edebiyatındaki ortak özellikleri bulup. 1976:97) diye yazarın dili kullanma özelliği hakkında tarihi ve teorik açıklama veriyor. Belki bu sebeptendir.halkın ve bir kaç zamanın dilidir" (Bizim Muhtar. kardeşim"adlı hatıralarında): "Avezov'un. Eserin fikir ve estetik değerini orijinal nüshadaki gibi tabii. L. insanlık kudretinin hem nazik. onun şiir dünyası geleceğindeki pek çok imkandan bahsediyor. Adı geçen eserdeki hatıralar.. sadece ellerindeki kalemle değil . Yazar bu hatıralarında Muhtar'ın barış koruma Sovyet Komitesi ve Lenin ödülünü tayın etmekle ilgili komite gibi v.bunları konuştuğu zaman. M. insaniyetinin. kutsal niteliklerini tespit ve dinleyicisine kabul ettirebilen ağız dualı bir insan olduğunu tanıtabilen hatıralardan biri de Rus Alimi E. hem bir çok insanın dilidir.Pantiye.toplum heyetlerine üye olduğu dönemlerde çağdaşları ve meslektaşlarının bilimi ve fazileti.Gamzatov şiirlerinin değerini ispatlayarak. onun tercüme yapma yeteneğinin büyücü sımyla. (Bizim Muhtar. Tajik hafızlarıyla. bir çok insanın. Z. yazar hakkında çok bilgi veriyor.l976:53) söz sanatının kaynağının halk olduğunu.F. Lenin ödülü ile ödüllendirilen bazı eserlerinin değerini tartışma sırasındaki fikir farklıklarını araştırırken . medeniyet ve alçakgönüllülüğünden ibret alıyoruz.silahla da Sovyet hükümetinin teşkil edilmesini sağlayan ve savaşlarda koruyan kır başlı insanlardı. eğitim. net gösterdi. M. Avezov'un eserlerini Rusça'ya aktarmada tanınan yazarlar.Hatıraların yazarı :"Ben . Çolohov'un "İnsan Kaderi" hikayesini. Bu fikirden Muhtar'ın tecrübesinin çokluğu ve bilgisinin derinliği görünür. N Anov. Giriş olmakla birlikte her yazara açıklama yapıldı. Muhtar'ın adeta büyük kardeşi gibi olan Türkmen edebiyatı klasiği Berdi Karbabayev ("Asil dostum.bu gerçekten bir tek insanın . "diye yazdı. şair ruhuna mahsus hüzünle birlikte kahramanlığa çağıran kudretin sırrını betimledi.Nikolskaya. Pantiyeler'le bir sohbetinde: dil ayrıca bir sezgidir. R. Büyük üstadın tabiatından tarih. Avezov'un sanattaki özellikleri ve onun ince.b .Calil 'in câniler toplama kampında dar ağacına asılma tehlikesi karşısında yazdığı "Moabit Defteri "eserini tahlil ederken. Onların hatıralarından yazarın bazı sırlarını öğrenebiliriz.. Muhtar'ın sevdiği tercüman arkadaşlarından biri A. hem de hakir yönünü gösterebilen klasik eser diye değerlendirerek dinleyicilere kabul ettirdi. Yazarın dili. M. ikincisine ise 73 insanın hatıraları dahil olundu. Burada bulunanların çoğu ölümle bir kaç defa karşılaşanlardır.

bu Muhtar'ın hayat severliği ve sanat anlayışının bir yanı olsa gerek Rus Sovyet edebiyatının kabiliyetli şahıs larından biri A. A:A. güvendikleri de sensin. Tanınmış bilim adamı Mekemtas Mırzahmetov'un "Orta Asya Devlet Üniversitesi Asistanı" adlı araştırmasından Muhtara'a özgü sırrı anlıyoruz.iki büyük şahsın berrak dostluğunun tanığı olduğunu ve dostluğun bazı görüntülerini esas anahtarlarını etkileyici bir biçimde sunabilmişti.ibadet etmeye mecbur bırakmış gibidir. Fars. Türkmen. Rus yazarı İ. çocuk çoluğu teselli et.Auezov'un iki yıl boyunca Fars dilin okuyanlarla aynı seviyede hazırlığı vardır. Muhtar bu yıllarda Sovyetler Birliğinde yaşayan halklar edebiyatı tarihini sistemli olarak araştırılması." (Bizim Muhtar" 1976.Yesevi'nin "Divan-i Hikmeti'ni". dost ailesinin üzüntüsünü paylaşmaya geldiği bir sohbetinde "akıllı çocuğun mirasa ihtiyacı yok. Hangi sıfatın bulursun o. Ey. başka ortamda .Semenov bir toplantıda "Şimdi bile M.çünkü kendisi elde edebilir. Kara narı ısıranlar Kal derinde onu ortadan çıkaramam.Moskova'da Lomonosov.aptallara bırakmak gerekmez . Üniversitesinde Sovyetler Birliğinde ilk olarak açılan SSCB halkları edebiyat bölümüne devam etti. Bu dönemdeki Muhtar'ın sıkıntılarını ve dirençli özelliklerim Prof. Alıştıkları da. Muhtar çocukluğunda İslamın imam etkisinde büyümüştü.. Fadeev'tir. Auezov'ın hayatındaki 1930'lu yıllardan sonraki ağır dönem 1951 yılları idi. Güvenmedim ben sana güvenemem. Muhtara ayrıca saygı gösterip faziletine boyun eğenlerin biridir. Sensiz geçsem hayattan darılmazım.Gavrilov'ün danışmanlığıyla bir yıl içerisinde yaptığı işlerin projesinden. Çağatay. S: 37) diye yazdı.. A. M. Tarihimizde bu yıllar küçük soykırımı olarak biliniyor. bilig-5/Bahar '97 . Fars dili hocası Prof. Lebedinskaya'nın "Unutulmaz Dostumuz" adlı hatırasmda. "Birey" 1989 S: 233) Muhtar çetin dönemlerde ülkesinden uzakta. Türk.dilin acı dermanın yok Acı dilli. cahilin. O. O. Muhtar İslamın hümanist değerini derin anladığından dolayı. Abdülbaki. Muhtar. 18 Mart 1930 tarihinde M F. ilmi araştırma çalışmalarıyla ilgili kaynaklan okumak için Arap. Muhtar'a gençliğinden dedesi Auez'in "R" harfini söylettirmek için "Bismillahirrahmanirrahim''i tekrarlatması boşuna değildi. Evet. onun nesini soruyorsun arı gibi ısırıp dayandırmıyor. Giderken halkın sevdiği oğullarından biri Muhtar'ın çok saygı duyduğu insanlardan biri Kalıbek'e "Eyvah.eleştirme meselesi öğretmenler hazırlama meselelerini gündeme getirdi." Adı geçen eser. Bahadur'un "Türkmen Şeceresini" ve "Şehname" gibi eserleri orijinalden okuduğunu öğreniyoruz. Doronyan heyecanla. Muhtar'ın islam inancından vazgeçmediğine inananlar da inanmayanlar olabilir. Valya'nın" demişti. hatırlıyor.hazır cevap ve bilgeliğini gösterir. İlk defa 1960 yılında "Orta Asya ve Kazakistan Halkları Edebiyatı Tarihinin yapılmasında büyük katkıda bulunduğunu . Eve ziyarete gel.temelsiz insan da çok. Fakat zamanın getirdiği değişikliğini onu Allah'a sığınmaya .konak evi denen eski bir Türk sözüdür. B. Onun ata babalarının Semey bölgesine bu fikri yayarak geldiği tarihi gerçektir.dünya halkları kültürü ve edebiyatı tarihini araştırmada ve milli özellikleri tespit etmede gösterdiği bilim gücünü hayranlıkla hatırlıyor.çetin ve karanlık günlerde Muhtar vatanından uzaklaşmaya mecbur oldu.an. Özbek Azerbaycan. Nevai'nin eserlerini. Kutadgu Bilig 'te geçiyor diye açıkladığını hatırasında yazıyor. S.çünkü onlar dağıtıp tüketir"diyen dedesi Auezov 'ın ibretli sözünü söylemesi.Mırzahmetov "Auezov cene Abau" 1997) 1960 yılında Taşkent Tren İstasyonunda Muhtarı karşılıyanların "misafirhaneye birlikte gidelim"sözünü anlıyamıyanlara 0. (Jurtbayev. (M.. A. araştırıcı kadro . Türk halklarında ortak büyük destan "Manas'ı" erkenden tanıyan Muhtar Türkistan aydınlarına ilk 1923 yılında konferans düzenlediğini ve 1929 yılında "Manas'ı söyleyiciler ve dinleyiciler ortamı" konulu konferansı ile bilim adamlarının dikkatini çekebildiğini söylüyor. Hâlin bilmez halsizler saldırıyor. anda Kalıbek çekemeyenlerin büyük şahsı arı gibi ısırdıklarına üzülerek şu satırı yazmıştı. Kırgız dillerini öğrendiğini A..68 bunları söylediğinde gözlerinde yaş olurdu.

A Hatıralarından) Yetenek ve zihniyetin geliştirilmesi kendi kendine oluşmayacak özelliktir. Hayatının son yıllarında Güney Kazakistan bölge vekili olarak . büyük pehlivan Hacı Muhan ve 1927 -1934 yıllarında Kazakistan Merkezi Yürütme Komitesinin Başkanı . dünya halklarının medeniyetinden kaynaklanmaktadır. halkın iman eğitiminde büyük önemi olacağı hakikattir.ülkenin ileri gelenlerinden Eltay Ernazarulu'nun mezarını ziyaret etmesi büyüklere ve onların ruhuna tazim ve saygısıydı Bunun gibi hareketleri . alim ve sanatçıların hatıralarında. Turgenov 'in eserini Kazak diline aktardığı için sadece onu taklit ettiğini göstermez. Geleneğin klasik örneğini. bilig-5/Bahar '97 .bütün halk sevgisinin görüntüsü olsa gerek. Ösken Örken romanlarım yazması tesadüf bir olay değildir. Muhtar'ın büyük değer verdiği tarihi Timur yerinden toprak buyuran Kazak halkının birey oğlu. çağdaşlarının zevk seviyesini karşılayabilme yolundaki sürekli arayışın sırrım göz.onların ruhlarına borç anlayışından gelen gerçek olmakla birlikle. sadece arayış değil bilgili arayıştır. Muhtar hakkındaki hatıralardan bu gerçeğin çok yönlü sırrını görüyoruz.devam ettirdi. Muhtar küçüklüğünde batı ve doğu klasik medeniyetinden feyiz aldı ve folkloru manevi kaynak olarak tamdı.tabiatı ve zevkim. ilmi tenkidin değerinin olduğu kanaatindeyiz. Çalışmalarının ilim adamları ve sanatçılarla birlikte.onların temsilcilerini. Mesela. Sadece çalışma değil verimli çalışmadır.69 imam en kutsal değer saymıştır. Tolstoy'dan da yararlanabildi. bilgi seviyesini inceleme neticesinde kendi bilim tecrübesine de katabilen bir insan olduğunu bildiriyor. halkının oğlu Muhtar'ın kişiliğini ve çok yönlü kabiliyet ve değerini tanıyarak ibret almamızda. üslubunu araştırırken bazen keskin fikirler de oluyor.yazarlar mektebini . Muhtar hakkında özellikle aydınlar yazarlar. Bu Muhtar'ın ata babalarının yaşadığı ülkeye. Edebiyat tenkidi sahasında şairler . ilmi araştırmaların kaynağı olabilecektir. S. önüne sermektedir. yetenekli vatandaşlanmn. düşünür.dünya halkının aydınları. Bu sebepten de Muhtar hakkındaki hatıralar. İ.bu bölgenin yaşamıyla ilgili (Türkistan osılay tudı. Onun Üstadı çalışma ve arayıştır. İkinci yandan da. Bu özellikleri Muhtar'ın çocukluğundan bilinç altında bulunup. milli psikoloji ve kültür yönünden geliştirdi. Eseri ilmi teorik ve pratik açıdan tahlil ve tenkit edebilen Muhtar Gogol'den Shakespeare'den. Bu sebepten de onun manevi yapısı.ülke yöneticilerini uyararak "Bu ülkede ölenlere saygı yok mu diye düşünüyorum "diyerek incinmesi. (Omarov. sürekli gelişti. Muhtarın sadece kendi halkının değil. Mesela. Çehov'dan.

öte yandan da zamanın getirdiği karmaşıklıklarla doludur. Bundan sonraki yıl dönümü törenlerinde söylenilen palavra benzetmeler ağırbaşlı ve ciddi niteliklere dönüştü. tenkitçi alim. Avezov tenkit dışı bırakıldı (AVEZOV. Üçüncü olarak 1950 1960'lı yıllarda ana "parlak internasionalist" unvanını taktığı dönemdir. "feodalizmin sesi" olarak suçlandığı dönemdir. 157159) Bu görüş M. 167). 1980'li yıllarda onu Abay'dan sonraki "üstün" olarak değerlendirdiler (AVEZOV. Semey şehrindeki 5 sınıflı Rus lisesi. insanlığı hakkında yazılıyor. Avezov devrinin temsilcilcisidir. Onun dünya görüşünün oluşmasında Kazak aydınlarının öncüleri Ç. "Şolpan" dergisindeki iş birliği. filozof olarak göstermişti.70 MUHTAR AVEZOV'UN SİYASİ PORTRESİ C. 1959). Valihanov. hayattaki yerini arayan gençlik dönemi. eğitimci fikirlerinin etkisi az değildir. MARİNA Ahmet Yesevi Ü. 1989) her araştırıcının ilgi alanı oluyordu. bir yandan ilginç. M. 1980. "Kültür ve Milliyet". Doğum yılı münasebetiyle yapılan tezler ve konferanslarda onun yeteneği ve çalışmalarının " mümtaz " olduğundan bahsedilen değerlendirmeler akımı patladı (AVEZOV. Avezov hatıralarında "Abay şiirleri ve felsefesiyle eğiterek. Abay. hepsi de Abay mirası ile sıkı sıkıya bağlı olduğunu göstermektedir. "Bilim". A. Böyle devam edilen biyografik bilgiler. gazeteci. Hayatının son yıllarında M. Vefatından sonraki dönemlerde 70. 1972). 1961. Öğr. ikinci olarak 1920 1950'li yıllar "Milliyetçi burjuva". edebiyat tenkitçisi. Çalışmalarının zamanın şartları içinde farklı değerlendirilmesinden dolayı. siyasi sosyal faaliyeti. hayatım nispi olarak birkaç döneme ayırabiliriz: Birinci olarak. Üyesi Kazak Türkçesinden Aktaran: Banu MUHYAEVA Muhtar Avezov'un hayatı. Avezov'un eseri ve sanatı üzerine araştırma yapanların çalışmasının özünü oluşturuyor. M. Dünya çapındaki üstünlüğünü. Altınsarin ve başkalarının insani. Taşkent Orta Asya Üniversitesi'ndeki asistanlık yılları. Kazakistan Merkezi Yürütme Komitesi'ndeki çalışma "Abay". M. bilginliğinden. Semey Eğitim Semineryasındaki yılları. (AVEZOV. Öte yandan devrin getirdiği türlü sosyal ideoloji ve kültürün etkisinde bilig-5/Bahar '97 . eğitimci. onu yönlendirenin dedesi Avez ve amcası Kasım olduğunu" belirtmektedir (AVEZOV. O. Avezov 1920'li yıllara kadar kendisini yazar. 1980). "Felsefe Hakkında" çalışmaları buna delil oluyor (MARGULAN.

1928. Kazakistan Cumhuriyeti Dil ve Edebiyat Enstitüsünde Folklor Bölümünün açılmasını sağlayan Kazak folklor araştırıcısıdır. M. Avezov'un Leningrad Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi'nin Dil-Edebiyat Bölümünde. bu fikrinden vazgeçmediğini gösteriyor. Avezov'un her zaman ilgi alam insan ve insanlık oldu (AVEZOV. Avezov'un Abay'ı halk şairi olarak gösterme çabaları. Eserleri Stalin Ödülünü Kazak kazanıyor. "reaksiyon sınıfına tapınma) hareketindeki düşman eleman" olarak suçlanıp eserlerinin yasaklanmasına mâl oldu (Sovyet Bozkırı. Sömürge niteliğindeki yeni iktidarın teşekkül etmesi ağır ve karmaşık süreçten geçti. hatta sürgündeki aydınlara bile baş vurmak zorunda kaldı. Fikri ve görüşü yüzünden Stalin'in soy kırımına uğrayarak. Bu dönemde Puşkin'in şiirlerini Kazakça'ya aktarma problemlerini yazıyor. "tereddüt" döneminden sonra. Bu hareketin sonu siyasi suçlamalar ve Pravda" Kafes (1928) "Kazakistanskaya Gazetesinde yayınlanan M. 1989 ------------. Bolşevik hükümetini desteklemeye mecbur oldu.. kültür alanında faaliyet gösterdiler. Sovyet Bozkırı. Kazakistan Komünist Partisi Bildirileri 1972 ---------------. Avezov ve Çağdaş Edebiyat. 1961 MARGULAN. A. fakat Abay'dan vazgeçmiyor.68). 1947 yılında "Abay Jolı" romanının 2. Shakespeare. Gayri "Sınıf üyeleri" olarak değerlendirilen Avrupa seviyesinde "eğitim gören Kazaklar" politika. Stalin rejimi Rus tarihinde doğru değerlendirilmedi. Almatı. Avezov'un en başarılı eserlerini inkar eden açık bildirisidir. cildi basılıyor. Onun halk için yaptığı çalışmaları. Moskova'ya Moskova gitmeye mecbur kalıyor. 1980 Her Yıllar Düşünceleri. Almatı. 1942 yılında 1. Muhtar . M. toplum hayatından ve yaşam tarzından yarının insanını görebildi. Kazak halkım bu hedefe ulaştırabilecek yolun bilim ve eğitim olduğunu farketti. 1959 yılında Lenin ödülünü kazandı. bu görüş M. Sanat Yolunun Başlangıcı Kitabından Muhtar Avezov Sovyet Edebiyatının Klasiği. fakat makalelerinde dünya sanatındaki ortak insani değerler hususunu ileri sürerek. uzmanlık yolunun çizgilerini gösterir. O.. Kazak Edebiyatının milli özelliklerinde derinleşemiyor. Avezov'un da dahil olduğu dönemin karmaşıklığından aydınların hedefi Kazak halkının bütünlüğünün. İ 931 bilig-5/Bahar '97 . Uzman kadro eksikliğinden dolayı Bolşevikler sınıfçı ilkelerini ihmal ederek. Kazak kültürünün gerçek kaynakları ve geleneksel bağları dikkate alınmadı. prolet kültçiler (işçi tarafından. Cilt. Üniversitesi'nde Sovyet halkları edebiyatı dersleri veriyor. "Abay Jolı" epik romanından sonra yenileşme problemlerini çalışmasına konu ediniyor. Avezov ilk yazar. Almatı. Bu ülkü. Avezov'u "Alaşordacılarla" sıkı sıkıya bağladı. 1930'lu ve 1940'lı yıllar Avezov'un yeni sahadaki çalışmaları dönemidir. Almatı. 2 Ağustos) Sosyalizm eski Rus halkının üstünlüğünü koruma ülküsünü devam ettirdi. İlimler Akademisi akademisyenidir. Milli ayaklanmadaki siyasi hareketin öncüleri olan Kazak aydınlan. Burada fikir ve görüşlerinin ürünü olarak "Kazak Edebiyat Tarihi" ve diğer çalışmalarından bahsedebiliriz. M. tarihinin korunmasını sağlayabilmekti. M.71 bulundu. KAYNAKLAR AVEZOV. sömürge niteliğini taşıyan Avrupalı işçi sınıfı oluşturdu. Sovyet iktidarının bölgedeki temelini. kültürünün. Rus kültürünün ilerici etkisi ve ideoloji dayanaklığına ayrıcalık tanındı. 62 . sonradan da Orta Asya Devlet Üniversitesi'ndeki (Taşkent) asistanlık yıllarında ve ülke arşivlerinde yaptığı araştırmalar. M. M. M. Gogol'u tercüme ediyor. İlci yıl soma vefat etti. Avezov Çağdaşları Hatırasında. Özellikle çağdaşlarının dünya görüşünden. Onun için her zaman "insan" çok önemli idi. 1932 yılından itibaren Abay romanının 2 cildini baskıya hazırlıyor. 2 Ağustos ------------. Hayatının son dönemlerinde büyük şöhret kazandı. Avezov her dönemin getirdiği sorumluluğun farkındaydı. 1928 M. Bu dönemden itibaren sadece milliyetçi liderlerin ortadan kaldırılmasıyla bitmeyen ve halkın milli duygusunun yok edilmesi gözetlenen Bolşevik ideolojisi üstünlük kazandı.

Yirmi yaşında. Ömir TANABAYEV Ahmet Yesevi Ü. Bunlara üstelik Kazakistan eğitim tarihinde edebiyat ve öğretimin esas yöntemlerini oluşturanlardan biridir. ülke geleceği. Öğr. Bu işi ancak eğitim gören Kazak gençlerinin Doç. şöhretli yazar. 1917 yılında Semey Öğretmenler Seminaryasında tahsil yaptığı dönemde genç öğrenci ilk " insanlık temeli kadın" makalesinde insanlık ve eğitim konusundaki fikirlerini ileri sürdü. O. şu dönemlere tasnif edebiliriz: I. halkın eğitilmesi ile ilgili yorumlarını yapıyor. Avezov'un derin ve engin sanat eserlerinden manevi dünyasına feyz alıp. eşitlik.72 MUHTAR AVEZOV EĞİTİMCİ ALİM Zamanımızda M. Üyesi bilig-5/Bahar '97 . Dr. (1924 -1950) II. M. bocalayıp kalmayı istemezsen eğitimim. annemizden geliyor. Üyesi Culzira TANABAYEVA M. tezek toplayan. endişelerini yazıyor. sosyal eşitsizliğini. 1984. Eğitim problemleriyle ilgili yine karşımıza çıkmaktadır. haz duymayan insan çok azdır. yeni neslin eğitimi de büyük önemi olan annelerin külfetli halini. Avezov Güney Kazakistan Ü. Avezov Ekim devrimi sırasında eğitim ve sosyal meselelerle ilgili türlü makaleler yazdı. çalışmalarını tespit edip gözden geçirirsek. Avezov sanatkâr. devlet adamıdır. halka insanlığın mutluluk güneşi gülümsemez. Bunları düzeltmezsen kadın durumunu düzelt" diyor. Onun eğitim sahasındaki fikirlerini. (AVEZOV. Öğr. işi gücü küfür ve dedikodudan başka bir şey görmeyen ailede nasıl bir saf yürek. (1917 -1924) Kazak öğretim ve eğitiminin gişmesine katkısı. "Biz insanlığımızın esasım oluşturan. Eğitimci alim olarak faaliyetleri. "Okuldaki arkadaşlarıma" (1917) makalesinde genç Muhtar. bundan 80 yıl önce söylediği sözleri önemini bu günlerde de kaybetmedi. (1950 -1961) M. beşiğini düzelt. İlk dönemdeki insanı ve eğitim fikirleri. 7-9) Halkının geleceği. ahlakımızı babamızdan değil (o ne kadar büyük alim olsa bile) koyun sağıp. şefkatli birisi yetişsin Bu sebepten kadım başındaki sisli dumandan ayırmayınca. Bunun gibi ibretli sözleri ancak halkım çok seven insan söyleyebilir. Adalet. sevgi duymayan. Kazak. dürüst niyetli. kalbi sızlayarak. İşte.

1927 yılında yayınladı. bekletilmez iş olduğunu ifade ediyor. cahilliğin karanlığı bastıran kalabalık ülkedeki medeniyet çırağı olarak görüyor. yani programdakilerle mukayeseli öğretilsin. Avezov'un bu çalışmasında Kazak edebiyatının öğretme yöntemleri ile ilgili çok değerli fikirleri vardır. Avezov. yemlikleri halka bildiren ve bunları gerçekleştirenlerin de öğretmenler olacağını söylemekle birlikte bunları yerine getirmekte karşılaşılan zorluklardan da bahsediyor. Projenin Kazak edebiyatı ile ilgili bölümünde. Avezov elde bulunan bilgileri edebiyat ilmi açısından tasnif edip. 1984. II. bilimle ilgili olduğu kaidesinin taraftarıdır. M. Bu konuda okuldaki çağdaşlarına. Avezov okulların açılmasındaki engelleri: Öğretmen eksikliğini. Avezov'un proje oluşturmada konular ve onunla ilgili sorunların öğrencileri düşündürücü olmasını esas aldığım gösteriyor. Edebiyat devirleri tarihi devirlere dayansın. Ormbor'da görev yaptığında diğer işleriyle beraber eğitim meseleleriyle de uğraşıyor. Onlardan biri. Kazak edebiyatı tarihini. 1930 yılında Kızılorda şehrinde Kazak köy gençleri okuluna ilgili programı ve bildiri mektubu. İbret gösterip. neyi bilmeleri gereksinimleri gösterildi. toprak kooperatif gibi bilgileri. "Çocuklara 'Yoksul ve zengin çatışması' gibi devrik konu sunulmalı" falan yazar zengin ve yoksulun çatışmasını nasıl göstermiş ? Niye öyle göstermiş? diye açıklanması gerek diyor. M. öğretimi yönlendirenleri de görevlerini yerine getirmediklerini eleştirmektedir. Avezov'un ilime. mal ve makam arayışını değil. O.73 gerçekleştirebileceğine inanıyor. halkın medeni gelişmesinin eğitimle. Avezov eğitim ve öğretim sahasında söylediklerini fikir olarak bırakmadan. Halk eğitimine. Buna rağmen bu çalışmanın okullarda Kazak edebiyatı tarihini öğretmede önemli bir yeri vardır. öncelikle. III. ilk Kazak Sovyet edebiyatı tarihi ders kitabım yazdı. Avezov edebiyat dersinde şu öğretim ilkelerinin esas alınmasını takdim ediyor: I. Avezov eğitim ve okulu düzenleyici ve gerçekleştirici öğretmene büyük talep tayin ediyor. Okul programı ve öğretim yöntemlerini düzenledi. acaba" adlı makalesinde Kazak bozkırındaki köy okullarının öğretim faaliyetlerinin çok kötü durumda olduğunu.23) O dönemdeki eğitim kurslarının faaliyeti üzerinde duruyor. Projede Kazakköy gençleri üç yıl içerisinde Kazak edebiyatından neyi öğrenip. Kurs öğretmenlerinin bazılarının Müslümanca okudukları (Arapça). ""Resimli edebiyat hakkında" kısmında da M. diye yazmıştı. M. bölgenin öğretimini yürütenlere bakalım. Bu konuda 1918 yılında büyük makale yayınlıyor. Avezov yazdı. hocalığa başladığı dönemde ne tecrübe. Edebi eserlerin okutulması basitten zora doğru. özellikle gençler okuluna büyük önem verdi. Orada Milli okulların açılması gerektiğini kesin delillerle ispatlıyor. Avezov. ne öğretim sistemi vardı. Bu çalışma edebiyat tarihi denemesinin ilk önderi olduğundan dolayı bugünkü görüş açısından eksiklikleri de az değildir. kim aferin diyecek". Öğretmenleri. 8 Ocak İ 926 tarihinde "Avıl" gazetesinde yayınlanan "Aferin dedi mi. Kazakistan'daki o dönemin başka da aydınları gibi kendi yolunu kendisi çizmeliydi. bilig-5/Bahar '97 . " (AVEZOV. Kazak okulu tarihinin ilk projelerinden biridir. bu durumu kontrol eden kimse de bulunmazsa. Bu sebepten M. Bilimi ve yeteneğim haklının eğitilmesine bağışladı. Kazak okulu ve eğitim sisteminin teşekkül etmesine katkıda bulundu. Bu dönem ders kitaplarının probleminin çözülmesini gerektiriyordu. 19 . pratikte de uygulanmasında da büyük katkıda bulunuyor. politika. Avezov "Edebiyat Tarihi" çalışmasını 1925 yılında ana dili ve edebiyatı ders kitabı olarak yazdı. M. " İnsanın gönlüne insanlığın eğitim amacına ulaşması için eğitimcinin gönlünde derin düşünce olmalıdır. M. Fakat o dönemde Milli okullar açmak kolay bir iş değildi. Rusya'dan gelenlerin de eğitim meselesi konusundaki bilgisizliklerine iniyor. Bu sebepten M. Ders programında geçen şairler. "Hükümetin öğretim sahası için çok az miktarda kaynak böldüğü durumda öğretmenler avare avare geziyorsa. okul araçlarının yokluğundan dolayı okulların yakın dönemde oluşamayacağını belirtiyor. Kazak edebiyatı ders kitabını yazdı. M. halkı için çalışmaya çağrıda bulunuyor. Özellikle Semey bölümü eğitim ve öğretim işini yönlendirmedeki faaliyetini öğretim yöntemleri heyetindeki çalışmalarını söyleyebiliriz. M. M. tedrici bir şekilde öğretilsin. M.

toplum gelişmesi. bocalanan eski hayati gözden geçiriyor. Yazar okumakla birlikte hayatının sonuna kadar hocalık bilig-5/Bahar '97 . Bu kitap 1930 yılı Kızılordu şehrinde grafiksel resimlerle süslenip. 1940 yılında "Halk Öğretmeni" dergisinin 19-20 sayısında yayınlanan "Medeniyetti Kazakistan" adlı makalesinde halkımızın medeniyetinin gelişmesinden sevinç duyduğunu yazıyor. 1985. Ders kitabı türlü konulardan oluşan 7 bölümden ibarettir. Avezov hayatının büyük kısmını yüksek okulda öğretim görevlisi olarak geçirdi. "Bir Kova Kan" filminin genç kuşak eğitiminde zararlı etki verebileceğini ve Batı'da serbest eğitimi eleştiriyor. Çalışma. Bu ders kitabı Kazakistan'daki eğitim sisteminin teşekkül etmeye başladığı dönemine ait öncü bir ders kitabı olduğundan değerlidir. Avezov halkının duyarlı temsilcisi olarak çok yabancı ülkelerde bulunup onların eğitim öğretim sistemleriyle tanıştı.(KÖŞİMBAYEV. M. sömürge ülkeler için yeni modelde okul açan. sanat öğretmeye özendi. Avezov'un önemli çalışmalarından biri olup ve yeni yaşama adım atan yeni toplumun siyasi hedefi ve ilkelerini gösteren belgelerinden de biridir. edebiyattaki öğretimin tarihi sistemliliğe göre. Çokar'ın halkını medeniyet ve bilime çağıran eserlerini araştırıp ilmi makaleleri yazıyor. ders kitaplarını yazan. "Ibıray Altınsarin" (1950) çalışmasında halkla birliğini. M. Zaman. 1962. Kazak'ın ilk okullarını açmakla birlikte bilgili ustat olarak değerlendirdi. Bu pedogog alim M. sürekli yayınların takip edilmesini tavsiye ediyor. cahillikten. Ibıray'ı bunun gibi büyük işe doğru yönlendiren halk sevgisi. enteresan ve macera altında süslenerek okutulmasından inciniyor. 163) Alim üstadın 67 yıl önce sunduğu öğretim ilkeleri zamanımızda da önemli ve değerlidir. "Kazak edebiyatının öğretim projesinde ders olarak 1930 yılında okutulmaya başlamasına bu çalışma sebep olmuştur. (AVEZOV. ileri gelişmiş medeniyetler etkisi ve onlardaki özgür düşünce olduğunu ifade ediyor. Fakat zamanında bütün bir neslin eğitimine hizmet eden hazine hiçbir zaman değerini kaybetmez. Ibıray Altınsarin'in halk eğitimindeki çalışmalarını. öğretmenlere programda gösterilen bilgilerle sınırlanıp kalmadan kendilerini geliştirmesi gerektiğini uyarıyor. M. halk tarihinin geleceğini iyi gözlemcisi olduğunu dile getiriyor.. Öğretim ve eğitim sahasındaki arayışlarının kaynağı ders kitaplarıdır.74 IV. yazar veya şair hakkında geniş bilgi sağlanmalıdır. yaşam değişimi şimdiki ders kitaplarına çok yenilikler getirdi. boy tartışmasından ve geçimsizlikten kurtulabilmenin bir tek yolunun bilim olduğunu gösterdiğinden bahsediyor. Avezov halkının her bir medeni başarısına çok sevindirdi. Latin harfleriyle basılıyor. Bununla birlikte öğrencilerin sanat eserlerine ilgi duyması için sadece okulda değil. Bu lise seviyesindeki öğrenciler için ders kitabı oluyor. 242 -247) "Büyük şair. Halkına bilim. Çocukların gelişmesine göre her yönlü çeşitli görüşlü araştırma. M. yüzyılının yarısında Kazak aydınları Ibıray ve Abay'ın. Rus yazarlarının önemli eserlerinden alındı. çocukların yaş özellikleri ilkelerine yönlendirilmesini esas alıyor. sadeden karışıklığa. eğitimci Abay Kunanbayev" (1957) makalesinde Abay'ın halkı bilim ve medeniyete çağırdığım. kölelikten. Programda gösterilen edebiyatlar listesinin genişletilmesini. Avezov XIX. Metinlerin çoğu Kazak çocuklarının kavramlarına uygunlaştırıldığı için M. Bu bildirisi ile eğitimci alim. 1929 yılında Kazak okullarındaki ilkokul çocuklarının Rusça öğrenmeleri için "Yeni avıl" adlı ders kitabı yazıldı. basitten zora. Avezov Kazakistan Eğitim Şurasının ilk okullar programına göre "Ergin" adlı ders kitabını yazıyor. Ders kitabındaki örnekler şiirler. M. tekrardan karşılaştırmaya. Kazak eğitim tarihi ve Kazak dili terimlerinin teşekkül etme dönemini araştıranlar için çok değerli kaynaktır. çalışmalarında şairin yoksulluktan. hikayeler. "Amerikan etkileri" makalesinde (1960) ABD'deki genç nesli zararlı etkileyecek olayların. Avezov'a ait hususlar fark ediliyor. Bu ders kitabının yayınlamasından beri 67 yıl geçti. okulların özelliklerine göre program düzenleyen. evde de okuma ve güzel okumanın yöntemlerinin öğretilmesi gerektiğini söylüyor. Alim..

(KABDOLOV. 1977 "Bilgin yazar". "İki dilin kültürünü benimsemek insanın nefesini açar. İnsanlık temeliKadm. Okulda. Artık zamanın farkında olmadan. Uzağa koşan küheylan gibi. hatibin düşünce akımıyla dünyayı gezip giderdik. Leningrad. 1977. Ermenistan'da (yaşayan) Ukrayna'da. Dünyayı daha geniş görmeyi sağlayacak iki kanat oluşturur." (AVEZOV) M. KABDOLOV. Özbekistan'da. Kabdolov. ekonomisini bilmesi gerektiğini söylüyor. eğer Rus dili ve edebiyatından başka hiçbir şey bilmezseniz. oturduğunuz şehirde.. diyor. büyük deha sahibi olduğu üstatlığı hakkında öğrencilerinin yazdığı birçok anılar vardır. Genç neslin ana dili ve edebiyatını öğrenmenin iki yönünü (okul aracılığıyla ve insanın kendisini geliştirerek) gösterdi. "İhtiyar Azerbaycan'a Rus genci Azerbaycan dilinde ders verirde. (AVEZOV) Bundan çok önceleri söylenen bu ifadeler bağımsızlığına kavuşan cumhuriyetimiz için önemi daha çok artmazsa da eksilmedi. Azerbaycan'da yaşayan halkların o milliyetin dilinde konuşan. yüksek okulda eğitim ve öğretimle uğraşan pedogog. Avezov "dil ve edebiyat meselesi". 19. Kültür. (AVEZOV) Cumhuriyette okuyan Rus öğrencilerinin bu ülkenin dilini. diyelim ki Kazakistan'daki kültürle ilgilenmezseniz. edebiyat hocası olarak da tanındı. Almatı. B. tarihini. KAYNAKLAR AVEZOV. cumhuriyette. 1923 yılında Taşkent şehrindeki orman ekonomisi teknik lisesinde Kazak dili ve edebiyatı derslerini dinleyen Nurtas Ondasınov (eski Kazak Sovyet Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu Başkanı) hatırasında Abay'ı erkenden ve derin tanıdıklarını ve Abay'ı doğru anlamalarına hocaları Muhtar'ın derslerinin etkisinin büyük olduğunu söylüyor. Cazuşı C.. Almatı. "Ümitli nesle iyi dilek" makaleleri ve konuşmalarında çok dil öğrenmenin.75 yaptı. Abay oldu". Edebiyatın eğitimdeki rolünü belirlemede ilk programı düzenleyip ders kitabım yazan ve eğitim sisteminde kaynaşan üstattır. doğru değildir. Jebe. Yazarın bu sahayla ilgili düşünceleri Kazakistan Cumhuriyeti eğitim tarihinin edebiyatla ilgili çok değerli fikirleridir. AltınsarinKazak medeniyeti aydın. İkinci bir öğrenci Z. "Ana dili edebiyatını sevin". Almatı. İki dil kültürünü bildiği için Abay. halklar arasında dostluk oluşturmanın aracı olduğunu ifade etti. Onun derin bilginliğini. bilig-5/Bahar '97 . diye yazdı.109) Muhtar Avezov yazar ve üstat olarak öğrencilerin konuşma kültürüne büyük önem verdi. M. diye yazdı. o kültürü yaşadığına sevinç duyuyor. önce biraz duraklayıp sonra sağanak yağmur gibi dökülüverir. Rus dilini dünya ilmi ve medeniyetinin köprüsü olarak değerlendirdi. Ümidli nesle iyi dilek. M. 103 . Almatı KÖŞİMBAYEV 1962 Sekiz Yıllık Öğretim Meseleleri Almatı. dostluk buradan geliyor". bu affedilmez günahtır. Ana dili ile birlikte Sovyet halklarının ortak dili Rusça öğrenme konusundaki fikirlerini de belirtti.. tabii. Böyle yapabilirseniz Kazak ihtiyarına sizler de oğlusunuz. Eğer yaşadığınız ortamda. Okul İşi. M 1984a 1984b 1984c 1984d 1985 Ana Dili Edebiyatını Sevin. o ihtiyar nasıl imrenmez.. Avezov'un ibretli yaşamında sadece büyük sanatkar olarak tanınmadı. Almatı. "Rus öğrencilerine şunu söyleyeyim. Avezov ustalığı hakkında: Bunun gibi hatip bir insanı hayatımda görmemiştim.

76 KIZ JİBEK "Kız Jibek öyküsü. yy.'da doğduğu yönünde. Kazak ağız edebiyat yapıtlarını toplayan Abubekir Divayev. Bundan sonra destan. destan şeklinde anlatılan. Bir başka boy olan Şektiler'in yaşadıkları yer ise Akjayık. uzun zamandan bu yana halk arasında korunarak. Tölegen'in hayatım doğduğu günden öldüğü güne kadar tasvir ediyor. 1925 yılında bu nüshayı. öykünün epos çeşidine olan benzerliğinin bir göstergesi.1909 ve 1911 yıllarında Kazan'da Hüseyinovlar'ın yayın evinde birkaç defa yayımlandı. Ancak bu ilk nüsha elimizde bulunmuyor. 1933 yılında Kızılorda'da. kurtuluşu araması da bu benzerliği destekliyor. Bu. Tölegen'in bağımsız aşkı. Bu ikisinin yerleşim yerinin arası uzak değil. Destanın sonradan yayımlanan nüshasında da şu sözlerle karşılaşıyoruz: İlk başta ben yaydım "Kız Jibek" destan şeklinde. Taşkent'de yayımlattı. Şair. Ancak tahminler. Destanın bu nüshası. 1939 yılında da Almatı'da "Kahramanlık Destanı" serisiyle birlikte yayımlandı. Destanda Jağalbaylı halkının yaşadığı yer Karadeniz kıyılan olarak geçiyor. Gerçek bir olaydan doğan Jibek öyküsünün tam olarak ne zaman ortaya çıktığını söylemek zor. Destanın kahramanlarından biri Tölegen. Destanın ikinci dalı bu savaş zamanına uyuyor.1905.Ahmet GÜNGÖR bilig-5/Bahar '97 . Muhtar Awezov Aktaranlar: Zeyneş İSMAİL . Kazak bozkırı Çarlık Rusyası'nın sömürüsü altına girene kadar Jağalbaylı halkı Akjayık'ta yaşamış. Jibek öyküsünün tarihini anlamamıza yarayan olaylardan biri Kalmukların Akjayık etrafında oturan Şekti toprağını işgal etmesi. Destanı ilk defa Zeysanlı bir şair kaydederek. öykünün 18. Şu anda da Orsko kentinin Magnitagorks yakınlarında yaşayan Jağalbaylı (boy adı) sayısı hiç de az değil. 1876. Kazakların en güzel ve uzun aşk destanıdır. Yeni baskısına baktığımda Tümü yanlış sözlerin. 1870 yılında Kazan'da yayımlatmış. Jayık'ın etrafında oturan Şektileri bir zamanlar Kalmuklar'ın yönettiği biliniyor.

Bu destan. Bu. feodal toplumun varlığından ve gerçeğinden doğan bir öykü olduğu için eski yapının farklı geleneğini. doğada da bir arkadaş bulamıyor. sihir. Gideceği bir yer. Baba ile oğul gelecek için mücadele ederken. deniz. kendi kaderine de karşı çıkıyor. Kazakların yaşamında çokça yer alan amengerlik (Ağabeyi ölen birinin yengesiyle evlenmesi). Romantik.. Hırsızların. Bekecan'a da o kadar dost oluyor. Bu olay aynı zamanda bir sır. ırmak. özelliklerini inceleyip analiz etmede en büyük yardımcı bu destanın toplumsal özeti olmalı. beddua ettiği Tölegen ise ölüyor. İki aşkın birleşmesine kader engel oluyor... hiçbir yardımcısının olmadığını gösteriyor. onun aşkla dolu kalbindeki umudun parlak ve mutlu devrini anlatıyor.. inancını yansıtıyor. uzun yolculuk ne kadar düşmansa.b. aşıkların amaçlarına ulaşamamalarına en büyük neden insanların zalimliği ise. Şair. "gitme kal" diyen annesi Kamka'ya: Bu güzelle evlenmeden gönül uslanmaz Başladıktan sonra erler geri döner mi? diye yanıt veriyor. saklanacağı bir dağ yok. Bu çöl gibi bir başka doğa engeli de Kozı ile Bayan'ın ölümüne neden oluyor. Tölegen'in yalnızlığını. destancı 'ak bata' ile kaderin gücünü ön plâna çıkarıyor.. Tölegen bununla ilgili: Beni dinlemedin diye Vermedi bana hatasını diyor. kuş uçmaz.. uzak yolculuk v. Kız Jibek'in göçünü takip eden Tölegen'in. Tölegen'in bu yönünü etkili göstermek için çeşitli kompozisyon üslûpları kullanıyor. dulluk destanın önemli bir bölümünü oluşturur. Bedduanın aslı. zenginlik kimde yok Aşkın durumu bir başka diyerek. cesurluğu. Tölegen'in yengesine verdiği yanıtı. Dolayısıyla babasının bedduasını alan Tölegen.. Bu durum Kız Jibek'in yaşadığı dönemi karanlık bir dönem olarak betimliyor. Karadeniz kıyılarında yaşayan Jağalbaylıların memleketi ile Jayık'ın çevresinde yaşayan Şektilerin arasındaki yüz günlük çöl. Ejderha. Destanda. Bazarbay'ın hatasını (iyi dileğini) kazanan Sansızbay muradına eriyor. O geleneklere. Destanda Tölegen'in Kız Jibek'in göçünü takip ettiği bölüm. zenginliği değil. "Kız Jibek" destanındaki Kosoba Çölü. Bazarbay'ın bedduası da ona az engel olmuyor hani. arkasından ağlayarak gelen kardeşi Sansızbay'a: Cesurluk. cin. Eski aşkların hangisine bakarsak bakalım. Kız Jibek'in Tölegen dönerken gördüğü rüyayı. Böylece Tölegen'in iyi niyetine çöl. Tölegen yaşadığı toplumda da. atının koşmasıyla özdeşleştiriyor.. dördüncü engel ise Bekecan'ın düşmanlığı. Tölegen'in aşkına engel olan dört çeşit güç var.. Kosoba. "Kız Jibek" destanının yapısından ana fikrini ve karakterlerinin psikolojisini. Tölegen'in kardeşiyle vedalaşırken. Fakat kuş gibi uçan atın koşusu Tölegen'e yine de yavaş geliyor. ikinci engel hiçbir yardımın olmaması. Tölegen'in en acımasız dilsiz düşmanı Kosoba. eski gelenekler ve onların gücüyle ilgili. Adeta hapis. ikinci büyük neden de doğa engelleridir. kaderin acımasızlığını destancının daha önceden hissettirmeye çalıştığını gösteriyor. engellerin başında gelir.. "Ölürsem Kız Jibek'le sen evlenirsin" demesi. eşkiyaların yaşadığı çöl. psikolojik yönleri olan "Kız Jibek" destanının asıl konusu eski geleneklerdir. o yanıtın Sansızbay'a söylenmesi. Kız Jibek obasıyla birlikte ikinci defa göçe hazırlandığında Tölegen. yalnızca güzel eşini sevmeyi hayal ettiğini söylüyor. sevgilisini görmek için dört nala koşan gönlünü. kötülüğün işareti gibi. Kosoba Çölünde ölümün eşiğindeyken altı kaza bu yalnızlığından yakınır. o inançlara boyun eğen eskici bilinç öncelikle destancının anlayışında kendini gösteriyor. Destancı. Bu destanı feodal toplumun bilig-5/Bahar '97 .77 Tölegen Jayık'a ilk sefere çıktığında arkasından ağlayarak. İlk engel. derebeyi toplumunun geleneğine karşı çıkmakla kalmıyor. eski geleneğin yansıması. üçüncü engel yalnızlık. çöl uzun yol. kervan geçmez bir yer olarak betimleniyor.

eşitsizliğinden de söz edilir. bu geleneği kabul ettiriyordu. Eski âdetler. birçok destanın da ortak konusunu oluşturuyor. Tölegen'in bir düşmanı da Bekecan demiştik. Tölegen ile Jibek başlangıçta eşit olarak biraraya gelse de. gençlik amacı yolunda buluşuyorlar. "Kız Jibek" destanının iki bölümlü konusunda. o toplumsal düzenin. Bunlar. Öleceği an söylediği bu vasiyet son isteği oluyor. iyilikle kötülük arasındaki kavga. bir kızı ikincisinden (öncekinden) daha güzel betimleyip. Tölegen Akjayık'tan gideceği an Jibek'e sonra kendisi ölürse Sansızbay'la evlenmesini kendi ağzıyla söylüyor.78 geleneğinden doğan aşk destanı diye değerlendirmek gerekir. bu yolda kendisi gibi bağımsız aşk hayatını arayan Jibek'i bulması destan içindeki meşru. kadının eşitsizliğine neden oluyor. birçok zorluklara neden olan cahilliğin geleneğini eleştiremiyor. destancıya göre değişmez kader gibi. psikolojik lirik-epos şeklinde başlıyor. halkın gönlü hep aşkların tarafında yer alıyor. Ustaca anlatılan "Kız Jibek" destanını.. dulluğu öven inancını da bu gençlere kabul ettiriyor. Destan. Tölegen ile Jibek'in ilişkisini anlatmaya. hepsi de geleneğin hükmü altında bu yola bağlı ilerleyen tartışmaları gösteriyor. Sonra Jağalbaylı'dan gideceği zaman da Jibek'i bulup evlenmesini kardeşi Sansızbay'a söylüyor. Toplum hayatı. Tölegen Jibek'e hemen aşık oluyor. Toplumsal durumlardan doğan kurallar yüzünden hayvanı verenin o hayvan gibi mülkiyetinde olmuş kadın. görev halini alıyor. eski yaşamın adaletsizliğine karşı mücadelede Tölegen yalnızlık çekse de. istiyor.. Tölegen ve Jibek bağımsız duygu. Tölegen'in ölmesi de. Bekecan o eski âdetlerin koruyucusu. Toplum erkeğe de. kendilerinin sınıfsal. dinleyicilerin. sonra da Tölegen'e onların hepsinden de Jibek güzel. Fakat. Destandaki kadın tipi. Dola- bilig-5/Bahar '97 . Eğer vasiyetini yerine getirmezlerse sanki Tölegen bir defa değil. halkçı başlangıcı gibi değerlendirilebilir. "Baba sözünü dinlemeyen kim olursa ondan iyilik beklemiyor" şeklindeki tutucu inanç destandaki diğer duygu ve düşüncelerden daha ağır basıyor. gelişen yönüyle birleştiremiyorlar. dulluğu öven inacını da bu gençlere kabul ettiriyor. Bunun nedeni Tölegen'in babasını dinlememesi. Başlık parası verilen kız sadece eşinin malı değil. başlangıcında oluyor. aşk hakkındaki anlayış. mücadele dünyası. geçmişteki eski inanç ve gelenekleri kendisinde net görebileceğimiz folklor örneği olarak da incelememiz gerekir. Baba batasını alarak giden Sansızbay'ın yolu hep açık oluyor. eskici inançları net gösteren özelliklerini görmemezlikten gelemeyiz. Tölegen'in babasının istediği kızla evlenmeyerek. Kocası ölse de kadın başka birisiyle evlendirilirdi. inanç. Yayınlanmakta olan nüshayı anlatanlar. Bu durumu. Ancak bu bölümde bile az önce sözünü ettiğimiz kaderin acımasızlığı kendini gösteriyor. "Kız Jibek" destanını incelerken eski Kazakların yaşamında kadınların yerine dikkat etmek gerekiyor. iki defa ölmüş olacak. Bunlar destanın ikinci bölümü için de geçerlidir. Böylece destanın kompozisyon yapısının amacı. toplumsal bilincini. ileride eski gelenek-göreneğin. aşkını araması. dünyanın adaletsizliğinden. onu isteyen boyun da malı olmuş. Biz "Kız Jibek" destanını araştırırken bunun gibi tutucu. halkın tarihinin ilerleyen. farklı dedirtiyor. kadına da bu yolu. Destancının amengerliği. Tüm bunlar destanın giriş bölümünde. Tölegen'in Jibek'e olan sevgisini anlatırken. Bu isteği yerine getirmek Jibek ile Sansızbay için artık amaç. özellikle de Sansızbay-Jibek olayında açıkça görüyoruz. İnsanın düşmanlığının anlatıldığı yerde. gericiliğin taraftarı olan aksakallılar gibi geleneğin destekleyicisi olup çıkıyorlar. "Kız Jibek" destanının eski nüshaları daha bulunamadı. "Kız Jibek" destanındaki çeşitli engeller de bu kavgaların kurallarını derin şekilde kanıtlıyor. Birbirini seven gençlerin yollarındaki engeller.

79 yısıyla Tölegen'in öldüğü bölüm çok üzücü oluyor. Uğursuzluk üzerine bir başka uğursuzluk Koran bige bir Kalmuk'un zorla evlenmeye kalkışması. Destancının çekici şekilde betimlediğine göre o çiçek gibi kızların hepsi de kusursuz güzel. Tölegen için ulaşılması zor bir zirve gibi görünüyor. çok başarılı psikolojik üslûp kullanıyor. yas tutan dul haline dönüşüyor. Fakat hiçbiri Jibek değil. en değerli örnek annesiyle de farklı. Tölegen Kız Jibek'in arabasına yaklaştığında. Bu üslupla Tölegen'in Jibek'e daha görmeden aşık olmasına neden oluyor. şimdi Tölegen'i görmeyi kız çok istiyor. Jibek. Bekecan'ın Tölegen'in ölümünü duyurması Jibek için artık trajedinin başlangıcı oluyor. Bu sadece vatanına milletine. Şair bunu hatırlatıyor. "batan güneşle batayım. "Anasına bak. bilig-5/Bahar '97 . Önce kızı görmeyi Tölegen çok istiyorsa. Bu on üç kızın hepsinin saltanatını da. Tölegen'i sekiz sene boyunca bekleyip dayanıp vefalı dul örneğini gösteriyor. Jibek gibi güzeli doğuran ancak böyle soylu birisi olur. anne-babasına olan sevginin işareti değil. gönlün haykırışıdır. giz söz konusu. Tölegen'de öleceği anda durumunu dinleyicilerin üzerine iz bırakacak şekilde anlatma yönelimi var. Bu gururluluk da Jibek'in farklılığını gösteriyor. Şimdiye kadar mutlu olan Jibek. Onu bütün Şekti halkı seviyor. "Ben de senin gibi soyluyum. Tölegen onu aşağıladığında Jibek. Jibek diğer kızlardan sadece güzelliği ve saltanatı ile değil. bir baybişenin (bir erkeğin ilk hanımı) saltanatına dikkatle bakmak gerekir. Bu güç ona kasten verilmiyor. Yas tutar. Jibek. Dolayısıyla. Bu Tölegen'in Jibek'i görmeye olan isteğini daha da pekiştiriyor. Bu tartışma. vedalaşması çok etkili bir şekilde anlatılıyor. Saltanatları birbirini geçen kızlar sırayla betimleniyor. Çok zaman geçmeden gururlu kız da aşık oluyor. Bir kızı diğerinin güzelliği geçiyor. Bu gururlu kız. Jibek de farklı. "Kız Jibek" destanındaki en önemli kahramanlardan birisi de Jibek. bu çaresizliğin ateşinde yanacak olan da korumasız Jibek'tir. Buradaki Tölegen'in nazlanması da. bunlarla birlikte aşkına. kız gururlanarak cevap vermiyor. dayanır ve Tölegen'in isteğini yerine getirmek için amengerini (Tölegen'in kardeşi) beklemeye başlar. ilk psikolojik kavgası. eşini göndermek istemiyor. isteğini daha da pekiştiriyor. Şekti milletinde Kalmuklara karşı duracak güç yok. Tölegen gibi. geçekten birbirini seven gönüllere uygun karakter olarak tasvir ediliyor. o başını yere doğru eğerek. geleneğe de. Tölegen memleketine gideceği an. Jibek'in bu hareketi mağrurluk olarak değil. Jibek'i betimleyebilmek için Akjayık'dan taşınan göçün başındaki on üç kız. Bu Jibek'e çekme üslûbu. bu gurur yarışı Tölegen'in sevgisini. diğer aşk destanlarındaki gibi eşinin arkasından ölecek değil. Tölegen arkalarından bakarak. Tölegen memleketinden birlikte çıktığı altı kazla öleceği an konuşup vedalaşması. Tölegen'in düşmana yenilmesine yardımcı oluyor. güzelliğini de en son iki yüz develi göçü yöneten baybişe saltanatıyla. anne-babasına. o kötü rüyayı görünce. kendisinin bir milletin biriciği olduğunu bildiriyor. kabul etmezsen boşuna dolaşma" diyor. şimdi mutsuz. bu güzel kızların yanlarından geçirirken destancı şair. Bu ağıt. Dolayısıyla Tölegen'in bindiği atı da arkadaşını düşmana vermeyecek kadar güçlü değil. artık ikinci olaya geçmeye zemin hazırlıyor. hayallerine ulaşamamış kalbin. herbirinin Jibek olduğunu sanıyor. vatanına milletine selâm söyleyip. Kasaba gölünde altmış eşkiya kuşattığında. Bu iki soylunun gururla karışık. "Uğursuz seferin sonu böyle" demek istiyor. İkisi kavga ediyorlar. Her gün sevgilisinin arkasından ağıtlar söylüyor. Böylece. kendi değerini bilme olarak değerlendirilmeli. Fakat Kız Jibek'in mutsuzluğu sadece Tölegen'in ölümüyle sınırlanmıyor. gençliğimi de beraber götüreyim" diye Tölegen'e savaşsa da eski büyük bahadırların gücü verilmemiş. Aksine düşman kuşattığında. Tölegen'in "aklıyla tanıdığı" Kız Jibek işte bu. Bu durumda yukarıda belirtilmeyen derin düğüm. güzelliğiyle geçiyor. kızını al" şeklinde bir atasözü var. kocaya da vefalı kadını simgeliyor. Buna Tölegen de kızıyor. Tölegen'i bu göçün. Bu haykırış Tölegen'in ölümünü daha da üzücü bir şekilde gösteriyor. tanıyacaksan gel. Jibek aile yaşamının temel mayası.

düşmanını güçlü yaparak. kendisini Sansızbay'ın kazanması için adak adıyor. güç dünyası gibi görünüyor. Evet. Dolayısıyla Kalmukların kuşatmasında kalan korumasız Jibek. Kendisi iki ata binen Koren. serbest birisi olan Jibek. hatipliğiyle kalem gibi oynatıyor. milleti sahip çıkar inancı bunu gerekli kılıyor. belli bir yere kadar onu objektif şekilde büyüterek gösteriyor. onun karakteri kaba. "Kız Jibek" destanındaki olumsuz. tehlikeli düşman. Kalmukların büyük baldızı olarak tasvir ediliyor. cesurane gururu. Kazakça'da kocasının kardeşine kadın kayın der) güç veren Şeklinde betimleniyor. Jibek'e uygun değil. Sansızbay yay çektiğinde onun oku dokuz tepeyi geçerek. Böyle olması şart. kendisinin de namusunun taraftan olan kadın şeklinde tasvir ediliyor. Bu sevgi olmalı. zeki. Fakat karakter ve yaratılış bakımından ikisi birbirine benzemiyor. Koren'in zalimliği de az değil. çünkü destancının amacı Amengerliği kabul ettirmek. Bekejan Jibek'e aşık. Yukarıdaki insanların karakterinden. Tölegen'e benzemeyen birisi. mutsuz birisi ise de. Jibek'in düşmandan kurtulmasına Sandalkök'i (at ismi) kazanması neden oluyor. Bu kazanç zaferin kazancı. ölüme karşı duruyor. Koren Sansızbay'dan ilk sırayı istiyor. Bekejan'da bunlar yok. Amengerlikdulluk olayı Kazakların geçmiş yaşamının özelliğini gösteriyor. Sonra sırayı Sansızbay'a vererek. yakınlardan çıkan düşman. O amacına alın teriyle. Bununla beraber kendisi hırsız. Koren. Koren Kalmuk'un yolunu beklediğinde. Jibek Tölegen'i nasıl seviyorsa. aslında ahmak şeklinde tasvir ediyor. destan Sansızbay'ı da öyle sevdirerek. Koren öyle değil. bahadır Sansızbay'ı sabırsızca bekliyor. Dolayısıyla "Kız Jibek" destanında üç insanın aşkı birleştiriliyor. ismi artık Jibek için umut. adetini. Sansızbay çocukluğunda cesur olarak terbiye ediliyor.80 Şekti'nin güçsüzlüğüne çok kızıyor. orada duran ev kadar taşı yerinden oynatıyor. kompozisyonu dinleyiciyi çekecek şekilde ustaca yapılmış. Erkeğin mülküne. bundan sonra Bekejan'ın zalimliği daha da artıyor. Sansızbay cesur. İnsanların aralarındaki ilişkiler de çok değişik ve çe- bilig-5/Bahar '97 . bir bahadıra gerekli tüm araçları hazırlıyor. Jibek onu sevmiyor. Destan bu bölümde Sansızbay'ın cesurluğunu büyütüp pekiştirerek tasvir etmek için. yabancı milletten çıkan düşman. çeşitli inançlarını görüyorsunuz. O Koren'i zekasıyla. Jibek'in sıfatlarından biri zeki oluşu ve iyi hatipliği. bahadır insan. Bu kahramanların geleneği. Bu motifler destanın konusuyla yakından ilgili olup tartışma olaylarına güzellik katıyor. Destanda Sansızbay ile Jibek'in aralarındaki sevgi de sözkonusu. Tölegen'in yerine geçen Sansızbay. Bu ikisi de birbirini seven gençlerin birleşmesine engel oluyor. Destanın esas kahramanları bunlar. neden umut ediyorsun" deyip Sansızbay'ı teketek karşılaşmaya davet ediyor. Savaşta binecek atını seçmede yardımcı oluyor. Düşman görmemiş genç Sansızbay. Jibek sevgilisinden ayrılan. Geleneğe boyun eğmiş Jibek sadece aşkını koruyan kadın değil. attan inerek. yas tutan. Jibek'in sağlam azmi. Sansızbay'ın zamanında savaşkâr. kurnaz. Jibek bir tepeye çıkıp. kahramanlara özgü saflığı ve mertliği var. sadece kıskanç ve başkasına vermeyeceğim. hiyanetle ulaşmak istiyor. Jağalbaylı halkının ünü. "Kız Jibek" destanının dili zengin. diyor. Dolayısıyla destancılar. Evet. Sansızbay'ın arkasından yetişerek Koren ona: "Benim adım han Koren. onu çoğu yerde. iki yüzlülüğü Koren'de yok. Bekejan zalim. Bekejan'ın korkaklığı. Bekejan. kaynına (Tölegen'in kardeşine. Jibek'in eline geçtikten sonra iyilik için hizmet ediyor. Tölegen'in zamanında kaygısız. örek yenge şeklinde gösteriyor. zorluk çıkaran kişiler Bekejan ile Koren. kurnazlıkla. Tölegen gibi uğursuz değil. çünkü babasının "ak hatasını" alarak yolculuğa çıkıyor. dıştaki zorluklara dayanarak cesurluk gösteriyor. zor günlerde halkının da. hareketinden göçebe yaşamın örfünü. Sandalkök.eşkiya. gerçek aşk yoluyla ulaşmak istemiyor. Fakat onu gerçek aşkla sevmiyor. Tölegen de kardeşine. Koren düşman da olsa anlayışlı.

bata gibi çeşitli gönül halleriyle şiirli süslemeler bu konuştuma sırasında görünüyor. Şair tabiat görüntülerini de belli bir duyguya. görevi yönünden bu atışmalar birbirine benzemiyor. Çeşitli etkileme. Örneğin: Ey. Konuşturmanın kısa bir çeşidi de atışma. Bu da sevinçli haberi bildiriyor. Bu sevinçli haberi bildiren atışma. Aslında destanın betimleme yönü daha ağırlıklı. tüm bunlar hem olayı anlatma. Karşıga ile Sırlıbay. güneşin nurunun dünyaya yayıldığı vakit. rüya görme. Jibek iki defa rüya görüyor. zengin. Jibek'le Jirenbay'ın otağında. Dördüncü atışma ise Şege ile Jibek'in arasında oluyor. yengem-ay Karakterin değişik ay! Tölegen'e bir git sen. Jibek'in göçünü güneşin doğmasıyla takip eden Tölegen. Destanda olayı anlatmanın üç yöntemi içiçe kullanılıyor. İlk atışma. üzüntüsünü etkili şekilde sunuyor. Destanda betimleme yöntemi de oldukça göze çarpıyor. dilek dileme. Ve artık Tölegen Kosoba'nın dibine güneş batarken attan düşmüş etrafa karanlık hakim olunca da vefat etmiştir. anlatma yönteminin az kullanılmasına neden oluyor.81 şitli kişilikler sırayla betimleniyor. Sözkonusu üçüncü atışmayı Bekejan kullanıp Tölegen'in ölümünü duyuruyor. bezendirme. ıssız bozkırda tek başına dolaşan "altı yolcular" gibi sahneler tanıtılıyor. şairin özeti şeklinde yer alıyor. Dinlese beni. Anlatma bölümleri destanın sonunda bazı monologlar üzerinde. gitmesin! İşte buradaki "Ey yengem-ay" sözcüğü gibi ka- ratpalar destanda çoktur. Göçün saltanatı. gönüllere uygun yapıyor. Destanın şiir yönünden ağır basması. İnsanları betimlerken çoğu zaman mecazi sözcüklerden yararlanıyor. ayın geçmiş zamanı. Betimleme yönteminin etkin kullanılması olayı etkileyici. atın koşuşu. sevincini. Bu destanın özetini genişletip. Destanda dört yerde atışma karşımıza çıkıyor. güzel şekilde yapılmasıdır. mutluluğun arkasından koşarak. benzetmelerden başka bazı sözcüklerin tek tek uzatılması da güzeldir. Birincisinde Tölegen'in öleceğini tahmin ediyor. dikilen çadır. Ey yengem ay. Destanda batıl inançlara rüya görme gibi duygulara da önem veriliyor. Vedalaşma. Konuşturma aracılığıyla onların iç dünyasını. mağrur Bazarbay. Bu destanın özetini ilginç yapmış. Her bir kişinin kendisini konuşturuyor. Bu vakit. Fakat şairin kullandığı tasvir etme yöntemi sadece betimleme değil. işe delil olarak kullanmış. Anlatma ve betimleme. tam öğle vaktinde karşılaşıyor. "Ay karanlık gecesi. Jibek'in güzelliği. "Kız Jibek" destanı Kazakların geçmişteki göçebe yaşamının da aynası gibi. hem betimleme yöntemini kapsıyor. Bu dünyaya karanlığın yerleştiği vakit. ikincisinde Sansızbay'ın Kalmuklan yeneceğini daha önceden tahmin ediyor. baş sağlığı dileme. Monologların çoğu karatpa söz (birisine yönelik konuşma. Anlatmalarla ilgili sözleri şair çoğu zaman düzyazıyla veriyor. diye Jibek Bekejan'ı lanetliyor. filanca) kullanma aracılığıyla veriliyor. bu gibi cümleler somut örneklerdir. Şair betimlemeler söz konusu olduğunda süsleme. bezendirme yerine mecazi sözcükler kullanıyor. duyurma. Bazen lanetleme şeklindeki karatpa monologlarla da karşılaşıyoruz: Allah kahretsin seni Bekejan Gösterme bana yüzünü Bitirmişsin işini. Destanda göçebe milletin kalabalık şekilde göç ettiği sahneler. bilig-5/Bahar '97 ." İşte. Fakat özeti. canlı yapıyor. Sansızbay ile Şege. bütün millet olarak tasvir ediliyor. Destanın en değerli yanı dilinin saf. Karanlık gece Tölegen'in ölmesiyle özdeşleşiyor gibi. sevginin taraftan olan Tölegen ile Jibek. Bu. Kıskanç Bekejanin zorlukçu Koren'in karşısında. yükseklere doğru ilerleyen iki sevgilinin duygularıyla özdeşleşiyor. Benzetmede kullanılan sözcükler (yani mecazi anlamda kullanılan sözcükler) ay. Jibek'in bindiği Sandalkök'in koşuşu. konuşturma. Karışa'nın çadırın içindeki Jağalbaylı delikanlıları ile. O yeri geldiğinde konuşturma yöntemini de kullanıyor.

başsağlığı dileme. göçün güzelliğini anlattığında şair pekiştirmeye başvuruyor. Betimlemeleri benzetmeyle. mecazi sözcükler. uğurlu bata gibi monologlarda benzetme çok fazla. orkoyan (tavşan). serbest uyak düzenleri oluyor. Kökjorğa ile Sandalkök'ün koşusunu tasvir ederken Sansızbay ile Koren'in kavgasını. gibi şiirler çok: bunların hepsi destanın lirik gücünü pekiştiriyor. beyaz tavuğun kanı. e-e gibi seslerin uygunlukları güçlü. Herbirinin kendisine göre yeri var. cennetten esen rüzgâr gibi. Buradaki a-a. Asu da asu bel dedi. ağıt. ses yapısı da uygun. benzetme. Böylece şair süsleme. Şiirlerin uyak düzeni de. Uyak düzeni iki-üç satır sonra gelip. yıldız. s-s. cennetin bayrağı. bilig-5/Bahar '97 . yatkın. duyurma. Destanda vedalaşma.82 güneş. "Kız Jibek" destanının dilinin. Jibek'in yüzü Baharın bembeyaz kar gibi Bembeyaz yüzünün rengi Beyaz tavuğun kanı gibi Bunlar çevredeki tabiat görüntülerinden alınan mecazi anlamdaki kullanımlar. Mecazi anlamdaki sözcükler çok uygun kullanılıyor. şiirselliğinin güzel şekilde çıkmasının nedeni de bunun gibi nakışlarının olması. helalleşme. altın. Asa bir sokkan jel dedi. pekiştirme gibi sözcükleri keyfine göre kullanmıyor. duygulan mecazi sözcüklerle veriyor. Olayların ilginçliği ile lirik olması bu destanın özetini geliştiriyor. Kazakların yaşamlarının esası hayvanlarla ilgili mecazi anlamda kullanımlar var: Halkım koyun gibi bakar Milletim hayvan gibi bakar Vedalaşma. "Kız Jibek" destanı kahramanlık destanı gibi yedi heceli jırla anlatılıyor.

. huzur ve serinliğe kendini kaptırmış. yeşil. yarışırcasına gülümseyen kızılımsı.83 ESKİLİĞİN GÖLGESİNDE Yaz ortasının aydınlık gecesi. Süratli giden atların nal seslerine kendilerini kaptırmış öylece geliyorlardı.akçıl ata binmiş arkadaşı. Yıldızlarla kaplı gök. Küçük. sonsuz sayıdaki yıldız gözlerinden duygulu gönüllere işaretler vermekte. yukarıdaki obadan çıkıp aşağı dere boyundaki Yakup Obasına doğru yönelen iki delikanlıydı. Bu gençler. yaşam masalını dinleme arzusuyla dopdolu. sarımtırak yıldızlar. gece serinliğinin sessizliğinde süratlenmişti. Karacal. Merhamet duygularıyla dolu güzel sema... Bunlar yanyana gelseler de. Biri. ince. Taşlı yerlerden gitmemeye özen gösterip otlu yerleri tercih ederek nal seslerini gizliyorlardı. Yaydan boşalan ok gibi ileriye doğru atılıyordu. ak yeleli şabdar atal binen genç delikanlı.Ahmet GÜNGÖR bilig-5/Bahar '97 . Irmak kenarı. Atlar. Dere boyuna yakın obaya doğru gelmekteydiler. bölgenin ortasında yeralan virajlı bir kayayı aşarak aşağıya doğru hızla inmekte olan iki atlı göründü. İkisi de ince elbiselerinin düğmelerini iliklememişlerdi. Semirip kıvamına gelen atları. gece sakinliğinin ortasında. İnsanın tepesine doğru yükselen ay. Gece gökyüzü. Kıvrım kıvrım. her sene gelip yerleşen çok sayıdaki obanın yurduydu. hüzünlü şavkını sonsuz bir sabırla etrafına saçıyor. siyah beyaz çizgileri görünüyordu. büklüm büklüm akan etrafı ormanlarla kaplı ırmak. Bir zaman sonra. onu ikiye ayırmaktadır. tek bir bulutun dahi olmadığı berrak gökyüzünde. Şabdar'a binen yiğit. İki delikanlı da ince giyinmiş. gri bir çapanı vardı.. yakalı. özellikle Karacalın ormanlı deresinde hikâye beklercesine kulak kesilmiş. engin gökyüzünün neşesi içinde etrafına bakan ateşten kor gibi. Irmak. arasıra söylenen toprak türküsünü. işi olan delikanlı beyaz gömlekli. siyah kazaklıydı. Sırtında siyah kadifeden. başlarını sallayarak kamçı vurdurmadan kendiliğinden gidiyordu. yayla halkının güzel mekânıymış. dik kayaların gölgesinden Muhtar Awezov Aktaranlar: Zeyneş İSMAİL . hızlı. aralarında sohbet ettiklerine dair bir iz yoktu. adeta rüyalar alemine dalmıştı. Tıksıran atlarının gemlerini sıkıp dizginlerini sertçe çekerek atlarının başlarının aşağıya düşmesine fırsat vermiyorlardı. diğeri de seyrek sakallı.

Özellikle uzak şehirde yaşarken güzel kızın yüzü. O cevabında da. O narin güzelliğe karşı uzun yıllara dayalı özlemi. elini bilig-5/Bahar '97 . okumuş. kar üstüne kan damlayan. Kabış daha gösterişliydi ve son derece yakışıklılığıyla tanınırdı." denildiğinde kendisiyle alay edildiğini zannetti. Kabış da "Bu kız elbet bir gün aklını başına toplayacak" diye ümitleniyorlardı. Tahsil görmüşlerin arasında. O. Kencehan'a varacakmış. Ama Cameş'in Kencehan'a varacağı bir hakikatti. teni iyice beyazlaşmıştı. vücudu titrer bir haldeydi. İlk kez almış olduğu bu cevapla yaşamın anlamını o gün hissetmişti. burnu havalarda. İnce burunlu. Bununla beraber dört. Kabış memleketteyken yanından hiç ayırmadığı mahir arkadaşı Cumatay. ince bedeniyle siyah gözleri. kendisinden çok emin bir şekilde mağrur. liseyi bitirmiş. Ay altında uyuyan derenin içinden süratli atın temposuna kendilerini kaptırmış bir şekilde gelirken. diğer bolıslara nazaran. Kencehan eskiden de Yakup Obasının damadıydı. büyükannesi ve babasının sözüne dayanarak Kencehan'a razı olduğunu ve onun kuması olacağını söyleyerek kestirip atmıştı. Ama Cameş'ten ondan başka cevap gelmemişti. Cameş'in o uzun boyu. aydın gençleri olan "öneme haiz" diye bilinen halktı. şimdi nişanlı. beşiğinden alıp çıkmış bir masal gibi hayali bu güzelliğe tutkun bir vaziyette büyümüştü. yakışıklı yiğidin suratı parlıyordu. bu yılın geçen kışında kararını vermesine vermiş. kendi tutuculuğuna ters geleceğini bilerek yazıya dökmemişti. Kabış'ın bedeni biraz rahata kavuşsa da. Moyıldı'nın en önde geleni. Cameş. etrafında pervane olan gençleri yanına yaklaştırmasa da artık onun geleceğe yönelik hayatıyla ilgili bazı kararları' alma zamanı da gelmişti. yaza doğru Kadişa öldüğünde arkasında bir erkek. dağlı bozkırın kendine has bir yiğidiydi. Ondan sonra aradan bir kış geçti. alnına doğru ahenk içerisinde kıvrım kıvrım dökülmekteydi. bu Yakup Hacı'nın büyük kızıydı. hayalinde canlanırdı. Mektup yazmayı bildiği halde. cevabını birkaç sözle söylemeyi uygun görüp mektubu . Cumatay da. Bu delikanlı yol boyunca derinden iç çekerken veya bir söz söylerken. Cameş. dolgun yanaklı. bu senenin yazına kadar Cameş'in nasıl bir düşünce ve niyet taşıdığını bilmiyordu. Bu sene memlekete gelişinin ardında yatan bir sır vardı. hem zengin hem de eskiden beri süregelen bolıs halkın kudretlisi Kencehan'dı. Kabış. ama söz- lerine ancak bir iki ağız sıcak cevabı sadece o zaman alabilmişti. kızın ellisindeki ihtiyara gönül rızasıyla gitmek istemesiydi. Bir yıllığına uzun yolculuğa giderken yanıp kavrulan gönle iki ağız sözün birazcık su serpmesine Kabış dünden razıydı. Bu da Kabış'a karşı gösterdiği tutarlılığın bir ifadesiydi. Geçen seneki sonbaharda da Kabış sevinçle dönmemişti. gizli bir derdiydi. Kadişa hayattayken. Onun bundan beş sene önce kuma olarak aldığı Kadişa. beti benzi bozarıp. aya bakarak gerine gerine derin bir nefes aldı. Kencehan'ın el üstünde tuttuğu. İlkbaharın memleketine geldiğinde "Cameş. bir de kız çocuğu bırakmıştı. fakat bu kararın hiç kimsenin beklemediği bir şekilde gelişmesine yol açmıştı. Kabış'ın uzun yıllara dayalı mektuplarına karşılık bir tek satır cevap almayışı ve özlemiyle yanıp tutuşmasıydı. kendisinin iyiliğini isteyen akrabalarına danışmadan. Kabış. Bugün de onun başı boş değil. beyaz tenli delikanlı. Tırnağını çıkardığında uzun siyah saçları. buharı yükselen sıcak bir duyguydu. Genç delikanlı. Ağabey ve yengesinin tüm itirazlarına rağmen. Hem de ne hakikat! İşin ilginç yanı. ayın gizemli aydınlığını farkedince tırnağına yanlarından tutarak çıkarıp.84 çıktığında. Cameş'in şimdiki hali eskisine kıyasla çok büyük değişiklikler göstermişti. bu yaz memleketine gelen Kabış adlı yiğitti. Bu genç. Uzaktan özlemini çektiği duygular. ay ışığı altında mürekkep yalamış tavrı ve yakışıklılığıyla gerçekten de sıcak duyguları arayan. Yanındaki genç de. al yanakları bir türlü hayalinden gitmiyordu. Bu duygunun güçlü olmasının sebebi. nişanlısı. Bu oba halkı. Kendim bildi bileli. ta uzaklardaki bir şehirde yaşarken. İlkin duyduklarına inanamadı. "İleride görürüz" diye Cumatay'a sözle bildirmişti. Parlak ayın ışığı yüzüne vurunca. Bu yıl. yürekteki belirsizlik ve şüphe de beraberinde geliyordu. beş yıldan beri birçok mektup göndermiş. Mayıldı bolısında iyi eğitim almış delikanlılardan biriydi.

" Bu sözü Cameş'e söylemenin hiç gereği yok. Böylece ağabey. hayal denilen saf hislerini. Dileği.Yakup Obasına vardığında kızın bilig-5/Bahar '97 . arzu dolu yüreğinde yakın zamanda çözülmesi mümkün olmayan zor bir bilmeceye dönüşmüştü. "Döşeğimde yabancı birisinin yatmasına razı değilim. iyi nama sahip beraber olabilecekleri yaşıtları olan gençlerdi. müstakbel kocalarından.. bir arada yaşaması imkansız birşeydi. şimdi de düğümlenen. Kabış'ta . gittikçe çözülmesi zorlaşan. Cameş. anne babalarının sözlerine aldırmadan nişanlanmaya razıydılar. Ona karşı beslediği aşkı eskisi gibi güçlüydü. Cameş'i vermek istemediği hususundaki kesin tavrını açıkça ortaya koymuştu. Şimdi bu mekânda. Kısaca. Hal böyleyken. kısaca herşeyi elinin tersiyle bir kenara itiyordu. aynı zamanda kendilerini seven birisini bulsalar. Cameş ise bu gençlerin ilânı aşklarından köşe bucak kaçıyordu. Ablasının son nefesini verirken söylemiş olduğu vasiyeti. Bu kızların arzuladıkları tek şey. Sevgi ve nefretin bir kalpte. Karacal'a Yakup Obası yerleşmeden önce. Zengin obanın bütün işlerini bizzat kendisi idare etmişti. Fakat. bu gururlanmanın katılığı sonucu Kabış gibi nice gençleri hasretiyle kavurup kendi halleriyle başbaşa bırakarak gidiyordu işte.85 sıcak sudan soğuk suya vurdurmadığı kumasıydı. Cameş önceleri bir türlü elinin ulaşamadığı akseden sevgilisiyse. Buna rağmen peşine düşüp arzulamaktan kendini de kurtaramıyordu. okumuş. Müstakbel kocası gelen Cameş'i hâlâ eskisi gibi seven. Cameş adına ben cevap veriyorum. Bunun için son nefesini verirken kocasına ve kendi akrabalarına da son dileğini dile getirmişti. sanki kendi kendini aşağılarmışçasına ihtiyar bir insana kendini teslim ediyordu. ümit. Kabış'a tercih etmişti? Bunun gibi sorular Kabış'ın kıskanç. bugüne kadar evlilik konusunu aklına dahi getirmeyen Cameş için bir anda gündeme gelmişti. bugün sabah olağan işlerini yaparken Cumatay. Cameş'e böyle ne olmuştu? Ne sebeple yaşlı Kencehan'ı. neler yaptıklarını pek öğrenmek de istemiyordu. Üstelik öfkeliydi de. yenge gibi çoluk çocuğun söyledikleri havada kalmış. sahip oldukları mal mükten hepsinden vazgeçip kaçmalarındaki sebep. Cameş'in kulağına gelen bu sözlere rağmen Cameş'ten kendi kaderini ilgilendiren bu konuda sert tavır takındığını gören yoktu. özleyen.. İlkin. Üstelik kuma olarak gidiyordu. sanki yüreğine kara taş bağlamış gibiydi. obaya Kadişa'nın ruhunu teslim ederken söylediği vasiyete dayanarak ve Kencehan'ın isteği doğrultusunda gönderilen kişi geldiğinde genç kızın öğrenci ağabeyi Kasım. hem hanımı üstüne. dünürlük yolunda işlerin hepsi yapılıp bitmişti. Bu durum . Buna karşı gelecek sağlim düşünce." diyerek kararını bir anda vermişti. hem yaşlıya varmayacak" diye ev içinde tatsızlık çıkarmış. Geride kalan çocuklarım da var. gittikçe uzaklaşan güzeli hayalinde yaşatmakla beraber. Bana göre benim akrabalarım Cameş'i yerime versinler. gururunun kırılmasından dolayı nefret hissi de vardı. Ama Cameş bunun çözümünü fazla uzatmadı. daima temiz giyimli. Kabış şu ana kadar Cameş'in takınmış olduğu tavra bir türlü anlam veremiyordu. hayaliyle yaşayan Kabış. kültürlü delikanlılardan sevecen. Kendi hür iradesi doğrultusunda yaşayıp. Kencehan evliya da olsa Cameş. Moyıldı ahalisinde diğer kızların hemen hemen hepsinin hangi amaç ve arzuların peşinden koştuklarını bilmesine rağmen. hayalinden uzaklaşan ve dallanıp budaklanan bir bilmeceye dönüşmüştü. bir görünüp bir kaybolan güzelin peşinden koşup bağlanmanın çaresizliği de vardı. Cameş hayatı boyunca kendisine uzanan elleri boşa çıkarmış. Evvelden Kadişa'nın vebali altında kaldığınız yeter." demiş. tahsil görmüş delikanlılarla yuva kurmaktı. bu ağırlığa üstünlük sağlayamıyordu. Kencehan'ın nişanlısı diye çoktan hertarafa yayılmıştı. Genç. bütün bunlar gururunu okşamış. Kasım'ın araya girip. Cameş. Son zamanlarda Kabış'ın kavuşamadığı. bugün belirsiz bir ümitle arayıp gelmekteydi. fazla konuşarak Kencehan'ın onur ve izzetini kıran sözlerinden dolayı mahcup olmuş: " Ben Kencehan'a razıyım. "Cameş'i vereceğiz. Bütün hayatı ve davranışlarıyla gençlerin arzu." diye anne babası haber saldıktan sonra Kencehan almak için gelmişti.

karakter yorumunu iyi bilen bir gençti. Sevinci.. şu anki heyecan yüklü bekleme saatleri." Bugün akşam obanın yukarısındaki ormanda hazır olun. nereden ineceğimize bakalım. İşinizin olup olmayacağı konusunda açıkça birşey söyleyemem. Ok yemiş geyik gibi sonra nereye giderse gitsin. Közlenmiş ateş de belli olmuyor. Kabış'la Cameş arasındaki sır bütün herşeyiyle Cumatay tarafından en ince ayrıntılarına kadar bilindiği için arkadaşının evhamlılığını doğal karşılıyordu. bugün mutlaka kabul edecektir.. dedi. Sence gece yansı bizi görmek istemesi garip değil mi? İşte şu duran oba. eskiden nasıl donuksa. Halkın hepsinin mışıl mışıl uyuduğu doğru.86 yengesi Bibiş. Şu an hayat sahibi tüm canlılar nefesini tutmuş sabırla bekleş- bilig-5/Bahar '97 . şimdi de kendine hiç kimseyi yaklaştırmayan bir yabancı gibi. Bugüne değin gençlik ateşinin tadının nasıl olduğunu bilmiyor. Bibiş'in bizimle alay etmek için söylediği bir sözü olmasın. Dere boyunu Yakup Obası mekan kıldığı için dere kıyısından hızla aşağı doğru kuytu yerlerden gelirken kızın evinin siluetini gördüklerinde Kabış'ın gönlünü ayrı bir sevinç kaplamış. Bu sözler Kabış'ı biraz cesarete getirdi: — Haklısın. Eğer benim tanıdığım kızsa O. Cumatay'ın son sözünden sonra ikisi de durup ağaçların altına atlarıyla gizlenerek seyrek ağaçlıklar arasından obaya bakarken plân kurdular. Üstelik Cumatay halk içindeki gençler arasında çok kez bulunmuş. Bu söylediklerin yerinde bir söz! dedi. Bu sözümü sakın unutma! dedi. Ben orman içine. Bugün gece yarısında başbaşa seninle görüştükten sonra ikinci bir dert daha yüreğine oturacak.. Ey Cumatay ! Biz gerçekten de Cameş'e mi geliyoruz? Sakın bu. Kabış gönlünü çepeçevre saran hayal dünyasındaydı. sükunet içerisinde. doğru yolunu bir türlü bulamamıştı. Bunu çoktan haketmişti. Lütfen şüphelerimde yanıldığımı söyle!" dedi. Hatta kız seni görmek için can atıyor. Gece önceki gibi sapsakin. Bugünün gecesinde Kabışları Yakup obasına doğru getiren işte bu sözler olmuştu. Tedirgin hali de ikna olmayışı. Obanın köpekleri havlamıyordu. Seni tercih etmeyip Kencehan'ı seçip afallaması nasıl bir gerçekse bugün bize geleceği de o kadar gerçektir. hâlâ yadederek sevdiği güzelin yüzüne taparcasına bakıyormuş gibi parlak aya hayran hayran bakarken genç yiğidin hayalinde günahkâr sözler için af dileyip. Gece. bugüne kadar bir ağız tatlı sözle yüzyüze gelip söyleşemediği mağrur sevgilisini görecekti. Nöbetçiden de çıt yok. Yalnız daha önce seninle görüşmediği için çekingen davranması son derece doğaldır. Kendi yaşına denk bir gençle sevişmenin nasıl birşey olduğunun farkında değil. Sonuç ne olursa olsun Cameş'le ilk defa parlak aylı gecede başbaşa ormanın içinde beraber olması bile şu ana kadar tatmadığı nazların en güzeli olacaktı. Cumatay'a. aynı zamanda büyük bir tereddüt sarmıştı. Cumatay'ın destekli sözleri şüphe dolu gönüllere su serpse de. oba uyuduktan sonra yanımda Cameş'i getiriyorum" demişti. baş eğip buluşmuş gibiydiler. bu arada atları nereye bırakacağımıza. Cameş'le başbaşa görüşmek için ilk kez yola çıkmak. Artık sohbeti bitirip. Sözümün doğruluğunu biraz sonra göreceksin. genç delikanlının hayatı boyunca arzuladığı tek hayali değil miydi? Yol boyunca beyninde bir ümit.. Hiç olmazsa onu yaptıklarından dolayı pişman ederiz. ümit dolu gencin kalbini tekrardan güp güp attırmaya yetmişti.. hiç bir renk vermeden bu gece kendisini tamamen ümitsizlik batağına sürükleyip ihtiyarı överek "Yine kendisine karşı mağrur tavrını takınırsa" diye eskiden bildiği güvensizlikti. Aralarında bu konuşma geçerken ırmağın sol yakasına geçip obaya görünmeden ince ağaçlı ormandan saklanarak geliyorlardı. bir ümitsizlik peşpeşe yer ettiği için bir ara Cumatay'a dönüp: " Vah!.. Bu nedenle Kabış'ın sözlerine bıyık altından gülüp: "Cameş bugüne kadar. Hiç olmazsa Kabış'ı orada bir görüp hasreti gitsin. Cumatay bildik bir tavırla: —Sabah Bibiş'in sözlerinden anlayabildiğim kadarıyla hal vaziyet böyle. Kabış'ın şu anki durumu hiç de yadırganacak bir durum arzetmiyordu. Ne olursa olsun mutlaka geliniz. ama o arada bizim kızla bir görüşüp konuşmanız mümkün.

Irmağın bu tarafına geçemezler. gece yansında büyük bir gürültüyle etrafa yayıldı.. "Yakup'un malı bir tarafa. her zamanki olağan sessizliği bozan yankılı sesiyle köpekleri tahrik etmişti. Diğerleri sakin olsa da o uzun süre yatışmadı. Soğuk öfkeli haliyle bilig-5/Bahar '97 .87 mekteler. Bir iki bağırma sonucunda kendi kendine: "Hiç birşey yok. O. Bu durum karşısında Kabış panik içinde kaldı. sonra dindi. Kabış'ın atının ileri doğru yürümeye başlamasından itibaren arkadaşının dikkatsizliğine tahammül edememiş: "Hey çabuk ol! Çocuk musun? Obanın yakınında olduğumuzdan haberin yok mu?" der demez ak yeleli at tıksırıp okradı. Kötü niyetle gelenlere bizim obada sahipsiz olan bir şey yok. Cumatay arkadaşı kadar heyecanlı değil. itler burayı göremez. obadaki Kabış'ın önüne çıkan yabancılık ve karşı gelen durup usanmadan üren ala erkek köpeğin sesinden açıkça belli oluyordu. Zengin eşrafın oba kenarındaki beyaz evleri. Köpek seslerine bekçi de uyanmış. Bütün bunlar bir anda olmuştu. Kabış aklını başına alıp dizginlerini toplayıncaya kadar at. Yüreği güp güp atıp kemikleri eklemlerinden çıkmış gibi. Silkinerek aklını başına toplayan Kabış. Nöbetçinin köpeğini kışkırtan sesi. Cumatay ne dese. Bunu düşünüp başlangıçta çekinerek geriye çekilip durmayı uygun gördü. Zengin obanın değer verdiği uyanık ala erkek köpek "dikkatli" denen namı için değil. Şimdi de yalnızca alaca erkek köpek havlamaktaydı. Başkalarından ziyade kendi vazifesinin önemli olduğunu hissettirir gibiydi. beyaz yeleli atın geminden tutup önce kara gölgelerin arasına Kabış'ı gizleyip:" Burada hareket etmeden durmak gerek. soğukkanlı ve çok dikkatli. Kabış sessizce itaat etti. Ama bunun hatasını Cumatay kabul etmedi. Bütün bunlar. Şimdi sakinleşirler. Korku içinde zıplayan atın ağırlığıyla kınlan ağaç dallarının çatırtıları. başına ummadığı kamçıyı yiyince etrafındaki ağaç dallan koşumlarını çıngırdatıp arkaya doğru panik içerisinde zıplayıp okradı. insanları dahi benim mesuliyetim altında. başında çok korkutmuş gibi aniden çıksa da.. dizginini sertçe çekip atın kafasına kamçının tersiyle vurdu. Artık oba uyanıp dışarıya çıkma ihtimali de vardı . sessiz geceyi dinleye dinleye ürüyordu. Kencehan'la Yakup'un kasten kendisine karşı Cameş'ten sorumlu olarak koydukları takipçi gibi hissediyordu. kendisi sadece Cameş'in güzel yüzünü gözönüne getirip siyah gözlerinde kaybolup giderken birden dizgini boşalmış şabdar at. Bu havlamaların üzerine bir an onlara doğru koşarak gelir gibi oldu. kendilerinin nerede olmaları gerektiği konusuyla meşgul. Ama bundan sonra dikkatli olmalısın! demişti. obaya sahiplenme duygusuyla içtenlikle ürüyordu. Kabış'ın gönlünü bir an heyecan sardı. ne söylese kabullenmiş bir haldeydi. oba tarafına kulak kesilmiş. Artık bundan öteye atla yaklaşmak son derece tehlikeliydi. ormanın içinden bakıldığında bütün çıplaklığıyla görünüyordu. Bunların yakınlarına çok köpek yaklaşmadı. Kendisini şu an etkileyecek bir şey de henüz yok. Şaşırma. İtler önceleri çabalayıp havlasa da ırmağın delikanlıların durduğu tarafına geçmedi. Hırçın at ağızlığını homurtularla çiğneyip başını aşağı yukarı doğru sallayarak yeri eşeleyip tıksırarak gecenin sessizliğini bozmuştu. Bu öncekine eklenen daha büyük bir gaflet. Sadece başkalarından uzaklaşan Yakup obasının alaca erkek köpeği yakınlarına yaklaşıp yeni çıkan sesi arar gibi." dercesineydi. Canı yanan semiz at." demek ister gibiydi. Bu hareketliliğin olduğu yerde biraz duran Kabış artık gelişmekte olan olayların tüm hakimiyetini canciğer arkadaşına bırakmış. yat!" der gibi köpekleri salmakla yetinmişti. hep birlikte havlamaya başladı. çoktan obanın görebileceği meydana aniden çıkı vermişti. atları nereye bırakıp. O. gizlendiği kara gölgeden ileriye doğru fırladı. Kabış ala erkek köpeği.Gürültü dinip halk uykuya dalıncaya kadar tanın ağarması da mümkündü. Şimdi obanın yakınındalar. Köpekler eskisinden daha da cesaretlenip havlayarak koşuyordu. Tam bu sırada uyumakta olan köyün köpekleri. Uzun bir melodiye dönüşen kışkırtıcı bağırması bir olayı sezmiş olmanın aksine genellikle "uyku vakti geldi. Cumatay. Eskisi gibi sakin.

Bir zaman gerçekten erkek köpekten aşıp Cameş şimdi gelirse muhtemel tehlikeye rağmen narin vücuduyla engelleri aşan güzele Kabış'ın diyeceği birşey olamazdı. cazibesi. Özellikle bir obayı ziyaret edip geri döndüğünde. ünlüler. Herzaman etkinliğini sürdürmektey- bilig-5/Bahar '97 . Yakup'un ailesiyle tüm oba olarak hepsi hürmeten bu obaya gelip giden yabancılar. "iyiyim" diyen şimdiki kişileri çoğunlukla yererdi. aksakallar. kendi yaptığı işlere varıncaya kadar annesine söyleyip daima akıl danışırdı. etrafında pervane olmuşlardı. büyük hanımın önünde bütün gelinleri el pençe divan durmuş. Bunun gibi Cameş'in babası Yakup da oba ve civardaki halk arasında sözlerine kadar herşeyiyle. Cameş'in günden güne karakterinin şekillenmesine sebep teşkil ediyordu. Bu yanıyla Cameş'e benzeyen kız. misafir ağırlamadaki kusurları. birisini hakir görerek değerlendirip. Kabış'ın sözüne gülerek. neyi beğenip neyi beğenmediğini açıkça ifade ederdi. kırk yaşına gelip. Cameş'le Kabış'ın ortasındaki engelle bir yere toplanan canlı bir siperdi. ölçer. Maken civarda sözü saygın. Cameş'i istetmek için adam gönderdiği güne kadar genç kız gelecekteki günlerinin nasıl olacağı konusunu iyice düşünmemişti. Cameş'i açıkça etkilemiş ve onda iyice yeretmişti. Cameş. büyükannesine gördüklerini. Kabış Cumatay'a bakıp: Bu obanın durumu. Moyıldı bolısında yoktu. tam kızla yengesinin olduğu Kasım'ın evine yaklaştılar. Maken Hanım. diğerinin de kalıplaşmış bir yaşlı olmasıydı. itaat etmiş. İşte ala erkek köpeğin ürmesi. orta yaşa gelse de bugünkü taze gelin gibi . eskiden olduğu üzere elin ulaşamadığı yükseklerde gibi. bildiklerini anlatırlardı. Bu önceki gürültünün üzerine Kabış'ın kafasından süratle geçen bir kesitti. mağrur bir edayla kimseyi kendine denk görmeden kendi otoritesine güvenmek. Cameş'i büyükannesi küçüklüğünden bu yana bizzat kendisi eline alarak istediği şekilde yoğurmuştu. Bugün herşeyin plânladığımız gibi olacağını sanıyordum. Küçük davranışlarda büyükannesinden sirayet eden alışkanlığa göre. Cameş'in ergenlikten bugüne kadar gördüğü. bildiklerini söylediği zamanlarda. II Cameş'in Kencehan'la gönül rızasıyla evleneceği gerçekti. Onu çocukluğundan bu yana ailesinin karakteristik yapısı büyük bir güçle etkileyip kontrol altına almıştı. Büyük Hanım birisini övdüğünde. ezelden beri kendine has özelliğiyle onun karakterini. Bir işte annesine danışmadan katiyyen o işi kendi başına yapmazdı. itaati. Bana soğuk ve garip geliyor. Az sonra Kabış'ın atıyla kendi atını alıp öncesinde durdukları büyük kara gölgenin altına dizginlerini çekerek atın yere eğilmesini engellemek için eyerine bağlayıp sonra da sessizce Kabış'ın kolundan çekerek orman içinde gölgelerden eğilerek. Eski zamanda kendi devrinin insanlarını beğenip. "Korkaksın!" dedi. Nasıl düşünüyorsun. Az sonra köpeklerin ürmesi kesilip geriye döndüğünde. İkisi arasındaki ayrıcalık birinin yeni gelişip yetişen bir genç. yaptığı işlerini anlatır. Bu nedenle büyükannesinden edindiği örnek. hangi konudan sözederse etsin duyduklarını inceler. bütün dünya ve gelecekteki hayatı. Cameş'in öz annesi olgunlaşıp. Birkaç öbek ağacın gölgesi altında öylece kalıp obaya doğru gözlerini dikip beklemeye başladılar. Yakup'u aratmayıp Büyük Hanım'la sohbet edip. dendiğinde demin patırtılar karşısında soğukkanlılığını koruyan Cumatay. sevinci hususunda hep büyükannesi Maken Hanım'ın gözleriyle dünyaya bakıyordu. Küçüklüğünden itibaren Maken Hanım'ın elinin altında büyüdüğünden Cameş'in anlayışı. yabancılayan tavrını biri söylemiş gibi oluyordu. kiminle konuşursa konuşsun.88 erkek köpek. Kadişa ölüp Kencehan'm. *** di. akıllı. ev içindeki düzensizlikleri. kendi obasının çocukları dışında olanların hiçbirisini iyi diye beğenmezdi. benimsediği görgü kurallarının çoğu hep büyükannenin öğrettikleriydi. Eskiden beri "Bunun obası güçlü oba " diye tanınıp Hür bir Hanım olarak çekinmeden konuşmayı âdet haline getirdiğinden Maken'in mağrur sözleri çok olurdu. kaynanasına hürmette kusur etmiyordu. erkek gibi güçlü hanımdı.

89

giyim kuşamların kirliliği veya desenlerin kötü olması, bütün bunların hepsi Cameş'in ilk bahsettiği konulardı. Hanım, kendi yaşıtlarına, güçlü hanımlarla oba sahibi olan kadınların kusurlarından, cahilliklerinden sözederken, Cameş de taze gelinler ile yaşıt kızlann eksikliklerini aramaya çalışırdı. Bu alışkanlıkla Cameş, büyükannesinden edindiği örnekle ondan duyduğu sözlerden başka diğer hiçbir örneği kabul etmemişti. Yabancı insanların "O iyi, bu iyi" denilen sözlerinin hiç birisine itibar etmiyordu. Son yıllarda Moyıldı'nın içine yayılmakta olan bir yenilik de, genç kızın eş seçip, erkeğin eşini terkederek sevdiği kızı alıp kaçmasının bir hayli artmasıydı. Bunun gibi olayları duyduğunda Maken, başkalarının söylemesiyle birlikte özellikle Cameş'e çok nasihat eder, kaçan kızları "Bozulmuş kız" diye tanımlar; tüm bunların anne babanın yokluğundan kaynaklandığını söyler, ayıplardı. Halk içinde yayılmakta olan "kötü" geleneğin sebebi, çoğunlukla bu memleketteki genç " okumuşlar" olduğu için, Cameş'in büyükannesi bütün okumuşları "kaypak, düşüncesiz, bozulmuş insanlar" diye tanımlardı. O çoğunluğun içinde kendi torunu, Cameş'in öz ağabeyi Kasım da vardı. Kasım okuyup büyümüş, karakteristik yapısı dışarıya vurmaya başladığı anda; beğenmeyip, kolunu sallaya sallaya yüzünü buruşturup: "Tahsilin adam ettiği birisini henüz görmedim. Yine de canları sağ olsun! Bu da memlekette şeytanın çarptığı birisi. Onların arzusu da isteği de öyleymiş. Bütün arzulan o tarafa doğru. Bizim elimizden, avucumuzdan çıkan çocuklardır. Tek dileğim boyunları bükülmesin! Tek bildiğini yapsın yeter. Yalnız diğer çocuklarıma bunların kötü alışkanlıkları bulaşmasın" diyordu. Cameş'i karşısına alıp bu sözü çok kez, defalarca söylemişti. Birçok gencin arasında Kabış da çok kez Maken'in eleştiri oklarından nasibini almıştı. Kabış'ın şimdiye kadar toplumun gözüne çarpan büyük kusurunu bulamasa da, durumu kötü olan akraba, anne ve babasının eski kusurlarıyla alay edip aşağılayarak büyüklük taslayıp onlardan nefret ediyordu.

Büyükannesinin dizinden ayrılmayan Cameş; ailesi, oba hakkında hiç bir zaman kötü bir söz duymamıştı. Hiç birgün bir insanın ağzından "Büyükannen aksi konuşuyor, bilmiyor, yolunu şaşırmış" gibi sözler kulağına gelmemişti. Kendi anne babası, Cameş'i büyükannesinin çocuğu yapıp, her zaman akıl verdiklerinde: "Büyükanneni üzme, sözünü dinle, daima sana arkadaş olamaz, bir günü dünyadan göçer. Senden başka kızların büyükannen gibi yol göstereni yoktur. Bundan dolayı sen o kızlardan üstün ol. Onlara benzeme!" diyorlardı. Böylelikle büyükannesinin izni olmadan bir gün bile dışarıda kalmayan Cameş'in, geleceğe yönelik bir düşüncesi olmamıştı. O, evlilik konusunda büyükannesi ses çıkarmayınca sessiz kalıp, düşünmeye gerek bile duymadı. Eski inanç, eski görüş; Cameş'in düşünce ile karakterine temel olarak etkisi olmakla birlikte, güncel yaşam biçimine de belirgin olarak damgasını vurmuştu. Toplumun Cameş'i methetmesinin sebebi, obaya sahiplenmesi, ev işlerindeki pratikliğiydi. Konu komşu, kadın, kız, çobanlarla kaynaşmasını bilip, yerinde söz söyleyip, büyükle büyük, küçükle küçük olmak, bazen aile bir yana, oba sahibi olarak anne babasının yokluğunu aratmamak gibi yönleri de vardı. Bu özelliği, halkın çoğunluğunun düşüncesine göre Cameş'in bütün yeni yetme hanımlardan farklı kendine has iyi tarafı gibi ortaya çıkmaktaydı. Maken Hanım'ın eğitiminden geçen genç kız, kadınlarla büyüklerin hatırlarına eskilerin iyi kızlarını düşürür gibiydi. Cameş'e eskilik örneği tamamen yerleştiği için bazen elbise biçip dikiş diktiğinde de kendisinin söylediği gibi; "Bugünkü gülme eğlenceyle yaşayan gençlik" gibi kıyafet tercih etmeyip geniş beden, geniş etek, bol giyimi tercih ediyordu. Kendisi de şimdiki kızların fikrince eskiyip tozlu raflarda kalmış biçimdeki elbiseleri giyiyordu. Cameş'in göçerken yorga at binip üki3 takması, kunduz derisinden börik giyip kısa kollu qamzolı4 sırtından belini sıkarak bağlayıp giymesi de tamamıyla eski olsa da otuz, kırk yıl önceki genç kızların modasıydı.

bilig-5/Bahar '97

90

Halk içinde hür kızları çoğunluktan ayrı olarak görmeyi arzulayan "okumuşlar" bazen Cameş'in bu davranışlarını özellikle arzulayıp bu yüzden çılgına dönüyorlardı. Ama Cameş, bu karakter ve huyun dış görünüşten ziyade gerçekten doğal olduğunu düşünüyordu. Bu nedenle şu ana kadar kanı kaynayan genç kız ve delikanlıları, büyükannesiyle beraber eleştiri oklarına hedef tutmuşlardı, bu nedenle de onların renkli dünyalarının farkına varamamıştı. Birisi kaçıyor, diğeri de kaçırıyor. Sonunda toplum arasında kargaşaya sebep oluyor. Adları kötüye çıkıp , toplumun beddualarına rağmen istediklerini yapıyorlar, halk da onların beraber olduklarını görüyordu. Ama onlar çoktan beri arzuladıkları hayallerine kavuşmuş da olsalar, toplumdan üstün, farklı yaşamlarından ziyade yine toplumun bireyleri olarak hayatlarına devam ediyorlardı. Kaçanın toplumdan üstün olup, başının göğe erdiğini; kaçmayanın da rezil rüsva olduğunu gören yoktu. Kaçıp kocaya varan kız da başkaları gibi kendisine ne söylense itaat edip yapan sıradan bir hanım olarak çıkıveriyordu. Aksine, kaçanın birçok belayla karşı karşıya kalması daha çoktu. Defalarca ille kaçacağım diyerek, el yüzüne bakamayacak kadar maskara olanlar da az değildi. Kaçan kızların okumuşa varanı olsa da, onun da elden herhangi bir üstünlüğü görünmüyordu. Okumuş gençle farklı yaşayacağım diye bozkır kızının hepsi de kendilerine yakışmayan davranışlarda bulunup, hafif hareketler yapıp akılsız, karaktersiz olu veriyorlardı. Bu tenkitleri büyükannesiyle değerlendirip sohbet ederken Cameş kendisini emniyette zannediyordu. Cameş, çoğunun yerli yerince güzel ömürlerine imrenmek yerine, mağrurca onlara acıyarak bakıyordu. Onların hepsinin içinde Maken Hanım'la Cameş'in çok zaman memnun halde sohbetlere dayalı tek düze bir yaşamları vardı. Ama insanın karakteriyle ömrü "Gerçek arzulanan ömür" dedirtip ikisine kabul ettiriyordu. Cameş'in bu sene ölen ablası Kadişa'nın ömrüydü. Kadişa Cameş'ten sadece dört yaş büyüktü. Kocaya vardığı altı yıl olmuştu. İlk önce Kencehan'a kuma olması sorulduğunda Kadişa varmak istememiş "Varmayacağım" diye uzun süre direnmişti. Ama Maken Hanım'ın izah etmesi ve nasihatleri sonucu gün geçtikçe Ka-

dişa'nın ürkekliği geçmişti. Evdeyken Kencehanlar gelip gittiğinde isteksiz tavırlarından yavaş yavaş vazgeçer gibi olsa da, evlenip Kencehan Obasına yerleştikten bir yıl gibi kısa sürede Kadişa tanınmayacak şekilde değişmişti. İlk önceleri Kencehan'a hürmet etmeye başladı. Evden çıktığında ağzından düşürmeyip huyundan suyundan bahseder, eve döndüğünde de isteklerini söyletmeden yerine getirirdi. Bunun için Kencehan da bütün mal, mülk sahipliğinden kenara çekilerek servetinin bütün idaresini Kadişa'ya teslim etmişti. Kadişa'nın bu durumunu Cameş'e örnek olarak gösterdiklerinde, Maken'in bıkıp usanmadan tekrar tekrar dile getirdiği hep bu söz oluyordu. Yaşlanmaya başlayan Büyük Hanım, yaradılışındaki saflıktan başka kocasının gönlü tamamen Kadişa'ya meyillenince, bunların güzel yaşamına mani olmayıp bir kenara çekildi. Sayısız malla büyük obanın itirazsız sahibi Kadişa oldu. Canı neyi yapmak isterse, bütün hepsi iki dudağının arasındaydı. Karşılarındaki komşu obalar da dahil olmak üzere civarındaki bütün ahalinin ileri gelenlerine aklına eseni söyleyip yapmak istediği herşeyi yaptırabilirdi. Canı sıkıldığı anda durumu iyi oba halkının kızlarını, gelinlerini ve yaşlılarını, hepsini seferber edip eğlence tertip ettirir, eğlenirdi. Güzel giyimiyle, saltanatıyla, şaşaalı güçlü bir hanım olarak devran sürüyordu. Kencehan, Kadişa'yı aldıktan sonra evinden dışarı çıkmaz olmuştu, çıksa dahi bir an önce eve dönmeye can atıyordu. Toplumun ulularıyla yabancı konuklar geldiğinde Kadişa, Kencehan'a tek kelime söz ettirmeden güler, şakalaşır, istediği şekilde ağırlardı. Ve her zaman Kadişa'nın kocasına bakımı, hiç bir oba ve toplumda eşi benzeri olmayan bir bakımdı. Maken, Cameş'e bu durumun anlamını izah edip; " Hadi! Başına devlet kuşu konmak diye buna denir." diyordu. Cameş büyükannesiyle-, her sene Kadişa'nın daveti üzerine varıp, bir iki ay kalıp gelirdi. Her gittiğinde Kadişa'nın hayatı, bunun gözünde herzamanki haliyle değişmezdi. Kış olsun, yaz olsun, her

bilig-5/Bahar '97

91

zaman mevsimine göre dostça davranışı aynı şekilde sıcaktı. Kadişa'nın evini saygılı aile olarak hatırlıyordu. Maken iki kızına da aynı şekilde "Baht, şans denilen işte bu!" derdi. Her mevsimin kendine göre bir güzelliği vardır. Kencehan'ın yaz kış boş zamanlarında vakit eğlendirdiği şampiyon atı, av köpeği, av kuşu vardı, bunların yanı sıra yardımcılarıyla beraber zengin eğlence dostlarının hepsi de Kadişa'nın hayatında kendisine devamlı hürmet ve saygıda kusur etmeyen kişilerdi. Maken onu Kencehan'ın çekiciliğinden ziyade Kadişa'nın saltanatı olarak yorumluyordu. Kadişa gibi abla, öylesine hür bir hayatın sahibi olduğu zamanda, büyükannesi onu överken, obanın büyüğü ve herkesin saygı gösterdiği Kencehan'ın, ablasının eşi olmasından dolayı Cameş, yaşlı eniştesine karşı içten içe saygı duyuyordu. Bazen obaya kırk, elli atlı topluluğun ortasında tüm halkın ileri gelenlerini, sözlerine baktırırken bütün toplumun saygıdeğer insanı olarak Kencehan gelirken Cameş ablasının hayatında hiç bir eksiklik bulamıyordu. Böylece, ablasının birçok eş, dost ve ileri gelen insanların en sevdiği arkadaşı olduğunu düşündüğünde Cameş'in gönlünde bazen gurur tohumlan yeşeriveriyordu. Eniştesinin bir zamanlar dinç olan bedeni, bugün de diriliğinden, canlılığından birşey kaybetmemişti. Sakal, bıyığına düşen aklar ve iki, üç gedik dişi olsa da o kusur değil, tam aksine Kencehan gibi insana, kendine has bir özellik veriyordu. Cameş'in de olduğu yerde Maken Hanım, Kadişa'ya Kencehan'ın vücut yapısını övmekte bir sakınca görmüyordu. Ablası hayattayken bir gün veya bir saat dahi suratını asıp, küserek sinirli halini Cameş'e göstermemişti. Bu nedenle büyükannesiyle eniştesine vardığında Cameş günün nasıl geçtiğinin farkına varamazdı. Dönerken; misafirperver, cömert, neşeli, sıcak yuvadan ayrılmak istemezdi. İşte geçmişteki güzel yaşamı, kaç defa devamlı surette hatırladığı için, Kencehan kendisini istettiğinde Cameş hiç düşünmeden Kencehan'ın hanımı olmayı kabul etmişti. Yaşlı Büyükannesinin ömür boyu kulağına küpe yaptığı nasihat sonucu Cameş'i böğrüne ok saplanmış gibi eline düşürüvermişti.

