P. 1
Attila İlhan - Hangi Atatürk

Attila İlhan - Hangi Atatürk

|Views: 145|Likes:
Yayınlayan: cisa_33

More info:

Published by: cisa_33 on Feb 27, 2013
Telif Hakkı:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

07/31/2013

pdf

text

original

Genel Yayın: 621

TÜRK EDEBİYATI

ATTİLÂ İLHAN HANGİ ATATÜRK?

© TÜRKİYE İŞ BANKASI KÜLTÜR YAYINLARI, 20 0 3

GÖRSEL YÖNETMEN

BİROL BAYRAM
GRAFİK TASARIM U YGULAM A

T ü r k iy e iş b a n k a s I k ü l t ü r yayIn l a r I
I. BASKI, 1 9 8 1 TÜRKİYE İŞ BANKASI KÜLTÜR YAYIN LA R IN D A V. BASKI, NİSAN 2008

ISBN 978-975-458-386-1

BASKI

ŞEFİK MATBAASI (0212) 4 7 2 15 00
M ARM ARA SANAYİ SİTESİ M BL O K 2 91 İKİTELLİ 3 4 3 0 6 İSTANBUL

TÜ R K İY E İŞ BANKASI KÜ LTÜ R YAYINLARI
İSTİKLAL CA D D E Sİ, NO: 14 4 /4 BEYOĞLU 3 4 4 3 0 İSTANBUL

Tel. (0212) 252 39 91 Fax. (0212) 252 39 95 www.iskultur.com.tr

Deneme

hangi atatürk?
Attilâ İlhan

Kültür Yayınları

İÇİNDEKİLER

Ö nsöz yerine .......................................................................................

15

Mustafa Kemal’e eğilmek
1. Cumhuriyet’in hakkını, Cumhuriyet’e! ................... .
Z3. İki ö l ç ü t .......................................................................................... T arih tan ık tır ...........................................................................

29
33 36

4. Başlayış, o başlayış ........................................................... 5. Yanılgının kökeni ................................................................

39 42

İnönü Atatürkçülüğü
1. 2. 3. 4. A tatürkçü değil, İnönücü! ............ .................................... 51 ‘Atatürkçülük’ diye y u ttu rd u k ları.................. ................. . . 53 A tatürkçülük, ‘putperestlik’ olam az ................ .............. 56 Özetlersek ............................... .............................................. 60

‘Siyaset esnafı’ ve Atatürk
1. 2. 3. 4. 5. Kırk yıl uyum uşuz ............................................................... Biraz ciddi konuşalım ........................................................ ‘M illi istiklâl bence hayat meselesidir’ .......................... ‘Cumhuriyet, fikir serbestliği taraftarıdır’ .................. ‘T ürk inkılâbı, ihtilâlden de vâsi bir tahavvüldür’ 67 70 73 76 79

Atatürk milliyetçiliği
1. M illiyetçiliğin ‘m ’si .............................................................. 2. ‘Atatürk milliyetçiliği’ diyorlar y a .................................... 3. ‘Ulusal Egemenlik’ ve ‘tam bağım sızlık’ ........................ 4. ‘Milliyetçilik’ bir ‘ırk’ sorunu değil, bir ‘yurt’ sorunudur ............................................................................... 85 88 91 94

Devrim, iktidarın yapısal dönüşümü ise...
1. 2. 3. 4. 5. 6. 7. Ulusal kültür tartışm ası .................................................... İki tutum da yanlış! ............................................................ ................ Yozlaşmayı b a şla ta n ‘halifeler’ değil mi? Devrim, iktidarın yapısal dönüşüm ü ise......................... Adına devrim y a p ıla n ‘sınıf’ , oluşm am ış ise................ Özgün bileşimi yapabilm ek ......................................... Durum u yeni koşullara göre değerlendirmek .............. 101 104 107 110 113 116 119

‘Geçiş dönemi' kavramı
1. 2. 3. 4. 5. M ustafa K em al’e tuzak ..................................................... Ü lk e ,‘az gelişm iş...’ ............................................................ Devrimin ‘d’si ........................................................................ ‘Anadolu ihtilâli’ ................................................................. Kimler geldi kimler geçti..................................................... 129 131 134 137 140

‘Çağdaş uygarlık düzeyi’ diyalektik bir kavramdır
1. 2. 3. 4. 5. 6. En büyük belâ ....................................................................... Kim ki soruna başka türlü yaklaşır.................................. B ir ‘teslimiyet’ p r o g ra m ı.................................................... ‘Ç ağdaş uygarlık düzeyi’ kavram ı ................................... M ali bağımsızlık gerçekleşmedikçe.................................. M ustafa K em al’i kim tahrif etmiştir? ............................ 147 150 153 156 159 162

Yanlış ‘ekonomik’ tercih
1. ‘Sahibinin sesi’ ..................................................................... 169 2. H angisi haklı çıktı? ............................................................. 172 3. ‘Yanlış ekonom ik tercih’i kim yapıyor? ........................ 175

‘Bu devlet ekonomik egemenliğini sağlarsa...’
1. 2. 3. 4. ‘ Bu devlet ekonom ik egemenliğini sa ğ la rsa ...’ ............ ‘Batı bizi yıkm ak için ne lâzımsa yapm ıştır’ ................ ‘Sistem’ in KİT’lere düşmanlığının kanıtı ........................ Hey Kem al Paşa, hey... ..................................................... 185 188 191 195

İflasa giden yol
1. Türk’ün aklı geç mi gelir? ................................................. 201 2. Tekerleği yeniden keşfetmek ............................................ 204

3. ‘İflastan başka çıkışı olm ayan y o l...’ ............................... 2 0 7 4. Elini verirsin, kolun g i d e r ................................................... 2 1 0

‘Müdafaa-i hukuk’
1. 2. 3. 4. O rdu Kemal P aşa’nın ordusu ise......... ............................ Komitacı değil, kongreci .................................................... M ustafa K em al’ in ‘ ulusal savun m a’ anlayışı ................ Ulusal savunm a kavramı: ‘M üdafaa-i hukuk’ .............. 217 220 223 226

Durum muhakemesi
1. 2. 3. 4. ‘Üs vermek’ Atatürkçülükle b ağdaşır mı? ...................... Sovyetler’in ‘ortak savunm a’ isteğini reddetmiştik ...... M ustafa K em al’in ‘durum m uhakem esi’ ........................ ‘Türkiye’yi içinden çökertm ek’ planı .............................. 233 236 239 242

‘Yükseklerde gezen mağrur b a ş...’
1. 2. 3. 4. 5. 6. 7. 8. ‘ O güneş yüzü asla solm asın !’ .......................................... ‘Ajan devlet’ kavram ı ....... ................................................... Belgeler ne diyor? ................................................................. ‘ Yükseklerde gezen m ağrur b aş’ eğilince ....................... Emperyalizmin ‘ördekleri’ .................................................. ‘ Emperyalizme karşı müştereken m ücahedat’ .............. Rusların istediği, Kemal Paşa anlaşmalarına dönmek Türk-Sovyet ilişkilerinin temelleri .................................... 249 252 255 258 261 264 267 27 0

Kulağımıza küpe
1. 2. 3. 4. Önce duygusal......................................................................... ... Sonra belgesel ................................................................... Taşın altındaki çapanoğlu .................................................. Kulağım ıza küpe olsun ... ................................................... 279 282 285 288

‘Şarktan doğan güneş’
1. 2. 3. 4. 5. 6. ‘Şarktan doğan güneş’ ......................................................... Sultan G aliyev’i takdim ....................................................... Galiyev’ in bazı tezleri .......................................................... Sultan Galiyev ve M ustafa Kemal .................................... ‘Mazlum, milletler’in önderleri ne diyor? ....................... M ustafa Kemal ne diyor!.. ................................................. 295 299 302 305 308 311

.................................................... 361 Meraklısı için ekler Az I II III şey mi? ......... .. 6.................. 367 368 392 415 ............. Emperyalizme karşı Türk / Arap dayanışm ası ... 321 324 327 330 333 336 339 ‘Batı’ ya Enver Arar. İntibah Başladı .......................Suriye ......... 349 Osm anlı A rap’ı söm ürdü mü? ....... 5.......................... 2.......... ‘H atay ’a çete reisi olacağım !’ ... M u stafa K em al’in A rap politikası emperyalizme k a r şıd ır .............................................................................................. 4.......................................... H anidir ısrar ediyorum .............. 5....................................... 4........................ Kemalizm M üdafaa-i H ukuk Doktrini ............. ...... ...Irak federasyonu’ düşüncesi ....................................Emperyalizme karşı Türk / Arap dayanışması 1........ 3..... ya D am at Ferit.................................. .......................... 352 Anti-emperyalist ideoloji olarak İslâm dayanışm ası . ‘Türkiye ....... ‘M isak-ı M illi’mizde muayyen ve müsbet hat yoktur’ .. T ü rk ’le A rap’ı İngiliz düşm an etti . 358 ‘Batı’ ya Enver Arar................ 2 ..................... G âzi’nin Solculuğu ....................... .. 355 Kemal Paşa ‘batı’cıları ya sürdü ya da astı... ya Damat Ferit 1........ M ustafa Kem al’in dış politikasını onlar izliyor ....................................................... 7.. 3................

. yabancıların planlarıyla yükselebilsin?” Mu s t a f a K em a l 6 Mart 1922 .". Hangi istiklâl vardır ki yabancıların nasihatlarıyla..

Eğer güçlü bir Türkiye varlığını sürdürseydi. Türkiye’yi yok etmeye girişenler. Türkiye’nin gerilemesiyle or­ taya çıkmışlardır.. Avusturya/Macaristan siyasetinin sözü edilmeye­ cekti. “ . dene­ bilir ki İngiltere’nin bugünkü siyaseti var olmayacaktı.B ir şeyin zararıyla. İtalya. âde­ ta tahrip edici bir gelenek biçimine dönüşmüştür. Avrupa’nın en önemli devlet­ leri. ittifak etmişlerdir. mil­ letimizin hayatını ve ülkemizi tehdit altında bulunduran en güçlü gelişmeler. aynı kaynaktan esin­ lenerek hayat ve siyasetlerini geliştirmişler ve güçlendir­ mişlerdir. Almanya’da. bir şeyin yok olmasıyla yük­ selen şeyler. aralarında çıkarları paylaşarak birleşmiş. Türkiye’nin zararıyla gerçekleşmiş­ tir. düştükçe düşmüştür." . yüksel­ mesine ve uygarlaşmasına karşılık. fikirler. Ve bunun so­ nucu olarak. elbette. o şeylerden zarar görmüş olanı alçal­ tır. Türkiye’nin hayatına ve varlığına aralıksız uy­ 1 1 .. Bugün bütün dünyayı etkileyen.. Türkiye’nin ortadan kaldırılmasında çıkar ve hayat gö­ renler. Ve bu yoğunlaşma. Fransa. duygular. Hepiniz bilirsiniz ki. Türkiye gerilemiş. Viyana’dan sonra. zararlı olmaktan çıkmışlar. birçok zekâlar. Türkiye.. Gerçekten de Avrupa’nın bütün ilerlemesine. Peşte ve Belgrad’ta yenilmeseydi. Türki­ ye’nin yok edilmesi noktasında yoğunlaştırılmıştır. Türkiye’nin zararıyla. yüzyıllar geçtikçe oluşan kuşaklarda. Ve bu geleneğin.

bütün işleri Avru­ p a’nın emellerine uygun yürütmek. zehirli sonuçlarla karşılaşmışlardır. hiçbir önemi yoktu. bu yanlış zihniyetle sakat olan bazı yöneti­ ciler yüzünden. İşte Türkiye de. Türkiye’nin iç hayatına. iç yönetimine işlemiş ve sızmış­ lardır. Türk halkının nasılsa başına geçmiş olan birtakım insanlar. insan olmak için. çöküntü ve yok olma çıkmazına itmekten başka bir sonuç beklenemez (bundan). sus­ 12 .. asıl mayamız olan Doğu ‘maneviyatından tamamiyle soyutlanıyoruz. Oysa hangi istiklâl vardır ki yabancıların nasihatlarıyla. zehirli ve yakıcı bir sı­ vı katmıştır. bu büyük memleketi. her saat. Ne yazık ki Türkiye ve Türk hal­ kı. Türkiye’yi uygarlaştırmak gibi birtakım bahanelerle. aczle başla­ mıştır. Bu düşüş. mutlaka Avrupa’dan nasihat almak.. galip düşmanlar karşısında. her gün.. Ar­ tık durumu düzeltmek. hayat bulmak. bu alçalış.. " .. ahlâk bakımından da düşüyor. Bu düşüşün çıkış noktası korkuyla. Batı’ya yaklaştığımızı zannettiği­ miz takdirde. biraz daha çok gerilemiş. Türkiye Doğu ‘maneviyatı’yla sona eren bir yol üzerinde bulunuyordu. Durum incelenirse görülür ki. Türkiye’nin. Hiç şüphesizdir ki. yalnız maddi şeylerde olsay­ dı. Bunun etkisi altında kalarak. “ . " . yabancıların planlarıyla yükselebilsin? Tarih böyle bir olay kaydetmemiştir. nihayet Türkiye’yi ıslah etmek. en çok da yöneticilerin zihinleri tamamen bozulmuştur. tarihte böyle bir olay yaratma­ ya kalkışanlar. bütün dersleri Av­ rupa’dan almak gibi birtakım zihniyetler ortaya çıktı.gulanması sonucunda. her yüzyıl.. bu milleti. milletin. Oysa bu güç ve kuvvet. Böyle elverişli bir zemin hazırlamak güç ve kuv­ vetini elde etmişlerdir. daha çok düşmüştür. Doğu’yla Batı’nın birleştiği yerde bulunduğumuz. Türkiye’de ve Türkiye halkında olan gelişme cevherine.

kayıtsız şartsız bırakmak istiyorlardı. düşman olduğundan hiç şüphe edilmeyen Avrupalılara.maya mahkûmmuş gibi. Türkiye’yi âtıl ve çekingen bir halde tutuyorlardı. Kendi kendimize adam olmamıza ihtimal yok­ tur. ‘Onlar bizi idare etsin’ diyorlardı. âdeta kendi kendilerine ha­ karet ediyorlardı.’ Bizim canımızı. varlığımızı. Memleketin ve milletin çıkarlarının gerektirdiğini yapmakta korkak ve mütereddit idiler. bize düşman olan. Diyorlardı ki ‘Biz adam değiliz ve ola­ mayız.” M ustafa Kemal 6 M art 1922 13 . tarihimizi. Türkiye’de fikir adamları.

bireysel ve teokratik bir iktidara karşı. O kadar. Savaşın emperyalizme karşı verilişi. M ustafa Kemal. aslında X X .. Düzen değişmeyecekti. iç içe üç büyük eylemi var: Emperya­ lizme karşı kurtuluş savaşı. toplumun ümmet aşamasından ‘millet’ aşama­ sına dönüşümü. ‘Kuva-yı Milliye’. anti-emperyalist kurtuluş savaşıyla eşzamanlı yürüdüğünden. ‘inkılâpçı’dır. padişaha karşı demokratik devrim.. tarihsel düzeyde. ‘devrimciliğinin’ gerçek boyutla­ rı gözden kaçırılmıştır.ÖNSÖZ YERİNE. ‘kur­ tarıcılığı’ ağır basmış. Pek pek. ‘müs­ tevliyi defettikten sonra’ işlerinin biteceğine inanıyordu. Oysa. İstanbul’daki hükümete baş­ kaldırdığı zaman ‘ihtilâlci’. ‘mazlum milletler’in hepsi için ilk kurtuluş öğre­ tisi. Mustafa Kemal Paşa. irade-i milliye’nin hâkim’ olacağını söylemenin. Mustafa Kemal’in. Padişah ve Halife’nin emper­ yalizmle işbirliği. Bandung Konferansının (ya da Sultan Galiyev’in tasarladığı ‘Mazlum Milletler Beynelmileli’nin) ilk bil­ dirgesidir. Da­ ha 1919 yılının Aralık ayında. Talat ya da Enver Paşa’nın yerini alacaktı. ‘Kuva-yı Milliye’nin amil. ‘Milli Mücadele’ kadrosunun çoğunluğu. ‘ulusal­ lık’ bilincini pekiştirmiş. hareketin ‘demokratlaşmasını’ sağla­ mıştır. ulusal 15 . nasıl ki ‘Müdafaa-i Hu­ kuk’. devraldığı toplumu dönüştürmeye koyulunca.. yüzyılın gördüğü ilk ‘Halk Kurtuluş Ordusu’dur. Devrim.

meşru­ tiyet yöntemini dahi yeterli saymaz. Hele ‘hukuken’. Bu ilkenin bağlı olduğu şekil. bize tatsız bir şaka gibi mi gö­ rünüyor? Dürrizade’ye öyle görünmüyordu. ‘hain’ diye asılacağını doğru dürüst düşünmüştür? İnkı­ lâp tarihimiz. müstebit bir hü­ kümdarla millet arasında. sağlam bir ilkeye dayanır.” Gerçekte 10 Temmuz’la 23 Nisan arasındaki fark. hiçbir vakit eski şekiller­ le karşılaştırılamaz. fi­ ilen değil. İstanbul Hükümeti’ni daha başından An­ kara’ya mahkûm gibi anlatır. yolda dökülmüşlerdir. Bunun ne müthiş bir dönüşüm olduğunu. il­ kinde Padişah’ın halka bazı haklar ‘lütfetmesi’. merkezî. üstelik teokra­ tik otoriteye başkaldıran bir ‘asi’.ve demokratik bir devrimi içerdiğini. Fakat İkincisi mille­ tin hürriyet ve egemenliğini fiilen ve maddeten tespit ve ilân eden mutlu bir devrimdir. egemenliği kayıtsız şartsız milletin elinde tutan. tarif olunamayacak kadar büyüktür zannederim. İkincisin­ de halkın doğrudan doğruya Padişah’ın yerini almasıdır. başarısızlığa uğrasaydı. Tarihen böyleydi ama. Bütün büyük devrimciler de öyle yapmışlardı. Oysa bizim devrimimiz. İdamına fetva çık­ ması. en nihayet kayıt ve koşullar­ la denge arayan bir zihniyeti elde etmeyi amaçlıyordu. tarihten ve halktan alıyordu. yarım yüzyıl sonra. Bunu gizlememiştir de: “ 10 Temmuz devrimi. Bu iki devrin arasındaki fark. İs­ tanbul’dur. Hele Vahdettin’e. milletin doğal olarak aradığı hürriyet havasını teneffüs ettirdiğini zanneden bir harekettir. ‘meşruluğunu’ var olan iktidarın yasa ve fermanlarından almıyordu. Mustafa Kemal ‘meşrutiyeti’ yetersiz bulur. hürriyet ve istiklâl için. Mustafa Kemal’in sırtında beyaz gömlek. 16 . gençlere nasıl anlatacağız? Acaba şöyle mi: Hangimiz. hiç! Çünkü o. Mustafa Kemal’se. Birincisi. asla! Devlet ve hükümet. acaba kaç kişi kestirebilmişti? Kestiremeyenler.

‘meşruluğu’ bunda aramak ne demektir bilir misiniz? Padişahı ve Halifeyi silmek. hiçe saymak demektir! Mustafa Kemal. halkça onaylanmış olması demektir. Bu kaçınılmaz tarih akışını. ‘Dünyada hükümet için 17 ..” Bunları Söylev’de söylemiş. giriştiğimiz gerçek ve maddesel savaşa boş kuruntular niteliği verebilirdi. daha işin başında. eylemin ‘meşruluğu’ de­ mek.Mustafa Kemal'in gözünde. tarihsel meşruluğu önemsemiştir. ilk andan başlayarak ulusal savaşın amansız düş­ manı oldu. başarıya ulaştıkça. İlerde olabilecekler üzerinde çok konuşmak. bu savaşın. Ama baştan sona bütün evrele­ ri kapsayan sezgilerimizi.) Başarı için pratik ve güvenilir yol. Buysa. Oysa. Şu sözlerini de: " . ‘milli kararlara dayanmak’. her şey olup bittikten sonra. ilk anda. evre evre. ‘ihtilâl’in ta kendisidir. olağan ve kaçınıl­ maz bir tarih akışı idi. Ben de öyle yaptım... Yoksa Kong­ releri. Bu kaçınılmaz tarih akışını. milletin genel duygu­ larına tercüman olmakla gerçekleşir. ge­ lenekten gelen alışkanlığı ile hemen sezinleyen padişah soyu. Bir devreye ye­ tiştik ki. ilk anda ben de gördüm ve sezinledim. ulus iradesine dayanan yö­ netiminin bütün ilkelerini ve şekillerini. Beliren ulusal savaşın tam amacı. (. Ulusun gelişmesi ve yükselmesi için esenlik yolu bu idi. bütünüyle açığa ‘vur­ madık ve söylemedik. Amas­ ya Tamimi’nden itibaren.. bugün­ kü döneme değgin gerçekleştirmesi.” Siz Osmanlı ülke­ sinde. her evreyi vakti geldikçe uygulamaktı. Osmanlı meşruluğunu reddet­ miş.. O da farkında bunun. devrimin gelişme sürecini ba­ kın ne güzel anlatıyor: " . onda her iş meşru olmalıdır.. yurdu dış saldırıdan korumak olduğu halde. Büyük Millet Meclisi’ni anlamak ve açıklamak mümkün olamazdı. Millet işleri de an­ cak milli kararlara dayanmakla.

halkın temsilcileriyle etkili olması.. herkesin her şeye katılması olası sayıla­ mayacağından. yasa yaparlardı. Robespierre. yürütme ve yargılama görevlerini ‘bizzat’ yerine getirmesiyle olasıdır. acaba neden Mustafa Kemal’in kullandığı irade-i milliye. tarihte ‘fiilen’ mevcut olmuş şeylerdendir. öncelik diye ne varsa. Saint-Juste üzerinden tâ J. Ege­ menlik gerçekte yalnız bir şekilde belirir.” Böyle bir düşüncenin. gerçekte bizim yaptığımız şeyleri yapıyorlar­ dı. memur atarlardı. Atina’da. daha 1921 M artı’nda. Mustafa Kemal’in Anado­ lu İhtilâli’nin Fransız ‘ihtilâl-i kebiri’nden esinlendiği­ ni söylediğini göreceksiniz. şart-ı evvel. efendiler.. Mustafa Kemal’in ver­ diğiyle karşılaştırmamız fena mı olur? “ . Efendiler. Marat. Ve her şey yaparlardı. halkın kendisidir. Ve söylediğimiz şey. ayrıcalık. ondadır. Fransız Devrimi’nin ‘babaları­ na.. Türkiye Büyük Millet Meclisi’yle. ceza verirlerdi. en yüce otorite onun­ dur. ‘biz­ 18 .meşru yalnız ve tek bir esas vardır. Kartaca’da var olmuş genel meclisler. Hükümet için şart-ı esasi. 'irade-i şâhâne’nin karşısına koyduğu besbellidir de.. ‘irade-i milliye’yi. yalnız ve yalnız meşverettir’ diyen odur. Ta­ bii tarihi incelemiş arkadaşlarımız bileceklerdir ki.. Roma’da. Tutarlı bir hükümette iktidarın mutlak hâkimi. Roma tarihinden çevresindekilere demokrasi dersi veren de o. Isparta’da. Rousseau’ya uzandığı. hâkimiyet-i milliye kavramlarının. O da bu ege­ menliğin sahibi olan insanların doğrudan doğruya bir araya gelerek yasama. güç.J. gazetesi I ’Ami de Peuple'de (Halkın Dostu) verdiği şu demokrasi reçetesini. bir türlü açıklığa kavuşturula­ mamıştır? Kitabı okudukça. mahke­ me ederlerdi. ama M arat’nın 15 Eylül 1789’da. gerçek egemen. o da meşveretten iba­ rettir. klâsik çağın do­ laysız demokrasisini bakın nasıl bir tutuyor: " .. Yay­ gın bir devlette.

(. ta­ rihsel meşruluk kavramının içindedir. ya da kö­ tülük etmesi düşünülemez. Devrimci şiddet. çıkarlarını gözetmek.” Peki şimdi hanginiz. subay­ larıyla düzenlemesi gerekir. gerektikçe toplanabil­ mesi devletin ilk ve temel yasası olmalıdır. kamu işlerini düzene koymak. ege­ menlik hakkını bizzat kullanamazsa. zira genel ira­ denin (irade-i milliye) bir sonucudur bu.zat’ çözümleyemediği işleri önderleri. aynı kararlılık. Eğer gerçek egemen halkın kendisi ise her şey ondan sorulmalı. Bu yüzden vatandaş kısmı­ nın. devirdiği iktidarın güçlerine yasallık tanıyamayacağı gibi. yine tarihten şiddet kul­ lanma yetkisini aldığını söylemez. ister demok­ ratik olsun. kendine ihaneti. vekilleriyle kullan­ malıdır. Mustafa Kemal sık sık ‘diktatörlükle’ suçlanmış­ tır. M arat’nın ‘mutlak ve sınırsız egemenlik. H âlâ suçlanır. ‘devrimci şiddet’ sorununa do­ laşıyor. ister sosyalist. bal gibi Jacobin’di.. bakanları.. kullandığı yöntemlerde Robespierre’le Saint Juste’ün rüzgârını bulmuşumdur hep. aynı sertlik. her devrimin tarihten edindi­ ği meşruluğu sürdürmek için. ayrıca halkın toplu halde kendini satması. Söz burada.) Ne var ki mutlak ve sınırsız egemenlik er­ ki yalnız ve yalnız halkın kendisindedir. onu devirmek isteyenlere de hoşgörüyle 19 .. yalnız ve yalnız halkın kendisindedir’ formü­ lüyle. Ondan ayrılamaz ki! Devrim.. H âlâ sürülür. Ne hikmetse hiç kimse. büyük yasaklar koyduğu ileri sürülmüş­ tür. Halk egemenliği adına halka acıma­ sız davrandığı. temsilcilerini seçmek amacıyla. onun kuşağının ilericileri Fransız Devrimi’nden esinlenirlerdi. onun devrimci ki­ şiliğinde. Mustafa Kemal’in ‘egemenlik kayıtsız şartsız ulu­ sundur’ formülü arasında bir fark olduğunu savunabi­ lecek? Mustafa Kemal. (Yaraya Tuz Basm ak'ta belirtmiştim). aynı radikallik. sanırım.

. Ne saçmalık! Bu mahkemelerin Fransız ve Sovyet devrimlerinin ‘halk mahkemelerinden’ çok mu farkı var? Anadolu İhtilâli’nin tarihsel meşruluğu elbette tarihsel şiddetle pekiştirilmiştir. eşitlik. daha farklı olamadı: Kızıl ve be­ yaz terörler hem birbirlerini. hem kendi kendilerini yi­ yip bitirmişlerdir. saraya bağlı işbirlikçi ihanet! Rasih Nuri’nin şu yazdıklarını okumuş muydunuz? Hele bir göz atın. eşitlik ve kardeşlik’ öyle mi? İyi ama. Mustafa Kemal.” ‘İstiklâl Mahkemelerinin hukukiliği hâlâ tartışılır. Bu sert tutum Atatürk devriminin gerçeklerindendi. Egemenlik ve 20 .bakamaz. temel hak ve özgürlükleri doğu­ ran ana. Fransız Devrimi’nin bas­ kı görmüş gruplarının aynıdır: Dinci gericilik.. Demokrasiyi. Fransız Devrimi’nin ilkeleri neydi? ‘Özgürlük. Yalnız Stalin’in ‘kestiği’ komünist sa­ yısı on binlerin üstündedir deniyor. Mustafa Kemal. Ancak asılan ya da ağır ce­ zaya uğratılan sol eğilimli tek bir kişi yoktur. şu yukarda andığımız M arat’nın ‘dev­ rimin selâmeti için’ yüz bin kafa kesilmesi gerektiğini. kardeşlik dev­ rimi bu. İlginçtir. akıl almaz bir tutkuyla engel gördüğü her şeyi ezip geçer. " . gazetesinde çatır çatır savunduğunu bilir miydiniz? Fran­ sız Devrimi’ni kurcalamış olanlar. gizler mi bunu? Yooo! Hadi bir göz atalım. Giyotin sepetlerine düşen kafalardan piramitler kurabilirsiniz. Atatürk döneminde eski ittihatçı li­ derlerden asılanlar oldu. Hiçbir devrim de bakamamıştır. ben son derece il­ ginç buldum: " .. Nakşibendiler asıldı. isterseniz. Rus Devrimi.. Şapka ‘devrimine’ ve reformlara karşı gelenlerden ası­ lanlar oldu. devrimini ciddiye alıyordu. baskı altında tuttuğu gruplar. Özgürlük. Albay (Ayıcı) Arif Bey ve Rüş­ tü Paşa (Zorlu) bunlardandı. Devrim. Sarıklı yobazlar asıldı. dönemleri arasında önemli yer tutan Terör/Tedhiş Dönemi’ni hatırlayacak­ lardır.

bunun da üstünde bir söz söyleyeyim.” Başka bir vesileyle. usulü dairesinde açıklanacaktır. meclis ve herkes sorunu tabii görürse fikrimce uygun olur. öyle olum­ suz adımlar atanlar karşısında herkes çekilse. saltanat. Derim ki ben şahsen onların düşmanıyım. kendi eline bilfiil almış bulunuyor. Aksi takdirde. güçle. ‘devrimin çocuklarından 21 . bunu sağlayacak meclis olmasa. Söz ko­ nusu olan. ulusa saltanatını. mutlaka ve mutlaka o adımı atanı tepelemektir. yalnız benim amacıma değil. egemenliğini bırakacak mı­ yız. yalnız benim kişi­ sel inancıma değil. Burada toplananlar. Egemen­ lik. Bu bir olupbittidir.. ‘kökü dışardaki’ sağ ve sol tehlikeye karşı. ben ken­ di başıma yalnız kalsam. 1793’te ‘ge­ çici bir süre için’ diktatörlük gereğini savunduğunu. Fakat ihtimal bazı kafalar kesilecektir. Eğer bunu sağlayacak ya­ salar olmasa. bilim gere­ ğidir diye. kudretle ve zorla alınır. yine gerçek. bırakmayacak mıyız sorunu değildir. Bu tasallutlarını altı yüzyıldır sürdürmüş­ lerdir. Onların olumsuz yönde atacakları bir adım. o adım benim ulusumun hayatıyla ilgili.saltanat. Şimdi de Türk ulusu bu saldırganların hadlerini bildirerek. yine tepeler ve yine öldürü­ rüm. bu ülkede kimse okumamış mıdır? Dahası. Benim ve benimle aynı bi­ çimde düşünen arkadaşlarımın yapacağı şey. Sizlere. o adım ulusumun ha­ yatına karşı bir kasıt. Bu ‘behemahal' olacaktır. egemenlik ve saltanatını isyan ederek. hiç kimse tarafından hiç kimseye. görüşülerek.. Robespierre’in iç ayak­ lanmalar ve yabancı işgallerle karşılaşınca. Osmanoğulları zorla Türk ulusunun egemenliğine ve saltanatına el koymuşlardı. bakın ne kadar ağır konuşuyor: “ . Sorun zaten olupbitti olmuş bir gerçeği açıklamaktan ibarettir. o adım ulusumun kalbine yönel­ tilmiş zehirli bir hançerdir.” Çok mu acımasız? İyi ya. tartışılarak verilmez.

Bu yüzden Alman nüfuzunu yeni li­ beralizm dönemi için bir tehlike olarak görüyorlardı. Önce Edward Mead Earle’in. bütün i’lerin noktaları kendiliğinden yerini bulur. Bunu yapmasaydı. İhtilâl. ‘sivil’ ittihatçıların önderi. Kont Von Metternich’in. Selanik komprador burjuvazisinin ‘evladı’. ucunun yine emperyalizme uzandığı gittik­ çe daha iyi anlaşılan ittihatçı muhalefetiniyse acımasız­ ca ezmiştir. eski İttihatçı Cavit Bey’i kurtarmak için. Paris ya da Londralı Jöntürkler tarafın­ 22 . Jöntürkler’in liberalizmi. Hem. yüzeysel olmuyor mu biraz? Osmanlı’nın batış çağında. Rohrback’tan aktar­ dığı şu saptamayı okur musunuz? " .. O Cavit Bey ki.. o kadar üzerine titredi­ ği bağımsızlık da. sadece Enver Paşa’yla rekabetine bağ­ lamak. Halife’yi ve Şeriat’ı kullanan emperyalizme (Kürt İsyanları ‘şeriat ve halife’ istiyordu) son derece azimli davranmış. Dr. halk egemenliği de. dizi dizi kurşuna dizilenler? Mustafa Ke­ mal de. halk hükümeti ve ülkesi olarak. İngiltere. parlamento. gözünü kırpmadan idam ettirdiği unutuldu mu? Ya Sovyet dev­ rimi sırasında. Hürriyet. İngiltere Kralı V. Mustafa Kemal’in itti­ hatçılara tepkisini.. olaya ilişkin raporunun altına. 14 Ağustos 1908’de. işin başından beri Angloma­ nia belirtileri gösteriyordu. George’un Çankaya’dan af istediğini bir hatırlayın. tutucular kadar devrimciler de dışa bağımlıdır. ” Oysa Kaiser Wilhelm. Sultan Hamit rejiminin coşkulu bir destekleyicisi oldu­ ğuna inanıyorlardı..Hebert’çileri de. gündelik gazeteler­ de övülüyordu. Almanya’nın. Osmanlı masonlu­ ğunun ‘büyük üstadı’ idi. Her tonda liberal olan Jöntürkler. aynen şu notu düşmüştür: “ . İdamına karar çıkan. Danton’u ve Danton’cuları da. daha o zamandan gümbürdeyecekti.

M ustafa Kemal boşlu­ ğu asker/sivil bürokrasi. Her şeyi denetimleri altına almış olan subaylar. ‘meş­ rutiyeti’ Osmanlılık bileşkesine oturtmuştur. ittihatçılardan ve itilafçılardan tam bağımsız oluşuyla ayrılıyor. ‘Genç Kalemler’in orada çıkması tesadüf olabilir mi? Milliyetçilik. olayların gelişme­ si Kaiser Wilhelm’i haklı çıkarmıştır. kısmen eşraf. ‘son tahlilde’. M a­ kedonya’da Bulgar. Selanik Yahudi ve ‘dönmelerinin’ savıydı. ardı arkası kesilmeyen silâhlı Bal­ kan komitacılığı. Tümüyle askeri bir ihtilâldir. kısmen halkla doldurmayı bilmiş. ordu tarafından. Osmanlı burjuvazisi hem gayr-i müslim. İmparatorluk çoku­ luslu değil mi ya. Zaten İttihatçı İtilafçı uyuşmazlığı. 31 M art’tan sonra duruma ve İttihat ve Terakki’ye askerler egemen olmuş. Sırp ve Rum chauvin’liği güdenle­ re karşı geliştirilmişti. tarihsel gerçeğin bir par­ çasını içeriyordu. hem komp­ rador: Bu da.dan değil. ‘Türkçülük’ hareketinin Selanik’te belirme­ si. gerçekleştirdiği ‘tarihsel blo23 . bir burjuva ideolo­ jisidir. Sivil ittihatçılar bu savı benimse­ mişlerdir. Almanya’da eğitim görmüş Türk askerleri tarafından yapılmıştır. Gerçekte bu sav. Ne var ki. Selanik komprador burjuvazisi. ülke tek bir pazar olacak da. Bazı ay­ dınlarda da. ister istemez. artık herkes biliyor. ve de ‘Alman subaylar’ ola­ rak bilinen. İngilizcilik ya da Al­ mancılığa indirgenemez mi? Mustafa Kemal’in devrim­ ciliği -ki emperyalizme karşı net bir milliyetçiliği içerir-. derebeylerin yöre­ sel kısıtlama ve sınırlamalarından kurtulacak! Gel gele­ lim. Yalnız bununla mı? Kozmopolit Osmanlıcılı­ ğa karşı uluslaşmak bilinciyle de. onu izleyen subaylarda Türk milliyetçiliğinin filizlenmesine yol açıyor. aydınlar. kesinlikle Al­ man dostudurlar. Türk milliyetçiliğinin sınıfsal düzeyde boş­ lukta kalmasına neden oluyor.” Bu iki saptamanın ikisi de.

Müdafaa-i Hukuk. buna gü­ zel bir örnek: Harıl harıl endüstrileşmek isterken. ‘resmi’ ideolojinin ‘Ata­ türk Devrimleri’ adını verdiği üstyapısal iyileştirme ça­ baları. toplumlann üstyapısına ‘şipşak’ yansımaz. Sözgelişi Çin. bu devrimin ikinci aşa­ masıdır. Mustafa Kemal ulusal demokratik bir devrim yaptı. yarattığı burjuvaziyi de denetim altında tutmak istemesinden kaynaklanıyor ki. onun içindir ki. İnönü dönemi. bunun o zamanki adı. bu devrimin sınıfsal tabanı ulusal burju­ vazidir. bu sınıfsal tabana denk düşen kültürel/üstyapısal dönü­ şümü sağlamak zorundadırlar. bu diktalar. yeni toplumun tutarlılığı elde edilecektir. Anadolu İhtilâli bir yandan ulu­ sal burjuvazi yaratmak peşine düşmüş. Daha da ilginci Mustafa Kemal’in.ku’ ustalıkla bir ‘ulusal kurtuluş cephesi’ne dönüştür­ müştür. bir yandan altyapıdaki üretimsel dönüşümü gerçekleştirirken. ‘merkeziyetçi bürokrasi diktasına’ dö­ nüşüyor. tarihsel misyonlarına ihanet et­ mek istemiyorlarsa. bir yandan ‘Ata­ türk Devrimleriyle’ kültürel ortamı feodal ümmet üst­ yapısından arındırmaya çabalamıştır. ger­ çekte rejimin tabanını oluşturacak proletaryayı yarat­ maya. iktidardan hoşlanan merkeziyetçi bürok­ rasinin. Kültür devrimi mi? O da ne? Altyapıdaki dönüşümler. sınıfsal tabanını bu­ lamadığından. devrimin başlan­ 24 . sınıfsal tabanlarını ‘yaratmak’. Sonraları ‘kültür devrimine’ (başka deyişle ‘Atatürk Devrimlerine’) ağır­ lık verilmesi. üstyapıda kültürel devrim atılımları yapmak zorundadırlar: Böylece. ulus­ laşma sürecine girildikten sonra. ‘Az gelişmiş’ toplumda devrim. devrimci iktidarlar. tarihsel anlamda ‘kültür devriminden’ başka bir şey de değil. bir yandan da. ülkenin kültürel ortamı­ nı derebeylik (mandarin) üstyapısından arındırmaya uğraşmaktadır. ‘kültür devrimi’yle de.

1920’ler Türkiyesi’nde. M ustafa Kemal Balıke­ sir’deki bir söylevinde siyasal partilerin. (yine jacobin’ler gibi) ‘imtiyazsız sınıfsız’ bir toplum idealini benimsemesi ve savunması. sosyalizm serpilip bü­ yüye bilmiştir. ahali­ ye paylaştırılırsa. Mustafa Ke­ mal öğretisinde.gıcında. sınıf­ sal çıkarları ‘temsilen’ kurulduklarını belirtmiş. okudukça göreceksiniz. Mustafa Kemal’in anladığı ‘imtiyazsız sı­ nıfsız’ Türk toplumu. Türkiye’deki sınıfsal durumun irdelenmesinde Şefik Hüsnü ile bera­ berse. nasıl ki. bilmem doğru olur mu? Kaldı ki. zira o özgürlük. li­ beral burjuva toplumları içinde. Ferik olamayacağı. kökeni doğal hu­ kuktadır. klâsik anlamda bir sınıfsal karşıtlık­ tan söz edilebilir mi. anti-emperyalizmin 1920’ler aşamasında Mustafa Kemal. gerçekte. hukuk düzeyinde eşit olmayan. ‘hakiki müs­ tahsil olan köylünün’ nihayet insan onuruna kavuşaca­ ğı bir toplumdur. ‘mazlum milletler’de sınıfsal çelişkinin ikinci plana itilebileceği kanısın­ da. Ermeni tüccar ve ağalarının Anadolu’da bıraktığı mal ve mülk. dediklerini yapma­ dı diyebilir miyiz? Demediklerini niye yapmadığını sor­ mak. yasalar karşısında bir sürü ayrıcalıklının yaşadığı bir toplumdur ya. ansik­ lopedist anlamda kullanılmıştır: Teokratik feodal top­ lum. de­ mokratik burjuva toplumu bunu siler. eşitlik ve kardeşlik ideallerine bağlıdır. hukuksal düzeyde kalır. sonraları bazı ‘hızlı’ toplumcuların dal­ ga geçtiği ‘imtiyazsızlık sınıfsızlık’ Marksist değil. Sultan Galiyev’le beraberdir. gayr-i müslim ve komp­ rador burjuvazi tasfiye edilir. şüpheli. Padişah ‘veletlerinin’ daha on ya­ şında I. hele Rum. ‘vüzerayla’ ortak Galata ban­ kerlerinin Beyoğlu’nda cirit atamayacağı. bunun içindir ki. Hukuk düzeyinde. Anado­ lu’da bu bağlamda çıkarları çatışan toplumsal sınıfların 25 . ne var ki eşitlik anlayışı ekonomi düzeyine ulaşamaz.

. emperyalizme karşı ‘ulusal kurtuluş cephesiyle’ kazanılan siyasal bağımsızlık sava­ şından sonra. zar zor ulaşabilecekleri bir bilinç aşamasıdır. her uygar ülke gi­ bi. Yanlış hatırlamıyorsam.” Peki buna nasıl karşı konula­ bilecektir. bu yüzden de hepsinin ‘halk’ kavramının kapsamı içinde düşünülebileceğini varsaymıştır. her türlü halkın toplanacağı ör­ gütü. ecnebi sermayesi memlekette ayrıcalık­ lı bir yere sahip oldu. âdeta denilebilir ki. Başka deyişle. ‘ulusal emek cephesiyle’ (Sây Misak-ı Mil­ lisi) ekonomik bağımsızlık savaşına yönelmek istemiştir. Attilâ İlhan Kavaklıdere (Ankara) Kasım.” Son cümleye dikkat isterim. kırk yıl kadar son­ ra. Ve bilimsel anlamda denilebilir ki. bütün halk için bir sây misak-ı millisidir... Artık. Ulusal Emek Cephesi şundan belli ki. yeni Türkiye’de buna muvafakat edemez.. Prog­ ramdan söz edildiği zaman. 1980 26 . Geçmişte. ‘alelade bir parti niteliğinde’ düşünmüyor. karşıt­ lıkları aşırı keskinleşmemiş toplumsal sınıfların. İzmir iktisat Kongresi’nde şunları söyler: " .tam anlamıyla oluşmadıklarını. Ve böyle bir Sây Misak-ı Millisi etrafında toplanmaktan hasıl olacak siya­ sal şekil ise. emper­ yalizmle savaş halinde bir ülkede. özellikle Tanzimat döne­ minden sonra. alelade bir parti niteliğinde düşünülmemek lâzım gelir. yeryüzündeki bir sürü ‘ilerici’ liderin. nasıl bir programla? Cevap hazır: " . Bu tavır ve bu tutum. birleşecekleri ortak­ laşa bir cephe olarak düşünüyor. Burası tut­ saklar ülkesi yapılamaz. devlet ve hükümet ecnebi sermayesinin jandarmalığın­ dan başka bir şey yapmamıştır. Bize övünmek düşer.

Mustafa Kemal’e eğilmek
“Yolunda yürüyen bir yolcunun, yalnız ufku görm esi kâfi değildir. Muhakkak ufkun ötesini de görm esi ve bilmesi lâzımdır.”
M u s ta f a Kem al

1930

1 CUMHURİYET' N HAKKINI, CUMHURİYET' İ E O tarihte Akdeniz Postası’nı Denizyolları’nın en köhne gemileri yapardı. O tarih dediğim, 40 yıllarının sonu mu oluyor? Sirkeci’den kalkıp, yukarı Marmara liman­ larını dolaşarak, Edremit’e bilmem kaç günde varıyo­ ruz ki, yalnız Çanakkale Boğazı’ndan geçişimiz bile baş­ lı başına bir “ serencam” . Ben bu yolculuğun hikâyesi­ ni, Abbas Yolcu adındaki yolculuk notları kitabımda anlatmışımdır, aklımda yanlış kalmadıysa, bir yerinde derim ki: “— ... Bütün yol boyunca kıyılarımız, bir zindan karanlığı içindeydi. Geceleyin küpeşteden baktın mı, de­ niz nerede bitiyor, kara nerede başlıyor ayıramazdın; yurt kıyılarında, uzak uzak deniz fenerlerinden başka, hiçbir şey canlı kalmamıştı.” O zamanki bu saptama ne kadar doğruysa, bugün aynı yolu yapanların hiç de o eski karanlık ve ıssızlık gö­ rüntüsüyle karşılaşmayacağı, o kadar doğrudur; bıra­ kın, yirmi beş yılda Türkiye’nin elektrikle daha barışık bir yaşantıya girdiğini, çoğu sahil kasabalarının uzak­ tan küçük samanyollarına döndüğünü, yalnız başına tu­ rizm çılgınlığı bile kıyılar boyunca öylesine sık, öylesine
29

bol ‘"tesis” oturtturmuştur ki, Anadolu kıyıları ışıktan kolyelerle süslenmiştir. Cumhuriyet’in katkılarından biri daha! Romanlarımdan birindeyse, (Kurtlar Sofrası'nda mı?) Kuva-yı Milliye kuşağından bir yaşlı kahraman der ki: “— ... Cumhuriyetçi olmanın ne büyük bir inkı­ lâpçılık demek olduğunu anlatamadık! Herkese padi­ şahın kovulması, halk hâkimiyeti rejiminin getirilme­ si oyuncak geliyor. Cumhuriyet’in, ne büyük bir yeni­ lik hamlesi olduğunu, genç nesle anlatabilseydik, Cum­ huriyetçi kuşaklar başlangıçtaki atılımı sürdürebilecek­ lerdi.” Doğru, anlatamamışlardır: Bizim kuşak ki, düpedüz Cumhuriyet kuşağıdır, o bile Cumhuriyetçiliği inkılâp­ çılık saymamış, Cumhuriyet'i ilân eden, ondan sonraki gelişme adımlarını atan adamları, bir bürokrat oligar­ şinin kalantorları olarak görmüştür. Öyledir ama, bu Cumhuriyet’in varlığını da, tek dereceli serbest seçimle somutlaşmasını da gölgelemez. Nasıl ki, Cumhuriyet yö­ netiminin Anadolu toprağını, karınca kararınca şenlen­ dirdiğini gölgelememelidir. Bugünkü Türkiye, Cumhuriyet rejiminin devraldığı Türkiye midir? Buna evet diyebilecek Türk vatandaşının çıkabilece­ ğini sanmıyorum. En gözü kanlı padişahçı da, en insaf­ sız Kemal Paşa ya da İsmet Paşa düşmanı da olsa, hiç kimse, geçmiş yılların bu ülkeye kattıklarını gözü kapa­ lı yadsıyamaz. Bırakın temel bazı sağlık sorunlarıyla eği­ tim sorunlarının kökünden çözümlenmiş olmasını, ger­ çekleşmiş kadarıyla sanayileşme, ulaşım, iletişim, gü­ venlik vs. altyapı olanakları hep onun eseridir. Bugün her ilde en az bir fabrika bacası... (Fakat, hayrola? Bana ne oluyor, güneş mi çarptı da
30

böyle durup dururken, açık bir Cumhuriyet savunma­ sına giriştim?) İki şeyi çok yanlış buluyorum, onları belirteceğim de ondan: Birincisi, bazı delikanlılarımızda fark ettiğim, Cum­ huriyeti küçümseme eğilimi. Bunlara bakarsanız, Mus­ tafa Kemal hiçbir şey yapmamış, Cumhuriyet Anadolu halkının kaderine hiçbir değişiklik getirmemiş, hep ye­ rimizde saymışız, o kadar ki bugün herhangi bir üçün­ cü dünya ülkesi bile bizden ilerde bulunuyormuş! Bu id­ dialar ipe sapa gelmez iddialardır: Hangi istatistiğe başvursanız, çürütülürler... Bırakın istatistikleri, yaşı Cum­ huriyetle bir olanlar ülkenin nasıl geliştiğini, toparlan­ dığını gözleriyle görmüş, elleriyle tutmuşlardır. Salaklı­ ğın âlemi yok, Türk halkına sana hiçbir şey yapmadılar demek, hem yalan söylemektir, hem onun gözünde ya­ lancı durumuna düşmektir, o neler yapıldığını bilmez mi sanırsınız? (Hele bu iddiaları Osmanlıcı tezlere bağlayanları hiç ciddiye almayın, zira Osmanlı’nın 1919’da Cumhuriyet’i yapacak olanlara nasıl bir ülke bıraktığı büyük Söylev’in başında saptanmıştır. Bütün Anadolu’da atölye sayısı düzineyi bulmuyordu, motorlu araç on, on beş kadar­ dı, her tarafın “ fiili düşman işgali” altında olmasından başka! Bir de bugün gidin bakın, kalbinize elinizi ko­ yun, kararı öyle verin. İnsan diye bir şey vardır!) Bir de kendilerini daha akıllı sayanlar var, diyorlar ki evet, Cumhuriyet rejiminde bazı gelişmeler olmuştur, ül­ ke daha derlenmiş toparlanmış, eğitim öğretim ilerlemiş, sanayileşme ucundan ucundan başlamıştır, fakat... İşte bu fakat müthiş, zira arkasından şu geliyor: Ca­ nım böyle bir ilerleme, her ülkenin doğal ilerlemesidir,
31

bu kadar uzun bir zaman parçası içinde nasıl olsa buna benzer şeyler gerçekleştirilecekti. Bu bakımdan, yapılan­ ları Cumhuriyet’in başarı hanesine kaydedemeyiz! Böylelerine cevap yerine başka bir sorum var: İyi ama, Osmanlı rejimi, son iki yüz yılı içersinde acaba neden zaman içinde doğal ilerlemeyi gösterememiş de, batmıştır? Bizi de batırmıştır? Buna karşılık Cumhuri­ yet rejimi elli yıl içersinde o batmış ülkeden pekâlâ eli ayağı düzgünce yepyeni bir devlet çıkarabilmiştir? Ha, işte bu soruya karşılık veremezler, zira eleştirileri sağ­ duyunun gereklerini taşımamaktadır. Olumsuzluğu devrimcilik, disiplinsiz isyancılığı ilericilik sanmakta­ dırlar. Söz uzadı ama, bir iki şey daha ekleyeceğim. Cumhuriyetçilik önemli bir inkılâpçılıktır, Cumhu­ riyetçiler basbayağı inkılâpçılardır. Bir kere bu kabulle­ nilecek. Peki ya sosyalist eleştiri? Ha, ona gelince, onun da temeli var: Cumhuriyetçilik, kısmen liberal, kısmen dikta altında gerçekleştirilmiş bir kalkınmayı; halk yı­ ğınlarının sırtından bir endüstri burjuvazisi yaratmak­ ta, yarattığı bu burjuvaziyi semirtip mutlu kılmakta kul­ lanmıştır. Eğer düzen toplumcu tutulsaydı, hem bu ya­ pılandan çok daha fazlası yapılabilirdi, hem de bu hal­ ka çok daha ucuza mal olabilirdi. Üstelik, son yirmi beş yıllık yönetimlerin, Cumhuriyet ilkelerine de ters düşen uygulamaları sonucu, içine yuvarlandığımız bağımlılık çukuruna yuvarlanılmazdı. Eleştirmek yadsımak değildir, yeni bir ölçüyle değer­ lendirmektir. Toplumcunun elinde pırıl pırıl diyalektik ölçütü varken, toplumcu geçinenlerin dangalakça inkâr­ ları devrimcilik sanması insanı üzüyor basbayağı. (29 Temmuz 1975)
32

2 İKİ ÖLÇÜT Hepimiz toplumcu geçiniyoruz, toplumsal olayları sos­ yalizmin bilimsel yöntemiyle değerlendirdiğimizi sanı­ yoruz ya, gerçekten öyle mi? Gerçekten bütün olaylara uyguladığımız değerlendirme yöntemi ve ölçütü bir ve aynı mı? Hemen karşılık vereyim: — Hayır! Aramızdan çoğu, Türk halkı ve Türkiye ile ilgili sorunlara başka, Türkiye dışındaki ülkeler ve onların halklarıyla ilgili so­ runlara başka gözle bakmakta, başka ölçütlerle değer­ lendirmeler yapmaktadır. Gerçekte bu, elbette, sosyalizmin bilimselliğinin de, gerçek yönteminin de farkında olmadığımızın bir işare­ ti sayılabilir. Fakat biliyorsunuz, öyle havaya konuşma­ yı sevmem; iddiayı hemen somut bir kanıta oturtmak­ tan hoşlanırım. Bu ölçüt ikiliği, değerlendirme çarpık­ lığı üzerinde iki örnek seçtim; onların üzerinde konuşa­ rak, durumu daha açık göreceğiz. Nâzım’ın Kuva-yı Milliye Destanı nasıl başlar hatır­ lıyor musunuz? Pek ünlü bir giriştir. Türk halkını över; işçisinden köylüsüne, üretim dallarını birer birer saya­ rak, herkesi sıralar; “Destanımızda yalnız onların mace­ raları vardır” diye bağlar. Şimdi diyeceksiniz ki, Nâzım’ın destanının konuşa­ caklarımızla ilgisi ne? Çok! Kuva-yı Milliye Destanı, te­ mel olarak, Türkiye’nin anti-emperyalist bir savaş ver­ diği fikri üzerine kurulmuştur. Nâzım Hikmet o eşsiz şiirinde bu anti-emperyalist savaşı Türk halkının bütün kademeleriyle verdiğini, hemen her toplumsal kattan belirli tipler alıp işleyerek gösterir. Nâzım, gerek sosya­ list olarak, gerekse Kuva-yı Milliye’ye bizzat katılmış, ka33

tılanları görmüş, aralarında yaşamış biri olarak, yaptı­ ğını bilinçle yapmıştır. Kaldı ki, Kurtuluş Savaşı’nda süngüsüyle düşmanın üzerine gidenlerin, eşraf ya da bürokratlar olmadığı, bil­ diğimiz Mehmet’ler yâni köylüler, işçiler, yoksul halk ol­ duğu besbellidir. Yalnız on bin dolayında şehidimiz var­ dır ki, hepsini eşraftan sayamazsınız herhalde. Künye­ lerini kurcaladığımız zaman, her birinin Anadolu’nun bir bucağından kopup gelmiş halktan erler olduğunu he­ men görürsünüz... Bilinen şeyleri mi yineliyorum? Hayır! Belirli bir sü­ reden beri, Türk toplumcuları arasında, Türk Kurtuluş Savaşı’nın “ halka rağmen” yapıldığı iddiası yayılmak­ ta, hâttâ “ İstiklâl Mahkemeleri” nde asılıp kesilenlerin cephedeki şehitlerden fazla olduğu gibi, bazı hayali ka­ nıtlar da ileri sürülerek, mücadelenin çapı da, Önemi de küçültülmek istenmektedir. Bunları diyenler akıllı, ‘bilimsel’ solcular oluyorlar da, tam tersini söyleyen Nâzım Hikmet yanılgıya düş­ müş solcu oluyor, öyle mi? Gülerim. Şimdi gelelim öteki ölçüte! Şu bizim Kurtuluş Savaşı’mızı halkımıza rağmen yap­ tığımızı sanan şaşkınlar, beride Rus devriminin bütün Rus halkının gönüllü katılmasıyla olduğunu rahatça sa­ vunurlar. Lenin çıkmış, “zaman tamam bugün” demiş, bütün Ruslar sosyalizm için ayağa kalkmışlar, sanki! Oysa biraz tarihle ilgilenen herkes de bilir ki, Türkiye’de Mustafa Kemal Paşa’ya ve kurtuluş mücadelesine karşı, padişahı yâni halifeyi de arkasına alarak, halk arasında kışkırtma yapan emperyalistler ufak tefek isyan ocakla­ rı kurabilmiş, ama bir iç savaş “tahrik” edememişlerdir; Rusya’da ise, iç savaşın daniskasını örgütleyecek kadar
34

diktatörün önde gideni. onların devrimi halkla beraber! Dahası var.taraftar da bulabilmişlerdir. Kurtuluş Savaşı’mız halka rağmendir. bal gibi takdir edildiği halde. Gerçekte bu iki ölçütlü kafa. nedense mazur görülür. bizim ‘bilimsel’lerin gözünde doğru ve haklı hareket etmiş olur. bilmem neyle suçlanir. Lenin’in yaptıkları yeter­ li. Az gelişmiş sosyalistler arasındaki beliriş biçimi de bu! (18 Ekim 1975) 35 . solundan şiddetle eleştirildiği halde. kim­ se gık demez. bizzat Lenin tarafından kişiliği. Ama bizim “ bilimsel” lere sordunuz mu. hem de güzeli: Mustafa Kemal Paşa de­ mokratik bir devrimin lideridir. iktidar olduktan k ıs a bir süre sonra n e p uygula­ masına geçer (yâni ufak çapta kapitalizme döner). komünizme doğru gideceğim diyen Lenin. ni­ hai amaçlarını gerçekleştirme oranlarıyla değerlendiriyorsak. Hem de. Mustafa Kemal. zaferden s o n r a on yıl gi­ bi kısa bir süre yaşar ve ölür. hayır! Lenin n e p uygulamasına geçer. eğri ve haksız sayılır. dev­ rimi tehlikede görünce takrir-i sükûn kanununu çıkartın. o da kısa süren iktidarında vaat ettikleri­ nin çoğunu gerçekleştiremez. bu arada demokrasiyi bü­ tün sonuçlarıyla gerçekleştiremez. Mustafa Kemal’inkiler de öyledir. geri dönüşleri. yaptığı iş gerçek bilimsel gözle ele alınıp. bu yüzden bizdeki sözde “bilimsel toplumcu” takımı tarafından yerilip dik­ tatörlükle. ayrı devrim düzeylerinde) aynı ger­ çekleştirme oranı içindedirler. emperyalist batının sö­ mürdüğü ülkelere zorla benimsettiği bir aşağılık komp­ leksinin en tehlikeli ürünüdür. Şimdi sıkı durun. savaş da yapabilmişlerdir. sos­ yalizmi kuracağım. Lenin’le Mustafa Kemal Paşa üç aşağı beş yu­ karı (ayrı amaçlar. ileri atılışları yerindeyse. Burada da iki ölçüt yok mu? Eğer devrim liderlerini. Fakat.

. Elimizde kalan bir parça toprakla bir dilim ekmeği. 70 yıllarının solcu­ ları Kurtuluş Savaşı’nm anti-emperyalistliğine dudak büküyorlar.” Şu sözler Şefik Hüsnü’nün: “ . Gençlerimizin dik­ katine arz ederim. bu zalim ve yağmacı Av­ rupa ve Amerikan emperyalistlerine kaptırmamak. Şu sözler Mustafa Suphi’nin: " . kutsal görevimizdir. bunun altını çizen kimlerdi bilir misiniz? Cezaevinde sü­ ründürülen. İstilacılara kuy­ ruk olup memleket ve halkımızı kulluğa düşürmeye ça­ lışan İstanbul hükümetine karşı başkaldıran ve Rusya İş­ çi ve Köylü Şûralar Cumhuriyeti ile kol kola giden Ana­ dolu devrimcilerine her türlü yardımı yapmak birinci işimizdir. fetihler pe36 . Mustafa Kemal hareketi­ nin anti-emperyalist niteliğini unutturmaya çalışırken.. Buna ne hacet.3 TARİH TANIKTIR 40 yıllarında. bu gözü doymaz emperyalist ve arlanmaz Yunan istilacıla­ rına karşı direnmek. Düşündüm ki. onu göstermek en iyi­ sidir. gazeteleri. sürgünden sürgüne gönderilen solcular. böy­ le bir günde sosyalist hareketin en büyüklerince M us­ tafa Kemal nasıl değerlendirilmiş. Nâzım Hikmet Kurtuluş Savaşı Destanı'm tam da o yıllarda yazmamış mıdır? Talihin şu garip cilvesine bakın ki. Açın o yıllarda yayımlanmış dergileri. Anadolu. Dudak büküyorlar deyişim kibarlığımdan.. içlerinde Kemal Paşa’yı faşistlikten İngiliz ajanlığına ka­ dar türlü boyaya boyayanı çıkıyor. İnönü diktası.. Aşağıdaki satırların her biri sosyalist hareketin en bü­ yük adları tarafından imzalanmıştır. açık­ ça görürsünüz.

.. Kongresi gibi.. çağdaş ulusların yağmaya karşı direnişlerinin hesa­ ba katdması gereken bir şey olduğunu kanıtlamışlardır.” Şu sözler Stalin’in: " . onlara yardım etmemiz doğru değil miydi? Elbette doğruydu. ” Şu sözler. Türk köylüsü ve yoksul halkı.. ” Şimdi geçelim ötekilerine: Şu sözler Lenin’in: " . en başta da İngiliz ve Fransız emper­ yalizmine karşı mücadele eden bütün Türk savaşçıları­ na duyduğu yakınlığı ifade eder.” Şu sözler Ho-Şi-Minh’in: " . hayran­ lık verici bir cesaret ve fedakârlık ruhu ile meşum Sevr Anlaşması’nı yırttı ve bağımsızlığını geri aldı. Türkiye’nin işçileri ve köylü­ leri. Böyle hareket etmekle doğru yaptık ve Lenin’in adım­ larını izledik. Türkiye’de Ankara. Bakû Şark Milletleri Kurultayı Nihai Bildirisi’nden: ". tarihte eşi az görü­ len bir kahramanlık ve yiğitlikle savaştı. Şark Milletleri 1. Kurultayı da Doğu’nun ezilen halklarını yabancı emperyalizmlerin boyunduruğundan kurtarmaya çalışan ulusal devrimci hareketleri desteklediğini bildirir. dünya kapitalist soyguncuları­ na bilmeyerek alet olan Yunan emekçilerinin oluşturdu­ ğu saldırgan orduları kovmak için. emperyalizme karşı savaş yürütürken. içlerinden en kabadayı olanı bi­ le ondan elini çekmek zorunda kaldı. onu zayıflattı ve soyutladı. Komünist Enternasyonal’in 2. Çin’de Kanton. Çünkü Kanton ve Ankara’nın mücadele­ si emperyalizmin güçlerini parçaladı. Türkiye emperyalist devletlerce yağma edilmeye öyle bir şiddetle karşı koydu ki.şinde koşturulan Yunan ordularından temizlendi... Doğu halklarım ezen ve sömü­ ren ve dünya emekçilerini kölelik altında tutan dünya emperyalizmine. Emper­ yalizmin düzenlerini yendi ve sultanların tahtını devir­ 37 .. Kurultay.. Türk halkı.

yazılar bu­ lacaktır. nice kan paha­ sına yurtlarından emperyalist istilacıları kovmayı başa­ ran ve ulusal bağımsızlığını elde eden Türk ulusu büyük gurur duymakta haklıdır. dinselliğe ve bölücülüğe dayanılarak.. Daha Kurtuluş Savaşı sırasında başlayan. Nedeni belli: Değil mi ki Türkiye’nin kuruluş felse­ fesi böyle anti-emperyalist bir felsefedir. uzun süre yakamızı bırakmayan şeriat isyanları. emperyalizme karşı sava­ şımında. parçalanmış ve çiğnenmiş bir ulusu. birleş­ miş ve güçlü bir Cumhuriyet haline getirdi. ken­ di ulusunun gözünde küçük düşürmek isteyecektir.. onu her bakımdan desteklemiştir. İs­ temiştir de. Anadolu ihtilâlini anti-emperyalist bir devrim olarak nitelendirmiş. gazete yazılarını.di. Bitkin. arşivleri karıştırsın.” Şu sözler Dimitrov’un: “ . Elde silâh. (10 Kasım 1978) 38 . Müdafaa-i Hukuk öğretisinin bu temel özelliğini ne unutmalı. Dünya sosyalist hareketi. ne unutturmalıyız. yalnız nitelendirmekle de kalmamış. anti-emperyalist ve demokratik yeni iktidarın yıpratılması için kullanılma­ mış mıdır? Dün olduğu gibi bugün de kullanılmamak­ ta mıdır? Kemal Paşa’nm anti-emperyalist düşünce platformu­ na ve eylemine sahip çıkmalıyız. bunlara benzer daha nice sözler.” Meraklısı eski söylevleri. Devrimini yaptı. emperyalizm elbette zamanla bu felsefenin yaratıcısı ve eyleme çe­ viricisi olan Mustafa Kemal Paşa’yı aşındırmak.

o da. memle­ keti düşmanlardan kurtardı falan filân. iktidarda olan ‘Milli Şef’e oranla basbayağı saygı duyarlardı ona. f k p üyesi bir Fransız arkadaşımdır. devrimci bir lideriniz ola­ cak. Mustafa Kemal mi. (akşam mıydı?) St-Michel Bulvarı’nda otobüslerin fren larribaları kırmızı kır­ mızı parıldarken. ara tara. yine de sosyalist­ liğimden yanıma varılmıyor. M ustafa Kemal’i önemsemezdim pek! Sosyalist geçindiğimden mi nedir. Ke­ mal Paşa’nın ne dedikleri. günahlarını almaya­ lım. 40 yıllarında sosyalistler Kemal Paşa’yı küçümsemezlerdi. tek kitaplarını okumuş olmam olanak dışı. sağa mı sola mı? Ana ilkeleri nelerdir? vs. oysa onun bana ülkem. sizin diyor. ne var ki duygusal bir şeydi bu. Bir anda. ne yaptıkları üzerine eğilinnıiş. hiçbirinin adı dilimden düşmüyor! O tarihte dil bilmediğim. (çok iyi hatırlıyorum. bir tek ‘Ludwig Fe­ uerbach ve Klâsik Alman Felsefesi’nin Sonu?nu bulmuş­ tum Türkçe olarak. ne de doğru dürüst bir değerlendirme yapılmıştı. handiyse anlamsız şeyler. Bir akşam. bilir misiniz ki. 19 Mayıs 1919’da Samsun’a ayak bastı. Sunyatsen’e göre nereye koyabilirsin. varsa yoksa sosyalizmin babaları. bu de­ likanlıyla ‘Gotha Programı’nın Eleştirisi’. o kadar kötü çevrilmişti ki. Söyleyebileceğim son derece genel. lise öğrenciliğim sırasında. Donakaldığımı hatırlıyorum. Yooo. ya da ‘Tarih­ te Şiddetin Rolü’ üzerinde takır takır tartışabildiğimi. tek kelime anlayamamıştım) olsun varsın. adı neydi onun. ülkede yoğun bir yasak olduğu için. nedir tutumu. O BAŞLAYIŞ O itirafımı yapmış mıydım? Ben. Beni bu işe sardıran.4 BAŞLAYIŞ. ülkemin devrimci lideri konu39 .

sunda sorduklarını cevaplamakta aciz ve çaresiz kaldı­ ğımı görüp utanıyorum. Siz olsanız ne yapardınız? Bu işler burada ayaküstü olmaz deyip, savuşturdum, ote­ le gider gitmez de Türkiye’de arkadaşlarıma yazıp, Mus­ tafa Kemal’in Söylev'i ile Söylev ve Demeçler’inin üç ki­ tabını (ya da o zaman henüz iki miydi?) istedim. Başlayış, işte o başlayış. Şimdi sık sık, içine düştüğümüz çetrefil bir durum ya da bir çıkmaz karşısında Mustafa Kemal düşüncesine başvuruyor, onun devrimciliğini İsmet Paşa’nın körlettiğini ileri sürüyorum ya, bu türden çıkışlar yapan her­ kese olduğu gibi, bazı genç bilim adamları, ya da ‘dev­ rimciler,’ hemen damgayı basıyor: ‘İnönü düşmanı.’ Biz, ünlü deyimiyle 40 kuşağının toplumcuları, o tarihlerde İnönü diktasının belâsını çektiğimiz, işimizden olduğu­ muz, tabutluklarda yattığımız için ‘İnönü düşmanı’ sa­ yılıyoruz, bu da ‘Demokrasi Kahramanı’ İsmet Paşa’yı doğru değerlendirmemizi engelliyor, daha da kötüsü, Kemal Paşa’nın diktatörlüğünü, zalimliğini, asıp kesiciliğini görmezden gelmemize neden oluyor. Oysa Kemal Paşa, kurtarıcı murtarıcı ama, gerçekte demokrasi düş­ manı bir adam, onun döneminde ‘Türkiye nefes alama­ m ış buna karşılık İnönü şahıs tahakkümüne karşı unu­ tulmaz bir demokrasi mücadelesi vermiş, vs. vs.’ Önce şunu mu demeliyim, bilmem. Genç bilim adam­ ları ve devrimciler, büyük çoğunluğuyla, İnönü’nün Menderes/Bayar İkilisine karşı giriştiği ‘biçimsel özgürlükler’ savaşımı döneminde yetişmiş kişiler, o zamanki havaya uygun olarak koşullanmışlar, sanıyorlar ki, Menderes/ Bayar İkilisinin tahakkümü sahiden bir faşizan diktadır, da İsmet Paşa ve onun artık ne mal olduğu gittikçe da­ ha iyi anlaşılan CHP’si, Batılı anlamda liberal ve demok­ rat bir özgürlük partisidir. Önce bu yanılgı düzeltilme­
40

li d p iktidarı, tahakküm babında Milli Şef döneminde­ ki c h p diktasının eline su dökemezdi, hepsini bırakın, sa­ dece muhalefet olarak siyasal partilerin ve basının var­ lığı, bütün karşılaştırmaları geçersiz kılar. İyi kötü de­ mokratik bir ortam içinde eski diktatör İsmet Paşa’mn özgürlük mücadelesi vermesi, o dönemde çocuk ya da li­ seli genç olanları belki Paşa’mn özgürlükçülüğüne inan­ dırmıştır ama, Mustafa Kemal dönemindeki bazı özgür­ lükleri aynı İsmet Paşa’nın nasıl silip yok ettiğini gör­ müş olanları kandıramazdı. Kandıramıyor. Diyeceğim, gençler eski kuşağın toplumcularını Mus­ tafa Kemal’i abartmak, İnönü’ye düşmanlık etmekle suç­ larken, farkında olmadan yanlış bir İnönü hayranlığına düşüyor, bu yüzden ölçüleri karıştırıyorlar. Nasıl mı, ba­ sit: Menderes/Bayar İkilisi de, çevrelerindeki baskı yan­ lısı, soğuk savaşçı yönetici ekip de ‘Atatürkçü’ geçinmi­ yorlar mıydı, işte tamam, Atatürk de bunlar gibi ceberrut ve mütehakkim bir adam, oysa İnönü onun tam kar­ şıtı, gücü tartışılmaz bir diktatörken kendi arzusuyla de­ mokrasiye inanan, bunu uygulamaya kalkıp kaybetti­ ği ilk seçimlerde iktidarı bırakan büyük lider. Türkiye demokrasiye geçmeseydi, San Fransisco Kon­ feransına katılamayacak, savaş sonrasında müttefikle­ rin hazırladığı bazı olanaklardan yararlanamayacaktı, bu bir; Kırım’da Nazilerin kurdurduğu Tatar Cumhu­ riyeti dolabında Saraçoğlu’nun ve Von Papen’ın fırıl­ dakları vardı, bu yüzden Rusları kızdıracağını biliyordu, Batıhlara hoş görünmek zorundaydı, bu iki. Bunlar da olmasa, Enver Sedat ‘sistem’e dahil olur olmaz, neden demokratlaşmaya başladıysa, İnönü de ondan başlamış­ tı, bu üç. Yoksa Türkiye’yi Franco İspanyası ile bir tu­ tacaklar, Birleşmiş Milletler’in dışında bırakacaklardı. Kaldı ki, Milli Mücadele’ye muhalefetli Meclisle başla­
41

yıp, sonraları her fırsatta partilerin kurulmasını özen­ diren İsmet Paşa değildi, Kemal Paşa idi. Ya! (19 Şubat 1979)

5

YANILGININ KÖKENİ Kızlı erkekli delikanlılar geliyor, tartışıyoruz: Birisini küçümsemek istediler mi, dudaklarından aynı kelime dökülüyor: Atatürkçü. Aslında küçümsediklerinin Mus­ tafa Kemal’le de, onun savunduklarıyla da ilgisi yok, 1950’den bu yana ülkemizde görmeye alıştığımız o bi­ çimsel Atatürkçüler yok mu hani, Amerikan Soğuk Savaşı’nı Mustafa Kemal’in Müdafaa-i Hukuk doktrini ye­ rine koyan, aşırı uçlar edebiyatını icat eden, jeep’lerde Kemal Paşa’mn büstünü gezdirip halkı selâm vermek zo­ runda bırakan, işte onlar. Gel gör ki, Mustafa Kemal’i de, anti-emperyalist Kurtuluş Savaşı’nı da, teokratik bir iktidarı halk egemenliği rejimine dönüştürerek, toplum­ sal iktidarın yapısını değiştirişini de es geçip, doğruyla yanlışı birbirine karıştırıyorlar. Sözgelişi Mustafa, bıçak gibi keskin toplumcu oldu­ ğunu söyler. M ustafa Kemal’i tanımaz, bunu yapmak­ la ülkenin geçirdiği bir demokratik devrimi hiçe saydı­ ğını, böyle toplumsal bir olayı hiçe sayarak sosyalist bir dönüşümü hiçbir toplumsal kökene oturtamayacağını unutur. Sözgelişi Ahmet açıkça söylemez ama, biliyo­ rum gizliden gizliye şeriatçıdır, en azından tutucu, Tür­ kiye’nin keferenin tasallutundan kurtarılmasını diler de, bu işi savaşarak yapan Mustafa Kemal’i hesaba katmaz,
42

buna karşı Alman emperyalizmini memleketin harim-i ismetine sokan Abdülhamid’i ve önemini abartır. Neden hep aynı neden, sağcısı da solcusu da, gerçekte şu son otuz yıllık iktidarların muhalifidirler, oysa şu son otuz yıllık iktidarlar, Mustafa Kemal’in devrimini yozlaştıra yozlaştıra ‘sistem’in denetiminde bir Filipin demokrasi­ si kılığına sokmuş, ama bunu Atatürkçülük etiketi altın­ da yapmışlardır, bu da giderek Atatürk’e karşı olunma­ sını olağanlaştırır. Onların düşüncesine katılmadığımı tekrarlamam ge­ rekir mi? Türkiye ulusal bileşimini yapacaktır. Bu bileşimin toplumsal kökeni ulusal burjuvazi, (karşıtların birliği ilkesine göre, aynı zamanda) ulusal proletaryadır. Her iki toplumsal sınıf, ancak Kemal Paşa’nın demokratik devrimi ve onun uygulanışı sayesinde tarihsel birer ger­ çek olarak ülkemizde ortaya çıkabilmişler, bürokrat ik­ tidarların karşısında ağırlıklarını duyurmuşlardır. Tür­ kiye’nin uluslaşması, sanayileşmesi ve kentleşmesi, ger­ çekte Mustafa Kemal devriminin kendine saptadığı ilk aşamaya ulaşmaya yönelmesidir. Bu yöneliş, bir taraf­ tan anti-emperyalist ulusallık bilincinin doğmasını, bir taraftan uluslararası sınıfsal dayanışma bilincinin be­ lirlenmesini sağlıyor. Türk burjuvazisi daha doğarken, kendilerine bol keseden Atatürkçü sıfatı veren sağcı ik­ tidarlar ülkeyi ‘sistem’e tutsak etmiş, bu da gelişmek­ te olan burjuvazinin komprador özelliklerle yozlaş­ masına neden olmuştur. Bunda kültür emperyalizminin getirdiği yabancılaşmaların da etkili olduğu kesin. O halde, uluslaşmasını sanayileşme ve kentleşme ile bütünleyecek olan Türkiye, hem geçmiş kültür ve uygar­ lığından yararlanacak (bu elbette Ahmet’in istediği de­ mektir), hem de ulusal özgürlüğü, daha ileri toplumsal
43

aşamalara doğru atılımiar yapmak için dayandığı, bi­ rikimlerden çıkaracaktır (bu da herhalde M ustafa’nın dilediği). Günümüzde Atatürkçü olmak, Mustafa Kemal’in ger­ çekleştirdiği ulusal demokratik devrimi, toplumsal sü­ rekli değişme içerisinde, bir sonrakine ulaşmak için ge­ çerli bir birikim, bir aşama saymakla başlar. Hem üm­ met olarak kalmak, hem de çağdaşlaşmak hiçbir yerde gerçekleşmemiştir ki, Türkiye’de gerçekleşsin. Elbette uluslaşacaktık, uluslaştık, uluslaşıyoruz. Bu Mustafa Ke­ mal demektir. Ama hepsi değil. Türk ulusu, ulusluğunu saldırgan emperyalist sisteme karşı savaşarak elde etmiş­ tir, bu da Müdafaa-i Hukuk doktrinini, ülkenin sonra­ ki yaşantısı için geçerli ve sürekli kılar. Ulusallığın bir başka belirgin karakteristiği kültürse, özgürlük ve ba­ ğımsızlık alanında, ‘sistem’e karşı gösterilecek direnişin, kültür alanında da gösterilmesi gerekiyor. Ulusal kültü­ rü, ulusal geçmişten yararlanmadan yaratamayız. Bu da, İnönü döneminde olduğu gibi Yunan/Latin klâsik­ lerini başucu kitabı yapmakla olmaz, tam tersine, Mus­ tafa Kemal döneminde olduğu gibi, Türk Tarih Kurumu’nun, Türk Dil Kurumu’nun, işi ciddiye alıp, ulusal tarihi ve dili, üzerinde çalışacak zemin olarak belirleme­ si ile olur. Buysa, içinden geldiğimiz Doğu/İslâm/Türk/ Bizans kültürlerinin, çağdaş yöntemlerle kaynaştırılma­ sı, bileşkesinin alınması anlamına gelir. Bilmem farkında mısınız, sıraladığım bu şeyleri yap­ mak, yaratıcılığı zorunlu kılıyor. Zaten İnönücülükle Atatürkçülük arasındaki gerçek fark da buradadır. Mus­ tafa Kemal yeni bir ülke yapmayı istiyordu, İnönü ise bu ülkeyi Batılı emperyalist sistemin ülkelerine benzetmeyi. O zaman, özellikle gençlerin şu sorun üzerinde dü­ şünmelerini istemek, acaba çok mu olur? Ümmet anla44

mmda aynen aktarılmak istenen ve uygulanması düşü­ nülen bir İslâmcılıkla, bundan hemen hiç farksız bir ak­ tarmacılığı deyimleyen dogmacı Stalincilik, İsmet Paşa’mn liberal kapitalist aktarma batıcılığından farklı mı­ dır? Fikir, prensip, köken olarak elbette farklı, ama baş­ ka ortamlardan alınıp Türkiye’ye aynen aktarılmaları yö­ nünden, aynı: İsmet Paşa Yunan/Latin klâsiklerini, üm­ metçi dinsel dogmaları, Stalinci ise Stalinciliğin dogma­ larını tartışmasız aktarıyor. Oysa bağımsız ve özgür olmak demek, özgün bile­ şim yaratmak demektir. (20 Şubat 1979)
M ERAKLISI İÇİN NOTLAR

İnönü diktası dönem inde, Tü rkiye’nin faşizmle ilişkisi üzerin­ de yeterince durulmamıştır. Konuyla ilgilenenler için, yararlı tek kitap, sanırım johannes Glasneck’in Türkiye’de Faşist Alman Propagandası adlı kitabıdır. Bu kitaptan aktaracağım birkaç sa­ tır bile, ‘demokrasi kahramanı’ İnönü’nün aslında neyi temsil ettiğini pek güzel gösterir: "... Tü rk iye’de Kemalist devrim de Turancılıktan vazgeçm e anlam ına geliyordu. Birinci Dünya Savaşı’nm em peryalist ga­ lip d evletlerine karşı savaşım ında, siyasal bağım sızlığın pekiştirıTmesinde ve ekonom ik bağım sızlığın kurulması çabala­ rında, uzun süre için, Tü rk m illiyetçiliğinin ilerici eğilim i üs­ tü n lük kazandı. Kemal Atatürk, tüm şoven örgütleri ve basın organlarını baskı altına aldı. Volga bölgesinden, Kırım ’dan, Kafkasya ve Orta A sya ’dan gelen, daha çok İstanbul ve Anka­ ra’da yerleşm iş olan ‘beyaz orducu’ mültecilere, her türlü S ov­ yet aleyhtarı siyasal etkinliği yasakladı. Bunların önderle­ rinden bir kısmı Tü rk iye ’den çıkarıldı. "... ama H alk Partisi’nin gerici çevrelerinde, E nver Pa­

45

şa’nm ailesinde ve bunların taraftarları arasında Turancılığın şoven düşünce mirası, faşist ırk öğretisinin yen i dürtüsü ile canlı kaldı. Tü rk ulusal burjuvazisinin iç ve dış politikada ge­ rici bir yola girm esi ölçüsünde, Turancı akım lar yeniden üst düzeye çıktı. Bayar hüküm eti ve İnönü’nün başkanlığı zam a­ nında çıkarılan genel aña, örneğin Enver’in ailesi, 1932 ve 1938 yılla rı arasında Alm anya’da yaşayan, en tanınm ış Tu ­ rancılardan biri, Zeki Velidi Togan sürgünden döndüler. Bun­ lar aydınlar, özellikle öğrenci gençlik, devlet memurları ve su­ baylar arasında, yeniden Turancı görüşlerin propagandasını yapm aya başladılar.” Ya şu satırlara ne buyrulur: "... Alman askeri gizli se rvisi­ nin aracıları ve ajanları yolu ile, Alman Dışişleri Bakanlığı, ku­ lislerin ardında birTurancı komitesinin bulunduğunu öğrendi. Komitede birçok m illetvekili, ayrıca Dışişleri Bakam Saraçoğ­ lu ve Tü rk iye’nin Kabil Büyükelçisi Memduh Şevket de vardı. Ankara Hükümét çevrelerinin hedefi, Kafkasya’da ve Ortaasy a ’da ‘tam pon d e vle tle r’in kurulm asıydı. Saraçoğlu, E ylü l 1941'de Kırım Tatarları ve Azerbaycan mültecilerinin önderle­ riyle görüşm eler yaptı, Papen’e Tü rk hükümetinin, Tü rk genç­ liğinin m illiyetçi baskısını tam am iyle dikkate alacağını s ö y ­ ledi...” Aynı dönem dedir ki, Mustafa Kemal Paşa döneminde göre­ ce bir özgürlükten yararlanan toplumcular, benim bir şiirimde ‘40 karanlığı’ dediğim karanlığa giriyorlardı. Glasneck’in kita­ bını okuyun, çok şeyleri daha iyi değerlendirmek fırsatını bu­ lacaksınız, Atatürk’ü ve İnönü’yü de! Öyle sanıyorum ki, ‘Cumhuriyetçi olmanın ne türlü bir d e v­ rimcilik oldu ğu n u ’ iyice anlayabilm ek için N iyazi Berkes’in ‘Türkiye’de Çağdaşlaşma’sini —özellikle son bölüm lerini- dik­ katle okumak gerekir: Mustafa Kemal’in devrimciliği, egem en­ liğin kayıtsız şartsız halkın olacağı ‘yeni bir devlet’ kurmak ta­ sarısında yatıyordu, oysa onu desteklemiş olanların çoğunda

46

bunların. bu tür muhaliflerinin. Batı ile uzlaşıldıktan sonra. hüküm etin ve meclisin niteliği. onun bu rejim i bırakmaya giden tutumu olmuştur.. m üttefiklerin kabul edeceği sanılan bir dış siyasa. sadece savaşı yürütecek geçici bir hüküm et kurulm asından öteye g i­ dilm em esi tezi üzerinedir. Saltanat ve Hilafet rejim inin tutulmasından öteye giden bir görüşleri yoktur ve Mustafa Ke­ m al’e karşı oluşlarının as»! nedeni. En güze­ li de. hât­ tâ ondan bira 2 sonraya kadar süren siyasal çabalarında. yâni anayasa sorunu üzerindedir. Görüşlerin ayrılm ası. M eşrutiyet. çokluk ‘Batı yandaşları’ arasından çıkması. kom ü­ nist bir rejim kurup kurm am ak üzerine değil. Batı ya n lılığ ıyla kaste­ dilen şey. Savaş süresi içinde gerekli siyasal rejim ko­ nusunda. Batı devletlerinin daha Bi­ rinci Cihan Savaşı sona erm eden. y e ­ ni Osm anlIların görüşünden daha öteye giden bir rejim iste­ diklerini gösteren hiçbir kanıt yoktur. mevcut rejime. ya da düşm anla uzlaşm a yoluna giderek. karşıtlaşm ası. S o v­ yet sisteminin alınışına karşı oldukları yolunda Halide Edip’in belirsiz tanım layışı. Şu halde asıl çatışma konusu kapita­ list ya da sosyalist bir rejim kurulm ası üzerine değil. Niyazi Berkes’in şu satırlarına bir göz atar mısınız: ". örneğin mandat isteme. blitün diplom atik e yle m le ­ rinin asıl hedefi haline gelen S ovyet devrim ine karşı dönm e tutumu olabilir.. çatışması. Batıcıların.kurtuluşu başarıp ‘eski düzen’e dönmek eğilimi vardı. daha sonraki olayların ışığı altında inan­ dırıcı değildir. Saltanat-Hilafet rejim ine dönülecekti. Am erikan him ayesini çağırma. batı tem ellerine dayanan bir rejim yanlısı oldukları için.” 47 . çiinkU bunların Cumhuriyet'in kuruluşuna.

bu kâfidir.İnönü Atatürkçülüğü “Beni görm ek demek. mutlaka yüzüm ü görm ek demek değildir. Benim fikirlerimi» benim duygularım ı anlıyorsanız ve hissediyorsanız.” M u s t a f a Ke m a l 11 Ağustos 1929 .

M ustafa Kemal Paşa ile İsmet Paşa arasında. Biz onun devrinde. Bir Şah değildi. Türk tarihinin en önemli olayla­ rından biridir. İNÖNÜCÜ! Zekeriya Sertel.1 ATATÜRKÇÜ DEĞİL. Atatürk hiçbir şey yapmamışsa yeni bir Türk devleti kurmuştur. Mustafa Kemal Paşa ile çatışmış bir Türk aydını olduğunu. ayağının tozuyla yaptığı konuşmalardan birinde. Bu.” Arkasından şu sözler: İlk önce şunu belirtelim. O tarihten sonra Türkiye kendi sınırla­ rı içinde bağımsız bir devlet olabilmiştir. Hanidir dikkati çekmeye uğraşıyorum: Türk toplumunun demokrasiye geçiş süreci içinde. son dere­ ce önemli farklar vardır. işin kötüsü son yirmi beş yıl içe­ risinde.” Bu sözleri söyleyen adamın.. hiç akıldan çıkarma­ yınız. Atatürk’ü inkâr etmek affedilmez büyük bir gü­ nah olur. İsmet Paşa diktasının özellikleri Kemal Paşa dö­ neminin özellikleri sanılmak gibi berbat bir yanılgıya dü51 . İnönü dev­ rinde olduğundan çok daha serbest konuşur ve yazar­ dık. şu noktaya dikkati çekmiş: " .. Atatürk bizim anladığımız anlamda Doğulu bir diktatör değildi.

özlemektedir. (1925’te Şefik Hüsnü iki davadan toplam bir buçuk yıl hüküm giymiş.) Ya şu saptaması­ na ne buyrulur: Kemal Paşa döneminde nice sıkıyöne­ timler yaşanmış. Kemal Paşa’nın ölümünden itibaren tutum değiş­ miş. yasakçılık etmektedir. Bunları neden hatırlıyoruz peki? İkide bir.şülmüştür. İnönü dönemi CHP’sini etkilediği. savaş vurguncularıyla el altından iş­ birliği yapan merkeziyetçi bir dikta olarak oluşmuştur. aslında demokrasiyi değil İnönü diktası tü­ ründen bir diktayı öngörmekte. İstiklâl Mahkeme­ leri işlemiştir. Demokrasi­ yi korumak bahanesi altında gerçekleştirmek istedikle­ ri yasaklar. Bu da unutulmaması gereken önemli bir nokta. Glasneck. c) Yasak olan sol örgütlenmeye karşı verilen cezalar şa­ şılacak kadar hafiftir. Hepimiz. buna rağmen çok ağır hüküm giyen tek solcuya rastlanmaz. Atatürkçülük adına. özlenilen demok­ ratik rejimin sağı solu kesilmiş bir yasaklar rejimi olma­ 52 . isyanlar görülmüş. Kemal Paşa’nın sosyalist ya da Bolşevik olmadığı. oysa sağcılardan asılanlar vardır. seçkin aydınlarla eşraf ve bürokrasi üçgenine dayanan. kendimi­ zi bu yanılgıdan kurtarmak zorundayız. Avrupa’da etkisini şiddetle artıran Naziliğin ve faşist­ liğin. Saraçoğlu’ndan başlayarak da yüzeysel batıcı faşizan bir dikta uygula­ masına geçildiği meydandadır. birtakım siyaset esna­ fı ortaya çıkmakta. özgürlükçü ve ba­ ğımsız bir demokratik devrim olduğunda birleşmekte­ dirler. Sperniyev. Neden mi. İnönü diktası. demokratik bir rejimi özlediği ne kadar gerçekse. b) Kısa dönemler haricinde klâsik sol neşriyat serbesttir. bakın Rasih Nuri ne diyor: a) Atatürk zamanında sıkı bir Sovyet dostluğu vardır. Petrosyan gibi tarihçiler Ana­ dolu ihtilâlinin emperyalizme karşı. ama özellikle Türk solu.

ülkemizde bürokrasinin etkinliğinden midir. her birisi kendi ‘Lenimzmlerini’ piyasaya sürmüşlerdir. Bu perspektiften bakıldı mı.dığı da. rakiplerini birer ikişer alt edip. aşama aşama bütün özgürlükleri. bürokratlığından mı­ dır. etkili olabilmek için. Hele Kemal Paşa’nın ta İttihât ve Terakki’den b6ri ordunun politikaya karışmasına mu­ halif olduğu. İnönü diktası uygulamasını Atatürkçülük diye piyasaya sürmüştür. Erzurum kongresinden beri de devrimini halk temsilcileri ve meclisleriyle kademe kademe gerçek­ leştirdiği düşünülürse! (25 M a rt 1977) 2 ‘ATATÜRKÇÜLÜK’ DİYE YUTTURDUKLARI İtalyan Marksisti Valentino Gerratana. neden­ se. bütün karşıtlıkları içeren bir hoşgörü ve serbestlik toplumuna ulaşmaktı. Oysa Mustafa Kemal devrimi­ nin asıl amacı. Sonraları bir sürü İnönücü türemiş. o kadar gerçektir. 27 Mayıs’ın. İsmet Paşa. resmi ideoloji haline gelmiş­ 53 . ‘askeri de­ mokrasi’ diyebileceğimiz ‘geçiş dönemi’ uygulaması. ilginç şeyler söylüyor: Leniıı öl­ müştür. 1925 sonrasının. nasıl ki hareketin daha başlangıç konağında bile olmuş­ tu. yaradılışından mıdır. bal gibi İnönücülük ol­ duğu hemen görülür. 12 Mart’m aslında Atatürkçülük filân değil. duruma egemen olan Stalin’in ‘Leninizmi’. KemaJ Paşa devriminin özü ve cevheri diye savunulamaz. örgütün başında kalanlar. Leninizmin do­ ğuşundan söz ederken. sonunda. Bu toplumda sosyalistlerin de yeri olacaktı. sürekli olarak özgürlükleri denetim altında tutan bir rejimden yana olmuştur.

ülkemiz­ de. Mustafa Kemal’in ölümünden son­ ra. Yaraya Tuz Basmak) kanıtlarını oralarda bulmuş­ lardır. Rauf Orbay’a göre baş­ ka. Atatürk’ün yaşamöyküsü ve yaptığı işler biçiminde aktarılmıştır. ülkemizde de Mustafa Kemal dü­ şüncesinin ve eyleminin asıl anlamı. Aslın­ da başlayışım eskidir. Nasıl şimdi bütün dünyada Leninizmin gerçek nite­ liği. Siyasal yazılarımda sık sık üzerine düşerim. bizde de bunlardan birisi.tir. bu işi karınca kararınca yapmaya çalışıp duruyorum. Kâzım Karabekir’e göre başka. ta 1950 yıllarına uzanır. Atatürkçülükten söyleşe­ lim istiyorum. Açın devrim arkadaşlarının anılarını. İnönücülüğün ona eklediği uyduruk yorum ve kurumlardan ayıklanıp. ya da Fethi Bey’e göre başka bir Atatürkçülük vardır. Bu uyduruk Leninizmin. Aslında sosyalizmden değil. ülke­ sinde başardığı sosyalist devrimde başına gelen. İs­ met İnönü’nün Atatürkçülük anlayışı egemen olmuş. Adnan Adıvar’a. Rusya’da olduğu gibi. roman­ larımı okuyanlar (Kurtlar Sofrası. bu doğrultuda genç bir bilim adamının ileriye sürdüğü görüşleri aktarmak için. Aklın yolun bir. bu yüzden demokratik devrimi o kurumlaştırmıştır. Stalin’in oha verdiği anlamdan ayıklanıp araştırı­ lıyor. Sırtlan Payı. tartışılıyorsa. Bıçağın Ucu. biliyorsunuz. Lenin’in gerçek düşüncesiyle ilgisi ilişkisi araştırılıyor ve tartışılıyor. Böylece. ne türden bir kasapiığı ve istibdadı içerdiğini bilmeyen kalmadı gibi bir şey. Ben. öy­ le araştırılmalı ve tartışılmalıdır. Mustafa Kemal’in başardığı demokratik devrimde başına gelmiştir. Hanidir yazar dururum: Lenin’in. Yeni kurulan Cumhuriyet’e biçün vermek için or­ taya atılan “Atatürkçülük” genç kuşaklara. sonradan oluşmuş bir ‘ideoloji’ yâni ‘Atatürk­ 54 . Ko­ nuya dönüşüm.

Atatürkçülük” Halk Partisi’nin ünlü altı okuna ve Osmanlı’nm yadsınmasına dayanır. gerekse Atatürk’ün kendi yaptıkları bu iki genel çizgi (Osmanh’nın yadsınması ve altı ok) çerçeve­ sinde saptırılmıştır. eşraf. İşte gerek olay­ lar ve olgular. olariaklı olduğu ölçüde bunları en geniş çizgide gerçek­ leştirmiştir. tüccar. şeyhler.. Atatürk’ün İslâm dinine ve din adamlanna tümüyle karşı olduğu. resmi ideolojinin de onun karşıtlarının da (Türkiye’nin kurtuluşunu dinsel ilkeler çerçevesinde görenlerin de) özenle savunduklan bir noktadır. Ben bu nedenle hem Atatürk’ün hem de Atatürkçülüğün günün koşullarına göre gözden geçirilmesi kanısındayım. Aslında Osman­ lI’nın yadsınması altı oktan önce gelir. Atatürk yalnızca siyasal iktidarın dine dayalı olmasına karşıdır. kendisinden önce oluşmuş eylem ve olayların yorumunda kullanılmış. Atatürk’ün din düşmanlığı ko­ nusundaki yanılgıdır.. Devamı şöyle: ". Toprak ağalan. Osmanlıya tepki olarak kurulan ye­ ni Cumhuriyet’in simgesel nitelikleridir. Bir başka biçim­ de söylersek.çülük’. 55 . Bunun sonunda da gerek Ata­ türk’ün gerçekten yapıp ettikleri. Emre Kongar. Bağımsızlık Savaşı sı­ rasında içte ve dışta her türlü ittifakın peşinde koşmuş. âyan. Oysa her iki grup da yanılmaktadır. altı ok. gerekse Bağımsızlık Sa­ vaşı gibi olayların ve Türk milliyetçiliği gibi olguların nitelikleri değiştirilmiş. sivil ve asker ‘bürokratlar’ sürekli ittifaklar yaptığı top­ lumsal katmanlardır. Önce Atatürk’ün kendi yaşamına ilişkin bir örnek vereyim: Mustafa Kemal’in uzlaşmaz bir siyasi adam olduğu kanısı özenle işlenen ilkelerden bi­ ridir..” Bunları kim mi söylüyor? Türk Dili dergisinin Ocak sayısında bir konuşması yayımlanan genç bilim adamı Dr.. Oysa M ustafa Kemal Paşa. “ . Bir başka örnek.

kurcalandıkça görülür. televizyonda ne za­ man görsem. aklıma hep onun sözleri geliyor. Devrimci kendi ‘meşruiyetini’ kendi gücünden alır.” Nasıl. Bir devrim­ ciden ‘meşru’ olmasını beklemek safdillikten başka bir şey değildir. Tanzimat tü­ ründen bir Batıcılık. daha önce altını çizmeye çalıştığım bazı nok­ talar. bunlar ancak din adamı ol­ dukları için siyasal iktidara ortak olmak isterlerse olum­ suz bir tutum takınır. Peki M ustafa Kemal’i ve Atatürkçülüğü günümüz­ de nasıl değerlendirmeli? Bu tartışma açıktır. üstyapısal kültür aktarmalarıyla ki­ şilik kaybım ilerleme sayan tatlısu alafrangalığıdır. çağdaş-uygarlık düze­ yini bilimsel yöntemlerle ulusal bileşime kavuşarak ya­ kalamayı öneren. Onun başkaldırdığı Osmanlı düzenine göre ‘meşru’ sayılması olanaklı değildir. Moda şu. (7 Şubat 1978) 3 ATATÜRKÇÜLÜK. yararlanırız. başkalarınca doğrulanıyor mu? Resmi ideoloji kı­ lığına sokulan Atatürkçülük. ne Müdafaa-i Hukuk yıllarının anti-emperyalist tutumuna sahiptir. tam bağımsızlıkçı kişilik taşıyan tutu­ ma! Benim kestirmeden ‘İnönücülük’ dediğim o ‘resmi’ Atatürkçülük en mükemmel ifade ve uygulamasını 40 yıllarında bulur ki. ‘PUTPERESTLİK’ OLAMAZ (Hanidir yeni bir moda çıkardılar. Siyasal iktidara el koymuş bir dev­ rimci için bundan doğal bir davranış olamaz.Din adanılan açısından da. 56 . o da faşizan bir dikta. Atatürk de öyle yapmıştır. ne de çağdaşlaşmak için. isterseniz Emre Kongar’ın bu soruyu nasıl cevaplandırdığına bir bakalım.

evrensel bo­ yutlara ulaşmasının savaşım vermektir.’) Dr. mutlaka yüzümü görmek demek değildir. önce ‘fikirleri ve duyguları’ yüzünden önde geliyordu. ka­ pitalizm öncesi aşamadadır Cumhuriyet’in kuruluşun­ da. Kültürel açıdan Ata­ türkçülük.” Evet. Üstelik üretim güçleri. Bu nedenle Atatürk. bir yandan üretim güçlerinin ge­ lişmesini sağlayıcı önlemler alırken. İsiânun yok edil­ mesi ya da Batı’nm benimsenmesi değil.‘Bir yerin kurtuluş günü mü. bu kâfidir. takvim. saat. Anayasa. Mustafa Kemal Paşa’nm bir büstü jeep’in birine bindiriliyor. Yurttaşlık Yasası. gi­ yim kuşam biçimleri. çağdaş ulusal 57 . Benim fikirlerimi. Tarih ve dil tezleri de bütünüy­ le bu açıdan değerlendirilmelidir. Şimdi bu Atatürkçülük mü? Ne münasebet! Her seferinde hatırladığım sözü şudur: “ Beni gör­ mek demek. Emre Kongar. Milliyet Sanat dergisinde yazdığı başka bir yazıda kültürel açıdan Atatürkçülüğü şöyle tanımlıyor: Aslında kültürel alanda Atatürkçülük. birincileri garga­ raya getirip. çağdaş bir ulusal dev­ let yaratma çabasını simgeler. hep kozmopolit imparatorluktan ulusal devlete geçiş için harcanan çabalardır. Çünkü Atatürk. Türk kültürünün ulusallaşarak. ne İslâm düşmanlığı ne de Batı hayranlığıdır. Amaç. bir ortaçağ imparatorluğundan. alfabe ve benzerleri. takım takım büstü karşıladıklarını unutma­ mak lâzım. acaba ne yapardı? Biz gelelim ‘fikirlerine ve duygularına. benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız. öte yandan da Batı’da gelişmiş olan ‘ulusal kapitalist devlet’in üstyapı ku­ ramlarını topluma aşılar. yüzü yerine büstlerini ortada dolaştırdığı­ mızı duysa. o şehre ‘temsili’ gi­ riş yapıyor. Kasaba ya da şehir halkının başlarında yö­ neticileri.

