AHMET YESEVİ

ÜNİVERSİTESİNE YARDIM VAKFI KÜTÜPHANESİ NO:

bilig

ISSN : 1301.0549

MAVİ OFSET Tipo Matbacılık San. Tic. Ltd. Şti. Tel : ( 0312 ) 433 67 16 - 433 38 67

bilig
Sayı-5/Bahar '97
Sahibi Ahmet Yesevi Üniversitesine Yardım Vakfı Adına Namık Kemal ZEYBEK Genel Yayın Yönetmeni Himmet KAYHAN

Yazı İşleri Müdürü İlker TASLACIOĞLU

Grafik-Tasarım Ayşe ÖZTEKİN

Teknik Koordinatör Cengiz KELEŞ

Yazı Kurulu Naci BOSTANCI Cengiz KELEŞ Mustafa İSEN Ayşe ÖZTEKİN Ayhan PALA Yayın Danışma Kurulu Bener CORDAN Yusuf HALACOĞLU Gülçin ÇANDARLIOĞLU Nevzat KÖSOĞLU A. Bican ERCİLASUN Oktay SİNANOĞLU Hürriyet ERSOY Uygur TAZEBAY Reşat GENÇ Sadık TURAL Namık Kemal ZEYBEK İdare Merkezi Taşkent Cad., 10. Sokak., No: 30, Bahçelievler / ANKARA Tel: (0-3 12) 215 22 06 (3 Hat) Belgegeçer: (0-3 12) 215 22 09 e-posta: yesevi-e@servis.net.tr Teleks: 42027 hayy tr

Abone Bedelleri Yurtiçi :2.400.000TL (Yıllık) Yurtdışı :80 USD (Uçakla) Hesap No: Vakıfbank Bahçelievler/ANK Şubesi: 2026391 Döviz Hesap No: Vakıfbank Bahçelievler/ANK Şubesi: 402680 bilig. Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü 'nün işbirliğiyle yayınlanmaktadır.

.

......... Yıldönümünde Muhtar Avezov......................... Zeki AHMEDOV Abay Yolu Epopesinin Yazılış Tarihi ................................................... 11 20 39 43 49 Emel AŞA Muhtar Ömerhanoğlu Avezov ve Abay Yolu Romanının Tercümeleriyle İlgili Bibliyografik Deneme 55 Cumahan ISKAKOV................... ............................................................... ........................................................................İçindekiler Ali Abbas ÇINAR Muhtar Avezov ve Sanatının Kaynağı..................................................... 76 Muhtar AVEZOV Eskiliğin Gölgesinde..................... A............................... Mekemtas MIRZAHMETULİ Muhtar Avezov Abay Dünyası Alimi............... Dükenbay DOSJAN Muhtar Avezov Davası........... ........................................... CA..........................................Jakıp BİDANOV Doğumunun 100................ 62 65 70 72 Muhtar AVEZOV Kız Jibek ......................................... Akseleu SEYDİMBEK Sömürgeciliğin Zor Silinen İzleri .................. Ömür TANABAYEV Muhtar Avezov Eğitimci Alim. ...................................................................................................................................................................................................................................... KOYGELDİEV Mustafa Çokayulı......................................................................................................................................................................................................................................................... 83 93 107 122 138 ......................... MUSAKULOV Muhtar Avezov'la İlgili Hatıraların Önemi ................... MARİNA Muhtar Avezov'un Siyasi Portresi..................................................... .................... ................................................................................................................................................................ A................................................................................ Muhtar AVEZOV Kozı Körpeş Bayan Sulu.............................. Mekemtas MIRZAHMET Muhtar Avezov Yılında Düşünceler................... Muhtar AVEZOV Kök Serek........................................................

................................................................. Şerif AKTAŞ Türk Dünyası Edebiyat Tarihi Metodolojisi Üzerine ..................................... 210 İlker TASLACIOĞLU Yüzyılların Kavşağında .. JANDARBEKOV Karluk Karahan Devleti ve Oğuz Devleti .......... 200 Yakup DELİÖMEROĞLU Çuvaşların Yaşadığı Sahalar ............................................................................................................................................................... 142 149 157 165 169 172 176 181 191 194 197 Hayriye Süleymanoğlu YENİSOY Kriçim Türklerinin Düğün Türküleri................ Z.............................. Meşedihanım Sadullahgızı Nİ'MET ....................................................... Azat NAZAROV Bayram Han'ın Tarihi Misyonu...................................... Ebduali KAYDAROV Kazakistan'da Latin Alfabesi Meselesi ........................................................................................................................................................ İbrahim MARAŞ İdil Ural Bölgesi ve Osmanlı Fikri Münasebetleri.......... Şınar AUELBEKOVA Münyetü'l Guzât'ın Dili............Dr................................... ................ 244 Murat Sadullah ÇEBİ İşlevci Yaklaşıma Göre Medya ve Siyasi Sistem Arasındaki İlişkilerin Tarihi Boyutu..................................................................................................................................................Rahmankul BERDİBAY Bir Kitabın İki Sayfası .................................................... Abduali HAYDAROV Millet ve Dil Sonsuzluğu Özler................................................................................ Tuncer BAYKARA Temür'ün İzmir'i Fethi ve Sosyal Sonuçları .......................................................... Abatbay DAULETOV Türk Dillerinin Ses Bakımından İncelenmesi..................... 216 Ahmet KARTAL Klasik Türk Edebiyatında Lale II................................................. Oraz YAĞMIROV Mahdumkulu Neden Büyük .................................................................................... 253 ..................................................................................................................................................................................................................................................... 224 Ahmet ZAİMOĞLU Taze Millet...... 214 Cengiz ALYILMAZ Prof.............................................................................................................................................................................................................

Eserleri pek çok ülkede yayınlandıktan sonra. aydınların önderliğinde 1917 sonrasında doruğa çıkmıştı. Pantürkist. Stalin'in 1928-1938 yıllarında yürüttüğü "aydınları imha" hareketinden kurtulabilmesi mucize kabilinden bir olaydır. öz halkının. 1958 'de Lenin Ödülüne layık bulunmuştur . Yılında UNESCO 'nun kararıyla "Avezov Yılı" ilan edilen 1997 yılı içinde Kazakistan'da önemli bir programla anılmaktave eserleri yeniden basılmaktadır. Sovyet sisteminin yerleşmesi ve bağımsızlık umutlarının sönmesinden sonra. asrımızın en büyük birkaç eserinden biri olarak yüceltmektedir. yüzyılın ilk çeyreğinde doğu Türklerinin Rusya'ya kaşı sürdürdüğü milli istiklal hareketleri. 1930-1938 yıllarında "Kazak Milliyetçisi. XX. Yüzyıldaki büyük Kazak isyanının önderi Kene Sarı Han'ı konu aldığı için rejim tarafından yasaklanmış ve 1983'de.bilig'den Himmet Kayhan Genel Yayın Yönetmeni bilig'in 5. Muhtar Omarhanulı Avezov. XIX. Aragon ise. Muhtar Omarhanulı. çağdaş Kazak edebiyatının kurucusu olan ve dünyaya tanıtan bir bilim ve sanat adamı. Alaşordacı" suçlamasıyla tutuklanarak zindana atılmış. Avezov bu yolu tutarak. Kazak milletinin dil ve kültür savaşını ömrü boyunca sürdürmüştür. dil ve eğitim problemleriyle uğraşmış. aydınlar "tereddüt dönemine" girmiş. doğumunun 100. 32 aydınla birlikte yargılanıp cezalandırılmıştır. dil ve folklorunu araştıran. Bu arada inançlarını ve yazdıklarından bazılarını "açık inkara" zorlanmıştır. . L. Kazak Türklerinin tarih. ölümünden 22 yıl sonra yayınlanabilmiştir. bir kısmı sistem içinde çalışarak zamanın şartlarını değerlendirmek yolunu seçmişlerdir. sistem tarafından zorlanan "öncü ve büyük Rus halkı"nın ve "bilim ve kültür dili Rusça" nın "üstünlüğü" ne karşı. Avezov. Sayısı. onun Abay Jolı eserini. bu çetin şartlar altında yazı hayatına devam etmiş ve ısrarla Kazak Türklerinin kültür. bu mücadelenin içinde yer alarak Alaşorda hareketine katılmıştır. 1950 'li yıllara kadar baskı ve suçlamaların sonu gelmemiştir. Han Kene 'yi 1928 'de yazmış olmasına rağmen. Avezov 'u üstadı ve rehberi olarak kabul etmekte. edebiyat. Bütün dünyada tanınan Kırgız yazarı Cengiz Aytmatov. O. halkın eğitim seviyesini geliştirmek için çalışmaya koyulmuştur. sistem içinde milli kültür dirilişini sağlamak. ağırlık olarak Muhtar Avezov 'a ayrılmıştır. Kazak Türklerinin milli kültür direnişçilerine önderlik etmiştir. Kazakistan' lı büyük sanat ve bilim adamı.

Genel Müdür ve Genel Yayın Yönetmeni Himmet KAYHAN ve eseri Türkiye Türkçesine aktaran Annaguli NURMEMET'e "Halkaralık Magtımgulı Bayrağı" verilmiştir. doğumunun 100. Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan NAZARBAYEV'in "Ğasırlar Toğısında/Yüzyılların Kavşağında" kitabını yayınlayarak bir hizmeti daha yerine getirmiştir. Hikayeler.. Türkiye 'de -maalesef. Gelecek sayımızda daha güzel ve daha zengin bir bilig 'de buluşmak dileğiyle. Türkmen Göroğlu Destanı 'nı. vakfımızın Mütevelli Heyet Başkanı Namık Kemal ZEYBEK. yaşadıkları. Yıl armağanıdır. Muhtar Avezov. Yılında Kazakistan devleti ve halkının kadirşinaslığı ile bir kez daha layık olduğu şekilde anılmakta ve Kazak gençlerine rehberliğini sürdürmektedir. *** bilig Yayınları. Muhtar Omarhanulı Avezov.. Türkmenistan Cumhuriyeti'nin Uluslararası Magtumgulı Ödülü 'ne layık görülmüştür. 1996 Aralık ayında 8 cilt olarak yayınlamıştı. tarihin keskin dönemeçlerinden birinde. 1961 'de vefat etti. Ahmet Yesevi Üniversitesine Yardım Vakfı. 20 Mayısta Aşkabat 'ta yapılan törenlerde Cumhurbaşkanı Saparmurat Tükmenbaşı tarafından. gözlemleri ve düşüncelerini anlatıyor. Bu çalışmamız. Makaleler. Eseri Türkiye Türkçesine Banu MUHYAEVA kazandırdı. Sovyet imparatorluğunun çöküş yıllarında ve dünyanın soluğunun kesildiği sıralarda çok kritik bir noktada bulunan bir devlet adamı olarak. Türk dünyasının düşünce ve kültür hayatında başlayan "harman oluş " tan bilig’'in sayfalarına akseden değerli yazılar bulacaksınız. . Bu kitabında NAZARBAYEV.Avezov.tanınmayan bu büyük yazarın bazı eserlerini yayınlamaktadır. Folklor Yazıları ve iki ciltlik Abay Yolu kitapları bilig Yayınları 'nın Türk kütüphanesine 100. Ardında elli cildi aşan eserleri ve yetişmesine büyük emek verdiği genç Kazak aydınlarını bırakarak bir şeref halesi içinde hayata veda etti. *** Bu sayımızda da. *** bilig Yayınları.

M. Hayatı Kazak edebiyatının bir klasiği olan Muhtar Avezov. M. filoloji bilimlerinin doktoru oldu. O. Dr. B. Fak Çağdaş Türk Lehçeleri ve Ed. Önceleri medresede. Avezov. Bir yıl sonra Semey'deki beş yıllık bir okula girdi. Fen-Ed. Filoloji doktoru M. Doç. Onun bilimsel çalışmalarını değerlendiren Kazakistan Bilimler Akademisi. S. Ali Abbas ÇINAR ________________________________ Muğla Ü. annesi Abdilda Tacibayeva. Kirov adındaki Kazak Devlet Üniversitesinin profesörü. Eski yazıyı bilen dedesinin yardımıyla 78 yaşlarında iken eski yazıyı öğrendi. 1955 ile 1959 yılları arasında Kazakistan Yüksek Sovyet'inde milletvekili oldu. Uzun süre yazarlık ile bilimsel araştırmalarını birlikte yürüttü. Bunların yanı sıra edebi çalışmalara başladı. Göçebe Kazak ailesinin fertlerindendir. Avezov. değerli bilgin. 1946 yılında Kazakistan Bilimler Akademisi'ne üye seçildi.11 MUHTAR AVEZOV VE SANATININ KAYNAĞI A. Bu okulu bitirdikten sonra 1915 yılında aynı şehirde öğretmen okuluna girip 1919 yılında buradan mezun oldu. masallarla. hikayelerle yakından ilgilendi. Ömrünün son anlarına kadar eğitimciliğini sürdürdü. 1908 yılında Abay ismindeki Rus ilkokulunu bitirdi. Babası Avez. Avezov'un bilimsel. Tanınmış toplum sanatçısı Yrd. çevresinde cereyan eden tarihi olayların dışında kalmak istemiyordu. Hint Dostluk derneği ve Kazakistan Sovyet'inin temsilcisi olmuştur. Avezov büyük bir yazar. Üyesi bilig-5/Bahar '97 . Avezov'u 1946 yılında akademik olarak seçti. çalışkan bir birey ve toplumcuydu. Öğr. O zamanın aydın kişilerinden biri olan Muhtar. "Lenin Nişanı " ile ödüllendirilmiştir. Leningrad' ta Leningrad Üniversitesi'nin Rus Slavyan Bölümünü 1928 yılında bitirdi. 1960 yılı sonlarında kendisine "Kazakistan'ın Bilim Emekçisi" unvanı verilmiştir. Muhtar Avezov 1917 ihtilali sırasında yirmi yaşındaydı. 1897 yılında Semey'e (Semipalatnsk) bağlı olan Çıngız'da dünyaya geldi. Daha sonra Taşkent' teki Orta asya Üniversitesinde yüksek lisansını tamamladı. edebiyat ve bilim alanındaki çalışmalarından ötürü Sovyetler Birliği Yüksek Parlamentosu tarafından iki defa "Kızıl Bayrak". sonraları ise şehirdeki okullarda okudu. eşi Valentina Nikolayevna'dır. siyasi bakış açısının oluşmasına Leningrad ve Orta Asya üniversitelerinde okuması ayrıca tesir etmiştir. Abay'ın şiirlerini ezberledi.

28 Haziran 1961 yılında. Avezov'un Abay'a karşı çocukluk yıllarında başlayan hayranlığı. Aradan geçen zaman. Kazak kültürünün birçok özelliğini edebiyat ve sanat dünyasına kazandırmış. Abay. değerli bilim adamı ve halkbilim araştırmacısıdır. şarkı veya türkü biçiminde söylenmektedir. Avezov hatıralarında kendisine bu ufku açan Rus hocalarına teşekkür eder. Leningrad'da üniversite öğrencisi iken 1926 yılında Kazak Milli Tiyatrosunun kurulması tartışmalarına "Enbekşi Kazak" gazetesinde yayınlanan "Kazak Tiyatro Sanatı Hakkında" adlı bir yayınıyla katılır. yazılar onun gelecek hayatının ilk habercileridir. Tolstoy. daha altı yaşındayken büyükannesi Dinazil ile Abay'ın evinin bulunduğu Aygerim'e gitmiş. " (ŞAHARİYEV. gazetecilik yapmakta. Muhtar Avezov. Abay'ı ilk defa orada görmüştür. O. Avezov. 1909'da Petersburg'da basılan Abay'ın şiirleri onun elinden eksik olmaz. Avezov'un kendisiyle yapılan röportaja cevaben en çok gazeteciliğe ilgi duyduğunu belirtmiştir. Dedem bana " bu şarkıları Abay yazdı" dediğinde daha da şaşırmıştım. Yapılan benzetmeler boşuna değildir. Taşkent'te gerçekleşen Asya ve Afrika yazarlarının toplantısında Abay ile tanışmasını Avezov şöyle anlatır: "Altı yaşında bir çocukken. bilgiyi. yeryüzünde istikrarlı barışı yerleştirmek. örgün eğitimi savunur. yabancı milletlerle ilişkileri sağlamlaştırmak için var gücüyle çalışmış. Okul yıllarında Puşkin. okuyucunun yüreğine giden yolu bulmuştur. Yazar. çağdaş eğitime önem vermesinin çeşitli sebepleri vardır. Avezov'un yetiştiği çevrede Abay'ın şiirlerini ezbere bilinmekte. sosyal gerçeklik anlayışını pek çok eserinde yansıtmıştır. Shakespeare ve Geothe gibi sanatçıların eserleriyle tanışır. "Öğretim Metotları". Teknolojiye. "Bilimsel Terimler" vb. dedemin göçebe çadırındaki kağıtlarda elle yazılan şiirler görmüştüm. Avezov. Avezov daha sanatsal bir üslubu tercih eder. Avezov'un bilime. Ağabeylerimin ve benim söylediğimiz türkülerin sessizce kağıt üzerinde yazmaları beni çok etkilemiştir. Rus çocuklar okullarda en iyi şartlarda yaşamakta. medeniyetinin daha ileri bir aşamaya geçmesinde Abay önder bir kişiliktir. Onun kişiliği hakkında değerli bilgi bilig-5/Bahar '97 . onun yolunda giden bilim adamıdır. (SULTANBEKOV. Ünlü yazar. çevirmen. Eserleriyle kendinden sonra gelen sanatçıları etkilemiş. Kazakistan'ın dış dünyadaki aynası olmuştur. Çehov. bilgiye. Demokratik Almanya Cumhuriyeti. dolayısıyla edebiyatının çağdaş bir nitelik kazanmasında. daha sonraki yıllarda araştırmaya ve onu tarihi çerçeveye oturtmaya kadar gider. bilgiyi elinde bulunduranlar egemen olmaktadır. gerçeği bütün çıplaklığı ile ifade ederken. büyütücü ve eğiticidir. Kazaklar ise hayatlarını. eserlerinde toplumsal gerçekliğin bütün özelliklerini yansıtmıştır. sayısız hizmetlerde bulunmuştur. Öyleyse Kazaklar da çağdaşlaşarak bilimle donanmalı ve her türlü egemenlikten kurtulmalı. ilgilendiği toplumsal problemler vardır. İlk gençlik yıllarında. Abay'ın yaratıcı gücü Avezov için de yaratıcı. Abay'ı örnek alan. Çekoslovakya. O. Bu acı gerçek Avezov'un hareket noktasıdır. bilim adamı. Doğduğu çevre günümüzde Rusya ile sınırı olan ve Rusların egemenliği altına giren ilk bölgedir. "Kadın Sorunu: Kişiliğin Temelleri". büyük bir çoğunluk göçebe olarak sürdürmektedir. yazılar yazmaktadır. " Rus yazarlar kendisi için Doğunun Şolohov'u veya ikinci Abay tabirini kullanmışlardır. Bu problemlerle ilgili olarak Semey'deki gazetelere çeşitli yazılar yazar. bilimi. M. Abay. bütün ömrünü ve yaratıcılığını halkı ve vatanı için harcamış. Avezov'un gençliği hakkındaki bilgiler sınırlıdır. Semey'de arşiv malzemeleri arasında bulunan bir belgede. Gerçekten de o sıralar Avezov sadece gazetelerle ilgilenmekte. her geçen gün onun eserlerinde başarının ortaya çıkmasına zemin hazırlamaktadır. eleştirmen ve gazetecidir. 1969: 3). adamları ve üst düzey yetkililer ile fikir alışverişinde bulunmuş. kendi geleceğini kurabileceği gerçeğidir. daha Semey'den dışarı çıkmadan. Kazak şiirinin.12 olan Avezov. Gogol. 1992:1) Avezov'un geniş ve çeşitli ilgi alanları vardır. Hindistan. Onun ilgisini en çok kültür sorunları çeker. hür olmalıdır. Almatı'da vefat etmiştir. Japonya ve Amerika Birleşik Devletleri'ne gitmiş. Ortaokul yıllarında. Bunların başında çağdaş bilgi ile donanacak kişinin hurafeden uzaklaşacağı. Bunda onun yaratılışındaki incelik ve zarafetin de payı vardır. Dostoyevski.

Bu toplantıda Avezov'a eserlerinden dolayı "Lenin" ödülü verilmiştir. 1922 yılında Taşkent'teki Orta Asya Üniversitesinde yüksek lisans yapmış. Ancak bu beş yıllık sürede hep Leningrad'da kalmamış. Tihanov. Öğrencilik yıllarında "Yarış" adlı futbol takımında oyuncu olarak görev almıştır. yüreğe yakın ince bir insandı. anlatılanları not etmiştir. 11 yaşında babasını kaybetmiştir. Sobolev. onun geliştirilmesi ile Kazak kültürünün araştırılmasındaki önemli tespitlerini göz önüne alarak "ebediyen hayatında kalması" için bir müze kurulmasını esas almış. Yazar hakkında eski bir arkadaşı şöyle diyor: "Muhtar Avezov. yaşadığı dönemde ömrünün son yıllarını geçirdiği evi müze haline getirilmiştir. Lise ve üniversite edebiyat kitaplarının hazırlanması ve yazılması çalışmalarında katkı sağlamış. tavsiyelerde bulunmuştur. Daha sonra Orenburg'da gazetecilik yapmış. dram türünde denemelere başlamıştır. yazarın 1951'den 1961'e kadar ömrünü geçirmiş bilig-5/Bahar '97 . ile yakın dostluklar oluşturur. Fedin vb. başka yazarların yazdığı bölümleri veya kitaplarını redakte etmiş. Çevresinde çalışkan. K. edebiyatı ve dili ile ilk yakın teması Semey'de okuduğu Rus okulunda başlar. 1992: 910). Daha 1936 yılında gitmiş olduğu Moskova'daki Kazak Edebiyatı ve Kültürü Toplantısında pek çok problemi analiz etmiş. kimilerine göre ise 1920'de bitirir. Yazarın iyi bir hatip olduğu da verilen bilgiler arasındadır. Ölümünden sonra. Hayatının belli dönemlerinde Rus yazarlar V. Rus edebiyatı ile ilk tanışıklık daha sonra bu edebiyatın ünlü temsilcileriyle. Rus edebiyatına karşı ilk ilgi uyandıran kişi edebiyat öğretmeni V. İvanov. Yazarın eşi Valentina Nikolayevna ve annesi Abdilda Tacibayeva'ya karşı çok nazik ve saygılı biri olduğu özellikle kaydedilir. öğrenimi boyunca kendisi ve diğer Kazak öğrencilere nazik davranan öğretmeni Popov'u 1949 yılında Moskova'da bulur ve Abay romanını hediye eder. yaratıcı kişilikli biri olarak tanınır. V. Avezov nazik bir insan olduğu gibi vefalı biridir. Bir süre medreseye devam eden Avezov. gelip geçerken uğramıştır. 1925'te tekrar Leningrad'a dönerek üniversiteyi tamamlamıştır. yeni zamanın bilgesi. O. Bilgi birikimine hatipliğini de ekleyen Avezov'un derslerini sadece öğrencileri değil. dinamik." (SULTANBAKOV 1992: 11). 5 sınıflı Rus okuluna Cengiz adlı bir yardımseverin bursuyla kayıt olur. seçmeli olarak seçmiş. Semey'deki öğretmen okulunu kimi görüşlere göre 1919'da. V. öğretmen ve arkadaşlarıyla sağlıklı ilişkileri bulunan. daha önceleri ülkenin daha iç kesimlerinden gelip yerleşmişlerdir. yeni dostluk ve arkadaşlıkların kurulmasını sağlar. 1924 1925 yıllarında Semey'e dönerek orada Kazak edebiyatı ve edebiyat tarihi dersleri vermiştir.13 Semey'de yazarın edebiyat öğretmeni olan Vasili İvanoviç Popov'un anıları arasında yer alır. sistemin de etkisiyle. Bortold. L. (SULTANBEKOV. İ. Kazakistan Sovyet. Bazı bilgiler eşi Valentina Nikolayevna'nın anıları arasında yer alır. Hocaları V. hayatımıza sadece ünlü bir yazar olarak değil. Avezov'un kendi kaleminden otobiyografisine göre ataları. A. edebiyatçılar ve müzik araştırmacıları da yoğun ilgiyle izlemiş. 1923 yılında Leningrad Üniversitesi Rus ve Slavyan Bölümüne girmiştir. nazik. N. Kendisinde. Şçerbak. 1928 yılına kadar bu bölümde okumuştur. değerli insan olarak girmişti. Popov'dur. Coğrafya Araştırmaları Kurumu üyesi olarak da araştırmalara katılmış veya dersler vermiştir. yumuşak başlı. Leningrad ve Taşkent'teki okul yılları hakkında da geniş bilgi yoktur. Bu tarihten sonra Semey'de uzun süre kalmamış. büyük şair Abay gibi Tobıktı boyundandır. Avezov ünlü bilim adamlarının derslerini. bilim adamları. Üniversitedeki dersler zorunlu olmaktan çok geçmelidir. canlı. aynı zamanda Çolpan dergisinde çalışmaya başlamıştır. efsane. Sovyet Hükümeti'nin oluşumundan sonra "Bölge İcra Komitesi"nde görev almıştır. Muhtar Avezov'un Kazak edebiyatı ve sanatı. Avezov'un Rus kültürü. arkadaşlarıyla iyi anlaşan ve saygı duyan biridir. Buna göre "Avezov her zaman sakin. terbiyeli. katılımcıların sempatisini toplamıştır. Saygılı. Fadeyev. Eşi Valentina Nikolayevna ile Leningrad Üniversitesinde tanışmıştır. Kazakistan'ın Kuzey noktasına. Vinogradov gibi değerli ve ünlü bilim adamlarıdır. bu derslere ilgiyle devam etmiştir.

Müze. akademi vb. Muhtar Avezov Müze Evi'nde yazara ilişkin ünlü sanatçıların pek çok portre. ikinci dönemde özellikle kalhoz hayatı ve yeni siyasi düşüncelerin toplum hayatı üzerinde etkisini irdelenmektedir. Bilimsel araştırma dallarının pek çoğunun açılmasında onun katkısı. Bunun sonucu olarak Abaytanuv (Abay'ı Tanıma Öğrenme Bilimi) veya Muhtartanuv (Muhtar Avezov'u Tanıma Öğrenme Bilimi) biçiminde tek bilim adamı veya tek sanatçıya hasredilen bilim dalları. Avezov için şunları söylemektedir: "Muhtar Avezov. Çamomski'nin Avezov'un eserleri ile bazı dekoratif malzemeler yer alır. Öte yandan Kazakistan Bilimler Akademisi'nin Edebiyat ve Sanat Enstitüsü Muhtar Avezov adıyla faaliyetlerini yürütmektedir. harita vb. M. Bunlar sanatçıya sağlığında armağan edilmiştir. sanatı ve biliminin gelişmesinde. Edebiyat. R. resimleriyle süslenmiştir. hikayelerinde Kazakların devrim öncesi hayatına. Muhtar Avezov'un sanat dünyasını iki ayrı dönemde incelemek mümkün olabilmektedir. Bunlardan birincisi eserinin yayınlandığı ilk tarihten 1930'a kadar süren devre. Halkın ideallerinin zaferle sonuçlanmasını hedef edinmiş. K. yazarın evde kullandığı eşyalar. B. Almatı'da Bilimler Akademisine çok yakın. Müzenin fonksiyonları arasında yazarın eserleri ve hayatı hakkında bilgi toplamak ve sunmak. ilk Kazak tiyatro eseri sahibi. Avezov için gerçek. bazı kesimlerce haksızca eleştirilmiş. duygu ve düşünce dünyasıdır. gülümsemesiyle. O. konuyu sunuşu bakımından her iki devrede farklı bir nitelik gösterir. pek çok maddi kültür unsurları bulunmaktadır. Kazakların Sovyet öncesi dönemdeki hayatlarını esas alarak bilig-5/Bahar '97 . Kazak halkı onun geleceğidir. gerçeği öne almış. duygu ve düşünce dünyasına daha çok önem ve öncelik verirken. yerler onun heykelleri.14 olduğu evin "Muhtar Avezov Müzesi" olarak düzenlenmesi karara bağlanmıştır. kitapları. Avezov sanat çalışmalarına ilk defa 1917 yılında başlamıştır. Müze salonunda edebi toplantılar düzenlenmekte. E. 1963 yılından beri Kazakistan Bilimler Akademisi Edebiyat ve Sanat Enstitüsüne bağlı olarak hizmet vermektedir. Nurmuhammedov. Sovyetler Birliği'nde yaşamasına ve Kazakistan Sovyet'ine üye olmasına rağmen. bir iz bırakmaksızın ortadan kaybolan insanlardan değildir. A. Müzede yer alan hatıra defterlerinin birinde A. Akademi Tiyatrosu'nda ilk defa Avezov'un Enlik Kebek adlı eseri sahnelenmiştir. öncülüğü bulunmaktadır. Bu bakımdan gerçeği yalın olarak yansıtmak sanatçının görevidir. hakkı. ikincisi ise bu tarihten ölümüne kadar süren devre. Avezov büyük bir dehadır. belgesel filimler gösterilmektedir. Avezov hakkında pek çok film yapılmıştır. Bütün yeteneğini ve gücünü halkının mutluluğuna adamıştır. "Muhtar Avezov ve Kazak Müzik Sanatı". kitaplarında ve arkadaşlarının hafızalarında yaşıyor. A. merkezi bir yerdedir. hiçbir zaman kalemini partinin emrine vermemiş. Kazak edebiyatının tarihi hakkında bilgiler vermek bulunmaktadır. Müzede Muhtar Avezov'un çalışmalarından başka toplumsal hizmetlerine yönelik bilgiler ve belgeler de vardır. V. Yazar dili. Kazak dünyası etrafında evrensele ulaşmayı hedeflemiştir. el notları. Bu sebeple tiyatronun adı Muhtar Avezov adını taşımaktadır. Telcanov'un sanatçıya yönelik portreleri. bilimi. Burası. araştırma alanları oluşturmuşlardır. Sidork. Kazak edebiyatı. halkın yaşantısı. İlinan. H. Sanatının ilk döneminde yazar. aldığı ödüller vb. Gonçar. Sanatı ve Sanatının Kaynağı Avezov. aklıyla. Müzede. Kazakistan'ın yetiştirdiği büyük Kazak yazarı. mükemmel bir çevirmen. B. sanat ve bilim hem halk. 1992:3 ). L. bu hedefi eserlerin kahraman tipleri aracılığıyla idealize etmiştir. çok güzel ve ışıl ışıl gözleriyle tekrar tekrar doğuyor. araştırmaları." (SULTANBEKOV. dünyaca tanınmasında büyük emeği vardır. P. değerli bir bilim adamıdır. bir gün iyilikleriyle. Usaçev'in yaptığı büst. Kazak araştırmacılar özellikle Abay ve Avezov'a büyük değer vermişlerdir. üniversite. "Muhtar Avezov ve Kazak Dram Sanatı" gibi ayrı ayrı bölümlerde yazarın bu sanata ilişkin değerlendirmeleri ve konuyla ilgili belgeler yer alır. emeği. hem kendisi için vardır. Nenaşev ve E. üslubu. Kasteev.Urmançe. maddi kültür unsuru yer alır.Vüçetiç. Sahid'in yazarın eserlerine hazırladıkları illüstrasyonları. Almatı'da Opera ve Bale Tiyatrosu. Bu tür düşünce biçimi Komünist Parti içinde yer almış.

Bu tarih XIX. bu konuda şöyle der: "İnsanoğlunun araştırılması özel bir ihtisas alanıdır. Abay piyesi. hem de meydana getirdiği roman. isterse Kazak folklorunu ele alsın bütün bunların yanında onun kişiliğine ait bir özellik vardır. Bu anlayış Avezov'un benimsediği bir görüştür. 1969: 8). bilim. Avezov döneminde bu düşünceler tartışmaya dönüşmüştür. şair ve araştırmacı bir kişiliktir. kadın. Yazarın böylesine geniş dünya görüşüne sahip olması sadece yaratıcılığından kaynaklanmaz. büyük Kazak sanatçıları arasında yerini almıştır. yaşanan olayları yazmaya devam etmiştir. Sultan Mahmut Torayğırov ve Sıpandiyar'ın birkaç küçük hikayesi bu nesir anlayışının ilk nüveleridir. L. Ancak bu eserlerle Kazak edebiyatında nesrin bir tür olarak yerleşmesi mümkün olmamıştır. değişimi. aydın kişiliği ifade etmektedir. Abay. Abay' ın renkli dünyası Avezov' u kendine çekmiştir. batılı tarzda nesir örneklerinin yazılması ve bu tarza batılı tekniklerin uygulanması geleneğini ilk defa Muhtar Avezov kullanmıştır. Avezov'un eserlerinde en çok işlediği konuların başında Abay'ın hayatı. Ebedi nesir geleneğinin batılı anlamda ilk temsilcisi Avezov' dur. hikaye ve piyeslerde Abay konusunu işlemiştir. sanatçının Abay tipiyle ilgili güçlü anlatımların ilk habercisi sayılmaktadır. Muhtar Avezov için. batılı tarz nesir anlayışım Kazak edebiyatına yerleştiren ilk yazar olduğunu belirtmekte. yeniliği. Kazak edebiyatına nesrin yerleşmesi. İşlediği konular. Abay piyesi. Muhtar Avezov. Bu da insanların birbirleriyle olan iyi kötü ilişkilerinin açıklık ortamında gelişebileceğine olan inancıdır. Fizik ve kimya insan ruhunun sanat kapısını açabilir mi? Bunu ancak Dante. hem sanatçı. girişiminin ilk örneğidir. Sobelv ile 1939 yılında hazırladığı Abay adlı trajik tiyatro eserini. çağdaşlık vb. Muhtar Avezov hangi konuda olursa olsun. 1945 yılında "Abay'ın 100. Abay Kunanbayev. Shakespeare. duygu ve düşünce dünyası gelir. Onun batılılaşma. Avezov'un bu tür düşünceye sahip olanlara verdiği cevap anlamlıdır.15 hazırladığı yazılarından dolayı hücuma uğramıştır. Kuvanış Satbayev vb. Teknolojinin gelişimi. bugün Kazak halkının gurur kaynağını oluşturan Şokan Velihanov. O. eserlerini bu yönde kaleme alması istenmişse de o gerçeği. Kendisinden Sovyet dönemini esas alan çalışmalar yapması. 1992: 14) Yazarın en çok etkilendiği kişilerden biri Abay'dır. nesirde Avezov kırmıştır. Abay konusu sanatçının bütün araştırmacılık ve yazarlık hayatının en önemli amacı olmuştur. geleceği. geç başlamıştır. Geleneğin zincirini şiirde Abay. Abay' ın takipçisidir. İbray Altınsarı. hem araştırmalarını Abay üzerinde yoğunlaştırmış. Ibıray Altınsarin. Muhtar Avezov'un Kazak edebiyatında Batılı tarza nesrin gelişmesinde büyük katkısı olmuştur. Geothe. ister günümüz romanın problemlerini. ister Kazak edebiyatının realist unsurlarını. çalışmaları. yeni buluşlar fizik ve kimyacılar arasında kendi bilim dallarının diğer bilim dallarına göre daha değerli olduğu düşüncesini doğurmuştur. çağdaşlığı. Kazak halkında varolan derin düşünce gücünü ortaya çıkarmıştır. Tolstoy gibiler başarabilir" (SULTANBEKOV. O. Bununla birlikte söz konusu eserler bu yolda verilen ilk örnekler olmaları dolayısıyla önemli bir yere sahiptirler. Kazak edebiyatında nesir. eğitim ve bilim düşüncesi Avezov'da çığır açmıştır. Doğum Yılı Anısı" na Abay piyesinin vaka kuruluşu çerçevesinde Abay Operası Librettosunu ve Abay Jırları adlı filmin senaryosunu yazmıştır. Abay da Avezov gibi sanatçı. ister Velihanov ile Dostoyevski ilişkisini. Abay'ın eğitim. yazarın edebi eserlerinde Abay tipini oluşturma. Yazar. demokratlığı. O. Kazak medeniyetinin değerli temsilcilerinden olan Sabit Muhanov. aynı zamanda dünya medeniyetini hazinesinden beslenen bir bilim adamıdır. yüzyılın sonlarına gitmektedir. Cervantes. Abay' ın "akıl sözleri". onun düşünce dünyasını değerlendirmiş. arkasında bıraktığı büyük mirası vasıtasıyla Kazak yazarlarına sanatkarlık yolunda yön göstermiştir. Yazılarında bilim ve çağdaşlığı esas alır. bilig-5/Bahar '97 . Korğansızdın Kuni adlı hikayesi ile daha 1921 yılında Avrupa nesrini yakaladığını ifade etmektedir (SAHARİYEV. bilgiyi. Orta Asya Cumhuriyetlerinin milli gelişimini. iyi ve güzelliği. Söz üstadı Muhtar Avezov. düşüncelerini kendine şair edinen yazar. hem de araştırmacı kimliği ile onu Abay'a yakınlaştırmaktadır.

derleme veya araştırma yoluyla halkın bazı kesimlerinde aldığı değerleri kendi duygu ve düşünce dünyasında. Bunun için ise keşif yapma şartı bulunmaktadır. yazmıştır. Türk ve İslam büyüklerinin meydana getirdiği kültürel doku. Kalan diğer yarısı ise sırlarla doludur. Almatı ise bilgi birikiminin doruğuna ulaştığı. Avezov soyut düşünceleri somutlaştırır. 1992: 46 ) Avezov'u güçlü kılan ve geleceğe kalmasında önemli etkenlerden biri olan nedenler. Bunlardan Semey doğduğu. Tulegen Toktarov operaları. Avezov bunları yoğurup biçimlendirdikten sonra dış dünyaya. gençliğini yaşadığı. bilim adamı Avezov. yazar Cengiz Aytmatov şöyle ifade eder: "Bence çağdaş Orta Asya edebiyatının düşüncesini ve komşularımızın ruhsal hayatını Avezov. Kahramanlara yüklediği fonksiyonlar ile onları çeşitli olaylar karşısında harekete geçirir. hayatı tanıdığı. Alman yazar Alfred Kurel'e göre (SARİRİYEV: 1969) Avezov. Avezov. Yazar eserleri ve eserlerindeki kahramanlar aracılığı ile özellikle aydına görevler yükler. En eski eserler ile en sonuncular arasında konu ve düşünce bakımından yazarın hayatını geçirdiği her şehrin sanat dünyası ve bilim ufkunun gelişmesinde payı olmuştur. Büyük Kazak bozkırlarında edinilen bilgiler. Ancak bu gerçekçilik özellikle sosyal fayda prensibine uygundur. Kazak halk kültürüne yönelik malzemeleri derleyip değerlendirirken sanatçı Avezov incelediği halk kültürüne yönelik değerleri eserlerinde en iyi şekilde kullanmıştır. diğer şehirlerdeki hayatı sisler altındadır. Bu halk. Leningrad. Avezov bunu gerçekleştirirken Kazak edebiyatında sosyal gerçeklikten uzaklaşmaz. hayatının ilk 25 yılım yaşadığı çevre. huzur duymasını. hayatının yine yaklaşık 30 yılını geçirdiği çevre olarak ayrı bir öneme sahiptir. Kazak bozkırlarının el değmemiş coğrafyası keşfedilmeyi beklemektedir. Avezov'un edebi kişiliğini onun takipçisi. Sırların açığa çıkması gereklidir. Avezov'un iç dünyasında patlamalara yol açmış. Abay Yolu romanı hakkında şöyle diyor: "Bu nasıl şiir? İki kalın nesir kitabında tek satır nesir yok " Ayman Şolpan. Avezov okuyucuyu adım adım Kazak dünyasına götürür. hem de araştırmacı kişiliği ile ilgilidir. Gorki etkilendiği diğer sanatçılardır. dolaştırır. Sen onları açarsın. Rus kültürü ve bu kültür aracılığı ile batı kültürü. Araştırmacı ve incelemeci. Folklor değerleri Muhtar Avezov'un edebi eserlerinde. Alman edebiyatçılarından Alfred Küreli." (SULTANBEKOV. Avezov. O. Semey (Semipalatinski)." Muhtar Avezov eserlerini gerçekçilik üzerine temellendirmiştir. Moskova ve Almatı uzun süreler kaldığı şehirlerdir. Kazak kültürünü öğrenmesini sağlar. Bu görevlerin başında halkın yüzlerce yıldır egemenliği altında zorlandığı beylik sistemi ile hurafelerden kurtarılması düşüncesi vardır. Bu dünyanın yarısında kişiler kendilerini bulmaktadır. Bütün bunlar onun şairliğinin de ifadeleridir. Karakıpçak Koblandı piyesi. Muhtar Avezov' u diğer bilig-5/Bahar '97 . Kazak halk kültürü unsurlarını ayrıntısı ile derlemiş ve öğrenmiş. Büyük yazarın kitapları çok büyük güce sahiptir. onun düşüncelerini eyleme geçirirler. hayatının bu dönemleri iyi bilinmekle beraber. o coğrafya içinde zevk almasını. Özellikle Abay 'ı kendine rehber edinir. eserlerinde teknik dokuyu oluştururken her okuyucunun kendini kaşif sayması ve bundan haz duymasını esas almıştır. yazarın da doğduğu ve mensubu olmaktan gurur duyduğu Kazak halkıdır. Avezov'un her eserinde yeni bir dünya vardır. yazarın değişim ve dönüşümün gerçekleşmesi düşüncesine göre hareket eder. Abay. onun hem sanatçı yeteneği. sanat yaratılarında en önemli kaynaktır. zamanında Puşkin'in Rus edebiyatının gelişimini etkilediği gibi etkilemiştir. bunları duygu ve düşünce potasında eriterek yeniden biçimlendirmiştir. Otello ve Ukraşeniye Stroptioy adlı çevirileri nazım şeklindendir. topluma yön verdiği. Bu oluşta kişiler ya düşünceleri ya da tavırlarıyla kalıplaşan öğelere karşı dururlar. Abay'ın sanatını besleyen üç ana kaynak vardır: Kazak kültürü ve edebiyatı. Bunlar. Avezov bu kaynakların tümü ile beslenirse de yaratıcılığında temel olarak ilk ve sonucu kaynağı esas alır. var olan durumdan görevler çıkarmalarını sağlar. onlar da seni. Taşkent. Kazak dünyasına bırakmış. araştırma alanında yeniden değerlendirerek daha geniş halk yığınlarına aktarıyordu. Orenburg.16 Avezov'un nesri şairanedir. Çehov. "duygu ile düşünce gerçeğini aynı vermesi yönünden Shakespeare'e benzemektedir.

2. 3. Omn Atı Ekinşi. 15. 4. ham malzemeyi mamul hale getirir. 1 cilt) IV. Sönip januv. İzder. Cilt: Abay Jolı (roman. 12. amaçlarına göre kullanır. Bu eserler Kazakistan Bilimler Akademisi Edebiyat Ve Sanat Enstitüsü bilim adamları tarafından hazırlanmış. fakat onun tamamlayıcısıdır. Dr. 2. hikaye. Cilt: Abay Jolı (roman. 3 cilt) VI. Sovyetler Birliği'ni oluşturan tüm cumhuriyetlerin edebiyatlarının gelişimine de katkı sağlamış. 14. 23. Juvalı Kolhozşısı. üçüncüsü 20 cilt halinde 1979 1985 yıllarında basılmıştır. 3. hikaye veya romanlarında da yararlanıyor. Jazuvşı Matbaasında basılmıştır. 4. 6. Hakkında yazılanlar iki cilt kitap halinde yayınlanmıştır. O hiçbir zaman bu iki kişiliği birbirine karıştırmaz. Kim Kineli. duygu ve düşünce dünyasının potasında eriterek işler. Öntüstik saparınan. takdir edilmiş. Kazakistan'da Muhtar Avezov'un eserleri bilig-5/Bahar '97 . roman vb. 12. Amerika C. Şınğıstav. fakat sanatsal yaratıları olan piyes. Ol Küngi Almatı. Jenemiz. ikincisi 12 cilt halinde 1967 1969 yıllarında. 20. 2. Cilt: Denemeler: 1. Kum men Askar. O. Derlediği folklor ürünleri onun bilimsel araştırmaları için amaç. 6. tek tek olduğu gibi. Tatyana'nın Kırdağı Küni. Folklor ile sanatın bağını her zaman kurar. 21.Dr. Türkistan Solay Tuvğan. Avezov' un iki kişiliği vardır. VIII. kendi bireysel yaratıları için de yararlanıyor. cildinde Avezov'un hayatı ve sanatının incelendiği 53 sayfalık bir değerlendirme vardır. 15. Derlediği folklor eserlerinde folklor sanata düşman değil. Ösken Örken (roman). 8. Avezov eldeki malzemeyi biçimlendirir. hedeflerine göre yönlendirir. Kasenin Kubılıstarı. Halk kültürü ürünlerinden yararlanırken bunları salt bir bilgi birikimi veya malzeme olarak değil. 24. 9. 19. 4. Voroşilov Atındağ Kolhozda. 16. Böylece hem bilim hem de sanat dünyasının ikisine birden sesleniyor. Cilt. Avezov üzerine pek çok yüksek lisans ve doktora tezi hazırlanmıştır. Prof. 16. 10. Söz Alğan tavsağız ben Köksağız. 20 ciltlik toplu eserlerin I.17 pek çok araştırmacı veya sanatçıdan ayıran temel özelliklerden biri de budur. 13. 18. 7. 22. Er Serigi Sergek Oy. Jetim. ikincisi ise bilim adamlığıdır. 5. 7. 17. Kır Engimeleri. Asıl Eldin Alıp Ulı. izlenmiştir. Üylenüv. halktan derlediği malzemeyi salt inceleme veya yayımlama için kullanmıyor. Burtitşi. Bu ciltlerde yayımlanan eserleri araştırmacılara kolaylık sağlaması bakımından şöyle sıralayabiliriz: I. Juvandık. Şatkalan. Asıl Nesiller. 5. Medeniyetti Kazakistan. Akın Elinde. Eskilik Kölenkesinde. Şayandağı Şeşen Kereken. Banmta. Tuman Ayığarda (roman eskizleri). 8. Cilt: Abay Jolı (roman. Şabdar Erge May Ne Der. Cilt: Abay Jolı (roman. 11. isteri şöyleydi. Kenjabayev. 4 cilt) VII. Bilekke Bilek. Akademik Mukammetjan Karataev'in bu değerlendirmesinden başka Avezov'un "Biyografim" adlı 5 sayfalık metni eklenmiştir. Derlediği malzemeyi bilimsel veriler çerçevesinde değerlendirdikten sonra aynı malzemeden piyes. Korğansızdın Kuni. 2. 5. Üşkonır Jaylavında. Ayel Jolı ( Film Seneryosu ). Kır Suretteri. 14. 13.Hikayeler: 1. türler için ise araçtır. III. Muhtar' ı geleceğe bırakan en önemli etkilerden birisi de onun sanatsal yaratılarında kullandığı bu tekniktir. Murat Adibayev gibi ünlü araştırmacıların doktora tezi konusu Avezov üzerinedir. 2 cilt) V. Burkit Anşılığının Suretteri. Okığan Azamat. II. Baymukametulu Joldaş. Jenemiz Biz. 3. Eserleri hem eski Sovyet Cumhuriyetleri. Kökserek. 19. Karğalı Savhozunda Ötkizgen Tört Kün. 8. Kineşil Boyjetken. 3. Cilt: Denemeler: 1. 5. Her kişiliğinin yüklendiği misyon aynı gerçeğe çıksa da izlenen yol ve yöntem farklıdır. Cilt. Kıylı Zaman. 9. Haliktın Gasırlık Jırı. Karaş karaş Okiğası. Konveyerde Küy Mığım. Üş kün. Jır Jalavı Amankeldi. üç kez toplu halde yayınlanmıştır. Bunlardan biri sanatçılığı. 7. Prof. Karalı Suluv. 17. Köktemnen Beri. 6.Hikayeler: 1. 18. hem de dünya dillerine çevrilmiştir. 4. Eserleri ve Değerlendirilmesi Muhtar Avezov sadece Kazak edebiyatının değil. Kazak Bölimi. Toplu yayınların birincisi yazarın sağlığında 6 cilt halinde 1955 1957 yıllarında. kendi laboratuarında veriler haline getirir ve hazır olduğuna inandıktan soma bunları toplumun hizmetine sunar.

Kazakistan Elçilerinin Habarı. Şanşar Junalı. Novıy Aul. 30. "Toy Tarkar (hikaye)". 7. 7. 9. 4.Piyesler: 1. Sırşıldık Salt Ölenderi. Tolstoy. 14. Jaksı Piesa Saparı Adebiyet Belgisi. 3. Ertegiler. 8. 23. 32. Koş Bol. 9. XVII XIX Gasır Akından. 6. 7. Makaleler. Şınşıl Takabbar Akın. 18. 7. Abay Enbekterinin Biyik Nuanası. Revizor. Kozı Körpeş Bayan Suluv. 34. Ğılım Tili. 7. 5. 11. 2. 6. İkilikti sapar. 37. 8. Abaytın Ömir Bayanı. Kazak Sahnasındağı Avdarma Piesalar. Kara Kıpşak Koblandı. 2. 15. 6. 22. Naşem Sovhoze (Libretto. Rusça). 5. XIV. Sın sağatta. krespubliki. 25. Elübay Ömirzakov. 3. Bektik Kulavğa Aynalıp Öndiris Kapitali Devirley Bastağan Kezdin Adebiyeti. Eskerüv Kerek. 4. 2. Kazak Okığandarına Aşık Hat. Abay (İbrahim) Kunanbaev (1885 1904). 8.Araştırmalar: 1. Jambıldın Aytustakı Öneri. Abay (film senaryosu). Kazakistan'ın Körkemöneri. 3. Abdilla Tajibaev. Bugingi Zor Mindet. 31. 26. Haliktın Ğasırlıg Jın. 17. 2. Adebiyet Hrestomatiyasınan. Ayman Şolpan. Kazak şaruva jastar Mektebine Arnalğan Programına Jene Tüsinik Hat. 3. Tarğın Turalı. Ak Kayın. 10. 5. 3. 4. 12. Sezgen Jaylardan. London. Abay Elinde Ötkizilgen Mereke. Kazak Adebiyetinin Tarihin Jasav Masaleleri. Kobılandı Batır. 4. 7. Cilt. Abaytanuv Maseleleri. "Akkasa (hikaye)". Ulı Uran Otan Uranı. Alva. En Jas Memleket. Beket. 24. Okuvdağı Kurbılarına. Abdilda Akın.Piyesler: 1. tizindiler. "Bulka (hikaye)". Tüngi Sarın. Eginge Dayındalındar. Jolı Ken Jazüwşi. Cilt. 27. 11. İndiya Oçerkteri. Karagöz.Kazok halkının Ulı Akını. Kazak bilig-5/Bahar '97 . 5. 7.1. Alişer Navvaiy. Çehov. 3. Tolstoy. Tarihi Ölender. Jaksı Sınğa Jap Pida. Şangerey. Otello (trajedi). Körgen. IX. 6. Tarih Putevkasın Bergen Adam. Beybişe Tokal. Zor bağalı Sıy. 6. Korkınış. 3. 2. 4. K Trehletiyu XVI. Abay. Rayhan. Akının özbek Önerindegi Beynesi. 21. Ak Ayu Turalı. 11. 3. 7.Piyesler: 1. 33. 23. A. Enbegim Ulı Otanımdiki. 2. 2. 6. Krılov. 17. Körkem Jırdın Ulı Akını. 10. Abay Librettosu. Şortanbay Şığarmaları. Tartış. 21. 13. Oktyabr Üşin. 4. 3. El Poemaları. 4. Kazak Kızmetkerlerinin Mindeti. 24.. 19. İ. Pogodin. 3. 3. 7. Bizdin Eldin Salt Sawığı. 4. 5.Piyesler: 1. Okuv Tisi. 25. Kalmakannan Ne Tiler Edik. 6. Namıs Gvardiyası.Çeviriler: 1. Kız Jibek Kanday. Ulı Oyşılsınsşı. 3. 29. 20. 2.Makaleler Araştırmalar: 1. Enbegi Tavday Jasuvşı. Muhtar Joldastın Sözi. 22. Zerttewler. 10. Filosofiya jayınan. İ. 'Dvoryan Uyası (roman)".Piyesler: 1. 5. Xn. 2. Bes Dos (libretto). Vagner. 9. " Kaskır (hikaye)" 7. XI. Enlik Kebek. 2. "Sosyaldi Kazakistan'ın Baskarmasına Aşık Hat. Adamdık Negizi Ayel. Turgenev. C. Kenes Odağı. Alma bağında. Asıl Nesiller. 5. 25. Libov Yarovaya. 2. Erlik Etken Kollektiv. Cilt. 6. Y. XVII. Kişi Batırlar. Cilt. 2. 12. A. Akan Seri. Kız Jibek. Cilt: Makaleler Araştırmalar. Cilt. 5. Abubekir. Bukar Jırav. Teatr. 26. Kalkaman Mamır (Libretto. Asavğa Tusav (komedi). Ertegi. Kozı Körpeş Bayan Suluv Turalı. 35. 9. 28. XVIII. Aytıs Ölender.18 Aserleri. Halıg Artisi. 5.Edebiyat Tarihi: 1. "Aksüyekter (Piyes)" XV. V. X. 4. Aytıs Ölenderi. Halik Adebiyeti Turalı. 14. 4. 7. 15. Mengi Jasaytın Akın: Şota Rustaveli. N. Abay ( Trajedi). Cilt. 4. 7. 12.1. Siyasi Yazılar: 1. Ons Klassikleri Jene Abay. "Yevgeniy Onegin"in Kazakşası Turalı. 6. " Budda (hikaye) ". Alğaşkı Aser. Kazakistan Memleket Teatrının Jeti Jıldığı Jene Aldağı Mindetteri. Muzıka Kadrı. Tas Tülek. Kazakistan Memleket Teatrı. 13. 19. 20. 16. L. XIII. Ardaktı Jake. Tolstoy. Kazak Halkının Eposı Men Folklorı. Kazakistan. "Jerdin Jaratıksı Jayındağı Angimeler (hikaye)". Dos Bedel Dos. Jalpı Teatrı Öneri Men Kazak Teatrı. Cilt. Cilt. En Dana Zandı. Batırlar Angimesi. 8. Cilt. Rusça). Juınbak Turalı. 10. Mahambet. Şekarada. Revizor'dın Avdarması Turalı. Dindi Aşkereleytin Piesa. L. 18. L. 16. 5. 36. Ömiri Ülgi. 8.

5. Söz Kitap Dastm Joninde. " Altay Jüregi " Turalı. 27. İz istorii Kzahskoy Literaturi. 4. Jürek Algısı. 31. 22. Ümit. SSVR haliktan Adebiyetinin Örkendevi. 6. Kolonializma Pozor. Şeniya. 28. 4. Kak Rabotala Nad Romanami "Abay". XIX. 15. Kazaskaya Dorevolgutsionnaya Literatura. 2. Ibray Altınsarin Kazag Medeniyetinin Zor Kayretkeri. Tüsinikter. Ciltler. Traditsi. 20. Öner Örinde. 32. 16. 10. Oyangan Halıktar Üni. 4. Azii i Afriki ve Taşkente. 5. Puşkin. Dostoyevski. Abay Murası jayında. 17. Mudroy Perets. " Rüstem Dastan Pooevrasına Algısöz. Velikiy Sın Naroda. Altınday Asıl Bolaşaktı Urpak Bar. 8. Puçkoğa Tealizma. Ömir Men Şırgama. Üzilmes Dastık Örenimiz. 30. Bizdin Jawapkerşiliğimiz Ekel Dastık Kolındı. Bratskie Literatür. 21. Sovetskay Dramı. Kelgendey Janalık Sezinemiz. Cilt. İri Okımıstı. 18. Söt Saparga Dos Niet. 4. 34. Abaytanuv Jene Manas Turalı Zerttewler. 9. 35. 17. 25. 6. Bağalı Enbek. 21. Jürekpen Tuwısgandar. Ebedi Murağa Arnalğan Konferentsiyadağı Korıtında Söz. 2. Oktyabh Örkeni. Kazakstan Jasüwşılarınınn III Sezin Aşardagı Sözi. Tüsinikter XX. Togardın Kemengerligi. 33. Bratutuo naşih Literatur Narodov Sredney Azii i Kazahstana V epohu Sotsializma. Partiyo Tuwralı Oylar. 19. Miliard. 13. Agartuwşı Abay Kunanbaev. Sovetskogo Vostoka. 11. Makaleler. Ulı akın. Kasiyetti Kaza. Za Bolşe Hydowetvennıge Obob. 26. Kayta Tuwgan Haliktın Edebiyeti. "Tut Abaya". Ana Tılı Edebiyetin Süyinder. Keybir Ult Jasüwşılarının Romandan Tuwralı. Aldagıjılga asgın Dilek. Dwambul İnarodnıye Akını. 15. 2. 23. 21.19 Halkının Zor Ğalımı. Şakanturalı Rtenariyden Eser. M. 20. 2. 29. Baysaldı Zertew Kajet. 7. Puskin Men Abay. Abay (İbrahim) Kunanbayulı. 3. 25. Vısokoe Prizvanie. Öner Algısı. Makaleler. 22. Osobennasti Razvitiya Literatur Sotsialisti Çeskiy natsiy. Lüçşiy Drug natsionlıh Literatur. 12. Fikirler: 1.Abay Meseleleri: 1. 7. Mengilik Kepeli Malik Gubduwuline Cawap Hat. 20. 23. Önerge Önege. Düniyejüzilik Manızı Bar Okiga. 14. Abay Kunenbayev Tuarçestuocu Zerttew Dinmanın Möseleleri. 14. Tağı da Körken Edebiyetti Turalı. Kazaktın Avız Edebiyeti. 11. 9. 16. 19. Respublikanın jarkın jolı. Suet Zari Negasimay. 16. 15. 7. Razmışleniya Ob Epose Semiletki. İygitilek. Fikirler: 1. Reç Na Plenarnom Zasedanii Konferenstsii Pisateleystran. Obşeefedelo Sovetskih Leteratorov. 24. 6. "Manas" Geraçeşkaya Poema Kırgızs Koga Naroda Kırgizskiy Geroiçeskiy Epos Manas. 8. F. Zaman Parti. Bawırlarım. bilig-5/Bahar '97 . 18. 10. 3. Este Bolar sözder.Araştırmalar: 1. 11. 18. 24. L. Urpakka. 26. Til Jene Edebiyet Meselesi. Redaktsiyanın Surawlarma Oray. 3. 5. 13. J. 14. 17. 19. 13. Haradnosta Realizm Abaya. 3. 12. Naşedşiy Yunoct Svoyu Tusinikteri. Çokan Valihanov. Realistik Drama Jolında. 12. Veya Naşa Kultura zamir. Zametki O Teori.

şöylesine bir inceledikten sonra. özgeçmişleri. bu arada biraz açıklama yapıp bilgi verdi. ikincisi 4. birlikte incelenerek arşive kaldırılmıştı.ciltteki. bir kor parçası gibi gözüme ilişti. ben gelmeden önce dosyalan gözden geçirmiş de her bölümün arasına küçük kağıtlar sıkıştırmış gibi. sıralanmıştı. Daha önceden işittiğim gibi tutuklanan kişilerin sayısı 20 değil. General Sapar KOPAYBAYULI. Bu arada incelememiz için önemli sayılabilecek iki dilekçe üzerinde özellikle durmamız gerekiyor. doğrudan doğruya arşive gelerek gerekli araştırmaları yaptıktan sonra meselelerin gerçeğini öğrenerek yazmak yerine. ciltlerin sonunda 32'ye ulaştı. sorgulama tutanağı. Yeni siyaset yayıncılığa değer veriyor. Kalın dört cildi.'Oturunuz' dedi. Böylesine kritik bir konuda. koyu saçlarına ak düşmüş. " Kocam yer yüzünde az bilig-5/Bahar '97 . Biri. tutuklama müzekkeresi. birbiriyle birleştirilerek düzenlenmiş. Oysa 1937 yılında tutuklanan kişilerin evrakları ayrı ciltler halinde düzenlenmişti. bir tek kelimesini bile ihmal etmeden yazmaya başladım. 1932 yılı başında AKBAEV Jakıp'ın eşinin yazdığı dilekçe.20 MUHTAR AVEZOV DAVASI "Zindanlardaki Adam" Dükenbay DOSJAN Kazak Türkçesinden Aktaran: Günhan KAYHAN Komitenin ikinci katındaki geniş dairenin baş köşesinden orta boylu yuvarlak sıcak yüzlü. gerçeği arayan insanlara engel olmuyoruz. Masanın üsütünde siyah mıkavva ile kaplanmış 4 ciltlik dosya duruyordu. sanık ifadeleri. Avezov'un kendi el yazısıyla yazdığı ifadesi. genellikle tahmine dayanıyorlar. Dosyaları önümüze alıp incelemeye başladık." Dedi. Üzerinde durduğu önemli konu şuydu: 1930-33 yılları arasında "milliyetçi" diye tutuklanan Kazak aydınlarının dava evrakları... değerli insanların adına leke sürecek durumlar olmadığı taktirde. Eğitimli. Mekemetas Mirzahmeteoğlu'nun dediği gibi 30 da değil. Abdurahmanof. onun kalemiyle yazılmış bölümü. Suçlama özetleri. KVAÇEV'in eşine yazdığı mektup. Kısaca özetini okuyalım. kara kaşlı. orta yaşlı bir adam yerinden kalkarak yaklaştı ve selam verdi. anlayışlı bir insan izlenimi verdiği için ona içim ısındı. dilekçeleri. ünlü yazar AVEZOV’la ilgili olan. Kısa süren bir sessizlikten sonra " Araştırmacılar. Hepsi dizilmiş. kültürlü. bazı tutukluların eşlerinin yazmış olduğu dilekçeler. şahit ifadeleri.

Kenesarin Azimhan. Ahmetov İlyas. " 19. Maaşıyla geçinmektedir.U. Musaev Şınali. Kuderin Jumajan. Orınbor şehrine iş için gittiğimde tanışmıştık. Akaev Serikbay. Ümbetbaev Aldabergen. Taşkent'teki Orta Asya Devlet Üniversitesi. Bunlarla birinci mahkeme tutanağı tamamlanmış. gazeteci." Kazak hanımın söylediği: "Ciğer hastası kocam ölmek üzere" İnsanı tiksinderen acı gerçeğin görüntüsü.R. sanık Şubat İhtilali'ne kadar ne iş yapmış. Ekim İhtilali'ne kadar ne iş yapmış. Semey şehrinden. Kordabaev Ramazan. o sararmış arşiv belgelerine bırakılım. Tutuklanan insanların sayısı önce 20 idi. tam olarak tercümesini yayınlıyoruz. O zamanki O. Dosmuhamedov Jahanşah. Kemengerov Kaşmuhammed. Akbaev Jakıp. Sırttanov Daribek. diye özellikle hazırlanmış bölümler var. İskakov Daniyal.S. Avezov Muhtar. bir insanın statüsü ve ahlaki değişebilir. Munaytbasov Abdrahman. Gerekli evrakları isteyip getirmişler. Her vatandaşın özlük evrakına. Avezov. Oradan Kazak S:S:R'iBirleşik Siyasi İdare'yi (0:G:P:U'i) yöneten Stolbov'un adına "Soruşturma işini çabuk bitiriniz. Şimdi eğitimci. Murzın Muhtar. Kazak olduğu için askere alınmadı" diye not düşülmüş. 1922 yılına kadar VKP (B) içinde yer almış. zor günlerin sararmış kağıtları bunlar. ikinci cilt 428. Okumaya devam edelim:" Evli ve iki çocuğu var. İki ihtilal arasında sadece yedi ay var. Ermekov Alimjan. Orta halli bir ailenin çocuğu. Omarov Valihan. Şimdi sözü. davayı yürüten S. Kendisiyle 1922 yılından beri yakınen tanışıyoruz. Şimdi partiye kayıtlı değil.G. sonra 30'a ulaştı. Hapishane şartlarına dayanamayıp her an ölebilir. Mongeldin Aldabek. Abılayhanov (Muhamedşin) Seydahmet. "Sovyet ülkesini Japonlara satmak niyetindesiniz". sonra öğretmen olmuş.21 görülen şiddette ciğer hastası. mahkeme için hazırlanıp basılan evrakların hepsinde.P. Şimdi bu kişilerin adını soyadını arşivden alarak tam liste olarak verelim: Tınışbaev Muhamedjan. " Askerlik yapmamış " diye yazılmış. bölümde. üçüncü cilt 223. Avezov'un el yazısıyla ve kırmızı renkli mürekkeple yazılmış. 1 Ekim günü tutuklandıktan 7 gün sonra mahkemeye çıkarılmış. hepsi 32 kişi. Buralkiyev Mustafa. Dva numarası 2370 evrağın üst tarafının (Almatı 8 Ekim 1930. Bahardaki yeşil çimenler gibi yetişip gelen Kazak'ın gözü açık aydınlarını. Bu bolüme. Doktora çalışmasına başlamış ve bu çalışmasını bitirmesine az bir zaman kala 1 Ekim 1930 tarihinde tutuklanmıştı. Şarkiyat Fakültesinde. Kojıkov Konırkoja. Birinci cilt 991. Biz. Yedi ay içerisinde. Metin Rusça.D. fikir ve düşüncenin zincire vurulduğu. "İsyancı hareket platformunu koruyorsunnuz" diyerek ot gibi biçmeye zemin hazırlanmıştı. dördüncü cilt 398 sayfa evraktan oluşuyor. bu bölümleri Stalin' in özellikle yazdırdığı söylenir. Rus hanım yazıyor: "Hapishanedeki eşimden aldığım gömleğinin kan bulaşmış yenini bu dilekçeyle beraber gönderiyorum. Şınğıs'ta doğmuş. ziyanlarını "Alaşordacısınız"." Dikkat ediyorsunuz. Kojamkulov Naşir. Hatırlayacaksınız. Sonra Avezov'un suçlamalarla ilgili savunması yer alıyor." diye sevkedilmiş. Tilevlin Jumağali. Ötegenov Sadık. tarihli daktilo ile yazılmış. diye düşünen "liderin" şüpheciliği buradan da anlaşılıyor. Kaşkınbaev ha. yazıları silinmeye yüz tutmuş. Omarof Aşim. İki dilekçe iki kader. 1931 yılının Temmuz ayına kadar 32 kişi " milliyetçilik " suçlamasıyla hapishaneye kapatıldı. Onu serbest bırakınız. bir bölümünü Semey'de. Soruşturma Evrakı "Muhtar AVEZOV. Birleşik Siyasi Baş İdaresinin Yetkili Vekili denilmiş. Muhtar AVEZOV." Avezov. İfade "Baytursmov'u 1918 yılından beri tanıyorum. yırtılmış. Şubat ihtilalinden sonra Ekim ihtilaline kadar eğitim görmüş. denilen müesseseyi "Birleşik Siyasi Baş İdare" olarak "Polnomesenniy Predstavitel" ifadesini "Yetkili Vekil" olarak tercüme ettik. Dosmuhamedov Halil. Birçok yerleri sararmış. Sultankulov Dosan. Süleev Bilal. diğer bir grubunu da Almatı'da tutuklayıp hepsini bir yere toplamışlardı. 33 yaşında. Akbaev Abdülhamit." Bu dilekçe S:S:R:0 mahkemesine yazılmış. Bu liste ilk defa yayınlanıyor. sonra hepsini yargılayarak suç sayılabilecek eylemleri isnad etmişlerdir. " Basmacı olarak faaliyet gösteriyorsunuz ". bilig-5/Bahar '97 . Birkısmını Taşkent'te. Kızılorda'da. Kadırbaev Saidağzana.

ikincisine Abay Şiirleri'nin önsözünde tenkit yazmıştım. teması tam olarak aklımda kalmamış. fikir bildirmedim. Ben 'Tabaldırık' ın deklarasyonunu Gubkom'un başkanı Tokjigitov yoldaşa gösterdim." Burada Cumhuriyet Milli Güvenlik Komitesinin birinci yardımcısı Sapar Kopabayulı Abdrahmanov'un iki açıklamasını belirtmemiz doğru olacaktır. Aceleyle yazılmış. J. serbest faaliyet gösterme ve yayınlar vasıtasıyla fikirlerini rahatça açıklama hakkına sahip olmak istiyordu. Omarovlarla da o şehirde tanıştım. Çünkü. 1930-1933 yılları arasında tutuklanan Kazak aydınlarının dava evraklarının Taşkent'teki Milli Güvenlik Komitesi'nin arşivinde olmaması tamamen doğrudur. Kanun gereği böyle yapılmıştı. Dilekçe 6 Aralık günü 58. Bu platformun Jumabaev'in önceki fikirlerinden farklı olarak daha çok. Bu sebeple savcının sorularını genellikle sanığın verdiği cevaplardan çıkarıyoruz.sanık ifadesi ve mahkeme tutanakları genellikle matbu evrakları şeklinde düzenleniyordu. dernek. eğitim ve daha başka birçok politikalarına zarar verip bu politikaların aksamasına sebep olmuşum. Tınışbaev grubuna girerek o teşkilatın prensiplerini gerçekleştirmek amacıyla. yayıncılık. uygun görürseniz bu gruba katılınız’ diye yazmıştı. fıkralarına göre bana isnat edilen suç: 1) Benim anladığıma göre. Korku içindeki adam psikolojisiyle. 1930 yılında sanıkların kayıtlı oldukları Kazakistan'a. Sayfanın her tarafına mürekkep damlamış. maddenin 7. Jumabaev. Şimdi. Dosmuhamedov. Öyle olsa bile. ‘bu konudaki fikrinizi bildiriniz. Yukarıda yer alan ifadeyi yazdığı zaman. Oysa. kendi başım kurtarmak için Dosmuhamedov ve Tınışbaev'i tenkit ettiğini kasten söylediğini zannediyoruz. diye düşünüyorum. diye düşünürken "Alka"nın faaliyetleri kendi kendine yavaşlayıp bitti." diyor. Postayla " Tabaldırık " adındaki edebi topluluğun deklarasyonun yazılı olduğu bir mektup geldi. yaşama hakkına sahip olmalı. Jumabaev bu platform hakkında. fikirlerimi bildirmemi istedi. Avezov. M. İ. Jumabaev' le bu konularda mektuplaşıp. Bununla beraber. kağıdı bir ay süreyle kendisinde tuttuktan sonra hiçbir şey söylemeden bana geri verdi. Tınışbaev Grubu " diye bir grup yoktu. O istediği halde ben .. karalanmış yerler var. Ayrıca Taşkent'te Dosmuhamedovla karşılaştık. birine 'Suğanak Sur' isimli uzun hikayemde. bütün evraklar. Kuderin ile aramızdaki ilişki hakkında Taşkent'te tutuklandığım zaman ifade vermiştim. O mektupta "Alka" adıyla 6. 7 kişiden oluşacak bir derneğin kurulmasının düşünüldüğü belirtiliyordu. O iki kişi hakkında Muhtar Avezov'dan temizdir. savcı ile sanığın soru ve cevaplarının hepsi tutanağa geçiriliyor. Bu konuyu yazarın ayrıntılarıyla bilmektedir. Başka bir gizli derneğin olup olmadığıyla ilgili hiçbir şey duymadım. günümüzdekiyle karşılaştırıldığında o zamanki sorgulama usulü daha değişiktir. yazarlar toplantısını gerçekleştirmek gerekir. Jumabaevle 1925 yılının başından beri tanışıyoruz. ' Alka 'nın ilkelerini kabul ediyorum. çok tedirgin olmuşa benziyor. 30'lu yıllarda. Bu dilekçesinde o kişilerin ne proto tipleri ne de faaliyetleri söz konusu edilmişti. çaresizlik içinde. Birinci ciltte Birleşik Siyasi Baş İdare Vekili "davanın zorluğuna bağlı olarak" mazeretiyle iki kez özel karar çıkarıp mahkemeyi uzatmış. bilig-5/Bahar '97 . fikirlerimle ve eserlerimle Sovyet hükümetine ve hükümetin toprak reformu. yayınlanmak üzere. bu yazdıklarım nasıl değerlendirilir?" tereddüdünde kalmış gibi. Bazı fikirleri yazarlar toplantısında tahlil etmenin gerektiğini bildiren bir mektup yazdığım doğrudur. Bu iki kişi hakkında. Tınışbaev grubuna hiçbir zaman girmedim. Şimdi tekrar Avezov'un ifadesine dönelim: " Dosmuhamedov. zamanımıza yakın bir tarzda yazıldığını sezdim.22 Tınışbaev' le 1922 yılının güzünde Taşkent' e geldiğimden beri tanışığız. Almatı'ya getirilmişti. Günümüzde. edebi topluluk. Bu hadise Semey' de olmuştu. bahsi geçen iki eserin de bu kişilerle hiçbir ilgisi yoktur.11. bilmiyorum. İşin gerçeği o zaman " Dosmuhamedov. İkinci olarak dikkat edilecek husus. Kaşkınbaev ve E. Grup diyenler Birleşik Siyasi Baş İdare' nin savcıları. Bu deklarasyonun mazmunundan anladığım kadarıyla. O.

Dahası. Bununla birlikte ben. suç unsurları olarak değerlen dirmeyi vicdansızlık olarak kabul ediyorum. 1928 yılına kadar Leningrad'da okudum. Bu dilekçe Golöşçekin' in eline ulaştı mı. "Suğanak Sur" • uzun hikayesi ve Abay Şiirleri'ne yazdığı Önsöz. Kazak sureli yayınlarındaki ideolojik çatışma. bir kaç yıl boyunca sadece fikir tartışması şeklinde gelişti. Temasi ve değeri. Bu uzun hikaye hakkında yazarın kızı Layla Muhtarkızı Avezova. Son iki yılda birlikte yürüttüğüm pedagojik hizmette (Eğitim enstitüsü ve Orman Ürünleri Yüksekokulu) Kazak Edebiyatı Tarihinden ders vererek. milleti felakete sürükleyen taş yürekli amirin yazarın dilekçesini dikkate alacağı şüpheliydi. Şimdi yukarıdaki dilekçede yer alan iki benzer konuya dikkat çekmek istiyoruz. Çünkü o insanlar. Sonuç olarak " Dosmumamedov. 1922-23 yıllarından sonra beni dışarıdan kendilerine dahil etmeye çalışan edebi grubun menfaatlerini korumak için bir tek makale dahi yazmadım. İki yıllık pedagojik hizmetim sadece bu programla ilgili olmuştur. Bu eserler sonradan " kayboldu " mazeretiyle sahibine geri verilmemiş. O tarihi bir eser olduğu için bu gün söz konusu edilmiyor. maddeye aykırı. Yine de önceki döneme ait eserlerimde anlaşılamayan hususlar varsa. ikincisi Abay Şiirleri'ne yazdığım önsözde. umuma faydalı bir çalışma olarak dahil edildi. eğitim öğretim yönündeki hükümet politikasına zarar vermek bir yana tam aksine Kazak Edebiyatını okuyup öğrenmeyi. Baştan sona bitmiş bir eserdi. Birincisi" Suğanak Sur " hikayesi. Layla Muhtarkızı bilig-5/Bahar '97 .) Zenginlerin mallarının toplatılmasıyla ilgili fikrimi.23 Hayatım boyunca hangi müessesede çalışırsam çalışayım bir gün bile 7. 1928 yılından tutuklanana kadar Taşkent'te ilmi faaliyet gösterdim. Birleşik Siyasi Baş İdare görevlilerinin Yazarı tutukladıkları zaman Onun el yazmalarını ve kitaplarını da toplayıp aldıkları anlaşılıyor. tutuklandığım zaman. Eğer öyle olsalardı Onlarla hiçbir şekilde temasım olmazdı. Ulaşmış olsa da Kazak ülkesinde "Küçük Kazan" başkaldırısını tekrar canlandırmak gerekir. 1926 yılından sonra yayınlanan tek eserim " Kıylı Zaman " adlı uzun hikayedir. evi arayıp almışlardı. Ülke Parti Komitesinin açıklığa kavuşturması doğru olur. çalışan insanların sosyal menfaatlerine uygun hale getirmeye çalıştım. bahsettiğim uzun hikaye ile Rusça yazdığım Libretto da çok önemli devrim hadisesi diyerek açıkça bildirmiştim. aşağıdaki bilgiyi veriyor: " Babam: 'Suğanak Sur hikayesinin el yazmasını Taşkent'te tutuklandığım zaman Birleşik Siyasi Baş İdare' nin adamları. diyorum. benim gözüme çöldeki yansımalar gibi buğulu görünmektedirler. maddeye aykırı olarak ekonomik ayaklanmaya meyletmediğimi söylemek istiyorum. Libretto " Sonğı Sokkı " adıyla Doğu Sineması' nda mevcuttur. Avezov'un "Bu iki eseri tutuklandığım zaman sizin adamlarınız başka el yazmaları ile birlikte almışlardı. İkinci olarak dikkat edilecek husus. ulaşmadı mi belli değil. sizin adamlarınız başka el yazmalarımla birlikte aldılar. Açık olarak ifade etmek gerekirse. Onları o kadar da önemli siyasi liderler olarak tanımıyorum. Sonradan birçok defa istedim. bunun cemiyete ne kadar zarar veya fayda verdiğini adli makamlar değil. çok olsa o insanlar için dile getirilen üzüntülü duygular olarak kabul edilebilir. Biri "Suğanak Sur" adlı uzun hikayemde. Bu kafama takılıp kaldı. Tınışbaev grubuyla ilişkin var " iftirasını hiçbir şekilde kabul etmiyorum. diye düşünmeye başlayan yoksul halkın bütün mallarını süpürüp almak suretiyle. (Bu iki eseri. Hiçbir zaman Marksizmden başka bir programa yönelmedim. "Altta kalanın canı çıksın" diyerek yukarıda bahsettiğim eserleri.' diyerek pişmanlık duyuyordu. Yayınlanan makalelerim söz konusu olduğunda şu noktaya dikkat edilmelidir. Bu hizmetim Kazakistan orta dereceli okullar programına. edebi eserlerimde hiçbir zaman isyanı teşvik etmedim. uçup yok olup gitti. O eserler yürütülen kampanyaya karşı yazılmış eserler değil. Daha sonraki yıllarda yayınlanan ders kitapları Kazak ilköğretimine yardımım olarak kabul edilmektedir. 1930 yılında Kazakistan edebiyat ve sosyal bilgiler öğretmenlerinin ülke çapındaki toplantısında kabul' edilmişti." Şeklindeki çok net açıklaması. Bu iki kişi hakkındaki' görüşlerimi 1924 ve 1926 yıllarında bildirmiştim. 7. 1924 yılından itibaren Kazakistan'da çalışmadım. Fakat ben." Bu Layla'nın sözü. sonraki yıllarda yazdığım "Karaş Karaş" hikayesinden aşağı kalmazdı.

yazarın içinde bulunduğu ruhi durumu teferruatıyla öğrenmeye kesinlikle engel teşkil etmiyor.24 Avezova bu konuda aşağıdakileri söylüyor: "Bu eşyaların içinden daha sonra babamla annemin birlikte çektirdikleri fotoğrafı ve sadece bir kitabı geri verdiler. O da 'Şolpan'da çalışıyormuş. Sanık Muhtar Avezov'un Sorgulama Protokolü. okur yazar vatandaşlar olarak elimize mum alıp aramamız gereken zaman gelmiştir. Oysa sizin söylediğinize bilig-5/Bahar '97 . diyalog yoluyla değil. 20 Eylül 1931 Muhtar Avezov ilave sorgulamada aşağıdaki bilgileri vermiştir: "Taşkent'e 1922 yılının Kasım ayı sonunda geldim. Ekonomik durumum kötüleşince daha sonra ödemek üzere kendisinden biraz borç para istedim. Onu. Yanlış hatırlamıyorsam. Ben sadece ona borçluyum diye biliyordum. Taşkent'te eski tanıdıklarımdan sadece M. Kazak yazarların toplantıya çağrılarak teşkilatın yasallaştırılmasının gerekliliğiyle ilgili Jumabaev'e mektup yazdım. borcumu ona ödemeliyim. Bu metnin içinden bazı bölümleri çıkardık." Bu bölümde sorgulamaya ara verilmiş. öyle bir teşkilatla ilgim olmadı. Öyle yapmamızın sebebi. Yukarıda bahsetmiştik. Ben. 1928 yılının sonunda işe girdim. Gabbasov' a borçluyum. o dönemde tutanaklar. bu konuda bana ne yazdı ne de bir şey söyledi. Milliyetçilerin herhangi bir teşkilatlarının olduğu ile ilgili hiçbir şey duymadım. Bu sorgunun metnini vereceğiz. 'Alka' ile Jumabaev' in mektubunu Semey'de yaşarken bir zarfın içinden almış olacağım. sakıncalı bir yön görmedim. borcu ödeyemedim. soru cevap bölümlerinde bazı kişilerin isimleri gelmektedir. Üniversitedeki son yılım idi. demek istiyoruz. O donemde Alaşordacılar. Onu önceden de tanıyordum. O güne kadar onunla mektuplaşmamıştım. Suçlama sırasında onların ifadeleri alınmış. sayfasında yer alan belgelere göre Avezov' u uzun uzun sorgulamışlar. Jumabaev'le karşılaştım. bu parayı daha sonra ödeyeceğim borç olarak kabul ettim. O insanların bu günkü nesillerinin yüreğine gölge düşürmemek için böyle yapmayı uygun gördük" . 'Alka' bende kaldı. izini kaybettik. Çıkardığımız bölüm. "Mektubun ayrıntıları hatırımda değil. bana 125 som verdi. Para kazanabileceğim bir iş bulamadım. yani hemşehriyiz. Gabbasov' un parayı bu teşkilattan aldığını hiçbir şekilde bilmiyordum." Burada sorgulama kesintiye uğruyor ve yine devam ediyor. Platformu savundum. Bu hadise 1927 yılında oldu. Elime geçen 'Alka'da ve onun programında hiçbir şekilde gizli. Önceki Alaşordacıların çoğuyla Jumabaev görüş ayrılığına düşmüştü. diye düşünüyordum. Başka bir zaman Jumabaev'e yazdığım 'Alka' edebi topluluğunun platformu hakkındaki mektubumla ilgili olarak Sarseribin Jaken' in ifadeleri kesinlikle gerçekle bağdaşmamaktadır. Gabbasov'dan borç aldığım zaman. İkimiz de Semeyliyiz. o zaman eğitim işleri başkam 'Kazak Dili' gazetesinin redaktörü Tokjigitov'a gösterdim. O yılın Aralık ayından itibaren 'Şolpan' dergisinin yönetiminde çalışmaya başladım. Paranın sahibi. Gerçeği söylemek gerekirse babamın 1930 yılına kadar ki el yazmalarının hiçbirisi yok. O arada Gabbasov tutuklandı. Bana öyle göründü. Bununla iş bitti. matbu evrakların doldurulması suretiyle tanzim edilmekte idi. Ben eski Alaşordacıların hiçbirisiyle birlikte olmadım. Protokolü yayınlamaktaki temel düşüncemiz o anda Avezov'un içinde bulunduğu psikolojik şartlan okuyuculara tam olarak hissettirmek ve okuyucuyu suçlama ve soruşturmalarla yüz yüze getirmektir. Ben orada evlendim ve eşimle birlikte Leningrad' da yaşadım. beni ve Jumabaev' i 'şairler' diyerek aşağılamışlardı. Gabbasov. parayı Gabbasov'dan 1928 yılının başında almıştım. Birinci cildin 822. Bu açık. Ben her zaman. Gabbasov'un borcunu ödeyecek durumum olmadı." Kalem erbabı için bitmiş el yazmasının kaybolmasından daha büyük bir felaket olabilir mi ? Buna ilave olarak "Suğanak Sur" hikayesinin el yazması nüshasını müze görevlileri olarak. başıma bela açabilecek gizli bir teşkilat olduğunu. "Leningrad'da bulunduğum dönemde Gabbasov Halille görüştüğüm doğrudur. Bu sebeple Taşkent'e geldim. Bu işin gerekli olduğunu düşündüğümü. soru cevap şeklinde.

" "Başka konularda önceki ifadelerimi tekrarlıyorum. "Toplantıda Semey delegasyonu Kazak bölümünün kararıyla ilgili olarak ben. toplantısı sırasında oldu. Başına bela gelip bunaldığı bir anda ağzından çıkan sözleri yayınlayarak Avezov'un ve o dönemdeki Kazak entelektüellerinin değerini düşürmek istemedik. Jumabaev'in hatırı kalmasın diyerek sadece bir kez mektup yazdım. koloni olarak azınlıkta kalan Kazak vatandaşların haklarını korumaya çalışmıştı." "Toplantı 1921 yılında Orınbor'da Sovyetlerin 2. Kazak milliyetçilerinin arasına hiçbir zaman katılmadım. Baydildin'in cevabı. o programı 'tamamen solcu' olduğu için savunmadım diye Jumabaev ifade vermiş gibi. Üniversitede Marksist alimlerin. Sorgulama sırasında Yetkili Vekil. diyerek hiç kimseye suçlama yöneltmedim. Bütün işleri Baydildin yaptı. Toplantıya Kazak komünistlerinin tamamı eksiksiz katıldı denilebilir. diyor. Bundan başka bir alakam olmadı. Komünistler arasına katılmam Kolçak'a karşı gizli teşkilatta yaptığım faaliyetlerin tabii devamıdır diye düşünüyorum. Program yapacak kadar bilig-5/Bahar '97 . Semey guberniyası Kazakistan'a katıldığı zaman Sadvakasov çok faydalı işler yapmıştı. eserlerimde yer aldı. Fakat bu hisler ve fikirler hiçbir zaman gizli kapaklı programlara dönüşmedi. Doğru dürüst iş yapmadığım halde böyle söyleyerek onu nasıl korkutabilirdim! " "Milliyetçisin. toplantısı değil. Kendisi redaktörlük yaptı. Yüzleştirmeden aleyhinde konuştu. sürekli Kazak aydınlarını birbirine düşürmek ve birini maşa olarak kullanmak suretiyle ortalığı karıştırıyor." Sorgulama metninin bu bölümünde bir paragrafı çıkarıyoruz. zor şartlarını düşünerek bunu anlayışla karşılamaları gerekmektedir. sıkıntılı. Kazak yoksulları arasında milliyetçilik faaliyetinde bulunmamıştı. milliyetçilik duygusu bende oldu. Ondan hiçbir bölücü fikir işitmedim. ne de karşılaştığımızda milliyetçilik konusunda hiç söz olmadı. bu konuda sözümü doğrulamaktadır. Gerçeği söylemek gerekirse ne gazete sayfasında. Rıskulov' un 'doğu kompartiyasını kurmak gerekir' diyerek milli davayı bayraklaştırıp yükselttiği faaliyetlerini bilmiyorum.25 göre. parti toplantısında Baydildin'in dediği gibi Baytursmov'un platformu olmadı. Aramızda başka bir konuda ilişki olmadı. Fakat redaktör olarak görev yapamadım. "Jumabaev'e 'Alka' hakkında yazdığım görüş alışverişi mektubu. Jumabaev'in böyle bir şeyi düşünmesi de söylemesi de mümkün değildi." "Ak Jol" gazetesinde "Kim Kinalı" adlı bir hikayem yayınlandı. Milliyet meselesi hakkında 10. Sadvakasov hakkında bir konuşma yaptım. Guberniya komitesinin mensupları Kojevnikov ile Moy yoldaşların kefil olmasıyla partiye girdim. Onun bu olgunlaşmamış. pratikte bütün görevlileri kendisi seçip tespit etti. 'İşten ayrılırım ' diyerek onu korkutmadım." 1921 yılının sonunda "Enbekşi Kazak" gazetesinde redaktör olarak görevlendirildim." Burada okuyuculara bir açıklama yapalım: Bu bolümde sorgulayıcının ısrarla üzerinde durduğu Sovyetlerin 2. Kendi arzumla. Bütün mesaimi "Solpan" dergisine harcadım. sanatçıların eserleriyle derinlemesine tanıştığım dönemde sosyal fikirlerimin yavaş yavaş esaslı değişikliklere uğradığı." Dikkat ediyor olmalısınız. Doğrusunu söylemek gerekirse O." "Evet. bu bölümde Jumabaev' in söylemediğini söyledi diyerek konuyu saptırıp sanığı yanıltmak istiyor. Olmayan platformu Baydildin'e nasıl vermişim!" "Alaşorda mensuplarının 'can korkusuyla komünist oldu' suçlamaları gerçekle bağdaşmayan bir iddiadır. O toplantı sırasında Kazak aydınlarının ayrıca bir araya gelerek ülkedeki zor şartları gündeme getirip çözüm yolları aradıkları özel bir toplantı yapılmıştı. Sadvakasov milliyetçi olarak vasıflandırılmıştı. "Nesini gizleyeyim. Sorgulayıcının peşine düştüğü toplantı işte o toplantı. yetersiz makalelerini ve gazetenin zenginleştirilmesi konularını tenkit ettim. Sorgulayıcı. Onribor'da Kraykomun genişletilmiş toplantısında Rıskulov' un konuştuğunu biliyorum. Baydildin. sanat ve sanatın etkisiyle ilgili çalışmalarımın tamamen değiştiği malumdur. Fakat orada doğru kompartiyasmı kurmakla ilgili bir konu geçmedi. Gazetede tenkite değmeyecek birçok makaleleri yayınlandı. Okuyucuların o dönemin soğuk. Sadvakasov'un lehinde konuştum. edebiyatla. Rıskulov'un bildirisi ile ilgili iddiaya girmedim.

"Bu milliyetçi değil mi". Sovyet yönetimi en uygun idare tarzıdır diyorum. Smagul Sadvakasov. uygulanan doğru politikaları destekleyip. Yukarıdaki uzun sorgulamadan soma zindandaki suçlama. Goloşçekin devlet başkanlığına geldiği zaman "Kazakların kendi başlarına güçleri yok. hatta 1925 yılından başlayarak yayınlarda görülmeye. O. Bu karar gereği Kazak yoksullarına ve Rus göçmenlerine kanuna uygun olarak adaletli bir şekilde toprak vereceğiz diye bildiri hazırlanmıştı. Bu güne kadar ki Kazak yaşamında sosyal kurumlar. Smagul Sadvakasov'un ifadesiyle tamamen pasifiçe edilmemişti. Halkı için hamilik olan bu iş daha sonra kendisi için "burjuva" ." diyerek gerçeği kabul edip özetledi. Yine de bununla mücadele etmek gerekir. Aç çıplak. Bu kararın da Sadvakasov' un başına bela olduğu anlaşılıyor. 1938 yılında. tahkikat amacıyla düzenlenmiş olduğu görülecektir. Semey Gubkomunun yöneticisi. O tek bir adam değil ki partiden kovup çıkaralım. gazeteci Rüstemulı Ziyabek' in " Kasımovşıların Tamırına bilig-5/Bahar '97 . Sansür edilen tercümesi "Sosyalist Kazakistan" gazetesinin 11. Bu suçlamayı özellikle Goloşçekin' in şiddetle yönelttiği bilinmektedir. Bu bilgiler Mustafa Şokayuli' nin Paris'te. "Avezov' un o dönemde.26 "Başka konularda önceki ifadelerimi tekrarlıyorum. tanınmış Kazak aydınıdır." Tutanağı okuyup imzaladım Avezov Sorgulamayı yürüttüm Popov "Sorgulamanın sonuçlanmasıyla ilgili tebligat bana 28 Eylül 1931 tarihinde yapıldı. malından. (Enbekşi Kazak. milliyetçilikle suçlanamaz" diye feryat etmesi boşuna değildir. dikkatsizce. Sadvakasov'un damarı güçlü. ağırlamıştı. Ertis boylarını kendi başlarına sahiplenmelerine izin vermemek konusunda özel karar çıkarmıştı. Parti toplantılarında işitilmeye başlandı. onları Rus göçmenler koruyacak" mazeretiyle söz konusu kararı değiştirtmişti. dönüp dolaşıp bahsettiği Sadvakasov hakkında biraz açıklama yapmamız doğru olacaktır. Milletin eğitimli mensupları. Goloşçekin Cumhuriyet Partisinin 6. işçi sınıfının ideolojisi hakkında söz söylemenin bir anlamı yok. "milliyetçi" olarak suçlanmasına sebep olmuştur. "Milletini seven insan. 21 Aralık 1927) O donemde Kazak Merkezi Yerleştirme Komitesi. Program yapacak kadar milliyetçi hareketin içinde olmadım. Buna o zamanki hükümet yetkilileri ağızlarım açıp itiraz edemediler. Bu suçlama 1927. Önceki pedagojik ve ilmi çalışmalarımı Marksist yayınlara güç katması için atfediyorum. 21 Aralık 1927) Bunlara bakarak "Kazak Milliyetçileri" suçlaması sadece 19301u yıllarda ortaya çıkmadı demek istiyoruz. "Bu Kazak aydınları Rus göçmenler aleyhinde söz söylemiyorlar mı " zihniyetindeki hükümet yetkilileri derhal ayağa kalkıyorlardı. (Enbekşi Kazak. yirminci yıllarda yoksul Kazak halkının topraklarım haksız ve kanunsuz olarak ellerinden almak isteyen Rus göçmenlerine karşı cesurca karşı çıkan bir vatandaştır. zor şartlarda yaşamaya çalışan yerli Kazak halkına toprak paylaştırma ve 200 bin Rus göçmenin Esil. Smagul Sadvakasov' un o sırada başka bir faaliyeti ihtilal aleyhinde hiçbir şeyi yoktu. gayretli bir Bolşevik'ti. toplantısında yaptığı konuşmada şöyle demektedir: "Sadvakasov. Eski adet ve davranışlar ihtilale kadar nasıl idiyse aynı şekilde değişmeden kaldı. " Genç Türkistan" yayınlarından 1935 yılı çıkan "Sovyetlerin İşgal Ettiği Türkistan " isimli kitabında da yer almıştı. Kazak milliyetçilerinin arasına hiçbir zaman katılmadım. Sovyet idaresi Sadvakasovlarla ağzına kadar dolu. Sadvakasov kamuoyuna yayılmış olan milliyetçilik fikrinin sembolüdür. tanınmış şair. Goloşçekin. toplantısında yaptığı konuşmada kuş bakışı bir değerlendirmeyle : " Devrim dalgası Kazak köylerine ulaşmadı".12 Ocak 1991 tarihli sayılarında yayınlandı. Sadvakasovlar içimizde de var." 20 Eylül 1931 tarihli sorgulama protokolünde soruşturmacının tekrar tekrar üzerinde durduğu. partisinin 6. yoksulluktan kurtulamayıp ezilen. Şu anda Kazak halkının hayatı için sosyal devrim. "Enbekşi Kazak" gazetesinin o yıllardaki yayınları incelenirse bir çok belgenin kuru gürültüyle. 200 bin Rus göçmen kendi arzuladıkları topraklara yerleştiler. sorgulama davası biraz yavaşlamış. toprağından ayrılarak zorluk çeken halkı koruyucu sözler söyleseler. halkın yoksulluğunu ortadan kaldırmak istiyor.

Avezov adıyla alakalı kısımların tamamen kopya ettik. Vollohov.11. Belonogov Okuyucu. Kuderin Jumahan. Kazakistan'da ' Basmacı ' hareketini örgütleyerek Sovyet hükümetini devirmeyi hedeflemişti " suçlamasını yöneltiyorlar.7. Belenogov... "Kazak milliyetçileri" gibi soğuk sözlerin sırrının dikkatlice düşünüp anlasın. Dava evraklarının dosyalanış sırası öyle. Sadece tarihi konuşturmak istediğimiz için evrakların sırasını değiştirmedik.R'i Birleşik Siyasi Baş İdaresi 1. Baytursmov. defalarca tekrarlamak suretiyle kendi izini bozan sorgulama tutanakları mevcut.R.S.S. Ceza kanunun. O devirde bir insanı bu şekilde suçlamak.. Ermekov' un isimleri sık sık geçiyor. Rıskılov. O dönemdeki aydın. Bir kez yöneltilen bir suçlamayı. Volohov. "Suçu Önlemek İçin Alınan Ilk Tedbir Kararı" Kazak S. "Başka ülkelerle ilişki kurdu" . maddelerine göre suçlanan Kazak milliyetçilerinin karşı devrim örgütünün Taşkent'teki gizli şubesinin üyeleri : Avezov Muhtar. Kaşkınbaev İsa. davayı içinden çıkılmaz bir şekle getirip Avezov' u ne pahasına olursa olsun lekelemek amacıyla " Avezov. sorgulayıcıları.S. Orta Asya'daki Basmacı hareketini organize etmek ve Kazakistan' da örgütlemeye çalışmak ve de Sovyet hükümetini yıkmaya yönelik faaliyetlerde bulundukları için Ceza Kanununun 128. bölümünün amiri Popov.27 yayınlanan ' milliyetçileri cezalandırma ' konulu makalelerden derleyip yazmış. bazı sorgulama evrakların. maddenin 7. "Evine filan kişileri çağırıp toplantı düzenledi" gibi tırnak altında kir arama gayretleri sık sık görülüyor. Söz konusu aydın insanların başına nasıl nasıl ateş düşürüp bela getiriyor. "terörist faaliyetler". Alim: Milliyetçi. Kitabın yazarının yargılama davasıyla ve p dönemdeki yayınlarla doğrudan ilişkili olduğu anlaşılıyor. 15 Aralık 1930 Yukarıdaki suçlamalar az gelmiş olacak ki şimdi de delilsiz ve isnatsız bir şekilde B.B.. Karar Suç eylemlerinin önlenmesi amacıyla (Avezov'la başlayan 5 kişinin ismi sıralanmış) isimleri belirtilen kişilerin derhal tutuklanarak. Bu sonuca ulaşmamızın sebebi. cümlelerin birbirine aynı sayılabilecek kadar çok benziyor olması. bilig-5/Bahar '97 .. bu karardaki "gizli örgüt". "isyankar eylem". İşte böyle devam edip gidiyor. Aydın ve eğitimli Kazak: Hepsi zengin aile çocuğu. "O teşkilata girdi. 3. tutanakların. Kazak S. "2370 numaralı soruşturma dosyası" olarak adlandırılan dört ciltlik arşiv dosyasının yarısının incelemesini tamamladık.i Birleşik Siyasi Baş İdaresi komendaturasının özel hapishanesinde göz altına alınmalarına karar verildi. ve 11. birtakım evrakların tekrarlanması bizim suçumuz değil. İnsanın tüylerini ürperten bu sözler ciltlerin içinde sayfalarca yer aldığından ikide bir görünüp kara bora gibi can almaya hazırlanıyor. maddesine istinaden : Karar Verdi: " 2370 numaralı dava ile ilgili olarak Avezov. Hem Sovyet hükümetinin gelişmesine engel teşkil edecek faaliyetlerde bulunup hem de Kazakistan'daki hizmet kampanyalarına ve çeşitli ilkelere zarar vermek amacıyla bilerek Sovyet yönetim kadrolarına milliyetçileri sokup kendi çıkarlarım koruyarak Kazakistan genelinde isyankar hareketlere sınırsız destek vermişlerdir. 58. dilekçelerin belli bir tarih sırasına göre verilmemiş olması.I. Avezov' la birlikte tutuklanan kişilerin sorgulama tutanaklarım okuduğunuz zaman karalamanın biribir türlüsünü görerek hayretten ağzınız açık kalır.. 23 70 Numaralı Dava Evrakı "Yayın organlarıyla eğitim kuramlarını ele geçirmeye çalışmak. kültürlü halk temsilcilerine "teröristsin. yargılama davasındaki cevaplar ile Rüstemov Ziyabek' in kitapçığındaki kelimelerin. Buraya kadar. bu örgütte konuşma yaptı. milliyetçisin" diyerek çamur atıyorlar. 2370 numaralı sorgulama davasıyla ilgilenmektedir. Popov. Yazar: Teröristlerin lideri. götürüp namlunun ucuna koymakla aynı şeydir. fıkralarına göre suçlu bulunarak davanın Savcığa sevk edilmesi uygun görüldü " Popov.

Bu bölümde 2. Bu piyeslerde mazinin yüceltildiği. Rusya ormanlarında çürüsün. geçmiş dönemin iyisini ve kötüsünü detaylarıyla bilmeye hizmet ettiğini ortaya koyuyor. Dosmuhamedov. Bu ifadeler genellikle aleyhte. dövme. eserlerimdeki bazı kahramanların karakter yapılarından ortaya çıkan yönler var. ilmi bir makaleyi andırıyor. Bu kişinin Rusça yazdığı ifadesi milliyetçilik konusunda yazılmış uzun. Bu gün.28 İkinci cildin ortalarında yer alan evraklardan o dönemde.". Kazak aydınların çoğunun kendi evlerinin olmadığı ve kiralık dairelerde yaşadıkları anlaşılıyor. Bütün suçum 'Alka' isimli. Bu. toplumsal şuuru uyanmamış kamuoyu için sanatın çok büyük bir eğitim vasıtası olduğunu vurguluyor. Her bölümde Lenin' den alıntılar yapılmış. "Işıkları sabaha kadar sönmedi" şeklinde ifadeler var. sayfasına iliştirilmiş. onların halkın hissiyatını bildirmeye. Cep defterinden koparılmış dört sayfalık not kurşun kalemle acele yazılmış. fikirlerini söylemeye devam ediyor: "M. işkence etme söz konusu oldu mu soruları geliyor. cildin 831. TSK. Cemiyete zararlı. Doğrusunu söylemek gerekirse 1936 yılına kadar siyasi tutuklulara işkence edildiğine. Sorgulamayı yürüten Popov' un sorularına bakılırsa. tarihi kahramanlara gösterilen saygının bu günün gerçeklerinden daha yüksek gösterildiği doğrudur. 3. Bir sanat eseri gibi insan gözlerini alamıyor. Bu konudaki suçlamaların hepsi kalemimden çıkan iki eserle "Endik Kebek". Hapishanenin içinde gizli hücreler kurulmuş ve her hücrenin yanında revir bulunuyormuş. İnsanların sadece kendilerini cezalandırmakla kalmayıp bacasını tüttüracek yakınlarını da dağıtmışlar. saklamaya gerek yok. El yazması not. 1989) O dönemde Almatı'nın dışında hapishane varmış. Bu arada insanın aklına 1930 yılında tutuklanan insanlara hapishanede nasıl muamele edildi. Jumabaev'in 'Alka' isimli edebi krujoginin platformunda Popov yoldaşın şüphelendiği gibi düzen bozucu. Siyah kurşun kalemle yazılmış. edebi krujoktin platformunu hazırlamakla ilgili fikirlerimden kaynaklanıyor gibi. "Karaköz" isimli piyeslerimle ilgili. Edebiyat tarih boyunca olduğu gibi bugünde cemiyetin şuurunu uyandırmaya hizmet etmektedir " Avezov. KPSS. Başlık konulmamış. Ayrıca dava dosyalarında. tanınmış hukukçu. "Bana verilen son söz hakkından istifade ederek aşağıdaki hususları açıklamaya mecburum: Milliyetçilik suçlamasıyla hapse atılışımın üzerinden bir yıldan fazla zaman geçti. milliyetçilerin gizli hareketinden ortaya çıkan. Yenilikçi yönü ve hayata bakış açısıyla çok ileri seviyede görünmektedir. kurusun diye 5 yıllığına Boronej'e sürgün edilmiş. Yazı sitili kızın saç örgüsüne benziyor. Milliyetçi eserler konusunu dikkate alırsak. Çünkü bugünün gerçeklerini geçmişle karşılaştırarak vermek doğrudur. zor kullanıldığına dair hiçbir belirti yok. Bunun aksine 1937 yılından itibaren bizzat Stalin' in " çok tehlikeli suçluları sorgularken hapishanede zor kullanılabilir. ev sahibi Rus hanımların ifadeleri de yer alıyor. Rus Çarlığının bizi işgal ettiği döneme kadar ki genel durumun daha iyi olduğunu bilirler. Okudukça yazarın bilgisine ve yazının güzelliğine hayran kalırsınız. Baytursınovla ilgili belgelerden anlaşıldığına göre. Jumabaev' in bilig-5/Bahar '97 . Mahkeme kararıyla J. (İzvestiya. belli kalıplara sokulan cemiyeti ters yöne götürecek bir fikre rastlamadım. üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan gazetede yayınlanabilir. Leningrad Enstitüsünü altın madalya ile bitiren Dosmuhamedov Jahanşah' ın davası. ciltteki bir dava özellikle dikkat çekiyor. edebi ve siyasi faaliyetlerimin hiçbirisi isyankar bir eyleme yönelik değil. Bu itibarla ' Alka' nın ortaya koyduğu ilkeler. Onu en kuzeydeki Arhangelsk eyaletine sürüp eşi ile kızını Tomski'ye göndermişler. Edebiyatla ilgili olan insanlar." şeklinde özel emri çıkmış. suçlayıcı bir tarzda yazılmış. Avezov. halkı ters yola sevk edecek hiçbir şey yok. No 3. edebiyatçıları yeni bir mertebeye yükseltecek sanatsal arayışların bir türü. Bu bölüme Muhtar Avezov'un karanlık kafeste mahkum olarak bulunduğu günlerde yazdığı kısa bir nottan bahsederek başlayalım. kendi piyeslerinin mazmununu kısaca özetleyerek. "Gece boyunca konuşarak toplantı yaptılar. Bu. Çok derin ve düzeyli yazılmış.

burjuvanın Kazakistandaki lideri diyerek suçlamalarında ipin ucunu iyice kaçırmaktadır. Taşkent'teki sorgulayıcı de suçumu gizleyerek hiçbir şey söylemedi. küçük Leylasını alıp Leningrad'a gitmiş. Ağ gözü kadar küçük bir pencereden aydınlık dünyaya baka baka gözleri dalgınlaşmış. Kazak delagasyonunun 2. Oysa cezanın bizzat gerçekleştirilen işlere bağlı olarak verileceği malumdur. toplantısında 1921 yılı benimle ilgili belirtilen iddaların tamamı boş ve ispatsız sözlerdir. Popov yoldaş bu isteğimi de sonuçsuz bıraktı. Aman adımız ifşa olur. Açık bir mahkemeden ümidini kesen yazar. Rusun bir çok edebi akımlarda. takibe alınırız diye düşünen yakınlar kendi gölgelerinden korkarak mümkün olduğunca uzak duruyorlar. gönlü ümitsizliğie düşmüştü. Belirsiz suçlamalarla. Merkezi teşkilatlar ve isyan örgütlerinin zanlılarla ilgileri kesin olarak delillendirilmemiştir. "Karaköz" piyesine Sadvakasov. Oysa şimdi hem yalan söylüyor hem de iftira atıyor. Sorgulamanın bitmesine az bir zaman kaldığım dikkate alarak bilig-5/Bahar '97 . O. BSBİ Davasıyla İlgili Müfettiş SavcıStolbov'a Hapishanedeki Avezov Muhtar'dan Dilekçe "Almatı'da hapiste yatmaya başladığımdan beri benden bir kez ifade alındı. Bu sorgulamada Popov. O piyese içinde Janasov ve Maylin'in bulunduğu 'Töreciler' kurulu ödül vermiştir. mahkemede kendisine son söz hakkı verildiği zaman söylemek maksadıyla hazırladığı anlaşılıyor. kendi ferasetine sığınırak bu kez Savcı Stolbov'a dilekçe yazar. partili olmayan yazarları kınamak. Daha da detaylandırarak bu yazısını o dilekçeye ilave eder. Kazak SSR'i BSB İdare işini teftiş eden Savcı Stolboy Yoldaşa "Kazakistan'daki milliyetçiler davası ile ilgili suçlama özetinde davanın üst mahkemede görülmesi için arzda bulunmuşsunuz. benim ne için hapsedildiğim. Oysa. " Ne yaparsan yap. Oysa mahkeme Avezov'un düşündüğü gibi olmamış her şey gizli. dostluk hatırına değer verdi diyor. Eskiden yanından ayrılmayan. Önceki ifadeleri tenkit tarzında idi. suçlamak suretiyle partiden puan toplamaya çalışıyor. Daha sonra da arı utanmayı bir kenera bırakıp kişiliğime saldırmaya başladı. Bunların tamamı laf kalabalığı.29 amacı halkın manevi zenginliğini artıracak edebiyat faaliyetidir. Böyle platformlar. kapalı kapılar arkasında çözülmüştü.5 yıldan beri yürütülmesine karşılık suçlama tutanağın aşağıdaki sebeplerle kollegiyada incelemeyeceğimizi bildiriyoruz: 1. bu yazısından daha sonra yüksek mahkemeye yazdığı ayrıntılı dilekçesinde faydalanır. Bu durumda davaları doğrudan kendi yönteminiz içinde sonuçlandırmanız doğru olacaktı. Hanımı Valentina Nikolaevna. Suçlamanın eses dayanağı sanıkların önceki 1918 1922 yıllarına ait suçlan üzerine kurulmuş. yine kalemine güvenerek. kimlerin imza attığı ve ne yaptığımla ilgili olarak gelecek sorgulamada bilgi verileceğini söylemişti. Beni sadece para için yazıyor diyerek kötüledi. Dışarıdan gelebilecek yardım yok." Bu hüküm. Kazakistan'ın 10. Avezov'un hapsedilmesinin üzerinden bir yıldan fazla zaman geçmiştir. beni çağırınız diye müracaatta bulunmuştum. bana karşı asılsız suçlamalarda bulunuyor. Yazar. yedikleri içtikleri ayrı gitmeyen arkadaşların hiçbirisi görünmüyor. Rus edebiyatında." Bu yazıyı Avezov'un önceden. Karşı İhtilalci. Yıl bayramıyla ilgili yapılan toplantıda Goloşçekin yoldaşın konuşmasında bahsedilen Aymayıtov ve Baydildin'in suçlamalarıyla ilgili ifade vermek üzere. Buna karşılık davaya esas olan birçok evrakın karşı ihtilal eyleminden daha çok bu kişilerin milliyetçilik hareketleriyle ilgili olduğu görülüyor. Bu davanın 1. sembolistlerden başlayarak proletkult mektebine kadar eskiden beri var. planı gerçekleştir " şeklinde üst makamın alt birime havalesini andıryor. Sanıkların Kazakistan'da isyan faaliyetini yürütmek ve yönetmekle ilgili rolleri yeterince ispatlanmamış. bazı yoldaşlar. kendi açılardan 'Alka' platformunda siyasi suç unsuru sayılabilecek ibareler arayarak boşuna yoruluyorlar. 2. Baydildin. acele ve telaşla ulaşılmış koplovari bir çözüme benziyor. dolaylı iddalarla bunca zamandır zindandayım.

dayanaksız bir iddia. Gençtim. Dosov ve daha başkalarının planlarını gerçekleştirmek için kendimi adamışım. ikilik çıkarmak amacıyla katılmışım. BSBİ Kollegyasına. muhafazakar bir çevrede yetiştiğimden hem de önümüzde faydala nabileceğimiz oturmuş bir siyai mücadele ortamı olmadığından duygularımın tesiriyle ömür sürdüm. Kolonizatör anlayışından henüz kurtulamamış olan mahalli parti mensublarının yaymış olduğu eski desturlar beni de çabuk etkiledi. Aymatıyov. Hem de 12. Burada Goloşçekin. cildin 112 115. hiç yazmayan Akbaev Jakıp'ı "Hiçbir şey yazmamışsın. Eskiden beri kafamıza takılan "Avezov. 'Böyle çevirsen araba kırılacak. 4 daktilo sayfası uzunluğundaki bu dilekçe 3. Toplantısında Aymayıtov "Avezov. sadece mal yetiştirmişsin. şimdi bu üçüncü ciltte "milliyetçi".30 cezalandırılmama neden olan suçun açığa çıkarılabilmesi için en kısa zamanda.çektiği ızdırabı oldukça net bir şekilde açıklıyor. Izdırap çekerek zindanda çürümeye yüz tutain Avezov. gününden itibaren Semey'de Kazak öğrencileri ile işçilerini Sovyet Hükümetinin çıkarları doğrultusunda devrimci faaliyetlere yönelterek yönetimin doğru yolda hizmet etmesine gücüm yettiğince gayret gösterdim. genç insan enerjisiyle kendimi verip. Bu amaca hizmet etmek için aynı fikirdeki insanları kolonizatörlüğe karşı mücadeleye çekmişim. Hayatım boyunca Alaşorda ile sözde olsun. değersiz eserler yazdı. önemini hiçbir zaman yitirmeyecek bir konudur. 1931 Bu bölümde Kraykon başkam Goloşçekin'in Cumhuriyetin 10. Sovyet inkılabının 1. Öyle yaptığın için ciğer hastalığına yakalanmışsın. Sadvakasov. Kazak yazarlarını birbirlerine düşürerek. Partiye giriş tarihime bağlı olarak yukarıda kısaca bahsettiğim suçlamalar hiçbir şekilde gerçekle bağdaşmamaktadır. O dönemde içtimai hizmetlere. kömünist partiden nasıl çıktı? Partiye tekrar girmek için neden tekrar teşebbüste bulunmadı ? O dönemde Avezovla Kazak aydınlarının arası nasıl idi ? Avezov'un Rus kolonizatörleri ile ilgili düşüncesi nedir?" gibi sorulara cevap veriyor. Orada konuşmacı Avezov'u 1921 yılı Ormbor'da yapılan Kazak Sovyetlerinin 2. yeterli hayat tecrübesine sahip olmayan gençlerde sık sık görülen bir hal içinde ve geri kalmış. Partiden çıkışımın tek sebebi budur. Eylül. Öyle olduğu halde. tamamen belirsiz. samimiyetle elimden gelen gayreti gizlemediğimi herkes bilir. parti toplantısında Baytursmov. teması belirsiz. Özellikle Kazakistan Sovyetlerinin 2. Avezov. Önceki ciltte. milliyetçilik fikrini yayıyor" dedi diye eleştirmişti. Delil yok. diyor. Yazdıkları için Avezov'u suçlarken. söylememiş miydi. o zaman böyle söylemiş iniydi. birini diğerine karşı maşa olarak kullanmak suretiyle ortalığı karıştırıp iddalar üretmektedir. Yılı kutlamaları vesilesiyle 1930 yılında yaptığı konuşmayı arşivden bularak okuduk. Mevcut kolonizatör yayınlar milli duygularımı kamçıladı. toplantısında Kazak Delagasyonunun toplantısını sadece ben tertiplemişim. sayfalarında yer alıyor. Bu dilekçenin tamamım yayınlamayı uygun gördük. "Avezov. Basmacıların liderlerinden biriydi. Kazak Milliyetçileri Davasıyla ilgili olarak hapisteki AVEZOV Muhtar'dan Dilekçe "Bana isnat edilen en sonki suçları kanun diliyle sölemek gerekirse I) Ben VKP (b)'ye milliyetçiler Baytursmov ile Bökenhanov'un doğrudan emriyle Sovyet Hükümetine içerden zarar vermek. 1931 yılının sonunda BSBİ kollegiyasına uzun bir dilekçe yazmıştı. Hatırlatılması gereken bir konu: Bu dilekçe yazarın ruh durumunu. icraatta olsun hiçbir ilişkim olmadı.) Benim milliyetçiliğim duygular nispetinde idi. 'Alka' isimli gizli örgütü kurdu. Alaşordanın hiçbir biriminde görev almadım. Çünkü içtimai meselelerle ilgilenmeye partiye girdikten soma başladığımı belirterek konuya açıklık getirmek istiyorum. (Programlı bir milliyetçilik faaliyetine hiçbir zaman katılmadım. karşıt fikirli. endişelerini. Bütün bilig-5/Bahar '97 . Soma 1919 yılının Kasım ayından başlayarak Kolçak'a karşı gizli örgüte dahil oldum. şöyle çevirsen öküz ölecek' sözünün en güzel göstergesi bu olsa gerek. Bu sorulara Avezov'un düşüncelerinden doğru cevaplar bulabilmek. beni ifade vermeye çağırmanızı arz ederim. okudum." Diye suçlamaktadır.

Eğer öyle olsaydı. Yaşı benden büyük olduğu halde. sadvakasov'a böyle davran. 1923-24 yıllarından itibaren siyaset ile ilgilenmeye başladım. 1922 yılında. milliyeçilerin iradesiyle partiye girmiş idiysem onların emri 1922 yılına kadar mı yerine getirildi. Oysa zindanda güneşin doğmasıyla batmasından başka bir şey bilmeyerek her an hahber bekleyen tutuklu için zaman hoş ve çabuk geçmez. Gizli örgüt diyerek dallandırıp budaklandırdığınız . gençlere anlayış gösterilmesi ile ilgili bir karar çıkarılmıştı. Fakat müracat etmedim. Avezov. 10. Gizlisi saklısı yok. Yapılacak bir yüzleşmede bunun doğru olmadığının anlaşılacağını belirttim. sorusu gündeme gelir. Çoğumuz gündelik telaşlarla koşturup dururken zamanın farkına. O dönemde yeni yapılan Sovyet birliğinden ayrılmayı düşünmem ve bu konuda çalışmam. O dönemde Partiden çıkarılan Kazakların büyük çoğunluğunun tekrar partiye girdikleri malumdur. 1931 Yazarın zindanda yatarken yazdığı son dilekçesi böyle. daha somaki yıllarda ben ne yapar eder partiye katılır. O dönemde Ülke Parti Komitesi milliyetçi faaliyetlerim için ve de parti disiplinini bozduğum gerekçesiyle beni partiden ihraç etti. Bundan soma da kendimi siyasetin dışında tuttum. gençliğimden beri bütün gücümle yazarlık yeteneğimi geliştirmeliyim diye hayal kurdum. o emri yerine getirmek için kendimi adardım. Bu iddaların hepsi Baydildin'in kendi aklından uydurduğu gıybet sözlerdir. onun Leningrad'daki adresi bilinmediği için benim adıma gönderildiğini anladım. Bu konudaki iddalar. Merkez Komilisinden özür dileyerek tekrar Partiye kabul edilmem mümkündü. Gelecekte hala ızdırap çok. 58. Üniversiteyi bitirdikten soma Marksizm'in ilkelerini öğrenerek somaki hayatımı edebi. İkinci olarak o dönemde ben elifi mertek zanneden bir öğrenci gibiydim. partinin dışında kaldım. Baydildin'in söylediği göre. Ondan aldığım bir mektupla ilgili olarak şöyle bir hadise olmuştu: Leningrad'a benim adıma bir mektup yazdığı doğrudur. O mektubun araştırılması konusunu bilhassa isterim. İlk piyeslerimin başaısı bu hayalimi güçlendirdi. asrımızın başında yapılmış tek katlı kızıl bir bina var. Otuzlu yıllarda bu mevki şehrin tamamen dışı. benim 1921 yılında Smağul Sadvakasov'a ' basmacı ol ' diye akıl verdiğim iddası tamamen iftiradır: İlk olarak o yıl semey'de bulunmadım ve henüz Sadvakasovla tanışmamıştım. Partiden çıktıktan soma siyasetten tamamen uzak durdum. pedogojik ve ilmi çalışmalara adamayı uygun gördüm. Bökehanov Alihan'a yazıldığım. Ermekov'un Kazakistan'daki yerli halkın topraklarının ellerinden zorla alınması konusunda Leningrad'a adıma yazdığı mektupla ispatlamaya çalışılıyor.31 enerjimle hizmet edemeyeceğime inandığım ve duygularımın tesirinden kurtulamadığım için parti içinde yer almanın gereksiz olduğunu düşündüm. Geçmişteki faaliyetlerimi değerlendirince siyasi yeterliğimin olmadığım gördüm. Hiçbir şekilde gizlisi saklısı olmayan 'Alka' yı götürüp kendisine gösterdiğim konusunda o kişi şahitlik yapabilir.'Alka'nın edebi platformuyla ilgimi bilmek istersiniz. 29. bilig-5/Bahar '97 . statünün 7. kolonizatörlüğe karşı mücadeleye başla diye akıl vermeye kalkmam akla mantığa sığmaz. Şüphesiz ben de öyle yapabilirdim. Semey Güberniya Parti Bölümünün önceki yöneticisi Tokjigitov yoldaştan ifade almanızı arz ediyorum. saniyeler hiç kıpırdamıyormuş gibi gelir. Bu saha bana çok ilginç geldiğinden başka bir sahada çalışmayı hiç düşünmedim. Şimdiki Tastak'ta Komsomol sokağı ile Bavman sokağının keşistiği yerde. İyice düşünerek "geçmişte neler olmuştu ?" Böyle söylemem doğru olur mu ? diye tefarruatıyla değerlendirip yazdığım anlıyoruz. Bu durumda eğer ben. Bu dilekçenin Avezov'un hayatım inceleyen alimler için çok önemli bir malzeme olduğu açık. Son olarak. önceden hiç yapmadığı tarzda bana ' siz ' diye hitap ediyordu. Mektubu açıp okuyunca hayretler içinde kaldım. şartlarına dikkat etmiyoruz. maddesine göre suç kabul edilebilecek üretimle ilgili zarara sebebiyet verecek hiçbir faaliyetim olmadığım açıkça söylüyorum. Bunun için en son verdiğim ifademin iyice incelenip araştırılmasını istirham ediyorum. II) Başka suçlamaların tamamı benim 'Alka'nın edebi platformuna yaklaşımımla ve ideolojik sahada o edebiyatçılarla yakın ilişkilerimle ilgili. kolhoz olarak kabul edilmekteydi.Ermekov'la bu konuda hiçbir şekilde mektuplaşmadık. Daha soma bu mektubun bana değil.

Milliyetçi. Böyle söylememizin sebebi. Avezov suçlanmaktadır: 1 Devrim karşıtı örgüte girip zararlı fikirlerini gerçekleştirmek amacıyla teşkilatın emri doğrultusunda VKP (b)'ye üye olmuştur. tutukluların zindanım cezalandırmaya müsait. suçu hakkında ayrıntılı bilgi veriliyor. Fıkralarına uygundur. O. göz görmez. tepkisiz bir taş gibidir. Yukarıdaki sorgulama protokolünün sonuna yetkili vekil Popov kendi eliyle "Suçunu kabul etmiyor" açıklamasını yazmış. suçlama özetinde bahsedilen hususların birazım aynen tekrarlıyor. mahkeme dışında incelenmesi kararlaştırıldı. kulak işitmez en ücra yerden seçmişler sanki. görevi.32 BSB İdarenin yetkilileri ta başından. Bu özetin başında ilk önce tarihi bir açıklama yapılmış. Ceza yasasının 58. Avezov'un esas suçlama özeti aşağıdaki gibidir. Boynuna geçirilen 58. sırada Avezov'la ilgili üç sayfalık suçlama yer alıyor. Vekil Latipov Burada Islah evi (ispradom) nin ne olduğu konusunda biraz açıklama yapalım. milliyetçi edebi dernek platformunun hazırlanmasına gönüllü olarak karışmıştır. Affedilme. BSBİ bilig-5/Bahar '97 . nereden bilelim. altı ay daha hapiste kalır. sayfasından itibaren 44 sayfalık suçlama özeti yer alıyor. kurtulma ümidiyle yazılan bu dilekçeden sonra yazar. Kazak SSR'i BSBİ Yetkili Vekili Hvarostyan. Orınbor'da yapılan Kazakistan Sovyetlerinin 2. Öyle olmakla birlikte sorgulayıcılara. sağlığının kötüye gitmesi sebebiyle uzun süreli tedaviye ihtiyaç duymaktadır. Karar Verildi Suçlu Akbaev Jakıp Almatı Islah evinin bünyesindeki hastaanede kontrole alınarak başka hastalarla karşılaşmayacak şekilde tedavi edilsin. Tespit Bu davada zanlılar arasında bulunan Akbaev Jakıp. kendi teşkilatlarının menfaatlerini kollayan insanları sokmaya çalışmıştır. ailesi. " şeklinde özel bir emir mi var. Alaşordacı. suçu kabul etmeyişleri ile ilgili ifadeleri hiçbir şekilde dikkate alınmamış. 12. Yeri gelmişken şunu söylemek istiyoruz: Kazak aydınlarının. Devrimci suçlamalarım ardı ardına yöneltirler. "Ne yaparsan yap tutuklulara milliyetçiliği kabul ettir. Dördüncü cildin 183. vekile bu söz hiç bir tesir etmemiş. kendi sahasında milliyetçi çalışmalar yürütmüştür. Bu arada 13 Mayıs 1931 tarihli bir karara göz atalım. Avezov gibi büyük yazarların yattığı bu 'Komsomol. Kazakistandaki BSBi İdarenin Özel Bölümünün Vekili Latipov 2370 numaralı dava dosyasıyla bilgilenmiştir. Suçlama Fezlekesi M. Basmacı Lideri. Yazara yöneltilen suçların tamamı yukarıdaki soruşturma protokolünde. suçlamaların şiddetinin artması ve çemberin giderek daralmasıdır. diye tekrar ifade alırlar. 11. 268. Tutukluların yukarıda belirtilen birçok şikayetleri. statünün kanlı bir kelepçe olduğunundan bahsedilmemiş. Hem de Sovyet organlarındaki insanları kendi menfaatlerine çalışan insanlar sayesinde devrim karşıtı faaliyetlerde bulunmaya sevketmiştir. parti Toplantısında millet meselesi hakkında Bökenhanov. ev"e bir hatıra plaketi konulsa çok anlamlı olur. Yargı organları dilsiz. soruşturma ve sorgulama evraklarının gün geçtikçe kalınlaşması. BSB İdarenin 1924 yılındaki emri doğrultusunda 172 numaralı dava dosyasının Birleşik SBİ'nin özel toplantısında. 10. Suçlamada kişinin yaşı. 2 Sovyetin devlet organlarına. Açıklama Bu dava ile ilgili olarak tutuklananların tamamı Almatı şehrinde hapsedildiler ve BSBİ'nin kontrolünde bulunmaktadırlar. toplantısında delegasyonla özel bir toplantı düzenleyerek "Alka" isimli gizli. 12. maddesinin 7. Yargı organları ne cevap verirler ne de yolu yordamı böyledir. İhtilafçı. Sadvakasovların teklif ettiği platformu savunarak kolonizatörlüğe karşı mücadeleyi hedeflemiş. Özel Vekil Popov.

Üçlü komisyonuna mahkeme üyeleri (hakim. Bu amir her ismin son sütununa kendi eliyle ve mürekkeple "5 yıl". "4 yıl" sürgün edilsin" diye yazarak en sonuna imza atmış. Üçlü yukarıdaki kararı bu amirin fermanını hiç değiştirmeden. Bu komisyonun verdiği karar tekrar incelenmiyor ve bozulamuyor. göndermediler mi. " Bu yazıyı alan Latıpov. Ermekov ile Avezov maddlerine göre hakkındaki bu karar. Ermekov başlayarak toplama Azimhan. Bu durumda "Kazak milliyeçileri" suçlamasıyla tutuklanıp yargılanan insanların iki yıla yakın süren davalarım tek bir adam birer dakika içinde dışardan sonuçlandırmış görünüyor. Kazak SSR i BSB İdare bünyesinde tutuklu olarak kalmış. Ukuyucuların hapishane şartlarım tam olarak anlamalarına yardımcı olmak için bu yazıya yer verelim. 58. BSBİ'den bir kişi. bozmadan vermiş gibi. sadece soyadları belirtilmiş. tedaviye gönderdiler mi. 2370 numaralı dava ile ilgili Kazak Milliyetçilerinin Listesi olarak adlandırılan bir liste hazırlanmış. özel bölmelerde tedavi yürütmektedirler. Bu dava dosyasının sonuna Islah evinin baş hekiminin yazdığı bir yazı konulmuş. Akbaev Jakıp'ı hiç kimseyle karşılaştırmadan özel olarak tedavi etmemiz mümkün değildir. Kazakistan'daki BSBİ bünyesinde Üçlü'nün Toplantısı 20 Nisan 1932 NO: III / K Protokolden Kopye GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ KARAR VERİLDİ 2370 Numaralı dava 17. 12. Bunu diğer bir ifadeyle "Islah evi" diye adlandırılmaktadır. Avezov'un eline aşağıdaki açıklama (hüküm fezlekesi) kopyesini vermişler: Tahliye Müzekkeresi Avezov Muhtara tebliğ edildi. "3 yıl". avukat. ceza yasasının kampına kapatılsın.33 Vekillerinin ifadelerine bakarsak o dönemde hapishanelerde tedavi merkezleri varmış. Üçlü'nün mahkemesine sanıklar çıkarılmamış. İlginç olan böyle bir liste hiçbir yasaya uygun değil. 11. Dördüncü sütuna 'karar' denmiş ve bu sütun boş bırakılmış. Abılayhanov (Muhamedşin) Seydahmet yattığı için boş yer yok. Muhtar Avezov 8 dosyası ile ilgili sanıklar Kasım 1930 tarihinden Avezov Muhtar. Telgrafın kısaca mazmunu şöyle: "Davayı neden böyle uzatıyorsunuz ? Üçlü'ye havele ediniz ". OBKOM veya KRAYKOM sekreteri ve savcılıktan bir adam olmak üzere kurulan özel bir komisyondur. hüküm gıyaben verilmiş ve kendilerine tebliğ edilmiş. sorgulayıcı. Siyasi tutukluların diğer hastalarla karşılaşıp konuşmalarını engellemek için özel olarak görevlendirilmiş doktorlar. Popov çiğer hastası Akbaev'in durumunu nasıl çözdüler. 8/X 30 yıl üzerinden hesaplandığında üç yıl gözetim altında tutulma cezasına çarptırılmıştır. Liste dört sütundan oluşuyor. Birinci sütuna sayısı. Toplam 32 kişinin içinden 20 adam seçilip Üçlü'nün mahkemesine hazırlanmaktadır. tutuklandıkları günden itibaren hesaplanarak uygulansın. Baş tarafına "Üçlü mahkemesi" ibaresi damga şeklinde basılarak kuşe kağıda özel dava evrağı hazırlanmış. Bir amirin emriyle hazırlanmış gibi. 10. Üçlü dedikleri. İkinci husus hiçbir sanığa avukat tahsis edilmemiş. üçüncü sütuna suçlama özeti denilmiş. Bu arada şu iki hususa dikkate çekmekte yarar var: 4 ciltlik suç davası dosyasındaki savcı. soruşturmacı. Bahsetmeden geçemeyeceğimiz çok önemli bir durumla karşı karşıyayız. yargıç) alınmıyor. Acı bağırsak gibi uzatılan söz konusu listenin sonuna BSBİ III: bölümünün amiri Borisov ile BSBİ vekili adına Hvorostyan imza atmış. "Islah evinin bünyesindeki revirde Kojamkulov Naşir. yetkili vekili hiçbirisinin adı soyadı tam olarak yazılmamış. işin bu yönünü bilmiyoruz. sırada Avezov'un adı soyadı yer alıyor. Moskova'daki BSB İdarenin müfettiş savcısı Katnyan'dan bir telgraf gelir. statüsü 7. ikinci sütuna suçlunun adı soyadı. Serbest bırakıldıktan sonra gözetim altında bulundurulsunlar. 8 Mart 1932 tarihinde Almatı'daki savcı Stolbov'un adına. Listeye 20 adamın adı soyadı yazılmış. VSS'nin Amiri Grinbavm bilig-5/Bahar '97 .

O fırtınada 100 binden fazla Kazak'ın başına zincir vuruldu. 37.34 Vekil Siluvkov 7 Mayıs 1932 M. Goloşçekin'e yazdığı dilekçeyi. Başka bir ifadeyle Taşkent. Kalanların pestili çıktı. Leningrad Üniversitesini üstün başarıyla tamamlayan Avezov'un Taşkent'e gelmesinin esas sebebi sadece doktora eğitimine başlamak değildi. Karara imza atanlar. iddia özetini. Aynı zamanda üniversitede asistan olarak bilime yöneldi. duygulanın ve fikirlerini. birden atlayarak. kelepçe gibi sıkarak geri geldi. uzun ve kısa hikayelerinin dergilerde ve de tek tek kitaplar halinde yayınlandığını söylüyor da. bazı insanların ömrünün tamamıdır. Abiljanov J. İdeallerine sıkı sıkı sarılan Avezov." İki yılı aşan ızdırap. Bunun 20 binden fazlası idam edildi.D. sorgulama protokolünü. gölge gibi peşinden ayrılmaz. Onun biyografisini yazdım" diyor. "Abay külliyatının redaktörü oldum. 'alaşordacı'. Sonra 3436.İ. Kalemine güvenen Avezov. Çünkü burada " Şolpon " dergisi. O dönemde Kazak tiyatrolarında yazdığı piyeslerin sahnelendiğini. Şarkiyat Fakültesinde doktoraya başladım " diyor. tutuklanma ile kanun nazarında aklanma arasında 26 yıl geçmiş. 38. Bu kararda şöyle yazıyor: 20 Nisan 1932 tarihinde " Kazak Milliyetçileri " suçlamasıyla yargılanan 20 kişinin davasını yeniden inceleyerek aşağıdaki kararı aldık: O insanların faaliyetlerinde suç unsuru bulunmadığından Üçlü' nün vermiş olduğu hüküm ortadan kalksın.. Avezov bu kararla özgürlüğüne kavuşur. sürgünden sürgüne dolaşıp. Rusça'yı çok güzel kullanan yazar iş arayarak bir çok müessesenin eşiğini aşındırır. bilig-5/Bahar '97 . 4245 yıllarında felaket kara bulut gibi çöküp. Hapisten çıktıktan soma dört ay kadar iş bulamayarak sendeleyip dolaşır. mesajlarını bu aydınlar arasında halkına daha rahat ulaştırabileceğini düşünüyordu. Dosanova A. Ondan soma " Taşkent'teki Orta Asya Devlet Üniversitesi. Aradaki birkaç yıldan bahsetmiyor.. 193032 yıllan arasında ' milliyetçi. alaşordacı ' suçlamalarıyla Almatı hapishanesinde yaşadıklarını bilerek unutulmaya terk etmiş. Stalin' in Kazak yurduna ulaşan zulüm politikalarının ilk örneğinin tarihi böyle. En sonunda Kazak Tarım Ürünleri Enstitüsünde öğretmen olarak göreve başlar. Yirmi altı yıl demek. sadece ömrünün son sekiz yılında sorgudan. aydın ve seviyeli ortam hava gibi gerekli olmuştu. Kazak alimlerinin. Avezov kendi elleriyle yazdığı otobiyografisinde 1923 yılı Leningrad Devlet Üniversitesinin Filoloji Bölümüne girip 1928 yılında bitirdiğini belirtiyor..'burjuva' suçlamaları uzun yıllar boyu. Öyle anlaşılıyor ki Avezov. kısaca butun dava evraklarını açıkladık. bir çok insanın yarı ömrü. "Jas Kayrat" gibi yayınlar çıkıyordu. Üçlü' nün kararını. eziyet. takipten uzak başı rahat bir şekilde yaşamış ve Peygamber yaşına geldiği zaman ağır hastalık sebebiyle hayata gözlerini yummuştu. aydınlarının ileri gelenleri 1920' li yıllardan başlayarak Taşkent'te toplanmaya başlamıştı. bir çok tiyatro eseriyle iki üç kitabın yazarı. 'karşı devrimci'. Önceki bölümlerde yazarın zindandaki ifadelerini. Moskova'dan göçen Doğu Halklarının Ortak Yayınevi de buradaydı. Kazak SSRİ Yüksek Mahkemesinin suç davaları ile ilgili Mahkeme Heyeti 28 Şubat 1958 yılı çıkardığı 22/ 0154 numaralı kararıyla Avezov' la birlikte cezalandırılan 20 kişiyi akladı. takipten takibe. Dikkat etmişsinizdir. yetenekli.. can endişesi ve somaki 26 yıla uzayan ümitsiz bekleyiş iki satır sözle sonuca ulaştı. Bir kısmı 1937 yılında tekrar tutuklanmışlar 'halk düşmanı' oldukları gerekçesiyle idam edilmişlerdi. yoldaşlar. Günden güne halkının gözü kulağı olmaya başlayan yazara. Taşkente geldikten soma gece gündüz demeden yayıncılıkla meşgul oldu. Harlamova T. "Kedey Aynası". Aklanma karan çıkana kadar o insanların bir çoğunun ömrü sona ermişti. Rüzgarın savurduğu toz zerreleri gibi yok olup gittiler.O. o dönemde Müslüman halkların başkenti durumundaydı. akılları başlarından gitti. Üçlü' nün kararı ne zaman bozuldu? Avezov la birlikte suçsuz ceza çekenler ne zaman kanun nazarında aklandılar ? Bu sorular mutlaka insanların kafalarına takılıyordur. çok hassas konularda makaleler yazdı. Üstun zekalı. Avezov ise. Kaderin cilvesi işte bu. Öyle olmakla birlikte 'milliyetçi'..

0 tufan 30. Gavrilov idi. O dönemde devletleştirme politikası uygulanıyordu. "Doktora öğrencileri Avezov ile Kemengerov ve asistan Koşkınbaev' in Üniversitemizle ilişkileri tutuklandıkları tarihten itibaren kesilsin. No: 7 . alim Mirzahmetov Mekemtes. F. yılın başında Müslüman cumhuriyetlere şiddetli dalgalar şeklinde yönelmişti. Bütün zenginliğini. 1 15. sonraki eşi Valentina Nikolaevna. Layla'yı alıp Leningrad' a gitti. (Juldız.) Leningrad'a gelen Valentina Nikolaevna'ın durumu böyleydi. Avezov ile Bavırjan Momışulı arasındaki ilişki sadece çok açık olan bir gerçeği gösteriyor1944 yılının Eylül' ünde. Ne olduğunu tam olarak anlayamamıştım. Muhtar Avezov. Zor günlerde aile içinde bir bağlantı olmuştum. halkının açlıktan. Doktora eğitimime devam ettim. sf.F. Avezov'un tutuklanmasıyla ilgili olarak Üniversitede yer alan tek belgenin kopyası aşağıdadır. elindeki azıcık malım yitirip talan olan çiftçiler ve köylüler açlık tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştı. yok edici zulmü. yeteneğine hayran olan danışmanının " Avezov' un doktorada üç yıl okumasının gereği yok. O eserde Alkey Margulan şöyle diyor: " Taşkent' te kalan Muğalima'yı Almatı' ya gönderdikten soma ben de Leningrad'a döndüm. halkın kaymak tabakasını bir daha süpürüp halkı mankurt halde bırakmaktı. İşte böyle zor bir donemde 33 yaşındaki Avezov' u tutuklayıp hapse attılar. 1930 Gerekçesi: Orta Asya Devlet Üniversitesi Pedagoji Fakültesi Dekanı Segal' ın dilekçesi. daha sonra ünlü bir doktor olan Orazbaev Kabış mektup getirdi. Kalemi güçlü yazar. 'Sosyalistik Kazakistan' gazetesinin yönetimine yazdığı açık mektupta. ' Gelişecek ülkenin çocukları birbirine yiğit der' sözüyle başlayan bu mektup halen yazar arşivinde saklanmaktadır. Stalin' in kanlı. O kitapta. iki yılda bitirir. Taşkent'te çıkan 'Kedey Aynası' gazetesinin redaktörü idi. Bavırjan.1988. Vatandaşlara atılan iftiraların.35 Akademik danışmanı dönemin büyük alimi." diyerek Margulan gerçeği yazıyor. Tanınmış şair. yayınevinde mi. 10. Üç dört yılda bir tekrar güç alıp ömür denizini alabora edip durmuştu. Arabist ve Müsteşrik Profesör M. 30' lu yılların başında Kazak entelektüellerine ne tür suçlamaların yöneltildiği. "O donemde Valentina Nikolaevna. tabiri uygun olursa okyanus dibinden yanardağ çıkaran tayfun gibi gürlemişti." 01. Bavırjan' ın naklettiği hatırat aşağıdaki gibidir. Otuzlu yılların başında Avezov'un alevler gibi yükselip gelen yayınları. üzerine su serpilmiş gibi kesildi. Bunun esas amacı Kazakistan ve Orta Asya'daki aydın kitleyi. beni Danyal İskakov'un eşi Mukarama' ya bırakarak Valentina Nikolaevna. 31 yaşındaki yazarın zekasına. gazetede mi." diyerek özel bir karar çıkardığı bilinmektedir. muhabir olarak çalışıyordu. "Avezov'un Asistanlık Döneminden Belgeler" isimli makalesinde (Kazakistan Muğalim Gazeti. acıktıran azap ömrüm boyunca bana yeter." diyor. Tursm Jurtbaev' in " Besigindi Ayala " (Juldız dergisi No: 1988) isimli romanında Muğalima' nın kısa bir hatırası yer alıyor: " Babamdan bir gece yarısı ayrıldıktan sonra. Bütün öğrenmek istediği: Valentina nerede. ilmi sekreterliğine ise Avezov atandı.Taşkent'te tutuklandığı zaman ailesinden yanında ilk eşi Rayhan' dan kalan kızı Muğalima. Avezov'un orta seviyeli üreticilerin mallarının ellerinden alınmasına karşı yazdığı makale herkesin dilindeydi. gazeteci Ziyabek Rüstemov'un adı edebiyatçılar tarafından iyi bilinir. 14 Kasım 1977) ayrıntılarıyla vermiştir. Komitenin başkanlığına M. titreten. Avezov'un Orta Asya Devlet Üniversitesinde asistan olduğu dönemle ilgili bilgileri. Çok geçmeden Orta Asya Terminoloji Komitesi kuruldu. Selamı ulaştırdım. Esmağambet Smayılov'un 'Abay' romanı hakkında yazmış olduğu değerlendirmesini müdafaa ettiğini biliyoruz. Kendisi ve Layla sağ mı? Duyguları nasıl? Benden ümidini kesti mi? Bu soruların cevaplarım araştırıp öğren. Almatı hapishanesindeki korkutan. Bir gün. Ey yiğit savaşa katılmadıysam da azabı kimseden daha az çekmedim... Gavrilov. 'Birlikte oturduğumuz bir gün Avezov. izini kaybettim. yöneltilen suçlamaların bilig-5/Bahar '97 . Muhtardanmış. "İşte o Rüstemov'un 1930 yılının sonunda 'Kasımordacıların Tamırına Balta :abayık' isimli kitabı çıktı. kırgından nasıl kurtulacağının yollarım araştırmaya başlamıştı. davalarının nasıl görüldüğü açık olarak yazılmıştı. ondan olan kızı Layla vardı.

Bu mektubu önce Kaz APP' nin başkanına. Avezov' un başını kurtaran üç husus. halkı nasıl etsek de yoksullaştırsak diye gayret göstermeleri anlaşılmaz diyerek sıkıntıları yazdı. Kendisine verilen bu aklı dikkate alan Avezov. sonraki dönemde tarihi. Yer yüzünün akıllı insanları kendi ülkesinin halkını nasıl etsek de kalkındırsak. Her şeyi abartarak meseleyi oldu bittiğe getirmek amacıyla oluşturulan suni rüzgar ortalığı karıştırmıştı. ' Hata ettim. Zaman kıskacında muzdarip olan Avezov'un 'ağzı yanan üfleyerek yer' misali gönlü kabardığı zaman seyrek de olsa sırlarını paylaştığı görülüyor. "İlk olarak. Almatı hapishanesindeki zor günleriyle ilgili hatıralarını sırdaş dostu Kayım Muhamed Janov' anlatmış. Uygulanan bu politikadan bir milyon kadar orta halli aile olumsuz etkilenmiş. Semey. azabı ağır. arkamızdan önümüz yakın.' diyor yazar. onları dilenciliğe yönelttik. Mektubu buraya almamakla birlikte onun içinden Avezov' un canını kurtarmasına sebep olan üç konuya değinmek istiyoruz. Torğay. Onlar asırlardan beri kalıplaşan otlak paylaşımına. Oysa bizim yöneticilerimizin herkesin malım mülkünü. Avezov çok önceden tahmin etmişti.' diye makale yazıp yol göstermesinde düşünen insanlar için büyük ibret vardı. Sorgulamadan geldikten soma yaşlı yardımsever bir kişinin gizlice söyledikleri bu gün hala gözlerimin önünde. Akmola eyaletlerinin yoksulları. Solhoz. Kazak ailelerin yerleri miras yoluyla eskiden beri paylaşılıp belirlenmiştir. diğer kopyalarını Kazakça ve Rusça hazırlayarak 'Kazakistanskaya Pravda' ile 'Sosyalistik Kazakistan' gazetelerine gönderir. büyük nehirlerin boylarında yaşamakta olan yerleşik halkın yanma göç etmeye başladılar. Bu kadar önemli olan bu faaliyetler nelerdi ? 1926 yılının başında. Merkezi Rusya' da ağaları tamamen yok etmek gerekir' şeklinde bir karar çıkarılmıştı. 'Ben anlatayım sen dinle. aradan altmış yıl geçtikten sonra. Kalp gözüyle gören akıllı insan olacakları hisleriyle önceden bilmişti. Bazı yazarların birbirlerine 'Başka ülkeye kaç' diye akıl verdiklerine nasıl inanırsınız ? 'Devrimci ideolojiye karşı' ifadesine her sayfada rastlıyoruz. gelişmeye çalıştıkça biz. 'Zenginler ile boy beylerinin refüze edilmelerinin gereğini ve gerekçesini samimi olarak kabul etmedim. bu yüzle gidecek insanlarız' diyerek akıl verdi' demişti. seçkin vatandaşı verdiği bu akılla Avezov' un kurtulmasına sebep olmuştu. Bizim gönüllüler de ağası olmayan Kazak köylerine gelip 'Beş keçisi olan Kazak' ı ağa olarak yazın'. Bu yüzle geldik. önce zenginlerin somasında ise on beş hayvan besleyip geçimlerini sağlayan orta halli ailelerin mallarının ellerinden alınması politikası uygulandı. Az zaman içinde cehennemin kıl köprüsünden geçmiş gibi olduk. ' Avezoğlu Muhtarın mektubu' adını verdiği bu mektup. tasarrufunu elinden alarak. Kolhozların yapılanması sırasında ortaya konan büyük ve önemli hizmetlere de ilk zamanlar güvensizlikle yaklaşıp karşı çıktım. oba geleneğine göre yeni dönemin şartlarına uyum sağlarlar. ' Göçebe Kazak aileleri hiçbir şekilde yerleşik hayata geçmeye zorlamanın gereği yok. Jurtbaeb' in 'Besigindi Ayala' adlı romanında da tam olarak yer almıştı. Orta halli aileleri ağa olarak bilig-5/Bahar '97 . malsız yoksulları dilenci durumuna düşürüp kırdı. köyünüzden ağa çıkarın' diyerek sopanın ucunu gösteriyorlardı. açık mektup yazmaya başlar. O mektubu tekrar yayınlamayı uygun görmedik. Malları ellerinden alınan Kazak aileler. yeniden yapılanma döneminde ancak bu günkü nesil tarafından anlaşılabilmektedir.36 iğrençliği insanı tiksindiriyor. yoksulluğun en alt sınırına düşerek açlıkla yüz yüze kalmıştı. Bu canavarın pençesinden kurtulacağımız şüpheli. ne yapsak da zenginleştirsek diye çabalıyor. Tok gözlü milletin. 'Muhtar. 'Ne yaparsanız yapın. T. söz konusu gazetelerin 10 Temmuz 1932 tarihli sayılarında yayınlanır.. boşluğa düşüp mekanlarından uzaklaşarak ne tür bir işle uğraşacaklarım bilmez bir halde göçe başladılar. Zindanın heybeti büyük. Halk zenginleşmeye. geçmişimi inkar ediyorum' diyerek hükümet temsilcilerine açık mektup yaz. Suçlu bulunan Avezov' u namlunun ucundan kurtaran bu mektubun tam nüshası 'Juldız' dergisinin 1988 yılındaki 7. sayısında yayınlanmıştı. Arka' nın şiddetli soğuk kışı.. "İşte bu acı sonu M. Bizler ömrümüzün sonuna yaklaştık. Bundan sonra kendi tezeğimizi kendimiz deşip ne yapalım. gerçekleri bilen insanlar gerekir.