Ağabeyi Kasım'ın "Kadişa'nın bahtsızlığı yeter! Cameş varmıyor, gitmeyecek" dediği sözleri, Cameş'in gerçekten arına dokunup onu sinirlendirdi. Çünkü Kasım'ın bildikleri, henüz kendisinin yaşayıp hissettiği birşey değildi. Kasım bizzat adam gönderip: "Razı olmasın, Şaşırmasın! Kadişa mutsuzdu. Hepsi yalan, hepsi düzmeceydi. O bütün derdini bana anlatmıştı. Cameş Kadişa'nın hayatını sadece dışarıdan tanıyor. İçte akan zehri tanıdığı, bildiği yok. Bunu Cameş'in Büyükannesi dahi bilmiyor. Cevabını iyi düşünüp taşındıktan sonra versin" dediğinde, Cameş o arada tereddüt etmeden Büyükannesine danışıp: "Kasım kendi işine baksın! Benimle uğraşmasın, Eğer gerçekten kardeşimse beni kararımdan vazgeçirmeye çalışmasın" demişti. Bu söz, Cameş'in alın yazısının düğüm noktası olmuştu. Bundan sonra Kencehan'a varıp varmama konusu gündeme gelmedi. Şu anki vaziyet, sadece dünürlük, başlık ve düğünün ne zaman olacağı konusuydu. Bu durum, ilkbaharda bugünkü günden iki ay önce olan durumdu. O zamandan bu yana hiçbir değişiklik olmadı. Damadın gelmesinden iki gün geçti. Dün akşam başlayan düğünün kız tarafındaki şenliği renkli geçmişti. Yayladaki halk, kalabalık bir halde toplanıp anlı şanlı eğlenceler düzenleyip, damat ve geline büyük sevgi ve ilgi gösterisinde bulunarak dağılmıştı. Dünkü gecede Cameş, kocasıyla gerdeğe girmişti.Önce enişte olarak; ağabey veya babası gibi yaşta olsa da bugünkü gecede Cameş ilk defa evlilik hayatının gerçekleriyle yüzyüze geldi. Bu gece Cameş'in kalbinden neler geçmişti? Kafasında ne gibi sorular vardı? Onun hepsi belirsiz. Gelinliğin sırrım hiç kimseye söylemedi. En yakını, yaşıtı Kasım'ın hanımı Bibiş'e dahi yaşadıkları ve düşündükleri konusunda hiç birşey söylemedi. Damadın evinden sabahın erken saatinde kalkıp Büyükannesinin yatağına gelip uzandı. Ama uyuyamadı. Derinden sessizce iç çekiyordu. Zehir içmiş gibi pare pare. Sanki ona birisi kasden zehir içirmişti. Bir zaman sonra uzandığı yerden kalkıp,

bilig-5/Bahar '97

92

Bibiş'i yanına alıp bel aşarak gitti. Hiç bir söz söylemeden içli içli ağladı. Birden; "Kabış'ı görmek istiyorum" dedi. Bibiş, bu söze bakarak ne düşündüğünü öğrenmek için sorduğunda, Cameş cevapsız bıraktı. Yengesine eskiden gelen alışkanlığıyla emredici sesle: — Bu durumu eşeleme. Bugün sana birşey söylemeye niyetim yok. Kabış'ın nice zamandır çektiği derdi vardı. Keşke onu bir kere görebilsem rahat edeceğim. Çabuk ona haber ver!.. demişti. Bu sözden kendine göre anlam çıkarmaya çalışan Bibiş, kızla delikanlı arasındaki ilişkinin bir işareti diye düşündü ve Kabış'a haber vermeye söz verdi. Böylece gündüz geçip gece oldu. Bn gece Kencehan'ı; " Devamlı damat olarak evde oturması münasip değil." diye çevresindeki zengin obanın birisi, tüm arkadaşlarıyla birlikte misafirliğe götürmüşlerdi. Gece olduktan sonra Kasım'a tahsis edilmiş eve kendi yataklarını hazırlayan kızla gelin, Kabışların obaya yaklaştıkları zamanda evde uyumadan sohbet edip uyanık vaziyetteydiler. Oba uyuyup "Vakit geldi" deyince evin dışındaki ormana bakıp köpeğin ürmesi iki hanıma işaret oldu. Bibiş, Cameş'in bileğini sıkıp: — Onlar! Geldiler işte... Acemice geldi zavallılar! Telâşla hareket edip, çabuk geleceğim diye köpekler duydu mu acaba? Niye bu kadar gürültü yapıyorlar ki, dedi. Cameş, sabahtan beri kendi aklından neler geçse

de, Bibiş'in bu tutumundan hoşlanmıyordu. O daima Cameş'i Kabış'a yakıştırarak konuşuyordu. Kendisi Kabış'tan yana olup bir an önce Cameş'i ona götürerek teslim etmek istiyordu. Önceki sözleri de bunu tasdikler gibiydi. Cameş'in kafası karmakarışıktı. Ama böyle olmasına rağmen bu davranışa ürkerek bakıyordu. Bundan dolayı Cameş kendisini ağırdan alıp: — Onlar için canını verip, fazla merhamet göstermeyi bırak! Sanki bu onların yaptığı yeni bir şey mi? dedi. Bu söz Kabış'a karşı bir cevaba benzemiyor, çoğunlukla Bibiş'in davranışından kaynaklanan rahatsızlığın ifadesiydi. Bu nedenle yıllardan beri beğendiği delikanlıyı arayıp ormana gitmekten Cameş'in hâlâ vazgeçtiği yoktu. Obanın gürültüsü sakinleşip, köpekler sustuktan sonra, Cameş, Bibiş'i dürterek: — Hani, yıllardır beklediğin bu değil miydi? Artık kendini göster! diye siyah çapanını başına örtüp yengesinin peşine düştü. Karanlık evin içinde yavaşça yürüyerek gelen güzelin şolpısı5 çıngırdadı. Şolpının çıngırdamasıyla birlikte kalbi de güp güp atıyordu. Gündüzkü üzüntü gittikçe dağılıyordu. İkisi de beyaz evin kapısını usulca açıp çıktıklarında Cameş'in yüzü eski halinden değişip bozardı. O iç çekti. Bibiş'in bileğini sıkıp; "Çabuk ol, çabuk!" dedi.

bilig-5/Bahar '97

93

KOZI KÖRPEŞ BAYAN SULU

"Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanı, Kazakların aşk destanları içinde, çok eskilerden gelmekte olan ve Kazakların arasında çok yaygın olan bir destan türü. Bu destan, "Kız Jibek" hikayesi gibi sadece Kazakların öz yapıtı değil, bu destanın hikâyeleri başka milletlerde de var. "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" hikayesinin bir çeşidi 1812 senesinde Kazan'da Rusça yayınlandı. Barabin Tatarları ve Kazakların aralarında anlatılan nüshasını Radloff kaydederek, yayınlatmış. Buryatçada "Kozın Erkeş" diye bir destan var. Bunların tümü de "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanını sahipleniyorlar. Kazakların içinde bu destanın 16 nüshası var. Asırlar boyunca bir çok şairin anlatması sonucu, çok sayıda nüshasının ortaya çıkması doğaldır. Bilgilerimize göre, "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanlarının bazı nüshaları orjinal, bazıları da yakın" XVIII-XIX. yüzyıllarda yeniden yapılmış. Ve bazen, "Noğaylı" diye eski adlar kaybolup onun yerine küçük yüzden Şerkeş boyunun, veya Orta yüzden "Bağanalı" boyunun adları geçiyor. Fakat bunların tümünde ilk konunun özü aynı. Her devrin, her yerin şair kendi ortamındaki dinleyicilere göre anlatılıyorsa da, onun esas özeti, olay akışı aynıdır. "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanını 1870 senesinde Kazaklardan kaydedip, ünlü Rus alimi Radloff Almanca ve Kazakça olarak yayınlatmış. Başka bir nüshasını da Kazakların ilk alimi Şokan Valihan ünlü janak şairin kendisinden dinleyerek kaydettim diyor. Fakat bu değerli nüshayı zamanında Şokan yayınlatamadığı için araştırmacılar daha henüz bulamadılar. Doğu edebiyatı ile Arap edebiyatı araştırmacısı Rus alimi Sablukov, 1830 senesinde "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" hikayesini eski Semey bölgesi, Körpekti yakınındaki bir destancıdan kaydetmiş. Orenburg şehri müzesinin yöneticisi Rus tarihçisi Kastane, "Kazak Stepleri ile Orenburg bölgesi" adlı kitabında "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanının on çeşit nüshasından söz ediyor. Ve kendisi o kitapta bu destanın tam çevirisini vermiş. Bu SaintPetersburg'da İlimler Akademisinin dergisinde yayınlanmış. Kastane'nin çevirisi sayesinde "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" hikayesini Kazakça araştırmalar yapan Rus alimi Meliyoronskii de tanımış. Jetisu

Muhtar Awezov
Aktaranlar: Zeyneş İSMAİL - Ahmet GÜNGÖR

bilig-5/Bahar '97

alimi S. Bunlardan sonra "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanını Petersburg Üniversitesinin profesörü Berezin toplayıp 1876 senesinde "Türk edebiyatı" adlı kitabında yayınlamış. daha iki araştırmacının bulduğu nüshaları da analiz ediyor. Potanin. sonra 1941 senesinde Moskova'da özel destan olarak yayınlanmış. 1875). cildinde yer almış. onların öyküsünü Tobıl bölgesinin "Bestnik" dergisinde Rusça yayınlatmış. "Kozıke-Bayan sulu" adlı başlıklarla bazıları Kazak destanına çok yakın. "Kozı Körpeş"i Altay memleketinin "Kozın Erkeş" adlı halk destanıyla kıyaslayarak araştıran bir eser yazdı. "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanını çok araştırıp ona büyük değer veren kişilerden biri Sibirya alimi G. Potanin "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanını Bati Avrupanın. 1899 senesinde destanın bir nüshasını da Baranov halkın ağzından kaydederek Petersburg'daki "Niva" dergisinin ekinde yayınlamış."-diye değerlendirmiş. Kataş'ın araştırmasında sadece "Kozın Erkeş" değil. Son üç-dört sene içinde yazılan dissertatslya da Iskak Diysenbayev'in. "Kozı Körpeş-Bayan sulu" sadece alimlerin önem verdiği bir yapıt değil. Doğu memleketlerinin birkaç destanıyla karşılaştırarak: "Bu. "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanı için Rus araştırmacıları çok emek vermiş. Son zamanlarda Altay'ın genç araştırmacısı. Bu Janak. Şu anda "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanının yayınlanıp tanınan nüshası da bu nüsha. Kazakistan İlimler Akademisinde tez hazırladı. Yukarıda saydığımız "Kozı Körpeş"in çeşitlerinden başka J. Ve bu nüsha 1939 senesinde yayınlanan "Kahramanlar Destanının" 1. Beysembay adlı bir şaire "Kozı Körpeş"in yeni nüshasını yazılı olarak kaydettirmiş. Kastane tam ve önemli çeviri yapmış. Sovyet zamanında Kökçedağlı Rus şairi Tvertin "Kozı Körpeş-Bayan sulu" destanının özetini şiirle Rusça yazmış. esasında bu "Kozı Körpeş" destanına benzer çok sayıda halk destanının var olduğu ortaya çıktı. Kataş. 162-170. Bunun hakkında Kataş. O "Vestnik Europa" dergisinde. 1868'de Çar'in emriyle gelen Abramov yolda Kozı ile Bayan'in mezarını görüp. S. Beysembay nüshasını Muhtar Awezov 1936 senesinde Almati'da kitap olarak yayınlatmıştı. Fakat Beysembay önceki Janak nüshasını değiştirerek anlatmış. 1870 senesinde Semeyden Kapal'a giderken. O "Kozı Körpeş"in tüm nüshalarını tamamıyla sıralayıp analiz etmiş. (III.94 bölgesinin gubernatoru (valisi) Kolpakovskiy. bazıları da biraz uzak olsa bile. Radloff'un toplayıp yaymlat- bilig-5/Bahar '97 . Düysenbayev. "Kozı Körpeş" destanı hakkında Ekim devriminden bu yana Kazakça yazılan makaleler. Onlardan biri -Frolov'ın nüshası. bu hikayenin bir nüshasını Taşkent'te. 1901 senesinde "Torgay bölgesi vedomost"inde yayınlandı. Örneğin. dünyadaki en değerli edebiyat eseridir . Onlardan bazıları destanın sadece milletten duydukları hikayesinin özetini Rusça'ya çevirmişler. Büyük Kazak şairi Abay. okul çalışmaları da az değil. Bunun hakkında birkaç ilmi tez de var. daha sonra "Ruskoye Bogatstvo" dergisinde bu destan üzerine özellikle durup büyük değer verdi. Rusların büşük şairi Puşkin'in bir elyazmasında "Kozı Körpeş-Bayan sulu" destanının Rusça yazılmış bir konusu bulunmuş. daha sonra Kazan'da "Orda Asya eskilerde" adlı kitabında yayınlamış. sayfalar. İkincisi de -Derbisalin'in topladığı nüsha. Tveritin'in bu destanı 1928 senesinde Kızılorda şehrinde. O zaman "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" hikayesini Kazak kültürünü araştıran Rus alimlerin okumayanı çok az. Türkistan ülkesinin arkeolojisini araştıran Pantusov adlı bir alim de 1898 senesinde Kozı ile Bayan'ın mezarını inceleyip. Bunlardan başka bunun gibi Rusça nüshaları 1877 senesinde "Akonola bölge vedomostinde". N. cilt. 1877 senesinde Ombı şehrinde yayınlanan "Dala valayatı" gazetesinde. Rusların. Rus yazarlarınca da bilinir. Bu araştırmacıların içinde Radloff ile Berezin destanın Kazakça nüshasını yayınlatmışlar. O Lepsi ilçesinin yöneticisinin emriyle destanın bir nüshasını orman bekçisi Salağayev diye birisi toplayıp sonra Rusçaya çevirmiş. Bu Besembay'dan alınmış Janak söyledi denilen "Kozı Körpeş-Bayan sulu" destanının bir iki el yazması var. Kastane'nin Rusça yayınlattığı nüshaya da bu hikaye diyorlar. yolda Ayagöz yakınındaki Kozı Körpeş-Bayan Sulu mezarı diye bilinen mezarı görüp Lepsi ilçesinin yöneticisine bu iki aşkın hikayesini kaydetmesini emretmiş. Altay memleketinde "Kozıke-Bayan oru".

Destanın nüshaları ne kadar çok ise. Sandığını bilig-5/Bahar '97 . Tansık ırmakları. "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanını millet asırlar boyunca severek dinlemiş. Bunlann hepsi milletin aklında kalan ilginç efsaneler. Fakat Aybas Kodarların on altı atını yayı ile vurarak onları yaya bırakıyor. Aybas Bayan'a: "Soylu. Buna Aljappar diye kölesi neden olmuş. attan düşerek ölüyor. Bunlardan başka Kazak Sovyet Cumhuriyeti İlimler Akademisinin Dil ve Edebiyat Enstitüsünde Şöje şairin söylediği bir eski nüshası daha var. çok yaygın ve halkın saygıyla koruduğu hazinesi olduğunu gösteriyor. devrimden sonra 1925 senesinde Moskova'da Kazakça kitap olarak yayınlanmış.1909 senelerinde kitap şeklinde yayınlanmıştır. O efsanelerin birçoğu Bayan mezarıyla ilgili. Bayan'ın. bu nüshanın bazı değişen sözcükleri. Bunlar Şöje. Bayan'ın monşağı (takı) ile dombırasını kaybediyor. kişi isimleri hariç Şöje nüshasından alınmış. Fakat. "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanları içinde üzerinde dikkatle durulacak iyi nüshalardan biri de bu.1890. Janak. İki baba anlaşıp oğulla kızı evlendirecek oluyorlar.Kozı'nın diğerleri de kızın ablaları ile Aybas'ın olabilirmiş.Fakat "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanını anlatan destancılar hakkındaki malumatlar bizde yeterli değil. Sıbanbay. Ölendi ırmağına. Bu nüshayı Meşhur Jüsip toplamış. 1898 senesinde Pantusov görüp mezar suyun sahi- linden 50 metre uzaklıkta duruyor diye yazıyor. "Evdeki hanımımız hamile" diye. "kızımı yetim çocuğa vermeyeceğim" diye. monşağını. Orada "Kozı KörpeşBayan Sulu" destanının çeşitli nüshaları 1878. "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanlarını yayınlayıp halka dağıtan yerlerden biri de Kazan şehrindeki Hüsaynovların yayınevi. İkisinin de evladı yokmuş. Kozı'ya vermek için Bayan'ın dombırasını . 1896. Karabay'ın hanımı Karagöz'ün kız çocuk doğurduğunu iletiyorlar. Uzun sürmeden iki haberci gelip Sarıbay'ın hanımı Mamabike'nin erkek çocuk doğurduğunu. Önüne büyük bir orman çıkıyor.95 tığı "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanı. "Monşaklı" olarak adlandırılıyor. Fakat yolunu kaybediyor. Kazakların koruyarak günümüze kadar getirdiği kişiler destancılardır. Sabit Mukanov ile H. Ay. 1897 senesinde o resimlerden birini Doğu Afrika'daki Alman gubernatoru Fon-Bissman götürmüş. O zaman Noğaylı zenginlerden Şakşak'ın oğlu Kodar Bayan'a âşık oluyor. Bunların tümü "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanının Kazakların arasında çok ünlü. Bayan'ın ablalarının isimleriyle adlandırılıyor. O mezarı 1858 senesinde Abramov görüp Ayagöz'ün doğu sahilinde. Ava çıktığında ikisi arkadaş oluyorlar. Bu olaydan sonra o civar "Dombıralı". onun anlatıcıları da çok. Kırk devesi yolda açlıktan ölüyor. Kodarları yenip ilerliyor. "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanının en eski nüshalarından biri Şöje'nin nüshası demiştik. Karabay anlaşmayı bozup. onu getireceğim" diye kanatlı siyah attan doğan Baka aygıra binip kaçıyor. Onu bu iki aşkın öyküsüyle ilgili adlandırılan yerlerin adlarından görüyoruz. Bundan başka İlimler Akademisinde 1905 senesinde Pavlodar bölgesindeki Bayanavul'ın Kazağı Molda Mukan Makaşoğlundan kaydedilen "Kozı KörpeşBayan Sulu"nun ikinci çeşidinin elyazması var. Ayagöz'e göç ediyor. Ayagöz'e geldikten sonra. 1898 senesinde Pantusov bu resimler kırılmış diyor. Bayanavıl dağından Bayan doğmuşmuş. Sanbay dünürlüğün belgesi olarak Karabay'a Aybas adlı kölesini veriyor. Bekbay gibi halk şairleri. Karabay ile Sarıbay'ın yeri (toprağı) diyorlar. ok jamşısını da yanına alıyor. Mezarın yanında taş üzerine yapılmış çok sayıda resim varmış: birisi. Aybas'ın kaçtığını öğrenip Kodar sekiz kölesiyle it içmez gölünde onu yakalıyor. karkarasını. Hanımlarının hamile olduklarını öğrendikten sonra çocuklar dünyaya gelmeden önce onları evlendirecek olup birbirini dünür ilân ediyorlar. yakışıklı eşin var. Karagöz karşı çıkıyor. yarım kilometre uzaklıkta duruyor diye betimliyorsa da. ikisi de ana geyikleri vurmuyorlar. Beknojin'in 1939 senesinde okullar için yazılan edebiyat ders kitabında bu nüsha parça şeklinde yayınlanmış. altın sandığını. Noğaylı'nın biyi (yöneticisi) Sultangazı Karabaylı misafir ediyor. daha yayınlanmadı. Bayan'ın mezarıyla ilgili masallar daha tamamıyla toplanmadı. Fakat Sanbay daha evine gelmeden. Destanın özeti şöyle: Noğaylı diye bir yerde Karabay ile Sanbay diye iki zengin varmış. biri.

Birincisi iki aşığın muradına erememesi. Toplanmış düşmandan Kozı kaçarak kurtuluyor. ikincisi dirilerek tekrar beraber olması. Karabay. Otuz bir sene sonra ikisi yine Ayagöz'e geliyor. Bayan mezara girerek intihar ediyor. Destanı anlatan. fakat Kozı'yı bir göster" diye cevap veriyor. İkincisi halkın iki gence acıyarak maalesef değiştirilen yapay geçişidir. Köleleri azat ediyor. Bundan sonra Jupar civarında yaşayan Sanbay'ın köyüne geliyorlar. Kodar Bayan'ın saçından tutarak (O zaman Kazak kızlarının örülmüş saçları çok uzun olurdu) kuyuya inerken. Burada destanın iki konusu var. İkinci konuda dinin ağırlıklı olduğunu görüyoruz. Yalnız Mukan'ınkinde oğlan Karabay'ın kız da Sanbay'ın oluyor.giyen Bayan'ın yengesi serçeyi öldürüyor. atlarını Jidebay'a. Cesur karakterli Kozı. Bayan. uyumakta olan Kozı'yı vurarak öldürüyorlar. Bayan aklını yitirenle evlenirim dedikten sonra. Kozı'nın yanına gelip ağlarken uyuyup kalıyor. babasını "artık kendin evlen" diye lanetliyor. o kendisinin eşidir" diyor. Kozı Körpeş Aybas'in arkasından yetişiyor. Oral tarafından çıkmış bir şair olmalı. At sürüsüne gidip dizgini silktiğinde. O zaman Kodar gelerek: "Benimle evlen" diyor. otuz sene iki âşık beraberce yaşıyorlar. kervandaki adamlar da Bayan'a âşık oluyorlar. yavrusu ölmüş dişi deveyi yedekleyip. Burada da kızın babası Karabay değil. Üç gün sonra Kozı gene ölüyor. üç gece mutluca beraber oluyorlar. Kozı Körpeş cesur delikanlı olarak büyüyor. hepsi serçenin öleceği an "Şok" demesinden Kozı'nın saklandığı yeri öğreniyorlar ve "Şokterek"e giderek. Kozı Körpeş Ayagöz'e doğru yolculuğa çıkıyor. Fakat Karabay Kodar'ın aklıyla Kozı'yı gizli şekilde öldürmeye kalkışıyor.Kazılık olarak adlandırılmış. "Tokıranın jamşili" karkarasını düşürdüğü yer -Karkaralı. Koyunlarını kurda. annesini Allah'a emanet ederek. Ve büyük düğün yapıp. O kervanın içinde üç kişi kaçıp kurtuluyor. Kozı ölüyor. Bayan saçını kesiyor. İki âşık üç gün.96 bıraktığı civar "Altın Sandık" "Aksa Dağ" Baka aygırın durduğu yer. Bu destanı anlatan Atrav. Bayan yine ağlıyor. bundan sonra Kodar. 1909 senesinde Kazan'da yayınlanan "Kıssa Kozı Körpeş" adlı kitabın özeti bunlardan biraz değişik. bu öyküyü Şöje'den duydum diyor. onunla beraber ağlıyor. Bayan'a gitmeye kalkışı- bilig-5/Bahar '97 . Bu nüsha da anne babanın bedduasına büyük önem veriyor. Karabay'in köyü göçettiğinde. Kozı'ya mezar yapıyorlar. Bayan'ın doğduğu yere "Bayanavıl" adını vermişler. Aybas Mamabiyke'ye gittiğinde ona: "Oğluma Bayan'ı anlatma. O da Kodar'a taraftar idi. Bayan'ın otağında Kozı'yı gören yengesi Karaköz'e. Sarıbay oluyor. Bayan tek başına kalıyor. Bakıyor ki Jidebay adlı kölesi Kozının annesini köle yapmış. İkisi kendilerini bulan Baka aygırına binip Ölenti'nin etrafında yaşayan Karabay'ın köyüne geliyorlar. o: "Cesursan eşini bul" dedikten sonra annesinin elini sıcak buğdayla yakıp Bayan hakkındaki bilgileri öğreniyor. Düğün yaparak evleniyorlar. özeti de aynı. "Tamam. Fakat onun üzerine eyeri koyduğunda kısa bir zamanda güçlü ve iyi koşan at haline dönüyor. Bir yaşlı ninenin evine yay çektiğinde. develerini Haköl'e. O zaman Bayan'ın yanından bir kervan geçiyormuş. onlar Kozı'yı üç gün için diriltiyorlar. Serçeyi bir defasında doğan koruyor. Ve Kozı Jidebay'ı öldürüyor. Fakat kırk melek karşılaşıp iki aşka otuz bir senelik aile hayatı veriyorlar. Bayan'ın yalvararak istemesine daha geniş yer verilmiş. kadife sapan (cüppe). dili de. Mukan Maşanoğlu'nun da elyazması bu destana benziyor. Kozı'nın durumunu siyah serçesini göndererek öğreniyor. ihtiyar ninenin örgüsünü dizip. Sinirlenen Bayan. annesinin elini sıcak buğdayla yakıp. yara bere içinde olan bir tay bakıyor. Bayan. Bayan'ın durumunu öğrendikten sonra Bozşubar'a (atın ismi) binip. koyunlarını karşılamaya çıkan Bayan'la buluşuyor. Bu nüshada Bayan'ın serçesini yengesi öldürecekken. Bayan. Karaköz rüya görüp çölde kalan Bayan ile Kozı'ya Baka aygırı gönderiyor. Aljappar. Şokterek'e giderek. kervandakiler birbiriyle kavga ediyor. Sonra o üçü Kozı ve Bayan'ın öyküsünü destanlaştırmışlar. geri dön" diyor. Yüz: "Evleneyim. Kozı Körpeş üç sene boyunca çoban olup Bayan'la güzel hayat geçiriyor. Ayagöz'e geldikten sonra Kozı soğukta üşüyerek ölmüş bir çobanın elbisesini giyip. Ve rüyasında evliyaları görüyor.

kime bırakacaksın" dediğinde Kozı: "Atlarımı Kalmuklar alsın. Karşısına sadece Kozı'yı arayıp yolculuğa çıkan Apesbay çıkıyor. Fakat anlaşmayı Kodar bozuyor ve Kozı'yı öldürmeye kalkışıyor. Karabay falcılara fal baktırdığında: "Bu iki genç evlenirse. Tüm engelleri geçerek Bayan'ın köyüne geldiğinde herkes göçetmiş. iyi yolculuklar. Kyulı'nın kırk börüsü var aralardan nasıl geçeceksin?"-dediğinde aykay salıp (bağırıp) geçeceğim. mutsuz olurlar" dedikten sonra "Daha doğar doğmaz babası ölen kızı. — "Yolda Oyulu'nun on börüsü (kurdun erkeği). Kırk at. Kozı'nın aşını (yemek düzenlemek) veriyor. koyun hepsi ölsün" diye cevap veriyor. Anlaşıyorlar. Kozunun karşısına bir sihirbaz cadı çıkıyor ve onun yolunu kaybettirmek için uğraşıyor. kırk inek kesip." diyor. Bayan'ın durumunu öğreniyor. Sarıbay'ın Apesbay diye kardeşi oluyor. diye anlatıyor. sonra ikisi aynı yerde ölüyorlar. hanımları kız doğu- rursa. deve. Kodar dağdan Kalmukları getirip savaşıyor. Kozı ile Bayan'ın otuz bir sene beraber yaşaması burada yok. Kozı su almak için kuyuya indiğinde diğer nüshalardaki gibi Bayan'ın saçından tutarak indiği için. Saklandığı yeri bulup Kozı'yı öldürüyorlar. ikisi evlensin diyorlar. Nineye geldiğinde. Mezarın yapımı bittikten sonra Bayan intihar ediyor. İkisi birbirini tanıyorlar. Yolculuktan sağlam dönmez. Karabay bu olayı iyi bir şey olarak kabul ediyor. Bayan araya girip iki genç birbirine kötülük yapmayacağız diye anlaşıyorlar. gitsen de Sarıbay sana kızını vermez" diyor. Karabay Aladağ'dan Ayagöz'e göç ediyor. Fakat burada Kozı kazanıyor. kırk deve. Şair Kozı annesini dinlemeden gittiği için: Ata aklını dinlemeden giden çocuk. Yaşlanan Apesbay Bayan'ın zor durumunu anlatıp orada ölüyor. "Nu şengelden (sık orman gibi) nasıl geçeceksin?" diye sorduğunda: "Ateşle yakarım" diyor. Kalmuklardan evlat edinen Kodar. Bundan sonra Şöje'nin nüshasına benziyor. onlar Kozı'nın mezarını yapıyorlar. o: "Atın arık. kendin de zayıf. birisi de kız doğurursa. Bunları dinledikten sonra annesi: "Bu yolculuğun uğursuz olur. Cadı çeşitli hallere dönerek Kozı'ya engel olmaya çalışıyor. Bayan Kozı'yla buluşuyor. Kızın yengesi müjdelediği için Bayan'ın mavi çizmesini alıyor. saçını kesiyor ve Kodar kuyuya düşerek ölüyor. oğlum!" diyor. Bayan Kozı'nın üç günlük hayatını istiyor. Sonra Kozı gidip Sarıbay'ın atlarına bakan köle oluyor. Bayan'la kendisi evlenmek istiyor. Karabay'in da oğlan doğurdu diye haber gelip köyüne dönerken Sarıbay attan düşerek ölüyor. Yolculukta babasının rüyasına Karabay geliyor ve "Geri dön oğlum. Bir gün Kodar Kalmukların düğününe gittiğinde. Kozı'ya annesi: "Tört tülik hayvan (dört çeşit)lannı nereye. bilig-5/Bahar '97 . Dedikleri gibi Sarıbay'ın hanımı kız doğurdu. "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanının 1910 senesinde Kastane'nin Rusça yayınlattığı nüshası da bu hikayenin halkın içinde anlatılan çok değerli çeşidiymiş. oğlum!" diyerek köyünde kalıyor. Issız bir yerde Kozı'nın yanında ağlayan Bayan'a bir grup kervan görünüyor.97 yor. Nineden Sanbay'ın. Kozı kaçarak Şokterek'e gidip saklanıyor. Kyulu'nun kırk börüsünün yanından kuyku salıp (bağırıp) geçeceğim. Kozı babasına badanı (iyi yolculuklar dilemek) vermesen de. Bayan Şokterek'e gidip kendisinin sevgilisini üç günde diriltiyor. Annesinin getirdiği kıza Kozı bakmıyor bile. kırk koyun. Ava çıkan iki zengin. Kozı'yı Bayan kendisi köle olarak alıyor. Apesbay Bayan'ın haberini vermek için Ayagöz'e yolculuğa çıkıyor. Babası: "Kırk bir günde Ayagöz'e gidersin. Bunu farkeden Kodar Kozı ile kavga ediyor. sonra Karabay'a. sevişiyorlar. O zaman Sarıbay'ın kafasına bir kara serçe oturuyor. ikisi kardeş olsun eğer birisi oğlan. Uğursuzluğun nedeni bu diye sonuca varıyor. yolu göster" diyor. oğlumla evlendirmeyeceğim" diye. orada bir ihtiyar nineyle karşılaşırsın" diye cevap veriyor. Bu nüshaların tümü de trajediyle bitiyor. Şokterek'e gelen Kozı'nın haberini kara serçe getiriyor. Destanın sonu da Şöje'nin nüshasındaki gibi. Bu zaman da annesinden Bayan'ın durumunu öğrenen Kozı da yolculuğa çıkmıştı.

Burada "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanının sonu. Fakat iki sevgilinin arasındaki Kodar'ın mezarından diken yetişiyor ve iki çiçeğin birleşmesine engel oluyormuş. tamamıyla Kazaklarla komşu kardeş Orta Asya devletlerinde de çok yaygın olan "Tahir-Zuhra" adlı halk destanına benzemiş oluyor. Fakat kader kazanıyor. asırda ortaya çıktı diyor. Mezarı Şöje'nin destanındaki gibi kervancılar yapıyorlar. Bu benzerliklerden başka Kazak destanına "Tahir-Zuhra" destanında olayın başlaması da benziyor. Bayan'da Sanbay'ın. Sonra o Tahire düşmanlık yapıp oğlanın ölmesine. Ay ve Ayagöz adlı kızlarını yanına alarak Sarıbay Bayan'ı arıyor. evlatsızken arkadaşlıkla anlaşıyorlar. Bayan orada ağlarken. Abramov destan XVII. Sadece o değil. Hamile hanımlarının çocuk bekledikleri günlerde birisi çocuk. Gölü yapan Kodar büyük güç sahibi olarak tasvir ediliyor. bir kız doğurursa evlendirecek oluyorlar. kızın anne babası yaptırmışlar diyorlar. Büyüdükçe birbirine yaklaşıyor. sonra uzun süren mutlu hayatlarını anlatıyor. daha birisinde de otuz seneye uzuyor) yeni. Karabay kaderden kurtulmak için kaçıyor. Bayan Kodar'a Tansık'ta verdiği molada göl yaptırıyor. Ondan sonra o da "Bayan Jürek" olarak adlandırılmış. 1898 senesinde Pantusov'ın kaydettiği nüshada bazı değişiklikler var. Karabay fala bakıp iki gencin mutsuz olacağını öğrenip kaderin cezasından korkarak oğlunu alıp Ayagöz'e kaçıyor. İkisi de oğlan olacaksa arkadaş olsunlar diyorlar. ölsem de ikinizin aranıza diken olarak yetişirim" demiş. Kozı'nın Bayan'ı bulmak için yolculuğa çıkması burada da Kastane'nin nüshasına benziyor. Fakat. Mezarı. Burada da oğlan Karabay'ın. kızın yas tutmasına. Tansık gölü ondan kalmış. kızın babası da anlaşmayı bozuyor. Şöje'nin destanında Aybas engellerle karşılaşıyorsa bu nüshada Kozı'nın kendisi engellerle karşılaşıyor. Onların en önemlisi de: Bayan ile Kozı'nın tekrar dirilmesi (bazı öykülerde üç güne. kız Sarıbay'ın. Kodar'ı Bayan kuyuya indirerek öldürüyor. Eski öykülerin hangisine bakacak olursak "Kozı Körpeş-Bayan Sulu"nun durumu çoğu zaman trajediyle sona eriyor. Burada Aybas Bayan'ı bulmak için gidiyorsa. bazılarında üç seneye. 1958 senesinde Abramov'ın kaydettiği "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanının özeti de buna benzer. oğlan tarafı. Bunlar öldükten sonra birkaç olay değişik şekillerde anlatılıyor. Kodar Kozı'dan kaçıp Aladağ'a göç ediyor. ondan Altın Tarak dağı günümüze kadar gelmiş. Bayan yolda altın tarağını bırakıyor. Burada da oğlan Karabay'ın. Ayrıca o destanın Türkmen şairi Molla Nepes'in anlattığı nüshaya çok benziyor. mutlu hayat yaşaması. Sevgililerin mezarlarından çiçekler tomurcuk attığında Karabek'in mezarından diken yetişerek çiçeklerin birleşmesine engel oluyordu. iki kızı Bayan'ı aramayarak taşa dönüşüyorlar. Bayan da orada ölüyor. "Kozı Körpeş" destanında dirilten yalnız Hızır. birisi vezir. Sanbay kızını Kodar'a vermeye kalkışıyor. Sonra çocuklar dünyaya geldikten sonra oğlanın (Tahir) babası ölüyor. Efsanelerin birinde Kozı ile Bayan'ın mezarı üzerinde iki çiçek yetişiyor. Kozı Karabay'ın oğlu. Orada Kodar'ın taş resmi kalmış. Bayan'ın üç ablası ölüyor. kız Sanbay'ın. Değişik olaylardan birisi de Kozı ile Bayan için yapılan mezar hakkında anlatılan çeşitli öyküler. "Tahir ile Zuhra" destanı da ilk önce iki gencin tekrar dirilme durumunu. Aybar fal açıp Bayan'a Kozı'nın geleceğini söylüyor. Böyle olmasının nedeni de Kodar'ı Bayan kuyuya indirip taşla vurarak öldürürken Kodar: "Hayatta ikinizin evlenmenize engel olmuştum. Bu destan Kastane'nin çevirisine benziyor. Önce Kozı Körpeş ölüyor. Ay ve Ayagöz ırmakları ondan sonra fayda olmuş diyorlar. Sarıbay'ın eşi Karabay gittikten sonra. Göçerken yolumu bulsun diye. sonra sevgilisinin ölümüne dayanamayan Bayan da ölüyor. Karabay gibi neden bilig-5/Bahar '97 . Kaçan kız tarafı değil. Saklanan Kozı ile Bayan'ı Kodar buluyor ve dağda Kozı'yı öldürüyor. İki genci dirilten de İsa ve Hızır peygamberler oluyorlar. iki sevgilinin aralarında (ortasında) toprağa veriliyor. Bu destandaki Sanbay'ın kafasına konan siyah serçe ve Apesbay diğerlerinde yok. kırk melek Kozı'yı üç gün için diriltiyorlar. Bayan'ı Kalmuklardan evlat edindikleri üvey çocuğu Kodar'la evlendirmeye kalkışıyor. Orada da yaşlanmış iki baba: birisi han.98 Bunun özeti de ilginç. O destanın sonunda da Tahir ile Zuhra'yı ayıran Karabek bahadır. Kozı Bayan'ı düğünden kaçırarak dağa saklanıyorlar. Kodar Sarıbay'ın üvey oğlu.

efsanelerle karşılaştırarak incelemenin tersliği yok. "Dede Korkut" kitabında dikkati çeken bir öykü daha var. hikayeler eklemeleri etkili olmuş olabilir. onları bir öyküde (TahirZuhra) İsa ile Hızır'ın diriltmesi. Janak'ın nüshasının özeti şöyle: Ormambet diye bir memlekette Karabay ve Sanbay diye iki zengin vardır. Sonra kızın babası. Sarıbay da Nogay. Fakat cimri olan Karabay Baltalı milletine yardım etmiyor. Baytalı'nın halkı. Dostluğun işareti olarak iki zengin. Karabay gibi. çatışmaları "Alpamıs" destanınkine benziyor. Fakat bazı nüshalarda halk Kozı ile Bayan'ı muradına erdiriyor. Baltalı halkı Sanbay'a razı olup onu memleketlerinin saygılı adamı olarak tanıyorlar. bunları hürmetle karşılıyor. Genel olarak "Kozı Körpeş" öyküsünü araştırırken "Alpamıs" destanıyla da çok yönden benzerliklerinin olması dikkat çekiyor. Karabay. yolculuğu ve sonunda sevgilisini buluyor. Geyiği de Karabay'ın isteği ile vuruyor. asrın başı ve ortalarında "Kozı Körpeş" destanını anlatan Kazak şairlerinin (örneğin Şöje. sonunun da benzediğini görüyoruz. Tahir ile Zuhra'nın büyük düşmanı. ondan sonra mezarların öyküsü. aşk destanını sadece Kazakçadaki nüshalarıyla karşılaştınp incelemenin yeterli olmadığını gösteriyor. bundan da önceki devirleri anlatan destanlarla. Büyüyen oğlan. kendisinden sonra doğan destanı etkileyebilir. ikinci öyküde ("Kozı Körpeş-Bayan Sulu") sadece Hızır peygamberin diriltmesi. İlk neden "Kozı Körpeş" destanı "Tahir-Zuhra" destanından eski olduğu için. dünya görüşünü. misafir ediyor evine. O zaman bile "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" adıyla alakalı şekilde ortaya çıkan nüshaları yukarıda değindiğimiz gibi çok fazla ve değişik. Böylece "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanına Orta Asya halk destanının başının da. Bu benzerliğin iki nedeni var. uzak yerlere göç ediyor (taşınıyor). "Kozı Körpeş" gibi Kazakların eski zamanlarındaki yaşamını. Sarıbay kendi oğlunu görmeden ana geyiği vurduğu için lanetleniyor. Örneğin. Bu destanın çok sayıda olayları. Beysembay destancıdan dinlenerek kaydedilen Janak nüshasının sonu da bunun gibi. Karabay'ın soyu Türkmen. Sarıbay gibi evladı olmayan ihtiyarlarla başlıyor. sonra eklediği ekler olduğu açıkça görünüyor. örf-adetini anlatan destanı. Böyböri ile Baysan da yaşlanmalarına rağmen evlat edinememiş kişilerdir. Baysan gibi. İkisi de daha doğmamış çocukları evlendirecek olup anlaşıyorlar. Bununla beraber ikinci neden. Sarıbay ile Karabay avda iken arkadaş oluyorlar. vefat ediyor. Bunların hepsi "Kozı Körpeş" gibi Kazakların çok çeşitli. Çünkü babasının yardımıyla Zuhra ile evlenmeye kalkışıyor. Fakat biz şu anda "Kozı Körpeş"in Kazakların aralarında yaygın olan türlerini tek tek incelemeyi amaç ediniyoruz. Alpamıs yalnız başına sevgilisini bulmak için yola koyuluyor. Eski Oğuzların destanı olarak bilinen "Dede Korkut kitabı" öyküleriyle de karşılaştırmaya yarayan durumlar var. bir zamanlar "Kozı Körpeş" destanı esnasında ortaya çıkan "TahirZuhra" destanı yayınlanıp halka yayıldıktan sonra XIX. İkisinin de evlatları yokmuş. Buna rağmen Janak'ın nüshasının dili diğer nüshalara kıyasla edebi ve şu ana kadar yayınlanıp millete çok tanındığı için. Şimdi bu destanlar üzerinde ayrıca duracağız. bu çalışmada biz incelemeye Janak'ın nüshasıyla başlıyoruz. Bu durumların "Kozı Körpeş" destanındaki olayları hatırlattığı belli. biyi (yöneticisi) Taylak.99 oluyor. Karabay bilig-5/Bahar '97 . *** II Bu destanların tümünde de hikayenin sonu trajediyle bitiyor. Bu fikri Orta Asya halklarının destanlarını araştıran alimler söylemişlerdir. Baba tarafları Karabek diye bahadır oluyor. Bununla beraber öldükten sonra iki sevgilinin tekrar dirilmesi. daha dünyaya gelmemiş çocuklarını evlendirecek olup belkuda (dünür) oluyorlar. O "Bamsı-Bayrek" öyküsü. "Dirsehan'ın oğlu Boğaçhan" öyküsü de Baybözü. Karabay ile Sanbay Baltalı. Bağanalı memleketine taşınıyorlar. Zorluklar geçiriyor. Bunlara benzeyen Altaylıların "Alp-Manas" destanı daha var. Cömert Sarıbay'da çobanın payını tam olarak geri veriyor. çiçekler ile diken efsanesinin tümü de "Kozı Körpeş" destanına kitap olarak yayınlanan destanın. Janak) yeni motivler.

Aslında "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanının diğer nüshalarında ölen Kösemsarı değil. görev sayıp. destancının kendi isteğiyle ortaya çıkan değişiklik gibi. O da Kodar'la kavga edip Şokterekte gizlenmekte olan Kozı'nın yanına gelip ikisi arkadaş oluyorlar. Urjar gibi sözcükler yakın zamanlarda ortaya çıkmış. böylece geçmiş toplumsal yapının farklı eski geleneğiyle ispatlanarak anlatılıyor. O anlayışa göre yeni doğan. Destanın içinde o geleneği "ters. etkili yönü onun ilk akışını korumasında. destan boyunca hayal ediyorlar. Janak. Bir Kodar gizli şekilde gelip uyumakta olan Kösemsarı'yi Kozı zannedip öldürüyor. Bunlar Karabay ile Sarıbay'ın taşındıkları yeri Baltalı diye anlatıyor. "beddua". Destanın özeti dediğimiz (anlattığımız) gibi. Janak. Kozı'yı düğününe davet edip ona zehir veriyorlar. "ejekabıl" gibi anlaşmalarla evlenmek zorundalar. su. Daha annesinin karnında yatan çocuklar. Destan'ın en ilginç.Bayan Sulu" destanının son bölümünü onun diğer destanlarında anlatılan özetine göre inceledik. Burası değişmiş. Dolayısıyla ''Kozı Körpeş. kuyu kazıp. ondan doğan aşk olayı. Koyun sürüsüne çoban olup Bayan'la buluşuyor. Bunların karşılığında Karabay Bayan'ı Kodar'a vermeye söz veriyor. Ayrıca "Boz Yiğit" destanına çok benziyor. kötü düşünceli bilig-5/Bahar '97 . Fakat Bayan'ın ablaları. eskici/gerici. O geleneksel boyu. Bayan gibi gençte bunu kendilerine hayati borç. bazen cimri. kendisinin kanıyla sağlamlaştırıyor. Kodar ile Karabay o memleketin Zalim biyi Sasan'la danışarak. Taylak beyin kardeşi Aybas Karabay'ın kızını vermediğine sinirlenip Bayan'ı bulmak için yolculuğa çıkıyor. Destanın esas konusu örf. Kozı'nın memleketi de Baltalı. Yolda çölden atlarını geçiremeyerek zorlandığında Kodar'la karşılaşıyor. Sadece anlaşmayı. adetin zorluğu. tarihinde olan eskici gelenekle ilgili. Mesela burada Aybas köle değil. Hepsinde de Karabay ile Sarıbay anlaşıyorlar. Onlardan Külep diye kahraman bir çocuk doğuyor. Destanın kaydedilen tüm nüshalarında bu motif değişmeden sık sık tekrarlanıyor. Örneğin Semey. Lepsi. Kozı Körpeş'in bizim incelediğimiz Janak nüshasını. sonuna doğru Beysembay'in eklediği yapay değişikliklere rağmen. Bey bav gibi şairlerin isimleri geçiyor. Kozı'dan korkan millet. Kızın selâmını getirerek Kozı'ya Bayan'ın onu sevdiğini bildiriyor. Aşklar hakkındaki romantik destan. gençlerin kaderini babaların dışardan çözdüğü kanunu görüyoruz. Kozı Körpeş'in muradına ermesi. Fakat Bayan onu sevmiyor. feodal toplumu doğuran. büyüyecek olan Kozı. Kadının halini. Destanın bu kısmı Doğu edebiyatında sık karşılaşılan aşk destanlarına benziyor. Boy.100 "Yetim çocuğa kızımı vermem. ağır gelenek" diye eleştirme söz konusu değil. Kozı vatanı Baltal'ıyla vedalaşıp hayvanlarını Taylak'a emanet ederek. sonra ikisinden biri o anlaşmayı kendisinin ölümüyle. Ayagöz'e gidiyor." diye anlaşmayı bozup başka bir yere taşınıyor. Yer. tüm kompozisyon yapısıyla ele alıp bakacak olursak bile geleneği suçlamıyor. Bayan her gün ablasının aracılığıyla Kozı'dan haber alıyor. Kozı. Bu zaman da Kozı ava çıkarak ölümden kurtuluyor. Baytalı'nın biyi Taylak'ı övüyorlar. "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanında aşk konusu Kazak milletinin geçmiş yapısında. insan. memleket isimlerini destancı tamamıyla yenilemiş. Kösemsarı'nın öldüğünü öğrendikten sonra. Bayan'a aşık olan doksan delikanlının içinde Nurkara biyin oğlu Kösemsarı ile Karatoka'nın oğlu Bulankara diye bahadırların adları geçiyor. Destanın başında Smanbay. Taylak biyin kardeşi. Bayan'a âşık olan doksan delikanlıdan birisi Kösemsarı idi. Karabay tarafına da Sasan diye biy eklenmiş. Beysembay nüshalarının bundan başka değişiklikleri de var. Takipçi cadı bu olayı öğrenip Kodar'a söylüyor. Bayan'la ikisini evlendiriyor. derebeyi toplumun anlayışıyla destan anlatan gelmiş geçmiş şairlerin hepsi bu düğümü kendi nüshalarında esas konu olarak kullanıyorlar. 90 bin atını susuzluktan kurtarıyor ve Ayagöz'e getiriyor. Ay ile Tansık Kozı'nın kurtulmasına yardımcı oluyorlar. yöneten gelenek. Kozı Kodar ile Karabay'ı öldürüyor. Kozı büyümeye başladığında. Destancının anlatımıyla annebabaları onları (Kozı ile Bayan'ı) daha annelerinin karnındayken dünür olup nişanlıyorlar. Bu yolda/davada mücadele verip tüm nüshaları trajediyle sona eriyor. sert.

Fakat bu kadar olumsuzlukları gençlerin birleşmelerine engel yapan Karabay'ın ikinci bir güçsüz. Bayan'ı başka birisine vermek için anlaşıyor babası. onun betimlediği psikolojik gerçekçi motiflere göre . Beysembay'ın eklediği sonuç. Bundan sonra Karabay taşınıyor. o toplumsal eşitsizlikleri yamayıp yumuşatıyor. Hayvanlarından başka dostu da. Bu hareketlerin tümü. Dolayısıyla destanın eski yapısında o günlerdeki geleneğin kusurları görünüyordu. Sonra destanda ay. O zaman Karabay'ın psikolojisi çeşitli özürden. Onu bozmak için. fakat hiç kimseye hatta kendi evladına bile merhameti olmayan zalim. Tansık ve Aybas gibi iki sevgilinin taraftarları var. romantik konuda kurulan lirik destan "Kozı KörpeşBayan Sulu" tüm dünyadaki folklorlarda karşılaşan. O. karışık bağlarını oluşturuyor. dramatik tartışmalar kızışarak büyüyor. Bu olayların katılmasıyla destanda pisokolojik. halkın anlayışına ayları. Kompozisyonun zor. Kendisinin 90 bin atı var. çaresiz yönü daha var. Janak'ın ustaca anlatmasıyla çok uzağa gidiyor. anlaşmayı bozamaz. suçlu değil. Anlaşmayı bozarak. kavgaları. değersiz birisi olarak tasvir ediliyor. zor noktada oluşuyor. obur zengin oluyor. Bu destanın tüm eski nüshalarında her zaman önemli bir fikir vardı. başta anlaşma yapanlardan biri olduğu için gençleri birleştiren de kendisi. halkın anlattığı destana. Kozı ile Bayan'ın trajedisi aracılığıyla toplumsal eşitsizlikleri objektif gerçeklerle açıyordu. Bu yönüyle destan dünyadaki diğer folklorların destanlarından farklı değil. şimdi daha da uzaklaştırılıyor. Pek çok genç suçsuz saf halleriyle vefat etmişlerdi denen doğru fikri destan tüm özetiyle tanıtırdı. Hayvanları da Janak'ın anlattığına göre. destan gibi nazik kızları karşı koyuyor. yakını da olmayan zalim zengin Karabay'ın taraftan oluyor. Janak'ın nüshasına sonradan Beysembay'ın eklediği son. gençler muratlanna bilig-5/Bahar '97 . yersiz bir yama. O zamanki mutsuz hikayeleri anlatıyordu. Kendisinin kompozisyon yapısında insan karakterini. Çünkü. insanın duygularını derinlemesine. Bir taraftan bakacak olursak Karabay iki yönlü kontrast hareket. Fakat destanda Sarıbay'ın kendisini kurban etmesiyle anlaşma bozulmayacak şekilde sağlamlaşmıştı. Anlaşmanın bozulması destandaki en büyük olan ilk kavga oluyor. O zamanlarda. kavga noktasının büyüyerek zorlaşmasına neden oluyor. anlaşma iki insanın arasında. bu çeşitli romantik destanların kuralları çerçevesinde büyüyor. karakterler gösteriyor. yönetici sınıfın temsilcisi olan şairin eklediği yama. halkın anlayışına yabancı. anlaşmanın bozulması mümkün değildi. yapay yamayla hafifletip ucuzlaştırıyor. Destanın bundan sonraki gelişmesinde Kozı ile Bayan birbirini özleyen sevgililer. Böylece destanın konusu sert ve güçlü düşmana şiir. ustaca sunmayla kalıplaşıyor. kalabalıktan oluşmuş oluyor. gençlerin ölmesine neden olan zorlukçu baba. onun emeğinin karşılığı olarak Karabay'ın hayvanlarını susuzluktan kurtarması nedeniyle olumlu diye ispatlanıyorsa ikinci bölümde Kodar artık zalim. Fakat boşuna olmayan yama. Sonra anlaşmayı bozarak gençlerin birleşmelerine karşı çıkıp hayatlarını mahveden de kendisi. Kodar ise. Bu durumlar psikolojik usta. Destanın yukarıda anlatılan boy anlayışına göre. Çünkü Karabay bu kızını "başka birisiyle nişanlanmış kızdı" diye söylemiyor. Belli bir duruma kadar eleştiren özelliği var olan destanı. alnının teriyle kazandığı emeğinin karşılığı olduğunu düşünüyor. iki babanın doğacak çocuklar için beraberce yaptığı an- laşma idi. ikisinin yine beraberce barış içerisinde olması gerekirdi. Karabay'ın: "yetim çocuğa kızımı vermem" demesiyle başlıyor. Karabay ne kadar uğraşsa da. Tüm romantik destanlardaki zalim. Destanın ilk bölümünde Kodar'ın Bayan'ı istemesi. Göç. Esas aşk gibi. Kader kitabına yazılmış gibi.101 Karabay'ı düşman yapıyor. Sonra Aybas'ı güçlü ve düşmana karşı Kozı'nın tarafını tutan mücadeleci biri olarak betimliyor. Sonunda kimsenin duymadığı bir yere. destancının desteklediği geleneğe göre. Eski gelenek ile kuralların gençlerin kaderini bozan kurallar olduğunu söyleyip eleştirse de. Janak'ın uzmanca kurduğu konusal kompozisyon nüshasında iki gencin trajedisi. Kozı'dan uzağa Bayan'ı götürüyor. zorlukçu olarak betimleniyor. ayırıcı gibi kalıplaşıyor. genel olarak "Kozı Körpeş" destanına yakışmayan. Böylece ilk önce Kozı'nın bulamayacağı uzaklara götürülen Bayan. Kodar aradaki üçüncü zalim güç olarak yer alıyor.

Janak'ın destanında bunlarla beraber Kozı çok hileci. tüm milleti toplayıp. Kozı'nın karşısında duran ikinci zor engel. karakteri iyi. zeki de oluyor. arkasında kalan yalnız annesi. Anne-babasının. Kozı ile Bayan'ın durumunun asırlar boyunca destan şeklinde korunmasına. vatanı. o zaman bu olay destanlaşmazdı. Şimdi destandaki önemli tiplerin farklı kişilikleri üzerinde ayrı ayrı duracağız. Beysembay'ın nüshalarında destan mutlu sonla bittiği için. Ayagöz'e geliyor. Bayanla buluşmayı. Oğlunun ikna edilemeyeceğini anlayan annesi "Yolda düşmanların çok. Bayan'ın ona âşık olduğunu söyleyip Bayan'ın selâmı olarak altın yüzüğü getirdiğinde. Destanın baş kahramanı Kozı Körpeş gençliğinde bağımsız aşkı hayal etmiş ve bahadır biri olarak tasvir ediliyor. Milletini bırakıp gidiyor. çok önem vermiyor. koyunlarını kurtlara bırakıyor. Annesinin isteği olmadan sefere çıkıyor. cesur. bilig-5/Bahar '97 . dertli âşık olduğunu bildiriyor. Bu engeller Kozı'nın yalnızlığını.102 erip mutlu olmuşlar gibi bir fikre götürüyor. Kozı'nın amacından geri dönmeyen cesur. Kodar'ı at üzerinden kaldırıp kaburgasını kırıyor. "Kozı KörpeşBayan Sulu" destanının Janak nüshasındaki kompozisyon. Kodar'ın düşmanlığı idi. dikkatli ol! izin veriyorum. tilki. Kozı'nın amacına ulaşmada karşısına çıkan üçüncü olumsuzluk dilsiz düşman olan tabiat engeli. hileci Kozı bu engelleri aşıyor. aslında iki gencin aynı hayal için mücadele edip sonunda vefat etmeleri sonucudur. Atlarını düşmana. Şoje'nin destanında bu düşmanlığın sonucunda Kozı ölüyor. diğer destanlarda düşmana tek başına karşı çıkıyor. Kodar'ın ağız çekicini kalem gibi oynatıyor. trajedi olmadığı için. deve orman. vatan milletinin iyi batasını (iyi dileklerini) aldığında Kozı. Böylece. Sasanlar zehir verdiklerinde Bayan'ın otağında düşmanları kuşattığında da Kozı yenilmiyor. Karabay'ın vefasızlığı. Janak'ın nüshasında kozı bu engelleri kolayca aşıyor. Janak. Janak'ın nüshasında bu kısım tamamıyla değiştirilmiş. Yukarıda anlatılan nüshalarda da Kozı Bayan için nesi varsa tümünü kurban ediyor. Fakat Kozı'nın saf. tehlikeye tek başına gidiyor. Kazak şairlerinin severek anlatmasına neden olan gerçek de bu." diyor. muratlarına ermekle bitecek olursa. kurt. Kozı tüm malvarlığını terk ediyor. Dolayısıyla Kozı ne gibi zorluklar olsa da hep kurtuluyor. vefalı âşık olduğunu onun tüm engelleri geçmesinden görüyoruz. Kozı. Baltalı halkının başı Taylak olup Kozı'nın tarafını tutuyor. Karabay'ın kölesi olup zor hayat yaşıyor. 1909 senesinde Kazan'da yayınlanan "Kozı KörpeşBayan Sulu" destanında Kozı "yolculuğa gitme" diyen annesinin de dediğini yapmıyor. Kendisinin en büyük düşmanı Kodar'la dost oluyor. Kozı çöldeyken. milleti idi. Kozı'nın dileğini dileyip kurban kesiyorlar. iyi yolculuklar sana. Beysembay'ın anlattığı gibi. Biz bu anlatılan incelemelerle. zorluklar çekerek tükendiğinde annesi rüyasında görüyor. Güçlü olduğu için Kodar'ı öldürmüyor. Sasan biy Kozı'yı düğüne davet edip öldürmek istediğinde. Milletin dileğiyle çölde tükenmekte olan Kozı'yla beyaz sakallı bir ihtiyarkarşılaşıyor ve ona bata veriyor. Kodar'ın taraftan ise. Bayan için zorluklar çekiyor. Janak'ın destanında kötü niyetli Karabay ile Kodar'ı öldürüyor Kozı. çabuk inanan sıfatları güçlü. fikir ve konu yapısını sergiledik. Onların durumunun destanlaşması. Bundan sonra Kozı. güçlü düşmanlarını yenerek Bayan'la evleniyor da. Onun gibi Taylak da iyi yolculuklar diliyor. Kozı karşısındaki tehlikeli zorluklara bakmadan sevdiği yari için kendini kurban ediyor. Kozı'nın karşısındaki dördüncü engel. hilesizliğini. tek başına düşmana karşı çıktığında ise hayaline ulaşamadan ölüyor. develerini çöle. Olayın sonu trajik şekilde biten Kozı çölde susuzluktan zorlanıyor. Aslında "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" öyküsünün sonu. Janak'ın destanında Kozı halka dayanıyorsa. Karabay'ın gittiği yerin. delikanlı (Kozı)da görmediği kıza âşık oluyor. Hatta küçük bir efsane de olmazdı. Bu destanın genel kompozisyon yapısından doğan durum. evlenmeyi hayal ediyor. çöl. Bu engel. Janak'ın destanında onun güçlülük sıfatı pekiştirilmiş. Onun yaptıkları adil. milletin başında Sasan biy olup. Onun için annesi beddua ediyor. cadı.

sağlam oluyor. Bundan sonra Bayan'ın aşkı hiç durmadan pekişiyor. Şöje'nin nüshasında ağlamakta olan Bayan'ın rüyasına kırk şilten (melek) gelip: "Kozı'ya kaç günlük hayat istiyorsun?" diye soruyor. ikisine otuz bir senelik hayat verip tekrar birleştiriyor. sevgiyle yaklaşıyor. Hızır. ne zaman güçlü olursun. Her şeye iyi niyetiyle. anne-baba geleneğiyle de irtibatı kesiyor. ve- bilig-5/Bahar '97 . Er Kozıke yerinden kalkı verdi. tükeniyor. Kızın sevgi gücü. Şöje'nin nüshasında bayan Kozı'ya ablalarının anlatmasıyla dışardan aşık oluyor. Şöje'nin nüshasının bu kısmı Kozı ile Bayan'ın hayal aşklarına acıdığı için eklenmiş. Kendi aşk duygusunu ölümden de değerli buluyor. cesur kız. Destanı dinci destancıların inançları da etkilemiş. en güzel örneklerle karşılaşan özellik olarak tasvir ediliyor. ikisi o dünyada birleşiyorlar diyor. iki kız beşikteki Kozı ile Bayan'ı evlendirmeyi hayal ediyorlar. Kösemsarı gibi düşmanlarını da kendisine çekip arkadaş ediyor. O zaman Bayan: "Uzun ömür istemiyorum. bu Bayan için olan kavgayla başlayıp. Onun aşk yolundaki kutsal kahramanlığı tüm dünya destanlarında. Bayan sevgilisini görmeye acele ediyor. Bu da milletin Bayan ile Kozı hikayesine acıdıkları için ekledikleri olay. Gerçek aşklar kendinde değil. ne zaman Kozı'nın damat olduğu günü görürüz?" diye. Fakat Zliha sadece zorluklar çekiyor. Bu doğunun ünlü aşk destanı "Leyla ile Mecnun"un aşkına benziyor ve iki gencin aşkı da güçlü. adetin örgüsünden kurtulmaya çalışan bir genç. Bayan'ın Kozı'ya sonra âşık olacağını Karabay'in iki kızı Ay ile Tansık'in konuşmaları gösteriyor. Olayın akışı da. merhametli olması. ayrıca Kozı'nın öldüğü zaman görünüyor. Çünkü burada iki genç birbiriyle hiç birleşemeden ölüyorlar. Bundan sonra kucaklaşarak ölmekte olan iki sevgilinin yanına Hızır geliyor. Nizami'nin anlattığı "Kısırav ile Şirin" destanında da Şirin İran'ın şahı Kısırav'la evlenip onun oğlu Şiruya. Destanda anlatıcının da dinleyicinin de Kozı'nın taraftarı olduğunu görüyoruz. Önemli kahramanlardan biri de Bayan. Kozı'nın öldüğü yerde Bayan da ölüyor. yeter!" diyor. üç gün. Hızlıca üç gün. şimdi artık benimle kendin evlen" diye haykıran acılı duygusunu dile getiriyor. Baltalı'dan taşınırken "Kozı pişmemiş bir elma. Sonunda amacına ulaşıyor. Kazak ağız edebiyatında "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" gibi şanı büyük çok yaygın bir destan yok diyebiliriz. Bu dünyada kader birleştirmediği için. büyüyor. çatışmada. derebeyi gerici geleneğin kurbanı. Bayan destanının trajedisi Nevayî'nin anlattığı "Farhad-Şirin" destanındaki Farhad'ın mezarında ölen Şirin'e benziyor. Onun için milletinden de saygı görüyor. Bayan ile Kozı.103 Kozı'nın özgün iyi bir sıfatı da. Kozı ile Bayan'ın hikayesi daha da trajik. akıllı. Destanın bu gibi ayrıcalıklı gizini Rus bilimadamları da değerli bulmuş. Kadının aşk yolunda mücadele etmesi doğuda Zliha ile başlıyor. Kozı ile Bayan'ın aşkı doğuştan demiştik. kendi babasını öldürüp üvey annesi Şirin'le evlenmek istediğinde. Bayan'ın kendi kendini aşkı için kurban etmesiyle sona eriyor. Kozı gibi Bayan da eski örf. Yas tutan Bayan yerinden kalkamadan jurtta (taşınmış köyün ardında kalar eski yer) kalıyor. O dostuna değil hatta düşmanına da kötülük düşünmüyor. "Yaratılan yedi aşktan biriymiş diye" dua edip. bu defa babayla da. Bayan bu adaletsizliğin. Bayan'ın dileğini tanrı verdi. Şirin Kısırav'ın mezarına gidip kendini hançerle öldürüyor. üç gece geçiverdi. O zamanlar Bayan gibi sevgilisine ulaşamayan Kazak kızları az değildi. üç gece beraber olsam. Bayan. Bayan önceleri anne babasına açıkça karşı çıkmıyordu. adil. Karabay Kozı'nın öldüğünü duyurup: "Kozı'dan daha iyisiyle evlendireceğim. Bayan amacından geri dönmeyen cesur kız. Destanın en güçlü kavgası da bu zorlukta. ağlama" dediğinde Bayan: "Kozı'dan başkasıyla mutlu olmayacağım. Hayatında ulaşamadığı hayaline en azından düş hayalle ulaşsın diyor gibi. Karabay gibi sert baba emrindeki kadere karşı duruyorlar.

Bayan hiçbirisine gönlünü kaptırmıyor. Karabay'ın kalbi her zaman acımayı bilmiyor. Kara- bilig-5/Bahar '97 . zenginlik. Bu yönüyle o şık bermes (cimri) Sığaybay'a. Sarıbay "evdeki hanımımız hamile" diye. Yeminine vefalı olan Sarıbay geyiği vuracağım diye vefat ediyor. delikanlının hayali olan eş olduğunu övüyor. Beyazı döküyor. mücadele ederek saf hayalini aklayıp öl diyen masumane anlayışı gösteriyor. Karabay'ın merhametsizliği. öç alma olsun. o Sarıbay'la yapılan anlaşmayı. tassaruf. kötü niyetli. Geyik daha ölmeden karnını yarıyor. yemini bozuyor. Evinde giyecek hiç cübbesi yok. Milletten kaçan açıkgözlü. milletiyle kavga etti. babası Karabay'la. acımasız. diye.104 falı eş. Bunların hepsi de dünyayı gezen dolaşan kişiler idi. merhametsizliğin. Destanda karakteri. bununla beraber. öğreniyor. cimri Karabay'da vicdan. Fakat ilk önce kendisi gidiyor. vatana da vefasız. Herkesin öyle olsun aldığı eşi. tüm vatanı. O Sarıbay'ın öleceği an arkadaşına hiç bakmıyor. Şair Karabay'ın cimriliği. Karabay destanda bazen aptal olarak gösteriliyor. diye betimliyor. cimri ki Karabay hayvanlarını kendisinin yemesini bile kıskanan zengin. Bununla halk destanı Kazak kızın aşkı için mücadele vermeyi nasihat ediyor. ayrıca. oburluk. dost. Mal mülk sevgisiyle yanan açıkgözlü. sert güç. İçinden çıkan ikiz yavrusunu kesiyor. cimri olan zengin ona "saçmalama" diyerek konuşturmuyor. O dostluğu bir geyiğe satabiliyor. şanını duyan Toksanbay'ın doksan oğlu âşık oluyorlar. aşk kadının yapamayacağı güçle görünüyor. O kimseyle yakın arkadaşlık kurmuyor. Şöje destanın sonunda: Kozı'nın öldüğü yerde Bayan da ölmüş. ispatlayarak tasvir ediyor. Karabay'ın açıkgözlülüğü. Seksen beş yaşında olan Karabay'ın baybişesi (hanımı) çocuk doğurup bir dilsiz kadın Karabay'a müjdeleyerek geldiğinde. insanlık duygusu yok. Kuru yas tutmakla ölmek az. Mal varlık zenginliğin yanında onun için vatan. taşla vurarak öldürüyor. ayıp." diyor anlatıcı. Bu yolda ancak Kodar'la kavga etmedi. anne geyiği vurmadığında. Genç kızın mutsuz olmasına neden oluyor. hem güçlü kız. Kodar'ı kuyuya indirip. milletten uzaklaşıyor. O güçlü özelliğini Bayan Kozı öldükten sonra da daha net şekilde gösteriyor. adalet hiç yok. Zalim zengini iğrenç şekilde gösteren görüntüyü bu tipte görüyoruz. karakterleri tam olarak tasvir edilen kişilerden biri Karabay. Geri dönüp doksan deveye yüklenmiş sabaları (kımız konulan kap) bıçakla yarıyor. Bayan'ın halkın saygı duyduğu. Diğer aşk destanlarında karşılaşmayan. kâr. bencilliği o kadar derin. Bayan çok güzel kız. Onun net sıfatlarından biri cimrilik. Boşuna ağlayıp ölme. O insanları hiç sevmiyor. şair burada mizahla anlatılıyor. acımasız kalabalığa dönüşüyor. Karabay'da merhamet. yemini bozuyor. Kendi çocuğuna bile acımıyor. bencil. Çünkü geyik onun için yemek. Doksan bin atı olan Karabay'ın gönlü o kadar dar. Bunların içinde en güçlüsü Kodar ise de. eşinden doğan çocuğun gözyaşı hiç önemli değil. Beyaz dökme. Kazakların inançlarına göre büyük günah. "Onun güzelliğini. Bayan düşmanıyla savaşabilen hem akıllı. Bayan'a sadece sevgilisi değerli. Sarıbay öldükten sonra başsağlığı dilemek için Sarıbay'ın köyüne gitmeye hazırlanıyor. O kendi evladı Bayan'ı çölde atlarını susuzluktan kurtardığı için Kodar'a vermeye kalkışıyor. Yoksa arkadaşlıktan uzaklaşıyor musun?diyor. İnsanlara değer vermiyor. "ölsem de bir doyayım vuruver" diye Sarıbay'ı zorluyor ve: Karşılaşan hayvanı niye vurmuyorsun. yemin bozma. Bu. Bayan ölen sevgilisi için kendisi öç alıyor. Destan da Karabay'ın bu karakteri iyi betimlenmiş. O zaman Karabay ölen Sarıbay'a bakmıyor. Destanda şair onu: Doksan bin atı olan zengin olsa da. mal sevgisi. Fakat. O millete de. Çocuğu görüp geri kaçıyor. taş kalpliliğin işaretidir. Bayan ona hiç gönül vermiyor. cimriliğinden hemen güç alıp. karğız beyneli (lanetli) Karmbay'a benziyor.

Destandaki birbirini seven gençlerin muradına balta vuran olumsuz kahramanlardan biri Kodar. arkadaşlık ediyorlar. Karabay'ın kızları Ay ile Tansık doğdukları yerden taşınmak istemiyorlar. her kuyu yüz kişilik. Karabay destanda sertliği. Nasıl olsa da bu durumlar Kodar'ın kusurlarını örtmüyor. Kodar'ın zalimliği kıskançlığa dönüp." diye inat ediyor. Kodar'ın ettiği yemin ile verdiği sözlerin de değeri yok. Kendisinden büyük. Su çıkmayan kuyuya. herkesin önünde açık meydan da savaşmaya korkuyor. bazı nüshalarda da Kalmuk bahadırı deniliyor. Kodar'ın zalimliği ne kadar ağır basıyorsa da destanda onun Bayan'a gerçekten aşık olması da anlatılıyor. Bayan'la evlenebilmek için zorluklara göğüs geriyor. Ayagöz'e geldikten sonra Bayan'ı isteyen doksan delikanlıya kendisi karşı duruyor. Uyurken öldürüyor. Bunun gibi olumlu kahramanların bir kısmı: Sarıbay. diyor. Taylak Kozı'nın taraftarlan. kız için. Fakat bahadır değil. Burada Kodar olumsuz yönüyle görünüyor. pekiştiriyor. Taylak mi- bilig-5/Bahar '97 . Şöje'nin nüshasında Kodar çok ünlü Noğay zengini Şakpakbay'ın oğlu deniliyorsa. Çocukken yetim kalan Kozı'ya her zaman babalık. emeği objektif şekilde anlatıyor. Bayan'ın peşini bırakmıyor. onun mezarına kapla su götürüp büyük göl yaptırıyor. psikolojik karışıklığı farkediliyor. Burada halkın doğruluğa olan taraftarlığı anlatılıyor. Onu millet seviyor. kaba Kodar karşımıza çıkıyor. Kozı ile Bayan'ın ölümüne neden oluyor. bencilliği. Olumlu kahramanlar sayesinde değer veriliyor. Kodar da zalimliğiyle. zalim. sonra ona Tanrı acımaz" diyor. açıkgözlülüğü ile görünüyorsa. Karabay dünürlük yeminini bozup Baltalı'dan taşınmaya kalkıştığında kadın: "Adamcağız. Sanbay öldüğünde. korkuyor. Bir taraftan bakarsak destanın bazı nüshaları. usta ve hüzünlü şekilde anlatılıyor. Burada. Destan insanın duygu dünyasını çok ustaca betimliyor. Bunlara rağmen. Yenilirse yalvarır. diğer kuyulardan kapla su getirip dolduruyor. Arkadaşlık yemini onun kötülük yapmasına araç oluyor. Kodar'ın iyi yönleri. Düşmanını yendiğinde acımıyor. Bunlar. Kodar kendisine rakip olan Kozı ile. güçlü bahadır'la karşılaştığında çekiniyor. "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanının farkı burada. Karabay gibi.105 bay'ın acımasız sertliğini sonuna kadar daha derinleştirerek. "Anne babamı kurban etsem de seninle evlenirim. Kodar belli bir yere kadar çalışkan olarak tasvir ediliyor. Kodar dev. "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanı sadık dostluğu anlatan destan. sonra da kötülük düşünmeye başlıyor. adaletsizliğiyle görünüyor. Ve taşınmaya karşı çıkıyor. Kodar gerçekten de dev. Kodar'ın tüm kötülükleri Bayan'ı istemesinden doğuyor. Bayan ona: "Nogay'la çıkmam" dedikten sonra Kodar'ın Bayan'ı istemesi hemen kaba kuvvete kadar büyüyor. Hepsinde de bencil. Aybas. sadece güç sahibi. Destanın bu kısmında Kodar suçlu değil. Buna gücünün yeteceğine inanıyor. bayağı kölesi. beş kuyu kazıyor. Şöje'nin nüshasında Noğay'lara misafirliğe gittiğinde Bayan'ı gören Kodar hemen âşık oluyor. Hatta jilkışı (at sürüsü çobanı) bile oluyor. Janak'ın nüshasında Kodar Karabay'a: Üvey kızını ben almam. hangi erkek yemini bozar. Bunun sonunu trajediye götürüyor. Janak'ın nüshasında Kodar kuş uçmayan ıssız yerde hergün dört. zor yapılı destanın zıt durumlarını biraraya toplayan noktalan. O. Yenildiği zaman Kozı'yla arkadaş oluyor. Karabay'ın hanımı ve kızlarında Karabay karakteri mevcut değil. İki kızın doğup büyüdükleri yerle vedalaşması Janak'ın nüshasında çok güzel. Gölge gibi. gittikçe pekişip. Cömert de değil. Kodar çalışmakla amacına ulaşmak istiyor. Sarıbay iyi niyetli baba. Pantusov'un kaydettiği destanda Tansık adındaki ablası öldüğünde. Hiçbir şeyden korkmuyor. Bayanla evlenebilmek için üç sene boyunca Karabay'ın koyunlarına çoban oluyor. Bunun gibi insanlar kendinden başkasını tanımıyor. Ben ancak Bayan'ı isterim. Üçüncü nüshalarda ise Karaabay'ın üvey oğlu. kıskanç. Bayan. Bazen.

Kodarın ölümüyle sonuçlanıyor. Gruplaştıracak olursak. örneği güçlü. Kozı. kompozisyonu çeşitli nüshalarda da farklı oluyor. Ay bas. kahramanlarının konuşmasına (monolog) üç yerde rastlanıyor. Fakat "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanında kendini âşık için kız kurban ediyorsa orada erkek (Mecnun) kurban ediyor. ikinci kısmı iyiliğin örneği olarak gösteriliyor. Bu Kazak kadınının geçmişteki ağır hayatına işaret ediyor. Ve hepsi estetik kaygısıyla kullanılıyor. olayların çekici. Acımasız Karabay. sevgililerin bu dünyada mutlu olmalarını hayal ediyor. Ay. Sonu trajik. Sasanbiy. Janak'ın nüshasının esas özelliği de romantik aşk sistemiyle oluşturulmuş. Aşk konusunu ele alırsak. Bunlarda da bu dünyada evlenemeyen Kozı ile Bayan. adaletin taraf tarlan. Janak'ın nüshasında sadece iki defa karşılaşılıyor. Destanda halkın söylediği gelenek şiirlerinin özelliği. Yedi heceli şiirle. iki sevgiliyi evlendiriyor. Kahramanların bir kısmı kötülüğün örneği ise. Pantusov. Onları halk lanetliyor. fakat gerçek milletin dili. Destanın çoğu boy. "Kozı Körpeş-Bayan. Kastane. Destanın bu iki koluna uygun şekilde onun kompozisyonu da değişik/farklı. Destan çoğu zaman şiirle anlatılıyor. sevinç. Burada gerçekçilik ağır basıyor. Sulu" destanının dili eski. Göçebe yaşamın geleneğinde olumsuzlukları kolaylaştırıyor. bilig-5/Bahar '97 . *** III "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanının fikri. Destanda hayatın gerçekliği. derebeyi toplumun geleneğindeki adaletsizlikleri anlatıyor. öbür dünyada birleşiyorlar. Destanın ikinci kolu. Karabay onları döverek geri yolladığı zaman da barışı koruyan Taylak öç alacağız diyenleri yatıştırıyor. Fakat destanın betimleme özelliği onun yalnızca dilinde değil. "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanı Kazak edebiyatının büyük miraslarından biri. Şöje. çoğu zaman fikrinde. Berezin. "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanında ibret verme özelliği güçlü. zalimliğin taraftarları. Bayan'ın intihar etmesiyle bitiyor. Zalim Kodar. çözümü. Destanda kötülükle iyiliğin kavgası tasvir ediliyor. burada göçebe milletin geleneğini eleştirme var. olumsuzluğu tasvir ediliyor. çözü- mü . Başka nüshalarda zirveye ulaşma. vefasız yenge. Bunların sonu. Öbür dünyadaki mutluluğu amaç edinmiyor. Destancının tüm dilekleri bunların tarafında. onları hafifleterek örtme durumu söz konusu. iyiliğin. Radloff. Tansık. Abramov'ın nüshaları ve 1909 senesinde yayınlanan nüsha bunun gibi. onları esas iki kola ayırabiliriz. "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanında baş kahramanın Bayan olması da bundan dolayı. İnsanların karakterleri yaşamdan doğuyor. Bayan. Janak'ın nüshası. Burada "LeylaMecnun"a benzerlik var. Zirveye ulaşması-Kösemsarı'nın ölümü. benzetmeler kullanılmış. Bundan dolayı. Destanın başka bir özelliği. güzel olarak tasvir edilmesinde. insan tiplerinde. Destanın içinde deyimler.106 İleti toplayıp Sarıbay'ın ölüsünün nerede kaldığını söylememişti. Kozı'nın ölümü. Bayan'ı istemek için Karabay'a on bir elçi gönderdiğinde. Destanın çoğunda romantik özellik ağır basıyor ve destan trajediyle sona eriyor.

107

KÖKSEREK

I Kara adırın çalılıklarla kaplı vadisi ıssızdı. Etrafında sıra sıra büklüm büklüm adırlar vardı. Yakın tepelerin tamamı kısa boz çalılık, ladin ağaçlarıyla kaplıydı. Vadi boyunca mayıs ayının serin rüzgârı esiyordu. Başları göğerip, çiçekleri patlayan sık çalılık, rüzgârın etkisiyle hışırtılarla dalga dalga salınıyordu. Civardaki yabani soğan, taze otların burcu burcu kokusu her tarafı kaplıyordu. Geniş bölgenin tamamını kaplayan çalılıkların ortasında derin sarp bir yar vardı. Onun baş tarafında itburnuyla dolu sık ağaçlıkların arasında bir kurt ini var. Yakın bölgedeki insanların bildiği eski bir in. Yazdan beri iki kurt gelerek orayı yuva yaptı. Önceleri itburnunun yanında, genişliği bir kişi sığacak kadar küçük, dar bir alanda üç büyük in vardı. Bu sene taze toprağın yanında tümsekleşip bir in daha ortaya çıkmış. Hepsi bir yerdeydi ve yerin altından birbirine bağlıydı. Civar, kurtların hareket sahasıydı. Taze otlar çiğnenip ezilmişti. Yakındaki çalılıklarda kurtların beyaz kılları görünüyordu. Kıştan kalan tüyleri şimdi de her yerde sürtünüp takılıp kalıyordu. İnlerin ortasında iki sık sasır 2 kat büyümüştü. Şimdi onun dibinde kış yününü tamamıyla atmamış beyaz bir kurt yatıyordu. Göğsünün altındaki minik boz enikleri kımıl kımıl kıpraşıyordu. Parlayan sıcak güneş onlara ferahlık veriyordu. Kamaşan gözleri bir açılıp bir kapanıyor, dolgun memeleri şapır şupur emiliyordu. Başucundaki sasır otlan sallanıyor, civardaki çalılıklarla itburnu başları oynaşıyordu. Bir ara baş taraftan çatır çutur, patır kütür kınlan sele sazı, lâdin ağaçları ve kuru çalı çırpı sesleri gelip, Beyaz Kurt aklını başına toplayıncaya kadar gürültülerle birşey yaklaştı. Hemen yerinden kalktı... Göğsünün altındaki boz enikler saçılıp çil yavrusu gibi allak bullak yuvarlandılar. Beyaz kurt "Hars" ederek, azı dişlerini göstere göstere hırıldayarak ayaklandı. Tam o sırada, öbeğinden, çalılıklardan aşarak önüne küçük bir kuzu pat diye düştü. Onun arkasından zıplayarak çıkan Kök Şolak, nefes nefese,

Muhtar Awezov
Aktaranlar: Zeyneş İSMAİL - Ahmet GÜNGÖR

bilig-5/Bahar '97

108

burnundan köpükler saçarak beyaz kurdun bütün vücudunu koklayıp, her tarafını yaladı. Sonra yerde yığılıp debelenen kuzuyu görünce "hırr" ederek üzerine atıldı. Kuzu, obur ağzın dişleri altında, kan revan içinde paramparça oldu. Taze kemik kıtır kıtır kırıldı. Onu hapır hupur, hark hurk ederek iştahlı ağızlar yutuyordu. Burnu, kafası ve yeleleri kıp kızıl kan olan kurdun yeşil gözleri etrafa ateş saçıyordu. Kısa zamanda ikisi, kuzunun bulunduğu yeri koklayıp kaldı. Şimdi biraz da yeşil çimende, bir o tarafa bir bu tarafa avunlanıp gerinip yediklerini kusmaya başladılar. İlk doğan, gözü açılan enikler onu yalaya yalaya yiyordu. Son doğan iki süt eniği bedenini kaldıramıyor habire çabalıyordu, şimdi onları göğsünün altına alarak emzirmeye başladı. *** II Ertesi günü öğleye doğru yabancı bir koku ortalığı sardı, uzaktan belirsiz uğultulu sesler duyuluyor ve gittikçe yaklaşıyordu. Enikleri ensesinden dişleyip, inlerine birer birer sokarak, beyaz kurt çalılıkların içine girdi. İn üzerine nal sesleri, şakırtılarıyla geldi, bağrışma çağrışmalar arttı. Birinin üzerine birisi eklenip kalabalık çoğaldı. At üzerinden yere bırakılan ağaçlar çatır çutur iniyordu. İnsanlar in ağzına doğru hareket ettiler. Keskin gözlerinin derinliğine takıldı. Enikler birbirlerinin üzerine çıkıp vücutlarını kaldıramadan yakın yerde yatıyorlardı. Sımsıcak ve güçlü eller, enikleri boyunlarından, enselerinden kavrayıp birer birer dışarı çıkardılar. Yedi eniğin beşini, gözlerinin içine baka baka öldürdükten sonra diğer ikisini sağ bıraktılar. Giderken birisinin diz kapağının altındaki damarları keserek bırakıp diğer en küçük olanını alıp götürdüler. İki kurt geride kalan tek eniği dişleyerek ortadan kayboldu. İn bomboş kalmıştı... Bundan sonra bir hafta, civardaki halk arasında gece gündüz curcuna koptu. Koyunlar yaralandı.

Kuzular götürüldü. Buzağılar öldürüldü. Dışarıda yavrulayan kısrakların bir kaç kulunu yenildi. Yakalanan bozkurt eniği artık obadan biri olmuştu. *** III Gözünü, obaya geldikten iki gün sonra açtı. Oba halkı büyütülebilir, dedi. Küçük Kurmaş ona Kökserek adını koydu. Gece gündüz yanından aynlmıyordu. Ona ait bir yalçanağı yapıldı. Vücudunu toplayıp yürümeye başladıktan sonra boynuna bir ip takıldı. Kurt yavrusu ev içinden çıkmazdı. Kurmaş onu geceleri yanına alıp yatardı. Bu nedenle Kurmaş, yaşlı büyükannesinin koynundan çıkıp ayrı yatardı. Kökserek'in yanında veya ayak tarafında yorgan altında uyurdu. Yaz ortasına gelindiğinde Kökserek büyümüştü. Semirip ensesi kalınlaşmaya da başladı. Ama büyümesi dışarıdaki kurtlara nazaran biraz yavaştı. Obadaki kendi yaşıt köpek eniklerinden öyle büyük de değildi. Bu zamana kadar Kökserek oba itlerinden göreceğini gördü. Hiçbir köpek bunu dost görmüyor, yanına yaklaştırmıyordu. Kurda saldırabilen cesur erkek köpekler buna dalıyorlardı. Diğer birçok köpek hırıldayıp havlayarak bazen saldınyor, her tarafından yaka paça ısırıp kaçıyorlardı. Kurmaş onun yanındayken hırpalanmıyordu. Ama büyüdükçe sahibi bununla pek fazla ilgilenmiyordu. Böyle durumlarda Kökserek'e daima düşman köpekler rastlardı. Bir zaman, evin büyük iri ala erkek köpeği, onu tenha bir yerde yakalayıp yere çalarak çok hırpaladı. Bunu gören diğer itler de başına üşüşüp kasıklarından ısırıp budundan çekiştirerek neredeyse öldüreyazdılar. Hay huyla çocuklar, büyükler başlarına toplanıp köpekleri dövüp zor bela ayırdılar. Ama Kökserek şimdiye kadar hiçbir zaman "gık" diye acı çektiğini hissettiren bir ses çıkarmamıştı. Dalayacağım diye it saldırdığında ense tüyleri kaba-

bilig-5/Bahar '97

109

rıp diken diken oluyordu. Dişleri vücuduna geçip acı verdiğinde sessizce ağzını kenardan açıyordu. — Kâfir, inatçının ta kendisi! Teslim olmuyor, yılmıyor! diye obanın dilinden düşmüyordu. Bununla birlikte Kökserek hakkında obanın hanımları çeşitli söylentiler yaydılar. — Hırsız. Ne kadar beslersen besle bundan bir halt çıkmaz. Kökü düşman değil mi? diye konuşu yorlardı. Bazıları: "Gece, kuzuların kuyruğundan ayrılmıyor. Koyunları ürkütüyor. Gece de gözleri keskin. Yalnız itlerden korktuğu için evde yatıyor," diyorlardı. Kurmaş bu dedikodulara aldırış etmiyordu. Gerçekten Kökserek yemeğe son derece düşkündü. Önüne getirilen yemeği, yanında biri olduğu zaman yalamıyor, yemiyordu. Şayet yanında birileri olmazsa hemen silip süpürüyordu. Çok acıkmışsa kendine verilmeyen yemeği de yerdi. Gözönünde sele sazlığın içine dalıp keçe evin duvarında asılı duran et, tuzlu deri, kazanda yoğurt (irkit) katık varsa, hepsini sanki kendisine ayrılmış gibi koklayıp yalayıp yutuyordu. Bazen suç üstünde yakalanıp dayak da yiyordu. Çok kez aniden kafasının üzerine "pat" diye inen oklavayı vücudunun her zerresine işleyen kamçıyı da tattı. Bütün bunlara tepki olarak sadece ağzını yandan açıyordu. Kurmaş, eğitmeye çalışsa da, Kökserek hırsızlık ile helâl yemeğin farkını bir türlü kavrayamadı. Bazen kendileri varıp "ye" diyorlardı. Bazen de kendisi çalıp yerken dövüyorlardı. Bundan dolayı arasıra önüne hazırlanıp getirilen yemeği yemez, gözünün altından feldir feldir bakardı. Her nasıl olsa da Kökserek bulup buluşturup aç kalmıyordu. Günde iki öğün yemek yemek onun prensibi olmuştu. İki kez bizzat elden yemek verilmezse, o günü Kökserek bir başına gidip kendisi birşeyler atıştırırdı. Böylece yaz sonlarına gelindiğinde Kökserek kocaman bir bozkurt olarak yetişti. Artık ala erkek köpek de yanına yaklaşamıyordu. Ense kılları dikleşip gözleri yeşile karışıp dişlerini gösterip ağzını so-

nuna kadar açıp saldırdığında nice sıradan erkek köpekler, zayıf kancıklar çenileyip köşe bucak ondan kaçarlardı. Böyle durumlarda Kurmaş'ın kendisi çekine çekine yaklaşıp durdurmaya çalışıyordu. ***

IV İstenildiği gibi tek gelişmeyen dişleriydi. Kökserek, erkek kurt idi. Bu nedenle boyu büyümeye devam etti. Ama tamamıyla gelişmedi. Kılları ala boz ensesi sertleşip, omurga başından kuyruğuna kadar boydan boya yay gibi eğilmişti. Yaydan çıkan bir ok gibi süzülen sivrilmiş bir biçimi vardı. Kendisi hiçkimseye gidip dokunmuyordu. İtleri düşman görüp onlara bir türlü ısınmıyordu. Şimdiye kadar bir defa neşelenip oynadığı görülmedi. Barışmıyor, soğuk duruyor, yanlızca kendi adını biliyordu. Kurmaş'la Büyükannesi çağırdığı zaman geliyordu. O zaman da koşa koşa gelmek yerine kuyruğunu aşağı indirip salına salına geliyordu. Bunu da acıktığında yapardı. Yoksa çoğunlukla biraz ötede inatlaşıp gözünün altından feldir feldir bakıp yatardı. Gidip dokunup yerinden kaldırıldıktan sonra eve giderdi. Büyüdükçe mağrurlanıp vahşileşiyordu. Bunu farkeden büyükler: — Artık bunu öldürüp derisini almak gerek, bu kâfir adam olmaz! diyorlardı. Ama Kurmaş ondan vazgeçmedi. Böyle biraz zaman geçerken Kökserek birgün ala erkek ite meydan okudu. Ala erkek itin sahibi çocuk Cumaş yaz boyunca Kurmaşa: — Kurdun varsa ne olmuş yani, benim ala erkek itim bir kere de boğup atar. Eğer ayırmazsan öldürür bile! diyordu sürekli. Birgün öğle üzeri Kurmaş, Kökserek'i dışarı çıkarıp, yemek yedirirken öteden yal çanağından çıkan sesi duyan ala erkek köpek, evin gölgesinden çıkıp ona doğru fırlamıştı. O süratle, yolunda duran Kurmaş'a dahi aldırmadan gelip Kökserek'in böğründen "hart" diye ısırdı.

bilig-5/Bahar '97

110

Önceleri böyle bir durumda yemeğini bırakıp korkulu gözlerle çekip giden Kökserek şimdi yüksek sesle hırlayarak ala erkek köpeğin boğazını yakalayıverdi. Kaptığı yer kulakla şakak arasıydı. Köpeğin boynunu çevirmesine fırsat vermeden iyice dişlerini geçirip silkelediğinde büyük köpeğin arka kısmı savrula savrula Kökserek'in yanına boylu boyunca yığıldı. Etraftan oba halkı gürültülerle toplanmıştı. Kökserek, ala erkek köpeği gırtlağından sıkıp boğarak bıraktıktan sonra ensesi dikleşip kalabalık arasından ayrıldı. Galip gelen düşmanın pençesinden zorlukla kurtulan ala erkek köpek çenileye çenileye kıllarını yatırarak bir tarafa kaçtı. Bu olayın ertesi günü akşama doğru oba civarında yatmakta olan koyun sürüsüne kurt saldırdı. Tepe başındaki çobanın bağırıp çağırmasıyla obadaki genci yaşlısı, atlı yaya itleri saldırtarak koşturmuşlardı. Bunların içinde "Kökserek de gitti." diyerek Kurmaş da katıldı. Ama kurda hiçbir köpek yetişemedi. Tepeyi aşmadan bütün köpekler ve insanların hepsi durakladı. Bütün her taraftaki bayırdan koşarak iki büyük karaltı aştı. O iki kurttu. Onların arkasında burnunu yere indirip hiç durmadan süratle ilerleyip Kökserek gidiyordu. Bir zaman belden aşıp gitti. Arkasından Kurmaş ve diğer çocuklar birinin arkasından diğeri: "Köök-se-re-ek! Köök-se-reek! diye çağırarak koşturdular. Karanlık çökerken Kökserek tek başına ağırdan alıp obaya geldi. Ama eve girmedi, biraz ötede durup defalarca yeri toz duman ederek eşeliyordu. Bele baka baka bir o tarafa bir bu tarafa yürürken yeri kokluyor, bir türlü sakinleşemiyordu. Kökserek'in bu durumunu farkeden Kurmaş'ın babası: — Tüh, Allah kahretsin, bunun gözleri yemyeşil olup gitmiş ya. Soyunun sopunun farkına varmış melun: tamam oğlum, artık bunu öldürüp derisini alalım, demişti. Kurmaş bunu kabul etmedi. Ama bu geceden iki

gün sonra, Kökserek bir gece ortadan kayboldu. Kurmaş'a "kaçıp gitti" demeye dilleri varmayıp, hepsi etraftaki sele sazı çalılıklardan, kuytu yerlerden aradılar. Bulamadılar. Böylece insanlar onu gitti diye düşünürken, üç gün geçtikten sonra bir gün sabah ummadığı bir yerden Kökserek aniden ortaya çıkıverdi. Kurmaş'la babası Kökserek'in bu hareketine sevinip heyecanla karşıladılar. Bu kez geldiğinde Kökserek'in böğürleri içine girip bir hayli acıkmış. Bütün vücudu çamur içinde kalıp perperişan bir halde geldi. Burada kaldı. Tekrar eski kıvamına gelip iyice semirip artık irileşmeye başladı. Bu gelişmesi gerçekten kocaman bir kurt olarak büyümenin işaretiydi. Bunu kendisi de farketmiş olsa gerek. Sonbaharın sert fırtınalı, karanlık bir gecesinde Kökserek yine sırra kadem bastı. Bu seferki ciddiydi. Artık bir daha dönmemek üzere gitti. O bozkurt, tarla faresi ve tavşan yavrusu gibilerle idare edip yaşımını sürdürdü. Böylece kışa da gelmişti. Hilalli gecelerde burun deliklerinden buğular çıkıyordu. Ayaz gecelerde ayaklarının altındaki kar "kart kurt" diye sesler çıkarıyordu. Bayır bayır dolaştı. Birçok yerlerde aranıp, rüzgâr yönüne burnunu verip uzaktan aldığı kokuyla yürüyerek bir kışlağın üzerinden çıkıverdi. Dağ üzerindeki boz çalılık karlı adırdan bir o tarafa bir bu tarafa yürüyüp uzun zaman etrafı kolaçan etti. Açıkta görünen hayvan yoktu. Etrafı karaltılı kışlak vardı. Faltaşı gibi açılan gözler misali her taraftan kıpkızıl ateşler görünüyordu. Otluğun tepesiyle ahırın kenarında yatan itler havlıyordu. Dikkatli olana bu havlamalar durdurak bilmiyordu. Ama ağıldan gece boyunca burnuna koyun kokusu gelip iştahını kabartıyordu. Ağıla yaklaşacağım demişti ki birçok it havlaşarak onu oraya yaklaştırmadılar. Sert ayazdan burnunun ucu, ağız kenarları acıyıp, dayanılmayacak derecede donmaya başladı. Tabanlarına işleyen soğuk, ayaklarını sızlatıp bıçak gibi kesiyordu. Tekrar koşup adıra çıktı. İlk defa çaresizlikten göğe bakarak ağzını açıp

bilig-5/Bahar '97

111

inlerken içinden yüksek bir ses çıktı. Beklenmedik bir sesti bu. Kökserek'in ilk uluması böyle oldu. Karla kaplı ıssız adırda güçlü sesiyle her tarafı çınlattı. Hiç durmadan uzun uzun uludu. Sesi yayıldıkça vadideki oba tarafından birçok itin havlamaları, çenilemeleri duyuldu. Kökserek, kuyruğunu arka ayaklarının arasına kısıp açlıktan beli bükülmüş halde karnı devamlı solk solk ederek uluyordu. Bir ara tam yakınından kendi sesine benzer bir ses duyuldu. O da kendisi gibi uluyordu. Kökserek'in sesini duyup civarda dolaşan dişi kurt bunu arayıp geliyordu. İkisi iki yakadan birbirini görür görmez birbirine doğru koştular. Yaklaştıklarında hırıldaşıp, dişlerini dokundurmadan birbirine sürtünerek geçtiler. Açlıktan azı dişleri takırdıyordu. Kökserek sesini yükselterek, yanına fazla yaklaştırmak istemeyip bir o tarafa bir bu tarafa oynaklayıp çabucak dönerek gücünü göstermek istemişti. Beyaz kurt, etrafında teslimiyetini gösteren bir sesle onun izini kokladı. Az sonra kuyruk tarafından koklayıp bacağını yalayarak geçti. İkisinin kokuları birbirini buluşturdu. Kökserek de onun bütün vücudunu kokladı. Birer kez birbirlerinin yanaklarını yaladılar. Keyifle vadiye doğru yöneldiler. İkisi de artık rahatça hızlı koşuyordu. Ahır yanındaki çıkıntılı bayırın aşağısına doğru inerken sık tüylü, gür sesli erkek köpek peşlerine düştü. Bu Kökserek'in yaz boyunca diş bilediği ala erkek köpekti. Kurtların son sürat kaçtıkları yoktu. Beyaz kurdu önüne alıp, Kökserek arkasına, sağa sola devamlı bakınıp ovaya, izbe bir yere doğru indi. İtleri arkasına katarak ürüye ürüye kurtların peşine takılan ala erkek köpek, bunlar ovaya indiğinde duraklayacak oldu. Diğer köpekler bayırın tepesinde öylesine bekleşip, çaresizce ardından bakıyorlardı. Şimdi ala erkek köpek durakladığında Kökserek döner dönmez ona atıldı. Beyaz kurt da dönüp süratle gelerek köpeğin önüne çıktı. İkisinin sıkıştırmasına dayanamayınca yılıp kaçan ala erkek köpek, kuyruğunu dikip, acele gücele yakaya doğru kaçmaya çalıştı. Beyaz kurt ona

yetişip ısırdı, arka tarafı yalpalasa da ala erkek köpek yıkılmadan dik dik bakıp hırıldayarak duraklamıştı. O zaman bunlara ulaşan Kökserek, yetişir yetişmez köpeğin kulak şakak arasından yakalayıp göz açıp kapayıncaya kadar alaşağı edip altına toparlayıp bastırdı. Kurtların ikisinin de enseleri kabarıp yeleleri dikleşmişti. Başlangıçta ağızlar sık kıllarla dolsa da arkasından sıcak kana, yumuşak ete, çatır çatır kırılan kemiğe de ulaşmışlardı. Ayaklarının altında çukurlaşan kalın kar tabakası havaya savruluyordu. Yumuşaklığa, ağızlan dalıp ikisi de ses çıkarmadan şapırdata şupurdata yutuyorlardı. Soğuk karla kanşan sıcak yemeği acele gücele midelerine afiyetle indiriyorlardı. Sonunda, iki butu ikisi tam ortasından ayırıp yulkuşarak götürdüler. Kısa sürede köpeğin sadece ayaklarıyla kuyruğu kaldı. Bunun dışında geriye her tarafa dağılan kılları kaldı. İkisi gökyüzündeki aya doğru başlarını dikip tekrar Karaadır'a yöneldi. Önünde Kökserek, arkasından onu takip eden beyaz kurt adırlara girer girmez bir sarp kayalığın dibinde avunlandılar. *** V Bundan sonra ikisi birbirinden ayrılmadı. Kökserek; yanına bir arkadaş katıldı katılalı iyice gelişti. Ayakları kalınlaşıp kılları uzayıp kendisi iri, güçlü bir bozkurt oldu. Kış da olsa ensesi sertleşip gerdanı sarkarak semirdi. Nam salan iki kurttan, Karaadir'ın içinde ve dışında tüm halk göreceğini gördü. Bozkırda çobanların önünden koyun gaspederek, yayladaki ineklere saldırıp danasından ineğine kadar yiyen bu ikisiydi. Şubat mart aylarında üç dört deve de yenildi. "İnsandan korkmuyor. Özellikle bir Kök Şolak var. Koyunu yere indirip parçalarken, tam yanına gelinceye kadar kaçmıyor." "Bozkırdaki koyunlara saldırırken önce birisi gelip sürüye daldığında çoban onunla meşgul olurken diğer taraftan ikincisi gelip dalıyor" diyorlardı.

bilig-5/Bahar '97

Süratle gelip ısırarak geçiyordu. Fakir bir obanın ağılına girip on kadar koyununu tek kendisi boğup öldürerek yakayı sıyırdığı da oldu. İnsan gözünden uzak onu buraya getiren beyaz kurttu. Geldiğinde o belden. Bununla birlikte Kökserek ayrı ıssız yerde çok hareketliydi. Öğle vaktinde veya sabah. dereler vardı. Onu. Beyaz kurt. Kurdu kar kaldırıyordu. ondan ötesi göldü. o sele sazlığından. Zehir koyanların zehrini de yemedi. inin civarında oluyordu. Oylum oylum toprak görünmeye başladı. Birkaç gün bir iki obanın etrafında cirit atıp onun ardından bir hafta on gün kadar ortalıktan kayboluyordu. Onların arasında sık sele sazlığının içinde eski bir kurt ini vardı. haz veriyordu. Ama gece gündüzün birinde ne yaparlarsa yapsınlar mutlaka bir gafletleri oluyordu. ayazlı gecelerde bir iki ağıla da indiler. akşamı farketmiyordu. Saldın zaman ve mekân tanımıyordu. Kamışların arasındaki birçok kuşun yumurtasını yiyordu. ağzından kesek kesek kuyruklan kustu. Beyaz kurt da oyunu sevmeye başladı. iki kurt hakkında Karaadır halkının efsanevî hikayesi oldu. halk biraraya geldiğinde sohbetlerinin konusunu bu iki kurt teşkil ediyordu. Bunu yapmadı. adır adır peşinden koşturtup yolunu şaşırtmıştı. İkisi sık çalılıklar arasında dinlendiler.112 Boranlı. öğlesi. Bazen zıplayarak atılıp ensesinden kavrayarak ısırıp sıkarak bırakıyordu. Her taraf yeşillenip yaz gelince iki kurttan Karaadırın halkı rahat bir nefes aldı. sabahı. Kurdun yaklaşamayacağı yerden. Kökserek tam o ana denk gelmiş gibi hazır ve nazır olarak sahneye çıkıveriyordu. Böyle durumlarda beyaz kurt yürümekten yorgun gelip dinlendiğinde Kökserek etrafında kar eşeleyip savuruyordu. Bir defasında da ünlü kestane renkli atıyla Arıstanbek çıkıp peşine düşmüştü. Başından yuvarlanarak düşse de bazen beyaz kurt hırıldayıp dişini takırdatıp. Her obanın yakınlarında kendilerinin belli başlı gözetleyip geldikleri bayırları. Çekildi. Kökserek inin ağzını tırmalayıp toz duman ettikten sonra vücudunu sürüyerek zorlukla çıktı. kar kalındı. İkisi bundan sonra uzaklaşıp dalaşmıyorlardı. Günde bir defa avlanmadan kanaat etmiyordu. bu çalılık vadiden gelecek dendiği zaman tam da o yerden çıkıyordu. Kendisi gelip Kökserek'i koklayıp sürekli yalıyordu. Karaadır'ın dışında ıssız bölgede iki büyük tuzlu göl vardı. Güvenliydi. Onun payından ikinci. uzaktan tüfek atıp korkutmak isteyenler de oldu. Kökserek semirerek. Ama eski alışkanlığı üzere beyaz kurdun karşı çıkması gerekirdi. malını bir araya toplayıp gözlerinin önünden ayırmayıp hiçbir yere kıpırdatmadan gözetim altına almışlardı. Bütün bunların hepsi. gizli saklı geldikleri vadi. bilig-5/Bahar '97 . kanlı canlı olup böyle bir şanın gölgesinde gelişip büyüyordu. Kökserek'le Beyaz kurt oradaydı. Kökserek için konan zehri köpeklerin yiyip kırıldıkları da olmuştu. Bu zaman Kökserek diğer taraftaki halkı kolluyordu. Birkaç obanın "Kurtlarla başedebilen sağlam.. Defalarca Kökserek'in üzerine çıkıp mırıldanarak hafiften dişliyordu. diğer bir obaya ulaştığında. Son aylarda bir obanın insanı. Öyle durumlarda Kökserek de goruldayıp "gür gür" diye sesler çıkarıyordu. Birkaç gün güneş açılıp her yerin karı eridi. Bu nedenle at hazırlayıp çomak alıp yakalamak isteyen gençler olsa da ellerinden birşey gelmedi. Yine cirit atıp Karaadır'ın kışlaklarına sırayla saldırıyordu. Hava ısınmaya başladı. Bunların göz açtırmadığı halklar. Kış sert. üçüncü obalar göreceğini görüyorlardı. kulaklarını geriye dikip öfkeyle atılmaya yelteniyordu. Sıcak günler onları mayıştırıyordu. atı ise kaldıramıyordu. Yakın yerde kamış. bir hayvanı kuytu bir yerde parçalayarak yiyip ıssız ve az uzaktaki yuvalarına dönüyorlardı. Ondan da çekinmedi. güçlü" denilen köpekleri de yenildi. Bir gün Kökserek yine hızla gelip. yemekten sonra vücudunu epey rahatlatıyor.. Arkasından Kökserek yine oynuyordu.

Biraz uzaklaşıp halk uyuma- bilig-5/Bahar '97 . bir başına dolaşmaya mecbur kaldı. Yanında yürüyen sadece gölgesiydi. karanlık gecede çiseleyen yağmur altında Kökserek iyice çılgına dönüyordu. Ayın altında bir o tarafa bir bu tarafa sallanıp uzun süre dolaştı. beyaz kurdun izine düşüp koşmuştu. milli. Beyaz kurt oynamıyor. Buna rağmen birçok yere beraber gittiler. Bazen Kökserek hızlı gittiğinde. Yarışarak birbirlerini geçerek. bozkırdaki koyuna saldırdı. Kamış arasına gizlendiler. dağa doğru ilerlemişti. Yazın yediği kuzunun. İkisi iki yöne kaçtı. İkisi tekrar Karaadır'a yöneldi. ikisi bir kuzuyu yiyorlardı. bir iki bel aştıktan sonra takipçiyi şaşırtıp kurtuldu. Kökserek inatla. kıvranıp kalkamıyor arka ayaklarını basamıyordu. Zaman zaman gece yarısında parıldayıp patlayan tüfek de atılıyordu. Arkadaşının kokusu yok. Bir gün büyük bir takip oldu. Beyaz kurt ovaya doğru koştu. Beyaz kurdun memesi hala sarkmamıştı. bu yürümeyip duraklayıp kalıyordu. Böylece takip günü Kökserek gece boyu. Sonunda onlara ısındı. İkisi beraber kaçtılar. inledi. Gece obanın ahırına hücum ettiğinde bekçinin köpeğinin kışkırtıcı sesi. Kökserek ardından gidip zar zor buluyordu. Durmadan eski izleriyle önceki halka yine kan kusturdular. altmışa ulaştı. ikisi de beyaz kurdun peşinden gitti. Mecburen ayrıldı. Kökserek. köpeklerin havlaması umurunda değildi. Ama bir değil.113 İnin içinden başka bir koku sezip Kökserek kafasıyla gövdesini sokup hırıldayarak varıp küçük. Artık toprak kurudu. minik eniği dişleyerek çekip çıkardı. şafak sökene kadar yeri eşeleyip tozu havaya çıkardı. buzağının sayısı elli. iki kurdu unutmadı. Arkasında yeri takır tukur basan sert nal sesleri onu artık beyaz kurtla birleştirmedi. Gündüz gelip. buna büyük bir kalkan görevi oldu. Sadece bir enik kalmış. Beyaz kurt eniği dişleyerek getirip kamışların arasına sakladı. koklayıp bazen yanlarına da uzanıyordu. Özellikle yağmurlu ve fırtınalı. Sığ olmayan. izi de kayboldu. Kökserek geriye dönüp geliyordu. buna rağmen durmayıp boz enikleri yere yulkarak çalıp kaburgalarını çıtır çıtır kırıp öldürdü. Bir günü. Ama ikisinde de göle girip suyun ortasına kadar ulaşıp öylece kalakaldı. *** VI Yaz boyunca yalnız yaşadı. Şimdi de o ikisini görmeye başladı. Beyaz kurda yemek de taşıdı. tay yediler. Enikleri yalayıp. Az sonra arkadaşı tekrar ona katıldı. sürekli inliyordu. Geceleyin bir obanın patırtısını diğer obaya katıp altını üstüne getiriyordu. Bunu yaparken Beyaz kurt havlayıp üzerine atılmıştı. Sadece sesinden biraz çekiniyordu. Ondan sonra adıra girip. avunlandı. Bunu birisi kovalayıp. Hepsi onun peşine düştü. Bazen tek başına dolaşıyor. Gece boyunca uzun uzun uludu. Yönleri Karaadır'aydı. Bir tepeyi aşıp ovaya indiğinde kokusu da. Peşini bırakmayıp olanca gücüyle koşup dağa göndermeyip önünü kestiler. Tuzlu gölün kuzey yakasında boylamasına mekan tutan beş altı oba Kökserekten tekrar nasibini aldı. Tekrar yalnız. Çok uzağa gitmedi. Ama Karaadır halkı. Ama arkadaşı ortalarda yoktu. İnsanlar buradan uzaklaştıktan sonra ine geldiler. İki defa takip oldu. Biraz koklayıp yalayarak tadına da baktı. ikinci. Eskisinden daha da azdılar. Bazı zaman bir iki gün aç da kalıyorlardı. Kökserek mecburen yan çizip üçünün önüne kendisi geçti. göl kenarındaki kamışlıkta yatıyordu. üçüncü enik tekrar ortaya çıktı. tuzlu göl. İlkbaharı otla kıvamına gelen semiren aygırlara tekrar binildi. Akşamlan kulun yediler. Üç güçlü insan Karaadır'ın ovasında ladin ağaçlı kuytu bir yerden çıkarıp iki kurdu terletip sıkıştırıp kovaladı. etrafı bataklık. onun yerini at insan kokusu almıştı. İnlerinin üzerinden insanların geçtiğini farkettiler. Yese de semirmiyordu. Pıhtılaşmış bir kan gördü.