.. insanın bedeninin yarışım kesmesi kadar acildi bir sonuç verir. İslâm kültür mirasım yadsı­ mak. altyapı ilişki­ lerinin yetersizliği.. Bu ulusal devlet. diye haykıran bir şiiri ulusal sim­ ge yapm ıştı..” Sıra geldi Dr. Atatürk. yeni Cumhuriyet’in kurucusu ve altı yüz yıllık bir impa­ ratorluğun üzerine. İslâmcı olduklarını ileri sürenler de şeriata dayalı devleti geri getirme arzu­ larından vazgeçerlerse.. Pek doğal olarak bu yan­ lış.. Atatürkçü geçinen­ ler. Türk bağımsızlık savaşının komutam. Batı kültürüne tes­ lim olduğu söylenen genç Cumhuriyet.. Öte yandan İslâm yadsınamaz. Sanırım. üretim güçlerinin az gelişmişliği yü­ zünden. ‘Atatürkçülük’ ise bu damganın vurulmasında ‘işlevsel’ olarak kullanı­ 58 . Batı uygarlığına. başka bir yanlışa yol açmaktadır: İslâm kültürünün güzelliğini ve zenginliğini savunmak ile. Kongar’m Atatürk’ü ve Atatürkçülü­ ğü günümüzdeki değerlendirişine! Bu satırları Türk Dili’nin Şubat sayısından alıyorum: " . on beş yıl gibi bir zaman süresi için­ de damgasını vurabilmiş bir devrimcidir.bir devlet yaratılmasıdır.. Cumhuriyet ye­ rine şeriata dayalı devleti geri getirmek arzulan birbiri­ ne karıştırılır. Türkiye için. İslâm kültürünü yadsımaktan. Üzülerek belirtmeliyim ki. kültürel alan­ da yorumlamaya çalışmaktır. büyük ölçüde üstyapısal güdümlemelerle des­ teklenmektedir. hem İslâmcılar..” Ya şu cümlenin akla yakınlığı: “ . Oy­ sa siyasal düzenin artık geriye dönmesi olanaksızdır. hem gerçekçi olurlar. hem de Tür­ kiye’nin yeni kültürel bileşimine daha olumlu ve etkili kat­ kıda bulunurlar. tek dişi kalmış canavar. “Türkiye’de yapılan en büyük yanlışlardan biri Cumhuriyet’i kuran kadroların siyasal savaşım. hem de Atatürkçüler aynı yanlışı yapmaktadırlar..

Yoksa Atatürk’ün altmış yıl önceki dünyaya ve Türk toplumuna verdiği buyruklara kayıtsız koşulsuz uymak değil. toplumumuzu günümüze getirmiş ve böylece işlevini başarı ile tamamlamıştır. Atatürk’ü ve Atatürkçülüğü gü­ nümüz toplumunda doğru yere. (. Büyük bir devrimcinin bundan daha büyük bir iha­ nete uğraması söz konusu olamaz.) Artık elimizde yeni bir toplum. layık olduğu tarihsel yere oturtmaktır. ‘otoriter rejim’ özlemlerinin yâni bugünkü özgürlükçü demokra­ siden geriye gidişin. ‘çağdaş uygarlık kavramı’ başlığı altında söylediklerimi. Yeni atılımlar için yeni çözümler oluşturmaktır Atatürkçülük kanım­ ca. Atatürkçülüğü dogmatik bir putperestlik biçimi­ ne döndürmüş İnönücülerin hakkından elbet gelecektir.” Hatırlayacaksınız elbet. Bu tehlikeyi engel­ lemenin birinci koşulu. Sanırım. Bu araç.. top­ lum bilimsel olarak ‘tutucu’ diye nitelenenlerin elinde bir silâh olarak kullanılmak tehlikesi ile karşı karşıya­ dır. yeni erekler vardır.. Yoksa ‘tek parti döneminin’. Yoksa? Yoksa ne olurmuş. onu da Emre’den dinleyelim: “ .. (8 Şubat 1978) 59 . Atatürkçü olmak bu yeni düzeyin ardına düşme­ yi zorunlu kılar. toplumun daha ileriye gitmesine karşı çıkanlann. gericiliğin simgesi olur çıkar Atatürk ve Atatürkçülük! Ben de bunu söylemiyor muyum? Tartışma açılmış­ tır. böyle bir davranış en başta Atatürk’ün kendisinin benimsemeyeceği bir yaklaşım olurdu. Emre’nin dediklerine ne kadar yakındı? En başta çağdaş uygarlık düzeyi değiş­ miştir. Günümüzün değişen ve gelişen koşullan içinde Atatürk ve Atatürkçülük ne yazık ki. Müdafaa-i Hukuk Atatürkçülerinin sürekli devrim­ ciliği..lan araçtı. Şimdi bulundu­ ğumuz noktadan da ileri gitmek zorundayız.

Jöntürkier’in (ne yazık ki biraz da Batılı emperyalizm adına) başlatıp da gerçekleştireme­ dikleri ulusal demokratik devrimin anti-emperyalist bir platformda gerçekleştirilmesinden ibaretti. Önemsememde haklı olduğuma inanırım. bellekte taze tutmak için tekrarla­ nıp duran ‘kurtuluş günleri’ törenleri de. tatsız tuzsuz formaliteler halinde sürdürü­ lüp duruyor. Tan­ zimat’la Mütareke arasında oluşan. hâlâ teokratik bir düzenin üzerinde oturduğu hatırlanırsa. Sosyalist bir devrim değildi elbette bu. 10 Kasım’dan 10 Kasım’a tekrarlanan Atatürk’ü anma törenleri de. iktidarın yapısal niteliğini değiştirdiği için önemli bir devrimci­ dir. Ben M ustafa Kemal’i önemserim. 60 . hem de ulusal kuv­ vetleri (Kuva-yı Milliye). Mustafa Kemal Hareketi. Anadolu İhtilâli’nin özü ve gerçek içeriği gözden kaybe­ dildiğinden. Osmanlı’mn ümmet toplumundah Türk ulusunu çekip çıkarmıştır. olmayı da düşünmedi. artık iyice eskimiştir ama. ‘mazlum milletler’e karşı azgın saldırganlığını sür­ düren emperyalizmle boğuştuğu için de yaman bir Üçüncü Dünya lideridir. “ Egemenlik kayıtsız şartsız ulu­ sundur” ilkesinin ne büyük bir devrim sloganı olduğu şıp diye anlaşılır. ulusal iradenin (irade-i milli­ ye) buyruğuna vererek! Bir önceki iktidarın hâlâ dinsel nitelikler taşıdığı.4 ÖZETLERSEK Cumhuriyet’in İnönü diktası döneminde yozlaşarak. ama bir türlü ger­ çek doğrultusunu bulamayan uluslaşma sürecine gerçek dinamiğini verebilmiş. kendisine bulduğu kalıp. üze­ rinde doğru dürüst düşünen yoktur: Yarım yüzyıl ön­ ce geçmiş olayları. Bence Kemal Paşa.

çünkü nasıl Sovyetler’de proletar­ ya oluşmuşsa. yâni ulusal burjuvazinin henüz Türkiye’de o tarihte oluşmamış bulunmasıdır. bunların çoğu selâmeti Tür­ kiye dışına kaçmakta bulmuştu. Kurtuluş Savaşı tam bağım­ sızlık ilkesini öne alınca. 27 Mayıs ya da 12 Mart türünden bir cuntacılık sanmaktır bunun. Ama ulusallığını koruyabiliyor mu. hele Karabekir ve Ali Fuat Paşalar onunla birlik olduktan sonra. her ikisi de az gelişmiş ülkelerde gerçekleştiklerinden ister istemez merkeziyetçi bürokrasi diktalarına doğru yozlaşırlar. M ustafa Kemal hareketini. Anadolu İhtilâlinde hiç kuşkusuz ordunun rolü bü­ yüktür ama. bu dü­ zeyde. Bilindi­ ği gibi yabancı sermayesi Osmanlı mülküne girdikten sonra Müslüman olmayan azınlıklardan bir kompra­ dor burjuvazisi oluşmuş. Türkiye’de de ulusal burjuvazi oluş­ muştur. Atatürkçülük diye iki yanlışa inanmış­ tır: Birincisi. Kemal Paşa. her iki devrimin devrim olmak niteliği­ ne gölge düşürmez. Ne var ki bu. başrol onda değildir. sonra Millet Meclisi yönetmiştir. 1960 sonrası. o ayrı hikâye! Nasıl ki Rusya’da oluşan proletaryanın iktidara el ko­ yup koyamadığı. her ikisi de adına devrim yaptıkları toplumsal sınıflara tam anlamıyla sahip değildirler. tam tersine başından başlayarak devrimi önce halk kongreleri. Mustafa Kemal’in Ulusal Demokratik Devrimi ile Lenin’in Sosyalist Devrimi arasında bir kader ben­ zerliği vardır: Her ikisi de yukardan aşağıya devrimlerdir. istediği anda Anadolu hareketini bir askeri cunta hareketine dönüştürebilir­ di. Gariptir ama. tam tersine sırası geldiğinde 61 .M ustafa Kem al’in talihsizliği. ayrı bir hikâyedir. ordu ulusal iradeye tâbi kılınmış­ tır. asla dönüştürmemiş. adına devrim yaptı­ ğı toplumsal sınıfın.

İnönü dönemi. tam bağımsızlıkçı Anadolu devrimi il­ keleri ile yakınlığı tartışma götürür. ilköğretim se­ ferberliği gibi öğeler bu İnönü Atatürkçülüğümün te­ melleridir. aradaki fark uçurumdur. ama o dönemler Kemal Pa­ şa dönemleridir. genç kuşakların dâ inceleyip araştır­ madan buna inanmalarından doğuyor besbelli. en azından onun sunyatsen konumunda olduğunu görecek. bütün toplumsal ve ekonomik özünden soyut­ lanarak bir üstyapı devrimi haline getirilmesi demek olu­ yor. üste­ lik çok daha radikal bir girişimci olduğunu saptaya­ caklardır. emperyalist yardakçısı. Yanılgılar. sonraki İnönü döneminden farklıdırlar: Nasıl ki Stalin. bunun için de ağırlık üstyapısal dönüşümle­ re verilmiştir. ödüncü. (Yaraya Tuz Basmak adındaki romanımda bu sorun tartışılır. Batı musikisi. köy enstitüleri. gençler M ustafa Kemal gerçeğini ta­ rihsel bağlamı içinde yeniden ele alırlarsa. Bu temellerin anti-emperyalist. diktaya eğilimli bazı yönetici kadroların Atatürkçü geçinmelerinden. bir uçu­ rum!) 1960 sonrası kuşaklarının ikinci yanılgısı. klâsiklerin çevirisi. Lenin zamanında da yönetime katılmış­ tı. İnönü ile Atatürk’ü karıştırmak oluyor. Atatürk devrimciliğinin biçimleşti­ rilmesi. 27 Mayısçılar 12 Martçılar ise Bonapartiste’tirler. bir Fran­ sız Devrimi devrimcisidir. Gerçi İnönü Kurtuluş Savaşı boyunca ve savaştan sonra da Mustafa Kemal’in yanında bulunmuştur hep. halkevlerinin önem kazanması. Fikrim­ ce bu yanılgı dönemini aşmaya başladık bile! Bunda el­ 62 . İnönü için çağdaşlaşmak hemen Batılılaşmak hali­ ne gelmiş.askerin sivile dönüşmesini şart koşmuştur. ora­ da da belirttiğim gibi Atatürk bir Jacobin’dir. ama Lenin dönemi ile Stalin dönemi farklı dönemler­ dir. Bana kalırsa. büyük sana­ yileşmeden yana.

ecnebilerin nesayihiyle.' im­ zalamıştır. Tü rk iye bilakis tedenni etmiş ve sükût vadisinde yuvartanadurmuştur. Ve filhakika A vrupa’nın bütün terakkisine. Nasıl ki dtş politikada. Daha 1937’de Mustafa Kemal Paşa’nın Hatay dola­ yısıyla savaşmaya kalkıştığı Fransa ile. b ir şeyin za ra rıyla .” (6 Mart 1922) b/ “Ş im d iye kadar takip olunan tahsil ve terbi­ y e usullerinin m illetim izin tarihi tedenniyatında en mühim am il otduğu kanaatındayım . in­ san olm ak için. m utlaka Avrupa’dan nasihat alm ak. Mustafa Kemal Paşa’nın ‘çağdaşlaşmak’ ilkesi (‘m uassır m edeniyet seviyesine ulaşm ak’). o şeylerden m utazarrır olanı alçaltır. şarktan ve garbten gelen bilcüm le tesirlerden uzak. A rtıkısla h -ı hal etmek için. Ne dersiniz? (9 Kasım 1978) M ERAKLISI İÇİN NOTLAR .1 fıtriye m izle hiç de m ünasebeti olm ayan yabancı fikirlerden. bütün iş­ leri Avrupa’nın amatine göre tedvir etmek. p la nla ­ rıyla yükselebilsin? Tarih b öyle bir hadise kaydetm em iştir.bet. Önce Mustafa Kemal’in iki küçük metnini okuya­ lım: a/ “ Efendiler. Hal­ buki hangi istiklâl va rd ır ki. bittabi. yeniden Müdafaa-i Hukuk koşullarının doğması et­ kili oluyor. gayet ustalıkla ‘Batılılaşmak’ biçimine dönüştürül­ müştür. İnönü dönem inde İngiltere ve Fransa île ittifak anlaşmalar. Mustafa Kemal’in ölüm üne ka­ dar Batılı em peryalist ülkelerle ittifaklara girm eyen Türkiye. Kültür düzeyinde yozlaşm ayı bir iki alıntıyla gözden geçir­ mek otasıdır. Onun için m illi bir terbiye prog­ ramından bahsederken. b ir şeyin im h a sıyla yükselen şeyler. bütün dersleri A v­ rupa’dan alm ak gibi birtakım zih n iyetler küşayiş buldu. seciye-i 63 . tealisine ve te ­ m eddününe m ukabil. İnönü’nün faşizan c h p diktası dönem inde. eski devrin hurafatından ve evsaf.

kendilerine hür edebi­ yatı öğreterek kurtarabiliriz. eski Roma’nın edebiyatı. Euripides’i. o zem in m illetin seciyesidir. Platon’u. Ulus’ta yazardı. Çünkü deha-yı m illim izin inkişafı. Ataç. Aristophanes’i. partinin kültür işlerin­ de önemli söz sahibiydi).” c/ "Gençleri. Latince öğrenm edik.” Buna karşılık. ‘O zaman alaturka m usiki­ den de belki kurtulur’muşuz. o dönemin eğilimini yansıt­ tığı hemen fark edilir. onun için ne denli uğraşsak AvrupalIlar gibi olam ı­ yoruz. O nların etkisi ile yetişen Avrupa edebiyatlarının eserlerini okusunlar. Ataç. Bu eğilim. Eski Yunaneli’nin. devrim ci­ si ile gelenekçisi ile. yüreğim iz kanayaraktan kapata­ cağız divan şiirini’ dem em iş midir? 64 . AvrupalIların eğitim inden geçmedik. onun için de ‘severekten. Ataç’ın sözlerinin. şim diye kadar takib olunan yabancı kültürlerin tahrib edici neticelerini tek­ rar ettirebilir. Divan şiirini okum amak gerekir­ miş. İnönü dönem inin kültür önderlerinden Nurullah Ataç’ın Türkiye için çıkar yolu nerede gördüğüne ge­ çebiliriz. Laalettayin bir ecnebi kültürü. İnönü’nün gözde bir adamıydı (Cumhurbaşkan­ lığı çevirmeni mi neydi. Ve rgilliu s’u okusunlar. aydınları bu ‘laubâlilikten vazgeçir­ m ek’ gerektiğini ileri sürmektedir. Mustafa Kemal düşüncesinin tam karşıtıdır. Yunanca öğrenm edik.m illiye ve ta rih lye m izle m ütenasip bir kültür kasdediyorum . İnönü dönemi ulusal eğitim politika­ sı hatırlanırsa. Buna üzülüyoruz. Kültür (haraset-i fikriye) zem inle mütenasiptir. ancak böyle bir küttür ile te­ min olunabilir.” b/ “ Biz görüyoruz eksiğim izi." (Temmuz. Yalnız birini değil hepsini okusunlar. 1921) Şimdi isterseniz. Ataç d iyor ki: a/ “ Bizim devrim dediğim iz hare­ ketin amacı bu ülkeyi Batı ülkelerine benzetm ektir. Horatius’u. ‘halk musikisini sevenleri’ u y­ garlığa düşman saymakta.

. dışından zorlamaktan kolaydır. ulusu tutsak ettiren iç cephenin düşmesidir.‘Siyaset esnafı3ve Atatürk ". memleketi temelinden yıkan. Bu gerçeği bizden iyi biten düşm anlar bu cephem izi yıkm ak için yüzyıllarca çalışmışlar ve çalışmaktadırlar..” M u s t a f a Ke m a l 1927 . Önemli olan.. Bugüne kadar başarı da kazanmışlardır.. Gerçekten kaleyi içinden almak.

İstedikleri zaman istedikleri eşya­ yı. Gümrüklerimizi el­ lerinde tutuyorlardı. imtiyazlı mevkide bulunuyor­ lardı. memleketi­ mizde.. Temettü vergisi vermiyorlardı. “ Efendiler! Bize karşı yapdan rekabet hakikaten çok gayr-ı meşru. Zi­ raatımızı da rahnedar eylediler. Rakiplerimiz bu surette inkişafa müsait sanayiimizi de mahvettiler. Avrupa rekabetine karşı kendisini müdafaa edemeyen iktisadi­ yatımızı bir de iktisadi kapitülasyon zincirleri ile bağ­ ladı.. bakın Mustafa Kemal Paşa 1922 Martı’nda bunu ne güzel anlatıvermiş: “ . Bütün iktisat şubelerimize bu sayede mutlak hâkim olmuşlardı. istedikleri şerait tahtında memleketimize sokuyorlar­ dı.” Uyarmam gerekiyor mu? Mustafa Kemal için. Tanzimat’ın açtığı serbest ticaret devri.1 KIRK YIL UYUM UŞUZ Emperyalizmin Tanzimat’la birlikte ekonomimizi nasıl duman ettiğini söyleyip duruyoruz ya. ‘rakip­ 67 . Teşkilât ve ferdi kıymet nokta-yı nazarlarından ik­ tisat sahasmda bizden çok kuvvetli olanlar. hakikaten çok kahir idi. inkişaf ve tekâmül-ü ik­ tisadi ve mâliyemizin önüne geçtiler. bir de fazla olarak. 30 yıl­ dır kuyruğuna takıldığımız Avrupa ve Amerika.

zi­ raatımızı rahnedar edenler’dir. hem milleti uyutmuşlar. Bunun nedeni de. En başta vatan müdafaası olmak üzere.lerimiz’dir. Bu bir.” Evet. tam da ha­ va kuvvetlerinden söz ederek işaret etmiş imiş. kırk yıl boyunca gelmiş geçmiş bütün iktidarlar hem kendileri uyumuş. Tanzimat’ta olduğu gibi ‘yabancı sermayesi­ ni’ memleketimizde imtiyazlı kılmamızdır. Uyuyacak mıyız? Yoksa daha Cumhuriyet’in ilk yılla­ rında işaret edilmiş bu zorunlu hedeflere ulaşıp bağım­ sızlığı ve özgürlüğü bize bırakabilmek için canlarım ver­ miş olanlara nihayet layık olacak mıyız? . bugün ye­ ni keşfetmiş gibi dört elle sarılmak istediğimiz ulusal sa­ vunma sanayii zorunluluğuna. mahsullerimizi kıymetlendirebilmek ve en kısa yoldan. Bundan sonrası için. ‘inkişafa müsait sanayiimizi mahvedenler. nerede 1937 nerede 1980? Ben lâf dinlemem ar­ kadaş. kırk yıldır uyumuşuz biz. Gelelim sanayiye. işleteceğiz. uyutmaya kalkışmaktaiar. yine 30 yıldır. “ ... bu bir zarurettir. Bu ka­ naatle. bütün tayyarelerimizin ve motörlerinin memleketimizde yapılması ve harb hava sanayiimizin de bu esasa göre inkişaf ettirilmesi iktiza eder. en ileri ve refahlı Tür­ kiye idealine ulaşabilmek için. Çalışması ve yaşaması için ekono­ mik elemanları memleketimizde mevcut olan büyük küçük her çeşit sanayü kuracağız. Kemal Paşa. sanayileşmeye! 1 Kasım 1937’de şunları diyor: Endüstrileşmek en büyük milli davalarımız ara­ sında yer almaktadır. kırk yıl önce. hâlâ da üzerimize ölü toprağı serperek. beş yıllık ilk sanayi planının geri kalan ve bütün hazırlıktan bitirilmiş olan birkaç fabrikasını da sürat­ le başarmak ve yeni plan için hazırlanmak icabeder.

” 1924 yılı Aralık ayında.Peki. ikisi bir ara­ da.” Neden mi. Cumhuriyet serbesti-i efkâr taraftarıdır. “Hürriyet ve istiklâl benim karakterimdir” . sanayileşeceğiz de bunu yaparken demokrasi­ den.” Kökeni itibariyle Türk devriminin demokratik bir devrim olduğunu söylemekle bırakmış mıdır. daha da açıyor: “ . özgürlükten vaz mı geçeceğiz? Hayır. Hâkimiyet-i milliye esasma müstenit ve bilhassa Cumhuriyet-i idareye malik bulunan memleketlerde si­ yasi fırkaların mevcudiyeti tabiidir.. sonra şu çok anlamlı sözleri söylemiş: Fransa ihtilâli bütün cihana hürriyet fikrini nefheylemiştir ve bu fikrin hâlen esas ve menbaı bulunmak­ tadır. 4 Aralık 1923’te demiştir ki: " . Her ka­ naat bizce muhteremdir.. Zira her millet inkılâbım içtimai muhitinin tazyikat ve ihtiyacına tabi olan ve hal ve vaziyetine ve bu ih­ tilâl ve inkılâbın zaman-ı vukuuna göre yapar. Türk demokrasisi Fransa ihtilâlinin açtığı yolu takip et­ miş. Gözleri önünde her gün biraz daha fazla tekasüf etti­ rilmek istenen bulutlan katiyyen dağıtmıştır. Artık bü­ tün manası ve çıplaklığıyla hakikati görüyor ve anlıyor. hakikate yürümekten men etmek imkân ve ihtima­ 69 . Türk milleti. artık mazinin bin türlü seyyiatı ese­ ri olarak dimağında yer tutan pası tamamen silmiştir... Çünkü bir kere nasıl demiş. aynı önemde olacaktır. lâkin kendisine has vasf-ı mümeyyizle inkişaf et­ miştir. Türkiye Cumhuriyeti’nde de yekdiğerini mürakip fırkalar tekevvün ede­ ceğine şüphe yoktur. Samimi ve meşru olmak şartıyla her fikre hürmet ederiz. Fakat o tarihten beri beşeriyet terakki etmiştir. neden olduğunu da 1925’te söylemiş: " ... hayır. Bu milleti bütün mevcudiyetiyle temas ettiği hakikat­ ten.

Demirel öyle diyor. bir yandan demokrasiyi en geniş anlamıyla gerçekleştirip özgürlükçülük niteliğini somut­ laştıracağız.” (24 Şubat 1977) 2 BİRAZ CİDDİ KONUŞALIM İşiniz yoksa. Osmanh sosyalistleri de. Meşrutiyet özgür­ lük ister. özgürlük isteğin­ den ibarettir. Olmalıdır.li kalm am ıştır. O kadar ilginçtir ki bu. M sp’ n in görüşü o. Ecevit böyle diyor. gelin biraz ciddi konuşalım. Ve m ütem adiyen im ha edilecektir. bir yandan ulusal en­ düstrimizi kurup ele gürie muhtaç olmadan çağdaş bir yaşamaya ulaşırken. uzun süre işçi sınıfının 70 . Tanzimat özgürlük ister. demokrasi özgür­ lük ister. Türkiye Cumhuriyeti devletinin içinde bulunduğu gelişme aşamasında temel çıkarı ve ana tutumu ne? Kurtuluş Savaşı’m bir demokratik dev­ rim izlediğine göre. yıkılacaktır. (değil mi ki şimdi kapitalizme geçiş sürecini yaşıyoruz) devletin ana tutumu bir yandan sa­ nayileşmek bir yandan demokratikleşmek olacaktır. Jöntürkler’den bu tarafa Osmaniı devrimcilerinin ‘taleplerine' dikkat ettiniz mi? Sanırım en güzel biçimiy­ le Namık Kemal’in ve Fikret’in mısralarıyla özetlenmiş­ tir. Cumhuriyet sosyalistleri de. Cumhuriyet özgürlük ister. yıkılm ıştır. T ip ’in gö­ rüşü bu. Başka türlü söylersek. o da sonsuz bir hürriyet aşkından. iyi güzel ama. T ü r k m illetini kendi nefsini bile anla­ m aktan men eden setler im ha edilmiştir. Şimdi dikkat isterim.

Yâlnız. ülkenin ekonomisini duman edip gümrükleri kaldırarak sanayi diye elde ne kalmışsa Avrupa sana­ yi ürünleri karşısında dağılmasına yol açıyor. Demokrasi kendine göre bazı özgürlük­ ler getiriyor ama. elbette iyi şey. ekonomik düzeyde bu bağımsızlık ve serbestliğin üzerine oturaca­ 71 . bırakın toprak olarak uğrattığı ka­ yıpları. herkesin bil­ diği şey. özgürlük savaşımı vermişlerdir. istibdada karşı özgürlük istemek. bir de ba­ kıyorsunuz kaşla göz arasında mülkün yarısı gitmiş. bir ülkenin özgürlüğü. aynı şey: İlânı ile birlikte Trablusgarp ve Bosna el­ den çıkar da. bir de ne görüyoruz. Peki. Tanzimat.iktidarı sloganını akıl edememişler. > Kurtuluş Savaşı ve sonrasında Müdafaa-i Hukuk ru­ huna uygun olarak. Kemal Paşa ve arkadaşlarının. Amerika ile ikili anlaşma­ lara dönüşüyor. Osmanlı uyruklarına eşitlik getiriyor. kötü şey mi? Ne münasebet. günün birin­ de savaşı kazanıp ülkede iktidar oldular mı. yurt içinde ya da dışında “ hürriyet” için savaşanlar. Bu işi sağlama bağlamak. bizim özgürlük savaşlarının şöyle garip bir sonucu oluyor. petrol kanununa. ya­ bancı sermayesine karşı. yeniden yar» sömürge statü­ süne dönmüşüz. tam bağımsız bir ekonomiden. özgür­ lük getiriyor ama. Meşruti­ yet. kıssadan hisse. demokrasi döneminin getirdiği ‘hürriyet’le birlikte yabancı sermayeyi teşvik kanununa. sanayileşmeden yana tutumları. O gelen ‘hürriyet’le. O zaman. imparator­ luktan elimizde kalanı cömertçe dağıttığı. on yıl içinde. Kemal Paşa’nm kan ve ter pahasına ele geçirir gibi olduğu ‘milli iktisat* devri gümbürdemiş gitmiş. tam bağımsızlığı sadece demokratik düzeyde serbestlikler sağlamakla olmaz. ‘hürriyet’i getiren îttihât ve Terakki gık diyemez.

c h p diye­ ceksiniz. herkes aslan kesiliyor ama. 163’ü kaldırması bile olası. Mustafa Kemal’in ekonomik bağımsızlık. sıkı yönetimlerden söz etmeye. O halde. ikisini birden gerçekleştirmenin çarelerini arayıp bulmak gereklidir. sanayileşme. besbelli en­ düstrileşmeyle atılacaktır. aman ne iyi. birincisi tarihi determiniz­ min gereğidir de ondan. parti ya­ saklarından. yalnız iş demokratikleşmeye geldi mi. aklı başında çağdaş bir ülke başka türlüsünü ya­ pamaz. ya yarı sömür­ geliğe ki ikisi de aynı kapıya çıkar. sanayileşme diye tutturmuş. Ortalık­ ta Atatürkçülük dendi mi. buna karşı partilerimizin tavrı ne? a p . siz hiç Ecevit’in iktidarı dö­ neminde doğru dürüst bir sanayileşme çabası gördü­ nüz mü. İki sebepten böyledir bu. yaparsa ya uyduluğa tökezlenir. tam bağımsızlığım korumak is­ teyen. 72 . ne kadar iyi. iyi ama.ğı temelleri atmak lâzımdır. muhalefet döneminde sanayileşmenin üstüne kalın kalın bastığı bir konuşması kulağınıza çalındı mı? Durur durur köylünün kalkınmasından söz eder. iktidar olursa 141/142’yi. şu içinde yaşadığımız devleti kuranların bu so­ runu böyle koymuş olmalarından ileri geliyor. başlıyor komünizm öcü­ sünü ortalara salıp. direkt olarak. demokratikleşmeyi ve sanayileşmeyi aynı za­ manda. İkinci neden. ya öbür yanma. işin ya bir ya­ nına ağırlık veriyorlar. Köy­ lü nüfusu erozyona uğrayan bir ülke de bunun anlamı ne? Öbür partiler de bu iki partiye göre. güvenlik mahkemelerinden. bili­ yoruz. O temeller ise. oysa Türkiye Cumhuriyeti devletinin yakın ve uzak çıkarları için bu iki amacın ikisine birden önem vermek. uyumlu ve düzenli bir biçimde yapabilme soru­ nudur. Türkiye Cumhuriyeti devletinin ölüm kalım sorunu. köylü kalkınmazsa sanayileşme olmaz bile demeye getirir. Peki. onun ağzından demokratikleşme lâfı düşmü­ yor.

devletin kurucusu Mustafa Kemal Paşa’nın ilkelerine başvurmak: İlkelere göz atacağız. Böyle bir millet esir yaşamaktansa mahvolsun ev­ ladır. İsterseniz bir göz atalım da. Türk gençliği neden yabancı düşünürlere başvuruyormuş. (28 Şubat 1977) 3 ‘MİLLİ İSTİKLÂL BENCE HAYAT MESELESİDİR’ Şimdi bunlar. politikacı makûlesi ne dereceye ka­ dar onun dediklerine bağlı. oyunuzu ona göre vereceksiniz. sanayileşmenin. ekono­ mik bağımsızlığın bu devletin kuruluş amaçları arasın­ da ne kadar önemli bir yer tuttuğunu üstünkörü de ol­ sa bir görelim. son­ ra bakacaksınız. Türk gençliğine hitabesinde ‘Muhafaza ve müdafaa’ mecburiyetinden söz ettiği iki şeyden birisi (ve birincisi) Türk İstiklâli’dir. Binaenaleyh. onun bağımsızlığıdır (istiklâli). sorunları koymak­ ta en akıllıca yol. Oldu mu? Mustafa Kemal Paşa’mn Türkiye konusunda üzerin­ de en çok durduğu şey.bağımsızlık ve özgürlük konularında söylemiş oldukla­ rı kimsenin kafasını kurcalamıyor. Olur mu?. gereklerini yerine getirmiş. ne diyor: “ Türk’ün haysiyet ve izzetinefis ve kabiliyeti çok yüksek ve büyük­ tür. şu karşımıza geçmiş oy isteyenler.. düşündüm. kime oy verelim so­ rusuna cevap aranırken. Şöyle bir numaralan da var. 1919 Mayısı’nda. efen­ dim. Atatürk varken? Onun için. ya istiklâl ya ölüm!” 73 . ‘Ata­ türkçü’ geçiniyorlar öyle mi? Ağızlarından Atatürk’ün adı eksik olmuyor.

buyurun birkaçını okuyun: “ Ben. Mustafa Kemal Paşa’nm ‘istiklâl’den neyi anladığını da hatırlamalıyız. evet! Otuz yıldır. benim milletimi esir etmek isteyen herhangi bir milletm.” Dahası.Nutuk'ta. her hususta tam istiklâl. ‘Atatürkçü ge­ çine geçine bazı politika esnafının bizi nerelere sürükle­ diğini daha iyi'canlandırmak için. istiklâline unvanı ne olursa olsun hiç kimseyi müdahale ettirmeyiz! Milletin kendisi. kültürel vs. adli. iktisadi. muamelatına. tabii. bu arzusundan vazgeçinceye kadar. askeri. Bu saydıklarımın herhangi birinde istiklâlden mahrumiyet.” İyi mi? Hadi bir de. ‘istiklâl’ üzerine unutulmayacak sözler söy­ lenmiştir. is­ tiklâlden mahrum bir millet. ilginç söz­ leri: “ Milletimizin kurduğu yeni devletin mukadderatı­ na. tam serbestlik denilmektedir. yaşayabil­ mek için mutlaka müstakil bir milletin evladı kalmalı­ yım. ha­ tırlamalısınız: “Tam istiklâl denildiği zaman. Ancak. insanlığı teşkil eden milletlerden her biriyle medeniyet icabı olan dostluk ve siyaset münasebetlerini büyük bir hassasiyetle takdir ederim. medeni insanlık karşısın­ da uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye liya­ kat kazanamaz. uluslararası ilişkilerde bağımsız­ lık dendi mi ne derece titiz olduğuna şöyle bir göz ata­ lım: “ Millet ve memleketimin menfaatleri icab ettirirse. siya­ si.” Yaşa Paşam! 74 . mali.” Ya şu: “ Ne kadar zengin ve müreffeh olursa olsun. kurdu­ ğu devleti ve onun istiklâlini muhafaza ediyor ve ilelebet muhafaza edecektir. amansız düşmanıyım. millet ve mem­ leketin hakiki manasıyla bütün istiklâlinden mahrumi­ yeti demektir. Bu sebeple milli istiklâl bence hayat meselesidir. şu hâlâ ne kadar güncel görünen.” Anlamlı görünüyor.

Hele Mustafa Kemal’in. gerçek anlamda ele alınır. yabancı ül­ kelerle ilişkilerimizde istiklâlimizin tehlikeye düşmesi­ ne şiddede karşı çıkmakta. yozlaştırılmazsa. iktisadi vs. bölünmez bir bütün olan bağım­ sızlığımızı. hava kuv­ vetlerimizin donatılması için bizi yabancıların eline baktıranlar kimlerdir. tam bağımsızlığın bö­ lünmez bir bütün olduğuna inanmaktadır. bütün alanlarda yitirmek anla­ mını taşıdığını söylediğini okuyunca. bunun için de Türk milletinin yeni kurdu­ ğu devletin ‘mukadderatına. dehşetiniz öfkeye dönüşecektir: Ordumuzun. alanların herhangi birinde dahi tam bağımsızlığı yitirmenin. topraklarımızda yabancılara üs verdi? Hangisi iki­ li anlaşmalar yaparak. Hangisi “Atatürkçüyüm” diye bangır bangır bağıra­ rak. bu arada bağımsızlığımızın çok alanlarda güme gitmiş ol­ duğunu dehşetle göreceksiniz. böyle bir işe kalkışan yaban­ cı ülkeye ‘amansız’ düşman olmamızı öngörmektedir. askeri. istiklâline’ hiç kimseyi karıştırmayacağını açıklamaktadır. ayrıca. muamelatına. bağımsızlığını yi­ tiren bir ülkeye ancak uşak muamelesinin yakışacağını söylemekte. Tam bağımsızlıktan yanadır. parçalara bölüp zedeledi? Hangisi milli or­ dumuzu yabancıların iradesine bağlı kıldı? Hangisi ekonomimizi» yabancı ekonomilerin ve güçlerin arzu ve iradesine uygun bir gelişmeye sürükledi? Hangisi hâlâ bu ödünleri “ Atatürkçülük adına utanmadan savunu­ 75 . ne kadar zengin olursa olsun. ekonomimiz için şundan bundan borç para dilendirenler? Çok sahip çıkar göründükleri Atatürkçülük. hiç şaka kaldırmı­ yor. çoğunun Ata­ türkçü filân olmadıklarım hemen fark edeceksiniz ya. bir ‘Atatürkçü’ geçinen politika esnafının yaptıklarını düşününüz.Bir Mustafa Kemal Paşa’mn istiklâl (bağımsızlık) ko­ nusunda dediklerini okuyunuz. donanmamızın.

önemli bir nokta da.yor. Türk ve dün­ ya kamuoyu karşısında. bu partilerin ve yöneticilerinin demokrasiyle ilişkileridir: Demokrasiyi nasıl anlıyorlar. lâfı ikinci derece konulara. devlet teşkilâtımız. Araştırırken. bağımsızlığımızın şu yukardan beri sıraladığım anlamda savunucusu olduklarım açıklayamayanlara kulak asmayın! “ Atatürkçüyüm” filân da derler ya. Kemal Paşa bunların alayını bir pu­ la harcardı. hikâye. bir kurcalayalım: “ Bugünkü hükümetimiz. isterseniz. nasıl anlaşılması gere­ kirdi? Bunların çoğu “ Atatürkçü” ya. Artık hükümet ile millet arasında mazideki 76 . (19 Mayıs 1977) ‘C U M H U R İY E T. hangisini neye göre yeğleyece­ ğiz. oyunuzu vereceksiniz. FİKİR SERBESTLİĞİ TARAFTARIDIR’ Siyasal partiler arasında. devletin kurucusu için ‘Cum­ huriyetten bile önde gelen. demokrasi nedir. onun ismi Cumhuriyet’tir. “ bağımsızlık” ilkesini garga­ raya getirip. gerçek anlamda bir Kuva-yı Milliye ve Müdafaa-i Hu­ kuk Mustafa Kemalciliğine döneceğim söyleyebiliyor? Hangisi bu derece önemli. kendiliğinden yaptığı bir devlet teşkilâtı ve hükümettir ki. Ama size bir şey diyeyim mi. sürdüreceğini ilân ediyor? Hangisi son vereceğini. gündelik işlere çevirmeyi kurnazlık sayıyor? Bunlara bakıp. doğrudan doğruya milletin kendi kendine. yine dev­ letin kurucusu bu konuda ne demiş. elinizi vicdanınıza koyup.

bunu özgürlük içersinde “ ifade” eder. Samimi ve meşru olmak şartiyle her fikre hürmet ederiz. namusun ve insanlığın vücut ve beka bula­ bilmesi mutlaka o milletin hürriyet ve istiklâline sahip olmasıyla kaimdir. Kı­ sacası. kimseye vermez.ayrılık kalmamıştır. aynı heyecanla savunuyor. millet.” (1921) Ayrıca. Alınmış olan hâkimiyet hiçbir suretle terk ve iade edi­ lemez. ulusal egemenlik ve özgürlük değil mi. hâkimiyetini almıştır ve isyan ede­ rek almıştır. 27 Mayıs ve 12 Mart aslanlarının kulakları çınla­ sın). terk etmez (hâttâ tevdi et­ mez. ikisi­ ni de birlikte. Mustafa Kemal Paşa gelişmiş Batılı burjuva ülke­ 77 . kendile­ rinin milletten gayri olmadıklarını ve milletin efendi olduğunu tamamen anlamışlardır. millet hükümet­ tir. Milletlerin esirliği üzerine ku­ rulmuş müesseseler her tarafta yıkılmaya mahkûmdur­ lar. “ Hürriyet ve istiklâl benim karakterimdir. mahvolur. “ Cumhuriyet fikir serbestliği taraftandır. onun karşısında zincirler erir. haysiyetin. Cumhu­ riyet fikri (demokrasi) bağımsızlıktan (istiklâl) ayrılır bir fikir değildir. Artık hükümet ve hükümetin mensuplan.” (1924) Özgürlük fikrine gelince. bu da ayrı ay­ rı hepsi saygın olan fikirlerin serbestliğini gerektirir. Her kanaat bizce muhterem­ dir.” (1925) Cumhuriyetin (demokrasinin) iki temel direği nedir. bir de M ustafa Kemal Paşa’nın bu konudaki sözlerine uzanalım isterse­ niz: “ Millet hâkimiyetini almıştır ve isyan ederek almış­ tır.” (1923) Ne görülüyör? Devletin kurucusuna göre. taç ve tahtlar batar. hükümet millettir. Bence bir millette şerefin. M ustafa Kemal Paşa bu fikri hiçbir vakit bağımsızlık fikrinden ayırmıyor. kayıtsız şartsız millet egemenliğiyle öz­ gürlüğü içerir.” (1922) Ayrıca “ Milli hâkimiyet öyle bir nurdur ki. Tevdi edilemez.

ama Mustafa Kemal Paşa’mn kısa iktidarı boyunca (on yıl mı nedir). iyi ama. ister is­ temez. bu diktanın (ya da önceki askeri demokrasi döneminin) geçici özellikleri Türkiye Cumhuriyeti’nin temel ilkeleriymiş gibi savu­ nulmaya başlanmıştır. koyduğu ilkelere inancını da. Bunu yapanlar. uygulama azmi­ ni de göstermeye yeter. 1925 Eylülü’nde. orada kalmayı çıkarlarına uygun görenlerdir.” Çok şükür. 1946’dan bu yana çoğulcu demokrasiyi uygu­ lamaya uğraşıyoruz. iç ve dış müdahalelerle uğraşmayı gerektirmiş. bütün koşullarıyla mı? Egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur demek. İnönü diktasından başlayarak. sağlığında bunu tam olarak uyguladı mı? Hayır. tam olarak uygulayamadı. bu da sıkı/düzenli bir “askeri demokrasi” döneminin yaşan­ masına neden olmuştur. eğer Cumhuriyet’in ana ilkelerine karşı çıkmıyorsa mu­ 78 . Türkiye 1919’dan başlayarak sürekli bir devrim.lerinde uygulanmakta olan bir demokratik düzenden yanadır. Şimdi birisi çıkar der ki. gerçekte devrimin 1930 konağından 40 konağına zar zor geçip de. Oysa. dediği gibi: “ Şuur daima ileriye ve yeniliğe götürür dönüşsüz bir haslet olduğuna göre. ama nasıl. bunu şiddetle savunmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti halkı ileriye ve yeniHğe uzun adım­ larla yürümeye devam edecektir. “ askeri demokrasi” dönemini atlatalı yıl­ lar oldu. bunun başlangıç safhası. eğer sosyalist bir parti halkın çoğunluğunu kazanırsa su içinde iktidar olur demektir. hâlâ da Ata­ türkçülük budur diye yutturmaya uğraşıyorlar ama bo­ şuna. ama daha önce de söyleştiğimiz gibi. Türkiye’de uy­ durma bir Atatürkçülük icat edilmiş. ne zaman rahat­ laşa hemen çoğulcu demokrasiye geçiş deneylerine kal­ kışması. bir “ demokrasiye ge­ çiş” dönemi içindedir. ne demek­ tir düşündünüz mü hiç.

demokrasi dediğimiz ülkelerde de. ölçün biçin. Bu bizde Mustafa Kemalciliği diktacı bir İnönücülüğe çevirmiş siyaset esnafının büyük palavra­ sıdır ki. Devrimi ve devrimciliği. İHTİLALDEN DE VÂSİ BİR TAHAVVÜLDÜR’ Devrim dedin mi. M ustafa Kemal Paşa’nm düşüncesini aktarıyorum. buna göre kara­ rınızı verin! (20 M a yıs 1977) t 5 ‘TÜRK İNKILÂBI. fikir serbestliğinden de. yıllar yılı.hafazakâr bir parti. yabancı kokan mü­ dahaleleri tezgâhlamışlar? Her şey ortada: M arks’ı. “ aşırı sağ aşırı sol” palavrasını yemez. Cumhuriyet’in ve demok­ rasi. demokraside böyle bir şey yoktur. bunları yıkmayı amaçlayan karanlık ve hain şeyler. Şimdi bir bunları hatırlayacağız. halkın çoğunluğunu elde ederse bal gibi iktidar olur demektir. Türkiye’nin geleceğine ilişkin öne79 . ulu­ sal egemenliğin kayıtsız şartsız uygulanmasından da yok­ sun bırakmıştı^ zira ulusal egemenliğe kendi çıkarları­ nı koruyan “ kayıtlar ve şartlar” getirmişlerdir. çoklarının tüyleri diken diken oluyor. bir Kemal Paşa’nın açık sözlerini ve ülkülerini! Kim onun dediği doğrultu­ yu savunuyor? Kim dediklerini gerçekten uygulamış? Nerede sağlam bir demokrasinin ilkeleri? Kimler “ Ata­ türkçü” geçinerek faşizan diktaları. Engels’i. ağzından kazara devrimci sözü çıktı mı. Lenin’i sıralamıyorum. Türk halkını Kemal Paşa’mn ideal edindiği demokrasiden de. görüyorsu­ nuz.sayıyorlar. Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir ilkesi. an dışında.

yeni töre­ ler. iktisadi hayatta. atılımcı olmaktan çok. ondan daha vasi bir tahavvülü ifade etmektedir. devrimciliği umdukları ya da sandıkları gibi Maozedun’a ya da Che Guevera’ya bağlamayaca­ ğım. hem bilimlerin ona ulaşmak için verdiği araçlar ve yöntemler. “ Henüz kurtulmuş değiliz. bir başka münasebetle iliştiğim gibi. ihtilâlden de geniş bir değişiklik tasarlayan adam devrimci değildir de nedir? Kaldı ki.” Z a­ ten. ülke için de. Cum­ huriyetin ellinci yıllında rejimin "ayrılmaz parçaları sa­ yılan” siyasal partilerin çoğu devrimle de. ülkenin halkı için de. devrimcilik­ le de ilişkisini kesmiş idare-i maslahatçı. yeni yaşama biçimleri. “hakiki mür­ şit olan” bilimle ulaşılacaktır ne demek? Hem çağdaş uygarlık düzeyi sürekli değişiyor. amacı değiş­ kendir de ondan. oyalayıcı. onlara göre hareket etmeyi Musta­ fa Kemal söylememiş midir sanırsınız: “ Medeniyet yo­ lunda muvaffakiyet teceddüde vabestedir. kelimenin veh­ leten ima ettiği ihtilâl manasından başka. yeni yasalar getireceğini anlamak istemiyorlar. Mustafa Ke­ mal ihtilâlcidir.riieri değiştirici. neden. “ idare edici” .” Beğendiniz mi? Türk inkılâbı bir kere ihtilâl demekmiş ya. atılan adımlar bundan 80 . eylemcilikte maşallah hiç de onlardan geri kalma­ yan Mustafa Kemal Paşa’ya bağlayacağım. Yeni koşulların. ilim ve fen sahasında muvaffak ol­ mak için yegâne tekâmül ve terakki yolu budur. Oysa bize devrimci partiler lâzım! Yoo hayır. yenileyici. ayrıca ondan daha geniş bir değişikliği deyimliyormuş. amacı iktidar olan örgütler haline düşmüştür. Atatürk devrimciliği sürekli devrimciliktir. çağdaş uygarlık düzeyine. İçtimai hayat­ ta. bunu Türk devrimini anlatırken açıkça söyler: “Türk inkılâbı nedir? Bu inkılâp. tutu­ cu. Değişmeleri göz önünde tutmayı.

o devrimin getirdiği özgürlük fikri­ ni gerçekleştirmek. bir bizdeki “ devrimci” sözcüğünden ürken ödlek siyasal partileri. gelişmiş demokrasi toplumlarında çağdaş uygarlığın ilkesi yerine geçmiştir. O zaman. b) Çağ­ larla koşullar değiştikçe gelişmenin tek yolu yenileşmek olduğuna göre. yâni demokrasinin. Fakat o ta­ rihten beri beşeriyet ilerlemiştir. Bu­ nu elbet. söylemiştir de: “Fransa ihtilâli bütün cihana hürriyet fikrini yaymış­ tır. demokrasiyi kurmak istiyordu. Türkiye’nin koşullan içinde yapacaktı.. tutuculuğu “ Atatürkçülük” diye yutturmaya uğraşan türlü boy ve boyadan siyaset esnafına bakacağız. gözlerini Fransız devrimine dikmişti. Çağımızda demokrasinin özgürlükçülüğü inanılmaz bir genişliğe ulaşmış. değiştirilmesi. kurulacak demokrasinin de geliştirilme­ si. lâkin kendisine has özel­ likleri ile gelişmiştir!” Bütün bunlardan hemen iki sonuca varılmaz mı? a) M ustafa Kemal devrimciliği en azından Fransız devrimi türünden bir devrimi kesin sonuçlarına kadar geliştirmeyi gerektirir.” Kal­ dı ki " .. Ve bu fikrin halen kaynağı bulunmaktadır. fikrini gizlememiş. sürekli yenileşme ve ilerlemeden yana Mus­ tafa Kemal’e bakacağız. Daha önce işaret ettiğim gibi. gelişmesi ve yenileşmesi zaruridir. bir de yaptığı işi ‘ihtilâlden de geniş değişiklikler içeren’ bir eylem diye tanımlayan. bütün geniş­ liği ve açıklığıyla tamı tamına kurulması şarttır. sürek­ 81 . ayrıca sosyalist demokrasi kura­ mı. Hayata ve geçime hâkim olan hükümlerin za­ man ile değişmesi. çağdaş uygarlık düzeyine ulaştırılma­ sı gerekir.sonra atılması lâzım gelen adımların başlangıcıdır.” Mustafa Kemal ihtilâlini yaparken. göreceğiz ki karşımızda ülke­ yi yönetmek için bizden oy isteyenlerin çoğunu. Türk demokrasisi Fran­ sa ihtilâlinin açtığı yolu izlemiş.

bura­ da bazılarına şöyle ucundan iliştik.li devrimci M ustafa Kemal düşüncesi çoktan mahkûm etmiştir. nihayet devrimcilik! Seçim kampanyasında bu üç temel ilkeye şu satırları yazdığım âna kadar hakkı olan ilgiyi gösteren tek politikacıya. leğen örtüsü kabilinden ay­ rıntıları gözümüze sokuyor. acaba yanlış mı söy­ lemiş olurum? Buna karşı. silâhlı kuvvetlerin donatımı için zorunlu ambargo konusunu bile tartışmaktan yan çiziyorlar. istiklâl (bağımsız­ lık). bence devletin kuruluşundaki üç temel ilkeyle. etmektedir. Ülkemizde siyasal bir iktidar oluşturmak mı gereki­ yor. bu iktidara heveslenenlerin tutumu karşılaştırılmalı. tek siyasal partiye rastlamadım dersem. Varın ötesini düşünün! (21 Mayıs 1977) 82 . özgürlük ve demokrasi.

'Atatürk milliyetçiliği’ “ Ne mutlu Tü rk’üm diyene!” M u s ta f a Ke m a l 1933 .

adamın biri solcu mu. Bir kere ekonomisini güçlen­ direcek. onla­ rın türküsünü çığırırsanız ‘milliyetçi’ olabiliyorsunuz. ha 85 . nedenmiş o derseniz. İzninizle! 22 Aralık 1974’te. sosyalist mi. öyle mi? Nedir bu iyilik: En azından. öldüm Allah “ milliyet­ çi” olamaz. ancak onların kafasından olur. başka havadan çalıp olamazsınız.. ağır endüstrisini geliştirmiş olacak. herkesin birbirini olmadık suç­ lamalara boyayacağı şu sırada.1 MİLLİYETÇİLİĞİN M’Sİ Bir numara da bu.. kendine yetip de artar hale getirecek. kaim bir cahilliktir arkadaş! Hanidir konu üzerinde dururum. sağcılık. “ . Yeni Ulus’ta şunları söylüyorum. bağımsızlaştıracak. “ milliyetçiliğin” paten­ tini almış bunlar. Mustafa Kemal Paşa’nın dediği. bazılarına bakarsanız hapı yuttu. Türk dediğin ülkesinin iyiliğini ister. solculuk ve “mil­ liyetçilik” üzerine eğilen bir tanesini yeniden ele almak istiyorum. bu da. si­ lâhlı kuvvetlerini kendi olanaklarıyla donatmasını. çağdaşlaşmış bir Türkiye! Böyle biraz soyut oluyor ga­ liba. hele solcuysanız! Bu eğer milleti enayi yerine koymak değilse. hele somutlaştıralım. çe­ şitli yazılar yazmışımdır.

“Görebiliyor musunuz tabloyu: Yüz milyon nüfuslu. Türkiye gibi yüz milyonluk. bu ülkeyi gerçekleştirmek zorun­ dasınız. “ Ben diyorum ki. ülkesinin ve çı­ karlarının savunmasını başarabilmesini sağlayacak.. ordusu donanması kendi olanaklarıyla donatılmış. amacınız ister istemez budur. açıkça cevaplandırılmış değil mi? Amacım şu tablosunu verdiğim Türkiye ise. bu arada bağımsızlıkları çiğniyor.. Türkiye’nin coğrafyadaki ye­ 86 . ekonomisi kadar silâhlı kuvvetleri de kendi buyruğunda bir ülkenin. üs­ telik çevresinde kendi çapında başka Müslüman güç de yok. Eh bu arada nüfusu filân da artar elbet. amacınız bu olun­ ca da siz bir Türk milliyetçisisiniz. acaba daha önceden o bölgeye ve yollara egemen olmuş ve olmak­ ta olanların işine gelir mi. o Tür­ kiye’ye ulaşmak için sosyalist yolu önermem. aralarında pazarlıklarla bölgede savaşı ve barışı pişirip kotarıyorlar.deyince yaman ve zorlu bir güç olarak. hem Süveyş’e yâni petrol yoluna. pet­ rol bölgesine ve yollarına egemen olması. özgür­ lüklerin canına okuyorlar. milliyetçi­ likten iskat edilmeme nasıl yol açarmış.” Sorun açıkça konmuş. ağır endüstrisi ve bütün öteki endüstrileri tıkır tıkır işleyen. yüz milyonu bulur. hem Ortadoğu’ya yâni petrol bölgesine egemen bir yerde. bu ülke? Doğu Akdeniz’de stra­ tejik bakımdan. tarımı çağdaşlaştırılmış. yazının arkasını da gözden geçirmeliyiz: ". solcuy­ sanız sosyalist yoldan. yönetim sorunları toplumsal bir hakseverlikle çözümlenmiş koskoca bir ülke! “Nerede bulunuyor. gelmez mi? Gelmez arkadaş! “ Doğu Akdeniz’de bu çıkarların ardında olup den­ geyi sağlamaya çalışanlar Amerikalılar ve Ruslardır. güçlü. sağcıysanız liberal yoldan. hele bir anlat­ sınlar da anlayabilelim! Fakat.

sağcısı için de.” Bakın ben ne diyorum. biz toplumcu olarak varacağız. oy­ sa bir Kıbrıs çıkarması derhal gerekli yakınlaşma için bü­ yük olanaklar getirmiştir. iki elimiz yakalarındadır. ‘yaman milliyetçilik’ di­ ye yutturmaya çalışacaktır. ‘üstün vatanseverlik’ diye. ‘muhip’tirler. onu uygulaya­ cak duruma gelmesinden katiyyen hoşlanmaz bunlar. hele bölgede nüfuz alanı pe­ şinde koşanların ‘formüllerini’ bize kaktırmaya kalkış­ tılar mı. bu da bir kere ekonomik güç olan Türkiye için yeni pazar kapıları açar. kafanı duvar­ lara vursan kimseyi içtenliğine inandıramazsın. Bu önlemenin formüllerini sana 'büyük politika’ diye. İkincisi kültürel geçmiş yakınlıkları dolayısıyla Türklerin petrol pazarın­ da bir güç olarak kendilerini hissettirmelerini sağlar. Intelligence Service. aralarındaki fark yöntem far­ kıdır ancak. tıpkı ‘İngiliz M u­ hipleri’ gibi. Rusya’sı da. Hoşlanmazlar çünkü bölge Müslüman ülkeleri hemen onun çevresine yollar. bin yıllık politikasına uzanacak. İyisi mi? İyisi mi ne? “ Amerika’sı da. sonuç değişmez. asıl Türk milliyetçiliği. (8 Nisan 1977) 87 . Türkiye’nin güçlenmesi halin­ de neler olacağını buradan kestirmek olağandır. ‘muhip’. solcusu için de birdir ve yukarda söylediğimdir. sağcılık solculuk hikâye. Türklerle Arapları birbirine düşüre­ bilmek için yüzyıldır dünyanın altınını harcamıştır. So­ nucu başka düşündüler de... Anadolu’da hükümet kurmuş bütün dev­ letlerin.rinin gereği. el altından senin ülke­ ni hayalini kurduğun yere çıkarmanı önlemeye çalışa­ caktır. zira gerçek Türk milliyetçiliğinin yolunda değilsin. Bu palavralara inandığın gün milliyetçiyim diye göğsünü dövsen. sağcı libetal olarak oraya varacağım der. deriz. zira milliyetçi filân de­ ğildirler onlar.

oysa sorunu ele alıp doğru dürüst işlemiş olsalardı. hiçbir zaman yapmamışlardır. bu fırsattan yararlanıp. devletin kuruluş felsefesiyle. diyelim ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kökeninde ‘milli siyaset’ vardır. onun için ‘Atatürk milliyetçiliğini’ hatır­ lar gibi oldular... ama yapmazlar. böylece Müdafaa-i Hukuk öğretisinin ‘milli88 . ne yolda geliştiril­ melidir. daha ziyade. nasıl ta­ nımlanmış. ülke geliştikçe. nasıl ele alınmalı. yine de söyledikleri pek genel lâflar. ortaya ilk atan tarafından nasıl özetlenmiş­ tir. Düşündüm ki.2 ‘A TA TÜ R K M İL L İYE TÇ İLİĞ İ’ D İYO R LA R YA. böyle ikircikli anlarda kamuoyu kendiliğinden çözümlere ulaşabilirdi. memleke­ ti sanki ele geçirmek üzere olan komünizmle ilgiliydi. Mustafa Ke­ mal’in ‘milli siyaset’ anlayışı üzerinde eyleşmek yarar­ lı olabilir. üze­ rinde düşünülmüş değü. iyi-kötü sol­ cu geçinen bazı zevat ise ‘milliyetçiliğe’ karşı çıkmayı ile­ ricilik. iyi ama nedir bu ‘milli siyaset’. 1961 Anayasası düzenlenirken parlayıveren ‘milliyetçilik’ tar­ tışmaları bile. şu ara Kürtçülük davası yüzünden baş­ ları sıkıştı da. ya da M ü­ dafaa-i Hukuk öğretisiyle ilişkili değildi de.. Sözün özü. Başlan sıkıştığı zaman akıllarına geliyor. bu Müdafaa-i Hukuk öğretisinin kaçınıl­ maz sonucudur. arayın bakalım son kırk yılı. boşuna uğraşırsınız. günlük kaygıları ge­ çiştirmek için başvurulmuş bir formül olarak görünü­ yor. yönetim sorumlu­ luğunu yüklenmiş iktidarlarca bu doğrultuda en küçük bir çalışma yapılmış mıdır. bu yönde ciddi çalışmaların so­ nucu olmadığı belli. ‘so­ ğuk savaş’ esprisinden kurtulamamış olanlar ‘milliyet­ çiliği’ komünizme karşı olmak sanıyorlardı.

.. kastettiğim mana şudur: Ulusal şuurlarımız içinde. Söylev’de şöyle demiş: Bizim açık ve uygulama niteliği gördüğümüz öğreti (siyasi meslek) ‘milli siyaset’tir. anti-kolonyalisttir.. dolayısıyla anti-emperyalist. açıkça belirtir: “ . Gerçi bi­ ze milliyetçi derler.” Bu kadarla da yetinmez. Onların milliyetçiliklerinin bütün icaplarım tanırız. Bu itibarla insan mensup olduğu milletin varlığını ve mutluluğunu düşündüğü kadar..” Böyle derniş ya.” Dahası var.. sonradan biraz ırkçı Turancılardan.) ‘Milli siyaset’ dediğimiz zaman. ama biz öyle milliyetçileriz ki.yetçıliği’ ile. bunu da tartışmaya yer bırakmayacak bir açıklık­ la saptar: “ . Müdafaa-i Hu­ kuk ‘milliyetçiliği’ gerçekte bir mazlum milletler milli­ yetçiliğidir. Bizim milliyetçiliğimiz herhalde bencilce ve mağrurca bir milliyetçilik değildir... (. her şeyden ön­ ce kendi gücümüze dayanarak varlığımızı koruyup memleketin gerçek mutluluk ve imarına çalışm ak. Bütün dünya milletleri aşağı yukarı akraba olmuşlardır ve olmakla meşguldürler. Türkiye önemli ve büyük bir çaba harcı­ 89 . biraz da Amerikan ‘soğuk savaş’ propaganda edebiyatından müdevver ‘milliyetçiliğin’ bir ve aynı şeyler olmadığı mey­ dana çıkar. Söze Mustafa Kemal’in kendi sözleriyle başlamakta son derece yarar görüyorum. ‘ulusal siyaset’in ‘ırkçı’ niteliklerinin olmadığını şöyle belirlemiş: " . daha 1920’de. Müdafaa-i Hukuk milliyet­ çiliğinin ‘hümanist’ bir milliyetçilik olduğunu 1937’de­ ki bir konuşmasında. bütün dün­ ya milletlerinin huzur ve refahım düşünmeli. kendi mil­ letinin mutluluğuna ne kadar değer verirse.. bütün dün­ ya milletlerinin mutluluğuna hizmet etmeye elinden geldiği kadar çalışmalıdır. bizim­ le işbirliği yapan bütün milletlere hürmet ve riayet ede­ riz.

(.) Milli mücadelede şahsi hırs değil. milleti Meclis’in temsil ettiği­ ne inanmış.yor.” 1923’te dedikleri şunlar: " .” (1922) Nihayet. ünlü özdeyişinde ‘Ne mutlu Türk olana’ değil de. Kurtuluş Savaşı’nın gerçekleşme­ sini koyuşunda da. açıkça belirir. Burada maksut olan ve yüksek mec­ lisimizi oluşturan kişiler yalnız Türk değildir. Meclis’in niteliğini de daha 1920’de şöyle tanımlamıştır: “ . Esa­ sen.” Kaldı ki. fakat hepsinden oluşmuş Müslüman öğelerdir.” (1933) Bilmem tereddüde mahal var mıdır? Politikacıların ‘Atatürk milliyetçiliği’ dedikleri milliyetçilik.. Milletin evlatlarıdır. bü­ tün ‘Şark’ın davasıdır ve bunu nihayete getirinceye ka­ dar Türkiye. hukukunu. gerçekte insancı olan. 1925’te şunları diyor: MüH mücadeleyi yapan doğrudan doğruya milletin kendisidir. dil. Çünkü savunduğu bütün ‘mazlum milletlerin’. şeref ve şanını kurtarmak için 90 .. Mustafa Kemal’in ‘milliyetçilik’ anlayışı. yalnız Çerkez değildir. yalnız Kürt değildir. Doğu milletlerinin beraber yürüyeceğinden emindir.. hayatım... insancılığı temel alan. ‘Ne mutlu Türküm diyene’ demiş olması. Hadi konuyu biraz daha açalım.. milli izzeti-nefs gerçek itici güç olmuş­ tur. Şu halde. içtenlik­ li bir toplamdır. bu yüzden de bütün ırk. basbayağı geleceğe dönük bir inancın işaretlerini taşıyan şu sözleri: “ Müstemleke­ cilik ve emperyalizm yeryüzünden yok olacak ve yer­ lerine milletler arasında hiçbir renk ve ırk farkı gözet­ meyen yeni bir âhenk ve işbirliği çağı egemen olacaktır. bu yüksek heyetin temsil et­ tiği. bu düşünce­ nin veciz bir ifadesi sayılmalıdır. yalnız Lâz değildir. aziz milletim­ de gördüğüm kabiliyet ve ihtiyacı ifade eden başka bir şey yapmadım. Ben milletimin efkâr ve hissiyatına yalandan vakıf olmaktan. din farklarını reddeden bir milliyetçiliktir.

1923’teki konuşmasında onu da pek güzel anlatır: “ .azmettiğimiz emeller.” N e demek mi istiyor.” Demek ki neymiş. Üç buçuk senedir tamamen ‘millet’ olarak yaşı­ yoruz. Yalnız onun mu? Gittikçe yozlaşan Osmanlı’mn.. Bizi istedikleri gibi idare ediyorlardı. bir yerini düşü­ rüp şöyle der: " . Hanımlar beyler. biz henüz şimdi­ ye kadar. Cihan bizi temsil edenlere göre tanı­ yordu. itiraf edelim ki. çeşitli İslâm öğelerinden oluşmuş bir kütleye aittir. Türkiye toplumunu ümmet aşamasından millet aşamasına yükselttiğinin adam akıl­ lı bilincindedir. yalnız bir İslâm unsuruna ait değil­ dir. 1923’te yaptığı önem­ li bir konuşm asında. Sırf şâhâne bir armağan olarak ecnebilere bağış­ lanmış olan ve özel bir lütuf diye ülke dahilindeki Müs­ lüman olmayan azınlıklara verilmiş olan her şey kaza91 . şunu: “ . nasıl bir yabancı egemenliği altına düş­ me süreci içerisinde tamamlamakta olduğunu da gör­ müştür. bilimsel ve olumlu anlamıyla ‘milli’ bir devir yaşamadık. Onun için de ‘milli’ bir tarihe sahip olamadık. ekonomik gelişmemize neden ge­ rekli ilgiyi göstermediğimizi açıklarken.. yaptığı de­ mokratik devrimin gerçekte. M ustafa Kemal. ‘üm­ met’ aşamasını. . İtirafa mecburuz ki... .” Daha nasıl anlatsın? (25 Nisan 1979) '3 ‘ULUSAL EGEMENLİK’ VE ‘TAM BAĞIMSIZLIK’ Bir şeyin adamakıllı farkındadır. biz üç buçuk sene evveline ka­ dar ‘cemaat’ halinde yaşıyorduk. Nasıl mı. gerçek.

Öyle ya. Ve bir devlet ki. Devletin ve mil­ letin hayatına yapılan müdahaleler yalnız bu kadar de­ 92 . çalışmaktan geri durmadılar. emperya­ lizmin Osmanlı mülkünü nasıl çökertip teslim aldığını ne güzel anlatır: " . resimlerini. Güm­ rük işlemlerini. ekseriya ko­ laylıkla sağlanmıştır. Böyle yönetilen ve egemenlikten vazgeçen bir milletin akıbeti elbette felakettir.mlmış hak sayıldı.. haklar alıyorlardı. Yabancılar bir taraftan içerdeki azınlıktan kışkırtıyorlardı. diyor ki: “ . korumayı becerdikleri için örgütlerine da­ yanarak.. Bunu 1927’de yapmış. Bu. memleketin gereksinmeleri­ ne göre düzenlemekten uzaktır. vatan için.. Fakat yabancılar yalnız bu haklan korumakla yetinmediler. mil­ let için en büyük tehlike. devletin ve asli unsu­ runun ortadan kaldırılmasıyla siyasal bir varlığa kavuş­ mak için.. diğer taraf­ tan da kendileri müdahale ediyorlar ve her müdahale­ de yine devlet ve milletin aleyhine olmak üzere. (. dış güçlerin sürekli olarak özendirmesine. Elbette musibettir. sultanların ve halifelerin düş­ manlar tarafından satın ahnmalandır. yaban­ cılar üzerinde yargılama hakkım uygulayamaz.” Ve bir yer gelir. bir devlet ki ken­ di uyruklarına saldığı vergiyi yabancılara satamaz. yeni ye­ ni birtakım ayrıcalıklar. kişisel saltanatla yönetilen ülke­ leri nasıl bir tehlikenin beklediğini saptamasıdır. Dahilde­ ki azınlıklar. gerçekte ve fiilen bağımsızlıktan yok­ sun bir duruma getirilmişti.. Belki her gün onlan biraz da­ ha çoğaltmak için çareler aradılar ve buldular. 1923’teki konuşmasında. kış­ kırtmasına ve yardımına sığınıp. sultanlarla halifelerle yö­ netilmiş ve yönetilmekte olan ülkelerde.) Osmanlı Devleti. Böyle bir devlete elbette bağımsız denilemez. Pek güzel bilirsiniz İd.” Fakat daha ilginci..

kendi söz­ lerinden bu milliyetçiliği nasıl emperyalizme karşı ve in­ sancı bir içerikle tanımladığım okuyunca. Kemal Paşa. sözgelişi demiryolu yapmak için. Bu bakımdan.ğildi. ya ırksal. Doğrudan doğruya milletin hayati gereksinmelerinden olan. kesinlikle emperyalizme ve emperyaliz­ min yurtiçindeki işbirlikçilerine karşı. onu izleyen yıllarda da. ya da ‘soğuk sa­ vaşçı’ bir çerçeve içine sokmaya çalışanların.” ‘Atatürk milliyetçiliği’ni. O halde kesinlik­ le diyebiliriz ki. iki şeyi saptadım. İkincisi. acaba ne di­ yecekler? Şunları yazmak için Kemal Paşa’nın çeşitli dönemler­ de söylediklerini (kim bilir kaçıncı defa) yeniden gözden geçirirken. Birisi şu: Onun için milli­ yetçilik ilkesi. Mutlaka müdahale vardı. Şu halde ha­ yatım sağlamaktan yasaklanmış bir devlet bağımsız ola­ bilir mi? Arz ettiğim gibi gerçekte devlet istiklâlini çok­ tan kaybetmişti ve Osmanlı ülkesi ecnebilerin bir sö­ mürgesinden başka bir şey değildi ve Osmanlı halkı için­ deki Türk milleti de tamamiyle tutsak bir duruma geti­ rilmişti. iki ana fikir çerçevesinde dönmüştür: Hâkimiyet-i Milliye (ulusal egemenlik) ve İstiklâl -i Tam (tam bağımsızlık). bu mil­ liyetçiliğin eylem düzeyinde somutlaşması yurt halkın­ dan “ Türküm” diyen herkesin ulusal egemenliği ve tam bağımsızlığı gerçekleştirmek amacıyla birleşmesini içeri­ yor. daha fazlaydı. bugün onun milliyet­ çiliğini savunur görünenlerin içtenliklerine bizi inandı93 . Kurtuluş Savaşı yıllarında da. her şey yapmak için devlet serbest değildi. milletin kendi ege­ menliğine ve kendi yönetimine sahip bulunmamasından ve bu irade ve egemenliğin şunun bunun tarafından kullamlagelmiş olmasından doğuyordu. Bu sonuç. biz milli bir devir yaşamıyorduk ve mil­ li bir tarihe sahip değildik. arz ettiğim gibi. fabrika yapmak için.

” Ya her okuyuşumda ürperdiğim şu söz­ ler: “ Mület egemenliğini almıştır ve isyan ederek almış­ tır. hiçbir neden ve biçimde terk edi­ lemez. belki taşıdığı zorlukların tam farkın­ da olmaksızın. geri verilemez. Çünkü ne demiş: “ . ora­ da Anadolu’dan gitme hayli Ermeni de vardır. Bırakılamaz. Bunu yalnız Yahudiler yapmaz. oysa dinleri Hı­ 94 . bugün yalnız bir nokta çevresinde top­ lanmış ve sonuna kadar kanım akıtmaya karar vermiş­ tir. Bu egemenliği tek­ rar geri alabilmek için. Yahudi miyim. davranışıyla tam bir Fransız. kısacası Fransızlaşmalar. önce Franstzım diyor. o ülkenin uyruğu­ na geçmişler. Şimdi ona sorsam ne diyecek. Âlim. kültürüy­ le..” (26 Nisan 1979) 4 ‘M İL L İY E TÇ İL İK ’ BİR ‘ İR K ’ S O R U N U D EĞ İL. sonra ilâve ediyor. ‘Ulusal Egemenlik’ ilkesinin işleyi­ şini kusursuz sürdürmeleri ile mümkün olacaktır. torunları elbet o ülkede doğmuş. almak için kullanılmış olan araç­ ları kullanmak gerekir.rabilmeleri. istisnasız bütün milletin bireyleri. çocukla­ rı. yoksa Fransız mı? Denediğim için biliyorum. Alınmış egemenlik.. her şeyden önce. eğer kendisi söylemeseydi. Musevi asıllıyım. B İ R ‘Y U R T ’ S O R U N U D U R Siz hiç Fransız Yahudisi gördünüz mü? Ben gördüm. cahil. O nokta. yeniden üikemizde ‘ayrıca­ lıklar’ arayan yabancılara ‘karşı’ tam ‘bağımsızlığı’ ger­ çekten savunmaları. Allah bilir sittin sene Yahu­ di olduğunu anlayamazdım: Konuşmasıyla. tam bağımsızlığımızın sağlanması ve sür­ dürülmesidir.

Fransa için dövüşmüş. Daha ilginci. boyumuzun ölçüsünü almıştık: Fransızım diyor. onun da sorunuza vereceği cevap öbürlerinden farklı mı olacaktır sanırsınız? Paris Polis Müdüriyeti’nde ikamet izni alabilmem için bana ‘torpil yapan’ Baba Sanguinetri Korsikalıydı ama. Ermenice konuşuyor. göreneği kendine göre. dahası Gregoryen. kimisinin dini başkadır. yaralanmış. Mari-France Normand’dır (sahi. tutsak düş­ müştü. Fransızcasını zor an­ lardım. Fransa toprağında yaşayan. ana dili bal gibi İtalyanca olduğu halde. üstüne varırsanız Fransızım derdi. çağdaş uluslarda bizdeki birtakım salakların tartıştık­ ları ‘halklar’ sorununun hangi düzeyde çözüldüğünü pek güzel göstermektedir. Peki bunlar ne. Bröton asıl­ lıyım. Evet. kimisinin dili farklı. kendilerine özgü kültürleriyle belirli azınlıkları oluşturan kümelerin davranışları. Orada da İskoçlar. o toprağın halkından olup. ya da İrlanda asıllıyım. Korsikalılar. ama İskoç asıllıyım. Ermeni mi Fransız mı? Daha 1950’de. dili başka. Sorduğunuz zaman hepsi Britanyalıyım der. Fransa’da. Basklar. İnsan gruplarını ırksal köken­ lerine göre ayırmaz da. hayli ‘etnik grup’ vardır: Brötonlar. ama değişik dilleri. sık sık yazarım. Gerçekte bu saptama. Ermeni asıllıyım. kendi arala­ rında hâttâ okuyup yazıyorlar. Üç aşağı beş yukarı hepsiyle temasım olmuştur. kültür birikimlerine göre bir­ 95 . onları unuttuk). Alzaslılar vb. dışardan gel­ me olmayıp. ekonomik ortaklıklarına. İrlandalılar vardır.ristiyan ama mezhepleri Ortodoks. Galler. Heybeliada’dan Paris’e düşmüş Ermeni dostum Barkef Şemikyaıı’a sormuş. tarihsel yazgı beraberliklerine. ilâve ediyorlar. ana dilleri de farklı. Benzeri sözleri size İngiltere’de yaşamış bir Türk de tekrarlayabilir. kül­ türü farklı. Hotel le Tango’nun yöneticisi Bröton’du.

Rum’u. kalabalığın büyük kısmını gözü yaşlı Türk Ermenileri ve Rumları oluştu­ ruyorlardı. onun için ‘Bu­ radaki öğeler yalnız Türk değildir. Amerika’ya dağılmış Musevi ya da Ermenilerin kendi soydaşlan arasındaki adları Türk’tür. Acaba bilir misiniz. ben bunu gözümle gördüm. o ulusun çocuğudur. içlenir. böyle hissetti mi. bun­ da da esas. (toprağı bol olsun) da­ ha ilk sözünde bana kahveyi orta mı şekerli mi içeceği­ mi sorduğuna göre. kimisi Bursa-’dan. ama şu ya da bu asıldandır. Anadolu’dan şu ya da bu neden­ le Avrupa’ya. çağdaş ulus anlayışı ortaya çıkar. yurttaşın kendini içinde yaşadığı ulusun his­ setmesidir. Paris’te İstanbul’dan gitme Madam Victoire’i bana tanıtan. Lâz değildir’ diyor. Mustafa Kemal Meclis’teki milletvekillerine seslenirken. Salonunda Boğaz resimleri. kökeninden ko­ pararak. söz Anado­ lu’dan. Maison de la Pensee Française’deki bir Türkiye belgeselinin gösterisinde. gözleri ağlamaklı olur. Türklüğü kişinin benimsemesine bıraka­ caktır. En azılı Türk düşmanı Ermeni komitecisi bile. M adam Victoire da. gramofonunda De­ niz Kızı Eftalya’nın plakları olan bir Türk. ‘Türk’tür’ diye tanıtmıştı. fark etmez. Hiç unutmam. oradaki yaşantısından açıldı mı.likte düşünürsen. benim Türk ol­ duğumu öğrenir öğrenmez de kimisi Yozgat’tan haber sordu. Osmanlı’yı dağıtmak için Ermeni’yi. Ya­ hudi’yi doğduğu toprağa düşman edip. milliyetçiliği soğuk savaş miliiyet96 . Fransız Musevisi dostum. Emperya­ lizm. sofrasında tahin helvası. bin beter kötü bir talihe mahkûm etmiştir. onun için yıllar sonra Türk milliyetçiliğini tanımlarken ‘Ne mutlu Türk’üm diye­ ne’ diyecektir. Bes­ belli yüzyıllarca Türk kaderini paylaştıkları için. Türk yönetimleri. Kürt değildir. elbette Türk’tü. Çerkez değildir. bitti.

İstiklâl Savaşı’nda Intelligence Service’ten Mim Mim Grubu’na gizlice ha­ ber aktaranlardan birisi Ermeni Pandikyan Efendi de­ ğil miydi? (Toprağı bol olsun. Sultan Orhan’ın annesi Ermeni değil miydi? Bütün Osmanlı padişahla­ rı bölgedeki çeşitli halklardan çeşitli kadınlara anne demediler mi? Bunda şaşıracak ya da üzülecek ne var? Türk olmak. Şimdi Kürtçülük taslayanlar acaba o zaman dedelerinin ya da babalarının neden Kemal Paşa’ya ha­ yır demediklerini hiç düşünmüşler midir? Türkiye. hepsi hepimizindir. Ermeni olmak. Asurlulardan kalma olanlarına da. Rum olmak da ırksal bir ayrıcalık değildir. düpedüz faşistliktir. he­ pimizin de bildiği gibi Doğu Anadolu’daki Kürt beyle­ ri olmuştur. üs­ tünde uygarlıkların ve devletlerin doğup öldüğü eski bir topraktır. bir yurt sorunudur. Kuva-yı Milliye’yi örgütlerken.) Mustafa Kemal Paşa. böyle koymaksa. Mecusi de bulur. elbette her uygarlıktan. göreneklerimizden oyunlarımıza değgin ne çok şeyimizde ne kadar çok halkın katkısı var.çiliği diye almca ya da soruna ırksal bir açıdan yakla­ şınca en büyük yanlışı yapmışlardır. düpedüz faşistliktir. Anlaştık mı? (27 Nisan 1979) 97 . mutfağımız­ dan müziğimize. ilk başvurduğu kişiler. Ama bunun tersi de doğru: Kürt olmak. kurcalayan Urartu’dan kalma insanla­ ra da rastlar. Yezidi de bulur. cam isteyen bu toprakta Süryani de bulur. Erme­ ni Krallığı döneminin insanlarına da. ırksal bir ayrıcalık değildir. Bunu böy­ le almak ve koymak. Milliyetçilik bir ırk sorunu değildir. her devletten bir sü­ rü zenginlik taşıyor. Türk olma­ yı böyle almak.

Yüzyılla rd ıru lu su m uzu yöneten hükümetler.. Ancak bu isteklerine ulaşm ak için Doğu’yu ve Batı’yı taklitten kurtulamadıklarından. kültürü yaygınlaştırm ak istediğini gösteregelmişlerdir.” Mu s ta f a Ke m a l 1 Mart 1922 .. iktidarın yapısal dönüşümü ise.. sonuç. “. ulusun cahillikten kurtulamaması olmuştur.Devrim..

en çok da ülkemizin ‘ilerici’ sayılan aydın­ ları arasında yaygınlaştırılmış bazı Batı taraflısı önyar­ gıların üzerine gittim. Varlık dergisinde bir yazı yazmıştım. fırsat bulduk­ ça yazdım. hem ulusallık konusu­ nun ne derece önem kazandığını belirtmeye kanıt sayı101 . S a ğ d a solda.. Bakıyorsun dergin in biri ‘ulusal demokratik kültür politikası’ konusunda seim ner düzenlemiş. yaşanabilen somut bir gerçek halinde algılayışım beni fena halde çarpmıştı. o gü­ ne kadar sadece kitapta okuyup filmde seyrettiğim ‘Batı’yı.. Nasıl sevinmem? Ulusal kültür bileşimi üzerine ilk defa 1960’ta mı 1961’de mi ne.1 ULUSAL KÜLTÜR TARTIŞMASI Duyup gördükçe nasıl seviniyorum bilemezsiniz. Sorunu düşünmeye başlayışım daha eski. Bakıyorsun bir kültür merkezi ulusal kültür konusunu haftalarca tartışmaya açmış. Hangi Batı bu ya­ zıların bazılarının derlenmesiyle oluşmuştur. O kitabın gördüğü büyük ilgi Türk aydınları arasın­ da hem Batılılaşmak konusunun.. Sonra sonra. Paris’e ilk adım attığım 1949 yılına uzanıyor. Özel top­ lantılardaki söyleşilen çekişmeler açıklama çabaları ayrı. ulusallık kavramı tartışılıyor. Bildiğiniz gibi.

. Sorunu düşünmeye başlayışım daha eski. Bildiğiniz gibi. yaşanabilen somut bir gerçek halinde algılayışım beni fena halde çarpmıştı. Nasıl sevinmem? Ulusal kültür bileşimi üzerine ilk defa 1960’ta mı 1961’de mi ne. hem ulusallık konusu­ nun ne derece önem kazandığını belirtmeye kanıt sayı101 . ulusallık kavramı tartışılıyor.. Hangi Batı bu ya­ zıların bazılarının derlenmesiyle oluşmuştur. en çok da ülkemizin ‘ilerici’ sayılan aydın­ ları arasında yaygınlaştırılmış bazı Batı taraflısı önyar­ gıların üzerine gittim.1 ULUSAL KÜLTÜR TARTIŞMASI Duyup gördükçe nasıl seviniyorum bilemezsiniz. Varlık dergisinde bir yazı yazmıştım. Paris’e ilk adım attığım 1949 yılına uzanıyor. fırsat bulduk­ ça yazdım. Bakıyorsun derginin biri ‘ulusal demokratik kültür politikası’ konusunda semi­ ner düzenlemiş.. Özel top­ lantılardaki söyleşilen çekişmeler açıklama çabaları ayrı. o gü­ ne kadar sadece kitapta okuyup filmde seyrettiğim ‘Batı’yı. Bakıyorsun bir kültür merkezi ulusal kültür konusunu haftalarca tartışmaya açmış. Sonra sonra. Sağda solda. O kitabın gördüğü büyük ilgi Türk aydınları arasın­ da hem Batılılaşmak konusunun.

onlardan başlayalım. olmuş bitmiş. bunlar­ dan birisi geleneksel kültür birikimini tek başına.. değişmez ve terk edilemez aşama­ lar söz konusu olamaz. kültürde ulusallığın hâlâ şuna ya da buna kar­ şı olmak diye konması. kendi kendine yeter. İkisi de.labilirdi ya. bir kerede olmuş bitmiş. onlara. bir kere yöntem olarak yan­ lış.. terk edilemez ulusallık diye alıp dışardan (Ba­ tıdan) gelecek her şeye karşı onu savunmak biçimidir. bu arada ulusal kültürün diyalek­ tik değil. doğru dürüst lâflar ederken. paldır küldür saçmalamaya başlıyoruz. bazı siyasal saplantılarımızın. ulusallık konusunu tartışırken de. daha da sevindirici. kültürde de. aklımın erdiğince ucundan kıyısından bunlara ilişeceğim. ondan. dogmatik ya da metafizik diyebileceğimiz bir 102 . kültürün. tartışma ve açık oturumlar tam da ‘ilerici’ aydınların işin içine adamakıllı girdiğini gösterdiğinden benim için daha önemli. her şeyde olduğu gibi ulusallıkta da. antitezler ve sentezler vardır. bu saçmalıkların yaygınlaşmasını önlemek için bazı arınmalara. yanılgı­ ların üzerine yaslandığı geleneksel diyebileceğimiz ha­ reket noktaları yanlış ilkeler var. sürekli olarak değişen koşulla­ rın getirdiği tezler. özellikle Arap ve Acem’den) gelen her şeye karşı sa­ vunmak biçimidir. İkincisi. Türk kültür çevresinde ulusallık iki biçimde ele alınır durur. ya da ideolojik önyar­ gılarımızın etkisinden kurtulamıyoruz. Öyleyse şimdi neyin üzerinde duracağım? Her şeyi­ mizde olduğumuz gibi. ondan. terk edilemez ulusallık diye alıp dışardan (doğu­ dan. Hadi isterseniz. Bir de. arındırmalara gerek var. İkincisiyse yurtta sadece halkın yarattığını (folklor) ulu­ sun malı kültür sayıp onu olmuş bitmiş. Ayrıca. arzulanan kişiliğin bir türlü el­ de edilemediğinin kanıtıdır da. son zamanlarda çoğalan seminer.

üretim ilişkilerinin değişmesi sonucunda burjuva toplumu çıkmış gelmiş. feodal toplumun içinden bakıyorsun. ikili bir karşıtlık ilişkisi içindedir. bilimsel anlamda toplumların burjuva egemenliğine ulaştıkları yer oluyor. bu arada kültürü de değiştirip kendine uyduruyor. klâsik mutfak herkesin mutfağı sayılıyor. eski aris­ tokrasinin kültür değerleri de demokratikleştirilip top­ lumun yaygın kültür değerleri arasına giriyorlar: Klâsik müzik herkesin müziği. gelmesiyle. b/ Kendinden sonraki prole­ ter kültürle. a/ Ken­ dinden önceki feodal kültürle. Her şeyin olduğu gi­ bi. kültürün de karşıtların zıtlığı ve birliği yasasına uy­ gun geliştiği düşüncesini bir yana bırakıp. en az ümmet kültürünü ulusal kül­ tür diye hâlâ günümüzün geçerli kültürü saymak kadar yanlış ve dogmatik bir tutum olduğu muhakkak! Ulusal kültür demek. Toplumbilimsel ulus aşaması. ulusal sınır içinde­ ki açık bir pazara (sonraları sömürgelere de) üretim ya­ pıyorsa. Ekonomi nasıl artık kapalı değil de. onun aleyhine bir karşıt­ lık ilişkisi içinde bulunur. Ama her tez antitezini beraberinde taşır. yöneticiler öteki vatandaşlar karşısın­ da yasal yönden eşit vatandaşlar oluyorlarsa. toplumların toplumbilimsel ola­ rak ‘ulus’ aşamasında ulaştıkları kültür bileşimi demek. hem de nerede. kendinden önceki her şeyi demokratikleş­ tirmesiyle ünlü. Bu anlamda ulusal kültür. üretim güçlerinin geliş­ mesi. klâsik edebiyat herkesin edebi­ yatı. bir ulus ünitesi içinde! Böyle bir tutumun ileri­ cilik filân olmayıp. Burjuva demok­ ratik devrimi.I düzeyde ele alınması. üstyapısal kurumları da. tek başına ‘sı­ nıfsal’ bir proleter kültüründen söz edebiliyorlar. kendi aleyhine bir karşıtlık ilişkisi içinde bu­ 103 . kültür de böyle ulusallaşıyor. kendince ilerici geçinenlerde de önemli yanılgılara yol açabiliyor. Nasıl padişah ya da kral artık ‘tanrısal’ olmaktan çıkıp.

‘komprador’ ilerici. sömürüye direnecek olan genellikle halktır. Aydının ‘kompradorlaştırılması’ başka işe yarıyor: Sömürülen ülkede. tıpkı onun gibi komprador bir kül­ tür de oiuşur. geçmiş kültür mirasımızı ‘komp­ rador’ ilericilere karşı savunmaktayım. nasıl komprador bir ekonomi. emperyalizmin etkisine girmiş toplumlarda. kendi başına ayağa kalkamayacağı top­ lumsal olarak kanıtlanmış: Ancak aydınlarla güçbirliği yaparsa. sömürücü komprador burjuvazi olunca. (bir sanayi aşaması. emperyalizm kendi kültürünü o ül­ kenin aydınlarına benimsetti mi. Sistem ne derse onu yapar.lunur. ne kadar sömürüîürse sömürülsün. demokratik devrim hareketlerine kalkışabi­ liyor. Bu toplumsal yığının. tek tek ne birisi ne ötekisidir. tamam. Bunu önlemenin çaresi ise. Şimdi geldi sıra bizim kültürümüze! (16 Nisan 1978) 2 İKİ T U T U M D A YA N LIŞ ! Handiyse yirmi yıldır. Al bakalım bir lâf daha. nasıl komprador bir burjuvazi oluşursa. Daha önce değinmiştik sanıyorum. çıkar­ larıyla sisteme bağlıdır. giderek bağlandığı üikeninkiyle özdeş­ leşir. ya­ şama biçimi de. Ulusal kültür bu karşıtlıkların bütünüdür. kolay kolay düşünülemeyeceğine göre) köylülüktür. halkla aydın­ 104 . Komprador burjuvazisi. aydınları iğdiş etmek­ tir: Sızdığı ülkede. ne demek! Anlatayım: Türk toplumu gibi. (Han­ gi Sağ) Bu kültürün oluşması emperyalist sistemin istek­ leri ve planlan içindedir.

ama ümmet kültürü sistemi içinde tutarlı. ya folklorla karşılaşıyor. eşdeğerli karşıtlar halinde çatı­ şacaklar.ların arası açılır. Hiç olabilse. her ikisi de ümmet kültürünün öğeleri bunlar. ulusal burjuvazinin doğuşu ama. kül­ türel düzeyde başka bir kültürün (Batılı emperyalist kül­ türün) adamı. toprak düzenini bozan aslın­ da emperyalizmin yurda girişi: Ticaret düzenini. buna folklorla. aydınlar. Jöntürkler’den bu yana. yâni Hıristiyan ya da Musevi bir dinsel feodal kültür olsa. Bunun ilacı elbet­ te. Olmuyor da. Daha da iyisi. ülke ulusal bir üre­ tim süreci yaşayamıyor ki. tehlikeli önderlik önlenmiş olur. fakat bu de­ fa durum farklı. yurtiçinde karşısında eşdeğerli rakip bulamıyor. üretim düzenini bozan hep o. sorun yok. eğer dışardan gelen yabancı kültür aynı nitelikte bir kül­ tür olsa. böylece sömürü düzeni bütünleşir. batılı kültür de egemen olamamış. halkıyla çelişkili. bunun adma ilericilik adı verilir. ya feodal dinsel kültürle. Türk aydınının ilericisi. kendi aralarında çelişik. doğulu kültür hiç de tutsak düşmemiş bundan. burjuva kültü­ rüne karşıt. bu anlamda yurttaki çoğu Hıristiyan ya da Musevi olan azınlıklardan seçilmiş komprador bur­ juvazisiyle uyumlu. Üç yüz yıldır Batı Türkleri’nin yaşadıkları dram iş­ te budur. dışardan yabancı ulusların sömürü örgütü halinde gelen emperyalist kültür. güm­ rük düzenini. o olunca ne görüyoruz. üç yüz yıldır bütün kültür kalelerimizi birer birer ‘Batılı’ emperyalist kültüre teslim eder miy­ 105 . komprador burjuvazisiyle aynı yaşa­ ma biçimini paylaştıklarından. ya da dinsel kültürle karşı koyabilmek olmayası bir şey. artık uluslaşmış ülkelerin ulusal kültür­ leri emperyalist sınıfsal yabancı kültürü olarak geliyor. nitekim Haçlılar döneminde böyle bir kültür çatışması olmuş.

gericiler arasında da. Osmanlı’nın bizzat kendisinin bu kültürel yozlaşmayı başımıza belâ ettiğini unutmuş görünüyor. Yunan/Latin kökeni üzerinde koz­ mopolit bir kültür uydusu haline getirmekten farksız. Folklorun zaten o kadar da şansı yok. sorunu çağdaş bir çözüme ulaştıracak yerde. İşte ‘ilerici’ Türk aydınının çuvalladığı yer burası. Türkiye.dik? Ümmet kültürü feodal dönemin kültürüdür. yoksa Osmanlı. ondan hayır umuyorlar. ama tek başına yabancı ulusal kültürü durduramaz. duygusal diyebileceğim bir tepkiyle bu defa geçmişe sı­ ğmıyorlar. 106 . katkısını yapacaktır. Çare. ekonomik olarak tutsak yaşadıkça. ulusal kültürün yaratılması. Sömürgeleşmiş Asya ve Afrika halkları. giderek toplum düzenini altüst etmesine değgin sürer bu. içindeki çelişkiler demetiyle. ya çok zor bulabiliyorlar. Hâlâ daha nice sosyalist bildiklerimiz bir yandan komprador ekonomisine karşı çıkıyor. öbür yandan ilericilik diye komprador kültürünü savunmu­ yorlar mı? Bunların gözünde ulusallaşmak Türkiye’yi geçmişinden ayrı. Bu tür ay­ dınlar ilericiler arasında da var. emperyalizmin üretim düzeni. b/ İlericilik diye sunulan komprador kültürün ne tür­ lü bir tuzak olduğunu anlamış olanların büyük çoğun­ luğu ise. folk­ lorlarım ya hiç bulamıyorlar. İki düzeyde çuvallıyor: a/ Üç yüz yıldır ilericiliği komprador kültürünü be­ nimsemek sanmış. burju­ va (ulus) dönemi kültürü içinde gerileyen öğe olarak el­ bet karşıtlığını sürdürecek. İç ve kapa­ lı halk topluluklarının özünü bozmaması için dayanak olabilir belki ama. Her iki tutum dâ yanlış. Varsa Osmanlı. baş ede­ mez. ulusal burjuvazisini doğuramıyor^ doğuramadıkça da kültürde ulusallık çağını yaşayamıyor. sonra kaybolur.

ulusal burjuvazinin eko­ nomik olarak güçlenemediği yerlerde ve hallerde. M ustafa Sagir diye özel suikastçı bir ajan yolladıkları­ nı unuturlar da. feodal kültürden hız alıp proleter kültüre yönelen bir sentezdir. bütün halk yığınlarının yaratacağı ulusal kültürle kar­ şı çıkılır ki. komprador kültü­ rüdür. İngiiizlerin M ustafa Kemal’i ortadan kaldırmak için. emper­ yalizmin yaratacağı çelişkilerden yararlanarak. bayı­ lıyorum. iktidarlarla çalışmış o aslanların.Komprador burjuvazisinin kültürü. bu kültür. yutan da bulunur bu dol­ mayı. yabancıdır. dönüp dolaşıp Kemal Paşa’ya da­ yanıyor. Kuva-yı Milliye Ankarası’na. Aslında halk tarafından yaratılır demektir bu. Mustafa Kemal’in ‘Ba­ tı’ emperyalizmiyle ilişkilerini aramaları yok mu. sağcısı da karşı. Biliyorsunuz. İşin tuhafı. ‘yüksek’ uzmanlıklarını bilinmez han­ gi kaynaklı Amerikan burslarıyla Amerikan üniversite­ lerinde yapmış bu yiğitler. 107 . şimdi ona karşı olmak basbaya­ ğı moda. solcusu da! Hele şu son otuz yılın işbirlikçi yönetimlerinde açıkça ya da el altından. Çoğu. Buna ulusal burjuvaziyle birlikte. bü­ tün ümitlerini ‘İngiltere devlet-i fehimelerine’ bağla­ mış Damat Ferid’le Halife Vahdettin’in yerine onu koy­ maya kalkışırlar. (17 Nisan 1978) 3 Y O Z L A Ş M A Y I B A Ş LA TA N ‘H A LİF E LE R ’ D EĞ İL Mİ? Ulusallık tartışması. Devlet-i Aliyye’yi kurtarmak için. ezilen ve sömürülen yığınlarla bütünleşmiş aydınlarca yaratılır.