Onu 'zengin yanlısı' . Bu makaleyi bu gün tekrar bastıracak olsak. O dönemdeki Kazak Edebiyatının önemli örnekleri üzerinde duran. ve 5.37 gösterip ellerindeki bütün malı alarak sürgün etmek insafsızca verilen bir cezadır. uysal halkın üstüne kamçı sallayarak "içlerinden ne yapıp edip amele bulun. Nasıl etsem de bu övünç verici iftiradan kurtulsam diye bunalan Avezov. tabii yapısına dikkat etmeyerek gözü kapalı gerçekleştirilen işlerin ardı arkası kesilmeyen ızdıraplara neden olacağını büyük yazar. 'Şolpan' dergisinin 1922 yılındaki 2. 'alaşordanın fikirlerini edebiyat sahasında uygulamaya koyan kişi' olarak gösterdiği malumdur. dünya üzerindeki mücadeleci teşkilatların sadece iyi yönlerini alıp. Bayron. birbirleriyle sıkı ilişkiler kurmuşlardı. onların halk tarafından pek dikkat edilmeyen sanat değerleri üzerinde tahliller yapan planlı.' diye yazıyor Avezov O halde 'Alka' nedir ? 'Alka' 20' li yıllarda genç edebiyatçıların bir araya gelerek oluşturdukları bir gruptur. saylarında. Merkezi Rusya'da 'Kemikleri derilerinden çıkan amele köylüleri yükseltiniz' şeklinde bir karar alınmıştı. Avrupa edebiyatıyla yakından ilgilenen Aymayıtov'un ustalığı. yemek yiyip ayak uzatmaktan başka bir şey bilmeyen amele başkanların çıktığını babalarımız türkü yakıp söylerlerdi. ameleden başkan seçin' diyerek işe giriştiler. 'Alka' nın öncelikli maksadı. 'Alkanın programım yenilikçi bir edebiyat programı olarak kabul etmem de doğru değildi. yerli halkın etnolojik özelliğine. Puşkin şiirleriyle aynı ayarda değerlendiriliyordu. 'Ey Pirim ey! Milletini seven milliyetçilikle suçlanır mıymış' diye söyleyen de aynı Avezov' dur. aksine onu iyice güçlendirmeye başladı' diye yazdı. Mağjan' in o dönemde 'çırılçıplak yandım sevdim' diye dilden dile dolaşan aşk şiirlerinin eski Kazak şiirlerinin mazmununun zenginleştirilmiş örnekleri olduğu söyleniyordu. okuyucularıyla buluş turulmayan makalenin sırrı neydi? Makaleyi 'Şolpan' dergisinden bularak okuduk. cildine alınacakken yayınevi redaktörünün ileri görüşlülüğü yüzünden çıkarılmıştı. Geniş makale önce Abay'ın şiirlerini tahlil etmekle başlıyor. Avezov'un 20 ciltlik külliyatının 15. Başka bir zaman. fikirleri ve yapısıyla çok değerli bir makale. Çin ve Rusya gibi iki büyük ülkenin arasında yaşayan az sayıdaki Kazak' in kendi etnik yapısını. Onlara ayrı ev yapın. 'Şolpan' dergisinde yayınlanan o makalenin özelliği neydi ? O makaledeki bozguncu fikirler nelerdi? Avezov'un başına bela olan bu hacimli makale ' Kazak Edebiyatının 'Şimdiki Devri' adını taşıyordu. bilig-5/Bahar '97 . 1923 yılındaki 4. Açık mektuptaki üçüncü husus 'Alka' ile ilgili. Fikirlerini makaleler halinde sureli yayınlarda yayınlamıştı. Bu hareketinin yazarın başına kara bulut gibi çöküp. Başka bir ifadeyle 'yenilikçi istikametteki edebi grup' olarak isimlendirilebilir. Yukarıda isimleri geçen bir çok yazar. Ülkeyi karıştırmakta olan devrimci ideolojilerin. Abay realizmi. yüksek eğitim kurumlarının edebiyat bölümü öğrencileri için çok yararlı bir kaynak olacağı şüphesizdir. çok önceden tahmin etmişti. geleneklerini ve kültürünü koruması. Abay romantizmi konularım tanımlayıp açıklayarak bu edebi akımların Kazak edebiyatına giriş aşamalarını teferruatıyla izah ediyor. öylesine karışık. Kazak milletine uygun olan tecrübelerinden yararlanılmasını teklif ettiler. saylarında yayınlanmıştı. O dönemde cahil. Sonra Ahmet Baytursmov'un eserlerindeki edebi değer üzerinde duruyor. Açık mektupta üzerinde durulması gereken ikinci önemli husus. değişikliklerin ve devrimlerin çok sık yaşandığı bir dönemde. onları diğerlerinden ayırarak köyün dışına çıkarın. ve 3. Jusıppek Aymayıtov'un eserlerindeki psikoloji inceleniyor ve kahramanların tahlilleri yapılıyor. bunların Kazak toprağına. zaman kaybına tahammülü olmayan önemli bir meseleydi. baş deyince kulağım gösteren. Mağjan Jumabaev' in şiirlerindeki romantizm. resmetme tarzındaki yenilikler üzerinde derinliğine duruluyordu. 'Şolpan' dergisinde çok önce yazdığı bir makaledeki fikirleri için 'Onlar gelişme yolunda zararlı fikirler idi' dediği ifadedir. Kazak adet ve geleneklerinin unutulmasını önlemekti. "İşte. Bu karar üzerine bizim gönüllüler. ' Edebi hizmetim gençlerin gönlündeki milliyetçilik ateşini hafifletip azaltmadı. Bu şekilde 70 yıldan beri gizlenen.

akrabayız. Bu şekilde gazeteler vasıtasıyla kendi kendisini suçlayarak. 'Endik Kebek'te ve 'Baybişe Tokal' daki kadın tiplemelerini canlandırdığım anlatarak 'Muhtar hapiste yatarken arkasından gidemedim. Demek ki Avezov. hiç kimseye söyleme. Yazarın akrabası Avezov Ahmet. insanın başına bela geldiği zaman dostuz. Bunlarla birlikte.n. Bu kitabın yazarının konuştuğu kişilerden biridir.(Ahmet. Bu bölümde T. ç.. gelecek nesillerle yüzleşebilmek amacıyla ömrünü amaçların amacı (en büyük maksat) olarak değerlendirmesidir. Avezov 1 Eylül 1932 tarihi itibaren Kazak ve Rus Dili bölümünün doçenti olarak işe kabul edildi şeklindeki kararını biliyoruz.Ahmet. ünlü kalem erbabının bu ifadesi hayatı boyunca canını sıkan en önemli sırrıydı sanki. O sohbetlerden birinde Ahmet Ağabey. alaşordaci' suçlamalarıyla yargılayıp canından bezdirmelerinin esas dayanağı bu gerçektir. bir kurt gibi içini kemirir. 'Bala Muhtar' (Yazar.' diyerek içindeki üzüntünün ve pişmanlığın beynini kemirdiğini anlatmıştı. Bu makalenin yazarı (D. Böyle yapmayan nice gençlerin altın başlarım kurban ettiklerini biliyoruz. Gelecek nesillerin ve yapacağı büyük hizmetlerin hatırına o açık mektubu yazan Avezov' u henüz yeni yeni tanıyoruz. . Bir ev kiralar. Leningrad' daki eşine ve kızına mektup yazarak geçmişteki dargınlığının hepsini unutup onları çağırır ve güz mevsiminde Almati tren istasyonunda karşılar. geçmişteki 'milliyetçi' suçlaması ve iki yıla yakın karanlık zindanda yatmış olması.D. toplantısına delege olarak seçilmediği halde sadece konuk olarak katılmaya mecbur olur. giyim kuşam getirip duran Ahmetbek Şiykibaev veya Ahmetbek Beysembaev' in isminden iltifatla bahsediliyor. 1978 yılında vefat etti. Bu gün yaşı doksandan aşmış durumda.) Büyük yetenek. Avezov Taşkent. Yazarın ailesini bağrına basıp işlerine göz kulak olan arif bir ihtiyar var.S. Söz konusu mektubu yazarak 'geçmişte yaptıklarını karalamasaydı' bu gün bizler için 'Abay Joli' romanı yazılmamış olacaktı.38 Bu günkü yeniden yapılanma döneminin bayraklaşan sloganı. her milletin kendi geleceğini kendisinin hazırlama hakkına sahip olmasının gerekliliği değil mi ? "İşte. nikamu ne skaji.. kaderime isyan ediyordum. 'İzder' adındaki denemesini yazar. Savaşa katılışımla ilgili belgelerimden bazı insanlar şüphe ettikleri için gazi aylığımı alamıyor. hatıra kırıntılarına dikkat edilmesi gereken çok önemli bir nokta var.D. 1967 ) isimli hatıratı yayılandı. Almati hapishanelerinde yattığı zaman arkasından ağlayıp kalan Muğalima' ya göz kulak olup hapishaneye yiyecek içecek. her şeyi kabullenmesi.S. Avezov Ahmet ömrü boyunca Sarıağaç şehrinde yaşadı. Nihayet S.) 'Şeşen Karinin Dostığı' isimli hikayesi yayınlandı. Bunun delili o dönemde kitabın yazarına o Ahmet' in anlattığı hatıralardır. Stalin nas ne lubit. ç.R. O Ahmet anlatıyor: 'Ellili yılların başı olacak. 1930 yılında Avezov' u zindana kapatan mahkeme kararı. Stalin bizi sevmiyor. Söz konusu açık mektupta. Bu bölümde yine bir hatıraya yer verelim. ileri görüşlüdür. Enstitün' nün 14 Eylül 1932 tarihli ve 79 numaralı M. 1930 yılının başında Avezov' u 'milliyetçi. Bu ihtiyar ile Avezov' un dostluğu hakkında bu incelemeyi yapan yazarın (D. Adı soyadı Ahmet Kartaşov. Avezov'un çok sıkıntılı ve bunaltıcı bir dönemde küçük hedefini büyük hedefi uğruna gözden çıkarması. bilig-5/Bahar '97 . n. ' Karaş Karaş Olay' na malzemeler toplayıp çok geçmeden yazmaya başlar. Hapisten çıkan Muhtar. Bahçede dolaşan sevgili Muhtar. bir müddet sessizlikten sonra Kazak Tarım Ürünleri Enstitüsünde öğretmen olarak işe başladı.) o dönemde fırsat buldukça Ahmet Ağabeyle defalarca sohbet etmişti. ancak 1958 yılında ortadan kalkmıştır. yazarlarının 1. . Avezov' u 1937 yılında yeniden tutuklanarak 'halk düşmanı' olmaktan kurtarmıştı.arkamdan gelerek kolunu omzuma attı ve sessizce konuştu. Bu. Sıkıntıya düştüğü zaman yazara yardım eden kişi Şokaev Ahmet' ti. Jurtbaev' in 'Besigindi Ayala' romanındaki bir isim üzerinde özellikle duralım. diyen bir çok kişinin saklanıp uzaklaştığını biz buradan anladık. yardım edememişti.

Enstütü ilmi heyetinin karan olmasına rağmen. Muhtar Avezov'un edebi eserlerinin tamamının akademik baskısını hazırlayabilirsek. hiçbir yetenek sahiplerine belirlenen çemberleri açmasına izin vermedi. Yesevi Ü. yüzyıl edebiyatının büyük klasiği Muhtar Avezov'un ilim ve sanat yolunu tanımak. Kamuoyu ve edebiyata tayin edilen talepler. geçmişim umursamayan. İşte. İlginç kaderli Muhtar Avezov eserleri. Kazakistan Halkları Tarihi ve Etnofılolojisi Arş. Hatta. çok yönlü araştırmalar ve ilmi teorik incelemeler yapılmasını gerektirmektedir. Milli manevi hazinemize dönüşen. halkımızın geçmişi ve bugününün temeli manevi alemindeki tekrarlanılmaz muhteşem estetik dünyası da yeni bir açıdan değerlendirilmelidir. bu durumdan dolayı. A. uyanık okuyucuya malumdur. bilig-5/Bahar '97 . Ens. Kazak Türkçesinden aktaran: Banu MUHYAEVA XX. bütün eserleri tıraşlayıp. Yazar. gelecek nesil şuuruna ulaşmadan "aktandaktara" veya "yarı aktandaktara" dönüştü. yazar eserlerini yeniden tanıyıp. Mükemmel eserleri ve temel çalışmaları da çağdaşlarının göz önünde. tarihin tekrarlanılmaz sosyal. burokrasi şuuru benimsetti. Mdr.39 MUHTAR AVEZOV YILINDA DÜŞÜNCELER Prof. sansür müdahele ederek. yazarın estetik dünyasını derinden araştırmak meselesi. yünü yolunan tavuk gibi basıldığı. Bunlar yazarın altı ciltlik ve on iki cilt eserler toplamına girmedi. Bu dönemde yaşayan yazar kaleminden doğup. Dr. milli zihniyetin damarını kesip halkın tarihi hafızasına el koyup. edebiyat eleştirilerinde birbirine zıt ve ikili fikirler oluştura geldi. elli ciltten oluşacak eserlerinin basılması medeni ve manevi hazinemizin zenginleşmesinde kaynak olacaktır. Çünkü toplum zihniyetindeki değişimler ve Milli bağımsızlık bayrağı altında gelişmekte olan tanım ve yeni görüşler çerçevesinde büyük yazarın engin edebi mirası. değerlendirmede geniş çaplı. parti ilkeleri. siyasi sarsıntıları ile totaliter sistemin adaletsiz baskısında geçirdi. Zaman talebi seviyesinde bulunabilmek. tekrarlanılamaza aslı olan edebi eserleri yeni zaman ruhunda ve ilmi esasla değerlendirme meselesi. Mekemtaş MIRZAHMET H. huzurumuza tarih görev olarak çıkmaktadır. böyle kaderi çetin siyasi sosyal durumda. bugünkü zaman talebi açısından değerlendirme görevini ileri sürmektedir. eserlerinin tamamı diyebileceğimiz yirmi ciltlik toplama da sansür tarafından caiz görünenleri ilave edildi. hayatını halkıyla birlikte dar geçitlerden geçerek.

düğümleri çok. karışık haldedir. İkinci olarak. Tejibayev ve başkalarıdır. Gabit Müsrepov. ilmi tecrübe de azdır. Buradan birkaç zorluklar çıkabilir. karışık. zaman taleplerine göre Muhtar tanıtımının hangi esas problemlerin araştırma objesi olacak. Avezov hakkında yazılan çalışmaların Kazak diliyle sınırlanmadan. özellikle yazarın 90. Yazarın ilk akademik baskısını kaliteli bir şekilde baskıya hazırlamak için. ulaştığı zirvesi. başka halkların dillerinde de yazılıp. yani on yıl içerisinde Rusça'ya geçme dönemlerinde hızlı değişimlerden dolayı imlanın bir kalıpta olmamsı bu dönemlerde yayınlanan eserlerinde çok metin ve imlâ değişiklikleri görülmektedir. Bizi. kronolojik bakımından bilig-5/Bahar '97 . konu. B. Hatta bazı eserler basım kurulu tarafından " dikkat etmek " için veya sansürün yersiz müdahalesinden bazı yerleri kısaltılıp. Kazak edebiyatı tarihinde önce bunun gibi sorumluluğu büyük. Şimdiki ve önümüzdeki dönemlerde Abay tanıtımı alanında gündeme gelir. özellikle Abay tanıtımı alanında göründü. tür. dünya edebiyatında tekrarı olmayan ayrıca bir olaydır. Muhtar tanıtımı alanını oluşturmada öncülük gösteren edebiyatçı alimlerin katkısı ağırlıklıdır. Zamana göre yanlış yaptıklarımız da yok değildir. yayınlanması. Muhtar tanıtımı alanının karşılıklı ve zor meselelerini ilk eleştiricileri ve teffekürleri ve önemli ilmi araştırmalar yapanlarda ağa nesil temsilcileri Saken Seyffulin. Yıl dönümü münasebetiyle 1997 yılı Avezov yılı olarak adlandırıldı. Fakat bu zor. Bilgin alim. derinden benimsemede sahayla ilgili elde ettiğimiz başarılar vardır. fikirler düzensiz sistemleştirilmeyen. ağa nesil geleneğini yakışır bir biçimde devam ettirdi. Muhtar Avezov'un ilmi sanat yolundaki yıldızının parladığı iki zirvesinin ikisi de Abay eserleri ile doğrudan ilgilidir. Muhtar Avezov'un 100. yazar eserlerinin bütün insaniyete ortak manevi hazine kaynağı olduğunu göstermektedir. Avezov Edebi Anıtlar Müzesi görevlileri ilmi esasa dayalı elli cilt akademik eserlerinin tamamının baskıya hazırlama çalışmalarım başlattılar. Kenjebayev. onun ilmi teorik seviyesine göre araştırılacaktır. Yazar eserlerinin tanıtımında. Fakat. Bu yılda gerçekleştirilecek amaçlarımızdan biri de yazarın elli cilt oluşturacak eserlerinin tamamım hazırlamaktır. sonra orta ve genç kuşak Muhtar tanıtımının çeşitli karışık ve önemli meselelrini derinden araştırarak. UNESCO'nunn belirlediği.40 Muhtar Avezov'un hayatı ve ilmi. Büyük şair Abay eserlerinin ilmi araştırmaları ile ve incelemelerden kaynaklanan Abay hakkındaki sanat eseri arasındaki bütünlük. onun hangi yönü incelenecek sorlarının cevabı da. önceki baskılanyla mukayeseli verilecektir. hatta bazı yerleri değiştirildiği gizli bir sır değildir. Gelecekte Muhtar tanıtımı alanındaki ilmi araştırmalarda elde edilen başarılarımız. Çünkü kalıplı sosyoloji görüşün Kazak edebiyatı üzerine çok durup fazla zarar vediği. eses problemlerinin hepsi de. eserinin zirvesi " Abay jolu " epik romanında aranacaktır. İlmi sahasındaki önemli başarısı. büyük ilmi araştırmalar yapan kalem sahiplerinin genel sayısı bini aşmaktadır. sanat eserleri hakkında eline kalem alıp fikir söyleyen. önce arşiv belgelerini tür. M. metin problemlerinin doğru çözülmesi için bir siteme dayalı ilkeyi tutunup bir kalıba sokmak ihtiyaç duyulan talep olarak gündeme gelmektedir. geniş çalışma yapılmamıştı. Buna üstelik 1930 1940'lı yıllar. Çünkü yazarın arşivindeki belgeler. Sabit Mukanov. Onlar konu. Sanattaki başarısı ve ulaştığı zirvesi "Abay jolu" epik romanıdır. Bu durumları dikkate alarak yazarın elli ciltten oluşan eserini baskıya hazırlamada imlâ. fikirlerimiz bugünkü seviyesinde kalmadan. Karatayev. Bu neslin oluşturduğu geleneği. A. Muhtar tanıtımı aracılığıyla. Bu grubu yeniden araştırma işine katılmaya başlayan gençler akımı devam etmektedir. elli cilde giren eserler. değerlendirmesinde ve yayınlanmasında ciddi araştırmalar yapıp. M. M. Bu sebepten yazar mirası konusunda derin incelemeler genç kuşak huzuruna tarihi görev olarak sunulmaktadır. yazarın on iki cilt eserlerinin toplamı. klasik yazar Muhtar Avezov'un edebi eserlerini her yönüyle tanımak. Yıl dönümü münasebetiyle yayınlanmış 20 cilt eserler toplamı yönlendirecektir. deve kaldıramaz sorumlu bir çalışmadır. bu baskılarda metin tenkitleri yeterli seviyede yapılmamıştır. Kazak edebiyatı tarihinde Abay tanıtımı alanının temelini oluşturan eserlerdir. kronolojik bir düzene sokulmamıştır.

Bunlar redakte edilip düzeltilen nüshalara veya dönemin siyasi sosyal durumuna göre kısaltılıp. Abay tanıtımının ilmi temelini oluşturan M. Günümüzde yazar arşivinde bulunan son yıllarda çoğalmakta olan hatıralarım toplayıp. Latincedir. onu şimdiki okuyuculara ilmi esasta tanıtmak gelişmekte olan Muhtar tanıtımının en önemli meselelerindendir. çok yönlü hayat sırrından bahseden tekrarlanılamaz el yazısı nüshalarıdır. konu. mektupları. Bu iş acilen yapılmalıdır. onu gözleri ile gören arkadaşlarının hatıralarının ayrıca yeri vardır. Moskova'da. nadir bulunan iki cilt kaynaklan da dahildir. bazen sadece kendisi anlayabilecek şekilde yazılmasından dolayo. Muhtar Avezov' un el yazısının. Bunlar yazarın yaşadığı türlü siyasi. doğru okunması da külfetli bir iştir. Muhtarın hayatı boyunca yazdığı mektupları ve yazara yazılan mektuplardan oluşan epistolyar tür. Avezov'un hayatım. yazarın çetin dönemlerde yaşadıklarının sırrını öğrenmemizi. Araştırılırsa bu mektuplar birikimi. Abay eserlerini ilmi esasta tanıtma ve inceleme çalışmaları 20 yıllık. Bu zorluklara katlanıp M. bildirileri. Gelecekte onların birkaç cilt olarak yayınlanması ve onlardaki kaynakların her yönüyle incelenmesi gerekir. Onların yanlışsız. bilig-5/Bahar '97 . Taşkent'te.41 tasnif etmek gerekir. ilmi ve sanat yolunu derin incelemede çağdaşlarının. sosyal hayatıyla ilgili çok değerli. kronolojik yönden tasnif edilip. Ortak Abay tanıtımı tarihinde büyük düşünür. Büyük şair mirasım derin inceleyip. Rusça yazılan nüshalarının hepsi de tür. Şimdi M. kapalı fikirleri. Muhtar Avezov' la doğrudan veya dolaylı münasebette bulunan. her birini açıklamalar ve orada bulunan isimler ve mekan adlarının dizini ile birlikte yayınlamak yararlı olur. Yazar mirasım araştırmada bekletilmez. Avezov eliyle yazılan Abay eserleri ile ilgili bilgiler ve sanat eserleri kaynaklarının toplanıp. Abay hakkında 15 cilt oluşturacaktır.her çeşit edebi türden yazılan büyük şair hakkındaki eserlerinin yazılması ise 12 yıllık bir uzun süreyi kapsıyor. konuşmaları. acele veya kısaltarak. şair mirasım ilmi yönden incelenmesi için M. opera librettosu. çözülmesi çok zordur. onlara ilmi açıklamalar yazılmalıdır. tasnif edip. çok acil meselenin biri Muhtar Avezov' un edebi ortamı ve çevresidir. tezleri çeştitli fikirleri. estetik araştırmaları kökünden kavrayarak. Muhtar Avezov'un sadece Abay eserleri ile ilgili arayışları ve araştırmaları veya Abay hakkında sanat eseri. Çünkü gözü alışmış adam olmazsa. Örnek olarak şunları söyleyebiliriz. Çünkü yazar çağdaşları ve sırdaş. saygıdeğer ortaklarının fikirlerinde. Yaşayan arşiv sahipleri hafızasındaki bilgileri kağıda geçirmezsek. Sank Petersburg'da. düzene sokulmalıdır. değiştirilen nüshalarıdır. Avezov'un katıldığı bu edebi ortamlar ve yaşam sırasında münasebette bulunan kaderleri çeşitli insanları ve münasebetlerini tespit etmek kolay iş olmasa gerek. Fakat bugüne kadar değinilmemiş. yazarın temel çalışma sahası. Bunlar tarihi şahıslara. Buna epik romanı yazdığı sırada ayrıca halk ağzından topladığı Abay' ın hayatı ve şairliği. Avezov'un yaptığı ilmi. Araştırıcılar için de bilgi kaynağıdır. bununla birlikte yazar labaratuvarının tabiatının açıklanmasını sağlayacaktır. yani ilim ve sanat bakımından yapıldı. Bilgin yazarın kaderleri her türlü tarihi şahıslarla doğrudan ve dolaylı olarak münasebet ettiğini veya onun Semey'de. bazı insanlara ve resmi kurumlara yazılan mektuplardan ibarettir. oradaki türlü fikirleri. Orunbor'da. Sadece bilgin alimin Abay tanıtımı alanındaki daha yayınlanmayan arşiv belgeleri 30 bskı kalıbım aşacağı biliniyor. aynı kaderi paylaşan insanlar hatırası bizim için bir malum bilgi tabakalarının açıklığa kavuşmasının kaynağı görevim yapacaktır. film senaryoları ve onların birkaç defa Kazakça. edebi senaryo. sosyal durumlar sırrını öğrenmeye götürebilen değerli kaynaklardır. büyük şair Abay etrafında yoğunlaşmaktadır. " Abay " tiyatrosu. Abay'la ilgili çalışmalardan oluşan 15 cilti baskıya hazırlama ön çalışmayı gerektiriyor. haşiyaları. Yukarıda adı geçen çeşitli bilgiler kaynaklarının çoğu Arapça. Bunlardan seçmeler Rusça ve Kazakça olarak iki defa yayınlandı. Bilgin alim bütün şuurlu hayatı ve ilmi sanat yolundaki gelişmesinin esas teli. Abay tanıtımı alanındaki yazarın sürekli araştırması iki sahada. el yazıları. "Abay Jolu" epik romanını yazdığı sırada birkaç defa değiştirilmişti. M. çok değerli bilgi kaynaklarını kaybedebiliriz. Yazarın eserleri çok değerli kaynaklardan biri de. Redakte edilen ve onların arşivde bulunan birkaç nüshaları vardır. Almatı'da edebi ortamı olduğunu kimse şüphe etmese gerek. araştırılmayan sahadır.

yazarın eserlerinin araştırılması ve değerlendirilmesi. M. İşte. sanatta ve ilimde tanıtma meselesi geniş çapta araştırma objesi olmaktadır. bütün Kazak edebiyatı tarihinde. sosyal faliyeti ve yabancı dillere aktarılan eserlerini inceleme ve değerlendirme. genel okuyuculara. yüzyılın büyük yazarı olarak bilinen M. tercüme. magistirlere. Avezov hayatı ve edebi eserlerine atıf edilmiyor. kim olsada derin tanıyıp. şu çalışmalar gerçekleştiğinde Muhtar tanıtımının temel ön şartları yerine getirilebilir. sanat ve ilim sahasında arayış ve araştırmalarımızın bir sisteme dayalı derin incelenmesi ile Muhtar tanıtımına büyük katkıda bulunabileceğimizdedir. bilig-5/Bahar '97 . yazar eserlerinde çeştili renkler bulup. oldukça geniş çaplı manevi hazine olcağına güveniyoruz. ilk sırada kronolojik sisteme dayanan bibliyografik çalışmaların yapılmasını gerektiriyor. Sebebi özel ansiklopedik bir tek M. genel dil bilimi sahasını araştırılacak önemli problemdir. Çünkü. özünü kavramak. Bu yolda " Abay " ansiklopedisini hazırlamada elde edilen başarılar ve eksiklikler tecrübesine dikkat edilmelidir. Dünya klasikleri Shakespeare'in bütün eserlerinde 18000. M. Muhtar tanıtımının ilmi seviyesini yükseltip. sanat eserlerini yüzüncü yıl dönümü münasebetiyle geniş çapta tanıtmak için. M. öncelikle yazarın sanat eserlerini. yeni mensur. Avezov'ise sadece 4 cilt romanındaki kelimeler sayısı yukarıdaki sözlüklerin üçte birini oluşturması şaşırtıcı ve düşündürücü olgudur. Avezov'un bütün ilmi. uyum sağlaması nedenlerim keşfetmek yeni görüşler oluşturacaktır. bekletilemez. tiyatro. asistanlara. Geçmişteki göçebe hayat esasım kendi tabiatına uygun özelliğiyle. estetik dünya görüşü ve sosyal estetik anlayışım etkileyen büyük düşünür. Bibliyografik dizinin esasında okuyucu ve araştırmacılara. Bu yazar kaleminden doğan her türlü edebi tür niteliğinde. yeniden gündeme gelip ihtiyaç duyulan zor mesele " Abay " eserleri Muhtar Avezov çalışmalarında konusu çok ciddi araştırmalar gerektirmektedir. devir talebi ve çağdaş seviyedeki yeni bakış. uzun yılları kapsayan ilmi projeye dayanarak yürütülmesi az olsa bile. yani gündemdeki ilmi pratik çalışmalara gerekli konu sistemli bibliyografik dizinin yapılması gerekir. şair eserleri.42 Avezov'un yaptığı tekrarı olmayan araştırmalarının sırrını öğrenip. uygun rehber bibliyografi dizininin birkaç dilde yapılması gerekliliği gündeme geldi. Çünkü bu bir defa yapılacak manevi eser olduğundan dolayı. Yavaş yavaş oturtulmaya başlayan iyi öneri Abay tanıtımı ve Muhtar tanıtımı alanında istikrarlandırmayı gerçekleştirebilirsek çok şeyi başarmış oluruz. Muhtar tanıtımının teşekkülü ve gelişme tarihini öğrenmek. bu yeni bir problemdir. Abay tanıtımını da derinleştirip. Puşkin'in eserlerinin akademik baskısında 22000 kelime oluşturduktan söyleniyor. Muhtar Avezov ilmi. başka vakitte devam etmediği gizli sır değildir. acil ilmi hem pratik önem taşıyan derin mesele olarak ileri sürmektedir. estetik yolunun bütün manzarasını ilmi yönden incelemek amacıyla. yani M. Fakat meselenin düğümü. Bu sebepten. Avezov eserlerinin dilini bütünüyle kapsayan sözlük yapma meselesi. yeni yönlerinin açıklanmasını sağlıyacaktır. tanıtılmasıyla ilgili geniş kapsamlı bibliyografik dizin yapmanın ilmi pratik önemi büyüktür. Bu bakımdan. XX. Abay'ın oluşturduğu manevi gelenek. ilmi araştırmalarını. konferans verenlere. araştırmalar ile ilgili saha taraması yapılmalıdır. Muhtar tanıtımının çerçevesini açıp. Muhtar tanıma alanında şimdilik yazar eseri sistemli araştrıma konusu olup. Avezov göçebe hayat temelinin tekrarlanılmaz yazandır. Onun yazı dilinin sözlüğünü yapmak. edebiyat tarihi. Avezov'un ilmi. Avezov hayatı ve edebi eseri ile ilgili ansiklopedik yapma meselesi ele alınmaktadır. Muhtar'in uyardığı gibi Abay eserinin ilmi esasla değerlendiren çalışmaları çoğu zaman ilgili törenler sırasında hızla çoğalsa. Abay tanıtımı tarihinin gelişmesine dikkat edersek. M. bunun gibi ön çalışmalar temeline dayanarak. İşte. Çünkü 1979 yılında basılan Muhtar Avezov' un "Abay Mu" romanındaki kelimelerinin kullanım sıklığı sözlüğü eseri ancak 4 kitabı kapsayan isim sözler sayısının 16983'e ulaştığını açıkladı. M. tez yazan öğrencilere. Eğer yazarın 50 cilt akademik baskısı yayınlanırsa.de ilgili. yazarın manevi gelişmesinin ince sırlarını öğrenmemizin rehberi oluyor. kendi ürünlerini vermektedir. yeni görüş açısından yazılmalıdır. Avezov'un tekrarlanılamaz büyük şahsiyetini estetik edebiyatta. bilgelikle yararlanarak renkli sözle tekrarlanılamaz estetik dünya oluşturması çok zordur. alanını genişletmeyle birlikte. onda kullanılan kelimelerin sayısı bakımından iki üç defa artacağı şüphesizdir.

eğitim meseleleri gibi tarihi hadiseler hakkında bilgi verilmesi. ava çıkma ve tabiat olaylarıdır. Babasıyla yollan ayrıldıktan sonra Abay kendi yoluna. gençlerin serüven ve oyunları. gerçek anlamda ansiklopedik bir çalışmadır. Darmen gibi insanlarda bulur. Büyüdüğünde Kodar'ın tek mirasçısı olan. o dönemi geniş bir şekilde çok yönlü olarak tasvir eden. cut (kara kış). Fakat o. insanların ve kaderlerinin çeşitliliği. büyük derebeyleri arasındaki anlamazlıklar. Dr. problemlerin çok yönlü ve çok planlı olarak anlatılması şaşırtıcıdır. O gerçek dostluğu halktan olan Darkembay. Eserin ana fikri. Epope konulan boy başçılarının kavgası. Bu mücadeleye Kazak toplumunun üç nesli iştirak etmiştir. toprak. yönetici seçimi. kardeşinin çocuğu Darmen'e gönülden yardım etmiş. Hayat gerçeğine uyan yazar. bu yetime baba olmak isteyen iyi niyetli Darkembay'a saygı göstermiş. Bazaralı. Zeki AHMEDOV Aktaranlar: Zeyneş İSMAİL . cesur ve yürekli insanların öç alma istekleri. yazın yaylaya göçme. Romanda (epopede) gösterilen problemlerin çokluğu. Çocukluğunda da suçsuz olan Kodar ve gelini Kamka'nın ağır şekilde cezalandırılarak ölüme terkedilmelerine çok üzülmüştür.43 "ABAY YOLU" EPOPESİNİN YAZILIŞ TARİHİ M. Daha sonra bunun manasını anlamaya başlar. mücadele yoluna girer. hemen karşı çıkmaz. göçebe yaşamı. bağımlılık durumu. büyük planlı epik.Ahmet GÜNGÖR bilig-5/Bahar '97 . fakir insanların hasret dolu gözleri. yayla mücadeleleri. halkın yarım asırlık tarihini kapsayan eserin içine sinmiştir. köy işlerini yürütme yöntemleri. hayat. adaletsizlik gönlünde yara açıp. ilerici demokratik güçlerin eskiyi savunan derebeyliğe karşı bir mücadelesidir. kız isteme ve düğün. ölünün ardından yemek verme. Halkın hayatı ve geçimini teminini. Önceleri Abay babasının ve diğer sömürgecilerin eylemlerini kabul etmeyerek sık sık kaygılanır. kültür. Abay'ın geçirdiği zor ve dalgalı yolu tam göstermeye çalışır. Bu mücadele. dava görme. Awezov'un "Abay yolu" romanı (eposesi) geçtiğimiz asrın ikinci yarısında Kazak halkının hayatının çeşitli yönlerini açıkça gösteren. itiraz ve öfke doğurmuştur. Kazak toplumunda Abay'ın başlattığı. Abay bunların hepsini benimsemiştir. gelenek an- Prof. toplumun tam sosyal yapısı.

şairin halk hasretini bütün kalbiyle hissettiğini göstermek içindir. Takejan. Awezov. Uzun yıllar boyunca birçok insandan toplanan bilgiler gelecekteki kahramanların hayatıyla ilgili gerçek olayları. Yazar. üçüncü şahıslar tarafından duyduklarını bile üşenmeden not etmiştir. Gerekirse. Abay'ın hayatıyla ilgili büyük bir eser meydana getirirken. Orazbay. bazı hadiseler birbirine zıt bulunsa bile. Darkembay'ın Kunanbay ile olan anlaşmazlığını. milli ve insani değerlere önem vermekte ve birliğini görebilmektedir. bütün yazdıklarını bir düğümde toplamak için belli başlı meseleleri ortak bir yola koyup karşılaştırarak. eserin kompozisyon birliğini güçlendirmek için veya onların karakterini göstermek amacıyla kendisinin yarattığı olay ve çatışmaların içine koymakta. Usta tasvirci elindeki zengin bilgiyi özenle araştırarak. Awezov. o ortamda yaşamış prototip kahramanlarla oldukça sık karşılaşıyoruz. boylar arası mücadele vb. çevresinde yaşamış birçok insanın ulu şair ve çevresi hakkında yazılmış hatıra bilgilerinin çokluğunu farkettik. onları roman kahramanına dönüştürdüğünü yazmaktadır. Onları bu şekilde iki gruba tek şartla ayırabiliriz. onların söylediklerini kağıda dökmüştür. olaya uygun vazifeler yüklemektedir.) tarihi süreçlerin özünü anlayıp tarihçilere yön göstererek aydınlatıcı fikirler verdiği söylenebilir. İyis. İsa. olayların gelişimini değiştirerek kendine göre düzenlemektedir. o çevrenin tanınmış insanları hakkında paha biçilmez bilgiler vermektedir. onları epopenin hayali kahramanları ile de karşı karşıya getirmektedir. bilig-5/Bahar '97 . Awezov. yaşamış ve prototipi olan gruba dahil edilen kahramanları yazar. Yaşam ve edebiyattaki bu insanların birbirlerinden çok farklı olmaları doğrudur. Bazaralı. mesela. Fakat gerçekte ise bunun sadece dış benzerliklerden ve bazı özelliklerden ibaret olduğunu görmekteyiz. halkı yönetmeye alışan Ağa Sultan'ın avam temsilcisini ayağının altına alarak ezecek kadar acımasızlığını göstermek için gerekmektedir. Abay'ın yaşadığı çevreyi yazarın çok yönlü olarak tanıyabilmesi için bir fırsat olmuştur. İnsanların birçoğuyla bizzat tanışan M. Abay devrini sanatsal olarak tasvir etmesinde. halk vekillerinin görüşlerini tasvir eden M. Bazen bazı kahramanların yaşamakta olan insana (prototipine) çok benzediği tesiri uyanmaktadır. Bazen ikinci. Seyit. Awezov'un elyazması arşiviyle tanıştığımızda. o devrin asıl olayları hakkında. Darmen. Bejey. Mağaş. Ospan. Toplumun tarihi gelişiminden devrimize kadar önemini kaybetmeyen ilerici eğilimleri ayırdedebilmektedir. M. Yazar. Abay'ı gören. Onların yanında. epopede anlatılan olayların çoğunu gençliğinde duymuş ve yaşamıştır. kabul edilen doğrular çerçevesi ile kısıtlamamaktadır. Yazar. Maybasar gibi o devirde. Çünkü. Awezov. Bu. hiçbir insan şimdiki haliyle kendi kendine edebi bir karakter oluşturamaz. sosyal yanını güçlendirmeye çalışmaktadır. bazı yönleri ele alındığında. Azimbay. yazarın elindeki yayınlanmayan belgelerin. herbir kahramana. M. Aygerim. onlardan önem ve sıfatına göre faydalanmaktadır. Çünkü bunların arasında keskin bir biçimde ayrılan bir çizgi bulmak zordur. (ataerkilderebeylik durumu. İşte bundan da. hatıralardaki gerçekler ve olaylardan o devirdeki sosyal çatışmaların izlerini bularak. düşünce eleğinden geçirerek kendi ideolojik maksadına göre tekrar elemekte. Bu ise gerçek bir tasvircinin yapabileceği bir iştir. tanıyan insanlarla konuşmuş.44 layışını. sanat dünyasına tesir etmemesi mümkün değildir. Jirenşe. Bu hatıralarda bazı hadiseler bütünün parçası gibi parça parça. olaylar ve gerçekleri kağıda döktüğünde hayat mücadelesi konusunu iyice açmaya. az da olsa Abay'ı görmüş. kahramanın ilk baştaki prototip sıfatını kaybederek kahraman sıfatını kazanma yollarının çeşitli olduğunu görmekteyiz. Togjan. Uljan. Ancak onun iç dünyasını tanıdığımızda gerçek bir edebi şahsiyet düzeyine çıkartabiliriz. yazarın planlı ve istekli bir biçimde az çok yazılı ve sözlü kaynaklardan faydalanmaya giriştiğini belirtmek gerekir. Awezov'un. M. Epopede Abay dışında Abis. Hayattaki ilişki ve mücadelelerin asıl sebeplerini göstermekte. Kunanbay. Yazarın hayal ürünü olan fakir Darkembay'ın Abay'a yakınlaşması. Böyle durumların yazarları etkilememesi. Saltanat gibi hayali kahramanlar da az değil.

Böjey insanları ayırır. Sadece iki gün içinde yapar. Yeni bir kötülük çıkarıp. Bu yüzden romandaki sanatsal gerçeğe olup biten olayların tam olarak kağıda geçirilmesi olarak bakmamak gerekir. yazarın daima yenilik peşinde ve cesaretli bir yaratıcı olduğunun bir delilidir. Kendi yönetimine aldığı ay. Bu bölümler sonradan titizlikle düzeltilmiştir. Tersine. ilkini unutturmak. Halkın romandaki büyük küçük olaylarla alakası Abay tarafından onun doğrudan müdahalesi. Kara- bilig-5/Bahar '97 . Yola çıkma. Sonbahar. Böyle durumlarda eserin ayrı bir bölümündeki ana konular ile sahneler kahraman- ların hareketlerini. Jeksen arazisine Bökenşi. edebi vb. Kunanbay. metnin önceki varyantları yazarın laboratuvarının birçok sırlarını ele vermekte. Yazarın elyazmaları arşivinde bulunan kısa notlar. Awezov'un Edebi Hatıralar Müzesi'nin arşivi) LMMA Arşivi. ona uygun estetik sonucu nasıl çıkardığını gösteriyor. yazarın epopenin sonundaki birkaç bölümü iyice olgunlaştırdıktan sonra kendisinin dikte ederek yazdırdığı bilinmektedir. dosya. Bazı planların çok hacimli olduğunu ayrı ayrı alt bölümlerinin kendi içinde bölünmesinden anlıyoruz. kahramanların ve onların karakterlerinin oluşma yollarını açıklamaktadır. Jigitek ve Bökenşiye tuzak kur. Zorla almak ister. Maybasar almak ister. Yazar epope metninin tamamına yakın bölümünü elle yazıp. Maybasar. Baysal'a ücretini öde der. Kunanbay Tokpambet'i Böjey ve Jigitek'ten alıp Baysal'a. Abay'ı gönderir. bağlatarak aldırtacağım.45 Yazar hatıra bilgilerinden. gelişme durumlarına göre tasvir ederek yazar. Bazen tek bir epizod veya sahnenin her planda her türlü varyantının yapıldığını görmekteyiz. Asker toplayıp yola çıkar. ruh hali. kahramanlar ve onların karakterleri hakkında da bunları söylemek mümkündür. Maybasar'ı gülünç duruma düşürmek amacındadır. Epopenin asıl kahramanı halktır. Jigitek'in yaylası. Ayrı ayrı bölümlerin ilk baştaki planlarının daha sonra tamamen değiştiğini görüyoruz. s. Halk yaşamının çeşitli anları. yazarın düşüncesinin doğması. gelişmesi. tarihi. der. düşüncesi. Tek tek olaylar ve mücadeleler hakkında değil. kaynaklardan faydalandığını. hem Abay'ın yaşamını. Böjey. kesik kesik düşünceler. Böjey'e çıkarlar. Bununla beraber. düşünce ve fikirleriyle kahramanların kaderini yönlendirerek onların herbirini büyük bir karakter derecesine yükselttiğini görüyoruz. Böjey'den cevap alamaz. ideolojik maksadının estetik gerçeğe dönüşmesindeki asıl devrelerini öğrenmemize ışık tutmakta. Kılınşak topraklarına Böjey'in göç etmesine engel olur. 28. anların. Maybasar yardımcısını gönderir. Bu. her tür sosyal sınıfın temsilcisi niteliğinde eserde yer alan kahramanları genel tarihin. karakterlerini aydınlatmaktadır. Kılınşak köyü göç edecektir. bilinmeyen anları açıklamakta. M. der. bu tür belgeler yazarın epopeyi yazma maksadındaki büyük yaratıcılığıyla tam olarak tanışmamıza yardım etmektedir. Olayları kendi içlerindeki kesişme. Olaylar. bölüm.) Bazen bir olayı yazarın iki türlü planlayarak etraflıca yaklaştığını görmekteyiz. Aşağıdaki taslak-özet halindeki planın kısa örneği olayın ilk başta hangi yönde gelişmesi gerektiğini göstermektedir: "2. ilerlemesi akımıyla ustaca bağdaştırarak onların davranışlarını eserin asıl estetik maksadında buluşturmaktadır. hem de ortamın epopedeki ideolojik anlayışını açıklayacak olan yerleri almaktadır. Tüsip rızasız. böylece de tecrübe. Böjey zor durumda "(M. Tam olarak ele aldığımızda. edebi bilgilerden oluşan olayların sadece solmuş ve genel görünümünü bulabilirdi. düzeltmeler yaptıktan sonra birkaç defa daktilo ettirmiştir. Mesela: 1. Gündüz. 16. tek tek bölümlerden bahseden planlar. dünya görüşü ve dünya tanımıyla bağdaşarak tasvir edilmektedir. Kodar ile Bökenşi yakınlaşırlar. çatışma. Awezov'un arşivinde bulunan çeşitli küçük plan ve notlar yazarın eseri nasıl ortaya koyup geliştirdiğini. toplumun gelişmesi. Borsak topraklarına Kunanbay obası yerleşir. Jigitek döver. Kunanbay bunu söyleyeceğine hırsızlık yapsaydın der. yazarın sanat dünyasında doğup gelişmiş. "Abay Yolu" epopesinde yazarın tarihi. ilişki sistemi bulmuştur. böylece kendi içinde bir bağlanma. Yazar o dönemdeki toplum hayatının tümbüyük küçük dalgalanmalarını almak istemiyor. Kunanbay. Kötibak'a verecektir. görüntüleri eserde toplanarak etraflıca tasvir edildi.

adaletliliği. bu davaların hakimliğini yaptığı söylenmektedir. Takır'a gidip ekin ekerek iş sayılacak bir meslek sahibi olmuştur! Bu üç yolcu ayrı iki haberi getirir.) M. Halk çoğalmıştır. Kunanbay'ın hilesi. hayat tarihi bol okyanusa bir gemi tek bayrağını çekip yola çıktı. önce Abdi gelecektir. fakirler iş bulamamaktadır. Karkaralı'dan karar gelecektir. Bütün günahlardan sıyrılıp yüksek bir tepede. Yazar "Telğara" kelimesine. Jigitek adamlarıyla basıp alır. 1952'de yeniden çıktığında "Abay Yolu" adı verilmiş. İkincisi. Bazı evler çay bile ikram edememektedir. Bu haber Mağaş hakkındadır. Aygerim ile Araltöbe'de kışı geçirir. Oykudık. dosya. "Kulınşak köyüne Jigitek göç ettirmek istemekte. birçok uzak illerden büyük davalar geldiği. 29. sonra dördüncü kitaba da bu ad verilmiş. s. Mahkeme gelir. Abay iki halkın. 18. Üçüncü olarak Alpeyim gelecektir. (LMMA Arşivi.) 2. Bu "Abay gemisi" alemde inançlı. Altı Vilayet'in hakimi olmuştur. "Bu hali sadece bir an parlayan sevinçli yüzüydü. Birinci haber. 1942'de basılan birinci kitabı. Konk bozkırları uzanmakta. Kunanbay'ı kötü şekilde köşeye sıkıştırır. o sene çetin bir kış olacağından korkan insanların çok olması. Musakul'daki büyük çatışma. epope bütünüyle "Abay Yolu" diye adlandırılmıştır. hayali ve kendisi oturan Abay sevinçli bir gurur hissetti. Maybasar kuvvet kullanacaktır. düşünce gözü. 1947'de basılan ikinci kitabı da "Abay" adını almıştır. Onun bu gurura hakkı da vardı. Şairin gönlü şimdi göz önünde sanki bir bozkır değil. Kunanbay korkmaktadır" (LMMA Arşivi. Uzaklara gitmekte. 28. düz bir yol çizerek ilerlemekte. belli olmasa da ilginç ışıklı bir karaya doğru uzun bir yolculuğa çıktı o gemi. Yalnızdır. o gemiyi iyi bir yolculuğa çıkarmış. Yazar. "Sınırsız bozkırlar. Bunda Mağaş'ın bilgeliği. İkinci kitaptaki epilogun sonunu 1942 basımına göre hatırlayalım.46 keng'in burnu kırılır. Pazarda ekmek azalmıştır. Azimbay. Pazarda dilenci çoktur. Kunanbay izin vermemektedir. 115. Eralı. geniş sakin bir deniz görmekte. Kunanbay'ın hilesi gerçekleşmez. Gençliğinde öz ve kuma annesinin terbiyesinden geçerek ılımlı bir huya sahip olduğunu söyleyip Abay'ı böyle isimlendirmişler. bozkırı kızıl parlak bir ışıkla süslemiş. Batan güneşten yayılan ışık. Abay hakkında herbiri iki kitaptan oluşan ikiz iki roman olması. Geniş alemin düz yüzü sanki panldayarak nefes almakta. dosya.. Kunanbay öfkeyle gidip Böjey göçüne saldırır. gönül kaya- bilig-5/Bahar '97 . deniz. O. Şimdi dalga dalga düşünceler kapladı. Kazak ve Rus halkının kültürünü öğrenerek. Şubar. 116." Yazar böyle güzel biten epilogu hiç değiştirmeden ikinci kitabın başka bir basımında ona çok az birşeyler katarak devam ettirmiş. kitabı halkın düşüncelerine kulak vererek yeniden düzeltip bastırmış. Sonra Samarbay. şiir. Mağaş onlardan çok daha yüce. Üçüncü kitap ise 1950'de "Şair-ağa" ismiyle yeniden çıkmıştır. Huzuruna Semey dışında. O. Uzaktaki ufuğa bakan Abay'ın gözleri. Jirenşe çocukları kıskanmaktaymış. iki kitabın da iki ayrı adla adlandırıldıktan sonra ("Abay". onlardan faydalanarak büyüyen diye geniş bir anlam vermek istemiştir.) Şimdi epopenin son bölümünün taslak halindeki planına bakalım: "Abay. Abay'ın söylediğine göre medreseyi bırakıp. Fakat. dosya. İtirazlar çoğalır. Şehirdeki işçiler. s. yorulmadan bakmaktadır. Maybasar'ı gülünç duruma düşürmek amacındadır. iyi huyluluğu herkesten üstün gelmiştir. Rus göçmenleri arasından çıkan dilenci çoktur. çalışma bırakılmıştır. O denize.. Sonsuz bucaksız etraf nurlu. Şehirden. Bu birinci haber. Bayrağında "Tartış (Ümit)" şeklinde bir slogan var. "Telğara" diye adlandırmak istemiştir. Jigitek'in değeri artar. Maylar'ın gönderdiği adamı yanına alarak Korpus'un memuru gelir. 28. Awezov o dönemde yaşamış olan Abay hak- kındaki romanını üç kitap halinde yazmış. Halkın ümidini taşıyan bu gemi "gelecek" karasına doğru gitti. Dikkate değer bir durum. s. değerli biridir. Tahıl. Yol aldı. Kitap. erzak zamlanacaktır. Kareke Sokkı ile karşılaşır. Kunanbay akrabalarını bir araya toplar. Abay'ı çok sevindiren bir haber. Oraztay oğlu Elev. Baysal Karkanlı'ya adam gönderir. dördüncü ve ikinci kitabın sonunda epilog verilmesidir. Fakat. "Abay Yolu"). (LMMA Arşivi. Akşokı'ya giderken uğrar.

epopenin 3. "Bütün tahılımızın tam yansını zorla alarak biçmeye çalışıyorlar. Burada Azbergen. Pavlov karakteri yazara yazma özgürlüğü tanır.) Abay:". Şüyginsu'daki yedi köy. Kovdu bizi Azimbay" (18. halk için yolumu. Yazar. Okyanus değil. Bunu üçüncü yıldır yine yapıyorlar. Yeniden hayat gerçeği. Şubar bilig-5/Bahar '97 . Şimdi de gidecek olan bulunur.Şu toza bak. Kıvrım kıvrım toz. Abay karakteri Abay hayalinin büyük bir devamı gibi görünmektedir. Abay'ın öğrencisi Sadvakas idi. hayal de kayboldu. geniş bozkıra tekrar bir göz attı. yeni engelleri aşacağını göstermektedir. nefesi daralan Eralı bozkırı. Şair-Ağa" romanındaki Dolgev (prototipi Dolgopolov) alınarak. Diğer kitaplara ise ilk basım değiştirilmeden bazı notlar eklenmiştir. Ama artık. anlaşılmadan gidecek mi (Yeter mi sabır. usandık.Ey halk. O halsiz. Delikanlı. kitabının sayfaları M. onlar düşman oldular.. Yalnızlıktan tükenmeyen kuvvet yeter mi) Hayat yolunun ortasına gelmiş. Eralı obasından. "Fakat halk kalırsa. Kazak yoksullarının istek ve dileklerini derinden anlaması gösterilmektedir. yeter mi kuvvet. Fakat. bu çok kötü. bu olayı geliştirmek ve devam ettirmek istememekte. Önlerine katmış götürüyorlar. Yolcunun altındaki at çok fazla terlemiş. Birinci kitap "Şair Ağa'"dan bu üçüncü kitabın farkı nedir? Bu kitap öncelikle.) diye seslendi. Dört ciltlik epopenin en çok basılanı. karanlık getiren düşünceler gerçeğin yüzünü tanıtıyorlar. dert ve şüphe gibi son düşünce bulutları örtmeye başladı. onun Rus toplumundaki ilerici düşünceli fikirlerle beslenmesi. mücadele.47 sına tekrar sertçe vurdular. ilk önce Abay karakteri büyümeye. diğeri tanınmadan. köyün azıcık yılkılarını alan düşman. Bu bozkırda şimdi toz yükseliyor. Yine götürüyorlar. Arkasından gelen atlıyı Abay o onda farketti. hergünkü uzun bozkır göründü. benzeri olaylardan bahsetmekte. okuyucuları sonraki kitaplara yönelten bir araç gibidir. Gerçekte de yapayalnız. Bu mücadelede tek başına.. Abay Ağa (O düşman. yani iki yıl arka arkaya yaptılar. umudu halk. Gerçekten onun bir gücü ve bir ümidi olduğu doğru. Artık yaptıklarından bıktık. Jigitek fakirleri Azimbay'ın yaptıklarına dayanamayarak Abdi ismindeki bir yoksulu atına bindirip Abay'a gönderirler. Akrabalarından Takejan. soytarılar) diyerek ağlamaklı oldu delikanlı. İsa karakterleri ise sevimsiz taraflarıyla göze çarpar. Sadvakas'ın gelip söylediği bu olay sonra doğrudan devam ettirilmemektedir. Giden bulut gibi. Yakınlarının babası Kunanbay yabancı gibi oldu. Çaremiz kalmadı. Darkembay. romanın toplumsal manasını açıklamaya yardım etmektedir. Abay karakterinden itibaren sevimli sevimsiz karakterleri gösterme. gelişmeye başlamış. Köyden. O da ne? Abay'ın yanına dörtnala aceleyle bir atlı geldi. Jirenşeler de birbiri ardına gitmekteler. yoksa kazancı mı çok? Gerçekten kaybettiğine pişman değil. Giden gitsin. Önde hayat. Apaçık hırsızlık yapmak değil mi bu?" (19. cildi olarak gösterilmiştir. onların sosyal sınıf farklılıkları ve sırlarını ortaya koyma maksadından doğmuştur. birkaç değişiklik yapılan üçüncü kitabıdır. mücadele ve çatışmanın durmadan geliştiğini. Gücü şairlik. Abay'dan yardım dilerler. . yeniden yaşam mücadelesi Abay'ın önüne çıktı" Bu epilog ilk iki kitabı bitirmeden dört kitabın arasını yakınlaştınp. Fakirler safında yer alan Bazaralı. onun yerine Pavlov gibi zengin edebi şahsiyet girer. Orazbaylar. açıklama. kötülükleri önlemesini isterler. siyasi hükümlü Pavlov'un ağzından Abay'ın bozkır hayatı hakkındaki düşüncelerini özgürce söylettirmek mümkündür. Şimdi okyanus nerede? Abay. Geçmişteki kaybı mı. Önceleri yazar Dolgov ile kısıtlı belirli bir çerçeveden çıkamamaktaydı. sayfa. Neticede. Darkembayların isteği ile acele ile gelmiş. Bunu evvelki ve geçen yıl. Az önceki parlayan güneş gibi sevinç ışığını. Deniz de. s. Yazdığımızı doğrulamak için iki misal verelim. canımı katacak elimdeki ışık kalsa yeterdi)" diye bu oturumunda sanki kendi kendine gizli bir söz vermiştir. bütün yedi oba toplanıp biraz önce itiraz ettik. Awezov'un 20 ciltlik eserinin 5. Üçüncü kitaba dahil edilen ilk yeni metin. Fakat biri uyanmamış güç.

Abay'ın sözünü dinlemez. yeni görünüşü halinde alınarak eserin sosyal manası iyice aydınlanır. Bu arada romana Azimbay'ın yaptıklarını eklemek doğru olur. Demek ki. Otları biçmeye devam eder. Şubar'ın sahte yardımseverliğinin sırrını tenkit ederek. bir an bile durmayan edebi çalışma. Kime dost. başkasının kölesi olmayan fakir iyi) insan gibi davrandın" (24. romandaki herbir yeni ilave ve değişiklik böylece kendi kendini doğrulayarak büyük roller üstlenmektedir. yazara bol meyveler vermiş. İsa. kendi rahatını düşünmekten vazgeçer. Azimbay'a Mağaş ve Darmen'i gönderip fakirlerin ekmeğini zorla almalarını durdurmaları için emir verir. Halkla içice yaşar. Buna Abay karşı gelir. s. isteğini yerine getirmez. Böylece tükenmeyen güç ve istek. Azimbay'ın fakir işçisi îsa. diğerleri de yücelir gibi görünmektedir. Bundan önce Abay. bilig-5/Bahar '97 . Azimbay. eskideki batı kanununu. Abay gelecekteki kendi mücadele yolunu açıklığa kavuşturur. Bunun neticesinde Abay karakteri de. kime düşman olacağını iyice anlar. büyük sanatsal yapıt dünyaya getirmişlerdir. adaleti paraya satan valilerin kötülüklerini hatırlar. (Değerini yeni anladım. Azimbay'ın yaptığı o adaletsizliğin bugünkü devamı.48 Abdi'nin itirazlarını bastırmak isterler. der.). yazar bu kitabın ilk iki kitaba göre sanat değerinin fazla olduğunu göstermektedir. yanındaki arkadaşlarıyla birlikte "Englik-Kebek"in kabrine gidip. hayvancı da olsa. Buna sevinen Darmen: "Yiğitmişsin. Epopenin üçüncü kitabını yeniden gözden geçirdiğimizde.

49 ABAY DÜNYASI ALİMİ Muhtar Awezov'un Abay'ın hazinesi doğrultusunda uzun yıllara dayalı ilmi araştırma ve çalışmalarını neticelendirerek yazdığı ilmî monografi ("Abay Kunanbayev ") ve ünlü "Abay Yolu" epopesi. Mekemtas MİRZAHMETÜLİ Aktaranlar: Zeyneş İSMAİL . ulu şairin şiirlerinin metin sorunlarını içeren Abay'ın eserlerini toplamasıyla. Abay'ın ilmî hayatından ilk bahsederken ilk biyografçı ve tarihçi olarak bine yakın şair çağda- Prof. Abay'ın hazinesi hakkında Muhtar Awezov'un uzun yıllara dayalı estetik arayışlarını ve ilmî çalışmalarını. Ne karalamaları. Yazarın verdiği malûmata göre. sanat yapıtlarını dört safhaya ayırarak incelemenin yerinde olacağı kanaatindeyiz. yorumlar yazılması yolundaki arayışlar ve bu dorultudaki araştırmalarını kapsamaktadır. ilk ve tam basımının hazırlanması. yaşanmış olan tarihî gerçeği şuurumuza sindirecek yetenekli tasvir gücü ile sanat gerçeğine dönüştürülmesi sayesinde sanatın birçok dalında yazılan tekrarlanamayacak yapıtları ile manevî hayatımızı zenginleştirmektedir ve gelecekte de zenginleştirecektir. 1. 2. "Abay'ın dünyası" esas konusuna dönüşen. dünya edebiyatı tarihinde çok nadir tesadüf edilen ve tekrarı olmayan bir hadisedir. Ulu şairin hazinesinin sırları. Muhtar Awezov'un bütün kalbiyle giriştiği bir ilmî sanat arayışına ihtiras ve manevî destek veren tükenmez bir manevî güç kaynağına dönüşmüştür. ne günlüğü ne hatıratı. Günümüz Kazak edebiyatının önemli bir dalına dönüşmüş olan Abay'ın dünyasının yapı taşını oluşturan büyük alim Muhtar Awezov'un Abay hazinesi hakkında sayısız ilmî çalışmaları edebiyat tarihinde özel bir yere sahiptir ve daha şimdiden tetrarlanamayacak mucizeler yaratmıştır. yapılacak ilmî araştırmalarla. Kazak edebiyatının büyük bir klâsiği olan Abay'ın hazinesi.Ahmet GÜNGÖR bilig-5/Bahar '97 . ne arşiv malûmatı olan ayrıca kendi döneminde bir bilmece olarak yaşayan şair hakkında yalnız bir araştırmacının bu kadar kapsamlı ilmî araştırmalar yapması ve bütün dünya okuyucularına yeteneği karşısında diz çöktüren eşsiz sanat eserleri yazması.Dr. Abay konusunu kağıda dökme isteği 19 yaşında başlamıştı. yazarın ilmî sanat arayışları üzerine dökmüş olduğu terlerle otuz yıldan fazla zamanını aldı.

içmeden izine düşülerek Abay çevresindeki insanlardan kağıda geçirilen 1086 mısra ilk defa 1933 yılında tam toplu eserler basımına dahil edildi. Kazak halkı kendisinin ulu şairi Abay ile ilk ' defa tanışma fırsatına kavuştu. Bunların Abay'ın ilmî hayatıyla yaşamış olan sosyal. Awezov'un bununla ilgili olarak "Nurseyit Abay'dan 10-15-17 yaş küçük. Fakat bu hazırlanan çalışmalar ancak 1933 yılında basıldı. Awezov'un doğrudan kendi girişimi ve yönetmesiyle gün ışığı gördü.50 şıyla yüzyüze konuşup görüşerek halk ağzında dolaşan hikayeleri toplamak. diye uyarması dikkate değerdir. Onda birçok şeyler eksik1. elbette XX. Nurseyit'in elyazmalarında bulunan. M. özellikle yetişkin olduğu dönemde yazmış şiirleri maalesef bugüne kadar ulaşamamıştır. Çünkü M. Abay eserlerinin birkaçı. 1923 yıllarında basılan Abay'ın eserleri sadece seçme eserlerine dayalı idi. Şakerim. Yukarıda adı geçen her mevzudaki özel araş tırmalarının ilmî neticelerine dayanarak Abay'ın ha yatı ve sanatı hakkında edebiyat dalının her türlü tarzıyla yazılan sanat yapıdan büyük bir dünya oluşturur. durmadan araştırma ve bıkıp usanmadan yaptığı çalışmalarının meyvesi idi. *** I Abay'ın eserleri. her yılki düşünce izlenimlerini sonuçlandırmış. yıllarca yüksek okullarda Abay dünyası ile ilgili dönem derslerini vermeği hiç bırakmamış. 3. yani Abay'ın "topla" demesinden itibaren yazmağa başlamış. 1916. Abay'ın hayatını ve onun basılmayan eserlerini tam olarak tanımamalarının sebebi bazı yanlış anlaşılma ve düşüncelerden dolayı idi. Turaş ile onların aklında kalan de- bilig-5/Bahar '97 . Mesela. Abay dünyası tarihinde eşsiz ilmî kahramanlık olarak anılmaktadır. Bu ana kadar ki Abay hazinesi etrafında olan söyleşi ve fikir alışverişleri. hatıralarını kaydetmiş. Dünya halkı bu yapıtı XX. M. siyasî ortam ile özellikle şairin eserlerini tam bilmemeleri bazı yanlış fikir ve tanımlara yol açmıştır. M. Abay araştırmacılarım anlatılan anlaşmazlıklardan tamamen sıyıran. Awezov gibi araştırmacı tam zamanında onları Kökbay. M. Kakitay. şaheserlerinden sadece 4309 mısra içerilmişti. bunlarla ilgili tarihî malumatları su yüzüne çıkartıp sınıflandırmıştır. Abay'ın eserlerinin ilk antolojisi 1924 yılında hazırlanmış. Abay'ın eserlerinin toplu halde ilk defa basılması memleketimizin manevi hayatında tam olarak Abay dünyasını tanımak için önemli medeni etkinliğe dönüştü. araştırma alanını genişleten. M. master öğrencilere rehberlik yapması. toplama. 4. O 1896 yılından. dayanılacak esas doğrultusunda malumatlar katan Abay'ın ilk antolojisi ve ilk ilmî hayatı hakkındaki yazılı çalışmalardır. Awezov tarafından yemeden.. Onun 1090 çeviri mısrası. Awezov'un yıllarca süren dizimler sıralama. Sağdi'nin araştırmalarında. 1922. 1933 yılında ilk antolojisinin basımına kadar ki yayımlanmış eserlerde Abay'ın şiirlerinin 5399 mısrası yer almıştı. başlı başına araştırılacak bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır. Nurseyit'in elyazmalarına Abay'ın yazmış olduğu şiirlerin tamamının kaydedilmemesinin de belli sebepleri olmaladır. asrın şahaseri olarak kabul etmektedir. Awezov'un bu metin araştırmalan. özellikle I. fakat 1909 basımına dahil edilmeyen 628 mısra ve M. Mustambaev ve I. Kabilev'in arasında geçen sert münakaşada açık olarak farkedilmişti. Yani Abay şiirlerinin mısra sayısı 5399'dan 7113'e kadar yükselip içerilen mısra sayısı sözü edilecek kadar çoğalmış haliyle bugünkü nesle intikal etmektedir. bunun gibi olaylar G. çoğalmaya başlayan makale ve araştırmaların hepsi aslında 1909. asrın sanat dünyasındaki ulaşılması güç zirvesine dönen ünlü "Abay Yolu" epopesidir. Abay hazinesi hakkındaki araştırmalara başkanlık etmesi. Abay hazinesi hakkındaki özel ilmî araştırma çalışmalarını aslında 8 mesele üzerinde yoğunlaştır mış. Adı geçen eserler.. Abay şiirlerindeki binden fazla mısra tarihe karışarak kendi kaderlerine terkedilmişti. Awezov'un ulu şairin hayatını ve edebiyattaki mirasını araştırmada elde ettiği kazanç. şairin ilmî hayatı da 1924-1927 arasında yazılmış idi.

Bununla ilgili M. Sovyet dönemindeki biyografi yazan olarak ulu şairin hayatıyla ilgili az çok bilgileri dikkatle inceleyerek derlemiştir. Abay'ın ilmî hayatına birkaç defa inceleyerek yeni bilgiler ve yeni yorumlar katarak sıhhate kavuşturmuştur. Awezov. ilmî hayatını yazmaya yönelmekti. bilig-5/Bahar '97 . şairin çağdaşlarının hafızasında yer eden hatıraları toplayıp onları özenle inceleyerek kaydetmek için uzun yıllar boyu araştırma ve çalışmalar yaptı. Bu sebeple M. Çünkü şairin yaşamış olduğu her türlü yönüyle sosyal önem taşıyan tarihî olayların sırrı şairin eserlerinin ideolojisiyle direk ilgisi olan hadiselerdir. sıralanarak sonunda "Abay Yolu" epopesinin konu gelişmesine yardımcı olan birçok şeyin sırlarını kat kat II Ulu şairin mirasını araştırmadaki M. Awezov o zamandan itibaren Abay şiirlerinin yazılış dönemlerine. M. G. M. Awezov'un ilmî önem taşıyan araştırmasının Abay hazinesinin yerini belirtmedeki dikkate değer rolüdür ve onun kapsamış olduğu çok mevzulu bilgiler."3 diye bilgilendiriyordu. Buna da Abay'ın şair öğrencilerinin çok yardımları dokundu. yazılan günümüze kadar gelmediği için şairin hayatını halk ağzında dolaşan hikayelerden. M. bazı dörtlükleri ve mısraları kaydederek büyük şairin başka alıntılarının arasına kattı"2 diye değerlendirerek bugünkü nesil adına kendi şükran hislerini bildirmeyi vatandaşlık borcu olarak saymıştır. Abay biyografisinin ilk nüshası 1924-1927 yılları arasında tamamlansa da çoktan beri basılamadı. bunları hiç kimse hiç bir yerden yazıp almış değildir. Abay dünyasını tanımanın aktüel mevzu olan Abay'ın. İkinci tespiti 1924-1927 yılı Abay eserlerinin bütün eserlerini basıma hazırlama safhasında ele alınmıştı. Bu metin arayışının sinini ve ganimet olarak dönen şiir mısralarının bulunuş tarihini de sadece araştırmacı malumatlarından öğreniyoruz. Awezov özellikle."4 diyerek birçok şeyden haberdar edecek kadar çok değerli bir kaynak olarak gözümü açıyor. Sağdi'nin 1923 yılında Abay'ın tam biyografisinin yazılmayışının bu hazineyi bulup öğrenmemizdeki belli başlı engele dönüştüğünü ifade ederek "Kazak aydınlarının Abay'ın biyografisini tam olarak yazmaya üşenmelerini anlamsız buluyorum. halk yaşamını ilmî doğrultuda öğrenmemizin zor olacağı ortadadır. çevrilen 1086 mısranın Abay eserlerine dahil edilmesine yardımları dokunan Kökbay'ın söz ettiği tarihî önemi olan eserde durarak: "Kökbay. Mahmut) kaydedicilerinin imzalan ilk önce 1908 yılında sonra 1927 yılında atılmıştı. Abay'ın gerçek ilmî hayatım ilk önce açıklamasının belli sebepleri olmalı. Murseyit. kendisinin yanında bulunan. şairin eserlerini meydana getiren sosyal. İşte ulu şairin mirası araştırmacılarına belli başlı engelleri aşmayı kolaylaştıran kural da M. Gerçeği araştırmak için çoğu zaman hikâye ve efsaneyi tanığın verdiği bilgilerle karşılaştırmam gerekiyordu . Bunları Abay nesli ve onu görmüş olanlarla konuştuğumda kaydettim. Arşiv bilgileri günlüğü. Kökbay. *** genel olarak Abay çağdaşlarından bine yakın insanla yüz yüze karşılaşıp konuşma ile onların verdiği bilgilerin gerçekliğine ulaşmak için karşılaştırmalar ve tahliller yapıyordu. siyasi. Awezov'un önemli çalışmalarından biri. onları açıklama yoluna çok önem vermiştir. Awezov. arkadaş ve ona düşman olan grubun her türlü insanlarından. Benim onun hakkında topladığım bilgiler çok. Turaş. Awezov Vietnam lı gazeteciyle yaptığı sohbetinde: "Abay ile ilgili çalışmama ilk olarak onun biyografçısı ve tarihçisi olarak başladım. Abay eserlerinin yazılış zamanını öğrenmenin iki türlü tespiti vardı: İlk tespiti 1908 yılı Abay şiirlerinin ilk basım tarihi idi. Çünkü çok zor olan bu meseleyi tam çözmenin Abay dünyasının gelecek araştırmalarını sürdürmede ilmî açıdan büyük önem taşıdığına inanıyordu.51 ğerli şiir parçalarım tekrar dirilterek kağıda geçirmiştir."5 diye acıyla bahsetmesinde gerçek payı vardır. tarihî olaylan. kaybolması mümkün olan Abay'ın şiirlerini... Abay'a dost. Abay'ın eserlerinin yazılış tarihini öğrenme hakkında: "Abay öğrencilerinin (Kakitay. Çünkü Abay'ın hayatını tam olarak bilmediğimiz sürece. Abay hazinesinin ilk araştırmacılarından Prof.

Kökbay. Kazak bozkırında yeni devrine gelmesiyle hemen girişmişti. 1943. Abay hazinesinin en önemli özelliklerini tam zamanında bularak doğru tanımıştı. Bunun gibi arayışlarının biri 1943 yılında Abay'ın memleketine gittiği zaman yazılan "Şair İlinde" (eski adı "Roman Bilgilerini Araştırırken") denilen elyazma makalesinde görülür. insanlarla direk konuşarak. su. "Şolpan"da yayınlanan bu makalesinde araştırmacı. hem zor meseleleri anlatan araştırma makalesiyle katılmış. eserlerini öğrenme yolunda hiçbir arşiv bilgisi bulunmadığı için. Kakitay. hatıraları geleneği son zamana kadar devam ederek. Genel olarak edebiyatın asırlar boyu gelişme yolunu o zamanda M. Awezov'un kendisi 1936. Yeniden yazılıp birçok bilgilerle oldukça genişletilse de bu nüsha belli olmayan sebepler sonucu uzun zaman basılmadı. şairin eserlerine yansıma sebeplerini açmaya yöneliktir. Bu nüshaya M. göl veya yönetilen yer isimleri. hem de bu hazine hakkında her taraflı bilgi sahibi olan insan M. Abay'ın geçmişteki anne babası hakkındaki uzun bahsetmeler kısaltılmıştır. Konıravliye mağarası. Kamalya. asırlardaki edebiyatta kendi eserlerini irticalen söyleyen şair geleneğiyle anılan ve tanınan tek şair sanatı yolunda olan şairler grubunu dahil eder. 1922 yılında ise Taşkent şehrinde çıkan "Şolpan" dergisinde yayınlanan "Kazak Edebiyatının Şimdiki Devri" adlı gerçek araştırması doğrultusunda yazılan Abay'ın edebî hazinesi hakkında düşünce ve fikirleriyle dolu makalesinde ilk defa teorik cesur incelemeler kaydetmiştir. yeniden bulunan birçok bilgilere dayanılarak tekrar yazılması zor oldu. Kökbay. Awezov'dur. Abay'ın hayat hikayesinin ikinci defa 1940 yılı basımında. Yazılı edebiyatta eserlerini yazıp bastıran şairleri sayar. Yani son nüsha olarak değişiklikler yapılmadan basılmaktadır. Awezov. şairin hayatını. yıl geçtikçe çoğalıyor. İhilya vb. 1943 yılları arasında 1944 yılı Kazakistan İlimler Akademisi heyeti tarafından toplatılan bilgilerden çok istifade ederek ekleme yapmıştır. nehir. İşte son grupta olan ve yeni yıldaki yazılı edebiyatın gerçek bilig-5/Bahar '97 . Göçebe Devri Edebiyatı dönemine XV-XVIII. yazıp alarak bu yeni bilgileri yeniden eklemek için uzun yıllar uğraştı. Abay'ın yaşadığı sosyal ortam ve yer alan değişik olayların. Aygerim. Şakerim. III Abay'ın edebî hazinesini ilmî açıdan araştırma işine M. Vasıta. Göçebe Devri Edebiyatı. Bu hususta Abay'ın hayatını ve eserlerinin tabiatını bilen. Abay'ın ilmî biyografisinin 3. Ermusa. şairin eserinin çeşitli sırlarını öğrenmemize gelecekte hizmet edebilecek manevi bir hazineye dönüşüyor. Awezov: halk edebiyatını.1945 yıllarında Abay'ın memleketine giderek şair hakkında halk ağzında olan birçok bilgilerin kaynağını bulup. Abay'ın ilmi biyografisinin 4. Nurğanım. Bu son nüsha Abay'ı tanıma doğrultusunda ilmî gelişmelere uygun talebe göre yeniden yazıldı. yani son defa gözden geçirilen yeni nüshası 1950 yılında yeniden yazıldı. halk ağzında dolaşan hikayeleri tam onun zamanında yaşayan arşiv sahipleri ağzından derleyip bugünkü nesil eline devretti. "Tan" dergilerinde ulu şairin eserlerini bastırarak. Nadyar. Abay biyografisini yazmak. "Abay Yolu"epopesinde tasvir edilen Saliha kız. Arham. Abay ve Erbol dostluğu. Katpa.52 açmaktadır. yazılı edebiyat diye ayırmıştı. defa. şiirlerini toplamak şair hakkında çağdaşlarının hatıralarını yazmak. Abay'ın yaşamış olduğu devri. bazı yer tasvirleri de bu seyahatinde bahsedilip çoğalan yeni yeni bilgi kaynağını açıyor. nüshası 1945 yılında ulu şairin yüzüncü yıl kutlamaları esnasında yeniden ele alınmıştır. yazdırmak çalışmaları aynı anda yürütüldü. birçok yer. Bu nüshada ilk defa yazılan Abay biyografisinde ulu şairin aile dramları hakkında bilgiler çoğaltılarak. Abay çağdaşlarının hatıralarını. 1936. Turağul'a hatıra yazmanın yanısıra. Awezov'un topladığı birçok belge. İlk antolojisinden başlayarak topluma yardımcı malumatları. İlk defa "Abay". M. yüzyüze gelerek bilgiler alıp yazmaya bu yolla Abay'ın hayatı ve eserlerinin birçok sırrını öğrenmeye başladı. toplum fikri basında oluşmuş idi. Dilda. Bilgisi ve adil değerlendirmesiyle cesur araştırmacının yeni yönünü tanıttı.

Bütün Abay dünyası dalındaki ilmî çalışmaları ve sanat eserinde şair hayatı ve sanatı hakkında söz açtığında daima kronolojik sistemi asıl tutarak Abay'ın şairlik sanatının içten gelişme yollarını. sosyal gerçeğin doğmasıyla. O zamanda bile iki türlü fikir akımı oluşturup. "Abay sanatının esası tenkit edici realizmidir" diye tanıtmasını bugüne kadar ilmî önem taşıyan önemli bir fikirdir diye değerlendiriyoruz. Avrupa Rus Edebiyatının kapısını açarak edebî dili geliştirme yolundaki çalışmasıdır. sosyal. Abay'ın felsefi görüşüne dikkat ettiğinde onun bugüne kadar kendi derecesinde araştınlıp bitirildiğini söyler. Bu meseleyi tek başına almayıp. Awezov'un ayrıca önem verdiği ve polemiklere sebep olan mesele Abay eserlerinin manevî güç olan kaynaklan hakkındaki görüşüdür. sömürgecilerin Kazak yerindeki halk yönetim sistemine sömürgecilik doğrultusunda koyulan "Yeni Nizam" kuralının coğrafik prensibe uydurulan siyasetinin geçerli olduğu zamanda. "Söz düzeldi. duyulan nağmenin. 30'lu yılların başında Abay eserlerinin gelişiminin tenkit edici realizm doğrultusunda olduğunu görür. Abay eserlerinin manevî gücü Batı.. 30'lu yıllardaki ulu şair mirası hakkında M. onun sosyal şartlarım anlamadadır. kendi görüşünü 1945 yılında Kazakistan Yazarlar Kurumunun Abay şöleniyle ilgili oturumunda yaptığı konuşmasında açıklamış idi. ". belirginleşmesiyle hadisenin ortaya çıkışını görmemize yol açabilen ilmî değerlendirme sayılır. yılı başında Abay kalıtının önemini ne kadar iyi görebildiğini gösteriyor. o zamandaki sosyal hayatta olan hadiselerin gerçeklerden oluştuğunu ince algılayışımızla görüyoruz. bizim bildiğimiz kadarıyla. açık istek akımının nağmesi"6. kendi mizah şiirlerinde o gerçeği tasvirlemesi ile ulu tenkitçi şair halkın yardımına koştu. Abay'ın felsefi görüşü birçok insan değerlerine direniyor"7 diye moral felsefesiyle Doğu tarzı ve sistemi açısından bakmamızı hatırlatır. şairin eserlerindeki bu gerçeğe dayanarak. o devrin siyasî. Rus Edebiyatının klasikleriyle tanışarak. şairin eserlerinin yazılış dönemlerine göre yer alan hediselerle ilgili yerlerde kullanmıştır. Bunlarla beraber Abay'ın şairlik sanatındaki dünya görüşündeki değişikliklerin doğuş sebebini. Çünkü Abay hazinesinin Doğu ile ilişkisi hakkındaki meselenin de şairlik ustalığı.. tarihî gerçeğiyle bağdaştırıp önemsediği kendi üslubunu görüyoruz. Abay şiirlerindeki yönün. Kendi estetik görüşlerinin esasını şairlik amacı olarak şiir mısralarında bahsederek. ney'in nağmesi olduğunu farkeder. bu daldaki dünya görüşünün gelişmesiyle beraber araştırmak gerektiğini fakat:". Rus edebiyatıdır. M. bilig-5/Bahar '97 . yol göstererek halkın edebiyata yeniden estetik bakışını oluşturabilen biridir diye değerlendirmesi araştırmacının güçlülüğünü gösteriyor.. M. şairin yeni tipini tanıttı. O. görüşü ile M. diye değerlendirdi.53 manadaki ilk temsilcisi yani kurucusu Abay'ın eserleridir. Şair eserlerindeki yenilik izlerine baktığımızda şiirlerini tahlil ederek. şair eserlerindeki düşünce sistemini alarak. dinleyici sen de düzel" diye edebiyatı teşkil eden şairler ve okuyucu dinleyicilerini eskiden karşılaşılmayan yeni yola. diye ilmî tanımı ilk defa gösterdi. Gelecekte bu konuyu özel araştırdığında da bölüp ayırmadan. estetik maksatlarını öğrenen Abay. Kendi keskin tenkide dayalı siyasi. Kazak Edebiyatına yeni yön. yeni yöne götürdü. Araştırmacı. sosyal lirik şiirlerinde yeni yönetim sisteminin sırlarını açıklayıp. Çünkü kronolojik sistemi tutmak şair hayatındaki herbir eserde siyasî. Abay kendi devrinde bütün doğu şairlerinin içinden öne çıkarak şair ve dinleyici meselelerinin ilk defa estetik yönünden söz açtı. Awezov Abay eserlerindeki doğruluk işaretlerini (araştırma esnasında aldığımızda) tuttuğu kronolojik sırayla şairin 20 yıllık edebî hayatındaki arayışlar dönemleriyle bağdaştırıyor. Awezov tam zamanında ilmî cevap verdi. Awezov 30. M. Edebiyatta yeni yön oluşturan Abay eserlerinin önemli direği olan sanat uslübü nasıl oluştuğuna dair teorik soruya. ideolojik arayışlanyla ilgili işlem olduğu açıkça öğrendiklerinden doğmuştu. dünya görüşü ve ideolojik gelişmesi işlemini göstermeye özen göstermiştir. Awezov. Abay'ın herkesten ayrılan şairlik özelliğini.. elbette Abay'ın bütün şuurlu hayatını. Alimin bu yeni görüşüne destek olan şey. diye cesur sonuca gelir.

No 493. bilig-5/Bahar '97 . No 257 dosya. Awezov M. No: 363 6. Şolpan. Aynı. 1985. Kazak Edebiyatının şimdiki devri.182 s. Doğu ve Batı ilişkileri. Aynı. Abay'ın her yıl yazdığı şiirlerinde de eski konulara tekrar dönmesini kazanç sayarız.54 Alim. İlk olarak araştırıcı kendi düşüncesini konu sistemine dayandırdıktan sonra bir dalga üzerinde geliştirerek düşünce silsilesini ayırmadan devam ettirerek karşılaştırmalar yapıyor. 3s. 20 ciltlik eserler toplumu. No 2-3 7. asır Kazak Edebiyatında görünmesi hakkında teorik araştırmalardır. No 378 dosya.Almatı. 1922. adetten devam ettirme yollan) aslında Rus edebiyatındaki realizmin XIX. şairin lirik şiirlerini tahlil ettiğinde şiirleri yazıldığı dönemlerine göre değerlendiriyor. No 194 dosya. 345-346 s. 2. 4.. dosya. Bu üslup ile şairin bütün maneviyatının gelişmesinin canlı resmini ilmî esasta tam hissettirebilmiş. 5. 9 s. metni. Aynı. malumatları. KAYNAKLAR 1. 3. sanatında bir yetenek ve düşünce gelişmesinin yönü gösteriliyor. Genel Kazak Edebiyatının ilmî teo- rik problemlerinden söz açtığında da bu daldaki güncel düşüncelerinin gelişimine daima Abay dünyasındaki düşünce fikirlerini asıl unsur olarak alıyor. 20 c. 1923. Araştırma çalışmasını bu doğrultuda sürdürmenin sebebi ise... şairlik geleneği. Abay Akjol. Awezov M. 2 s.. Awezov'un önem verdiği meseleleri (Abay mirasının halkçılığı ve realizmi. Sağdi G. şair biyografisi. İkinci olarak bu konulara daima yeniden döndüğünde bile. Awezov'un edebi hatıralar müze arşivi. Abay'ı tanıma esnasında M.

kadın hürriyeti ve eşitliği ile ilgili fikirlerini açıklar. On altı yıl sonra 1946'da Kazakistan'da filoloji ilminin ilk doktoru Kazakistan SSC İlimler Akademisinin üyesi unvanlarını almıştır.1923 yılları arasında önce Taşkent'teki Orta Asya Devlet Üniversitesi'ne bir sömestr devam etmiş. Türk Dili ve Ed B. Korur. On bir yaşına kadar dedesi ve özel hocaların kontrolünde devam eden eğitim hayatı. ona alfabeyi öğreterek dostu Abay' ın şiirlerini okutmuştur. Halkı bilgilendirici. 1918'de bu dergide yer alan "İnsanlığın Temeli Kadın" adlı ilk yazısında Avezov. Daha sonra Samarbay Molda ve Kamaliddin Hazret'ten Arapça ve Farsça dersleri almış. Yazar böylece Semey'deki beş yıllık Rus lisesinden mezun olarak. 1924 1928'de ise Leningrad Üniversitesi'nin Filoloji Bölümünden mezun olmuştur. 1920'den itibaren ise siyasi faaliyetlere katılmaya başlar. Dr. "Argın. önce Semey Bölge Meclisinde. Emel AŞA İstanbul Ü. Babası eski usul terbiye ile yetişmiş varlıklı bir köylüdür. Yazar. dedesinin ölümü üzerine bu yıldan itibaren şehirdeki ağabeyi Kasımbek'in yanında devam etmiştir. böylece Arap ve Fars edebiyatının örnekleri ile tanışıp Kazak destanlarını da okumaya başlamıştır. aydınlatıcı popüler yazılar kaleme alır. Jayausal. Avezov'un soyadını taşıdığı dedesi Avez ise. ilmi araştırmalarında ise gerçek adını kullanmıştır. "28 Eylül 1897" yılında Semey bölgesinin Abay mıntıkasında (eski adıyla: Şıngıs vilayeti) doğmuştur. 1928 . Öğr. Fak.55 MUHTAR ÖMERHANOĞLU AVEZOV VE "ABAY YOLU" ROMANININ TERCÜMELERİ İLE İLGİLİ BİBLİYOGRAFİK BİLGİLER Yrd. H. daha sonra Orenburg'da Kazakistan Merkez Yöneticisi Komitesindeki resmi çalışmalara bilig-5/Bahar '97 . Üyesi Muhtar Avezov. Muhtar Avezov' a ilk bilgileri vermiş.1930 arasında Taşkent'teki Orta Asya Devlet Üniversitesi'nin Doğu Bilimleri Fakültesinde mastır tahsili görmüştür. babasından ziyade dedesi Avez ve ninesi Dinasil tarafından yetiştirilmiştir. Ed. Aygak" mahlasları ile hikayeler yazmış. Doç. Meşhur Kazak şairi İbrahim Abay Kunanbayoğlu'nun komşusu ve dostu olan dede Avez. Muhtar Avezov bu yıllarda tiyatro sahasındaki faaliyetlerinin yanında 1918'de neşredilmeye başlanan ve on bir sayı çıkarılan "Abay" isimli edebi derginin redaktörü olarak çeşitli makaleler de yazmaya başladı. hemen ardından da öğretmenlik seminerlerine katılmıştır (19141919). Daha sonra 1922 . kültürlü ve çocuk terbiyesine çok önem veren biridir.

Taş Tülek. 1925) ". düşünce sistemi ve uygulamalarım cesaretle tenkit etmeye başlar. Gece Melodisi" adlı piyeslerde de ele alınmıştır. Bu piyesler konularını genellikle tarihi olaylardan ve sosyal meselelerden almışlar. tiplerin tasvirini yaparak. Siyasi faaliyetlerine devam ettiği bu yıllarda 1921'de "Argın" takma adı ile "Müdafaasızın Günü" adını taşıyan hikayesini ilk defa neşretti. hayat tarzının ilk yıllarındaki mücadeleler çarpıcı bir şekilde okuyucuya sunulur. Yazar. "Baybişe tokal" piyesi iki kadının çocukları arasındaki tartışma. Böylece.1926 yılları arasında milletlerle ilişkileri sağlamlaştırmak "Arğın. Sınırda. yazar. yazarın fikirleri ve sanat gücü ile zenginleştirilmişlerdir. 1920'li yılların sonlarına doğru Muhtar Avezov realist hikayeler yazmaya başladı. 1937" isimli piyesidir. Aynı fikirler "Ayman Şolpan. Gogol' dan bilig-5/Bahar '97 . 1921 . Shakespeare'den "Othello". "Zaman Erkesi (Daha sonra: Sönmek Yanmak. Tiyatro sanatı. Muhtar Avezov'un bu piyesinde Kenesan Han'ın milli mücadele yolundaki isyanları. piyesi birkaç defa daha düzelterek trajedi seviyesine getirdi. 1928'de yazılan piyesin nüshası daha sonra ilk defa 1983 yılında yayınlanabilmiştir. 1925". Enlik ile Kebek'in trajedisinin anlatıldığı ve dolayısıyla da devrin tenkidinin yapıldığı bu piyes 1917 yılının Mayıs ayında Eralı Ovası'ndaki Oykuduk yaylasındaki bir çadırda oynandı. "Baybişe tokal. Tartışma. 1917" piyesi konusunu Kazak Türklerinin tarihinde yer alan destanlaşmış hadiseden alır. "Kanlı Gece (Daha sonra: Mal Kaçırma. 1930 1940 yılları arasında yazmış olduğu. 1923". "Karaş karaş" da 1917 Rus ihtilalinden önceki fakir Kazak Türklerinin hayatları konu edilir. Ayğak" mahlaslarıyla aşağıdaki hikayeleri yazdı: "Okuyan Vatandaş. Komr.1923)". kadın ve erkek eşitsizliğini değerlendirir. Bileğe Bilek. "Eskinin Gölgesinde. "Han Kene. "Elma Bahçesinde" piyesinde ise Avezov.56 katıldı. "Karagöz. 1920'li yıllarda yazmış olduğu hikayeler içinde en dikkate değeridir. Üç Gün. "Han Kene" piyesi ise yarım asra yakın pek sözü edilmeden kalmış ve devrin sosyalist komünist fikirlerine aykırı görüldüğü için sahnelenmesi bir süre engellenmiştir. dram türü ortaya çıktı. 1925)" "Kaygılı Güzel. "Ayman Şolpan" piyesi konusunu. "Karaş karaş. çarpıcı bir tarza tenkit eder. Adı geçen eser. 1926". Burada sınır etrafındaki bölgede yaşayan insanların 1917'den sonraki yeni hayatı anlatılır. aynı adı taşıyan meşhur Kazak destanından alarak komedi olarak yazılmıştır. Bu piyesteki " sınır " sembolü ile vatan uğrunda uyanık olma ve vatanı koruma vasıflarının üstünlüğü konu edilir. öğretmenlik seminerlerine devam ettiği yıllarda dram sahasındaki çalışmalarına başlar. Bu telif piyeslerin yanında Rus ve İngiliz tiyatro eserlerinden de tercümeler yapmıştır. "Gece Melodisi" nde 1926 yılında Kazakların Sovyet sistemine geçişleri ve sebepleri anlatılır. İlk piyeslerinden olan "Enlik Kebek. 1923". Jayausal. bu tarihten itibaren Kazak Türklerinin kültür hayatına tiyatro ilk defa girmiş oldu. Muhtar Avezov. 1923". "İzler. artık yazar eserlerinde yalnızca tarihi konulara yer vermeyerek Sovyet devrinin ideolojisi. "Kır Resimleri. 1923)". fikir ve edebi değer bakımından yazarın. Kum ile Asker ve Bürkitşi" adlı hikayelerinde sosyal hadiseler üzerine yeni bir bakış tarzı getirir. o zamandaki yeni hayatın örneklerinin ve bu devirdeki çeşitli insanların. 1930'dan itibaren Avezov'un sanatında yeni bir çığır başlar. " Taş Yetim (Daha sonra: Yetim. 1925". Özellikle "Hasen'in Olayları" hikayesi ile "Tartışma" adlı piyesinde Sovyet devri ile başlayan yeni sistemin. 1928". Hasen'in Olayları. Eski geleneklere karşı çıkan iki gencin. Drama türündeki eserleri içinde en dikkate değer olanı "Sınırda. Sovyet devrindeki öğrencilerin hayatlarım tasvir eder. "Kim Suçlu. 1925)". 1929" bu tip eserlerin örneklerindendir. Kazak tarihinin uzun yıllar devam eden meseleleri ve sosyal çatışmalar ele alınmıştır. bu çalışmaları ile Kazak hikayeciliğinin realist kurucularından biri olarak kabul edilmiştir. 1927" ve "Kökserek. Aynı piyes 1926 yılında Milli Kazak Tiyatrosu'nun ilk oyunu olarak sunuldu. Muhtar Avezov'un piyesleri Kazak edebiyat tarihinde müstesna bir yere sahip olmuştur. Elma Bahçesinde. Daha soma yazar. 1922 . Sevdiği ile evlenemeyen ve hasretinden aklım kaybeden bir kızın trajedisinin konu edildiği "Karagöz" piyesi edebi değerinin üstün oluşu ile 1926 yılındaki tiyatro eserleri yarışmasında birincilik kazanmıştır. "Kazak Kızı (Daha soma: Suçlu Kız.

fikir güzelliği. 1945 yılında Abay' ın doğumunun yüzüncü yılına tekabül eden kutlamaların arifesinde "Abay Operası"nı kaleme almış ve yine aynı yılda "Abay' ın Şiirleri" adlı kısa filmin senaryosunu yazmıştır. şairlerin atışması ile onları birinci tayin edecek jürilerin seçimi örneklerinin her biri ayrı ayrı etnografık malzeme teşkil etmektedir. Yazar. yemek dağıtma adeti. kızları evlendirdiklerinde uğurlama törenleri. Çağdaş Kazak edebiyatının kurucusu olarak kabul edilen şair İbrahim Abay Kunanbayoğlu'nun hayatı. aynı zamanda Kazak Türklerinin hayatını da bütün dünyaya gerçekçi bir tarzda sergiler. büyük şairi sadece ilmi ölçülerle tanıtmayı yeterli görmeyerek onu roman türleri ile ölümsüzleştirmek istemiştir. Bu eser yukarıda zikredilen romanın nüvesini teşkil etmektedir. Navrosov) Foreign Languages Publishing House. Muhtar Avezov tarafından ilmi araştırma konusu yapılmıştır.70 ingilizce Abai. Bu roman sadece Avezov'un sanatının üstünlüğünü göstermez. Moscow. Abay' ın hayatının anlatıldığı "Abay Jolı (Abay Yolu)" adlı biyografik romanının hazırlıklarım da teşkil eden "Tatyana'nın Şarkısı. Eserde şairin son yılları tasvir edilerek. 1957. asırdaki halk ekonomisinin yapısıyla ilgili bilgiler alabilir. Book one. halka hedef göstermiştir. Sobolev ile beraber "Abay" trajedisini kaleme alır. 63 . Abai. filologlar bu eserde Kazak edebi dilinin gelişmesini. Navrosov) Foreign Languages Publishing House. Kazakların destanı" diye değerlendirmelere mahzar olan eser. 4 41 bilig-5/Bahar '97 . Moscow. Abay Yolu romanı Rusça'nın yanında yirmi beş dile daha çevrilmiştir. s. inançlarını. 1958. Ekonomistler. Yazar. m. 3. Abay' ın hayatı ve sanatı. 1951. Kron'dan Bahriye Subayı" onun Kazak Türkçesine çevirdiği piyesleridir. Yazar. onu unutulmaktan kurtararak. Bu tercümelere gelişmesinde yardımcı olmuştur. 43 İs. ikincisi ise 1947'de neşredildi. Muhtar Avezov on beş yıl boyunca "Abay Yolu" adlı dört ciltlik biyografik romanını yazdı. Böylece 1930'lu yılardan itibaren Avezov. asırdaki hayatları realist bir bakış açısıyla tasvir edilmiştir. hukukçular ise şeriattan başlayarak. Eserin sonunda Abay. " binlerle. ömrü boyunca kendisine prensip olarak seçtiği " adaletsizliği. 8. Trenev'den "Metres Karavaya". kuşla ava çıkmak. tablo tasvirlerle ve tarihi olaylar içindeki yeriyle ve tezatlı anlatım yolu ile edebiyatta ölümsüzleştirmiş. Muhtar Avezov' un bütün ilmi ve edebi çalışmalarının en temel ve en önemli konusunu oluşturmuştur. A chapter from the novel The progress of Abai " Sovyet Literatüre. "The case of the stolenbride. Kanış Satbayev şu sözlerle ifade eder: "Kazak Türklerinin geçmişini araştırmak isteyen alimlerin her biri mutlaka bu eseri okumalıdır. 1957. geleneklerini bulacaklardır.: L. (Çev. Fransız yazar Lui Aragon "Abay Yolu" adlı eseri "Yirminci asrın en büyük eseri" olarak vasıflandırır. Romanın daha sonra. Book two. Bunların bibliyografik listesi şöyledir: Arnavutça "Megtime gretu romanit (Romanın tanıtımı ve özeti)" Litertia Sone. büyük şairin kendisine seçtiği yolu. cahilliği tenkit" ile " bilimi ve insan severliği yüceltme " düsturları karakterize edilmektedir. Kazakların XIX. m. 1936" adlı hikayesini yazar ve Kazak Edebiyatı gazetesinde aynı yıl yayınlanır. namussuzluğu. konusunun önemi. "Abay" şeklinde adlandırılan birinci kitap 1942'de. cenaze merasimlerinin tarif edildiği bölüm. "Kazak hayatının ansiklopedisi. yalnızca hacminin genişliğiyle değil. Kazak Türkçe'si ile yazılan romanın birinci cildi 1950'de " Şair Ağa ".57 "Müfettiş". s. L. Üslup olarak Abay' ı sinemaskop diyebileceğimiz. Bu eserde. Romanın ansiklopedik bir eser olduğunu Prof. 1956 ve 1959'da çeşitli baskıları yapıldı. Pagadin'den "Asilzadeler". anlatılan hayatın gerçek oluşu ve derinliği yönüyle başarılı olarak kabul edilmiştir. XIX. ikincisi ise "Abay Yolu" adıyla 1952'de tekrar yayınlandı. etnograflar ise eski zaman yaşayış şekillerini. yalnız başına mücadele eden bir kahraman " olarak gösterilmekte ve şairin trajik kederi canlandırılmaya çalışılmaktadır. 449s. yirminci yüzyılın başındaki bozkır kanunları hakkında fikirler edinebilir. 1940'da A.: L. Rusça'ya iki cilt halinde çevrilen "Abay" romanı Lenin adına verilen ödülde birincilik aldı. (Çev.

576 s. Progress Publishers. 761p. " Czytelnik " 1951. Periodiko mae. Arapça Abay Kunanbayev (1854 . Moscow. 417s. nr. 6 8 Bulgarca Abay. nr. s. Roman. 345s. 1951. 787 s. s. Pitvat Abaya (çev: Z. İzd.. nr. 15 29 Slovak Dilinde Abai. narodna Kultura. " Cartea rusa " 1950. 8. Svetlanov) Djprovno izdatelstvo "Nauka i izkustvo". 747p. 4. Fragmente din romanul "Abai" İaşol Lit.1904). Vol. nr. Hont Zionta) Hanoy. "Czytelnik" 1954. 2. s. s. m. (Çev: O. Gallimard. 1958.. Roman. Sovietletterkunde. Roman. Zweites Buch. nr. Syn kazachstana ( Abai ) II ( Çev: S. Vietnam Dilinde Yunost Abaya. L'auter d' " Abai " vu par lui meme. Sofiya 1950. 1961. (Çev: Josef Solarik) Bratislava. 8. Roman epopee in douavol. 1960. 1. Roman. Droga Abaia 8 Çev: M. s. 149 153 İspanyolca "El rapto de Maken (Roman özeti)" Literatura Sovietice. sç 7 42 Romence Abai. 1945. 389 s.NN 78 84 Polonya Dilinde Svn kazachstana (Abaj) I. (Çev: Rab Zsuzsa) Budapest. 1954. 1958. 419 s. 86 Almanca Abai. 413 s. nr. 1959. Moskova 1971. " Czytelnik" 1950. 1956. 1971. 1958. " Slovensky pisovatel "1961. İvanovschi) Bucureşti. A. Kore Dilinde Moğolca "Abay (Roman özeti)" Sog. 1964. 2. Hoont N Hunga. 1958. Abai. 5-27 Norveç Dilinde "Varulv" Sovyet nytt. 239 257 Abai Kunanbayev (1845 -1904) Introduction. nr. Angarova) Moskau. I (Çev: B. ( çev: H. s. 598 s. (Çev: L.58 The ascent (Abay romanından özet) 25 stories from tha Soviet republics. Moscow. 326s. Partea I. bilig-5/Bahar '97 . 8. I II (Çev: Çan Jov. 8 14 Hollanda Dilinde "De schrijver van "Abai" door zich zelv gezeen". Vol. s. Ujmagyar könyvkiado. Progress Publishers. 1953. Roman. 3. s. 6. Macarca Egy költö utia. (Çev: S. Roman. Paris. dab ) Warszawa. 1958. Abaiova cesta. Pogorzelski). M. 1. Abai.. 7 41 La jeunesse d'Abai. Verlag for fremdsprachige Literatur. s.21 Angarova ) Moskau. Warszawa. vo Literaturı na inestrannıh yazıkah. . s. 8. distins eu Premiul Lenin pe 1959.. Sobolev. Bucureşti. Cazimir. " Nouvelles des Letters sovietiues " (Bruxelles) 1960. Fransızca "Le rapt (tire du roman " Le ehemin d'Abai " Litteratura Sovietigue. Erstes Buch. Davatel'stvo Roh. Warszawa. 568 s. Verlag for fremdsprachige Literatur. "Ponvanie narzeczonej" Literatura radziecka. Praca vy. Mouchtar Aouezov. (çev: H. Abai Kunanbayev. 7 44 Svad'ba Abaya. "İn İntuneric. 1. Vitez) Preambule d'Aragon. 1965. 8 14 Yunanca Put Abaya (Roman özeri). prix Lenine 1959. 982s. 792 s. Vol. A. nr. 1 2. s. 1961. Sofiya. Statkov). 1721 L'auter d' " Abai " vu par lui meme " Oeuvres et Opinions. Moscow 1961. 7 . (Çev: marta Lickova) Bratislava. nr. Selected poems. 1958. s. Pogorzelski).

(Tere: T. 1959. 457 s. 78 89 Ukrayna Dilinde Abav. s. 9.. Le) Kyiv. Abajus. D. Berençe Kitap (Tere: S. Liskova) Praha. Litvanya Dilinde Abajus. Mullakandov) Stalinabad. Pisne Abajovy. Adhemova) Kazan. I. Vilnius. Abajus Kelias. 10. Korogs.II (çev: M. Sumane) Riga. Abdıllayev) 1963. (Çev: K. 419s. "Abay (Çev: A. Abajs. Diliene). Abav (Çev: A. Sumane) Riga. Blumenfeld) Rahva Haal. Adhemova) Kazan. Mi brushis = Kişinev.Berençe. Abaja Cels I (çev: M. Roman ( Çev: Dm. Vilnius. Bas 1957 1963. Roman ( Tere: A. Kitap 3 (Abay Colu) 1963. Diliene). Tatar Türkçesiyle Abay. s.: Necib İselbay ) Ufa. Erevan. 458s. 851 s. 438s. İke kitaptan torgan roman epopeya (Tere. Sumane) Riga. 1952. 1960. Tatarstan Kitap Neşriyatı. 2. 375 s. II. 1957. Bas. Jankavskas). 1963. II. Roman. Stanisavskas). I. Brushis) Kişinev. m.n. (Çev: K. Sumane) Riga. 125 131 Eston Dilinde Abai.. Roman. Roman. 1957. Mans darbs. Hange) Tallinn. Romanas II. Abajus Kelias. 352s. 483 s. Latvijas valsts izdevnieciba. c. Mam.. 1963.59 Çek Dilinde Abai. Bakı. 396 s. 428s. Eesti Riiklik Kirjastus 1950 c. Sumane) Riga. Sumane) Riga. Abaja Cels II (çev: M. Latvijas valsts izdevnieciba. Abaja Cels IV (çev: M. Abav (Çev: L. camutalova. 1949. I (çev: M. 1963. Abav. Tacik Dilinde bilig-5/Bahar '97 . epopöa (Çev: E. 410s. s. Eesti Riiklik Kirjastus 1960. c. (Çev: Borozonyan). Vilnius. 424s. Roman. 465s. c. (Tere: T. Abav. 1962. 368 s.. Azerbaycan Dövlet Neşriyatı. m. 615 s. 92 22. 1954. M. Valstybine grozines literaturos Leidykla. Kırgız Türkçesiyle Abav. 1955. Latvijas valsts izdevnieciba. 1957.. 1960. Roman. Valstybine grozines literaturos Leidykla. 1955. Çemortan. Kırgız. Suvanberditev) Frunze. E.. Suvanberditev) Frunze. 306s. rakstot romanus par Abaju. 668s. (Çev: J. 420s. 722 s. 1961. Derjavne vidavnitstvo hudojn'oi literaturi. Kitap 4 (Abay Colu) (Terc: Suvanberdiyev. Kartya moldavenyanske. Kırgız. Romanas I. 522s. 411s. Abasov ). Kitap 1 . Abaja Cels III (çev: M. Tatknigoizdat. 434 s. c. Tanhıy Roman. 475s. (Çev: K. Valstybine grozines literaturos Leidykla. Roman (Çev: E. 1948. 289s. Roman (Çev: İ. Derjavne vidavnitstvo hudojn'oi literaturi. (Çev: J. 432s. Naşriyati davlatii Tacikistan. " Svet Sovetu " 1949. Mam. 880s. Romanas I. 380 s. Hange ) Tall. Latvijas valsts izdevnieciba. 1950. nr. 383 s. c. 529s. 1952. Türk lehçelerine de aktarılmıştır. Mullakandov) " Sarhi Surh. Latvijas valsts izdevnieciba. Başkordostan Kitap İzdatelstohı. Romanas II. Vilnius. Moldova dilinde Abav (Çev: M. 366 s. Tanhıy Roman. Letonya Dilinde Abajs.2. Bunların bibliyografik listesi ise şöyledir: Azeri Türkçesiyle Abav. I. 12. Valstybine grozines literaturos Leidykla. Abai tee Çev: A. Salyah Abaya. Dlouhy) Praha Sovetu" 1948. 1963. ikençe kitap (Tere: S. 1950. 1959 Abai. 1955. Tarihi Roman. Ermenice Abav. 1959. (Çev: I. Aypetrat. Grin'ka ) kyiv. Latvijas valsts izdevnieciba. Başkurt Türkçesiyle Abav Yolı.

" Abayın Yolı ("Abay Yolı" atlı romandan bir bölek çap edieris ) (Terc: T. çağdaş Kazak edebiyatının prensiplerini ortaya koymaya çalışmıştır. DÜSENBAYEV. İkinci kitaptin parçe)" Kazak Eli. Abav. Uygur Türkçesiyle " Şair "Abay" Roman. Kazan "Abay Jolı Epopeyası Şetelde" Kazakstan Mektebi bilig-5/Bahar '97 . "Asil Nesiller". kazak edebiyatındaki nesir ve dramaturji kollarının büyüyüp gelişmesinde. 1949. 2. 1. UzSSr. Kitap (Tere: S. Kasımov" Sovet Turkmenistanı. Abav Yolı. Roman. 1922 "M. Romandın parçe (Terc: N. Yeni Hayat Jurnalinin Neşriyati. 1965 Muhtar Avezov'un sanatında önemli bir merhale teşkil eden Abay Yolu romanının yanında yazar. A . 1961 Özbek Türkçesiyle Abay. Türkistan Böylece Doğmuş. Almatı şehrinin bir bölgesi ve bazı okullar yazarın adım taşımaktadır. Yaylımova) Aşgabad. Yolı Roman. VII. 1. Z. 1960. gazete yazıları "Altın Yüzük". Almuta. Kitap 672 s. A. İ 1956 KAYNAKLAR AHMETOV. yazarın 27 Haziran 1961 yılında ölümü üzerine Kazakistan hükümeti aldığı bir kararla büyük yazarın adını ebedileştirmek maksadıyla İlimler Akademisinin Edebiyat ve Sanat Enstitüsü ile Kazakistan Devlet Dram Tiyatrosuna Muhtar Avezov adını verdi. "Şair Köyünde" ilmi araştırmalar. Kazak Türklerinin yirminci asırdaki elli yıllık kaderini beş ciltten oluşan bir destan ile anlatmak istemesine rağmen bu planın ancak birinci kitabım oluşturan " Büyüyen Nesil " adlı kısmım 1962 yılında neşredebilmiştir. Hindistan Denemeleri.60 1960. Roman. 10.. B. 1953. Çeşitli sokaklarda. Romanıdan bölek (Terc: T. 1954. Ayupov. 191 200 AHMETOV. Kirov (şimdiki adıyla El Farabi ) Devlet Üniversitesinde profesör oldu. Ahmetov. Taşkent. Roman (Terc: T. Güney Denemeleri. 2. 28. Kırgızların " Manas " destanı hakkında çok kıymetli bir monografi yazdı. kazakstan Dölet Okuş pedagogika neşriyatı. milli tiyatronun gelişmesinde. Yazar. Zununov). 23. Yazarın son on yılım geçirdiği evi ise öldükten sonra anıt müze olarak açılmıştır. IX. çeşitli yıllarda yazılan Kazak Edebiyatı Tarihi'ni Kazak folkloruna tahsis edilen ilk cildinin (1960) asıl yazarı ve redaktörü oldu. XII. K. Avezova ab Abaya" Kommunist Kazahstana BALDANOV. Davlat Neşriyatı. Kasımov) " Mugallımlar Gazeti 23. (Romandan parçalar). Hasamitdinov. Taşkent. "Cephe". nr. 1955. M. 1987 "Suretkerdin Biik Nisanı" Kazak Edebiyeti. 39 40 Abav. 704s Yakutça "Abay (Çev: G. Türkmen Türkçesiyle "Abay. UzSSr. II. denemeler ve edebi tenkit çalışmaları da yapmıştır. Kasımov S. Abav. Kasımov)" Sovet Turkmenistanı. Kazakistan S.Mensurov). Mensurov. Z. (Tere: Zumrad)Abav Yoli. Kitap Tere: Zumrad). 1958. Almuta. 1951. Yeni Hayat Jurnalinin Neşriyati. Davlat Neşriyati. 1957 Abav. 433s. 416s. X. 1962. Almuta. 679s. Kitap 692s. 712 s. Nigmetov). 494 Abay. s. Kitap (Tere: Zumrad). Tarskogo)" Kum. 12. 1960 "Abayın Yolı (Üçüncü kitaptan bölek) ( Tere: T. Taşkent. Türkmenistan Dövlet Neşriyatı. H. Amerika Tesirleri" Avezov. s. Kazakistan SSC İlimler Akademisinin üyesi. Özdavnaşr. Kitap (Tere: Zumrad). I. "Abay tanuv (Abay'ı öğrenme ve araştırma bilimi)" ilminin temelini atarak. Ayrıca gezi yazılan da kaleme almıştır. (Tere: İ. milli edebiyatı araştırma meselelerinde sınırsız çalışmalar yaparak.

B. 1968 NURKATOV. Jıyırma Tomdık Şoğarmalar Jinağı. 1964 "Avezov'tin tungış Avdarması". Almatı Ekimov. 2 T. SMİRNOVA. 9. M. 1968 Muhtar Omarhanulı Avezov. E. nr. Almatı Muhtar Avezov. 1989 "Muhtar Avezov Turalı Jana Derekter" Kazak Edebiyeti. "Şedrıy Talant". Almatı "Piyervaya Kazakskaya Epopeya".28 Sentyabr ISKAKOV. Edebiyet jaylı Oylar. 1959 "Edebiyet Gılımının Ülken Tabısı". Almatı SÜYİNŞELİYEV. E. M. 25 Sentyabr "Darın danalığı" Kazakstan Mektebi. nr. E. B. 1961 SAHARİYEV.: 1951 Muhtar Avezov. 1987 "Mengilik Muhtar" LeninşilJas. nr. Vahatov. Derbialin. 1960 ISMAYİLOV. Almatı. K. 1985 ISMAYİLOV. "Jazuvşı men Keyipkerdin Kenesi". I. 26. Almatı Şeberlik Sınma. S. 1990 Şın Şeberlik. 1965 SATBAYEV. S. H. Muhtar Avezov. nr. nr. Almatı 1973 Kazak Sovet Ensiklopediyası. Almatı 1985 Muhtar Avezov. Kazak edebiyeti. XX T. 1957 SATIBALLİYEV.Kazak Edebiyeti. Moskva M. Almatı KEDRİNA.. E. Moskva. 1962 KABDOLEYEV. İ. E. Almatı. nr. H. Avezovtın Ömiri men Tvorçesrvocı Turalı Edebiyetter Ulttık Kitabhana. DUDANBAYEV. 1986 "Avezov" Teatr Sınşısı. 1987 1962 Davutova. Novıy Mir. İdeya jane Obraz.. 52. Juldız. 1987 KARATAYEV. s.8799 bilig-5/Bahar '97 .SSR. LİZUNOVA.39. "Han Kene jayındağı 30 şı Bolgan Edebi Diskussiya" Kaz. N. Almatı. Almatı Vakit Tınısı. Z. SİL'ÇENKO. Almatı 1956 Kazakstan Jazuvşılarının III.61 BAYTANAYEV. Tvorçeskiy Almata. M. Muhtar Avezov jane Onın Jemdik Elemi. nr. 1957 NURGALİYEV. Siyezi. Muhtar Avezov. Tragediya Tabigatı. Kazak Edebiyeti nr.GA'nın Habarşısı. 1958 1963 1969 1957 1958 Tuvgan Edebiyet Turalı Oylar. Almatı "Menin Avezovım" Jalın. 1957 Jana Belecke. Almatı. O. 20 Kazan "Ülken Talant İyesi". E. 1969 Talanttar. A. Juldız. put' Avezova. Almatı. 25 Dekabrya Ebişeva. Alma Ata. T. 1. R. Alamatı Epostan Epopeyaga. S. 1985 "Avezov Avdarmaşı ". 1957 Kazaktın Tungış Epopeyası Jinak. Tuvındılar. 2. Almatı. Almatı. 11. T. 11. KEKİŞEV. M. R. Vaprosı SÜYİNŞELİYEV. 1969 BERDİBAYEV. Z. 26 İyun Sın men Şığarma. 1957 1962 1960 OMARAOV.

'Demen'i bilmemeniz doğru. Kazak halkının milli yapısı. Muhtar Avezov. Muhtar ağa 'E. Eğitim yönünden söylenen bu önemli sözlerin. bize bıraktığı miraslarında dava." (ABDİRAHMANKIZI. ya da "aleykümselam" diye dua edip. karşılaştığı büyüğüne "Assalamayaleyküm". üstat ve düşünce ormanının büyük çınarı olan Muhtar Avezov. Bunları eserlerinde derinden inceleyip. "İhtiyar sözü ilahtır". Ü. Profesör Tursınhan Abdirahöankızı'nın şu ifadesi göstermektedir: "1944 yılında. M. M.Jakıp BİDANOV M. çünkü o tarihi değil. hayatta gördükleri. ama kitaptaki Dermen karakterini kimsenin tanıyamadığını söyledim. Zamanımızda Kazak halkının iç etnik münasebetlerinin farklı mana ve değerini araştırmak. dedi bana. diye halk zihniyetini yaratmıştır. Eğt. diye önce kız çocuklarının eğitimi problemlerinin çözülmesi gerektiğim gündeme getirdi. Sovyetler Birliği'ne dahil olan Kazaklar için bu imkan sağlanmadı. Sebebi. bildikleri var. Kazak büyüklerinin özel sesini. "Büyükler küçüklere yaşam tecrübesi verir. "Büyüklerin sözü vacip". Her halkın sadece kendisine has özellikleri.62 DOĞUMUNUN 100. gençlere bildirmek. zihniyeti. "Büyüğünü büyüten el küçülmez. saygı gösterip baş köşeden yer vermiştir. Avezov Güney Kazakistan Eğt. Muhtar Avezov için. gelenek görenekleri oluyor. Kazakların büyük yazarı. Avezov'un 'Abay Jolı' epik romanının birinci kitabı çıkmıştı. kültürü. diye şaşırarak. O. Ben. halk bilimlerinin de müjdecisidir. M. o kitabı büyük bir coşku ile okuduğumuzu. kendine özgü bir yorum yaratarak. Avezov'un "Abay Jolu" romanındaki Kodar ve Kamca olayı ile ilgili Kunanbay'ın cezasını caiz görmesi. Avezov eserlerinde "beşiğini düzelt".YIL DÖNÜMÜNDE MUHTAR AVEZOV Cumahan ISKAKOV. eğitim biliminin gelişmesini sağladı. günümüzdeki Kazak eğitiminin özünü oluşturmaktadır. Bilimler Kandidatı Kazak Türkçesinden Aktaran: Banu MUHYAEVA Halkımızın birey oğullarından biri. gelenek ve zevki haline getirmek. Kazaklar büyüklerine değer verip saygı duyar. Avezov'dan önce her yönüyle araştırılmadı diyebiliriz. edebi karakter'. tartışma anlarındaki hazır cevap kadıların adaleti ve bilginliklerini. "İhtiyarı varın nasibi var". yoğun ilham ve ustalık yorumuyla günümüze duyurabilmiştir. 1997) Bu yüzyılın başında Kazak halkının sosyal hayatım değiştirme çabasında bulunan M. öyle mi?'. halk eğitimi bilig-5/Bahar '97 . gençler için manevi esas oluşturduğunu Kazakistan halk yazarı. bu mirası yeni neslin yaşamının temel kaidesi. bilgin alim.".

1918 yılında Abay dergisinin II. öğretim amaçları ve yöntemlerini iyi bilmeli. göğü. ruh bilimcisi. Yetenekli yazar eserlerinde zengin halk dilinden yararlanmakla birlikte Ibıray Altınsarin. Avezov. gelecekteki öğretmenleri hazırlamadaki eksiklikleri ortadan kaldırmanın yöntemlerini belirledi. Alimin getirdiği Kazak edebiyatı tenkidinin bir alam "Abay tanıtımı" teşekkül etti. neslin eğitimindeki hedefleridir. "İnsaniyetin kötü niyetli yaradılışından değil. Muhtar Omathanoğlu. Nazarbayev'in desteği gelecek gençlerinin ilim ve sanat yolunu açan. Avezov'un eğitim meselesinin tarihi devamıdır. Abay tanıtımının hedefleri Abay'ın dünya görüşü. O. Dışarıdan basit görünen öğrencinin derste oturup kalmasından başlayarak konuşmadaki sesi ve davranışlarına kadar meselelere cidden dikkat eden öğretmendir. Milli eğitim ve psikoloji sahasında da fikirleri ve düşüncelerini ileri sürdü. Kazakistan Cumhuriyeti Milli İlimler Akademiği Zeynolla Kabdolav. Bu sırada Kazakistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı N. Onlar derslerde konularına hakim olmalı. M. geleceğin toplumun itici gücü gençlerin eğitimine büyük önem verip yönlendirdi. Abay milliyetçiliği M. Okumak çok yönlü bilgilendirmekten. ortamının etkisinden cehalet tesirli oluyor. iç dünyalarının büyük yazara duyduğu özleminin belirtileridir. Düşünmek için okumak gerekir. diye söyledi. "halk ve halkı. halkım seven milliyetçi olarak değerlendirildi. Abay Kunanbayev. hakikate inandırmaktan. azınlığına rağmen her şeyin alt üst olduğu buhranlı dönemlerinde türlü değişikliklere rağmen milli özelliklerini korumayı başarabilen ve sosyal gelişmenin belli kademesine ulaşabilen milliyet duygusudur. Bu günlerde bilim ve medeniyet toprağı. dili." M. Avezov bu alanın yöntemlerini 1933 . "Gelecek" programı M. "Kitap düşünce kaynağı". Avezov eserlerindeki düşünceler. Toplumun insani değerleri genç neslin eğitilmesinden geliyor. 1918 yılında. Bu problemlerim araştırması 1918 yılından 1961 yılına kadar 43 yıllık bir dönemi kapsıyor.b. " tarzındaki hayranlık. Onlar: "Bilim mutluluk direği. metin tenkit araştırması Doğu klasiklerine ilgisi v. "Kitap. üstat. söz sanatının öğütçüsü. "Abay Jolu" tarihi romanını yazmakla birlikte romanın eğitim yönünün anlatan yöntemleri de belirtiyor.. bilimsiz baht başkasının nasibi". dedi. insanlığın düşmanı cahillik ve karanlık baskısına karşı mücadele eden. insan ve insanı aynı seviyeye ulaştıracak olan bilimdir. büyük üstadı Muhtar Avezov'un doğumunun 100. Şakarim Kudayberdiyev temelini oluşturan yazılı edebiyat geleneğinin. yıl dönümü münasebetiyle "Egemen Kazakistan" gazetesinde 1997 yılı 18 Mayıs'ında yayınladığı "Benim Avezov'um" bilig-5/Bahar '97 . Kazak toplumu medeniyetinin kendine özgü kendi durumuna uygun yolu olmalı düşüncesinin taraftarıdır. "Abay" dergisinde yayınlanan "Medeniyet Milliyet" makalesinde "İlim ve medeniyet bütün dünyanın altın kolyesidir. yıldızı yönetmektedir" diye yazdı.1934 yıllardan itibaren başlıyor. Ustatların bugüne kadar "Avezov diline denk dil nerede!. daima öğretmenlik ustalığını geliştirmelidir. uzmanlık alam ve öğrencilerin sevmek. suyu. Avezov'un eğitim meselesini önemsemediği tarafı yoktur. emeğin manevi desteği". sayısında yayınlanan "Öğretim" adlı makalesinde "Öğretmenler zamanın getirdiği taleplerin farkında olup. Muhtar'ın milliyet duygusu. Neticede Abay sadece şair olarak değil. M.63 ve nesil temizliği uğruna verdiği mücadele görüntüsüdür. 1918 yılında "Abay" dergisinin I. Öğretmene ait değerleri. eğitim ve öğretime bağışladı. insan tarihindeki bütün şöhretli ve iyi işleri devam ettiren insanlar olmalıdır. Devlet ve halkın temeli. dersin amacını. merak duygusunun öğretmenlere has değer olduğunu daima belirtti. "iyiden şerafet" atasözünü halk boşuna söylemese gerek. Avezov yorumunda milletin milliyet olarak teşekkül etmesinden itibaren birleştirici güç olarak görünüyor. sayısında "Bilim" adlı geniş bir makale yayınlanıyor.". Eğitim ve öğretimdeki ruhbilim ve okutma yöntemlerinin önemini. fikirlerini ileri sürdü. eğitimci. M. İnsan yaşamındaki öğretmenin rolü de Muhtar Omarhanoğlu'nun dikkatinden kaçmadı. eğitim amacı olarak takdim etti. onlara ve anne babalarına medeniyet ve bilim yönünden örnek insanlar olmalıdır ". M. havayı. insanların kalbine iyilik yerleştirmekten gelmektedir. Kazakların bilgin yazarı. Avezov hayatının en verimli dönemlerini felsefe.

hem "Kazakistan Edebiyat Tarihini" okutmak yöntemlerini belirleyen eğitimcidir. O.. azıcık kaşlarını çatarak. insan kabiliyetini değerlendirmesidir. boğazını çekerdi. Kazak halkının manevi hayatının en büyük başarısı olacaktır. fikirleri insan ruh biliminin imkanlarını belirten düşünceleridir. diye yorumu. bu hususları eserlerinde kullanabilen ruhbilimcisidir (psikolog). M. diye Avezov'un öğretmenlik ustalığına hayranlık duyuyor. eğitimciler için en iyi yöntem bilimi örneği olacağı şüphesizdir. Örneğin onun "Kazak halkının şairane yeteneği. annesiz zattır ". 1929 yılında Kazakistan'ın eski başkenti Kızılorda'da basılan "Yeni Köy" adlı ders kitabı Kazak eğitim ve öğretim sahasının başarılı çalışmalarındandır. O. Milli psikoloji ilmine katılan bir düşüncedir. " İlim sadece kendine özgü toprağı tanımıyor. Avezov girince geniş oda. Özellikle " aklın ne kadar geliştiği. fikri. Muhtar Omerhanoğlu büyük yazar olmakla birlikte milli özelliklerin zevk. Büyük deha sahibi. serbesttir. M. zihniyet ve geleneği sosyal milli önemini inceleyip. kabiliyeti. yüksek gövde. ham alim. 1927 1991 yıllan arasında birkaç defa basılan onun "Kazak Edebiyatı Tarihi" ders kitabı yöntem bilim çalışmasıdır.. onun yanındaki kürsünün bulunduğu merdivenli alan sahne gibi. sol göz kapağım azıcık kaldırıp.. Avezov'un hayatı ve sanatkarlığı. Fakat bu renk uzun sürmezdi. yanaklarındaki gülümseme izlerini hemen kaldırıp. M. Kazakistan bağımsız devlet olarak kendine özgü asil değerlerini toplayıp. ayrıca şair tipini ortaya çıkardı". bu ders kitabında halkımızın asırlarca atadan oğula devam edile gelen manevi mirasının eğitimdeki rolünü incelemektedir.. öğrencilerin oturduğu salondan yarım metre yükseklikteydi". Kendisine her şey yakışırdı. Öğretmen masası. bilig-5/Bahar '97 . " Ömür akımım bilmek vardır.64 eserinde ustadı hakkında "O. profesörün ders verdiği dershaneden tiyatro kulübüne dönüşürdü. Onun " asilin asli insan ruhu ve düşüncesi ". geniş omuzlan. vatansızdır. dersaneye göz ucundan ışın saçıp. gülümseyerek girerdi. Avezov hem yazar. İri yapılı vücudu. onun meseleyi çözmesine bağlıdır ". Büyük yazarın eserlerinin 50 cilt akademik baskısına hazırlık çalışmaları. onların vatanına hizmetini canlandırmaya çaba gösteren çalışmalar yapmaktadır. Burada sevimli bir gururluluk vardı. muhteşemdir! Üniverisite dersanesine büyük geliyordu. derin anlamak vardır ".

Büyük insan. Sırları..sanat ve edebiyat üzerindeki düşünceleri. Son yıllarda bu çalışmaların adeta gelenek haline gelmiş olması sevinilecek bir durumdur. sanatındaki erişilmez sırlarını incelemek. Sanatında ve bilimdeki erişilmez yerini. Mirzahmetov'un "Avezov ve Abay-1997" R.düşünce ve hayalleriyle böyle bir kişilik. Dosjanov "Muhtar Yolu-1988" S. Muhtar'ın "iyi zamanlar" da yaşadığını söylemek mümkünse de. başka ulusların da büyülü söz sanatı tarihine derinliğine inersek. Bu durumlar. Muhtar Avezov gibi büyük adamların özelliklerini. Muhtar'ın "ikinci hayatı" diyebileceğimiz dönemin başlaması için uzun yıllar geçti. Üyesi Kazak Türkçesinden Aktaran: Banu MUHYAEVA Bu yıl. derin yeteneklerini. parlayan yıldız olacaklarına şüphe yoktur.ilmi araştırma yöntemi. Berdibay'ın "Tarihi Roman-1997" eserleri yayınlandı. dersleri. asırlar boyu sürüp gidecek bir uğraşı konusudur.milli değerleri ve büyük kültür zenginliğini her yönüyle işleyerek kazanmıştır. merhametsizce ezildiği şartlarda.Cumhurbaşkanımızın teşebbüsü ve UNESCO kararıyla Muhtar Avezov Yılı olarak kabul edilmiştir. sarsıntılan.yaratanın insana verdiği bir mutluluk hediyesidir. Sadece kendi halkının değil. milli değerini.asırlar boyunca çile çeken halkım. Bu dönemde onun sanat ve hayat yolu.65 MUHTAR AVEZOV'LA İLGİLİ HATIRALARIN İLMİ ÇALIŞMALAR İÇİN ÖNEMİ Doç. Junisov "Mümtazlar ve Gölgeler" Kabdalov "Benim Avezov'um" gibi monografilerle birlikte M. MUSAKULOV Ahmet Yesevi Ü.yaşadığı karışık tarihi olaylar hakkında pek çok çalışmalar yapıldı ve yayınlandı. milli sanatımızı ideal ve estetik zirveye ulaştıran 'Abay Jolı' gibi klasik bir eser yazarak Abay'ın kişiliğini.onunla ilgili olarak yapılmış ifade ve yorumlan yeniden değerlendirmeyi ve araştırmayı zaruri kılmaktadır.milli değerlerini dünyaya tanıtan. tanınmış sanat ve bilim adamlarının hayranlığım kazanan Avezov'a adanan bu saygı büyük değer ifade etmektedir. "binlere karşı birce direnen" ve köklerini derinlere salan manevi bi çınar gibi abideleşti.milletinin buhranlı ve karışık bir döneminde. sanat ve hayata katkıları.Muhtarm yeri büyüktür. Öğr. Abay'ın içtiği "ağu"dan uzak duramadı. bilgin.çağdaşlarma ve öğrencilerine telkinleri. A. Büyük üstadı Abay gibi. Alın yazısını bilig-5/Bahar '97 . Her halkın tarihi kökleri ve kültürü ile ilgili ansiklopedik çapta olağanüstü eser verenlerin. D. bir yıl veya dönem işi değil.yurdunu.

sanatın ab-ı hayatından içmiş olurlar .değişik alanlarda yapılacak uçsuz bucaksız çalışmalara imkan sağlamaktadır. imanı ve nezaketi. hocaları.düşünce ve duygularına göre yorum olabilir.tarihi bir şahsiyetten söz ediyorsa.dünyaya ve insana ideolojinin sanatta da. Bunun gibi yabancı etkileri doğru karşılayan Muhtar'ın yeniliği. Büyük yazarımızın hayatı.onunla ilgili konuşup yazmayı bir borç olarak görmektedirler . Avezov hakkında anılarını aktaran insanlara büyük sorumluluk düşmektedir.ülkesinin tarihinde hizmeti bulunan sanat.okuyucuları ve hatta kendisini bir defa tesadüfen görmüş insanlar.Muhtar'ın fikirde harekette farklılık gösteren dönemi gizlenmemelidir. Muhtar Ayezov hakkında yayınlanan bazı hatıralar "gözden ırak gönülden ırak" dendiği gibi kendi menfaatleri gereği ifade edildiği acı da olsa bir gerçektir Bu hatıraların yazarları Muhtar'ın ruhu huzurunda sorumlu olacağının farkında olmalıdır Özellikle :Ruslardan İ. 1978 S: 174) Bu fikirden Muhtar'ın sadece yeteneğini kabul etmek değil .Belinski ise Latince "progres"kelimesini tercüme etmeden bu şeklinde kullanılmasını sunmuştu. Bu.yazanm kişiliği ile yakından ilgili bir husus olup.Mustafin'in 1950'li yılların Kazak Edebiyatı Tarihi eserini tenkit ederken "eserde Muhtar hakkında yazılanlara değişiklikler yapılmış.kişiliği ve sanatı konusunda yazılan hatıra.çocukluğunu bilen büyüklerinden başlamak üzere. Tabii ezeli varolan insanoğlu bir birine benzemediği gibi. açıklanması ve tamamlanması gereken bir düşüncedir.Rusça "yazar" matbaasında basıldı. Edebiyatımızın şöhretli büyüğü G. Muhtarın şahsiyeti ve sanatını eserlerinden tanıyan yurttaşlarımız. hangi sahada olsa da üstündür. Böyle olmasına rağmen. Eski çok milliyetli Sovyet dönemi ve bugünkü Kazak edebiyatı ve araştırma çalışmalarında pek çok yayın yapılması sevindirici olmakla beraber. Geçmişte yaşanan amların. yazarlar. Maalesef. değerlendirmelerin hepsi de nispidir.yıl dönümü münasebetiyle 1976' yılında Kazakça "Bizim Muhtar" adında . arkadaşları.Muhtarın şam.. bilginliği.V.dirayeti ve iradesi. Avezov iklimine girebilmek için büyük önemi vardır..büyüklüğünü sergiledi.ilimde de efendi olduğunu görüyoruz. Muhtar hakkında hatıralar ilk defa 1972 yılında .araştırma ve edebi eserlerin.66 yaşadı mücadele etti.G.konuyu bilen insan onun hayatının bazı dönemlerini kendi açısından bahsetmelidir. Hatıralar." denilmiş. öğrencileri. G. Bu. V. 1932 yılından itibaren Muhtar Sovyet edebiyatçılar tarafına geçti"diyor. Bu sebepten Muhtar'a eski gözle bakıp yersiz çelme atmayı bırakıp. derin tarihi sırlarla örülü ve şairânedir.onu tanıma. Kazak Ansiklopedisinde.sanat ve bilim açısından değerlendirilmesi geleceğin işidir. kendi görüş. Dünyanın tanıdığı ve kabul ettiği büyük insan Muhtar hakkındaki çalışmalar ve hatıralar. bir araya geldiği dünya çapında şöhret sahibi sanatçılar. bilim adamları. Yazarın doğumunun 80. Muhtar'ın kişiliği ve yeteneği. Abay'da olduğu gibi. hakkında söylenen fikirler. dünya bakışı ve engin bilimi ileriyi görebilmesi liderliği.V:Turgenov Latince "progres" kelimesini edebiyata getirdi . Belinski gibi büyük şahıslar hakkında hatıra yazanlardan öğrenen çoğu yazarların bu gibi eserleri Muhtar'ın manevi şahsiyetini betimleme çabalarında ortaya çıktığı malumdur.Kajım'da (Jumaliyev) hepimizde maruz kaldık. direndi. çocukları. Bu duruma Sabit'de (Muhanov). Muhtar hakkında yazılan hatıraları basit bir tasnife tabi tutacak olursak. Bu yüzden M.manevi . Bu yayınların henüz denizde damla olduğunu söylemek mübalağa değildir.tamamlanıp basıldı.bilim ve devlet adamlarıyla ortak yaşadığı olaylar bulunan kimselerin. Zamanında Muhtar'ın sevdiği ustadı İ.V. İlk baskıya 55 insanın bilig-5/Bahar '97 .Bunların gerçekle. onlarla ilgili olarak aktaracakları her türlü bilgiyle o insan ve dönemine ışık tutacağı tabiidir. adaletle değerlendirmeliyiz" (Mustafin: G.bir tür edebi eser olup. yorumlayıcı kabiliyeti.bu büyük adamın şahsiyeti ve sanatı. merhameti ve sertliği gibi çok yönlü özelliklerini zamanımız insanlarına ve gelecek nesle tanıtmak sıradan bir insanın yapacağı iş değildir. insan özellikleri ve imkanlarının sırrını tam açıklayabilmek sanatın da ulaşamadığı gerçektir. Tarihi gerçek söylenmeli. Turgenov. bu konuda yazılacak ilmi araştırmalar ve eserlerde yardımcı kaynak olabilecektir. Onun hayatı. "Hatıralar.anlama ve eserlerindeki derin hazza erişebilmek.devirlerin engellerini aşacaktır.şekil olarak hatıraya benziyor. İnsan.anlatan insanın fikri ve değerlendirilmesi değil . düşünceler.

M.F.Onların çoğunun kitapları bizim klasik mirasımıza dönüşen. Burada bulunanların çoğu ölümle bir kaç defa karşılaşanlardır. M.bu gerçekten bir tek insanın . I:Suhov'dır.bilginliğini kabul ediyor. Giriş olmakla birlikte her yazara açıklama yapıldı. onu dinleyenlerin yüzüne baktım .Gamzatov şiirlerinin değerini ispatlayarak.Calil 'in câniler toplama kampında dar ağacına asılma tehlikesi karşısında yazdığı "Moabit Defteri "eserini tahlil ederken. Azerbaycan açuslarıyla ve başka halkların şairleriyle karşılaştırdı. onun şiir dünyası geleceğindeki pek çok imkandan bahsediyor. insanlık kudretinin hem nazik. R. "Avezov sadece milli çerçevede sınırlanıp kalmıyor. Sobolev. Pantiyeler'le bir sohbetinde: dil ayrıca bir sezgidir. Yazarın dili. "diye yazdı. hem bir çok insanın dilidir. N Anov. Belki bu sebeptendir.toplum heyetlerine üye olduğu dönemlerde çağdaşları ve meslektaşlarının bilimi ve fazileti.67 hatıraları.ilim. Avezov'un sanattaki özellikleri ve onun ince. Çolohov'un "İnsan Kaderi" hikayesini. onun tercüme yapma yeteneğinin büyücü sımyla.hayat mektebinden geçiyoruz. Adı geçen eserdeki hatıralar. M. kendi dehası ve gücü neticesinde bu özellikleri türlü teorik yönden pedogojik ve psikolojik yöntemleri ile bir birini tamamlayabildi. medeniyet ve alçakgönüllülüğünden ibret alıyoruz. kardeşim"adlı hatıralarında): "Avezov'un. Tajik hafızlarıyla. Büyük üstadın tabiatından tarih. Avezov'un eserlerini Rusça'ya aktarmada tanınan yazarlar. Bu fikirden Muhtar'ın tecrübesinin çokluğu ve bilgisinin derinliği görünür.Auezov bilig-5/Bahar '97 .onların manevi anlayış seviyesi ve bilginliklerinin ayrıcalığının farkında olup.silahla da Sovyet hükümetinin teşkil edilmesini sağlayan ve savaşlarda koruyan kır başlı insanlardı. Yazar bu hatıralarında Muhtar'ın barış koruma Sovyet Komitesi ve Lenin ödülünü tayın etmekle ilgili komite gibi v. Muhtar'ın sevdiği tercüman arkadaşlarından biri A. bir çok insanın. eğitim..bunları konuştuğu zaman. Muhtarla 1936 yılında Kazakistan edebiyat ve sanatının Moskova'daki on günlük töreninde tanıştığı Konstantin Altayskii. manevi yaşam tarihinin baş köşesinde" yer aldığım söyleyerek onun faziletli düşüncelerinden eserlerinin her bir satırının yetenek ışınıyla süslendiğini ve onlarca .Pantiye.b .Hatıraların yazarı :"Ben . sadece ellerindeki kalemle değil .l976:53) söz sanatının kaynağının halk olduğunu. Kazakistan şairleri hakkında konuştuğunda onları Özbek bahşılarıyla.Muhtar yetmiş civarında Sovyet medeniyeti ve sanat temsilcisinin huzurunda M. özelliklerini koruyarak başka bir dilde konuşturabilmek tercümenin bilginliği ve ustalılığıyla birlikte .milyonlarca insana feyz ile dolu yükseklik getirdiğim hayranlıkla hatırlıyor. şair ruhuna mahsus hüzünle birlikte kahramanlığa çağıran kudretin sırrını betimledi. hem de hakir yönünü gösterebilen klasik eser diye değerlendirerek dinleyicilere kabul ettirdi. net gösterdi. ikincisine ise 73 insanın hatıraları dahil olundu. çoğunluğun .. insaniyetinin. kutsal niteliklerini tespit ve dinleyicisine kabul ettirebilen ağız dualı bir insan olduğunu tanıtabilen hatıralardan biri de Rus Alimi E.Nikolskaya. Calil yeteneğinin coşku duygusuyla etkili konuştu . milli sanatın özünü tarihi teorik anlamda değerlendirebilen Muhtar bilgine boyun eğiyor. Muhtar'ın adeta büyük kardeşi gibi olan Türkmen edebiyatı klasiği Berdi Karbabayev ("Asil dostum. A. yazar hakkında çok bilgi veriyor. Lenin ödülü ile ödüllendirilen bazı eserlerinin değerini tartışma sırasındaki fikir farklıklarını araştırırken . estetik zevk alıyoruz Halkımıza özgü manevi dünyasının ta XIX. (Bizim Muhtar.. 1976:97) diye yazarın dili kullanma özelliği hakkında tarihi ve teorik açıklama veriyor. Sözlü halk edebiyatındaki ortak özellikleri bulup. Onların hatıralarından yazarın bazı sırlarını öğrenebiliriz. Bütün hayat tecrübesi Eğer benzetirsek hatibin dili . M.yazara saygısı ve sevgisinin birliğini gerektireceği tabiidir. Eserin fikir ve estetik değerini orijinal nüshadaki gibi tabii.Kadrina. Z. A. farklı bir tecrübedir.halkın ve bir kaç zamanın dilidir" (Bizim Muhtar. Knipoviç'in "Asil Azamat" adlı hatırasıdır. L. yüz yıldan itibaren Rus diline aktarılarak ve yabancı ülkeler okuyucuları ve araştırıcı alimlerine tanıtıldığı tarihi gerçektir Bilgin Abay'la büyük Muhtar'ın eserlerini bütün dünyanın Rus dili aracığıyla tanıdığını ayrıca nezaketle bildiriyoruz. bilginligi yönünden üstün olduğunu coşkuyla anıyor. Muhtar 'ın diğer milliyet temsilcilerinin yeteneklerini tanıyabildiğini .

Muhtar'ın islam inancından vazgeçmediğine inananlar da inanmayanlar olabilir.Semenov bir toplantıda "Şimdi bile M.konak evi denen eski bir Türk sözüdür. Rus yazarı İ.çünkü onlar dağıtıp tüketir"diyen dedesi Auezov 'ın ibretli sözünü söylemesi. başka ortamda .an.ibadet etmeye mecbur bırakmış gibidir.çetin ve karanlık günlerde Muhtar vatanından uzaklaşmaya mecbur oldu. Valya'nın" demişti. çocuk çoluğu teselli et.Auezov'un iki yıl boyunca Fars dilin okuyanlarla aynı seviyede hazırlığı vardır. ilmi araştırma çalışmalarıyla ilgili kaynaklan okumak için Arap.. Onun ata babalarının Semey bölgesine bu fikri yayarak geldiği tarihi gerçektir. hatırlıyor.dilin acı dermanın yok Acı dilli.temelsiz insan da çok. Türk. Lebedinskaya'nın "Unutulmaz Dostumuz" adlı hatırasmda. "Birey" 1989 S: 233) Muhtar çetin dönemlerde ülkesinden uzakta. Ey. (Jurtbayev.aptallara bırakmak gerekmez .Mırzahmetov "Auezov cene Abau" 1997) 1960 yılında Taşkent Tren İstasyonunda Muhtarı karşılıyanların "misafirhaneye birlikte gidelim"sözünü anlıyamıyanlara 0. cahilin.çünkü kendisi elde edebilir. Kutadgu Bilig 'te geçiyor diye açıkladığını hatırasında yazıyor. Sensiz geçsem hayattan darılmazım. Doronyan heyecanla. Tarihimizde bu yıllar küçük soykırımı olarak biliniyor. Muhtar çocukluğunda İslamın imam etkisinde büyümüştü.dünya halkları kültürü ve edebiyatı tarihini araştırmada ve milli özellikleri tespit etmede gösterdiği bilim gücünü hayranlıkla hatırlıyor. İlk defa 1960 yılında "Orta Asya ve Kazakistan Halkları Edebiyatı Tarihinin yapılmasında büyük katkıda bulunduğunu . Çağatay. Abdülbaki.eleştirme meselesi öğretmenler hazırlama meselelerini gündeme getirdi. Güvenmedim ben sana güvenemem. A. M. Muhtar. Kara narı ısıranlar Kal derinde onu ortadan çıkaramam.. araştırıcı kadro . Tanınmış bilim adamı Mekemtas Mırzahmetov'un "Orta Asya Devlet Üniversitesi Asistanı" adlı araştırmasından Muhtara'a özgü sırrı anlıyoruz. Evet.bu Muhtar'ın hayat severliği ve sanat anlayışının bir yanı olsa gerek Rus Sovyet edebiyatının kabiliyetli şahıs larından biri A. Bahadur'un "Türkmen Şeceresini" ve "Şehname" gibi eserleri orijinalden okuduğunu öğreniyoruz. Alıştıkları da. Fakat zamanın getirdiği değişikliğini onu Allah'a sığınmaya . Bu dönemdeki Muhtar'ın sıkıntılarını ve dirençli özelliklerim Prof. Muhtar bu yıllarda Sovyetler Birliğinde yaşayan halklar edebiyatı tarihini sistemli olarak araştırılması. Giderken halkın sevdiği oğullarından biri Muhtar'ın çok saygı duyduğu insanlardan biri Kalıbek'e "Eyvah.Yesevi'nin "Divan-i Hikmeti'ni".iki büyük şahsın berrak dostluğunun tanığı olduğunu ve dostluğun bazı görüntülerini esas anahtarlarını etkileyici bir biçimde sunabilmişti. bilig-5/Bahar '97 . Fars.hazır cevap ve bilgeliğini gösterir. 18 Mart 1930 tarihinde M F. Nevai'nin eserlerini. A. A:A. Hangi sıfatın bulursun o. Fadeev'tir. Auezov'ın hayatındaki 1930'lu yıllardan sonraki ağır dönem 1951 yılları idi." (Bizim Muhtar" 1976. Hâlin bilmez halsizler saldırıyor. Türk halklarında ortak büyük destan "Manas'ı" erkenden tanıyan Muhtar Türkistan aydınlarına ilk 1923 yılında konferans düzenlediğini ve 1929 yılında "Manas'ı söyleyiciler ve dinleyiciler ortamı" konulu konferansı ile bilim adamlarının dikkatini çekebildiğini söylüyor. Fars dili hocası Prof. Kırgız dillerini öğrendiğini A. B. Üniversitesinde Sovyetler Birliğinde ilk olarak açılan SSCB halkları edebiyat bölümüne devam etti. O. güvendikleri de sensin. Eve ziyarete gel. onun nesini soruyorsun arı gibi ısırıp dayandırmıyor." Adı geçen eser. Türkmen.Gavrilov'ün danışmanlığıyla bir yıl içerisinde yaptığı işlerin projesinden. S. Muhtar'a gençliğinden dedesi Auez'in "R" harfini söylettirmek için "Bismillahirrahmanirrahim''i tekrarlatması boşuna değildi. anda Kalıbek çekemeyenlerin büyük şahsı arı gibi ısırdıklarına üzülerek şu satırı yazmıştı...Moskova'da Lomonosov. (M. Muhtara ayrıca saygı gösterip faziletine boyun eğenlerin biridir. O.68 bunları söylediğinde gözlerinde yaş olurdu. S: 37) diye yazdı. dost ailesinin üzüntüsünü paylaşmaya geldiği bir sohbetinde "akıllı çocuğun mirasa ihtiyacı yok. Muhtar İslamın hümanist değerini derin anladığından dolayı. Özbek Azerbaycan.

sadece arayış değil bilgili arayıştır. sürekli gelişti.bu bölgenin yaşamıyla ilgili (Türkistan osılay tudı. Muhtar hakkında özellikle aydınlar yazarlar. Turgenov 'in eserini Kazak diline aktardığı için sadece onu taklit ettiğini göstermez.ülkenin ileri gelenlerinden Eltay Ernazarulu'nun mezarını ziyaret etmesi büyüklere ve onların ruhuna tazim ve saygısıydı Bunun gibi hareketleri . S.A Hatıralarından) Yetenek ve zihniyetin geliştirilmesi kendi kendine oluşmayacak özelliktir. Edebiyat tenkidi sahasında şairler .dünya halkının aydınları. üslubunu araştırırken bazen keskin fikirler de oluyor. Bu sebepten de onun manevi yapısı. ilmi tenkidin değerinin olduğu kanaatindeyiz. ilmi araştırmaların kaynağı olabilecektir. önüne sermektedir. dünya halklarının medeniyetinden kaynaklanmaktadır.bütün halk sevgisinin görüntüsü olsa gerek. Ösken Örken romanlarım yazması tesadüf bir olay değildir. Muhtar küçüklüğünde batı ve doğu klasik medeniyetinden feyiz aldı ve folkloru manevi kaynak olarak tamdı. Geleneğin klasik örneğini. Onun Üstadı çalışma ve arayıştır.ülke yöneticilerini uyararak "Bu ülkede ölenlere saygı yok mu diye düşünüyorum "diyerek incinmesi. Çalışmalarının ilim adamları ve sanatçılarla birlikte. milli psikoloji ve kültür yönünden geliştirdi.69 imam en kutsal değer saymıştır. halkın iman eğitiminde büyük önemi olacağı hakikattir. çağdaşlarının zevk seviyesini karşılayabilme yolundaki sürekli arayışın sırrım göz. Tolstoy'dan da yararlanabildi. Bu özellikleri Muhtar'ın çocukluğundan bilinç altında bulunup. Mesela. Sadece çalışma değil verimli çalışmadır. Eseri ilmi teorik ve pratik açıdan tahlil ve tenkit edebilen Muhtar Gogol'den Shakespeare'den. düşünür. Mesela.tabiatı ve zevkim. alim ve sanatçıların hatıralarında. yetenekli vatandaşlanmn. Muhtarın sadece kendi halkının değil. (Omarov. İkinci yandan da.devam ettirdi. İ. Muhtar hakkındaki hatıralardan bu gerçeğin çok yönlü sırrını görüyoruz. bilgi seviyesini inceleme neticesinde kendi bilim tecrübesine de katabilen bir insan olduğunu bildiriyor. bilig-5/Bahar '97 . Çehov'dan. Hayatının son yıllarında Güney Kazakistan bölge vekili olarak . halkının oğlu Muhtar'ın kişiliğini ve çok yönlü kabiliyet ve değerini tanıyarak ibret almamızda.onların temsilcilerini. Muhtar'ın büyük değer verdiği tarihi Timur yerinden toprak buyuran Kazak halkının birey oğlu. Bu Muhtar'ın ata babalarının yaşadığı ülkeye.onların ruhlarına borç anlayışından gelen gerçek olmakla birlikle. büyük pehlivan Hacı Muhan ve 1927 -1934 yıllarında Kazakistan Merkezi Yürütme Komitesinin Başkanı . Bu sebepten de Muhtar hakkındaki hatıralar.yazarlar mektebini .