Karşıya doğru yürüdü. Diğerleri dişi kurtlardı. onun içinde bir iki erkeği vardı. Ağızlarına kar alıp. Küçüklüğünden beri günde iki kez yiyerek oburluğa alışan Kökserek. zelzele olmuş gibi patırtı içinde altını üstüne getirdiğinde. Yılkının ikisi kaçarak obaya yaklaştı. Bir ara ayın altında karaltılı bir grubu gördü. Her yere budları. ağzına en azından bir iki batman kuyruk geliyordu. dalaşıp çekişmeden yediler. O dönüp bir tarafa doğru seğirtene kadar. Bu yaz. Dişi kurtlar Kökserek'in yanından ayrılmıyordu. tay kendini toplamaya fırsat bulamadan Kökserek'in altında can verdi. Kökserek de aynısını yaptı. iri yaşlı çolak bunun yanından "hap!" diye hızla geçti. Boranlı bir gün kümeleşip gelen koyunların arasına girip darmadağın edip birçok koyunu yaralayıp yiyerek kırıp geçirdiler. Kalabalığın önündeki. Şimdi onların lideri kök şolaktı. Yine karlı boranlı kış geldi. Ama etini çekip çene kemiği çıkarılan tay olmasa hiçbirini yere yıkıp rahatça yiyemediler. İçi paramparça olan kunanın vücudundan buğusu yukarıya doğru yükseliyordu. Bunlar dilleri sarkmış. uzun. çok oynuyorlardı. Birçok yılkıcı takibe koyulup yedirtmedi. Koşarken üstün olsa da kavgada bunun gibi sağlam değildi. Üçü. Ahırın yangın çıkmış. Bir gün bir gece aç kaldılar. ağızları sonuna kadar açılmış. fırtınalı karanlık bir gecesinde yılkı sürüsüne daldı. İkisi tekrar karşı karşıya geldiğinde birbirine atılmadan sadece yaklaşıp gor gor edip hırıldanıyordu. Arkasından yetişen çok sayıdaki beyaz dişi kurt. Vücudunun dolgunlaşması. Böyle onunki gibi çıkıntılı değil yassıydı.114 ya başladığında tekrar sahneye çıkıyordu. Birleşerek yılkıya da saldırdılar. boyunun yükselmesi gücünün artması bu sene olağanüstüydü. çılgınca yiyorlardı. Kokuları Kökserek'in genzine kadar geliyordu. Grup içinde Kökserek'ten güçlü kurt yoktu. Daha sonra insanların gelip kurtardıkları koyunların çoğu bitip tükenmiş. Hepsi yerde avunlanıp karı ağızlarına aldılar. kelle tüyleri saçılmış. Küçük boylu bir Kunandı bu. çoğu da yaralıydı. Bozkırda bayırın başında uğuldaşıp uluyarak batıya doğru tütünü süzülen karaltılı obaya doğru yöneldiler. avunlanıp tekrar bir araya toplanarak ileri doğru atıldılar. Kökserek'in katıldığından beri ilk saldırı buydu. Kökserek'de burnunu öfkeyle kırıştırıp dişlerini gıcırdattı. geride kalan leşleri görünüyordu. birisini Kökserek kalın kar tabakasına sıkıştırıp kendi taktiğiyle düşürdü. hepsi koşarak lehleye lehleye geliyordu. obaya yaklaştığında gözü takılıp aklı başından gidiyordu. Sadece iri kök şolak koklaşıp yalaşmadı. Saldırıyı beraber uyum içerisinde gerçekleştirdiklerinden yemeği herbiri ayrı ayrı. Onun boynu Kökserek'ten biraz daha kalındı. Kurt ısrarla direnip bir anda bıraktığında tay tepesi üzerine düştü. o da aynı şekilde yaladı. birlik halindeki grubun karşısında hiç birşey duramıyordu. bilig-5/Bahar '97 . Kan ve artıklar başlarına gözlerine bulanıp ense kılları dikleşip. Sadece ensesi Kökserek'inkine benzemiyordu. Bir iri beyaz kurt gelerek yanağından yaladı. vahşi tayı sıkıştırıp yetişerek kuyruğundan kapıp direttiğinde tay bir yere oynayamadı. Bütün kurtlar etrafını çevirip vahşi ağızlarını soktular. yılkının kesilmiş yelesi gibi sık ve sağlamdı. Kökserek'i kokluyordu. Güzün. takırdatıp kar sıçratarak hızla yanına yaklaşmıştı. Ayazli ıssız engin bozkırlarda açlık geceleri başladı. Çılgınca koşan güçlü. Büyükleriyle hırıldaşıp dalaşmıyorlardı. Renk atmış kılları. Boyu posuyla sadece Kök şolak onunla yarışabilirdi. O anda süratle atılıp boğazından hırıldayarak kapınca. Hepsini kokladı. Bu grup on kadardı. O sırada bir semiz. Bundan dolayı obaya yaklaşır yaklaşmaz ok gibi fırlıyordu. Bu katılan grup demin otardaki3 yılkı sürüsünden bir tayı yiyip gelmişti. Kökserek çok semirdi. Toplanıp adıra doğru yarışarak koştular. Sinirle yeri eşeleyip karı savurarak uzun uzun uludu. dördü enik. Ama onlar Kök şolak ile Kökserek'ten çekiniyor. Halkın evlerine gireceği vakitte obaya dönmekte olan iki üç yılkıyı bastılar.

Dişleriyle yulkup çevirdiğinde Kök Şolak çözülüp altına pat diye düştü. Arkadaki kurtlar bir bir geride kaldılar. Ayaklarını kaldırarak hırıldaşıyorlar. Bu gurubun önünde Kökserek vardı. Yılkı eski yerinde yoktu. Kök Şolak'ın ağzı açılıp. iyice ustalaştılar. Hepsi de semirip coşup. Azı dişinin biri kırılmış olan Kök şolak öfkeli ve hırçındı. karda avunlandılar. Hırlaşa hırlaşa yediler. Buna rağmen tay-kunanları yine de yediler. Bazen yolunun üzerinde uzanıp yatıyordu. Birkaç tepeden geçti. yanına bir iki dişi kurdu alıp kar savurarak yolcunun peşine düşüp yaklaştığında yolcu korkuyla yere bilig-5/Bahar '97 . Adıra girdi. Kalan grubun tartışmasız lideri Kökserek oldu. soluğu kesilip hareket etmeye gücü kalmadı. At. Av yenip bitirildi. Tek atlı. Dokuzunun beraber bastığı yeri sel götürmüş. Atı. Kasıktan. hep birlikte yere yıkıp öldürüp parçalayarak yemeğe başladılar. Kökserek gelir gelmez ağzını daldırdı. Kendisinde kalanı hapır hupur yiyen Kökserek tekrar onunkine atıldı. Leşten başını çekerek. tavşanın kafasını bırakıp hart diye Kökserek'in ayağından ısırıverdi. gerideki kurtların hepsi gelip Kök Şolaka hücum ettiler. Dünden beri birşeyler yemeyip aç kalıp üşüdükleri bir zamandı. Son bir budu kaldığında küçük kurtlarla dişilerin çoğu kenara çekilmiş iki kök şolak leşi çekiştire çekiştire yiyip duruyorlardı. Yolcunun üzerine kar savurdular. dört ayağı kalmıştı. Kök Şolak'ın kanı oluk gibi akarken içinden buram buram buğu çıkıyordu. Yarın iki tarafına bölünerek kovaladılar. Birinin önüne diğeri geçtiğinde dirseklerinden ısırıp hırıldaşıyorlardı. Kökserek'in peşinden gelenler açlık yüzü görmedi. Kökserek geride kalmıştı. Bazıları döşlerini kara dayayıp uzanarak bekliyorlardı. sızıp akan kırmızı kanın kokusu aç karınların iştahını kabartmıştı. düşman yağmalamış gibi oluyordu. Şaha kalkmış biçimde boğuşurken.115 Kökserek alışkanlığı üzere leşin gövdesine burnunu sokup yulka yulka yutuyordu. Tavşana yaklaşıp sıkıştırarak Kök şolak Kökserek'in önüne geçti.Grubun önünde iki kök şolak yeldiriyordu. Burası Kök şolakın yeriydi. Hırıldayıp böbürleniyordu. Tavşana yaklaşıyordu. Dişlerini birbirine çatır çutur girip kart kurt çiğniyorlardı. İkisi yulkuşup çekiştiğinde tavşanın başıyla gövdesi Kök şolak'ın ağzında kaldı. Bir ara kestirmeden hızla tek başına Kök şolak fırladı. Boynundan "hırr" diyerek bir ağız ısırdı. Grup bununla meşgul olurken Kökserek bunu bırakıp. Kök Şolak. çıplak döşten. Diğerleri bunlar yiyip bitirinceye kadar. Yansı önüne. Boran çıkmış. Arasıra yılkıyı bırakıp civardaki obalara saldınya geçiyordu. Bir inişte Kök şolak tavşanı tostoparlak altına alıvermişti. Kar savrulup ayaklarının altı alan talan oldu. koltuk altından. yoğun karda izleri de kaybolup gitmişti. kök şolakın üzerinde duran ayaklarını sertçe ısırıp üzerinden atı verdi. Gerdanından sertçe sıkıp boğarak boyun kemiğini kıtır kıtır çiğniyordu. düzlüğe çıkıp adıra doğru kaçtı. Tekrar bütün civarda ün salan dokuz kurdun adı çıktı. Gece gündüz bütün yılkıcılar bekçilikten ayrılmadı. Küçüklüğünde oba köpeklerinden öğrendiği taktiğiydi. atı gidemeyince bağıra çağıra kaçmıştı. sağlam. Bu arada bütün ağızların tamamı üzerine kapanmıştı. Yine adıra doğru koştular . kızaklı bir yolcunun yolunu kestiler. Hepsi Kökserek gibi cesurdu. İkisi de leşten çıkıp biraz hırıldaşıp tekrar kanlı ete koyuldular. Birbirlerinin öne geçmesine fırsat vermiyorlardı. Kısa zamanda geriye Kök şolaktan lime lime olan kılla. Issız bir yan takip ederek gelirken oyuktan bir tavşan çıkıp kaçtı. Ne yapsa onlar da onu yapıyordu. yansı arkasına takılıp kaçmadan gittikçe yaklaşıp dikkatle takip ediyorlardı Paniğe kapılan yolcu. O sırada. Kökserek başını çevirip Kök şolak'ın kulak şakak arasından yakalayı verdi. inek gibi büyükbaş hayvanları bir kerede silip süpürüyorlardı. Arayarak otardaki yılkı sürüsünü buldu. keskin dişler yulkup çekiştirirken. Az sonra tavşan yardan çıkıp Kökserek tarafına. Yıkmasıyla üstüne basarak kulak sakağından ağzını kaydırıp boğazına geçirdi. İki gün aç kaldılar. Bir ara kervan yolunda da oldular.

Tekrar ensesi kabarıp eski gücünü topladı. Etrafında. Hava çok soğuktu. İniltiyle yatıp bacağını yalıyordu. Sonunda obadan tamamen uzaklaştı. Öğleye yakın bir zamandı. Daha bir başka zaman sık sele sazlı otlakta oturan beş-altı obaya da geldi. Ama ayağı ancak yavaş yavaş yere basabiliyordu. Diğer kurtlar ayrı bir gruptu. Ama önlerine bağırıp. Acı ses. Ayağı tamamıyla iyileşti. Kökserek'in de midesi gurulduyordu. karnını açtı. Açlıktan karnı zil çalıyordu. Yol boyunca durmadan akan kan gücünü tüketti. Bazen duraklayıp önüne arkasına bakıyordu. Bacağını yuluşturdu. Develi adam yan çizip grupla bu ikisinin arasına doğru yöneldi. Ama deve yaklaştığında bütün kurtlar yerinden kalkıp bozkıra doğru ağırdan almaya başladılar. Böylece bir ara hızlıca koşup devenin yanına yaklaşıp onu geçmeye başladı. Kökserek diğerlerini öne salıp kendisi bir enikle ayrılarak sağ köşeye doğru yöneldi. hem soğuk birşey girip yaktı. Direk kurtlara doğru geldi. geçti. Böylece beş altı gün. bazen de arka dizleri üzerine oturup deveyi kolluyordu. Koşa koşa gelip bir yalçın vadiye girer girmez arka tarafı aksayarak yıkılıp düştü. gürültülerle koşup gelmekte olan atlılar çıkıp onu kurtardılar. Obadakiler bunları gördü. "Pat" diye yayılan boz dumanla birlikte Kökserek'in arka bacaklarının biri cız etti. Deve yaklaşırken diğerleri ağırdan alıyordu. Koşa koşa eski kara adıra geldi. Bir kalkıyordu. yola dayanamayan yaşlı dişilere bazen dişlerini geçirip gözdağı veriyordu. Bazen hızını artırıyor. Ama hâlâ o kadar da çok yaklaşamamıştı. Deve hâlâ bozluyordu. Doyasıya yiyip vadisine döndü. Arkalarında da Kökserek vardı. Hem sıcak. Rüzgâra burnunu verip bilinen kokuyu aradı. Deve durduğunda Kökserek de duruyordu. Kan akıyordu. Uzun uzun koştu. önündekilere yetişip onları durdurup. Bayır bayır etrafı kolaçan etti. Hergün akşam vaktini gözlüyor. bu ise tek başınaydı. Bütün kurtlar kan göğe savurarak kaçıştılar. Bundan sonra Kökserek çok hiddetlendi. Bu da arkasından bir oturup bir kalkıp hareket ediyordu. Deve bozlarken şudası4 dalgalana dalgalana geliyordu yönlerini ıssız tarafa doğru çevirerek kalkıp hareketlendiler. bu tepe- bilig-5/Bahar '97 . Bu vadiden çıkmadı. kır kır. Kendi arka bacağını "hart" diye kapıp devenin üstünde bir şey tekrar şıkırdayıp hazırlanırken bu da fırlayıp kaçı verdi. Beyaz başlıklı adam sağına soluna dönüp etrafını kolaçan ediyordu. Birkaç belden.. At değil kaçmasa da olurdu. Başına beyaz bir şey örtmüş. bir yatıyordu. Deve dönüp gider diye gözetliyordu. Deve arkada kaldı. adır adır dolaşıp batıya doğru yol aldı. Gündüzdü. üç ayağıyla sekiyordu. Bir iki belden aştı. Deve artık yavaş yürümeye başladı. Gizlice yanlarına geldi. gece olunca da leşine gelip yemeğini yiyordu. Durmadan önce. Çok aradı. Sonunda akşam üzeri bir bayırın tepesinde duran atlı çobanı gördü. Aradan birkaç gün geçti. Durmadı. Kenarda zayıfça mavi bir at duruyordu. Durduğu yerde kar savurup eşelemeye başlıyordu. Kökserek de grubun arkasından isteksizce doğrulup ısrarla arkasına bakıp ayaklandı. Üzerinde insan vardı. onun istediği gibi hareket etmeyen eniklere. bozkırı sallayıp sessizliği parçaladı. yarasının acısının farkına varmıştı. Ümitlenmeye başladı. Bir vadide üç-dört atın otladığını gördü. Okrayıp korkan atı gırtlağından alıp boğazladı. Ondan bu yana açtı. bir iki düzlükten olanca gücüyle aştı. Çıkık enseli. Dönmüyordu. Uzaktan bildik bir koku burnuna geldi.116 düştü. Etrafa feldir feldir bakıp. Sele sazı kenarında karda avunlanırken bir deve ortaya çıktı.. Atılıp kovalayarak kalın kar tabakasına getirip sıkıştırdı. Kokusu ve eti iştahlandırıp acele ettiriyordu. Kökserek devenin peşine takıldı. öfkeli Kökserek tekrar ava çıktı. Leş biteli iki gün olmuştu. Kalın kar tabakasında kıpırdatmadan yıkıp yere düşürdü. O anda da devenin üstünden uzun bir şey uzanıp "pat" etti. Kalkarken de bir ayağını kaldırarak kalkıyor.

Kurt. Kendisi bu civarın varlıklı. bir büyük kurt avlamış. Giderken yutuverdi. güzün bunun obasına oba dışından kurt avlamak üzere bir it gelmişti. Çocuğun korku dolu feryadı duyuldu. Olanca gücüyle kaçmadı. biricik Kurmaş'ın ölümü babasına çok dokunmuştu. Ardına kadar açılan ağız bir şeyi yulkarak indirmek niyetindeydi. Sol taraftaki delik kulağın yırtığı sallanıyordu. etraftaki başka halklar arasında da nam salan Akkaska.. iki sene olmuştu. Tek çocuğu. Çoban büyük değildi. Çoğunluk buna mezar kazan kurt dedi. Şimdi tüm Karaadır'a da. Bundan dolayı mı. Koyunların da peşine düşerdi. deminden bağırıp gelen çoban da yanına yaklaşmıştı. Kısa zamanda bolıs halkın dilinden düşmeyen Akkaska'nın soyunu araştıranlar da vardı. Ermeni itinin soyu diye kökünü efsaneye dönüştürmek için: "Bu savaşçı yaşlı Bögembay5 itinin tohumu" diyenler de olmuştu. Soyu. Kökserek hırıldayarak diş uçlarıyla yulkup başını savurduğunda çocuğun bir gözünü oyup aldı. Mecburen dönünce. Şehirde memurluk yapan küçük bir erkek kardeşi vardı. Bu nedenle yarını beklemeden duraklamadılar. yoksa atın hızlı olmasından ötürü mü sonunda boz at ardından yetişip Kökserek'in ensesine hafif bir sopa pat diye değdi. Uzaktan hedefini belirledi. Çoban hastalanıp babası bir günlüğüne koyuna göndermişti. En son gördüğü buydu. Ama onu gören çoban bağırıp buna doğru koşturdu. bu iki ayaklılar yüzündendi. Akkaska gelir gelmez sonbaharın bir gününde bir kurt yavrusu. Bindiği. Bu toplantıda ne yapsa da peşine düşüp bunu avlamaya. Kökserek'te şimdi önceden hiç olmayan öfke ve vahşilik vardı. çocuk sesi korkutmuyordu. Şimdiye kadar altı kurt avlamıştı. Bu anda geri dönüp atlıya doğru "hart" diye atıldı. Hızla zıplayıp hırıltılarla çocuğu yakaladı. Doğduğundan bu yana bütün çektikleri. öldürmeye karar verdiler. kendi obasına gelip beş-altı adamla beraber Akkaska'yı yanına katıp adıra çıktı. Hiç olmazsa izini görüp yönünü tayin etmeliydiler. Aniden atılırken bacağının yarası açılıp cız edip acımıştı. Onu yulkup indirirken boz at okrayıp sıçradı. Kasen. geriye dönüp atıldığında hoplayıp zıplayan boz attan çocuk yuvarlanıp yere düştü. Bu çocuk Kurmaş idi. Ama yakında oba var. insanın kemikleri ufalanıyordu. Kurt yaklaşıp bir kızıl koyuna ağzını hazırlayıp saldıracaktı ki. kendisinin hızlı boz döneniydi. *** VII Kurmaş'ın cenazesine toplanan Karaadır halkı Kökserek hakkında çeşitli hikayeler uydurdu. O ünlü bir avcıydı. Kurdun ağzı değmeden önce ödü patlamıştı. Bunu ev içiyle ağıtlar yakıp mezarı başında sicim gibi gözyaşlarını dökerken gördüğünde. güçlü bir yiğidi. Yere düşüp yuvarlanan çocuğun üzerine fırladı. Bunun dişlerine çocuğun donunun kenarı takıldı. Kurmaş'in babasıyla uzaktan akraba olup sıkıfikiydi. Artık tekrar kar yağmadan izinin yönüyle Kökserek'i bir an önce tespit etmek gerekti. Vakit akşama yakın bir zamandı. Obaya da saldırırdı.117 nin yüzünde koyunlar dağınık halde otluyordu. Boz at kaçıp uzaklaştı. Üstelik daha yeni kar yağmıştı. Bu onu daha da hiddetlendirip kudurtmuştu. Kafasına doğru iyice açılıp gelmekte olan ağzının yukarı tarafında kendisine tanıdık bir kulak göründü. bu Kasen'in itiydi. Yemeye müsaitti. Gece çocuğun ölüsünü buldular. Üzerine kurt hırıldayıp atıldığında gözü bir açılıp bir kapanıyordu. Eğer öyleyse bir çocukla durmazdı. Kurmaş'ın babası Kasen'e: bilig-5/Bahar '97 . Ondan sonra çocuğun soluğu kesildi. Yanında tayın izi kadar büyük kurdun da izleri duruyordu. Topluluk Kökserek'i aramaya karar verip cenazeden ayrıldıktan sonra Kasen. Karaadır'ın beyefendisiydi. Bu sohbetin başını Kasen çekiyordu. çoban sıkıştırıp kovalamaya başladı. Koyun da yoktu.. Eskiden beri avcı kuş gönderip it salmıştı. Koyunlar hep birden tapırtılar içinde ürküp çobana doğru koştular. Bazıları herhalde kurt kuduz diye de şüpheleniyorlardı. Onun vasıtasıyla bu sene. Ama kudurdu demek de akıl işi değil.

Bunun ikisini birgün içinde sonbaharda avlamıştı. Ayaklarının kalınlığının da aşağı kalır tarafı yoktu. Kendi dolaştığı yerde diğer köpeklerin nazını kaldıramazdı. İnsanlar ayırmazsa altına aldığı iti öldürmeden bırakmazdı. ama obanın kalabalık köpekleri önüne çıkıp kulakları tırmalayan sesle havlayıp etrafını sardıklarında veya birisinin dişleri etine geçtiğinde çıldınyordu. Üçüncüsünü kar yağdıktan sonra oba civarından avlamıştı. Kurmaş'ın obasıyla Kasen'in obasının arası yakındı. Avcıların söylediğine göre. Güz gününde evde kesilmekte olan koyunun etini yedirmeyince üzerine yürüyüp Kasen'in bir iki kez elini kapıp ısırmıştı. Uzak yerden geldiğinden kilo kaybetmiş olan Akkaska'yı kış günü karda koşması için formunu bulsun diye besiye çekip. Akkaska durmadan. Sürekli etrafa ateş saçan kıpkızıl gözlerin. içindeki fazlalıktan arındığı zamandı. Kurdun bugünkü yönü Tastıkudık'tan da geçip Aksoran'daki yılkılara doğru yöneldi. Bundan dolayı obaya geldiğinde zincire vuruluyordu. Akkaska'nın boyu kurttan küçük değildi. arkasına bakmadan sürekli koşuyordu. Havadan nem kapacak kadar asabi ve hırçındı. Ön tarafı arslan biçimini andırıyordu. Akkaska Kasen'in yanında olduğundan beri üç kurt avladı. ensesi topaklanıp gücünü sırtına verip vücudundaki yağdan. İtlere karşı genel davranışı: kendisi gidip dalaşmıyor. Bu nedenle çok zaman geçmeden avcılar dün çocuğun öldüğü yere ulaştı. Görüntüsü tazı görüntüsünden ziyade kurda benziyordu. Sadece bu sabah birazcık yemek verilmişti. kendine has hırçınlık ve cesareti vardı. Gösterişli şakakları övülmeye değerdi. Öyle durumlarda köpek sürüsünün içindeki en iri erkek köpeğe atılıp kulak şakağından yakalayıp altına alıp ezip hırpalardı. ikindiye yaklaştı. Karnı iki mezel doyuruluyordu. Karın hâlâ berkidiği yoktu. Ondan beri kış kılları yetişip yüzü canlamp iyice havasına girmişti. Akso- bilig-5/Bahar '97 . bir iki kez terini almıştı. İzi görüp biraz kokladıktan sonra kafasını aşağıya alıp burnunu izden kaldırmadan ormanlık adıra doğru koşarak gitti. uzun sicimden boşalmıyordu. Başını yerden kaldırmadan devam ediyordu.118 — O biriciğimi öldüren kurdu bana teslim edip gözlerini oydurtmazsan sen bana akraba değilsin dedi. Akkaska hâlâ iz takip ederek geliyordu. özellikle eğitiyordu. bir iki adam ve avı seven dört beş arkadaşıyla son zamana kadar atların bakımını yapmıştı. Bunun da ensesi yay gibiydi. Dışarı götürülüp avın izine bırakılıncaya veya avının karaltısını görünceye kadar. Bütün avcılar arkasına takılıp yeldirerek koşturdular. Güzden beri Kasen obasının iki üç seçkin köpeğini boğdu. kurdu. Bütün vücut yapısı kurda benzer bir biçim taşıyordu. ıssız Tastıkulak tarafına doğruydu. alnı ince akıtmalıydı. Tüyleri akçıl san. Kasen. Bunun dışında. Yoksa yolda rastladığı köpeklere saldırıyordu. *** VIII Gün. Akkaska çok saldırgandı. tilkiyi itle avlamanın tam zamanıydı. Onun tokluğu giderildi mi diye bir endişe de vardı. Avcılar. Karaadır'dan beş altı km uzaklaştı. Kuyruktan omurga çıkıntısına kadar kabarıp kalkık bir sırt oluşturuyordu. Kalın da değildi. Akkaska eski tembelliği üzere ize ulaşıncaya kadar yavaştan alıp isteksizlik gösteriyordu. Bütün bu sözler Kasen'i acele ettirip öfkelenmişti. Bütün avcılar ize bakıp kurdun büyüklüğü karşısında şaşkınlıklarını gizleyemediler. Onun yanısıra şakak ile boyun bütünleşip kaya gibi döşle birleşmişti. Son zamanlardaki yemeği çoğunlukla sert çökelekle karıştırılmış sıvı aş idi. Bundan önce Akkaska'yayavaş yavaş tavşan avlatıp. İki gözü yuvalarından fırlayacak gibi iriydi. İstikameti. Başkaları da Kasen'e: Bugün Akkaska ya ölsün ya da öldürsün! Bundan başka birşeye itinin lüzumu yok! demişler. Bembeyaz karın üzerinde besbelli büyük izler duruyordu. Çok öfkelenip iştaha geldiğinde sahibini bile ısırdı. kış ortası olsa da bu sene kar yoğun değildi.

yılkıcılara ve hoş sohbete renk kattı. Uzun yol için hazırlanan bedev biyelerle hızlı aygırlar gece yarısında yakalanıp yediklerini sindirmişlerdi. Çadırda gece boyunca neşeli. üç tümseğin duldasına gelerek oturdu. Bekliyordu. Etrafı küçük tepeler. Yüksekten tomagası çıkarılan kartal gibi süzüp sağına soluna bakınıyor. Diğerlerini dağ ile ufak adır. boz bilig-5/Bahar '97 . yeldirerek koşturduklarında hızlı atların nallarının altından tozup havaya saçıldı. babasını. Tek başına bir semiz jabaganın yarısını yemiş. diye çadırcıbaşı konuştu. Bir obaya. Bolca haşlanmış semiz et. Bu gece orada geceleyip yarın erkenden yılkıcıları hızlı at-aygıra bindirip kalabalık bir grup halinde. Bunun boynuna sicim geçirildikten sonra bütün grup yürüyerek Aksoran'daki çadıra yöneldiler. İzi tayın izi kadar. bir elimize geçirebilseydik! diye jabagası yenilen yılkıcı Beysembay yakındı. Dünkü jabagayı yiyenin Kökserek olduğu gerçek idi. soluğu kesilip ileriye yanaşıp ateşe doğru yöneliyordu. Her tarafı arayanların önlerine bakıyor. Kalabalığın hepsi etrafı sarıp onu bekledi. Kış güneşi uzaktaki karla kaplı suttan kızıllaşıp çıkarken bütün atlılar dört bir tarafa dağıldılar. Kasenler gelince tüm yılkıcılar malumat verdi: "Geçen gece Kök şolak yılkıcılara saldırıp bir jabagayı6 yemiş. Bu tek kurt dünden beri sürümüze daldı. Dün yarısını yiyip bugün o jabagayı gece sakladığı yere gidip geri kalanını yiyip karnını doyurarak şimdi Aksoran'ın eteklerine gelmiş. Kasen onbir. O olsa olsa Aksoran'ın civarında bir yerde bulunur. — O fazla uzağa gitmedi. Tan ağarırken bütün avcılarla kalabalık yılkıcılar ata bindiler. bir sürüye saldırıyor. Akkaskanın altına önceden hazırlamış olduğu keçesini koyup yanına yatırdı. Beyaz kar. Kasen ağırdan yüksek tepeye doğru yöneldi. Kasen. Kurdun bu tarafa doğru yöneldiğini anladıktan sonra avcılar birbiriyle akıl danışıp Akkaska'yı çağırıp durdurdular. Ah. Rahatına bakıp yatmayı pek düşünmüyordu. Alaca karanlıkta yatarken iki gözü kıpkırmızı lamba gibi parlıyordu. aradığınızın ta kendisi. Akkaska. Ama dar çadırda yabancıların ortasında Akkaska çabuk sinirleniyordu. peşine düşmek istediler. bunun keskin burnunu içinden beğenip takdir ediyordu. Yolda iki üç yerde Akkaska'yı avunlandınp soluk aldırarak dinlendirdi. Çünkü Akkaska dağ başında oturmanın ne amaç taşıdığını çok iyi anlayıp farkına varmış gibiydi. Kurmaş'ın ölümü de sohbetin konusunu teşkil etti. Takipçilerin elinde sopa ve çomaklar. — Son zamanlarda kurttan rahattık. kayalıklı. sık lâdin ağaçlı büyük engebeli bir araziydi. — O. Aksoran'ın eteklerine doğru geldiklerinde. etrafa arasıra göz gezdiriyordu. Zincire bağlı halde. Ateşe dimdik kesilen gözleri sinirle kana bürünmüştü. Adamlar kendi çadırlarına gelip konakladılar. tatlı sohbetler oldu. Epey zaman hırıldayıp gorulduyordu. Bazen doğrulup her tarafa göz atıyordu.119 ran'da iki çadırın güttüğü yılkı sürüleri otluyordu. Akkaska'yı kendisi alıp Aksoranın en yüksek tepesine çıkacak oldu. Dağ başındaki rüzgâr ıslıklıyordu. Bütün bunların altından o çıkıyor. Çatır çuturtularla çadırdan büyük bir moralle çıktılar. Bütün her taraf görünüyordu. Bu tepenin yanıbaşındaki yere atını bırakıp Akkaska'yla birlikte yaya olarak bir iki. Hava şimdi biraz soğukçaydı. Akkaska hırıldarken önünde oturan Beysembay soğuk terler döküp tir tir titriyordu. Öbür günü gelip bir tayı da yiyip gitmişti. engebeli yerleri çevirip etrafını sarıp Aksoran'ın en yüksek tepesine doğru "didik didik arayın" diye her yöne yolladı. Tam kâfirin teki. misafire. İki çadırın birinde Kasen obasıyla tüm Karaadırın da yılkısı vardı. Yatarken Akkaska'ya azıcık sert çökelek ile sıcak yumuşak et verildi. Onun ortasındaki yükseklik Aksoran'di. bazen "hart" diye ateş etrafındakilere gözdağı veriyordu... Bunun nasıl bir şey olduğunu anlamıyoruz. on iki kişilik grubu dörde ayırdı. Böylece yarım saatten fazla geçince tepenin başına ulaştı.

Kökserek de deminden beri peşini bırakmayan köpeğe karşı gerçek oyununa başlamıştı. İlk yakaladığı yerden Akkaska'nın dişleri çözüldü. Elinde uzunca sopası. Bir anda yaralı bacağından kuvvetli bir ağız kapıp ovaya doğru sertçe silkip kaldırarak savurdu. Kökşolak bu defa da düşmedi. yavaşça köpeğine "kiş kiş" diyerek hızlı atını kamçıladı. Kökserek aynı istikamette. Kökserek ardına bakarak dikkat edememişti. Kurtlarla çok kez boğuşup takip başladığından beri Akkaska vücuduna diş geçinceye kadar bütün gücünü kullanmazdı. yeteneğiyle Kök şolak'ın ağzından sıyrıldı. Issız sakin dağda sabahki hava. Kalkıp iyice bir gerindi. Akkaska'yı kaldırarak yukarı sıçradı. Akkaska yerinden fırladı. atına hemen biner binmez sesin geldiği tarafa doğru hızla koşturup o taraftaki sırta çıktı. Tam bu sırada karşı yamaçtan gelmekte olan iki büyük insan seslenip ona doğru atıldılar. İkisi şahlanır halde birbirinin kulak şakağından da gırtlağından da kaptırmıyorlardı. Ama Akkaska peşini bırakmadı. Sesler yakın yerden gelince. engebeli bir vadide uyuyordu. kulakları aşağı sarkıtıp Aksoran'm sırtına doğru yol almıştı. İkisi yüzyüze gelip birbirlerine sıçrayıp kızışıp çenelerini birbirine geçirdiler. Bunun süratli indiği vadi dimdik bir yardan oluşuyordu. Ama tam bu anda ardındaki karda tekrar tekrar kart kurt basarak gelen birşey yaklaşmıştı. Onun ovasına doğru yaklaştığında atın nal sesleri dinmişti. bütün gücünü toplayıp dört ayağı üzerine dikildi. Bir vadiye inerek koşup sağ taraftaki ikinci sırttan aştı. Şu anki durum kılcal damarlarına kadar harekete geçirip yakıp kavurmuş gibiydi. Bu sefer öyle olmadı. sırtın tam üzerinde arkasına dönüp bakan karnı tok tayınşa8 gibi bir kök şolak duruyordu. Ama Akkaska yere düşmedi. Kulağına uzaklardan bir ses geldi. İnsanların kokuları hissedildi. Bu sırada kulak şakağından ısıran mengene gibi sert demir ağzı yulktuğunda yokuş aşağısına doğru sendeledi. Uyanıp dizlerinin üzerine uzanıp ağzına kar aldı. Akkaska kendisinden önce kalkıp goruldayıp atılan kurdu gördü. Bu arada Kökserek paniğe kapılmasa da ara sıra yaptığı gibi tabanları yağlayıp.. Çünkü arkadaki gürültü tekrar yoğunlaşmaya başladı. Önceleri Akkaska böyle ısırıp savurduğunda özellikle yokuş aşağısına doğru ısırdığında nasıl bir kurt olursa olsun tepetaklak burnu üzerine düşerdi.120 çalılıklı. Bu sırada çatır çutur ağaç sesleriyle taşlık yerde takırtılarla basan atın nal sesleri duyuldu. Kasen'de. Artık birinden diğerinin ayrılmasına imkan yoktu. Bu anda düşmanı yanından süratle geçip hızını alamayınca önündeki berkimemiş kara girip düştü. sol taraftaki ovaya doğru kaçtı. Ensesi kabarık. Süratle öbür ta rafına geçip önünü keserek üzerine atılıp Kökserek'in kulak şakağından yakaladı. kuyruğu kısa ve boyu dağ başında tay gibi görünüyordu. Kökserek ısırdığında tamamıyla kavrayamayıp sadece derisinden almıştı. Kaçarken arkasına dönüp bakamadı. Bu da ona atıldı. Kasen bunun siciminden çekerek. altında formunda olan ak bedevisi olan Beysembay süratle koşup sırta çıkarak tekrar seslenip yukarıya doğru süratle koşturdu. Bu kavga ne pahasına olursa olsun birisinin altta kalmasıyla bitecekti. Ağır ağır sırta çıktı. Akkaska'nın vurup geçtiği hızıyla kapaklanan Kökserek yerinden sıçrayıp atıldı. sırta doğru devam etmek istedi. Önünde bir ok boyu kadar mesafede. Kökserek hemen dönüp sırtın öbür tarafına iner inmez vadiyi boylayarak yukarıya doğru koşturdu. Bir anda önüne çıkıveren patırtıya baktığında süratle gelen Akkaska ile atlıyı görüp. Sırta çıkar çıkmaz Akkaska da onu görüp fırlayıp üzerine atıldı. Tecrübesiyle. Tekrar etine diş geçince çılgına dönen Akkaska'nın öfkesi taşkın seller gibiydi. Böyle durumlarda güçlü ağzıyla yerinden kaldırmadan gırtlağından boğup atardı. Efsanedeki bozkurttu sanki. Ön ayaklan havada direşip bilig-5/Bahar '97 . tüm sesleri ikilendirip boşluğunda içine alarak yutup boğuyordu.

Halk sakinleştikten sonra. Ya Ervah... Kuyruğundan tutup sürükleyerek bir kenara çektikten sonra Akkaska kendini toparladı. Kan beyinlerine sıçrayıp. başıboş bırakıldı. Sivri dişler kıtır kıtır. Koynunda besleyip büyütmekten başka sana ne yapmıştı benim yavrum! diye. Ya Allah. bu. Akkaska Kasen'in sesini duyunca yokuş aşağı yulkup büktüğünde Kök şolak'ın beli gevşeyip kırt ederek yere yıkıldı.. — Ya. tut onu!. İkisinden de ses seda yoktu.. Kurmaş'ı hatırlayıp bazılarının gözlerinden yaşlar da süzüldü. Boğuşma esnasında düğümlenip öylece kalmışlardı.... Allah" diyerek sopalarını sallayarak geliyorlardı. Kök şolak'ın kulağına bakarak eskiden yanlarında kalıp ayrılan Kökserek adlı eniğin olduğunu anladılar. Bu sırada yukarı sırttan çıkar çıkmaz aşağıya doğru kestane renkli at da ak kısrak da koşturmuştu. Akkaska'nın kanlı ağzından Kök şolak'ın dişleri birer birer çıktı. Obaya geldiğinde Kurmaş'ın büyükannesi feryadlar içinde ağlayarak: — Kahrolası. Atlar. ağzını!. Ama tamamen yorgunluktan bırakılan yere boylu boyunca uzandı.... neyini almıştım?! Ne kötülük yapmıştım?... Akkaska o zaman böğrünü çekerek nefes alabildi.121 bu anı yaşarken ikisi de bu işin çabuk bitmeyeceğini anlamış gibiydi. — Aman!. halkın hepsini gözyaşlarına boğarken Kökserek'in kafasını tekmeledi. — Bu. Sonuçta biraz da olsa alınan nefes sesi duyulmuyordu. Allah!. Fakat hâlâ canını çıkarana kadar kurdun çene kemiğini katır kutur çiğniyordu... İyice yorulmuş.. Kasen kalın kamçısının sapını Kökserek'in gırtlağına sokup iyice bastırarak kurdun ağzını yukarı doğru çevirdi. diyerek. Kökserek'in canı çıktıktan sonra Akkaska'yı Kasen'le Beysembay zorla çekip aldılar. bilig-5/Bahar '97 . aman!. bitkin düşmüştü. çatır çutur çiğnese de hâlâ birbirinden çözülmediler. atlarından apar topar inip başlarına üşüştüler.. işte bu melun! dediler. gözlerinden kıvılcımlar saçarken Akkaska önünde ardına kadar açılan ağza çat diye dişlerini geçirdi. Tut onu. Bu arada Beysembay da kara bıçağı Kökserek'in akciğerine sokup sokup çıkardı. medet! diyerek iki atlı üzerlerine geldiler. Kasen ve Beysembay "Allah. Yukarı tarafta Akkaska: boğuşan ağızlardan sal-.. Ağızları birbirinden yine ayrılmadı. Bu kurdun alt dişleriyle dilini birlikte çiğnerken kurdun yukardaki azı dişleri Akkaska'nın burnunun iki tarafından yukarı aurtlarına kırş kırş girdi. yalarla karışan kan akıp karınlarından soluyorlardı..

Türkmen ve Tacik adında beş cumhuriyet meydana geldi. Vatan hizmetini en yüksek seviyede yerine getiren. Dr. Rusya baskısından kurtulma. önce "Türkistan" kavramı ve onun yeniden canlandırılmasından bahsedelim. en önemli isteğinin gerçekleştiğini görmeden vefat eden bu aydını bugünkü vatandaşlarının nasıl anlayıp değerlendirmeleri gerekiyor ? Bizim anladığımıza göre. halkımızın geçtiği yolu. Türkistan Türk halkları için bağımsız Devletler Birliği Federasyonunu kurmak demektir. Öyle deyişimizin sebebi. Çokay. Öyle ise.KOYGELDIEV Kazak Türkçesinden Aktaran: Banu MUHYAYEVA bilig-5/Bahar '97 .122 MUSTAFA ÇOKAYULI Mustafa Çokay'ı hatırlamak. onunla birlikte belli bir derecede tarihi "Türkistan" kavramının canlanmasını da sağlamaktadır. Kazak ülkesinin bağımsızlığını Türkistan'ı eski zamanlardan beri ana yurt edinen diğer kardeş halkların bağımsızlığından ayırmamıştır. M. 1924 1925'li yıllarda gerçekleştirilen Sovyet idari taksim sistemine göre Rusya imparatorluğu içerisindeki Eski Türkistan'ın yerine Kazak. Yüzyıldaki kaderini tayin etmek için benimsediği. 1991 yılı Aralığında sona eren Sovyetler Birliği'nin dağılması. Kırgız. sadece eski Türkistan topraklarında bağımsız beş devletin ortaya çıkmasını değil. Öyle dersek. uğruna hayatını bağışladığı ülküsünü anlayamamak anlamı çıkardı. yönetim belgelerinde ilmi. Bu arada ilk hatırlanması gereken. onun yaptığı işi belirlemek. sadece geçmiş tarihimize itibar ve hürmet değildir. Özbek. Mustafa Çokay için Türkistan bütünlüğü ve Türkistan bağımsızlığı eksik kavramlardır. 1985 yılında başlayıp. A. ne yazık ki. Çünkü Mustafa Çokay. basım yayınlarda. Bu canlanmanın sebebini sadece Prof. Mustafa Çokay'ın ulaşmak istediği hedefi sadece Kazak ülkesine. özellikle XX. bugünkü bağımsız Kazakistan tarihine bağlarsak. Orta Asya ve Kazakistan Cumhuriyetleri olarak Sovyetler Birliğine dahil edildi. "Türkistan" kavramının eski. Mustafa Çokay'ın şahsiyetini ve ulaşmak istediği asıl hedefini anlayamadığımızdır. yani 1917 yılı Ekim devriminden önce ilmi kaynaklarda. Çokay'ın ulaşmak istediği hedeflerinin değerini. M. siyasi. Bundan sonra bu coğrafyanın eski "Türkistan" adı kaldırılıp. ilmi ve tarihi kavram "Türkistan" ve "Türkeli" ülküsüdür. teorik ve kültür kavramı olarak kullanılmasıdır.

bütün bir fikir birliği olarak ortaya çıktığı dönem VI VIII. "Türk eli".503 km2'dir. Bugün de bu sorunun yeniden gündeme geldiğini anlıyoruz. "Doğu Türkistan" ve " Batı Türkistan ". Hun. Yani belli bir baskının dağılması. Karşılıklı ilişkilerde etkisi bilinen aşağıdaki faktörleri de dikkate almalıyız. bu tabii ortak hedefi koruma döneminde M. Batı Türkistan'ın 3. Çokay'ı destekleyen "Büyük Türkistan Ülkesi" hangi yer tutacak.123 halklarının tarihi birliğidir. Türk boylarının komşu devletlerle ve iç mücadele sonunda kendilerinin ortak etnik menfaatlerini birlikte koruma ihtiyacını kavradığı ve sosyal gelişmede o seviyeye ulaşabildiği zamandır. ekonomik ilişkilerini zamanın taleplerine uygun yeni seviyeye ulaştırmaktır. ortak Türklük ülküsü esasında bilig-5/Bahar '97 . Bunlardan başka yerli halkın nüfusuna göre adlandırılan "Afganistan Türkistan'ı" ve "İran Türkistan'ı" kavramları da geçmektedir. Bu belli bir derecede öteden beri süre gelen kalıplaşmış faydalı ekonomik ve ticari ilişkileri geliştirmektir. onunla beraber oluşan ideolojik ve medeni. Çin ve Rusya'nın stratejik amaçlarının Türkistan bölgesinde buluşması. doğusunda Doğu Türkistan'ın doğu sınırlarını. Ural nehrini. Başka bir tabir ile.563 ise. bir ölçüdür. VII. "yol nereye doğru gidecek ?" sorusunu tekrar öne sürmüştü. asrın 1980 'li yıllarının sonuna kadar yöneten Rusya'nın (sonra Sovyetler Birliği) dağılmasına rağmen. İç sebepler Türkistanlı devletlerin iş birliği. Asırlar). onun meydana gelmesi. Kaynaklarda "Rus Türkistan'ı" diye geçiyor. 503. onun tarihi esasları bugünkü duruma ve geleceğe göre nasıl değerlendirilecek ? Fars dilindeki "Türkistan" kelimesi. kuzeyinde Irtış nehrini.066 km2 alan kaplamaktadır. Türkistan halklarına tarihi boyunca her zaman "şimdi ne olacak?".340. Batı sınırlan Ural dağının güneyini. Böyle düşüncelere ve hareketlere şaşmamak lazımdır. İdil'in (Volga) denize ulaştığı havzasına kadar. Tarihi tecrübenin gösterdiği gibi. asır) ortalarında Çin'e bağlı olduktan sonra. Türkistan'ın doğu bölgesi bu devlet içerisindedir. Batı Avrupa ve Japonya gibi büyük ekonomik. komünist ideolojiden kalan boşluğu. asrın başlarında bugünkü coğrafi şeklini aldı. onların bu hareketleri bundan sonraki dönemlerde Türkistan halklarının menfaatlerine ne kadar uygun gelecek mesele ordadır.836. Ama. Batı medeniyeti değerleriyle doldurma gayesindedirler. Doğu Türkistan'ın toprak ölçüsü 1. ne zaman hangi sebepler ile ortaya çıktı ? Bize göre. İşte bu durumlarda tarihte ortak adla adlandırılan Türkistan bölgesinde oluşan devletlerin kendi ortak menfaatleri hakkında birlikte düşünmemesi mümkün değildir. Bu soruların oluşmasına iç ve dış faktörlerin etkisi olduğu bilinen bir gerçektir. "Türkistan" bizim için bir program. Türkistan halklarının bu devlet ile ilişkileri genelde barış olmasına rağmen kolay olduğu söylenemez. İkincisi. Üysin ve Göktürk devirlerinde vardı. Türkistan ülkesini XX. Hazar denizi. asırlarda kavim olarak değil. Batı Türkistan ise XVIII XIX asrın ikinci yarısında Rusya İmparatorluğunun egemenliği altına girdi. Dünya kaynaklarında son yıllara kadar Türkistan ikiye ayrılıyor. bir kavram. X. manevi değerlerin ortadan kalkması. "Çin Türkistanı" Çin kaynaklarında "Sinsızyan" ( 2 ) diye geçiyor. Öyle ise. Bu bölgede kendi çıkarını düşünen Batılı devletler. Birincisi. Çünkü Rusya belli bir jeopolitik sahada kendi menfaatını düşünecektir. Türkistan Tarihinde Kısa bir Gezi Bizim çalışmalarımızın konusu Batı Türkistan'dır. Türkistan'ın bir taraftaki komşusu Çin'dir. Program düzeyinde yorumlanan öyle bir fikrin mevcut olduğu Rusya'da yayınlandı ve devlet politikası niteliğinde de bu gibi hareketler görünmektedirler. Türk ülkesi anlamına gelmektedir. Türkistan şimdi belli derecede ABD. belli derecede Türkistan Çin ilişkisini zorlaştırmazsa bile kolaylaştırmaz. Üçüncüsü. Cayık. İkisi birlikte 5. siyasi. Türkistan halkları eski tarihi dönemlerin olaylarını tekrar yaşamaktadır. onun tekrar yerine dönme isteğinin olmayacağını kimse söyleyemez. güneyinde ise Horasan ve Kopetdağ dağlan sınırlarım kapsamaktadır. o. Türk ülkesini böyle adlandıran Sasanid İranlılarıdır (III. medeni merkezlerin amaçlarını birleştirip yüzünü bölgeye doğru çevirdiği ülkedir. Doğu Türkistan Çin devletinin içerisinde (XVIII. Türk ülkesinin sınırları Türk halklarının yerleşmesine ve türlü siyasi durumlara göre değişiyordu. Öyle ise.

belli derecede. Türk dilinin Arap diliyle beraber ilim ve yazı. Bununla birlikte bu durum belli derecede Türk dilinin gelişmesinde zararlı oldu. kamuoyunu. ). Türk medeniyetinin de dünyaya açılmasını sağladılar. Türk dili ve fonetik yazısını. bununla birlikte medeniyetler. bununla birlikte. Başka bir tabirle bu tarihi dönemde Türk medeniyetinin kendi enginliğini hissetmesi. tanınmış yöneticilere dikilen anıtlar değil. tarihi devirlerdeki Türk yurdunun üç büyük devlet adamına diktiği anıtlardaki yazılar tanık oluyor. Orta asır Batı Avrupa'sında Latin dilinin büyük önemi olduğu gibi. el sanatını benimsemeye. A. Çünkü bu alimler Türk dilinde veya Türkler hakkında eserlerini yazarak. dünya görüşü arasındaki çatışma olarak değerlendirmesinin (GUMİLEV. devlet bağımsızlığını elde ediyor. ülkeyi birleştirme hedefini yerine getirebilen Kutluğ Kağan' a halkı İlteriş unvanını veriyor. Bu düşünceyi anlatan büyük Kül Tegin yazıtında şöyle diyor: Bu gibi ağır dönemlerde Kutluğ Kağan yöneten Türkler baş kaldırıp. İslam esasına dayanan IX-XI. (BALASAĞUN. Çinlilere bağlı kaldıklarından çocuklarına Çin eğitimi ve kültürünü öğretip.-X yy. Manevi kültür sahasında açık boy gösteren bu hareketin başında Yusuf Has Hacip Balasağun. asrın ortasında şimdiki Moğol topraklarında Türk Kağanı ortaya çıktı. VII. N. Bu tarihi dönemde oluşan Türk medeniyetine has özellikleri tespit etmeliyiz. Bu üçlü dönemine bütün Türk dünyası ülküsünün yükseldiği dönem dememiz doğru bir ifadedir. M. Onlar. Türklerin sosyetesi. H. Bu bakımdan. merkezi devlet birliğinin oluşmasına. bilig-5/Bahar '97 .124 gerçekleşen. Kül Tegin ve Tonyukuk sürdürdü. edebiyat. Arap baskısı ilk dönemlerde yerli ekonomi ve medeniyete zararı olmasına rağmen sonraki dönemlerde çeşitli ülkeler ve medeniyetler arasındaki ilişkilerin gelişmesine. olgunluğa ulaşması İslam dini ve Arap medeniyeti ile gerçekleşti. Bu durum Turan halklarını küçük kavimler dağınıklığından. Onlar. Gumilev'in Türk Kağanlığı ile Tan sülalesi arasındaki mücadelenin sadece devletler arasındaki çatışma olarak değil. Burnunun dibinde kuvvetli bir devletin ortaya çıkmasından Çin'deki Tan sülalesi (612-907 yy) hoşlanmadı. Türk medeniyetinin oluşum dönemi idi. tabii " Bütün Türk Eli " ülküsünü fikir olarak ortaya attıklarını düşünmemişlerdi. " Bütün Türk Eli " ülküsünün yeni şartlara uygun yeni çağını. Anıtlardaki yazıların ortak fikri. Türk halklarının birlik ve bağımsızlığını koruma ülküsüdür. siyaset ve hukuk dili olduğu dönemdir. 50 yıl boyunca kendilerine tabi tuttu. hilafet medeniyetinin Türk medeniyeti için. Onun bu dereceye yükselmesinde Arap. yeni tarihi dönemini açtılar ( X. VI. Müslüman medeniyetinin tesiri engindir. Türk dili imkanlarını aşmakla yetinmediler. Bunlar sadece sıradan kahramanlara. Kaşğari gibi büyük düşünür ve alimler gelmektedir. İslam dini ve medeniyeti temelinde manevi olgunluğa ulaşmasını sağladı. bunun gibi büyük hedefler uğruna hizmet eden yazarlar ortaya çıktı. asırlarda Turan. Devleti Bunun Kağan yönetti. Türklerin bundan sonraki takdiri için bu netice Çin Setti' nin dikilmesi kadar önemlidir. Böylece Türklerin Devlet birliği ve bağımsızlığı tehlikeye düşüyor. vatanın ağır dönemlerinde en önemli meseleleri çözebilen devlet adamlarına Türk halkı tarafından gösterilen saygıdır. Her medeniyet için bundan önemli iş olmasa gerek. Yesevi. yakın doğudaki olağanüstü medeni birikime yol açtı. Göçebe ve yerleşik hayatın sıkı bağlantısına dayanan ekonomi sistemi. Tarihçi A. O. 1953) önemi büyüktür. onların unvanlarını kabul etmeye başlıyor. XI. ilk olarak. Buna. İlteriş'ten sonra Tan baskılarına karşı mücadeleyi Bilge Kağan. Sonuç olarak Çin devleti ile aradaki bin yıllık mücadele Türkler için "Bütün Türk Dünyası" ülküsünü ortaya çıkardı. 1986) Genel olarak bu tarihi dönem (IX. on iki hayvan isminden meydana gelen takvim sistemini oluşturması bunların delilleridir. y. halkını da yerleşik yaşamı ve ticareti. başka medeniyetlerle uzlaştırıcı görevini yaptığını yok sayamayız.). Çünkü bu devrin kendine özgü özellikleri var. Bundan dolayı Türk dili ve kültürünün ortak Türk medeniyetinin sönmemesi için. felsefe ve din. y. asrın sonlarında Turan'ın batı bölgesi Arap hilafeti içerisine girdi. ilk Türk devletlerinin oluşması dönemine rastlıyor. Arap hilafeti ve ona yakın bölgelerde Arap dili üniversal ilim ve edebiyat dili haline geldi. Kağanlığın iç mücadelesinden yararlanan Çinliler 630 yılında topraklarını ele geçirip. fakat bu anlamı taşıyan büyük manalı iş yaptılar.

Avrupa medeniyetini getirici izlenimi verdi. Moğollar ve Türklerin birleşmesi. A. Orta Asya Türk tarihinde yeni bir dönem açıldı. Ulu Emir' in vefatından sonra Türkistan ülkesinde kendi aralarındaki (feodal) iç mücadele yaygınlaştı. onların tekrar ayrılmaya doğru gittiğini görürüz. Cengiz Han'ın yönettiği Moğol kavimlerinin siyasi üstünlüğün güçlenmesi sırasında komşu Türk ve Moğol kavimlerinin arasında etnik karışmalar oluyordu. İkincisi. bazı eski Türk boyları. ilmi gelişmeye doğru gittiği dönemdi. kökeninin Türk olduğunu unutup. Onlardan birisi de XIII. Genel olarak Doğu dünyasındaki ilim ve teknikte gerilik birkaç yüz yıl boyunca Türkistan'ı sardı. yy'daki ekonomik ve medeni gelişmeye ulaşamadı. Böylece iki dini görüşün kaynaşması göçebe yaşamın taleplerine göre. Bu tarihi dönemde " Bütün Türk Eli " ülküsü daha ileri götürüldü.). İç bölgelerden göç eden Rus ve Avrupalılar. Birincisi. Başka bir tabirle. Uluğbek'in astronomik eserleri ve Babur'un müthiş yazıları Türkistan medeniyetini Batı Avrupa'daki gibi Pazar ekonomisi ve demokrasi yoluna götürmeye yetersiz idi. XVIII XIX yy. sosyal ilişkileri ve medeniyeti benimsemede yeteneksiz olarak gösterilip. sadece kendi arasındaki etnik karışmayı değil. Çok sürmeden. Balasagun ve H. Onların eski vatanı.125 Türklerin göçebe kısmı. Yesevi eserlerinin sözlü ve yazılı geleneklere dayandıklarım araştırıcıların hepsi kabul etmektedir. (XIII-XIV. Nevai kaleminden doğan. kendisi de buraya. yy' ın başlarında Moğol Imperyasının dağılmasından dolayı. Emir Timur'un idaresindeki devlet teşkilatı Kanun emriyle Semerkand'a toplanan el sanatçıları. Bin yıllar boyunca sömürgenin birkaç türünü başından geçiren Türkistan. Rus hakimiyetinin temelini oluşturdular. Türkistanlılar dünya medeniyetinden dışlanan "tuzemliler" sayılarak. medeni. yy' ın sonu ve XV. yy. Bütün iletişim kurallarını elinde bulunduran medya. Avrupa topluluğuna. Türkistan'ın yerli halkı yeni teknik ve teknolojisi. yy. belli bir amaçla ortaya çıkan siyasi ittifak olduğu kanaatim veriyor.'a kadarki Türklerin devlet ve askeri teşekkülü.XIV.y' lardaki sınırları bugünkü kapsadığı topraklarla aynı yere geliyor. başarılı Moğol tesiri altında kendilerini Moğol sayıyor. medrese. Moğollar eski Türk boylarını eritemedi. Böylece. Cengiz ve onun ortakları devrinde Moğollara hizmet ediyor. Emir Timur devri Türkistan ülkesinin kısa süreli olsa bile ekonomik. şimdiki Moğol topraklarında Türk ve Moğol kavimlerinin Cengiz bayrağı altında birleşmesi neticesinde Büyük Okyanus' tan Doğu Avrupa'nın batı sınırlarına kadar uzanan. Siyasi yerel yönetim teşkilatı sömürge bürokratlarının eline geçti. Emir Timur ve başka Hanların sarayında Türk dili ilim ve edebiyat dili oldu. Moğol İmparatorluğu ortaya çıktı.'daki Rus sömürgesi Türkistan'a ekonomik ve medeni yenileşme getirmedi. onların hayalinde doğan Türkistan ülkesindeki mimari ürünleri. (FAZULLAH. Mescit. XIII. tarihçi Reşidüddin'in dediği gibi. A. Türk halkı yeni safhada gelişmeye başladı. 1952) Ama kısa süren bu dönem Türk boylarının tamamen Moğollaşmasına götürmedi. Rusya emperyalizmi burada tamamen yerleşme hareketini ele aldı. y. Her zaman tenkit edilmeyen tarihi dönemler vardır. yavaş yavaş Türkistan halkının çoğunluğu olmayı sağlayarak. 1972 ) Ne yazık ki Türkistan ülkesinin bu yenileşmesi önceki. üçüncü bir dini görüş ve dünya bakışının oluşmasına temel oldu. Rusya'nın getirdiği baskıyı daha görmemişti. resmi olarak günlük yaşamında eski dini Gök Tanrı inancını devam ettirdi. Yedisu ve Sır boyundaki Otrar kalesinin dışındaki düşmanla içindeki Koruyucular bile kandaş Türklerdi. Nizami' yim diyemem Şairlerin tanrısı Cami'ye eremem (SATAROUZBEKSOZO. Böyle bir durum genel olarak göçebe Türk medeniyetinin ortak manzarası idi. Türk halklarının XIII . Türkistan'a. yani IX-XII. Eski zamanda dünya merkezleriyle doğrudan ilişkide bulunan Türkistan. Yukarıda belirtilen Y. XIV. Cengiz Han devrine kadar ki yazılı ve sözlü şecere kaynaklarına Raşid addin eserine dayanarak böyle bir yorum yapabiliriz. " Ferhad ve Şirin " destanındaki şu sözler manevi dünyanın görüntüleri idi: Hostovım. " basit " yaşam gelenekleri kaldırılıp Ruslaşmaya mecbur oldu. yy. Hatta. Göçebe yaşamında başka türlü olması mümkün değildi. artık batı ve doğu ülkeleriyle bilig-5/Bahar '97 . mekteplerin eksikliğinden dolayı İslam yeni duruma göre uygulanmıştır.

Türk halkının bağımsız devlet olma yolundaki hedefleri. (Çarık döneminde oluşan ve Sovyet yöneticiliğine katılan aydınlar) (Yani batı' da İdil ve Cayık'tan itibaren. 1917 tarihindeki devrime geldi. bu hedeflerine yeni Bolşevik iktidarında ulaşamayacaklarını anladı. Türkistan'da yerli halkların siyasi bağımsızlığını sağlamayı bilig-5/Bahar '97 . tarihi gerçeğin derinine götüren şu sonuçlara gelmiştir: " Sonra kurulup az bir süre yaşayan türlü Milli bağımsız devletler (bu arada önce Hokand Muhtarlığı. açıkçası herhangi bir ülkede azınlık halkın kendi devletini kurup. Bu mücadelenin liderleri. dini hareketler ve diğerleri vardı. onların başlattıkları yeni eğitim. onların yardımıyla Gabdraşid Kazıy Ibragımov'un "Avtonomya" adlı kitabı yayınladığım söylüyor. Başkurt aydınları hizmet ettiler. Öte yandan. Çokay şu üç eksikliği gösteriyor. Onların arasında Kadetler Partisi. 3. asrın başındaki Türk İstiklal hareketlerinin eski dönemlere kıyaslandığında epeyce güçlendiğini kabullenmek gerekir. Kazak. Türk aydınlarının.y başlarında Türk halkları arasında dağılan sultan nesilleri destekledi. Ve İhtilal Sonrası Çarlık hükümetinin yıkılışı ve onun peşinden gelen 1917 yılındaki ilk adımları sıralarında " Bütün Türkistan " ülküsü XX. Genel hareketi birleştirebilen ortak bir programın olmaması. Bu tabii idi. belli derecede Milli Türk İstiklaline hizmet etti. Milli Türk İstiklalini XX. mesela. Bu tarihi dönemdeki istiklal için mücadele tecrübesini eleştiren M. doğuda Kazak bozkırları ile Kırgız Aladağı arasındaki Türk halkına) yayıldı. 140 adamdan oluşan Türkistan Halk Komiserler Sovyeti toplantısı. kendi mallarının pazarı olarak kabul etti. Rus devrimci demokratlarına güvenip. 1997) Sovyetler Birliği zirvesine ulaştıktan sonra. Çünkü ilk Rus baskısı altına giren. 2. onlara dayanarak istiklal umut etmesidir. Fatih Karimov'un "Vakit" gazeteleri. Başkurt ve başka halk aydınlarının siyasi hizmetlerinde görülmektedir. y. Metropolde Ekim Devriminden sonra. " Bütün Türkistan " ülküsünün yeniden geliştirilmesine engel olmadı. yy'ın başında Türk Halkının bağımsız Milli devletlerini kurma çabalarında görünüyor. Rusya Türkleri "coğrafi muhtarlığı" hakları için mücadelesini destekleyip. merkezin bütün kararlanın yerine getirmeye hazır olduğunu belirtti. İsmail Gaspıralı'nin "Tercüman"ı. Bir grubun da siyasi başarıya dua ederek kavuşacağına inanmasıdır. bu konuda fikrini açıklayarak. (TOĞAN. yy'in başında bu ülkü. Bununla birlikte bu hareketler. Taşkent'te Sovyet Türkistan bölgesi III. Tatar. Lenin'e yolladığı telgrafında. Başkurdistan Cumhuriyeti ve başka hükümetleri söylüyor ) tecrübesi. Emperya sahasında yayılan türlü siyasi akımlar Türk Halkları istiklal mücadelesine katkıda bulunmaya gayret ettiler. 1920'li yılların sonuna doğru. Böyle bir seviyede Türkistan. Bölge Müslümanlar toplantısı düzenlendi. Şimdi bu hareketten bahsedelim. Daha yeni ekonomik gelişme seviyesindeki Rusya ise Türkistan'ı ucuz sermaye kaynağı. sosyal demokratlar. XX. Zeki Velidi Toğan kendi hatıralarında 1905 1907 yılları belli Dultan nesilleri Galiaskar Sırtlanov ve Selim Gerey Cantorin'in. tabii olarak hak etmiştir. bize bir yandan Rus devrimcilerine güvenmemizin yanlışlığım ispatlıyor. Mustafa Çokay. ilk olarak Türk aydınlarının iki kısmına.126 ilişkisini sadece Rusya aracılığıyla gerçekleştirebiliyordu. XX. onların birkaç yüzyıllık gelişme neticesinde. "Alaşorda" ile "Erkin Baçkortostan" bunun delilidir. onlarla mücadelenin değerini anlayan ve bu yolda tecrübe edinen de bu halklardı. Hareket liderlerinin siyasi yönden olgunlaşmamasıdır. 1920 yıllan Türk dünyasının bağımsızlığını sağlama hareketi Sovyetler çerçevesinde devam etti. yy'ın başında Türkistan Milli İstiklal iddiasına Tatar (Kırım ve Kazan). Milliyet otonomisi fikrini kabul edemeyeceğini bildirdi. Alaşorda." (ÇOKAY. Buna yönelik çabalar. sadece Avrupalı halkların üye olduğu yönetim kurulunu belirledi ve merkezi yönetimin V. onu Rusya Emperyalizmi tırnağından koruyabilmesinin mümkün olduğu fikrinin yanlış olduğunu gösteriyor. 26 Kasım'da 1917 tarihinde Kokand şehrinde IV. 1994) Bu gibi hareketler daha sonra Rusyalı Türk aydınları arasında büyük rağbet gören federasyon hareketlerine ulaştı. toplantısı. İ. kendi aralarında anlaşmazlığı yarattı. 1. Tatar aydınlarının organize ettiği matbaalar. XX.

(KONRATBAYEV) Bu fikir Türk Cumhuriyeti ordusu hakkında da söylendi. "Milliyet" ve "Devlet" kavramlarının Bolşevik programlara uygun gelmediği gerçektir. Onun yerine gelen SSCB'de ebedi olmayan. Kırgız (Kırgız ve Kazak). 1994: 129-135) 4. Fakat Bolşeviklerin iktidara gelmesi halkın bu arzusuyla uyuşmadı. yahudi. Bunu Sultan Galiyev'in kaderi göstermişti. Kokond'ı kana boğup. olarak bölünüp. ve yerli yahudilerin vatanı sayılsın. Bütün ve bağımsız Türkistan programım destekleyip. Mustafa Çokay ve taraftarları vardı. Sultan Galiyev ve Turar Rıskulov'un isimleri dikkate değerdir. sadece o dönemdeki devlet iktidarını değil. T. Madde: Şimdiki Sosyalist teşkilatlanma dönemi sadece toprak bölünüşü değil." (KONRATBAYEV. küçük cumhuriyetler kurmaya çalışma düşüncelerini komünist örgüt yoluyla ortadan kaldırmak ve beraberlik ülküsü için Rusya Federasyonu içerisindeki diğer Türk halklarını da Türk Sovyet Cumhuriyetinde birleştirmek gerekir. Rıskulov'un fikri. Arap hilafeti. Türk halklarının Tatar. Çarlık hükümetiyle mücadelede yetişen milliyetçi aydınlar idi. Rıskulov "Türkistan Muhtarlığının cumhuriyet olması hakkındaki programında" aşağıdaki fikirleri ileri sürüyor: 1. (KONRATBAYEV. Murseyid Sultan Galiyev'in fikrine göre. gelecek Türk Cumhuriyetindeki Komünist Partisini "Türk Halkları Komünist Partisi" diye adlandırmayı teklif etmesi bunun delilidir. Kıpşak. herhangi bir ayrı sınır sayılmadan. Özbek vb. 6. Bunların yerine bağımsız milliyet devletlerinin ortaya çıkacağı açıktır ve bu tabii bir şeydir. T..127 hedefleyen ilkeyle bütün halkların haklarının korunacağını belirtti. Sovyet gerçeğinin doğurduğu gibi bir olaydı. Mahmud Hoca Bekbudi. Cengiz Han. Kelimsek (dıştan gelenler) sayılsın. Madde: Sırderya. Madde: İşçiler ve ezilen halkı enternasyonel zihniyetle birleştirme amacıyla. Bu sırada dikkate değer mesele. Türk Cumhuriyeti başka Türk devlet kurumları için her zaman açık. bunun gibi bu tarihi durumda SSCB içerisindeki Türk halklarının bütün bir devlet organizasyonunda birleşeceği kaçınılmaz bilig-5/Bahar '97 . Sultan Galiyev Dedi ki. Ubaydullah Kodcayev. devrimci havanın ortaya çıkardığı. geçici bir olgudur. Burada onların bu mesele konusundaki fikirlerini geniş bir şekilde dile getirmek mümkün olmuyor. Fergana. 1994: 129-135) T.. yeni cumhuriyetin içerisine dahil etme imkanı var sayılsın. İmperyanın başkentinde ve yerli yönetimlerde onu dinleyen ne kurumlar vardı. Başkurt. Jetisu. Bu sıralarda Türkistanlıların haklarını koruyan. Rıskulov ve onun fikir taraftarları. İşte. Sovyet iktidarının son yıllarındaki gelişmesinin gösterdiği gibi. Sonuçta. Türk Sovyet Cumhuriyetine üye olmayı isteyen. 1920 yılının Ocağında Taşkent'teki Müslümanların toplantısında kabul edilen bu programa göre. Rus. Türkistan halkına Milli Otonomi talep edip. milliyetler arasında sınırlarında ortadan kaldırılmasını gerektirdiğinden. Bu sebepten. Muhtar Cumhuriyetlerini kuvvet kullanarak dağıttı. Milli meselelerin halkın doğrudan katılması ile çözülmesini arzuladı. Onlar sosyal meselelerin çözülmesinde Bolşevik programını desteklemedi. ekonomik ve manevi bağımsızlıklarının görüntüsü idi. T. bu programı ileri sürenler arasında Münnevver Kari. îşte. Kokond (Türkistan) Muhtarlığının meydana gelmesi Türkistan halklarının siyasi. Türkmen.. gelecekte ise devlet çapında konfedarasyon esasında birleştirilebilmeliydi. Ermeni ise vb. Rusya Roma emperyası. ne yöneticiler. bunları gerçekleştirmek için Türk halklarının özelliklerine göre birleşmeyi hedeflenmeleri gerekiyor. Semerkand ve Hazar boyu bölgelerinden oluşan Türkistan. Kırgız (Kazak). Tarançı/Uygur. Rıskulov'un adı geçen programında. hatta Komünist Partisinin de Milliyet anlayışı esasında kurulabileceğini sandı. esas fikirlerim dile getirmekle yetiniyoruz. Karakıpçak. Özbek. Tatar. Türk Cumhuriyeti gelecekte Rusya Sovyet Fedarosyonu içerisindeki Türklerin bağımsızlığını sağlayan Muhtar Cumhuriyet esasına dayanan devlet olmalıydı. o zamanın tarihi gerçeği. Ancak Sovyet iktidarının ilk yıllarında bu kavramların uygun gelebileceğini zanneden aydınların da olduğunu yok sayamayız. onun uğruna çalışan aydınlardan en ileri gelenleri Murseyd. Timur ve Osmanlı emperyasının gittiği yollara gidip dağılmaya uğrayan bir emperyadır. Türk Cumhuriyeti Sosyalist Milli Cumhuriyet olmalıydı. Durgan vs. Türkistan'ın beş bölgesinden oluşan coğrafi sınırları.

Sonuçta. etnik ve medeni etkilere rağmen "Büyük Türkistan" ülküsünün süre geldiğini hayat göstermektedir. tarih sınavında yaşayan. Diğer bir tabirle. Turan İran. Eski Türkistan topraklarında türlü tarihi dönemlerde yerleşip. insaniyet tecrübesinin gösterdiği gibi " bütün parçalanamaz" emperya olmaz. "Bütün Türkistan" ülküsü. Türk Cungar savaşları "Bütün Türkistan" ülküsünü güçlendirdi. Turan Hungar. Afganistan ve Rusya'daki Türk bölgelerinin de katılması ihtimali büyüktür. Sultangaliyev'in de farkında olduklarını zaman göstermektedir. "Benim fikrime göre". "dünyada bu hareketi engelleyebilecek güç yoktur. sosyal. Şimdi de öyledir. Türlü tarihi dönemlerde bu ülküyü taşıyanların başında "Kültegin" yazıtının müellifi. Bu ülküyü ortaya çıkaran. M. siyasi ve manevi faktör olarak uluslararası ilişkilerde yerine oturması.128 gerçektir. Çokay gibi Sovyet hükümetinin Türkistan halklarını ayrı cumhuriyetlere ayırma politikasını desteklemedi ve onu açıkça belirtti bile. Çünkü bu hareketin ülküsü çok ilerici ve devrimcidir. 1992) M. önemli fikirler sunan Türkistan evlatlarından biri de Mustafa Çokayulu idi. Turan Rusya gibi ilişkiler akımında. T. onun uğruna bilinçli ve amaçlı mücadele etmesiyle doğrudan ilgilidir. Bu gibi tarihi durumlarda ortaya çıkan sorulardan birisi " Türkistan'ın bundan sonraki takdiri ne olacak? Çok budaklı Türk yurdu ne yaparsa. Rusya emperyası Türkistan'a tamamen ve sağlam yerleşemeyince İngiltere ve Çin gibi rakipleriyle mücadelede zayıf düşeceklerinin farkında idi. zaman süzgecinden geçip. Merkezi Asya tarihinde büyük iz bırakan Türk Çin. Rıskulov'un da. M. O. Sovyet emperyası da sadece tarih listesinde kalan emperya oldu.. gerçekte Milletler ilişkisinde yeni sitemin dışı kırmızı. sonra dağılıp emperya baskısından kurtulma durumunu günümüzde de başından geçirmektedir. Yusuf Balasagun.. Türk halkları ortak tarihi menfaatlerinin farkında olup." (SULTANGALÎYEV. yukarıda belirtilen tarihlerden ders alan Türk halkıdır. bağımsızlığını ve başka ülkelerle eşitliğim koruyarak. Sovyetler iktidarı ve partiya. Onu geciktirmek. yeniden bütünlüğü elde etmeye çalışacak ve eskiden de kuvvetli birleşik bir devlet oluşturacaktır. ama iki yıl geçer geçmez parçalanan Turan halkları. içi beyaz politika yürüten yeni emperyalist anlayıştaki bir hareket olduğunu T. Turan Arap Hilafeti. birbirini etkileyen dini. parçalanamaz Rusya" politikasının yolu idi. Nevai. ağır tarihi dönemlerde varolmalarını sağlayan çok önemli bir faktördür. Sultangaliyev. yani belli bir dönemde ortaya çıkıp. komşu Doğu Türkistan'ın. zamandan zamana. etrafındaki türlü etnik devletlerle yeniden münasebet kurmaları gerçekleşti. Jumabayev gibi şahıslar geldi. Turan Ellenler alemi. her türlü süzgeçten geçip." (SULTANGALİYEV. Sultangaliyev bu fikrini diğer bir eserinde tekrar söylüyor. çünkü güçlenmekte olan reaksiyon güçlerin Türk Sovyet cumhuriyetlerini teker teker yok etmesi kolay olacak. "Türk Eli" ideasının ortaya çıktığı dönemler Türk halklarının tarih sahnesine çıkması ile. M. asırda bu soruların cevabım arayarak. Türk Arap. ama kökünden yok etmek mümkün değildir. Turan Çin." (SULTANGALİYEV. Türkistan yurdu ve topraklarına eziyet veren sosyal kataklizmlerden sonra bu ülkü ölmez. " Bana . Kuvvetsiz. bütün olursa buna yapamazlar. A. engelleyebilmek mümkün olabilir.. dünya medeniyeti yolunda gelişebilir?" XX. hukuksuz cumhuriyetler oluşturmak her yerde " Vehkorosların " (Büyük Rus) üstünlüğünü sağlamayan "Bütün. 1942: 469) Bu onun 1929 yılında yazdığı fikirdir.. dışarıdan milletlerin eşitliğini sağlayan devlet olarak görünmesine rağmen. Türk Parsı. Ama. Onun meydana gelip. Türk halklarıyla birlikte yaşayıp. "Moskova bugün Türkistan'ı ekonomik ve siyasi yönden zayıflatmak için Turan halklarını küçük kavimlere ayırmakta. 1995) Oyuncak Cumhuriyetler Birliğini kurmak. Eski Türkistan. Turan Moğol. tarih yürüyüşünde birkaç kere başından geçirdiği benzer olaylar. "Türkistan" kavramının tarihi gerçek ve hayat damarında yetişen bu ülkü uğruna mücadele eden seviyesine ulaşabildi. Mustafa Çokay. Türk halklarını boy öezelliklerine göre ayırma politikasını tekrar incelemesi gerekli gibi görünüyor. Bu küçük çalışmamızda bu devlet adamının bilig-5/Bahar '97 . Rıskulov ve M. Ona gelecekte. anka kuşu gibi yeniden canlanmaktadır. nesilden nesle devam etmekte olan "Bütün Türkistan" (Büyük Türkistan) ülküsünün devam ettiricisi oldu. diye yazdı Sultangaliyev.

Bununla birlikte bu gaye Kazak halkının doğru yolda olduğunun delilidir. Mustafa Çokayulu'un tarihi hizmeti tarihi ortaya çıkaran tarihi ortadır. Alihan Bökeyhan. toplumun kendisini koruyabilme yeteneğini kökten yok etmeye çalıştı. beraberlik ve bağımsızlık belgelerini ortadan kaldırmaya. Fakat bu nitelikteki eserler yayınlanmadı. o milletin nesilden nesle süre gelen sürekli manevi arayışının. Mustafa Çokayoğlu XX. Bu sebepten de. Her sosyal hareket başlatıcılarının. Türkistan halklarının . Dünyada insanın bilinçle yaşamaya başladığı zamandan beri devam ede gelen gerçeklerin biri de budur. Rusya emperyası ideologları. Ele geçirmek için ilk önce bu halkların yeni teşekkül eden devlet sistemini ortadan kaldırdı. sömürgenlere karşı hareket ettiği için sürüldü. İkincisi. asır başında Milli mücadele ve sosyal yenileşme hareketlerinin başlatıcılarından biri idi. meselenin bu yönünden bahsetmemek mümkün değildir. merkezden Türk halklarım yöneterek ezme ve Ruslaştırmada kullanılan bazı yöntemleri söyleyebiliriz. bu ülkü uğruna çalışan alim Zeki Velidi Toğan ve baş yazılarını da dile getirmemek adaletsizlik olurdu. türlü tarihi dönemlerde türlü hileyle hareket etti. Emperya bu stratejik hedefe ulaşmak için. Meseleye ilmi yönden bakarsak. Her milletin dünyada. İdil ve Jayık'ın doğu tarafındaki Türk halklarım bağımsız etnik. Alaş aydınlarının başlattığı Kazak halkının manevi olgunluğu zirveye ulaşamadı. Kazak halkının XX. partiyanın tarihinde özel yeri olan Alaş hareketini hatırladığımızda canımızı acıtan durumlardan biri de budur. yüzyıl ilk başlarında. İkincisi de Avrupa'daki Türkistanlı emigrasyonun (Avrupa'ya göç edenler) lideri olarak. biri ötekinin değişik zaman içinde devamıdır. Stalin totaliter sisteminin Türkistan'daki politikasının sömürgeci niteliğini açıklayarak yayınladığı eserleri ve sürekli yayınları ile bizim tarihimizin yeni safhadaki siyasi hizmetini başlattı. medeni güç olarak görmek istemedi. Rus yönetimini oturtmak için kullandıkları yöntemleri. Ahmet Baytursunulu ve Mırjakıp Dulatulu'nun XX. uluslararası ilişkiler sisteminde kendi yerini bulabilmesi için devlet bağımsızlığı. asrın başlarında milli ayaklanma. Ne yazık ki. Emperyanın politikasını inceleyen ilmi eserler gereklidir. Biri. Bu tarihi dönemde önce Çarlık. Arasında yetmiş yıl gibi bir süre olan bu iki hareketi kıyaslamak uygun olmaz. yüzyıl medeniyetine doğru akan insan seline katılmaktadır. Buna rağmen. her birinin yerine getirdiği göreve göre tarihte yeri oluyor. XX. asır Kenesan Kasımol'la başlayan milli ayaklanma da zihinsel hedefi yönünden Alaş hareketi seviyesine ulaşamadı. Mustafa Çokayulu milli ayaklanma hareketlerinin bu iki döneminde de öndere uygun faaliyetlerde bulundu. Mesela. yüzyıl Milli ayaklanma tarihinde Mustafa Çokayulu'nun kendisine has bir yeri vardır. yeni medeniyete. Aşağıda bundan bahsetmek istiyoruz. Devlet. Aksine onları imparatorluğun güçlenmesi sırasında kendilerine has özelliklerinden ayrılıp. Bu. faaliyetinin. Hatta daha dünkü XIX. Batılı demokratların dikkatini çekebildi. devlet bağımsızlığı. XX. Buna rağmen Alaş hareketi halkımızın kendi aydınlarının devlet bağımsızlığı hakkında ilk olarak zihinsel yönden gündeme getirerek hareket etmesidir. orta çağ karanlığı ile baskıda boğulan Kazak halkı için. döktüğü terin ve bağımsızlık uğruna dökülen kanın neticesinde elde edilecektir. 1930'lu yılların başlarında Alaş aydınlarını cezalandıran mahkeme süresi ile sona eriyor. Çünkü onların hedefi. Başka bir ifadeyle. iç savaş ve Sovyet iktidarının teşekkül etme döneminden. Ruslaştırılması gereken nüfus olarak gördü. ruhları ortaktır. sonra onun yerine geçen Sovyet iktidarına karşı milli bağımsızlık bayrağını kaldıran Türkistan (Kokond) ve Alaşorda hükümetlerini kurmak için çalıştı. Kazak toğrağında nice asırlardan beri devlet ve bağımsızlık için nice kanlı mücadeleler yapılmış ve bu hareket Alaş aydınları sırasında yeniden gündeme gelmişti. Bununla birlikte. yeni sistemi kabul etmek bilig-5/Bahar '97 . Alaş ve Milli hareketin önemli iki dönemi vardı. Rus baskısına öncelikle uğrayan Tatar ve Başkurt halkları idi. Emperyanın. Alaş hareketinin teorik meselelerinin organize edilmesinde rolleri büyüktür.129 ileri sürdüğü bütün Türk yurdu ülküsünden bahsetmek istiyoruz. yaklaşık 1905 yılından Alaşorda hükümetinin kurulduğu 1917 yılının Aralığına kadarki dönemi kapsıyor. milliyet bilincinin harekete geçebilmesi gerekir. siyasi.

Kazak ve başka Müslüman ülkelerin genç ve milli ayaklanma hareketinin gelişmesini destekledi. kendilerine çekmeye çalışmaktır. Başlıcaları "Tercüman" ve "Vakit" gazeteleridir. (URAL. Baytursmov'un " Kazak " gazetesidir. Mustafa Çokay'ın sosyal görüşlerinin oluşması. Onunla birlikte bilig-5/Bahar '97 . Çokay. tüccarları ve din hizmetçilerine paylaştırdı. Duma seviyesinde Türk ve diğer Müslüman halklarının en önemli siyasi ve sosyal meselelerini gündeme getirdi. Lüzumlu bilgileri toplamak için A. Rus emperyasma tabi Türk ve Müslüman halkları baskıdan azat etmek idi. asrın başlarında Türk halkları arasında milli ayaklanma hareketi oluşmadan önce baskıya karşı mücadele genel İslam hareketi şeklinde ortaya çıktı. saraylar. Bu durumda Rusya sömürgesine karşı gelebilecek bir güç gerekli idi. belli derecede. özellikle A. dünya medeniyetinin ocaklarından biri olan Orta Asya içerisine doğru ilerleyip. Türk halklarının tarihi vatanı. 1916 Türkistan'daki trajik olayla ilgili Duma ve hükümet huzuruna bildiri hazırladığı sırada katıldı. 1905 Rusya devriminden soma gelişen Bütün Rusya Müslüman hareketi ilk olarak. Onların yeni coğrafik ve etnik ortama kolay alışmaları için türlü ekonomik. Bu sebepten İslam dininin Türk halkları yaşamındaki tesirini zayıflatıp. bağımsızlık hareketi aydınlarının geçtiği yola benzemektedir. Bu sebepten Rusya Müslüman hareketinin programında görevler belirlendi. F. Selimgerey Cantörin gibi aydınlar bulundular. Onun yönlendiricileri. Rusya emperyasında XX. bütün Rusyalı milli ayaklanma ve Müslüman hareketinin içinde bulundu. Ali Mardan Topçubayev. Yaşam kaynağı olan ata yurttan. Yaklaşık 1914 yılında başlayarak Müslüman hareketi hizmetine katılan 1916 yılında onun sekreteri olan Mustafa Çokay. Tatar. bazılarını iç Rusya'ya sürüp kabul edenlere ise bazı kolaylıklar sağlayarak. Türkçülük ve İslamcılık (Pan Türkizm ve Panislamizm). 1916 yılının Aralığında M. onu sömürge bölgesine dönüştürdüğünü farketti. Rus baskısına karşı mücadele sırasında ortaya çıktı. emperya içersindeki Türk ve Müslüman halkların yaşamındaki en önemli olaylar konusundaki çok değerli bilgilerin burada çalışanların elinden geçmesidir. Kerenski 1916 yılının sonbaharında Taşkent'e geldi. Öğrencilik ve gençlik çağı emperyanın siyasi merkezlerinden biri olan Petersburg'ta geçmesi. 1993) XIX. Sadri Maksudov. sonra yok etmeye çalıştılar. kültürden ayrılma tehlikesi bu ülkelerde de oluştu. Sömürge yönetiminin bu amaçla kullandığı büyük işlerden biri de Türk halklarının hayatından İslam'ı uzaklaştırmaktır. Kazak toplumunun müslüman hareketi hizmetinde büyük çalışmalar yapan. Kendilerinin bu dönemde yönlendirici ve itici güç olabileceklerinin anladılar. İlmi kaynaklarda Müslüman Türk hareketlerini araştıranlar. gelenek görenekten. Yerli yöneticilerden kalan evler. Kerenskii'ye yüklenmişti. Onların asıl amaçları ise. İslam dininin manevi karşılık oluşturabileceğinin farkında idiler. siyasi ve medeni faaliyetler yapıldı. Böyle bir gücü Rus emperyasına tabii tutulan Türk halklarını birleştirerek oluşturmak mümkün idi. Bökeyhanov'ın teklifleri üzerine Müslüman hareketi bürosu sekreteri olarak tayin edilmişti. Mesela. Kazak milli mücadele hareketinin ilk ideolojik yayını olarak ve bu görevi sonuna kadar götürebilen A. İdeası milli ayaklanma niteliği taşıyan İslam hareketi içinde İsmail Gaspirmski. Çokay'ı belirtmek gerekir. Bu durumun getirdiği avantaj. Rusya Müslümanları ve Türk halklarının milli ayaklanma dönemlerinde çıkarılan yayınlar da vardı. A. Bildiri hazırlama görevi A. Hepsi de bu hareketin yerli halkların ayak altı edildiği dönemde milli duygularını farketti. asrın başında yönetimini Orta Asya'ya kadar uzatabilen Rusya Başkurt ve Nogay ülkelerinde kullandığı yöntemleri yeni ülkelere de uygulamaya başladı. sadece 1742 yılında Kazan bölgesindeki 546 mescidin 415'ini yıktığını söylemek yeterlidir. asrın sonu XX. Mustafa Çokay Devlet Duması hareketine. Bökey-hanov'ı ve M. Başkurt ve Nogay beylerini toprak sahipliğinden ayırmak. F. Aslında Pantürkizm ve Pan islamizm savunma ideolojisi idi. Yeni topraklardan pay alıp zengin olmayı ümit eden bozgunlar veya efendisinin eziyetinden kaçan kaçaklara türlü kolaylıklar sağlandı. Devlet Dumasının Müslüman hareketi idi. verimli topraklar iç Rusya'dan göç eden Rus pomesçikleri.130 istemeyen Tatar. İkinci olarak. Hepsi de Rus emperyasının Ural'dan geçip. haklı olarak. bu hareketlerin " Rusya'ya karşı " olduğu gerçeğini teorik yönden açıklamaktadır. Yeni yönetim Rusya'ya karşı.

1917 yılının Nisan ayında bir hafta boyunca Taşkent'te süren bölge Müslümanları toplantısında. O." (ÇOKAY . Türkistan halklarının kendini yönetme haklarım kabul etmeyen Taşkent Sovyet iktidarına karşı ortaya çıkan. Onların arasında M. Dulatulu ile birlikte Kazak gazetesinde yayınlanan "Alaş ulu" adlı bildiriyi imzaladılar. I. Çokay da vardı. 1917 yılının 22 Kasımı 'nda hizmetine son verilen Türkistan bölgesi Sovyetler hükümetini kuruyor ve onun üyeliğine yerli Müslümanlardan hiçbir vekil almıyorlar." diye yazdı. 1997 ) Bu hizmetiyle birlikte M. Bu durum. Önce.131 gelen Duma temsilcileri (vekil ) arasında M. Bu fikri Alaşorda Otonomisi kurulduğunda A. İkinci olarak. Bu hükümet hiçbir zaman seperatif amaç gözetmedi. Çokay Orınbor'daki II. benim bu makamı kabul etmemi zorlaştırdı. kendimi en mutlu adam olarak hissederdim. mükemmel bir şahıs yönetse bile. Çokayulu kendi hatıralarında şöyle yazıyor: " Çok önemli olan Milliyet Şurası başkanı olmak beni sevindirdi. Ben Türkistan Milli hareketine bir asker. Çokay'ın da katkısı vardı. Çokay ve onun arkadaşları bu hedefe ulaşmanın ne kadar zor ve dehşetli olacağının farkında idiler. M. Çokay başka Türkistanlı aydınlar gibi Şubat devrimini destekleyerek. Bökeyhan ve M. Çünkü Alaşorda hükümetine oy veren Aralık toplantısı "Bir ay süresinde Alaşorda bilig-5/Bahar '97 . Türkistan Muhtar Cumhuriyeti'ni ilan eden M. Türkistan'ı Rusya Federatif Cumhuriyeti ile beraber coğrafi autonomyal (muhtarlık) olarak ilan etti. Çokay bu yılda Taşkent'te Sırderya bölümü yöneticisi. Türkistan geçici hükümetini kurdu. Bökeyhan da belirtmişti. Bu bildiride yazarlar. iki hafta sonra başkam oldu. Dünya Savaşı'ndan dönen Türkistanlılar meselesini çözmeyle uğraştı. Kokand'da Türkistan otonomosi ilan edildiğinde. geçici hükümet sırasında Türkistan'daki siyasi olaylara katılıyor. geçici hükümet. Alaşordu hükümetinin üyesi olmasını uygunsuz göremeyiz. 1917 yılının Şubatı'nda Bolşeviklerin kuvvetle Kokond'ı yerle bir edip. Kazak toplantısına katılıp. dağıttıkları Türkistan (Kokond) Muhtar Cumhuriyetinin hedefi neydi? Sovyet tarihinin. Ona bizde insan gücü ve iman yoktur. Bu yılın yazına doğru Kazak aydınları. özellikle onu yerine geçen Sovyet iktidarı. Kokand Hükümetinin üyeleri. Rusya ne kadar bunalımda olsa bile. onun başkanlığına M. Türkistan Sovyetler toplantısına yollanan mektubunda yeni yönetim ve ideolojinin halka zorla kabul ettirildiğim söylüyor: "Hiçbir hükümet. Bu yılın 26 Kasımı'nda Kokond şehrinde çalışmaya başlayan "Bölge Müslümanlar Toplantısı" Türkistan halklarının kendilerini yönetmeleri için. 1917 yılının bunalımında bu düşünce bir tek M. M. O. toplantıdaki konuşmasında: "Sizler bir anda devlet kurmak istiyorsunuz. Şubat devriminde M. Asker kurulmadı. feodal nitelikte göstermeye çalıştığı Türkistan otonomisi. Türkistan halklarının kendilerini yönetme hakkını tanımadı. İlan etmek kolay. M. Bu Türkistanlı aydınlar tarafından gösterilen en büyük güvenini göstergesi idi. Bu olay hakkında M. Çokay'ı endişelendirmemiştir. Şura üyeleri arasında yaşımın küçük olması. halkın kendisinde olmayan idealler ve ülküleri ortaya çıkarmaz ve buna güçleri de yetmez. bütün Türkistan çapındaki bir olay idi. bizden çok kuvvetlidir. Bunun sebepleri vardır: İlk olarak. 1917 yılının 20 Martında A. bilinçli olarak saptırıp. Çokay bu hükümetin dış işleri bakanı. Ancak. yılın sonuna kadar yüksek yönetim huzuruna sunulan bu bildirinin hazırlanmasında M. Çokay bir aya geçer geçmez Alaşorda hükümetinin meydana geleceğinden haberdar olmadı ve onu şartların getirdiği yorgunluktan düşünmedi bile. Çokay başkanlığındaki " Türkistan Bölge Müslümanlar Şurası" nın açık harekete çıkmasına sebep oluyor. Bolşevikler iktidarı ise Kokond otonomisini kuvvetle bastırarak. M. yerli halk huzurunda Kazakların ayak altı edilmesinin örneğini gösterdi. teşekkül eden Alaşordu hükümetine katıldı. sadece bir şehir kapsamında olay değildi. ancak bizim durumumuzda onu muhafaza edebilmek çok zordur" demişti. Çokay Petersburg'ta idi. Böylece yeni kurulmuş olan iki hükümete de üye oldu. bir işçi olarak katılsam bile. Kazak halkının geçici hükümeti destekleyeceğini bildirdi. Bu durum sadece benim otoritemden kaynaklanan bizdeki aydınların azlığı ve ihtiyacın görüntüsü idi. 1917 yılının Aralık ayında M. Türkistan Bölge Merkezi Müslüman Şurasını kuruyor. Çokay da vardı. Çokayulu getiriliyor. Türkistan komitesi yanındaki Bölge Sovyeti üyesi ve başka hizmetler yaptı.

Belli olanı. ( M. Bökeyhan OGPU sorgulamasında verdiği cevabında: " Ben Sovyet hükümetim sevmiyorum. Çokay'ın hayatının sonuna kadar Türkistan halklarının bağımsızlığı ve onların devlet birliği fikrini koruması idi. Bu sebeplerle iki kör birleşirse yaşayamayacağız fikrini ileri sürdü. Ona Türkistan'daki Bolşevik iktidarla mücadele için Avrupa ortamı. Okuyucuya meselenin açık olması için şunu ekleyebiliriz. bu gibi toplarla olan eski bağlarımı. Mustafa'nın ülke dışına gitmesi doğru idi. s. dönmedi. demişti. Bu tarafı tutanlar öne sürüldü. Ama Mustafa'nın bütün ve bağımsız Türkistan ülküsünden Bolşeviklerin hoşlanmadığı gibi Paris'teki Rus demokrasisi de hoşlanmadı. onların geçtiği yol. A. Çünkü. Sovyet iktidarını iç dünyaları kabullenemedi. Kazak evladı için alışılmış bir durum değildi. Mustafa Çokay bu kararı. M. Rusya emperyası içerisinde Bolşevik sistem oturtulduktan soma aldı. Vatanlarında kalan Alaş aydınlarının kaderlerinin böyle olacağının M. Dulatulu bu mesele konusunda şu açıklamaları yapıyor: " O sırada Türkistan ile Kazak birleşmeli diyenlerin düşüncesi Rus baskısından kurtulmak ve milliyet menfaati için Orta Asya ülkeleri ile birleşmemiz gerekir " diyorlardı. sonuna kadar koparacağım. A. sonra özür dileyen Sovyet hükümetinin. soma tamamen kurşuna dizildi. Halkların kendilerini yönetmesi. Tereddüt etmeden. sevgili eşi ve hayat arkadaşı Marya Yakovlevna'yı alıp İstanbul'a gitti. ekonomisi farklı. ERMEKOV) Sovyetlere boyun eğmeye mecbur oldu. Kerenskii'nin yayımladığı "Günler " ve Milyukov'un Son Haberler gazetesinde çalıştığında bu amaçlan gözetlediği açıktır. Onun bu adımı insani cesaret idi. Onun bu kararı almasını kimlerin telkin ettikleri de belirsiz. sonra. ama kabul etmeye mecbur oldular. Burada bir küçük noktaya değinmemiz fazlalık olmaz. mollaların yönettiği halktır. (KP: YKK. GT. dış ülkelere gitmeyip. 1917 yılının buhranları sırasında Kazak aydınları arasında Kazak ülkesinin Devlet birliği konusunda ortak fikir olmadı. diye Sovyetlerin bu vazifeyi yerine getirebileceklerinden şüpheleniyor. Alaş ideolojisinden. ama kabul ediyorum ". Ama oradan Paris'e geçti. Bu fikrin öğütçüsü olarak. XX. Önce tutuklayıp. Mustafa'nın da Taşkent'e dönebileceği bildirilmişti. Bökeyhanulu'nun bu fikrine biz de katılıyoruz. Hayatının sonradan gösterdiği gibi. Bundan dolayı sürgün kaderini seçti. tarih tarafından reddedildi. Onlar hoca. Çokay'ın gurbete gitme sebepleri belirsizdi. Kokand hükümet üyelerine amnistiya (genel af) ilan ettiklerini. A. Sağlığında söylediği bu fikrin. diye bildirdi. " Bu yolu tutanların kurşuna dizilmeden kurtularak ve Sovyetleri samimi olarak kabul ettiklerini söyleyemeyiz. stratejik yönden ne kadar derin ve açık olduğunu zamanın ispatladığına hiç şüphemiz yoktur. vatanında kalan Alaş aydınlarının kaderi iki türlü oldu.. asır sonlarına doğru gerçekleşme imkanlarının zor olacağının farkında olarak. Avrupa mücadele tecrübesi gerekli idi. Eski yolumdan ve onlarla bağlayan eski görüşlerimden vazgeçeceğim. 78754 iş. Biri. bildiriyorum. M. hayatına son verdi. yani milli bağımsızlığından vazgeçtiklerini resmi şekilde bildirip. M. Rusya emperyası içerisindeki iç mücadelenin güçlenmesi sırasında M. gurbette siyasi mücadele vermek. ölüme götürecek bir yoldur tenkit ederek. Baytursunulu " Ben sadece vatanımın medeni gelişmesini sağlayabilen iktidarı kabul ediyorum ". İkinci taraftakiler. birleştirmese bile halka bildirecek" diye karar almıştı. Bökeyhanulu Alihan'ın fikri ise: Orta Asya olarak (Özbek ve diğerleri ile birleşmeliyiz.. Çokay farkında idi. Mustafa Çokay bu arada çok doğru bir karar alabildi. şeriata sımsıkı bağlanan halkın. M. yani 1921 yılının Şubatı'nda İstanbul'a gidiyor. Taşkent'teki Sultanbek Kozanulu'ndan bir telgraf alıyor. haklarının sağlanmasını hedef edinen ve birbiriyle mücadele eden siyasi toplar durumunda. Fakat bizim için açık olan bir mesele. Emigrasyondaki Rusya'nın hedefleri ile ince ruhlu Mustafa'nın anlaşamayacağı belli bilig-5/Bahar '97 . din yolunda tutuculuk (fanatizm) güçlü. bu meselenin başka türlü çözülmesi mümkün olmazdı. Çokay önce 1920 yılında Mankıstay'dan Gürcistan'a geçiyor. AVEZOV. Böylece onun hayatının sonuna kadar süren sürgün (politik sığınık) hayatı başlıyor. Onlarda gericilik (konservatizm). Avezov'un resmi beyanından alıntı: "Kazakistan'daki iç ve dış mücadele gruplar ve şahısların endişelerine rağmen. Çokay Gürcistan'da dergi yayınladığı sıralarda. Bizim için M.132 Türkistan Kazaklarını birleştirecek. Arşivi. 41 42) Olayların akışı bu iki otonominin yaşamını uzun sürdürmedi. kültürleri bizden de aşağı. Bu sorular hiçbir zaman cevaplanmayabilir.

'Ak Yol' böylece Çokay'ı bilgilendiriyor" diye yazdı. Ben bununla. Onun " Sovyet İdaresindeki Türkistan " adlı eseri meseleyi dışarıdan gözetleyen batılı bir aydının eseri değil. 1922 yılından itibaren yayınlanmaya başlayan. bundan Ruslar suçludur. Bolşeviklerin sınırsız iktidara yönelerek. bu eleştiriler. Sovyetlerdeki. Çokay'ın eleştirileri hoş gelmedi. Derginin amacını bildiren "Bizim Yol" adlı ön sözünde M. Stalin'in propaganda mekanizması 1920'li yıllardan itibaren bu konuda kasıtlı faaliyetler yapmaya başladı. ciddi eleştirmeyi kendi görevinden saydı. "Bu gibi eleştirilere Sovyetler Birliği'nde yer verilmemelidir. Mustafa Çokay'ın yayında tenkitle uğraşmasına. Çokay Türkistan'daki Sovyet iktidarının halkçı niteliğine inanmadı. Marya Yakovlevna'ya. o sıralarda Sovyet Türkistanı'ndaki karşı tarafı tutunan bir tek yayın idi. 1929) M. En korkunç olanı da bu makalelerle dergiler arasındaki 'Ak Yol" un manevi 'birliğini' yakaladım. Mektubunun sonunda Alaş aydınlarının ideolojik işe katılmalarına tamamen karşı bilig-5/Bahar '97 . Batı ve Sovyetler Birliğine düşmanca fikirler oluşturma tehlikesini yarattı. başında da Stalin'in kendisi bulundu. Türkistan'da gerçekleşen işlerin kökenini. O. "Mücadele" gazetelerindeki faaliyeti. göçebeleri yerleşik hayata geçirmesi gibi sosyal. M. Ancak biz vatanımızın Milli bağımsızlık iradesinden. Türkistan'daki Sovyet iktidarını eleştirme amacını. Türkistan sadece bir kağıt üzerindeki fedarasyon cumhuriyetidir. hiçbir karşı gücü oluşturmayacağının farkında idi. Onlar için. 107) Mustafa Çokay'ın Paris'e gelmesinin amacı. "Riş Ülkelerde" dergisinin yönetmenliği tecrübe kazandırmıştı. diye yazdı. Milli mücadele ruhlu aydınların toplanması. (PRESİDEN) İ. 1920 1925 yılları arasında bu gazete etrafında Alaş. yayınlardan birisi Taşkent'te 1920 1925 yıllarında yayınlanan resmi " Ak Yol " gazetesi idi. vatanı Türkistan'ın bağımsızlığı için mücadele etmektir. Bu ön sözünde 1920 1930'lu yıllarda. Zeki Velidi yönetimindeki "Yeni Türkistan" dergisi gerçekleştirebilirdi. Bu bilgileri M. özellikle Türkistan'da özgür fikrin gittikçe kısıtlanması sebep olmuştu." (ÇOKAY. Gürcistan'da "Erkin Dağlı". O. Bu sebepten. Sovyet gerçeğinin M. Devlet Dumasındaki sekreterlik. sebeplerini bilen. belirsiz Çokayev ve Akgvardya (beyaz ordu) yayınlarının makalelerini hatırladım. yayının eleştirici yeteneğini oluşturmuştu. Bu yayının yöneticisi kendisi idi. Çokay Türkistan'daki Rus ve Kazak dili yayınlarından alırdı. "Bu işimizde gösterilen yardım yok denebilecek kadar. Orada " Benim bu günlerde ' Ak Yol ' gazetesi ile tanışma fırsatım oldu. Kerenskii ve Miluykov'dan uzaklaştı. devlet yönetiminin. "proleteryasız'Ve "proleteıyat" diye sınıfı kimsenin duymadığı Türkistan'da. "Ak Yol" un ideolojik yönlerini Sovyet sistemine karşı bulan J. bu bölgede yetişen araştırıcının tahlili idi. Çokay "Eğer biz halkımızın Milli bağımsızlık ruhunu zayıflatmadan 'Yaş Türkistan' sayfalarında verebilirsek o zaman hepimiz için değerli ve çok ağır sorumluluk getiren görevin yarısını yerine getirmiş oluruz.133 idi. Şokay gibi karşı taraftarlarına yardım eden eleştiri olduğunu vurgulayarak. Çokay ve onun yayınları büyük katkıda bulundular. Kazakistan'daki sosyal değişimleri eleştirmeyi amaçlayan bu gazete. Stalin 1925 yılının 29 Mayısı'nda "Ak Yol" gazetesini ilgili tavrıyla uyardı. Türkistan'da Sovyet iktidarının gerçekleştirdiği toprak reformunu. vatandaşlarımızın manevi isteklerinden destek alıyoruz. Moskova. ekonomik denemeleri eleştirme ve inceleme faaliyetlerinde M. Bu sebepten ağır şartlara rağmen yayını başlatacağız " (ÇOKAY. Bu sebeple o. onun sayılara dayanan bilgilerinin kesinliğinde idi. çok uzatamadan (1923) Rus gazetesiyle bağını koparıp. Taşkent'te yayınlanan "Birlik Tuı" gazetesinin yönetmenliği. Bu giib vazifeyi yerine getirmek için onun tecrübesi de yeterli idi. Bu sebepten güçlenmeye başlayan totaliter rejim ve Stalin'e M. Olağanüstü. "Proleteryat diktası nedir?" sorusuna "tabii. Bu sebepten onun anladığına göre. Türkistan'da yürütülen Bolşevik denemelerinin ilmi tenkidini yayınlamaktır. Stalin'in "Ak Yol" eleştirisinin basit bir eleştiri olmadığını. zengin sınıfın mülküne el koyulmasını. " Eğer ben gün geçtikçe separatist olmaya başlarsam" diyordu. Daha sonra bu yayını 1929 1939 yıllarında süreli "Yaş Türkistan " dergisi değiştirdi. Çokay eleştirilerinin önemi." diye yazdı. Rus proleteryat diktası" diye uygun cevap getirdi. ama olgu budur.

Çokay Sovyet iktidarının Türkistan'daki durum hakkında konuşma yapıyor. Burada şu durumları da dikkate almalıyız. M. sırası gelince Stalinci propoganda mekanizması. Bu kurum aracılığıyla 1929 yılının Mayısı'nda Varşova'da Şarkiyat Enstitüsü ilmi teorik konfreansı düzenleniyor. Sovyet iktidarının ilk günlerinde bile göründüğünü delillerle açıklıyor. Bununla birlikte 1920 1930Tu yılları Sovyet yöneticiliğindeki T. (PRAVDA. (PRSİDENT ARŞİVİ) Yaklaşık bu dönemlerden itibaren M. SSCB'deki durumu sordu. Aslenyarov. Çokay aleyhinde konuşmadılar. Kozıbekov ve Bitileyov idi. Onlardan önce. destek olan Avrupalı demokratlara memnuniyetimizi belirtmemiz gerek. Çokayulu aleyhinde konuşması olan G. Çokayulu'nun yaptığı eleştirilerin işlerine gelmemesinin sebebi vardı. 1929. Çokay tenkitlerine Ekim Devrimini Türkistan halklarının büyük sevinçle kabul ettiği konusundaki Sovyet propaganda tarihi gerçeğe ne kadar uygun olduğunu açıklamayla başlıyor. Çokayev'in Kazakistan'da zafer kazanacağı hakikate dönüşecektir". Türkistan halklarının. Çokay ve Alaş liderleri arasında münasebet olduğu ihtimalini gösteriyor. Bu sorulara verilen cevaplardan bahsetmenin mümkün olmadığından dolayı. Bu arada M. Çünkü yukarıda belirtilen J. Stalin rejimine karşı istiklal "Prmetery" adlı kurumu kuruluyor. diye sonuçladı. Bu ve başka belgeler. S. Çokay'ın faaliyetini açıklayan belgelere değinmekte yarar vardır. M. Munaytpaşov. yolun iki tarafında bulunarak ortak meselelerinden bahseden komşular diyalogunu hatırlatıyor. halkımız için ağır dönemler olan 1920'li yıllarda. O. Başka bir tabirle. onun bağımsızlık hareketinin değerini bildiler. Avrupa'ya sığınan Tatar aydınları ile birlikte. Biz bu günlerde bağımsızlığımıza kavuştuğumuz sıralarda. ama tanışmıyorduk. onun içinde Kazak halkının Ekim devrimiyle hiçbir alakasının olmadığım. M. siyasi faaliyetlerini devam ettirmeyi sağlayan. OGPU'ya M. Asıl suçlu. çokay'ın vefat ettiği 1941 yılının Aralık ayına kadar sürdü. gazetede çalıştığından ve yaşamın kötülüğünden bahsetti. avangardcılarla (beyaz ordu) ilişkisi olan. Çokay ve diğer Türkistanlı siyasi sürgünları dinlemek için buraya Moskova'dan. Benim fikrime göre. "Böyle olmayınca. O. Günümüzde M. Birimjanov.bir siyasi sürgün tipidir. Özellikle ağır şekilde sorgulananlar 1922 1924'lü yıllarda Almanya'da tahsil yapan G. Bu mesele ile ilgili şunu söylemeliyiz. Çokayulu'nun eleştirileri ne kadar doğru ve Sovyet iktidarının Türkistan'daki geleceği hakkındaki yorumu ne kadar gerçeğe uygun düştü ? Sovyet ideolojisi yayınlarının M. Tatar aydınları Yusuf Akçura. Çokayulu'nun yayınladığı makalelerle haberdar oluyordu. 1920 yılının ortalarından itibaren Avrupa'daki Mustafa Çokay'a eski Başkurt Cumhuriyetinin yöneticisi Zeki Velidi katıldı. Daha önce görmüştüm. Birimcanov'ın sorgulamada verdiği cevabı: " Çokayev Berlin'e geldi. Şokay Türkistan'daki sosyal değişimlerin Batı Avrupa'daki karşı taraftarı olmaya başladı. sonuç olarak söyleyeceğimiz. Onun arasında Marşal Pilsutski'in bulunduğu Polonya Demokrasisi destekliyor. Alaş hareketi yöneticilerini tutuklama ve suçlama dönemi olmuştu. Çokay ve ülkedeki aydınların Sovyet idaresini tahlil etme konusundaki eserleri. A. Mustafa Çokay ve Zeki Velidi ilişkileri konusunda idi. Bolşeviklerin programlarını anlatma amacıyla Kazaklar arasında propoganda işlerini. sorgulama sırasında Alaş aydınları M. sürgünlerin hayatı ve hizmeti araştırılmaya değer konulardır. 127) Mesela. onların sözü ile işi arasındaki uyuşmazlıkların. Avrupa'ya giden çeşitli milliyete mensup aydınları 1920'li yıllarda Varşova'da sizin ve bizim bağımsızlığımız için ortak. Onların bu karşılıklı "ilgileri" M. S. SSCB Dış İşleri Bakanının Şark Bölümü başkanı General Gluşko ve ekibi geliyor. Rıskulov. Sovyet hükümetine hakeret etti " dedi. Ben ona hayatı hakkında sorular sordum. Kazak aydınlarının eleştirisi ile aunıydı. onların eleştirisine sebep veren Sovyet Türkistan'ı gerçeği idi. Sadri Maksudi. M. Bu konfreansda M. Şokayulu'nun eleştirisi sadece "Ak Yol" gazetesi etrafında toplanan Alaş aydınlarıyla örtüşmüyor. Biz bilig-5/Bahar '97 . Bu mahkeme sırasında Alaş aydınlarını sorgulamada sorulan soru.134 olduğunu bildirdi. Bu ilişkide iki tarafın da suçu yoktu. Stalin'in mektubunda bildirildiği gibi M: Çokayulu eleştirisi ile doğrudan ilişki olduğu tartışmasızdır. Gayaz İshaki vardı. 1927 1930 ve 1930 1932 yıllarında iki kere. sadece iktidara geldikten sonra başlattığım. M. Saduakasov vs.

yerleştirme politikası yeni safhada gelişti. Büyük devlet adamının çok yönlü meselelerle ilgili çalışmalarını bir makale çerçevesinde incelemek mümkün olmayacaktır. biz. 1920'li yıllarda Kazakistan'da yöneticilikten türlü suçlamalarla . Göç edenler meselesiyle ilgili teşkilat kurup. onların ekonomik sosyal gelişmesi ile bağdaştırmadan kurmak temelsiz olur. Çarlık yönetimi toprak meselesinde Sovyet hükümetiyle kıyaslanamaz. " Kazakistan Sovyet Muhtar Cumhuriyeti ekonomisinin gelişmesini sağlamak. çözümünü bulamadan durduruldu. 1929 yılında Kazakistan'da Pereselen (yer değiştirenler) yöneticiliği açılıp. yerli halkı yönetebilen yöneticileri lüzumsuzdur. 1921 1922 'li yıllarda yapılan toprak reformu. Türkistan. Tarih sahasında hala doğru değerlendirilemeyen.SİK (Sovyetler Birliği Yürütücü Komitesi) . Safarov'ın "Sömürgecilerle kendileri ile denk komuşup. (aslında verimsiz. bütün cumhuriyet içerisinde Çarlık dönemindeki yer değiştirme sistemi yeniden yapılandırıldı. O. İkinci olarak. Çokayulu'nun "Sovyet Yönetimindeki Türkistan" ve diğer eserlerinde özellikle incelenen meselelerden biri. meşhur yazar G. Biz burada Türkistan'daki Sovyet idaresiyle ilgili M. M. (ÇOKAYEV. 1993) Bu abartılı bir fikir değildir. Serafimov'un başkanlığı ile kurulmuş olan. pratik anlayışta Türkistan halklarının menfaatim aykırı gelmesindedir. Bunun hakkında Alaş aydınlarından Mırzagazi Esbolulu 1929 yılı UGPU'a verdiği bildiride " partiyadan " milliyetçi ve başka suçlamalarla en yetenekli Kazaklar uzaklaştırıldı.135 şimdi. Onların yerine önemsiz birileri getirilip. Sibirya'ya yakın yerleşim bölgeleri ekonomisini geliştirme. yerli halkı organize ederek ekonominin en yüksek türüne geçmesini sağlamak ". onları kullanarak. Zamanın gösterdiği gibi bu gibi ilişki aslında komünist ideanın hayalciliğine. Çünkü Merkezi yönetim için uzaktaki "taşra"nm çıkarından ziyade. çöl bölgelere) Rus köylülerine geçecek fazla toprakları çoğaltmayı gaye edinen sömürgecilerin. "Sovyet yönetiminin Kazakistan'daki tutumu. cesaretle söyleyebiliriz. Bu mesele ile aşina olan. Kırgızistan'ın Şu ve Issık göl bölgeleri) topraklarında Rus autonomyasını kurma konusunda sosyal. Şokayulu'nun dikkatini çeken bazı meselelere değinmiş olduk. onun sömürgeci Çarlık yönetimiyle bağdaşlığını ve bu yönetimin göstermelik faaliyetleri yayın aracılığıyla. iç Rusya bölgelerinden taşman Rus köylüleri ve orta zengin köylülerin başlatılan toprak reformunu durdurmayı talep eden istekleri daha anlamlı ve yakın idi. çok yetenekli. Kalin'in emri ile Jetisu (şimdiki Almatı bölgesi. Kazaklar kendilerim kendileri yönetmekte iddiasını söylüyorlar. büyük bir hızla başlatılmasına rağmen. Sovyet yönetimi toprak meselesi ile ilgili Kazak halkına verilen vaadini yerine getirmedi. Bu eserinde. Çokay Türkistan'dan çok uzakta olduğu için Sovyet iktidarının o dönemdeki kadro politikasının gözle görünmeyecek yönlerini fark edememesi de mümkündür. V. büyük ekonomi kurarak köyleri yeniden kurtarma. Kazakları yerleşik hayata mecbur ederek. Kazakistan'da iktidara Goloşçekin'. Kazak yurdu ile aydınlarının. Onlara sadece tercüman ve polisler gerek " fikrinin doğru söylendiğini ve bu politikanın 1930Tü yıllarda bile değişmediğini yazıyor. Ayrıca kömitenin (1921 1925). Mesela. Merkezin emirlerini hemen yerine getiren Goloşçekin gibiler geldi. asır sonlarına doğru Sovyet dönemindeki tecrübemize ve dünya halklarının gelişme yoluna dayanarak Kazak ve diğer Türkistan halklarının Ekim Devrimi'ni kabul edemeyişlerinin tabii olduğunu söyleyebiliriz. iç Rusya'dan göç edenler dalgasını durduramaz istekleri ayak altı edildi ve totoliter sistem oturduktan sonra." diye yazdı. tanınmış aydınlar uzaklaştırıldı. toprak meselesidir. Çokayulu'nun sürgün çalışmasının temel ve asıl yönü olarak bilig-5/Bahar '97 . (GRADA) Tam bir sömürge niteliğindeki bu örgüt Bolşeviklerin amacım gizleyerek göstermemeye çalışan şu görevleri yüklendi. yıkılan Çarlık döneminin eski politikasını hatırlatıyordu". Çokay Sovyet iktidarının Türkistan'daki kadro politikasını da eleştirdi. ekonomik uygulama bunların delilidir. Çarlık döneminden itibaren süre gelen isteğini Sovyet iktidarı bir kararla gerçekleştirdi. Türkistan halklarının Ekim Devrimi'ne alakasını. yönetimdeki değişiklikler 1932 1933 yıllarındaki halk trajedisine yol açtı.in gelmesi ile. XX. M. Bizim söylemek istediğimiz Sovyet hükümetinin Türkistan'daki türlü sahalardaki siyasi faaliyetleri inceleyerek. M. M. iç Rusya rus köylülerinin taşınmasının yeni döneminin açılması ve göçebe Kazak yaşamım birden yerleşik yapmaya çalışılması ile aynı anda yürütülmesi tabii tesadüf değildi. diye yazdı.