Bundan sonra da yerli kumaşlar günden güne itibardan düştü. yüz­ de beş yüz zarara uğradı. (. Her çeşit süs eş­ yası dışardan oluk gibi akmaya başladı ve hele 1272 ve 1273 (1856-1857) tarihlerinde yapılan saray düğünle­ ri için lüzumlu görülen ipekli kumaşlar ve dış ülkeler­ de yapılan eşyalar. Zamanın padişahından milletin fertlerine kadar herkes ziynete ve gösterişe düştü. çocuklannınkine varıncaya kadar Paris Büyükelçisi Tahsin Paşa vasıtasıyla Avrupa’dan getirtirdi. gi­ yeceklerinde. sağdan da sol­ dan da karşı çıkılan Batıcı yabancılaşmayı. Zavallı halkımız bundan son­ ra emile emile bir iskelet haline geldi. evlerinin düzeninde büyük değişiklikler doğurmuştu.) Sultan Hamit bütün giyim eşyasını.. Avrupalılarla daha yakın temasımız so­ nucu Türk usulü yaşamış olan halkımızın yiyecek.” Sultan Hamit dediği. Yoksa.. onun başlat­ madığını. Tophane Müşiri Fethi Paşa’nın aracılığıyla Fransız tebaasından meşhur Krenpler eliy­ le Avrupa fabrikalarına ısmarlanırdı. onu savunmaya kalkı­ şanların yanlış adamlar olmasıdır. Bu ısmarlanan eşya dolayısıyla da Fethi Paşa’ya ‘Bezirgan Paşa’ adı ve­ rilmişti. Binlerce liralık sermayedara sahip memleketimiz genellikle sefalet için­ de kaldı. Zanaat ve ticaret hususunda İslâm ahali. Halife-yi 108 . Bunun milletçe çok zararlarını çektik..” Bir de Niyazi Ahmet’in verdiği bilgiyi görelim: “ Sa­ raya lâzım olan eşya. tam tersine Osmanlı’nın başlattığını kim bil­ miyor? Hadi bir örnekle keyiflenelim! Balıkhane Nazır-ı esbakı Ali Rıza Bey.Mustafa Kemal’in talihsizliği. 13 Asr-ı Hicride İstanbul Hayatı ad­ lı eserinde bakın ne yazıyor: Kınm muharebesinden sonra ve muharebenin getirdiği yenilik.. doğrudan doğruya Avrupa fabrika­ larına ısmarlanmaya başlandı.

gelenler Hıristiyan diye gel­ miyor da ondan. Almanların intikamını almış olur. O sıralarda İstan­ bul’daki Alman sefaretinin yazdığı raporları okumalı. Osrnanhnm son iki yüz yılına damgasını basmıştır be! Hadi bir örnek daha! Meraklısı bilir. pe­ 109 . herifler kan ağlıyor. Şimdiki çiçeği burnunda Osmanlıcıların Mustafa Kemal’in sırtına yüklemeye kalkıştıkları Batı taklitçili­ ğinin kökeni. biraz da Fransa. açıverin Alman belgelerini.Rü-yi Zemin Abdülhamit değil mi? Ta kendisi! Sorarım size. O yüzden Kutsal Cihad ilân eden Osmanlı batar. herif Alaman diye. imparatorluk batıncaya kadar. İngiliz diye geldi mi. ‘İn­ giliz’ Kamil Paşa’nın sadaretidir. Acaba o güçlü ve köklü ümmet toplumunun Müslüman kültürü bu çok yönlü etkilere neden direnememiş? Nedeni açık. ama bunu ‘mumaileyh’ fazla Müslüman olduğundan yapmazlar. İngiliz İm­ paratorluğunu güç duruma düşürmek. bildiğiniz gibi Enver Paşa Babıali baskını adı verilen uyduruk bir hükümet darbesi ile iktidarı ele geçirir. fazlaca Alman yanlısı göründü­ ğünden yaparlar. Jöntürk iktidarının ilk zamanları. gitti Osmanlı mülkü elden diye! Ama o kadar da gitmemiş canım. Jöntürkler’i Abdülhamid’in başına musallat eden İngiltere ile İtalya’dır. hiç sanmıyorum. sömürgelerinde­ ki Müslüman halkları kışkırtmak için bunun Wilhelmstrasse tarafından (Alman Dışişleri Bakanlığı) Abdülhamid’e telkin edilmiş bir oyun olduğunu öğrenirsi­ niz. Müslümanlığa düşkünlüğünden miydi dersiniz. Osmanlı mülkünü Alaman İmparatoru Wilhelm’e peşkeş çeken o değil midir? Halifeliğini kendisinden ön­ ceki padişahlardan farklı olarak fazlaca ön plana çıkar­ ması. sen Türk diye karşı çıkmazsan hapı yuttuğunun resmi­ dir. O tarihten sonra Osmanh’nın dış politikası tamamıyla Alman rayına girmiştir artık.

bir tarihten sonra bu devrimciliğin indir­ gendiği komikliği savunmaktır. şapka kanunu gibi birtakım ya­ salar olduğuna işaret etmişti. bir ‘resmi’ Alaman raporu­ na göre bu Nâzım Paşa meğerse Türkiye’deki Alaman askeri misyonlarına hiç iyi davranmaz. Zavallı Yakup Cemil. İKTİDARIN YAPISAL DÖNÜŞÜMÜ İSE. Türk diye direnen ve karşı çıkan M usta­ fa Kemal davayı kazanır.. bunların kıyafet ka­ nunu. Başka arkadaşlarla da bunları konuşuyoruz. gerçekte Mustafa Kemal’in devrim­ ciliğini değil.. Atatürk devrimlerinin günümüzdeki durumunu sor­ muş! Bir kere ben. alfabe kanunu. Bu arada o Babıali baskınında Yakup Cemil’ce vurul­ duğu söylenen Harbiye Nazırı Nâzım Paşa’mn niye öl­ dürüldüğünü hep merak ederdim. (18 N isa n 1978) 4 DEVRİM. 12 Mart Muhtırası’nda sözü edilen ‘devrim yasaları’m diline dolamış. bunu böyle görmek ve böyle savunmak. Şule’nin mektubuna ne tarafından baksan geç cevap ver­ miş olacağım. bu ‘Atatürk devrimleri’ lâfına takı­ lıyorum. nihayet merakımı giderdim. Jehuda L. onu vurmakla Allah bilir memlekete hizmet ettiğini de san­ mıştır.rişan olur da. Peki bunlar mı Atatürk Devrimleri? Ben hiç sanmıyorum. onlardan hoş­ lanmadıklarını belli edermiş. Waliach’ın Bir Askeri Yardımın Anatomisi adlı kitabmı okurken. sorun 110 . Geçenlerde -kendine özgü köylü alaycılığıylaSüleyman Demirel.

eh pek gerçekleşmemiş de sayamazsınız. vatandaşları yasa­ lar karşısında eşit. bu böyle. nasıl has devrim­ ci diye savunabilir? Sanıyorum sorunun püf noktası buradadır. yönetimin teokratik olmaktan çıkıp demokratik. daha önce padişahın halifelik sıfatı dola­ yısıyla da Tanrı’dan aldığım söylediği iktidarı. galiba şöyle diyeceksiniz: Ana­ dolu ihtilâli. hani o Büyük Millet Meclisi’nin duvarında koskocaman yazılı olan söz var­ dır ya. Ta­ rihsel.” İşte bu. M ustafa Kemal Paşa’mn öncülük ettiği devrim budur. böyle üstyapısal kül­ tür öykünmelerini savunan bir lideri. Siyasal düzeyde bir açıkla­ ma denemek isterseniz. egemenliği önce kong­ relerde. Bu devrimin toplumbilimsel açıklaması. Mustafa Kemal Paşa Türk toplumunu ümmet toplu­ mu olmaktan çıkarıp ulusal bir toplum aşamasına getir­ meyi amaçladığı için devrimciydi. daha sonra ise Meclis’te yoğunlaştırmakla bu ııı . Atatürk’ün öncülüğünde yapılmış ulusal demokratik bir halk devrimi vardır. çağdaş bir demokrasiye ulaşılmak gerekiyordu ki. liberal kapitalist. Türki­ ye’nin feodal ümmet toplumundan burjuva millet toplumuna geçişidir denilebilir. toplumsal ve ekonomik açıdan baktınız mı. bir biçim Batıcılığının gerçek­ leştiricisiyse. şimdilerde var­ dığımız aşamaya soğukkanlılıkla bakarsanız. ne Latin harfleriyle yazmamızda. ne şapka giymiş olmamızdadır.hep aynı: Mustafa Kemal. Asıl Atatürk devrimi. devletin dinden ayrıldığı. giderek iâik ve liberal olması yok mudur. ondadır işte: “ Egemenlik Kayıtsız Şartsız Ulu­ sundur. Bunun sonucunda. devrimi dönüşüm anlayan bir kafa. Atatürk devrimleri yoktur. Tanzimat’tan beri içine yuvarlandığımız yozlaşmanın evc-i bâlâsını oluşturmaz mı? O zaman. yapısal olarak değiştirip hukuk düzeyinde halka aktarmıştır.

Arap ülkelerinin bu Türkiye ile bir organik bütünleşmeye gireceklerini sanır mısınız? Olmayacak şey! Bizim Şam vilayeti Suriye. hem de -benzer bütün devrimlerde olageldiği gibi.devrimciliğinde Fransız Devrimi çizgisini izlediğini gös­ termiş oluyordu. Mustafa Kemal’i zalimlikle. ya da adam asıp kesmekle suçlayanlar hele Fransız Devrimi’ne bir göz atıversinler. o kadar iki ayrı ulus olmuştur ki bu iki vilayet. ikisi de Müslüman. ikisi de Baasçı olduğu halde. Uluslaşmış bir toplumun ümmet ölçütlerine (kriter) dönmesi olasılığı yoktur ki! Sözgelişi siz bugün Türki­ ye’yi halifesi başında bir şeriat toplumu haline getirseniz. bizden de fazla Müslüman geçindik­ leri halde. o bu devrimi burjuvazi­ nin organik olarak oluşamadığı. önce onu devrimler sıralamasındaki sınıfsal yerine koyacak. üstelik ikisi de Arap. Bağdat vilayeti Irak ol­ muştur. tam tersine komprador niteliklerle dışa bağlı olarak oluştuğu bir toplumsal or­ tamda. Amacın. kendi arasında bile uyuşamamakta. tarihsel bir blok aracılığıyla somutlaştırmaya ça­ lışıyordu.liberalleşme ve demokratik­ leşme konağına ulaşmadan önce işi hayli sıkı tutması anlaşılmayacak bir iş değil. Ulus gerçeğinin. ümmet gerçeğinden çağımızda çok da­ ha baskın olduğuna bundan iyi kanıt mı istersiniz? Kim ki M ustafa Kemal öncülüğünde Anadolu’da gerçekleştirilmiş devrimi değerlendirmek istiyor. aynı dine inanmış. bırakın halifesi başındaki yeni bir Osmanlı toplumuyla organik bütünleşmesini. birbirlerine diş gıcırdatmaktadır. Terör Dönemi diye bir döne­ mi olan devrim o demokratik devrim değil midir? Sorunu böyle gerçek yerine oturttunuz mu. ona üm­ met toplumu açısından saldıranların kanatları düşer. İlk hedefinin hem sınıfsal dayanağı olacak burjuvaziyi yaratmak olması. Şu farkla ki. şu içinde yaşadığımız toplumu kurmak olduğu 112 .

. konu biraz soyut konuşmayı gerektiriyor.. hâttâ yığınsal katkıyla gerçekleştirilecek devrimler. Efendim.. soldaki hızlılarımız ne kadar burun kıvırırlarsa kı­ vırsınlar. Belki daha radika­ lini arzu ederdi o. siyasal düzeyde gerçekleş­ tirmek istediği tasarıların temelini oluşturmamışsa. ama soru­ na böyle yaklaşmaktan başka çare göremiyorum. birçok hallerde bu geçiş dönemlerinin merkeziyetçi bürokrasi diktalarına dönüştüğünü gö­ rürler. OLUŞMAMIŞ İSE. Ya ondan proleter bir devrimin liderliğini bekleyip bulamayanlar? İsterseniz onu konuşalım. çoğulcu. diyeceğim şu: Bir toplumun ulaştığı gelişme aşaması. teokratik.Mustafa Kemal’in sözleriyle sabittir. hiç kuşkusuz bağımsız olmasını ister­ di. yoooo merak etmeyin o bazı yazarlarımızın ustası olduk­ ları önü ilikli bilimsel yazılardan birini döşenmeyece­ ğim.. te­ peden inme. yine biz bize söyleşeceğiz ya. Bilmem biraz fazlaca kuramsal mı kaçacak. (19 N isan 1978) 5 ADINA DEVRİM YAPILAN ‘SINIF’. yarı sömürge bir ümmet toplumunun hüküm sürdüğü bir aşamada zehir gibi dev­ rimciliktir. kapitalist ve burjuva libe­ ral bir cumhuriyeti amaçladığına hiç kuşku yoktur ve bu amaç. uzunca geçiş dönemleri yaşar. ama çok partili. feodal. 113 . gerçek amaçlarına ulaşamazlar. ekonomik düzeyde.

bir işçiler şûrası devleti kurulur. yâni dayanacağı toplumsal sınıfı yaratmak yü­ kümlülüğü ve zorunluluğu ile karşı karşıya kalıyor. İşte bu Rus­ ya on dokuzuncu yüzyılın son çeyreğinden başlayarak demokratik bir devrimin sancılarını çeker durur. bü­ yük devletten sayılıyor. anhası minhası bu aşamaya ulaşır ama. Ha. sosyalizm bir endüstri toplumunda (yâni proletaryası oluşmuş ve gelişmiş bir toplumda). ticaret bur­ juvazisi ufak ufak oluşmaya başlamış. hadi şimdi biraz daha söyleşi havamıza çevirelim. Sosyal Demokrat Partisi’nin Bolşevik kanadı Lenin’in ustaca yönetimi ve fırsatları iyi değerlendirmesi sayesin­ de iktidarı ele' geçirir. dolayısıyla biraz da işçi var. Elimizde bir toplum. çarın kudreti handiyse tartışılmaz. bu arada Batılı emperyalizmin bu ülkeye sızmış olduğunu da unutmayalım. toplum o aşamada olmayınca bu defa sos­ yalist iktidar. proletaryanın henüz Rusya gibi son derece geniş bir ülkede ulaşması gereken büyük orana ulaşamamış olmasına rağmen. o zamana kadar da iktidara bu sınıf adına onun partisi olduğunu iddia eden bürokratlar sahip oluyor. yabancı sermayenin.Gördünüz mü yine de cafcaflı bir tanımlama oldu bu. olağan gelişmesi liberal burjuva bir kapitalist toplum aşaması­ na ulaşmasıdır. arazisinin ucu bucağı görünmez. Hep yazıp söylüyorum. diyelim ki Çarlık Rusyası. Hıristiyanlık ağır basıyor. endüstri sonrası için tasarlanmış bir öğre­ tidir diye. belli başlı birkaç şehrinde de biraz sanayi. yarı feodal bir toplumu önce sanayileş­ tirmek. hâlâ Sovyet toplumunun bir endüstri toplumu olduğunu söyleye­ bilmek son derece güçtür. ama feodal bir ümmet toplumu henüz. Sovyetler Birliği’nin bir en114 . böylelikle ne olur. Bunun Rusya’yı Stalinciliğe ve çağımızın en ağır diktaların­ dan birisine getirdiğini bilmeyen kalmadı.

bu arada sağlıklı yoldan oluşmuş proletarya.diistri gücü olduğunu söyleyebilmek çok kolay olduğu halde. Türkiye de bu işe kalkıştığı sırada gerçek anlamda bir burjuvaziye da­ yanmıyordu. askerli polisli bir bürokrasinin dikta­ sı duruma el koymuştur.. Ruslar devrimlerini kısmen köylüler. 115 .. Rusya’da işçi sınıfı adına rejimi hâlâ parti bürokra­ sisi yönetir. dayanak oluşturacak toplumsal sınıf güç­ lü olmadığından. Türkiye’de bürokrasi ile yavaş yavaş geliş­ mekte olan burjuvazinin iktidar çekişmesi son otuz yı­ lın en ilginç olayıdır. kıs­ men liberal aydınlar. kısmen de onlara katılan sivil ve asker bürokratlardan oluşmuş bir tarih­ sel blokla gerçekleştirdiler. bunların bü­ tününden oluşan bir tarihsel bloka dayanarak gerçek­ leştirdiler. Türkler ise. Nasıl Rusya bu işe kalkışırken gerçek anlam­ da bir proletaryaya dayanmıyorduysa. Mustafa Kemal önderliğinde demokratik devrimini yapmaya heveslenmiştir. demokratik devrimlerini aydınlara. tıpkı Rusların Lenin’in önderliğinde sosyalist devrimini yapmaya özen­ mesi gibi. ulusal burjuvazi sanayileşme atılımını çoktan gerçekleştirecek. Türkiye. hemen de demokratik bir devrimin olağan mesnedi olacak burjuvaziyi yaratmaya kalkıştılar. İki­ si de. kısmen işçiler. Belki Türk ekonomisi yeniden em­ peryalist sistemin denetimine verilmemiş olsaydı. eşrafa ve tabii olarak halka. hemen de devrimlerine da­ yanak olacak proletaryayı yaratmaya kalkıştılar. sivil ve asker bürokrasiye. nesnel devrim koşullarının tam anlamında oluş­ madan. sosyalizmi tarihsel olarak ve sapasağlam gündeme getirecekti. epeyce de saldırgan savaşların ve işgallerin iti­ şiyle gerçekleştirilmiş devrimlerdir bunlar. ikisinde de geçiş dönemi derhal özgürlükçü demokratik özellikle­ rini yitirmiş.

ister misiniz biraz eskileri karıştıralım? Arap alfa­ besi bildiğiniz üzere Türklerin ilk alfabesi değildir.Kıssadan ne hisse mi çıkacak? Şu: Bazı solcuların he­ ves ettiği gibi Mustafa Kemal devrimini sosyalist bir devrime dönüştürmeye kalkışsaydı yine de merkeziyet­ çi bir bürokrasi diktası yaşayacaktık ama. eğer Türk alfabe değiştirmekle yozla­ şıyorsa. memleketi kurtardıktan sonra. demokrasi değil. alfabelerini de yaratmışlardır. neden orada kalmamış da buraya gelmiş acaba? (20 N isan 1978) 6 ÖZGÜN BİLEŞİMİ YAPABİLMEK Gelelim o itiraza! İyi ama canım. belki adı sos­ yalist olacaktı bunun. kalkıp Medeni Kanunu İsviçre’den. onu bana değil Zekeriya SertePe soracak­ sınız. doğru. Azerbaycan ya da Gürcistan kadar! Burası ile orasının farkını merak ediyorsanız. alfabeyi Latinlerden almanın âlemi var mıydı? Bu itiraza dört başı bayındır karşılık verebilmek için. Demek ki Türk’ün Arap alfabelerini benimsemesi İslâmlıkla bera­ ber olmuş bir şey. baş­ ka deyimle göçebelikten kurtulabilmiş ilginç Türk boy­ larından biridir. kılık kı­ yafeti Avrupa’dan. yan­ lış bilmiyorsam Orhun yazıtlarım Uygurca yazmışızdır. Diyeceksiniz ki iyi kötü daha bir sanayileşirdik. daha o zaman yozlaşmış gitmiş arkadaş! . yüz­ yıllarca sürdüregelmiş olduğumuz uygarlığımız ortada durur iken. Uygurlar da zaten Site uygarlığı aşamasına ermiş.

Cumhuriyet’ten sonra. Öyle bir bileşim­ dir ki hem. gaz diye de­ ğil sıvı diye tanımlanırsa. su nasıl oksijen ve hidrojen diye iki gazdan oluşmuştur da.Bırak alfabeyi! Şu cafcaflı cafcaflı Türk Sanat Mu­ sikisi dediğimiz musiki Orta Asya’dan alıp geldiğimiz bir musiki midir? Rivayet muhtelif: Küçük Asya ve çev­ resinde bu musikinin Ermeni/Bizans kökenli olduğu id­ diası yaygın! Göçebe bir halk halinde Türkiye’ye aktı­ ğımıza göre. hem de övünülecek kadar değerli­ dir). Türk/Arap/İran/ Bizans potasında eritilip kaynaştırılması. kökeni Mezopotamya uygarlığına kadar uzanan bir uygarlık birikiminin. şu ya da bu uygarlık composant’larında oluşmuş özgün bir uygarlık. Çoğumuzun muktesebatımız diye övündüğümüz (doğrudur. Ta­ mam mı? Daha size bin şey sayabilirim. kaybediyoruz diye yerindiğimiz şey. hem muktesebatımızdır. ne gocunacak yanı. ya nedir. composant’lar ne olursa ol­ sun. bazılarının kandırmak ve inandırmak iste­ dikleri gibi sadece Türk/İslâm öğelerini içermez. o ki bu özgün bileşime varılmıştır. Müslümanlığı Araplardan. önemli olan alınanlardan Osmanlı damgasının basıldı­ ğı özgün bir bileşimin çıkarılıp çıkarılmadığıdır. şunu şuradan. bazıla­ rının savundukları gibi İran/Arap öğelerinden de ibaret değildir. Bu bir. bunu 117 . tanımlamada etkileyici olamaz. onu oluşturan toplumun adıyla anılır. minyatürü İran­ lılardan. özgür bir bi­ leşim çıkartılmasıdır. bunun ne ayıbı vardır. mimari ve toprak düzenini Bizanslılardan al­ mış olabilir. gerçekte onun­ cu yüzyıldan bu yana bu topraklar üzerinde yaşayan halkların çeşitli kültür öğelerini kaynaştırarak ve çatış­ tırarak gerçekleştirdiği bir bileşimdir. herhalde Türk Mimarisi dediğimiz nesne­ yi de Orta Asya’dan beygir terkisinde getirmedik. Osmanlı.

Evvelden de almış idik. İkincisi biraz daha alengirli bir nokta! Eski uygarlığı. sanayileşmeden bile bal gibi olduk. öyle mi? Yahu kaç kere söyleyeceğiz. bu bir. ne gam. İkincisi Hıristiyan toplumu ol­ mayan ama sanayileşmeyi başarmış. hiç önemi yok. saba­ hın köründe fabrika ya da yazıhane yollarına düşüren. eski görenek ve gelenek sürüp gidecekti. sakın biz Müslümanız. bunun getirdiği hayat biçimidir onu bu hale koyan. kokulu bir yaratıktı. Mustafa Kemal anam ba­ bam töresi gitseydi. aynı etkiyi kadın­ lar üzerinde göstermedi mi? Kadınların serbestleşmesi­ nin. sadece sanayileşmeye heves etseydi. üstelik son derece 118 . saçını kestirip. onun benimsettiği gelenek göreneği korumak isteyenler. giyim kuşamının gittikçe hafifletilmesinin de geliş­ mesi sanayi toplumunun gelişmesine paraleldir. Batılı insanlar oldum ola­ sı saçı kesik. Demek ki. kılığını basitleştiren. yine yapıyoruz demektir. Hıristiyanlara ben­ zemeyiz. mille­ te zorla şapka giydirmeseydi. Siz. görene­ ği geleneği altyapısal ilişkiler belirler diye. sakallı tıraş­ lı mı yaşarlardı sanıyorsunuz? Çok değil üç yüzyıl ön­ ce Batılı toplumda erkek değme kadın kadar süslü püs­ lü. dönüp dolaşıp geleceğimiz yer yine bugün bulunduğu­ muz yer olacaktı. evvelden nasıl bileşim yapmış isek. o ki bir ülke endüstri aşamasına ulaşmıştır. siz bakın bileşim yapa­ bilmiş miyiz yapamamış mıyız? Yapabilmiş isek. üstyapısal dediğimiz deği­ şikliklere kalkışmasaydı da. ne sanıyor? Mustafa Kemal. kadınların başını açmasa. (Sen sus. kadınların sanayiye girmesi. Bir kere. düdük gibi pantolonlar içinde. saçlarını kestirmeseydi.buradan almışız. dantelli. milli mücadeleden sonra. öyle olmazdık deme. Dahası. yaygınlaşışı. istese de artık eski yaşa­ ma biçimini sürdüremez. Sanayileşmenin doğu­ şu.

(Bu. köyü de. bu birikimin önde gidenlerini önce böl­ müş. Hem zaten İngilizler ol­ masaydı. biz neyin tartışmasını yapıyoruz Allah aş­ kına! (21 N isan 1978) 7 DURUMU YENİ KOŞULLARA GÖRE DEĞERLENDİRMEK Biri gelmiş şöyle atıp tutuyor: — Mustafa Kemal deyip duruyorsun. sonra etkisizleştirmiştir. acaba Batılı endüstri ülkelerininkinden farklı mı? Hiç de değil. fakat M ustafa Kemal ne yapıp etmiş. Mustafa Kemal Osmanlı mülkünün olanca muktesebatını çarçur eden. zira Enver Paşa’yı Rusların destek­ leyeceği anlaşılmıştı. şehri de. ülkenin ahlâk ve maneviyatını ortadan kaldıran bir zın­ dıktır.. Bolşevik Rusya meydana çıkınca İngiltere Mustafa Kerçal’i destekledi.) Ötekisi gelmiş asıp kesiyor: — Birader senin bu Mus­ tafa Kemal merakını anlayamadık gitti. teknolojinin gündelik hayata girmesi ne hale getirmiş acaba onları? Japonun kadını da erkeği de.) O halde. bu adam 1919/20 yıllarında Türkiye’deki solcu hareketin başını yiyen adamdır. o tarihte pekâlâ sosyalist bir birikim oluşuyordu.. ne de Yunanı yenebilir­ di. soldan Atatürk aleyhtarıdır. zaten Milli Mücadele esnasında Bolşevik Ruslar­ la teşrik-i mesai etmesi bir tesadüf müdür sanırsınız? Lâikliği ilân ve halifeyi yurtdışına sürgün etmesi. tahmin edeceğiniz üzere. ne iktidar olabilirdi.tutucu Japon toplumuna hele bir göz atıver. onun nasıl Hıristiyan ve Bolşevik temayüller taşıdığının kat’i 119 .

. hayli sıkı bir baskı düzeni içinde geçmesi. sağdan Atatürk aleyhtarıdır. kendi tasarladı­ ğı Cumhuriyet’i kurmuştur. asıl onu söylemek istiyorum: Türkiye’de sağın da. arkasında ‘gayr-ı memnunlar’ bırakma­ ması olası mı? Cumhuriyet sonrası yıllarının.delilleridir. Le~ nin’e Almanların destek olduğunu nasıl unutur? Musta­ fa Kemal’e Bolşevikler destek oldu diyen sağcı. o kargaşalıkta her birisi kendisine göre bir devrime ya da bir iktidara oynayan çeşitli kişi ve kuruluşları birer bi­ rer haklayarak. kendi anladığı iktidarı. Mustafa Kemal’e İngiliz destek oldu diyen solcu. Memleketin bütün mazisine hakaret etmesi. tahmin edeceğiniz üzere. solun da Mustafa Kemal’e ba­ kış açısı. Hıristi­ yan ve Musevi baskısına karşı Müslüman Arapları Sovyetler’in desteklediklerini nasıl unutur? Yeni durumlara eski kuyruk acılarıyla değer biçme dönemini artık aşma120 . rejim Mustafa Kemal’in ölümünden epeyce sonra onun özlediği ideale yaklaşınca (başka deyişle liberal burjuva demokrasisinin asgari koşulları gerçek­ leşince). dini handiyse yasaklaması. biraz İngiliz kışkırtması Kürt isyanları nedeniyle.. çok önemli bir ortaklıkları vardır. Mustafa Kemal aleyhtarlığı sağda da solda da kendisini göstermiştir. tarihsel verilere dayanmıyor. bu ‘gayr-ı memnunların’ yakınmalarım açığa vurmalarını engellemiş. biraz ge­ rici isyanları. mürteci diyerek ehl-i îslâmı sehpalarda sallandırması ne türlü bir adam olduğunu yeterince gösterir.) İkisi birbirine karşıt şeyler söylüyor gibi görünü­ yorlar ama. nesnel gerçeklere. ‘kuyruk acılarına’ dayanıyor. Bu derece büyük ve çalkan­ tılı bir olayın. Mustafa Kemal şu ya da bu şekilde 1919’dan itibaren Anadolu’da kademe kademe vaziyete hâkim olmuş. (Bu da. Açıkça görülen bir şey var.

birtakım giz­ li iktidar isteklerini Atatürkçülük diye ortaya atıp sağdan soldan beliren bütün demokratik muhalefetleri buna kar­ şı olmak suçlamasıyla sindirmeye kalkışmaları! Bana sorarsanız. o sözüm ona hızlı Ata­ türkçü takımı yok mu o. tam tersine. Buna rağmen. öbürleri gibi onu şu ya da bu kuyruk acısıyla yermeleri değil. kıyılarında otel açmak için elin keferesinden izin dilen­ mek gibi utanç verici hallere düşürmüşlerdir. yine de Türkiye Cumhuriyeti’nin bağım­ sızlığını. asıl onlardır ki Türkiye’yi şimdi pençesinde kıvrandığı em­ peryalist sistemin tutsağı etmişler. Yeni bir devlet ortaya çıkmış. İşin tuhafı. ne çağ­ daş uygarlık düzeyi kavramındaki sürekli devrimcilik diyalektiğinin. şöyle bir kurca­ ladınız mı ne çıkıyor. en büyük Atatürk düşmanları bu sözde ‘hızlı’ Atatürkçülerdir. ormanlarını işletmek. sindirilmişlerdir. onu kusur­ suz saymaları. Sanırım işte burada Mustafa Kemal’e en büyük kötülü­ ğü yapan Mustafa Kemal aleyhtarlarından söz etmek ge­ rekiyor.hyız. üstelik yöneticileri­ nin dirayetsizliği yüzünden yeni tehlikelere düşmüştür. sağdan soldan Mustafa 121 . Ata­ türkçülük diye bunu handiyse dikta zoruyla ulusa be­ nimsetmeyi iş edinmişlerdir. toprak bütünlüğünü. bunlar ne Mustafa Kemal’in ba­ şını çektiği demokratik devrimin farkındadırlar. Nedeni basit ve açık. gerek sağdan Atatürk muhalifi geçinenler elli yıldır. buna karşılık. yüceliğini ve geleceğini savunmaktadırlar. Cumhuriyet’in ilk yılla­ rında o zamanki çağdaş uygarlık düzeyidir diye Batıdan esinlenmiş üstyapısal uygulamalardan kendilerine göre Tanzimatçı bir kozmopolit Batıcılığı çıkarmışlar. Bunların özelliği. Ben size bir şey diyeyim mi. bu Atatürkçü ge­ çinenlerin baskısı altında bunaltılmış. İnönü’lü Bayar’lı takım. dediğini dogma yapmaları. bunlar sadece. şu: Gerek soldan.

(22 N isa n 1978) M iR A K LISİ İÇİN NOTLAR 1920’lerde. Mustafa Kemal’i haklı çıkaracak durumdadır. em peryalist ülkelerle ‘mazlum milletler’ arasındaki çatış­ mada. bu öğ­ reti.) Şimdi. bir yandan o dönem e ilişkin düşüncelerini yazarken. ilginç bir ‘tahlil’ denemesini gözden geçirsek mi? Rasih Huri. ne şeriat ge­ ri gelir. bir yandan da. Dr. bundan sonrası için ne yapmamız gerektiğini doğru dü­ rüst araştırmanın zamanıdır. Şefik Hüsnü’nün ‘Türkiye’nin sınıfsal yapısı’ üzerindeki değerlendirmelerinin ne kadar birbirine yakın olduğunu. bu sonuncuların iç toplum sal çelişkilerinin ikinci dere­ cede b irönem taşıdığını ileri sürüyor. Mustafa Kemal’i ulusal demokrat devrim aşamasındaki yerine koymanın. Atatürk ve Komünizm adlı kitabında. ama bunu yaparken iki önem li noktayı gözden kaçırırlar: a / 0 tarihte Anadolu’nun toplum sal yapısı. Solcular. ne şûralar hükümeti kurulur. 1920lerde. aslında ise Reşit Paşa Tanzimatçısı takımından kurtaramayacağız. Bakın. ne demiş: 122 . Şefik Hüsnü’nün bir irdelemesini aktarıyor. Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Reisi Mustafa Kemal Pa­ şa ile İstanbul’daki Türkiye işçi ve Çiftçi Sosyalist Fırkası lide­ ri Dr. hiçbir şeyi hiçbir yere götürmez. Atatürk’ü Anado­ lu’da sınıf mücadelesini reddetmekle. ne solcularımız bilir. b/ Mustafa Ke­ mal’in anti-em peryalist tavrı. halkın bütününü ‘prole­ ter’ saym aya meylediyordu. Yoksa daha sittm sene yakamızı bu sözüm ona Ata­ türkçü. Suitan Galiyev'in ‘m azlum milletler’ öğretisine uygundur. ‘Marksist gözle’ Anadolu’da durumun ne olduğuna ilişkin.Kemal’e eski kuyruk acılarıyla karşı çıkmak hiçbir şe­ yi çözmez. (Bilindiği gibi. ne sağcılarımız. hâttâ sınıfların varlığını hiçe saymakla suçlar. daha ziyade.

Türkiye'deki büyük ziraat ve çiftçilik ile sanayi tesisleri (Ergani hariç) batı bölgesinde ve sahiller bo­ yunca kümelenmiştir. sosyal anlamda. bu proletar­ ya düşman gerilerinde. işgal altındaki bölgelerde. Mustafa Kemal Paşa isteseydi de (20. Kaldı ki. Ancak bu bölge büyük ço­ ğunluğu ile işgal altındadır. 1919 Türkİyesi’nin sınıfsal yönden ilk tahlil denemesini sosyalist lider Dr.. an­ cak proletaryanın ağır basmadığı dönemlerde bu olumsuz/ne­ gatif bir ölçektir. zaten elinden geldiği kadar istiklâl savaşımı­ zı destekliyor. 1338). Şefik Hüsnü aynı yıl Kurtuluş dergisinde yapmıştır. Türkiye ve içtimai inkılâp. (Dr.". durum o derece açık değildir. işbirlikçiydiler.000 kadar tahmin ettiği) bu sınai proletaryasından sos­ yal bir devrim yapmak yönünde yararlanamazdı. istiklâl savaşım ız dönem indeki büyük burjuvazi ya ya ­ bancıydı veya o dönem de m em leketi bölmek isteyen gayrim üslüm azınlıklardan İbaretti. ancak üstya­ pı reformları yapmayı düşünmektedirler. yâ n i zaten bu mücadelenin sıncf olarak dışındaydı. Ancak ko­ nuyu olumlu yönden. yâ ni bu dönüşümün dayanacağı güçler yönünden inçlersek. Şefik Hüsnü. hareketin öncülüğünü yapan Müdafaa-i Hukuk derneklerinin kurucuları eşraftan ve asker/sivil aydın kadrodan gelmektedirler. örneğin Âdana’da. Bu jncelemeye göre. herhangi bir dö­ nüşüme karşı fazla bir tepki gösterm eyecek durumdadır. Bu yönden köklü sos­ yal bir dönüşüm milli cepheyi peksarsmayabilirdi. Proletarya bu bölgede bulunmaktadır. Anadolu’da ise ilkel küçük atölyelerde çalışa­ rak savaş gücümüzün devamını sağlıyordu. Evet Ana­ dolu halkı o dönemde ‘plastik’ bir durumdadır. toprak a ta la rın ın ve beylerinin çoğunluğu Anado­ lu ihtilâline karşıydılar. devrimci potansiyel bu bölgededir. 123 . bir sosyal ya­ pı dönüşmesi yapacak sınıfsal nitelikleri yoktur.. bunların bir ara so­ la yönelir gibi olmaları milli mücadelenin diyalektiği sonucu olmuştur. ulaşım alanında yaptığı grevlerle ve mücadelesiyle.

Dr. Bu fakir köylü. Çok ilkel hayat ve üretim şartlan vardır. Diyarbakır’daki 13. Bu durum incelemesi bize göstermektedir ki. ziraat dönemine bile ulaşmamış -feodal öncesi. beylerine.aşiretler bulunmaktadır. Bolşevik başarılarını sağlamaya yöneltilmiş hareketlere reis­ lerinin katılmayacakları ve hâttâ mani olacakları’. yâni ya Enver’in yapmak istediği gibi Rusya’dan gelen bir ordu aracılığıyla.Dr. Batı’da gelişebile­ cek sosyalist yönlii bir hareketi destekleyebilecek sosyal bir zümre bulunmamaktadır. böyle bir devrim için yönetici bir güç teşkil etmemek­ tedir. veya ‘devrimci teoriyi bilen çekirdekten’ bir partiden gelebilir­ di. Sömürücü güçler. yâni asıl savaş alanımız kal­ maktadır. Bu yüzden de kesin bir toprak sorunu bulunmamaktadır. yâni batı bölgesi ile sahille­ rin güçlü bir sosyal mücadelesi sırasında o mücadeleyi yürü­ ten devrimci örgütün bu zümrenin isteklerini dile getirmesi ile onları sosyal mücadeleye katması mümkündür. bezirgân üçliisüdjir. 1919 Türkiyesi’nde sosyalist bir devrim ancak dıştan. Şefik Hüsnü’ye göre. ‘barış ant­ laşmasına KOrtçOlerin emellerine uygun maddeler* koydura­ rak onların bizden kopartılabileceği tezini savunmaktadır. Şefik Hüsnü*ye göre bu bölgede nüfus gayet sey­ rek ve halk fakirdir. tefeci. Geride Orta Anadolu bölgesi. halkları çoğunlukla Kürt olan bu aşiretler.göçebe ve de feodal karakteri olan -kısmen yerleşmiş. ulaşım yok gibidir. bütün memleketi sarsacak 124 . küçük köylüler çoğunluktadır. Yâni hem etnik ve hem de sosyal rejim bakı­ mından değişik karakterli olan o bölgede. Ancak sınai proletaryasının. karşı uçta. Kolordu Kumandanı Ahmet Cevdet (Pa­ şa) 18 Şubat 1920 tarihinde Mustafa Kemal Paşa’ya verdiği cevapta aynı konuyu değerlendirmektedir: ‘Derebeylik haya­ tı süren bu bölgede bir Bolşevik teorisi uygulanmayacaksa. Üretim pazar üretimi değildir. bu ise dış tehlikeyi artıracak. çoğunluğu ile ‘sosyal devrim’e karşı de­ ğilse de. feodal devlet. şeyhlerine körü körüne bağlıdır.

Bazılarının sandığı gibi. Ve böyle bir sây (emek) misak-ı millisi mahiyetinde olan program etrafında toplanmaktan hasıl olacak olan şekl-i siyasi ise. anti-em peryalist mücadeleye oranla ge­ ri plana düşm üş olduğunu göstermiş oluyor mu? Atatürk’ün.. açıkça görülüyor ki. âdeta denilebilir ki. (. Kele etnik farkların bulunduğu. Türkleri ve Kürt beylerini etnik ve dinsel yönden alabil­ diğine kışkırtmaya uğraştığı bir dönemde bu çok tehlikeli bir oyun olabilirdi. Ingilizlerin Arap­ ları. gerekse Rasih Nu­ ri’nin gözlem ve saptamaları. A y rı­ ca. bilakis mevcudiyetleri ve mesailerinin muhassalası yekdiğerine lâzım olan sınıflardan ibarettir. 1339/1923. bu öneri dönem in ‘mazlum milletler' öğretisine uygun olduğu kadar -D r..bir girişim olurdu. Şefik H üsnü’nün irdelemesi. önünde sonunda. Türk sosyaliz­ minin önemli ‘simalarından’ Reşat Fuat Baraner de. Trabzon’dan Karaman’a kadar Yunan hayallerinin bulunduğu bir dönemde. Mustafa Ke­ mal'in.. Şefik Hüsnü’nün savlarına katılmakta. tam da Mustafa Kemal Paşa’nın değerlendirdiği gibi. ‘faşizm özlem leri’ değil. etraflı düşünm eyen çoğu solcularca aleyhine kullanılan şu sözleri.” Bu sözlerin tarihi. gerçekte 1920’lerde Tü rk iye ’de toplumsal sınıf mücadelesinin. Ve unutulmamalıdır ki Mustafa Kemal Paşa’nın Kürt beylerini kendi safına çekmek için tek silâhı bu Er­ meni iddialarına karşı ortak cephe kurmak teklifiydi. bütün halk için bir ‘sây misak-ı miüisi’dir. Paşa ‘em peryalizm e karşı halk cephesi’ form ülü öneriyor. Şefik Hüsnü’nün de saptadığı-Anadolu gerçeğine de u y ­ gundur. alelade bir fırka (parti) mahiyetinde tasavvur edilmek lâzım gelir. Şefik H üsnü’nün Kurtuluş 'ta 1338’de yayım ladığı irdelemenin başka türlü söylenişinden ibarettir: Bizim halkımız menfaatleri yekdiğerinden ayrılır sınıf halinde değil.) Bina­ enaleyh programdan bahsolunduğu zaman.. Dr. Türk So/u’ndaçıkan bir yazısında (Sayı: 15). Adana’dan Bitlis’e kadar Ermeni iddiaları." Gerek Dr. o tarihte Anado­ 125 .

potansiyeli azattan ek bir faktör daha vardır. yeni bir kanıt da­ ha getirm ektedir: “Anadolu’da sosyal gerilim i. Ege’deki emval-i metruke gerçeğine da­ yanarak. ben de benzer bir saptama yapmıştım.lu’da sm ıf mücadelesinin keskin olmayışına. 126 . O da Yunan ve Erm eni m al­ larının paylaşılması faktörüdür.” Demokrat İzmir’deki. Bu durum sınıf m ücadelesini yumuşatıcı bir rol oynamıştır. Yeni Ortam'daki yazılarım da.

. Bugüne kadar elde ettiğimiz başarılar bize ancak gelişm eye ve uygarlığa doğru bir yo l açmıştır. Yoksa gelişm eye ve uygarlığa henüz ulaştırmış değildir..” M u s ta fa Kem a l Ağustos. bu yol üzerinde tereddütsüz ilerlemektir. 1923 .‘Geçiş dönemi5kavramı ". Bize ve bizden sonra geleceklere düşen görev.

. ya da ‘putlaştırıp’ törenlerde büstünü dolaş­ tıranlara yerinde bir öfke duymaktadır. hem de onun lideri üzerinde kafa yor­ makta. Yazı Yakup Kadri’nin Mil­ liyef te çıkan Büyük İnkılâp. yok mu başka yazacak? Çağrınız üzerine si­ ze bir yazımı gönderiyorum. Yakup Kadri bu so­ runu kurcalıyor. Sorun. buna karşılık devrimin örgütsüzlüğüne bağladığı görülüyor. Küçük Politika isimli ese­ ri üzerinedir.. Cumhuriyet’in ilk on yılında nasıl apışıp kaldığı ile ilgili.. O da birçok Türk aydım gibi. şöy­ le dikkatli bakınca Yakup Kadri’nin.. hem Kurtuluş Savaşı üzerinde. Neden Kemalist Devrim başarısız kal­ dı? Yoksa başarısız olduğunu biz mi uyduruyoruz? Bu konulara dokunan bir yazı yazdım . sava­ şın örgütlülüğüne. yazısında önce onun saptama­ larını sıralıyor^ yedi sekiz madde toparlamış ama. öteden beri eleştirdiğiniz asker ve bürokrasi kökenli devrimciliğin. Mustafa Kemal Paşa’yı ‘resmileştirip’ rafa kal­ dıranlara. Yakup Kadri’nin eserini bu ilgiyle okumuş. başarısızlığı. Devrimin önderi. ne 129 .” İzmir Halkevi Başkam Yaşar Aksoy’un mektubu böy­ le başlıyor. örgütsüz ve kadrosuz kalınca.1 MUSTAFA KEMAL’E TUZAK Hadi.

emperyalizme kar­ şı. savaş yapar. devlet kurar ve devleti korur.” Yâni ne. saltanata bağlı olanlar. “ İşte bu nokta. hatırlayalım baka­ lım: “Kemalizmin başarısızlığına asıl neden.olmuş peki? Onu Yaşar Aksoy’un yazısından öğrene­ lim: * Türk ulusal Kurtuluş Savaşı. Mustafa Kemal Paşa’ya soldan yöneltilen önemli eleştiri kendisini gösteriyor. Ve eğer fırsatım yakalarsa. bürokrasiyi alt edemeyişiyle! Tam ora­ da. devrimi hem saptırmış hem de belli kalıplar içine sı­ kıştırarak tutucu yapm ıştır. Nedir o. devrimi ya saptırır veya ona sımsıkı yapışarak devrimi tutuculaştınr. eski İttihatçılar. Mustafa Kemal Paşa bir ulusal demokratik devrim ile yetinmeyecek. ta­ rihsel bir olgudur. Bu. daha sola açılmamış olmasıdır. Buraya kadar tamam. bürokrasiye uymuş olmasıyla ya da yal­ nızlığı yüzünden. TBMM içinde İkinci Grup diye adlan­ dırılan tutucular. Kurtuluş Savaşı’nda ne kadar hizmetleri olursa olsun. Ve sonunda mutlak surette.. Kemalistler. Dış düşmanın varlığı birleştirici bir unsurdur ve mücadele edenler arasındaki fikir ayrılıklarım ertele­ yici niteliktedir.” İşte burada neyle karşılaşıyoruz? Ya devrim liderinin. Türk bürokra­ sisi. din adına dö­ vüşenler ve çeteciler. tutucular tasfiye edilecektir. Ama bundan sonra devrimin bürokrasiye teslim olması neden?. giriştiği an130 . düşmana karşı omuz omuza çarpış­ mışlardır. Türk devrimimin en can alıcı açma­ zını teşkil eder. Ama savaş bitince. devrim kadrosuna sahip olma­ yışı yüzünden.. yeni devletin kuru­ luş ve devrimler aşamasına geçerken.. fikir ayrılıklarının ve kadro çekişmelerinin başlaması kaçınılmazdır. Çünkü ordu ve bürokrasi.. yurtsever ilericiler ile yurtsever tutucuların bir hassas koalisyonu sonucunda başarıya ulaştırılmıştır.. ama devrim yapamaz.

eğer ulusal demokratik dev­ rim aşamasında kalmayıp sosyalist bir atılıma girseydi. onları ele alacağız. devrimcinin de tutucunun da katıldığı bir ‘hassas koalisyon’u sonucunda kazanılmıştır. Yaşar Aksoy ne güzel söylemiş? Bizim Kurtuluş Savaşı. (7 O c a k 1977) 2 ÜLKE ‘AZ GELİŞMİŞ'. uygulama­ da neden bürokrasinin tutsağı olmuş. başarısızlığın (var­ sa eğer) başka toplumsal ve ekonomik nedenleri oldu­ ğunu söyleyebilirim. hele öldükten sonra tutuculaşması gibi bir sonuçla karşılaşmıştır? b/ Mustafa Kemal Paşa. Yaşar Aksoy’un da. acaba şu iki ana soru çevresinde toparlayabilir miyiz? a/ İktidarın yapısal niteliğini değiştirip tek kişinin sul­ tasından ulusun egemenliğine aktaran adam. ilerleme sürecini engellemesini önlemiş olur muydu? Her iki soru da son derece ilginç. bu ‘hassas koalisyon’un sınıfsal yapısı! 131 . Öyleyse Yaşar Aksoy’un getirdiği sorunu.ti-emperyalist Kurtuluş Savaşı’nı sosyalist bir devrimle tamamlayacaktı. günümüzde de çok sosyalist tarafından paylaşılan bu eleştiri ne dereceye kadar geçerlidir? Bu da başlı ba­ şına bir sorun. neden devriminin gittikçe yozlaşması.. acaba devrimin yozlaşmasını ve bürokrasinin. bizim hatırlatacağımız. Mustafa Kemal’in “yalnız dev­ rimci” imgesini yeterli bulmadığımı. yalnız şimdiden Yakup Kadri Bey’in de. Yaşar’ın söylemediği. cevaplandıracağız.. Çoğu sosyalistlerin çokluk ortaya sür­ düğü.

. son zamanlarına doğru kişisel diktaya yatışı. henüz sahip olamayışından doğuyordu. bu da bilindiği üzere askeri ve sivil bürokra­ siden ibaret! Mitterand bir kitabında az gelişmiş ülke devrimlerinden söz ederken aynen şunları demektedir: " .. Az ge­ lişmiş bütün ülkelerin siyasal sistemlerinin özelliği. burjuvazi de. bürokrasi egemenliğidir. Osmanlı toplumu klâsik gelişme şemasını izlemiş ol­ sa. devriminin kadroları ve örgütü de oluş­ muş olacak.. Bu. onların işbirlikçisi ‘sultana ve komprador burjuvazisine’ karşı yürütülüyor. yükselen burjuvazinin ön­ derliğinde değil. Ama yok. öyle! Şimdi. hele dinleyin ne diyecek: 132 . sosyalist ol­ sa. Bazı toplumcuların ileriye sürüp de. bu kadar basit ve açık işte.” Mustafa Kemal Paşa’nın bürokrasiye teslim olması. devrimini yaptığı sınıfa. sözü Fransız Ko­ münist Partisi Danışma Bürosu ikinci başkanı Jean Elleinstein’e bırakacağım. nihayet kişisel dikta­ törlüktür. burjuvazi. devrimini kurtarabilir miydi? Bizim allâmelere bakarsan. bürokrasiyi alt edebilir. ‘halkın ve eşrafın oluşturdu­ ğu bir ‘tarihsel blok’ tarafından gerçekleştiriliyor. ona cevap vermek daha kolay: Mustafa Kemal daha sola açılsa. tek partidir. ülkemizde. anlamlı anlamlı kafa salladıkları öteki soruya gelince. olmayınca. işin güzeli emperyalistlerle. kısa zamanda devrimle öz­ deşleşiyor. işçi sınıfını ve köylülüğünü ardına alarak başkaldıracak ve ulusal demokratik dev­ rimi yapacak. gerçekte Türk toplumunun. ancak komprador ve gayr-i müslim nitelikler­ le belirdiğinden.Az gelişmiş ve yarı sömürge Osmanlı toplumunda. bütün az gelişmiş ül­ kelerde örgüt diye ne varsa. sultana karşı burjuvazi.. Kurtuluş Savaşı ve onu izleyen ulusal de­ mokratik devrim. aydınlarla. o zaman da feodal Osmanlı toplumu için­ de.

yaptığın devrim. Çin’i ele alırsak...” Stalincilik. ayrıca hayat düzeyi çok düşük. teknik araçları ilkel. eninde sonunda bir Stalincilik haline dönüşür. daha ileri bir aşamayı temsil eden proletarya­ nın öncü devrimci kadrolarını nereden bulacağı cevap­ lanması gereken önemli bir soru! Türkiye o tarihte (bir 133 . daha çok. ve nihayet. Demek istiyoruz ki. aktardığım bölümde bunu bütün sosyalist uygula­ malara yaygınlaştırıyor. az gelişmiş bir toplumda. kurtarıp kurtaramayaca­ ğına! Sınıfsal olarak. bütün bu ülke­ lerin ortaklaşa özellikleri şunlardır: Endüstriyel gelişme­ leri ya çok az ya çok yeni ve yabancı sermayesinin ege­ menliği altında gerçekleştirilmiş. Rusya’da ve öteki ülkelerde görülen ba­ zı tarihsel karakteristiklere bağlı bir şeydir. kim içtenlikle bir ‘Maoculuk olayı’nın olmadığını ileri sürebilir? “ Çekoslovakya bir yana bırakılırsa. sosyalist devriminin az gelişmiş bir ülkede bürokrasinin elinde yozlaşması diye tanımlanmaktadır. dikkati çekecek önem­ li oranlarda kırsal toplum (halkın yüzde 95’i kırsal ke­ simde). Bana kalırsa Stalincilik.“ . sosyalizme ya da sosya­ list üretim biçimine bağlı (ondan ileri gelen) bir şey de­ ğildir. o toplu­ mun yapısal özellikleri gereği. Jean Elleinstein. Bu o kadar gerçekten böyledir ki. sivil toplumun cılızlığına muka­ bil devletin üstünlüğü.. devletinkinin dışın­ da örgütsel olarak siyasal yapıların noksanlığıyla. kültürel gelişme çok zayıf (halkın yüzde 75-80’i okuma yazma bilmez). ulusal burjuvazisi olmadığından. siya­ sal demokrasinin ve kamu özgürlüklerinin yokluğu. çağımızın ünlü Marksist kuramcılarınca. demokratik devriminin kadrolarını bulamayan Kemal Paşa’nın. devrimini bürokrasiden. sosyalist bir devrim de yapsan. Bu arada Çin ve Maoculuk örneğini vermiş olması çok ilginç! Şimdi gelelim M ustafa Kemal’in daha sola açılma­ sıyla..

emek üzerine ku­ rulu düzen vs. O tarihte. siyasal iktidarı ele geçirmekle devrim yapma­ yı birbirine karıştırır dururduk. kamu mül­ 134 . ay­ nı konu.'Gençler malum tez canlı olurlar. Paris’te..anlamda bugün bile). Tartış­ manın tabanı. faşistsen faşistliğini. kolhozlar. Ortodoks sosyalistlik buna inanırdı. Rusya’da sosyalistliğin gerçekleşip ger­ çekleşmediği! Çoğunun fikri. o tez can­ lılıkla biz. İzmir’de. 1917 nere. gerçekleşmedik sosyalistlik mi kalır bre? Arkasından da sıralanıyor. komünistsen komünistliğini gerçekleştirirsin! Kazın ayağı öyle mi ya? Biraz anılara bulaşalım mı? Yıl kaç. nasıl bir türlü işin aslını öğrenemez. 1947 nere? Otuz yıl içinde diyor­ lar. O zaman da nasıl her kafadan bir ses çıkardı hey Allahım. İstanbul’da. Rus Komünist Partisi’nin 1936’dan bu yana söyleyip durduğu gibi. 1949. Paris’te Quartier Latin’de solcu öğrencilerle tartışıyoruz. gerçekleştiği­ ne yatkın. Elleinstein’in tanımladığı az geliş­ miş ülke görünümünde değil mi? Böyle bir ülkedeki te­ peden inme sosyalizmin nereye ulaşacağını Elleinstein pek güzel göstermiş: Bürokrasi diktasına! Bilmem durum aydınlandı mı? (8 O c a k 1977) 3 DEVRİMİN ‘D’Sİ Benim gençliğim devrim konusunu tartışmakla geçti de­ sem abartmış olmam. sovkhozlar. Hâlâ karıştıran karıştı­ rana! Sanıyorlar ki. kahrım­ dan çatlardım. nasıl ki kamulaştırmanın özel mülkiyeti yok ettiğine.. iktidar oldun mu tamam.

dahası genel sekreterin. eğer partin. geçiş dönemini yaşa­ yan toplumlar gözüyle bakılıyor. şu bildiğimiz demokrasi pat diye krallığın yerini ala­ biliyor derebeyliğe ilişkin ekonomi ve toplum düzeni bü­ tün üstyapı kurumlarıyla pat diye devrilip kapitalizm 135 . dahası merkez komitesinin. bu geçiş döne­ minde de. ‘Ge­ çiş dönemi’ kavramının ortaya çıkması. Yaşadıkları olayların (sözgelişi Çin’deki kültür devriminin) çözümlemesi de ‘geçiş. bu kavramın Rus. artı değerin bu defa kapitalistlere değil. ‘geçiş dönemi’ gerçe­ ği. daha sonra Çin devrimlerine uygulanıp. bir ‘geçiş döneminin’ olduğu. dönemi’ ilkelerine uygun olarak yapılıyor. Şimdi burada bir soru: İyi ama. dahası politbüronun.kiyetinin sömürünün kalkmasına yettiğine inanılırdı. Peki sonuç? Ha. araştırma­ ların yapılması çok sonraları olmuştur. iktidarı ele geçirmiş yeni toplumsal güçle. işte bu ilginç! Sonuç. siyasal iktida­ rı ele geçirmekle. diktası olur bu da bal gibi kişiye tapmaya götürür bir toplumu. Artık toplumcu­ luğa heves etmiş çocuklar bile biliyor ki. acaba yalnız sosyalist devrimler için mi geçerli? Sos­ yalist devrimlerden. yeryüzünde sosya­ listlik iddiasındaki bütün ülkelere. koymasıyla bitiyor mu iş. ne de üretim araçla­ rını sadece kamulaştırmak sosyalistliğin bütün sonuçlarıy­ la oluşması! İktidarı ele geçirirsin. orada da burjuvazi derebeyliğe ve krallığa sepet havası çalıp ikti­ dara el koyuyor. kamulaştırma ise. üretim araçlarına ka­ mu adına el koymuş olan bürokrasiye gitmesine yol açar. koyuyor ama. önce oluşmuş. ücretlilik kalkmadıkça. kay­ betmiş eski toplumsal güç arasında sınıf mücadelesinin sürdüğü! Artık Rusya ve Çin dahil. partiden çok aygıtsa iktidar giderek partililerin. toplumsal devrimi gerçekleştirmek arasında. Fransız devrimi gibi öteki devrimler için geçerli değil mi? Öyle ya. ne iktidara el koymak devrimi gerçekleştirmektir.

sınıf mücadelesi alt­ yapı düzeyinde de. devrimi gerçekleştirmek değildir. Burju­ vazi 1789’da iktidarı siyasal olarak ele geçiriyor. üstyapı olarak da kapitalizmin gerçekleşmesi o kadar kolay olmamıştır. derebeylik toplumu kendi için­ den çıkarmışsa da. toplumuna göre değişen ‘uzunlu kısalı geçiş dönemlerini’ içerir. bir bakarsın toplum yeniden imparatorluğa dön­ müş. ulusal demokratik devrimler için de geçerlidir. o kadar ki 1789 devrimi. ardısıra bir sü­ rü başka devrimler yumurtlar (1848.). nedir pe­ ki bunlar. altyapı olarak da. toplum­ sal ve ekonomik düzeyde de ele geçirdiği bir sürü şey var ama klâsik kapitalist liberal toplumun gerçekleşebilme­ si için yıllar ve yıllar geçiyor aradan. Sonra şu: Akıllı adamların Mustafa Kemal Paşa’nın gerçekleştirdiği Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet devrimine bu perspektiften bakmazı lâzımdır. in­ san hakları geçerli sayılır. Fransız Devrimi’ni ve sonrasını bi­ raz incelemiş olan herkes bilir. Bu saptama sosyalist devrimler için olduğu kadar. apaçık feodal toplumdan kapitalist topluma ‘geçiş dönemi’ sorunları değil mi? Elbette. Bu kadar lâftan çıkacak ilk sonuç ne olmalı? Önce şu: Toplumsal devrimlerde. bildiğimiz burjuvazi egemenliği ve klâsik kapitalist dü­ zen.gerçekleşiyor mu? Her ne kadar burjuvaziyi. Onu da konuşalım mı? (31 Ocak 1977) 136 . iktidara siyasal olarak el koymak. neden sonra Fransa’ya yerleşebiliyor. eski ayrıcalıklar işlemeye. 1892 vs. onlar. kapitaliz­ min egemenlik öğelerini. üstyapı düzeyinde de yıllarca sürüyor. Kolay olmadığım. Tam tersine. eski üstyapı geçerli sayıl­ maya başlamış. devrimin ekonomik ve toplumsal düzeyde gerçekleşti­ rilmesi süreci bu elkoyma olayından sonra başlar. soyluluk lağvedilir falan filân derken. demokrasi ilân edilir.

aradaki karşıtlık da devrimi oluştu­ ruyor. giderek sanayiye kay­ ması. halkın ‘kayıtsız şartsız’ egemenliği­ ni kurmak. bu da proletaryanın da içinde olduğu burju­ vazi. nedir Anadolu ihtilâli? Yapısı teokratik ve feodal. Osrııanlı toplumunda durum böyle mi. yâni iktidarın yapısal niteliğini halk lehine değiştirmek! Bu tanımdan dakikasında şunlar çıkar mı çıkmaz mı: a) İktidar. değerler düzenini değiştiriyor. in­ san haklarının güvence altına alınması. saray aristokrasisi ve işbirlikçi komprador bur­ juvazisi bir ülkede. onlara ayrıcalık tanıyan üstya­ pı geçerli sayılıyor. hâlâ mülk ve top­ rak sahipliğine dayanan. vatandaşların ‘kanun karşısında eşit sayılması’nı sağlar. toplumsal ve eko­ nomik alanda altyapı değiştiği halde. c) Ayrıcalık­ lı feodallerin elindeki toprağın köylüye dağıtılması (toprak reformu) ve sanayileşmenin gerçekleşmesi de­ mektir. konuşmuştuk 137 . b) Liberal seçim demokrasinin gelmesi. Klâsik şemada. devrim nasıl bir doğrultuyla başladı onu hatırlayacağız. yooo. önce Anadolu devriminde koşullar nelerdi. ulusal demokratik devrimi. eşraf. sultan ve çevresindekilerden halka geçecek demek. soylulardan soylular dışında kalanlara geçecek demektir. durumu yarı sömürge. egemenliği sultan. burjuva­ zinin önderliğinde halk yapıyor. köylülük ve inteligentzia gibi sınıf ve züm­ releri içerir. Bunlar olmuş mudur.4 ‘ANADOLU İHTİLÂLİ’ Önce tanımını yapalım. olmamış mıdır. tartışma bu değil. Feodal toplum içersin­ de ticaret burjuvazisinin gelişmesi.

devrimi kim sürükleyecek? Cevabı biliyorsunuz. hayır. emperyalizmle birlik. Bizim kuşak. toprak ağasından destek görüyor. bu arada sömürgeci ve emperyalistlerle birlik olmuş teokratik iktidarı da deviriyorlar. zaten sultam da. İzmir İktisat Kongresi’nde başlaya­ rak. kavga. yâni bürokratlar. ceberrut bir yabancı işga­ line karşı kurtuluş savaşı kimliğinde başladığı için taş­ ra eşrafından. komprador burjuvazisi. devrimi ülkemizde bürokrasi. bu da ‘da­ marlarımızdaki asil kanda mevcut olan kuvvetle’ başa­ 138 . Siyasal iktidara. yerli burjuvazi de olmadığına göre. . yaban­ cı bankalar egemenliğine son verecektir. hatırladınız mı? Aym zamanda sö­ mürgeciliğe ve emperyalizme karşı bir kurtuluş savaşı veriyor. Türk devriminin (hâlâ adına Atatürk devrimleri diyen çoktur) bir kere de olup bittiğine inandırılmıştı. şu halde devrimin birinci görevi bunu. koşullar o kadar elverişsizdir ki kolay olmaz bu iş. bir kere burjuvazi oluşmamış. neden oluşma­ mış. yâni ulusal burju­ vaziyi yaratmaktır. Ulusal de­ mokratik bir devrim yapılmıştır. aydınlar sürüklüyor.ya. fakat bu devrimin eko­ nomik düzeydeki savunucusu henüz ortada yoktur. 1933’te filân devlet kapitalizmine heveslenmele­ ri bundandır. çünkü ülke Tanzimat’tan başlayarak sömürgeleş­ miş. fakat milletin bü­ tünü olmayan bir zümre. böylece teokratik feodal iktidar­ la emperyalizmin çıkarları çakışmış. ülkenin ekonomisi o kadar geri. yabancı sermayesi komprador burjuvazisi yarat­ mış. Tarih­ sel bir blok demiştik. Kurtuluş Savaşı’mn kazanılması saray. onlar da buna uğraşırlar ya. bu burjuvazi göbeği dışa bağlı işbirlikçi burjuvazi. geriye onu korumak kalıyordü ki. kim el koyacaktır peki? “ Egemen­ lik kayıtsız şartsız milletindir” diyen. saray çevresini de kendine bağlamış.

adına uygun bir demokratik dev­ rim olabilmek için bile. ‘geçiş dö­ nemi’ kavramı. hayli uzun bir geçiş sürecine gir­ mek. çalkantılı evrelerden geçerek. Oysa şu konuştuklarımızın ışığında. gerek onun ölümünden sonra yapılanlar. burjuva demokrasisini düşündüğü­ ne pek şüphe yoktur. Nasıl mı? Bakalım. iç uzan­ tılarla sürdüğü askeri demokrasi dönemi. 27 Mayıs’a ve 12 M art’a kadar birçok aşamanın. Evet. Şeyh Sait isyanına. İnönü’nün demokrasiye geçiş kararına. Türk Devrim Tarihi ele alınırken.. Mus­ tafa Kemal Paşa’nm. gerçekte. anlamla­ rını tarihsel olarak verebiliyorsamz. geçiş dö­ nemi ana çizgileriyle üç büyük evreye ayrılıyor. gerek M ustafa Kemal’in sağlığında yaptıkları. son amaç gözönünde tu­ tularak değerlendirilmelidir. o kadar. üçüncüsüyse sistemin yetiştirmeyi başardığı burjuva­ ziyle iktidar mücadelesi sürecidir. Halife’nin çıkarıl­ masından tutun da. kapitalizmi!. nasılmış? (1 Şubat 1977) 139 . sonunda kapitaliz­ mi gerçekleştirmek zorundadır. bu üç dönemin eklemlerini oluşturduğunu elbette fark eder­ siniz. İkincisi bü­ rokrasinin mutlak egemenliğine dayanan İnönü dikta­ sı. Hatay sorunu­ na. Bana sorarsanız. yalnız bu demokrasi içinde par­ tisine solda bir yer ayırdığı ileriye sürülebilir. O halde. Olayları biraz derinlemesine görüyor da. ‘çağdaş uygarlık düzeyi’ dediği zaman kapitalizmi. görünen nedir? Türk devrimi. ciddi olarak ortaya konulmalı.rılacaktı. bunlar­ dan ilki emperyalizme karşı savaşın birtakım.

daha Kurtuluş Savaşı sırasında devrimi hırpalamaya. en­ düstrileşme ise Sovyet yardımıyla gerçekleştirilen bir iki fabrikadan. söyler. şimdiki düşünürlere göreyse. iktidarı ele geçirdikten sonra. taaa Dersim îsyanı’nm bastırılmasına kadar sürüyor. iç savaş sonrasında da belirle­ yici etken olmuş.. Stalin dönemindeki merkeziyetçi bü­ rokrat sultasının kurulmasına yol açmıştır. Birisi demokratik. bizi burada ilgilendiren o değil. lâfta kalır. 1919’dan başlıyor. son­ ra da birtakım iç isyanlar. ya ne. Türk devriminde ben­ zer bir “ savaş demokrasisi” döneminin yaşanmış olma­ sı. Son ortaya atılan iddialara bakarsanız. Rus devrimine bakınca. Çünkü Mustafa Kemal Paşa iktidarı Lozan’dan sonra kendi ha­ line bırakılmış sayılmaz. Bu yüzden Mustafa Ke­ mal özgürlükçülüğünü uygulayamaz. isyanla­ rı bastırmak için yöresel ağalara ve eşrafa muhtaç oldu­ ğundan toprak reformunu söyler. acımasız diktasıyla. 140 . kurulmuş partile­ ri kapatır. meraklısı kurcalasın. bütün sertliği. savaş komünizmi yöntemlerinin geçerliliğini görüyoruz. Doğru mudur yanlış mıdır. ikisinin de az gelişmiş bir ülkede gerçekleşmiş olmak gibi bir benzerliği vardır. Beyazlarla savaş boyunca gelişti­ rilen savaş komünizmi düzeni.. aşırı disip­ lini. Bana sorarsanız bu dönem. iyi kötü yapılan demiryollarından ibarettir. iç savaşlarla geçen dönemde.5 KİM LER G E LD İ KİM LER GEÇTİ. darda kalınca askeri rejimi ilân eder. öteki sosyalist devrim ama. bu çok önemli bir etkile­ yici öğe. Türk dev­ rimi ile Rus devrimi arasında. başarısını engellemeye çalışmışlarsa. dış gailelerle Cumhuriyet’in te­ melini sarsmaya gayret etmişler. nasıl emperyalizm ve kullandı­ ğı çeşitli isyanlar.

onun sağlığındaki haliy­ le. Yabancı güçler birbirleriyle uğraştıklarından. varlık vergisi çıkarıp sürgünlere gönderir. halkevleri. aslında faşizan bir diktanın kültürel temsilcile­ ridir. Hemen dünya savaşı başlamıştır. (ya da tutmakta olan eşrafla işbirliği halindeki) bü­ rokrasidir. Dış savaş. savaş darlığı da savaş sonrası­ nın yatırım birikimini karaborsadan sağlayıp ceplerine ve kasalarına koyar. biraz da mücadelesinin meyvelerini tatmak ni­ yetindedir. birinci dönemin fideliğinde iyi kö­ tü yetişmiş tüccarlar da ezilirler. bürokrasi­ ye karşı iktidar mücadelesini başlatacak nüveye kavuş­ muştur. Yunan/Latin temeline dayanan bir kültür seferberliğinin kaleleri sa­ yılırlar. dikta dönemidir. ölçüp biçip değerlendirmek mi istiyorsunuz. hem fena ezilirler. Bu ulu­ sal burjuvazi çekirdeğimizin bürokrasi diktasına kini­ ni oluşturduğu kadar. aşırı ihtiyatlı İnönü’yü. karaborsayı başlarına yı­ kar. Bu niyet Türk toplumuna son derece paha­ lıya oturmuştur. artık yer­ leşmek. kapita­ lizme geçiş döneminde bir “ askeri demokrasi” olduğu­ nu göz önünde tutacaksınız. Egemen sınıf. Savaş bittiği sırada ulusal burjuva­ zi (daha çok ticaret burjuvazisi niteliğinde). İnönü dönemi. içişlerimize burunlarını so­ kabilecek durumda değildirler.Mustafa Kemal’in rejimini. 141 . hem de Atatürk döneminin ulusalcılığı birer iki­ şer verilen ödünlerle Tanzimat batıcılığının ellerine tes­ lim edilmiştir: Köy enstitüleri. Bu arada. BürokrasiN1919’dan beri rejimi savunmaktan yorgun düşmüştür. bü­ rokrasi onları ihtikârla suçlar. üretim araçlarının çoğunu elinde tu­ tan. hem rejim kaskatı bir bürokrasi diktasına dönüştürül­ müş. içer­ de “esen rüzgârdan hile sezmeye” götürmekle kalmamış.

Mustafa Ke­ mal’i de. dolayısıyla iktidardan vazgeçmek istemeyen bürokrasi arasındaki çekişmedir. Şu halde. iktidarı zorla ele geçir­ me girişimi. Demokrat Parti hareketinin pat­ lama halinde belirmesi. Türk Ulusal Demokratik Dev­ 142 . çok geçmeden bu kere a p ik­ tidara gelir.. İşçi sınıfı ve köylülük siyasal mücadele için­ de bilinçlendikçe ağırlığını sermaye partilerinin kefesin­ den alıyor. aması mey­ danda. İnönü’yü ve diktasını da. iktidarı ara­ yan burjuvazinin (tarımsal kapitalizme yönelen eşraf ve ağalar da vardı aralarında) ardına takılması sayesinde oluyor. bundan yararlanan bürokrasi bir kere daha iktidara el koymuştur ama. Menderes’i ve Demirel’i de değerlendirirken. (yâni bundan sonraki mücadelenin ana öğesini de) getirir.. emek partilerinin kefesine kaydırıyor. 27 Mayıs dediğimiz. ulusal burjuvazisi yeniden komprador özellik­ lere bulaştı. gerçekte bürokrasinin. se­ çimle olamayacağını hissedince. liberal kapitalist bir toplum olabilmenin sancıları. kitle olarak. 1950 sonrası. sonra sanayi burjuvazisi) devrimin sahipliğinden. Fikrimce kapitalizme geçiş süreci hâlâ bitmedi. toplumsal ve ekonomik yasaların etkisi göster­ mekte gecikmez kendini. ayrıca sanayi burjuvazisi sahneye çıktığı için beraberinde proletaryayı da. Bu arada Türkiye uluslararası emperyalist sisteme katıldı­ ğından.Köylü ve işçiyse diktanın baskısından zaten bunal­ mışlardır. yirmi beş yıllık bürokrasi dik­ tasından bunalmış halkın. Bun­ lar hep gerçek anlamda bir demokrasi. 12 Mart. kapitalizme geçiş döneminde (önce ti­ caret. bu sonun­ cusunun yeni Anayasa’dan yararlanarak sesini fazlaca çıkarmasından doğmuş. İlk bakışta başarıya ulaşmış gibi görünür ama. Burjuvazinin kanatları arasında çekişmeler çıktı ortaya.

rimi’nin geçiş sürecine göz kulak olmak, değer ölçüleri­ mizi ona ayarlamak zorundayız. Aksi halde kafadan atmış oluruz. (2 Şubat 1977)

143

fÇağdaş uygarlık düzeyi’ diyalektik bir kavramdır
“... Ulus, saydığım değişim ve dönüşüm lerin doğal ve zorunlu gerçeği olarak, genel yönetim in ve bütün yasaların ancak-dünya gereksinm elerinden esinlenmesini; ve gereksinmelerin gelişm e ve değişm eleriyle aralıksız gelişip değişmesini benim seyen, ‘d ün yevi’ bir yönetim anlayışını ‘hayati’ saymıştır.
M u s t a f a Ke m a l

Kasım, 1925

1 EN BÜYÜK BELÂ Ben, “teslimiyetçilik” ten dehşetli ürkerim! Bir ülkenin başına gelebilecek en büyük belâ budur, çünkü yönetici kadro, devleti ayakta tutanlar, bunun kan dolaşımı demek olan kültürel fikir alışverişi, gele­ ceğine olan güvenini yitirmiş, savaşmadan, savaşmayı düşünmeden kaleyi teslimi çare sanmaya başlamıştır. Allah muhafaza! İngiltere Dışişleri Bakanlığı arşivlerinde 3 Nisan 1919 tarih ve 453 numara ile kayıtlı nasıl bir belge vardır, bi­ lir misiniz? Özetleyeyim; Sadrazam Damat Ferid Paşa 30 Mart 1919 günü İstanbul’daki İngiliz Yüksek Komi­ seri Amiral Caltrophe’a gitmiş, adama bizzat padişah tarafından hazırlanmış olan gizli bir anlaşma taslağının Fransızca çevrimini sunmuştur. Adı geçen belge budur işte, içeriğiyse nedir tahmin edebilir misiniz, hayır mı, öyleyse sıkı durun; bu belge, yâni sözleşme ile son Osmanlı Padişahı Mehmet Vahdeddin’in “ yabancılara karşı bağımsızlığını koruması, iç güvenliğini sağlaması” için Türkiye’yi on beş yıl süre ile İngiltere’ye sömürge olarak teklif etmiştir. İngiltere İmparatorlukta uygun gördüğü her yeri işgal edebilecek, istediği her şeyi yap147

tıracak, Vahdeddin’in kafasına göre böylelikle “ ülkenin bağımsızlığı ve iç güvenliği” korunmuş olacaktır, ne “ dehşetengiz” bir tasarı değil mi? Teslimiyetçiliğin sanırım bu kadarı az görülmüştür. Ama yakın tarihimizde başka ve çok hazin teslimiyet­ çilik örnekleri vardır. Bakın 1 Eylül 1919’da Alemdar gazetesinde Refii Cevad (Ulunay) ne yazıyordu; İstiklâl bizim gibi idare bilmeyen ellerde milleti harp ve ihtilâl ile zulm ile mahvetmek için veba gibi tahrip edici bir felaket oldu. Güzel memleketimizin bundan sonra elimizde kalan kısmım korumak için tecrübe görmüş bir hocaya ihti­ yacımız vardır. Bu hoca bizim istiklâlimizi muhafaza et­ mekle beraber bizi yaşamaya ve yaşatmaya layık bir halde bulundurmalı. (...) İstiklâlimizi temin edebilmek için kuvvetli bir devletin müzaharetine muhtacız, o devlet ki İngiltere’dir ve İngiltere olması lâzımdır, bizi elimizden tutmalı ve para sarf edilmesi lâzım gelen yer­ leri bize göstererek yaşamaya layık bir kuvvet halinde bizi muhafaza eylemelidir.” Aynı 1919 Eylülü’nün ortalarına doğru İngiliz Mu­ hipleri Cemiyeti’nin kurucusu Sait Molla Türkçe İstan­ bul gazetesinde şunları yazıyordu: " ... Artık mukadderatımız üzerinde ne himaye ne manda kelimeleri bahis mevzu olabilir. Şimdi İngiliz ta­ raftan, İngiliz dostlarınca bahis mevzuu olacak şey, o is­ tiklâlcilerin, takip ettiği gibi beynelmilel bir vaziyeti in­ taç edecek olan istiklâl değil, İngilizlerin yardımı ve hi­ mayesiyle teeyyüd edecek olan bir istiklâldir.” ‘Teslimiyetçi’, iç ve dış çok ağır sorunlar karşısında kaldığı zaman, bu sorunları olanaklarına ve gücüne da­ yanarak karşılamayı, üstesinden gelmeyi havsalasına sığdıramayıp; sorunların sahibi görünen güçlü ülkelere
148

sığınmayı, akıllı ve işbilir çözüm sanan kişidir. Küçük devlet büyük devlet ilişkilerinde çok rastlanır bu olaya. Ülkemizde en ağır biçimiyle Mütareke’de rastlanmıştı. 1950’den bu yana yine sık sık rastlanıyor, empc.j ’ Üst sistem, Türkiye’de istemediği şeylerin geliştiğini görüp de ortalığı karıştırmaya, ambargo üstüne ambargo koyma­ ya başladı mı, bazı politikacılarda, gazetelerde, sözcüler­ de bakıyorsunuz, garip bir yumuşama; ülkenin çıkarla­ rı üzerinde direnme yerine, gündelik çıkmazlan abartıp, kademe kademe teslimiyetçilerle, ‘durumu kurtarmak’ usta politikacılık sanılıyor, ortaya öyle sürülüyor. Aman dikkat! Ne çektiysek, teslimiyetçilikten çektik. Dün ülkeyi yönetemediğimizi kabul edip bağımsız­ lığımızı ve iç güvenliğimizi koruması için ülkeyi İngilte­ re’ye peşkeş çekmekle, bugün iç ve dış kaynaklarımızın tıkandığım, dışarda Kıbrıs yüzünden çok ciddi sorunlar­ la karşı karşıya kaldığımızı, askeri ve iktisadi ambargo yüzünden bunaldığımızı ileri sürüp Dünya Bankası’nm, Para Fonu’nun, tek kelimeyle emperyalist sistemin is­ teklerine baş eğmek, o kadar da farklı şeyler değillerdir. Zira son hesaplaşmada, her iki halde dizginleri ele ala­ cak olan emperyalizmdir, boynunu sanrın altına uzata­ cak olan da Türkiye... Ama bakın, 2 Ekim 1919 tarihli îrade-i Milliye'ât imzasız çıkan (ama Mustafa Kemal’in yazdığı bilinen) yazıda Türk’e yakışan çıkış yolu nasıl işaret edilmiştir; " ... Hasis menfaatlerini kutsal duygulara tercih edip gücünü halktan almayan resmi bir kuvvetle, bunların gücünden yararlanan çıkarcı ve duyguları bakımından yozlaşmış bir azınlığın dışında bütün millet ve memle­ ket, Anadolu’nun sinesinde verilen bir işaret üzerine yı­ ğın halinde kıyam etmiş birleşmiştir. İşte hareketi mil­ liye bugünün en büyük sorunu olan ulusal bütünlüğü ve
14 ?

ulusal istiklâli (bağımsızlığı) korumak için bütün mille­ tin azim ve imanından doğdu... Bu ayaklanma yalnız hamiyetsiz bir iktidarı bulun­ duğu yerden düşürmek değil, memleketin mukaddera­ tını beürlemede ulusal iradeyi egemen ve ‘milleti amil’ kılmak ve şu anda dışarıdan da varlığımıza yöneltilecek saldırıları red iptal ve sonsuz olarak halk egemenliği sağlamak gibi üç cepheli bir sahnede mücadeleyi göze alm ıştır...” Bir yanda mülkün istiklâlini korusun diye İngiltere’ye onu teslim eden teslimiyetçi kafa, öte yanda milletin is­ tiklâl ve hâkimiyetini dışarıdan yöneltilecek saldırılara karşı, yine milletin savunacağını belirten Müdafaa-i Hu­ kukçu kafa: Neredeyse 60 yıl sonra, Türkler için seçe­ neklerin hâlâ aynı, ya da çok benzer olması hazin değil midir? (20 Temmuz 1977)

2 KİM Ki SORUNA BAŞKA TÜRLÜ YAKLAŞIR... Ömür çocuk, yazıyı kesmiş saklamış, lâf arasında çıka­ rıp gösterdi: — Ağbiy bak, sen bunu iki yıl önce yaz­ mışsın, 26 Haziran 1975’te, yazının başlığıysa şu: ‘Am­ bargo kalksa ne yazar?’ O yazımı unutmuşum, hatırlat­ ması hoşuma gitti, gitti ya, hâlâ aynı yerde otlamış ol­ mamıza üzüldüm doğrusu. Pek paldır küldür girdik galiba, kusura bakmayın, aslında kafam tartıştığımız konuda, konuysa güncel ne lâf, hayati; ikili bir ambargo, ikili bir abluka altındayız, hem askeri, hem iktisadi, üstelik bunu bizim müttefiki­
150

miz olduğunu iddia eden ülkeler yapıyor, ambargoların etkisini hissettikçe tadımız kaçmakta, kaçtıkça tartışma­ ların öfke dozu yükselmektedir. Şöyle bir bakarsanız, çözüm, durumun ‘normale’ döndürülmesidir, iyi ama nedir o normal, üstelik sahiden ‘normal’ midir? Bu oyunu severim, isterseniz beraber oynayalım: Ga­ yet basit, olmayanı olmuş gibi düşüneceğiz, sözgelişi; as­ keri donatım yüzünden sıkıntı mı çekiyoruz, Para Fonu, Dünya Bankası vs. bizi ekonomik ablukaya mı almış, bundan kurtulmanın yolu nedir, dediklerini yerine ge­ tiren bir ‘teslimiyetçilik’ mi, razı olalım, bakalım çıkış yolu mudur? Ne istiyorlar? Bir kere, Kıbrıs sorunu onların arzu­ larına göre çözülecek. Ne demek bu? İkili federasyon olacak belki ama, Magosa’dan, Omorfo’dan çekileceğiz, Türk askerini Kıbrıs’tan çekeceğiz, tek kelimeyle, Kıb­ rıs sorununda Yunanistan’ın eğilimlerine uygun bir çö­ zümü kabul edeceğiz. Ettik diyelim. Sonra? Şu sanayi­ leşme, Amerikalı bankacının deyimiyle ‘şu kahrolası kal­ kınma tutkusuna’ bir son vermemiz gerekecek, ağır sa­ nayileşme, elektrik, elektronik endüstrisi, savunma sa­ nayii filân, geç bir kalem! Ya ne yapılacak, göllere ba­ lık ekilecek, köylerde arıcılık ve tavukçuluk, kıyılarda turizm, ormanlık bölgelerde orman ürünleri sanayii ge­ liştirilecek vs. Kısacası, Ecevit’in hani televizyonda şe­ malarla yutturmaya çalıştığı hap! Ona da eyvallah. Pe­ ki, mukabilinde kârımız nedir? Sanayileşmemiş olacağız, bu ‘tam bağımsızlığımızı’ etkileyecek. İktisadi ve askeri ambargonun kalkmış gö­ rünmesi, Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerine, serbest hareket olanaklarını verecek mi? Diyelim ki hava kuv­ vetlerinin donatım noksanı tamamlandı, uçaklarımızı
151

Şimdiye ka­ dar Türkiye’yi uygarlık dünyasında kusurlu gösteren neler alda gelirse. istediğimiz yere göndermek serbest­ liğimiz olacak mı? Atina’nın Ege ve adalarındaki den­ gesiz davranışları malum. Kemâl Paşa’nm soru­ nu koyuşu. ambargoları kaldırmak için emperyalist sisteme hangi ödünleri vere­ biliriz. Fakat sonunda edindiğimiz kanı ve inanç. kıpkızıl komünistinden yemyeşil gericisine kadar bütün Türk halkı için geçerli. bütün ulusa ve tarihe kar­ şı ‘deruhte edilmiştir. yarın iş­ ler kızışırsa sınırlarımızı ve çıkarlarımızı rahatça savu­ nabilecek miyiz? Hiç sanmıyorum. sorunu. bunda başarı kazanacağımız oldu. Bana sorarsanız. Dikkatle okuyalım: “ Tam bağımsızlık. sayfasını. hoşlanacağı hangi hükümeti kurabiliriz diye koy­ mak. Biz böyle işe başlamış adam­ larız.istediğimiz zaman. bizim bugün üzerimize aldığımız görevin temelidir. 152 . “ Bizden öncekilerin düştükleri yanılgılar yüzünden (buraya çok dikkat edin) ulusumuzun sözde var sayılan bağımsızlığı kayıtlar altında bulunuyordu. daha başından kendimizi teslimiyetçiliğe mahkûm edip bulunduğumuz bataklıkta daha da derinlere itmek­ tir. nasıl koyacağımızı açık seçik göstermiş.’ Bu görevi üzerimize alırken uygu­ lanıp uygulanamayacağı üzerinde kuşkusuz çok düşün­ dük. Bu yanlış yolda yürümenin sonucu mutlaka. âlâ. hep bu yanılgıdan ve hep bu yanlış yolda yürümekten (kayıth bağımsızlık altında) ileri gel­ miştir. açın öyleyse 386. Bu görev. savunulması gerek­ li bir koyuş biçimidir. Kıbrıs’ta dediklerini yaptık diye hadi ambargo­ yu kaldırsınlar da. Peki nasıl koymalıyız? Elinizin altında Mustafa Kemal’in Nutuk’u var mı. yardımları gerçekleştirsinler. Onun için. hava sahası uyuşmazlığımız mevcut.

başka türlü yaklaşır soruna. Yanlış bir yolda yürümek yüzünden bu niteliklerden yoksun kalmaya katlanamayız. Bu say­ dıklarımın herhangi birinde bağımsızlıktan yoksun ol­ mak. Bilgin.’ O kadar! (26 Temmuz 1977) 3 B İR ‘TESLİM İYET’ PROGRAM! Daha çok felaket dönemlerinde (12 Mart gibi) ortaya çı­ kan ‘şeamet tellalı’ bir Amerikan ‘muhibbi’ gazeteci. askeri. Türk halkına iktidar değişikliği manevrasından sonra ‘yutturu lacak dolmaları’ açık açık bakın nasıl yazıvermiştir. Yeni devalüasyon dahil.. gerçek anlamıyla bütün bağımsızlıktan yoksun ol-.” Tek cümle ekleyeceğim: Kim ki. elbette. belki güçlükleri tamamiyle algılamakstzın bugün yalnız bir nokta çevre­ sinde toplanmış. mak demektir.. ‘teslimiyetçidir. iMF’nin üzerin­ de kesin ısrar ettiği ekonomik önlemleri kabul edecektir.memleket ve ulusun bütün haysiyetinden ve bütün ya­ şama gücünden uzak kalmasına neden olabilir. ekonomik. ‘istisnasız’ bütün ulusumuz. “Tam bağımsızlık denildiği zaman. cahil. İbretle okuyun! “ Ecevit. elindeki iki spektaküler manevra imkânına güvenmektedir. haysiyet ve şerefiyle yaşamak isteyen bir ulusuz. “ Biz yaşamak isteyen. adli. fakat sonuna kadar kanını akıtmaya karar vermiştir. kültürel vs. mali. her hususta tam bağımsızlık ve serbestlik kasdolunmaktadır. O nokta tam bağımsızlığımızın sağlan­ ması ve sürdürülmesidir. 153 . siyasal.

ülkeyi adamakıllı ‘sistem’in denetimine vermiş olacağız. Ambar­ go Kıbrıs işi dolayısıyla konmuştur.” Yâni ne diyor. Demirel’in tab’ı b u n a elverişli değildir. en önemlisi bu. vereceği toprak ödün­ leriyle. baksanıza ünlü yazar na­ sıl devam ediyor: “Doğru tutumun Ecevit’in tutumu olduğu muhak­ kaktır. Kıbrıs işinin çözü­ mü. ama yaparsa.yeni iktidarın uzun etme­ den kabullenmesi demek değil mi? Ecevit. Ecevit’inki elve­ rişlidir. bunun sebeb-i hikmetini ortadan kaldıracaktır. bunu yapa­ cak mıdır. o ayrı sorun. CHP Genel Başka­ nı iktidarı tekrar ele geçirirse. Böylelikle. Gazete ekliyor: “ Demire! beklemeyi tercih etmişti. Uluslararası Para Fonu ve yabancı ban­ kalar konsorsiyumu. Türkiye’ye kredilerin derhal açılmasını sağlayacak­ tır. İkinci spektaküler imkânı Türk Yunan ilişkile­ rindedir Ecevit’in geçenlerde New-York Times gazete­ sine verdiği demeç dikkati çekicidir. Amerikan Kongresi’nin Türkiye’ye askeri yardım sağlayan bir anlaşmayı tasdik etmesini beklemeden Kıbrıs sorununa bir çözüm araya­ cağını söylemiştir. Ama asıl önemlisi başka. iMF’nin yeşil ışığım yaktırabilecek cesarette hükümet olmaktır. Döviz darboğazı dönülecektir.Bu.” 154 .” Ne demektir bu. İş. Ama ‘dolm a­ lardan’ birisi. Türkiye için ileri sürdükleri koşul­ lara ‘cesaretle’ baş eğeceği için Ecevit’e kredi açacaklar­ dır. kendi iktidarı sırasında belki de kendi emriyle uygulanmış ikinci barış harekâtının ‘gereksizliğini’ tes­ cil etmiş olmayacak mıdır. Vance’ın özel temsilcisinin T ürki­ ye’ye getireceği yeni Amerikan çözüm planını -ki Yunan çözüm planıdır. Bir bankalar konsor­ siyumu bunun ayrmtdannı bile hazırlamıştır. bir anlam da. göreceğiz. Ambargo gökten zembille inmiş değildir.

yeni devalü­ asyonla birlikte ücretler dondurulrnasa bile denetim altına alınmalıdır vb. Bu perspektif­ ten bakılınca. İkincisi ‘daha derinde olan hastalığını’ iyileştirmek için gerekli önlemleri al­ mazsa! Neymiş onlar dediğimiz anda. Yunanistan’la 155 . Türkiye nüfus artışım hızla düşürmelidir. Ece­ vit iki yola başvurmazsa. hazin. ben Ecevıt olsam kahrımdan yerin dibine girerdim: “ Ecevit başbakan olur olmaz. ‘hariçten gazel okuyan’ yazara göre. Kıbrıs’ı feda et. CHP Genel Başka­ nı bunun senaryosunu yazm akta ve mizansenini yap­ makta Enver Sedat’tan daha az mahir değildir. Ecevit’ie Enver Sedat arasında pa­ ralel çiziyor. Ne var ki. Geçen gün Ilhan (Selçuk) güzel bir benzet­ me yapmıştı. Üs­ telik bunun kolay olmayacağım teslim ediyor ama. Allah aşkına şu değerlendirmeye bir ba­ kın.bir barış taarruzuna geçmesi. aa bir de bakıyo­ ruz karşımıza o ‘sevimli şeyler’ çıkmıyor mu yine. Sedat’ın jestini somutlaştırmak için dedi ki. Ecevit’e güveni var. Türkiye’ye kabul ettirilmek istenilen ‘tes­ limiyet programı’nm anahatları belirmiştir. Tür­ kiye imkânlarının üzerinde yaşam aktan vazgeçmelidir. Kurtuluş Savaşı sırasında M us­ tafa Kemal’in Yunan Kralı Konstantin’in ayağına gidip (İngilizlerin baskısıyla) barış dilenmesidir. Yunanistan’a karşı. Bunları şöy­ le sıralayabiliriz: Önce Kıbrıs’ta ödün. rahatla diyor adam. başarıya ulaşamazmış: Biri Demirel’le koalisyon yapm azsa. O zaman. Ecevit’in Yunanistan’a -Amerika’yı çok etkileyecek. bil­ hassa Amerika’yı çok etkileyecek bir barış taarruzuna geçecektir ve ambargoyu sökecektir.” Evet.Sözün kısası. Hazindir bunlar... böyle diyor. bu adamın yaptığı. acaba neye benzeyecek? Maharette Sedat’tan geri kalmadığı ileri sürüldüğüne göre.

teslimiyet programına bir karşı program çıka­ rılamaz mı? (9 Ocak 1978) 4 ‘ÇAĞDAŞ UYGARLIK DÜZEYİ’ KAVRAMI Teslimiyetçiliğin karşıtı bir program dendi mi. Yeni iktidar bu teslimiyet programım benimser mi? Göreceğiz. Demirel iktidara paraşütle indirildiği zaman her şeyi kabullenmiş görünü­ yordu. ama sonra “ derindeki hastalığı­ nı tedavi için” Türk ekonomisini sımsıkı bir korse içi­ ne almayı planlama: Kalkınma hızı düşük. nüfus artmasını engelleme. çoğu ne sanıyor. “ sevimsizleşmesine” yetti. Bir iktidar dönemi. Unutmayalım ki. Peki. ortalıkta dolaşanları mat etmek için sosyalizmin büyük adlarına başvurmaya hiç 156 . elbette dışa bağımlı. bu sayede kredileri sağlayıp hiç değilse bir süre için genişçe bir nefes alma. Benimsemezse. hemen sıvanıp çemrenip sosyalist bir program döktüreceğimi! Oysa dedim.uyuşma. “ sistem” elbette onun defte­ rini de dürecektir. istenilmeyen iktidarları devirmek konusunda gerekince işe yaramaktadırlar. Ayrıca sanayileşmenin sürdüğü havasını vermeleri de. sanayileşme­ ye paydos (baksana kardeşim kirlenme yapıyor). dı­ şardan denetlenen “ tüketim” sanayilerine yer vardır. sonra IMF önerilerini ka­ bul. zi­ ra bunlar kredi ve hammaddelerinin dıştan kısılması suretiyle. N A To’ y u kurtarma. tarımsal kalkınma yoluyla hiç de­ ğilse durağanlaştırılacak bir topluma kalkınıyoruz izle­ nimini verme. Bu programda. propagandaya faydalı olur.