M. Bundan sonraki yıl dönümü törenlerinde söylenilen palavra benzetmeler ağırbaşlı ve ciddi niteliklere dönüştü. gazeteci. M. Öte yandan devrin getirdiği türlü sosyal ideoloji ve kültürün etkisinde bilig-5/Bahar '97 . 1959). 167). 1980). Dünya çapındaki üstünlüğünü. M. onu yönlendirenin dedesi Avez ve amcası Kasım olduğunu" belirtmektedir (AVEZOV. A. hepsi de Abay mirası ile sıkı sıkıya bağlı olduğunu göstermektedir. Altınsarin ve başkalarının insani. Avezov'un eseri ve sanatı üzerine araştırma yapanların çalışmasının özünü oluşturuyor. 1980'li yıllarda onu Abay'dan sonraki "üstün" olarak değerlendirdiler (AVEZOV. O. "Şolpan" dergisindeki iş birliği. Abay. Valihanov. bilginliğinden. hayattaki yerini arayan gençlik dönemi. "Bilim". Avezov devrinin temsilcilcisidir. "Kültür ve Milliyet". Böyle devam edilen biyografik bilgiler. Avezov 1920'li yıllara kadar kendisini yazar. Onun dünya görüşünün oluşmasında Kazak aydınlarının öncüleri Ç. 1989) her araştırıcının ilgi alanı oluyordu. eğitimci fikirlerinin etkisi az değildir. 1980. 157159) Bu görüş M. "feodalizmin sesi" olarak suçlandığı dönemdir. Çalışmalarının zamanın şartları içinde farklı değerlendirilmesinden dolayı. Öğr. ikinci olarak 1920 1950'li yıllar "Milliyetçi burjuva".70 MUHTAR AVEZOV'UN SİYASİ PORTRESİ C. Taşkent Orta Asya Üniversitesi'ndeki asistanlık yılları. Hayatının son yıllarında M. Doğum yılı münasebetiyle yapılan tezler ve konferanslarda onun yeteneği ve çalışmalarının " mümtaz " olduğundan bahsedilen değerlendirmeler akımı patladı (AVEZOV. Kazakistan Merkezi Yürütme Komitesi'ndeki çalışma "Abay". Avezov hatıralarında "Abay şiirleri ve felsefesiyle eğiterek. filozof olarak göstermişti. tenkitçi alim. eğitimci. Semey Eğitim Semineryasındaki yılları. (AVEZOV. öte yandan da zamanın getirdiği karmaşıklıklarla doludur. MARİNA Ahmet Yesevi Ü. Semey şehrindeki 5 sınıflı Rus lisesi. hayatım nispi olarak birkaç döneme ayırabiliriz: Birinci olarak. Avezov tenkit dışı bırakıldı (AVEZOV. insanlığı hakkında yazılıyor. edebiyat tenkitçisi. Vefatından sonraki dönemlerde 70. 1961. siyasi sosyal faaliyeti. "Felsefe Hakkında" çalışmaları buna delil oluyor (MARGULAN. Üçüncü olarak 1950 1960'lı yıllarda ana "parlak internasionalist" unvanını taktığı dönemdir. bir yandan ilginç. Üyesi Kazak Türkçesinden Aktaran: Banu MUHYAEVA Muhtar Avezov'un hayatı. 1972).

Burada fikir ve görüşlerinin ürünü olarak "Kazak Edebiyat Tarihi" ve diğer çalışmalarından bahsedebiliriz. fakat makalelerinde dünya sanatındaki ortak insani değerler hususunu ileri sürerek. Sanat Yolunun Başlangıcı Kitabından Muhtar Avezov Sovyet Edebiyatının Klasiği. 1959 yılında Lenin ödülünü kazandı. İlimler Akademisi akademisyenidir. Milli ayaklanmadaki siyasi hareketin öncüleri olan Kazak aydınlan. Avezov her dönemin getirdiği sorumluluğun farkındaydı. Shakespeare. Bolşevik hükümetini desteklemeye mecbur oldu. Bu dönemde Puşkin'in şiirlerini Kazakça'ya aktarma problemlerini yazıyor. İ 931 bilig-5/Bahar '97 . "reaksiyon sınıfına tapınma) hareketindeki düşman eleman" olarak suçlanıp eserlerinin yasaklanmasına mâl oldu (Sovyet Bozkırı. O. Fikri ve görüşü yüzünden Stalin'in soy kırımına uğrayarak.. Avezov ve Çağdaş Edebiyat. Sovyet iktidarının bölgedeki temelini. uzmanlık yolunun çizgilerini gösterir. Uzman kadro eksikliğinden dolayı Bolşevikler sınıfçı ilkelerini ihmal ederek. Avezov'un da dahil olduğu dönemin karmaşıklığından aydınların hedefi Kazak halkının bütünlüğünün. Avezov'un Abay'ı halk şairi olarak gösterme çabaları. Sovyet Bozkırı. prolet kültçiler (işçi tarafından. fakat Abay'dan vazgeçmiyor. Özellikle çağdaşlarının dünya görüşünden. 1947 yılında "Abay Jolı" romanının 2. Avezov'un en başarılı eserlerini inkar eden açık bildirisidir. M. Kazak Edebiyatının milli özelliklerinde derinleşemiyor. bu görüş M. 1932 yılından itibaren Abay romanının 2 cildini baskıya hazırlıyor. "Abay Jolı" epik romanından sonra yenileşme problemlerini çalışmasına konu ediniyor. Avezov Çağdaşları Hatırasında.68). kültür alanında faaliyet gösterdiler. M. Kazakistan Cumhuriyeti Dil ve Edebiyat Enstitüsünde Folklor Bölümünün açılmasını sağlayan Kazak folklor araştırıcısıdır. 1928.. Hayatının son dönemlerinde büyük şöhret kazandı. Bu dönemden itibaren sadece milliyetçi liderlerin ortadan kaldırılmasıyla bitmeyen ve halkın milli duygusunun yok edilmesi gözetlenen Bolşevik ideolojisi üstünlük kazandı. KAYNAKLAR AVEZOV. Stalin rejimi Rus tarihinde doğru değerlendirilmedi. Moskova'ya Moskova gitmeye mecbur kalıyor. 1930'lu ve 1940'lı yıllar Avezov'un yeni sahadaki çalışmaları dönemidir. Almatı. M. Avezov'un her zaman ilgi alam insan ve insanlık oldu (AVEZOV. M. bu fikrinden vazgeçmediğini gösteriyor. 1961 MARGULAN. toplum hayatından ve yaşam tarzından yarının insanını görebildi. Cilt. Sömürge niteliğindeki yeni iktidarın teşekkül etmesi ağır ve karmaşık süreçten geçti. Kazak halkım bu hedefe ulaştırabilecek yolun bilim ve eğitim olduğunu farketti. sömürge niteliğini taşıyan Avrupalı işçi sınıfı oluşturdu. Bu ülkü. Almatı. A. Rus kültürünün ilerici etkisi ve ideoloji dayanaklığına ayrıcalık tanındı. 1928 M. Avezov'u "Alaşordacılarla" sıkı sıkıya bağladı. Kazakistan Komünist Partisi Bildirileri 1972 ---------------. cildi basılıyor. 1989 ------------. Onun için her zaman "insan" çok önemli idi. Kazak kültürünün gerçek kaynakları ve geleneksel bağları dikkate alınmadı. Almatı. Bu hareketin sonu siyasi suçlamalar ve Pravda" Kafes (1928) "Kazakistanskaya Gazetesinde yayınlanan M. Almatı. 62 . Eserleri Stalin Ödülünü Kazak kazanıyor. 2 Ağustos ------------. 1980 Her Yıllar Düşünceleri. kültürünün. Gogol'u tercüme ediyor. sonradan da Orta Asya Devlet Üniversitesi'ndeki (Taşkent) asistanlık yıllarında ve ülke arşivlerinde yaptığı araştırmalar. hatta sürgündeki aydınlara bile baş vurmak zorunda kaldı. M. M. Avezov'un Leningrad Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi'nin Dil-Edebiyat Bölümünde. M. Gayri "Sınıf üyeleri" olarak değerlendirilen Avrupa seviyesinde "eğitim gören Kazaklar" politika. Avezov ilk yazar. tarihinin korunmasını sağlayabilmekti. İlci yıl soma vefat etti. Üniversitesi'nde Sovyet halkları edebiyatı dersleri veriyor.71 bulundu. 1942 yılında 1. Muhtar . "tereddüt" döneminden sonra. Onun halk için yaptığı çalışmaları. 2 Ağustos) Sosyalizm eski Rus halkının üstünlüğünü koruma ülküsünü devam ettirdi.

beşiğini düzelt. ahlakımızı babamızdan değil (o ne kadar büyük alim olsa bile) koyun sağıp. sevgi duymayan. eşitlik. haz duymayan insan çok azdır. halkın eğitilmesi ile ilgili yorumlarını yapıyor. İşte. Bunlara üstelik Kazakistan eğitim tarihinde edebiyat ve öğretimin esas yöntemlerini oluşturanlardan biridir. halka insanlığın mutluluk güneşi gülümsemez. Öğr. Dr. (1917 -1924) Kazak öğretim ve eğitiminin gişmesine katkısı. ülke geleceği. şefkatli birisi yetişsin Bu sebepten kadım başındaki sisli dumandan ayırmayınca. işi gücü küfür ve dedikodudan başka bir şey görmeyen ailede nasıl bir saf yürek. (AVEZOV. Avezov Ekim devrimi sırasında eğitim ve sosyal meselelerle ilgili türlü makaleler yazdı. Avezov sanatkâr. 1917 yılında Semey Öğretmenler Seminaryasında tahsil yaptığı dönemde genç öğrenci ilk " insanlık temeli kadın" makalesinde insanlık ve eğitim konusundaki fikirlerini ileri sürdü. endişelerini yazıyor. O. (1950 -1961) M. annemizden geliyor. Onun eğitim sahasındaki fikirlerini. kalbi sızlayarak. Ömir TANABAYEV Ahmet Yesevi Ü. İlk dönemdeki insanı ve eğitim fikirleri. sosyal eşitsizliğini. dürüst niyetli. yeni neslin eğitimi de büyük önemi olan annelerin külfetli halini. bundan 80 yıl önce söylediği sözleri önemini bu günlerde de kaybetmedi. Bu işi ancak eğitim gören Kazak gençlerinin Doç. M. Adalet. şöhretli yazar. "Okuldaki arkadaşlarıma" (1917) makalesinde genç Muhtar. şu dönemlere tasnif edebiliriz: I. 7-9) Halkının geleceği. Kazak. Öğr. 1984. Bunları düzeltmezsen kadın durumunu düzelt" diyor.72 MUHTAR AVEZOV EĞİTİMCİ ALİM Zamanımızda M. (1924 -1950) II. Üyesi Culzira TANABAYEVA M. çalışmalarını tespit edip gözden geçirirsek. Bunun gibi ibretli sözleri ancak halkım çok seven insan söyleyebilir. devlet adamıdır. "Biz insanlığımızın esasım oluşturan. Eğitimci alim olarak faaliyetleri. Avezov'un derin ve engin sanat eserlerinden manevi dünyasına feyz alıp. Eğitim problemleriyle ilgili yine karşımıza çıkmaktadır. Yirmi yaşında. tezek toplayan. Üyesi bilig-5/Bahar '97 . bocalayıp kalmayı istemezsen eğitimim. Avezov Güney Kazakistan Ü.

tedrici bir şekilde öğretilsin. bekletilmez iş olduğunu ifade ediyor. Avezov yazdı. Okul programı ve öğretim yöntemlerini düzenledi. mal ve makam arayışını değil. Buna rağmen bu çalışmanın okullarda Kazak edebiyatı tarihini öğretmede önemli bir yeri vardır. 8 Ocak İ 926 tarihinde "Avıl" gazetesinde yayınlanan "Aferin dedi mi. Orada Milli okulların açılması gerektiğini kesin delillerle ispatlıyor. 1984. Edebi eserlerin okutulması basitten zora doğru. Avezov elde bulunan bilgileri edebiyat ilmi açısından tasnif edip. politika. M. M. M. Avezov'un bu çalışmasında Kazak edebiyatının öğretme yöntemleri ile ilgili çok değerli fikirleri vardır.23) O dönemdeki eğitim kurslarının faaliyeti üzerinde duruyor. özellikle gençler okuluna büyük önem verdi. bilimle ilgili olduğu kaidesinin taraftarıdır. O. Bu çalışma edebiyat tarihi denemesinin ilk önderi olduğundan dolayı bugünkü görüş açısından eksiklikleri de az değildir. Kazakistan'daki o dönemin başka da aydınları gibi kendi yolunu kendisi çizmeliydi. Öğretmenleri. " (AVEZOV. hocalığa başladığı dönemde ne tecrübe. halkı için çalışmaya çağrıda bulunuyor. Bilimi ve yeteneğim haklının eğitilmesine bağışladı. Bu dönem ders kitaplarının probleminin çözülmesini gerektiriyordu. Bu konuda okuldaki çağdaşlarına. ilk Kazak Sovyet edebiyatı tarihi ders kitabım yazdı. pratikte de uygulanmasında da büyük katkıda bulunuyor. II. 1930 yılında Kızılorda şehrinde Kazak köy gençleri okuluna ilgili programı ve bildiri mektubu. bilig-5/Bahar '97 . yemlikleri halka bildiren ve bunları gerçekleştirenlerin de öğretmenler olacağını söylemekle birlikte bunları yerine getirmekte karşılaşılan zorluklardan da bahsediyor. yani programdakilerle mukayeseli öğretilsin. Fakat o dönemde Milli okullar açmak kolay bir iş değildi.73 gerçekleştirebileceğine inanıyor. Avezov'un ilime. " İnsanın gönlüne insanlığın eğitim amacına ulaşması için eğitimcinin gönlünde derin düşünce olmalıdır. M. Özellikle Semey bölümü eğitim ve öğretim işini yönlendirmedeki faaliyetini öğretim yöntemleri heyetindeki çalışmalarını söyleyebiliriz. Bu sebepten M. neyi bilmeleri gereksinimleri gösterildi. ne öğretim sistemi vardı. III. "Hükümetin öğretim sahası için çok az miktarda kaynak böldüğü durumda öğretmenler avare avare geziyorsa. M. Onlardan biri. Ormbor'da görev yaptığında diğer işleriyle beraber eğitim meseleleriyle de uğraşıyor. cahilliğin karanlığı bastıran kalabalık ülkedeki medeniyet çırağı olarak görüyor. kim aferin diyecek". öncelikle. ""Resimli edebiyat hakkında" kısmında da M. M. Kazak okulu tarihinin ilk projelerinden biridir. Bu sebepten M. Kazak edebiyatı tarihini. Avezov. Avezov eğitim ve okulu düzenleyici ve gerçekleştirici öğretmene büyük talep tayin ediyor. Avezov edebiyat dersinde şu öğretim ilkelerinin esas alınmasını takdim ediyor: I. Avezov'un proje oluşturmada konular ve onunla ilgili sorunların öğrencileri düşündürücü olmasını esas aldığım gösteriyor. toprak kooperatif gibi bilgileri. M. halkın medeni gelişmesinin eğitimle. M. bölgenin öğretimini yürütenlere bakalım. Edebiyat devirleri tarihi devirlere dayansın. Kurs öğretmenlerinin bazılarının Müslümanca okudukları (Arapça). M. Ders programında geçen şairler. diye yazmıştı. Avezov eğitim ve öğretim sahasında söylediklerini fikir olarak bırakmadan. "Çocuklara 'Yoksul ve zengin çatışması' gibi devrik konu sunulmalı" falan yazar zengin ve yoksulun çatışmasını nasıl göstermiş ? Niye öyle göstermiş? diye açıklanması gerek diyor. bu durumu kontrol eden kimse de bulunmazsa. Rusya'dan gelenlerin de eğitim meselesi konusundaki bilgisizliklerine iniyor. Bu konuda 1918 yılında büyük makale yayınlıyor. Projenin Kazak edebiyatı ile ilgili bölümünde. acaba" adlı makalesinde Kazak bozkırındaki köy okullarının öğretim faaliyetlerinin çok kötü durumda olduğunu. Avezov "Edebiyat Tarihi" çalışmasını 1925 yılında ana dili ve edebiyatı ders kitabı olarak yazdı. İbret gösterip. Avezov okulların açılmasındaki engelleri: Öğretmen eksikliğini. 1927 yılında yayınladı. Projede Kazakköy gençleri üç yıl içerisinde Kazak edebiyatından neyi öğrenip. Avezov. okul araçlarının yokluğundan dolayı okulların yakın dönemde oluşamayacağını belirtiyor. öğretimi yönlendirenleri de görevlerini yerine getirmediklerini eleştirmektedir. Kazak okulu ve eğitim sisteminin teşekkül etmesine katkıda bulundu. 19 . Kazak edebiyatı ders kitabını yazdı. Halk eğitimine.

Kazak eğitim tarihi ve Kazak dili terimlerinin teşekkül etme dönemini araştıranlar için çok değerli kaynaktır. Ibıray'ı bunun gibi büyük işe doğru yönlendiren halk sevgisi. sanat öğretmeye özendi. basitten zora. ders kitaplarını yazan. Avezov Kazakistan Eğitim Şurasının ilk okullar programına göre "Ergin" adlı ders kitabını yazıyor. bocalanan eski hayati gözden geçiriyor. Fakat zamanında bütün bir neslin eğitimine hizmet eden hazine hiçbir zaman değerini kaybetmez. Zaman. M. Metinlerin çoğu Kazak çocuklarının kavramlarına uygunlaştırıldığı için M. Alim. sömürge ülkeler için yeni modelde okul açan. çocukların yaş özellikleri ilkelerine yönlendirilmesini esas alıyor. öğretmenlere programda gösterilen bilgilerle sınırlanıp kalmadan kendilerini geliştirmesi gerektiğini uyarıyor. yazar veya şair hakkında geniş bilgi sağlanmalıdır. M. Yazar okumakla birlikte hayatının sonuna kadar hocalık bilig-5/Bahar '97 . 1962. Bu ders kitabı Kazakistan'daki eğitim sisteminin teşekkül etmeye başladığı dönemine ait öncü bir ders kitabı olduğundan değerlidir. sürekli yayınların takip edilmesini tavsiye ediyor. "Ibıray Altınsarin" (1950) çalışmasında halkla birliğini. Latin harfleriyle basılıyor.. Ders kitabı türlü konulardan oluşan 7 bölümden ibarettir. kölelikten. "Amerikan etkileri" makalesinde (1960) ABD'deki genç nesli zararlı etkileyecek olayların. Çalışma. tekrardan karşılaştırmaya. çalışmalarında şairin yoksulluktan. "Kazak edebiyatının öğretim projesinde ders olarak 1930 yılında okutulmaya başlamasına bu çalışma sebep olmuştur. okulların özelliklerine göre program düzenleyen. Halkına bilim. (AVEZOV. 1940 yılında "Halk Öğretmeni" dergisinin 19-20 sayısında yayınlanan "Medeniyetti Kazakistan" adlı makalesinde halkımızın medeniyetinin gelişmesinden sevinç duyduğunu yazıyor. Öğretim ve eğitim sahasındaki arayışlarının kaynağı ders kitaplarıdır. Avezov'a ait hususlar fark ediliyor.74 IV. Avezov halkının her bir medeni başarısına çok sevindirdi. 242 -247) "Büyük şair. Bu ders kitabının yayınlamasından beri 67 yıl geçti. "Bir Kova Kan" filminin genç kuşak eğitiminde zararlı etki verebileceğini ve Batı'da serbest eğitimi eleştiriyor. ileri gelişmiş medeniyetler etkisi ve onlardaki özgür düşünce olduğunu ifade ediyor. M. toplum gelişmesi. Bu pedogog alim M. M. 163) Alim üstadın 67 yıl önce sunduğu öğretim ilkeleri zamanımızda da önemli ve değerlidir. Kazak'ın ilk okullarını açmakla birlikte bilgili ustat olarak değerlendirdi. Çokar'ın halkını medeniyet ve bilime çağıran eserlerini araştırıp ilmi makaleleri yazıyor. Bununla birlikte öğrencilerin sanat eserlerine ilgi duyması için sadece okulda değil. Avezov XIX. Ders kitabındaki örnekler şiirler. boy tartışmasından ve geçimsizlikten kurtulabilmenin bir tek yolunun bilim olduğunu gösterdiğinden bahsediyor. evde de okuma ve güzel okumanın yöntemlerinin öğretilmesi gerektiğini söylüyor. Bu kitap 1930 yılı Kızılordu şehrinde grafiksel resimlerle süslenip. M. sadeden karışıklığa. yaşam değişimi şimdiki ders kitaplarına çok yenilikler getirdi. Rus yazarlarının önemli eserlerinden alındı. Ibıray Altınsarin'in halk eğitimindeki çalışmalarını. halk tarihinin geleceğini iyi gözlemcisi olduğunu dile getiriyor. hikayeler. Avezov halkının duyarlı temsilcisi olarak çok yabancı ülkelerde bulunup onların eğitim öğretim sistemleriyle tanıştı. Programda gösterilen edebiyatlar listesinin genişletilmesini. Çocukların gelişmesine göre her yönlü çeşitli görüşlü araştırma. Avezov hayatının büyük kısmını yüksek okulda öğretim görevlisi olarak geçirdi. Bu bildirisi ile eğitimci alim.. 1985. 1929 yılında Kazak okullarındaki ilkokul çocuklarının Rusça öğrenmeleri için "Yeni avıl" adlı ders kitabı yazıldı. enteresan ve macera altında süslenerek okutulmasından inciniyor. cahillikten. eğitimci Abay Kunanbayev" (1957) makalesinde Abay'ın halkı bilim ve medeniyete çağırdığım. Avezov'un önemli çalışmalarından biri olup ve yeni yaşama adım atan yeni toplumun siyasi hedefi ve ilkelerini gösteren belgelerinden de biridir. edebiyattaki öğretimin tarihi sistemliliğe göre. Bu lise seviyesindeki öğrenciler için ders kitabı oluyor.(KÖŞİMBAYEV. yüzyılının yarısında Kazak aydınları Ibıray ve Abay'ın.

Rus dilini dünya ilmi ve medeniyetinin köprüsü olarak değerlendirdi. cumhuriyette. diye yazdı. Kültür. "Ana dili edebiyatını sevin".. Jebe." (AVEZOV) M. tarihini. AltınsarinKazak medeniyeti aydın. KABDOLOV. edebiyat hocası olarak da tanındı. o kültürü yaşadığına sevinç duyuyor. 1923 yılında Taşkent şehrindeki orman ekonomisi teknik lisesinde Kazak dili ve edebiyatı derslerini dinleyen Nurtas Ondasınov (eski Kazak Sovyet Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu Başkanı) hatırasında Abay'ı erkenden ve derin tanıdıklarını ve Abay'ı doğru anlamalarına hocaları Muhtar'ın derslerinin etkisinin büyük olduğunu söylüyor. Genç neslin ana dili ve edebiyatını öğrenmenin iki yönünü (okul aracılığıyla ve insanın kendisini geliştirerek) gösterdi. M. Avezov "dil ve edebiyat meselesi". o ihtiyar nasıl imrenmez. M 1984a 1984b 1984c 1984d 1985 Ana Dili Edebiyatını Sevin. Edebiyatın eğitimdeki rolünü belirlemede ilk programı düzenleyip ders kitabım yazan ve eğitim sisteminde kaynaşan üstattır. bu affedilmez günahtır. Almatı. İkinci bir öğrenci Z. Abay oldu".75 yaptı. Artık zamanın farkında olmadan. eğer Rus dili ve edebiyatından başka hiçbir şey bilmezseniz. Eğer yaşadığınız ortamda. ekonomisini bilmesi gerektiğini söylüyor. M. Yazarın bu sahayla ilgili düşünceleri Kazakistan Cumhuriyeti eğitim tarihinin edebiyatla ilgili çok değerli fikirleridir. Cazuşı C. önce biraz duraklayıp sonra sağanak yağmur gibi dökülüverir. büyük deha sahibi olduğu üstatlığı hakkında öğrencilerinin yazdığı birçok anılar vardır. diye yazdı. KAYNAKLAR AVEZOV. Ermenistan'da (yaşayan) Ukrayna'da. oturduğunuz şehirde. İki dil kültürünü bildiği için Abay. Avezov ustalığı hakkında: Bunun gibi hatip bir insanı hayatımda görmemiştim. (AVEZOV) Bundan çok önceleri söylenen bu ifadeler bağımsızlığına kavuşan cumhuriyetimiz için önemi daha çok artmazsa da eksilmedi. Böyle yapabilirseniz Kazak ihtiyarına sizler de oğlusunuz.. Kabdolov. (KABDOLOV. "İki dilin kültürünü benimsemek insanın nefesini açar.109) Muhtar Avezov yazar ve üstat olarak öğrencilerin konuşma kültürüne büyük önem verdi. B. 1977. Ana dili ile birlikte Sovyet halklarının ortak dili Rusça öğrenme konusundaki fikirlerini de belirtti. Okul İşi. Onun derin bilginliğini. Almatı. bilig-5/Bahar '97 . (AVEZOV) Cumhuriyette okuyan Rus öğrencilerinin bu ülkenin dilini. 1977 "Bilgin yazar". yüksek okulda eğitim ve öğretimle uğraşan pedogog. diyelim ki Kazakistan'daki kültürle ilgilenmezseniz.. diyor. Almatı. tabii. halklar arasında dostluk oluşturmanın aracı olduğunu ifade etti. Ümidli nesle iyi dilek. "Ümitli nesle iyi dilek" makaleleri ve konuşmalarında çok dil öğrenmenin. Azerbaycan'da yaşayan halkların o milliyetin dilinde konuşan.. "Rus öğrencilerine şunu söyleyeyim. Almatı KÖŞİMBAYEV 1962 Sekiz Yıllık Öğretim Meseleleri Almatı. Almatı. Okulda. doğru değildir. Avezov'un ibretli yaşamında sadece büyük sanatkar olarak tanınmadı. Özbekistan'da. İnsanlık temeliKadm. "İhtiyar Azerbaycan'a Rus genci Azerbaycan dilinde ders verirde. hatibin düşünce akımıyla dünyayı gezip giderdik. Uzağa koşan küheylan gibi. Dünyayı daha geniş görmeyi sağlayacak iki kanat oluşturur. 19. dostluk buradan geliyor". 103 . Leningrad.

1870 yılında Kazan'da yayımlatmış. Kazak bozkırı Çarlık Rusyası'nın sömürüsü altına girene kadar Jağalbaylı halkı Akjayık'ta yaşamış. Muhtar Awezov Aktaranlar: Zeyneş İSMAİL . Destanı ilk defa Zeysanlı bir şair kaydederek. Destanda Jağalbaylı halkının yaşadığı yer Karadeniz kıyılan olarak geçiyor.1909 ve 1911 yıllarında Kazan'da Hüseyinovlar'ın yayın evinde birkaç defa yayımlandı. Yeni baskısına baktığımda Tümü yanlış sözlerin. Destanın ikinci dalı bu savaş zamanına uyuyor. yy.76 KIZ JİBEK "Kız Jibek öyküsü. öykünün 18. Jibek öyküsünün tarihini anlamamıza yarayan olaylardan biri Kalmukların Akjayık etrafında oturan Şekti toprağını işgal etmesi. Şu anda da Orsko kentinin Magnitagorks yakınlarında yaşayan Jağalbaylı (boy adı) sayısı hiç de az değil. Jayık'ın etrafında oturan Şektileri bir zamanlar Kalmuklar'ın yönettiği biliniyor. 1933 yılında Kızılorda'da. Bir başka boy olan Şektiler'in yaşadıkları yer ise Akjayık. Bu ikisinin yerleşim yerinin arası uzak değil. uzun zamandan bu yana halk arasında korunarak. Destanın bu nüshası.'da doğduğu yönünde. destan şeklinde anlatılan.Ahmet GÜNGÖR bilig-5/Bahar '97 . öykünün epos çeşidine olan benzerliğinin bir göstergesi. 1876. Şair. Ancak bu ilk nüsha elimizde bulunmuyor. Destanın kahramanlarından biri Tölegen. Gerçek bir olaydan doğan Jibek öyküsünün tam olarak ne zaman ortaya çıktığını söylemek zor. kurtuluşu araması da bu benzerliği destekliyor. Tölegen'in bağımsız aşkı. Bu. Taşkent'de yayımlattı. Kazakların en güzel ve uzun aşk destanıdır. Destanın sonradan yayımlanan nüshasında da şu sözlerle karşılaşıyoruz: İlk başta ben yaydım "Kız Jibek" destan şeklinde. Tölegen'in hayatım doğduğu günden öldüğü güne kadar tasvir ediyor. Bundan sonra destan.1905. 1939 yılında da Almatı'da "Kahramanlık Destanı" serisiyle birlikte yayımlandı. 1925 yılında bu nüshayı. Kazak ağız edebiyat yapıtlarını toplayan Abubekir Divayev. Ancak tahminler.

Bekecan'a da o kadar dost oluyor. kuş uçmaz. Tölegen'in yengesine verdiği yanıtı. atının koşmasıyla özdeşleştiriyor. özelliklerini inceleyip analiz etmede en büyük yardımcı bu destanın toplumsal özeti olmalı. doğada da bir arkadaş bulamıyor. deniz.. Bazarbay'ın bedduası da ona az engel olmuyor hani. zenginliği değil. kaderin acımasızlığını destancının daha önceden hissettirmeye çalıştığını gösteriyor. Kosoba. sevgilisini görmek için dört nala koşan gönlünü. Tölegen yaşadığı toplumda da. Destancı. Kız Jibek'in göçünü takip eden Tölegen'in. Destanda Tölegen'in Kız Jibek'in göçünü takip ettiği bölüm. engellerin başında gelir. Şair. "Ölürsem Kız Jibek'le sen evlenirsin" demesi. inancını yansıtıyor. Kız Jibek'in Tölegen dönerken gördüğü rüyayı. uzun yolculuk ne kadar düşmansa.. "Kız Jibek" destanındaki Kosoba Çölü. derebeyi toplumunun geleneğine karşı çıkmakla kalmıyor. Tölegen'in kardeşiyle vedalaşırken. çöl uzun yol. Bedduanın aslı. Eski aşkların hangisine bakarsak bakalım. "Kız Jibek" destanının yapısından ana fikrini ve karakterlerinin psikolojisini. Adeta hapis. Bu çöl gibi bir başka doğa engeli de Kozı ile Bayan'ın ölümüne neden oluyor. Baba ile oğul gelecek için mücadele ederken. İlk engel. Bu destanı feodal toplumun bilig-5/Bahar '97 . Bu destan. o yanıtın Sansızbay'a söylenmesi. dulluk destanın önemli bir bölümünü oluşturur. Karadeniz kıyılarında yaşayan Jağalbaylıların memleketi ile Jayık'ın çevresinde yaşayan Şektilerin arasındaki yüz günlük çöl. ikinci engel hiçbir yardımın olmaması. arkasından ağlayarak gelen kardeşi Sansızbay'a: Cesurluk.. zenginlik kimde yok Aşkın durumu bir başka diyerek. aşıkların amaçlarına ulaşamamalarına en büyük neden insanların zalimliği ise. onun aşkla dolu kalbindeki umudun parlak ve mutlu devrini anlatıyor. Tölegen'in aşkına engel olan dört çeşit güç var. dördüncü engel ise Bekecan'ın düşmanlığı. Bu durum Kız Jibek'in yaşadığı dönemi karanlık bir dönem olarak betimliyor. Tölegen'in bu yönünü etkili göstermek için çeşitli kompozisyon üslûpları kullanıyor. cin. sihir. hiçbir yardımcısının olmadığını gösteriyor. ırmak. cesurluğu. kötülüğün işareti gibi. kervan geçmez bir yer olarak betimleniyor. Hırsızların. Romantik.77 Tölegen Jayık'a ilk sefere çıktığında arkasından ağlayarak. Dolayısıyla babasının bedduasını alan Tölegen. Fakat kuş gibi uçan atın koşusu Tölegen'e yine de yavaş geliyor. Kosoba Çölünde ölümün eşiğindeyken altı kaza bu yalnızlığından yakınır. Ejderha.. İki aşkın birleşmesine kader engel oluyor. ikinci büyük neden de doğa engelleridir. feodal toplumun varlığından ve gerçeğinden doğan bir öykü olduğu için eski yapının farklı geleneğini. eski geleneğin yansıması. kendi kaderine de karşı çıkıyor. Bu olay aynı zamanda bir sır. saklanacağı bir dağ yok. Böylece Tölegen'in iyi niyetine çöl.. Tölegen'in yalnızlığını.. Bu. "gitme kal" diyen annesi Kamka'ya: Bu güzelle evlenmeden gönül uslanmaz Başladıktan sonra erler geri döner mi? diye yanıt veriyor. Destanda.. Kazakların yaşamında çokça yer alan amengerlik (Ağabeyi ölen birinin yengesiyle evlenmesi).b. Tölegen'in en acımasız dilsiz düşmanı Kosoba. uzak yolculuk v.. O geleneklere. destancı 'ak bata' ile kaderin gücünü ön plâna çıkarıyor.. o inançlara boyun eğen eskici bilinç öncelikle destancının anlayışında kendini gösteriyor. Bazarbay'ın hatasını (iyi dileğini) kazanan Sansızbay muradına eriyor. yalnızca güzel eşini sevmeyi hayal ettiğini söylüyor. psikolojik yönleri olan "Kız Jibek" destanının asıl konusu eski geleneklerdir. Gideceği bir yer. Kız Jibek obasıyla birlikte ikinci defa göçe hazırlandığında Tölegen. Tölegen bununla ilgili: Beni dinlemedin diye Vermedi bana hatasını diyor. üçüncü engel yalnızlık. eski gelenekler ve onların gücüyle ilgili.. beddua ettiği Tölegen ise ölüyor. eşkiyaların yaşadığı çöl.

Öleceği an söylediği bu vasiyet son isteği oluyor. birçok zorluklara neden olan cahilliğin geleneğini eleştiremiyor. Böylece destanın kompozisyon yapısının amacı. Eğer vasiyetini yerine getirmezlerse sanki Tölegen bir defa değil. Başlık parası verilen kız sadece eşinin malı değil. Fakat. Destancının amengerliği. "Kız Jibek" destanını incelerken eski Kazakların yaşamında kadınların yerine dikkat etmek gerekiyor. ileride eski gelenek-göreneğin. Tölegen ile Jibek başlangıçta eşit olarak biraraya gelse de. eski yaşamın adaletsizliğine karşı mücadelede Tölegen yalnızlık çekse de. "Baba sözünü dinlemeyen kim olursa ondan iyilik beklemiyor" şeklindeki tutucu inanç destandaki diğer duygu ve düşüncelerden daha ağır basıyor. Bu durumu. iyilikle kötülük arasındaki kavga. Baba batasını alarak giden Sansızbay'ın yolu hep açık oluyor. Tölegen Jibek'e hemen aşık oluyor. "Kız Jibek" destanındaki çeşitli engeller de bu kavgaların kurallarını derin şekilde kanıtlıyor. Yayınlanmakta olan nüshayı anlatanlar. İnsanın düşmanlığının anlatıldığı yerde. kendilerinin sınıfsal. Toplumsal durumlardan doğan kurallar yüzünden hayvanı verenin o hayvan gibi mülkiyetinde olmuş kadın. "Kız Jibek" destanının eski nüshaları daha bulunamadı. Destan. birçok destanın da ortak konusunu oluşturuyor. Bunlar. görev halini alıyor. Ancak bu bölümde bile az önce sözünü ettiğimiz kaderin acımasızlığı kendini gösteriyor. toplumsal bilincini. onu isteyen boyun da malı olmuş. Tölegen'in ölmesi de. hepsi de geleneğin hükmü altında bu yola bağlı ilerleyen tartışmaları gösteriyor.. "Kız Jibek" destanının iki bölümlü konusunda. psikolojik lirik-epos şeklinde başlıyor. halkçı başlangıcı gibi değerlendirilebilir. inanç. destancıya göre değişmez kader gibi. Bunun nedeni Tölegen'in babasını dinlememesi. bu geleneği kabul ettiriyordu. dulluğu öven inancını da bu gençlere kabul ettiriyor. dünyanın adaletsizliğinden. sonra da Tölegen'e onların hepsinden de Jibek güzel. geçmişteki eski inanç ve gelenekleri kendisinde net görebileceğimiz folklor örneği olarak da incelememiz gerekir. Tölegen'in Jibek'e olan sevgisini anlatırken. dulluğu öven inacını da bu gençlere kabul ettiriyor. Eski âdetler. gericiliğin taraftarı olan aksakallılar gibi geleneğin destekleyicisi olup çıkıyorlar. Tölegen ile Jibek'in ilişkisini anlatmaya. istiyor. Biz "Kız Jibek" destanını araştırırken bunun gibi tutucu. Birbirini seven gençlerin yollarındaki engeller. halkın tarihinin ilerleyen. bir kızı ikincisinden (öncekinden) daha güzel betimleyip. iki defa ölmüş olacak. farklı dedirtiyor. aşkını araması. Destandaki kadın tipi. eşitsizliğinden de söz edilir. başlangıcında oluyor.. halkın gönlü hep aşkların tarafında yer alıyor. Toplum erkeğe de. Sonra Jağalbaylı'dan gideceği zaman da Jibek'i bulup evlenmesini kardeşi Sansızbay'a söylüyor. Tölegen'in bir düşmanı da Bekecan demiştik. bu yolda kendisi gibi bağımsız aşk hayatını arayan Jibek'i bulması destan içindeki meşru. kadının eşitsizliğine neden oluyor. Bu isteği yerine getirmek Jibek ile Sansızbay için artık amaç. Kocası ölse de kadın başka birisiyle evlendirilirdi. mücadele dünyası. eskici inançları net gösteren özelliklerini görmemezlikten gelemeyiz. kadına da bu yolu.78 geleneğinden doğan aşk destanı diye değerlendirmek gerekir. Bunlar destanın ikinci bölümü için de geçerlidir. aşk hakkındaki anlayış. Tüm bunlar destanın giriş bölümünde. Tölegen Akjayık'tan gideceği an Jibek'e sonra kendisi ölürse Sansızbay'la evlenmesini kendi ağzıyla söylüyor. Tölegen ve Jibek bağımsız duygu. Bekecan o eski âdetlerin koruyucusu. dinleyicilerin. Dola- bilig-5/Bahar '97 . özellikle de Sansızbay-Jibek olayında açıkça görüyoruz. Toplum hayatı. o toplumsal düzenin. Tölegen'in babasının istediği kızla evlenmeyerek. gençlik amacı yolunda buluşuyorlar. Ustaca anlatılan "Kız Jibek" destanını. gelişen yönüyle birleştiremiyorlar.

Yas tutar. kızını al" şeklinde bir atasözü var. Tölegen'i bu göçün. Bir kızı diğerinin güzelliği geçiyor. yas tutan dul haline dönüşüyor. vedalaşması çok etkili bir şekilde anlatılıyor. kocaya da vefalı kadını simgeliyor. Bu güç ona kasten verilmiyor. "Kız Jibek" destanındaki en önemli kahramanlardan birisi de Jibek. Her gün sevgilisinin arkasından ağıtlar söylüyor.79 yısıyla Tölegen'in öldüğü bölüm çok üzücü oluyor. güzelliğini de en son iki yüz develi göçü yöneten baybişe saltanatıyla. anne-babasına olan sevginin işareti değil. kız gururlanarak cevap vermiyor. en değerli örnek annesiyle de farklı. Tölegen memleketinden birlikte çıktığı altı kazla öleceği an konuşup vedalaşması. geçekten birbirini seven gönüllere uygun karakter olarak tasvir ediliyor. tanıyacaksan gel. Onu bütün Şekti halkı seviyor. Önce kızı görmeyi Tölegen çok istiyorsa. Jibek gibi güzeli doğuran ancak böyle soylu birisi olur. Bu haykırış Tölegen'in ölümünü daha da üzücü bir şekilde gösteriyor. Tölegen Kız Jibek'in arabasına yaklaştığında. anne-babasına. Saltanatları birbirini geçen kızlar sırayla betimleniyor. isteğini daha da pekiştiriyor. güzelliğiyle geçiyor. Jibek. diğer aşk destanlarındaki gibi eşinin arkasından ölecek değil. Bu ağıt. Bu gururlu kız. Uğursuzluk üzerine bir başka uğursuzluk Koran bige bir Kalmuk'un zorla evlenmeye kalkışması. o kötü rüyayı görünce. şimdi mutsuz. Jibek'i betimleyebilmek için Akjayık'dan taşınan göçün başındaki on üç kız. bu gurur yarışı Tölegen'in sevgisini. gönlün haykırışıdır. Kasaba gölünde altmış eşkiya kuşattığında. Tölegen'in düşmana yenilmesine yardımcı oluyor. Tölegen'de öleceği anda durumunu dinleyicilerin üzerine iz bırakacak şekilde anlatma yönelimi var. geleneğe de. Çok zaman geçmeden gururlu kız da aşık oluyor. vatanına milletine selâm söyleyip. Fakat Kız Jibek'in mutsuzluğu sadece Tölegen'in ölümüyle sınırlanmıyor. Buradaki Tölegen'in nazlanması da. Tölegen onu aşağıladığında Jibek. Bekecan'ın Tölegen'in ölümünü duyurması Jibek için artık trajedinin başlangıcı oluyor. Buna Tölegen de kızıyor. ilk psikolojik kavgası. eşini göndermek istemiyor. Bu on üç kızın hepsinin saltanatını da. Tölegen gibi. Tölegen memleketine gideceği an. şimdi Tölegen'i görmeyi kız çok istiyor. artık ikinci olaya geçmeye zemin hazırlıyor. Bu üslupla Tölegen'in Jibek'e daha görmeden aşık olmasına neden oluyor. Tölegen'i sekiz sene boyunca bekleyip dayanıp vefalı dul örneğini gösteriyor. çok başarılı psikolojik üslûp kullanıyor. "Ben de senin gibi soyluyum. Jibek'in bu hareketi mağrurluk olarak değil. Böylece. Tölegen'in "aklıyla tanıdığı" Kız Jibek işte bu. kendi değerini bilme olarak değerlendirilmeli. hayallerine ulaşamamış kalbin. "Uğursuz seferin sonu böyle" demek istiyor. bu güzel kızların yanlarından geçirirken destancı şair. Bu tartışma. "batan güneşle batayım. Şekti milletinde Kalmuklara karşı duracak güç yok. Bu Tölegen'in Jibek'i görmeye olan isteğini daha da pekiştiriyor. o başını yere doğru eğerek. Fakat hiçbiri Jibek değil. Şair bunu hatırlatıyor. kabul etmezsen boşuna dolaşma" diyor. herbirinin Jibek olduğunu sanıyor. Jibek diğer kızlardan sadece güzelliği ve saltanatı ile değil. Dolayısıyla. Şimdiye kadar mutlu olan Jibek. Bu iki soylunun gururla karışık. İkisi kavga ediyorlar. Jibek aile yaşamının temel mayası. Bu sadece vatanına milletine. bir baybişenin (bir erkeğin ilk hanımı) saltanatına dikkatle bakmak gerekir. Bu durumda yukarıda belirtilmeyen derin düğüm. Jibek. Destancının çekici şekilde betimlediğine göre o çiçek gibi kızların hepsi de kusursuz güzel. "Anasına bak. Tölegen arkalarından bakarak. dayanır ve Tölegen'in isteğini yerine getirmek için amengerini (Tölegen'in kardeşi) beklemeye başlar. bilig-5/Bahar '97 . Bu gururluluk da Jibek'in farklılığını gösteriyor. kendisinin bir milletin biriciği olduğunu bildiriyor. gençliğimi de beraber götüreyim" diye Tölegen'e savaşsa da eski büyük bahadırların gücü verilmemiş. Tölegen için ulaşılması zor bir zirve gibi görünüyor. bu çaresizliğin ateşinde yanacak olan da korumasız Jibek'tir. Aksine düşman kuşattığında. giz söz konusu. Bu Jibek'e çekme üslûbu. Dolayısıyla Tölegen'in bindiği atı da arkadaşını düşmana vermeyecek kadar güçlü değil. bunlarla birlikte aşkına. Jibek de farklı.

tehlikeli düşman. Tölegen'in yerine geçen Sansızbay. kompozisyonu dinleyiciyi çekecek şekilde ustaca yapılmış. Bekejan'da bunlar yok. bundan sonra Bekejan'ın zalimliği daha da artıyor. Bununla beraber kendisi hırsız. diyor. Sansızbay çocukluğunda cesur olarak terbiye ediliyor. sadece kıskanç ve başkasına vermeyeceğim. Jibek'in düşmandan kurtulmasına Sandalkök'i (at ismi) kazanması neden oluyor. ölüme karşı duruyor. Jibek bir tepeye çıkıp. yabancı milletten çıkan düşman. kendisinin de namusunun taraftan olan kadın şeklinde tasvir ediliyor. kurnaz. Savaşta binecek atını seçmede yardımcı oluyor. Bekejan zalim. İnsanların aralarındaki ilişkiler de çok değişik ve çe- bilig-5/Bahar '97 . O amacına alın teriyle.80 Şekti'nin güçsüzlüğüne çok kızıyor. güç dünyası gibi görünüyor. örek yenge şeklinde gösteriyor.eşkiya. onun karakteri kaba. hiyanetle ulaşmak istiyor. ismi artık Jibek için umut. cesurane gururu. Bekejan. Jibek sevgilisinden ayrılan. Bu sevgi olmalı. Sansızbay'ın zamanında savaşkâr. bahadır Sansızbay'ı sabırsızca bekliyor. düşmanını güçlü yaparak. zor günlerde halkının da. Dolayısıyla destancılar. Bekejan Jibek'e aşık. Koren'in zalimliği de az değil. Koren Kalmuk'un yolunu beklediğinde. Jibek'in eline geçtikten sonra iyilik için hizmet ediyor. Yukarıdaki insanların karakterinden. Jağalbaylı halkının ünü. attan inerek. Tölegen de kardeşine. orada duran ev kadar taşı yerinden oynatıyor. milleti sahip çıkar inancı bunu gerekli kılıyor. Sandalkök. dıştaki zorluklara dayanarak cesurluk gösteriyor. Erkeğin mülküne. Evet. "Kız Jibek" destanındaki olumsuz. bahadır insan. Jibek'e uygun değil. mutsuz birisi ise de. hareketinden göçebe yaşamın örfünü. Dolayısıyla "Kız Jibek" destanında üç insanın aşkı birleştiriliyor. onu çoğu yerde. zeki. Kalmukların büyük baldızı olarak tasvir ediliyor. çeşitli inançlarını görüyorsunuz. kaynına (Tölegen'in kardeşine. Bu ikisi de birbirini seven gençlerin birleşmesine engel oluyor. kahramanlara özgü saflığı ve mertliği var. Sansızbay yay çektiğinde onun oku dokuz tepeyi geçerek. Böyle olması şart. Tölegen'e benzemeyen birisi. Düşman görmemiş genç Sansızbay. Bu kazanç zaferin kazancı. Kazakça'da kocasının kardeşine kadın kayın der) güç veren Şeklinde betimleniyor. Koren düşman da olsa anlayışlı. Koren öyle değil. bir bahadıra gerekli tüm araçları hazırlıyor. çünkü destancının amacı Amengerliği kabul ettirmek. Geleneğe boyun eğmiş Jibek sadece aşkını koruyan kadın değil. zorluk çıkaran kişiler Bekejan ile Koren. kendisini Sansızbay'ın kazanması için adak adıyor. adetini. Fakat karakter ve yaratılış bakımından ikisi birbirine benzemiyor. iki yüzlülüğü Koren'de yok. yas tutan. hatipliğiyle kalem gibi oynatıyor. Jibek onu sevmiyor. Bu motifler destanın konusuyla yakından ilgili olup tartışma olaylarına güzellik katıyor. serbest birisi olan Jibek. belli bir yere kadar onu objektif şekilde büyüterek gösteriyor. Destanın esas kahramanları bunlar. Koren. Evet. Jibek'in sıfatlarından biri zeki oluşu ve iyi hatipliği. yakınlardan çıkan düşman. Sansızbay'ın arkasından yetişerek Koren ona: "Benim adım han Koren. Jibek Tölegen'i nasıl seviyorsa. Kendisi iki ata binen Koren. çünkü babasının "ak hatasını" alarak yolculuğa çıkıyor. "Kız Jibek" destanının dili zengin. Koren Sansızbay'dan ilk sırayı istiyor. Destanda Sansızbay ile Jibek'in aralarındaki sevgi de sözkonusu. Tölegen gibi uğursuz değil. Jibek'in sağlam azmi. destan Sansızbay'ı da öyle sevdirerek. Bekejan'ın korkaklığı. Destan bu bölümde Sansızbay'ın cesurluğunu büyütüp pekiştirerek tasvir etmek için. gerçek aşk yoluyla ulaşmak istemiyor. Fakat onu gerçek aşkla sevmiyor. kurnazlıkla. Amengerlikdulluk olayı Kazakların geçmiş yaşamının özelliğini gösteriyor. neden umut ediyorsun" deyip Sansızbay'ı teketek karşılaşmaya davet ediyor. Dolayısıyla Kalmukların kuşatmasında kalan korumasız Jibek. O Koren'i zekasıyla. aslında ahmak şeklinde tasvir ediyor. Sansızbay cesur. Tölegen'in zamanında kaygısız. Sonra sırayı Sansızbay'a vererek. Bu kahramanların geleneği.

Aslında destanın betimleme yönü daha ağırlıklı. tüm bunlar hem olayı anlatma. Konuşturma aracılığıyla onların iç dünyasını. dikilen çadır. rüya görme. görevi yönünden bu atışmalar birbirine benzemiyor. Kıskanç Bekejanin zorlukçu Koren'in karşısında. Bu sevinçli haberi bildiren atışma. Destanda batıl inançlara rüya görme gibi duygulara da önem veriliyor. Karışa'nın çadırın içindeki Jağalbaylı delikanlıları ile. Bu destanın özetini ilginç yapmış. Karanlık gece Tölegen'in ölmesiyle özdeşleşiyor gibi. diye Jibek Bekejan'ı lanetliyor. bezendirme. yengem-ay Karakterin değişik ay! Tölegen'e bir git sen. Jibek'in bindiği Sandalkök'in koşuşu. Şair tabiat görüntülerini de belli bir duyguya. Birincisinde Tölegen'in öleceğini tahmin ediyor. Destanın şiir yönünden ağır basması. benzetmelerden başka bazı sözcüklerin tek tek uzatılması da güzeldir. Karşıga ile Sırlıbay. baş sağlığı dileme. Destanda göçebe milletin kalabalık şekilde göç ettiği sahneler. Bazen lanetleme şeklindeki karatpa monologlarla da karşılaşıyoruz: Allah kahretsin seni Bekejan Gösterme bana yüzünü Bitirmişsin işini. zengin. Bu dünyaya karanlığın yerleştiği vakit. atın koşuşu. Dördüncü atışma ise Şege ile Jibek'in arasında oluyor. Jibek'le Jirenbay'ın otağında. Bu destanın özetini genişletip." İşte. "Kız Jibek" destanı Kazakların geçmişteki göçebe yaşamının da aynası gibi. Anlatma ve betimleme. dilek dileme.81 şitli kişilikler sırayla betimleniyor. Jibek'in güzelliği. Bu. filanca) kullanma aracılığıyla veriliyor. üzüntüsünü etkili şekilde sunuyor. Destanda betimleme yöntemi de oldukça göze çarpıyor. Ey yengem ay. sevginin taraftan olan Tölegen ile Jibek. Her bir kişinin kendisini konuşturuyor. O yeri geldiğinde konuşturma yöntemini de kullanıyor. Jibek iki defa rüya görüyor. bezendirme yerine mecazi sözcükler kullanıyor. işe delil olarak kullanmış. Anlatma bölümleri destanın sonunda bazı monologlar üzerinde. canlı yapıyor. Monologların çoğu karatpa söz (birisine yönelik konuşma. ıssız bozkırda tek başına dolaşan "altı yolcular" gibi sahneler tanıtılıyor. anlatma yönteminin az kullanılmasına neden oluyor. Betimleme yönteminin etkin kullanılması olayı etkileyici. gitmesin! İşte buradaki "Ey yengem-ay" sözcüğü gibi ka- ratpalar destanda çoktur. Bu vakit. Çeşitli etkileme. şairin özeti şeklinde yer alıyor. Fakat şairin kullandığı tasvir etme yöntemi sadece betimleme değil. mağrur Bazarbay. tam öğle vaktinde karşılaşıyor. hem betimleme yöntemini kapsıyor. ikincisinde Sansızbay'ın Kalmuklan yeneceğini daha önceden tahmin ediyor. Bu da sevinçli haberi bildiriyor. Destanın en değerli yanı dilinin saf. mutluluğun arkasından koşarak. duyurma. Benzetmede kullanılan sözcükler (yani mecazi anlamda kullanılan sözcükler) ay. bilig-5/Bahar '97 . Jibek'in göçünü güneşin doğmasıyla takip eden Tölegen. Örneğin: Ey. Sözkonusu üçüncü atışmayı Bekejan kullanıp Tölegen'in ölümünü duyuruyor. sevincini. Ve artık Tölegen Kosoba'nın dibine güneş batarken attan düşmüş etrafa karanlık hakim olunca da vefat etmiştir. İnsanları betimlerken çoğu zaman mecazi sözcüklerden yararlanıyor. İlk atışma. yükseklere doğru ilerleyen iki sevgilinin duygularıyla özdeşleşiyor. Destanda olayı anlatmanın üç yöntemi içiçe kullanılıyor. konuşturma. Şair betimlemeler söz konusu olduğunda süsleme. Anlatmalarla ilgili sözleri şair çoğu zaman düzyazıyla veriyor. ayın geçmiş zamanı. Göçün saltanatı. "Ay karanlık gecesi. bu gibi cümleler somut örneklerdir. bütün millet olarak tasvir ediliyor. güneşin nurunun dünyaya yayıldığı vakit. güzel şekilde yapılmasıdır. Fakat özeti. gönüllere uygun yapıyor. Dinlese beni. Sansızbay ile Şege. Konuşturmanın kısa bir çeşidi de atışma. Vedalaşma. bata gibi çeşitli gönül halleriyle şiirli süslemeler bu konuştuma sırasında görünüyor. Destanda dört yerde atışma karşımıza çıkıyor.

"Kız Jibek" destanının dilinin. s-s. gibi şiirler çok: bunların hepsi destanın lirik gücünü pekiştiriyor. benzetme. şiirselliğinin güzel şekilde çıkmasının nedeni de bunun gibi nakışlarının olması. Destanda vedalaşma. bilig-5/Bahar '97 . yıldız. e-e gibi seslerin uygunlukları güçlü. helalleşme. Olayların ilginçliği ile lirik olması bu destanın özetini geliştiriyor. Asa bir sokkan jel dedi. altın.82 güneş. Kazakların yaşamlarının esası hayvanlarla ilgili mecazi anlamda kullanımlar var: Halkım koyun gibi bakar Milletim hayvan gibi bakar Vedalaşma. pekiştirme gibi sözcükleri keyfine göre kullanmıyor. ağıt. Uyak düzeni iki-üç satır sonra gelip. Asu da asu bel dedi. Mecazi anlamdaki sözcükler çok uygun kullanılıyor. cennetin bayrağı. duygulan mecazi sözcüklerle veriyor. Jibek'in yüzü Baharın bembeyaz kar gibi Bembeyaz yüzünün rengi Beyaz tavuğun kanı gibi Bunlar çevredeki tabiat görüntülerinden alınan mecazi anlamdaki kullanımlar. Şiirlerin uyak düzeni de. ses yapısı da uygun. yatkın. başsağlığı dileme. Kökjorğa ile Sandalkök'ün koşusunu tasvir ederken Sansızbay ile Koren'in kavgasını. Böylece şair süsleme. Betimlemeleri benzetmeyle. "Kız Jibek" destanı kahramanlık destanı gibi yedi heceli jırla anlatılıyor. uğurlu bata gibi monologlarda benzetme çok fazla. Buradaki a-a. Herbirinin kendisine göre yeri var. orkoyan (tavşan). serbest uyak düzenleri oluyor. beyaz tavuğun kanı. cennetten esen rüzgâr gibi. duyurma. mecazi sözcükler. göçün güzelliğini anlattığında şair pekiştirmeye başvuruyor.

Bir zaman sonra. Tıksıran atlarının gemlerini sıkıp dizginlerini sertçe çekerek atlarının başlarının aşağıya düşmesine fırsat vermiyorlardı. Yıldızlarla kaplı gök. Bu gençler. Taşlı yerlerden gitmemeye özen gösterip otlu yerleri tercih ederek nal seslerini gizliyorlardı. işi olan delikanlı beyaz gömlekli.83 ESKİLİĞİN GÖLGESİNDE Yaz ortasının aydınlık gecesi. Semirip kıvamına gelen atları. büklüm büklüm akan etrafı ormanlarla kaplı ırmak. İki delikanlı da ince giyinmiş. dik kayaların gölgesinden Muhtar Awezov Aktaranlar: Zeyneş İSMAİL . diğeri de seyrek sakallı. tek bir bulutun dahi olmadığı berrak gökyüzünde. sonsuz sayıdaki yıldız gözlerinden duygulu gönüllere işaretler vermekte. gece serinliğinin sessizliğinde süratlenmişti. Irmak. siyah kazaklıydı. gece sakinliğinin ortasında. adeta rüyalar alemine dalmıştı. bölgenin ortasında yeralan virajlı bir kayayı aşarak aşağıya doğru hızla inmekte olan iki atlı göründü. başlarını sallayarak kamçı vurdurmadan kendiliğinden gidiyordu. Kıvrım kıvrım. aralarında sohbet ettiklerine dair bir iz yoktu. huzur ve serinliğe kendini kaptırmış. her sene gelip yerleşen çok sayıdaki obanın yurduydu. sarımtırak yıldızlar. yeşil.. siyah beyaz çizgileri görünüyordu. engin gökyüzünün neşesi içinde etrafına bakan ateşten kor gibi. yayla halkının güzel mekânıymış. özellikle Karacalın ormanlı deresinde hikâye beklercesine kulak kesilmiş. ak yeleli şabdar atal binen genç delikanlı.Ahmet GÜNGÖR bilig-5/Bahar '97 . Şabdar'a binen yiğit. Biri. arasıra söylenen toprak türküsünü. yakalı. Yaydan boşalan ok gibi ileriye doğru atılıyordu. Bunlar yanyana gelseler de. Gece gökyüzü. yarışırcasına gülümseyen kızılımsı. Sırtında siyah kadifeden.. yaşam masalını dinleme arzusuyla dopdolu. hüzünlü şavkını sonsuz bir sabırla etrafına saçıyor. onu ikiye ayırmaktadır. Dere boyuna yakın obaya doğru gelmekteydiler. İnsanın tepesine doğru yükselen ay. Küçük. Karacal. ince.. gri bir çapanı vardı. Irmak kenarı.akçıl ata binmiş arkadaşı. Merhamet duygularıyla dolu güzel sema. Süratli giden atların nal seslerine kendilerini kaptırmış öylece geliyorlardı. İkisi de ince elbiselerinin düğmelerini iliklememişlerdi.. hızlı. Atlar. yukarıdaki obadan çıkıp aşağı dere boyundaki Yakup Obasına doğru yönelen iki delikanlıydı.

beti benzi bozarıp. Kabış daha gösterişliydi ve son derece yakışıklılığıyla tanınırdı. Ama Cameş'ten ondan başka cevap gelmemişti.84 çıktığında. İlkbaharın memleketine geldiğinde "Cameş. O. alnına doğru ahenk içerisinde kıvrım kıvrım dökülmekteydi. diğer bolıslara nazaran. burnu havalarda. Uzaktan özlemini çektiği duygular. büyükannesi ve babasının sözüne dayanarak Kencehan'a razı olduğunu ve onun kuması olacağını söyleyerek kestirip atmıştı. Kabış da "Bu kız elbet bir gün aklını başına toplayacak" diye ümitleniyorlardı. al yanakları bir türlü hayalinden gitmiyordu. Mayıldı bolısında iyi eğitim almış delikanlılardan biriydi. beş yıldan beri birçok mektup göndermiş. Bu delikanlı yol boyunca derinden iç çekerken veya bir söz söylerken. teni iyice beyazlaşmıştı. Bugün de onun başı boş değil. buharı yükselen sıcak bir duyguydu." denildiğinde kendisiyle alay edildiğini zannetti. bu senenin yazına kadar Cameş'in nasıl bir düşünce ve niyet taşıdığını bilmiyordu. hem zengin hem de eskiden beri süregelen bolıs halkın kudretlisi Kencehan'dı. Geçen seneki sonbaharda da Kabış sevinçle dönmemişti. beyaz tenli delikanlı. kendi tutuculuğuna ters geleceğini bilerek yazıya dökmemişti. liseyi bitirmiş. nişanlısı. bir de kız çocuğu bırakmıştı. bu Yakup Hacı'nın büyük kızıydı. beşiğinden alıp çıkmış bir masal gibi hayali bu güzelliğe tutkun bir vaziyette büyümüştü. Bununla beraber dört. Tırnağını çıkardığında uzun siyah saçları. aya bakarak gerine gerine derin bir nefes aldı. ama söz- lerine ancak bir iki ağız sıcak cevabı sadece o zaman alabilmişti. Moyıldı'nın en önde geleni. Cameş. vücudu titrer bir haldeydi. Kencehan eskiden de Yakup Obasının damadıydı. O narin güzelliğe karşı uzun yıllara dayalı özlemi. yaza doğru Kadişa öldüğünde arkasında bir erkek. Cumatay da. aydın gençleri olan "öneme haiz" diye bilinen halktı. Onun bundan beş sene önce kuma olarak aldığı Kadişa. hayalinde canlanırdı. Hem de ne hakikat! İşin ilginç yanı. ince bedeniyle siyah gözleri. kendisinin iyiliğini isteyen akrabalarına danışmadan. gizli bir derdiydi. İnce burunlu. okumuş. Kabış'ın uzun yıllara dayalı mektuplarına karşılık bir tek satır cevap almayışı ve özlemiyle yanıp tutuşmasıydı. dolgun yanaklı. Kabış. O cevabında da. Bu sene memlekete gelişinin ardında yatan bir sır vardı. Bu genç. kar üstüne kan damlayan. Kadişa hayattayken. dağlı bozkırın kendine has bir yiğidiydi. ta uzaklardaki bir şehirde yaşarken. Kabış'ın bedeni biraz rahata kavuşsa da. Parlak ayın ışığı yüzüne vurunca. Tahsil görmüşlerin arasında. "İleride görürüz" diye Cumatay'a sözle bildirmişti. Bu da Kabış'a karşı gösterdiği tutarlılığın bir ifadesiydi. İlk kez almış olduğu bu cevapla yaşamın anlamını o gün hissetmişti. Yanındaki genç de. elini bilig-5/Bahar '97 . Mektup yazmayı bildiği halde. İlkin duyduklarına inanamadı. cevabını birkaç sözle söylemeyi uygun görüp mektubu . Kencehan'ın el üstünde tuttuğu. Ay altında uyuyan derenin içinden süratli atın temposuna kendilerini kaptırmış bir şekilde gelirken. Ağabey ve yengesinin tüm itirazlarına rağmen. Genç delikanlı. Ama Cameş'in Kencehan'a varacağı bir hakikatti. etrafında pervane olan gençleri yanına yaklaştırmasa da artık onun geleceğe yönelik hayatıyla ilgili bazı kararları' alma zamanı da gelmişti. Ondan sonra aradan bir kış geçti. kızın ellisindeki ihtiyara gönül rızasıyla gitmek istemesiydi. yakışıklı yiğidin suratı parlıyordu. Cameş'in şimdiki hali eskisine kıyasla çok büyük değişiklikler göstermişti. Kabış memleketteyken yanından hiç ayırmadığı mahir arkadaşı Cumatay. Bu oba halkı. yürekteki belirsizlik ve şüphe de beraberinde geliyordu. kendisinden çok emin bir şekilde mağrur. fakat bu kararın hiç kimsenin beklemediği bir şekilde gelişmesine yol açmıştı. Kencehan'a varacakmış. Bu yıl. bu yılın geçen kışında kararını vermesine vermiş. ayın gizemli aydınlığını farkedince tırnağına yanlarından tutarak çıkarıp. Bir yıllığına uzun yolculuğa giderken yanıp kavrulan gönle iki ağız sözün birazcık su serpmesine Kabış dünden razıydı. şimdi nişanlı. Kendim bildi bileli. Cameş'in o uzun boyu. Özellikle uzak şehirde yaşarken güzel kızın yüzü. bu yaz memleketine gelen Kabış adlı yiğitti. Cameş. Kabış. Bu duygunun güçlü olmasının sebebi. ay ışığı altında mürekkep yalamış tavrı ve yakışıklılığıyla gerçekten de sıcak duyguları arayan.

tahsil görmüş delikanlılarla yuva kurmaktı. Sevgi ve nefretin bir kalpte. dünürlük yolunda işlerin hepsi yapılıp bitmişti. Cameş hayatı boyunca kendisine uzanan elleri boşa çıkarmış. Moyıldı ahalisinde diğer kızların hemen hemen hepsinin hangi amaç ve arzuların peşinden koştuklarını bilmesine rağmen. Bana göre benim akrabalarım Cameş'i yerime versinler. " Bu sözü Cameş'e söylemenin hiç gereği yok. bugün belirsiz bir ümitle arayıp gelmekteydi. Üstelik öfkeliydi de. kültürlü delikanlılardan sevecen. ümit. Kasım'ın araya girip. iyi nama sahip beraber olabilecekleri yaşıtları olan gençlerdi. İlkin. bir arada yaşaması imkansız birşeydi. Cameş. Cameş'i vermek istemediği hususundaki kesin tavrını açıkça ortaya koymuştu. sanki kendi kendini aşağılarmışçasına ihtiyar bir insana kendini teslim ediyordu. Karacal'a Yakup Obası yerleşmeden önce. Cameş adına ben cevap veriyorum. Son zamanlarda Kabış'ın kavuşamadığı. kısaca herşeyi elinin tersiyle bir kenara itiyordu. Cameş'in kulağına gelen bu sözlere rağmen Cameş'ten kendi kaderini ilgilendiren bu konuda sert tavır takındığını gören yoktu. Üstelik kuma olarak gidiyordu.. Şimdi bu mekânda. Bu durum . Cameş ise bu gençlerin ilânı aşklarından köşe bucak kaçıyordu. bir görünüp bir kaybolan güzelin peşinden koşup bağlanmanın çaresizliği de vardı. Buna rağmen peşine düşüp arzulamaktan kendini de kurtaramıyordu. Bu kızların arzuladıkları tek şey. "Cameş'i vereceğiz. Kencehan'ın nişanlısı diye çoktan hertarafa yayılmıştı." diyerek kararını bir anda vermişti." demiş. hem yaşlıya varmayacak" diye ev içinde tatsızlık çıkarmış. daima temiz giyimli. Kabış'a tercih etmişti? Bunun gibi sorular Kabış'ın kıskanç. Kabış'ta . Kabış şu ana kadar Cameş'in takınmış olduğu tavra bir türlü anlam veremiyordu. Geride kalan çocuklarım da var. arzu dolu yüreğinde yakın zamanda çözülmesi mümkün olmayan zor bir bilmeceye dönüşmüştü. özleyen. Cameş'e böyle ne olmuştu? Ne sebeple yaşlı Kencehan'ı. bütün bunlar gururunu okşamış. sanki yüreğine kara taş bağlamış gibiydi. müstakbel kocalarından. Zengin obanın bütün işlerini bizzat kendisi idare etmişti. Böylece ağabey. Ama Cameş bunun çözümünü fazla uzatmadı. sahip oldukları mal mükten hepsinden vazgeçip kaçmalarındaki sebep. fazla konuşarak Kencehan'ın onur ve izzetini kıran sözlerinden dolayı mahcup olmuş: " Ben Kencehan'a razıyım. Kencehan evliya da olsa Cameş. gittikçe çözülmesi zorlaşan. yenge gibi çoluk çocuğun söyledikleri havada kalmış. bu gururlanmanın katılığı sonucu Kabış gibi nice gençleri hasretiyle kavurup kendi halleriyle başbaşa bırakarak gidiyordu işte.85 sıcak sudan soğuk suya vurdurmadığı kumasıydı. Kendi hür iradesi doğrultusunda yaşayıp. Cameş. obaya Kadişa'nın ruhunu teslim ederken söylediği vasiyete dayanarak ve Kencehan'ın isteği doğrultusunda gönderilen kişi geldiğinde genç kızın öğrenci ağabeyi Kasım. bugüne kadar evlilik konusunu aklına dahi getirmeyen Cameş için bir anda gündeme gelmişti. Buna karşı gelecek sağlim düşünce. Kısaca. bugün sabah olağan işlerini yaparken Cumatay. anne babalarının sözlerine aldırmadan nişanlanmaya razıydılar. gururunun kırılmasından dolayı nefret hissi de vardı. okumuş. Ona karşı beslediği aşkı eskisi gibi güçlüydü. Bütün hayatı ve davranışlarıyla gençlerin arzu. bu ağırlığa üstünlük sağlayamıyordu. Cameş önceleri bir türlü elinin ulaşamadığı akseden sevgilisiyse.. Ablasının son nefesini verirken söylemiş olduğu vasiyeti." diye anne babası haber saldıktan sonra Kencehan almak için gelmişti. Müstakbel kocası gelen Cameş'i hâlâ eskisi gibi seven. hayalinden uzaklaşan ve dallanıp budaklanan bir bilmeceye dönüşmüştü. "Döşeğimde yabancı birisinin yatmasına razı değilim. Genç. hayal denilen saf hislerini. Hal böyleyken. Bunun için son nefesini verirken kocasına ve kendi akrabalarına da son dileğini dile getirmişti. gittikçe uzaklaşan güzeli hayalinde yaşatmakla beraber. Fakat. Dileği. hayaliyle yaşayan Kabış. aynı zamanda kendilerini seven birisini bulsalar. hem hanımı üstüne. Evvelden Kadişa'nın vebali altında kaldığınız yeter.Yakup Obasına vardığında kızın bilig-5/Bahar '97 . neler yaptıklarını pek öğrenmek de istemiyordu. şimdi de düğümlenen.

Bugün gece yarısında başbaşa seninle görüştükten sonra ikinci bir dert daha yüreğine oturacak. Bugüne değin gençlik ateşinin tadının nasıl olduğunu bilmiyor. İşinizin olup olmayacağı konusunda açıkça birşey söyleyemem. eskiden nasıl donuksa. Bu nedenle Kabış'ın sözlerine bıyık altından gülüp: "Cameş bugüne kadar. şu anki heyecan yüklü bekleme saatleri. Bu sözümü sakın unutma! dedi. Bugünün gecesinde Kabışları Yakup obasına doğru getiren işte bu sözler olmuştu. şimdi de kendine hiç kimseyi yaklaştırmayan bir yabancı gibi. Bu söylediklerin yerinde bir söz! dedi. Kabış'ın şu anki durumu hiç de yadırganacak bir durum arzetmiyordu. Üstelik Cumatay halk içindeki gençler arasında çok kez bulunmuş. Nöbetçiden de çıt yok. Gece. Hiç olmazsa onu yaptıklarından dolayı pişman ederiz. Gece önceki gibi sapsakin. karakter yorumunu iyi bilen bir gençti. Hatta kız seni görmek için can atıyor. hiç bir renk vermeden bu gece kendisini tamamen ümitsizlik batağına sürükleyip ihtiyarı överek "Yine kendisine karşı mağrur tavrını takınırsa" diye eskiden bildiği güvensizlikti.. Sonuç ne olursa olsun Cameş'le ilk defa parlak aylı gecede başbaşa ormanın içinde beraber olması bile şu ana kadar tatmadığı nazların en güzeli olacaktı... Ben orman içine. Sözümün doğruluğunu biraz sonra göreceksin. ümit dolu gencin kalbini tekrardan güp güp attırmaya yetmişti. ama o arada bizim kızla bir görüşüp konuşmanız mümkün. Aralarında bu konuşma geçerken ırmağın sol yakasına geçip obaya görünmeden ince ağaçlı ormandan saklanarak geliyorlardı. Eğer benim tanıdığım kızsa O. Ey Cumatay ! Biz gerçekten de Cameş'e mi geliyoruz? Sakın bu. Kendi yaşına denk bir gençle sevişmenin nasıl birşey olduğunun farkında değil. Ok yemiş geyik gibi sonra nereye giderse gitsin. baş eğip buluşmuş gibiydiler. Cumatay bildik bir tavırla: —Sabah Bibiş'in sözlerinden anlayabildiğim kadarıyla hal vaziyet böyle. bugün mutlaka kabul edecektir. Lütfen şüphelerimde yanıldığımı söyle!" dedi. Sence gece yansı bizi görmek istemesi garip değil mi? İşte şu duran oba. doğru yolunu bir türlü bulamamıştı.. bugüne kadar bir ağız tatlı sözle yüzyüze gelip söyleşemediği mağrur sevgilisini görecekti. Cameş'le başbaşa görüşmek için ilk kez yola çıkmak. Sevinci.. sükunet içerisinde. Şu an hayat sahibi tüm canlılar nefesini tutmuş sabırla bekleş- bilig-5/Bahar '97 . oba uyuduktan sonra yanımda Cameş'i getiriyorum" demişti. genç delikanlının hayatı boyunca arzuladığı tek hayali değil miydi? Yol boyunca beyninde bir ümit. Tedirgin hali de ikna olmayışı. hâlâ yadederek sevdiği güzelin yüzüne taparcasına bakıyormuş gibi parlak aya hayran hayran bakarken genç yiğidin hayalinde günahkâr sözler için af dileyip. dedi. nereden ineceğimize bakalım. bu arada atları nereye bırakacağımıza." Bugün akşam obanın yukarısındaki ormanda hazır olun. Yalnız daha önce seninle görüşmediği için çekingen davranması son derece doğaldır. Seni tercih etmeyip Kencehan'ı seçip afallaması nasıl bir gerçekse bugün bize geleceği de o kadar gerçektir. Cumatay'ın son sözünden sonra ikisi de durup ağaçların altına atlarıyla gizlenerek seyrek ağaçlıklar arasından obaya bakarken plân kurdular. Cumatay'ın destekli sözleri şüphe dolu gönüllere su serpse de. Halkın hepsinin mışıl mışıl uyuduğu doğru. bir ümitsizlik peşpeşe yer ettiği için bir ara Cumatay'a dönüp: " Vah!. Obanın köpekleri havlamıyordu. Dere boyunu Yakup Obası mekan kıldığı için dere kıyısından hızla aşağı doğru kuytu yerlerden gelirken kızın evinin siluetini gördüklerinde Kabış'ın gönlünü ayrı bir sevinç kaplamış. Cumatay'a.. Közlenmiş ateş de belli olmuyor. Kabış gönlünü çepeçevre saran hayal dünyasındaydı. aynı zamanda büyük bir tereddüt sarmıştı. Artık sohbeti bitirip. Bunu çoktan haketmişti. Bibiş'in bizimle alay etmek için söylediği bir sözü olmasın. Kabış'la Cameş arasındaki sır bütün herşeyiyle Cumatay tarafından en ince ayrıntılarına kadar bilindiği için arkadaşının evhamlılığını doğal karşılıyordu.86 yengesi Bibiş. Hiç olmazsa Kabış'ı orada bir görüp hasreti gitsin. Bu sözler Kabış'ı biraz cesarete getirdi: — Haklısın. Ne olursa olsun mutlaka geliniz.

beyaz yeleli atın geminden tutup önce kara gölgelerin arasına Kabış'ı gizleyip:" Burada hareket etmeden durmak gerek. sessiz geceyi dinleye dinleye ürüyordu. gece yansında büyük bir gürültüyle etrafa yayıldı. Nöbetçinin köpeğini kışkırtan sesi. Bunu düşünüp başlangıçta çekinerek geriye çekilip durmayı uygun gördü.87 mekteler. Korku içinde zıplayan atın ağırlığıyla kınlan ağaç dallarının çatırtıları. Ama bunun hatasını Cumatay kabul etmedi. Hırçın at ağızlığını homurtularla çiğneyip başını aşağı yukarı doğru sallayarak yeri eşeleyip tıksırarak gecenin sessizliğini bozmuştu. Silkinerek aklını başına toplayan Kabış. Cumatay ne dese. sonra dindi. Uzun bir melodiye dönüşen kışkırtıcı bağırması bir olayı sezmiş olmanın aksine genellikle "uyku vakti geldi. Bütün bunlar. Kendisini şu an etkileyecek bir şey de henüz yok. ormanın içinden bakıldığında bütün çıplaklığıyla görünüyordu. Kencehan'la Yakup'un kasten kendisine karşı Cameş'ten sorumlu olarak koydukları takipçi gibi hissediyordu. Kabış sessizce itaat etti. Bu havlamaların üzerine bir an onlara doğru koşarak gelir gibi oldu. Köpek seslerine bekçi de uyanmış. Bu hareketliliğin olduğu yerde biraz duran Kabış artık gelişmekte olan olayların tüm hakimiyetini canciğer arkadaşına bırakmış. Sadece başkalarından uzaklaşan Yakup obasının alaca erkek köpeği yakınlarına yaklaşıp yeni çıkan sesi arar gibi. Eskisi gibi sakin.Gürültü dinip halk uykuya dalıncaya kadar tanın ağarması da mümkündü. obaya sahiplenme duygusuyla içtenlikle ürüyordu. Şaşırma. Şimdi obanın yakınındalar. yat!" der gibi köpekleri salmakla yetinmişti. Artık oba uyanıp dışarıya çıkma ihtimali de vardı . Bütün bunlar bir anda olmuştu. O. Başkalarından ziyade kendi vazifesinin önemli olduğunu hissettirir gibiydi. oba tarafına kulak kesilmiş. Bunların yakınlarına çok köpek yaklaşmadı. çoktan obanın görebileceği meydana aniden çıkı vermişti. Zengin eşrafın oba kenarındaki beyaz evleri. Cumatay. hep birlikte havlamaya başladı. soğukkanlı ve çok dikkatli. Canı yanan semiz at. Yüreği güp güp atıp kemikleri eklemlerinden çıkmış gibi. Kabış'ın atının ileri doğru yürümeye başlamasından itibaren arkadaşının dikkatsizliğine tahammül edememiş: "Hey çabuk ol! Çocuk musun? Obanın yakınında olduğumuzdan haberin yok mu?" der demez ak yeleli at tıksırıp okradı. Bu durum karşısında Kabış panik içinde kaldı. İtler önceleri çabalayıp havlasa da ırmağın delikanlıların durduğu tarafına geçmedi. Tam bu sırada uyumakta olan köyün köpekleri. kendilerinin nerede olmaları gerektiği konusuyla meşgul. Köpekler eskisinden daha da cesaretlenip havlayarak koşuyordu. gizlendiği kara gölgeden ileriye doğru fırladı. Artık bundan öteye atla yaklaşmak son derece tehlikeliydi. Soğuk öfkeli haliyle bilig-5/Bahar '97 . Diğerleri sakin olsa da o uzun süre yatışmadı. Zengin obanın değer verdiği uyanık ala erkek köpek "dikkatli" denen namı için değil. Bir iki bağırma sonucunda kendi kendine: "Hiç birşey yok. Cumatay arkadaşı kadar heyecanlı değil. kendisi sadece Cameş'in güzel yüzünü gözönüne getirip siyah gözlerinde kaybolup giderken birden dizgini boşalmış şabdar at. Şimdi sakinleşirler.. Irmağın bu tarafına geçemezler. Kabış'ın gönlünü bir an heyecan sardı. obadaki Kabış'ın önüne çıkan yabancılık ve karşı gelen durup usanmadan üren ala erkek köpeğin sesinden açıkça belli oluyordu. insanları dahi benim mesuliyetim altında. Kötü niyetle gelenlere bizim obada sahipsiz olan bir şey yok. her zamanki olağan sessizliği bozan yankılı sesiyle köpekleri tahrik etmişti." dercesineydi. Kabış aklını başına alıp dizginlerini toplayıncaya kadar at. O. Ama bundan sonra dikkatli olmalısın! demişti. Bu öncekine eklenen daha büyük bir gaflet. Şimdi de yalnızca alaca erkek köpek havlamaktaydı. başına ummadığı kamçıyı yiyince etrafındaki ağaç dallan koşumlarını çıngırdatıp arkaya doğru panik içerisinde zıplayıp okradı. itler burayı göremez. "Yakup'un malı bir tarafa. atları nereye bırakıp. ne söylese kabullenmiş bir haldeydi.." demek ister gibiydi. dizginini sertçe çekip atın kafasına kamçının tersiyle vurdu. başında çok korkutmuş gibi aniden çıksa da. Kabış ala erkek köpeği.

tam kızla yengesinin olduğu Kasım'ın evine yaklaştılar. Kadişa ölüp Kencehan'm. II Cameş'in Kencehan'la gönül rızasıyla evleneceği gerçekti. Bunun gibi Cameş'in babası Yakup da oba ve civardaki halk arasında sözlerine kadar herşeyiyle. "Korkaksın!" dedi. itaat etmiş. Büyük Hanım birisini övdüğünde. bütün dünya ve gelecekteki hayatı. bildiklerini söylediği zamanlarda. Küçük davranışlarda büyükannesinden sirayet eden alışkanlığa göre. bildiklerini anlatırlardı. sevinci hususunda hep büyükannesi Maken Hanım'ın gözleriyle dünyaya bakıyordu. *** di. kendi obasının çocukları dışında olanların hiçbirisini iyi diye beğenmezdi. Bu nedenle büyükannesinden edindiği örnek. Az sonra köpeklerin ürmesi kesilip geriye döndüğünde. aksakallar. kiminle konuşursa konuşsun. kaynanasına hürmette kusur etmiyordu. neyi beğenip neyi beğenmediğini açıkça ifade ederdi. Moyıldı bolısında yoktu. Maken Hanım. Cameş'i istetmek için adam gönderdiği güne kadar genç kız gelecekteki günlerinin nasıl olacağı konusunu iyice düşünmemişti. Kabış'ın sözüne gülerek. Herzaman etkinliğini sürdürmektey- bilig-5/Bahar '97 . Eski zamanda kendi devrinin insanlarını beğenip. Nasıl düşünüyorsun. yaptığı işlerini anlatır. Kabış Cumatay'a bakıp: Bu obanın durumu. akıllı. Cameş'i büyükannesi küçüklüğünden bu yana bizzat kendisi eline alarak istediği şekilde yoğurmuştu. Cameş'in öz annesi olgunlaşıp. kendi yaptığı işlere varıncaya kadar annesine söyleyip daima akıl danışırdı. ünlüler. büyük hanımın önünde bütün gelinleri el pençe divan durmuş. Bana soğuk ve garip geliyor. Maken civarda sözü saygın. "iyiyim" diyen şimdiki kişileri çoğunlukla yererdi. Cameş'in ergenlikten bugüne kadar gördüğü. misafir ağırlamadaki kusurları. diğerinin de kalıplaşmış bir yaşlı olmasıydı. eskiden olduğu üzere elin ulaşamadığı yükseklerde gibi. Yakup'u aratmayıp Büyük Hanım'la sohbet edip. ölçer. birisini hakir görerek değerlendirip. İşte ala erkek köpeğin ürmesi. Bir zaman gerçekten erkek köpekten aşıp Cameş şimdi gelirse muhtemel tehlikeye rağmen narin vücuduyla engelleri aşan güzele Kabış'ın diyeceği birşey olamazdı. Küçüklüğünden itibaren Maken Hanım'ın elinin altında büyüdüğünden Cameş'in anlayışı. Cameş'le Kabış'ın ortasındaki engelle bir yere toplanan canlı bir siperdi. erkek gibi güçlü hanımdı. Yakup'un ailesiyle tüm oba olarak hepsi hürmeten bu obaya gelip giden yabancılar.88 erkek köpek. Bugün herşeyin plânladığımız gibi olacağını sanıyordum. Birkaç öbek ağacın gölgesi altında öylece kalıp obaya doğru gözlerini dikip beklemeye başladılar. mağrur bir edayla kimseyi kendine denk görmeden kendi otoritesine güvenmek. Bir işte annesine danışmadan katiyyen o işi kendi başına yapmazdı. cazibesi. itaati. Cameş'i açıkça etkilemiş ve onda iyice yeretmişti. hangi konudan sözederse etsin duyduklarını inceler. Bu yanıyla Cameş'e benzeyen kız. kırk yaşına gelip. ezelden beri kendine has özelliğiyle onun karakterini. yabancılayan tavrını biri söylemiş gibi oluyordu. ev içindeki düzensizlikleri. dendiğinde demin patırtılar karşısında soğukkanlılığını koruyan Cumatay. Az sonra Kabış'ın atıyla kendi atını alıp öncesinde durdukları büyük kara gölgenin altına dizginlerini çekerek atın yere eğilmesini engellemek için eyerine bağlayıp sonra da sessizce Kabış'ın kolundan çekerek orman içinde gölgelerden eğilerek. Onu çocukluğundan bu yana ailesinin karakteristik yapısı büyük bir güçle etkileyip kontrol altına almıştı. Eskiden beri "Bunun obası güçlü oba " diye tanınıp Hür bir Hanım olarak çekinmeden konuşmayı âdet haline getirdiğinden Maken'in mağrur sözleri çok olurdu. orta yaşa gelse de bugünkü taze gelin gibi . benimsediği görgü kurallarının çoğu hep büyükannenin öğrettikleriydi. Özellikle bir obayı ziyaret edip geri döndüğünde. Cameş'in günden güne karakterinin şekillenmesine sebep teşkil ediyordu. Cameş. İkisi arasındaki ayrıcalık birinin yeni gelişip yetişen bir genç. etrafında pervane olmuşlardı. Bu önceki gürültünün üzerine Kabış'ın kafasından süratle geçen bir kesitti. büyükannesine gördüklerini.

89

giyim kuşamların kirliliği veya desenlerin kötü olması, bütün bunların hepsi Cameş'in ilk bahsettiği konulardı. Hanım, kendi yaşıtlarına, güçlü hanımlarla oba sahibi olan kadınların kusurlarından, cahilliklerinden sözederken, Cameş de taze gelinler ile yaşıt kızlann eksikliklerini aramaya çalışırdı. Bu alışkanlıkla Cameş, büyükannesinden edindiği örnekle ondan duyduğu sözlerden başka diğer hiçbir örneği kabul etmemişti. Yabancı insanların "O iyi, bu iyi" denilen sözlerinin hiç birisine itibar etmiyordu. Son yıllarda Moyıldı'nın içine yayılmakta olan bir yenilik de, genç kızın eş seçip, erkeğin eşini terkederek sevdiği kızı alıp kaçmasının bir hayli artmasıydı. Bunun gibi olayları duyduğunda Maken, başkalarının söylemesiyle birlikte özellikle Cameş'e çok nasihat eder, kaçan kızları "Bozulmuş kız" diye tanımlar; tüm bunların anne babanın yokluğundan kaynaklandığını söyler, ayıplardı. Halk içinde yayılmakta olan "kötü" geleneğin sebebi, çoğunlukla bu memleketteki genç " okumuşlar" olduğu için, Cameş'in büyükannesi bütün okumuşları "kaypak, düşüncesiz, bozulmuş insanlar" diye tanımlardı. O çoğunluğun içinde kendi torunu, Cameş'in öz ağabeyi Kasım da vardı. Kasım okuyup büyümüş, karakteristik yapısı dışarıya vurmaya başladığı anda; beğenmeyip, kolunu sallaya sallaya yüzünü buruşturup: "Tahsilin adam ettiği birisini henüz görmedim. Yine de canları sağ olsun! Bu da memlekette şeytanın çarptığı birisi. Onların arzusu da isteği de öyleymiş. Bütün arzulan o tarafa doğru. Bizim elimizden, avucumuzdan çıkan çocuklardır. Tek dileğim boyunları bükülmesin! Tek bildiğini yapsın yeter. Yalnız diğer çocuklarıma bunların kötü alışkanlıkları bulaşmasın" diyordu. Cameş'i karşısına alıp bu sözü çok kez, defalarca söylemişti. Birçok gencin arasında Kabış da çok kez Maken'in eleştiri oklarından nasibini almıştı. Kabış'ın şimdiye kadar toplumun gözüne çarpan büyük kusurunu bulamasa da, durumu kötü olan akraba, anne ve babasının eski kusurlarıyla alay edip aşağılayarak büyüklük taslayıp onlardan nefret ediyordu.

Büyükannesinin dizinden ayrılmayan Cameş; ailesi, oba hakkında hiç bir zaman kötü bir söz duymamıştı. Hiç birgün bir insanın ağzından "Büyükannen aksi konuşuyor, bilmiyor, yolunu şaşırmış" gibi sözler kulağına gelmemişti. Kendi anne babası, Cameş'i büyükannesinin çocuğu yapıp, her zaman akıl verdiklerinde: "Büyükanneni üzme, sözünü dinle, daima sana arkadaş olamaz, bir günü dünyadan göçer. Senden başka kızların büyükannen gibi yol göstereni yoktur. Bundan dolayı sen o kızlardan üstün ol. Onlara benzeme!" diyorlardı. Böylelikle büyükannesinin izni olmadan bir gün bile dışarıda kalmayan Cameş'in, geleceğe yönelik bir düşüncesi olmamıştı. O, evlilik konusunda büyükannesi ses çıkarmayınca sessiz kalıp, düşünmeye gerek bile duymadı. Eski inanç, eski görüş; Cameş'in düşünce ile karakterine temel olarak etkisi olmakla birlikte, güncel yaşam biçimine de belirgin olarak damgasını vurmuştu. Toplumun Cameş'i methetmesinin sebebi, obaya sahiplenmesi, ev işlerindeki pratikliğiydi. Konu komşu, kadın, kız, çobanlarla kaynaşmasını bilip, yerinde söz söyleyip, büyükle büyük, küçükle küçük olmak, bazen aile bir yana, oba sahibi olarak anne babasının yokluğunu aratmamak gibi yönleri de vardı. Bu özelliği, halkın çoğunluğunun düşüncesine göre Cameş'in bütün yeni yetme hanımlardan farklı kendine has iyi tarafı gibi ortaya çıkmaktaydı. Maken Hanım'ın eğitiminden geçen genç kız, kadınlarla büyüklerin hatırlarına eskilerin iyi kızlarını düşürür gibiydi. Cameş'e eskilik örneği tamamen yerleştiği için bazen elbise biçip dikiş diktiğinde de kendisinin söylediği gibi; "Bugünkü gülme eğlenceyle yaşayan gençlik" gibi kıyafet tercih etmeyip geniş beden, geniş etek, bol giyimi tercih ediyordu. Kendisi de şimdiki kızların fikrince eskiyip tozlu raflarda kalmış biçimdeki elbiseleri giyiyordu. Cameş'in göçerken yorga at binip üki3 takması, kunduz derisinden börik giyip kısa kollu qamzolı4 sırtından belini sıkarak bağlayıp giymesi de tamamıyla eski olsa da otuz, kırk yıl önceki genç kızların modasıydı.

bilig-5/Bahar '97

90

Halk içinde hür kızları çoğunluktan ayrı olarak görmeyi arzulayan "okumuşlar" bazen Cameş'in bu davranışlarını özellikle arzulayıp bu yüzden çılgına dönüyorlardı. Ama Cameş, bu karakter ve huyun dış görünüşten ziyade gerçekten doğal olduğunu düşünüyordu. Bu nedenle şu ana kadar kanı kaynayan genç kız ve delikanlıları, büyükannesiyle beraber eleştiri oklarına hedef tutmuşlardı, bu nedenle de onların renkli dünyalarının farkına varamamıştı. Birisi kaçıyor, diğeri de kaçırıyor. Sonunda toplum arasında kargaşaya sebep oluyor. Adları kötüye çıkıp , toplumun beddualarına rağmen istediklerini yapıyorlar, halk da onların beraber olduklarını görüyordu. Ama onlar çoktan beri arzuladıkları hayallerine kavuşmuş da olsalar, toplumdan üstün, farklı yaşamlarından ziyade yine toplumun bireyleri olarak hayatlarına devam ediyorlardı. Kaçanın toplumdan üstün olup, başının göğe erdiğini; kaçmayanın da rezil rüsva olduğunu gören yoktu. Kaçıp kocaya varan kız da başkaları gibi kendisine ne söylense itaat edip yapan sıradan bir hanım olarak çıkıveriyordu. Aksine, kaçanın birçok belayla karşı karşıya kalması daha çoktu. Defalarca ille kaçacağım diyerek, el yüzüne bakamayacak kadar maskara olanlar da az değildi. Kaçan kızların okumuşa varanı olsa da, onun da elden herhangi bir üstünlüğü görünmüyordu. Okumuş gençle farklı yaşayacağım diye bozkır kızının hepsi de kendilerine yakışmayan davranışlarda bulunup, hafif hareketler yapıp akılsız, karaktersiz olu veriyorlardı. Bu tenkitleri büyükannesiyle değerlendirip sohbet ederken Cameş kendisini emniyette zannediyordu. Cameş, çoğunun yerli yerince güzel ömürlerine imrenmek yerine, mağrurca onlara acıyarak bakıyordu. Onların hepsinin içinde Maken Hanım'la Cameş'in çok zaman memnun halde sohbetlere dayalı tek düze bir yaşamları vardı. Ama insanın karakteriyle ömrü "Gerçek arzulanan ömür" dedirtip ikisine kabul ettiriyordu. Cameş'in bu sene ölen ablası Kadişa'nın ömrüydü. Kadişa Cameş'ten sadece dört yaş büyüktü. Kocaya vardığı altı yıl olmuştu. İlk önce Kencehan'a kuma olması sorulduğunda Kadişa varmak istememiş "Varmayacağım" diye uzun süre direnmişti. Ama Maken Hanım'ın izah etmesi ve nasihatleri sonucu gün geçtikçe Ka-

dişa'nın ürkekliği geçmişti. Evdeyken Kencehanlar gelip gittiğinde isteksiz tavırlarından yavaş yavaş vazgeçer gibi olsa da, evlenip Kencehan Obasına yerleştikten bir yıl gibi kısa sürede Kadişa tanınmayacak şekilde değişmişti. İlk önceleri Kencehan'a hürmet etmeye başladı. Evden çıktığında ağzından düşürmeyip huyundan suyundan bahseder, eve döndüğünde de isteklerini söyletmeden yerine getirirdi. Bunun için Kencehan da bütün mal, mülk sahipliğinden kenara çekilerek servetinin bütün idaresini Kadişa'ya teslim etmişti. Kadişa'nın bu durumunu Cameş'e örnek olarak gösterdiklerinde, Maken'in bıkıp usanmadan tekrar tekrar dile getirdiği hep bu söz oluyordu. Yaşlanmaya başlayan Büyük Hanım, yaradılışındaki saflıktan başka kocasının gönlü tamamen Kadişa'ya meyillenince, bunların güzel yaşamına mani olmayıp bir kenara çekildi. Sayısız malla büyük obanın itirazsız sahibi Kadişa oldu. Canı neyi yapmak isterse, bütün hepsi iki dudağının arasındaydı. Karşılarındaki komşu obalar da dahil olmak üzere civarındaki bütün ahalinin ileri gelenlerine aklına eseni söyleyip yapmak istediği herşeyi yaptırabilirdi. Canı sıkıldığı anda durumu iyi oba halkının kızlarını, gelinlerini ve yaşlılarını, hepsini seferber edip eğlence tertip ettirir, eğlenirdi. Güzel giyimiyle, saltanatıyla, şaşaalı güçlü bir hanım olarak devran sürüyordu. Kencehan, Kadişa'yı aldıktan sonra evinden dışarı çıkmaz olmuştu, çıksa dahi bir an önce eve dönmeye can atıyordu. Toplumun ulularıyla yabancı konuklar geldiğinde Kadişa, Kencehan'a tek kelime söz ettirmeden güler, şakalaşır, istediği şekilde ağırlardı. Ve her zaman Kadişa'nın kocasına bakımı, hiç bir oba ve toplumda eşi benzeri olmayan bir bakımdı. Maken, Cameş'e bu durumun anlamını izah edip; " Hadi! Başına devlet kuşu konmak diye buna denir." diyordu. Cameş büyükannesiyle-, her sene Kadişa'nın daveti üzerine varıp, bir iki ay kalıp gelirdi. Her gittiğinde Kadişa'nın hayatı, bunun gözünde herzamanki haliyle değişmezdi. Kış olsun, yaz olsun, her

bilig-5/Bahar '97

91

zaman mevsimine göre dostça davranışı aynı şekilde sıcaktı. Kadişa'nın evini saygılı aile olarak hatırlıyordu. Maken iki kızına da aynı şekilde "Baht, şans denilen işte bu!" derdi. Her mevsimin kendine göre bir güzelliği vardır. Kencehan'ın yaz kış boş zamanlarında vakit eğlendirdiği şampiyon atı, av köpeği, av kuşu vardı, bunların yanı sıra yardımcılarıyla beraber zengin eğlence dostlarının hepsi de Kadişa'nın hayatında kendisine devamlı hürmet ve saygıda kusur etmeyen kişilerdi. Maken onu Kencehan'ın çekiciliğinden ziyade Kadişa'nın saltanatı olarak yorumluyordu. Kadişa gibi abla, öylesine hür bir hayatın sahibi olduğu zamanda, büyükannesi onu överken, obanın büyüğü ve herkesin saygı gösterdiği Kencehan'ın, ablasının eşi olmasından dolayı Cameş, yaşlı eniştesine karşı içten içe saygı duyuyordu. Bazen obaya kırk, elli atlı topluluğun ortasında tüm halkın ileri gelenlerini, sözlerine baktırırken bütün toplumun saygıdeğer insanı olarak Kencehan gelirken Cameş ablasının hayatında hiç bir eksiklik bulamıyordu. Böylece, ablasının birçok eş, dost ve ileri gelen insanların en sevdiği arkadaşı olduğunu düşündüğünde Cameş'in gönlünde bazen gurur tohumlan yeşeriveriyordu. Eniştesinin bir zamanlar dinç olan bedeni, bugün de diriliğinden, canlılığından birşey kaybetmemişti. Sakal, bıyığına düşen aklar ve iki, üç gedik dişi olsa da o kusur değil, tam aksine Kencehan gibi insana, kendine has bir özellik veriyordu. Cameş'in de olduğu yerde Maken Hanım, Kadişa'ya Kencehan'ın vücut yapısını övmekte bir sakınca görmüyordu. Ablası hayattayken bir gün veya bir saat dahi suratını asıp, küserek sinirli halini Cameş'e göstermemişti. Bu nedenle büyükannesiyle eniştesine vardığında Cameş günün nasıl geçtiğinin farkına varamazdı. Dönerken; misafirperver, cömert, neşeli, sıcak yuvadan ayrılmak istemezdi. İşte geçmişteki güzel yaşamı, kaç defa devamlı surette hatırladığı için, Kencehan kendisini istettiğinde Cameş hiç düşünmeden Kencehan'ın hanımı olmayı kabul etmişti. Yaşlı Büyükannesinin ömür boyu kulağına küpe yaptığı nasihat sonucu Cameş'i böğrüne ok saplanmış gibi eline düşürüvermişti.

Ağabeyi Kasım'ın "Kadişa'nın bahtsızlığı yeter! Cameş varmıyor, gitmeyecek" dediği sözleri, Cameş'in gerçekten arına dokunup onu sinirlendirdi. Çünkü Kasım'ın bildikleri, henüz kendisinin yaşayıp hissettiği birşey değildi. Kasım bizzat adam gönderip: "Razı olmasın, Şaşırmasın! Kadişa mutsuzdu. Hepsi yalan, hepsi düzmeceydi. O bütün derdini bana anlatmıştı. Cameş Kadişa'nın hayatını sadece dışarıdan tanıyor. İçte akan zehri tanıdığı, bildiği yok. Bunu Cameş'in Büyükannesi dahi bilmiyor. Cevabını iyi düşünüp taşındıktan sonra versin" dediğinde, Cameş o arada tereddüt etmeden Büyükannesine danışıp: "Kasım kendi işine baksın! Benimle uğraşmasın, Eğer gerçekten kardeşimse beni kararımdan vazgeçirmeye çalışmasın" demişti. Bu söz, Cameş'in alın yazısının düğüm noktası olmuştu. Bundan sonra Kencehan'a varıp varmama konusu gündeme gelmedi. Şu anki vaziyet, sadece dünürlük, başlık ve düğünün ne zaman olacağı konusuydu. Bu durum, ilkbaharda bugünkü günden iki ay önce olan durumdu. O zamandan bu yana hiçbir değişiklik olmadı. Damadın gelmesinden iki gün geçti. Dün akşam başlayan düğünün kız tarafındaki şenliği renkli geçmişti. Yayladaki halk, kalabalık bir halde toplanıp anlı şanlı eğlenceler düzenleyip, damat ve geline büyük sevgi ve ilgi gösterisinde bulunarak dağılmıştı. Dünkü gecede Cameş, kocasıyla gerdeğe girmişti.Önce enişte olarak; ağabey veya babası gibi yaşta olsa da bugünkü gecede Cameş ilk defa evlilik hayatının gerçekleriyle yüzyüze geldi. Bu gece Cameş'in kalbinden neler geçmişti? Kafasında ne gibi sorular vardı? Onun hepsi belirsiz. Gelinliğin sırrım hiç kimseye söylemedi. En yakını, yaşıtı Kasım'ın hanımı Bibiş'e dahi yaşadıkları ve düşündükleri konusunda hiç birşey söylemedi. Damadın evinden sabahın erken saatinde kalkıp Büyükannesinin yatağına gelip uzandı. Ama uyuyamadı. Derinden sessizce iç çekiyordu. Zehir içmiş gibi pare pare. Sanki ona birisi kasden zehir içirmişti. Bir zaman sonra uzandığı yerden kalkıp,

bilig-5/Bahar '97

92

Bibiş'i yanına alıp bel aşarak gitti. Hiç bir söz söylemeden içli içli ağladı. Birden; "Kabış'ı görmek istiyorum" dedi. Bibiş, bu söze bakarak ne düşündüğünü öğrenmek için sorduğunda, Cameş cevapsız bıraktı. Yengesine eskiden gelen alışkanlığıyla emredici sesle: — Bu durumu eşeleme. Bugün sana birşey söylemeye niyetim yok. Kabış'ın nice zamandır çektiği derdi vardı. Keşke onu bir kere görebilsem rahat edeceğim. Çabuk ona haber ver!.. demişti. Bu sözden kendine göre anlam çıkarmaya çalışan Bibiş, kızla delikanlı arasındaki ilişkinin bir işareti diye düşündü ve Kabış'a haber vermeye söz verdi. Böylece gündüz geçip gece oldu. Bn gece Kencehan'ı; " Devamlı damat olarak evde oturması münasip değil." diye çevresindeki zengin obanın birisi, tüm arkadaşlarıyla birlikte misafirliğe götürmüşlerdi. Gece olduktan sonra Kasım'a tahsis edilmiş eve kendi yataklarını hazırlayan kızla gelin, Kabışların obaya yaklaştıkları zamanda evde uyumadan sohbet edip uyanık vaziyetteydiler. Oba uyuyup "Vakit geldi" deyince evin dışındaki ormana bakıp köpeğin ürmesi iki hanıma işaret oldu. Bibiş, Cameş'in bileğini sıkıp: — Onlar! Geldiler işte... Acemice geldi zavallılar! Telâşla hareket edip, çabuk geleceğim diye köpekler duydu mu acaba? Niye bu kadar gürültü yapıyorlar ki, dedi. Cameş, sabahtan beri kendi aklından neler geçse

de, Bibiş'in bu tutumundan hoşlanmıyordu. O daima Cameş'i Kabış'a yakıştırarak konuşuyordu. Kendisi Kabış'tan yana olup bir an önce Cameş'i ona götürerek teslim etmek istiyordu. Önceki sözleri de bunu tasdikler gibiydi. Cameş'in kafası karmakarışıktı. Ama böyle olmasına rağmen bu davranışa ürkerek bakıyordu. Bundan dolayı Cameş kendisini ağırdan alıp: — Onlar için canını verip, fazla merhamet göstermeyi bırak! Sanki bu onların yaptığı yeni bir şey mi? dedi. Bu söz Kabış'a karşı bir cevaba benzemiyor, çoğunlukla Bibiş'in davranışından kaynaklanan rahatsızlığın ifadesiydi. Bu nedenle yıllardan beri beğendiği delikanlıyı arayıp ormana gitmekten Cameş'in hâlâ vazgeçtiği yoktu. Obanın gürültüsü sakinleşip, köpekler sustuktan sonra, Cameş, Bibiş'i dürterek: — Hani, yıllardır beklediğin bu değil miydi? Artık kendini göster! diye siyah çapanını başına örtüp yengesinin peşine düştü. Karanlık evin içinde yavaşça yürüyerek gelen güzelin şolpısı5 çıngırdadı. Şolpının çıngırdamasıyla birlikte kalbi de güp güp atıyordu. Gündüzkü üzüntü gittikçe dağılıyordu. İkisi de beyaz evin kapısını usulca açıp çıktıklarında Cameş'in yüzü eski halinden değişip bozardı. O iç çekti. Bibiş'in bileğini sıkıp; "Çabuk ol, çabuk!" dedi.

bilig-5/Bahar '97

93

KOZI KÖRPEŞ BAYAN SULU

"Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanı, Kazakların aşk destanları içinde, çok eskilerden gelmekte olan ve Kazakların arasında çok yaygın olan bir destan türü. Bu destan, "Kız Jibek" hikayesi gibi sadece Kazakların öz yapıtı değil, bu destanın hikâyeleri başka milletlerde de var. "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" hikayesinin bir çeşidi 1812 senesinde Kazan'da Rusça yayınlandı. Barabin Tatarları ve Kazakların aralarında anlatılan nüshasını Radloff kaydederek, yayınlatmış. Buryatçada "Kozın Erkeş" diye bir destan var. Bunların tümü de "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanını sahipleniyorlar. Kazakların içinde bu destanın 16 nüshası var. Asırlar boyunca bir çok şairin anlatması sonucu, çok sayıda nüshasının ortaya çıkması doğaldır. Bilgilerimize göre, "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanlarının bazı nüshaları orjinal, bazıları da yakın" XVIII-XIX. yüzyıllarda yeniden yapılmış. Ve bazen, "Noğaylı" diye eski adlar kaybolup onun yerine küçük yüzden Şerkeş boyunun, veya Orta yüzden "Bağanalı" boyunun adları geçiyor. Fakat bunların tümünde ilk konunun özü aynı. Her devrin, her yerin şair kendi ortamındaki dinleyicilere göre anlatılıyorsa da, onun esas özeti, olay akışı aynıdır. "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanını 1870 senesinde Kazaklardan kaydedip, ünlü Rus alimi Radloff Almanca ve Kazakça olarak yayınlatmış. Başka bir nüshasını da Kazakların ilk alimi Şokan Valihan ünlü janak şairin kendisinden dinleyerek kaydettim diyor. Fakat bu değerli nüshayı zamanında Şokan yayınlatamadığı için araştırmacılar daha henüz bulamadılar. Doğu edebiyatı ile Arap edebiyatı araştırmacısı Rus alimi Sablukov, 1830 senesinde "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" hikayesini eski Semey bölgesi, Körpekti yakınındaki bir destancıdan kaydetmiş. Orenburg şehri müzesinin yöneticisi Rus tarihçisi Kastane, "Kazak Stepleri ile Orenburg bölgesi" adlı kitabında "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanının on çeşit nüshasından söz ediyor. Ve kendisi o kitapta bu destanın tam çevirisini vermiş. Bu SaintPetersburg'da İlimler Akademisinin dergisinde yayınlanmış. Kastane'nin çevirisi sayesinde "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" hikayesini Kazakça araştırmalar yapan Rus alimi Meliyoronskii de tanımış. Jetisu

Muhtar Awezov
Aktaranlar: Zeyneş İSMAİL - Ahmet GÜNGÖR

bilig-5/Bahar '97

Altay memleketinde "Kozıke-Bayan oru". "Kozı Körpeş"i Altay memleketinin "Kozın Erkeş" adlı halk destanıyla kıyaslayarak araştıran bir eser yazdı. O Lepsi ilçesinin yöneticisinin emriyle destanın bir nüshasını orman bekçisi Salağayev diye birisi toplayıp sonra Rusçaya çevirmiş. Potanin "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanını Bati Avrupanın. daha sonra "Ruskoye Bogatstvo" dergisinde bu destan üzerine özellikle durup büyük değer verdi. O "Vestnik Europa" dergisinde. Bunlardan başka bunun gibi Rusça nüshaları 1877 senesinde "Akonola bölge vedomostinde". Rusların. 1901 senesinde "Torgay bölgesi vedomost"inde yayınlandı. Örneğin. cildinde yer almış. Onlardan biri -Frolov'ın nüshası. Tveritin'in bu destanı 1928 senesinde Kızılorda şehrinde. Kastane tam ve önemli çeviri yapmış. Rus yazarlarınca da bilinir. Şu anda "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanının yayınlanıp tanınan nüshası da bu nüsha. Doğu memleketlerinin birkaç destanıyla karşılaştırarak: "Bu. Bunun hakkında Kataş. N. Bu Besembay'dan alınmış Janak söyledi denilen "Kozı Körpeş-Bayan sulu" destanının bir iki el yazması var. "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanı için Rus araştırmacıları çok emek vermiş.94 bölgesinin gubernatoru (valisi) Kolpakovskiy. Beysembay nüshasını Muhtar Awezov 1936 senesinde Almati'da kitap olarak yayınlatmıştı. Bunun hakkında birkaç ilmi tez de var. Ve bu nüsha 1939 senesinde yayınlanan "Kahramanlar Destanının" 1. Radloff'un toplayıp yaymlat- bilig-5/Bahar '97 . okul çalışmaları da az değil. bazıları da biraz uzak olsa bile. sayfalar. bu hikayenin bir nüshasını Taşkent'te. Türkistan ülkesinin arkeolojisini araştıran Pantusov adlı bir alim de 1898 senesinde Kozı ile Bayan'ın mezarını inceleyip. dünyadaki en değerli edebiyat eseridir . O "Kozı Körpeş"in tüm nüshalarını tamamıyla sıralayıp analiz etmiş. Bunlardan sonra "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanını Petersburg Üniversitesinin profesörü Berezin toplayıp 1876 senesinde "Türk edebiyatı" adlı kitabında yayınlamış. "Kozı Körpeş" destanı hakkında Ekim devriminden bu yana Kazakça yazılan makaleler. "Kozıke-Bayan sulu" adlı başlıklarla bazıları Kazak destanına çok yakın. onların öyküsünü Tobıl bölgesinin "Bestnik" dergisinde Rusça yayınlatmış. Yukarıda saydığımız "Kozı Körpeş"in çeşitlerinden başka J. 1875). Bu araştırmacıların içinde Radloff ile Berezin destanın Kazakça nüshasını yayınlatmışlar. "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanını çok araştırıp ona büyük değer veren kişilerden biri Sibirya alimi G. 1870 senesinde Semeyden Kapal'a giderken. yolda Ayagöz yakınındaki Kozı Körpeş-Bayan Sulu mezarı diye bilinen mezarı görüp Lepsi ilçesinin yöneticisine bu iki aşkın hikayesini kaydetmesini emretmiş. Fakat Beysembay önceki Janak nüshasını değiştirerek anlatmış. S. Kataş'ın araştırmasında sadece "Kozın Erkeş" değil. sonra 1941 senesinde Moskova'da özel destan olarak yayınlanmış. "Kozı Körpeş-Bayan sulu" sadece alimlerin önem verdiği bir yapıt değil. Kazakistan İlimler Akademisinde tez hazırladı. Büyük Kazak şairi Abay. Sovyet zamanında Kökçedağlı Rus şairi Tvertin "Kozı Körpeş-Bayan sulu" destanının özetini şiirle Rusça yazmış. Son üç-dört sene içinde yazılan dissertatslya da Iskak Diysenbayev'in. Düysenbayev. cilt. O zaman "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" hikayesini Kazak kültürünü araştıran Rus alimlerin okumayanı çok az. daha iki araştırmacının bulduğu nüshaları da analiz ediyor. 1868'de Çar'in emriyle gelen Abramov yolda Kozı ile Bayan'in mezarını görüp."-diye değerlendirmiş. (III. 1899 senesinde destanın bir nüshasını da Baranov halkın ağzından kaydederek Petersburg'daki "Niva" dergisinin ekinde yayınlamış. Potanin. Bu Janak. Kataş. alimi S. esasında bu "Kozı Körpeş" destanına benzer çok sayıda halk destanının var olduğu ortaya çıktı. Son zamanlarda Altay'ın genç araştırmacısı. 1877 senesinde Ombı şehrinde yayınlanan "Dala valayatı" gazetesinde. Kastane'nin Rusça yayınlattığı nüshaya da bu hikaye diyorlar. Onlardan bazıları destanın sadece milletten duydukları hikayesinin özetini Rusça'ya çevirmişler. Beysembay adlı bir şaire "Kozı Körpeş"in yeni nüshasını yazılı olarak kaydettirmiş. 162-170. daha sonra Kazan'da "Orda Asya eskilerde" adlı kitabında yayınlamış. İkincisi de -Derbisalin'in topladığı nüsha. Rusların büşük şairi Puşkin'in bir elyazmasında "Kozı Körpeş-Bayan sulu" destanının Rusça yazılmış bir konusu bulunmuş.

devrimden sonra 1925 senesinde Moskova'da Kazakça kitap olarak yayınlanmış. Fakat.Kozı'nın diğerleri de kızın ablaları ile Aybas'ın olabilirmiş. Bundan başka İlimler Akademisinde 1905 senesinde Pavlodar bölgesindeki Bayanavul'ın Kazağı Molda Mukan Makaşoğlundan kaydedilen "Kozı KörpeşBayan Sulu"nun ikinci çeşidinin elyazması var. Destanın özeti şöyle: Noğaylı diye bir yerde Karabay ile Sanbay diye iki zengin varmış. Sanbay dünürlüğün belgesi olarak Karabay'a Aybas adlı kölesini veriyor. Karabay anlaşmayı bozup. Janak. karkarasını. 1897 senesinde o resimlerden birini Doğu Afrika'daki Alman gubernatoru Fon-Bissman götürmüş. Tansık ırmakları. kişi isimleri hariç Şöje nüshasından alınmış. Bunlardan başka Kazak Sovyet Cumhuriyeti İlimler Akademisinin Dil ve Edebiyat Enstitüsünde Şöje şairin söylediği bir eski nüshası daha var. Destanın nüshaları ne kadar çok ise. Sıbanbay. Bunların tümü "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanının Kazakların arasında çok ünlü. Kodarları yenip ilerliyor. Hanımlarının hamile olduklarını öğrendikten sonra çocuklar dünyaya gelmeden önce onları evlendirecek olup birbirini dünür ilân ediyorlar. 1896. bu nüshanın bazı değişen sözcükleri.95 tığı "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanı. Ay. "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanının en eski nüshalarından biri Şöje'nin nüshası demiştik. ok jamşısını da yanına alıyor. biri. Karabay ile Sarıbay'ın yeri (toprağı) diyorlar. Bekbay gibi halk şairleri.1909 senelerinde kitap şeklinde yayınlanmıştır. Sabit Mukanov ile H. Bu olaydan sonra o civar "Dombıralı". Karagöz karşı çıkıyor. onun anlatıcıları da çok. "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanlarını yayınlayıp halka dağıtan yerlerden biri de Kazan şehrindeki Hüsaynovların yayınevi. altın sandığını. İki baba anlaşıp oğulla kızı evlendirecek oluyorlar. Fakat Aybas Kodarların on altı atını yayı ile vurarak onları yaya bırakıyor. attan düşerek ölüyor. Orada "Kozı KörpeşBayan Sulu" destanının çeşitli nüshaları 1878. Uzun sürmeden iki haberci gelip Sarıbay'ın hanımı Mamabike'nin erkek çocuk doğurduğunu. Ava çıktığında ikisi arkadaş oluyorlar. Fakat yolunu kaybediyor. Sandığını bilig-5/Bahar '97 . ikisi de ana geyikleri vurmuyorlar. Mezarın yanında taş üzerine yapılmış çok sayıda resim varmış: birisi. O mezarı 1858 senesinde Abramov görüp Ayagöz'ün doğu sahilinde. "Monşaklı" olarak adlandırılıyor. onu getireceğim" diye kanatlı siyah attan doğan Baka aygıra binip kaçıyor. Buna Aljappar diye kölesi neden olmuş. 1898 senesinde Pantusov görüp mezar suyun sahi- linden 50 metre uzaklıkta duruyor diye yazıyor. Onu bu iki aşkın öyküsüyle ilgili adlandırılan yerlerin adlarından görüyoruz. 1898 senesinde Pantusov bu resimler kırılmış diyor. Ayagöz'e geldikten sonra. Kırk devesi yolda açlıktan ölüyor. Beknojin'in 1939 senesinde okullar için yazılan edebiyat ders kitabında bu nüsha parça şeklinde yayınlanmış.Fakat "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanını anlatan destancılar hakkındaki malumatlar bizde yeterli değil. "kızımı yetim çocuğa vermeyeceğim" diye. Aybas Bayan'a: "Soylu. monşağını. İkisinin de evladı yokmuş. Bayan'ın. Bu nüshayı Meşhur Jüsip toplamış. O zaman Noğaylı zenginlerden Şakşak'ın oğlu Kodar Bayan'a âşık oluyor. Noğaylı'nın biyi (yöneticisi) Sultangazı Karabaylı misafir ediyor.1890. Bayan'ın ablalarının isimleriyle adlandırılıyor. çok yaygın ve halkın saygıyla koruduğu hazinesi olduğunu gösteriyor. Bayan'ın monşağı (takı) ile dombırasını kaybediyor. O efsanelerin birçoğu Bayan mezarıyla ilgili. Karabay'ın hanımı Karagöz'ün kız çocuk doğurduğunu iletiyorlar. Bunlann hepsi milletin aklında kalan ilginç efsaneler. "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanını millet asırlar boyunca severek dinlemiş. daha yayınlanmadı. Önüne büyük bir orman çıkıyor. Aybas'ın kaçtığını öğrenip Kodar sekiz kölesiyle it içmez gölünde onu yakalıyor. Bunlar Şöje. yakışıklı eşin var. Kozı'ya vermek için Bayan'ın dombırasını . Bayan'ın mezarıyla ilgili masallar daha tamamıyla toplanmadı. Fakat Sanbay daha evine gelmeden. "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanları içinde üzerinde dikkatle durulacak iyi nüshalardan biri de bu. Ayagöz'e göç ediyor. "Evdeki hanımımız hamile" diye. yarım kilometre uzaklıkta duruyor diye betimliyorsa da. Ölendi ırmağına. Bayanavıl dağından Bayan doğmuşmuş. Kazakların koruyarak günümüze kadar getirdiği kişiler destancılardır.

Yalnız Mukan'ınkinde oğlan Karabay'ın kız da Sanbay'ın oluyor. Aybas Mamabiyke'ye gittiğinde ona: "Oğluma Bayan'ı anlatma. Kozı'nın yanına gelip ağlarken uyuyup kalıyor. o kendisinin eşidir" diyor. Bayan'ın otağında Kozı'yı gören yengesi Karaköz'e. Ve büyük düğün yapıp. Bayan'ın yalvararak istemesine daha geniş yer verilmiş. Burada da kızın babası Karabay değil. Bayan yine ağlıyor. Kozı'ya mezar yapıyorlar. Bayan. Bayan'ın doğduğu yere "Bayanavıl" adını vermişler. Ve rüyasında evliyaları görüyor. annesinin elini sıcak buğdayla yakıp. geri dön" diyor. Karabay'in köyü göçettiğinde. Fakat kırk melek karşılaşıp iki aşka otuz bir senelik aile hayatı veriyorlar. Sonra o üçü Kozı ve Bayan'ın öyküsünü destanlaştırmışlar. Bayan. özeti de aynı. Bayan'a gitmeye kalkışı- bilig-5/Bahar '97 . "Tokıranın jamşili" karkarasını düşürdüğü yer -Karkaralı. atlarını Jidebay'a. Kozı ölüyor. yavrusu ölmüş dişi deveyi yedekleyip. Yüz: "Evleneyim. ihtiyar ninenin örgüsünü dizip. Koyunlarını kurda. o: "Cesursan eşini bul" dedikten sonra annesinin elini sıcak buğdayla yakıp Bayan hakkındaki bilgileri öğreniyor. Köleleri azat ediyor. ikincisi dirilerek tekrar beraber olması. Kozı Körpeş Ayagöz'e doğru yolculuğa çıkıyor. fakat Kozı'yı bir göster" diye cevap veriyor.Kazılık olarak adlandırılmış. yara bere içinde olan bir tay bakıyor. Bir yaşlı ninenin evine yay çektiğinde. Aljappar. O zaman Bayan'ın yanından bir kervan geçiyormuş. kervandaki adamlar da Bayan'a âşık oluyorlar. Şokterek'e giderek. Kozı'nın durumunu siyah serçesini göndererek öğreniyor. Cesur karakterli Kozı. kadife sapan (cüppe). Fakat Karabay Kodar'ın aklıyla Kozı'yı gizli şekilde öldürmeye kalkışıyor. annesini Allah'a emanet ederek. İkincisi halkın iki gence acıyarak maalesef değiştirilen yapay geçişidir. Bu nüsha da anne babanın bedduasına büyük önem veriyor. Bayan mezara girerek intihar ediyor. Mukan Maşanoğlu'nun da elyazması bu destana benziyor. dili de. Ve Kozı Jidebay'ı öldürüyor. Fakat onun üzerine eyeri koyduğunda kısa bir zamanda güçlü ve iyi koşan at haline dönüyor. Sarıbay oluyor. Bayan saçını kesiyor. Karaköz rüya görüp çölde kalan Bayan ile Kozı'ya Baka aygırı gönderiyor. Karabay.96 bıraktığı civar "Altın Sandık" "Aksa Dağ" Baka aygırın durduğu yer. Düğün yaparak evleniyorlar. Bayan. Toplanmış düşmandan Kozı kaçarak kurtuluyor. babasını "artık kendin evlen" diye lanetliyor. "Tamam. Kodar Bayan'ın saçından tutarak (O zaman Kazak kızlarının örülmüş saçları çok uzun olurdu) kuyuya inerken. İki âşık üç gün. O zaman Kodar gelerek: "Benimle evlen" diyor. Sinirlenen Bayan. develerini Haköl'e. O kervanın içinde üç kişi kaçıp kurtuluyor. Serçeyi bir defasında doğan koruyor. Kozı Körpeş cesur delikanlı olarak büyüyor. İkinci konuda dinin ağırlıklı olduğunu görüyoruz. Birincisi iki aşığın muradına erememesi. Bu destanı anlatan Atrav. onlar Kozı'yı üç gün için diriltiyorlar. Kozı Körpeş Aybas'in arkasından yetişiyor. Bayan'ın durumunu öğrendikten sonra Bozşubar'a (atın ismi) binip. kervandakiler birbiriyle kavga ediyor. Burada destanın iki konusu var. At sürüsüne gidip dizgini silktiğinde. O da Kodar'a taraftar idi. onunla beraber ağlıyor. Bayan tek başına kalıyor. 1909 senesinde Kazan'da yayınlanan "Kıssa Kozı Körpeş" adlı kitabın özeti bunlardan biraz değişik. Kozı Körpeş üç sene boyunca çoban olup Bayan'la güzel hayat geçiriyor. Üç gün sonra Kozı gene ölüyor. bu öyküyü Şöje'den duydum diyor. Destanı anlatan. İkisi kendilerini bulan Baka aygırına binip Ölenti'nin etrafında yaşayan Karabay'ın köyüne geliyorlar. Otuz bir sene sonra ikisi yine Ayagöz'e geliyor. üç gece mutluca beraber oluyorlar. Ayagöz'e geldikten sonra Kozı soğukta üşüyerek ölmüş bir çobanın elbisesini giyip.giyen Bayan'ın yengesi serçeyi öldürüyor. otuz sene iki âşık beraberce yaşıyorlar. hepsi serçenin öleceği an "Şok" demesinden Kozı'nın saklandığı yeri öğreniyorlar ve "Şokterek"e giderek. Bu nüshada Bayan'ın serçesini yengesi öldürecekken. Bayan aklını yitirenle evlenirim dedikten sonra. Bundan sonra Jupar civarında yaşayan Sanbay'ın köyüne geliyorlar. koyunlarını karşılamaya çıkan Bayan'la buluşuyor. bundan sonra Kodar. Oral tarafından çıkmış bir şair olmalı. uyumakta olan Kozı'yı vurarak öldürüyorlar. Bakıyor ki Jidebay adlı kölesi Kozının annesini köle yapmış.

Dedikleri gibi Sarıbay'ın hanımı kız doğurdu. hanımları kız doğu- rursa. Bunları dinledikten sonra annesi: "Bu yolculuğun uğursuz olur. Annesinin getirdiği kıza Kozı bakmıyor bile. Nineden Sanbay'ın. Yolculukta babasının rüyasına Karabay geliyor ve "Geri dön oğlum. oğlum!" diyerek köyünde kalıyor. Mezarın yapımı bittikten sonra Bayan intihar ediyor. deve. ikisi kardeş olsun eğer birisi oğlan. İkisi birbirini tanıyorlar. o: "Atın arık. Tüm engelleri geçerek Bayan'ın köyüne geldiğinde herkes göçetmiş. Şokterek'e gelen Kozı'nın haberini kara serçe getiriyor. kime bırakacaksın" dediğinde Kozı: "Atlarımı Kalmuklar alsın. Kırk at. Karabay bu olayı iyi bir şey olarak kabul ediyor. Bu zaman da annesinden Bayan'ın durumunu öğrenen Kozı da yolculuğa çıkmıştı. Bayan Şokterek'e gidip kendisinin sevgilisini üç günde diriltiyor. Bundan sonra Şöje'nin nüshasına benziyor.97 yor. oğlum!" diyor. Bayan'la kendisi evlenmek istiyor. Kozı'yı Bayan kendisi köle olarak alıyor. kendin de zayıf. Sonra Kozı gidip Sarıbay'ın atlarına bakan köle oluyor. Issız bir yerde Kozı'nın yanında ağlayan Bayan'a bir grup kervan görünüyor. Kalmuklardan evlat edinen Kodar. ikisi evlensin diyorlar. iyi yolculuklar. Kozı kaçarak Şokterek'e gidip saklanıyor. diye anlatıyor. Ava çıkan iki zengin. Bayan araya girip iki genç birbirine kötülük yapmayacağız diye anlaşıyorlar. Bunu farkeden Kodar Kozı ile kavga ediyor. yolu göster" diyor. sonra Karabay'a. Bu nüshaların tümü de trajediyle bitiyor. bilig-5/Bahar '97 . Yolculuktan sağlam dönmez. Apesbay Bayan'ın haberini vermek için Ayagöz'e yolculuğa çıkıyor. Karabay'in da oğlan doğurdu diye haber gelip köyüne dönerken Sarıbay attan düşerek ölüyor. Kozı ile Bayan'ın otuz bir sene beraber yaşaması burada yok. Kozı'ya annesi: "Tört tülik hayvan (dört çeşit)lannı nereye. Babası: "Kırk bir günde Ayagöz'e gidersin. Kozı'nın aşını (yemek düzenlemek) veriyor. Şair Kozı annesini dinlemeden gittiği için: Ata aklını dinlemeden giden çocuk. Kozı babasına badanı (iyi yolculuklar dilemek) vermesen de. Bayan'ın durumunu öğreniyor. Kozı su almak için kuyuya indiğinde diğer nüshalardaki gibi Bayan'ın saçından tutarak indiği için. Sarıbay'ın Apesbay diye kardeşi oluyor." diyor. Karşısına sadece Kozı'yı arayıp yolculuğa çıkan Apesbay çıkıyor. Nineye geldiğinde. Fakat anlaşmayı Kodar bozuyor ve Kozı'yı öldürmeye kalkışıyor. kırk deve. Bir gün Kodar Kalmukların düğününe gittiğinde. "Nu şengelden (sık orman gibi) nasıl geçeceksin?" diye sorduğunda: "Ateşle yakarım" diyor. gitsen de Sarıbay sana kızını vermez" diyor. mutsuz olurlar" dedikten sonra "Daha doğar doğmaz babası ölen kızı. Kodar dağdan Kalmukları getirip savaşıyor. Bayan Kozı'yla buluşuyor. Cadı çeşitli hallere dönerek Kozı'ya engel olmaya çalışıyor. Kyulu'nun kırk börüsünün yanından kuyku salıp (bağırıp) geçeceğim. birisi de kız doğurursa. kırk inek kesip. sonra ikisi aynı yerde ölüyorlar. Saklandığı yeri bulup Kozı'yı öldürüyorlar. Destanın sonu da Şöje'nin nüshasındaki gibi. Karabay falcılara fal baktırdığında: "Bu iki genç evlenirse. Kızın yengesi müjdelediği için Bayan'ın mavi çizmesini alıyor. Kozunun karşısına bir sihirbaz cadı çıkıyor ve onun yolunu kaybettirmek için uğraşıyor. "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanının 1910 senesinde Kastane'nin Rusça yayınlattığı nüshası da bu hikayenin halkın içinde anlatılan çok değerli çeşidiymiş. Kyulı'nın kırk börüsü var aralardan nasıl geçeceksin?"-dediğinde aykay salıp (bağırıp) geçeceğim. onlar Kozı'nın mezarını yapıyorlar. saçını kesiyor ve Kodar kuyuya düşerek ölüyor. koyun hepsi ölsün" diye cevap veriyor. — "Yolda Oyulu'nun on börüsü (kurdun erkeği). O zaman Sarıbay'ın kafasına bir kara serçe oturuyor. Uğursuzluğun nedeni bu diye sonuca varıyor. Bayan Kozı'nın üç günlük hayatını istiyor. Karabay Aladağ'dan Ayagöz'e göç ediyor. orada bir ihtiyar nineyle karşılaşırsın" diye cevap veriyor. kırk koyun. oğlumla evlendirmeyeceğim" diye. sevişiyorlar. Yaşlanan Apesbay Bayan'ın zor durumunu anlatıp orada ölüyor. Fakat burada Kozı kazanıyor. Anlaşıyorlar.

iki sevgilinin aralarında (ortasında) toprağa veriliyor. bazılarında üç seneye. mutlu hayat yaşaması. Bayan orada ağlarken. kızın yas tutmasına. oğlan tarafı. kız Sanbay'ın. Mezarı. Aybar fal açıp Bayan'a Kozı'nın geleceğini söylüyor. 1958 senesinde Abramov'ın kaydettiği "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanının özeti de buna benzer. sonra sevgilisinin ölümüne dayanamayan Bayan da ölüyor. Şöje'nin destanında Aybas engellerle karşılaşıyorsa bu nüshada Kozı'nın kendisi engellerle karşılaşıyor. sonra uzun süren mutlu hayatlarını anlatıyor. Kozı Bayan'ı düğünden kaçırarak dağa saklanıyorlar. Sadece o değil. kız Sarıbay'ın. Gölü yapan Kodar büyük güç sahibi olarak tasvir ediliyor. Sonra o Tahire düşmanlık yapıp oğlanın ölmesine. Bayan da orada ölüyor. iki kızı Bayan'ı aramayarak taşa dönüşüyorlar. Burada da oğlan Karabay'ın. Kaçan kız tarafı değil. Sevgililerin mezarlarından çiçekler tomurcuk attığında Karabek'in mezarından diken yetişerek çiçeklerin birleşmesine engel oluyordu. Bayan yolda altın tarağını bırakıyor. Bayan'ı Kalmuklardan evlat edindikleri üvey çocuğu Kodar'la evlendirmeye kalkışıyor. Abramov destan XVII. tamamıyla Kazaklarla komşu kardeş Orta Asya devletlerinde de çok yaygın olan "Tahir-Zuhra" adlı halk destanına benzemiş oluyor. Büyüdükçe birbirine yaklaşıyor. daha birisinde de otuz seneye uzuyor) yeni. kırk melek Kozı'yı üç gün için diriltiyorlar. O destanın sonunda da Tahir ile Zuhra'yı ayıran Karabek bahadır. Böyle olmasının nedeni de Kodar'ı Bayan kuyuya indirip taşla vurarak öldürürken Kodar: "Hayatta ikinizin evlenmenize engel olmuştum. Fakat. 1898 senesinde Pantusov'ın kaydettiği nüshada bazı değişiklikler var. Ay ve Ayagöz adlı kızlarını yanına alarak Sarıbay Bayan'ı arıyor. Burada "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanının sonu. Değişik olaylardan birisi de Kozı ile Bayan için yapılan mezar hakkında anlatılan çeşitli öyküler. Eski öykülerin hangisine bakacak olursak "Kozı Körpeş-Bayan Sulu"nun durumu çoğu zaman trajediyle sona eriyor. Kodar Sarıbay'ın üvey oğlu. Orada da yaşlanmış iki baba: birisi han. Orada Kodar'ın taş resmi kalmış. Göçerken yolumu bulsun diye. Karabay kaderden kurtulmak için kaçıyor. Saklanan Kozı ile Bayan'ı Kodar buluyor ve dağda Kozı'yı öldürüyor. Hamile hanımlarının çocuk bekledikleri günlerde birisi çocuk. Kodar'ı Bayan kuyuya indirerek öldürüyor. Bunlar öldükten sonra birkaç olay değişik şekillerde anlatılıyor. Ay ve Ayagöz ırmakları ondan sonra fayda olmuş diyorlar. Burada Aybas Bayan'ı bulmak için gidiyorsa. Mezarı Şöje'nin destanındaki gibi kervancılar yapıyorlar. İki genci dirilten de İsa ve Hızır peygamberler oluyorlar. Bayan Kodar'a Tansık'ta verdiği molada göl yaptırıyor. Ayrıca o destanın Türkmen şairi Molla Nepes'in anlattığı nüshaya çok benziyor. Sarıbay'ın eşi Karabay gittikten sonra. Karabay gibi neden bilig-5/Bahar '97 . Bu benzerliklerden başka Kazak destanına "Tahir-Zuhra" destanında olayın başlaması da benziyor. birisi vezir. kızın babası da anlaşmayı bozuyor. evlatsızken arkadaşlıkla anlaşıyorlar. Kozı Karabay'ın oğlu. Burada da oğlan Karabay'ın. kızın anne babası yaptırmışlar diyorlar. Bu destan Kastane'nin çevirisine benziyor. Sanbay kızını Kodar'a vermeye kalkışıyor. Bu destandaki Sanbay'ın kafasına konan siyah serçe ve Apesbay diğerlerinde yok. Karabay fala bakıp iki gencin mutsuz olacağını öğrenip kaderin cezasından korkarak oğlunu alıp Ayagöz'e kaçıyor. Kozı'nın Bayan'ı bulmak için yolculuğa çıkması burada da Kastane'nin nüshasına benziyor. ondan Altın Tarak dağı günümüze kadar gelmiş. Tansık gölü ondan kalmış. Kodar Kozı'dan kaçıp Aladağ'a göç ediyor.98 Bunun özeti de ilginç. ölsem de ikinizin aranıza diken olarak yetişirim" demiş. asırda ortaya çıktı diyor. Bayan'da Sanbay'ın. Fakat kader kazanıyor. "Tahir ile Zuhra" destanı da ilk önce iki gencin tekrar dirilme durumunu. bir kız doğurursa evlendirecek oluyorlar. Önce Kozı Körpeş ölüyor. "Kozı Körpeş" destanında dirilten yalnız Hızır. Sonra çocuklar dünyaya geldikten sonra oğlanın (Tahir) babası ölüyor. Bayan'ın üç ablası ölüyor. Efsanelerin birinde Kozı ile Bayan'ın mezarı üzerinde iki çiçek yetişiyor. İkisi de oğlan olacaksa arkadaş olsunlar diyorlar. Onların en önemlisi de: Bayan ile Kozı'nın tekrar dirilmesi (bazı öykülerde üç güne. Ondan sonra o da "Bayan Jürek" olarak adlandırılmış. Fakat iki sevgilinin arasındaki Kodar'ın mezarından diken yetişiyor ve iki çiçeğin birleşmesine engel oluyormuş.

bir zamanlar "Kozı Körpeş" destanı esnasında ortaya çıkan "TahirZuhra" destanı yayınlanıp halka yayıldıktan sonra XIX. Karabay bilig-5/Bahar '97 . Bu fikri Orta Asya halklarının destanlarını araştıran alimler söylemişlerdir. "Dirsehan'ın oğlu Boğaçhan" öyküsü de Baybözü. kendisinden sonra doğan destanı etkileyebilir. İkisi de daha doğmamış çocukları evlendirecek olup anlaşıyorlar. sonunun da benzediğini görüyoruz. Şimdi bu destanlar üzerinde ayrıca duracağız. Cömert Sarıbay'da çobanın payını tam olarak geri veriyor. Genel olarak "Kozı Körpeş" öyküsünü araştırırken "Alpamıs" destanıyla da çok yönden benzerliklerinin olması dikkat çekiyor. ikinci öyküde ("Kozı Körpeş-Bayan Sulu") sadece Hızır peygamberin diriltmesi. İkisinin de evlatları yokmuş. *** II Bu destanların tümünde de hikayenin sonu trajediyle bitiyor. Sonra kızın babası. Böylece "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanına Orta Asya halk destanının başının da. Bağanalı memleketine taşınıyorlar. daha dünyaya gelmemiş çocuklarını evlendirecek olup belkuda (dünür) oluyorlar. Zorluklar geçiriyor. onları bir öyküde (TahirZuhra) İsa ile Hızır'ın diriltmesi. Fakat bazı nüshalarda halk Kozı ile Bayan'ı muradına erdiriyor. O "Bamsı-Bayrek" öyküsü. İlk neden "Kozı Körpeş" destanı "Tahir-Zuhra" destanından eski olduğu için. misafir ediyor evine. dünya görüşünü. Bununla beraber öldükten sonra iki sevgilinin tekrar dirilmesi. Baytalı'nın halkı. Sarıbay da Nogay. Örneğin. Fakat cimri olan Karabay Baltalı milletine yardım etmiyor. biyi (yöneticisi) Taylak. çiçekler ile diken efsanesinin tümü de "Kozı Körpeş" destanına kitap olarak yayınlanan destanın. bunları hürmetle karşılıyor. "Kozı Körpeş" gibi Kazakların eski zamanlarındaki yaşamını. Bu destanın çok sayıda olayları. Karabay ile Sanbay Baltalı. hikayeler eklemeleri etkili olmuş olabilir. ondan sonra mezarların öyküsü. yolculuğu ve sonunda sevgilisini buluyor.99 oluyor. Janak) yeni motivler. Sarıbay kendi oğlunu görmeden ana geyiği vurduğu için lanetleniyor. Buna rağmen Janak'ın nüshasının dili diğer nüshalara kıyasla edebi ve şu ana kadar yayınlanıp millete çok tanındığı için. bu çalışmada biz incelemeye Janak'ın nüshasıyla başlıyoruz. asrın başı ve ortalarında "Kozı Körpeş" destanını anlatan Kazak şairlerinin (örneğin Şöje. Sarıbay gibi evladı olmayan ihtiyarlarla başlıyor. efsanelerle karşılaştırarak incelemenin tersliği yok. Karabay'ın soyu Türkmen. örf-adetini anlatan destanı. Alpamıs yalnız başına sevgilisini bulmak için yola koyuluyor. O zaman bile "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" adıyla alakalı şekilde ortaya çıkan nüshaları yukarıda değindiğimiz gibi çok fazla ve değişik. Sarıbay ile Karabay avda iken arkadaş oluyorlar. "Dede Korkut" kitabında dikkati çeken bir öykü daha var. bundan da önceki devirleri anlatan destanlarla. aşk destanını sadece Kazakçadaki nüshalarıyla karşılaştınp incelemenin yeterli olmadığını gösteriyor. Eski Oğuzların destanı olarak bilinen "Dede Korkut kitabı" öyküleriyle de karşılaştırmaya yarayan durumlar var. Geyiği de Karabay'ın isteği ile vuruyor. vefat ediyor. Bu durumların "Kozı Körpeş" destanındaki olayları hatırlattığı belli. Büyüyen oğlan. çatışmaları "Alpamıs" destanınkine benziyor. Bununla beraber ikinci neden. uzak yerlere göç ediyor (taşınıyor). Bu benzerliğin iki nedeni var. Bunların hepsi "Kozı Körpeş" gibi Kazakların çok çeşitli. Karabay. Tahir ile Zuhra'nın büyük düşmanı. Dostluğun işareti olarak iki zengin. Bunlara benzeyen Altaylıların "Alp-Manas" destanı daha var. Baysan gibi. Baltalı halkı Sanbay'a razı olup onu memleketlerinin saygılı adamı olarak tanıyorlar. Fakat biz şu anda "Kozı Körpeş"in Kazakların aralarında yaygın olan türlerini tek tek incelemeyi amaç ediniyoruz. Karabay gibi. sonra eklediği ekler olduğu açıkça görünüyor. Baba tarafları Karabek diye bahadır oluyor. Beysembay destancıdan dinlenerek kaydedilen Janak nüshasının sonu da bunun gibi. Çünkü babasının yardımıyla Zuhra ile evlenmeye kalkışıyor. Janak'ın nüshasının özeti şöyle: Ormambet diye bir memlekette Karabay ve Sanbay diye iki zengin vardır. Böyböri ile Baysan da yaşlanmalarına rağmen evlat edinememiş kişilerdir.