ölsem daha iyi olurdu. Ama zaman. Çokay'ın gösterdiği hizmetinin çok olduğu kanaatindedir. manevi yönden ne kadar yorulduğumu söyleyemem. ümit eden bahtsız biçarelere hiçbir yardım edemediğim için eziyet çekiyorum. soğuktan korunmak için elleriyle yer kazmaktalar. Çünkü S. yaratılışından karşı olan karakteri. sosyal gelişmeyi sağlayamadı. ülkemin bağımsızlığa kavuştuğunu nasip ederse. ben sadece propaganda ile uğraşırım. ortam. M. Buna rağmen Marya Çokay'ın kendi eşini tanımaması mümkün değildir. Karşıdaki duvara tabutun kapağım dayamışlar. Marya Yakevlevna eşinin savaşa. M. Bizim bu iddiaları kabul etmemiz saçma olurdu. " Vefasızların Hikayesi " adlı kitabındaki M. Öyle ise. M. o her zaman Türkistan'ın Bolşevik baskısından kurtulmasını arzuluyordu: ' Allah. Ben ölmek istiyorum. Ellerinin üzerine Kur'an'ı koyduk. 1920 1930'lu yıllardaki sosyal adalet arayışlarını ispatlayan teorik. Bu durumlarda bundan ötürü dayanamıyorum. Onları bir çukura yerleştirdim. Çokay'ın 1942 yılında öldüğüne dair fikrini reddediyor. Türkistanlı Alaman esirlerin durumunu iyi tanıyan eşinin özelliklerini iyi bilen Marya Yakevlevna. Mesela. Çokay'la ilgisi olamayacağı tartışmasızdır. Bu sırada en değerli bilgi M. Onlara bez. Verecekler mi vermeyecekler mi o da belli değil. Çokayulu'nun hayatının son sıralarındaki hali böyleydi: 1942 yılının savaş hareketleriyle ilgili bilgilerden "General Mustafa Çokay" hakkında bilgilerin çıkabilmesi mümkündür. Gençler hükümet kurarsa. M. katil. diyordu. ama ne zamana kadar devam edeceği belirsiz. Bunlardan birkaçını söyleyebiliriz. uyuyormuş gibiydi. Bu gerçeğe uymayan bir iftiradır. Sevgili eşi Marya Şokay'ın bildirdiğine göre. Çokayulu'nun eşî Marya Çokay'ın hatırasıdır. Müslümanlardaki gibi başına geçirdik." Ölen insana yapılacak hizmeti hemşerileri yapmış olabilir.136 değerlendirilmesinin gerektiğidir. Marya Çokay hatıralarında şu fikirleri söylüyor: " Hayatının son dönemlerinde. Dün 35 insanı kurşuna dizilmeden kurtardım. Yüzünü beyaz bir bezle örtmüş. yumuşak. Çokayulu'nun 1941 yılındaki faaliyetine Türkistan bölgesinin teşkil edici olarak gösterip. " Mustafa'nın Almanlarla birleşip iş yapması mümkün değildi " diye yazdı. Bununla birlikte. halim yetmiyor. Hatıra Rusça yazılıp. 12. kendisi ele alıyor. yüzü gençleşmiş gibi göründü. Sovyetler Birliğinin dağılması. M. Hayvandan da öte bu medeniyetli insanlar" Onlarca toplama kamplarını gezmeliyim. Türkçe'ye çevrilip. su yok. Şekibayev gibi yazarların M. Çokayulu'nu Türkistan lejyonu kurucusu. unutturmaya çalıştığını görürüz. siyasi akım onu her zaman önde olmaya itekledi. Şu "ölmek" kelimesiyle mektubuma son vermek istiyorum. bilgilerin gerçek M. 1917 yılının Kasım'ında Kokand'ta Türkistan autonomyasını ilan edip ilk günlerde onun yönetimini M. 1941 " yazısını geçen sene Berlin'e seferimizde mezarlıkta gördük. ben ülkemin tarihi ve diğer ülke halkları hakkında harika kitaplar yazmayla uğraşırım!' ". Çokayulu'nun "Türkistan Lejyonu" gibi askeri teşkilat ortaya çıkmadan önce vefat ettiğine dair belgeler yeterlidir. ince ruhlu bir adam olduğunu yazıyor. Ama o. Ben Paris'ten Kur'an ve sarığ getirmiştim. gazetecilik ve siyasi faaliyetini dışlayıp. soba gibi soğuktan korunmaları için bir şeyler verilemesini rica ettim. şimdi Kasım ayı. yan yalın. tekke ve sarığı. Bu hatırasında Marya Yakevlevna Mahmut Aykarlı diye birisinin. Gücüm. onlar yaz elbiseleriyle. Mustafa Çokay iktidar hırsı ve kendi menfaatini öne çıkarma duygusu olmayan insanmış. Ölmüş değil. bizim bugün Mustafa Çokay ve başka aydınların hayatlarını uğruna verdiği bağımsızlıktan bilig-5/Bahar '97 . Tınışbayulu birkaç gün sonra bu görevden istifa ettikten soma. Onlara köpeklere verilen ekmek veriliyor. eşinin başına dikilen mezarlıkta onun vefat ettiği zamanla ilgili" 27. elleri karnının yanında uyuyormuş gibi. Berlin şehrinde " Viktorya " hastanesinde 1941 yılının 27 Aralığında vefat eden eşi Mustafa'yı son sefere uğurladığım şöyle yazıyor: " Cam duvarın öbür tarafında ağaç tabutta Mustafa üzerinde ipek pijaması yatıyordu. din adamı alarak göstermek isteyenler de yok değildir. sosyalist denemenin yenilmesi. Sonuç olarak. İstanbul'da 1972 yılında yayınlandı. 1940 yılının savaş sıralarında. Mustafa'nın eşine yollanan mektubunda Türkistanlıların ağır durumu hakkında şu satırlar yazılıdır: " Ben yardım isteyen. Tınışbayulu'na teklif ediyor. bunun delilidir. zamanın gösterdiği gibi Türkistan'daki sosyalist sistem Kazak ve diğer halklara Milli bağımsızlık ve ihtiyacı olan ekonomik. Bu hatırasında Marya Yakevlevna. Böyle dememizin sebebi.

"Pravda". 131 "Kazakistanskaya pravda" KLİMOV S. 141k. Kazan. Türkistan için sürekli yangın halinde geçen büyük bir insanın yoludur. 1949-1950 "Yaş Türkistan". Sovyetler baskısındaki Türkistan.. 1993 Bigiler. V. Mustafa Çokay anılar. üstelik bu mücadeleye Türkistan halkları tarihinde olmayan yeni bir safha kazandırıp. s. Aktarma. s. Hatıralar. Onun hayatı.M . 1994 Turar Rıskulov. İdilUral Vaverejniye çelni. Sosyal ve Devlet Hizmeti. 1997 ÇOKAYEV. Mustafa Çokay. ÇOKAY. SULTANGALİYEV. 256 KS Prezidentini arşivi. 7k KS. 1993 ÇOLDASBEKOV. 1992 Makaleler. s.MEK arşivi. O. Mustafa Çokay kim? sorusuna tekrar dönelim. Tercüme. s. İstanbul. yüce vatanı için. 1987 1917 "Türkistan habercisi". İstanbul. OMA. 127 1929 1929 "Yaş Türkistan".M . 1986 GAYAZ. KAYNAKLAR ALİŞİRNEVAİ. zamanında Türkistan'daki Sovyet iktidarının sömürgesini doğrukavrayıp ve onunla mücadeleye hayatım feda eden. Yolıgtegin Kültegin. 1986 Mustafa Çokay. Paris. Konuşmalar. gelecek nesil huzurunda vazifemizdir. EGEBAYEV. A. Tercüme. Gasırlar arazı Kazan "Kazakistan gazetsi". KONRATBAYEV. Kutadgu Bilig.137 vazgeçmeye hakkımız yoktur. TOGAN. Eski Türk Yazılan. 1994 Hatıralar. 6 Haziran. RAŞİDAD-DİN 1952 El Yazıları Moskova. İshaki 1993 1995 Balasagun Y. 1972 Eski Özbekçede Moskova. Mecmuası. Almatı ------------------.Z.9 Aralık Partisinin Orta Asya'daki Askeri Organize Faaliyeti. Taşkent. Almatı. M. 1 bilig-5/Bahar '97 . 78754 GÜMİLEVA. KS. 1991 Bugünkü Türük İli Türkistan ve Yakın Tarih. Ula. 1993 Eski Türkler 1917 1924 yıllarında Komünist 1932 10 Haziran. yeni entelektüel ufkunu yükselten devlet adamıdır. M. Bu Mustafa Çokay ve Alaş aydınlarının emanet ettiklerine hürmet.

Son üç yüz yılda düzenlerin değişmesine. Sonuçta 1931-1932 Akseleu Seydimbek Kazakistan Ulusal Akademi B. devlet. örf ve adetleriyle olağanüstü özgün bir kültür oluşturan Kazak halkı sömürgecilik sırasında yok edici manevi yayılmacılığa uğramıştır. Türk aleminin atayurdunda oluşan Kazak halkı. taşradaki bağımlı halklara karşı Rusya'nın baskıcı siyasası ve yaptırımlarıdır. Başkanı bilig-5/Bahar '97 . Ya da Kazakların tanrı kökenli âşık ve ozanları beş yüzyıl boyunca şiirlerinde işledikleri kutsal İdil (Volga) Nehri'nden bugünkü Kazakların bir yudum su bile içemeyecek durumda olmalarına ne diyeceksiniz?. Üç bin yıl boyunca Asya'nın uçsuz bucaksız bozkırında göçebe bir yaşam süren. Sonuçta manevi özümsemeye uğrayıp özgün kültürü zayıflamıştır. Altay Dağları ile Don Nehri arasında 'Uluğ dalada' (bozkırda) yaşam ve gelenek oluşturmuş. "Rusya İmparatorluğu" taşrasında bulunan iki yüzden fazla halk ve ırktan biri olarak Kazak halkının sömürgecilik sırasında yaşadığı zulüm şöyle değerlendirilebilir. 2. hanlık kurmuş olan Kazakların topraklarının yarısına yakını Rusya'nın egemenliği altında kalmıştır. son üç yüz yıl boyunca 'Rusya İmparatorluğunun iğrenç sömürgeciliğini yaşadık ve ancak şimdi bağımsızlığımıza kavuşuyoruz. Özgün Kazak Kültürünü Yok Etme Girişimi 1. Kazak halkının binlerce yıl boyunca çevre sistemi ile kaynaşarak oluşan yaşam biçimi iktisadi ve kültürel türü 1926-1931 tarihleri arasında zorla değiştirilmiştir.138 SÖMÜRGECİLİĞİN ZOR SİLİNEN İZLERİ Biz. Bu arada bugünkü Tulla Nehri'nin Canibek Hanının annesi Tulla ile adlandırıldığını anımsatabiliriz. ideoloji ve siyasal görüşlerin değişmesine karşın bir tek Rusya'da durum hiç değişmeden duruyor. Değişmeyen bu durum. devlet ihtilallerinin gerçekleşmesine. Bugünlerde bağımsızlığına kavuşan Kazakların geçmişi sadece sömürgecilikten gördüğümüz eziyetten ibarettir. Ulusun özgür kültürünü yok etmek her zaman metropol ülkenin en temel siyasal ve ideolojik amacı olmuştur. Bu çerçevede biz yaşayan tanıklar olarak sömürgeciliğin ne olduğunu anlatarak dünya insanını çok korkunç hatalardan koruyabiliriz. 3.

Kazakistan'daki iktisadi. Bu nedenle de kavramı daha net kavrayabilmemiz için 'bilimlerin atası' ilan edilen tarih.. Şimdi bizim kendi kendimizle mücadele ederek yanan canımızı tedavi etmemiz. Fakat zulüm güçleri Kazak halkının özgürlüğüne tinini daima kana boğmuşlardır. Onların çoğunluğu. Rusya İmparatorluğunun kesintisiz uyguladığı baskı siyasasının zulmünden dolayı bütün Kazak halkının çocukları şimdi dünyanın 32 ülkesinde yerleşerek. kendi kimliğimizi geliştirmeye yönelik olmalıdır. Yani yüzyıllarla oluşan yüze yakın özgün kültür sonsuza dek yok oluvermiş. O. İşte bu facia olmasaydı Kazak halkı kendi doğal nüfus büyümesi ile bugünlerde 30 milyon nüfusa sahip olabilirdi. Ağlıyordu. Doğal zenginliğin hiç düşünmeden yağmalanmasından ötürü. Toplumsal ve ekonomik yapının böyle olmasının sömürgeciliğin doğasının bir gereği olduğunu söyleyebiliriz. özgürlüğümüzü kabul et! Böylesine ulu bir dileği bilim ve hareketle bağdaştırmamız gerekmektedir. sınai ve toplumsal altyapının yüzde 70'ten fazlası Rusya'ya bağlıdır. Sömürgecilik hastalığı vücudumuza iyice girmiştir. İşte Kazak halkı bugünkü özgürlüğüne böyle faciaya uğrayarak ulaştı. Bu arada sosyalist düzenin bir tek yararını da söylemeden geçemeyeceğiz. ideolojik ve siyasal gidişin değişmesine karşın sürekli olarak acımasız biçimde yok edilmişlerdir. Sömürgeciliğin eziyetine uğrayan yüzlerce ulus ve halk gibi Kazak halkı en ağır dönemini sosyalizm döneminde geçirdi. Kazak halkının devleti zorla dağıtılmıştır. 4. 7.5 milyonu ise yabancı ülkelere kaçmak zorunda kalmıştır. Şu anda Kazak diasporası (Kazakistan dışındaki Kazaklar) 3 milyondan fazladır. fakat sağduyudan vazgeçmedi. verimli toprakların kültürel ve manevi olgusu soluvermiştir. ulusu zayıflatmıştır. Ey kutsal Gök Tanrı. Yani. sosyalist düzenin totaliter iktidarıyla 200'den fazla ırk ve ulusu karışık duruma sokmasıdır. Zulmün fazla yaşamayacağım tarih bu kez de kuşkusuz kanıtladı. 1. Evet. teknokratik vahşilik doğuran çevre faciası da değildir. dili ve dini çeşitli olan devletlerin içinde yaşamlarını sürdürmeye zorunludurlar. Yüzyıldan 1986 yılındaki aralık olayına (*) kadar sürdü. devlet ihtimallerine. Sonuçta yüze yakın ırk ve ulus tümüyle yok oluvermiştir. Doğal olarak ulusun kültürel ve manevi dünyası oldukça geniş bir kavramdır ve yaşamın bütün alanları ile bağlantılıdır. imparatorluk dağıldı. bilig-5/Bahar '97 . Şimdi de alay ederek çıkacaktır. O. Rus yayılmacılığı 17. Bizim için sömürgecilikten kurtulmak oldukça zor oldu. milyonlarca insanın özgürlüğünü alıkoyan kamp adası da değildir. Bu çaptaki tehlikeyi insanoğlu önceden görememiştir. fakat ölmedi..139 yıllarında 7milyon nüfuslu Kazakların 4 milyonu yok olmuştur. belli çevre sistemine uyan geleneksel iktisat düzenine ve bilimsel temele dayandırılmayan değişimleri uyguladıktan ve çöl bölgelerine zorla kaydırılan Kazakların ortasında 1949-1989 yılları arasında yaklaşık beş yüz nükleer bomba denemesi yapıldıktan sonra Kazak bozkırları çevre faciasına uğramışlardır. O. 8. Han iktidarı yok olduğu 1822 yılından beri Kazakların devleti uğruna baş kaldıran en yetenekli çocuklarının hiçbirisi "imparatorluk' siyasasının cezasından kurtulamamıştır. Yüzyılda SSCB diye adlandırılan büyük 'imparatorluk' zamanında gerçekleştirdiğini söyleyebiliriz. O da sosyalist düzenin tarih sahnesinde yerini almasıyla insanoğlunun artık nasıl bir hatanın yapılmaması gerektiğini iyice öğrenmiş olmasıdır. Şimdi ise sömürgeciliğin sonuçlarından arınmanın daha da güç olduğunun farkındayız. Bu arada insanoğlunun uzun tarihindeki en büyük. bir kuşağın gözü önünde art arda geçen iki dünya savaşının kurbanları değildir. düzenin değişmesine. savaşsız ya da ideolojik aldatmaca ile 4 milyon Kazak'ı yok eden soykırım siyasası da değildir. 6. Yani bunun nedenini Rus halkının yabancılara karşı güvensiz 'biyopsikolojik' doğasına bağlamaktayız. dumanlaşan bilincimizi arındırmamız gerekiyor. Aralıkta Kazak halkı sömürgeciliğe karşı yaklaşık 300 ulusal bağımsızlık ayaklanması girişiminde bulunmuştur. O. 5. Bu da ister gerçek ister mecazi anlamda olsun 'manevi yenilenme' ya da 'manevi restorasyon' diye adlandırılabilir. 20. Bu da kuşakların 'genofonu'nu etkilemiş. bizim başlıca hareketlerimizden biri manevi tedavi. onun etnoloji ile bağlı bazı yönleri hakkında oluşmuş kavramlardan söz edelim. en acı suçu. O suçu şöyle değerlendirebiliriz: İnsanlık tarihindeki en büyük suç. Özgürlük yolunda ulus kan ağlıyordu.

Basit 'toponim'lere (yer-su adları) bakalım.. Sonuç olarak etnik mangurtlaşmanın (**) araçları da bunlardan oluşur. Kavramın nesnel olması koşulu vardır. Kısa süre önce yayımlanan bir bilimsel kitabın birinci sayfasında "Rus bilim adamları Kazakların göçebe yaşadıklarını. hayvancılıkla uğraştığımızı bilemez miydik? Doğal olarak bunu biliyoruz. herhangi bir insan da bulunduğu yere 'dünyanın merkezi' derse yanılmış olamaz. Bununla birlikte yazın. tekel egemenliğine sokulu olarak zihniyette yer alırsa.. gerçeklerin bölünmesidir. İyice yerleşen 'Yerorto Denizi' (Akdeniz) 'Yakındoğu' (Ortadoğu) 'Ural Arkası' (Transural) İdil'in öbür yanı "Kaspi'nin öbür yanı" (Hazer Denizi'nin öbür yanı) gibi yüzlerce coğrafyasal ad vardır. en sonundaki Avrasya'daki Türk halklarının tarihini bir bütün olgu olarak ve dünya tarihinin bir parçası olduğu gerçeğini değerlendirmemek. hayvancılıkla uğraştıklarını sanıyorlar" biçiminde bir cümle vardı. Daha doğrusu. köklü kültürlerini tümüyle yok etmiş işgalcilere 'Amerika'yı keşfedenler" derdik. Bu durumda Rus bilim adamları öyle demeseydi. Ve böylece Orta Asya ve Sibiryalıların birkaç kuşağı kendi atalarına küfür etmek durumunda bırakıldılar.. daha doğrusu bilincin tutsaklığı diye buna derler. Bu yandakiler için ise manevi eziyettir. Böyle bir felaketten sonra ne olabilir ki? Ne olacağını bir ulus bilecekse. olsa olsa Avrupalılara yakındır. bilig-5/Bahar '97 . Uzakdoğu'dakiler için ise hiç de yakın değildir. "Kaspi'nin öbür yanı" gibi deyimler için de geçerlidir ve Avrupalılar açısından doğrudur. Varsayalım ki eğer bir gerçek. Yine örneklere bakalım. Aynısı 'Ural arkası'. bizim göçebe bir yaşamımız olduğunu. insanoğlunun gelişmesi ile ilgili ekonomik etken dışındaki tümünü yok saymak. Sonsuza değin aklı kendisine karşı gelecek ve yaşamı böyle geçecektir. işçi sınıfı için yapay bir toplumsal onur yaratarak. öz geçmişinden iğrenmeye zorlanmışlardır. insanlığa ortak olması gereken gerçek ve kavramlar kendi nesnelliğinden ayrılarak sadece Avrupalılar gibi düşünmenin ya da varsaymanın ekmeğine yağ sürüyor. Çünkü dünyaya orada Avrupalıların. burada ise 'Rusya İmparatorluğunun gözü ile bakmak yasaydı. o Kazak ulusu olmalıdır. Yani. Sonuçta böyle bir halkın her bireyi sürekli iki duyguya kapılacaktır. Bunun manevi tedavisi toplumsal ve manevi restorasyondur. Yalnız gerçekleştirme hakkı tanınırsa işin Batı'ya benzeyen yanı işe yarayıp. Sıfatın değil. ya da onlara parmak arasından bakmak. bunun aracılığı ile ortak Türk kültürünü yok saymak. batıdan doğuya doğru savaşa gidenlerin tümünü büyük komutan olarak tanıyıp. Tarihsel kavramlarla ilgili yukarıda söz ettiğimiz çelişkiler bilincimize yaşamın gerçekleri olarak birçok kez ters anlamda benimsetilmiştir. Fakat ilk sırada herkes için kavramsal önem değerlidir. Ve en kötüsü böyle bir aptallık bir tek tarih dersine ait değildi. benzemeyenin tümü ise vahşiliğin delili olduğu bilinci yerleştirilir. tarih ve ideolojiyi bütün bir olay olarak değerlendirmek. Şu ana dek bizim okuduğumuz insanlık tarihinin farkı ve değeri özü itibariyle Rusya'nın 'imparatorluk' kavramları doğrultusunda yazılıyordu. ev içinde ev yaparak.. köylü ve aydınlara karşı koyma eylemi. 'Sibirya karanlığına nur verenler' diye okurduk. sinema. "İdil'in öbür yanı". onların köklerini bile ezberleyerek büyümüştük. tarihin nesnel gerçeği 'imparatorluk' siyasasına ters olduğu için taşradaki uluslar kendi tarihlerini benimsememiş. Fakat basit gerçeği bile kendi adımıza söylemeyi sakıncalı bulmamızdan kaynaklanan psikoloji hiç izin vermiyor ki. Ya da Rusya'nın sömürgeci siyasasında kılıcı olanların tümünü 'Orta Asya'yı vahşilikten kurtaranlar'. Yalnızca eski Yunanlılar değil. Biz de bu kavramlar çerçevesinde eğitilmiş ve büyütülmüş bir kuşağız. Biz şu ana dek tarihe 'Rusya imparatorluğu' gözüyle baktığımız için hiç önem vermiyorduk. doğudan batıya sefere çıkanların tümü ise vahşiler ve zalimler olarak zihnimize sokuldular. Biz. Böyle bir olgu hiçbir zaman kendiliğinden olmuyor. nesnel gerçekleri komünist partiliğin karşısına koymak. gerçeklerin yalnız tekelleşmesi değil. İşte onlar: Bütün bir halkı birkaç parçaya bölerek. sana düşünme hakkı bırakılmaz. Ya da 'Yakındoğu'. tinin. kendi kendine misilleme yapan sınıfsal görüş ana düşüncesinin yaşam gerçeği ile aynı olmadığı. tiyatro. Bu durumda söz konusu olan. görsel-güzel sanatlar gibi manevi değerlerin tümüne yerleşmişti.140 Bu arada İmparatorluk' siyasasının oluşturduğu tarih bilincimizdeki yöntemsel çelişkileri anmadan geçemiyoruz. Biz gözlerimizi açtığımızdan beri Amerika Kızılderililerini kana boğmuş.

kendi geçmişlerinin sıfatı olarak ezbere söylemeye zorunlu oldu. yüzyılın ortalarına doğru bilimsel gerçeklere ulaşmak yerine daha fazla sosyalist ideolojinin hizmetçisi olmak eğiliminde olduğunu algılayabiliriz. dilinde. 19. Sadece gerçeklerin daha zorlaştırılması değil bilimdeki gerici yorumların çoğalması gitgide her Türk dili kendi 'Türkolojisini' oluşturarak. manevi ve maddi kültürü 'diyakronik' ve 'tipolojik' yöntemle ne düzeyde tanımaktayız? Her bir ulusu bireysel özelliklere göre geliştirmenin yerine onlarca ulus ve halkı bir tek siyasal ideolojik kalıba sokan totaliter sosyalist düzen için ayrı bir ulusun geçmişine. Birçok ulus. yüzyıl) bulunan nesnelere baktığınız zaman kendi anne babamızın kullandığı eğeri.141 Bu zamana dek. Bunun gibi ideolojik egemenliğin etkisini özellikle Türk kökenli halklar çok görmüştür. köküne bakmak gereksinimi de yoktu. bunun da bilimsel ve yöntemsel eylem olarak değerlendirilmesiyle olanaklıdır. folklor mirasından. abece oluşmasından ve terim üretme gelişmelerinden açık ve seçik görmek mümkündür. dokumaları. Sovyet Türkolojisi Tarihi Çarpıtıyor Geleneklerin. İşte sömürgeciliğin sonuçlarından arınma konuları bizi bu düşüncelere ulaştırmaktadır. yüzyılda dünya çapında en ön sıralarda olmayı başaran Rusya'daki Türkolojinin. dışarıdan 'köhne vahşi yurt'. ulusunu. koşumu. kültürünü tanımayan kimse. doğusunda Sarı nehir (Huanhe) batısında Akdeniz bulunan uçsuz bucaksız alanda Türkçe konuşan otuz kadar halk neden birbirini çevirmensiz anlıyor. nesnelerin iki üç bin yıl boyunca değişmeden tek köklülüğünü koruduğunu nasıl anlatabiliriz ki? Pazırık kurganında (İ. Doğal olarak gerçeklere başvurursak bugünkü Türk dili ulusların kültürel ve manevi kökünün Türklüğün bir bütünlüğe ulaşmasıyla. simgelerinde koruyabilmesi için Türk kağanlığından önce uzun süre birlikte kalmaları gerekirdi. 'ulus olarak oluşmamış' gibi tanıtılmış kavramları. geleneğinde. Cengiz Aytmatov'un yapıtlarından alınmış ve yayılmış bir terim. ulusların arasını açmıştır. kilimleri görünce şaşırdığımız acaba yalan mı? Yani. bu halkın bin beş yüzyıl ayrı kalmasına karşın etnik tek köklülüğünü. Sonuçta Sovyet Türkolojisi gerçeklere ulaşmak yerine gerçeklerin daha da karışık bir duruma getirilmesine katkıda bulunmuştur. bilig-5/Bahar '97 .Ö. 5. 20. Bu durumda. (*) Celtoksan olayı Kazakların resmi düzene karşı Almatı'da gösterdikleri direniş eylemi. Bu otuz kadar halkın Türk kağanlığından sonra (6-8 yüzyıl) bir araya gelmedikleri bilinmektedir. Bu olmadan tarihsel gerçeklerin yüzüne bakamayız. inançların. (**) Mangürt: Kendi kimliğini. kendi etnojenik kökünden uzaklaşmaya. Kısa bir süre içerisinde Türkologların safları ne kadar büyümüş ise Türk dili halkların tarih ve kültürüne ilişkin gerici yorumlar da o kadar artmıştır. inancında. Bu konuda yalnızca Türkoloji tarihine bakmamız yeterlidir. Bu arada Türk dili halkların tarihsel ve kültürel varlığını bütün bir olgu olarak kabul etmeyerek öncelikle böle böle araştırmaya yönelik yöntemlerin altım çizmek olanaklıdır. Bu durumu Türk dili halkların bugünkü ayırtılmış tarihinden. 'köhne aşiret sürüsü'.

142

BİR KİTABIN İKİ SAYFASI

I Turan topraklarında asırlarca yaşayan büyük medeniyetin varisleri olan kardeş Özbek halkı ile ilişkilerimizin yeni bir seviye kazanması, bağımsızlığımızın getirmiş olduğu semerelerden biridir. Daha düne kadar iki ülkenin milli gelişme gayesi içinde, karşılıklı alışveriş ve münasebet kurmasından söz etmek mümkün değildi. Dolayısıyla ara sıra düzenlenen resmi günler ve kültür haftalarında karşılıklı dostluk ve beraberlik adına söylenen sözler bile pek fazla gerçekçi görünmüyordu. Kazak'ın da Özbek'in de içindeki gizli sır ve hayaller kendi dünyasına kapalı kalıyor ve birbirinden uzaklaşmaları ve ayrılmaları giderek büyüyor gibiydi. İki Türk halkının aydınları birbirlerinin eserlerini ve edebiyatlarını asıl nüshasından okuyamaz hale gelmişti. Özbek Türkçe'siyle yazılmış eserler Kazakça'ya, Kazak edebiyatının eserleri de Özbek Türkçe'sine, ancak Rusça sayesinde çevrilebiliyordu. Rus ihtilalinden önce ortak Türkçe'yle yazılan kitap ve el yazma eserleri Kazak'ın da, Özbek'in de, Türkmen'in de, Tatar'ın da okuyup, anlaması imkan dahilindeydi. Maalesef hepimiz için o Türkçe ile yazılmış zengin edebiyat hazinesi bugüne kadar kapalı kalmıştır. Özellikle 1940 yıllarından itibaren Türk halklarının siyasi amaçlı Kiril alfabesine geçirilmeleri kardeş ülkelerin birbirlerinin yazılarını okumalarını güçleştirmiştir. Yeni alfabe kabul edilirken kardeş ülkelerin alimlerinin bir araya gelip, harf ve başka hususlar yönünde anlaşmalarına izin verilmedi. Yazım, imla, terim ve transkrip hususlarında karışıklıkların önüne geçilmemesi, kökeni bir olan yakın dillerin yavaş yavaş birbirinden uzaklaşmasına sebep oldu. Özbek tarihi ve kültürü ile alakalı bildiğimiz malumatların o kadar da derin olmadığını kabul etmemiz gerekir. "Özbek öz ağabeyim" şeklindeki veciz sözün hakikatini ve asıl manasım tam olarak anlamanın zamanı geldi. Çok eskiden "Doksan iki boylu Özbek" ününe sahip olan göçebeler birliğinin bugünkü Kazak ve Özbek'lerin ataları oldukları araştırmacılar tarafından kanıtlanmıştır. O boylar ve taifelerin torunları Özbekistan topraklarında halen ömür sürmektedirler. Tabii ki aradan yüzyılların geçmesi onların dilinde, örf

Prof. Dr. Rahmankul BERDIBAY Ahmet Yesevi Ü. Öğr. Üyesi

bilig-5/Bahar '97

143

adetlerinde ve yaşayışlarında büyük değişiklikler meydana getirmiştir. Şimdi Özbeklerin arasında Türkleşen yabancı etnik gruplar ile çok önceden beri Türkçe konuşan yerli halklar da mevcuttur. Sonuç olarak Özbek halkının tarihinin çok esrarlı ve kompleks bir yapıya sahip olduğunu görüyoruz. Özbeklerin müzik enstrümanlarının Türklere çok yakın olduğunu söylemek, tarihi ve kültürel ilişkilerinin ne ölçüde kompleks olduğu sezilir. Semerkant ve Buhara tarafındaki halkın, çok önceden beri Tacik ve Özbek dilini birlikte kullanmıştır. Özbeklerin klasik edebiyatına vücut veren şairlerin hepsi bu iki dili kullanmış ve paha biçilmez eserler meydana getirmişlerdir. Bu durum günümüze kadar devam ede gelmiştir. Araştırmacılar Nevai eserlerinin Türk dilinin hangi şivesiyle yazıldığını incelemiş ve Ândican şivesinde fikir birliğine varmışlardır. Fakat bununla beraber meşhur şairin diğer Türk boylarının şivelerini de iyi bildiği ve onlardan faydalandığı da kabul edilmektedir. Bu boylar arasında Konırat, Calayır, Kıyat, Barlasi Turhan gibileri zikrediliyor. Şair Türk edebiyatından ne kadar beslenmişse, Fars ve Tacik edebiyatından da o kadar etkilenmiştir. Navai eserlerinde Arapça ve Farsça kelimeleri çok kullanmıştır. Büyük şair Fars nazımından ilham almış ve onu kendisince geliştirmiştir. Dolayısıyla, Nevai'nin eserlerinde iki büyük edebiyatın, yani Türk ve Fars edebiyatının birleşmesinden doğan harikuladelik vardır. Nevai eski Özbek Türkçe'siyle ilk eser yazan şair değil, onu geliştiren ve yeni bir veçhe kazandıran edip sayılmalıdır. Ondan önce ve onunla beraber yaşayan şairler tarafından Türkçe şiirler ve eserler yazılmıştır. Özbek sözlü edebiyatının arı Türkçe, fakat yazılı edebiyatının ise belirli bir derecede "karışık" dilden oluşması, bu durumun neticesinde meydana gelmiştir. Alişir Nevai bütün hayatım eski Özbek Türkçe'sini dünya dilleri arasına girebilmesi için sarf etmiştir. Türk halklarının bağımsızlıklarını yeniden elde ettikleri şu sıralarda Türk dilinin kaderini düşünmemiz bizim için en birinci ve en asli görevimizdir. Şimdi ise, Nevai'nin yüksek ideali; Özbek'in de, Kazak'ın da, Kırgız'ın da, Türkmen'in de hedefi ve amacı haline gelmiştir. Edebiyata ilk olarak Farsça eserler vererek başlayan Nevai, büyük eserlerini ise Özbek Türkçe'siyle yazmıştır. Kendisinden önce yaşamış olan Dehlevi ve Nizami gibi büyük şairlerin

yolundan giderek, ünlü "Hamse"sini yazmıştır. Hamse' de yer alan destanlar şunlardır: "Hayrat ul Ebrar", "Ferhat ile Şirin", "Leyla ile Mecnun", "Sehğay seyer", (yedi gezi), "Seda-i İskenderi" (İskenderin şeddi). Bu eserler bütün Türk dünyası kendisi için gurur kaynağı saymaktadır. Kazak halkının meşhur şairi Abay'ın kendisine örnek aldığı şark alimleri arasında Nevai'nin de olmasının önemi büyüktür. Kardeş iki halkın arasındaki manevi bağlan birçok sahada görmek mümkündür. Sözlü edebiyat bunlardan biri sayılabilir. Folklorun, destan, masal, menkıbe, efsane, hikaye, atasözü gibi türlerinde büyük oranda benzerlik bulunmaktadır. Bunlar, halkımızın arasındaki tarihi ve medeni alaka ve bağların güçlü olduğunun ispatıdır. Bütün doğu dünyasında tanınmış "Seyfimelik", "Tahir ile Zühre", "Bozyiğit", "Yusuf ile Zeliha", "Leyla ile Mecnun" gibi destanlar da ortak folklor hazinemizdendir. Kazak klasik kahramanlık destanı olan "Alpamıs"ın (Bamsı Beyrek) Özbeklerin arasında da yaygın oluşu, destanı çıkaran, söyleyen, nakledenlerin Kazak ve Özbeklerin arasındaki bazı ortak boylar olduğunu kanıtlıyor. Önceleri, Özbeklerin düğünlerde "car car" (mani) söylemeleri, dombıra ve kobuzun günümüze kadar unutulmaması, iki kardeş halkın bir zamanlar beraber yaşadıklarının belirtisidir. Şimdiki Özbek şehirleri ve kentlerindeki ata mirası tarihi eserlerin sanatındaki mükemmelliği dünyaca bilinmektedir. Özellikle Semerkant, Buhara ve Hiva'daki mimari eserler halen dahi o eşsiz ihtişamlarıyla dikkat çekmektedir. Genelde bu sanat abidelerini kim yaptı ? denildiğinde, yerleşik hayat sürenlerin adı söylenir de, göçebe yaşayan sanatkarların adı unutulur. Buna ilim ve edebiyatta üstünlüğü kabul edilen Avrupai fikirlerin kalıntısı dememek mümkün değil. Avrupa alimlerinin; "Turan medeniyetinin sahipleri Farslardır. Türkler sadece baskıncılık ve yıkıcılık yapmıştır." şeklindeki bozuk batı mantığını birçok ülke insanın kafasına yerleştirdiğini biliyoruz. Bu fikirlerin asılsız ve yalan olduğunu tarih bizzat canlı misalleriyle kanıtlıyor. Buna örnek olarak, Calantös Bahadır'ın (1576-1651) şanlı kumandalığıyla birlikte ardından silinmez birçok eser bırakan mimarlığını hatırlasak bile yeter. Göçebe yaşayan Alşın boyuna mensup güç ve dirayetiyle birçok

bilig-5/Bahar '97

144

savaşlarda galip gelen, Semerkant şehrinin hükümdarı Calantös Bahadır'ın emriyle inşa edilen eserler, dünya mimari sanatının mükemmel örnekleridir. Semerkant'ın merkezindeki Registan Meydanı da şanlı hükümdarın yaptırdığı iki büyük eser olan "Şirdar ile Tillekari" şaheserleri, göz kamaştıran muhteşem sanatıyla, adeta insanoğlunun ustalıktaki sınırsız gücünün timsali gibidir. Bahadır zamanında yapılan başka bir cami ise Semerkant'e 10 12 km uzaklıktaki Dakbet köyünde meşhur alim Muhturni Azam türbesinin olduğu yerdedir. Özbek hükümeti şimdi bu camii yeniden eski ihtişamına kavuşturmak için restorasyon işine bol miktarda para ayırmış. Özbek tarihçileri, Emir Şirinov, Muhammed İsameddinov, Ahmetcan Avlukulov kendilerinin "hazret Mahdumu Azam ve Dakbet" adlı kitabında Calantös Bahadır'ın Semerkant'teki hükümdarlığı döneminde gerçekleştirdiği bu mimari sanattaki atılımları ve üstün başarılarını Timur'un icraatlarıyla karşılaştırıyor. Bu ilim adamlar tarafından verilmiş büyük bir paye sayılır. Özbekistan şehirlerinde şimdiye kadar muhafaza edilen sanat abidelerinin bir kısmında, göçebe yaşayan Kazak kabilelerinden çıkan, tanınmış insanların da pay sahibi olduğunu birçok misalleriyle beraber görüyoruz. Biz bu meseleye temas ederken sadece Kazak ve Özbek medeniyetinin birbirinden etkilenerek geliştiğine parmak basmayı hedef edindik. İki Türk halkının sınırlarının hiçbir zaman birbirine kapalı olmaması, göçebe ile yerleşik hayat sürenlerin arasında çok farklı ve ilginç alaka ve bağlar meydana getirmiş, müşterek manevi miras sayılan eşsiz mimari eserler bırakmıştır. Halklarımızın arasındaki sarsılmaz dostluğun ve kardeşliğin remiz ve sembolleri bunlar olsa gerek. Bizler şimdiye kadar Türk halklarının tarihini hep birbirinden ayırarak inceledik. Hakikate Türkistan halklarının meydana getirdiği medeni ve ilmi birçok müşterek eserler (miraslar) vardır. Mesela; Orhun Yenisy abideleri, "Kutadgu Bilig", "Divan-i Lügat-it Türk", "Arvun-ı Hikmet" gibi hiçbir zaman eskimeyen şaheserler, bütün Türk halklarının paha biçilmez hazinesidir. Tarihteki büyük alimlerimizin eserleri hakkında da geniş bir bakış açısına sahip olmamız gerekir. Örneğin, Otrar'da dünyaya gelen, ilmin

semasına çıkan Ebu Nasır El Farabi'yi sadece Kazak Türklerine ait olarak kabul etmek dar bir ölçü olur: Zamanında dünyanın "Muallim i sani"si olarak tanınmış büyük alimi, Orta Asya'nın bütün halkları kendisinin öz alimi saymasında hiçbir beis yoktur. Farabi'nin devrinde, Türk halkları henüz bugünkü gibi, Özbek, Kazak, Kırgız, Türkmen, Karakazak şeklinde bölünüp yarılmamış, aksine bütün bir halk olarak yaşıyorlardı. Bu açıdan bakıldığında, Harezmi, Binini'yi de şimdiki Özbekistan dünyasıyla sınırlamak akıl kân sayılmasa gerek. Onların bıraktığı ilim hazinesine bütün Türk dünyasını mirasçı kabul etmek lazımdır. Gelecekte Türk halklarının meydana getirdiği bu eşsiz ve göz kamaştıran ilim ve sanat hazinelerini çok güzel şekilde tanıtmamız ve öğretmemiz gerekir. Mesela, "Bamsı Beyrek", "Manas", "Kobılandı Batır", "Kozı Körpeş Bayan Sulu", "Edige Batır", "Köroğlu" destanlarını tüm kardeş ülkeler kendi öğretim müfredatına ve ders kitaplarına almaları lazımdır. Bununla birlikte, Nevai, Fuzuli, Maktumkulu, Abay eserlerini Özbek, Azerbaycan, Türkmen, Kazak şahsi olarak sahiplenmeyip, ortak hazinemiz şeklinde telakki etmeleri çok yararlı olacaktır. Geçmişimizi ve bugünümüzü tanıtan ve aydınlatan kitaplara ihtiyacımız vardır. Ayrıca, kardeş halkların kültürünü birbirine tanıtacak eserlerin olması da gereklidir. Türk halklarının kültürünü birbirine yaklaştıracak ve tanıtacak araçlardan birisi şüphesiz ki kültürel ve sosyal ağırlıklı dergilerdir. Bir de ilmin her türlü sahasındaki araştırma ve incelemeleri bir araya getirecek sistemli ve planlı tetkikler yapacak. Bir merkezi Asya akademisine de ihtiyaç olduğu kuşkusuzdur: Önümüzdeki yıllarda Türk Toplulukları Ansiklopedisi'nin eksiksiz yayınlanacağı kanaatinde ve ümidindeyiz. 1994 yılında dünyaca ünlü Uluğ Bey' in 600. doğum yıl dönümü saygı ve ihtişamla kutlandı. Bu, onun bütün insanlık için yaptığı çalışma ve emeğe verilen kıymet ve değerin ifadesiydi. Uluğ Bey' in kendisinin ve eserlerinin (çalışma) Kazakla özel bir yakınlığı olduğu biliniyor. Aslen Barlas boyu mensubu olan Uluğ bey' i Kazak aydınlan çok iyi tanıyorlar. Semerkant etrafına yerleşen Kazak boylarının sıkı kardeşlik münasebetlerinin olduğu bellidir. Bu yüzden Timur'un da onun torunu Uluğ Bey' in de isimleri Kazaklara çok yakın ve sıcak gelir. Onlar

bilig-5/Bahar '97

145

hakkındaki halk arasında bilinen efsane ve menkıbeler, yazılı edebiyat eserleri de az sayılmaz. Meşhur şair Ğafur Ğulam Kazak ve Özbek kardeşliğini güzel bir teşbihle "Bir kitabın iki sayfası" şeklinde ifade etmiştir. Geniş olarak bakıldığında iki halk arasında halen dahi açılmamış ve tanınmamış birçok sayfanın olduğu anlaşılmaktadır. II Geçmişteki büyük alimler ve yol gösteren dahiler için halkın kendi fikri ve onlara verdiği değer ve hükümler vardır. Bazen bu görüş ve değerler tarih gerçeğinden uzaklaşıp, efsane ve hikayelere dönüşür. Burada önem arz eden husus, şifahi bilgiler ve malumatların, tarihin kesinlik ifade eden tekrarı olması değil, halkın gönlünde ve aklında asla silinmeyen iz bırakmasıdır. Tüm Türk İslam dünyasının manevi üstadı olan büyük mutasavvıf şair Ahmet Yesevi hakkındaki efsane ve hikayeler yüzyıllar geçse de unutulmamış, nesilden nesle ulaşarak günümüze kadar gelmiştir. Onun peygamber efendimizin vefat ettiği yaşa gelince daha sonraki hayatım zaid sayarak yeraltına girmesini anlatan efsane ve menkıbeleri bilmeyen yok gibidir. Bu peygamber yolunu adalet ve hakikatini tanıtan ve gösteren bir ibret tablosudur. Timur'un Türkistan şehrindeki Hoca Ahmet Yesevi türbesinin inşa ettirmesiyle ilgili bir hayli hikaye ve menkıbe vardır. Şanlı hükümdarın bu muazzam türbenin yapımını takip etmek için birçok defa Türkistan'a geldiğini tarihi kaynaklardan öğreniyoruz. Eminim oraya geldikten sonra ne yaptığı ve ne ile uğraştığı bilinmemektedir. Ama halk arasında sözlü hikayeler mevcuttur. Bunlardan bir şöyle anlatılır. Bir keresinde uzun yolculuğa çıkan Timur Türkistan'a uğruyor. Timur savaşa giderken sıradan elbise giyinirmiş. Yanındakilerle beraber bir yaşlı kadına misafir olmuşlar. Misafirlerin kim olduğunu tanımayan yaşlı kadın onlara sıcak bir çorba ikram etmiş. Yolculuğun getirmiş olduğu yorgunluk ve açlıkla olsa gerek. Timur, sıcak çorbayı hemen içince ağzı yanmış ve ev sahibi yaşlı kadına çorbanız çok sıcakmış demiş. Ona cevaben yaşlı kadın; "A yavrucuğum çorbayı üstünden, düşmanı kenarından alırlar" sözünü hiç işitmedin mi?" demiş. Yeryüzü iki hükümdara dar

gelir diyen ve birçok ülkeyi egemenliği altına alan koca padişah, yaşlı kadının sözlerini işittiğinde; "gerçekten de kulağa küpe edilecek bir sözmüş" deyip, derin derin düşünmeye başlamış diyorlar. Timurun gerçek hayatında böyle bir olay oldu mu, olmadı mı?, onu tam olarak bilemiyoruz. Ama burada, büyük hakanın halkın tecrübe ve nasihat dolu sözlerine kulak verebilen, basiretli kişiliği üzerinde duruluyor. Kazak Türklerinin en harika destanlarından biri olan, "Edige Batır" destanında, Timur'un adı "Setemir" olarak geçiyor. Buradan Orta Asya halkları ve onların arasında Kazak halkının büyük bir askeri kumandan ve padişah olan Timur'u iyi tanıdığını ve kıymetini anladığını görüyoruz. Timur hakkındaki yazılı eserlerde çok önemlidir. Turan hükümdarının şanını şiirlerinde çok mükemmel ifade eden şairlerden biri; Mağcan Cumabayev'dir. Onun "Aksak Timur sözü" adlı kısa şiiri derin mana ve eşsiz sanatıyla dikkat çekmektedir. Monolog şeklinde verilen mısralar kurşun gibi ağırdır:
Cihan denen şey nedir ? Avucunun içidir. Bir yerde çok tanrının olmasının yok süs

Tanrı göğün tanrısı Kendi göğünü yönetsin Yer tanrısı, Timur 'um Yerime kimse değmesin Kök tanrısı, tanrının Nesli yok, zatı yok Yer tanrısı, Timur 'un Nesli Türk, Zatı Ateş. Kazak halkının çok değerli yazarlarından İlyas Yesenberlin kendisinin "Altın Ordu" adlı (üç kitap) romanında Timur'un hayatı ve müstesna şahsiyetini geniş ve edebi olarak yazmıştır. Bunun gibi örnekleri çoğaltabiliriz. Uluğ Bey ile alakalı konuların Kazak edebiyatında çoktan beri işlendiği biliniyor. Onunla alakalı bir şiiri, Türk dünyasının ünlü sembolik şairi Mağcan Camaboyev'in kitaplarında görüyoruz. O şiirde Mağcan Uluğ Bey' i Türk halkının adım dünyaya duyuran ve tanıtan büyük

bilig-5/Bahar '97

146

şahsiyetler arasına koyuyor. Şair kendisinin Türkistan adlı şiirinde,
Türkistan iki dünya eşiğidir. Türkistan her Türkün beşiğidir. Türkistan gibi eşsiz yerde doğan Türk'e tanrının verdiği nasibidir.

Dörtlüğüyle başlıyor ve Turanın şanlı simalarını göğe çıkararak methediyor. Doğunun "ikinci üstadı" atanan Ebu nasır El Farabi'yi de hürmet ve saygıyla anıyor.
Kim küçümser Türkün müziğini Farabi 'nin dokuz telli sazını Çalınca doksan dokuz türünü Ferah bulup, kim kesmemiş gözyaşını.

Mağcan Cumabayev Uluğ Bey' i zamanının eşsiz alimi olarak gösteriyor.
Turanı methetmem ki boşuna Şanlı Turan zaten aşikardır dünyaya Sırlaşan, esrarlı gökyüzüyle Var mıdır ? Uluğ Bey' e erişen bilge.

Karanlığın tacını giyenler karalar, Halk sırtında iyileşmeyen yaralar, Bilediler hançer ile kılıcı Çekişerek, kansız adam, almak ister canını Sen mert idin taht bozmadı hiç aklını Sevdin yine birçok merhametsiz adamı Aşık olup "Zühre kıza", yıldıza Ayırmamışsın ki kötü ile iyiyi Hunhar, icara kalpli belalar Sarığı uzun, kulağı bozuk nadanlar, Tuzak kurup kapan koyup, ayağına Acele etti öldürmek için vefasızlar. Yıldızı düşünüp ağartmışsın saçını Unutmuşsun yerdeki kinli hasmını Senden almak için yeryüzünün tahtını Kestiler ah, yıldız taçlı başını Ondan sonra nice yıllar geçmiştir Cadı, hain, zalim yere girip gitmiştir. Seni asrın kanatma bindirip Nurlu ömre alıp varmıştır. Yar yaranlar toplanmışlar yanına Yıldızdan taç giydirmişler başına Sınıflarda ders verirsin devamlı Seni seven ilim yolundaki oğluna.

Kazak edebiyatında Uluğ Bey hakkındaki eserleri iki kısma bölüp inceleyebiliriz. Birinci bölümü oluşturan eserler, alimin dahiliğini ve bilgeliğini ifade eden şiirlerdir. İkinci bölümdeki eserler ise, ilmi inceleme ve araştırmalardır. İlk olarak nazım eserler üzerinde durabiliriz. Kazak şairlerinin kardeş Özbek halkının dünyaca tanınan Astronomi alimine karşı saygı ve hürmeti, gönlünden yükselen, duygu yüklü sözler şeklinde hissedilmektedir. Onlar Uluğ Bey' i müşterek övünç kaynağı olarak görüyor, kabiliyet ve yüksek idealini de örnek sayıyorlar. Mesela; Ötebay Turmancanov'un "Ulug Bey" adlı şiirinde alimin cehalete karşı tükenmeyen mücadelesi, Saltanat ve tahta düşkün olmayışı, ihlasla insanlığın iyiliği için çalışması ve bu sayede halkın takdirini ve muhabbetini kazanması güzel bir üslupla dile getiriliyor:
Ey Ulug Bey ! geliyorum yanına Gül koymaya, sağ kolumla başına Nice asır, nice yıllar geçmişse Bir sanatkar yazmış imiş taşına Ey Ulug Bey değerlisin, büyüksün Bir başına iki tacı giymişsin Yerin tacını giysen de, yer için Aslında sen göğün tacını sevmişsin

Bu şiirden Uluğ Bey' in devlet ve ilim tacına birlikte sahip olduğunu, hasımlarının eliyle öldürüldüğünü ve insanlığa hizmeti çok güzel ifade ediliyor. Tanınmış Özbek yazarı Adil Yakupov'un "Uluğ Bey hazinesi" adındaki güçlü romanının bu olayları geniş olarak ele aldığı ve anlattığım Kazak okuyucusunun iyi bildiğini de sırası gelmişken söyleyelim. Yakupov' un romanında Timur'un torunu meşhur alim ve hükümdar Uluğ Bey' in bir kısım fanatik gaddarların acımasızlıkları ve öz oğlu Abdullatif in hainlik ve dehşet saçan hareketleri neticesinde tahttan düşüp, katiller tarafından öldürülmesi ve ardından öz babasının kanlı katili Abdullatif in tahta çıkışı ve halkın kargaşaya ve şaşkınlığa uğradığı kısa istibdat dönemi anlatılıyor. Eserde adalet ve zulmün arasındaki ezelden beri devam ede gelen kıyasıya mücadelenin, belirli tarihi vakalara dayanan bir kesitini görüyoruz. Elinde hükümdarlığı olan, uzun yıllar halkı idare eden, adı şöhret kazanmış Uluğ Bey' in öldürülmesini göstermek, birçok derin hakikatin, önem arz eden yönlerinin ortaya çıkmasına yardımcı olmuştur. Ayrıca, öz devrindeki inanç ve düşüncelere karşı çıkan her kim olursa olsun, başının tehlikeye

bilig-5/Bahar '97

"Uluğ Bey" romanında bu önemli mevzu çok derin olarak işlenmiş sayılır. ilim ateşi yükseldi. Iskerkov'un "Matematik ve Matematik Hakkındaki Düşünceler" ( 1967 ) adlı kitabında Uluğ Bey' in ilmi. makam. Uluğ Bey' in insanlık tarihinde açtığı yeniliği. Uluğ Bey hakkında başka Kazak şairlerin de eserleri mevcuttur. Ömrünü savaş meydanlarında ve at sırtında geçirmiştir. Birincisi. Kazak yazarlarının Uluğ Bey için yazdıkları eserlerde bir uyumun ve iki halkın edebiyatındaki fikir ve şekil birliğinin göstergesidir. M. Uluğ Bey. İskender (Zülkarneyn) Aristo' dan ders almış. Iskerov "halk takvimi" (1963) adlı kitabında Uluğ Bey' in büyük eseri "Zic i bilig-5/Bahar '97 . Orta Asya semasına nur saçtı. İşlenen bu motifler. "O dur ilkin göğe elini uzatan. yalan ve yağmacılığın çirkefinden fersah fersah uzaktır." Bilginin nurlu şahsiyeti methedilmiştir. gökyüzünün sırlarını açmaya muvaffak olan alim ulema Uluğ Bey' i feci bir duruma uğratıyorlar. vurguncu insanlar. başlattı. Yani hiçbir hükümdar ilim adamı olmamıştır. gökyüzünü aradı Hayal ile güçlü aklı bağladı Bilmek için semanın sırlarını Bitti ömrünün yılları ve ayları O. mevki düşkünü. dünya tarihinde hiçbir padişah. ilim ile bilimde Peygamberin bu vasiyeti. hikmetu sırrını çok andı. O dur ilkin bab ı semayı açan " Bey' e heyecan ve ilham dolu sözlerini şöyle dizeliyor: İki dünya iyiliği. "Uluğ Bey' in ilim tarihindeki yerinin iki türlü özelliği vardır". alime duyduğu saygı ve hürmeti şöyle dile getiriyor: "Yüreği alemleri dolaşmış Gökyüzünü pak gözleri seyretmiş Öz halkına zulmeti aydınlatan Geçmiş imiş bir nadide adam Hayalleri gerçeklere ulaşmış İlmi ile irfan deryasına erişmiş Bu alimi zamanında kim geçmiş? " Bu güzel teşbihlerle ifade ediliyor. Evrenin buudunu da arayan. yetiştiği devir ve yaşadığı ortam. Kazakistan halk yazarı Gafu Kayırbekov'un Türk alimine yazdığı şiir yüksek edebi his ve düşünce mozaiğidir. Onun güzel mısralarında.147 gireceği açık olarak anlatılmıştır. Sanki ululuk ile ebediyet şeklini alıyor. ticari bir gaye yapıp. Esrarengiz yıldızlara gönlünü de kaptırdı Ak alnı ay gibi nurlandı ve parladı Cahillerin tantanası yüreğini ağlattı Yandı sonsuza dek yaktığı medrese mumları O mumlardan ışık alan. Şair Cebbar Ömirbekov' un şiirinde de bütün ömrünü ilme adamış. kanatsızlığın ve hırsın neticesinin mutlaka hasaret olduğu da bir tarih dersi biçiminde sunulmaktadır. Bunla birlikte alimin yüksek gayesinin kendisinden soma talebe ve ilmi mektep bırakmak olduğu nasihati da ihmal edilmemiştir. sayfa) . Timur 'un gitmediği akını Tabiatın. S." Şeklindeki mısraları çok anlamlıdır. has Müslüman gönlünde Bu iyiliğin sahibi. Meczup olup. Şairin "Onun ömrü yıldız olup parlayıp. Tanınmış şair Ebiraş Cemişev "İki dünya iyiliği buyurmuş" adlı şiirinde Uluğ Uluğ Bey hakkında yazılan eserlerin bir kısmım da ilmi araştırmalar ve makaleler oluşturmaktadır. mercan yürek. ama kendisinden ilme hiçbir şey kalmamıştır. Bu yüzden de bu yolda sadece hakkı ve hakikati. Nozarov ile M. dünya seviyesinde ele alınarak incelenir. ilmin gelişmesine yardımcı olup. Bu eserlerde astronomi aliminin çalışmaları. Çevresindeki cahil adamlar ile dünyaperest. (240. kendisi alim olarak kitap yazmamıştır. "Zamanın sırrını da arayan. Eserde makam ve mansıp yolunun çoğu kez hile ve yüzsüzlükten geçtiği gerçeği ile beraber kendi emeğinin karşılığını bekleme. İlmi. Uluğ Bey' in yıldızları aleme nur döküyor. açmış olduğu yenilikler ve kurmuş olduğu ilmi mektepler yönünde kıymetli bilgiler veriliyor. hakikatten hiç ümit kesmeyen. her hükümdarın devrinde fikirlerini değiştiren menfaatperest alimlerin çok tehlikeli olduğunu ifade etmesi de sonraki nesiller için büyük bir ibret tablosu oluşturmaktadır. Hakiki ilim yolu. Şanu şöhreti yayılmış Çin ve Ruma Gökyüzünün perdesini karanlık gecede açtı. diyor kitap yazarları. düşünceleri saf ve temiz insanlar yürüyebilir.

Sebebi Türk halklarının edebiyat. sanat ve tarih mevzusunda birbiriyle sıkı sıkıya bağlılık içindedir. Orta Asya'da dünyaya gelmiş değerli ilim adamlarına ve başarılı insanlara ayrı ayrı sahiplenmeden. dinin de şahit olduğunu kabul etmemiz lazım. Avdanbek Köbesov'un "Timur'un torunu. Türk dünyası insanlığın terakkisine imzasını atan sayısız büyük alim yetiştirdiği için övünmelidir. Böyle olması da tesadüf değildir. Kazaklar arasında Uluğ Bey eserlerinin ve adının çok eskiden beri tanınmış olduğunu gösteriyor. ayrıca dünyaca tanınan astronomi alimlerin arasında zikredilmiştir. ilim. toplu çalışmaların özel plan ve programı yapılsa çok doğru olurdu. Almatı şehrinde bir bulvara Uluğ Bey' 'n adının verilmesi buna bir örnek sayılabilir. onları tüm Türk dünyasına müşterek şahsiyetlerden saymalıyız. Ebişoğlu'nun "halk Astronomisi" adıyla tanınan eserinde de Uluğ Bey'den özellikle bahsedilmiş. "Orta Asya'nın ve Kazakistan'ın büyük alimi" (1965) adlı eserde fizik ve matematik doktoru.148 Guraganu" yu geniş olarak yer vermiş ve üzerinde ilmi araştırmalar yapmıştır. "Uluğ Bey ve onun okulu" başlığıyla ayrı bir bölüm eklemiştir. Göze çarpan bir güzel taraf da bu mevzuda eser kaleme alan tüm yazar ve şairler büyük alimi kendi öz halkından biri gibi sayıyorlar. Medeni. Uluğ Bey" isimli yazısı yer almıştır. Verdiğimiz bütün örnekler. Köbesov "El farabi" adlı kitabında da Uluğ Bey konusuna tekrar dönerek. dilin de. Bunun için de çalışmaları takip edecek koordine merkezleri gereklidir. medeniyet. M. Buna tarihin de. Gelecekte Orta Asya ve tüm Türk halklarının ortak tarihim yazma asıl görevlerimiz arasındadır. resmi ve sosyal kuruluşlara onların adı verilmeli ve en önemlisi de günümüz insanı olarak onların açtıkları yeniliklere yenilerini bizler eklemeliyiz. kaderin de. Dileğimiz bu güzel başlangıcın devamının gelmesidir. İnsanlığın uygarlık tarihinde Türk alemi adında ihtişam ve saltanat abidesi bir medeniyetin kurulduğunu işte o zaman anlayacağız bilig-5/Bahar '97 . Böyle büyük bir maksat ve gayeyi hedef edinip. A.

1785) ve İbrahim Halfin (ö.5852)kitabı. 7496) kitabı.. 1845 baskılı) (K. Musa Hayâli (ö. hatta Birgivi'nin " Tarikati Muhammediye'" sinin İdil Ural bölgesinin eski medreselerinde ahlak dersi olarak okutulduğunu ve bu kitabın şarihlerinden olan Ebu said Hâdimi (Muhammed b. bunların Türk tatar düşüncesine olan etkisinden söz eder. gibi kitaplara rastladık.Ü.D.149 İDİL URAL BÖLGESİ VE OSMANLI FİKRİ MÜNASEBETLERİ 1. bir kısmı da Tatar şivesine aktarılarak basılmıştır.İ.İ..Ü.) (K.İ. Seydi Ali Reis (ö. Meşhur Tatar alimi Rızaeddin b. Bu eserlerin bir kısmı Osmanlı Türkçesiyle basılmış.D.. 1936) de bahsettiğimiz bu eserlerin bir kısmım zikreder ve bunlardan başka Birgivî'nin "Tarikat i Muhammediye'sini.D. Sait Halfin (ö. İbrahim MARAŞ Ankara Ü.Ü. Bununla birlikte kaynaklarda ve Kazan kütüphanelerinde mevcut olan yazma ve basma eserler bize bölgedeki Anadolu tesirine dair bazı ipuçları vermektedir. Birgivi (Takiyyüddin Mehmet ö. T. 895).. Yazıcıoğlu Muhammed (ö. 1453 sonrası)'nin "Muhammediye"sini. 0116824) adlı eseri. Söz konusu kütüphanelerde yaptığımız incelemelerde Hocazede Muslihiddin (ö. 1562)'in "Mir'at i Kâinât " ını. 1901 baskılı) (K. T. bu eserler meşhur Tatar şairi Abdüsselam Müfti 18.. 1834)'nin eserlerine. ö. Anadolu Kaynaklı İlk Eserler Ve Münasebetlerin Başlaması Anadolu ile İdil Ural bölgesi arasındaki münasebetlerin tarihi oldukça eski olmakla birlikte ilk olarak ne zaman ve nasıl başladığına dair elimizde yeterli malzeme mevcut değildir.Ü.7.İ.K.D. 1460'dan sonra)'ın "Envârü'l Aşıkın" ini. İlahiyat Fak.K. :ıkıkzade Altıpatmak Mehmet Efendi (ö. Arş. Şemseddin Ammet b. Fahreddin (ö.K. asır) ile mutasavvıf şair Abdürrahim Otuz İmeni (ö. 1780)'nın " Marifatname " (Kazan. T.Ü.K.İ.83679). 1488)'in "Tehâfüt"ü (K. Görevlisi bilig-5/Bahar '97 .Ü. 1893)'nin "Râmuzü'l Ahâdis" (Kazan. Erzurumlu İbrahim Hakkı (ö. Ebussuud Mehmet efendi (ö.K. 1845) (K. 1455)'nin "Akâid Şerhi haşiyesi" m sayar. 1870 baskılı) (K. 1575) 'in "Risâle-i Ebussuud Efendi" (Kazan. gibi yazarlara tesir etmiştir. Ona göre. 332) adlı eserleri ve yine ona ait "Min Tasnifâti Birgili" (Kazan.İ. 1573)'nin "Risâletü'l İman el Birgivi" ve "Risâle Tedkiki'l İman ve Tahkiki'l İslam" (Kazan.. Ahmet Ziyaeddin Gümüşhânevi (ö. Yazıcıoğlu Ahmet Bican (ö. Mustafa. 1899) . 1623)'nin "Altıparmak" kitabım.K.D.D. trhz. T..

Zeynullah Rasûli Kazan. Ankara. Türk Tatar düşüncesinin Osmanlıdaki etkisi doğrultusunda Yusuf Akçura (1876-1935) ve her iki bölgeyi bir diğerinde tanıtmak. (RIZAEDDİN) ZeynnuUah rasûlî birçok Tatar düşünürünü etkilemiş ve Alimcan barûdî. Daha önceleri tek III. gibi bölgelerde ve Kazak steplerinde irşad faaliyetine girişmiştir. 1913.1912) Son devir Osmanlı düşünürleri arasında İdilUral'da en çok tanınan iki isim vardır. 157 158) (ALGAR. rızaeddin b.Ü. 6. 1917) ile İstanbul'da görüşmüş ve Rasûlı' yi o bölgede halife tayin etmiştir (1870). 1. ( K. Sami'nin tesirinden bahseden R. Troyski. üç tür münasebet etrafında kısaca incelemeye çalışacağız.K. İslam birliği siyasetiyle Türk birliği siyasetini uzlaştırmak suretiyle ikili bir faaliyet yürüten meşhur Tatar yazarı ve seyyahı Abdürreşid İbrahim (1857-1944)'dir. Nakşibendliğin Halidiyye kolunun istanbul'daki bu meşhur temsilcisi.150 1762)'den bizzat ders alıp gelen tatar imamlarının mevcut olduğunu söyler. T. Ufa. F. hatta kendisinin kurduğu Medrese-i Rasûliye'de usûl-i cedid sistemiyle eğitim yapmıştır. Asrin Sonu Ve Münasebetlerin Yoğunlaşması XIX.. 1912. Şemseddin sâmi Bey. 140-141. Gümüşhanevi hakkında " Menâkıb ı Ziyaeddin Gümüşhanevi " adlı bir eser de yazmış ve Kazan'da bastırmıştır (1900) ( RIZAEDDİN. Kamûs-ı Türkî ve Kamusü'l Âlâm adlı eserleri ile bölgede tanınan Ş. Fahreddin onun eserlerinin ilmi olmasının ve dini meselelere pek fazla girmemesinin halk nazarında çok fazla okunmasını ve tanınmasını engellediğini ifade eder. S. Bunlardan bir tanesi onun "Kadınlar" adlı risalesidir. Kütüphanelerde Oernburg 1899 baskılı bir nüshasını görebildiğimiz bu esere F. asrın sonlarına kadar devam eden bu kitapların etkisine bu asrın sonlarında Ziyaeddin Gümüşhânevî (ö.ir alimin kitabının ve onun şerhlerinin İdil Ural bölgesinde okutulması dikkat çekicidir. (RIZAEDDİN) Şemseddin Sami'nin kısmi etkisine rağmen Ahmet Mithat İdil-ral bölgesinde en öok tanınan Osmanlı Türk düşünürü ünvanını almış ve onun neredeyse bütün eserleri bu bölgede okunmuş ve birçoğu Tatar şivesine aktarılarak basılmıştır. Osmanlı dönemi Türk düşüncesinin İdilUral'daki etkisi doğrultusunda Ahmet Midhat Efendi (1844 1912). 120) 2. 5-16 ) (GÜNDÜZ. XIX.İ. 43062 ) Ş. Fahreddin gibi birçok Tatar alimi onun müridi olmuştur. rasuli. "Terbiyeli Bala" (Kazan 1898). Edebi romanları. ilmi eserleri. 1893) de katılır. Bu sebeple bundan somaki konumuzu örnek olarak aldığımız üç önemli şahsı temel alarak. 161-164) (RIZAEDDİN. 119 120) Bu da gösteriyor ki. (RIZAEDDİN) Zeynullah Rasûli'nin faaliyette bulunduğu tarihlerde İdil-Ural bölgesi dînî tasavvufi etkilenmenin dışında yeni bir fikrî etkilenme dönemi yaşamaya başlamıi ve bu. asrın başlarından itibaren karşılıklı etkileşime sebep olmuştur. taraflı bir fikrî münasebette bulunan bölge aydınlan bunu iki taraflı hale getirebilmişler ve Osmanlı düşüncesini etkilemişlerdir. 1995.. İncelememizde bu üç önemli isim temel alınmakla birlikte diğer bazı isimlere de zaman zaman atıfta bulunulacaktır.D. Bu şahıslar. Bu arada Birgivî gibi Osmanlı düşünce tarihinde ilginç bir kişiliğe sahip olan ve hayatı boyunca bidat ve hurafelerle mücadele eden. 1984. Bu şahsın Tatar yenilikçilik düşüncesine ve genel anlamda Tatar düşüncesine tesirinin olduğu bir gerçekse de bunun kimlere ve nasıl olduğu ayrı bir araştırma konusudur. Kerimî tarafından "Hatunlar Vazaifı" ismiyle Tatar şivesine aktarılarak Orenburg'da basılmıştır. 1913. bilig-5/Bahar '97 . 63-72) Zeynullah rasûlî faaliyeti sırasında İdil-Ural bölgesindeki "Usûl-i Cedîd" hareketine de destek vermiş. S. XVIII. Sami'nin (RIZAEDDİN) bazı kitapları Tatar şivesine de aktarılmıştır. II. asrın ortalarında İdil Ural'dan İstanbul'a gidip gelen Tatar talebeler vardır ve bu tarihlerde bir etkilenmeden bahsetmek mümkündür. İdil Ural ve Kazakistan bölgesinin meşhur Nakşi şeyhi Zeynullah Rasûlı (ö. Osmanli Türk Düşüncesinin İdil-Ural'daki Temsilcisi: Ahmet Mithat Efendi (1844 . Ahmet Mithat Efendi (KERİMİ. 1917. (RIZAEDDİN. bunları da özellikle Tarikat-i Muhammediye'de zikreden b Türkiye'nin Batılılaşma ve Milli Meseleler içerisinde. Kerimî kendisi de kısa bir ilavede bulunur ve Osmanlı kadınlarının ilme verdikleri önemden bahseder. Bunlar arasında. ilk kez olmak üzere XX. 38.

sevgisi ve bölgedeki fikri ve kültürel hayatı yakından takip etmesidir. bunun ise ilim ve maarift ile olacağını ifade eder. 1973. Hatta bölgedeki yenileşme hareketlerinin ve fikri canlılığın mevcut hızıyla devam etmesi durumunda. İstanbul'a giden her Tatar Türkünün onunla mutlaka görüştüğünü kaydeder. Bazı tatar aydınlarının. İslam'ın yüceliklerini ön plana çıkardığı için çok tutulmuş ve çok sevilmiştir. Onlara göre Tatarlar her düşüncelerinde. İstanbul'a olan yönelişten bahseder. özellikle de İdil Ural bölgesine olan ilgisi. O ilmi.. Mithat'ın bu bölgede sevilip eserlerinin elden ele dolaşmasının elbette bazı sebepleri vardır. 1950.. taassuptan kaçınmalarını. Muhammediye. (AKÇURA. S: 20 21 22) Ahmet Mithat'ın tanınmasının ikinci önemli sebebi onun yazılarında kullandığı sade dil ve üslûptur. 1. en zor konuyu bile halkın anlayacağı bir tarzda tedricen söylemek gerektiğini savunmuştur. ilim ve maarifete sarılmalarını ister (KERİMİ). Mithat çok erken tarihlerden itibaren onların Rus mekteplerine gitmelerini. (MİTHAT EFENDİ. Kerimi'nin babası) ve Şakir Ramiyef olmak üzere.. her şeyden önce onun Türk dünyasına. 43029. (KERİMİ) Ahmet Mithat'ın eserlerinde ve fikirlerinde dini bahislere çok yer vererek Şark için bir teceddüd fikrine (AKÇURA) sahip olması ve bu konuda tatar aydınlarına. "Hyal ve Hakikat" (Kazan 1908). Devamlı olarak Türk Tatar toplumunu yönlendirmeye çalışan A. Döneminin İdil. O. Tatar halkına devamlı nasihatlar vermesi Türk Tatar toplumunu oldukça cezbetmiştir. 310) Bu. Bu sebeplerden birisi.Ü. Altıparmak ve Marifetname. ilim ve fenne bakışlarında dini bahisleri. Gaspıralı. (FAHREDDİN) Tatarların milli uyanış areketinde de büyük katkısı olan A. İstanbul'dan o bölgelere okumaya gidenlerin bile olabileceğini ifade eder. Bu yüzden söz konusu tedrici anlatım modeli. gibi eserleri sayabiliriz. gerekse F.. özellikle de Rusça öğrenmenin gerekliliği üzerinde durur ve dönemin uyanış dönemi olduğunu. (FAHREDDİN) Nitekim A.. 4523) Ahmet Mithat bölgede ilk olarak "Tercümân ı Hakikât" gazetesi ile tanınmıştır (1881 'li yıllar). gazete tesis etmelerini. T. Rusça öğrenmelerini. başta Gilman Ahund (F. İdil-Ural Türklerinden Rus gimnazyumlarına (liselerine) gitmelerini. Kaynaklarda kitaplarının kısa zamanda köylere yayıldığından ve bu şöhreti dolayısıyla İstanbul'a giden her Tatar tarafından ziyaret edilip istişarede bulunulduğundan bahsedilir.D. C. 1907. Osmanlı'nın da onlara yönelmesi gerektiğini söyler. kültürel meseleleri kolay anlaşılır şekilde ele alması ve en çok da Hıristiyanlığa karşı müdafaa tarzında (Müdafaa 1883 1885) kitaplar yazmış olması onun köylere kadar girmesini sağlamıştır.İ. Ayrıca dini bahislerin yoğunluk teşkil ettiği konuları halk hikayeceiliği tarzında işlemesi.K. Elbette onun bu tavsiyeleri ve öğütleri ile okunan eserleri Türk Tatar toplumunun uyanış ve yenileşme hareketinde etkili olmuştur. O. Burada üçüncü bir sebep ortaya çıkmaktadır ki. 173 177 ) (FAHREDDİN) (BERKES. Rızaeddin Fahreddin tarafından çıkarılan Şura ve Alimcan Barûdî tarafından çıkarılan ed Din ve '1 Edeb bilig-5/Bahar '97 . 6. S. esasında. ister (FAHREDDİN). Tatar halkının geçmişten gelen bir özelliğidir.151 "Kıssadan Hisse" (Kazan 1902). T. T. Kerimî. Özellikle İslam'ı müdafaa eden üç ciltlik "Müdafaa" (1883-1885) isimli eserinin Tatar ulemasınca çok istifade edildiğini belirten F. 3. açık ve sade bir dil kullanması ve halkın her kesimi için kolayca anlaşılabilecek bir şekilde yazması bölge halkı tarafından tutulmasını sağlamıştır. Vakit. 1888'de ve 1896'da Fatih Kerîmî'ye yazdığı mektuplarda da yabancı dil. yani İslam'ı temel almışlardır.. Ahmet Mithat'ın 1912'deki vefatına Tatar matbuatı büyük yer ayırmıştır. C. kitaplarının okutulmasında özel gayret gösterdiği de zikredilmektedir. Alimcan Barûdî gibi aydınlardan ve onların sayesinde Osmanlı'ya. toplumsal. o da Tatar halkının "dini gayreti" dir. Mithat'ın eserlerini de aynı şekilde kendisine yakın bulmuştur. (K. Fahreddin. Kuyaş ve Yıldız gazeteleri. gibi kitapları kendine yakın bulan Tatar toplumu A. 1911. Kerimî onun eserlerinin çok okunmasını bu sebebe bağlar. kitap telif ve tercüme işine girmelerini . Mithat da din ile ilmi uzlaştırdığı ve her zaman dini hikmetleri. marifeti ve edebiyatı halka indirmiş. Gerek R. Nitekim o Rusyalı Türk Talebeleri Cemiyeti'nde verdiği bir konferansta kendisinin Rusyalı Müslüman Türklerle olan münasebetlerinden haberler gelir.

Orta Asya'da yaşayan Türklerin bir araya getirilmesidir (ARAİ. cins ve milliyeti dikkate almayan Osmanlıcılık fikrini tamamen reddetmiştir. 1928. Batıcılık ve İslamcılık akımlarına bu isimleri veren kişi olmuştur (BERKES. Türkçülük anlayışım Batıcılık ve İslamcılık arasında. gibi İdil Ural bölgesinden yazarlar olduğu gibi. Osmanlı vatanseverliği ile İslam birliği siyasetim bir kenara bırakıp "Türkçülük" ve "Türklerin Birliği" siyasetini gündeme getirmiştir. Üç Tarz-ı Siyaset'te görüldüğü üzere. 596). dışarıdaki. edebiyat. (FAHREDDİN) IV. 1928'deki Türk Yılı'na yazdığı uzun makalede Türkçülük konusunu inceleyen Yususf Akçura da bu münasabetten bahseder ve Kazan bölgesinde gelişen Türkçülüğe Osmanlı'nın etkisi olduğunu. ancak bu bölgedeki Türkçülük anlayışının da Osmanlı'ya mukabil tesirde bulunduğunu ifade eder (AKÇURA. 1904 yılında Kazan'da iken Mısır'da yayınlanan "Türk " gazetesine yazdığı "Üç Tarz-ı Siyaset" isimli makalesiyle bir anda ilgi odağı haline gelen Akçura Osmanlı Türkçülük düşüncesinde yeni bir çizginin başlangıcı olmuştur. 11) der. Daha sonraları Türk Yurdu (1911) ve Türk Ocağı (1912) 'nın kurulmalarında da büyük rol oynayan Akçura Türk Yurdu'nun yayın programım da hazırlamış ve derginin Türkçülük fikrini yaymada faal rol oynamasını sağlamıştır. 363). 1975. Fatih Kerimi. Bu düşünce aynı zaman diliminde. hem üyeleri hem çıkardığı aynı adlı mecmuadaki yazıları hem de hedefleri itibariyle Osmanlı Türkleriyle. Bu dergide Akçura'dan başka Halim Sabit Kazanlı. İslamlaşmak. Bu dermeğin en önemli özelliği. 1994. Bu yazarlar derginin diğer yazarlarına göre sayıca az olmasına rağmen dergide Türkçülük çizgisi hep ağırlık kazanmıştır (ARAİ. Akçura'nın ve diğer Rusya aydınlarının farklı bir çizgi çizmelerinde Rus imparatorluğunda. 6 Ocak 1909'da kurduğu "Türk Derneği". Muasırlaşmak " şeklinde sistemleştiren Türkçülük.. bir topluluğu (siyasi bir birliği) oluşturduklarını" görüşünü getiren Akçura (KARAL) (BERKES. Akçura'nın kendisi yıllar soma 1932'de Türk Tarih Kongresi'nde bunu bir defa daha dile getirerek. Fahreddin.Yüzyıla yakın dil. Bu çizgi. Ayaz îshâkî. Siyasi Türkçülüğün Ve Türk Birliğinin Bir Temsilcisi: Yusuf Akçura (1876 . Onun İstanbul'dan aldığı ilhamları ve kendi görüşlerini bütün Türk dünyasına aktarması Türkçülük hareketinin gelişmesine çok büyük katkıda bulunmuştur. daha somadan Ziya Gökalp tarafından " Türkleşmek. Türk milliyetçiliğinin siyasetteki önem ve değerine dair "Üç tarz-ı Siyaset" ten önce bu derece açıklıkla ve kesin olarak söz eden başka bir eser de yazılmış görünmüyor" (KARAL.152 dergileri ve Kırım'da çıkan Tercüman gazetesi onun ölümünden duydukları üzüntüyü dile getirmişlerdir. 80 81) Akçura bu konuda örnek vermese de kendisi bunun en güzel öerneklerinden biridir. Tabiiki bu düşünce fikri münasebetler yoluyla bu bölgeler arasında çeşitli fikir alışverişlerine yol açmıştır. Jön Türk döneminin ilk milliyetçi örgütü olmuştur. 350 351) (SEFERCİOĞLU. 1973. 64-68) Hüseyinzade Ali ile birlikte.. Rusya'nın diğer bölgelerinden yazarlar da yer almıştır.. hatta daha da erken Azerbaycan. Ölümünden sonra onun hayatını.1935) Türkçülük düşüncesi osmanlı devleti içerisinde 1865'li yıllardan soma başlamıştır. bilhassa Rusya'da. başka dinden bir halkın baskısı ve egemenliği altında yaşamak zorunda kalmaları etkili olmuştur. Orada Türkçülük ve İslamcılık bilig-5/Bahar '97 . Osmanlıdaki "dilde sadeleşme ve Osmanlı vatanseverliği" olarak başlayan Türkçülüğe "aynı dili konuşan kavimlerin bir milleti. bu gazete ve dergi yazılarını da bir araya getirmiştir. Türkçülüğün " sırf İslâmi " olan çeşitli hususları da tenkit ettiğini ifade eder (AKÇURAOĞLU. Akçura Türkçülükteki farklılığın faaliyetlerinde de göstermiş. Meşrutiyet devrindeki Türkçülüğün " tanzimatın kölece garpçılığına. filoloji ve hatta siyaset alanında Türkçülük fikri ve fikir akımı var olduğu halde. ama esasında ikisini de dışlamayan bir yere oturtan Akçura. Bunu da Üç Tarz -ı Siyaset'de ilan etmiştir (AKÇURA). 1991. O.. Bu münasebetle en önemli rolü Tercüman gazetesi ile İsmail Gaspıralı oynamıştır. faaliyetlerini ve görüşlerini içine alan yaklaşık yüz elli sahifelik bir kitap yazan R. 23 48). cins ve dini dikkate almayan Osmanlı milliyeti fikrine muarız olduğunu" söyler. Nitekim "Üç Tarz-ı Siyaset" in latin harfiyle basılan nüshasına bir önsöz yazan Enver Ziya Karal da onun bu önemli özelliğinden bahseder ve ". Kırım ve İdil Ural'da başlamıştır. 81 126). Zeki Velidi Togan. 1981.

Akdes Nimet Kurat. Ama o. 1910. diğer Müslümanlara. Tatar şivesine aktarıp şerhederek Petersburg'da basmıştır. Sebilürreşad gibi dönemin İslamcı yayın organlarında makaleler yazmıştır. Osmanlı hükümeti. bütün islam dünyasında yakından tanınan bir şahıs hiç şüphesiz Abdürreşid İbrahim'dir. Onun esas amacı "hilafet merkezini diğer Müslümanların ahvalinden haberdar edip. dergi ve risale yayımlamış ve çoğu zaman bu yayımları Rus hükümetince yasaklanmıştır. Bu dergilerdeki makaleler incelendiğinde bu daha açık bir şekilde gözükmektedir. Japonya'dan Hindistan'a ve Mısır'a kadar İslam dünyasının birçok yerini gezmiş olması bakımından. Ayrıca 1910-1911 yılları arasında arkadaşı Troiski'li Ahmet taceddin ile bilikte "Tearüf i Müşlimin" ve 1913 . İslamcılık Ve Türkçülük Düşüncesi Arasını Uzlaştırmaya Çalışan Bir Düşünür: Abdürreşid İbrahim (1857-1944) XIX. yani milli ve manevi kimliklerini korumaya çalışan bir topluluktan gelip de "Osmanlı Milliyeti" gibi özellikle o dönem için anlamsızlaşan bir kavramı savunmanın hiçbir sebebi ve mantığı yoktur (ARAİ) 1552'den beri Rusların "Ruslaştırma" ve "Hıristiyanlaştırma" yoluyla yeni bir Rus milleti oluşturma siyaseti ve baskısı altında yaşamış olan bir aydının bundan başka bir görüşü savunmasının da bize göre imkanı yoktur. Abdürreşid İbrahim 1910Tu yıllarda İstanbul'da iken büyük ilgi görmüştür. Bu uğurda birçok gazete. yüzyılın sonlarında ve XX. özellikle Rusya Müslümanlarına. Rusya'da Meşrutiyetin ilanından (1905) önce ve sonra Müslüman Türklerin problemlerini dile getirmiş ve bunları kamuoyuna duyurmaya çalışmıştır. 209-214) Onun Atatürk tarafından Türk Tarih Kurumu başkanlığına getirilmesi de onun takdirini kazandığının delilidir. İdil-Ural bölgesinin Osmanlı'da ve Türkiye Cumhuriyeti'ndeki etkisi konusunda Türk tarihi ve Türkoloji sahalarında önemli çalışmalarıyla iz bırakmış olan Zeki Velidi Togan. daha önceden oldukça serbest bıraktığı. ancak "gayr-i kabil-i tatbik" bulunduğunu ifade eder. hilafet merkezinin tanıtıp. Bu konuların üzerinde önemle duran Yusuf Akçura bu siyasetin devletin sınırlarını korumak için yegane çare olduğunu. " lisanda. Şerif' kitabım da bu gaye doğrultusunda. Ataları Buhara'lı Özbek bir aileden gelen ve Sibirya tatarı olarak bilinen (TÜRKOĞLU. yakınlaştırmak"tır (Tearüf i Müslimin. bu ikili vazifeyi ömrü boyunca yapmaya çalışmış ve bu yolda büyük çabalar sarfetmiştir. sayı: 2. Özellikle milli sarimiz Mehmet Akif ile aralarında derin bir dostluğun meydana geldiği belirtilmektedir bilig-5/Bahar '97 . Ona göre Tatar matbuatı bu görevi hakkıyla yerine getirmiştir (İBRAHİM. Akçura'nın Türkiye Cumhuriyeti döneminde Atatürk'ün çizdiği Türkçülük anlayışına olan etkisidir (KURAN. 1). muhtelif milletlerin milli ve siyâsi hayatlarına sınırlamalar getirmeye başladı (AKÇURA ) ( FERİT ). 6) Abdürreşid İbrahim.153 görüşlerini. 1907'den soma çıktığı bu uzun seyahatinde bir müddet de İstanbul'da kalmış ve Sırat-ı Müstakim. Gerçi Osmanlı Devleti Rusya gibi bir baskı rejimi kurmadığı gibi. bu mücadeleden hiç yılmamıştır. 1994. Tanzimat'a kadar bir "Osmanlı Milleti" oluşturma siyaseti gütmemiş ve tebası olan müslim veya gayr-ı müslim Türk olmayan unsurlara "millet" sistemiyle hem dini özgürlük hem de "kendi hukukuna uyma" hakkı tanımıştır. Fakat gerek burada üzerinde duramayacağımız tarihi sebeplerden gerekse batı'daki milliyetçilik akımlarına karşı bir tedbir olarak.1914 yılları arasında "İslam Dünyası" dergisini çıkarmıştır.l 910:. Abdürreşid İbrahim. 1993. yani bir Osmanlı aydının yorumlarını Türk-Tatar aydınlarına aktarmak için. O. Son olarak belirtilmesi gereken bir husus da. Reşit rahmeti Arat. V. Sadri maksudi Arsal ve Halim Sabit'i de burada anmak gereklidir. Ancak Rus hükümetinin kendisim ortadan kaldıracağını anlayınca Petersburg'u terketmek zorunda kalmıştır (TÜRKOĞLU. 17 20). Abdürreşid İbrahim bu iki dergiyle de "Türkçülük" ve "İslam Birliği" siyasetini uzlaştırmaya çalışmıştır. hukukta birliğin sağlanması ve vatandaşlık sisteminin yerine ikame edilmeye çalışılması " doğrultusun mda "Osmanlı Milleti" oluşturma siyasetine ağırlık vermeye başladı. Hatta bu uğurda. 7). yüzyılın başlarında sadece Osmanlı ve İdil Ural bölgeleri içinde değil. daha önceden Osmanlı'nın Mısır'daki Esbak başkatip Mehmet Arifin "Binbir Hadis .

Benzer bir ifadeyi onu tenkit eden Şeyhülislam Mustafa Sabri de kullanmaktadır. 1987. Batıcı ve pozitivist bir çizgide olan "İçtihad" dergisi grubudur. 1335). Ayrıca 1918'de "Teşkilat ı Mahsusa" tarafından İsviçre'de Rusya Müslümanları ile ilgili bir büro açmakla görevlendirilmiştir (TÜRKOĞLU). hatta Sırat-ı Müstakim idaresi ona Busra ve İstanbul'da çeşitli büyük camilerde geniş katılımlı (beş bine yakın kişinin katıldığı söylenir ) konferanslar verdirtmiştir (İBRAHİM. Onun Türkiye'deki en büyük -ve en önemli sesi olan Mehmet Akif. Bu yazarlardan en önemlisi Musa carullah Bigi'dir. 1911. Böylece o. 4. onun iman ve kadın meselesi ile ilgili görüşlerini Carullah'ın çeşitli kitaplarından çok uzun iktibaslarla alır ve kendisi ayrıca bir yorum yapma gereği bile hissetmez (HAKKI. c. ayrıca siyasi faaliyete de girmiştir. Birinci Dünya Savaşı sırasında Almanların Ruslardan aldığı esirlerin çoğu Tatar ve Başkurt olduğundan. İçtihad yazarlarından pozitivist Kılıçzade Hakkı kitabında. Osmanlı düşüncesine bir Türkçülük İslamcılık uzlaşmasının yanında yenilikçilik yolunda Japonya modelim de örnek göstermektedir. 1966. 3. Türk Yurdu ve Genç Kalemler yazarlarından Kazım Nami bu makaleler üzerine yazdığı uzunca tanıtımda Musa carullah'ı büyük bir alim ve pedagog kabul eder. " Türkiye İçin Necat ve İtila Yollan" adlı eserinde onun dini ıslahat konusundaki fikirlerine yer verir. Sayı: 97. yani İslamlıkla Türklüğün birbirinden ayrılamayacağı konusundaki görüşlerini Yusuf Akçura ve Abdürreşid İbrahim ile birlikte (AKÇURA) Anadolu Türklüğüne sunmuştur. Musa carullah'ın etkilediği diğer bir grup. söz konusu tabur İstanbul'a getirilmiş. yani halkın anlayacağı bir dile tercüme ve mealinin yapılması konusundaki görüşleri özellikle kaydedilmeye değerdir. Sırat-ı Müstakim. sayı: 10. Musa Carullah'ın bu hareket doğrultusundaki Kur'an'ı Türkçeleştirme.231). sayı: 12. Medreselerin ıslahı. 1928. 103 109 ) Abdürreşid İbrahim sadece irşad faaliyeti yapmamış. Abdürreşid İbarahim'e en çok destek veren diğer osmanlı aydınları ise Eşref Edip ve İsmail Hakkı İzmirli olmuştur. onu "İslam'ın Luther'i" olarak tanımlar ve ondan birçok alıntılar yapar (NAHİT. 3235. Nitekim Akif. c. 55-64). bilig-5/Bahar '97 . Carullah'ı İslam'ın gururu olarak nitelendirdikten sonra. s. İslam Dünyası. Mesela. Akif in ondan oldukça etkilendiği buradan da anlaşılmaktadır. Abdürreşid İbrahim'in. milli ve dini uyanışın birlikte olması. 1913-1914. 4. 17-45. İslam Mecmuası ve Sebilürreşad'daki makaleleriyle.154 (TÜRKOĞLU). O. Onun dini yenileşme yolunda başarıyla yürüdüğünü ve bu konuda ilhamım Kur'an ve Hadisten aldığını belirtir (NAMİ. Musa Carullah'tan en çok etkilenenlerden birisi de Tasviri Efkar yazarlarından Haşim Nahiftir. 39. Sıratı Müstakim'de. siyasi faaliyete de Tatarlar ile Osmanlı arasında karşılıklı münasebetlerin ve yakınlaşmanın gelişmesi için çalışmıştır. bu üç dostuyla birlikte uzun sohbetler yapmış. Tanzimatçılığı tenkit. Abdürreşid İbrahim'in çıkardığı İslam Dünyası'ndaki "Halk Nazarına Bir Nice Mesele" adlı yazı dizisinin Osmanlı aydınlarına oldukça büyük tesiri olmuştur. 373 380). Carllah'ın medresenin ve İslamcıların hücumuna uğradığım. Şeyhülislam Mustafa Sabri onun birçok görüşünü tenkit etse de hakkım teslim eder ve kaynaklarını Kur'an ve Hadisten aldığını söyler (SABRİ. Onun. Türkiye'de Batılılaşmada Japon modelinin ilk temsilcisi olmuştur (AKİF. sayı: 84. onları Osmanlı ordusu saflarında çarpışmaya ikna için Enver Paşa tarafından Almanya'ya gönderilmiş ve onun başarılı çalışmasıyla bu esirlerden bir "Asya Taburu" kurularak. 309 316. 1908. 141 179) (TÜRKOĞLU). 1912. s. Hilmi Ziya Ülken. yayımladığı dergilerde kendi bölgesinin alimlerinin yazılarına da oldukça fazla yer vermiştir. Haşim Nahit. Musa Carullah Bigi'nin kitapları. 322323) (TÜRKOĞLU) diye tanıtır. 452). onun "Alem-i islam ve Japonya'da intişarı İslamiyet" adlı eserini: "Çoktan beri bu kadar faydalı. ancak Hikmet gazetesi sahibi Şehbenderzade Filibeli Hilmi'nin onu desteklediğini ifade eder (ÜLKEN. lakin bu kadar tesirli bir kitap okuduğumu hatırlamıyorum" (AKİF. Abdürreşid İbrahim'in iki bölge arasındaki karşılıklı faaliyetleri bunlarla bitmez. Abdürreşid İbrahim. O.213-214. makaleleri İstanbul'da okunmuş ve bir takım düşünürlerce desteklenmiştir. C. 1912'de yazdığı "Süleymaniye Kürsüsünde" -adlı Safahat'ın ikinci bölümünü tamamen onun ağzından nakletmektedir. Türk Yurdu'nda tanıtılan kitaplarıyla Osmanlı'nın son döneminde dinde yenileşme akımına katkıda bulunmuştur.40. ardından da Irak sınırında Osmanlı saflarında savaşa katılmıştır (1916).

O. Tukay "Biraderane Nasihat" şiirinde Genç Türklere övgüler yağdırırken II. Gümüşhanevi Ziyaddin. Tarih Yazmak ve Tarih Okutmak Usullerine Dair. İstanbul Üç Tarz ı Siyaset. 342) . Masami 1994 İBRAHİM. 1994 GÜNDÜZ 1984 HAKKI. Niyazi 1975 Çağdaşlaşma. Abdürreşid Pan Turanizm. Şeyh Zeynullah Hazretin Tercümei Hali Orenb. İstanbul AKİF. Bu dergide yazıları yayımlanan Halim Sabit. Kıhçzade 1913 Ahmet Mithat Efendi. Ank Türkçülük. Ankara. İstanbul. Gayet Nühim Bir Eser. İstanbul. 83-85. Mesela.155 Son olarak belirtmek istediğimiz bir husus da. Yusuf 1911a 1911b 1928 Ahmet Mithat Efendi. Şeyh Zeynullah Rasulev: Volvo Urallah Bölgesinin Son Büyük Nakşibendi Şeyhi. Bu tür örnekler elbette daha çoktur. Türk Yurdu. 198-199) (TUKAY. Derginin önemle üzerinde durduğu bir konu da Ziya Gökalp ve Halim Sabit'in örf ve hayat ile fıkıh arasında münasebet kurmaya çalışan "içtimai usul i fıkıh" ile ilgili yazılarıydı (ARAİ). Hamid 1995 ARAİ. Görüldüğü gibi İdil-Ural bölgesi ile Osmanlı bölgesi arasında gerçekten çok sıkı bir münasebet vardır. Derginin her sayısında (bir sayısı hariç) ilk sayfada Kur'anı Kerim tercümesi veriliyordu. halkın anlayacağı bir din. Musa Carullah Bigiyef. Türk Yurdu. 103. İst. Fahreddin ve Musa Carullah. Türkiye'de Ankara. burada anlatılanlar ise sadece belirli önemli örneklerdir. Rıazaeddin b..Tearüfi Müslüm 1910 İslam Hakkında (Konferans) 1928 SıratMüstaki KARAL. İstanbul. Türkçülerin 1914'de çıkardığı İslam Mecmuası'nın çizdiği yenilikçi İslam anlayışında İdil Ural bölgesi aydınlarının tesiridir. Türk Düşününde Batı Sorunu. 1994. Türk Yılı. Rızaeddin b. Niyazi 1973 BERKES. manasız Batı taklidinin dışında kendi kimliğini inkar etmeyen bir doğrultuda idi. Son Cevap. Y. Bir bölgede olanlar diğer bölgede yakından takip edilmiş ve bu durum edebiyata kadar girmiştir.Türk Tarih Kongresi Konferansları ve Müzakere Zabıtları. II. M. Onların ve tabii ki derginin yenilikçi çizgisi. Safahat. 1985. "1329 Senesinde Türk Dünyası".. Mehmet 1908 1987 ALGAR. Bir Mektup. BERKES. Sırat-ı Müstakim. Abdülhamit'i de zalimlikle suçlamaktadır. 1913 1917 FERİT.Enver Ziya 1999 Önsöz. gibi İdil-Ural bölgesi aydınları yazılarında yenilikçi bir İslam anlayışı üzerinde durmuşlar ve zihniyet olarak dergiye hakim olmuşlardır.Üç Tarzı Siyaset.Ank bilig-5/Bahar '97 . meşhur Tatar şairi Abdullah Tukay (1886-1913) gerek Divan şiirinde gerekse tanzimat dönemi şiirinden etkilenmiş ve Osmanlı siyasi düşüncesini de yakından takip etmiştir. FAHREDDİN. KAYNAKLAR AKÇURA. Abdülhamit'le ilgili ayrıca şiir de yazmıştır (ÖZKAN. Ahmet AKÇURAOĞLU. Süleymaniye Kürsüsünde (ikinci kitap). Ankara. İlim ve Sanat Jön Türk Dönemi Türk Milliyetçiliği. Üçtarzı Siyaset İçinde. Orenburg. İstanbul. Ahmet GÖRMEZ.

UZUNÇARŞILI. İ.İstanbul. Eserler. Fatma 1994 TUKAY. ÜLKEN. Gabdulla 1985 TÜRKOĞLU. İstanbul. MİTHAT. bilig-5/Bahar '97 . Türklüğe Dair (Konferans). Yusuf Akçura'nın Tarihçiliği.156 KERİMİ. Türkiye'de Çağdaş Düşünce İstanbul. Kazan. Hilmi Ziya 1966 Tarihi. Türkiye'nin Batılılaşma ve Milli Meseleler İçerisinde. Ercüment 1994 Merhum Mithat Efendi ve Türkleri. Marmara Ü. Türk Yurdu. Türkiyat Araş. NAMİ. İsmail 1993 Abdullah Tukay'ın Şiirleri. Kazım 1912 Halk Nazarında Bir Nice Mesele. Ahmet 1907 NAHİT. Fatih 1912 Şimal KURAN. Sırat-ı Müstakim ÖZKAN. Ankara. Enst. Türk Yurdu. İstanbul. Haşim 1911 Rusya Türklerinde Abdürreşid İbrahim (1857 1944 ). Ankara. tom: 1. Hakkı 1988 Osmanlı Devletinin İlmiye Teşkilatı. Ankara. Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi. İstanbul. Türkiye İçin Necat ve İtila Yolları.

Bu kaynaklar İbn enNadim'in alFihrist Doç. Sebebi bu "Nesebnâme"nin. 1963). Dr. asrın ikinci yarısında Horasan ve Maveraünnehir topraklamada Ebu Müslim (755) taraftarlarının Abbasilere karşı mücadelesinin başarısızlıktan komşularını da etkiledi. Orada: "AlMansur Ebu Müslim'i öldürdükten sonra onun taraftarları ve takipçileri yabancı ülkelere kaçtılar. sadece secere değil. "Nesebnâme" nüshalarındaki Karluk Karahan Devleti ve Oğuz Devleti ile ilgili bilgilerden bahsetmek istiyoruz. Ebu Müslim hareketinin itici gücünün Kaysaniler olduğunu. JANDAARBEKOV Ahmet Yesevi Ü. Ebu Müslim arRay dağlarında tutuklandı diye yazıyor". O Ebu Müslim'in onun ilmini öğütlemekte" diye bir yazı geçiyor (NADİM. onların imam olarak Muhammed İbn el Hanefi ve Ebu Müslim'i bildiklerini ve onların dönmesini beklediklerini tarihi kaynaklardan öğreniyoruz (BARTOLD. Ebu Müslim taraftarlarının Maveraünnehir'de "Mubaiiditter" diye adlandırdı. "Nesebnâme" kaynağına göre İshak Bab. Türkistan topraklarına doğru ilerleyen Ebu Müslim taraftarları Türk Halklarının yaşamına da değişiklikler getirdi. Asrın birinci yarısında şimdiki Kazakistan topraklarında meydana gelen Karluk Devleti ve Oğuz Devleti ile ilgili yazılı kaynakların az olduğunu ilmi olarak kabul etmiş bulunmaktayız. 1993: 1012). Onlar Ebu Müslim'in kendilerine bildirilen vakitte ortaya çıkacağını inanıyorlar. asrın ikinci yansında Türkistan topraklarından ortaya çıkan tarihi olayların değerli kaynağı olmasıdır. Onların bu yerlerde XII. Ali İbn Ebu Talip'in oğlu (Hicri 661) Muhammed İbn al Hanefi (Hicri 701) altıncı nesli (AMT) Al Fihrist kitabında : "O. Kaysaniler gibi onlar Muhammed İbn alHanefı'ye güveniyor (MUMİNOV. aynı zamanda VIII. Ama bu değişiklikler hakkında ne Arap ve Fars yazılan ne de diğer tarihi kaynaklar söz eder. Öğr. Sadece İbn enNedim'in (X. Bu makalede biz. Son yıllarda bizim elimize geçen "Nesebnâme Secereler" Mecmuasının bu eksikliği gidermekte yararlı olacağını sanıyoruz. Üyesi Kazak Türkçesinden Aktaran: Banu MUHYAEVA bilig-5/Bahar '97 . asır) "alFihrist" adlı kitabında İshak atTürk adlı kişi hakkında bir bilgi vardır. Maveraünnehir ülkesinde İshak at-Türk adlı bir kişi ortaya çıktı. 1969:497). Asra kadar bulunduklarını gösteren tarihi kaynaklar vardır. Bizim araştırdığımız Nesebnâme nüshalarının önemli kahramanı İshak Bab'tır. Z.157 KARLUK KARAHAN DEVLETİ VE OĞUZ DEVLETİ TARİHİ İLE İLGİLİ YENİ BİLGİLER VIII. VIII.

İshak Bab ve ortaklarının Türkistan topraklarında İslam'ı yaymasında böyle bahsediliyor. Şaş ülkelerine İslam'ı yaymaya gidişini kabul ediyor. Babasının kardeşi Ebu erRahim İshak Bab ile Ebu el Celil Bab'ı davet edip sohbet ediyor. Kargalık Kalesine gelerek orada seksen beş yıllık padişahlık kurdu. İbn elNedim'in "al Fihrisf'inde şu haberi verir: "Ben bir gruptan İshak'ı niye atTürk olarak adlandırmış diye sordum". "Nesebnâme" nüshalarında İshak Bab ile onun ortaklarının Türkistan topraklarına H. Termez. Türlerin ülkesine gelip Ebu Müslim tarafından görevlendirildi ve Türklere İslam'ı öğütledi " diye cevap verdi (KOYLAKI. Belh. Özgent. Üç Padişahın başında bulunduğu müslüman askerlerin Şam. asır tarihi arasında nasıl bilig-5/Bahar '97 . Orada iki Müg Tarsa Padişahıyla savaşarak onları öldürüyor. Habtdar'la savaşıp onları Sayram Kalesi'ne sıkıştırdı. Nesebnâme nüshalarında geçen bilgiler ile günümüzde bilinen VIII. Ondan soma Kaşgar'a geldi. Kendisi de Satık Buğra Han unvanını aldı. 1980). Kendisi Sütkend. asrın ikinci yarısına ait bölümlerine girmemiştir.158 kitabındaki İshak at Türk ve "Nesebnâme" nüshalarındaki İshak Bab'ın aynı kişi olduğunu kanıtlıyor. Şaş'ta Habtdar adında bir padişah vardı. Ama "Nesebnâme"nüshalannda geçen bu tarihi kaynakların hiç biri Kazakistan tarihinin VIII. Lakabı Şemsi Handı. O sohbetten sonra Fergana. Böylece yüz elli bin askeri ile sefere çıkıyor (MALIYAVKIN. Ebu el Celil'i Barçın. Şah Muhammed'i Yedikent'e tayin etti. 1992) Bu İshak at Türk. Şah Ahmet'i Kaşgar'a tayin etti. Zarmuk şehrine gelip deryadan geçerek Otrar'a geldi (BOLÇAKOV. Ondan soma Abdurrahim. Özgent ülkesine geliyor. asrın ikinci yarısına denk gelmekte. Tarsak ülkelerine gönderdi. O topraklarda İslam'ı yayarak Şaş'a geliyor. üçüncüsü Şah Hasan idi. Buhara. Bununla birlikte "Nesebnâme" nüshalarında İshak Bab ve onun ortaklarının yüz elli bin askeri hakkındaki bilgiye başka hiç bir yazılı tarihi kaynakta rastlanmıyor İşte bu bizim yorumun doğruluğunu kanıtlıyor. İmam Bahreddin Kaffal'ı Şaş ülkesine bırakıyor. onların Türk halklarının yaşamına ve Türkistan topraklarındaki tarihi olaylara etkisi Kazakistan tarihinde söz edilmemiştir. İsfehan. İslam muhaliflerinin Türkistan topraklarına girmesi." Şam Padişahı olan kardeşi Ebu elCelil Bab Yemen Padişahı idi. İshak Bab'ın başlattığı hareketin Horasan'daki Ebu Müslim taraftarlarının Mubaiiditter hareketleri ile ilgili olduğunu "Nesebnâme" nüshalarından görmekteyiz. 1988). İshak Bab'in Türkistan topraklarına gitme ihtimalinin büyük olduğunu gösteriyor. Orada Münközlük Buğra Han'ı tutuklayıp öldürdü. "Yengi Kent" diye adlandırdı. Onlar da: "O. onu da Berikent diye adlandırdı. O Sayram'a kaçıyor.in üç oğlu vardı: Birinin adı Şah Ahmet. Onun lakabı da Şemsi Handı. Burada Müslüman askerler üçe ayrılıyor: Abdurrahim İshak Bab'ı Sayra'a Habtdar'ın peşinden gönderdi. Orayı kuşatıp halkını islamlaştırdı. ikinci Şah Muhammed. Horasan ve Maveraünnehir'den olan Mubaiidtitter hareketi ile İshak Bab ve onun ortaklarını Türkistan topraklarına İslam'ı yaymak için geliş tarihi VIII. Yani bu İshak Bab'ın ortaklarıyla Horasan'dan Türkistan'a geri çekilmesiyle Abbasilerin iktidarının güçlenme dönemine denk geliyor. Semerkand topraklarından geçerek Fergana. İshak Bab ve onun ortaklarının Mubaiiditte temsilcisi olması da onların Horasan'daki Mubaiiditter hareketleri ile ilgili olduğunu gösterir. 150/766767 yıllarında geldiği söyleniliyor Bu yıllarda Horasan'da Ebu Müslim taraftarlarının Abbasilere karşı giriştikleri ilk hareketlerde mağlup oldukları dönemdi. "Nesebnâme" nüshalarında şöyle bahsediliyor: "İslam'ın Türkistan'a yayılış tarihi İshak Bab İbn Ebu Talib'in oğlu Muhammed İbn alHanefı'nin beşinci nesli dönemidir. Aksu'ya gitti. Şaş ülkesine "ilmi hikmet" öğret deyip. Taraz'ı altı ay kuşatıp ele geçirdi. Mazandarar. İshak Bab'a bırakıp Abdürrahim'in kendisi Agıru şehrini üç ay kuşatarak ele geçirdi. Tebriz. Ondan sonra Rays (Arıs) Deryasının kıyısına kale kurup oraya yerleşti. Serahs. Oradan Küzbalık'a gelip küçük oğlu Hasan Han'a tahtım vererek kendisi Karasman şehrine yerleşti ve orada yüz beş yaşında vefat etti. Çaharkend. Abdurahim'. Ondan sonra Habtdar'ın sığındığı Sulhan'a gidip o kaleyi ele geçirerek Habtdar'ı öldürdü. İshak Bab Sayram'ı aldı. Hasak. Kaşgar'da Münközlük Buğra Han adlı Tarsa Hanla savaşıp yendikten soma halkını islamlaştırdı.