Oysa biraz kurcalasan al sana programların en ha­ lisi. Mustafa Kemal’in bir tek sözü. Dünün uygarlık düzeyiyle bugünün uygarlık düzeyi bir mi. boyutları nedir. başkala­ şıyor. Atatürkçülük adına 157 . en sağlamı. şöyle: Çağdaş uygarlık düzeyini hedef diye aldın mı. “ Türkiye’yi çağdaş uy­ garlık düzeyine çıkarmalıyız” ne demek oluyor. bir kenara yazmazsan. birisi bu ‘çağdaş uy­ garlık’ deyimi. Amerika’nın denetimindeki Batılı emperyalist sistemi yutturmaya ça­ lışıyorlardı. Kemal Paşa’nın iki büyük hüneri vardır ki. istediğin kadar Atatürkçüyüm diye yırtm. bir kere sürekli devrimciliğe mecbursun. hiç dü­ şündünüz mü. Bir tarihte. olamaz elbet. pek sanmıyorum. Bunlar hanidir ‘Atatürkçü’ geçiniyorlar ya. aynı şey mi. Önce biraz bunu yapalım diyorum.” Önce bunları kavramayı öğrenelim. çünkü çağdaş uygarlık düzeyi dogmatik değil diyalektik bir kavram. Örnek mi? Alın şu her karşı programın temelini oluş­ turması gereken ünlü sözünü. götürdükçe de Mustafa Kemal’in Tür­ kiye’ye tespit ettiği amaç yenileşiyor. ama içerdiği nedir. ötekisi bunun içinden çıkan bir düşünüş biçimidir. tutturmuşuz en büyü­ ğümüzden en küçüğümüze. Bunu anlamaz. ha bre tekrarlıyoruz. neyi nasıl ele alıp uygulayacaklarına kafa yormamışlardır. Ne gi­ bi mi. dedim ki “Arkadaş. Mustafa Kemal Paşa’nın şaşılacak bir ileri görüşlülükle öne sürdüğü ilkeleri ciddiye almak yeter. Her geçen gün insanlık yeni buluşlarla uygarlık düzeyini da­ ha ileri götürüyor. kızmışım. gerekleri nedir. kendi karşıtlarıyla çarpışa birleşe gelişiyor. gelişiyor. aynı şey olabilir mi. bir tek ilke­ si üzerinde bile doğru dürüst düşünmemiş. Allah sizi inandırsın. araştıran yok. birtakım dogmatik ‘Ata­ türkçüler’ bana çağdaş uygarlık düzeyi diye.gerek yok. tartışıyorduk.

endüstri sonrasının sorunlarını içeren. Peki bilimler sabit. bazen de yazmışımdır: Mustafa Kemal kuşağı için. bu düzeye ulaşacağız demek. Mustafa Kemal. emper­ yalizm çağma ulaşmış “ Batı’dır” . birincisi çağdaş ekonomik altyapıya sahip olmak. Hadi somut konuşalım: Kemal Paşa sağ iken “çağdaş uygarlık düzeyi” ne idi? Onun kuşağı için. yoksa başka yerde mi olduğunu saptamak zorundadırlar. İkincisinin olamayacağını kestirmiş. İkincisi bu altyapının içerdiği topluma ulaş­ mak! Birincisine varıldı mı. Kemal Paşa’nın tutumundan çok uzaklardasın. uygarlık düzeyi endüst­ ri devrimi idiyse. Şimdi hal böyle iken Atatürk bize o düzeyi demiyor. metodu da vermiştir. bu. Batılı toplumlardır. bu bakımdan çağdaş uygarlık düzeyine ulaş­ mak için. İkinci­ si dogmatik değil diyalektik olmak zorundadırlar. çağdaş uygarlık düzeyinin hâlâ yerde mi. Demirel’den Ecevit’ine. yapan var mı bunu? Sık sık düşünmüş. Türk aydın­ ları kendilerini sahiden Mustafa KemaPin-savaşçıları sa­ yıyorlarsa.olmadık zulümler yapıp ileri fikirli aydınları ezaya çek. dogmatik mi. ilerliyor. onlar da çağdaş uygarlık düzeyi gibi aralık­ sız değişiyor. Çünkü bir süredir çağdaş uygarlık düzeyi. nükleer ve elektronik teknolojisi düzeyidir. “ hayatta en hakiki mür­ şit ilimdir” ne demek. Allah aşkına söyleyin. fikrim odur ki siyasal ve toplumsal 158 . yenileşiyor. çağdaş uygar­ lık düzeyi diyor. Batılı bilim ve teknolojidir. ne münasebet. bilimlere dayanarak. Türkiye bu devrimi şimdiye kadar çoktan gerçekleştirmeliydi. iç içe iki şeyi amaçlar. üçüncüsü zaman içinde verilmiş hedefleri sık sık yeniden de­ ğerlendirmek. bir kere bilimsel olmak zorundadırlar. ülkemizi çağdaş uygarlık düzeyine çıkaracağız dediği sırada. o sıralar­ da dünyaya hükmeden sanayi devrimini yapmış. O halde.

içeriği. yaşadığı çağda “ uygarlık düzeyini” Batı ülke­ leri oluşturduğu için Mustafa Kemal o uygarlığı (asıl 159 . günümüzün koşullarında bu kavramın en ilerici yorumuna varıp onu nasıl uygulayacağımızı tartışmamız gerekiyor. Türktoplumunu aşamadan aşamaya sıçratmayı öngörmekte. Vatan kur­ taran aslan rollerine hevesleneceğimize! (10 Ocak 1978) 5 M ALİ B A Ğ IM S IZ LIK G ER Ç E K LEŞ M E D İK Ç E . sürekli devrimciliği. Kemai Paşa’nın sağlığında liberal anlamda demokratik olan bu toplumlar. toplumların bugünkü çağdaş uygarlık düzeyleri üzerinde bir fırt olsun düşünmüşler midir? Mustafa Kemal’in atılımcılığı. Dedik ki. sosyal ya da sosyalist toplum başka.-hepimizin çağdaş uygarlık düzeyi kavramı. liberal toplum başka. İşte teslimiyetçi olmak istemeyen bir programın ön­ ce Mustafa Kemalciliği yerli yerine koyması.oiarak da. Ara­ da önemli fark var. bugün o aşamayı geçmiş. toplumsal anlamda demokratik olma aşamasına ulaşmışlardır. kendisinden öncekilerin yaptıkları gibi bir aşamada don­ durmaktan kurtarmayı içermektedir. onun düşüncesindeki diyalektiği öldürüp atıhmctlığı mahvediyorlar. Bana kalır­ sa. kapsamı ve sınırları üzerinde düşünmemiz. Oysa Mustafa Ke~ makiliği donuk bir milliyetçilik gibi kabul ettirmek iste­ yenler. bu düzeyin içeriği günümüzde değişmiştir.. Acaba Atatürkçülüğü kimsele­ re vermeyenler. onu hak­ kıyla değerlendirmesi bunda baş koşuldur. sonra da ‘Atatürkçü’ geçiniyorlar..

hâttâ İngiliz milleti ile düşmanlık halinde bulunuyorsak. hepimiz için bir görev! 1 Mart 1922’de Mustafa Kemal şunları söylemiş: “ . İtalyan milleti ile.. Bunun için çağdaş uygar­ lık düzeyi kavramının ilk basamağı Mustafa Kemal’de hep tam bağımsızlıktır (istildâl-i tam). karşı bir program için. o devletin bütün hayat kollarında ba­ ğımsızlık felce uğramıştır.” Gördüğünüz gibi asıl halkla egemen yönetici çevre­ leri bir güzel ayırmış. mali bağımsızlık. Eğer bugün Fransız milleti ile. bu milletlerin seslerini işittirememelerinden ve kendi yöne­ ticilerinin istila ve sermaye emelleri için bizi yok etme­ lerine ses çıkaramamalarmdandır. emperyalist deneti­ mindeki Para Fonu ve Dünya Bankası’nın bazı “tavsiye­ lerle” çıkacağını bildiğimizden.. bunu yaparken Avru­ pa halklarıyla. Doğru. Bir memleketin mâliyesi bağımsızlıktan mahrum olunca. Bugünkü savaşımlarımızın gayesi tam bağımsız­ lıktır. Çünkü her devlet organı an­ cak mali kuvvetle yaşar. Avru­ pa’nın yöneticilerden ve sermayedarlardan ayrı olan asıİ milletleri. Avrupa emperyalizmini ayırt etmediğini mi sanırsınız. Yeni kurulacak bir cumhuriyet hükümetinin önüne. çok aldanırsınız: 2 Temmuz 1920’de şu sözleri o söylemiştir: Yaşamak isteyen milletimizin isteği tek kelime­ de özetlenebilir ve gayet meşrudur: Bağımsızlık. doğru ama. milli mücadelenin egemen yaban­ cı burjuvaziye ve onun saldırgan sömürücü emellerine karşı yapıldığını işaretlemiştir. bizim hayatımızı bize çok görmüyorlar. Bağımsızlığın tamlığı ise ancak mali bağımsızlık­ la mümkündür. Mali bağımsızlığın korunma­ 160 .anlamıyla endüstri toplumunu) Türkiye’ye amaç olarak göstermiştir. gerçekte hangi Müdafaa-i Hukukçu tezlere dayanmamız gerektiğini araştırmak. yabancı banka konsorsiyumlarının.

bizim bazı haklarımı­ zı tanımış gibi vaziyet alırlar. Binaenaleyh devlet bünyesini yaşatmak için dışarıya müracaat etmeksizin memleketin geri kaynak­ larıyla idare edilmesi çare ve tedbirlerini bulmak lâzım ve mümkündür. bunun yolu ne olacak? Ne yapacağız da.. Çünkü görünüşte büyük bir bağımsızlık sağlamışlardı. Peki..sı için ilk şart. İktisadi hayatımızda tam bağımsızlık. Öteden beri bize bazı şeyleri vermiş gibi. buna karşı tam bağımsızlığımızı.. hem de ‘mali bağımsızlığımızı’ teh­ likeye atan ilişkilere girerler miydi? M ustafa Kemal.” M illet belki anlamıştır. Bunlar ik­ tisadi mahkûmiyeti anlamayan bedbaht hayvanlardı.. bizi yutmak isteyenin de. lâkin iktisadi esaretle bizi felce uğratıyorlardı.. ‘iktisatta elimizi kolumuzu bağlayan’ 161 . memnundu. Güzel va­ tanımızı yoksulluğa. özellikle mali bağım ­ sızlığımızı savunmaktadır. (. Fakat hakikati halde mil­ leti manen miskinlik çukuruna atmışlardır. bütçenin iktisadi yapı ile uygun ve denk olmasıdır. Bu esarete katlanan mevki sahibi kimseler. Fakat artık bugün milletimiz hayat noktasının nerede olduğunu pek güzel anlamıştır. o zamanki ‘uygarlık düzeyi’nin yö­ netici ve sermayedarlarla halk karşıtlığını taşıdığını bi­ liyor. hakikatte iktisatta elimi­ zi kolumuzu bağlarlardı.” 16 M art 1923’te söyledikleri ise şunlar: “ . iktisa­ di hayatımızda bağımsızlıktan yoksunluğumuzdur. o yabancı sermayedar­ larla onların maşası yöneticiler olduğunun farkındadır..) Devletler şimdiye kadar bize şu ve bu meselelerde gös­ terişli müsaadelerde bulunuyorlar gibi görünüyorlar. ülkeyi yönettiğini zanneden­ ler anlamış mıdır? Anlasalardı hem ‘Atatürkçüyüz’ di­ ye bas bas bağırıp. memleketi yıkıntıya sürükleyen çeşitli sebepler içinde en kuvvetli ve en önemlisi...

. 1930’lardaki görüş ufkuna bile sahip değildiler. onu Lenin’le 162 . Çalışması ve yaşaması için ekono­ mik elemanları memleketimizde mevcut olan büyük kü­ çük her çeşit sanayii kuracağız ve işleteceğiz. Sosyalistler arası tartışmalarda.” Bu sözleri onun ekonomik vasiyeti saymak bile müm­ kün.ki Kemal Paşa’nın 1920’lerdeki. en ileri ve refahlı Türkiye ide­ aline ulaşabilmek için. Basbayağı tahrif ederek. (11 Ocak 1978) 6 M.. Endüstrileşmek en büyük milli davalarımız ara­ sında yer almaktadır. demişimdir ki.yabancılara boyun eğmeyeceğiz? Cevabı açık ve seçik­ tir: Sanayileşerek! ". çünkü ölmeden bir yıl önce 1 Kasım 1937’de söy­ lemiş! Bir de sonrakilerin yaptıklarını hatırlayınız. evet ne yazık. henüz size söylemedim. Amerikalılar uçak verecek diye Kayseri Uçak Fabrikası’m kapatanları! İkili anlaşmalar imzalayıp “ bizim bazı haklarımızı tanırmış gibi vaziyet alan” ya­ bancı ülkelerle inanılmaz uzlaşmalara girenleri! Hepsi “Atatürkçü” geçiniyorlardı. ne vakit sözün ucu Mustafa Kemal’e dokunsa. KEMAL’İ KİM TAHRİF ETMİŞTİR? Ha sahi. Ak­ deniz’de Amerikan 6. üstelik bu tatlısu frengi alafrangalı­ ğını yeni kuşaklara Atatürkçülük diye yutturdular. bu bir zarurettir. görüşleri Tanzimat paşalarının görüş­ lerini aşamıyordu. En başta vatan müdafaası olmak üzere ürünlerimizi değerlendir­ mek ve en kısa yoldan. Filosu var diye donanmayı ihmal edenleri.

Ama bütünüyle ele aldınız mı. Atatürkçülük. halkçılık eğilimleriyse. pa­ dişahın iradesi yerine halkın iradesini koyup da değiş­ tirerek! Emperyalizmin azgın dönemine rastlandığın­ dan. Şimdi bir de sözlerinin nasıl tahrif edil­ diğine. biraz da dünya savaşını bahane ede­ rek. onun. Kemal Paşa’nın ölümünden sonra. özellikle başlangıç yıllarında hissedilen. hayli yoğun toplumculuk. Bunların çoğunu yapamadık. Devri­ min. Müdafaa-i Hukuk dönemindeki top­ lumsal atılganlığı ise bürokrat birtakım kurumlara dö­ nüştürerek frenledi. bu demokratik devrimcilik. eşrafın ve halkın elbirliğiyle tarihsel bir blok oluşturup gerçekleştirdiği demok­ ratik bir devrimdir. Mustafa Kemal sosyalist değil demokra­ tik bir devrim denemişti: İktidarın yapısal niteliğini. yapılmakta olanların. Anadolu devrimi. Robespierre’le karşılaştırmalı. Örneğin.karşılaştırmak yanlıştır. ona yakıştırılmasından ibarettir. lâik bir bur­ juva cumhuriyeti aşamasına ulaşmasıdır. dondurdu. ya da yapmayı tasarladıkları değil. bilerek kullan­ dım. değiştirildiğine değgin bir örnek vereyim. o tarihten sonra Ata­ türk'ün yaptıkları. dediklerini tahrif etmeye kadar varıyor. İnönü. gözleriniz­ le görüyorsunuz. yaygın görüntüsünden ne kadar farklı bir adam olarak belirdiğini. o ufak fa­ kat yararlı Atatürk’ün Temel Görüşleri adındaki kita­ 163 . olağan sonucu da endüstri devrimini başarması. (yerli burjuvaziden çok) aydınların. Nedeni belli. toplumumuzdaki Kuva-yı Milliye atılımını kemik­ leştirdi. Olaylar denk düşürdükçe Mustafa Kemal’in sözle­ rinden örnekler veriyorum. ister istemez bir ‘maz­ lum milletler’ anti-emperyalistliğiyle kaynaşıyor. Az önce tahrif lâfı ağzımdan kaçmadı. yukarıdaki kom­ şumuzda kopan sosyalizm kıyametinden gelmektedir. toprak reformunu yapması. bin yıllık arkadaşım Fethi Naci. İş.

s. Hadi bera­ berce okuyalım: " . 1968 yılında yayımlanan bu kitabın 80. bizim varlığımı­ za da göz dikmiş olan düşmana karşı bugün kazanmış olduğu zafer bizim için de sevilmeye sevinilmeye değer bir sonuçtur.” (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri. bugün ihraz etmiş bulunduğu zafer bi­ zim için de şayan-ı teşekkür bir neticedir. Atatürk’ün yukarıya aldığım cümlesi bugünkü dile şöy­ le aktarılmış: ‘İslâmlığın en yüce kurallarıyla yasaları­ nı içine almaya özenmiş Bolşevikliğin. Mustafa Kemal’in düşüncesini tahrif eden ki­ şi yıllarca ülkemizde Atatürkçülüğün bayraktarı geçinen ünlü Behçet Kemal Çağlar. nedense Atatürk’ün sözlerine ‘özenmiş’ kelime­ sini eklemek ve ‘müşterek düşmanı’ düşman yapmak gereğini duymuştur. ta kendisi. bugün elde etmiş ol­ duğu zafer. 95) Behçet Ke­ mal Çağlar’da ‘işçiler’ (s. Behçet Kemal Çağlar. “ Ayrıca Atatürk’ün ‘amele sınıfı’ (s. Baskı 1961. bizim de varlığımıza kasdetmiş olan müşterek düşman aleyhinde.. Kolaylıkla fark edilebileceği gibi. evet. Atatürk’ün sözlerini tahrif etme denir.. ‘İslâmiyetin en yüksek kural ve kanunlarını içi­ ne alan Bolşevizmin. bizim için de teşekküre layık bir neticedir’ diye sadeleştirdiğim cümlenin aslı şöyledir: ‘İslâmiyetin en âli kaide ve kanunlarım ihtiva eden Bolşevizmin.’ " . Behçet Kemal Çağlar tarafından bugünkü dile aktarılmıştır. Atatürk’ün ‘Bu iti­ barla da bu noktai nazardan bizim istikametimizde Bol­ 164 . 95) “Türk Dil Kurumu’nun yayımladığı bir kitap vardır: Bugünün Diliyle Atatürk'ün Söylevleri. 79) olmuş. nasıl ol­ masın ki.. sayfasında. Kitap.. Son derece meraklı bir konu. Buna Atatürk’ün sözlerini bugünkü dile aktarma değil. Cilt 1. bi­ zim dahi mevcudiyetimize kasdetmiş olan müşterek düş­ man aleyhinde.bında açıklıyor.

‘Atatürkçü’ Behçet Kemal Çağlar. Yâ­ ni Behçet Kemal. 82). Atatürk’ün cümlesindeki ‘elbette’ ke­ limesini atmış. Atatürk’ün dü­ şüncelerini işte böyle tahrif etmiştir. şaştınız öyle mi? Ben burada bunlar Atatürk­ çü filân değillerdir dedikçe. zıtlaşmaz) ‘zıtlaşmayabilir’ yapmış. Ve Atatürk’ün pa­ rasıyla yaşayan Türk Dil Kurumu da. Behçet Ke­ mal’de ‘Bu bakımdan bizim davramşımızdı Bolşevikli­ ğe dayanan bir yön görenler bulunabilir’ (s. Atatürk’ü bunların anlattı­ ğı.. işte görün. buna karşılık Atatürk’ün söylemediği ‘ilk bakışta’ kelimelerini eklemiş. bunları da Atatürk’ü sürdürenler sanıyordunuz bel­ ki. göz göre göre tah­ rif edilmiş bu düşünceleri Bugünün Diliyle Atatürk’ün Söylevleri adı akında yayımlamıştır. 101) cümlesi. 82) olmuş. orada kanla ve ateşle ya­ zılmıştır. Türk Dil Kurumu da en az Behçet Kemal Çağlar kadar sorumludur.şevik istikameti görülebilir’ (s. Çün­ kü Atatürk’le ilgili bir kitabın Kurum tarafından denet­ lenmeden yayımlanması düşünülemez. ‘tearuz etmez’i (çatışmaz. düşüncesi de. işte akıl almaz bir tahrif daha: Atatürk’ün ‘Elbette böyle bir prensip Bol­ şevik prensipleriyle tearuz etmez’ (s. (12 Ocak 1978) 165 . Bunlar pek önemli sayılmayabilir ama.. Bugünkü Türkiye’de ‘teslimiyetçi’ programlara baş eğenlere ‘karşıt bir program’. ‘Böyle bir ilke. Kuva-yt Milliye ve Müdafaa-i Hu­ kuk çerçevesi içinde yeniden ele alınıp. 81. mal meydanda: Mustafa Kemal’in eyle­ mi de. diyalektik bir görüşle değerlendirilmelidir.” Nasıl. Bolşeviklerinkiyle ilk bakışta zıtlaşmayabilir’ (s. Beh­ çet Kemal’de şu şekle sokulmuş. 101) cümlesi.

askeri zaferler ne kadar büyük olursa otsunlar. ekonom ik egemenliğimizin (hâkimiyet-i iktisadiye) sağlanması." M u s t a f a Ke m a l Şubat. ekonom ik zaferlerle taçlandırılmazlarsa. 1923 . Bu bakımdan.Yanlış ‘ekonomik9tercih ". en güçlü ve parlak zaferimizin bile sağlayabileceği bayındırlık yararlarını (semerat-ı nafıa) saptayabilmek için. az zamanda söner.. yaratılan zaferler sürekli olmaz.. Siyasal. ekonom im izin. güçlendirilmesi ve yaygınlaştırılm ası gereklidir.

. Bu saçmaları. öbürleri kendi kendilerine ge­ lin güvey oluyorlarmış. aynı gazetede. evet. ikinci çeşidindeyse ‘krip­ tolar’ uygulamalara ‘aklın ve bilimin yönünü’ vermeye çalışacak yerde.-‘ideolojilerine göre’ ahkâm kesiyormuş. İkincilerin tirajı ‘eşeğin kuyruğu gibi’ ne uzuyor.. bu ‘dehşetengiz bilinçlendirmeyi’ galiba şöyle özetleyeceğiz: “ Önlem 169 . yaygın ve büyük tirajdan yararlanarak ‘hal­ kı gerçekten nasıl bilinçlendirdiğini’ gösterince ilişmeden duramadım. geçen gün. ay­ nı sütunda. özür dilerim. Muhte­ remi. Türkiye’nin en büyük gazetelerinden birisinde. bir çeşidini halkı gerçekten bilinçlendiren ‘ger­ çek ilerici’ aydınlar çıkarıyor. biraz vaktinizi alacağım. buna aslında şükretme­ miz gerekirmiş efendim. Mümkün mertebe sadık kalarak. birincilerine itibar et­ tiği için onların tirajı gün günden artmakta olduğu hal­ de. kısacıkmış yâni. zira halkımızı asıl bilinçlendi­ ren o büyük gazetelermiş. gülüp geç­ mek mümkündü ya.1 ‘S A H İB İN İN S E S İ’ Ülkemizde iki çeşit gazete olduğunu bilir miydiniz. ülkemizde iyi kötü herkes tanıdığı için. ne kısalıyormuş. öyleymiş. ne var ki enayi değilmiş halkımız. birkaç gün sonra. ‘sahibinin sesi’ yazıyordu.

bu yüzden de Ecevit gibi ‘beceriksizler’in eline düşü­ yoruz. onun kendisine öner­ diğini yapsın. uçuyoruz. Amerika’nın yapacağı yatırım ise 25 milyar dolar olabilecekmiş. (onlara sonra gelece­ ğiz) oysa Türkiye’nin paçayı kurtarması ancak kendi öz kaynaklarının yerli ve yabancı sermaye katkısıyla değer­ lendirilmesi sayesinde mümkün olabilir. Aslın­ da ‘sistem’ bunu hanidir hazırlamış ya. Maden­ lerini aynı sermayeye açarak. sütçülüğünü mü yapacaktır diye itiraz ederler. ‘sistem’e ne diye bozuluyor. kasaplığını mı. kumunu. ne zaman yapmaya niyetlense iki tür adam çıkmış.” İşte ‘ideolojinin kalıplarına bağlı kalmayan’. Alman bankala­ rı 11. ‘uçuşunun kanatları’ hazır. Her ikisi de vardır. sebzeciliğini mi.paketi filân. buna karşı Türkiye Batı’nın unculuğunu mu. bunlar hikâyedir. ikide bir ilişkilerimize posta koyuyor­ lar. gıda maddesi. şıpın işi böl­ genin bakkalı. baksanıza Çin’e. bir de bakacağız. meyve sebze satarak kendi dövizini kendi bulacaktır. Bize kestirmeden yerli ve yabancı sermaye yatırımı gerekiyor. kasabı. ‘kriptolar’. ah şu ‘Menderes tipi’ iyi niyetli fakat ekonomi tercihi yanlış siyaset adam­ ları ile. tamam. uçuşunun kanatlarını sağlaya­ caktır. deni­ zini onlara kiralayarak. bak­ kallığını mı. manavı olmuşuz. kanatlanmışız. Japon bankaları 9. buğday. Türkiye bunu ya­ pacaktır. evet. Ama nereye? 170 . güneşini. İngiliz bankaları 14. oysa şu işi hayrına Metin Toker’e verseler. bunu yaparak batıya da doğuya da. Fransız bankaları 7 milyar do­ lar yatırım öngörmüşler. otelciliğini mi. Türkiye’de bunu yap­ mak zorundadır. bunu engellemiştir. daki­ kasında yoluna koyacak. canlı hayvan. uygula­ maları ‘aklın ve bilimin’ ışığıyla değerlendiren ‘sahibinin sesi’ne göre Türk halkını bilinçlendirmenin yolu. Tür­ kiye. kuzeye de güneye de.

gerçekte Türkiye’nin kendisinden mal almayandan mal satın almaya zorlan­ ması anlamına gelir.. şu. sütçü ve manav. i m f niyet mektubuna göre olmaz. i m f anlaşması süresince. hem de bakkal. dünya konjonktürü. Türkiye’de­ ki yerli firmaların toplam ara malı ve girdi kullanımının yüzde 14’ü kadar ithal malı kullanmalarına karşılık. yabancı sermayeli firmalarm yüzde 56 oranmda ithal malı kullandıklarını belirtti. ka­ sap. yooo. böylece Türkiye hem borçlu kal­ makta devam eder. Türkiye. ikili ödeme anlaşmaları yapmamayı taahhüt eder. yahu biz sizden dünyanın malını alıyoruz. IMF üyeleriyle karşılıklı oturup ticaret anlaşması imzala­ mayacaktır demek. iki basit ama somut örnek üzerinde durmak istiyorum. Sadece bir haberi aktarmakla yetineceğim. Dr. Gelelim ‘sahibinin sesi’ tarafından her şeyi çözümle­ yecek sihirli değnek olarak sunulan ‘yabancı sermaye’ konusuna. Türkiye’den şöyle bir garanti almıştır: ‘İki yd süreyle Türkiye. sonra bu para ile o ülkelerden gerek­ sindiğimiz mal alınır. diyeceğiz ki. Yabancı sermayeli firmala171 . (karşılıklı ticaretimizin ‘sistem’in ül­ keleri lehine sürekli açık vermesi gerçeği karşısında) bu ülkelere. siz de bizden buna eşit bir şeyler almalısınız diyemeyeceğiz de­ mektir. arka­ daş seninle takas yapalım. ‘taze para’ bulunur. Türkiye’ye sattığı­ nın üçte biri kadar mı ne mal alırmış bizden. önce ‘sistem’den kredi bulunur. Sözgelişi Federal Almanya. bu ne­ denlerinden dayatmaya karar verdik.Uzatmayacağım. diyelim ki jeopolitik durumumuz. Cem Alpar. buyurun okuyun: Doç. ya ne olur.’ İşin inceliğini bilmeyenler için bir anlamı yoktur bu lâfların ama. manav yapmakta çok hevesli görünen bu örgüt. Hiç merak edip de Türkiye’nin IM F ile imzaladığı ni­ yet mektubunu kurcaladınız mı? Türkiye’yi bakkal. IMF üyesi ülkelerle..

. üretim için gerekli ara mal­ ların ve hammaddelerin bu ana firmalardan getirildiği­ ni belirterek. (28 Mart 1979) 2 HANGİSİ HAKLİ ÇIKTI? . memleketi denetlemeye uğraşan ya­ bancı sermayesi ile gizli açık işbirliği halindedir. Doğrudur. o iki tür gazeteye. hele ‘sistem’in sömürüsüne açık ülkelerde. vergileri düşer.. (Kimse üzerine alın­ masın. az gelişmiş ülke­ lerde kendilerine bağlı olarak çalışan şirketlere ham­ madde ve ara malı gönderirken bunun fiyatım dünya fi­ yatlarının üzerinde tutarlar. Bu uygulamanın sonucunda.. tartışmayı başlatan biz değiliz. dedi ki: Bu ana firmalar.rm. İkinci­ siyse ulusal çıkarları savunmaya çabalar. böylece peşinen kâr transfer etmiş olurlar. bu sayede hem yerli ortakların paylan azalır. hem de öteki yabancı firmalar kâr koku­ sunu alıp o ülkeye yatırana heveslenmez. Avrupa ya da Amerika’da bir ana firmaya bağlı ol­ duklarını hatırlatan Alpar. hak ettiği cevabı alırken başkalarının da ayağına basılırsa. yaygınlığı az olur. arkasında güç­ lü sermaye olmadığından sesini duyuramaz gibi görü­ nür.) 172 .. bunların birincisi komp­ rador basınıdır ki. yabancı sermayeli firmalann ana firmaların­ dan yaptıkları ithalâtla ihracat arasında. Yapılan hesap­ lara göre. çamuru atan ‘sa­ hibinin sesi’dir. karlan düşük görünür. orasını bilen bilir. genellikle iki tür gazete vardır.” Şimdi gelelim. Türkiye aley­ hinde 440 milyon dolarlık bir fark olduğu saptanmıştır. kusur bizim değil. ama tarihsel perspektif içinde et­ kisi de az mıdır.

memleketin sayısız dertleri­ ne pratik çare arayanlar arasındaki fark. pa­ ra sarfedilmesi lâzım gelen yerleri bize göstererek yaşa­ maya layık bir kuvvet halinde bizi muhafaza eylemeli. sonra kendi kendine çekilecek bir devlet bulunamaz.” 173 . Peki neymiş o çözüm. yok yok. İstiklâlimizi temin edebilmek için kuvvetli bir devletin yardımına muhtacız. böyle bir devlet vardır ve Amerika’dır. öteki taraf memleketin dertlerine pratik çözümler arıyormuş. Ahmed Emin.” Aman yarabbi. bir tarafın teo­ riler üstüne uzanıp yatmasından ve diğer tarafın büyük maddi ve manevi mesuliyetten korkmayarak ve kaçma­ yarak pratik bir yol aramasından ibarettir. memleketin istiklâlinin na­ sıl kurtulacağım şöyle anlatıyor. yahu bunlar nasıl sözler. eksik olmasın. İstanbul’da yayımlanan Alemdar gazetesinde Refii Cevad Bey. şu tarihsel perspektife. insan 1979 yılında Metin Toker’in kaleminden çıktı sanır. ‘halkı bilinçlendiriyor­ du’: " . itirazınızı duyar gibiyim.” Nasıl. oysa şimdi. o devlet ki İngiltere’dir ve İngiltere olması lâzım gelir. bu bir hayaldir diyorlar. bizim elimizden tutmalı..Şimdi gelelim.. iyi ama kardeşim. bizimle insanlık amacıyla ilgilenecek. Biz iddia ediyoruz ki. onu da Metin Toker’den altmış yıl önce pek güzel gösteriyor: Birçokları. Refii Cevad İngiltere diyor.. diyorsunuz ki.. aynı 1919 Eylül ayında Ahmed Emin’in Vakit’te yazdığı şu unutulmaz satırları okuyunuz: Yararlı ve pratik bir siyaset yolu aramayarak sa­ dece beklemeyi ve bu sırada bağımsızlık isteriz diye ba­ ğırmayı meslek edinenlerle. 1919 Eylülü’nde. demek ki yol gösterici aydınlarımızın ‘aklın ve bilimin ışığında buldukları çareler’ pek değişme­ miş. O halde. ilginç bulmuyor musunuz. aradan altmış yıl geçmiş olmasına rağmen. Bir taraf ‘ideolojilerin’ üzerine uzanıp yatıyormuş da.

Bağımsızlığını korumak için dört yılda nüfusu­ nun dörtte birini feda eden Türk milletinin artanını da manda namı altında İngilizlerin tutsaklığına vermek. günümüzün en büyük sorunu olan ulu­ sal bütünlüğü ve ulusal bağımsızlığı korumak için bütün milletin azim ve imanından doğdu. “ harekât-ı milliye..İşte size birinci türden gazete örnekleri. toptan bir parçalanma ve çökme korku­ su ile kıvranırken meydana çıkan manda sorunu.. Anadolu’nun sinesinden verilen bir işa­ ret üzerine.. Mütareke sonunda uğradığımız üzüntü ve umut­ suzluk içinde. Şimdi izniniz olursa. Bu ayaklanma yal­ nız hamiyetsiz bir hükümeti inatla tutunduğu iktidar­ dan düşürmek değil. bunun etkisinden yararlanan aç­ gözlü ve yozlaşmış bir azınlığın dışında. bütün memleket. en muazzam hareket-i medeniye­ dir” başlığını taşıyan bir yazı yayımlamıştı. “ . bütün millet. 2 Ekim 1919 tarihli sayısın­ da.. bugün 174 .. şunları di­ yordu: “ Hasis çıkarlarım kutsal duygulara yeğleyip halkın dışında resmi bir güçle. İşte harekât-ı milliye. herkes aynı duygu ve isteğin itişine kapılarak birleşmiştir. bir de ikinci türden gazete örneği vermek isterim. “ . yalnız insanlık ve uygarlık bakımından bir kıyıcılık ve vahşilik olmakla kalmaz. milletin yazgısını belirlemede ulu­ sal iradeyi egemen ve ulusu etkin kılmak ve şu anda dı­ şarıdan varlığımıza yöneltilecek saldırılan red ve iptal et­ mek ve ebediyen halk egemenliğini sağlamak gibi üç cepheli bir sahnede savaşımı göze almış olmakla cihan tarihinin bir mislini daha kaydetmediği en azametli bir harekettir. kitle kitle kıyam etmiş. dalga dalga. Sivas Kongresi tarafından çıkarılmasına karar veri­ len İrade-i Milliye gazetesi. aynı zamanda bilim ve doğa­ ya karşı işlenmiş bir cinayet de olur..

pek çok fazla satıyorlardı. Sakin ve metin duran milletimiz. Şimdi geldik sorunun can alıcı noktasına. Alemdar ve Vakit gazeteleri o zaman pa­ yitaht gazeteleriydiler ve ‘kötü’ İrade-i Milliye’den çok. bu da soru mu. son hareketi ile.” Evet. halkı bilinçlendiren oydu. hangisi haklı çıktı? (29 M art 1979) 3 ‘YANLIŞ EKONOMİK TERCİH’I KİM YAPIYOR? Rahmetli Menderes’in büyük günahı neydi? Şimdi diyeceksiniz ki.. adı da M ustafa Kemal’dir. gerçekte bütün 175 . Türk milleti yükselmek ve iler­ lemek için mandaya değil. sonra bir şahıs tahakkümüne dönüştürdü. bir parça barışa ve bir par­ ça sakinliğe muhtaçtır. ken­ disine ‘Sabık Başbakan’ dedirtmemek için. bu bir. Acaba uygarlık dünyası anlıyor mu ki. Şu kestirmeden yazıverdiğim cümle. bu yazıyı yazan bir paşadır. ikinci türden gazetede bunlar yazılıydı. Kemal Pa­ şa İrade-i Milliye’deki yazısında ‘aklın ve bilimin’ gerek­ lerine pek uyar görünmüyordu ama. gittikçe re­ jimi sertleştirerek önce bir Meclis tahakkümüne. ülkenin ‘zinde kuv­ vetleri5 de buna katlanamayarak isyan hakkını kullan­ dı. yazı im­ zasızdı ama çok sonraları denildi ki. Ayıptır sorması. adam en büyük oyçoğunluğuyla demokrasinin ilk Başbakanı oldu..bilincini ve birliğini kazanan Türk’ün ve bu durumu gö­ ren uygar âlemin gözünde önemini yitirmiştir. yıllardır hedef olduğu iftiralardan bir anda kurtuldu.

Mende­ res’le adamakıllı uğraşan. cezaevini boylaması gerekin­ ce efendi gibi gidip cezasını çeken Metin Toker. memleketi sanayileştirmeye kalkışıyorlar. Yassıada davaları filân gerekebiliyor. Bu yüzden işler karışıyor. İkinci grup bir proleter ihtilâ­ liyle rejimi değiştirmeyi amaçlayanlar ve bu proletarya­ nın ancak sanayiyi suni şekilde itekleyerek. son yazısında soruna başka bir yanından yak­ laşıyor. O tarihlerde.27 Mayıs edebiyatının özetidir.” Siz bu sözlerden ne anladınız? Benim anladığım şu: Menderes (ve elbette Demirel) türünden siyaset adanı­ lan memleketin sanayileşmesini istiyorlarmış ve bu ‘ekonomi tercihleri’ yanlışmış. birbirleriyle hiç ilgisi bulunmayan iki grup buna şiddetle karşı koymuşlardır. Demirel gibi adamların asıl suçu ansızın gün ışığına çıkıveriyor: Kardeşim bunlar ‘ekonomi ter­ cihleri yanlış’ politikacılar. Bunların ti­ pik örneği Menderes’tir. Oysa. iktidarlarım ciddiye alıyor. Mende­ res’in günahının bu olduğunu sık sık tekrarlamıştır. dolaylı olarak da o hiç beğenmediği solcuların çok eskiden yapmış olduğu bir saptamayı doğruluyor. iyi niyetli. Grupların birin­ cisini sanayileşmiş bir Türkiye isteyen. gönüllerinde onu besleyen. müdahaleler. araltksız bu adamlara iktidar vermesi. Yâni yıllardır liberal ol­ madıkları. fakat ekonomi tercihini yanlış yapmış siyaset adamları oluşturmuşlardır. Lütfen bir göz atar mısınız: Türkiye ekonomisinin böyle yönlendirilebilmesinin (yabancı sermayeye iyice açılması) ne zaman bir fırsatı çıktıysa. onlarca yıl. şehir gece­ kondularında işçi kümelendirmesi yaparak yaratacak­ larım bilenlerdir. Sebep hep şu yanlış ekono­ 176 . olur mu hiç? Daha kötüsü. Türk halkının bunu o tarih­ sel önsezisiyle bilerek. demokrasiyi kötü uyguladıkları iddia edilen Menderes gibi.

neyine gerek senin sanayileşmek be birader. Osmanlı’nm son iki yüz yılına bakıp anlayabiliriz. hem Müdafaa-i Hukuk’un. Allah Allah. Mustafa Kemal’i ne karıştırıyorsun işe. O dönemi bilmiyorsak. Oysa Metin Toker’e göre vahim bir hatadır bu. o dediğin devrimi hâlâ yapamadıklarını nasıl gör­ mezsin de^ Türkiye’nin az buçuk sanayileşmesinden he­ men bir komünist ihtilâli tehlikesi çıkartırsın? Adama bunu sormazlar mı? Türkiye’de solcular elbette sanayi­ leşmeden yanadırlaç çünkü ancak sanayileşmedir ki. amaçlan belli hınzırların. Erbakan ‘yanlış ekonomi tercihi’ yaptıkları için sanayileşmeyi savunmuyor. acaba ‘sistem’ Tür­ kiye’yi bu kadar gafil avlayabilir miydi? Hayır. şu içinde yaşadı­ ğımız dönemi de mi bilmiyoruz a canım. kazancıyla et kombina177 . sanayileşmenin evci balâsına ulaşmış Ba­ tılı toplumlarda.. Türkiye’nin aklı başında adamları. buna karşı aynı yanlış politikayı savunanlar. Sanayileşmediğimiz takdir­ de ne olacağımızı.. Menderes. İsmet Paşa’yla beraber acayip bir üstyapısal alafran­ galık akımına dönüştürülmeseydi. çünkü ‘Tür­ kiye bugün canlı hayvan satar. ül­ keyi tam bağımsızlığına kavuşturacak. eğer Cumhuriyet’in ilk yıllarında başlatılmış olan sanayileşme atılı­ mı. Türkiye için tek çıkış yolu­ nu sanayileşmede gördükleri için bunu yapıyor.mik tercihte. biraz işbilir olsana! Yabancı sermayeyi bağrımıza basmak fırsatı çıkınca. onca örgütlenmiş komünist partile­ rin. Peşin parayı gördünüz mü nasıl da gülersiniz! Bre Metin Toker. sanayileşme ola­ cak. biraz pratik. komünist­ lik olsun diye sanayileşmeyi savunmuyor. Demirel. bir de sol­ cular oluyor. bununla da devrim yapıla­ cak. hem de Kuva-yı Milliye’nin gerçek amacına ulaşmasını sağlayabilecektir. proletarya birikecek. Mustafa Kemal çağdaş uygarlık düzeyini aşacağız mı demiş.

Çünkü bu devlet ekonomik egemenliğini sağlarsa. et. ak­ lın yolu da bu olduğu için yapıyorlar: Efendiler. Şimdi gör­ dünüz mü rahmetli Menderes’in zavallı Demirel’le Erbakan’ın. elektromekanik. Türkiye yok­ suldu. bir türlü onaylayamadıkları da budur. gı­ da ihraç eder. üstelik bunu en kısa zamanda yapmak istiyor­ lar. o kadar güçlü bir temel üzerinde yerleşmiş ve gelişmeye başlamış olacaktır ki artık onu yerinden kımıldatmak mümkün olmayacak­ tır. süt ürünleri ihraç eder. besin sa­ nayisi ile yetineceklerine.Bunu ne saflıklarından yapıyorlar. heves edile­ cek tarafı vardır. ne de komünist­ liklerinden. görülüyor ki bu kadar kesin ve yüksek bir askeri zaferden sonra bile bizi barışa kavuşmaktan engelleyen nedenler. bunu Mustafa Kemal şöyle dediği için. bırakın teknik kadroları. ülkenin kendi olanaklarına güvenm eye dayalıydı.” (18 M art 1923) (30 Mart 1979) M ERAKLISI İÇİN NOTLAR Mustafa Kemal Paşa’mn ‘kalkınma m odeli’ yabancılardan. ne var ki bu yokluklar. doğrudan doğruya ekonomik ne­ denlerdir. ekonomik düşüncelerdir. evet böyle diyor ve ilâve ediyor. en çok da yabancı sermayeden. Gıda sanayisi kurar. ağır sa­ nayiye de (eğer bırakılırsa) bu yoldan gidilir. mümkün mertebe uzak durmaya. klâsik anlamda yeterince tüccarı bite yoktu. sermayesi kıttı. başlarım önlerine eğip kuzu gibi süt. ‘bilumum’ sosyalistlerin bağışlanmaz kabaha­ tini. elektronik sa­ nayisi istiyorlar. yılda yüz milyon ton çelik üretmek is­ tiyorlar.lan kurar. et ihraç eder. İşte gerçek düşmanlarımızın istemedikleri. Müdafaa-i 178 . ambalaj sanayisini geliştirir. süt ihraç eder. Bunun küçümsenecek değil.

bakın nasıl da yakınıyor: ‘'Yüz y ıllık ka p itü la syonlar rejim inin tarihe karışm asıyla birlikte. gönüllerinde onu besleyen. Ancak her şeyden önce Cum huriyet yönetim inin. giderek yabancı tüccarla re­ kabet edecek durum a gelm esidir. baksanıza The Economist onun tavrından hiç de hoşnut değil. Bu yeni koşulların en önem lilerinden biri de. Bu yen i koşullar altında geçen iki yıla bakmak ve mali iktisadi politikasını uygulam ak­ ta ısrarlı bir çaba gösteren Hükümet'in başarı ya da başarısız­ lığını ve sürekli artmakta olan yerli rekabet karşısında durum ­ larını korumak için enerjik bir mücadele vermekte olan yaban­ cıların çabalarını değerlendirm ek ilginç olacaktır.Hukuk iktidarlarını yıldırm ıyordu. büyük bir dış borç altına girilm esi. Bağım sızlığını ve Türklerin d eyim iyle ‘ulusal bütünlüğünü’ koruması için. kendilerini bir kısır döngü için­ de bulan Tü rk liderlerini düşündürm eye devam etmektedir. Bakın 11 Nisan 1925 tarihli sa­ yısında ne diyor: “Yabancı serm aye sorunu. Tü rk iye ile iş yapan yabancı tüccar. Mustafa Kemal’i de Metin Toker’in sanayileş­ miş bir Türkiye isteyen. ya da yabancılara geniş ayrıcalıklar tanıyan bir politika uygulanm ası. m ut­ lu ya ln ızlık ve m utlak bağım sızlık tutkularından vazgeçm esi gerekm ektedir. hızlı bir üretim artışı sağla­ yabilir. Hele 7 Ağustos 1929 tarihti sayısında. kendisini ye p ye ­ ni koşullarla karşı karşıya bulmuştur. Başından itibaren ekonom i­ yi Türkleştirm ek sürecine girmişlerdi. geçm işte ticaret alanında etkisiz g ö ­ rünen yerli halkın b ir kesim inin. Bu di­ renişin kanıtlarını. ülkenin zengin doğal kaynaklarını bir an önce geliştirm esi zorunludur. fakat ‘ekonom ik tercihini yanlış yapm ış siyaset adamlarından’ saym ak gerekiyor. o yıllarda ünlü The Economist?in Tü rk iye’yi eleştirilerinde görm ek olasıdır. Bu ise ancak yabancıların yön etse l katkısı ve mali desteğiyle gerçekleşebilir. Bunda direndiler. Hemen be­ 179 . özellikle. iyi niyetli.” Bu hesapça.

belki de abartm ak olacaktır. ya ­ bancıların çok gerisinde kalan ye rli tüccar. 'Türkiye Türklerindir’ ilkesi uyarınca çıkartılan yasa ve düzenlem eler sayesinde yabancılarla rekabet eder durum a geçmektedir. Artık halkımızın tüccar sı­ nıfını zengin edebilm ek için. ticaret ve iş hayatını çığnndan çıkarmaktadır.. M illi ticaret m üesseseleri birer birer elim izden çıkmıştı.) Yabancı firmaların artan sayıda eğitim siz ve hünersiz yerli eleman kullanm aya. Bu olm azsa ticaret y o k ­ tur. Tü rk m eslekdaşlarına uygulanm ayan ciddi engellem elerle karşı­ laşmaktadırlar. girişim cilik ve işadamlığı yönlerinden. Binaenaleyh. S öz konusu kararname ve düzenlem elerin. bütün kuvvetim izle. kurnazca önlem lerle ticaret ve iş olanak­ larını yabancılardan M üslümanlara doğru kaydırm akta o ld u ­ ğu bir gerçektir. bir an evve l otom obiller. son d e­ rece iyi düşünülmüş. (. arm atör ya da banker. Maatteessüf bu ticaret elim izde değildi.lirtelim ki tecrübe. Ancak hüküm etin. “ Ekonom ik hayatın her dalında ve hâttâ tıp ve hukuk gibi serbest m eslek dallarında faaliyet gösteren yabancılar. ayrıca ‘yanlış ekonom ik tercihi’ kimin yaptığını da kanıt­ lamaz mı? Ticaret için iki ş e y lâzım dır: Biri.. şoseler ve şim endifer yapm aya m ecburuz. B unlan harice sevk edebilm ek için seri ve emin va sıta la ­ ra muhtacız. harice çıkarılacak m ahsulat m ercilerini temin etmektir. Musta­ fa Kemal Paşa'nm sadece şu sözlerine bir göz atmak bunu ka­ nıtlar. yabancıları piya­ sadan ve ülkeden kovm ak am acıyla uygulandıklarını s ö yle ­ mek. A rk a ­ 180 .” The Economist’m gözlem ve saptamaları doğrudur. Sani­ yen ticarette düşüneceğim iz ikinci iş ihracat ve ithalâtım ıza tavassut vazifesini gören ticareti ağyar elinden kurtarmaktır. m uhasebe ve resm i ya ­ zışm alarını Türkçe sürdürm eye ve cuma günleri tatil yapm a­ ya zorlanm aları. ticaretin hariç ellerde bulunm a­ sına m ani tedabiri ittihaz etm ek m ecburiyetindeyiz.

memleketi zengin yapa­ caktır.” Ben bu sözlerde. sütçüsü olma­ yı’ benim seyebileceğini iddia edebilm ek olanak dışıdır. ayrıca yakınmalarının o dönem deki Ingiliz y ö ­ netimi sorumlularınca da paylaşıldığını göreceğiz: Gazetenin tavrı. ithalâttan ziyade ihracattır ki. m em alik-i ecnebiyeye sevk edilirken ağyar eline geçiyor. ‘bölgenin kasabı. şoseler. gerçekte ‘em peryalizm in’ tavrıydı. Kazancımızın kısm-ı m ühimmi bu suretle sizden çıkıyor.daşlar. ilerde başka bir m ünasebetle tekrar dokunacağız. Halbuki ihracatım ız ancak sahillere kadar g id iyo r ve oradan bu ihracat. Onun için ihracat. manavı. m enbaalarım ız bizden olg. Daha o za­ mandan (yıl 1923) ‘otomobiller. The Economist'm tutumuna. Elbette ‘ekonom ik tercihinin’ ulusallaşmak olduğunun kanıtı diye de alınabilir. 181 . şimendifer yapmaktan’ söz eden bir liderinse.n tüc­ carlarım ızın elinde bulunm alıdır. Kemal Paşa’nın ‘komprador kapitalizmine’ açık karşıtlığını görm üşüm dür.

3 “Tarih. . askeri. bütün bu nedenler toplumsal olayları etkiler. ulusların yükselm e ve alçalma nedenlerini ararken. bizim ulusal hayatımızda ve ulusal tarihimizde de tamamen belirir.(Bu devlet ekonomik egemenliğini sağlarsa. . toplum sal nedenler bulmakta ve saymaktadır. Fakat bir ulusun doğrudan doğruya hayatıyla. Türk tarihi incelenirse. Kuşkusuz. Gerçekten. bütün yükseliş ve açılış nedenlerinin bir ekonomi sorunundan başka bir şey olmadığı anlaşılır. birçok siyasal. yükselişiyle. alçalışıyla ilişkili olan. ulusun ekonomisidir. Tarihin ve deneylerin saptadığı bu gerçek. M u s ta fa Kem a l 18 Şubat 1923 .

bu işler nasıl mı oluyor? Şöyle: Sistem. hammadde ithali yerine. az gelişmiş ül­ keye el koyar. Mamul madde ihracı yerine sermaye ihracı yeğ­ lenir oldu. eski ve battal endüstrilerin çevre ülkelerinde ku­ rulmasını özendirmeye bile başladılar.’ Eskiler şu yapacağıma ‘malumatfuruşluk taslamak’ der­ lerdi. Öte yandan. dene­ timi altına aldığı ülkeye izin verdiği kadar gelişme ola­ nağı tanır. hele elektronik devriminden sonra gelişmiş ülkeler. gözden kaçırılmaması gereken önemli bir nokta var. o da şu: Eski zamanlarda olsun. Yalnız. bildiğiniz üzere.1 ‘BU DEVLET EKONOMİK EGEMENLİĞİNİ SAĞLARSA. oradaki hammaddeleri ucuz tarafından kapatıp. böylelikle moda­ sı geçmiş teknolojilerine de pazar bulmuş oluyorlardı. emperyalist sistem. yeni zamanlarda olsun. bilgiçlik taslamak desek de olur mu? Emperyalistin eskisi.. bildiğimiz yabancı işçi kullan­ mak usulü aldı yürüdü. bunlardan ürettiği mamul maddeleri aynı ül­ keye pahalıya satardı. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra.. Sonraları. ucuz emek itha­ lini yeğlemeye yöneldiler. bu tür emperyalistlik eskidi. eskimiş teknolojiyle bazı battal 185 . ötesi yasaktır.

ama bu işin içine yabancıları karıştırmadan yapacaksın. akıllı bir kamu sektörü. ithalâtına koyacağı kısıtlama umurunda bile olmaz. seni o girdilerden yoksun bırakıyor. ya da durdurmak zorunda kalmamız da. aa. b) Kalkın­ mak zorunda olan bir ülke. ne tekstil üretimi kalıyor ortada. ya da tekstil üretebil­ men dışardan (özellikle de emperyalist sistem ülkelerin­ den) getirteceğin bazı ithal girdilerine bağlı. ortadan kaldırmak ister. kaşla göz arasında bir fırıldak çeviriyor. Sanayileşmemizin doğru dürüst sanayileşme ol­ madığım. şunun bunun dışardan denetleyebileceği nitelikler taşımaz. handiyse dış pazarda borusunu öttürebilecek. hemen. bir terslik olur da sistemin denetiminden kaçayım dersen. Peki bu işin bağımsızı nasıl olacak? Kolay. ne dış pazarlarda onlarla boy ölçüşebilmek. o ülkeler­ de kamu sektörünün varlığına. güçlülüğü­ ne katlanamaz. Bilir ki. Bu saptamadan. işte bu olay. Başka de­ yişle. Zaman za­ man.endüstrileri (sözgelişi tekstil). iki son derece önemli sonuç çıkar­ mamız olasıdır: a) Sistemin denetimi altına almak. O zaman ekonominin altyapısı. bir ül­ kenin ekonomik bağımsızlığının güvencesidir. dağıtmak. Yıl­ lardır Türk solunun ‘dışa bağımlı’ gelişme dediği. kamu sanayileşmesine öncülük vereceksin. ‘döviz darboğazlarına’ girip üretimi ağırlaştırma­ mız. buna dayanarak ileri sürüyoruz. bir de bakıyorsun Türkiye almış yürümüş. de­ netimi altında tutmak istediği ülkeler varsa. eğer ulusal ekono­ minin temel direği kamu sektörü ise. ille onu zayıflatmak. bu dedi­ ğimizi doğruluyor. ülkeni denetle­ mek isteyen yabancı sermayenin ya da emperyalizmin. çevre ülkelerde gelişmeye bırakıyor. ne var ki elin oğlu ya senin tekstil endüstrini yabancı sermaye or­ taklıklarıyla denetim altına almış. bu işi emperyalizmin dene­ 186 . egemenliğine.

eko­ nomik düşüncelerdir. ekonomik egemenliğini sağlarsa. ulusumuzun yeteneği o kadar­ dır. görülüyor İd bu kadar kesin ve yüksek bir zaferden sonra bile. o ka­ dar güçlü bir temel üzerinde yerleşmiş ve gelişmeye baş­ lamış olacaktır ki. bu elbette karma ekonomiye yer vermeyecek demek değildir ama. ister misiniz o liberalliğe açık kapı bıraktığımızı söyledikleri ünlü İzmir İktisat Kongresi’ni. an­ lamamışlar mı Vehbi’nin kerrâkesini: Efendiler. Cumhuriyet’in elli küsur yaşında bu gerçeklerin yi­ nelenmesi üzüntü verici. bu yüzden de Türkiye Cumhuriyeti’nin kalkınmasını kamu sektörü öncülüğünde bağımsız bir sanayileşme­ ye bağlamıştır. doğrudan doğruya ekonomik nedenlerdir. sanayileşmesi­ ni altyapısından başlayarak kamu egemenliğinde ger­ çekleştirmeye yönelir. ulusallığını sağlar. Çünkü hakkımız doğaldır. Efendiler. İşte düşmanlarımızın. bu hakkımızı savunma ve koruma için de memleketimizin. özel sektörün de yabancı serma­ ye karşısında direnişini. Gâzi Mustafa Kemal’in açış söylevinden birkaç satır aktarayım. hiç kimseden fazla bir şey istemiyoruz. artık bunu yerinden oynatmak müm­ kün olamayacaktır. bazılarının kafası bu dedik­ lerimi bir türlü almıyor. anlamışlar mı. Biz bu haktan vazgeçmeyeceğiz ve ne kadar haklı isek. yasal­ dır vç bize gereklidir. gerçek düş187 . (Şimdi şuraya dikkat!) Çünkü bu devlet.timi altına düşmeden yapmak istiyorsa. kamu sektörünün güç­ lü ve bağımsız olması. Dünyanın her uygar ulusunun doğal olarak sahip oldu­ ğu şeylerden bizi yoksun etmemelidirler ve haklarımı­ zı teslim etmelidirler. Biliyorum. bu ulus. çünkü bu devlet daha kurulur­ ken zamanın yöneticileri emperyalizmin her şeyden ön­ ce ekonomik bağımsızlığa musallat olduğunu saptamış. bizi barışa kavuşmaktan engelleyen nedenler. okuyun da görün.

hem de taa 1923’te. sosyalizm değil demokrasi amaçlıyordu. Bu bağımsızlık ve özgürlük idealidir ki. Ama bağımsız ve özgür bir demok­ rasiydi amaçladığı. bakın Mustafa Kemal 1 Kasım 1933’te ne demişti: " . Gâzi’nin anti-emperyalist düzeyde bir milliyetçi olduğunu biliyor ya. yürek istirahati duymamıza imkân yoktur. işaret et­ miştir. ‘ecnebi düşmanlığı’ konusunu açmış. Meclis’i açış konuşmasından bir cümleyle bağlamıştım değil mi? Ne diyordu.. “ Mem­ leketin temel sanayisinin kurulması bitmedikçe. Başka türlüsünü nasıl düşünebiliriz. madenlerinin işletilmesinden başlayıp ilk sanayi gi­ rişimlerine kadar. her alanda bir kamu iktisadi teşeb­ büsleri şebekesine yöneltmişti.inanlarımızın bir türlü rıza gösteremedikleri.. Üstelik Fransız gazetecisi Maurice Pernot’ya verdiği demeçte.” (17 Mart 1923) Türkiye Cumhuriyeti.” Tehlikenin nereden geleceğini de biliyordu.” 2 ‘BATI BİZİ Y IK M A K İÇİN N E LÂ Z IM S A Y A P M IŞ T IR ’ Sözü Kemal Pâşa’nm 1933. onaylayamadıklan budur. bu teşebbüsler bir yerde devletin egemenliğinin ve özgürlüğünün ‘teminatı’ olu­ yorlardı. arkası şöyle gelir: “ Bu nedenle. Kemal Paşa’da 188 . burası muhakkak.. memleketin sınai donatımını tamamlamak için bütün çaba ve dikkatinizi çekmeyi yerinde buluyorum. her ba­ kımdan. her ba­ kımdan yürek istirahati duymamıza imkân yoktur” di­ rektif niteliğinde bir söz. yeni devleti demiryollarından başlayıp denizyolları­ na. demokratik bir devrimden doğmuştur.. Mem­ leketin temel sanayisinin kurulması bitmedikçe. Fransız.

bize çok pahalıya mal olan özgürlüğümüzü kaybet­ mek korkumuzdandır.susacak göz var mı. diğeri ise yok­ sul ve elinde hiçbir araç yok. Henüz güvenimiz ye­ rinde değildir.. evet. evvelce Türkiye’deki ecnebi teşebbüsleri­ nin. Avrupa’da bu­ gün de Türk’ün her türlü ilerlemeye düşman bir adam olduğu. o kadar pahalı el­ de edilen bir bağımsızlığa gölge düşürebilecek her şey­ den nefret etmek anlamı çıkarılırsa. bizim ecnebi düşmanı olduğumuz söylenebilir.. ecnebi amaçlarının içimizde uyandırdığı kaygdar. bakın neler söylüyor herjfin sura­ tına: " . Cevabımı basitleştirmek için size şu örneği vereceğim: Farz ediniz ki karşınızda iki adam var. o demecinde de neden dolayı Türk’ün ‘ecnebi’den kuşkulandığını şöyle açık­ lıyor: " . aşın derecede kuşkulu davranıyor­ sak. bu araç gereç yoksunluğundan başka. İşte Avrupa ile Türkiye birbirine karşı bu durumdadır. Batılı zihinlerine yerleşmiş olan bu fikirler özel bir zihniyet vücuda getirmişlerdir.. moral ve fikir yönünden gelişmeye elverişsiz bir adam olduğu sanılmaktadır. Eğer ecnebi düşmanlığından. bütünüyle ortadan kalkmış değildir.” Hemen hemen aynı günlerde. İkincinin.. Eğer bazen ihtiyat­ lı hareket ediyorsak.. Bu zihniyet hâlâ ve bütün olaylara rağmen mevcuttur. bunlardan biri zengin ve emrine her türlü araç verilmiş. Yüzyıllardır düşmanlanmız Avrupa uluslan ara­ sında Türklere karşı kin ve düşmanlık fikirleri telkin et­ mişlerdir. sonuna kadar açık sözlü olacağım. birinciden hiçbir eksikliği (madunluk) yoktur. bu defa bir Alman ga­ zetecisine ‘uygar ve Hıristiyan Batı’mn Türkler karşı­ sındaki durumunu eleştirmiş. Bu çok büyük bir yanılgı­ dır. Size açıkça söyledim.. Bizi aşağı olmaya mahkûm bir halk olarak 189 .

çabuk bir kamu sanayileşmesine dayanmaktadır. İşte Avrupa’da aralıksız mücadele ettiğimiz zihni­ yet budur.. Şimdi isterseniz madalyonun öteki yüzünü çevirelim. yıllardır devletin kal­ kınma felsefesi olan kamu öncülüğünde sanayileşme il­ 190 . hem tarihten.) 1950’den bu yana. ” Adamlar ağızlarıyla söylüyor. öncekiler gibi neyi gösterir? Devletin Kurucusu. Türkiye ise. yıkılmamızı çabuklaş­ tırmak için ne yapmak lâzımsa yapmıştır. Avrupa'ya bak­ malı. kamu öncülüğünde bir ağır sanayiye yö­ nelmek ve bu şekilde yoksulluk ve geri kalmışlıktan kur­ tulmak için ısrar etmiştir. batta! sanayii) yozlaştırmayı gözettikleri anlaşılmakta­ dır. Amerikan iş çev­ relerinin özel dergisi Türkiye ile ilgili olarak yayımla­ dığı gizli raporda ne diyordu hatırlar mısınız? Aynen şunları: “ . ba­ ğımsızlığı ve özgürlüğü gerçekten korumak istiyorsak. bu ulusun ekonomik egemenliğini sağlaması­ nı’ istememektedir. bu­ nun en önemli kaynağım bulmak için. Çünkü O.tanımakla yetinmemiş olan Batı. Atlantikçi güçlerin (em­ peryalist sistem demek ister) Türkiye’nin. Batılının önümüze açacağı tuzaklardan uzak durmamı­ zı öğütlüyor. Batı ve Doğu zihinlerinde birbirine karşıt iki ilke söz konusu ise. (Bu Kemal Paşa’nın çizdiği yol..” Neue Freie Presse muhabirine verilmiş bu demeç de. çünkü tarih boyunca yıkılmamızı çabuklaştırmak için elinden geleni yapmıştır. emperyalizm ‘bu devletin. Türk gelişme stratejisinin esası. hem de baş dön­ dürücü hayat serüveninden biliyor ki. ya da hiç olmazsa. sanayi­ leşmeyi emek-yoğun alanlara kaydırıp (geri teknoloji. geleneksel ta­ rım ürünlerine dayanan bir gelişme stratejisini benimse­ mesi için çaba sarf ettikleri. 1977 seçimlerinden epeyce önce.

KİT’le re neden karşı çıkıp duruyor. Executive Intelligen­ ce Review’nun gizli raporu bakın ne diyor: “ . Dünya Banka­ sı olsun. bu yüzden de bütün yabancı uzmanların düşmanlığını üstlerine çekmişler. üçüncü ve yalanda açıklanacak olan Dördüncü Beş Yıllık Plan’da yatırım ağırlığının büyük ölçüde kamu sektörüne yönel­ diği görülmektedir.” Gördünüz ya. Ama bu Kemal Paşa’nın vasiye­ tiymiş.kesini bize bıraktırmak. ekonomiyi bağımsız tutan kamu sektörüne önem ver­ mekte devam edişimiz.. Kamu İktisadi Teşebbüsleri Türk ekonomisinin temel direkleri olmakta direnmişler.1 ’i sanayi sektörün­ de yapılmıştı. Bu oranlar planda öngörülmüş hedeflerin çok üstüne çıkmıştır.1 ve 3 7.4’ü sanayi sektörü için ön­ görülmüştü. Biz istediğimiz kadar Planlama Teşkilâtını yeterin­ ce radikal olmamakla suçlayalım. (7 Ocak 1979) 191 . İlk iki planda yatırımların daha fazla özel sektöre ağırlık tanıdığı ileri sürülebilirken. KIT’ler kadar.. bu düşmanlıktan kuş­ kusuz beş yıllık planlan kamu öncülüğünde ciddi bir sa­ nayileşmeye yönelten planlama örgütleri de nasibini alı­ yor. ne var ki özei sektör ne kadar ‘sistem’in tu­ zağına düşüp girdileri dışa bağımlı bir montaj sanayi­ leşmesine kayarsa kaysın. Üçüncü Beş Yrilık Plan dönemin­ de de yatırımların yüzde 45. hiç oimazsa yozlaştırmak için çalışmışlar. herif anlar mı.. ekonomik bağımsızlığı onlar temsil ediyor da ondan. b ir türlü içlerine sindiremedikleri bu. yıllardır IMF olsun. Birinci ve İkinci Beş Yıllık Plan dönemlerinde tüm yatırımların yüzde 31..

Amerikan özel sektörünün (gide­ rek. Tüm fabrikalarında üretilen mallardan yarısı bu kuruluşlardan gelir ve mevcut ağır sanayinin en önem­ li kısmım bu sektör oluşturmaktadır.. 3950’lerden beri Para Fonu.. gübreyi. bunun yanı sıra da tekstil. elektriği. Neden olarak da Dünya Ban­ kası KIT’lerin ekonomik olmadıklarım ve ‘sosyal hedef­ ler’in galebe çaldığını ileri sürmüştür. şeker. Ne var ki aynı rapor. demiryollarını. . Kamu İktisadi Teşebbüsleri genel anlamda sana­ yileşmeyi yönlendirmektedirler. ” ■Şu kısacık özet bile gösteriyor ki. çimento. Uluç Gür192 . a b d Hükümetinin) Türk ekonomisinin temel di­ rekleri sayabileceğimiz sektörler hakkında ne düşün­ düklerini.3 ‘SİS TEM İN KİT’LERE DÜŞMANLIĞININ KANITI Seçimlerden çok önce. Aralık ayından b eri IMF ile sürdürülen müzakereleri ele almış bir yazıdan. Devlet sektörü tam anlamıyla çeliği.. Sayıları yüzün üzerin­ dedir. kâğıdı. . Türk ekonomisi­ nin temeli kamu sektörünün elindedir.” Şimdi isterseniz bir de. petrol rafinerilerini. ulaştır­ mayı tekel halinde elinde bulundurmakta. Sana­ yi kesiminde çalışanların yüzde 6 ’sı KIT’lerde çalışmak­ tadır. KIT’lerin özel sek­ töre satılması için çeşitli hükümetler nezdiııde sürekli baskılarda bulunmuştur. bağımsızlığını el­ de tutabilecek olan da odur. Executive Intelligence Review"nun ‘hizmete özel’ gizli raporunda şöyle okuyoruz: " . kimya Ve makine imalat sanayisinin de büyük kısmına egemen durumda bulunm aktadır. he­ men ardından şu cümleleri eklemekte gecikmiyor: " . hava ve denizyollarını. kömür. ekonomiye katkıları yaklaşık yüzde ondur..

Türkiye’nin çelik sanayisini genişletmesinden hoş­ nut olmadığını belirtmişken. Örneğin.. ‘sağlık ol­ sun5 ‘iyi olur inşallah’ benzeri yaklaşımlarla geçiştiril­ . Nitekim 6 milyon ton kapasiteye çıkacak olan İskenderun Tevsi Tesisleri’nde gene Sovyetler çalışmaktadır. yaptığı konuşmada önümüzdeki beş yıl içinde Türk çe­ lik üretiminin 20 milyon tona varacağını söylemiştir. Para Fonu’nun sorunu. bakalım ne demiş: * .kan’m Cumburiyefteki yazısından şu satırları gözden geçiriniz: Bununla birlikte Türkiye ile Para Fonu arasında bu yükümlülüklerin yerine getirilmesi konu­ sunda ciddi bir sorun yoktur. Japonya’nın 110. böyle bir tutum. Çünkü plan hedefleri bu sektörde şimdikinden üç kat daha fazla yatırımı öngörmektedir. (Şuraya dikkat!) ABD. Kamu kuruluşlarına açılan her kuruşluk kredinin hesabı sorulmaktadır. SSCB bu sanayinin kurula­ bilmesi için Türklere yardımcı olmaktadır. bizi çocuğunu boğan bir anaya benzetmez mi? Dönelim ‘gizli rapor’un çelik bölümüne. Bunların dışın­ da iki çelik tesisi daha etüd halindedir. bugün Türk lirası bulamamak­ tan yakınmaktadırlar. ihracat ya da iş­ çi dövizi öngörülerinin gerisinde kalınması. kamu kesiminin fi­ nansmanında yoğunlaşmaktadır.. Yakın zamanlara değ­ gin döviz darboğazının yatırımları aksattığından yakı­ nan kamu kuruluşları. Enerji Bakanı. mektedir. ABD’nin 120 193 . Pa­ ra Fonu damgalı kişi kredi kısıtlamaları sonucu işlerlik­ lerini yitirdikleri gözlenmektedir.” Ne demek bu. Türklerin çelik üretim kapasitelerini artırmak arzusunda oldukları çok kesin bir biçimde belli olmak­ tadır. İtalya ve Almanya’nın 60. Her biri ayakta durabilmek için milyarlarca liralık finans­ man gereksinimi içinde olan kamu kuruluşlarının.

şimdiye kadar bin kere sap­ tadığımız bir şeyi. B ü yü k devlet kuruluşlarından birisi olan Petkim. T ü r k iy e ’nin ya k ın b ir gelecekte İtal­ ya ve Alm anya ile bu sanayi dalında b o y ölçüşmeye kal­ kışacağı anlaşdm aktadır.) D ü n y a Bankası ise bu tü r tesisleri. Çünkü bu takdirde Türkiye kendi kendine yetebilen büyük bir devlet olacaktır. Türkiye’nin yılda 20 milyon ton çelik üretimini amaçlaması Amerika’yı hoşmit etmiyor. Bunların arasında askeri yönetimlere başvurmak yolu da vardır.” ‘Sistem’in Türkiye’den ne istediğinde kuşkusu kalan­ lar varsa. T ü rk iy e ’y i petro-kim ya ürünleri bakım ın­ dan kendi kendine yeterli olacak b ir hale getirmeye ça­ lışmaktadır. (. bin türlü baskı yapmışlardır.. gübre ve kim ya­ sal maddeler alanlarında da T ü rk iy e b ü yü k yatıranlar­ da bulunmaktadır. bu konuda şunlar ya­ zılı: Bunların yanı sıra petro-kim ya. aynı raporda ne yazılmaktadır: 194 .” Uzatmaya gerek var mı. bir kere daha saptıyoruz: ‘Sistem’ Türkiye’nin ‘pazar’ olarak alıkonmasmı istiyor. yapılm alarına karşı çıkm aktadır. Amerika’nın kendisi de Türkiye’yi bu türlü girişimlerden geri bırakmak için bin türlü yol de­ nemiş. kimseyi de iplemeyecektir. petro-kimya sanayi dalındaki hedefleri­ mize de bozuluyorlar. Çünkü bakın. ekono­ mi alanında onu bağımsızlaştıracak hele büyütecek gi­ rişimlere kesinlikle karşıdır. Bunun için değil midir ki. T ü rk iy e için.... Hele bu işin kamu sektörünce yapılma­ sı tüylerini diken diken etmeye yetmektedir. fazla sermaye gerektirdiği gerekçesiyle tav­ siye etmemekte. Dün­ ya Bankası da.ve Sovyetler’in 135 m ilyon ton yıllık çelik ürettikleri göz önünde tutulursa. Yıllardan beri IMF de. Raporda. okudukları şu satırlardan sonra herhalde ayılmışlardır: Türkiye çelik üretmeyecek.

Nitekim. Evet.. Bu kadar­ la kalsa iyi. Para Fonu’nun önerilerini kabul etmesini istemekte ve ancak bu takdirde borçlann yeniden düzenlenip öden­ mesinin ertelenebileceğini ileri sürmektedir. 1967 yılında Yunanistan’da başarıyla ger­ çekleştirilmiş ve NATO tarafından planlanmış askeri dar­ be hareketine çok benzemektedir. ” (8 O cak 1979) 4 HEY KEMAL PAŞA.. onları ancak yönetimi eline alan ordu getirebilirmiş. böyle diyor.. ..) Amerikan bankalannın büyük kısmı. Yunanlı diplomat Amerikan iş çevreleri için çı­ kan Executive Intelligence Review'nun Türkiye hakkındaki ‘hizmete özel’ gizli raporunda. Türk Hükümeti’nin (Demirel Hükümeti) Para Fo­ nu’nun önerilerini kabul etmektense borçlan için bir moratorium ilân etmeyi tercih ettiği ileri sürülmüştür. Para Fo­ nu’nun önerileri arasında vergilerin büyük ölçüde yük195 .” Gerçekte. HEY. Türkiye’nin. bize. DemirePin IMF’nin emirlerini yerine getirmediğini.. (. Türki­ ye’nin bir an önce askeri bir yönetime kayması. Para Fonu tarafından arzulanmaktadır. ancak ordunun yöne­ timi ele alm asıyla bu önlemlerin alınabileceğini söyle­ miştir.. Oy­ nanan oyun... arkasını şöyle getirmiş o diplomat: " .“ Yunanlı bir diplom at. Demirel Para Fonu’nun ‘emirlerini’ yerine getirmiyormuş.. Türk bası­ nında çıkan bazı haberlerde Londra’nın iş çevrelerinde. Executive Intelligence Review’nun rapo­ runda vardığı sonuç da aynı doğrultudadır: " ..

Daha geçen gün konuşmadık mı? Genelkur­ may Başkanı ne diyor: “ Bize gerekli parayı verin. yüzde 75 oranında bir devalüasyon (yüzde 60 kada­ rını yaptık. Kamu İktisadi Teşebbüsle­ ri olm asa. bütünüyle ortadan kalkmış değildir” . daha bir yüzde otuz istiyorlar) ve ithalatın tamamen durdurularak hem kamu. üstelik “bizi aşağı olmaya mahkûm bir halk olarak tanımakla yetinmemiş olan Batı.. uçak da” demiyor mu? Neyle yapacak. ecnebi amaçları­ nın içimizde uyandırdığı kaygılar. yöne­ timi eline almasını istediği Silâhlı Kuvvetler’in de. ufak ufak dışa bağımlı olmaktan çıka­ cak bir savunma sanayisi oluşturmak yoluna girmiş bu­ lunması.. denizaltı da. “Türkler çok gururludur. Çünkü. vergi tasarıları Meclis’te). ithalatın kı­ sılmasıyla Maliye Vekili övünüyor bile. devamlı ithalâtta bulunuyorlar ve bir türlü o kahrolası gelişme programlarından vazgeçmiyorlar. yıkıl­ 196 . istediklerinden önemli bir bölümüne Türkiye’de askeri yönetim olmadan kavuş­ muştur. tank da yaparız. ” İşin en güzel yanı.” (Eh... ambaıgodan beri. hem de özel sektö­ rün tamamen felce uğraması vardır. “Türkiye’deki ecnebi teşebbüslerinin. aynı raporda zikredilen bir New-Yorklu ban­ kacının dediği gibi.. Mustafa Kemal Paşa’dan kalma o “ kamu öncülüğünde çabuk sanayileş­ me” ilkesi Türk planlamacılarına hâlâ egemen olmasa. Ne var ki. Kemal Paşa’nm (Cumhuriyet Or­ dusunun Başkomutanının) daha o zaman dediği gibi. daha düne kadar ‘sistem’in Türk ekonomisini batıracak önlemleri yutturmak için. KİT’lerin temsil ettiği. elbette Türkiye’de kamu öncülüğündeki Türk sanayisiyle.) Görünüşe göre Para Fonu. gelişme hızının yüzde 8’den yüzde 5’e düşürülmesi (o iş oldu bi­ le).seltiimesi (ne tesadüf. bu bir anlamda o seçeneğin gündemden çıkarıl­ masını gerektirir belki ama..

” O h ald e chp ik tid arın ın e k o n o m i p o litik a sı. ‘siste m ’le ilişk ile rin d e KİT’ lere u y g u n g ö re c e ğ i işle m . daha önce de Para Fonu buna engel olmak iste­ 197 . ‘yürek istirahati duymasına’ olanak yoktur. KİT’lerin hesaplı ça­ lışması. adam kayırmak için en elverişli yer olarak ofrları görmüşler. Verimli ve kârlı ça­ lışmalarım önlemişler. ‘ b a ğ ım s ız lık ’ ve ‘ ö z g ü r lü ğ ü ’ k o n u s u n d a e lim iz e ö n e m li ip u ç la rı v e re ­ cektir. “ gerçek düşmanlarımı­ zın bir türlü rıza gösteremedikleri. artık onu yerinden kımıldatmak mümkün olmayacaktır. her bakım­ dan. yıllardır gelmiş geçmiş bütün iktidar­ lar KIT’leri arpalık gibi kullanmışlar. çünkü “ bu devlet. Zaten. iM F’nin ö n erilerin i k a b u l e tm e k te n se m o ra to riu m ilâ n etm eyi yeğley en e sk i ik tid a rla rın . Artık aklını başına toplamalıdır politikacılarımız. memleke­ tin temel sanayisinin kurulması bitmedikçe. birçoğu ‘sistem ’in tekelleri ve çokuluslu şirketleriyle içli dışlı olm uş bazı özel sektör kuruluşlarından değil. KİT’lerden.mamızı çabuklaştırmak için ne yapmak lâzımsa yapmış­ tır” . Türkiye’nin ekonomik egemenliği. Daha önce de dış borçlar için moratorium ilân edilmiş. büyümesi ve gelişmesinden geçmektedir. o kadar güçlü bir temel üzerinde yerleşmiş ve gelişmeye başlamış olacaktır ki. onaylayamadıkları da budur. b a ş b a k a n la r ın u ğ ­ ra d ığ ı â k ıb e t h ay li ilg in ç . h a d i o n u d a b en sö y le y e y im . teknolojilerini yenilemele­ rine fırsat tanımamışlar. Executive Intelligence Review'n u n ‘h izm e te ö z e l’ r a p o ­ ru n d a n o k u y a lım : “ . Şu halde... Türk Silâhlı Kuvvetleri’nin de. tek kelimeyle. Peki ya sivil yönetim? İtiraf edelim ki. iMF’nin gri adam ­ larının gelip de bu kuruluşları ‘ekonom ik’ bulm am ala­ rı için ellerinden geleni ardlarına koymamışlardır. bu ülus ekonomik egemenliğini sağlarsa.

Ancak Demirel Uzun süreden beri gelişme ta­ raftan işadamlarının ve sanayicilerin baskısı altında bu­ lunmaktadır.” R a por bundan sonrasını ya zm ıyo r ama... (9 Ocak 1979) 198 . 1965 ydında ise Başbakan İnönü borçlar konusunda OECD nezdinde moratorium ilân etmeyi düşündüğünü belirttikten sonra üç hafta içinde düşürülmüş ve iki yıl sonra Para Fonu’nun seçtiği adam olarak ve onun istek­ lerini yerine getirmek üzere Demire! başbakanlığa geti­ rilmiştir. H e y Kemal-Paşa... hem bir moratorium ilânına gitmek istemiş.. 1958 yılında Başbakan Menderes ekonomik du­ rumun çökmek üzere olduğunu ve döviz yedeklerinin sı­ fıra indiğini görünce.. hem de SSCB ile ekonomik bağların gelişmesini arzuladığını belirtmişti. hey. 1960 yılında Menderes bir as­ keri darbe ile devrilmiş ve yargılanarak idam edilmiştir. 12 M a rt’ı hepim iz hatırlıyoru z.miştir.

Ve bilimsel anlamda denilebilir kî.” M u s ta f a Ke m a l Şubat 1923 . yeni Türkiye de bunu kabul edem ez. Burası esir ülkesi yapılam az. Artık her uygar devlet gibi. ecnebi serm ayesi memlekette ‘m üstesna’ bir yere sahip oldu. devlet ve hükümet ecnebi serm ayesinin jandarmalığından başka bir şey yapmamıştır.İflasa giden yol Geçmişte. özettikle Tanzimat dönem inden sonra.

kışları kapalı. İzmir’de. Atlı tramvay ne demek!. şehrin Alsancak yöresinde atlı tramvaylar işle ye dursun. atlı idi. İstanbul. son derece sevimli taşıt araçları. biletçiler­ le ahbap olduklarını hatırlarım. Bostanlı’ya ve Soğukkuyu’ya gidip gelen. Tramvay yolunda oturanların. çocukluğumun Karşıya­ ka’sında. atlı tramvaylar hâlâ saltanatlarını sürdürüyor­ lardı.1 TÜRK’ÜN AKLI GEÇ Mİ GELİR? Yaşıtlarımın. vatmanlarla. çoğundan farklı olarak. İskele’nin önünden.-. şaştınız mı? Hiç şaşmayın. ortadan silinmeleri 50 yıllarına denk geliyor. öyle çabu­ cak kalkmadı da bu tramvaylar. Üstelik bindiğim tramvay elektrikli değil. ben ilk defa tram­ vaya İstanbul’da değil. Güzelyalı’ya (o zamanlar adı Kokaryalı idi) 201 . İzmir’de binmişimdir. İşin tuhafı. Yanlış hatırlamıyorsam. Ne o. İzmir çocuklarının bu alanda da. sanırım çok yıl­ lar önce atlı tramvaylarını elektriklileriyle değiştirmiş­ ti. 40 yılları boyunca gö­ revlerini sürdürdüler. her vapur gelişinde Naldöken’e. İstanbul çocuklarına oranla bir aşağılık duygusuna düşmeleri olasızdı. yazla­ rı açık. Nede­ ni belli. Öteki Türk şehirlerindeki çocukları bilmem ama.

sonra otobüslerimizi özel otomobillerle değiştirme yolunu tuttuk. Tramvay. önce tramvaylarımı­ zı otobüslerle. Maçka-Tünel. bir kere tramvay petrolsüz 202 . sabahın köründen beri görev başındaydılar. diyor ki. yaşı elli dolayında olanların belleğinde. kesin ya. otomobillerin de hurdaya çı­ kacağı kesin. Avrupa ve Ame­ rika’dan yedek parça gelmeyince. tramvaya dönmektir. mizah dergilerindeki karikatürlerin çoğu tramvay üzerine idi. Türkiye petrol ithâl ede­ mediği gün otobüslerin de. zira. hâlâ raylar üzerinde giden bir taşıma aracına bağlı kalmayı ilkellik saydık. bunu anlamak için acaba şu son otuz senelik savurganlığı yaşamak mı gerekirdi? Savaş yıllarında.Konak’tan gıcır gıcır elektrikli tramvaylar kalkıyordu. arabanın gittik­ çe önemini yitiren kıt bir taşıma aracı olduğu dönem­ de. şehir hayatının ayrılmaz bir parçası olarak yerleşmiştir. yalnız küçümsemedik. otobüslerin vı­ zır vızır işlediği bir dönemde. Maçka-Beyazıt tramvayları ise. Meğerse böyle yapmakla dı­ şa bağımlı bir taşımacılık anlayışına yatıyor. Şimdi öyle söy­ lüyorlar. şehir dururdu be! M açka’dan Taksim’e kadar. büyük şehirlerimizde insan taşımacılığı kimlerin omzuna kalmıştı hiç mi dü­ şünmediler? Elbette tramvayların! 40 yıllarında İstanbul’da tram­ vay olmasaydı. tramvayın önemini nasıl küçümsersiniz? Küçümsedik. benzin piyasadan çekilince. bavulumuzu koyacak taksi aramış bu­ lamamıştık. sonunun nereye varacağını hiç düşünmeden. Elbette doğru bir söz. ül­ ke ekonomisini savurganlıktan kurtarmak için tek yol. bir sabah. Otomobilin pahalı bir lüks. ilerde şe­ hirlerimizi trafik sıkışıklığından geçilmez hale getirecek bir ‘tarihsel yanlışlığa’ düşüyormuşuz. şehir içi trafiğini keşmekeşten. Şimdi büyük şehirlerimizden birinin belediye başka­ nı çıkıyor. 30’larda.

Bunu ilerlemek. göğsünü gere gere di­ yordu ki: “ Türkiye’ye her şeyden evvel. motor­ lu ve benzinli araçlar için elverişli hale getirmekle baş­ ladılar. Türkiye’nin Amerika ile sıkı ilişkilere girdiği tarihler üç aşağı beş yukarı ay­ nıdır. CH P’d e . Galiba yazmıştım. en çok benzin yakan Amerikan otomobilleriyle doldu.” O tarihlerde bu sözlerin. her türlü kal­ kınma ilânlarından evvel.işler. sonra tramvayları kaldırdılar. en işe yaramaz. ihraç edeceğimiz mallan indirmek için liman in­ şa edin anlamına geldiğini sosyalistlerden başka kimse anlamamıştı. Avrupa’ya yolum düşüp de oralarda 203 . Bu başkana göre. çağdaşlaşmak sanıyordu bizim yöneticilerimiz. arkasından sokak­ larımız en iddialı. size satacağımız motorlu araçlar için yol yapın. yakından ince­ lerseniz göreceksiniz ki. Türkiye’nin tramvaylara veda etmek kararını verdiği tarihlerle. yol ve liman lâzım olduğuna inanmak icab eder. Çünkü. en lüks. ne de onca dövizi­ miz çarçur! Memleketi yönetmek gibi bir iddiası olmayan orta­ lama vatandaş. siz kalkın­ maya boş verin. 1947 Haziranı’nda Türkiye’ye gelen bir ikisat heyetinin başkanı. eğer bu yanlışlığa düşülmeseydi bugün ne şehirlerimizin iç trafiği böylesine berbat olacaktı. zaten yer­ yüzünden gittikçe kalktıklarını ileri sürenler de. sonradan devralan d p de (eski Demokrat Parti) işe şehir içi yollan asfaltlamak. üçüncüsü vagonla­ rı çoğaltılarak bir kerede yüzlerce kişiyi bir yerden bir yere götürebilir. Türkiye’nin tramva­ yı terk etmesi gerçekten tarihsel bir yanılgı olmuştur. tramvaylarda ısrar etmenin şehir içi trafiğini altüst ede­ ceğini. bu sözleri duyunca ne hisseder dersiniz? Adamakıllı koyu bir hüzün! Bundan otuz yıl önce. aynı partinin belediye başkanları idi. İkincisi yurt içinde yapılabilir. zira bu araçların az süratli olduklarını. 1950’lerin ilk yıllarında.

ne kadar doğru! (18 Ağustos 1978) 2 TEKERLEĞİ YENİDEN KEŞFETMEK 1947 Haziranı’nda İstanbul’a gelmiş olan Amerikan İktisadi Heyeti’nin Başkam ne demişti “ Siz kalkınma­ yı filân boş verin. Milli siyaset dediğim zaman kastettiğim mana şudur: Milli sınırlarımız için­ de her şeyden önce kendi kuvvetimize dayanarak var­ 204 . mesut ve müstakar yaşaya­ bilmesi için. Mil­ li veya bağımsız diye adlandırılan dış siyaset gerçekte Birleşmiş Milletler’deki demokrasi anlayışından uzak­ laşmak demektir.. aklın.tramvayların tıkır tıkır işlediklerini görünce ne kadar şaşmışımdır! Türk’ün aklı geç gelir diye bir atasözümüz vardır. Mustafa Kemal büyük ‘Nutku’nun 276. ilmin. Tarihin ifadesi budur. mantığın ifadesi böyledir. Dünyanın bugünkü umumi şartları ve asır­ ların dimağlarda ve karakterlerde topladığı hakikatler karşısında hayale kapılmak kadar büyük hata olmaz.” Oysa. devletin tamamiyle milli bir siyaset takip et­ mesi ve bu siyasetin iç teşkilâtımıza tamamiyle uygun olması ve ona dayanması lâzımdır. say­ fasında daha o zaman bakın ne demişti: Bizim vu­ zuh ve tatbik kabiliyeti gördüğümüz siyasi meslek. ‘mil­ li sıyaset’tir. 27 Temmuz 1948’de İzmir’de yaptığı bir konuşmada Adnan Menderes DP adına kelimesi kelimesine şunları söylüyordu: “ .. en iyisi yollarınızı yapın” demişti de­ ğil mi? Bundan tam bir yıl sonra. Milletimizin kuvvetli.

doğudan batıya yeni demiryollartyla katedeceğiz. harıl harıl. bizzat İnönü uzun başvekil­ lik yıllarında. bir yerde bağımsızlık demek oluyordu. Oysa. ‘ulusal sı­ nırlarımız içinde he'r şeyden önce kendi gücümüze da­ yanarak varlığımızı koruyup. demiryollarımızın yenilenmesi ve yenilerinin yapılması zorunludur: Ülkeyi kuzeyden güne­ ye. ülkeyi getirdikleri yer neresidir. memleketin gerçek mut­ luluk ve imarına’ çalışmıştır. demiryolu demek bir yerde uygarlık. bir yerde mutluluk. Mustafa Kemal her Meclis’i açış konuşmasında sorun üzerinde ayrıca durur. ‘milli siyaset’in Birleşmiş Milletler ilkelerine uy­ madığını ilân etti ve demiryollarımız talihine terk edildi. Ana­ dolu Demiryolu Kumpanyası’na da Bağdat Demiryolu Şirketi’ne de (her ikisi de yabancı idi. Türkiye Menderes’in ağ­ zından. nedir bu? Doğrusu istenirse Türkler demiryoluna öncelikle sa­ vunma yüzünden ilgi duymuşlardır. Abdülhamit. Öyle ki. pahalıya gelmektedir. Türkiye’yi sömür­ geleştirmek amacını güdüyordu).lığımızı koruyup memleketin iç saadet ve imarına çalış­ mak! ” Devletin kuruluş felsefesi budur. İnönü/Bayar takımı­ nın 1947’de başlayarak. karayolları ta­ şımacılığı ülkemizi geniş ölçüde dışa bağımlı kılmakta. onu da biliyorsunuz. Bu ekonomimiz için de gereklidir. Sonra. Bizim çocukluğumuz ‘demir ağlarla ördük anayurdu dört baştan’ efsanesi içinde geçmiştir. Sorumlu bakan şimdi çıkmış diyor ki. Amerikalılar geldiler. emperyalizmin kışkırt­ 205 . İlk Cumhuriyet hükümetlerinin ulusal siyasetlerinin başlıca odaklarından birisi demiryolu siyaseti idi. Mustafa Kemal’in özetlediği bu ulusal siyaseti uygulamak için uğraşmış. o yıl boyunca hangi şehirlere ulaştığımızı halka müjde­ lerdi. savunmamız için de! Tekerleği yeniden keşfetmek değil de.

anılarında demiryolunun öne­ mi konusunda şunları yazıyor: " . Demiryollan bir ülkeyi medeniyet ve refah nurlanyla aydınlatan kutsal bir meşaledir. ilk menzili Divriğ’e varmıştır. iktisadi ve içtimai sebepler yanmda. Doğu ve gü­ neyde Sivas.. Ben Kafkas muharebelerinde esaslı bir kanaat edinmiştim: Yeni harblerin modern ordularının. hedeflerine ulaşmak için. Zonguldak’a varmış olan hat dahi bu zen­ gin kömür havzasını iç vatana bağlamış bulunuyor. Bu kol önümüzdeki yd Er­ zincan’a ulaşmış olacaktır. demiryolsuz menzil hatları ile idaresi mümkün değildir.tığı isyan bölgelerine çabuk asker sevk etmek için izin vermişti. İstiklâl Harbi’nden sonra taldb ettiğimiz şimendifer po­ litikası.) Gene bunun gibi İstiklâl Harbi’nde Kafkas Cephesi’nden Eskişehir’e getirdiğimiz toplan kaç ay bekle­ diğimi hiç silinmeyecek bir derinlikle hafızamda taşırım. Cumhuriyet’in ilk senelerinden beri dikkatle. Güneyde Nusaybin’e giden hattan başka yurt içinde bü­ 206 . Diyarbakır’dan doğuya uza­ nacak hattın da inşaatına başlanmıştır. ısrarla üzerinde durduğumuz demiryollan inşaat siyaseti. temel prensiplerden biri olarak geçmiş­ ti. Diyarbakır gibi büyük menzillere varan hat­ lar. İsmet Paşa ise. Si­ vas’tan sonra doğuya doğru uzayıp gitmekte olan hat da. Şark Demiryollan’nı (yabancdardan) satın almış olduğumuzu bilirsiniz. askeri za­ ruretlere dayanmış ve seferlerin canlı hatıralan bizde hiç gevşemeyen bir etken olmuştur.. geçen yd içinde Sivas/Malatya iltisakıyla birbirine bağlanmıştır. (.. D a­ ha 1870’den beri bu hakikat meydana çıkmış ve strate­ ji nazariyatına..” Mustafa Kemal ise 1 Kasım 1937’de (ölümünden bir yıl önce) hâlâ demiryolu başarılarımızla şöyle övünü­ yordu: “ ... dur­ madan ve başan ile tatbik olunmaktadır.

batırabilirsin de. Bir ülke kapitalist uluslararası ticaret dü­ zeni içindeyse.’ Krediyle iş görmek. borç verirler ki. sonra bağımsızlığım teslim almaları anlamına gelir.” (Alkışlar... geliş­ miş devletler daha az gelişmiş olanlara. Kredi verip bir ticaret kurumunu kurta­ rabildiğin gibi. bunun hesabı onlardan sorulmayacak mı? (19 Ağustos 1978) 3 ‘İFLASTAN BAŞKA ÇIKIŞI OLMAYAN YOL. Bunlar genel lâflar. yaptıkla­ rı yanlışın vehametini anlar gibiler ama. Kapitalizmin emperyalist aşamasında. onlara aşırı derecede kredi açtıkları görül­ memiş şey midir allahaşkına? İşte ülkeler arası ilişkiler­ de de böyle oluyor: Bir ülke öteki ülkeyi kalkındıraca­ ğım diye öylesine borçlandırıyor ki. Türkiye’nin İkinci Dünya Savaşı ortalarına kadar ödediği Osmanlı borçlan. bu. borç da verir. diğer bazı firmaları ele ge­ çirmek için. yâni borçlanmak. bu siyasetin Bir­ leşmiş Milletler’in ilkelerine uymadığım ilân edip.. kapitalizmin ma­ yasında var..) Cumhuriyet’i kuranların ‘milli siyaset’i bu idi. borç da alır.tün demiryollarının idare ve işletmeleri Cumhuriyet Hükümeti’nin elindedir. ama doğru lâflar. Sorun bu il­ kede değil. gerçekte o ülkelerin ön­ ce ekonomisini. sonra­ dan kendilerine ‘milliyetçi’ diyenler ise. herkesin bildiği bir şey değil mi bu? Bazı firmaların. sonunda borçlanan alacaklısının tutsağıdır. Şimdilerde. Batılı emperyalist sistemin Osmanlı’yı teslim 207 . öyle koşullarla kredi açar. Ame­ rikan siyasetini benimsemişlerdi.

676.000.000. Böyle bir mali politi­ kanın iflas etmesi zorunluydu.500 Frank. Türkiye Mâliyesi adında­ ki eserinde şunları yazıyor: “ 1874/75 yılı bütçesinde 25.714 Frank. (.. İlkokullar­ da bile okutulmaz mı. Dolayısıyla hükümete..) Türkiye’nin Avrupa Bankalan’na ödediği faiz ora­ nı yüzde 15-20’den aşağı değildi..000 Osmanlı lirası gelir gösterilmiştir. doğru tarafı çok: İçlerinde saray yaptıranı da vardı.884. Osmanlı’mn kapitalist ekonomi düzeninden bir şey anlamayışı. Borçların bütçe üzerindeki ağırlığı.. harca.012. yönetim ve başka devlet har­ camaları için gerçekte ancak 4. hesapsızca ve ihti­ yatsızca borçlanmak suretiyle yine göstermiştir. buna karşılık ele geçen miktar: 3. Bakın Parvus Efendi. Parvus Efendi’nin yorumu da şu: “ . Ele geçen paramn.” Boz­ dur bozdur. Heidborn.000. bir kere borçlanmaya başlayınca.000’dur. Parvus Efendi. başka türlü çar­ çur edeni de.000.almak için kullandığı en etkili ve geçerli ekonomik araç­ lardı. Durum. 1854/1874 arasında Osmanlı DevIeti’nin borçlarını hesaplamış. Bundan devletin dış borçları için de 13. padişahlar yabancılardan aldık­ ları borç paraları sefahatla yediler diye. Olmayan bir rakamdır bu. bu konuda ne diyor: Türk Hükümeti. Hesabı yapan A. şu müthiş sonucu bulu­ yor: Borçlanılan miktar: 5. bu yüzden de borçlanma politikasına ba­ lıklama dalışı ötekilerin işini kolaylaştırıyor. önceleri borçlanmamakta gösterdiği aşırılığı. her para verenin ileri süreceği her koşulu kabul etmeye kadar varmıştır.000 lira kalır. borç faizlerinin ancak yeni borç sözleşmeleri yapmak suretiyle Ödenebildiği kesinlikle dikkate alınmamıştır.297.” Etmiştir de. dev­ 208 . Gerçek gelir 17.000 ayırmak gere­ kir.

lete borç olarak yükletilen paradan. ödemeye mecbursun. Borsa işlemleri ve banka politikası. dışardan bakarsan öyle gibi. “ . borçlanan Osmanlı. Parvus Efendi bunu da açıkça yazıyor: “ . yâni 2.” Böyle bir çıkmaza girilince ne yapılır. Finans dünyasıyla ilişki kurulacağı zaman. Hem de 209 . geçi­ rilen bu tecrübeyi daima dikkate almak gerekir. Gerçekte ise. elde sözleşmeler var. alacak­ lı olan elbette alacağını isteyecek.” Parvus Efendi.000.297. borç alman 5. Gürültü kıyamet. borcunu ödemeyen de O. banka. böyle keseriz diye. sanki nice yıllar sonra yeniden aynı yollardan geçeceğimizi sezmiş gibi sözün burasında bir de nasihat veriyor ki.. Ancak yukarki rakamlar göz önüne alınırsa bu gürültü ve öfkenin.. ödersin. Türkiye’yi iflastan başka çıkışı olmayan bit yola sürükleyecek güçtedir.000 Frank havadan borç yüklenmiş olmak­ tadır.000. Yâni devlet beş santimini bile alamadığı parayı ödemek yükümlülüğüne sokulmuştur. ‘çamura yatıl­ maz’ mı.676.700. Osmanlılann güç durumlanndan.. Dolayısıyla Osmanlı Devleti’ne 2. iyice altmış altıya bağlamış. acemilik ve ihanetlerinden yararlanan Av­ rupa maliyecilerinin her türlü açgözlülük sınırım aşma­ sı demek olduğu sonucuna kolayca varılacaktır. Osmanlılar da öyle yapmışlar: Borçlan ödemi­ yorlar.000 Frank’m kullanılabilecek durum­ da olduğu anlaşılır. Osmanlı memurlarının düşüncesizlik.. Zamanın Düvel-i Muazzama’sı Osmanlı’nın tepesine üşüşüyor.. Haklılar mı. şöyle asarız..500 Frank’tan ancak yansının. Sonralan Türkiye ödemeleri durdurduğu zaman bütün Avrupa gürültü ve öfkeye boğulmuştu.500. Avrupa­ lI Osmanh’yı dolandırmış. çerçeveletip Maliye Bakanı’nın başucuna asmak gerekir sanırım. komisyon ücretleri ve başka birtakım giderlerin düşülmesiyle.

Anlaşmanın sakıncaları giderilecekmiş. Cumhuriyet’in. yakın tarihîmizde yaşa­ dığımız dramlara ne kadar benziyor. Üstelik. vs.. olayın ayrıntılarından Başbakan’ın haberi bile yokmuş. Osmanlı ekonomisini yabancılara teslim ediyordu. basit fakat etkileyiciydi: Ösmanh’nm yakın tarihi­ ne bakardı.. Tarım ürün­ lerinin rehin edilmesi sorunu. vs. işin uzmanlan sık sık söyle­ miştir. yeniden gözden geçirilmesine çalışılıyormuş. ne demiş adam. ‘paldır küldür. Anka’nın verdiği bir habere bakılırsa. KOLUN GİDER Mustafa Kemal’in. biliyorsunuz. ülkeyi iflasa götürecek bir yola girersiniz’ deme­ miş mi? Osmanlı. yabancı sermayesinden ve yabancı borçlarından. İngiltere ile yapılan 1838 Ticaret Anlaşması’nm bulunduğunu.paldır küldür ve sorum lu kişilerin ruhu bile duym adan girilen bir y o la . yeni Türkiye devletinde neyi nasıl yapmamak gerektiğini saptamak için kullandığı yön­ tem.” Bunları niye anlatıyorum. iflasım Muharrem Kararnamesi ile ilân et­ mişti. Mustafa Kemal döneminde. boşuna mıdır sanırsınız? Osmanh’nm yıkılışını kolaylaştıran ekonomik çözü­ lüşün kökeninde. Alacaklı Wells Fargo’ya ta­ nınmış ayrıcalıkların. yılan­ dan kaçar gibi kaçması. Bu anlaşma. sorumlu kişilerin ruhu bile duy­ madan. (1881) (31 O c a k 1979) A ELİNİ VERİRSİN. Şimdi de benim söylememin hiçbir an210 . Şimdi gel de Parvus Efendi’ye hak verme.

” Bunlar 1853’te yazılmış... İznik’in çini en­ düstrisi. eskiden Türkiye’ de yetişen ve yabancı memleketlerde büyük ünü olan Türk endüstrisinin birçok kollan şimdi mahvolmuştur. elde ettiği para ile yabancı endüstri ürünlerini ödeyip alamıyor. Türkiye hammadde­ lerini yabancı ülkelere sattığı halde. hammaddesini kendi yurdunun yetiştirdiği bir okka işlenmiş kumaşa karşılık. (.. Şam’ın çelik bıçaklan. paranın değerini düşürmek gibi hazin ön­ lemlere bundan ötürü başvuruluyor. Türk. şunları saptamış: " .. Top­ raklar. gördünüz mü Batıya açılmayı Batıhlar nasıl anla­ tıyor? Peki ya bizimkiler? Niyazi Berkes. on okka.. sular olduğu gibi duruyor. o zamanki Türk/İngiliz anlaşmasının etkilerini incelerken.lamı yok. bu devletin içinde bir sürü devlet yaratan ya­ bancıların elinde olması bundan. yâni daha anlaşmanın imzalan­ masından üç yıl önce Türkiye’ye askeri uzman olarak ge­ len Von Moltke şunları yazıyordu: Ticaret. anlaşmadan yirmi yıl kadar sonra. Diğer taraftan. yaban­ cı malların yerli hammaddelerle değiştirilmesinden iba­ ret.ham iplik veriyor.” Edward Michelsen adındaki bir İngiliz yazarı da. O muahede ile tekel usulü kalktı ise de ye­ 211 . ormanlar.. Bunlar arasında pamuklu endüstri gelir ki bugün tamamıyle İngiliz endüstrisi tarafından sağlanmaktadır. Teselya’mn Türk kızılı iplik boya endüstrisi hep yok olmuştur. Bütün bu endüstri kollannm bugün bu topraklarda artık izi bile kalmamıştır. hükümet Odesa’dan buğday alır. Para kuru­ nun durumu. Kıbns’m şeker endüstrisi. Türkiye’nin bütün ticaretinin. kendi yasalarının himayesi altında ya­ şayarak.) Başkentin yakınında uçsuz bucaksız yerler bomboş durur. Lütfi Tarihi’nden şu ilginç bölümü aktarır: “ . ama 1835’te.