Bayan'la ikisini evlendiriyor. Yolda çölden atlarını geçiremeyerek zorlandığında Kodar'la karşılaşıyor. eskici/gerici. Destanın başında Smanbay. büyüyecek olan Kozı. tüm kompozisyon yapısıyla ele alıp bakacak olursak bile geleneği suçlamıyor. yöneten gelenek. Bunların karşılığında Karabay Bayan'ı Kodar'a vermeye söz veriyor.100 "Yetim çocuğa kızımı vermem. Mesela burada Aybas köle değil. sonuna doğru Beysembay'in eklediği yapay değişikliklere rağmen. Bayan her gün ablasının aracılığıyla Kozı'dan haber alıyor." diye anlaşmayı bozup başka bir yere taşınıyor. Destanın kaydedilen tüm nüshalarında bu motif değişmeden sık sık tekrarlanıyor. bazen cimri. O da Kodar'la kavga edip Şokterekte gizlenmekte olan Kozı'nın yanına gelip ikisi arkadaş oluyorlar. Kozı vatanı Baltal'ıyla vedalaşıp hayvanlarını Taylak'a emanet ederek. sert. Kodar ile Karabay o memleketin Zalim biyi Sasan'la danışarak. ondan doğan aşk olayı. Destanın bu kısmı Doğu edebiyatında sık karşılaşılan aşk destanlarına benziyor. "ejekabıl" gibi anlaşmalarla evlenmek zorundalar. Destanın içinde o geleneği "ters. Bunlar Karabay ile Sarıbay'ın taşındıkları yeri Baltalı diye anlatıyor. derebeyi toplumun anlayışıyla destan anlatan gelmiş geçmiş şairlerin hepsi bu düğümü kendi nüshalarında esas konu olarak kullanıyorlar. Janak. sonra ikisinden biri o anlaşmayı kendisinin ölümüyle. Örneğin Semey. destancının kendi isteğiyle ortaya çıkan değişiklik gibi. Fakat Bayan'ın ablaları. gençlerin kaderini babaların dışardan çözdüğü kanunu görüyoruz. etkili yönü onun ilk akışını korumasında. insan. Kozı Körpeş'in muradına ermesi. ağır gelenek" diye eleştirme söz konusu değil. Bey bav gibi şairlerin isimleri geçiyor. 90 bin atını susuzluktan kurtarıyor ve Ayagöz'e getiriyor. "beddua". Destan'ın en ilginç. O geleneksel boyu. Takipçi cadı bu olayı öğrenip Kodar'a söylüyor. Aslında "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanının diğer nüshalarında ölen Kösemsarı değil. Daha annesinin karnında yatan çocuklar. kuyu kazıp. görev sayıp. Bu zaman da Kozı ava çıkarak ölümden kurtuluyor. Destancının anlatımıyla annebabaları onları (Kozı ile Bayan'ı) daha annelerinin karnındayken dünür olup nişanlıyorlar. Kadının halini. Janak. Hepsinde de Karabay ile Sarıbay anlaşıyorlar. Kozı büyümeye başladığında. Burası değişmiş. Bayan gibi gençte bunu kendilerine hayati borç. Koyun sürüsüne çoban olup Bayan'la buluşuyor. Onlardan Külep diye kahraman bir çocuk doğuyor. feodal toplumu doğuran. Fakat Bayan onu sevmiyor. Urjar gibi sözcükler yakın zamanlarda ortaya çıkmış. Taylak beyin kardeşi Aybas Karabay'ın kızını vermediğine sinirlenip Bayan'ı bulmak için yolculuğa çıkıyor. Bu yolda/davada mücadele verip tüm nüshaları trajediyle sona eriyor. Bayan'a âşık olan doksan delikanlıdan birisi Kösemsarı idi. destan boyunca hayal ediyorlar. Bayan'a aşık olan doksan delikanlının içinde Nurkara biyin oğlu Kösemsarı ile Karatoka'nın oğlu Bulankara diye bahadırların adları geçiyor. Kozı'yı düğününe davet edip ona zehir veriyorlar. Kösemsarı'nın öldüğünü öğrendikten sonra. kötü düşünceli bilig-5/Bahar '97 . adetin zorluğu. Beysembay nüshalarının bundan başka değişiklikleri de var. Lepsi. memleket isimlerini destancı tamamıyla yenilemiş. Kızın selâmını getirerek Kozı'ya Bayan'ın onu sevdiğini bildiriyor. Taylak biyin kardeşi. Destanın esas konusu örf. Boy. O anlayışa göre yeni doğan. Sadece anlaşmayı. Baytalı'nın biyi Taylak'ı övüyorlar.Bayan Sulu" destanının son bölümünü onun diğer destanlarında anlatılan özetine göre inceledik. "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanında aşk konusu Kazak milletinin geçmiş yapısında. Ay ile Tansık Kozı'nın kurtulmasına yardımcı oluyorlar. Destanın özeti dediğimiz (anlattığımız) gibi. Kozı Kodar ile Karabay'ı öldürüyor. böylece geçmiş toplumsal yapının farklı eski geleneğiyle ispatlanarak anlatılıyor. Kozı. Kozı'nın memleketi de Baltalı. Aşklar hakkındaki romantik destan. Yer. Karabay tarafına da Sasan diye biy eklenmiş. Ayrıca "Boz Yiğit" destanına çok benziyor. Ayagöz'e gidiyor. Bir Kodar gizli şekilde gelip uyumakta olan Kösemsarı'yi Kozı zannedip öldürüyor. Dolayısıyla ''Kozı Körpeş. su. Kozı Körpeş'in bizim incelediğimiz Janak nüshasını. tarihinde olan eskici gelenekle ilgili. Kozı'dan korkan millet. kendisinin kanıyla sağlamlaştırıyor.

insanın duygularını derinlemesine. zor noktada oluşuyor. destan gibi nazik kızları karşı koyuyor. anlaşma iki insanın arasında. Bayan'ı başka birisine vermek için anlaşıyor babası. Kendisinin kompozisyon yapısında insan karakterini. onun betimlediği psikolojik gerçekçi motiflere göre . Bu durumlar psikolojik usta. onun emeğinin karşılığı olarak Karabay'ın hayvanlarını susuzluktan kurtarması nedeniyle olumlu diye ispatlanıyorsa ikinci bölümde Kodar artık zalim. kavgaları. yakını da olmayan zalim zengin Karabay'ın taraftan oluyor. kalabalıktan oluşmuş oluyor. çaresiz yönü daha var. iki babanın doğacak çocuklar için beraberce yaptığı an- laşma idi. Kodar aradaki üçüncü zalim güç olarak yer alıyor. Böylece ilk önce Kozı'nın bulamayacağı uzaklara götürülen Bayan. Bundan sonra Karabay taşınıyor. Sonra destanda ay. O zaman Karabay'ın psikolojisi çeşitli özürden. romantik konuda kurulan lirik destan "Kozı KörpeşBayan Sulu" tüm dünyadaki folklorlarda karşılaşan. halkın anlayışına yabancı. Tansık ve Aybas gibi iki sevgilinin taraftarları var. gençlerin ölmesine neden olan zorlukçu baba. şimdi daha da uzaklaştırılıyor. Beysembay'ın eklediği sonuç. Çünkü. obur zengin oluyor. suçlu değil. Pek çok genç suçsuz saf halleriyle vefat etmişlerdi denen doğru fikri destan tüm özetiyle tanıtırdı. Fakat bu kadar olumsuzlukları gençlerin birleşmelerine engel yapan Karabay'ın ikinci bir güçsüz. Sonra Aybas'ı güçlü ve düşmana karşı Kozı'nın tarafını tutan mücadeleci biri olarak betimliyor. Sonra anlaşmayı bozarak gençlerin birleşmelerine karşı çıkıp hayatlarını mahveden de kendisi. zorlukçu olarak betimleniyor. Kozı ile Bayan'ın trajedisi aracılığıyla toplumsal eşitsizlikleri objektif gerçeklerle açıyordu. Fakat destanda Sarıbay'ın kendisini kurban etmesiyle anlaşma bozulmayacak şekilde sağlamlaşmıştı. O zamanlarda. ustaca sunmayla kalıplaşıyor. Esas aşk gibi. gençler muratlanna bilig-5/Bahar '97 . Karabay ne kadar uğraşsa da. o toplumsal eşitsizlikleri yamayıp yumuşatıyor. Kompozisyonun zor. Onu bozmak için. Fakat boşuna olmayan yama. anlaşmayı bozamaz. Bu hareketlerin tümü. genel olarak "Kozı Körpeş" destanına yakışmayan. Kodar ise. Janak'ın nüshasına sonradan Beysembay'ın eklediği son. Anlaşmayı bozarak. Belli bir duruma kadar eleştiren özelliği var olan destanı. Eski gelenek ile kuralların gençlerin kaderini bozan kurallar olduğunu söyleyip eleştirse de. ayırıcı gibi kalıplaşıyor. Sonunda kimsenin duymadığı bir yere. anlaşmanın bozulması mümkün değildi. Göç. Destanın ilk bölümünde Kodar'ın Bayan'ı istemesi. Kendisinin 90 bin atı var. Çünkü Karabay bu kızını "başka birisiyle nişanlanmış kızdı" diye söylemiyor. destancının desteklediği geleneğe göre. halkın anlayışına ayları. Kozı'dan uzağa Bayan'ı götürüyor. O zamanki mutsuz hikayeleri anlatıyordu. Bir taraftan bakacak olursak Karabay iki yönlü kontrast hareket. karışık bağlarını oluşturuyor.101 Karabay'ı düşman yapıyor. Janak'ın ustaca anlatmasıyla çok uzağa gidiyor. değersiz birisi olarak tasvir ediliyor. Dolayısıyla destanın eski yapısında o günlerdeki geleneğin kusurları görünüyordu. ikisinin yine beraberce barış içerisinde olması gerekirdi. yapay yamayla hafifletip ucuzlaştırıyor. Karabay'ın: "yetim çocuğa kızımı vermem" demesiyle başlıyor. Destanın bundan sonraki gelişmesinde Kozı ile Bayan birbirini özleyen sevgililer. yönetici sınıfın temsilcisi olan şairin eklediği yama. Destanın yukarıda anlatılan boy anlayışına göre. başta anlaşma yapanlardan biri olduğu için gençleri birleştiren de kendisi. bu çeşitli romantik destanların kuralları çerçevesinde büyüyor. Bu olayların katılmasıyla destanda pisokolojik. Tüm romantik destanlardaki zalim. Kader kitabına yazılmış gibi. karakterler gösteriyor. alnının teriyle kazandığı emeğinin karşılığı olduğunu düşünüyor. kavga noktasının büyüyerek zorlaşmasına neden oluyor. Böylece destanın konusu sert ve güçlü düşmana şiir. halkın anlattığı destana. fakat hiç kimseye hatta kendi evladına bile merhameti olmayan zalim. Janak'ın uzmanca kurduğu konusal kompozisyon nüshasında iki gencin trajedisi. Bu destanın tüm eski nüshalarında her zaman önemli bir fikir vardı. dramatik tartışmalar kızışarak büyüyor. yersiz bir yama. Anlaşmanın bozulması destandaki en büyük olan ilk kavga oluyor. Hayvanları da Janak'ın anlattığına göre. O. Hayvanlarından başka dostu da. Bu yönüyle destan dünyadaki diğer folklorların destanlarından farklı değil.

Bu destanın genel kompozisyon yapısından doğan durum. muratlarına ermekle bitecek olursa. Baltalı halkının başı Taylak olup Kozı'nın tarafını tutuyor. o zaman bu olay destanlaşmazdı. Bayanla buluşmayı. Destanın baş kahramanı Kozı Körpeş gençliğinde bağımsız aşkı hayal etmiş ve bahadır biri olarak tasvir ediliyor. Hatta küçük bir efsane de olmazdı. Kozı'nın amacından geri dönmeyen cesur. arkasında kalan yalnız annesi. çabuk inanan sıfatları güçlü. kurt. vatan milletinin iyi batasını (iyi dileklerini) aldığında Kozı. Onların durumunun destanlaşması." diyor. Anne-babasının. Janak'ın destanında Kozı halka dayanıyorsa. tilki. aslında iki gencin aynı hayal için mücadele edip sonunda vefat etmeleri sonucudur. Kendisinin en büyük düşmanı Kodar'la dost oluyor. cesur. koyunlarını kurtlara bırakıyor. Janak'ın destanında kötü niyetli Karabay ile Kodar'ı öldürüyor Kozı. Janak'ın destanında bunlarla beraber Kozı çok hileci. Olayın sonu trajik şekilde biten Kozı çölde susuzluktan zorlanıyor. dikkatli ol! izin veriyorum. Sasanlar zehir verdiklerinde Bayan'ın otağında düşmanları kuşattığında da Kozı yenilmiyor. Kodar'ın düşmanlığı idi. Kozı. hilesizliğini. Kozı'nın dileğini dileyip kurban kesiyorlar. Bu engeller Kozı'nın yalnızlığını. Janak'ın destanında onun güçlülük sıfatı pekiştirilmiş. karakteri iyi. Kazak şairlerinin severek anlatmasına neden olan gerçek de bu. Şoje'nin destanında bu düşmanlığın sonucunda Kozı ölüyor. Kozı'nın amacına ulaşmada karşısına çıkan üçüncü olumsuzluk dilsiz düşman olan tabiat engeli. Kozı'nın karşısındaki dördüncü engel. "Kozı KörpeşBayan Sulu" destanının Janak nüshasındaki kompozisyon. vatanı. cadı. Kodar'ın ağız çekicini kalem gibi oynatıyor. 1909 senesinde Kazan'da yayınlanan "Kozı KörpeşBayan Sulu" destanında Kozı "yolculuğa gitme" diyen annesinin de dediğini yapmıyor. Karabay'ın vefasızlığı. Onun gibi Taylak da iyi yolculuklar diliyor. güçlü düşmanlarını yenerek Bayan'la evleniyor da. Sasan biy Kozı'yı düğüne davet edip öldürmek istediğinde. Bundan sonra Kozı. Kodar'ın taraftan ise. Kozı'nın karşısında duran ikinci zor engel. delikanlı (Kozı)da görmediği kıza âşık oluyor. Janak'ın nüshasında kozı bu engelleri kolayca aşıyor. hileci Kozı bu engelleri aşıyor. Annesinin isteği olmadan sefere çıkıyor. Kozı tüm malvarlığını terk ediyor. milleti idi. Bayan'ın ona âşık olduğunu söyleyip Bayan'ın selâmı olarak altın yüzüğü getirdiğinde. zorluklar çekerek tükendiğinde annesi rüyasında görüyor. Onun yaptıkları adil. Onun için annesi beddua ediyor.102 erip mutlu olmuşlar gibi bir fikre götürüyor. çok önem vermiyor. tek başına düşmana karşı çıktığında ise hayaline ulaşamadan ölüyor. Güçlü olduğu için Kodar'ı öldürmüyor. Karabay'ın kölesi olup zor hayat yaşıyor. vefalı âşık olduğunu onun tüm engelleri geçmesinden görüyoruz. Kozı karşısındaki tehlikeli zorluklara bakmadan sevdiği yari için kendini kurban ediyor. zeki de oluyor. develerini çöle. Atlarını düşmana. iyi yolculuklar sana. trajedi olmadığı için. milletin başında Sasan biy olup. çöl. Aslında "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" öyküsünün sonu. Karabay'ın gittiği yerin. Biz bu anlatılan incelemelerle. Oğlunun ikna edilemeyeceğini anlayan annesi "Yolda düşmanların çok. Kodar'ı at üzerinden kaldırıp kaburgasını kırıyor. bilig-5/Bahar '97 . Şimdi destandaki önemli tiplerin farklı kişilikleri üzerinde ayrı ayrı duracağız. Fakat Kozı'nın saf. Dolayısıyla Kozı ne gibi zorluklar olsa da hep kurtuluyor. Milletini bırakıp gidiyor. dertli âşık olduğunu bildiriyor. tüm milleti toplayıp. Kozı ile Bayan'ın durumunun asırlar boyunca destan şeklinde korunmasına. diğer destanlarda düşmana tek başına karşı çıkıyor. Janak'ın nüshasında bu kısım tamamıyla değiştirilmiş. Beysembay'ın anlattığı gibi. Beysembay'ın nüshalarında destan mutlu sonla bittiği için. Janak. Bu engel. Kozı çöldeyken. Bayan için zorluklar çekiyor. deve orman. Milletin dileğiyle çölde tükenmekte olan Kozı'yla beyaz sakallı bir ihtiyarkarşılaşıyor ve ona bata veriyor. evlenmeyi hayal ediyor. Ayagöz'e geliyor. fikir ve konu yapısını sergiledik. tehlikeye tek başına gidiyor. Böylece. Yukarıda anlatılan nüshalarda da Kozı Bayan için nesi varsa tümünü kurban ediyor.

merhametli olması. çatışmada. sağlam oluyor. Kızın sevgi gücü. O zamanlar Bayan gibi sevgilisine ulaşamayan Kazak kızları az değildi. ne zaman güçlü olursun. akıllı. cesur kız. yeter!" diyor. Destanı dinci destancıların inançları da etkilemiş. bu Bayan için olan kavgayla başlayıp. Fakat Zliha sadece zorluklar çekiyor. Kozı ile Bayan'ın hikayesi daha da trajik. Bayan önceleri anne babasına açıkça karşı çıkmıyordu. Karabay Kozı'nın öldüğünü duyurup: "Kozı'dan daha iyisiyle evlendireceğim. ve- bilig-5/Bahar '97 . Yas tutan Bayan yerinden kalkamadan jurtta (taşınmış köyün ardında kalar eski yer) kalıyor. Kendi aşk duygusunu ölümden de değerli buluyor. en güzel örneklerle karşılaşan özellik olarak tasvir ediliyor. Nizami'nin anlattığı "Kısırav ile Şirin" destanında da Şirin İran'ın şahı Kısırav'la evlenip onun oğlu Şiruya. Hayatında ulaşamadığı hayaline en azından düş hayalle ulaşsın diyor gibi. Şirin Kısırav'ın mezarına gidip kendini hançerle öldürüyor. Sonunda amacına ulaşıyor. Her şeye iyi niyetiyle. Bayan amacından geri dönmeyen cesur kız. büyüyor. Kozı'nın öldüğü yerde Bayan da ölüyor. Kösemsarı gibi düşmanlarını da kendisine çekip arkadaş ediyor. Bayan'ın dileğini tanrı verdi. Hızlıca üç gün. Bayan. bu defa babayla da. derebeyi gerici geleneğin kurbanı. ne zaman Kozı'nın damat olduğu günü görürüz?" diye. üç gece geçiverdi. Şöje'nin nüshasında bayan Kozı'ya ablalarının anlatmasıyla dışardan aşık oluyor. "Yaratılan yedi aşktan biriymiş diye" dua edip. Kozı gibi Bayan da eski örf. Onun için milletinden de saygı görüyor. Bayan bu adaletsizliğin. Olayın akışı da. sevgiyle yaklaşıyor. şimdi artık benimle kendin evlen" diye haykıran acılı duygusunu dile getiriyor. Bundan sonra Bayan'ın aşkı hiç durmadan pekişiyor. Bu dünyada kader birleştirmediği için. Bayan sevgilisini görmeye acele ediyor. O dostuna değil hatta düşmanına da kötülük düşünmüyor. iki kız beşikteki Kozı ile Bayan'ı evlendirmeyi hayal ediyorlar. Bayan'ın Kozı'ya sonra âşık olacağını Karabay'in iki kızı Ay ile Tansık'in konuşmaları gösteriyor. ikisine otuz bir senelik hayat verip tekrar birleştiriyor. Gerçek aşklar kendinde değil. Destanın bu gibi ayrıcalıklı gizini Rus bilimadamları da değerli bulmuş. Bundan sonra kucaklaşarak ölmekte olan iki sevgilinin yanına Hızır geliyor. Bayan ile Kozı. Bayan'ın kendi kendini aşkı için kurban etmesiyle sona eriyor. Bu doğunun ünlü aşk destanı "Leyla ile Mecnun"un aşkına benziyor ve iki gencin aşkı da güçlü. Kazak ağız edebiyatında "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" gibi şanı büyük çok yaygın bir destan yok diyebiliriz. ayrıca Kozı'nın öldüğü zaman görünüyor.103 Kozı'nın özgün iyi bir sıfatı da. Önemli kahramanlardan biri de Bayan. Çünkü burada iki genç birbiriyle hiç birleşemeden ölüyorlar. ağlama" dediğinde Bayan: "Kozı'dan başkasıyla mutlu olmayacağım. Er Kozıke yerinden kalkı verdi. Destanda anlatıcının da dinleyicinin de Kozı'nın taraftarı olduğunu görüyoruz. üç gün. Kadının aşk yolunda mücadele etmesi doğuda Zliha ile başlıyor. Şöje'nin nüshasının bu kısmı Kozı ile Bayan'ın hayal aşklarına acıdığı için eklenmiş. Onun aşk yolundaki kutsal kahramanlığı tüm dünya destanlarında. Baltalı'dan taşınırken "Kozı pişmemiş bir elma. tükeniyor. Karabay gibi sert baba emrindeki kadere karşı duruyorlar. Destanın en güçlü kavgası da bu zorlukta. ikisi o dünyada birleşiyorlar diyor. Kozı ile Bayan'ın aşkı doğuştan demiştik. Bu da milletin Bayan ile Kozı hikayesine acıdıkları için ekledikleri olay. anne-baba geleneğiyle de irtibatı kesiyor. adetin örgüsünden kurtulmaya çalışan bir genç. O zaman Bayan: "Uzun ömür istemiyorum. adil. üç gece beraber olsam. Hızır. kendi babasını öldürüp üvey annesi Şirin'le evlenmek istediğinde. Bayan destanının trajedisi Nevayî'nin anlattığı "Farhad-Şirin" destanındaki Farhad'ın mezarında ölen Şirin'e benziyor. Şöje'nin nüshasında ağlamakta olan Bayan'ın rüyasına kırk şilten (melek) gelip: "Kozı'ya kaç günlük hayat istiyorsun?" diye soruyor.

Bu yönüyle o şık bermes (cimri) Sığaybay'a. mal sevgisi. karğız beyneli (lanetli) Karmbay'a benziyor. taş kalpliliğin işaretidir. cimriliğinden hemen güç alıp. O zaman Karabay ölen Sarıbay'a bakmıyor. Kazakların inançlarına göre büyük günah. ayıp. tüm vatanı. eşinden doğan çocuğun gözyaşı hiç önemli değil. Kendi çocuğuna bile acımıyor. Bununla halk destanı Kazak kızın aşkı için mücadele vermeyi nasihat ediyor. Zalim zengini iğrenç şekilde gösteren görüntüyü bu tipte görüyoruz. milletten uzaklaşıyor. sert güç. O kendi evladı Bayan'ı çölde atlarını susuzluktan kurtardığı için Kodar'a vermeye kalkışıyor. delikanlının hayali olan eş olduğunu övüyor. Beyazı döküyor. Kara- bilig-5/Bahar '97 . Doksan bin atı olan Karabay'ın gönlü o kadar dar. öç alma olsun. O dostluğu bir geyiğe satabiliyor. İçinden çıkan ikiz yavrusunu kesiyor. cimri olan zengin ona "saçmalama" diyerek konuşturmuyor. Destan da Karabay'ın bu karakteri iyi betimlenmiş. şanını duyan Toksanbay'ın doksan oğlu âşık oluyorlar. yemin bozma. Mal varlık zenginliğin yanında onun için vatan. Bayan'a sadece sevgilisi değerli. Kuru yas tutmakla ölmek az. Şöje destanın sonunda: Kozı'nın öldüğü yerde Bayan da ölmüş. Genç kızın mutsuz olmasına neden oluyor. "ölsem de bir doyayım vuruver" diye Sarıbay'ı zorluyor ve: Karşılaşan hayvanı niye vurmuyorsun. Destanda karakteri. Geri dönüp doksan deveye yüklenmiş sabaları (kımız konulan kap) bıçakla yarıyor. "Onun güzelliğini. Karabay'ın kalbi her zaman acımayı bilmiyor. bununla beraber. Bayan ölen sevgilisi için kendisi öç alıyor. Bunların hepsi de dünyayı gezen dolaşan kişiler idi. vatana da vefasız. Bayan ona hiç gönül vermiyor. milletiyle kavga etti. kâr. O Sarıbay'ın öleceği an arkadaşına hiç bakmıyor. Yeminine vefalı olan Sarıbay geyiği vuracağım diye vefat ediyor. Fakat. insanlık duygusu yok. cimri ki Karabay hayvanlarını kendisinin yemesini bile kıskanan zengin." diyor anlatıcı. Mal mülk sevgisiyle yanan açıkgözlü. Çocuğu görüp geri kaçıyor. Fakat ilk önce kendisi gidiyor. Sarıbay "evdeki hanımımız hamile" diye. Bayan hiçbirisine gönlünü kaptırmıyor. acımasız kalabalığa dönüşüyor. Bayan çok güzel kız. yemini bozuyor. Bu yolda ancak Kodar'la kavga etmedi. Diğer aşk destanlarında karşılaşmayan. ayrıca. karakterleri tam olarak tasvir edilen kişilerden biri Karabay. diye. Bayan düşmanıyla savaşabilen hem akıllı. Karabay'ın açıkgözlülüğü. bencil. aşk kadının yapamayacağı güçle görünüyor. Evinde giyecek hiç cübbesi yok. Bayan'ın halkın saygı duyduğu. O kimseyle yakın arkadaşlık kurmuyor. Seksen beş yaşında olan Karabay'ın baybişesi (hanımı) çocuk doğurup bir dilsiz kadın Karabay'a müjdeleyerek geldiğinde. Bu. Beyaz dökme. diye betimliyor. İnsanlara değer vermiyor. merhametsizliğin. mücadele ederek saf hayalini aklayıp öl diyen masumane anlayışı gösteriyor. babası Karabay'la. Karabay'ın merhametsizliği. Destanda şair onu: Doksan bin atı olan zengin olsa da. adalet hiç yok. Boşuna ağlayıp ölme. Herkesin öyle olsun aldığı eşi. Geyik daha ölmeden karnını yarıyor. O güçlü özelliğini Bayan Kozı öldükten sonra da daha net şekilde gösteriyor. taşla vurarak öldürüyor. oburluk. O insanları hiç sevmiyor. anne geyiği vurmadığında. Şair Karabay'ın cimriliği. hem güçlü kız. şair burada mizahla anlatılıyor. acımasız. dost. Milletten kaçan açıkgözlü. o Sarıbay'la yapılan anlaşmayı. bencilliği o kadar derin. Çünkü geyik onun için yemek. öğreniyor. Karabay destanda bazen aptal olarak gösteriliyor. Karabay'da merhamet. Onun net sıfatlarından biri cimrilik. kötü niyetli. cimri Karabay'da vicdan. Kodar'ı kuyuya indirip. tassaruf. yemini bozuyor. Bunların içinde en güçlüsü Kodar ise de. O millete de.104 falı eş. Sarıbay öldükten sonra başsağlığı dilemek için Sarıbay'ın köyüne gitmeye hazırlanıyor. zenginlik. ispatlayarak tasvir ediyor. Yoksa arkadaşlıktan uzaklaşıyor musun?diyor.

Kodar çalışmakla amacına ulaşmak istiyor. emeği objektif şekilde anlatıyor. bencilliği. Bazen. Taylak Kozı'nın taraftarlan. Burada halkın doğruluğa olan taraftarlığı anlatılıyor. diyor. Sanbay öldüğünde. Kodar gerçekten de dev. onun mezarına kapla su götürüp büyük göl yaptırıyor. Kodar dev. Karabay'ın kızları Ay ile Tansık doğdukları yerden taşınmak istemiyorlar. Karabay destanda sertliği. Fakat bahadır değil. Şöje'nin nüshasında Kodar çok ünlü Noğay zengini Şakpakbay'ın oğlu deniliyorsa. Hiçbir şeyden korkmuyor. Şöje'nin nüshasında Noğay'lara misafirliğe gittiğinde Bayan'ı gören Kodar hemen âşık oluyor. psikolojik karışıklığı farkediliyor. Burada Kodar olumsuz yönüyle görünüyor. Kodar'ın tüm kötülükleri Bayan'ı istemesinden doğuyor." diye inat ediyor. Kozı ile Bayan'ın ölümüne neden oluyor. Janak'ın nüshasında Kodar kuş uçmayan ıssız yerde hergün dört. Karabay'ın hanımı ve kızlarında Karabay karakteri mevcut değil. Gölge gibi. Onu millet seviyor. zalim. kıskanç. Bunun sonunu trajediye götürüyor. zor yapılı destanın zıt durumlarını biraraya toplayan noktalan. Hatta jilkışı (at sürüsü çobanı) bile oluyor. Bir taraftan bakarsak destanın bazı nüshaları. Janak'ın nüshasında Kodar Karabay'a: Üvey kızını ben almam. "Anne babamı kurban etsem de seninle evlenirim. "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanı sadık dostluğu anlatan destan. Ben ancak Bayan'ı isterim. arkadaşlık ediyorlar. "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanının farkı burada. Çocukken yetim kalan Kozı'ya her zaman babalık. Destan insanın duygu dünyasını çok ustaca betimliyor. Sarıbay iyi niyetli baba. O. açıkgözlülüğü ile görünüyorsa. sonra da kötülük düşünmeye başlıyor. bazı nüshalarda da Kalmuk bahadırı deniliyor. pekiştiriyor. Pantusov'un kaydettiği destanda Tansık adındaki ablası öldüğünde. Hepsinde de bencil. Bayanla evlenebilmek için üç sene boyunca Karabay'ın koyunlarına çoban oluyor. Destanın bu kısmında Kodar suçlu değil. Taylak mi- bilig-5/Bahar '97 . Bayan'ın peşini bırakmıyor. Kodar'ın zalimliği ne kadar ağır basıyorsa da destanda onun Bayan'a gerçekten aşık olması da anlatılıyor. Uyurken öldürüyor. gittikçe pekişip. hangi erkek yemini bozar. adaletsizliğiyle görünüyor. Kodar kendisine rakip olan Kozı ile. Düşmanını yendiğinde acımıyor. Bunlar. Karabay dünürlük yeminini bozup Baltalı'dan taşınmaya kalkıştığında kadın: "Adamcağız. Ve taşınmaya karşı çıkıyor. Kodar'ın ettiği yemin ile verdiği sözlerin de değeri yok. diğer kuyulardan kapla su getirip dolduruyor. Ayagöz'e geldikten sonra Bayan'ı isteyen doksan delikanlıya kendisi karşı duruyor.105 bay'ın acımasız sertliğini sonuna kadar daha derinleştirerek. Bayan. Bunlara rağmen. Cömert de değil. Buna gücünün yeteceğine inanıyor. Kodar da zalimliğiyle. kaba Kodar karşımıza çıkıyor. Yenilirse yalvarır. beş kuyu kazıyor. Kodar'ın zalimliği kıskançlığa dönüp. Bunun gibi olumlu kahramanların bir kısmı: Sarıbay. Kendisinden büyük. Aybas. sadece güç sahibi. Su çıkmayan kuyuya. Bayan'la evlenebilmek için zorluklara göğüs geriyor. usta ve hüzünlü şekilde anlatılıyor. bayağı kölesi. İki kızın doğup büyüdükleri yerle vedalaşması Janak'ın nüshasında çok güzel. Nasıl olsa da bu durumlar Kodar'ın kusurlarını örtmüyor. güçlü bahadır'la karşılaştığında çekiniyor. korkuyor. her kuyu yüz kişilik. kız için. Üçüncü nüshalarda ise Karaabay'ın üvey oğlu. herkesin önünde açık meydan da savaşmaya korkuyor. Burada. Yenildiği zaman Kozı'yla arkadaş oluyor. sonra ona Tanrı acımaz" diyor. Arkadaşlık yemini onun kötülük yapmasına araç oluyor. Destandaki birbirini seven gençlerin muradına balta vuran olumsuz kahramanlardan biri Kodar. Olumlu kahramanlar sayesinde değer veriliyor. Karabay gibi. Kodar'ın iyi yönleri. Bayan ona: "Nogay'la çıkmam" dedikten sonra Kodar'ın Bayan'ı istemesi hemen kaba kuvvete kadar büyüyor. Kodar belli bir yere kadar çalışkan olarak tasvir ediliyor. Bunun gibi insanlar kendinden başkasını tanımıyor.

Bunlarda da bu dünyada evlenemeyen Kozı ile Bayan. çoğu zaman fikrinde. "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanı Kazak edebiyatının büyük miraslarından biri. Destanın ikinci kolu. Kastane. Aşk konusunu ele alırsak. Zalim Kodar. Destanın bu iki koluna uygun şekilde onun kompozisyonu da değişik/farklı. Acımasız Karabay. Zirveye ulaşması-Kösemsarı'nın ölümü. Bundan dolayı. İnsanların karakterleri yaşamdan doğuyor. olumsuzluğu tasvir ediliyor. Pantusov. fakat gerçek milletin dili. Destanda halkın söylediği gelenek şiirlerinin özelliği. Janak'ın nüshasında sadece iki defa karşılaşılıyor. Tansık. kahramanlarının konuşmasına (monolog) üç yerde rastlanıyor. Ay bas. Ay. Ve hepsi estetik kaygısıyla kullanılıyor. zalimliğin taraftarları. Destanın başka bir özelliği. insan tiplerinde. burada göçebe milletin geleneğini eleştirme var. "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanında ibret verme özelliği güçlü. Gruplaştıracak olursak. kompozisyonu çeşitli nüshalarda da farklı oluyor. Fakat destanın betimleme özelliği onun yalnızca dilinde değil. ikinci kısmı iyiliğin örneği olarak gösteriliyor. Bayan.Kodarın ölümüyle sonuçlanıyor. Burada gerçekçilik ağır basıyor. sevgililerin bu dünyada mutlu olmalarını hayal ediyor. Destanın çoğu boy. Onları halk lanetliyor. Kozı'nın ölümü. Bu Kazak kadınının geçmişteki ağır hayatına işaret ediyor. Sonu trajik. Başka nüshalarda zirveye ulaşma. *** III "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanının fikri. "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanında baş kahramanın Bayan olması da bundan dolayı. Destanın çoğunda romantik özellik ağır basıyor ve destan trajediyle sona eriyor. Şöje. Kozı. Destan çoğu zaman şiirle anlatılıyor. bilig-5/Bahar '97 . Destanda kötülükle iyiliğin kavgası tasvir ediliyor. onları esas iki kola ayırabiliriz. "Kozı Körpeş-Bayan. Burada "LeylaMecnun"a benzerlik var. Yedi heceli şiirle. Destancının tüm dilekleri bunların tarafında. çözü- mü . çözümü. Destanın içinde deyimler. öbür dünyada birleşiyorlar. Göçebe yaşamın geleneğinde olumsuzlukları kolaylaştırıyor. Fakat "Kozı Körpeş-Bayan Sulu" destanında kendini âşık için kız kurban ediyorsa orada erkek (Mecnun) kurban ediyor. derebeyi toplumun geleneğindeki adaletsizlikleri anlatıyor. adaletin taraf tarlan. sevinç. Radloff. Bayan'ın intihar etmesiyle bitiyor. güzel olarak tasvir edilmesinde. Karabay onları döverek geri yolladığı zaman da barışı koruyan Taylak öç alacağız diyenleri yatıştırıyor. Destanda hayatın gerçekliği. Sasanbiy. iyiliğin. benzetmeler kullanılmış. olayların çekici. Berezin. onları hafifleterek örtme durumu söz konusu. Abramov'ın nüshaları ve 1909 senesinde yayınlanan nüsha bunun gibi. Janak'ın nüshası. örneği güçlü. iki sevgiliyi evlendiriyor. Janak'ın nüshasının esas özelliği de romantik aşk sistemiyle oluşturulmuş. Kahramanların bir kısmı kötülüğün örneği ise. Öbür dünyadaki mutluluğu amaç edinmiyor.106 İleti toplayıp Sarıbay'ın ölüsünün nerede kaldığını söylememişti. Sulu" destanının dili eski. vefasız yenge. Bayan'ı istemek için Karabay'a on bir elçi gönderdiğinde. Bunların sonu.

107

KÖKSEREK

I Kara adırın çalılıklarla kaplı vadisi ıssızdı. Etrafında sıra sıra büklüm büklüm adırlar vardı. Yakın tepelerin tamamı kısa boz çalılık, ladin ağaçlarıyla kaplıydı. Vadi boyunca mayıs ayının serin rüzgârı esiyordu. Başları göğerip, çiçekleri patlayan sık çalılık, rüzgârın etkisiyle hışırtılarla dalga dalga salınıyordu. Civardaki yabani soğan, taze otların burcu burcu kokusu her tarafı kaplıyordu. Geniş bölgenin tamamını kaplayan çalılıkların ortasında derin sarp bir yar vardı. Onun baş tarafında itburnuyla dolu sık ağaçlıkların arasında bir kurt ini var. Yakın bölgedeki insanların bildiği eski bir in. Yazdan beri iki kurt gelerek orayı yuva yaptı. Önceleri itburnunun yanında, genişliği bir kişi sığacak kadar küçük, dar bir alanda üç büyük in vardı. Bu sene taze toprağın yanında tümsekleşip bir in daha ortaya çıkmış. Hepsi bir yerdeydi ve yerin altından birbirine bağlıydı. Civar, kurtların hareket sahasıydı. Taze otlar çiğnenip ezilmişti. Yakındaki çalılıklarda kurtların beyaz kılları görünüyordu. Kıştan kalan tüyleri şimdi de her yerde sürtünüp takılıp kalıyordu. İnlerin ortasında iki sık sasır 2 kat büyümüştü. Şimdi onun dibinde kış yününü tamamıyla atmamış beyaz bir kurt yatıyordu. Göğsünün altındaki minik boz enikleri kımıl kımıl kıpraşıyordu. Parlayan sıcak güneş onlara ferahlık veriyordu. Kamaşan gözleri bir açılıp bir kapanıyor, dolgun memeleri şapır şupur emiliyordu. Başucundaki sasır otlan sallanıyor, civardaki çalılıklarla itburnu başları oynaşıyordu. Bir ara baş taraftan çatır çutur, patır kütür kınlan sele sazı, lâdin ağaçları ve kuru çalı çırpı sesleri gelip, Beyaz Kurt aklını başına toplayıncaya kadar gürültülerle birşey yaklaştı. Hemen yerinden kalktı... Göğsünün altındaki boz enikler saçılıp çil yavrusu gibi allak bullak yuvarlandılar. Beyaz kurt "Hars" ederek, azı dişlerini göstere göstere hırıldayarak ayaklandı. Tam o sırada, öbeğinden, çalılıklardan aşarak önüne küçük bir kuzu pat diye düştü. Onun arkasından zıplayarak çıkan Kök Şolak, nefes nefese,

Muhtar Awezov
Aktaranlar: Zeyneş İSMAİL - Ahmet GÜNGÖR

bilig-5/Bahar '97

108

burnundan köpükler saçarak beyaz kurdun bütün vücudunu koklayıp, her tarafını yaladı. Sonra yerde yığılıp debelenen kuzuyu görünce "hırr" ederek üzerine atıldı. Kuzu, obur ağzın dişleri altında, kan revan içinde paramparça oldu. Taze kemik kıtır kıtır kırıldı. Onu hapır hupur, hark hurk ederek iştahlı ağızlar yutuyordu. Burnu, kafası ve yeleleri kıp kızıl kan olan kurdun yeşil gözleri etrafa ateş saçıyordu. Kısa zamanda ikisi, kuzunun bulunduğu yeri koklayıp kaldı. Şimdi biraz da yeşil çimende, bir o tarafa bir bu tarafa avunlanıp gerinip yediklerini kusmaya başladılar. İlk doğan, gözü açılan enikler onu yalaya yalaya yiyordu. Son doğan iki süt eniği bedenini kaldıramıyor habire çabalıyordu, şimdi onları göğsünün altına alarak emzirmeye başladı. *** II Ertesi günü öğleye doğru yabancı bir koku ortalığı sardı, uzaktan belirsiz uğultulu sesler duyuluyor ve gittikçe yaklaşıyordu. Enikleri ensesinden dişleyip, inlerine birer birer sokarak, beyaz kurt çalılıkların içine girdi. İn üzerine nal sesleri, şakırtılarıyla geldi, bağrışma çağrışmalar arttı. Birinin üzerine birisi eklenip kalabalık çoğaldı. At üzerinden yere bırakılan ağaçlar çatır çutur iniyordu. İnsanlar in ağzına doğru hareket ettiler. Keskin gözlerinin derinliğine takıldı. Enikler birbirlerinin üzerine çıkıp vücutlarını kaldıramadan yakın yerde yatıyorlardı. Sımsıcak ve güçlü eller, enikleri boyunlarından, enselerinden kavrayıp birer birer dışarı çıkardılar. Yedi eniğin beşini, gözlerinin içine baka baka öldürdükten sonra diğer ikisini sağ bıraktılar. Giderken birisinin diz kapağının altındaki damarları keserek bırakıp diğer en küçük olanını alıp götürdüler. İki kurt geride kalan tek eniği dişleyerek ortadan kayboldu. İn bomboş kalmıştı... Bundan sonra bir hafta, civardaki halk arasında gece gündüz curcuna koptu. Koyunlar yaralandı.

Kuzular götürüldü. Buzağılar öldürüldü. Dışarıda yavrulayan kısrakların bir kaç kulunu yenildi. Yakalanan bozkurt eniği artık obadan biri olmuştu. *** III Gözünü, obaya geldikten iki gün sonra açtı. Oba halkı büyütülebilir, dedi. Küçük Kurmaş ona Kökserek adını koydu. Gece gündüz yanından aynlmıyordu. Ona ait bir yalçanağı yapıldı. Vücudunu toplayıp yürümeye başladıktan sonra boynuna bir ip takıldı. Kurt yavrusu ev içinden çıkmazdı. Kurmaş onu geceleri yanına alıp yatardı. Bu nedenle Kurmaş, yaşlı büyükannesinin koynundan çıkıp ayrı yatardı. Kökserek'in yanında veya ayak tarafında yorgan altında uyurdu. Yaz ortasına gelindiğinde Kökserek büyümüştü. Semirip ensesi kalınlaşmaya da başladı. Ama büyümesi dışarıdaki kurtlara nazaran biraz yavaştı. Obadaki kendi yaşıt köpek eniklerinden öyle büyük de değildi. Bu zamana kadar Kökserek oba itlerinden göreceğini gördü. Hiçbir köpek bunu dost görmüyor, yanına yaklaştırmıyordu. Kurda saldırabilen cesur erkek köpekler buna dalıyorlardı. Diğer birçok köpek hırıldayıp havlayarak bazen saldınyor, her tarafından yaka paça ısırıp kaçıyorlardı. Kurmaş onun yanındayken hırpalanmıyordu. Ama büyüdükçe sahibi bununla pek fazla ilgilenmiyordu. Böyle durumlarda Kökserek'e daima düşman köpekler rastlardı. Bir zaman, evin büyük iri ala erkek köpeği, onu tenha bir yerde yakalayıp yere çalarak çok hırpaladı. Bunu gören diğer itler de başına üşüşüp kasıklarından ısırıp budundan çekiştirerek neredeyse öldüreyazdılar. Hay huyla çocuklar, büyükler başlarına toplanıp köpekleri dövüp zor bela ayırdılar. Ama Kökserek şimdiye kadar hiçbir zaman "gık" diye acı çektiğini hissettiren bir ses çıkarmamıştı. Dalayacağım diye it saldırdığında ense tüyleri kaba-

bilig-5/Bahar '97

109

rıp diken diken oluyordu. Dişleri vücuduna geçip acı verdiğinde sessizce ağzını kenardan açıyordu. — Kâfir, inatçının ta kendisi! Teslim olmuyor, yılmıyor! diye obanın dilinden düşmüyordu. Bununla birlikte Kökserek hakkında obanın hanımları çeşitli söylentiler yaydılar. — Hırsız. Ne kadar beslersen besle bundan bir halt çıkmaz. Kökü düşman değil mi? diye konuşu yorlardı. Bazıları: "Gece, kuzuların kuyruğundan ayrılmıyor. Koyunları ürkütüyor. Gece de gözleri keskin. Yalnız itlerden korktuğu için evde yatıyor," diyorlardı. Kurmaş bu dedikodulara aldırış etmiyordu. Gerçekten Kökserek yemeğe son derece düşkündü. Önüne getirilen yemeği, yanında biri olduğu zaman yalamıyor, yemiyordu. Şayet yanında birileri olmazsa hemen silip süpürüyordu. Çok acıkmışsa kendine verilmeyen yemeği de yerdi. Gözönünde sele sazlığın içine dalıp keçe evin duvarında asılı duran et, tuzlu deri, kazanda yoğurt (irkit) katık varsa, hepsini sanki kendisine ayrılmış gibi koklayıp yalayıp yutuyordu. Bazen suç üstünde yakalanıp dayak da yiyordu. Çok kez aniden kafasının üzerine "pat" diye inen oklavayı vücudunun her zerresine işleyen kamçıyı da tattı. Bütün bunlara tepki olarak sadece ağzını yandan açıyordu. Kurmaş, eğitmeye çalışsa da, Kökserek hırsızlık ile helâl yemeğin farkını bir türlü kavrayamadı. Bazen kendileri varıp "ye" diyorlardı. Bazen de kendisi çalıp yerken dövüyorlardı. Bundan dolayı arasıra önüne hazırlanıp getirilen yemeği yemez, gözünün altından feldir feldir bakardı. Her nasıl olsa da Kökserek bulup buluşturup aç kalmıyordu. Günde iki öğün yemek yemek onun prensibi olmuştu. İki kez bizzat elden yemek verilmezse, o günü Kökserek bir başına gidip kendisi birşeyler atıştırırdı. Böylece yaz sonlarına gelindiğinde Kökserek kocaman bir bozkurt olarak yetişti. Artık ala erkek köpek de yanına yaklaşamıyordu. Ense kılları dikleşip gözleri yeşile karışıp dişlerini gösterip ağzını so-

nuna kadar açıp saldırdığında nice sıradan erkek köpekler, zayıf kancıklar çenileyip köşe bucak ondan kaçarlardı. Böyle durumlarda Kurmaş'ın kendisi çekine çekine yaklaşıp durdurmaya çalışıyordu. ***

IV İstenildiği gibi tek gelişmeyen dişleriydi. Kökserek, erkek kurt idi. Bu nedenle boyu büyümeye devam etti. Ama tamamıyla gelişmedi. Kılları ala boz ensesi sertleşip, omurga başından kuyruğuna kadar boydan boya yay gibi eğilmişti. Yaydan çıkan bir ok gibi süzülen sivrilmiş bir biçimi vardı. Kendisi hiçkimseye gidip dokunmuyordu. İtleri düşman görüp onlara bir türlü ısınmıyordu. Şimdiye kadar bir defa neşelenip oynadığı görülmedi. Barışmıyor, soğuk duruyor, yanlızca kendi adını biliyordu. Kurmaş'la Büyükannesi çağırdığı zaman geliyordu. O zaman da koşa koşa gelmek yerine kuyruğunu aşağı indirip salına salına geliyordu. Bunu da acıktığında yapardı. Yoksa çoğunlukla biraz ötede inatlaşıp gözünün altından feldir feldir bakıp yatardı. Gidip dokunup yerinden kaldırıldıktan sonra eve giderdi. Büyüdükçe mağrurlanıp vahşileşiyordu. Bunu farkeden büyükler: — Artık bunu öldürüp derisini almak gerek, bu kâfir adam olmaz! diyorlardı. Ama Kurmaş ondan vazgeçmedi. Böyle biraz zaman geçerken Kökserek birgün ala erkek ite meydan okudu. Ala erkek itin sahibi çocuk Cumaş yaz boyunca Kurmaşa: — Kurdun varsa ne olmuş yani, benim ala erkek itim bir kere de boğup atar. Eğer ayırmazsan öldürür bile! diyordu sürekli. Birgün öğle üzeri Kurmaş, Kökserek'i dışarı çıkarıp, yemek yedirirken öteden yal çanağından çıkan sesi duyan ala erkek köpek, evin gölgesinden çıkıp ona doğru fırlamıştı. O süratle, yolunda duran Kurmaş'a dahi aldırmadan gelip Kökserek'in böğründen "hart" diye ısırdı.

bilig-5/Bahar '97

110

Önceleri böyle bir durumda yemeğini bırakıp korkulu gözlerle çekip giden Kökserek şimdi yüksek sesle hırlayarak ala erkek köpeğin boğazını yakalayıverdi. Kaptığı yer kulakla şakak arasıydı. Köpeğin boynunu çevirmesine fırsat vermeden iyice dişlerini geçirip silkelediğinde büyük köpeğin arka kısmı savrula savrula Kökserek'in yanına boylu boyunca yığıldı. Etraftan oba halkı gürültülerle toplanmıştı. Kökserek, ala erkek köpeği gırtlağından sıkıp boğarak bıraktıktan sonra ensesi dikleşip kalabalık arasından ayrıldı. Galip gelen düşmanın pençesinden zorlukla kurtulan ala erkek köpek çenileye çenileye kıllarını yatırarak bir tarafa kaçtı. Bu olayın ertesi günü akşama doğru oba civarında yatmakta olan koyun sürüsüne kurt saldırdı. Tepe başındaki çobanın bağırıp çağırmasıyla obadaki genci yaşlısı, atlı yaya itleri saldırtarak koşturmuşlardı. Bunların içinde "Kökserek de gitti." diyerek Kurmaş da katıldı. Ama kurda hiçbir köpek yetişemedi. Tepeyi aşmadan bütün köpekler ve insanların hepsi durakladı. Bütün her taraftaki bayırdan koşarak iki büyük karaltı aştı. O iki kurttu. Onların arkasında burnunu yere indirip hiç durmadan süratle ilerleyip Kökserek gidiyordu. Bir zaman belden aşıp gitti. Arkasından Kurmaş ve diğer çocuklar birinin arkasından diğeri: "Köök-se-re-ek! Köök-se-reek! diye çağırarak koşturdular. Karanlık çökerken Kökserek tek başına ağırdan alıp obaya geldi. Ama eve girmedi, biraz ötede durup defalarca yeri toz duman ederek eşeliyordu. Bele baka baka bir o tarafa bir bu tarafa yürürken yeri kokluyor, bir türlü sakinleşemiyordu. Kökserek'in bu durumunu farkeden Kurmaş'ın babası: — Tüh, Allah kahretsin, bunun gözleri yemyeşil olup gitmiş ya. Soyunun sopunun farkına varmış melun: tamam oğlum, artık bunu öldürüp derisini alalım, demişti. Kurmaş bunu kabul etmedi. Ama bu geceden iki

gün sonra, Kökserek bir gece ortadan kayboldu. Kurmaş'a "kaçıp gitti" demeye dilleri varmayıp, hepsi etraftaki sele sazı çalılıklardan, kuytu yerlerden aradılar. Bulamadılar. Böylece insanlar onu gitti diye düşünürken, üç gün geçtikten sonra bir gün sabah ummadığı bir yerden Kökserek aniden ortaya çıkıverdi. Kurmaş'la babası Kökserek'in bu hareketine sevinip heyecanla karşıladılar. Bu kez geldiğinde Kökserek'in böğürleri içine girip bir hayli acıkmış. Bütün vücudu çamur içinde kalıp perperişan bir halde geldi. Burada kaldı. Tekrar eski kıvamına gelip iyice semirip artık irileşmeye başladı. Bu gelişmesi gerçekten kocaman bir kurt olarak büyümenin işaretiydi. Bunu kendisi de farketmiş olsa gerek. Sonbaharın sert fırtınalı, karanlık bir gecesinde Kökserek yine sırra kadem bastı. Bu seferki ciddiydi. Artık bir daha dönmemek üzere gitti. O bozkurt, tarla faresi ve tavşan yavrusu gibilerle idare edip yaşımını sürdürdü. Böylece kışa da gelmişti. Hilalli gecelerde burun deliklerinden buğular çıkıyordu. Ayaz gecelerde ayaklarının altındaki kar "kart kurt" diye sesler çıkarıyordu. Bayır bayır dolaştı. Birçok yerlerde aranıp, rüzgâr yönüne burnunu verip uzaktan aldığı kokuyla yürüyerek bir kışlağın üzerinden çıkıverdi. Dağ üzerindeki boz çalılık karlı adırdan bir o tarafa bir bu tarafa yürüyüp uzun zaman etrafı kolaçan etti. Açıkta görünen hayvan yoktu. Etrafı karaltılı kışlak vardı. Faltaşı gibi açılan gözler misali her taraftan kıpkızıl ateşler görünüyordu. Otluğun tepesiyle ahırın kenarında yatan itler havlıyordu. Dikkatli olana bu havlamalar durdurak bilmiyordu. Ama ağıldan gece boyunca burnuna koyun kokusu gelip iştahını kabartıyordu. Ağıla yaklaşacağım demişti ki birçok it havlaşarak onu oraya yaklaştırmadılar. Sert ayazdan burnunun ucu, ağız kenarları acıyıp, dayanılmayacak derecede donmaya başladı. Tabanlarına işleyen soğuk, ayaklarını sızlatıp bıçak gibi kesiyordu. Tekrar koşup adıra çıktı. İlk defa çaresizlikten göğe bakarak ağzını açıp

bilig-5/Bahar '97

111

inlerken içinden yüksek bir ses çıktı. Beklenmedik bir sesti bu. Kökserek'in ilk uluması böyle oldu. Karla kaplı ıssız adırda güçlü sesiyle her tarafı çınlattı. Hiç durmadan uzun uzun uludu. Sesi yayıldıkça vadideki oba tarafından birçok itin havlamaları, çenilemeleri duyuldu. Kökserek, kuyruğunu arka ayaklarının arasına kısıp açlıktan beli bükülmüş halde karnı devamlı solk solk ederek uluyordu. Bir ara tam yakınından kendi sesine benzer bir ses duyuldu. O da kendisi gibi uluyordu. Kökserek'in sesini duyup civarda dolaşan dişi kurt bunu arayıp geliyordu. İkisi iki yakadan birbirini görür görmez birbirine doğru koştular. Yaklaştıklarında hırıldaşıp, dişlerini dokundurmadan birbirine sürtünerek geçtiler. Açlıktan azı dişleri takırdıyordu. Kökserek sesini yükselterek, yanına fazla yaklaştırmak istemeyip bir o tarafa bir bu tarafa oynaklayıp çabucak dönerek gücünü göstermek istemişti. Beyaz kurt, etrafında teslimiyetini gösteren bir sesle onun izini kokladı. Az sonra kuyruk tarafından koklayıp bacağını yalayarak geçti. İkisinin kokuları birbirini buluşturdu. Kökserek de onun bütün vücudunu kokladı. Birer kez birbirlerinin yanaklarını yaladılar. Keyifle vadiye doğru yöneldiler. İkisi de artık rahatça hızlı koşuyordu. Ahır yanındaki çıkıntılı bayırın aşağısına doğru inerken sık tüylü, gür sesli erkek köpek peşlerine düştü. Bu Kökserek'in yaz boyunca diş bilediği ala erkek köpekti. Kurtların son sürat kaçtıkları yoktu. Beyaz kurdu önüne alıp, Kökserek arkasına, sağa sola devamlı bakınıp ovaya, izbe bir yere doğru indi. İtleri arkasına katarak ürüye ürüye kurtların peşine takılan ala erkek köpek, bunlar ovaya indiğinde duraklayacak oldu. Diğer köpekler bayırın tepesinde öylesine bekleşip, çaresizce ardından bakıyorlardı. Şimdi ala erkek köpek durakladığında Kökserek döner dönmez ona atıldı. Beyaz kurt da dönüp süratle gelerek köpeğin önüne çıktı. İkisinin sıkıştırmasına dayanamayınca yılıp kaçan ala erkek köpek, kuyruğunu dikip, acele gücele yakaya doğru kaçmaya çalıştı. Beyaz kurt ona

yetişip ısırdı, arka tarafı yalpalasa da ala erkek köpek yıkılmadan dik dik bakıp hırıldayarak duraklamıştı. O zaman bunlara ulaşan Kökserek, yetişir yetişmez köpeğin kulak şakak arasından yakalayıp göz açıp kapayıncaya kadar alaşağı edip altına toparlayıp bastırdı. Kurtların ikisinin de enseleri kabarıp yeleleri dikleşmişti. Başlangıçta ağızlar sık kıllarla dolsa da arkasından sıcak kana, yumuşak ete, çatır çatır kırılan kemiğe de ulaşmışlardı. Ayaklarının altında çukurlaşan kalın kar tabakası havaya savruluyordu. Yumuşaklığa, ağızlan dalıp ikisi de ses çıkarmadan şapırdata şupurdata yutuyorlardı. Soğuk karla kanşan sıcak yemeği acele gücele midelerine afiyetle indiriyorlardı. Sonunda, iki butu ikisi tam ortasından ayırıp yulkuşarak götürdüler. Kısa sürede köpeğin sadece ayaklarıyla kuyruğu kaldı. Bunun dışında geriye her tarafa dağılan kılları kaldı. İkisi gökyüzündeki aya doğru başlarını dikip tekrar Karaadır'a yöneldi. Önünde Kökserek, arkasından onu takip eden beyaz kurt adırlara girer girmez bir sarp kayalığın dibinde avunlandılar. *** V Bundan sonra ikisi birbirinden ayrılmadı. Kökserek; yanına bir arkadaş katıldı katılalı iyice gelişti. Ayakları kalınlaşıp kılları uzayıp kendisi iri, güçlü bir bozkurt oldu. Kış da olsa ensesi sertleşip gerdanı sarkarak semirdi. Nam salan iki kurttan, Karaadir'ın içinde ve dışında tüm halk göreceğini gördü. Bozkırda çobanların önünden koyun gaspederek, yayladaki ineklere saldırıp danasından ineğine kadar yiyen bu ikisiydi. Şubat mart aylarında üç dört deve de yenildi. "İnsandan korkmuyor. Özellikle bir Kök Şolak var. Koyunu yere indirip parçalarken, tam yanına gelinceye kadar kaçmıyor." "Bozkırdaki koyunlara saldırırken önce birisi gelip sürüye daldığında çoban onunla meşgul olurken diğer taraftan ikincisi gelip dalıyor" diyorlardı.

bilig-5/Bahar '97

Süratle gelip ısırarak geçiyordu. Zehir koyanların zehrini de yemedi. Yine cirit atıp Karaadır'ın kışlaklarına sırayla saldırıyordu. Bu nedenle at hazırlayıp çomak alıp yakalamak isteyen gençler olsa da ellerinden birşey gelmedi. İkisi sık çalılıklar arasında dinlendiler. bir hayvanı kuytu bir yerde parçalayarak yiyip ıssız ve az uzaktaki yuvalarına dönüyorlardı.. Öyle durumlarda Kökserek de goruldayıp "gür gür" diye sesler çıkarıyordu. sabahı. halk biraraya geldiğinde sohbetlerinin konusunu bu iki kurt teşkil ediyordu. Fakir bir obanın ağılına girip on kadar koyununu tek kendisi boğup öldürerek yakayı sıyırdığı da oldu. öğlesi. uzaktan tüfek atıp korkutmak isteyenler de oldu. ondan ötesi göldü. yemekten sonra vücudunu epey rahatlatıyor.112 Boranlı. Kökserek semirerek. Geldiğinde o belden. Onu. Arkasından Kökserek yine oynuyordu. Onun payından ikinci. Öğle vaktinde veya sabah. Bir defasında da ünlü kestane renkli atıyla Arıstanbek çıkıp peşine düşmüştü. Kendisi gelip Kökserek'i koklayıp sürekli yalıyordu. Hava ısınmaya başladı. Ondan da çekinmedi. Kış sert. Kökserek'le Beyaz kurt oradaydı. Birkaç obanın "Kurtlarla başedebilen sağlam. Kurdun yaklaşamayacağı yerden. akşamı farketmiyordu. diğer bir obaya ulaştığında. Günde bir defa avlanmadan kanaat etmiyordu. Birkaç gün bir iki obanın etrafında cirit atıp onun ardından bir hafta on gün kadar ortalıktan kayboluyordu. Kamışların arasındaki birçok kuşun yumurtasını yiyordu. iki kurt hakkında Karaadır halkının efsanevî hikayesi oldu. inin civarında oluyordu. Karaadır'ın dışında ıssız bölgede iki büyük tuzlu göl vardı.. Kökserek inin ağzını tırmalayıp toz duman ettikten sonra vücudunu sürüyerek zorlukla çıktı. o sele sazlığından. Bütün bunların hepsi. Her taraf yeşillenip yaz gelince iki kurttan Karaadırın halkı rahat bir nefes aldı. atı ise kaldıramıyordu. Beyaz kurt. Birkaç gün güneş açılıp her yerin karı eridi. kar kalındı. Saldın zaman ve mekân tanımıyordu. kanlı canlı olup böyle bir şanın gölgesinde gelişip büyüyordu. Bununla birlikte Kökserek ayrı ıssız yerde çok hareketliydi. bu çalılık vadiden gelecek dendiği zaman tam da o yerden çıkıyordu. Bir gün Kökserek yine hızla gelip. Beyaz kurt da oyunu sevmeye başladı. Bunların göz açtırmadığı halklar. Kurdu kar kaldırıyordu. Oylum oylum toprak görünmeye başladı. İnsan gözünden uzak onu buraya getiren beyaz kurttu. malını bir araya toplayıp gözlerinin önünden ayırmayıp hiçbir yere kıpırdatmadan gözetim altına almışlardı. Onların arasında sık sele sazlığının içinde eski bir kurt ini vardı. dereler vardı. üçüncü obalar göreceğini görüyorlardı. ağzından kesek kesek kuyruklan kustu. güçlü" denilen köpekleri de yenildi. Defalarca Kökserek'in üzerine çıkıp mırıldanarak hafiften dişliyordu. Güvenliydi. Her obanın yakınlarında kendilerinin belli başlı gözetleyip geldikleri bayırları. Kökserek tam o ana denk gelmiş gibi hazır ve nazır olarak sahneye çıkıveriyordu. ayazlı gecelerde bir iki ağıla da indiler. gizli saklı geldikleri vadi. adır adır peşinden koşturtup yolunu şaşırtmıştı. Son aylarda bir obanın insanı. Bu zaman Kökserek diğer taraftaki halkı kolluyordu. Çekildi. Kökserek için konan zehri köpeklerin yiyip kırıldıkları da olmuştu. Başından yuvarlanarak düşse de bazen beyaz kurt hırıldayıp dişini takırdatıp. Ama eski alışkanlığı üzere beyaz kurdun karşı çıkması gerekirdi. Bunu yapmadı. haz veriyordu. kulaklarını geriye dikip öfkeyle atılmaya yelteniyordu. İkisi bundan sonra uzaklaşıp dalaşmıyorlardı. Bazen zıplayarak atılıp ensesinden kavrayarak ısırıp sıkarak bırakıyordu. Yakın yerde kamış. Sıcak günler onları mayıştırıyordu. Böyle durumlarda beyaz kurt yürümekten yorgun gelip dinlendiğinde Kökserek etrafında kar eşeleyip savuruyordu. bilig-5/Bahar '97 . Ama gece gündüzün birinde ne yaparlarsa yapsınlar mutlaka bir gafletleri oluyordu.

Durmadan eski izleriyle önceki halka yine kan kusturdular. Kamış arasına gizlendiler. etrafı bataklık. Zaman zaman gece yarısında parıldayıp patlayan tüfek de atılıyordu. Biraz koklayıp yalayarak tadına da baktı. milli. Tuzlu gölün kuzey yakasında boylamasına mekan tutan beş altı oba Kökserekten tekrar nasibini aldı. Bunu birisi kovalayıp. Biraz uzaklaşıp halk uyuma- bilig-5/Bahar '97 . sürekli inliyordu. Yese de semirmiyordu. Gece boyunca uzun uzun uludu. İlkbaharı otla kıvamına gelen semiren aygırlara tekrar binildi. Bir gün büyük bir takip oldu. *** VI Yaz boyunca yalnız yaşadı. Yarışarak birbirlerini geçerek. onun yerini at insan kokusu almıştı. Kökserek. bir başına dolaşmaya mecbur kaldı. Çok uzağa gitmedi. Sığ olmayan. Bazı zaman bir iki gün aç da kalıyorlardı. köpeklerin havlaması umurunda değildi. üçüncü enik tekrar ortaya çıktı. buna büyük bir kalkan görevi oldu. Sadece sesinden biraz çekiniyordu. göl kenarındaki kamışlıkta yatıyordu. inledi. Kökserek inatla. Sadece bir enik kalmış. İnlerinin üzerinden insanların geçtiğini farkettiler. Ama arkadaşı ortalarda yoktu. Üç güçlü insan Karaadır'ın ovasında ladin ağaçlı kuytu bir yerden çıkarıp iki kurdu terletip sıkıştırıp kovaladı. İkisi iki yöne kaçtı. izi de kayboldu. Akşamlan kulun yediler. bu yürümeyip duraklayıp kalıyordu. dağa doğru ilerlemişti. Bazen tek başına dolaşıyor. avunlandı. bir iki bel aştıktan sonra takipçiyi şaşırtıp kurtuldu. Ama ikisinde de göle girip suyun ortasına kadar ulaşıp öylece kalakaldı. Bazen Kökserek hızlı gittiğinde. Mecburen ayrıldı. Gece obanın ahırına hücum ettiğinde bekçinin köpeğinin kışkırtıcı sesi. Arkasında yeri takır tukur basan sert nal sesleri onu artık beyaz kurtla birleştirmedi. ikisi de beyaz kurdun peşinden gitti. Beyaz kurdun memesi hala sarkmamıştı. Gündüz gelip. tuzlu göl. tay yediler. Tekrar yalnız. minik eniği dişleyerek çekip çıkardı. iki kurdu unutmadı. Yanında yürüyen sadece gölgesiydi. Arkadaşının kokusu yok. Kökserek geriye dönüp geliyordu. bozkırdaki koyuna saldırdı. buna rağmen durmayıp boz enikleri yere yulkarak çalıp kaburgalarını çıtır çıtır kırıp öldürdü. Kökserek ardından gidip zar zor buluyordu. Ayın altında bir o tarafa bir bu tarafa sallanıp uzun süre dolaştı. Böylece takip günü Kökserek gece boyu. İnsanlar buradan uzaklaştıktan sonra ine geldiler. Bir tepeyi aşıp ovaya indiğinde kokusu da. Beyaz kurt oynamıyor. kıvranıp kalkamıyor arka ayaklarını basamıyordu. şafak sökene kadar yeri eşeleyip tozu havaya çıkardı. ikinci. Hepsi onun peşine düştü. Enikleri yalayıp. Geceleyin bir obanın patırtısını diğer obaya katıp altını üstüne getiriyordu.113 İnin içinden başka bir koku sezip Kökserek kafasıyla gövdesini sokup hırıldayarak varıp küçük. Az sonra arkadaşı tekrar ona katıldı. altmışa ulaştı. buzağının sayısı elli. Sonunda onlara ısındı. Ama Karaadır halkı. Buna rağmen birçok yere beraber gittiler. beyaz kurdun izine düşüp koşmuştu. Yönleri Karaadır'aydı. Beyaz kurt eniği dişleyerek getirip kamışların arasına sakladı. Peşini bırakmayıp olanca gücüyle koşup dağa göndermeyip önünü kestiler. ikisi bir kuzuyu yiyorlardı. İki defa takip oldu. Beyaz kurda yemek de taşıdı. Bir günü. Özellikle yağmurlu ve fırtınalı. Bunu yaparken Beyaz kurt havlayıp üzerine atılmıştı. Artık toprak kurudu. İkisi tekrar Karaadır'a yöneldi. Beyaz kurt ovaya doğru koştu. Ama bir değil. İkisi beraber kaçtılar. Pıhtılaşmış bir kan gördü. Şimdi de o ikisini görmeye başladı. karanlık gecede çiseleyen yağmur altında Kökserek iyice çılgına dönüyordu. Ondan sonra adıra girip. Yazın yediği kuzunun. Kökserek mecburen yan çizip üçünün önüne kendisi geçti. koklayıp bazen yanlarına da uzanıyordu. Eskisinden daha da azdılar.

Onun boynu Kökserek'ten biraz daha kalındı. Sadece iri kök şolak koklaşıp yalaşmadı. Birleşerek yılkıya da saldırdılar. Karşıya doğru yürüdü. yılkının kesilmiş yelesi gibi sık ve sağlamdı. hepsi koşarak lehleye lehleye geliyordu. Birçok yılkıcı takibe koyulup yedirtmedi. birisini Kökserek kalın kar tabakasına sıkıştırıp kendi taktiğiyle düşürdü. Kalabalığın önündeki. onun içinde bir iki erkeği vardı. iri yaşlı çolak bunun yanından "hap!" diye hızla geçti. Bu yaz. O anda süratle atılıp boğazından hırıldayarak kapınca. Ağızlarına kar alıp. Büyükleriyle hırıldaşıp dalaşmıyorlardı. fırtınalı karanlık bir gecesinde yılkı sürüsüne daldı. Kan ve artıklar başlarına gözlerine bulanıp ense kılları dikleşip. Hepsi yerde avunlanıp karı ağızlarına aldılar. takırdatıp kar sıçratarak hızla yanına yaklaşmıştı. bilig-5/Bahar '97 . Sinirle yeri eşeleyip karı savurarak uzun uzun uludu. tay kendini toplamaya fırsat bulamadan Kökserek'in altında can verdi. İçi paramparça olan kunanın vücudundan buğusu yukarıya doğru yükseliyordu. Bundan dolayı obaya yaklaşır yaklaşmaz ok gibi fırlıyordu. Çılgınca koşan güçlü. vahşi tayı sıkıştırıp yetişerek kuyruğundan kapıp direttiğinde tay bir yere oynayamadı. Bir gün bir gece aç kaldılar. Şimdi onların lideri kök şolaktı. Kökserek çok semirdi. Saldırıyı beraber uyum içerisinde gerçekleştirdiklerinden yemeği herbiri ayrı ayrı. Kurt ısrarla direnip bir anda bıraktığında tay tepesi üzerine düştü. Yine karlı boranlı kış geldi. Arkasından yetişen çok sayıdaki beyaz dişi kurt. Halkın evlerine gireceği vakitte obaya dönmekte olan iki üç yılkıyı bastılar. Bu grup on kadardı. İkisi tekrar karşı karşıya geldiğinde birbirine atılmadan sadece yaklaşıp gor gor edip hırıldanıyordu. Kökserek'in katıldığından beri ilk saldırı buydu. Bozkırda bayırın başında uğuldaşıp uluyarak batıya doğru tütünü süzülen karaltılı obaya doğru yöneldiler. boyunun yükselmesi gücünün artması bu sene olağanüstüydü. kelle tüyleri saçılmış. Renk atmış kılları. Güzün. Küçük boylu bir Kunandı bu. Vücudunun dolgunlaşması. Koşarken üstün olsa da kavgada bunun gibi sağlam değildi. Her yere budları. O sırada bir semiz. çok oynuyorlardı. Grup içinde Kökserek'ten güçlü kurt yoktu. Ama onlar Kök şolak ile Kökserek'ten çekiniyor. Hepsini kokladı. Yılkının ikisi kaçarak obaya yaklaştı. obaya yaklaştığında gözü takılıp aklı başından gidiyordu. Sadece ensesi Kökserek'inkine benzemiyordu. Küçüklüğünden beri günde iki kez yiyerek oburluğa alışan Kökserek. zelzele olmuş gibi patırtı içinde altını üstüne getirdiğinde. Böyle onunki gibi çıkıntılı değil yassıydı. Kokuları Kökserek'in genzine kadar geliyordu. O dönüp bir tarafa doğru seğirtene kadar. çılgınca yiyorlardı. Bir ara ayın altında karaltılı bir grubu gördü. Kökserek'i kokluyordu. Daha sonra insanların gelip kurtardıkları koyunların çoğu bitip tükenmiş. Kökserek'de burnunu öfkeyle kırıştırıp dişlerini gıcırdattı. Üçü. çoğu da yaralıydı. Kökserek de aynısını yaptı. Bunlar dilleri sarkmış. avunlanıp tekrar bir araya toplanarak ileri doğru atıldılar. Dişi kurtlar Kökserek'in yanından ayrılmıyordu. Bütün kurtlar etrafını çevirip vahşi ağızlarını soktular. Diğerleri dişi kurtlardı. Boranlı bir gün kümeleşip gelen koyunların arasına girip darmadağın edip birçok koyunu yaralayıp yiyerek kırıp geçirdiler. Toplanıp adıra doğru yarışarak koştular. Ayazli ıssız engin bozkırlarda açlık geceleri başladı. birlik halindeki grubun karşısında hiç birşey duramıyordu. dalaşıp çekişmeden yediler. Ama etini çekip çene kemiği çıkarılan tay olmasa hiçbirini yere yıkıp rahatça yiyemediler. Bu katılan grup demin otardaki3 yılkı sürüsünden bir tayı yiyip gelmişti. ağızları sonuna kadar açılmış. uzun. o da aynı şekilde yaladı. ağzına en azından bir iki batman kuyruk geliyordu. Ahırın yangın çıkmış. Bir iri beyaz kurt gelerek yanağından yaladı. geride kalan leşleri görünüyordu. dördü enik. Boyu posuyla sadece Kök şolak onunla yarışabilirdi.114 ya başladığında tekrar sahneye çıkıyordu.

Tek atlı. Kök Şolak'ın ağzı açılıp. Son bir budu kaldığında küçük kurtlarla dişilerin çoğu kenara çekilmiş iki kök şolak leşi çekiştire çekiştire yiyip duruyorlardı. soluğu kesilip hareket etmeye gücü kalmadı. Grup bununla meşgul olurken Kökserek bunu bırakıp. Küçüklüğünde oba köpeklerinden öğrendiği taktiğiydi. Ne yapsa onlar da onu yapıyordu. Birbirlerinin öne geçmesine fırsat vermiyorlardı. sağlam. Leşten başını çekerek. keskin dişler yulkup çekiştirirken. Av yenip bitirildi. gerideki kurtların hepsi gelip Kök Şolaka hücum ettiler. Yine adıra doğru koştular . Birkaç tepeden geçti. Yolcunun üzerine kar savurdular. Azı dişinin biri kırılmış olan Kök şolak öfkeli ve hırçındı. Yılkı eski yerinde yoktu. Kökserek başını çevirip Kök şolak'ın kulak şakak arasından yakalayı verdi. Kar savrulup ayaklarının altı alan talan oldu. karda avunlandılar. Buna rağmen tay-kunanları yine de yediler. Boynundan "hırr" diyerek bir ağız ısırdı. Yansı önüne. Diğerleri bunlar yiyip bitirinceye kadar. kök şolakın üzerinde duran ayaklarını sertçe ısırıp üzerinden atı verdi. düşman yağmalamış gibi oluyordu. İki gün aç kaldılar. dört ayağı kalmıştı. Arayarak otardaki yılkı sürüsünü buldu. inek gibi büyükbaş hayvanları bir kerede silip süpürüyorlardı. Boran çıkmış. düzlüğe çıkıp adıra doğru kaçtı. Kökserek gelir gelmez ağzını daldırdı. Kök Şolak. Hırlaşa hırlaşa yediler. Tekrar bütün civarda ün salan dokuz kurdun adı çıktı. O sırada. Bir ara kervan yolunda da oldular. Bazıları döşlerini kara dayayıp uzanarak bekliyorlardı. Tavşana yaklaşıp sıkıştırarak Kök şolak Kökserek'in önüne geçti. Gece gündüz bütün yılkıcılar bekçilikten ayrılmadı. Yıkmasıyla üstüne basarak kulak sakağından ağzını kaydırıp boğazına geçirdi. tavşanın kafasını bırakıp hart diye Kökserek'in ayağından ısırıverdi. Hepsi de semirip coşup. Kasıktan. Issız bir yan takip ederek gelirken oyuktan bir tavşan çıkıp kaçtı. Hepsi Kökserek gibi cesurdu. hep birlikte yere yıkıp öldürüp parçalayarak yemeğe başladılar. Kalan grubun tartışmasız lideri Kökserek oldu. Birinin önüne diğeri geçtiğinde dirseklerinden ısırıp hırıldaşıyorlardı. Arasıra yılkıyı bırakıp civardaki obalara saldınya geçiyordu. çıplak döşten. Ayaklarını kaldırarak hırıldaşıyorlar. Bu gurubun önünde Kökserek vardı. Yarın iki tarafına bölünerek kovaladılar. Gerdanından sertçe sıkıp boğarak boyun kemiğini kıtır kıtır çiğniyordu. İkisi de leşten çıkıp biraz hırıldaşıp tekrar kanlı ete koyuldular. iyice ustalaştılar.115 Kökserek alışkanlığı üzere leşin gövdesine burnunu sokup yulka yulka yutuyordu. kızaklı bir yolcunun yolunu kestiler. Tavşana yaklaşıyordu. Dokuzunun beraber bastığı yeri sel götürmüş. sızıp akan kırmızı kanın kokusu aç karınların iştahını kabartmıştı.Grubun önünde iki kök şolak yeldiriyordu. Dişlerini birbirine çatır çutur girip kart kurt çiğniyorlardı. Adıra girdi. Hırıldayıp böbürleniyordu. yanına bir iki dişi kurdu alıp kar savurarak yolcunun peşine düşüp yaklaştığında yolcu korkuyla yere bilig-5/Bahar '97 . atı gidemeyince bağıra çağıra kaçmıştı. yansı arkasına takılıp kaçmadan gittikçe yaklaşıp dikkatle takip ediyorlardı Paniğe kapılan yolcu. Arkadaki kurtlar bir bir geride kaldılar. Kökserek geride kalmıştı. Kökserek'in peşinden gelenler açlık yüzü görmedi. Az sonra tavşan yardan çıkıp Kökserek tarafına. İkisi yulkuşup çekiştiğinde tavşanın başıyla gövdesi Kök şolak'ın ağzında kaldı. Bir ara kestirmeden hızla tek başına Kök şolak fırladı. Şaha kalkmış biçimde boğuşurken. At. Kök Şolak'ın kanı oluk gibi akarken içinden buram buram buğu çıkıyordu. Bazen yolunun üzerinde uzanıp yatıyordu. Atı. Burası Kök şolakın yeriydi. yoğun karda izleri de kaybolup gitmişti. koltuk altından. Bu arada bütün ağızların tamamı üzerine kapanmıştı. Kısa zamanda geriye Kök şolaktan lime lime olan kılla. Dünden beri birşeyler yemeyip aç kalıp üşüdükleri bir zamandı. Bir inişte Kök şolak tavşanı tostoparlak altına alıvermişti. Dişleriyle yulkup çevirdiğinde Kök Şolak çözülüp altına pat diye düştü. Kendisinde kalanı hapır hupur yiyen Kökserek tekrar onunkine atıldı.

Kökserek de grubun arkasından isteksizce doğrulup ısrarla arkasına bakıp ayaklandı. bu tepe- bilig-5/Bahar '97 . Doyasıya yiyip vadisine döndü. Okrayıp korkan atı gırtlağından alıp boğazladı. Kökserek'in de midesi gurulduyordu. Bir vadide üç-dört atın otladığını gördü. önündekilere yetişip onları durdurup. öfkeli Kökserek tekrar ava çıktı. Arkalarında da Kökserek vardı. O anda da devenin üstünden uzun bir şey uzanıp "pat" etti. Deve durduğunda Kökserek de duruyordu. Ondan bu yana açtı. Bazen duraklayıp önüne arkasına bakıyordu. bazen de arka dizleri üzerine oturup deveyi kolluyordu. Etrafında. yola dayanamayan yaşlı dişilere bazen dişlerini geçirip gözdağı veriyordu. Tekrar ensesi kabarıp eski gücünü topladı. Böylece beş altı gün. Ama deve yaklaştığında bütün kurtlar yerinden kalkıp bozkıra doğru ağırdan almaya başladılar. Durmadı. At değil kaçmasa da olurdu. Bazen hızını artırıyor. Deve artık yavaş yürümeye başladı.. Uzun uzun koştu.. Ama hâlâ o kadar da çok yaklaşamamıştı. Aradan birkaç gün geçti. Rüzgâra burnunu verip bilinen kokuyu aradı. Bacağını yuluşturdu. Daha bir başka zaman sık sele sazlı otlakta oturan beş-altı obaya da geldi. Üzerinde insan vardı. Hem sıcak. "Pat" diye yayılan boz dumanla birlikte Kökserek'in arka bacaklarının biri cız etti. Çıkık enseli. üç ayağıyla sekiyordu. Kalkarken de bir ayağını kaldırarak kalkıyor. Çok aradı. Atılıp kovalayarak kalın kar tabakasına getirip sıkıştırdı. Deve hâlâ bozluyordu. karnını açtı. Koşa koşa eski kara adıra geldi. Başına beyaz bir şey örtmüş. Gündüzdü. geçti. Diğer kurtlar ayrı bir gruptu. Direk kurtlara doğru geldi. Sonunda obadan tamamen uzaklaştı. gürültülerle koşup gelmekte olan atlılar çıkıp onu kurtardılar. bir yatıyordu. Bütün kurtlar kan göğe savurarak kaçıştılar. adır adır dolaşıp batıya doğru yol aldı. Ama ayağı ancak yavaş yavaş yere basabiliyordu. Gizlice yanlarına geldi. Deve bozlarken şudası4 dalgalana dalgalana geliyordu yönlerini ıssız tarafa doğru çevirerek kalkıp hareketlendiler. Leş biteli iki gün olmuştu. Hergün akşam vaktini gözlüyor. Deve dönüp gider diye gözetliyordu. Durduğu yerde kar savurup eşelemeye başlıyordu. Ama önlerine bağırıp. bozkırı sallayıp sessizliği parçaladı. Beyaz başlıklı adam sağına soluna dönüp etrafını kolaçan ediyordu. kır kır. Kendi arka bacağını "hart" diye kapıp devenin üstünde bir şey tekrar şıkırdayıp hazırlanırken bu da fırlayıp kaçı verdi. Yol boyunca durmadan akan kan gücünü tüketti. Deve yaklaşırken diğerleri ağırdan alıyordu. gece olunca da leşine gelip yemeğini yiyordu. hem soğuk birşey girip yaktı. Öğleye yakın bir zamandı. Deve arkada kaldı. Açlıktan karnı zil çalıyordu. Develi adam yan çizip grupla bu ikisinin arasına doğru yöneldi. Böylece bir ara hızlıca koşup devenin yanına yaklaşıp onu geçmeye başladı. Dönmüyordu. Ayağı tamamıyla iyileşti. bu ise tek başınaydı. Obadakiler bunları gördü. yarasının acısının farkına varmıştı. İniltiyle yatıp bacağını yalıyordu. Hava çok soğuktu. bir iki düzlükten olanca gücüyle aştı.116 düştü. Uzaktan bildik bir koku burnuna geldi. Kan akıyordu. Etrafa feldir feldir bakıp. Bu vadiden çıkmadı. Kokusu ve eti iştahlandırıp acele ettiriyordu. Bir kalkıyordu. Ümitlenmeye başladı. Kökserek devenin peşine takıldı. onun istediği gibi hareket etmeyen eniklere. Birkaç belden. Kökserek diğerlerini öne salıp kendisi bir enikle ayrılarak sağ köşeye doğru yöneldi. Durmadan önce. Kenarda zayıfça mavi bir at duruyordu. Kalın kar tabakasında kıpırdatmadan yıkıp yere düşürdü. Sonunda akşam üzeri bir bayırın tepesinde duran atlı çobanı gördü. Bayır bayır etrafı kolaçan etti. Acı ses. Koşa koşa gelip bir yalçın vadiye girer girmez arka tarafı aksayarak yıkılıp düştü. Bundan sonra Kökserek çok hiddetlendi. Bu da arkasından bir oturup bir kalkıp hareket ediyordu. Sele sazı kenarında karda avunlanırken bir deve ortaya çıktı. Bir iki belden aştı.

Sol taraftaki delik kulağın yırtığı sallanıyordu. Kurmaş'in babasıyla uzaktan akraba olup sıkıfikiydi. Şehirde memurluk yapan küçük bir erkek kardeşi vardı. güzün bunun obasına oba dışından kurt avlamak üzere bir it gelmişti. Şimdiye kadar altı kurt avlamıştı. Kendisi bu civarın varlıklı. insanın kemikleri ufalanıyordu. Ermeni itinin soyu diye kökünü efsaneye dönüştürmek için: "Bu savaşçı yaşlı Bögembay5 itinin tohumu" diyenler de olmuştu. Kökserek hırıldayarak diş uçlarıyla yulkup başını savurduğunda çocuğun bir gözünü oyup aldı. Çoğunluk buna mezar kazan kurt dedi. yoksa atın hızlı olmasından ötürü mü sonunda boz at ardından yetişip Kökserek'in ensesine hafif bir sopa pat diye değdi. O ünlü bir avcıydı. Bu sohbetin başını Kasen çekiyordu. Boz at kaçıp uzaklaştı. Koyunların da peşine düşerdi. Eğer öyleyse bir çocukla durmazdı. Topluluk Kökserek'i aramaya karar verip cenazeden ayrıldıktan sonra Kasen. Bunun dişlerine çocuğun donunun kenarı takıldı. Şimdi tüm Karaadır'a da. Bu toplantıda ne yapsa da peşine düşüp bunu avlamaya. Doğduğundan bu yana bütün çektikleri. etraftaki başka halklar arasında da nam salan Akkaska. Vakit akşama yakın bir zamandı. Çocuğun korku dolu feryadı duyuldu. Bindiği. En son gördüğü buydu. Çoban hastalanıp babası bir günlüğüne koyuna göndermişti. Bu nedenle yarını beklemeden duraklamadılar. Kurt yaklaşıp bir kızıl koyuna ağzını hazırlayıp saldıracaktı ki. Kafasına doğru iyice açılıp gelmekte olan ağzının yukarı tarafında kendisine tanıdık bir kulak göründü. Artık tekrar kar yağmadan izinin yönüyle Kökserek'i bir an önce tespit etmek gerekti. biricik Kurmaş'ın ölümü babasına çok dokunmuştu. çocuk sesi korkutmuyordu. deminden bağırıp gelen çoban da yanına yaklaşmıştı. kendi obasına gelip beş-altı adamla beraber Akkaska'yı yanına katıp adıra çıktı. Olanca gücüyle kaçmadı. kendisinin hızlı boz döneniydi. bu iki ayaklılar yüzündendi. Karaadır'ın beyefendisiydi. Tek çocuğu. Onun vasıtasıyla bu sene. güçlü bir yiğidi.. Ardına kadar açılan ağız bir şeyi yulkarak indirmek niyetindeydi. Koyun da yoktu. Kurt. öldürmeye karar verdiler. Kasen. Ama yakında oba var. Bu anda geri dönüp atlıya doğru "hart" diye atıldı. Kökserek'te şimdi önceden hiç olmayan öfke ve vahşilik vardı. geriye dönüp atıldığında hoplayıp zıplayan boz attan çocuk yuvarlanıp yere düştü. Obaya da saldırırdı. Bu onu daha da hiddetlendirip kudurtmuştu.117 nin yüzünde koyunlar dağınık halde otluyordu. Hiç olmazsa izini görüp yönünü tayin etmeliydiler. Bunu ev içiyle ağıtlar yakıp mezarı başında sicim gibi gözyaşlarını dökerken gördüğünde. Bazıları herhalde kurt kuduz diye de şüpheleniyorlardı. Ama onu gören çoban bağırıp buna doğru koşturdu. Gece çocuğun ölüsünü buldular. Kurdun ağzı değmeden önce ödü patlamıştı. Yere düşüp yuvarlanan çocuğun üzerine fırladı. iki sene olmuştu. bir büyük kurt avlamış. *** VII Kurmaş'ın cenazesine toplanan Karaadır halkı Kökserek hakkında çeşitli hikayeler uydurdu. Yanında tayın izi kadar büyük kurdun da izleri duruyordu. Eskiden beri avcı kuş gönderip it salmıştı. Uzaktan hedefini belirledi. Mecburen dönünce. Soyu. Çoban büyük değildi. Yemeye müsaitti. Ondan sonra çocuğun soluğu kesildi. çoban sıkıştırıp kovalamaya başladı. Ama kudurdu demek de akıl işi değil. Aniden atılırken bacağının yarası açılıp cız edip acımıştı. Koyunlar hep birden tapırtılar içinde ürküp çobana doğru koştular.. Bundan dolayı mı. Kurmaş'ın babası Kasen'e: bilig-5/Bahar '97 . Üstelik daha yeni kar yağmıştı. bu Kasen'in itiydi. Üzerine kurt hırıldayıp atıldığında gözü bir açılıp bir kapanıyordu. Onu yulkup indirirken boz at okrayıp sıçradı. Akkaska gelir gelmez sonbaharın bir gününde bir kurt yavrusu. Bu çocuk Kurmaş idi. Kısa zamanda bolıs halkın dilinden düşmeyen Akkaska'nın soyunu araştıranlar da vardı. Giderken yutuverdi. Hızla zıplayıp hırıltılarla çocuğu yakaladı.

*** VIII Gün. kurdu. Tüyleri akçıl san. İnsanlar ayırmazsa altına aldığı iti öldürmeden bırakmazdı. Gösterişli şakakları övülmeye değerdi. ama obanın kalabalık köpekleri önüne çıkıp kulakları tırmalayan sesle havlayıp etrafını sardıklarında veya birisinin dişleri etine geçtiğinde çıldınyordu. Akkaska'nın boyu kurttan küçük değildi. Ön tarafı arslan biçimini andırıyordu. Güzden beri Kasen obasının iki üç seçkin köpeğini boğdu. Kalın da değildi. Sürekli etrafa ateş saçan kıpkızıl gözlerin. Bundan dolayı obaya geldiğinde zincire vuruluyordu. Karın hâlâ berkidiği yoktu. Kurdun bugünkü yönü Tastıkudık'tan da geçip Aksoran'daki yılkılara doğru yöneldi. Kendi dolaştığı yerde diğer köpeklerin nazını kaldıramazdı. Akkaska durmadan. Avcıların söylediğine göre. alnı ince akıtmalıydı. İki gözü yuvalarından fırlayacak gibi iriydi. Onun yanısıra şakak ile boyun bütünleşip kaya gibi döşle birleşmişti. Akkaska Kasen'in yanında olduğundan beri üç kurt avladı. Bütün bu sözler Kasen'i acele ettirip öfkelenmişti. Üçüncüsünü kar yağdıktan sonra oba civarından avlamıştı. bir iki kez terini almıştı. Akso- bilig-5/Bahar '97 . Başkaları da Kasen'e: Bugün Akkaska ya ölsün ya da öldürsün! Bundan başka birşeye itinin lüzumu yok! demişler. uzun sicimden boşalmıyordu. Kuyruktan omurga çıkıntısına kadar kabarıp kalkık bir sırt oluşturuyordu. tilkiyi itle avlamanın tam zamanıydı. Bu nedenle çok zaman geçmeden avcılar dün çocuğun öldüğü yere ulaştı. içindeki fazlalıktan arındığı zamandı.118 — O biriciğimi öldüren kurdu bana teslim edip gözlerini oydurtmazsan sen bana akraba değilsin dedi. Bembeyaz karın üzerinde besbelli büyük izler duruyordu. Karnı iki mezel doyuruluyordu. bir iki adam ve avı seven dört beş arkadaşıyla son zamana kadar atların bakımını yapmıştı. Bütün avcılar ize bakıp kurdun büyüklüğü karşısında şaşkınlıklarını gizleyemediler. Yoksa yolda rastladığı köpeklere saldırıyordu. Kurmaş'ın obasıyla Kasen'in obasının arası yakındı. Görüntüsü tazı görüntüsünden ziyade kurda benziyordu. kış ortası olsa da bu sene kar yoğun değildi. Sadece bu sabah birazcık yemek verilmişti. Havadan nem kapacak kadar asabi ve hırçındı. Bundan önce Akkaska'yayavaş yavaş tavşan avlatıp. ıssız Tastıkulak tarafına doğruydu. Başını yerden kaldırmadan devam ediyordu. kendine has hırçınlık ve cesareti vardı. Bunun da ensesi yay gibiydi. Bunun ikisini birgün içinde sonbaharda avlamıştı. ikindiye yaklaştı. Ondan beri kış kılları yetişip yüzü canlamp iyice havasına girmişti. İtlere karşı genel davranışı: kendisi gidip dalaşmıyor. Güz gününde evde kesilmekte olan koyunun etini yedirmeyince üzerine yürüyüp Kasen'in bir iki kez elini kapıp ısırmıştı. arkasına bakmadan sürekli koşuyordu. Dışarı götürülüp avın izine bırakılıncaya veya avının karaltısını görünceye kadar. Onun tokluğu giderildi mi diye bir endişe de vardı. Bunun dışında. Ayaklarının kalınlığının da aşağı kalır tarafı yoktu. ensesi topaklanıp gücünü sırtına verip vücudundaki yağdan. Son zamanlardaki yemeği çoğunlukla sert çökelekle karıştırılmış sıvı aş idi. Akkaska eski tembelliği üzere ize ulaşıncaya kadar yavaştan alıp isteksizlik gösteriyordu. Uzak yerden geldiğinden kilo kaybetmiş olan Akkaska'yı kış günü karda koşması için formunu bulsun diye besiye çekip. Öyle durumlarda köpek sürüsünün içindeki en iri erkek köpeğe atılıp kulak şakağından yakalayıp altına alıp ezip hırpalardı. Akkaska hâlâ iz takip ederek geliyordu. Bütün vücut yapısı kurda benzer bir biçim taşıyordu. Bütün avcılar arkasına takılıp yeldirerek koşturdular. İstikameti. İzi görüp biraz kokladıktan sonra kafasını aşağıya alıp burnunu izden kaldırmadan ormanlık adıra doğru koşarak gitti. Akkaska çok saldırgandı. Avcılar. Çok öfkelenip iştaha geldiğinde sahibini bile ısırdı. Kasen. Karaadır'dan beş altı km uzaklaştı. özellikle eğitiyordu.

tatlı sohbetler oldu. Kış güneşi uzaktaki karla kaplı suttan kızıllaşıp çıkarken bütün atlılar dört bir tarafa dağıldılar. kayalıklı. Ah. İki çadırın birinde Kasen obasıyla tüm Karaadırın da yılkısı vardı. Kasen onbir. bazen "hart" diye ateş etrafındakilere gözdağı veriyordu. Böylece yarım saatten fazla geçince tepenin başına ulaştı. Ateşe dimdik kesilen gözleri sinirle kana bürünmüştü. Hava şimdi biraz soğukçaydı. Yatarken Akkaska'ya azıcık sert çökelek ile sıcak yumuşak et verildi. Kasen. Aksoran'ın eteklerine doğru geldiklerinde. Bazen doğrulup her tarafa göz atıyordu. Bekliyordu. Bolca haşlanmış semiz et. Bunun nasıl bir şey olduğunu anlamıyoruz. Çatır çuturtularla çadırdan büyük bir moralle çıktılar.. misafire. Onun ortasındaki yükseklik Aksoran'di. Bütün her taraf görünüyordu. Adamlar kendi çadırlarına gelip konakladılar. Diğerlerini dağ ile ufak adır. Çünkü Akkaska dağ başında oturmanın ne amaç taşıdığını çok iyi anlayıp farkına varmış gibiydi. — O. Yolda iki üç yerde Akkaska'yı avunlandınp soluk aldırarak dinlendirdi. Kurmaş'ın ölümü de sohbetin konusunu teşkil etti. Kasenler gelince tüm yılkıcılar malumat verdi: "Geçen gece Kök şolak yılkıcılara saldırıp bir jabagayı6 yemiş. Rahatına bakıp yatmayı pek düşünmüyordu. Bu tepenin yanıbaşındaki yere atını bırakıp Akkaska'yla birlikte yaya olarak bir iki. etrafa arasıra göz gezdiriyordu. sık lâdin ağaçlı büyük engebeli bir araziydi. Kalabalığın hepsi etrafı sarıp onu bekledi. yeldirerek koşturduklarında hızlı atların nallarının altından tozup havaya saçıldı. peşine düşmek istediler. bir sürüye saldırıyor. engebeli yerleri çevirip etrafını sarıp Aksoran'ın en yüksek tepesine doğru "didik didik arayın" diye her yöne yolladı. Epey zaman hırıldayıp gorulduyordu. Beyaz kar. Öbür günü gelip bir tayı da yiyip gitmişti. babasını. Yüksekten tomagası çıkarılan kartal gibi süzüp sağına soluna bakınıyor. on iki kişilik grubu dörde ayırdı. İzi tayın izi kadar. Her tarafı arayanların önlerine bakıyor. Çadırda gece boyunca neşeli. Dünkü jabagayı yiyenin Kökserek olduğu gerçek idi. yılkıcılara ve hoş sohbete renk kattı. Uzun yol için hazırlanan bedev biyelerle hızlı aygırlar gece yarısında yakalanıp yediklerini sindirmişlerdi. Bütün bunların altından o çıkıyor. Kurdun bu tarafa doğru yöneldiğini anladıktan sonra avcılar birbiriyle akıl danışıp Akkaska'yı çağırıp durdurdular. Bu tek kurt dünden beri sürümüze daldı. Dağ başındaki rüzgâr ıslıklıyordu. Alaca karanlıkta yatarken iki gözü kıpkırmızı lamba gibi parlıyordu. Akkaska hırıldarken önünde oturan Beysembay soğuk terler döküp tir tir titriyordu. Bir obaya. Akkaskanın altına önceden hazırlamış olduğu keçesini koyup yanına yatırdı. soluğu kesilip ileriye yanaşıp ateşe doğru yöneliyordu. Takipçilerin elinde sopa ve çomaklar. Ama dar çadırda yabancıların ortasında Akkaska çabuk sinirleniyordu. Akkaska'yı kendisi alıp Aksoranın en yüksek tepesine çıkacak oldu. — Son zamanlarda kurttan rahattık. Etrafı küçük tepeler. diye çadırcıbaşı konuştu. Kasen ağırdan yüksek tepeye doğru yöneldi. Tek başına bir semiz jabaganın yarısını yemiş. — O fazla uzağa gitmedi. Dün yarısını yiyip bugün o jabagayı gece sakladığı yere gidip geri kalanını yiyip karnını doyurarak şimdi Aksoran'ın eteklerine gelmiş. Bu gece orada geceleyip yarın erkenden yılkıcıları hızlı at-aygıra bindirip kalabalık bir grup halinde.. Tan ağarırken bütün avcılarla kalabalık yılkıcılar ata bindiler. Tam kâfirin teki. bir elimize geçirebilseydik! diye jabagası yenilen yılkıcı Beysembay yakındı. Akkaska. bunun keskin burnunu içinden beğenip takdir ediyordu. boz bilig-5/Bahar '97 . aradığınızın ta kendisi.119 ran'da iki çadırın güttüğü yılkı sürüleri otluyordu. üç tümseğin duldasına gelerek oturdu. Zincire bağlı halde. Bunun boynuna sicim geçirildikten sonra bütün grup yürüyerek Aksoran'daki çadıra yöneldiler. O olsa olsa Aksoran'ın civarında bir yerde bulunur.

tüm sesleri ikilendirip boşluğunda içine alarak yutup boğuyordu. sol taraftaki ovaya doğru kaçtı. Efsanedeki bozkurttu sanki. Artık birinden diğerinin ayrılmasına imkan yoktu. atına hemen biner binmez sesin geldiği tarafa doğru hızla koşturup o taraftaki sırta çıktı. Bir anda yaralı bacağından kuvvetli bir ağız kapıp ovaya doğru sertçe silkip kaldırarak savurdu. Kasen bunun siciminden çekerek. Ama tam bu anda ardındaki karda tekrar tekrar kart kurt basarak gelen birşey yaklaşmıştı. Bu anda düşmanı yanından süratle geçip hızını alamayınca önündeki berkimemiş kara girip düştü. Bu sefer öyle olmadı. yavaşça köpeğine "kiş kiş" diyerek hızlı atını kamçıladı. Kasen'de. Kurtlarla çok kez boğuşup takip başladığından beri Akkaska vücuduna diş geçinceye kadar bütün gücünü kullanmazdı. Süratle öbür ta rafına geçip önünü keserek üzerine atılıp Kökserek'in kulak şakağından yakaladı. Bu arada Kökserek paniğe kapılmasa da ara sıra yaptığı gibi tabanları yağlayıp. Sırta çıkar çıkmaz Akkaska da onu görüp fırlayıp üzerine atıldı. Kulağına uzaklardan bir ses geldi. Kaçarken arkasına dönüp bakamadı. Kökserek aynı istikamette. Ensesi kabarık. Şu anki durum kılcal damarlarına kadar harekete geçirip yakıp kavurmuş gibiydi. İkisi yüzyüze gelip birbirlerine sıçrayıp kızışıp çenelerini birbirine geçirdiler. Sesler yakın yerden gelince. İlk yakaladığı yerden Akkaska'nın dişleri çözüldü. altında formunda olan ak bedevisi olan Beysembay süratle koşup sırta çıkarak tekrar seslenip yukarıya doğru süratle koşturdu. Tam bu sırada karşı yamaçtan gelmekte olan iki büyük insan seslenip ona doğru atıldılar. yeteneğiyle Kök şolak'ın ağzından sıyrıldı. Issız sakin dağda sabahki hava. Akkaska'yı kaldırarak yukarı sıçradı. İkisi şahlanır halde birbirinin kulak şakağından da gırtlağından da kaptırmıyorlardı. Kökserek hemen dönüp sırtın öbür tarafına iner inmez vadiyi boylayarak yukarıya doğru koşturdu. Önünde bir ok boyu kadar mesafede.120 çalılıklı. Kökserek ısırdığında tamamıyla kavrayamayıp sadece derisinden almıştı. Akkaska kendisinden önce kalkıp goruldayıp atılan kurdu gördü. Tekrar etine diş geçince çılgına dönen Akkaska'nın öfkesi taşkın seller gibiydi. Elinde uzunca sopası. Bir vadiye inerek koşup sağ taraftaki ikinci sırttan aştı. Tecrübesiyle. Önceleri Akkaska böyle ısırıp savurduğunda özellikle yokuş aşağısına doğru ısırdığında nasıl bir kurt olursa olsun tepetaklak burnu üzerine düşerdi. Ama Akkaska peşini bırakmadı. Böyle durumlarda güçlü ağzıyla yerinden kaldırmadan gırtlağından boğup atardı. Bunun süratli indiği vadi dimdik bir yardan oluşuyordu. engebeli bir vadide uyuyordu. Kökserek ardına bakarak dikkat edememişti. Kalkıp iyice bir gerindi. Bu kavga ne pahasına olursa olsun birisinin altta kalmasıyla bitecekti. Kökserek de deminden beri peşini bırakmayan köpeğe karşı gerçek oyununa başlamıştı. Bu da ona atıldı. Bu sırada kulak şakağından ısıran mengene gibi sert demir ağzı yulktuğunda yokuş aşağısına doğru sendeledi. Bu sırada çatır çutur ağaç sesleriyle taşlık yerde takırtılarla basan atın nal sesleri duyuldu. Ön ayaklan havada direşip bilig-5/Bahar '97 . kuyruğu kısa ve boyu dağ başında tay gibi görünüyordu. kulakları aşağı sarkıtıp Aksoran'm sırtına doğru yol almıştı. Akkaska yerinden fırladı. Uyanıp dizlerinin üzerine uzanıp ağzına kar aldı. Akkaska'nın vurup geçtiği hızıyla kapaklanan Kökserek yerinden sıçrayıp atıldı. Ağır ağır sırta çıktı. sırtın tam üzerinde arkasına dönüp bakan karnı tok tayınşa8 gibi bir kök şolak duruyordu.. Onun ovasına doğru yaklaştığında atın nal sesleri dinmişti. Ama Akkaska yere düşmedi. İnsanların kokuları hissedildi. sırta doğru devam etmek istedi. Bir anda önüne çıkıveren patırtıya baktığında süratle gelen Akkaska ile atlıyı görüp. bütün gücünü toplayıp dört ayağı üzerine dikildi. Kökşolak bu defa da düşmedi. Çünkü arkadaki gürültü tekrar yoğunlaşmaya başladı.

Allah" diyerek sopalarını sallayarak geliyorlardı. Fakat hâlâ canını çıkarana kadar kurdun çene kemiğini katır kutur çiğniyordu. Ya Ervah. Sivri dişler kıtır kıtır. Obaya geldiğinde Kurmaş'ın büyükannesi feryadlar içinde ağlayarak: — Kahrolası. diyerek.. Atlar. Tut onu. Bu kurdun alt dişleriyle dilini birlikte çiğnerken kurdun yukardaki azı dişleri Akkaska'nın burnunun iki tarafından yukarı aurtlarına kırş kırş girdi. atlarından apar topar inip başlarına üşüştüler. Akkaska Kasen'in sesini duyunca yokuş aşağı yulkup büktüğünde Kök şolak'ın beli gevşeyip kırt ederek yere yıkıldı. işte bu melun! dediler.121 bu anı yaşarken ikisi de bu işin çabuk bitmeyeceğini anlamış gibiydi. Yukarı tarafta Akkaska: boğuşan ağızlardan sal-.. — Aman!. tut onu!. Ya Allah. başıboş bırakıldı. Akkaska o zaman böğrünü çekerek nefes alabildi. İkisinden de ses seda yoktu.. çatır çutur çiğnese de hâlâ birbirinden çözülmediler. Kök şolak'ın kulağına bakarak eskiden yanlarında kalıp ayrılan Kökserek adlı eniğin olduğunu anladılar. neyini almıştım?! Ne kötülük yapmıştım?.. Kökserek'in canı çıktıktan sonra Akkaska'yı Kasen'le Beysembay zorla çekip aldılar. gözlerinden kıvılcımlar saçarken Akkaska önünde ardına kadar açılan ağza çat diye dişlerini geçirdi. medet! diyerek iki atlı üzerlerine geldiler. Kuyruğundan tutup sürükleyerek bir kenara çektikten sonra Akkaska kendini toparladı... halkın hepsini gözyaşlarına boğarken Kökserek'in kafasını tekmeledi. Kasen ve Beysembay "Allah. Akkaska'nın kanlı ağzından Kök şolak'ın dişleri birer birer çıktı.... Bu arada Beysembay da kara bıçağı Kökserek'in akciğerine sokup sokup çıkardı. Kan beyinlerine sıçrayıp. İyice yorulmuş. Koynunda besleyip büyütmekten başka sana ne yapmıştı benim yavrum! diye. yalarla karışan kan akıp karınlarından soluyorlardı. Kurmaş'ı hatırlayıp bazılarının gözlerinden yaşlar da süzüldü. Sonuçta biraz da olsa alınan nefes sesi duyulmuyordu.. — Ya.. Ağızları birbirinden yine ayrılmadı. Allah!. Bu sırada yukarı sırttan çıkar çıkmaz aşağıya doğru kestane renkli at da ak kısrak da koşturmuştu.. bu... Kasen kalın kamçısının sapını Kökserek'in gırtlağına sokup iyice bastırarak kurdun ağzını yukarı doğru çevirdi... — Bu. ağzını!.. Boğuşma esnasında düğümlenip öylece kalmışlardı. Ama tamamen yorgunluktan bırakılan yere boylu boyunca uzandı. bitkin düşmüştü.. bilig-5/Bahar '97 . Halk sakinleştikten sonra. aman!.

Kırgız. onun yaptığı işi belirlemek. sadece geçmiş tarihimize itibar ve hürmet değildir. ne yazık ki. M. Rusya baskısından kurtulma. 1991 yılı Aralığında sona eren Sovyetler Birliği'nin dağılması. Kazak ülkesinin bağımsızlığını Türkistan'ı eski zamanlardan beri ana yurt edinen diğer kardeş halkların bağımsızlığından ayırmamıştır. Bundan sonra bu coğrafyanın eski "Türkistan" adı kaldırılıp. Orta Asya ve Kazakistan Cumhuriyetleri olarak Sovyetler Birliğine dahil edildi. ilmi ve tarihi kavram "Türkistan" ve "Türkeli" ülküsüdür. yani 1917 yılı Ekim devriminden önce ilmi kaynaklarda. Öyle dersek. Dr. bugünkü bağımsız Kazakistan tarihine bağlarsak. Çokay'ın ulaşmak istediği hedeflerinin değerini. Türkmen ve Tacik adında beş cumhuriyet meydana geldi. Mustafa Çokay'ın ulaşmak istediği hedefi sadece Kazak ülkesine. siyasi. sadece eski Türkistan topraklarında bağımsız beş devletin ortaya çıkmasını değil.122 MUSTAFA ÇOKAYULI Mustafa Çokay'ı hatırlamak. uğruna hayatını bağışladığı ülküsünü anlayamamak anlamı çıkardı. Öyle deyişimizin sebebi. Mustafa Çokay için Türkistan bütünlüğü ve Türkistan bağımsızlığı eksik kavramlardır. A. Çokay. Bu canlanmanın sebebini sadece Prof. teorik ve kültür kavramı olarak kullanılmasıdır. özellikle XX. Özbek. Türkistan Türk halkları için bağımsız Devletler Birliği Federasyonunu kurmak demektir. Öyle ise. basım yayınlarda. Bu arada ilk hatırlanması gereken. yönetim belgelerinde ilmi.KOYGELDIEV Kazak Türkçesinden Aktaran: Banu MUHYAYEVA bilig-5/Bahar '97 . M. halkımızın geçtiği yolu. 1985 yılında başlayıp. Çünkü Mustafa Çokay. 1924 1925'li yıllarda gerçekleştirilen Sovyet idari taksim sistemine göre Rusya imparatorluğu içerisindeki Eski Türkistan'ın yerine Kazak. Yüzyıldaki kaderini tayin etmek için benimsediği. Mustafa Çokay'ın şahsiyetini ve ulaşmak istediği asıl hedefini anlayamadığımızdır. en önemli isteğinin gerçekleştiğini görmeden vefat eden bu aydını bugünkü vatandaşlarının nasıl anlayıp değerlendirmeleri gerekiyor ? Bizim anladığımıza göre. onunla birlikte belli bir derecede tarihi "Türkistan" kavramının canlanmasını da sağlamaktadır. "Türkistan" kavramının eski. önce "Türkistan" kavramı ve onun yeniden canlandırılmasından bahsedelim. Vatan hizmetini en yüksek seviyede yerine getiren.

siyasi. Türkistan'ın doğu bölgesi bu devlet içerisindedir. Öyle ise. doğusunda Doğu Türkistan'ın doğu sınırlarını. İşte bu durumlarda tarihte ortak adla adlandırılan Türkistan bölgesinde oluşan devletlerin kendi ortak menfaatleri hakkında birlikte düşünmemesi mümkün değildir. Türkistan'ın bir taraftaki komşusu Çin'dir. Tarihi tecrübenin gösterdiği gibi. Bugün de bu sorunun yeniden gündeme geldiğini anlıyoruz. Türkistan ülkesini XX. onun tekrar yerine dönme isteğinin olmayacağını kimse söyleyemez. İdil'in (Volga) denize ulaştığı havzasına kadar. Yani belli bir baskının dağılması. onunla beraber oluşan ideolojik ve medeni.503 km2'dir.340. Cayık. onun tarihi esasları bugünkü duruma ve geleceğe göre nasıl değerlendirilecek ? Fars dilindeki "Türkistan" kelimesi. "Türkistan" bizim için bir program. Türk ülkesi anlamına gelmektedir. Kaynaklarda "Rus Türkistan'ı" diye geçiyor. Türkistan halklarına tarihi boyunca her zaman "şimdi ne olacak?". Bu soruların oluşmasına iç ve dış faktörlerin etkisi olduğu bilinen bir gerçektir. VII. bir ölçüdür.563 ise. manevi değerlerin ortadan kalkması. Çokay'ı destekleyen "Büyük Türkistan Ülkesi" hangi yer tutacak.066 km2 alan kaplamaktadır. Çünkü Rusya belli bir jeopolitik sahada kendi menfaatını düşünecektir. Türkistan Tarihinde Kısa bir Gezi Bizim çalışmalarımızın konusu Batı Türkistan'dır. bütün bir fikir birliği olarak ortaya çıktığı dönem VI VIII. Hazar denizi. Batı sınırlan Ural dağının güneyini. Karşılıklı ilişkilerde etkisi bilinen aşağıdaki faktörleri de dikkate almalıyız. 503.836. Ama. Türk ülkesini böyle adlandıran Sasanid İranlılarıdır (III. "Doğu Türkistan" ve " Batı Türkistan ". Batı Avrupa ve Japonya gibi büyük ekonomik. Batı Türkistan'ın 3. Bu belli bir derecede öteden beri süre gelen kalıplaşmış faydalı ekonomik ve ticari ilişkileri geliştirmektir. Öyle ise. ekonomik ilişkilerini zamanın taleplerine uygun yeni seviyeye ulaştırmaktır. Ural nehrini. Dünya kaynaklarında son yıllara kadar Türkistan ikiye ayrılıyor. asrın başlarında bugünkü coğrafi şeklini aldı. Üçüncüsü. "Türk eli". Türkistan halkları eski tarihi dönemlerin olaylarını tekrar yaşamaktadır. asır) ortalarında Çin'e bağlı olduktan sonra. Doğu Türkistan Çin devletinin içerisinde (XVIII. asırlarda kavim olarak değil. İkincisi. "yol nereye doğru gidecek ?" sorusunu tekrar öne sürmüştü. Çin ve Rusya'nın stratejik amaçlarının Türkistan bölgesinde buluşması. Türkistan halklarının bu devlet ile ilişkileri genelde barış olmasına rağmen kolay olduğu söylenemez. X. Birincisi. onların bu hareketleri bundan sonraki dönemlerde Türkistan halklarının menfaatlerine ne kadar uygun gelecek mesele ordadır. Batı medeniyeti değerleriyle doldurma gayesindedirler. belli derecede Türkistan Çin ilişkisini zorlaştırmazsa bile kolaylaştırmaz. Başka bir tabir ile. güneyinde ise Horasan ve Kopetdağ dağlan sınırlarım kapsamaktadır. İç sebepler Türkistanlı devletlerin iş birliği.123 halklarının tarihi birliğidir. Batı Türkistan ise XVIII XIX asrın ikinci yarısında Rusya İmparatorluğunun egemenliği altına girdi. ne zaman hangi sebepler ile ortaya çıktı ? Bize göre. bu tabii ortak hedefi koruma döneminde M. Bu bölgede kendi çıkarını düşünen Batılı devletler. İkisi birlikte 5. Türk boylarının komşu devletlerle ve iç mücadele sonunda kendilerinin ortak etnik menfaatlerini birlikte koruma ihtiyacını kavradığı ve sosyal gelişmede o seviyeye ulaşabildiği zamandır. bir kavram. Asırlar). "Çin Türkistanı" Çin kaynaklarında "Sinsızyan" ( 2 ) diye geçiyor. Bunlardan başka yerli halkın nüfusuna göre adlandırılan "Afganistan Türkistan'ı" ve "İran Türkistan'ı" kavramları da geçmektedir. Program düzeyinde yorumlanan öyle bir fikrin mevcut olduğu Rusya'da yayınlandı ve devlet politikası niteliğinde de bu gibi hareketler görünmektedirler. Böyle düşüncelere ve hareketlere şaşmamak lazımdır. ortak Türklük ülküsü esasında bilig-5/Bahar '97 . kuzeyinde Irtış nehrini. Doğu Türkistan'ın toprak ölçüsü 1. Türkistan şimdi belli derecede ABD. onun meydana gelmesi. Hun. Üysin ve Göktürk devirlerinde vardı. asrın 1980 'li yıllarının sonuna kadar yöneten Rusya'nın (sonra Sovyetler Birliği) dağılmasına rağmen. medeni merkezlerin amaçlarını birleştirip yüzünü bölgeye doğru çevirdiği ülkedir. Türk ülkesinin sınırları Türk halklarının yerleşmesine ve türlü siyasi durumlara göre değişiyordu. komünist ideolojiden kalan boşluğu. o.

İlteriş'ten sonra Tan baskılarına karşı mücadeleyi Bilge Kağan. Gumilev'in Türk Kağanlığı ile Tan sülalesi arasındaki mücadelenin sadece devletler arasındaki çatışma olarak değil. y. Türk dilinin Arap diliyle beraber ilim ve yazı. Bunlar sadece sıradan kahramanlara. Onun bu dereceye yükselmesinde Arap. asrın sonlarında Turan'ın batı bölgesi Arap hilafeti içerisine girdi. Çünkü bu devrin kendine özgü özellikleri var. Bununla birlikte bu durum belli derecede Türk dilinin gelişmesinde zararlı oldu. Çinlilere bağlı kaldıklarından çocuklarına Çin eğitimi ve kültürünü öğretip. ülkeyi birleştirme hedefini yerine getirebilen Kutluğ Kağan' a halkı İlteriş unvanını veriyor. on iki hayvan isminden meydana gelen takvim sistemini oluşturması bunların delilleridir.124 gerçekleşen. merkezi devlet birliğinin oluşmasına. yeni tarihi dönemini açtılar ( X. (BALASAĞUN. 1986) Genel olarak bu tarihi dönem (IX. Devleti Bunun Kağan yönetti. siyaset ve hukuk dili olduğu dönemdir. M. Türk medeniyetinin oluşum dönemi idi. " Bütün Türk Eli " ülküsünün yeni şartlara uygun yeni çağını. Türk dili imkanlarını aşmakla yetinmediler. ilk Türk devletlerinin oluşması dönemine rastlıyor. Türk dili ve fonetik yazısını. Bu düşünceyi anlatan büyük Kül Tegin yazıtında şöyle diyor: Bu gibi ağır dönemlerde Kutluğ Kağan yöneten Türkler baş kaldırıp. Onlar. N. Sonuç olarak Çin devleti ile aradaki bin yıllık mücadele Türkler için "Bütün Türk Dünyası" ülküsünü ortaya çıkardı. Orta asır Batı Avrupa'sında Latin dilinin büyük önemi olduğu gibi. halkını da yerleşik yaşamı ve ticareti. başka medeniyetlerle uzlaştırıcı görevini yaptığını yok sayamayız. fakat bu anlamı taşıyan büyük manalı iş yaptılar. hilafet medeniyetinin Türk medeniyeti için. Yesevi. bununla birlikte medeniyetler. Bu üçlü dönemine bütün Türk dünyası ülküsünün yükseldiği dönem dememiz doğru bir ifadedir. Bu tarihi dönemde oluşan Türk medeniyetine has özellikleri tespit etmeliyiz. bilig-5/Bahar '97 . yakın doğudaki olağanüstü medeni birikime yol açtı. Böylece Türklerin Devlet birliği ve bağımsızlığı tehlikeye düşüyor. Onlar. Kül Tegin ve Tonyukuk sürdürdü. onların unvanlarını kabul etmeye başlıyor. İslam dini ve medeniyeti temelinde manevi olgunluğa ulaşmasını sağladı. Tarihçi A. XI. Anıtlardaki yazıların ortak fikri. el sanatını benimsemeye. İslam esasına dayanan IX-XI. asırlarda Turan. Her medeniyet için bundan önemli iş olmasa gerek. Buna. felsefe ve din. Türk medeniyetinin de dünyaya açılmasını sağladılar. olgunluğa ulaşması İslam dini ve Arap medeniyeti ile gerçekleşti. Manevi kültür sahasında açık boy gösteren bu hareketin başında Yusuf Has Hacip Balasağun. Türklerin bundan sonraki takdiri için bu netice Çin Setti' nin dikilmesi kadar önemlidir. A. dünya görüşü arasındaki çatışma olarak değerlendirmesinin (GUMİLEV. Türk halklarının birlik ve bağımsızlığını koruma ülküsüdür. belli derecede. vatanın ağır dönemlerinde en önemli meseleleri çözebilen devlet adamlarına Türk halkı tarafından gösterilen saygıdır. kamuoyunu. devlet bağımsızlığını elde ediyor. Kaşğari gibi büyük düşünür ve alimler gelmektedir. bununla birlikte. 1953) önemi büyüktür. Başka bir tabirle bu tarihi dönemde Türk medeniyetinin kendi enginliğini hissetmesi. 50 yıl boyunca kendilerine tabi tuttu. Kağanlığın iç mücadelesinden yararlanan Çinliler 630 yılında topraklarını ele geçirip. Bu durum Turan halklarını küçük kavimler dağınıklığından. ilk olarak. VII. VI. Arap hilafeti ve ona yakın bölgelerde Arap dili üniversal ilim ve edebiyat dili haline geldi. O. Bu bakımdan. Göçebe ve yerleşik hayatın sıkı bağlantısına dayanan ekonomi sistemi. Bundan dolayı Türk dili ve kültürünün ortak Türk medeniyetinin sönmemesi için. ). edebiyat. y. asrın ortasında şimdiki Moğol topraklarında Türk Kağanı ortaya çıktı. H. Çünkü bu alimler Türk dilinde veya Türkler hakkında eserlerini yazarak. tanınmış yöneticilere dikilen anıtlar değil. tarihi devirlerdeki Türk yurdunun üç büyük devlet adamına diktiği anıtlardaki yazılar tanık oluyor.). bunun gibi büyük hedefler uğruna hizmet eden yazarlar ortaya çıktı.-X yy. Müslüman medeniyetinin tesiri engindir. Türklerin sosyetesi. Burnunun dibinde kuvvetli bir devletin ortaya çıkmasından Çin'deki Tan sülalesi (612-907 yy) hoşlanmadı. Arap baskısı ilk dönemlerde yerli ekonomi ve medeniyete zararı olmasına rağmen sonraki dönemlerde çeşitli ülkeler ve medeniyetler arasındaki ilişkilerin gelişmesine. tabii " Bütün Türk Eli " ülküsünü fikir olarak ortaya attıklarını düşünmemişlerdi.

Bu tarihi dönemde " Bütün Türk Eli " ülküsü daha ileri götürüldü. A. XVIII XIX yy. kökeninin Türk olduğunu unutup. (FAZULLAH.y' lardaki sınırları bugünkü kapsadığı topraklarla aynı yere geliyor. Yesevi eserlerinin sözlü ve yazılı geleneklere dayandıklarım araştırıcıların hepsi kabul etmektedir.XIV. XIII. kendisi de buraya. mekteplerin eksikliğinden dolayı İslam yeni duruma göre uygulanmıştır. Nevai kaleminden doğan. yy'daki ekonomik ve medeni gelişmeye ulaşamadı. artık batı ve doğu ülkeleriyle bilig-5/Bahar '97 . Bin yıllar boyunca sömürgenin birkaç türünü başından geçiren Türkistan. Orta Asya Türk tarihinde yeni bir dönem açıldı. Her zaman tenkit edilmeyen tarihi dönemler vardır. Eski zamanda dünya merkezleriyle doğrudan ilişkide bulunan Türkistan. yy. Mescit. Avrupa topluluğuna. " basit " yaşam gelenekleri kaldırılıp Ruslaşmaya mecbur oldu. Yukarıda belirtilen Y. sadece kendi arasındaki etnik karışmayı değil. Böylece. yani IX-XII. Cengiz ve onun ortakları devrinde Moğollara hizmet ediyor. yy' ın sonu ve XV. Siyasi yerel yönetim teşkilatı sömürge bürokratlarının eline geçti. üçüncü bir dini görüş ve dünya bakışının oluşmasına temel oldu. Türkistan'ın yerli halkı yeni teknik ve teknolojisi. medeni. yy. y. yy' ın başlarında Moğol Imperyasının dağılmasından dolayı. onların tekrar ayrılmaya doğru gittiğini görürüz. (XIII-XIV. 1952) Ama kısa süren bu dönem Türk boylarının tamamen Moğollaşmasına götürmedi. Göçebe yaşamında başka türlü olması mümkün değildi. Çok sürmeden. XIV. Onlardan birisi de XIII. Türk halklarının XIII . resmi olarak günlük yaşamında eski dini Gök Tanrı inancını devam ettirdi. " Ferhad ve Şirin " destanındaki şu sözler manevi dünyanın görüntüleri idi: Hostovım. İkincisi. Birincisi. Rus hakimiyetinin temelini oluşturdular. sosyal ilişkileri ve medeniyeti benimsemede yeteneksiz olarak gösterilip. Emir Timur'un idaresindeki devlet teşkilatı Kanun emriyle Semerkand'a toplanan el sanatçıları. A. Emir Timur ve başka Hanların sarayında Türk dili ilim ve edebiyat dili oldu. 1972 ) Ne yazık ki Türkistan ülkesinin bu yenileşmesi önceki. başarılı Moğol tesiri altında kendilerini Moğol sayıyor.'daki Rus sömürgesi Türkistan'a ekonomik ve medeni yenileşme getirmedi. yy. bazı eski Türk boyları. Nizami' yim diyemem Şairlerin tanrısı Cami'ye eremem (SATAROUZBEKSOZO. şimdiki Moğol topraklarında Türk ve Moğol kavimlerinin Cengiz bayrağı altında birleşmesi neticesinde Büyük Okyanus' tan Doğu Avrupa'nın batı sınırlarına kadar uzanan. tarihçi Reşidüddin'in dediği gibi. Emir Timur devri Türkistan ülkesinin kısa süreli olsa bile ekonomik. Onların eski vatanı. Moğollar eski Türk boylarını eritemedi. Cengiz Han devrine kadar ki yazılı ve sözlü şecere kaynaklarına Raşid addin eserine dayanarak böyle bir yorum yapabiliriz. yavaş yavaş Türkistan halkının çoğunluğu olmayı sağlayarak. medrese.'a kadarki Türklerin devlet ve askeri teşekkülü. Uluğbek'in astronomik eserleri ve Babur'un müthiş yazıları Türkistan medeniyetini Batı Avrupa'daki gibi Pazar ekonomisi ve demokrasi yoluna götürmeye yetersiz idi. belli bir amaçla ortaya çıkan siyasi ittifak olduğu kanaatim veriyor.125 Türklerin göçebe kısmı. Türk halkı yeni safhada gelişmeye başladı. ilmi gelişmeye doğru gittiği dönemdi. Moğollar ve Türklerin birleşmesi. Rusya'nın getirdiği baskıyı daha görmemişti. Türkistanlılar dünya medeniyetinden dışlanan "tuzemliler" sayılarak. onların hayalinde doğan Türkistan ülkesindeki mimari ürünleri. Türkistan'a. Cengiz Han'ın yönettiği Moğol kavimlerinin siyasi üstünlüğün güçlenmesi sırasında komşu Türk ve Moğol kavimlerinin arasında etnik karışmalar oluyordu. İç bölgelerden göç eden Rus ve Avrupalılar. Hatta. Yedisu ve Sır boyundaki Otrar kalesinin dışındaki düşmanla içindeki Koruyucular bile kandaş Türklerdi. Böylece iki dini görüşün kaynaşması göçebe yaşamın taleplerine göre.). Ulu Emir' in vefatından sonra Türkistan ülkesinde kendi aralarındaki (feodal) iç mücadele yaygınlaştı. Genel olarak Doğu dünyasındaki ilim ve teknikte gerilik birkaç yüz yıl boyunca Türkistan'ı sardı. Başka bir tabirle. Avrupa medeniyetini getirici izlenimi verdi. Moğol İmparatorluğu ortaya çıktı. Balasagun ve H. Bütün iletişim kurallarını elinde bulunduran medya. Böyle bir durum genel olarak göçebe Türk medeniyetinin ortak manzarası idi. Rusya emperyalizmi burada tamamen yerleşme hareketini ele aldı.

Buna yönelik çabalar. mesela. Metropolde Ekim Devriminden sonra. Başkurdistan Cumhuriyeti ve başka hükümetleri söylüyor ) tecrübesi. XX. Taşkent'te Sovyet Türkistan bölgesi III. 3. 1920'li yılların sonuna doğru. İsmail Gaspıralı'nin "Tercüman"ı. Çünkü ilk Rus baskısı altına giren. yy'ın başında Türkistan Milli İstiklal iddiasına Tatar (Kırım ve Kazan). XX. toplantısı. dini hareketler ve diğerleri vardı. tarihi gerçeğin derinine götüren şu sonuçlara gelmiştir: " Sonra kurulup az bir süre yaşayan türlü Milli bağımsız devletler (bu arada önce Hokand Muhtarlığı. 2. Başkurt aydınları hizmet ettiler. kendi mallarının pazarı olarak kabul etti.126 ilişkisini sadece Rusya aracılığıyla gerçekleştirebiliyordu. Türk aydınlarının. kendi aralarında anlaşmazlığı yarattı. açıkçası herhangi bir ülkede azınlık halkın kendi devletini kurup. Bu tabii idi. doğuda Kazak bozkırları ile Kırgız Aladağı arasındaki Türk halkına) yayıldı. Şimdi bu hareketten bahsedelim. onu Rusya Emperyalizmi tırnağından koruyabilmesinin mümkün olduğu fikrinin yanlış olduğunu gösteriyor. 140 adamdan oluşan Türkistan Halk Komiserler Sovyeti toplantısı. Fatih Karimov'un "Vakit" gazeteleri. Genel hareketi birleştirebilen ortak bir programın olmaması. Onların arasında Kadetler Partisi. sadece Avrupalı halkların üye olduğu yönetim kurulunu belirledi ve merkezi yönetimin V. bu konuda fikrini açıklayarak. yy'in başında bu ülkü. Lenin'e yolladığı telgrafında. 26 Kasım'da 1917 tarihinde Kokand şehrinde IV. Ve İhtilal Sonrası Çarlık hükümetinin yıkılışı ve onun peşinden gelen 1917 yılındaki ilk adımları sıralarında " Bütün Türkistan " ülküsü XX. 1920 yıllan Türk dünyasının bağımsızlığını sağlama hareketi Sovyetler çerçevesinde devam etti. Bununla birlikte bu hareketler. 1994) Bu gibi hareketler daha sonra Rusyalı Türk aydınları arasında büyük rağbet gören federasyon hareketlerine ulaştı. Emperya sahasında yayılan türlü siyasi akımlar Türk Halkları istiklal mücadelesine katkıda bulunmaya gayret ettiler. asrın başındaki Türk İstiklal hareketlerinin eski dönemlere kıyaslandığında epeyce güçlendiğini kabullenmek gerekir. Milliyet otonomisi fikrini kabul edemeyeceğini bildirdi. bu hedeflerine yeni Bolşevik iktidarında ulaşamayacaklarını anladı. XX. onların yardımıyla Gabdraşid Kazıy Ibragımov'un "Avtonomya" adlı kitabı yayınladığım söylüyor. 1917 tarihindeki devrime geldi. Alaşorda. (Çarık döneminde oluşan ve Sovyet yöneticiliğine katılan aydınlar) (Yani batı' da İdil ve Cayık'tan itibaren. tabii olarak hak etmiştir. onların başlattıkları yeni eğitim. sosyal demokratlar. "Alaşorda" ile "Erkin Baçkortostan" bunun delilidir. Mustafa Çokay. Bir grubun da siyasi başarıya dua ederek kavuşacağına inanmasıdır. Kazak. Daha yeni ekonomik gelişme seviyesindeki Rusya ise Türkistan'ı ucuz sermaye kaynağı. Bu tarihi dönemdeki istiklal için mücadele tecrübesini eleştiren M. Zeki Velidi Toğan kendi hatıralarında 1905 1907 yılları belli Dultan nesilleri Galiaskar Sırtlanov ve Selim Gerey Cantorin'in. Türk halkının bağımsız devlet olma yolundaki hedefleri. Milli Türk İstiklalini XX.y başlarında Türk halkları arasında dağılan sultan nesilleri destekledi. " Bütün Türkistan " ülküsünün yeniden geliştirilmesine engel olmadı. onlarla mücadelenin değerini anlayan ve bu yolda tecrübe edinen de bu halklardı. Tatar. onlara dayanarak istiklal umut etmesidir. merkezin bütün kararlanın yerine getirmeye hazır olduğunu belirtti. yy'ın başında Türk Halkının bağımsız Milli devletlerini kurma çabalarında görünüyor. Rusya Türkleri "coğrafi muhtarlığı" hakları için mücadelesini destekleyip. Böyle bir seviyede Türkistan. Çokay şu üç eksikliği gösteriyor. belli derecede Milli Türk İstiklaline hizmet etti. Rus devrimci demokratlarına güvenip. (TOĞAN. Bu mücadelenin liderleri. Başkurt ve başka halk aydınlarının siyasi hizmetlerinde görülmektedir. Türkistan'da yerli halkların siyasi bağımsızlığını sağlamayı bilig-5/Bahar '97 . İ. Hareket liderlerinin siyasi yönden olgunlaşmamasıdır. Tatar aydınlarının organize ettiği matbaalar. Bölge Müslümanlar toplantısı düzenlendi. ilk olarak Türk aydınlarının iki kısmına. Öte yandan. 1." (ÇOKAY. bize bir yandan Rus devrimcilerine güvenmemizin yanlışlığım ispatlıyor. 1997) Sovyetler Birliği zirvesine ulaştıktan sonra. y. onların birkaç yüzyıllık gelişme neticesinde.

Onlar sosyal meselelerin çözülmesinde Bolşevik programını desteklemedi. Bunların yerine bağımsız milliyet devletlerinin ortaya çıkacağı açıktır ve bu tabii bir şeydir. Semerkand ve Hazar boyu bölgelerinden oluşan Türkistan. Karakıpçak. Kırgız (Kırgız ve Kazak). Bütün ve bağımsız Türkistan programım destekleyip. 6. Bunu Sultan Galiyev'in kaderi göstermişti. Başkurt. Cengiz Han.. T.. Jetisu. yahudi. Rıskulov'un fikri. Türkmen. İşte. ekonomik ve manevi bağımsızlıklarının görüntüsü idi. Sovyet iktidarının son yıllarındaki gelişmesinin gösterdiği gibi. Rıskulov'un adı geçen programında. T. Türk Cumhuriyeti gelecekte Rusya Sovyet Fedarosyonu içerisindeki Türklerin bağımsızlığını sağlayan Muhtar Cumhuriyet esasına dayanan devlet olmalıydı. Ermeni ise vb. ve yerli yahudilerin vatanı sayılsın. Timur ve Osmanlı emperyasının gittiği yollara gidip dağılmaya uğrayan bir emperyadır. îşte. Mustafa Çokay ve taraftarları vardı. yeni cumhuriyetin içerisine dahil etme imkanı var sayılsın. o zamanın tarihi gerçeği. Türk Cumhuriyeti başka Türk devlet kurumları için her zaman açık. olarak bölünüp. Bu sebepten. Rus. Kokond (Türkistan) Muhtarlığının meydana gelmesi Türkistan halklarının siyasi. Rıskulov "Türkistan Muhtarlığının cumhuriyet olması hakkındaki programında" aşağıdaki fikirleri ileri sürüyor: 1. Özbek. Murseyid Sultan Galiyev'in fikrine göre. Mahmud Hoca Bekbudi. Sultan Galiyev Dedi ki. Ancak Sovyet iktidarının ilk yıllarında bu kavramların uygun gelebileceğini zanneden aydınların da olduğunu yok sayamayız. Onun yerine gelen SSCB'de ebedi olmayan. Fergana. 1920 yılının Ocağında Taşkent'teki Müslümanların toplantısında kabul edilen bu programa göre. Sovyet gerçeğinin doğurduğu gibi bir olaydı. Milli meselelerin halkın doğrudan katılması ile çözülmesini arzuladı. Muhtar Cumhuriyetlerini kuvvet kullanarak dağıttı. Sultan Galiyev ve Turar Rıskulov'un isimleri dikkate değerdir. (KONRATBAYEV) Bu fikir Türk Cumhuriyeti ordusu hakkında da söylendi. Bu sıralarda Türkistanlıların haklarını koruyan. Türk Cumhuriyeti Sosyalist Milli Cumhuriyet olmalıydı." (KONRATBAYEV. Türk halklarının Tatar. sadece o dönemdeki devlet iktidarını değil. Madde: Sırderya. hatta Komünist Partisinin de Milliyet anlayışı esasında kurulabileceğini sandı. ne yöneticiler. (KONRATBAYEV. esas fikirlerim dile getirmekle yetiniyoruz. küçük cumhuriyetler kurmaya çalışma düşüncelerini komünist örgüt yoluyla ortadan kaldırmak ve beraberlik ülküsü için Rusya Federasyonu içerisindeki diğer Türk halklarını da Türk Sovyet Cumhuriyetinde birleştirmek gerekir. Çarlık hükümetiyle mücadelede yetişen milliyetçi aydınlar idi. Tatar. Rıskulov ve onun fikir taraftarları. Kokond'ı kana boğup. Sonuçta. 1994: 129-135) 4. devrimci havanın ortaya çıkardığı. Özbek vb. Madde: İşçiler ve ezilen halkı enternasyonel zihniyetle birleştirme amacıyla. bu programı ileri sürenler arasında Münnevver Kari. Tarançı/Uygur. Madde: Şimdiki Sosyalist teşkilatlanma dönemi sadece toprak bölünüşü değil. Ubaydullah Kodcayev. bunları gerçekleştirmek için Türk halklarının özelliklerine göre birleşmeyi hedeflenmeleri gerekiyor.127 hedefleyen ilkeyle bütün halkların haklarının korunacağını belirtti. "Milliyet" ve "Devlet" kavramlarının Bolşevik programlara uygun gelmediği gerçektir. herhangi bir ayrı sınır sayılmadan. T. İmperyanın başkentinde ve yerli yönetimlerde onu dinleyen ne kurumlar vardı. Türk Sovyet Cumhuriyetine üye olmayı isteyen. Rusya Roma emperyası. Türkistan'ın beş bölgesinden oluşan coğrafi sınırları.. Kelimsek (dıştan gelenler) sayılsın. onun uğruna çalışan aydınlardan en ileri gelenleri Murseyd. Kırgız (Kazak). Arap hilafeti. Fakat Bolşeviklerin iktidara gelmesi halkın bu arzusuyla uyuşmadı. Kıpşak. 1994: 129-135) T. gelecek Türk Cumhuriyetindeki Komünist Partisini "Türk Halkları Komünist Partisi" diye adlandırmayı teklif etmesi bunun delilidir. Bu sırada dikkate değer mesele. bunun gibi bu tarihi durumda SSCB içerisindeki Türk halklarının bütün bir devlet organizasyonunda birleşeceği kaçınılmaz bilig-5/Bahar '97 . Burada onların bu mesele konusundaki fikirlerini geniş bir şekilde dile getirmek mümkün olmuyor. Türkistan halkına Milli Otonomi talep edip. milliyetler arasında sınırlarında ortadan kaldırılmasını gerektirdiğinden. Durgan vs. geçici bir olgudur. gelecekte ise devlet çapında konfedarasyon esasında birleştirilebilmeliydi.

hukuksuz cumhuriyetler oluşturmak her yerde " Vehkorosların " (Büyük Rus) üstünlüğünü sağlamayan "Bütün. Turan İran." (SULTANGALİYEV. asırda bu soruların cevabım arayarak. Mustafa Çokay. ağır tarihi dönemlerde varolmalarını sağlayan çok önemli bir faktördür. Diğer bir tabirle. Türlü tarihi dönemlerde bu ülküyü taşıyanların başında "Kültegin" yazıtının müellifi. M. M. Ona gelecekte. Turan Hungar. Çünkü bu hareketin ülküsü çok ilerici ve devrimcidir. engelleyebilmek mümkün olabilir. Turan Ellenler alemi. " Bana . ama kökünden yok etmek mümkün değildir. O. "Moskova bugün Türkistan'ı ekonomik ve siyasi yönden zayıflatmak için Turan halklarını küçük kavimlere ayırmakta. Jumabayev gibi şahıslar geldi. tarih sınavında yaşayan. Türk halkları ortak tarihi menfaatlerinin farkında olup. Rusya emperyası Türkistan'a tamamen ve sağlam yerleşemeyince İngiltere ve Çin gibi rakipleriyle mücadelede zayıf düşeceklerinin farkında idi. siyasi ve manevi faktör olarak uluslararası ilişkilerde yerine oturması. Sonuçta. "dünyada bu hareketi engelleyebilecek güç yoktur. diye yazdı Sultangaliyev.. Sultangaliyev'in de farkında olduklarını zaman göstermektedir.." (SULTANGALİYEV. yeniden bütünlüğü elde etmeye çalışacak ve eskiden de kuvvetli birleşik bir devlet oluşturacaktır. parçalanamaz Rusya" politikasının yolu idi. içi beyaz politika yürüten yeni emperyalist anlayıştaki bir hareket olduğunu T. Türk Arap. sonra dağılıp emperya baskısından kurtulma durumunu günümüzde de başından geçirmektedir. nesilden nesle devam etmekte olan "Bütün Türkistan" (Büyük Türkistan) ülküsünün devam ettiricisi oldu. etrafındaki türlü etnik devletlerle yeniden münasebet kurmaları gerçekleşti. birbirini etkileyen dini. Rıskulov'un da. yani belli bir dönemde ortaya çıkıp. Turan Çin. Yusuf Balasagun. sosyal. Afganistan ve Rusya'daki Türk bölgelerinin de katılması ihtimali büyüktür. Çokay gibi Sovyet hükümetinin Türkistan halklarını ayrı cumhuriyetlere ayırma politikasını desteklemedi ve onu açıkça belirtti bile. bağımsızlığını ve başka ülkelerle eşitliğim koruyarak. Türk halklarını boy öezelliklerine göre ayırma politikasını tekrar incelemesi gerekli gibi görünüyor. "Benim fikrime göre". "Bütün Türkistan" ülküsü.. Merkezi Asya tarihinde büyük iz bırakan Türk Çin. Türk halklarıyla birlikte yaşayıp. Ama. M. Bu küçük çalışmamızda bu devlet adamının bilig-5/Bahar '97 .. Şimdi de öyledir. Türk Parsı. yukarıda belirtilen tarihlerden ders alan Türk halkıdır. "Türk Eli" ideasının ortaya çıktığı dönemler Türk halklarının tarih sahnesine çıkması ile. Bu ülküyü ortaya çıkaran. Eski Türkistan. Türk Cungar savaşları "Bütün Türkistan" ülküsünü güçlendirdi. ama iki yıl geçer geçmez parçalanan Turan halkları. Turan Rusya gibi ilişkiler akımında. Türkistan yurdu ve topraklarına eziyet veren sosyal kataklizmlerden sonra bu ülkü ölmez. bütün olursa buna yapamazlar. insaniyet tecrübesinin gösterdiği gibi " bütün parçalanamaz" emperya olmaz. Rıskulov ve M. önemli fikirler sunan Türkistan evlatlarından biri de Mustafa Çokayulu idi. çünkü güçlenmekte olan reaksiyon güçlerin Türk Sovyet cumhuriyetlerini teker teker yok etmesi kolay olacak. her türlü süzgeçten geçip. 1992) M. "Türkistan" kavramının tarihi gerçek ve hayat damarında yetişen bu ülkü uğruna mücadele eden seviyesine ulaşabildi. zamandan zamana. zaman süzgecinden geçip. tarih yürüyüşünde birkaç kere başından geçirdiği benzer olaylar. T. Nevai. A. Turan Moğol. Eski Türkistan topraklarında türlü tarihi dönemlerde yerleşip. komşu Doğu Türkistan'ın. dünya medeniyeti yolunda gelişebilir?" XX. anka kuşu gibi yeniden canlanmaktadır. Onun meydana gelip.128 gerçektir. Sovyetler iktidarı ve partiya. Sovyet emperyası da sadece tarih listesinde kalan emperya oldu. Onu geciktirmek." (SULTANGALÎYEV. dışarıdan milletlerin eşitliğini sağlayan devlet olarak görünmesine rağmen. Kuvvetsiz. 1995) Oyuncak Cumhuriyetler Birliğini kurmak. etnik ve medeni etkilere rağmen "Büyük Türkistan" ülküsünün süre geldiğini hayat göstermektedir. Turan Arap Hilafeti. Sultangaliyev bu fikrini diğer bir eserinde tekrar söylüyor. gerçekte Milletler ilişkisinde yeni sitemin dışı kırmızı. Bu gibi tarihi durumlarda ortaya çıkan sorulardan birisi " Türkistan'ın bundan sonraki takdiri ne olacak? Çok budaklı Türk yurdu ne yaparsa. Sultangaliyev. onun uğruna bilinçli ve amaçlı mücadele etmesiyle doğrudan ilgilidir. 1942: 469) Bu onun 1929 yılında yazdığı fikirdir.

129 ileri sürdüğü bütün Türk yurdu ülküsünden bahsetmek istiyoruz. Alihan Bökeyhan. Ne yazık ki. türlü tarihi dönemlerde türlü hileyle hareket etti. Biri. partiyanın tarihinde özel yeri olan Alaş hareketini hatırladığımızda canımızı acıtan durumlardan biri de budur. Bu. XX. beraberlik ve bağımsızlık belgelerini ortadan kaldırmaya. Mustafa Çokayoğlu XX. Bununla birlikte. uluslararası ilişkiler sisteminde kendi yerini bulabilmesi için devlet bağımsızlığı. döktüğü terin ve bağımsızlık uğruna dökülen kanın neticesinde elde edilecektir. Türkistan halklarının . meselenin bu yönünden bahsetmemek mümkün değildir. Batılı demokratların dikkatini çekebildi. Rus baskısına öncelikle uğrayan Tatar ve Başkurt halkları idi. Başka bir ifadeyle. devlet bağımsızlığı. Dünyada insanın bilinçle yaşamaya başladığı zamandan beri devam ede gelen gerçeklerin biri de budur. her birinin yerine getirdiği göreve göre tarihte yeri oluyor. Ele geçirmek için ilk önce bu halkların yeni teşekkül eden devlet sistemini ortadan kaldırdı. Buna rağmen Alaş hareketi halkımızın kendi aydınlarının devlet bağımsızlığı hakkında ilk olarak zihinsel yönden gündeme getirerek hareket etmesidir. Mustafa Çokayulu milli ayaklanma hareketlerinin bu iki döneminde de öndere uygun faaliyetlerde bulundu. Mesela. Stalin totaliter sisteminin Türkistan'daki politikasının sömürgeci niteliğini açıklayarak yayınladığı eserleri ve sürekli yayınları ile bizim tarihimizin yeni safhadaki siyasi hizmetini başlattı. Alaş ve Milli hareketin önemli iki dönemi vardı. yaklaşık 1905 yılından Alaşorda hükümetinin kurulduğu 1917 yılının Aralığına kadarki dönemi kapsıyor. Devlet. o milletin nesilden nesle süre gelen sürekli manevi arayışının. yüzyıl ilk başlarında. ruhları ortaktır. Bu sebepten de. asrın başlarında milli ayaklanma. İdil ve Jayık'ın doğu tarafındaki Türk halklarım bağımsız etnik. Alaş hareketinin teorik meselelerinin organize edilmesinde rolleri büyüktür. Rus yönetimini oturtmak için kullandıkları yöntemleri. Emperya bu stratejik hedefe ulaşmak için. Bununla birlikte bu gaye Kazak halkının doğru yolda olduğunun delilidir. Hatta daha dünkü XIX. Her milletin dünyada. Buna rağmen. toplumun kendisini koruyabilme yeteneğini kökten yok etmeye çalıştı. sömürgenlere karşı hareket ettiği için sürüldü. İkincisi de Avrupa'daki Türkistanlı emigrasyonun (Avrupa'ya göç edenler) lideri olarak. Çünkü onların hedefi. yüzyıl Milli ayaklanma tarihinde Mustafa Çokayulu'nun kendisine has bir yeri vardır. Kazak toğrağında nice asırlardan beri devlet ve bağımsızlık için nice kanlı mücadeleler yapılmış ve bu hareket Alaş aydınları sırasında yeniden gündeme gelmişti. Ahmet Baytursunulu ve Mırjakıp Dulatulu'nun XX. sonra onun yerine geçen Sovyet iktidarına karşı milli bağımsızlık bayrağını kaldıran Türkistan (Kokond) ve Alaşorda hükümetlerini kurmak için çalıştı. Alaş aydınlarının başlattığı Kazak halkının manevi olgunluğu zirveye ulaşamadı. Kazak halkının XX. Aksine onları imparatorluğun güçlenmesi sırasında kendilerine has özelliklerinden ayrılıp. Aşağıda bundan bahsetmek istiyoruz. 1930'lu yılların başlarında Alaş aydınlarını cezalandıran mahkeme süresi ile sona eriyor. yeni sistemi kabul etmek bilig-5/Bahar '97 . asır başında Milli mücadele ve sosyal yenileşme hareketlerinin başlatıcılarından biri idi. Mustafa Çokayulu'un tarihi hizmeti tarihi ortaya çıkaran tarihi ortadır. Bu tarihi dönemde önce Çarlık. Emperyanın politikasını inceleyen ilmi eserler gereklidir. Ruslaştırılması gereken nüfus olarak gördü. Rusya emperyası ideologları. biri ötekinin değişik zaman içinde devamıdır. Her sosyal hareket başlatıcılarının. asır Kenesan Kasımol'la başlayan milli ayaklanma da zihinsel hedefi yönünden Alaş hareketi seviyesine ulaşamadı. Arasında yetmiş yıl gibi bir süre olan bu iki hareketi kıyaslamak uygun olmaz. medeni güç olarak görmek istemedi. İkincisi. Meseleye ilmi yönden bakarsak. merkezden Türk halklarım yöneterek ezme ve Ruslaştırmada kullanılan bazı yöntemleri söyleyebiliriz. Emperyanın. milliyet bilincinin harekete geçebilmesi gerekir. orta çağ karanlığı ile baskıda boğulan Kazak halkı için. Fakat bu nitelikteki eserler yayınlanmadı. siyasi. yüzyıl medeniyetine doğru akan insan seline katılmaktadır. faaliyetinin. bu ülkü uğruna çalışan alim Zeki Velidi Toğan ve baş yazılarını da dile getirmemek adaletsizlik olurdu. XX. iç savaş ve Sovyet iktidarının teşekkül etme döneminden. yeni medeniyete.