VIII. Yedisu topraklarına Gao Siançji'nin başında bulunduğu yüz bin askeri gönderdi. asrın ikinci yansında güney Kazakistan ile Jetisu'da iktidar Karluklar'ın eline geçmeye başladı. yirmi bin askeri esir düştü. Et Tabari "Tarih"inde 737 yılında Horasan yöneticisi Esad İbn Abdullah ile Sulık Kağan'ın liderlik ettiği askeri ittifak arasındaki savaşa Karlukların da katıldığı Sulık Kağan'ın da bu fırsattan yararlanarak askerinin güç alabildiği söyleniliyor (BARTOLD. Ebu Müslim Ziyad İbn Salihi askerin başına getirerek Çin askerine karşı gönderdi. VIII. orada iktidar kurduğu tarihten bellidir (AGACANOV. Gao Siyan Çji'nin kendisi zorla kaçarak kurtuldu (SENIGOVA. müslüman mubaiiditter olduğunu görüyoruz. "Nesebnâme" nüshalarında İshak Bab ile onun ortaklan Türkistan'a İslam'ı yaymak için 150/766767 yıllarında geldi diye yazılıdır. İshak Bab ile ortaklarının İslamı yayarak ulaştıkları yerler ile Karluk Devleti'nin o dönemlerdeki sınırları coğrafi olarak aynı bölgedir. Savaşın beşinci günü Çin askeri bünyesindeki Karluklar baş kaldırıp Çinlileri iki taraflı baskıya uğratarak yenildiler. 751 yılında Talas Savaşı'nda Karluklar'ın müslüman askerleri tarafına geçmesi. 1971) Yakubi'nin 778779 yılları arasında "Karluk Yabgu İslamı kabul etti" dediğini dikkate alırsak (AGACANOV. Karluk Devleti'nin Batı'daki sınırı Sırerya'nın orta kollarına kadar uzandı (KLİŞTORNİY TURSUNOV. yarısında Jetisu ve Güney Kazakistana ait tarihi olaylarla bilig-5/Bahar '97 . Arapların buralarda Türk İmparatorluğu'nu yıkmasına rağmen toprak Türklerin kendi ellerinde kaldı (İstoria Kazakistana Tl). 766 yılında Suyab şehri artık Karluk Devleti'nin başkenti oldu (MTNCAN. 1984). Gelecek yıl Fergana irşidi ile Şaş padişahı arasındaki çelişkiye müdahale ederek Fergana askeriyle birleşip. Talas savaşı tarihini araştıran O. 1992). Bulçakov elMakdisi. bundan daha önce geldiklerini ispatlıyor. 1963). Şaş padişahım öldürdü. İç mücadele ile Araplara karşı uzun süren mücadele Türgeş kağanlarının kuvvetini azalttı. Kartuklarla birlikte Uygurların İl Ugesi başlatan askerin yenildiğini Çin tarihçisi yazıyor (AGACANOV. 737 tarihinde Türgeş kağanı Sulık öldürüldükten sonra. Şaş'ı ele geçirdi. "San" Türgeş ile "kara" Türgeşler arasında çok uzun süren mücadele başladı. 1980). Çinlilerle savaşan arap askeri başındaki Said İbn Humaiddi.G. bilgisine dayanarak Taras'da Çinliler gelmeden önce Arap ekiplerinin olduğunu.159 bir ilişki vardır? Bu meseleden bahsetmek istiyoruz. Bu bilgiler. askeri Said İbn Humayid adlı kişinin asker başı olduğunu söylüyor. 1994). 748 yılında Türgeş Terin başkenti Suyab şehri yerle bir edildi (KOMEKOV. Talas kıyısında 133/751 tarihinin Zilhicce ayında savaştı. Uygurlar ve Tibetlilerin baskısından sonra Çin sadece Jetisu değil Doğu Türkistan topraklarından da çekilmeye mecbur oldu (GUMHEV. 746 yılından itibaren Altay ve Tarabagatay'dan göç eden Kartuklara karşı zayıf düştü. Bu meseleyi Arap Çin yazılarındaki bilgiler de ispatlıyor. 756 yılında şimdiki ayaklanmayı bastırmaya katılan beş bin kotanlık Türkler ile beraber "Kara Kiyimdiler" (Kara giyimliler) Daşiların (Abbasili Araplar) da bulundukları söyleniyor HHNN). 1993). Karluklar ise 766 yılında Süyab şehrini alıp Jetisu ile Güney Kazakistan topraklarında kendi iktidarını kurdu. 1968) Bu. bir dönemde bir mekanda olmuş olayların iki yönünden bahsediyor. Manihilerin. Bu tarihi kaynaklan yukarıda bildirilen "Nesebnâme" nüshalarındaki bilgilerle karşılaştırırsak iki tarihi kaynak arasındaki ilişkileri görürüz. 1993). Demek ki bu iki tarihi kaynak. asrın II. 1969). Manihiler değil. 1587). 1972). Çin askerleri Talas havalesinde yenildikten sonra Orta Asya'ya baskı politikasından vazgeçti. Karluk'ların Orta Asya'ya 746 yılında değil. Türklerin ülkesindeki bu zorlukları gören Tan İmparatorluğu bu fırsattan yararlanmaya çalıştı. o zaman 790 yılında Uygurlar'a karşı savaşan "ak kiyimli" Türklerin. Şimdiki bilgilerimiz Karluk Devleti'nin kurulmasını 746 yılında Karlukların Uygurlarla mücadelede yenilip Altay'dan Jetisu ve Güney Kazakistan bölgesine göç etmeleriyle bağdaştırılıyor (NURMUHAMMEDOV. Çin'in elli bin askeri öldü. 790 yılında "Ak Kiyimdi" (Ak giyimli) Türklere diğer bir tabirle. Şaş padişahının oğlu araplardan yardım istedi (BARTOLD. Zaid İbn Salih ona yardım etmiştir (etTABERİ. Karluklar'ın müslümanlara gönül verdiklerini gösteriyor (NIKITIN. 1992). 775776 yılları arasında Karluklar'ın Kaşgar'ı işgal ettiği.

"Yersa. Karahan Devleti'nin temelini oluşturan Saltuk Buğra Han Abd el Karim Karluk Devletini yöneten Şah Abdurrahim Buğra Han soyundan gelmesidir. Yenikend Muğlarına tarslar gelip seksen bin Habtdar'a katıldıklarını işitip. "Nesebnâme" bilgilerine dayanarak isyanların yayılma alanı haritası yapılabilir. Şimdiki Oğuz Devleti tarihine ait bilgilerin "Nesebnâme" nüshalarında da bulunması. Şaş arasındaki topraklarda göçebeler çoktur. Bu bilgi Sır boyundaki halkların IX. Ona yukarıda belirtilen muhalif akım sebep oldu. kafirler tarafından yüz bin müğ gelip. "Halluklar" ve başkaları İslam'ı kabul etti. 1971). Kenjide. Müğ Çerekinden haber almak için gönderilen gaziler üç bin tarsalar içindeki müslümanları göç ederek getirdiler". Ama Karluk Devleti Maveraünnehir ile İslam merkezlerinde İslam devleti olara tanınmadı. diye yazılıdır. Oğuz Devleti'nin kurulması ve oluşması hakkında Orta çağ tarihi yazılarında hiç bir bilgiye rastlanmadığını söylüyor (HOCAYEV."Nesebnâme" NNKA (esas nüsha. Bu problemi araştıran S:G: Agacanov. Böyle dememizin sebebi 893 yılında İsmail İbn Ahmet. Arkeolog B. "Nesenâme" nüshalarındaki bilgilerin sözlü edebiyat örneklerinden ve yer adlarında korunması yazılı metinlerde rastlanmasa bile bilgi bilig-5/Bahar '97 . Kazaklar arasındaki dini destanlarda rastlanıyor. (KARAYEV. Nurmuhammedov. Müslümanlar üç gece üç gün savaştılar. G. Agacanov'ın araştırmalarında Arıs'ın orta ve aşağı kollarındaTürkmenler diye adlandırılan etnik topluluğunun yaşadığı yazılıdır. Badam Safi'yi yakalayıp Rays Deryasına doğru gitti. Tarihi kaynaklarda bu devletin Karluk Devleti olarak adlandırılmasına karşın. Karluk Devleti'nin mubaiiditter ilmini esas alan devlet olarak ortaya çıktığını bildiriyor. 1970 yılında Arıs. (Bunlu Seyil Destanı) Hala Aris demiryolu istasyonu ile Badam istasyonu arasında Kalaş adında bir yer vardır. asırda başlamış olduğu kanaatinde. Hiç kimseye bağlı değildir". Karluk Devleti'nin yöneticileri Hıristiyan dinini devlet ideolojisinin temeli olarak almak istediklerine dair fikir vardır' (HOK). Bizce bilinen tarihi kaynaklarda Oğuz Devleti'nin oluşma meselesi netleşmemiş bir konudur. 1983) S. Bu. Onların hepsi gazidir. 1991). üç bin Müslüman şehit oldu. Göçlerini o kaleye (Karaspan) sokup. Kalaş adını verdi" şeklinde yazılıdır. "NNKA" nüshasında bu söylenenlere ek bir bilgi vardır. "Oğuzlar". Sebebi. büyük bir ihtimalle Karluk Devleti'nin yöneticileri başka dini inançlara hoşgörü göstermiş olabilir. 1961). "Nesebnâme"nin yukarıda belirtilen nüshasında : "Arğu. on beş bin müğ öldü. Aksine nerede Hıristiyan dini olduğu onların önderleri ve kim oldukları teferruatlı olarak yazılmıştır. Mesela: Nogaylı diyen el idi Kalaş diyen şehrin Padişahına cemal der idi Etrafı kırk günlük Çevresi çöl idi. "Nesebnâme" deki bilgiler Güney Kazakistan ve Jetisu topraklarında Hıristiyanların bulunduklarını yok saymıyor. buradaki bilgilerin Oğuz Devleti ile ilgili olduğunu gösteriyor. Asırda islamı kabul ettiklerini gösteriyor. "Farab. Buna göre. Taraz. 1984). Orada: "Rays deryasının kıyısında kale yapıp yedi günde tamamladı. "Nesebnâme" nüshalarında "Karluk" adı hiç geçmiyor.(BOLŞAKOV. Kuttıhoca elyazısı) nüshasında şöyle satırlar vardır: "On bin çadır TürkmenTürk Müslüman ülkelerinden Müslüman olanlarını getirdiler. Kalaş şehri hakkındaki bilgi Kaşgarlı Mahmut'un eserinde.160 "Nesebnâme" nüshalarında bahsedilen olayların doğrudan ilgili olduğunu. Taraz'ı ele geçirdiğinde orada kiliselerin bulunmasıdır (KUDAYBERDİULI. El İdstahri'nin yazılarında ise. Bu devletin temelini oluşturan Şah Abdurrahim Kaşgar Padişahı Minközlik Buğra Kara Han'ı öldürüp kendisini Saltuk Buğra Kara Han olarak adlandırıyor (MOTOV. O yüzden 150/766767 tarihinde kurulmuş devleti Karluk Devleti değil de Karahan Devleti olarak adlandırmak doğru olabilir. İslam'ın muhaliflerinin Türk topraklarında destek bulduğunu gösteriyor. Ama o Oğuz kavimlerinin islamı kabul edişinin VIII. Bununla birlikte. Huşgal halkının yoksulluğunu görüp kaleye getirdi. Badam nehri boyundaki Karaspan Kalesine kazı yaptığında. Türkmen adım vererek ileriye doğru gönderdiler (VOLIN. 1995). Müslümanlar şehit olanları kalenin sol tarafına defnettiler. o mezarlıklardan "islami defnetme" merasimlerine rastladıklarımı yazıyor. Onların hepsi müslümandır.

"Oğuzname"deki Üçokların iktidara gelmesi İslam diniyle bağlantılıdır. Salır Kazan'ın kırk bin askeriyle Kıpçaklara karşı seferidir. Hasak. Abd el Celil Bab oğlu Sultan Hüseyin Hoca" Oğuznamenin Meşhed Neşri Nüshasında Oğuz Devleti 'nde iktidarın uzun zaman Kal kavmi elinde bulunduğu yazılıdır. Yani Abd el Celil Bab ile Salır Kazan da aynı kişi.. UtamuşUtamuş.. Salır'dan sonra Karahan lakabındaki Canak Han islamı ilk kabul eden Türk padişahlarındandır. Tarsaça adı yaygın idi. on bin tarsa öldü. Bunu İshak Bab duyup otuz bin askerle karşı adlandı. Jıltırsak'a geldiler. Onun iki oğlu vardı. "Nesebnâme" nüshalarında Oğuz Devleti'nin kurulması hakkındaki bilgiler bununla yetinmiyor.Ersan Hazar denizi boyu ilinin 1870 yılındaki bildirisinde Türkmen Oğuz Han'ın neslinden Salar'ın oğlu Hüseyin Han'ın nesli diye yazılmıştır. biz yukarıda Şah Abdurrahim'in Şah Abd el Celil'i Sır'ın aşağı kollarındaki Barçın. Ozaman Sultan Hüseyin Hoca Hüseyin Han Çanak Han Kara Han lakaplı olan aynı kişidir. Siçamaz ii.Salar (büyük boy): Oğuzhan'ın torunudur. Sarkand. Salır Kazan kırk bin askeriyle Kıpçaklara (Peçenek ) karşı çıkıyor. Orada Türkmen'in esas boyları yedidir: 123Şaudur Yamut Göklen a. Bu bilgilerdeki kişi adlarıyla Kudayberdioğlu'nun "Türk Kırgız Kazak Hemhanlar Seceresi" adlı eserindeki Türkmen boyları arasındaki benzerliğe dikkat edelim. Sultan Hüseyin Hocadır (Horasan Hocalar Nüshasına göre Horasan Hocaları Sultan Hüseyin Hoca neslinden geliyor). Toktamış Ödemiş i. El Mesudi'nin bahsettiği olaylara göre 4. "Nesebnâme"de ise İslam'ı yaymak için gelen İshak Bab ve kardeşi Abd el Celil. Oğuz Han'ın torunu Sultan Hüseyin Han. "Nesebnâme" nüshalarında yazılı Sır'ın (sırderya) aşağı kollarında sekizinci asrın ikinci yansında olan şu olayları başka tarihi olaylarla karşılaştırırsak "Nesebnâme" bilgilerinin tarihi gerçek olduğuna kanaat getiririz.161 olarak alınabilir. 7. "Nesebnâme"de ise Abd el Celil Bab kafirlere karşı kırk bin askeriyle çıkıyor.Teke bilig-5/Bahar '97 . Arap Jeolog ve tarihçisi el Mesudi Peçeneklerin (Kıpçak) Batıya akımının Oğuz Karluk Kıymak boyları arasındaki savaşla ilgili olduğunu söylüyor. slar'ın oğlu Hüseyin Han (Horasan Hocalar nüshasında) Abd el Celil Bab'ın oğlu. Kılıç Han adında bir padişah vardı. savaştılar. Türk tarih araştırmacısı S.G. Şu iki bilgiyi karşılaştırırsak islamın yayılması ikisinde de ortak bir olgudur. Bundan önce Salırlar Badam Nehrinin yukarısında Kazıgurt Dağı'nda duraklamış. Müslümanlar çok sayıda şehit verdi. Yaşmut Han'ı öldürdü. "Nesebnâme"nin Horasan Hocalar Nüshası'nda bu olay böyle yazılıdır: "Abd elCelil Bab Barçınkend. Mesela "Nesebnâme"de Abd el Celil Bab'ın Sır'ın aşağı kollarını "İslam'ı yaymak için gittiklerinden şöyle bahsediliyor: "Mazkur Bab. Türkmen şeceresinde Salır Kazan Alp hakkında şöyle bir bilgi geçiyor. Birinin adı Sarığ Tonlıg Ötemiş olup Cent Padişahıydı". Oğuz Han'ın torunu Salır'un oğlu Canak'ın bir kişiye ait olduğunu görüyoruz. Sarig Tonluğ Sarig. Kliştorni. eski Bab Ata şehrindeki İshak Bab mezarlığının başındaki taşa çizilmiştir . Buna yukarıdaki söz edilen Türkmen seceresindeki Salır'un oğlu Hüseyin Han'ı da eklersek iki kaynağın bir tarihi olay hakkında bahsettiklerini sadece kişi adlarının uymadıklarını görürüz. Bu iki bilgiyi karşılaştırırsak şöyle benzerlikleri görmüş oluruz: Yaşmut Yamut. Cent'e gidip Yaşmut Han'la birlik yaptı. onun oğlu Sultan Hüseyin Hoca'dır. O iman getirmedi. dört bin Müslüman şehit oldu. Oğuz Han ulusunun yirmi dört kavimi "Bozok" ve "Üçok" olarak ayrıldığı tarihten bilinir. Yaşmut'ı imana davet etti. Bu fikrin doğruluğunu kanıtlayan bir ilginç bilgi vardır. Demek ki Abd elCelil Bab'ın kırk bin askeri kardeşleriyle birlikte Türkistan'a seferi. Bahşı 5Büyük Boy Sarık: Marhaba içine dahil 6. b. sayısız tarsalar öldü. Üçok boyunun damgası günümüze kadar koruna gelmiş. Çok zaman sonra iktidar sol taraf temsilcisi Tavhan'ın oğlu Oğuz Han'ın torunu Salır'a geçiyor. Tarsak ülkelerine islamı yaymak için gönderdiklerini söylemiştik. Bu bilgilerdeki Abd el Celil Bab'ın oğlu Sultan Hüseyin Hoca. Salır kahramanının Kazıgurt Dağı'nda büyük taşlan devirerek kuvvetlerini denedikleri söyleniyor. Abd el Celil Bab ötemiş elinde şehit oldu.

Bizim çıkardığımız sonuca göre V. İshak Bab onun akrabaları Abd el Fattah neslindendir. Bu fikri birden kabullenmek zordur. Hala Türklerin yaşamına etkisinden bahsedilmez. Sultan Hüseyin Hoca'dan Horasan Hocalar nesli gelir. onun torunu Salır Kazan bilig-5/Bahar '97 . Uyruşana topraklarında Soğd'dan kaçan köylülerin sığındıkları Tabari'nin eserinde yazılıdır. Oğuzların Sır'ın aşağı kollarına doğru sıyrılmasına yol açmadı.G. Oğuz Devleti'nin kurulmasında yerli yöneticilerin büyük katkıda bulunduklarını. destek bulmuştur. Şu Nehri kıyısındaki şehirlerden Horasan ve Soğd'dan gelmiş halk sayısı arttı. Abd el Celil Bab'ın ise Salır Kazan'la aynı kişi olduğunu şu bilgiler de ispatlıyor. eski Oğuzlar arasındaki nikah ilişkileri ile ilgili eserinde Oğuzhan'ın amcalarından birinin Karahan kızıyla evlendiği hakkında söylenen Oğuz efsanesine dayanarak Oğuzlarda endogomiyalı ilişkilerin var olduğu kanaatindedir. sizin adınız İshak Bab olsun". Agacanov. Kaıgurt'da Abd el Celil Bab oğlu İbrahim Sofu'dan divane hocalar nesli gelir. NNKA nüshasında böyle satırlar vardır: "Şah Abdürrahim söyledi: Şah İshak. Horasan'dan gelen İslam'ın muhalif güçlerinin Türk yöneticileri arasındaki iç mücadeleden yararlanabildiklerini gösteriyor. Sır boyu şehirlerinde Talas. Genelde Karluk boylarının Orta Asya'daki siyasi olaylara 746 yılından önce katıldıkları tarihi bilgilerimizden bilinir. Kısacası "Nesebnâme" nüshalarındaki Karluk Karahan Oğuz Devletlerinin kurulması hakkında bilgilerden şu sonuçlar çıkıyor: Karluk Karahan Devleti'nin kurulmasında tarihte yazıldığı gibi sadece Kartukların 746 yılında Uygurlardan yenilerek batıya doğru sıyrılması.162 Sır'ın aşağı kollarında başkenti Yengikent olan Oğuz Devleti'nin ortaya çıktığını varsayıyor. Özgent. Başkanti Suyab şehri oldu. Jatisu ve Sırderya'nın doğu tarafını Kartuklar aldı. Abd el Celil İshak Bab üçü de Ali İbn Ebu Balib'in oğlu Muhammed İbn el Hanefiye'nin Abd el Fattah ve Abd Mannan adlı iki oğlu olduğunu söylüyorlar. 3 İshak Bab hareketinin Türkistan'da destek bulmasına siyasi istikrarsızlığın ve iç mücadelenin etkisi olmuştu. Yukarıda belirtilen Abd el Celil Bab'ın Oğuzlar'ın "Üçok" boyunun yöneticisi Salık Kazan olmuş olması bizim bu fikrimizin doğruluğuna delil olabilir. Bartold'un Türgeş Kağanlığı yıkıdıktan ve Çinliler yenildikten sonra Maveraünnehir sınırında iki devlet kuruluyor. aksine batıdan doğuya doğru olduğunu öğreniyoruz. Salır Kazan ele geçirdiği yerlerde Abd el Celil nesillerinin de olduğunu görürüz.Arapların Horasan ve Maveraünnehir'e gelmelerinden sonra çoğunluk halk Türkistan'a sığındı. Buralarda da İshak Bab hareketi karşılık değil. Sonuçta Karluk Karahan Devleti İslamın muhalefeti mubaiidia ilmini esas alan devletler tarih sahnesine çıktı. Toharistan'da Karluk Yabgunun oturduğu et Tabari tarihinde yazılıdır. S. İshak Bab ve ortaklarının Türkistan yönünü seçmeleri tesadüfi değildir. Sulık Kağan'ın başlattığı askeri ittifaka Kartukların da katıldığım. Saltık Buğra Han da yerli yöneticilerden olmalıdır. Bu yüzden Horasan'daki İslam'ın muhaliflerinin Türkistan'a gelip destek bulma sebeplerine değineceğiz: 1. Bu bilgiler.İslam dini Horasan ve Maveraünnehir'e yayıldıktan soma oradaki yerli halkların Araplara karşı mücadelesinde Türkler daima yardımcı oldu. Horasan'daki Arapların iş mücadelesi de Türk halklarının yardımına dayandı. 2. Bu "Nesebnâme" nüshalarındaki Abd el Celil Bab'ın Sır'ın aşağı kollarını islamı yaymaya gitmesi hakkındaki bilgilerin belli tarihi olaylarla ilgili olarak yazıldığını gösteriyor. Sırderya'nın aşağı kollarında Oğuz Devleti kuruldu diyen sonuçla uyuşur. Maveraünnehir'i Arap baskısından kurtaran dönemleri de oldu. Biz Karluk Karahan Devletini oluşturan güçler hareketinin doğudan batıya değil. Tabi bugüne kadarki araştırmalarda bu devletlerin kurulması ve gelişmesindeki İslam faktörünün rolü araştırılmamıştı. Buna örnek olarak haricilerin Horasan'daki büyük temsilcilerin el Haris İbn Süreye'in Omeyadlara karşı mücadelesinde Türkler tarafından desteklendiğini söyleyebiliriz. Fergana.V. Ona şu delilleri söyleyebiliriz: "Nesebnâme" nüshalarında Abdürrahim. "Nesebnâme"de bildirilen bilgilere göre Abd el Celil ve Abdurrahman arasında böyle bir ilişki olduğunu varsayarsak amcasının kız kardeşiyle evlenen Oğuzhan değil. Karluk Karahan Devleti'nin oluşturucusu Abdürrahim. Bu olaylara Horasan'dan çekilen islamın Kaysani mubaiidilik akımının da yeterli tesiri oldu.

onların Ali soyundan gelen Hanların yönettiğini yazıyordu. Üçüncü devlet. Böylece. Turki. KAYNAKLAR 1980 AGACANOV. C. Mesela.. Strani Narodi Vastoka Vipusk. Bolşakov'ın " Dva vakfa İbrahima TamgaşHana v Samarhande" adlı makalesinde İbrahim Tamgaş Han'ın adına eklenen "Es Sayyida" sözü onun Ali İbn Talib soyundan olduğunu gösteriyor. V. Böyle durumda oğuz ve Karluk Karahan Devletini oluşturanlar bir soydan gelenlerdir.l. O. "Oğuzskie Plemeno Sredney AziiIXXIII İstorikoetnografi-çeskie oçerki" // Strani Narodi Vastoka Vipusk. Moskova. Bartold'un Toğuz Oğuzlar içindeki yağmalardan çıkmış olmalı fikrine atıfta bulunuyor. G. İshak Bab'ın yönettiği devlet bu olsa gerek. Kaşgarlı Mahmut sözlüğünde Kargalık'ın Taraz'a yakın kale olduğunu söylemiştir. Ama "Nesebnâme" nüshalarında Karahan Devleti'nin yöneticilerinin İbn Ebu Talib'in soyundan olduğunu belirtmiştir. C. İshak Bab'ın vakıflı toprakları ise Çarlık dönemine kadar korunmuştur.İzd "Ilım". O devletin sınırlan güneyde Aladağ ile Karadağ'ın birleştiği yerde. Karahan Devleti'nin tarihini araştıran Karayev. IXVIII a. Bu sunulan bilgilerin yerli halk arasında Karahan yöneticilerinin peygamber soyundan gelmesine dair fikir oluştuğunu ve bunun tarihi gerçek olarak algılandığına tanığız. Bu devlet sınırlarını Oğuz ve Karluk Karahan Devleti yöneticilerinin İshak Bab için ayırdıkları topraklar oluşturuyordu. Buna göre yağmalar Oğuzlar'ın "Üçok" kavimler topluluğu içinde olmalıdır. Türkistan v epohu Mongol skogo naşestvia. İshak Bab'in yönettiği küçük bölgedir.G. XII. asırda ise sadece Usruşana yöneticisinin adı Kara Buğra'dır. Kargalık şehrinin şimdiki Bab Ata kasabası olarak adlandırılması yerindedir. İshak Bab şehri sadece dini meselelerle uğraşıyor. V. Moskova. kuzeyi Kızılorda ilinin Canakorgan Bölgesine kadar. tüm vergiden muaf tutulanların Türk soyundan gelenlerin yönettiği küçük devlet olduğunu söylüyor. VIII. 1969 Oçerki İstorii oguzov i Türkmen Sredney Azii. Mehmet Köprülü'nün Karahanlılar'ın Kartuklar içerisindeki Yağma Boyundan gelmiş olmalı yorumu V.5.V.V. Ama bu devletin yaşamı uzun sürmüyor. Oraya yapılan kazılarla büyük ibadethane bulunmuştur. Onlar Karluk Karahan ve Oğuz Devletleridir. asrın ikinci yarısında Türkistan'da olan siyasi olaylar neticesinde üç devlet tarih sahnesine çıktı. Soma bu devletin başkenti Sayram'a taşındı. Zamanında el İstahri'nin "Maveraünnehir'deki haraç ödemeyen bir tek şehir İspidjaptır" demesi boşuna değildir. Kara Buğra Sulık Kağan ve el Haris İbn Süreyc'in askeri ittifakında olup Esad îbn Abdullah ile Nasr İbn Sayyar'a karşı savaşa katılıyor. Sonuç olarak VIII. Moskova. "Braçnie İ svadebniye Obriadı Oguzov Sredney Azii i Kazakistana". Bu devletin ilk başkenti eski Kargalık şehridir. "Nesebnâme"deki bilgilere göre İshak Bab O yerde büyük Cuma mescidini yapmıştır. Ebu Dulaf doğu Türkistan topraklarında Çığıl kavmi ve Tibetliler arasında "Buğraş adlı kavimin olduğunu. Diğer tarihi kaynaklarda Karahanlı yöneticilerin Ali soyundan olduğunu ispatlıyor. X.163 Alp olmalı. doğusu Karadağ'ın iki tarafım. Bartold. S.V 1963 1968 bilig-5/Bahar '97 . Moskova 1971 BARTOLD. Aşgabat. Eğer yağma kavminin toteminin "Buğra" olduğunu dikkate alırsak o zaman Abdürrahim Bab ile Abd el Celil Bab'ın geldiği soy ve topraklarım yaklaşık olarak söyleyebiliriz. batısı ise Sır'ın iki yakasını kapsıyor.

0. Ş. Almatı MUMİNOV. îzd nauka. İstoria Karahanskogo Kaganata. KOMEKOV. Moskova. 1984 KARAYEV. Frunze Letopis Almatı Trehtısiaçeleti.K 1593 "Hovoe Napravlenie v îzuçenii îstoru Bratstva Rassanijya" Obşe estvennie nauki v Uzbekistana. A. Vipusk XXII. 1993 istoria Almatı. NURMUHANBETOV. B.5 1980 " K istori: Talasskoy bitvı v 751 godu" Strani i Narodi Vostaka. Mevlana Safı ad-din Oruñ SENIGOVA. "Genezisu Mavzoleya Samandivo".A.N 1972 Srednevekovıy Taraz.G 1971 Dva vakfa İbrahima Tamgaşhana v Samarkande". Almatı bilig-5/Bahar '97 .. Rannem Srednevekovie. 1983 KLAŞTORNIY. MALIAVKIN. A. G.G.B. 1992 Drevnie Türki.B. TURSUNOV. BOLŞAKOV.O. Z. Strani Narodi Vastoka Vipusk. 1994 Nekotorie çerti İslama v sredney i nijney arısı" İzvestia S. S. KOYLAKI. 1988 "Glava7". Muminov. Baskıya hazırlayanlar: K. 1993 HODJAYEV. O.Vostoçnıy Turkestan V Drevnosti i. Jandarbekov. "Hristiannstvo v Sentralnoy Azii" Vostoçnıy Turkestan i Srednyya Azia. T. 1984 Kazakistana. Moskova KUDAYBERDİULU.164 1992 NasabNabe. 1991 Kırgız Kazak Hem Handar Şeceresi. MOTOV 1995 "K Istorii Gosudarstva Oguzskih Yabu" Kultura Koçevnikov na Rubeje Vekov. X. GUMİLYEV. Moslova. arhitektura i stroitelstvo Uzbekistana. Almatı. NIKKITIN.

Benim tarihçiliğine güvendiklerim (mesela Zeki Velidi Togan) Temür şeklinde yazmakla birlikte. b. Türklük açısından mesele. a. tarihi şahsiyetin adı. Temür'ün batıya hareketine. artık tarihin derinliklerinde kalmış bir üzücü olaydan başka bir şey değildir. yüzyılda. Tuncer BAYKARA Ege Ü. Anadolu'daki Türk birliğini sağlamada önemli başarılar sağlamışlardır. Temür imlası ülkemizde yine de azınlıkta kalıyordu. yani eski Aydın oğullan toprağında yer alan bir şehirde yaşayan. Öğr. keşke hiç olmasa diye hayıflandığımız. Burada Özbeklerin de Temur imlasını tercih etmeleri söz konusu olunca artık Temür imlasında karar kıldığımı ifade etmek isterim. Bunu abartmanın veya günümüze kadar getirip ah u feryad etmenin hiçbir anlamı yoktur. Osman oğullarının seçkin şahsiyetleri. Temür ile bu şehrin ilgisini esas alan bakış.165 TEMÜR'ÜN İZMİR'İ FETHİ VE SOSYAL SONUÇLARI Prof. doğumunun 660. Türk talihinin en seçkin şahsiyetlerinden birisi olan Temür'ü. Çünkü. Osman oğullarının öteki Türkmen beyleri ile giriştiği önderlik mücadelesine temas etmemiz gerekmektedir. Dr. Demir ise bizim Arap harfli imlamızda timur olarak yazıldığından (mesele timur yolu okunabilen demir yolu gibi) bu türden okuyuş yaygınlaşmıştır. İşte Osmanlıların bu birliği sağlamak üzere doğuya yönelen askeri hareketi. XIV. burada anarken. Üyesi Türkiye Türklerinin nedense Timur biçiminde bildikleri. İlhanlı mirasına sahip olma iddiasını sürdüren Temür ile çatışmıştı. Anadolu'daki eski bilig-5/Bahar '97 . Türk aleminin bütününü ilgilendiren bir açıdan ve çok geniş bir perspektifle bakış. Ankara Savaşı. Mensubu olduğum Ege Üniversitesi'nin bulunduğu İzmir şehrinde. Nasıl ki. fakat çıkmasının de önlenmediği talihsiz bir muharebedir. ona. Osman oğullan Karamanlılarla benzeri amansız savaşların da içinde olmuşlardır. bildiğimiz anlamı ile demirdir. öteki Türkmen beğlerinden daha talihli olmuşlar. Çünkü bu hadise. Osman oğullan ailesinin geleneklerini esas alan ve Batı Türklüğü ile yaptığı Ankara muharebesine taraflardan birisinin mirasçısı olarak bakış. Bizim genel bakışımızda. c. bizim açımızdan başlıca üç açıdan bakmak. olağan sayılabilir. daha değişiktir. Sözlerimize başlarken. Yıl dönümünde.Nihayet.

iki kale halinde bulunuyordu. birkaç yıl sonra İzmir önlerine geldiği zaman. Bu iki kaleden önce Kadife kale Türklerin eline geçmiş. Anadolu Beylerinin hemen hepsinin nezdinde Temür Beğ ve Çağataylılar.onun iktisadi düşünmesinden de ileri. Burada şunu belirtelim ki. Muhakkak olan bir gerçek varsa. yüzyıllardaki Osmanlı tahrir defterlerinden edindiğimi bildirmek isterim. XVI. Bu iki seçkin Türk önderi. bütün gücüyle yüklenerek kısa bir sürede almayı düşünmesi de. Temür'ün Önasyadaki hareketinde. hemen Liman kalesi kuşatılmış. bir bakıma çevrelerinin tutumuna tabi olmuşlardır. Muharebe ve kuşatma uzun sürmemiş. Temür Beğ. Temür'ün İzmir Liman kalesini alması. fakat daha farklı sosyal neticeleri ile de dikkati çekmektedir. sonradan Türklerin verdiği adla Kadife kale. Çünkü Temür Beğ.166 Türkmen beyleri destek olmuşlardır. İzmir şehrinin. Temür'ün İzmir'i almasının önemini belirten güzel sözler söylemiştir. İzmir'in Temür tarafından alınması. Temür Beğ'in İzmir Liman kalesini. kendilerini güçsüz hisseden Celayirli gibi bazı beyler de. Liman Kalesi. Çelebi Sultan Mehmed. ticari noktaı nazarından Asya'yı bir bütün olarak gören Temür'ün. Batı Türklüğü. Temür'ün yanındakileri genelde Çağatay olarak biliyor ve tanıyordu. Burada öncelikle. Anadolu insanının önemli bir kısmı Temür'e sempati ile bakmıştır. Liman kalesi'ni de alarak İzmir'in bütününe sahip olmuş idi. Böylece aynı zamanda. Temür Beğ. Kış mevsimi girmiş olmasına rağmen. bazı dönemlerde önemli olmakla birlikte. iyi birer insandır. Umur Beğ'in çabaları ve hatta şehit düşmesine rağmen alınmamış idi. Temür'e ve onun kavmi sayılan Çağataylılara bakışının izlerini buluyoruz. 1. Dukas'ın tarihinde yankısını bulan. İzmir hakkında daha öncelerinden bir bilgisi olması da muhtemeldir. Bodrum kalesini yapacaklardır. Zaten nisbeten küçük boyutlu bir kaleye. kalenin çevresindeki bir kısım deniz doldurularak saldırı cephesi genişletilmiştir. bütün askerlerinin toplanması emrini vererek İzmir üzerine yürümüştür. Aynı şekilde. Fakat çok geçmeden Haçlılar 1344'de Liman kalesini almış. İzmir kalesinin durumundan ancak Aydıneli'ne geldikten sonra haberdar olmuştur. sosyal hususlarla temel olan bilgiyi. sadece askeri bir olay değil. yüzyıl ikinçi çeyreğinde büyük ün kazanacak ve Gazi Umur Paşa olarak ün kazanacak şu şahsiyet. beğlerinin yanında yer almış bulunuyordu. Böylesine iki büyük gücün. öteki de içerde. daha çok XV ve XVI. kaleyi yemden inşa etmeyi tasarlayan şövalyelere. Burada sözünü edeceğimiz sosyal olayların en başında nüfus ve insan unsuruyla ilgili hususlar gelmektedir. tepe üzerinde. sözlerimizin başında saydığımız birinci bakış açısına gelmiş oluyoruz. Osmanlı dönemindeki tahrirlerine ait vakıf tahririnde dikkati çeken bir vakıf kaydı vardır. Temür Beğ'in geldiği zamanlarda Aydın Beyliğine de sahip çıkan Yıldırım'a karşı halk. Zafername lerdeki bilgilere göre. gelmiş olabilir. burasının idaresini oğlu Umur Beğ'e vermiş idi. Bu sebeple Batı Anadolu sahasındaki Çağatay adlarının temelinde hep Temür ve yanındakileri anlamamız gerekmektedir. kışı geçirmek üzere Anadolu'nun güneyine. Bununla birlikte. II. hemen bütün Türkler tarafından da sevinçle karşılanmıştır. Temür. Sonraki dönemde Aydın oğulları Haçlılarla anlaşmışlar idi. daha doğrusu Türkler açısından arz ettiği önemi öğrenmiş idi. Osmanlıları davet etmişlerdi. önceden planlanmış bir hareket olup olmadığı tartışılabilir. Müslümanlar. Bunun üzerine. Anadolu sahasının batısında yer alan İzmir şehri. Bu bakışlar sanılanın aksine olumlu sayılabilir vehemen anlıyoruz ki bunlar belirli zaman süreci içinde değişmişlerdir. birisi "cihangir" öteki ise "Yıldırım" olan şahsiyetlerin mücadelesinde. Onlar gasbedilen haklarını geri veren birer adil insandırlar. Aydın eline geldiği zamanda bu şehrin. Temür kaynaklarına göre 1402 yılının sonlarında. XIV. yüzyılda. yani Gavur İzmir'i almasının. Bunlara bakarak Osman oğullarının geleneksel sahası dışındaki Anadolu Türk insanının. XIV. Birisi limanda. 2 Aralık'ta. Aydınoğlu Mehmed Beğ. yüzyıla ait tahrirdeki bu kaydın "Vakfı Ham Çağatay" başlığını bilig-5/Bahar '97 . III. Osmanlı geleneksel bilgilerine göre ise 9 Aralık'ta İzmir Liman kalesi Temür kuvvetlerinin eline geçmiştir. saygı duydukları kendi Beğlerinin yönetme hakkını zorla almış olan Osmanoğluna karşı Beğlerinin hakkım koruyan adil bir insandır.

bu devirde. Anlaşılıyor ki. sadece XV XVI yüzyıllar için değil. Ancak bu oldukça az bir ihtimaldir. Çağatay adına XVI. XV ve XVI. XVI. Aydın oğulları Beyliğinin bir şehrinden değil.167 taşımaktadır. fethettikleri İzmir ile ilgilerinin. yaygın adıyla Çağatayların Hanı. yani burada bir vakıflarının olması olağan sayılmalıdır. Menteşe ve Saruhan sancaklarında da rastlanır. İkinci husus. Böylece burasının coğrafyasında isim bırakacak derece etkili olanlar. Böylesine yaygın isimler. yukarıda sebeplerini sözünü ettiğimiz sempatinin en açık ve kesin delilleridir. Osmanlı kültürünün. bize Osmanlı gücünün durumu ile ilgili de bazı düşüncelere imkan verir. yüzyıl ortalarında kaleme alınan bir kısım tarihi Takvimler zikretmektedir. Şimdi söylediklerimizi kısaca özetlersek. kesinlikle bir tesadüf değildir. genelde Temür'ün bir şekil haberi olarak kalmış olanlardır. bilig-5/Bahar '97 . yüzyılda yapılan tahrirlerinde. yüzyıllarda sevgi ve sempati ile karşılanması. XVI. yani Temür Beğ'in veya yanında bulundurduğu Cengiz evladından şehzadelerin. yüzyıldan itibaren mümkün olabilmiştir. Burada şu kadarını söyleyelim ki Temür ve yaygın ismi ile Çağatay sevgisinin. aşağıda belirteceğimiz sebeplerle. 2. Çağatay oğlu adı ile bilinen bir kişiyi. yüzyıllar Anadolu' sundaki kültürel ortamda Temür ve Çağataylılar sevilmektedir. Çünkü O. ancak XVII. Batı Anadolu sahasında XVI. Osman oğulları odaklı olarak oluşup çiçeklenmesi. Bu isimlerle ilgili ayrıntılı bilgiyi ayrıca işleyeceğiz. Bu türden isimlere Aydın Sancağında yer alan İzmir şehrinin dışında. bunu pekala Çağatay Ham anlamı verecek biçimde okumak hiç de yanlış olmasa gerekir. beylerinin. Konuyla ilgili önemli bir mesele de. kimi zaman ise birer köy olarak gördüğümüz bu türden isimler. Sadece. günümüzden dahi sevgi ve sempati duymamız gereken bir şahsiyet olarak gözükür. mesela Karaman beyliği ümerası. yüzyılda açık izlerinin görülmesi. Meseleye. bize göre belirli bir anlam taşımaktadır. şunları kesinlikle diyebiliriz. Temür ordusu da. Buradaki Hanı Çağatay ibaresini. hatta aralarında bazı çekişmeler bulunan bir kısım şahsiyetlerin. Çağatay ordusunda kalan bu insanların yerleştiği iskan yerleri. Oysa. burada kalma cezasına çarptırılmış olabilirler. kişi veya durumdur. sadece askerlerin değil. o zamanki ve şimdiki bütün İzmirlilerin sevgi ve saygı duyması tabii sayılmalıdır. Böylesine bir vakfın. yöneticilerinin arasında da rastlıyoruz. Yüzyıl Anadolu'sunda hala sevgi ile karşılandığının işaretidir. bu adların verilmesine sebep olan olay. doğrudan Temür veya yönetimine bir şekilde karşı geldiklerinden bir kısım Çağataylıların Türkistan'a geri götürülmeyip. Çağatay adının XV ve XVI. Çünkü. vaktiyle Aydınoğlu Gazi Umur Paşa'nın uğrunda şehit olduğu İzmir Liman kalesini. Temür ordusuna mensup bir kısım Çağataylıların. adının değişmiş olması ve başka bir isimle. aynı zamanda ailelerinin de birkaç konak geriden gelebildiği bir gerçektir. Çağatay kişi veya yer adlarının varlığı eskiden beri dikkatimi çekmiştir. kendilerini kaybettirmiş olmalarıdır. Can Çağatay'ın bir birleşik isim olabileceğini zannediyorum. Kimi zaman bir mahalle. yüzyıl Anadolu sahasını etkilemiştir. Çağatay ismine. Üçüncü ihtimal de. XV. iklimini ve bazı özelliklerini beğenmiş oldukları bu ülkede kalmış olabilmeleri ihtimal dahilindedir. Bu gelişmenin açık işaretlerine konumuzda da tesadüf etmekteyiz. En azından etkili olan böylesine isimler niçin verilmiş veya nasıl olmuş da bu adlar alınmış olabilir? İlk akla gelen husus. fakat doğrudan İzmir şehrinden baktığımız takdirde Temür Beğ. Bu sevgi ve saygının izlerini eskiden beri bilmekteyiz. bir başka ifade ile Gavur İzmir'i Hıristiyan şövalyalerinden almış ve Aydın oğullarına bahşetmiştir. aynı vakfın şartlarının devam etmiş olduğunu tahmin ediyoruz. Bu sebeple İzmir şehrinin bütününü Türklüğe kazandıran bu Türk kumandam ve önderine. Temür veya Çağatay ordusunun etkili şahsiyetleriyle geçinemeyen. kaybolması imkansızdır. ama Osmanlı kültürü. Osmanlı siyasi gücü. bütün yönleriyle henüz bu sahada nüfuz kazanmış değildir. Bu isimler. veya mahallelerin zaman içinde onların adlarını almaları olağan bir durum kabul edilmelidir. vaktiyle Can Çağatay okumayı tercih etmiştim. Ne yazık ki bu vakfın sonraki tarihlerde izine pek rastlamıyoruz. Hemen belirtelim ki. yakınları hatta boylan ile birlikte burada kalıp.

yiğit. Söylenemez olunca da. Çağatay adını da taşıyan iskan yerlerinde oturanların isimleri. olumsuz bir şahsiyettir. olumsuzluğa dönmesinin kesin tarihini ve izlerini bilemiyoruz. Yıldırım Bayezid gibi. Bunun tabii neticesi olarak Anadolu sahası insanı. insan unsura açısından dikkate değer sosyal uzantılarından söz edilebilir. Eğer XV ve XVI. Neticede yüzyıl kadar süren bir sürecin içinde bu türden isimler tarih sahnesinden silinmişlerdir. Osmanlı ülkesindeki insanların zihinlerine nakşedilmiş veya edilmektedir. bilig-5/Bahar '97 . yüzyılda gerçekleşmiştir. yüzyıllarda Anadolu sahasının çoğunluğunda Temür ve Çağataylılar için sevgi ve sempati söz konusu ise. Temür Beğ'in İzmir kalesi (Gavur izmir'i )ni fethinin. yöredeki öteki iskan yerlerinde yaşayanlardan pek farklı değildir. Anadolu sahasının hemen bütün insanları için Devlet. Çağatay ismini bastırmıştır. Beğ'likler dönemini unutmuştur. Yüzyıllarda olumlu özellikleriyle belirtilmektedirler. belirli bir dönemden sonra söylenmesinin iyi karşılanmamış olmasıdır. Netice olarak. XVI. Çağatay isminin. ortaya çıkmış olan yeni durum sebebiyle bu ismi kullanmaz olmuşlardır. muhtemelen önce gizli ve içten bir muhalefet ve düşmanlık başlamış olmalıdır.168 Bir hususu da burada belirtmek isteriz. İşte Temür ve Çağataylılarla ilgili bilgiler de bu dönemde artık değişmeye yüz tutmuş olmalıdır. Kendisi döneminin seçkin bir Osmanlı aydını olan Evliya Çelebi. Anadolu sahasının Temür'le ilgili olumlu fikirlerinin değişmesi. Karaman oğlları'ndan da yararlanıldığı kesinlikle bilinmektedir. Ancak sonraki zamanlarda bu durum değişecektir. bu namı diğer öteki eski. ama onun eserindeki izler bu değişimin gerçekleşmekte olduğunu (sık sık Hüseyin Baykara meclislerinden söz etse de) göstermektedir. artık Anadolu sathında da gösteriyordu. bir nam ı diğer i çıkmıştır. sadece Osmanlı Devletidir ve Osmanlı devletinin temel özellikleri artık. aklımıza gelebilir. Osmanlı görüşünün etkinlik kazanması ile. Belirli bir zaman süreci içinde de. Ne yazık ki. 3. Bursa Edirne ve İstanbul'daki yeni oluşumun meyvelerini. bize kalırsa XVII. Menteşe ve Saruhan sahasında kalmış olmaları yanında. Ülke sathındaki büyük kültürel hareketlilik. Çünkü Osman oğulları için Temür. belki İstanbul kültürünü temsil edebilir. Bir kısım Çağataylıların Aydın. devletlerinin gelişme hızını kesen ve güçlenme yolunu bir zaman için tıkayan bir engel. artık Devlet denince eski dönemi. Fakat kesinlikle bilinecek olan husus. Neticede. Değişme derken. değişme ne zaman gerçekleşmiştir. Osman oğulları açısından meseleye bakışı esas alan ikinci hususa geliyoruz. Çağataylılar. yüzyılın ikinci yarısında. XV ve XVI. Şimdilik tespit edilebildiğimiz kadarıyla. Çağatay ismine. cesur ve hiçbir zamanını boş geçirmeyen dev bir şahsiyetin elinde zebun olduğu Temür'e karşı iyi duygular beslememeleri olağandır. Temür ve Çağataylılara karşı vaktiyle beslenen sevginin. Çağatay adını bilenler dahi. Burada. Bunun belirtilerinin açıktan gösterilmiş olması düşünülmez.

Böylesi tarihi şahıslan "tarihi uyku" larından kaldırıp tanıtmak için ülkemizde şimdilerde (bağımsız olduktan sonra) geniş bir yol açılmıştır. Enstitüsü Türkmen Türkçesinden Aktaran: Yusuf AKGÜL Türkmen halkının tarihinde derin ve büyük izler bırakan ünlü şahsiyetler sayılamayacak kadar çoktur. bugün devletimizin bağımsızlığını kazanmasıyla birlikte. Türkmen tarihinin her devrinde olduğu gibi. bu büyük şahsiyet hakkında önemli araştırmalar yapan alimlerden birisidir. ölmeden önce oğullarının arasında Humayun'u taht mirasçısı olarak seçmesi ve hakimiyetindeki yerlerin eşit olarak paylaşılmaması. bilig-5/Bahar '97 . K. Hintli R. O. Onların halk için yaptıkları hizmetler. Humayun'un kardeşleri olan Kamran. "Bayram Han'ın Ömrü ve Hizmetleri" adlı önemli tarih ve biyografi kitabının yazarıdır. imparatorluğu istikrarsız bir duruma getirmiştir. Bayram Han'ın hayatına. Bu eserde baştan sonuna kadar Bayram Han'a ait ilgi çekici malumatlara yer veriliyor. şimdi. bu yazarın adı geçen kitabı çevresinde Bayram Han'ın keskin diplomatik tecrübesi ile birlikte onun Türk Hint İmparatorluğunu yeniden ihya etmek yolunda gösterdiği hizmetler hakkında kısaca sohbet edelim: Bilindiği gibi Hindistan Türk tarihinde 1540 1555 yıllan. imparatorluğun en zayıf ve sıkıntılı devridir. eziyet ve sıkıntılar içinde geçmiştir. Bayram Han'ın mücadelesi ve hizmetleri. Geçmişte ulu izler bırakan Türkmen büyüklerinden birisi de Muhammet Bayram Han'dır. Bu şahsiyeti araştırmak ve incelemek. dış ülkeler ile ilmi ve kültürel ilişkilerin yola koyulmasıyla daha da geniş bir adıma kavuştu. Askan ve Hindal'ın her birisi de kendilerini tahta eşit derecede aday görmüşlerdir. yeterli imkan ve fırsat verilmedi. yazılı kaynaklarda ve halk dilinde muhafaza edilip nesilden nesle geçerek günümüze kadar ulaştırılmıştır.169 BAYRAM HAN'IN TARİHİ MİSYONU Azat NAZAROV Türkmenistan Dünya Türkmenleri Arş. Geliniz. Zira tarihimizin bu karanlık sayfalarını inceleyip öğrenmeyi talep edenlere. Türkmen halkının içinden yetişen bu şahsiyetlerin yaşantıları ve yaptıkları hizmetler maalesef çok az bilinmektedir. Bunun başta gelen sebeplerinden biri. Pandi. Babur'un kurduğu imparatorluğun henüz yeni ve oturmamış olmasıdır. düşüncelerine ve eserlerine ait Hint alimlerinin yazdığı kitapları incelemek için de büyük imkanlar ortaya çıkıyor. Babur'un bazı Afgan hanlarına Hindistan'da yer vermesi.

Hümayun'un en yakın maslahatçısı (danışmanı) olarak hizmet görmüştür. Bayram Han: " senin büyük ata babaların da safevi hükümdarlarıyla iyi ilişkilerde bulunmuşlardır. sadece bir hükümdara hizmet etmekte olduğunu. Humayun'un Afganistan yoluyla İran'a yardım istemek için gittiğini öğrenen kardeşleri ona kötülük etmek için türlü yollara baş vursalar da Çii Bahadır onun yardımına koşmuştur. Humayun Hindistan'ı terk edip ata vatanı Asya'ya dönmeye mecbur oluyor. Buradan da 1544 yılının Mart ayında Gazve'ye geçiyorlar. Humayun'un Sistan'da konakladığını Şah Tahmasb'ın oğlu Sultan Muhammet Mirza'ya haber vermesini. Özbek Çii Bahadır' dan mektup gönderiyorlar. Fakat Bayram Han. kalan beşi de Humayun'un askerlerine hediye ediliyor. ". Ancak Kandahar'a giderken yolda kardeşleri Kamran ve Askarı tarafından kurulan hileler. İmparatorluğun bu karışık durumu. Bayram Han'ın önünde birkaç şart koyuyor. Ganauç savaşında yenilen Humayun. Ama Askarı'nın peşlerinden sürüp geldiğini öğrenerek. bilig-5/Bahar '97 28 Aralık 1543 tarihinde Garmasir'e ulaşıp. Şii sopbacını giymeyi de kendisine sadece o hükümdarın buyurabileceğini kesin şekilde ifade etmiştir. Hatta Hümayun'un yeğenleri olan Muhammet Zaman ve Muhammet Sultan da tahta göz dikmeye başlıyorlar. Bu hediyeler. Bu istikamette Meşhet'e vardıklarında. Bu tehlikeli ve endişeli ortamda Bayram Han sadece Humayun'un değil. Humayun olumlu bir haber gelinceye kadar burada bekliyor. diyerek en yakın dostu Humayun'u inandırır. ordusuyla Garmasir'e hareket eder.170 Görüşüp anlaşmadan Kabil ve Badahşan'ı Kamran. kararlaştırılan bu yolculuğa Bayram Han'ın kendisi bizzat önderlik ediyor. onun bu ümitlerini tamamıyla boşa çıkarmıştır. bununla birlikte keskin siyasetine hayran kalmıştır. Bayram Han'ın Humayun'un yanında büyük bir yerinin olduğundan Şah'ın haberi olduğunu göstermektedir. O. Sambal (Sambhal)'ı da Askarı ele geçiriyor. Bir süre sonra Herat'a hareket ediyorlar. onları iyi karşılıyor. Şah Tahmasb. Şah kendisini tutamıyor ve gözleri yaşla doluyordu. Bayram Han'ın bilgi ve sağ duyusuna. Bu yüzden ben onları çok iyi tanırım. 1540 yılının 17 Mayıs' ında Ganauç'un eteğinde. Babası Babur'un de Afgan toprağından hiçbir şekilde fayda görmediğini anlatıp İran'a gitmesini Humayun'a tavsiye eder. kardeşlerine ait yerleri ele geçirmeyi. Humayun'un geldiğini öğrenip çok memnun oluyor ve Özbek Çii Bahadır'ı davet mektubu ile hemen gönderiyorlar. hiç olmazsa (en kötü ihtimalle) onlarla anlaşarak. Buluşma başlangıçta Bayram Han için başarılı olmasa da. bu devirde. Şah Tahmasb ile buluşmak üzere Gazve'ye gönderiyor. Gazve'de yapılacak buluşma hakkında Şah'ın davet mektubunu alıyorlar. Bayram Han'a. Sohbet sırasında Şah. Safevilerin sınırlarından içeri girmek için izin verilmesini talep ediyor. . bütün yoldaşlarının sorumluluğunu da üzerine almak durumunda kalıyor. Askarı'nın ordusunda bulunan Hunayun'un askerlerinden Özbek Çii Bahadır. Fakat bu hadiseleri akıl eleğinden geçiren Bayram Han. yeniden Hindistan üzerine yürümeyi tasarlar. Bu görev. Ayrıca İran'da benim soydaşlarını uzun yıllardan beri yaşamaktadırlar. Hindistan'daki Afganların lideri Şir Şah için de uygun fırsatlar ortaya koyuyor. Alvar'ı da mülk hükmünde Hindal'a veriyorlar. Humayun kendi elçisi Bayram Han'ı. onun niyetini onaylamaz. Bayram Han'ın tavsiyesi üzerine Halman ırmağını geçip Sistan vilayetine geliyorlar. Görüşme henüz başarıya ulaşmasa da. Daha doğrusu. Onlar senin babana da birkaç defa yardım etmişlerdir. Bize mutlaka yardım ederler. Böylece Humayun ile mutabakata varırlar. Sistan valisi Ahmet Sultan Şamlı. Herat'ta onları Şah'ın büyük oğlu Muhammet Han karşılıyor. Şah Tahmasb üzerinde büyük tesir bırakmıştır. Bayram Han için gerçekten çok çetin bir iştir. birisi Bayram Han'a. Ahmet Şamlı'dan rica ediyor. Şah Tahmasb'a. Atların üçü Humayun'a. Bayram Han ne zaman Humayun'un başından geçen güçlükleri anlatmaya başlasa. yine de onlardan ümidini kesmemiştir. Bayram Han. Bu şartlardan birisi Bayram Han'ın Şii mezhebine girmesini ve başına da Fars Sopbaçını (külah) giymesini talep etmesidir. Bunun üzerine Humayun yolunu değiştirip. Askarı'nın kötü niyetleri hakkında bilgi verir. Moğol İmparatorluğuna karşı ordusuyla büyük bir mücadeleye girip zafer kazanıyor. Bayram Han. Şah. Bayram Han hedeflediği maksadına erişeceğinden emindir. Humayun kardeşlerinden yardım istemekten vazgeçse de.

Hint alimi A. Sirivastava bunu şöyle belirtiyor: "Humayun. Bu şartların Humayun tarafından kabul edilmesi halinde. Bu devrin tarihçilerinden hiçbirisi bu şahsiyetlerin büyüklüğünü inkar edemiyor. Büyüklüğün sembolü olarak da Humayun'un başına taç giydirilir. Şah'ın huzuruna çıkarlar. Hindistan'daki imparatorluğun yeniden kurulması. onları hürmetle karşılayıp görüşür. Böylece Humayun ile Bayram Han. Başlangıçta İran'a geldiğine pişman olmaya başlayan Humayun. Bayram Han onu sabretmeye davet eder. Şah Tahmasb ile vedalaşıp Sistan'a hareket ederler. yani Şah' ın kız kardeşinin kızıyla evlenmek gibi maddeler bulunuyordu. aşağıdaki yardımların kendisine verileceği. görevlere çıkarmıştır. Bu diplomatik yenişte Bayram Han'ın hizmetleri çok büyük olmuş. Fermandaki şartlar arasında. 1544 yılının Temmuz Ağustos aylarında Humayun'ua Gazve'ye gelmesi için Şah' in ikinci davet mektubunu getirir. gözü peklik ve sabır Bayram Han'a bu zaferinde büyük destek olmuştur. 2. at. fermanda belirtilmiştir: 1. ayrıca da hediye olarak Diyarbekir ve Azerbaycan'ı vernuş olsa da o sadece bir sultana hizmet edeceğini açıkça belirtmiştir. Kandahar'ı Safeviler devletine hediye etmek. Hint Avrupa alimleri onun Türk Hint tarihine yaptığı hizmetlerine büyük değer vermişlerdir. Humayun hiç beklemeden Gazve'ye gelir. burada Bayram Han ile buluşup onunla birlikte Sultaniye'ye giderler. Şah. Bayram Han'ın yiğitliği. Bu anlaşma Bayram Han'ın büyük diplomatik zaferinin (dehasının) bir meyvesi olmuştur. Kabil ve Gazne şehirlerini ele geçirmesi için 12 bin atlı asker ve 300 gönüllü verilecek. L. Humayun ve taraftarlarına yürüyüş boyunca her gün Cihan Gazi'nin vaazlarını dinletmek. Bayram Han. Anlaşmaya göre Şah. " bilig-5/Bahar '97 . Humayun'a 20 bin tümenlik maddi yardım) para. ölse de öz mezhebinden (ehli sünnet) dönmeyeceğini Bayram Han'a belirtir.171 Şah Tahmasb'ın elçisi Bubak Bey. " Hindistan Türk İmparatorluğu Bayram Hansız düşünmek asla mümkün değildir. bu meselede de iyi bir netice almıştır. Anlaşmaya imza atıldıktan sonra Humayun ve taraftarları. Şah Tahmasb ona sarayda baş vezirlik vazifesini. Sistan'a vardıklarında yardım etmeye başlayacaktır. Humayun'a Zemidovar. deve. cesareti. Böylece onun büyük tarihi misyonu. " Bir cümle ile ifade edersek. vefalılığı gelecekte de onu daha yüksek derecelere. Bu fermanda Humayun'un Şii mezhebini kabul etmesiyle birlikte başka şartlar da ileri sürülmektedir. çadır ve başka malzemeler) verilecek. Şah' ın ortaya koyduğu şartların kabul edilmesi gerektiğini ve başka bir çarenin kalmadığı konusunda yakın arkadaşlarını ikna eder. Humayun buna kesinlikle karşı çıkıp. Bu meselede Şah' ın baş veziri Cihan Gazi de büyük rol oynamıştır. Bu ağır ve zor durumda. Böylece Bayram Han ile Humayun'un İran topraklarındaki yolculuğu tamamlanır. Ekber ise padişahlığının ve tahtının güvenle yaşatılması konusunda Bayram Han'ın önünde borçludurlar. fakat Şah Tahmasb'ın Sultaniye'deki yazlık sarayına gittiğini öğrenerek. keskin akıl ve sağ duyusuyla tarihi misyonunu başarıyla yerine getirmiştir. vakarı. Şah Tahmasb kısa bir ferman çıkarır. Humayun'un "Şiiliğini" resmi bakımdan ilan etmek ve Safeviler hanedanlığı ile akrabalık kurmak. Humayun kendisinin buradan bir fayda göreceğine henüz inanmamaktadır. Bayram Han'ın gerçekleştirdiği hizmetlerden son derece memnun kalmıştır. Bayram Han'ın tek düşüncesi kendi misyonunu başarıyla yerine getirmektedir. Onun şahsında toplanan insani erdemin en belirgin taraflarından olan vefalılık. ip. Kandahar.

Durum böyle iken. her zaman mücadele edemeyebilir. Bu arada. başından neler geçerse geçsin. hem dil ve hem de halk için çok tehlikelidir. Aytmatov'la Hüsrepov'un "sonsuzluk" la ifade ettikleri düşünce. Başkanı Kazak Türkçesinden Aktaran: Banu MUHYAEVA Zamanımızın iki büyük fikir adamı ve yazarından biri. yaşadıkça gelişir. Bu talebin yerine getirilmemesi. kolay olmasa gerektir. Abduali HAYDAROV Kazakistan Dilbilimi Ens. nasıl ve nerede teşekkül ettiği meçhul olan her ulus. "Öldün Barak. her zaman sadık ve ebedi vefa göstermiştir.Söndün Barak" denildiği gibi. Ama dil. halk ve dil hakkında söylenmiştir. onun dili de kaybolur. bilim açısından o " yaşayan . Halk. Cengiz Aytmatov: "Dünyada geçici olarak varolmak isteyen halk yoktur. hem de somadan izine . Bir halk toplum hayatım yitirdiği zaman. Kazak Gabit Hüsrepov. İnsanlığın içinde. dilin. Eğer halk kendi dilini tamamen unutmuş. Böyle diller vardır. her türlü sosyal etkiler ve zamanın şartlan ile. hizmet ettiği toplumdan beklediği de büyüktür. Çünkü etnos. Manevi bir ahenkle birbirini tamamlayan bu düşüncelerin derin özünü kavramaya çalışan yeni nesil çok şey anlayabilir. "Dil sonsuzluğun sonsuzudur. Çünkü onların tarihi ve sosyal sebepleri belli ve çok çeşitlidir. o daima sonsuzluğu özler.diri " bir dildir. İnsanlık tarihi. kendine has olan nadir özellikler taşıyor. Hüsrepov'un "dil sonsuzluğun sonsuzu" sözündeki felsefi temel bu olsa gerektir. yukarıdaki sorulara cevap aramak istiyoruz." diyor. dilin yazılı özellikleri kalırsa o "ölü dil" dir. fakat o dili konuşan bir tek kişi mevcutsa. Böyle durumlara tarih içinde rastlanıyor. Diğeri ise.172 MİLLET VE DİL SONSUZLUĞU ÖZLER Prof. Eğer "konuşan" halk silinip gider de. değerlerine benzemeyen. ne zaman. Bu nadir özelliklerin hem ortaya çıkışı. ebedi yaşayan etnik topluluklar ve diller biliyor mu ? Günümüzde "devlet dili" statütüsüne kanunla hak kazanmış Kazak dilinin kaderinden söz etmeden önce." yorumunu getiriyor. halk ve dilin özgür ve uyumlu bilig-5/Bahar '97 . dünyaya gelip de sonunda kaybolup gittiğini ifade edebilir. Dr. bir halkın kendisinin ve dilinin asıl kaynağını açıklayamasa da. neden hem kendisi için.tozuna rastlanmayacak şekilde kaybolması. Bazen insani zayıflıkla kendi dilinin kaderini önemsemeyebilir. hem dili için sonsuzluğu arzular? Burada tabiilik var mı ? İnsanlık tarihi.

yarı yarıya azaldı. değerlerini. öncelikle azınlık halkın dili ve dinini (bunlar manevi faktör) ayak altı ederek. Son 70 yıl içinde. Bugüne kadar bu sayı. Kazakların. bu halklar. Buradan çıkan ana fikir. yardım sağlanıyor.) halklar ve ulusların durumuna düşmedi. " Ana diline saygı göstermeyen. bir gerçeği halktan da kendimizden de gizleyemeyiz. gurur duymasının sebebi bundandır. Onun değişmeyen milli kimliği. Mesele. ne kadar acı da olsa. ana dili sadece iletişim aracı değildir. Demek ki milliyeti ifade edebilen baş faktörden biri dildir. Kazaklar. Dil. Ana dilimiz. ata yurdunda yer adlarının değiştirilmesi. Özü ve önemi bakımından bununla kıyaslanamayacak olan halk dillerinin korunması ihmal ediliyor. İşte bunlardan biri de Kazaklardır. Tuva. Buna örnek aramak için uzağa gitmeksizin. " eritip " yutmak isteği olduğunu bütün milliyetler biliyor. demografik ve jeografik özellikleri buna engel olmuştur. Kabul etmemiz gereken bir gerçek vardır: Bütün insanlık. Bu hile politikası. Büyük bir ulusun. dile bu kadar önem vermesinin. Allah'a şükür. Başka değerlerin yanı sıra. Hüsrepov ". toplum hayatından uzaklaşarak. öz değerlerini koruyabilmesindedir. ata yurdu ve kimlik duygusunu. Hıristiyanlaşma (Altay'da Hatun nehri boyundaki Kazaklar) gibi olaylar.. her insanın bünyesine ana sütüyle yayılan milli değerleri. Ne yazık ki. Hakas. Durumu acil olarak değiştirmezsek 20 -25 yıl sonra dilimizin kaderinin çok daha ağır olacağını anladı. millet ve uluslar yaşasa da. Bazıları da bu belaya yarı yarıya uğrayıp ikili bir şahsiyet haline geldiler. Bunlar mübalağa değildir. ana dil. var oluş gıdasını atadan oğula. bilgeliğini. 1920 yılındaki nüfus sayımında 190 milliyet ve ulus dilinin mevcut olduğu yayınlandı. her ülkede ve her devlette farklı yöntemlerle ve türlü amaçlar için gerçekleştiriliyor. Böyle hareketleri. iç gelişmesini durdurmamış olsa da. . Altay vb. Gerçekten de her halkın dehasını. milletin camdır. onun güneşi dilsiz doğmaz. sayı bakımından azdır. kökten "mangurtlaştı". bizim çok iyi bildiğimiz Rusya sömürge politikasının sinsice hareketleridir. duygusunu. Yukarıda değindiğimiz sömürge politikasının devamı olan "Sovyet ideolojisinin" sinsice oyunlarına tanık olup. O. dinini kaybetmedi. Ekolojik sebeplerden dolayı çok azalan kuşlar.. halkın temel belgesidir. bu olayın dünya çapında yaygınlı göstermektedir. sadece dilidir. bütün devirlerde ve bütün toplumlarda sağlanmadığını dikkate almak gerekir. Sovyet imparatorluğunda bazı " ufak " dillerin kökten veya tedrici bir şekilde kaybolmakta olduğunu halkın uyanık kesimleri farketmiştir. milli şuurunu.G. ata yurdu ve milli geleneklerini ayak altına alarak milli bütünlüğünü kaybetmeye başlayan (Saka.173 gelişmesine ihtiyaç duyulan şartların. bilig-5/Bahar '97 . manevi kaynağı. Fakat bu politikanın ortak yönü. rengi ve gelenekleri değişebilir. son üç asırlık tarihimize bakmak yeterlidir. dinini değiştirerek. Ancak. onun ihtiyaçlarını karşılayamaz duruma düşmüş ve geleceği bakımından tehlikeye girmiştir. nesilden nesle aktaran "sonsuzluğun" garantisidir. Bu çok konuşulan bir konudur. Halk zihniyetinin. milletin veya halkın hayatında iletişimin bir veya birçok dilde yapılması değil. "özünün ve tilinin ebediliğini" unutmaya başladığını saklayanlayız. manevi bakımdan dejenere edildiklerini çok geç farketmeye başladılar. böcekler ve bitkilerin yeryüzünden silinip gitmemeleri için " kızıl kitap " hazırlanıp. Dünyada bulunan dört bin civarındaki dilin 3500'e düşmesi. sadece üvey oğullarıdır. bizim için ''kanı çıkan" bir gerçektir. kısaca öz kimliğini yaşatan ve tanıtan onun dilidir. kendi ana dillerinde konuşup. gelenek ve görenekleri. Hıristiyanlaşıp kimliklerini değiştiren. Dilini unutmaya başlama. Eskiden pek söz edilmeyen. ana dilinin çetin durumunu çok geç olsa da farketmeye başladı. edilse bile yüzeyden dokunulabilen bu konu. "cahil ve geri kalmış bir halkı medenileştirme" gibi sloganlarla örterek gerçekleştirmişlerdir. O diller nereye gitti ? İzine tozuna rastlanmayacak şekilde kaybolması mümkün mü ? Demek ki mümkünmüş. dünya görüşünü. "denemeler" in hedefi olarak yaşayan duyarlı nesil. Belli durumlarda insanın şekli. Kaderin şerrine çok uğramasına rağmen. milli gelenekleri ve yazı geleneğini (ahlaki faktörler) değiştirmeyi hedef almasıdır. Çünkü. kendine tabi olan azınlık halkı asimle edip. Sadece konuşma. Bunların hepsi de. Sovyet döneminde " başka bir renkle " devam eden Rusya sömürgeciliğinin zararını çeken halkların bazıları dilini kaybedip. Kazak halkının tabiatı. Şor. dilini.

Bugün kaynayan "tay kazanında" hayatın tek (Rus) dilli olmasını istemeleri bundan kaynaklanıyor. ilgi çekmek için duvara asılmış süslü bir elbise değildir. başka halkların dillerinin gelişmesine imkan tanımayan bir baskı altında yürütülen uygulama. yüzyılın eşiğinde yaşayan.yazar. Anayasayla de pekiştirilmesine rağmen. bilim adamı. Dil aynı zamanda politika. "Sonsuz Dil" akışına karşı kanuni veya kanun dışı davranışlar bunlardan ibaret değildir. etkileyici ve güzel konuşmak. Ulusumuzun dil yönünden geleceğine bakarken. halkımızın milli bilig-5/Bahar '97 zihniyetinin tekrar ve büyük uyanışıdır. haz ve niyaz. öz dilimizin devlet dili statüsünü inkar edip. Devlet dili. kıçında bezi durmayan" adamlardan büyük ve önder olmayışı bundandır. liderlik veya makamına Rus dili ile yükselmiş olan soydaşlarım. Bu objektif sürecin çözümü. sahip olduğu şerefli statü ile hizmet görevini ifa ediyor. Onlar XXI. okul. Kazak Tili için gerçeği kabul edeceklerdir. ideoloji. O. Bunun en büyük garantisi. Kendi topraklarında. Ana dilimizin geleceği. Bunların gerçekleşmesi devlet ve toplumun kendi ellerindedir. şimdi yarım yamalak Kazak Tili konuşarak "dü . Yeni anayasada kabul edilen Rus dilinin yeri devlet kurumlarında resmi dil olarak kullanılamaz . kendi devletinde ana dilinin. Fakat böyleleri. milli marş gibi bir simge değil. doğru ifadeyle kullanmak. zor zamanlarda yaşamış olan kendi ana ve babalarından daha bilinçli olacaktır. devlet dili ve toplum hayatındaki rolü bakımından dilimizi güçlendirmek. Bağımsız Kazakistan Devleti'niri öz vatandaşlarıdır. bu umudumu pekiştiriyor. eteğinden çekmeye çalışanlar bugün de vardır. Fakat o.dile bağlıdır. milyonlarca genç neslin kreş. Çünkü. yukarıda söylediğimiz dilin parlak geleceği ile ilgili fikirler sadece "fikir" olarak kalır. Zamanında. Yılındayız. Şimdiye kadar. bir daha ayak altına alınmasına asla izin vermeyeceklerdir. ayrı çarpan iki kanatlı bir kuş veya ayrı yönlere çeken iki kürekli bir kayık halinde devam edemez.bunun delilidir. bunların ideolojik temellerinin belirlenmesi ve kaynaklar ayrılması. daha dün kötü durumda olan Kazak Tili'nin devlet dili statüsünü alışının 5. açık denizde kaza yapıp dibi boylama tehlikesindeki yaralı geminin "SOS" sinyali yayarak yardım isteyen çılgın feryadına benzetiyorduk. Halk olarak verdiğimiz mücadeleyle. . "Kazak Tili" ne "devlet dili statüsü" vermeye ne gerek var. pek çok konu yeni bir anlayışla çözüme kavuşturuluyor. Bugünkü demografik durum içinde başka türlü düşünmek doğru değildir. Yeni anayasanın milliyet politikası ve yeni dil kanunu ile başlayan iki yıllık dil programına büyük ümit bağlıyorum. Bu yüzden ülke yönetmek. Özellikle dili iyi bilmek. Bunun için ülkeyi yöneten liderler. bunalımları iki kelimelik bir sözle çözebilen insan olunca kahraman ve büyük insan olarak iz bırakmışlardır. "Ağzında sözü. binlerce. diyen inatçı direnişlere karşı verilen bu mücadele az şey değildir. Özellikle. cumhuriyetimizin doğru olan milliyetler politikası ve halkımızın yakın komşuları ve sınırlarımızın ötesindeki medeni milletlerle eşit ve özgür münasebetleri ile yerini bulacaktır. insanın ferdi değeri ötesinde sosyal yönünü de öne çıkaran bir faktördür. enstitü duvarlarından dışarıya taşan sesleridir.önünde sonunda . şefkat ve nefret. Çocukluğunda iyi öğrendiği Rus dilinde hatip olarak konuşan. öfke ve dua yalnız kendi ana dilimizde etkili. iyi şair .bara" haline düşmemek için öz dillerinden yeriniyorlar.bir durum. Buna yürekten inanıyoruz. ordunun başındaki önderler. tartışma ve mücadele aracıdır. Pazar ekonomisi gerçeğiyle birlikte Kazak gençleri ve işadamları Rus diliyle birlikte başka yabancı dilleri de öğrenmeye başladılar. Fakat iki dilli . sadece devlet belgelerinde kullanılan ve bayrak. bunun şartlarını hazırlamak konusunda karşı tavır alanların kendi halkını ve kendi dilini sevmediklerini düşünüyorum. tarihi sebeplerle biraz daha sürebilir. bu statütüyü alabilmek için verdiğimiz mücadeleyi.174 düşünme ve iletişim değil. Sonsuzluğu özleyen Kazak halkı ve Kazak Tili'ni yok etmek asla mümkün değildir. Ana dilinin kucağına dünyaya gelen bu yeni nesil. rüya. bu belgelerde gösterilen çareleri devletin desteklemesi. güzel ve derin olabilir. Dil kanununu kabul edip. sanat ve devlet adamı . devletin temelidir. Sosyal temeli ve geleceği. kim olursa olsun ve nasıl hareket ederlerse etsinler. Eğer devlet. bundan sonra devam etmeyecektir. bizden başka bir ülkede kanunen önerilmeyen iki dil statüsü düşüncesi.Kazakça ve Rusça . dile şefkat göstermez ise. buna asla katlanmayacaklardır. Dilin sosyal hayatımızdaki gücü uçsuz bucaksızdır.

kendisini de öz dilini de zayıflatan şartların bir daha tekrarlanmasına izin vermeden. işte buradan kaynaklanır. yani Kazakistan'daki çok milliyetli toplum ünitesinin. onların özgür gelişmesini sağlamaktır. Milliyetler arasında dostluk ve uyum. eskisi gibi perişan kalırsa. her halk.175 Devlet dilimizin. Demek ki. hiçbir milliyetin dilinin özgürce gelişmesi mümkün değildir. Her milliyet. Fakat devlet dilinin kendisi gelişmeden. Cumhuriyetimizdeki diğer dillere baskı gösterilmeksizin. az ve çok oluşuna bağlı olmadan. özünü de dilini de koruyacaktır. diğer milli dillerin. çok bahsedilmeyen asli bir görevi vardır. onların ebedi yaşamak için yaratıldığını idrak ettiğinde. bilig-5/Bahar '97 . devlet diline saygılı olması gerekir.

cümle. Başka bir tabirle. diye. sesin ince taraflarının geliştirilmemiş taraflarının ayırt bilig-5/Bahar '97 . ama ondan sonra gelen dil üyelerinin yapılmasını sağlar. Başka dil birimlerini inceleme esasında subjektif yönteme dayanır. cümle görevini yapabilir. morfeme fonemlerden oluşur diye mekanik bir şekilde kestirip söylemek her zaman doğru değildir. Dr. Dil seslerini dilin başka birimleriyle denk olarak görmek yanlıştır. kelime. Sesten sonraki mana birimi morfem. morfem. Kelime ve gramer şekli. Dr. cümle en küçük dil biriminden (fonem) en büyük dil birimine (cümleye) kadarki kademenin birbirini takip ederek korunacağını söylemek çok basit bir fikir olduğunu ve çoğu zaman gerçeğe uymayacağını hesaplamamız gerek. 8) Dil seslerinin başka dil birimlerinden daha bir farklılığı. bir kelime aynı anda üç türlü. tamlama. yani cümle tamlamadan. tamlamaların. genel olarak. kelime. Bu sebepten şekil bakımından fonem. bir kelime aynı anda. cümlelerin. Bu sebepten dil seslerini incelemek dilin başka birimlerini incelemeye göre zor ve araştırmacı için çok zahmetli bir iştir. tek başına anlam bildirmez. Bütün dil birimlerini şekil bakımından oluşturan malzeme seslerdir. kelimenin gramer şeklidir. en küçüğü de fonem olarak ayırabiliriz. Böylece dil sesleri kelimelerin. Bunun sebebi. Ses yönü dilin üçüncü bir unsuru değil. Morfem kelime ve cümleyi. ikincisi ise idea mana yönüdür. tamlama. Öğr. gramer şekillerinin. fiziksel şekli oluşturuyor diyebiliriz. Bunları kurum ve birbirleriyle karışmış linguistik olay. ondan soma tamlama. tamlama kelimeden.176 TÜRK DİLLERİNİN SES BAKIMINDAN İNCELENMESİ Prof. gramer ve kelime kavramlarını yeniden değerlendirmek gerekir. Nispi olarak dil bilimini en büyüğünü cümle. canlı konuşma dilinin ortaya çıkmasını sağlayan dil birimidir" (ZİNDER. tamlama ise cümleyi karşılayabilir. morfem. ses unsuru malzemesi. Dil sesleri ise subjektif yöntemle birlikte objektif yöntemi gerektirir. en küçük dil birimi seslerden oluşur. tamlama ve cümle unsurları olabilir. Abatbay DAULETOV Ahmet Yesevi Ü. Dil birimleri arasında sesin fonksiyonundan Prof. 1979. onun iki yönünün olmasıdır: Birincisi melodi akustik. morfem. Üyesi ________________________________ Kazak Türkçesinden Aktaran Banu MUHYAEVA En küçük dil birimi olan ses. dilin manasını oluşturuyor ise. Zinder şöyle bahsediyor: "Dilde kalıplaşmış üç unsur birbirinden farklıdır: Ses. kelime morfemadan. kelime. kelime.

tabii durumda. açık a ve dar i. Bu sebepten ünsüz fonemleri. Bunun sebebi her bir ünsüz fonem ses uyumuna göre 4 şekilde. ayrıca fonem olduklarına delildir. Türk dili ses bakımından incelendiğinde sade seslerin kelimede kullanılma özelliklerine ve ses uyumuna dikkat edilmelidir. Dil seslerinin boğumlanma. kelimede kendine özgü. İkinci olarak. Ünsüz fonemlerin hangisinin kullanılacağı hecedeki ses uyumuna bağlıdır. bütün dillerde de. Kendilerine özgü farklılıkları dikkate almazsak. dil biliminde de çok üstü kapalı açıklamalar ve terimlere rastlanıyor. sesin sade şeklini değil. Bu. ancak sade sesleri açıklamak yetersiz olur. Bütün ve çoğu dillerde ortak dil hususlarının olması. hece bünyesindeki her bir ünlü veya ünsüz fonemler ses uyumuna göre dört şekilde kullanılır. Bunun sebebi Türk dilinde. geliştirilmiş. ses tanımlama ve ses ayırma gibi ses unsurlarıyla sıkı sıkıya bağlıdır." (GİRİNBERG. Demek ki. ancak kelime bünyesinde tabiiliğini koruyabilir. ince dudak şeklinde dört türlü fonem olarak değil. Bu durum. ince düz. yani türlü fonetik durumlar etkisinde görülmesi Türk dilini ses bakımından incelemede ayrıca öneme sahiptir. kalın dudak ve ince dudak uyumunda kullanılıyor. kalın dudak. 4 görüntüde görülüyor. (DEGTİYOROV. linguistik boyutları ses çıkartma. Bugüne kadar türk dilinde ünsüz fonemlerin sadece kalın türleri açıklandı. bir ses geniş a ve dar a. Bu sebepten araştırmacı ortak dil hususlarına dayanarak bir veya birkaç dilin benzer tarafları konusunda sonuç çıkarabilir. veya ince düz. Türk dil biliminde ortak açıklamalar ve terimler kullanılıyor. Bir dili araştırmada onu akraba dillerle karşılaştırarak. akustik. her bir ünsüz fonemin görünümleri aynı derecede değerlendirilmelidir. Türk dili ses uyumuna dayandığından her bir ünsüz fonem. çağdaş eritme araçlarını kullanarak ortadan kaldırabiliriz. fizik yapıdan. e bir fonem değil. Seslerin konuşma sırasında / hecede.l) Bütün veya çoğu dilleri bünyesine alan hususlar ve kaideler vardır. Böylece benzerlik göstermeyen dillerde bile. birinci olarak. görünümlerin dördünün de fonolojik fonksiyonu aynıdır. benzer unsurlara rastlanması objektif temellere sahiptir. ondan da çok fonem olarak kullanılır. araştırma yöntemleri ve terimleri kullanılıyor. Bu sebepten Türk dillerini ses bakımından araştırmada genel dil biliminin açıklamaları ve esas kavranılan. türlü fonetik durumu. OSGUT. Türk dillerinde ünlü fonemler kalın düz. o dillerin birliğini ve ortaklığını farkedebiliriz. gramatik yapısı. 31 ) Bütün çeşitli dillerin ortak taraflarının olması. Sadece ses bilgisinde değil. " Birbirinden farklı olmasına rağmen. açıklarken bu durumu dikkate alarak. Dillerin ortak taraflarını dilciler kabul ederek onları yeni dilleri değerlendirmede kullanıyorlar. buna uygun ortak açıklamalar ve terimler yaratıyor. Ana dilinde konuşma akımını tek seslere bilig-5/Bahar '97 . onları bir grupta birleştiren dil hususlarına dayanarak. Dil sesleri kendi başına değil. kelime bünyesinin farklılığına rağmen. Bu sebepten seslere açıklama verildiğinde. İnsanlar dünyayı bir yönlü algılayan duyulara sahiptir. Yapısı ve bünyesi farklı. bütün insanların aynı fizik yapıya sahip olmasındandır. Bu sebepten diller her ne kadar çeşitli olsa bile. Mesela. dil seslerini açıklamak için. kelime bünyesindeki şekli dikkate alınmalıdır. O. Çeşitli dillerin ses bilgisi. Sesleri incelemede bu eksiklikleri. Bu sebepten linguistik boyutu diğer boyutlarla sıkı sıkıya bir ilişkide incelenir. çeşitli dünya dilleri aynı mantığa sahip ortak dil kategorilerinin olması ve bürün dillerin damgalama tabiatının ortaklığı bakımından çok benzer niteliklere sahip olduğunu dilciler belirtmektedirler. çok yönlü dil hususlarıyla doğrudan bağlıdır. Ünsüzler de ünlülere göre biraz farklıdır. diller adeta bir kalıpla yapılmış gibidir. onları oluşturan insan ve insanlar hayatındaki iletişim aracı olma fonksiyonu ortak taraflarını oluşturur.177 edilmeyebilir olmasıdır. onların ortak taraflarının olması. 1970. onların (seslerin) kelimedeki değişimleri ile birlikte ele alındığında dilin ses oluşumu ve fonetik yapısı hakkında bilgi verebiliyoruz. açık ö ve dar û. tabiatta da objektif nesne ve onların tabii münasebetleri yansıyacaktır. ortak açıklamalar ve terimlerin oluşmasına sebep olmuştur. açık o ve dar û.1973. bütün insanların konuşma organları anatomik fizik yönden aynı ve onların ses çıkarma özellikleri de çok fazla değildir. hecenin niteliğine göre kalın düz. Karakalpak Türkçesinde geniş ve dar ünlüleri bir ses ama iki fonem olarak kullanılıyor. Ayrıca. DJERKİNS. Fonemin sade şeklinde açıklama vermek yetersizdir.

başka bir gruptan. Fakat burada biz bir grup sesleri belli derecede çeşitli olmasına rağmen. çok farklı olan seslerden de bir şeyi anlamaya bizi mecbur ediyor. Sadece mana ile ilgili linguistik unsurlara göre kelimeleri seslere ayırabiliriz. Eğer sınır belirlense bile. ayırt edici unsurları önemlidir. Çünkü bir sesi söylerken harekete geçen konuşma organları ikinci sesi çıkarmaya hazırlanır. hece niteliğine göre vb. fonem fonksiyonunda kullanılan sınırlı ses farklılıkları oluyor. Konuşma akımını ayrı parçalara ayırmak ancak mana oluşturan birimlerle gerçekleştirilmesi mümkündür. veya konuşmacının özelliklerine göre. Fakat bizim için sadece linguistik bir grubu. Mesela. Konuşma organlarının böyle örtüşlü hareket etmesinden ortaya çıkan sesleri akustik yönden kesin olarak ayırt edemeyiz. Konuşma akımını küçük birim seslere ayırmak zordur. her ses söylendiğinde ona uygun bir şekil alıyor. Bir sesten öteki sese geçmek. "kurban" kelimesindeki "u" ve ondan sonra gelen dört sesin arasında net bir sınır belirlemenin mümkün olmadığını gösterir. Slav dillerinde ise kelime vurgusuna dayanarak konuşma akımım tek kelimelere ayırmak fonetik yönden gerçekleşir. "u" sesi söylenmeye başlandığı andan. bu kelime söylenip bitinceye kadar ses sürekli katılıp. boğumlanma yönünden de. Fakat bu meseleyi derinden araştırırsak. akustik yönden de mümkün olmuyor. onun net olmayacağını deneme bilgileri ispatlıyor. boğumlanma boyutlarına göre parçalara ayırmadan daha zordur. İşte. Dildeki fonemler çeşitli sebeplerden dolayı. bir fonemaya birleştiriyoruz. 195. Bunları ostsiligram ve spektrogram görüntülerinden ayırt edebiliriz. morfem ve fonemi konuşma akımında ayırt etmeyi sağlar. Mana fonksiyonu olan birimlerde morfemlerin linguistik sınırını ayırt etmek çok zor değildir. dildeki bütün sesler şu veya bu fonemin görünüşü olduğu. 20-22) Her bir dilde kelimeleri ayırt etmek için. fonemler grubuna karşılaştırmayla ayırt edilebilir. V. Neticede dildeki bütün fonemler zıtlıklar sistemini oluşturuyor. Onlardaki ses ortasına çizilen belgeler net olmuyor. Şçerba'nın dediğine göre " Mana birimi de. soma dudak. " kalağan " ( isteyen ) kelimesini örnek olarak alırsak. Konuşma sırasında kelimeleri teker teker seslere ayırma. Bu durum ses telinin katılması. dudaklar "u" sesini söylemeye hazır oluyor. Konuşma akımını akustik boyutuna göre seslere ayırma. Dilin fonem bünyesini açıklamak çok önemli meselelerden biridir. Bu kelimenin her bir sesi söylendiğinde hareketli konuşma organı dil. konuşma akımının en küçük parçasını belirlemek için konuşma akımının neye dayanarak parçalara ayrılabileceğini bilmeliyiz Konuşma akımında sesler boğumlanma ve akustik yönden birbiriyle o kadar karışır ki. dilde belirlenen bir fonemin birkaç sesten oluşabileceği bellidir. bir insanın çeşitli anlarda. bir kelime bünyesindeki yan yana gelen sesler boğumlanma ve akustik boyutları birbirleriyle karışıyor. ses telleri harekette oluyor. başka manaya sahip. yüksek sesle veya fısıldayarak ayrı ayrı durumda söylenen "i". bu kelimeyi söylediğimiz andaki konuşma organlarının hareketine göre onları seslere ayırmak ve ses sınırlarını belirlemek zordur. diyelim ki çeşitli " a ". bilig-5/Bahar '97 . çeşitli durumlarda konuşma özelliğine göre değişiyor. bu dildeki başka fonemlerden nasıl ayırt edilebileceğine göre açıklanıyor. bu ortak unsurlar toplamına fonem deniyor. bu dildeki foneme." (ŞÇERBA. Bu sebepten bunların arasına sınır koymak mümkün değildir. öncelikle.178 ayırma kolay ve ayrıca delil hacet etmiyor gibi görünüyor. türlere ayrılıp. yani dilin bir ses söylediği şekilden ikinci bir sesi söylediği şekle dönüşmesi hızla ve sürekli oluyor. Sebebi konuşma sırasında boğumlama ve akustik özelliklerine göre tek sesleri ayırt edemiyor olmamızdır. Akademik L. mesela. Bu kelimedeki "K" sesi söylenmeye başladığı anda. Böylece her bir fonem. Türk dillerinde ses uyumunun. Hiçbir yardımcı denemesiz "kurban" kelimesi söylendiğinde konuşma organlarının hareketine dikkat edelim. bir fonem çeşitli fonetik durumlara göre yan yana gelen sesin etkisinden dolayı. Bu birimleri ayırt etmede anlam ölçüsü gibi. Mesela. Konuşma da böyledir. onların söylenmesi ve eşitlenmesine dayanarak farklı seslere ayırmak mümkün olmaz. Bu sistemin her bir üyesi. Bu anlambilim ve ses bilim ölçüleri anlam birim. Özellikle. fonetik ölçünün de büyük bir rolü vardır. Bu boğumlanma yönünden "k" sesi ve sonra gelen "u" sesinin arasındaki net bir sınır belirlemenin mümkün olamayacağını gösteriyor. Çünkü konuşma sırasında kullanılan dil birimleri akustik yönden vurgudan vurguya sürekli devam eder.

Ancak böylece mana ayırıcı unsurlar ortaya çıkacaktır. 56) Böylece dilin fonetik bünyesini bilmek için sesleri aynı fonetik halde / Kuazıonmim / karşılaştırarak açıklamayla birlikte. 1960. Şar Şal gibi kelimelerde a. bu birleşik basit birliği değil. Tas Tıs. Aksine. diyalektik (gelişme) birleşik yapıyı yaratıyor.56 ) Dili karşılaştırmak için bir sesifarklı. başka unsurlarla kendi arasında münasebette bulunuyor. s. İki fonem aynı fonetik hal değil. Dil hususlarının sistemli olması onun fonetik yapısında da açık olarak görüldüğüne dilciler erkenden dikkat etmişlerdir. yani karşılaştırılması gerekmez. Çünkü fonem bütün unsurlardan mana belirlemeye katılmayan unsurlar da dahil olmak üzere oluşmuştur. iki çeşitli ses aynı veya benzerifonetik halde kullanılırsa. yani stnıckturalizmi (yapısalcılık) ekol temelini oluşturanlar örneğinde. ı. ". benzer fonetik halin rastlanması bile iki ayrı sesi iki ayrı fonem saymaya esas oluyor. 43) Burada mana ayırıcı unsurlar fonemden dış. yanikelimeleri ayırt etmeye kullanılacağını bilebiliriz. onlardan biri. "pay bay" kelimelerinde /kvaziomanim / eş sesli "n" ve "b" sesleri aynıfonetik halde kullanılıyor. tahlile dayanarak hangi ses farklılıkları fonolojik (mana birimi) öneme sahip olduğunu." (ZİNDER. 41) Dilin fonolojik sistemi iki şeyden olşur: Mana ayırt edici unsurlar sisteminden ve fonemler sisteminden oluşur diyen fikri. (PİOTROVSKIİ. bu tip kelimelerdeses farklılığını oluşturan sesler.. L. Mesela. bu dildeki başka fonemlerle karşılaştırıldığında açık olarak görülüyor. 45 . Belli bir fonemin çeşitli nitelikleri. V. mana ayırmada da. bir fonemin boyutlarıolmayacaktır. seslere fonetik (ses birimi) ve fonolojik manabirimi) tahlil yapılmalıdır. mana ayırıcı ses birimleri (fonem) karşılaştırılır. Kelimeyi tanımakta fonemin mana ayırt etmeye katılan veya manayı ayırt etmeye katılmayan unsurları da büyük önem taşıyor. Bu birleşmenin içerisinde her bir unsur kesin ayırt edilmiyor. 21) Dilin fonetik dizisini incelerken sadece fonemin mana ayırıcı unsurlarla sınırlanıp kalmadan. Bu sebepten bu dilin bütün fonemleri belli bir zıtlıklar sistemini oluşturuyor ve onların her bir üyesi ayrıca fonemin veya fonemler grubunun zıtlıklar birliği ile açıklanıyor. Bu durumda ikisi farklılıkları olanfonem oluyor. Çünkü ". Tay Say. Mesela. onların ikisi iki çeşit fonemin boyutlarıdır. fonemin her bir unsuru başka unsurlarla birleşerek. her birisi ayrıca fonemdir. oradaki farklılığı oluşturan seslerayrıca foneme oluyor. her türlü kelimeleri veyaonların şekillerini ayırt etmek için kullanılan ikisesin farklı fonem boyutları oluyor. bu dilin bütün fonemleriyle sıkı sıkıya bağlıdır. Karakalpak Türkçesinde bu gibi seslerin ayrıca fonem olduğunu ispatlıyor.. " Her bir fonem öncelikle başka fonemlerden özelliği ile açıklanıyor. up" ve "b" bir foneminboyutları değil. iki çeşit ses dilde benzer fonetik durumda kendi arasında karşılaştırılması yeterlidir.. onları benzer fonetik halde de karşılaştırarak açıklayabiliriz. (ZİNDER. Ancak bunun gibi. Belli bir dilin fonoloji (mana birimi) sistemindeki her bir fonem. (ZİNDER. Fakat dilde bu unsura rastlanmaya de bilir. Demek ki. onun manayı belirlemeye katılmayan unsurlarına da dikkat edilmelidir. diye yazıyor L. 60). Pa R bir eş seslikelimelerde "p" ve "b" aynı fonetik haldekullanılıyor. başka sesleri aynı olan iki türlü kelimerastlanırsa. Fakat fonemi sadece manası ayırt edici unsurlar birikimi sanmak ve en küçük fonolojik birikim olup. (TRUBİTSKOY. ses biliminde yaygındır. yukarıda belirttiğimiz gibi. tabii olmadan kendi arasında karşılaştırılmayabilir." (ZİNDER. dildeki bütün fonemler doğrudan veya birisinin aracılığıyla kendi arasında bağlantı oluşturuyor. r. mana ölçüsü çözümleyici önemesahiptir. Çünkü.Dilin fonem bünyesini açıklamada. İki çeşitli ses birinin yerine birikullanılarak ve bundan dolayı kelime anlamıdeğişirse. İki çeşitses kelimelerde aynı veya benzeri fonetik durumdarastlanıyor. fonemin mana ayırt edici unsuru fonksiyonunda kullanılacak diyen fikir. TIS TIN / veya anlamıolmayan sesler dizisine dönüşürse / mesela. 1 sesleri. Başka bir tabirle. R.179 Dildeki ünlü ve ünsüz fonem bünyesini açıklamakiçin. Şçerba bu konuda güvenli bir sonuca geliyor: "ayrıca fonem fonksiyonunda kullanılmak için. Zinder. / mesela. başka bir alimler tarafından geliştirildi." (ZİNDER. Bu sebepten belli bir dilin fonemleri birbirleriyle bağlı olarak araştırılmalıdır. t. Böylece. TISTIL / bunun gibi iki ses iki türlü fonem oluyor. 1963) Struckturlizm önde gelen temsilcileri fonemi bilig-5/Bahar '97 . Bir mana içinkullanılan ses ise bir fonem boyutu oluyor.. şive farklılıklarınıdikkate almazsak. Akademik Şçerba bu konuda.

180

sadece mana ayırt edici unsur olarak görmeleri bir yönlü fikir olarak eleştirildi ve mana ayırt edici unsurların bir fonemi ikinci birinden ayırt edemeyeceğini, fonemi tanımak için yetersiz olduğu gösterildi. (BERNŞTEYN, 1952;6) Fonemi nitelendirmek sadece fonemin mana ayırıcı unsurlarını saymakla bitmiyor, fonemi tanımak için mana ayırt etmeye katılmayan unsurların da

önemli olduğu alimler tarafından her yönüyle ispatlandı. (ZİNDER). Fonoloji'de (ses bilimi) kabul edilen ve çoğunluk dillerini ses yapısını incelemede yönlendirilecek olan, yukarıda bahsedilen bilgiler ve açıklamalar Türk dillerini araştırmada teorik bilgi olarak kullanılıyor.

KAYNAKLAR BERNŞTEYN, S. 1952 DEGTİYAROV,V.İ. 1973 GRİNBERG, D. OSGUT, İ. DYENKtNS, D. 1970 Protiv idealizna V Ionetike uzvestia AV, SSSR. Osnavı obşçey grammatiki, Rostov. PİOTROVSKÜ, R.G. 1963 Eşe ne raz o dillerentsialnıh npnakax redaksn, voprosı yazıkozranie ŞÇERBA, L. V. 1955 TRUBİTSKOY, N. S. Osnovı fonologi, M. Novoe V Linguistika, Memarandum o yazkovıh univer salah, T. Y. M. ZİNDER, L. R. 1979 Ortak fonema, M. Obşçaya fonetike Fonetika Fransazskszo yazıka, L.

bilig-5/Bahar '97

181

MÜNYETÜ'L GUZÂT'IN DİLİ HAKKINDA BİR DENEME

Münyetü'lguzât, Memluk Türkçesi yadigarlarındandır. "Gazilerin Arzusu" anlamına gelen bu eser, adı bilinmeyen bir mütercim tarafından Timur Big'in emriyle Mısır'da tercüme edilmiştir. Tercümeye kaynaklık eden Arapça eser belirtilmemiştir. Bu konuda çeşitli görüşler vardır; (Ritter, 1929; 116;Karatay, 1961: 619) Eser, hem harp sanatıyla ilgili Türkçe yazılı kaynakların en eskisi olması, hem de dil özellikleri bakımından Türkçe araştırmaları için büyük değer taşır. Eserin bilinen tek nüshası Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi III. Ahmed kısmında 3468 numarada kayıtlı bulunmaktadır. Yazma nüsha 264 mm. Boy ve 178 mm. Eninde mıklepli, şemseli kahverengi meşin bir cilt içindedir. Metin aharlı kalın ebadı kağıda yazılmış olup 115 yapraktır. Her sayfada 113 mm. Uzunluğunda 9 satır vardır. Yalnız Arapça olan ilk sayfa yedişer satırlıktır. Zahriye ve unvan altın nakışlı, cetveller kırmızıdır (Cunbur, 1967:5 ) Elimizdeki nüsha, zahriyedeki kayda göre, Gazi Altunboğa adına istinsah edilmiştir. İstisnah tarihi H. 850 (1446/7)'dir. Münyetü'lüguzât, altı fen üzerine yazılmıştır. Anvak elimizdeki bu nüshada bu altı fenden biri olan kalkan tutmak bölümü yoktur. Ayrıca, ok atmak bahsi de başlıksızdır. Bu bölümde de eksik olabileceği muhtemeldir. Mütercim, eserin bölümlerini şöyle belirtmektedir. 1. atka minmek 2. süngü tutmak 3. kılıçkaa taalluk ameller 4. kalkan tutmak 5. ok atmak 6. top atmak Ata binmek Bu bölüm at üzerinde sabit durabilmekten, eyersiz olarak ata binmeyi öğrenmekten, eyer takımının ve üzenginin nasıl olması gerektiğinden bahseder. Bunların yanında atı yürütme, koşturma, geri döndürme ve dinlendirme gibi binicilikle ilgili hususlar tarif edilmiştir.

Şınar AUELBEKOVA Ahmet Yesevi Ü. Sos. Bil. Ens. Yük.Lis. Öğrencisi

2 Mızrak Tutmak
Bu bölümde çeşitli mızrak tutma ve kullanma usullerinden, örnek olarak Muhdis,

bilig-5/Bahar '97

182

Sagri, Şami, Horasani, Deylemi tarzı mızrak tutmak ve bir usulden diğerine basıl geçileceğinden, hasımla karşılıklı mızrak mücadelesinin nasıl yapılacağından, mızrak çeşitlerinden, mızrak hilelerinden bahsedilmiştir.

3. Kılıç Kullanmak
Bu bölümde. Yemeni, Kılaî, Hindî, Firencî, Mısrî, Süleymanî, Dımışkî gibi kılıçların özelliklerinden kılıcı taşıma ve kına koyma usullerinden, kılıcı iyi kullanmak için gerekli talimatların nasıl yapılacağından bahsedilmiştir.

(ECKMAN, 1965:36; 1963:305) Doerfer ise Münyetü'lguzât için şöyle demektir. Aslında eser, büyük ölçüde Çağatayca'nın tesirindedir. Yani, bu dilin asıl kullanım alanının dışında kaleme alınmış, sayısı pek de az olmayan eserlerden biridir, fakat pek de zayıf olmayan bir Kıpçakça katışımda hissedilmektedir (1989: 139) MÜNYETÜ'LGUZÂT'TA GEÇEN KELİMELER I. Ortak Olmayan Kelimeler 1. Araştırılan Lehçelerde Kullanılmayan Kelimeler Münyetü'lguzât'ta geçen bazı kelimeler, araştırdığımız Türk lehçelerinin hiç birisinde bugün kullanılmamaktadır: Örnek: buş (27a8) "zarar vermek"; kol (8a6) "güneş almayan çukur yer, vadi, nehir yatağı"; kurla (15a8) "defa, kere"; sarı (39a5) "yön, taraf; sanı (15a9) "yön, taraf'; üküş (3a8) "çok"

4. Kalkan Tutmak
Bu bölüm elimizdeki,I nüshada mevcut değildir.

5. Ok Atmak
Yazmada, ok atma bahsi başlıksız olarak verilmiştir. Bu bölümde her şeyden önce ok atmak için yumuşak yayla çokça talim yapılması gerektiğinden, aşağıdan yukarıya, kaleye ok atmaktan, yayın nasıl çekileceğinden, at üstünde nasıl ok atılacağından bahsedilmiştir. 6. Top Vurmak Eserin bu bölümünde, çevgan oyunun insanları savaşa hazırladığından, bu oyunda çevganla topa vurma usullerinden, çevgan miktarının, oynanacak meydanın genişliğinden, vasıflarından, bu oyunu kaç kişiyle oynamanın iyi olacağından bahsedilmiştir. Bununla birlikte, bu bölüm sonunda zıpkının nasıl atılacağından bahsedilmiştir. Münyetirlguzât ve eserle ilgili araştırmalar hakkında daha detaylı bilgiler için (UĞURLU 1987; UĞURLU, 1994). Münyetü'lguzât, Türkçe kelimeler yönünden zengindir. Bunda, eserin askerler için yazılmış olması ve sanat kaygısı taşımaması rol oynamıştır, denilebilir. Ayrıca, bu durumu dolayısıyla, o günkü konuşma dili hakkında da bir ölçüde bilgi edinilmektedir.

2. Doğu Türkçesinde Kullanılan Kelimeler
Metinde geçen katla (9 b-9) "defa, kere" kelimesi bugün sadece Özbek Türkçesinde (Akabirov 1981: II, 561) kullanılmakta; Kazak Karakalpak Nogay ve Türkiye Türkçesinde kullanılmamaktadır. Bu kelimenin yerine adı geçen Kıpçak lehçelerinde ret; Oğuz Türkçesini temsil eden Türkiye Türkçesinde kez, kere kelimeleri kullanılmaktadır.

3. Kıpçak Türkçesinde Kullanılan Kelimeler
Metnimizde geçen şu kelimeler sadece, Kazak Karakalpak Nogay Türkçesinde kullanılmaktadır: ang mang (42a9) "şaşkın, şaşkınlık" ~ an tan "şaşkın, şaşkınlık" (Kenesbaev 1974: 1, 91) -an tan "şaşkın, şaşkınlık" (Esemuratova 1982: 1. 91) ~ an tan "şaşkın, şaşkınlık" (Baskakov 1963: 43). arkın (48a6) "yavaş" ~ akırın "yavaş" (Kenesbaev 1974: 1, 165). -akırın "yavaş" (Esemuratov 1982: 1, 69). akırın "yavaş" (Baskakov 1963: 35). birer (7a9) "ara sıra" ~birer ''ara sıra" (Kenesbaev 1976: 2, 618). ~biren "ara sıra" (Esemuratova 1982: 1,

1.2. Münyetü'lguzât'ın Dili ile İlgili Görüşler
Janos Eckman'a göre Münyetü'lguzât "asıl Kıpçak dili"ni temsil eden eserlerden birisidir

bilig-5/Bahar '97

183

35). ~birem "ara sıra" (Baskakov 1963: 82). biyik (80a2) "yüksek" ~biyik "yüksek" (Kenesbaev 1976: 2, 315). ~ biyik "yüksek" (Esemuratova 1982: 1, 286). -biyik "yüksek" (Baskakov 1958: 80). kömüldürük (34b5) "at göğüslüğü" ~kömekey "at göğüslüğü" (Kenesbaev 1980: 5, 155~kömekey "at göğüslüğü" (Esemuratova 1988: 3, 14). ~kömekey "at göğüslüğü" (Baskakov 1963: 178). sokur (36b9) "kör" ~sokır "kör" (Kenesbaev 1985: 8, 328). ~sokır "kör" (Esemuratova 1992: 4, 212). ~sokır "kör" (Baskakov 1963: 302).

Karakalpak Nogay ve Özbek Türkçesinde on kelimesi kullanılmaktadır. uçuz (14a5) "kolay" (EREN, 1988: 2, 886). Bu kelime adı geçen lehçelerde kullanılmamaktadır.