Osmanlı Hükümeti. kolculuğa dökülmekten başka çare bulamadılar. ekonomimiz ve mâliyemiz git­ tikçe bozulduğundan. Parvus’a göre. yabancı sermayesini içeriye buyur etmişiz. Mil­ yonlarca kapitale birkaç torba bakır beşlikle nasd kar­ şı durulabilirdi? Yeni eğitimin uygulanışının özü diyebi­ leceğimiz Avrupa fabrikalarına. hal-i pürmelâlımız. tüccarımızı pe­ rişan etmiş.rine yabancı tekeli geldi. daha önce devletin Galata bankerleri ve Osmanlı Bankası’yla olan ilişkilerinde ge­ çerli olan bazı usuller. Osmanlı ülkesinde yabancılar hırdavatçılığa kadar girdiler. böylece iyi kötü var olan endüstrimizi yıkıp. dış borçlanmalar yüksek faizler­ le birbiri üzerine binerek. hem ne geliş. ya da onlara kiralanı­ yordu.. o gelişmiş teknoloji­ si ve hızlı yayılma gücüyle iç pazarımıza yerleşmiş. durumu toparlayalım: Bir yandan. Bundan Düyun-u Umumiye adıyla bildiğimiz korkunç örgütün ortaya çıktığını söylemiştim sanırım. Bir yandan. birkaç satırla şöyle çizil­ miş: " . iflasın tam ken­ disidir.” İbret gazetesinde. kırık çürük birkaç edavatla nasıl karşı konulabilirdi?” Şimdi. İç endüstri bütün mahvoldu. dengemizi altüst etmiş. böylece devlet gelirleri alacak­ lıların ya yönetimine bırakılıyor. kalan paramız da Avrupa’ya çekilip gitti. Osmanlıları çeyrek yüzyılda getirdiği yer. bu kararname ile Avrupa finans kapitaline de tanınıyor. Muharrem Kararnamesi işte bunun üstüne geliyor. tüccarımız. En sonunda esnafımiz. Yaban­ cı sermayenin ve yabancılardan alınan borçların. ‘Sanat ve Ticaretimiz’ başlıklı bir yazıda ise. Yüksek devletin tebaası­ nın esnaflığı ve ticaretini. yabancılar adım adım elleri­ ne aldılar.. yabancılara borçlarını tahsil ede212 . Avrupa emti­ ası revaç bularak. uşaklığa.

biimeleri için, tütün ve tuz tekel gelirlerini, bunların ya­ nı sıra damga pulu resmini, alkollü içkiler resmini, İstan­ bul ve daha bazı bölgelerin balık resmini, birçok yerin ipek öşrünü, tömbeki resmini rehin ediyordu. Pratikte Düyun-u Umumiye idaresi geniş kapsamlı bir örgüt olarak ortaya çıkmış, devlet mâliyesinin ya­ nında, ona paralel, ondan güçlü bir örgüt olarak çalış­ mıştır. Hem de, ‘Avrupa diplomasisinin, özel bir şirket değil de, sanki kendi temsilcisiymiş gibi davrandığı’ bir örgüt olarak. Şimdi sözü yine Parvus Efendi’ye bırakıyorum: " ... Ül­ kenin her yanında şubeler açarak, binlerce memuruyla koskoca bir örgüt oluşturan Düyun-u Umumiye’nin, bu örgüte dayanarak devlet gelirinin büyük bir bölümünü kendi pençesine düşürmemesi olanaksızdı. (...) Bu yolda yürümenin ne tür sonuçlar verdiğini iyice kavrayabilmek için, aşağıdaki sayılara bir göz atalım: 1882/83 yılında devlet gelirleri Düyun-u Umumiye yönetimine girdiği zaman, örgütün yönetimi altındaki geliri; 2.522.498 Osmanlı lirasından ibaret iken, bu sayı 1911/12 yılında 8.258.292 liraya ulaşmıştır. (Artış oranı yüzde 288.)” Gel de Kemal Paşa’nın dediklerini hatırlama: “Evvel­ ce Türkiye’deki ecnebi teşebbüslerinin, ecnebi amaçla­ rının içimizde uyandırdığı kaygılar bütünüyle ortadan kalkmış değildir. Bazen aşırı derecede kuşkulu davranı­ yorsak, bize çok pahalıya mal olan özgürlüğümüzü kay­ betmek konusundaki korkumuzdandır. (29.10.1923) (1 Şubat 1979)

9
213

c Müdafaa-i hukuk’
"... Biz Batı em peryalistlerine karşı yalnız kurtuluş ve bağım sızlığımızı korumakla yetinm iyoruz. A ynı zamanda, Batı emperyalistlerinin, güçleri ve bilinen araçlarıyla, Türk milletini em peryalizm e araç olarak kullanmak istemelerine engel oluyoruz. Bununla bütün insanlığa hizm et ettiğimize inanıyoruz."
M u s t a f a Ke m a l

20 Haziran 1920

1 ORDU KEM ALPAŞA’NIN ORDUSU İSE... Geçen gün yeri düştü, Genelkurmay Başkanı, Ordu’nun asıl göTevi vatanın savunmasıdır gibi bir söz etti, helâl olsun! Diyeceksiniz ki bundan daha tabii ne olabilir? Şu son yirmi beş yılın olaylarını bir hatırlarsanız, kazın aya­ ğının pek de öyle olmadığını hemen fark edeceksiniz! Türk Silâhlı Kuvvetleri, isteyerek istemeyerek birkaç kere politikaya bulaştırılmıştır; bu bir dram, üstelik bu iş Atatürk ve Atatürkçülük adına yapılmıştır, bu da İkin­ cisi.. Yıllardır yazarım, Gâzi Mustafa Kemal’in ordu an­ layışı, politika anlayışı ile hükümet darbelerini, askeri müdahaleleri bağdaştırmak olanak dışı bir şey! Biraz ta­ rih bilen birisi, yakın tarihimizde bu türden darbelere, müdahalelere hevesli olanların, ittihatçılar olduğunu, Mustafa Kemal Paşa’mnsa başından itibaren bu eğilime karşı çıktığım bilir. Ben bazı kitaplarımda (Faşizmin Ayak Sesleri, Hangi Sol) konuya epeyce daldım, kendi­ me göre açıklamalara giriştim, sorunun tam anlamıyla aydınlığa çıktığını sanmıyorum, fikrim odur ki İnönü toplumu hayranlan, askeri demokrasi tutkunları, işler istediği gibi gitmedi mi konuyu sık sık gündeme getir217

mekte, işin garibi, bunu yine Atatürkçülük adına yap­ maktadır. O halde daha bir zaman tartışacağız. Ali Fuat Paşa (Cebesoy), Şevket Süreyya’ya yazdığı bir mektupta İttihat ve Terakki Cemiyeti içindeki faali­ yetlerini anlatırken, M ustafa Kemal’le onun, ülkenin önemli sorunlarına dikkati çektiklerinden dolayı ‘cemi­ yet rüesası’ tarafından sevilmediklerini söyler, arkasını şöyle getirir: " ... Bu meseleleri ortaya koyduğumuz zaman ara­ mızda ihtilâf çıktı. Bunun üzerine bizi Selanik dışında rehberlik vazifesine verdiler. Ben Selanik’le Manastır, Mustafa Kemal de Selanik’le Üsküp arasında, rehberlik işlerimizi yapıyorduk. Fakat Hürriyet’in ilânından son­ ra, aramızdaki ihtilâf da arttı. Mustafa Kemal, cemiyet­ le meşgul olan subayların ya orduyu bırakmalarını, ya cemiyetten büsbütün ayrılmalarını istiyordu...” İttihât ve Terakki Cemiyeti, esasında bir zabitler komitesiydi, Mustafa Kemal ise görüldüğü gibi daha 1900’lerde ordunun politikaya bulaştırılmasına karşı çıkmıştı. Sene 1909, Selanik’te İttihât ve Terakki’nin ikin­ ci büyük kongresi toplanıyor. Mustafa Kemal Trablusgarp delegesi olarak kongreye katılmaktadır. Tevfik Rüş­ tü Aras’ın hatıralarına göre, Mustafa Kemal’in ortaya attığı ve genel kurulun epeyce tartıştığı tez ise şu: " ... Ordu mensuplan cemiyet içinde kaldıkça hem parti kuramayacağız, hem de ordumuz olmayacaktır. Mensuplarının pek çoğu cemiyet azası olan III. Ordu tam manasıyla modern bir ordu sayılmaz. Orduya da­ yanan cemiyet de millet bünyesinde kök salamamaktadır. Bunun için bir an evvel, cemiyetin muhtaç olduğu zabitleri veyahut cemiyette kalmak isteyen ordu mensup­ larım, istifa suretiyle ordudan çıkaralım. Bundan son­
218

ra zabitlerin ve ordu mensuplarının, herhangi bir siyasi cemiyete girmelerine mâni olmak için kanuni hükümler koyalım.” Kemal Paşa’mn askerin siyasete bulaşmasına karşı olduğu bundan d a h a a ç ık bir şekilde söylenebilir mi? Ama iş büyür, tartışmalar genişler, Şevket Süreyya’ya göre “ bu hususta Edirne’de II. Ordu’daki cemiyet men­ suplarının da fikirlerini almak için heyet gönderilmesi kararı bu tartışmalar sırasında alınmıştır” ve M ustafa Kemal Bey’in fikirleri şu biçimde özetlenebilir: “ a/ Cemiyetin bir siyasal parti haline getirilmesi, b/ Ordunun politikaya karışmaması, c/ Cemiyetle mason­ luk arasında bir ilgi kalmaması, d/ Cemiyetin içinde eşit­ lik olması, d Hükümet işleriyle din işlerinin birbirinden ayrılması.” İttihât ve Terakki ileri gelenleri, Mustafa Kemal’in fi­ kirlerine itibar etmezler, etmezler de ne olur, ordu boğa­ zına kadar politikaya dalar, Balkan Savaşı patlayınca re­ zil olur. Osmanlı, İttihât ve Terakki’nin bu hatasını ne kadar ağır ödemiştir bilir misiniz? Alın size bilanço: " ... Görüşleri ne yazık ki doğru çıkmıştı. Siyaset ku­ manda kadrosunu parçalamıştı. Moral noksanı birlik­ leri başıboş kümeler haline getirmişti. Stratejik hatalar ve tedbirsizlikler de harbi kaybettirmişti. Vatanın en gü­ zel parçalan elden gitmişti. Hem uğrunda o kadar çalışdan 23 Temmuz ihtilâli başansmdan sonra ve hepsi hepsi ancak 4-5 yıl içinde karşılaşdan kayıplar düşünü­ lürse, bilanço ne kadar feci idil Zaten ve fiilen elden çık­ mış olmakla beraber Bulgaristan Doğu Rumelisi’nin, Bosna Hersek’in Girit’in kaybı, Trablusgarp-Bingazi’nin İtalyanlara geçişi, şimdi de Doğu Trakya’dan gayri bü­ tün Avrupa Türkiyesi’nin ebediyyen kaybı... Bu ne baş döndürücü bir tablo idi.”
219

Peki siz, askerin politikaya girmemesi gereğini sa­ vunmuş, girince öngördüğü belâlara uğradığımızı gör­ müş Mustafa Kemal gibi bir adamın, kendi kurduğu devlette bunun aksini isteyip savunabileceğine nasıl ina­ nırsınız? (24 Temmuz 1977)

2 KOMİTACI DEĞİL, KONGRECİ Mustafa Kemal’in ordu anlayışı, politikayla ilişkisi ko­ nusundaki düşünceleri, Silâhlı Kuvvetleri politikaya çek­ mek, partiler arasındaki çekişmelere karıştırmak ama­ cına elvermez de; devrim anlayışı, tepeden inmece aske­ ri darbe devrimciliğine elverir mi? Asla ve kat’a! Hiç unutmayınız, 19 M ayış’ta Anadolu’ya geçen Paşa, 9. Ordu Müfettişi sıfatım taşımaktadır, daha ön­ ceden Karabekir Kâzım Paşa’yla, Cebesoy Ali Fuat Paşa’yla ülkeyi düşmandan temizlemek, gerekirse Ana­ dolu’da bir harekâta başlamak için ‘mutabık’ kalmış­ tır. Hadi başka türlü söyleyeyim, Mustafa Kemal, iste­ se, Anadolu harekâtını paşalar arası bir cunta, subay­ lar arası bir devrim komitası olarak kurup geliştiremez miydi? Pekâlâ yapar geliştirirdi. Üstelik, o zamanki orduda bulunan İttihâtçılık geleneği elverişliydi buna. Yapmamıştır. Komita fikri yerine kongre (şûra) fik­ rini benimsemiş, askeri bir hareket yerine halk hareke­ ti fikrini uygulamıştır. İttihatçılar ne yapmışsa, o tersi­ ni yapar. Halktan delege çağırır, bunları toplar, Müdafaa-i Hukuk için kararlar alınmasını sağlar, milli müca­
220

delenin başlarında; üstelik bu örgütlerin silâhlı eylem ka­ nadı da düzenli ordu değil, Kuva-yı Milliye Milisleridir, yâni silâhlanmış halktır. Kongreler, olağan gelişmeleriy­ le Büyük Millet Meclisi’ne, Kuva-yı Milliye de Büyük Millet Meclisi Ordusu’na dönüşür. O ki komutandır, o ki hareketin ruhudur, beynidir, her şeyidir, kurduğu or­ duların başkomutanı olmak için Meclis karşısına çıkar, yetki ister, nefes tüketerek zar zor alır. Ne mecburiyeti vardır birader, paşalar nasıl olsa ondan yanaydılar, cart diye başkomutanım dese kim hayır diyebilecekti, demez ama, neden demez, çünkü egemenliğin kayıtsız şartsız halkta olacağı bir devleti kurarken, önce kendisi herke­ sin uygulamasını isteyeceği bir ana kurala uymazlık ede­ mezdi. Uymuştur. Onu Türkiye Büyük millet Meclisi ordu­ larının başkomutanı yapan Türkiye Büyük Millet Mec­ lisi olmuştur. Hadi bir anımı anlatayım: 12 Mart ertesinde, Demok­ rat İzmir’de bir âdet çıkardım; Kemal Paşa’nın bir resmi­ ni her gün yayımlıyor, altına da demokrasi, özgürlük, cumhuriyet, ordu, askerlik konularından seçilmiş sözle­ rini koyuyordum. Sıkıyönetim komutanını en çok bu ra­ hatsız etti. Neden? Kemal Paşa’nın sözleri, Cumhuriyet’in Silâhlı Kuvvetleri’ni kesinlikle Cumhuriyet’in sınır­ larını ve güvenliğini savunmakla görevlendiren sözlerdir, emperyalist sistemin telkinlerine uyarak ülkenin içinde bir işgal ordusu görevini üstlenmesini öngörmez. Söz temsili, şu dedikleri: “Türkiye Büyük Millet Mec­ lisi Hükümeti’nin ordusu istilalar yapmak veya saltanat­ lar yıkmak ve saltanatlar kurmak içiri şunun bunun elin­ de alet-i ihtiras olmaktan münezzehtir. İnsanca ve müs­ takil yaşamaktan başka gayesi olmayan milletin aynı mefkûre ile mütehassis ve yalnız onun emrine tabi ve sadık
221

Kemal Paşa’nm sonucu verdiği satırlar. Meclis olağanüstü toplantıya çağrılmıştır. Hak­ kari bölgesinde ordu Nesturi ‘tedibatı ile meşgul’. mebus olan Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Reisi ve kumandanlar. Harb ihtimalini göze aldık.öz evlatlarından mürekkep muhterem ve kıymetli bir he­ yettir. Muharebeye hazır ve âmâde bu­ lundurmak zorunda oldukları ordularını başsız bırakıp vaktiyle hazzetmediklerini ifade eyledikleri politika sa­ hasına şitap ettiler. ikisinin bir arada bulunamayaca­ ğından emindir. tered­ düt edenler de milletvekilliğini seçmiş sayıldılar. kendilerinin de bize taarruz ve hücum ederek hedeflerine sühuletle vasıl olabilecek­ lerini tahayyül ettiler. Kemal Paşa derhal Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa’ya ve aynı zamanda milletvekili sayılan öteki ordu komu­ tanlarına başvurarak.” Burada acı acı eleştirdiği kişiler. ya komutan­ lığı tercihlerini ister. bu baptaki 222 . İngil­ tere Ankara’ya ültimatom veriyor. komutanların çoğu milletvekilliğinden ayrılmıştır. Kemal Paşa Nutuk'ta diyor ki: “İngiltere’nin ültimatomuna malum olduğu veçhile ce­ vap verdik. Cumhuriyet ordusunun siyaset kulisinden uzak durması konusunda açık direktiflerdir: “Efendiler.” (Nisan 1922) Ya davranışı? 1924 Ekimi’nde başımız derttedir. politikacıların çe­ virdiği bir entrikaya araç olacak bir görüntü verirler. İşte bahsettiği­ miz zevat bu müşkül anda. bir ecnebi devletin bize hü­ cum edebileceği zamanda. Meclis’te ona ve Cumhuriyet’e karşı. Karabekir Paşa gi­ bi. orduda siyasetle alâkadar unsur bulunmasındaki mahsuru takdir ederek. Onun daha 1909’da bu düşüncede ol­ duğunu bilmiyor muyuz? Sonuç istediği gibi olmuş. Ali Fuat Paşa gibi Milli Mücadele arkadaşlarıdır. ya milletvekilliğini.

yüzyılın sonundan. bunda İslâm’ın Hıristiyanlık karşısında genel bir geri­ lemesi olarak görür. 1699) aralıksız gerilemiştir. KEMAL’İN ‘ULUSAL SAVUNM A’ ANLAYIŞI Osmanlı. adım adım. Bina­ enaleyh derhal askeri vazifelerine hitam ve rild i. gel gör ki Müslüman dünyası olayı böyle görmez. emperyalizmin (hepsi de Hıristiyan ülkele­ ridir) boyunduruğuna düşmesiyle koşut olduğundan. yüzyılın başından itibaren (Karlofça Barışı. Ne de öyle istermiş ya! {25 Te m m u z 1977) 3 M. padişahlığa ve halifeliğe karşı da sürdürül­ müş. yıl­ lardır masal dinliyoruz. bu gerilemeyi Anadolu’da sür­ dürüyor.teklifim i hüsnü telakki ve bana fiilen itim atlarım izha r ettikten sonra Cevat ve Cafer T a y ya r Paşaların müfettiş­ lik ve kumandanlıkta kalmaları caiz görülemezdi. kavramak lâzım. Bu nokta kavranmazsa. 18. ne Kurtuluş Savaşı sıra­ sında Hind Müslümanlarının Anadolu hareketine gös­ 223 . Bir de Atatürk böyle isterdi diye. Biz kefeni yırtıp Türkiye Cumhuriyeti’ni kurduğumuz için pek aldırmayız. aynı zamanda. ‘demokratik devrim’ özellikleri olan bir savaştır. iyice. bir anlamda Kur­ tuluş Savaşı. devleti birkaç ilden ibaret ufacık bir beyliğe dönüştürüyordu. Os­ manlI’nın Avrupa içlerinden adım adım Anadolu içleri­ ne gerilemesi. Müttefiklerin Damat Ferid Hükümetine imzalattırdık­ ları Sevres Antlaşması. 17.” İyi okudunuz değil mi? ‘Derhal askeri vazifelerine hi­ tam verildi’ diyor. Bu nokta önemli. öteki İslâm ülkelerinin.

yüzyıllardır birbirini izleyen sürekli yenilgilerin bunalttığı Türk insanının ba­ şını dik tutmasını öğrenmesi amaçlanıyordu. çalış. Kendi­ lerine güvenemeyen uluslar. ‘kendi’ savunma sistemine gelecek. son otuz yıl içinde Mustafa Ke­ mal’in savunma anlayışını terk etmiş. tam karşıtını yap­ mışlardır. dünyada insan diye yaşamak isteyenler. Cumhuriyet ilk nesillerini ısrarlı bir ‘güven aşılama’ kampanyasıyla yetiştirmiştir. Mustafa Kemal için ya­ bancı komutanların işin içine karışacağı ‘ulusal’ bir sa­ 224 . ona geleceğim. Her iki harekette de. Bunları niye anlatıyorum? “ Her şeyden önce kendi­ mize güvenmeliyiz” diye bir lâf ettim. Şu sözler onundur: “ Benim kanaatim o idi ve o oldu ki. bununla. Açıklaması çok kolay. ayağa kalkması­ nı görmektedirler.terdikleri yakınlık ve yardım gerçek yerine konabilir. ‘kendimize’nin üzerine özellikle bastım ya.” Belki hiç beklemiyordunuz ama. Çünkü Mustafa Kemal Paşa bir şeyi iyi anlamıştı: Bağımsızlık­ la bir ulusun kendine güveni arasındaki ilişkiyi. Yoksa bizi hiçbir uygar ulus onların kendi arasında ve çizgisinde görm ek istemez. öteki ulusların oyuncağı olu­ yorlardı. gibi sloganlar. Sonraları çoğumuzun alay ettiği. Mustafa Kemal tarafından bilinç­ li olarak ortaya atılıyor. ne de Kıbrıs çıkartmasının çevremizdeki Müslüman ülke­ lerde uyandırdığı heyecan. öteki Müslüman ülkeler. insan olm ak niteliklerini ve güçlerini kendilerinde görm elidirler. söz dönüp dolaşıp Türkiye’nin ‘kendi’ atom bombasına. ‘Bir Türk dünyaya bedeldir’. Hıristiyanlık karşısında yüzyıllardır gerileyen İslâm’ın tekrar kükremesini. Hani şu Atatürkçülükten dem vu­ ran politikacılar var ya. Yeniler bil­ mez. Bu uğurda her türlü özveriye razı olm alıdırlar. gü­ ven’ vs. ‘Türk öğün.

verilmesidir. görüşlerini na­ sıl belirtmiştir: “ . artık bu memlekette ulusal bir genelkurmay heyeti yoktur. kendilerine âdeta gelip bi­ zi ‘adam etmeleri’ teklif olunmuştu. Böyle bir başvuru üzerine gelen bu heyet. ülkenin ve or­ dunun ne kadar ‘kendisine’ güvenmesinden yana oldu­ ğunu görürsünüz. ya­ bancı denetiminden ne kadar irkildiğini. beceriksizliğin­ den açık biçimde söz edilmiş. Konuyla ilgili olarak. ayaklarına kadar giderek ve ri­ ca ederek memleketimize davet edenler onlardı. o heyeti. Bana bir şey önerdiniz ki ben onu yapamam. Ben ordunun.O (Enver) ve arkadaştan zaten daha önce Türk ulusunu uygunsuz duruma sokmuşlardı. hâttâ haysiyetsiz telakki ederse. bir Alman genelkurmayı vardır. bütün sırlan 225 ... elbette bizim devlet reisimiz ve özellikle devlet adamlanmızdır. o Alman genelkurma­ yı ki. mazur görülebilir. Beyefendi. Bütün harb-i umumi boyunca Alman genelkurmayı ile Alman generalleri ile dalaşmış durmuş­ tur. Savaşın en tumturaklı bir ânında. farkında değil misiniz ki.. asıl tenkide lâyık olan­ lar. Bu uygunsuz durum ordunun yabancı komutanlann eline bırakıl­ ması. Beni o heyete mi gönderiyor­ sunuz?” Fâlih Rıfkı’ya yazdırdığı anıları okuduysanız. kayıtsız şartsız. Türk ordusunun güçsüz ve kabiliyetsiz oldu­ ğu inancıyla. içlerine girdikleri insanlan ve çevreyi. Enver Paşa’yı ve arkadaşlarım bakın nasıl eleştirmiş. Bu açıdan Almanlan ve Alman aske­ ri heyetini tenkit etmek istemem. ilk iş olarak... Başkomutanlığım vekâletine ve onun genelkurmayına başvurmak ve tereddüderimi gi­ dermek.. benim gibi dik başlı bir askeri ordu­ dan çıkarmak karan verdi. güçsüz. Bu he­ yete Türk milletinin kabiliyetsizliğinden.vunma olamaz. zamanın Dışişle­ ri Bakanı’na demiştir ki: “ .

Tanrı da biliyor ki. şu yukarıda verdiğim metin­ de Alman askeri heyeti sözlerini n a t o . bir rastlan­ tı ile durumu öğrendiğim zaman.’ İs­ tiyorum ki. Atatürkçülük adına son otuz yılm yöneticileri Türk savunma anlayışım kökünden saptır­ mışlar. bunun da en iyi biçimi o ‘ulusal savunma kavramını’ Kemal Pâşa’nın sözleriyle aktarmaktır: 226 . ne yapın biliyor musunuz. Geç kalmadan. konuyu lâfa boğmadan görüşelim.ile Alman askeri heyetine verilmesi ve bırakılmasından çok üzgünüm. bu takdir­ de Kemal Paşa’nın son otuz yıllık savunma anlayışımız hakkında ne düşündüğünü elde edeceksiniz. İtirazlarıma kimse cevap vermedi. sesimin erişebileceği m akam lara kadar itirazlarda bulunmayı görev saym ış­ tım. Çünkü. hem de en iyisine: Başkomutanı Gâzi Mustafa Ke­ mal Paşa’nm saptadığı ‘ulusal savunma kavramına. (20 Temmuz 1979) 4 ULUSAL SAVUNM A KAVRAMI: ‘MÜDAFAA-İ HUKUK' Türk ordusu N A To’y a tutsak edilmeden evvel. Almanlar sözle­ rini de Amerikalılar kelimeleriyle değiştirin. ‘ulusal bir savunma’ kavramına sahip değil miydi? Elbette sa­ hipti.” Zalim ve dehşet verici bir oyun oynamak isterseniz. Türk’ün kendine güvenini yitirmesine neden ol­ muşlardır. Yeni yeni bazılarının uyanır olduğunu gör­ mekteyiz. nükleer silâhlar konusunda da kendimize güvenmemiz gerektiğini anlasalar bari. Daha karar vermezden önce.

işte budur. Bu sa­ vunma araçlarının başmda gelen ordu kuşkusuz asıl gö­ revini yerine getiremiyordu. parasal.. doğrudan doğruya ulusun kendisine yönelmiş olu­ yordu. ulu­ sa emrediyorlardı. düşman saldırısına uğrayan bölgelerin savunması­ na.. bizim bugün. vatam savunma ve korumadan ibaret olan asıl görev.“ İstiklâl-i tam. ekonomik. ‘ulusal savunma kavramı’nda örgüt sorununa şöyle yaklaşıyor: “ . (5 Ekim 1919) Ulusal savunma kavramının temel ilke ve hareket noktası. Böyle verilen emirlerle milletin araç­ ları ye devlet. vatanı savunacak.. kültürel vb... ulusun ve devletin bağımsız­ lığını koruyacak toplam güçlere (kuvve-i umumiye). yasal. düşman saldırısına uğrayan kardeşlerinin hayatının savunmasına memur etmeye mecbur olmuştur. Şimdi gelelim örgüt (teşkilât) soru­ nuna. (. tam bağımsızlığımızın sağlanması ve sürdürülmesidir. Bu saydıklarımın. gerçek anlamda bütün ba­ ğımsızlığından yoksun olması demektir. her yönde tam bağımsızlık ve serbestlik demektir. Ulus orduya. deruhte ettiğimiz vazi­ fenin ruh-u aslisidir. asıl görevini yerine getiremiyordu. düşmanların kuvvetli çemberi içinde.herhangi birinde bağımsızlıktan yoksun­ luk. Ve bütün evren de böyle diyor. İşte bu­ na Kuva-yı Milliye (ulusal kuvvetler) diyoruz. bilgisiz. bütün millete ve tarihe karşı deruhte edilmiştir. (Buraya dikkat!) İşte bunun içindir ki.” (Mayıs 1920) Bilmem yorum ge­ 227 . İstanbul’da hükü­ met merkezi vardı ve bütün kuvvetler oraya bağlanmış­ tı. Hükümet merkezi. Tam bağımsızlık (istiklâl-i tam) denildiği zaman elbetit siyasal. kendi içinden teslim ettiği bireyle­ rini. askeri. bütün hal­ kımız. Gâzi Mustafa Kemal.. O nokta.) Bilgin. bugün yalnız bir nokta çevresinde topla-umş ve so­ nuna kadar kanmı akıtmaya karar vermiştir. belki içindeki zorlukları tamamiyle anlamaksızın. ulusun ve memleketin. Bu vazife.

Türk Silâhlı Kuvvetleri.” O zaman şöyle mi toparlayacağız. Bu. yönetilmek.rekiyor mu. aslında onu da­ ha da açık bir biçimde. (. Onda silâh söz konusu değildir. ulusun iradesinin bir savunma aracıdır. top­ lumsal ve genel bakımdan siyasal bir demek (cemiyet) demektir. yalnız Kuva-yı Milliye eratından ibaret değildir. irade-i milliye hâkim olacaktır.. çünkü Gâzi’nin 1922 Nisam ’nda işaret ettiği gibi “ Türkiye Bü­ yük Millet Meclisi Hükümeti’nin ordusu istilalar yap­ 228 .” (Mayıs 1920) Ne kadar açık. Bunların ba­ şında tam bağımsızlık ve özgürlük geliyor.. Gâzi Mustafa Kemal. bütün memlekette. ona yakla­ şımı da şöyle: Ulusun birliğini yaratan ve İstanbul’un içinde bulunduğu koşullara rağmen bu birliği dahilde ve ha­ riçte göstermeye yönelik bir amaçla yapılan örgütlenme ise.) İşte merkezde merci bulamayan ordu da elbette bir taraftan korunmak. Silâhlı Kuvvetleri de içine al­ mış bulunuyordu. bu iradenin emrettiği biçimde ulusal çıkarları korumak ve savunmaktır. Tam tersine. Belki uygar. görevi. handiyse bir özdeyişe indirgeye­ rek 1919 Aralıkı’nda şöyle ifade etmişti: “ Kuva-yı milli­ ye amil. Kemal Paşa’nın ulusal savunma kavramı ulusun tam bağımsızlığını ‘kendi kuvvetleriyle’ savun­ ması ilkesine dayanmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti’nin Silâhlı Kuvvetleri’nin ‘ulusal savunma kavra­ mı’ aslında Müdafaa-i Hukuk (hakların savunulması) öğ­ retisidir. bir de sivil savunma örgütü konusu var ki. silâhlı eylem tarafı işin. memleketin en uzak köşele­ rinde bile meydana gelmiş doğrudan doğruya yasal ve uygar bir örgüttür ki ona Müdafaa-i Hukuk Örgütü di­ yoruz. Ve bu teşkilâtın ruhu budur. yöneylendirilmek (sevk ve idare) gereğini duyuyordu ve böylece Müdafaa-i Hukuk Örgütü.

ister olsun ister olmasın. buna karşılık vurucu gü­ cümüzü bizi tehdit ettiği kuşkulu kuzeye yönelik tut­ mak değildir. ordu vardır ve olacaktır. O itirazı biliyorum.mak. paramızla orantılı bulundurmak görüşünü kabul edenlerden değilim: Tara vardır. 1922) Kurtuluş Savaşı’nı kazanan işte bu ‘ulusal savunma kavramıdır. saltanatlar yıkmak. Gâzi Mustafa Kemal Paşa o zaman tehdidin Batı’dan (Yunanistan) geldiğini hemen saptamış. o da böyle yap­ mıştı. Şimdi eğer Türkiye Batı’dan aynı biçimde tehdit ediliyorsa. Mus­ tafa Kemal Paşa verecektir: “Ben. ordu yaparız. vurucu gücü Batı’ya toplamak ancak kuzeyi güvenceye almakla mümkündü. pa­ ramız bitti. iyi ama Si­ lâhlı Kuvvetler’imizin donatımı için N A T o’d a kalmak. ordu dağılsın. ordumuzun varlığını ve gücünü. a b d ile iyi geçinmek zorundayız. şimdi biri çıkar der ki. ulusal çıkarla­ rın kuzeyde bir anlaşma gerektirdiğini görerek ‘Bolşeviklerle anlaşmak’ fikrini ortaya atmıştır. yoksa ambargo gelir fi­ lân fıstık. İnsan­ ca ve bağım sız yaşam aktan başka gayesi olmayan ulu­ sun. para vardır ya da yoktur.’ (18 Ocak 1. Bu itiraza da cevabı ben vermeyeceğim. saltanatlar kurmak için şunun bunun elinde ihtiras aleti olmaktan münezzehtir.” Cumhuriyet’in ulusal ve savunma kavramı böyle oluş­ turulurken ülkenin işgal altında olduğunu unutmama­ lı. ulusal savunma kavramının gereği elbette ödün verip Yunanistan’la uyuşmak. Efendiler. aym ülküye bağlı ve yalnız onun emrine baş eğen ve sadık öz evlatlarından oluşmuş saygıdeğer ve değerli bir topluluktur.’ Benim için böyle bir mesele yoktur.979) 229 . Stratejik ola­ rak doğrudur bu.” (Mayıs.

Dostlara sahip. bulunmak. her şeyi Türk cephesinden değerlendirmek. Asya için ve Avrupa için bizim kanunum uz aynıdır.” M u s t a f a Ke m a l 1921 . Osmanlı İmparatorluğu’nu m ahveden ideolojiye tepkidir. İşte o kadar. Bu gerçekçi görüştür. tam manasıyla Tü rk’üz.Durum muhakemesi "Biz Tü rk’üz. Bize İyi Müslüman olmak yeter. tam bağımsızlığımızı korumak.

yeniden bağımsız ve özgür bir ülke olmak onuruna. Paşa “Türkiye Cumhuriyeti’ni ve is­ tiklâlini’ sağlamak telâşında. Lozan Barışı’nda Ke­ mal Paşa’nın hiç hazmedemediği. hani kalpaklı. Oysa.1 ‘ ÜS V E R M E K ’ A TA TÜ R K Ç Ü LÜ K LE B A Ğ D A Ş IR MI? Hayırdır inşallah. bağımsız ve özgür bir Türk ülkesine hiç yakıştıramadığı kayıtlar vardı. ya da hiç bilmiyorsunuz. yetki­ li bir kişinin ağzından. Lozan Barışı’nı çok büyük bir ba­ şarı saymaya alışmışlardır. bıyıklı bir hali vardır ya. rüyamda Mustafa Kemal Paşa’yi gör­ düm. Nasıl saymasınlar ki. ‘Düvel-i Muazzama’nın Osmanlı ülkesini parçalaması yetmezmiş gibi. bu barış sa­ yesinde kavuşmuş oluyoruz. Lozan Konferansı ve Barışı ile ilgili o noksanlığı. Kuva-yı Milliye Destanı’nda bu halini ‘sarışın bir kurda’ benzetmiştir. Ne o şaştınız mı? Öyleyse siz de çoğumuz gibi yakın tarihimizi ya dedikodulardan biliyorsunuz. sözde Lozan Konfe­ ransı günleriymiş. Hadi öyleyse. bunlar ‘behemehal’ kaldırılmalıydı. yeni ku­ rulan Türk devletini de denetimi altında tutmak girişim­ lerine ateş püskürüyor! Uyanınca düşündüm: Benim gibi ‘Cumhuriyet’in ilk kuşaklarından olanlar. Korutürk’ten aktarayım: 233 . Rüya bu. o haliyle! Nâzım.

Boğazların askerlikten arındınlmış olması. Lozan’ın Türk Boğazlan dediğimiz Karadeniz Boğazı . 1923 Lozan Andlaşması. Aynca. 24 Temmuz 1923’te imzalan­ mış ‘Boğazlar Rejimini İlişkin Sözleşme’nin 4. Lozan’ın Anadolu yarımadasının deva­ mı olan Ege adalarım Türk hâkimiyeti dışında bırak­ makla Cumhuriyet Türkiyesi’ne kâfi derecede bir güven­ lik getirilmiş olmadığı da muhakkaktı. Montreux Boğazlar Konferansı işte bunun sonucun­ da gerçekleşmiştir. onun için de Lozan’ın bu eksikliğini içine sindiremiyordu. uzun Osmanh dönemine ait tarih­ te emsali geçmemiş siyasi bir zafer olarak nitelemiştir. maddelerine göre Türkiye. boğazların yabancıların da katıldığı bir uluslararası komisyonun denetimi altında tutulmasını benimsemek zorunda bırakılmıştı. getirdiği mutlu sonuç yanında. ‘Boğazlar Komisyonu’ adı altmda Türklerin yanında yabancılann da katıldığı ortak bir uzmanlar heyetinin kontroluna bı­ rakılmış olması. konu üze­ rinde şunları da söylemektedir: “Lozan’ı Atatürk. biz genç subaylara ıstırap veriyordu. tahkim edilemez bulunması. bazı hükümleri ile. ' Diyeceksiniz ki.” Gerçekten de böyledir. Bu gerçek yanında. durup dururken Boğazlar statüsüne 234 .. Korutürk. özellikle Türk Boğazlan sta­ tüsü ile. Boğazla* çevresini askerlik­ ten arındırmak. ve 5. aramızda sık sık tartışmalara neden oluyordu..” Kemal Paşa'nın haritasında ‘bağımsız’ bir ülkenin topraklarında yabancıların denetimi diye bir şey yoktu. Deniz Harp Akademisi’nde öğrenci olduğum sı­ ralarda.Marmara Denizi ve Çanakkale Bo­ ğazı kompleksinde teşekkül edeiı coğrafi sınırlar içinde Türk egemenliğini tamamiyle sağlamış olmadığı da bir gerçekti." . 1930’lara düşen o öğrenim yıllannda.

Montreux şehrinde 22 Haziran . alenen ve resmen yabancı ülkelerin dinleme. egemenlik haklarına ve bağım­ sızlığına uygun bulmayıp. ilk fırsatta bunu değiştirme­ ye kalkışan. sağlıklı ve sağ­ lam bir direnişle bütün bu çabaları boşa çıkartmış. uluslararası anlaş­ malarda Türk Boğazlarının silâhtan arındırılmasını (sa­ dece bunu. Kemal Paşa’nın rüyama girmesi de. Tür­ kiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesi ile ‘yabancılara topraklarımızda üs vermek’ davranışının uyuşup uyuş­ madığını araştırıyorum. Boğazlar üzerindeki yabancı denetimine son ver­ miş. Şimdi şu bizim ‘Atatürkçü’ geçinen politikacılarımız kulaklarını dört açıp dinlesinler. bir haklarını savunma politikası olmuştur. oysa Ankara hükümetleri. Mustafa Kemal. Türkiye’nin Kuva-yı Milliye döneminden itibaren uluslararası politikası. 1936’ da. çeşitli iç isyanlarla sersemletip güçten düşürmeye ça­ lışmışlardır. Boğazlar sorununu o sıralarda sür­ dürülen silâhların azaltılması ve sınırlandırılması kon­ feransından yararlanarak yeniden gündeme getirmiştir. değiştirmeyi başaran Müdafaa-i Hukukçu Türkiye var. gözleme. bir tarafta. Onlar ısrarla yeni Türkiye’yi de Osmanlı gibi önlerinde diz çöktürme­ ye. Bir tarafta. Lozan ve Montreux Konferanslarını hatırla­ mam da. Boğazlarda sözgelişi İngiliz ya da Fransız üs­ lerinin kurulmasını değil). donatım ve ikmal üslerine açan ‘yeni tanzimatçı’ Türkiye. yâni yeni bir dünya savaşının patlamasından üç yıl önce. ulusal egemenliği ulusal toprakların bütününe yay­ mıştır.parmak basmak nereden icab etti? Nereden olacak.20 Temmuz tarihleri arasında toplanmış olan uluslararası konferans. ka­ pitalist emperyalizme karşı bir Müdafaa-i Hukuk. bu yüzden. ulusal toprakları üzerinde mil­ yonlarca metrekare toprağı. ka­ 235 .

Sahi. niçin takılmış. B u 236 . Ne var ki. Müdafaa-i Hukukçu bir Türkiye. Başarmıştır da. toprağında üs iste­ nirse nasıl davranır? Dedim ki. (11 E k im 1978) 2 S O V Y E T L E R ’İN ‘O R TA K S A V U N M A ’ İS TE Ğ İN İ R E D D E T M İŞ TİK Şöyle bakarsan tarihin karanlıklarına dalmış gibiyiz ama. yaban­ cıların üs isteklerine boyun eğmek değil. sindirememiş. askerden arındırılmasını ulusal egemenliğe aykırı bularak ilk fırsatta bu yanlışın düzel­ tilmesi için harekete geçmiştir. bizimle Ruslar arasında da. meçhul. İkinci Dün­ ya Savaşı boyunca da Montreux anlaşması hükümleri­ ne göre işlem yapılır. uluslararası su yolları sorunu Amerika’nın kafasına takılmış bir kere. dünyanın paylaşıldığı Yalta Konferansı’nda sorunu gündeme ge­ tiren Amerikalılardır. Kemal Paşa Lozan Andlaşması’nda Boğazların uluslararası denetime verilme­ sini. böyle bir sorun geç­ mişti değil mi? İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Mosko­ va Boğazlarda üs istemiştir denir. Atatürkçülük bunu sürdürmektir. Türk Boğazlan 1936’dan itibaren Türklerin olur. yurdumuzda yeni­ den faaliyete geçirilen Amerikan üsleri konusunu tartı­ şıyoruz.rış karış ulusal topraklar üzerinde ulusal egemenliği ge­ çerli kılmıştır. gerçekte çok güncel bir sorunu. bilinen o ki. Truman şöyle diyor­ du: “ Ulusal su yollan sorunu çok ilgilendiriyor beni. neden takılmış. ona da bir bakalım is­ terseniz.içine. İngilizlerdir.

” İyi mi? Nereden. Adam bakın ne demiş: “ . onun için elimizde bu sorun­ la ilgili malzeme yok. Ka­ radeniz Boğazlan sorununu İngilİzler gündeme koydur­ dular..) Bence de önem­ li bir sorundur. üç büyüklerin birlikte aldıkları karar varmış meğer.. ama beklenmedik bir anda önümüze sürüldü. çünkü bu yol­ larda geliş-gidiş özgürlüğü çok büyük önem taşıyor.” Başka bir oturum­ da ise. Anhası minhası. sonra da ertelendi bu sorun (. Bu konuda Türkiye hükümeti ile her üç hükümet arasında görüşmeler yapılmasına karar verilmiştir. bu ko­ nudaki Amerikan önerileriyle aynı fikirdeyim.. Ulaşım yollarının kullanılması konusunda ke­ sin bir karara varılmasını çok istiyorum.sorunu görüşerek bazı ilkeler üzerinde anlaşmak iyi ola­ cak. Stalin tek başına hareket ermemiş. incelenmesi gerekir. protokolün 10. maddesinde şu esası kabul edecek­ lerdir: “ Üç hükümet bugünkü koşullan karşılamama­ sı nedeniyle Montreux’de yapılan (Boğazlar) sözleşme­ nin değiştirilmesi gereğini tammış bulunmaktadır. Sovyetler Birliği’nin bu amaçla Türkiye’ye verdiği ünlü nota (8 Ağus­ 237 . İkincisi. neler çıkıyor?: Bir kere Rusların Boğazlar­ dan üs istemesinin kökeninde.... ayıp olur.” Sonradan Türkiye Boğazlarında ortak savunma iste­ yecek Sovyetler’i Yalta’da temsil eden Stalin’in sözleri­ ni aktarmazsak. Yalta’da ve Berlin’de. Stalin bu soruna neden öncelik tanımak gerek­ tiğini anlamadığını söyleyecektir. Yeni bir sorun bu. Ulu­ sal su yollarının kullanılışı için ortak bir siyasetin önem­ li bir katkısı olacağına inanıyorum.” İngiltere’nin Baş­ bakanı Atlee’nin dedikleri şunlar: “ Genel olarak. Çözmek için bu konuyu iyi bilen kimseler gerekli. 17 Temmuz 1945’te “ Üç Büyükler” Potsdam’da toplanıp Üçlü Berlin Bildirisi denilen metin­ de.

dakikasında reddedilmiştir. haklarımızı savunmamızın özeti bu. o ayrı. Türkiye tek ba­ şına komşularının aleyhine davranışları önleyebilecek güçte ve durumdadır. An­ kara’nın. Türk topraklan üzerinde yabancı egemenliği. gittikçe artan bir biçimde. kaleler de. Beni burada ilgilendiren.” Hikâyeyi uzun uzun tekrarlamaya hacet yok.tos 1946) açıkça üs istemeyip. bunu gerçekleştirmeye en yetkili olmaları bakımın^ dan. 1947’den başlayarak birden dü­ men kırmış. 1946’da. 1945/46’da üç büyükle­ rin ortaklaşa aldıkları bir karara dayanarak Rusların ileri sürdüğü bir ortak savunma önerisini aynı egemen­ lik haklarına sığmazlık gerekçesiyle reddeden Anka­ ra’ya ne olmuştur da. Montreux’da Boğazların yabancı denetiminden kurtarılması için savaş veren. Üs istiyorlar mıydı. Peki. Türkiye ve SSCB bu Boğazların Karadeniz’de sahi­ li bulunan devletler aleyhine öteki devlet tarafından kul­ lanılmasının önüne geçmek için bunların savunmasını or­ taklaşa araçlarıyla sağlarlar. o kısmı aynen aktarıyorum: Boğazlardan terimsel geliş-gidişin serbestliği ve Boğazların güvenliğini sağlamak konusunda en fazla il­ gili. İnanmayan çıkabilir diye. Boğazların Türkiye ile Rusya tarafından ‘ortak savunmasından’ söz etmiş. konu Sovyetler’in Boğazlardan üs istediği biçimde kamuoyuna ge­ tirilmiş. ya da denetimi demek olan böyle bir şeye karşı bildiğimiz Müdafaa-i Hukuk esprisi ile red ceva­ bı vermesidir. bu toprak­ lar üzerindeki üsler de. Osmanlı tanzimatçılığı ve ödüncüiüğüne düşerek. topraklan üzerinde hem de komşularını tedirgin edecek yabancı üslerinin 238 . Anka­ ra’nın bu öneriye tepkisini biliyorsunuz. istemiyorlar mıydı. tersaneler de. ancak Türklerin denetimi altında bulunabilir. İşte. Türk toprakları Türklerindir.

açılmasına izin vermiştir? Gelecek kuşakların cevaplan­ dıracakları. bu Anadolu’nun denetimini elinde tutmak anlamına gelir. Ben ilk defa görüyorum. C. Kiirşad. direnemeyip faaliyet izni veriyor? Şu da var: Müdafaa-i Hukukçu. Dr. Bir kete hareket noktası sağlam. Harp Tarihi Dairesi açıkla­ mış. otuz yıl sonra Ame­ rika’nın tekrar açılmasını istediği üslere. hazin sorulardan başlıcası bu. bu bakımdan bunlar mütareke sonrasın­ da yarattıkları ‘fiili’ durumu barış andlaşmasıyla gerçe­ 239 . Dünya’da Mustafa Kemal’in 1920 Ocak ayında Ali Fuat Paşa’ya yazdığı ‘siyasal durum muhakemesini’ yayımladı. diyor ki emperya­ lizm (İngiltere) Boğazlar üzerindeki denetimi elinde tut­ mak istiyor. Üzerinde biraz oyalanmak istiyorum. Bir de şu tabii: Nasıl oluyor da. Müthiş bir şey. 1946’da toprakların­ da ortak savunma tesislerini Sovyetler’e ulusal egemen­ lik gerekçeleriyle reddeden Türkiye. ah ne kadar yazık ettiniz! 10 Kasım günü. O yıllar­ da ülkenin içinde bulunduğu ortam kadar. Değerlendirmenin önemli yanı da şu: Kemal Paşa’nın o zamanki düşünceleri günümüz için de geçerli. uluslarara­ sı ilişkilçri ve bu ilişkilerin Türkiye’nin çıkarları açısın­ dan değerlendirilmesi ancak bu kadar ustaca yapılabi­ lir. tutumun ne olduğu başından beri belli olduğuna göre bu davranışını nasıl ‘Atatürkçü’ sayabiliyor? (12 Ekim 1978) 3 M U S TA FA K E M A L’İN ‘ D U R U M M U H A K E M E S İ’ Okumadıysanız.

onun için yapmaya kalkışacağı şey ne pahasına olursa olsun Türkiye ile Sovyetler arasında bir bağlantı kurulması­ nı önlemek. Kemal Paşa’da onun cevabı da şöyle: " . birincisi İngilizlerin aşırı iştahından rahatsız olan Fransa. bir de Türkiye’de kurulacak hükümetlerin ‘zayıf’ olmalarına çaba göstermektir. İran ve Afganistan ve Hindistan kapılarını müthiş bir surette açmış olacaktır. İkincisi Rusya’da kopan Bolşevik fırtınası. Batılı emperyalizm bu fırtınadan ürkmüştür.. emperyalistlerin ‘Türkiye’yi kahret­ mek için’ bu düzenlerini nasıl uygulamaya koydukları­ na. Türkiye ile bağlantı kurduğu tak­ dirde Anadolu ve Boğazlar üzerindeki egemenlik hayal­ lerinin süpürüleceğim görecek kadar da akıllıdır. onları kendi yönlerine çevir­ 240 . Gürcistan. güçlü Türk iktidarları kişiliklerini ortaya koyabi­ lir. İtalya ve Ameri­ ka’nın işe müdahalesi ve Türkiye’nin bu çelişkilerden yararlanmayı bilmesi. Türkiye ile Sovyetler arasındaki bağlantıdan korku­ yorlar. Batı’dan Doğu’ya doğru Anadolu.ğe dönüştürmek isteyeceklerdir. Bu ise. Bunun nedeni de belli. belki Kuzey Kafkas hükümetlerinin bağım­ sızlıklarını tasdik ederek. çünkü Mustafa Kemal’e göre: Türkiye Kaf­ kasya’dan Bolşevik istilasmı kolaylaştırmak ve onunla haceket birliğini sağlamakla. Mustafa Kemal’e göre. Bu açık kapıları kapamak için sonuç alıcı. ayrıca ‘müttefikler arası’ çelişkilerden yararlanabi­ lirler. elbette bağım­ sız bir Türkiye’nin sonu.” O zaman ne yapmışlardır. Irak. Bu durum karşısında itilaf devletleri Bolşeviklerle Türklerin arasını Kafkas milletleri aracılığı ile kesmek planını bulmuşlardır.. Suriye. Azerbaycan. Şimdi gelelim. İki şans görüyor. Ermenistan. Kemal Paşa buna katlanabilir mi? Elbette hayır. stratejik taarruz ha­ reketlerini yapacak kuvvetleri süratle sağlayamazlar.

Ondan dinleyelim: “ . bunu yaptıktan sonra da savunma anla­ yışından ekonomisine. 1947 sonrası düşünülürse..diler. emperyalizm. Kemal Paşa’nm seçtiği yol nedir? Bakın neymiş: “ .. müstemleke askeri şeklinde ordular meydana geti­ rerek. Kemal Paşa’mn bu sözlerinin ne yaman bir ‘kehaneti’ gizlediği ileri sürüle­ mez mi? Türkiye Kuva-yı Milliye döneminde emperya­ lizmin yaratmaya çalıştığı ‘Kafkas Seddi’ni bu kere ken­ disi yaratmış. güvenlik anlayışından kalkın­ masına kadar her şeyi ile ‘itilaf devletlerinin’ komuta­ sı altına girmiştir. itilaf devletleri subaylarının emri altında ‘bir müstemleke ordusu gibi’ Ruslara karşı savaşa sürüle­ ceklerdir.. Bu sebep241 .) Eğer bu plan başanya ulaşır ve Kafkas millet­ lerinin bize karşı kesin şekilde engel olma durumları ile memleketimiz kuşatılmış kalırsa. Bolşeviklerle temas eden millet ya sosyal ya siyasal bir hare­ kât birliğine veya onun gelişine silâhla karşı koymaya mecbur olmuştur” .. O tarihte itilaf devletlerinin silâhla karşı koyma yolunu seçtiklerini biliyoruz. (.. Türkiye için karşı koy­ ma vasıtaları temelinden yıkılmış olur.. Bunun lam’ı cim’i yok! Buna karşılık. Ne olacağını da söylüyor: Türkler. Sovyetler’e bağlantısını kesmelidir. Ondan sonra si­ yasal varlıklarını temelinden kaybedecek olan Anado­ lu Türkleri itilaf devletlerinin subayları komutası altın­ da. o 1920’de müttefik planına karşı bir Türk planı geliştirmişti.” Mustafa Kemal daha o zamandan saptamış: Türki­ ye’yi avucunda tutmak istiyorsa. hem Bolşevik istilasımn durdu­ rulmasını sağlamak için kan dökeceklerdir. Peki. Bu halde itilaf devletlerine kesin teslimiyet halinde dahi Türklerin canlarını vermekten kurtulmaları güven altında de­ ğildir. hem Kafkasya milletlerinin (emperyalizmin) em­ ri altında tutulmasını.

Şu cümlesini işitmeyelim diye mi bunca yıldır saklamışlardı.” Bunun için de önerileri şunlar: “ Doğu cephesinde res­ mi ya da gayri resmi seferberlik yaparak. yıllardır biz bunu Paşa’nın kendi sesinden duyamazmışız. Kafkas Şed­ dini arkadan yıkacak yığmaklara başlamak.. ka­ rada ve denizde büyük komşumuz Sovyet Rusya ile aramızdaki.” Ne o. Bu münasebetle. Türkiye’nin kesin­ likle yok edilmesi projesi kabul edip. ayrıca memnuniyet 242 . niye yüz­ lerinizi saklıyorsunuz? (20 Kasım 1978} 4 ‘TÜ R K İY E ’Yİ İÇ İN D EN Ç Ö K E R TM E K ’ PLA N I Meğerse arşivde Mustafa Kemal’in 1 Kasım 1936 Meclis’i açış söylevi varmış da. ‘Atatürkçü’ geçinen politika esnafı. adamın düşünesi geliyor: “ .Ierle Kafkasya Seddi’nin yapılmasını. tabii inkişafatında devam ettiğini beyan etmekle de. bu Şeddi itilaf dev­ letlerine yaptırmamak için en son güç ve vasıtalara baş­ vurmak ve bu uğurda her türlü tehlikeyi göze almak. Yeni Kaf­ kas hükümetleriyle. Bundan böyle muharip herhangi bir devletin harb sefinelerinin Boğazlardan geçmesi memnûdur. Bize sed olmaya karar verdikleri takdirde taarruz harekâtı­ mızı birleştirmek için Bolşeviklerle anlaşm ak. on beş seneden beri her türlü tecrübeden geçmiş olan dostluğun.. ilk gündeki kuvvet ve samimi­ yetini tamamiyle muhafaza ederek.. özellikle Azerbaycan ve Dağıstan gi­ bi İslâm hükümetleriyle acele ternasa geçerek itilâf plan­ larına karşı.. Bu 10 Kasım’da duyur­ dular. kararlarını ve durumlarım anlamak.

Çünkü bu gibi hükümeder itilâfın bas­ kılarına baş eğerek iç kuvvetlerin gelişmesini kısıtladık­ ları gibi. Nasıl mı. resmi veya resmi olmayan kararların 243 . 1936’daki de­ ğerlendirmesinde aynı rolü oynamaktadır. aradan geçmiş yarım yüzyıldan fazla bir za­ man. İtilâfçılar bu araçtan ve bazı makamların kesin teslimiyet ta­ raftarlıklarından istifade ederek çalışmaktadırlar. Türkiye’nin kuzey komşusuyla dostluk bağlantı­ sını kopardığı anda kapitalist emperyalist sistemin (o zamanki deyimiyle itilâfçılarm) kucağına düşeceğini bi­ liyor. fakat Kemal Paşa’nm o zaman ülkenin çökertil­ mesi için emperyalizmin başvuracağı çarelere ilişkin söyledikleri. Kemal Paşa onu da o tarihte şöyle söylemiş.duyarım. kamuoyunu da devamlı surette korku ve endi­ şe içinde tutarak. fülen var olan ortak idareden istifade ederek. emperya­ lizmin bizi ‘kahretmek için’ başvuracağı ikinci yolun ne olduğunu Kemal Paşa şöyle açıklıyordu: Karşı koy­ ma gücümüzü yok edecek tedbirlerin İkincisi. bugün için de geçerli: Yine Türkiye içinden oyularak çökertilmek isteniyor. Bu hususta memlekette mevcut si­ yasal karışıklık İtilâf’ın elinde çok iyi bir araçtır. yine emper­ yalizm bu araçtan ve bazı ‘makamların kesin teslimiyet taraftarlıklarından istifade ederek’ çalışıyor. Türkiye’yi içinden oyarak çökertmektir. zayıf. kararsız hükümetler sayesinde elde edebileceklerdir. ” Şim­ di bakin. Aynı 1920 tarihli durum muhakemesinde. yine mevcut siyasal kar­ gaşalık çok iyi bir araç olarak kullanılıyor.” Kemal Paşa’ntn 1920’deki değerlendirmesin­ de Sovyeder Birliği ne rol oynamış idiyse. Lütfen her kelimenin hakkım vere vere okuyunuz: “ Birinci derecede Kafkas planını ve ikinci derecede içerdiği çöküntüyü sağlamaya gerekli zamanı itilâf dev­ letleri ancak. Çünkü Ata­ türk.

alınmasına kesin şekilde engel olurlar. Bundan başka itilâf devletleri İstanbul’un önemli şahsiyetleriyle içte ve dışta akla gelebilecek bütün toplu bulunulan yerlerde doğrudan doğruya ilişki kurarak. Sorunun iktidar ve muhalefetin kabahati birbiri üzerine atmasıyla çözümlenecek bir 244 . kaç yıldır ‘zayıf ve kararsız’ hükü­ metlerin yönetiminde yaşıyoruz. millete telkin edip durduğu açık ve doğru olmayan ümit­ ler? Bütün bunlar. açık olmayan. doğru bulunmayan ümitler telkin etmektedir­ ler. Kemal Paşa’nın saptamaları o kadar doğru ve yerindedir ki. devamlı. kaç yıldır kamuoyu devamlı surette korku ve endişe içinde tutu­ luyor. bugünkü anarşiyi. tıpkı o zamanki gibi Türkiye’nin ku­ şatılmasını ve içerden çökertilmesini amaçlamıyor mu dersiniz? Ben size bir şey söyleyeyim mi. kaç yıldır bu zayıf ve kararsız hükümetler emperyalizmin baskılarına boyun eğerek iç kuvvetlerin gelişmesini kısıtlıyorlar. sonra maskelerini birdenbire atarak İstanbul’da geniş ölçüde tutuklamalara. Bu telkinler zayıf hükümetin sağladığı zamanı ar­ tırmakta ve faaliyetleri kolaylaştırmaktadır. Bu şekilde kazanılan zamandan istifade ederek itilâf devletleri so­ nuçta Türkiye’nin kuşatılmasını ve içinden çökertil­ mesini tamamlayacaklar. yönetimi za­ yıf düşüren silâhlı eylemleri değil. yalnız o dö­ nemdeki iç isyanları. sarılmış Türkiye’nin çeşitli cephelerinde yığmaklara ve kuşatma tedbirlerine başlayacaklar ve aynı zamanda idam hük­ mü özelliğini taşıyan barış şartlarını tebliğ edecekler­ dir. önemli şahsiyetleriyle içte ve dışta ilişki kurarak.” Hele bir düşünün. kaç yıldır resmi ya da resmi olmayan kararların alınmasına engel olunuyor? Ya emperyalizmin iktidar­ ların. siyasal kargaşalıkları. tır­ manan terörizmi ve yaygınlaşan bölücülük faaliyetleri­ ni de açıklamaktadır. millete.

” Şey. siyasal durumu­ muzun gereklerine uygun tedbirleri. Bu hareket tarzımızın. Aynen demiş ki: Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti için acele bir görev. Bunun üzerine alacağımız tedbirler Heyet-i Temsiliye arkadaşlarımızı derhal İstanbul’dan çekmek. o durum karşısında öne sürdüğü çareler de tam gönlümüze göredir. bu du­ rumu şimdiden görüp kabul etmeliyiz. yabancı güçlerin ülkemizdeki ‘be­ şinci kol’ faaliyetleri olduğunu öteden beri söyleyip durduğumuz için.aldanmayarak. işler bir kere bu yola girdikten sonra. Kemal Paşa’mn yarım yüzyıl geriden yolumuza tuttuğu bu ışık doğrusu bizi ayrıca y ü re k le n ­ diriyor. hükümede tam bir görüş ve fikir birliği içinde olmaya imkân olup olmadı­ ğını.5 . yukarda bildirdiğim tedbirlere gayr-ı resmi fakat fiilen başvurmaktır. ilişkilerin kesilme­ si herhalde uzak görülmemektedir. bir an evvel kestirmektir. Fakat. içte ve dışta ilişkilerin kesilmesini ne zaman ve ne surette mey­ dana çıkaracağını kestirmek mümkün değildir. Kafkas milletlerine müra­ caat etmek. -Nasıl ki. Eğer böyle bir hükümet kurulmasına imkân yoksa -üzülerek belirteyim ki ümit­ li olmamıza sebeb görülemiyor.sorun olmadığını. C H P ’n in eski adı Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti idi değil mi? Durup dururken aklıma gelişine ne dersiniz? (21 Kasım 1978) 24.

.” M u s t a f a Ke m a l Nisan 1920 .. dışardan bir kaynak. bir güç kaynağı aramak lâzım gelirse. yine daima kendi görüşlerimiz (nokta-i nazarlarımız) ‘baki kalmak’ koşuluyla.J Her ihtimale karşı.fYükseklerde gezen mağrur baş. varlığım ızı ve hayatımızı korumak için. her kaynaktan yararlanm ayı da uygun gördük.

hâlâ sistemli bir biçimde ele alınıp. ‘hakikati ko­ nuşmaktan korkmayalım’: Hepinizin bildiği gibi.sorunu daha açık koyar: “ Hakikati ko­ nuşmaktan korkmayınız. topairlanmamıştır. Kendimizi ve birbirimizi al­ datmak için lüzum ve mecburiyet yoktur. hâlâ bun­ lardan bir fikir bileşimi çıkarılmamıştır. İnönü faşizan diktası döneminden kalma kurumlar ve kurallardır ki.” Şimdi. hakikati görmek­ ten bir an geri kalmayınız.1 ‘O GÜNEŞ YÜZÜ ASLA SOLMASIN!’ 1927’de şöyle bir söz etmiş: “ Vaziyeti muhakeme eder­ ken ve tedbir düşünürken. derlenip. acı da olsa. ölümünden şu kadar yıl sonra.” İki yıl sonra. İster misiniz bazı örneklerle dediklerimi pekiştire­ yim? 249 .” O yıl. mutlaka yüzümü gör­ mek değildir. Müdafaa-i Hukuk düşüncesi ve Kuva-yı Milliye eylemiyle yakın uzak bir ilişkileri bulunduğunu sanmıyorum. İktidarların Atatürkçülük diye gagamıza dayadıkla­ rı. bu kâfidir. benim duygulanım an­ lıyorsanız ve hissediyorsanız. Benim fikirlerimi. şu ünlü sözü de söyle­ diği yıldır: “ Beni görmek demek. . Mus­ tafa Kemal’in ‘fikirleri ve duyguları’.

“Yani görülüyor ki İngilizler bize karşı dostluk te­ mini talep ettikleri zaman bu dostluğu yalnız ve yalnız kendi menfaatleri ve ihtiraslarmı temin için istemişler­ dir. fakat Mütareke’den sonra İngilizler öyle şeyler yapmışlardır ki fikri değişmiştir.Kuva-yı Milliye’nin ilk yılları Bolşeviklerden Araplara. onun ağ­ zından dinleyelim: “ O zaman denildi ki. onun Türklerin İngiliz düşmanlığı iddialarına karşı.” 250 . Boğazlardan vazgeçemez misiniz! Adalar denizi sahilin­ de Yunanlılara bazı imtiyazat ve Fransızlara bazı imtiyazat vermek sizi sarsmaz zannederim. Bittabi biz kendisine bu tasavvuratın gayr-ı kaabil-i icra. yine de İngiltere dürüst davranırsa milletimizin tavrı değişir. herife. Gerisini. Hem dost olmak is­ tiyor. Yalnız. Kemal Paşa. İngilizler bu işi -kuşkusuz Intelligence Service’le irtibatlı— Rawlinson adında bir yarbayla yapmışlar. Yoksa bizim menfaatımıza ait hiçbir teşebbüsleri ol­ mamıştır. Ingilizlerden İtalyanlara. ‘Size mevcudiyet verebiliriz.. milletimizce gayr-ı kaabil-i kabul ol­ duğunu söyledik. Kemal Paşa’nın 24 Nisan 1924 tarihli Mec­ lis Gizli Oturumu’nda yaptığı konuşmadan. bilakis yüceltir durur. herkes el altından Anka­ ra ile temas arıyor. Ve diğer taraflarda bazı kontroller yapılırsa bundan size bir zarar gelir mi?’ “ Efendiler! Bu sözleri bana sarf eden ve bütün Kaf­ kasya’da mümessil olan ve Londra’da haiz-i selahiyet olan Rawlinson adında bir kaymakamdır. İstanbul’un vaziyeti çok tuhaf tesadüf etmiştir. milletimiz İngilizlere aleyhtar değildir. Bir kısmı yeni hareketi tartmak. bir kısmı yararlanmak için. Ve kendisiy­ le münasebatımız teakup etmiştir. diyor ki. hem de bu dostluğunu istihsale aykırı isteklerde bulunuyorlar. et­ kinliğini ölçmek için..

İstanbul düşmanm resmen ve fiilen işgali altın­ dadır.. tabii an­ layana: " . kendi kuvvetimi­ zi dikkat nazarına almaksızın hariçten. kendi vicdanımızda bulmak prensibini İcra He­ yeti (hükümet) kabul etmiştir.. şuradan buradan gelecek kuv­ vetlere’ dayamayı öngören sağcı iktidarların savunma politikasını. bu politikanın ‘yardım gelmeyince’ memle­ keti uğrattığı ‘hayal kırıklığım’ düşünün. Bir defa mevcudiyetimizi muhafaza ve milli emellerimizin temini için hakiki dayanağı hariçte değil dahilde. “ Bunun için önce kendi kuvvetimize ehemmiyet ve­ riyoruz. ileri sürebilir misiniz? Bir başka gizli konuşması.” ‘Bir bu sözleri ele alın.(Buradaki İngilizler sözlerini de Amerikalılar sözle­ riyle değiştiriniz. Bugün İstanbul demekle Londra demek arasında hiçbir fark yoktur!” O güneş yüzü asla solmasın! 25 i .. bir de Türkiye’nin savunma­ sını otuz yıldır ‘hariçten. üç aşağı beş yukarı otuz yıllık Türk/ Amerikan ilişkilerinin haritası ortaya çıkar. M usta­ fa Kemal’in İngilizlere karşt davrandığı gibi davrandı­ ğını. şuradan buradan gelecek kuvvetlere dayanarak emel takip edersek ve o kuvvetten ve o imdattan yardım gelmezse hayal kırıklı­ ğına uğrarız. başlı başına bir ders. Amerikalılara karşı. sonra da Ata­ türk ilkeleri diye cart cart ötmelerine mukabil. Bu takdir­ de otuz yıllık iktidarların.. 29 Mayıs 1920’de. ‘ulu­ sal savunma’yı nasıl anladığını açıklıyor. Türki­ ye’nin kaderine otuz yıldır biçim verenlerin gerçekten ‘Atatürkçü’ olup olmadıklarına siz karar verin! Şöyle bir sözü var ki. Aynen aktarı­ yorum: " . Çünkü.

onları susturmak için baş kanıtım şuydu. derebeylik ilişkilerden sıyrılıp kapitalist ilişki­ lere giriyor. ‘ayanlık’ diye bir belâ başlar. özellikle köylüyü borca batırıp soyan toprak mültezimlerinin. yüzyıla kadar beraber ya252 . Ne ilginç değil mi? Herkes gider Mersin’e.2 ‘AJA N D E V L E T ’ K A V R A M I Derler ya. düzen iyi. bilir misiniz? Fakat önce. kendi dinsel ve ırksal özelliklerini koruyarak var olurdu bu devletin sınırları içinde. haberi başka yerden verelim. eskiden emir-ül-mümine ait sayılan topraklar sonradan kendi­ lerine ‘ağa’ diyeceğimiz derebeylerinin olmuş. güzel! Gel gelelim. ne­ den. o ka­ dar ki Lehistan’dan Padişah’a heyet gönderiyor köylü­ ler. yöresel paşaların himmetiyle. bir de bakarsın iş çığrından çıkmış. biz gideriz tersine! Nasıl ol­ duğunu ben söylemesem de. biz sizinle 19. lâf lâfı açar diye! Gerçekten öyle oluyor. hem Katolikliklerinde özgür olacaklar. çıt çıkmamıştır. ‘dirlik düzeninin Avrupa ortaçağı­ nın serflik düzenine’ üstünlüğünden ileri gelmiştir. Osmanlı ise ‘dirlik’ düzenini bozup Avru­ pa’nın bıraktığı derebeyliğe yatıyor. Yahu. 17. Bunun ne müthiş bir sonucu olmuştur. Avmpa. Osmanlı’da derebeylik yoktu ya. Ara­ mızda konuşmuştuk. hem serflikten kurtulacaklar da ondan! İyi. Osmanh’nm Batı’yı fethedişi ‘iman kuvvetinden’ değil. her ulus. Paris’te buradan gitme Er­ menilerle tartışırdık. işler yo­ lunda iken. siz bulup çıkaracaksınız. ‘bizim oraları da fethetseniz n’olur?’ ricasıyla. çokuluslu bir imparatorluktu. yüzyıldan itibaren tersi­ ne dönmüştür bu iş. malûm. Osmanlılık.

adı da emperyalizmdir. Hâlâ da öyle değil midir? Emperyalizm. onlara alımlı geliyordu. Bit yeniği burada işte. Batı (emperyalizm) aslın­ da Fransız devriminin özgürlükçü demokratik ilkeleriy­ le yayıldığı için. Gerçekte Sırplık. yüzyılda Osmanlı’nın Doğu ve Orta Avrupa derebeyliklerine göre sahip oldu­ ğu üstünlüğü kazanmışlardı. eşitlik. sonradan başımıza bin türlü belâ olan isyanlara salmış­ lardır. Araplık da­ vaları ortaya atılıyor. Jöntürkier de aynı devrimin kutsal özgürlük. üretim ilişkileri geri kaldığı için. Canım öteye gitmeye ne gerek var. İçişlerinde bile özgürlükleri lâftan ibarettir. Osmanlı mülkündeki çeşitli halkları. hayran olmamak elde değildir. Bit yeniği gerçekten vardı. ona oranla üretim ilişkilerini daha ile­ ri bir aşamaya ulaştırmış. sözde bu halkların özgürlüğe ka­ vuşması savunuluyordu ama. Fransız devrimi­ nin özgürlük. kardeşlik sloganlarıyla avlamışlar: Emperyalizmin para babaları da onları silâhlandırarak. sınırları içindeki ulus­ lar kendilerini tutsak sayıyor. emperyalizmin gizli servisleri. Susar kalırlardı. evet. Rumluk. öyleyse 19. yüzyıldaki başkaldırmada bir bit yeniği var. 15.şamadık mı. Bulgarlık. hiçbir sızıltınız duyulmuş mu. Yuna­ nistan ise İngiltere ve Fransa’nın ajanıydılar. sonunda işi Ermenilere ve Kürtlere kadar öylesine bulaştırmıştır ki. Osmanlı’yı dağıtmak için Fransız devrimini ve ilkelerini o kadar iyi kullanmış. 253 . Batılı emperyalizmler Osmanh’yı yemeye karar verdikleri zaman. Yalnız. hayır. Tersine çalışıyordu şimdi mekanizma: Osmanlı derebeyliğe doğru gittiği için. Batı emperyalizm aşama­ sına ulaşmış olduğundan. Osmanlı’dan kopardığı her yeni halkı Ortadoğu bölgesinde kendisine bağlı bir ajan devlet haline sokuyordu: Bulgaristan Rusya’nın.

o ki İngilizcilik suçuyla yüz ellilik sür­ günü olarak Paris’te bulunuyordu. yüzyıl içindeki. bilmem devlet yıkma rekorunu ittihatçıla­ rın elinden kim alabilir? Bu lâfları niye konuşuyorum? M araş’tan mektup yazan heyecanlı bir okur (Ali Salman). ilerici bir hareketti anlamına lâflar ediyor. (15 Şubat 1977) 254 . olur ya. 19. doğrusu ya Ortado­ ğu’daki Kürtçülük hareketinde İngiliz parmağının ol­ madığını iddia eden böyle bir delikanlıyı görse şaşakalırdı. beliren devlet­ ler de bildiğimiz bağımsız devletler olmamış. o hareket ken­ di başına. Paris’te Ermeni arkadaşlarla yaptığımız tar­ tışmalara benzer bir tartışma kapısını zorlamış: Son za­ manlarda moda oldu ya. de­ miştim ya canım. yüzyıl başındaki bütün Or­ tadoğu kargaşalıklarında İngiltere’nin parmağı vardır. yirmi beş yıl ka­ dar önce. oysa ben konuyu Paris’te Kâmuran Bedirhan’la da konuşmuşumdur. Musul üzerindeki hak iddialarımıza karşı.eşitlik ve kardeşlik ilkeleri adına harekete geçmezler mi? Öyle olur. 20. örnek olarak da. İngilizlerin Şeyh Sait İsyam’nı kışkırttıklarını vermiştim. ittihatçıların ülkenin kaderine el koyduğu 1908 ile devletin battığı 1918 arasında sadece on yıl vardır. Ali Salman bozulmuş buna. Kürtlükle ilgili birtakım sav­ lar ileri sürüp. dokunup geçtiğim bir fikre ilişiyor. Türkiye ne zaman O rtadoğu’da hak­ kım arasa mutlaka bu Kürtçülük dalgası yayılır diye. sonunda isyanları devlete dönüştürürse. İngilte­ re’nin çıkarlarını savunan ajan devletler olmuşlardır.

.” Yine aynı adamdan aynı bakana. başladığımız noktaya yâni Musul soru­ nunun Türk-İngiliz ilişkilerinin gelişmesi önünde duran bir engel olması konusuna dönmüş oluyoruz. Türk-İngiliz dostlu­ ğu önündeki tek engel olduğunu sık sık söylüyorlar ve bu sözde önemli bir gerçek payı bulunuyor. baka­ lım 16 Ekim 1925’te Ankara’daki İngiltere Büyükelçi­ si Lindsay Londra’daki Dışişleri Bakanı Chamberlain’e ne demiş: Türkler.. " .3 BELGELER NE DİYOR? Kardeşim Ali Salman. Musul sorununun. Ma­ jestelerinin Hükümeti... Güney Kürdistan’da milliyetçili­ ği geliştirmek yolunda geri dönülmez bir biçimde bağ­ lantıda bulunmuş olabilir. Majestelerinin Hükümeti’nin. Türkiye’nin gü­ ney sınırı yakınında Kürtlere bir çeşit anayurt kurma girişimi Türk hükümeti tarafından doğrudan doğruya kendi politikasına yönelmiş bir tehdit olarak görülü­ yor.. Son bir­ kaç ay içinde ortaya çıkan ajitasyonlardan sonra (Şeyh Sait İsyam’nı kastediyor) Majestelerinin Hükümeti bü•tün kozları ele geçirmiş ve istediği kartı oynayabilecek duruçıda. 20 Ekim 1925’te yazılmış şu satırları da gözden geçirsen fena olmayaeak: “ . Bugünkü lâik düşünceli hükümetle (Mustafa Kemal Hükümeti) Doğu arasında uzlaşmaz bir düşman­ lıktan başka hiçbir şey olamaz... “ . Eğer her şeyi kökünden değiştirecek bir olay çıkmaz ve cumhuriyet rejimi sürer­ 255 . ancak sorunun yalnızca bir sınır düzeltmesin­ den öte bir önem taşıdığı gözden uzak tutulmamalı.. hele şu satırlara bir göz at.. Böylece..

mektubunda toplumcu oldu­ ğunu yazmışsın. 256 . bölge şeyhlerin ve beylerin mahalli yönetimine terk edilecektir. Yine de kafan tam bir aydınlığa ulaşmadıysa. kime ait olacağı 1928’de anlaşılacaktı. Ankara’daki Büyükelçisi Lindsay’e yaz­ dığı bir mektupta bu koşulu ileri sürerek diyor ki: “ .. yukarıda sözü edilen ko­ şul yerine getirilmediği takdirde bölgenin Türk egemen­ liğine bırakılmasını daha yararlı görmektedir. Mr. eğer gerçekten böyle isen. Amery.. O zamanki Milletler Cemiyeti ki doğru­ dan doğruya emperyalist devletlerin denetimi altında­ ki bir örgüttü. ister­ sen bir de İngiltere Dışişleri Bakanı’nın Elçisine yazdık­ larına bir göz atalım. İngiliz-Irak anlaşmasının ve Milletler Cemiyeti denetimi­ nin sona erdiği 1928 yılında..” Kardeşim Ali Salman. . Kurtuluş Savaşı’nın hemen sonrasında İngiliz Dışişlerinin şu yazış­ malarından. konseyinden bir karar çıkartmış. Güneydoğu Anadolu’da baş gösteren Şeyh Sait isyanının doğrudan doğruya Musul’a (petrole) el koymak isteyen İngiliz emperyalizminin kışkırtmalarıy­ la ilgili olduğunu anlamışsmdır elbet. lâik bir Cumhuriyet’e karşı ‘şeriat’ temeline dayanan ‘gerici’ bir isyan olduğunu da çıkarmışsmdır. Yalnız Musul sorununu biliyor musun? Musul askıda bırakılmıştır. o zamanki İngiltere Dışişleri Bakanı Austen Chamberlain.. Daha da berbatı. hükümet bastırma hareketlerini de beraberinde ge­ tiren bir dizi ayaklanma ile karşı karşıya kalacaktır.se. Komisyon (Milletler Cemiyeti Komisyonu).. Ya da hükümetin gücü ayaklanmaları bastırmaya yet­ meyecek ve eski günlerde Arnavutluk’ta uygulandığı gi­ bi. Musul bölgesinde işlerin Kürtiere bırakılması gereğini ileri sür­ müştü. İşte..

ona uyanlar da gümbür­ deyip gidiyor. Ankara’nın gücü İngiliz oyununu bozu­ yor. Dersim isyanı tezgâhlanmıştır: Kıbrıs’ta Türki­ ye’nin ödün vermeye niyetli görünmediği sürece.. Daha çok yakın za­ manlarda yine Musul petrolleriyle ilgili olarak Irak’m başına Kürtçülük gailesini kimler çıkartmışlardı sanır­ sınız? Biçâre Barzani mi? Şeyh Sait ne idiyse Barzani de o. işe şeriatı karıştırarak Şeyh Sait ve tayfasını kışkırtmışlar.. daha uzatmaya gerek var mı? îngilizin oyunu açıkça ortada görünmüyor mu? Musul’un (petrolün) Türkiye’ye kalmaması için. bölgede bir Kürt milliyetçiliği hareketi geliştirmeyi zorunlu görmüş. Doğu’da ne türlü fırıldakların çevrildiğini anlamak için ze­ hir hafiye olmaya hiç gerek yoktur.” Ne dersin arkadaş. “Majestelerinin Hükümeti. Ama Elçinin yazdığı gibi İngilizler ‘bir dizi isyan fik­ rini’ fark etmez kolay kolay! Hatay sorunu ortaya atıl­ dığında. ama bu arada Şeyh Sait de.Konseye bölge halkının halen geniş bir özerklik içinde bulunduğunu ve bunu daha da genişletmeye hazır oldu­ ğumuzu bildirmiştir. yoksa gider de Şah’a sığınır mıydı? İkisi de emperyaliz­ min kuklaları! (16 Şubat 1977) 257 . gel gör ki umduklarını bulamıyorlar. umutları da besbelli Ankara’nın gücünün ayaklanmala­ rı bastırmaya yetmemesi imiş. Komisyon’un yuka­ rıda sözü edilen karan uyannca tartışmak bölgeyi Tür­ kiye’ye bırakmış olacaktır. Eğer bunu yaptığı ya da konuyu Cenevre'de ele almaya yanaşmadığı takdirde. bu açık teminatından ge­ ri dönemez.

. Hükümet en­ düstri hayatını geliştirmek istiyorsa yabancı firmalara bazı kolaylıklar göstermek zorundadır.. Sonradan. ya da yabancılara geniş ayrıcalıklar tanıyan bir politika uygulanması hızlı bir üretim artışı sağlayabilir. Ancak her şeyden önce Cumhuriyet yönetiminin mut­ lu yalnızlık ve mutlak bağımsızlık tutkularından vazgeç­ mesi gerekmektedir.” Evet küstahlığın bu kadarı görülmüş müdür? Herif açıkça Türkiye’ye nice kan ve ter pahasına zar zor eline geçirdiği ‘mutlak bağımsızlığından’ vazgeçmesini öne­ riyor.” (26 Haziran 1926) Ya şu n a ne b u y u r u lu r : “ . İngilizlerin ünlü The Economist der­ gisi.4 ‘YÜKSEKLERDE GEZEN MAĞRUR BAŞ’ EĞİLİNCE Ucundan ilişmiştik değil mi? 1925 yılının 11 Nisan gü­ nü çıkan sayısında. Ne var 258 . . b ir de şu n a göz atınız: “ . Türkiye ile ilgili makalesinde şunları yazmıştır. Bağımsızlığım ve Türklerin deyimiyle ‘ulu­ sal bütünlüğünü’ koruması için. ülkenin zengin doğal kaynaklarını bir an önce geliştirmesi zorunludur. Yabancı sermaye sorunu kendilerini kısır bir dön­ gü içinde bulan Türk liderlerini düşündürmeye devam etmektedir. Yetmezse.. Ayrıca yabancı sermayeye ayrıcalıklar da tanıma­ lıymışız.. “ . Bu ise ancak yabancıların yönetsel katkısı ve mali desteğiyle gerçekleşebilir. Özellikle büyük bir dış borç altına giril­ mesi. Batılı ‘hür dünya’nm bize ba­ kışı daha o zamandan budur. dünyayı ve özgürlüğü kurtaracaklar diye kıçına takıldığımız.. TBMM tutanakların­ dan da görüleceği gibi savaş sonrası Türkiye’sinin lider­ leri yoğun ve sürekli bir kalkınma hamlesinin ‘anavata­ na’ sağlayacağı yararları çok iyi bilmektedirler.

” 29 Haziran 1929 tarihinde ise Anadolu içinde yapıl­ mış bir gezinin genel gözlemleri verilirken. iyi ama bu yaz­ dıkların nihayet bir gazetenin görüşüdür... Türki­ ye’nin doğu illerinde gezmiş bir İngiliz’in izlenimlerini aktarırken. daha doğrusu tarımsal gerileme. ona ne cevap verebilirim? İşte cevap! 11 Temmuz 1929’da İngiltere’nin Türkiye Büyükel­ çisi Clerk. çok ihtiyacını duyduğu sermayeyi. Devletin yüksek çıkarları. Ve ülkenin şimdiki dış itibarı.. halen az sayıdaki nüfusun ürettiği verimsiz ürünün da­ ha da düşmesi kaçınılmaz olacak. güvenilir bankalardan iyi koşullarda sağla­ yabilir. şu hepimiz için ibret olması gereken sözler ediliyor: " . İngiliz Dışişleri Bakam Henderson’a. bu yardımlar sayesinde gelişebilir ve uygar ve zen­ gin bir ülke haline gelebilir. An­ kara rejiminin geleceğini tehlikeye sokacak ölçüye var­ mış durumda ve Türk hükümeti bu konuda danışman­ lık ve yardım için yabancılara başvurmadığı takdirde. devam ettirilebi­ lirse.. Ankara’dakiler başlarını dik tutu259 . Türkiye’nin doğu­ sundaki ekonomik.. Eğer Türkiye yükseklerde gezen mağrur başını biraz eğer ve gerçekleri görürse. Helm’in görüşüne göre..” (7 Hazi­ ran 1930) Şimdi içinizden biri çıkar da derse ki. Mr.ki bu hedefe ulaşmak için büyük paralar harcamak zo­ runludur ve Türkiye’de bu para yoktur. Türk bakanlarının yabancı kapitalistlere karşı takındıkları olumsuz tavrı bir kez daha gözden geçirmelerini ve yabancı sermayeye güven verecek önlemlere yönelmelerini gerektiriyor. şunları yazıyor: “ . Demek ki bu paranın yabancı para piyasalarından gelmesi gereklidir. ” Demek ki neymiş.

‘Batılı hür devletler camiasına’ girmemize ka­ rar verdiler. yabancı sermayeye kapılarını açması. 1947’den baş­ layarak sağcı iktidarlarımız. ayağı kaymış. ya onların dediklerini yaparsa? Mustafa Kemal dönemi boyunca yapmadık. kendi sınırları çevresinde kendi çıkarlarını ‘müttefiklerinin’ izni olmaksızın savunamaz hale düş­ müştür. bugün Kıbrıs çözümü. dünya savaşı boyunca istesek de yapamazdık. burada ne Atlantik ittifakı­ na girişimizi söz konusu edeceğim. yabancılara yüz vermiyorlarraış. ‘kalkınmasını’ böylece sağlamasını öngörüyormuş. Türkiye ‘mutlak bağımsızlığından. Bu da elbet ‘mutlak bağımsızlık’ hülya­ larından vazgeçerek gerçekleşebilecek bir çözüm. Peki. O ki Ankara bağımsızlıkta diretiyor. ‘görülmemiş kalkınma hamleleri için’ olduğu kadar ‘Türkiye’nin savunması’ için de.yor. The Econom isf in daha Fet­ hi Bey’in ‘Serbest Fırka’sı kurulduğu zaman umutlan­ dığı bir sonucun alınışıydı. Batılı ‘hür dünya’ için geçerli bir baş­ kent değildir. ne de ‘yabancı ser­ mayeyi teşvik yasalarım’ ardı ardına çıkarıp. O tarihte ‘üzerinde güneş batmayan İngiliz impara­ torluğunun’ Türkiye’deki temsilcisine ‘mağrur başını yükseklerde gezdirdiğini’ söyletebilen ‘mutlak bağımsız Türkiye’ ile. yabancı çokuluslu şirketlere memleketin kapılarını açışımızı! a e t serüvenini bile açmak istemiyorum. ‘mağrur başını yüksek­ lerde gezdiriyor’. Sonuç ortada. kolay­ lıklar göstermesi. oysa Batıkların fikri yeni Türkiye’nin ya­ bancılara. Batılıların başın­ dan beri istedikleri yolda ödünler verir vermez. bu yüzden batma­ ları olasıymış. ordusunun donatı­ mı ya da Sovyetlerle saldırmazlık paktı sorunlarında ya­ 260 . Sonrasını hem herkes hatır­ layacak yaşta olduğundan. Gerçekte bu.

“ .. ‘Çankaya’ anılarında yazmıştır. Sovyetler Birliği ile olan ve Türkiye’nin itilâf’a (Batılılara) karşı savaşında değer biçilemeyecek bir arka destek sayılan dostluğu Türk bağımsızlığının direği olarak ni­ teliyordu.” Buraya kadarı bellekleri tazelemek için! Hangi koşullar altında Rusya’yla bozuştuğumuz. Truman Doktrini denilen dolaba düştüğümüz. emperyalist sistemin ve bu sistemin başı Amerika’nın.bancı yönetimlerden neredeyse ‘icazet ve izin bekleyen’ Türkiye aym ülke midir? (18 Şubat 1977) 5 EMPERYALİZMİN ‘ÖRDEKLERİ’ Fâlih Rıfkı. Türkiye’yi Ortadoğu’da nasıl kullanmış olduğuna işaret ettik. Geriye bakddığı zaman: Türk hükümet çevre­ lerinde ilerici eğilimlerin Atatürk’le birlikte ölüp gitti­ ği söylenebilir. O ’nun ölümü Türk tarihi için de bir dö­ nüştür. Atatürk’e göre Türkiye ile Rusya arasındaki ilişkilerin dostça ol­ ması Türkiye’nin yararınadır.. Türkiye’nin kaderine egemen olun­ 261 . Bu arada Tür­ kiye büyük emperyalist devletlere daha çok yaklaşma­ ya çalışıyordu. 1936’dan bu yana özellik­ le Bayar’m hükümetin başına gelmesinden sonra iki dev­ let arasındaki ilişkiler soğumaya başladı.” Yine Glasneck’e göre. Alman tarihçisi J. Bayar/Menderes İkilisi. herkes­ çe biliniyor. Glasneck şöyle diyor: “ Atatürk. Soğuk savaş dönemi boyunca.

Rusların Akdeniz’e inmesini engellediler. Ana ördek yavrularını hizaya dizmez mi. Bütün ördeklerimizi hizaya sokmak istiyor­ duk. Bütün bunların Ortadoğu’daki durumla ilgi­ si var tabii. her emperyalizme karşı kımıldanışı Bolşevikliktir diye damgalayıp Türkiye’ye düşman gösteriyor.ca. Yalnız şimdi durum de­ ğişti: Artık Ruslarla daha az ilgileniyoruz. bazı yüksek kademe subaylarımızda. emperyalist yabancı sermayenin kucağına düş­ müştür. Yunanistan. Dışişleri yetkililerimizin bir kısmında. Kıbrıs olaylarından sonra (Darbe) şu açıklamayı yapmıştı: “— .. kendisini duyumsatan eğilim. Oysa bu türden devrimlerin hiçbirisi o gün bugün Bolşevik olma­ dıktan başka. serbestçi sosyalizme karşı politika­ ları. 193 6’da. İran. ve politikacıları Batı’nın nasıl gördüğünü göstermek için iki alıntı yapacağım. bir onları uyandırmak için. Bu arada. acı acı gülümseyeceğiz. Varıyor ha! c ia üzerine yaman bir kitap yayınlamış olan eski ajan Victor Marchetti. Şimdi. sonra c e n t o aracılığıyla Doğu Akdeniz’i ve Ortadoğu’yu (petrol bölgesini) güven altına almak is­ tiyor ya. bir de yanlış yapıyoruz: Amerika önce Bağdat Paktı. Arap ülkelerinde beliren her ilerici hareketi. Rusların ba­ ğışlanmaz yanılgılarının da itişiyle kesin bir politika ol­ muş. Mustafa Kemal Paşa’nm ‘Özgür ve bağımsız Türkiyesi. CIA için Türkiye. Güney kana262 . Ortadoğu Arap devrimcilikle­ rinin topunu ‘Bolşevik oyunu’ görmek eğilimi hâlâ var­ dır.. işte öyle. çoğununsa az gelişmiş ülkelerde görülen merkeziyetçi bürok­ rasi diktalarına dönüştükleri çoktan saptandı. bir de Türki­ ye’deki Batı eğilimli. kimilerinin iyice su koyverdikleri. Sovyetler’e karşı sa­ vunmanın kuzey kanadmı oluşturmaktadırlar.

Marchetti’nin bu “itirafını” ben 27 Mayıs 1975’te Yeni Ortam’da yayımlamış. şu yukardan beri söylediklerimin ışığında bir düşünülme­ lidir.” Öbür alıntı 16 Ağustos 1936 tarihli The Economist’ ten. Fethi Bey ölüleri diriltmez. bu dedikleri. Özellikle. Ama olmadı. fakat sürgündeki Türkleri geri çağırarak yanma aldığı ve ‘yabancı serma­ yenin ülke kalkınmasına katılması için gerekli koşulla­ rı yaratabildiği’ takdirde partisi için başarı yolları açı­ lacaktır. N A T o’y a ve Varşova Paktı’na rağmen. Şu günlerde İran’a yaptığmuz onca yardımın sebebi ne? İşte bu. Bunun gibi Türkiye.. sonraları İsmet Paşa ile Celal Bayar’ın uygulamakta birbirleriyle yarıştıkları. Yunanistan ve Kıbrıs’ı da hizaya sokmaya çalışıyorduk.di oluşturan Ortadoğu bizi daha çok meşgul ediyor. İngiliz emperyalizminin ünlü organı Türkiye’de ku­ rulacak Serbest Fırka ve Fethi Bey’den söz ederken ba­ kın ne diyor: “ ... bu sayede de Türkiye’yi Kemal Paşa’nın dış politikasından saptırıp Ortadoğu’daki em­ peryalist çıkarlarının bekçisi haline düşürdükleri mey­ danda değil mi? Ruslar. Türkiye savunmasının sorumluluğunu yük­ lenmiş olanlar tarafından! (23 Mart 1977) 263 . şu yorumu da ekle­ mişim: Fikrimce Türkiye’nin dış politikası kesinlik­ le Araplarla iyi ilişkiler. O yüzden eğer genel duruma müdahale gerekirse. dostluk ve yakınlık üzerine ge­ liştirilmelidir.” Efendim.. elverişli durumda bulunabilmek için kuvvetlerimizi ayarlamaya çalışıyoruz. askeri alanda da yakınlaşabiliriz diyorlar ya.” The Economist’in 1930’da Fethi Bey’e önerdikleri­ ni.

bu. Sovyet Rusya’ya karşı olumlu davra­ nıyor. kabiliyetli bir üder. istilacılara karşı bir kurtuluş savaşı yapıyor. Milli burjuva ihtilâlini idare ediyor. tabii Rusya’nın Türkiye’nin amansız düşmanı oldu­ ğuna dair yapılan propagandalarla halkın belleğinde derin izler bırakmıştır. Eski Çarlık Rusyası ile Sovyet Rus­ ya arasındaki ayrımı sözle değil. sakınarak çalış­ mak gerekmektedir. Vladimir İliç Lenin. Mustafa Kemal Paşa elbette sosyalist değildir. Bizim sosyalist inkılâbımızın önemi­ ni anlamış olup. İngilte­ re’yle Amerika bizim üzerimize de sürüyle memleket saldırttı.. (. padişahı da yar­ dakçılarıyla birlikte silip süpüreceğine inanıyorum. Aralov’a şu iki önemli ta­ limatı vermiştir: " . hadi isterseniz şimdi de Tür­ kiye cephesine bir göz atalım: Kemal Paşa. Ama görülüyor ki iyi bir teşkilâtçı.. elbet sürdüreceğiz. O. bu türden faturaları ödemeye değil. Sizi ciddi işler bekliyor... yırtma­ 264 . akıl­ lı bir devlet adamı.. Bunun için de sabırlı.. biz de Paşa’mn. dikkatli.. (.” Bu işin Rusya cephesi.) İngiltere onların üzerine Yunanistan’ı saldırttı... İngiliz’in ‘Türkiye’ye mevcudiyet verebilmek için’ anasının nikâ­ hı bir fatura ödetmek niyetinde olduğunu biliyor. İlerici.İ.. işle göstermek ve anlat­ mak gerekmektedir.) Bilirsiniz ki güvensizlik ağır geçer.” İkincisi şu: “ . Kuva-yı Milliye Ankarası’na gön­ derdiği Sovyet Büyükelçisi S. Emperyalistlerin gururunu kıracağına. Çarlık yüzyıl boyunca Türkiye ile savaşmıştır.6 ‘EMPERYALİZME KARŞI MÜŞTEREKEN MÜCAHEDAT’ Söz açıldı bir kere.

Fa­ kat ittifak meselesi kemal i ciddiyet ve ehemmiyetle takib edilmektedir. Yoksa Bolşevik olmaktan bahsetmiyo­ ruz.. Biri Bolşevik olmak. ” Buraya kadar görülen ne. Evet. Böyle bir mesele ile bizim iştigale ihtiyacımız yoktur. Önce kendi kuvvetimize ehemmiyet veriyoruz. demek oluyor ki biz. kemal-i emniyet ve itimatla arz ederim ki Bolşeviklerle ittifak ve itilâf için. Dediklerini din­ leyelim: " .. kuvvet ilâve etmek bir fa­ rizadır. heyet-i icrâiye.. Binaenaleyh.. Bolşevik Rusya ile ittifak etmekten bahsediyoruz.. Bu suretle bittabi.. bir kere Lenin’le Kemal Paşa’nın karşılıklı durum değerlendirmelerinde mutaba­ kat içinde oldukları. temin ve teşrik-i harekât için maddeten heyet-i icrâiye (hükümet) esbabına tevessül etmiştir. Bolşevikliğe ve hare­ kâtına ve Bolşeviklerden edebileceğimiz istifadeye bi­ gâne değiliz. Ancak..ya yatkın olduğunu biliyoruz.. Lenin Kemal Paşa’nın Bolşevik ol265 . Yalnız heyet-i icrâiye bu bap­ taki teşebbüsünde gayet müdebbir olmak lüzumunu ka­ bul etmiştir. . Bolşevik olmak büsbütün başka bir meseledir.’ Kürsüde Kemal Paşa vardır.. Ve muvaffak olacağımıza ümidimiz berkemaldir. Şark’tan gelmesi muhtemel olan müsbet kuvvetlere iltifat edeceğiz. Biz. diğeri Bolşevik Rusya ile ittifak etmek. Ulusal savunma anlayışı­ nın ‘önce kendi kuvvetimize ehemmiyet vermek’ oldu­ ğunu da! Peki bu yetmezse? 29 M ayıs 1920 günü yapılan ‘gizli’ Meclis toplantı­ sında. bu nok­ tada iki ciheti birbirinden tefrik etmek lâzımdır. Fakat kendi kuvvetimize. düşmanlarımızın adedinin çok­ luğunu nazar-ı dikkate alarak.. söz Bolşevikliğe ve Bolşeviklerin yardımına ‘in­ tikal eder.