130 istemeyen Tatar. (URAL. F. İdeası milli ayaklanma niteliği taşıyan İslam hareketi içinde İsmail Gaspirmski. kültürden ayrılma tehlikesi bu ülkelerde de oluştu. Türkçülük ve İslamcılık (Pan Türkizm ve Panislamizm). Çokay'ı belirtmek gerekir. Bökeyhanov'ın teklifleri üzerine Müslüman hareketi bürosu sekreteri olarak tayin edilmişti. Baytursmov'un " Kazak " gazetesidir. asrın sonu XX. Mustafa Çokay'ın sosyal görüşlerinin oluşması. Mustafa Çokay Devlet Duması hareketine. emperya içersindeki Türk ve Müslüman halkların yaşamındaki en önemli olaylar konusundaki çok değerli bilgilerin burada çalışanların elinden geçmesidir. Öğrencilik ve gençlik çağı emperyanın siyasi merkezlerinden biri olan Petersburg'ta geçmesi. Türk halklarının tarihi vatanı. haklı olarak. onu sömürge bölgesine dönüştürdüğünü farketti. Bu durumun getirdiği avantaj. Rus baskısına karşı mücadele sırasında ortaya çıktı. tüccarları ve din hizmetçilerine paylaştırdı. Aslında Pantürkizm ve Pan islamizm savunma ideolojisi idi. Bökey-hanov'ı ve M. Yeni yönetim Rusya'ya karşı. Hepsi de Rus emperyasının Ural'dan geçip. Hepsi de bu hareketin yerli halkların ayak altı edildiği dönemde milli duygularını farketti. İkinci olarak. Bu durumda Rusya sömürgesine karşı gelebilecek bir güç gerekli idi. belli derecede. asrın başında yönetimini Orta Asya'ya kadar uzatabilen Rusya Başkurt ve Nogay ülkelerinde kullandığı yöntemleri yeni ülkelere de uygulamaya başladı. bağımsızlık hareketi aydınlarının geçtiği yola benzemektedir. Tatar. Başkurt ve Nogay beylerini toprak sahipliğinden ayırmak. Lüzumlu bilgileri toplamak için A. F. İlmi kaynaklarda Müslüman Türk hareketlerini araştıranlar. 1993) XIX. Mesela. Rusya emperyasında XX. Kerenskii'ye yüklenmişti. İslam dininin manevi karşılık oluşturabileceğinin farkında idiler. verimli topraklar iç Rusya'dan göç eden Rus pomesçikleri. Yaşam kaynağı olan ata yurttan. Devlet Dumasının Müslüman hareketi idi. bazılarını iç Rusya'ya sürüp kabul edenlere ise bazı kolaylıklar sağlayarak. Sömürge yönetiminin bu amaçla kullandığı büyük işlerden biri de Türk halklarının hayatından İslam'ı uzaklaştırmaktır. Rus emperyasma tabi Türk ve Müslüman halkları baskıdan azat etmek idi. Onların asıl amaçları ise. Duma seviyesinde Türk ve diğer Müslüman halklarının en önemli siyasi ve sosyal meselelerini gündeme getirdi. 1916 Türkistan'daki trajik olayla ilgili Duma ve hükümet huzuruna bildiri hazırladığı sırada katıldı. özellikle A. Kazak ve başka Müslüman ülkelerin genç ve milli ayaklanma hareketinin gelişmesini destekledi. gelenek görenekten. Kazak toplumunun müslüman hareketi hizmetinde büyük çalışmalar yapan. bütün Rusyalı milli ayaklanma ve Müslüman hareketinin içinde bulundu. Onun yönlendiricileri. Kazak milli mücadele hareketinin ilk ideolojik yayını olarak ve bu görevi sonuna kadar götürebilen A. Bildiri hazırlama görevi A. A. kendilerine çekmeye çalışmaktır. 1905 Rusya devriminden soma gelişen Bütün Rusya Müslüman hareketi ilk olarak. Böyle bir gücü Rus emperyasına tabii tutulan Türk halklarını birleştirerek oluşturmak mümkün idi. sadece 1742 yılında Kazan bölgesindeki 546 mescidin 415'ini yıktığını söylemek yeterlidir. Rusya Müslümanları ve Türk halklarının milli ayaklanma dönemlerinde çıkarılan yayınlar da vardı. Ali Mardan Topçubayev. Bu sebepten İslam dininin Türk halkları yaşamındaki tesirini zayıflatıp. bu hareketlerin " Rusya'ya karşı " olduğu gerçeğini teorik yönden açıklamaktadır. Bu sebepten Rusya Müslüman hareketinin programında görevler belirlendi. Yaklaşık 1914 yılında başlayarak Müslüman hareketi hizmetine katılan 1916 yılında onun sekreteri olan Mustafa Çokay. Onların yeni coğrafik ve etnik ortama kolay alışmaları için türlü ekonomik. sonra yok etmeye çalıştılar. Sadri Maksudov. Başlıcaları "Tercüman" ve "Vakit" gazeteleridir. Selimgerey Cantörin gibi aydınlar bulundular. Çokay. dünya medeniyetinin ocaklarından biri olan Orta Asya içerisine doğru ilerleyip. Kendilerinin bu dönemde yönlendirici ve itici güç olabileceklerinin anladılar. siyasi ve medeni faaliyetler yapıldı. saraylar. Yeni topraklardan pay alıp zengin olmayı ümit eden bozgunlar veya efendisinin eziyetinden kaçan kaçaklara türlü kolaylıklar sağlandı. Kerenski 1916 yılının sonbaharında Taşkent'e geldi. Yerli yöneticilerden kalan evler. 1916 yılının Aralığında M. asrın başlarında Türk halkları arasında milli ayaklanma hareketi oluşmadan önce baskıya karşı mücadele genel İslam hareketi şeklinde ortaya çıktı. Onunla birlikte bilig-5/Bahar '97 .

1917 yılının 22 Kasımı 'nda hizmetine son verilen Türkistan bölgesi Sovyetler hükümetini kuruyor ve onun üyeliğine yerli Müslümanlardan hiçbir vekil almıyorlar. mükemmel bir şahıs yönetse bile. Dünya Savaşı'ndan dönen Türkistanlılar meselesini çözmeyle uğraştı. ancak bizim durumumuzda onu muhafaza edebilmek çok zordur" demişti. geçici hükümet. benim bu makamı kabul etmemi zorlaştırdı. Türkistan komitesi yanındaki Bölge Sovyeti üyesi ve başka hizmetler yaptı. 1917 yılının 20 Martında A. bütün Türkistan çapındaki bir olay idi. Kokand'da Türkistan otonomosi ilan edildiğinde. bir işçi olarak katılsam bile. Bu olay hakkında M. Ancak. Çokayulu getiriliyor. M. Çokay ve onun arkadaşları bu hedefe ulaşmanın ne kadar zor ve dehşetli olacağının farkında idiler. Çokay başka Türkistanlı aydınlar gibi Şubat devrimini destekleyerek. Bunun sebepleri vardır: İlk olarak. 1917 yılının Nisan ayında bir hafta boyunca Taşkent'te süren bölge Müslümanları toplantısında." diye yazdı. Çokay başkanlığındaki " Türkistan Bölge Müslümanlar Şurası" nın açık harekete çıkmasına sebep oluyor. Ben Türkistan Milli hareketine bir asker. İlan etmek kolay. Çokay Orınbor'daki II. Türkistan Muhtar Cumhuriyeti'ni ilan eden M. Onların arasında M. Rusya ne kadar bunalımda olsa bile. Bu yılın 26 Kasımı'nda Kokond şehrinde çalışmaya başlayan "Bölge Müslümanlar Toplantısı" Türkistan halklarının kendilerini yönetmeleri için. bilinçli olarak saptırıp. geçici hükümet sırasında Türkistan'daki siyasi olaylara katılıyor. onun başkanlığına M. bizden çok kuvvetlidir. teşekkül eden Alaşordu hükümetine katıldı. dağıttıkları Türkistan (Kokond) Muhtar Cumhuriyetinin hedefi neydi? Sovyet tarihinin. halkın kendisinde olmayan idealler ve ülküleri ortaya çıkarmaz ve buna güçleri de yetmez. Asker kurulmadı. Çokayulu kendi hatıralarında şöyle yazıyor: " Çok önemli olan Milliyet Şurası başkanı olmak beni sevindirdi. Önce. Alaşordu hükümetinin üyesi olmasını uygunsuz göremeyiz. yerli halk huzurunda Kazakların ayak altı edilmesinin örneğini gösterdi. Türkistan geçici hükümetini kurdu. Çokay da vardı. 1917 yılının Şubatı'nda Bolşeviklerin kuvvetle Kokond'ı yerle bir edip. 1917 yılının bunalımında bu düşünce bir tek M. Şura üyeleri arasında yaşımın küçük olması. Çünkü Alaşorda hükümetine oy veren Aralık toplantısı "Bir ay süresinde Alaşorda bilig-5/Bahar '97 . Çokay bu hükümetin dış işleri bakanı. O. özellikle onu yerine geçen Sovyet iktidarı. Türkistan'ı Rusya Federatif Cumhuriyeti ile beraber coğrafi autonomyal (muhtarlık) olarak ilan etti. Çokay'ı endişelendirmemiştir. Bolşevikler iktidarı ise Kokond otonomisini kuvvetle bastırarak. Kazak toplantısına katılıp. Çokay bir aya geçer geçmez Alaşorda hükümetinin meydana geleceğinden haberdar olmadı ve onu şartların getirdiği yorgunluktan düşünmedi bile. Türkistan Bölge Merkezi Müslüman Şurasını kuruyor. iki hafta sonra başkam oldu. kendimi en mutlu adam olarak hissederdim. Türkistan halklarının kendini yönetme haklarım kabul etmeyen Taşkent Sovyet iktidarına karşı ortaya çıkan. Böylece yeni kurulmuş olan iki hükümete de üye oldu. yılın sonuna kadar yüksek yönetim huzuruna sunulan bu bildirinin hazırlanmasında M." (ÇOKAY . M. I. Türkistan halklarının kendilerini yönetme hakkını tanımadı. Çokay'ın da katkısı vardı. toplantıdaki konuşmasında: "Sizler bir anda devlet kurmak istiyorsunuz. Bu fikri Alaşorda Otonomisi kurulduğunda A. Çokay da vardı. Bu durum. Bu bildiride yazarlar. O. Bu yılın yazına doğru Kazak aydınları. Kokand Hükümetinin üyeleri. Dulatulu ile birlikte Kazak gazetesinde yayınlanan "Alaş ulu" adlı bildiriyi imzaladılar. Bu durum sadece benim otoritemden kaynaklanan bizdeki aydınların azlığı ve ihtiyacın görüntüsü idi. Ona bizde insan gücü ve iman yoktur. Çokay Petersburg'ta idi. M. Bökeyhan ve M. Bu Türkistanlı aydınlar tarafından gösterilen en büyük güvenini göstergesi idi. İkinci olarak. 1917 yılının Aralık ayında M. Çokay bu yılda Taşkent'te Sırderya bölümü yöneticisi. Kazak halkının geçici hükümeti destekleyeceğini bildirdi. 1997 ) Bu hizmetiyle birlikte M. Bökeyhan da belirtmişti. sadece bir şehir kapsamında olay değildi. Bu hükümet hiçbir zaman seperatif amaç gözetmedi. feodal nitelikte göstermeye çalıştığı Türkistan otonomisi. M.131 gelen Duma temsilcileri (vekil ) arasında M. Türkistan Sovyetler toplantısına yollanan mektubunda yeni yönetim ve ideolojinin halka zorla kabul ettirildiğim söylüyor: "Hiçbir hükümet. Şubat devriminde M.

s. bildiriyorum. yani 1921 yılının Şubatı'nda İstanbul'a gidiyor. İkinci taraftakiler. Bu fikrin öğütçüsü olarak. M. ama kabul ediyorum ". Bökeyhan OGPU sorgulamasında verdiği cevabında: " Ben Sovyet hükümetim sevmiyorum. ERMEKOV) Sovyetlere boyun eğmeye mecbur oldu. Bökeyhanulu'nun bu fikrine biz de katılıyoruz. GT. Böylece onun hayatının sonuna kadar süren sürgün (politik sığınık) hayatı başlıyor. Burada bir küçük noktaya değinmemiz fazlalık olmaz. Baytursunulu " Ben sadece vatanımın medeni gelişmesini sağlayabilen iktidarı kabul ediyorum ". kültürleri bizden de aşağı. bu meselenin başka türlü çözülmesi mümkün olmazdı. yani milli bağımsızlığından vazgeçtiklerini resmi şekilde bildirip. Kazak evladı için alışılmış bir durum değildi. onların geçtiği yol. Bizim için M. Ama Mustafa'nın bütün ve bağımsız Türkistan ülküsünden Bolşeviklerin hoşlanmadığı gibi Paris'teki Rus demokrasisi de hoşlanmadı. stratejik yönden ne kadar derin ve açık olduğunu zamanın ispatladığına hiç şüphemiz yoktur. Taşkent'teki Sultanbek Kozanulu'ndan bir telgraf alıyor. XX. tarih tarafından reddedildi. diye Sovyetlerin bu vazifeyi yerine getirebileceklerinden şüpheleniyor. Okuyucuya meselenin açık olması için şunu ekleyebiliriz. Çokay önce 1920 yılında Mankıstay'dan Gürcistan'a geçiyor. hayatına son verdi. 78754 iş. Belli olanı. Onlar hoca. A. dönmedi. şeriata sımsıkı bağlanan halkın. ama kabul etmeye mecbur oldular. Avrupa mücadele tecrübesi gerekli idi. A. demişti. Alaş ideolojisinden. Eski yolumdan ve onlarla bağlayan eski görüşlerimden vazgeçeceğim. Bu sorular hiçbir zaman cevaplanmayabilir. Vatanlarında kalan Alaş aydınlarının kaderlerinin böyle olacağının M. AVEZOV. sonra özür dileyen Sovyet hükümetinin. Bu tarafı tutanlar öne sürüldü. gurbette siyasi mücadele vermek. Biri. ( M. sonra. Kokand hükümet üyelerine amnistiya (genel af) ilan ettiklerini. M. birleştirmese bile halka bildirecek" diye karar almıştı. Ona Türkistan'daki Bolşevik iktidarla mücadele için Avrupa ortamı. M. Kerenskii'nin yayımladığı "Günler " ve Milyukov'un Son Haberler gazetesinde çalıştığında bu amaçlan gözetlediği açıktır. bu gibi toplarla olan eski bağlarımı. ekonomisi farklı. ölüme götürecek bir yoldur tenkit ederek. 41 42) Olayların akışı bu iki otonominin yaşamını uzun sürdürmedi. Dulatulu bu mesele konusunda şu açıklamaları yapıyor: " O sırada Türkistan ile Kazak birleşmeli diyenlerin düşüncesi Rus baskısından kurtulmak ve milliyet menfaati için Orta Asya ülkeleri ile birleşmemiz gerekir " diyorlardı. Çokay'ın gurbete gitme sebepleri belirsizdi. Emigrasyondaki Rusya'nın hedefleri ile ince ruhlu Mustafa'nın anlaşamayacağı belli bilig-5/Bahar '97 .. Sağlığında söylediği bu fikrin. (KP: YKK. Onun bu adımı insani cesaret idi. Onun bu kararı almasını kimlerin telkin ettikleri de belirsiz. sevgili eşi ve hayat arkadaşı Marya Yakovlevna'yı alıp İstanbul'a gitti. diye bildirdi. Rusya emperyası içerisinde Bolşevik sistem oturtulduktan soma aldı. Rusya emperyası içerisindeki iç mücadelenin güçlenmesi sırasında M. Çokay farkında idi. Çokay'ın hayatının sonuna kadar Türkistan halklarının bağımsızlığı ve onların devlet birliği fikrini koruması idi. Önce tutuklayıp. Bu sebeplerle iki kör birleşirse yaşayamayacağız fikrini ileri sürdü. soma tamamen kurşuna dizildi. dış ülkelere gitmeyip. M. Arşivi. Avezov'un resmi beyanından alıntı: "Kazakistan'daki iç ve dış mücadele gruplar ve şahısların endişelerine rağmen. Hayatının sonradan gösterdiği gibi. Çünkü. Çokay Gürcistan'da dergi yayınladığı sıralarda. sonuna kadar koparacağım. 1917 yılının buhranları sırasında Kazak aydınları arasında Kazak ülkesinin Devlet birliği konusunda ortak fikir olmadı. Mustafa Çokay bu kararı. Bundan dolayı sürgün kaderini seçti. " Bu yolu tutanların kurşuna dizilmeden kurtularak ve Sovyetleri samimi olarak kabul ettiklerini söyleyemeyiz. Tereddüt etmeden. mollaların yönettiği halktır. Sovyet iktidarını iç dünyaları kabullenemedi.. Bökeyhanulu Alihan'ın fikri ise: Orta Asya olarak (Özbek ve diğerleri ile birleşmeliyiz. Ama oradan Paris'e geçti. haklarının sağlanmasını hedef edinen ve birbiriyle mücadele eden siyasi toplar durumunda. asır sonlarına doğru gerçekleşme imkanlarının zor olacağının farkında olarak. Mustafa Çokay bu arada çok doğru bir karar alabildi.132 Türkistan Kazaklarını birleştirecek. din yolunda tutuculuk (fanatizm) güçlü. A. Mustafa'nın da Taşkent'e dönebileceği bildirilmişti. Fakat bizim için açık olan bir mesele. Halkların kendilerini yönetmesi. vatanında kalan Alaş aydınlarının kaderi iki türlü oldu. Onlarda gericilik (konservatizm). Mustafa'nın ülke dışına gitmesi doğru idi.

"Proleteryat diktası nedir?" sorusuna "tabii. Türkistan'da Sovyet iktidarının gerçekleştirdiği toprak reformunu.133 idi. 1920 1925 yılları arasında bu gazete etrafında Alaş. Gürcistan'da "Erkin Dağlı". Çokay'ın eleştirileri hoş gelmedi. Mektubunun sonunda Alaş aydınlarının ideolojik işe katılmalarına tamamen karşı bilig-5/Bahar '97 . Bu yayının yöneticisi kendisi idi. Bu sebepten. Çokay eleştirilerinin önemi. Marya Yakovlevna'ya. Derginin amacını bildiren "Bizim Yol" adlı ön sözünde M. Mustafa Çokay'ın yayında tenkitle uğraşmasına. Zeki Velidi yönetimindeki "Yeni Türkistan" dergisi gerçekleştirebilirdi. "Bu gibi eleştirilere Sovyetler Birliği'nde yer verilmemelidir. Orada " Benim bu günlerde ' Ak Yol ' gazetesi ile tanışma fırsatım oldu. M. Türkistan sadece bir kağıt üzerindeki fedarasyon cumhuriyetidir. "Bu işimizde gösterilen yardım yok denebilecek kadar. "proleteryasız'Ve "proleteıyat" diye sınıfı kimsenin duymadığı Türkistan'da. Sovyet gerçeğinin M. O. "Mücadele" gazetelerindeki faaliyeti. Batı ve Sovyetler Birliğine düşmanca fikirler oluşturma tehlikesini yarattı. Rus proleteryat diktası" diye uygun cevap getirdi. hiçbir karşı gücü oluşturmayacağının farkında idi. Bu sebeple o. (PRESİDEN) İ. vatanı Türkistan'ın bağımsızlığı için mücadele etmektir. çok uzatamadan (1923) Rus gazetesiyle bağını koparıp. Bolşeviklerin sınırsız iktidara yönelerek. Bu ön sözünde 1920 1930'lu yıllarda. belirsiz Çokayev ve Akgvardya (beyaz ordu) yayınlarının makalelerini hatırladım. 'Ak Yol' böylece Çokay'ı bilgilendiriyor" diye yazdı. bundan Ruslar suçludur. zengin sınıfın mülküne el koyulmasını. Onun " Sovyet İdaresindeki Türkistan " adlı eseri meseleyi dışarıdan gözetleyen batılı bir aydının eseri değil. Bu bilgileri M. Şokay gibi karşı taraftarlarına yardım eden eleştiri olduğunu vurgulayarak. o sıralarda Sovyet Türkistanı'ndaki karşı tarafı tutunan bir tek yayın idi. Taşkent'te yayınlanan "Birlik Tuı" gazetesinin yönetmenliği. Stalin 1925 yılının 29 Mayısı'nda "Ak Yol" gazetesini ilgili tavrıyla uyardı. "Ak Yol" un ideolojik yönlerini Sovyet sistemine karşı bulan J. Bu sebepten onun anladığına göre. 107) Mustafa Çokay'ın Paris'e gelmesinin amacı. Bu sebepten güçlenmeye başlayan totaliter rejim ve Stalin'e M. Kerenskii ve Miluykov'dan uzaklaştı. onun sayılara dayanan bilgilerinin kesinliğinde idi. yayının eleştirici yeteneğini oluşturmuştu. diye yazdı. Çokay Türkistan'daki Rus ve Kazak dili yayınlarından alırdı." diye yazdı. Stalin'in "Ak Yol" eleştirisinin basit bir eleştiri olmadığını. bu eleştiriler. ama olgu budur. Çokay "Eğer biz halkımızın Milli bağımsızlık ruhunu zayıflatmadan 'Yaş Türkistan' sayfalarında verebilirsek o zaman hepimiz için değerli ve çok ağır sorumluluk getiren görevin yarısını yerine getirmiş oluruz. Bu giib vazifeyi yerine getirmek için onun tecrübesi de yeterli idi. Stalin'in propaganda mekanizması 1920'li yıllardan itibaren bu konuda kasıtlı faaliyetler yapmaya başladı. 1922 yılından itibaren yayınlanmaya başlayan. Kazakistan'daki sosyal değişimleri eleştirmeyi amaçlayan bu gazete. Daha sonra bu yayını 1929 1939 yıllarında süreli "Yaş Türkistan " dergisi değiştirdi. En korkunç olanı da bu makalelerle dergiler arasındaki 'Ak Yol" un manevi 'birliğini' yakaladım. Ancak biz vatanımızın Milli bağımsızlık iradesinden. Moskova. vatandaşlarımızın manevi isteklerinden destek alıyoruz. 1929) M. " Eğer ben gün geçtikçe separatist olmaya başlarsam" diyordu. Milli mücadele ruhlu aydınların toplanması. göçebeleri yerleşik hayata geçirmesi gibi sosyal. Türkistan'da yürütülen Bolşevik denemelerinin ilmi tenkidini yayınlamaktır. Çokay Türkistan'daki Sovyet iktidarının halkçı niteliğine inanmadı. başında da Stalin'in kendisi bulundu. ciddi eleştirmeyi kendi görevinden saydı. Sovyetlerdeki. Devlet Dumasındaki sekreterlik. O. sebeplerini bilen. Bu sebepten ağır şartlara rağmen yayını başlatacağız " (ÇOKAY. devlet yönetiminin. Onlar için. Olağanüstü. özellikle Türkistan'da özgür fikrin gittikçe kısıtlanması sebep olmuştu. bu bölgede yetişen araştırıcının tahlili idi. Türkistan'da gerçekleşen işlerin kökenini. Türkistan'daki Sovyet iktidarını eleştirme amacını." (ÇOKAY. Çokay ve onun yayınları büyük katkıda bulundular. yayınlardan birisi Taşkent'te 1920 1925 yıllarında yayınlanan resmi " Ak Yol " gazetesi idi. Ben bununla. "Riş Ülkelerde" dergisinin yönetmenliği tecrübe kazandırmıştı. ekonomik denemeleri eleştirme ve inceleme faaliyetlerinde M.

Özellikle ağır şekilde sorgulananlar 1922 1924'lü yıllarda Almanya'da tahsil yapan G. Sadri Maksudi. 1920 yılının ortalarından itibaren Avrupa'daki Mustafa Çokay'a eski Başkurt Cumhuriyetinin yöneticisi Zeki Velidi katıldı. Sovyet iktidarının ilk günlerinde bile göründüğünü delillerle açıklıyor. Çokay tenkitlerine Ekim Devrimini Türkistan halklarının büyük sevinçle kabul ettiği konusundaki Sovyet propaganda tarihi gerçeğe ne kadar uygun olduğunu açıklamayla başlıyor. Avrupa'ya sığınan Tatar aydınları ile birlikte. Çokay aleyhinde konuşmadılar. Çokay ve Alaş liderleri arasında münasebet olduğu ihtimalini gösteriyor. Kazak aydınlarının eleştirisi ile aunıydı. SSCB'deki durumu sordu. Bu ve başka belgeler. yolun iki tarafında bulunarak ortak meselelerinden bahseden komşular diyalogunu hatırlatıyor. Biz bu günlerde bağımsızlığımıza kavuştuğumuz sıralarda. onun içinde Kazak halkının Ekim devrimiyle hiçbir alakasının olmadığım. gazetede çalıştığından ve yaşamın kötülüğünden bahsetti. Asıl suçlu. avangardcılarla (beyaz ordu) ilişkisi olan. çokay'ın vefat ettiği 1941 yılının Aralık ayına kadar sürdü. A. sadece iktidara geldikten sonra başlattığım. Stalin'in mektubunda bildirildiği gibi M: Çokayulu eleştirisi ile doğrudan ilişki olduğu tartışmasızdır.bir siyasi sürgün tipidir. Çokayev'in Kazakistan'da zafer kazanacağı hakikate dönüşecektir". M. 1929. Kozıbekov ve Bitileyov idi. Bu ilişkide iki tarafın da suçu yoktu. Çokayulu'nun yaptığı eleştirilerin işlerine gelmemesinin sebebi vardı. 1927 1930 ve 1930 1932 yıllarında iki kere. O. S. Ben ona hayatı hakkında sorular sordum. Onlardan önce. Günümüzde M. Burada şu durumları da dikkate almalıyız. Şokayulu'nun eleştirisi sadece "Ak Yol" gazetesi etrafında toplanan Alaş aydınlarıyla örtüşmüyor. Biz bilig-5/Bahar '97 . M. sürgünlerin hayatı ve hizmeti araştırılmaya değer konulardır. Şokay Türkistan'daki sosyal değişimlerin Batı Avrupa'daki karşı taraftarı olmaya başladı. onların eleştirisine sebep veren Sovyet Türkistan'ı gerçeği idi. ama tanışmıyorduk. Türkistan halklarının. Mustafa Çokay ve Zeki Velidi ilişkileri konusunda idi.134 olduğunu bildirdi. Bu arada M. Aslenyarov. Bununla birlikte 1920 1930Tu yılları Sovyet yöneticiliğindeki T. Çünkü yukarıda belirtilen J. Saduakasov vs. Tatar aydınları Yusuf Akçura. Onun arasında Marşal Pilsutski'in bulunduğu Polonya Demokrasisi destekliyor. Daha önce görmüştüm. Bu konfreansda M. Onların bu karşılıklı "ilgileri" M. OGPU'ya M. siyasi faaliyetlerini devam ettirmeyi sağlayan. sonuç olarak söyleyeceğimiz. destek olan Avrupalı demokratlara memnuniyetimizi belirtmemiz gerek. SSCB Dış İşleri Bakanının Şark Bölümü başkanı General Gluşko ve ekibi geliyor. Benim fikrime göre. Çokay'ın faaliyetini açıklayan belgelere değinmekte yarar vardır. Bu kurum aracılığıyla 1929 yılının Mayısı'nda Varşova'da Şarkiyat Enstitüsü ilmi teorik konfreansı düzenleniyor. Avrupa'ya giden çeşitli milliyete mensup aydınları 1920'li yıllarda Varşova'da sizin ve bizim bağımsızlığımız için ortak. 127) Mesela. Stalin rejimine karşı istiklal "Prmetery" adlı kurumu kuruluyor. Rıskulov. Birimjanov. Alaş hareketi yöneticilerini tutuklama ve suçlama dönemi olmuştu. Çokay ve ülkedeki aydınların Sovyet idaresini tahlil etme konusundaki eserleri. "Böyle olmayınca. Munaytpaşov. M. sırası gelince Stalinci propoganda mekanizması. Bu sorulara verilen cevaplardan bahsetmenin mümkün olmadığından dolayı. Sovyet hükümetine hakeret etti " dedi. Birimcanov'ın sorgulamada verdiği cevabı: " Çokayev Berlin'e geldi. Çokay Sovyet iktidarının Türkistan'daki durum hakkında konuşma yapıyor. diye sonuçladı. S. halkımız için ağır dönemler olan 1920'li yıllarda. Gayaz İshaki vardı. Çokayulu'nun eleştirileri ne kadar doğru ve Sovyet iktidarının Türkistan'daki geleceği hakkındaki yorumu ne kadar gerçeğe uygun düştü ? Sovyet ideolojisi yayınlarının M. Bu mahkeme sırasında Alaş aydınlarını sorgulamada sorulan soru. Bu mesele ile ilgili şunu söylemeliyiz. Bolşeviklerin programlarını anlatma amacıyla Kazaklar arasında propoganda işlerini. sorgulama sırasında Alaş aydınları M. O. M. onların sözü ile işi arasındaki uyuşmazlıkların. Çokayulu'nun yayınladığı makalelerle haberdar oluyordu. Çokayulu aleyhinde konuşması olan G. (PRSİDENT ARŞİVİ) Yaklaşık bu dönemlerden itibaren M. onun bağımsızlık hareketinin değerini bildiler. (PRAVDA. Çokay ve diğer Türkistanlı siyasi sürgünları dinlemek için buraya Moskova'dan. Başka bir tabirle. M.

M. onları kullanarak. " Kazakistan Sovyet Muhtar Cumhuriyeti ekonomisinin gelişmesini sağlamak. Biz burada Türkistan'daki Sovyet idaresiyle ilgili M. Çokay Türkistan'dan çok uzakta olduğu için Sovyet iktidarının o dönemdeki kadro politikasının gözle görünmeyecek yönlerini fark edememesi de mümkündür. asır sonlarına doğru Sovyet dönemindeki tecrübemize ve dünya halklarının gelişme yoluna dayanarak Kazak ve diğer Türkistan halklarının Ekim Devrimi'ni kabul edemeyişlerinin tabii olduğunu söyleyebiliriz. Onlara sadece tercüman ve polisler gerek " fikrinin doğru söylendiğini ve bu politikanın 1930Tü yıllarda bile değişmediğini yazıyor. çöl bölgelere) Rus köylülerine geçecek fazla toprakları çoğaltmayı gaye edinen sömürgecilerin. pratik anlayışta Türkistan halklarının menfaatim aykırı gelmesindedir.135 şimdi.SİK (Sovyetler Birliği Yürütücü Komitesi) . (aslında verimsiz. Kazakları yerleşik hayata mecbur ederek. Çünkü Merkezi yönetim için uzaktaki "taşra"nm çıkarından ziyade. onların ekonomik sosyal gelişmesi ile bağdaştırmadan kurmak temelsiz olur. M. Kalin'in emri ile Jetisu (şimdiki Almatı bölgesi. iç Rusya'dan göç edenler dalgasını durduramaz istekleri ayak altı edildi ve totoliter sistem oturduktan sonra. Bu eserinde. Ayrıca kömitenin (1921 1925). Çarlık döneminden itibaren süre gelen isteğini Sovyet iktidarı bir kararla gerçekleştirdi. V. meşhur yazar G. onun sömürgeci Çarlık yönetimiyle bağdaşlığını ve bu yönetimin göstermelik faaliyetleri yayın aracılığıyla. büyük bir hızla başlatılmasına rağmen. Bizim söylemek istediğimiz Sovyet hükümetinin Türkistan'daki türlü sahalardaki siyasi faaliyetleri inceleyerek. Kazakistan'da iktidara Goloşçekin'. 1993) Bu abartılı bir fikir değildir. Merkezin emirlerini hemen yerine getiren Goloşçekin gibiler geldi. Türkistan. yerli halkı organize ederek ekonominin en yüksek türüne geçmesini sağlamak ". ekonomik uygulama bunların delilidir. 1929 yılında Kazakistan'da Pereselen (yer değiştirenler) yöneticiliği açılıp. yerli halkı yönetebilen yöneticileri lüzumsuzdur. (ÇOKAYEV. Tarih sahasında hala doğru değerlendirilemeyen. Serafimov'un başkanlığı ile kurulmuş olan. yerleştirme politikası yeni safhada gelişti. Çokayulu'nun "Sovyet Yönetimindeki Türkistan" ve diğer eserlerinde özellikle incelenen meselelerden biri. çok yetenekli. "Sovyet yönetiminin Kazakistan'daki tutumu." diye yazdı. yıkılan Çarlık döneminin eski politikasını hatırlatıyordu". biz. Şokayulu'nun dikkatini çeken bazı meselelere değinmiş olduk. çözümünü bulamadan durduruldu. O. İkinci olarak. Onların yerine önemsiz birileri getirilip. Çokayulu'nun sürgün çalışmasının temel ve asıl yönü olarak bilig-5/Bahar '97 . Çarlık yönetimi toprak meselesinde Sovyet hükümetiyle kıyaslanamaz. M. M. Türkistan halklarının Ekim Devrimi'ne alakasını. bütün cumhuriyet içerisinde Çarlık dönemindeki yer değiştirme sistemi yeniden yapılandırıldı. tanınmış aydınlar uzaklaştırıldı. iç Rusya bölgelerinden taşman Rus köylüleri ve orta zengin köylülerin başlatılan toprak reformunu durdurmayı talep eden istekleri daha anlamlı ve yakın idi. Büyük devlet adamının çok yönlü meselelerle ilgili çalışmalarını bir makale çerçevesinde incelemek mümkün olmayacaktır. Göç edenler meselesiyle ilgili teşkilat kurup. Zamanın gösterdiği gibi bu gibi ilişki aslında komünist ideanın hayalciliğine. Sovyet yönetimi toprak meselesi ile ilgili Kazak halkına verilen vaadini yerine getirmedi. XX. Çokay Sovyet iktidarının Türkistan'daki kadro politikasını da eleştirdi. Safarov'ın "Sömürgecilerle kendileri ile denk komuşup. Bu mesele ile aşina olan.in gelmesi ile. (GRADA) Tam bir sömürge niteliğindeki bu örgüt Bolşeviklerin amacım gizleyerek göstermemeye çalışan şu görevleri yüklendi. 1921 1922 'li yıllarda yapılan toprak reformu. Mesela. 1920'li yıllarda Kazakistan'da yöneticilikten türlü suçlamalarla . büyük ekonomi kurarak köyleri yeniden kurtarma. diye yazdı. Kazaklar kendilerim kendileri yönetmekte iddiasını söylüyorlar. Bunun hakkında Alaş aydınlarından Mırzagazi Esbolulu 1929 yılı UGPU'a verdiği bildiride " partiyadan " milliyetçi ve başka suçlamalarla en yetenekli Kazaklar uzaklaştırıldı. Kırgızistan'ın Şu ve Issık göl bölgeleri) topraklarında Rus autonomyasını kurma konusunda sosyal. iç Rusya rus köylülerinin taşınmasının yeni döneminin açılması ve göçebe Kazak yaşamım birden yerleşik yapmaya çalışılması ile aynı anda yürütülmesi tabii tesadüf değildi. cesaretle söyleyebiliriz. yönetimdeki değişiklikler 1932 1933 yıllarındaki halk trajedisine yol açtı. Sibirya'ya yakın yerleşim bölgeleri ekonomisini geliştirme. toprak meselesidir. Kazak yurdu ile aydınlarının.

şimdi Kasım ayı. Bununla birlikte. Onlara köpeklere verilen ekmek veriliyor. soba gibi soğuktan korunmaları için bir şeyler verilemesini rica ettim. Bizim bu iddiaları kabul etmemiz saçma olurdu. " Vefasızların Hikayesi " adlı kitabındaki M. Bu hatırasında Marya Yakevlevna. Verecekler mi vermeyecekler mi o da belli değil. Hayvandan da öte bu medeniyetli insanlar" Onlarca toplama kamplarını gezmeliyim. ümit eden bahtsız biçarelere hiçbir yardım edemediğim için eziyet çekiyorum. Türkistanlı Alaman esirlerin durumunu iyi tanıyan eşinin özelliklerini iyi bilen Marya Yakevlevna. soğuktan korunmak için elleriyle yer kazmaktalar. Onlara bez. Onları bir çukura yerleştirdim. yan yalın. manevi yönden ne kadar yorulduğumu söyleyemem. Gençler hükümet kurarsa. Gücüm. Müslümanlardaki gibi başına geçirdik. din adamı alarak göstermek isteyenler de yok değildir. diyordu. bizim bugün Mustafa Çokay ve başka aydınların hayatlarını uğruna verdiği bağımsızlıktan bilig-5/Bahar '97 . 1920 1930'lu yıllardaki sosyal adalet arayışlarını ispatlayan teorik." Ölen insana yapılacak hizmeti hemşerileri yapmış olabilir. 1941 " yazısını geçen sene Berlin'e seferimizde mezarlıkta gördük. yüzü gençleşmiş gibi göründü. Ama o. Marya Çokay hatıralarında şu fikirleri söylüyor: " Hayatının son dönemlerinde. Marya Yakevlevna eşinin savaşa. Sovyetler Birliğinin dağılması. Çünkü S. bunun delilidir. ince ruhlu bir adam olduğunu yazıyor. Çokayulu'nu Türkistan lejyonu kurucusu. Tınışbayulu'na teklif ediyor. Mustafa'nın eşine yollanan mektubunda Türkistanlıların ağır durumu hakkında şu satırlar yazılıdır: " Ben yardım isteyen. ben sadece propaganda ile uğraşırım. 1940 yılının savaş sıralarında. Ben ölmek istiyorum. Buna rağmen Marya Çokay'ın kendi eşini tanımaması mümkün değildir. Hatıra Rusça yazılıp.136 değerlendirilmesinin gerektiğidir. 1917 yılının Kasım'ında Kokand'ta Türkistan autonomyasını ilan edip ilk günlerde onun yönetimini M. gazetecilik ve siyasi faaliyetini dışlayıp. Yüzünü beyaz bir bezle örtmüş. M. sosyal gelişmeyi sağlayamadı. Çokayulu'nun hayatının son sıralarındaki hali böyleydi: 1942 yılının savaş hareketleriyle ilgili bilgilerden "General Mustafa Çokay" hakkında bilgilerin çıkabilmesi mümkündür. Bu gerçeğe uymayan bir iftiradır. M. Çokay'ın gösterdiği hizmetinin çok olduğu kanaatindedir. Çokayulu'nun "Türkistan Lejyonu" gibi askeri teşkilat ortaya çıkmadan önce vefat ettiğine dair belgeler yeterlidir. İstanbul'da 1972 yılında yayınlandı. kendisi ele alıyor. Mustafa Çokay iktidar hırsı ve kendi menfaatini öne çıkarma duygusu olmayan insanmış. ama ne zamana kadar devam edeceği belirsiz. M. Sonuç olarak. Ben Paris'ten Kur'an ve sarığ getirmiştim. Böyle dememizin sebebi. yaratılışından karşı olan karakteri. Dün 35 insanı kurşuna dizilmeden kurtardım. Şu "ölmek" kelimesiyle mektubuma son vermek istiyorum. katil. Sevgili eşi Marya Şokay'ın bildirdiğine göre. Öyle ise. M. onlar yaz elbiseleriyle. yumuşak. halim yetmiyor. tekke ve sarığı. Şekibayev gibi yazarların M. ben ülkemin tarihi ve diğer ülke halkları hakkında harika kitaplar yazmayla uğraşırım!' ". ülkemin bağımsızlığa kavuştuğunu nasip ederse. " Mustafa'nın Almanlarla birleşip iş yapması mümkün değildi " diye yazdı. Ama zaman. eşinin başına dikilen mezarlıkta onun vefat ettiği zamanla ilgili" 27. unutturmaya çalıştığını görürüz. Çokayulu'nun eşî Marya Çokay'ın hatırasıdır. sosyalist denemenin yenilmesi. Tınışbayulu birkaç gün sonra bu görevden istifa ettikten soma. Berlin şehrinde " Viktorya " hastanesinde 1941 yılının 27 Aralığında vefat eden eşi Mustafa'yı son sefere uğurladığım şöyle yazıyor: " Cam duvarın öbür tarafında ağaç tabutta Mustafa üzerinde ipek pijaması yatıyordu. uyuyormuş gibiydi. Çokayulu'nun 1941 yılındaki faaliyetine Türkistan bölgesinin teşkil edici olarak gösterip. Bu sırada en değerli bilgi M. Ellerinin üzerine Kur'an'ı koyduk. siyasi akım onu her zaman önde olmaya itekledi. Bunlardan birkaçını söyleyebiliriz. Karşıdaki duvara tabutun kapağım dayamışlar. Mesela. ölsem daha iyi olurdu. Çokay'ın 1942 yılında öldüğüne dair fikrini reddediyor. Bu durumlarda bundan ötürü dayanamıyorum. M. Bu hatırasında Marya Yakevlevna Mahmut Aykarlı diye birisinin. bilgilerin gerçek M. Çokay'la ilgisi olamayacağı tartışmasızdır. zamanın gösterdiği gibi Türkistan'daki sosyalist sistem Kazak ve diğer halklara Milli bağımsızlık ve ihtiyacı olan ekonomik. Ölmüş değil. elleri karnının yanında uyuyormuş gibi. ortam. 12. Türkçe'ye çevrilip. o her zaman Türkistan'ın Bolşevik baskısından kurtulmasını arzuluyordu: ' Allah. su yok.

Onun hayatı. Mustafa Çokay. s. İstanbul. Paris. KAYNAKLAR ALİŞİRNEVAİ.. 1986 GAYAZ. Mustafa Çokay anılar.Z. yeni entelektüel ufkunu yükselten devlet adamıdır. 256 KS Prezidentini arşivi. s. Sovyetler baskısındaki Türkistan. 1997 ÇOKAYEV. Eski Türk Yazılan. 131 "Kazakistanskaya pravda" KLİMOV S. ÇOKAY. 1994 Hatıralar. zamanında Türkistan'daki Sovyet iktidarının sömürgesini doğrukavrayıp ve onunla mücadeleye hayatım feda eden.MEK arşivi. Konuşmalar. Almatı ------------------. 1972 Eski Özbekçede Moskova. 1949-1950 "Yaş Türkistan". Yolıgtegin Kültegin. Mecmuası. OMA. İstanbul. A. Gasırlar arazı Kazan "Kazakistan gazetsi". Tercüme. İshaki 1993 1995 Balasagun Y. 1986 Mustafa Çokay.M . 7k KS. İdilUral Vaverejniye çelni. gelecek nesil huzurunda vazifemizdir. 1993 Bigiler. M. s. s. Türkistan için sürekli yangın halinde geçen büyük bir insanın yoludur. M. Mustafa Çokay kim? sorusuna tekrar dönelim. KS. üstelik bu mücadeleye Türkistan halkları tarihinde olmayan yeni bir safha kazandırıp. O. Aktarma. Ula. TOGAN. yüce vatanı için.M . 141k. 127 1929 1929 "Yaş Türkistan". Bu Mustafa Çokay ve Alaş aydınlarının emanet ettiklerine hürmet. KONRATBAYEV. 1993 ÇOLDASBEKOV. Almatı.137 vazgeçmeye hakkımız yoktur. Hatıralar. SULTANGALİYEV. 78754 GÜMİLEVA. Sosyal ve Devlet Hizmeti. Taşkent. V. 1 bilig-5/Bahar '97 . 6 Haziran. 1993 Eski Türkler 1917 1924 yıllarında Komünist 1932 10 Haziran. 1991 Bugünkü Türük İli Türkistan ve Yakın Tarih. Kutadgu Bilig. 1987 1917 "Türkistan habercisi". 1994 Turar Rıskulov.9 Aralık Partisinin Orta Asya'daki Askeri Organize Faaliyeti. Kazan. Tercüme. RAŞİDAD-DİN 1952 El Yazıları Moskova. EGEBAYEV. 1992 Makaleler. "Pravda".

Son üç yüz yılda düzenlerin değişmesine.138 SÖMÜRGECİLİĞİN ZOR SİLİNEN İZLERİ Biz. 2. 3. Bugünlerde bağımsızlığına kavuşan Kazakların geçmişi sadece sömürgecilikten gördüğümüz eziyetten ibarettir. Bu çerçevede biz yaşayan tanıklar olarak sömürgeciliğin ne olduğunu anlatarak dünya insanını çok korkunç hatalardan koruyabiliriz. Sonuçta manevi özümsemeye uğrayıp özgün kültürü zayıflamıştır. Özgün Kazak Kültürünü Yok Etme Girişimi 1. Kazak halkının binlerce yıl boyunca çevre sistemi ile kaynaşarak oluşan yaşam biçimi iktisadi ve kültürel türü 1926-1931 tarihleri arasında zorla değiştirilmiştir. Ulusun özgür kültürünü yok etmek her zaman metropol ülkenin en temel siyasal ve ideolojik amacı olmuştur. taşradaki bağımlı halklara karşı Rusya'nın baskıcı siyasası ve yaptırımlarıdır. Üç bin yıl boyunca Asya'nın uçsuz bucaksız bozkırında göçebe bir yaşam süren. Ya da Kazakların tanrı kökenli âşık ve ozanları beş yüzyıl boyunca şiirlerinde işledikleri kutsal İdil (Volga) Nehri'nden bugünkü Kazakların bir yudum su bile içemeyecek durumda olmalarına ne diyeceksiniz?. Başkanı bilig-5/Bahar '97 . ideoloji ve siyasal görüşlerin değişmesine karşın bir tek Rusya'da durum hiç değişmeden duruyor. Değişmeyen bu durum. devlet. örf ve adetleriyle olağanüstü özgün bir kültür oluşturan Kazak halkı sömürgecilik sırasında yok edici manevi yayılmacılığa uğramıştır. son üç yüz yıl boyunca 'Rusya İmparatorluğunun iğrenç sömürgeciliğini yaşadık ve ancak şimdi bağımsızlığımıza kavuşuyoruz. Türk aleminin atayurdunda oluşan Kazak halkı. devlet ihtilallerinin gerçekleşmesine. "Rusya İmparatorluğu" taşrasında bulunan iki yüzden fazla halk ve ırktan biri olarak Kazak halkının sömürgecilik sırasında yaşadığı zulüm şöyle değerlendirilebilir. hanlık kurmuş olan Kazakların topraklarının yarısına yakını Rusya'nın egemenliği altında kalmıştır. Bu arada bugünkü Tulla Nehri'nin Canibek Hanının annesi Tulla ile adlandırıldığını anımsatabiliriz. Altay Dağları ile Don Nehri arasında 'Uluğ dalada' (bozkırda) yaşam ve gelenek oluşturmuş. Sonuçta 1931-1932 Akseleu Seydimbek Kazakistan Ulusal Akademi B.

bir kuşağın gözü önünde art arda geçen iki dünya savaşının kurbanları değildir. bilig-5/Bahar '97 . 7. özgürlüğümüzü kabul et! Böylesine ulu bir dileği bilim ve hareketle bağdaştırmamız gerekmektedir. 4. Şu anda Kazak diasporası (Kazakistan dışındaki Kazaklar) 3 milyondan fazladır. Özgürlük yolunda ulus kan ağlıyordu. en acı suçu. 5. O suçu şöyle değerlendirebiliriz: İnsanlık tarihindeki en büyük suç. İşte bu facia olmasaydı Kazak halkı kendi doğal nüfus büyümesi ile bugünlerde 30 milyon nüfusa sahip olabilirdi. 8. Kazakistan'daki iktisadi. O. fakat sağduyudan vazgeçmedi. Yüzyılda SSCB diye adlandırılan büyük 'imparatorluk' zamanında gerçekleştirdiğini söyleyebiliriz. 1. İşte Kazak halkı bugünkü özgürlüğüne böyle faciaya uğrayarak ulaştı. sosyalist düzenin totaliter iktidarıyla 200'den fazla ırk ve ulusu karışık duruma sokmasıdır. Onların çoğunluğu. Bu arada insanoğlunun uzun tarihindeki en büyük. Doğal zenginliğin hiç düşünmeden yağmalanmasından ötürü. teknokratik vahşilik doğuran çevre faciası da değildir. dumanlaşan bilincimizi arındırmamız gerekiyor. ideolojik ve siyasal gidişin değişmesine karşın sürekli olarak acımasız biçimde yok edilmişlerdir. Bu arada sosyalist düzenin bir tek yararını da söylemeden geçemeyeceğiz. devlet ihtimallerine. Bu çaptaki tehlikeyi insanoğlu önceden görememiştir. ulusu zayıflatmıştır. sınai ve toplumsal altyapının yüzde 70'ten fazlası Rusya'ya bağlıdır. Yüzyıldan 1986 yılındaki aralık olayına (*) kadar sürdü. Bu da kuşakların 'genofonu'nu etkilemiş. 6.139 yıllarında 7milyon nüfuslu Kazakların 4 milyonu yok olmuştur. Fakat zulüm güçleri Kazak halkının özgürlüğüne tinini daima kana boğmuşlardır. Ey kutsal Gök Tanrı.. onun etnoloji ile bağlı bazı yönleri hakkında oluşmuş kavramlardan söz edelim. 20. O da sosyalist düzenin tarih sahnesinde yerini almasıyla insanoğlunun artık nasıl bir hatanın yapılmaması gerektiğini iyice öğrenmiş olmasıdır. Yani yüzyıllarla oluşan yüze yakın özgün kültür sonsuza dek yok oluvermiş. Toplumsal ve ekonomik yapının böyle olmasının sömürgeciliğin doğasının bir gereği olduğunu söyleyebiliriz. Sonuçta yüze yakın ırk ve ulus tümüyle yok oluvermiştir. Yani bunun nedenini Rus halkının yabancılara karşı güvensiz 'biyopsikolojik' doğasına bağlamaktayız. Şimdi ise sömürgeciliğin sonuçlarından arınmanın daha da güç olduğunun farkındayız. Şimdi bizim kendi kendimizle mücadele ederek yanan canımızı tedavi etmemiz. düzenin değişmesine. Kazak halkının devleti zorla dağıtılmıştır. Ağlıyordu. O. Rusya İmparatorluğunun kesintisiz uyguladığı baskı siyasasının zulmünden dolayı bütün Kazak halkının çocukları şimdi dünyanın 32 ülkesinde yerleşerek. Han iktidarı yok olduğu 1822 yılından beri Kazakların devleti uğruna baş kaldıran en yetenekli çocuklarının hiçbirisi "imparatorluk' siyasasının cezasından kurtulamamıştır. Zulmün fazla yaşamayacağım tarih bu kez de kuşkusuz kanıtladı.5 milyonu ise yabancı ülkelere kaçmak zorunda kalmıştır. dili ve dini çeşitli olan devletlerin içinde yaşamlarını sürdürmeye zorunludurlar. Doğal olarak ulusun kültürel ve manevi dünyası oldukça geniş bir kavramdır ve yaşamın bütün alanları ile bağlantılıdır. Aralıkta Kazak halkı sömürgeciliğe karşı yaklaşık 300 ulusal bağımsızlık ayaklanması girişiminde bulunmuştur. milyonlarca insanın özgürlüğünü alıkoyan kamp adası da değildir. savaşsız ya da ideolojik aldatmaca ile 4 milyon Kazak'ı yok eden soykırım siyasası da değildir. O. Rus yayılmacılığı 17. Sömürgeciliğin eziyetine uğrayan yüzlerce ulus ve halk gibi Kazak halkı en ağır dönemini sosyalizm döneminde geçirdi. belli çevre sistemine uyan geleneksel iktisat düzenine ve bilimsel temele dayandırılmayan değişimleri uyguladıktan ve çöl bölgelerine zorla kaydırılan Kazakların ortasında 1949-1989 yılları arasında yaklaşık beş yüz nükleer bomba denemesi yapıldıktan sonra Kazak bozkırları çevre faciasına uğramışlardır. fakat ölmedi.. Şimdi de alay ederek çıkacaktır. kendi kimliğimizi geliştirmeye yönelik olmalıdır. Yani. Bu da ister gerçek ister mecazi anlamda olsun 'manevi yenilenme' ya da 'manevi restorasyon' diye adlandırılabilir. imparatorluk dağıldı. Sömürgecilik hastalığı vücudumuza iyice girmiştir. Bu nedenle de kavramı daha net kavrayabilmemiz için 'bilimlerin atası' ilan edilen tarih. O. bizim başlıca hareketlerimizden biri manevi tedavi. Evet. Bizim için sömürgecilikten kurtulmak oldukça zor oldu. verimli toprakların kültürel ve manevi olgusu soluvermiştir.

Şu ana dek bizim okuduğumuz insanlık tarihinin farkı ve değeri özü itibariyle Rusya'nın 'imparatorluk' kavramları doğrultusunda yazılıyordu. ya da onlara parmak arasından bakmak.. Sıfatın değil. sana düşünme hakkı bırakılmaz. köklü kültürlerini tümüyle yok etmiş işgalcilere 'Amerika'yı keşfedenler" derdik. Yalnız gerçekleştirme hakkı tanınırsa işin Batı'ya benzeyen yanı işe yarayıp. Biz şu ana dek tarihe 'Rusya imparatorluğu' gözüyle baktığımız için hiç önem vermiyorduk. Fakat basit gerçeği bile kendi adımıza söylemeyi sakıncalı bulmamızdan kaynaklanan psikoloji hiç izin vermiyor ki. işçi sınıfı için yapay bir toplumsal onur yaratarak. köylü ve aydınlara karşı koyma eylemi. onların köklerini bile ezberleyerek büyümüştük. benzemeyenin tümü ise vahşiliğin delili olduğu bilinci yerleştirilir. Sonuç olarak etnik mangurtlaşmanın (**) araçları da bunlardan oluşur. Ya da 'Yakındoğu'. İşte onlar: Bütün bir halkı birkaç parçaya bölerek.. Biz de bu kavramlar çerçevesinde eğitilmiş ve büyütülmüş bir kuşağız. Çünkü dünyaya orada Avrupalıların. daha doğrusu bilincin tutsaklığı diye buna derler.. Kavramın nesnel olması koşulu vardır. Böyle bir felaketten sonra ne olabilir ki? Ne olacağını bir ulus bilecekse. tiyatro. hayvancılıkla uğraştıklarını sanıyorlar" biçiminde bir cümle vardı. insanoğlunun gelişmesi ile ilgili ekonomik etken dışındaki tümünü yok saymak. bunun aracılığı ile ortak Türk kültürünü yok saymak. Aynısı 'Ural arkası'. Kısa süre önce yayımlanan bir bilimsel kitabın birinci sayfasında "Rus bilim adamları Kazakların göçebe yaşadıklarını. Ve böylece Orta Asya ve Sibiryalıların birkaç kuşağı kendi atalarına küfür etmek durumunda bırakıldılar. tinin. öz geçmişinden iğrenmeye zorlanmışlardır. kendi kendine misilleme yapan sınıfsal görüş ana düşüncesinin yaşam gerçeği ile aynı olmadığı. bizim göçebe bir yaşamımız olduğunu.. Daha doğrusu. Böyle bir olgu hiçbir zaman kendiliğinden olmuyor. Uzakdoğu'dakiler için ise hiç de yakın değildir. görsel-güzel sanatlar gibi manevi değerlerin tümüne yerleşmişti. en sonundaki Avrasya'daki Türk halklarının tarihini bir bütün olgu olarak ve dünya tarihinin bir parçası olduğu gerçeğini değerlendirmemek. Bu yandakiler için ise manevi eziyettir. Basit 'toponim'lere (yer-su adları) bakalım. sinema. gerçeklerin bölünmesidir. Ve en kötüsü böyle bir aptallık bir tek tarih dersine ait değildi.140 Bu arada İmparatorluk' siyasasının oluşturduğu tarih bilincimizdeki yöntemsel çelişkileri anmadan geçemiyoruz. o Kazak ulusu olmalıdır. Yalnızca eski Yunanlılar değil. Bununla birlikte yazın. Bunun manevi tedavisi toplumsal ve manevi restorasyondur. "Kaspi'nin öbür yanı" gibi deyimler için de geçerlidir ve Avrupalılar açısından doğrudur. Varsayalım ki eğer bir gerçek. "İdil'in öbür yanı". 'Sibirya karanlığına nur verenler' diye okurduk. bilig-5/Bahar '97 . Tarihsel kavramlarla ilgili yukarıda söz ettiğimiz çelişkiler bilincimize yaşamın gerçekleri olarak birçok kez ters anlamda benimsetilmiştir. insanlığa ortak olması gereken gerçek ve kavramlar kendi nesnelliğinden ayrılarak sadece Avrupalılar gibi düşünmenin ya da varsaymanın ekmeğine yağ sürüyor. tarih ve ideolojiyi bütün bir olay olarak değerlendirmek. İyice yerleşen 'Yerorto Denizi' (Akdeniz) 'Yakındoğu' (Ortadoğu) 'Ural Arkası' (Transural) İdil'in öbür yanı "Kaspi'nin öbür yanı" (Hazer Denizi'nin öbür yanı) gibi yüzlerce coğrafyasal ad vardır. herhangi bir insan da bulunduğu yere 'dünyanın merkezi' derse yanılmış olamaz. batıdan doğuya doğru savaşa gidenlerin tümünü büyük komutan olarak tanıyıp. nesnel gerçekleri komünist partiliğin karşısına koymak. Biz gözlerimizi açtığımızdan beri Amerika Kızılderililerini kana boğmuş. tekel egemenliğine sokulu olarak zihniyette yer alırsa. burada ise 'Rusya İmparatorluğunun gözü ile bakmak yasaydı. Sonsuza değin aklı kendisine karşı gelecek ve yaşamı böyle geçecektir. Biz. doğudan batıya sefere çıkanların tümü ise vahşiler ve zalimler olarak zihnimize sokuldular. Bu durumda Rus bilim adamları öyle demeseydi. Bu durumda söz konusu olan. tarihin nesnel gerçeği 'imparatorluk' siyasasına ters olduğu için taşradaki uluslar kendi tarihlerini benimsememiş. Yine örneklere bakalım. Fakat ilk sırada herkes için kavramsal önem değerlidir. ev içinde ev yaparak. hayvancılıkla uğraştığımızı bilemez miydik? Doğal olarak bunu biliyoruz. Sonuçta böyle bir halkın her bireyi sürekli iki duyguya kapılacaktır. Yani. olsa olsa Avrupalılara yakındır. Ya da Rusya'nın sömürgeci siyasasında kılıcı olanların tümünü 'Orta Asya'yı vahşilikten kurtaranlar'. gerçeklerin yalnız tekelleşmesi değil.

inancında. İşte sömürgeciliğin sonuçlarından arınma konuları bizi bu düşüncelere ulaştırmaktadır. Sovyet Türkolojisi Tarihi Çarpıtıyor Geleneklerin. Kısa bir süre içerisinde Türkologların safları ne kadar büyümüş ise Türk dili halkların tarih ve kültürüne ilişkin gerici yorumlar da o kadar artmıştır. 5. bunun da bilimsel ve yöntemsel eylem olarak değerlendirilmesiyle olanaklıdır. ulusların arasını açmıştır. inançların. 'ulus olarak oluşmamış' gibi tanıtılmış kavramları. nesnelerin iki üç bin yıl boyunca değişmeden tek köklülüğünü koruduğunu nasıl anlatabiliriz ki? Pazırık kurganında (İ. 20. 'köhne aşiret sürüsü'. Sadece gerçeklerin daha zorlaştırılması değil bilimdeki gerici yorumların çoğalması gitgide her Türk dili kendi 'Türkolojisini' oluşturarak. yüzyılda dünya çapında en ön sıralarda olmayı başaran Rusya'daki Türkolojinin.Ö. dilinde. yüzyıl) bulunan nesnelere baktığınız zaman kendi anne babamızın kullandığı eğeri. Bu durumda. ulusunu. doğusunda Sarı nehir (Huanhe) batısında Akdeniz bulunan uçsuz bucaksız alanda Türkçe konuşan otuz kadar halk neden birbirini çevirmensiz anlıyor. geleneğinde. dışarıdan 'köhne vahşi yurt'. kendi geçmişlerinin sıfatı olarak ezbere söylemeye zorunlu oldu. 19. Sonuçta Sovyet Türkolojisi gerçeklere ulaşmak yerine gerçeklerin daha da karışık bir duruma getirilmesine katkıda bulunmuştur. koşumu. Doğal olarak gerçeklere başvurursak bugünkü Türk dili ulusların kültürel ve manevi kökünün Türklüğün bir bütünlüğe ulaşmasıyla. dokumaları. kültürünü tanımayan kimse. Bu olmadan tarihsel gerçeklerin yüzüne bakamayız. Birçok ulus. Cengiz Aytmatov'un yapıtlarından alınmış ve yayılmış bir terim. simgelerinde koruyabilmesi için Türk kağanlığından önce uzun süre birlikte kalmaları gerekirdi. Bu konuda yalnızca Türkoloji tarihine bakmamız yeterlidir. folklor mirasından. kilimleri görünce şaşırdığımız acaba yalan mı? Yani. Bu durumu Türk dili halkların bugünkü ayırtılmış tarihinden. köküne bakmak gereksinimi de yoktu. yüzyılın ortalarına doğru bilimsel gerçeklere ulaşmak yerine daha fazla sosyalist ideolojinin hizmetçisi olmak eğiliminde olduğunu algılayabiliriz. Bu arada Türk dili halkların tarihsel ve kültürel varlığını bütün bir olgu olarak kabul etmeyerek öncelikle böle böle araştırmaya yönelik yöntemlerin altım çizmek olanaklıdır. (**) Mangürt: Kendi kimliğini. Bunun gibi ideolojik egemenliğin etkisini özellikle Türk kökenli halklar çok görmüştür. kendi etnojenik kökünden uzaklaşmaya. manevi ve maddi kültürü 'diyakronik' ve 'tipolojik' yöntemle ne düzeyde tanımaktayız? Her bir ulusu bireysel özelliklere göre geliştirmenin yerine onlarca ulus ve halkı bir tek siyasal ideolojik kalıba sokan totaliter sosyalist düzen için ayrı bir ulusun geçmişine. bu halkın bin beş yüzyıl ayrı kalmasına karşın etnik tek köklülüğünü. Bu otuz kadar halkın Türk kağanlığından sonra (6-8 yüzyıl) bir araya gelmedikleri bilinmektedir. (*) Celtoksan olayı Kazakların resmi düzene karşı Almatı'da gösterdikleri direniş eylemi. bilig-5/Bahar '97 .141 Bu zamana dek. abece oluşmasından ve terim üretme gelişmelerinden açık ve seçik görmek mümkündür.

142

BİR KİTABIN İKİ SAYFASI

I Turan topraklarında asırlarca yaşayan büyük medeniyetin varisleri olan kardeş Özbek halkı ile ilişkilerimizin yeni bir seviye kazanması, bağımsızlığımızın getirmiş olduğu semerelerden biridir. Daha düne kadar iki ülkenin milli gelişme gayesi içinde, karşılıklı alışveriş ve münasebet kurmasından söz etmek mümkün değildi. Dolayısıyla ara sıra düzenlenen resmi günler ve kültür haftalarında karşılıklı dostluk ve beraberlik adına söylenen sözler bile pek fazla gerçekçi görünmüyordu. Kazak'ın da Özbek'in de içindeki gizli sır ve hayaller kendi dünyasına kapalı kalıyor ve birbirinden uzaklaşmaları ve ayrılmaları giderek büyüyor gibiydi. İki Türk halkının aydınları birbirlerinin eserlerini ve edebiyatlarını asıl nüshasından okuyamaz hale gelmişti. Özbek Türkçe'siyle yazılmış eserler Kazakça'ya, Kazak edebiyatının eserleri de Özbek Türkçe'sine, ancak Rusça sayesinde çevrilebiliyordu. Rus ihtilalinden önce ortak Türkçe'yle yazılan kitap ve el yazma eserleri Kazak'ın da, Özbek'in de, Türkmen'in de, Tatar'ın da okuyup, anlaması imkan dahilindeydi. Maalesef hepimiz için o Türkçe ile yazılmış zengin edebiyat hazinesi bugüne kadar kapalı kalmıştır. Özellikle 1940 yıllarından itibaren Türk halklarının siyasi amaçlı Kiril alfabesine geçirilmeleri kardeş ülkelerin birbirlerinin yazılarını okumalarını güçleştirmiştir. Yeni alfabe kabul edilirken kardeş ülkelerin alimlerinin bir araya gelip, harf ve başka hususlar yönünde anlaşmalarına izin verilmedi. Yazım, imla, terim ve transkrip hususlarında karışıklıkların önüne geçilmemesi, kökeni bir olan yakın dillerin yavaş yavaş birbirinden uzaklaşmasına sebep oldu. Özbek tarihi ve kültürü ile alakalı bildiğimiz malumatların o kadar da derin olmadığını kabul etmemiz gerekir. "Özbek öz ağabeyim" şeklindeki veciz sözün hakikatini ve asıl manasım tam olarak anlamanın zamanı geldi. Çok eskiden "Doksan iki boylu Özbek" ününe sahip olan göçebeler birliğinin bugünkü Kazak ve Özbek'lerin ataları oldukları araştırmacılar tarafından kanıtlanmıştır. O boylar ve taifelerin torunları Özbekistan topraklarında halen ömür sürmektedirler. Tabii ki aradan yüzyılların geçmesi onların dilinde, örf

Prof. Dr. Rahmankul BERDIBAY Ahmet Yesevi Ü. Öğr. Üyesi

bilig-5/Bahar '97

143

adetlerinde ve yaşayışlarında büyük değişiklikler meydana getirmiştir. Şimdi Özbeklerin arasında Türkleşen yabancı etnik gruplar ile çok önceden beri Türkçe konuşan yerli halklar da mevcuttur. Sonuç olarak Özbek halkının tarihinin çok esrarlı ve kompleks bir yapıya sahip olduğunu görüyoruz. Özbeklerin müzik enstrümanlarının Türklere çok yakın olduğunu söylemek, tarihi ve kültürel ilişkilerinin ne ölçüde kompleks olduğu sezilir. Semerkant ve Buhara tarafındaki halkın, çok önceden beri Tacik ve Özbek dilini birlikte kullanmıştır. Özbeklerin klasik edebiyatına vücut veren şairlerin hepsi bu iki dili kullanmış ve paha biçilmez eserler meydana getirmişlerdir. Bu durum günümüze kadar devam ede gelmiştir. Araştırmacılar Nevai eserlerinin Türk dilinin hangi şivesiyle yazıldığını incelemiş ve Ândican şivesinde fikir birliğine varmışlardır. Fakat bununla beraber meşhur şairin diğer Türk boylarının şivelerini de iyi bildiği ve onlardan faydalandığı da kabul edilmektedir. Bu boylar arasında Konırat, Calayır, Kıyat, Barlasi Turhan gibileri zikrediliyor. Şair Türk edebiyatından ne kadar beslenmişse, Fars ve Tacik edebiyatından da o kadar etkilenmiştir. Navai eserlerinde Arapça ve Farsça kelimeleri çok kullanmıştır. Büyük şair Fars nazımından ilham almış ve onu kendisince geliştirmiştir. Dolayısıyla, Nevai'nin eserlerinde iki büyük edebiyatın, yani Türk ve Fars edebiyatının birleşmesinden doğan harikuladelik vardır. Nevai eski Özbek Türkçe'siyle ilk eser yazan şair değil, onu geliştiren ve yeni bir veçhe kazandıran edip sayılmalıdır. Ondan önce ve onunla beraber yaşayan şairler tarafından Türkçe şiirler ve eserler yazılmıştır. Özbek sözlü edebiyatının arı Türkçe, fakat yazılı edebiyatının ise belirli bir derecede "karışık" dilden oluşması, bu durumun neticesinde meydana gelmiştir. Alişir Nevai bütün hayatım eski Özbek Türkçe'sini dünya dilleri arasına girebilmesi için sarf etmiştir. Türk halklarının bağımsızlıklarını yeniden elde ettikleri şu sıralarda Türk dilinin kaderini düşünmemiz bizim için en birinci ve en asli görevimizdir. Şimdi ise, Nevai'nin yüksek ideali; Özbek'in de, Kazak'ın da, Kırgız'ın da, Türkmen'in de hedefi ve amacı haline gelmiştir. Edebiyata ilk olarak Farsça eserler vererek başlayan Nevai, büyük eserlerini ise Özbek Türkçe'siyle yazmıştır. Kendisinden önce yaşamış olan Dehlevi ve Nizami gibi büyük şairlerin

yolundan giderek, ünlü "Hamse"sini yazmıştır. Hamse' de yer alan destanlar şunlardır: "Hayrat ul Ebrar", "Ferhat ile Şirin", "Leyla ile Mecnun", "Sehğay seyer", (yedi gezi), "Seda-i İskenderi" (İskenderin şeddi). Bu eserler bütün Türk dünyası kendisi için gurur kaynağı saymaktadır. Kazak halkının meşhur şairi Abay'ın kendisine örnek aldığı şark alimleri arasında Nevai'nin de olmasının önemi büyüktür. Kardeş iki halkın arasındaki manevi bağlan birçok sahada görmek mümkündür. Sözlü edebiyat bunlardan biri sayılabilir. Folklorun, destan, masal, menkıbe, efsane, hikaye, atasözü gibi türlerinde büyük oranda benzerlik bulunmaktadır. Bunlar, halkımızın arasındaki tarihi ve medeni alaka ve bağların güçlü olduğunun ispatıdır. Bütün doğu dünyasında tanınmış "Seyfimelik", "Tahir ile Zühre", "Bozyiğit", "Yusuf ile Zeliha", "Leyla ile Mecnun" gibi destanlar da ortak folklor hazinemizdendir. Kazak klasik kahramanlık destanı olan "Alpamıs"ın (Bamsı Beyrek) Özbeklerin arasında da yaygın oluşu, destanı çıkaran, söyleyen, nakledenlerin Kazak ve Özbeklerin arasındaki bazı ortak boylar olduğunu kanıtlıyor. Önceleri, Özbeklerin düğünlerde "car car" (mani) söylemeleri, dombıra ve kobuzun günümüze kadar unutulmaması, iki kardeş halkın bir zamanlar beraber yaşadıklarının belirtisidir. Şimdiki Özbek şehirleri ve kentlerindeki ata mirası tarihi eserlerin sanatındaki mükemmelliği dünyaca bilinmektedir. Özellikle Semerkant, Buhara ve Hiva'daki mimari eserler halen dahi o eşsiz ihtişamlarıyla dikkat çekmektedir. Genelde bu sanat abidelerini kim yaptı ? denildiğinde, yerleşik hayat sürenlerin adı söylenir de, göçebe yaşayan sanatkarların adı unutulur. Buna ilim ve edebiyatta üstünlüğü kabul edilen Avrupai fikirlerin kalıntısı dememek mümkün değil. Avrupa alimlerinin; "Turan medeniyetinin sahipleri Farslardır. Türkler sadece baskıncılık ve yıkıcılık yapmıştır." şeklindeki bozuk batı mantığını birçok ülke insanın kafasına yerleştirdiğini biliyoruz. Bu fikirlerin asılsız ve yalan olduğunu tarih bizzat canlı misalleriyle kanıtlıyor. Buna örnek olarak, Calantös Bahadır'ın (1576-1651) şanlı kumandalığıyla birlikte ardından silinmez birçok eser bırakan mimarlığını hatırlasak bile yeter. Göçebe yaşayan Alşın boyuna mensup güç ve dirayetiyle birçok

bilig-5/Bahar '97

144

savaşlarda galip gelen, Semerkant şehrinin hükümdarı Calantös Bahadır'ın emriyle inşa edilen eserler, dünya mimari sanatının mükemmel örnekleridir. Semerkant'ın merkezindeki Registan Meydanı da şanlı hükümdarın yaptırdığı iki büyük eser olan "Şirdar ile Tillekari" şaheserleri, göz kamaştıran muhteşem sanatıyla, adeta insanoğlunun ustalıktaki sınırsız gücünün timsali gibidir. Bahadır zamanında yapılan başka bir cami ise Semerkant'e 10 12 km uzaklıktaki Dakbet köyünde meşhur alim Muhturni Azam türbesinin olduğu yerdedir. Özbek hükümeti şimdi bu camii yeniden eski ihtişamına kavuşturmak için restorasyon işine bol miktarda para ayırmış. Özbek tarihçileri, Emir Şirinov, Muhammed İsameddinov, Ahmetcan Avlukulov kendilerinin "hazret Mahdumu Azam ve Dakbet" adlı kitabında Calantös Bahadır'ın Semerkant'teki hükümdarlığı döneminde gerçekleştirdiği bu mimari sanattaki atılımları ve üstün başarılarını Timur'un icraatlarıyla karşılaştırıyor. Bu ilim adamlar tarafından verilmiş büyük bir paye sayılır. Özbekistan şehirlerinde şimdiye kadar muhafaza edilen sanat abidelerinin bir kısmında, göçebe yaşayan Kazak kabilelerinden çıkan, tanınmış insanların da pay sahibi olduğunu birçok misalleriyle beraber görüyoruz. Biz bu meseleye temas ederken sadece Kazak ve Özbek medeniyetinin birbirinden etkilenerek geliştiğine parmak basmayı hedef edindik. İki Türk halkının sınırlarının hiçbir zaman birbirine kapalı olmaması, göçebe ile yerleşik hayat sürenlerin arasında çok farklı ve ilginç alaka ve bağlar meydana getirmiş, müşterek manevi miras sayılan eşsiz mimari eserler bırakmıştır. Halklarımızın arasındaki sarsılmaz dostluğun ve kardeşliğin remiz ve sembolleri bunlar olsa gerek. Bizler şimdiye kadar Türk halklarının tarihini hep birbirinden ayırarak inceledik. Hakikate Türkistan halklarının meydana getirdiği medeni ve ilmi birçok müşterek eserler (miraslar) vardır. Mesela; Orhun Yenisy abideleri, "Kutadgu Bilig", "Divan-i Lügat-it Türk", "Arvun-ı Hikmet" gibi hiçbir zaman eskimeyen şaheserler, bütün Türk halklarının paha biçilmez hazinesidir. Tarihteki büyük alimlerimizin eserleri hakkında da geniş bir bakış açısına sahip olmamız gerekir. Örneğin, Otrar'da dünyaya gelen, ilmin

semasına çıkan Ebu Nasır El Farabi'yi sadece Kazak Türklerine ait olarak kabul etmek dar bir ölçü olur: Zamanında dünyanın "Muallim i sani"si olarak tanınmış büyük alimi, Orta Asya'nın bütün halkları kendisinin öz alimi saymasında hiçbir beis yoktur. Farabi'nin devrinde, Türk halkları henüz bugünkü gibi, Özbek, Kazak, Kırgız, Türkmen, Karakazak şeklinde bölünüp yarılmamış, aksine bütün bir halk olarak yaşıyorlardı. Bu açıdan bakıldığında, Harezmi, Binini'yi de şimdiki Özbekistan dünyasıyla sınırlamak akıl kân sayılmasa gerek. Onların bıraktığı ilim hazinesine bütün Türk dünyasını mirasçı kabul etmek lazımdır. Gelecekte Türk halklarının meydana getirdiği bu eşsiz ve göz kamaştıran ilim ve sanat hazinelerini çok güzel şekilde tanıtmamız ve öğretmemiz gerekir. Mesela, "Bamsı Beyrek", "Manas", "Kobılandı Batır", "Kozı Körpeş Bayan Sulu", "Edige Batır", "Köroğlu" destanlarını tüm kardeş ülkeler kendi öğretim müfredatına ve ders kitaplarına almaları lazımdır. Bununla birlikte, Nevai, Fuzuli, Maktumkulu, Abay eserlerini Özbek, Azerbaycan, Türkmen, Kazak şahsi olarak sahiplenmeyip, ortak hazinemiz şeklinde telakki etmeleri çok yararlı olacaktır. Geçmişimizi ve bugünümüzü tanıtan ve aydınlatan kitaplara ihtiyacımız vardır. Ayrıca, kardeş halkların kültürünü birbirine tanıtacak eserlerin olması da gereklidir. Türk halklarının kültürünü birbirine yaklaştıracak ve tanıtacak araçlardan birisi şüphesiz ki kültürel ve sosyal ağırlıklı dergilerdir. Bir de ilmin her türlü sahasındaki araştırma ve incelemeleri bir araya getirecek sistemli ve planlı tetkikler yapacak. Bir merkezi Asya akademisine de ihtiyaç olduğu kuşkusuzdur: Önümüzdeki yıllarda Türk Toplulukları Ansiklopedisi'nin eksiksiz yayınlanacağı kanaatinde ve ümidindeyiz. 1994 yılında dünyaca ünlü Uluğ Bey' in 600. doğum yıl dönümü saygı ve ihtişamla kutlandı. Bu, onun bütün insanlık için yaptığı çalışma ve emeğe verilen kıymet ve değerin ifadesiydi. Uluğ Bey' in kendisinin ve eserlerinin (çalışma) Kazakla özel bir yakınlığı olduğu biliniyor. Aslen Barlas boyu mensubu olan Uluğ bey' i Kazak aydınlan çok iyi tanıyorlar. Semerkant etrafına yerleşen Kazak boylarının sıkı kardeşlik münasebetlerinin olduğu bellidir. Bu yüzden Timur'un da onun torunu Uluğ Bey' in de isimleri Kazaklara çok yakın ve sıcak gelir. Onlar

bilig-5/Bahar '97

145

hakkındaki halk arasında bilinen efsane ve menkıbeler, yazılı edebiyat eserleri de az sayılmaz. Meşhur şair Ğafur Ğulam Kazak ve Özbek kardeşliğini güzel bir teşbihle "Bir kitabın iki sayfası" şeklinde ifade etmiştir. Geniş olarak bakıldığında iki halk arasında halen dahi açılmamış ve tanınmamış birçok sayfanın olduğu anlaşılmaktadır. II Geçmişteki büyük alimler ve yol gösteren dahiler için halkın kendi fikri ve onlara verdiği değer ve hükümler vardır. Bazen bu görüş ve değerler tarih gerçeğinden uzaklaşıp, efsane ve hikayelere dönüşür. Burada önem arz eden husus, şifahi bilgiler ve malumatların, tarihin kesinlik ifade eden tekrarı olması değil, halkın gönlünde ve aklında asla silinmeyen iz bırakmasıdır. Tüm Türk İslam dünyasının manevi üstadı olan büyük mutasavvıf şair Ahmet Yesevi hakkındaki efsane ve hikayeler yüzyıllar geçse de unutulmamış, nesilden nesle ulaşarak günümüze kadar gelmiştir. Onun peygamber efendimizin vefat ettiği yaşa gelince daha sonraki hayatım zaid sayarak yeraltına girmesini anlatan efsane ve menkıbeleri bilmeyen yok gibidir. Bu peygamber yolunu adalet ve hakikatini tanıtan ve gösteren bir ibret tablosudur. Timur'un Türkistan şehrindeki Hoca Ahmet Yesevi türbesinin inşa ettirmesiyle ilgili bir hayli hikaye ve menkıbe vardır. Şanlı hükümdarın bu muazzam türbenin yapımını takip etmek için birçok defa Türkistan'a geldiğini tarihi kaynaklardan öğreniyoruz. Eminim oraya geldikten sonra ne yaptığı ve ne ile uğraştığı bilinmemektedir. Ama halk arasında sözlü hikayeler mevcuttur. Bunlardan bir şöyle anlatılır. Bir keresinde uzun yolculuğa çıkan Timur Türkistan'a uğruyor. Timur savaşa giderken sıradan elbise giyinirmiş. Yanındakilerle beraber bir yaşlı kadına misafir olmuşlar. Misafirlerin kim olduğunu tanımayan yaşlı kadın onlara sıcak bir çorba ikram etmiş. Yolculuğun getirmiş olduğu yorgunluk ve açlıkla olsa gerek. Timur, sıcak çorbayı hemen içince ağzı yanmış ve ev sahibi yaşlı kadına çorbanız çok sıcakmış demiş. Ona cevaben yaşlı kadın; "A yavrucuğum çorbayı üstünden, düşmanı kenarından alırlar" sözünü hiç işitmedin mi?" demiş. Yeryüzü iki hükümdara dar

gelir diyen ve birçok ülkeyi egemenliği altına alan koca padişah, yaşlı kadının sözlerini işittiğinde; "gerçekten de kulağa küpe edilecek bir sözmüş" deyip, derin derin düşünmeye başlamış diyorlar. Timurun gerçek hayatında böyle bir olay oldu mu, olmadı mı?, onu tam olarak bilemiyoruz. Ama burada, büyük hakanın halkın tecrübe ve nasihat dolu sözlerine kulak verebilen, basiretli kişiliği üzerinde duruluyor. Kazak Türklerinin en harika destanlarından biri olan, "Edige Batır" destanında, Timur'un adı "Setemir" olarak geçiyor. Buradan Orta Asya halkları ve onların arasında Kazak halkının büyük bir askeri kumandan ve padişah olan Timur'u iyi tanıdığını ve kıymetini anladığını görüyoruz. Timur hakkındaki yazılı eserlerde çok önemlidir. Turan hükümdarının şanını şiirlerinde çok mükemmel ifade eden şairlerden biri; Mağcan Cumabayev'dir. Onun "Aksak Timur sözü" adlı kısa şiiri derin mana ve eşsiz sanatıyla dikkat çekmektedir. Monolog şeklinde verilen mısralar kurşun gibi ağırdır:
Cihan denen şey nedir ? Avucunun içidir. Bir yerde çok tanrının olmasının yok süs

Tanrı göğün tanrısı Kendi göğünü yönetsin Yer tanrısı, Timur 'um Yerime kimse değmesin Kök tanrısı, tanrının Nesli yok, zatı yok Yer tanrısı, Timur 'un Nesli Türk, Zatı Ateş. Kazak halkının çok değerli yazarlarından İlyas Yesenberlin kendisinin "Altın Ordu" adlı (üç kitap) romanında Timur'un hayatı ve müstesna şahsiyetini geniş ve edebi olarak yazmıştır. Bunun gibi örnekleri çoğaltabiliriz. Uluğ Bey ile alakalı konuların Kazak edebiyatında çoktan beri işlendiği biliniyor. Onunla alakalı bir şiiri, Türk dünyasının ünlü sembolik şairi Mağcan Camaboyev'in kitaplarında görüyoruz. O şiirde Mağcan Uluğ Bey' i Türk halkının adım dünyaya duyuran ve tanıtan büyük

bilig-5/Bahar '97

146

şahsiyetler arasına koyuyor. Şair kendisinin Türkistan adlı şiirinde,
Türkistan iki dünya eşiğidir. Türkistan her Türkün beşiğidir. Türkistan gibi eşsiz yerde doğan Türk'e tanrının verdiği nasibidir.

Dörtlüğüyle başlıyor ve Turanın şanlı simalarını göğe çıkararak methediyor. Doğunun "ikinci üstadı" atanan Ebu nasır El Farabi'yi de hürmet ve saygıyla anıyor.
Kim küçümser Türkün müziğini Farabi 'nin dokuz telli sazını Çalınca doksan dokuz türünü Ferah bulup, kim kesmemiş gözyaşını.

Mağcan Cumabayev Uluğ Bey' i zamanının eşsiz alimi olarak gösteriyor.
Turanı methetmem ki boşuna Şanlı Turan zaten aşikardır dünyaya Sırlaşan, esrarlı gökyüzüyle Var mıdır ? Uluğ Bey' e erişen bilge.

Karanlığın tacını giyenler karalar, Halk sırtında iyileşmeyen yaralar, Bilediler hançer ile kılıcı Çekişerek, kansız adam, almak ister canını Sen mert idin taht bozmadı hiç aklını Sevdin yine birçok merhametsiz adamı Aşık olup "Zühre kıza", yıldıza Ayırmamışsın ki kötü ile iyiyi Hunhar, icara kalpli belalar Sarığı uzun, kulağı bozuk nadanlar, Tuzak kurup kapan koyup, ayağına Acele etti öldürmek için vefasızlar. Yıldızı düşünüp ağartmışsın saçını Unutmuşsun yerdeki kinli hasmını Senden almak için yeryüzünün tahtını Kestiler ah, yıldız taçlı başını Ondan sonra nice yıllar geçmiştir Cadı, hain, zalim yere girip gitmiştir. Seni asrın kanatma bindirip Nurlu ömre alıp varmıştır. Yar yaranlar toplanmışlar yanına Yıldızdan taç giydirmişler başına Sınıflarda ders verirsin devamlı Seni seven ilim yolundaki oğluna.

Kazak edebiyatında Uluğ Bey hakkındaki eserleri iki kısma bölüp inceleyebiliriz. Birinci bölümü oluşturan eserler, alimin dahiliğini ve bilgeliğini ifade eden şiirlerdir. İkinci bölümdeki eserler ise, ilmi inceleme ve araştırmalardır. İlk olarak nazım eserler üzerinde durabiliriz. Kazak şairlerinin kardeş Özbek halkının dünyaca tanınan Astronomi alimine karşı saygı ve hürmeti, gönlünden yükselen, duygu yüklü sözler şeklinde hissedilmektedir. Onlar Uluğ Bey' i müşterek övünç kaynağı olarak görüyor, kabiliyet ve yüksek idealini de örnek sayıyorlar. Mesela; Ötebay Turmancanov'un "Ulug Bey" adlı şiirinde alimin cehalete karşı tükenmeyen mücadelesi, Saltanat ve tahta düşkün olmayışı, ihlasla insanlığın iyiliği için çalışması ve bu sayede halkın takdirini ve muhabbetini kazanması güzel bir üslupla dile getiriliyor:
Ey Ulug Bey ! geliyorum yanına Gül koymaya, sağ kolumla başına Nice asır, nice yıllar geçmişse Bir sanatkar yazmış imiş taşına Ey Ulug Bey değerlisin, büyüksün Bir başına iki tacı giymişsin Yerin tacını giysen de, yer için Aslında sen göğün tacını sevmişsin

Bu şiirden Uluğ Bey' in devlet ve ilim tacına birlikte sahip olduğunu, hasımlarının eliyle öldürüldüğünü ve insanlığa hizmeti çok güzel ifade ediliyor. Tanınmış Özbek yazarı Adil Yakupov'un "Uluğ Bey hazinesi" adındaki güçlü romanının bu olayları geniş olarak ele aldığı ve anlattığım Kazak okuyucusunun iyi bildiğini de sırası gelmişken söyleyelim. Yakupov' un romanında Timur'un torunu meşhur alim ve hükümdar Uluğ Bey' in bir kısım fanatik gaddarların acımasızlıkları ve öz oğlu Abdullatif in hainlik ve dehşet saçan hareketleri neticesinde tahttan düşüp, katiller tarafından öldürülmesi ve ardından öz babasının kanlı katili Abdullatif in tahta çıkışı ve halkın kargaşaya ve şaşkınlığa uğradığı kısa istibdat dönemi anlatılıyor. Eserde adalet ve zulmün arasındaki ezelden beri devam ede gelen kıyasıya mücadelenin, belirli tarihi vakalara dayanan bir kesitini görüyoruz. Elinde hükümdarlığı olan, uzun yıllar halkı idare eden, adı şöhret kazanmış Uluğ Bey' in öldürülmesini göstermek, birçok derin hakikatin, önem arz eden yönlerinin ortaya çıkmasına yardımcı olmuştur. Ayrıca, öz devrindeki inanç ve düşüncelere karşı çıkan her kim olursa olsun, başının tehlikeye

bilig-5/Bahar '97

Uluğ Bey' in yıldızları aleme nur döküyor. Bunla birlikte alimin yüksek gayesinin kendisinden soma talebe ve ilmi mektep bırakmak olduğu nasihati da ihmal edilmemiştir. Esrarengiz yıldızlara gönlünü de kaptırdı Ak alnı ay gibi nurlandı ve parladı Cahillerin tantanası yüreğini ağlattı Yandı sonsuza dek yaktığı medrese mumları O mumlardan ışık alan. İskender (Zülkarneyn) Aristo' dan ders almış. O dur ilkin bab ı semayı açan " Bey' e heyecan ve ilham dolu sözlerini şöyle dizeliyor: İki dünya iyiliği. İlmi. Kazak yazarlarının Uluğ Bey için yazdıkları eserlerde bir uyumun ve iki halkın edebiyatındaki fikir ve şekil birliğinin göstergesidir. kendisi alim olarak kitap yazmamıştır. Orta Asya semasına nur saçtı. Uluğ Bey hakkında başka Kazak şairlerin de eserleri mevcuttur. vurguncu insanlar. yalan ve yağmacılığın çirkefinden fersah fersah uzaktır. Bu yüzden de bu yolda sadece hakkı ve hakikati. yetiştiği devir ve yaşadığı ortam. M.147 gireceği açık olarak anlatılmıştır. ilmin gelişmesine yardımcı olup. S. Şanu şöhreti yayılmış Çin ve Ruma Gökyüzünün perdesini karanlık gecede açtı. Tanınmış şair Ebiraş Cemişev "İki dünya iyiliği buyurmuş" adlı şiirinde Uluğ Uluğ Bey hakkında yazılan eserlerin bir kısmım da ilmi araştırmalar ve makaleler oluşturmaktadır. Hakiki ilim yolu. Ömrünü savaş meydanlarında ve at sırtında geçirmiştir. gökyüzünün sırlarını açmaya muvaffak olan alim ulema Uluğ Bey' i feci bir duruma uğratıyorlar." Şeklindeki mısraları çok anlamlıdır. has Müslüman gönlünde Bu iyiliğin sahibi. dünya tarihinde hiçbir padişah. ama kendisinden ilme hiçbir şey kalmamıştır. kanatsızlığın ve hırsın neticesinin mutlaka hasaret olduğu da bir tarih dersi biçiminde sunulmaktadır. düşünceleri saf ve temiz insanlar yürüyebilir. mercan yürek. Uluğ Bey' in insanlık tarihinde açtığı yeniliği. Kazakistan halk yazarı Gafu Kayırbekov'un Türk alimine yazdığı şiir yüksek edebi his ve düşünce mozaiğidir. Evrenin buudunu da arayan. Çevresindeki cahil adamlar ile dünyaperest. Iskerov "halk takvimi" (1963) adlı kitabında Uluğ Bey' in büyük eseri "Zic i bilig-5/Bahar '97 . "Zamanın sırrını da arayan. Şairin "Onun ömrü yıldız olup parlayıp. hakikatten hiç ümit kesmeyen. Nozarov ile M. Sanki ululuk ile ebediyet şeklini alıyor. "Uluğ Bey' in ilim tarihindeki yerinin iki türlü özelliği vardır". hikmetu sırrını çok andı. İşlenen bu motifler. Meczup olup. alime duyduğu saygı ve hürmeti şöyle dile getiriyor: "Yüreği alemleri dolaşmış Gökyüzünü pak gözleri seyretmiş Öz halkına zulmeti aydınlatan Geçmiş imiş bir nadide adam Hayalleri gerçeklere ulaşmış İlmi ile irfan deryasına erişmiş Bu alimi zamanında kim geçmiş? " Bu güzel teşbihlerle ifade ediliyor. ticari bir gaye yapıp. mevki düşkünü. makam. Şair Cebbar Ömirbekov' un şiirinde de bütün ömrünü ilme adamış. başlattı. "O dur ilkin göğe elini uzatan. Uluğ Bey. açmış olduğu yenilikler ve kurmuş olduğu ilmi mektepler yönünde kıymetli bilgiler veriliyor. ilim ateşi yükseldi. Iskerkov'un "Matematik ve Matematik Hakkındaki Düşünceler" ( 1967 ) adlı kitabında Uluğ Bey' in ilmi. sayfa) . her hükümdarın devrinde fikirlerini değiştiren menfaatperest alimlerin çok tehlikeli olduğunu ifade etmesi de sonraki nesiller için büyük bir ibret tablosu oluşturmaktadır. Birincisi. Eserde makam ve mansıp yolunun çoğu kez hile ve yüzsüzlükten geçtiği gerçeği ile beraber kendi emeğinin karşılığını bekleme. diyor kitap yazarları. (240. Yani hiçbir hükümdar ilim adamı olmamıştır. Timur 'un gitmediği akını Tabiatın. dünya seviyesinde ele alınarak incelenir. Bu eserlerde astronomi aliminin çalışmaları. gökyüzünü aradı Hayal ile güçlü aklı bağladı Bilmek için semanın sırlarını Bitti ömrünün yılları ve ayları O. "Uluğ Bey" romanında bu önemli mevzu çok derin olarak işlenmiş sayılır. ilim ile bilimde Peygamberin bu vasiyeti. Onun güzel mısralarında." Bilginin nurlu şahsiyeti methedilmiştir.

İnsanlığın uygarlık tarihinde Türk alemi adında ihtişam ve saltanat abidesi bir medeniyetin kurulduğunu işte o zaman anlayacağız bilig-5/Bahar '97 . Köbesov "El farabi" adlı kitabında da Uluğ Bey konusuna tekrar dönerek. Dileğimiz bu güzel başlangıcın devamının gelmesidir. toplu çalışmaların özel plan ve programı yapılsa çok doğru olurdu. dinin de şahit olduğunu kabul etmemiz lazım. Gelecekte Orta Asya ve tüm Türk halklarının ortak tarihim yazma asıl görevlerimiz arasındadır. Almatı şehrinde bir bulvara Uluğ Bey' 'n adının verilmesi buna bir örnek sayılabilir. Sebebi Türk halklarının edebiyat. Türk dünyası insanlığın terakkisine imzasını atan sayısız büyük alim yetiştirdiği için övünmelidir. Medeni. Buna tarihin de. Böyle büyük bir maksat ve gayeyi hedef edinip. Göze çarpan bir güzel taraf da bu mevzuda eser kaleme alan tüm yazar ve şairler büyük alimi kendi öz halkından biri gibi sayıyorlar.148 Guraganu" yu geniş olarak yer vermiş ve üzerinde ilmi araştırmalar yapmıştır. dilin de. A. Avdanbek Köbesov'un "Timur'un torunu. Böyle olması da tesadüf değildir. Bunun için de çalışmaları takip edecek koordine merkezleri gereklidir. medeniyet. Verdiğimiz bütün örnekler. Kazaklar arasında Uluğ Bey eserlerinin ve adının çok eskiden beri tanınmış olduğunu gösteriyor. "Orta Asya'nın ve Kazakistan'ın büyük alimi" (1965) adlı eserde fizik ve matematik doktoru. M. Ebişoğlu'nun "halk Astronomisi" adıyla tanınan eserinde de Uluğ Bey'den özellikle bahsedilmiş. ilim. kaderin de. resmi ve sosyal kuruluşlara onların adı verilmeli ve en önemlisi de günümüz insanı olarak onların açtıkları yeniliklere yenilerini bizler eklemeliyiz. Uluğ Bey" isimli yazısı yer almıştır. sanat ve tarih mevzusunda birbiriyle sıkı sıkıya bağlılık içindedir. Orta Asya'da dünyaya gelmiş değerli ilim adamlarına ve başarılı insanlara ayrı ayrı sahiplenmeden. onları tüm Türk dünyasına müşterek şahsiyetlerden saymalıyız. ayrıca dünyaca tanınan astronomi alimlerin arasında zikredilmiştir. "Uluğ Bey ve onun okulu" başlığıyla ayrı bir bölüm eklemiştir.

gibi yazarlara tesir etmiştir. 1573)'nin "Risâletü'l İman el Birgivi" ve "Risâle Tedkiki'l İman ve Tahkiki'l İslam" (Kazan. İbrahim MARAŞ Ankara Ü. 1901 baskılı) (K.İ.Ü.K. 1575) 'in "Risâle-i Ebussuud Efendi" (Kazan. Meşhur Tatar alimi Rızaeddin b.. Arş. Yazıcıoğlu Ahmet Bican (ö. 1488)'in "Tehâfüt"ü (K. Sait Halfin (ö..Ü. 895).İ. Ahmet Ziyaeddin Gümüşhânevi (ö. Musa Hayâli (ö.Ü. 1936) de bahsettiğimiz bu eserlerin bir kısmım zikreder ve bunlardan başka Birgivî'nin "Tarikat i Muhammediye'sini.D. hatta Birgivi'nin " Tarikati Muhammediye'" sinin İdil Ural bölgesinin eski medreselerinde ahlak dersi olarak okutulduğunu ve bu kitabın şarihlerinden olan Ebu said Hâdimi (Muhammed b. 1453 sonrası)'nin "Muhammediye"sini...K.K. Söz konusu kütüphanelerde yaptığımız incelemelerde Hocazede Muslihiddin (ö.D. 1893)'nin "Râmuzü'l Ahâdis" (Kazan. 1460'dan sonra)'ın "Envârü'l Aşıkın" ini. 1455)'nin "Akâid Şerhi haşiyesi" m sayar.D. 1870 baskılı) (K. Fahreddin (ö. bu eserler meşhur Tatar şairi Abdüsselam Müfti 18. ö.5852)kitabı. 7496) kitabı. 1785) ve İbrahim Halfin (ö. 1845) (K. T. bunların Türk tatar düşüncesine olan etkisinden söz eder. Mustafa.Ü.Ü. Birgivi (Takiyyüddin Mehmet ö.) (K. Bununla birlikte kaynaklarda ve Kazan kütüphanelerinde mevcut olan yazma ve basma eserler bize bölgedeki Anadolu tesirine dair bazı ipuçları vermektedir. 1834)'nin eserlerine. 332) adlı eserleri ve yine ona ait "Min Tasnifâti Birgili" (Kazan.83679).D.D. 1623)'nin "Altıparmak" kitabım. T. trhz.K. 1899) . :ıkıkzade Altıpatmak Mehmet Efendi (ö.. 0116824) adlı eseri. Erzurumlu İbrahim Hakkı (ö. Bu eserlerin bir kısmı Osmanlı Türkçesiyle basılmış. T. asır) ile mutasavvıf şair Abdürrahim Otuz İmeni (ö. Ebussuud Mehmet efendi (ö.K. Seydi Ali Reis (ö.7.K. Ona göre. 1845 baskılı) (K.. Görevlisi bilig-5/Bahar '97 .D. Anadolu Kaynaklı İlk Eserler Ve Münasebetlerin Başlaması Anadolu ile İdil Ural bölgesi arasındaki münasebetlerin tarihi oldukça eski olmakla birlikte ilk olarak ne zaman ve nasıl başladığına dair elimizde yeterli malzeme mevcut değildir.İ.İ. bir kısmı da Tatar şivesine aktarılarak basılmıştır. T. 1562)'in "Mir'at i Kâinât " ını. Şemseddin Ammet b.149 İDİL URAL BÖLGESİ VE OSMANLI FİKRİ MÜNASEBETLERİ 1. İlahiyat Fak. 1780)'nın " Marifatname " (Kazan. gibi kitaplara rastladık.Ü. Yazıcıoğlu Muhammed (ö.İ..İ.

Türk Tatar düşüncesinin Osmanlıdaki etkisi doğrultusunda Yusuf Akçura (1876-1935) ve her iki bölgeyi bir diğerinde tanıtmak. XIX. F. asrın başlarından itibaren karşılıklı etkileşime sebep olmuştur.Ü. Kütüphanelerde Oernburg 1899 baskılı bir nüshasını görebildiğimiz bu esere F. XVIII. hatta kendisinin kurduğu Medrese-i Rasûliye'de usûl-i cedid sistemiyle eğitim yapmıştır. Osmanli Türk Düşüncesinin İdil-Ural'daki Temsilcisi: Ahmet Mithat Efendi (1844 . (RIZAEDDİN) ZeynnuUah rasûlî birçok Tatar düşünürünü etkilemiş ve Alimcan barûdî. ilmi eserleri. Bu arada Birgivî gibi Osmanlı düşünce tarihinde ilginç bir kişiliğe sahip olan ve hayatı boyunca bidat ve hurafelerle mücadele eden. Gümüşhanevi hakkında " Menâkıb ı Ziyaeddin Gümüşhanevi " adlı bir eser de yazmış ve Kazan'da bastırmıştır (1900) ( RIZAEDDİN. Ankara. Bunlar arasında.1912) Son devir Osmanlı düşünürleri arasında İdilUral'da en çok tanınan iki isim vardır. İdil Ural ve Kazakistan bölgesinin meşhur Nakşi şeyhi Zeynullah Rasûlı (ö. 1995. Sami'nin tesirinden bahseden R. Asrin Sonu Ve Münasebetlerin Yoğunlaşması XIX. Nakşibendliğin Halidiyye kolunun istanbul'daki bu meşhur temsilcisi. 63-72) Zeynullah rasûlî faaliyeti sırasında İdil-Ural bölgesindeki "Usûl-i Cedîd" hareketine de destek vermiş. "Terbiyeli Bala" (Kazan 1898). 1893) de katılır. S. üç tür münasebet etrafında kısaca incelemeye çalışacağız. S. Troyski. bilig-5/Bahar '97 . T. 157 158) (ALGAR. Bunlardan bir tanesi onun "Kadınlar" adlı risalesidir. (RIZAEDDİN) Zeynullah Rasûli'nin faaliyette bulunduğu tarihlerde İdil-Ural bölgesi dînî tasavvufi etkilenmenin dışında yeni bir fikrî etkilenme dönemi yaşamaya başlamıi ve bu. 161-164) (RIZAEDDİN.. Edebi romanları. rasuli. 140-141. Bu şahsın Tatar yenilikçilik düşüncesine ve genel anlamda Tatar düşüncesine tesirinin olduğu bir gerçekse de bunun kimlere ve nasıl olduğu ayrı bir araştırma konusudur. Kerimî tarafından "Hatunlar Vazaifı" ismiyle Tatar şivesine aktarılarak Orenburg'da basılmıştır. 1912. ilk kez olmak üzere XX.K. Kerimî kendisi de kısa bir ilavede bulunur ve Osmanlı kadınlarının ilme verdikleri önemden bahseder. İslam birliği siyasetiyle Türk birliği siyasetini uzlaştırmak suretiyle ikili bir faaliyet yürüten meşhur Tatar yazarı ve seyyahı Abdürreşid İbrahim (1857-1944)'dir.150 1762)'den bizzat ders alıp gelen tatar imamlarının mevcut olduğunu söyler. 119 120) Bu da gösteriyor ki. 6. taraflı bir fikrî münasebette bulunan bölge aydınlan bunu iki taraflı hale getirebilmişler ve Osmanlı düşüncesini etkilemişlerdir. (RIZAEDDİN) Şemseddin Sami'nin kısmi etkisine rağmen Ahmet Mithat İdil-ral bölgesinde en öok tanınan Osmanlı Türk düşünürü ünvanını almış ve onun neredeyse bütün eserleri bu bölgede okunmuş ve birçoğu Tatar şivesine aktarılarak basılmıştır. 38. Fahreddin onun eserlerinin ilmi olmasının ve dini meselelere pek fazla girmemesinin halk nazarında çok fazla okunmasını ve tanınmasını engellediğini ifade eder. 1. asrın sonlarına kadar devam eden bu kitapların etkisine bu asrın sonlarında Ziyaeddin Gümüşhânevî (ö. Şemseddin sâmi Bey. Kamûs-ı Türkî ve Kamusü'l Âlâm adlı eserleri ile bölgede tanınan Ş. Osmanlı dönemi Türk düşüncesinin İdilUral'daki etkisi doğrultusunda Ahmet Midhat Efendi (1844 1912). gibi bölgelerde ve Kazak steplerinde irşad faaliyetine girişmiştir. 120) 2. 5-16 ) (GÜNDÜZ. rızaeddin b. bunları da özellikle Tarikat-i Muhammediye'de zikreden b Türkiye'nin Batılılaşma ve Milli Meseleler içerisinde.ir alimin kitabının ve onun şerhlerinin İdil Ural bölgesinde okutulması dikkat çekicidir. Ufa. Daha önceleri tek III. 1984. Ahmet Mithat Efendi (KERİMİ. asrın ortalarında İdil Ural'dan İstanbul'a gidip gelen Tatar talebeler vardır ve bu tarihlerde bir etkilenmeden bahsetmek mümkündür. 1917) ile İstanbul'da görüşmüş ve Rasûlı' yi o bölgede halife tayin etmiştir (1870). İncelememizde bu üç önemli isim temel alınmakla birlikte diğer bazı isimlere de zaman zaman atıfta bulunulacaktır. (RIZAEDDİN. Fahreddin gibi birçok Tatar alimi onun müridi olmuştur. Bu sebeple bundan somaki konumuzu örnek olarak aldığımız üç önemli şahsı temel alarak. ( K. 43062 ) Ş. Zeynullah Rasûli Kazan. II. 1913. 1917.. Sami'nin (RIZAEDDİN) bazı kitapları Tatar şivesine de aktarılmıştır.D.İ. Bu şahıslar. 1913.

3. Tatar halkının geçmişten gelen bir özelliğidir. her şeyden önce onun Türk dünyasına. 1888'de ve 1896'da Fatih Kerîmî'ye yazdığı mektuplarda da yabancı dil. gibi eserleri sayabiliriz. T.. Ahmet Mithat'ın 1912'deki vefatına Tatar matbuatı büyük yer ayırmıştır. açık ve sade bir dil kullanması ve halkın her kesimi için kolayca anlaşılabilecek bir şekilde yazması bölge halkı tarafından tutulmasını sağlamıştır. Mithat'ın eserlerini de aynı şekilde kendisine yakın bulmuştur. Mithat'ın bu bölgede sevilip eserlerinin elden ele dolaşmasının elbette bazı sebepleri vardır. (FAHREDDİN) Nitekim A. Gerek R.. Elbette onun bu tavsiyeleri ve öğütleri ile okunan eserleri Türk Tatar toplumunun uyanış ve yenileşme hareketinde etkili olmuştur. "Hyal ve Hakikat" (Kazan 1908). Nitekim o Rusyalı Türk Talebeleri Cemiyeti'nde verdiği bir konferansta kendisinin Rusyalı Müslüman Türklerle olan münasebetlerinden haberler gelir. sevgisi ve bölgedeki fikri ve kültürel hayatı yakından takip etmesidir. Kerimi'nin babası) ve Şakir Ramiyef olmak üzere. özellikle de İdil Ural bölgesine olan ilgisi. (FAHREDDİN) Tatarların milli uyanış areketinde de büyük katkısı olan A. bunun ise ilim ve maarift ile olacağını ifade eder. Tatar halkına devamlı nasihatlar vermesi Türk Tatar toplumunu oldukça cezbetmiştir.151 "Kıssadan Hisse" (Kazan 1902). ilim ve fenne bakışlarında dini bahisleri.İ. Onlara göre Tatarlar her düşüncelerinde. S: 20 21 22) Ahmet Mithat'ın tanınmasının ikinci önemli sebebi onun yazılarında kullandığı sade dil ve üslûptur. Mithat çok erken tarihlerden itibaren onların Rus mekteplerine gitmelerini. 4523) Ahmet Mithat bölgede ilk olarak "Tercümân ı Hakikât" gazetesi ile tanınmıştır (1881 'li yıllar). Kerimî onun eserlerinin çok okunmasını bu sebebe bağlar. O ilmi. Altıparmak ve Marifetname. (MİTHAT EFENDİ. Muhammediye. 1950. yani İslam'ı temel almışlardır. 1. İstanbul'dan o bölgelere okumaya gidenlerin bile olabileceğini ifade eder. gibi kitapları kendine yakın bulan Tatar toplumu A. marifeti ve edebiyatı halka indirmiş.. Özellikle İslam'ı müdafaa eden üç ciltlik "Müdafaa" (1883-1885) isimli eserinin Tatar ulemasınca çok istifade edildiğini belirten F. Vakit. 1911. o da Tatar halkının "dini gayreti" dir. İdil-Ural Türklerinden Rus gimnazyumlarına (liselerine) gitmelerini. Döneminin İdil. en zor konuyu bile halkın anlayacağı bir tarzda tedricen söylemek gerektiğini savunmuştur. Kuyaş ve Yıldız gazeteleri. (AKÇURA. T. Bazı tatar aydınlarının. O. esasında. Mithat da din ile ilmi uzlaştırdığı ve her zaman dini hikmetleri. Alimcan Barûdî gibi aydınlardan ve onların sayesinde Osmanlı'ya.. C. İstanbul'a olan yönelişten bahseder. O. Osmanlı'nın da onlara yönelmesi gerektiğini söyler. 6. (K.. C. ister (FAHREDDİN). özellikle de Rusça öğrenmenin gerekliliği üzerinde durur ve dönemin uyanış dönemi olduğunu. 1973.K. kitap telif ve tercüme işine girmelerini .. kitaplarının okutulmasında özel gayret gösterdiği de zikredilmektedir. Hatta bölgedeki yenileşme hareketlerinin ve fikri canlılığın mevcut hızıyla devam etmesi durumunda. toplumsal. ilim ve maarifete sarılmalarını ister (KERİMİ). S. gerekse F. Bu sebeplerden birisi. kültürel meseleleri kolay anlaşılır şekilde ele alması ve en çok da Hıristiyanlığa karşı müdafaa tarzında (Müdafaa 1883 1885) kitaplar yazmış olması onun köylere kadar girmesini sağlamıştır. 1907.D. (KERİMİ) Ahmet Mithat'ın eserlerinde ve fikirlerinde dini bahislere çok yer vererek Şark için bir teceddüd fikrine (AKÇURA) sahip olması ve bu konuda tatar aydınlarına. Devamlı olarak Türk Tatar toplumunu yönlendirmeye çalışan A. T. İslam'ın yüceliklerini ön plana çıkardığı için çok tutulmuş ve çok sevilmiştir. Ayrıca dini bahislerin yoğunluk teşkil ettiği konuları halk hikayeceiliği tarzında işlemesi. gazete tesis etmelerini. Bu yüzden söz konusu tedrici anlatım modeli.Ü. Gaspıralı. 310) Bu. Rızaeddin Fahreddin tarafından çıkarılan Şura ve Alimcan Barûdî tarafından çıkarılan ed Din ve '1 Edeb bilig-5/Bahar '97 . Burada üçüncü bir sebep ortaya çıkmaktadır ki. İstanbul'a giden her Tatar Türkünün onunla mutlaka görüştüğünü kaydeder. Rusça öğrenmelerini. Kaynaklarda kitaplarının kısa zamanda köylere yayıldığından ve bu şöhreti dolayısıyla İstanbul'a giden her Tatar tarafından ziyaret edilip istişarede bulunulduğundan bahsedilir. Fahreddin. taassuptan kaçınmalarını. 173 177 ) (FAHREDDİN) (BERKES. Kerimî. başta Gilman Ahund (F. 43029.

Yüzyıla yakın dil. 1928.. bu gazete ve dergi yazılarını da bir araya getirmiştir. Tabiiki bu düşünce fikri münasebetler yoluyla bu bölgeler arasında çeşitli fikir alışverişlerine yol açmıştır. Bunu da Üç Tarz -ı Siyaset'de ilan etmiştir (AKÇURA). 64-68) Hüseyinzade Ali ile birlikte. Bu münasebetle en önemli rolü Tercüman gazetesi ile İsmail Gaspıralı oynamıştır. dışarıdaki. Orta Asya'da yaşayan Türklerin bir araya getirilmesidir (ARAİ. ama esasında ikisini de dışlamayan bir yere oturtan Akçura. 1991. 363). Üç Tarz-ı Siyaset'te görüldüğü üzere. Nitekim "Üç Tarz-ı Siyaset" in latin harfiyle basılan nüshasına bir önsöz yazan Enver Ziya Karal da onun bu önemli özelliğinden bahseder ve ". 1994. hem üyeleri hem çıkardığı aynı adlı mecmuadaki yazıları hem de hedefleri itibariyle Osmanlı Türkleriyle. Ölümünden sonra onun hayatını. Fatih Kerimi. 1928'deki Türk Yılı'na yazdığı uzun makalede Türkçülük konusunu inceleyen Yususf Akçura da bu münasabetten bahseder ve Kazan bölgesinde gelişen Türkçülüğe Osmanlı'nın etkisi olduğunu. daha somadan Ziya Gökalp tarafından " Türkleşmek.. bir topluluğu (siyasi bir birliği) oluşturduklarını" görüşünü getiren Akçura (KARAL) (BERKES. Jön Türk döneminin ilk milliyetçi örgütü olmuştur. Orada Türkçülük ve İslamcılık bilig-5/Bahar '97 . filoloji ve hatta siyaset alanında Türkçülük fikri ve fikir akımı var olduğu halde.. Onun İstanbul'dan aldığı ilhamları ve kendi görüşlerini bütün Türk dünyasına aktarması Türkçülük hareketinin gelişmesine çok büyük katkıda bulunmuştur. Bu dergide Akçura'dan başka Halim Sabit Kazanlı. Rusya'nın diğer bölgelerinden yazarlar da yer almıştır. Batıcılık ve İslamcılık akımlarına bu isimleri veren kişi olmuştur (BERKES. 1981. Bu dermeğin en önemli özelliği. 80 81) Akçura bu konuda örnek vermese de kendisi bunun en güzel öerneklerinden biridir. O. gibi İdil Ural bölgesinden yazarlar olduğu gibi.152 dergileri ve Kırım'da çıkan Tercüman gazetesi onun ölümünden duydukları üzüntüyü dile getirmişlerdir. Ayaz îshâkî. bilhassa Rusya'da. Bu düşünce aynı zaman diliminde. Daha sonraları Türk Yurdu (1911) ve Türk Ocağı (1912) 'nın kurulmalarında da büyük rol oynayan Akçura Türk Yurdu'nun yayın programım da hazırlamış ve derginin Türkçülük fikrini yaymada faal rol oynamasını sağlamıştır. hatta daha da erken Azerbaycan. edebiyat. Türk milliyetçiliğinin siyasetteki önem ve değerine dair "Üç tarz-ı Siyaset" ten önce bu derece açıklıkla ve kesin olarak söz eden başka bir eser de yazılmış görünmüyor" (KARAL. Bu çizgi. cins ve dini dikkate almayan Osmanlı milliyeti fikrine muarız olduğunu" söyler. başka dinden bir halkın baskısı ve egemenliği altında yaşamak zorunda kalmaları etkili olmuştur. faaliyetlerini ve görüşlerini içine alan yaklaşık yüz elli sahifelik bir kitap yazan R. 350 351) (SEFERCİOĞLU. Osmanlıdaki "dilde sadeleşme ve Osmanlı vatanseverliği" olarak başlayan Türkçülüğe "aynı dili konuşan kavimlerin bir milleti. cins ve milliyeti dikkate almayan Osmanlıcılık fikrini tamamen reddetmiştir. Akçura'nın ve diğer Rusya aydınlarının farklı bir çizgi çizmelerinde Rus imparatorluğunda. Türkçülük anlayışım Batıcılık ve İslamcılık arasında. 23 48). Akçura'nın kendisi yıllar soma 1932'de Türk Tarih Kongresi'nde bunu bir defa daha dile getirerek. 11) der. 1973..1935) Türkçülük düşüncesi osmanlı devleti içerisinde 1865'li yıllardan soma başlamıştır. Fahreddin. Zeki Velidi Togan. ancak bu bölgedeki Türkçülük anlayışının da Osmanlı'ya mukabil tesirde bulunduğunu ifade eder (AKÇURA. 81 126). Türkçülüğün " sırf İslâmi " olan çeşitli hususları da tenkit ettiğini ifade eder (AKÇURAOĞLU. 596). Bu yazarlar derginin diğer yazarlarına göre sayıca az olmasına rağmen dergide Türkçülük çizgisi hep ağırlık kazanmıştır (ARAİ. Kırım ve İdil Ural'da başlamıştır. 1975. 1904 yılında Kazan'da iken Mısır'da yayınlanan "Türk " gazetesine yazdığı "Üç Tarz-ı Siyaset" isimli makalesiyle bir anda ilgi odağı haline gelen Akçura Osmanlı Türkçülük düşüncesinde yeni bir çizginin başlangıcı olmuştur. Osmanlı vatanseverliği ile İslam birliği siyasetim bir kenara bırakıp "Türkçülük" ve "Türklerin Birliği" siyasetini gündeme getirmiştir. 6 Ocak 1909'da kurduğu "Türk Derneği". Muasırlaşmak " şeklinde sistemleştiren Türkçülük. (FAHREDDİN) IV. Akçura Türkçülükteki farklılığın faaliyetlerinde de göstermiş. Siyasi Türkçülüğün Ve Türk Birliğinin Bir Temsilcisi: Yusuf Akçura (1876 . İslamlaşmak. Meşrutiyet devrindeki Türkçülüğün " tanzimatın kölece garpçılığına.

Ataları Buhara'lı Özbek bir aileden gelen ve Sibirya tatarı olarak bilinen (TÜRKOĞLU. Ona göre Tatar matbuatı bu görevi hakkıyla yerine getirmiştir (İBRAHİM. Reşit rahmeti Arat. Ayrıca 1910-1911 yılları arasında arkadaşı Troiski'li Ahmet taceddin ile bilikte "Tearüf i Müşlimin" ve 1913 . 209-214) Onun Atatürk tarafından Türk Tarih Kurumu başkanlığına getirilmesi de onun takdirini kazandığının delilidir. yüzyılın başlarında sadece Osmanlı ve İdil Ural bölgeleri içinde değil.l 910:. ancak "gayr-i kabil-i tatbik" bulunduğunu ifade eder. daha önceden Osmanlı'nın Mısır'daki Esbak başkatip Mehmet Arifin "Binbir Hadis . Akçura'nın Türkiye Cumhuriyeti döneminde Atatürk'ün çizdiği Türkçülük anlayışına olan etkisidir (KURAN. V. Sadri maksudi Arsal ve Halim Sabit'i de burada anmak gereklidir. Bu uğurda birçok gazete. Bu konuların üzerinde önemle duran Yusuf Akçura bu siyasetin devletin sınırlarını korumak için yegane çare olduğunu. Ancak Rus hükümetinin kendisim ortadan kaldıracağını anlayınca Petersburg'u terketmek zorunda kalmıştır (TÜRKOĞLU. " lisanda. hukukta birliğin sağlanması ve vatandaşlık sisteminin yerine ikame edilmeye çalışılması " doğrultusun mda "Osmanlı Milleti" oluşturma siyasetine ağırlık vermeye başladı. Onun esas amacı "hilafet merkezini diğer Müslümanların ahvalinden haberdar edip. 1994. diğer Müslümanlara. Abdürreşid İbrahim bu iki dergiyle de "Türkçülük" ve "İslam Birliği" siyasetini uzlaştırmaya çalışmıştır. Japonya'dan Hindistan'a ve Mısır'a kadar İslam dünyasının birçok yerini gezmiş olması bakımından. 6) Abdürreşid İbrahim. Fakat gerek burada üzerinde duramayacağımız tarihi sebeplerden gerekse batı'daki milliyetçilik akımlarına karşı bir tedbir olarak. Hatta bu uğurda. 1993. bu mücadeleden hiç yılmamıştır. Abdürreşid İbrahim. yani milli ve manevi kimliklerini korumaya çalışan bir topluluktan gelip de "Osmanlı Milliyeti" gibi özellikle o dönem için anlamsızlaşan bir kavramı savunmanın hiçbir sebebi ve mantığı yoktur (ARAİ) 1552'den beri Rusların "Ruslaştırma" ve "Hıristiyanlaştırma" yoluyla yeni bir Rus milleti oluşturma siyaseti ve baskısı altında yaşamış olan bir aydının bundan başka bir görüşü savunmasının da bize göre imkanı yoktur. Abdürreşid İbrahim 1910Tu yıllarda İstanbul'da iken büyük ilgi görmüştür. yüzyılın sonlarında ve XX. dergi ve risale yayımlamış ve çoğu zaman bu yayımları Rus hükümetince yasaklanmıştır. bütün islam dünyasında yakından tanınan bir şahıs hiç şüphesiz Abdürreşid İbrahim'dir. İslamcılık Ve Türkçülük Düşüncesi Arasını Uzlaştırmaya Çalışan Bir Düşünür: Abdürreşid İbrahim (1857-1944) XIX. Akdes Nimet Kurat. Osmanlı hükümeti. 1907'den soma çıktığı bu uzun seyahatinde bir müddet de İstanbul'da kalmış ve Sırat-ı Müstakim. Ama o. sayı: 2. Şerif' kitabım da bu gaye doğrultusunda. Gerçi Osmanlı Devleti Rusya gibi bir baskı rejimi kurmadığı gibi. muhtelif milletlerin milli ve siyâsi hayatlarına sınırlamalar getirmeye başladı (AKÇURA ) ( FERİT ). yakınlaştırmak"tır (Tearüf i Müslimin. Tanzimat'a kadar bir "Osmanlı Milleti" oluşturma siyaseti gütmemiş ve tebası olan müslim veya gayr-ı müslim Türk olmayan unsurlara "millet" sistemiyle hem dini özgürlük hem de "kendi hukukuna uyma" hakkı tanımıştır. 17 20). yani bir Osmanlı aydının yorumlarını Türk-Tatar aydınlarına aktarmak için. daha önceden oldukça serbest bıraktığı. Tatar şivesine aktarıp şerhederek Petersburg'da basmıştır. 1910. Rusya'da Meşrutiyetin ilanından (1905) önce ve sonra Müslüman Türklerin problemlerini dile getirmiş ve bunları kamuoyuna duyurmaya çalışmıştır. İdil-Ural bölgesinin Osmanlı'da ve Türkiye Cumhuriyeti'ndeki etkisi konusunda Türk tarihi ve Türkoloji sahalarında önemli çalışmalarıyla iz bırakmış olan Zeki Velidi Togan. hilafet merkezinin tanıtıp. 7). bu ikili vazifeyi ömrü boyunca yapmaya çalışmış ve bu yolda büyük çabalar sarfetmiştir. Bu dergilerdeki makaleler incelendiğinde bu daha açık bir şekilde gözükmektedir. Son olarak belirtilmesi gereken bir husus da. Sebilürreşad gibi dönemin İslamcı yayın organlarında makaleler yazmıştır. O.1914 yılları arasında "İslam Dünyası" dergisini çıkarmıştır.153 görüşlerini. Özellikle milli sarimiz Mehmet Akif ile aralarında derin bir dostluğun meydana geldiği belirtilmektedir bilig-5/Bahar '97 . özellikle Rusya Müslümanlarına. 1).

213-214. Sırat-ı Müstakim. 1913-1914. 141 179) (TÜRKOĞLU). Sayı: 97. 1928. Abdürreşid İbrahim'in. 1987. Carllah'ın medresenin ve İslamcıların hücumuna uğradığım. 1908. bu üç dostuyla birlikte uzun sohbetler yapmış. Onun. İçtihad yazarlarından pozitivist Kılıçzade Hakkı kitabında. 452). 3235. sayı: 12. 1912. 4. Musa Carullah'tan en çok etkilenenlerden birisi de Tasviri Efkar yazarlarından Haşim Nahiftir.154 (TÜRKOĞLU). İslam Dünyası. 4. O. Musa Carullah'ın bu hareket doğrultusundaki Kur'an'ı Türkçeleştirme. milli ve dini uyanışın birlikte olması. Onun Türkiye'deki en büyük -ve en önemli sesi olan Mehmet Akif. s. 39. Akif in ondan oldukça etkilendiği buradan da anlaşılmaktadır. ayrıca siyasi faaliyete de girmiştir. yani İslamlıkla Türklüğün birbirinden ayrılamayacağı konusundaki görüşlerini Yusuf Akçura ve Abdürreşid İbrahim ile birlikte (AKÇURA) Anadolu Türklüğüne sunmuştur. sayı: 84. Onun dini yenileşme yolunda başarıyla yürüdüğünü ve bu konuda ilhamım Kur'an ve Hadisten aldığını belirtir (NAMİ. Abdürreşid İbarahim'e en çok destek veren diğer osmanlı aydınları ise Eşref Edip ve İsmail Hakkı İzmirli olmuştur. yani halkın anlayacağı bir dile tercüme ve mealinin yapılması konusundaki görüşleri özellikle kaydedilmeye değerdir. c. Birinci Dünya Savaşı sırasında Almanların Ruslardan aldığı esirlerin çoğu Tatar ve Başkurt olduğundan. 309 316. C. Musa Carullah Bigi'nin kitapları. 1966. Şeyhülislam Mustafa Sabri onun birçok görüşünü tenkit etse de hakkım teslim eder ve kaynaklarını Kur'an ve Hadisten aldığını söyler (SABRİ. Ayrıca 1918'de "Teşkilat ı Mahsusa" tarafından İsviçre'de Rusya Müslümanları ile ilgili bir büro açmakla görevlendirilmiştir (TÜRKOĞLU). Böylece o. 373 380). Türkiye'de Batılılaşmada Japon modelinin ilk temsilcisi olmuştur (AKİF. söz konusu tabur İstanbul'a getirilmiş. Carullah'ı İslam'ın gururu olarak nitelendirdikten sonra. onları Osmanlı ordusu saflarında çarpışmaya ikna için Enver Paşa tarafından Almanya'ya gönderilmiş ve onun başarılı çalışmasıyla bu esirlerden bir "Asya Taburu" kurularak.40. s. hatta Sırat-ı Müstakim idaresi ona Busra ve İstanbul'da çeşitli büyük camilerde geniş katılımlı (beş bine yakın kişinin katıldığı söylenir ) konferanslar verdirtmiştir (İBRAHİM. 1911. yayımladığı dergilerde kendi bölgesinin alimlerinin yazılarına da oldukça fazla yer vermiştir. Benzer bir ifadeyi onu tenkit eden Şeyhülislam Mustafa Sabri de kullanmaktadır. Hilmi Ziya Ülken. makaleleri İstanbul'da okunmuş ve bir takım düşünürlerce desteklenmiştir. sayı: 10. O. Medreselerin ıslahı. 1912'de yazdığı "Süleymaniye Kürsüsünde" -adlı Safahat'ın ikinci bölümünü tamamen onun ağzından nakletmektedir. onun iman ve kadın meselesi ile ilgili görüşlerini Carullah'ın çeşitli kitaplarından çok uzun iktibaslarla alır ve kendisi ayrıca bir yorum yapma gereği bile hissetmez (HAKKI. onu "İslam'ın Luther'i" olarak tanımlar ve ondan birçok alıntılar yapar (NAHİT. Abdürreşid İbrahim. 322323) (TÜRKOĞLU) diye tanıtır. ardından da Irak sınırında Osmanlı saflarında savaşa katılmıştır (1916). siyasi faaliyete de Tatarlar ile Osmanlı arasında karşılıklı münasebetlerin ve yakınlaşmanın gelişmesi için çalışmıştır. Abdürreşid İbrahim'in çıkardığı İslam Dünyası'ndaki "Halk Nazarına Bir Nice Mesele" adlı yazı dizisinin Osmanlı aydınlarına oldukça büyük tesiri olmuştur. Mesela. " Türkiye İçin Necat ve İtila Yollan" adlı eserinde onun dini ıslahat konusundaki fikirlerine yer verir. Bu yazarlardan en önemlisi Musa carullah Bigi'dir. 1335). Türk Yurdu ve Genç Kalemler yazarlarından Kazım Nami bu makaleler üzerine yazdığı uzunca tanıtımda Musa carullah'ı büyük bir alim ve pedagog kabul eder. Türk Yurdu'nda tanıtılan kitaplarıyla Osmanlı'nın son döneminde dinde yenileşme akımına katkıda bulunmuştur. c. 3. Musa carullah'ın etkilediği diğer bir grup. 55-64). Sıratı Müstakim'de. İslam Mecmuası ve Sebilürreşad'daki makaleleriyle. Nitekim Akif. Batıcı ve pozitivist bir çizgide olan "İçtihad" dergisi grubudur. 17-45. Tanzimatçılığı tenkit. 103 109 ) Abdürreşid İbrahim sadece irşad faaliyeti yapmamış. Abdürreşid İbrahim'in iki bölge arasındaki karşılıklı faaliyetleri bunlarla bitmez. onun "Alem-i islam ve Japonya'da intişarı İslamiyet" adlı eserini: "Çoktan beri bu kadar faydalı. ancak Hikmet gazetesi sahibi Şehbenderzade Filibeli Hilmi'nin onu desteklediğini ifade eder (ÜLKEN. Osmanlı düşüncesine bir Türkçülük İslamcılık uzlaşmasının yanında yenilikçilik yolunda Japonya modelim de örnek göstermektedir. Haşim Nahit.231). bilig-5/Bahar '97 . lakin bu kadar tesirli bir kitap okuduğumu hatırlamıyorum" (AKİF.

Tukay "Biraderane Nasihat" şiirinde Genç Türklere övgüler yağdırırken II. 342) . Türk Düşününde Batı Sorunu. İstanbul. Bir bölgede olanlar diğer bölgede yakından takip edilmiş ve bu durum edebiyata kadar girmiştir. Görüldüğü gibi İdil-Ural bölgesi ile Osmanlı bölgesi arasında gerçekten çok sıkı bir münasebet vardır. Türk Yurdu. İstanbul Üç Tarz ı Siyaset. Rıazaeddin b. Safahat. Ahmet GÖRMEZ. Niyazi 1975 Çağdaşlaşma. Hamid 1995 ARAİ. Gümüşhanevi Ziyaddin. 198-199) (TUKAY. Gayet Nühim Bir Eser. "1329 Senesinde Türk Dünyası". Fahreddin ve Musa Carullah. İstanbul. Ank Türkçülük.Enver Ziya 1999 Önsöz.155 Son olarak belirtmek istediğimiz bir husus da. Türkçülerin 1914'de çıkardığı İslam Mecmuası'nın çizdiği yenilikçi İslam anlayışında İdil Ural bölgesi aydınlarının tesiridir. FAHREDDİN. gibi İdil-Ural bölgesi aydınları yazılarında yenilikçi bir İslam anlayışı üzerinde durmuşlar ve zihniyet olarak dergiye hakim olmuşlardır. Son Cevap. Bu dergide yazıları yayımlanan Halim Sabit. Mehmet 1908 1987 ALGAR. Mesela. Abdülhamit'le ilgili ayrıca şiir de yazmıştır (ÖZKAN. O.Üç Tarzı Siyaset. Masami 1994 İBRAHİM. burada anlatılanlar ise sadece belirli önemli örneklerdir. İst. Abdürreşid Pan Turanizm. Onların ve tabii ki derginin yenilikçi çizgisi. Niyazi 1973 BERKES. Y. Abdülhamit'i de zalimlikle suçlamaktadır.Tearüfi Müslüm 1910 İslam Hakkında (Konferans) 1928 SıratMüstaki KARAL. Ankara. Bu tür örnekler elbette daha çoktur. Kıhçzade 1913 Ahmet Mithat Efendi. İstanbul. Şeyh Zeynullah Hazretin Tercümei Hali Orenb.. KAYNAKLAR AKÇURA. Orenburg.Ank bilig-5/Bahar '97 . Derginin her sayısında (bir sayısı hariç) ilk sayfada Kur'anı Kerim tercümesi veriliyordu. Üçtarzı Siyaset İçinde. Rızaeddin b. 1994. 103.Türk Tarih Kongresi Konferansları ve Müzakere Zabıtları. 1913 1917 FERİT. 1985.. Şeyh Zeynullah Rasulev: Volvo Urallah Bölgesinin Son Büyük Nakşibendi Şeyhi. İlim ve Sanat Jön Türk Dönemi Türk Milliyetçiliği. manasız Batı taklidinin dışında kendi kimliğini inkar etmeyen bir doğrultuda idi. Derginin önemle üzerinde durduğu bir konu da Ziya Gökalp ve Halim Sabit'in örf ve hayat ile fıkıh arasında münasebet kurmaya çalışan "içtimai usul i fıkıh" ile ilgili yazılarıydı (ARAİ). Ahmet AKÇURAOĞLU. Yusuf 1911a 1911b 1928 Ahmet Mithat Efendi. II. 83-85. 1994 GÜNDÜZ 1984 HAKKI. Ankara. Tarih Yazmak ve Tarih Okutmak Usullerine Dair. Bir Mektup. İstanbul. Türkiye'de Ankara. Süleymaniye Kürsüsünde (ikinci kitap). Musa Carullah Bigiyef. halkın anlayacağı bir din. meşhur Tatar şairi Abdullah Tukay (1886-1913) gerek Divan şiirinde gerekse tanzimat dönemi şiirinden etkilenmiş ve Osmanlı siyasi düşüncesini de yakından takip etmiştir. Türk Yurdu. Sırat-ı Müstakim. M. İstanbul AKİF. Türk Yılı. BERKES.

Türklüğe Dair (Konferans). ÜLKEN. Türkiye İçin Necat ve İtila Yolları.156 KERİMİ. Ercüment 1994 Merhum Mithat Efendi ve Türkleri. bilig-5/Bahar '97 . Gabdulla 1985 TÜRKOĞLU.İstanbul. UZUNÇARŞILI. İstanbul. Kazan. Hilmi Ziya 1966 Tarihi. Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi. Fatma 1994 TUKAY. Enst. Türk Yurdu. NAMİ. Fatih 1912 Şimal KURAN. İstanbul. Ahmet 1907 NAHİT. Türkiye'nin Batılılaşma ve Milli Meseleler İçerisinde. Ankara. Ankara. Eserler. Türkiye'de Çağdaş Düşünce İstanbul. Haşim 1911 Rusya Türklerinde Abdürreşid İbrahim (1857 1944 ). Sırat-ı Müstakim ÖZKAN. Türkiyat Araş. Kazım 1912 Halk Nazarında Bir Nice Mesele. MİTHAT. tom: 1. İstanbul. İ. Türk Yurdu. Yusuf Akçura'nın Tarihçiliği. Ankara. Hakkı 1988 Osmanlı Devletinin İlmiye Teşkilatı. Marmara Ü. İsmail 1993 Abdullah Tukay'ın Şiirleri.

Onlar Ebu Müslim'in kendilerine bildirilen vakitte ortaya çıkacağını inanıyorlar. Dr. Z. Türkistan topraklarına doğru ilerleyen Ebu Müslim taraftarları Türk Halklarının yaşamına da değişiklikler getirdi. JANDAARBEKOV Ahmet Yesevi Ü. "Nesebnâme" nüshalarındaki Karluk Karahan Devleti ve Oğuz Devleti ile ilgili bilgilerden bahsetmek istiyoruz. Bu kaynaklar İbn enNadim'in alFihrist Doç. sadece secere değil. Maveraünnehir ülkesinde İshak at-Türk adlı bir kişi ortaya çıktı. Onların bu yerlerde XII. Ama bu değişiklikler hakkında ne Arap ve Fars yazılan ne de diğer tarihi kaynaklar söz eder. Orada: "AlMansur Ebu Müslim'i öldürdükten sonra onun taraftarları ve takipçileri yabancı ülkelere kaçtılar. Bu makalede biz. O Ebu Müslim'in onun ilmini öğütlemekte" diye bir yazı geçiyor (NADİM. aynı zamanda VIII. Ebu Müslim taraftarlarının Maveraünnehir'de "Mubaiiditter" diye adlandırdı. VIII. Asra kadar bulunduklarını gösteren tarihi kaynaklar vardır. asrın ikinci yansında Türkistan topraklarından ortaya çıkan tarihi olayların değerli kaynağı olmasıdır. Bizim araştırdığımız Nesebnâme nüshalarının önemli kahramanı İshak Bab'tır. Son yıllarda bizim elimize geçen "Nesebnâme Secereler" Mecmuasının bu eksikliği gidermekte yararlı olacağını sanıyoruz. Ali İbn Ebu Talip'in oğlu (Hicri 661) Muhammed İbn al Hanefi (Hicri 701) altıncı nesli (AMT) Al Fihrist kitabında : "O. Ebu Müslim hareketinin itici gücünün Kaysaniler olduğunu. Üyesi Kazak Türkçesinden Aktaran: Banu MUHYAEVA bilig-5/Bahar '97 . 1993: 1012). "Nesebnâme" kaynağına göre İshak Bab. Öğr. Asrın birinci yarısında şimdiki Kazakistan topraklarında meydana gelen Karluk Devleti ve Oğuz Devleti ile ilgili yazılı kaynakların az olduğunu ilmi olarak kabul etmiş bulunmaktayız. asrın ikinci yarısında Horasan ve Maveraünnehir topraklamada Ebu Müslim (755) taraftarlarının Abbasilere karşı mücadelesinin başarısızlıktan komşularını da etkiledi. Kaysaniler gibi onlar Muhammed İbn alHanefı'ye güveniyor (MUMİNOV. onların imam olarak Muhammed İbn el Hanefi ve Ebu Müslim'i bildiklerini ve onların dönmesini beklediklerini tarihi kaynaklardan öğreniyoruz (BARTOLD. Sadece İbn enNedim'in (X. 1969:497).157 KARLUK KARAHAN DEVLETİ VE OĞUZ DEVLETİ TARİHİ İLE İLGİLİ YENİ BİLGİLER VIII. Sebebi bu "Nesebnâme"nin. asır) "alFihrist" adlı kitabında İshak atTürk adlı kişi hakkında bir bilgi vardır. Ebu Müslim arRay dağlarında tutuklandı diye yazıyor". 1963).

Orada iki Müg Tarsa Padişahıyla savaşarak onları öldürüyor. 1980). Türlerin ülkesine gelip Ebu Müslim tarafından görevlendirildi ve Türklere İslam'ı öğütledi " diye cevap verdi (KOYLAKI. 1992) Bu İshak at Türk. O topraklarda İslam'ı yayarak Şaş'a geliyor. üçüncüsü Şah Hasan idi. ikinci Şah Muhammed. Üç Padişahın başında bulunduğu müslüman askerlerin Şam. Abdurahim'. Burada Müslüman askerler üçe ayrılıyor: Abdurrahim İshak Bab'ı Sayra'a Habtdar'ın peşinden gönderdi. İshak Bab ve ortaklarının Türkistan topraklarında İslam'ı yaymasında böyle bahsediliyor. asır tarihi arasında nasıl bilig-5/Bahar '97 . Bununla birlikte "Nesebnâme" nüshalarında İshak Bab ve onun ortaklarının yüz elli bin askeri hakkındaki bilgiye başka hiç bir yazılı tarihi kaynakta rastlanmıyor İşte bu bizim yorumun doğruluğunu kanıtlıyor. İshak Bab ve onun ortaklarının Mubaiiditte temsilcisi olması da onların Horasan'daki Mubaiiditter hareketleri ile ilgili olduğunu gösterir. Habtdar'la savaşıp onları Sayram Kalesi'ne sıkıştırdı. Kendisi de Satık Buğra Han unvanını aldı. Oradan Küzbalık'a gelip küçük oğlu Hasan Han'a tahtım vererek kendisi Karasman şehrine yerleşti ve orada yüz beş yaşında vefat etti. Onlar da: "O. asrın ikinci yarısına denk gelmekte. İslam muhaliflerinin Türkistan topraklarına girmesi.158 kitabındaki İshak at Türk ve "Nesebnâme" nüshalarındaki İshak Bab'ın aynı kişi olduğunu kanıtlıyor. Şaş ülkesine "ilmi hikmet" öğret deyip. Şaş ülkelerine İslam'ı yaymaya gidişini kabul ediyor. 150/766767 yıllarında geldiği söyleniliyor Bu yıllarda Horasan'da Ebu Müslim taraftarlarının Abbasilere karşı giriştikleri ilk hareketlerde mağlup oldukları dönemdi. Ondan soma Kaşgar'a geldi. Nesebnâme nüshalarında geçen bilgiler ile günümüzde bilinen VIII. Kaşgar'da Münközlük Buğra Han adlı Tarsa Hanla savaşıp yendikten soma halkını islamlaştırdı. Lakabı Şemsi Handı. İsfehan. Hasak. Tarsak ülkelerine gönderdi. Taraz'ı altı ay kuşatıp ele geçirdi. Yani bu İshak Bab'ın ortaklarıyla Horasan'dan Türkistan'a geri çekilmesiyle Abbasilerin iktidarının güçlenme dönemine denk geliyor. Şah Ahmet'i Kaşgar'a tayin etti. Horasan ve Maveraünnehir'den olan Mubaiidtitter hareketi ile İshak Bab ve onun ortaklarını Türkistan topraklarına İslam'ı yaymak için geliş tarihi VIII. İmam Bahreddin Kaffal'ı Şaş ülkesine bırakıyor. Ondan soma Abdurrahim. İshak Bab'a bırakıp Abdürrahim'in kendisi Agıru şehrini üç ay kuşatarak ele geçirdi. Ebu el Celil'i Barçın. İshak Bab Sayram'ı aldı.in üç oğlu vardı: Birinin adı Şah Ahmet. Özgent. "Nesebnâme" nüshalarında İshak Bab ile onun ortaklarının Türkistan topraklarına H. Zarmuk şehrine gelip deryadan geçerek Otrar'a geldi (BOLÇAKOV. Şah Muhammed'i Yedikent'e tayin etti. onu da Berikent diye adlandırdı. Tebriz. Babasının kardeşi Ebu erRahim İshak Bab ile Ebu el Celil Bab'ı davet edip sohbet ediyor. Onun lakabı da Şemsi Handı. Ondan sonra Rays (Arıs) Deryasının kıyısına kale kurup oraya yerleşti. O Sayram'a kaçıyor. onların Türk halklarının yaşamına ve Türkistan topraklarındaki tarihi olaylara etkisi Kazakistan tarihinde söz edilmemiştir. Belh. Serahs. İbn elNedim'in "al Fihrisf'inde şu haberi verir: "Ben bir gruptan İshak'ı niye atTürk olarak adlandırmış diye sordum". Özgent ülkesine geliyor. Ama "Nesebnâme"nüshalannda geçen bu tarihi kaynakların hiç biri Kazakistan tarihinin VIII. Semerkand topraklarından geçerek Fergana. "Nesebnâme" nüshalarında şöyle bahsediliyor: "İslam'ın Türkistan'a yayılış tarihi İshak Bab İbn Ebu Talib'in oğlu Muhammed İbn alHanefı'nin beşinci nesli dönemidir. Böylece yüz elli bin askeri ile sefere çıkıyor (MALIYAVKIN. Kendisi Sütkend." Şam Padişahı olan kardeşi Ebu elCelil Bab Yemen Padişahı idi. İshak Bab'ın başlattığı hareketin Horasan'daki Ebu Müslim taraftarlarının Mubaiiditter hareketleri ile ilgili olduğunu "Nesebnâme" nüshalarından görmekteyiz. Mazandarar. "Yengi Kent" diye adlandırdı. Buhara. 1988). Orada Münközlük Buğra Han'ı tutuklayıp öldürdü. asrın ikinci yarısına ait bölümlerine girmemiştir. Termez. O sohbetten sonra Fergana. Kargalık Kalesine gelerek orada seksen beş yıllık padişahlık kurdu. İshak Bab'in Türkistan topraklarına gitme ihtimalinin büyük olduğunu gösteriyor. Orayı kuşatıp halkını islamlaştırdı. Aksu'ya gitti. Ondan sonra Habtdar'ın sığındığı Sulhan'a gidip o kaleyi ele geçirerek Habtdar'ı öldürdü. Şaş'ta Habtdar adında bir padişah vardı. Çaharkend.