II. Ortak Kelimeler 1. Ses ve Anlamı Aynı Olan Kelimeler
Münyetü'lguzât'ta geçen bir çok kelimeler Kazak Karakalpak Nogay, Özbek ve Türkiye Türkçelerinde ses ve anlam bakımından aynıdır. Örnek: ak (72al) "ak, beyaz" > ak "ak, beyaz" (Kenesbaev 1974: 1, 127); (Esemuratova, 1982: 1, 56); (Baskakov 1963: 32); (Akabirov, 1981: 1, 357). ak (30b9) "akmak" ~ ak "akmak" (Kenesbaev, 1974: 1, 136); (Esemuratova, 1982: 1, 28); (Baskakov, 1963: 26); (Akabirov, 1981: 1, 558). al (60al) "almak" > al "almak" (Kenesbaev, 1974: 1, 167); (Esemuratova, 1982: 1, 69); (Baskakov, 1963: 39); (Akabirov, 1981: 1, 533). alda (22a9) "aldatmak" > alda "aldatmak" (Kenesbaev, 1974: 1, 211); (Esemuratova, 1982: 1, 77); (Baskakov, 1963: 37); (Akabirov, 1981: 1, 39). altı (5a9) "altı" (sayı) > altı "altı" (Kenesbaev, 1974: 1, 233); (Esemuratova 1982:1, 83); (Baskakov, 1963: 39); (Akabirov, 1981: 1, 534). arka (12bl) "arka, sırt" > arka "arka, sırt" (Kenesbaev, 1974: 1, 326); (Esemuratova, 1982: 1, 97); (Baskakov, 1963: 46); (Akabirov, 1981: 1, 544). art (8b7) "art, arka" > art "art, arka" (Kenesbaev, 1974: 1, 342); (Esemuratova 1982: 1, 101); (Baskakov 1963: 47); (Akabirov, 1981: 542). as (90a4) "asmak" > as "asmak" (Kenesbaev, 1974: 1, 366); (Esemuratova, 1982:1,110); (Baskakov, 1963: 50); (Akabirov 1981: 1, 545). at (6b3) "at" > at "at" (Kenesbaev 1974: 1, 404); (Esemuratova 1982: 1, 110); (Baskakov 1963: 52); (Akabirov 1981: 1, 547). ay (90b1) "ay, kamer" > ay "ay, kamer" (Kenesbaev 1974: 1, 86); (Esemuratova 1982: 1, 38); (Baskakov 1963: 28); (Akabirov 1981: 1, 526). ayak (8a4) "ayak" > ayak "ayak" (Kenesbaev 1974: 1, 545); (Esemuratova 1982: 1, 133); (Baskakov 1963: 57); (Akabirov 1981: 1, 522). az (22b2) "az" > az "az" (Kenesbaev 1974: 1, 75); (Esemuratova 1982: 1, 31); (Baskakov 1963: 29); (Akabirov 1981: 1, 524). bas (39b2) "basmak" > bas"basmak" (Kenesbaev 1976: 2, 120); (Esemuratova 1982: 1, 221); (Baskakov 1963: 73); (Akabirov 1981: 1, 133). bat (8a3) "batmak, gömülmek" > bat "batmak, gömülmek" (Kenesbaev 1976: 2, 143); (Esemuratova 1982: 1,

4. Oğuz Türkçesinde Kullanılan Kelimeler
Münyetü'lguzât'ta geçen bazı kelimeler sadece Türkiye Türkçesinde kullanılmaktadır. Örnek: ağ (4bl) "ağmak" (Eren 1988: 1, 28). KazakKarakalpakNogay ve Özbek Türkçelerinde bu kelimenin yerine biyiktev kelimesi kullanılmaktadır, bul (70a-9) "bulmak" (EREN 1988: 1, 228). KazakKarakalpakNogay ve Özbek Türkçesinde bu kelime yerine tapmak kullanılmaktadır, çevre (64b1) "çevre, etraf (Eren 1988: 1, 297). KazakKarakalpakNogay ve Özbek Türkçelerinde bu kelime kullanılmamaktadır, döğül (18b5) ve tögiil (10b2) "değil" (Eren 1988: 1, 345) kelimelerinin yerine Kazak Karakalpak Nogay ve Özbek Türkçesinde emes kelimesi kullanılmaktadır. Ancak belli durumlarda seyrek olarak kullanılmaktadır. iksik (114al) "eksik, az" (Eren 1988: 1. 441). Kazak Karakalpak Nogay ve Özbek Türkçesinde bu kelime kullanılmamaktadır. kazanç (108b7) "kazanç" (EREN, 1988: 2. 825). Bu kelime adı geçen Kıpçak lehçelerinde ve Doğu Türkçesinde bulunmamaktadır, kindü (7a8) "kendi" (Eren 1988: 2. 834). Bu kelimenin yerine Doğu Türkçesi ve adı geçen Kıpçak lehçelerinde öz kelimesi kullanılmaktadır. kizle (75b6) "gizlemek, saklamak" (EREN, 1988:1. 553). Kazak Karakalpak Nogay ve Özbek Türkçesinde bu kelime yerine casıruv kelimesi kullanılmaktadır. ört (44b7) "örtmek, kapamak" (EREN, 1988: 2, 1142). Bu kelimenin yerine adı geçen Kıpçak lehçeleri ve Doğu Türkçesinde cabuv kelimesi kullanılmaktadır, sağ (10a3) "sağ" (solun zıddı) (EREN, 1988: 2, 1241). Bu kelimenin yerine Kazak

bilig-5/Bahar '97

184

184

229); (Baskakov 1963: 74); (Akabirov 1981: 1, 135); bez (46a8) "bezmek, bıkmak, usanmak" > bez "bezmek, bıkmak, usanmak" (Kenesbaev 1976: 2, 208); (Esemuratova 1982: 1, 256); (Baskakov 1963: 74); (Akabirov 1981: 1, 96). bil (43b4) "bilmek" > bil "bilmek" (Kenesbaev 1976: 2, 600); (Baskakov 1958: 107); (Baskakov 1963: 81); (Akabirov 1981: 1, 114). bir (2b8) "bir" > bir "bir" (Kenesbaev 1976: 2, 608); (Esemuratova 1982: 1. 303); (Baskakov 1963: 81); (Akabirova 1981: 116). bit (80a2) "bitmek, yetişmek" > bit "bitmek, yetişmek" (Kenesbaev 1976: 2, 626); (Baskakov 1958: 111); (Baskakov 1963: 83); (Akabirov 1981: 1, 122). biz (76a9) "biz" (şans zamiri) > biz "biz" (Kenesbaev 1976: 2, 599); (Esemuratova 1982: 1, 359); (Baskakov 1963: 79); (Akabirov 1981: 1, 111). Buyur (6a8) "buyurmak, emretmek" > buyur "buyurmak, emretmek" (Kenesbaev 1976: 2, 494); (Esemuratova 1982: 1, 359); (Baskakov 1963: 90); (Akabirov 1981: 155). bük (102b4) "bükmek" > bük "bükmek" (Kenesbaev 1976: 2, 561); (Esemuratova 1982: 1, 383); (Baskakov 1963: 92); (Akabirov 1981: 1, 147). Inan (22a5) "inanmak, güvenmek" > inan "inanmak, güvenmek" (Kenesbaev 1979: 4, 450); (Esemuratova 1984: 2, 271); (Baskakov 1963: 426); (Akabirov 198.1: 2, 329). it (92b6) "köpek" > it "köpek" (Kenesbaev 1979: 4, 471); (Esemuratova 1984: 2, 264); (Baskakov 1963: 118); (Akabirov 1981: 1, 338). iz (14b5) "iz" > iz "iz" (Kenesbaev 1986: 10,423); (Esemuratova 1984: 2, 256); (Baskakov 1963: 117); (Akabirov 1981: 1, 316). el (3b2) "el" > el "el" (Kenesbaev 1978: 3, 303); (Esemuratova 1984: 2, 103); (Akabirov 1981: 2, 442). eski (85a5) "eski" > eski "eski" (Kenesbaev 1978: 3, 444); (Esemuratova 1988: 3, 112); (Baskakov 1963: 433); (Akabirov 1981: 2, 442). kal (40a8) "kalmak" >kal "kalmak" (Kenesbaev 1980: 5, 578); (Esemuratova 1988: 3, 112); (Baskakov 1963: 142); (Akabirov 1981: 2, 594). kan (92b8) "kan" > kan "kan" (Kenesbaev 1980: 5, 623); (Esemuratova 1988: 3, 115); (Baskakov 1963: 143); (Akabirov 1981: 2, 596). kanat (16b6) "kanatmak" > kanat "kanatmak" (Kenesbaev 1980: 5, 638); (Esemuratova 1988: 3, 118); (Baskakov 1963: 144); (Akabirov 19.81: 2, 596). kara (79a4) "kara, siyah" > kara "kara, siyah" (Kenesbaev 1982: 6, 36); (Esemuratova 1988: 3, 123); (Baskakov 1963: 147); (Akabirov 1981: 2, 599). karın (110a2) "karın" > karın "karın" (Kenesbaev 1982: 6, 115); (Esemuratova 1988: 3, 138); (Baskakov 1963: 152); (Akabirov 1981: 2, 602). kayna (8 lal) "kaynamak, bitişmek" > kayna

"kaynamak, bitişmek" (Kenesbaev 1980: 5, 530); (Esemuratova 1988: 3, 100); (Baskakov 1963: 137); (Akabirov 1981: 2, 538). kırk (106al) "kırk" (sayı) > kırk "kırk" (Kenesbaev 1983: 7, 14); (Esemuratova 1988: 3, 216); (Baskakov 1963: 201); (Akabirov 1981: 2, 583). kıs (21b9) "kısmak, sıkmak" > kıs "kısmak, sıkmak" (Kenesbaev 1983: 7, 21); (Esemuratova 1988: 3, 221); (Baskakov 1963: 203); (Akabirov 1981: 2, 585). kızar (88a4) "kızarmak, kızıl renkli olmak" > kızar "kızarmak, kızıl renkli olmak" (Kenesbaev 1982: 6, 548); (Esemuratova 1988: 3, 204); (Baskakov 1963: 420); (Akabirov 1981: 2, 570). kızıl (86a9) "kızıl, kırmızı" > kızıl "kızıl, kırmızı" (Kenesbaev 1982: 6, 563); (Esemuratova 1988: 3, 205); (Baskakov 1963: 197); (Akabirov 1981: 2, 570). kim (4a9) "kim" (zamir) > kim "kim" (zamir) (Kenesbaev 1980: 5,404); (Esemuratova 1984: 2, 348); (Baskakov 1963: 166); (Akabirov 1981: 1, 385). kol (4a2) "kol, el" > kol "kol, el" (Kenesbaev 1982: 6, 279); (Esemuratova 1988: 3, 166); (Baskakov 1963: 169); (Akabirov 1981: 2, 639). Kork (58a5) "korkmak" > kork "korkmak" (Kenesbaev 1982: 6, 357); (Esemuratova 1988: 3, 175); (Baskakov 1963: 173); (Akabirov 1981: 2, 641). koy (49b6) "koymak, bırakmak" > koy "koymak, bırakmak" (Kenesbaev 1982: 6, 260); (Esemuratova 1988: 3, 165); (Baskakov 1963: 169); (Akabirov 1981: 2, 614). Kör (71a8) "kör" > kör "kör" (Kenesbaev 1980: 5, 190); (Baskakov 1958: 337); (Baskakov 1963: 180); (Akabirov 1981: 1, 419). kulak (20a5) "kulak" > kulak "kulak" (Kenesbaev 1982: 6, 451); (Esemuratova 1988: 3, 184); (Baskakov 1963: 186); (Akabirov 1981: 1, 404). ok (53b9) "ok" > ok "ok" (Kenesbaev 1983: 7, 402); (Esemuratova 1992: 4, 18); (Baskakov 1963: 243); (Akabirov 1981: 2, 526). on (27a7) "on" (sayı) > on "on" (Kenesbaev 1983: 7, 425); (Esemuratova 1992: 4, 24); (Baskakov 1963: 246); (Akabirov 1981: 2, 505). orta (64a9) "orta" > orta "orta" (Kenesbaev 1983: 7, 466); (Esemuratova 1992: 4, 35); (Baskakov 1963: 251); (Akabirov 1981: 2, 514). oyna (16a9) "oynamak" > oyna "oynamak" (Kenesbaev 1983: 7, 390); (Esemuratova 1992: 4, 15); (Baskakov 1963: 242); (Akabirov 1981: 2, 500). sal (42bl) "salmak, uzatmak, koymak" > sal "salmak, uzatmak, koymak (Kenesbaev 1985: 8, 414); (Esemuratova 1992: 4, 173); (Baskakov 1963: 286); (Akabirov 1981: 2, 66). sarı (79a3) "sarı" (renk) > sarı "sarı" (Kenesbaev 1985: 8, 187); (Esemuratova 1992: 4, 182); (Baskakov 1963: 289); (Akabirov 1981: 2, 23). Seksen (14a 3) "seksen" (sayı) > seksen "seksen" (sayı)

bilig-5/Bahar '97

sen (14b9) "sen" (şahıs zamiri) > sen "sen" (şahıs zamiri) (Kenesbaev 1985: 8.185 (Kenesbaev 1985: 8. 13). uzat (94a2) "uzatmak" > uzat "uzatmak" (Kenesbaev 1986: 9. 1507). (Akabirov 1981: 2. 145). (Baskakov 1963: 296). (Esemuratova 1992: 4. 253). 44). (Esemuratova 1992: 4. (Kenesbaev 1985: 8. tart (103al) "çekmek. Düzenli Ses Değişiklikleri Gösteren Anlamı Aynı Olan Kelimeler Münyetü'lguzât'ta geçen bazı kelimeler bugünkü Kazak Karakalpak Nogay. (Akabirov 1981: 2. . toprak (74b2) "toprak" > toprak "toprak" (Kenesbaev 1986: 9. 157). asılmak" (Kenesbaev 1986: 9. (Akabirov 1981: 2. (Baskakov 1963: 353). (Baskakov 1958: 576). d ~t Münyetü'lguzât'ta d ile görülen bazı kelimelerde. 508). 197). (Baskakov 1963: 294). (Baskakov 1963: 325). siz (4a3/8) "siz" (şahıs zamiri) > siz "siz" (şahıs zamiri) (Kenesbaev 1985: 8. (Akabirov 1981: 2. kelimesi "kaldırmak" manasında kullanılmaktadır (Kenesbaev 1980: 5. bağlamak" > tak "takmak.12). 266). (Esemuratova 1982: 3. Ancak. 199). sağın (86b2) "düşünmek". 96). 32). isim" > at "ad. (Baskakov 1963: 326). Sesçe Aynı Anlamı Yakın Olan Kelimeler Araştırdığımız metinde sesçe aynı anlam bakımından ise yakın kelimeler bulunmaktadır. (Akabirov 1981: 2. 404414). 2. (Akabirov 1981: 2. Özbek ve Türkiye Türkçelerinde farklıdır. (Eren 1988: 2. 547). tırnak (104a7) "tırnak" > tırnak "tırnak" (Kenesbaev 1986: 9. (Kenesbaev 1982: 6. 535). 381). 381). kaldırmak" KazakKarakalpakNogay Türkçesinde köter bilig-5/Bahar '97 . (Esemuratova 1992: 4/ 258). tuy (74b4) "duymak" Doğu Türkçesinde tuy kelimesi "hissetmek" anlamında kullanılmaktadır. (Baskakov 1963: 282). 422). (Esemuratova 1992: 4. Özbek Türkçesinde kötar "kaldırmak" (Akabirov 1981: 1. 813). 257). (Akabirov. kötür (72a6) "götürmek. 416). (Baskakov 1963: 357). (Eren 1988. (Baskakov 1963: 155) Özbek Türkçesinde katla "katlamak" (Ercilasun 1991: 453) Türkiye Türkçesinde katla "'katlamak" anlamında kullanılmaktadır. (Esemuratova 1992: 4. (Kenesbaev 1985: 8. (Akabirov. top (111a6) "top" (çevgan oyununda kullanılan) > top "top" (Kenesbaev 1978: 3. (Baskakov 1963: 380). tak (104b9) "takmak. (Akabirov 1981: 2. Örnek: katla (l 1 lb5) "yuvarlanmak. bağlamak" (Kenesbaev 1985: 8. (Akabirov 1981: 2. 282). (Esemuratova 1982: 1. (Baskakov 1963: 282). sol (9b2) "sol" (sağın zıddı) > sol "sol" (Kenesbaev 1985: 8. 31). 235). süngü (4al) "süngü" KazakKarakalpak ve Oğuz Türkçesinde süngi kelimesi "tüfek namlusunun ucuna takılan küçük kılıç biçiminde delici silah" manasında kullanılmaktadır. KazakKarakalpakNogay ve Özbek Türkçesinde bu kelime kullanılmamaktadır. Oğuz Türkçesinde tuy kelimesi sadece ses değişikliklerine uğramıştır ama anlamı aynıdır: duy "duymak" (Eren 1988: 1. (Akabirov 1981: 2. Adı geçen Kıpçak lehçelerinde ve Doğu Türkçesinde sağın kelimesi "özlemek" anlamında kullanılmaktadır. (Esemuratov 1992: 4. 423). 206). (Esemuratova 1992: 4. 340). 1981: 2. (Baskakov 1963: 391). 186). 1981: 2. 36). 264). 250). 221). 282). 237). 197). 3. Nogay ve Özbek Türkçesinde bu kelime kullanılmamaktadır. (Eren 1988. (Akabirov 1981: 2. isim" (Kenesbaev 1974: 1. 149) Karakalpak ve Nogay Türkçesinde katla "katlamak" (Esemuratova 1988: 3. Örnek: ad (5a7) "ad. (Baskakov 1963: 337). (Akabirov 1981: 2. (Akabirov 1981: 2. Bugün adı geçen Kıpçak lehçelerinde bu kelime kullanılmamaktadır. uçuz (14a5) "kolay" Oğuz Türkçesin temsil eden Türkiye Türkçesinde ucuz "ucuz" anlamında kullanılmaktadır. (Esemuratova 1992: 4. 329). tekerlenmek" Kazak Türkçesinde katta kelimesi "katlamak" anlamında kullanılmaktadır. Özbek Türkçeleri aslî olan t'yi korumaktadır. 459). 378). asılmak" > tart "çekmek. (Baskakov 1963: 375). (Esemuratova 1992: 4. 93). Oğuz Türkçesinde bu kelime sadece ses değişikliklerine uğramıştır fakat anlamı bakımından aynıdır: götür "götürmek" (Eren 1988: 567). üst (7a9) "üst" > üst "üst" (Kenesbaev 1986: 10. (Baskakov 1963: 293). 73). bu kelimelerdeki ses değişikliklerinin tarihî gelişimine bakıldığında bunların ortak bir sese gittikleri görülmektedir. Kazak Karakalpak Nogay. (Esemuratova 1992:4. (Esemuratova 1992: 4. tay (85a8) "tay" > tay "tay" (Kenesbaev 1985: 8. (Esemuratova 1992: 4. 147). 224). (Baskakov 1963: 302). 343). (Esemuratova 1992: 4. 415). 212). 1354). 160). 207).

(Baskakov 1958: 65). saç (92a2) "saç" > şaş "saç" (Kenesbaev 1986: 10. 505). (Baskakov 1963: 402). Kazak Karakalpak Nogay Türkçesi: ğ>y bağla (78b6) "bağlamak" > bayla "bağlamak" (Kenesbaev 1976: 2. (Baskakov 1963: 407). ve" > tağı "dahi. (Esemuratova 1992: 4. bağlan (94a9) "bağlanmak" > baylan "bağlanmak" (Kenesbaev 1976: 2. (Esemuratova 1982: 1. (Esemuratova 1982: 1. 279). ağrıt (8a1) "ağrıtmak. saç (92a2) "saç" > şaş "saç" (Kenesbaev 1986: 10. (Baskakov 1963: 54). kaş (103al) "kaş" > kas "kaş" (Kenesbaev 1982: 6. 34). Kazak Karakalpak Nogay ve Özbek Türkçesi: ğ>k aç (77 a6) "açmak" > aş "açmak" (Kenesbayev 1974: 1. (Esemuratova 1982: 1. (Esemuratova 1982: 1. 515). 499). 139). (Baskakov 1963: 173). (Baskakov 1963: 163): Örnek: küç (59b5) "güç. (Esemuratova 1992: 4. kuvvet" > küş "güç. aşık (28b2) "acele etmek" > asık "acele etmek" (Kenesbaev 1974: 1. Kazak Karakalpak Nogay Türkçesi: d>t. (Akabirov 1981: 1. 356). 356). 178). (Baskakov 1963: 151). 547). (Baskakov 1963: 23). 109). sanç (48a5) "batırmak. 256). Kazak Karakalpak Nogay Türkçesi: bağa (92b4) "kurbağa" > baka "kurbağa" (Kenesbaev 1976: 2. 120). karış (88a9) "karışmak" > karıs "karışmak" (Kenesbaev 1982: 6. (Esemuratova 1982: 1. kuvvet" (Kenesbaev 1980: 5. kuçak" (Kenesbaev 1976: 2. 136). Kazak Karakalpak Nogay Türkçesi: ç>ş aş (99b8) "aşmak. kuçak" > bav "bağ. 87). (Akabirov 1981: 2. vakit" (Kenesbaev 1986: 10. 172). (Baskakov 1963: 152). 123). (Esemuratova 1988: 3. 232). 477). ğ>v bağ (19b6) "bağ. (Baskakov 1963: 153). 514). 104). k>ğ Örnek: dakı (103b9) "dahi. açıtmak" (Kenesbaev 1974: 1. (Esemuratova 1992: 4.124). 104). (Esemuratova 1988: 3.186 110111). ç>ş Örnek: çak (10b5/8) "zaman. 96). ağız (26a4) "ağız" > avız "ağız" (Kenesbaev 1974: 1. (Baskakov 1963: 23). (Baskakov 1963:48). 256). (Baskakov 1963: 404). 448). (Baskakov 1963: 195). (Esemuratova 1984: 2. ç>ş Örnek: kiçi (89a4) "küçük" > kişi "küçük" (Kenesbaev 1980: 5. 105). 507508). saplamak" (Kenesbaev 1986: 10. 367). 122). 50). (Esemuratova 1992: 4. (Esemuratova 1992: 4. geçmek" (Kenesbaev 1974: 1. 397). (Akabirov 1981: 1. 80). 131). 494). 172). (Esemuratova 1988: 3. 171). (Baskakov 1963: 67). çok" (Kenesbaev 1974: 1. (Baskakov 1963:24). Özbek ve Türkiye Türkçesi: bilig-5/Bahar '97 . Kazak Karakalpak Nogay ve Özbek Türkçesi: d>t Örnek: dur (66b2) "yardımcı fiil" > tur "yardımcı fiil" (Kenesbaev 1986: 9. çok" > avır "ağır. (Esemuratova 1982: 1. 158). vakit" > şak "zaman. 256). 33). 171). (Baskakov 1963: 407). saplamak" > şanşı "batırmak. (Esemuratova 1982:1. (Esemuratova 1988: 3. (Baskakov 1963: 66). karşu (43al) "karşı" > karsı "karşı" (Kenesbaev 1982: 6. ve" (Kenesbaev 1978: 3. (Esemuratova 1982: 1. geçmek" > as "aşmak. 386). (Baskakov 1963: 5152). açıtmak" > avırt "ağrıtmak. (Esemuratova 1982: 1. (Esemuratova 1992: 4. (Baskakov 1963: 49). (Baskakov 1963: 51). (Baskakov 1963: 66). Kazak Karakalpak Nogay Türkçesi: ğ>v Örnek: ağır (27a1) "ağır. 140). 121).

(Esemuratova 1992: 4. 218).205). KazakKarakalpakNogay Türkçesi: s>ş ç>ş baş (3a5) "baş" (bir şeyin uç noktası) > bas "baş" (Kenesbaev 1976: 2. 150). Kazak Karakalpak Nogay Türkçesi: b>m boyun (34a7) "boyun" > moyın "boyun" (Kenesbaev 1983: 7. (Baskakov 1963: 198). 500). (Baskakov 1963: 273). 341). halka" (Kenesbaev 1986: 9. (Baskakov 1963: 243). 398). 45). 329). 526). min (9b2) "binmek" > bin "binmek" (Ercilasun 1991: 70). 4. ş>s. 256). KazakKarakalpak Türkçesi: bilig-5/Bahar '97 . (Esemuratova 1984: 2. Kazak Karakalpak Nogay Türkçesi: m>p tasma (104b8) "tasma. e>i eye (64b3) "iye. Kazak Karakalpak Nogay ve Özbek Türkçesinde: ol (4a2) "olmak" > bol "olmak" (Kenesbaev 1976: 2. (Esemuratova 1984: 2. (Esemuratova 1992:4. 736). (Esemuratova 1984: 2. 221). (Baskakov 1963: 84). ming (104a3) "bin" (sayı) > bin "bin" (Ercilasun 1991: 70). (Baskakov 1963: 324). (Akabirov 1981: 1. (Baskakov 1963: 382). 132). 312).187 k>ğ çak (10b5) "zaman. 163). vakit" > çağ "zaman. tapuş (54a6) "buluşmak. (Esemuratova 1982: 1. Türkiye Türkçesi: m>b men (25a4 ) "ben" > ben "ben" (Ercilasun 1991: 60). 28). 589). 471). (Baskakov 1963: 116). sahip" > iye "iye. sahip" (Kenesbaev 1979: 4. KazakKarakalpakNogay ve Özbek Türkçesi: u>ı kıldur (75a5) "kıldırmak. (Esemuratova 1992:4. 291). vakit'" (Akabirov 1981: 2. Kazak Karakalpak Nogay Türkçesi: h>k. (Esemuratova 1988: 3. p>b tipren (12b9) "deprenmek. (Baskakov 1963: 432). (Baskakov 1963: 389). karşılaşmak" (Kenesbaev 1985: 8. yapmak" (Kenesbaev 1982: 6. KazakKarakalpakNogay Türkçesi: ö>ü. 380). sallanmak" (Kenesbaev 1986: 9. (Esemuratova 1992:4. o>u ohşa (81a2) "benzemek" > uksa "benzemek" (Kenesbaev 1986: 9. Kazak Karakalpak Nogay ve Özbek Türkçesi: b>p bıçak (79b8) "bıçak" > pışak "bıçak" (Kenesbaev 1985: 8. 381). 533). (Esemuratova 1988: 3. (Akabirov 1981: 2. (Baskakov 1963:434). 90). Kazak Karakalpak Nogay ve Türkiye Türkçesi: öğren (25b9) "öğrenmek" > üyren "öğrenmek" (Kenesbaev 1986: 9. 211). 424). 111). oyun (108a9) "oyun" > oyın "oyun" (Kenesbaev 1980: 5. (Akabirov 1981: 1. 577). sallanmak" > tebren "deprenmek. (Esemuratova 1992: 4. (Esemuratova 1992. 108). 582). 327). 407). 300). (Akabirov 1981: 2. halka" > taspa "tasma. (Baskakov 1963: 225). yapmak" > kıldır "kıldırmak. ğ>y. (Baskakov 1963: 346). KazakKarakalpakNogay Türkçesi: i>e iki (7b8) "iki" (sayı) > eki "iki" (sayı) (Kenesbaev 1978: 3.108). (Ercilasun 1991: 110). (Akabirov 1981: 2. 258). (Eren 1988: 1. (Esemuratova 1982: 1. Kazak Türkçesi: b>m bıyık (103a2) "bıyık" > mıyık "bıyık" (Kenesbaev 1983: 7. illig (39a3) "elli" (sayı) > eluv "elli" (sayı) (Kenesbaev 1978: 3. (Esemuratova 1992:4. karşılaşmak" > tabıs "buluşmak. 284). 17). (Baskakov 1963: 339). (Baskakov 1963: 71).

654). 553). 177). astınğı "aşağı" (Kenesbaev 1974: 1. 118). fena" > jaman "kötü. ş>s. keskin" Kazak Karakalpak Nogay Türkçesinde keskiş "kesegen. 333). 145). (Baskakov 1958: 746). 52).138). Kelime Kökleri Ortak Türemiş Şekilleri Farklı Olan Kelimeler Münyetü'l güzâfta geçen bazı kelimelerin. dönen şey" > şığır "çıkrık" (Ercilasun 1991: 128). 361). ancak anlam bakımından birbirinden farklılaşmış kelimelere de rastlanmaktadır. güzel" (Kenesbaev 1978:3. Örnek: alkışçı (4a8) "alkışçı. yaman (35a6) "kötü. 553). m>n. 546). 389). (Esemuratova 1988: 3. çevüklük (76a6) "çeviklik" Kazak Karakalpak Nogay Türkçesinde şapşan "hızlı. 308). (Esemuratova 1982: 1. Özbek Türkçesinde çığır "çıkrık" (Ercilasun 1991: 129). 671). kesegen (85a6) "kesegen. 598). 181). Kazak Karakalpak Nogay Türkçesi: y>J yamğır (79b 1) "yağmur" > janbır "yağmur" (Kenesbaev 1978: 3. (Esemuratova 1984: 2. (Baskakov 1963: 421). (Baskakov bilig-5/Bahar '97 . Örnek: aşağa (23b3) "aşağı" > ast.18). (Esemuratova 1984: 2. Kazak Karakalpak Nogay Türkçesi: ı>u arı (84a5) "arı temiz" > aruv "iyi. Özbek Türkçesinde ise çakkon "hızlı. Kazak Karakalpak Nogay Türkçesi: karındaş (83a4) "kardeş" > karındas "kız kardeş" (Kenesbaev 1982: 6. 170). 174). 162). yaru (60b7) "taraf' > jarı "yanın" (Kenesbaev 1978: 3. 203). (Esemuratova 1992: 4. 211). yağrın (20a4) "sırt. güzaf" (Kenesbaev 1974: 1. araştırdığımız metinde yaşayan lehçelerde kullanılan kelimeler ile kelime kökleri ortak. 549). 575). (Esemuratova 1984: 2. (Baskakov 1963: 268). (Baskakov 1963: 469). (Esemuratova 1982: 1. türemiş şekilleri ise farklıdır. (Baskakov 1963: 152). 344). Bu kelimede Münyetiflguzât'taki kelimede y sesi bulunmamaktadır. 203). 4. (Baskakov l963:93). (Esemuratova 1984: 2. 388). çıkrık (68b2) "döner. (Esemuratova 1984: 2. y>j. zahmet" > enbek "emek" (Kenesbaev 1978: 3.77). yahşi (5b7) "iyi. (Esemuratova 1984: 2. (Esemuratova 1984: 2. 350). 28). güzel" > jaksı "iyi. 118). Düzenli Ses Değişiklikleri Gösteren Anlamı Yakın Olan Kelimeler Araştırdığımız metinde tarihî gelişimine göre ortak bir sese giden. keskiş" (Kenesbaev 1979: 4. (Esemuratova 1984: 2. ğ>b iti (92a1) "keskin" > jiti "iyi gören" (Kenesbaev 1979: 4. 108). 700). kürek kemiği" > javırın "sırt. 344). (Baskakov 1963: 50). çabuk" (Kenesbaev 1986: 10. 367). ç>ş ses değişikliklerine uğramıştır: alğısşı "teşekkür eden" (Kenesbaev 1974: 1. (Esemuratova 1984: 2. (Esemuratova 1984: 2. kürek kemiği" (Kenesbaev 1979: 4. fena" (Kenesbaev 1978: 3.188 y >j yakın (10b8) "yakın" > jakın "yakın" (Kenesbaev 1978: 3. çabuk" (Akabirov 1981: 2. Kazak Karakalpak Türkçesi: y->j yitig (97b2) "keskin" > jiti "iyi gören" (Kenesbaev 1979: 4. 161). (Akabirov 1981: 1. (Baskakov 1963: 405). KazakKarakalpakNogay Türkçesi: z>r büz (95a8) "büzmek" > bür "büzmek" (Kenesbaev 1976: 2. (Esemuratova 1982: 1. medh eden" Kazak Karakalpak Türkçesinde k>ğ. imgek (94a6) "eziyet. (Esemuratova 1982: 1. Kazak Karakalpak Türkçesi: 5. yara (16b6) "yara" > jara "yara" (Kenesbaev 1978: 3. (Esemuratova 1984: 2.

68). iyi" Kazak Karakalpak Türkçesi > körkti "güzel. 347). (Esemuratova 1988: 3. (Baskakov 1963: 454). (Esemuratoval 992: 4. kayıra (94b5) "tekrar" > kayta "tekrar" (Kenesbaev 1980: 5. keskin" (Akabirov 1981: 2. (Baskakov 1963: 177). 30). (Akabirov 1981: 2. 381) kıyış (19b9) "meyletmek. (Esemuratova 1992: 4. 20). çevrilmek" Kazak Karakalpak Türkçesinde kıysayt "meyletmek. (Ercilasun 1991: 177). sakın (109a4) "sakınmak. 175). 541). kolayca" (Kenesbaev 1986: 9. 145). 274). (Baskakov 1963: 342). 155). niçük (13b3/4) "nasıl. (Esemuratova 1992: 4. (Baskakov 1963: 178). (Baskakov 1963: 344). (Akabirov 1981: 2. Özbek Türkçesinde > ogit "akıl" (Akabirov 1981: 2. (Baskakov 1963: 138). 101). kökçek (14b4) "iyi. korunmak" (Kenesbaev 1985: 8. 202). (Akabirov 1981: 2. 527). tizik (8a5) "çabuk. (Akabirov 1981: 2. 235). 311). küneş (80a 3) "güneş" > kün "güneş" (Kenesbaev 1980: 5. 519). (Esemuratova 1988: 3. korunmak" Kazak Türkçesinde > saktan "sakınmak. iyi" (Kenesbaev 1980: 5. (Esemuratova 1988: 3. üzerine" (Kenesbaevl986: 10. 152). sağrı (69a8) "atın arka ayağının üstü" > san "atın arka ayağının üstü" (Kenesbaev 1985: 8. (Baskakov 1963: 344). korunmak" (Esemuratova 1992: 4. 414).419). (Baskakov 1963: 237). (Baskakov 1963: 284). (Esemuratova 1992: 4. tutka (92bl) "kılıcın sapı" Türkiye Türkçesinde sap "kılıcın sapı" (Eren 1988: 1257). bilig-5/Bahar '97 . 14). Özbek Türkçesinde ise üstiga "üstüne. tirkin (94a8) "kılıç sapının elin içinde iyi durmaması. kömüldürük (34b5) "at göğüslüğü" > kömekey "at göğüslüğü" (Kenesbaev 1980: 5. çevrilmek" (Kenesbaev 1982: 6. 494). niçe" > neşe "nice" (Kenesbaev 1983: 7. 1998). kögüs (20a8) "göğüs" Kazak Karakalpak Nogay Türkçesinde > kökirek "göğüs" (Kenesbaev 1980: 5. (Esemuratova 1992: 4. (Esemuratova 1988: 3. (Esemuratova 1984: 2. 10). (Akabirov 1981: 2. Sadece Kökleri Bulunan Kelimeler Araştırdığımız metinde geçen bazı kelimelerin benzer şekilleri bugünkü Kazak Karakalpak Nogay. karı (83a2) "ihtiyar" Karakalpak ve Nogay Türkçesinde kart "ihtiyar" (Esemuratova 1988: 3. (Esemuratova 1992: 4. (Esemuratova 1992: 4. tavdul (45b5) "şaşırmak" > tan kalu "şaşırmak" (Kenesbaev 1985: 8.189 1963: 163). küneş (80a3) "güneş" > kim "güneş" (Kenesbaev 1980: 5. 311). 194). Özbek Türkçesinde ise keskiç "kesegen. (Esemuratova 1992: 4. üzere (2b2) "üstüne. (Akabirov 1981: 2. 133). (Esemuratova 1988: 3. Örnek: iriş (58b9) "erişmek. 357). 16). süngüçilik (66a2) "süngü kullanma işi. 12). yağırlık (8b9) "atın sırtına konulan bir çeşit keçe" > javır "atın sırtına batan bir şeyden fayda olan yara" (Kenesbaev 1979: 4. (Akabirov 1981: 2. (Esemuratova 1988: 3. tigme (97a7) "her. 203). (Baskakov 1963: 177). (Akabirov 1981: 1. (Esemuratova 1988: 3. (Baskakov 1963: 107). 296). (Esemuratova 1988: 3. yetişmek" (Kenesbaev 1978: 3. 291). 423). üzerine" (Akabirov 1981: 2. Nogay ve Özbek Türkçesinde kıyşayt "meyletmek. çevrilmek" (Baskakov 1963: 198). (Akabirov 1981: 2. 27). 215). (Esemuratova 1988: 3. 402).412). (Esemuratova 1992: 4. 235). değme" > ti "değme" (Kenesbaev 1986: 9. (Baskakov 1963: 401). Kazak ve Özbek Türkçesinde keri "ihtiyar" (Kenesbaev 1979: 4. güzel" > kök "mavi. (Esemuratova 1988: 3. Özbek ve Türkiye Türkçelerinde bulunmamaktadır. Özbek ve Nogay Türkçesinde bu kelime kullanılmamaktadır. 541). Karakalpak Nogay ve Özbek Türkçesinde > saklan "sakınmak. 357). 118). sanat". 555) anlamında kullanılmaktadır. Özbek ve Nogay Türkçesinde bu kelime kullanılmaktadır: köre "göre" (Baskakov 1963: 180). 61). 576). gevşek olma" > tiri "canlı" (Ercilasun 1991: 176). (Baskakov 1963: 366).Kazak Karakalpak Nogay ve Özbek Türkçesinde: tutka "kılıcın sapı" (Kenesbaev 1986: 9. 590). 301). Münyetü'l guzât'ta geçen kelimelerle aynı kökten türeyen kelimeler bulunmaktadır. 282). ög (20b9) "akıl" Kazak Karakalpak Türkçesi > ügit "akıl" (Kenesbaev 1986: 9. körklüg (8a2) "güzel. 10). 111). (Akabirov 1981: 2. (Akabirov 1981: 1. üzerine" Kazak Karakalpak Nogay Türkçesinde > üstine "üstüne. 61). (Baskakov 1963: 287). (Baskakov 1958: 95). yetişmek" > erv "erişmek. köre (99bl) "göre" (edat) Kazak ve Karakalpak Türkçesinde kör "görmek" (Kenesbaev 1980: 5. 6. 146). 208). 136). Bu kelimenin Kazak Karakalpak Türkçesinde sadece kökü bulunmaktadır: süngi "süngü" (Kenesbaev 1985: 8. (Eren 1988: 1467). (Baskakov 1963: 391). yeşil" (Kenesbaev 1980: 5. 166). 98). 317). kolayca" > tez "çabuk. 416).493). (Baskakov 1963: 151). Ancak bu lehçelerde.

fena" Özbek ve Nogay Türkçesinde yaman "kötü. hiza" > tüz "hiza" (Kenesbaev 1986: 9. R. Ankara: Kültür Bakanlığı/l371. 219). 1991 Karşılaştırmalı Türk Lehçeler Sözlüğü. EREn H. 381). ERCİLASUN A. 310). N. Almatı: Kazakistan "ĞILIM" Baspası.249). Türkiye Türkçelerinde ses bakımından benzerleri bulunmaktadır. 1-lOc. 200). 1988 Türkçe Sözlük Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları: 549. Rusko Nogayski Slovar. Toşkent: Rus Tili Naşriyoti. Ancak bunların anlamları birbirlerinden farklıdır. Özbek Türkçesinde teg "değme" (Akabirov 1981: 2. Anlamca Yakın Olmayan Kelimeler Münyetü'l guzâfta geçen bazı kelimelerden bugünkü Kazak Karakalpak Nogay. 1958 Karakalpaksko Russki Slovar. 328). 39). yirge (3b8) "sıra. tükenmek" (Kenesbaev 1986: 9. tüzge (101a7) "seviye. 191): Nogay ve Özbek Türkçesinde yardım "yardım" (Baskakov 1963: 499). V. fena" kelimesi Türkiye Türkçesinde yaman "(güç.217). ve diğerleri. (Baskakov 1963: 368). Nogaysko Russki Slovar. Moskova: Gosudarstvennoe izdatelstvo inostrannıh i notsionalnıh slovarei. (Baskakov 1958: 65). 152). (Esemuratova 1984: 2.190 (Baskakov 1963: 335). Kazak Karakalpak Türkçesinde jaman "kütü. yaman (35a6) "kütü. makam" (Kenesbaev 1979: 4. 363). ESEMURATOVA. ve diğerleri. A.471). tüken (92b2) "tükenmek" Kazak Karakalpak Türkçesinde tük "hiç bir şey. 7. Özbek ve KAYNAKLAR AKABİROV. (Esemuratova 1984: 2. 1956 1963 bilig-5/Bahar '97 . makam" > jerge "mevkii. mevkii. Özbek Türkçesinde isi tugan "tükenmek" lAkabirovl981:2. Nüks: Karakalpakstan Baspası.202). (Esemuratova 1992: 4. l-4c KENESBAEV. 4. (Baskakov 1963: 116). 1102). Moskova: Gosudarstvennoe izdatelstvo inostrannıh i notsionalnıh slovarei. Baskakov N. (Esemuralova 1984: 2. 507508). ve diğerleri. K. 1974 Kazak Tilinin Tüsindirme sözdigi. 12 c. 1981 Özbek Tilining İzohli Lügati. l-2c BASKAKOV. A. (Baskakov 1963: 382). Kazak Karakalpak Nogay Türkçesinde uksa "benzemek"(Kenesbaev 1986: 9. Toşkent: Ukutuvçi Naşriyoti. I. 88). REŞETOV. etki veya beceri için) alışılmışın üzerinde olan " (Eren 1988: 2. 91). ve diğerleri. fena" anlamında kullanılmaktadır. (Akabirov 1981: 1. B ve diğerleri. Moskova: Gosudarstvennoe izdatelstvo inostrannıh i notsionalnıh slovarei. (Akabirov 1981: 1. Örnek: aç (77 a6) "açmak" > aç "yırtmak" (Kenesbayev 1974: 1. S. 1982 Karakalpak Tilinin Tüsindirme Sözligi. V. (Esemuratova 1992. 1587). ohşa (81a2) "benzemek" kelimesi Türkiye Türkçesinde okşa "sevgi veya şefkat belirtisi olarak elini bir şeyin üzerinde yavaş yavaş gezdirmek veya ona hafifçe vurmak" (Eren 1988: 2. (Baskakov 1963: 54). (Akabirov 1981: 2. Özbek Türkçesinde isi ohşa "benzemek" anlamında kullanılmaktadır. yarı (25a5) "yardım" Kazak Karakalpak Türkçesinde jerdem "yardım" (Kenesbaev 1979: 4. 1972 Rusça Özbekçe Lugat.

diğerleri (daha önce nerede olduklarını kim bilir) tam bu zamanda patriotik duygularını öne sürerek "egemen halkın diğer alfabelerle benzemeyen (Çinlilerin alfabesine benzeyen) kendilerine ait bir alfabenin olması şarttır" diye çizgilerden oluşan " kendi hünerlerini" göstermeye başladılar. Bazıları eski Türk runik harflerinin yerleştirilmesini. Latin harfleri hakkında ilk söz edenlerden biri biz olduğumuzdan dolayı halkımızı bu konuda aydınlatmayı bir borç olarak görüyorum. Ve bizim amacımızın tek bir noktada birleştiğini onlara anlatmamız mümkün olmadı. memleketleri ile beraber bağımsız ülke halkı olan Kazakların da Latin alfabesini kabul etmesi gerekir mi. Başka bir topluluk Kiril alfabesinin devam etmesini ve bu alfabeden ayrılırsak. Her zamanki gibi içimiz bilig-5/Bahar '97 . "Türk Dünyasının yeniden canlandığı bu dönemde orlak Latin alfabesine sırayla geçmeye başladığı Türkiye. Türkmenistan. ya da kabul etmeme konusunda son üç dört yıl içerisinde birçok tartışmalar yapıldı. Ebduali Kaydorov Muhtar Avezov Dil Bilimi Ens. yoksa gerekmez mi ?" sorusuna cevap vermeleri gerekiyordu ve bu soruya onlar iki cümleyle "gereği var" ya da "gereği yok" diye cevaplandırabilirlerdi.191 KAZAKİSTAN'DA LATİN ALFABESİ MESELESİ Prof. Belki de amacımızı doğru anlatamadığımız için suç bizdedir. bu makaleden sonra basında bu konuda tartışmalara pek sık rastlanmaya başladı. Kırgızistan vs. Azerbaycan. Özbekistan. Bu arada biz. Kiril alfabesinin Latin alfabesi ile değiştirilmesi konusu ele alınmıştı. nasıl sonuçlandığını bilmediği kanısındayım. Bu makalemizde ilk kez. Müdürü ________________________________ Kazak Türkçesinden Aktaran: Banu Muhyaeva Latin alfabesini kabul etme. Böylece Latin alfabesiyle başlayan konuşmalar yarı yolda kalmış ve bu alandaki tartışmalar unutulup gitmişti. Fakat her şey tersine gitmişti. bu gelişme zamanında dahi yarım asırlık bir gecikme yaşayacağımızı savundular. Bu konuda halkımızın tartışmaların nasıl başladığını bilse de. Dr. Diğer bir grup "bu dünyada Arap alfabesinden daha üstünü yoktur" diye kanıtları olmamasına rağmen Ahmet Baytursınov'u yüze tutarak dayanmaya çalıştılar. 1991 yılı 24 Ocak tarihli "Ana Tili" gazetesinde "Latin alfabesinin geleceği parlak" diye bir makalemiz yayınlandı. Pek çoğunun hatırındadır. konuyu ne amaçla başlattığımızı ve bazılarının bu amacın ne olduğunu anlayamayışına şaşırarak seyirci kalmıştık.

biri . Balık ve Akrep" hikayesindeki kahramanlara benzetebiliriz. biri . Kazakistan Türkmenistan. araştırmaya giriştik ve sonuçta. Diğerlerini bir kenara bırakalım. Halbuki Azerbaycan (Latin alfabesini 1991 yılında kabul etti) ile Türkmenistan (1993 yılında kabul etti) uzun süre geçmeden Özbekistan Cumhurbaşkanı (1993) İ. Bu konuda bir şey anlamayanların durumları farklıdır. projesi kabul edilen 34 harfli ortak Latin alfabesinin Kazak dili için en doğrusu olacağını düşünerek. tüm bu tartışmalarda Latin alfabesinin olmasını isteyenlerin sayısı diğerlerine göre daha çoğunluktaydı. Latin alfabesi. dini.Kazak. 1993 yılında Ankara'da toplantıdan sonra.Rus vs. Nasıl olsa. Kerimov'un kararıyla Özbek halkının da yavaşça Latin alfabesine geçeceği ilan edilmişti. yok mu sorusuna cevap aramadan. Konuşmaya Türkiye temsilcileri başladı. Kiril alfabesi. Her şeyin bir sorgusu vardır diye. İlginç olan bir yanı da. dili. şeklinde mi olacak veya bu sefer "bu mesele ilmi bir meseledir" diye ilim adamlarımız tarafından kararlaştırılacak mı? Burası şu an bana da malum değildir. "Sabreden derviş muradına ermiş" dedikleri gibi bu alanda yeni haberimiz yok değildir. biri . Halbuki Kazakların çok yavaş hareket ettikleri her tarafta malumdur. Bu yüzden bununla ilgili şüphelerimi söylemek istiyorum. böylece gelecekte ortak 34 harfli alfabenin kabul edilmesi. Ortaya atılan bu tartışmadan. Şimdi beni diğer bir sorun korkutmaktadır. beş alfabe türünü (eski Türk alfabesi. 1993 yılı Ağustos ayında Türkiye'nin başkenti Ankara'da Latin harfleri ile ilgili toplanan akraba altı Türk devleti (Türkiye Azerbaycan.işçi. ana dilimizin bugünü ve yarını programını hazırlamakla görevli dil uzmanlarımızın bu işte seyirci kalmaları idi. Böylece uzun süreden beri ayrı yaşayan. Özbekistan. dil bilimcilerimizin bile arasında birlik sağlanmıyor. "yeni alfabe") ortaya koyarak tartışmaya başladık. bu işi organize edecek olanların kimlerden oluşturulacağı. Soruşturmalarımız sonucu anlaşılıyor ki. her ülkenin rızasıyla kabul görmüştü. Dil kanunu hakkında son zamanlarda gerçekleştirilen meclis çalışmalarında Başbakan yardımcısı sayın İmanağali Tasmagambetov'un Latin harfleri meselesini çözüme getirmeleri için Kazakistan Cumhuriyeti Milli Siyaset Devlet Komitesini (Başkanı G. Tam bu sırada onların görevleri değişti ve Latin harfi sorunu ortada kaldı ve bugüne kadar böylece devam etmektedir.aydın. Kırgız kardeşlerimiz ise. Eski dönelerdeki gibi biri çoban. Kim) görevlendirdiğinin canlı şahitleri olduk. Genel olarak baktığımızda. Bu proje bir yıl sonra 1994 yılı Ağustos ayında Türkiye'nin Antalya şehrinde gerçekleşen Türk Dünyası Kurultayında kabul edilmişti. fakat bilim adamlarımızın bundan dört yıl önce gündeme alınan Latin alfabesi hakkında . sayın Cumhurbaşkanımız bu makaleyi okumuş ve bazı harflerin altını çizerek kendi fikrini ortaya koyarak o dönemin devlet adamları olan Abiş Kekilbayev ve Kuvanış Sultanov'a meseleyi çözmeleri için göreve atamış. biri başkan. onlar bizim ne tür bir adımı atacağımızı bekliyorlarmış. Böyle şüphelenmemizin tabii ki sebebi vardır. kökü bir kardeş Türk halklarının gerçekleştirdikleri bu toplantının asıl amacı olarak kabul edilen gelecekteki ortak dil ve alfabe düşüncesi çoğunluğun kabulü ile sonuçlanmıştı ve bunların arasında Kazakistan'dan elli delege bulunmuştu. Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev'e açık mektup şeklinde "Ana Tili" bilig-5/Bahar '97 gazetesinde (30 Aralık 1993) kendi makalemi yayınlamıştım. Bu arada. Komiteye kimler katılacak ve ne tür bir prensip ile seçilecekler. Arap alfabesi. runik yazıları. biri .192 kaynayarak "alfabe değiştirilmesinin" gereği var mı. Bence bütün Türk dünyasındaki gelişmeler ve bu gelişmelerle ilgili ortaya çıkan düşüncelere çeşitli sebepler uydurarak bazı bilim adamları engel olmaya çalışmaktadırlar. bu konuda özel devlet komisyonu kurmuşlar ve hala kesin bir sonuca varmış değiller. Komite şu anda bu meselenin çalışmalarına başlamış durumda. Kırgızistan) vekillerinin birleştiği büyük bir toplantı gerçekleştirildi. O günden beri gördüğümüz gibi bu kadar zaman geçti. Kazakistan'dan giden üç temsilciden birisi olarak bu toplantıya ben de katılmıştım. Bir yuvarlak masa etrafında oturarak dört – beş bilim adamımız "Azattık" (Azatlık) radyosundan dünyaya duyurdukları konuşmalarını dinlediğimizde Krılov'un "Kuğu. V. her ülkenin temsilcileri kendi alfabelerinin ayrıcalıklarını anlattılar. zaman geçmesine rağmen bir sonuç almamıyordu.

Nazarbayev'in resmi kararnamesi lazımdır. Kırgızistan ve Türkmenistan gibi devletler Latin alfabesine geçtiğinde oralarda yaşayan kardeşlerimizin durumu ne olacak? Hiç olmazsa bu durum hakkında neden biraz düşünmüyoruz. onu da Özbeklerin söylemesi gerekiyordu. Bu iş beş yıldan on yıla kadar bir süre içinde titizlikle çalışılarak gerçekleştirilmelidir. Büyük anlaşmazlıklar olacaktır tabi.? Dördüncüsü. alfabe hakkındaki tartışmalara devam etmek değil. "Latin alfabesi Kazaklara gerekli mi?". ayrıca bu konuda kamuoyuna duyurma. sistemi. Latin alfabesinin temeli olarak Kazak dili için alınacak işaretleri ve manalarını tespit etmesiyle birlikte alfabenin prensiplerini* ve kurallarını tespit etme. Ey kardeşler. bazı vatandaşlarımızın Latin alfabesine geçmemizin sebebini "Türklere benzeme' "siyasi sebepler" olarak çeşitli düşünceler ortaya atmalarına nasıl bakılır? Uzaktakileri bir kenara bıraktığımızda. Latin alfabesini seçmiş durumdadırlar. Latin alfabesine düşman bazı insanlar "Kiril alfabesiyle" yazılan yarım asırlık mirasımızı kaybederiz. sorusuna net yanıt verecek bilim adamlarını organize etmek ve çalışmalarına imkan sağlamak. A. sizlere hatırlatmak istiyorum. bilig-5/Bahar '97 . bununla birlikte "Latin alfabesine hemen bir sene içinde geçeriz" diyen kimse yok. Bu tabii ki biraz zaman alacak ve sorumluluk taşıyan bir meseledir. Sadece "gereği var" veya "gereği yok" diye cevaplandırma yerine o kadar tartışmamızın bir anlamı var mı? Gerek duyduğumuz halde. Çünkü bu çalışmamızın uzun yılları kapsayacağını hepimiz iyi biliyoruz. Türk halklarının içinde Türklerden başka Arap alfabesini asırlar boyu kullanan Özbekler Arap alfabesini değil. İnşallah bu yararlı işin neticesini hepimiz göreceğiz. ekonomik durumumuzu dikkate almamız gerekiyor. Bundan sonra Kazak dili için uygun bulunan Latin alfabesi imla kurallarını ve geçme süresi. ekonomik entegrasyon sürecinin ilerlediği dönemde alfabe de teknolojinin taleplerine uygun olarak gelişmelidir. zamanı hakkında danışma yerine beş alfabeyi kendi aralarında kıyaslamaya gerek var mıydı ? Bu sorulardan birincisi idi. Bunların hepsi bizim için yeni bir şey değildir. "uluslararası ilişkilerimize zarar gelir" vs. piyasa ekonomisi her gün değişmektedir. şu anda kullanmakta olduğumuz Kiril alfabesinin yerine diğer Türki halklar gibi Latin alfabesini almaya Kazak için lüzum var mı? diye bir soruya cevap vermemiz gerektiğini unutuyoruz. uzmanların görüşlerini yayınlama. teknolojik. Evrensel olarak diğer ülkelerde alışılmış şeylere biz neden şüphe gözü ile bakmaya alışmışız. eskiden de şu anda da gündeme alınmamıştır. "Eski manevi mirasımızı kaybederiz" diye birisi söyleyecekse. "Latin alfabesini öğrenmek çok zor. Yabancı dilleri okuldan öğrenmeye başladığımız için Latin alfabesini hepimiz iyi biliriz. Avrasya devletlerinin tam ortasındaki Türk halklarının içindeki Kazaklar da bilgisayarın gelişmelerinden faydalanabilmelidir. İkincisi. fakat bu durum Latin alfabesinden vazgeçmek anlamına gelmez. geçmeyi arzu eden Kazaklardan başka halklar bu zorlukları göze almaktadır. Kazak dili için alfabe yapımı. yine cahilliğe düşeriz". geçmekte olan. yakın zamanda Özbekistan.193 meselenin amacını bu güne kadar doğru dürüst anlayamaması insanları şaşırtmaktadır. Ayrıca. Beşincisi. İşte bu amaçlarla Rusya ve Çin'de Latin alfabesine geçme hareketleri gerçekleşmişti ve bu düşünce halen görüşülmektedir. "Latin alfabesini öğrenmek çok zor" diyenler Latin alfabesini hiç anlamayanlardır. fakat bu meseleyi şu anda çözmezsek gelecek kuşakların çözeceğine inanıyorum. finanse ve gerekli ideolojik çarelerin resmi olarak onaylanması gerekiyor. manevi. Devlet komisyonunun görevi. "ekonomik durumumuz buna müsait değil". Üçüncüsü bütün dünyada kültürel. Şimdi düşüncelerimizi bir yere topladığımızda şu sonuçlara varmaktayız: Gündemdeki meseleyi devlet komisyonu oluşturarak ele almak için Cumhurbaşkanı N. Her işin neticesi olması için onun başlangıcı çok önemlidir. Bunların hepsinin titizlikle incelendiğini bilmemiz gerekiyor. Latin alfabesine geçen. gibi gerekçeleri öne sürmektedirler. Sadece.

Azadi. ilim adamlarının gelecekteki belli başlı görevlerinden biridir. asrın büyük klasik Türkmen şairi Mahtumkulu'nun. Farslılar bilen işim yok Bu Türki yarlara nazım tüzettim Doga birle anarlar diyp göz ettim. Bu şairin eserlerinin hangi sebepler yüzünden halkların gönlünde böylesine derin ve köklü yer etmeyi başarabildiğini araştırıp ortaya çıkarmak ise. millet. Fars'ı tilinge danışım yok Araplar. bu şekilde düşünmesi ve söylemesi. Azadi'nin şu satırları kendisini halka tanıtmakta bize bir fikir vermektedir: "Arap. Babasının bu fikirlerini duru kaynak suyu gibi içen genç Mahtumkulu. devlet (hükümet) kurmak gibi fikirleri halka ulaştırır. üzerinde durulması gereken çok önemli bir meseledir. halk üzerinde çok önemli tesirler meydana getirmiştir. Ayrıca önceden de ilmi kaynak hükmünde babası Devlet Mehmet Azadi'nin yazdığı eserleri ve belirttiği görüşleri susamışçasına düşüncesine sindiriyor. Mahtumkulu gençliğinde Arapça'yı ve Farsça'yı çok iyi öğreniyor. o öz Türki (Türk) dilini. D. onun fikirleriyle özünü (kişiliğini) aramanın. alim bir kişi idi. asırlardan beri Arapça ve Farsça'yı en güzel dil olarak kabul edenlere karşı. D. " Devlet Mehmet Azadi gibi büyük. İran'dan Turan'a bu kadar meşhur olmasının sebeplerini bilmek. M. hem ulu bir şair. Bilindiği üzere. Bu açıdan. halk içinde hürmet gösterilen bir insanın. Dile gösterilen hürmet ve sevgi neticesinde. filozof hem de eğitimci. O eserlerinde halkın gözünü açıp aydınlatmaya ve halk düşüncesine yeni fikirler katmaya çaba göstermiştir. M. milli özelliklerini güçlendirmiştir. daha sonra başka meselelere de tesir etmeye başlar: "Patişası bolmasa bir ülkönin Bolmaz ermiş hayru ihsanı anın Oraz Yagmırov Araştırmacı Yazar/ Türkmenistan ___________________________________ Türkmenistan Türkçesinden Aktaran: Yusuf AKGÜL şeklindeki mısralar. öz değerlerine sahip çıkmanın ve bunları üstün kılmanın yollarını aramaya başlamış.194 MAHTUMKULU NEDEN BÜYÜK? 18. Dil meselesiyle başlayan ve yavaş yavaş derinleşen fikirler duygular. kendisinden önce yaşamış Türk bilgelerinin şairlerinin fikirlerini de bilig-5/Bahar '97 . ana dilini yüceltmeye çalışmıştır. Millet.

"Birleşmek" ve "Devlet Kurmak" için. hemen ta içinde duyduğu bu sıkıntıların dermanını aramaya başladı. Hoca Ahmet Yesevi. kendi yolunu buluyor. Mahtumkulu onların geçtiği yoldan. dünyaca meşhur padişahları.. Yomut. asırda bütünüyle bitkin düşen halk. gerçek halk dilinde yazılıp. kendisinden önceki bütün klasik şair ve bilgelerden bir adım öne geçiyor. En tehlikelisi de halk. Mahtumkulu'nun Osmanlı İmparatorluğu'na ithafen yazdığı "DÖVLET ALININ" adlı şiirinin varlığı meydandadır. Ama onun Osmanlı Hükümeti'ne başvurup vurmadığı konusu da kesin söz söylememiz mümkün değilse de. Bu onun büyüklüğünün en önemli ve en esaslı tarafıdır. olgunluk devrine ulaştığında. özellikle de manevi azatlık (istiklal bağımsızlık) meselesinde çok büyük yıkımlarla karşılaşmışlardır. İbn i Sina. Mahtumkulu. yaşadığı çağa ve o çağın sosyal problemlerine şiirinde geniş olarak yer verdiği için de büyüktür. gelenek görenek. paşaları olan Türkmen. şekillenir. onların izini takip ederek ve gönül bağıyla bağlanarak geçip. "hayat'a yeni bir değer vermekle de. Selçuklulardan soma kendilerine has bir devlet kuramayarak zorluklar çekmiştir.. hürriyet. "Beyle ar goşulmaz adam sanına İki hatın. bu büyüklerin çizdiği yoldur. 18. Yunus Emre. kesinlikle bir gerçeği belirtmiş oluruz. sultanları. Ölümsüz şiirleri sayesinde Mahtumkulu. "Kal ı Kal Bolar" adlı şiirinde. Gölden. Böylece de bu şiirleri okuyan halk da heyecan duymuştur. Neticede Mahtumkulu. bir ar üç ayal bolyar. Türkmenlerin zihninde büyük bir inkılap belirir. Misal olarak. O. asır ortalarında dağılmakla karşı karşıya kalan Türkmen halkı. " bilig-5/Bahar '97 . "Türkmenler bağlasa bir yere beli Gururdar Gulzum 'ı. Halktaki bu güç ve maneviyat kaybını pek çabuk hisseden Mahtumkulu. gibi büyük şair ve tefekkür adamları Mahtumkulu'nun manevi akıldarlarıdır. insan topluluklarına güven gurur kaynağı olmuştur. Bundan soma şair edebi eserlerinin çizgisini erkinlik. Dil.195 öğrenmeye başlar.. Başkalarından destek ve kuvvet ümit etme girişimleri güçleniyordu. milleti temelden dağılıp kaybolup gitmekten kurtarmıştır desek. Şairin şiirlerinde "Türkmencilik" denilen kadimi gelenek göreneklerden. 18.. Bu maksatla Mahtumkulu'nun pek çok yurtlara gidip geldiği ve görüşmeler yaptığı hakkında inandırıcı malumatlar vardır. Ömer Hayyam. Sanki taptaze bir cana kavuşurlar. Bütün İl / Ülke yurt uyanıp ayağa kalkmaya başlar. devletlilik ve azatlık olarak belirleyip bu problemlerin çözümüne yöneliyor. kendine güven duygusunu yitirdi. komutanları. O inkılabın bayraktarı da şair ve akıldar Mahtumkulu olmuştur. " gibi mısralar. Büyük Türkistan akıldan. Bu şiirler. kimliğini unuttu. Deryayı Nil 'i Teke. Bu tehlikenin sebepleri şunlardan ibarettir: Öncelikle halk özünü. 2 kadın ile evlenen erkekler için. Afganistan Devleti 'nin kurucusu Ahmet Şah Dürrani ile buluştuğunda ve onun şanına kaside yazdığında şair. Bu nedenle. o kendisi hayatta iken bile "klasik şair" unvanına sahip olmuştur. dış ve iç gerginlikler soğukluklar sebebiyle topluca kaybolup gitmek (silinmek) tehlikesini yaşamıştır. Yazır. Ve böylece gençliğinde siyasi şiirler yazmaya yöneldi. Mahtumkulu. öncellikle halkın gönlüne güven duygusunu yerleştirmek gerektiğine kesinlikle inanıyor ve bunu biliyor. kendi şiirlerine sindirdiği BİRLİK ve AZAT TÜRKMEN DEVLETİ KURMAK düşüncesini de pratik olarak hayata uygulamak için harekete geçmekten de geri kalmaz. Fakat bu yol. 13 15 yaş civarında idi. sıradan şiirler olmayıp yüreğe köz basılırcasına yazılmışlardır. o. Mevlana Celaleddin Rumi. kendi gücüne inanmıyordu. Fuzuli. Mahtumkulu. gerçekten de bu güven sayesinde yeniden canlanıp harekete geçmeye başlıyor. milli duygulan geliştirmiş. öz toprağında yani Türkmenistan'ın bugünkü topraklarında devletsiz kalmıştır. Ali Şir Nevai. öncekilerden daha büyük olduğunu gösterir. Dünyanın pek çok yerlerine varıp devlet kurmayı başaran Türkmen. Alili Bir dövlete gulluk etsek böşimiz. adetlerden söz edilmiştir. bu seyahatlerinden birinde Osmanlı Devleti'ne yapmıştır.

Bu makalede.. Karakalpakistan'ı gezmiş olsanız. Bu da. Günümüzde Türki halklarının (Türk halklarının) yeniden gönül yakınlığına kavuştuğu ortamda.". İşte. "Mahtumkulu'nun kitabı. Siz. Türkmenistan'ı. Onun edebi üreticiliğinin bir başka büyüklüğü. sinmeye başladı. insanoğlunun yaşayışındaki önemli ve vazgeçilmez mevkilerine ta o çağda gerçek değer veriliyor. Onun şiirlerinde kullandığı temaları sadece saymakla geçmek için. edecektir de. kadın ve kızların. demiştir. asrın Türkmen şairi Mahtumkulu'nun büyüklüğünün önemli yönleri bunlardan ibarettir. böyle yeni ve cesur fikirler söyleyebildiği için Mahtumkulu büyüktür. 1863 yılında Türkmenistan'a seyehat eden Macar alimi Vamberi.196 diyor. böyle büyük bir ün kazandığı ve çok tanındığı için. bir başka yönü hakkında da söz etmek gerekir. Kadınlara çağdaş ve demokratik bakış da Mahtumkulu'nun şiirlerinden sonra Türkmenlerin düşüncesine yerleşmeye. 18. Kendisine kadar belli temalar / konular işleniyorken. Gerçekten de. Kuranı Kerim'den sonra Türkmenler arasında çok uzun zamanlar ikinci yere sahip olcaktır. Mahtumkulu'nun mücevher değerindeki eserleri. manevi köprülerin en sağlamlarından birisi olarak hizmet ediyor. bu sınırları bütünüyle yıktı. asrın karanlığında. pek çok sayfaya gerek olurdu. Özbekistan'ı. söylenen aydımların (şiir türkü) pek çoğunun Mahtumkulu'na ait olduğunu görürsünüz. 18. bilig-5/Bahar '97 . Mahtumkulu. Şairin "Duz Hem Bolması" adlı şiirinde de. "Dünya sözi manzeş duzsuz tagama Söz içinde gelin gız hem bolmasa " denilerek. şiir sanatına çok çeşitli temaları dahil edip kullanmasındaki büyüklüktür.. diğer küçük özelliklerine temas etmedik.

197 TÜRK DÜNYASI EDEBİYAT TARİHİ METODOLOJİSİ ÜZERİNE Türk Terimler Sözlüğü Hazırlama Komisyonu için Kazakistan. Jules Lemaitre. Dr. Prof. Sos. Ancak bu yeterli değildir ve yalnız başına alındığında da böylesi çalışmalar.. Azerbaycan. Bugün farklı Türk coğrafyalarında gerçekleştirilen beşeri ilimler ve edebiyatla ilgili çalışmaların birbirinden böylesine farklı bilig-5/Bahar '97 . İlim tarihine bakıldığında bugünkü anlamıyla tarih ilminin XVIII-XIX. H. gölgede kalmasına sebep olmuştur. son yüz yılda ilmi faaliyetlerle ilgili metot ve bakış açıları üzerinde durmak gerekir. beşeri ilimlerde ve edebiyat araştırmalarında aldatıcı sonuçlar vermektedir. Bunun için de tarihi ve beşeri ilimler. İlim tarihinde bu konu açıkça ortaya konulmuştur. Edebiyat tarihi ve edebilik probleminden söz etmeden önce. Gustave Lanson bugünkü anlamda edebiyat tarihinin kurucuları. tabii ilimlerin bakış açıları. Tarihin bu döneminde müspet ilimlere has bakış tarzı. Bil. yüzyılda bağımsız bir disiplin olur. Türkmenistan ve Türkiye'den katılan dil uzmanları toplantısında Komisyon Başkanı olarak yapılan konuşmanın metni. Taine. müspet ilimlerin metotlarını benimsemişlerdir. Özbekistan. Şerif AKTAŞ _________________________________ Ahmet Yesevi Ü. Müdürü. yüzyıllarda ortaya çıktığı görülür. Gerçek anlamda edebiyat araştırması için sözü edilen bilgi malzemesine ihtiyaç olduğu açıktır. Danvin'in "Türlerin Kökeni" adlı eseri. ekonomik ve maddi şartlar ile edebi eser arasında çok yakın bir ilişkisinin olduğu kabul edilmiş. Bunun için de edebiyat tarihleri edebi olanın tarihinden ziyade kültür ve medeniyet tarihinin konuları üzerinde gereğinden ziyade durmuşlardır. yüzyılda çevre. İlmi faaliyetleri müspet ilim sahası ve tarihi ilimler olmak üzere ikiye ayırmak tabiidir. Başta sosyoloji olmak üzere. tarihi başka bir deyişle beşeri ilimler genel hatlarıyla bu yüzyılın zihniyetini aksettirir. Kısacası devrin bakış açısının temelinde materyalist dikkat vardır. Burinitier'e "Edebi Türlerin Menşei ve Gelişmesi"ni yazdırmıştır. Edebiyat adına da yazarların hayat hikayeleri ile ilgili hususları anlatmışlardır. Bütün bunlar edebi olanın bir kenara bırakılmasına. XIX. Bugünkü anlamıyla edebiyat tarihinde XIX. insani her faaliyetin sebep sonuç ilişkisiyle açıklanacağı sanılmaktadır. Kullanılan metotların da kaynağı tabii ilimlere has metotlar ve bakış açılarıdır. Ens. metot ve çalışma tarzları insanlığa büyük ümitler vermekte. dış şartların edebi eseri belirlediği fikrinden hareket edilmiştir. Asırlardan beri yapılan bütün ilmi çalışmaları bu iki grupta toplamak mümkündür. metotlarıyla edebiyat tarihleri yazmayı başlatmışlardır.

kendi mahiyetimizi anlamak ve özelliklerimizi yorumlamak için birbirimizi tanımaya mecburuz. Böylece insanlar dil vasıtasıyla oluşan ve gelişen bir alem kurmuşlardır. Aynı ortak dili kullanan insanların birbirine benzer veya yakın alemler kurması tabiidir. dünyaya bakış tarzı tabii olarak ortaktır. her türlü adet. orta dönemde de aynı kaderi paylaşmışız. törenler ve insan.198 olmasının sebeplerinden en önemlisini burada aramak gerekir. gündelik yaşam tarzında kullanılan aletler. Çünkü tabii ilimler tabii varlıklar her yerde aynı özelliklerle karşımıza çıkarlar. Biz edebiyat tarihini diyalektlere ve coğrafyaya bağımlı olarak hazırlamaktayız. Büyük çoğunluğuyla mitolojik dönemde bir defa oluşur ve zaman içinde gelişir. Öyleyse Türk alimlerinin beşeri ilimlerde çözüm bekleyen bir metot ve bakış açısı sorunu vardır. bu arada edebiyat araştırması insan faaliyetleri ve insanların yaptığı eserleri konu alır. Bu bakış tarzı ve metot genel Türk tarihi ve genel Türk medeniyetinden hareketle bulunmalıdır. yani tabii olayı laboratuar şartlarında tekrar elde etmek mümkündür. Bunlar da birdenbire oluşmaz. Burada dil sözüyle gösterge bilim sınırları içinde her türlü anlaşma vasıtasını kastediyoruz. Çünkü özümüz dilimizle birlikte ortak mitolojik dönemde yoğrulmuş. Ama onlara teslim olmak kendi mahiyetimizi inkar olur. Çünkü mitolojik dönemden önce ve sonra dil oluşmuş. biz istesek de istemesek de. ezgi. tarihimizi ve medeniyetimizi kendi bütünlüğü ve tekliği içinde ele alabilen. Beşeri ve tarihi ilimlerin bir başka özelliği her tarihi ve sosyal olayın aynı şartlar altında bir daha tekrarının mümkün olmamasıdır. Bunun başlangıç noktası da Türk tarihim ve medeniyetini bütün olarak görmek. insan kendim dille ifadeye başlamıştır. Bunu kabul etmek gerekir. onu kendi bütünlüğü içinde ele almak. Kazak Edebiyat Tarihi. Bizi izah eden. Bu asli unsurlar mitolojik dönemde insanın kendisiyle ve tabiatla mücadelesi sonucu ortaya çıkmıştır. Kendi şartlan içinde teşekkül etmiş büyük bir gerçekliktir. Bizler böyle bir karara varır. bu ilimlerde deney yapmak. Ayrı coğrafyalarda mahiyet ve çıkış noktası bakımından birbirinden farklı metotlarla yazılan tarihler zihinlerde şüphe uyandırır. bize has bir metoda ihtiyaç vardır. Yukarıda sözünü ettiğimiz dikkatle medeniyet tarihinin bir parçası olan edebiyat tarihine baktığımızda günümüzdeki çalışmaların dağınıklığını açıkça görürüz. Bu metot ve bakış açısı belirlenmeden yazılan tarihler zaman içinde Türkün sürekliliğini ve tekevvününü ifade edemez. Tarihi ve beşeri ilimler. Onu kendi şartları ve biricikliği (ferdiliği) içinde değerlendirmek gerekir. Bu da ihanettir. Çünkü bizler aynı gerçeğin farklı. Şüphesiz batılı dikkatlerden yararlanmak faydalıdır. Tabii ilimlerde her yerde genel geçer kurallara ulaşılır. Türk tarihini batılı bakış açılarından ve batılı metotlarla değerlendirmek yanılmaya sebep olur. Bir tarihi veya beşeri olay kendi şartları içinde bir defa olmuştur ve tektir. Zaten tarihi ve beşeri ilimlerin değişmez malzemesi en geniş anlamıyla dildir. Ancak bu değişme kendisine ait asli unsurları zenginleştirme ile gerçekleşir. Bir başka kongrede veya sempozyumda metot ve bakış açısı problemlerinin tartışılması gereği vardır. bu arada edebiyat araştırmalarının tabii ilimlerden farklı metotlara ve bakış açılarıyla gerçekleştirilebilmesi mecburiyeti vardır. Özbek Edebiyat Tarihi gibi diyalektlerin edebiyat tarihlerinde söz edildiğini görürüz. bilig-5/Bahar '97 . değerler ait oldukları toplumun özelliklerini ortaya koydukları için dil malzemesi durumundadır. Kendi bütünlüğümüzü bozmaktır. Türk dünyası tarihi ve edebiyat tarihi de başka tarihlere ve edebiyat tarihlerine benzemez. Bu bakımdan mitolojik dönemi ortak insan kitlelerinin insana. zenginleşir. Bu anlamda her türlü giyim ve ev eşyası musiki. İnsanlar istese de bunu çok değiştirmezler. Bunun için de edebiyat tarihleri hayat hikayelerinin toplamı ve anekdotlar yığını olmaktadır. Bu gerçek karşısında. Bugün Türkiye Edebiyat Tarihi. Birbirini tamamlamaz. Yani tabii ilimlerde olduğu gibi aynı olayı yeniden görmek mümkün değildir. Bu çok acı bir gerçeğin ifadesidir. coğrafyalardaki yorumlarıyız. Öyleyse bugün bir metot problemimiz vardır. büyük bir hadise olarak değerlendirmektir. İnsan da zaman içinde değişir. Bu ilimlerin gerçekliği kesin gerçekliktir. Çünkü birimiz bir diğerinin aynası durumundayız. kendilerinden talep edersek Türk dünyasının problemleriyle iç içe yaşayan sayın Namık Kemal Zeybek bu imkanı hazırlar. Bunu anlamak ve değerlendirmek için ayrı bir bakış tarzına ve metoda ihtiyaç vardır. Tarihi ve beşeri ilimlerin.

Öyleyse bizim malzemelerimizden hareketle belirlenecek bir bakış açısı . Bu metotlar ithal edilmez. iyi yorumlamak için belge ve yadigarları. Genel Türkçe'nin daha yerinde itibarıyla Türk dilinin zaman ve mekanla hesaplaşmasını. geliştirilecek bir metot edebi eserlerde sürekliliğimizi ortaya koymamıza hizmet edecektir. Bizim bakış açımızın ve metodumuzun kaynağı büyük ve zengin Türk dilinin tekevvününde görülen birlikte saklıdır. Buna ihtiyaç vardır. hal ve gelecek daha iyi değerlendirilebilecektir.199 Genel Türkçe'nin edebiyatını bütün olarak içine alacak. Teferruatta boğuluyoruz. Avezov'un hikayeleri ile Refik Halid'in. Doğru anlamak. Türk insanının hayat karşısındaki tavrının edebi eserde kristalize olmasıdır. her türlü iç ve dış engeli alt ederek geniş bir coğrafyada Türklük ruhunu yansıttığını dikkate almak zorundayız.. Bunun için de Türkün edebi eserlerde yansıtma kabiliyetini tespit edemiyoruz. Sabahattin Ali'nin hikayeleri birbirine o kadar benzer ki. yüzyılda aynı kaynaklardan beslenen iki ayrı kabiliyettir. Bu bütünlük içinde her parçanın değeri ve fonksiyonu daha iyi anlaşılacak. Ahmet Yesevi ile Yunus Emre arasındaki yakınlığı Aytmatov ile Tarık Buğra ve Mustafa Necati'de bulmak mümkündür. bilig-5/Bahar '97 . Tarihi ilimlerde anlamak ve sonra da yorumlamak esastır.. Dilin yapısındaki tabii mantık örgüsünü çözdüğümüzde tarihi ilimlerde kullanabileceğimiz metoda yaklaşacağımızı sanıyorum. medeniyetini ve edebiyatını kendi bütünlüğü ve birliği içinde inceleyip değerlendirecek bir bakış açısına ve metotlara ihtiyaç vardır. Türkçe'nin kelime kabul etme gücü ve tabii ahengi Türkün karakteristik özelliklerini haber verir. Türk destanlarıdır. bu arada tabii olarak dilin tekevvününü bilmek gerekir. hürmetlerimi sunuyorum. bütün olarak görmek ve düşünmek. Destanlardan modern romana uzanan çizgide dil farklı zamanları kendi şiiriyetiyle birleştirir. Bunlara Türkçe'nin farklı coğrafyalarda olgunlaşan ortak meyveleri olarak bakabilecek bir dikkat bize çok şey kazandıracaktır. Bunun için de Türk tarihini ve medeniyetini beyin ve kalp diyalogu kurarak. Genel tarihte de görünüş pek farklı değil sanıyorum. Kaynak Türkçe'dir. Böyle bir hatırlatmadan sonra bu tebliğin gayesi olan sözleri bir daha ifade edelim: Türk tarihini. geleceğin bizim olduğu şuuru ile hazırlıkların uzun sürmemesini diliyor. Bizim alimlerimizce kurulur. bütün olarak hissetmek ve yaşamak gerekir. Türkçe'nin ifade gücüdür. Farklı tesirlerin gölgesinde edebiyat tarihi rüyası görüyoruz. Bu düşüncelerle alimler metot ve bakış açısı problemi üzerinde düşünmeye davet ediyor. Aytmatov ve Mustafa Necati XX. dilin gelişme seyri içinde bu büyük milletin edebi özelliklerini aksettirecek bir bakış açısından ve metottan mahrumuz.

Bizanslıların. Çağımızın dinamik hayatı. Hayriye (Süleymanoğlu) YENİSOY ____________________________________ A. tarihi delillere göre Kriçim pek eski devirlerden beri mevcut bir meskun yerdir. Romalıların. Kriçim Türklerinin düğün âdetlerinden kısaca bahsederek. Arkeolojik kalıntılara. Öğr. Bugün on beş bin dolayında nüfusu olan Kriçim'de Bulgar. Bu yazımızda başlıca maksadımız. muhafaza edilmiştir. türküleri ve oyunlarından oldukça farklanır. gelenekleri. gelenek ve türküleri. Trakların. B. Mesela Kriçim Türklerinin düğün ile ilgili adet.200 KRİÇİM TÜRKLERİNİN DÜĞÜN TÜRKÜLERİ Doç. Yeni nesil gün geçtikçe günlümüzün hayat şartlarına ayak uyduruyor. Kriçim Türklerinin pek zengin folkloru vardır. Türk ve biraz da Çingene yaşamaktadır. bu adetlerin ayrılmaz ve pek önemli unsuru olan türküleri tanıtmaktır. Dr. üç kilometre mesafede bulunan Ustina Türklerinin düğün adetleri. yeni toplumsal ekonomik ilişkiler aile hayatında da birçok değişikliklere yol açmıştır. Yeni hayat şartlarının hızla üstün gelmesine rağmen. Osmanlı Türklerinin zaman zaman önemli merkez noktası olmasına sebep olmuştur. Islavların. Ancak az sayıda maniler. birçok manevi zenginlikleri bırakarak yeni alışkanlıklara kapılıyor. Plovdiv'e bağlı bazı köy ve kasabalarda yaşayan Türkler arasında türlü adet ve gelenekler. der) Rilibe'nin 30 kilometre güneybatısında bulunan şirin bir kasabadır. DTCFBulgar Dili ve Ed. Ailedeki hayat usullerinin değişmesiyle eski aile adet ve gelenekleri de yavaş yavaş yok olup girmektedir. türküler ve masallar folklor derlemelerinde bulunmaktadır. stratejik önemi eski zamanlardan beri dikkati çekmiş. Yakın geçmişe kadar burada düğünler iki türlü olurdu: bilig-5/Bahar '97 . eski adet ve gelenekleri. Üyesi Bulgaristan'ın Flibe (Plodiv) bölgesinde yaşayan Türklerin folkloru üzerinde özel araştırmaları henüz yapılmamıştır. Kriçim (Türkler bu kasabaya Kırçma. Bulgarların. Tören türküleri arasında en önemlileri düğün türküleridir.Ü. oyunlar vs. Bunlar birçok mahalli özellikler taşımakla birlikte kendi aralarında da bazı hususta farklanmaktadır. bunlarla ilgili de türküler. Bu yerlerin elverişli hayat şartlan.

şerbet içildikten sonra erkekler çıkar gider. canım Ben kül oldum yane yane Nikah gecesi kızlar zincir olup "Halaylar" (alaylar) oynar. üç kişi de kızın vekili olur. İşte oyun türkülerinden örnekler: Birinci Türkü Kalyanın (kal'anın) ardındayım Bubanın yurdundayım Kim ne derse ko desin Yarimin koynundayım (veya kolundayım) Tepsene. Hısım akraba. Kız tarafı kızı vermek niyetindeyse "bir söz de verir. Bu üç defa tekrarlanır. Kız da oğlana gergefte işlenmiş klabadanlı nişan çevresi gönderir. başlar. Ancak bundan önce adet üzere isteyicilerden biri hemen ateşi karıştırmağa. canım / 2 (Veya: Aşıklar sokak dolaşır. Sonra "bu adamlar (adamnar) şahit (şat) olsun mu?". nişan yüzüğü getirilir. Nikah kıyıldıktan. Oynarken de türküler çağınrlar. canım / 2 (Veya: Serhoşa gezmek yaraşır. Altı şahide de birer çevre veya mendil.canım) Oyna da püskül döne döne. Peygamber düğünü. Peygamberin kavliyle kızımızı oğlumuza istemeğe geldik" derler. Oğlan tarafının yakın akrabalarından bir iki kişi kız evine gönderilir. Kız da "olsun" der ve yine üç defa tekrarlanır. Cemaat önünde imam vasıtasıyla kızın babasına "ağırlık" denen bir miktar para verilir.201 1. kadınlar. çalgısız düğün. canım 12 Oyna da püskül döne döne. tepsene /H/ep yanıma gelsene Başına da elmas takayım /H/ep koynuma (veya koluma) girsene Kalyanın ardı tandır Yandır Allahım yandır Beni bir şayin (şahin) eyle Yarin koluna kondur Tepsene. Oğlan (Çocuk) tarafından cemaat kız evine nikah kıymaya gelir. canım Türkünün Bağlantısı (Yani Nakarat) Ben kül oldum yane yane Püskülün bir dalı yeşil. 2. canım 12 Onu da yare yollarlar. Kız verildikten sonra nikah (nika) ve nişan hazırlığa kalkılır. Düğün âdetleri kız isteyicilerin kızı istemeğe gelmedikleri günden başlar. Odunların tutuşup alevlendiği gibi kızın ailesi de böyle kızışıp alevlensin ve kızı vermeğe razılık göstersin. Kız da "ol" der. kızlar. tepesene. alevlendirme. tepsene Kalyanın ardı bostan Yıkılsın Arabistan Arabistanın kızları Ne don giyer ne fistan Tepsene. günümüzde ise entarilik kumaş. demektir. canım / 2 At kolunu boydan aşır. Bu para yalnız kıza çeyizlik eşya için harcanır. Geçmişte nişan yalnız bir grepten ibaretmiş. konu komşu davet edilir. babasından isterler. imama da bir marama (mahrama) verilir ve cemaat yanına girip nikah kıyılır. Üç kişi oğlanın vekili. canım) Aşıklar sokak dolaşır. Nikah akşamı oğlandan kıza "nişan" getirilir. İkinci Türkü Kekliyim dağ içinde/2 Kavurdum yağ içinde / 2 /H/erkezin yari yanında / 2 Beniki yok içinde / 2 bilig-5/Bahar '97 . canım 12 Çeçreye oya dikerler. baş örtüsü. Kızın vekillerinden biri "vekilin olayım mi?" der. Ondan sonra kız isteyiciler "Allahın emriyle. kızlar kalır ve daire (dare) darbuka ile türkü çağırmaya. akşamı tespit edilir. Daire darbuki eşliğinde söylenen türkülerden yalnız birinden beyitler verelim: Püskülü telden bükerler. yani davulsuz. Davullu zurnalı (günümüzde de genellikle çalgılı) düğün. tepsene Kalyanın adı bostan Yıkılsın Arabistan Arabistan kızları Ne don giyer ne fistan Tepsene. kızlar. zurnasız. kızlar. kızlar. Kızı anasından. şenlik (cümbüş) yapmağa başlarlar.

türküler söylenir. Oğlanın ailesinden kıza beşibirlik veya lira (rila) da asılır. kadı efendi Ver kzın. Birler kız evini (veya kız tarafım). pide Kız tarafı: Adı nedir ? Oğlan tarafı: Osman Paşa Kız tarafı: Alsın kızı/mızı/geçsin başa Kızı vermezlerse Şöyle derler: Ne kız veiriz ne bişe (bir şey) İkinci Türkü Oğlan tarafı: Alaylar. Daire darbuka çalınır. oyun oynar. bubası da pezevenk Vermediler kızı. kadı efendi Kız tarafı: Benim kızım verilmiştir At kınası vurulmuştur Mor çinisi serilmiştir Çıkar oğlunu göreyim Oğlan tarafı: benim oğlum geldi geçti Çeyır çimen bastı geçti Yarim okunu attı geçti (veya: yarine okunu attı geçti) Ver lazım kadı efendi Kız tarafı: Oğlan ne yer ? Oğlan tarafı: tatlı. Kız verilmezse. eşimize gelin alırız Davulla/n/. zurna/y/la/n/biz gelin alırız Kız evini temsil eden kızlar sırasında yaklaşıp kızı isterler. yâr Nakarat: Yâr bize gelsin ne var Kız tarafı: Ben pazara varayım / 2 Yârime dalfes alayım / 2 Püskülü ben olayım / 2 bilig-5/Bahar '97 . kızlar toplanıp oğlan tarafından kıza hediyeler götürürler ve o akşam geç vakitlere kadar iyne şenlik ( cümbüş) yapılır. Kızın bütün hısım akrabası tarafından da türlü hediyeler asılır. oğlan tarafı: Anası da anım (hanım). Nikahtan bir hayli zaman sonra " görümlük " (görümnük) yapılır. İşte kızların söylediği türkülerden ve oynadığı oyunlardan örnekler: Kızlar karşılıklı sıra olur. bubası da paşa. döndürdüler bizi Kızı verirlerse. Oğlanın hısım akrabalarından kadınlar.202 Kekliyim uçup gider / 2 Tüyünü saçıp gider / 2 Alacaksan al beni / 2 Gençliğim elden gider / 2 Aman aman keklik Kınalıca keklik Gel yanıma uslan keklik Cir koynuma yaslan keklik Her türkünün makamına göre halaylar oyununda adımlar da farklı olur. bizim güzel alaylar ? Oğlan tarafı: Bir güzeli gördük unu (onu ) isteriz Kız tarafı: O güzelin adına bildirin bize Oğlan tarfı: O güzelin adı Emne (Emine) /h/ anımdır Kız tarafı: O vara/a/masa. Üçüncü Türkü Oğlan tarafı: Ben pazara varayım / 2 Yarime gidep alayım / 2 Oyası ben olayım/2 İncili yosma yâr. Kadınlar ve bilhassa kızlar o gün de türkü söyler. oyun oynanır. Oğlan tarafı dönüşte şunu der: Anası da cadı. alaylar. ötekiler de oğlan tarafını temsil eder. güldürdüler (sevindirdiler) bizi Böyle tekrarlayıp kız evini temsil eden sıradaki kızları birer birer isterler. Bundan birkaç hafta veya birkaç ay sonra "askı asmaya gidilir. Oynarken diyalog şeklinde şu türküleri çağırırlar: Birinci Türkü Oğlan taraf: Kadı efendi. biz varırız. ne istersin. oyun da böylelikle sona ermiş olur. Verdiler kizi. o pip alaylar (opipalaylar ???) Kız tarafı: Ne istersin. Bir gün öğleden sonra kız evine gidip oğlan tarafı oğlanın babasından başlayıp en uzak akrabalarına varınca hepsinden kıza hediye asar.

belikleri de telle örülü. yâr Yâr bize gelsin ne var Not: Verdiğimiz bu üç türkü hıdrellez şenliklerinde söylenir ve oyunlar oynanır. Işıklar içinde: nakılcı önde. alınlarında düğünden dağıtılan teller. kara pelüş (pülüs) kürkünü giydirmişler. Pazartesi günü düğün tutulur. sürme sürünmüş. nakil bir çam ağacından yapılır. sonra cemaat (yani erkekler). sırtlarında da ■ kara pülüs kürkler. (Bu gece de kaynana geline altın asar). yâr Nakarat: Yar bize gelsin ne var Oğlan tarafı: Ben pazara varayın / 2 Yarime fistan alayım/ 2 Kıışayı ben olayım / 2 İncili yosma yâr. tel çözülür ve bütün kızlara genç gelinlere dağıtılır. zülüflü. Bu sırada kız evinde gelini hazırlamışlar: Entarisini. Düğünler "hafta düğünü" olur.203 İncili yosma yâr. kol kola bilig-5/Bahar '97 . En çok şenlik düğünde olur. Ucuna bir top çıra bağlanır. Çatma kaş çekilmiş. başından tacı ve "al duvağı " var. Gelinin eline (bileklerine kadar). Düğün tutulmazdan bir ya da iki gün önce çeyiz (çiz) serilir. Bu halka olunur. o gün de oğlan evinden kız evine " ruba " gelir. davullar. Akşam ezanından sonra oğlan evinden kız evine "nakil" gelir. konu komşuya gider ve düğün sahipleri adına onları düğüne çağırır. Tacından önüne doğru bütün yüzünü örtmüş teller aşağıya kadar sarkıyor. yâr Nakarat: Yar bize gelsin ne var Kız tarafı: Ben pazara varayım / 2 Yârime mintan alayım / 2 Gaytanı ben olayım/2 İncili yosma yâr. saçları kıkrmalı. Düğün telleri de rubayla gelir. Salıyı çarşambaya bağlayan gece (Çarşamba gecesi ) "küçük kına gecesi" olur. Pazartesi de biter. "Okuyucu" elinde güzel örnekli bir klabadan yağlıkla hısım akrabaya. Düğünün en şenlikli gecesi bu gecedir. ayağına (küçük topuklarına kadar) kına vurulur. yan dallarına da fenerler takılır. içinde de mumlar yakılır. Pazartesi (Pazartesi denir) başlar. Çeyiz serilirken de türkü söylenir. başının her iki tarafında da elmaslar. Gelinin kız arkadaşları da kına vurunur ve kına vururken "küçük kına gecesi türküleri" çağırırlar: Birinci Türkü . Kızım kınan al tutsun Kızım kınan solmasın Südüm sana /h/elal olsun Tekbir gecende güzel yol olsun Geldim geçtim yar kapısından Acı tatlı suyunu iştim Ben o yardan vazgeçmedim Gel kız alayım seni Kızım kınan al tutsun Südüm sana /h/elal olsun Tekbirimiz bizim olsun /H/elal geçen ma/h/mur olsun İkinci Türkü Kandilli 'den bir yâr sevdim aman Yanacığı al olur Öpsem (veya: emsem) kiraz dudayından aman Şeker ilen bal olur Al kayıkçı sür ayeste (aheste) aman Varalım Kandilli 'ye Kandilli 'de bir ev yaptırdım of Üç kurneli bir emam (hamam) Saydım saydım kurneler/i/ni aman /H/episi tekmil temam Al kayıkçı sü ayeste aman Varalım Kandilli 'ye Çarşamba günü öğleden sonra kız evinden oğlan evine ceyiz gelir. Kızlar ve genç gelinler de çatma kaş çekinmiş. Büyük bir kalaylı leğen içinde kına karıştırılır. başlarında işlemeli (gergefe işlenmiş) beyaz örtüler. yâr Nakarat: Yar bize gelsin ne var Oğlan tarafı: Ben pazara varayım / 2 Yârime çorap alayım / 2 Potini ben olayım / 2 İncili yosma yâr. O gece de "büyük kına gecesi" olur. sonra da kadınlar sıralanıp kız evine gelirler. alnında ve iki yanağında yapıştırmalar.

. canım / 2 Eyil dayler. yol ver bana Çamlıca dayler. hepsinin ikişer elinde de birer mum. yol ver bana Yağmur yağar al sere serpe. Çimşir punarı yar bucakta / 2 Gümü kaynıyor be yarim ocakta Gel benim efendim Kırçma yosma yar kucakta / 2 Doldur şiseyi be yarim N.. canım. Kadife çiçek Ayrılık günler/i/miz of of . . gel geçme benden Yarimin başında of of Kadife çiçek Aman.. canım (veya: sıka öpe) Eyil dayler. yol ver bana Çamlıca dayler.. canım. ya da. yol ver bana Yağmur yağar al biber gibi.... Allânı (Allahını) seversen Al beni içeriye İkinci Türkü Çimşir punarının üstüyüm/2 Aller giyenin be yarim dostuyum Gel benim efendim Dokunma bana yar astayım / 2 Doldur şişeyi ve yarim Şiseyi. Çimşir punarım geçtin mi/ 2 Üç dolu badeyi be yarim iştin mi Gel benim efendim Güzel oğlanı yar seçtin mi / 2 Doldur şiseyi be yarim N. canım / 2 Eyil (eğil. Gelde ye geçecek Aman. veya: yeşil. canım / 2 Yerler içer sünger gibi / 2 Gel sarınalım amber gibi... sar pamuk Ayşeyi Yalla/h/ kuzum.. ışıklar içinde gelini kınaya çıkarırlar ve şu " büyük kına gecesi türkülerini " çağırırlar: Birinci Türkü Çiçeyim (çiçeğim). elvida) dayler yol ver bana Çamlıca dayler. kolla da düşeyi Çimşirpunarını budarlar / 2 Altında meclisler yharim kurarlar Gel benim efendim Güzel oğlanı yar sararlar / 2 Doldur şiseyi be yarim N. Sen doldur ben içeyim Yârimi eller saracak Ben undan vazgeçeyim Bir taş attım denize Kızın adı Nefise Nefiseyi ver bize Dünür olalım size Bir taş attım yamaca Bir kuş urdum alaca Alacadır alaca Kaşı gözü karaca Bir taş attım dallere Vardı düştü çöllere Benim de yarim ufacık O da gitti ellere Bir taş attım dereye Kız çıktı pencereye Kız. canım... . Üçüncü Türkü Yağmur yağar al taş üstüne.. taramış bilig-5/Bahar '97 . yol ver bana Dördüncü Türkü Esti de badi seba yelleri of of Aldılar elimden Aman...... canım / 2 Kalem oynar kaş üstüne / 2 /H/er ne dersen baş üstüne. geldi geçecek Yarim kahküller/i/ni of of Yumuş. canım / 2 Uyandırsam öpe öpe.. canım / 2 Kulayında elmas küpe.204 tutunur gibi tutunmuşlar.

of gel gel aman Yar iki kaşın aresinde var nişan.205 Aman. kölen olayım Yâr. yumuş taramış Çıkmış nezihlerde of of Beni mi de aramış Aman. perçeminden (veya: Evropalardan) bir nişan canım. yarim. aşkolsun Peruşandır. gazeli Gönül sevmez olur da olmaz güzeli Canım ot gel gel aman Ben gider oldum. senin ateşinden of of Deli mi de olayım Aman. of gel gel aman Ben gider oldum. yar eş olsun Ben saramadım. doz deli göynüm. canım. beni aramış Yâr. of gel gel aman Yel estikçez yaprak söyler gazeli. eller sana bana da eş olsun. yar uykudan /H/iç istemem o yar da çoksın koynumdan Canım. yar. yar aşkolsun Elvidadır. deli göynüm. yar. yâr. peruşan Canını. saran ellere aşkolsun. saran ellere aşkolsun. elvida Canım. yar yüreğime kan doldu Siya/h/da zülüf pembe de yanak üstüne ben oldu Verin benim bağlamamı çalayım aman aman aman Ah çalayım da garip garip ağlayım / 2 Bie mendil ver gözyaşımı sileyim aman aman aman Ağlaya sızlaya. of gel gel aman Ma/h/murlanmış ela da gözle uykudan. canım. yar yüreğime kan doldu Siya/h/ da zülüf pembe de yanak üstüne ben oldu Üçüncü Türkü Kadifeden kesesi Ka 'h/veden gelir sesi Oturmuş kumar oynar. canım. an/n/eceğim Unu (onu) sevmişim vazgeçemem (veya:terkedemem) Asmada üzüm kaldı Güzelsin gözüm kaldı Burası kalabalık. of gel gel aman Ben gider oldum. yar var nişan Yolla. an/n/eciğim Candan. eş olsun Ben saramadım. an/n/eciğim Ciyerimin köşesi / 2 Bana ne oldu ya ben bilemem Eski yarimi /h/iç göremem Zalim sevdaya sabur edemem. an/n/eceğim Öpsem iki gözünü / 2 Bana ne oldu ya ben bilemem … … /B/ayada urgan gerdim İpekli mendil serdim Keratanın kızını. çakırım Söyle/ye/cek sözüm kaldı / 2 Bana ne oldu ya ben bilemem … … Asmada kuş üzümü Görsem yârimin yüzünü Otursaydım dizine. eller sana bana da eş olsun. doz (dost) deli göynüm ezeli Canım. yürekten sevdim / 2 Bana ne oldu ya ben bilemem Büyük kına gecesi erkekler kız ve oğlan evinde şöyle türküler çağırırlar: Birinci Türkü Ezelidir. canım Deli olayım (veya: gel geçme benden ) aman Toz duman olsam dağ başında savrulsam /2 Kemer olsam yar beline sarılsam aman aman aman Ağlaya ağlaya. saran ellere aşkolsun. eller sana bana da eş olsun. doz. yar aşkolsun İkinci Türkü Ka/h/ve olsam dolaplarda kavrulsun aman aman …… bilig-5/Bahar '97 . yar eş olsun Ben saramadım. kapının önünde of of Kölen olayım Aman.

duvağı (eskiden yine al duvakmış. onlara "yastıkçılar" denir. Güveyi orada bulunanların hepsine kahve ısmarlar (sunarlar). sonraları kol kola tutunup içeriye girmeye başlamışlar. Kız gelin arabasına binerken babası ona altın asar. İkinci Türkü Yeşil yaprak aresinde Kırmızı gül konçesi Nerelerde meskan tutmuş Göynümün eylencesi / 2 bilig-5/Bahar '97 .206 Perşembe sabahı gelini "gelin hamamına" götürürler. günümüzde de otomobille alırlar. sonraları (yine) goşulu beygir arabalarıyla almağa başlamışlar. Vedalaşırken de davullar şu türkünün havasını çalarlar: Bey (Ey) gaziler. bindallı. dönüşte ise başka sokaktan geçerler. satantiriyon (bir nevi saten). İçeriye girerken her ikisi de birbirinin daha önce ayağına basmaya çalışır. öteki arabalar da (gelin alıcı arabaları da) oğlan evi kapısına dayanırlar. üç etek antiri olurmuş. gelin ailesiyle. mesalâ Plovdiv (Flibe) veya Peştera'ya (Peştere) evlenirse. yakınları şeker atarlar. Eğer düğün "Peygamber düğünü" ise. Başta "gelin arabası" olmakla. Önceleri gelini güveyi arabadan odaya kadar omzunda götürmüş. Eskiden gelin entarileri: atlas. Sonra da ailesi. güveyiye "güveyi tıraşı" yaparlar.. Perşembe günü akşam üstü gelin alınır. "Gelin alıcılar" gelini almağa gelirken bir sokaktan. gelin "tekbirle" alınır. yol göründü aman aman Benim garip başıma Daylar. uçan kuşlar aman aman Ah bu ayrılık zor gelir Ben yuvamda öterdim aman aman aman Ağ ile tutun beni Ben pa/h/ımı bilirdim aman aman Bir pula sattın beni Dün gece yarin kapısında aman aman Yastıcağım taş idi Üstüm yağmur altım çamur aman aman Ah gene göynüm /h/oş idi. Hamamda eski zaman (bir vakit) türküleri çağırırlar. taşler dayanamaz aman aman Ah benim ahu zarıma Be/h/mamacı. Akşam ezanından sonra güveyi imamla birlikte eve döner ve "nikah tazelenir". tenteneli çarşarlar konur. Kırçma kızı aşırıya. Tacı. önüne ve arkasına da dokunma. be külhancı aman aman Bu/h/amama kim gelir Ne bileyim ağa efenfi aman aman Günde yüz bin can gelir Oturayım. yar geçimdir Sebahın seyer vakfında aman Oturmuş kaç/h/ve içe / 2 Bir elinde altın makas amah Yarine fistan biçer Bu güzellik sana ana. bekleyeyim aman aman Belki sevindiciğim gelir Dayler. Önceleri gelinleri pek süslü öküz arabalarıyla alırlarmış. Yastıkçılar güveyiyi alır. Koçunun üstü kınalı çergelerle (allı yeşilli dokunmuş kilimlerle) örtülü. gelin hamamına Cuma sabahı gidilir. Hangisi daha önce basmaya muaffak olursa adet üzerine aile hayatında daha çok onun sözü geçecek demektir. yakınlarıyla vedalaşır. günümüzde beyaz duvak) başında yine bütün yüzü tellerle örtülü. taşler. "Telci gelini giydirmiş. Güveyiyi "yastıkçılar" giydirir. Cuma sabahı davulcular gelinle güveyiyi uyandırmaya gelir ve şu türkülerin havalarını çalarlar: Birinci Türkü Sabahın seyer (seher) vakfında aman Görebilsem yarimi / 2 Gül daline bülbül konmuş aman Çeker ahu zarini Bu güzellik sana bana kalmaz aman /h/oşumdur yar oşumdur Bir ten/h/ada gel görüşelim aman geçimdir.. çıkarken silah atarlar ve hep birlikte kahveye giderler. Bu sırada oğlan evinde güveyinin arakadaşları toplanmış. orada yine türkü söylerler.

Sen de biridin Yeşil yaprak arasında aman Kençe gülüdün / 2 Sürün kızlar. "Güveyi sofrasından" kalktıktan sonra güveyiye bir kör bulda verirler ve bununla bir odun kütüğünü yarmasını isterler. Gelinler şu türküleri çağırırlar ve zincir olup /h/alaylar oynarlar: Birinci Türkü Mendilimi al isterim / 2 Ortasına dal isterim/2 Bir cilveli yar isterim / 2 Gel serbez oğlan güle güle Mel bıyıcağını sile sile Ben seni aldım bile bile Geç karşıma güle güle Mendilimin ucu atlaz / 2 Atlaza iğneler batmaz / 2 Benim yarim yalnız yatmaz / 2 Gel serbez oğlan güle güle Mendilimin ucu kara / 2 Var gavûr oğlu dur karı ara / 2 Dul karı çoktur cümbüşü yoktur / 2 Gel serbez oğlan güle güle Cuma sabahı oğlan evi tarafından 15. kız evine güveyi sofrasına giderler.. ancak artık yüzü telle örtülü değil. Gelin de yine gelin entarisiyle. Güveyi içeriye girerken ayakkabılarını da içeriye almamışsa küçük çocuklar onun ayakkabılarını "çalar" ve güveyinden para almayınca ayakkabılarını vermezler. Cuma günü öğleden sonra kızın anası ve yakınları "şeker serpmeğe" veya "Cuma sabahına" gelirler. Bu şenliğe kızlar katılmazlar. İşte bir örnek: Aşşaki mâlede. onbaşı gibi Ayşe de kız) /H/iç unutulmaz (veya: /h/iç te bulunmaz Davullar çalayar. Böylece neşeli bir ortamda güveyinin güçlü olup olmadığı yoklanmış olur. Ayşe de kız Dayandı kapıya Açılsın gümüşportalar aman Girsin koçular / 2 Sürün. sürün sürelim Gelin bulunmaz /H/alil onbaşın sevdakarı (veya: . ondan sonra de şenlik (Cuma sabası cümbüşü) başlar.. kızlar sürün sürelim yüzünün yalnız iki tarafından teller sarkar.207 Çile bülbülüm çile Çiğ düşmüş konçe güle İşittim yarimin evlenmiş Geçinsin güle güle / 2 Davulcular burada birkaç hava çaldıktan sonra kızın anasından gidip birkaç hava çalarlar. Genç gelinlerin gelin entarileriyle giyinmiş olmaları şarttır. Mendilimin ucu sarı / 2 Ben çekemem ahu zarı/2 Sefere yolladım yari / 2 Evlenmese gelsin bari / 2 Gel serbez oğlan güle güle İkinci Türkü /H/issarın çevresi dolayı alma/2 Ah olur olmaz güzelin selamını alma / 2 Bu yıl aldıysaydın bi da/h/i alma / 2 Ah seni eller saracak ben öleyim mi Koynuna eller girecek ben kalayım mı bilig-5/Bahar '97 .20 erkek güveyiyi alır. duvağı ile. Aşşe de kız (Gelin alayı veya düğün alayı) toplanırken de davullar bu türkünün havasını çalar. "Güveyi sofresi" için türlü türlü yemekler hazırlamış. O gün anası kızına altın veya para asar.

kaynana Yar yar aldım. kaynana / 2 Oğlunna ikimiz yanyana Sana kümez içi. yâr Çarşılarda nu/h/ut. yar Çarşılarda çömnek. İşte bir türkü. kaynana gelin türküleri veya başka mizahi / ve kederli / türküler de çağırırlar. yar Aldıma billa vermem.208 /H/issarın çevresi dolayı asma Kaldır /h/anım şelvar/ı/nı asına basma (ağına basma) /2 Bildirici yarim yok. Daracık sokakta bahçe kapısı Yel estikçez gelir yarin kokusu / 2 Burda mıdır güzellerin /h/episi bilig-5/Bahar '97 . yar Çatşılarda kartal. kaynana Yok sana gömnek. kaynana / 2 Oğlunna ikimiz yanyana Çatla da patla. kaynana / 2 Üçüncü Türkü Dağlarda meşelerde Gülsuyu şişelerde Yarimi kaybetmişim Ararım (ağlarım) köşelerde Pencerede tül perde Perdenin ucu yerde Yürek oynar. kaynana Ferecen de partal. İşte bir örnek: Birinci Türkü Çarşılarda çapçak. kaynana Yâr yâr aldım. daire darbuka eşliğinde de türkü söylerler. bu yılki yosma / 2 Ah seni eller saracak ben öleyim mi Koynuma eller girecek ben kalayım mı Hissarın çevresi dolayı incir / 2 Elinde tebancası boynunda zincir / 2 Yarimi gördükçe yüreyim sancır/2 Ah seni eller saracak ben öleyim mi Koynuna eller girecek ben kalayım mı Hissarın çevresi deniz yalısı / 2 Hep içerler badeyi çoktur delisi / 2 Yar yeşiller giyer yoktur çaresi / 2 Ah seni eller saracak ben öleyim mi Koynuna eller girecek ben kalayım mı Sürüden ayrılmış sürmeli koyun Yataklar yapıldı (yapılmış) kalk benim soyun Daracık sokakta buldum izini İzinin tozunu sürsem gözüme / 2 Atsam yaşmayım baksam yüzüne Sürüden ayrılmış sürmeli koyun Yataklar yapıldı kalk beyim soyun Daracık sokakta taş ben olayım Elâ gözüne kaş Elâ göz üstüne kaş ben olayım /2 Yaşnızca yatana eş ben olayım Sürüden ayrılmış sürmeli koyun Yataklar yapılmış kalk beyim soyun "Cuma sabahı şenliğinde" kadınlar. kaynana Yâr yâr aldım. yâr Aldıma billa vermem. kaynana / 2 Oğlun beni çok sever Gidi seni yoluk. kaynana Gelinin de alçak. can titrer Yâri gördüğüm yerde Daldan düştüm dalgalandım Yârimi gördüm sevladandım Güller aştı çiçektendim Yârimi gördüm köçeklendim Daldan düştüm dalgalandım Yarimi gördüm sevdalandım Güller aştı (açtı) çiçeklendim Yârimi gördüm köçeklendim Kadınlar. kaynana Oğlunu unut. yar Aldıma billa versem.

İhtiyar adama verdiler. kaynana Yâr yât aldım. kızlar bu bu pezevengi n 'apayım. Ertesi hafta da kızın oğlan evine "/h/afta yemeğine" gelir. gül gibi Saba/h/lar oldu altına baktım göl gibi. akşamsı da oğlan evi kız evine "(H/afta yemeğine" gelir. az sayıda türküler de erkekler tarafından söylenir. ben bu pezevengi n 'apayım. yar i/h/tiyar adamın böyle mi olur cümbüşü. Halaylar oynarken. yakınmam Takınmam (takınıp) de etrafıma bakınmam. Söz konusu olan düğün türkülerinin hemen hepsi kadınlar tarafından. Oğlan tarafından uzak yakın bütün akrabaları çeyizler. Gelin kaynataya. Cuma gecesi (perşembeyi cumaya bağlayan gece) beş on kadın gelip kızı alıyormuş. n 'apayım Pazartesi (pazarertesi) günü " eyiz bozulur. bazılarını da iki grup olup karşılıklı çağırırlar bilig-5/Bahar '97 . kaynana / 2 Oğlun beni çok sever Çatla da ptla. oynayan kadınlar türkülerin bir çoğunu bir ağızdan. Böylelikle düğün şenlikleri sona erer. n 'apayım Köpek değildir avculara satayım. bütün aileye bohçalık (bççalık) verir. Düğün şenliği olarak da yalnız Cuma günü öğleden sonra "Cuma sabahı şenliği" yapılırmış. satayım Kedi değildir pencereden atayım. n 'apayım Assam (akşam) oldu. yaâ Aldıma billa vermem. (Bazı kızları fukaralıktan dolayı. satayım Keçi değildir kasaplara satayım. yâr Aldıma billa vermem. Perşembe günü gelini anasına misafirliğe getirirler. kaynana Yâr yâr aldım. atayım Akşam oldu bir düşek yaptım gül gibi. yani hepsini" "çeyizler". n 'apayım Kart pezevengin altınnar/ı/nı takınmam. kızlar ben bu pezevengi n 'apayım. ön dişi Söyleyin. yeni. hem münasip gördüler gördüler Söyleyin (veya: gelin ) kızlar. kaynana Gel iki gözüm. göl gibi Söyleyin. oyunun türüne göre. yar Çarşılarda üzüm. Erkeklerle kadınların birlikte türkü çağırması adet değildir. gelin de geldiği aileye. kızlar ben bu pezevengi n 'apayım.209 Oğlunna ikimiz yan yana Gidi seni cadı. bakınmam Söyleyin. kendi yuvasına alışır gider. cümbüşü Oyanışırken (veya: yatsıya varmadı) fırlatı gitti ön dişi. kaynanaya. düğünsüz everirlermiş. verdiler Hem verdiler.

Üyesi 1. On sekizinci ve on dokuzuncu asırlarda Rusların iki hatta üç yüzyıl süren baskı ve gayretleri sonunda Ortodoks Hıristiyan Dinini kabul etmişlerdir. Çuvaşların bir dinin kurumlarıyla yerleşmesi için uzun sayılamayacak bir süredir Hıristiyan olmalarından ötürü hala halk arasında eski dinin inanışları derin olarak yaşanmaktadır. Bir Sibir kitlesinin göçleri sırasında İranlılarla komşu yaşadığı dönemde onlara. Sabir). Çuvaşlar. atı ilk evcilten kabile olarak da düşünülmektedir. Müslüman olan Türkler bugün bölgede Tatar. "Sibir Ülkesi" manasına bu adı almaktadır. Giriş Çuvaşlar.Doç. İdil Bulgarları vaktinde bu Türk Devleti sınırları içinde yaşayan bir Türk Halkı idi. İdil Ural bölgesinde yaşayan Türk Halklarından birisidir. Hatta Çuvaşçanın İdil Bulgar devletinde kullanılan bir dil olmasından anladığımıza göre bu devlette oldukça etkili bir halktı.Dr. Müslüman olmayan Türkler İdil'in daha batı ve orta bölgelerine çekilmişler ve yeni bir kimlik oluşturmuşlardır. Öğr. Suvar Türklerinin bir diğer adları ise Sihirlerdir. Başkurt adıyla anılan Türk gruplarını Müslüman olmayanlar ise Çuvaşları oluşturmuşlardır. Çuvaş sözü bir manasıyla eski dinini koruyan demektir. İdil Bulgarları 922 yılında resmen ve ondan önce de halk arasında İslâm'ı kabul ettikten sonra bu ayrım yaşanmaya başlanmıştır. Bugün bu ad altında yaşayan bir Türk kitlesi bulunmamakla beraber hakim oldukları coğrafyaya adlarını bırakmışlardır. Tüm dünyanın Sibirya olarak adlandırdığı geniş coğrafya. Diğer pek çok Türk halkında olduğu gibi çok iyi at binen hatta atla birlikte yaşayan Suvarlar (Sibir. atı bilig-5/Bahar '97 . İranlılar tarafından Suvar adının verilmesi ve bu sözün atlı asker manasına gelişi.210 ÇUVAŞLARIN YAŞADIĞI SAHALAR Yrd. Eski ve yeni din ayrımı Bulgar Devleti zamanından itibaren ortaya çıkmaya başladı. İranlıların ilk at kullanan insanları bu halkta görmüş olabileceğini ve atı ilk evcilten millet olan Türklerin. Bölgede kendi adlarını taşıyan bir de Cumhuriyetleri bulunmaktadır. Bu zamana kadar Türklerin eski dinleri olan Gök Tanrı Dinini benimsiyorlardı. İslâm'ı kabulde zorlanan bu Türklerin ekseriyetle Bulgar ve Suvar Türklerinden oluşması sebebiyle bugünkü Çuvaşların atası olarak Bulgarlar ve Suvarlar kabul edilmektedir.Yakup DELİÖMEROĞLU ___________________________________ Ahmet Yesevi Ü. Bölgedeki diğer Türk halkları Tatar ve Başkurtlarla yakın bağları bulunmaktadır.