öteki demokratik devrim peşinde olan. iki az gelişmiş ülkenin emperyalizme kar­ şı işbirliği değil midir? Bugün Türkiye aynı emperyalizmin avcuna düş­ müştür. Mustafa Ke­ mal Paşa onların ağzının payım vermiş.. Sovyetlerle bir siyasal belge imzalayıp saldırmaz­ lık paktına gitmesi. Ama bazıları hemen seslerini yükseltiyorlar. yâni Batı’da olduğundan’ söz ediyor 2 66 . estek köstek. Bolşevik olmayı düşünmemekle beraber. ‘Bolşeviklerle ittifak akdetmeyi kemal-i ciddiyet ve ehemmiyetle takib ediyor. kendi gücümüz yetmezse ‘müsbet/olumlu’ kuvvetlerin Şark’tan yâni Rusya’dan gele­ ceğini biliyor. birisi sosyalist.’ Aslında bu. Bakın ne diyor: " .. (. yok efendim Bolşeviklerle işbirliği olur muymuş. Filhakika Bolşevikler ortaya çıktıkları sıralarda yalnız kendi prensiplerine riayet eden ve bütün mana­ sıyla Bolşevikliği kabul edenlerle anlaşmışlar ve fakat bütün milletleri birden bu içtimai (toplumsal) esaslara uydurmaya imkân olmadığından ve emperyalizme ga­ lebe çalmak için İslâm âlemi ile ittifak lâzım geldiğine kani olmuşlar ve bir milletin dini ve milli esaslanna ri­ ayet etmeye karar vermişlerdir. Aynı konuşmasında. canımıza okurlarmış. kendilerine müttefik yapa­ bilirlerse o zaman Garp’te emperyalizme karşı galebe ça­ lacaklarına kanidirler. bizi tutsak ederlermiş... olmasını da beklemiyor.. İslâm âlemini oldukları gibi.madiğim biliyor. bundan 57 yıl önce. Kemal Paşa ise Batılı emperyalizmlere. onların üzerimize saldırttığı Yu­ nanistan’a karşı savaşta. ‘emperyalizmle savaşta emper­ yalizmin Garp’te.) Binaenaleyh. bize hiçbir pratik yararı olmayan NATo’n u n askeri kanadından çekilmesi.. evet.” Dikkat buyruldu mu. gerçekte Kemal Paşa’nın Müdafaa-i Hukuk dış politikasını uygulama­ sı demektir.

Duymuş olmalısınız. Siyasal belge konusunda da. 267 . oldum olası. sana saldırmazlık paktı öneriyor.Paşa. son­ ra bu Rusya gelmiş. Ruslar. Rusya’yı baş düşman belletip. bizim Dışişleri’nin “ şaşm az” n a To’cularını müşkül durumda bırakacak derecelere çıka­ rıyor. dostluğu. ne yapıp yapıp. konuşmasının daha ilerisinde ‘emperyalizme kar­ şı müştereken mücahedat. böyle olmadı mı? Rusların isteği. şu huzurunda eğilen yönetici başlar arasında. yıllarca propaganda yapmışsın. anlaşmayı sal­ dırmazlık paktına dönüştürmenin yollarını arıyorlardı. Bizim Dışişleri’ndeki ‘Amerikancı’ takımının uğradı­ ğı zorluğu düşünebiliyor musunuz? Türkiye’yi Ameri­ ka’nın kıçına takmışsın. K E M A L P AŞA A N L A Ş M A L A R IN A D Ö N M E K Moskova. daha çok saldırmazlık pak­ tı esprisine uygun bir belge imzalamak. Türkiye’nin önerdiği taslak üzerinde konuşmayı kabul etmekle beraber (as­ lında bu da bir ödündü). (11 K a s ım 1977) 7 R U S LA R IN İS TE D İĞ İ. Ecevit’in Ame­ rika yolculuğu öncesi “Sovyetler’den. Ankara’yla Mustafa Kemal döneminin “ sı­ cak ilişkilerini” kurabilmek çabasındadır. o sözlerini hatırlar mı? Bir de Atatürkçüyüz diye böbürlenir dururlar. Türkiye’ye tehdit mehdit yoktur” yollu söyledikleri onları daha bir ümit­ lendirdi. o zaman. İyiniyet gös­ terisini. hâlâ yapmaktasın. müştereken mücadele’de de­ miş. siyasal belge üzerindeki müzakerelerde. bir tanesi olsun.

gerekli iyiniyeti de yardım yaparak saldırmazlık paktları önererek gösteriyorlar. Daha ö n ce. lâzım ama. nedeni emperyalist sistemin çarkına kapılmamış olmamızdır. savaş sonrasında Stalin-Molotov-Beria kliğinin düştüğü büyük yanılgıyı hanidir fark etmişlerdir. niye. birbirleri aley­ hine olan ittifaklara da girmeyeceklerdir.” Rusların önerdiği ne. diyor. Yorgunu yokuşa süren biziz. buna karşılık Türkiye’nin dün­ ya proletaryasının kurtuluşu ile mazlum ulusların kur­ tuluşunun bir ve aynı kavga olduğunu benimsemesi. önce 1925 dostluk ve saldırmaz­ lık paktına dönülmesi! Neymiş o. dünyanın n a t o ve Varşova Paktı ülkelerinden ibaret sayılamayacağını söyleme­ miş miydi?) Gerçekte. Başbakan’m kendi ağ­ zıyla. hep de biz olduk.“sistern’in mantığı ve çıkan gereği. gerekçe bulmak da ko­ lay değil doğrusu. Batılı müttefiklerimizin ne karar­ 268 . Türkiye’nin Sovyet desteğine ihtiyacı yok mu. “ iki taraf birbirine saldırmayacaklarını beyan ettikleri gibi. Türkiye’nin içişlerine karışmadan o eski iyi günlere dönmeyi arzuluyor. NATo’n u n g ü n e y d o ğ u k a n a d ın ı Rusya’ya karşı pekiştirmek için. Sovyetler’den aldtğımız ekonomik desteğin. Bunun üzerine Ruslar 16 M art 1921 tarihli Türk-Sovyet andlaşmasına donelim diyorlar. bu öneriyi Türkiye’ye reddettirmek lâzım. (peki. Helsinki çerçevesinde kalalım. Ba­ tıklardan aldığımızdan çok olduğuna işaret etmesine ne buyrulur) ya da üçüncü dünyanın ‘mazlum’ uluslarını desteklemek artık bizim politikamız değil tnı? (Daha n a t o zirvesinde Başbakan.” Türkiye bunu reddediyor. Sovyetler. Ya o neymiş: “ Rusya’nın Türkiye’nin kurtuluşu için karşılaştığı birtakım güçlüklerde belirli yardımlar ya­ pıp destekler sağlaması.” Buna da yandaş olmuyoruz.

o eski Türkiye. Düşünülmüş kardeşim. Ekonomisi iflasın eşiğine getirilen Türkiye’nin duru­ munu düzeltmesi için Batılı devletler para muslukları­ nı açacaklarmış. NATo’nun güneydoğu kanadın­ da Türkiye ile Yunanistan’ın ulusal çıkarları için birbirIeriyle dalaşmalarına fırsat verilir mi hiç. Birleşik Ame­ rika ile Almanya. Verdiği habere bakılırsa. Bu durumda. o zaman da bunun çare­ si düşünülür. Sovyetler’e ve uydularına karşı “ sertleşmeyi” gerektiriyor. tam bağımsızlıktan yana. beğendiniz mi? Gel de bu durumda Rus’la anlaş! Türkiye bu kafes içine alınmıştır. Carter’in çektiği söylevler. 269 . Bu­ na göre Türkiye’ye uygulanan silâh ambargosu kaldırı­ lacakmış. hele nötron bombasıyla görece bir güç üstünlüğü­ nü elde ettikten sonra. Afrika’daki ayaklan­ malara karşı bir ara takınılan müdahaleci tavır bunu yansıtıyor. Oysa Sovyetler’in Ankara’ya hatırlatmak istedikleri. yiğit Türkiye’si. Buna karşılık Yunanistan’ın Ortak Pa­ zar’a 1980’de tam üye olması için sürdürülen görüşme­ ler hızlandırılacak.lar almış olduğunu tartışmamış mıydık? Sistemin çıkar­ ları. üzerinde konuşmuş­ tuk. Baksanıza. alınmak isteniyor. ayrıca Yunanistan’a Ege Adaları’na karşı bir Türk saldırısı olasılığı için NATO garantisi ve­ rilecek. n a t o çerçevesi içinde Türkiye ile Yu­ nanistan’ı “ barıştırmak” için bir plan geliştirmişler. ‘sistem’in çı­ karları elbette sisteme dahil böyle ufak tefek ülkelerin ulusal çıkarlarından önce gelir. böyle bir süreci başlatmışlar­ dır bile. bu kere ünlü Al­ man gazetesi Süddeutsche Zeitung bir başka ucundan kapak kaldırıyor. Nasıl. Mustafa Kemal Paşa’nm anti-emperyalist. Yunan gazetesi Elefteretipia’ya dayanarak bunu bildirmiş. işin aslı olduğu şuradan belli ki.

tutmuşlar müzakereler boyunca 1925 anlaşmasından. onun dış politikasına uygun bir uy­ gulama olarak yapılmış olması! Malûm ya. Şundan ki. bunlara bağlı. 1921 anlaşmasından dem vurmuşlar. M usta­ fa Kemal’in Moskova’ya Azerbaycan üzerinden Musta­ fa Efendi adında bir mülâzım gönderdiğini bildiriyor. Kurtuluş Savaşı’na başladığı ilk anlardan itibaren. Demek ki. saptkdığı ve geliş­ tirdiği Sovyetler Birliği politikasına bir göz atabiliriz. bismillah’ deyip. politikasını Tür­ kiye’nin çıkarlarına göre bağımsız tutmuş. özellikle savunma sanayi merkezlerini gezecektir. Mustafa Kemal Paşa’nın Kuva-yı Milliye’nin ilk günlerinden başlayarak. hanidir Amerikan kaşığıyla Alaman şe­ yini yemekteyiz. Aramış dâ. kaytardıkları nok­ ta neresi biliyor musunuz. hayır. bağımlı politika mı izlemiş. üç hafta boyunca Sovyet Sanayi Merkezleri’ni. Hayli ilginç bir telgraf doğrusu. Bu Mustafa Efendi. 23 Mayıs 1920’de Fransa’nın Danimarka’daki Bü­ yükelçisi Paris’teki Dışişleri Bakanlığı’na bir telgraf yol­ lar. Bunun askeri amaçlı bir gezi olduğuna şüp­ he var mı? Danimarka’daki Fransa Elçisi’ne göre de yok. Bizim sağcı ve Amerikancıların. bu anlaşmaların günümüz için geçer­ siz sayılması gerektiğini ileri sürerken. ama Batı’dan 270 . her ikisinin de Mustafa Ke­ mal Paşa tarafından. Kuzey’den destek ve güvence aramış. (9 Temmuz 1978) 8 TÜ R K-S O VYET İLİŞKİLERİNİN TEMELLERİ Söz açılmışken. M ustafa Kemal ‘Destur.

oradan Rusya içleri­ ne doğru harekete geçecek. Albay Annoyef diye bir Wrangel heyeti. Tiflis/Erzurum bağlantısını sağ­ lamak için harekete geçtiğini bildirmektedir.” Kemal Paşa bu mektubunda sö­ mürgecilik politikasını cinayetten sayıyor. ayrıca burju­ 271 .gelen belâyı defetmek için Kuzey’den güvence gerektiği­ ni o şaşmaz gerçekçiliğiyle saptamış! Uygulamadan bir örnek mi istediniz. Beyaz Ruslar Bolşeviklere karşı iç savaş ör­ gütlüyor.000 kişilik bir Bolşevik kuvvetinin. hay­ li altınla birlikte Erzurum’a düşer. geçemez. Kemal Paşa şunları söylüyor: Bir yandan Avrupa emekçi çevrelerinde Sovyet Cumhuriyetleri’nin yarattığı üstün ahlâk otoritesinin. Haber de haberdir hani. hayır: 1920 Ağustosu’nda. topunu Annamite adındaki Fransız torpidosuna bindirip İstanbul’a göndertir. Londra’daki Fransız Askeri Ataşe­ si. öte yandan İslâm dünyasının Türk ulusuna karşı duyduğu sevginin. Ermenistan’a karşı Kuva-yı Milliye’yi desteklemek. o tem­ silciyi de tutuklatır. çünkü Mustafa Ke­ mal bunları Erzurum’da tutuklatır. İngiliz Harbiye Nezareti’nin İstanbul’dan aldığı bir haberi Paris’e geçer. Fransız işgal komiserliğinin Trabzon’daki temsilci­ si valiye çıkıp. bugüne kadar Batı emperyalizmini sabır y ad a cahillik sebebiyle destekleyenlerin uyanıp birleşmesine elverece­ ğine inanmaktayız. Birincisinin tarihi 20 Kasım 1920. hay hay! 1920 Temmuzu. Ermenilere karşı Türkleri desteklemek için! Bunu da sinek pislemedik bir yere yazıverin bakalım. Mustafa Kemal Paşa tarafından Sovyet Dışişleri Komiseri’ne gönderilmiş. Oldu olacak. O böyle yapar da Ruslar bundan geri mi kalır. Evet. bunu protesto etmeye kalkışınca. Kemal Paşa’nın o tarihi mektuplarım da hatırlayıverdim. o kadarla da kal­ maz. Tıflis/Alekssandropal demiryolunu tutarak. çünkü 30.

Dışişleri’nde ‘gele­ neksel Batı’ dostluğundan. Mustafa Kemal Paşa ile Lenin dö­ neminde.. Hadi ona da bir göz atalım: " . raf 2. 1920’de kayıtlı bu belge de gösteriyor ki. İkinci mektubun tarihi 26 Nisan 1920. bunun Ankara için anlamı Mustafa Kemal’in anti-emperyalist Müdafaa-i Hukuk doktrinine dönmek olmalıdır. M oskova’ya ile­ tilmiş. uygulamada da eylemsel bir bera­ berlik. Türkiye Dosyası 1. Oysa. yaprak II.. (. yukarki mek­ tubunda Atatürk “ Kafkasya’dan püskürtülmelerini” sağlamak için Sovyetler’le işbirliği yapmıştır.” Sovyet Dışişleri Bakanlığı. O Batı’ya ki. Amaçları belli. Sovyet kuvvet­ leri Gürcistan’a karşı askeri harekâta girişirse. Kuva-yı Milliye’yi zayıf düşürmek. M ustafa Ke­ mal tarafından ‘gizli’ olarak yazılmış.va iktidarlarının er ya da geç yıkılacaklarına kesin inan­ cını belirtiyor. o günlerde İngiliz servisleri Doğu ve Güneydoğu’daki Kürt aşiretleri arasında cirit atıyorlardı.. Dahası var.. Türkiye’nin kaderini Batı’ya bağladığından söz ediliyor. bir kader ortaklığı yaşamışlardır. Türk kuvvetleri emperyalist Ermenistan’a karşı askeri hare­ kâta girişecek ve Azerbaycan’ın Sovyetler’e katılmasını zor kullanarak sağlayacaktır. emperyalizme karşı yalnız ortak bir cephe tut­ makla kalmamışlar. isyan­ 272 .) Halkımızın öteden beri yaşamakta olduğu topraklan işgal eden emperya­ listlerin kovulması ve öte yandan ortak mücadelemizin sürdürülmesi için beş milyon altının verilmesini ve mik­ tarı yapılacak görüşmelerle saptanacak silâh ve cepha­ neyle güçlendirilmemizi. Türkiye ile Sovyetler. Sovyetler bugün o günlere dönelim diyorsa. ayrıca teknik gereçlerle sağlık gereçlerinin ve aynı zamanda Sovyetler’in isteği üzeri­ ne Doğu’da harekâta girişecek Türk birliklerinin bakı­ mının sağlanmasını rica ederim.

(10 Temmuz 1978) M ERAKLISI İÇİN NOTLAR Ankara Hükümeti ite Sovyetler Birliği arasındaki ilişkilerin ku­ rulması ve geliştirilmesi. Bu ajanlardan birisinin bölgesine gel­ diğini haber veren Malatya’daki 15. 26 Nisan 1920’de Büyük Millet Mec­ lisi Reisi Mustafa Kemal imzasıyla ‘Moskova Hükümeti’ne gön­ derilen bir öneriyle başlar. Kendisine nezaketle ve askerce. top­ raklarımızda bir sürü yer vermişsek?. Em peryalist hüküm etlere karşı harekâtı ve bunların egem enliği ve sömürüsU altında bulunan ezilen insanların kurtuluşu amacım güden Bolşevik Ruslarla çalışm a ve hare­ ket birliğini kabul ediyoruz.” Peki ya. İngilizlerin yerini alan Amerikalılara. beş milyon altının ve ka­ rarlaştırılacak sayıda cephane ve d iğe r savaş m akine teknik 273 . ya da izleyeceği politika ve göstereceği etki ve nüfuz ile Gür­ cistan'ın da B olşevik birliğine girm esini ve içlerindeki İngiliz güçlerini çıkarm ak için bunlara karşı harekâta başlam asını sağlarsa. 3 . 2 . Öneri aynen şöytedir: “ı.. Bolşevik güçleri Gürcistan üzerine askeri harekât yapar. şim dilik ilk taksit olarak. durumu kesin olarak bildiriniz. Önce m illi topraklarım ızı işgal altında bulunduran em ­ peryalist güçleri kovm ak ve ilerde em peryalizm e karşı m eyda­ na gelecek ortak m ücadelelerim iz için iç güçlerim izi kurtar­ m ak üzere.larda oyalamak. Alay Komutanı’na Mustafa Kemal’in emri hepimiz için açık bir ders sayı­ labilir: “ Kim olursa olsun. Tü rk iye Hükümeti de em peryalist Erm eni Hüküme­ ti üzerine bir askeri harekâtı yöneltm eyi ve Azerbaycan Hüküm eti’ni Bolşevik d evle tle r grubuna sokm ayı yüküm lenir. bir İngiliz subayının Osmanh topraklan üzerinde işi yoktur.

Türkiye Ermenistanı’nm. 4) B üyük M illet M eclisİ’nce alı­ nan karara göre. 7) Ecnebi devletlerin mali kont­ rolüne ve kapitülasyon rejimine son verilm esi. 3) Arabistan ve Su riye’nin birer b ağım sız devlet gibi ilânı. her iki m illeti tehdit eden ecnebi em ­ peryalizm e karşı ortak m ücadeleye katılma isteğinizi açık­ layan ve kendisi ile düzenli ilişki kurm ak isteyen yazınızı al­ dığını doğrulam akla şeref duyar. Başında Ankara Büyük M il­ let M eclisi bulunan yeni Tü rk Hüküm eti’nin dış politikasının tem ellerinin ilkelerini Rus S o vye t Hükümeti büyük bir m em ­ nunluk duyarak öğrenm iş bulunmaktadır. Bu ilkeler şunlardır: ı) Türkiye'nin b ağım sızlığının ilânı. 8) Her türlü ec­ nebi nüfuz alanlarının ortadan kaldırılm ası. Batum bölgesinin. 274 . 6) Boğazlar sorununun çözüm lenm e­ sinin Karadeniz'de kıyısı olan devletlerce toplanacak konfe­ ransa sunularak görüşülmesi. Avrupa’nın en serbest hüküm etlerinde yaşayan m illi azınlıklara tanınan tüm hakların tanınması.” Bu mektuba. T ü rk devletine bağlanm ası. S ovyet Hükümeti olarak. bunların yerlerine geri getirilm esini doğal sa yıyo­ ruz.araçlar ve sağlık araçlarının ve ya ln ız Doğu’da harekât yapa­ cak güçler için yiyeceklerin Rus S o vye t Cum huriyeti’nce sağ* lanm ası rica olunur. Kürdistan’ın. 2) itira z edilm eyecek kadar Tü rk toprağı olan toprakların. kendi kaderlerini kendi eliyle tayin etme hakkının tanınması. 5) B üyük M illet Meclisi yönetim indeki yen i Tü rk devleti­ ne ait topraklarda yaşamakta olan milli azınlıklara. O da şöyledir: “S o vyet Hükümeti. Doğu Trakya’nın ve bütün Tü rk Arap halklarının karma olarak ya şa d ıkları devlet topraklarının. s s c b adına Dışişleri Halk Komiseri Çiçerin im­ zasıyla 3 Haziran 1920’de ‘resmi’ bir cevap verilmiştir. mültecilerin ve istekleri dışındaki se­ beplerden dolayı göç etm ek zorunda kalan tüm göçmenlerin de bu bölgelerde serbestçe yapılacak bir referanduma katıla­ bilm eleri. Lazistan’m.

Mustafa Kemal için önem li olan Ermenistan konusudur. Rus S o vye t Hüküm eti. Büyük M illet M eclisi’nin çalış­ m alarını ve bu ideallere göre davranma kararınızı dikkate alıyor. Kemal Paşa’nın kartlarını açık oynadığı. Pazarlık uzun sürmüş. Biri şu: Mus­ 275 . ilgili tarafların çağrısı üzerine her an. Rus S ovyet Hüküme­ ti. ‘halkların kendi kaderlerini kendileri­ nin tayin etme’ ilkesinden dem vuruyor. Rus S o vye t Hüküm eti. Tü rk m illetinin bağım sızlığı ve egem enliği uğruna sürdürdüğü kahramanca m ücadelesini tüm dikkatiy­ le izliyor ve Türkiye için zor olan bu günlerde.” İki belge karşılaştırılınca. neye karşılık neyi istediğini açıkça belirtmiştir. kesin sınırların çizilm esine. diplom atik görüşm elerin. O sı­ rada Kafkasya’da ingilizler'in örgütlediği Kafkas devletlerini ele geçirmek için -başta Stalin.Rus S ovyet Hükümeti. bu işte arabulucu g ö ­ revini üstlenm eye hazırdır. doğrudan doğruya diplom atik ve konsolosluk iliş­ kilerinin kurulmasını önerir. Tü rk iye He Rusya arasındaki iyi kom şuluk ilişk ile rin in ve sürekli bir dostluğun kurulm ası amacı ile. d iğer taraftan Ermenistan ve İran arasında. diplom atikyazışm a dilinin özelliklerinden yararlandığı açıkça görülüyor. kendi kaderlerini tayin etme olanağına sahip halkların hakları ve adil bir biçimde. Çiçerin Ermeni konusundan ancak dolaylı olarak söz ediyor.Bolşevikler alttan alta türlü fı­ rıldak çevirdikleri halde. sonunda Türk/Sovyet anlaşması gerçekleşmiştir. Büyük Millet Meclisi’ne yardım edeceğini umar. Tü rk ve Rus hal­ kını birleştirecek bir dostluğun sağlam tem elini kurabilm ek­ ten büyük bir m utluluk d uyu yor. Her halka kendi kaderini tayin et­ me hakkının tanınm ası ilkesine sonuna kadar bağlı olan Rus Sovyet HükUmeti. ezilen halkların kurtuluşu gibi şan­ lı bir davaya dayanan askeri harekâtlarınızı em peryalist hükü­ m etlere karşı sürdürürken. Burada hatırlatılması yararlı iki nokta vardır. buna karşılık Çiçerin'in Sovyet propagandasının ilke­ leriyle. bir ta­ raftan Tü rkiye.

ku­ zeyini güvene almak. Sovyet ik­ tidarının. 1936/37’de bile. bunların bir kısmı haklı da sayılabilirdi (savaş içinde bazı Türk iktidarlarının Nazilerle birlikte Rus­ ya ’daki Türk toprakları üzerinde pazarlıklar yapm ası kantarına dokunm uş olabilir). Sovyetler’le ittifak bile yapılsa. doğu illerimizde hak iddia etmek olmamalıydı. İngilte­ re Kralı VIII. Yine de. Türki­ ye ’yi NATo’nun kucağına aslında bu itmiştir. dış politikada. Rusla­ rın gerekçeleri vardı. Türkiye Cumhuriyeti. Kaldı ki. yeter. Oysa. Batılı em peryalist ülkelerle uyuşm adı.tafa Kemal öiünceye kadar. dostluk ve saldırmazlık paktı gereğini içerir. s s c b sınırları içindeki Türk ve Müstümanlara. bu ‘Bolşevik olm ak’ değildir. Mustafa Kemal Paşa’mn en doğru tercihi yaptığını sanıyorum . Mustafa Kemal.sorunu vardı. Sovyetler’le yaptığı ilk anlaşma­ ya sadık öldü. Edward İstanbul’a Mustafa Kemal’in ayağına kadar geldiği halde. Hatırlanacak ikinci nokta. ama bunun tepkisi dostluk ve saldırm az­ lık anlaşmasını feshetmek. Fransızlarla Hatay. 276 . Türkiye. H ititler’den B izans’a kadar. Sovyetler’in Türkiye’ye karşı takındıkları olum suz tavır. güneyine açılmak zorundadır. Nasıl düşünebilirdi ki. Boğazların savunmasında ortaklık istemek. aynı durum da bulunmuşlardır. jeopolitik yeri gereği. sadece Tatarların başına gelenleri şöyle bir düşünmek. ikinci Dünya Sayaşı’ndan sonra. Türkiye üzerindeki ‘emellerini’ hiç de giztemiyordu. Bu pekâlâ Batı’yla bir yakınlaşma konusu yapılabilirdi. Kurtuluş Savaşı’nda karşısında olduğu emperyalist Batılı ülkelerle bir ittifak sistemine girm eyi asla düşünmemiştir. (Anado­ lu’da kurulmuş bütün devletler. gerçek­ ten ‘her halkın kendi kaderini kendisinin tayin etmesi’ ilkesine uygun davrandığı epeyce su götürür. Mustafa Kemal’in taa o zaman işaret ettiği gibi. M usso­ lini îtalyası.) Bu da S o vyetle r’le iyi ilişkiler.

“. öteden beri devletim iz ve ulusumuzca riayet edilmişti. Bu kayıt da bizim için yeni bir. her türlü hakları ve gelişmeleri için gereken her şeye...Kulağımıza küpe. Gerçekten de gayrimüslim lerin Osmanlı Devleti ve ulusu bağrında yararlandıkları ayrıcalıklar üç yü z yılı aşkın bir süredir fazlasıyla mevcuttur..şey değildir.” Mu s ta fa Kem a l Ocak 1920 . Gayrim üslimlerin can ve mal güvenliği.

Olay. çok şekerli mi içtiğimi öğrenmek istedi. Hayatıma Maria Misakyan diye bir kız girmişti. görenekleri de Anadolu görenekleri. onu merak et­ ti. Bana açık bir İç Anadolu Türkçesiyle önce ne­ reli olduğumu sordu. Takuhi Hanım. İnanılmayacak kadar güzel. Ben Takuhi Hanım’a Paris’te rastladım. ina­ nılmayacak kadar iri siyah gözlü. başına bütün Anadolu kadınları gibi bir tülbent örtmüştü. gözyaşlarını bu tülbentin ucuyla sili­ yordu.1 ÖNCE DUYGUSAL. Arkasından kahvemi az şeker­ li mi. metroya atlayıp 279 . Öğrendim ki anasıgil İç Anadolu’dan tehcir sı­ rasında (büyük bir olasılıkla daha önce) Fransa’ya hic­ ret etmişler. sık sık da iki elini havaya kaldırıp “ Sebep olanlar kah­ rolsun!” diyordu.. 1950 yıllarının başında geçiyor. İzmirli olduğumu öğrenince. Bu iki şehir. Evde Türkçe konuşurlarmış.. ben kah­ vemi içerken o eski bir gramofonda Türkçe şarkılar çal­ dı. Bir öğle sonu. aca­ ba Yozgat’ı ve Bursa’yı görmüş müyüm. Takuhi Hanım sürekli ağlıyor. Bütün bunlar olurken. ay ışığı tenli bir Erme­ ni kızı. belki de ilk gençliğinin uzak yıllarından sisli bir mutluluk manzarası halinde belleğinde pırıldıyordu. çocukluğunun.

Takuhi Hamm’ia tanışmamız böyle oldu.gittik. yandan’ı çalmışlardı. bir türlü bulamadık. Getirmeye kalkıştık.aksutyun örgütünde çalışırdı: Oldum olası Türklere düşman bir örgüt. bin bir zorluk çıktı. bu kız ille benimle birlikte Türkiye’ye gelmek. Nâzım Hikmet’i kurtarmak için Paris’te yaptığımız toplantılarda. toplantı günü kanunları. sevdi­ ği Türk müziğini çaldtrabilmek için bir saz heyeti ara­ yınca. Türklerin “ zalimliğini. Zaten sonradan hayli ün kazanan Maria Misakyan şiirini yazışım da bunun üs­ tünedir. Savarş adın­ daki bu delikanlı. Türki­ ye’den gitme Ermenilerin oralarda kendilerini ne kadar “ gurbette” hissettiklerini bana en iyi anlatan. kemençeleri ve bütün o Anadolu çalgılarıyla gelip !mapusane çeşmesi yandan akıyor. insan yiyicili­ ğini” anlata anlata bitiremezmiş! Oysa. Bu pasaportu taşıyanları galiba o tarihlerde Tür­ kiye’ye almıyorduk. o tarihte Fransız gizli servisleri­ nin bunlara yardım ettiğini de öğrenmiştim. Var­ 280 . Birlikte M aria’yı Türkiye’ye getirmenin çareleri­ ni aradık. aziz dostum Agop Arad’ı buldum (bu dediğim epeyce sonra İstanbul’da oluyor tabii). bu yaş­ lı Anadolu kadınının Kasabamın Koyunları türküsü eski gramofonda çalarken döktüğü tertemiz gözyaşlarıdır. Danfert Rochereau dolaylarında birtakım güleç Ermeniier bulmuştuk. ama Ermenilerle olan ilişkilerimizi duygusallıktan ayırmamız mümkün müdür? Maria’nin uzak bir hışmı aklımda yanlış kalmadıysa. Doğrusu Maria Misakyan da etkilemiştir beni. Duygusal şeyler bü anlattıklarım. aile büyük­ lerinden o kadar dinlediği bu efsane ülkesini gözleriy­ le görmek istiyordu. Taşn. Gittim. udları. pasaportları Nansen pasaportu denilen bir pasa­ porttu.

Lüb­ nan’da yayımlandığı bilinen bir Ermeni gazetesi.tan’ı. Osmanbey’deki eski Suna Pastanesi’nden tutun. acılardan ve sevinçlerden geçmiş ço­ cukları olalım da. olabilecek­ lerine ihtimal veremiyorum. Keğam’la derseniz. Türk yaşama biçiminden Türk işleme sanatlarına. inceliklerini. yoksa nasıl 900 yıl sızıltısız yaşardık? Hırgürün çıkması Çarlık Rusyası’mn. Takuhi Hanım. ben bu kanlı ve karanlık işlere girişenlerin o ya­ kından tanıdığım Ermenilerden olduklarına. Yurtdışındaki görevli Türk diplomatlarına bir­ kaç yıldır üstüste yaptıklarım biliyorsunuz. Kim ne der­ se desin. Büyük şehirlerimizdeki bazı terörist eylemleri. Strasbourg-St. duyarlılıklarını. daha sonra da Batılı emper­ yalizmin onları kışkırtmakta yarar görmesiyle başlar. Barkef. bin yıllık ortak­ laşa bir kültürün. onlar bin yıllık Osmanlı sentezi içerisinde çok büyük katkıları olan Anadolu ve İstanbul efendileridir ki. Anadolu halkı arasındaki uyumun mükemmelliği su gö­ türmez. Türk musikisinden Türk mima­ risine. Barkef’i. niye durup dururken birbirimize kı­ 281 . İnönü Stadı’nda kapalı tribünlerde birlikte sey­ redilmiş Galatasaray maçlarına kadar. Hepimiz. Keğam’ı nasıl unuturum? Vartan o upu­ zun boyun atkısını Paris gecelerinde kuyruklu yıldız gi­ bi sürükleyerek dolaşır. Ermeniler dost olarak yalnız benim kişisel hayatıma mı girmişlerdir sanırsınız? Yanlış. — “ Sebep olan­ lar kahrolsun!” diyordu ya. bin yıl­ lık arkadaşız. heyecanlarını katmışlardır. yerden göğe haklıydı. ellerini göğe kaldırarak. Deniş metrosunun yanı başındaki kahvede gece yarıları bir tek bira atmak için beni beklerdi. Bütün bunları neden yazdığımı haberleri biraz olsun yakından izleyenlerimiz çoktan fark etmiş olsalar ge­ rektir. açık­ ça bir gizli Ermeni terörist örgütünün üstlendiğini bil­ diriyor.

.. kendi sınırlan içinde gelişip 282 . Ermenistan’la ilgi­ li olarak şunları demiştir: " .. Rumları. bu anlaşmada.... Mr. Bulgarları. bu suretle Ermeni duygu­ larının beşiği ve merkezi olur. Ermeni halkı en az olan Er­ zurum. Fransa bölgesi. Van ve Bitlis’i alır.. Birinci Dünya Savaşı öncesinde Osmanlı İmpara­ torluğumu paylaşmayı öngören gizli anlaşmaların en ünlüsü. onun için konu­ da biraz yayılacağım.. bu­ nun için de buldukları en iyi çare. çeşitli dil ve din­ den halkları Osmanlılık kavramı içinde eritmeye çalışan imparatorluğu dağıtmayı kararlaştıran bunlardı. Bıı işin içinde bir bit yeniği var.. İngilte­ re. Hepinizi ilgilendireceğini sanıyorum. (17 Ekim 1978) 2 . bildiğiniz gibi Sykes-Picot anlaşması denilen an­ laşmadır.) Bu çözüm tarzının ya­ rarları şunlardır: 1/ Rusya. Ermenistan bölgesini alır.) 2/ Fransa. (. Gerçekten de. Eski Roma veya küçük Ermenistan kısmının Fransa’ya ilhakı ve ekli haritada (san) ile gösterilen kıs­ mın da Rusya’ya katılması. (. Amerika ve Fransa. Sırpları nasıl kışkırttılarsa Ermenileri de öyle kışkırt­ maktan ibaretti. (.) Barışsever Ermeni un­ surların maksat ve gayesi.. SONRA BELGESEL Takuhi Hamm’m kahrolmasını istediği sebep olanların başında kim gelir? Az buçuk tarihe bulaşmış herkesin bu soruya vereceği cevap belli: Çarlık Rusyası.yalım. Sykes.

Ame­ rika. En büyük zorluk. onlarla hiçbir zaman beraber yürümemişlerdir. İran ve İstanbul’daki Ermeniler. sınırlarının tesbiti ise kime bırakılıyordu.” Burası böyledir ya. Kendilerini aptalca hareketlerinden dola­ yı azarladım. Kafkasya ve Azerbaycan’daki anarşistsosyalist Ermenilerle karışmak istemiyorlar..ileriemek olup. Şayet böyle düzensizlik edip komşularına ta­ arruz ederlerse. Trabzon’dan Adana’ya kadar uzanan büyük Erme­ nistan rüyasına karşıdır.. bunu Sevres andlaşmasındarı biliriz. hem de Anadolu hareke­ ti ile işbirliği yaptılar. Anadolu’ya dağılmış 500 bin Ermeniyle. bağımsız bir Ermenistan yaratılıyor.” 283 . Aharonyan beni ziya­ rete geldiler... hadi söyleye­ yim: a b d Başkanı Wilson’a! O dönem kanlı bir dönem­ di. " . Rusya Ermenistam’ndaki 1. Türkleri öldürmeleri için verdiğimiz silâh­ ların AzerbaycanlIlara karşı kullanılmasının aptallığını anlattım.. çünkü Ruslar hem bu gizli anlaşmayı açıkladılar. Hakiki bir seçim yapılırsa çokluk daima Ermenilere düşman grupların eline geçecektir. Sovyet devriminin gerçekleş­ mesi yüzünden gerçekleştirilemedi. Hakikat ve man­ tık. Hâttâ Lord Curzon şöyle yazar: Bogos Nubar Paşa ve Mr.5 milyon Ermeniyle birleşip Ermeni Krallığı­ nı meydana getireceklerdir. Ermenis­ tan’da hiçbir yerde Ermenilerin çoğunlukta olmaması­ dır.. öyledir ya. Peki Batıklar Ermenistan’ı bölmek fikrinden vazgeçmişler miydi ? Hayır. ” Sykes-Picot anlaşması. kendilerini Milletler Cemiyeti’nde tut­ mayacağımı söyledim. İngiliz Dışişleri Bakanlığı gizli arşivinde Vansittart’dan Lord Curzon’a yazılmış 11 Ocak 1920 tarihli gizli rapor müthiş gerçeği açıklamaktadır. İngiltere yine de Ermeni komite­ cilerine 25 bin tüfek vermekten kendini alamaz.

Anadolu’da yüzyıllarca kardeş kardeş. bir eve doldurduğu sek­ sen kadar zavallının kapıdan çıkarken birer birer kafa­ larını parçalam ış. Ermeniler. Sykes-Picot anlaşması. raporunda şu korkunç olayı anlatıyor: Türk kırımı. Se­ bep olanlarsa.” Dedim ya. Her türlü savunmadan yoksun ve silâhsız 800’den fazla Türk öldürülmüştür.. ‘emper­ yalist çıkarları için bu halkları birbirine karşı kışkırtan düvel-i muazzama’ idi. iç­ li dışlı yaşamış Ermeni ve Türk halkları değil. hiç değilse Ruslar olayın gerçek yüzünü biliyorlar. Takuhi Hanım. büyük acılar çekmiş insanların o her şeyi anlamış bilgeliğiyle ellerini havaya kaldırıp “ Sebep olanlar kahrolsun” demiyor muydu? Doğrusu budur. o dönem kanlı bir dönemdir.. Geçmişin acılarını deşmekte yarar yok. yâni herhalde eşkıya tarafmdan düzenlen­ memiştir. Ellerinde o bölgede bu­ lunan görevli subaylarının raporları bulunuyor çünkü. Batılılar Türklerin yaptığı kırımı abarta dursun. ikiye bölünüp yarısının Çar­ 284 . Ermenilerden birisi sayarmış: “ Yetmiş mi oldu? On kişi daha alır. Türk Ermenileri kesmemişler midir? Bir kere iş şirazesinden çıkınca ölenin haddi he­ sabı olmaz. bir doktor ve müteahhit tarafından düzenlenmiş. eğlenmek için. Hem de ne kesmek!. Bu Ermenilerin adlarım iyice bilemediğim için burada anamayacağım.. Sözgelişi Rus ordusunun komutanı General Odişelitze. Büyük çukurlar açılmış ve zavallı Türkler bu çukurların başı­ na götürülüp hayvan gibi boğazlanmış ve bu çukurla­ ra doldurulmuş. Ermeniler Türkleri kesmişlerdir de. Türkleri elhak kesiyorlardı. kes” deyince on kişi daha keserler ve çukura atıp üzerine toprak örterlermiş. Ermenistan’ın tek ve büyük olarak yaratılamayacağım.Lord Curzon’un kaygısı boşuna. Biz­ zat müteahhit.

. İngiliz Savaş Bakanlığı’nın İstanbul’dan aldığı bir haberi Paris’e şöy­ le bildirir: “ 30 bin kişilik bir Bolşevik kuvveti. Türkiye’de Hâkimiyet-i Milli­ ye rejimleri. emperyalist Ermenistan’a karşı askeri harekâta girişme­ yi taahhüt eder ve Azerbaycan’ın Sovyetler’e katılması­ nı zor kullanarak sağlar. olur mu? M. Demiştim ya. Türkler yönünden görünüşüne bakalım.. Türk kuvvetleri.lık Rusyası’nın. Lenin ve Mustafa Kemal. yarısının Fransa’nın denetime verilece­ ğini belirtmiyor mu? Ermenileri onlar yiyeceklerdi.” Bu.. Sovyet kuvvetleri Gür­ cistan’a karşı askeri harekâta girişir veya onu diploma­ tik yoldan Sovyetler’e katar. olayın Ruslar yönünden görünüşü! Şimdi bir de. Londra’daki Fransız askeri ataşesi.. iki yeni re­ jim. 1920 Ağustosu’nda. Rusya’da Bolşevik. Ke­ mal Paşa 26 Nisan 1920’de Moskova’ya ilettiği gizli bir yazıda şunları yazmaktadır: " . Tiflis/ Aleksandrapol demiryolunu tutarak. Kafkasya’dan ve Anadolu’dan emperyalist­ leri ve emperyalistlerin denetlediği sözde milliyetçi ha­ 285 . (18 Ekim 1978) 3 T A Ş IN A L TIN D A K İ Ç A P A N O Ğ LU Batılı emperyalizmin kullandığı sözde Ermeni milliyet­ çiliğine karşı. Kafkas topraklarından İngilizlerin piiskürtülmesini sağlarsa.” Çok açık ve seçik olarak görülen şudur. daha işin başlan­ gıcında işbirliği yapıyor. Ermenistan’a kar­ şı Türkleri desteklemek ve Tiflis/Erzurum bağlantısını sağlamak üzere harekete geçmiştir.

Öte yandan. Türkiye’deki Ermeni (!) toprak­ larını istiyor.reketleri süpürmekte güçbirliği yapmaya karar vermiş­ lerdir. gütmekle kalmıyor. bizim yaşadığımız bazı terörist hareket­ ler var: Galata Köprüsü’ne konan bomba olayı gibi. Mütarekede bu beyaz Ruslara İstanbul hükümetleri ve padişah şehri işgal eden müttefiklerden birisiymiş gözüyle bakar. İstanbul hükü­ metleri ‘beyazlardan’ yana olduklarını bu kerte belli edince. Sirkeci vapur iskelesinde bir kişinin ölümü­ 286 . M oskova’nın İstanbul hükümetlerine karşı ör­ gütlenen Anadolu devrimini desteklemesinden daha do­ ğal ne olabilirdi ki? Peki yakın tarihin bu olaylarım günümüze nasıl bağ­ larız? Şöyle mi? 8 Ocak 1977’de Moskova metrosunda bir bomba patlamış. İşin güzeli nedir derseniz. Ruslar bunlardan Şahin Arturya. An­ kara ve İstanbul’daki bazı resmi dairelere bomba atıl­ ması gibi. ayrıca Azerbaycan’a ait Nahcivan ve Karabağ bölgesiyle. gittikçe anlaşılıyor ki olayı ulusal birlik örgütü diye Ermeni milliyetçisi bir grup düzenlemiş. Aralarından Helsinki grubu adı altında bir hücre oluşturmuşlar. Robert Nazaryan ve Stepan Zatikyan’ı tutuklamış.. otuz kadar kişinin ölümüne neden olmuştu. vaktiyle Bogos Nubar Paşa’yla Şe­ rif Paşa’nın Kürt Ermeni ittifakına sayfalarında yer ve­ ren İngiliz basını bu olayı da şıp diye yakalamış. Ruslar bu işin peşini bırakmadılar. Bunun nedenini anlamak zor değil Bolşevik devriminin Rusya’dan kaçırdığı beyaz Ruslar (50 bin do­ laylarında oldukları söylenir) paldır küldür İstanbul’a dökülmüşlerdi. itibar ederler.. Finan­ cial Times'de hem açıklıyor hem yorumluyor. Basında çıkan haberlere bakarsanız köklerini eski Ermenistan olaylarına dayandıran bu ör­ güt Sovyetler’den ayrı bir Ermenistan davası güdüyor.

emperyalist odaklar yok mudur acaba? Sovyetler’deki bölücülük hareketi Ermenilere özgü bir hareket sayılamaz. Sanıyorum ki. Doğ­ rusu ya. ya da Stalincilikten bir türlü tam anlamıyla sıyrılmadığı için değil. Ermenilerin kurtu­ luş eylemleri de bu hareketle birlikte belirmiş. Ermeniler için de aynı yoldan bir çıkış aran­ dığı söylenebilir. 1920’lerde olduğu gibi 1970 sonlarında da bu yeni terörizm ve bölücülük hareketinin kökeninde. Daha düne kadar sosyalist devrimin kalesi sayılan Rusya. bu ülkeyi küçük düşürmek için bütün dünyada geniş çaplı bir propagan­ da etkinliğine girişmişlerdir.ne. ay­ nı Ermeni örgütlerini kırk yıl süren kış uykuları boyun­ ca el altından besleyen. Bu olayları. işte bura­ 287 . hem İstanbul’da. Bunu yapanlar da Ermeni örgütleri. Türkiye için durum daha ilginç: Nasıl Türkiye’nin doğusundaki Kürtçülük hareketleri. sadece ırksal nedenlerden yerilmekte. aynı zamanda Türkiye’de ve Rusya’da yeniden bir ta­ kım şiddet eylemleriyle ortaya çıkmaları insanı düşün­ dürüyor. ya da açıkça yazarak üstleniyorlar. Nazilere eş ¿ir Yahudi düşmanlığının merkezi olarak gösteril­ mektedir. Kıbrıs olayıyla bir­ denbire yoğunlaşmaya başlamışsa. hem Beyrut’ta ba­ zı kişiler gazetelere telefon ederek. Söz buraya geldi mi. gelişme yoluna girmiştir. şimdi bazı Batılı solcu gazetelerde sosyalizmin uygulanmasında teklediği. yıllarca Sovyetler Birliği’nden ya­ na görünmüş olan Siyonizm ve uluslararası Yahudi ör­ gütleri elbirliğiyle harekete geçmişler. gel de benim bir süre önce verdiğim bir bilgiyi hatırlama: Stokhoim’da toplanan bir Ermeni Kürt ittifak komitesi toplantısını Yunanlılar finanse etmişlerdi. elli yıldır sesi soluğu çıkmayan bu örgütlerin. on iki kişinin yaralanmasına neden oian bomba ola­ yı gibi.

Türkiye’deki anarşi ve terörü sadece ülkücülere ya da solcu geçinen küçük terörist gruplarına bağlamak.. postayla gönderilen bombalı paketler... tam tersine. Kıbrıs olayından sonra ansızın çok eskilerde olduğu gibi silâhlı eyleme dönüşüyor: Bü­ yükelçilerin öldürülmesi. 1965 yılının Ocak ayında Etiyopya’nın merkezi Adisababa’da kiliselerara288 .. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin. ciddi bir yanılgıyı içeri­ yor. komitacılık. bağımsızlı­ ğını ve tarafsızlığını kıskançlıkla koruduğu zamanlar­ da da.da yine Takuhi Hamm’ın gözleri yaşlı olarak kahretti­ ği o sebep olanların üzerine parmak basmış oluyoruz.. Ne ilgisi mi var. onun için de Megalo İdea’nın Ermenilerle ilgisini araştıracağım. genel yerlere bomba atılması vs. Sorunu kapsamlı olarak ele almadıkça. Türkiye’nin Kıbrıs’ta işlenen cinayetlere kayıtsız kalamayacağım kanıtlamasından sonradır. üstesinden gelinebileceğini hiç sanmıyorum. ufak tefek gazete broşür yayım. bakalım göreceğiz. Gel de aradaki bağlantıları arama.. Ben size bir şey söyleyeyim mi. resmi dairelere. (19 E k im 1978) 4 K U L A Ğ IM IZ A KÜ PE O LS U N . ne hikmetse. Bilmem haberiniz olmuş muydu. Galiba ağzımdan şöyle bir lâf çıktı: Yıllardır saman al­ tından su yürüten Ermeni komitacılığının birden su yü­ züne vurması. N A To’y a ve CENTO’y a tam teslim ol­ duğu zamanlarda da. kilise ayini.

Onun için Kilikya Kotogikosu I.sı bir toplantı yapılır. hele Türk düş­ manlığı dediniz mi. yurtiçinde ve dışında bir­ takım komitacıların yeniden terörist eyleme geçmesinin 289 . örgütlenerek Rumlarla işbirliği ya­ panlar arasında. Torkom adındaki bir komitacı Erm eni. içinde Bogos Nubar Paşa’mn. Ermeniler büyük gösteriler yapmakla kal­ maz. Horen’in Adisababa’da. Başpiskopos Makarios ile Türk düşmanlığında anlaşmasına da şaşmayacağız. neler? Sözgelişi. Ermeni hazırlığı da tıpkı Rum hazırlığı gibi ilerliyor. aa. Venizelos’tan yana çıktiğmı bilmiyorsunuz. kolkola: Sadece yedikleriyle içtikleri ayrı gidiyor. Londra’da İn­ gilizce ve Fransızca olarak Armenia And New East di­ ye bir dergi çıkarıyor. M anisa’da Yunan işga­ lini hazırlayanlar. Atina’da. Bunun tarihsel anlamda ne demek olduğunu kav­ ramak isteyenler. İzmir’in işgali sırasında. Arşak Cosanyan’m ve Eleterios Venizelos’un söylevle­ ri bir arada. düşündükleri arasında milim fark yok. açık açık bu dergide. M. Kemal’in büyük Nutuk’undaki şu cümleden yararlanacaklardır: “ Ermeni patriği Zaven efendi Mavrimira heyeti ile hemfikir olarak çalışıyor. birçok Ermeni ileri gelenleri bulunu­ yordu: Despot Tiryat. Bu kadarla kalsa iyi. Yunan işgali sırasında Ermenilerin. neler canım. Ermeni cemaatı bir büyük şölen düzenler ve Baş­ kan Nikoşyan efendi işgali göklere çıkaran bir konuş­ ma yapar. Ermeni ve Yunan kardeşliği di­ ye bir kitap yayımlanmış. Ermenilerin aynı zamanda Rum emelleri için savaşacağını ilân ediyor. avukat Agop Papazyan vs... Düvel-i Muazzama’nın dürtüsüyle. Horen ile Kıbrıs Kilisesi’nin Başpiskoposu Makarios. Venizelos’un düşürülmesinden sonra ise.” Şaştınız mı? Öyleyse. bir de ne görelim: Ermeniler adına toplantıya katılan Kilikya Kotogikosu 1.

Urfa’da da aynı vaziyet olmuştur. Hâttâ. bütün Amerika’da dalgalandırddar. Yunan Stratejik Araştırmalar Dairesi Başkanı Ge­ neral Tagaris’in. Halbuki milletimiz tarafından tecavüz vuku bulmuş değildir.” Kemal Paşa. Bilhassa Kilikya dahilinde bulunan bir Miralay vardı ki o da Raymond. daha doğ­ rusu Fransızların teşvik ve himayesiyle Ermeniler. aynı söylevinde. Vuku bulan tecavüze mukabele edilmiştir. Ermenilerin sebebiyet ver­ mesi yüzünden yine muharebe ve müsademe olmuş. Ermeni hamisi bir adamdır. Müsademe oldu. kendi nefsi haya­ tını muhafaza eden ahali-i İslâmiye de. İslâm düşmanı. onları tevkif ettiler. Ermenileri çıkarlarına 290 . Bu.Kıbrıs olayından sonra başlamasına da şaşmayacağız: Hele. Bittabi müsademe esnasında Fransız kisvesi altında aha­ li-i İslâmiyeye tecavüz eden Ermeniler.. Anadolu’da kurulacak beş ayrı devlet-arasında bir de Ermenistan bulundurmak gerektiğini ünlü raporun­ da yazmasından sonra! Oyunun ne kadar eski. Yine Fransızlar tarafından. ‘Doğu sorununu’ yeniden canlandır­ mak. Fransızlar çekildikten sonra daha ile­ riye gitmekten de sarf-ı nazar eyledik. Tazyikten bir an bile tevakki etme­ di. Bu hadiseyi bütün Avrupa’da. Netice itibariyle vaka büyüdü. ne kadar hem Türk hem Ermeni düşmanı olduğunu anlatabilmek için. ahali-i İslâmiyeye tecavüz etmiş.. Ve oradan Fransızlar çekildi. binnetice Fransızlar orasını da tahliye etmeye mecbur edilmiştir. ne kadar acı. ateş esnasında öl­ düler. Ve ahali-i İslâmiye kendilerini muhafaza etti. Ve bunun neticesi olarak M araş’ta ahali-i İslâmiyeye tecavüzatta bulundular. Mustafa Kemal Paşa’nın Meclis gizli oturumlarından birisinde (24 Nisan 1920) söylediklerini aktarmak doğ­ ru olacak: " .

yine bizi birbirimize çarpıştırmaktan ibaret olmuştur. amaçla­ rına ulaşmak için keşfettikleri en güçlü araç. varlığımızı korumak. (20 Ekim 1978) 291 .. Aksine.alet eden emperyalistlerin asıl amaçlarını da şu sözlerle bir güzel saptamış: " .. bu söz hepimizin kulağına küpe olsun!.” İşte böyle Keğam. istiklâlimizi sağ­ lamak için.. Efendiler. mevcut düşmanlan görüyoruz /e bu düş­ manlarımızın emellerini yakından biliyoruz. Fakat düşmanlarımız ih ti rıh­ larını bizim yok olmamızla sağlamak için ellerindeki kuvvetlerden hiçbirini kullanmıyorlar. Ve düşman­ larımızın bu emellerini elde etmek için kullanacakları kuvvetleri de bilmekteyiz.

Kısacası.‘Şarktan doğan güneş3 "...” M u s t a f a Ke m a l 25 Eylüt 1920 . Doğu’da ittifak vardır. Batı’da kara ve müthiş bir pençe sürüp gitmektedir.

Onların yeniden doğuşu. şaşar mısınız? Şu sözleri -ki 1933’te çoğumuzun artık devrimciliği bitmiştir sandığımız bir tarihte söylemiştirne zaman elime geçse. din 295 . biraz da Maozedung üzerinden eski sö­ mürge ve yarı sömürge ülkelerin kurtuluş savaşı platfor­ mu olan bu kuram neyi içerirdi. Sultan Galiyev’i andım. şüphesiz ki terak­ kiye ve refaha müteveccih olacaktır. “ Müstemlekecilik ve emperyalizm yeryüzünden yok olacak ve yerlerinde milletler arasında hiçbir renk. tam anlamıyla sömü­ rülen ülkelerin sömüren ülkelere oranla “ proleter mil­ letler” oldukları fikri mi? Bu fikrin M ustafa Kemal’de olduğunu söylersem. bir şiir gibi okurum: “ Şarktan şimdi doğacak olan güneşe bakınız! “Bugün. bütün Şark milletlerinin de uyanışlarını öyle görüyo­ rum. günün ağardığını nasıl görüyorsam. Bu milletler bütün güçlüklere ve bütün manilere rağmen muzaffer olacak­ lar ve kendilerini bekleyen istikbale ulaşacaklardır.1 ‘ŞARKTAN DOĞAN GÜNEŞ’ Geçen gün yeri düştü. bu arada onun “ mazlum milletler” kuramını: İkinci Dünya Sava­ şımdan sonra. İstiklâl ve hürriyetine kavuşacak olan çok kardeş millet vardır. uzaktan.

bütün arkadaşlarımız ifade etmiş iseler de bunu bir defa daha teyit etmek lüzumunu his­ sediyorum. Türkiye azim ve mü­ him bir gayret sarf ediyor. zamanın Türkiye Dı­ şişleri Bakanı söyleseydi diye düşünürüm. Bütün vatandaşlarım tarafından da paylaşılan kanaatim şudur ki. başarmışlardır da: Bir kere olsun ulusal şenlik günlerinde TRT’den işittiniz mi? Bense bunlara rastladıkça. Enternasyonal toplantısı dolayısıyla Sovyet Dışişleri Ko­ miseri Çiçerin’e gönderdiği bir telgrafta şöyle yazar: “ . bü­ tün mazlum milletlerin. Türkiye’nin bugünkü mücadelesi yalnız ken­ di nam ve hesabına olsaydı belki daha kısa. milletlerarası kapitaliz­ 296 . ne de Batı­ cılıktan! Daha da müthişi vardır. çünkü o Dışişleri Bakanı M usta­ fa Kemal’in elbette 1922 Temmuzu’nda söylediği şu söz­ leri de gelişmekte olan üçüncü dünya ülkelerine. “milli mücadele”nin en civcivli gün­ lerinde.” İnönü Atatürkçüleri. 29 Kasım 1920’de III. zulüm altında tutulan Asya ve Afri­ ka halkları ile Batı’daki işçiler.. Çünkü müdafaa ettiği.ve ırk farkı gözetmeyen yeni bir âhenk ve işbirliği çağı hâkim olacaktır. Kemal Paşa. Mustafa Ke­ mal’in yeni Türkiye’nin dış politikasını üzerine yerleştir­ meye çalıştığı bu önemli sözlerini. yâni “ mazlum milletlere” aktaracaktı: Türkiye’nin bugünkü mücadelesinin yalnız Tür­ kiye’ye ait olmadığını.. bütün şarkm davasıdır ve bu­ nu nihayete getirinceye kadar Türkiye.” Farkında mısınız. hep Bandung Konferansı’nda. daha az kan­ lı olur ve daha çabuk bitebilirdi. kendisiyle bera­ ber olan Şark millederinin beraber yürüyeceğinden emin­ dir. ne Batı’dan söz ediyor.. acaba dünya­ daki yerimiz bugünkü yalnızlık olur muydu? Olmazdı sanırım. bu sözleri unutturmak için çok uğraşmışlardır..

.kuvvetin. buraya gel­ di mi. hâkimiyetin. Lâf. Kurtuluş savaşı ve sonrasını kim namusluca incelese bu gerçeği çırılçıplak görecektir. zaten Mustafa Kemal Paşa bunu kendisi söy­ lemiştir. Fakat esas itibariyle tetkik olunursa bi­ zim noktai nazarlarımız -ki halkçılıktır. demiştir ki: " . Bi­ zim itikadımıza göre. bir yandan da “yeni bir tarzı içtimai tesisine ma­ tuf mücadele” veren ülkelerle Batı emperyalizmine kar­ şı iş ve güçbirliği politikasını içerir. Sağdakiler der­ ler ki. efendilerinin çıkarları için istismar et­ mek gayesiyle sabırlarını suistimal ettiklerini anladıkla­ rı ve çalışan kitleler tarafından müstemlekeci siyasetin meşum tesirinin şuuruna varıldığı zaman burjuva sını­ fının kuvveti ortadan kalkacaktır. şimdiye kadar cehalet ve uyuşukluklarının neticesi olarak. itaatları sayesinde müstemlekeci kuvvetini desteklemiş olan her­ kesi Batılı emperyalistlere karşı birleştirmeye samimi dostluğumuzun kâfi geleceğini bize açık şekilde göster­ mektedir. Bizim nokta-i nazarlarımız bizim prensiplerimiz cümlece malûmdur ki Bolşevik prensipleri değildir. idarenin doğrudan doğruya halka verilmesidir. milletimizin temin-i hayat ve te­ alisi kendi kâbiliyet-i hazmiyesiyle mütenasip olan nok­ ta-i nazarlardır. ne yâni Mustafa Kemal Paşa Bolşevik miydi? El­ bette hayır. Bahusus Bolşevizm millet içinde mağdur olan bir sınıf halkı nazar-ı müta­ 297 . ne zaman kendi aramızda tartışsak.. bir yandan mazlum mil­ letlerle. Elbette böyle bir prensip Bolşevik prensip­ leriyle tearuz etmez (ters düşmez).” Müdafaa-i Hukuk doktrini. kud­ retin. sağdan ve soldan iki itiraz belirir. sscB’nin Avrupa işçi­ leri üzerindeki yüksek manevi otoritesi ve Müslüman dünyasının Türk milletine olan bağlılığı.min kendilerini.

O. Bu itibarla dahi bizim milletimiz beşeriyeti tahlise müteşebbis olarr kuvvetler tarafından himayeye şayestedir. istilacı­ lara karşı bir kurtuluş savaşı yapıyor. sonradan vazgeçmiş! Bu bir de­ ğerlendirme yanlışıdır. Bizim sosyalist inkılâbımızın önemini anlamış olup. Birisi Zinovyef. Peki. Sovyet Rusya’ya olumlu davranıyor. bu mü­ cadelenin getirdiği dış politikasının da geçerliliğini azalt­ maz. amacı böy­ le bir devrimin amaçları çerçevesinde kalır. olmayı da düşünmüyormuş ama. III. akıllı bir devlet adamı. anti-emperyalist mücadelesinin de. Enternas­ y o n a li Genel Sekreterlik etmiş bir adam. San­ ki hesabında varmış da. mil­ li burjuva ihtilâlini idare ediyor. Bolşevik miymiş. kabiliyetli bir lider. idare dahil ülkede her şeyi halkın egemenliğine vermeyi tasarlıyormuş. 1 Eylül 1920. tabii ki sosyalist değildir. komünist Enternasyonalin. Fakat İngiliz hükümetinin aleyhinde yürü­ tülen her inkılâp mücadelesine yardım etmeye hazırız. İlerici. soldan ne derler? Onlarsa Kemal Paşa’yı devrimini neden sosyalizme kadar götürmediğinden sorumlu tutmaya eğilimlidirler. iki.” Neymiş. Mustafa Kemal Paşa ulusal bir demokratik devrim lideridir (Sunyatsen gibi). padişahı da yardakçılarıyla silip 298 . Lenin’in Aralof’a dediklerini tekrar hatırlamakta ya­ rar olsa gerek: “ Mustafa Kemal Paşa. yâni bizim siyaseti­ miz değildir. değilmiş elbet. Lâf biraz uzadı ama. hadi bunun için de size iki geçerli tanık dinleteyim. Bir de. Emperyalistlerin gururunu kıracağına. politikasını da çok geniş tutuyormuş.laaya alır. Bizim milletimiz ise heyet-i umumiyesi ile mağdur ve mazlumdur. ama bu devriminin de. yeri Bakû.” Bu konuşmasının tarihi. Ama görülüyor ki iyi bir teşkilâtçı. diyor ki: “ Mustafa Kemal hükümetinin Türkiye’de yürüttüğü siyaset. bir.

iki yanın birbirini gerçek­ çi değerlendirişi yararlı olmuş. bu çelişkiyi nasıl da usturupla “ buz­ dolabına kaldırdılar” görmüyor muyuz? Görmüyor musunuz? Diyelim ki Ortadoğu karışıyor. Koşullar öyle ki. Kemal Paşa’dan antiemperyalist bir milli burjuva devrimi lideri olarak söz et­ mişler. belki dış politikamızı gerçekten Müdafaa-i Hukukçu bir ek­ sene oturtmaya heveslenenler çıkar da.” Bundan ne çıkar. şu: Sovyetler. yâni Türk halkına yar­ dım etmemiz gerekiyor. Rusya ile Amerika’nın “ barışı koru­ mak için” bu bölgeye ortaklaşa bir müdahale yapabile­ ceklerinden söz ediliyor. barış içinde bir arada yaşama. Tür­ kiye ile mazlum milletler arasındaki ilişkilerin de kurul­ masında ve geliştirilmesinde. Ona. İki ülkenin de. Bütün bunlara ne gerek mi vardı? Ne bileyim. o zaman bir Alman Başbakanı çıkıp. günümüzde en büyük toplumsal çeliş­ ki sosyalist blokla kapitalist blok arasındaki çelişki miy­ miş? Gülerim buna! Dehşet dengesi. bu sayededir ki Türk dış politikası Cumhuriyet’in ilk yıllarında inanılmayacak kadar büyük başarılar kazanmıştır.süpüreceğine inanıyorum. çıkar çıkar. merak eder diye düşündüm. (18 Haziran 1975) 2 SULTAN GALİYEV’İ TAKDİM Neymiş neymiş. yumuşama falan filân diye birtakım ge­ rekçeler uydurup. onu böyle benimsemişlerdir. İyi ama Ortadoğu’da müdaha­ 299 .

sömürgeler karşısında aynı tutumu korumakta­ dırlar. Stalin. Ona göre endüstrileşmiş ül­ keler. Sömürgelere gelince. Milliyet­ ler Komiseri iken. Sonrası meçhul! Bir rivayet Stalin’in onu da diğer birçok devrimci arkadaşları gibi kestirdiğidir. proleterlik bütün olarak ulu­ su içerir. uzun yıllar birlikte çalıştığı Galiyev’i 1923’ten itibaren kuşkuyla izlemeye başlamış. 300 . gelişmiş ülkeler sözde sosyalist olsalar dahi pek de değişmeyeceğini söylüyor. Galiyev’in 1939’da sürgünden dönüp Kazan’da oturması yasaklandığı için Kuybişev’e yerleştiği. Rusya’da devrim patladığı zaman Tiirkler arasında sos­ yalistlik için uğraşmış. Peki o zaman daha yüzyılın başlarında Sultan Galiyev’in dedikleri doğrulanmış olmuyor mu? Diyeceksiniz ki. 1922’de şöyle demiş: “ Avrupa toplumunda bir sını­ fın. 1928’dey se açıkça suçlayarak on yıl Sibirya sürgününe mahkûm ettirmiştir. kim okur kim dinler Sultan Galiyev’i? Kazanlı bir Türktür Galiyev. gerçek adı da sanırım Mir Said Sultan Alioğlu’dur: Sosyalist bir devrimcidir. Sultan Galiyev’in bir özelliği var: Daha o zamandan gelişmiş ülkelerle geri kalmış ülkeler arasındaki ilişkile­ rin. Böyle bir değişiklik olduğu takdirde. yâni burjuvazinin yerine konacak bir proletarya yö­ netimi mazlum ulusların durumunda hiçbir değişiklik yapmayacaktır. Molla Nur Vahıdof ile birlik­ te önemli sorumluluklar yüklenmiştir. ne var ki kafa koçanında “ az gelişmiş ülke” yazıyor hepsinin. proleterdirler ama. bu arada edebiyatla uğraşmak için izin istediği biliniyor. mazlum milletlerdir onlar. kapitalist sınıflaşma he­ nüz belirginleşmediği için.leye uğrayacak olan kim? Petrol üreticisi bir sıra devlet­ ler. topu birden.

her iki taraf. Amerika’nın Ai­ lende Şilisi’ne davranışıyla. 301 . Galbraith’in teknostrüktür dediği teknik kadrolar. endüstrinin çalışma ve yaşama çarkı giderek her iki toplumu da aynı kalıptan dökül­ müşe çeviriyor. Bu sos­ yalizmler elbette öğretisel ve bilimsel sayılmazlar ama. eskiden sömürge olan şimdi ise geri bırakılmış sayılan ülkelere karşı sosyalisti ve kapitalistiyle gelişmiş ülkelerin beraberce hareket ettiğini mi? Günümüzde yeryüzünün büyük çelişkisi endüstri­ leşmiş ülkelerle geri kalmışlar arasındaki çelişki olarak beliriyor. sözgelişi. monopolcü kapitalist toplumda.” X X . parti yönetici kadroları içinde gittik­ çe güçlenen teknotratlar olarak görülüyor. merkeziyetçi bürokrasi diktası sosya­ list toplumlarda. hâttâ yanlış karşılanan bir savı da bu arada handiy­ se gerçekleşmiş. (Stalin niye yalnızdı da Brejnev’in yanında hep bir Kossigin oldu sa­ nıyorsunuz?) Ayrıca. Galiyev’in o tarihte son derece ga­ rip. O kadar ki.bu mazlum uluslar halkı için iktidara yeni bir efendinin geçmesinden başka bir anlam deyimlemeyecektir. üstelik bu kuralların sosyalisti kapitalisti pek yok. “ bilimsel sosyalizm” iddiasında bulunanların öğretiye uygunluk dereceleri sanki onlardan daha mı ileridir? Bir kere şu gerçeği hiç gözden kaçırmayacağız: Endüstri uygarlığı kendi kurallarıyla geliyor. yüzyılın son çeyreğine girerken ne görüyoruz? Dünyanın önemli başkentlerinde yapılan hemen bü­ tün uluslararası toplantılarda (sözgelişi dünya besin top­ lantısı). tıpkı onun öngördüğü gibi ilerlemiş devletler sultasına karşı girişilen birçok bağımsızlık ha­ reketi sonunda sosyalist bir renge bürünmüştür. birbirinin davranışını inanılmayacak bir anlayışla karşılıyor. İşin garibi. Rusya’nın Dubçek Çekoslovakyası’na davranışı birbirinden çok farklı değil! Üs­ telik.

akılcılığı. proletarya ile burjuvazi arasında saptamış oluyor. Bu arada cevap aranması ge­ reken en önemli soru da galiba şu. barışı koruma ayaklarıyla basbayağı iş­ birliği yapan. önce proleter ulusları artık proleter olma­ yanların sultasından. Türki­ ye ile onca ilgili Sultan Galiyev üzerinde yeterince bilgi­ nin olmayışı: Galiba. sağcılar onu solcu diye bir köşe­ de bırakmışlar. beni asıl şaşırtan. sağda da solda da. uzun süre Milliyetler Komiserliğinde Stalin’le birlikte çalışışı onu Bolşeviğin önde gideni saymaya yeter. Rus­ ya Türkleri arasında. geri bıraktırılmış toplumlarla içten özgürlük ilişkilerine girmek mi? Ba­ na sorarsanız.O zaman çağdaş sorunumuzun konumu ne olmalı­ dır? Endüstrileşmenin. gelişmiş ülkeler çapındaysa. endüstrileşmiş toplumlarda ise bu toplumların ezilmişlerini ezenlerin sultasından kurtar­ mak gerek! Şu halde toplumsal diyalektik. solcular ise sağcı diye! Malûm ya. yeryüzü ça­ pında ana çelişkiyi. az gelişmişlere kar­ şı yumuşama. Bolşevik partisine üye oluşu.). libe­ ral demokrat Müslümanlarla (Sadri Maksudi vs. öte 302 . cedit hareketinin ileri gelenleriyle bu sıfatla mücadele edip. gelişmişlerle gelişmemişler arasında. zalim ve duygusuz bir ik­ tidar haline getirmesinden kurtarmak. sosyalist etiketli ve kapitalist gelişmelere karşı gelişmemişlerin tavrı ne olacak? Sultan Galiyev’in tavrı mı? (19 H a z ir a n 1975) 3 G A L İY E V ’İN BAZI TE ZLE R İ (Yok ama.

Rusya Türklerinin haklan için savaşmış. Galiyev de bu fikirde.yandan. Sultan Galiyev’di elbet! 1919 Ağustosu’nda Rusya’daki “Jöntürklerle” “ İslâmın Kurtulu­ şu Birliği” diye bir örgüt kurduran da. Lenin’le hem mutabık. hem değil: Mu­ tabık. nihayet Türkiye Türklerinin kaderine karışan bazı ey­ lemleri ve çabalarıyla ilginç! O yüzden biraz daha üzerinde oyalanacağız. zira Lenin o tarihlerde Komintern’in ikinci'kongresine sunduğu bir programda (Temmuz 1920) ulusal demokratik devrim ve kurtuluş hareketlerinin destek­ lenmesini öneriyordu. Bunun için de asıl bu ülkelere el uzatıl­ ması gereklidir. yâni sömürge ya da yan-sömürge durumuna indirgenmiş Doğu ülkelerin­ den gelecektir.” Bu konuda. dünya devriminin Batı proletaryasından kopacağını bekleyen Rus Bolşeviklerine karşı kesinlikle bunun bir yanılgı olduğu­ nu savunuyor: “ Batı proletaryasından hayır yoktur. Rusya Türkleri arasındaki büyük etkisiyle ilginç. mücadele gücünün yüksekliğiyle ilginç. Oysa. devrim mutlaka mazlum ülkelerden. s s c b Dışişleri Komiserliği gözlemcisi olarak Mahmudov adında Rusyalı bir Türk de bulunuyordu. ne yanından bakılırsa bakılsın. hep o! Nedeni de belli bunların: Sultan Galiyev. Gönderten de. hâttâ Rusların elindeki Türk tutsaklarından iki bin kadarını örgütleyip devrimci bir parti kurmaya iteleyen de. kimdi derseniz. ilginç bir adam bu Sultan Galiyev! O dönem için ileri sürdüğü fikirle­ rin değişikliğiyle ilginç.) Haberiniz var mıydı? Bizim Sivas Kongresi’nde. daha sonra Mus­ tafa Suphi’yi oralarda sorumlu kılan da. bu yüzden Stalin’le uyuşmazlığa düşüp bu uyuşmazlığı ha­ yatıyla ödemiş olması da sağcılığına kanıt sayılabilir. yalnız o ulusal kurtuluş hareketlerinde ve ulusal demokratik 303 .

oluşan burjuvaziyi kendi çıkarlarına bağlı yabancı. şu halde kurtuluş savaşıyla ulusal demokratik devrimi sürekli bir güçbirliği halin­ de geliştirmeleri şart olmaktadır. Hıristiyan ve komprador bir niteliğe ulaş­ tırmaktadırlar. İki nedeni var galiba bunun. Bu da. en­ düstrileşmiş ülkelerin bugünkü dünyada henüz geliş­ mekte olanları kendi kanatları altında denetimde tuta­ 304 . İkinci neden de şu: Burjuvazi yabancılaşmış. o ülkelerin mazlumluğu mil­ letin bütününe yayılmakta. o ülkelerde Batılı anlamda burju­ va sınıfının ve proletaryanın gelişemediğinin kanıtıdır. proletar­ ya ve köylülüğün de onları izleyeceğini ileri sürüyor. dediği biçimde gerçekleşti. kapitalist olsun. proletar­ ya ise gelişmemiş olunca. O sözgelişi bir Sömürü­ len Halklar Enternasyonali kurulmasını öneriyordu ki. birincisi şu: Galiyev’e göre. onun bir de daha önce sözünü ettiğim endüst­ rileşmiş ülkelere duyduğu güvensizlik konusu var. Doğu’da o tarihten bu tarihe bir sürü “ devrim” gerçekleştiği gibi. bu güç birliğinin “ geçici” olacağı konusunda da herhangi bir kesinlik getirmiyor. sömürülen mazlum ülkelerde sömüren zalim ülke­ ler zaten ekonominin belini kırıp onun olağan gelişme­ sini önlemekte. sosyalist olsun. bu da gerçekleşmedi mi.devrim girişimlerinde başı çekenlerin bu ülkelerde ister istemez aydınlar. bu devrim­ ler üstelik tam da Sultan Galiyev’in dediği koşullar altın­ da. Şu dediklerim üzerinde biraz derinleşelim: Rusların Batı proletaryalarından sosyalist devrim beklemelerinin ne kadar yanlış olduğu sonradan mey­ dana çıkmadı mı? Bütün dünya hâlâ Batı proletaryala­ rından “devrim” bekleye dursun. Ayrıca. bu örgüt Bandung Konferansı’ndan itibaren üçüncü dün­ ya halklarının işbirliği olarak somutlaştı sayılır. küçük burjuvalar olacağını.

var. za­ ten bu yüzden “ sosyalizmlerden ayrılır” mış. Kendilerini hiçbir bloka bağlı olmayan­ lar diye tanımlayanların yeni bir blok oluşturmalarını hoş karşılayamayız. daha Sultan Galiyev böyle bir blok demek olan Sömürgeler Enternasyonali’ni ortaya attı­ ğında iyice bozulmamışlar mıydı? Fakat benim. 305 . elbette çıkarmazlar. Mustafa KemaPinkiler arasındaki müthiş ya­ kınlık! (20 Haziran 1975) 4 SULTAN GALİYEV VE M. Haklı özlemlerini anlayışla karşılamakla birlik­ te üçüncü dünya adı altında yeni bir kuvvet bioku kurul­ masına karşıyız.bilmek için bir yumuşama (detente) politikası icat ettik­ lerini kim bilmiyor.kafamı bir de ne kurcalıyor bilin baka­ lım. yâni Doktor Kissinger’in Ottova gezmesinde bazı söyledik­ lerini aktaracağım. onların âhenk içinde uyuşmasını öngören” bir düşünceymiş. M ustafa Kemal düşüncesi “ sınıfları reddeden. Var. bu konuda kuşkularınız olduysa bir güzel dağılacak. ‘yumuşama’yı gerçek bir barış niyetine yo­ ranlar var. Bakın ne diyor “ Sevgili Henry” !: " . Sultan Galiyev’in yarı sömürge toplumlarm ulusal demokratik devrim ve kurtuluş savaşlarını yorumlayan savlarıyla. herkesi yarı budala yerine koyuyorlar: Neymiş. KEMAL Canım siz olsanız kafanız bozulmaz mı? Bunu ikide bir yapıyor..” Rusların da buna pek ses çıkarmadıkları görülüyor. onun için ben size ‘sevgili Henry’nin..

sonradan sınıflararası iş­ birliği ve âhenk propagandasının şampiyonluğunu ya­ panların ileriye sürdükleri gibi de değildir. Mustafa Kemal. “ amele sını­ fına” dayanmasını ileri sürüyor. büyük bir demokrattı. ya da ticaret ve endüstri burjuvazisi niyetine.Alın size bir “ İnönü Atatürkçülüğü” daha! Yanılmıyorsam. buna yandaş çıkmamış! Bütün yoksullan içeren “ halk” deyi­ mini partisinin adı olarak yeğlemiş. O kadar ki Yakup Kadri ve Fâlih Rıfkı sık sık emperyalizmin bizi ulusça mahkûm ettiği yoksulluğu. “ ulusal birliğe” inandığı ve savunduğu söylenir olmuştur. Mustafa Kemal Paşa’nın sınıflara ilişkin görüşleri. Ya nasıldır? İşte burada Sultan Galiyev’i hatırlayacaksınız! Mustafa Kemal. o tarihte Türkiye’de çağdaş toplumsal sınıfların “teşekkül etmemiş” olduğu kanı­ sındadır. Bazıları. yarı sömürge olan im­ paratorlukta ya komprador liman burjuvazisi oluşmuş. halk yığınlarının ya­ şadığı kasabalarda. asıl CHP’nin ilk kurulacağı sıralarda İz­ mit toplantısında belirtilmiştir. Atatürk’ün sosyal sınıflara inanmadığı. sınıf soru­ nuna bir sosyalist gibi yanaşmamış olması gayet olağan­ dır. Mustafa Kemal Paşa sosyalist değildi. yurttan sürüp çıkardığı bir gerçektir. Acaba ne de­ receye kadar gerçektir bu? Daha önce yazdığımı sanıyorum. yeni kurulacak “ fırka” nın herhangi bir “ içtimai” sınıfa dayanıp dayan­ mayacağı sorununu tartışıyorlar. Orada. bir kere. çokluk fırın işletecek bir Türk bul­ 306 . ne var ki onun yaklaşımı. Buradan tutturarak. Başka türlü söylersek. Müslü­ man olmayan azınlıkların yabancı şirketlerle kurdukla­ rı işbirlikleri gelişmiştir. Ana­ dolu’daki Ermeni ve Rum burjuvazisinin hemen hepsi­ ni de. Kurtuluş mücadelesinin komp­ rador burjuvazisinin önemi ve etkili bölümünü de.

manın bile zorlaştığını yazıyorlar. Mustafa Kemal. Türkiye içindeki yabancı şirketlere. işçi. omuz omuza verip nasıl Misak-ı Milli ile yenip kovduysak. böyle olunca da 307 . (Burada beni meraktan çatlatan bir şey var. “ Nasıl olsa bize muhtaç olacaksınız” diyen Lord Gurzon’a ve ülkesinin Türkiye içinde kışkırttığı karşıdevrimci isyanlara karşı veriliyordu. o da şu: Mustafa Kemal Paşa’nın Sultan Galiyev’den. memur. hatırlayalım: Saldırgan emperyalizmi köylü. zabit. her türden ayrıca­ lıklara. ana çelişkiyi Türkiye’nin “ mazlum” halkı ile emperyalizm arasında görüyordu. Yalnız yeri gelmişken Mustafa Suphi’nin Galiyev’le yakın ilişkileri olduğunun kesin sayılması gerek­ tiğine işaret edelim. Bu. Böylece mazlum uluslarla emperyalizmler arasındaki çelişkiyi ön plana alıyordu.) Burada bir başka şeyi daha hatırlatacağız! Mustafa Kemal Paşa’nm “ Sây/Emek Misak-ı Milli” si programım. eşraf. ilerici aydınlarla halk arasında ge­ lişmiş bir tarihsel blokun sürdürdüğü ve kazandığı sa­ vaşın diyalektiğine dayanarak. tartış­ mak gerekir. artık biliyoruz ki. Rusya’da onun yürüttüğü eylemden ve savunduğu fikirlerden ha­ beri olmuş mudur olmamış mıdır? Olmaması bana ga­ rip geliyor ya. aynı emperyalizmi eko­ nomik alanda bir Sây/Emek Misak-ı Millisi içinde omuz omuza verip yenelim ve kovalım. Mustafa Kemal’in çağdaş anlamda karşıt çıkarlı sınıfların yokluğundan söz etmesini işte bu perspektif içinde ele almak. o ta­ rihlerde Sultan Galiyev’in de işleyip geliştirdiği. Mücadele hâlâ daha. henüz bu alanda ciddi bir araştırma yok sanırım. daha sonraları üçüncü dünyanın emperyalizmle mücadele ku­ ramına temel sayacağı görüştür. nasıl di­ yordu. asker. Ne diyordu Mustafa Kemal.

(Bilmem ama. sonraları uygulaması çok görülecek bir ulusal cephe girişimi. bir parti girişiminden çok. destek­ lerini açıklamışlardı. Mus­ tafa Kemal’in saptadığı da bu olsa gerekir. tek sınıfız yâni halkız diyebiliyordu. hepimiz yoksuluz. o tarihlerde. bizde henüz çatışan sınıflar yok. (21 Haziran 1975) 308 . Emperyalizme karşı Halk Cephesi! Bu mu sımfsızlık politikası? Buysa. bir halk cephesi girişimi gibi görünmektedir. nihayet toprak­ sızlardan önemlice bir bölüğüne kaçmış Ermeni ve Rum arazilerinin dağıtılabilmesi (Ege’de mübadillere kırkar dönümlük toprak verilerek handiyse fiili bir toprak re­ formu gerçekleştirilmiştir) sonradan sivrileşecek toprak­ lı topraksız çelişkisini hayli törpüleyip ikinci plana iti­ yor. bana Halk Fırkası girişimi.sömürücü burjuvazisi azınlıklardan oluştuğu için çoğu yurdu terk etmiş ve dağılmış olan Türkiye’de sınıfsal bir iç çelişki keskin ve vahim olarak görülmüyordu. Bakû Doğu Halkları Kurultayı’nda da. ikin­ ci İngilizlerce kışkırtılan Kürt ve irtica isyanlarında ye­ ni rejime dayanak olması zorunluluğu.) Hiç mi itiraz edilemez? Peki ya eşraf. Mustafa Kemal de bunlara dayanarak. yalnız eşrafın bir kere kurtuluş sa­ vaşında ulusal harekete destek olmuş bulunması. Sultan Galiyev’inkini. bütün “ hızlı tüfekçiler” nasıl kabul etmiş­ lerdi de. ya toprak sa­ hibi ayan da yok muydu da mı denilemez? Elbette denilebilir. Stalin dahil. sanayileşme ufukta görünmediği için de proleter varlığım hissettiremiyordu.

Gücü olanlar etkilerini bin farklı şekilde duyurmakta­ dırlar. kelimesi kelimesine şunları söylemişti: Bir halkın kendi hükümet türünü seçme hakkı. bir süper devletin çıkarlarına karşıt başka bir süper devletin bütün stratejik çıkarlarım benimsemek309 . bloklar dışında kal­ ma yolunu seçmek suretiyle içgüdülerine uyarak bu du­ ruma şerefleriyle mukabelede bulunmuşlardır. Birleşmiş Milletler’de. sadece kâğıt üstünde kabul edilmiştir. milliyetçiliklerini ifade ede­ bilecek. çare olarak blok­ suzluğu görmektedir. ötekinden pek çok avantajlar sağlayabilecektir.. şimdi kimse hatırlamak istemez. Bir evrensel devlet ile daha küçük bir devlet arasındaki gibi olamaz.. acaba patron ile müşteri ilişkisinden başka mümkün olabilecek diğer ilişki biçimleri yok mu­ dur? “Asya ve Afrika ülkelerinin çoğu ve özellikle bağım­ sızlıklarına yeni kavuşan devletler...5 ‘M A ZLU M M ÎL L E T L E R İN Ö N D E R LE R İ N E DİYOR? Hadi hadi.” Aşağı yukarı aynı nedenlerden Gandi’nin kaderini paylaşan Pakistan eski Başbakanı Zülfikâr Ali Butto ise. Bunların pek büyük çoğunluğu için. " . Gerçekte birçok ülkenin içişlerine önemli ölçüde kanşma söz konusudur. bir tarihte. kimliklerini koruyabilecek irili ufaklı öteki bü­ tün devletlerle ilişkilerinde hareket esnekliğini sürdüre­ bilecek. bir yazısında aynı şeyden yakınmakta. Bir süper devlet ile daha küçük bir devlet arasında. Bunlardan biri. özellikle ev­ rensel bir yarışa katıldığı zaman karşılığında yeter Öl­ çüde bir şey vermeden. şu Hindis­ tan’daki İndira Gandi var ya.

. politikası ve yöntemlerine.ten kaçabilecek. hadi emperyalizm ve Üçüncü Dünya konusunda ondan da yeni birkaç söz aktarayım: 310 . hayır: Bir de. Bu yalnız yüksek dağlarda ve yalmz emperyalizmin uşak­ larının isyanı değildi. Aynı zamanda devrime. " . Emperyaliz­ min bu ülkedeki tüm varlığı yüksek dağlarda devrildi. bu suretle dengesi bozulmuş dünyaya biraz denge sağlayabilecek tek yol budur. (Barzani isyanını kasdediyor. emperyalizme karşı güdü­ len politikanm pekiştirilmesinde öncü rol oynamak is­ tiyoruz. Uluslararası düzeyde.. Ama işin halkımızın iradesi ile ilgili olan yanının. yiğitçe uğraşarak onurunu kurtarmış bir ülkenin (Irak’m) Devrim Konseyi Başkam Saddam Hüseyin’in bir konuşmasından bazı şeyler duyurmak istiyorum. şu günlerde Allende’yi anıp duruyorum. karşı te­ mel ilkeleri.” Bitti mi. Halkların iradesinin zaferinden ve emperyaliz­ min yıkılmasından söz etmek ve bunun sentezine var­ mak yeni bir şey değildir. Böyle istiyoruz ve tarafsız bir ülke olarak bu­ nu istiyoruz. emperyalizmin sillesine uğra­ mış..) Dolayısıyla işbirlikçi ge­ rici isyancılar sıfatı tam olarak uymaktadır ona. genel olarak de­ ğişik birlikleriyle devrim kuvvetlerine karşı girişilen gerici bir isyandı. 7 Haziran 1. Böyle is­ tiyoruz ama Irak’ı böyle isterken emperyalizmin ters yönde başka bir şey isteyeceğinden emin olmalıyız. halkların iradesinin nerede zafe­ re ulaşacağını ve emperyalizmin ne zaman devrileceği­ ni önceden tahmin etmek olması lâzımdır. Doğru olanın yanında doğru olmayana karşı bir taraflılıktır. hak kuvvetlerinin haksızlık kuvvetle­ rine karşı benimsediği bir taraflılıktır.” Eylüle girdiğimizden midir nedir.975’te diyor ki Saddam Hüseyin: " .. Bu tarafsızlık onu sömürenler arasında bir tarafsızlık değil.

kültürel etkiler ve bazı durum­ larda ve bazı ülkelerce her türlü baskı BM Anayasa­ sın da benimsenen koşullan bozarak silâhlı müdahale dahi kullanılmaktadır. di­ ğer taraftan eski sorunlarımız için yeni çözümler sağla­ yabilecek şekilde yaratıcı olmalıyız.” ‘Mazlum’ ulusların ‘mazlum’ liderlerinden birkaçı­ nın dünyanın düzeni üzerindeki düşüncelerini öğren­ dik. “ . " . karşılaştırmada çok işinize yaraya­ caktır. Nü­ fuslarının çoğunluğu ırksal önyargı ve ırk ayrımının bas­ kısı altındadır. zenginleşen uluslarla hâlâ yoksul olan uluslara bölündüğüdür. Topraklarının tümü ya da bir kısmı yabancıların elindedir. Fakir ulusların içlerinden daha fakir olanlar. derin toplum­ sal eşitsizlik kitleleri baskı altmda tutar ve sadece ayrı­ calıklı bir azınlığa yarar. Bu savun­ mada ekonomik güçler. bolluk içindeki ülkele­ rin çoğu tarafından inatla savunulmaktadır. kendimizi bir taraftan hayallere ve esrarlı tavırlara karşı korurken. Üçüncü dünyanın bu kadar aleyhine olan bu ekonomik. Hatırlanması gereken ilk nokta.. dayanılmayacak koşullar altında yaşayan güçlerin egemenliği altındadır..Dünyayı olduğu gibi görebilmeli.. (14 Eylül 1977) 311 . Bu uluslar hâlâ sö­ mürge boyunduruğuna katlanmak zorundadırlar. mali ve ticari düzen. Bunlardan da kötü olarak.. şimdi M ustafa Kemal’in aynı konudaki düşünce­ lerini ele alacağız. topluluğumuzun türdeş olmadığı.

Ne demiş bakalım. her şeye ve bütün olaylara rağmen mevcuttur.6 M U S TA FA K E M A L N E D İYOR!. İşte Avrupa’da aralıksız mücadele ettiğimiz bu zihniyet mevcuttur. dış politika üzerine tartışma açılıyor. Batılı zihinlere yerleşmiş bu fikirler... ‘dünyalara be­ del’ Mustafa Kemal’imiz: “ Yüzyıllardan beri düşmanlarımız Avrupa ülkeleri arasında Türklere karşı kin ve düşmanlık fikirleri yay­ mışlardır. Batı ve Doğu zihinlerinde birbirine karşı iki ilke söz konusu ol­ duğu vakit. Türkiye Cumhuriyeti dış politikasının hangi eksene oturtulmuş olduğu daha gü­ zel meydana çıkacak. çöküntümüzü çabuklaştırmak için elinden geleni yapmıştır. onu göreceğiz.) Bizi aşağılanmaya mahkûm bir toplum olarak tanımakla yetinmemiş olan Batı. manen ve düşünsel düzeyde gelişmeye elverişsiz bir adam olduğu zannedilmektedir. ” (Eylül 1923) 312 . Ve Avrupa’da hâlâ Türk’ün her türlü gelişmeye karşı bir adam oldu­ ğu.. (.. devleti uluslararası kuruluşlarda. bunun en büyük kaynağını bulmak için Avrupa’ya bakmalı. özel bir zihniyet vücuda getirmişlerdir. Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri’nde. Bu çok büyük bir ya­ nılgıdır.. O zaman. üçüncü dünya ülkelerinin ağırlığını duyumsat­ tığı ‘yeni ekonomik’ düzenden yana değil de.” Üçüncü dünya liderlerinin durumu nasıl ele aldığım konuştuk. şimdi bu devletin kurucusu nasıl ele alıyor­ muş. emperya­ lizmin yararına işleyen statükodan yana görünüyorlar: “ Hem Batıklar arasında kalabilir. Bu zihniyet hâlâ. hem üçüncü dünya­ yı idare edebilirmişiz. bu arada Birleşmiş Milletler’de temsille görevli diplomat­ larımız.

. önemli bir ça­ ba harcıyor. Gerçi bu izlenimleri duyan ulusların başında hâlâ mev­ cut müstebit dimağlar istibdadlannı kuvvetleriyle yaşat­ maya çalışıyor. harb-i umu­ miden yalnız Rusya ve Türkiye’de ders alınmadı.. onlar bizim aç­ tığımız yolda yürüyorlar. Fakat az zaman içinde bütün dünya hak­ kın ne tarafta olduğunu teslim edecek ve toplumlar bi­ rer yüksek insanlık kitlesine dönüşecektir.” (Temmuz 1922) (Hey Paşam hey. İşte ancak o zaman Batı’da. üstelik bu­ nu yapanlar bu kötülüğü senin adına yaptılar. sen Doğu milletlerinin Türkiye ile birlikte yürüyeceğinden söz ediyorsun. Bütün bu tasallutlar mutlaka nihayet bulacaktır. Türkiye’nin bugünkü mücadelesinin yalnız Türki­ ye’ye ait olmadığını bütün arkadaşlarımız ifade etmiş ise­ ler de bunu bir defa daha doğrulamak gereğini duyuyo­ rum. Çünkü savunduğu. gerçek refah ve insanlık hüküm sürebilecektir. Türkiye’nin bugünkü mücadelesi yalnız kendi nam ve hesabına olsaydı belki daha kısa. dünyadaki son olaylardan. İşte o zaman milletlerin bütün amacım insanlık ve karşılıklı sevgi oluş­ turacaktır. Türkiye büyük bir. bütün Doğu’nun davasıdır ve bunu nihayete getirin­ ceye kadar Türkiye. Anadolu bu savunmasıyla yalnız kendi hayatı­ na ilişkin bir görevi yerine getirmiyor.." . bu hücumlar elbette kırılacaktır.. Efendiler. kendisiyle beraber olan Doğu millet­ lerinin beraber yürüyeceğinden emindir. belki bütün Doğu’ya yöneltilmiş saldırılara bir sed çekiyor. biz onları terk ettik. Bütün insanlığın zihniyetinde önemli izlenimler doğmuştur. bütün dünyada gerçek sükûn. söylediklerine göz atalım: “ Efendiler. daha az kanlı olur ve daha çabuk bitebilirdi. 313 . bütün mazlum milletle­ rin.) Hadi bir de ‘Ukrayna Cumhuriyeti Fevkalâde Mu­ rahhası’ General Frunse’ye.” (Ekim 1921) “ .

Saldırganlar ve onların saldırgan or­ duları baskılarını üstlerinden eksik etmedi. Onlarla yakından temasın. hem de üçüncü dünya ile iyi ilişkiler sürdürülürmüş. İnsanlığa yönelen fikir ha­ reketi er geç başarıya ulaşacaktır. (. Ben bir yıl süren bir savaş sırasında Afrika’da o savaşı­ mı yapan insanlar içinde bulundum. Afrika insan­ ları belki kişisel özgürlüklerini daha önce algılamışlardı. bu büyük fikir hare­ ketine karşı duramayacaktır. fikirlerine derin vukufum vardır. Bağım­ sızlık ve özgürlüğüne kavuşacak olan çok kardeş millet vardır. Onların yeniden doğuşu. fırsat bulamadılar. yoksa Türkiye Dı­ şişlerinin ‘sayın’ yetkililerinin söylediklerine mi? Onun 1933 Martı’nda söylediği şu sözlerin altına imzasını ata­ bilecek bir Dışişleri sorumlusu düşünebiliyor musunuz bugün: “ Şark’tan şimdi doğacak olan güneşe bakınız. Kemal Paşa’mn sözleri üçüncü dünyanın lider­ lerinin söylediklerine mi benziyor.” Hem Batılılar arasında bulunulur.“ Bu fikir hareketinin güçlü eserlerine Doğu’da. uzaktan. şu sıraladığım sözlerle Bandung Konferansı’nın ve üçüncü dünyanın temel ilkelerini daha 1920’lerde atmıştır..) Sömürgecilik ve emper­ yalizm yeryüzünden yok olacak ve yerlerine milletler ara­ sında hiçbir renk. Bugün günün ağardığım nasıl görüyorsam. din ve ırk farkı gözetmeyen yeni bir uyum ve işbirliği çağı egemen olacaktır.. Bütün mazlum millet­ ler zalimleri bir gün mahv ve nabut edecektir. As­ ya’da rastladığımız gibi. Fakat bu baskı ne kadar güçlü olursa olsun. bütün Do­ ğu milletlerinin de uyanışlarını öyle görüyorum.” (Ocak 1922) Nasıl. Kemal Paşa ki. Afrika’da da olduğunu görürüz. ken­ di Cumhuriyeti’nde böyle emperyalist göbek atanları 314 . kuşkusuz ki ilerlemeye ve refaha yönelik olacaktır.

kulağından tuttuğu gibi. m üstemleke halkının bütün sınıf­ ları arasında bir birleşme gereklidir” dediği. Mustafa Suphi’den Mustafa Kemal’e bir mektup getirmiştir. Mustafa Suphi ile Mustafa Kemal’in ilişkileri ak­ la gel iyor. Bi­ lindiği gibi.) 315 . Galiyev’in tezlerinden çok uzak oldukları söylenemez. İlişkinin varlığı uzun süredir biliniyorsa da. Kafkas Fırkası Komutanı Miralay Rüştü Bey’in. Mustafa Kemal ile Mus­ tafa Suphi arasında bir mektuplaşmanın cereyan ettiği. Ankara Hükümeti ile ge­ nel olarak Bolşevikler. İşin derinliğine inil­ dikçe.. 1 9 Tem m uz 1336 (I920)’da y azdığı şifre­ ye bakılırsa. Bilmediğimiz. “sınıf mü­ cadelesinin m üstemlekelerde tatbiki tam gerçekleşem ez” ya da “ istiklâl mücadelesi için. Kemal Paşa’ya. doğduğuna! (15 Eylül 1977) M ERAKLISI İÇİN NOTLAR Mustafa Kemal Paşa’nın. Süleym an Sami’nin bundan sonra da arada kuryelik ettiği. 1920’li yılların başlarında. doğ­ duğuna pişman ederdi. Türkiye’de Sol Akım lar'nda. em peryalizme karşı savaşırken. sınıf savaşımını geri plana ittiğini biliyoruz. Trabzon’dan. Baku’da örgütlenmiş olan Türkiye Komünist Fırka­ sı adına. ‘Mazlum milletler’ kuramının. Süleyman Sami Türkiye’ye gelmiş. Sovyet Devrimi’nin en civcivli zamanında. Galiyev’le Mustafa Kemal arasında fikir paralelliklerine daha çok rastlanır. (Mete Tu n çay’ın. Mustafa Suphi ve Türk Bolşevikleri üzerinden yansımış olması büyük bir olasılıktır. Kapsamı­ na ilişkin bilgi azdır. Rusya’daki Türk Bolşeviklerinin. sayfa ı 192 ve sonrası. bu konuda dikkatli notlar göze çarpıyor. Bu arada.. ‘kurtuluşun şarktan geleceği’ fikrinin. türlü tanıklıklarla saptanm ıştır. ne yapardı bilir misiniz. Sultan Galiyev’in de. 3. şundan ki bunları bir araya toplayan ve örgütleyen Galiyev'in ta kendisidir. özel olarak Rusya’daki Türk Bolşevikleri arasında sıkı ilişkiler vardı.

fakat G aliyev ve ya n ­ daşları zayıflayınca eleştirilm eye başlanmıştır. Stalin’in bu anlaşmayı geçerli saymadığı yazılmaktadır. Mustafa Sup­ hi’nin Yeni Dünya’da yayım ladığı yazılar. gerekse çatıştığı yerler. He­ sapça. G aliyev’in ‘resm i’ tutumu (ki Mustafa Suphi’nin de bu­ nu uygulam aya çalıştığı görülmektedir) Sovyet iktidarı zayıf iken Bolşevik Partisi’nce onaylanm ış. G a liye v’in ve arkadaşı N u rV a h idof'un. Müslüman ‘zahm etkeşleri’ne yayım ladığı bildiriler. Belçika’daki Mouton Yayınevi’nin Le Souttangaliyevisme adlı ilginç incelem esinde. önce Kazan ve çevre­ sinde.” Aynı layihada ‘faaliyeti­ nin dört cephesini’ sıralarken önce Idil ve Ural bölgesini (Ka­ zan. m erkezi heyet. Müslüman iş­ leri Kom iserliği’nden alıyor.. Stalin’le bunun anlaşmasını imzaladığı. fakat beyazlara karşı Kazan’ı savu­ nurken kırılan Müslüman Kızılordusu gücünü yitirdikten son­ ra. Ba­ kın ne demiş: “. Gerek bağlı bulunduğu örgüt. M üslüm anlar arasında küflenm iş fikirlerin yık ıla ra k inkılâp ruhunun yükselm esine sarf ediyor. bütün faaliyetim izin Rusya’daki M üslüman işle riy­ le beraber ilerlem esine sebep olarak. o tarihte Sultan Galiyev’in başında bu­ lunduğu örgüt ve hareketin kapsamı içindedir. Saratov) sonra Kırım bölgesini.. ilk teş­ kilât devrinde bütün maddi ve manevi vesaitini.. kuvvetinin m ühim bir kısmını. nihayet bütün Rus­ ya M üslüm anlarını içine alacak boyutta bir Turan Sosyalist Cum huriyeti için Lenin ve Troçkiy’le anlaştığı. benim bütün Rusya Müslüman İşleri M erkezi Heyet İdaresinde âzâ ve B eynelm ilel Şark Tebligat ve Neşriyat Şubesinde reis o l­ m aklığım . Galiyev tezlerinden izler taşı­ 316 . sonra Türkistan’ı nihayet Azerbaycan’ı saymıştır.. daha sonra idil ve Ural çevresinde. Şamara.Teşkilâtım ız Rusya Komünist (Bolşevik) Fırkası’yla daha yakın m ünasebete girişm ekle beraber. ‘Tü r­ kiye Komünist Teşkilâtı Merkezi Heyetinin faaliyeti hakkında* Bakû Kongresinde verdiği ‘layihayı’ incelersek görüyoruz. Müslüman İşleri Komiserliği’nde.Peki Mustafa Suphi’nin o zamanki tavrı nedir? Bunu.