1992). Bu tarihi kaynaklan yukarıda bildirilen "Nesebnâme" nüshalarındaki bilgilerle karşılaştırırsak iki tarihi kaynak arasındaki ilişkileri görürüz. Manihilerin. 1984). 1980). 756 yılında şimdiki ayaklanmayı bastırmaya katılan beş bin kotanlık Türkler ile beraber "Kara Kiyimdiler" (Kara giyimliler) Daşiların (Abbasili Araplar) da bulundukları söyleniyor HHNN). o zaman 790 yılında Uygurlar'a karşı savaşan "ak kiyimli" Türklerin. Şaş padişahım öldürdü. 751 yılında Talas Savaşı'nda Karluklar'ın müslüman askerleri tarafına geçmesi. asrın ikinci yansında güney Kazakistan ile Jetisu'da iktidar Karluklar'ın eline geçmeye başladı. Karluklar ise 766 yılında Süyab şehrini alıp Jetisu ile Güney Kazakistan topraklarında kendi iktidarını kurdu.G. Talas kıyısında 133/751 tarihinin Zilhicce ayında savaştı. 1969). Bu bilgiler. Bu meseleyi Arap Çin yazılarındaki bilgiler de ispatlıyor. müslüman mubaiiditter olduğunu görüyoruz. İç mücadele ile Araplara karşı uzun süren mücadele Türgeş kağanlarının kuvvetini azalttı. Çin'in elli bin askeri öldü. 766 yılında Suyab şehri artık Karluk Devleti'nin başkenti oldu (MTNCAN. Gao Siyan Çji'nin kendisi zorla kaçarak kurtuldu (SENIGOVA. Çinlilerle savaşan arap askeri başındaki Said İbn Humaiddi. 1971) Yakubi'nin 778779 yılları arasında "Karluk Yabgu İslamı kabul etti" dediğini dikkate alırsak (AGACANOV. 737 tarihinde Türgeş kağanı Sulık öldürüldükten sonra. Türklerin ülkesindeki bu zorlukları gören Tan İmparatorluğu bu fırsattan yararlanmaya çalıştı. 1992). VIII. Şaş padişahının oğlu araplardan yardım istedi (BARTOLD. 1993). bir dönemde bir mekanda olmuş olayların iki yönünden bahsediyor. 790 yılında "Ak Kiyimdi" (Ak giyimli) Türklere diğer bir tabirle. Gelecek yıl Fergana irşidi ile Şaş padişahı arasındaki çelişkiye müdahale ederek Fergana askeriyle birleşip. 746 yılından itibaren Altay ve Tarabagatay'dan göç eden Kartuklara karşı zayıf düştü. Karluk Devleti'nin Batı'daki sınırı Sırerya'nın orta kollarına kadar uzandı (KLİŞTORNİY TURSUNOV. Kartuklarla birlikte Uygurların İl Ugesi başlatan askerin yenildiğini Çin tarihçisi yazıyor (AGACANOV. Şimdiki bilgilerimiz Karluk Devleti'nin kurulmasını 746 yılında Karlukların Uygurlarla mücadelede yenilip Altay'dan Jetisu ve Güney Kazakistan bölgesine göç etmeleriyle bağdaştırılıyor (NURMUHAMMEDOV. Manihiler değil. Savaşın beşinci günü Çin askeri bünyesindeki Karluklar baş kaldırıp Çinlileri iki taraflı baskıya uğratarak yenildiler. askeri Said İbn Humayid adlı kişinin asker başı olduğunu söylüyor. 748 yılında Türgeş Terin başkenti Suyab şehri yerle bir edildi (KOMEKOV. Yedisu topraklarına Gao Siançji'nin başında bulunduğu yüz bin askeri gönderdi. 1968) Bu. Çin askerleri Talas havalesinde yenildikten sonra Orta Asya'ya baskı politikasından vazgeçti. 775776 yılları arasında Karluklar'ın Kaşgar'ı işgal ettiği. Uygurlar ve Tibetlilerin baskısından sonra Çin sadece Jetisu değil Doğu Türkistan topraklarından da çekilmeye mecbur oldu (GUMHEV. Et Tabari "Tarih"inde 737 yılında Horasan yöneticisi Esad İbn Abdullah ile Sulık Kağan'ın liderlik ettiği askeri ittifak arasındaki savaşa Karlukların da katıldığı Sulık Kağan'ın da bu fırsattan yararlanarak askerinin güç alabildiği söyleniliyor (BARTOLD. Karluk'ların Orta Asya'ya 746 yılında değil. yirmi bin askeri esir düştü. 1587). yarısında Jetisu ve Güney Kazakistana ait tarihi olaylarla bilig-5/Bahar '97 . Talas savaşı tarihini araştıran O. VIII. Ebu Müslim Ziyad İbn Salihi askerin başına getirerek Çin askerine karşı gönderdi. bundan daha önce geldiklerini ispatlıyor. orada iktidar kurduğu tarihten bellidir (AGACANOV. "San" Türgeş ile "kara" Türgeşler arasında çok uzun süren mücadele başladı. 1994). Karluklar'ın müslümanlara gönül verdiklerini gösteriyor (NIKITIN. Şaş'ı ele geçirdi.159 bir ilişki vardır? Bu meseleden bahsetmek istiyoruz. 1972). 1993). İshak Bab ile ortaklarının İslamı yayarak ulaştıkları yerler ile Karluk Devleti'nin o dönemlerdeki sınırları coğrafi olarak aynı bölgedir. Demek ki bu iki tarihi kaynak. asrın II. bilgisine dayanarak Taras'da Çinliler gelmeden önce Arap ekiplerinin olduğunu. Bulçakov elMakdisi. 1963). "Nesebnâme" nüshalarında İshak Bab ile onun ortaklan Türkistan'a İslam'ı yaymak için 150/766767 yıllarında geldi diye yazılıdır. Zaid İbn Salih ona yardım etmiştir (etTABERİ. Arapların buralarda Türk İmparatorluğu'nu yıkmasına rağmen toprak Türklerin kendi ellerinde kaldı (İstoria Kazakistana Tl).

Karluk Devleti'nin mubaiiditter ilmini esas alan devlet olarak ortaya çıktığını bildiriyor. El İdstahri'nin yazılarında ise. Nurmuhammedov.160 "Nesebnâme" nüshalarında bahsedilen olayların doğrudan ilgili olduğunu. 1970 yılında Arıs. Mesela: Nogaylı diyen el idi Kalaş diyen şehrin Padişahına cemal der idi Etrafı kırk günlük Çevresi çöl idi. Kazaklar arasındaki dini destanlarda rastlanıyor. "Farab. O yüzden 150/766767 tarihinde kurulmuş devleti Karluk Devleti değil de Karahan Devleti olarak adlandırmak doğru olabilir. Sebebi. Orada: "Rays deryasının kıyısında kale yapıp yedi günde tamamladı. Ama Karluk Devleti Maveraünnehir ile İslam merkezlerinde İslam devleti olara tanınmadı. Taraz'ı ele geçirdiğinde orada kiliselerin bulunmasıdır (KUDAYBERDİULI. 1991). Bununla birlikte. Karluk Devleti'nin yöneticileri Hıristiyan dinini devlet ideolojisinin temeli olarak almak istediklerine dair fikir vardır' (HOK). Böyle dememizin sebebi 893 yılında İsmail İbn Ahmet. Türkmen adım vererek ileriye doğru gönderdiler (VOLIN. "Oğuzlar". Asırda islamı kabul ettiklerini gösteriyor. (Bunlu Seyil Destanı) Hala Aris demiryolu istasyonu ile Badam istasyonu arasında Kalaş adında bir yer vardır. Bu bilgi Sır boyundaki halkların IX. Ona yukarıda belirtilen muhalif akım sebep oldu. (KARAYEV. "Nesebnâme" deki bilgiler Güney Kazakistan ve Jetisu topraklarında Hıristiyanların bulunduklarını yok saymıyor. Bizce bilinen tarihi kaynaklarda Oğuz Devleti'nin oluşma meselesi netleşmemiş bir konudur. Huşgal halkının yoksulluğunu görüp kaleye getirdi. Kuttıhoca elyazısı) nüshasında şöyle satırlar vardır: "On bin çadır TürkmenTürk Müslüman ülkelerinden Müslüman olanlarını getirdiler. Bu devletin temelini oluşturan Şah Abdurrahim Kaşgar Padişahı Minközlik Buğra Kara Han'ı öldürüp kendisini Saltuk Buğra Kara Han olarak adlandırıyor (MOTOV. Şaş arasındaki topraklarda göçebeler çoktur. İslam'ın muhaliflerinin Türk topraklarında destek bulduğunu gösteriyor. Yenikend Muğlarına tarslar gelip seksen bin Habtdar'a katıldıklarını işitip. Müslümanlar üç gece üç gün savaştılar. asırda başlamış olduğu kanaatinde. on beş bin müğ öldü. Bu problemi araştıran S:G: Agacanov. Onların hepsi gazidir. Müslümanlar şehit olanları kalenin sol tarafına defnettiler. Aksine nerede Hıristiyan dini olduğu onların önderleri ve kim oldukları teferruatlı olarak yazılmıştır. buradaki bilgilerin Oğuz Devleti ile ilgili olduğunu gösteriyor. Kenjide. 1971). Buna göre. Arkeolog B. G. "Nesebnâme"nin yukarıda belirtilen nüshasında : "Arğu. Kalaş adını verdi" şeklinde yazılıdır. diye yazılıdır. Göçlerini o kaleye (Karaspan) sokup. "Nesebnâme" bilgilerine dayanarak isyanların yayılma alanı haritası yapılabilir. 1961). 1983) S. Oğuz Devleti'nin kurulması ve oluşması hakkında Orta çağ tarihi yazılarında hiç bir bilgiye rastlanmadığını söylüyor (HOCAYEV. Tarihi kaynaklarda bu devletin Karluk Devleti olarak adlandırılmasına karşın. Badam Safi'yi yakalayıp Rays Deryasına doğru gitti. Müğ Çerekinden haber almak için gönderilen gaziler üç bin tarsalar içindeki müslümanları göç ederek getirdiler". Onların hepsi müslümandır. Şimdiki Oğuz Devleti tarihine ait bilgilerin "Nesebnâme" nüshalarında da bulunması. 1984). "Halluklar" ve başkaları İslam'ı kabul etti. Badam nehri boyundaki Karaspan Kalesine kazı yaptığında. "Nesebnâme" nüshalarında "Karluk" adı hiç geçmiyor. Ama o Oğuz kavimlerinin islamı kabul edişinin VIII. "NNKA" nüshasında bu söylenenlere ek bir bilgi vardır. büyük bir ihtimalle Karluk Devleti'nin yöneticileri başka dini inançlara hoşgörü göstermiş olabilir. üç bin Müslüman şehit oldu. "Nesenâme" nüshalarındaki bilgilerin sözlü edebiyat örneklerinden ve yer adlarında korunması yazılı metinlerde rastlanmasa bile bilgi bilig-5/Bahar '97 . Kalaş şehri hakkındaki bilgi Kaşgarlı Mahmut'un eserinde. "Yersa.(BOLŞAKOV. Hiç kimseye bağlı değildir"."Nesebnâme" NNKA (esas nüsha. 1995). Karahan Devleti'nin temelini oluşturan Saltuk Buğra Han Abd el Karim Karluk Devletini yöneten Şah Abdurrahim Buğra Han soyundan gelmesidir. o mezarlıklardan "islami defnetme" merasimlerine rastladıklarımı yazıyor. kafirler tarafından yüz bin müğ gelip. Taraz. Agacanov'ın araştırmalarında Arıs'ın orta ve aşağı kollarındaTürkmenler diye adlandırılan etnik topluluğunun yaşadığı yazılıdır. Bu.

Salar (büyük boy): Oğuzhan'ın torunudur. Salır'dan sonra Karahan lakabındaki Canak Han islamı ilk kabul eden Türk padişahlarındandır.161 olarak alınabilir. Buna yukarıdaki söz edilen Türkmen seceresindeki Salır'un oğlu Hüseyin Han'ı da eklersek iki kaynağın bir tarihi olay hakkında bahsettiklerini sadece kişi adlarının uymadıklarını görürüz. Salır Kazan kırk bin askeriyle Kıpçaklara (Peçenek ) karşı çıkıyor. Siçamaz ii.. Orada Türkmen'in esas boyları yedidir: 123Şaudur Yamut Göklen a. Bundan önce Salırlar Badam Nehrinin yukarısında Kazıgurt Dağı'nda duraklamış. eski Bab Ata şehrindeki İshak Bab mezarlığının başındaki taşa çizilmiştir . Onun iki oğlu vardı. "Nesebnâme"de ise İslam'ı yaymak için gelen İshak Bab ve kardeşi Abd el Celil. Tarsaça adı yaygın idi. Abd el Celil Bab ötemiş elinde şehit oldu.. El Mesudi'nin bahsettiği olaylara göre 4. Salır Kazan'ın kırk bin askeriyle Kıpçaklara karşı seferidir. Sarig Tonluğ Sarig. Jıltırsak'a geldiler. Kliştorni. Toktamış Ödemiş i. Bahşı 5Büyük Boy Sarık: Marhaba içine dahil 6. Demek ki Abd elCelil Bab'ın kırk bin askeri kardeşleriyle birlikte Türkistan'a seferi. Bu iki bilgiyi karşılaştırırsak şöyle benzerlikleri görmüş oluruz: Yaşmut Yamut. biz yukarıda Şah Abdurrahim'in Şah Abd el Celil'i Sır'ın aşağı kollarındaki Barçın.Teke bilig-5/Bahar '97 . Oğuz Han'ın torunu Salır'un oğlu Canak'ın bir kişiye ait olduğunu görüyoruz. Abd el Celil Bab oğlu Sultan Hüseyin Hoca" Oğuznamenin Meşhed Neşri Nüshasında Oğuz Devleti 'nde iktidarın uzun zaman Kal kavmi elinde bulunduğu yazılıdır. Sultan Hüseyin Hocadır (Horasan Hocalar Nüshasına göre Horasan Hocaları Sultan Hüseyin Hoca neslinden geliyor). Oğuz Han ulusunun yirmi dört kavimi "Bozok" ve "Üçok" olarak ayrıldığı tarihten bilinir. Müslümanlar çok sayıda şehit verdi. "Nesebnâme"nin Horasan Hocalar Nüshası'nda bu olay böyle yazılıdır: "Abd elCelil Bab Barçınkend. Kılıç Han adında bir padişah vardı. dört bin Müslüman şehit oldu. Bu bilgilerdeki Abd el Celil Bab'ın oğlu Sultan Hüseyin Hoca. Birinin adı Sarığ Tonlıg Ötemiş olup Cent Padişahıydı". "Oğuzname"deki Üçokların iktidara gelmesi İslam diniyle bağlantılıdır. Şu iki bilgiyi karşılaştırırsak islamın yayılması ikisinde de ortak bir olgudur. on bin tarsa öldü. Türkmen şeceresinde Salır Kazan Alp hakkında şöyle bir bilgi geçiyor. O iman getirmedi. Yani Abd el Celil Bab ile Salır Kazan da aynı kişi. Arap Jeolog ve tarihçisi el Mesudi Peçeneklerin (Kıpçak) Batıya akımının Oğuz Karluk Kıymak boyları arasındaki savaşla ilgili olduğunu söylüyor. Hasak. onun oğlu Sultan Hüseyin Hoca'dır. Bu fikrin doğruluğunu kanıtlayan bir ilginç bilgi vardır. "Nesebnâme" nüshalarında yazılı Sır'ın (sırderya) aşağı kollarında sekizinci asrın ikinci yansında olan şu olayları başka tarihi olaylarla karşılaştırırsak "Nesebnâme" bilgilerinin tarihi gerçek olduğuna kanaat getiririz. b. Oğuz Han'ın torunu Sultan Hüseyin Han.Ersan Hazar denizi boyu ilinin 1870 yılındaki bildirisinde Türkmen Oğuz Han'ın neslinden Salar'ın oğlu Hüseyin Han'ın nesli diye yazılmıştır. Ozaman Sultan Hüseyin Hoca Hüseyin Han Çanak Han Kara Han lakaplı olan aynı kişidir. sayısız tarsalar öldü. Sarkand. Salır kahramanının Kazıgurt Dağı'nda büyük taşlan devirerek kuvvetlerini denedikleri söyleniyor. slar'ın oğlu Hüseyin Han (Horasan Hocalar nüshasında) Abd el Celil Bab'ın oğlu. Yaşmut Han'ı öldürdü. "Nesebnâme"de ise Abd el Celil Bab kafirlere karşı kırk bin askeriyle çıkıyor. Yaşmut'ı imana davet etti. Bunu İshak Bab duyup otuz bin askerle karşı adlandı. "Nesebnâme" nüshalarında Oğuz Devleti'nin kurulması hakkındaki bilgiler bununla yetinmiyor. Mesela "Nesebnâme"de Abd el Celil Bab'ın Sır'ın aşağı kollarını "İslam'ı yaymak için gittiklerinden şöyle bahsediliyor: "Mazkur Bab. UtamuşUtamuş. 7. Cent'e gidip Yaşmut Han'la birlik yaptı. Türk tarih araştırmacısı S. savaştılar. Tarsak ülkelerine islamı yaymak için gönderdiklerini söylemiştik. Üçok boyunun damgası günümüze kadar koruna gelmiş. Çok zaman sonra iktidar sol taraf temsilcisi Tavhan'ın oğlu Oğuz Han'ın torunu Salır'a geçiyor. Bu bilgilerdeki kişi adlarıyla Kudayberdioğlu'nun "Türk Kırgız Kazak Hemhanlar Seceresi" adlı eserindeki Türkmen boyları arasındaki benzerliğe dikkat edelim.G.

Buralarda da İshak Bab hareketi karşılık değil. aksine batıdan doğuya doğru olduğunu öğreniyoruz.İslam dini Horasan ve Maveraünnehir'e yayıldıktan soma oradaki yerli halkların Araplara karşı mücadelesinde Türkler daima yardımcı oldu. Horasan'daki Arapların iş mücadelesi de Türk halklarının yardımına dayandı. Sır boyu şehirlerinde Talas. Oğuz Devleti'nin kurulmasında yerli yöneticilerin büyük katkıda bulunduklarını. sizin adınız İshak Bab olsun". 2. Bu olaylara Horasan'dan çekilen islamın Kaysani mubaiidilik akımının da yeterli tesiri oldu. Bu fikri birden kabullenmek zordur. Bartold'un Türgeş Kağanlığı yıkıdıktan ve Çinliler yenildikten sonra Maveraünnehir sınırında iki devlet kuruluyor. Bu bilgiler. onun torunu Salır Kazan bilig-5/Bahar '97 . İshak Bab onun akrabaları Abd el Fattah neslindendir. Tabi bugüne kadarki araştırmalarda bu devletlerin kurulması ve gelişmesindeki İslam faktörünün rolü araştırılmamıştı. Kaıgurt'da Abd el Celil Bab oğlu İbrahim Sofu'dan divane hocalar nesli gelir. Özgent. Sulık Kağan'ın başlattığı askeri ittifaka Kartukların da katıldığım. Abd el Celil İshak Bab üçü de Ali İbn Ebu Balib'in oğlu Muhammed İbn el Hanefiye'nin Abd el Fattah ve Abd Mannan adlı iki oğlu olduğunu söylüyorlar. Salır Kazan ele geçirdiği yerlerde Abd el Celil nesillerinin de olduğunu görürüz.Arapların Horasan ve Maveraünnehir'e gelmelerinden sonra çoğunluk halk Türkistan'a sığındı. Sultan Hüseyin Hoca'dan Horasan Hocalar nesli gelir. Ona şu delilleri söyleyebiliriz: "Nesebnâme" nüshalarında Abdürrahim. Kısacası "Nesebnâme" nüshalarındaki Karluk Karahan Oğuz Devletlerinin kurulması hakkında bilgilerden şu sonuçlar çıkıyor: Karluk Karahan Devleti'nin kurulmasında tarihte yazıldığı gibi sadece Kartukların 746 yılında Uygurlardan yenilerek batıya doğru sıyrılması. Fergana. Bizim çıkardığımız sonuca göre V. Sonuçta Karluk Karahan Devleti İslamın muhalefeti mubaiidia ilmini esas alan devletler tarih sahnesine çıktı. Saltık Buğra Han da yerli yöneticilerden olmalıdır. Maveraünnehir'i Arap baskısından kurtaran dönemleri de oldu.G.162 Sır'ın aşağı kollarında başkenti Yengikent olan Oğuz Devleti'nin ortaya çıktığını varsayıyor. Toharistan'da Karluk Yabgunun oturduğu et Tabari tarihinde yazılıdır. Oğuzların Sır'ın aşağı kollarına doğru sıyrılmasına yol açmadı. "Nesebnâme"de bildirilen bilgilere göre Abd el Celil ve Abdurrahman arasında böyle bir ilişki olduğunu varsayarsak amcasının kız kardeşiyle evlenen Oğuzhan değil. Bu "Nesebnâme" nüshalarındaki Abd el Celil Bab'ın Sır'ın aşağı kollarını islamı yaymaya gitmesi hakkındaki bilgilerin belli tarihi olaylarla ilgili olarak yazıldığını gösteriyor. Sırderya'nın aşağı kollarında Oğuz Devleti kuruldu diyen sonuçla uyuşur. Hala Türklerin yaşamına etkisinden bahsedilmez. Yukarıda belirtilen Abd el Celil Bab'ın Oğuzlar'ın "Üçok" boyunun yöneticisi Salık Kazan olmuş olması bizim bu fikrimizin doğruluğuna delil olabilir. eski Oğuzlar arasındaki nikah ilişkileri ile ilgili eserinde Oğuzhan'ın amcalarından birinin Karahan kızıyla evlendiği hakkında söylenen Oğuz efsanesine dayanarak Oğuzlarda endogomiyalı ilişkilerin var olduğu kanaatindedir. Abd el Celil Bab'ın ise Salır Kazan'la aynı kişi olduğunu şu bilgiler de ispatlıyor. Buna örnek olarak haricilerin Horasan'daki büyük temsilcilerin el Haris İbn Süreye'in Omeyadlara karşı mücadelesinde Türkler tarafından desteklendiğini söyleyebiliriz. Uyruşana topraklarında Soğd'dan kaçan köylülerin sığındıkları Tabari'nin eserinde yazılıdır. Jatisu ve Sırderya'nın doğu tarafını Kartuklar aldı. 3 İshak Bab hareketinin Türkistan'da destek bulmasına siyasi istikrarsızlığın ve iç mücadelenin etkisi olmuştu. NNKA nüshasında böyle satırlar vardır: "Şah Abdürrahim söyledi: Şah İshak. Horasan'dan gelen İslam'ın muhalif güçlerinin Türk yöneticileri arasındaki iç mücadeleden yararlanabildiklerini gösteriyor. destek bulmuştur. Agacanov. Biz Karluk Karahan Devletini oluşturan güçler hareketinin doğudan batıya değil. Şu Nehri kıyısındaki şehirlerden Horasan ve Soğd'dan gelmiş halk sayısı arttı. Başkanti Suyab şehri oldu.V. Bu yüzden Horasan'daki İslam'ın muhaliflerinin Türkistan'a gelip destek bulma sebeplerine değineceğiz: 1. İshak Bab ve ortaklarının Türkistan yönünü seçmeleri tesadüfi değildir. S. Genelde Karluk boylarının Orta Asya'daki siyasi olaylara 746 yılından önce katıldıkları tarihi bilgilerimizden bilinir. Karluk Karahan Devleti'nin oluşturucusu Abdürrahim.

"Braçnie İ svadebniye Obriadı Oguzov Sredney Azii i Kazakistana". Oraya yapılan kazılarla büyük ibadethane bulunmuştur. Strani Narodi Vastoka Vipusk. asrın ikinci yarısında Türkistan'da olan siyasi olaylar neticesinde üç devlet tarih sahnesine çıktı. İshak Bab'ın vakıflı toprakları ise Çarlık dönemine kadar korunmuştur.V. Kaşgarlı Mahmut sözlüğünde Kargalık'ın Taraz'a yakın kale olduğunu söylemiştir.V. Moskova. Bolşakov'ın " Dva vakfa İbrahima TamgaşHana v Samarhande" adlı makalesinde İbrahim Tamgaş Han'ın adına eklenen "Es Sayyida" sözü onun Ali İbn Talib soyundan olduğunu gösteriyor. asırda ise sadece Usruşana yöneticisinin adı Kara Buğra'dır. Karahan Devleti'nin tarihini araştıran Karayev. C. Kara Buğra Sulık Kağan ve el Haris İbn Süreyc'in askeri ittifakında olup Esad îbn Abdullah ile Nasr İbn Sayyar'a karşı savaşa katılıyor. X. Sonuç olarak VIII. İshak Bab şehri sadece dini meselelerle uğraşıyor. Ama "Nesebnâme" nüshalarında Karahan Devleti'nin yöneticilerinin İbn Ebu Talib'in soyundan olduğunu belirtmiştir. Moskova 1971 BARTOLD. Türkistan v epohu Mongol skogo naşestvia. Bu sunulan bilgilerin yerli halk arasında Karahan yöneticilerinin peygamber soyundan gelmesine dair fikir oluştuğunu ve bunun tarihi gerçek olarak algılandığına tanığız. Onlar Karluk Karahan ve Oğuz Devletleridir.163 Alp olmalı.5. "Nesebnâme"deki bilgilere göre İshak Bab O yerde büyük Cuma mescidini yapmıştır.İzd "Ilım". Mesela. Üçüncü devlet.V 1963 1968 bilig-5/Bahar '97 . S. VIII. Ama bu devletin yaşamı uzun sürmüyor. tüm vergiden muaf tutulanların Türk soyundan gelenlerin yönettiği küçük devlet olduğunu söylüyor. kuzeyi Kızılorda ilinin Canakorgan Bölgesine kadar. XII. Bartold'un Toğuz Oğuzlar içindeki yağmalardan çıkmış olmalı fikrine atıfta bulunuyor. IXVIII a. Soma bu devletin başkenti Sayram'a taşındı. O devletin sınırlan güneyde Aladağ ile Karadağ'ın birleştiği yerde. Kargalık şehrinin şimdiki Bab Ata kasabası olarak adlandırılması yerindedir. Böyle durumda oğuz ve Karluk Karahan Devletini oluşturanlar bir soydan gelenlerdir. İshak Bab'ın yönettiği devlet bu olsa gerek. Mehmet Köprülü'nün Karahanlılar'ın Kartuklar içerisindeki Yağma Boyundan gelmiş olmalı yorumu V. batısı ise Sır'ın iki yakasını kapsıyor. "Oğuzskie Plemeno Sredney AziiIXXIII İstorikoetnografi-çeskie oçerki" // Strani Narodi Vastoka Vipusk. G. Bu devletin ilk başkenti eski Kargalık şehridir. V.G. Aşgabat. doğusu Karadağ'ın iki tarafım. Eğer yağma kavminin toteminin "Buğra" olduğunu dikkate alırsak o zaman Abdürrahim Bab ile Abd el Celil Bab'ın geldiği soy ve topraklarım yaklaşık olarak söyleyebiliriz. Bu devlet sınırlarını Oğuz ve Karluk Karahan Devleti yöneticilerinin İshak Bab için ayırdıkları topraklar oluşturuyordu. Bartold. Buna göre yağmalar Oğuzlar'ın "Üçok" kavimler topluluğu içinde olmalıdır. O. Böylece. V. Zamanında el İstahri'nin "Maveraünnehir'deki haraç ödemeyen bir tek şehir İspidjaptır" demesi boşuna değildir. Ebu Dulaf doğu Türkistan topraklarında Çığıl kavmi ve Tibetliler arasında "Buğraş adlı kavimin olduğunu..l. Turki. C. Moskova. Moskova. KAYNAKLAR 1980 AGACANOV. İshak Bab'in yönettiği küçük bölgedir. Diğer tarihi kaynaklarda Karahanlı yöneticilerin Ali soyundan olduğunu ispatlıyor. 1969 Oçerki İstorii oguzov i Türkmen Sredney Azii. onların Ali soyundan gelen Hanların yönettiğini yazıyordu.

S.N 1972 Srednevekovıy Taraz. 1993 HODJAYEV. Baskıya hazırlayanlar: K. Moskova. MOTOV 1995 "K Istorii Gosudarstva Oguzskih Yabu" Kultura Koçevnikov na Rubeje Vekov. Z. Almatı bilig-5/Bahar '97 . 1991 Kırgız Kazak Hem Handar Şeceresi.G. 1992 Drevnie Türki. TURSUNOV. B. KOMEKOV.5 1980 " K istori: Talasskoy bitvı v 751 godu" Strani i Narodi Vostaka. Almatı MUMİNOV. "Genezisu Mavzoleya Samandivo". NURMUHANBETOV.Vostoçnıy Turkestan V Drevnosti i.B.O. îzd nauka. Jandarbekov. 1994 Nekotorie çerti İslama v sredney i nijney arısı" İzvestia S.G 1971 Dva vakfa İbrahima Tamgaşhana v Samarkande".K 1593 "Hovoe Napravlenie v îzuçenii îstoru Bratstva Rassanijya" Obşe estvennie nauki v Uzbekistana. Rannem Srednevekovie. X. Frunze Letopis Almatı Trehtısiaçeleti.B. 1984 Kazakistana. A. MALIAVKIN. T. 0. Almatı. O.. İstoria Karahanskogo Kaganata. 1993 istoria Almatı. 1984 KARAYEV. Strani Narodi Vastoka Vipusk. BOLŞAKOV. 1983 KLAŞTORNIY. arhitektura i stroitelstvo Uzbekistana. Moslova. Muminov. Mevlana Safı ad-din Oruñ SENIGOVA. Ş. GUMİLYEV. Vipusk XXII.A. KOYLAKI. "Hristiannstvo v Sentralnoy Azii" Vostoçnıy Turkestan i Srednyya Azia. Moskova KUDAYBERDİULU.164 1992 NasabNabe. G. A. NIKKITIN. 1988 "Glava7".

bildiğimiz anlamı ile demirdir. Demir ise bizim Arap harfli imlamızda timur olarak yazıldığından (mesele timur yolu okunabilen demir yolu gibi) bu türden okuyuş yaygınlaşmıştır.Nihayet. Üyesi Türkiye Türklerinin nedense Timur biçiminde bildikleri. Benim tarihçiliğine güvendiklerim (mesela Zeki Velidi Togan) Temür şeklinde yazmakla birlikte. bizim açımızdan başlıca üç açıdan bakmak. Bizim genel bakışımızda. Türk aleminin bütününü ilgilendiren bir açıdan ve çok geniş bir perspektifle bakış. İşte Osmanlıların bu birliği sağlamak üzere doğuya yönelen askeri hareketi. yani eski Aydın oğullan toprağında yer alan bir şehirde yaşayan. XIV. Çünkü. doğumunun 660. Osman oğullarının seçkin şahsiyetleri. Ankara Savaşı. Osman oğullan ailesinin geleneklerini esas alan ve Batı Türklüğü ile yaptığı Ankara muharebesine taraflardan birisinin mirasçısı olarak bakış. Anadolu'daki eski bilig-5/Bahar '97 . a. Osman oğullarının öteki Türkmen beyleri ile giriştiği önderlik mücadelesine temas etmemiz gerekmektedir. Temür imlası ülkemizde yine de azınlıkta kalıyordu. yüzyılda. tarihi şahsiyetin adı. Temür ile bu şehrin ilgisini esas alan bakış. öteki Türkmen beğlerinden daha talihli olmuşlar. Sözlerimize başlarken. artık tarihin derinliklerinde kalmış bir üzücü olaydan başka bir şey değildir. İlhanlı mirasına sahip olma iddiasını sürdüren Temür ile çatışmıştı. Tuncer BAYKARA Ege Ü. Türk talihinin en seçkin şahsiyetlerinden birisi olan Temür'ü. Anadolu'daki Türk birliğini sağlamada önemli başarılar sağlamışlardır. olağan sayılabilir. burada anarken. Türklük açısından mesele. Burada Özbeklerin de Temur imlasını tercih etmeleri söz konusu olunca artık Temür imlasında karar kıldığımı ifade etmek isterim. daha değişiktir. c. Öğr.165 TEMÜR'ÜN İZMİR'İ FETHİ VE SOSYAL SONUÇLARI Prof. Bunu abartmanın veya günümüze kadar getirip ah u feryad etmenin hiçbir anlamı yoktur. Osman oğullan Karamanlılarla benzeri amansız savaşların da içinde olmuşlardır. Mensubu olduğum Ege Üniversitesi'nin bulunduğu İzmir şehrinde. b. Yıl dönümünde. Çünkü bu hadise. Dr. keşke hiç olmasa diye hayıflandığımız. fakat çıkmasının de önlenmediği talihsiz bir muharebedir. Nasıl ki. ona. Temür'ün batıya hareketine.

Temür kaynaklarına göre 1402 yılının sonlarında. Temür Beğ. XVI. burasının idaresini oğlu Umur Beğ'e vermiş idi. daha çok XV ve XVI. kaleyi yemden inşa etmeyi tasarlayan şövalyelere. gelmiş olabilir. Temür. XIV. Anadolu insanının önemli bir kısmı Temür'e sempati ile bakmıştır. fakat daha farklı sosyal neticeleri ile de dikkati çekmektedir. iki kale halinde bulunuyordu. birkaç yıl sonra İzmir önlerine geldiği zaman. 2 Aralık'ta. İzmir kalesinin durumundan ancak Aydıneli'ne geldikten sonra haberdar olmuştur. saygı duydukları kendi Beğlerinin yönetme hakkını zorla almış olan Osmanoğluna karşı Beğlerinin hakkım koruyan adil bir insandır. II. Zaten nisbeten küçük boyutlu bir kaleye. iyi birer insandır. bir bakıma çevrelerinin tutumuna tabi olmuşlardır. Bunun üzerine. Temür'ün yanındakileri genelde Çağatay olarak biliyor ve tanıyordu. Liman Kalesi. yüzyıl ikinçi çeyreğinde büyük ün kazanacak ve Gazi Umur Paşa olarak ün kazanacak şu şahsiyet. kendilerini güçsüz hisseden Celayirli gibi bazı beyler de. Birisi limanda. Fakat çok geçmeden Haçlılar 1344'de Liman kalesini almış. hemen bütün Türkler tarafından da sevinçle karşılanmıştır. Bu sebeple Batı Anadolu sahasındaki Çağatay adlarının temelinde hep Temür ve yanındakileri anlamamız gerekmektedir. yüzyıllardaki Osmanlı tahrir defterlerinden edindiğimi bildirmek isterim. 1. Burada şunu belirtelim ki. birisi "cihangir" öteki ise "Yıldırım" olan şahsiyetlerin mücadelesinde. Temür'ün Önasyadaki hareketinde. III. kalenin çevresindeki bir kısım deniz doldurularak saldırı cephesi genişletilmiştir. Bu iki kaleden önce Kadife kale Türklerin eline geçmiş. Umur Beğ'in çabaları ve hatta şehit düşmesine rağmen alınmamış idi. İzmir'in Temür tarafından alınması. Aydın eline geldiği zamanda bu şehrin. Muhakkak olan bir gerçek varsa. Temür'ün İzmir'i almasının önemini belirten güzel sözler söylemiştir. ticari noktaı nazarından Asya'yı bir bütün olarak gören Temür'ün. Muharebe ve kuşatma uzun sürmemiş. Burada sözünü edeceğimiz sosyal olayların en başında nüfus ve insan unsuruyla ilgili hususlar gelmektedir.onun iktisadi düşünmesinden de ileri. İzmir hakkında daha öncelerinden bir bilgisi olması da muhtemeldir. Bu iki seçkin Türk önderi. Temür'e ve onun kavmi sayılan Çağataylılara bakışının izlerini buluyoruz. bazı dönemlerde önemli olmakla birlikte. Böylece aynı zamanda. tepe üzerinde. Osmanlı geleneksel bilgilerine göre ise 9 Aralık'ta İzmir Liman kalesi Temür kuvvetlerinin eline geçmiştir. kışı geçirmek üzere Anadolu'nun güneyine. Osmanlıları davet etmişlerdi. Bunlara bakarak Osman oğullarının geleneksel sahası dışındaki Anadolu Türk insanının. yani Gavur İzmir'i almasının. Temür'ün İzmir Liman kalesini alması. Anadolu Beylerinin hemen hepsinin nezdinde Temür Beğ ve Çağataylılar. önceden planlanmış bir hareket olup olmadığı tartışılabilir. Liman kalesi'ni de alarak İzmir'in bütününe sahip olmuş idi. Anadolu sahasının batısında yer alan İzmir şehri. daha doğrusu Türkler açısından arz ettiği önemi öğrenmiş idi. XIV. Temür Beğ'in İzmir Liman kalesini. Bu bakışlar sanılanın aksine olumlu sayılabilir vehemen anlıyoruz ki bunlar belirli zaman süreci içinde değişmişlerdir. Müslümanlar. Zafername lerdeki bilgilere göre. Temür Beğ. Sonraki dönemde Aydın oğulları Haçlılarla anlaşmışlar idi.166 Türkmen beyleri destek olmuşlardır. sözlerimizin başında saydığımız birinci bakış açısına gelmiş oluyoruz. Temür Beğ'in geldiği zamanlarda Aydın Beyliğine de sahip çıkan Yıldırım'a karşı halk. Çelebi Sultan Mehmed. yüzyıla ait tahrirdeki bu kaydın "Vakfı Ham Çağatay" başlığını bilig-5/Bahar '97 . Dukas'ın tarihinde yankısını bulan. öteki de içerde. bütün gücüyle yüklenerek kısa bir sürede almayı düşünmesi de. İzmir şehrinin. sadece askeri bir olay değil. yüzyılda. Batı Türklüğü. Aynı şekilde. Bodrum kalesini yapacaklardır. beğlerinin yanında yer almış bulunuyordu. Bununla birlikte. hemen Liman kalesi kuşatılmış. Aydınoğlu Mehmed Beğ. Çünkü Temür Beğ. Osmanlı dönemindeki tahrirlerine ait vakıf tahririnde dikkati çeken bir vakıf kaydı vardır. Böylesine iki büyük gücün. bütün askerlerinin toplanması emrini vererek İzmir üzerine yürümüştür. Onlar gasbedilen haklarını geri veren birer adil insandırlar. sonradan Türklerin verdiği adla Kadife kale. sosyal hususlarla temel olan bilgiyi. Kış mevsimi girmiş olmasına rağmen. Burada öncelikle.

Meseleye. bunu pekala Çağatay Ham anlamı verecek biçimde okumak hiç de yanlış olmasa gerekir. Çünkü O. yüzyıldan itibaren mümkün olabilmiştir. 2. Çağatay ordusunda kalan bu insanların yerleştiği iskan yerleri. bize Osmanlı gücünün durumu ile ilgili de bazı düşüncelere imkan verir. burada kalma cezasına çarptırılmış olabilirler. Burada şu kadarını söyleyelim ki Temür ve yaygın ismi ile Çağatay sevgisinin. Bu isimlerle ilgili ayrıntılı bilgiyi ayrıca işleyeceğiz. Bu gelişmenin açık işaretlerine konumuzda da tesadüf etmekteyiz. Bu sevgi ve saygının izlerini eskiden beri bilmekteyiz. o zamanki ve şimdiki bütün İzmirlilerin sevgi ve saygı duyması tabii sayılmalıdır. Ancak bu oldukça az bir ihtimaldir. Çağatay adına XVI. bu devirde. Çağatay kişi veya yer adlarının varlığı eskiden beri dikkatimi çekmiştir. yüzyıllarda sevgi ve sempati ile karşılanması. Kimi zaman bir mahalle. yüzyıl ortalarında kaleme alınan bir kısım tarihi Takvimler zikretmektedir. mesela Karaman beyliği ümerası. yaygın adıyla Çağatayların Hanı. şunları kesinlikle diyebiliriz. Konuyla ilgili önemli bir mesele de. Hemen belirtelim ki. Böylece burasının coğrafyasında isim bırakacak derece etkili olanlar. Bu isimler. kişi veya durumdur. bu adların verilmesine sebep olan olay. ancak XVII. genelde Temür'ün bir şekil haberi olarak kalmış olanlardır. beylerinin. Bu türden isimlere Aydın Sancağında yer alan İzmir şehrinin dışında. bize göre belirli bir anlam taşımaktadır. Temür veya Çağatay ordusunun etkili şahsiyetleriyle geçinemeyen. vaktiyle Aydınoğlu Gazi Umur Paşa'nın uğrunda şehit olduğu İzmir Liman kalesini. Ne yazık ki bu vakfın sonraki tarihlerde izine pek rastlamıyoruz. Osmanlı kültürünün. yakınları hatta boylan ile birlikte burada kalıp. veya mahallelerin zaman içinde onların adlarını almaları olağan bir durum kabul edilmelidir. İkinci husus. Yüzyıl Anadolu'sunda hala sevgi ile karşılandığının işaretidir. Can Çağatay'ın bir birleşik isim olabileceğini zannediyorum. Çağatay ismine. kimi zaman ise birer köy olarak gördüğümüz bu türden isimler. aynı vakfın şartlarının devam etmiş olduğunu tahmin ediyoruz. XV. Üçüncü ihtimal de. yüzyılda açık izlerinin görülmesi. hatta aralarında bazı çekişmeler bulunan bir kısım şahsiyetlerin. günümüzden dahi sevgi ve sempati duymamız gereken bir şahsiyet olarak gözükür. bir başka ifade ile Gavur İzmir'i Hıristiyan şövalyalerinden almış ve Aydın oğullarına bahşetmiştir. yüzyılda yapılan tahrirlerinde. Oysa. En azından etkili olan böylesine isimler niçin verilmiş veya nasıl olmuş da bu adlar alınmış olabilir? İlk akla gelen husus. Temür ordusuna mensup bir kısım Çağataylıların. Bu sebeple İzmir şehrinin bütününü Türklüğe kazandıran bu Türk kumandam ve önderine. fakat doğrudan İzmir şehrinden baktığımız takdirde Temür Beğ. Osman oğulları odaklı olarak oluşup çiçeklenmesi.167 taşımaktadır. yani Temür Beğ'in veya yanında bulundurduğu Cengiz evladından şehzadelerin. Böylesine yaygın isimler. kendilerini kaybettirmiş olmalarıdır. Buradaki Hanı Çağatay ibaresini. iklimini ve bazı özelliklerini beğenmiş oldukları bu ülkede kalmış olabilmeleri ihtimal dahilindedir. bütün yönleriyle henüz bu sahada nüfuz kazanmış değildir. kaybolması imkansızdır. bilig-5/Bahar '97 . fethettikleri İzmir ile ilgilerinin. kesinlikle bir tesadüf değildir. Menteşe ve Saruhan sancaklarında da rastlanır. Sadece. XV ve XVI. adının değişmiş olması ve başka bir isimle. Çağatay adının XV ve XVI. yukarıda sebeplerini sözünü ettiğimiz sempatinin en açık ve kesin delilleridir. Çünkü. Osmanlı siyasi gücü. Çağatay oğlu adı ile bilinen bir kişiyi. XVI. yöneticilerinin arasında da rastlıyoruz. yüzyıl Anadolu sahasını etkilemiştir. vaktiyle Can Çağatay okumayı tercih etmiştim. ama Osmanlı kültürü. Anlaşılıyor ki. XVI. doğrudan Temür veya yönetimine bir şekilde karşı geldiklerinden bir kısım Çağataylıların Türkistan'a geri götürülmeyip. yüzyıllar Anadolu' sundaki kültürel ortamda Temür ve Çağataylılar sevilmektedir. Böylesine bir vakfın. Batı Anadolu sahasında XVI. Aydın oğulları Beyliğinin bir şehrinden değil. sadece askerlerin değil. yani burada bir vakıflarının olması olağan sayılmalıdır. Şimdi söylediklerimizi kısaca özetlersek. Temür ordusu da. aşağıda belirteceğimiz sebeplerle. aynı zamanda ailelerinin de birkaç konak geriden gelebildiği bir gerçektir. sadece XV XVI yüzyıllar için değil.

Bursa Edirne ve İstanbul'daki yeni oluşumun meyvelerini. yiğit. Osman oğulları açısından meseleye bakışı esas alan ikinci hususa geliyoruz. Anadolu sahasının hemen bütün insanları için Devlet. yüzyılda gerçekleşmiştir. belirli bir dönemden sonra söylenmesinin iyi karşılanmamış olmasıdır. Bunun tabii neticesi olarak Anadolu sahası insanı. bilig-5/Bahar '97 . Çağatay ismini bastırmıştır. Çağatay ismine. Osmanlı ülkesindeki insanların zihinlerine nakşedilmiş veya edilmektedir. muhtemelen önce gizli ve içten bir muhalefet ve düşmanlık başlamış olmalıdır. Osmanlı görüşünün etkinlik kazanması ile. Netice olarak. Söylenemez olunca da. Ne yazık ki. artık Devlet denince eski dönemi. Ülke sathındaki büyük kültürel hareketlilik. Neticede. Eğer XV ve XVI. değişme ne zaman gerçekleşmiştir. Kendisi döneminin seçkin bir Osmanlı aydını olan Evliya Çelebi. Beğ'likler dönemini unutmuştur. yüzyıllarda Anadolu sahasının çoğunluğunda Temür ve Çağataylılar için sevgi ve sempati söz konusu ise. devletlerinin gelişme hızını kesen ve güçlenme yolunu bir zaman için tıkayan bir engel. insan unsura açısından dikkate değer sosyal uzantılarından söz edilebilir. ortaya çıkmış olan yeni durum sebebiyle bu ismi kullanmaz olmuşlardır. cesur ve hiçbir zamanını boş geçirmeyen dev bir şahsiyetin elinde zebun olduğu Temür'e karşı iyi duygular beslememeleri olağandır. olumsuzluğa dönmesinin kesin tarihini ve izlerini bilemiyoruz. yöredeki öteki iskan yerlerinde yaşayanlardan pek farklı değildir. artık Anadolu sathında da gösteriyordu. Belirli bir zaman süreci içinde de. XV ve XVI. 3. Karaman oğlları'ndan da yararlanıldığı kesinlikle bilinmektedir. Çağataylılar. XVI. Çağatay isminin. Temür Beğ'in İzmir kalesi (Gavur izmir'i )ni fethinin. Ancak sonraki zamanlarda bu durum değişecektir. olumsuz bir şahsiyettir. aklımıza gelebilir. sadece Osmanlı Devletidir ve Osmanlı devletinin temel özellikleri artık. Bunun belirtilerinin açıktan gösterilmiş olması düşünülmez. Çağatay adını bilenler dahi. Menteşe ve Saruhan sahasında kalmış olmaları yanında. bir nam ı diğer i çıkmıştır. Bir kısım Çağataylıların Aydın. Çağatay adını da taşıyan iskan yerlerinde oturanların isimleri. Şimdilik tespit edilebildiğimiz kadarıyla. Yüzyıllarda olumlu özellikleriyle belirtilmektedirler.168 Bir hususu da burada belirtmek isteriz. bize kalırsa XVII. bu namı diğer öteki eski. İşte Temür ve Çağataylılarla ilgili bilgiler de bu dönemde artık değişmeye yüz tutmuş olmalıdır. ama onun eserindeki izler bu değişimin gerçekleşmekte olduğunu (sık sık Hüseyin Baykara meclislerinden söz etse de) göstermektedir. belki İstanbul kültürünü temsil edebilir. Fakat kesinlikle bilinecek olan husus. Yıldırım Bayezid gibi. yüzyılın ikinci yarısında. Çünkü Osman oğulları için Temür. Değişme derken. Neticede yüzyıl kadar süren bir sürecin içinde bu türden isimler tarih sahnesinden silinmişlerdir. Anadolu sahasının Temür'le ilgili olumlu fikirlerinin değişmesi. Temür ve Çağataylılara karşı vaktiyle beslenen sevginin. Burada.

Geliniz. bu büyük şahsiyet hakkında önemli araştırmalar yapan alimlerden birisidir. Babur'un bazı Afgan hanlarına Hindistan'da yer vermesi. eziyet ve sıkıntılar içinde geçmiştir. Enstitüsü Türkmen Türkçesinden Aktaran: Yusuf AKGÜL Türkmen halkının tarihinde derin ve büyük izler bırakan ünlü şahsiyetler sayılamayacak kadar çoktur. O. Türkmen halkının içinden yetişen bu şahsiyetlerin yaşantıları ve yaptıkları hizmetler maalesef çok az bilinmektedir. Askan ve Hindal'ın her birisi de kendilerini tahta eşit derecede aday görmüşlerdir. K. bu yazarın adı geçen kitabı çevresinde Bayram Han'ın keskin diplomatik tecrübesi ile birlikte onun Türk Hint İmparatorluğunu yeniden ihya etmek yolunda gösterdiği hizmetler hakkında kısaca sohbet edelim: Bilindiği gibi Hindistan Türk tarihinde 1540 1555 yıllan. imparatorluğun en zayıf ve sıkıntılı devridir. imparatorluğu istikrarsız bir duruma getirmiştir. Böylesi tarihi şahıslan "tarihi uyku" larından kaldırıp tanıtmak için ülkemizde şimdilerde (bağımsız olduktan sonra) geniş bir yol açılmıştır. Hintli R. şimdi. Onların halk için yaptıkları hizmetler. Zira tarihimizin bu karanlık sayfalarını inceleyip öğrenmeyi talep edenlere. Türkmen tarihinin her devrinde olduğu gibi. yazılı kaynaklarda ve halk dilinde muhafaza edilip nesilden nesle geçerek günümüze kadar ulaştırılmıştır.169 BAYRAM HAN'IN TARİHİ MİSYONU Azat NAZAROV Türkmenistan Dünya Türkmenleri Arş. Pandi. Bayram Han'ın mücadelesi ve hizmetleri. yeterli imkan ve fırsat verilmedi. Bu şahsiyeti araştırmak ve incelemek. Babur'un kurduğu imparatorluğun henüz yeni ve oturmamış olmasıdır. bugün devletimizin bağımsızlığını kazanmasıyla birlikte. Geçmişte ulu izler bırakan Türkmen büyüklerinden birisi de Muhammet Bayram Han'dır. bilig-5/Bahar '97 . "Bayram Han'ın Ömrü ve Hizmetleri" adlı önemli tarih ve biyografi kitabının yazarıdır. ölmeden önce oğullarının arasında Humayun'u taht mirasçısı olarak seçmesi ve hakimiyetindeki yerlerin eşit olarak paylaşılmaması. Bayram Han'ın hayatına. Bunun başta gelen sebeplerinden biri. düşüncelerine ve eserlerine ait Hint alimlerinin yazdığı kitapları incelemek için de büyük imkanlar ortaya çıkıyor. Bu eserde baştan sonuna kadar Bayram Han'a ait ilgi çekici malumatlara yer veriliyor. dış ülkeler ile ilmi ve kültürel ilişkilerin yola koyulmasıyla daha da geniş bir adıma kavuştu. Humayun'un kardeşleri olan Kamran.

Humayun'un Sistan'da konakladığını Şah Tahmasb'ın oğlu Sultan Muhammet Mirza'ya haber vermesini. sadece bir hükümdara hizmet etmekte olduğunu. onları iyi karşılıyor. Bayram Han'ın tavsiyesi üzerine Halman ırmağını geçip Sistan vilayetine geliyorlar. Atların üçü Humayun'a. Bayram Han. Humayun Hindistan'ı terk edip ata vatanı Asya'ya dönmeye mecbur oluyor. O. Bu yüzden ben onları çok iyi tanırım. Bu görev. Sohbet sırasında Şah. bununla birlikte keskin siyasetine hayran kalmıştır. Humayun kardeşlerinden yardım istemekten vazgeçse de. Daha doğrusu. Fakat bu hadiseleri akıl eleğinden geçiren Bayram Han. Böylece Humayun ile mutabakata varırlar. Babası Babur'un de Afgan toprağından hiçbir şekilde fayda görmediğini anlatıp İran'a gitmesini Humayun'a tavsiye eder. Askarı'nın kötü niyetleri hakkında bilgi verir. Sistan valisi Ahmet Sultan Şamlı. yine de onlardan ümidini kesmemiştir. Özbek Çii Bahadır' dan mektup gönderiyorlar. Bayram Han ne zaman Humayun'un başından geçen güçlükleri anlatmaya başlasa. Onlar senin babana da birkaç defa yardım etmişlerdir. Ahmet Şamlı'dan rica ediyor. onun niyetini onaylamaz. Bu istikamette Meşhet'e vardıklarında. Askarı'nın ordusunda bulunan Hunayun'un askerlerinden Özbek Çii Bahadır. Hümayun'un en yakın maslahatçısı (danışmanı) olarak hizmet görmüştür. Ganauç savaşında yenilen Humayun. Şah kendisini tutamıyor ve gözleri yaşla doluyordu. Görüşme henüz başarıya ulaşmasa da. kalan beşi de Humayun'un askerlerine hediye ediliyor. Ama Askarı'nın peşlerinden sürüp geldiğini öğrenerek. Bize mutlaka yardım ederler. birisi Bayram Han'a. yeniden Hindistan üzerine yürümeyi tasarlar. Hindistan'daki Afganların lideri Şir Şah için de uygun fırsatlar ortaya koyuyor. Bayram Han'ın Humayun'un yanında büyük bir yerinin olduğundan Şah'ın haberi olduğunu göstermektedir. Şah Tahmasb ile buluşmak üzere Gazve'ye gönderiyor. Bayram Han'ın önünde birkaç şart koyuyor. İmparatorluğun bu karışık durumu. Humayun kendi elçisi Bayram Han'ı. Gazve'de yapılacak buluşma hakkında Şah'ın davet mektubunu alıyorlar.170 Görüşüp anlaşmadan Kabil ve Badahşan'ı Kamran. Ancak Kandahar'a giderken yolda kardeşleri Kamran ve Askarı tarafından kurulan hileler. Bunun üzerine Humayun yolunu değiştirip. Bayram Han. Humayun olumlu bir haber gelinceye kadar burada bekliyor. onun bu ümitlerini tamamıyla boşa çıkarmıştır. Bu tehlikeli ve endişeli ortamda Bayram Han sadece Humayun'un değil. 1540 yılının 17 Mayıs' ında Ganauç'un eteğinde. Bir süre sonra Herat'a hareket ediyorlar. Buluşma başlangıçta Bayram Han için başarılı olmasa da. kardeşlerine ait yerleri ele geçirmeyi. ". kararlaştırılan bu yolculuğa Bayram Han'ın kendisi bizzat önderlik ediyor. Ayrıca İran'da benim soydaşlarını uzun yıllardan beri yaşamaktadırlar. Bu şartlardan birisi Bayram Han'ın Şii mezhebine girmesini ve başına da Fars Sopbaçını (külah) giymesini talep etmesidir. Sambal (Sambhal)'ı da Askarı ele geçiriyor. bu devirde. . Şah. Bayram Han hedeflediği maksadına erişeceğinden emindir. hiç olmazsa (en kötü ihtimalle) onlarla anlaşarak. Şah Tahmasb'a. Bu hediyeler. Safevilerin sınırlarından içeri girmek için izin verilmesini talep ediyor. ordusuyla Garmasir'e hareket eder. bilig-5/Bahar '97 28 Aralık 1543 tarihinde Garmasir'e ulaşıp. Şah Tahmasb. diyerek en yakın dostu Humayun'u inandırır. Alvar'ı da mülk hükmünde Hindal'a veriyorlar. Moğol İmparatorluğuna karşı ordusuyla büyük bir mücadeleye girip zafer kazanıyor. Bayram Han'ın bilgi ve sağ duyusuna. Şii sopbacını giymeyi de kendisine sadece o hükümdarın buyurabileceğini kesin şekilde ifade etmiştir. Humayun'un Afganistan yoluyla İran'a yardım istemek için gittiğini öğrenen kardeşleri ona kötülük etmek için türlü yollara baş vursalar da Çii Bahadır onun yardımına koşmuştur. Hatta Hümayun'un yeğenleri olan Muhammet Zaman ve Muhammet Sultan da tahta göz dikmeye başlıyorlar. Bayram Han için gerçekten çok çetin bir iştir. Bayram Han'a. Şah Tahmasb üzerinde büyük tesir bırakmıştır. Humayun'un geldiğini öğrenip çok memnun oluyor ve Özbek Çii Bahadır'ı davet mektubu ile hemen gönderiyorlar. Herat'ta onları Şah'ın büyük oğlu Muhammet Han karşılıyor. Buradan da 1544 yılının Mart ayında Gazve'ye geçiyorlar. Fakat Bayram Han. Bayram Han: " senin büyük ata babaların da safevi hükümdarlarıyla iyi ilişkilerde bulunmuşlardır. bütün yoldaşlarının sorumluluğunu da üzerine almak durumunda kalıyor.

bu meselede de iyi bir netice almıştır. fakat Şah Tahmasb'ın Sultaniye'deki yazlık sarayına gittiğini öğrenerek. gözü peklik ve sabır Bayram Han'a bu zaferinde büyük destek olmuştur.171 Şah Tahmasb'ın elçisi Bubak Bey. ölse de öz mezhebinden (ehli sünnet) dönmeyeceğini Bayram Han'a belirtir. Şah Tahmasb kısa bir ferman çıkarır. ayrıca da hediye olarak Diyarbekir ve Azerbaycan'ı vernuş olsa da o sadece bir sultana hizmet edeceğini açıkça belirtmiştir. Humayun kendisinin buradan bir fayda göreceğine henüz inanmamaktadır. Şah Tahmasb ona sarayda baş vezirlik vazifesini. Kabil ve Gazne şehirlerini ele geçirmesi için 12 bin atlı asker ve 300 gönüllü verilecek. Başlangıçta İran'a geldiğine pişman olmaya başlayan Humayun. Böylece onun büyük tarihi misyonu. Fermandaki şartlar arasında. Bayram Han'ın tek düşüncesi kendi misyonunu başarıyla yerine getirmektedir. Bu fermanda Humayun'un Şii mezhebini kabul etmesiyle birlikte başka şartlar da ileri sürülmektedir. vefalılığı gelecekte de onu daha yüksek derecelere. Sirivastava bunu şöyle belirtiyor: "Humayun. Şah Tahmasb ile vedalaşıp Sistan'a hareket ederler. Bu devrin tarihçilerinden hiçbirisi bu şahsiyetlerin büyüklüğünü inkar edemiyor. çadır ve başka malzemeler) verilecek. Anlaşmaya imza atıldıktan sonra Humayun ve taraftarları. " bilig-5/Bahar '97 . Hint Avrupa alimleri onun Türk Hint tarihine yaptığı hizmetlerine büyük değer vermişlerdir. Ekber ise padişahlığının ve tahtının güvenle yaşatılması konusunda Bayram Han'ın önünde borçludurlar. L. Humayun'a Zemidovar. Humayun'un "Şiiliğini" resmi bakımdan ilan etmek ve Safeviler hanedanlığı ile akrabalık kurmak. keskin akıl ve sağ duyusuyla tarihi misyonunu başarıyla yerine getirmiştir. at. vakarı. Bu ağır ve zor durumda. Onun şahsında toplanan insani erdemin en belirgin taraflarından olan vefalılık. " Hindistan Türk İmparatorluğu Bayram Hansız düşünmek asla mümkün değildir. Bu meselede Şah' ın baş veziri Cihan Gazi de büyük rol oynamıştır. Bu şartların Humayun tarafından kabul edilmesi halinde. Böylece Humayun ile Bayram Han. Bu anlaşma Bayram Han'ın büyük diplomatik zaferinin (dehasının) bir meyvesi olmuştur. Şah. yani Şah' ın kız kardeşinin kızıyla evlenmek gibi maddeler bulunuyordu. Şah'ın huzuruna çıkarlar. Humayun'a 20 bin tümenlik maddi yardım) para. Kandahar. deve. görevlere çıkarmıştır. onları hürmetle karşılayıp görüşür. aşağıdaki yardımların kendisine verileceği. Bayram Han'ın gerçekleştirdiği hizmetlerden son derece memnun kalmıştır. Kandahar'ı Safeviler devletine hediye etmek. Humayun buna kesinlikle karşı çıkıp. Böylece Bayram Han ile Humayun'un İran topraklarındaki yolculuğu tamamlanır. 2. Büyüklüğün sembolü olarak da Humayun'un başına taç giydirilir. Bu diplomatik yenişte Bayram Han'ın hizmetleri çok büyük olmuş. Humayun ve taraftarlarına yürüyüş boyunca her gün Cihan Gazi'nin vaazlarını dinletmek. Bayram Han'ın yiğitliği. burada Bayram Han ile buluşup onunla birlikte Sultaniye'ye giderler. Bayram Han. Hindistan'daki imparatorluğun yeniden kurulması. Anlaşmaya göre Şah. cesareti. Humayun hiç beklemeden Gazve'ye gelir. fermanda belirtilmiştir: 1. 1544 yılının Temmuz Ağustos aylarında Humayun'ua Gazve'ye gelmesi için Şah' in ikinci davet mektubunu getirir. Hint alimi A. " Bir cümle ile ifade edersek. Bayram Han onu sabretmeye davet eder. ip. Şah' ın ortaya koyduğu şartların kabul edilmesi gerektiğini ve başka bir çarenin kalmadığı konusunda yakın arkadaşlarını ikna eder. Sistan'a vardıklarında yardım etmeye başlayacaktır.

Eğer "konuşan" halk silinip gider de. neden hem kendisi için. Manevi bir ahenkle birbirini tamamlayan bu düşüncelerin derin özünü kavramaya çalışan yeni nesil çok şey anlayabilir. dilin yazılı özellikleri kalırsa o "ölü dil" dir. Durum böyle iken. Bu arada. Çünkü etnos. yukarıdaki sorulara cevap aramak istiyoruz. "Öldün Barak. dünyaya gelip de sonunda kaybolup gittiğini ifade edebilir. Böyle durumlara tarih içinde rastlanıyor. hizmet ettiği toplumdan beklediği de büyüktür." diyor. Hüsrepov'un "dil sonsuzluğun sonsuzu" sözündeki felsefi temel bu olsa gerektir. Böyle diller vardır. her türlü sosyal etkiler ve zamanın şartlan ile. fakat o dili konuşan bir tek kişi mevcutsa. her zaman sadık ve ebedi vefa göstermiştir. hem dil ve hem de halk için çok tehlikelidir. Halk. Dr. Bu talebin yerine getirilmemesi. Başkanı Kazak Türkçesinden Aktaran: Banu MUHYAEVA Zamanımızın iki büyük fikir adamı ve yazarından biri.Söndün Barak" denildiği gibi. Ama dil.172 MİLLET VE DİL SONSUZLUĞU ÖZLER Prof. nasıl ve nerede teşekkül ettiği meçhul olan her ulus. bir halkın kendisinin ve dilinin asıl kaynağını açıklayamasa da. Bu nadir özelliklerin hem ortaya çıkışı. hem de somadan izine . İnsanlığın içinde. yaşadıkça gelişir. halk ve dil hakkında söylenmiştir. ne zaman. "Dil sonsuzluğun sonsuzudur. dilin. kolay olmasa gerektir.diri " bir dildir. onun dili de kaybolur.tozuna rastlanmayacak şekilde kaybolması. halk ve dilin özgür ve uyumlu bilig-5/Bahar '97 . Eğer halk kendi dilini tamamen unutmuş. Bir halk toplum hayatım yitirdiği zaman. Cengiz Aytmatov: "Dünyada geçici olarak varolmak isteyen halk yoktur. Bazen insani zayıflıkla kendi dilinin kaderini önemsemeyebilir. ebedi yaşayan etnik topluluklar ve diller biliyor mu ? Günümüzde "devlet dili" statütüsüne kanunla hak kazanmış Kazak dilinin kaderinden söz etmeden önce. bilim açısından o " yaşayan . Diğeri ise." yorumunu getiriyor. her zaman mücadele edemeyebilir. başından neler geçerse geçsin. Abduali HAYDAROV Kazakistan Dilbilimi Ens. o daima sonsuzluğu özler. Aytmatov'la Hüsrepov'un "sonsuzluk" la ifade ettikleri düşünce. kendine has olan nadir özellikler taşıyor. hem dili için sonsuzluğu arzular? Burada tabiilik var mı ? İnsanlık tarihi. değerlerine benzemeyen. Çünkü onların tarihi ve sosyal sebepleri belli ve çok çeşitlidir. İnsanlık tarihi. Kazak Gabit Hüsrepov.

Ancak. sadece üvey oğullarıdır. dinini kaybetmedi. Son 70 yıl içinde. manevi kaynağı. bu olayın dünya çapında yaygınlı göstermektedir. Kazak halkının tabiatı. Bazıları da bu belaya yarı yarıya uğrayıp ikili bir şahsiyet haline geldiler. sadece dilidir. Başka değerlerin yanı sıra. " Ana diline saygı göstermeyen.. "cahil ve geri kalmış bir halkı medenileştirme" gibi sloganlarla örterek gerçekleştirmişlerdir. 1920 yılındaki nüfus sayımında 190 milliyet ve ulus dilinin mevcut olduğu yayınlandı. bilig-5/Bahar '97 .G. Dünyada bulunan dört bin civarındaki dilin 3500'e düşmesi. Buradan çıkan ana fikir. Kabul etmemiz gereken bir gerçek vardır: Bütün insanlık. bizim çok iyi bildiğimiz Rusya sömürge politikasının sinsice hareketleridir. Çünkü. Bu hile politikası. Dil. milli şuurunu.173 gelişmesine ihtiyaç duyulan şartların. dilini. Bunların hepsi de. Hıristiyanlaşma (Altay'da Hatun nehri boyundaki Kazaklar) gibi olaylar. "özünün ve tilinin ebediliğini" unutmaya başladığını saklayanlayız. Ne yazık ki.) halklar ve ulusların durumuna düşmedi. son üç asırlık tarihimize bakmak yeterlidir. Onun değişmeyen milli kimliği. Mesele. yardım sağlanıyor. Fakat bu politikanın ortak yönü. milli gelenekleri ve yazı geleneğini (ahlaki faktörler) değiştirmeyi hedef almasıdır. yarı yarıya azaldı. kısaca öz kimliğini yaşatan ve tanıtan onun dilidir. Kazakların. ata yurdu ve milli geleneklerini ayak altına alarak milli bütünlüğünü kaybetmeye başlayan (Saka. Eskiden pek söz edilmeyen. onun güneşi dilsiz doğmaz. milletin camdır. öz değerlerini koruyabilmesindedir. kökten "mangurtlaştı". Sovyet imparatorluğunda bazı " ufak " dillerin kökten veya tedrici bir şekilde kaybolmakta olduğunu halkın uyanık kesimleri farketmiştir. dinini değiştirerek. onun ihtiyaçlarını karşılayamaz duruma düşmüş ve geleceği bakımından tehlikeye girmiştir. ana dilinin çetin durumunu çok geç olsa da farketmeye başladı. dile bu kadar önem vermesinin. Hüsrepov ". Bugüne kadar bu sayı. gurur duymasının sebebi bundandır. " eritip " yutmak isteği olduğunu bütün milliyetler biliyor. toplum hayatından uzaklaşarak. O. nesilden nesle aktaran "sonsuzluğun" garantisidir. halkın temel belgesidir. demografik ve jeografik özellikleri buna engel olmuştur. kendi ana dillerinde konuşup. değerlerini. ana dili sadece iletişim aracı değildir. böcekler ve bitkilerin yeryüzünden silinip gitmemeleri için " kızıl kitap " hazırlanıp. bir gerçeği halktan da kendimizden de gizleyemeyiz. Yukarıda değindiğimiz sömürge politikasının devamı olan "Sovyet ideolojisinin" sinsice oyunlarına tanık olup. Gerçekten de her halkın dehasını. Hakas. O diller nereye gitti ? İzine tozuna rastlanmayacak şekilde kaybolması mümkün mü ? Demek ki mümkünmüş. her ülkede ve her devlette farklı yöntemlerle ve türlü amaçlar için gerçekleştiriliyor. İşte bunlardan biri de Kazaklardır. Sovyet döneminde " başka bir renkle " devam eden Rusya sömürgeciliğinin zararını çeken halkların bazıları dilini kaybedip. öncelikle azınlık halkın dili ve dinini (bunlar manevi faktör) ayak altı ederek. Tuva. Bu çok konuşulan bir konudur. Kazaklar. Sadece konuşma. "denemeler" in hedefi olarak yaşayan duyarlı nesil. . Ekolojik sebeplerden dolayı çok azalan kuşlar. iç gelişmesini durdurmamış olsa da. Şor. Demek ki milliyeti ifade edebilen baş faktörden biri dildir. Kaderin şerrine çok uğramasına rağmen. Böyle hareketleri. Buna örnek aramak için uzağa gitmeksizin. ne kadar acı da olsa. Özü ve önemi bakımından bununla kıyaslanamayacak olan halk dillerinin korunması ihmal ediliyor. bizim için ''kanı çıkan" bir gerçektir. Dilini unutmaya başlama. her insanın bünyesine ana sütüyle yayılan milli değerleri. ata yurdunda yer adlarının değiştirilmesi. Halk zihniyetinin. dünya görüşünü. ata yurdu ve kimlik duygusunu. bu halklar. bütün devirlerde ve bütün toplumlarda sağlanmadığını dikkate almak gerekir. kendine tabi olan azınlık halkı asimle edip. Belli durumlarda insanın şekli. Bunlar mübalağa değildir. millet ve uluslar yaşasa da.. gelenek ve görenekleri. Ana dilimiz. Hıristiyanlaşıp kimliklerini değiştiren. Allah'a şükür. manevi bakımdan dejenere edildiklerini çok geç farketmeye başladılar. milletin veya halkın hayatında iletişimin bir veya birçok dilde yapılması değil. bilgeliğini. edilse bile yüzeyden dokunulabilen bu konu. duygusunu. Durumu acil olarak değiştirmezsek 20 -25 yıl sonra dilimizin kaderinin çok daha ağır olacağını anladı. rengi ve gelenekleri değişebilir. sayı bakımından azdır. Büyük bir ulusun. ana dil. Altay vb. var oluş gıdasını atadan oğula.

iyi şair . okul.bunun delilidir. bunalımları iki kelimelik bir sözle çözebilen insan olunca kahraman ve büyük insan olarak iz bırakmışlardır. ayrı çarpan iki kanatlı bir kuş veya ayrı yönlere çeken iki kürekli bir kayık halinde devam edemez. insanın ferdi değeri ötesinde sosyal yönünü de öne çıkaran bir faktördür. Özellikle dili iyi bilmek. Bugünkü demografik durum içinde başka türlü düşünmek doğru değildir. "Kazak Tili" ne "devlet dili statüsü" vermeye ne gerek var.önünde sonunda . Yeni anayasada kabul edilen Rus dilinin yeri devlet kurumlarında resmi dil olarak kullanılamaz . Bunun en büyük garantisi. Devlet dili. ilgi çekmek için duvara asılmış süslü bir elbise değildir. "Ağzında sözü.Kazakça ve Rusça . binlerce. buna asla katlanmayacaklardır. Özellikle. yüzyılın eşiğinde yaşayan. bu belgelerde gösterilen çareleri devletin desteklemesi. başka halkların dillerinin gelişmesine imkan tanımayan bir baskı altında yürütülen uygulama. rüya.dile bağlıdır. açık denizde kaza yapıp dibi boylama tehlikesindeki yaralı geminin "SOS" sinyali yayarak yardım isteyen çılgın feryadına benzetiyorduk. Zamanında. bu umudumu pekiştiriyor. öfke ve dua yalnız kendi ana dilimizde etkili. haz ve niyaz. pek çok konu yeni bir anlayışla çözüme kavuşturuluyor. Sonsuzluğu özleyen Kazak halkı ve Kazak Tili'ni yok etmek asla mümkün değildir. O. sahip olduğu şerefli statü ile hizmet görevini ifa ediyor. Eğer devlet. devlet dili ve toplum hayatındaki rolü bakımından dilimizi güçlendirmek. Sosyal temeli ve geleceği. sanat ve devlet adamı . . enstitü duvarlarından dışarıya taşan sesleridir. kendi devletinde ana dilinin. Yeni anayasanın milliyet politikası ve yeni dil kanunu ile başlayan iki yıllık dil programına büyük ümit bağlıyorum.174 düşünme ve iletişim değil. dile şefkat göstermez ise. sadece devlet belgelerinde kullanılan ve bayrak. daha dün kötü durumda olan Kazak Tili'nin devlet dili statüsünü alışının 5. bilim adamı. Fakat o. tartışma ve mücadele aracıdır. kim olursa olsun ve nasıl hareket ederlerse etsinler. diyen inatçı direnişlere karşı verilen bu mücadele az şey değildir. halkımızın milli bilig-5/Bahar '97 zihniyetinin tekrar ve büyük uyanışıdır. Dil aynı zamanda politika. kıçında bezi durmayan" adamlardan büyük ve önder olmayışı bundandır. şimdi yarım yamalak Kazak Tili konuşarak "dü . Yılındayız. Buna yürekten inanıyoruz. bir daha ayak altına alınmasına asla izin vermeyeceklerdir. Bağımsız Kazakistan Devleti'niri öz vatandaşlarıdır.yazar. Bu yüzden ülke yönetmek. etkileyici ve güzel konuşmak. Dilin sosyal hayatımızdaki gücü uçsuz bucaksızdır. Halk olarak verdiğimiz mücadeleyle. Şimdiye kadar. Ana dilimizin geleceği. zor zamanlarda yaşamış olan kendi ana ve babalarından daha bilinçli olacaktır. devletin temelidir. bu statütüyü alabilmek için verdiğimiz mücadeleyi. bunların ideolojik temellerinin belirlenmesi ve kaynaklar ayrılması. öz dilimizin devlet dili statüsünü inkar edip. Bugün kaynayan "tay kazanında" hayatın tek (Rus) dilli olmasını istemeleri bundan kaynaklanıyor. "Sonsuz Dil" akışına karşı kanuni veya kanun dışı davranışlar bunlardan ibaret değildir. Kazak Tili için gerçeği kabul edeceklerdir. Dil kanununu kabul edip. Çocukluğunda iyi öğrendiği Rus dilinde hatip olarak konuşan. Çünkü.bir durum. bunun şartlarını hazırlamak konusunda karşı tavır alanların kendi halkını ve kendi dilini sevmediklerini düşünüyorum. Kendi topraklarında. bundan sonra devam etmeyecektir. cumhuriyetimizin doğru olan milliyetler politikası ve halkımızın yakın komşuları ve sınırlarımızın ötesindeki medeni milletlerle eşit ve özgür münasebetleri ile yerini bulacaktır.bara" haline düşmemek için öz dillerinden yeriniyorlar. Fakat böyleleri. Ulusumuzun dil yönünden geleceğine bakarken. yukarıda söylediğimiz dilin parlak geleceği ile ilgili fikirler sadece "fikir" olarak kalır. milyonlarca genç neslin kreş. Bu objektif sürecin çözümü. tarihi sebeplerle biraz daha sürebilir. Onlar XXI. doğru ifadeyle kullanmak. ordunun başındaki önderler. liderlik veya makamına Rus dili ile yükselmiş olan soydaşlarım. eteğinden çekmeye çalışanlar bugün de vardır. Pazar ekonomisi gerçeğiyle birlikte Kazak gençleri ve işadamları Rus diliyle birlikte başka yabancı dilleri de öğrenmeye başladılar. bizden başka bir ülkede kanunen önerilmeyen iki dil statüsü düşüncesi. güzel ve derin olabilir. Bunun için ülkeyi yöneten liderler. Ana dilinin kucağına dünyaya gelen bu yeni nesil. ideoloji. milli marş gibi bir simge değil. şefkat ve nefret. Fakat iki dilli . Bunların gerçekleşmesi devlet ve toplumun kendi ellerindedir. Anayasayla de pekiştirilmesine rağmen.

eskisi gibi perişan kalırsa.175 Devlet dilimizin. her halk. özünü de dilini de koruyacaktır. devlet diline saygılı olması gerekir. Fakat devlet dilinin kendisi gelişmeden. Cumhuriyetimizdeki diğer dillere baskı gösterilmeksizin. bilig-5/Bahar '97 . onların ebedi yaşamak için yaratıldığını idrak ettiğinde. yani Kazakistan'daki çok milliyetli toplum ünitesinin. hiçbir milliyetin dilinin özgürce gelişmesi mümkün değildir. kendisini de öz dilini de zayıflatan şartların bir daha tekrarlanmasına izin vermeden. az ve çok oluşuna bağlı olmadan. Her milliyet. Demek ki. Milliyetler arasında dostluk ve uyum. çok bahsedilmeyen asli bir görevi vardır. işte buradan kaynaklanır. diğer milli dillerin. onların özgür gelişmesini sağlamaktır.

kelime. bir kelime aynı anda. Dil birimleri arasında sesin fonksiyonundan Prof. Nispi olarak dil bilimini en büyüğünü cümle. cümle en küçük dil biriminden (fonem) en büyük dil birimine (cümleye) kadarki kademenin birbirini takip ederek korunacağını söylemek çok basit bir fikir olduğunu ve çoğu zaman gerçeğe uymayacağını hesaplamamız gerek. kelimenin gramer şeklidir. Ses yönü dilin üçüncü bir unsuru değil. Bu sebepten dil seslerini incelemek dilin başka birimlerini incelemeye göre zor ve araştırmacı için çok zahmetli bir iştir. Öğr. Başka bir tabirle. fiziksel şekli oluşturuyor diyebiliriz. canlı konuşma dilinin ortaya çıkmasını sağlayan dil birimidir" (ZİNDER. morfem. Dr. morfem. Bunun sebebi. tamlama ve cümle unsurları olabilir. en küçük dil birimi seslerden oluşur. tek başına anlam bildirmez. kelime. kelime. tamlama ise cümleyi karşılayabilir. kelime morfemadan. Üyesi ________________________________ Kazak Türkçesinden Aktaran Banu MUHYAEVA En küçük dil birimi olan ses. Dil seslerini dilin başka birimleriyle denk olarak görmek yanlıştır. Dr. diye. ondan soma tamlama. 8) Dil seslerinin başka dil birimlerinden daha bir farklılığı. onun iki yönünün olmasıdır: Birincisi melodi akustik. yani cümle tamlamadan.176 TÜRK DİLLERİNİN SES BAKIMINDAN İNCELENMESİ Prof. Zinder şöyle bahsediyor: "Dilde kalıplaşmış üç unsur birbirinden farklıdır: Ses. Kelime ve gramer şekli. kelime. sesin ince taraflarının geliştirilmemiş taraflarının ayırt bilig-5/Bahar '97 . Abatbay DAULETOV Ahmet Yesevi Ü. cümle görevini yapabilir. cümle. Başka dil birimlerini inceleme esasında subjektif yönteme dayanır. Dil sesleri ise subjektif yöntemle birlikte objektif yöntemi gerektirir. Bütün dil birimlerini şekil bakımından oluşturan malzeme seslerdir. Sesten sonraki mana birimi morfem. tamlamaların. 1979. Böylece dil sesleri kelimelerin. ama ondan sonra gelen dil üyelerinin yapılmasını sağlar. bir kelime aynı anda üç türlü. Bu sebepten şekil bakımından fonem. en küçüğü de fonem olarak ayırabiliriz. ses unsuru malzemesi. gramer şekillerinin. cümlelerin. morfeme fonemlerden oluşur diye mekanik bir şekilde kestirip söylemek her zaman doğru değildir. gramer ve kelime kavramlarını yeniden değerlendirmek gerekir. ikincisi ise idea mana yönüdür. tamlama kelimeden. tamlama. Morfem kelime ve cümleyi. tamlama. Bunları kurum ve birbirleriyle karışmış linguistik olay. genel olarak. morfem. dilin manasını oluşturuyor ise.

onları bir grupta birleştiren dil hususlarına dayanarak. sesin sade şeklini değil. onların ortak taraflarının olması.1973. ancak sade sesleri açıklamak yetersiz olur. Ayrıca. 31 ) Bütün çeşitli dillerin ortak taraflarının olması. açıklarken bu durumu dikkate alarak. Türk dili ses uyumuna dayandığından her bir ünsüz fonem. Ünsüz fonemlerin hangisinin kullanılacağı hecedeki ses uyumuna bağlıdır. " Birbirinden farklı olmasına rağmen. O. benzer unsurlara rastlanması objektif temellere sahiptir. Kendilerine özgü farklılıkları dikkate almazsak. Sadece ses bilgisinde değil. Dillerin ortak taraflarını dilciler kabul ederek onları yeni dilleri değerlendirmede kullanıyorlar. (DEGTİYOROV. bir ses geniş a ve dar a. ortak açıklamalar ve terimlerin oluşmasına sebep olmuştur. OSGUT. tabii durumda. kelime bünyesindeki şekli dikkate alınmalıdır. onların (seslerin) kelimedeki değişimleri ile birlikte ele alındığında dilin ses oluşumu ve fonetik yapısı hakkında bilgi verebiliyoruz. Çeşitli dillerin ses bilgisi. Bir dili araştırmada onu akraba dillerle karşılaştırarak. Bu. hecenin niteliğine göre kalın düz.177 edilmeyebilir olmasıdır. Fonemin sade şeklinde açıklama vermek yetersizdir." (GİRİNBERG. tabiatta da objektif nesne ve onların tabii münasebetleri yansıyacaktır. akustik. Bu sebepten seslere açıklama verildiğinde. Bu durum. Bütün ve çoğu dillerde ortak dil hususlarının olması. Ana dilinde konuşma akımını tek seslere bilig-5/Bahar '97 . açık o ve dar û. Böylece benzerlik göstermeyen dillerde bile. kelime bünyesinin farklılığına rağmen. Sesleri incelemede bu eksiklikleri. her bir ünsüz fonemin görünümleri aynı derecede değerlendirilmelidir. ince düz. ondan da çok fonem olarak kullanılır. 1970. araştırma yöntemleri ve terimleri kullanılıyor. çeşitli dünya dilleri aynı mantığa sahip ortak dil kategorilerinin olması ve bürün dillerin damgalama tabiatının ortaklığı bakımından çok benzer niteliklere sahip olduğunu dilciler belirtmektedirler. bütün dillerde de. yani türlü fonetik durumlar etkisinde görülmesi Türk dilini ses bakımından incelemede ayrıca öneme sahiptir. Dil seslerinin boğumlanma. Bu sebepten diller her ne kadar çeşitli olsa bile. ses tanımlama ve ses ayırma gibi ses unsurlarıyla sıkı sıkıya bağlıdır. diller adeta bir kalıpla yapılmış gibidir. Bu sebepten linguistik boyutu diğer boyutlarla sıkı sıkıya bir ilişkide incelenir. ince dudak şeklinde dört türlü fonem olarak değil. Ünsüzler de ünlülere göre biraz farklıdır. dil seslerini açıklamak için.l) Bütün veya çoğu dilleri bünyesine alan hususlar ve kaideler vardır. bütün insanların aynı fizik yapıya sahip olmasındandır. Mesela. çok yönlü dil hususlarıyla doğrudan bağlıdır. Demek ki. Türk dili ses bakımından incelendiğinde sade seslerin kelimede kullanılma özelliklerine ve ses uyumuna dikkat edilmelidir. Karakalpak Türkçesinde geniş ve dar ünlüleri bir ses ama iki fonem olarak kullanılıyor. fizik yapıdan. görünümlerin dördünün de fonolojik fonksiyonu aynıdır. kelimede kendine özgü. birinci olarak. veya ince düz. Bu sebepten araştırmacı ortak dil hususlarına dayanarak bir veya birkaç dilin benzer tarafları konusunda sonuç çıkarabilir. kalın dudak. Bu sebepten ünsüz fonemleri. linguistik boyutları ses çıkartma. dil biliminde de çok üstü kapalı açıklamalar ve terimlere rastlanıyor. Yapısı ve bünyesi farklı. Bu sebepten Türk dillerini ses bakımından araştırmada genel dil biliminin açıklamaları ve esas kavranılan. Türk dil biliminde ortak açıklamalar ve terimler kullanılıyor. Dil sesleri kendi başına değil. Seslerin konuşma sırasında / hecede. DJERKİNS. türlü fonetik durumu. 4 görüntüde görülüyor. e bir fonem değil. o dillerin birliğini ve ortaklığını farkedebiliriz. onları oluşturan insan ve insanlar hayatındaki iletişim aracı olma fonksiyonu ortak taraflarını oluşturur. İnsanlar dünyayı bir yönlü algılayan duyulara sahiptir. İkinci olarak. açık ö ve dar û. ayrıca fonem olduklarına delildir. Bunun sebebi her bir ünsüz fonem ses uyumuna göre 4 şekilde. Türk dillerinde ünlü fonemler kalın düz. hece bünyesindeki her bir ünlü veya ünsüz fonemler ses uyumuna göre dört şekilde kullanılır. açık a ve dar i. çağdaş eritme araçlarını kullanarak ortadan kaldırabiliriz. gramatik yapısı. kalın dudak ve ince dudak uyumunda kullanılıyor. geliştirilmiş. ancak kelime bünyesinde tabiiliğini koruyabilir. buna uygun ortak açıklamalar ve terimler yaratıyor. Bunun sebebi Türk dilinde. Bugüne kadar türk dilinde ünsüz fonemlerin sadece kalın türleri açıklandı. bütün insanların konuşma organları anatomik fizik yönden aynı ve onların ses çıkarma özellikleri de çok fazla değildir.

Sadece mana ile ilgili linguistik unsurlara göre kelimeleri seslere ayırabiliriz. onların söylenmesi ve eşitlenmesine dayanarak farklı seslere ayırmak mümkün olmaz. " kalağan " ( isteyen ) kelimesini örnek olarak alırsak. Onlardaki ses ortasına çizilen belgeler net olmuyor. Konuşma sırasında kelimeleri teker teker seslere ayırma. Bu durum ses telinin katılması. Neticede dildeki bütün fonemler zıtlıklar sistemini oluşturuyor. Akademik L. öncelikle. boğumlanma boyutlarına göre parçalara ayırmadan daha zordur. bu kelime söylenip bitinceye kadar ses sürekli katılıp. Bu anlambilim ve ses bilim ölçüleri anlam birim. Fakat bu meseleyi derinden araştırırsak. Hiçbir yardımcı denemesiz "kurban" kelimesi söylendiğinde konuşma organlarının hareketine dikkat edelim. bu ortak unsurlar toplamına fonem deniyor. fonem fonksiyonunda kullanılan sınırlı ses farklılıkları oluyor. başka bir gruptan. 195. bu kelimeyi söylediğimiz andaki konuşma organlarının hareketine göre onları seslere ayırmak ve ses sınırlarını belirlemek zordur. morfem ve fonemi konuşma akımında ayırt etmeyi sağlar. veya konuşmacının özelliklerine göre. her ses söylendiğinde ona uygun bir şekil alıyor. Dildeki fonemler çeşitli sebeplerden dolayı. Özellikle. boğumlanma yönünden de. türlere ayrılıp. Fakat bizim için sadece linguistik bir grubu. bu dildeki başka fonemlerden nasıl ayırt edilebileceğine göre açıklanıyor. fonetik ölçünün de büyük bir rolü vardır. Mana fonksiyonu olan birimlerde morfemlerin linguistik sınırını ayırt etmek çok zor değildir. çeşitli durumlarda konuşma özelliğine göre değişiyor. bir insanın çeşitli anlarda. Çünkü bir sesi söylerken harekete geçen konuşma organları ikinci sesi çıkarmaya hazırlanır. Konuşma akımını akustik boyutuna göre seslere ayırma. "u" sesi söylenmeye başlandığı andan. soma dudak. Mesela. bir kelime bünyesindeki yan yana gelen sesler boğumlanma ve akustik boyutları birbirleriyle karışıyor. Bu birimleri ayırt etmede anlam ölçüsü gibi. Bu kelimenin her bir sesi söylendiğinde hareketli konuşma organı dil. fonemler grubuna karşılaştırmayla ayırt edilebilir. Bu sistemin her bir üyesi. dilde belirlenen bir fonemin birkaç sesten oluşabileceği bellidir. dildeki bütün sesler şu veya bu fonemin görünüşü olduğu. Fakat burada biz bir grup sesleri belli derecede çeşitli olmasına rağmen. diyelim ki çeşitli " a ". mesela. Çünkü konuşma sırasında kullanılan dil birimleri akustik yönden vurgudan vurguya sürekli devam eder. onun net olmayacağını deneme bilgileri ispatlıyor. bu dildeki foneme. ayırt edici unsurları önemlidir. Konuşma akımını küçük birim seslere ayırmak zordur. Eğer sınır belirlense bile. Bu boğumlanma yönünden "k" sesi ve sonra gelen "u" sesinin arasındaki net bir sınır belirlemenin mümkün olamayacağını gösteriyor. Konuşma organlarının böyle örtüşlü hareket etmesinden ortaya çıkan sesleri akustik yönden kesin olarak ayırt edemeyiz. İşte. konuşma akımının en küçük parçasını belirlemek için konuşma akımının neye dayanarak parçalara ayrılabileceğini bilmeliyiz Konuşma akımında sesler boğumlanma ve akustik yönden birbiriyle o kadar karışır ki. bir fonemaya birleştiriyoruz. bir fonem çeşitli fonetik durumlara göre yan yana gelen sesin etkisinden dolayı. Dilin fonem bünyesini açıklamak çok önemli meselelerden biridir. akustik yönden de mümkün olmuyor. 20-22) Her bir dilde kelimeleri ayırt etmek için. başka manaya sahip. V. Bu kelimedeki "K" sesi söylenmeye başladığı anda. Sebebi konuşma sırasında boğumlama ve akustik özelliklerine göre tek sesleri ayırt edemiyor olmamızdır. Türk dillerinde ses uyumunun." (ŞÇERBA. yani dilin bir ses söylediği şekilden ikinci bir sesi söylediği şekle dönüşmesi hızla ve sürekli oluyor. Mesela. ses telleri harekette oluyor. Böylece her bir fonem. yüksek sesle veya fısıldayarak ayrı ayrı durumda söylenen "i". Bu sebepten bunların arasına sınır koymak mümkün değildir. hece niteliğine göre vb. çok farklı olan seslerden de bir şeyi anlamaya bizi mecbur ediyor. Bunları ostsiligram ve spektrogram görüntülerinden ayırt edebiliriz. Konuşma akımını ayrı parçalara ayırmak ancak mana oluşturan birimlerle gerçekleştirilmesi mümkündür. Konuşma da böyledir. Slav dillerinde ise kelime vurgusuna dayanarak konuşma akımım tek kelimelere ayırmak fonetik yönden gerçekleşir. dudaklar "u" sesini söylemeye hazır oluyor. Şçerba'nın dediğine göre " Mana birimi de. "kurban" kelimesindeki "u" ve ondan sonra gelen dört sesin arasında net bir sınır belirlemenin mümkün olmadığını gösterir. Bir sesten öteki sese geçmek. bilig-5/Bahar '97 .178 ayırma kolay ve ayrıca delil hacet etmiyor gibi görünüyor.

R. (PİOTROVSKIİ. Akademik Şçerba bu konuda. Mesela. Çünkü. Başka bir tabirle. her birisi ayrıca fonemdir. 1963) Struckturlizm önde gelen temsilcileri fonemi bilig-5/Bahar '97 . yanikelimeleri ayırt etmeye kullanılacağını bilebiliriz. t. (TRUBİTSKOY. "pay bay" kelimelerinde /kvaziomanim / eş sesli "n" ve "b" sesleri aynıfonetik halde kullanılıyor. 41) Dilin fonolojik sistemi iki şeyden olşur: Mana ayırt edici unsurlar sisteminden ve fonemler sisteminden oluşur diyen fikri. bir fonemin boyutlarıolmayacaktır. Bu sebepten bu dilin bütün fonemleri belli bir zıtlıklar sistemini oluşturuyor ve onların her bir üyesi ayrıca fonemin veya fonemler grubunun zıtlıklar birliği ile açıklanıyor. Tay Say. yukarıda belirttiğimiz gibi. V. onların ikisi iki çeşit fonemin boyutlarıdır.. başka bir alimler tarafından geliştirildi. bu dildeki başka fonemlerle karşılaştırıldığında açık olarak görülüyor." (ZİNDER. fonemin her bir unsuru başka unsurlarla birleşerek. (ZİNDER.. bu birleşik basit birliği değil. Bu sebepten belli bir dilin fonemleri birbirleriyle bağlı olarak araştırılmalıdır. Belli bir dilin fonoloji (mana birimi) sistemindeki her bir fonem. seslere fonetik (ses birimi) ve fonolojik manabirimi) tahlil yapılmalıdır. Şçerba bu konuda güvenli bir sonuca geliyor: "ayrıca fonem fonksiyonunda kullanılmak için. 43) Burada mana ayırıcı unsurlar fonemden dış. şive farklılıklarınıdikkate almazsak. Pa R bir eş seslikelimelerde "p" ve "b" aynı fonetik haldekullanılıyor. iki çeşitli ses aynı veya benzerifonetik halde kullanılırsa. benzer fonetik halin rastlanması bile iki ayrı sesi iki ayrı fonem saymaya esas oluyor. 45 . Belli bir fonemin çeşitli nitelikleri. ses biliminde yaygındır. Demek ki. Bu birleşmenin içerisinde her bir unsur kesin ayırt edilmiyor. Kelimeyi tanımakta fonemin mana ayırt etmeye katılan veya manayı ayırt etmeye katılmayan unsurları da büyük önem taşıyor. Bir mana içinkullanılan ses ise bir fonem boyutu oluyor. bu tip kelimelerdeses farklılığını oluşturan sesler. 1960. mana ölçüsü çözümleyici önemesahiptir. başka unsurlarla kendi arasında münasebette bulunuyor. oradaki farklılığı oluşturan seslerayrıca foneme oluyor. s. Fakat dilde bu unsura rastlanmaya de bilir. TISTIL / bunun gibi iki ses iki türlü fonem oluyor. Fakat fonemi sadece manası ayırt edici unsurlar birikimi sanmak ve en küçük fonolojik birikim olup. mana ayırmada da. Zinder. / mesela. 60). L." (ZİNDER. yani karşılaştırılması gerekmez. onun manayı belirlemeye katılmayan unsurlarına da dikkat edilmelidir. Mesela. (ZİNDER. r." (ZİNDER. " Her bir fonem öncelikle başka fonemlerden özelliği ile açıklanıyor. mana ayırıcı ses birimleri (fonem) karşılaştırılır.56 ) Dili karşılaştırmak için bir sesifarklı. iki çeşit ses dilde benzer fonetik durumda kendi arasında karşılaştırılması yeterlidir. Dil hususlarının sistemli olması onun fonetik yapısında da açık olarak görüldüğüne dilciler erkenden dikkat etmişlerdir. Tas Tıs. bu dilin bütün fonemleriyle sıkı sıkıya bağlıdır. İki çeşitses kelimelerde aynı veya benzeri fonetik durumdarastlanıyor. ". TIS TIN / veya anlamıolmayan sesler dizisine dönüşürse / mesela. onlardan biri... Şar Şal gibi kelimelerde a. Bu durumda ikisi farklılıkları olanfonem oluyor. İki çeşitli ses birinin yerine birikullanılarak ve bundan dolayı kelime anlamıdeğişirse. onları benzer fonetik halde de karşılaştırarak açıklayabiliriz. diye yazıyor L. fonemin mana ayırt edici unsuru fonksiyonunda kullanılacak diyen fikir. Böylece.Dilin fonem bünyesini açıklamada. Ancak bunun gibi. Çünkü ". yani stnıckturalizmi (yapısalcılık) ekol temelini oluşturanlar örneğinde. başka sesleri aynı olan iki türlü kelimerastlanırsa. up" ve "b" bir foneminboyutları değil. Aksine. her türlü kelimeleri veyaonların şekillerini ayırt etmek için kullanılan ikisesin farklı fonem boyutları oluyor. ı. İki fonem aynı fonetik hal değil. tabii olmadan kendi arasında karşılaştırılmayabilir. dildeki bütün fonemler doğrudan veya birisinin aracılığıyla kendi arasında bağlantı oluşturuyor. 56) Böylece dilin fonetik bünyesini bilmek için sesleri aynı fonetik halde / Kuazıonmim / karşılaştırarak açıklamayla birlikte. diyalektik (gelişme) birleşik yapıyı yaratıyor. 21) Dilin fonetik dizisini incelerken sadece fonemin mana ayırıcı unsurlarla sınırlanıp kalmadan. Karakalpak Türkçesinde bu gibi seslerin ayrıca fonem olduğunu ispatlıyor. Ancak böylece mana ayırıcı unsurlar ortaya çıkacaktır.179 Dildeki ünlü ve ünsüz fonem bünyesini açıklamakiçin. 1 sesleri. tahlile dayanarak hangi ses farklılıkları fonolojik (mana birimi) öneme sahip olduğunu. Çünkü fonem bütün unsurlardan mana belirlemeye katılmayan unsurlar da dahil olmak üzere oluşmuştur.

180

sadece mana ayırt edici unsur olarak görmeleri bir yönlü fikir olarak eleştirildi ve mana ayırt edici unsurların bir fonemi ikinci birinden ayırt edemeyeceğini, fonemi tanımak için yetersiz olduğu gösterildi. (BERNŞTEYN, 1952;6) Fonemi nitelendirmek sadece fonemin mana ayırıcı unsurlarını saymakla bitmiyor, fonemi tanımak için mana ayırt etmeye katılmayan unsurların da

önemli olduğu alimler tarafından her yönüyle ispatlandı. (ZİNDER). Fonoloji'de (ses bilimi) kabul edilen ve çoğunluk dillerini ses yapısını incelemede yönlendirilecek olan, yukarıda bahsedilen bilgiler ve açıklamalar Türk dillerini araştırmada teorik bilgi olarak kullanılıyor.

KAYNAKLAR BERNŞTEYN, S. 1952 DEGTİYAROV,V.İ. 1973 GRİNBERG, D. OSGUT, İ. DYENKtNS, D. 1970 Protiv idealizna V Ionetike uzvestia AV, SSSR. Osnavı obşçey grammatiki, Rostov. PİOTROVSKÜ, R.G. 1963 Eşe ne raz o dillerentsialnıh npnakax redaksn, voprosı yazıkozranie ŞÇERBA, L. V. 1955 TRUBİTSKOY, N. S. Osnovı fonologi, M. Novoe V Linguistika, Memarandum o yazkovıh univer salah, T. Y. M. ZİNDER, L. R. 1979 Ortak fonema, M. Obşçaya fonetike Fonetika Fransazskszo yazıka, L.

bilig-5/Bahar '97

181

MÜNYETÜ'L GUZÂT'IN DİLİ HAKKINDA BİR DENEME

Münyetü'lguzât, Memluk Türkçesi yadigarlarındandır. "Gazilerin Arzusu" anlamına gelen bu eser, adı bilinmeyen bir mütercim tarafından Timur Big'in emriyle Mısır'da tercüme edilmiştir. Tercümeye kaynaklık eden Arapça eser belirtilmemiştir. Bu konuda çeşitli görüşler vardır; (Ritter, 1929; 116;Karatay, 1961: 619) Eser, hem harp sanatıyla ilgili Türkçe yazılı kaynakların en eskisi olması, hem de dil özellikleri bakımından Türkçe araştırmaları için büyük değer taşır. Eserin bilinen tek nüshası Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi III. Ahmed kısmında 3468 numarada kayıtlı bulunmaktadır. Yazma nüsha 264 mm. Boy ve 178 mm. Eninde mıklepli, şemseli kahverengi meşin bir cilt içindedir. Metin aharlı kalın ebadı kağıda yazılmış olup 115 yapraktır. Her sayfada 113 mm. Uzunluğunda 9 satır vardır. Yalnız Arapça olan ilk sayfa yedişer satırlıktır. Zahriye ve unvan altın nakışlı, cetveller kırmızıdır (Cunbur, 1967:5 ) Elimizdeki nüsha, zahriyedeki kayda göre, Gazi Altunboğa adına istinsah edilmiştir. İstisnah tarihi H. 850 (1446/7)'dir. Münyetü'lüguzât, altı fen üzerine yazılmıştır. Anvak elimizdeki bu nüshada bu altı fenden biri olan kalkan tutmak bölümü yoktur. Ayrıca, ok atmak bahsi de başlıksızdır. Bu bölümde de eksik olabileceği muhtemeldir. Mütercim, eserin bölümlerini şöyle belirtmektedir. 1. atka minmek 2. süngü tutmak 3. kılıçkaa taalluk ameller 4. kalkan tutmak 5. ok atmak 6. top atmak Ata binmek Bu bölüm at üzerinde sabit durabilmekten, eyersiz olarak ata binmeyi öğrenmekten, eyer takımının ve üzenginin nasıl olması gerektiğinden bahseder. Bunların yanında atı yürütme, koşturma, geri döndürme ve dinlendirme gibi binicilikle ilgili hususlar tarif edilmiştir.

Şınar AUELBEKOVA Ahmet Yesevi Ü. Sos. Bil. Ens. Yük.Lis. Öğrencisi

2 Mızrak Tutmak
Bu bölümde çeşitli mızrak tutma ve kullanma usullerinden, örnek olarak Muhdis,

bilig-5/Bahar '97

182

Sagri, Şami, Horasani, Deylemi tarzı mızrak tutmak ve bir usulden diğerine basıl geçileceğinden, hasımla karşılıklı mızrak mücadelesinin nasıl yapılacağından, mızrak çeşitlerinden, mızrak hilelerinden bahsedilmiştir.

3. Kılıç Kullanmak
Bu bölümde. Yemeni, Kılaî, Hindî, Firencî, Mısrî, Süleymanî, Dımışkî gibi kılıçların özelliklerinden kılıcı taşıma ve kına koyma usullerinden, kılıcı iyi kullanmak için gerekli talimatların nasıl yapılacağından bahsedilmiştir.

(ECKMAN, 1965:36; 1963:305) Doerfer ise Münyetü'lguzât için şöyle demektir. Aslında eser, büyük ölçüde Çağatayca'nın tesirindedir. Yani, bu dilin asıl kullanım alanının dışında kaleme alınmış, sayısı pek de az olmayan eserlerden biridir, fakat pek de zayıf olmayan bir Kıpçakça katışımda hissedilmektedir (1989: 139) MÜNYETÜ'LGUZÂT'TA GEÇEN KELİMELER I. Ortak Olmayan Kelimeler 1. Araştırılan Lehçelerde Kullanılmayan Kelimeler Münyetü'lguzât'ta geçen bazı kelimeler, araştırdığımız Türk lehçelerinin hiç birisinde bugün kullanılmamaktadır: Örnek: buş (27a8) "zarar vermek"; kol (8a6) "güneş almayan çukur yer, vadi, nehir yatağı"; kurla (15a8) "defa, kere"; sarı (39a5) "yön, taraf; sanı (15a9) "yön, taraf'; üküş (3a8) "çok"

4. Kalkan Tutmak
Bu bölüm elimizdeki,I nüshada mevcut değildir.

5. Ok Atmak
Yazmada, ok atma bahsi başlıksız olarak verilmiştir. Bu bölümde her şeyden önce ok atmak için yumuşak yayla çokça talim yapılması gerektiğinden, aşağıdan yukarıya, kaleye ok atmaktan, yayın nasıl çekileceğinden, at üstünde nasıl ok atılacağından bahsedilmiştir. 6. Top Vurmak Eserin bu bölümünde, çevgan oyunun insanları savaşa hazırladığından, bu oyunda çevganla topa vurma usullerinden, çevgan miktarının, oynanacak meydanın genişliğinden, vasıflarından, bu oyunu kaç kişiyle oynamanın iyi olacağından bahsedilmiştir. Bununla birlikte, bu bölüm sonunda zıpkının nasıl atılacağından bahsedilmiştir. Münyetirlguzât ve eserle ilgili araştırmalar hakkında daha detaylı bilgiler için (UĞURLU 1987; UĞURLU, 1994). Münyetü'lguzât, Türkçe kelimeler yönünden zengindir. Bunda, eserin askerler için yazılmış olması ve sanat kaygısı taşımaması rol oynamıştır, denilebilir. Ayrıca, bu durumu dolayısıyla, o günkü konuşma dili hakkında da bir ölçüde bilgi edinilmektedir.

2. Doğu Türkçesinde Kullanılan Kelimeler
Metinde geçen katla (9 b-9) "defa, kere" kelimesi bugün sadece Özbek Türkçesinde (Akabirov 1981: II, 561) kullanılmakta; Kazak Karakalpak Nogay ve Türkiye Türkçesinde kullanılmamaktadır. Bu kelimenin yerine adı geçen Kıpçak lehçelerinde ret; Oğuz Türkçesini temsil eden Türkiye Türkçesinde kez, kere kelimeleri kullanılmaktadır.

3. Kıpçak Türkçesinde Kullanılan Kelimeler
Metnimizde geçen şu kelimeler sadece, Kazak Karakalpak Nogay Türkçesinde kullanılmaktadır: ang mang (42a9) "şaşkın, şaşkınlık" ~ an tan "şaşkın, şaşkınlık" (Kenesbaev 1974: 1, 91) -an tan "şaşkın, şaşkınlık" (Esemuratova 1982: 1. 91) ~ an tan "şaşkın, şaşkınlık" (Baskakov 1963: 43). arkın (48a6) "yavaş" ~ akırın "yavaş" (Kenesbaev 1974: 1, 165). -akırın "yavaş" (Esemuratov 1982: 1, 69). akırın "yavaş" (Baskakov 1963: 35). birer (7a9) "ara sıra" ~birer ''ara sıra" (Kenesbaev 1976: 2, 618). ~biren "ara sıra" (Esemuratova 1982: 1,

1.2. Münyetü'lguzât'ın Dili ile İlgili Görüşler
Janos Eckman'a göre Münyetü'lguzât "asıl Kıpçak dili"ni temsil eden eserlerden birisidir

bilig-5/Bahar '97

183

35). ~birem "ara sıra" (Baskakov 1963: 82). biyik (80a2) "yüksek" ~biyik "yüksek" (Kenesbaev 1976: 2, 315). ~ biyik "yüksek" (Esemuratova 1982: 1, 286). -biyik "yüksek" (Baskakov 1958: 80). kömüldürük (34b5) "at göğüslüğü" ~kömekey "at göğüslüğü" (Kenesbaev 1980: 5, 155~kömekey "at göğüslüğü" (Esemuratova 1988: 3, 14). ~kömekey "at göğüslüğü" (Baskakov 1963: 178). sokur (36b9) "kör" ~sokır "kör" (Kenesbaev 1985: 8, 328). ~sokır "kör" (Esemuratova 1992: 4, 212). ~sokır "kör" (Baskakov 1963: 302).

Karakalpak Nogay ve Özbek Türkçesinde on kelimesi kullanılmaktadır. uçuz (14a5) "kolay" (EREN, 1988: 2, 886). Bu kelime adı geçen lehçelerde kullanılmamaktadır.

II. Ortak Kelimeler 1. Ses ve Anlamı Aynı Olan Kelimeler
Münyetü'lguzât'ta geçen bir çok kelimeler Kazak Karakalpak Nogay, Özbek ve Türkiye Türkçelerinde ses ve anlam bakımından aynıdır. Örnek: ak (72al) "ak, beyaz" > ak "ak, beyaz" (Kenesbaev 1974: 1, 127); (Esemuratova, 1982: 1, 56); (Baskakov 1963: 32); (Akabirov, 1981: 1, 357). ak (30b9) "akmak" ~ ak "akmak" (Kenesbaev, 1974: 1, 136); (Esemuratova, 1982: 1, 28); (Baskakov, 1963: 26); (Akabirov, 1981: 1, 558). al (60al) "almak" > al "almak" (Kenesbaev, 1974: 1, 167); (Esemuratova, 1982: 1, 69); (Baskakov, 1963: 39); (Akabirov, 1981: 1, 533). alda (22a9) "aldatmak" > alda "aldatmak" (Kenesbaev, 1974: 1, 211); (Esemuratova, 1982: 1, 77); (Baskakov, 1963: 37); (Akabirov, 1981: 1, 39). altı (5a9) "altı" (sayı) > altı "altı" (Kenesbaev, 1974: 1, 233); (Esemuratova 1982:1, 83); (Baskakov, 1963: 39); (Akabirov, 1981: 1, 534). arka (12bl) "arka, sırt" > arka "arka, sırt" (Kenesbaev, 1974: 1, 326); (Esemuratova, 1982: 1, 97); (Baskakov, 1963: 46); (Akabirov, 1981: 1, 544). art (8b7) "art, arka" > art "art, arka" (Kenesbaev, 1974: 1, 342); (Esemuratova 1982: 1, 101); (Baskakov 1963: 47); (Akabirov, 1981: 542). as (90a4) "asmak" > as "asmak" (Kenesbaev, 1974: 1, 366); (Esemuratova, 1982:1,110); (Baskakov, 1963: 50); (Akabirov 1981: 1, 545). at (6b3) "at" > at "at" (Kenesbaev 1974: 1, 404); (Esemuratova 1982: 1, 110); (Baskakov 1963: 52); (Akabirov 1981: 1, 547). ay (90b1) "ay, kamer" > ay "ay, kamer" (Kenesbaev 1974: 1, 86); (Esemuratova 1982: 1, 38); (Baskakov 1963: 28); (Akabirov 1981: 1, 526). ayak (8a4) "ayak" > ayak "ayak" (Kenesbaev 1974: 1, 545); (Esemuratova 1982: 1, 133); (Baskakov 1963: 57); (Akabirov 1981: 1, 522). az (22b2) "az" > az "az" (Kenesbaev 1974: 1, 75); (Esemuratova 1982: 1, 31); (Baskakov 1963: 29); (Akabirov 1981: 1, 524). bas (39b2) "basmak" > bas"basmak" (Kenesbaev 1976: 2, 120); (Esemuratova 1982: 1, 221); (Baskakov 1963: 73); (Akabirov 1981: 1, 133). bat (8a3) "batmak, gömülmek" > bat "batmak, gömülmek" (Kenesbaev 1976: 2, 143); (Esemuratova 1982: 1,

4. Oğuz Türkçesinde Kullanılan Kelimeler
Münyetü'lguzât'ta geçen bazı kelimeler sadece Türkiye Türkçesinde kullanılmaktadır. Örnek: ağ (4bl) "ağmak" (Eren 1988: 1, 28). KazakKarakalpakNogay ve Özbek Türkçelerinde bu kelimenin yerine biyiktev kelimesi kullanılmaktadır, bul (70a-9) "bulmak" (EREN 1988: 1, 228). KazakKarakalpakNogay ve Özbek Türkçesinde bu kelime yerine tapmak kullanılmaktadır, çevre (64b1) "çevre, etraf (Eren 1988: 1, 297). KazakKarakalpakNogay ve Özbek Türkçelerinde bu kelime kullanılmamaktadır, döğül (18b5) ve tögiil (10b2) "değil" (Eren 1988: 1, 345) kelimelerinin yerine Kazak Karakalpak Nogay ve Özbek Türkçesinde emes kelimesi kullanılmaktadır. Ancak belli durumlarda seyrek olarak kullanılmaktadır. iksik (114al) "eksik, az" (Eren 1988: 1. 441). Kazak Karakalpak Nogay ve Özbek Türkçesinde bu kelime kullanılmamaktadır. kazanç (108b7) "kazanç" (EREN, 1988: 2. 825). Bu kelime adı geçen Kıpçak lehçelerinde ve Doğu Türkçesinde bulunmamaktadır, kindü (7a8) "kendi" (Eren 1988: 2. 834). Bu kelimenin yerine Doğu Türkçesi ve adı geçen Kıpçak lehçelerinde öz kelimesi kullanılmaktadır. kizle (75b6) "gizlemek, saklamak" (EREN, 1988:1. 553). Kazak Karakalpak Nogay ve Özbek Türkçesinde bu kelime yerine casıruv kelimesi kullanılmaktadır. ört (44b7) "örtmek, kapamak" (EREN, 1988: 2, 1142). Bu kelimenin yerine adı geçen Kıpçak lehçeleri ve Doğu Türkçesinde cabuv kelimesi kullanılmaktadır, sağ (10a3) "sağ" (solun zıddı) (EREN, 1988: 2, 1241). Bu kelimenin yerine Kazak

bilig-5/Bahar '97

184

184

229); (Baskakov 1963: 74); (Akabirov 1981: 1, 135); bez (46a8) "bezmek, bıkmak, usanmak" > bez "bezmek, bıkmak, usanmak" (Kenesbaev 1976: 2, 208); (Esemuratova 1982: 1, 256); (Baskakov 1963: 74); (Akabirov 1981: 1, 96). bil (43b4) "bilmek" > bil "bilmek" (Kenesbaev 1976: 2, 600); (Baskakov 1958: 107); (Baskakov 1963: 81); (Akabirov 1981: 1, 114). bir (2b8) "bir" > bir "bir" (Kenesbaev 1976: 2, 608); (Esemuratova 1982: 1. 303); (Baskakov 1963: 81); (Akabirova 1981: 116). bit (80a2) "bitmek, yetişmek" > bit "bitmek, yetişmek" (Kenesbaev 1976: 2, 626); (Baskakov 1958: 111); (Baskakov 1963: 83); (Akabirov 1981: 1, 122). biz (76a9) "biz" (şans zamiri) > biz "biz" (Kenesbaev 1976: 2, 599); (Esemuratova 1982: 1, 359); (Baskakov 1963: 79); (Akabirov 1981: 1, 111). Buyur (6a8) "buyurmak, emretmek" > buyur "buyurmak, emretmek" (Kenesbaev 1976: 2, 494); (Esemuratova 1982: 1, 359); (Baskakov 1963: 90); (Akabirov 1981: 155). bük (102b4) "bükmek" > bük "bükmek" (Kenesbaev 1976: 2, 561); (Esemuratova 1982: 1, 383); (Baskakov 1963: 92); (Akabirov 1981: 1, 147). Inan (22a5) "inanmak, güvenmek" > inan "inanmak, güvenmek" (Kenesbaev 1979: 4, 450); (Esemuratova 1984: 2, 271); (Baskakov 1963: 426); (Akabirov 198.1: 2, 329). it (92b6) "köpek" > it "köpek" (Kenesbaev 1979: 4, 471); (Esemuratova 1984: 2, 264); (Baskakov 1963: 118); (Akabirov 1981: 1, 338). iz (14b5) "iz" > iz "iz" (Kenesbaev 1986: 10,423); (Esemuratova 1984: 2, 256); (Baskakov 1963: 117); (Akabirov 1981: 1, 316). el (3b2) "el" > el "el" (Kenesbaev 1978: 3, 303); (Esemuratova 1984: 2, 103); (Akabirov 1981: 2, 442). eski (85a5) "eski" > eski "eski" (Kenesbaev 1978: 3, 444); (Esemuratova 1988: 3, 112); (Baskakov 1963: 433); (Akabirov 1981: 2, 442). kal (40a8) "kalmak" >kal "kalmak" (Kenesbaev 1980: 5, 578); (Esemuratova 1988: 3, 112); (Baskakov 1963: 142); (Akabirov 1981: 2, 594). kan (92b8) "kan" > kan "kan" (Kenesbaev 1980: 5, 623); (Esemuratova 1988: 3, 115); (Baskakov 1963: 143); (Akabirov 1981: 2, 596). kanat (16b6) "kanatmak" > kanat "kanatmak" (Kenesbaev 1980: 5, 638); (Esemuratova 1988: 3, 118); (Baskakov 1963: 144); (Akabirov 19.81: 2, 596). kara (79a4) "kara, siyah" > kara "kara, siyah" (Kenesbaev 1982: 6, 36); (Esemuratova 1988: 3, 123); (Baskakov 1963: 147); (Akabirov 1981: 2, 599). karın (110a2) "karın" > karın "karın" (Kenesbaev 1982: 6, 115); (Esemuratova 1988: 3, 138); (Baskakov 1963: 152); (Akabirov 1981: 2, 602). kayna (8 lal) "kaynamak, bitişmek" > kayna

"kaynamak, bitişmek" (Kenesbaev 1980: 5, 530); (Esemuratova 1988: 3, 100); (Baskakov 1963: 137); (Akabirov 1981: 2, 538). kırk (106al) "kırk" (sayı) > kırk "kırk" (Kenesbaev 1983: 7, 14); (Esemuratova 1988: 3, 216); (Baskakov 1963: 201); (Akabirov 1981: 2, 583). kıs (21b9) "kısmak, sıkmak" > kıs "kısmak, sıkmak" (Kenesbaev 1983: 7, 21); (Esemuratova 1988: 3, 221); (Baskakov 1963: 203); (Akabirov 1981: 2, 585). kızar (88a4) "kızarmak, kızıl renkli olmak" > kızar "kızarmak, kızıl renkli olmak" (Kenesbaev 1982: 6, 548); (Esemuratova 1988: 3, 204); (Baskakov 1963: 420); (Akabirov 1981: 2, 570). kızıl (86a9) "kızıl, kırmızı" > kızıl "kızıl, kırmızı" (Kenesbaev 1982: 6, 563); (Esemuratova 1988: 3, 205); (Baskakov 1963: 197); (Akabirov 1981: 2, 570). kim (4a9) "kim" (zamir) > kim "kim" (zamir) (Kenesbaev 1980: 5,404); (Esemuratova 1984: 2, 348); (Baskakov 1963: 166); (Akabirov 1981: 1, 385). kol (4a2) "kol, el" > kol "kol, el" (Kenesbaev 1982: 6, 279); (Esemuratova 1988: 3, 166); (Baskakov 1963: 169); (Akabirov 1981: 2, 639). Kork (58a5) "korkmak" > kork "korkmak" (Kenesbaev 1982: 6, 357); (Esemuratova 1988: 3, 175); (Baskakov 1963: 173); (Akabirov 1981: 2, 641). koy (49b6) "koymak, bırakmak" > koy "koymak, bırakmak" (Kenesbaev 1982: 6, 260); (Esemuratova 1988: 3, 165); (Baskakov 1963: 169); (Akabirov 1981: 2, 614). Kör (71a8) "kör" > kör "kör" (Kenesbaev 1980: 5, 190); (Baskakov 1958: 337); (Baskakov 1963: 180); (Akabirov 1981: 1, 419). kulak (20a5) "kulak" > kulak "kulak" (Kenesbaev 1982: 6, 451); (Esemuratova 1988: 3, 184); (Baskakov 1963: 186); (Akabirov 1981: 1, 404). ok (53b9) "ok" > ok "ok" (Kenesbaev 1983: 7, 402); (Esemuratova 1992: 4, 18); (Baskakov 1963: 243); (Akabirov 1981: 2, 526). on (27a7) "on" (sayı) > on "on" (Kenesbaev 1983: 7, 425); (Esemuratova 1992: 4, 24); (Baskakov 1963: 246); (Akabirov 1981: 2, 505). orta (64a9) "orta" > orta "orta" (Kenesbaev 1983: 7, 466); (Esemuratova 1992: 4, 35); (Baskakov 1963: 251); (Akabirov 1981: 2, 514). oyna (16a9) "oynamak" > oyna "oynamak" (Kenesbaev 1983: 7, 390); (Esemuratova 1992: 4, 15); (Baskakov 1963: 242); (Akabirov 1981: 2, 500). sal (42bl) "salmak, uzatmak, koymak" > sal "salmak, uzatmak, koymak (Kenesbaev 1985: 8, 414); (Esemuratova 1992: 4, 173); (Baskakov 1963: 286); (Akabirov 1981: 2, 66). sarı (79a3) "sarı" (renk) > sarı "sarı" (Kenesbaev 1985: 8, 187); (Esemuratova 1992: 4, 182); (Baskakov 1963: 289); (Akabirov 1981: 2, 23). Seksen (14a 3) "seksen" (sayı) > seksen "seksen" (sayı)

bilig-5/Bahar '97

(Baskakov 1963: 337). (Baskakov 1963: 357). 381). 253). 199). (Baskakov 1963: 294). Örnek: ad (5a7) "ad. (Akabirov 1981: 2. uzat (94a2) "uzatmak" > uzat "uzatmak" (Kenesbaev 1986: 9. 416). (Kenesbaev 1985: 8. (Kenesbaev 1982: 6. sen (14b9) "sen" (şahıs zamiri) > sen "sen" (şahıs zamiri) (Kenesbaev 1985: 8.12). (Baskakov 1963: 325). (Baskakov 1963: 296). (Esemuratova 1982: 1. uçuz (14a5) "kolay" Oğuz Türkçesin temsil eden Türkiye Türkçesinde ucuz "ucuz" anlamında kullanılmaktadır. 415). 329). (Akabirov. Nogay ve Özbek Türkçesinde bu kelime kullanılmamaktadır. kötür (72a6) "götürmek. 96). 206). (Akabirov 1981: 2. 381). 44). (Akabirov 1981: 2. (Baskakov 1963: 282). (Baskakov 1963: 155) Özbek Türkçesinde katla "katlamak" (Ercilasun 1991: 453) Türkiye Türkçesinde katla "'katlamak" anlamında kullanılmaktadır. 197). kelimesi "kaldırmak" manasında kullanılmaktadır (Kenesbaev 1980: 5. tırnak (104a7) "tırnak" > tırnak "tırnak" (Kenesbaev 1986: 9. (Akabirov 1981: 2. (Kenesbaev 1985: 8. kaldırmak" KazakKarakalpakNogay Türkçesinde köter bilig-5/Bahar '97 . (Esemuratova 1992: 4. (Baskakov 1958: 576). 508). (Esemuratova 1992: 4/ 258). 282). 207). sağın (86b2) "düşünmek". 343). (Esemuratova 1992: 4. 32). Özbek ve Türkiye Türkçelerinde farklıdır. (Eren 1988. KazakKarakalpakNogay ve Özbek Türkçesinde bu kelime kullanılmamaktadır. 404414). 147). (Eren 1988: 2. (Esemuratova 1992: 4. bağlamak" > tak "takmak. Bugün adı geçen Kıpçak lehçelerinde bu kelime kullanılmamaktadır. (Baskakov 1963: 326). 157). 250). Özbek Türkçeleri aslî olan t'yi korumaktadır. (Akabirov 1981: 2. 197). isim" > at "ad. (Esemuratova 1992: 4. tekerlenmek" Kazak Türkçesinde katta kelimesi "katlamak" anlamında kullanılmaktadır. (Akabirov 1981: 2. (Akabirov 1981: 2. (Esemuratova 1992: 4. asılmak" > tart "çekmek. 813). 264). 73). (Baskakov 1963: 302). 36). 257). top (111a6) "top" (çevgan oyununda kullanılan) > top "top" (Kenesbaev 1978: 3. . 2. tak (104b9) "takmak. süngü (4al) "süngü" KazakKarakalpak ve Oğuz Türkçesinde süngi kelimesi "tüfek namlusunun ucuna takılan küçük kılıç biçiminde delici silah" manasında kullanılmaktadır. bu kelimelerdeki ses değişikliklerinin tarihî gelişimine bakıldığında bunların ortak bir sese gittikleri görülmektedir. (Baskakov 1963: 375). Adı geçen Kıpçak lehçelerinde ve Doğu Türkçesinde sağın kelimesi "özlemek" anlamında kullanılmaktadır. 13). Ancak. (Esemuratova 1992: 4. 235). (Esemuratova 1992:4. (Akabirov. Düzenli Ses Değişiklikleri Gösteren Anlamı Aynı Olan Kelimeler Münyetü'lguzât'ta geçen bazı kelimeler bugünkü Kazak Karakalpak Nogay. (Eren 1988. 340). 547). (Baskakov 1963: 391). (Akabirov 1981: 2. isim" (Kenesbaev 1974: 1. 149) Karakalpak ve Nogay Türkçesinde katla "katlamak" (Esemuratova 1988: 3. sol (9b2) "sol" (sağın zıddı) > sol "sol" (Kenesbaev 1985: 8. Özbek Türkçesinde kötar "kaldırmak" (Akabirov 1981: 1. siz (4a3/8) "siz" (şahıs zamiri) > siz "siz" (şahıs zamiri) (Kenesbaev 1985: 8. 212). 31). 3. 224). Oğuz Türkçesinde tuy kelimesi sadece ses değişikliklerine uğramıştır ama anlamı aynıdır: duy "duymak" (Eren 1988: 1. Örnek: katla (l 1 lb5) "yuvarlanmak. (Esemuratova 1992: 4. toprak (74b2) "toprak" > toprak "toprak" (Kenesbaev 1986: 9. tart (103al) "çekmek. 93). tay (85a8) "tay" > tay "tay" (Kenesbaev 1985: 8. Sesçe Aynı Anlamı Yakın Olan Kelimeler Araştırdığımız metinde sesçe aynı anlam bakımından ise yakın kelimeler bulunmaktadır. 160). 423). (Esemuratova 1982: 3. (Baskakov 1963: 353). 282). 1507).185 (Kenesbaev 1985: 8. (Akabirov 1981: 2. d ~t Münyetü'lguzât'ta d ile görülen bazı kelimelerde. 221). (Esemuratov 1992: 4. (Baskakov 1963: 293). 1354). (Esemuratova 1992: 4. 459). üst (7a9) "üst" > üst "üst" (Kenesbaev 1986: 10. Oğuz Türkçesinde bu kelime sadece ses değişikliklerine uğramıştır fakat anlamı bakımından aynıdır: götür "götürmek" (Eren 1988: 567). 266). 145). (Baskakov 1963: 380). asılmak" (Kenesbaev 1986: 9. (Esemuratova 1992: 4. 237). 1981: 2. (Esemuratova 1992: 4. (Akabirov 1981: 2. Kazak Karakalpak Nogay. bağlamak" (Kenesbaev 1985: 8. (Akabirov 1981: 2. (Akabirov 1981: 2. (Baskakov 1963: 282). 186). 378). 422). tuy (74b4) "duymak" Doğu Türkçesinde tuy kelimesi "hissetmek" anlamında kullanılmaktadır. 1981: 2. 535).

(Baskakov 1963: 195). (Esemuratova 1988: 3. Özbek ve Türkiye Türkçesi: bilig-5/Bahar '97 . kuvvet" > küş "güç. 356). saç (92a2) "saç" > şaş "saç" (Kenesbaev 1986: 10. 514). (Esemuratova 1982: 1. 34). 499). ağrıt (8a1) "ağrıtmak. geçmek" > as "aşmak. 256). 158). (Baskakov 1958: 65). 397). açıtmak" > avırt "ağrıtmak. vakit" (Kenesbaev 1986: 10. 80). 367). ç>ş Örnek: çak (10b5/8) "zaman. (Esemuratova 1988: 3. kuçak" > bav "bağ. karşu (43al) "karşı" > karsı "karşı" (Kenesbaev 1982: 6. 122). 256). 178). kuvvet" (Kenesbaev 1980: 5. 171). 140). (Akabirov 1981: 1. ve" (Kenesbaev 1978: 3. çok" > avır "ağır. 477). 104). (Baskakov 1963: 404). Kazak Karakalpak Nogay Türkçesi: ğ>y bağla (78b6) "bağlamak" > bayla "bağlamak" (Kenesbaev 1976: 2. (Esemuratova 1982: 1. (Baskakov 1963: 66). ve" > tağı "dahi. 139). (Baskakov 1963: 23). 96). (Baskakov 1963: 163): Örnek: küç (59b5) "güç. (Baskakov 1963: 173). (Baskakov 1963: 67). 171). ağız (26a4) "ağız" > avız "ağız" (Kenesbaev 1974: 1. (Baskakov 1963: 151). aşık (28b2) "acele etmek" > asık "acele etmek" (Kenesbaev 1974: 1. (Esemuratova 1992: 4. (Esemuratova 1992: 4. 505). kuçak" (Kenesbaev 1976: 2. saç (92a2) "saç" > şaş "saç" (Kenesbaev 1986: 10. 494). kaş (103al) "kaş" > kas "kaş" (Kenesbaev 1982: 6. (Baskakov 1963: 402). 547). (Esemuratova 1982: 1. (Esemuratova 1992: 4. (Baskakov 1963: 54). (Baskakov 1963: 407). (Esemuratova 1988: 3. (Esemuratova 1982:1. (Baskakov 1963:24). çok" (Kenesbaev 1974: 1. (Baskakov 1963: 407). Kazak Karakalpak Nogay ve Özbek Türkçesi: ğ>k aç (77 a6) "açmak" > aş "açmak" (Kenesbayev 1974: 1. 120). (Baskakov 1963:48). 448). 279). karış (88a9) "karışmak" > karıs "karışmak" (Kenesbaev 1982: 6. açıtmak" (Kenesbaev 1974: 1. 123). 121). 104). (Baskakov 1963: 23). vakit" > şak "zaman. 131). (Akabirov 1981: 2. Kazak Karakalpak Nogay Türkçesi: d>t. Kazak Karakalpak Nogay ve Özbek Türkçesi: d>t Örnek: dur (66b2) "yardımcı fiil" > tur "yardımcı fiil" (Kenesbaev 1986: 9. (Baskakov 1963: 49).124). (Baskakov 1963: 153). Kazak Karakalpak Nogay Türkçesi: ğ>v Örnek: ağır (27a1) "ağır. (Esemuratova 1992: 4. 256). Kazak Karakalpak Nogay Türkçesi: ç>ş aş (99b8) "aşmak. (Esemuratova 1982: 1. 515). (Esemuratova 1982: 1. 507508).186 110111). geçmek" (Kenesbaev 1974: 1. (Baskakov 1963: 51). 109). 172). 136). (Esemuratova 1992: 4. (Baskakov 1963: 152). Kazak Karakalpak Nogay Türkçesi: bağa (92b4) "kurbağa" > baka "kurbağa" (Kenesbaev 1976: 2. 33). ğ>v bağ (19b6) "bağ. (Esemuratova 1988: 3. (Esemuratova 1984: 2. (Esemuratova 1982: 1. (Esemuratova 1982: 1. bağlan (94a9) "bağlanmak" > baylan "bağlanmak" (Kenesbaev 1976: 2. ç>ş Örnek: kiçi (89a4) "küçük" > kişi "küçük" (Kenesbaev 1980: 5. (Esemuratova 1992: 4. 232). 386). 356). saplamak" (Kenesbaev 1986: 10. 87). sanç (48a5) "batırmak. (Baskakov 1963: 66). (Akabirov 1981: 1. 105). 50). (Esemuratova 1982: 1. k>ğ Örnek: dakı (103b9) "dahi. (Baskakov 1963: 5152). 172). saplamak" > şanşı "batırmak.

381). 291). (Baskakov 1963: 225). o>u ohşa (81a2) "benzemek" > uksa "benzemek" (Kenesbaev 1986: 9. KazakKarakalpak Türkçesi: bilig-5/Bahar '97 . 380). (Esemuratova 1988: 3. KazakKarakalpakNogay ve Özbek Türkçesi: u>ı kıldur (75a5) "kıldırmak. yapmak" (Kenesbaev 1982: 6. sallanmak" (Kenesbaev 1986: 9. 218). 327). sahip" (Kenesbaev 1979: 4. Kazak Karakalpak Nogay Türkçesi: b>m boyun (34a7) "boyun" > moyın "boyun" (Kenesbaev 1983: 7. (Baskakov 1963: 382). oyun (108a9) "oyun" > oyın "oyun" (Kenesbaev 1980: 5. KazakKarakalpakNogay Türkçesi: s>ş ç>ş baş (3a5) "baş" (bir şeyin uç noktası) > bas "baş" (Kenesbaev 1976: 2.108). (Baskakov 1963: 432). halka" > taspa "tasma. (Esemuratova 1992:4. (Baskakov 1963: 243).187 k>ğ çak (10b5) "zaman. 341). 533). Kazak Karakalpak Nogay ve Türkiye Türkçesi: öğren (25b9) "öğrenmek" > üyren "öğrenmek" (Kenesbaev 1986: 9. (Akabirov 1981: 1. (Baskakov 1963: 273). 736). (Esemuratova 1992: 4. KazakKarakalpakNogay Türkçesi: i>e iki (7b8) "iki" (sayı) > eki "iki" (sayı) (Kenesbaev 1978: 3. (Baskakov 1963: 346). (Eren 1988: 1. tapuş (54a6) "buluşmak. ming (104a3) "bin" (sayı) > bin "bin" (Ercilasun 1991: 70). 258). 589). vakit" > çağ "zaman. 312). vakit'" (Akabirov 1981: 2. 150). e>i eye (64b3) "iye. Kazak Karakalpak Nogay Türkçesi: m>p tasma (104b8) "tasma. Kazak Karakalpak Nogay Türkçesi: h>k. Kazak Türkçesi: b>m bıyık (103a2) "bıyık" > mıyık "bıyık" (Kenesbaev 1983: 7. (Akabirov 1981: 2. 108). sahip" > iye "iye. 424). 28). (Esemuratova 1982: 1.205). p>b tipren (12b9) "deprenmek. (Baskakov 1963: 116). (Baskakov 1963: 84). 407). sallanmak" > tebren "deprenmek. 45). 163). (Baskakov 1963: 324). 284). karşılaşmak" > tabıs "buluşmak. 471). (Baskakov 1963: 71). 526). (Esemuratova 1992. Kazak Karakalpak Nogay ve Özbek Türkçesi: b>p bıçak (79b8) "bıçak" > pışak "bıçak" (Kenesbaev 1985: 8. 582). (Baskakov 1963: 198). 500). illig (39a3) "elli" (sayı) > eluv "elli" (sayı) (Kenesbaev 1978: 3. (Esemuratova 1984: 2. (Esemuratova 1982: 1. min (9b2) "binmek" > bin "binmek" (Ercilasun 1991: 70). karşılaşmak" (Kenesbaev 1985: 8. 577). 132). ğ>y. (Esemuratova 1984: 2. (Akabirov 1981: 2. KazakKarakalpakNogay Türkçesi: ö>ü. 221). (Esemuratova 1988: 3. 398). 17). 256). (Baskakov 1963: 339). 300). 111). 90). (Baskakov 1963: 389). Kazak Karakalpak Nogay ve Özbek Türkçesinde: ol (4a2) "olmak" > bol "olmak" (Kenesbaev 1976: 2. (Esemuratova 1992:4. 4. 329). (Baskakov 1963:434). (Esemuratova 1992: 4. (Esemuratova 1992:4. yapmak" > kıldır "kıldırmak. halka" (Kenesbaev 1986: 9. 211). ş>s. (Esemuratova 1992:4. (Esemuratova 1984: 2. (Akabirov 1981: 2. Türkiye Türkçesi: m>b men (25a4 ) "ben" > ben "ben" (Ercilasun 1991: 60). (Ercilasun 1991: 110). (Akabirov 1981: 1.

161). 145). 162). (Baskakov 1963: 50). Kazak Karakalpak Türkçesi: y->j yitig (97b2) "keskin" > jiti "iyi gören" (Kenesbaev 1979: 4. çabuk" (Kenesbaev 1986: 10. 333). çabuk" (Akabirov 1981: 2. yaru (60b7) "taraf' > jarı "yanın" (Kenesbaev 1978: 3. (Esemuratova 1984: 2. kürek kemiği" (Kenesbaev 1979: 4. (Esemuratova 1982: 1. (Baskakov 1963: 421). Özbek Türkçesinde çığır "çıkrık" (Ercilasun 1991: 129). Örnek: aşağa (23b3) "aşağı" > ast. 553). ç>ş ses değişikliklerine uğramıştır: alğısşı "teşekkür eden" (Kenesbaev 1974: 1. Kazak Karakalpak Nogay Türkçesi: ı>u arı (84a5) "arı temiz" > aruv "iyi. 211).188 y >j yakın (10b8) "yakın" > jakın "yakın" (Kenesbaev 1978: 3. (Esemuratova 1984: 2. ş>s. (Baskakov 1963: 268). yahşi (5b7) "iyi. (Baskakov l963:93). (Esemuratova 1982: 1. (Esemuratova 1984: 2. 654). imgek (94a6) "eziyet.77). 388). 549). Kazak Karakalpak Nogay Türkçesi: y>J yamğır (79b 1) "yağmur" > janbır "yağmur" (Kenesbaev 1978: 3. (Esemuratova 1984: 2. y>j. ğ>b iti (92a1) "keskin" > jiti "iyi gören" (Kenesbaev 1979: 4. (Baskakov bilig-5/Bahar '97 . güzel" (Kenesbaev 1978:3. Örnek: alkışçı (4a8) "alkışçı. (Esemuratova 1982: 1.138). (Esemuratova 1984: 2. (Esemuratova 1984: 2. 671). (Baskakov 1963: 405).18). Özbek Türkçesinde ise çakkon "hızlı. 361). 118). 367). güzel" > jaksı "iyi. (Esemuratova 1984: 2. 108). 553). 344). çevüklük (76a6) "çeviklik" Kazak Karakalpak Nogay Türkçesinde şapşan "hızlı. Bu kelimede Münyetiflguzât'taki kelimede y sesi bulunmamaktadır. türemiş şekilleri ise farklıdır. 598). 174). yaman (35a6) "kötü. (Baskakov 1963: 469). araştırdığımız metinde yaşayan lehçelerde kullanılan kelimeler ile kelime kökleri ortak. 344). 181). (Baskakov 1958: 746). (Esemuratova 1988: 3. 546). (Esemuratova 1984: 2. (Esemuratova 1984: 2. 203). 118). 4. çıkrık (68b2) "döner. 575). (Akabirov 1981: 1. (Esemuratova 1984: 2. Kazak Karakalpak Türkçesi: 5. Kelime Kökleri Ortak Türemiş Şekilleri Farklı Olan Kelimeler Münyetü'l güzâfta geçen bazı kelimelerin. 52). dönen şey" > şığır "çıkrık" (Ercilasun 1991: 128). güzaf" (Kenesbaev 1974: 1. kesegen (85a6) "kesegen. m>n. fena" > jaman "kötü. zahmet" > enbek "emek" (Kenesbaev 1978: 3. 308). KazakKarakalpakNogay Türkçesi: z>r büz (95a8) "büzmek" > bür "büzmek" (Kenesbaev 1976: 2. 170). kürek kemiği" > javırın "sırt. (Esemuratova 1992: 4. ancak anlam bakımından birbirinden farklılaşmış kelimelere de rastlanmaktadır. 177). fena" (Kenesbaev 1978: 3. 28). (Esemuratova 1984: 2. yağrın (20a4) "sırt. yara (16b6) "yara" > jara "yara" (Kenesbaev 1978: 3. (Esemuratova 1982: 1. Düzenli Ses Değişiklikleri Gösteren Anlamı Yakın Olan Kelimeler Araştırdığımız metinde tarihî gelişimine göre ortak bir sese giden. 203). keskiş" (Kenesbaev 1979: 4. 350). Kazak Karakalpak Nogay Türkçesi: karındaş (83a4) "kardeş" > karındas "kız kardeş" (Kenesbaev 1982: 6. medh eden" Kazak Karakalpak Türkçesinde k>ğ. astınğı "aşağı" (Kenesbaev 1974: 1. (Baskakov 1963: 152). 389). keskin" Kazak Karakalpak Nogay Türkçesinde keskiş "kesegen. 700).

(Esemuratova 1988: 3. (Baskakov 1958: 95). (Ercilasun 1991: 177). sakın (109a4) "sakınmak. çevrilmek" (Baskakov 1963: 198). korunmak" (Kenesbaev 1985: 8. tizik (8a5) "çabuk. (Akabirov 1981: 1. sağrı (69a8) "atın arka ayağının üstü" > san "atın arka ayağının üstü" (Kenesbaev 1985: 8. (Esemuratova 1988: 3. (Esemuratova 1992: 4. keskin" (Akabirov 1981: 2. (Baskakov 1963: 151). 527). niçük (13b3/4) "nasıl. üzerine" (Kenesbaevl986: 10. değme" > ti "değme" (Kenesbaev 1986: 9. 235). (Baskakov 1963: 237). 111). 166). Özbek ve Nogay Türkçesinde bu kelime kullanılmamaktadır. (Baskakov 1963: 344). (Esemuratova 1992: 4. 16). 10). Münyetü'l guzât'ta geçen kelimelerle aynı kökten türeyen kelimeler bulunmaktadır. (Esemuratova 1988: 3. 155). 136). 576). tutka (92bl) "kılıcın sapı" Türkiye Türkçesinde sap "kılıcın sapı" (Eren 1988: 1257). (Akabirov 1981: 2. 27). (Esemuratova 1992: 4. kökçek (14b4) "iyi. (Esemuratova 1988: 3. üzerine" (Akabirov 1981: 2. Örnek: iriş (58b9) "erişmek. (Baskakov 1963: 401). (Akabirov 1981: 2. (Baskakov 1963: 177). (Esemuratova 1992: 4. (Baskakov 1963: 177). Sadece Kökleri Bulunan Kelimeler Araştırdığımız metinde geçen bazı kelimelerin benzer şekilleri bugünkü Kazak Karakalpak Nogay. Bu kelimenin Kazak Karakalpak Türkçesinde sadece kökü bulunmaktadır: süngi "süngü" (Kenesbaev 1985: 8. kögüs (20a8) "göğüs" Kazak Karakalpak Nogay Türkçesinde > kökirek "göğüs" (Kenesbaev 1980: 5. üzere (2b2) "üstüne. (Esemuratova 1988: 3. 12). iyi" Kazak Karakalpak Türkçesi > körkti "güzel. iyi" (Kenesbaev 1980: 5.Kazak Karakalpak Nogay ve Özbek Türkçesinde: tutka "kılıcın sapı" (Kenesbaev 1986: 9. 68). 357). yetişmek" > erv "erişmek. sanat". 494). 14). süngüçilik (66a2) "süngü kullanma işi. 282). kayıra (94b5) "tekrar" > kayta "tekrar" (Kenesbaev 1980: 5. 423). yağırlık (8b9) "atın sırtına konulan bir çeşit keçe" > javır "atın sırtına batan bir şeyden fayda olan yara" (Kenesbaev 1979: 4. Özbek ve Nogay Türkçesinde bu kelime kullanılmaktadır: köre "göre" (Baskakov 1963: 180). bilig-5/Bahar '97 . 291). 541). Özbek ve Türkiye Türkçelerinde bulunmamaktadır. (Esemuratova 1992: 4. yetişmek" (Kenesbaev 1978: 3. (Akabirov 1981: 2. 301). 381) kıyış (19b9) "meyletmek. (Akabirov 1981: 1. (Esemuratova 1988: 3. (Baskakov 1963: 366). 98). korunmak" (Esemuratova 1992: 4. ög (20b9) "akıl" Kazak Karakalpak Türkçesi > ügit "akıl" (Kenesbaev 1986: 9. Özbek Türkçesinde > ogit "akıl" (Akabirov 1981: 2. 347). 101). kömüldürük (34b5) "at göğüslüğü" > kömekey "at göğüslüğü" (Kenesbaev 1980: 5. 1998). (Baskakov 1963: 454). 357). (Esemuratova 1992: 4. 133). gevşek olma" > tiri "canlı" (Ercilasun 1991: 176). (Esemuratova 1988: 3. Özbek Türkçesinde ise keskiç "kesegen. 10). Özbek Türkçesinde ise üstiga "üstüne. yeşil" (Kenesbaev 1980: 5. (Esemuratova 1992: 4. 20). (Esemuratova 1988: 3. 541). 414). korunmak" Kazak Türkçesinde > saktan "sakınmak. (Baskakov 1963: 344). (Akabirov 1981: 2. 402). 590). 202). (Baskakov 1963: 391). 311). (Akabirov 1981: 2. (Akabirov 1981: 2. çevrilmek" (Kenesbaev 1982: 6. karı (83a2) "ihtiyar" Karakalpak ve Nogay Türkçesinde kart "ihtiyar" (Esemuratova 1988: 3. 145). küneş (80a 3) "güneş" > kün "güneş" (Kenesbaev 1980: 5. 194). (Akabirov 1981: 2. Kazak ve Özbek Türkçesinde keri "ihtiyar" (Kenesbaev 1979: 4. (Akabirov 1981: 2. (Baskakov 1963: 138). 311). (Baskakov 1963: 284). 274). (Esemuratoval 992: 4. 61). 296). tigme (97a7) "her. (Esemuratova 1988: 3. kolayca" (Kenesbaev 1986: 9. Nogay ve Özbek Türkçesinde kıyşayt "meyletmek. tavdul (45b5) "şaşırmak" > tan kalu "şaşırmak" (Kenesbaev 1985: 8. 208). (Baskakov 1963: 342). Ancak bu lehçelerde. (Baskakov 1963: 178). köre (99bl) "göre" (edat) Kazak ve Karakalpak Türkçesinde kör "görmek" (Kenesbaev 1980: 5. (Baskakov 1963: 287).493).412). niçe" > neşe "nice" (Kenesbaev 1983: 7. 519). 416). 152). üzerine" Kazak Karakalpak Nogay Türkçesinde > üstine "üstüne.419). (Eren 1988: 1467). küneş (80a3) "güneş" > kim "güneş" (Kenesbaev 1980: 5. tirkin (94a8) "kılıç sapının elin içinde iyi durmaması. (Esemuratova 1984: 2. kolayca" > tez "çabuk. çevrilmek" Kazak Karakalpak Türkçesinde kıysayt "meyletmek. 146). 317). (Esemuratova 1992: 4. (Akabirov 1981: 2. 118). güzel" > kök "mavi. 175). Karakalpak Nogay ve Özbek Türkçesinde > saklan "sakınmak.189 1963: 163). körklüg (8a2) "güzel. 215). 203). (Esemuratova 1988: 3. 61). 235). (Baskakov 1963: 107). 555) anlamında kullanılmaktadır. 30). 6.

(Esemuratova 1992: 4. Baskakov N. ve diğerleri. yirge (3b8) "sıra. yaman (35a6) "kütü. tüzge (101a7) "seviye. REŞETOV. 1988 Türkçe Sözlük Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları: 549. 200). 4. hiza" > tüz "hiza" (Kenesbaev 1986: 9. Nogaysko Russki Slovar. tüken (92b2) "tükenmek" Kazak Karakalpak Türkçesinde tük "hiç bir şey. N. K. 310). B ve diğerleri. R. 1991 Karşılaştırmalı Türk Lehçeler Sözlüğü.471). 1958 Karakalpaksko Russki Slovar. ESEMURATOVA. 363). S. 381). Toşkent: Rus Tili Naşriyoti. 1102). (Baskakov 1963: 54).217).249).190 (Baskakov 1963: 335). (Esemuratova 1992. 91). Nüks: Karakalpakstan Baspası. Kazak Karakalpak Nogay Türkçesinde uksa "benzemek"(Kenesbaev 1986: 9. I. 1587). 1972 Rusça Özbekçe Lugat. 12 c. tükenmek" (Kenesbaev 1986: 9. Özbek ve KAYNAKLAR AKABİROV. Örnek: aç (77 a6) "açmak" > aç "yırtmak" (Kenesbayev 1974: 1. l-2c BASKAKOV. makam" > jerge "mevkii. ohşa (81a2) "benzemek" kelimesi Türkiye Türkçesinde okşa "sevgi veya şefkat belirtisi olarak elini bir şeyin üzerinde yavaş yavaş gezdirmek veya ona hafifçe vurmak" (Eren 1988: 2. A. Anlamca Yakın Olmayan Kelimeler Münyetü'l guzâfta geçen bazı kelimelerden bugünkü Kazak Karakalpak Nogay. 1982 Karakalpak Tilinin Tüsindirme Sözligi. Özbek Türkçesinde teg "değme" (Akabirov 1981: 2. (Baskakov 1963: 382). mevkii. Toşkent: Ukutuvçi Naşriyoti. 191): Nogay ve Özbek Türkçesinde yardım "yardım" (Baskakov 1963: 499). A. 39). Ankara: Kültür Bakanlığı/l371. 219). l-4c KENESBAEV. EREn H. 7. ve diğerleri. Moskova: Gosudarstvennoe izdatelstvo inostrannıh i notsionalnıh slovarei. etki veya beceri için) alışılmışın üzerinde olan " (Eren 1988: 2. 1-lOc. Moskova: Gosudarstvennoe izdatelstvo inostrannıh i notsionalnıh slovarei. Türkiye Türkçelerinde ses bakımından benzerleri bulunmaktadır. yarı (25a5) "yardım" Kazak Karakalpak Türkçesinde jerdem "yardım" (Kenesbaev 1979: 4. (Akabirov 1981: 1. fena" kelimesi Türkiye Türkçesinde yaman "(güç. Almatı: Kazakistan "ĞILIM" Baspası. (Esemuralova 1984: 2. Özbek Türkçesinde isi ohşa "benzemek" anlamında kullanılmaktadır. Kazak Karakalpak Türkçesinde jaman "kütü.202). (Baskakov 1963: 116). ve diğerleri. 1956 1963 bilig-5/Bahar '97 . 328). 152). ve diğerleri. Ancak bunların anlamları birbirlerinden farklıdır. makam" (Kenesbaev 1979: 4. (Akabirov 1981: 2. (Baskakov 1963: 368). Rusko Nogayski Slovar. 88). (Esemuratova 1984: 2. (Akabirov 1981: 1. V. fena" Özbek ve Nogay Türkçesinde yaman "kötü. Özbek Türkçesinde isi tugan "tükenmek" lAkabirovl981:2. 1974 Kazak Tilinin Tüsindirme sözdigi. 1981 Özbek Tilining İzohli Lügati. V. 507508). (Esemuratova 1984: 2. Moskova: Gosudarstvennoe izdatelstvo inostrannıh i notsionalnıh slovarei. fena" anlamında kullanılmaktadır. (Baskakov 1958: 65). ERCİLASUN A.