Sibirya ve Türkistan'a götürülmüşlerdir. Çuvaşların Yaşadıkları Bölgelere Göre Nüfus Dağılımı Bölge/ yıl Genel Rusya Fed.Ok.211 ve atı ilk evcilten millet olan Türklerin. bir bölümü birisinin de Çuvaş olduğu bilinen Lenin'in bu bölgede doğmuş olmasına bağlayanlar vardır.201 20.346 kişidir.640 2. asırlara ait mezar taşlarında Çuvaşça yazıların bulunmasıdır.751. Çuvaşların Ve Çuvaşistan'ın Demografik Durumu Çuvaşların 1989 nüfus sayımına göre sayıları 1. 1979 1. Hıristiyan olmamak için kaçan Çuvaşlar özellikle Başkurdistan topraklarını tercih ediyorlardı. Diğer yandan yine aynı asırlarda Hıristiyan olmaya zorlanan Çuvaşlar kendi dinlerini korumak için de göç etmişlerdir.310 13.8'i ise bugünkü Çuvaşistan sınırları dışında bulunmaktadırlar. asırda bazı kampların Çuvaşistan dışında kurulması Çuvaşları kendi vatanlarından uzaklaştırmıştır.456 4. isyanlar ve ekonomik sebepler bunların başında sayılabilir.0 1.614 49.739 875 1989 Oran % 1.2'si Çuvaşistan'da yaşamakta. Çuvaşçada diğer lehçelerdeki z sesinin yerini r sesi almaktadır.2 134.Ob.344 115. Çuvaşistan Tataristan Başkurtistan Samara Ulyanovask Kemerov Orenburg Saratov Tümen Kazakistan Ukrayna HantıMansı Muh. Bu mezar taşlarından bazılarının Arap alfabesiyle yazılı olması.738 147.22 100. Tablo 1.756 92. Çuvaşçanın Bulgar döneminde de var olan bu farkı Çuvaşların kökeni açısından da önemlidir.842.394 22. Bugün Çuvaşların önemli Çuvaşistan'da yaşamaktadır. Devletin iskan politikası. Çuvaşların XVI.088 122.497 19.3 905. kültürel baskılar.221 7. Bu sebeple Çuvaşçaya r Türkçesi diğerlerine ise z Türkçesi denilmektedir.366 1. Çuvaşların Yaşadıkları Bölgeler Bugün Çuvaşistan dışında yaşayan Çuvaşların bir kısmı Rusya Federasyonuna doğrudan bağlı idari birimlerde yaşamaktadır. Bu Çuvaş şehirlerinin Çuvaşistan yerine Rusya'ya doğrudan bağlanmasını büyük ebeveynlerinden Çuvaşların Çuvaşistan dışına göçleri değişik dönemlerde farklı sebeplere dayanmaktadır. Çuvaşların XVII-XVIII asırlardaki göçleri Çarlık Rusyası'nın uyguladığı reform programlan çerçevesinde mecburi iskanlarla gerçekleşmiştir.816 17.44 22.04 96. YamaloNenets Muh. asırda Rus idaresine girmeleri gelişimlerini olumsuz yönde bilig-5/Bahar '97 .310 16.29 118509 6. Çuvaş Lehçesi diğer tüm Türk Lehçelerinden farklılık göstermektedir. Çuvaşistan'a sınır olan bu yerleşim yerleri Cumhuriyete dahil edilmemiştir.689. Bu duruma sebebiyet veren önemli faktörler arasında ilk sırayı Çuvaşistan'ın 1920 de belirlenen sınırlarının Çuvaş yerleşim yerlerinin bir kısmını dışarıda bırakacak şekilde çizilmesinden ve değişik zamanlarda Çuvaşların Çuvaşistan dışına göçlerinden kaynaklanmaktadır.394 92. Özellikle XVI. Bulgar Türklerinden bugünkü Çuvaşlara kalan en önemli miras dilleridir.839.847 887. Çuvaş nüfusa göre belirlenecek bir Çuvaş Cumhuriyeti sınırlarının daha kuzeydoğuda olması gerekirdi.959 3. Çuvaş Lehçesi Türkçenin matematik mucizesi olarak da tarif etmek mümkündür.771. Bu nüfusun ancak %49. %50. Bu dönemde mecburi iskanla göç eden Çuvaşlar özellikle Ural çevresine. asırda Kazanlı Bilim adamları tarafından bulunan XIII-XIV. Çuvaşların Bulgar Türklerinin dillerinin devamı olduğuna en büyük delil XIX. bugünkü Çuvaşların en azından bir bölümünün o tarihlerde Müslüman olabileceği ihtimalini de gündeme getirmektedir. Çuvaşlara Çarlık döneminde uygulanan kamplarda yaşama mecburiyeti de göçlere neden olmuştur.337 22. atı evcilleştiren boyunun Sihirler olabileceğini düşündürmektedir.

Çuvaşlar. İşsizlik sebebiyle halk sanayi bölgelerine göçe devam etti.3 50.0 233.9 352.4 449.6'ya üç kat artmış olduğu görülmektedir.9 118. Çuvaşlar I. Peşinden 192022 yıllarda baş gösteren kıtlıkta da büyük çoğunluğu kadın ve çocuk olmak üzere kayıplara uğradılar. Ayaklanmanın bastırılmasından sonra Çuvaşlar toplu halde Kama bölgesine ve Başkurdistan'a kaçtılar.9 23. Bu yolla anılan yıllar içerisinde Çuvaşistan'dan 75 bin kişi göç ettirildi.4 1842. Sonraki on yıllarda da özellikle yeni kurulan sanayi bölgelerine göç devam etmiştir. 1705 yılında büyük bir gurup Çuvaş askere alınarak ömür boyu Çuvaşistan dışında yaşamaya mecbur edildiler. yukarıda değinildiği gibi bu yıllardaki göçün sebebini daha çok dini baskılardan kaçmak oluşturmuştur. Eğitim de son yıllarda göçe neden olmaktadır. kamp dışındakilere göre daha çok baskı altında kalmışlardır.4 667. Çuvaşistan'da sanayinin kurulmaması 1926 ve 1939 yılları arasında göçün ana sebebini teşkil ediyordu.7 887.6 35.0 33.8 Tablo 2'nin incelenmesiyle de görüleceği gibi Çuvaşların Çuvaşistan dışında yaşayanlarının oranı sürekli olarak artmıştır. XVI. Rusların Çuvaşları dağıtma politikaları değişik yöntemler kullanıyordu. 1917 ihtilalinden sonra başlayan kıtlık ve iç savaşlar da Çuvaşların Sibirya'ya göçüne neden oldu.1 301. Bu yıllar Çuvaşların Hıristiyan Dinine girmek için Ruslar tarafından zorlandıkları yıllardır ki. Bu durum Çuvaşların din değişikliğine ne kadar büyük bir tepki verdiklerinin de delilidir. Bu kamplardaki Çuvaşlar kültürel ve sosyal hayatlarını hür bir şekilde sürdürememiş.7 906.3 194. Alatır. kamplardaki insanların sosyal ve kültürel hayatlarını baskı altında tutup etkilediği gibi nüfuslarının gereken gibi artmasını da engellemiştir.4 % 11. Yirminci asrın başlarına kadar süren bu kamp uygulamaları.asırdan itibaren de sanayileşme aracılığıyla topraklarından koparıldılar.8 1117. Toplam (Bin) Çuvaşistan Yaşayanlar (Bin) Çuvaşistan Yaşayanlar Bin kişi Dışında yaşayan 1723 1795 1897 1926 1979 1989 217.7 40.0 1751. Tablo 2. Dünya Savaşı ve ardından gelen 1917 ihtilalindeki iç savaşlarda büyük kayıplar verdiler.2 49. Ruslar bu asırdan itibaren Çuvaşları bazı toplama kamplarına iskan etmişlerdir.0 843. 193959 yıllarında ise yine mecburi iskanlar göçe neden oldu. Yenisey. Çuvaşistan dışına göç ettiği ve çalışmak için gittiği yerlerde de yerleşerek kaldığı tahmin edilmektedir. XVIII.3 863. Çuvaşların "burlaçestova" (gemilerin insanlar tarafından çekilerek nehir boyunca yürütülmesi) işlerinde çalıştırılmaları da halkın kendi toprağından kopmasına sebep oldu. Bu asırda Ural metal fabrikalarında çalıştırılmak üzere göç ettirildiler. Tomsk ve Semipalatinsk vilayetlerine göçler yaşandı. Çuvaşistan'in Demografisi Çuvaşistan Cumhuriyeti'nde 1926 yılına gelindiğinde SSCB'de yaşayan Çuvaşların bilig-5/Bahar '97 . Razin liderliğindeki ayaklanmaya katılmaları da göçlere neden olmuştur. Her halk kendi topraklarında yaşama arzusundayken Çuvaşların bu sistemle vatanlarından uzaklaştırılmaları.212 etkilemiştir. Rus İmparatorluğunun merkezine 650 km gibi yakın bir mesafede güçlü bir Rus olmayan halkın varlığı stratejik olarak istenmediği fikrini akla getirmektedir. Bu dönemde Altay. Daha soma ise Tetüş. 17231795 yılları arasındaki 73 yıl gibi kısa bir sürede Çuvaşistan dışında yaşayan Çuvaş oranını %11'den %33.7 935. Çuvaşistan dışına göç ettirilen Çuvaşların özellikle Rus kültürünün etkisinde kalarak hızla asimile oldukları bilinmektedir. Çuvaşların 1670-71 yıllarında baş gösteren S. asırda Kubninsk kampı kurulmuştu. Son yirmi yılda üniversite veya yüksek okul eğitimi almış 80100 bin Çuvaşın. Yıllara Göre Çuvaş Nüfusu ile Çuvaşistan'da ve Dışında Yaşayanlar Yıl Çuvaş Nüf. Çuvaşların Hıristiyanlığı kabulünde de bu kampların büyük etkisi oldu.9 542. Özellikle Kazakistan'ın kuzeyinde Altay ve Krosnayarks bölgelerinde tarıma açılan yeni arazilerin işlenmesi için Çuvaş köyleri toplu halde göçe tabi tutuldular. Temnikov ve Simbir kampları oluşturuldu. Gerek Çarlık ve gerekse Sovyet dönemi idarecilerinin Çuvaşların göçleri için gösterdikleri gayret zannederiz sebepsiz değildir.

338. 35.İ.7 19. Çeboksar. (Red. kozmopolitizmin daha yoğun olduğu şehirlerde ise ortalama %18.1 35. Çuvaşskye ustoruçiskyepriganuya. 1994. Köylerde ise bu oran belirgin bir şekilde düşmektedir.8 26. KİSİN V. bilig-5/Bahar '97 . 1926 yılında Çuvaşlar tüm Çuvaşistan halkının %67.4'tü. 1979 nüfus sayımına göre SSCB'de ortalama farklı milliyetten oluşan aile oranı %15. Çuvaşistan halkı bugün 9 şehir. Çuvaşistan köylerinde eşlerden birinin Çuvaş olduğu aileler yalnızca %2.5 e düşmüştür. 17 kasaba ve 1727 köy yerleşim biriminde yaşamaktadır.6 dan %20 ye yükselmiştir.1 iken bu oran Şubaşkar'da 23'e çıkmıştır.7 2. 1939 yılında 60. 1995. Bu dönemde Cumhuriyetteki Tatar nüfusun oranı da %3. Son yıllarda özellikle şehirlerde bu durum son bulmuş Çuvaş kadınları da başka milletten kişilerle evlenir olmuşlardır.9 357. %2.6 1. Tüm Sovyetlerde ise 1. 1982 yılının rakamlarına göre Çuvaşistan'da şehirlerde eşlerden birinin Çuvaş olduğu aileler %27. 357.8'ini oluşturmaktaydılar. 1920 de Cumhuriyetteki Çuvaş oranı %82. Yirminci yıllardaki Rus göçü ile Cumhuriyetteki Rus nüfusun oram ise iki kat artmış ve %10.4'tü.3 ü ise diğer halklardan insanlar yaşamaktadır. 1979 yılında 71 ve 1989 yılında ise 73 kişi düşmektedir KAYNAKLAR ANON. 1926 yılında Çuvaşlar tüm Çuvaşistan halkının %67.213 %59.İ.6 dan %2. Çuvaşistan'da yaşayan Rus Köylülerinde ise farklı milliyetten oluşan aile oranı %12.4'dür.İ.7) 'lardan oluşmaktadır.2 oranındadır. Tablo 3.0 Çuvaşistan'da farklı milliyetlerden oluşan aile sayısı artmaktadır. 17 kasaba ve 1727 köy yerleşim biriminde yaşamaktadır. Eski dönemlerde Çuvaşlar ekseriyetle başka halklara kız vermiyorlar ancak erkekler başka milletlerden kadınlarla evleniyordu.0 1.6'dır.7 Oranı% 67.338. Bölgeye yerleştirilen Rus nüfusla %84. Çeboksar.2 olan Çuvaş nüfus oram %67.8'i yaşamaktaydı. Yirminci yılların sonunda ise Cumhuriyetteki nüfus oranı Çuvaşların aleyhine Çuvaşistan halkı bugün 9 şehir. Yani 667. 1996 DİMTTRIEV V. Yirminci yılların sonunda ise Cumhuriyetteki nüfus oranı Çuvaşların aleyhine olarak değişti.1 bini Rus (%26. Moskova. Çuvaşistan Nüfusunun Oluşumu (1989) Çuvaş Rus Tatar Nüfusu (bin) 906. 1989 nüfus sayımına göre ise Çuvaşistan'da 1.) 1994 Kultura Çuvaşskogo Kray.117 bin Çuvaş bulunmaktaydı.7 bin kişi. Bu nüfusun 906.7). 1920 de Cumhuriyetteki Çuvaş oranı %82.9 100. Çeboksar.7 bin Tatar (%2. SKVORŞOV M.000 kişi yaşamaktadır. Starie Çeboksarı.8'e düşürülmüştür..D 1993 Çuvaşskaya Respublika.9 bini Çuvaş (%67. İVANOV E.8'ini oluşturmaktaydılar. Çuvaşistan'ın kilometre kareye düşen insan sayısı oldukça fazladır.8).7 Mordovan Diğer Toplam 18. Çuvaşistan'da 1925 yılında km2'ye 49 kişi. Çeboksar.4 0. Chuvashia.

eski Sovyet sahasında kargaşa ve çatışmaların çıkması. Ülke içinde ve bölgede barışın bıçak sırtında durmaya çalıştığı bir dönemde. Yakından tanıdığı NAZARBAYEV ve kitabı hakkında yaptığı değerlendirmeyi burada verirsek. bilig yayınları arasında çıktı. çok kritik bir noktada bulunuyordu. inanç ve sabırla çalıştığını yakından biliyoruz. bunalım ve gerginlikleri. olayların içinde olan.. Sovyet nükleer silahlarının bir kısmının Kazakistan'da konuşlandırılmış olması. şartları son derece ağırlaştırıyordu. yetmiş yıllık bir entegrasyonun çökmesiyle ekonomik krizin patlaması. gerçekçi. deyim yerindeyse kazanın ortasında kaynayan bir devlet adamının yaşadıkları. Bu gerçeği anlatabilmek ve derin anlamları ifade edebilmek için seçilebilecek en doğru kapak düzenlemesi yapılmış: Yol veya zaman. sosyal ve siyasi problemlerinin çözümü için büyük bir gayret. Sos. Bil. Bir devlet adamının karşılaşabileceği en zor günlerden kesitler. kitabın bütün muhtevasını daha kapağı açmadan okuyucuya ifade etmeye çalışmış. Öğrencisi Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan NAZARBAYEV'in kitabı. ülkesi ve dünya barışı için sorumluluk duyan bir lider olarak dikkatleri çekti. bilgisi. Kitabın takdimini Namık Kemal ZEYBEK yapmış. dirayeti ve siyasi olgunluğu ile ülkesini selamete çıkaran bir önder devlet adamı oldu. Yüzyılların kavşağı. Nazarbayev. Bağımsız Kazakistan'ın ekonomik. Lis. bölgesel problemlerin tek noktada toplandığı çetin bir zaman düğümlenmesi. ağır başlı. dünya dengelerinin. Yük. Yüzyılların Kavşağında. korku ve endişenin yanı sıra dizginsiz hırsların ve hayallerin sökün ettiği günlerde. Kapak tasarımını yapan Ayşe Öztekin. kapağın ortasında düğümlenmiş. gördükleri. Sovyetler Birliğinin çöktüğü. Eseri Kazak Türkçesinden Türkiye Türkçesine Banu MUHYAEVA aktarmış. Sovyet sisteminin çöküşü sırasında..214 Kitap Dünyasından. dünya dengelerinin yerinden oynadığı ve alışılmışoturmuş her şeyin altüst olduğu bir dönemde Nazarbayev. Nazarbayev. pek çok şeyi birden ifade ediyor. tarihin yığdığı. söyleyebileceklerimizin veciz bir özetini sunmuş oluruz: "Tarihin keskin dönemeçlerinden birinde. Kitabın adı. sonsuzluğa uzanıp gelen iki derin çizgi. idealleri olan ve bilig-5/Bahar '97 . Bu kitap gösteriyor ki. Şimdi ise. Ens. YÜZYILLARIN KAVŞAĞINDA (Ğasırlar Toğısında) İlker TASLACIOĞLU ___________________________________ Ahmet Yesevi Ü.

derin ve dikkatli bir gözlemcidir. son yıllarda yaşadığımız dramatik anaforu gözden geçirmek ve samimiyetle eleştirmek. Nedense. Geçip gitmiş olaylar." bilig-5/Bahar '97 . geleceğe ışık tutan bir fikir adamıdır. zamanımızda yaşanan fakat geleceği şekillendiren olaylar ve insanlardan söz edilen bu kitabını 'Gelecek İçin Anılar-Bolaşak Çaylı Estelik' türünde değerlendirmektedir. ayrıntılarına kadar gözümün önünde canlanıverdi. O gün işyerimde gece yarısına kadar oturdum. Son ayların yorgunluğu bedenimi de beynimi de yormuştu. Bunun için Nursultan Agay. Ben böyle bir manzarayı hiçbir yerde seyretmedim. fena olmazdı. Sadece Cumhuriyet meydanından arada bir geçen arabaların sesi geliyordu. Anlaşılan. yavaş yavaş koyulaşıp. Bizim için yolun başı gibi olan 1991 yılının olaylarını hatırladım. Burada anlattıkları veya anlatabildiklerinden alınacak pek çök ders ve ibret vardır. 1991 Ağustosu ile 1995 Ağustosu arasına barış tarihinin birkaç on yılına sığmayacak olaylar sığmıştır. Henüz iki saat önce biten referandumun ön sonuçlarını aldım. O sessiz gecede aklıma bir düşünce geldi. derin denizyüzü gibi iyice göğerir. düşüncelerimde geçmiş olaylar dönüp duruyor... Olayların kökünde yatan tarihi kültürel ve sosyal sebepleri araştıran ve tahlil eden bir insan. Kazakistan bundan sonra yeni anayasanın düzeni içinde yaşayacak. insanların yüzleri. Eski yazılarımı ve ara sıra alığım notları karıştırmaya başladım.. heyecan dolu günler ve geceler. 'col cönekey ayaldama' yol almayı bırakıp-. birden bire sayısız yıldız kıpır kıpır cilveleşmeye koyulur.." Kitabın yazılma amacı ve karar anım Nazarbayev kısaca anlatmış: "Ağustos ayında Aladağ eteklerinde gece gökyüzü hiçbir zaman kapkara görünmez.215 ideallerim gerçeklerle bağdaştıran geniş ufuklu bir devlet adamı olduğu kadar. Şehir sessizdi.

Meşedihanım Nİ'MET. 1943 yılında Azerbaycan Devlet Üniversitesi Şarkşinaslık Fakültesi'nin Farsça Bölümü'ne girer. Kazım Karabekir E. DR. Nitekim o.216 PROF. Dr. İktisadi ve siyasi tarihinin Ögrenilmesinde Yeri ve Önemi adlı çalışmasıyla da 1968 yılında doktor unvanını alır. Dağıstan. Dr. orta öğrenimini ise I. Agopyan. yüzyıl Şirvan Tarihinin öğrenilmesi adlı yüksek lisans çalışmasıyla 1954 yılında uzman. Gürcistan. Cengiz ALYILMAZ ___________________________________ Atatürk Ü. siyasi. İlk öğrenimini kendi köyünde.. Haçatryan. Nahçivan ve Ermenistan sınırları içinde kalan ata dede Oğuz topraklarındaki üç bine yakın abideyi gün ışığına çıkarır. Müteakip yıllarda ciddi ve başarılı çalışmalarıyla Azerbaycan'ın ilk epigrafya doçenti ve profesörü olur. askeri. İlim aleminin istifadesine sunulan bu abideler. Meşedihanım Sadullahgızi NİMET. XIV-XIX. ait oldukları toprakların tapusu olarak gördüğü bu abidelerin ortaya çıkarılması. sözde ilim adamı (!) özde ise. 01. Türk dünyasının ilişkide bulunduğu milletlerin. içtimai ve kültürel bir çok bilinmezini aydınlattığı gibi. Prof. Zabrat köyü'nde orta halli bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir. temsilcisi durumundaki A. Doç. Dr. Türk milletinin tarihi. Büyük Ermenistan Kurma Emeli peşinde koşan ve bu uğurda salya döken bilig-5/Bahar '97 . problemlerinin halledilmesi hususunda son derece titiz davranır. arakelyan. yüzyıl Epigrafık Abideleri ve Bunların Azerbaycan'ın İçtimai. Epigrafık Abidelerden Hareketle XIV-XVI. A. Dr. Öğretim Üyesi Prof. 1949 yılında Azerbaycan İlimler Akademisi Tarih Enstitüsü Epigrafya Bolumü'ne asistan olarak girer. Prof. Türk Dili ve Ed. A. Türk milletinin. yarım yüzyıla yaklaşan araştırma ve incelemeleri sonucunda Türk İslam yerleşim merkezlerindeki özellikle de bu gün Azerbaycan. gibi akademik kimlik taşıyan fanatik Ermeni komitacılarıyla yıllarca mücadele eder.D Papazyan. B. büyük emek sarfeder ve bu yüzden de birçok baskıya. Zabrat Köyü'nde tamamlar. 5. Ermeni terör örgütlerinin ilim alanındaki sözcüsü. Meşedihanım Nİ'MET.. zulme. korunması vb. Bu bölümden 1948 yılında mezun olan Meşedihanım S. saldırıya maruz kalır. MEŞEDİHANIM SADULLAHGIZI Nİ'MET (Nİ'METOVA) Yrd. Nİ'MET. Fak.1924 tarihinde Bakü'nün merkeze bağlı II. devletlerin geçmişlerine ait pek çok kıymetli bilgiyi de günümüze kadar taşır. Çoğu zaman da muhalifleri Ermeniler ve bunların hamisi durumundaki Ruslar olur.

3. No: 11. Bakü 1955. Nakü 1962. XI. 9 ) Şuşa Şeherindeki Camenin Kitabeleri. Arapça. Yüzyıla Ait Azerbaycan Epigrafik Abideleri).735 741.. 1. Meşedihanım Nİ'MET. yok edildiği dönemlerde bile her türlü tehlikeyi göze alacak çalışmalarına hız verir. 7) XIX. Esr Şirvan Tarihinin Öyrenilmesinde Derbend Kitabelerinin Ehemmiyeti (XV. c. BDT Şarkşinaslık Enstitüsü Azerbaycan Cumhuriyeti Kadınlar Şurası'nın daimi üyesi. c. XII. Tarih Medeniyet Abideleri'nin Korunması Cemiyeti'nin.217 Taşnakçıların maskelerini bir bir düşürür ve bunları uluslar arası arenada defalarca rezil eder. Nizameddin. Xaçmaz ve Gtisar Bölgelerinin Bazı Epigrafik Abideleri). Mescidi (Nizameddin Camii). s. zaviye. s. c. (Şuşa Şehrindeki Cami'nin Kitabeleri). No: 3. Elmler seriyası. 47 48. Xaçmaz ve Gusar Rayonlarının Be'zi Epigrafik Abideleri (Guba. 3) 1954. Azerbaycan SSR EA Me'ruzeleri. 2 5. s. sandukalarda. Azerbaycan SSR EA. No: 1. Arkeoloji ve Etnografya Bölümü İlmi Şubesi'nin. İctim. 12. Mosul Kendindeki Camenin Kitabeleri (Zagatala'nın Mosul Köyü'ndeki Camiinin Kitabeleri). Azerbaycan SSR EA Xeberleri İct. Moskova Leningrad 1963. Azerbaycan SSR EA. Farsça. (XVII XVIII. 9. medrese. Elmler seriyası. Bakü 1961. 8. Elmler Seriyası. Bakü 1953. Bakü 1958. Bununla da Türkistan'dan Kafkasya'ya. 12) Pamyatniki Şirvan'a XV. veka. 17 35. Bakü 1961. Azerbaycan SSR EA Tarih Ensitüsü Eserleri. Esr İki Gence Xettatının İşi Haggında (XDC. s. 19 38. Bakü 1955. Yüzyıl Hezre Abidelerinin bilig-5/Bahar '97 . Mezar taşlarında. Azerbaycan SSR EA Xeberleri. Xeberleri. Esr Hezre Abidelerinin Kitabeleri (XVI. 2) Baladaki Şirvanşahlar Sarayı Kitabelerinin Öyrenilmesi Tarihinden (Bakü' deki Şirvanşahlar Saray Kitabelerinin Öğrenilmesi Üzerine). komünist baskının. c. Azerbaycan SSR EA Me'ruzeleri. üniversitede dersler veren. 14) XVI. Türk Lehçe ve Şiveleri'nin büyük bir bölümüyle birlikte Rusça. cami. 6) XIV XVI. Prof Dr. Bütün bu özverili çalışmalarının yanı sıra onu halen Azerbaycan Cumhuriyeti İlimler Akademisi Tarih Enstitüsü Epigrafya Bölüm Başkam. Yüzyılda Yaşamış Genceli İki Hattatın Sanatları Üzerine). 13) Azerbaycan Epigrafik Abideleri (XVII XVIII Esrler). s. 11) Azerbaycanın Cenub Rayonlarındakı Be'zi Epigrafik Abideler Haggında (Azerbaycan'ın Güney Bölgeleri'ndeki Bazı Epigrafik Abideler Üzerine). Yüzyıl Şirvan Kitabeleri). asistanlar yetiştiren hoca olarak da görürüz. bütünlük ve ayniliği ortaya koymaya çalışır. Bakü 1956. XIII. Bakü 1955. s. s. No: 8. İngilizce ve Ermenice bilen Prof. 5. Bakü 1959. Azerbaycan Tarih Enstitüsü Eserleri. Bakü 1963. kızı Vefa GULİYEVA ise. s. Azerbaycan İnceseneti. s. 4)(RIZAYEV Niyaz ile birlikte). kitabelerinde sufizmin. bunların bir birleriyle olan ilişkilerini araştırıp tespit eder. tarih doçentidir. tekke. ELM. Elmler seriyası. Kafkasya'dan da Anadolu'ya / Türkiye'ye kadar uzanan ırki ve dini birlik. Elmler Seriyası. No: 11. Türklük adına. zulmün doruğa ulaştığı. Yüzyıl Şirvan Tarihinin Öğrenilmesi Üzerine).. Çocuklarından oğlu Fuat Guliyev AĞAKERİM kimya profesörü. Yüzyıl Şirvan Tarihinin Öğrenilmesinde Derbend Kitabelerinin Önemi). Esr Şirvan tarihinin Öyrenilmesine Dair / Epigrafik Abideler Esasında ( Epigrafik Abidilerden Hareketle XIV XVI. (Rusça). 10. Şerg Epigrafıkası. Prof. (XV. s. c. İct. Meşedihanım Nİ'MET. kümbet. İct. XV. 8) Zagatala Rayonu. Meşedihanım Nİ'MET'in hayat hikayesine ait bu bilgilerden sonra şimdi de onun eserlerinden oluşturduğumuz bir bibliyografyayı dikkatlere sunuyoruz: 1) XV. Dr. s. tarikat temsilcilerinin izlerini. 5) Guba. İl Derbend Seferi Haggında İlk Me'Iumat (1954 Yılında yapılan Derbend Seferi Hakkında İlk Bilgiler). Elm. Dr. Bakü 1959. XV. 10) Nuxa Xan Gebristanlığındakı Mezerdaşlarının Kitabeleri Haggında ( Nuxa Xan Mezarlığındaki Mezar Taşı Kitabeleri Üzerine ). Azerbaycan SSR EA Xeberleri İct. No: 2. s. evli ve iki çocuk annesidir. No: 6. İslam adına faaliyet gösterenlerin bir bir ortadan kaldırıldığı.

Eser Şirvan Tarixine Dair Giymetli Sened (XV. 21) Nadpis' grobnitsı " Baba Samita " (XVI) ob obşçestve " Bektaşiya " i " Baba Samit" (Baba Samit Türbesi'nin Kitabesi. Yüzyıla ait Maddi medeniyet Abidelerinde Oğuz İzleri). (Rusça). felsefe. 2. Bakü 1965. Novıe plitı s nadpis'yu i izobrajeniyami iz Bailgesri (Bayıl Sarayı'nda Bulunmuş Kitabeli ve Tasvirli taşlar). İle birlikte). 16) İzobrajeniya na memorialnmx pamyatnikax XVI veka sbyazannıe s kultom ongonov (XVI. Esr Mezardaşlarına Esasen) (XV XVI. s. Moskova Leningrad 1967. No: 4. Yüzyıl Hatıra Abidelerindeki Ongunlarla İlgili Kabartmalar). c. AO 1969 godo v SSSR. Tarix. (Rusça). po etnogenezu turkmenskogo naroda (Türkmen halkının Teşekkülü Adına Düzenlenen Umumi Sempozyumunun Bildirleri). Tezisı dok. ile birlikte). s. s. 2. XVI. Bakü 1964. s. c. Doktora Tezi'nin Özeti. Vsesoyuz soveşç. " Materialı sessii. Tezisı dokl. 25 30 . Azerbaycan SSR EA Xeberleri. Moskova 1971. Azerbaycan SSR EA Me'ruzeleri. 1970. 26) Tarixin Daş Sehifeleri. (1969 Yılı'na Ait SSRİ Arkeolojik Keşifleri). s. Tezisı dokladov MAEİA (Arkeolojik ve Epigrafik Araştırmalar Adına düzenlenen Sempozyum Materyalleri). Arxeologiçeskie Otkrıtiya v SSSR 1972 g. s. 2. İl Azerbaycan'da Arkeoloji ve Etnografik Tedgigatların Yekunlarına Hesr Olunmuş Elmi Sessiyanın materialleri (1970 yılı'nda Azerbaycan'da arkeolojik ve etnografik araştırmalar adına düzenlenmiş ilmi toplantının materyalleri). Şah Abbasın İki Fermanı (Şah Abbas I'ın İki fermanı). Bakü. 2. ile birlikte). s. Bakü 1971. (Rusça). XXIV. c. Moskova 1970. Ermenistan SSR Erazisindeki Müselman Abideleri (Tarihin taş sayfaları. Hügug seriyası. Nadpis' meçeti Xvadja Xadji Xamza (Hoca Hacı Hamza Camii'nin kitabesi). 2. (1970 Yılı'na Ait SSRİ Arkeolojik Keşifleri). Azerbaycan Xalgınm Teşekkülü ve Etnogenezi problemine Hesr Olunmuş Seminarın Materialları (azerbaycan halkının Yeşekkülü ve Soyu Meselesi Adına Düzenlenmiş Seminerin Materyalleri). 23) (İSMİZADE Ömer Ş. 18) XV. 15) Firman 964 / 1556 1557 gg. 20) I. Bakü 1968. (Rusça). 3 6. 3. s. Gobustan İncesenet Almanaxı. (Rusça). İtogram arxeol. (Rusça). s. 25) Azerbaycanda Kufi Kitabeler (Azerbaycan'da Jufi Kitabeler).) XIV XIX. Yüzyılda Bektaşilik ve Baba Samit Teşkilatı Üzerine). No: 4. (Rusça). Ob epigrafiçeskie Pamyatnikax Megri (Megri'nin Epigrafik Abideleri Üzerine). 1 5. Baku (Şah Tahmasip Fin Bakü Cami ve Mesçitlerindeki Fermanları 964 / 1556 / 1557). Ermenistan SSR Topraklarındaki Müslüman Abideleri). s. AO 1970 godo v SSSR. Yüzyıl Epigrafik Abideleri ve Bunların Azerbaycan'ın İçtimai İktisadi Tarihinin Öğrenilmesindeki Yeri ve Önemi). 22) Epigrafiçeskie pamyatniki i ix znaçenie v izuçenii sotsialno ekonomiçeskoy istorii Azerbaydjana (XIV XIX w. s. 28) (BUNİYATOV Ziya M. Bakü 1963. İ etnogr. Şerg Epigrafikası. Bakü 1966. posvyaşçe. 1964 g. ile birlikte) Novıe dannıe o gorode Şemkure (Şemkür Hakkında Yeni Bilgiler). 24) (EHMEDOV Gara M. 63 71. Bakü 1964 (Rusça) 17) Tetbigi Senetde Gedim Dini Ayinlerde Azerbaycan Xalgının Elagedar Be'zi Motivler (XV XVI. Bakü 1972 27) (ABBASOV E. Azerbaycan SSR EA Tarih Enstitüsü Eserleri. Yüzyıl Şirvan tarihine Ait Kıymetli Bir Belge). 6. 19) Uguzskie elementi na pamyatnikax XVI veka material'noy kul'turı Azerbaydjana (Azerbaycan'ın XVI.218 Kitabeleri)." (1964 Yılında Arheolojik ve Etnografık Araştırmalar Adına Düzenlenen Sempozyum Materyalleri). XVIII. Yüzyıl Mezar Taşlarından Hareketle Uygulamalı Güzel Sanatlarda ve Eski Dini Törenlerde Azerbaycan Halkına Ait Bazı Motifler). 80 84. (Rusça). XVI. 1972.. Aşgabad 1967. 382 383. Moskova 1973. (1972 Yılı' na Ait SSRİ Arkeolojik Keşifleri).il Azerbaycan'da Arkeoloji ve Etnografik Tedgigatların Yekunlarına Hesr Olunmuş Elmi Sessiyanın Materialleri (1972 yılında Azerbaycan'da arkeolojik ve etnografik araştırmalar adına düzenlenmiş ilmi toplantının materyalleri). s. Şaxa Taxmaspa I v sobornoy meçeti gor. İssled. No: 3. Bakü 1968. bilig-5/Bahar '97 . s.

1977. s. s. Bakü1981. 30) Sofi Hemid Abideleri Kompleksi (Sufi Hamid Abideleri Kompleksi). Tez dokl. VİPİG. No: 1. Dokl. 4. s. 8. Esrlere Dair Yeni Epigrafik Abideler (Abşeron'da XII XV. 11-12-9. V. s. 4. Bartol'da k epigrafiçeskim pamyatnikam Zakavkaz'ya (Transkaikasya'daki Epigrafik Abidelere V. 1976. No: 1. c. 3. s. 6 . Elm ve Heyat.. (Rusça). s. s. 85 90. Yüzyıla Ait Yeni Epigrafik Abideler). (Rusça). sessii. Elm ve Heyat. İsmayıl Bey Gutgaşenlinin Epitafiyası ve Ölüm Tarixinin Degigleşdirilmesi (İsmayıl Bey Gutgaşenli'nin Mezar Kitabesi ve Ölüm Tarihinin Belirlenmesi). 45) Epigrafiçeskie pamyatniki Zakafkaz'ya (Transkafkasya'daki Epigrafik Abideler). BakÜ1978 (Rusça). 44) Memorıal'nıe pamyatniki Azerbaydjana (XII . Bakü 1979. No: 21. Elm ve Heyat. dokl. 4. Azerneşr. 47) Abşeronda XII XV.. nauçn. nauçn. nauçn. Farsça ve Türkçe Kitabeler). (İlisu Camii'nin Kitabeleri). 43) Azerbaycanın Toponimikasını (Övrenmek Üçün Epigrafik Abideler Mönbe Kimi (Epigrafik Abidelerden Hareketle Azerbaycan Yer Adlarının Öğrenilmesi) Azerbaycan SSR Toponomikasının Öyrenilmesine Hesr Olunmuş Elmi Konfransın Materialları (Azerbaycan SSR Yer Adlarının Öğrenilmesi Adına Düzenlenmiş Konferansın Materyalleri). XXIX. Tez. (Kitap). s. Bakü 1979. Bakü 1973. Arkxeologiçeskie Otkrıtiya v SSSR 1974 g. Yüzyıl Şirvan Tarihine Ait Yeni Bir Belge). 2. No: 11 12. Esr) (XII. s. Bakü 1978. (Baku'nun XI XV. Bakü 1979. VİPİG. Gobustan İncesenet Almanaxı. Tiflis 1979. Yüzyıla Ait Epigrafik Abidelerinde İçtimai ve Siyasi Terimler). 4 8. 32) Epigrafikada Xettatlar (Epigrafide Hattatlar). s. Elm ve Heyat. (Rusça). (1974 Yılında Yapılan BARTOLD Sempozyumu Bildirileri). No: 6. Moskova 1975. 3. Baku 1974. s. Tez. No: 3. (1974 Yılı'na Ait SSRI Arkeolojik Keşifleri). (Rusça). 38)" Piri Merdekan " Yaxud " Şeyx Tair " Türbesi (Piri Merdekan Yahut Şeyh Tair Türbesi). Vsesoyuzn. 41) Arabo PersoTyurkoyazıçnıe nadpisi na territorii GCCR (Gürcistan SSR Topraklarındaki Arapça. 33) Zengilan ve Cebrayıl Rayonlarının Yeni Epigrafik Abideleri (Zengilan ve Cebrayıl Bölgelerinin Yeni Epigrafik Abideleri). No: 6774. (Rusça). 5 8. Gobustan İncesenet Almanaxı. 37) Merdekan Galası (Merdekan Kalesi). 3. il Azerbaycan'da Arkeoloji ve Etnografik Tedgigatların Yekunlarına Hesr olunmuş Elmi Sessiyaının Materialleri (1976 Yılı'nda Azerbaycan'da Arkeolojik ve Etnografik Araştırmalar Adına Düzenlenmiş İlmi Toplantının Materyalleri). ile birlikte). Bakü 1981. 4. Moskova 1974. s. No: 2. s. 123 s. (Rusça). Tez dokl. Elm ve Heyat. 31) İnteresı V. s. 39) Şemkür Minaresinin Kitabesi (Şemkür Minaresinin Kitabesi). Sessii. Vsesouzn. s. Baku 1975. 20. nauçn. s. sessii. Bakü 1980. Bakü 1981. Bakü 1981. Elm ve Heyat. BÇ 1977 goda. V. (1977 Yılında Yapılan BARTOLD Sempozyumu Bildirileri). Azerbaycan SSR EA Me'ruzeleri. 42) İlisu Camesinin Kitabeleri. No: 3. Tarihi Enstitüsü İlmi Arşivi. S. Azerneşr.XIX Eserler) (XII XIX Yüzyıl Azerbaycan Hatıra Abideleri). 35)Paleografgrafiçeskie osobennosti Lapidarnıx dokumentov Azerbaydjana (XI XIX w.. Moskova 1978 . 3. 36) Sosyalno pravovıye termini v epigrafiçeskix pamyatnikax Baku XI XV w. 40) (TAHİROV A.) (Azerbaycan'da XI XI. s. 3. BakÜ 1979. BARTOLD' un İlgisi). il Azerbaycan'da Arkeolojik ve Etnografik Axdanşlar (1976 Yılı'nda Azerbaycan'da Yapılan Arkeolojik ve Etnografik Araştırmalar). 1976. sessii. BÇ 1974 goda. 46) Azerbaycanda Yeni Epigrafik Keşfler (Azerbaycan'da Yeni Epigrafik Keşifleri).X Yüzyıla Ait Veciz Üslup Örneklerinin Paleografik özellikleri). (Rusça).219 29) Şirvan Tarixine Dair Yeni Sened (XII. bilig-5/Bahar '97 . 34) Abşeron Üzre Epigrafik Seferin Neticeleri (Abşeron'a Yapılan Epigrafik Seferin Sonuçları).

s. 1981. Farsça ve Türkçe Kitabeler). 2. 55) Epigrafiçeskie pamyatniki Azerbaydjana o doljnosti " sadrala'zam " i " sadr " (Azerbaycan'ın Epigrafik Abidelerinde " sadrazam " ve " sadr " Unvanları Üzerine). ile birlikte). Elm ve Heyat. sessii. 58) (GASIMOV A. 52 61. 31 36. 5. ile birlikte). 1979. 61) Yehya İbn Mehemmed veya Memmedbeyli Türbesi (XIV. TFH. BÇ 1984 goda. w. No: 3.220 Arxeologiçeskie Otkrıtiya v SSSR 1977 g. No: 6. 60)Epigrafiçeskie issledovaniya v Azerbaydjanskoy SSSR. Esr) (XIV. Elm ve Heyat. (1984 Yılında Yapılan BARTOLD Sempozyumu Bildirileri). 50) Bakı Tarihinin DaşSehifelerinden I (Bakü Tarihinin Taş Sayfalarından I). Tarixşunaslığın Aktual Problemleri Sessiyanın Tezisleri (Tarih İlminin Güncel Problemleri Sempozyumu Bildirileri). s. Azerbaycan SSR EA Xeberleri. 52) Tarihin İziyle. 54) Voprosı izdaniya pamyatnikov kulturı Zagafgaziya na Arabo Perso Tyurkoyazıçme I (Transkafkasya'daki Arapça. BÇ 1982 goda. Moskova 1984. s. s. 4. Moskova 1978. s. Gax Rayonunun Be'zi Epigrafik Abideleri Haggında. 48) (HEYDEROV M. 59) Gürcüstan SSR Erazisindeki Ereb Pars Türk Dilli Kitabeler (Gürcistan SSR Topraklarındaki Arapça. No: 7. Moskova 1981. s 2. (Azerbaycan'da Epigrafik Araştırmalar). s. 51) Bakı Tarihinin Daş Sehifelerinden II (Bakü Tarihinin Taş sayfalarından II). (1977 Yılı'na Ait SSRI Arkeolojik Keşifleri). İlin Menbeşünashg Axdarışları (1981 Yılının Tarihi Kaynaklarının Araştırılması). 3 . (1982 Yılında Yapılan BARTOLD Sempozyumu Bildirileri). s. Yüzyıla Ait Yehya İbn Mehemmed veya Mehemmedbeyli Türbesi). (Rusça). (1977 Yılı'na Ait SSRI Arkeolojik Keşifleri). (Rusça). 62) Pamyatniki Pir Guseyna xanegaxa v Pir Saat çaye (Pir saat Bölgesindeki Pir Hüsyn Xanegahi Türbesinin Kitabeleri ). Şeyh Heyder Türbesinin Kitabesi (Tarihin İziyle. Bakü 1981. nauçn. Azerbaycan' da Arxeolojik ve Etnografik Axtarışlar (Azerbaycan'da Arkeolojik ve Etnografik Araştırmalar). Şeyh Haydar Türbesi'nin Kitabesi). (Rusça). s. Bakü 1982. 57) (GASIMOV A. ilde Azerbaycanda Arxeolojik ve Etnografik Axtarışlar (1979 Yılında Azerbaycan'da Yapılan bilig-5/Bahar '97 . s.2. Tiflis 1982. 13. Elm ve Heyat. (Tarihi Belge Olarak XI XIX. s. Yüzyıl Epigrafik Abideleri). Nadir Tapıntı Azerbaycan Halkının Teşekkülüne Dair (Nadir Buluntu Azerbaycan Halkının Teşekkülüne Dair). (Gax Bölgesinin Bazı Epigrafik Abideleri Üzerine). Moskova 1983. 53) Religiya i gosudarstvo v Azerbaydjane (Azerbaycan'da Din ve Devlet). Bakü 1982. Bakü 1977. Bakü 1981. nauçn. 4. (Rusça). Bakü 1981. 4. Tez dokl. (Rusça). 4. Elm ve Heyat. 2. Arxeologiçeskie Otkrıtiya v SSSR 1977 g. s. 63) Bakı ve Abşeronda Epigrafik Aktarışların Neticeleri (Bakü ve Abşeron'da Yapılan Epigrafik Araştırmaları Sonuçlan). Bakü 1983 (Rusça). sessii. Tiflis 1984. (XVIII XIX. Balegen Rayonunun Be' zi Epigrafik Abideleri (XVIII XIX Esrler). Arxeologiçeskie Otkrıtiya v SSSR 1981 g. PPV 1974 (Doğu'nun 1974 Yılı'na Ait Yazılı Abidelerinin Materyalleri). Tez dokl. Yüzyılda Balagen Bölgesinin Bazı Epigrafik Abideleri). ilde Bakı'da Keçirilen Şergşünasların Ümumittifag Konferansiyasındaki Me'ruzeler (Mayıs 1983'de Bakü'de Gerçekleştirilen Doğubilimciler Genel Toplantısında Sunulan Bildiriler). No: 5. 49) Piri Merdekan Haggında Yeni Me'lumat (Piri Merdekan Hakkında Yeni Bilgiler). Farsça ve Türkçe Kitabelerin Yayımlanması Meselesi I). s. No: 2. May 1983. ile birlikte). 56) Epigratlçeskie pamyatniki kak istoçniki XI XTX. s. 4. Moskova 1982. s. Bakü 1983. (Rusça). (Rusça). Elm ve heyat. 11 S. (1981 Yılı'na Ait SSRI Arkeolojik Keşifleri). Moskova 1978.

74)Naxcıvan MSR Epigrafik Abideler (Nahçivan Muhtar Cumhuriyeti'nde Epigrafik Abideler). Ekleme: Bu makale tarafımızdan Türkiye Türkçe' sine aktarılıp yayımlanmıştır. Yüzyıl (Erivan 1987)" Adlı Kitabına Rapor). 1985. 3. s. '71)Naxvuvan MR Yeni Kitabeler (Nahçıvan Muhtar Cumhuriyeti'nde Yeni Kitabeler) Tez dokl.. Meşedlhanım NI'MET. Prof. Moskova 1988. Bakü 1987. Menbeşünaslıgda Aktual Problemler Sessiyasının Me'ruzeleri (Tarihi Kaynakların Araştırılması İlminin Güncel Problemleri Konulu Sempozyum Bildirileri). Bakü 1988. Baranı 1985. c. 64)Voprosı izdaniya pamyatnikov kultun Zagafgaziya na Arabo Perso Tyurkoyazıçnıe II (Transkafkasya'daki Arapça. İlnn Menbeşünaslıg Axdanşlan (1982 Yılının Tarihi Kaynaklarının Araştırılması) s. s.221 Arkeolojik ve Etnografik Araştırmalar). elminin inkişafı konferansiyanın materialları (Büyük Ekim Devrimi ve Azerbaycan'da Arkeoloji ve Etnografya İlminin Gelişimi Konulu Konferansın Materyalleri). A. (Kitap). (Rusça). Azerbaycan SSR EA Xeberleri. No: 3. Bakü 1985. Elm. 102 . bk. A. Arxeologiçeskie Otkntiya v SSSR 1983 g. nauçn. s. 70)Epigrafiçeskie pamyatniki Şeki Zakatalskoy zonı kak istoriçeskie pervoistoçniki stranı (Ülke Tarihinin Öğrenilmesinde Kaynak Olarak Şeki Zagatala Bölgesindeki Epigrafik Abideler). Moskova 1985. sessii. Azerbaycan SSR Xeberleri TFH. Azerbaycan SSR EA Xeberler. Dr. s. Bakü 1985. Tarixi menbelerin öyrenilmesinin neşrinin aktual problemleri ümumittifag sessiyasının tezisleri (Tarihi Kaynakların Araştırılması / Öğrenilmesi ve Yayımlanması İle İlgili Güncel Problemler Konulu Umumi Sempozyumun Bildirileri) 18 20 Ekim 1988. Yüzyıl ( Erivan 1987 ) bilig-5/Bahar '97 . s. 75) Azerbaycan SSR Gax Rayonundan Yeni Epigrafik Abideler (Azerbaycan'ın Gah Bölgesi'nden Yeni Epigrafik Abideler). Böyük Oktyabr ve Azerbaycan'da arxeol. Tiflis 1985. 5.ve etnog. 68)Epigrafiçeskie pamyatniki Azerbaydjana (Azerbaycan'ın Epigrafik Abidelerinden). 72) Esrlerin Daş Yaddaşı (Yüzyılların Taş Hafızaları). Türk Yurdu. 4. Şubat 1995. 64 s. XAÇATRYAN'm " Ermenistan'ın Arap Harfli Kitabeleri VIII XVI. No: 2. (Rusça. (Rusça). Farsça ve Türkçe Kitabeler Külliyatının Yayımlanması Meselesi II ). 66)Bir Daha Zengezurun Urud Abideleri Haggında (Bir Kez Daha Zengezur'un Urud Abideleri Üzerine). 15. 73 ) Epigrafik Abideler Tarixi Menbe Kimi (Tarihi Belge Olarak Epigrafik Abideler). Meşedihanım Ni'MET.109. (1983 Yılı'na Ait SSRI Arkeolojik Keşifleri). Ekleme: Bu makale tarafımızdan Türkiye Türkçe' sine aktarılıp yayımlanmıştır. (1987 Yılında Yapılan BARTOLD Sempozyumu Bildirileri). (Rusça). No: 3. Dr. 19 22. Moskova 1987. 2. Bakü 1988. s.). 1982. (Rusça). 67) Be'zi Epigrafik Abidelerin Tehrif Olunması Haggında (Bazı Epigrafik Abidelerin Tahrif Edilmesi Üzerine). 76) A. Xaçatryanın " Ermenistanın Ereb Kitabeleri VIII XVI Esr " Kitabına Re'y (A. A. XAÇATRYAN'ın Ermenistan'ın Arap Harfli Kitabeleri VIII XVI. Işık. s 121 122. Prof. Kutaisi 1988. Sovyet Doğubilimciliğinin Materyalleri. Bakü 1984. 2. Ermeni İlim Adamları (!)na. 2. Problemler ve Çözüm Yollan. Bakü Moskova 1955. 69) Xaraba Gilandan Gec Üzerinde Kitabeler (Gilan Kalıntıları Arasında Kil Alçı Karışımı Sıvalar Üzerine Yazılmış Kitabeler). 4. Ankara 1995. s. BÇ 1987 goda. 2. s. Ermeni İlim Adamları (!) na Cevap II: Bir Kez Daha Zengezur'un Urud Abideleri Üzerine. 65)Azerbaycan Epigrafik Abidelerinin Tedgigi (Azerbaycan Epigrafik Abidelerinin İncelenmesi). bk. Bakü 1986. s. ilde Azerbaycanda Arxealojik ve Etnografık Axtanşlar (1985 Yılında Azerbaycan'da Yapılan Arkeolojik ve Etnografik Araştırmalar). Cevap I: A. sayı: 90 (436).

Dr. 93)Azerbaycanda Tapdug Baba ve Yunis Emre' nin Mezarları (Azerbaycan-da Tapduk Baba ve Yunus Emre' nin Mezarları). s. No: 4 6.*Bakü 1990. Yüzyıllarda Azerbaycan'da Kadiriyye Tarikati' nın Merkezi). No:3. 8 9. Nisan 1992. No: 7.39 Erzurum 1992. Ankara 1992. Bakü 1990. Prof.9. Bakü 1. 91) Gence Camesi (Gence Camii). Maxaçkala 1991. s. s. No: 1. Bakü 1988. 77) İzimizi İtirmeyek (İzimizi Kaybetmeyelim). Türk Yurdu. Bakü 1991. 15 17. s. sayı 26. s. Bakü 1991. Elm ve Heyat. s. 84) Sufizmin Nahcıvanda Olmuş Merkezleri (Sufizmin Nahçıvan'daki Merkezleri). ŞIHSAİDOV un Dağıstan'ın Epigrafik Abideleri Adlı Kitabına Rapor). Bakü 1990. Türk Yurdu. c. Elm ve Heyat. Esrlerde Azerbaycanda " Gediriyye "Cemiyyetinin Merkezi (XIII XIV.990. s. 36 . No: 8. Doğubilimciler Konferansı Bildirileri). 83 )İslam İdeyaları İle Bağlı Yaranmış Merkezler (İslami Görüş Çerçeevesinde Meydana Gelmiş Merkezler). 416 s. Yüzyılda Askeri Şahıslara Ait Bakü'nun Epigrafik Kitabeleri). 78) Gutgaşen Rayonu Epigrafik Abideleri (Gutgaşen Bölgesinin Epigrafik Abideleri). Elm ve Heyat. Ankara 1994. Elm ve Heyat. 1 -3. bk. 85) Mehemmed ve Emircan Mescidlerinin Kitabeleri (Mehemmed ve Emircan Camilerinin Kitabeleri). Meşedihanım NI'MET. s. 87) Sıx Baba Piri ( Şıx Baba Piri). Elm ve Heyat. Bakü 1990. Elm ve Heyat. Prof. Elm ve Heyat. Elm ve Heyat. Bakı ve Abşeron Tarixinden sehifeler Meruzelerin Tezisleri (Bakü ve Abşeron Tarihinden Sayfalar Adlı Konferansın Bildirileri). s. Taşkent 1990. Meşedihanım Nİ'MET. 13. Kasım 1994. Bakü 1988. 86) Şehid Türk Zabitinin Gebri Ziyaretgahdır (Şehit Türk Subayının Mezarı Ziyaretgahtır). Temmuz 1992. Azerbaycan'da Tapduk Baba ve Yunus Emre' nin Mezarları. No: 9. 81)Epigrafik Abidelerde Şeher İdaresi İle Elageder İstilahlar. Dr. 12. 182 187. 19 -21. No: 4. bk. Mina. (Kitap). c. Elm ve Heyat. Sovyet Dağıstan'ı. 6 9. Mahaçkala 1987. 6 . ümumittifag konferansının tezisleri (IV. s. Farsça ve Türkçe Kitabeler). ile birlikte) Daşlar Danışır / E.222 "Adlı Eseri Üzerine. Şergşünasların IV. 36 -39. s. Orta Asya'nın Son Feodal Şehri. 19 20. Bakü 1991. (kuşça). I (Azerbaycan'ın Epigrafik Abideleri Külliyatı I Bakü ve Abşeron'daki XI XIX. Bakü 1992. Şehit Türk Subayının Mezar Ziyaretgahtır. Bakü 1992. Esr Herbi Vezifeli Şehsler Haggında Bakının Epigrafik Abideleri (XII XIV. Bakü 19*91. Yüzyıla Ait Arapça. 94) Ekere Çayı Hövzesindeki Türbelerin Me'marlıg Mektebinin Esasını Goymuş Me'mar Haggmda (Ekere Irmağı Havzası'ndaki Türbelerin Mimari Mektebinin Kurucusu Olan Mimar Hakkında). sayı: 87. Elm ve Heyat. Şixsaidovun " Dagıstannın Epigrafik Abideleri Kitabına Re'y (Taşlar Konuşuyor / E. (Epigrafik Abidelerde Şehir Yönetimiyle İlgili Terimler). 92) Cavad Xanın Abidesi (Cavat Xan Abidesi). ( 433). Ekleme: Bu makale tarafımızdan Türkiye Türkçe'sine aktarılıp yayımlanmıştır. s. Elm ve Heyat. No: 2. 89)Korpus Epigrafîçeskix Pamyatnikov Azerbaydjana Arabo Perso Tyurkoyazıçnıe nadpisi Baku i Apşerona XI naçala XX veka. Yaxın ve orta şerg me'marlığı ve incesenetine hesr olunmuş beynelxalg konfransın me'ruzeleri (Yakın ve orta Doğu Mimarisi ve güzel Sanatları Adına Düzenlenen bilig-5/Bahar '97 . 32 38. 82) Aza Kendi Azad Şeheri Haggında (Aza köyü Aza şehri Üzerine). 80) XII XIV. 88) Sederek Mescidi (Sederek Camii). No: 1 3. s. No: 5. 90)XII XTV. No: 9. M. Ekleme: Bu makale tarafımızdan Türkiye Türkçe'sine aktarılıp yayımlanmıştır. No: 11 12. 11 . 17 -18. No: 6. s. sayı: 59. Bakü 1991. 14. 79) (BUNİYATOV Z. Elm ve Heyat. Elm.

c. s. 98)Korpus Epigrafiçeskix Pamyatnikov Azerbaydjana Arabo Perso Tyurkoyazıçnıe nadpisi Şeki i Zagatala XIV naçala XX veka. 99)Garabağın Epigrafik Abideleri (Karabağ'ın Epigrafik Abideleri).. 2.223 Uluslararası Konferansın Bildirileri). (Yayımlanmak üzeredir. Yüzyıla Ait Arapça. Garabağ. Farsça ve Türkçe Kitabeler). II (Azerbaycan'ın Epigrafik Abideleri Külliyatı II Şeki ve Zagatala'daki XIV XX. (Rusça). Bakü 1992. Bakü 19911. (Kitap). (Kitap). (Kitap).) bilig-5/Bahar '97 . 291 295. 95)Azerbaycanda Pirler (Azerbaycan'da Pirler). (Rusça). Bakü 1992.. 97)Epigrafîçeskie Pamyatniki Gyandji (Gence'nin Epigrafik Abideleri ). 115 s. 20 s. (Rusça). 96)Epigrafiçeskie Pamyatniki Azerbaydjana Epoxi Nizami (Azerbaycan'ın Nizami Devri Epigrafik Abideleri). Bakü 1991. (Yayımlanmak üzeredir). 44 s. (Kitap).

Türk Dili ve Ed. damla damla akan göz yaşım jalelere benzeterek. jâlelerle dolduğu zaman 'işret ü ayş' etmenin sebebi oluşur: Güldü gül açıldı nergis lâle doldu jaleden Ey hoş ol kim işret ü ayş etmege esbâbı var Fuzûlî Bâkî. onların lâleleri çiy taneleriyle doldurduğunu söyler: Döktü ol gonca gül üzre nergisinden jâleler Dâne dâne eşkten pür jâle oldu lâleler Ahmet KARTAL ___________________________________ Jâle damlalarıyla dolu olan lâle-i hamrâ. gümüşe benzettiği şebnem ile dolduğunu ifade eder: Kîse-i gonca nice pür-zer ise feyzinden Kâse-i lâle de bi-şebnem olurdu pür-sîm Her ne kadar lâle kelimesi noktasız harflerle yazılsa da jâle onun yapraklarını tezyin eder: Müzeyyen eyledi evrâk-ı lâleyi şeb-nem Hurûf-ı lâlede olmaz egerçi nokta revâ Fuzûlî Lâle. jâleleri kara bağırlarına basarak kederlerini atıp zevk u safaya başladıklarını belirtir11: Gülşende basdı jâleleri kara bagrına İrdi safâya lâle-i hûnîn piyâleler Sun'î ise. Fak. Arş. lâlenin "çemen bezminde" gonca gibi altınlarını toplayıp saklamadığım onları açıkça kadehe koyduğunu söyler: Jâle nakdin kadehe koydu çemen bezminde Cem' idüp saklamadı gonca gibi zer lâle Nef î ise lâleyi kâseye benzeterek. lâlenin içinin. kanlı kadehe benzettiği lâlelerin.Jâle (Şebnem. B. Görevlisi Ahmed Paşa bilig-5/Bahar '97 . 'dürr ü gevher'le dolu olan mercân kâseye benzer: Katre-i jâleyle şekl-i lâle-i hamrâyı gör Dürr ü gevherden pür olmuş kâse-i mercânidür Kırıkkale Ü. Çiğ tanesi)1 Münasebeti Lâle şekil itibariyle kadehe benzetilir.Lâle .224 KLASİK TÜRK EBİYATI'NDA "LÂLE"-II I... Fen-Ed. Bâkî lâlenin iç yapraklarında bulunan jâleleri paraya benzeterek.

gülbahçesinin toprağını Bedehşan madenineıv çevirirken jâle de bütün kenarlarını Aden denizininv sahiline döndürür: Jâle kıldı her kenârı sâhil-i bahr-i Aden Lâle hâk-i gülşeni kân-ı Bedahşân eyledi Bâkî Nasıl ki göz yaşı ateş ocağı gibi olan kalbi teskin etmezse lâlenin gönlündeki ciğer yarasını da jâle söndürmez: Sirişk-i dîde âteş-dân-ı kalbi eylemez teskin Söyinmez jâlelerle lâlenün dâğ-ı ciger-sûzı Ömrî İ.225 Lâle. Sevgilinin beninin hasretiyle lâlenin içersinde bulunan 'dâg' misk kokulu olur: Dem mi var kim zahm-ı gül derdinle hûnî olmaya Hasret-i hâlinle dâğ-ı lâle müşkîn olmaya Nedîm Hayâlî Bey lâlenin Hutenvı miskini kırmızı vâlâya sardığını söylerken Riyâzî de kırmızı bir keseye gizlediğini ifade eder: Gülzârda arûs-ı güle lâle goncası Vâlâ-yı ala sarılı misk-i Huten çekervii Hayâlî Bey Gerden-âvîz olmagiçün nev-arûs-ı goncaya Lâle müşgün kise-i âl içre pinhân eylediviii Riyâzî Necâtî Beğ. latif cismi ise 'lâle-i hamrâ'daki jâledir: Gül-gûn kabâsı ol sanemin sanki lâledir Cism-i lâtîfi lâle-i hamrâda jâledir Bâkî bilig-5/Bahar '97 . bağ topluluğunda keseye benzeyen içerisindeki 'jâle beyzaiiiları'nı sanki bir hokkabaz gibi yok eder: Bir kîse içre lâle bugün bezm-i bâğda Gayb itti jâle beyzaların hokkâbâz vâr Bâkî Bâkî şu beytinde ise lâleyi sapana benzetirken üzerindeki çiy tanelerini de sapan taşına benzetir: Sahn-ı çemende şöyle kırıldı zücâc-ı yah Seng-i felahan urdı meger ana lâleler Nâmî. Misk Lâlenin içersinde bulunan siyahlık miske benzetilir. lâlenin bahçede kırmızı vâlâya sardığı nâfesini satan bir attâra bezetir: Al vâlâya sarar nâfesini lâle meger Şeyhî ise. lâle-i sîrâba düşen jâleyi andırır: Jâlelerdir lâle-i sîrâba düşmüş guyyâ Dürr-i dendânın hayâli çeşm-i pür-hûnâbda Bâkî Sevgilinin dudakları arasından inci dişlerini gören. Lâlenin İçersinde Bulunan Siyahlık Lâlenin içersinde bulunan siyahlık şu unsurlara benzetilmiştir: İa. sanki onların lâlenin üzerine dizilmiş jâleler olduğunu söyler: Lebünde dürr-i dendânun gören dir Düzilmiş gûyiyâ lâl(e) üzre jâle Âhî Lâle. çimenliğin ortasında görünen şeyin lâle mi yoksa kanlara boyanarak yatan tatar miski mi diye sorar: Sahn-ı çemende lâle midir görünen yâhod Kanlara boyanı mı yatır nâfe-i tâtârix Riyâzî. jalenin lâlenin gökten inmiş kulu olduğunu söyler: Gökden inmiş kulıdur lâle-i bâgun jâle Gökde isterken anı yerde bulubdur lâle Sevgilinin gül-gûn kabâsı sanki bir lâle. lâlenin la'l renkli dudağındaki jaleleri diş olarak tasavvur ediyor: Kan ile doldu dil-i gonce leb-â-leb kim niçin Lâlenin la'lîn lebinde jâleler dendânıdır Zihî sabâ ki bakarken gözün dikip nergis Katında lâle lebin urdu jâle dendânı Şeyhî Sevgilinin inci dişlerinin âşığın kanlı gözündeki hayali.

226 Çarsû-yı çemen içinde oluptur attârx Riyâzî 1b. Hâl (:Ben) Zâti. semâyı duhânî lâleye teşbih ederken 'mâh-ı bedr-i münhasif (: tutulmuş ay)'i de lâlenin içindeki siyahlığa benzetir: Âsumân sahrâ-yı mihründe duhânî lâleler Mâh-ı bedr-i münhasif anun içinde dâğıdur Zaten lâle sevgilinin o gül yanağının hasretiyle yanıp tutuşmasaydı ortasındaki o yara olmayacaktı: Gül ruhlarına lâle eger olmasa hasret Bagrında onun neyler idi dâg-ı muhabbet Sun'î Bey Lâlenin ortasında bulunan yaranın bir diğer sebebi ise sevgilinin yanağında bulunan benidir: Zülf-i tarrârın hamından sünbülün boynunda bâg Hâl-i ruhsârın gamından lâlenin bagrında dâg İc. Bu yaranın sebebi ise sevgilinin yanağıdır: Uruptur lâleye mihr-i ruhin dâg îdüpdür sünbülü zülfün perîşân Sâlim Çünkü lâle o sevda yarasıyla yanıp tutuşmaktadır: Dâg-ı sevdân ile yanup tutuşur her lâle Zülfünün baglamalu gök delisi her sünbül Riyâzî Bâkî bilig-5/Bahar '97 . bir güzele vurulduğunun da belirtisidir: Urulmuş gibi lâle yine bir şûha derûnunda O dâg-ı dag-ber-dâgı delîl-i şübhe fersâdır Riyâzî İf. Kuş Yuvası Yaprağı dökülen lalenin ortasındaki siyahlık kuş yuvasına benzetilir: Kays-ı bürehne serde olan âşiyân ile Bir lâledür ki bergi dökülmüiş hazân ile Hayâlî Bey Lâlenin bağrında taşıdığı o yara. İçersindeki siyahlık ise "merdümek"e yani gözbebeğine teşbih edilir: Tag taş fırkatde kan aglamaga feryâd içim Lâle hûnîn-çeşm olur dâg-ı siyâhı merdümek Necâti Beğ Hâlin ey gül yüzlü korniş lâlenin bagrında dâg Haddin uyarmış şeb-i ıyd içre bir sîmîn çerâg Ahmed Paşa Bâg-ı dehri zeyn iden cânâ cemâlündür senün Lâleye dâg uran rûyunda hâlündür senün İlmî Âhî Lâlelerin servi boylu sevgilinin yollarını gözlemekten gözlerine kara su inmiştir: Ol boyu servin Hâyâlî gözlemekden yolların Lâle-i sahrâların indi gözüne icara su Bâkî ise lâlenin gönlündeki bu yaranın sebebim 'hararete' bağlamıştır: Harâretden dilinde lâlenin dâğ Hacâletten yüzünde güllerin hay Hayâlî Bey İd. lâlenin ortasındaki siyahlığı sevgilinin yanağındaki siyah bene benzetir: Ol lâlenün olur içinde dâgı hâl-i siyeh Gülüp yanagı çukurlansa lâle olsa gerek Bâkî Lâlenin değerini artıran da sinesindeki bu yaradır: Sinesinde dâgdır mergûb eden her lâleyi Eylemez hârun cefâsından çemende âr gül İe. Tutulmuş Ay Zâti. Gözbebeği Lâle. şeklinden ve kırmızı renginden dolayı kanlı göze benzetilir. Yara Lâlenin ortasında bulunan siyahlık 'dâg' a yani yanık yarasına benzetilir.

A-Lâle-Sevgili Muhibbî şu beytinde lâleyi. sevgilinin gül-gûn kabâsını kırmızı renkli lâleye benzetirken beyaz tenini ise jâleye teşbih etmiştir: Gülgûn liabâsı ol sanemin sanki lâledir Cism-i lâtifi lâle-i hamrâda jaledir Bâkî Necâtî Beğ Klâsik şiirde sevgilinin yüz güzelliği lâleden daha üstündür. İşte bu görüntüler de şiirlerine teşbih ve mecaz olarak yansımıştır. Kırmuzı pûş o lebi almış ele la 7 kadeh Sanki hûbân-ı firenkdür büt-i tersâ lâle Şu beyitte ise. Nitekim Ahmed-i Dâ'î şu beytinde sevgilinin yüzünün güzelliği karşısında lâlenin gönlünün yaralar içinde kaldığını söyler: Boyundan serv utanmış bâg içinde Yüzünden lâle kalmış dâg içinde bilig-5/Bahar '97 . diğer çiçekler gibi pek çok şaire farklı ilhamlar vermiş. Her şair laleye farklı bir gözle bakmış ve dolayısıyla onda -renk ve şekil yönünden.Lâle-Sevgilinin Yüzü: Sevgilinin yüzü renginden dolayı lâleye teşbîh edilir. "hübân-ı firenk (Hiristiyan güzelleri)" ile "büt-i tersâ (Hiristiyan pııtu)"ya benzetmiştir. onlara farklı suretlerde arz-ı endam etmiştir. Biz şimdi lâlenin klâsik şiirde renk ve şekil yönünden işlenişini belirtmeye çalışacağız.227 Bu yanıp tutuşma neticesinde ise kendi varlığım mahveder: Lâleler mahv-ı vücûd etdi kederden dâğ ile Olalı her bir giyeh gülzâra şekl-i yâsemin Sâlim Lâle hasret yarasıyla yanıp tutuşurken bütün kederinden kurtulmak için içki içer: Lâle dâg-ı hasret ile sîne-sûz iken bu dem Bir kadeh mey elde ser-hoş ragm eder âlâmına Aa.farklı şeyler görmüştür. Yüz ve lâle arasındaki münasebet şu bileşik isimlerle ve tamlamalarla ifade edilmiştir: Lâle-çihre: Key yaraşır bezmde mînâ ile gül-gûn şarâb Gûyiyâ bir lâle-çihre câme-i mâyın giyer Hayâlî Bey Lâle-rû: Cemâlin aksinin nakşı gözümde şöyle rezm oldu Bütün hep lâle-rû güldür gözümün yaşı renginden Şeyhî Lâle yüz: Salarsa sünbülün lâle yüzün üzren'ola sâye Yaraştır sâyebân olsa per-i tâvusdan âya Sâlim ** Fuzûlî ise şu beytinde lâlenin sonbahar yağmasının herşeyi birbirine karıştırmasına tedbir olarak renkli eşyasını ortasındaki siyahlığa yani dağ içine gizlediğini söyler*1: Eylemiş tedbîr teşvîş-i hazân târâcına Lâle rengin rahtın dâğ içre pinhân eylemiş Fuzûlî Şemsî Lâle yüzlü: Gül-gûn ayagı al ele ey lâle yüzlü hey Kim tuta bâg-ı hüsnünü tâze nesîm-i mey Ahmed Paşa Rûy-ı lâle-renk: An ol güni ki âhir olup nev-bahâr-ı ömr Berki hazâna dönse gerek rûy-ı lâle-renk Bâkî Lâlenin Renk Ve Şekil Bakımından Klâsik Şiire Yansıması Makalemizin birinci kısmında belirttiğimiz gibi lâle. sevgilinin yüz güzelliği lâle bahçesine teşbih edilmiştir: Aceb mi bâg kenârında dursa lâle hacîl Ki lâle-zâr-ı cemâlinde hâr u zârındır Ahmed Paşa Bazen "lâle-çihre"nin kullanıldığı görülmektedir: Lâle-çihrelerxii: Güller çemende şive ile burtarır yüzün Gûyâ ki lâle-çihreler içer şarâb-ı nâz çoğulunun da Muhibbî Bâkî ise.

228 Ab.'ârızı Var didügün meger ki o sîmîn-beden midür Muhibbi Lâle-had: Ben o lâle-had periden Sâlimâ bir vech ile Gülşen-i âlemde bûy-ı vuslat ümmîd eylemem Sâlim Lâle-'izâr: Sen ne gül-şen gülüsün kim bu gün ey lâle-'izâr Alemin bülbül-i gûyâları hâmûşundur Hayâlî Bey Lâle-ruh: Hâr-ı gamdan cân veren bülbüllere ey lâle-ruh Yaraşır olsa kefen berg-i gül-i sîrâbdan Usûlî Lâle-ruhsâr: Nedîm reng-i bahârân o lâle-ruhsârın Zamân-ı şermde bir katre-i çekîdesidir Nedîm Lâle yanak: Lâle yanagın gonce lebin yâdına her dem Doldu gözümün câmına hûn-ı ciger ey dost Şeyhî Lâle-gûn ruhsâr: Lâle-gûn ruhsârını yâd edüben kan aglasam Bûstân-ı dîde ol dem verd-i ahmerden dolar Ahmed Paşa Ruhsâr-ı gül ü lâle: Reng-i ruhsâr-ı gül ü lâlesi bir mertebe kim Medhini fikr edenin olur edâsı rengîn Nefî Yanagı lâle-i bâg-ı letâfet: Yanagı lâle-i bâg-ı letâfet İzârı verd-i gül-zâr-ı tarâvet Hümâmî Bazen de "lâle-had" ve "lâle-ruh" bileşik isimlerinin çoğullarının da kullanıldığım görüyoruz: Lâle-hadlerxîü: Lâle-hadler yine gül-şende neler etmediler Servi yürütmediler goncayı söyletmediler NecâtîBeğ Lâle-hadler hasretinden dâg yakdum şol kadar Sînemi her kim görürse benzedür gül kanına Muhibbi Lâle-ruhlarxiv: Lâle-ruhlar gögsümün çâkine kılmazlar nazar Hiç bir rahm eylemezler dâg-ı hicrânım görüp Fuzûlî Lâle-ruhânxv: Gül-gûn kabâ-yı lâle-ruhân kûteh olmasa Kadd-ı cemâle hil 'at-ı ân kûteh olmasa Nâ'ilî Bâkî.Lâle-Sevgilinin Yanağı: Sevgilinin yanağı da renginden dolayı kırmızı lâleye benzetilmiştir. Yanak ile lâle arasındaki münasebetler de şu bileşik isimlerle ve tamlamalarla ifade edilmiştir: Hadd-i lâle-gûn: Dîvâneyim görelden sen hadd-i lâle-gûnı Artar bahârı görse şeydâlarun cünûnı Emrî Hadd-i lâle-reng: Nakş-ı hadd-i lâle-reng ol ârız-ı pakîzede Berg-i güldür gûyyâ âb-ı zülâl üstündedir Bâkî Lâle-'arız: Gonce femi benefşe hatı lâle. sâkîye gül renkli şarabın kadehinin gül rengini sevgilinin iki yanağına sürmesini ister. Çünkü o zaman sevgilinin iki yanağı kızaracak yani lâle gibi kırmızı olacaktır: Sâkiyâ gülgûne-i câm-ı mey-i gül-gûnu sür Lâle-reng olsun kızarsun ol iki ruhsâreler Bâkî Sevgilinin yanağının şu beyitte ise lâle bahçesine benzetildiği görülmektedir: Dün bâga çıktı ol yanagı lâle-zâr serv Dik durdu geldi bir ayag üzre hezâr serv Necâtî Beğ Şafak da renginden dolayı sevgilinin lâle renkli yanağına benzer: Ol ruh-ı lâle-gûn şafak hâl u hatun şeb-i tarâb Sun lebüni ki bâdenün vaktidür ibtidâ-yı şeb Ganizâde Nâdiri bilig-5/Bahar '97 .

229 Riyâzî. karşısında dâima eğridir: sevgilinin yanağın Lâle. sevgilinin yanağının rengi mi yoksa lâle mi üstün diye sorar: Leb-i dilber mi yegdür yâ piyâle Yanagı rengi mi yeg yohsa lâle Ahmed Paşa ise lâlenin rengini sevgilinin yanağından aldığını şu beytiyle ifâde etmiştir: Çemende reng veren lâleye yanagındır Dilinde dâg koyan âteş-i izârındır Bundan dolayıdır ki. bühtan edilerek haksız yere miskin lâlenin gönlünün yakıldığını şu şekilde dile getirmiştir: Öykünen ruhsâtına nesrîn idi bühtân edip Lâle miskinin tutup nâ-hak çenânın yaktılar Lâle. sevgilinin yanağına öyküneceğini umarak lâleye üşüşerek onu süsleyip bezemiştir"1'11: Lâleyi jâle üşüp hayli tonatdı bu gice Öykünürsen diyü haddine gül-i ra 'nâmın Fedâyî Lâle. öykündüğü geçmiştir': sevgilinin yanağına 'edebsizlik için utancından kıpkızıl olup edip yere Bî-edeblük eyleyüb öykündügi içün haddüne Kıbkızıl oldı utandı yire geçti lâleler Zâtî Ahmed Paşa ise esasında sevgilinin yanağına öykünenin nesrin olduğunu. sevgilinin yanağını kıskandığı için hem mahcup hem de "pâ der-gilXVI"dir: Hadünden lâle-i hamrâ hacîl berg-i gül-i ter hem Kadünden şâh-ı tûbâ münfa'il serv ü sanavber kim Sehâbî Lâle reşk-i ruh-i gül-gûnun ile pâ der-gil Gam-ı zülfünle perîşân ü mükedder sünbül Bâkî Jâle. sevgilinin yanağı 'lâlenin çehresini hâk'. 'kendini de yok' eder: Lâlenin çehresini gül yanagın hâk eyler Goncanın zehresini la 'l-i lebin çâk eyler Şeyhî Lâle hâk etti yüzün gül yanağın reşkinden Gonca çâk etti kabâ la 'l-i dür-efşânın için Şeyhî Haddin katında yele varır lâleyile gül Kaddin katında serv ü çenâr olur iki kat Şeyhî Hatta lâlenin boynu. sevgilinin yanağının derdiyle başı açık deli olmuş ve beline yaprak bağlamıştır: Ruhinin lâle baş açık delüsü Hâli sevdâsı var dimâğında Bâkî Hasret-i verd-i ruhunla lâle-i nu 'mânı gör Baş açık abdal olup beline yaprak bağlanır Harîmî (Şehzâde Korkut) Sevgilinin yanağı yüzünden başı açık kıpkızıl deli olan lâlenin dimâğı ise sevgilinin beninin sevdâsı yüzünden darmadağındır: Nitekim haddine her dem çemende ragm eder lâle Müsemmen dişine her dem sadefte reşk eder lü 'lü Şeyhî Sevgili seyrân ederken lâlenin açılarak ona yol vermesi istenir: Gelir ol serv-i sehî ey gül ü lâle açılın V'ey meh ü mihr çıkın kudrete nezzâre tek Fuzûlî bilig-5/Bahar '97 . sevgilinin yüzünde bulunan yarayı. renginden dolayı ilkbaharda açmış olan lâleye benzetir: Sen sanma yaradur açılan rüy-ı yârde Bir lâledür açıldı meger nev-bahârda Zâtî ise. sevgilinin gülmesiyle çukurlanan yanağındaki gamzeyi şekil itibariyle lâleye teşbih ederken gamzenin içinde bulunan benini de lâlenin ortasındaki siyahlığa benzetir: Ol lâlemin olur içinde dâgı hâl-i siyeh Gülüp yanagı çukurlansa lâle olsa gerek Muhibbi.

230 Lâle çemende başı açık kıbkızıl deli Sevdâ-yi hâl-iyâr ile mııhtel dimağı var Bâkî Devleti gör nergisi çeşmün karavaş eylemiş Tanrı virmiş lâleye gül haddünün lalalıgın Sevgilinin yanağı için deli olan lâle. güzelin yanağını kıskandığı için 'dağ-dâr (yaralı)' dır: Kakülün sünbül görüp kendim perîşân eylemiş Lâleler reşk-i ruhunla dağ-dâr olmış yine Rüşdî Bağrı yanan âşığın gönlü ise lâlenin gönlü gibi kederlidir: Getür safâyıla Şeyhî şarâb-ı gül-gûnı Ki lâle gönli bigi hâtırım mükedderdir Şeyhî Gül ile lâle birbirleriyle 'işve-sâz'dır: Gül ü lâle birbirine işve-sâz Hezâr ile kumrî hem-âvâz-ı râz Bundan dolayı âşık. Lâle .Gelin Zaten lâle. lâleye sevgilinin gül yanağının lalalığını vermiştir: Hayâlî Bey bilig-5/Bahar '97 .Lâle-Aşık Sevgilinin ayrılık acısı âşığın bağrını tıpkı lâle gibi yakar: Yakdı bagrum lâle-veş kâr itdi hicrânun bana Dahi neyler bilmezem şol zahm-ı peykânun bana Sun'î Beg Zâtî Zaten lâle. sevgilinin güle benzeyen yanağının verdiği hasretle yanıp tutuşmasaydı onun gönlünde 'sevgi yarası' yer etmezdi: Gül ruhlarına lâle eger olmasa hasret Bagrında anun n 'eyler idi dâg-ı mahabbet B. ciğerini sevgilinin gülen yüzü için yakmıştır: Lâle yaktı cigerini gül-i handânın için Servler kesti kolun kadd-i hırâmânın için Necâtî Beğ Sevgilinin yanağının ateşi ise lâlenin gönlüne 'dâg' koymuştur: Çemende reng veren lâleye yanagındır Dilinde dâg koyan âteş-i izârındır Lâle renginden dolayı al duvak takınmış geline benzetilmiştir: Nitekim lâle ola al duvagı ile 'arûs Her nihâi akçe saça üstüne bârân-şekil Hayâlî Bey Ahmed Paşa Eğer lâle. Allah'u Taâlâ. Lâle . bahtının yıldızı gibi.Sevgilinin Dudağı Lâle kırmızı renginden dolayı sevgilinin dudağına benzetilmiştir. Nitekim Za'îfî. sevgilinin dudağına benzediğini söyleyen lâleye sen açılıp ta gülen gül ile iddialaşamazsın dediğini söyler: Lâle didi ki şebîhem leb-i dildâra didûm îdemezsin açılup sen gül-i handân ile bahs Ad. sînesi ise kana bulanmış bulunan âşığı şu beytinde lâleye benzetmiştir: Dilimde dâg-ı siyeh sîne kana müstagrak Aceb mi benzer ise dest-i gamda lâle bana Şeyhî Ayrıca. devamlı gül bahçesinde sevgilinin yanağının lutfundan bahsetmekle gülü güle düşürür: Yanagı lutfun lâle ögerdi Gül-şen içinde gül güle düşdü Fehîm-i Kadîm Hayâlî Bey de gönlünde 'dâğ-ı siyeh' olan. sevgilinin beninin hasretiyle dağa düşer: Ser-i zülfünle zencîrin sürer dîvânedir sünbül Gam-ı hâlinle yanup lâleler kühsâre düşmüştür Zâtî Bâkî Ac. karanlık gönüllü lâleye benzer: Lâle-i tîre-dilem kevkeb-i bahtum gibi ben Gül-i hurşîd açılur gerçi gülistânumdan Nedîm Fakat lâle.

âşığın bağrını sevgilinin sünbüle benzeyen saçının sevdasının da yaktığını şu şekilde ifade etmektedir: Sünbülün sevdâsı bagrımı yakardı lâle-veş Kılmasa teskîn-i safrâ nârdân-ı çeşmimin Sükkerî Âşığın mezarında biten lâle ise sinesindeki yaradır: Nite lam lâle bite sınum üzre Bu sînem tagıdur ol lâle dâgı Sevgilinin yanağının gamıyla lâle gibi dağlanan âşığın gönlü. jâle gibi âşığın kanına girmek ister: Sîne dagın görüp ol gonce dehen lâle gibi Bir avuç kanıma girmek diledi jâle gibi Bâkî Fehîm-i Kadîm Zaten âşığın talihi lâle gibi bağrı yanıklık yani üzüntüdür: Ger salsa âl-i mül dilüme la 'l-vâr aks Gör tâli 'üm ki lâle-i kûh-ı melâl Âşığın 'sâki-i dehr'in elinden çektiğini ancak 'dâg-ı derûn'u lâle gibi açılıp âşikâr olduğu zaman bilinir: Elinden sâkî-i dehrin ne kanlar yuttugunı her dem Açılsa lâle-veş dâg-ı derûmum âşikâr olsa Bâkî Fehîm-i Kadîm Sevgilinin yanağının gamından ölen âşık. âşık.231 Âşığın göğsündeki bu yarayı gören sevgili. lâle gibi 'dâg-ı mihnet'le yanan yüreğinin sırrını kimseye açmamalıdır: Dâg-ı mihnetle yanarsa yüregün lâle-sıfat Kimseye açma sakın râz-ı dil-i sûzânun Zaten âşığın mezarı lâlenin bittiği topraktan belli olur: Dâgdan fehm olınur sûz-ı derûn-ı âşık Lâleden küşte-i gam hâk-i mezarın bilürüz Şeyhî. Çünkü o zaman lâle otağ ile gelerek âşığın mezarını bekleyecektir: Ruhınun gamından ölüp lâle bitse sinemde Gelüp otag ile bekler mezârı mı diyeyin Niyâzî Oysa Fehmî'ye göre. lâle gibi 'dâg-dâr (yaralı)'dır: Hasretinle lâle-veş ben dâg-dârım kim bilir Sînede zahm-ı dil-i nâ-şâd u zârım kim bilir Âşıklar bazan gönül yarası bazan da canın zarif mânaları oldukları için lâle ve gül goncalarının âşıklara mesken olmasına şaşılmamalıdır: Gâh dâğ-ı dil ü geh nükte-i cânuz ki biz Gonca-i lâle vü gül mesken olursa ne aceb Sâlim bilig-5/Bahar '97 . tıpkı içi kan ile dolu olan piyâleye benzer: Gam-ı ruhunla gönül dağlandı lâle gibi Derimi hûn ile pürdür begüm piyâle gibi Sâfi Âhî ise kabri üzerinde yetişen lâlelerin kıyamete kadar yanıp yakılmasını ister: Saçların çözsün bulutlar ra 'd kılsun nâleler Kabrimi üzre haşre dek yansım yakılsun lâleler Âhî Sâbit Her ne kadar muhabbet bahçesinde çok lâleler biterse de âşık (Necati Bey) gibi cefâdan bağrı yaralanıp dağlanan bulunmaz: Muhabbet sebze-zârında biter bir çok lâleler ammâ Bulunmaya benim gibi bagrı dâg olmuş Necâtî Beğ Âşığın bağrındaki ümit yaprağı lâle yaprağı gibi dökülerek geriye sadece hasret yarası kalır: Dökilüb berg-i ümîdüm lâle-veş bagrumda ah Dâg-ı hasretdür kalan ol gül-izârumdan benüm Zâtî Sevgilinin hasretiyle âşık. sinesinde lâle bitmesini ister.

232 Aşk yolunda rıza kılıcıyla her tarafı çâk çâk olanın alemi yani damgası güneştir: Bu yolda tîg-i rızâ ile çâk çâk olanın Derûn-ı lâle gibi dâg-dârıdur hurşîd Sirişkim al bagrım pâre bir kûh-i belâyım kim Hemîşe lâle vü la 'l ile rengîndir içim dışım Nâ'ilî Bâkî ise şu beytinde kendisini aşk sahrasının bağrı yanık lâle-i nu'mânına yani âşığına benzetir: Sehâb-ı lutfun âbın teşne dillerden dirîg etme Bu deştin bagrı yanmış lâle-i Nu 'mâniyiz cânâ Bâkî Âşığın gözü daima kanlıdır. Bundan dolayı lâleden hiç bir farkı olmayan âşık sevgiliye sitem eder: Dilde dâg-ı derd-i hicrân dîde pür-hûn sine çâk Devlet-i aşkında ey gül-ruh nem eksik lâleden Hilâlî Ayrıca şunu da ifade etmek gerekir ki. içinin ve dışının lâle gibi devamlı kırmızı olduğunu söylemiştir: Hayâlî Bey bilig-5/Bahar '97 . sabânın gülün ayrılık haberinden bahsedince bülbülün ciğeri lale gibi kana bulanır: Haber-i firkati gülden ki kelâm itdi sabâ Bülbülün lâle-sıfat kana bayandı cigeri Hasan Mu'îdî Gül bahçesinde yer yer açılan lâle ve gül değildir. bağrının paramparça olduğunu belirttikten sonra kendisini belâ dağına benzeterek.Lâle . Hayalî Bey bundan dolayı kırmızı lâleyi kendine benzetir: Bir nazarda bana benzer lâle-i sahrâ-yı gam Merdüm-i çeşmim gibi her dem libâs-ı hûn giyer Âşık lâle gibi başım yerden kaldırarak sevgilinin ayağına yüz sürmek ister: Lâle-veş baş kalduram yirden sürem yüz pâyine Ol kıyâmet gelse ben hûnîn-kefenden cânibe Zâtî Hayâlî Bey kendini Ferhad'a benzetirken ânının şulesini ise lâleye teşbih eder: Ben belâ Ferhâdıyım kûh-ı gam-ı dildârda Şu 'le-i âhım başımda lâledir kûhsârda Hayâlî Bey Âşığın lâle gibi gönlü ayrılık derdinin acısıyla yaralı. lâleye kendisi gibi belâ dağını çeken başkalarını görüp görmediğini sorduktan sonra lâleyi kanlı kefene sarılmış âşıka benzetir: Benim gibi belâ dâgın çeker buldun mı ey lâle Nice demler gören bir âşık-ı hûnîn-kefensin sen Hayâlî Re'fetî Ba.Âşığın Bedeni Âşığın bedeni gam dağına benzer. Bülbülün hasret acısından dolayı akıttığı kana bulanmış göz yaşıdır: Şüküfte câ-be-câ gül-şende sanma lâle vü güldür Akıtmış hâr-ı hasret eşk-i hûn-âlûd bülbüldür Hayalî Bey de gam dağında lâle gibi kan ağlamasına rağmen sevgilinin hâlini sormamasına içlenir: Bunca demler kûh-ı gamda lâle-veş kan aglaranı Demez ol şîrîn-dehen hâlin ne Ferhâdını benim Hâyâlî Bey şu beytinde ise. Onun üzerindeki yaralar ise kanlı lâlelerdir: Kûh-ı endüh durur âh ki bu cism-i zebûn Dâglar yer yer anun lâleleridir pür-hûn Hayâlî Bey Âşığın bedeni gam yarasından dolayı kanla kaplanır. gözü kanlı ve göğsü parça parçadır. Hayâlî Bey lâlenin kırmızılığını kendisi gibi âşık olmasına bağlar: Dâg-ı gamdan rûyu hûn âlûdedir cismim gibi Aşık olmuştur meger kim lâle-i Nu 'mân Bey Fuzûlî gözyaşlarının kırmızı.

Bâkî de toprakta yer yer açan lâlelere teşbih eder: Yaksam fîtîlelerle çıragan olur temim Her tâze dâg sinede bir lâledür bana Guyyâ yer yer açılmış lâlelerdir hâkde Sînem üstünde görünen tâze tâze dâglar Hayâlî Bey Şemsi Ağa.Âşığın Gönlü Âşığın gönlü bazan lâle gibi paramparçadır: Dem olar gonce-i dem beste-i gülzârı mihnetdir Dem olur lâleler gibi girîbân çâktır gönlüm Hâtif. sinesinde oluşan her taze yarayı lâleye. dünyada dudağının hasretiyle kana gark olarak bağrında lâle gibi yüz yara bulunmayan âşık var mı diye sorar: Lâle gibi hasret-i la 'lünle gark-ı hûn olup Dünyede âşık mı var kim bagrınun yüz dâgı yok Hayâlî Bey sinesindeki yarıklar üzerinde oluşan her yarayı 'vâdi-i hayret'te biten lâleye benzetir: Vâdi-i hayretde bitmiş lâlelerdir gûyiyâ Yaktığım her dağ bu sînemdeki çâk üstine Bc. Bundan dolayı Sâlim gül bahçesini seyretmek isteyenlerin göğsüne bakmasını ister: Lâle-âsâ dâğlarla gül gül olmuş ser-te-ser Sineme etsin nigeh seyr-i gülistân eyleyen Za'îfi Âşığın göğsündeki yarayı gören sevgili jâle gibi âşığın kanına girmek ister: Sîne dâgın görüp ol gonce-dehen lâle gibi Bir avuç kanıma girmek diledi jâle gibi Bâkî Zâtî ise döğünmekten ve sevgilinin taş vurmasından dolayı sinesinin duhânî lâlelerle yani yaralarla kaplandığını ifade eder: Bitdi sinemde dögünmeliden duhânî lâleler Üstine anun sirişkümden saçıldı lâleler Her ne taş kim urdun ey sengîn-dil -ü-lâle-izâr Sînemün bâğın duhânî lâlelerle itdi zeyn Nedîm-i Kadîm ise sevgilinin devamlı sinesinin lâle ve gülün içi gibi yaralarla dolmasını istediğinden yakınır: O cevr-pîşe ise her zemânda sînemüzi Derûn-ı lâle vü gül gibi dâg dâg ister Muhibbî de göğsünün üzerinde bulunan yaraları görenlerin çöllerde lâle açtığını sanacağını söyler: Görenler sînemün üstinde dâgum Sanur açıldı sahrÂlarda lâle Za'ifî ise sevgiliye. lâleden başka kendisi gibi yanık gönüllü kimsenin olmadığım şu beytiyle ifade eder: Bulunmaz bencileyin bagrı yanık lâleden gayrı Yüzüme su seper bir kimse yoktur jâleden gayrı Âşığın sinesi 'kûh-ı belâ (:belâ dağı)'dır.Lâle . bağrı) Âşığın sinesi çekmiş olduğu aşk acısından dolayı lâleye benzeyen yaralarla kaplanır.Lâle . Bundan dolayı lâle-i sîr-âbda olduğu gibi su ile sönmez: Arizî sanman ki zâtîdir gönülde nâr-ı aşk Ateşim sudan söyünmez lâle-i sîr-âb tek Sürûrî Sîne bir kûh-ı belâdur kim anı zeyn etdi gam bilig-5/Bahar '97 .Âşığın Sînesi (göğsü.233 Reşid gönlünde oluşan ayrılık acısından dolayı bedeninde meydana gelen yaralan lâleye benzetir: Hayâl-i çeşmi gitdi kaldı dilde dâg-ı hicrânı Biten hep lâledür nergis gibi şimdi zemînümde Tâze tâze dâglarla lâle-i hamrâ ile Hayâlî Bey Âşığın bağrındaki 'başlar' gam yarasıyla lâle gibi sivrilirler: Dâg-ı gamdan lâle-veş bagrumda bitdi başlar Hasret-i la 'lünle hûn oldı gözümde yaşlar Bb. Orayı kırmızı lâleye benzeyen yaralar süsler: Âşığın gönlündeki aşk ârizî olmayıp zâtîdir.

Âşığın Göz Yaşı Âşığın göz yaşları sonbaharda dökülen yapraklar arasında lâlelerin yetişmesine sebep olur: Çün giçdi rûze sâkî gel sun bana piyâle Berh-i hazân içinde eşküm bittirdi lâle Muhibbi Çektiği gamdan dolayı boyu iki büklüm olan âşığın gözleri. sevgilinin etrafında bulunan lâlelerin her birinin bir şehidin 'kan saçan göz'ü olduğunu belirtir: Çevre yanunda görinen lâleler ey serv-kad Her birisi bir şehîdün dîde-i hûn-bârıdur Zâtî'ye göre lâlelerin üzerine baştan başa dökülen yaseminler sanki kana gark olmuş şehidlerin üzerine inen bir nurdur: Kana gark olmış şehîdân gûyâ nûr iner Lâleler üzre döküldükçe ser-â-ser yâsemîn Başı açık lâle.Lâle . Lâle . lâleyi kanlı kefene sarılmış bir aşk şehidine benzetirken: Şehîd-i aşktır kanlı kefende . Lâle . şâlxx (kırmızı bilig-5/Bahar '97 . şehitler şahının kana bulaşmış alemidir: Baş açık lâle çemende dedi sultân-ı güle Kan bulaşmış alem-i şâh-ı şehîdânem ben Hayâlî Bey D. vâlâ (vâle)xix.234 İd.Kumaş ve Elbiseler Lâle renginden dolayı çeşitli kumaşlara ve elbiselere benzetilmiştir.Şehid Hayâlî Bey. lâle renkli şarap olduğunu ifade eder: Bezm-i aşk içre sirişkimdir şarâb-ı lâle-gûn Kıldı gam kaddim büküp cânı-ı şarâbım ser-nigûn Sahranın kırmızıyla donatılmasına sebep lâle değil bilakis âşığın âh u figanıdır: Sanma rengin lâleler sahrâyı gül-gûn eyledi Âh-ı pür-sûzumdan oldu bâg-u râg efrûhte Hayalî Bey Za'îfî ise dağ eteklerini süsleyen lâlelerin sevgilinin yanağının şevkiyle coşan göz yaşları olduğunu söyler: Gözlerüm yaşıdur itdi şevk-ı ruhsârunla cûş Lâleler kim zeyn olupdur dâmen-i kuhsârda C. lâle-i sîr-âb gibi kan ile dolar: Kâmetim gamdan büküldü sünbül-i pür-tâb tek Gözlerim kan ile doldu lâle-i sîr-âb tek Sürûrî Fuzûlî kanlı gözyaşını öyle etrafa saçmış ki gam (: ıstırap) evi olan hanesi tıpkı şarap hababı gibi lâle rengine bürünmüştür: Kanlı yaşın anca kim saçmış Fuzûlî her taraf Lâlereng olmuş habâb-ı mey kimi gam-hânesi Ahmed Paşa ise sevgilinin yanağını hatırlayarak gözünden yaşlar aksa 'gülşen ü çemen'in lâlelerle dolacağını söyler: Ruhu yâdına kan akıtsa gözüm Pür olur gül-şen ü çemen lâle Necâtî Beğ ise sararmış yüzünde kanlı göz yaşlarını görenlerin za'feran arasında bir iki lâlenin bittiğini söyleyeceklerini ifade eder: Kanlı yaşımı çihre-i zerdimde gören der Bitmiş bir iki lâle za'ferân arasında Ahmed Paşa sevgilinin yanağını lâleye benzeterek ona bu rengi verenin gözyaşları olduğunu söyler: Sebze hattında ruhun bir lâle-i Nu 'mânîdir K'anı rengîn eyleyen bu eşkimin bârânıdır Fuzûlî ise sevgilinin kapısının toprağını kimyagere benzettiği gözünden akan yaşların lâle rengine çevirdiğini belirtir: Lâle-reng etti gözüm kan ile hâk-i derini Kimyâ-gerdir eder gördügi topragı kızıl Fuzûlî şu beytinde aşk meclisinde gözyaşının. Bunlar şunlardır: pîrâhen (pîrehen)xviii. Bana her lâle-i sahrâ-yı Leylî Mesîhî.

lâle gibi kanlara gark olan bedenine sarılan kefeni kabri üzerine açılan lâleye benzetir: Şol kadar lâle gibi kanlara gark oldı tenüm Fehîm-i Kadîm bilig-5/Bahar '97 . âşık. kabâxxı (gül-gûn kabâ. Elbise Yırtmak . câmexxii.Yaka Yırtmakxxv' Benefşe şarabının kokusuyla sarhoş olmasından dolayı lâle elbisesinin yakasını çak eyler: Mest olmasaydı bûy-ı şarâb-ı benefşeden Çâk itmez idi câmesini lâle gonce-vâr Şefî'î Bâkî Âhîyâ yârün arûs-ı hüsni şevkine bugün Al vâlâyı gelincik-veş tutıındı lâleler Âhî Lâlenin reşk ile hûn oldugı ser-tâ be kadem O miyâne sarılan kırmızı şâlindendir Nedîm Mücerred bî-ser ü pâ bir gedâ-yı hâne-ber-dûşam Hemân lâle gibi egnümde bir kibriti şâlum var Riyâzî Gül-gûn kabâsı ol sanemin sanki lâledir Cism-i latifi lâle-i hamrâda jâledir Bâkî Lâleler sanman görinen dâmen-i kuhsârda Çeşm-i pür-hûmım geyürmişdiir kabâ-yı âl ana Âhî Ol iki rengin kabâ gûyâ bahârı itdi zeyn Lâciverdi al garrâ lâlelerle dil-berâ Hayâlî Bey sevgilinin gül yüzünün vasfı ile şiirlerini eğer gonca işitse lâle gibi yakasını yırtacağını söyler: işitse gül yüzünün vasfı ile eş 'ârım Yakayı lâle gibi gonca çâk çâk eyler Hayâlî Bey Lâle devamlı 'çâk-i pîrehen'ini gösterir: Lâle çâk-i pîrehen gösterdi gül çînî kabâ Bülbül-i şûrîde hây ü hûy-i mestân eyledi Bâkî Fuzûlî ise devrânın gizli bir yara ile gönlünü yakmadığı lâlenin her an yakasını yırtmakdan maksadının ne olduğunu sorar: Ve ger bir dâg-i pinhân ile bagrın yakmadı devrân Nedür maksûdı her dem lâlenin çâk-i giribânxxvıidan Fuzûlî Oysa lâle sarhoş olup eteğine kadar yakasını yırttığından beri şaşkın. gönlekxxiv ve hâraxxv. Lâle . tutkun ve rezil olmuştur: Mest olup çâk-i girîbân idüben tâ dâmen Vâlih ü âşık u âşüfte vü rüsvâ lâle Zâtî Mest olmasaydı bûy-ı şarâb-ı benefşeden Çâk itmez idi câmesini lâle gonce-vâr Şefî'î Gül ü nergis yine altun benekli câmeler giymiş Libâsı lâlenin egninde bir dîbâ-yı zîbâdır Bâkî Güzeller arızından yandı lâle Libâsı ana oddan gönlek olmuş Necâtî Beğ Nev-bahâr oldı çemen câme-i hadrâ geysün Açılup lâle-i sahrâ yine hârâ geysün Muhibbî Ayrıca lâlenin ' girîbân'ı. Lâle gibi çünki ben sahrâ-nişînler şâhıyam Kırmızı eyvân yiter bu kanlı pîrâhen bana Âhî Lâle çâk-i pîrehen gösterdi gül çînî kabâ Bülbül-i şürîde hây ü hûy-ı mestân eyledi Da. Âşık.Kefen Özellikle kanlı kefen renginden dolayı lâleye benzer. al kabâ ve lâciverd kabâ). libâsxxiii (dîbâ-yı zîba). kuyudan çıkan Yûsufun elbisesine benzer: Çâhdan çıkdı girîbânı kızıl kan lâle Gûyiyâ pîrehen-i Yûsuf-ı Ken 'an lâle Hilâli Db.235 şal ve kibriti şal).

Dest-mâlxxviii Lâle renginden dolayı kırmızı destmâle benzetilir: Gülşende lâle sanma âraknâk olup çemen Bir al destimâl ile sildi dudağını Bâkî Ümîdî Bâde-i sahbâ: Arif midir ol kimse ki görüp bu rumuzu Nûş eylemeye lâle gibi bâde-i sahbâ Ahmed Paşa Lâle-gûn sahbâ: Ma'nî-i rengin mi lafz-ı âb-dârımda yahud Sâgar-ı mînâya konmuş lâle-gûn sahbâ Nefî Mey-i hamrâ: Bencileyin la 'l-i nâbıın yâdına ey gonce-fem Gülşen içre lâlei gördüm mey-i hamrâ çeker Muhubbî Mey-i lâle-reng: Mey-i lâle-reng elde meclis müheyyâ Ne hâcet zamân-ı gül ü gülistâne Bâkî E. varıp lâlenin başındaki kanlı kefeni görmelerini söyler: Eydür ki yer altındaki esrârı sorarsan Var lâleye başındaki kanlı kefeni gör De. sevgilinin mihnetinden dolayı öldüğü zaman. 'lâle-i pervâzî'dür: Sancagı şâh-ı gülün lâle-i pervâzîdür Bâgda eyledi direngyine hayl-i ezhâr Şarâb-ı lâle-reng: Yeter olduk gubâr-ı gamla bengî Getir sâkî şarâb-ı lâle-rengi Hayâlî Bey Şarâb-ı lâle-gûn: Felek işretgehim mey sagârımdır ey şafak sen Riyâzî "Sultân-ı gül' bağ içinde zümrüd tahtını kurduğu zaman lâle-i Nu'mân al sancağım hem Dökülmüş şâm-ı 'ayşımda şarâb-ı lâle-gûnumsun Hayâlî Bey kaldırır: Bâg içinde tâ zümürrüd taht ura sultân-ı gül Şerâb-ı lâle-fâm: Tarabgâh-ı Cem-âbâdun çeküp el bezm ü câmından bilig-5/Bahar '97 .Şarap Ahmed Paşa Âşık. Lâle . Bu benzerlik şu tamlama ve bileşik isimlerle kendini gösterir: Bâde-i hamrâ: Yir yirin oldı çemende yine peydâ lâle Eline aldı gelüp bâde-i hamrâ lâle Muhibbi Bâde-i lâle-fâm: Sâkî-i bezm bâde-i gül-reng vü lâle-fâm Eksük virürse gayriya bizden yana tamam Hz. Lâle . aşk ehli (derd ehli)nin kendisine lâle gibi kanlı kefen sarmasını ister: Öldürürse ger beni ol Yûsuf-ı gül-pîrehen Lâle-veş sarsım bana ışk ehli bir kanlıı kefen Figânî Dâg-ı mihnetle beni öldürse o gül-pîrehen Lâle-veş sarsın bana derd ehli bir kanlı kefen Hayâlî Bey Yer altındaki esrarı soranlara Ahmed Paşa. 'Şâh-ı gülün' sancağı. kefenini çâk eder: Leb-i İsâ demiyle cânanın Cân bulup çâk eder kefen lâle F. Lâle .236 Kabrimi üzre açılan lâleye döndü kefenimi Âhî Al sancak kaldıran tâ lâle-i Nu 'mânîdir Ahmed Paşa Lâle renginden dolayı kırmızı şaraba benzetilir. İsâ'nın dudağı gibi can veren sevgilinin dudağıyla hayat bulan lâle.Sancak Lâle renginden dolayı kırmızı sancağa da benzetilir.

237 Bu işret-hânenün geçdük şerâb-ı lâle-fâmından Vak'anüvîs Râşid Efendi G. Çünkü o. renginden dolayı ateşe benzetilir: Değildir lâle yer yer zâhir oldu andan ateşler Zamâne tutdı çarh-ı âftâba tîg-i kuhsâr Sâbit. ise 'lâlenin ocağı ateşlere yansın' diyerek ona beddua eder: Şerhalardan sinede bir tahta lâlem var benüm N'eylerem ateşlere yansım ocağı lâlenün Nefî la. Lâle . renginden dolayı ocağa benzer: Lâle ocağı beste imiş cizye-i bâğa Heb mühürlidür aldığı evrâk-ı dîde Zâti Leb-â-lebdür ciger hûniyle lâle Niteki eşk-i çeşmümle piyâle Muhibbî Sanma ey serv ayagına baş komuştur lâleler Dâmenine yapışan uşşâk-ı mestin kanıdır Ahmed Sâbit Riyâzî. bazan düşmanın kanı (: hasm kanı veya hûn-ı a'dâ). şöyle kim Tuttu sahrâlar yüzünü lâle-i Nu 'mân gibi Bâkî Kanı cûş itdi zemînün kızaran lâle degül Zâti'yâ cûş-u-hurûş eyle revân sen de yine I. lâlelerle bezenen her vâdîyi 'kızılbaş ocağı'na benzetir: bilig-5/Bahar '97 . lâlenin ilkbaharın hem odu hem de ocağı olduğnu söyler: Berg-i aynı muntazam der-hâtm oldıferâg Lâle oldı devletinde nev-bahârun od ocagı Paşa H. Lâle-Ateş Lâle.Ocak Lâle. Lâle . lâle ve goncayı cehennem ateşinin koruna çevirir: Ne gülistâne güzâr eylese bir demde eder Gonca vü lâlesini ahker-i sûzân-ı cahîm Nefî Fehîm-i Kadîm ise yanık yaralarıyla dolu bedeniyle cennetin güllerini seyretse. cehennem bahçesi gibi bütün lâlelerinin kor olacağını söyler: Eylesem bu ten-ipür-dâğ ile gül-geşt-i behişt Bâg-ı dûzah gibi hep lâleleri ahker olur Lâle.Kızılbaş Ocağı Hayâlî Bey. nur ve ateşle kaplıdır: Haddin çerâğı şevkıyıle lâle her gece Yansa göyünse tan mı ki pür-nûr u nârdır Şeyhî Hayâlî Bey Rahm et ki kıldı sen gül-i handân firâkına Yüzüm sahîfesin cigerim kanı lâle-fânı Necâtî Beğ Sevgili bir an gül bahçesini gezmeye gitse. renginden dolayı kana da benzer: Şer kesdigi parmak acımadı Gerçi kim akdı lâle-gûn kam Sevgilinin muma benzeyen yanağının arzusuyla lâle her gece yanıp yakılsa şaşılmamalıdır. yer yer gül bahçesine ateş koyar: Ergavanlar tutuşup hirmen-i gülyanmağ içün Gülistan mülküne âteş kodu yer yer lâle Bâkî Bu kan bazan gül bahçesinde kesilen kurbanın kanı.Kan Lâle. Lâle . bazan zeminin kam. bazan ciğer kanı bazan da uşşâk-ı mestin kamdır: Sanasm hûn-ı kurbandur şakâyık sahn-ı gülşende Cihân pür şûr ıı gavgâ şöyle benzer îd-i adhâdır Bâkî Donandı lâle gibi hasın kanı ile zemîn Nite ki müjde-i feth ile şehr dükkânı Necâtî Beğ Zahm-ı tîgından döküldü hûn-ı a'dâ.