Sultan Galiyev’in fikrine göre.. Mustafa Suphi’nin kendisine şunları söylediğini Ati Fuat Paşa naklediyor: “. Mustafa Kemal’in ‘Anadolu yalnız kendisi için de­ ğil. bütün m azlum m illetler için savaşıyor’ ilkesi. Rus Bolşeviklerine karşı da aynı tutumda bulunmasıdır. Sultan Galiyev’in önce el üstünde tutu­ lurken. anti-em peryalist (yâni dışardaki sınıf savaşımı) savaşın kazanılması sapta­ masına dayanmaktadır. Şark’ı onun etinden kurtarm ak gerektiği' önkoşuluyla. m azlum milletlerin kurtarılması. anlayabildiklerim izi.maktadır. ‘em peryalizm e öldürücü dar­ beyi indirm ek için... bağım sızlığına kavuşturulm ası konusunda.. dünyanın bütün 317 . Fakat G aliyev’le Mustafa Kemal arasındaki asıl önemli ben­ zerlik..” Daha sonra Mustafa Kemal Paşa’nın ilkelerini anlam aya çalıştıklarını ilâve eden Mustafa Suphi “. Mustafa Suphi’nin Kemal Paşa’nın koşulları­ nı kabul etmekteki aşırı uysallığını açıklar. Mustafa Suphi’nin Anadolu’ya geçmek istediği sıralarda. ikisinin de em peryalizm e karşı mücadeleye öncelik ver­ mesi kadar. 2 Ocak 1921’de. Belki bu durum. Mustafa Suphi’nin Mustafa Kemal’e yazdığı mektuplarda da görm ek olasıdır. Üçün­ cü Enternasyonal kom ünizm in Tü rk iye dahilinde uygulanm a­ sını m utlaka kabul etm iş değildir. Galiyevciliğin gittikçe bir suçlanma konusu haline gelmesidir. Anadolu hareketinin sosyal bir ihtilâl olmaktan çok Tü rk m illetinin em peryalist düşm anlara karşı bağım sızlık ve hürriyetini kurtarmasından başka bir şey olma­ dığına kani b u lu n u yo ru z. Rusya’da Gaiiyev hareketinin eleştirilm eye başlamış ol­ ması. sonra M oskova’da kötü kişi olması. Ayrıca. genel siyaset bakım ından u y­ gun g ö rü yo ru z” diyor. Anadolu Hareketi’nin güçlendiği sı­ rada. Kars’ta.. Aynı fikri. Daha da ilginci. aynı temel saptamaya içerdeki sınıf savaşımından önce. Aksi halde Mustafa Kemal’in ona ‘amaç ve ilke yönünden bizim le tam a­ men birlik olan Tü rk iye İştirakiyyun Teşkilâtı.’ demesi düşü­ nülemezdi. Türkiye'nin sosyal kaderi kendisine bırakılmıştır.

asla ya ba n a eli ka­ rıştırm ayız.” Demek ki. bu bir oyun değildir. ancak ikinci Dünya Savaşı'ndan sonraki yıllarda olabilmiştir. Rusya’daki Türk halkının. Mustafa Kemal’in tutumu da bundan farksızdır. Kars’ta rastladığı Mustafa Suphi’ye. Dünyada­ ki ilerici hareketlerin bu aşamaya ulaşabilmesi. fakat kendi kafasına göre yapm asını arzuluyordu. ‘yabancı eli’ kavramına.mazlum milletlerine tanınan bağımsızlık ve özgürlük hakkın­ dan. Mustafa Kemal ona şunları demiştir: “ Bizi dünya tanımazsa. Fakat m em le­ kete yabancı eli sokm ayız. Tevfik Rüştü yola çıkarken. sosyalizm yapacaksa. Başka bir deyişle. Bunun en ilginç belirtilişi. Zira. kurulan yeni dünyada yerim izi alırız. daha pek çok bi­ linm eyeni aydınlatacaktır. “ Biz Ankara kom ünistiyiz” demesidir. kom ünistlerle birlik olur. 318 . kuşkusuz bunu Ruslarla iş­ birliği halinde. Mustafa Ke­ mal ilişkilerinin ayrıntılı olarak incelenmesi. Mustafa Suphi. hem Mustafa Kemal için. Sovyetler Birliği sınırları içinde Müslümanların ve Türklerin de yararlanm asını istemesi olmuştur. Moskova’ya delege giden Tevfik Rüştü’nün. ilginç bulm u­ yor musunuz? Herhalde Galiyev. Am a ne olursak biz oluruz. Görüşüm üzde sam im iyiz. ‘Rus Bolşevikleri’ de gi­ riyordu: Hem Galiyev için. kendi kaderini kendisinin tayin etme­ sini istiyor.

çeşitli yerlerde m eydana getirmiş oldukları toplumların bağımsız yaşam asını isteriz. bu bir hayaldir. Bütün İslâm toplumlarmın. Onunla büyük bir coşku ve mutluluk duyarız. İslâm dünyasının refah ve m utluluğu kendi refah ve m utluluğum uz gibi değerlidir. doğal olarak yeryüzündeki dindaşlarımızın mutlu ve refah içinde olmasını isteriz: Dindaşlarımızın. mantığa. Bilime. Fakat efendiler. bütün bu toplum ların bir imparatorluk halinde bir noktadan sevk ve yönetim ini düşünmek istiyorsak.” M u s ta f a Ke m a l Aralık 1921 . fene aykırı bir şeydir. Ve bu her gün apaçık ortadadır.Emperyalizme karşı Türk!Arap dayanışması “ Panislâm izm ’i ben şöyle anlıyorum : Bizim ulusum uz ve onu temsil eden hükümetimiz. Ve bütün onların da bizim m utluluğum uzla ilgili olduklarına tanığız.

güneydeki komşularım sevmiyorlar. Mısır ise (Sü­ veyş anlayın) İngiltere dominyonu sayılırdı. Yıllar sonra Paris’te Mısırlı El Barudi’yi tanıyorum. felaket! Önceden yaşanmış dört yüzyıl. Şu işe bak! Sonra sonra. Avrupa için o kadar parlak sayılmaz. Lawrence İngiliz altınlarını çöle dökmüş. 321 . yeni kuşaklar okumuyor! Biz ilkokuldayken Türkiye’nin güneyinde İngiliz mandası altındaki Irak ile Fransız mandası altındaki Suriye vardı.1 ‘MİSAK-I MİLLİ’MİZDE MUAYYEN VE MÜSBET HAT YO K TU R ’ Coğrafyayı. Çocuktuk bilemezdik. o da bana ‘Türklerin Araplara ve Müslümanlığa ihanet ettiklerinden’ dem vuruyor. pek pek on beş yıl önce. Arapla­ rı aleyhimize ayaklandırmış! Sonuç: Cumhuriyet’in son­ raki kuşakları. İngilizlerin emperyalist “ parçala ve egemen ol” ilkesinin bölgemize bir uygulanışı olduğunu anlıyoruz bunun. bu ülkelerin ülke­ mizle dolaysız ilişkileri olduğunu! Ortaklaşa tarihimizin yüzyıllarla ölçüldüğünü! Ortalıkta bir ‘Araplar bize iha­ net ettiler’ lâfı dolaşıyordu. Türkleri Araplara Arapları Türklere karşı kışkırtıyorlar. Mekke Şerifi başta olmak üzere. İki­ si birleşti mi. böylelikle bölgeyi denetimleri altında tutabiliyorlar.

yok muydu bu Lozan anlaşması? Hep bili­ yoruz ki. başından yanlış tutulmuş. O kadar ki. Birikim'1 1976 Ey­ in lül sayısında ‘Misak-ı Milli’nin Birinci Maddesi Üzeri­ ne’ başlıklı bir yazı yazmış. Türk sınırları içinde bulunması gerek­ tiğini. Belki duydunuz. İyi güzel ama kardeşim. bu ayrılık gayrılığı geleneksel bir politika biçimine dönüştürmüşlerdir. sonunda Hatay’ı ulusal sınırlar içerisine katmıştır. işin içine bol mik­ tarda ‘irtica edebiyatı’. bundan kim zarar görür? Herhalde Türkiye ile Arap komşuları değil. ‘Türkiye’nin güney sınırlarının ötesiyle ilgilen­ memesi gereğini koyduğu’ karıştırılarak. Rusya’nm 17 milyon.” Eh Müslümanlararası ilişki­ ler. İsrail’i övmekte oybirliği halindeydi. Fransızlara çatır çatır kabul ettirmiş. O bir şey değil. İsrail’in kuruluşu sıra­ sında Türk basını Arapları yermekte. eğer Hatay öncesi sınırları Misak-ı Milli’nin şaş­ maz sınır düzeni ise. Çoğu ‘Atatürkçülükleri’ gibi bu da hikâye! İş. Başka deyim­ le. Oysa ne duyarız. Mustafa Kemal H a­ tay sorununu ortaya attığı zaman yok muydu bu Misak-ı Milli. 322 . yeni Türkiye Misak-ı Milli sı­ nırları içindedir. emperyalist sömürgecilere karşı bir dayanışma ve di­ reniş doğrultusunda gelişirse. belki duymadınız. bu deyimin Türkiye için ke­ sin sayılabilecek bir smır düzeni getirmediğini ileri sür­ müştür. Atatürkçülüğün ve Misak-ı Milli’nin de. bu düzeni ‘bizzat’ bozmuştur. tarihçi Mete Tunçay. Edward Mead Earle’m o zamanlar için verdiği rakamlar şöyle: İngiltere’nin 85 milyon. sömürge imparatorluklarında adam akıllı bol Müslüman olması. bu sınırlar Lozan’da tescil edilmiştir fa­ lan filân. Fransa’nın 15 milyon Müslüman uyruğu vardı. Mustafa Kemal Paşa İskenderun Sancağı’nın Türk olduğunu. iyisi mi bun­ ları birbirine düşüreceksin! Düşürmüşlerdir.Bir korkulan da.

” Bu da iki.. Mete (Tunçay) haklt. birazdan göreceğiz. Yıl 1921. şimdi Fransa’da bulu­ nan Franklin Bouillon’a soruyorum. behemahal alınacaktır’ sözünü tekrarlamış değil midir? (. Onun üst tarafındaki yer inkısam tefrik etmez. yoktur. maddesi ‘bir Hatt-ı Mütareke tasavvur ediyor. Biraz daha sonra dediği de şu: Misak-ı Milli’mizde muayyen ve müsbet hat yoktur. Hatt-ı Mütareke nedir? Var mıdır böyle bir hat. O zamanki müza­ kerelerde Türk Murahhası baştan sona kadar ‘Antak­ ya İskenderun Türk’tür. dedikleri şunlar: “ . yok öyle bir düzen! Mustafa Kemal bu­ nu ağzıyla söylemiş. hatırlarına getiremeyecekleri kadar kuvvet­ li bir Türkiye vardır.Ama aslına bakarsanız. yok öy­ le bir kısıtlama. Milli Mücadele’nin başından itibaren güne­ yimizdeki ‘eski vilayetlerimiz’le ilgilenmiş.. Misak-ı Milli’nin 1. Sevres Sözleşmesi’nin kabul edilmemesi. Şimdi s î rasıyla bir göz atalım.” 323 . üstelik Musta­ fa Kemal. Hatt-ı Mütarekeyi hudud-u milli tasavvur ediyor. günlerden 27 Kasım.. Meclis’in gizli oturu­ munda Türk-Fransız İtilâfnamesi tartışılıyor. günlerden 16 Ekim.. bölgedeki durumun yeni­ den düzenlenişi sırasında başka düzeyde bir Türk/Arap işbirliğinin olanaklarını yoklamış! Evet öyle. Hatay soru­ nunu tartışırken söz ister istemez Ankara İtilâfnamesi’ne geliyor: Yusuf Kemal o günleri anlatırken diyor ki: O zaman zaruretler vardı. Meclis. Tartışma sı­ rasında Kemal Paşa söz almış. o zaruretlerdir ki bi­ ze bu fena hududu kabul ettirdi. bizim bu meselemizle meşgul olacak bütün milleder bilirler ki bugün karşılarında İtilâfname’nin akdi sırasındaki Tür­ kiye yoktur.” Bu bir. Kuvvet ve kudreti­ mizle tesbit edeceğimiz hat hatt-ı hudud olacaktır.) Yalnız Fransa değil. Yıl 1936.

karaciğerinden ağır hasta. size de anlatayım. fakat Türkiye arazisinin bir sömürge değil.. Sırası geldi. ama bu konu bir derya. Fransızca La Tribüne des Nations gaze­ tesinde çıkan bir yazıdan şu satırları tüyleriniz ürperme­ den okuyabilecek misiniz bakalım: Kemalistler kendi işlerine yabancıların müdahalesini katiyyen kabul etmiyorlar. Fransız Hükümeti’yle sürüp giden gö­ rüşmeler tıkanır gibi olunca. ölümü yakın Mustafa Kemal’in Hatay sorununu “ ken­ di usullerince çözmek için’ bulduğu çaredir. O Misak-ı Milli sını­ rıdır. (7 Aralık 1977) 2 ‘HATAY’A ÇETE REİSİ OLACAĞIM!’ 1936 kışında. kelimenin gerçek manası ile içinde yeni bir ulusun ye­ tişmeye başladığı bir yurt olduğunu anlayabilenlere el­ lerini uzatmaktan geri durmuyorlar. Mustafa Kemal 1937 kışında sorunu ‘si­ lâhlı eylem’ yoluyla çözmek zorunluluğu başgösterirse ne yapacağını Haşan Rıza Soyak’a şöyle anlatmıştır: İşi silâhlı bir hareketle halletmek zorunda kahr324 . Günü­ müzde. ötesi bizim ilgi ve ilişki alanımız olamaz dedikle­ ri Hatay için.. devlet ve iktidar nimetlerini tepip dava hizmetine koşuşunu yücelten delikanlılar çok ya.Böylece Misak-ı Mitli’nin güneyimizle ilgilenmemize ‘Atatürkçülük’ bakımından engel olup olmadığına göz atmış olduk.” Daha müthişi. Ben bunu okurken ne kadar heyecanlandığımı anlatamam. daha neler var söy­ lenecek. Ernesto Che Guevera’mn gerillacılığım. sık sık onlara anlatmışımdır.

sak. biraz da terli idi. hât­ tâ mebusluktan istifa edeceğim. doğ­ ruluğundan kuşkulanır. gene o dalgın hali ile döndü ve bir masaya oturdu. tutacağım yolu da çoktan kararlaştırmış bulunuyo­ rum..’” 325 . bildiğin gibi bunun her zaman imkânı ve çok emin yollan vardır. biliyor musun ki ben Cumhurbaşkanlığını bı­ rakıp Hatay’a çete reisi olacağım. sert rüzgânn karşısına göğsünü vermişti. Hadi onu da bir okuyun: “ . Üşütmesinden korktuğum için. soğuk alırsınız.” Bu gerçekte. 1937 yılında Ocak ayında İstanbul’a gelen Ata­ türk beni Park Otel’e çağırttı. az bulunur bir örnek sayabileceğimiz bu davra­ nış yalnız Haşan Rıza Soyak’ın anılarında olsaydı. 1937’de (hey Allahım. Bir şeyler söyleyeceğini bekliyordum ki dudaklarından şu cümle­ ler döküldü: ‘Paşa. içeri buyurun’ dediğim vakit. gittiğimde kendisini sıkın­ tılı bir halde buldum. sözde Misak-ı Miili’nin Türkiye’ye yasakladığı güney bölgelerde! Kemal Paşa’mn ‘silâhlı eylem’ ilkesini güzelce aydın­ latan. İç salona geçtik­ ten sonra balkona çıktı. Oradaki mücahitler­ le ve Anavatan’dan kaçıp bize katılacağına şüphe etme­ diğim kuvvetlerle meseleyi yerinde ve içten halletmeye çalışacağım. isterse Türkiye Hükümeti beni ve arkadaş­ larımı asi ilân eder ve hakkımızda takibat da yapar.. böyle bir durumda derhal Devlet Reisliği’nden. Fahrettin Paşa da (Altay) anılarında aynı konuya dokunuyor. elbette bir kulp takarlardı. ‘Hava çok sert. mutlaka kafasını kurcalayan bir şey vardı. Saçlan rüzgârdan uçuşuyor ve o dalgm dalgın Marmara’yı seyrediyordu. ölümünden bir yıl önce) onun 1919’a yeniden başlamaya hazır olduğu­ nun kanıtı değil midir? Üstelik nerede. serbest bir Türk vatan­ daşı olarak bu işte çalışan arkadaşlarla beraber Hatay topraklarına geçeceğim. Ama değil.

Ata­ türkçülüğe aykırı sayılır? O Atatürk ki. niyetinin bu olma­ dığım aslında taa 1919’da açıklamış zaten. onun bağımsızlığı için çarpışma­ yı planlayan çağdaş devrimci önderlerden. Zaten tatbi­ katı. güneyindeki emperyalizme kar­ şı direniş hareketlerine. onların bağımsızlık­ ları için Fransız emperyalizmi ve sömürgeciliğiyle sava­ şacakmış! Peki. Suriye ve Lübnan’a öyle kolay kolay istiklâl vereceklerinden emin değilim. (ona da ge­ leceğiz) bir kere de. öyle mi? Şimdi şu noktanın altım çizmek zorunlu: Kemal Paşa’nın tasar­ ladığı ‘gerilla eylemi’.Davranışın doğruluğu iyice belirdi. (Bunları Haşan Rıza Soyak’a söylemiştir.. şu gerçekliğini olaylar ‘teyit etmiş’ sözleriyle belirtiyor.” Efendim neymiş. Arap topraklarını işgale gitmiyor. birtakım yersiz bahanelerle üç sene sonraya talik et­ meleri (ertelemeleri) de buna delil telakki edilebilir. hem Irak. Bir şey daha söyleyelim: Ben bugünkü (1937) Fransız idarecilerinin. ey yıllardır Ata­ türkçü geçinen politikacı esnafı) biz hareketimizi onlara da teşmil ederek. Lüb­ nanlı ve Suriyeli Araplarla birlikte. daha 1919’da Türkiye’nin kurtuluşu­ nu örgütlerken. Bina­ enaleyh (buraya çok dikkat buyurun. destek ve dayanak olması.. yaygın bir kırsal gerilla savaşı örgütleyip. an326 .) " . hem Suriyeli Araplarla. bu eylem planının neyi eksik? Neden benim gençliğim Kemal Paşa’sınm bu yanım görmez de onu neredeyse bir put ha­ line indirgemiş olanların kendisine gösterdiklerine ina­ nır? Neden Türkiye’nin. M ustafa Kemal Paşa sadece Türk olduğunda ısrarlı olduğu Hatay’ı kurtarmakla kalma­ yacak. Amerikan emperyalizmine karşı Boliv­ ya halkını örgütleyip. kısa yoldan gerek Suriye ve gerek Lüb­ nan’ın özledikleri gerçek istiklâllerini temin edebiliriz. şaşmaz bir anti-emperyalist eylem­ dir.

o zamana değgin ne görmü­ şüm. Mustafa Kemal Paşa ile Emir Faysal arasında im­ zalanmış bir anlaşmanın ‘sureti’. Kemal Paşa Samsun’a 19 Mayıs’ta mı çıkıyor. sahte de olabilir. Balfour’un İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Curzon’a yazısı. o da Dışişleri Bakanı’na iletiyor. Mr. ne işitmişim: Paris Konferansı’nda İngiliz Başdelegesi olan Mr. bu belge dönüp dolaşıp Mr. Belge de belge ha! Her ne kadar gerçekliğinden kuşkulanıyorlarsa da. en iyisi siz bunu İstan­ bul’daki ve Kahire’deki ‘adamlarınıza’ incelettirin! Belgenin Fransızca kopyası kitaba alınmış. oturmuş ‘İngiliz belgelerinde Atatürk’ün birinci cildini karıştırıyorum. merak bu ya. içeriği ise. temaslar yapmıştır. Balfour diyor ki. Neye mi ilişkin. efendim bakın neye: Bogos Nubar Paşa. Onu da görüşelim. Tamam mı? (8 A ra lık 1977) 3 EMPERYALİZME KARŞI TÜRK-ARAP DAYANIŞMASI Epey oluyor. bel­ geler arasında bir belge ki. aa o ne. görmek lâzım. kendisi söylüyor. İngiliz gizli servislerine eline geçirdiği bir belgeyi vermiş. Emir Faysal’la Halep’te imzaladığı bil­ dirilen anlaşmanın tarihi 16 Haziran 1919. ellerin­ deki. Balfour’a ulaşmış. gerçek olabilir. Hadi birazını okuyalım: 327 . Ben uydurmuyorum. daha o tarihte Mustafa Kemal’in güneyde olup bitenle­ re o kadar da ‘bigâne olmadığını ayan beyan’ gösteriyor. Tarih 20 Ağustos 1919.ti-emperyalist mücadele için harekete geçmiş. bir kere şundan.

. Küçük Asya'nın önemli bölümlerini aralarında paylaş­ mak isterlerken. Arap Hükümeti’nin ku­ rulmasını resmen tanıyacağını kabul ediyor.. İngiliz servisleri haberi alınca etekleri tutuşmuş. vatam ve dini savun­ mak için kutsal savaş (cihad) ilân etmeye karar vermiş bulunuyoruz. Türk ve Arap hükü­ metleri arasında imzalanmış ve Kerek’te Mutasarrıf Esat Bey aracılığıyla teati edilmiş gizli anlaşmadır. birbirlerine karşılıklı olarak yardım etmeli. Türklerin bir­ lik ve özgürlüğünün tehlikede olduğu şu günlerde. Araplar da hutbelerde onun admı okutmayı. Türk ulusu ve soy­ lu Arap ulusu. anlaşmayı bü­ tün Araplar’a duyuracak vs. başlangıçta nelerin düşü­ nülmüş olduğunu göstermeye yetmiyor mu? Yetmesine yetiyor. aralarında mad­ di. bunu kaldırmayı. İslâm âleminde şu anda mevcut ayrılığı üzülerek saptamakta. Anado­ lu’daki Kuva-yı Milliye’ye yardım edecek. ” Hepsi uzunca. Her iki ulus da.. şu girişi bile. Anadolu’daki gibi ulusal ordular kuracak. Madde: 2) Arapların bağımsızlığının. Suriye’yi ve dolaylarım. Türk İmparatorluğu’nun ve Arabistan’ın yabancı güçlerce paylaşılmasını ve işgalini kabul edemezler. ya­ bancı devletler Irak’ı. çün­ 328 . Filistin’i.. manevi ve dini çıkarlarla bağlanmış iki ulusun işbir­ liğini sağlamayı kutsal bir görev bilmektedirler.“ 16 Haziran 1919’da Halep’te. dini ve vatani güçlerini birleştirerek savunmalı­ dırlar. Paris Barış Konferansı’nm bize ilişkin kararını verdiği günün ertesinde. Şerif Hüseyin Araplarâ bir bildiri yayımlaya­ cak. Madde: 3) Sözleşmenin tarafları. Madde: 1) Sözleşmenin tarafları. Kutsal savaşı başlat­ mak için. yine de öteki maddeleri özetlemekte yarar gö­ rüyorum: Osmanlı Hükümeti.

ilahi. Anlaşmanın sahte olması ihtimali v s. Milli Müdacele’nin ta başında Türki­ ye’nin. onun dayanağı ise İstanbul’daki bir Intelligence Service Subayı Hoyland’ın raporu. Bundan ‘Cum­ huriyet Hükümetleri ’nin alacakları bazı dersler olmama­ lı mı? Nasıl. bu arada Suriye ve Lübnan’ın da ‘istik­ lâlleri için beraberce mücadele etmek’ doğrultusunda­ ki arzusu birbirleriyle pekâlâ tutarlıdır. hem de hayli ayrıntılı olarak Millet Meclisi’nin 24 Nisan 1920 tarihli gizli oturumunda önemli bir ko­ nuşma ile açıklamış ve kanıtlamıştır.. o raporun özeti de şöyle: “ M. bağımsızlığını elde edecek Araplarla. Bu kopyanın bir ajan aracılığıyla Osmaniı Dahiliye Nezare­ ti arşivinden alındığı. Kemal Paşa ile Emir Faysal arasmda imzalandı­ ğı söylenen anlaşma örneğinin ilişikte sunulduğu.” Ne görülüyor. İstanbul’daki İngiliz Yüksek Komiser Ve­ kili Amiral Webb’in de Dışişleri’ne yazdığı belgelerde gö­ rülüyor. sahte olsa ne yazar? Mustafa Kemal Paşa bu türden temaslar yaptı­ ğını. ashmn Küçük Cemal Paşa tarafın­ dan İstanbul'a getirilip Padişah’a sunulduğu söylentisi.kü aynı haber. M ustafa Kemal’in Hatay so­ runundaki tavrı. Anlaşmanın bir başka kopyasının da Fransızlar hesabı­ na Topçuyan adındaki bir Ermeni tarafından satın alın­ dığı.. emperyalist saldırgana karşı bir güçbirliği ve dayanışma tavrında ol­ duğu değil mi? Bu tavırla. yabancı işgaline karşı direnmek konusunda Araplarla anlaşmaya varması için Mustafa Kemal’e Harbiye Nazın ve Hükümet tarafından yetki verildiği. Hadi onu da göz­ den geçirelim. anlaşma ya sahte idiyse mi. Söylendiğine göre. Bakalım Paşa’nın güney komşularımızla ilgili düşünceleri neymiş? (9 Aralık 1977) 329 .

em­ peryalistler İslâmeılık politikasından dehşetle ürktükle­ ri için (hâlâ ürkmüyorlar mı?) bunu ‘alenen ifade etme330 .. 4. Birleşim. Oturum gizli olarak geçmiş. bütün cihan ve Hıristiyan politikasının en şid­ detli hırslarla Haçlılar Savaşı (Ehl-i Salip Muharebesi) yapmasma karşı. 2. Elbette. (Bize) Dinsel bağlantıları olmakla ve ‘bu cihet­ le’ bütün İslâm âleminin bize yardımcı ve destekçi oldu­ ğunu zaten kabul ediyoruz. devletimizin geleceğiyle yakından olağanüstü ilgilidir. Mustafa Kemal Paşa iç ve dış olaylarla ilgili bilgi vermiş­ tir. Yer: Türkiye Büyük Millet Mec­ lisi. dehşetle ürktük­ leri İslâmeılık politikasmın da açıkça (alenen) ifadesin­ den mümkün olduğu kadar uzak durmaya kendimizi mecbur gördük. Ecnebilerin en çok korktukları. dışar­ dan dayanak noktası aramak gereğini düşünmüş. Mustafa Kemal Türkiye’ye kar­ şı bir ‘Haçlılar seferi’ düzenlendiği kanısındadır. Oturum. Fakat maddî ve manevi kuvvetler kar­ şısında. “İşte. İslâmlık âleminin kuv­ vetleri olmuştur. srnır dışından bize yarduncı olacak. İslâmlık âlemi birçok noktalardan ulu­ sumuzla. açıkça söylememekle beraber.” Açıkça görülen nedir. ‘se­ lâmet ve necat için’ tek kaynak. bi­ rer dayanak noktası oluşturacak kuvvetleri düşünmek zorunluluğu da olağandı. gerçekte bu da­ yanak noktasını aramaktan geri durmadık..4 ‘T Ü R K İY E -S U R İY E -IR A K FEDERASYONU’ DÜŞÜNCESİ (Tarih: 24 Nisan 1920. önce Arap ve İslâm âlemi karşısın­ daki genel yaklaşımım şöyle ortaya koyuyor: " .) M ustafa Kemal.

Buna göre çalıştılar.. içlerinden bazılarının ‘bağımsızlık da istemeyip’ Osmanlı’ya bağlı kalmak isteklerini ile­ ri sürdüklerini söyledikten sonra.. İngilizler. Ana­ dolu’nun güneyindeki ülkelere. onlarla temas soru­ nuna geçiyor.mekle beraber’ İslâm âleminden dayanak noktası ara­ maktan geri durmamıştır. yâni Arabistan. Emir Faysalla bağlantının nasıl doğduğunu an­ latıyor: “ . “ Fakat (Birinci) Dünya Savaşı’mn sonucunu gördük­ ten sonra. 1914 tarihinden evvel (bunlarla) aynı smır içinde bulunduğu­ muz zamanlarda hepimizce bilinir. Suriye halkı ve Irak halkı. ba­ ğımsız olmak amacını güderlerdi. Suriye’de İngiliz ve Fransız yönetim biçimi­ ne. Fransızlar kendileri­ nin hayali olan amaçlarını gerçekleştirecek diye onların eteklerine sarıldılar. İslâm âleminden özel bir kesime. Biz.. Kemal Paşa bakın bu ko­ nuda neler söylüyor: " .” M ustafa Kemal. ne yazık ki (o sıra­ da) hepimizi birden yok etmeyi kafasına koymuş düş­ manlarla işbirliği ettiler. Bunun aksini iddia edecek olanın alnını karışlarım. bu bölgedeki Müslümanlar (ehl-i İslâm) pek büyük bir yanılgıya düştüklerini anladılar ve bundan sonra bir kısmı kendi içlerinde bağımsız olmak. Şimdi gelelim. Intelligence Service yazışmalarına neden olan. fakat yine ‘bir su­ ret ve şekilde’ Osmanlı topluluğu içinde bulunmak ci­ hetini düşündüler. Fakat sonucu alabilmek için kendi kuvvetlerine dayan­ manın yetersiz olduğunu gördüler. bir parçası olmaktan bunlar çok yakınır.. an­ cak bu akımların gerçek doğrucusu olan uluslar aracı­ 331 . açık ve resmi bir yetki taşımadığımız için. Osmanlı Devleti’nin bir organı. o aşağılayıcı yönetim biçimine hedef olduktan son­ ra.

Resmi kanallarla bu başvurmanın bizce kabul edilen noktala­ rım açıklamak isterim. Fakat bizim Suriye’de İslâm­ lık amacı ile bağlantı ve ilişkilerimiz. Dedik ki: kuvvet oluşturacağından. örgütlenmeye (taazzuv) orada bir saltanat tesisiyle uğraşan Emir Faysal’ı idare eden Fransızların dikkatini çekti.lığıyla temas etmiş oluruz. İslâm âleminin manen olduğu gibi maddeten de bağlaşık ve birleşik olmasını. Herhalde Suriyeliler. tarih böyle söylüyor. Peki ya Irak? (10 Aralık 1977) 332 . hât. Bizimle uyuşma ya da bağlaşmanın üstünde bir biçim­ de. Fransızlar­ la veyahut herhangi bir ecnebi devlet ile ilişkinin ken­ dileri bakımından sonunda tutsaklık (esaret) olacağına inandılar ve bundan bize başvurdular. sonunda Emir Faysal özel delegelerini bizimle temasa geçirdi. Çoğunun işine gelmeyecek ama. bizim karşılık olarak gösterdiğimiz şekil şundan ibaretti. Ve bunun içindir ki bizim kendi sınırlarımız içinde bağımsız olduğumuz gi bi Suriyeliler de sınırlan içinde ve bağımsız olabilirler. Mustafa Kemal iddia edildiği gibi gü­ neyimizdeki halk ve ülkelerle bağlantısını kesmek şöy­ le dursun. onların da kendi kurtuluşlarım sağlamasını.’” Demek neymiş. kuşkusuz memnunlukla karşılarız.tâ onlarla Türkiye arasında federatif ya da konfede­ ratif ilişkiler bulunmasını ileri sürmüş. ki federatif ya da konfederatif denilen biçimlerden birisiyle bağlantı kurabiliriz.

tamamlanmamış Bağdat hattının M ezopotam ya’da ulaşmış olduğu son noktası Samara’yı ele geçirince şüp­ heler daha da arttı. İlk önce su bas­ kınları. hiç de gidici olmadıklarını belli edi­ yorlar. bataklıkları kurutmak ve sulama te­ sisleri yapmak için bir Su İşleri Dairesi kuruldu. Zira­ at Dairesi sulanan toprakların ekilmesi ve özellikle İn­ giliz emperyalizmi için çok şey ifade eden pamuğu yetiş­ tirmek amacıyla araştırmalara başladı. Zaten Iraklı Arapları da ‘Osmanh’dan kurtarmak’ için kışkırtmış. zaferi pekiştir­ mek ve sürekli bir işgalin temelini atabilmek için yüzler­ ce Ingiliz memuru Bağdat’a akın etti.. KEMAL’İN ARAP POLİTİKASI EMPERYALİZME KARŞIDIR Irak’ı Türkiye’den koparmak için İngilizlerin yapmadı­ ğı kalmamış! Hanginiz. İngilizler bölgeye yerleşir yerleşmez. şüphelerin yerini tam bir panik alabilirdi. Birin­ ci Dünya Savaşı’nın sonu. Aslında bunun daha 1917 Şubatı’nda bazı belir­ tileri var.5 M. savaşın son yıllarında Türkler aleyhine çevirmiş değiller midir? Gel gör ki. bunun çeşitli kanıtları­ nı bulursunuz. planlarını tam anlamıyla gerçekleştirmelerine en elverişli ortamı hazırlamış olu­ yor. Bu hattın 333 . 24 Nisan 1917’de General Sir Stanley Maude.. Almanlar. Bağdat ile Bas­ ra arasında hemen bir demiryolu döşendi. Sırası geldikçe ben de söylüyorum. İngilizlerin Mezopotam­ ya’daki ilerlemesinin anlamını kavrayabilmiş olsalardı. kuraklık. Çünkü Gene­ ral M aude’un ordusunun arkasından. geçen yüzyılın sonlarına ilişkin hangi tarih kitabına el atsanız. Edward Mead Earle’ın ilginç kitabında şöyle belirtilmiş: “ .

Suriye ve Irak’taki milli faali­ yetlerle onlar yüzünden. “ Bugün dahi. Müslüman halkın gönlünü fena halde kırmıştı. Fakat biz onlara karşı Suriyelilere söy­ lediğimiz görüşü söylemekten başka bir şey yapmadık. aynı gizli oturumda di­ yor ki: “ . Kemal Paşa kesinlikle emperyalizme karşı bir tutum i. Ondan sonra birleşmemiz için hiçbir engel kal­ maz.çin334 .. Irak konusunda da. Eğer bundan son­ ra gereği yapılırsa bunlardan fazlasıyla yararlanmak mümkündür. dış görünüşü ne olursa olsun. bize karşı kullandıkları kuvvet­ leri azaltmaya mecbur olmuşlardır. Irak’a gelince.1919’da tamamlanması ile İstanbul Basra’ya bağlanmış oldu. Fakat bunu..) vaka olarak birçok hadiseler meydana çıktı.” Suriye konusunda olduğu gibi..” Buna İraklıların tepkisi. Mustafa Kemal Paşa’dan dinleyelim.. kendi güçlerinizle. Bugün bile. Bağdat’ta vesair birçok yer­ lerde (. genel olarak Osmânlı memleketinin bir parçası ol­ mayı kabul ettiler. kendi var­ lığınızla bağımsızlığınızı sağlamaya çalışınız.. daha dün karŞı çıktıkları Osmanlılarla temasa geçmek şeklinde oluyor. Bütün belirtiler İngilizlerin Mezopotamya’da kal­ maya azmetmiş olduklarım gösteriyordu. gerek İraklıların ve gerek Suriyelilerin. bu iki bölgedeki dindaş­ larımızın kalpleri bizimle beraberdir.. bizi yok et­ meye çalışan düşmanlar. “ Ve Musul dolaylarında. Biz de. (Onlara dedik ki): Kendi dahilinizde. her şeyden önce bağımsızlığımızın sağlanmasına çalışı­ yoruz. dış görünüşü ne olursa olsun. Aynı Meclis toplantısında. Irak’ta İngilizlerin yaptıkları işlem­ ler. Biz kendileriyle temas aramadan evvel onlar bizimle temas aradı.

yardım­ laşma ve dayanışma fikrindedir. ‘ecnebi işgaline karşı’ savaşlarının. onun bölgedeki zuhurat ajanı İsrail’i ya da Ürdün gibi. “resmen ve alenen” emperyalizmi. Suudi Arabistan gibi oldum olası ajan devlet sayılabilecek ül­ keleri desteklemişlerdir. . bu­ na Atatürkçülük derler. o zaman da Mustafa Ke­ mal Paşa’nm Hatay sorunu dolayısıyla.. Hatay dolayısıyla Fransız emperyalizmine kar­ şı pekâlâ verebileceğini belli etmiştir. Bu iktidarlar. Utanmadan. bu ülkelerin tam bağımsızlıklarına kavuşması için. Ortadoğu’da emperyalizme karşı ulusal kurtuluş hare­ ketlerini değil. “ Hain” Sedat’a ‘yağcılık etmeyi’ de öyle sanmıyor­ lar ir»? (11 Aralık 1977) 335 ... hepimizin gözünün içine baka baka da. İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana sürdürdükleri Arap politikasını anla­ maya ve benimsemeye olanak yoktur.dedir. ar­ lanmadan. ‘fe­ derasyon ya da konfederasyon biçiminde’. Suriye ve Irak Fransız ve İngi­ liz mandası altında kalıyorlar. Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Onun ‘Atatürkçü’ ol­ duğunu iddia eden hükümetlerinin. bu marifetlerine tüy dikmişlerdir. Mustafa Kemal 1937’de.. bağımsızlıklar elde edildikten sonra ise. emperyalizme karşı verecekleri savaşta nasıl bir sorumluluk yüklenmeye ha­ zır olduğunu da biliyoruz. ulusal kurtuluşlar sağ­ landıktan. Türkiye bağım­ sızlığını elde ediyor ama. Daha başında bu ülkelerin ulusal varlıklarını ta­ nıyor. birleşme­ miz için hiçbir engel kalmaz.’ Sonraları. Cezayir’in aleyhinde oy vererek de. Che Guevera’nın Bolivya’nın bağımsızlığı için Amerikan emperyalizmine karşı ver­ meye hazırlandığı savaşın bir benzerini. Türkiye’nin yürüttüğü savaşla özdeşleştiğini kabul ediyor. Hal böyleyken.

hiç unutmuyorum. güncelliğini hiç kaybetmemiş bir yazı. önceleri onun kuşkuy­ la karşıladığı. dilimizi çoğumuzdan iyi konuşan bu yaman İngiliz’le iç politikadan da konu­ şurduk. “Yıllardır Türkiye’de bulunan. imza fakirin. ayrı ve değişik doğrultuda gelişen yo­ rumlarım onu özellikle ilgilendiriyor sanıyordum. 1965’ten bıı yana yazıyorum. dedi ki bana: ‘— Arap politikası üzerinde niye ısrar ediyorsunuz? Türkiye ile Arap ülkeleri arasında ne gibi bir yakınlaş­ ma olabilir? (O günlerde ısrarla bunu yazıyordum ben. onlara dayanarak. çıktığı gazete Yeni Ulus. üstelik bu ilişkiler sayesinde petrole muhtaç Batı’yla Ortadoğu arasında çok önemli bir rol oynaya­ bileceğimizi!) “ Gerçi o gün nasıl bir yakınlaşma olabileceğini Mis336 . mutlaka bana da uğrardı. dış politikadan da! Benim. yayımlandığı tarih 13 Şu­ bat 1975.6 HANİDİR ISRAR E D İYO R U M Ben size bir şey diyeyim mi. iki yıl önce yazılmış. “ Mister Hyde ne zaman İzmir’e gelse. bölgede ekonomik yöriden de siyasal yönden de. “ Bir keresinde. pek de basında çı­ kanlara uymayan. Şu de­ diklerimi düşünerek. benim Arap çorap diye tut­ turuşum yeni değil. Başlığı “ Sıra Suriye ve Cezayir’de” . gerçekleştiğini biraz da şaşırarak gördü­ ğü Şeylerdi. Niyetim size bu ısrarın kanıtını gösteren bir belge vermek. güçlü olabilmemiz için^cıddi ve yakın ilişkilere girmemiz ge­ rektiğini. c h p içinde Ecevit’in duru­ ma egemen olacağında diretmem. 12 Mart’m en ‘dehşetengiz’ günlerinde bu işin yürümeyece­ ğini yazmam ve söylemem.

Hiç değilse bunun yakın bir gelecekte gerçekleşebilece­ ğinden umutlu değildi. ötesine de geçilmelidir. Bu durumun Ame­ rikalıları irkiltme derecesi o kadar yüksektir ki solu­ muzdaki düşmanla yetinmemişler. yalnız yazdıklarım doğrultusunda bazı şeyler söylediği­ mi. zira bu ülkeler­ le yakınlığımız bizim üçüncü dünyadaki yerimizi çok daha sağlamlaştıracak. bunun da. Besbelli içinden Türkiye’nin Güney’de etki ve nüfuz sahibi olabileceğine olasılık tanımıyordu. Irak ve Libya’dan sonra. şimdi özellikle Suriye ve Cezayir ile ilişkilerimizi daha mükemmel bir düzeye getirmek zorundayız.ter Hyde’a nasıl açıkladığımı bugün hatırlamıyorum. bugün Müslüman Arap dün­ yasından iki petrolcü Arap ülkesiyle ilişkileri son dere­ ce iyidir. CEN To’ d a n müttefikimiz İran Doğu’dan bizi teh­ dit ediyor. sağımızdan bizi teh­ dit edecek bir başka ülke yaratabilmek için c e n t o müt­ tefikimiz İran’ı usturuplamışlardır. Buna Pakistan’la olan iyi ilişkileri de katılma­ lıdır. o düzeye getirmeli. Suriye ile de Cezayir ile de belirli bir Uyuşmazlığımız yoktur ama.) Bunlar beyhude çabalar! “Türkiye Müslüman ve Arap ülkeleriyle dostluğunu geliştirmelidir. Geliştirecektir. Hâttâ Afganistan’la olanlar da. “ Şu günlerde Mister Hyde da beni hatırlasa gerektir. henüz ilişkilerimiz Irak ve Libya düzeyinde değildir. “ Ortadoğu’da o son derece ilginç jeopolitik ve stra­ tejik yerindeki Türkiye’nin. (Emperyalizm itti­ faklarının nasıl aleyhimize çalıştığına daha sağlam ka­ nıt mı istersiniz: NATo’ d a n müttefikimiz Yunanistan Batı’dan. emperyalizme karşı ilk kurtuluş savaşını vermiş ülke olmak saygınlığımızın nihayet ye­ rini bulmasına yol açacaktır. 337 . gerçekte duygu ve izlenimlerini hiç bel­ li etmeyen dostum Mister Hyde’m pek hoşuna gitmedi­ ğini sanıyorum.

Araplar arası uyuşmazlıklarda yokuz. bir dereceye kadar Su­ riye. Fakat ‘Amerikan Mühipleri’nin gerekçesi. Bunun birinci aşamasında Suriye ve Cezayir’le yakınlaşmamız başlıca koşuldur. nasıl diyorlar. Amerikan üslerinin ve dinleme sis­ temlerinin yurtdışına sepetlenmesi hem gereklidir hem yararlıdır. Bir bakıyorsunuz.“ Bunun için de Amerika ile ilişkilerimizin yeniden gözden geçirilmesi. vs. şu ara. biz onun casusluk araçlarım top­ rağımızda barındırıp. minarenin kı­ lıfım hazırlamak için de. İsrail’e doğru it­ mekte kullanıyor. yeni bir savunma ve dış politika düzenle­ mesine geçmeliyiz. fikrim değiş­ medi. sevsinler! (12 Aralık 1977) 338 . ‘Sistem’ bunun farkındadır. aramızda hiçbir sorun ol­ mayan Ruslarla tatsızlık çıkaramayız. Libya. asıl o tar­ tışmaya değer. Dışişleri Bakam ol­ madık bir zamanda Kahire’ye damlamış. çevirdikleri ve çevirmeye kalkışacakları entrikalara ku­ lak asmayıp. Irak. Gerçek Müdafaa-i Hukuk çizgisinin Türkiye’nin Araplarla yakınlaşmasını. üstelik aralarından emperya­ lizme karşı olanlarını seçmesini gerektirdiği kanısında­ yım: Cezayir. önceden iki başbakan yar­ dımcısını Irak ile Libya’ya uğurlamışız. Yurtiçinde telâ­ şa düşmüş ‘Amerikan Mühipleri’nin lâf kalabalığına. ne formül değil mi. Filistin. Araplarla birliğiz ama. “ Buna ne buyrulur Mister Hyde?” O günden bugüne epeyce zaman geçti. gücünü bizi ‘emper­ yalist sistemin’ uşağı Arap ülkelerine. Elin oğlu bize peşin paraya bile silâh satma­ mak için karar alırken.

elde edemediklerine karşı oy­ nayıp. “ efendim. ama yine de. bu gerekçenin geçersizliğini anlatayım di­ yordum. biz Araplardan yanaymışız da. buna d a!” Bu düşünce yanlış. ucundan tuttun mu her şeyi şıp diye çözeceksin. ya­ pılan işin sevimsizliğini gizlemek amacıyla bir gerekçe uydurdular.7 M U S TA FA K E M A L’İN DIŞ P O L İTİK A S IN I O N L A R İZLİYO R Allah razı olsun Mister Vance’den! Vance dediysem.. biz ona da selâm çakarız. tam bu sırada Mister Vance’ın gezisi imdada yetişmez mi. Birleşik Amerika’nın Dışişleri Bakanı! Peki bana ettiği iyilik nedir ki. neden. ‘Batılı ülkelerin’ çıkarlarına göre elde ettikleri Arap liderlerini. al sana elle tutulur. Bizimkilerin gerekçesi ne. üstelik teh­ likeli.. Araplar arası uyuşmazlıklarda taraf de­ ğilmişiz! Bu gerekçenin altında ne yatıyor? Sedat’ın İs­ rail gösterisinden sonra. Bizimki­ ler Dışişleri Bakam’mn Kahire’ye gidişinden sonra. Ayıp ayıp! Yahu dünya âlem bilmiyor mu. ya da çekememezlik yüzünden birbiriyle atışır ‘geri ülkeler’ görüntüsüne itiyor. Mister Vance cenapları. emperyalizmlerin cirit attıkları bir bölge olduğunu. Sedat’ın gezisinden son­ ra Ortadoğu’da ‘bir cevelana’ karar verip. zira bölgeye emperyalist sızmayı örtbas ediyor: Arapları geçimsizlik. bölgedeki stratejik ve ekonomik çıkarlarım ko­ ruduklarım? Biliyor elbet. bugüne bugün adam. ‘barışı gerçek339 . . Mısır’la öteki Arap ülkeleri arasındaki çatışma bizi ırgalamaz.. ona dua ediyorum? Anlatayım. Ortadoğu'nun taa Osmanlı’dan bu yana. sı­ radan Amerikalı belleme arkadaş. yalnız yanlış değil. çünkü Arap­ lar arası uyuşmazlıktır.. somut bir olay.

1920’lerde takınmış oluyor. El Bekr’in. Peki kardeşim. Fransa’nın Lübnan ve Suriye’ye ‘istiklâllerini kolay kolay vermeyeceğini’ söyleyip.leştirmek’ girişimine yönelmeseydi. ama em­ peryalizme karşılığı. uyuşmazlık Araplar arası olsa. Suudi Arabistan. d Arap ülkelerinin emperyalizme karşı kurtuluş savaş­ larını kazanıp bağımsız olmalarından sonra. Türki­ ye’nin onlarla işbirliğini bir federasyon. Lübnan gibi ülkeleri. Khaddafi’nin Bumedyen’in bugün takındıkla­ rı tavrı o daha 1930’larda. uyuşmazlığın Araplar arasında mı. emperyalist sistemle onun denetimine girmemekte direten radikal Arap ülkeleri arasındadır. Bu dediklerimin itiraz kaldırır tarafı yoktur. Sedat’ı desteklemek için yapıyor bu geziyi. Ürdün. Arapları desteklediği kesin! ja/ H a­ tay sorunu döneminde. bir konfederas­ yon örgütlenmesi derecesinde ileri bir yakınlık olarak düşünüyor. bu ülkelerde Araplarla birlikte anti-emperyalist kurtuluş savaşı örgütlemeyi tasarlıyor. M is­ ter Vance cenaplarının zahmetine ne gerek var? Uyuşmazlık Araplar arası filân değildir. bu arada nereleri ziyaret ediyor. TRT’nin yalancı­ sıyım. Arap­ ların İngiliz ve Fransız emperyalistlerine karşı müca­ delesini destekliyor. Mister Vance. Başka bir deyişle. Şimdi gelelim Kemal Paşa’nın Arap politikasına! Üç noktada özetleyebiliriz sanıyorum: a/ M ustafa Kemal. Milli Mücadele’nin başladığı sıralarda. em­ peryalizmin oldum olası denetim altında tuttuğu yerle­ ri. ama besbelli Türkiye’nin içinde bulunduğu koşullardan kendi kurtuluşlarını kendileri­ nin sağlamasını istiyor (zaten olağanı budur). 340 . Başka bir deyişle. herhalde Türkiye’nin gücünü de hesaba kattığından. yoksa başka taraflar arasında mı oldu­ ğunu bu derece somut gösteremezdim.

O zaman denilecek şudur: Eğer iktidar­ dakiler gerçekten dedikleri kadar Atatürkçü idiyseler. emperyalistlerden yana olan Kuva-yı İnzibatiye’de değil. Şimdi en azından. Dışişleri Bakam’mn gidip'Sedat’ın Mısır’ı ile bilmem ne anlaşması imzala­ masını. emperyalizmin kışkırttığı bir uyuşmazlıktır. bugün Arapları birbirine düşüren de emperyalizmdir. bize has ‘Atatürkçü dış politika’ diye yutturma­ ya kalkmamalıydılar! Yutturamazlar ki! Açık açık ortada: Ortadoğu’da Araplar arası gibi görünen uyuşmazlık. yıllardan beri Nuri Esseyit’i değil Albay N âsır’ı tutma­ lıydılar (hadi onu yapmadılar ağızlarına yüzlerine bulaş­ tırdılar diyelim). Libya’nın. Anzavur’u ve adamlarım gönderenler kimlerdi. şöyle bir bakarsan. Kuva-yı Milliye’de ise. Irak’ın. Cezayir’in bulunduğu taraf­ tadır. Fransızlara karşı savaşan Cezayirli şehitlerin cep­ lerinden çıkan M ustafa Kemal resimlerinden beri bili­ yoruz. bunu. Türkler arasında gibi görünen uyuş­ mazlığın ardında kimler bulunuyordu? Nasıl o tarihte Türkleri birbirine düşüren emperyalizm idiyse. bugün de gerçek ve hak. Sedat’ın ve Mısır’ın bulunduğu taraf­ ta değil. Irak gibi Arap ülkelerinin çizgisini korumalı. Bir düşünseler ya. Çünkü Kemal Paşa’nın dış politikasını onlar izliyor. Nasıl o tarihte gerçek ve hak.Burada Kemai Paşa’nın ağzından. Türkiye’ye her sıkış­ tığı anda en büyük ilgiyi gösteren Libya gibi. (13 A ra lık 1977) 341 . Kuva-yı Milliye’ye karşı ‘Halifenin ordusu’ diye Kuva-yı Inzibatiye’yi. Acaba Dışişleri Bakam da biliyor muydu? Çok merak ediyorum. kendi sözleriyle ele aldık. tartıştık.

. Ha­ di bunlardan bir örnek aktaralım: Kahire’de bulunan İngiltere Siyasi temsilcisi Miralay Meinertzhagen. Din­ daş gibi yaşayalım.. Bu çağrıyı dinlemez­ seniz pişman olacaksınız. Dinimizin imansız düşmanlarının vaadlerine güvenmeyiniz!” Bildiride ayrıca Konya’nın ve Bursa’nın düşmandan tem iz­ lendiği ileri sürülmekte. aramıza sokulan ve bizi ayırmış olan fitneye. İngiliz gizli servisleri­ nin Arap ülkelerinden verdikleri raporlarda da gözüküyor. Bu raporda.. şu sözleri içer­ mektedir: ". bildiri 'Mustafa Ke­ mal’in Suriyelilere hitabı’ başlığını taşımakta. şöyle denil­ mektedir: ". ‘Türk milliyetçilerinin Suriye’de faali­ yet halinde olduğuna’ işaret edilmekte. Hakka inanan mücahitler yakında Arap dindaşlarının misafiri olacak ve düşmanı dört bir yana dağıtacaklardır. İngiltere Dışişleri Bakanlığı’na verdiği bir raporda. ‘milliyetçi Arap grupla­ 342 . Bütün anlaşmazlıkları ortadan kaldırmalıyız. Bu rapora göre.N. İstibdadın ve düşmanlarının kötü niyetleri eline düş­ müş kederli bir milletin sesine kulak verin. Clayton’dan gelen ilginç bir rapor var. Bir dindaşınız olarak. İngiliz Ortadoğu İstihbaratının başı olan Miralay Meinertzhagen’e. nifaka kulak vermemenizi rica etmekteyim. Düşmanlarımız kahrolsun!” Bu kadarla kalmıyor. daha önce dağıtılmış olan bildiri söz konusu edildikten sonra. Ve silâhlarımızı memleketimizi böl­ mek isteyen düzenbazlara çevirmeliyiz. Mustafa Kemal Paşa’nın ‘em perya­ lizme karşı’ Araplarla işbirliği araması. 1919 Kasımı’nın sonlarına doğfu Suriye’de bulunan ajanı Binbaşı J. Konya’nın ele geçirilmesiyle de düş­ man ulaştırma hatlarının kesilmiş olduğu belirtilip. 9 Ekim 1919’da Halep’te Tü rk­ lerle Arapları ingilizlere karşı birleşmeye çağıran bildiriler da­ ğıtıldığını haber veriyor.M ERAKLISI İÇİN NOTLAR Milli Mücadele sırasında..

N.) Halep’teki M üslüm an çoğunluk ve Şam Vitayeti'nde çok sayıda M üslüman Arap. m erhametsizce öldürülecektir. Ne diyordu hatırlasam za:".. yalnız t b m m gizli oturum undaki konuşmasında değindiği gibi. Görüştüğüm çeşitli eşraf ve ileri gelenler. Clayton.. halifelik hakkım ızdır. kartlarını açık değil gizli oynamıştır. istenm eyen bir Avrupa devletinin maridat’sı altında kalmaktansa. Tü rk faktörünün hâkim olduğu Halep’te de durum aynıdır.) Son zam anlarda dönmekte olan savaş tutsaklarının büyük bir kıs­ mı da Tü rk taraftarıdır. 7) G ayelerim ize karşı cephe alan M üslüman ve H ıristi­ yan kim olursa olsun. 10) Üç yü z bin Erm eniVe hak tanıyan­ lar. 4) M illetim izin ya ­ bancıların eline düşm em esi için. bütün orta ve altsınıfların Tü rk taraftan olduklarını beyan etmişlerdir. (.. her zaman gereken önem i verm iş. Hayata kıym et verm eden haklarım ızı savunacağız. Erzurum ’dan İzm ir’e kadar bu dava uğ­ runda silâha sarılmıştır..N. silâ hım ız ada­ lettir. Ecne- 343 .. 2) Ü lke­ m izde yabancı bir hüküm et istem iyoruz. 5) W ilson prensiplerine rağm en Tü rk iye ’ye ait bölgeleri birleştirm ek istiyoruz. 8) Padi­ şahım ızı seven M üslüm anlar. (.rının da. Batı’nın sorun karşısındaki ‘hassasiyetini’ bildiğinden. Tü rk em elle­ rine ya kın lık duym aktadırlar ve sevilm eyen. fikrimce. Clayton’ın raporun­ da zikrettiği ikinci bildiri şöyledir: “ı) Yabancılarla bir harbe tutuşm ak istem iyoruz. Tü rk iye ile birleşm eyi tercih etm ektedirler. 9) M ille­ tim iz doğudan batıya. on altı milyon T ü rk ’e hak tanım am ışlardır. em peryalizm e karşı İslâm daya­ nışması faktörüne. Mustafa Kemal’e sempati duyduklarına’ değinilm ek­ tedir.” Mustafa Kemal. 3) Din ayrım ı gö ze t­ m eksizin halka gü ve n lik vaadediyoruz...” Binbaşı J. ölünceye kadar m illetim izin haklarını (Müdafaa-i Hukuk) müdafaa edeceğiz. Arap çevrelerinin duygularını da ş ö y­ le aktarıyor: “. İngiliz İstihbarat Subayı Binbaşı J.. 6) Herkes işi gücü ile m eşgul olsun.

Mustafa Kemal Paşa. zannımca her ikisinin de Alman istihbarat servislerince O s ­ manlI Teşkilât-ı Mahsusası’na. der ki: Üzerinde durul­ ması gereken. Mustafa Kemal’in Türk ve İslâm dayanışm asını red­ dettiği iddiası başka! Mustafa Kemal’in reddettiği.. aynı şeyi tavsiye eder. Türkistan. ‘âlem-i İslâmî’ ayağa kaldı­ racağını bildiren Enver Paşa’ya.. Panislâmizmin meydana vurulmasından çekinmek icabedeceği hususudur.” Mustafa Kemal’in tavrı. A Ekim 1920 tarihinde ya zd ı­ ğı mektupta. Rusları şüphe ve endişeye sevketmemesi için. İslâmlık davalarını hoş görm eyeceğini kestiriyor. aksi halde Bakû Kongresi’ne gönderdiği murahhaslara “. İdari devrim i yaptık. Afganistan. Ruslara da karşı: Onların da Türklük. Acemistan gibi. nereden gelirse gelsin ‘yabancı nüfuzu’. ‘yabancının’ kendisi. ikisine de yandaş sayılam azdı. demek sadece Batılılara karşı değil. açıkça (alenen) ifadesinden mümkün olduğu kadar uzak durmaya kendimizi mecbur gördük. y u ­ karda değindiğim üzere. Kaldı ki. Bu başka.bilerin en çok korktukları. Doğ­ rudur. Türklük ve İslâmlık davalarım ‘alenen’ or­ taya koyduktan sonra uğradıkları âkıbet ne kadar haklı olduğu­ nu gösterir. öbürü Rusya’yı sarsmak için telkin edilmiş. sosyal dev­ rim de töre ve dinim iz itibariyle elverişlidir. M oskova’dan bir m ektup yazarak. ‘fırıldaklar1olduğunu saptamıştı. Dikkat isterim. ‘yabancı ideolo­ jisi* değil. henüz rüşeym (tohum) halinde bulunan mesai ve icrââtın ve bu hususta ittihaz edilecek emellerin ve maksatların." Nitekim. biri İngiltere’yi. Enver Paşa’nın -k i kom ünizm i benim­ semiş görünüyordu-. yaptığı devrimin ‘Fransız devrimin- 344 . çünkü em peryalist AvrupalIlarla ve İstanbul hükü­ m etiyle savaş halindeyiz" talimatını verm ezdi. dehşetle ürktükleri İslamcılık po­ litikasının da. Burada birisi onun ‘Panislâmizm ve Panturanizm cereyanlarına’ karşı söylediği ünlü cümleyi hatırlatabilir. ancak daha vak­ ti değildir. Peki haksız mı çıkmıştır? Sultan Galiyev’in -k i kom ünistti-. İslâm memleketlerinde.

345 . dem okra­ si dediğim iz düzen de ona dayanır. böylelikle ‘yabancı bir ide­ olojiyi Türkiye koşullarına uyguladığını’ belirtmiştir. Fransız devrim i burjuva ideolojisinin kaynağıdır.den’ esinlendiğini ağzıyla söylemiş. Malûm ya.

. Sultanlarla. Meclislerle yönetilen memleketlerde de. Bu.." M u s t a f a Ke m a l Ekim 1927 . ulus için en büyük tehlike. ya Damat Ferit ". sultanların ve halifelerin düşm anlar tarafından satın alınmalarıdır.‘Batı3ya Enver Arar. çoktuk. en yıkıcı yan. Millet Meclisleri’ne kadar girm ek yolunu bulabilen vatansızların varlığı tarihin bu yoldaki örnekleriyle bellidir. halifelerle yönetilm iş ve yönetilen memleketlerde. kolaylıkla sağlanabilmiştir. vatan için. bazı m illetvekillerimizin ecnebi nam ve hesabına çalınmış ve satın alınmış olmalarıdır.

met­ ropole karşı kışkırtabilmesi olasılığı her zaman vardır.1 TÜRK’LE ARAP’I İNGİLİZ DÜŞMAN ETTİ Cumhuriyet eğitim ve öğretimi. hele Tanzimat pa­ dişahları. Batılıların da. Ondan önce. tarih dersi mi yapıyoruz? Yooo.. buysa her zaman o ülkelerden alınacak hammadde ve o ülkelere satılacak mamuller için bir tehlike dernektir. dene­ timleri altında olmayan bir halifeliğin. ‘halifeliğe’ biraz da siyasal bir içerik katarak. bu dinsel kurumu enine bo­ yuna kullanan padişahın 2. Batı. Hayrola. nedense genç kuşakla­ ra Osmanlı padişahlarının ‘halifeliğini’ Yavuz Sultan Selim’den itibaren. bu ulusları. gözlerini ‘zaten Batı’ya’ çevirdikleri için ‘hali­ feliği’ o kadar önemsememişlerdi ki. Hal böyle olunca. aynı etki ve görkemle sürdürülmüş bir olay gibi anlatırlar. Abdülhamid olduğunu hay­ li geç anlayabilmişimdir. aşırı derecede önemsediğini gösteren pek kayıt kuyut yok. Kendi hesabıma.. çünkü egemenliği altına alacağı ulusların çoğu İslâm uluslarıdır. emperyalizme bulaştıktan sonra ‘halifelik’ onu ilgilendirecektir. sadece za­ man zaman toplanıp konuşan bir Türk/Arap/İslâm iliş­ kileri konferansının çağrıştırdıkları bunlar. 349 . Demek ki emperyalizm (o zamanki koşullar içinde bu İngiliz.

Payitahtta. bu tepkiyi kültürel düzeyde şeriatçılığa ve Arap hayranlığı­ na döken 2. Türkler tarafından ellerinden zorla alın­ mıştır. Müslüman ülkele­ re el atınca. İstanbul’daki halife Batıhlar için. eğer Araplar İngiltere ile anlaşırsa halifelik onla­ ra geri döner. Suriye ve Arabistan’da­ ki Türk ordularım İngiliz ordularıyla beraber ‘arkadan 350 . Ne yapsın. Wilfrid Scawen Blunt adında bir İngiliz’dir. halifeliği önemsemeyen. bir çeşit Panislâmizm yapıyor adamcağız. Fay­ sal. Birinci Dünya Savaşı’nda. Doğrusu istenirse. özellikle İngiliz emperyalizminin bu alandaki çalışmaları hayli yoğundur: Bir taraftan Lawrance aracılığıyla bir Arap milliyetçiliği doğsun diye uğ­ raşır. Emperyalizmin. Araplık dava­ sı adına halifeye karşı çıkıp da. o da halifeliğine sarılıyor. ilginç bir sav değil mi? Efgani’nin bu savına ortak olan adam. İngiliz’in Fransız’ın. halifeliğini. İngilizler planlarında başarıya ulaş­ mışlardır. Rus’un kış­ kırttığı Müslüman uyruklarına karşı. Arap kültürünü göklere çıkarıp benimsemekle. Abdülhamid. Nasıl. Aksi hal­ de. zira onun ege­ menliği altında da Türk olmayan bir sürü Müslüman bulunuyor. Hangisini tutturabilirse tuttursun. İngiliz emperyalizminin sömürdüğü Müslüman ülke­ lerinde tam bir denetim sağlanamaz. amaç değişmez: Türklerle Arapların arasındaki bağlılık koparılmalı. Hele İstanbul’da bütün Müslümanlara sahip çıkan bir halife bulunursa. halifelik Osmanlı padişahı için önem kazanıyor. kendi uyruğu Müslümanlara karşı.Fransız ve Çarlık Rusyası demekti). öbür yandan belki de Efgani aracılığıyla bir Arap halifeliği davasını tutturmaya uğraşır. Nuri Sait gibi eski Osmanlı uyrukları. dolayısıyla di­ ni ve şeriatı ön plana çıkarmakla. Şerif Hüseyin. hâttâ Tanzimat padişahlarına tepki olarak geldiğinden. bunlar birbirine düşman edilmelidir. Halifelik Arapla­ rın hakkı iken. Bu işi yapan.

en azından. soğuktu. Müslüman Türklerle savaşmaları. kutsal cihad ilân edilmesine rağmen.) Böylelikle emperyalizm amacına ulaşmış oluyordu: Türkler Araplardan nefret ediyorlardı. Araplarla ilişki­ lerimize gelince. Osmanlı döneminde Müslüman Arap ülkelerini sömürge yapmış. Araplar Türklerden. İstanbul’da çıkan önemli gazetelerin birçoğunda İsrail devleti göklere çıkarılıyor. 2. Batılılar. zaten ümmet­ ten millete dönüşen Türk toplumunda yeri olmadığına da belki bu nedenden hükmedilmiştir. emperya­ lizmin. yıllarca on­ ları sömürmüştü. 1920’lerden başlaya­ rak İslâmlıktan uzaklaşmış. o tarihlerde. İngilizler. iki ana temayı işlediler: 1. hilafet makamının yararsızlığını ortaya dökmüş. İkinci Dünya Savaşı’nın sonuna ka­ dar bu böylece sürdü gitti. ‘gâvur’ olmuşlardı. bu girişim neredeyse Türki­ ye’ye örnek olarak gösteriliyordu. Osmanlı döneminde bölgede tutunamamış siyonizmi Filis­ tin’de egemen kıldılar. Sonrasında bile. hem de 351 .vurunca’ Türkler arasında Araplara karşı bir tepkinin doğmaması şaşırtıcı olurdu. Şu hal­ de Araplarla Türkler arasında herhangi bir yakınlık ne­ deni kalmıyordu. Türkler. Paris’te tanıştığım ‘ilerici’ Mısırlı delikanlılar. petrol bölgesinde keyfince cirit atmasını sağlaya­ caktı. Savaşın için­ de halifelik kurumunun siyasal düzeyde kullanılması. Düşünmelisiniz ki. Müslümanlar arasındaki bu ikilikten yararlanarak. bu karşılıklı nefret elbette Ortadoğu’da kesin bir Müslüman egemenliğini ortadan kaldıracak. Müslüman ülkelerin uyanışı hem geç oldu. Doğmuştur da. (1950 yıllarında. bu iki iddiayı da bana kar­ şı rahatça ileri sürüp savundular. Aynı Türkler. Osmanlı’yı çıkar­ dıktan sonra ele geçirdikleri Arap topraklarında. Gerçekten de. Arapların Hıristiyanlarla değil. Fransızlar ve İtalyanlar.

Zaten bunu belirtebilmek için şu özeti yapmak gereğini duydum. nasıl gün­ demde olduğunu göstermeye yetiyor. Fakat asıl güzel olan. sonra da gerekirse Türki­ ye’nin bu ülkelerle bir federasyona gidebileceğini açık­ 352 . hem Türkleri ne kadar derinden meşgul ettiğini gösteriyor. Ne var ki durum. Başlangıç için hiç de fena sayılmaz. Kurtuluş Savaşı’nın başında önce Suriye ve Irak’m ulusal güçleriyle kurtul­ maları gerektiğini söylüyor. daha önce size aktardığım. Bugün dahi Batılı emperyalist sisteme karşı gerek­ li bilinç aydınlığı içinde oldukları söylenemez. hâttâ bunların örgütlenmesi için An­ kara’da sürekli çalışan bir komitenin kurulmasının uy­ gun görüldüğünü biliyorum. (1 Temmuz 1979) 2 O S M A N L I A R A P ’I S Ö M Ü R D Ü MÜ? Türk/Arap ilişkileri üzerindeki son konferansa. Sadece şu sayılar bile. So­ nunda bu türden toplantıların ilerde de yapılmasının kararlaştırıldığım. konferansla ilgilendim. sorunun hem Arapları. beni İster istemez. M ustafa Ke­ mal Paşa’nın ‘gizli’ demeçlerine aldı götürdü. beş ül­ keden seksene yakın bilim adamı katılmış. Hatırla­ dınız değil mi? Hani Kemal Paşa. Ben. Türklerle Araplar arasındaki ilişkinin ne kadar güncel. Hele yayımlanan bildiride aşağıdaki satırları okumak. yirmi yıl önceki durum da değildir.güç. toplantıda sunulan bildiriler: İç­ lerinde öyleleri var ki. hanidir sorun üzerinde durduğumdan. 30 dolayın­ da bildiri sunulmuş.

“ Ben Hatay’a geçer. Fransız emperyalizmine karşı kurtuluş savaşı ör­ gütlerim. Bundan sonraki adımlar. Bu­ nun yaman bir kanıtı var: Her sömürgeci ülke. Eh dini­ ni seven söylesin.” Bunlar Atatürk’ün kendi sözleri. imparatorluğu yitirdikten sonra. Ana­ dolu’da öyle semirmiş bir hal var mıydı? Yoktu elbet. Libya’da ciddi bir kültür devrimine giriştiğini tartışmıştık. Türkler aralarında söyler durur: Yahu kardeşim biz Arap topraklarında sömürgecilik filân etmedik. biz de. okullarda Türkleri sömürgeci gösteren öğretime bir son vermeye çalışıyordu. Arapları sömürebil­ mek için.. Emperyalizm. Fransızlar bağımsızlık konusundaki sözlerim tutmamaktadır­ lar. Çünkü. Şimdi bir de toplantı sonundaki bildiriden şu satırla­ rı okur musunuz: “Türk ve Arap ulusları. birbirlerinin dava­ larına destek ve dayanak olmalıdır. yalnızca tek­ nik. Anadolu’nun durumuyla. Mısır’ın. kültürel ve ekonomik işbirliği yapmakla kalmama­ lı. konferansta konuşan Cezayir’in eski Ankara Bü­ yükelçisi Ahmet Tevfik El Medeni de. Bunu Suriye için de yaparım. bu ara­ da tutabildiği kadar yükünü tuttu. bakın ne demiş: 353 . bu hiç kuş­ kusuz önemli bir adım sayılır. elbette. kendisi semirir. da­ ha geniş ve ayrıntılı bir iş ve güçbirliği için.” Daha büyük. bölge ve dünya barışı için birlik. Bu de­ fa.lıyordu. yıllarca emperyalizmin Türkler ve Araplar ara­ sına ektiği ayrılık tohumlarını ayıklamak doğrultusun­ da olacaktır. Hatay sorunu sırasında söylediklerini de dü­ şünmedim değil: Ne demişti Kemal Paşa. şömüri düğü yerleri tamtakır bırakır. Şimdi Arap ülkele­ ri birer ikişer bu gerçeğin farkına varıyorlar: Bir süre önce Khaddafi’nin. düşmanlıklarını Türklere tevcih ettirdi. Suriye’nin ya da Lib­ ya’nın durumu arasında benzerlik açıktı: Onlar da çıp­ lak ve açtılar..

Arapla­ rın aleyhine gelişseydi. uluslararası ulaşım köprüsü olması bakımın­ dan önemlidir.. Bunun açıkhğa kavuşması." .” 354 .. elbette Batılı emperyalizmin iddi­ asında bir doğruluk payı arayabilirdik. Müslüman Türkler tarihte Arap ülkelerinde sö­ mürgeci olarak bulunmamışlardır. Türk/Arap yakınlaşmasında.. Yalnız. o dönemler için zenginleşmeye başlayan Türk arşiv kaynaklarına daya­ narak ortaya koymaya başlamak mümkündür.. Düşmanlarımız.. pe­ kâlâ. Emeviler. Osmanlı’nın Cezayir toprağında bulunmasını sömürgeci­ lik.” Doç. vurgunculuk ve istismarcıhk olarak göstermişlerdir. işte koskoca bir in­ celeme ve araştırma alanı. Salih Özbaran ise. Araplar­ la Türkleri bir araya getiren komşuluk. coğrafi konum­ dan da öte. Ne var ki.” Bir kere. genç bilim adamlarına. sosyo-ekonomik yapıyı. Amman Üniversitesi Tarih Profesörü Ahmet Bakhit şöylece özetlemiş: “ . Bu iddialar asla doğru değildir. Türkiye çeşitli paktlara üye­ dir. bu sorunun üzerine gitmek şart. Osmanh İmparatorluğu’nun Arabistan Yarımadasındaki görüntüsü şimdiye kadar birkaç kü­ çük araştırmaya konu olmuşsa da aydmhğa kavuşturu­ lamamıştır. Ama Khaddafi’nin de altını çizdiği üzere. gerek Arap gerek Türk tarafının değindiği üzere.. Şu halde. biz de) gerçek budur: Türkler. Osmanlılann Arabistan’a getirdikleri yöne­ timin niteliğini. soruna başka bir yanından yaklaşıyor: " . Kefere elbette Türkler Arapları sömürdü diyecekti. (onlar da çulsuz. Abbasiler gibi bir İslâm İmparatorluğu sayılması da gerçeği deyimleyebilir. Sonuca bakarsanız. Türkiye’nin Arap dün­ yasına politikasını açıklaması gerekir. Osmanh İmparatorluğu’nun. Bunu da sanırım. Arapları rahat­ sız edebilecek bir nokta olduğunu hiç gözden uzak tut­ mamalıyız.

önce siz şu satırlara bir göz atm bakalım: ". Volga Müslümanlarından olan Sultan Galiyev. İslâmlığı anti-emperyalist bir ideo­ loji olarak ele alanları hatırlamamak elde mi.Sizi bilmem ama ben Ahmet Bakhit’in yanlış söyle­ diğini ileri süremem. Asya’daki Müslüman ve 355 . A ra p la r ile T ü rk iy e arasında yeni b ir ya ­ kınlaşma nedeni olmuştur. Neden mi? Nedenini sonra görüşürüz. Emre Kongar’ın söyledikle­ ri. çoğunuzun yabancısı sayılmaz. Zaman zaman Galiyev’den söz et­ tiğimiz için. elbette Sultan Galiyev. daha Bolşevik Dev­ rimi sırasında ve sonrasında. üzerinde ayrıca durulmasını gerektiriyor.. en başta.. İslâm dünyası için­ de en gelişmiş ülke olarak Batı söm ürüsüne karşı oluş­ turulan İslâm /Arap işbirliği çerçevesinde bu birliğe en çok katkıda bulunabilecek bir ülkedir.” Bu satırları okuyup da. daha 1910’Iarın sonu ve 1920’lerin başında. Türk dış politikasına düşen görev. Tü rk iye . İslâm dininin anti-emperyalist b ir ideoloji olarak kullanılm ası. Arapları (giderek bütün Müslüman ülkeleri) Müs­ lümanlığı anti-emperyalist bir yorumla ele aldığına inan­ dırmak olmuyor mu? (2 T e m m u z 1979) 3 A N T İ-E M P E R Y A L İS T İD EO LO Jİ O L A R A K İS LÂ M D A YA N IŞ M A S I Türkiye’nin Arap ve İslâm ülkeleriyle olan ilişkilerinin tartışıldığı konferansta Dr. Çok yakın bir tarihe kadar Türki­ ye’nin bölgede İran ve İsrail’le iş ve güçbirliği yaptığı herkesin belleğinde duruyor.

çoğun­ luğu şu ya da bu Batılı Hıristiyan ve emperyalist ülke­ nin tutsaklığında bulunan Müslüman ve Arap ülkeleri­ ni kapsıyor ve kurtuluşa çağırıyordu. Galiyev’e göre. Galiyev’in düşünceleri zamanın Rusya’sında Bolşevikler arasında da itibar görmüştür. bir bakıma. ‘sömürü ve baskı altındaki uluslarda burjuvazi yoktur. bu bakımdan bu ulusların Hıristiyan Batılı uluslarla sava­ şımı gerçekte anti-emperyalist bir savaşımı deyimlemektedir. Bir kere Kemal Paşa’nın Müdafaa-i Hukuk öğ­ retişi. Panislam izm bu b u yru k ve baskı­ dan kurtulm a cehdlerini içeriyor. Sultan Galiyev’in.Türk halkların ezilmişliğine dikkati çekmiş. Sonraları Maozedung’un ele alıp daha da ge­ liştireceği ‘mazlum milletler’ teorisi. size o tarihlerde komintern genel sekreteri olan Zinovyef’in bir sözünü aktarmıştım. bütünüyle Türkiye’nin ‘mazlum millet’ olduğu esası üzerine kurulmuştur. sonradan Stalin’in ‘sapma’ saydığı tezleri ne diyordu.” Peki bunun Türkiye’yle ilgisi ne? Çok. İslâm lık ba­ kım ından bizim ümmetçiliğimiz va rd ır ki. egemen sı­ nıf sayılabilecek eşrafın da ezdiği köylüden pek farkı ola­ maz’ değil mi? Bir de Mustafa Kemal Paşa’nın yeni Tür­ kiye’nin neden Bolşevik olmayacağını açıklamak için 1920’de şu söylediklerine bakınız: ". bu hareket noktasından ‘mazlum milletler’ kuramım geliştirmiştir. zi­ ra İslâm ülkelerinin hepsi em peryalizm in buyruğunda ve baskısı altındadır. uluslararasmda da zalim ve mazlum ulus­ lar vardır. aşağı yu k a rı diyordu ki: “Panislâm izm i sadece geri b ir ideoloji diye alm ak yanıltıcı olabilir. milliyetçiliğin çizdiği kısıtlı daireyi sonsuz b ir alana aktarır ve bu ba356 . Asya ve Afrika uluslarının çoğu böyledir. Ö zellikle biz İslâm olduğum uz için. nasıl bir toplumda zalim ve mazlum sı­ nıflar varsa...

Mustafa Ke­ mal’in ölümünden itibaren yitirilmiş olan bir dış poli­ tika doğrultusunu yeniden gündeme getirmektedir. Bu takdirde. bir de Brzezinski’nin koyuşuna bakın. bu­ nu da hem Kuva-vı Milliye (ulusal güçleriyle) yapacak. Kongar’ın söyledikleri. şu yukardaki tavrı hiç hesaba katmıyor. Dr. Amerikan gü­ venlik sisteminin Güneydoğu’daki kalesidir. hiç benzer yeri var mı? Tam tersine. bir M ustafa Kemal’in olayı ele alışma. Time’a ba­ karsanız a b d Dışişleri Bakanı Vance’m olayı somutlaş­ tırması şu biçimde olmuştur: “ Türkiye. Onun Atatürkçülük’ten anladığı son otuz yıl içinde İnönü/Bayar iktidarlarının türküsünü çağırdıkları yeni-Tanzimatçılık gibi bir şeydir. yoksa Or­ tadoğu’ya geri mi dönecek?” Görüldüğü gibi.Beyaz Saray Güvenlik Danışmanı Brzezinski’nin ne dediğini okudunuz mu? Önce okuyalım: “ Sorun çok önemlidir. Özellikle Bolşeviklik. Öyle de yaptı. Bu iti­ barla dahi bizim ulusumuz. Atatürk’ün çizgisinden gidecek. başka ve önemli bir noktaya geliyoruz.” Demek ki. Türkiye. Bizim memleketimiz ise heyet-i umumiyesiyle mağdur ve mazlumdur. insanlığı kurtarmaya giriş­ miş olan kuvvetler tarafından korunmaya yaraşır. O kadar böyledir ki bu. Atatürk’ün yolunu. Time dergisinde. Batılı­ laşma diye alırken Kurtuluş Savaşı sırasındaki ve sonra­ sındaki..kundan da bizim doğrultumuzda Bolşevik doğrultusu görülebilir. hem de bu alanda ‘bütün insanlığı kurtarmaya girişmiş olan kuvvetlerin korumasını’ isteyecekti. Beyaz Sa­ ray’ın Savunma Danışmanı. yâni Batılılaşmaya devam mı edecek. Mustafa Kemal Paşa’nın gözünde Türk ulusu bütünüyle ‘mağdur ve mazlum’ olduğu için Müdafaa-i Hukuka (haklarının savunulmasına) muhtaçtı.” Oysa. İşte burada. Türkiye’nin Ortadoğu’ya komşusu ve ya­ 357 . uluslar içinde mağdur olan bir halk sınıfını göz önüne alır.

Zaten. Kur­ tuluş Savaşı sırasında. öteki İslâm ülkelerine tek kelimey­ le ‘mazlum milletler’e dönmesi.. Ne halkı canım.. Başlangıçta Batıcılar. Atatürkçülüğü.kını Arap ülkelerine. Hadi belki bana inanmazsınız. bı­ rakın halkı. yoksa Or­ tadoğu’ya dönmüş olur. hiç de bu türden bir Batıcılığı içermemesi. Türkiye Batılılaşmaya devam eder. gericiliğe dönmüş olur demeye geliyor.” Bu. Öfkem niye? İki sebepten: Birisi... Mustafa Kemal Paşa’nm en çok uğraşmak zorunda kaldığı zümrenin. doğru dürüst okumuş yazmış olanlar. bir anlamda. Brzezinski’nin dediklerine çok mu içerlemişim dersi­ niz? Dönüp dolaşıyorum. hem zorun­ 358 . Cezayir’den Libya’ya kadar birçok Arap ülkesinin Mustafa Kemal’i Üçüncü Dünya’nm ilk lideri saymaları bundan ileri gelmiyor mu? (3 Temmuz 1979) 4 K E M A L PAŞA ‘BATI'CILAR! Y A S Ü R D Ü Y A D A A S TI. İyi ama. tarih böyle söylüyor. Batı taklitçisi Jöntürk aydınları olduğu­ nu biliyorlar mı sanki? Bunu da nereden mi çıkardım? Hiçbir yerden. Tanzimat türünden bir Batı taklitçiliği diye anlayan bir sürü Türk aydını yok mudur. Niyazi Berkes’in dediklerinden bölümler vereyim: ". bu gerçeğin bir türlü Türk halkına aktarılamaması. aklımda o lâf: “ Atatürk çizgi­ sini izlerse. gerçekte. size ko­ nunun uzmanı birisinin. padişahçı şeriat­ çı takımı kadar. Atatürkçülüğe dönme­ si sayılmalıdır. İkincisi. Müdafaa-i Hukuk öğretisinin.

sadece savaşı 359 . Man­ da ve Wilson ilkeleri. örneğin Manda sistemi­ ni istçme.lu gördüklerinden. onun bu rejimi bırakmaya doğru giden bir tutumu ol­ muştur. Mustafa Kemal. Batı devletleriyle uzlaşma yanlısı olanlardır. tuttuğunu kolay bırakmıyor. mübarekler hiç değişmemiş. Amerikan himayesini çağırma. İlk zamanlarda bu istek. ya da düşman­ la uzlaşma yoluna giderek.. hem de devrimci saydıkları yeni re­ jimin kurulmasından kaçınmak için. bu­ na karşıt tutum almaları bunu gösterir. hâttâ ondan biraz sonraya kadar süren siya­ sal çabalarında. onlardan bağımsız ulu­ sal egemenliği ortaya atması aşamasma getirdiğinde. yeni Osmanlılann görüşünden daha öte­ ye giden bir rejim istediklerini gösteren hiçbir kanıt yok­ tur. Batı’mn himayesinde yaşamayı iste­ mek.” Nasıl. Şu halde asd çatışma konusu kapitalist ya da sos­ yalist bir rejim kurulması üzerinde değil. Amerikan himayesi gibi sorunlar­ la ilişkili görülmekle birlikte. meş­ rutiyet rejimini saltanat ve hilafetiyle birlikte tutmak üzere Batıya el uzatma yanlısı olanlardır. Bunların (Batı yandaşlarının) Cumhuriyet’in ku­ ruluşuna.. Batı yanlılığıyla kastedilen şey. Savaş süresi için gerekli siyasal rejim konusunda bunların meşrutiyet. kurtuluş mücadelesi sırasında batı yandaşı geçinen ta­ kımın ne istediğini daha da açıklığa kavuşturuyor: ". bütün diplomatik eylem­ lerinin asıl hedefi haline gelen. Fakat Niyazi Berkes. Batıcdar. sorunu saltanat ve hilafetin kaldırılması. saltanat ve hila­ fet rejiminin tutulmasından öteye giden bir görüşleri yoktur ve Mustafa Kemal’e karşı oluşlarının asıl nede­ ni. Batı devletlerinin daha Birin­ ci Cihan Savaşı sona ermeden. müttefiklerin kabul edeceği sanılan bir dış siyasa. gör­ dünüz mü. işleri güçleri Batı’ya el uzatmak. Sovyet devrimine karşı dönme tutumu olabilir. çağdaş uygarlığa uyan bir rejim kurulması yanlıları değil.

28 Ocak 1921’de bunu şöyle tanımlamıştır: “ Kurduğumuz hükümet şek­ li ülkemizin koşullarına. bir yandan emperyalizmin ezdiği ‘mazlum milletlerin’ -ki çoğu Müslümandır. İkincisi. Bu bir. Kemal Paşa’ya en çok direnenler Osmanlı’nın ‘Batıctla360 . buna karşı çıkıyor­ lar. toplumsal eğilimlerine ve hal­ kın ihtiyaçlarına tamamiyle uygun bir hükümet şekli­ dir. Beyaz Saray’ın Güvenlik Danışmam Brzezinski sanı­ yor ki. saltanat hilafet rejimine dönüle­ cekti. Bolşevik­ lik yapmayacağım biliyorlardı. Batı ile uzlaşıldıktan sonra. şu mu: Kurtuluş Savaşı sırasın­ da. çağdaşlaşmadan yana olan. padişahı ve halifeyi koruyan ‘meşruti’ eski rejimi savunuyorlardı. Yalnız ulusal demokra­ tik devrimini yapan.yürütecek geçici bir hükümet kurulmasından öteye gi­ dilmemesi tezi üzerindedir.davasına sahip çıkıp İslâmlığa anti-emperyalist bir içerik verir­ ken. Mustafa Kemal. ülkesine ‘çağdaş uygarlık düzeyini’ hedef gösteren Mustafa Kemal Paşa bir ‘Batıcı idi” . Kuracağı hükümet egemenliğin kayıtsız şartsız halkın elinde olacağı. Rusların Kuva-yı Miüiye’ye yardıma başlarken ilişkiye girdikleri hükümet de bu hükümetti. ” Buradan ne çıkıyor. anti-emperyalist bir lider olması ha­ sebiyle yardıma gidiyorlardı. Ruslar. öte yandan ülkesinde emperyalizmle fiili işbirliği halinde bulunan halife’yi devre dışı bırakacak yapısal bir iktidar değişikliğine yöneliyordu. Lenin’in Türkiye’ye gön­ derilen ilk elçi Aralof’a söyledikleri bunu tamamiyle te­ yit eder. Kemal Paşa’nın Bolşevik olmayacağını. Başka bir deyişle. Ama konumuz o değil. mevcut meşru rejime. Batı’yla uzlaşacak. antiemperyalist bir Cumhuriyet olacaktı.” İşte o zamanki batı yandaşlan. Acaba? Cumhuriyet rejimi kurulunca.

. bir gü­ zel astı. (4 Temmuz 1979) 5 ‘B A Tİ’ Y A E N V E R A R A R . Adamın ülkesini öylesine sömürür.” İşte Brzezinski’nin bayıldığı “ Batıcı görüş” bu.... (. Batı yandaşlığı Mustafa Kemal’in yoluymuş. Y A D A M A T FERİT. gerçekte ise ülkesini emperyalizmin sömürüsüne açacaktır.. Büyük Avrupa devletlerinin yar­ dımı olmaksızın ve bu yardımı sağlayacak ödünleri ver­ meksizin.” Yine Fâlih Rıfkı. Halt etmişler. öylesine vahşi bir baskı uygularlar ki.. bu patırtı içinde Batı yandaşı iktidarın po­ litikacısı ‘himayesinde bulunduğu’ ülkenin yardımını is­ teyince. Batılı emperyalist. bir de ne görür. 361 . ittihatçı Cavit Bey’in Batı yanlısı görü­ şünü şöyle yansıtır: “ . halk ayağa kalkar. Ör-. Bu politikacı sözde ‘hür dün­ ya’dan yana olacak.. Fâlih Rıfkı ne yazıyor: “ ..) 1923’te İstanbul’un mustaripleri. aaa. Ankara’ya karşı hoşnutsuzlar seferberliğinin gönüllüleri olmuşlardır. kimse umursamıyor. Mustafa Kemal Paşa ne yaptı biliyorsunuz. hemen hemen tüm sınıflarıyla Ankara’ya ısmamamıştı. Anadolu’nun ortasında tek başımıza devlet kurup yaşamamız olanak dışıdır. on­ ları kayıtsız şartsız destekleyen politikacıların ‘mutlu bir sona’ ulaştıkları.. Talihsizliği de budur ya. görülmedi.. Gazetelerin ve ülke aydınlarının toplandığı merkez olan İstanbul. bu görüşü savunan adamıy­ sa.rı’ olmuşlardır. çıkarı için denetleyeceği ülkede ‘Ba­ tı yandaşı’ politikacı arar... Batı­ kların çıkarları için daldıkları ülkelerin hiçbirinde.

Bunun en geçerli örneği. Enver Paşa Türkiye’de Almanya’nın ‘el ulağı’ idi. az kalsın unutuyordum. Van Thieu.. kimisi yargılanıyor. Menderes’i sayabiliriz. ülkenin geleceğini ‘İngiltere devlet-i fehimesinin’ el­ lerine bırakan emperyalist kuklası politikacıları. sa­ nırım Zülfikâr Ali Butto. Ben de tutmuş.. Shygman Rhee. bir süre önce kendilerinden oldu­ ğunu söylediği Bolşeviklerle dövüşürken öldü. iç ka­ rışıklık. hâttâ Somoza. çok. ne Enver’i. İngiliz emperyalizmini savunan. Ya Damat Ferit Paşa? Ya Padişah Vahdeddin? ‘Hürriyet ve İtilâf’ın ileri gelenleri? Mütareke’den son­ ra. askeri ambargo. kimisi öldürülüyor. yandı. ne Cemal’i. yabancı ülkelerden örnek gösterip duruyorum. uğradıkları ‘hazin’ âkıbetler var. gitti Türkistan’da İngilizlerin kışkırttığı Basmacıların başında. Anadolu hareketinin başarıya ulaştığı gün yüz­ üstü bırakmadı mı? ‘Yüzellilikler’ diye devrim tarihi­ mizde geçen yüzelli kişi. bakıyorsun gümbürde­ miş. Tabii. Anadolu hareketine karşı İngiltere’yi. Yerlerine elbette ‘sistem’in kendisine daha sadık saydığı başkaları getiriliyor. kısa­ cası ‘Batı yandaşlığı’ yapan ‘zevat’ değil miydi? Sonlan ne oldu ha? Bir de. anarşi. terörizm derken. Bütün bu lâfları. gerçekte. Nasıl mı? Şöyle: Emperyalist bir ülkenin. ülkesinin çıkarım da ihmal etmi­ yor. ekonomik ambargo. yakın döne­ min ‘Batıcı’ devlet adamları. emper­ yalizm. Oysa Türkiye’yi onların adına savaşa sokan bun­ lardı. bir süre bakıyorlar ki.'ni­ hayet Muhammed Rıza Pehlevi.nek mi. Alman­ lar. Çankayşek. siyasal düzeyde ‘Batılı’. ya da ‘sistem’in adamısın diye tutup seni paraşütle iktidara in­ diriyorlar. yahu buna gerek ne? Hep biliyoruz. ne de Talat’ı kurtarabilmiş­ lerdir. bu adam ‘sistem’in çı­ karını kolluyor ama. kimisi ası­ lıyor. ‘Batı yan­ daşı’ deyimlerinin hangi içeriği taşıdığını belirtmek için 362 .

oysa Batı’nın istediği 1950’den itibaren yaşadığımız İnönü/Bayar türünden iktidarlar. Söze Türk/Arap/İslâm ilişkile­ rine değgin bir konferansla başlamıştık değil mi. Mustafa Kemal konusunda da. ‘Ba­ tılı’ ülkelerden gelen konuşmacılar. ‘Ortadoğu’da Amerikan savunmasının Güneydoğu kalesi’ olmamızı Atatürk’ün yolunda gitmek diye tanımlayabiliyor.söylediğimi elbette anladınız. bu çıkarları savunduğunu deyimlemez. falan ülkedeki ‘Batı yandaşı’dır de­ di mi. Mustafa Kemal’den Batı hiç hoşlanmamıştır. Batı’nın gözünde ulusalcıdır. -ilk önce Niyazi Berkes’in işaret ettiğini sandığım. İtalyan. ama bu siyasal düzeyde Batı’nın çıkarlarından yana olduğunu. bunları (Batıcı) sayıyor. Orada konuşulanlara ku­ lak kabartıyorsunuz. size 1919-23 tarihleri arasında The Econom isf in Mustafa Kemal’e ‘yabancı sermayeye’ direndiği için na­ sıl yüklendiğini örnekleriyle aktarmıştım. kendi çağında çağın uygarlık düzeyini Batı’da gördüğü için. ‘sistem’in basını ve yayın organları.böyle bir yanılmadan söz edilebilir: Mustafa Kemal. çağdaşlaşma yanlısıydı. Tam tersine. Uzatırım zahir. Türk. uygarlık doğrultusundaki atılımlarında o taraftan esinlendiği olmuştur. alın si­ ze İstanbul’da bir başka toplantı. bu düpedüz ‘işbirlikçi’dir. karşımıza çıkan aynı sorun. çünkü ülkenin sorununun tartışılma­ sına gereksinimi büyük. Mustafa Ke­ mal. Brzezinski adındaki herif-i na-şerif kalkıp. Batı’nın çıkarlarını ulusunun çıkarlarından fazla korur demektir. a b d . İçinizden birisi çıkıp. şimdi bu iktidarlar ‘Atatürkçü’ geçindikleri için de. zinhar çağdaşlaşma taraftarıdır diye anlamaya­ caksınız. döndürüp dolaştırıp 363 . anti-emperyalisttir. “Türkiye’nin dış eko­ nomik ve politik ilişkilerindeki seçenekler” çevresinde dönüyor. konuyu uzattığımı söyleyebilir. ‘Sistem’. Fransız bir sürü uzmanın katıldığı bir seminer. Alman.

. “ Batı ülkelerinde Türkiye’nin Arap ülkeleriyle işbirliğini artırması kuş­ kuyla karşılanmakta imiş” ... 364 . “Türkiye. vs. Oradan izlenebilir. arkasından kalkıp onu onaylamış. ne zaman Amerikalı çıkıp da ‘Bats’nın görüşünü söylediyse. Bu zatı Türkiye yıllarca en önemli diplomatik görevlerde kul­ lanmıştır. Seminerde konuşan Türk uzmanlar.. genellikle Amerika­ lı ve Almanlara karşı çıkmışlar. Cumhuriyet Söyleşileri dizi­ sinden çıkan Bir Sap Kırmızı Karanfil ve Ufkun Arkasını Görebil­ mek başlıklı kitaplarda yer almıştır. Bu kafayla acaba Mustafa Kemal’in ‘M üda­ faa-i Hukuk’ öğretisine mi hizmet ediyordu. ulusal çıkarlarımızı ve bağımsızlığımızı savunmuşlar. yoksa “ sis­ tendin çıkarlarına mı? Batıkların istediği Batı yandaşlığı bu değil mi? (5 Temmuz 1979) M ERAKLISI İÇİN NOT Gazi Mustafa Kemai Paşa’nın ideolojisi’ ve Müdafea-i Hukuk Doktrini hakkında. yalnız eski bir diploma­ tımız. Sovyetier Birliği ile ilişkilerini geliştirmekten zararlı çıkacakmış. Şimdilik bir noktaya ilişmekle yetineyim diyorum.sözü Türkiye’nin Sovyetlere ve Arapiara yakınlaşması­ nın hiç de iyi olmadığına getiriyorlar. tehlike­ li boyutlarda gelişen bu işbirliği giderek ülkenin Batı’dan kopmasına yol açabilecekmiş” vs. daha sonraki tarihlerdeki ‘tespit’ ve ‘de­ ğerlendirmelerin’ hemen tamamı.

Meraklısı için ekler .