Kırgızistan vs. Başka bir topluluk Kiril alfabesinin devam etmesini ve bu alfabeden ayrılırsak. Bu makalemizde ilk kez. nasıl sonuçlandığını bilmediği kanısındayım. Azerbaycan. bu gelişme zamanında dahi yarım asırlık bir gecikme yaşayacağımızı savundular. Bazıları eski Türk runik harflerinin yerleştirilmesini. Bu arada biz. bu makaleden sonra basında bu konuda tartışmalara pek sık rastlanmaya başladı. Ve bizim amacımızın tek bir noktada birleştiğini onlara anlatmamız mümkün olmadı. Dr. Her zamanki gibi içimiz bilig-5/Bahar '97 . Ebduali Kaydorov Muhtar Avezov Dil Bilimi Ens. Diğer bir grup "bu dünyada Arap alfabesinden daha üstünü yoktur" diye kanıtları olmamasına rağmen Ahmet Baytursınov'u yüze tutarak dayanmaya çalıştılar. Belki de amacımızı doğru anlatamadığımız için suç bizdedir. "Türk Dünyasının yeniden canlandığı bu dönemde orlak Latin alfabesine sırayla geçmeye başladığı Türkiye. 1991 yılı 24 Ocak tarihli "Ana Tili" gazetesinde "Latin alfabesinin geleceği parlak" diye bir makalemiz yayınlandı. memleketleri ile beraber bağımsız ülke halkı olan Kazakların da Latin alfabesini kabul etmesi gerekir mi. diğerleri (daha önce nerede olduklarını kim bilir) tam bu zamanda patriotik duygularını öne sürerek "egemen halkın diğer alfabelerle benzemeyen (Çinlilerin alfabesine benzeyen) kendilerine ait bir alfabenin olması şarttır" diye çizgilerden oluşan " kendi hünerlerini" göstermeye başladılar. Kiril alfabesinin Latin alfabesi ile değiştirilmesi konusu ele alınmıştı.191 KAZAKİSTAN'DA LATİN ALFABESİ MESELESİ Prof. Özbekistan. yoksa gerekmez mi ?" sorusuna cevap vermeleri gerekiyordu ve bu soruya onlar iki cümleyle "gereği var" ya da "gereği yok" diye cevaplandırabilirlerdi. Böylece Latin alfabesiyle başlayan konuşmalar yarı yolda kalmış ve bu alandaki tartışmalar unutulup gitmişti. Fakat her şey tersine gitmişti. Türkmenistan. Pek çoğunun hatırındadır. ya da kabul etmeme konusunda son üç dört yıl içerisinde birçok tartışmalar yapıldı. Müdürü ________________________________ Kazak Türkçesinden Aktaran: Banu Muhyaeva Latin alfabesini kabul etme. konuyu ne amaçla başlattığımızı ve bazılarının bu amacın ne olduğunu anlayamayışına şaşırarak seyirci kalmıştık. Latin harfleri hakkında ilk söz edenlerden biri biz olduğumuzdan dolayı halkımızı bu konuda aydınlatmayı bir borç olarak görüyorum. Bu konuda halkımızın tartışmaların nasıl başladığını bilse de.

Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev'e açık mektup şeklinde "Ana Tili" bilig-5/Bahar '97 gazetesinde (30 Aralık 1993) kendi makalemi yayınlamıştım. Böylece uzun süreden beri ayrı yaşayan. İlginç olan bir yanı da. kökü bir kardeş Türk halklarının gerçekleştirdikleri bu toplantının asıl amacı olarak kabul edilen gelecekteki ortak dil ve alfabe düşüncesi çoğunluğun kabulü ile sonuçlanmıştı ve bunların arasında Kazakistan'dan elli delege bulunmuştu. Şimdi beni diğer bir sorun korkutmaktadır.192 kaynayarak "alfabe değiştirilmesinin" gereği var mı. Balık ve Akrep" hikayesindeki kahramanlara benzetebiliriz. biri . projesi kabul edilen 34 harfli ortak Latin alfabesinin Kazak dili için en doğrusu olacağını düşünerek. Dil kanunu hakkında son zamanlarda gerçekleştirilen meclis çalışmalarında Başbakan yardımcısı sayın İmanağali Tasmagambetov'un Latin harfleri meselesini çözüme getirmeleri için Kazakistan Cumhuriyeti Milli Siyaset Devlet Komitesini (Başkanı G. Her şeyin bir sorgusu vardır diye. Halbuki Kazakların çok yavaş hareket ettikleri her tarafta malumdur. zaman geçmesine rağmen bir sonuç almamıyordu. 1993 yılında Ankara'da toplantıdan sonra. 1993 yılı Ağustos ayında Türkiye'nin başkenti Ankara'da Latin harfleri ile ilgili toplanan akraba altı Türk devleti (Türkiye Azerbaycan. Eski dönelerdeki gibi biri çoban. fakat bilim adamlarımızın bundan dört yıl önce gündeme alınan Latin alfabesi hakkında . tüm bu tartışmalarda Latin alfabesinin olmasını isteyenlerin sayısı diğerlerine göre daha çoğunluktaydı. böylece gelecekte ortak 34 harfli alfabenin kabul edilmesi. beş alfabe türünü (eski Türk alfabesi.Kazak. Kerimov'un kararıyla Özbek halkının da yavaşça Latin alfabesine geçeceği ilan edilmişti. Konuşmaya Türkiye temsilcileri başladı. "Sabreden derviş muradına ermiş" dedikleri gibi bu alanda yeni haberimiz yok değildir. Bir yuvarlak masa etrafında oturarak dört – beş bilim adamımız "Azattık" (Azatlık) radyosundan dünyaya duyurdukları konuşmalarını dinlediğimizde Krılov'un "Kuğu. V. dili.Rus vs. bu işi organize edecek olanların kimlerden oluşturulacağı. biri . runik yazıları. Diğerlerini bir kenara bırakalım. Nasıl olsa. onlar bizim ne tür bir adımı atacağımızı bekliyorlarmış. biri başkan. her ülkenin temsilcileri kendi alfabelerinin ayrıcalıklarını anlattılar. Özbekistan. araştırmaya giriştik ve sonuçta. Kiril alfabesi. bu konuda özel devlet komisyonu kurmuşlar ve hala kesin bir sonuca varmış değiller. Kim) görevlendirdiğinin canlı şahitleri olduk. biri . Bu proje bir yıl sonra 1994 yılı Ağustos ayında Türkiye'nin Antalya şehrinde gerçekleşen Türk Dünyası Kurultayında kabul edilmişti. Komite şu anda bu meselenin çalışmalarına başlamış durumda. Bu yüzden bununla ilgili şüphelerimi söylemek istiyorum. Kazakistan'dan giden üç temsilciden birisi olarak bu toplantıya ben de katılmıştım. Komiteye kimler katılacak ve ne tür bir prensip ile seçilecekler. Bu arada. dini. Halbuki Azerbaycan (Latin alfabesini 1991 yılında kabul etti) ile Türkmenistan (1993 yılında kabul etti) uzun süre geçmeden Özbekistan Cumhurbaşkanı (1993) İ. Bu konuda bir şey anlamayanların durumları farklıdır.aydın. Kırgızistan) vekillerinin birleştiği büyük bir toplantı gerçekleştirildi. Kırgız kardeşlerimiz ise. "yeni alfabe") ortaya koyarak tartışmaya başladık.işçi. Ortaya atılan bu tartışmadan. ana dilimizin bugünü ve yarını programını hazırlamakla görevli dil uzmanlarımızın bu işte seyirci kalmaları idi. yok mu sorusuna cevap aramadan. Tam bu sırada onların görevleri değişti ve Latin harfi sorunu ortada kaldı ve bugüne kadar böylece devam etmektedir. şeklinde mi olacak veya bu sefer "bu mesele ilmi bir meseledir" diye ilim adamlarımız tarafından kararlaştırılacak mı? Burası şu an bana da malum değildir. dil bilimcilerimizin bile arasında birlik sağlanmıyor. Latin alfabesi. her ülkenin rızasıyla kabul görmüştü. Bence bütün Türk dünyasındaki gelişmeler ve bu gelişmelerle ilgili ortaya çıkan düşüncelere çeşitli sebepler uydurarak bazı bilim adamları engel olmaya çalışmaktadırlar. Soruşturmalarımız sonucu anlaşılıyor ki. sayın Cumhurbaşkanımız bu makaleyi okumuş ve bazı harflerin altını çizerek kendi fikrini ortaya koyarak o dönemin devlet adamları olan Abiş Kekilbayev ve Kuvanış Sultanov'a meseleyi çözmeleri için göreve atamış. O günden beri gördüğümüz gibi bu kadar zaman geçti. Kazakistan Türkmenistan. Böyle şüphelenmemizin tabii ki sebebi vardır. biri . Arap alfabesi. Genel olarak baktığımızda.

sorusuna net yanıt verecek bilim adamlarını organize etmek ve çalışmalarına imkan sağlamak. Üçüncüsü bütün dünyada kültürel. Bu iş beş yıldan on yıla kadar bir süre içinde titizlikle çalışılarak gerçekleştirilmelidir.193 meselenin amacını bu güne kadar doğru dürüst anlayamaması insanları şaşırtmaktadır. gibi gerekçeleri öne sürmektedirler. "uluslararası ilişkilerimize zarar gelir" vs. fakat bu durum Latin alfabesinden vazgeçmek anlamına gelmez. İkincisi. Çünkü bu çalışmamızın uzun yılları kapsayacağını hepimiz iyi biliyoruz. Büyük anlaşmazlıklar olacaktır tabi. Latin alfabesine düşman bazı insanlar "Kiril alfabesiyle" yazılan yarım asırlık mirasımızı kaybederiz. bilig-5/Bahar '97 . Bunların hepsi bizim için yeni bir şey değildir. İnşallah bu yararlı işin neticesini hepimiz göreceğiz. fakat bu meseleyi şu anda çözmezsek gelecek kuşakların çözeceğine inanıyorum. "Eski manevi mirasımızı kaybederiz" diye birisi söyleyecekse. Nazarbayev'in resmi kararnamesi lazımdır. Latin alfabesinin temeli olarak Kazak dili için alınacak işaretleri ve manalarını tespit etmesiyle birlikte alfabenin prensiplerini* ve kurallarını tespit etme. Türk halklarının içinde Türklerden başka Arap alfabesini asırlar boyu kullanan Özbekler Arap alfabesini değil. zamanı hakkında danışma yerine beş alfabeyi kendi aralarında kıyaslamaya gerek var mıydı ? Bu sorulardan birincisi idi. Sadece. ekonomik durumumuzu dikkate almamız gerekiyor. ekonomik entegrasyon sürecinin ilerlediği dönemde alfabe de teknolojinin taleplerine uygun olarak gelişmelidir. "Latin alfabesini öğrenmek çok zor" diyenler Latin alfabesini hiç anlamayanlardır. Bu tabii ki biraz zaman alacak ve sorumluluk taşıyan bir meseledir. geçmekte olan. Bunların hepsinin titizlikle incelendiğini bilmemiz gerekiyor. yine cahilliğe düşeriz". sizlere hatırlatmak istiyorum. Şimdi düşüncelerimizi bir yere topladığımızda şu sonuçlara varmaktayız: Gündemdeki meseleyi devlet komisyonu oluşturarak ele almak için Cumhurbaşkanı N. Her işin neticesi olması için onun başlangıcı çok önemlidir. Latin alfabesine geçen. Devlet komisyonunun görevi. Ayrıca. şu anda kullanmakta olduğumuz Kiril alfabesinin yerine diğer Türki halklar gibi Latin alfabesini almaya Kazak için lüzum var mı? diye bir soruya cevap vermemiz gerektiğini unutuyoruz. Beşincisi. Latin alfabesini seçmiş durumdadırlar. "Latin alfabesi Kazaklara gerekli mi?". A. finanse ve gerekli ideolojik çarelerin resmi olarak onaylanması gerekiyor. alfabe hakkındaki tartışmalara devam etmek değil.? Dördüncüsü. Kazak dili için alfabe yapımı. sistemi. manevi. uzmanların görüşlerini yayınlama. bazı vatandaşlarımızın Latin alfabesine geçmemizin sebebini "Türklere benzeme' "siyasi sebepler" olarak çeşitli düşünceler ortaya atmalarına nasıl bakılır? Uzaktakileri bir kenara bıraktığımızda. Avrasya devletlerinin tam ortasındaki Türk halklarının içindeki Kazaklar da bilgisayarın gelişmelerinden faydalanabilmelidir. ayrıca bu konuda kamuoyuna duyurma. onu da Özbeklerin söylemesi gerekiyordu. Bundan sonra Kazak dili için uygun bulunan Latin alfabesi imla kurallarını ve geçme süresi. İşte bu amaçlarla Rusya ve Çin'de Latin alfabesine geçme hareketleri gerçekleşmişti ve bu düşünce halen görüşülmektedir. "Latin alfabesini öğrenmek çok zor. Evrensel olarak diğer ülkelerde alışılmış şeylere biz neden şüphe gözü ile bakmaya alışmışız. "ekonomik durumumuz buna müsait değil". Yabancı dilleri okuldan öğrenmeye başladığımız için Latin alfabesini hepimiz iyi biliriz. bununla birlikte "Latin alfabesine hemen bir sene içinde geçeriz" diyen kimse yok. Kırgızistan ve Türkmenistan gibi devletler Latin alfabesine geçtiğinde oralarda yaşayan kardeşlerimizin durumu ne olacak? Hiç olmazsa bu durum hakkında neden biraz düşünmüyoruz. Ey kardeşler. geçmeyi arzu eden Kazaklardan başka halklar bu zorlukları göze almaktadır. teknolojik. eskiden de şu anda da gündeme alınmamıştır. piyasa ekonomisi her gün değişmektedir. yakın zamanda Özbekistan. Sadece "gereği var" veya "gereği yok" diye cevaplandırma yerine o kadar tartışmamızın bir anlamı var mı? Gerek duyduğumuz halde.

milli özelliklerini güçlendirmiştir. Millet. Dil meselesiyle başlayan ve yavaş yavaş derinleşen fikirler duygular. " Devlet Mehmet Azadi gibi büyük. üzerinde durulması gereken çok önemli bir meseledir. Babasının bu fikirlerini duru kaynak suyu gibi içen genç Mahtumkulu. D. öz değerlerine sahip çıkmanın ve bunları üstün kılmanın yollarını aramaya başlamış. devlet (hükümet) kurmak gibi fikirleri halka ulaştırır. o öz Türki (Türk) dilini. bu şekilde düşünmesi ve söylemesi. Bilindiği üzere. halk içinde hürmet gösterilen bir insanın. M. Ayrıca önceden de ilmi kaynak hükmünde babası Devlet Mehmet Azadi'nin yazdığı eserleri ve belirttiği görüşleri susamışçasına düşüncesine sindiriyor. İran'dan Turan'a bu kadar meşhur olmasının sebeplerini bilmek. filozof hem de eğitimci. Bu açıdan. Azadi. halk üzerinde çok önemli tesirler meydana getirmiştir. Mahtumkulu gençliğinde Arapça'yı ve Farsça'yı çok iyi öğreniyor. asırlardan beri Arapça ve Farsça'yı en güzel dil olarak kabul edenlere karşı. Dile gösterilen hürmet ve sevgi neticesinde. O eserlerinde halkın gözünü açıp aydınlatmaya ve halk düşüncesine yeni fikirler katmaya çaba göstermiştir. ilim adamlarının gelecekteki belli başlı görevlerinden biridir. Bu şairin eserlerinin hangi sebepler yüzünden halkların gönlünde böylesine derin ve köklü yer etmeyi başarabildiğini araştırıp ortaya çıkarmak ise. Azadi'nin şu satırları kendisini halka tanıtmakta bize bir fikir vermektedir: "Arap. millet. hem ulu bir şair. alim bir kişi idi. ana dilini yüceltmeye çalışmıştır. M. onun fikirleriyle özünü (kişiliğini) aramanın. Fars'ı tilinge danışım yok Araplar. kendisinden önce yaşamış Türk bilgelerinin şairlerinin fikirlerini de bilig-5/Bahar '97 . daha sonra başka meselelere de tesir etmeye başlar: "Patişası bolmasa bir ülkönin Bolmaz ermiş hayru ihsanı anın Oraz Yagmırov Araştırmacı Yazar/ Türkmenistan ___________________________________ Türkmenistan Türkçesinden Aktaran: Yusuf AKGÜL şeklindeki mısralar.194 MAHTUMKULU NEDEN BÜYÜK? 18. D. Farslılar bilen işim yok Bu Türki yarlara nazım tüzettim Doga birle anarlar diyp göz ettim. asrın büyük klasik Türkmen şairi Mahtumkulu'nun.

İbn i Sina. Ali Şir Nevai. dış ve iç gerginlikler soğukluklar sebebiyle topluca kaybolup gitmek (silinmek) tehlikesini yaşamıştır. asırda bütünüyle bitkin düşen halk. Fakat bu yol. "Kal ı Kal Bolar" adlı şiirinde. gerçek halk dilinde yazılıp. gelenek görenek. Şairin şiirlerinde "Türkmencilik" denilen kadimi gelenek göreneklerden. kesinlikle bir gerçeği belirtmiş oluruz. Mahtumkulu. milleti temelden dağılıp kaybolup gitmekten kurtarmıştır desek. adetlerden söz edilmiştir. 13 15 yaş civarında idi. Bu nedenle. "Birleşmek" ve "Devlet Kurmak" için. O inkılabın bayraktarı da şair ve akıldar Mahtumkulu olmuştur. bu seyahatlerinden birinde Osmanlı Devleti'ne yapmıştır. 18. hemen ta içinde duyduğu bu sıkıntıların dermanını aramaya başladı. kimliğini unuttu. Ömer Hayyam. Mahtumkulu onların geçtiği yoldan. Hoca Ahmet Yesevi.. dünyaca meşhur padişahları. Dil. kendisinden önceki bütün klasik şair ve bilgelerden bir adım öne geçiyor. "Türkmenler bağlasa bir yere beli Gururdar Gulzum 'ı. Bu maksatla Mahtumkulu'nun pek çok yurtlara gidip geldiği ve görüşmeler yaptığı hakkında inandırıcı malumatlar vardır. O. Yazır. Gölden. Halktaki bu güç ve maneviyat kaybını pek çabuk hisseden Mahtumkulu. gerçekten de bu güven sayesinde yeniden canlanıp harekete geçmeye başlıyor. 18. kendi gücüne inanmıyordu. Başkalarından destek ve kuvvet ümit etme girişimleri güçleniyordu. Büyük Türkistan akıldan. bu büyüklerin çizdiği yoldur. öncellikle halkın gönlüne güven duygusunu yerleştirmek gerektiğine kesinlikle inanıyor ve bunu biliyor. onların izini takip ederek ve gönül bağıyla bağlanarak geçip. paşaları olan Türkmen. " gibi mısralar. öz toprağında yani Türkmenistan'ın bugünkü topraklarında devletsiz kalmıştır. Bütün İl / Ülke yurt uyanıp ayağa kalkmaya başlar. Fuzuli. Yunus Emre. Mahtumkulu'nun Osmanlı İmparatorluğu'na ithafen yazdığı "DÖVLET ALININ" adlı şiirinin varlığı meydandadır. " bilig-5/Bahar '97 . Ama onun Osmanlı Hükümeti'ne başvurup vurmadığı konusu da kesin söz söylememiz mümkün değilse de. Misal olarak. Mahtumkulu. Böylece de bu şiirleri okuyan halk da heyecan duymuştur. "hayat'a yeni bir değer vermekle de. "Beyle ar goşulmaz adam sanına İki hatın. asır ortalarında dağılmakla karşı karşıya kalan Türkmen halkı. Türkmenlerin zihninde büyük bir inkılap belirir. sıradan şiirler olmayıp yüreğe köz basılırcasına yazılmışlardır. yaşadığı çağa ve o çağın sosyal problemlerine şiirinde geniş olarak yer verdiği için de büyüktür. insan topluluklarına güven gurur kaynağı olmuştur. Yomut.. Mahtumkulu. o kendisi hayatta iken bile "klasik şair" unvanına sahip olmuştur. özellikle de manevi azatlık (istiklal bağımsızlık) meselesinde çok büyük yıkımlarla karşılaşmışlardır.. milli duygulan geliştirmiş. kendi yolunu buluyor. Sanki taptaze bir cana kavuşurlar. komutanları. olgunluk devrine ulaştığında. hürriyet. kendi şiirlerine sindirdiği BİRLİK ve AZAT TÜRKMEN DEVLETİ KURMAK düşüncesini de pratik olarak hayata uygulamak için harekete geçmekten de geri kalmaz. gibi büyük şair ve tefekkür adamları Mahtumkulu'nun manevi akıldarlarıdır. devletlilik ve azatlık olarak belirleyip bu problemlerin çözümüne yöneliyor. Deryayı Nil 'i Teke. o. Neticede Mahtumkulu.195 öğrenmeye başlar. Bu tehlikenin sebepleri şunlardan ibarettir: Öncelikle halk özünü. Bundan soma şair edebi eserlerinin çizgisini erkinlik. Ölümsüz şiirleri sayesinde Mahtumkulu. kendine güven duygusunu yitirdi. Selçuklulardan soma kendilerine has bir devlet kuramayarak zorluklar çekmiştir. Ve böylece gençliğinde siyasi şiirler yazmaya yöneldi. 2 kadın ile evlenen erkekler için. şekillenir. Mevlana Celaleddin Rumi.. Afganistan Devleti 'nin kurucusu Ahmet Şah Dürrani ile buluştuğunda ve onun şanına kaside yazdığında şair. Dünyanın pek çok yerlerine varıp devlet kurmayı başaran Türkmen. bir ar üç ayal bolyar. öncekilerden daha büyük olduğunu gösterir. sultanları. Bu şiirler. Bu onun büyüklüğünün en önemli ve en esaslı tarafıdır. Alili Bir dövlete gulluk etsek böşimiz. En tehlikelisi de halk.

Bu da. Kadınlara çağdaş ve demokratik bakış da Mahtumkulu'nun şiirlerinden sonra Türkmenlerin düşüncesine yerleşmeye. 18. Mahtumkulu. Özbekistan'ı. Türkmenistan'ı. şiir sanatına çok çeşitli temaları dahil edip kullanmasındaki büyüklüktür. böyle yeni ve cesur fikirler söyleyebildiği için Mahtumkulu büyüktür. demiştir. 18. pek çok sayfaya gerek olurdu. Bu makalede.196 diyor. Onun edebi üreticiliğinin bir başka büyüklüğü. Gerçekten de. Onun şiirlerinde kullandığı temaları sadece saymakla geçmek için. İşte. bu sınırları bütünüyle yıktı. sinmeye başladı. böyle büyük bir ün kazandığı ve çok tanındığı için. diğer küçük özelliklerine temas etmedik. bir başka yönü hakkında da söz etmek gerekir. bilig-5/Bahar '97 . manevi köprülerin en sağlamlarından birisi olarak hizmet ediyor. asrın Türkmen şairi Mahtumkulu'nun büyüklüğünün önemli yönleri bunlardan ibarettir. asrın karanlığında. 1863 yılında Türkmenistan'a seyehat eden Macar alimi Vamberi. Kendisine kadar belli temalar / konular işleniyorken. "Dünya sözi manzeş duzsuz tagama Söz içinde gelin gız hem bolmasa " denilerek.. Şairin "Duz Hem Bolması" adlı şiirinde de. söylenen aydımların (şiir türkü) pek çoğunun Mahtumkulu'na ait olduğunu görürsünüz. Mahtumkulu'nun mücevher değerindeki eserleri. Karakalpakistan'ı gezmiş olsanız. edecektir de. Kuranı Kerim'den sonra Türkmenler arasında çok uzun zamanlar ikinci yere sahip olcaktır.. "Mahtumkulu'nun kitabı.". Günümüzde Türki halklarının (Türk halklarının) yeniden gönül yakınlığına kavuştuğu ortamda. Siz. kadın ve kızların. insanoğlunun yaşayışındaki önemli ve vazgeçilmez mevkilerine ta o çağda gerçek değer veriliyor.

yüzyılda çevre. Özbekistan. Kullanılan metotların da kaynağı tabii ilimlere has metotlar ve bakış açılarıdır. Sos. Edebiyat adına da yazarların hayat hikayeleri ile ilgili hususları anlatmışlardır. metotlarıyla edebiyat tarihleri yazmayı başlatmışlardır. Azerbaycan. tabii ilimlerin bakış açıları. Taine. Bugünkü anlamıyla edebiyat tarihinde XIX. Bütün bunlar edebi olanın bir kenara bırakılmasına. yüzyılda bağımsız bir disiplin olur. yüzyıllarda ortaya çıktığı görülür. Ens.197 TÜRK DÜNYASI EDEBİYAT TARİHİ METODOLOJİSİ ÜZERİNE Türk Terimler Sözlüğü Hazırlama Komisyonu için Kazakistan. beşeri ilimlerde ve edebiyat araştırmalarında aldatıcı sonuçlar vermektedir. Bunun için de edebiyat tarihleri edebi olanın tarihinden ziyade kültür ve medeniyet tarihinin konuları üzerinde gereğinden ziyade durmuşlardır. Prof. H. İlim tarihinde bu konu açıkça ortaya konulmuştur. Jules Lemaitre. XIX. Gustave Lanson bugünkü anlamda edebiyat tarihinin kurucuları. Gerçek anlamda edebiyat araştırması için sözü edilen bilgi malzemesine ihtiyaç olduğu açıktır. insani her faaliyetin sebep sonuç ilişkisiyle açıklanacağı sanılmaktadır. Tarihin bu döneminde müspet ilimlere has bakış tarzı. Danvin'in "Türlerin Kökeni" adlı eseri. Dr. tarihi başka bir deyişle beşeri ilimler genel hatlarıyla bu yüzyılın zihniyetini aksettirir. İlim tarihine bakıldığında bugünkü anlamıyla tarih ilminin XVIII-XIX. Kısacası devrin bakış açısının temelinde materyalist dikkat vardır. Asırlardan beri yapılan bütün ilmi çalışmaları bu iki grupta toplamak mümkündür. dış şartların edebi eseri belirlediği fikrinden hareket edilmiştir. Başta sosyoloji olmak üzere. Şerif AKTAŞ _________________________________ Ahmet Yesevi Ü. Bil. müspet ilimlerin metotlarını benimsemişlerdir. son yüz yılda ilmi faaliyetlerle ilgili metot ve bakış açıları üzerinde durmak gerekir. Burinitier'e "Edebi Türlerin Menşei ve Gelişmesi"ni yazdırmıştır. Ancak bu yeterli değildir ve yalnız başına alındığında da böylesi çalışmalar. Müdürü.. Edebiyat tarihi ve edebilik probleminden söz etmeden önce. ekonomik ve maddi şartlar ile edebi eser arasında çok yakın bir ilişkisinin olduğu kabul edilmiş. gölgede kalmasına sebep olmuştur. Bunun için de tarihi ve beşeri ilimler. Bugün farklı Türk coğrafyalarında gerçekleştirilen beşeri ilimler ve edebiyatla ilgili çalışmaların birbirinden böylesine farklı bilig-5/Bahar '97 . İlmi faaliyetleri müspet ilim sahası ve tarihi ilimler olmak üzere ikiye ayırmak tabiidir. metot ve çalışma tarzları insanlığa büyük ümitler vermekte. Türkmenistan ve Türkiye'den katılan dil uzmanları toplantısında Komisyon Başkanı olarak yapılan konuşmanın metni.

Öyleyse Türk alimlerinin beşeri ilimlerde çözüm bekleyen bir metot ve bakış açısı sorunu vardır. Ayrı coğrafyalarda mahiyet ve çıkış noktası bakımından birbirinden farklı metotlarla yazılan tarihler zihinlerde şüphe uyandırır. Ama onlara teslim olmak kendi mahiyetimizi inkar olur.198 olmasının sebeplerinden en önemlisini burada aramak gerekir. Bir başka kongrede veya sempozyumda metot ve bakış açısı problemlerinin tartışılması gereği vardır. Onu kendi şartları ve biricikliği (ferdiliği) içinde değerlendirmek gerekir. Çünkü mitolojik dönemden önce ve sonra dil oluşmuş. Tarihi ve beşeri ilimlerin. Kendi bütünlüğümüzü bozmaktır. kendi mahiyetimizi anlamak ve özelliklerimizi yorumlamak için birbirimizi tanımaya mecburuz. Bunu anlamak ve değerlendirmek için ayrı bir bakış tarzına ve metoda ihtiyaç vardır. Bunu kabul etmek gerekir. gündelik yaşam tarzında kullanılan aletler. Aynı ortak dili kullanan insanların birbirine benzer veya yakın alemler kurması tabiidir. her türlü adet. biz istesek de istemesek de. törenler ve insan. Beşeri ve tarihi ilimlerin bir başka özelliği her tarihi ve sosyal olayın aynı şartlar altında bir daha tekrarının mümkün olmamasıdır. Bu çok acı bir gerçeğin ifadesidir. yani tabii olayı laboratuar şartlarında tekrar elde etmek mümkündür. Burada dil sözüyle gösterge bilim sınırları içinde her türlü anlaşma vasıtasını kastediyoruz. bize has bir metoda ihtiyaç vardır. ezgi. Zaten tarihi ve beşeri ilimlerin değişmez malzemesi en geniş anlamıyla dildir. Bu da ihanettir. bu ilimlerde deney yapmak. Bu bakış tarzı ve metot genel Türk tarihi ve genel Türk medeniyetinden hareketle bulunmalıdır. insan kendim dille ifadeye başlamıştır. Kazak Edebiyat Tarihi. Özbek Edebiyat Tarihi gibi diyalektlerin edebiyat tarihlerinde söz edildiğini görürüz. coğrafyalardaki yorumlarıyız. Yukarıda sözünü ettiğimiz dikkatle medeniyet tarihinin bir parçası olan edebiyat tarihine baktığımızda günümüzdeki çalışmaların dağınıklığını açıkça görürüz. Bunun için de edebiyat tarihleri hayat hikayelerinin toplamı ve anekdotlar yığını olmaktadır. Bizler böyle bir karara varır. Ancak bu değişme kendisine ait asli unsurları zenginleştirme ile gerçekleşir. Bunun başlangıç noktası da Türk tarihim ve medeniyetini bütün olarak görmek. bu arada edebiyat araştırmalarının tabii ilimlerden farklı metotlara ve bakış açılarıyla gerçekleştirilebilmesi mecburiyeti vardır. Bugün Türkiye Edebiyat Tarihi. kendilerinden talep edersek Türk dünyasının problemleriyle iç içe yaşayan sayın Namık Kemal Zeybek bu imkanı hazırlar. Bunlar da birdenbire oluşmaz. orta dönemde de aynı kaderi paylaşmışız. Tabii ilimlerde her yerde genel geçer kurallara ulaşılır. Türk tarihini batılı bakış açılarından ve batılı metotlarla değerlendirmek yanılmaya sebep olur. büyük bir hadise olarak değerlendirmektir. İnsanlar istese de bunu çok değiştirmezler. Bu asli unsurlar mitolojik dönemde insanın kendisiyle ve tabiatla mücadelesi sonucu ortaya çıkmıştır. Bu metot ve bakış açısı belirlenmeden yazılan tarihler zaman içinde Türkün sürekliliğini ve tekevvününü ifade edemez. değerler ait oldukları toplumun özelliklerini ortaya koydukları için dil malzemesi durumundadır. Birbirini tamamlamaz. dünyaya bakış tarzı tabii olarak ortaktır. Çünkü özümüz dilimizle birlikte ortak mitolojik dönemde yoğrulmuş. Öyleyse bugün bir metot problemimiz vardır. Bir tarihi veya beşeri olay kendi şartları içinde bir defa olmuştur ve tektir. İnsan da zaman içinde değişir. Bu bakımdan mitolojik dönemi ortak insan kitlelerinin insana. Bizi izah eden. Böylece insanlar dil vasıtasıyla oluşan ve gelişen bir alem kurmuşlardır. Bu ilimlerin gerçekliği kesin gerçekliktir. onu kendi bütünlüğü içinde ele almak. Büyük çoğunluğuyla mitolojik dönemde bir defa oluşur ve zaman içinde gelişir. Bu gerçek karşısında. Yani tabii ilimlerde olduğu gibi aynı olayı yeniden görmek mümkün değildir. bu arada edebiyat araştırması insan faaliyetleri ve insanların yaptığı eserleri konu alır. Tarihi ve beşeri ilimler. Çünkü bizler aynı gerçeğin farklı. Bu anlamda her türlü giyim ve ev eşyası musiki. bilig-5/Bahar '97 . Kendi şartlan içinde teşekkül etmiş büyük bir gerçekliktir. Türk dünyası tarihi ve edebiyat tarihi de başka tarihlere ve edebiyat tarihlerine benzemez. Çünkü birimiz bir diğerinin aynası durumundayız. Biz edebiyat tarihini diyalektlere ve coğrafyaya bağımlı olarak hazırlamaktayız. tarihimizi ve medeniyetimizi kendi bütünlüğü ve tekliği içinde ele alabilen. Şüphesiz batılı dikkatlerden yararlanmak faydalıdır. Çünkü tabii ilimler tabii varlıklar her yerde aynı özelliklerle karşımıza çıkarlar. zenginleşir.

Destanlardan modern romana uzanan çizgide dil farklı zamanları kendi şiiriyetiyle birleştirir. geliştirilecek bir metot edebi eserlerde sürekliliğimizi ortaya koymamıza hizmet edecektir. Dilin yapısındaki tabii mantık örgüsünü çözdüğümüzde tarihi ilimlerde kullanabileceğimiz metoda yaklaşacağımızı sanıyorum.199 Genel Türkçe'nin edebiyatını bütün olarak içine alacak. Türk insanının hayat karşısındaki tavrının edebi eserde kristalize olmasıdır. Bunun için de Türkün edebi eserlerde yansıtma kabiliyetini tespit edemiyoruz. medeniyetini ve edebiyatını kendi bütünlüğü ve birliği içinde inceleyip değerlendirecek bir bakış açısına ve metotlara ihtiyaç vardır. iyi yorumlamak için belge ve yadigarları. Doğru anlamak. Avezov'un hikayeleri ile Refik Halid'in. hal ve gelecek daha iyi değerlendirilebilecektir. Aytmatov ve Mustafa Necati XX. Bu düşüncelerle alimler metot ve bakış açısı problemi üzerinde düşünmeye davet ediyor. Genel tarihte de görünüş pek farklı değil sanıyorum. Türkçe'nin kelime kabul etme gücü ve tabii ahengi Türkün karakteristik özelliklerini haber verir. Türk destanlarıdır. bu arada tabii olarak dilin tekevvününü bilmek gerekir. Sabahattin Ali'nin hikayeleri birbirine o kadar benzer ki. Türkçe'nin ifade gücüdür. Buna ihtiyaç vardır. Bunlara Türkçe'nin farklı coğrafyalarda olgunlaşan ortak meyveleri olarak bakabilecek bir dikkat bize çok şey kazandıracaktır.. Genel Türkçe'nin daha yerinde itibarıyla Türk dilinin zaman ve mekanla hesaplaşmasını. Bu bütünlük içinde her parçanın değeri ve fonksiyonu daha iyi anlaşılacak. bütün olarak görmek ve düşünmek. Tarihi ilimlerde anlamak ve sonra da yorumlamak esastır. hürmetlerimi sunuyorum. Bu metotlar ithal edilmez. Öyleyse bizim malzemelerimizden hareketle belirlenecek bir bakış açısı . yüzyılda aynı kaynaklardan beslenen iki ayrı kabiliyettir. Teferruatta boğuluyoruz. Kaynak Türkçe'dir. Farklı tesirlerin gölgesinde edebiyat tarihi rüyası görüyoruz. her türlü iç ve dış engeli alt ederek geniş bir coğrafyada Türklük ruhunu yansıttığını dikkate almak zorundayız. bilig-5/Bahar '97 . bütün olarak hissetmek ve yaşamak gerekir. Böyle bir hatırlatmadan sonra bu tebliğin gayesi olan sözleri bir daha ifade edelim: Türk tarihini. Bunun için de Türk tarihini ve medeniyetini beyin ve kalp diyalogu kurarak. Bizim bakış açımızın ve metodumuzun kaynağı büyük ve zengin Türk dilinin tekevvününde görülen birlikte saklıdır. dilin gelişme seyri içinde bu büyük milletin edebi özelliklerini aksettirecek bir bakış açısından ve metottan mahrumuz. geleceğin bizim olduğu şuuru ile hazırlıkların uzun sürmemesini diliyor. Ahmet Yesevi ile Yunus Emre arasındaki yakınlığı Aytmatov ile Tarık Buğra ve Mustafa Necati'de bulmak mümkündür. Bizim alimlerimizce kurulur..

Bugün on beş bin dolayında nüfusu olan Kriçim'de Bulgar. Üyesi Bulgaristan'ın Flibe (Plodiv) bölgesinde yaşayan Türklerin folkloru üzerinde özel araştırmaları henüz yapılmamıştır. gelenek ve türküleri.200 KRİÇİM TÜRKLERİNİN DÜĞÜN TÜRKÜLERİ Doç. Kriçim Türklerinin pek zengin folkloru vardır. Yakın geçmişe kadar burada düğünler iki türlü olurdu: bilig-5/Bahar '97 . Kriçim (Türkler bu kasabaya Kırçma. Mesela Kriçim Türklerinin düğün ile ilgili adet. oyunlar vs. Romalıların. Bu yazımızda başlıca maksadımız. Dr. Plovdiv'e bağlı bazı köy ve kasabalarda yaşayan Türkler arasında türlü adet ve gelenekler. eski adet ve gelenekleri. Osmanlı Türklerinin zaman zaman önemli merkez noktası olmasına sebep olmuştur. gelenekleri. Bizanslıların. B. tarihi delillere göre Kriçim pek eski devirlerden beri mevcut bir meskun yerdir. Yeni hayat şartlarının hızla üstün gelmesine rağmen. üç kilometre mesafede bulunan Ustina Türklerinin düğün adetleri. DTCFBulgar Dili ve Ed. yeni toplumsal ekonomik ilişkiler aile hayatında da birçok değişikliklere yol açmıştır. türküler ve masallar folklor derlemelerinde bulunmaktadır. bunlarla ilgili de türküler.Ü. bu adetlerin ayrılmaz ve pek önemli unsuru olan türküleri tanıtmaktır. muhafaza edilmiştir. Islavların. Tören türküleri arasında en önemlileri düğün türküleridir. Trakların. birçok manevi zenginlikleri bırakarak yeni alışkanlıklara kapılıyor. Türk ve biraz da Çingene yaşamaktadır. Yeni nesil gün geçtikçe günlümüzün hayat şartlarına ayak uyduruyor. Arkeolojik kalıntılara. stratejik önemi eski zamanlardan beri dikkati çekmiş. Bunlar birçok mahalli özellikler taşımakla birlikte kendi aralarında da bazı hususta farklanmaktadır. Çağımızın dinamik hayatı. Hayriye (Süleymanoğlu) YENİSOY ____________________________________ A. Öğr. Kriçim Türklerinin düğün âdetlerinden kısaca bahsederek. türküleri ve oyunlarından oldukça farklanır. der) Rilibe'nin 30 kilometre güneybatısında bulunan şirin bir kasabadır. Ancak az sayıda maniler. Bu yerlerin elverişli hayat şartlan. Ailedeki hayat usullerinin değişmesiyle eski aile adet ve gelenekleri de yavaş yavaş yok olup girmektedir. Bulgarların.

akşamı tespit edilir. Kız tarafı kızı vermek niyetindeyse "bir söz de verir. Ancak bundan önce adet üzere isteyicilerden biri hemen ateşi karıştırmağa. yani davulsuz. kızlar. tepsene Kalyanın adı bostan Yıkılsın Arabistan Arabistan kızları Ne don giyer ne fistan Tepsene. Bu üç defa tekrarlanır. canım 12 Onu da yare yollarlar. canım / 2 (Veya: Serhoşa gezmek yaraşır. demektir. alevlendirme. Daire darbuki eşliğinde söylenen türkülerden yalnız birinden beyitler verelim: Püskülü telden bükerler. Cemaat önünde imam vasıtasıyla kızın babasına "ağırlık" denen bir miktar para verilir. canım / 2 (Veya: Aşıklar sokak dolaşır. konu komşu davet edilir. tepesene.201 1. başlar. Geçmişte nişan yalnız bir grepten ibaretmiş. Düğün âdetleri kız isteyicilerin kızı istemeğe gelmedikleri günden başlar. Oynarken de türküler çağınrlar. Kızın vekillerinden biri "vekilin olayım mi?" der. tepsene Kalyanın ardı bostan Yıkılsın Arabistan Arabistanın kızları Ne don giyer ne fistan Tepsene. Kız da "ol" der. Kızı anasından. nişan yüzüğü getirilir. Ondan sonra kız isteyiciler "Allahın emriyle. Kız da "olsun" der ve yine üç defa tekrarlanır. canım / 2 At kolunu boydan aşır. Oğlan (Çocuk) tarafından cemaat kız evine nikah kıymaya gelir. şerbet içildikten sonra erkekler çıkar gider. 2. Peygamber düğünü. Altı şahide de birer çevre veya mendil. canım) Aşıklar sokak dolaşır. şenlik (cümbüş) yapmağa başlarlar. Sonra "bu adamlar (adamnar) şahit (şat) olsun mu?". İşte oyun türkülerinden örnekler: Birinci Türkü Kalyanın (kal'anın) ardındayım Bubanın yurdundayım Kim ne derse ko desin Yarimin koynundayım (veya kolundayım) Tepsene. Oğlan tarafının yakın akrabalarından bir iki kişi kız evine gönderilir. Kız verildikten sonra nikah (nika) ve nişan hazırlığa kalkılır. günümüzde ise entarilik kumaş. kızlar. kızlar. babasından isterler. zurnasız. Bu para yalnız kıza çeyizlik eşya için harcanır. çalgısız düğün. canım Ben kül oldum yane yane Nikah gecesi kızlar zincir olup "Halaylar" (alaylar) oynar. canım 12 Oyna da püskül döne döne. canım 12 Çeçreye oya dikerler.canım) Oyna da püskül döne döne. Kız da oğlana gergefte işlenmiş klabadanlı nişan çevresi gönderir. kızlar. Davullu zurnalı (günümüzde de genellikle çalgılı) düğün. tepsene /H/ep yanıma gelsene Başına da elmas takayım /H/ep koynuma (veya koluma) girsene Kalyanın ardı tandır Yandır Allahım yandır Beni bir şayin (şahin) eyle Yarin koluna kondur Tepsene. canım Türkünün Bağlantısı (Yani Nakarat) Ben kül oldum yane yane Püskülün bir dalı yeşil. Nikah akşamı oğlandan kıza "nişan" getirilir. Nikah kıyıldıktan. üç kişi de kızın vekili olur. kızlar kalır ve daire (dare) darbuka ile türkü çağırmaya. baş örtüsü. Hısım akraba. İkinci Türkü Kekliyim dağ içinde/2 Kavurdum yağ içinde / 2 /H/erkezin yari yanında / 2 Beniki yok içinde / 2 bilig-5/Bahar '97 . Odunların tutuşup alevlendiği gibi kızın ailesi de böyle kızışıp alevlensin ve kızı vermeğe razılık göstersin. imama da bir marama (mahrama) verilir ve cemaat yanına girip nikah kıyılır. kadınlar. Üç kişi oğlanın vekili. Peygamberin kavliyle kızımızı oğlumuza istemeğe geldik" derler.

İşte kızların söylediği türkülerden ve oynadığı oyunlardan örnekler: Kızlar karşılıklı sıra olur. Oğlanın hısım akrabalarından kadınlar. Üçüncü Türkü Oğlan tarafı: Ben pazara varayım / 2 Yarime gidep alayım / 2 Oyası ben olayım/2 İncili yosma yâr. döndürdüler bizi Kızı verirlerse. o pip alaylar (opipalaylar ???) Kız tarafı: Ne istersin. oyun oynar. ötekiler de oğlan tarafını temsil eder. türküler söylenir. bubası da pezevenk Vermediler kızı. kızlar toplanıp oğlan tarafından kıza hediyeler götürürler ve o akşam geç vakitlere kadar iyne şenlik ( cümbüş) yapılır. eşimize gelin alırız Davulla/n/. yâr Nakarat: Yâr bize gelsin ne var Kız tarafı: Ben pazara varayım / 2 Yârime dalfes alayım / 2 Püskülü ben olayım / 2 bilig-5/Bahar '97 . Kızın bütün hısım akrabası tarafından da türlü hediyeler asılır. Bundan birkaç hafta veya birkaç ay sonra "askı asmaya gidilir. Oğlanın ailesinden kıza beşibirlik veya lira (rila) da asılır. Nikahtan bir hayli zaman sonra " görümlük " (görümnük) yapılır. bubası da paşa. bizim güzel alaylar ? Oğlan tarafı: Bir güzeli gördük unu (onu ) isteriz Kız tarafı: O güzelin adına bildirin bize Oğlan tarfı: O güzelin adı Emne (Emine) /h/ anımdır Kız tarafı: O vara/a/masa. kadı efendi Ver kzın. oyun da böylelikle sona ermiş olur. Daire darbuka çalınır. Oğlan tarafı dönüşte şunu der: Anası da cadı. Birler kız evini (veya kız tarafım). zurna/y/la/n/biz gelin alırız Kız evini temsil eden kızlar sırasında yaklaşıp kızı isterler. biz varırız. güldürdüler (sevindirdiler) bizi Böyle tekrarlayıp kız evini temsil eden sıradaki kızları birer birer isterler. ne istersin. oyun oynanır. pide Kız tarafı: Adı nedir ? Oğlan tarafı: Osman Paşa Kız tarafı: Alsın kızı/mızı/geçsin başa Kızı vermezlerse Şöyle derler: Ne kız veiriz ne bişe (bir şey) İkinci Türkü Oğlan tarafı: Alaylar. Kız verilmezse. alaylar. Oynarken diyalog şeklinde şu türküleri çağırırlar: Birinci Türkü Oğlan taraf: Kadı efendi. Verdiler kizi. kadı efendi Kız tarafı: Benim kızım verilmiştir At kınası vurulmuştur Mor çinisi serilmiştir Çıkar oğlunu göreyim Oğlan tarafı: benim oğlum geldi geçti Çeyır çimen bastı geçti Yarim okunu attı geçti (veya: yarine okunu attı geçti) Ver lazım kadı efendi Kız tarafı: Oğlan ne yer ? Oğlan tarafı: tatlı. oğlan tarafı: Anası da anım (hanım). Kadınlar ve bilhassa kızlar o gün de türkü söyler. Bir gün öğleden sonra kız evine gidip oğlan tarafı oğlanın babasından başlayıp en uzak akrabalarına varınca hepsinden kıza hediye asar.202 Kekliyim uçup gider / 2 Tüyünü saçıp gider / 2 Alacaksan al beni / 2 Gençliğim elden gider / 2 Aman aman keklik Kınalıca keklik Gel yanıma uslan keklik Cir koynuma yaslan keklik Her türkünün makamına göre halaylar oyununda adımlar da farklı olur.

Ucuna bir top çıra bağlanır. saçları kıkrmalı. nakil bir çam ağacından yapılır. sonra da kadınlar sıralanıp kız evine gelirler. "Okuyucu" elinde güzel örnekli bir klabadan yağlıkla hısım akrabaya. kara pelüş (pülüs) kürkünü giydirmişler. yâr Nakarat: Yar bize gelsin ne var Oğlan tarafı: Ben pazara varayım / 2 Yârime çorap alayım / 2 Potini ben olayım / 2 İncili yosma yâr. (Bu gece de kaynana geline altın asar). yâr Nakarat: Yar bize gelsin ne var Oğlan tarafı: Ben pazara varayın / 2 Yarime fistan alayım/ 2 Kıışayı ben olayım / 2 İncili yosma yâr. yâr Yâr bize gelsin ne var Not: Verdiğimiz bu üç türkü hıdrellez şenliklerinde söylenir ve oyunlar oynanır. içinde de mumlar yakılır. sonra cemaat (yani erkekler). Çeyiz serilirken de türkü söylenir. alnında ve iki yanağında yapıştırmalar. Büyük bir kalaylı leğen içinde kına karıştırılır. Akşam ezanından sonra oğlan evinden kız evine "nakil" gelir. sürme sürünmüş. kol kola bilig-5/Bahar '97 . Kızım kınan al tutsun Kızım kınan solmasın Südüm sana /h/elal olsun Tekbir gecende güzel yol olsun Geldim geçtim yar kapısından Acı tatlı suyunu iştim Ben o yardan vazgeçmedim Gel kız alayım seni Kızım kınan al tutsun Südüm sana /h/elal olsun Tekbirimiz bizim olsun /H/elal geçen ma/h/mur olsun İkinci Türkü Kandilli 'den bir yâr sevdim aman Yanacığı al olur Öpsem (veya: emsem) kiraz dudayından aman Şeker ilen bal olur Al kayıkçı sür ayeste (aheste) aman Varalım Kandilli 'ye Kandilli 'de bir ev yaptırdım of Üç kurneli bir emam (hamam) Saydım saydım kurneler/i/ni aman /H/episi tekmil temam Al kayıkçı sü ayeste aman Varalım Kandilli 'ye Çarşamba günü öğleden sonra kız evinden oğlan evine ceyiz gelir. Düğünler "hafta düğünü" olur. Gelinin eline (bileklerine kadar).203 İncili yosma yâr. Pazartesi (Pazartesi denir) başlar. davullar. tel çözülür ve bütün kızlara genç gelinlere dağıtılır. belikleri de telle örülü. Bu halka olunur. Düğünün en şenlikli gecesi bu gecedir. konu komşuya gider ve düğün sahipleri adına onları düğüne çağırır. sırtlarında da ■ kara pülüs kürkler. başından tacı ve "al duvağı " var. Salıyı çarşambaya bağlayan gece (Çarşamba gecesi ) "küçük kına gecesi" olur. Çatma kaş çekilmiş. alınlarında düğünden dağıtılan teller. zülüflü. Pazartesi günü düğün tutulur. başlarında işlemeli (gergefe işlenmiş) beyaz örtüler. Kızlar ve genç gelinler de çatma kaş çekinmiş. Pazartesi de biter. O gece de "büyük kına gecesi" olur. Işıklar içinde: nakılcı önde. Tacından önüne doğru bütün yüzünü örtmüş teller aşağıya kadar sarkıyor. başının her iki tarafında da elmaslar. Bu sırada kız evinde gelini hazırlamışlar: Entarisini. Düğün tutulmazdan bir ya da iki gün önce çeyiz (çiz) serilir. o gün de oğlan evinden kız evine " ruba " gelir. Gelinin kız arkadaşları da kına vurunur ve kına vururken "küçük kına gecesi türküleri" çağırırlar: Birinci Türkü . yâr Nakarat: Yar bize gelsin ne var Kız tarafı: Ben pazara varayım / 2 Yârime mintan alayım / 2 Gaytanı ben olayım/2 İncili yosma yâr. yan dallarına da fenerler takılır. ayağına (küçük topuklarına kadar) kına vurulur. Düğün telleri de rubayla gelir. En çok şenlik düğünde olur.

. canım / 2 Yerler içer sünger gibi / 2 Gel sarınalım amber gibi. veya: yeşil..204 tutunur gibi tutunmuşlar.. Üçüncü Türkü Yağmur yağar al taş üstüne. yol ver bana Çamlıca dayler. Çimşir punarı yar bucakta / 2 Gümü kaynıyor be yarim ocakta Gel benim efendim Kırçma yosma yar kucakta / 2 Doldur şiseyi be yarim N. canım. Çimşir punarım geçtin mi/ 2 Üç dolu badeyi be yarim iştin mi Gel benim efendim Güzel oğlanı yar seçtin mi / 2 Doldur şiseyi be yarim N... elvida) dayler yol ver bana Çamlıca dayler.. yol ver bana Yağmur yağar al sere serpe. hepsinin ikişer elinde de birer mum.. taramış bilig-5/Bahar '97 ... Kadife çiçek Ayrılık günler/i/miz of of . kolla da düşeyi Çimşirpunarını budarlar / 2 Altında meclisler yharim kurarlar Gel benim efendim Güzel oğlanı yar sararlar / 2 Doldur şiseyi be yarim N. Allânı (Allahını) seversen Al beni içeriye İkinci Türkü Çimşir punarının üstüyüm/2 Aller giyenin be yarim dostuyum Gel benim efendim Dokunma bana yar astayım / 2 Doldur şişeyi ve yarim Şiseyi.. ışıklar içinde gelini kınaya çıkarırlar ve şu " büyük kına gecesi türkülerini " çağırırlar: Birinci Türkü Çiçeyim (çiçeğim). . canım / 2 Eyil dayler. geldi geçecek Yarim kahküller/i/ni of of Yumuş.. yol ver bana Dördüncü Türkü Esti de badi seba yelleri of of Aldılar elimden Aman.. yol ver bana Çamlıca dayler. canım / 2 Kalem oynar kaş üstüne / 2 /H/er ne dersen baş üstüne.. Gelde ye geçecek Aman. gel geçme benden Yarimin başında of of Kadife çiçek Aman. ya da. . canım / 2 Kulayında elmas küpe. Sen doldur ben içeyim Yârimi eller saracak Ben undan vazgeçeyim Bir taş attım denize Kızın adı Nefise Nefiseyi ver bize Dünür olalım size Bir taş attım yamaca Bir kuş urdum alaca Alacadır alaca Kaşı gözü karaca Bir taş attım dallere Vardı düştü çöllere Benim de yarim ufacık O da gitti ellere Bir taş attım dereye Kız çıktı pencereye Kız. yol ver bana Yağmur yağar al biber gibi. canım. canım / 2 Eyil (eğil.. canım / 2 Uyandırsam öpe öpe..... canım (veya: sıka öpe) Eyil dayler. canım. sar pamuk Ayşeyi Yalla/h/ kuzum..

eş olsun Ben saramadım. çakırım Söyle/ye/cek sözüm kaldı / 2 Bana ne oldu ya ben bilemem … … Asmada kuş üzümü Görsem yârimin yüzünü Otursaydım dizine. eller sana bana da eş olsun. elvida Canım. yürekten sevdim / 2 Bana ne oldu ya ben bilemem Büyük kına gecesi erkekler kız ve oğlan evinde şöyle türküler çağırırlar: Birinci Türkü Ezelidir. senin ateşinden of of Deli mi de olayım Aman. deli göynüm. beni aramış Yâr. saran ellere aşkolsun. of gel gel aman Ben gider oldum. saran ellere aşkolsun. yar uykudan /H/iç istemem o yar da çoksın koynumdan Canım. canım. doz. yar. doz (dost) deli göynüm ezeli Canım. yar eş olsun Ben saramadım. saran ellere aşkolsun. perçeminden (veya: Evropalardan) bir nişan canım. an/n/eciğim Candan. yumuş taramış Çıkmış nezihlerde of of Beni mi de aramış Aman. yâr. of gel gel aman Ma/h/murlanmış ela da gözle uykudan. eller sana bana da eş olsun. kölen olayım Yâr. of gel gel aman Ben gider oldum. aşkolsun Peruşandır. canım Deli olayım (veya: gel geçme benden ) aman Toz duman olsam dağ başında savrulsam /2 Kemer olsam yar beline sarılsam aman aman aman Ağlaya ağlaya. yar aşkolsun İkinci Türkü Ka/h/ve olsam dolaplarda kavrulsun aman aman …… bilig-5/Bahar '97 . yar var nişan Yolla. an/n/eceğim Unu (onu) sevmişim vazgeçemem (veya:terkedemem) Asmada üzüm kaldı Güzelsin gözüm kaldı Burası kalabalık. yar aşkolsun Elvidadır. yar yüreğime kan doldu Siya/h/da zülüf pembe de yanak üstüne ben oldu Verin benim bağlamamı çalayım aman aman aman Ah çalayım da garip garip ağlayım / 2 Bie mendil ver gözyaşımı sileyim aman aman aman Ağlaya sızlaya. yar eş olsun Ben saramadım. peruşan Canını. kapının önünde of of Kölen olayım Aman. yar. canım. canım. doz deli göynüm. an/n/eceğim Öpsem iki gözünü / 2 Bana ne oldu ya ben bilemem … … /B/ayada urgan gerdim İpekli mendil serdim Keratanın kızını. eller sana bana da eş olsun. yar yüreğime kan doldu Siya/h/ da zülüf pembe de yanak üstüne ben oldu Üçüncü Türkü Kadifeden kesesi Ka 'h/veden gelir sesi Oturmuş kumar oynar. of gel gel aman Yar iki kaşın aresinde var nişan.205 Aman. yarim. an/n/eciğim Ciyerimin köşesi / 2 Bana ne oldu ya ben bilemem Eski yarimi /h/iç göremem Zalim sevdaya sabur edemem. gazeli Gönül sevmez olur da olmaz güzeli Canım ot gel gel aman Ben gider oldum. of gel gel aman Yel estikçez yaprak söyler gazeli.

Kız gelin arabasına binerken babası ona altın asar.. Kırçma kızı aşırıya.206 Perşembe sabahı gelini "gelin hamamına" götürürler. gelin "tekbirle" alınır. Hamamda eski zaman (bir vakit) türküleri çağırırlar. Önceleri gelini güveyi arabadan odaya kadar omzunda götürmüş. yar geçimdir Sebahın seyer vakfında aman Oturmuş kaç/h/ve içe / 2 Bir elinde altın makas amah Yarine fistan biçer Bu güzellik sana ana. Koçunun üstü kınalı çergelerle (allı yeşilli dokunmuş kilimlerle) örtülü.. dönüşte ise başka sokaktan geçerler. bindallı. gelin ailesiyle. bekleyeyim aman aman Belki sevindiciğim gelir Dayler. orada yine türkü söylerler. Hangisi daha önce basmaya muaffak olursa adet üzerine aile hayatında daha çok onun sözü geçecek demektir. "Gelin alıcılar" gelini almağa gelirken bir sokaktan. Perşembe günü akşam üstü gelin alınır. çıkarken silah atarlar ve hep birlikte kahveye giderler. mesalâ Plovdiv (Flibe) veya Peştera'ya (Peştere) evlenirse. duvağı (eskiden yine al duvakmış. gelin hamamına Cuma sabahı gidilir. be külhancı aman aman Bu/h/amama kim gelir Ne bileyim ağa efenfi aman aman Günde yüz bin can gelir Oturayım. güveyiye "güveyi tıraşı" yaparlar. Eğer düğün "Peygamber düğünü" ise. günümüzde de otomobille alırlar. satantiriyon (bir nevi saten). Sonra da ailesi. sonraları (yine) goşulu beygir arabalarıyla almağa başlamışlar. Başta "gelin arabası" olmakla. Akşam ezanından sonra güveyi imamla birlikte eve döner ve "nikah tazelenir". Güveyiyi "yastıkçılar" giydirir. Tacı. günümüzde beyaz duvak) başında yine bütün yüzü tellerle örtülü. Cuma sabahı davulcular gelinle güveyiyi uyandırmaya gelir ve şu türkülerin havalarını çalarlar: Birinci Türkü Sabahın seyer (seher) vakfında aman Görebilsem yarimi / 2 Gül daline bülbül konmuş aman Çeker ahu zarini Bu güzellik sana bana kalmaz aman /h/oşumdur yar oşumdur Bir ten/h/ada gel görüşelim aman geçimdir. İçeriye girerken her ikisi de birbirinin daha önce ayağına basmaya çalışır. taşler. Bu sırada oğlan evinde güveyinin arakadaşları toplanmış. yakınları şeker atarlar. sonraları kol kola tutunup içeriye girmeye başlamışlar. uçan kuşlar aman aman Ah bu ayrılık zor gelir Ben yuvamda öterdim aman aman aman Ağ ile tutun beni Ben pa/h/ımı bilirdim aman aman Bir pula sattın beni Dün gece yarin kapısında aman aman Yastıcağım taş idi Üstüm yağmur altım çamur aman aman Ah gene göynüm /h/oş idi. yakınlarıyla vedalaşır. Eskiden gelin entarileri: atlas. yol göründü aman aman Benim garip başıma Daylar. Vedalaşırken de davullar şu türkünün havasını çalarlar: Bey (Ey) gaziler. Yastıkçılar güveyiyi alır. öteki arabalar da (gelin alıcı arabaları da) oğlan evi kapısına dayanırlar. onlara "yastıkçılar" denir. "Telci gelini giydirmiş. üç etek antiri olurmuş. Önceleri gelinleri pek süslü öküz arabalarıyla alırlarmış. İkinci Türkü Yeşil yaprak aresinde Kırmızı gül konçesi Nerelerde meskan tutmuş Göynümün eylencesi / 2 bilig-5/Bahar '97 . Güveyi orada bulunanların hepsine kahve ısmarlar (sunarlar). önüne ve arkasına da dokunma. taşler dayanamaz aman aman Ah benim ahu zarıma Be/h/mamacı. tenteneli çarşarlar konur.

ancak artık yüzü telle örtülü değil. Genç gelinlerin gelin entarileriyle giyinmiş olmaları şarttır. kız evine güveyi sofrasına giderler. kızlar sürün sürelim yüzünün yalnız iki tarafından teller sarkar.20 erkek güveyiyi alır. O gün anası kızına altın veya para asar. Gelinler şu türküleri çağırırlar ve zincir olup /h/alaylar oynarlar: Birinci Türkü Mendilimi al isterim / 2 Ortasına dal isterim/2 Bir cilveli yar isterim / 2 Gel serbez oğlan güle güle Mel bıyıcağını sile sile Ben seni aldım bile bile Geç karşıma güle güle Mendilimin ucu atlaz / 2 Atlaza iğneler batmaz / 2 Benim yarim yalnız yatmaz / 2 Gel serbez oğlan güle güle Mendilimin ucu kara / 2 Var gavûr oğlu dur karı ara / 2 Dul karı çoktur cümbüşü yoktur / 2 Gel serbez oğlan güle güle Cuma sabahı oğlan evi tarafından 15. Ayşe de kız Dayandı kapıya Açılsın gümüşportalar aman Girsin koçular / 2 Sürün. Cuma günü öğleden sonra kızın anası ve yakınları "şeker serpmeğe" veya "Cuma sabahına" gelirler.. "Güveyi sofresi" için türlü türlü yemekler hazırlamış.. onbaşı gibi Ayşe de kız) /H/iç unutulmaz (veya: /h/iç te bulunmaz Davullar çalayar. Sen de biridin Yeşil yaprak arasında aman Kençe gülüdün / 2 Sürün kızlar. ondan sonra de şenlik (Cuma sabası cümbüşü) başlar. duvağı ile.207 Çile bülbülüm çile Çiğ düşmüş konçe güle İşittim yarimin evlenmiş Geçinsin güle güle / 2 Davulcular burada birkaç hava çaldıktan sonra kızın anasından gidip birkaç hava çalarlar. Güveyi içeriye girerken ayakkabılarını da içeriye almamışsa küçük çocuklar onun ayakkabılarını "çalar" ve güveyinden para almayınca ayakkabılarını vermezler. Aşşe de kız (Gelin alayı veya düğün alayı) toplanırken de davullar bu türkünün havasını çalar. İşte bir örnek: Aşşaki mâlede. "Güveyi sofrasından" kalktıktan sonra güveyiye bir kör bulda verirler ve bununla bir odun kütüğünü yarmasını isterler. Bu şenliğe kızlar katılmazlar. Böylece neşeli bir ortamda güveyinin güçlü olup olmadığı yoklanmış olur. Gelin de yine gelin entarisiyle. Mendilimin ucu sarı / 2 Ben çekemem ahu zarı/2 Sefere yolladım yari / 2 Evlenmese gelsin bari / 2 Gel serbez oğlan güle güle İkinci Türkü /H/issarın çevresi dolayı alma/2 Ah olur olmaz güzelin selamını alma / 2 Bu yıl aldıysaydın bi da/h/i alma / 2 Ah seni eller saracak ben öleyim mi Koynuna eller girecek ben kalayım mı bilig-5/Bahar '97 . sürün sürelim Gelin bulunmaz /H/alil onbaşın sevdakarı (veya: .

bu yılki yosma / 2 Ah seni eller saracak ben öleyim mi Koynuma eller girecek ben kalayım mı Hissarın çevresi dolayı incir / 2 Elinde tebancası boynunda zincir / 2 Yarimi gördükçe yüreyim sancır/2 Ah seni eller saracak ben öleyim mi Koynuna eller girecek ben kalayım mı Hissarın çevresi deniz yalısı / 2 Hep içerler badeyi çoktur delisi / 2 Yar yeşiller giyer yoktur çaresi / 2 Ah seni eller saracak ben öleyim mi Koynuna eller girecek ben kalayım mı Sürüden ayrılmış sürmeli koyun Yataklar yapıldı (yapılmış) kalk benim soyun Daracık sokakta buldum izini İzinin tozunu sürsem gözüme / 2 Atsam yaşmayım baksam yüzüne Sürüden ayrılmış sürmeli koyun Yataklar yapıldı kalk beyim soyun Daracık sokakta taş ben olayım Elâ gözüne kaş Elâ göz üstüne kaş ben olayım /2 Yaşnızca yatana eş ben olayım Sürüden ayrılmış sürmeli koyun Yataklar yapılmış kalk beyim soyun "Cuma sabahı şenliğinde" kadınlar. İşte bir örnek: Birinci Türkü Çarşılarda çapçak. kaynana / 2 Üçüncü Türkü Dağlarda meşelerde Gülsuyu şişelerde Yarimi kaybetmişim Ararım (ağlarım) köşelerde Pencerede tül perde Perdenin ucu yerde Yürek oynar.208 /H/issarın çevresi dolayı asma Kaldır /h/anım şelvar/ı/nı asına basma (ağına basma) /2 Bildirici yarim yok. kaynana Yâr yâr aldım. kaynana / 2 Oğlun beni çok sever Gidi seni yoluk. yâr Çarşılarda nu/h/ut. yar Çatşılarda kartal. kaynana Yâr yâr aldım. can titrer Yâri gördüğüm yerde Daldan düştüm dalgalandım Yârimi gördüm sevladandım Güller aştı çiçektendim Yârimi gördüm köçeklendim Daldan düştüm dalgalandım Yarimi gördüm sevdalandım Güller aştı (açtı) çiçeklendim Yârimi gördüm köçeklendim Kadınlar. kaynana / 2 Oğlunna ikimiz yanyana Sana kümez içi. kaynana Gelinin de alçak. yar Aldıma billa versem. kaynana / 2 Oğlunna ikimiz yanyana Çatla da patla. kaynana Ferecen de partal. kaynana Yok sana gömnek. kaynana gelin türküleri veya başka mizahi / ve kederli / türküler de çağırırlar. İşte bir türkü. yar Aldıma billa vermem. yar Çarşılarda çömnek. Daracık sokakta bahçe kapısı Yel estikçez gelir yarin kokusu / 2 Burda mıdır güzellerin /h/episi bilig-5/Bahar '97 . kaynana Oğlunu unut. yâr Aldıma billa vermem. kaynana Yar yar aldım. daire darbuka eşliğinde de türkü söylerler.

yakınmam Takınmam (takınıp) de etrafıma bakınmam. gelin de geldiği aileye. yar i/h/tiyar adamın böyle mi olur cümbüşü. ön dişi Söyleyin. kaynanaya. gül gibi Saba/h/lar oldu altına baktım göl gibi. kendi yuvasına alışır gider. n 'apayım Pazartesi (pazarertesi) günü " eyiz bozulur. akşamsı da oğlan evi kız evine "(H/afta yemeğine" gelir. kaynana Yâr yâr aldım. düğünsüz everirlermiş. yar Çarşılarda üzüm. hem münasip gördüler gördüler Söyleyin (veya: gelin ) kızlar. Ertesi hafta da kızın oğlan evine "/h/afta yemeğine" gelir. satayım Kedi değildir pencereden atayım. n 'apayım Assam (akşam) oldu. (Bazı kızları fukaralıktan dolayı. İhtiyar adama verdiler. Gelin kaynataya. ben bu pezevengi n 'apayım. oynayan kadınlar türkülerin bir çoğunu bir ağızdan. atayım Akşam oldu bir düşek yaptım gül gibi. kaynana Yâr yât aldım. bazılarını da iki grup olup karşılıklı çağırırlar bilig-5/Bahar '97 . Perşembe günü gelini anasına misafirliğe getirirler. Söz konusu olan düğün türkülerinin hemen hepsi kadınlar tarafından. yaâ Aldıma billa vermem.209 Oğlunna ikimiz yan yana Gidi seni cadı. oyunun türüne göre. göl gibi Söyleyin. verdiler Hem verdiler. yani hepsini" "çeyizler". bütün aileye bohçalık (bççalık) verir. Halaylar oynarken. Böylelikle düğün şenlikleri sona erer. Düğün şenliği olarak da yalnız Cuma günü öğleden sonra "Cuma sabahı şenliği" yapılırmış. Erkeklerle kadınların birlikte türkü çağırması adet değildir. satayım Keçi değildir kasaplara satayım. n 'apayım Köpek değildir avculara satayım. n 'apayım Kart pezevengin altınnar/ı/nı takınmam. cümbüşü Oyanışırken (veya: yatsıya varmadı) fırlatı gitti ön dişi. Oğlan tarafından uzak yakın bütün akrabaları çeyizler. kızlar ben bu pezevengi n 'apayım. kızlar ben bu pezevengi n 'apayım. yeni. kaynana / 2 Oğlun beni çok sever Çatla da ptla. bakınmam Söyleyin. az sayıda türküler de erkekler tarafından söylenir. kızlar bu bu pezevengi n 'apayım. kaynana Gel iki gözüm. yâr Aldıma billa vermem. Cuma gecesi (perşembeyi cumaya bağlayan gece) beş on kadın gelip kızı alıyormuş.

Suvar Türklerinin bir diğer adları ise Sihirlerdir. On sekizinci ve on dokuzuncu asırlarda Rusların iki hatta üç yüzyıl süren baskı ve gayretleri sonunda Ortodoks Hıristiyan Dinini kabul etmişlerdir. Bölgedeki diğer Türk halkları Tatar ve Başkurtlarla yakın bağları bulunmaktadır. İdil Ural bölgesinde yaşayan Türk Halklarından birisidir. Hatta Çuvaşçanın İdil Bulgar devletinde kullanılan bir dil olmasından anladığımıza göre bu devlette oldukça etkili bir halktı. Üyesi 1. Tüm dünyanın Sibirya olarak adlandırdığı geniş coğrafya.Dr. İranlılar tarafından Suvar adının verilmesi ve bu sözün atlı asker manasına gelişi. Sabir). Müslüman olan Türkler bugün bölgede Tatar. atı bilig-5/Bahar '97 . Öğr. Bu zamana kadar Türklerin eski dinleri olan Gök Tanrı Dinini benimsiyorlardı. İslâm'ı kabulde zorlanan bu Türklerin ekseriyetle Bulgar ve Suvar Türklerinden oluşması sebebiyle bugünkü Çuvaşların atası olarak Bulgarlar ve Suvarlar kabul edilmektedir. Diğer pek çok Türk halkında olduğu gibi çok iyi at binen hatta atla birlikte yaşayan Suvarlar (Sibir.Doç. Başkurt adıyla anılan Türk gruplarını Müslüman olmayanlar ise Çuvaşları oluşturmuşlardır. Eski ve yeni din ayrımı Bulgar Devleti zamanından itibaren ortaya çıkmaya başladı. "Sibir Ülkesi" manasına bu adı almaktadır. Bölgede kendi adlarını taşıyan bir de Cumhuriyetleri bulunmaktadır. İdil Bulgarları vaktinde bu Türk Devleti sınırları içinde yaşayan bir Türk Halkı idi. Giriş Çuvaşlar. Çuvaş sözü bir manasıyla eski dinini koruyan demektir. Bir Sibir kitlesinin göçleri sırasında İranlılarla komşu yaşadığı dönemde onlara. atı ilk evcilten kabile olarak da düşünülmektedir. Çuvaşlar.210 ÇUVAŞLARIN YAŞADIĞI SAHALAR Yrd. İranlıların ilk at kullanan insanları bu halkta görmüş olabileceğini ve atı ilk evcilten millet olan Türklerin. İdil Bulgarları 922 yılında resmen ve ondan önce de halk arasında İslâm'ı kabul ettikten sonra bu ayrım yaşanmaya başlanmıştır.Yakup DELİÖMEROĞLU ___________________________________ Ahmet Yesevi Ü. Çuvaşların bir dinin kurumlarıyla yerleşmesi için uzun sayılamayacak bir süredir Hıristiyan olmalarından ötürü hala halk arasında eski dinin inanışları derin olarak yaşanmaktadır. Müslüman olmayan Türkler İdil'in daha batı ve orta bölgelerine çekilmişler ve yeni bir kimlik oluşturmuşlardır. Bugün bu ad altında yaşayan bir Türk kitlesi bulunmamakla beraber hakim oldukları coğrafyaya adlarını bırakmışlardır.

959 3. 1979 1. Hıristiyan olmamak için kaçan Çuvaşlar özellikle Başkurdistan topraklarını tercih ediyorlardı.842. Bu duruma sebebiyet veren önemli faktörler arasında ilk sırayı Çuvaşistan'ın 1920 de belirlenen sınırlarının Çuvaş yerleşim yerlerinin bir kısmını dışarıda bırakacak şekilde çizilmesinden ve değişik zamanlarda Çuvaşların Çuvaşistan dışına göçlerinden kaynaklanmaktadır.366 1. atı evcilleştiren boyunun Sihirler olabileceğini düşündürmektedir. Bu nüfusun ancak %49. Sibirya ve Türkistan'a götürülmüşlerdir.689.310 13.394 92. Bu sebeple Çuvaşçaya r Türkçesi diğerlerine ise z Türkçesi denilmektedir. Çuvaş nüfusa göre belirlenecek bir Çuvaş Cumhuriyeti sınırlarının daha kuzeydoğuda olması gerekirdi.Ok.211 ve atı ilk evcilten millet olan Türklerin. Çuvaşların XVII-XVIII asırlardaki göçleri Çarlık Rusyası'nın uyguladığı reform programlan çerçevesinde mecburi iskanlarla gerçekleşmiştir.Ob. Bu Çuvaş şehirlerinin Çuvaşistan yerine Rusya'ya doğrudan bağlanmasını büyük ebeveynlerinden Çuvaşların Çuvaşistan dışına göçleri değişik dönemlerde farklı sebeplere dayanmaktadır. Çuvaşçada diğer lehçelerdeki z sesinin yerini r sesi almaktadır. bir bölümü birisinin de Çuvaş olduğu bilinen Lenin'in bu bölgede doğmuş olmasına bağlayanlar vardır.346 kişidir. Özellikle XVI. %50. Bu dönemde mecburi iskanla göç eden Çuvaşlar özellikle Ural çevresine.44 22. YamaloNenets Muh.751.640 2. asırlara ait mezar taşlarında Çuvaşça yazıların bulunmasıdır. Çuvaşların XVI. Bugün Çuvaşların önemli Çuvaşistan'da yaşamaktadır.22 100. asırda Rus idaresine girmeleri gelişimlerini olumsuz yönde bilig-5/Bahar '97 .756 92.310 16. isyanlar ve ekonomik sebepler bunların başında sayılabilir.221 7. Çuvaşların Bulgar Türklerinin dillerinin devamı olduğuna en büyük delil XIX. Çuvaşçanın Bulgar döneminde de var olan bu farkı Çuvaşların kökeni açısından da önemlidir. Çuvaş Lehçesi diğer tüm Türk Lehçelerinden farklılık göstermektedir. Bulgar Türklerinden bugünkü Çuvaşlara kalan en önemli miras dilleridir.614 49. Çuvaşların Ve Çuvaşistan'ın Demografik Durumu Çuvaşların 1989 nüfus sayımına göre sayıları 1.337 22.3 905. Tablo 1.2 134. Devletin iskan politikası.201 20.739 875 1989 Oran % 1. Çuvaşistan'a sınır olan bu yerleşim yerleri Cumhuriyete dahil edilmemiştir.0 1.839. Çuvaşlara Çarlık döneminde uygulanan kamplarda yaşama mecburiyeti de göçlere neden olmuştur.394 22.2'si Çuvaşistan'da yaşamakta.771.847 887.456 4.816 17. bugünkü Çuvaşların en azından bir bölümünün o tarihlerde Müslüman olabileceği ihtimalini de gündeme getirmektedir. Bu mezar taşlarından bazılarının Arap alfabesiyle yazılı olması. Çuvaş Lehçesi Türkçenin matematik mucizesi olarak da tarif etmek mümkündür. Çuvaşların Yaşadıkları Bölgeler Bugün Çuvaşistan dışında yaşayan Çuvaşların bir kısmı Rusya Federasyonuna doğrudan bağlı idari birimlerde yaşamaktadır.29 118509 6. Diğer yandan yine aynı asırlarda Hıristiyan olmaya zorlanan Çuvaşlar kendi dinlerini korumak için de göç etmişlerdir. Çuvaşistan Tataristan Başkurtistan Samara Ulyanovask Kemerov Orenburg Saratov Tümen Kazakistan Ukrayna HantıMansı Muh.497 19. Çuvaşların Yaşadıkları Bölgelere Göre Nüfus Dağılımı Bölge/ yıl Genel Rusya Fed. asırda Kazanlı Bilim adamları tarafından bulunan XIII-XIV.04 96. kültürel baskılar. asırda bazı kampların Çuvaşistan dışında kurulması Çuvaşları kendi vatanlarından uzaklaştırmıştır.8'i ise bugünkü Çuvaşistan sınırları dışında bulunmaktadırlar.738 147.344 115.088 122.

7 906.0 1751. Çuvaşistan'in Demografisi Çuvaşistan Cumhuriyeti'nde 1926 yılına gelindiğinde SSCB'de yaşayan Çuvaşların bilig-5/Bahar '97 .0 33.8 1117. Yenisey. Rusların Çuvaşları dağıtma politikaları değişik yöntemler kullanıyordu. Toplam (Bin) Çuvaşistan Yaşayanlar (Bin) Çuvaşistan Yaşayanlar Bin kişi Dışında yaşayan 1723 1795 1897 1926 1979 1989 217. Razin liderliğindeki ayaklanmaya katılmaları da göçlere neden olmuştur. Tablo 2.7 935.9 118. 193959 yıllarında ise yine mecburi iskanlar göçe neden oldu. Bu asırda Ural metal fabrikalarında çalıştırılmak üzere göç ettirildiler. Çuvaşistan dışına göç ettiği ve çalışmak için gittiği yerlerde de yerleşerek kaldığı tahmin edilmektedir.9 542.4 667.4 1842. Peşinden 192022 yıllarda baş gösteren kıtlıkta da büyük çoğunluğu kadın ve çocuk olmak üzere kayıplara uğradılar.7 887.9 352. Ayaklanmanın bastırılmasından sonra Çuvaşlar toplu halde Kama bölgesine ve Başkurdistan'a kaçtılar.2 49. XVIII.8 Tablo 2'nin incelenmesiyle de görüleceği gibi Çuvaşların Çuvaşistan dışında yaşayanlarının oranı sürekli olarak artmıştır. Bu yolla anılan yıllar içerisinde Çuvaşistan'dan 75 bin kişi göç ettirildi. Rus İmparatorluğunun merkezine 650 km gibi yakın bir mesafede güçlü bir Rus olmayan halkın varlığı stratejik olarak istenmediği fikrini akla getirmektedir. Son yirmi yılda üniversite veya yüksek okul eğitimi almış 80100 bin Çuvaşın.0 233.212 etkilemiştir.asırdan itibaren de sanayileşme aracılığıyla topraklarından koparıldılar. Çuvaşistan'da sanayinin kurulmaması 1926 ve 1939 yılları arasında göçün ana sebebini teşkil ediyordu. Bu kamplardaki Çuvaşlar kültürel ve sosyal hayatlarını hür bir şekilde sürdürememiş.1 301. 1917 ihtilalinden sonra başlayan kıtlık ve iç savaşlar da Çuvaşların Sibirya'ya göçüne neden oldu. Yirminci asrın başlarına kadar süren bu kamp uygulamaları. yukarıda değinildiği gibi bu yıllardaki göçün sebebini daha çok dini baskılardan kaçmak oluşturmuştur. Her halk kendi topraklarında yaşama arzusundayken Çuvaşların bu sistemle vatanlarından uzaklaştırılmaları. Çuvaşların 1670-71 yıllarında baş gösteren S. Çuvaşların Hıristiyanlığı kabulünde de bu kampların büyük etkisi oldu. Temnikov ve Simbir kampları oluşturuldu.6'ya üç kat artmış olduğu görülmektedir.3 194.9 23. 17231795 yılları arasındaki 73 yıl gibi kısa bir sürede Çuvaşistan dışında yaşayan Çuvaş oranını %11'den %33. Çuvaşlar I.7 40. 1705 yılında büyük bir gurup Çuvaş askere alınarak ömür boyu Çuvaşistan dışında yaşamaya mecbur edildiler. Gerek Çarlık ve gerekse Sovyet dönemi idarecilerinin Çuvaşların göçleri için gösterdikleri gayret zannederiz sebepsiz değildir. Ruslar bu asırdan itibaren Çuvaşları bazı toplama kamplarına iskan etmişlerdir. XVI. Alatır.0 843. İşsizlik sebebiyle halk sanayi bölgelerine göçe devam etti. Dünya Savaşı ve ardından gelen 1917 ihtilalindeki iç savaşlarda büyük kayıplar verdiler. asırda Kubninsk kampı kurulmuştu. kamplardaki insanların sosyal ve kültürel hayatlarını baskı altında tutup etkilediği gibi nüfuslarının gereken gibi artmasını da engellemiştir. Çuvaşistan dışına göç ettirilen Çuvaşların özellikle Rus kültürünün etkisinde kalarak hızla asimile oldukları bilinmektedir. Eğitim de son yıllarda göçe neden olmaktadır. kamp dışındakilere göre daha çok baskı altında kalmışlardır.3 50. Bu durum Çuvaşların din değişikliğine ne kadar büyük bir tepki verdiklerinin de delilidir. Sonraki on yıllarda da özellikle yeni kurulan sanayi bölgelerine göç devam etmiştir. Tomsk ve Semipalatinsk vilayetlerine göçler yaşandı. Çuvaşların "burlaçestova" (gemilerin insanlar tarafından çekilerek nehir boyunca yürütülmesi) işlerinde çalıştırılmaları da halkın kendi toprağından kopmasına sebep oldu. Daha soma ise Tetüş.6 35. Bu dönemde Altay. Bu yıllar Çuvaşların Hıristiyan Dinine girmek için Ruslar tarafından zorlandıkları yıllardır ki. Çuvaşlar. Yıllara Göre Çuvaş Nüfusu ile Çuvaşistan'da ve Dışında Yaşayanlar Yıl Çuvaş Nüf.3 863.4 % 11. Özellikle Kazakistan'ın kuzeyinde Altay ve Krosnayarks bölgelerinde tarıma açılan yeni arazilerin işlenmesi için Çuvaş köyleri toplu halde göçe tabi tutuldular.4 449.

. 35. Son yıllarda özellikle şehirlerde bu durum son bulmuş Çuvaş kadınları da başka milletten kişilerle evlenir olmuşlardır. 1926 yılında Çuvaşlar tüm Çuvaşistan halkının %67.1 iken bu oran Şubaşkar'da 23'e çıkmıştır.6 dan %20 ye yükselmiştir. Starie Çeboksarı. 1994.D 1993 Çuvaşskaya Respublika.338.000 kişi yaşamaktadır.1 35. Çuvaşistan'da yaşayan Rus Köylülerinde ise farklı milliyetten oluşan aile oranı %12.2 olan Çuvaş nüfus oram %67. Bu dönemde Cumhuriyetteki Tatar nüfusun oranı da %3. Chuvashia.4 0.4'tü.0 Çuvaşistan'da farklı milliyetlerden oluşan aile sayısı artmaktadır.İ. 1995. Yirminci yılların sonunda ise Cumhuriyetteki nüfus oranı Çuvaşların aleyhine Çuvaşistan halkı bugün 9 şehir.6 1. kozmopolitizmin daha yoğun olduğu şehirlerde ise ortalama %18. %2.3 ü ise diğer halklardan insanlar yaşamaktadır.İ. Moskova. Bölgeye yerleştirilen Rus nüfusla %84. Yirminci yılların sonunda ise Cumhuriyetteki nüfus oranı Çuvaşların aleyhine olarak değişti. SKVORŞOV M. Çeboksar. 1996 DİMTTRIEV V.8'e düşürülmüştür. 1979 nüfus sayımına göre SSCB'de ortalama farklı milliyetten oluşan aile oranı %15.4'dür. Çuvaşistan köylerinde eşlerden birinin Çuvaş olduğu aileler yalnızca %2. Çeboksar.4'tü.213 %59. bilig-5/Bahar '97 .9 357.7 Mordovan Diğer Toplam 18. 1989 nüfus sayımına göre ise Çuvaşistan'da 1. Çuvaşistan halkı bugün 9 şehir.9 bini Çuvaş (%67.7 Oranı% 67.İ.8'ini oluşturmaktaydılar. 17 kasaba ve 1727 köy yerleşim biriminde yaşamaktadır. 1926 yılında Çuvaşlar tüm Çuvaşistan halkının %67. Yani 667.6 dan %2.8).) 1994 Kultura Çuvaşskogo Kray.7 2.7 bin Tatar (%2. Çeboksar.7) 'lardan oluşmaktadır.7).6'dır.338. 1979 yılında 71 ve 1989 yılında ise 73 kişi düşmektedir KAYNAKLAR ANON. İVANOV E. 1920 de Cumhuriyetteki Çuvaş oranı %82.8'ini oluşturmaktaydılar.7 bin kişi.9 100.8'i yaşamaktaydı.1 bini Rus (%26. Tablo 3.2 oranındadır. Tüm Sovyetlerde ise 1. 1982 yılının rakamlarına göre Çuvaşistan'da şehirlerde eşlerden birinin Çuvaş olduğu aileler %27. Köylerde ise bu oran belirgin bir şekilde düşmektedir. 1939 yılında 60. Eski dönemlerde Çuvaşlar ekseriyetle başka halklara kız vermiyorlar ancak erkekler başka milletlerden kadınlarla evleniyordu. Yirminci yıllardaki Rus göçü ile Cumhuriyetteki Rus nüfusun oram ise iki kat artmış ve %10. 1920 de Cumhuriyetteki Çuvaş oranı %82.8 26.117 bin Çuvaş bulunmaktaydı.0 1. 357. 17 kasaba ve 1727 köy yerleşim biriminde yaşamaktadır. Çeboksar. Çuvaşistan'ın kilometre kareye düşen insan sayısı oldukça fazladır. Çuvaşistan Nüfusunun Oluşumu (1989) Çuvaş Rus Tatar Nüfusu (bin) 906. KİSİN V.7 19. (Red.5 e düşmüştür. Çuvaşistan'da 1925 yılında km2'ye 49 kişi. Çuvaşskye ustoruçiskyepriganuya. Bu nüfusun 906.

dünya dengelerinin. Kitabın takdimini Namık Kemal ZEYBEK yapmış. Öğrencisi Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan NAZARBAYEV'in kitabı. kapağın ortasında düğümlenmiş. pek çok şeyi birden ifade ediyor. Kapak tasarımını yapan Ayşe Öztekin. ağır başlı. Bu kitap gösteriyor ki. idealleri olan ve bilig-5/Bahar '97 . gördükleri. ülkesi ve dünya barışı için sorumluluk duyan bir lider olarak dikkatleri çekti. Sos. Sovyet sisteminin çöküşü sırasında. Ülke içinde ve bölgede barışın bıçak sırtında durmaya çalıştığı bir dönemde.. gerçekçi. Şimdi ise. Sovyetler Birliğinin çöktüğü. Nazarbayev. korku ve endişenin yanı sıra dizginsiz hırsların ve hayallerin sökün ettiği günlerde. şartları son derece ağırlaştırıyordu. çok kritik bir noktada bulunuyordu..214 Kitap Dünyasından. Lis. inanç ve sabırla çalıştığını yakından biliyoruz. Bu gerçeği anlatabilmek ve derin anlamları ifade edebilmek için seçilebilecek en doğru kapak düzenlemesi yapılmış: Yol veya zaman. olayların içinde olan. bilig yayınları arasında çıktı. bilgisi. dirayeti ve siyasi olgunluğu ile ülkesini selamete çıkaran bir önder devlet adamı oldu. bölgesel problemlerin tek noktada toplandığı çetin bir zaman düğümlenmesi. tarihin yığdığı. Bil. eski Sovyet sahasında kargaşa ve çatışmaların çıkması. Sovyet nükleer silahlarının bir kısmının Kazakistan'da konuşlandırılmış olması. Bir devlet adamının karşılaşabileceği en zor günlerden kesitler. deyim yerindeyse kazanın ortasında kaynayan bir devlet adamının yaşadıkları. dünya dengelerinin yerinden oynadığı ve alışılmışoturmuş her şeyin altüst olduğu bir dönemde Nazarbayev. yetmiş yıllık bir entegrasyonun çökmesiyle ekonomik krizin patlaması. Nazarbayev. Yakından tanıdığı NAZARBAYEV ve kitabı hakkında yaptığı değerlendirmeyi burada verirsek. sonsuzluğa uzanıp gelen iki derin çizgi. Yük. Ens. bunalım ve gerginlikleri. sosyal ve siyasi problemlerinin çözümü için büyük bir gayret. Bağımsız Kazakistan'ın ekonomik. söyleyebileceklerimizin veciz bir özetini sunmuş oluruz: "Tarihin keskin dönemeçlerinden birinde. kitabın bütün muhtevasını daha kapağı açmadan okuyucuya ifade etmeye çalışmış. Kitabın adı. Yüzyılların Kavşağında. YÜZYILLARIN KAVŞAĞINDA (Ğasırlar Toğısında) İlker TASLACIOĞLU ___________________________________ Ahmet Yesevi Ü. Eseri Kazak Türkçesinden Türkiye Türkçesine Banu MUHYAEVA aktarmış. Yüzyılların kavşağı.

. derin denizyüzü gibi iyice göğerir. Henüz iki saat önce biten referandumun ön sonuçlarını aldım. Son ayların yorgunluğu bedenimi de beynimi de yormuştu. heyecan dolu günler ve geceler. son yıllarda yaşadığımız dramatik anaforu gözden geçirmek ve samimiyetle eleştirmek. 1991 Ağustosu ile 1995 Ağustosu arasına barış tarihinin birkaç on yılına sığmayacak olaylar sığmıştır.. birden bire sayısız yıldız kıpır kıpır cilveleşmeye koyulur. Olayların kökünde yatan tarihi kültürel ve sosyal sebepleri araştıran ve tahlil eden bir insan. ayrıntılarına kadar gözümün önünde canlanıverdi. insanların yüzleri. Nedense. Anlaşılan. yavaş yavaş koyulaşıp. 'col cönekey ayaldama' yol almayı bırakıp-. Burada anlattıkları veya anlatabildiklerinden alınacak pek çök ders ve ibret vardır. derin ve dikkatli bir gözlemcidir." bilig-5/Bahar '97 . zamanımızda yaşanan fakat geleceği şekillendiren olaylar ve insanlardan söz edilen bu kitabını 'Gelecek İçin Anılar-Bolaşak Çaylı Estelik' türünde değerlendirmektedir.. Sadece Cumhuriyet meydanından arada bir geçen arabaların sesi geliyordu. O gün işyerimde gece yarısına kadar oturdum. Bunun için Nursultan Agay. Eski yazılarımı ve ara sıra alığım notları karıştırmaya başladım. geleceğe ışık tutan bir fikir adamıdır.. fena olmazdı. Şehir sessizdi.215 ideallerim gerçeklerle bağdaştıran geniş ufuklu bir devlet adamı olduğu kadar. O sessiz gecede aklıma bir düşünce geldi. Kazakistan bundan sonra yeni anayasanın düzeni içinde yaşayacak. düşüncelerimde geçmiş olaylar dönüp duruyor. Ben böyle bir manzarayı hiçbir yerde seyretmedim. Bizim için yolun başı gibi olan 1991 yılının olaylarını hatırladım." Kitabın yazılma amacı ve karar anım Nazarbayev kısaca anlatmış: "Ağustos ayında Aladağ eteklerinde gece gökyüzü hiçbir zaman kapkara görünmez. Geçip gitmiş olaylar.

yüzyıl Şirvan Tarihinin öğrenilmesi adlı yüksek lisans çalışmasıyla 1954 yılında uzman. Meşedihanım Nİ'MET. sözde ilim adamı (!) özde ise. Nahçivan ve Ermenistan sınırları içinde kalan ata dede Oğuz topraklarındaki üç bine yakın abideyi gün ışığına çıkarır. siyasi. XIV-XIX. 01. içtimai ve kültürel bir çok bilinmezini aydınlattığı gibi. yarım yüzyıla yaklaşan araştırma ve incelemeleri sonucunda Türk İslam yerleşim merkezlerindeki özellikle de bu gün Azerbaycan. Meşedihanım Nİ'MET. Prof. İlim aleminin istifadesine sunulan bu abideler. gibi akademik kimlik taşıyan fanatik Ermeni komitacılarıyla yıllarca mücadele eder. Türk Dili ve Ed. Bu bölümden 1948 yılında mezun olan Meşedihanım S. Gürcistan. İktisadi ve siyasi tarihinin Ögrenilmesinde Yeri ve Önemi adlı çalışmasıyla da 1968 yılında doktor unvanını alır. Prof. DR. Agopyan. zulme. yüzyıl Epigrafık Abideleri ve Bunların Azerbaycan'ın İçtimai. Haçatryan. Türk dünyasının ilişkide bulunduğu milletlerin. Epigrafık Abidelerden Hareketle XIV-XVI. büyük emek sarfeder ve bu yüzden de birçok baskıya. 1943 yılında Azerbaycan Devlet Üniversitesi Şarkşinaslık Fakültesi'nin Farsça Bölümü'ne girer.. Çoğu zaman da muhalifleri Ermeniler ve bunların hamisi durumundaki Ruslar olur.. Büyük Ermenistan Kurma Emeli peşinde koşan ve bu uğurda salya döken bilig-5/Bahar '97 . Öğretim Üyesi Prof. A. Zabrat köyü'nde orta halli bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir. orta öğrenimini ise I. Nİ'MET. Ermeni terör örgütlerinin ilim alanındaki sözcüsü.D Papazyan. Dr. Müteakip yıllarda ciddi ve başarılı çalışmalarıyla Azerbaycan'ın ilk epigrafya doçenti ve profesörü olur. A. B. 5.1924 tarihinde Bakü'nün merkeze bağlı II. 1949 yılında Azerbaycan İlimler Akademisi Tarih Enstitüsü Epigrafya Bolumü'ne asistan olarak girer. Dr. Dr. Doç. İlk öğrenimini kendi köyünde. devletlerin geçmişlerine ait pek çok kıymetli bilgiyi de günümüze kadar taşır. Dr. Türk milletinin tarihi. saldırıya maruz kalır. Cengiz ALYILMAZ ___________________________________ Atatürk Ü. Nitekim o. Fak. Dağıstan. arakelyan. ait oldukları toprakların tapusu olarak gördüğü bu abidelerin ortaya çıkarılması. problemlerinin halledilmesi hususunda son derece titiz davranır. temsilcisi durumundaki A. Türk milletinin. MEŞEDİHANIM SADULLAHGIZI Nİ'MET (Nİ'METOVA) Yrd. Zabrat Köyü'nde tamamlar. askeri. Kazım Karabekir E. Meşedihanım Sadullahgızi NİMET. korunması vb.216 PROF.

s. Elmler seriyası. s. Bakü 1955. c. s. 6) XIV XVI. c. Moskova Leningrad 1963. Dr. 47 48. 5) Guba. 19 38. Azerbaycan İnceseneti. Esr Hezre Abidelerinin Kitabeleri (XVI. Yüzyılda Yaşamış Genceli İki Hattatın Sanatları Üzerine). Esr Şirvan tarihinin Öyrenilmesine Dair / Epigrafik Abideler Esasında ( Epigrafik Abidilerden Hareketle XIV XVI. cami. zulmün doruğa ulaştığı. Bakü 1963. Azerbaycan SSR EA Me'ruzeleri. Bütün bu özverili çalışmalarının yanı sıra onu halen Azerbaycan Cumhuriyeti İlimler Akademisi Tarih Enstitüsü Epigrafya Bölüm Başkam. Azerbaycan SSR EA Xeberleri İct. Bakü 1961. s. İct. Azerbaycan SSR EA. Meşedihanım Nİ'MET. üniversitede dersler veren. Yüzyıl Hezre Abidelerinin bilig-5/Bahar '97 . Meşedihanım Nİ'MET. Türk Lehçe ve Şiveleri'nin büyük bir bölümüyle birlikte Rusça. İl Derbend Seferi Haggında İlk Me'Iumat (1954 Yılında yapılan Derbend Seferi Hakkında İlk Bilgiler). 12. İct. kızı Vefa GULİYEVA ise. 7) XIX. c. 5. Tarih Medeniyet Abideleri'nin Korunması Cemiyeti'nin. XII. 9. 11) Azerbaycanın Cenub Rayonlarındakı Be'zi Epigrafik Abideler Haggında (Azerbaycan'ın Güney Bölgeleri'ndeki Bazı Epigrafik Abideler Üzerine). Bakü 1955. evli ve iki çocuk annesidir. Esr İki Gence Xettatının İşi Haggında (XDC. Şerg Epigrafıkası. Prof Dr. (XVII XVIII. Bakü 1958. Yüzyıl Şirvan Tarihinin Öğrenilmesinde Derbend Kitabelerinin Önemi). No: 3. 14) XVI. Kafkasya'dan da Anadolu'ya / Türkiye'ye kadar uzanan ırki ve dini birlik. tekke. Xaçmaz ve Gusar Rayonlarının Be'zi Epigrafik Abideleri (Guba. No: 6. No: 2. Çocuklarından oğlu Fuat Guliyev AĞAKERİM kimya profesörü. zaviye. Bakü 1959. s. Bununla da Türkistan'dan Kafkasya'ya. (Şuşa Şehrindeki Cami'nin Kitabeleri). 8. XV. BDT Şarkşinaslık Enstitüsü Azerbaycan Cumhuriyeti Kadınlar Şurası'nın daimi üyesi. No: 11. Mezar taşlarında.217 Taşnakçıların maskelerini bir bir düşürür ve bunları uluslar arası arenada defalarca rezil eder. İslam adına faaliyet gösterenlerin bir bir ortadan kaldırıldığı. s. Bakü 1956. Türklük adına. Bakü 1955. Mescidi (Nizameddin Camii). tarikat temsilcilerinin izlerini. Bakü 1953. Prof. sandukalarda. Azerbaycan SSR EA Tarih Ensitüsü Eserleri. komünist baskının. Mosul Kendindeki Camenin Kitabeleri (Zagatala'nın Mosul Köyü'ndeki Camiinin Kitabeleri). Elmler seriyası. Yüzyıl Şirvan Tarihinin Öğrenilmesi Üzerine). 13) Azerbaycan Epigrafik Abideleri (XVII XVIII Esrler). bütünlük ve ayniliği ortaya koymaya çalışır.735 741. Elmler Seriyası. Elmler Seriyası. s. Bakü 1959. 8) Zagatala Rayonu. s. Dr. c. Azerbaycan Tarih Enstitüsü Eserleri. 9 ) Şuşa Şeherindeki Camenin Kitabeleri. 2) Baladaki Şirvanşahlar Sarayı Kitabelerinin Öyrenilmesi Tarihinden (Bakü' deki Şirvanşahlar Saray Kitabelerinin Öğrenilmesi Üzerine). s. Arkeoloji ve Etnografya Bölümü İlmi Şubesi'nin. Yüzyıla Ait Azerbaycan Epigrafik Abideleri). 3) 1954. s. 4)(RIZAYEV Niyaz ile birlikte). Azerbaycan SSR EA Xeberleri İct. s. Arapça. XV. ELM. Elmler seriyası. c. Yüzyıl Şirvan Kitabeleri). Bakü 1961. No: 11. XI. kümbet. veka. İctim. s. Elm. Xeberleri. 10. Nizameddin. Xaçmaz ve Gtisar Bölgelerinin Bazı Epigrafik Abideleri).. Azerbaycan SSR EA Xeberleri. asistanlar yetiştiren hoca olarak da görürüz. kitabelerinde sufizmin. İngilizce ve Ermenice bilen Prof. No: 1. 10) Nuxa Xan Gebristanlığındakı Mezerdaşlarının Kitabeleri Haggında ( Nuxa Xan Mezarlığındaki Mezar Taşı Kitabeleri Üzerine ). (Rusça). (XV. Nakü 1962. Azerbaycan SSR EA Me'ruzeleri. 3. yok edildiği dönemlerde bile her türlü tehlikeyi göze alacak çalışmalarına hız verir.. tarih doçentidir. 1. XIII. Esr Şirvan Tarihinin Öyrenilmesinde Derbend Kitabelerinin Ehemmiyeti (XV. Azerbaycan SSR EA. medrese. Meşedihanım Nİ'MET'in hayat hikayesine ait bu bilgilerden sonra şimdi de onun eserlerinden oluşturduğumuz bir bibliyografyayı dikkatlere sunuyoruz: 1) XV. 12) Pamyatniki Şirvan'a XV. bunların bir birleriyle olan ilişkilerini araştırıp tespit eder. 2 5. 17 35. Farsça. No: 8.

s. ile birlikte)." (1964 Yılında Arheolojik ve Etnografık Araştırmalar Adına Düzenlenen Sempozyum Materyalleri). 1964 g. s. XXIV. AO 1969 godo v SSSR. No: 4. ile birlikte). 80 84. (Rusça). İl Azerbaycan'da Arkeoloji ve Etnografik Tedgigatların Yekunlarına Hesr Olunmuş Elmi Sessiyanın materialleri (1970 yılı'nda Azerbaycan'da arkeolojik ve etnografik araştırmalar adına düzenlenmiş ilmi toplantının materyalleri). 19) Uguzskie elementi na pamyatnikax XVI veka material'noy kul'turı Azerbaydjana (Azerbaycan'ın XVI. Novıe plitı s nadpis'yu i izobrajeniyami iz Bailgesri (Bayıl Sarayı'nda Bulunmuş Kitabeli ve Tasvirli taşlar). 18) XV. Yüzyıla ait Maddi medeniyet Abidelerinde Oğuz İzleri). Bakü. 22) Epigrafiçeskie pamyatniki i ix znaçenie v izuçenii sotsialno ekonomiçeskoy istorii Azerbaydjana (XIV XIX w. 24) (EHMEDOV Gara M. Tarix. s. (Rusça). bilig-5/Bahar '97 . s. Bakü 1964 (Rusça) 17) Tetbigi Senetde Gedim Dini Ayinlerde Azerbaycan Xalgının Elagedar Be'zi Motivler (XV XVI. Azerbaycan SSR EA Tarih Enstitüsü Eserleri. (Rusça). posvyaşçe. 3 6. s. Yüzyıl Mezar Taşlarından Hareketle Uygulamalı Güzel Sanatlarda ve Eski Dini Törenlerde Azerbaycan Halkına Ait Bazı Motifler). 15) Firman 964 / 1556 1557 gg. XVIII. XVI. Azerbaycan SSR EA Xeberleri. 382 383. 63 71. Yüzyıl Hatıra Abidelerindeki Ongunlarla İlgili Kabartmalar). Şerg Epigrafikası. İssled. Moskova 1971. Azerbaycan SSR EA Me'ruzeleri. 16) İzobrajeniya na memorialnmx pamyatnikax XVI veka sbyazannıe s kultom ongonov (XVI. ile birlikte) Novıe dannıe o gorode Şemkure (Şemkür Hakkında Yeni Bilgiler). Tezisı dokladov MAEİA (Arkeolojik ve Epigrafik Araştırmalar Adına düzenlenen Sempozyum Materyalleri). c. İle birlikte). 20) I.. 6. (Rusça). s. (1972 Yılı' na Ait SSRİ Arkeolojik Keşifleri). " Materialı sessii. Bakü 1963. Moskova 1970. (Rusça). Ermenistan SSR Topraklarındaki Müslüman Abideleri). 26) Tarixin Daş Sehifeleri. 2. s.218 Kitabeleri). Tezisı dok. İ etnogr. Moskova Leningrad 1967. s. Nadpis' meçeti Xvadja Xadji Xamza (Hoca Hacı Hamza Camii'nin kitabesi). Ob epigrafiçeskie Pamyatnikax Megri (Megri'nin Epigrafik Abideleri Üzerine). Bakü 1965. c. Aşgabad 1967. Moskova 1973. Bakü 1966. (1969 Yılı'na Ait SSRİ Arkeolojik Keşifleri). felsefe. 1970. 1972. s. Yüzyıl Şirvan tarihine Ait Kıymetli Bir Belge). Gobustan İncesenet Almanaxı. Esr Mezardaşlarına Esasen) (XV XVI. No: 4. XVI.il Azerbaycan'da Arkeoloji ve Etnografik Tedgigatların Yekunlarına Hesr Olunmuş Elmi Sessiyanın Materialleri (1972 yılında Azerbaycan'da arkeolojik ve etnografik araştırmalar adına düzenlenmiş ilmi toplantının materyalleri). Yüzyıl Epigrafik Abideleri ve Bunların Azerbaycan'ın İçtimai İktisadi Tarihinin Öğrenilmesindeki Yeri ve Önemi). 1 5. Bakü 1968. 25) Azerbaycanda Kufi Kitabeler (Azerbaycan'da Jufi Kitabeler). Doktora Tezi'nin Özeti. Bakü 1971. (Rusça). Tezisı dokl. s. 2. (Rusça). Eser Şirvan Tarixine Dair Giymetli Sened (XV. Azerbaycan Xalgınm Teşekkülü ve Etnogenezi problemine Hesr Olunmuş Seminarın Materialları (azerbaycan halkının Yeşekkülü ve Soyu Meselesi Adına Düzenlenmiş Seminerin Materyalleri). Hügug seriyası. (1970 Yılı'na Ait SSRİ Arkeolojik Keşifleri). 2. c. 28) (BUNİYATOV Ziya M. s. 2.) XIV XIX. Ermenistan SSR Erazisindeki Müselman Abideleri (Tarihin taş sayfaları. Arxeologiçeskie Otkrıtiya v SSSR 1972 g. Bakü 1972 27) (ABBASOV E. s. 3. (Rusça). Vsesoyuz soveşç. 23) (İSMİZADE Ömer Ş. Bakü 1968. 25 30 . 2. Yüzyılda Bektaşilik ve Baba Samit Teşkilatı Üzerine). po etnogenezu turkmenskogo naroda (Türkmen halkının Teşekkülü Adına Düzenlenen Umumi Sempozyumunun Bildirleri). 21) Nadpis' grobnitsı " Baba Samita " (XVI) ob obşçestve " Bektaşiya " i " Baba Samit" (Baba Samit Türbesi'nin Kitabesi. Şah Abbasın İki Fermanı (Şah Abbas I'ın İki fermanı). Baku (Şah Tahmasip Fin Bakü Cami ve Mesçitlerindeki Fermanları 964 / 1556 / 1557). s. Şaxa Taxmaspa I v sobornoy meçeti gor. İtogram arxeol. AO 1970 godo v SSSR. Bakü 1964. No: 3.

(1977 Yılında Yapılan BARTOLD Sempozyumu Bildirileri). sessii. BakÜ 1979. S. Elm ve Heyat. Elm ve Heyat. Esrlere Dair Yeni Epigrafik Abideler (Abşeron'da XII XV. 5 8. Tez. Tez dokl. il Azerbaycan'da Arkeolojik ve Etnografik Axdanşlar (1976 Yılı'nda Azerbaycan'da Yapılan Arkeolojik ve Etnografik Araştırmalar). BÇ 1974 goda. s. 4. Yüzyıla Ait Epigrafik Abidelerinde İçtimai ve Siyasi Terimler). nauçn. 4. Elm ve Heyat. 1976. 39) Şemkür Minaresinin Kitabesi (Şemkür Minaresinin Kitabesi). Farsça ve Türkçe Kitabeler). 4 8. 3. 1976. Esr) (XII. Elm ve Heyat.X Yüzyıla Ait Veciz Üslup Örneklerinin Paleografik özellikleri).. No: 2. Azerbaycan SSR EA Me'ruzeleri. s. Moskova 1974. Azerneşr. Baku 1974. Gobustan İncesenet Almanaxı. Yüzyıla Ait Yeni Epigrafik Abideler). c. 1977. bilig-5/Bahar '97 . Baku 1975. Sessii. Vsesouzn. No: 11 12. İsmayıl Bey Gutgaşenlinin Epitafiyası ve Ölüm Tarixinin Degigleşdirilmesi (İsmayıl Bey Gutgaşenli'nin Mezar Kitabesi ve Ölüm Tarihinin Belirlenmesi). (Rusça). s. Bakü 1981. s. V. nauçn. BakÜ1978 (Rusça). 40) (TAHİROV A. 2. 4. sessii. Azerneşr. 123 s. Tarihi Enstitüsü İlmi Arşivi. BÇ 1977 goda. Moskova 1975.219 29) Şirvan Tarixine Dair Yeni Sened (XII. No: 3. 4. 11-12-9. nauçn. 36) Sosyalno pravovıye termini v epigrafiçeskix pamyatnikax Baku XI XV w. s. 38)" Piri Merdekan " Yaxud " Şeyx Tair " Türbesi (Piri Merdekan Yahut Şeyh Tair Türbesi).XIX Eserler) (XII XIX Yüzyıl Azerbaycan Hatıra Abideleri). Bakü 1979. 33) Zengilan ve Cebrayıl Rayonlarının Yeni Epigrafik Abideleri (Zengilan ve Cebrayıl Bölgelerinin Yeni Epigrafik Abideleri). Bakü 1979. No: 6774. BARTOLD' un İlgisi). Bakü 1979. Bakü 1980. V. 85 90. ile birlikte). No: 1. 8. Bakü 1981. Moskova 1978 . Bakü1981. s. 32) Epigrafikada Xettatlar (Epigrafide Hattatlar). (1974 Yılı'na Ait SSRI Arkeolojik Keşifleri). s. s. s. nauçn. (Rusça). s. Bakü 1973. 45) Epigrafiçeskie pamyatniki Zakafkaz'ya (Transkafkasya'daki Epigrafik Abideler). s. Gobustan İncesenet Almanaxı. Bartol'da k epigrafiçeskim pamyatnikam Zakavkaz'ya (Transkaikasya'daki Epigrafik Abidelere V. VİPİG. 6 .. (Rusça). 31) İnteresı V. Elm ve Heyat. (Kitap). No: 1.) (Azerbaycan'da XI XI. 30) Sofi Hemid Abideleri Kompleksi (Sufi Hamid Abideleri Kompleksi). s. dokl. 20. s. il Azerbaycan'da Arkeoloji ve Etnografik Tedgigatların Yekunlarına Hesr olunmuş Elmi Sessiyaının Materialleri (1976 Yılı'nda Azerbaycan'da Arkeolojik ve Etnografik Araştırmalar Adına Düzenlenmiş İlmi Toplantının Materyalleri). (1974 Yılında Yapılan BARTOLD Sempozyumu Bildirileri). Bakü 1978. Vsesoyuzn. No: 6. 47) Abşeronda XII XV. 34) Abşeron Üzre Epigrafik Seferin Neticeleri (Abşeron'a Yapılan Epigrafik Seferin Sonuçları). Bakü 1981. sessii. 43) Azerbaycanın Toponimikasını (Övrenmek Üçün Epigrafik Abideler Mönbe Kimi (Epigrafik Abidelerden Hareketle Azerbaycan Yer Adlarının Öğrenilmesi) Azerbaycan SSR Toponomikasının Öyrenilmesine Hesr Olunmuş Elmi Konfransın Materialları (Azerbaycan SSR Yer Adlarının Öğrenilmesi Adına Düzenlenmiş Konferansın Materyalleri). XXIX. s. Dokl. (Rusça). 3. No: 21. 3. (Rusça). 3. s. Tiflis 1979. Elm ve Heyat. 42) İlisu Camesinin Kitabeleri. 3. Yüzyıl Şirvan Tarihine Ait Yeni Bir Belge). 44) Memorıal'nıe pamyatniki Azerbaydjana (XII .. (Rusça). (Rusça). 46) Azerbaycanda Yeni Epigrafik Keşfler (Azerbaycan'da Yeni Epigrafik Keşifleri). VİPİG. Tez. 35)Paleografgrafiçeskie osobennosti Lapidarnıx dokumentov Azerbaydjana (XI XIX w. s. (Baku'nun XI XV. No: 3. Arkxeologiçeskie Otkrıtiya v SSSR 1974 g. s. 41) Arabo PersoTyurkoyazıçnıe nadpisi na territorii GCCR (Gürcistan SSR Topraklarındaki Arapça. Tez dokl. (İlisu Camii'nin Kitabeleri). 37) Merdekan Galası (Merdekan Kalesi).

Bakü 1983. Yüzyıl Epigrafik Abideleri). 53) Religiya i gosudarstvo v Azerbaydjane (Azerbaycan'da Din ve Devlet). 4. 59) Gürcüstan SSR Erazisindeki Ereb Pars Türk Dilli Kitabeler (Gürcistan SSR Topraklarındaki Arapça. s. (Gax Bölgesinin Bazı Epigrafik Abideleri Üzerine). 31 36. BÇ 1984 goda. (1984 Yılında Yapılan BARTOLD Sempozyumu Bildirileri). 60)Epigrafiçeskie issledovaniya v Azerbaydjanskoy SSSR. Bakü 1982.220 Arxeologiçeskie Otkrıtiya v SSSR 1977 g. 52 61. (Rusça). nauçn. Arxeologiçeskie Otkrıtiya v SSSR 1977 g. s. 58) (GASIMOV A. 52) Tarihin İziyle. (1977 Yılı'na Ait SSRI Arkeolojik Keşifleri). s. 1981. 49) Piri Merdekan Haggında Yeni Me'lumat (Piri Merdekan Hakkında Yeni Bilgiler). ile birlikte). 54) Voprosı izdaniya pamyatnikov kulturı Zagafgaziya na Arabo Perso Tyurkoyazıçme I (Transkafkasya'daki Arapça. Moskova 1983. Esr) (XIV. (Rusça). 5. No: 2. 55) Epigrafiçeskie pamyatniki Azerbaydjana o doljnosti " sadrala'zam " i " sadr " (Azerbaycan'ın Epigrafik Abidelerinde " sadrazam " ve " sadr " Unvanları Üzerine). (XVIII XIX. s. Tez dokl. Moskova 1981. nauçn. 61) Yehya İbn Mehemmed veya Memmedbeyli Türbesi (XIV. No: 5. Bakü 1981. (Rusça). s. Yüzyılda Balagen Bölgesinin Bazı Epigrafik Abideleri). (1982 Yılında Yapılan BARTOLD Sempozyumu Bildirileri). Azerbaycan' da Arxeolojik ve Etnografik Axtarışlar (Azerbaycan'da Arkeolojik ve Etnografik Araştırmalar). 4. 3 . Bakü 1982. s. 62) Pamyatniki Pir Guseyna xanegaxa v Pir Saat çaye (Pir saat Bölgesindeki Pir Hüsyn Xanegahi Türbesinin Kitabeleri ). Elm ve Heyat. s 2. PPV 1974 (Doğu'nun 1974 Yılı'na Ait Yazılı Abidelerinin Materyalleri). 4. (1977 Yılı'na Ait SSRI Arkeolojik Keşifleri). 13. ilde Bakı'da Keçirilen Şergşünasların Ümumittifag Konferansiyasındaki Me'ruzeler (Mayıs 1983'de Bakü'de Gerçekleştirilen Doğubilimciler Genel Toplantısında Sunulan Bildiriler). ilde Azerbaycanda Arxeolojik ve Etnografik Axtarışlar (1979 Yılında Azerbaycan'da Yapılan bilig-5/Bahar '97 . w. May 1983. (1981 Yılı'na Ait SSRI Arkeolojik Keşifleri). Bakü 1981. İlin Menbeşünashg Axdarışları (1981 Yılının Tarihi Kaynaklarının Araştırılması). 48) (HEYDEROV M. (Rusça). s. 63) Bakı ve Abşeronda Epigrafik Aktarışların Neticeleri (Bakü ve Abşeron'da Yapılan Epigrafik Araştırmaları Sonuçlan). Azerbaycan SSR EA Xeberleri.2. 11 S. (Rusça). s. TFH. Farsça ve Türkçe Kitabelerin Yayımlanması Meselesi I). (Rusça). Moskova 1978. Moskova 1984. sessii. sessii. Elm ve Heyat. Bakü 1977. Elm ve Heyat. 2. Elm ve heyat. Gax Rayonunun Be'zi Epigrafik Abideleri Haggında. No: 7. 51) Bakı Tarihinin Daş Sehifelerinden II (Bakü Tarihinin Taş sayfalarından II). No: 3. Yüzyıla Ait Yehya İbn Mehemmed veya Mehemmedbeyli Türbesi). Balegen Rayonunun Be' zi Epigrafik Abideleri (XVIII XIX Esrler). s. 57) (GASIMOV A. s. 2. Farsça ve Türkçe Kitabeler). 4. (Azerbaycan'da Epigrafik Araştırmalar). 4. Tez dokl. No: 6. ile birlikte). 56) Epigratlçeskie pamyatniki kak istoçniki XI XTX. (Rusça). s. Tiflis 1984. Bakü 1981. Bakü 1983 (Rusça). Tiflis 1982. 1979. ile birlikte). Elm ve Heyat. Şeyh Haydar Türbesi'nin Kitabesi). s. Tarixşunaslığın Aktual Problemleri Sessiyanın Tezisleri (Tarih İlminin Güncel Problemleri Sempozyumu Bildirileri). s. Arxeologiçeskie Otkrıtiya v SSSR 1981 g. Şeyh Heyder Türbesinin Kitabesi (Tarihin İziyle. s. Nadir Tapıntı Azerbaycan Halkının Teşekkülüne Dair (Nadir Buluntu Azerbaycan Halkının Teşekkülüne Dair). 50) Bakı Tarihinin DaşSehifelerinden I (Bakü Tarihinin Taş Sayfalarından I). Moskova 1978. (Tarihi Belge Olarak XI XIX. BÇ 1982 goda. Moskova 1982.

c. 102 . s. Ekleme: Bu makale tarafımızdan Türkiye Türkçe' sine aktarılıp yayımlanmıştır. Prof. Yüzyıl ( Erivan 1987 ) bilig-5/Bahar '97 . Cevap I: A. A. 5. Meşedlhanım NI'MET.ve etnog. s. sayı: 90 (436). Moskova 1987. Tiflis 1985. XAÇATRYAN'm " Ermenistan'ın Arap Harfli Kitabeleri VIII XVI. A. Azerbaycan SSR Xeberleri TFH. 2. (Rusça). 4.. Türk Yurdu. İlnn Menbeşünaslıg Axdanşlan (1982 Yılının Tarihi Kaynaklarının Araştırılması) s. s. 4. 19 22. Işık. Ekleme: Bu makale tarafımızdan Türkiye Türkçe' sine aktarılıp yayımlanmıştır. Moskova 1988. Bakü 1988. 74)Naxcıvan MSR Epigrafik Abideler (Nahçivan Muhtar Cumhuriyeti'nde Epigrafik Abideler). (Rusça). Yüzyıl (Erivan 1987)" Adlı Kitabına Rapor). 75) Azerbaycan SSR Gax Rayonundan Yeni Epigrafik Abideler (Azerbaycan'ın Gah Bölgesi'nden Yeni Epigrafik Abideler). 67) Be'zi Epigrafik Abidelerin Tehrif Olunması Haggında (Bazı Epigrafik Abidelerin Tahrif Edilmesi Üzerine). elminin inkişafı konferansiyanın materialları (Büyük Ekim Devrimi ve Azerbaycan'da Arkeoloji ve Etnografya İlminin Gelişimi Konulu Konferansın Materyalleri). 70)Epigrafiçeskie pamyatniki Şeki Zakatalskoy zonı kak istoriçeskie pervoistoçniki stranı (Ülke Tarihinin Öğrenilmesinde Kaynak Olarak Şeki Zagatala Bölgesindeki Epigrafik Abideler). sessii. XAÇATRYAN'ın Ermenistan'ın Arap Harfli Kitabeleri VIII XVI. Azerbaycan SSR EA Xeberler. Meşedihanım Ni'MET. Kutaisi 1988. s 121 122. '71)Naxvuvan MR Yeni Kitabeler (Nahçıvan Muhtar Cumhuriyeti'nde Yeni Kitabeler) Tez dokl. Böyük Oktyabr ve Azerbaycan'da arxeol. (1987 Yılında Yapılan BARTOLD Sempozyumu Bildirileri).). Bakü 1988. 1982. Bakü 1985. Dr. s. No: 3. Dr.109. 3. (Rusça). 64)Voprosı izdaniya pamyatnikov kultun Zagafgaziya na Arabo Perso Tyurkoyazıçnıe II (Transkafkasya'daki Arapça. (Rusça). Xaçatryanın " Ermenistanın Ereb Kitabeleri VIII XVI Esr " Kitabına Re'y (A. s. No: 3. No: 2. Prof. nauçn. Problemler ve Çözüm Yollan. Ermeni İlim Adamları (!)na. bk. Azerbaycan SSR EA Xeberleri. s. Baranı 1985. s. A. 15. 2. (Rusça. Tarixi menbelerin öyrenilmesinin neşrinin aktual problemleri ümumittifag sessiyasının tezisleri (Tarihi Kaynakların Araştırılması / Öğrenilmesi ve Yayımlanması İle İlgili Güncel Problemler Konulu Umumi Sempozyumun Bildirileri) 18 20 Ekim 1988. Bakü 1985. 66)Bir Daha Zengezurun Urud Abideleri Haggında (Bir Kez Daha Zengezur'un Urud Abideleri Üzerine). 64 s. 69) Xaraba Gilandan Gec Üzerinde Kitabeler (Gilan Kalıntıları Arasında Kil Alçı Karışımı Sıvalar Üzerine Yazılmış Kitabeler). bk. 76) A. Elm. Ermeni İlim Adamları (!) na Cevap II: Bir Kez Daha Zengezur'un Urud Abideleri Üzerine. Şubat 1995. 65)Azerbaycan Epigrafik Abidelerinin Tedgigi (Azerbaycan Epigrafik Abidelerinin İncelenmesi). Arxeologiçeskie Otkntiya v SSSR 1983 g. 1985. 2. Ankara 1995. 72) Esrlerin Daş Yaddaşı (Yüzyılların Taş Hafızaları). ilde Azerbaycanda Arxealojik ve Etnografık Axtanşlar (1985 Yılında Azerbaycan'da Yapılan Arkeolojik ve Etnografik Araştırmalar). 73 ) Epigrafik Abideler Tarixi Menbe Kimi (Tarihi Belge Olarak Epigrafik Abideler). Moskova 1985. Farsça ve Türkçe Kitabeler Külliyatının Yayımlanması Meselesi II ). Bakü 1986. Sovyet Doğubilimciliğinin Materyalleri. 68)Epigrafiçeskie pamyatniki Azerbaydjana (Azerbaycan'ın Epigrafik Abidelerinden). (1983 Yılı'na Ait SSRI Arkeolojik Keşifleri). (Kitap). s. s. Bakü 1987. BÇ 1987 goda.221 Arkeolojik ve Etnografik Araştırmalar). Bakü Moskova 1955. Menbeşünaslıgda Aktual Problemler Sessiyasının Me'ruzeleri (Tarihi Kaynakların Araştırılması İlminin Güncel Problemleri Konulu Sempozyum Bildirileri). 2. Bakü 1984.

Elm ve Heyat. 8 9. 19 20. 94) Ekere Çayı Hövzesindeki Türbelerin Me'marlıg Mektebinin Esasını Goymuş Me'mar Haggmda (Ekere Irmağı Havzası'ndaki Türbelerin Mimari Mektebinin Kurucusu Olan Mimar Hakkında). 416 s. 13. 36 . ŞIHSAİDOV un Dağıstan'ın Epigrafik Abideleri Adlı Kitabına Rapor). Bakı ve Abşeron Tarixinden sehifeler Meruzelerin Tezisleri (Bakü ve Abşeron Tarihinden Sayfalar Adlı Konferansın Bildirileri).222 "Adlı Eseri Üzerine. ümumittifag konferansının tezisleri (IV.*Bakü 1990. Elm ve Heyat. Ekleme: Bu makale tarafımızdan Türkiye Türkçe'sine aktarılıp yayımlanmıştır. Yaxın ve orta şerg me'marlığı ve incesenetine hesr olunmuş beynelxalg konfransın me'ruzeleri (Yakın ve orta Doğu Mimarisi ve güzel Sanatları Adına Düzenlenen bilig-5/Bahar '97 .990. 14. 85) Mehemmed ve Emircan Mescidlerinin Kitabeleri (Mehemmed ve Emircan Camilerinin Kitabeleri). Bakü 1991. Elm ve Heyat. 36 -39. sayı: 59. bk. Bakü 1988. Prof. No: 11 12. ( 433). Bakü 1990. Elm ve Heyat. Bakü 1991. 6 9. Bakü 1. s. sayı 26. 90)XII XTV. 6 . Farsça ve Türkçe Kitabeler). Şergşünasların IV. s. Bakü 1991. Esrlerde Azerbaycanda " Gediriyye "Cemiyyetinin Merkezi (XIII XIV. Meşedihanım Nİ'MET. s. Elm ve Heyat. Bakü 1992. Ekleme: Bu makale tarafımızdan Türkiye Türkçe'sine aktarılıp yayımlanmıştır. No: 8. No: 5. Esr Herbi Vezifeli Şehsler Haggında Bakının Epigrafik Abideleri (XII XIV. 91) Gence Camesi (Gence Camii). No: 6. Nisan 1992. 1 -3. Bakü 19*91. 89)Korpus Epigrafîçeskix Pamyatnikov Azerbaydjana Arabo Perso Tyurkoyazıçnıe nadpisi Baku i Apşerona XI naçala XX veka. Maxaçkala 1991. s. No:3. s. Elm ve Heyat. s. Meşedihanım NI'MET. Prof. Bakü 1990. 15 17. Doğubilimciler Konferansı Bildirileri). Bakü 1990. Mina.39 Erzurum 1992. Ankara 1994. Dr. Şehit Türk Subayının Mezar Ziyaretgahtır. Sovyet Dağıstan'ı. sayı: 87. 93)Azerbaycanda Tapdug Baba ve Yunis Emre' nin Mezarları (Azerbaycan-da Tapduk Baba ve Yunus Emre' nin Mezarları). 84) Sufizmin Nahcıvanda Olmuş Merkezleri (Sufizmin Nahçıvan'daki Merkezleri). Taşkent 1990. Bakü 1992. Dr. Elm ve Heyat. 86) Şehid Türk Zabitinin Gebri Ziyaretgahdır (Şehit Türk Subayının Mezarı Ziyaretgahtır). ile birlikte) Daşlar Danışır / E. 81)Epigrafik Abidelerde Şeher İdaresi İle Elageder İstilahlar. (Epigrafik Abidelerde Şehir Yönetimiyle İlgili Terimler). s. s. 32 38. s. 78) Gutgaşen Rayonu Epigrafik Abideleri (Gutgaşen Bölgesinin Epigrafik Abideleri). 88) Sederek Mescidi (Sederek Camii). c. 77) İzimizi İtirmeyek (İzimizi Kaybetmeyelim). No: 4. Elm. Türk Yurdu. 17 -18. Türk Yurdu. s. No: 1. No: 2. No: 9. M. 11 . No: 4 6. 83 )İslam İdeyaları İle Bağlı Yaranmış Merkezler (İslami Görüş Çerçeevesinde Meydana Gelmiş Merkezler). Azerbaycan'da Tapduk Baba ve Yunus Emre' nin Mezarları. 182 187. 82) Aza Kendi Azad Şeheri Haggında (Aza köyü Aza şehri Üzerine). Elm ve Heyat. (kuşça). I (Azerbaycan'ın Epigrafik Abideleri Külliyatı I Bakü ve Abşeron'daki XI XIX. Mahaçkala 1987. 92) Cavad Xanın Abidesi (Cavat Xan Abidesi). (Kitap). s. Elm ve Heyat. s. c. s. No: 1 3. 80) XII XIV. Ankara 1992. Bakü 1988. Yüzyıllarda Azerbaycan'da Kadiriyye Tarikati' nın Merkezi). Orta Asya'nın Son Feodal Şehri. Elm ve Heyat. 87) Sıx Baba Piri ( Şıx Baba Piri). No: 7. Bakü 1991. 79) (BUNİYATOV Z. Elm ve Heyat. Yüzyılda Askeri Şahıslara Ait Bakü'nun Epigrafik Kitabeleri).9. Kasım 1994. Elm ve Heyat. No: 9. 19 -21. Temmuz 1992. 12. Şixsaidovun " Dagıstannın Epigrafik Abideleri Kitabına Re'y (Taşlar Konuşuyor / E. Yüzyıla Ait Arapça. bk. s.

. Bakü 1992. (Yayımlanmak üzeredir). 97)Epigrafîçeskie Pamyatniki Gyandji (Gence'nin Epigrafik Abideleri ).. s. 115 s. 95)Azerbaycanda Pirler (Azerbaycan'da Pirler).) bilig-5/Bahar '97 . 2. 291 295. (Kitap). 20 s. Garabağ. Farsça ve Türkçe Kitabeler). (Kitap). c. (Rusça). (Yayımlanmak üzeredir. (Rusça). 96)Epigrafiçeskie Pamyatniki Azerbaydjana Epoxi Nizami (Azerbaycan'ın Nizami Devri Epigrafik Abideleri). 44 s. (Kitap). Bakü 1992. (Kitap).223 Uluslararası Konferansın Bildirileri). 99)Garabağın Epigrafik Abideleri (Karabağ'ın Epigrafik Abideleri). 98)Korpus Epigrafiçeskix Pamyatnikov Azerbaydjana Arabo Perso Tyurkoyazıçnıe nadpisi Şeki i Zagatala XIV naçala XX veka. Yüzyıla Ait Arapça. (Rusça). Bakü 1991. Bakü 19911. II (Azerbaycan'ın Epigrafik Abideleri Külliyatı II Şeki ve Zagatala'daki XIV XX.

Fen-Ed. lâlenin "çemen bezminde" gonca gibi altınlarını toplayıp saklamadığım onları açıkça kadehe koyduğunu söyler: Jâle nakdin kadehe koydu çemen bezminde Cem' idüp saklamadı gonca gibi zer lâle Nef î ise lâleyi kâseye benzeterek.Lâle .Jâle (Şebnem. lâlenin içinin. Arş. jâleleri kara bağırlarına basarak kederlerini atıp zevk u safaya başladıklarını belirtir11: Gülşende basdı jâleleri kara bagrına İrdi safâya lâle-i hûnîn piyâleler Sun'î ise. damla damla akan göz yaşım jalelere benzeterek. 'dürr ü gevher'le dolu olan mercân kâseye benzer: Katre-i jâleyle şekl-i lâle-i hamrâyı gör Dürr ü gevherden pür olmuş kâse-i mercânidür Kırıkkale Ü. Görevlisi Ahmed Paşa bilig-5/Bahar '97 . Çiğ tanesi)1 Münasebeti Lâle şekil itibariyle kadehe benzetilir. jâlelerle dolduğu zaman 'işret ü ayş' etmenin sebebi oluşur: Güldü gül açıldı nergis lâle doldu jaleden Ey hoş ol kim işret ü ayş etmege esbâbı var Fuzûlî Bâkî. kanlı kadehe benzettiği lâlelerin.. onların lâleleri çiy taneleriyle doldurduğunu söyler: Döktü ol gonca gül üzre nergisinden jâleler Dâne dâne eşkten pür jâle oldu lâleler Ahmet KARTAL ___________________________________ Jâle damlalarıyla dolu olan lâle-i hamrâ. gümüşe benzettiği şebnem ile dolduğunu ifade eder: Kîse-i gonca nice pür-zer ise feyzinden Kâse-i lâle de bi-şebnem olurdu pür-sîm Her ne kadar lâle kelimesi noktasız harflerle yazılsa da jâle onun yapraklarını tezyin eder: Müzeyyen eyledi evrâk-ı lâleyi şeb-nem Hurûf-ı lâlede olmaz egerçi nokta revâ Fuzûlî Lâle.. Fak. Türk Dili ve Ed.224 KLASİK TÜRK EBİYATI'NDA "LÂLE"-II I. Bâkî lâlenin iç yapraklarında bulunan jâleleri paraya benzeterek. B.

çimenliğin ortasında görünen şeyin lâle mi yoksa kanlara boyanarak yatan tatar miski mi diye sorar: Sahn-ı çemende lâle midir görünen yâhod Kanlara boyanı mı yatır nâfe-i tâtârix Riyâzî. lâle-i sîrâba düşen jâleyi andırır: Jâlelerdir lâle-i sîrâba düşmüş guyyâ Dürr-i dendânın hayâli çeşm-i pür-hûnâbda Bâkî Sevgilinin dudakları arasından inci dişlerini gören. lâlenin la'l renkli dudağındaki jaleleri diş olarak tasavvur ediyor: Kan ile doldu dil-i gonce leb-â-leb kim niçin Lâlenin la'lîn lebinde jâleler dendânıdır Zihî sabâ ki bakarken gözün dikip nergis Katında lâle lebin urdu jâle dendânı Şeyhî Sevgilinin inci dişlerinin âşığın kanlı gözündeki hayali. Lâlenin İçersinde Bulunan Siyahlık Lâlenin içersinde bulunan siyahlık şu unsurlara benzetilmiştir: İa. jalenin lâlenin gökten inmiş kulu olduğunu söyler: Gökden inmiş kulıdur lâle-i bâgun jâle Gökde isterken anı yerde bulubdur lâle Sevgilinin gül-gûn kabâsı sanki bir lâle. Misk Lâlenin içersinde bulunan siyahlık miske benzetilir.225 Lâle. bağ topluluğunda keseye benzeyen içerisindeki 'jâle beyzaiiiları'nı sanki bir hokkabaz gibi yok eder: Bir kîse içre lâle bugün bezm-i bâğda Gayb itti jâle beyzaların hokkâbâz vâr Bâkî Bâkî şu beytinde ise lâleyi sapana benzetirken üzerindeki çiy tanelerini de sapan taşına benzetir: Sahn-ı çemende şöyle kırıldı zücâc-ı yah Seng-i felahan urdı meger ana lâleler Nâmî. Sevgilinin beninin hasretiyle lâlenin içersinde bulunan 'dâg' misk kokulu olur: Dem mi var kim zahm-ı gül derdinle hûnî olmaya Hasret-i hâlinle dâğ-ı lâle müşkîn olmaya Nedîm Hayâlî Bey lâlenin Hutenvı miskini kırmızı vâlâya sardığını söylerken Riyâzî de kırmızı bir keseye gizlediğini ifade eder: Gülzârda arûs-ı güle lâle goncası Vâlâ-yı ala sarılı misk-i Huten çekervii Hayâlî Bey Gerden-âvîz olmagiçün nev-arûs-ı goncaya Lâle müşgün kise-i âl içre pinhân eylediviii Riyâzî Necâtî Beğ. gülbahçesinin toprağını Bedehşan madenineıv çevirirken jâle de bütün kenarlarını Aden denizininv sahiline döndürür: Jâle kıldı her kenârı sâhil-i bahr-i Aden Lâle hâk-i gülşeni kân-ı Bedahşân eyledi Bâkî Nasıl ki göz yaşı ateş ocağı gibi olan kalbi teskin etmezse lâlenin gönlündeki ciğer yarasını da jâle söndürmez: Sirişk-i dîde âteş-dân-ı kalbi eylemez teskin Söyinmez jâlelerle lâlenün dâğ-ı ciger-sûzı Ömrî İ. latif cismi ise 'lâle-i hamrâ'daki jâledir: Gül-gûn kabâsı ol sanemin sanki lâledir Cism-i lâtîfi lâle-i hamrâda jâledir Bâkî bilig-5/Bahar '97 . lâlenin bahçede kırmızı vâlâya sardığı nâfesini satan bir attâra bezetir: Al vâlâya sarar nâfesini lâle meger Şeyhî ise. sanki onların lâlenin üzerine dizilmiş jâleler olduğunu söyler: Lebünde dürr-i dendânun gören dir Düzilmiş gûyiyâ lâl(e) üzre jâle Âhî Lâle.

şeklinden ve kırmızı renginden dolayı kanlı göze benzetilir. semâyı duhânî lâleye teşbih ederken 'mâh-ı bedr-i münhasif (: tutulmuş ay)'i de lâlenin içindeki siyahlığa benzetir: Âsumân sahrâ-yı mihründe duhânî lâleler Mâh-ı bedr-i münhasif anun içinde dâğıdur Zaten lâle sevgilinin o gül yanağının hasretiyle yanıp tutuşmasaydı ortasındaki o yara olmayacaktı: Gül ruhlarına lâle eger olmasa hasret Bagrında onun neyler idi dâg-ı muhabbet Sun'î Bey Lâlenin ortasında bulunan yaranın bir diğer sebebi ise sevgilinin yanağında bulunan benidir: Zülf-i tarrârın hamından sünbülün boynunda bâg Hâl-i ruhsârın gamından lâlenin bagrında dâg İc.226 Çarsû-yı çemen içinde oluptur attârx Riyâzî 1b. Yara Lâlenin ortasında bulunan siyahlık 'dâg' a yani yanık yarasına benzetilir. Hâl (:Ben) Zâti. İçersindeki siyahlık ise "merdümek"e yani gözbebeğine teşbih edilir: Tag taş fırkatde kan aglamaga feryâd içim Lâle hûnîn-çeşm olur dâg-ı siyâhı merdümek Necâti Beğ Hâlin ey gül yüzlü korniş lâlenin bagrında dâg Haddin uyarmış şeb-i ıyd içre bir sîmîn çerâg Ahmed Paşa Bâg-ı dehri zeyn iden cânâ cemâlündür senün Lâleye dâg uran rûyunda hâlündür senün İlmî Âhî Lâlelerin servi boylu sevgilinin yollarını gözlemekten gözlerine kara su inmiştir: Ol boyu servin Hâyâlî gözlemekden yolların Lâle-i sahrâların indi gözüne icara su Bâkî ise lâlenin gönlündeki bu yaranın sebebim 'hararete' bağlamıştır: Harâretden dilinde lâlenin dâğ Hacâletten yüzünde güllerin hay Hayâlî Bey İd. lâlenin ortasındaki siyahlığı sevgilinin yanağındaki siyah bene benzetir: Ol lâlenün olur içinde dâgı hâl-i siyeh Gülüp yanagı çukurlansa lâle olsa gerek Bâkî Lâlenin değerini artıran da sinesindeki bu yaradır: Sinesinde dâgdır mergûb eden her lâleyi Eylemez hârun cefâsından çemende âr gül İe. Kuş Yuvası Yaprağı dökülen lalenin ortasındaki siyahlık kuş yuvasına benzetilir: Kays-ı bürehne serde olan âşiyân ile Bir lâledür ki bergi dökülmüiş hazân ile Hayâlî Bey Lâlenin bağrında taşıdığı o yara. Bu yaranın sebebi ise sevgilinin yanağıdır: Uruptur lâleye mihr-i ruhin dâg îdüpdür sünbülü zülfün perîşân Sâlim Çünkü lâle o sevda yarasıyla yanıp tutuşmaktadır: Dâg-ı sevdân ile yanup tutuşur her lâle Zülfünün baglamalu gök delisi her sünbül Riyâzî Bâkî bilig-5/Bahar '97 . bir güzele vurulduğunun da belirtisidir: Urulmuş gibi lâle yine bir şûha derûnunda O dâg-ı dag-ber-dâgı delîl-i şübhe fersâdır Riyâzî İf. Gözbebeği Lâle. Tutulmuş Ay Zâti.

Lâle-Sevgilinin Yüzü: Sevgilinin yüzü renginden dolayı lâleye teşbîh edilir. onlara farklı suretlerde arz-ı endam etmiştir. A-Lâle-Sevgili Muhibbî şu beytinde lâleyi. sevgilinin gül-gûn kabâsını kırmızı renkli lâleye benzetirken beyaz tenini ise jâleye teşbih etmiştir: Gülgûn liabâsı ol sanemin sanki lâledir Cism-i lâtifi lâle-i hamrâda jaledir Bâkî Necâtî Beğ Klâsik şiirde sevgilinin yüz güzelliği lâleden daha üstündür. diğer çiçekler gibi pek çok şaire farklı ilhamlar vermiş. Nitekim Ahmed-i Dâ'î şu beytinde sevgilinin yüzünün güzelliği karşısında lâlenin gönlünün yaralar içinde kaldığını söyler: Boyundan serv utanmış bâg içinde Yüzünden lâle kalmış dâg içinde bilig-5/Bahar '97 . Kırmuzı pûş o lebi almış ele la 7 kadeh Sanki hûbân-ı firenkdür büt-i tersâ lâle Şu beyitte ise. Biz şimdi lâlenin klâsik şiirde renk ve şekil yönünden işlenişini belirtmeye çalışacağız. Yüz ve lâle arasındaki münasebet şu bileşik isimlerle ve tamlamalarla ifade edilmiştir: Lâle-çihre: Key yaraşır bezmde mînâ ile gül-gûn şarâb Gûyiyâ bir lâle-çihre câme-i mâyın giyer Hayâlî Bey Lâle-rû: Cemâlin aksinin nakşı gözümde şöyle rezm oldu Bütün hep lâle-rû güldür gözümün yaşı renginden Şeyhî Lâle yüz: Salarsa sünbülün lâle yüzün üzren'ola sâye Yaraştır sâyebân olsa per-i tâvusdan âya Sâlim ** Fuzûlî ise şu beytinde lâlenin sonbahar yağmasının herşeyi birbirine karıştırmasına tedbir olarak renkli eşyasını ortasındaki siyahlığa yani dağ içine gizlediğini söyler*1: Eylemiş tedbîr teşvîş-i hazân târâcına Lâle rengin rahtın dâğ içre pinhân eylemiş Fuzûlî Şemsî Lâle yüzlü: Gül-gûn ayagı al ele ey lâle yüzlü hey Kim tuta bâg-ı hüsnünü tâze nesîm-i mey Ahmed Paşa Rûy-ı lâle-renk: An ol güni ki âhir olup nev-bahâr-ı ömr Berki hazâna dönse gerek rûy-ı lâle-renk Bâkî Lâlenin Renk Ve Şekil Bakımından Klâsik Şiire Yansıması Makalemizin birinci kısmında belirttiğimiz gibi lâle.farklı şeyler görmüştür. İşte bu görüntüler de şiirlerine teşbih ve mecaz olarak yansımıştır. sevgilinin yüz güzelliği lâle bahçesine teşbih edilmiştir: Aceb mi bâg kenârında dursa lâle hacîl Ki lâle-zâr-ı cemâlinde hâr u zârındır Ahmed Paşa Bazen "lâle-çihre"nin kullanıldığı görülmektedir: Lâle-çihrelerxii: Güller çemende şive ile burtarır yüzün Gûyâ ki lâle-çihreler içer şarâb-ı nâz çoğulunun da Muhibbî Bâkî ise. "hübân-ı firenk (Hiristiyan güzelleri)" ile "büt-i tersâ (Hiristiyan pııtu)"ya benzetmiştir. Her şair laleye farklı bir gözle bakmış ve dolayısıyla onda -renk ve şekil yönünden.227 Bu yanıp tutuşma neticesinde ise kendi varlığım mahveder: Lâleler mahv-ı vücûd etdi kederden dâğ ile Olalı her bir giyeh gülzâra şekl-i yâsemin Sâlim Lâle hasret yarasıyla yanıp tutuşurken bütün kederinden kurtulmak için içki içer: Lâle dâg-ı hasret ile sîne-sûz iken bu dem Bir kadeh mey elde ser-hoş ragm eder âlâmına Aa.