Lâle . 'şem'-i mu'anber'ini yakar ve bostanın üzerinde anber saçan bir bulutun oluşmasına sebep olur: Yine her lâle bir şem'-i mu'anber yakdı dûdundan Sehâb-ı anber efşân oldu peydâ bustân üzre Nefî Lâleler gül bahçesinde işret mumunu yakdıktan sonra. Lâle .de Nâdirî Çarhun yüregi yagı mıdur jâleler 'aceb K 'andan çerâg-ı lâle bulur böyle iltihâb Mesîhî 'Çerâg-ı berk' ise lâle mumunu parlatır: Çerâg-ı berk kılıp şem '-i lâleyi rûşen Sedâ-yı ra 'd kılıp çeşm-i nerkisi bidâr Fuzûlî Lâlenin. Lâle çırasını ya 'mâh-ı mihr-efrûz'dan ya 'âteş-i efrûhte'den ya da 'yağa benzetilen Jâle'den yakar: Mâh çekmiş sinesine gün yüzün şevkiyle dâg Lâle dahi mâh-ı mihr-efrûzdan yakar çerâg Necâtî Beğ Şem '-i gül meş 'ale-i lâlefürüzân oldı Her biri âteş-i efriîhteden yaktı çerâg Ganiza. bahar meclisinde mum yakması istenir: Demidür lâle yaka bezrn-i bahâra meş 'al Gonca-i zenbak ola nerkise şem 'i bâli Bâkî Lâle ise. sahralarda 'âteş-perest ocağın'ı yaktıklarını söyler: Sahrâda yaktı lâle âteş-perest ocagın Gülsen benefşelerle şehr-ifrenge benzer İ. lâlelerin.238 Sebzeler rûy-i zemini tutdu Osmânî gibi Lâlelerle oldu her vâdî kızılbaş ocagıxxix Ib. Çünkü sevgilinin yüzünün şevkinden dolayı 'bal'indeki her lâle nakşı bir 'meş'al-i rûşen' yakar: Şebistânunda itfâ eyle şem 'i şevk-i rûyundan Yakar hâlinde ki her nakş-ı lâle meş'al-i rûşen Sâbit Belâ erbabının vücudunda meydana gelen ve renginden dolayı lâleye benzetilen yaraların her biri 'Mecnûn çerâgı'dur: Teni sad-pâre erbâb-ı belânın bâg-ı râgıdır Kim onun dâgdan her lâlesi Mecnûn çerâgıdur Hayâlî Bey Lâle ve gülün seher rüzgarının mumu olmasından dolayı meclisin mumu 'yârân'a düşman olur: Olmazdı şem 'i cem 'in yârâna böyle düşmân Olmasa lâle vü gül bâd-ı seher çerâgı Necâtî Beğ Zindanda yanan "çerâg"lar da lâleye benzetilir: Lâleler zindan içinde gündüzün yakar çerâg Bâg bir üstü açık dil-gîr zindân oldı gel Necâtî Beğ "Lâle-i gülzâr"m al fanus içersinde bulunan mumu yakmasına sebep ise gece onu önünce götürmektir: Gice önünce götürmekdür murâdı var ise bilig-5/Bahar '97 .Şem' (Çerâg) Lâle renginden dolayı şem'e (çerağ) benzer.Ateş-perest Ocağı Hayalî Bey. üzerlerine çiğ taneleri pervaneler gibi düşer: Yakalı gülzârda işret çerâgın lâleler Üstüne pervâneler gibi düşerler jâleler Hayâlî Bey Çimenlikde lâle bunca 'şem' u çerâg' yakmasına rağmen nergisin gözünü 'humâr ile hâb'ın tutması dikkat çeker: Çemende yakar iken lâle bunca şem' u çerâg Niçün tutar gözünü nergisin humâr ile hâb Şeyhî Yatak odasındaki mumun söndürülmesi istenir.

Lâle . Lâle . Türk Klasikleri Dizisi / 32. Bilim ve Kültür Eserleri Dizisi: 634.Lâle-La'lxxxi Lâle. İstanbul ÂŞIK ÇELEBİ 1994 MEŞÂ'İRÜ'Ş-ŞU'ARÂ. İstanbul ARSEVEN Celâl Esad Sanat Ansiklopedisi.Engübîn (Bal) 'Hünîn lâle' renginden dolayı 'engübîn'e benzer: Biri gül biri benefşe biri hûnîn lâledür Biri kand oldu birisi şehd biri engübîn meh M. 115-130.239 Al fânûs içre yakmış lâle-i gülzâr şem' Riyâzî Ayrıca lâle. Eserleri ve Dîvânından Seçmeler. Cilt Divanlar. Münir 1954 Rumelili Za'îfî. TDK Basımevi. C. Genel Yayın No: 51. San'atı. Filiz Kılıç) 2 C. Hayatı. İstanbul "Damad İbrahim Paşa Devrinde Lâleye Dâir Bir Vesika" Türkiyat Mecmuası. İnceleme.) AGAH SIRRI LEVEND 1966 Ali Şir Nevaî.Kına ZâtîDevam edecek KAYNAKLAR 1993 (Bu Kaynakçaya makalemizin birinci bölümünde yer almayan eserler de dahil edilmiştir. Ankara-1993. Türk Dil Kurumu Yayınlarından-Sayı: 244. Gazi Üniversitesi. Akçağ Yayınları. MEB Yayınları: 2462. Ankara AHMET PAŞA DİVANI 1993 (Hzr. renginden dolayı la'le benzer: Kûhun içi taşı pür olmadı la'l-i lâleden Oldı pür-hûn kûh-ken laldugı âh-u-nâleden Zâtî Ahmed Paşa J. Ali Nihat Tarlan). II. s. Araştırmaİnceleme Dizisi: 40.Seher Yeri Seher yeri renginden dolayı lâleye benzer: Ruhun şevki ile âh itmiş meger kim ehl-i mihr ey Seher yiri kızarmış gökyüzinde lâle-gûn olmış Hayâlî Bey K. Tenkitli Metin (Hzr. 'Gül Baba çerağı'na benzetilir: Dâg yalanış sîne-i abdâla dâgı lâlenün Sanki Gül Baba çerâgıdur çerâgı lâlenün Lâle renginden dolayı kınaya benzer***: Sürmeden gözler kara eller hınadan lâle-reng Fuzûlî Lâleler serv ayagın bâgda tutsa n 'ola kim Nev 'iyâ bâg ile bend olmasa hınnâ tutmaz Nev'î Sâbit Lâlenin mumu yok etmesine şaşılmamalıdır. AKARSU Kâmil AKTEPE M. Basılmamış Doktora Tezi. Necati Sungur). 5 C. Türk Klasikleri / Divanlar: 3. Lâle . Çünkü muma faydalanmayı sabâ vermektedir: Yele verse çerâgı lâle ne tan Ki verir şem 'a intifayı sabâ L. Kültür Bakanlığı Yayınlan / 1617. 1983 Millî Eğitim Basımevi. 11. Ankara bilig-5/Bahar '97 . Ankara ÂHİ DİVANI 1994 (Hzr.

(Hzr. Tahran Yayını .Süheyl Beken Sedit Yüksel . (Hzr.Müjgan Cunbur). Gazi Eğitim Fakültesi Yayın No: 8. AKDTYK. Türk Klasikleri / Divanlar: 5. Araştırma Serisi No: 80. 32. Dizi . Mustafa İsen). C. Ankara KÜNHÜ'L-AHBÂR'IN TEZKİRE KISMI 1994 (Hzr. Akçağ Yayınları. Ankara HAYALI DİVANI 1992 1991 (Hzr. CİNANİ 1994 Ankara Hayâtı. Edebiyat Fakültesi Ankara Yayınları No: 97. S. İsmail 1985 NUHBETÜ'L . Türk Tarih Kurumu Atatürk Üniversitesi Yayınları Yayınları. Sivas FUZULİ DİVANI 1990 (Metni Baskıya Hazırlayanlar: Kenan Akyüz .Sayı: 93.ASAR LİZEYLİ ZÜBDETİ'L . Sayı: 1. Cihan Okuyucu). Dil ve Tarih Yüksek Kurumu. Dil ve Tarih Yüksek H. Türk Klasikleri / Divanlar 6.EŞ'ÂR. Eserleri 1989 TEZKİRETÜ'Ş-ŞUARÂ. Ankara BELİĞ. İstanbul 1952 Ahmed-i Dâ'î. Bilâl Yücel). Atatürk Kültür Merkezi Yayını . Nüzhet Ergün). Ankara ERTAYLAN İsmail Hikmet CEVRİ. Abdulkerim Abdulkadiroğlu). Türk Dili ve Edebiyatı Zümresi No: 518. Tezkireler Dizisi .240 BABÜR DİVANI 1995 (Hzr. Dîvânının Tenkidli Metni KÜÇÜK Sabahattin (Hzr. 1 DİVAN. Turgut Karacan). Ankara Kınalı-zade Hasan Çelebi Hayatı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınlarından. Hayatı ve Eserleri. Sühulet Kitab Yurdu. Sayı: 81. (Hzr. İbrahim Kutluk). Dil ve Tarih Yüksek BÂKİ ve Dîvânından Kurumu. Hüseyin Ayan). Atatürk Kültür.Sayı: 44. Tahir Üzgör). Genel Yayın No: 51. Dîvân'ı ve Metnin Bugünkü Türkçesi. 1981 bilig-5/Bahar '97 . Türk Dil Kurumu Yayınları: 503. Sanatı. Genel Yayın No: 51. Cumhuriyet Ü. Atatürk EKBER Ali Kültür. Kültür ve Turizm Yayınları: 570. Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Kültür Merkezi Yayını. 41. Metni (Hzr. 1000 DİLÇİN Cem 1983 Temel Eser Dizisi: 140. Ankara Yeni Tarama Sözlüğü. Erzurum KURNAZ Cemal 1988 Hayali Bey Divanı Tahlili.Sayı: 2. İstanbul FEHIM-İ KADIM 1991 Hayatı. Ankara Bakanlığı Yayınları: 938. c. Ankara Bosnalı Alaeddin SABİT DİVAN. Yayın No: 62. XVIII. 1343 Lügat-Nâme Kurumu. Gazi Ü. Yayınları No: 37.Sa. Akçağ Yayınları. ve Divanının Tenkitli (Hzr. (Hzr. Ankara BAKİ 1935 Hayatı ve Şiirleri c. Atatürk Kültür Merkezi (Dehhudâ). Edebî Kişiliği. Hükümdar Dîvanları Dizisi. Atatürk 1988 Kültür. I-II". No: 583. Ali Nihat Tarlan). Eserleri. Türk Dil Kurumu Seçmeler.

Kültür Bakanlığı / 1159 bilig-5/Bahar '97 . Kültür Bakanlığı Yayınları Ankara MUHİBBİ DİVÂNI 1987 (Hzr. Akçağ Yayınları. Ankara NESÎMÎ DİVANI 1990 (Hzr. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları: 712. Hüseyin Ayan). Kültür Bakanlığı Yayınları / 1120. 3. Ankara NAİLİ DİVANI 1990 (Hzr. İstanbul P ALA İskender 1989 Ansiklopedik Dîvân Şiiri Sözlüğü. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınlan: 830. Ankara SEFERCİOĞLU M. Ankara LESKOFÇALI GALİB 1987 (Hzr. Mustafa Canpolat). Bilim ve Kültür Eserleri Dizisi: 646. Türk Dil Kurumu Yayınları. Ankara Ömer Bin Mezîd 1982 MECMU'ATU'N-NEZA'ÎR. Mustafa İsen). İstanbul ONAY Ahmet Talat 1992 Eski OSMANLI ŞAİRLERİ. Metin Kayahan Özgül). Genel Yayın No: 51. Türk Klasikleri / Divanlar: 1. Adnan İnce). Atatürk Kültür Merkezi Yayını . RİYAZİ DİVANINDAN SEÇMELER 1990 (Hzr. Kültür ve Turizm Bakanlığı 1987 Yayınları: 833. Mine Mengi). Ankara MO'İN Muhammed 1992 An Indermediate Persian Dictionary. Genel Yayın No: 51. Ansiklopedik Eserler Serisi. Dil ve Tarih Yüksek Kurumu. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları: 684. Ankara NEDİM DİVANI 1972 (Hzr. Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları: 2505. Nejat 1990 Nev’i Dîvânı'nın Tahlili. Genel Yayın No: 51. Tehran Muallim Nâci 1986 NEVİ. Türk Klasikleri / Divanlar: 9. 1000 Temel Eser Dizisi: 129. Akçağ Yayınları. Cemâl Kurnaz). Ankara PAKALIN Mehmet Zeki 1993 Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü. Cemal Kurnaz). Ankara NECATİ BEG DİVANI 1992 (Hzr. Türk Klasikleri / Divanlar: 11. Ankara Türk Edebiyatında Mazmunlar. Namık Açıkgöz). Akçağ Yayınları. DİVAN Tenkidli Basım 1977 (Mertol Tulum .Ali Nihat Tarlan). Ali Tanyeri) İstanbul Ü. Ankara MESİHİ DİVANI 1995 (Hzr.M. İnkılap ve Aka. Genel Yayın No: 54. 3 C. (Hzr.Abdülbâki Gölpınarlı). İkinci Basım. Türk Klasikleri / Divanlar: 4.241 LATÎFÎ TEZKİRESİ 1990 (Hzr. C. Edebiyat Fakültesi Yayınları No: 2160. 1000 Temel Eser / 149.Haluk İpekten). Sözlük Dizisi: 2.Sayı: 80 "divanlar Dizisi: 1". Ankara Mîrzâ-zâde Mehmed SALİM DİVANI Tenkitli Basım 1994 (Hzr. Ankara NEFT DİVANI 1993 (Hzr. Akçağ Yayınları. Osman Horata). Akçağ Yayınları. Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları / 77. Ankara. Türk Büyükleri Dizisi: 58. Ankara NEDÎM-İ KADÎM DİVANÇESİ (Hzr. (Hzr. (Hzr. Metin Akkuş). Genel Yayın No: 51. Coşkun Ak). Kültür Eserleri Dizisi: 55.1000 Temel Eser Dizisi: 133. Atatürk Kültür.

Ali Nihad Tarlan). Edebî Kişiliği. Eski zamanlardan beri burada 'bedahş' denilen yakut madeni çıkarılmaktadır. İstanbul Ü. Fakültesi Yayınları No: 1216. İçersinde çıkan bu madenden dolayı edebiyatımızda çok geçmektedir. Genel Yayın No: 51. (Hzr. Eserleri. vi . Nâfe. Türk Klasikleri / Divanlar: 7. Bütün bu beyitlerden eskiden miskin kırmızı bir beze konarak saklandığını anlıyoruz. İstanbul 1970 II. Türk Klâsikleri: 1. Akçağ Yayınları. Atatürk Kültür. Ali Tanyeri). şekil ve renk olarak birbirine benzeyenbu iki unsur arasında. asırdan itibaren Moğolların 'Hatâ' isimli kabilesi bu bölgede yaşadığı için bu isimle anılmıştır. ix . İstanbul ŞEYHİ DİVANI 1990 (Metni Baskıya Hazırlayanlar: Mustafa İsen . Beyza. Ayrıca bu beyitte. ii . Cild. Ankara SÜKKERÎ Hayatı. Bugünkü sınırları ise Moğolistan ve Mançurya ile Sibirya topraklarının bir bölümünde kalır. X. "Divanlar Dizisi: 2". (Hzr.M. Buna Farsçada 'nâfe-i müşg-i Hoten (: Hoten miskinin nâfesi)' denir. Jâle. Edebiyat Fakültesi Yayınları No: 3369. iii . sabahleyin özellikle bahar mevsiminde yaprakların üzerine düşen ince nem.Cemal Kurnaz). üzerlerindeki damlacıklaraçısından da bir ilgi kurmuştur. Atatürk Kültür Merkezi Yayını . Enderun Yayınları: 31. Ankara 1990 Şeyhülislâm Yahya Divanından Seçmeler (Hzr. İstanbul Ü. Çin'in kuzeyi ile Türkistan topraklarına verilen isimdir. viii .242 Kaynak Eserler / 45. Şiirlerinin Umûmî Tahlili ve Divânının Tenkidli Metni) I n. Ankara ŞEYH GALİP 1992 Hüsn ü Aşk. lâle-piyâle (kadeh) münasebetinedeğinen Bâkî. Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü. Bu beyitte bu âdete işaret vardır. Çağrı Yayınları: 6. Güney Arabistan'da Kızıldeniz'e bitişik bir sahil şehridir. Kültür Bakanlığı Yayınları / 1136. Türk Klasikleri / Divanlar: 2. Bunun sebebi ise. İstanbul i . ufak kıymetli taştan oyulmuş vidalı kutu içine koyulmuş ipek lifler arasına göbek miski ve misk yağı koyarak göğüslerinde saklarmış. x . 1000 Temel Eser Dizisi / 151. misk âhûsunun göbeğinden çıkarılan veya kendiliğinde çıkan göbek miskidir. Hıtâ veya Huten kelimesi klâsik şiirimizde daha çok âhû ve misk kelimeleriyle birlikte anılır. Lûgatlar Dizisi: 2. Genel Yayın No: 51.S. Cild. İstanbul YAHYA BEY. Kültür Bakanlığı Yayınları/1453. Erdoğan Erol). Lütfi Bayraktutan). (Hzr. yumurta demek olup şâir burada jâleyi şekilyönünden yumurtaya benzetmiştir. Halit Biltekin). Ankara Vak'anüvis Râşid Efendi 1992 Dîvânı'nın Tenkitli Metni.Sayı: 89. Edebî Kişiliği ve Divanı 1994 (Hzr. Kâbil ile Yarkent arasında kalan dağlık bir memlekettir. Ankara I. (Hazırlayanlar: Orhan Okay . İstanbul 1987 III. Eskiden kadınlar. (Hzr. Nâfe daha çok 'Tatar' kelimesi ile birlikte anılır. Bazan bu bölge 'Hıtâ' veya 'Huten' şekillerinde de anılır. Bu bölgede çıkarılan inciler çok meşhurdur. Mehmet İstanbul ZATI DİVANI 1967 Çavuşoğlu). Türk Klasikleri Dizisi/21. v . vii Bu beyitten eskiden gelinlere Huten miski sürüldüğünü anlıyoruz. M. Bugün bir kısmı Afganistan bir kısmı da Rusya sınırları içersinde kalan yukarı Sind ve Horasanbölgesinde. Naci Okçu). USÜLİ DİVANI 1990 (Hzr. Huten. Mustafa İsen). miskin Anadolu'ya tatarlar tarafından ve uzak diyarlardan getirilmesidir. Hazırlayanlar: Mehmed Çavuşoğlu . Edebiyat Fakültesi Basımevi. Hatâ. Ali Nihad Tarlan). Cild. Ankara ŞEMSEDDİN SAM 1989 Kâmûs-ı Türkî. İstanbul ŞEYH GALİB 1993 (Hayatı. İstanbul 1987Lugat-ı Naci. Basılmamış Yüksek Lisans Tezi. Bunun sebebi ise misk âhûlarının bu bölgede çok oluşu ve miskin diğer ülkelere buradan nakledilmesidir. DİVAN (Tenkitli Basım) 1977 (Hzr. ıv . Şehrin adının bu kelimeden geldiği sanılmaktadır. Dil ve Tarih Yüksek Kurumu. Akçağ Yayınlar. Dergâh Yayınları: 3.Hüseyin Ayan). bilig-5/Bahar '97 .

XXXİ . XXİX . xxıv . Pâ der-gil. xii . xxviii . Eskiden iran'da işret meclislerinde muteber kimselerin şerefine kadeh kaldırmak ve tokuşturmak gibi elbise yırtmakta âdetmiş. xviii . xiii Burada lâle-hadler bileşik ismiyle yanakları renginden dolayı lâleye benzetilen sevgililerkasdedilmiştir. ekseriyetle dizden yukarı olup bazan da xi ayağa kadar uzanan ince çamaşır. xvı. Farsça el silecek bez. elbezi. 'çemen sahnı'ndaki sûseni ise ona hançerini çekmiş Anadoluluya benzetmiştir: Mukâbil lâleye sûsen çemen sahnında rûmîler Kızılbaşa çeker san hançer-i berrân-ı ser-tîzi Derviş xxx . Jalelerin başına üşüşmesi de lalenin utancından ter içinde kaldığını gösterir. Çünkü 'donatmak' kelimesi süslemek anlamı yanında kınamak. xiv. Burada lâle-ruhân bileşik ismiyle yanaklarırenginden dolayı lâleye benzetilen sevgililer kasdedilmiştir. Ancak bu tabirler daha çok bir maksadı ya da talihsizliği ifade ederken kullanılmıştır. bilig-5/Bahar '97 . Kırmızı ve değerli bir süs taşı olup yakuta benzer. ayağı çamurda demektir. Hind kadınları bunu üzerlerine elbise makamında örterler. Kına esasen yeşil renkli olup yakıldıktan sonra kırmızı rengi alır. xv . hakaret etmek gibi manalara da gelir. xxvi . xxvii Elbise yakası. Hindistanda dokunan bir nevi ince ve nakışlı yün kumaş. xxii . xxi . Burada lâle-çihreler bileşik ismiyle yüzleri renginden dolayı lâleye benzetilen sevgililer kasdedilmiştir. xvii . Türklerde ise yünden dokunmuş ince kumaşa derler. xxiii . Bir çeşit kumaş olup sof gibi mevcli ve ülkerlidir. jâlelerin üşüşerek lâleyi donatması. Gömlek. şevkten gonca gibi güler dudakla elbisemi yırtarım. Klâsik şâirlerimizin şiirlerinde de elbise yırtmak. gelinlere mahsus ipekli kumaştan dört köşe perde.243 Şâir burada lâlenin kırmızı yapraklarının döküldüğünü geriye sadece sapının üzerinde. yaka yırtmak tabirlerine rastlanır. Cama şeklinde de tabir olunup elbise demektir. Üste giyilen kaftan nevinden elbise. xx . yağlık. mendil demek olan bu kelime ıstılah olarak ramazanın on beşinde yapılan hırka-i saadet ziyareti münasebetiyle ziyaretçilere hırka-i şerif ziyaretini müteakip bizzat padişahlar tarafından verilen mendil büyüklüğündeki tülbend. Ayrıca bu beyitte. Elbisenin altından giyilerek bedenin yukarı kısmını örten. Rivayete göre aslında ak bir taş olduğu halde ciğer kanıyla boyanıp güneşe bırakılır ve güneşin etkisiyle kırmızı renge boyanırmış. Elbise. Ve beyitteki üşmek ve öykünmek ifadeleri de bu düşüncemizi te'yid etmektedir. xxv . Burada lâle-ruhlar bileşik ismiyle yanakları renginden dolayı lâleye benzetilen sevgililer kasdedilmiştir. Şu beyitte geçtiği gibi: Çil gonca bâ-leb handân biyâd-ı meclis-i şâh Piyâle gîrem u ez-şevk câme pâre konem Lâedrî Mânâsı: Pâdişahın meclisi yadına piyâle tutar. ortasındaki siyahlığın kaldığını söylüyor. xix Üzeri altın ve gümüş pullarla süslenmiş. ona sevgilinin yanağına öykünmesinden dolayı onu kınamak için de olabilir. Derviş ise lâleyi renginden dolayı kızılbaşa benzetirken.

Bir bakıma tarih bunların hikayesidir. artık kendine göre ince buluşlar. ona göre davranırlar. dünya durdukça da inşallah varolacak milletimiz. Hem hizmet etmiş. Bazı milletlerde çözülme çok ani ve hızlı olur. Değerlendirme ve tavır belirleme sıkıntısı başlarsa başka medeniyetlerin davranışları kopyalanmaya başlanır. bu görüş ve kabuller davranışların temelini oluştururlar. Artık millete mensup fertler bu kalıp veya temellere göre hareket ederler. hem de yok olmamış. Katkı ne oranda olursa olsun takdire şayandır. milletin içinde bulunduğu kültür dairesindeki diğer milletlere yansır. insanlığa sayılamayacak güzellikler hediye etmiştir. bazı asırlarda daha az. kendine özgü (orijinal) bakış açılarına. Bazen de bu kalıplar. Ahmet ZAİMOGLU ___________________________________ Milletimiz. muhteşem medeniyeti unutturulmuş. Doğru veya yanlış . dev gibi meseleleri devraldığı için bunlarla boğuşmak zorunda kalan bir millet bilig-5/Bahar '97 . Zamanla bu davranışlar belli üsluplara ve şekillere dönüşerek kalıplaşır. zannederim" gibi üsluplar kullanarak ifade ederler.244 TAZE MİLLET( i ) İnsanların dünyayı algılama şekilleri başka başkadır. İnsan topluluklarının gelişmiş şekli olan milletler de fertler gibi kendi bakış açılarına sahiptir. Yine milletler kendine has bakış açıları ve davranışlar geliştirebilecek canlılıklarını korudukları surece. Türk Milleti bu yapıda olmakla beraber. bugün değişik coğrafyalarda yaşayan halklara bölünmüş. fertlerinin gayret ve kabiliyetleri. Medeniyetler. bazılarında daha çok olabilmektedir. Milletlerin uygarlığa olan katkıları. Böylece biriken kıymetler medeniyeti şekillendirir. Görüşlerini "bana göre. aynı hızla toparlanabilen bir bünyeye sahiptir. fikrimce. bir veya birçok alanda.eksik veya fazla bile olsalar. Bazı milletler ve medeniyetler uygarlığa çok mühim katkılarda bulunduktan sonra yok olup gitmiştir. Gördüklerini. tavırlar ve üslup birkaç milletin ortak malı olmuştur. Son asırlarda yaşadığımız sıkıntılara rağmen hizmetlerini sürdürmeye devam etmektedir. yaşadıklarını veya hissettiklerini kendi görüş ve kabullerine göre değerlendirip buna göre davranır ve tavır alırlar. Böylece milli yapıda çözülme başlar. inceliklere sahipse başka medeniyetleri de etkilemeye başlarlar. toplumlarını teşkilatlandırıp birlik beraberlik içinde belli hedeflere götürebilme yeteneğine bağlı olarak uygarlığa katkıda bulunurlar. hadiseleri "kendine göre" yorumlayıp.

batı Medeniyeti'nin de kendine özgü bir temizlik anlayışı vardır şüphesiz. Fötr şapkanın çıkış sebeplerinden biri de bu pislikten sakınmak idi. Bu tarihe kadar bu vazifeyi sokaklar görüyordu. her çeşit pislikleri gece gündüz pencerelerden sokağa (XIV. Batılılar asırlarca bu kokuları duymamak için çeşitli kokular kullandılar. çünkü kadıncağız suyla temasa gelir gelmez banyodan dışarı fırladı. iktisadi ve medeni meseleleriyle karşı karşıya kalmışlardır. Almanya'nın birçok yerinde sokakları kirletme adeti 17. Friedrich'i. fakir düşen halkı kalkındırmaya çalışmaktadır. O günlerde bu tahribata itiraz edenler öldürülmekten kurtulabilirlerse ömür boyu çalışma kamplarında tutuluyordu. tarih ve medeniyetimiz yozlaştırılmaya ve unutturulmaya çalışılmıştır.245 haline gelmiştir. bir büyük medeniyetin sahipleriyiz. Parfüm sanayileri bilig-5/Bahar '97 . Her medeniyetin olduğu gibi.kirden kokmaya başlamış. dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar. maruz kaldığımız düşmanlık. milyonlarcası öz yurtlarından zorla başka ülkelere göç ettirilmiştir. bölünmüşlük ve zafiyetlerimizden dolayı bu asra layıkıyla aktaramasak bile bu gerçek değişmez. etrafındakiler dayanamaz hale gelince onu banyo etmeye zorlamışlardı. bizim neden uygulama noksanlıklarımızın olduğunu. asrın sonlarına kadar evlerde ayakyolu veya ona benzer bir mekan yoktu. kapalı. Türkistan Türklerininse 1917 ihtilali sonrasında önderleri. Geçen asırlarda sahip olduğumuz bilgi. yüzyıl ortalarına kadar sürdü (KEMMERİCH: 120).. 1968: 119) İmparator III. istiğfara başladı. birbirine bağlı davranışların bir bütünü olduğundan. Hıristiyan sofular ortaçağın ilk devrelerinde yıkanmazlardı. 28 Ağustos 1485'te İmparator. aydınları yok edilmiş. sıkılmıyorlardı. Anadolu Türkleri yüzyıllarca süren savaşlardan sonra girdiği Çanakkale ve büyük zorluklarla kazandığı Kurtuluş Savaşı' nda yetişmiş evlatlarının. Azizelerden Elizabeth. atıyla birlikte sokağın çamurlarına gömülüp kalıyordu. Türk Milleti'nin top yekun Ruslaştırılması için dil. Buna rağmen Türk Heyeti'nin kendilerine tahsis edilen Paris'teki konağa ilerlerken burunlarını tutup. Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan beri bu yaraları sarmaya. Türk ailesi. İster bağımsız. Türk Mimarisi ve zevki sonucunda ortaya çıkan klasik ayakyolu (TDK TÜRKÇE SÖZLÜK: 92) bölümleri. yeni yapılan inşaatlarda görülmez olmuştur. Türk İslam Medeniyeti adını verdiğimiz bu medeniyetin insanlığa yaptıkları en önemli hizmetlerden biri temizlik alanında olmuştur. bütün kirli suları. Fakat başarıları pek sudan oldu. kardeş. şehrin pek pis oluşu dolayısıyla akim kaldı. ayrı bir mekan aranmaksızın klozetlere yapılıyordu. Ancak nedendir bilinmez en önemli temizlik malzemesi olan su bolluğuna rağmen Avrupalılar temizlikte su kullanmasını çok geç öğrenmişlerdir. görgü ve tecrübelerimizi. 1697 yılında bile bir polis raporuna nazaran. yüzlerini buruşturmalarına kimse anlam verememişti. Halbuki ortalıktaki koku onları buna mecbur etmişti.n Tuttlingen'i ziyaret arzusu. Avrupayı resmen ziyaret eden ilk Osmanlı Padişahı Abdülaziz Han için özel konaklar tahsis edilmiş ve aylarca karşılama provaları yapılmıştı. Tutlingen'de az kaldı. kendi sıkıntı. bu zevkten öylesine hulusi kalple kaçınıyordu ki. din. Türklüğün medeniyete yaptıkları sınırsız hizmetleri kamil manada bilinmese ve bilinenleri de başkaları sahiplerse bile biz. temizlik konusundaki bozulma kültürümüzün başka alanlarında da erozyona yol açmıştır. Türkiye Türklerinin kısmi bir toparlanma donemi geçirdikleri 1990 sonrasında bir kısmı bağımsız devletlerine kavuşan Türkistan Türkleri son yetmiş yılın ve geçen asırların ağır askeri. özellikle aydınlarının büyük bir kısmını kaybetmiştir. Türk Milleti'nin ayrılmaz birer parçasıdır ve onun medeni mirasının varisidirler. (KEMMERİCH. İhtiyaçlar. bozulmaya çalışılmıştır. bağırdaş bütün halklar. Bunun yerine alafranga tuvalet dediğimiz tuvaletler hızla yaygınlaştırılmıştır. siyasi. Luis dönemi) boşaltıyorlardı (KEMMERİCH: 121). sidikleri. Her alanda Rus alışkanlığı ve davranışlarının sokulduğu bu dönemde Türkistan'da içki içme yaygınlaşmış. Bırakınız evleri. Avrupa'da 18. işlediği günahtan dolayı tövbe. Ancak 1531'de Parisliler evlerinde birer hela ve lağım yaptırmaya mecbur tutuldular. saraylarda dahi koskoca asilzadeler ayaklarına getirilen kaplara defi hacet ediyorlar. batının bu alanda bizim önümüze nasıl geçtiğini veya geçer gibi görünüp hala bize ulaşamadığını araştırmamız gerekir. Medeniyet. ister özerk. Yetkili herkesin hakkımızı teslim ettiği böyle önemli bir konuda. kadın erkek ilişkilerinde başıbozukluk başlamış.(ii) Sonra da bu kaplar pencerelerden aşağı boca ediliyordu. Paris Halkı.

Milletlerin medenilik ölçülerinden biri olarak kullandıkları su. Belki de saf ve temiz bir millet olduğumuz için temizlikle ilgili maddi manevi olağanüstü bir mirasa sahibiz. suya çok fazla önem verdiğimiz için medeniyetimize "Su Medeniyeti" adını vermiştir. temizliğin bir kısım ibadetlerin girişi.246 de bu şekilde gelişti. Tam bir gönül rahatlığıyla ifade edebiliriz ki temizlenmeyi. her köşe başındaki çeşmelerimizle. taharetlenilmedikçe bazı ibadetler yerine getirilemiyordu.hamam ve gusülhane dolapları ile tanımıştır. AİDS ve HIV virüslerinin çıkışıyla klozet şeklindeki üzerine oturularak kullanılan tuvaletlerin diğerlerine göre daha sağlıksız olduğu ortaya çıktı. tırnak. Ancak nedense donlarındaki pislik kalıntısından bir türlü kurtulamadılar. İslamiyet'te maddi ve manevi temizliğin birlikte düşünülmesi. yemeklerin tertemiz oluşu. sabun kullanmada bizden ileri gittiler. Vücut ve ağız temizliğinde. Böylece hemen her gün hamama gidilmesi. dışarıda giydiğimiz ayakkabıyla evin üst köşesine çıkmadığımızı görmüşler. Daha Cengiz döneminde suyun kullanılması ve temizlikle ilgili kanunlar çıkarılmıştır. Bugün hanımlarımızın bu kokulara. Almanya. Köpeklerin yemek yediği kaptan yemek yemediğimizi sükunet ve temizliği bozmaması için evlerimize hayvan sokmadığımızı. Avrupa'ya. Suya düşkünlüğümüz asırlarca ayıplanmıştır. taharetlenmeyi insanlığa öğreten bir millet varsa o da Türklerdir. Temizlik. Türk mitolojisinde suya önem verilmiştir. suyu kullanmayı. el. Ancak hayvanlarla iç içe yaşamaları ve kullandıkları ayakyolu biçimi yüzünden temizlikte istenilen ilerlemeyi sağlayamadılar. sabun veya tuvalet kağıdı miktarlarını kıstas olarak kabul ettirdiler. milli ve dini bilgilerin aktarılamayışı sebebiyle yok olurken. cami civarlarında bakıcılı edep hanelerin bulunması.V) "Namazın anahtarı temizliktir'Ve "Temizlik imandandır" diyordu. köylerde dahi mutlaka bir hamamın bulunması. masallarımızda ve efsanelerimizde sıkça sudan söz edilir. camilerimizin yanı başında gürül gürül suları akan şadırvan ve abdesthanelerle. kendilerine göre harika tuvaletler yaptılar. İlk gördüklerinde bir şey anlamadıkları bu dolapların işlevini öğrendiklerinde çok şaşırmışlar. Dünya bizi. yemekten önce ve sonra yıkanılması. Avrupa tuvaletlerinin sağlıksızlığının farkına varırken biz bilig-5/Bahar '97 . Günümüz Avrupa'sı pırıl pırıl gibi gözükse de gerçek temizliği evlerde köpek besleme alışkanlığı yüzünden yakalamaları zaman alacaktır. Tarihin garip bir tecellisi olarak nesillerimiz temizlik kültürünü yaşayarak öğrenemez hamam ve ayakyolu kültürümüz. 1982: 25) Türk Evlerindeki ayakyolu. Çünkü yerleştirildikleri bu evler halen de kullanılan klasik evlerdi. "Turkish Bath" dedikleri hamamlarımız etrafında oluşturduğumuz kültürü tanımaya başladıklarında cehaletlerini anlamışlar ve maruz kaldıkları hastalıkların tedavisinde temizliğin önemini kavramışlardır. Avusturya ve Hollanda'ya çalışmaya gönderdiğimiz işçilerimiz yerleştirildikleri evlerde ayakyolu ve banyo bulamamış. İslamiyetin temizlik anlayışım ve emirlerini kendilerine göre yorumladıkları için bu konuda aynı medeniyet dairesi içindeki Araplardan çok daha ileri gittiler. Öyle ki Müslümanlara yol gösteren İlmihal kitaplarının ilk bölümü iman ise hemen ardından gelen bölüm temizliğe ayrılıyordu. Gerçi teknoloji ve desinatörlük çok geliştiği için. misafirlere sofradan kalkınca sıcak su ve sabun getirilmesi (bazı evlerde gül suyu getirilmesi). ağız. geçen asırlarda kendi medeniyetlerinde görebildikleri eksiklikleri gidermeye çalıştılar. Türkler pek güzel uyum sağladıkları İslam Dini'ni kendilerine göre anlayıp yaşadılar. parfüm şişelerine hayranlık duyacak noktada bulundukları da bir vakıadır. taharet ve nezafete önem verilmesini. Bunda başarılı da oldular. Bazı yazarlar. önceleri bunu garip karşılarken yavaş yavaş takdir etmeye başlamışlardır. yıkanmayı. sakal ve bıyık temizliği gibi konular Türk Milleti'nin yorumuyla insanlığın dikkatine sunulmuş oldu. Avrupalılar temizlikte yol aldılar. Gerçekten de temiz olunmadıkça. Batılılar. Tarih içinde dünyanın söz dağarcığına "Türk Hamamı" gibi bir kavram yerleştirmişizdir. mutfak temizliğine önem verilmesi. bunları yeniden inşa ve ilave etmek zorunda kalmışlardır. Batı klasik eserlerinde sık sık yıkanmaktan beynimizin sulandığı bile yazılmıştır. vücut. edephanelerle (DANÎŞMEND. Destanlarımızda. Peygamberimiz (S A. Türk İslam Medeniyeti'nin en önemli konularından biridir. anahtarı ve ön şartı olmasını çok iyi değerlendirdiler.

Türkiye'de hızla yaygınlaşan Alafranga helalara dikkatinizi lütfediniz. Sonra sol eliyle yanı başındaki musluktan akan suyla gıcır gıcır temizlenir.247 Türkler temizlikte kendi ulaştığımız seviyenin de . sadece kağıtla temizlenilebilen bir tuvalet (iii) alışkanlığını getirmeleridir. tuvaletleri kapısız yerde ihtiyaç görülmesi. Maalesef Ruslar aj'akyolu kültürümüzü getirmeleridir. Maalesef Ruslar ayakyolu kültürümüzü unutturdular. Ayakyolumuz içeri girilirken ve bırakıldığında tertemiz olursa evlerimiz de tertemiz ve kokusuz olur. kullandıktan sonra mekanın temizliği çok kolay. Türkiye'de sabun. kokusuz ve sağlıklı bir hayat ile zaman tasarrufu sağlayacaktır. çırılçıplak suya girmesi. Eski Sovyet sınırları içindeki kardeşlerimizin çoğu aynı durumdadır. isterse " O da bulunsun" veya "İhtiyarlıkta lazım olur" düşüncesiyle inşa edilsin. Hiçbir yerimiz başkasının oturduğu yere dokunmaz. bilig-5/Bahar '97 . kültürlerini korumak istemiş. Kanaatimizce Rusların Türkistan'da yaptıkları en büyük kötülüklerin biri güzelim Türk Ayakyolu'nu unutturup. Aladağların eteklerindeki kardeşlerimiz bu konuda bir ihtilale hazırlanmalıdır. İster kullanılmak üzere. Eğer temizlik ve sağlık istiyorsak Türk ayakyoluna dönüş yapmak zorundayız. Bunun için de önce klozetlerden kurtulmamız gerekmektedir. yerine suyu olmayan. evlerimize bu Frenk icadı sokulmaktadır. kullanımı. edep ve haya gereği kapısı kapalı olan bir tuvalet bedene ve ruha sıhhat verir. yıkanan vücutlar asla böyle bir güvenceye ihtiyaç duymaz. Bu şekilde prostat ve benzeri hastalıklardan korunulmuş olur. Kırgız kardeşlerimizi asla suçlamıyorum: Onlar. Çünkü bizim kendimize has bir tuvalet anlayışımız ve mekanımız vardı. Kanser vücudumuzda yayılmaya başlamıştı. Türkiye'ye kendi elimizle soktuğumuz bu kötü alışkanlık Türkistan'a Ruslar marifetiyle girdi. Filarmoni binasındaki kapıları. mesela Kırım'daki kardeşlerimiz yaptıkları evlere mutlaka bizim kültürümüze daha uygun Türk Tuvaleti'ni katmalıdır. Unutulmasın ki beş vakit namaz için abdest alan. Bişkek' de. altına düştük. Özellikle Türk Devlet ve Topluluklarındaki kardeşlerimiz bu konuda daha titiz olmalıdır. suyu. Rus kültürünün kötü bir kalıntısı olan herkesin bir arada. Onların soğuk havada bile yıkanma alışkanlığı müspet bir davranış olarak bünyemize girerken. ancak başaramamışlardır. İnşası. yani ergonomik şekilde ihtiyacını giderir. gibi alışkanlıkları terk etmenin ve bu konuda da özümüze dönmenin zamanı çoktan gelmiştir ve geçmektedir. (v) Görsel ve yazılı basım bu konuda ısrarlı olursa bu medeniyet ayıbımız ortadan kalkacaktır. Bu görüşleri bağnazca bulanlar olabilir. "Aslan yatağından belli olur"sözü gereğince olması gereken yere getiremedik. Avrupalı seyyah Grelot 1680 yılında bizim edep hane denilen umumi tuvaletlerimiz olduğunu. Türk Dünyasında yeni yapılmakta olan binlerce eve. Öncesinde ve sonrasında bol su dökerek kendimizi ve ayakyolumuzu tertemiz tutabiliriz. En azından her iki türdeki ayakyolunu yan yana inşa edip. (iv) Defi hacet yere çömelerek yapıldığından tam bir boşaltma işlemi söz konusudur ve sağlıklıdır. Ve Avrupa'nın tuvalet biçimine ve taharet şekline itibar etmeye başladık. Avrupa'dan aktarıp bizi de alıştırdıkları klozetli tuvalet adetine maalesef bizler de alıştık. su ve tuvalet kağıdı sıkıntısı olmadığı için şimdilik tehlike olarak görülmeyen alafranga tuvaletler. Türkistan' da bir medeniyet ayıbı olarak karşımızda' durmaktadır ve bu ayıp hepimizindir. aradaki farkın görülmesi sağlanmalıdır. Gürül gürül suların aktığı. Maalesef yeni yapılan binalarda sadece bizim kültürümüze yabancı bu tuvaletler vardır. Türk ayakyolunda insanlar. Medeniyetimizin bu küçük ayrıntıları üzerinde durulmazsa. Özetle ayakyolu ve hamam kültürümüz yeniden canlandırılmalıdır. tuvalet kağıdı olmayan umumi tuvaletleri göstermek isterdim. Modanın çok çabuk tesirinde kalan bazı zayıf karakterli insanlarımız güzelim Türk ayakyolunu iptal ettirip veya yaptırmayıp bizleri batının tünekliğine mahkum etmektedirler. Biz Türkler bu yeni tuvaletlere "alafranga hela" yani Frenk'in helası demişiz. bunların temizlikçilerinin bulunduğunu yazarken (DANİŞMEND) günümüzde biz umumi tuvaletlerimiz. Bu yeni mekanlar bize daha fazla temizlik. Onlara Kırgızistan1 da. bedenlerine en uygun. daha birçok alanda da kaybetmeye devam edeceğimizi bilmemiz gerekir.

3. Varlık Yayınevi. Paris. (ii )Türkistan'da " taze " sözü " temiz " anlamında kullanılmaktadır. Burada her iki anlamıyla kullanılmıştır. Genişletilmiş 7. (iii)Bu ülkelerde tuvalet kağıdı yaygın olarak bulunmadığı için tuvaletlere konulan kitapların sayfaları aynı amaçla kullanılıyor. İstanbul. DİPNOTLAR Da Grelot. Danişmend. (iv) Sağ el ekmek ve yemek yeme için kullanıldığından taharette kullanılmaz. İsmail Hami 1982 Garb Menba'larına Göre eski Türk seciye ve Ahlakı.. TDK Türkçe Sözlük. Tabii olarak bu kağıtlar birikiyor. Maks Kemmerich. Burada her iki anlamıyla kullanılmıştır.248 AÇIKLAMALAR (i) Türkistan'da " taze " sözü " temiz " anlamında kullanılmaktadır. (v) Burada Sivas yöresindeki hamam kültürünü araştıran Müjgan üçer ve Hamam Kültürünü bizzat yaşatarak bütün canlılığıyla devam ettiren Kastamonu Tosya ilçesi halkını yad etmeyi zevkli bir vazife addediyorum. 1968 Tarihte Garip Olaylar. İstanbul. 1680 relationnouvelle d'un Voyage de Constantinople. Baskı. İstanbul Kitapevi. bilig-5/Bahar '97 . Bsk.

sosyal bir fenomeni belirli bir nedene dayandırmaktan çok sistemin devamım ve istikrarını temin etmek için sistemi oluşturan öge-lerin hangi işlevleri yerine getirmesi gerektiğini inceler. Sistem düşüncesi. gazetecilik anlayışları konularında değişik düşüncelerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. imtiyaz ve sorumlulukları. Bu iki varsayımla bağlantılı üçüncü varsayım. Murat Sadullah ÇEBI ___________________________________ Gazi Ü. Toplumun fonksiyonel birliği varsayımı bir başka varsayımı daha içermektedir. İşlevcilik. İşlevci analiz.249 İŞLEVCİ YAKLAŞIMA GÖRE MEDYA VE SİYASÎ SİSTEM ARASINDAKİ İLİŞKİLERİN TARİHÎ BOYUTU Giriş Medya ve siyasî sistem arasındaki ilişkilerin niteliği. Bir toplumda medyaya yüklenen işlevler rejimden rejime farklılıklar göstermektedir. rol. Sosyal ve siyasî yapıdaki farklılıklar. İletişim Fak. belirli varsayımlardan hareket eder. sosyal eylemin nedenlerini or-taya çıkarmayı değil aksine sistemin devamı açısın-dan sosyal eylemin öneminin Dr. Buna göre toplumun işlemesi için. toplumu oluşturan bütün unsurlar arasında sürekli çatışma durumunu önleyen bir uyum yahut uyumlu bir işbirliği söz konusudur. siyasî iletişim alanında çalışan araştırmacılarının merkezî ilgi odağını oluşturan bir konudur. Bunun yanında. toplumun oluşturan unsurlardan birinin toplumun işlemesine ne ölçüde katkıda bulunduğu veya bulunmadığını ortaya çıkarmaktır. Bu varsayımlardan biri. fonksiyonel zorunluluk varsayımıdır. toplumun fonksiyonel bir birliğe ve bütünlüğe sahip olduğudur. "toplumu oluşturan unsurların her birinin kendine özgü işlevinin olduğunu. toplumu oluşturan unsurların kendine özgü işlevlere sahip olması zorunludur (TOLAN 1985:263-264). bütün bu unsurların karşılıklı bağımlılık ilişkisi içinde işlev gördüğü için hiçbir unsurun yalnız başına bütünü belirleyici bir özelliğe sahip olmadığını kabul eden bir yaklaşım" olarak tanımlanmaktadır (DEMİR VE ACAR 1993: 188-189). Evrensel işlevcilik olarak adlandırılan bu varsayıma göre toplumu oluşturan unsurların her birinin kendine özgü bir işlevi vardır. Fonksiyonel birlik olarak adlandırılan bu kavrama göre. Medya ile siyasî kurumlar ve aktörler arasındaki ilişkiler. İşlevci yaklaşım. Araştırma Görevlisi bilig-5/Bahar '97 . İşlevcilik. medya kurumlan ve gazetecilerin statü. etkileşimler ve bağımlılıkların araştırılmasında işlevci yaklaşım önemli imkânlar sunar. işlevciliğe dayalı bir teorik analizin merkezi ilgi odağını oluşturur. gazetecilik mesleği. işlevciliğe dayalı bir analizde neden-sonuç ilişkileri tersine çevrilir. Fonksiyonel analizin temel hedefi.

Mutiakçı anlayış bireyden çok devlete önem verir. Bu ne"denle devlet. Mutlakıyetle idare edilen Ortaçağ Batı Avrupasının merkezi devletlerinde siyasî sistem ile basın arasında hükmetme ve tâbi olmaya dayalı bir ilişki vardı. tebaasımn fizikî ve zihnî yeteneklerinin gelişimine de katkıda bulunur. işlevci yaklaşım çerçevesinde medya ve siyasî sistem arasındaki ilişkilerin tarihî arka plânını incelemektir. Zaman. Çarlık Rusyası dışında ideal tip olarak mutlak monarşi rejimine tarihin hiçbir döneminde ulaşılamamıştır. idrak etme. Sosyal bir varlık olan birey. sosyal eylemin nedenlerinden çok sonuçlarını veya etkilerini sistemin istikrarına katkıları açısından analiz edip yorumlar (KUNCZİK 1988: 57). bilme ve değerlendirme imtiyazı ilâhi irade tarafından sadece yöneticilik işlevini üstlenebilecek kudret ve yeteneğe sahip az sayıdaki bilge'ye ihsan edilmiştir. Birey. Birey. hükümdarın iktidar yetkilerinin anayasa ve parlamento ile sınırlandırıldığı meşrutî monarşi şeklinde ortaya çıkmıştır. Monarşi''nin bir biçimi olan mutlak monarşi. sahip olduğu gücü ancak toplumun bir öğesi olarak kuvveden fiile geçirebilir ve değerlendirebilir. iktidar yetkilerinin kayıtsız şartsız tek elde toplandığı. birey içinde yaşadığı toplumun bir parçasıdır. Devlet ve birey arasındaki ilişkileri açıklayan üçüncü önermeye göre devlet bireylerin kişisel gelişimi için zorunlu bir varlık olarak kabul edilmektedir. Ludwig (16611715) Fran-sasında gerçekleşmiştir (GElSS 1993: 357). hedeflerine ulaşabilirler. hedefleri ve araçları belirleyen. özellikle Richelieu (1624-1642) ve XIV. İdeal anlamda mutlak monarşi'nin ölçütleri. bilginin zihnî bir uğraşının sonucu elde edilebileceğini kabul etmekle birlikte bireylerin. bazı önermelere dayanmaktadır: Aynı zamanda mutiakçı devlet felsefesinin esaslarını oluşturan bu önermeler şöyle sıralanabilir: İnsanın doğası ile ilgili önermeye göre. dünyevî hükümranlığını ilâhî temsilcilik argümanıyla meşrulaştıran hükümdarın keyfî icraatlarına boyun eğmek zorundadır. Buna karşılık toplumun bir üyesi olarak eylemde bulunan bireyin hedef ve çıkarlarına ulaşması ihtimalinin çok yükseldiği gö- rülür. Devletin doğası ile ilgili ikinci önermeye göre devlet her konuda bireyden önce gelir. Tebaasının saadeti için devlet sadece genel güvenliği sağlama ve düzeni korumakla yetinmez. Meşrutiyet ve 3. bireyin gelişiminde. Mutiakçı devletin başında sınırsız yetkilere sahip. devlet ve egemen karşısında hiçbir hakka ve özgürlüğe sahip değildir. İnsanlar ancak dev-letin varolduğu bir toplumda mutlu ve huzurlu olabilir. Devletin olmadığı bir toplumda birey. Eylemlerinin nesnesi olan bireyin mutluluğunu sağlamada mutiakçı devlet. Mutlakıyet Fikrî esaslarının oluşmasında Niccolo Machiavelli (1972) (1469-1527) ve Thomas Hobbes (1970) (1588-1679) gibi mutiakçı düşünürlerin önemli katkıları olan Mutlakıyet. Birey. Mutlakıyet. tek başına eylemde bulunduğunda etki alanı sınırlıdır. İşlevci yaklaşım. 2. şahsında devleti temsil eden bir bilig-5/Bahar '97 . kendi kendini geliştirme hakkına sahip değildir. devletin ve egemenin mutlak otoritesine boyun eğmeli. İnsanlar. Bu yüzden mutiakçı devletin tebaası olan birey. egemenliğinin kaynağını ilâhi iradeye bağlayan. Bu araştırmanın amacı. soyluların ve kilisenin imtiyazlarının kaldırılması. Mutiakçı devlet ve egemen. Mutiakçı devletin temel hedefi tebaasının mutluluğunu temin etmektir. kavrama. tarihî süreçte temsilciler meclisinin hükümdarın yetkilerine özellikle malî konularda sınırlamalar getirdiği temsilî monarşi. sınırsız yetkilerle donatılmıştır.250 belirlenmesini hedef-ler. zemin ve şartların belirlediği bu ilişkiler tarihî açıdan üç aşamada ele alınıp analiz edilebilir: 1. siyasî otorite üzerinde geleneksel veya yasal sınırlamaların bulunmadığı. Devlet. tebaası üzerinde kesin bir tahakküm kurmuşlardır. ilkel bir varlık olarak hayatını sürdürür. Siyasî bir yönetim biçimi rejim olarak mutlakıyet. Bu idealler kısmen İspanya'da. Medya ve siyasî sistem arasındaki ilişkiler toplumdan topluma rejimden rejime değişiklik gösterir. toplum ve bireylerin sadece bilge kişilerce. otoritenin merkezileşmiş bir devlet eliyle en geniş alana yayıldığı bir yönetim biçimi olarak tanımlanabilir. devlet ve egemen için yaşamalıdırlar. Bu hedefe ulaşmak için mutiakçı devlet. yani hükümdarlar tarafından yönetilebileceği savunulur. bireyin üstünde mutlak ve sınırsız yetkilere sahip bir güçtür. Parlamenter Demokrasi. Seçkinci bir yaklaşımı benimseyen mutiakçı felsefe. Bilginin ve gerçekliğin doğası hakkındaki dördüncü önermeye göre bilgiyi ve gerçekliği anlama. parlamentonun feshidir. bilgiyi işlemede doğuştan aynı zihnî yeteneklere sahip olmadığını ileri sürer.

iç savaşın devlet. Mutlakıyet basım. kendi kontrolündeki resmî gazetelerin yayın politikasını doğrudan yönlendirirken. en ünlü eseri olan "Ejderha"da (Leviathan) hükümranın basın içerikleri üzerindeki sansür hakkını şu şekilde ifade etmektedir (HOBBES 1970: 161): "Egemen. iktidar yetkilerini kullanmada bütün diğer çıkarların tâbi olduğu mutlak devlet egemenliği düşüncesini izlemekteydi. bilgi sağlama açısından basına bağımlı değildi. bilhassa basının görüşleri göz ardı edilerek yürütülüyordu. verdiği siyasî kararlara meşruiyet kazandırmak için kamuoyunun. "arcana rei publica". Bu durum siyasî kurumların. ülke dışında ise elçiler ve özel kuryeler aracılığı ile saraydan saraya iletilen mesajlarla sağlanıyordu. Siyasî kararların alınması ve iletilmesinde mutlakçı devlet. aktörlerin ve basının birbirleriyle ne işlevsel ne de kişisel ilişkilere dayalı bir etkileşimde bulunmasına önlüyordu. kamuoyunun. Özel mülkiyetin kontrolün-deki bazı gazete veya dergiler de mali yardımlarla kayırılıyordu. devlet veya özel mülkiyetin kontrolündeydi. Siyasî kararlar. âdeta siyasî süreçlerin ve olayların dışına itilmiş bir konuma sahipti. hükümranın hedef ve çıkarlarına ulaşmada. Çünkü mutlakçı merkezî devletlerde hükümet politikaları. Bu ruhsat sistemi. keyfi olarak iptal edebiliyordu. Mutlak iktidarı elinde toplayan hükümran. Basın siyasî sistemin bir unsuru veya parçası olmaktan çok. Mutlakıyet döneminde siyasî kurumlar ve aktörler ile basın arasındaki alan kesin biçimde ayrıydı. Egemen. Mutlakıyetin fikrî esaslarını formülleştiren Hobbes. bir devlette barış ve birlik sağlanmak isteniyorsa insanların fikirleri iyi bir şekilde kontrol edilmeli ve yönlendirilmelidir'''. kamuoyunun kontrolü. mutlakıyet döneminde hükümdarlar ve siyasî kurumlar basına erişme ihtiyacı duymuyorlardı. gazetelerin ve gazetecilerin onayına veya rızasına ihtiyaç duymuyordu.251 hükümdar bulunmaktaydı. Hobbes. gazete veya dergi yayımı için verdiği ruhsatı. Bu yüzden. Çıkarlarıyla çatışan bir durum söz konusu olduğunda egemen. hükümrana tanıdığı sansür hakkım. neyin. aktörler ve basın arasındaki şahsî ilişkiler de yok denecek kadar azdı. Siyasî kurumlar ve aktörler arasındaki bilgi akışı. hükümranın iradesine bağlıydı. Gerçekliği ve bilgiyi bilme konusundaki tekelci tavrını. büyük bir gizlilik anlayışı içerisinde alınıyor ve uygulanıyordu. ülke içinde kolluk kuvvetlerinden ülke dışında da elçilerden oluşan özel bir iletişim ağından faydalanıyordu. Egemen. basının reel gerçekliği tahrif ve tahrip ettiğine inanıyordu. toplumu oluşturan ögelerden biri olarak kabul edilmediği için toplumun işlemesinde basının varlığına ihtiyaç duyulmuyordu. yani "devlet sırları" anlayışına göre devleti yönetmekte. ülke içinde devlet memurları tarafından doğrudan ilgililere teslim edilen krallık emirnameleri. editoryal yönetimine tavsiye ederek yerleştirdiği gazetecilerle de özel mülkiyet medyasının yayın politikasını güdümleyebiliyordu. Kendi özerk iletişim düzenini kuran mutlakçı devlet. tebaası üzerindeki tahakküm kurmada kullandığı vaz- bilig-5/Bahar '97 . Bu sınıf farklılığı. hangi kitapların yasaklanması gerektiğini ve bu iş için kimin görevlendirileceğini belirleme hakkına sahiptir". Basın. Mutlakçı devletlerde basın. Mutlakıyet döneminde basının mülkiyet yapısı konusunda ikili bir uygulama vardı. İç ve dış politika. İktidarın mutlak sahibi olan egemen. Mutlakçı devlet ve basın arasındaki ilişki son tahlilde hükmetme ve itaat etmeye dayalı bir ilişkiydi. kamuoyunda ve basında tartışılmadan büyük bir gizlilik anlayışıyla kapalı kapılar ardında soylular tarafından belirleniyordu. hangi şartlar altında ve kimler tarafından bilgilendirileceğini. halkın ne zaman. Mutlakçı devletlerdeki iletişim düzeninin özerkliği bir taraftan soylu bakanlar ve diplomatlarla soylu olmayan gazeteciler arasındaki sınıf farklılıklarıyla temin edilen bir gizlilik anlayışına dayanıyordu. Mutlakçı devletin başındaki hükümdar. toplum ve bireyler açısından yol açabileceği tamiri mümkün olmayan zararların önleyeceği gerekçesiyle meşrulaştırmaktadır (HOBBES 1970: 161): "İnsanların eylemleri fikirlerine dayanır. Bu nedenle mutlakıyet döneminde gazete ve dergi yayımlamak. Mutlakıyette siyasî kurumlar. hükümranın iznine bağlanmıştı. ilâhî iradenin ihsanı gerekçesine bağlayan egemen. gerçekliğin hükümranın kendi yorumundan farklı şekilde kamuoyuna iletilmesini engelleyen bir mekanizmaydı! Basının varlığını sürdürebilmesi. barışın sağlanmasına veya bozulmasına yol açabilecek şeyler konusunda da karar verme hakkına sahiptir. içeriye yönelik olmasa bile dışarıya yönelik bir gizlilik anlayışını da mümkün kılan bir tür sosyal mesafenin garantisiydi (KEPPLDSFGER 1992: 13-16). desteği ve rızası olmaksızın. basın üzerinde mutlak bir sansür imtiyazına sahipti. ne zaman yayınlanacağını.

yasal ve bürokratik iktidar. Bazı mutlak monarşilerde temsilciler meclisi vergi ve malî konularda hükümranın yetkilerini sınırlasa bi-le son tahlilde iktidar yetkileri hükümdar tarafından kullanılıyordu. matbaacı ve gazetecilerin üye oldukları devlet güdümlü meslek örgütleri kurma. yüzyıl gazetelerinde siyasî içerikli haberler yer alsa bile. ilk defa İngiltere (1660) ve daha sonra Polonya (1791). hükümdarın iktidar yetkilerinin seçimle oluşan bir meclisin yanı sıra sözlü ve çoğunlukla da yazılı anayasa aracılığı ile geniş ölçüde ve sistemli bir şekilde sınırlandırılması söz konusudur (GEİSS 1993:374). isyanlar. Meşrutî monarşi'de ise. Fransa (1791/92). Mut-lakıyet rejiminde kitle iletişim alanı. kural. eşitlik. siyasî bir kurum olarak ortaya çıkıyordu (KEPPLİNGER 1992:15). medya mülkiyeti konusundaki sınırlamalar ve yasaklamalar. Şüphesiz toplumda basının doğru. Liberal devlet teorisine dayanan meşruti monarşilerin belirgin özelliği devlet ve toplumun birbirinden ayrılmasıydı. devlet ve toplumun birbirinin içinde çözeldiği. Bu kontrol. tarafsız biçimde siyasî olaylar hakkında bilgi vermesine olan ihtiyaç artmıştı. hükümdarın basını yaptırımlarla cezalandırması meşru ve haklı sayılmaktaydı. ilerlemeye duyulan olumlu inanç. e-gemenin hükümranlık hakkı ve sarayın kamuoyundaki zararlı düşüncelere karşı korun-ması gerekçesiyle meşrulaştırılıyordu. sertlik ve tebaalık sisteminin kaldırılması. yayın organları ve gazeteciler derhal cezalandırılıyordu. devlet memurları. Mutlakçı devletin basını. yayın ruhsatlarını ve imtiyazlarını iptal etme. hükümdarın ve kilisenin mutlak kontrolü altındaydı. Meşrutiyet Mutlakıyet. katı yasal düzenlemeler. depozit yatırma zorunluluğu. Basın. taç giyme törenleri. köleliğin eleştirilmesi ve köle ticare- tinin yasaklanması. işkencenin kaldırılması. soylular ve kilise aleyhine yapılan siyasî ve ideolojik içe-rikli yayınların sansür edilmesi. gazetecilere meslek yasağı getirme. ve 18. Belirlenmiş çerçevelerin dışına çıkıp yayın yapan medya sahipleri. gerçeğin hükümran tarafından belirlendiği. kanunların ve ceza usullerinin yumuşatılması ve insanileştirilmesi. Mutlakçı devlet siyasî kararların alınması ve iletilmesinde basına muhtaç olmadığı gibi basın da bilgi kaynağı olarak siyasete gerek duymuyordu. bireyin devlet ve egemen için varolduğu bir rejimdi. bilig-5/Bahar '97 . abone ücretlerinin yüksek tutulması gibi vergi ve benzeri ekonomik yaptırımlar uygulayarak gazeteleri mali yönden sıkıntıya düşürme.252 geçilmez bir araçtı. bu yayınlarda olaylar. Meşrutî monarşilerde artık. içerik üretimi sürecinin doğrudan devlet tarafından kontrolü. gazete vergisi. devletin başındaki hükümdarın devlet sırları ve mutlak devlet egemenliği ilkeleri çerçevesinde iktidar yetkilerini sınırsız biçimde kullandığı. Erken liberalizmin temel hedefi olan anayasal monarşi'de de siyasî kurumlar ve basın iki farklı alana dahildi. işgaller ve savaşların yüzeysel biçimde değerlendirilmesi söz konusuydu. Akılcılık. ferdin sınırsız iyileştirme yeteneği. Alman Birliği (1814/15) ve çok sayıdaki Avrupa ülkesinde devletin yönetim biçimi o-larak benimsenmiştir (GEİSS 1993: 374). halk egemenliği. editoryal kadronun doğrudan hükümran tarafından atanması. bireycilik. yabancı yayın organlarının yasaklanması. basının varlığını sürdürmesi siyasî karar süreçleri konusundaki bilgisinden çok siyasî karar süreçlerinde cereyan eden olayların neden ve saiklerinin görünebilir etkileri üzerinde haber verebilme imtiyazına bağlıydı (KEPPLİNGER 1992: 16-17). gazetecilik mesleğine giriş şartlarını devlet eliyle düzenleme. abone yasağı. Parlamenter monarşi. yasalar önünde eşitlik gibi aydınlanma felsefesinin konularını oluşturan şeyler hakkında basın kamuoyunu bilgilendiremiyordu. Mutlakıyet basını haberlerinde kendi bilgi kaynaklarına dayanmak ve kendi kendine yetinmek zorundaydı. toplum ve vatandaşlar üzerinde mutlak bir otorite kurduğu. Ancak. mütemadiyen mutlak iktidar sahibinin görüşlerine yer vermeli ve politikalarını desteklemek zorundaydı. hükümdar. devletin. toplumun refah ve eğitim seviyesinin yükseltilmesi. basın gibi gücünü ve meşruiyetini genel anlamda kamuoyundan alan ve serbest düşünce pazarında düşüncelerin özgürce ifade edilmesiyle hakikate ulaşılabileceği ilkesini benimseyen parlamento. hapis ve para cezaları uygulama. gazeteleri toplatma ve kapatma. gazetecileri yurt içi ve dışı sürgüne gönderme. 17. yayın sürelerine kısıtlamalar getirme. aynı alana dahil olduğu. gazetecilik mesleğine yönelik zorunlu davranış kuralları getirme. gazetecileri ve içerikleri kontrol et-mek i-çin kullandığı diğer araçlar da şöyle sıralanabilir: Devlet. ilke ve davranış kalıplarından saptığında. Bu tür rejim-lerde egemen değer. devlet.

güçlerini açığa vuracak bir ortam hazırlamaktır. Aydınlanma ve buna bağlı olarak gelişen siyasî. gerçeğin yanlış ile çarpışmasından daha açık olarak gerçeğin ortaya çıkması ve anlaşılması fırsatını kaybetmektedirler". hükümetlerin her türlü müdahalesine karşı çıkan bir basının ve hükümeti denetleyen bir kamuoyunun oluşmasına neden oluyordu. Bir başka ifadeyle hiç kimse gerçek üzerinde ne ilâhi ne de dünyevî argümanlara dayalı bir tekel kuramaz. liberal felsefenin önermelerine dayanıyordu. gerçek tek bir irade yahut otorite tarafından belirlenemez. Bir başka ifadeyle birey akılcı bir varlıktır ve son tahlilde kendisi için yaşar. Mili'in şu anlatımı. Adil ve hukuka saygılı bir yönetimin en önemli şartı ise yönetici güçlerin serbest düşünce pazarında birbiriyle mücadele eden bütün görüşleri ve bakış açılarını dikkate almalarıydı. John Milton'un (1874: 38-75) (1608-1674) "Aeropagitica" adlı eseriyle birlikte meşrutiyet döneminde basın hürriyeti konusundaki mücadele. PETERSON. nasıl ki bu insanların tek kişiyi susturmaya hakları yoksa. dinî ve ekonomik özgürlükler. Eğer bir düşünce doğruysa insanlar yanlışlarını düzeltme fırsatından yoksun bırakılmaktadır. yolun sonunda akılcı bir varlık olan insan gözlemleyebildiği. Aklını kullanmak suretiyle kişisel amaç ve çıkarları doğrultusunda karar veren ve eylemde bulunan birey. eğer bu düşünce yanlış ise insanlar yine kendileri için büyük bir kazanç olabilecek bir şeyi. genel anlamda siyasi bir mücadeleye. hakikate akıl aracılığı ile ulaşıldığına göre. gelecek kuşaklardan. bilgi kaynaklarına serbestçe ulaşabilmesi için medyaya uygun sosyal. anlayabildiği. siyasî ve ekonomik ortamlar hazırlamalı ve düşünceyi açıklama özgürlüğünü yasalarla garanti altına almalıdır. Bu takdirde ne yalan ne de demagoji uzun süreli bir geçerliliğe sahip olabilir. bu zarara bir çok kişinin veya çok az kişinin uğrayıp uğramaması arasında belli bir fark olabilirdi. Bu önermeler şöyle sıralanabilir: Liberal felsefinin merkezi ilgi odağını devlet değil birey oluşturur. insanlıktan.253 benimseyenlerden bir şeyler çalmak oluşundadır. Siyasî bir idare biçimi olarak meşrutiyet. şimdiki kuşaklardan ve bu düşünceye karşı olanlardan. sadece bir kişinin karşıt bir düşünceye inanmaları durumu söz konusu olursa. son tahlilde bu süreç iyi ve doğru fikirlerin kötü ve yanlış fikirlerden ayrışmasını sağlayacaktı (MİLTON 1874: 38-75). hakikatin mutlak devlet hakimiyeti ilkesi çerçevesinde her şeye kadir tek bir egemen tarafından belirlenmesini savunurken. bu kişinin de güç elde ettiğinde insanları susturmaya hakkı yoktur. siyasî kurumlara ve aktörlere karşı yapılan bir mücadele şekline dönüşüyordu. Buna göre birey kişisel çıkar ve amaçlarını akılcı bir varlık olarak kavrayabilir. bunlardan da fazla olarak bu düşünceyi bilig-5/Bahar '97 . çıkarlarını gözetmek ve teşvik etmektir. Devletin varlık nedeni. Mutlakçı devletin fikir babalarından Hobbes. Milton' un da vurguladığı gibi artık hükümdarlar adil ve anayasa kurallarına uygun biçimde hareket etmeliydiler. Bilgi ve gerçeğe giden yol delil getirme ve tartışma labirentlerinden geçebilir. Ancak. liberal düşüncenin özünü çarpıcı biçimde ortaya koymaktadır (1991: 26-27): "Eğer bütün insanların aynı düşünceyi paylaşmaları. Kişisel amaç ve çıkarlar ile mutluluğun öne alınması esas itibariyle barış isteyen bir toplumun refah ve özgürlük içinde var olmasını da sağlar. Milton'a göre serbest düşünce pazarında fikirlerin birbirleriyle rekabet etmesi kaçınılmaz biçimde fikirlerin kendi kendini doğrulaması veya yanlışlaması sürecini başlatacak. böylece toplumun hedef ve çıkarlarını gözeterek uygarlığın gelişmesine katkıda bulunur. Birey. değişik bilgi/haber kaynakları olduğu sürece gerçeğe uygun kanaat edinmeye muktedir bir varlıktır. Liberal düşüncenin diğer önemli teorisyenlerinden biri de John Stuart Mill'dir (1806-1873). kavrayabildiği. İnsanların düşüncelerini serbest biçimde ifade edebilmeleri ve yayabilmeleri için basın özgürlüğünün yasalarla teminat altına alması gerekliydi. Her insanın aklı olduğu. Devletin başlıca hedefi. idrak edebildiği ve ispatlayabildiği kesin doğrulara ulaşır (SİEBERT. "Özgürlük Üstüne" (On Liberty) adlı eserinde Mili gerçeğin ancak tüm düşüncelerin serbestçe ifade edilebilmesiyle bulunabileceğini vurgular. toplumu oluşturan bireylerin mutluluğunu ve refahını sağlamak. Ancak bir düşüncenin sustıırulmasındaki asıl kötülük. Bir düşünce sadece sahibi için özel değer taşıyan özel bir mülk olsaydı. Devlet. o düşünceden yararlanmaktan engellenmek sadece özel bir haksızlık oluştursaydı. Birey doğruyu yanlıştan ayırt edebilmeye muktedir akılcı bir varlık olarak kabul edilir. bireylerin çıkarlarını koruyacak. yani devlete. Bireylerin serbest düşünce pazarında farklı düşünce ve bakış açılarına erişebilmeleri ve bizatihi bu pazarda düşüncelerini özgürce açıklayabilmeleri suretiyle gerçeğe ulaşılabilir.

yüzyılın ortasından itibaren köklü bir değişime uğramıştır. ihtiyaç duyulduğunda salt sözcü olarak kullanıyorlardı. 19. Meşrutiyetin ilk döneminde parlamentodaki tartışma ve görüşmelerin gizli kalması şeklî olarak henüz teminat altına alınmamış olmasına rağmen. siyasî olay. Böylece basın artık sadece siyaset ve kamuoyu arasında aracılık işlevine sahip değildir. Gizlilik politikasının iflas etmesi. dış politikada eskiden olduğu gibi gizlilik anlayışını sürdürüyordu. durum ve aktörler hakkında özel. basın aracılığı ile ifade edilen düşüncelerden faydalanan parlamento. Siyasî kurumlar ve basın arasındaki ilişkiler ilk olarak 19. Dizgi ve baskı makinelerinin keşfi ve odundan kağıt üretilmesi gibi teknik gelişmeler bu nedenlerin başında yer almaktadır Bunun yanı sıra bilgilerin iletilmesinde demiryolu ağları ve telgraftan faydalanılması basının daha hızlı ve güncel haberler yayımlamasını kolaylaştırmıştır (WİLKE 1990: 301-302). Hükümet. kitle basınının ortaya çıkışına kadar haberden çok siyasî yorumlara öncelik veren bir içerikle yayımlanıyordu (KEPPLİNGER 1992: 20-21). birbirinden ayrı iki alana dahildi. vatandaşları ve kurumları siyasî süreçleri öğrenmeleri.254 SCHRAMM 1956: 40-41. Basın artık halkı. Siyasî sistem ve basın arasında kişisel ilişkiler bulunsa bile. parlamento. ayrıntılı bilgiler ileterek siyasî sistem içerisinde önemli bir güç merkezi konumuna gelmiştir. Geniş ölçüde doğrudan halka erişen hü-kümet ve parlamento. artık kamuoyu aracılığı ile hükümet ve parlamento üzerinde etkili olan bir güç konumuna gelmiştir. FALAY 1992-1993: 50). Bu gelişmelere paralel olarak basın ve siyasî kurumlar arasındaki ilişkilerde de bir dönüşüm başlamıştır. Meşrutiyet döneminde de siyasî kurumlar. Ancak. aktörler ve medya arasında kesif kişisel ve fonksiyonel bir bağımlılık ilişkisi olduğunu belirtmektedir. bu rollerin içe girmesine yol açmıştı. bu gizliliğin uygulamada artık daha fazla sağlanamayacağı görülüyordu. KUNCZİK 1988: 59. Çünkü siyasetçi ve gazetecilik rolleri arasındaki sınıfsal engellerin tedrici olarak kalkması. bir taraftan siyasetçi gazetecilerin kişisel gücü ve etkisi ile siyasi kurumlar ve halk arasında aracılık rolü üstlenen basını. bu fonksiyonel ilişkiler fazla bir öneme sahip değildi. Gizlilik anlayışına dayalı politikanın iflas etmesiyle birlikte iktidar sahiplerinin sırlarına vakıf olan basın. 19. Meşrutiyette gazeteciler milletvekilliği. basını. yüzyıl basını. diğer taraftan basın karşısında siyasî kurumların gücünün azalmasına yol açmıştır. tercih yapmaları ve katılmaları i-çin teşvik eden için önemli bir bilgi kaynağı konumuna gelmiştir. hükümetin ve parlamentonun basın aracılığı ile kamuoyu üzerindeki etkileri tersine daha da artmıştır. yüzyılda basının siyasî süreçte önemli bir güç unsuru durumuna getiren nedenler çeşitlidir. Şüphesiz bu dunun basının hükümete. hükümet ve parlamento hakkında bilgilendire-rek kendi kamlarını oluşturmalarına ve ifade etme-lerine yarayan araçlardan biri olmanın yanı sıra hükümeti ve parlamentoya halkın düşüncelerini ileten bir kurumdur Basın aynı zamanda siyasetçilerin anlaşılır ve aydınlatıcı görüşlerini aktarmaları için bir platform görevi görerek siyasî rakiplerin birbirlerinin görüş açılarını öğrenmesi açısından da önemli bir işlev üstlenmiştir. parlamento kararları serbest biçimde açıklanan düşüncelere dayalı olarak alınsa bile parlamentodaki bütün görüşme ve tartışmaların 18. aktörler ve basın. parlamenter demokraside siyasî kurumlar. yüzyıla kadar basına kapalı tutulmasıydı. siyasî partiler ve kitle iletişim araçları arasındaki dinamik personel akışı sonucunda siyasetçiler ve gazeteciler sık sık rollerini değiştirmektedirler: Gazeteciler bilig-5/Bahar '97 .n gücü ve etkisini artırırken. basın daha çok siyasî sistem içerisinde henüz önemsiz de olsa belirli güç elde etmiştir (KEPPLİNGER 1992:23). kamuoyunun geniş desteğini de arkasına alan fikir basınının monarşlar ve parla- mentoya karşı muhalefetiyle ikame edilmiştir (KEPPLİNGER 1992: 22). Bunun nedeni. Siyasetçi gazeteciler yazı yazdıkları gazetelerin okuyucularını siyasî görüşleri ve faaliyetleri konusunda bilgi-lendirmek suretiyle kendileri için siyasî bir etki alanı sağlamışlardı. Halkın seçtiği parlamentonun monarşlara karşı muhalif tavrı. Basın böylece bir tarafta siyasî süreçler konusunda kamuoyunu bilgilendirme ve siyasetçilere sırdaşlık yapma işlevini üstlenirken diğer taraftan siyasî aktörleri. Parlamenter Demokrasi Kepplinger. milletvekilleri de gazetecilik yapıyorlardı. parlamentoya ve hükümdara karşı eleştirel bir tavır almasına engel oluşturmuyordu. İç politikada. olgu. Basın. Bu gelişmeler bir taraftan gazete satış fiyatlarının düşmesine diğer taraftan da basının geniş kitlelere erişimini sağlayan büyük tirajlara ulaşmasına yol açmıştır.

vatandaşlara görüşlerini duyurma. medya ahlâkı. * Dördüncü öneriye göre alıcı. "Basın Özgürlüğü Komisyonu". olgular. hükümet ve parlamentoya erişemedikleri ve bu ortamlarda cereyan eden olaylar. farklı hedefler ve çıkarlar ile toplumsal deneyimlere sahip farklı toplumsal sınıfların görüşlerini duyurmada. medya kurumlarının. Siyasetçilerin eriştikleri medya içerikleri. . iletişim siyaseti ve basın özgürlüğü konularında hazırladığı tekliflerinin yer aldığı "Özgür ve Sorumlu Basın" başlıklı ünlü bir raporda geliştirilmiştir (VVEİSCHENBERG 1992: 90). seçim kaybeden eski bakanlar ve milletvekilleri de gazetecilik yapmakta. gazeteciler siyasetçilere demeç yazmakta. Siyasetçiler ve gazeteciler hedeflerini gerçekleştirmek için birbirlerine bağımlıdır. siyasetçiler ve medya arasında da hiç bir kurumun ve aktörün vazgeçemeyeceği karşılıklı bağımlılığa dayanan bir ilişki vardır. sorumluluğu. "Basın Özgürlüğü Komisyonu"nun hazırladığı rapor. halkla ilişkiler. hükümet ve parlamento kamuoyunun ne düşündüğü konusunda bilgilen-mek. Siyasetçiler. Aynı şekilde gazeteciler de görüşme. fiili gerçek ile yorumu birbirinden ayırt etmelidirler. parlamenter demokrasilerde medya kurumları ve gazetecilerin sosyal sorumluluk an-layışı çerçevesinde nasıl hareket etmeleri gerektiği konusunda aşağıdaki ilkeleri tespit etmiştir: * Komisyonun önerilerinden en önemlisi medyanın kendi kendini denetlemesidir. medyanın toplumu oluşturan farklı topluluklar. Ayrıca. Medya sahipleri de kendi hedefleri. Bu yaklaşım 1947 yılında "Basın Özgürlüğü Komisyonu" olarak tarihe geçen bir kurulun. doğru. Basın özgürlüğü kavramına karşı kamunun bilgi alma hakkını öne çıkaran bu ilke. sınıflar ve örgütleri temsil eden ve yansıtan bir yapıda düzenlenmesi ve bunlar hakkında yanlış ve olumsuz imajlar oluşturmaması gereğidir. Nesnel habercilik anlayışının esaslarını oluşturan bu ilkeye göre gazeteciler yalan haber vermemeli. siyasetçiler ve siyasetçi gazeteciler düzenli olarak gazeteler ve dergilerde köşe yazarlığı yapmakta. parlamento. dinleyici ve izleyicilerin medya içeriklerine serbestçe ve kolaylıkla erişimleri sağlanmalıdır. siyasî partiler. Siyasî kararlar konusunda kamuoyunun düşün-celerini öğrenme ve desteğini kazanma. örgütlenmiş farklı gruplar. bakış açılarının merkezine devleti veya bireyi yerleştiren Hobbes ve Mill'in aksine toplumdan hareket eden bir yaklaşıma dayanmaktadır (KEPPLİNGER 1992: 24). durum ve aktörler hakkında tam. kendilerini ifade etme ihtiyacı bir anlamda hükümet. konular ve durumlar hakkında kamuoyunu bilgilendiremedikleri sürece siyasî habercilik görevlerini yerine getiremezler (KEPPLİNGER 1992: 23). siyasî kararlarına kamuoyu desteği kazanmak ve mesajlarını iletmek için kitle iletişim araçlarına erişme ihtiyacı duyarlar. Medya. aktörler ve medya arasındaki karşılıklı bağımlılık ilişkisi. farklı alt-kültürler. Parlamenter demokraside siyasî kurumlar. gruplar. olanı ve olması gerekeni yani somut. olgu. konu. Gazeteciler olay. tanıtım ve imaj konularında danışmanlık hizmeti sunmaktadırlar. Medya içerikleri ve gazetecilerin denetlenmesi. nesnel.255 milletvekilliği ve hatta bakanlık rolleri üstlenebilmekte. tarafsız ve ayrıntılı bilgiler vermelidirler. parlamenter demokrasilerde basın özgürlüğü konusunda yeni bir anlayışın gelişmesine önemli katkılar sağlamıştır. siyasetçiler ve gazetecilerin birbirlerine bağımlılığını şart koşar.çıkarları ve dünya görüşleri ile örtüşmese de sahip oldukları iletişim kanallarında değişik toplumsal grupların ve örgütlerin kendi alternatif görüş açılarını ifade edebilmelerine imkân vererek düşünceyi açıklama özgürlüğünü fırsat vermeli ve medya içeriklerinde denge sağlamalıdırlar. kendilerini ifade etmede toplumsal bir platform olmalıdır. haber ve yorum için siyasetçilere ulaşamadıkları. basın konseyleri veya basın izleme kurulları gibi özerk kurullar aracılığı ile yapılabilir. Basın özgürlüğü yerine kamunun bilgi edinme hakkını öne çıkaran bu anlayışa göre iletişim sürecinde iletişimci ve alıcı bilig-5/Bahar '97 . toplumla ilgili ortak anlayışa sahip farklı yorumlayıcı topluluklar. hükümet ve parlamento çalışması açısından işlevsel bir şarttır. * Diğer bir öneri. alt-kültürler. gazetecilerin ve medya sahiplerinin topluma karşı sorumluluk duygusu ile hareket etmesi gereğidir. hedeflerine ve çıkarlarına ulaşabilmek için de diğer tarafla işbirliği yapmak zorundadırlar. Bu bağımlılık sadece siyasî iletişim sürecini etkilemeye çalışan bu iletişimci kurumlan ve gruplarının farklı hedef ve çıkarlara sahip olmalarından kaynaklanmamaktadır. medya içeriklerinin serbestçe dolaşımı önündeki engellerin kaldırılması yönünde devletin sorumluluğuna işaret etmektedir. Aynı şekilde hükümet. parlamento. * Üçüncü öneri.

Siyasî habercilik. Schelsky'ye göre medya kurumları ve gazetecilerin devlet. aynı zamanda kendi meşru haklarından da vazgeçmiş demektir. diğer tarafta da kendi gözlemlerinin dışında kalan tecrübeleri. dil egemenlik kurarak. Bununla birlikte medya içeriklerinin basın özgürlüğünü istismarı karşısında gösterilecek hoşgörünün de bir sınırı olmalıdır. Devlet. Ahlâki sorumluluklarını yerine getirmeyen bir kimse. Medya içerikleri ağır. Gazetecilerin anlam üretmede kullandıkları üretim aracı. Komisyona göre hata veya yanlış yapma hakkı. idrak etmek. Bu yüzden yanlış şeylerin bilinçli bir şekilde tekrar edilerek yayılması. açık ve ispat edilebilir bir şekilde birey veya kaimi çıkarlarını yaraladığı taktirde bu hoşgörünün sınırları aşılmış demektir (KEPPLİNGER 1992: 24-25). Schelsky. durumlar ve ilişkiler konusundaki algılamaları ve düşüncelerinin büyük ölçüde medyaya dayanır. Komisyona göre vatandaşların özgür iradelerine dayalı bu güveni devletin ilelebet var olmasının en büyük teminatıdır. savaş ve çatışma çıkararak sosyal ilişkilerin temelini oluşturmakta ve insanların düşünce ve hareket tarzlarını belirlemektedir (SCHELSKY 1975: 175). İletişim sürecinde.256 birbirlerine bağımlı konumda bulunurlar. gruplar arasındaki tesanütü sağlayarak. Dil aracılığı ile gerçeklik bozulup çarpıtılmaktadır. kavramak. nesne. aksine serbest ve özgür tartışmayla kendi görüşlerini açıklayan vatandaşların vicdanına duyulan güvendir. öğrenmek ve değerlendirmek isteyen alıcılar bulunur. Çünkü düşüncelerin özgürce açıklanması hakkı. "Kadir-i mutlak" veya "güçlü etki" görüşüne dayanan bu abartılı iddiaya göre medya üzerindeki kontrol. düşünce özgürlüğünün istismarı anlamına gelir. Ahlâkî sorumluluklar benimsenmeksizin ahlâkî haklardan söz edilemez. İletişim sürecinin her iki öğesi. nesneler. olgu. düşünce özgürlüğünü engellediği zaman kendi çıkarlarına aykırı hareket etmiş olur. bir tarafta serbestçe ve devletin müdahalesi olmaksızın düşünce ve bilgi iletmek isteyen medya profesyonelleri. üreterek. doğal bir hak olmaktan çok ahlakî bir hak olarak düşünmektedir. bireylerin çevrelerindeki olay. Gazetecilerin. olgular. "Basın Hürriyeti Komisyonu" düşünce özgürlüğünü. dinleyicilerin veya izleyicilerin medya içeriklerini tüketmeme hakkını da içerir (KEPPLİNGER 1992: 24-25). kendi özgürlüklerinin korunması ve garanti altına alınması ihtiyacı duymaktadırlar. yanılma hakkını içermez. çağdaş toplumlardaki en önemli güç kaynaklarından birinin kontrol edilmesi anlamına gelmektedir. Bu sorumluluklar arasında. Bu anlayışa göre iletişim sürecinde bir kişinin özgürlüğü diğer bir kişinin özgürlüğünün başladığı yer de sona erer. tartışmak suretiyle hakikatin bulunacağına duyulan güven değil. Bu sorumluluk duygusu. Ahlâkî so- rumlulukların yasal yollarla yerine getirilmesi istenmeyen bir durumdur. Bu yaklaşımın hareket noktası çağdaş toplumların. Buna karşılık Mill'den farklı olarak düşünce özgürlüğünün dayanağı. düşünceleri ve duyguları anlamak. Bu yüzden medyanın devlet tarafından denetimi yerine medyanın kendi kendini denetimi tercih edilmelidir. sadece topluma karşı değil toplumda "hakikat" olarak nitelenen bir değere karşı da taşınmalıdır. Parlamenter demokraside iletişimciler ve alıcılar arasındaki bu ilişkiler Kantçı felsefe anlayışından hareket eden bir özgürlük" anlayışına dayandırılmaktadır. Basın özgürlüğü bu açıdan okuyucuların. durum ve ilişkileri doğrudan anlama. üzerinde tekel oluşturulan ve sınıf egemenliğini sağlayan dildir. Bütün ahlakî haklar gibi düşünce özgürlüğünün de beraberinde bazı sorumlulukları getirdiği kabul edilir. Parlamenter demokraside medya ve siyasî sistemin arasındaki ilişkilerin siyasî sistem aleyhine gelişen bir bağımlılık ilişkisine dönüştüğü ileri sürülmektedir. kavrama ve değerlendirmelerini zorlaştıran karmaşık bir yapıya sahip olduğudur. Basın özgürlüğünün istismarının önlenmesine yönelik kanunî düzenlemeler ile basın özgürlüğünün istismarının doğuracağı tehlikeler teraziye vurularak değerlendirilmelidir. belirli hedefler ve çıkarlar tarafından yönlendirilmekte. kendi görüşlerini başkalarına aktarma sorumluluğu bulunur. anlam üreten ve ileten gazeteciler aracılığı ile parlamenter demokraside yeni tip bir sınıf egemenliğinin ortaya çıktığını iddia eder. bilig-5/Bahar '97 . Bu nedenle çağdaş toplumlarda bireylerin olaylar. kişisel inançlara duyulan saygıdan kaynaklanmaktadır. toplum ve bireyler üzerinde egemenlik kurmada kullandıkları bir araçtır. Bu tezin savunucularından Schelsky' ye (1975) göre çağdaş demokrasiler kendi kuralları çerçevesinde işleme ve eylemde bulunma yeteneğini kaybederek büyük ölçüde medyaya bağımlı duruma gelmiştir. Schelsky'ye göre.

Bu sunucu. Televizyoncuların sert yöntemlerle. Bu gazeteci tipi. öznel etkilerin baskısı altında kalsa bile verdiği kararın tarafsızlığına inanan bir hakim ve yaptığı araştırmanın sonuçlarının ispatlama gücüne inanan bir araştırmacı gibi bilginin doğru ve nesnel olması konusunda kendini sorumlu hisseden gazetecilerin meslek ahlâkı. "nesnel bilgi" iddiasıyla. sunucu.. ürettiği medya içeriklerinin muhataplarını kendi siyasî/ideolojik eğilim ve yönelimleri hakkında bilgilendirmeksizin eylemlerde bulunmaktadır.257 bilinçli şekilde seçtikleri.) Oysa izleyicinin haberi "okuyuş/ tüke- tiş/izleyiş" biçimi ve süreci. Schelsky (1975: 367). izleyicinin de tıpkı sunucunun takındığı olumsuz tavrı takınmasını sağlayacak şekilde sunuyordu (. Schelsky (1983: 53). retoriksel (= "dayatmacı") kaygılarla ve yöntemlerle sunulan olumsuz imaj ve söylem oluşturma girişimlerinin geri tepmesiyle sonuçlanmıştır". Çağdaş toplumlarda görülen bu yeni gazeteci tipinin en belirgin temsilcileri. RP 'yi olumsuzlayıcı. altı çizilmek istenen bölümler geldiğinde. özellikle. Show TV'de haber sunuculuğu yaparken. gazetecilerin zihinleri yönlendirmek suretiyle sınıf egemenliği kurmaları anlamına gelmektedir. haberin bazı bölümlerinin vurgulanması amacını güdüyor. dışlayıcı. buna karşın siyasî açıdan hiç bir sorumluluk taşımadıklarına i-şaret eder (SCHELSKY 1975: 333). Gazeteciliğin belli çıkar ve hedefler doğrultusunda kullanılmasının meşruiyetine inanmak.. başvurulan "biz ve onlar" dikotomisi nedeniyle-. televizyon ve radyolardaki haberlerin ve haber programlarının spikerleri ve sunucularıdır: Schelsky. seyircinin kabul etmesini istediği şeyleri. oldukça karmaşık bir süreçtir. Örneğin son yerel ve genel seçimlerde belli başlı televizyon kuruluşlarının. Bilgi üretenlerinin gücünün yoğunlaşmasına ve tekelleşmesine yol a-çan bir gazetecilik imtiyazından çok medya sahiplerinin ve anlam üreticilerinin çoğulculuğu. adeta Refah Partisi'nin propagandasına dönüşmüş ve bu durum.. medya egemenliği tezini "Siyaset ve Medya" adlı eserinde de savun- bilig-5/Bahar '97 . insanlığın siyasî ve ekonomik güce dayanarak bireyleri baskı altında tutan ve istismar eden eski egemenlik biçimleri tarafından tehdit edildiğini yaymaktadırlar. Görüşleri Schelsky ile paralellikler gösteren Yusuf Kaplan (1996: İ577-1578) da. insanların anlam üreticilerinin sınıfsal egemenliğine boyun eğmelerinin kaçınılmaz olduğunu iddia etmektedir. Türkiye'de biz ve onlar dikotomisi üzerine kurgulanan sansasyonel.). seyircinin reddetmesi gibi bir durum da söz konusu. Schelsky (1975: 368). vurgulanmak. RP örneğinde görüldüğü gibi. Televizyoncuların. tarafsız ve ayrıntılı bir bilgilendirmeye dayanmadığı sürece zincire vurulmuş demektir. Bazı haberlerin bazı bölümlerinde bu sunucunun başvur-duğu jest ve mimikler. "ötekileştirici" bir yayın politikası izlemeleri. olumsuz imaj yaratacak şekilde sundukları haber metninin. Schelsky'ye göre çağdaş toplumlarda yeni bir gazeteci tipi ortaya çıkmıştır. yönlendirmeye dayalı bu medya egemenliğine karşı harekete geçilmesi gerektiği inancındadır: Çünkü "bugün uğrunda savaşılması gereken özgürlük bilgilenenlerin bilgilendirenler karşısındaki özgürlüğüdür. Haberde. bilgi pazarının herkese açık oluşu. haberi sunarken.. izleyicinin kendisiyle (ya da sunulan haber metninin ilgili bölümüyle) özdeşleşmesini arzulamadığı durumlarda ise. ekranı sadece başı dolduruyordu. sunulan habere karşı takınılan tavrı vurgulamaya yönelikti. olumsuzlayıcı ve ötekileştirici gazetecilik ve televizyonculuk anlayışı. işledikleri ve sundukları bilgiler hem somut gerçeklikle uyuşmamakta hem de bu bilgileri alımlayan okuyucu. olumsuzlayıcı ve ötekileştirici gazetecilik ve televizyonculuk anlayışım ve dayatmacı kaygılarla ve yöntemlerle sunulan olumsuz imaj ve söylem oluşturma girişimlerini kişisel gözlemlerine dayanarak çarpıcı bir şekilde betimlemektedir: "Haber sunucularının haberi sunarken başvurdukları jest-ler ve mimikler. Düşünceyi açıklama özgürlüğü. Aksine tam tersi bir süreç de işleyebiliyor. izleyicinin kendisiyle özdeşleşmesini sağlayacak şekilde. haberi. kavrama ve değerlendirme yeteneklerini körletmektedir. dinleyici ve izleyicilerin anlama. jestlerini ve mimiklerini belirgin bir şekilde öne çıkararak haber sunuyordu. bir Türk televizyonundaki haber sunucusunun "biz ve onlar" karşıtlığı üzerine kurgulanan sansasyonel. mülkiyet üzerindeki egemenlik imtiyazında olduğu gibi doğru. seyirci tarafından aynen kabul edilmesi her zaman söz konusu olmuyor. siyasî/ideolojik eğilim ve yönelimlerini haberlerin içeriklerine ve haberleri sunuş biçimlerine yansıtan bu sunucuların önemli bir güç elde et-tiklerini. O'na göre gazeteciler ve medya kurumları kendi elde ettikleri gücü gizlemek için. Sözgelişi Türkiye'de değişik televizyon kanallarında haber "sunan" Gülgün Feyman. sonuçta RP'nin popülaritesinin artmasına yol açmıştır. 'özgürleşmiş' bir bilginin teminatıdır''' (.

dergiler. Kepplinger. İç politikada hükümetler. problemleri belirli açılardan konulaştırmak suretiyle. partiler. hükümetin. hangi şekilde bilgi verileceği konusunda geniş ölçüde özerkliğe sahip medya kurumlarına bağlıdır. problemin esas yönünü tanımlamakta ve böylece siyasî kararları biçimlendirmektedir. belirli konulara öncelik verip gündem oluşturmak suretiyle Avrupa'da yeşilller gibi yeni siyasî grupların partileşmesi için gerekli şartların oluşmasına yol açmıştır. siyasetçiler ve siyasî konular üzerinde aksi etkileri olduğu düşüncesine dayanmaktadır. Medyanın egemenlik aracı olarak zorlaması iç ve dış politika alanlarındaki siyasî eylemlerin nesneleri hakkındaki düşüncelerin değişmesine yol açmıştır. medya kurumları ve gazetecilerin siyasî süreçteki eylemlerinin meşru olup olmadığını. aynı zamanda siyasî kurumların bütün önemli kararlarını içerikleri aracılığı ile dolaylı biçimde etkileyerek siyasî kararların kabul edilebilir veya uzlaşılabilir olarak nitelenmesindeki çerçeveyi tanımlama yeteneğinden kaynaklanmaktadır. Bu yeni aydın tipi. parlamentonun ve partilerin siyasî kararlarını aktarmasına. Parlamenter demokraside medyanın işlevlerinin değiştiğine Kepplinger de işaret etmektedir. Kepplinger.258 maktadır. Yazara göre medyanın bütün dünyada siyasetçilerin eylem biçimlerini değiştirmesi egemenliğin kullanımındaki sırayı da değiştirmiştir: "Egemenliğin kullanılmasındaki eski 'niyet-eylemetki-medya' şeklindeki eski sıra şimdi 'niyet-medya-etki-eylem' şekline dönüşmüştür. Yazar. medyanın hangi hedef ve çıkarlara ulaşmaya çalıştığını. Schelsky'ye göre parlamenter demokrasilerde yeni gazeteci tipinin yanı sıra yeni bir siyasetçi tipi de ortaya çıkmıştır. Medya. 'Halk' artık medya tarafından yönlendirilen fikir kümesidir. bunların toplumun bütün kesimlerinin düşünce ve çıkarlarının uygun biçimde temsil edilmesini hedefleyen parlamenter demokrasiyle uyuşup uyuşmadığı sorularını tartışmaya açar (KEPPLİNGER 1992: 26-27). medyanın seçme eyleminin siyasî sistem. Egemenlik 'yukarıdan aşağıya' doğru medya aracılığıyla gerçekleşmektedir". parlamenter demokraside gücün bir parçası siyasî kurumlardan medyaya doğru kaydığını ileri sürer. aracılık işlevi ile üstlendiği bu önemli rol. Medya. ne üzerine. sadece hükümetin. partilerin ve siyasetçilerin kamuoyuna erişmek i- çin büyük ölçüde medyaya bağımlı duruma geldiğini belirtmektedir. her iki politika alanında siyasî kurumlar ve aktörlerin med-yaya artan ölçüde bağımlı olduğunun altını çizerken. ya da tartışmalı konulardaki anlaşmazlık ve çatışmaları uzlaşma yoluyla çözmek". Kepplinger'e göre parlamenter demokraside medya ile siyasî kurumlar ve aktörler arasındaki fonksiyonel ilişkiler hem iç politika hem de dış politikayı kapsamaktadır. Bu iddia. Kepplinger (1992: 27-28). Medya böylece kararları ve eylemleri büyük ölçüde medyanın ilettiği bilgilere dayanan diplomatik misyonların ve gizli servislerin geleneksel görevini de üstlenmiştir (KEPPLİNGER 1992: 26-27). tartışmalı konuları mantıkî argümanlarla kamuoyunda tartışmak ve vatandaşların kanaatini etkilemek yerine. Kepplinger'in iddialar zincirinde Schelksy'nin izleri görülmektedir. doğrudan halka erişmede sınırlı imkânlara sahiptir. Medyanın sahip olduğu bu rol. 'Siyaset' bugün medyaya dayalı bir güç kazanımı peşindedir. Gazeteler. gündeme aldığı konuları sürekli biçimde ele alan bazı politikacıların kamuoyunda ve partilerinde güç ve saygınlık kazanmasını da temin etmiştir. medya kurumları ve haber ajanslarını parlamenter demokrasilerdeki bütün siyasi kurumların dış politikanın tespit edilmesi ve uygulanmasında yararlandıkları önemli bilgi kaynakları olarak kabul eder. kendi hedef ve çıkarları yönünde medyadan da faydalandıklarına dikkat çekmektedir. "Yarı aydın" olarak nitelediği bu yeni politikacının önünde iki yol vardır (SCHELSKY 1983: 63): 'Ya medya aracılığı ile güç ve saygınlık kazanmak. Yasama ve yürütme Almanya Federal Cumhuriyeti'ndeki gibi büyük ölçüde medya etkileri altındaki seçme hakkına sahip kişilerin oluşturduğu erkler olarak nitelenmektedir. televizyonlar. Bu çerçevede Kepplinger. Medyanın. Medyanın dış politikadaki üstlendiği bu işlevin nedeni şöyle açıklanabilir. parlamentonun. Aracılık işlevi ile medya parlamenter demokrasilerdeki siyasî süreçlerde anahtar bir rol üstlenmiştir. Kamuoyuna yönelik siyasî eylem-lerin iletilmesi. medya aracılığıyla kişisel tanıtımlarını yapmayı tercih etmektedirler. Medya. radyolar veya haber bilig-5/Bahar '97 . 'Aşağıdan yukarıya' doğru yansıyan bir halk iradesi yerine 'yukarıdan' medya aracılığıyla yönlendirilen ve oluşturulan bir irade söz konusudur. Batı demokrasilerinde siyasî açıdan önemli bilgilere erişim çoğunlukla kolaydır. yorumlamasına ve eleştirmesine bağlı değildir.

Diğer taraftan gazeteciler de sık sık diplomatların abartılı bir gizlilik anlayışına sahip olmalarından şikayetçi- dirler. Köln ve Wien LUGERT. Cilt 5: Begriffe. Die Sach-systematische Dimension bilig-5/Bahar '97 . Bu çerçevede kitle iletişim araçlarının siyasî sistem içerisindeki konumu da değişmiştir. Medya. Ömer ACAR. Zürich KUNCZIK. radyo ve televizyon kuruluşlarına dayanarak haberlerini kaleme almaktadırlar. Pullach GEISS. baskı. Mustafa 1993 der Weltgeschichte. Bu bilgi sisteminin etkililiği yabancı muhabirlerin özerkliğine ve karşılıklı denetimine bağlıdır. Die Sachsystematische Dimension der Weltgeschichte. Yabancı muhabirler kişisel intibaları ve gözlemlerinin yanı sıra. gazeteler. KAYNAKLAR DEMİR. Imanuel 1993 "Konstitutionelle Monarchie". Bu durum yabancı muhabirlerin konuk olduğu ülkenin problemlerini yerli gazetecilerinin bakış açısından değerlendirmelerine yol açmaktadır (LUGER 1974: 127-132). Thomas 1970 Sözlüğü. Yabancı muhabirlerde haberlerin toplanması. Cilt 5: Begriffe. önemli bir bilgi kanalı durumuna gelmiştir. Nihat 1992-1993 GEISS. Alfred 1974 Auslandskorrespondenten im in-ternationalen Kommunikations-system. 2. Ancak. Yusuf 1996 "Kitle İletişim Teorileri". İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Dergisi: 47-58 "Absolute Monarchie". Araştırmanın bulguları ele alındığında şu tespit yapılabilir: Tarihi süreçte siyasî sistem ve medya arasındaki önceleri hükmetme ve itaate. çatışma ve anlaşmazlıkların azaltılması ve çözülmesinde de önemli roller üstlenmektedirler. 1993:374 "İşlevcilik Maddesi". siyasetçiler ve bilhassa diplomatlar medya içeriklerinin uluslararası ilişkilileri ve görüşme süreçlerini olumsuz biçimde etkilediğini iddia ederler. işlenmesi ve iletilmesinde dünya çağında yaygın bir bilgi ağına sahiptirler. İstanbul KAPLAN. daha sonra muhalifliğe dayanan ilişkiler günümüzde karşılıklı bağımlılığa ve işbirliğine dayanan fonksiyonel ilişkilere dönüşmüştür. Kitle iletişim araçları farklı siyasî sistemler arasındaki gerginlik. Retorik ve Şiddet". Imanuel Geiss: Geschichte Griffbereit. Sonuç Bu çalışma tarihi süreçte medya ve siyasî sistem arasındaki ilişkileri. Mutlakıyet döneminde siyasî olayların dışında tutulan medya. Wirklich-keit und Massenmedien. dış politikadaki karar mekanizmalarının başında bulunanlara önemli bilgiler ve avantajlar sağlar. Imanuel Geiss: Geschichte Griffbereit. Imanuel 1993 KEPPLINGER. Medya Özel Sayısı 12. Yeni Türkiye. Dış politika alanında da medya. Bu denetim mekanizmasının zayıf bir yönü vardır. çalıştıkları ülkenin haber ajansları. etkileşimleri ve bağımlılıkları incelemiştir. Medya içeriklerinin günlük olarak izlenmesi. C. meşrutiyetle birlikte ve bilhassa çağdaş demokrasilerde siyasî olayların merkezinde yer alarak siyasî süreçlerde aktif roller üstlenen bir konum ve rol elde etmiştir. Ömer Demir ve Mustafa Acar: Sosyal Bilimler HOBBES. Michael 1988 Journalismus als Beruf. Hans Mathias 1992 Ereignismanagement.259 ajanslarının dünyanın çeşitli yörelerinde geniş bir muhabir ordusu vardır. 2: 1570-1581 FALAY. Stuttgart 1970 "Medya Epistomolojisi: "Görsel/ leştirme". Dortmunt 1993: 357358 Dortmunt Leviathan. sistem karşıtı kişi ve grupları gündeme getirmek suretiyle bunlar hakkındaki efsaneleri çürütür ve düşman siyasî sistemlerin yakınlaşmasına yol açabilir.

Fred S. Essay. Sosyoloji ve Sosyal Psikoloji.): Fischer Lexikon Publizistik Massenkommunikation. Stuttgart MOLL. Wilbur 1956 Four Theories of the Press. Ankara MLTON. Jürgen Wilke ve Winfried Schulz (Der. Çev. Opladen SCHELSKY. Libertian.. Stuttgart WEISCHENBERG. Berlin: 38-75 SCHELSKY.260 MACHIAVELLI. Medieninstitutionen. PETERSON. bilig-5/Bahar '97 . baskı. 'II Principe". SCHRAMM. Niccolo 1972 Der Fürst. Siegfried 1992 Journalistik. Medienethik. Wilhelm Bemardi. John Milton's Politische Hauptschriften. Leipzig ve Weimar SIEBERT. Urbana 1956 TOLAN. Klassenkampf und Priesterherrschaft. Çev. Frankfurt am Main 1990: 287-313. Social Responsibility and Soviet Concepts of What the Press Should Be and Do. Else Wentscher. Helmut 1975 Die Arbeit tun die anderen. Opladen 1992 WILKE. Barlas 1985 Toplum Bilimlerine Giriş. Jürgen 1990 "Pressegeschichte". Medienkommunikation. Helmut 1983 Politik und Publizistik. Elisabeth Noelle-Neumann. The Authoratian. Theodore. 4. Eine Rede für die Freiheit der Presse". John Stuart 1991 Über die Freiheit. ve der. John 1874 "Areopagitica.

Şekil.Dergi Yayın ilkeleri • Dergiye gönderilen yazıların başka bir yerde yayınlanmış veya yayınlanmak üzere gönderilmiş ya da daha önce kongrede tebliğ ve özeti sunulmuş çalışmalar olması durumunda. Dergide yayınlanacak her makalenin yazarına telif ücreti ödenir ve ayrıca iki adet ücretsiz dergi gönderilir. Elde yazılmış yazılar kabul edilmez. Gönderilen yazılar yayınlansın veya yayınlanmasın yazarlarına geri verilmez. Dergi yayın ilkelerine uygun gönderilmeyen yazılar yayın kurulunca dikkate alınmayacaktır. belirtilmek koşulu ile. Gönderilen yazılar mümkünse Türkiye Türkçesi ile yazılmalıdır. Yazı içinde gönderme yapılan dipnotlar metin içinde gösterilmeli. fotoğraf. çizim ve şemaların tümü numaralandırılarak yazıda yeri geldikçe belirtilmelidir. şekil numarası. Gönderilen yazılar standart daktilo kağıdının bir yüzüne iki satır aralıklı olarak daktilo ile yazılmalı ve sayfanın iki yanından 3'er cm. varsa alt yazısı yazılarak ayrı bir zarf içinde gönderilmelidir. Yazı kurulu bütün yazıların redaksiyonunu ve gerek gördüğünde yazıdaki fikrin bütünlüğünü bozmamak kaydıyla kısaltılmasını yapabilir. grafik. Dergide yayınlanan yazılardaki görüşlerin sorumluluğu yazarlarına aittir. Farsça vb. Yazıların diskette verilmesi tercih edilir. ayrıca kaynakça düzenlenmelidir. başlığı. Arapça. • • • • • • • • • • Yazı ve fotoğraflar kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir. Değişik alfabe ve dillerde (Kiril. boşluk bırakılmalıdır. Ayrıca makale yazarının adı.) gönderilen yazılar yazı kurulu gerekli görürse Türkiye Türkçesine aktarılacaktır. . Yayın Kurulu tarafından uygun görülmesi halinde yayınlanabilir.

Ali Abbas ÇINAR * bilig-3 aylık Bilim ve Kültür Dergisi .Zeyneş İSMAİL-Ahmet GÜNGÖR * Makaleler-Muhtar Awezov Hazırlayan: Dr.bilig Yayınları * Göroğlu-Türkmen Halk Destanı (8 cilt) Dünyada ve Türkiye'de ilk defa tam metin (Türkmen ve Türkiye Türkçesi ile) Uluslararası Mahtumkulı-1997 Ödülü Hazırlayan: Annagulı NURMEMMED * Altın Arığ-Hakas\Türk Destanı (Hakas ve Türkiye Türkçesi ile) Hazırlayan: Dr.Muhtar Awezov Hazırlayan: Dr.Zeyneş İSMAİL-Ahmet GÜNGÖR * Abay Yolu-Muhtar Awezov (2 cilt) Hazırlayan: Dr.Zeyneş İSMAİL-Ahmet GÜNGÖR * Hikayeler-Muhtar Awezov (Kazak ve Türkiye Türkçesi ile) Hazırlayan: Dr. Fatma ÖZKAN * Yüzyılların Kavşağında Nursultan NAZARBAYEV *Kazakistan-Türkiye (Rusça) * Muhtar Awezov Hazırlayan: Dr.Zeyneş İSMAİL-Ahmet GÜNGÖR * Folklor Yazıları.

.

Yazışma Adresi: Taşkent Caddesi 10. Vakıfbank Bahçelievler/ANK Şb 402680 No'lu hesaba USA Doları Olarak Ödedim. 215 22 09 İmza Abone Bedeli: Yühk Yurtiçi 2.312. Sokak No:30 Bahçelievler .ABONE FORMU ADI SOYADI : ADRES : bilig TELEFON-FAKS : Havale Makbuzunun Târihi: Abone Bedeli (TL / Döviz): Vakıfbank Bahçelievler/ANK Şb.312..312. Yazışma Adresi: Taşkent Caddesi 10.000 TL. Havale Makbuzu ektedir. Havale Makbuzu ektedir. 2026391 No'lu hesaba TL Olarak Ödedim. Sokak No:30 Bahçelievler . 215 22 09 İmza Abone Bedeli: Yühk Yurtiçi 2.400.. 215 22 06(3Hat) Faks : 0.ANKARA Telefon : 0. 2026391 No'lu hesaba TL Olarak Ödedim. Havale Makbuzu ektedir. Vakıfbank Bahçelievler/ANK Şb 402680 No'lu hesaba USA Doları Olarak Ödedim.312. Yurtdışı 80£ (Yurtdışı göndermelerde nakliye eklenir) ABONE FORMU ADI SOYADI : ADRES : bilig TELEFON-FAKS : Havale Makbuzunun Târihi: Abone Bedeli (TL / Döviz): Vakıfbank Bahçelievler/ANK Şb. Yurtdışı 80£ (Yurtdışı göndermelerde nakliye eklenir) . 215 22 06(3Hat) Faks : 0.ANKARA Telefon : 0.400.000 TL. Havale Makbuzu ektedir.