'ârızı Var didügün meger ki o sîmîn-beden midür Muhibbi Lâle-had: Ben o lâle-had periden Sâlimâ bir vech ile Gülşen-i âlemde bûy-ı vuslat ümmîd eylemem Sâlim Lâle-'izâr: Sen ne gül-şen gülüsün kim bu gün ey lâle-'izâr Alemin bülbül-i gûyâları hâmûşundur Hayâlî Bey Lâle-ruh: Hâr-ı gamdan cân veren bülbüllere ey lâle-ruh Yaraşır olsa kefen berg-i gül-i sîrâbdan Usûlî Lâle-ruhsâr: Nedîm reng-i bahârân o lâle-ruhsârın Zamân-ı şermde bir katre-i çekîdesidir Nedîm Lâle yanak: Lâle yanagın gonce lebin yâdına her dem Doldu gözümün câmına hûn-ı ciger ey dost Şeyhî Lâle-gûn ruhsâr: Lâle-gûn ruhsârını yâd edüben kan aglasam Bûstân-ı dîde ol dem verd-i ahmerden dolar Ahmed Paşa Ruhsâr-ı gül ü lâle: Reng-i ruhsâr-ı gül ü lâlesi bir mertebe kim Medhini fikr edenin olur edâsı rengîn Nefî Yanagı lâle-i bâg-ı letâfet: Yanagı lâle-i bâg-ı letâfet İzârı verd-i gül-zâr-ı tarâvet Hümâmî Bazen de "lâle-had" ve "lâle-ruh" bileşik isimlerinin çoğullarının da kullanıldığım görüyoruz: Lâle-hadlerxîü: Lâle-hadler yine gül-şende neler etmediler Servi yürütmediler goncayı söyletmediler NecâtîBeğ Lâle-hadler hasretinden dâg yakdum şol kadar Sînemi her kim görürse benzedür gül kanına Muhibbi Lâle-ruhlarxiv: Lâle-ruhlar gögsümün çâkine kılmazlar nazar Hiç bir rahm eylemezler dâg-ı hicrânım görüp Fuzûlî Lâle-ruhânxv: Gül-gûn kabâ-yı lâle-ruhân kûteh olmasa Kadd-ı cemâle hil 'at-ı ân kûteh olmasa Nâ'ilî Bâkî.Lâle-Sevgilinin Yanağı: Sevgilinin yanağı da renginden dolayı kırmızı lâleye benzetilmiştir.228 Ab. Çünkü o zaman sevgilinin iki yanağı kızaracak yani lâle gibi kırmızı olacaktır: Sâkiyâ gülgûne-i câm-ı mey-i gül-gûnu sür Lâle-reng olsun kızarsun ol iki ruhsâreler Bâkî Sevgilinin yanağının şu beyitte ise lâle bahçesine benzetildiği görülmektedir: Dün bâga çıktı ol yanagı lâle-zâr serv Dik durdu geldi bir ayag üzre hezâr serv Necâtî Beğ Şafak da renginden dolayı sevgilinin lâle renkli yanağına benzer: Ol ruh-ı lâle-gûn şafak hâl u hatun şeb-i tarâb Sun lebüni ki bâdenün vaktidür ibtidâ-yı şeb Ganizâde Nâdiri bilig-5/Bahar '97 . Yanak ile lâle arasındaki münasebetler de şu bileşik isimlerle ve tamlamalarla ifade edilmiştir: Hadd-i lâle-gûn: Dîvâneyim görelden sen hadd-i lâle-gûnı Artar bahârı görse şeydâlarun cünûnı Emrî Hadd-i lâle-reng: Nakş-ı hadd-i lâle-reng ol ârız-ı pakîzede Berg-i güldür gûyyâ âb-ı zülâl üstündedir Bâkî Lâle-'arız: Gonce femi benefşe hatı lâle. sâkîye gül renkli şarabın kadehinin gül rengini sevgilinin iki yanağına sürmesini ister.

sevgilinin yanağına öyküneceğini umarak lâleye üşüşerek onu süsleyip bezemiştir"1'11: Lâleyi jâle üşüp hayli tonatdı bu gice Öykünürsen diyü haddine gül-i ra 'nâmın Fedâyî Lâle. karşısında dâima eğridir: sevgilinin yanağın Lâle. sevgilinin yanağının derdiyle başı açık deli olmuş ve beline yaprak bağlamıştır: Ruhinin lâle baş açık delüsü Hâli sevdâsı var dimâğında Bâkî Hasret-i verd-i ruhunla lâle-i nu 'mânı gör Baş açık abdal olup beline yaprak bağlanır Harîmî (Şehzâde Korkut) Sevgilinin yanağı yüzünden başı açık kıpkızıl deli olan lâlenin dimâğı ise sevgilinin beninin sevdâsı yüzünden darmadağındır: Nitekim haddine her dem çemende ragm eder lâle Müsemmen dişine her dem sadefte reşk eder lü 'lü Şeyhî Sevgili seyrân ederken lâlenin açılarak ona yol vermesi istenir: Gelir ol serv-i sehî ey gül ü lâle açılın V'ey meh ü mihr çıkın kudrete nezzâre tek Fuzûlî bilig-5/Bahar '97 . sevgilinin yanağını kıskandığı için hem mahcup hem de "pâ der-gilXVI"dir: Hadünden lâle-i hamrâ hacîl berg-i gül-i ter hem Kadünden şâh-ı tûbâ münfa'il serv ü sanavber kim Sehâbî Lâle reşk-i ruh-i gül-gûnun ile pâ der-gil Gam-ı zülfünle perîşân ü mükedder sünbül Bâkî Jâle.229 Riyâzî. öykündüğü geçmiştir': sevgilinin yanağına 'edebsizlik için utancından kıpkızıl olup edip yere Bî-edeblük eyleyüb öykündügi içün haddüne Kıbkızıl oldı utandı yire geçti lâleler Zâtî Ahmed Paşa ise esasında sevgilinin yanağına öykünenin nesrin olduğunu. sevgilinin gülmesiyle çukurlanan yanağındaki gamzeyi şekil itibariyle lâleye teşbih ederken gamzenin içinde bulunan benini de lâlenin ortasındaki siyahlığa benzetir: Ol lâlemin olur içinde dâgı hâl-i siyeh Gülüp yanagı çukurlansa lâle olsa gerek Muhibbi. sevgilinin yanağının rengi mi yoksa lâle mi üstün diye sorar: Leb-i dilber mi yegdür yâ piyâle Yanagı rengi mi yeg yohsa lâle Ahmed Paşa ise lâlenin rengini sevgilinin yanağından aldığını şu beytiyle ifâde etmiştir: Çemende reng veren lâleye yanagındır Dilinde dâg koyan âteş-i izârındır Bundan dolayıdır ki. 'kendini de yok' eder: Lâlenin çehresini gül yanagın hâk eyler Goncanın zehresini la 'l-i lebin çâk eyler Şeyhî Lâle hâk etti yüzün gül yanağın reşkinden Gonca çâk etti kabâ la 'l-i dür-efşânın için Şeyhî Haddin katında yele varır lâleyile gül Kaddin katında serv ü çenâr olur iki kat Şeyhî Hatta lâlenin boynu. sevgilinin yüzünde bulunan yarayı. renginden dolayı ilkbaharda açmış olan lâleye benzetir: Sen sanma yaradur açılan rüy-ı yârde Bir lâledür açıldı meger nev-bahârda Zâtî ise. sevgilinin yanağı 'lâlenin çehresini hâk'. bühtan edilerek haksız yere miskin lâlenin gönlünün yakıldığını şu şekilde dile getirmiştir: Öykünen ruhsâtına nesrîn idi bühtân edip Lâle miskinin tutup nâ-hak çenânın yaktılar Lâle.

karanlık gönüllü lâleye benzer: Lâle-i tîre-dilem kevkeb-i bahtum gibi ben Gül-i hurşîd açılur gerçi gülistânumdan Nedîm Fakat lâle. devamlı gül bahçesinde sevgilinin yanağının lutfundan bahsetmekle gülü güle düşürür: Yanagı lutfun lâle ögerdi Gül-şen içinde gül güle düşdü Fehîm-i Kadîm Hayâlî Bey de gönlünde 'dâğ-ı siyeh' olan. güzelin yanağını kıskandığı için 'dağ-dâr (yaralı)' dır: Kakülün sünbül görüp kendim perîşân eylemiş Lâleler reşk-i ruhunla dağ-dâr olmış yine Rüşdî Bağrı yanan âşığın gönlü ise lâlenin gönlü gibi kederlidir: Getür safâyıla Şeyhî şarâb-ı gül-gûnı Ki lâle gönli bigi hâtırım mükedderdir Şeyhî Gül ile lâle birbirleriyle 'işve-sâz'dır: Gül ü lâle birbirine işve-sâz Hezâr ile kumrî hem-âvâz-ı râz Bundan dolayı âşık. Lâle .230 Lâle çemende başı açık kıbkızıl deli Sevdâ-yi hâl-iyâr ile mııhtel dimağı var Bâkî Devleti gör nergisi çeşmün karavaş eylemiş Tanrı virmiş lâleye gül haddünün lalalıgın Sevgilinin yanağı için deli olan lâle. sevgilinin beninin hasretiyle dağa düşer: Ser-i zülfünle zencîrin sürer dîvânedir sünbül Gam-ı hâlinle yanup lâleler kühsâre düşmüştür Zâtî Bâkî Ac. Lâle . Allah'u Taâlâ. lâleye sevgilinin gül yanağının lalalığını vermiştir: Hayâlî Bey bilig-5/Bahar '97 .Gelin Zaten lâle. Nitekim Za'îfî. bahtının yıldızı gibi.Sevgilinin Dudağı Lâle kırmızı renginden dolayı sevgilinin dudağına benzetilmiştir. ciğerini sevgilinin gülen yüzü için yakmıştır: Lâle yaktı cigerini gül-i handânın için Servler kesti kolun kadd-i hırâmânın için Necâtî Beğ Sevgilinin yanağının ateşi ise lâlenin gönlüne 'dâg' koymuştur: Çemende reng veren lâleye yanagındır Dilinde dâg koyan âteş-i izârındır Lâle renginden dolayı al duvak takınmış geline benzetilmiştir: Nitekim lâle ola al duvagı ile 'arûs Her nihâi akçe saça üstüne bârân-şekil Hayâlî Bey Ahmed Paşa Eğer lâle. sînesi ise kana bulanmış bulunan âşığı şu beytinde lâleye benzetmiştir: Dilimde dâg-ı siyeh sîne kana müstagrak Aceb mi benzer ise dest-i gamda lâle bana Şeyhî Ayrıca.Lâle-Aşık Sevgilinin ayrılık acısı âşığın bağrını tıpkı lâle gibi yakar: Yakdı bagrum lâle-veş kâr itdi hicrânun bana Dahi neyler bilmezem şol zahm-ı peykânun bana Sun'î Beg Zâtî Zaten lâle. sevgilinin dudağına benzediğini söyleyen lâleye sen açılıp ta gülen gül ile iddialaşamazsın dediğini söyler: Lâle didi ki şebîhem leb-i dildâra didûm îdemezsin açılup sen gül-i handân ile bahs Ad. sevgilinin güle benzeyen yanağının verdiği hasretle yanıp tutuşmasaydı onun gönlünde 'sevgi yarası' yer etmezdi: Gül ruhlarına lâle eger olmasa hasret Bagrında anun n 'eyler idi dâg-ı mahabbet B.

Çünkü o zaman lâle otağ ile gelerek âşığın mezarını bekleyecektir: Ruhınun gamından ölüp lâle bitse sinemde Gelüp otag ile bekler mezârı mı diyeyin Niyâzî Oysa Fehmî'ye göre. lâle gibi 'dâg-dâr (yaralı)'dır: Hasretinle lâle-veş ben dâg-dârım kim bilir Sînede zahm-ı dil-i nâ-şâd u zârım kim bilir Âşıklar bazan gönül yarası bazan da canın zarif mânaları oldukları için lâle ve gül goncalarının âşıklara mesken olmasına şaşılmamalıdır: Gâh dâğ-ı dil ü geh nükte-i cânuz ki biz Gonca-i lâle vü gül mesken olursa ne aceb Sâlim bilig-5/Bahar '97 . âşık. lâle gibi 'dâg-ı mihnet'le yanan yüreğinin sırrını kimseye açmamalıdır: Dâg-ı mihnetle yanarsa yüregün lâle-sıfat Kimseye açma sakın râz-ı dil-i sûzânun Zaten âşığın mezarı lâlenin bittiği topraktan belli olur: Dâgdan fehm olınur sûz-ı derûn-ı âşık Lâleden küşte-i gam hâk-i mezarın bilürüz Şeyhî.231 Âşığın göğsündeki bu yarayı gören sevgili. âşığın bağrını sevgilinin sünbüle benzeyen saçının sevdasının da yaktığını şu şekilde ifade etmektedir: Sünbülün sevdâsı bagrımı yakardı lâle-veş Kılmasa teskîn-i safrâ nârdân-ı çeşmimin Sükkerî Âşığın mezarında biten lâle ise sinesindeki yaradır: Nite lam lâle bite sınum üzre Bu sînem tagıdur ol lâle dâgı Sevgilinin yanağının gamıyla lâle gibi dağlanan âşığın gönlü. sinesinde lâle bitmesini ister. jâle gibi âşığın kanına girmek ister: Sîne dagın görüp ol gonce dehen lâle gibi Bir avuç kanıma girmek diledi jâle gibi Bâkî Fehîm-i Kadîm Zaten âşığın talihi lâle gibi bağrı yanıklık yani üzüntüdür: Ger salsa âl-i mül dilüme la 'l-vâr aks Gör tâli 'üm ki lâle-i kûh-ı melâl Âşığın 'sâki-i dehr'in elinden çektiğini ancak 'dâg-ı derûn'u lâle gibi açılıp âşikâr olduğu zaman bilinir: Elinden sâkî-i dehrin ne kanlar yuttugunı her dem Açılsa lâle-veş dâg-ı derûmum âşikâr olsa Bâkî Fehîm-i Kadîm Sevgilinin yanağının gamından ölen âşık. tıpkı içi kan ile dolu olan piyâleye benzer: Gam-ı ruhunla gönül dağlandı lâle gibi Derimi hûn ile pürdür begüm piyâle gibi Sâfi Âhî ise kabri üzerinde yetişen lâlelerin kıyamete kadar yanıp yakılmasını ister: Saçların çözsün bulutlar ra 'd kılsun nâleler Kabrimi üzre haşre dek yansım yakılsun lâleler Âhî Sâbit Her ne kadar muhabbet bahçesinde çok lâleler biterse de âşık (Necati Bey) gibi cefâdan bağrı yaralanıp dağlanan bulunmaz: Muhabbet sebze-zârında biter bir çok lâleler ammâ Bulunmaya benim gibi bagrı dâg olmuş Necâtî Beğ Âşığın bağrındaki ümit yaprağı lâle yaprağı gibi dökülerek geriye sadece hasret yarası kalır: Dökilüb berg-i ümîdüm lâle-veş bagrumda ah Dâg-ı hasretdür kalan ol gül-izârumdan benüm Zâtî Sevgilinin hasretiyle âşık.

sabânın gülün ayrılık haberinden bahsedince bülbülün ciğeri lale gibi kana bulanır: Haber-i firkati gülden ki kelâm itdi sabâ Bülbülün lâle-sıfat kana bayandı cigeri Hasan Mu'îdî Gül bahçesinde yer yer açılan lâle ve gül değildir.Âşığın Bedeni Âşığın bedeni gam dağına benzer.232 Aşk yolunda rıza kılıcıyla her tarafı çâk çâk olanın alemi yani damgası güneştir: Bu yolda tîg-i rızâ ile çâk çâk olanın Derûn-ı lâle gibi dâg-dârıdur hurşîd Sirişkim al bagrım pâre bir kûh-i belâyım kim Hemîşe lâle vü la 'l ile rengîndir içim dışım Nâ'ilî Bâkî ise şu beytinde kendisini aşk sahrasının bağrı yanık lâle-i nu'mânına yani âşığına benzetir: Sehâb-ı lutfun âbın teşne dillerden dirîg etme Bu deştin bagrı yanmış lâle-i Nu 'mâniyiz cânâ Bâkî Âşığın gözü daima kanlıdır. Hayâlî Bey lâlenin kırmızılığını kendisi gibi âşık olmasına bağlar: Dâg-ı gamdan rûyu hûn âlûdedir cismim gibi Aşık olmuştur meger kim lâle-i Nu 'mân Bey Fuzûlî gözyaşlarının kırmızı. lâleye kendisi gibi belâ dağını çeken başkalarını görüp görmediğini sorduktan sonra lâleyi kanlı kefene sarılmış âşıka benzetir: Benim gibi belâ dâgın çeker buldun mı ey lâle Nice demler gören bir âşık-ı hûnîn-kefensin sen Hayâlî Re'fetî Ba. Hayalî Bey bundan dolayı kırmızı lâleyi kendine benzetir: Bir nazarda bana benzer lâle-i sahrâ-yı gam Merdüm-i çeşmim gibi her dem libâs-ı hûn giyer Âşık lâle gibi başım yerden kaldırarak sevgilinin ayağına yüz sürmek ister: Lâle-veş baş kalduram yirden sürem yüz pâyine Ol kıyâmet gelse ben hûnîn-kefenden cânibe Zâtî Hayâlî Bey kendini Ferhad'a benzetirken ânının şulesini ise lâleye teşbih eder: Ben belâ Ferhâdıyım kûh-ı gam-ı dildârda Şu 'le-i âhım başımda lâledir kûhsârda Hayâlî Bey Âşığın lâle gibi gönlü ayrılık derdinin acısıyla yaralı. Bundan dolayı lâleden hiç bir farkı olmayan âşık sevgiliye sitem eder: Dilde dâg-ı derd-i hicrân dîde pür-hûn sine çâk Devlet-i aşkında ey gül-ruh nem eksik lâleden Hilâlî Ayrıca şunu da ifade etmek gerekir ki. Onun üzerindeki yaralar ise kanlı lâlelerdir: Kûh-ı endüh durur âh ki bu cism-i zebûn Dâglar yer yer anun lâleleridir pür-hûn Hayâlî Bey Âşığın bedeni gam yarasından dolayı kanla kaplanır. gözü kanlı ve göğsü parça parçadır. Bülbülün hasret acısından dolayı akıttığı kana bulanmış göz yaşıdır: Şüküfte câ-be-câ gül-şende sanma lâle vü güldür Akıtmış hâr-ı hasret eşk-i hûn-âlûd bülbüldür Hayalî Bey de gam dağında lâle gibi kan ağlamasına rağmen sevgilinin hâlini sormamasına içlenir: Bunca demler kûh-ı gamda lâle-veş kan aglaranı Demez ol şîrîn-dehen hâlin ne Ferhâdını benim Hâyâlî Bey şu beytinde ise. bağrının paramparça olduğunu belirttikten sonra kendisini belâ dağına benzeterek. içinin ve dışının lâle gibi devamlı kırmızı olduğunu söylemiştir: Hayâlî Bey bilig-5/Bahar '97 .Lâle .

233 Reşid gönlünde oluşan ayrılık acısından dolayı bedeninde meydana gelen yaralan lâleye benzetir: Hayâl-i çeşmi gitdi kaldı dilde dâg-ı hicrânı Biten hep lâledür nergis gibi şimdi zemînümde Tâze tâze dâglarla lâle-i hamrâ ile Hayâlî Bey Âşığın bağrındaki 'başlar' gam yarasıyla lâle gibi sivrilirler: Dâg-ı gamdan lâle-veş bagrumda bitdi başlar Hasret-i la 'lünle hûn oldı gözümde yaşlar Bb. dünyada dudağının hasretiyle kana gark olarak bağrında lâle gibi yüz yara bulunmayan âşık var mı diye sorar: Lâle gibi hasret-i la 'lünle gark-ı hûn olup Dünyede âşık mı var kim bagrınun yüz dâgı yok Hayâlî Bey sinesindeki yarıklar üzerinde oluşan her yarayı 'vâdi-i hayret'te biten lâleye benzetir: Vâdi-i hayretde bitmiş lâlelerdir gûyiyâ Yaktığım her dağ bu sînemdeki çâk üstine Bc.Lâle .Âşığın Sînesi (göğsü. Bâkî de toprakta yer yer açan lâlelere teşbih eder: Yaksam fîtîlelerle çıragan olur temim Her tâze dâg sinede bir lâledür bana Guyyâ yer yer açılmış lâlelerdir hâkde Sînem üstünde görünen tâze tâze dâglar Hayâlî Bey Şemsi Ağa.Âşığın Gönlü Âşığın gönlü bazan lâle gibi paramparçadır: Dem olar gonce-i dem beste-i gülzârı mihnetdir Dem olur lâleler gibi girîbân çâktır gönlüm Hâtif. Orayı kırmızı lâleye benzeyen yaralar süsler: Âşığın gönlündeki aşk ârizî olmayıp zâtîdir. bağrı) Âşığın sinesi çekmiş olduğu aşk acısından dolayı lâleye benzeyen yaralarla kaplanır. lâleden başka kendisi gibi yanık gönüllü kimsenin olmadığım şu beytiyle ifade eder: Bulunmaz bencileyin bagrı yanık lâleden gayrı Yüzüme su seper bir kimse yoktur jâleden gayrı Âşığın sinesi 'kûh-ı belâ (:belâ dağı)'dır.Lâle . Bundan dolayı lâle-i sîr-âbda olduğu gibi su ile sönmez: Arizî sanman ki zâtîdir gönülde nâr-ı aşk Ateşim sudan söyünmez lâle-i sîr-âb tek Sürûrî Sîne bir kûh-ı belâdur kim anı zeyn etdi gam bilig-5/Bahar '97 . sinesinde oluşan her taze yarayı lâleye. Bundan dolayı Sâlim gül bahçesini seyretmek isteyenlerin göğsüne bakmasını ister: Lâle-âsâ dâğlarla gül gül olmuş ser-te-ser Sineme etsin nigeh seyr-i gülistân eyleyen Za'îfi Âşığın göğsündeki yarayı gören sevgili jâle gibi âşığın kanına girmek ister: Sîne dâgın görüp ol gonce-dehen lâle gibi Bir avuç kanıma girmek diledi jâle gibi Bâkî Zâtî ise döğünmekten ve sevgilinin taş vurmasından dolayı sinesinin duhânî lâlelerle yani yaralarla kaplandığını ifade eder: Bitdi sinemde dögünmeliden duhânî lâleler Üstine anun sirişkümden saçıldı lâleler Her ne taş kim urdun ey sengîn-dil -ü-lâle-izâr Sînemün bâğın duhânî lâlelerle itdi zeyn Nedîm-i Kadîm ise sevgilinin devamlı sinesinin lâle ve gülün içi gibi yaralarla dolmasını istediğinden yakınır: O cevr-pîşe ise her zemânda sînemüzi Derûn-ı lâle vü gül gibi dâg dâg ister Muhibbî de göğsünün üzerinde bulunan yaraları görenlerin çöllerde lâle açtığını sanacağını söyler: Görenler sînemün üstinde dâgum Sanur açıldı sahrÂlarda lâle Za'ifî ise sevgiliye.

Kumaş ve Elbiseler Lâle renginden dolayı çeşitli kumaşlara ve elbiselere benzetilmiştir.Lâle .234 İd.Âşığın Göz Yaşı Âşığın göz yaşları sonbaharda dökülen yapraklar arasında lâlelerin yetişmesine sebep olur: Çün giçdi rûze sâkî gel sun bana piyâle Berh-i hazân içinde eşküm bittirdi lâle Muhibbi Çektiği gamdan dolayı boyu iki büklüm olan âşığın gözleri. Bunlar şunlardır: pîrâhen (pîrehen)xviii. lâleyi kanlı kefene sarılmış bir aşk şehidine benzetirken: Şehîd-i aşktır kanlı kefende . vâlâ (vâle)xix. lâle-i sîr-âb gibi kan ile dolar: Kâmetim gamdan büküldü sünbül-i pür-tâb tek Gözlerim kan ile doldu lâle-i sîr-âb tek Sürûrî Fuzûlî kanlı gözyaşını öyle etrafa saçmış ki gam (: ıstırap) evi olan hanesi tıpkı şarap hababı gibi lâle rengine bürünmüştür: Kanlı yaşın anca kim saçmış Fuzûlî her taraf Lâlereng olmuş habâb-ı mey kimi gam-hânesi Ahmed Paşa ise sevgilinin yanağını hatırlayarak gözünden yaşlar aksa 'gülşen ü çemen'in lâlelerle dolacağını söyler: Ruhu yâdına kan akıtsa gözüm Pür olur gül-şen ü çemen lâle Necâtî Beğ ise sararmış yüzünde kanlı göz yaşlarını görenlerin za'feran arasında bir iki lâlenin bittiğini söyleyeceklerini ifade eder: Kanlı yaşımı çihre-i zerdimde gören der Bitmiş bir iki lâle za'ferân arasında Ahmed Paşa sevgilinin yanağını lâleye benzeterek ona bu rengi verenin gözyaşları olduğunu söyler: Sebze hattında ruhun bir lâle-i Nu 'mânîdir K'anı rengîn eyleyen bu eşkimin bârânıdır Fuzûlî ise sevgilinin kapısının toprağını kimyagere benzettiği gözünden akan yaşların lâle rengine çevirdiğini belirtir: Lâle-reng etti gözüm kan ile hâk-i derini Kimyâ-gerdir eder gördügi topragı kızıl Fuzûlî şu beytinde aşk meclisinde gözyaşının. şehitler şahının kana bulaşmış alemidir: Baş açık lâle çemende dedi sultân-ı güle Kan bulaşmış alem-i şâh-ı şehîdânem ben Hayâlî Bey D. lâle renkli şarap olduğunu ifade eder: Bezm-i aşk içre sirişkimdir şarâb-ı lâle-gûn Kıldı gam kaddim büküp cânı-ı şarâbım ser-nigûn Sahranın kırmızıyla donatılmasına sebep lâle değil bilakis âşığın âh u figanıdır: Sanma rengin lâleler sahrâyı gül-gûn eyledi Âh-ı pür-sûzumdan oldu bâg-u râg efrûhte Hayalî Bey Za'îfî ise dağ eteklerini süsleyen lâlelerin sevgilinin yanağının şevkiyle coşan göz yaşları olduğunu söyler: Gözlerüm yaşıdur itdi şevk-ı ruhsârunla cûş Lâleler kim zeyn olupdur dâmen-i kuhsârda C. Lâle . Lâle . şâlxx (kırmızı bilig-5/Bahar '97 . Bana her lâle-i sahrâ-yı Leylî Mesîhî.Şehid Hayâlî Bey. sevgilinin etrafında bulunan lâlelerin her birinin bir şehidin 'kan saçan göz'ü olduğunu belirtir: Çevre yanunda görinen lâleler ey serv-kad Her birisi bir şehîdün dîde-i hûn-bârıdur Zâtî'ye göre lâlelerin üzerine baştan başa dökülen yaseminler sanki kana gark olmuş şehidlerin üzerine inen bir nurdur: Kana gark olmış şehîdân gûyâ nûr iner Lâleler üzre döküldükçe ser-â-ser yâsemîn Başı açık lâle.

Elbise Yırtmak . al kabâ ve lâciverd kabâ). gönlekxxiv ve hâraxxv.Yaka Yırtmakxxv' Benefşe şarabının kokusuyla sarhoş olmasından dolayı lâle elbisesinin yakasını çak eyler: Mest olmasaydı bûy-ı şarâb-ı benefşeden Çâk itmez idi câmesini lâle gonce-vâr Şefî'î Bâkî Âhîyâ yârün arûs-ı hüsni şevkine bugün Al vâlâyı gelincik-veş tutıındı lâleler Âhî Lâlenin reşk ile hûn oldugı ser-tâ be kadem O miyâne sarılan kırmızı şâlindendir Nedîm Mücerred bî-ser ü pâ bir gedâ-yı hâne-ber-dûşam Hemân lâle gibi egnümde bir kibriti şâlum var Riyâzî Gül-gûn kabâsı ol sanemin sanki lâledir Cism-i latifi lâle-i hamrâda jâledir Bâkî Lâleler sanman görinen dâmen-i kuhsârda Çeşm-i pür-hûmım geyürmişdiir kabâ-yı âl ana Âhî Ol iki rengin kabâ gûyâ bahârı itdi zeyn Lâciverdi al garrâ lâlelerle dil-berâ Hayâlî Bey sevgilinin gül yüzünün vasfı ile şiirlerini eğer gonca işitse lâle gibi yakasını yırtacağını söyler: işitse gül yüzünün vasfı ile eş 'ârım Yakayı lâle gibi gonca çâk çâk eyler Hayâlî Bey Lâle devamlı 'çâk-i pîrehen'ini gösterir: Lâle çâk-i pîrehen gösterdi gül çînî kabâ Bülbül-i şûrîde hây ü hûy-i mestân eyledi Bâkî Fuzûlî ise devrânın gizli bir yara ile gönlünü yakmadığı lâlenin her an yakasını yırtmakdan maksadının ne olduğunu sorar: Ve ger bir dâg-i pinhân ile bagrın yakmadı devrân Nedür maksûdı her dem lâlenin çâk-i giribânxxvıidan Fuzûlî Oysa lâle sarhoş olup eteğine kadar yakasını yırttığından beri şaşkın. Lâle gibi çünki ben sahrâ-nişînler şâhıyam Kırmızı eyvân yiter bu kanlı pîrâhen bana Âhî Lâle çâk-i pîrehen gösterdi gül çînî kabâ Bülbül-i şürîde hây ü hûy-ı mestân eyledi Da. libâsxxiii (dîbâ-yı zîba). kuyudan çıkan Yûsufun elbisesine benzer: Çâhdan çıkdı girîbânı kızıl kan lâle Gûyiyâ pîrehen-i Yûsuf-ı Ken 'an lâle Hilâli Db. câmexxii. kabâxxı (gül-gûn kabâ.Kefen Özellikle kanlı kefen renginden dolayı lâleye benzer. Lâle . tutkun ve rezil olmuştur: Mest olup çâk-i girîbân idüben tâ dâmen Vâlih ü âşık u âşüfte vü rüsvâ lâle Zâtî Mest olmasaydı bûy-ı şarâb-ı benefşeden Çâk itmez idi câmesini lâle gonce-vâr Şefî'î Gül ü nergis yine altun benekli câmeler giymiş Libâsı lâlenin egninde bir dîbâ-yı zîbâdır Bâkî Güzeller arızından yandı lâle Libâsı ana oddan gönlek olmuş Necâtî Beğ Nev-bahâr oldı çemen câme-i hadrâ geysün Açılup lâle-i sahrâ yine hârâ geysün Muhibbî Ayrıca lâlenin ' girîbân'ı. âşık. Âşık.235 şal ve kibriti şal). lâle gibi kanlara gark olan bedenine sarılan kefeni kabri üzerine açılan lâleye benzetir: Şol kadar lâle gibi kanlara gark oldı tenüm Fehîm-i Kadîm bilig-5/Bahar '97 .

Lâle .Sancak Lâle renginden dolayı kırmızı sancağa da benzetilir. kefenini çâk eder: Leb-i İsâ demiyle cânanın Cân bulup çâk eder kefen lâle F. aşk ehli (derd ehli)nin kendisine lâle gibi kanlı kefen sarmasını ister: Öldürürse ger beni ol Yûsuf-ı gül-pîrehen Lâle-veş sarsım bana ışk ehli bir kanlıı kefen Figânî Dâg-ı mihnetle beni öldürse o gül-pîrehen Lâle-veş sarsın bana derd ehli bir kanlı kefen Hayâlî Bey Yer altındaki esrarı soranlara Ahmed Paşa. Lâle . sevgilinin mihnetinden dolayı öldüğü zaman. 'Şâh-ı gülün' sancağı. Bu benzerlik şu tamlama ve bileşik isimlerle kendini gösterir: Bâde-i hamrâ: Yir yirin oldı çemende yine peydâ lâle Eline aldı gelüp bâde-i hamrâ lâle Muhibbi Bâde-i lâle-fâm: Sâkî-i bezm bâde-i gül-reng vü lâle-fâm Eksük virürse gayriya bizden yana tamam Hz. 'lâle-i pervâzî'dür: Sancagı şâh-ı gülün lâle-i pervâzîdür Bâgda eyledi direngyine hayl-i ezhâr Şarâb-ı lâle-reng: Yeter olduk gubâr-ı gamla bengî Getir sâkî şarâb-ı lâle-rengi Hayâlî Bey Şarâb-ı lâle-gûn: Felek işretgehim mey sagârımdır ey şafak sen Riyâzî "Sultân-ı gül' bağ içinde zümrüd tahtını kurduğu zaman lâle-i Nu'mân al sancağım hem Dökülmüş şâm-ı 'ayşımda şarâb-ı lâle-gûnumsun Hayâlî Bey kaldırır: Bâg içinde tâ zümürrüd taht ura sultân-ı gül Şerâb-ı lâle-fâm: Tarabgâh-ı Cem-âbâdun çeküp el bezm ü câmından bilig-5/Bahar '97 . İsâ'nın dudağı gibi can veren sevgilinin dudağıyla hayat bulan lâle.236 Kabrimi üzre açılan lâleye döndü kefenimi Âhî Al sancak kaldıran tâ lâle-i Nu 'mânîdir Ahmed Paşa Lâle renginden dolayı kırmızı şaraba benzetilir. varıp lâlenin başındaki kanlı kefeni görmelerini söyler: Eydür ki yer altındaki esrârı sorarsan Var lâleye başındaki kanlı kefeni gör De.Dest-mâlxxviii Lâle renginden dolayı kırmızı destmâle benzetilir: Gülşende lâle sanma âraknâk olup çemen Bir al destimâl ile sildi dudağını Bâkî Ümîdî Bâde-i sahbâ: Arif midir ol kimse ki görüp bu rumuzu Nûş eylemeye lâle gibi bâde-i sahbâ Ahmed Paşa Lâle-gûn sahbâ: Ma'nî-i rengin mi lafz-ı âb-dârımda yahud Sâgar-ı mînâya konmuş lâle-gûn sahbâ Nefî Mey-i hamrâ: Bencileyin la 'l-i nâbıın yâdına ey gonce-fem Gülşen içre lâlei gördüm mey-i hamrâ çeker Muhubbî Mey-i lâle-reng: Mey-i lâle-reng elde meclis müheyyâ Ne hâcet zamân-ı gül ü gülistâne Bâkî E.Şarap Ahmed Paşa Âşık. Lâle .

renginden dolayı ateşe benzetilir: Değildir lâle yer yer zâhir oldu andan ateşler Zamâne tutdı çarh-ı âftâba tîg-i kuhsâr Sâbit. Çünkü o. lâle ve goncayı cehennem ateşinin koruna çevirir: Ne gülistâne güzâr eylese bir demde eder Gonca vü lâlesini ahker-i sûzân-ı cahîm Nefî Fehîm-i Kadîm ise yanık yaralarıyla dolu bedeniyle cennetin güllerini seyretse. Lâle . bazan düşmanın kanı (: hasm kanı veya hûn-ı a'dâ). bazan zeminin kam. ise 'lâlenin ocağı ateşlere yansın' diyerek ona beddua eder: Şerhalardan sinede bir tahta lâlem var benüm N'eylerem ateşlere yansım ocağı lâlenün Nefî la.Kan Lâle. yer yer gül bahçesine ateş koyar: Ergavanlar tutuşup hirmen-i gülyanmağ içün Gülistan mülküne âteş kodu yer yer lâle Bâkî Bu kan bazan gül bahçesinde kesilen kurbanın kanı. Lâle .Kızılbaş Ocağı Hayâlî Bey. lâlenin ilkbaharın hem odu hem de ocağı olduğnu söyler: Berg-i aynı muntazam der-hâtm oldıferâg Lâle oldı devletinde nev-bahârun od ocagı Paşa H. renginden dolayı ocağa benzer: Lâle ocağı beste imiş cizye-i bâğa Heb mühürlidür aldığı evrâk-ı dîde Zâti Leb-â-lebdür ciger hûniyle lâle Niteki eşk-i çeşmümle piyâle Muhibbî Sanma ey serv ayagına baş komuştur lâleler Dâmenine yapışan uşşâk-ı mestin kanıdır Ahmed Sâbit Riyâzî. Lâle-Ateş Lâle. bazan ciğer kanı bazan da uşşâk-ı mestin kamdır: Sanasm hûn-ı kurbandur şakâyık sahn-ı gülşende Cihân pür şûr ıı gavgâ şöyle benzer îd-i adhâdır Bâkî Donandı lâle gibi hasın kanı ile zemîn Nite ki müjde-i feth ile şehr dükkânı Necâtî Beğ Zahm-ı tîgından döküldü hûn-ı a'dâ. renginden dolayı kana da benzer: Şer kesdigi parmak acımadı Gerçi kim akdı lâle-gûn kam Sevgilinin muma benzeyen yanağının arzusuyla lâle her gece yanıp yakılsa şaşılmamalıdır.237 Bu işret-hânenün geçdük şerâb-ı lâle-fâmından Vak'anüvîs Râşid Efendi G. nur ve ateşle kaplıdır: Haddin çerâğı şevkıyıle lâle her gece Yansa göyünse tan mı ki pür-nûr u nârdır Şeyhî Hayâlî Bey Rahm et ki kıldı sen gül-i handân firâkına Yüzüm sahîfesin cigerim kanı lâle-fânı Necâtî Beğ Sevgili bir an gül bahçesini gezmeye gitse. cehennem bahçesi gibi bütün lâlelerinin kor olacağını söyler: Eylesem bu ten-ipür-dâğ ile gül-geşt-i behişt Bâg-ı dûzah gibi hep lâleleri ahker olur Lâle.Ocak Lâle. lâlelerle bezenen her vâdîyi 'kızılbaş ocağı'na benzetir: bilig-5/Bahar '97 . şöyle kim Tuttu sahrâlar yüzünü lâle-i Nu 'mân gibi Bâkî Kanı cûş itdi zemînün kızaran lâle degül Zâti'yâ cûş-u-hurûş eyle revân sen de yine I. Lâle .

sahralarda 'âteş-perest ocağın'ı yaktıklarını söyler: Sahrâda yaktı lâle âteş-perest ocagın Gülsen benefşelerle şehr-ifrenge benzer İ.Şem' (Çerâg) Lâle renginden dolayı şem'e (çerağ) benzer. Çünkü sevgilinin yüzünün şevkinden dolayı 'bal'indeki her lâle nakşı bir 'meş'al-i rûşen' yakar: Şebistânunda itfâ eyle şem 'i şevk-i rûyundan Yakar hâlinde ki her nakş-ı lâle meş'al-i rûşen Sâbit Belâ erbabının vücudunda meydana gelen ve renginden dolayı lâleye benzetilen yaraların her biri 'Mecnûn çerâgı'dur: Teni sad-pâre erbâb-ı belânın bâg-ı râgıdır Kim onun dâgdan her lâlesi Mecnûn çerâgıdur Hayâlî Bey Lâle ve gülün seher rüzgarının mumu olmasından dolayı meclisin mumu 'yârân'a düşman olur: Olmazdı şem 'i cem 'in yârâna böyle düşmân Olmasa lâle vü gül bâd-ı seher çerâgı Necâtî Beğ Zindanda yanan "çerâg"lar da lâleye benzetilir: Lâleler zindan içinde gündüzün yakar çerâg Bâg bir üstü açık dil-gîr zindân oldı gel Necâtî Beğ "Lâle-i gülzâr"m al fanus içersinde bulunan mumu yakmasına sebep ise gece onu önünce götürmektir: Gice önünce götürmekdür murâdı var ise bilig-5/Bahar '97 .de Nâdirî Çarhun yüregi yagı mıdur jâleler 'aceb K 'andan çerâg-ı lâle bulur böyle iltihâb Mesîhî 'Çerâg-ı berk' ise lâle mumunu parlatır: Çerâg-ı berk kılıp şem '-i lâleyi rûşen Sedâ-yı ra 'd kılıp çeşm-i nerkisi bidâr Fuzûlî Lâlenin. 'şem'-i mu'anber'ini yakar ve bostanın üzerinde anber saçan bir bulutun oluşmasına sebep olur: Yine her lâle bir şem'-i mu'anber yakdı dûdundan Sehâb-ı anber efşân oldu peydâ bustân üzre Nefî Lâleler gül bahçesinde işret mumunu yakdıktan sonra. Lâle çırasını ya 'mâh-ı mihr-efrûz'dan ya 'âteş-i efrûhte'den ya da 'yağa benzetilen Jâle'den yakar: Mâh çekmiş sinesine gün yüzün şevkiyle dâg Lâle dahi mâh-ı mihr-efrûzdan yakar çerâg Necâtî Beğ Şem '-i gül meş 'ale-i lâlefürüzân oldı Her biri âteş-i efriîhteden yaktı çerâg Ganiza. üzerlerine çiğ taneleri pervaneler gibi düşer: Yakalı gülzârda işret çerâgın lâleler Üstüne pervâneler gibi düşerler jâleler Hayâlî Bey Çimenlikde lâle bunca 'şem' u çerâg' yakmasına rağmen nergisin gözünü 'humâr ile hâb'ın tutması dikkat çeker: Çemende yakar iken lâle bunca şem' u çerâg Niçün tutar gözünü nergisin humâr ile hâb Şeyhî Yatak odasındaki mumun söndürülmesi istenir.238 Sebzeler rûy-i zemini tutdu Osmânî gibi Lâlelerle oldu her vâdî kızılbaş ocagıxxix Ib. lâlelerin.Ateş-perest Ocağı Hayalî Bey. bahar meclisinde mum yakması istenir: Demidür lâle yaka bezrn-i bahâra meş 'al Gonca-i zenbak ola nerkise şem 'i bâli Bâkî Lâle ise. Lâle . Lâle .

Lâle . Filiz Kılıç) 2 C. AKARSU Kâmil AKTEPE M.Seher Yeri Seher yeri renginden dolayı lâleye benzer: Ruhun şevki ile âh itmiş meger kim ehl-i mihr ey Seher yiri kızarmış gökyüzinde lâle-gûn olmış Hayâlî Bey K.Kına ZâtîDevam edecek KAYNAKLAR 1993 (Bu Kaynakçaya makalemizin birinci bölümünde yer almayan eserler de dahil edilmiştir. Ankara bilig-5/Bahar '97 . İstanbul "Damad İbrahim Paşa Devrinde Lâleye Dâir Bir Vesika" Türkiyat Mecmuası. 'Gül Baba çerağı'na benzetilir: Dâg yalanış sîne-i abdâla dâgı lâlenün Sanki Gül Baba çerâgıdur çerâgı lâlenün Lâle renginden dolayı kınaya benzer***: Sürmeden gözler kara eller hınadan lâle-reng Fuzûlî Lâleler serv ayagın bâgda tutsa n 'ola kim Nev 'iyâ bâg ile bend olmasa hınnâ tutmaz Nev'î Sâbit Lâlenin mumu yok etmesine şaşılmamalıdır. İnceleme. s.) AGAH SIRRI LEVEND 1966 Ali Şir Nevaî. MEB Yayınları: 2462. renginden dolayı la'le benzer: Kûhun içi taşı pür olmadı la'l-i lâleden Oldı pür-hûn kûh-ken laldugı âh-u-nâleden Zâtî Ahmed Paşa J. Genel Yayın No: 51. Lâle . Hayatı. Türk Klasikleri Dizisi / 32. Lâle . 11. Basılmamış Doktora Tezi. Kültür Bakanlığı Yayınlan / 1617. Türk Klasikleri / Divanlar: 3. Münir 1954 Rumelili Za'îfî. Türk Dil Kurumu Yayınlarından-Sayı: 244. 115-130. Araştırmaİnceleme Dizisi: 40. TDK Basımevi. Tenkitli Metin (Hzr. Bilim ve Kültür Eserleri Dizisi: 634. Ankara ÂHİ DİVANI 1994 (Hzr. Cilt Divanlar. Eserleri ve Dîvânından Seçmeler. San'atı. Ali Nihat Tarlan). Gazi Üniversitesi. Necati Sungur). İstanbul ARSEVEN Celâl Esad Sanat Ansiklopedisi. Çünkü muma faydalanmayı sabâ vermektedir: Yele verse çerâgı lâle ne tan Ki verir şem 'a intifayı sabâ L.Lâle-La'lxxxi Lâle. Ankara AHMET PAŞA DİVANI 1993 (Hzr. 5 C. Akçağ Yayınları.Engübîn (Bal) 'Hünîn lâle' renginden dolayı 'engübîn'e benzer: Biri gül biri benefşe biri hûnîn lâledür Biri kand oldu birisi şehd biri engübîn meh M. İstanbul ÂŞIK ÇELEBİ 1994 MEŞÂ'İRÜ'Ş-ŞU'ARÂ. II. C. Ankara-1993.239 Al fânûs içre yakmış lâle-i gülzâr şem' Riyâzî Ayrıca lâle. 1983 Millî Eğitim Basımevi.

240 BABÜR DİVANI 1995 (Hzr. Gazi Eğitim Fakültesi Yayın No: 8. Ankara KÜNHÜ'L-AHBÂR'IN TEZKİRE KISMI 1994 (Hzr. Abdulkerim Abdulkadiroğlu). Sühulet Kitab Yurdu.Sayı: 93. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınlarından. Edebî Kişiliği. Dîvânının Tenkidli Metni KÜÇÜK Sabahattin (Hzr. Türk Tarih Kurumu Atatürk Üniversitesi Yayınları Yayınları. Ankara BAKİ 1935 Hayatı ve Şiirleri c. Dil ve Tarih Yüksek H. Hükümdar Dîvanları Dizisi. 41. Genel Yayın No: 51. CİNANİ 1994 Ankara Hayâtı. (Hzr. Metni (Hzr. Ali Nihat Tarlan). Atatürk EKBER Ali Kültür.Süheyl Beken Sedit Yüksel . 1981 bilig-5/Bahar '97 . Tezkireler Dizisi .ASAR LİZEYLİ ZÜBDETİ'L . XVIII. Nüzhet Ergün). C. Atatürk 1988 Kültür. Sanatı. Bilâl Yücel). Yayınları No: 37. Mustafa İsen). Türk Dil Kurumu Seçmeler. Atatürk Kültür Merkezi (Dehhudâ). No: 583. (Hzr. Sayı: 1. Tahir Üzgör). I-II". Sivas FUZULİ DİVANI 1990 (Metni Baskıya Hazırlayanlar: Kenan Akyüz .Sayı: 44. Eserleri 1989 TEZKİRETÜ'Ş-ŞUARÂ. Gazi Ü. Tahran Yayını . Hüseyin Ayan). 32. Cumhuriyet Ü. Ankara Bakanlığı Yayınları: 938. Yayın No: 62. Türk Klasikleri / Divanlar 6. Dizi . S. Araştırma Serisi No: 80. Türk Klasikleri / Divanlar: 5. Ankara HAYALI DİVANI 1992 1991 (Hzr.Sa. Akçağ Yayınları. Sayı: 81.Sayı: 2. Dil ve Tarih Yüksek BÂKİ ve Dîvânından Kurumu. Dil ve Tarih Yüksek Kurumu.Müjgan Cunbur). Dîvân'ı ve Metnin Bugünkü Türkçesi. Eserleri. Atatürk Kültür. Cihan Okuyucu). ve Divanının Tenkitli (Hzr. (Hzr. Türk Dil Kurumu Yayınları: 503. Atatürk Kültür Merkezi Yayını . Edebiyat Fakültesi Ankara Yayınları No: 97. Ankara Yeni Tarama Sözlüğü.EŞ'ÂR. Hayatı ve Eserleri. İbrahim Kutluk). Ankara Kınalı-zade Hasan Çelebi Hayatı. İstanbul 1952 Ahmed-i Dâ'î. Ankara Bosnalı Alaeddin SABİT DİVAN. Akçağ Yayınları. Türk Dili ve Edebiyatı Zümresi No: 518. Ankara BELİĞ. Genel Yayın No: 51. 1000 DİLÇİN Cem 1983 Temel Eser Dizisi: 140. Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Kültür Merkezi Yayını. Ankara ERTAYLAN İsmail Hikmet CEVRİ. 1343 Lügat-Nâme Kurumu. 1 DİVAN. İstanbul FEHIM-İ KADIM 1991 Hayatı. İsmail 1985 NUHBETÜ'L . (Hzr. AKDTYK. Turgut Karacan). Erzurum KURNAZ Cemal 1988 Hayali Bey Divanı Tahlili. c. Kültür ve Turizm Yayınları: 570.

İkinci Basım. Metin Kayahan Özgül). Adnan İnce). Genel Yayın No: 51. Ankara NECATİ BEG DİVANI 1992 (Hzr. DİVAN Tenkidli Basım 1977 (Mertol Tulum . Ankara PAKALIN Mehmet Zeki 1993 Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü. (Hzr. Genel Yayın No: 51. Namık Açıkgöz). Ansiklopedik Eserler Serisi.Abdülbâki Gölpınarlı). Genel Yayın No: 51. Genel Yayın No: 54. Ankara NEDİM DİVANI 1972 (Hzr. Ankara Ömer Bin Mezîd 1982 MECMU'ATU'N-NEZA'ÎR. Türk Klasikleri / Divanlar: 1. Türk Klasikleri / Divanlar: 4. Osman Horata). Türk Klasikleri / Divanlar: 9. RİYAZİ DİVANINDAN SEÇMELER 1990 (Hzr. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları: 684. Akçağ Yayınları. Ankara Türk Edebiyatında Mazmunlar. Genel Yayın No: 51. Coşkun Ak). Cemâl Kurnaz). Dil ve Tarih Yüksek Kurumu. Kültür Eserleri Dizisi: 55. (Hzr. C.241 LATÎFÎ TEZKİRESİ 1990 (Hzr. Türk Klasikleri / Divanlar: 11. Kültür ve Turizm Bakanlığı 1987 Yayınları: 833. Akçağ Yayınları. Ankara. Edebiyat Fakültesi Yayınları No: 2160. Bilim ve Kültür Eserleri Dizisi: 646. İstanbul P ALA İskender 1989 Ansiklopedik Dîvân Şiiri Sözlüğü. Tehran Muallim Nâci 1986 NEVİ.Haluk İpekten). Ali Tanyeri) İstanbul Ü. Nejat 1990 Nev’i Dîvânı'nın Tahlili.Ali Nihat Tarlan). Ankara NESÎMÎ DİVANI 1990 (Hzr. Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları / 77. Kültür Bakanlığı / 1159 bilig-5/Bahar '97 . Akçağ Yayınları. Mustafa İsen). Türk Büyükleri Dizisi: 58. Ankara NEFT DİVANI 1993 (Hzr. 1000 Temel Eser Dizisi: 129. Ankara MO'İN Muhammed 1992 An Indermediate Persian Dictionary.M. 3 C. Akçağ Yayınları. 1000 Temel Eser / 149. Mine Mengi). Ankara NEDÎM-İ KADÎM DİVANÇESİ (Hzr. Kültür Bakanlığı Yayınları Ankara MUHİBBİ DİVÂNI 1987 (Hzr. Cemal Kurnaz). İnkılap ve Aka. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları: 712. Ankara Mîrzâ-zâde Mehmed SALİM DİVANI Tenkitli Basım 1994 (Hzr. Ankara NAİLİ DİVANI 1990 (Hzr. 3. Ankara LESKOFÇALI GALİB 1987 (Hzr. Mustafa Canpolat). Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları: 2505. Hüseyin Ayan). Atatürk Kültür. Atatürk Kültür Merkezi Yayını . İstanbul ONAY Ahmet Talat 1992 Eski OSMANLI ŞAİRLERİ.Sayı: 80 "divanlar Dizisi: 1". Metin Akkuş). Sözlük Dizisi: 2. Ankara SEFERCİOĞLU M. (Hzr. Akçağ Yayınları.1000 Temel Eser Dizisi: 133. Türk Dil Kurumu Yayınları. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınlan: 830. Kültür Bakanlığı Yayınları / 1120. Ankara MESİHİ DİVANI 1995 (Hzr.

miskin Anadolu'ya tatarlar tarafından ve uzak diyarlardan getirilmesidir. USÜLİ DİVANI 1990 (Hzr. Kâbil ile Yarkent arasında kalan dağlık bir memlekettir. (Hzr. ix . Bu beyitte bu âdete işaret vardır. Ayrıca bu beyitte. Nâfe.S. vi . üzerlerindeki damlacıklaraçısından da bir ilgi kurmuştur. Mehmet İstanbul ZATI DİVANI 1967 Çavuşoğlu). Güney Arabistan'da Kızıldeniz'e bitişik bir sahil şehridir. Ankara Vak'anüvis Râşid Efendi 1992 Dîvânı'nın Tenkitli Metni. Akçağ Yayınları. (Hzr. İstanbul 1987 III. Bu bölgede çıkarılan inciler çok meşhurdur. Ali Tanyeri). Eserleri. (Hazırlayanlar: Orhan Okay . Akçağ Yayınlar.Hüseyin Ayan). Ali Nihad Tarlan). Genel Yayın No: 51. İçersinde çıkan bu madenden dolayı edebiyatımızda çok geçmektedir. Erdoğan Erol). Eski zamanlardan beri burada 'bedahş' denilen yakut madeni çıkarılmaktadır. v . Lütfi Bayraktutan). x . İstanbul ŞEYH GALİB 1993 (Hayatı. Enderun Yayınları: 31. Edebî Kişiliği. Mustafa İsen). Şehrin adının bu kelimeden geldiği sanılmaktadır. İstanbul ŞEYHİ DİVANI 1990 (Metni Baskıya Hazırlayanlar: Mustafa İsen . Türk Klasikleri Dizisi/21. Ali Nihad Tarlan). Eskiden kadınlar. Buna Farsçada 'nâfe-i müşg-i Hoten (: Hoten miskinin nâfesi)' denir. Ankara 1990 Şeyhülislâm Yahya Divanından Seçmeler (Hzr. İstanbul YAHYA BEY. Edebiyat Fakültesi Yayınları No: 3369. asırdan itibaren Moğolların 'Hatâ' isimli kabilesi bu bölgede yaşadığı için bu isimle anılmıştır. Ankara ŞEYH GALİP 1992 Hüsn ü Aşk. Hıtâ veya Huten kelimesi klâsik şiirimizde daha çok âhû ve misk kelimeleriyle birlikte anılır. 1000 Temel Eser Dizisi / 151. İstanbul i . Çin'in kuzeyi ile Türkistan topraklarına verilen isimdir. İstanbul Ü. Bunun sebebi ise misk âhûlarının bu bölgede çok oluşu ve miskin diğer ülkelere buradan nakledilmesidir. Kültür Bakanlığı Yayınları/1453. Halit Biltekin). (Hzr. Hatâ. Türk Klâsikleri: 1. ii . İstanbul 1987Lugat-ı Naci. iii .Sayı: 89. ufak kıymetli taştan oyulmuş vidalı kutu içine koyulmuş ipek lifler arasına göbek miski ve misk yağı koyarak göğüslerinde saklarmış. DİVAN (Tenkitli Basım) 1977 (Hzr. viii . misk âhûsunun göbeğinden çıkarılan veya kendiliğinde çıkan göbek miskidir. Hazırlayanlar: Mehmed Çavuşoğlu . Genel Yayın No: 51. Bütün bu beyitlerden eskiden miskin kırmızı bir beze konarak saklandığını anlıyoruz. Ankara ŞEMSEDDİN SAM 1989 Kâmûs-ı Türkî. Atatürk Kültür Merkezi Yayını . Cild. Edebî Kişiliği ve Divanı 1994 (Hzr. "Divanlar Dizisi: 2". M. Nâfe daha çok 'Tatar' kelimesi ile birlikte anılır. İstanbul Ü. İstanbul 1970 II. Atatürk Kültür. Türk Klasikleri / Divanlar: 2. Cild. lâle-piyâle (kadeh) münasebetinedeğinen Bâkî. Edebiyat Fakültesi Basımevi. Cild. Dil ve Tarih Yüksek Kurumu. X. sabahleyin özellikle bahar mevsiminde yaprakların üzerine düşen ince nem.242 Kaynak Eserler / 45. Bazan bu bölge 'Hıtâ' veya 'Huten' şekillerinde de anılır. Çağrı Yayınları: 6. yumurta demek olup şâir burada jâleyi şekilyönünden yumurtaya benzetmiştir.M. şekil ve renk olarak birbirine benzeyenbu iki unsur arasında. Kültür Bakanlığı Yayınları / 1136. Naci Okçu). bilig-5/Bahar '97 . Türk Klasikleri / Divanlar: 7. Fakültesi Yayınları No: 1216. Huten. Dergâh Yayınları: 3. vii Bu beyitten eskiden gelinlere Huten miski sürüldüğünü anlıyoruz. (Hzr. Bugünkü sınırları ise Moğolistan ve Mançurya ile Sibirya topraklarının bir bölümünde kalır. Ankara I. Bugün bir kısmı Afganistan bir kısmı da Rusya sınırları içersinde kalan yukarı Sind ve Horasanbölgesinde. Ankara SÜKKERÎ Hayatı. Lûgatlar Dizisi: 2. Şiirlerinin Umûmî Tahlili ve Divânının Tenkidli Metni) I n. ıv .Cemal Kurnaz). Jâle. Bunun sebebi ise. Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü. Basılmamış Yüksek Lisans Tezi. Beyza.

xxi . xxvi . xix Üzeri altın ve gümüş pullarla süslenmiş. hakaret etmek gibi manalara da gelir. xxii . xxıv . Hindistanda dokunan bir nevi ince ve nakışlı yün kumaş. Jalelerin başına üşüşmesi de lalenin utancından ter içinde kaldığını gösterir. xxv . ona sevgilinin yanağına öykünmesinden dolayı onu kınamak için de olabilir. ayağı çamurda demektir. Burada lâle-ruhân bileşik ismiyle yanaklarırenginden dolayı lâleye benzetilen sevgililer kasdedilmiştir. xxiii .243 Şâir burada lâlenin kırmızı yapraklarının döküldüğünü geriye sadece sapının üzerinde. xiv. mendil demek olan bu kelime ıstılah olarak ramazanın on beşinde yapılan hırka-i saadet ziyareti münasebetiyle ziyaretçilere hırka-i şerif ziyaretini müteakip bizzat padişahlar tarafından verilen mendil büyüklüğündeki tülbend. xxviii . Ve beyitteki üşmek ve öykünmek ifadeleri de bu düşüncemizi te'yid etmektedir. 'çemen sahnı'ndaki sûseni ise ona hançerini çekmiş Anadoluluya benzetmiştir: Mukâbil lâleye sûsen çemen sahnında rûmîler Kızılbaşa çeker san hançer-i berrân-ı ser-tîzi Derviş xxx . Çünkü 'donatmak' kelimesi süslemek anlamı yanında kınamak. Türklerde ise yünden dokunmuş ince kumaşa derler. xiii Burada lâle-hadler bileşik ismiyle yanakları renginden dolayı lâleye benzetilen sevgililerkasdedilmiştir. elbezi. jâlelerin üşüşerek lâleyi donatması. XXİX . Derviş ise lâleyi renginden dolayı kızılbaşa benzetirken. Ayrıca bu beyitte. Rivayete göre aslında ak bir taş olduğu halde ciğer kanıyla boyanıp güneşe bırakılır ve güneşin etkisiyle kırmızı renge boyanırmış. Üste giyilen kaftan nevinden elbise. Ancak bu tabirler daha çok bir maksadı ya da talihsizliği ifade ederken kullanılmıştır. xxvii Elbise yakası. Gömlek. gelinlere mahsus ipekli kumaştan dört köşe perde. Farsça el silecek bez. Kına esasen yeşil renkli olup yakıldıktan sonra kırmızı rengi alır. Burada lâle-çihreler bileşik ismiyle yüzleri renginden dolayı lâleye benzetilen sevgililer kasdedilmiştir. Elbisenin altından giyilerek bedenin yukarı kısmını örten. XXXİ . Burada lâle-ruhlar bileşik ismiyle yanakları renginden dolayı lâleye benzetilen sevgililer kasdedilmiştir. yağlık. şevkten gonca gibi güler dudakla elbisemi yırtarım. Klâsik şâirlerimizin şiirlerinde de elbise yırtmak. Pâ der-gil. ekseriyetle dizden yukarı olup bazan da xi ayağa kadar uzanan ince çamaşır. Elbise. xvı. bilig-5/Bahar '97 . xv . ortasındaki siyahlığın kaldığını söylüyor. xii . Hind kadınları bunu üzerlerine elbise makamında örterler. Bir çeşit kumaş olup sof gibi mevcli ve ülkerlidir. yaka yırtmak tabirlerine rastlanır. Eskiden iran'da işret meclislerinde muteber kimselerin şerefine kadeh kaldırmak ve tokuşturmak gibi elbise yırtmakta âdetmiş. Şu beyitte geçtiği gibi: Çil gonca bâ-leb handân biyâd-ı meclis-i şâh Piyâle gîrem u ez-şevk câme pâre konem Lâedrî Mânâsı: Pâdişahın meclisi yadına piyâle tutar. xx . xvii . Cama şeklinde de tabir olunup elbise demektir. Kırmızı ve değerli bir süs taşı olup yakuta benzer. xviii .

yaşadıklarını veya hissettiklerini kendi görüş ve kabullerine göre değerlendirip buna göre davranır ve tavır alırlar. zannederim" gibi üsluplar kullanarak ifade ederler. Görüşlerini "bana göre. Bazı milletlerde çözülme çok ani ve hızlı olur. dünya durdukça da inşallah varolacak milletimiz. Türk Milleti bu yapıda olmakla beraber. bazı asırlarda daha az. artık kendine göre ince buluşlar.244 TAZE MİLLET( i ) İnsanların dünyayı algılama şekilleri başka başkadır. Zamanla bu davranışlar belli üsluplara ve şekillere dönüşerek kalıplaşır. İnsan topluluklarının gelişmiş şekli olan milletler de fertler gibi kendi bakış açılarına sahiptir. Ahmet ZAİMOGLU ___________________________________ Milletimiz. bazılarında daha çok olabilmektedir. Yine milletler kendine has bakış açıları ve davranışlar geliştirebilecek canlılıklarını korudukları surece. aynı hızla toparlanabilen bir bünyeye sahiptir. fikrimce. dev gibi meseleleri devraldığı için bunlarla boğuşmak zorunda kalan bir millet bilig-5/Bahar '97 . Milletlerin uygarlığa olan katkıları. kendine özgü (orijinal) bakış açılarına. muhteşem medeniyeti unutturulmuş. Katkı ne oranda olursa olsun takdire şayandır. Bir bakıma tarih bunların hikayesidir.eksik veya fazla bile olsalar. Değerlendirme ve tavır belirleme sıkıntısı başlarsa başka medeniyetlerin davranışları kopyalanmaya başlanır. ona göre davranırlar. bugün değişik coğrafyalarda yaşayan halklara bölünmüş. tavırlar ve üslup birkaç milletin ortak malı olmuştur. Bazen de bu kalıplar. Artık millete mensup fertler bu kalıp veya temellere göre hareket ederler. hadiseleri "kendine göre" yorumlayıp. Doğru veya yanlış . Bazı milletler ve medeniyetler uygarlığa çok mühim katkılarda bulunduktan sonra yok olup gitmiştir. Böylece biriken kıymetler medeniyeti şekillendirir. hem de yok olmamış. Gördüklerini. Medeniyetler. bu görüş ve kabuller davranışların temelini oluştururlar. toplumlarını teşkilatlandırıp birlik beraberlik içinde belli hedeflere götürebilme yeteneğine bağlı olarak uygarlığa katkıda bulunurlar. Son asırlarda yaşadığımız sıkıntılara rağmen hizmetlerini sürdürmeye devam etmektedir. bir veya birçok alanda. milletin içinde bulunduğu kültür dairesindeki diğer milletlere yansır. Hem hizmet etmiş. Böylece milli yapıda çözülme başlar. insanlığa sayılamayacak güzellikler hediye etmiştir. inceliklere sahipse başka medeniyetleri de etkilemeye başlarlar. fertlerinin gayret ve kabiliyetleri.

Türkiye Türklerinin kısmi bir toparlanma donemi geçirdikleri 1990 sonrasında bir kısmı bağımsız devletlerine kavuşan Türkistan Türkleri son yetmiş yılın ve geçen asırların ağır askeri. maruz kaldığımız düşmanlık. Hıristiyan sofular ortaçağın ilk devrelerinde yıkanmazlardı. O günlerde bu tahribata itiraz edenler öldürülmekten kurtulabilirlerse ömür boyu çalışma kamplarında tutuluyordu. yüzlerini buruşturmalarına kimse anlam verememişti. özellikle aydınlarının büyük bir kısmını kaybetmiştir. bizim neden uygulama noksanlıklarımızın olduğunu. ister özerk. 1968: 119) İmparator III. Tutlingen'de az kaldı. Anadolu Türkleri yüzyıllarca süren savaşlardan sonra girdiği Çanakkale ve büyük zorluklarla kazandığı Kurtuluş Savaşı' nda yetişmiş evlatlarının. Fakat başarıları pek sudan oldu.n Tuttlingen'i ziyaret arzusu. bölünmüşlük ve zafiyetlerimizden dolayı bu asra layıkıyla aktaramasak bile bu gerçek değişmez. Türk ailesi. saraylarda dahi koskoca asilzadeler ayaklarına getirilen kaplara defi hacet ediyorlar. bozulmaya çalışılmıştır. Her medeniyetin olduğu gibi. Ancak 1531'de Parisliler evlerinde birer hela ve lağım yaptırmaya mecbur tutuldular. Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan beri bu yaraları sarmaya. Azizelerden Elizabeth. yüzyıl ortalarına kadar sürdü (KEMMERİCH: 120). Yetkili herkesin hakkımızı teslim ettiği böyle önemli bir konuda. Parfüm sanayileri bilig-5/Bahar '97 . Luis dönemi) boşaltıyorlardı (KEMMERİCH: 121).. görgü ve tecrübelerimizi. fakir düşen halkı kalkındırmaya çalışmaktadır. milyonlarcası öz yurtlarından zorla başka ülkelere göç ettirilmiştir. batının bu alanda bizim önümüze nasıl geçtiğini veya geçer gibi görünüp hala bize ulaşamadığını araştırmamız gerekir. Avrupayı resmen ziyaret eden ilk Osmanlı Padişahı Abdülaziz Han için özel konaklar tahsis edilmiş ve aylarca karşılama provaları yapılmıştı. aydınları yok edilmiş. kendi sıkıntı. bir büyük medeniyetin sahipleriyiz. din. Batılılar asırlarca bu kokuları duymamak için çeşitli kokular kullandılar. Avrupa'da 18. Her alanda Rus alışkanlığı ve davranışlarının sokulduğu bu dönemde Türkistan'da içki içme yaygınlaşmış. Friedrich'i. Türkistan Türklerininse 1917 ihtilali sonrasında önderleri.(ii) Sonra da bu kaplar pencerelerden aşağı boca ediliyordu. tarih ve medeniyetimiz yozlaştırılmaya ve unutturulmaya çalışılmıştır. Bunun yerine alafranga tuvalet dediğimiz tuvaletler hızla yaygınlaştırılmıştır. Medeniyet. Fötr şapkanın çıkış sebeplerinden biri de bu pislikten sakınmak idi. bağırdaş bütün halklar. Geçen asırlarda sahip olduğumuz bilgi. Türklüğün medeniyete yaptıkları sınırsız hizmetleri kamil manada bilinmese ve bilinenleri de başkaları sahiplerse bile biz. İhtiyaçlar. Türk Milleti'nin top yekun Ruslaştırılması için dil. kadın erkek ilişkilerinde başıbozukluk başlamış. İster bağımsız. Halbuki ortalıktaki koku onları buna mecbur etmişti. yeni yapılan inşaatlarda görülmez olmuştur. bütün kirli suları. asrın sonlarına kadar evlerde ayakyolu veya ona benzer bir mekan yoktu. iktisadi ve medeni meseleleriyle karşı karşıya kalmışlardır. dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar. bu zevkten öylesine hulusi kalple kaçınıyordu ki. işlediği günahtan dolayı tövbe. batı Medeniyeti'nin de kendine özgü bir temizlik anlayışı vardır şüphesiz. Bu tarihe kadar bu vazifeyi sokaklar görüyordu. Paris Halkı.245 haline gelmiştir. atıyla birlikte sokağın çamurlarına gömülüp kalıyordu. şehrin pek pis oluşu dolayısıyla akim kaldı. 1697 yılında bile bir polis raporuna nazaran. ayrı bir mekan aranmaksızın klozetlere yapılıyordu. Almanya'nın birçok yerinde sokakları kirletme adeti 17. istiğfara başladı. kardeş. siyasi. etrafındakiler dayanamaz hale gelince onu banyo etmeye zorlamışlardı. her çeşit pislikleri gece gündüz pencerelerden sokağa (XIV. Ancak nedendir bilinmez en önemli temizlik malzemesi olan su bolluğuna rağmen Avrupalılar temizlikte su kullanmasını çok geç öğrenmişlerdir. Buna rağmen Türk Heyeti'nin kendilerine tahsis edilen Paris'teki konağa ilerlerken burunlarını tutup. Türk İslam Medeniyeti adını verdiğimiz bu medeniyetin insanlığa yaptıkları en önemli hizmetlerden biri temizlik alanında olmuştur. kapalı. 28 Ağustos 1485'te İmparator. birbirine bağlı davranışların bir bütünü olduğundan. (KEMMERİCH. çünkü kadıncağız suyla temasa gelir gelmez banyodan dışarı fırladı. sidikleri.kirden kokmaya başlamış. temizlik konusundaki bozulma kültürümüzün başka alanlarında da erozyona yol açmıştır. Bırakınız evleri. Türk Milleti'nin ayrılmaz birer parçasıdır ve onun medeni mirasının varisidirler. sıkılmıyorlardı. Türk Mimarisi ve zevki sonucunda ortaya çıkan klasik ayakyolu (TDK TÜRKÇE SÖZLÜK: 92) bölümleri.

bunları yeniden inşa ve ilave etmek zorunda kalmışlardır. yemeklerin tertemiz oluşu. Tam bir gönül rahatlığıyla ifade edebiliriz ki temizlenmeyi. cami civarlarında bakıcılı edep hanelerin bulunması. Türk İslam Medeniyeti'nin en önemli konularından biridir. Bazı yazarlar. temizliğin bir kısım ibadetlerin girişi. dışarıda giydiğimiz ayakkabıyla evin üst köşesine çıkmadığımızı görmüşler. Tarih içinde dünyanın söz dağarcığına "Türk Hamamı" gibi bir kavram yerleştirmişizdir. Bunda başarılı da oldular. Dünya bizi. köylerde dahi mutlaka bir hamamın bulunması. Öyle ki Müslümanlara yol gösteren İlmihal kitaplarının ilk bölümü iman ise hemen ardından gelen bölüm temizliğe ayrılıyordu. sabun veya tuvalet kağıdı miktarlarını kıstas olarak kabul ettirdiler. Milletlerin medenilik ölçülerinden biri olarak kullandıkları su. her köşe başındaki çeşmelerimizle. Ancak hayvanlarla iç içe yaşamaları ve kullandıkları ayakyolu biçimi yüzünden temizlikte istenilen ilerlemeyi sağlayamadılar. Avrupa'ya. İslamiyet'te maddi ve manevi temizliğin birlikte düşünülmesi. sabun kullanmada bizden ileri gittiler. Vücut ve ağız temizliğinde. Peygamberimiz (S A. taharetlenilmedikçe bazı ibadetler yerine getirilemiyordu. Bugün hanımlarımızın bu kokulara. AİDS ve HIV virüslerinin çıkışıyla klozet şeklindeki üzerine oturularak kullanılan tuvaletlerin diğerlerine göre daha sağlıksız olduğu ortaya çıktı. "Turkish Bath" dedikleri hamamlarımız etrafında oluşturduğumuz kültürü tanımaya başladıklarında cehaletlerini anlamışlar ve maruz kaldıkları hastalıkların tedavisinde temizliğin önemini kavramışlardır. Tarihin garip bir tecellisi olarak nesillerimiz temizlik kültürünü yaşayarak öğrenemez hamam ve ayakyolu kültürümüz. tırnak. mutfak temizliğine önem verilmesi. Suya düşkünlüğümüz asırlarca ayıplanmıştır. önceleri bunu garip karşılarken yavaş yavaş takdir etmeye başlamışlardır. vücut. Batılılar. Böylece hemen her gün hamama gidilmesi. edephanelerle (DANÎŞMEND. 1982: 25) Türk Evlerindeki ayakyolu. taharet ve nezafete önem verilmesini. Türkler pek güzel uyum sağladıkları İslam Dini'ni kendilerine göre anlayıp yaşadılar. Türk mitolojisinde suya önem verilmiştir. geçen asırlarda kendi medeniyetlerinde görebildikleri eksiklikleri gidermeye çalıştılar. suya çok fazla önem verdiğimiz için medeniyetimize "Su Medeniyeti" adını vermiştir. yıkanmayı. Köpeklerin yemek yediği kaptan yemek yemediğimizi sükunet ve temizliği bozmaması için evlerimize hayvan sokmadığımızı.V) "Namazın anahtarı temizliktir'Ve "Temizlik imandandır" diyordu. taharetlenmeyi insanlığa öğreten bir millet varsa o da Türklerdir. ağız. Destanlarımızda. İslamiyetin temizlik anlayışım ve emirlerini kendilerine göre yorumladıkları için bu konuda aynı medeniyet dairesi içindeki Araplardan çok daha ileri gittiler. Gerçi teknoloji ve desinatörlük çok geliştiği için. masallarımızda ve efsanelerimizde sıkça sudan söz edilir. misafirlere sofradan kalkınca sıcak su ve sabun getirilmesi (bazı evlerde gül suyu getirilmesi). yemekten önce ve sonra yıkanılması. anahtarı ve ön şartı olmasını çok iyi değerlendirdiler. Ancak nedense donlarındaki pislik kalıntısından bir türlü kurtulamadılar. el.hamam ve gusülhane dolapları ile tanımıştır. parfüm şişelerine hayranlık duyacak noktada bulundukları da bir vakıadır. milli ve dini bilgilerin aktarılamayışı sebebiyle yok olurken. Gerçekten de temiz olunmadıkça. Avrupalılar temizlikte yol aldılar. Çünkü yerleştirildikleri bu evler halen de kullanılan klasik evlerdi. İlk gördüklerinde bir şey anlamadıkları bu dolapların işlevini öğrendiklerinde çok şaşırmışlar. Avrupa tuvaletlerinin sağlıksızlığının farkına varırken biz bilig-5/Bahar '97 . Batı klasik eserlerinde sık sık yıkanmaktan beynimizin sulandığı bile yazılmıştır. Belki de saf ve temiz bir millet olduğumuz için temizlikle ilgili maddi manevi olağanüstü bir mirasa sahibiz. Daha Cengiz döneminde suyun kullanılması ve temizlikle ilgili kanunlar çıkarılmıştır. Almanya. Temizlik. Avusturya ve Hollanda'ya çalışmaya gönderdiğimiz işçilerimiz yerleştirildikleri evlerde ayakyolu ve banyo bulamamış. camilerimizin yanı başında gürül gürül suları akan şadırvan ve abdesthanelerle. Günümüz Avrupa'sı pırıl pırıl gibi gözükse de gerçek temizliği evlerde köpek besleme alışkanlığı yüzünden yakalamaları zaman alacaktır. suyu kullanmayı.246 de bu şekilde gelişti. kendilerine göre harika tuvaletler yaptılar. sakal ve bıyık temizliği gibi konular Türk Milleti'nin yorumuyla insanlığın dikkatine sunulmuş oldu.

Türk ayakyolunda insanlar. Eski Sovyet sınırları içindeki kardeşlerimizin çoğu aynı durumdadır. Bunun için de önce klozetlerden kurtulmamız gerekmektedir. ancak başaramamışlardır. edep ve haya gereği kapısı kapalı olan bir tuvalet bedene ve ruha sıhhat verir. Unutulmasın ki beş vakit namaz için abdest alan. isterse " O da bulunsun" veya "İhtiyarlıkta lazım olur" düşüncesiyle inşa edilsin. Filarmoni binasındaki kapıları. tuvalet kağıdı olmayan umumi tuvaletleri göstermek isterdim. yıkanan vücutlar asla böyle bir güvenceye ihtiyaç duymaz. Türkistan' da bir medeniyet ayıbı olarak karşımızda' durmaktadır ve bu ayıp hepimizindir. tuvaletleri kapısız yerde ihtiyaç görülmesi. suyu. Bu görüşleri bağnazca bulanlar olabilir. Aladağların eteklerindeki kardeşlerimiz bu konuda bir ihtilale hazırlanmalıdır. gibi alışkanlıkları terk etmenin ve bu konuda da özümüze dönmenin zamanı çoktan gelmiştir ve geçmektedir. bilig-5/Bahar '97 . Biz Türkler bu yeni tuvaletlere "alafranga hela" yani Frenk'in helası demişiz. En azından her iki türdeki ayakyolunu yan yana inşa edip. (iv) Defi hacet yere çömelerek yapıldığından tam bir boşaltma işlemi söz konusudur ve sağlıklıdır. yerine suyu olmayan. Kırgız kardeşlerimizi asla suçlamıyorum: Onlar. kullandıktan sonra mekanın temizliği çok kolay. Hiçbir yerimiz başkasının oturduğu yere dokunmaz. Avrupalı seyyah Grelot 1680 yılında bizim edep hane denilen umumi tuvaletlerimiz olduğunu. aradaki farkın görülmesi sağlanmalıdır. bunların temizlikçilerinin bulunduğunu yazarken (DANİŞMEND) günümüzde biz umumi tuvaletlerimiz. Bu yeni mekanlar bize daha fazla temizlik. Maalesef yeni yapılan binalarda sadece bizim kültürümüze yabancı bu tuvaletler vardır. Öncesinde ve sonrasında bol su dökerek kendimizi ve ayakyolumuzu tertemiz tutabiliriz. Bu şekilde prostat ve benzeri hastalıklardan korunulmuş olur. Maalesef Ruslar ayakyolu kültürümüzü unutturdular. Bişkek' de. kokusuz ve sağlıklı bir hayat ile zaman tasarrufu sağlayacaktır. Çünkü bizim kendimize has bir tuvalet anlayışımız ve mekanımız vardı. Özellikle Türk Devlet ve Topluluklarındaki kardeşlerimiz bu konuda daha titiz olmalıdır. altına düştük. kültürlerini korumak istemiş. Rus kültürünün kötü bir kalıntısı olan herkesin bir arada. İnşası. yani ergonomik şekilde ihtiyacını giderir. (v) Görsel ve yazılı basım bu konuda ısrarlı olursa bu medeniyet ayıbımız ortadan kalkacaktır. kullanımı. su ve tuvalet kağıdı sıkıntısı olmadığı için şimdilik tehlike olarak görülmeyen alafranga tuvaletler. Maalesef Ruslar aj'akyolu kültürümüzü getirmeleridir. sadece kağıtla temizlenilebilen bir tuvalet (iii) alışkanlığını getirmeleridir. daha birçok alanda da kaybetmeye devam edeceğimizi bilmemiz gerekir. Eğer temizlik ve sağlık istiyorsak Türk ayakyoluna dönüş yapmak zorundayız. Sonra sol eliyle yanı başındaki musluktan akan suyla gıcır gıcır temizlenir. Ve Avrupa'nın tuvalet biçimine ve taharet şekline itibar etmeye başladık. Türkiye'de hızla yaygınlaşan Alafranga helalara dikkatinizi lütfediniz. Özetle ayakyolu ve hamam kültürümüz yeniden canlandırılmalıdır. Türkiye'ye kendi elimizle soktuğumuz bu kötü alışkanlık Türkistan'a Ruslar marifetiyle girdi. Gürül gürül suların aktığı. Modanın çok çabuk tesirinde kalan bazı zayıf karakterli insanlarımız güzelim Türk ayakyolunu iptal ettirip veya yaptırmayıp bizleri batının tünekliğine mahkum etmektedirler. Onların soğuk havada bile yıkanma alışkanlığı müspet bir davranış olarak bünyemize girerken. Kanaatimizce Rusların Türkistan'da yaptıkları en büyük kötülüklerin biri güzelim Türk Ayakyolu'nu unutturup. Ayakyolumuz içeri girilirken ve bırakıldığında tertemiz olursa evlerimiz de tertemiz ve kokusuz olur. bedenlerine en uygun. evlerimize bu Frenk icadı sokulmaktadır. Onlara Kırgızistan1 da. çırılçıplak suya girmesi. Avrupa'dan aktarıp bizi de alıştırdıkları klozetli tuvalet adetine maalesef bizler de alıştık.247 Türkler temizlikte kendi ulaştığımız seviyenin de . Medeniyetimizin bu küçük ayrıntıları üzerinde durulmazsa. Türkiye'de sabun. Türk Dünyasında yeni yapılmakta olan binlerce eve. mesela Kırım'daki kardeşlerimiz yaptıkları evlere mutlaka bizim kültürümüze daha uygun Türk Tuvaleti'ni katmalıdır. Kanser vücudumuzda yayılmaya başlamıştı. "Aslan yatağından belli olur"sözü gereğince olması gereken yere getiremedik. İster kullanılmak üzere.

Genişletilmiş 7. Burada her iki anlamıyla kullanılmıştır. (iii)Bu ülkelerde tuvalet kağıdı yaygın olarak bulunmadığı için tuvaletlere konulan kitapların sayfaları aynı amaçla kullanılıyor. Paris. Burada her iki anlamıyla kullanılmıştır. (ii )Türkistan'da " taze " sözü " temiz " anlamında kullanılmaktadır.248 AÇIKLAMALAR (i) Türkistan'da " taze " sözü " temiz " anlamında kullanılmaktadır. İstanbul Kitapevi.. DİPNOTLAR Da Grelot. Maks Kemmerich. Danişmend. İstanbul. Baskı. Tabii olarak bu kağıtlar birikiyor. (iv) Sağ el ekmek ve yemek yeme için kullanıldığından taharette kullanılmaz. 1680 relationnouvelle d'un Voyage de Constantinople. 3. İstanbul. Bsk. Varlık Yayınevi. (v) Burada Sivas yöresindeki hamam kültürünü araştıran Müjgan üçer ve Hamam Kültürünü bizzat yaşatarak bütün canlılığıyla devam ettiren Kastamonu Tosya ilçesi halkını yad etmeyi zevkli bir vazife addediyorum. İsmail Hami 1982 Garb Menba'larına Göre eski Türk seciye ve Ahlakı. 1968 Tarihte Garip Olaylar. TDK Türkçe Sözlük. bilig-5/Bahar '97 .

Bunun yanında. sosyal eylemin nedenlerini or-taya çıkarmayı değil aksine sistemin devamı açısın-dan sosyal eylemin öneminin Dr. imtiyaz ve sorumlulukları. Buna göre toplumun işlemesi için. Medya ile siyasî kurumlar ve aktörler arasındaki ilişkiler. medya kurumlan ve gazetecilerin statü. işlevciliğe dayalı bir teorik analizin merkezi ilgi odağını oluşturur. Bu iki varsayımla bağlantılı üçüncü varsayım. İşlevci yaklaşım. belirli varsayımlardan hareket eder. gazetecilik anlayışları konularında değişik düşüncelerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. İşlevci analiz. toplumu oluşturan bütün unsurlar arasında sürekli çatışma durumunu önleyen bir uyum yahut uyumlu bir işbirliği söz konusudur. Fonksiyonel birlik olarak adlandırılan bu kavrama göre. "toplumu oluşturan unsurların her birinin kendine özgü işlevinin olduğunu. toplumu oluşturan unsurların kendine özgü işlevlere sahip olması zorunludur (TOLAN 1985:263-264). Murat Sadullah ÇEBI ___________________________________ Gazi Ü. Evrensel işlevcilik olarak adlandırılan bu varsayıma göre toplumu oluşturan unsurların her birinin kendine özgü bir işlevi vardır. sosyal bir fenomeni belirli bir nedene dayandırmaktan çok sistemin devamım ve istikrarını temin etmek için sistemi oluşturan öge-lerin hangi işlevleri yerine getirmesi gerektiğini inceler. toplumun oluşturan unsurlardan birinin toplumun işlemesine ne ölçüde katkıda bulunduğu veya bulunmadığını ortaya çıkarmaktır. bütün bu unsurların karşılıklı bağımlılık ilişkisi içinde işlev gördüğü için hiçbir unsurun yalnız başına bütünü belirleyici bir özelliğe sahip olmadığını kabul eden bir yaklaşım" olarak tanımlanmaktadır (DEMİR VE ACAR 1993: 188-189). Bir toplumda medyaya yüklenen işlevler rejimden rejime farklılıklar göstermektedir. siyasî iletişim alanında çalışan araştırmacılarının merkezî ilgi odağını oluşturan bir konudur. Toplumun fonksiyonel birliği varsayımı bir başka varsayımı daha içermektedir. fonksiyonel zorunluluk varsayımıdır. Sistem düşüncesi.249 İŞLEVCİ YAKLAŞIMA GÖRE MEDYA VE SİYASÎ SİSTEM ARASINDAKİ İLİŞKİLERİN TARİHÎ BOYUTU Giriş Medya ve siyasî sistem arasındaki ilişkilerin niteliği. etkileşimler ve bağımlılıkların araştırılmasında işlevci yaklaşım önemli imkânlar sunar. İşlevcilik. gazetecilik mesleği. Sosyal ve siyasî yapıdaki farklılıklar. Fonksiyonel analizin temel hedefi. İşlevcilik. İletişim Fak. işlevciliğe dayalı bir analizde neden-sonuç ilişkileri tersine çevrilir. Bu varsayımlardan biri. rol. Araştırma Görevlisi bilig-5/Bahar '97 . toplumun fonksiyonel bir birliğe ve bütünlüğe sahip olduğudur.

dünyevî hükümranlığını ilâhî temsilcilik argümanıyla meşrulaştıran hükümdarın keyfî icraatlarına boyun eğmek zorundadır. Bilginin ve gerçekliğin doğası hakkındaki dördüncü önermeye göre bilgiyi ve gerçekliği anlama. şahsında devleti temsil eden bir bilig-5/Bahar '97 . İşlevci yaklaşım. İnsanlar. Zaman. bilgiyi işlemede doğuştan aynı zihnî yeteneklere sahip olmadığını ileri sürer. Monarşi''nin bir biçimi olan mutlak monarşi. siyasî otorite üzerinde geleneksel veya yasal sınırlamaların bulunmadığı. Çarlık Rusyası dışında ideal tip olarak mutlak monarşi rejimine tarihin hiçbir döneminde ulaşılamamıştır. Ludwig (16611715) Fran-sasında gerçekleşmiştir (GElSS 1993: 357). devletin ve egemenin mutlak otoritesine boyun eğmeli. sahip olduğu gücü ancak toplumun bir öğesi olarak kuvveden fiile geçirebilir ve değerlendirebilir. ilkel bir varlık olarak hayatını sürdürür. hükümdarın iktidar yetkilerinin anayasa ve parlamento ile sınırlandırıldığı meşrutî monarşi şeklinde ortaya çıkmıştır. Sosyal bir varlık olan birey. hedeflerine ulaşabilirler. Bu araştırmanın amacı. Mutiakçı devletin başında sınırsız yetkilere sahip. Birey. Mutlakıyetle idare edilen Ortaçağ Batı Avrupasının merkezi devletlerinde siyasî sistem ile basın arasında hükmetme ve tâbi olmaya dayalı bir ilişki vardı. egemenliğinin kaynağını ilâhi iradeye bağlayan. İnsanlar ancak dev-letin varolduğu bir toplumda mutlu ve huzurlu olabilir. Mutlakıyet. tarihî süreçte temsilciler meclisinin hükümdarın yetkilerine özellikle malî konularda sınırlamalar getirdiği temsilî monarşi. bilme ve değerlendirme imtiyazı ilâhi irade tarafından sadece yöneticilik işlevini üstlenebilecek kudret ve yeteneğe sahip az sayıdaki bilge'ye ihsan edilmiştir. otoritenin merkezileşmiş bir devlet eliyle en geniş alana yayıldığı bir yönetim biçimi olarak tanımlanabilir. zemin ve şartların belirlediği bu ilişkiler tarihî açıdan üç aşamada ele alınıp analiz edilebilir: 1. tebaası üzerinde kesin bir tahakküm kurmuşlardır. Eylemlerinin nesnesi olan bireyin mutluluğunu sağlamada mutiakçı devlet. İdeal anlamda mutlak monarşi'nin ölçütleri. devlet ve egemen karşısında hiçbir hakka ve özgürlüğe sahip değildir. Bu ne"denle devlet. Buna karşılık toplumun bir üyesi olarak eylemde bulunan bireyin hedef ve çıkarlarına ulaşması ihtimalinin çok yükseldiği gö- rülür. idrak etme. kavrama. Siyasî bir yönetim biçimi rejim olarak mutlakıyet. Meşrutiyet ve 3. bireyin gelişiminde. sınırsız yetkilerle donatılmıştır. hedefleri ve araçları belirleyen. Birey. Bu hedefe ulaşmak için mutiakçı devlet. devlet ve egemen için yaşamalıdırlar. parlamentonun feshidir. yani hükümdarlar tarafından yönetilebileceği savunulur. Devlet ve birey arasındaki ilişkileri açıklayan üçüncü önermeye göre devlet bireylerin kişisel gelişimi için zorunlu bir varlık olarak kabul edilmektedir. Mutiakçı devletin temel hedefi tebaasının mutluluğunu temin etmektir. Birey. Medya ve siyasî sistem arasındaki ilişkiler toplumdan topluma rejimden rejime değişiklik gösterir. 2. Mutiakçı anlayış bireyden çok devlete önem verir. bireyin üstünde mutlak ve sınırsız yetkilere sahip bir güçtür. Devletin olmadığı bir toplumda birey. sosyal eylemin nedenlerinden çok sonuçlarını veya etkilerini sistemin istikrarına katkıları açısından analiz edip yorumlar (KUNCZİK 1988: 57). tebaasımn fizikî ve zihnî yeteneklerinin gelişimine de katkıda bulunur. bilginin zihnî bir uğraşının sonucu elde edilebileceğini kabul etmekle birlikte bireylerin. Bu yüzden mutiakçı devletin tebaası olan birey. Mutiakçı devlet ve egemen. Mutlakıyet Fikrî esaslarının oluşmasında Niccolo Machiavelli (1972) (1469-1527) ve Thomas Hobbes (1970) (1588-1679) gibi mutiakçı düşünürlerin önemli katkıları olan Mutlakıyet.250 belirlenmesini hedef-ler. Devletin doğası ile ilgili ikinci önermeye göre devlet her konuda bireyden önce gelir. Seçkinci bir yaklaşımı benimseyen mutiakçı felsefe. Tebaasının saadeti için devlet sadece genel güvenliği sağlama ve düzeni korumakla yetinmez. Devlet. özellikle Richelieu (1624-1642) ve XIV. işlevci yaklaşım çerçevesinde medya ve siyasî sistem arasındaki ilişkilerin tarihî arka plânını incelemektir. iktidar yetkilerinin kayıtsız şartsız tek elde toplandığı. tek başına eylemde bulunduğunda etki alanı sınırlıdır. bazı önermelere dayanmaktadır: Aynı zamanda mutiakçı devlet felsefesinin esaslarını oluşturan bu önermeler şöyle sıralanabilir: İnsanın doğası ile ilgili önermeye göre. Parlamenter Demokrasi. kendi kendini geliştirme hakkına sahip değildir. soyluların ve kilisenin imtiyazlarının kaldırılması. Bu idealler kısmen İspanya'da. toplum ve bireylerin sadece bilge kişilerce. birey içinde yaşadığı toplumun bir parçasıdır.

ilâhî iradenin ihsanı gerekçesine bağlayan egemen. tebaası üzerindeki tahakküm kurmada kullandığı vaz- bilig-5/Bahar '97 . hangi kitapların yasaklanması gerektiğini ve bu iş için kimin görevlendirileceğini belirleme hakkına sahiptir". kamuoyunun kontrolü. Mutlakçı devletin başındaki hükümdar. Bu nedenle mutlakıyet döneminde gazete ve dergi yayımlamak. içeriye yönelik olmasa bile dışarıya yönelik bir gizlilik anlayışını da mümkün kılan bir tür sosyal mesafenin garantisiydi (KEPPLDSFGER 1992: 13-16). Çünkü mutlakçı merkezî devletlerde hükümet politikaları. keyfi olarak iptal edebiliyordu. İktidarın mutlak sahibi olan egemen. gerçekliğin hükümranın kendi yorumundan farklı şekilde kamuoyuna iletilmesini engelleyen bir mekanizmaydı! Basının varlığını sürdürebilmesi. aktörler ve basın arasındaki şahsî ilişkiler de yok denecek kadar azdı.251 hükümdar bulunmaktaydı. Mutlakıyette siyasî kurumlar. Mutlakıyet döneminde basının mülkiyet yapısı konusunda ikili bir uygulama vardı. halkın ne zaman. Mutlakçı devletlerdeki iletişim düzeninin özerkliği bir taraftan soylu bakanlar ve diplomatlarla soylu olmayan gazeteciler arasındaki sınıf farklılıklarıyla temin edilen bir gizlilik anlayışına dayanıyordu. mutlakıyet döneminde hükümdarlar ve siyasî kurumlar basına erişme ihtiyacı duymuyorlardı. Bu ruhsat sistemi. Mutlakçı devlet ve basın arasındaki ilişki son tahlilde hükmetme ve itaat etmeye dayalı bir ilişkiydi. bilhassa basının görüşleri göz ardı edilerek yürütülüyordu. Mutlakıyetin fikrî esaslarını formülleştiren Hobbes. bir devlette barış ve birlik sağlanmak isteniyorsa insanların fikirleri iyi bir şekilde kontrol edilmeli ve yönlendirilmelidir'''. Hobbes. Mutlakıyet döneminde siyasî kurumlar ve aktörler ile basın arasındaki alan kesin biçimde ayrıydı. hükümranın iradesine bağlıydı. Bu durum siyasî kurumların. editoryal yönetimine tavsiye ederek yerleştirdiği gazetecilerle de özel mülkiyet medyasının yayın politikasını güdümleyebiliyordu. Basın siyasî sistemin bir unsuru veya parçası olmaktan çok. Egemen. toplumu oluşturan ögelerden biri olarak kabul edilmediği için toplumun işlemesinde basının varlığına ihtiyaç duyulmuyordu. desteği ve rızası olmaksızın. Bu yüzden. verdiği siyasî kararlara meşruiyet kazandırmak için kamuoyunun. iktidar yetkilerini kullanmada bütün diğer çıkarların tâbi olduğu mutlak devlet egemenliği düşüncesini izlemekteydi. Basın. gazetelerin ve gazetecilerin onayına veya rızasına ihtiyaç duymuyordu. en ünlü eseri olan "Ejderha"da (Leviathan) hükümranın basın içerikleri üzerindeki sansür hakkını şu şekilde ifade etmektedir (HOBBES 1970: 161): "Egemen. Egemen. büyük bir gizlilik anlayışı içerisinde alınıyor ve uygulanıyordu. basının reel gerçekliği tahrif ve tahrip ettiğine inanıyordu. toplum ve bireyler açısından yol açabileceği tamiri mümkün olmayan zararların önleyeceği gerekçesiyle meşrulaştırmaktadır (HOBBES 1970: 161): "İnsanların eylemleri fikirlerine dayanır. İç ve dış politika. hükümrana tanıdığı sansür hakkım. Çıkarlarıyla çatışan bir durum söz konusu olduğunda egemen. Mutlakıyet basım. aktörlerin ve basının birbirleriyle ne işlevsel ne de kişisel ilişkilere dayalı bir etkileşimde bulunmasına önlüyordu. ülke içinde kolluk kuvvetlerinden ülke dışında da elçilerden oluşan özel bir iletişim ağından faydalanıyordu. gazete veya dergi yayımı için verdiği ruhsatı. âdeta siyasî süreçlerin ve olayların dışına itilmiş bir konuma sahipti. Mutlakçı devletlerde basın. hükümranın hedef ve çıkarlarına ulaşmada. "arcana rei publica". Siyasî kararlar. ne zaman yayınlanacağını. Kendi özerk iletişim düzenini kuran mutlakçı devlet. yani "devlet sırları" anlayışına göre devleti yönetmekte. bilgi sağlama açısından basına bağımlı değildi. basın üzerinde mutlak bir sansür imtiyazına sahipti. hükümranın iznine bağlanmıştı. ülke dışında ise elçiler ve özel kuryeler aracılığı ile saraydan saraya iletilen mesajlarla sağlanıyordu. barışın sağlanmasına veya bozulmasına yol açabilecek şeyler konusunda da karar verme hakkına sahiptir. Özel mülkiyetin kontrolün-deki bazı gazete veya dergiler de mali yardımlarla kayırılıyordu. kendi kontrolündeki resmî gazetelerin yayın politikasını doğrudan yönlendirirken. kamuoyunun. iç savaşın devlet. Bu sınıf farklılığı. Siyasî kurumlar ve aktörler arasındaki bilgi akışı. devlet veya özel mülkiyetin kontrolündeydi. ülke içinde devlet memurları tarafından doğrudan ilgililere teslim edilen krallık emirnameleri. neyin. kamuoyunda ve basında tartışılmadan büyük bir gizlilik anlayışıyla kapalı kapılar ardında soylular tarafından belirleniyordu. Gerçekliği ve bilgiyi bilme konusundaki tekelci tavrını. hangi şartlar altında ve kimler tarafından bilgilendirileceğini. Siyasî kararların alınması ve iletilmesinde mutlakçı devlet. Mutlak iktidarı elinde toplayan hükümran.

tarafsız biçimde siyasî olaylar hakkında bilgi vermesine olan ihtiyaç artmıştı. mütemadiyen mutlak iktidar sahibinin görüşlerine yer vermeli ve politikalarını desteklemek zorundaydı. Meşrutî monarşilerde artık. Şüphesiz toplumda basının doğru. ilk defa İngiltere (1660) ve daha sonra Polonya (1791). devlet ve toplumun birbirinin içinde çözeldiği. içerik üretimi sürecinin doğrudan devlet tarafından kontrolü. Ancak. abone ücretlerinin yüksek tutulması gibi vergi ve benzeri ekonomik yaptırımlar uygulayarak gazeteleri mali yönden sıkıntıya düşürme. Bu kontrol. Meşrutî monarşi'de ise. gazetecileri ve içerikleri kontrol et-mek i-çin kullandığı diğer araçlar da şöyle sıralanabilir: Devlet. Fransa (1791/92). Erken liberalizmin temel hedefi olan anayasal monarşi'de de siyasî kurumlar ve basın iki farklı alana dahildi. Parlamenter monarşi. Liberal devlet teorisine dayanan meşruti monarşilerin belirgin özelliği devlet ve toplumun birbirinden ayrılmasıydı. toplum ve vatandaşlar üzerinde mutlak bir otorite kurduğu. hapis ve para cezaları uygulama. editoryal kadronun doğrudan hükümran tarafından atanması. gazetecilere meslek yasağı getirme. soylular ve kilise aleyhine yapılan siyasî ve ideolojik içe-rikli yayınların sansür edilmesi. kural. gerçeğin hükümran tarafından belirlendiği. matbaacı ve gazetecilerin üye oldukları devlet güdümlü meslek örgütleri kurma. ve 18. bireycilik. yüzyıl gazetelerinde siyasî içerikli haberler yer alsa bile. taç giyme törenleri. Basın. sertlik ve tebaalık sisteminin kaldırılması. köleliğin eleştirilmesi ve köle ticare- tinin yasaklanması. basın gibi gücünü ve meşruiyetini genel anlamda kamuoyundan alan ve serbest düşünce pazarında düşüncelerin özgürce ifade edilmesiyle hakikate ulaşılabileceği ilkesini benimseyen parlamento. Bu tür rejim-lerde egemen değer. siyasî bir kurum olarak ortaya çıkıyordu (KEPPLİNGER 1992:15). yasal ve bürokratik iktidar. devletin başındaki hükümdarın devlet sırları ve mutlak devlet egemenliği ilkeleri çerçevesinde iktidar yetkilerini sınırsız biçimde kullandığı. Alman Birliği (1814/15) ve çok sayıdaki Avrupa ülkesinde devletin yönetim biçimi o-larak benimsenmiştir (GEİSS 1993: 374). 17. isyanlar. hükümdarın iktidar yetkilerinin seçimle oluşan bir meclisin yanı sıra sözlü ve çoğunlukla da yazılı anayasa aracılığı ile geniş ölçüde ve sistemli bir şekilde sınırlandırılması söz konusudur (GEİSS 1993:374). hükümdarın ve kilisenin mutlak kontrolü altındaydı. gazete vergisi. yabancı yayın organlarının yasaklanması. devlet memurları. işgaller ve savaşların yüzeysel biçimde değerlendirilmesi söz konusuydu. Mutlakıyet basını haberlerinde kendi bilgi kaynaklarına dayanmak ve kendi kendine yetinmek zorundaydı. işkencenin kaldırılması. Mutlakçı devlet siyasî kararların alınması ve iletilmesinde basına muhtaç olmadığı gibi basın da bilgi kaynağı olarak siyasete gerek duymuyordu. devlet. basının varlığını sürdürmesi siyasî karar süreçleri konusundaki bilgisinden çok siyasî karar süreçlerinde cereyan eden olayların neden ve saiklerinin görünebilir etkileri üzerinde haber verebilme imtiyazına bağlıydı (KEPPLİNGER 1992: 16-17). aynı alana dahil olduğu. eşitlik. Belirlenmiş çerçevelerin dışına çıkıp yayın yapan medya sahipleri. ilerlemeye duyulan olumlu inanç. devletin. toplumun refah ve eğitim seviyesinin yükseltilmesi. hükümdar. e-gemenin hükümranlık hakkı ve sarayın kamuoyundaki zararlı düşüncelere karşı korun-ması gerekçesiyle meşrulaştırılıyordu. yasalar önünde eşitlik gibi aydınlanma felsefesinin konularını oluşturan şeyler hakkında basın kamuoyunu bilgilendiremiyordu. gazetecilik mesleğine yönelik zorunlu davranış kuralları getirme. ferdin sınırsız iyileştirme yeteneği. katı yasal düzenlemeler. bireyin devlet ve egemen için varolduğu bir rejimdi. bilig-5/Bahar '97 . Mutlakçı devletin basını. gazetecilik mesleğine giriş şartlarını devlet eliyle düzenleme. Meşrutiyet Mutlakıyet. bu yayınlarda olaylar. Mut-lakıyet rejiminde kitle iletişim alanı. halk egemenliği. kanunların ve ceza usullerinin yumuşatılması ve insanileştirilmesi. medya mülkiyeti konusundaki sınırlamalar ve yasaklamalar. abone yasağı. gazeteleri toplatma ve kapatma. hükümdarın basını yaptırımlarla cezalandırması meşru ve haklı sayılmaktaydı. yayın sürelerine kısıtlamalar getirme. depozit yatırma zorunluluğu. ilke ve davranış kalıplarından saptığında. yayın organları ve gazeteciler derhal cezalandırılıyordu. gazetecileri yurt içi ve dışı sürgüne gönderme. Akılcılık. Bazı mutlak monarşilerde temsilciler meclisi vergi ve malî konularda hükümranın yetkilerini sınırlasa bi-le son tahlilde iktidar yetkileri hükümdar tarafından kullanılıyordu.252 geçilmez bir araçtı. yayın ruhsatlarını ve imtiyazlarını iptal etme.

Bir başka ifadeyle hiç kimse gerçek üzerinde ne ilâhi ne de dünyevî argümanlara dayalı bir tekel kuramaz. Aydınlanma ve buna bağlı olarak gelişen siyasî. insanlıktan. güçlerini açığa vuracak bir ortam hazırlamaktır. gelecek kuşaklardan. John Milton'un (1874: 38-75) (1608-1674) "Aeropagitica" adlı eseriyle birlikte meşrutiyet döneminde basın hürriyeti konusundaki mücadele. o düşünceden yararlanmaktan engellenmek sadece özel bir haksızlık oluştursaydı. Milton' un da vurguladığı gibi artık hükümdarlar adil ve anayasa kurallarına uygun biçimde hareket etmeliydiler. Her insanın aklı olduğu. bu kişinin de güç elde ettiğinde insanları susturmaya hakkı yoktur. Mili'in şu anlatımı. kavrayabildiği. eğer bu düşünce yanlış ise insanlar yine kendileri için büyük bir kazanç olabilecek bir şeyi. liberal felsefenin önermelerine dayanıyordu. Bu takdirde ne yalan ne de demagoji uzun süreli bir geçerliliğe sahip olabilir. Milton'a göre serbest düşünce pazarında fikirlerin birbirleriyle rekabet etmesi kaçınılmaz biçimde fikirlerin kendi kendini doğrulaması veya yanlışlaması sürecini başlatacak. "Özgürlük Üstüne" (On Liberty) adlı eserinde Mili gerçeğin ancak tüm düşüncelerin serbestçe ifade edilebilmesiyle bulunabileceğini vurgular. Aklını kullanmak suretiyle kişisel amaç ve çıkarları doğrultusunda karar veren ve eylemde bulunan birey. nasıl ki bu insanların tek kişiyi susturmaya hakları yoksa. İnsanların düşüncelerini serbest biçimde ifade edebilmeleri ve yayabilmeleri için basın özgürlüğünün yasalarla teminat altına alması gerekliydi. bunlardan da fazla olarak bu düşünceyi bilig-5/Bahar '97 . Kişisel amaç ve çıkarlar ile mutluluğun öne alınması esas itibariyle barış isteyen bir toplumun refah ve özgürlük içinde var olmasını da sağlar. dinî ve ekonomik özgürlükler. hakikatin mutlak devlet hakimiyeti ilkesi çerçevesinde her şeye kadir tek bir egemen tarafından belirlenmesini savunurken. siyasî ve ekonomik ortamlar hazırlamalı ve düşünceyi açıklama özgürlüğünü yasalarla garanti altına almalıdır. hakikate akıl aracılığı ile ulaşıldığına göre. Bir düşünce sadece sahibi için özel değer taşıyan özel bir mülk olsaydı. siyasî kurumlara ve aktörlere karşı yapılan bir mücadele şekline dönüşüyordu. yolun sonunda akılcı bir varlık olan insan gözlemleyebildiği. toplumu oluşturan bireylerin mutluluğunu ve refahını sağlamak. çıkarlarını gözetmek ve teşvik etmektir. Eğer bir düşünce doğruysa insanlar yanlışlarını düzeltme fırsatından yoksun bırakılmaktadır.253 benimseyenlerden bir şeyler çalmak oluşundadır. Birey doğruyu yanlıştan ayırt edebilmeye muktedir akılcı bir varlık olarak kabul edilir. sadece bir kişinin karşıt bir düşünceye inanmaları durumu söz konusu olursa. PETERSON. Buna göre birey kişisel çıkar ve amaçlarını akılcı bir varlık olarak kavrayabilir. şimdiki kuşaklardan ve bu düşünceye karşı olanlardan. son tahlilde bu süreç iyi ve doğru fikirlerin kötü ve yanlış fikirlerden ayrışmasını sağlayacaktı (MİLTON 1874: 38-75). genel anlamda siyasi bir mücadeleye. gerçek tek bir irade yahut otorite tarafından belirlenemez. böylece toplumun hedef ve çıkarlarını gözeterek uygarlığın gelişmesine katkıda bulunur. Devletin başlıca hedefi. Devlet. Ancak bir düşüncenin sustıırulmasındaki asıl kötülük. bu zarara bir çok kişinin veya çok az kişinin uğrayıp uğramaması arasında belli bir fark olabilirdi. Devletin varlık nedeni. gerçeğin yanlış ile çarpışmasından daha açık olarak gerçeğin ortaya çıkması ve anlaşılması fırsatını kaybetmektedirler". Bu önermeler şöyle sıralanabilir: Liberal felsefinin merkezi ilgi odağını devlet değil birey oluşturur. değişik bilgi/haber kaynakları olduğu sürece gerçeğe uygun kanaat edinmeye muktedir bir varlıktır. anlayabildiği. liberal düşüncenin özünü çarpıcı biçimde ortaya koymaktadır (1991: 26-27): "Eğer bütün insanların aynı düşünceyi paylaşmaları. Bilgi ve gerçeğe giden yol delil getirme ve tartışma labirentlerinden geçebilir. idrak edebildiği ve ispatlayabildiği kesin doğrulara ulaşır (SİEBERT. bilgi kaynaklarına serbestçe ulaşabilmesi için medyaya uygun sosyal. Ancak. Bireylerin serbest düşünce pazarında farklı düşünce ve bakış açılarına erişebilmeleri ve bizatihi bu pazarda düşüncelerini özgürce açıklayabilmeleri suretiyle gerçeğe ulaşılabilir. Bir başka ifadeyle birey akılcı bir varlıktır ve son tahlilde kendisi için yaşar. Siyasî bir idare biçimi olarak meşrutiyet. bireylerin çıkarlarını koruyacak. Adil ve hukuka saygılı bir yönetimin en önemli şartı ise yönetici güçlerin serbest düşünce pazarında birbiriyle mücadele eden bütün görüşleri ve bakış açılarını dikkate almalarıydı. Liberal düşüncenin diğer önemli teorisyenlerinden biri de John Stuart Mill'dir (1806-1873). Mutlakçı devletin fikir babalarından Hobbes. yani devlete. hükümetlerin her türlü müdahalesine karşı çıkan bir basının ve hükümeti denetleyen bir kamuoyunun oluşmasına neden oluyordu. Birey.

bu fonksiyonel ilişkiler fazla bir öneme sahip değildi. tercih yapmaları ve katılmaları i-çin teşvik eden için önemli bir bilgi kaynağı konumuna gelmiştir. milletvekilleri de gazetecilik yapıyorlardı. olgu. Şüphesiz bu dunun basının hükümete. aktörler ve basın. 19. 19. Gizlilik politikasının iflas etmesi. Halkın seçtiği parlamentonun monarşlara karşı muhalif tavrı.n gücü ve etkisini artırırken. vatandaşları ve kurumları siyasî süreçleri öğrenmeleri. artık kamuoyu aracılığı ile hükümet ve parlamento üzerinde etkili olan bir güç konumuna gelmiştir. Dizgi ve baskı makinelerinin keşfi ve odundan kağıt üretilmesi gibi teknik gelişmeler bu nedenlerin başında yer almaktadır Bunun yanı sıra bilgilerin iletilmesinde demiryolu ağları ve telgraftan faydalanılması basının daha hızlı ve güncel haberler yayımlamasını kolaylaştırmıştır (WİLKE 1990: 301-302). hükümet ve parlamento hakkında bilgilendire-rek kendi kamlarını oluşturmalarına ve ifade etme-lerine yarayan araçlardan biri olmanın yanı sıra hükümeti ve parlamentoya halkın düşüncelerini ileten bir kurumdur Basın aynı zamanda siyasetçilerin anlaşılır ve aydınlatıcı görüşlerini aktarmaları için bir platform görevi görerek siyasî rakiplerin birbirlerinin görüş açılarını öğrenmesi açısından da önemli bir işlev üstlenmiştir. hükümetin ve parlamentonun basın aracılığı ile kamuoyu üzerindeki etkileri tersine daha da artmıştır. kamuoyunun geniş desteğini de arkasına alan fikir basınının monarşlar ve parla- mentoya karşı muhalefetiyle ikame edilmiştir (KEPPLİNGER 1992: 22). Siyasî sistem ve basın arasında kişisel ilişkiler bulunsa bile. bu gizliliğin uygulamada artık daha fazla sağlanamayacağı görülüyordu. Bu gelişmelere paralel olarak basın ve siyasî kurumlar arasındaki ilişkilerde de bir dönüşüm başlamıştır. ihtiyaç duyulduğunda salt sözcü olarak kullanıyorlardı. durum ve aktörler hakkında özel. Siyasetçi gazeteciler yazı yazdıkları gazetelerin okuyucularını siyasî görüşleri ve faaliyetleri konusunda bilgi-lendirmek suretiyle kendileri için siyasî bir etki alanı sağlamışlardı. Basın. Parlamenter Demokrasi Kepplinger. yüzyılda basının siyasî süreçte önemli bir güç unsuru durumuna getiren nedenler çeşitlidir. yüzyıl basını. Gizlilik anlayışına dayalı politikanın iflas etmesiyle birlikte iktidar sahiplerinin sırlarına vakıf olan basın. Ancak. Hükümet. kitle basınının ortaya çıkışına kadar haberden çok siyasî yorumlara öncelik veren bir içerikle yayımlanıyordu (KEPPLİNGER 1992: 20-21). Meşrutiyet döneminde de siyasî kurumlar. bir taraftan siyasetçi gazetecilerin kişisel gücü ve etkisi ile siyasi kurumlar ve halk arasında aracılık rolü üstlenen basını. Böylece basın artık sadece siyaset ve kamuoyu arasında aracılık işlevine sahip değildir. KUNCZİK 1988: 59. FALAY 1992-1993: 50). Bunun nedeni. İç politikada. Bu gelişmeler bir taraftan gazete satış fiyatlarının düşmesine diğer taraftan da basının geniş kitlelere erişimini sağlayan büyük tirajlara ulaşmasına yol açmıştır. Meşrutiyette gazeteciler milletvekilliği. yüzyılın ortasından itibaren köklü bir değişime uğramıştır. Geniş ölçüde doğrudan halka erişen hü-kümet ve parlamento. yüzyıla kadar basına kapalı tutulmasıydı. Meşrutiyetin ilk döneminde parlamentodaki tartışma ve görüşmelerin gizli kalması şeklî olarak henüz teminat altına alınmamış olmasına rağmen. parlamento kararları serbest biçimde açıklanan düşüncelere dayalı olarak alınsa bile parlamentodaki bütün görüşme ve tartışmaların 18. ayrıntılı bilgiler ileterek siyasî sistem içerisinde önemli bir güç merkezi konumuna gelmiştir. diğer taraftan basın karşısında siyasî kurumların gücünün azalmasına yol açmıştır. Siyasî kurumlar ve basın arasındaki ilişkiler ilk olarak 19. Çünkü siyasetçi ve gazetecilik rolleri arasındaki sınıfsal engellerin tedrici olarak kalkması. dış politikada eskiden olduğu gibi gizlilik anlayışını sürdürüyordu. birbirinden ayrı iki alana dahildi. Basın artık halkı. parlamenter demokraside siyasî kurumlar. siyasî olay. siyasî partiler ve kitle iletişim araçları arasındaki dinamik personel akışı sonucunda siyasetçiler ve gazeteciler sık sık rollerini değiştirmektedirler: Gazeteciler bilig-5/Bahar '97 . basını. aktörler ve medya arasında kesif kişisel ve fonksiyonel bir bağımlılık ilişkisi olduğunu belirtmektedir. basın daha çok siyasî sistem içerisinde henüz önemsiz de olsa belirli güç elde etmiştir (KEPPLİNGER 1992:23).254 SCHRAMM 1956: 40-41. parlamentoya ve hükümdara karşı eleştirel bir tavır almasına engel oluşturmuyordu. basın aracılığı ile ifade edilen düşüncelerden faydalanan parlamento. bu rollerin içe girmesine yol açmıştı. Basın böylece bir tarafta siyasî süreçler konusunda kamuoyunu bilgilendirme ve siyasetçilere sırdaşlık yapma işlevini üstlenirken diğer taraftan siyasî aktörleri. parlamento.

durum ve aktörler hakkında tam. tarafsız ve ayrıntılı bilgiler vermelidirler. medya ahlâkı. iletişim siyaseti ve basın özgürlüğü konularında hazırladığı tekliflerinin yer aldığı "Özgür ve Sorumlu Basın" başlıklı ünlü bir raporda geliştirilmiştir (VVEİSCHENBERG 1992: 90). Siyasetçiler. toplumla ilgili ortak anlayışa sahip farklı yorumlayıcı topluluklar. * Üçüncü öneri. olgular. siyasetçiler ve siyasetçi gazeteciler düzenli olarak gazeteler ve dergilerde köşe yazarlığı yapmakta. sorumluluğu. dinleyici ve izleyicilerin medya içeriklerine serbestçe ve kolaylıkla erişimleri sağlanmalıdır. "Basın Özgürlüğü Komisyonu". farklı hedefler ve çıkarlar ile toplumsal deneyimlere sahip farklı toplumsal sınıfların görüşlerini duyurmada. Siyasetçiler ve gazeteciler hedeflerini gerçekleştirmek için birbirlerine bağımlıdır. parlamento. siyasî partiler. gazetecilerin ve medya sahiplerinin topluma karşı sorumluluk duygusu ile hareket etmesi gereğidir. doğru. bakış açılarının merkezine devleti veya bireyi yerleştiren Hobbes ve Mill'in aksine toplumdan hareket eden bir yaklaşıma dayanmaktadır (KEPPLİNGER 1992: 24). . "Basın Özgürlüğü Komisyonu"nun hazırladığı rapor. parlamenter demokrasilerde medya kurumları ve gazetecilerin sosyal sorumluluk an-layışı çerçevesinde nasıl hareket etmeleri gerektiği konusunda aşağıdaki ilkeleri tespit etmiştir: * Komisyonun önerilerinden en önemlisi medyanın kendi kendini denetlemesidir. farklı alt-kültürler. siyasetçiler ve gazetecilerin birbirlerine bağımlılığını şart koşar. hükümet ve parlamento çalışması açısından işlevsel bir şarttır. Siyasî kararlar konusunda kamuoyunun düşün-celerini öğrenme ve desteğini kazanma. sınıflar ve örgütleri temsil eden ve yansıtan bir yapıda düzenlenmesi ve bunlar hakkında yanlış ve olumsuz imajlar oluşturmaması gereğidir. hükümet ve parlamentoya erişemedikleri ve bu ortamlarda cereyan eden olaylar. Aynı şekilde gazeteciler de görüşme. Medya sahipleri de kendi hedefleri. Aynı şekilde hükümet. Medya içerikleri ve gazetecilerin denetlenmesi. Gazeteciler olay. gruplar. Siyasetçilerin eriştikleri medya içerikleri. olanı ve olması gerekeni yani somut.255 milletvekilliği ve hatta bakanlık rolleri üstlenebilmekte.çıkarları ve dünya görüşleri ile örtüşmese de sahip oldukları iletişim kanallarında değişik toplumsal grupların ve örgütlerin kendi alternatif görüş açılarını ifade edebilmelerine imkân vererek düşünceyi açıklama özgürlüğünü fırsat vermeli ve medya içeriklerinde denge sağlamalıdırlar. örgütlenmiş farklı gruplar. alt-kültürler. tanıtım ve imaj konularında danışmanlık hizmeti sunmaktadırlar. medyanın toplumu oluşturan farklı topluluklar. siyasî kararlarına kamuoyu desteği kazanmak ve mesajlarını iletmek için kitle iletişim araçlarına erişme ihtiyacı duyarlar. Ayrıca. Basın özgürlüğü yerine kamunun bilgi edinme hakkını öne çıkaran bu anlayışa göre iletişim sürecinde iletişimci ve alıcı bilig-5/Bahar '97 . medya kurumlarının. * Dördüncü öneriye göre alıcı. Bu bağımlılık sadece siyasî iletişim sürecini etkilemeye çalışan bu iletişimci kurumlan ve gruplarının farklı hedef ve çıkarlara sahip olmalarından kaynaklanmamaktadır. fiili gerçek ile yorumu birbirinden ayırt etmelidirler. konu. olgu. Bu yaklaşım 1947 yılında "Basın Özgürlüğü Komisyonu" olarak tarihe geçen bir kurulun. hükümet ve parlamento kamuoyunun ne düşündüğü konusunda bilgilen-mek. Nesnel habercilik anlayışının esaslarını oluşturan bu ilkeye göre gazeteciler yalan haber vermemeli. siyasetçiler ve medya arasında da hiç bir kurumun ve aktörün vazgeçemeyeceği karşılıklı bağımlılığa dayanan bir ilişki vardır. haber ve yorum için siyasetçilere ulaşamadıkları. Parlamenter demokraside siyasî kurumlar. parlamenter demokrasilerde basın özgürlüğü konusunda yeni bir anlayışın gelişmesine önemli katkılar sağlamıştır. Basın özgürlüğü kavramına karşı kamunun bilgi alma hakkını öne çıkaran bu ilke. kendilerini ifade etme ihtiyacı bir anlamda hükümet. medya içeriklerinin serbestçe dolaşımı önündeki engellerin kaldırılması yönünde devletin sorumluluğuna işaret etmektedir. hedeflerine ve çıkarlarına ulaşabilmek için de diğer tarafla işbirliği yapmak zorundadırlar. gazeteciler siyasetçilere demeç yazmakta. aktörler ve medya arasındaki karşılıklı bağımlılık ilişkisi. basın konseyleri veya basın izleme kurulları gibi özerk kurullar aracılığı ile yapılabilir. Medya. kendilerini ifade etmede toplumsal bir platform olmalıdır. * Diğer bir öneri. seçim kaybeden eski bakanlar ve milletvekilleri de gazetecilik yapmakta. konular ve durumlar hakkında kamuoyunu bilgilendiremedikleri sürece siyasî habercilik görevlerini yerine getiremezler (KEPPLİNGER 1992: 23). vatandaşlara görüşlerini duyurma. parlamento. halkla ilişkiler. nesnel.

Bu yüzden medyanın devlet tarafından denetimi yerine medyanın kendi kendini denetimi tercih edilmelidir. sadece topluma karşı değil toplumda "hakikat" olarak nitelenen bir değere karşı da taşınmalıdır. bir tarafta serbestçe ve devletin müdahalesi olmaksızın düşünce ve bilgi iletmek isteyen medya profesyonelleri. üzerinde tekel oluşturulan ve sınıf egemenliğini sağlayan dildir. Ahlâkî sorumluluklar benimsenmeksizin ahlâkî haklardan söz edilemez. Bu anlayışa göre iletişim sürecinde bir kişinin özgürlüğü diğer bir kişinin özgürlüğünün başladığı yer de sona erer. Parlamenter demokraside medya ve siyasî sistemin arasındaki ilişkilerin siyasî sistem aleyhine gelişen bir bağımlılık ilişkisine dönüştüğü ileri sürülmektedir. diğer tarafta da kendi gözlemlerinin dışında kalan tecrübeleri. düşünceleri ve duyguları anlamak. Bununla birlikte medya içeriklerinin basın özgürlüğünü istismarı karşısında gösterilecek hoşgörünün de bir sınırı olmalıdır. Gazetecilerin anlam üretmede kullandıkları üretim aracı. Dil aracılığı ile gerçeklik bozulup çarpıtılmaktadır. "Basın Hürriyeti Komisyonu" düşünce özgürlüğünü. savaş ve çatışma çıkararak sosyal ilişkilerin temelini oluşturmakta ve insanların düşünce ve hareket tarzlarını belirlemektedir (SCHELSKY 1975: 175). dinleyicilerin veya izleyicilerin medya içeriklerini tüketmeme hakkını da içerir (KEPPLİNGER 1992: 24-25). kişisel inançlara duyulan saygıdan kaynaklanmaktadır. nesne. Bu sorumluluklar arasında. Basın özgürlüğünün istismarının önlenmesine yönelik kanunî düzenlemeler ile basın özgürlüğünün istismarının doğuracağı tehlikeler teraziye vurularak değerlendirilmelidir. yanılma hakkını içermez. Bu yüzden yanlış şeylerin bilinçli bir şekilde tekrar edilerek yayılması. tartışmak suretiyle hakikatin bulunacağına duyulan güven değil. Komisyona göre hata veya yanlış yapma hakkı. düşünce özgürlüğünün istismarı anlamına gelir.256 birbirlerine bağımlı konumda bulunurlar. "Kadir-i mutlak" veya "güçlü etki" görüşüne dayanan bu abartılı iddiaya göre medya üzerindeki kontrol. aynı zamanda kendi meşru haklarından da vazgeçmiş demektir. Komisyona göre vatandaşların özgür iradelerine dayalı bu güveni devletin ilelebet var olmasının en büyük teminatıdır. Schelsky'ye göre medya kurumları ve gazetecilerin devlet. kendi özgürlüklerinin korunması ve garanti altına alınması ihtiyacı duymaktadırlar. Schelsky. dil egemenlik kurarak. Basın özgürlüğü bu açıdan okuyucuların. Bu sorumluluk duygusu. aksine serbest ve özgür tartışmayla kendi görüşlerini açıklayan vatandaşların vicdanına duyulan güvendir. Siyasî habercilik. Bu yaklaşımın hareket noktası çağdaş toplumların. düşünce özgürlüğünü engellediği zaman kendi çıkarlarına aykırı hareket etmiş olur. Bu nedenle çağdaş toplumlarda bireylerin olaylar. Ahlâki sorumluluklarını yerine getirmeyen bir kimse. İletişim sürecinin her iki öğesi. olgu. doğal bir hak olmaktan çok ahlakî bir hak olarak düşünmektedir. Medya içerikleri ağır. Bütün ahlakî haklar gibi düşünce özgürlüğünün de beraberinde bazı sorumlulukları getirdiği kabul edilir. durum ve ilişkileri doğrudan anlama. çağdaş toplumlardaki en önemli güç kaynaklarından birinin kontrol edilmesi anlamına gelmektedir. bilig-5/Bahar '97 . idrak etmek. belirli hedefler ve çıkarlar tarafından yönlendirilmekte. toplum ve bireyler üzerinde egemenlik kurmada kullandıkları bir araçtır. Devlet. açık ve ispat edilebilir bir şekilde birey veya kaimi çıkarlarını yaraladığı taktirde bu hoşgörünün sınırları aşılmış demektir (KEPPLİNGER 1992: 24-25). anlam üreten ve ileten gazeteciler aracılığı ile parlamenter demokraside yeni tip bir sınıf egemenliğinin ortaya çıktığını iddia eder. durumlar ve ilişkiler konusundaki algılamaları ve düşüncelerinin büyük ölçüde medyaya dayanır. Parlamenter demokraside iletişimciler ve alıcılar arasındaki bu ilişkiler Kantçı felsefe anlayışından hareket eden bir özgürlük" anlayışına dayandırılmaktadır. İletişim sürecinde. Buna karşılık Mill'den farklı olarak düşünce özgürlüğünün dayanağı. gruplar arasındaki tesanütü sağlayarak. kavrama ve değerlendirmelerini zorlaştıran karmaşık bir yapıya sahip olduğudur. nesneler. kendi görüşlerini başkalarına aktarma sorumluluğu bulunur. Ahlâkî so- rumlulukların yasal yollarla yerine getirilmesi istenmeyen bir durumdur. bireylerin çevrelerindeki olay. öğrenmek ve değerlendirmek isteyen alıcılar bulunur. üreterek. Gazetecilerin. olgular. Bu tezin savunucularından Schelsky' ye (1975) göre çağdaş demokrasiler kendi kuralları çerçevesinde işleme ve eylemde bulunma yeteneğini kaybederek büyük ölçüde medyaya bağımlı duruma gelmiştir. kavramak. Schelsky'ye göre. Çünkü düşüncelerin özgürce açıklanması hakkı.

kavrama ve değerlendirme yeteneklerini körletmektedir. seyirci tarafından aynen kabul edilmesi her zaman söz konusu olmuyor. öznel etkilerin baskısı altında kalsa bile verdiği kararın tarafsızlığına inanan bir hakim ve yaptığı araştırmanın sonuçlarının ispatlama gücüne inanan bir araştırmacı gibi bilginin doğru ve nesnel olması konusunda kendini sorumlu hisseden gazetecilerin meslek ahlâkı. ürettiği medya içeriklerinin muhataplarını kendi siyasî/ideolojik eğilim ve yönelimleri hakkında bilgilendirmeksizin eylemlerde bulunmaktadır. haberin bazı bölümlerinin vurgulanması amacını güdüyor. Televizyoncuların. izleyicinin de tıpkı sunucunun takındığı olumsuz tavrı takınmasını sağlayacak şekilde sunuyordu (.. Aksine tam tersi bir süreç de işleyebiliyor. Sözgelişi Türkiye'de değişik televizyon kanallarında haber "sunan" Gülgün Feyman. RP örneğinde görüldüğü gibi. siyasî/ideolojik eğilim ve yönelimlerini haberlerin içeriklerine ve haberleri sunuş biçimlerine yansıtan bu sunucuların önemli bir güç elde et-tiklerini. seyircinin reddetmesi gibi bir durum da söz konusu. olumsuz imaj yaratacak şekilde sundukları haber metninin. izleyicinin kendisiyle (ya da sunulan haber metninin ilgili bölümüyle) özdeşleşmesini arzulamadığı durumlarda ise. Televizyoncuların sert yöntemlerle. işledikleri ve sundukları bilgiler hem somut gerçeklikle uyuşmamakta hem de bu bilgileri alımlayan okuyucu. Görüşleri Schelsky ile paralellikler gösteren Yusuf Kaplan (1996: İ577-1578) da. Bilgi üretenlerinin gücünün yoğunlaşmasına ve tekelleşmesine yol a-çan bir gazetecilik imtiyazından çok medya sahiplerinin ve anlam üreticilerinin çoğulculuğu. mülkiyet üzerindeki egemenlik imtiyazında olduğu gibi doğru. O'na göre gazeteciler ve medya kurumları kendi elde ettikleri gücü gizlemek için. haberi. buna karşın siyasî açıdan hiç bir sorumluluk taşımadıklarına i-şaret eder (SCHELSKY 1975: 333). Bu sunucu. "ötekileştirici" bir yayın politikası izlemeleri. vurgulanmak. tarafsız ve ayrıntılı bir bilgilendirmeye dayanmadığı sürece zincire vurulmuş demektir. ekranı sadece başı dolduruyordu. televizyon ve radyolardaki haberlerin ve haber programlarının spikerleri ve sunucularıdır: Schelsky. "nesnel bilgi" iddiasıyla.). altı çizilmek istenen bölümler geldiğinde. gazetecilerin zihinleri yönlendirmek suretiyle sınıf egemenliği kurmaları anlamına gelmektedir. bilgi pazarının herkese açık oluşu. 'özgürleşmiş' bir bilginin teminatıdır''' (.. insanların anlam üreticilerinin sınıfsal egemenliğine boyun eğmelerinin kaçınılmaz olduğunu iddia etmektedir. Türkiye'de biz ve onlar dikotomisi üzerine kurgulanan sansasyonel.) Oysa izleyicinin haberi "okuyuş/ tüke- tiş/izleyiş" biçimi ve süreci.. retoriksel (= "dayatmacı") kaygılarla ve yöntemlerle sunulan olumsuz imaj ve söylem oluşturma girişimlerinin geri tepmesiyle sonuçlanmıştır". Örneğin son yerel ve genel seçimlerde belli başlı televizyon kuruluşlarının. yönlendirmeye dayalı bu medya egemenliğine karşı harekete geçilmesi gerektiği inancındadır: Çünkü "bugün uğrunda savaşılması gereken özgürlük bilgilenenlerin bilgilendirenler karşısındaki özgürlüğüdür. olumsuzlayıcı ve ötekileştirici gazetecilik ve televizyonculuk anlayışı. Schelsky (1983: 53). oldukça karmaşık bir süreçtir. seyircinin kabul etmesini istediği şeyleri. Bazı haberlerin bazı bölümlerinde bu sunucunun başvur-duğu jest ve mimikler. RP 'yi olumsuzlayıcı. sonuçta RP'nin popülaritesinin artmasına yol açmıştır. adeta Refah Partisi'nin propagandasına dönüşmüş ve bu durum. insanlığın siyasî ve ekonomik güce dayanarak bireyleri baskı altında tutan ve istismar eden eski egemenlik biçimleri tarafından tehdit edildiğini yaymaktadırlar. Çağdaş toplumlarda görülen bu yeni gazeteci tipinin en belirgin temsilcileri. Schelsky (1975: 368). Düşünceyi açıklama özgürlüğü. dışlayıcı. dinleyici ve izleyicilerin anlama. bir Türk televizyonundaki haber sunucusunun "biz ve onlar" karşıtlığı üzerine kurgulanan sansasyonel. Schelsky (1975: 367). Gazeteciliğin belli çıkar ve hedefler doğrultusunda kullanılmasının meşruiyetine inanmak. Schelsky'ye göre çağdaş toplumlarda yeni bir gazeteci tipi ortaya çıkmıştır. Show TV'de haber sunuculuğu yaparken. haberi sunarken. izleyicinin kendisiyle özdeşleşmesini sağlayacak şekilde. olumsuzlayıcı ve ötekileştirici gazetecilik ve televizyonculuk anlayışım ve dayatmacı kaygılarla ve yöntemlerle sunulan olumsuz imaj ve söylem oluşturma girişimlerini kişisel gözlemlerine dayanarak çarpıcı bir şekilde betimlemektedir: "Haber sunucularının haberi sunarken başvurdukları jest-ler ve mimikler. Bu gazeteci tipi. jestlerini ve mimiklerini belirgin bir şekilde öne çıkararak haber sunuyordu.. medya egemenliği tezini "Siyaset ve Medya" adlı eserinde de savun- bilig-5/Bahar '97 . sunulan habere karşı takınılan tavrı vurgulamaya yönelikti. sunucu.257 bilinçli şekilde seçtikleri. başvurulan "biz ve onlar" dikotomisi nedeniyle-. Haberde. özellikle.

kendi hedef ve çıkarları yönünde medyadan da faydalandıklarına dikkat çekmektedir. medya aracılığıyla kişisel tanıtımlarını yapmayı tercih etmektedirler. Batı demokrasilerinde siyasî açıdan önemli bilgilere erişim çoğunlukla kolaydır. Medya. Kepplinger'in iddialar zincirinde Schelksy'nin izleri görülmektedir. Yasama ve yürütme Almanya Federal Cumhuriyeti'ndeki gibi büyük ölçüde medya etkileri altındaki seçme hakkına sahip kişilerin oluşturduğu erkler olarak nitelenmektedir. belirli konulara öncelik verip gündem oluşturmak suretiyle Avrupa'da yeşilller gibi yeni siyasî grupların partileşmesi için gerekli şartların oluşmasına yol açmıştır. tartışmalı konuları mantıkî argümanlarla kamuoyunda tartışmak ve vatandaşların kanaatini etkilemek yerine. sadece hükümetin. parlamentonun. 'Aşağıdan yukarıya' doğru yansıyan bir halk iradesi yerine 'yukarıdan' medya aracılığıyla yönlendirilen ve oluşturulan bir irade söz konusudur. yorumlamasına ve eleştirmesine bağlı değildir. Bu iddia. Bu çerçevede Kepplinger. medyanın seçme eyleminin siyasî sistem. bunların toplumun bütün kesimlerinin düşünce ve çıkarlarının uygun biçimde temsil edilmesini hedefleyen parlamenter demokrasiyle uyuşup uyuşmadığı sorularını tartışmaya açar (KEPPLİNGER 1992: 26-27). partiler. Medyanın sahip olduğu bu rol. parlamenter demokraside gücün bir parçası siyasî kurumlardan medyaya doğru kaydığını ileri sürer. medyanın hangi hedef ve çıkarlara ulaşmaya çalıştığını. siyasetçiler ve siyasî konular üzerinde aksi etkileri olduğu düşüncesine dayanmaktadır. Kepplinger. ya da tartışmalı konulardaki anlaşmazlık ve çatışmaları uzlaşma yoluyla çözmek". 'Halk' artık medya tarafından yönlendirilen fikir kümesidir. radyolar veya haber bilig-5/Bahar '97 . İç politikada hükümetler. Yazar. aynı zamanda siyasî kurumların bütün önemli kararlarını içerikleri aracılığı ile dolaylı biçimde etkileyerek siyasî kararların kabul edilebilir veya uzlaşılabilir olarak nitelenmesindeki çerçeveyi tanımlama yeteneğinden kaynaklanmaktadır. Aracılık işlevi ile medya parlamenter demokrasilerdeki siyasî süreçlerde anahtar bir rol üstlenmiştir. Medyanın dış politikadaki üstlendiği bu işlevin nedeni şöyle açıklanabilir. hükümetin. Medya. ne üzerine. problemleri belirli açılardan konulaştırmak suretiyle.258 maktadır. Schelsky'ye göre parlamenter demokrasilerde yeni gazeteci tipinin yanı sıra yeni bir siyasetçi tipi de ortaya çıkmıştır. gündeme aldığı konuları sürekli biçimde ele alan bazı politikacıların kamuoyunda ve partilerinde güç ve saygınlık kazanmasını da temin etmiştir. Kepplinger (1992: 27-28). Yazara göre medyanın bütün dünyada siyasetçilerin eylem biçimlerini değiştirmesi egemenliğin kullanımındaki sırayı da değiştirmiştir: "Egemenliğin kullanılmasındaki eski 'niyet-eylemetki-medya' şeklindeki eski sıra şimdi 'niyet-medya-etki-eylem' şekline dönüşmüştür. parlamentonun ve partilerin siyasî kararlarını aktarmasına. Medyanın egemenlik aracı olarak zorlaması iç ve dış politika alanlarındaki siyasî eylemlerin nesneleri hakkındaki düşüncelerin değişmesine yol açmıştır. medya kurumları ve haber ajanslarını parlamenter demokrasilerdeki bütün siyasi kurumların dış politikanın tespit edilmesi ve uygulanmasında yararlandıkları önemli bilgi kaynakları olarak kabul eder. Kepplinger'e göre parlamenter demokraside medya ile siyasî kurumlar ve aktörler arasındaki fonksiyonel ilişkiler hem iç politika hem de dış politikayı kapsamaktadır. televizyonlar. Parlamenter demokraside medyanın işlevlerinin değiştiğine Kepplinger de işaret etmektedir. Medya böylece kararları ve eylemleri büyük ölçüde medyanın ilettiği bilgilere dayanan diplomatik misyonların ve gizli servislerin geleneksel görevini de üstlenmiştir (KEPPLİNGER 1992: 26-27). Medya. medya kurumları ve gazetecilerin siyasî süreçteki eylemlerinin meşru olup olmadığını. "Yarı aydın" olarak nitelediği bu yeni politikacının önünde iki yol vardır (SCHELSKY 1983: 63): 'Ya medya aracılığı ile güç ve saygınlık kazanmak. partilerin ve siyasetçilerin kamuoyuna erişmek i- çin büyük ölçüde medyaya bağımlı duruma geldiğini belirtmektedir. Kepplinger. problemin esas yönünü tanımlamakta ve böylece siyasî kararları biçimlendirmektedir. her iki politika alanında siyasî kurumlar ve aktörlerin med-yaya artan ölçüde bağımlı olduğunun altını çizerken. Egemenlik 'yukarıdan aşağıya' doğru medya aracılığıyla gerçekleşmektedir". aracılık işlevi ile üstlendiği bu önemli rol. Kamuoyuna yönelik siyasî eylem-lerin iletilmesi. 'Siyaset' bugün medyaya dayalı bir güç kazanımı peşindedir. Gazeteler. doğrudan halka erişmede sınırlı imkânlara sahiptir. hangi şekilde bilgi verileceği konusunda geniş ölçüde özerkliğe sahip medya kurumlarına bağlıdır. Bu yeni aydın tipi. Medyanın. dergiler.

Yabancı muhabirler kişisel intibaları ve gözlemlerinin yanı sıra. Imanuel 1993 KEPPLINGER. dış politikadaki karar mekanizmalarının başında bulunanlara önemli bilgiler ve avantajlar sağlar. Hans Mathias 1992 Ereignismanagement. çatışma ve anlaşmazlıkların azaltılması ve çözülmesinde de önemli roller üstlenmektedirler. Imanuel Geiss: Geschichte Griffbereit. önemli bir bilgi kanalı durumuna gelmiştir. radyo ve televizyon kuruluşlarına dayanarak haberlerini kaleme almaktadırlar. Ancak. Wirklich-keit und Massenmedien. etkileşimleri ve bağımlılıkları incelemiştir. Zürich KUNCZIK. Yeni Türkiye. gazeteler. 2: 1570-1581 FALAY. Bu denetim mekanizmasının zayıf bir yönü vardır. baskı. işlenmesi ve iletilmesinde dünya çağında yaygın bir bilgi ağına sahiptirler. Cilt 5: Begriffe. Bu çerçevede kitle iletişim araçlarının siyasî sistem içerisindeki konumu da değişmiştir. Retorik ve Şiddet". Thomas 1970 Sözlüğü. Kitle iletişim araçları farklı siyasî sistemler arasındaki gerginlik.259 ajanslarının dünyanın çeşitli yörelerinde geniş bir muhabir ordusu vardır. Sonuç Bu çalışma tarihi süreçte medya ve siyasî sistem arasındaki ilişkileri. Ömer Demir ve Mustafa Acar: Sosyal Bilimler HOBBES. İstanbul KAPLAN. Yusuf 1996 "Kitle İletişim Teorileri". KAYNAKLAR DEMİR. Cilt 5: Begriffe. Yabancı muhabirlerde haberlerin toplanması. Araştırmanın bulguları ele alındığında şu tespit yapılabilir: Tarihi süreçte siyasî sistem ve medya arasındaki önceleri hükmetme ve itaate. Bu bilgi sisteminin etkililiği yabancı muhabirlerin özerkliğine ve karşılıklı denetimine bağlıdır. Nihat 1992-1993 GEISS. Medya. Die Sach-systematische Dimension bilig-5/Bahar '97 . Bu durum yabancı muhabirlerin konuk olduğu ülkenin problemlerini yerli gazetecilerinin bakış açısından değerlendirmelerine yol açmaktadır (LUGER 1974: 127-132). sistem karşıtı kişi ve grupları gündeme getirmek suretiyle bunlar hakkındaki efsaneleri çürütür ve düşman siyasî sistemlerin yakınlaşmasına yol açabilir. C. Medya Özel Sayısı 12. Diğer taraftan gazeteciler de sık sık diplomatların abartılı bir gizlilik anlayışına sahip olmalarından şikayetçi- dirler. Alfred 1974 Auslandskorrespondenten im in-ternationalen Kommunikations-system. Pullach GEISS. Medya içeriklerinin günlük olarak izlenmesi. 2. Imanuel Geiss: Geschichte Griffbereit. Die Sachsystematische Dimension der Weltgeschichte. Stuttgart 1970 "Medya Epistomolojisi: "Görsel/ leştirme". 1993:374 "İşlevcilik Maddesi". Mustafa 1993 der Weltgeschichte. daha sonra muhalifliğe dayanan ilişkiler günümüzde karşılıklı bağımlılığa ve işbirliğine dayanan fonksiyonel ilişkilere dönüşmüştür. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Dergisi: 47-58 "Absolute Monarchie". Köln ve Wien LUGERT. Mutlakıyet döneminde siyasî olayların dışında tutulan medya. Dortmunt 1993: 357358 Dortmunt Leviathan. siyasetçiler ve bilhassa diplomatlar medya içeriklerinin uluslararası ilişkilileri ve görüşme süreçlerini olumsuz biçimde etkilediğini iddia ederler. Michael 1988 Journalismus als Beruf. Ömer ACAR. Dış politika alanında da medya. Imanuel 1993 "Konstitutionelle Monarchie". meşrutiyetle birlikte ve bilhassa çağdaş demokrasilerde siyasî olayların merkezinde yer alarak siyasî süreçlerde aktif roller üstlenen bir konum ve rol elde etmiştir. çalıştıkları ülkenin haber ajansları.

Stuttgart WEISCHENBERG. Opladen 1992 WILKE. Libertian. John Milton's Politische Hauptschriften. Medieninstitutionen.): Fischer Lexikon Publizistik Massenkommunikation.. Jürgen Wilke ve Winfried Schulz (Der. Leipzig ve Weimar SIEBERT. Stuttgart MOLL. 'II Principe". Urbana 1956 TOLAN. Barlas 1985 Toplum Bilimlerine Giriş. The Authoratian. Elisabeth Noelle-Neumann. Medienkommunikation. Berlin: 38-75 SCHELSKY. Helmut 1975 Die Arbeit tun die anderen. John 1874 "Areopagitica. Fred S. Siegfried 1992 Journalistik. Ankara MLTON. Wilbur 1956 Four Theories of the Press. Niccolo 1972 Der Fürst. Helmut 1983 Politik und Publizistik. Social Responsibility and Soviet Concepts of What the Press Should Be and Do. Theodore. bilig-5/Bahar '97 . PETERSON. Çev. Çev. Sosyoloji ve Sosyal Psikoloji.260 MACHIAVELLI. Frankfurt am Main 1990: 287-313. Essay. Medienethik. Jürgen 1990 "Pressegeschichte". Else Wentscher. Wilhelm Bemardi. Klassenkampf und Priesterherrschaft. SCHRAMM. Opladen SCHELSKY. ve der. baskı. Eine Rede für die Freiheit der Presse". John Stuart 1991 Über die Freiheit. 4.

belirtilmek koşulu ile. şekil numarası. çizim ve şemaların tümü numaralandırılarak yazıda yeri geldikçe belirtilmelidir. Yazıların diskette verilmesi tercih edilir. Ayrıca makale yazarının adı. Dergide yayınlanacak her makalenin yazarına telif ücreti ödenir ve ayrıca iki adet ücretsiz dergi gönderilir. Dergi yayın ilkelerine uygun gönderilmeyen yazılar yayın kurulunca dikkate alınmayacaktır.Dergi Yayın ilkeleri • Dergiye gönderilen yazıların başka bir yerde yayınlanmış veya yayınlanmak üzere gönderilmiş ya da daha önce kongrede tebliğ ve özeti sunulmuş çalışmalar olması durumunda. Gönderilen yazılar standart daktilo kağıdının bir yüzüne iki satır aralıklı olarak daktilo ile yazılmalı ve sayfanın iki yanından 3'er cm. Arapça. boşluk bırakılmalıdır. Değişik alfabe ve dillerde (Kiril. grafik. Dergide yayınlanan yazılardaki görüşlerin sorumluluğu yazarlarına aittir. • • • • • • • • • • Yazı ve fotoğraflar kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir. Gönderilen yazılar yayınlansın veya yayınlanmasın yazarlarına geri verilmez. . varsa alt yazısı yazılarak ayrı bir zarf içinde gönderilmelidir. ayrıca kaynakça düzenlenmelidir. Yayın Kurulu tarafından uygun görülmesi halinde yayınlanabilir.) gönderilen yazılar yazı kurulu gerekli görürse Türkiye Türkçesine aktarılacaktır. Elde yazılmış yazılar kabul edilmez. Gönderilen yazılar mümkünse Türkiye Türkçesi ile yazılmalıdır. Yazı kurulu bütün yazıların redaksiyonunu ve gerek gördüğünde yazıdaki fikrin bütünlüğünü bozmamak kaydıyla kısaltılmasını yapabilir. Yazı içinde gönderme yapılan dipnotlar metin içinde gösterilmeli. Şekil. Farsça vb. başlığı. fotoğraf.

Zeyneş İSMAİL-Ahmet GÜNGÖR * Hikayeler-Muhtar Awezov (Kazak ve Türkiye Türkçesi ile) Hazırlayan: Dr.Zeyneş İSMAİL-Ahmet GÜNGÖR * Makaleler-Muhtar Awezov Hazırlayan: Dr.Zeyneş İSMAİL-Ahmet GÜNGÖR * Folklor Yazıları.Muhtar Awezov Hazırlayan: Dr.bilig Yayınları * Göroğlu-Türkmen Halk Destanı (8 cilt) Dünyada ve Türkiye'de ilk defa tam metin (Türkmen ve Türkiye Türkçesi ile) Uluslararası Mahtumkulı-1997 Ödülü Hazırlayan: Annagulı NURMEMMED * Altın Arığ-Hakas\Türk Destanı (Hakas ve Türkiye Türkçesi ile) Hazırlayan: Dr. Fatma ÖZKAN * Yüzyılların Kavşağında Nursultan NAZARBAYEV *Kazakistan-Türkiye (Rusça) * Muhtar Awezov Hazırlayan: Dr. Ali Abbas ÇINAR * bilig-3 aylık Bilim ve Kültür Dergisi .Zeyneş İSMAİL-Ahmet GÜNGÖR * Abay Yolu-Muhtar Awezov (2 cilt) Hazırlayan: Dr.

.

Yurtdışı 80£ (Yurtdışı göndermelerde nakliye eklenir) . Yazışma Adresi: Taşkent Caddesi 10.000 TL.312.312. 215 22 09 İmza Abone Bedeli: Yühk Yurtiçi 2. Havale Makbuzu ektedir. 2026391 No'lu hesaba TL Olarak Ödedim.. Yazışma Adresi: Taşkent Caddesi 10.ABONE FORMU ADI SOYADI : ADRES : bilig TELEFON-FAKS : Havale Makbuzunun Târihi: Abone Bedeli (TL / Döviz): Vakıfbank Bahçelievler/ANK Şb. Vakıfbank Bahçelievler/ANK Şb 402680 No'lu hesaba USA Doları Olarak Ödedim. Havale Makbuzu ektedir.ANKARA Telefon : 0. Havale Makbuzu ektedir.312.000 TL.400.312. 215 22 06(3Hat) Faks : 0. 215 22 09 İmza Abone Bedeli: Yühk Yurtiçi 2.ANKARA Telefon : 0. 2026391 No'lu hesaba TL Olarak Ödedim. 215 22 06(3Hat) Faks : 0. Havale Makbuzu ektedir.400. Yurtdışı 80£ (Yurtdışı göndermelerde nakliye eklenir) ABONE FORMU ADI SOYADI : ADRES : bilig TELEFON-FAKS : Havale Makbuzunun Târihi: Abone Bedeli (TL / Döviz): Vakıfbank Bahçelievler/ANK Şb. Sokak No:30 Bahçelievler . Sokak No:30 Bahçelievler . Vakıfbank Bahçelievler/ANK Şb 402680 No'lu hesaba USA Doları Olarak Ödedim..