‘somut’ bir ‘toplumsal’ ve ‘ulusal’ düze­ ye yükselmesi bu sayede yaşanıyor.AZ ŞEY Mİ? (. Oku­ nunca görülecektir ki.. kitaba ek olarak verdiğimiz bu mülâkatlarm yapıl­ masına ve sorunun tartışılmasına imkân hazırladı. bir ‘dip dalgası’ içindeyiz.. . Sonuçta. ‘Kemalist Sol’ ve ‘Sosyalist SoFun. her defasında olduğu gibi. artık elle tutulur top­ lumsal davranışlara dönüşmektedir.) Attilâ İlhan Kasım..‘tek kutuplu dünya’nm. ‘Doğu Bloku’nun dağılıp ‘Sovyet Parantezi’nin ka­ panması. Az şey mi?. ‘klâsik emperyalizm’ olduğu. ‘Soğuk Savaş’ boyunca özgürlük savaşçısı ro­ lünü oynamış ‘Sistem’in (emperyalizm) birden maske­ sini atıp gerçek yüzünü göstermesine yol açtı: ‘Küreselleşme’nin .‘ulusal devlet’e düş­ man.. ‘taban’dan geldiği tartışılamaz. 367 . İşte o güne kadar geçmişi irdeleyip güncel sonuçlar çıkarmaya çalışan ‘Demokratik Sol’.. 2002 Maçka/İst. ‘soyut’ fikir ve kav­ ram düzeyinde. 60’lı yılların başından itibaren savunduğumuz ilke ve tutumlar. açıkça meydana çık­ tı: Çıplak ve ahlâksız bir ‘hegemonya kurmak’ için te­ şebbüse geçtiler... bu defa da ülkemizde başı ‘inkılâpçı gençlik’ çekmektedir: Son dö­ nemde Kemalizm’in ve onun Batı’yla gerçek ilişkileri­ nin. tarih perspektifi içinde fena halde gündeme gelme­ si.

kalleşlik ediyor. “Acaba bun lar ne der?” diye sorular konunca. ilk inti­ bah Silâhlı K u vve tle r’de başladı. 368 . Ve Osmanlı camiası içerisinde yaşayan toplulukların hiçbi­ ri etnik tavırla bir kimlik iddiasına girmiyorlardı. daha evvel ne zaman kimlik krizi yaşa­ mışlardı.) Türkiye bir kimlik krizi yaşıyor. Çünkü Türkler yeniden kendi kimliklerini tartışmaya başladılar. O ka­ dar girmiyorlardı ki. Bu neden ve na­ sıl ortaya çıktı diye soracak olursanız. Biz Devlet-i Aliye’nin parlak zamanını yaşarken Türk­ lük iddiasında değildik.I İN TİB A H B AŞLAD I (Dış politikada bize birtakım şeyler zorlanıyor. H âlâ Kıbrıs sorunu önüm üzde. ya­ lan söylüyor. Osmanlı Budin’i zaptettikten son­ ra. şöyle söyleyebi­ lirim: Türkler. hâlâ A vru p a Birliği hep kaytarıyor. Fırıldaklar çeviriyor. yâni Macaristan’ı fethettikten sonra Macaristan’ın başına bir Macar’ı getirip koydu. O kadar kendinden ve Osmanlılığından emin. Osmanlılık iddiasındaydık. “G aliba biz yanlış bir taraf seçmişiz” düşüncesine doğru gelmeleriyle b ir uya­ nış başladı. hâlâ Ege adaları önüm üzde. buna bir bakmak lâzım. zannediyorum ki.

Bulgarla­ rın. İran’da da yapıyorlardı. kül­ türleri ile olduğu gibi çıkamazlardı. çünkü 19. Zaten dinlerine de müdahale edil­ miyordu. Ermenilere yapılan zulüm lâfları edilir. bu beraber yaşama­ lar boyu siz Ermeni isyanı hatırlıyor musunuz? Yoktur. dillerine de. Ermenilerin isyan hareketleri tıpkı Sırpların. Çin’de de. Kültürlerini kaybetmişlerdi. Bunu yalnız bizde yapmıyorlardı. Rusya’da da yapıyor­ lardı. Bunu parçalamak için buldukları çare de. hâttâ bundan daha evvel. 20. dinleri. Yâni bizim bu topraklarda yaşayan insanların kimlik sorunlarının tartışılmaya başlanması.T ü rk iy e ’ nin k im lik krizi Peki bizde bu sorun ne zaman başladı? Bunu ben Erme­ ni arkadaşlarla konuşurken sık sık dile getiririm. Ermenilerle Osmanlılar. dilleri. Eğer biz onlara baskı yapsaydık. gerek dini açıdan gerek milli açıdan on­ lara bir kimlik yakıştırıp o imparatorluğu dağıtmaktır. Halbuki çıktılar. Hep onlara sorduğum bir soru vardır. emperyalizm aşamasına gelmiştir. biz çekildikten son­ ra. Ermenilerin isyanı. Rumların isyan hareketleri gibi 19. onları serbest bıraktıktan sonra. Parçalamaya karar verdiği ülkelerin başında da Osmanlı İmparatorluğu gelmektedir. yüzyılda başla­ mıştır. Bunun nedeni çok basittir. Anadolu Selçuklu­ ları ve diğerleri beraber yaşadılar. asrın son­ larından itibaren. Buna mukabil. Biz böyle bir 36 9 . emperyalizmin bu ülkeyi dağıtmak istemesinden doğmuştur. asrın başlarında Batılı kapitalizm. Osmanlı İmparatorluğu içindeki çeşitli etnik gruplan tahrik ederek. İngiltere veya Fransa imparatorluğunun topraklarından çıkanlar hâlâ İngilizce ve Fransızca ko­ nuşuyorlardı. Ondan evvel hiç kimse böyle bir teşebbüste bulunmuyordu. Kendi ha­ yatlarını yaşıyorlardı.

Daha evvel Rusya’da başlamış olan Türkçülük hareketi Türkiye’ye sirayet etti. Meclis etrafındaki 370 . Onlar daha önce Türkçü hareketin içindedirler. Şeyh Sait isyanına kadar. ki pek çoktur.baskı yapıl­ mamıştır. Halbuki bir Senegalli çıkamıyor.şey yapmadık. Osmanlı oradan çekildik ten sonra Bulgar kültürüyle çıktı oradan. Şimdi bu hava içerisinde Anadolu hareketine girili­ yor ve Anadolu hareketi içerisinde Ankara’ya karşı is­ yan eden gruplan. Türkçü olduğunu söyler. Türkçü ne demektir? Türkçü. Yâni Düzce isyanından tutun da. Batılı emperyalizme karşı ayağa kal­ kan ve ona karşı çıkan adam demektir. Şimdi pek çok insanın unuttuğu veya hatırlamak is­ temediği bir şey var. resmi tarih yeteri ka­ dar incelemiyor. Batılının ona olan baskısına kar­ şı koyan adam demektir.. ona bu konuda bir .. Yâni bir Bulgar. Demek ki o kadar yüzyıl boyunca. Emperyalizm işte budur. e m p e rya lizm e karşı çıkan d e m e k tir Emperyalizm bu diğer kavimleri etnik olarak tahrik edin­ ce. tam bağımsız ve öz­ gür bir ülke olarak devam etmesini sağlayan adam de­ mektir. Osmanlı’da da. Türkiye’de de bunu yap­ mak istiyordu. Bu çok açık ve tarihi olarak ispatlanmış bir olaydır. Kuva-yı Milliye’yi ve Müdafaa-i Hukuk’u örgütleyenler Türkçülerdir. Bunların hepsinin dibini kurcala­ dığımız zaman şaşılacak bir şekilde etnik bir tahrik bu­ luyoruz. Cezayir yazarları hâlâ Fransızca yazıyor­ lar. Türkçü. bir Cezayir­ li çıkamıyor. Türkçü. Türk kimliğini açığa çıkarıp. Türklerin de kendi kavimleri için araştırmalara gir­ melerine yol açtığım görüyoruz. Tü rk ç ü . Meclis kurulduğu zaman. Bunu dürüstçe yazan Fâlih Rıfkı Bey vardır.

II. ku­ rultay yapacaklar. İkincisi. farkında. O zaman tabii Mustafa Kemal Paşa sağ olduğu için kısa sü­ rede halledilmiştir. tarih âlimlerini çağıracaksın. Bunların da etnik olmadıkları aslında konjonktürden bellidir. İsyanın dibini kurcaladığı­ nız zaman. Tarih Kurumu kuruyor. yâni et­ nik bir şey çıkar. İngilizler tarafından örgütlen­ miştir. Bununla yetinildi mi? Hayır. ya Çerkezler çıkar. M ustafa K e m a l’ in ve rm e y e ça lıştığı kişilik Bunun dışında Türkiye’de bir kişilik hareketi olmamış­ tır. sana ne tarihten! Biliyor o. Türkiye Cumhuriyeti ilân edildikten sonra. Bu nasıl incele­ necek. Batı daima bu oyunu oynamıştır. orta­ ya çıkarmak lâzım. en başta Şeyh Sait isyanı var. Diyeceksiniz ki isyanlar var. Peki o zaman Türkler neydiler? Türkler bir kişilik elde etmeye çalıştılar.bütün bölgeler isyan ederler. Türklerin kimliğini oluşturmak lâzım. Kararlar alınacak. Dünya Savaşı çıkana kadar hiçbir etnik sorunla karşılaşılmamıştır. ya Kürtler çıkar. Türkiye istiklâlini kazandıktan son­ ra Kemal Paşa. o bir petrol ve şeriat isyanıdır. Dersim isyanı çok iyi biliyorsunuz ki Hatay’la ilgilidir. Türkiye Hatay üze­ rinde Misak-ı Millî sınırları içersindedir diye bir iddiada bulununca. Mustafa Ke­ mal Paşa’nın Türklere vermeye çalıştığı kişilik. cumhurbaşkanı olmuşsun. Dersim isyanı vardır. başka çaren yok. kendisi­ nin kafasında doğmuş bir şey değildir. Bir ümmet kültüründen 371 . Yahu sen asker­ sin. Fransızlar böyle bir işe kalkışmışlardır. Mustafa Kemal Paşa ölene kadar. Bir defa onun ne kadafr ulusalcı bir adam olduğunu anlamak için bir tek şeye bakmak kâfidir. toplanacaklar. Bunun için de tarihi çok ciddi bir şe­ kilde inceleyeceksin. doğru.

ırkçı değildir. ulusa] roman. Ve Türkiye’deki Cumhuriyet hareketlerini ve İstik­ lâl Savaşı’nı yapanların da Türkler. hepsinin bir araya gelerek yaptıklarını söyler. daha çok kültüre ve yurda dayanan bir 372 . İslâmiyet’te de bunlar taşıyor. Bu milliyetçilik kesinlik­ le şoven değildir. âlimlerle paylaşarak bunlardan ortaya bir Türk Milliyetçiliği çıkarmıştır. bunun teşebbüsü için Dil Kurumu’nu kuruyor. ki milli devlet ken­ di dilini oluşturmak zorundadır. Ama sen milli bir devlet olursan. Farsça-Arapça İslâm’ın dini dilleridir. Çerkezier. Bu­ nun için de ulusal şiir. ulusal edebiyat gi­ bi temaları ciddi şekilde izlemeye çalışıyor. Bunların ortaya atmış olduğu bütün dü­ şünceleri. Osmanhcada bunların olması çok doğal­ dır. hem Farsçayla hem Arapçayla ilişkili. Tarih Kurumu’nu kuruyor ve bunlarla ulusal devletin platformunu hazırlamaya çalışı­ yor. fikri hayatına baktığı­ mızda çok net görünüyor. dünya milletleri kardeş olmuşlardır. Yu rt m illiyetç iliğ i Zaten Mustafa Kemal Paşa’nın Kemalizmi’nin oturdu­ ğu fikrî zemin. Mustafa Kemal Paşa kendi düşüncesi içinde yoğurmuş. Bu o günle­ rin edebiyatına. Kürtler. Bunlar tartışıla­ maz. Ve bu böyle karma bir harekettir. Öbür taraftan sanatta da “Türkleri nasıl olur da üm­ met kültüründen çıkarabilirim” diye uğraşıyorlar. Peki Türk kimliği nedir? Türk kimliği ırka dayanan bir kimlik değil. Çünkü açıkça söyler. Lazlar. aslında Yusuf Akçura ve Ziya Gökalp’in bir sentezidir. kültür hayatına. çünkü dilinde bir üm­ met kültürünün getirdiği bütün özellikler var.geldiğimizin son derece farkında. OsmanlI­ ca. Nasıl Hıristiyanlıkta Latince ve Yunanca böyle bir özellik taşıyorsa.

yâni tekkeleri. Üniter devlet fikrini Fransa’dan almış­ tır. neresinden bakarsanız bakın. kesin­ likle bir ırkçı milliyetçiliği olmadığım bilmek lâzımdır. Başka başka dillerde kanunları. Bu. medreseleri vb. yabancı okul­ ları. Tevhid-i Tedrisat Kanunu. millete intikalini sağ­ ladık. demokratik ve lâik bir devrim yapıp bir devlet kurduk ve bunun kimliği de çok netti.kimliktir. Türk devleti. İki. Biz İstiklâl Savaşı’nı yaptık. sonra da eklerler. O ka­ rarı hepiniz biliyorsunuz. Büyük tartışmalardan sonra. Biz ulusal. İstiklâl Savaşı bir çeşit Fransız Devrimi’nin tekrarıdır. İşte o zamanlar çeşitli Maarif Kong­ releri yapıldı. yâni misyoner okullarını tasfiye etmiştir. biz İstiklâl Savaşı’yla birlikte bir inkılâp yaptık. ulusal bir kültürle nasıl yetiştirebiliriz fikri karara bağlandı. M illi Eğitim Ama bu kimliğin bir yurt milliyetçiliği getirdiğini. kendilerine göre kül­ türleri vardır bunların. Tevhid-i Tedrisat Kanunu Türkiye’de. yalnız o değil. İşte Fransız Devrimi’nin yaptığı budur. Bu inkılâbın içerisinde de hâkimiyetin bir kişiden çıkıp. bağım­ sızlığımızı kazandık. Yâni bu topraklar üzerinde yaşayan insanlar Türk sıfatını taşırlar. Ama bunun içersinde çeşitli etnik kökenler olabilir. Bask var­ dır. Ama bunlara sen nesin dediğin zaman Fransızım derler. Fransız Cumhuriyeti’nde Korsikalı vardır. Yeni yetişecek olan nesil­ lerin. Şimdi Türkiye tamamıyla modernist bir devlet ola­ rak düşünülmüştür. ulusal bir kültür al­ malarıyla olabilirdi. diğer dini miies373 . bir. Bunu sağlamak için çok önemli bir şeyleri gördük. Böyle bir hava içersindeydik biz. dini okulları. Türk kimliğidir. ben Bask kö­ kenliyim derler.

Bizde de lâik.. demokratik. Ama bununla yetinmiyor Cumhuriyet. aynı zamanda da bir ulusal ekono­ mi gerçekleştirmeye çalışıyor. özellikle sömürülmüş olan ülkelerde sınıfların tam oluşamadığını. bizde de aynı şey yapılmış. mantık ve estetik derslerinin hepsini derinlemesine okurduk. Bunların yerine bu lâik.” ‘Say’. sosyo­ loji. Çünkü Mustafa Kemal Paşa Galiyev’in fikirlerine sahiptir. Bunu önce İzmir İktisat Kongresi’nde çok açık bir şekilde tüccarlara bırakmıştır. Biliyor muydu. Bir emek Misak-ı Millisi koyuyor. aynı şekilde bir say Misak-ı Milli’si gerçekleştireceğiz. Çok sağlam bir eğitimdi.. Biz o eğitimden geçtik. ulusal bir eğitim için liseler kurulmuştur. Bizi yıkamamaları da on­ dan. G â zi’nin m illi iktisat p rog ra m ı Mustafa Kemal Paşa. Ama dün­ yada. demok­ ratik eğitimi sağlayabilmek için eğitimi birleştirerek bir tek eğitim sistemi getirmiştir. Onun gelişebilmesi için ulusal eğitim ve öğretim kuruluyor. Bunun için de örnek. psikoloji. Liselerde o zamanki eğitim yurttaşlık üzerine kuru­ ludur. Yetişen yurttaş­ lar da Cumhuriyet’e sahiptiler. yoksa kendi­ liğinden mi söylüyordu? Burası henüz meçhul. Nasıl Fransa ihtilâlden sonra mis­ yoner mekteplerine karşı inkılâbı ve ulusallığı yerleştir­ mek için yeni. emek demektir. demokratik ve ulusal bir eğitim sis­ temi kurmuşsa ve bu eğitim sisteminin kaleleri liselerse.seseleri tasfiye etmiştir. lâik. çünkü hâkim sınıfların yabancıyla işbir374 . Bu. birleştirile­ rek yapılıyor. Bu liselerde ve bu eği­ timle Türkiye’de yurttaş yetiştiriliyordu. Biz lisede felsefe. ■ Yâni evvela ulusallık kuruluyor. yi­ ne Fransa alınmıştır. astronomi. Ama şunu söyler: “Nasıl elbirliğiyle bir Misak-ı Milli gerçekleştirdiysek.

Şimdi bu tablo çok açık. O dönemlerde Türkiye Cumhuriyeti’nin kalkınma hızı yüzde sekiz. Bağımsız. yakını. bitiririz.ligi yapan komprador kapitalist olduğunu. Sümerbank’ından Etibank’ına biz. önemsiz bir derecededir. bütün alanlarda dev­ letçi ama halkçı-devletçi bir programa başladık. bir Kemalist tablodur. Tür­ kiye’nin Kemalist geçmişidir. müttefiki Sovyetler Birliği’dir. Kamu öncülüğünde bir kalkınmanın da nasıl örgütlendiğini hepimiz biliyoruz. Bunu uygulamaya girdik. Şimdi bu çerçeve içersinde bunun ekonomisi ne ola­ caktı? Gâzi’ye göre. yeni bir devlettir. geri kalan­ larının hepsinin üç aşağı beş yukarı ‘halk’ diye adlandı­ rılabileceğini ve bunların hepsinin antiemperyalist bir cephede buluşması gerektiğini savunuyordu. Kendine göre ithalatımız ihracatımızı dengelemiştir. Çünkü Mustafa Kemal Paşa ölünceye kadar Türkiye’nin emperyalizmle hiçbir ilişkisi yoktur. Antiemperyalist bir savaştan çıkmıştır. güçlü. Dengeli. Dünya Savaşı’nda. ilk önce 2. Ortadoğu’yu Sadabat Pak­ tı ile kontrol eder. Beş kuruş borç almayız. Dünya Savaşı’ndan itibaren Fransızlar ve İngilizlerle ittifak dener. bunun ekonomisi kamu öncülü­ ğünde bir kalkınma olacaktı. Osmanlı borçlarını öde­ riz. Bu ittifak aksar. En büyük dostu. Balkanları Balkan Paktı ile. Niye 375 . ulusal bir ülke halindedir. 2. 2. Halk Partisi’ni de böyle kurmuştu. Dün­ ya Savaşı’yla olur. sonra da Soğuk Savaş döneminde zırt der. Türkiye’de enflasyon çok düşük. Bu zurna nerede zırt der? Bu zurna. D ü n ya S a va ş ı’ ndan son ra A m e rik a ’nın kucağına o tu rd u k Türkiye Cm huriyeti’nin teklemeye başlaması 2. yüzde dokuzlarda sey­ reder.

Biz telâşa düşeriz. Mareşal Fevzi Çakmak’la Şükrü Saraç­ oğlu Almanlarla gizli temaslara girer. Rusların karşısına dikilmesini böylelikle temin etmiş olur. Böyle birtakım teşebbüslerimiz vardır. Böyle bir şey ola­ maz. birin376 . savaşa girecek durumda olmadığımızı söy­ leriz. O ülkeleri yönetsinler diye. Daha 47’de buraya gelmiş olan Amerikalı uz­ manlar. Ama biz Almanlarla işbir­ liğini sürdürürüz.. Yâ­ ni Tataristan’a. Türkiye’nin sanayileşmesinin güçlen­ mesini sağlar. Ameri­ ka çok hayırhah bir ülkedir. Bir yere girdiğinde oradan çıkmayı hiç dü­ şünmüyordu. Çünkü Amerika. Çünkü Sovyetler Birliği gelip Almanların Hariciye Ba­ kanlığından bizim bütün bu gizli hikâyelerimizi öğrenir. Çünkü Almanlarla kırıştırırız. Hayal güzel. sanıyordu ki bizimkiler. “ Bunların memleketinde din yok. Öğrenince Rusların kafası kızar. bunların bü­ tün aydınları dinsiz” diye rapor vermişlerdir. Amerika’nın kucağına otururuz. Türkiye için de aynı hesaplan yaptı. Çünkü Almanlar Rusya’ya saldırın­ ca. Oralara biz bura­ dan adam göndeririz. Tür­ kiye’ye para gelir.aksar? Fransızlar yenilir. Biz Amerika ile işbirliğine başladığımız Ve Marshall Planfnı kabul ettiğimiz zaman. Türkiye hayal kuruyor.. İşte ondan sonra başlar bugünkü krizin ucu. ‘Oradaki Türkleri acaba apartabilir miyiz?’ diye bir hayal kurarlar. Biz. Türkiye’ye kredi açar. Tür­ kiye’yi nasıl kendi istedikleri biçime sokabiliriz diye dü­ şündüler. güçlü ama bir o kadar da saçma bir hayaldir. Biz. Almanlar bizden krom satın alırlar ve silâh ya­ parlar. îngilızler bizi savaşa girmeye zorlar. Almanlarla kırıştı­ rırken. Ruslar bizden toprak ve Boğazlar’dan geçiş isterler. dünyanın önde gelen emperya­ list ülkesiydi. büyük. Almanlar yenilince biz çok müşkül duruma düşeriz. O telâşta ne yaparız? Gider. İngilizler buna kızar.

hatip yetiştirip camilere yollayacaklardı. Amerika devletçiliğe de karşıydı. sonra da ilahiyat fakül­ teleri haline getirmişlerdir. Niye? Çünkü o. A m e rik a d in d a r ve lib e ra ld ir Bu.. Kim güçlüyse ötekini ezer. Kamu sektörü vaziye­ 377 . Neden olmuştur? Çünkü Amerika. İki yatak vardır. yer. Öne aldığı için de Türkiye’de böyle şeyler oluyor. Dindar olduğu için de. Amerika’da lâiklik yoktur. Aynen tabiatta olduğu gibi. Bizde de o sıralarda Demokrat Parti iktidar olabilme ihtiyacındaydı. Bir çeşit sosyal Darwinizm vardır orada.. Zaten illegal birtakım tarikatlar vardı. sadece ‘hidemât-ı diniye’. bizimkiler bunu sık sık unutuyorlar. seyredin o eski filmleri. sonra lise. öldürür. li­ beralizmin zirvesidir. Amerika’nın isteğiyle olmuştur. Gidin. yâni vahşi liberalizm kurar. Karı-koca ayrı yatakta yatarlar. lâik değildir. Oradaki dördüncü madde olan imam-hatip okulları. Bir de bunu alıp önce okul. Bunun için tarikatlardan yararlanmayı düşünüyordu. Kendine en kötü liberalizmi uygu­ lar. Bunlarla işbirliğine girdi. Amerika’da 1930-40’h yıllarda dini cemiyetler Hollyvvood’u kont­ rol ederlerdi. Hollywood filmlerinde karı-koca aynı yatakta yatamazdı. bu işlere girdiği ülke­ lerde dindarlığı öne alır. Çünkü tabiat faşisttir. S a n a yile ş m e m izi A m e rik a ö n le d i Şimdi bu çerçeve içersinde siz ne yapıyorsunuz? Burada inanılmaz bir kamu sektörü var. Amerika dindardır.cıl olarak her şeyin tabanı ve kökü olan Tevhid-i Tedri­ sat yasasını delmişizdir. yâni imam.

378 . Onlar. Menderes’in devrilmeden önce Havza’daki konuşma­ sında. 60’h yıllarda yediğimiz kazıktır.McNamara. Menderes onla­ rı dinlemiyor. biri Demirel. Kıbrıs kazığı en büyük kazık­ tır. Dünya Bankası’mn başındaydı. “ Boş ver kalkınmayı. biz. Hiç öyle bir şey düşünmü­ yordu Amerikalılar. Ameri­ ka’nın müttefiki. Biri Erbakan. deli oluyordu bunları duyduğu zaman. Ondan birkaç ay sonra devrilmiştir. O zaman ~çok meşhurdur. Res­ men ve alenen silâh vermez. İlk o zaman başladı. Fakat bunlar iktidar oldukları andan itibaren yırtınırlar: “ Sa­ nayileşeceğiz! Büyük Türkiye! Görülmemiş kalkınma!” Amerika. Nasıl gider? En büyüğü. benzin sarf et” diyorlar.te hâkim. Bu kazık süregitmiştir. Bunlar farkında değillerdi. Amerika bize para verecek. Sonunda döviz kıtlığı başladı. Sanıyorlardı ki. görülmemiş kalkınma yapacağım diyor. Kıbrıs’tan dolayı öyle bir hale gelir ki. beş para yoktu. Bir de üstelik bizimkiler hâlâ Amerika ile işbir­ liği yapıyorlar. Aralarında hır çıktı. Berbat bir haldeydik. Başından itibaren önce Menderes ihtilafa düşmüştür. Tartışmalar böyle bir çerçeve içinde geçi­ yor. Sanayi filân da düşünmüyorlardı. Çünkü onlar başladı­ lar finans numaralarına. Neden oldu bu? Çünkü Menderes onları dinlemedi. Yâni daha o zamanda bi­ zimkiler kazığı yediklerini anladılar ama nasıl çıkacak­ larım bilmiyorlar. sen yolları yap. Bizde Cumhuriyet neslinin nasıl yetişmiş olduğunun güzel örneğidir. Kendilerini liberal ve demokrat sanıyor­ lar ama iki örnek vereceğim. îkisi de liberal sanıyorlar kendilerini. Rusya’ya karşı N A To’ d a onu savuna­ cak olan ülkeyiz ama bize silâh ambargosu koyar. önümüzdeki sonbahar Kruşçef’le görüşmek üze­ re Rusya’ya gideceğini söylediğini herkes bilir. biz sanayi kuracağız.

hem de Türkler ta­ rafından açılır. Ama bu­ nunla yetinmediler. Tarikatlardan tercih edilenlere bakın. Türkiye’de imam-hatip okullarının yanı sıra yabancı dille ama -dikkat isterim. Onların kafalarına uymaktadır. Türkler çok güzel bir şekilde vatandaşla­ rını yabancı dille düşünmeye. Çünkü yalnız Si­ vas’ta altmış tane misyoner okulu vardır. Bu.İngilizce olmak üze­ re birçok kolej kurulmaya başlanır. Bu kadarla yetinil­ mez. Şimdi. Çünkü bunların tarzları Birleşik Amerika’ya uymaktadır. Yunan Latin kökeni ile İsmet Paşa zama379 . ılımlı İslâm kolunda. İkincisi. Nurcular da daha liberal. Lâiklik gidiyor. Kolejler vasıtasıyla yabancı dille öğretim tekrar edilir.E ğitim s is te m im iz b o zu ld u Tevhid-i Tedrisat bozulduktan sonra bu kadarla yetin­ mezler. Arapça eğitim girer. Bu. Bu ikisi tercih edilirler. Zaten Maarif düzeni. yabancı okullar buraya getirilir. bunların hepsini kapatmıştı. Hâttâ El Ezher’e öğrenci gönderilir. Biri Nakşiler. Gâzi. Cumhuri­ yetin kimliğini bozmaya başlamanın ucudur. yabancı dille göndermeler yapmaya ve yabancı dil çağrışımları içinde büyütmeye başlarlar. vakıf üniversiteleri diye birtakım gecekondu üniversiteler açılır. Suudi Arabistan kolunda. Öte­ ki Nurcular. din düzeni bozuldu. Bu üniversitelerde Türk çocuklarına Amerikan tipi öğretim aşılanır. Bu kadarla da ye­ tinilmez. kolejler. M aarif düzenini de bozdular. Şimdi. Bunun tabii neticesi. bi­ rinci uç. Bunlar yeniden. Çünkü bununla beraber Arapça tekrar Türkçe’ye girer. oradan yetişen çocukların geleceklerini o ülkelerde arama heyecanıdır. Dinî girişte birtakım tarikatlar tercih ediliyorlar. Nakşiler. bakın nasıl oluyor: Bir taraftan dinî bir giriş oluyor. Yabancı dille öğretim Ösmanlı’n'ın batmasının sebeplerinden biridir.

kendini bu malların sahibi gibi görüyor­ du. Yâni ben çocukken Dev­ let Demir Yolları Sivas’a vardığında bütün Türkiye bay­ ram etti. Özelleştirme numarasıdır. bu iş daha iyi olur. Bizdeki kamu sek­ törü halkla birlikte olmuştur. Ülkemizdeki darbelerin bir kısmının sebebi budur. Özel sektörü kullanıyordu. Bunların hepsi Türkiye kalkınmasının. Biz­ de de ‘nomenklatura’ olmuştur. Bunu da hayli baskı ile hükümetlere zar zor uygulatıyorlar. Özellikle İsmet Paşa döneminden sonra. Bunu da iyi bilmek lâzım. özel sektörle birlik­ te iş yapıyordu. Türkiye’de bürokrasi kesinleşmiş ve katılaşmıştır. s e k a öyle. Müdafaa-i Hukuk’un aşağı yukarı birisi M aarif’te birisi ikti­ satta somut hale gelmesiydi.. buna başka bir şey de sebep oldu. Biz Karabük Demir Çelik fabrikasını açtığımız zaman Türkiye’de bayramdı. Buldukları numarayı biliyorsunuz... 380 . B izd e kam u se k tö rü halkla b irlikte k u ru ld u Şimdi. Onun üzerine bu geldi oturdu. Bürokrasi. Özel sektör gelirse. Herkes ona sahipti. Ara­ larında bir sürtüşme çıktı. Geriye ne kaldı? Ulusal iktisat kaldı. bu işte iki tane özellik var. Baş­ ka ülkelerde üç senede yaptıkları işi Türkiye’de otuz se­ nede yapamadılar. özel sektör onu kullanmaya başladığı zaman sinirlendi. Bunu da bozdular. Bu de­ fa ulusal iktisadı tahrif etmeye başladılar.. Buraya kadar getir­ diler işi. Bir tanesi: Üstteki ka­ mu sektörü. Tabii. Bu. devlet tarafından yukarıdan aşağıya indirilmemiştir. Onun için. Aynen Rusya’dakine benzer bir durumdur bu. Şimdi. Böyle bir durum bir türlü özel­ leştirmeyi istedikleri yere götürmeyi sağlayamıyordu.nmda bozulmuştu. bunların üzeri­ ne gelindiği zaman halk da direniyor Türkiye’de.

Buna çok sinirleniyorlar. Kendileri de yutuyorlar. hâlâ Av­ rupa Birliği hep kaytarıyor. belâlar devam ediyor. Bunü.. ilk intibah Silâh­ lı Kuvvetler’de başladı. Bu demektir ki. Bu holdingler de yabancı ser­ mayenin Türkiye’deki bir çeşit acentaları halinde. zannediyorum ki. Nasıl oldu? Eğer Sovyetler Birliği dağılmasaydı belki de olmazdı.. Çok az kaldı. bundan on beş sene öncesine göre artık ekonomimize. Tanzimat dönemi­ ne. artık ulusal holding­ ler de yok. Dön­ dük mü biz Meşrutiyet yıllarına. “ Acaba bunlar ne der?” di­ ye sorular konunca. kendisini Cumhuriyet hükümeti ve Atatürk­ çü zanneden hükümetler yapıyorlar. Bunu halka yuttu­ ruyorlar. hâlâ Ege adaları önümüzde. Fırıldaklar çeviriyor. milli ekonomi dememiz çok zor.întibah başlar’ ne demek? Yâni bir uya­ nış başlarsa. Büyük holdinglerin büyük bir kısmında %25 ile %75 arası ya­ bancı ortaklık var. Çünkü Sovyetler yok.. Sovyetler Birliği dağılınca. kalleşlik ediyor. Şimdi buraya geldikten sonra eğer bir intibah başlar­ sa işler zorlaşır. Hâlâ Kıbrıs so­ runu önümüzde.. Yavaş yavaş içlerine attıkları meseleleri.. O zaman soru işaretleri başladı: “ Acaba neden oluyor?” Dış po­ litikada bize birtakım şeyler zorlanıyor.. Türkiye’de uyanış geç başladı ama baş­ ladı. yalan söy­ lüyor. . çünkü Türkiye böyle bir tavır içinde. ilk in tib a h S ilâ h lı K u vve tle r’d e başladı Bugün tabii. o zamana kadar başımıza Sovyetlerin açtığını zannettiğimiz belâ­ ların hiç de onlar tarafından açılmadığı meydana çıktı. 3S1 . “ bunların gerisinde galiba biz yanlış bir ta­ raf seçmişiz” düşüncesine doğru gelmeleriyle bir uyanış başladı.

kendile­ rini solcu zanneden birtakım şaşkınları da saflarına al­ dılar. Bunu ben söylemiyorum. Halbuki. Kuzey Kore. Bu­ nu Amerikalılar söylüyor. Irak roket ya­ pıyor. Şimdi ulusal olarak t s k . Hem de milli roket. Sana diyor ki. Türkiye’ye çok ciddi bir nük­ leer ambargo var. kendine göre savunma planlan yapıyor ve planları niçin yaptığını biz anlamıyoruz. Bizim buna inanmamı­ zı istiyor. Nükleer olmadın mı sen kendini savunma imkânına sahip değilsin. Endişelenen kendileri. Niye? Çünkü Türkiye uyanık. Kıbrıs’ta bana ambargo koyan. Tür­ kiye’nin bütün etrafı nükleer. Bu yazı. Türki­ ye’de de yayınlandı. Pakistan Çin ile işbirliği ya­ parak nükleer teknolojiye geçmiştir. Etrafındaki­ ler de korkuyorlar” deniyor. Halbuki onlar roket yapanlara ‘serseri millet’ di­ yorlar. O kadar başarılı oldular ki.Bu son zamanlarda son derece net bir duruma gel­ di. Bu. savunmasını Brüksel’e g ö ­ re ayarlamak istemiyor. O yazıda çok açık bir şekilde. Türkiye Çin’le işbirliğinin zemini üzerindedir. Askeri işbirliği konuşuluyor ve bu olduğu sırada Tür­ kiye’nin Genelkurmay Başkanı bir NATO toplantısına ilk defa iştirak etmiyor. Çin’de. Nükleer yapmamaya uğraşıyorlar. Bunu ben söylemiyorum. Etrafındakilerden korkan yok. Gitmiyor. ‘Toros’ roketini 160 km’ye kadar attık ve vurduk. Amerikan Hava Kuvvetleri Türkiye M asası uzmanı bir yazı yazdı. biz de roket yapıyoruz şimdi. Sen böyle bir harekete başladın mı. Bomba bile yaptı. Genelkurmay Başkanı kendisi söy­ lüyor. “ TSK güçleniyor.” Bunu söyleyen. Yâni biliyorsunuz. İşte o zaman sen krize ge­ be bir ülke olursun. inanmadığımız için de Genelkurmay Başka­ nı Pakistan’da. onların teknolojisi değil. “ Sana nükleer silâhı ben veririm. 382 . Çünkü Türkiye roket yapı­ yor. Çünkü Türkiye biliyor ki.

383 . onların hiç işine gelmez. Onlar. kö­ tü bir devlet durumuna düşersin. Birincisi. Çün­ kü Birleşik Amerika Türkiye’yi iki yerde Truva Atı ola­ rak kullanma kararındadır. A m e rik a T ü rk iy e ’yi Tru va A tı o la ra k k u lla n m a k is tiyo r Türkiye şimdi Batı ittifakı ile olan ilişkilerini gözden ge­ çirme eğilimindedir. Türkiye’de sermaye hareketle­ riyle senin ekonomini darmadağınık etmek için gerekli numaraları yapmaya hazırlanırlar. Bu. Orta Asya’da niçin istiyor? Orta Asya petrol gölü ve dünyadaki petrol kırk yıl içinde bitecek. bunu açıkça Helmut Schmith söyledi. Niye girelim ki biz böyle bir oyu­ na? Üstelik oradaki Türkler birçoklarının sandıkları gi­ bi saf insanlar da değil. çoğu Bolşevik Parti’nin önemli yerlerine gelmiş. Avrupa’nın içinde Avrupa’ya kar­ şı Türkiye’yi kullanmak istiyor. Yâni bizi daha evvel Ruslara karşı nasıl kullandılarsa.çeşitli malî fırıldaklarla. Türkiye’nin içine düş­ tüğü kriz ortamının sebebi budur. Orta Asya. Olayı hemen görüyorlar ve hemen değerlendirebiliyorlar. dünya çapında politikacılardır. Türkiye’yi mutlaka Orta Asya’ya karşı kullanmak zorundalar. Amerika hesabına girip oralarda bir de casus durumu­ na düşsün? Bunu Amerika’nın hafsalası almıyor. gider Amerikalılarla yaparım. Bizim de hafsalamız almıyor. Peki Türkiye Orta Asya’daki soy­ daşlarıyla niye kendi hesabına anlaşmaya girmesin de. Niye Türkleri de araya soka­ yım ki?” O zaman sen hiçbir tarafa yaranamayan. O zaman şöyle bir mantık işliyor oralarda: “ Eğer ben Amerika hesabına Türklerle iş yapacaksam. şimdi bu iki toprakta kullanmak istiyorlar. Çok önemli bir şey onun için. İkincisi.

Türki­ ye. Şimdi. Irak’la yapaca­ ğımız ticarette inanılmaz döviz kazanacak durumdayız. Asya’da inanılmaz pazar ilişkileri açıyor. Bizim Rusya ile. satan bir topluluk halindedir. Türkiye bugün. Meselâ Irak mese­ lesinde Birleşik Amerika’nın Savunma Bakanı buraya geldi. Bize gelip stratejik ortak­ lık teklif ettiler. Halbuki şimdi adama çok açık bir şekilde Irak’m bü­ tünlüğünden yana olduğumuzu.ne diyorsa not alınırdı. aynı şekilde. Hindistan ve Çin Avrasya politikala­ rını oluşturuyor. Amerika ile ilişkilerini as­ kıya aldığı andan itibaren Suriye. Çünkü bir Irak meselesi yü­ zünden. Meclis açıldıktan üç gün sonra M us­ tafa Kemal Paşa bir yazı yazar. Bunlar. olan ilişkilerimiz. Ruslar çok açık ve seçik bir şekilde ge­ çen yıl Putin’le söylediler: “ Küreselleşmeye inanmıyo­ ruz. Şimdi böyle bir ortaklık kabul edilme­ si neyin gereği? Atatürkçülüğün gereği. tek kutuplu dünyaya inanmıyoruz” dediler. Savunma Bakanı’m müsteşar yardımcısı karşıla­ dı burada. Faal olarak gösteriyorlar da bunu. Hindistan. Rusya. Çin’le ilişkilerimiz Doğu Asya’da inanıl­ maz pazar ilişkileri açıyor. bu gerçekleri görmek zorundadır ve görüyor. Kâzım Karabekir Paşaya 384 . bizim ekonomik gücümüzden çok yararlanmak isteyen ülkeler. Irak’ın parçalanması­ nı istemediğimizi söyledik.T ü rk iy e D o ğ u ’ya d ö n ü y o r Bu durumlara düşmemek için Türkiye Cumhuriyeti de birtakım tedbirler almaya başlıyor. Çünkü M usta­ fa Kemal Paşa Kuvva-yı Milliye’de bu ortaklığı kendisi Ruslara teklif etti. İran. Cumhurbaşka­ nı tarafından kabul edilirdi ve. Özal’ın Amerikancılığı yüzünden çok açık bir kazık yedik. Türkiye eskiden böyle bir şey yapar mıydı? Eskiden bizzat Savunma Bakanı giderdi. Ermenistan bile Türk sanayisinin birçok mallarını kullanıp.

Onun içinde Türkiye’nin Rusya ile stratejik ittifak yapmak is­ tediği açıkça yazılmıştır. Rusya’nın çıkar­ larını savunurdu orada. Çünkü Cumhuriyet’in geleneği budur. Onu kim temsil ederdi bilir misiniz? Türkiye Cumhuriyeti temsil ederdi. Burada İnönü bizi saptırmıştır. Bu ittifakı yaparız. gönderir. Bu durum Batı’yı rahatsız ediyor. Belki ulusal savunma sanayisini kurma yolunda çok önemli adımlar atacağız. hem kamu sektörünü çok geliştirebilecek imkânlar sağlayacağız. Hem Avrupa’yı. Lenin’e ulaştırır. Tevfi. Genç nesiller bilmiyorlar. öyle karşılıklı ilişkilere gi­ reriz ki. Bunlardan kurtulaca­ ğız. Bütün bunlar önümüzde. Bunu önleme­ nin çaresi. Çünkü o durumdayız. şim d i t ü s İa d Bir kere... Türkiye’nin belini doğrultmasını engellemek­ tir. Almıyorlardı komünist diye. hem Birleşik Amerika’yı rahatsız ediyor. t ü s İa d onların Türkiye’deki acentası halinde. O da Sovyetler Birliği’ne. Böyle bir durumumuz var. Eskiden Düyun-u Umu­ 385 . İktisadi bakımdan olduğu kadar askerî bakımdan da bir tek kaynağa bağlı donanımdan kurtulacağız. Şim­ di Rusya aynı şeyi teklif ediyorsa bunu kabul etmemiz lâzım. büyük sermayeyi kullanıyorlar.. Şimdi bir ihtilaf çık­ tığı zaman bize yedek parça göndermezler. Tanklar iş­ lemez. O zaman bunu yapmışız.k Rüştü Bey çıkar. Ondan son­ ra öyle bir dostluk kurarız. bu iki tarafın da lehine çalışır. o zamanki Milletler Meclisi’nde Ruslar yoktu. Biz bunu kabul ettiğimiz anda. yâni biz Avrasya po­ litikasına ağırlık verdiğimiz taktirde hem çok geniş pa­ zar bulacağız. Bu nasıl engellenir? Çok kolay! Öyle birtakım fırıl­ daklarla ekonomimizin içine girmişler ki. E sk id en D ü y u n -u U m u m iye ’yd i.

O zaman. Türki­ ye şimdi roketlerini yapıyor. gençlerin. Halbuki Türkiye’nin asıl gündemi bu değil. Türkiye nükleer olmak is­ tiyor. Türkiye’de akıllı insanların. K a ra d e n iz İşb irliğ i A n tla ş m a s ı’nı ya p tık . Onların gündemi ne? Onların gündemi: “ Eğer şunu da yaparsak a b bizi alacak” gibi bir palavrayı yıllar bo­ yu sürdürmek. Aman Dünya Bankası kızmasın. İkincisi ne oluyor? Türk bası­ nı ve medyası onların buradaki sözcüsü haline gelmiş oluyor. sivil toplum kuruluşlarının.” Gündem bu Türkiye’de. Türkiye’nin değil. önce onların gün­ deminden çıkması lâzım. bir ‘Karadeniz İşbirliği’ diye bir an­ laşma yaptık. Irak ve İran’la fevkalâde güzel ilişkileri olabilir. Bu sözcüler sürekli Türk halkına bunu telkin et­ meye çalışıyorlar. bir holding birleşimi örgüt­ se. Fevka­ lâde güzel ekonomik ilişkileri var. onların lehine konu­ şuyor. siyasi partilerin. TÜSİAD ne zaman konuşsa. Onların gündemi ne? “ Aman Amerika’yı küstürmeyelim. “ Avrupa’ya mutlaka girmeli­ yiz.” her dakika söyledik­ leri lâf. Nükleer olmak için de temasları var. dikkat edin. Çünkü. Aman iM F’nin dediğini yapalım. k riz patladı! Dikkatinizi çekerim. Bunun içinde Rusya var. Tür­ kiye’nin Rusya ile çok güzel ticari ilişkileri var. Burada eğer TÜSİAD. Türkiye’ye Rusya tarafından stratejik ortaklık teklif edilmiş. Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’yle ilişkileri yepyeni bir şek­ le girebilir. Türk basım ve medyası tamamen holding basını ve medyası haline gelmişse. gündemin değişmesi lâzım. Türkiye’nin Suriye.miye’ydi. O zaman. Amerika’yı küstürmemeliyiz. Karadeniz dev­ 386 . Şimdi T üsiA D o görevi yapıyor.

isim . Han­ gisinin % 75’e kadar yabancı sermayeyle çalıştığını. sonra onlar da katılacaklar. Şangay Beşlisi anlaş­ ması bu Avrasya politikasının Doğu ucu.letlerinin hepsi var. Onların gazete ve televiz­ yonları o tavır içinde olunca. Geçenlerde ye­ ni bir toplantısı yapıldı. Türkiye de bunu istemedi ve giremediler. bu gündem konusu iken bizim basınımızda tık yok. Rusya da. en öndeki büyük patronlardan bir tanesi. Halbuki Türkiye’nin gündemi bu değil. Hele içlerinden bir tanesi. Anlaşma imzalanıyor. Şimdi bu politika oluşurken. “ Canım. Çinlilerle birlikte Şangav Beş­ lisi ile beraber bir anlaşma yaptılar. Şu Ege meselesini çözsek. tü s İad bu tavır içinde olunca. En ileri ge­ lenlerinden. Niye? Bunun izahı zor değil. Onlar ille de Karadeniz’e de burunlarını sokmak istedi­ ler ve Yunanistan’ı da sokmak istiyorlardı. Türkiye’de krizin başlamasıyla. “ Yabancı bakan getire­ lim” bile dedi. anlaşma imzalanıyor.vermeyelim. Önce gözlemci olarak katılıyorlar. Şimdi. İşte krizin bir sebebi de bu. Bu defa Türk Cumhuriyetleri de katılıyorlar. TüsİAD’daki holdingleri inceleyin. Gazetelerde araştırın. şu Kıbrıs da çok uzadı. Kriz pat­ larken. Basın hâlâ öbür meseleleri bizim önümüze pişirip pişirip getiriyor. han­ gisinin % 50’ye kadar çalıştığını görürsünüz. 387 . onların gaze­ teleri de o tavır içinde oluyor. Türkiye ve Rusya’nın muhalefetiy­ le Amerika oraya alınmadı. Karadeniz an­ laşmasının imzası arasındaki tarihlere bakın. Yunanlılarla dostluk tazelesek” dedi. Türkiye’de­ ki krizin gerisinde işte bu sebepler yatıyor. Bir hafta filân var. Türkiye’de gündem bu olu­ yor. Öbür taraftan Ruslar. Yâni Avrasya politikası oluşuyor. kriz patlıyor.

ödemeyeceğim” dedi. emir kulu olmak iste­ miyor. Dün­ ya nedir. Bu işlerle de bunu başaracaklarım sanı­ yorlar. Vietnam’ı halledebildiler mi? Kaddafi’yi düşürebildiler mi? Saddam’ı düşürebildi­ ler mi ? Bu olmuyor. daha çok genç ve dünyadan habersizler. Hayal. bizim Osmanh’nm yıkılış tarihi kadar­ dır. Dünya politikası nasıl yönetilir. Ama bunların Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkması. o kadarla kalıyor.T ü rk iye a rtık o n la rın e m ir kulu o lm a k is te m iyo r Türkiye. Kendilerini çok güçlü gördükleri için her yeri de hallederiz sanıyorlar. onlar bizden önce diklenmişlerdi. Benim Amerikalılara söylediğim bir lâf vardır. Yalan yanlış düşlerine dayanarak iş­ ler yapıyorlar. bu çeşit spekülasyon krizlerini yansıtmaktır. bizden önce olmuştu. Bunlar. sarsması söz konusu değildir. bilmiyorlar. Hayır! Bu olmayacak. Onla­ rın bütün tarihi.. Bize gelince. yüzyıl için kurdukları güvenlik strate­ jisi daha ilk on yılda çuvallıyor. Bu krizlerin Rusya’da da yaratıldığını hatırlayacaksınız. Hayal kuruyorlar. Amerikan hâkimiyetinde dünyayı barış içine sokmak demek. Çünkü onlar tam bir ‘Pax-Amerikana’ düşünüyorlardı dünyada. Bunların 21. Batı’nın ka­ zığına herkes kafa tutmaya başlıyor.. Çünkü. artık onların emir uşağı. Kore’de yaratıldığım hatırlayacaksınız. 1919 şartlan içinde emperyaliz­ mi bu topraklardan süpürdük. Böyle daha çok kriz çıkar. Onlar. “ Borçlarımı ödemiyorum. Rusya o kadar diklendi ki. attık. onu da bilmiyorlar. Dört dörtlük istik­ 388 . Bu diklenmeyi önlemenin tek ve en kolay çaresi. Yavaş yavaş dikleniyor. Moratoryum istedi. her­ kesi köleleştirecek ve istediği gibi yönetecek demektir. Bu diklenmeye tahammül edemiyorlar. Biz.

Dünyanın ilk altı silâhlı gücü için­ deyiz. ne y a p a c a ğ ı z ? ” d iy e so ru y o rla r. İki kere iki dünyanın her yerinde dört eder” . O n la r d a ü lk ü c ü k ö k e n li kişiler. b u k a ­ d a r se n e d ir s o ld a y ım . Bu mümkün değil. Götüre­ mezler! Bir yere kadar getirirler. holding basınının bütün palavraları ortalığa toz bulutu kaldırıp. herkes de onu yapacak. s o s y a lis t o ld u ğ u n u a ç ık a ç ık s ö y ­ leyen b iriy im .ki. “ Yanlış hesap Bağdat’tan döner” diye bir lâf vardır. B en . davayı istedikleri istikamete götürmek içindir. MHP’n in iç in d e n b ir ta k ım a d a m la r b a n a g e liy o r ­ lar: “ A ğbiy. On-on beş günlük ma­ ceradan sonra hemen anladı ki. İsm i lâ z ım d e ğ il. emir verecek. “ Siz yanlış yapıyorsu­ nuz” demiştir McNamara. hemen valizini toplar geri yollardı. bir sömürgeye geldi. A ynı şe k ild e mhp z a te n k a y n ıy o r. “ Bizim hesaplarımız doğru­ dur. Eğer Türkiye’de kişilik sahibi bir iktidar olsaydı zaten o geldiği gün. Konuşma da meşhurdur. “ Sen kimsin?” diye. Bu olmaz.” Bu doğrudur. Onun için bütün bunlar. B en im 389 . M e n d e re s M cN a m ara ’y ı kovm u ştu ! Derviş’in getirilmesinin de hiçbir önemi yok. Yâni Der­ viş’in bir önemi olduğunu zannetmek çok yanlış bir şey. MHP’d e y u k a r d a y a p ıla n la r la a ş a ğ ıd a k ile r b irb irin i tu tm u y o r. Men­ deres’in cevabı çok meşhurdur: “Türkiye’de bazen beş eder. Çünkü M cNam ara’yı kovmuştur Men­ deres. Onun için hiç endişeye mahal bir şey yok. o perişanlıkla biz bunu yapan ülkeyiz. Derviş de bunun farkına vardı. O şartlar içinde. O sanıyordu . Şimdiki şartlar altında mı yapmayacağız! Dünyanın ilk yirmi ekonomisi içindeyiz. milleti kandırıp.lâl-i tam sahibi ve özgür bir devlet kurduk. o kadar kolay değil bu iş. sonra oradan aksar.

sen umumi vali misin. neredeyse Türk televizyon390 . Yukarısı da bunun rahatsız­ lığım hissediyor. Ta­ banda böyle bir durum var. Gittikçe daha öte götürü­ yorlar. Halbuki şimdikiler İngilizce konuşmayı marifet sayıyorlar. Kemal Paşa Fransızca bilirdi. “ O zaman bu da ne. Zaten soyu da biraz karışık. burası sö­ mürge mi? Tabii bütün bunlar bizim yakın tarihimizi il­ gilendirir. Biz buna mecbur muyuz? Onların büyüttükle­ ri adamı buraya gönder. Çünkü. Hele Kemal Paşa’nın neler yapmak istediğini bilen insanlar için çok rahatsız edicidir. işte anlayın” dedim. “ Bakın. Türkiye’ye bunu gönderselerdi ve biz de onu birden bi­ re devlet bakanı yapsaydık.yazdıklarım onların akıllarına daha çok yatıyor. ben size bir benzetme yapayım. Yâni. Kültürsüzleştirme politikası. Orada­ ki bilmem ne bankasında ve çok da başarılıymış. Türkiye’nin sokağından geçemezsin! Mustafa Kemal Paşa bu konularda çok hassastı. nesin? Milli haysiyet diye bir şey var. Bir Rus kadınla evlenmiş. T ü rk iy e ’nin s o k a ğ ın d a n g e ç e m e zsin Olay bu. Sen sömürge va­ lisi misin. Bunu yok ettiler. yirmi beş senedir Moskova’da çalışıyormuş. Türkçülere ben şunu söyledim: “Nasıl düşünüyorsu­ nuz bu adam hakkında?” “ Vallahi biz tereddütteyiz” dediler. Ne derdiniz?” dedim. “ Rus ajanı derdik” dediler. Bundan yirmi sene evvel biri gelsey­ di. Çünkü bizi kültürsüzleştiriyorlar. Öyle değilsin! Ne demek gelmek. Tevhid-i Tedrisat’m de­ linmesiyle başladı ve sürüyor. Ama Fransızca konu­ şan insanlara Türkçe cevap verirdi. dikkat edin. ona gö­ re bir karar verin. kendi hükümetlerinin yaptıklarını beğenmiyorlar.

Sen kendi memleketinin müziğini bıra­ kıp gidiyorsun. Bütün bunları teker teker bozuyorlar. Halk müziği duyulmaz oldu. Çok ucuz ma­ aşlarla çalışıyorlardı. Böyle bir-iki nesil yetiştiriyor. Cumhuriyet Kanunla­ rı onların hepsini Yüce Divan’a sevk edip bunların he­ sabını soracak kanunlardır. Sen bunu yok sayıyorsun. Bunların yerine.iarında Türk Sanat Müziği çalınmaz oldu. Böyle bir şey Kuva-yı Milliye’nin veya Müdafaa-i Hukuk’un hemen akabinde. Yeşil kart al­ mak için millet ayakta. Türkiye sefaletten kırılırken kimsenin aklında yoktu. Hiç kimse böyle bir şey düşün­ medi. aynı Osmanlı’da olduğu gibi. S o ru n u m u z m illi k im lik so ru n u Türkiye Cumhuriyeti’nin bütün sorunu milli kimlik so­ runu. milli ekonomi. Her şeyi milli olarak götürüyor. Bana so­ rarsanız. Ama düşüyorsun. Bu milli kimlik sorununu nasıl halletmiş? Milli eğitim. Komprador kültürünü yerleştir­ meye çalışıyor. hepsi Yüce Divan’lıktır. Tam tersine. yurtdışındaki Türkler Türkiye’ye ge­ liyorlardı. memlekete hizmet etmek için. Amerika’ya gitmeye uğraşıyor­ lar. 391 . ki aşağı yukarı bin senelik bir müziktir ve çok kaliteli bir müziktir. Sen zannediyorsun ki. Amerika’nın bil­ mem neresindeki topluluğun çaldığı en son küp buralar­ da seyrediliyor. Ama buna mukabil. ilerliyorsun. Bu ruhu bize kaybettirdiler. Bu 1947’den itibaren ik­ tidara gelmiş tüm iktidarların sorumluluğudur. emperyalistlerin kompra­ dor eğitimini getiriyor.

392 .Il KE M A LİZM M Ü D AFA A-I H U K U K D O K TR İN İ evvelâ ‘socialiste’ olmalı. devraldığı toplumu dönüştürmeye koyu­ lunca ‘inkılâpçı’dır. ‘Ulusallık’ bilinci­ ni pekiştirmiş. Devrim. ‘devrimciliğinin’ gerçek boyutları gözden kaçı­ rılmıştır. padişaha karşı Demokra­ tik Devrim. Bandunş Konferansının (ya da Sultan Galiyev’in tasarladı­ ğı. ‘kurtarıcılığı’ ağır basmış. yüzyılın ilk ‘Halk Kur­ tuluş Ordusu’dur.. hareketin ‘demokratikleşmesini’ sağlamıştır. padişah ve halifenin emperyalizmle işbir­ liği. Savaşın emperyalizme karşı verilişi. toplumun ‘Ümmet’ aşamasından. nasıl ki ‘Müdafaa-i Hukuk’. ‘madde’yi anlamalı!. ‘Maz­ lum Milletler’in hepsi için ilk kurtuluş öğretisi. Mus­ tafa Kemal İstanbul’daki hükümete başkaldırdığı za­ man ‘ihtilâlci’. anti-emperyalist Kurtuluş Savaşı’yla eşzamanla yürüdüğünden. ‘Millet’ aşamasına dönüşümü! ‘Kuva-yı Milliye’ aslında 20.” 30 Kanunuevvel (12 Ocak) 1904 Kemal G iriş Mustafa Kemal’in iç içe üç büyük eylemi var: Emperya­ lizme karşı Kurtuluş Savaşı. ‘Mazlum Milletler Beynelmileli’nin) ilk bildirgesidir.

Fakat İkincisi. ‘Millî M ücadele’ kadrosunun çoğunluğu. doğrudan doğruya. hiçbir vakit eski şekiller­ le karşılaştırılamaz.. Bu iki devrin arasındaki fark. milletin hürriyet ve egemenliğini fiilen ve maddeten tespit ve ilân eden mutlu bir devrimdir. egemenliği kayıtsız şartsız milletin elinde tutan bir ilkeye dayanır. Bu ilkenin bağlı olduğu şekil. Tarihen böyleydi ama. müstebit bir hükümdarla millet arasında. İkinci­ sinde halkın.Oysa.. ‘müstevliyi defettikten sonra’. Bunun ne müthiş bir dönüşüm olduğunu. ulusal ve demokratik bir devrimi içerdi­ ğini acaba kaç kişi kestirebilmişti? Kestiremeyenler. Daha 1919 yılının aralık aymda. Mustafa Kemal. kayıt ve koşul­ larla denge arayan bir zihniyeti elde etmeyi amaçlıyor­ du. padişahın yerini alma­ sıdır. tarihsel düzeyde.. İstanbul Hükümeti’ni. Pek pek. Talât ya da Enver Paşa’nm yerini alacaktı.” olacağını söylemenin.” Gerçekte 10 Tenımuz’la 23 Nisan arasındaki fark. daha başından Ankara’ya mahkûm gibi anlatır. hürriyet ve istiklâl için. Oysa bizim ‘Devrimimiz’. Kuva-yı Milliye’nin âmil. ‘Meşrutiyet’i yetersiz bulur. O ka­ dar. Birincisi mil­ letin doğal olarak aradığı. işlerin biteceğine inanı­ yordu.. yolda dökülmüşlerdir. Mustafa Kemal’in sırtında beyaz göm­ lek. en nihayet. bireysel ve teokratik bir iktidara karşı.. irade-i milliye’nin hâkim .. 393 . Mustafa Kemal Paşa. il­ kinde padişahın halka bazı hakları ‘lütfetmesi’. ‘hain’ diye asılacağını doğru dürüst düşünmüştür? İnkılâp tarihimiz. Düzen değişmeyecekti. gençle­ re nasıl anlatacağız? Acaba şöyle mi? Hangimiz başarı­ sızlığa uğrasaydı. “ . Bunu giziememiştir de: 10 Temmuz devrimi. hürriyet havasını teneffüs et­ tirdiğini zanneden bir harekettir. Meşrutiyet yönetimini dahi yeterli saymaz. tarif olunamayacak kadar büyük zannederim.

bugünkü döneme değgin gerçekleştirmesi. hiç! Çünkü o. ‘meşruluğu’ bunda aramak ne demektir bilir misiniz? Padişah ve halifeyi silmek. Osmanlı meşruluğunu reddetmiş... on­ da her iş meşru. M ustafa Kemal. yasa ve fermanlarından almıyordu. Bü­ yük Millet Meclisi’ni anlamak ve açıklamak mümkün olamazdı.olmalıdır. Mustafa Kemal ise merkezî. Yoksa kongreleri.. 394 . ulus iradesine dayanan yönetiminin bütün ilke­ lerini ve şekillerini evre evre. başarıya ulaş­ tıkça. İdamına fetva çık­ ması. ‘mil­ lî kararlara dayanmak’. İstanbul’dur. olağan ve kaçınılmaz bir tarih akışı idi.. üstelik teok­ ratik otoriteye başkaldıran bir ‘asi’. Hele Vahdettin’e.’ Mustafa Kemal’in gözünde eylemin ‘meşruluğu’ demek. ‘ihtilâl’in ta ken­ disidir.. halkça onaylanması demektir. Bütün büyük devrimciler de öyle yapmış­ lardı.fiilen değil. Millet işleri de ancak millî ka­ rarlara dayanmakla. tarihten ve halk­ tan alıyordu. O da farkında bunun. hiçe saymak demektir. Hele ‘hukuken’. M eşru te k esas: ‘M eşve re t!. bu savaşın. devrimin gelişme sürecini. Amasya Tamimi’nden itibaren.” Siz Osmanlı ülkesinde. yarım yüzyıl sonra bize tatsız bir şaka gibi mi gö­ rünüyor? Dürrizâae’ye öyle görünmüyordu. ba­ kın ne güzel anlatıyor: “ .. ta­ rihsel meşruluğu önemsemiştir. milletin genel duygularına tercü­ man olmakla gerçekleşir. bir devre yetiştik ki. beliren ulusal savaşın tam amacı. ‘meşruluğunu’ var olan iktida­ rın.. asla! Devlet ve hükümet. Şu sözlerini de: “ . Buysa. yurdu dış saldı­ rıdan korumak olduğu halde.

. O da bu egemenliğin sahibi olan insanların. Roma tarihinden çevresindekilere demokrasi dersi ve­ ren de o. yasama. her evreyi vakti geldikçe uygulamaktı..” 395 . o da meşveretten ibarettir. bir araya gelerek. klâsik çağın dolaysız demokrasisini. Ulu­ sun gelişmesi ve yükselmesi için esenlik yolu bu idi. Hükümet için şart-ı esâsi. İlerde olabilecekler üzerinde çok ko­ nuşmak. daha 1920 M artı’nda.. memur atar­ lardı. Atina’da. Ben de öyle yaptım :. Roma’da. giriştiğimiz gerçek ve maddesel savaşa boş ku­ runtular niteliği verebilirdi. doğrudan doğruya. ilk anda ben de gör­ düm ve sezinledim.Bu kaçınılmaz tarih akışını. efendiler. bakın nasıl bir tutuyor: “ . Efendiler yasa yaparlardı. bu kaçınılmaz tarih akışını. tarihte ‘fiilen’ mevcut olmuş şeyler­ dendir. gerçekte bizim yaptığımız şeyle­ ri yapıyorlardı.. yalnız ve yalnız meşverettir” diyen odur. ulusal savaşın amansız düşmanı oldu.” Bunları Söylev’de söylemiş: Her şey olup bittikten son­ ra. (. İsparta’da... Ama..” “ . Ve söylediği­ miz şey. şart-ı evvel.. yürütme ve yargılama görev­ lerini ‘bizzat’ yerine getirmesiyle olasıdır. “ .„egemenlik gerçekte yalnız bir şekilde belirir. ceza verirlerdi. Türkiye Büyük Millet Meclisi’yle.. Oysa daha işin başında... ilk andan başlaya­ rak. gelenekten gelen alışkanlı­ ğı ile hemen sezinleyen padişah soyu. Kartaca’da var olmuş genel meclisler. Tabii. Ve her şeyi ya­ parlardı.) Başarı için pratik ve gü­ venilir yol. dünyada hükümet için meşru yalnız ve tek bir esas vardır. ilk anda bütünüyle açığa vurma­ dık ve söylemedik. tarihi incelemiş arkadaşlarımız bilecekler­ dir ki. baştan sona bütün evreleri kapsayan sezgilerimizi. mahkeme ederlerdi..

. yalnız ve yalnız halkın kendisindedir’ formülüy­ le. en yüce otorite onundur. Yaygın bir devlette. bakanlan.. subaylarıy­ la düzenlemesi gerekir. Saint-Juste üzerinden. Marat.. kendine ihaneti. Mustafa Kemal’in verdiğiyle karşılaştırmamız fena mı olur? " .j. herkesin her şeye katılması. Mustafa Kemal’in ‘egemenlik kayıtsız şartsız ulusun­ dur’ formülü arasında bir fark olduğunu savunabilecek? 396 . önderleri.” Peki. acaba neden Mustafa Kemal’in kullandığı ‘irade-i milliye’. çıkarlarını gözetmek. kamu işlerini düzene koymak. ege­ menlik hakkını bizzat kullanamazsa. yalnız ve yalnız halkın kendisindedir. Rousseau’ya uzandığı bir türlü açıklığa kavuşturu­ lamamıştır? M arat’nın 15 Eylül 1789’da gazetesi l’Ami du Peuple’da (Halkın Dostu) verdiği şu demokrasi re­ çetesini. tutarlı bir hükümette iktidarın mutlak hâkimi. ‘hâkimiyet-i mLİliye’ kavramlarının. (. Bu yüzden vatandaş kısmının. ya da kötülük etmesi düşünülemez. ger­ çek egemen halkın kendisidir. ta J. ‘bizzat’ çö­ zümleyemediği işleri. Robespierre. Eğer gerçek egemen halkın kendisi ise. ondadır. Fransız Devrimi’nin ‘baba­ larına’. olası sayılamaya­ cağından. zira genel ira­ denin (irade-i milliye) bir sonucudur bu. vekilleriyle kullan­ malıdır. şimdi hangimiz Marat’nın ‘mutlak ve sınırsız ege­ menlik...Böyle bir düşüncenin. öncelik diye ne varsa. ‘irade-i milliye’yi. gerektikçe toplanabil­ mesi devletin ilk ve temel yasası olmalıdır. ayrıcalık. ayrıca halkın toplu halde kendisini satması. temsilcilerini seçmek amacıyla. güç.) Ne var ki mutlak ve sınırsız egemenlik er­ ki. her şey ondan sorulmalı. halkın temsilcileriyle etkili olması.. ‘irade-i şâhâne’nin karşısına koyduğu besbellidir de.

bir değişikliği deyimliyormuş. ayrıca ondan daha geniş. Mus­ tafa Kemal Paşa’ya bağlayacağım. neden. ülke için de ülkenin halkı için de. bir kere ‘ihtilâl’ demekmiş ya. ‘çağdaş uygarlık düzeyine’. Cumhuriyet’in ve demok­ rasinin dışında. rejimin ‘ayrılmaz parçala­ rı sayılan* siyasal partilerin çoğu devrimle de. ihtilâlden de geniş bir dö­ nüşüm tasarlayan adam. ‘sürekli devrimcilik’tir.. Değişmeleri göz önünde tutmayı. onlara göre 397 .. idare-i maslahatçı. karanlık ve hain şeyler sayıyorlar. ondan daha vâsi bir tahavvülü ifâde etmektedir!. atılımcı olmaktan çok tutu­ cu. kelimenin ilk anda imâ etti­ ği ihtilâl manasından başka.” Beğendiniz mi? Türk inkılâbı. amacı değişkendir de ondan.“ T ü r k İ n k ı lâ b ı. Türkiye’nin geleceğine ilişkin öne­ rileri. devrimci­ likle de ilişkisini kesmiş. ‘devrimci’ değildir de nedir? Kaldı ki Atatürk devrimciliği. ‘hakiki mürşit olan bilimle ulaşılacaktır’ ne demek?: Hem çağdaş uygarlık düzeyi sürekli değişiyor. devrimi ve devrimciliği. yeni töre­ ler. yenileyici. bunu devrimini anlatırken açıkça söyler: “Türk inkılâbı nedir? Bu inkılâp. amacı ikti­ dar olan örgütler haline düşmüştü. Mustafa Kemal ihti­ lâlcidir. ağzından kazara ‘devrimci’ sözü çık­ tı mı. ih t ilâ ld e n d e v â s i bir t a h a v v ü l d ü r . eylemcilikte onlardan hiç de geri kalmayan. değiştirici. çoklarının tüyleri diken diken oluyor. oyalayıcı. görüyorsu­ nuz. bunları yıkmayı amaçlayan. Oysa bize ‘devrim­ ci’ partiler lâzım! Yoo. yeni yaşama biçimleri. hem bilimlerin. Yeni koşulların. ona ulaşmak için verdiği araçlar ve yön­ temler!. hayır ‘devrimciliği’ umdukları ya da sandıkla­ rı gibi Maozedung’a ya da ‘Che’ Guevara’ya bağlamaya­ cağım. ” ‘Devrim’ dedin mi. ‘idare edici’. yeni yasalar getireceğini anlamak istemiyorlar^ Cum­ huriyet’in ellinci yılında bile.

. en azından Fransa Devrimi tü­ ründen bir devrimin kesin sonuçlarına kadar geliştirme­ yi gerektirir. Ve bu fikrin hâlen kaynağı bulunmaktadır.. henüz kurtulmuş değiliz. de­ ğiştirilmesi.. lâkin kendisine has özellikleri ile gelişmiştir. 398 .. hemen iki sonuca varılmaz mı? a) Mus­ tafa Kemal ‘devrimciliği’. söylemiştir de: “ .. o devrimin getirdiği özgürlük fik­ rini gerçekleştirmek. Zaten.. gelişmenin tek yolu yenileşmek olduğu­ na göre. bu­ nu elbet Türkiye’nin koşulları içinde yapacaktı. gözlerini Fransız Devrimi’ne dikmişti. bundan sonra atılması lâzım gelen adımla­ rın başlangıcıdır” . İçtimai hayatta. atı­ lan adımlar. Fransa İhtilâli bütün cihana hürriyet fikrini yaymış­ tır. “ . Fakat o tarihten beri beşeriyet ilerlemiştir. ‘ihtilâlini’ yaparken. b) Çağlarla koşul­ lar değiştikçe. kurulacak demokrasinin de geliştirilmesi..” Bütün bunlardan. Kaldı ki. yegâne tekâmül ve terakki yolu budur” .hareket etmeyi. demokrasiyi kurmak istiyordu. Mustafa Kemal söylememiş midir sanır­ sınız? medeniyet yolunda muvaffakiyet teceddüde vabes­ tedir. iktisadi hayatta. fikrini gizlememiş... Türk demokrasisi Fransa İhtilâli’nin açtığı yolu izlemiş. zaman ile değişmesi ve yenilenmesi zo­ runludur. hayata ve geçime hâkim olan hükümlerin. " ..” Mustafa Kemal. ‘çağdaş uygarlık düzeyi’ne ulaştırılması ge­ rekir. yâni demokrasinin bütün genişliği ve açık­ lığıyla tam tamına kurulması şarttır. ilim ve fen saha­ sında muvaffak olmak için.

buluşlarla. bu altyapının içerdiği topluma ulaşmak! Birincisine varılmadı mı. “Ül­ kemizi çağdaş uygarlık düzeyine çıkaracağız” dediği sı­ rada. Peki bilimler sa­ 399 . çarpışa birleşe geli­ şiyor. ‘Çağ­ daş Uygarlık Düzeyi’ ne idi? Onun kuşağı için. ötekisi. gelişiyor^ başkalaşıyor. bu bakımdan. uygarlık düze­ yini daha ileri götürüyor. Hadi. Önce bunları kavramayı öğrenelim!” Ne gibi mi? Şöyle: Çağdaş uygarlık düzeyini hedef di­ ye aldın mı. Mustafa Kemal. aynı şey mi. emperyalizm aşamasına ulaşmış ‘Batı’dır. götürdükçe de M ustafa Ke­ mal’in Türkiye’ye tespit ettiği amaç yenileşiyor. Dünün uygarlık düzeyiyle bugünün uygarlık dü­ zeyi bir mi. İkincisi. çağdaş ekonomik altyapıya sahip olmak. bana ‘Çağdaş Uygarlık Düzeyi’ diye. Kemal Paşa’nın iki büyük hüneri vardır ki. iç içe iki şeyi amaçlar: Birincisi. diyalek­ tik bir kavram. birisi bu ‘Çağdaş Uy­ garlık’ deyimi. bu. ‘d iy a le k tik ’ b ir k a vra m d ır Bir tarihte tartışıyorduk. kendi karşıtlarıyla. İkincisinin olamayacağını kestirmiş. o sıralaeda dünyaya hükmeden sanayi devrimini yapmış.Ç ağ da ş u yg a rlık d ü ze yi. bu düzeye ulaşacağız demek. kızmışım. somut konuşalım: Kemal Paşa sağ iken. Batılı bilim ve teknolojidir. dedim ki “ Arkadaş. çün­ kü ‘Çağdaş Uygarlık Düzeyi’ dogmatik değil. Amerika’nın ‘denetimindeki’ Batı emperyalist ‘sistemi’ yutturmaya çalışıyorlardı. insanlık. bir kere ‘Sürekli Devrim’e mecbursun. Batılı toplumlardır. birtakım dogmatik ‘Atatürk­ çüler’. ‘Çağdaş Uygar­ lık Düzeyi’ne ulaşmak için metodu da vermiştir: “ H a­ yatta en hakiki mürşit ilimdir” ne demek. bunun içinden çıkan düşünüş bi­ çimi (metot)dir. aynı şey olabilir mi? Olamaz el­ bet! Her geçen gün. bilimlere da­ yanarak.

‘liberal toplum’ başka. yoksa başka yerde mi olduğunu saptamak zorundadırlar. toplumların bugünkü çağdaş uygarlık düzeyleri üzerinde. ‘Çağdaş Uygarlık Düzeyi’nin hâlâ aynı yerde mi. Anadolu dikdörtgenindeki Türkiye Cumhuriyeti’nin. siyasal ve toplumsal olarak da günümüzde değişmiş ­ tir: Kemal Paşa’nın sağlığında liberal anlamda demokra­ tik olan toplumlar. 400 . diyalek­ tik olmak zorundadırlar. kan ve barut yıllarında kesinleştirilmiş. yenileşiyor. dogmatik mi? Ne münasebet. nükleer ve elektronik teknolojisi düzeyidir. toplumsal anlamda demokratik olma aşamasına ulaşmışlardır. oniar da ‘Çağdaş Uy­ garlık Düzeyi’ gibi aralıksız değişiyor. kendisinden öncekilerin yaptıkları gibi. O halde Türk aydınları. İkincisi dogmatik değil. iler­ liyor. ‘sürekli devrimciliği’. ama öyledir: Hangi öğrenciye ‘Misak-ı Millî’yi sorsan. Acaba ‘Atatürkçülüğü’ kimse­ lere vermeyenler. Sık sık düşünmüş. Türk toplumunu. bir kere bilimsel olmak zorundadırlar. uygarlık düzeyi ‘endüstri devrimi’ idiyse. Üç Misak-ı Millî Tuhaftır. bugün o aşamayı geçmiş. çünkü bir süredir ‘Çağdaş Uygarlık Düze­ yi’ endüstri sonrasının sorunlarım içeren. aşamadan aşamaya sıçratmayı öngör­ mekte. bazen de yazmışımdır: Mustafa Kemal kuşağı için. o ateş. Ara­ da önemli fark var. Kaldı ki bu düzeyin içe­ riği.bit. Türkiye bu devrimi şimdiye kadar çoktan gerçek­ leştirmeli idi. biraz olsun düşünmüşler midir? Mustafa Kemal’in atılımcılığı. kendilerini sahiden Mus­ tafa Kemal’in savaşçıları sayıyorlarsa. ‘sosyal’ ya da ‘sosyalist toplum* başka. bir aşa­ mada ‘dondurmaktan’ kurtarmayı içermektedir. üçüncüsü zaman içinde veril­ miş hedefleri sık sık yeniden değerlendirmek.

Ermeni. emperyalizme karşı ‘Ulusal Kurtuluş Cephesi’yle 401 . adetâ kendiliğinden geliyor: “ . kalemimin ucuna. şüpheli. ciddi bir ‘uluslaşma’ sürecini başlatıyor: İlk Misak-ı Millî Anadolu’nun toprak bütünlüğü. si­ yasal partilerin. ilkinden İzmir İktisat Kongresi’nde.. gerçekte sınıfsal çıkarları temsilen ku­ rulduklarını belirtmiş. Oysa Gâzi Mustafa Kemal’in inkılâp idrakinde. Rum. Şefik Hüsnü ile beraberse! 1920’ler Türkiyesi’nde gayrimüslim ve ‘komprador’ burjuvazi tasfiye edilir. Osmanlı ‘mülkünün’ nihayet üzerinde yaşayanlara bir ‘yurt’ ya da ‘vatan’ olmasıdır ama. Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile gerçekleşiyor. bu şartın gerçekleşmesi ise. vazge­ çilmez bir şarttır... 1) Sâ’y Misak-ı Millîsi: 1980 sonbaharı. İkincisi. Balıkesir’deki bir söylevinde. toplumsal sınıfların tam anlamıyla olma­ dıklarını. ‘Üç Misak-ı Millî’ birbirini tamam­ lıyor. Başka de­ yimle. Dr. O yurtta yaşayan halkın ‘millete’ dönüşmesi. ikinci plana itilebileceği kanısında. nasıl ki Türkiye’deki sınıfsal durumun incelenme­ sinde. Mustafa Kemal. diğer iki -ve nedense es geçilen. şu satırlar. İkincisi ‘M aarif Misak-ı Millî’si! Mustafa Kemal. adlı adınca söz etmiştir. ‘Mazlum Milletler’de sınıfsal çelişkinin. böylece. tüccar ve ağalarının Anadolu’da bı­ raktığı mal mülk ahaliye paylaştirılırsa.Misak-ı Millî’ye bağlıdır: İlki ‘Sâ’y (Emek) Misak-ı Millî’si. Ankara.. Sultan Galiyev’le beraber­ dir. (ki öyle olmuş) sınıfsal bir karşıtlıkları söz edilebilir mi. Hangi Atatürk't bir önsöz yazıyorum. Mustafa Kemal.. gergin son­ bahar.‘toprak bütünlüğünü’ anlar. anti-emperyaiizmin 1920’ler aşamasında. Anadolu-’da bu bağlamda çıkar­ ları çatışan..” “ . bu yüzden de hepsinin ‘halk’ kavramının kap­ samı içinde düşünülebileceğini varsaymıştır. bu yetmez.

âdeta denilebilir ki bütün halk için bir Sâ’y Misak-ı Millîsi’dir. ciddi. yaman bir ‘fırça’dır. İkincisi ise. CHP’yi ‘alelâde’. Neden öğretimde birlik? Tanzimat sonrası Osmanlısı. toplanmaktan hâsıl olacak siyasi şekil ise..kazandan siyasal bağımsızlık savaşından sonra. alelâde bir parti niteliğinde düşünülmemek lâzım gelir. geçmişine çekmek meraklısıdır. hâttâ ‘enayi’ bir parti haline düşürenler için. bu 402 . harıl harıl. Ulusal Emek (Sâ’y) Cephesi (Sâ’y Misak-ı Millîsi) ile ekonomik bağımsızlık savaşma yönelmek istemiştir. hiç kuşkusuz.. aynı ‘ulu­ sal cephe’ Tevhid-i Tedrisat (öğretimde birlik) Kanunu ile oluşturuluyor. bir kültür ‘ikiliği’ ya­ şıyor: Bir yandan mahalle mektepleri. üstelik birbirine karşıt. ulusal. hem de hınzırca kullanıyordu. ‘Sistem’ bu çatışma­ yı. lâik ve de­ mokratik Cumhuriyet’in kültür politikasında. Osmanlı’mn son iki yüzyılı. neticede. Tevhid-i Tedrisat Kanunu.. İzmir İktisat Kongresi’nde koymuştu: programdan söz edildiği zaman. bu programın adım Gâzi. bu zararlı ‘ikiliği’ tasfiye edecekti. Bunların ilki.” (Şu­ bat 1923) Son cümle. harıl harıl ‘ümmet aydını’ yetiştiriyorlar. çağdaş ve ulusal kültür sentezini başaramamış. 2) Maarif Misak-ı Millîsi: Tam bağımsız. tekke. çeşitli Hıristiyan ta­ rikatlarının ‘misyoner’ okulları. medrese ve zaviyeler. bu iki aydın türünün çatışmasıyla geçmiş. Batılı ‘metropol’ ülkelere benze­ meyi marifet sanıyor. bir yanda ecnebi dille öğretim yapan.. hem tahrik ediyor. ‘komprador’ aydın üretiyorlar.” Yanılmıyorsam. Osmanlı’yı geleceğine değil. demokratik ve lâik Cumhuriyet’in. Devlet-i Aliyye batmıştır. ve böyle bir Sâ’y Misak-ı Millîsi etra­ fında. geç­ mişi ‘külliyen’ reddedip. Tan­ zimat ve Meşrutiyet.

yeniden formas­ yonu şeriat olan ‘ümmet aydınları’ üretmeye başlamış­ tır. çağdaş Türk toplumunun aydın fidelikleri ola­ rak. bunların yerine ‘münhasıran’ din adamı yetiştirecek imam-hatip meslek okullarının kurulmasını öngörü­ yordu. bu tamime göre ‘Cumhuriyet M aarifi’. 2) Yeni kuşaklar. değişik görüş­ lere. sürü sepet ortalığa salıverilmiştir. bu yetmezmiş gibi... meslek okulu se­ viyesindeki imam-hatip okullarını ‘liseleştirmekle’ Cum­ huriyet öğretiminin ‘birliğini’ bozmuş. Türkiye’ye ‘Sistem’e alındıktan sonra (1-950 sonra­ sı) merkez sağ/merkez sol yönetimleri. tekke ve zaviyeler kapatılıyor. devlet liselerin­ de ecnebi dille öğretime geçerek. onun dışında.sadece dört gün sonra. bilahare Misak-ı M aarif di­ ye vasıflandırılacak bir ‘tamim’ (genelge) yayınlıyor. Jakoben cum­ huriyetçilik rüzgârlarının olanca hızıyla estiği. saygılı davranılmak. eskiden olduğu gibi. ancak ulusal varlığa zarar vermemeleri koşuluyla. tedrisatta şu mak­ satları güdecektir: “ .vasıfları taşıyan çağdaş aydınlarını yetiştirmek için ta­ sarlanmıştı: Medrese. M a­ arif Vekili İsmail Safa Bey. eğitim tarihimizdeki şerefli yerini alıyordu. 1920’li yıllar. çalışma ve üreti­ 403 . Cumhuriyet’in ‘kültür kaleleri’ li­ seler. Müdafaa-i Hukuk’un inkılâpçı heyecanı. Osmanlı’yı batıran kültür ‘ikili­ ğini’ (karşıtlığını) özellikle istermişçesine. 1) Ulusal duygular güçlendirilmeli. ül­ kesine ve kültürüne ‘yabancılaşmış’ kozmopolit aydın­ lar.. İzmir’deki İktisat Kongresi’nin son erişimden -yâ­ ni Sâ’y Misak-ı Millîsi’den. O m e lû n ‘ik ilik ’!. o liseleri bir zamanların ‘misyoner okullarına’ çevirmiş.

Bilgi Yayınevi. 3. Meclis’i açış konuşmasında. öğretimin birleştirilmesine başlamak istemişse de. 3) Uygar dünyada. Celâl Nuri. Kılıç Ali.ci olma düşünceleriyle yetiştirilmeli... Yunus Nadi. terbi­ ye ve Tedrisatın tevhidi umdesinin. Cevat Abbas.. Ben halkım!” (Türk Devrim tarihi... 67. Refik Koraltan. 1. tamiminde iki müthiş söz etmiştir ki.. bilâ-ifate-i an tatbi­ ki lüzumunu müşâhâde ediyoruz. İkincisiyse Condorcet’den bir alıntı: bana hakkımı verin! Fakat ondan nasıl yararlanacağımı bilmiyorum. geleceği uzak geçmişte değil. bi­ risi aynen şudur: " . Şük­ rü Kaya.” İsmail Safa Bey. 1995) Gâzi Mustafa Kemal. ünlü Tevhid-i Tedrisat (öğretimin birliği) Kanunu’nun lâyihasını vereceklerdir: Vasıf Çınar. Ruşen Eşrçf. en çok da siyaset esnafının okuması gereken. Kitap. uygar ve insancd (hümanist) ülküler taşımak gereklidir. Yahya Galip. Bölüm.. milletin ârâ-yı umûmiyesinde tespit olunan. Ağaoğlu Ahmet.. şu satırlar yer al­ mıştır: “ . hassas noktanın üstüne dikkatle basmıştır: “ . 1839 Gülhâne Hatt-ı Hümâyûnu’ndan sonra baş­ layan Tanzimat Döneminde sona eren Osmanlı Salta­ natı. Recep Peker ve Hâcim Mu­ hittin Beyler!.. s. ya­ rının gelişmelerinde aramalıdır” . aralarında şu imza­ ların da bulunduğu 57 mebus..” (1 M art 1924) Ertesi gün Halk Fırkası grubunda. Ülkenin kalkınma­ sı ancak böyle sağlanabilir. bugün bile hepimizin.. bunda muvaffak olamamış ve aksine bu hususta ‘ikilik’ 404 . Kanunun gerekçesinde. Şerafettin Turan.

nasıl ve neden karar verdiği araştırılmamah mıdır? İn ö n ü .. Basının o tarihte -henüz radyo bile yok. 40’lı yıllara değgin.inkılâp theme’ierini işlemesi. Eğitim ve öğretim.” (Ay­ nı eser. maddesi. ilahiyat fakültesi ve imamlık/hatiplik konusunu çok açık bir şekilde çözmüştü. 69) TBM M ’ n in 3 Mart 1340 (1924)’ta kabul ettiği Tevhıd-ı Tedrisat Kanunu. demokratik ve sapına kadar ‘ulusal’: ‘Çağdaş’ Türk aydınları böyle yetiştirili­ yor. Madde aynen şöyledir: “ . G â zi’nin d e va m ı mı? 40’lara değgin. ayrı mek­ tepler küşat edecektir. yüksek diniyât mütehassısları ye­ tiştirmek üzere. ‘inkılâp’ eğirim ve öğretimiydi. yâni lâik. Dârülfünûn’da bir ilâhiyat fakültesi te­ sis ve imamet ve hitabet gibi hidemât-ı diniye ifâsı vazi­ fesiyle mükellef.. Türk basınının ‘gündemi’ neydi? İnkı­ lâp!. 4.bile meydana gelmiştir.. iki türlü eğitim bir memleket­ te iki türlü insan yetiştirir. böyiece öğretim ve eğitimini bütünüy­ le Cumhuriyet Maarifi’ne emânet ediyordu. okurun zamanla ‘yurttaşlık’ bilin­ 405 . M aarif Vekâleti. imam-hatip okullarının ‘tiseleştirilmesine’ kimlerin.. bu ise duygu ve düşünce bir­ liği ve dayanışma amaçlarına tamamiyle aykırıdır.” Halen yürürlükte olması gereken bu kanunun bu mad­ desi ortada dururken. 40Tı yıllarda ‘savaş. 50’li yılların gün­ demidir. s. ‘demokrasi’. Bu ‘ikilik’ eğitim ve öğretim bir­ liği bakımından zararlı sonuçlar doğurdu.memurların yetişmesi için de. Bir milletin fertleri bir eğitim görebilir..

bakınız. fark etmez! Tespitin ‘niteliklerini’ Fâlih Rıfkı Bey pek güzel veriyor. o günkü cemiyetin yetiştirdiği ‘normal’ bir insan tipi idi. s.cini pekiştirir. Ona göre Osmanlı Devleti. ‘ec­ nebi’ şirketlerin kamulaştırılması. kulis dedikoduları. inkılâp. Fakat huyu suyu. ancak Düvel-i Muazzama’ntn himayesi altında yaşayabilir. demiryolu organizas­ yonu. Ali Kemal için ömrünü gurbette veya hapis­ te geçirmekten başka çare kalm azdı. hâttâ aynı devletlerin teminâtı ile.” (Çankaya. Dünya Yayınları.. bu mem­ lekette. cilt 1. ‘sıcağının’ ardından gelen ‘Soğuk Savaş’ın. Ne istiklâlci. Şimdi buna bir şey daha ilâve etmek lâzımdır: Ali Kemal. inkılâbın ‘ulusal yönünü ve o yönde gelişmesini’ tartışıyorsa.. İt­ tihât ve Terakki yahut ona benzer ‘milliyetçiler’ iktida­ ra geldi mi. yeni bir dünya sava­ şı tehdidinin ülkemize yönelmesi olmuştur. Türkler kendi başlarına kaldılar mı. imtiyaz­ lı yabancılar kadar ‘arkalı* ve ‘teminatlı’ olmalı idi. Ne iktisatlarını. Mütareke’deki Peyâm-ı Sabah (sermuharriri) Ali Kemal Bey’i.. ‘manşet’ olursa.. daha son­ ra da. Buna Mütareke aydını da di­ yebiliriz. vb. hanende çapkınlıkları ya da futbol­ cu kaprisleriyle ilgilenmesini nasıl beklerdiniz? Türkiye’de gündemi değiştiren. 5) 406 . ahlâkı. o bir Tanzimatçı’dır. İttihât ve Terakki rejiminden başka türlüsünü yapamazlar. başyazarlar. üslûbu ile zamanının tam bir ‘millî’si. 52. meşruti bir hayat tekâmülü ge­ çirmelidir. s s c b ve Doğu Bloku karşısında Ankara’yı dımdızlak yalnız yakalaması! İşte Tanzimat aydınına dönüşümüzün ko­ şullan ve başangıcı budur. dediği gibi yazarak yaşayabilmek için. ne mâliyelerini düzeltebilirler. ne de milliyetçi­ dir. okurların. siyasettir: Ulusal fabrikalar. nasıl ta­ nımlamış: “ .

sahte ve mürâi bir ‘Demokrasi aydını’ üretmiştir ki. ne İngiliz’ci veya Fransız’cı idi. made in u s a ‘müfredatı’ ile. ‘D il’ v e ‘ta rih ’ k u ru m la rım n iye açm ıştı? Fâlih Rıfkı Atay acımasızdır: İkisi de ‘velinimeti’ oldu­ ğu halde. na­ sıl dile getiriyor: kendisini şık bir asker makfarlanı ile Lebon Şekerlemecisi’nden çıkarken görmüştüm. İttihâtçılar’a bakarsanız. is­ teyerek ve özenerek ayrılmak istediği belli idi. Çankaya’da Mustafa Kemal Paşa’yı. Bütün parlaklığı üstünde. Gururlu ve tenkitçi ola­ 407 . Ali Kemal Bey ‘tanımını’ önce bir kere daha okuyunuz. her ikisine de kavuşmuş bir ülkenin çocukları.Kimi anlattığını söylemeseydim. sonra da bugünkü gazetelere bakınız ya da televizyon ekranlarında ‘haberleri’ izleyiniz: Sizce arala­ rında ciddi bir fark var mı? Kemalizm. ‘kendici’ idi. günümüzden ne çok kişiyi o sanabilirdiniz. İstan­ bul’da biraz daha bilgi edinmiştim. hele Atatürk’ün çok uzağında iken. basbayağı ‘eleştirel’ anlatır. Mustafa Kemal’den aldığı izlenimleri. He­ nüz Gâzi bile değil. gündemi dü­ pedüz Tanzimat’tır. ‘Hürriyet ve îstiklâl-i tam’ için vuruşmuş. ‘Zeytindağı’nda Cemal Paşa’yı. Fâlih Rıfkı Bey’in. oysa Soğuk Savaş. bakar mısınız. lü­ zumundan fazla. gün­ demleri şaşmaz bir şekilde ‘inkılâp’tı ve ‘inkılâp’ kaldı. ‘erken’ Cumhu­ riyet dönemindeki ‘ulusal’ eğitim ve öğretim ‘müfreda­ tı’ ile taş gibi ‘Cumhuriyet aydınları’ üretmişti ki. benzerlerinden yalnız tabii olarak ayrı değil. varım yüzyıl son­ ra Tanzimat kafasına ve Mütâreke gündemine dönme­ li miydi? Bu soruya doğru cevap arıyorsanız. Ne Alman’cı.

dil ve tarih bilinci­ ni içerdiğini biliyor. Doğu’ya (Anadolu’ya) geçince meydana çıkacaktı. Batı’yla savaş­ mıştır. Tanzimat da­ ima. Enli bir nişan kurdelâsı ile. bir Tanzimat ‘münevveri’ olmadı­ ğı. medeniyet’ti: ‘Türk Medeniyeti’. Selanik ‘kompradorluğu’nun bir yansıması. Batı’dan ‘himaye’ arıyordu. Niye kime sorarsanız ‘Millî Şef’ İnönü’nün Millî Eğitim Bakanı Haşan Âii Yücel’iıı adı­ nı bilir de. niye Tarih Kurumu’nu. gön­ lünde yerini. Söylemeyi unuttum sanırım: Fâlih Bey ‘Türkçü’dür.. yoksa zaferi müteakip. olmasa. iş vatanı kurtarmaya düşünce. Tanzimat ‘ıslahatçılığının gizli etkisi olabilirdi.. 58-59) Gâzi’nin ‘zevahirdeki’ alafrangalığı. Gâzi.. Ruşen Eşrefe ithaf ettiği fotoğra­ fı anlatışı da şöyledir: " . ‘Genç Osmanlılar’ ya da ‘Jöntürkler’ gibi Batı’ya (Avrupa’ya) değil. (. çünkü onun aradığı ‘özgür ve tam bağımsız bir.rak tanınmıştı. Mustafa Kemal de ‘Türkçü’dür. bu İkincilerin hazırladığı liselerden yetişecek 408 . onun hırsını da iktidara yaklaştırmak tehlikeli olan bir adam dı. gergin yaya oku takmak gibi. Müdafaa-i Hu­ kuk ‘fikriyatı’nda Yusuf Akçura ile Ziya Gökalp’in ne işi vardı? Üzerindeki ‘alafranga’ Batılı şatafatı.” Paşa’nın o zamanlar... bu esvabı Mercan Yokuşu’ndaki aske­ rî terzi camekânlarından birine daha çok yakıştırıyor­ dum.” (Çankaya. Türk’ün bin yıllık tarihine bırakıyordu. Sevilen veya sakınılan.. Gâzi’nin Maarif Vekili Mustafa Necati ya da Saffet Arıkan beylerin adını bilmez? Oysa ‘Cumhuriyet’ aydınları. cilt 1. s. fakat bir türlü kayıtsız kalınamayan.. nemi ve dumanı üs­ tünde ütüsü ile. beyanname gibi bir şeydi.. Di! Kurumu’nu örgütlesindi? Yurttaşlığın.) Fotoğrafın altındaki ithaf yazısı. Paşa esbabı pek süslü ve res­ mî idi.

Sov­ yet Dostluğu. onun ölümünün hemen ertesinde. yâni Türk’tü ve de Türkçü! . benim için. işe kalkıştığı zaman. Burhanettin Ökte. Lâtife Hanım’ın zaferden sonraki Çankaya’ya yerleştir­ mek istediği (keman. Sadabat Paktı üzerine kurulu. Türk bestekârına besteletip. İngi­ liz/Fransız İttifakı’na girmekte acele etmiştir? b) Gâzi’nin Başvekili İsmet Paşa’nııı Maarif politika­ 409 . köşkün Fâsıl Hey’eti’ni ge­ ri çağırmıştı.lerdir. Fikrîye’yi harcaya­ rak kurabileceği yanılgısına düşmüştü. Türk şairinin metni­ ni. çağdaş aileyi. M û cib -i m erak. bu doğru ama. Yücel ve sonrası. ‘komprador’ zengini ve kibar bir ailenin kızıyla evlenip. viyola. Balkan Antantı. Kayzer Erkân-ı Harbiyesi’nin yönlendirdiği Osmanlı askerî mekteplerin­ de görmüş. Başkalarına güvenemiyor. Çünkü ‘çağdaşlığın’ belki opera gerektirdiğini fark etmişti ama. “ Millî Şef’ İnönü neden. onlarla meşk ettiğini Hatıralar’mda yazmıştır. Osmanlı’nın en kompra­ dor/kozmopolit yöresi Makedonya’da. Türk sanatçılarına çal­ dırıp söyletmeyi yeğler. aslında yine ‘kendici’ idi. ‘Batıcılığa’ -yâni Tanzimat’adönüş anlamına gelir. piyano) Batılı hafif yemek müziğinden çabuk bıkmış. Mustafa Kemal. Cumhuriyet dış politikasına o kadar sadık görünürdü de. yâni doğru olan mantık! Ne kadar öğretim ve eğitimini. ister istemez -Fâlih Rıfkı’nın tespit ettiği— Tanzimat virüslerinden etkilenmiş olsa da. iki ‘v a h im ’ nokta İki önemli nokta. Özsoy Operası! Bu bir ‘birleşim/syhnthese’ mantığıdır. oldum olası ‘mûcib-i me­ rak’ oldu: a) Gâzi’nin Başvekili İsmet Paşa. aralarına bizzat oturup.

operasız baş­ kent olmaz mantığım Cari Ebert’le Smetana’nın Satıl­ mış Nişanlı operasına bağlamaya çalışır? Yemen Harbi’ride ‘mumaileyhin’. bilerek isteyerek. ele geçirilen bir İngiliz karargâ­ hında tesadüfen buldukları. yeni kültür ve eğitim politikası (Yunan/Lâtin temeli). 410 . buna üzülüyoruz. bizdeki tam ifadesi Yeni/Tanzimatçılık olabilir. acaba Batı İttifakı’mn (Fransız/İngiliz) bir ‘uzantısı’ mıdır? 'Resmî Tarih’. Yunanca öğrenemedik.” Farkındasınız elbet. Hem de. klâsik kolonyal kültürsüzleştirme politikasıdır ki. onun için ne denli uğraşsak. meselâ İngiltere devlet-i fehimesi’nin. Gâ~ zi’nin Cumhuriyeti’nde ‘menkûp’ eski Batı yandaşı. öncekinin ke­ sintisiz devamı gibi sunuyor. İnönü Cumhuriyeti’ni. İnönü’yle beraber. Batı klâsiği taş plakları al­ mış olmasından mı? Gâzi’nin âdeta insiyâki olarak sa­ hip olduğu. yöntem ve bileşim (syhthese) yeteneğine. Cumhuriyet’in kültür politikasını. Avrupahların eğitiminden geçme­ dik. Hindistan sömürgesindeki tutsak Hindulara uyguladı­ ğı. maalesef ‘Millî Şef’ sahip görünmez: Aksi halde Kültür Danışmanı Nurullah Ataç’ın. en yüksek makamlara dönüşü neden­ dir? Neden ‘Millî Şef’in çağdaşlık anlayışı. Avrupahlar gibi olamı­ yoruz.. burada Gâzi’nin Cumhuriyet aydın­ larına önerilen. Saffet Bey’le yürüttükleri ‘ulusal politika’ iken. kendi elimiz­ le boğazımıza geçirdiğimiz anlamına gelir. Lâtince öğrenemedik. şu vahim yan­ lışla özetlemesine göz yumabilir miydi? biz görüyoruz eksiğimizi. Acaba? Öyle idiyse.sı. hât­ tâ ‘hanedanın kalmasına taraftar’ Terakkiperver’cilerin. asılacağımız ipin ilmiğini. ‘Mil­ lî Şef’ İnönü’nün Haşan Âli Yücel’e uygulattırdığı. o da bir ‘erkân-ı harp’ olduğu halde..

Türkçülüğün yerini Yunan/Lâtin ‘söylemi’ alır.. bir kere Gâzi Mustafa Kemal Paşa. İnönü Cumhuriyetinde serbest bırakılmıştır. konuşmaya başladı. onlara ecnebi ajanslar. 408. ‘Atatürkçü’den farklıdır: Adını 20’li yılların (ateş. ‘İnönü Cumhuriyeti’nin.. Temyiz (Yargıtay) azasından Servet ismin­ de bir zatmış. ‘Kemalist’ diyor. bir zamanlar kendisini de Mason yapmak istediklerini. Kendisi ‘Mason’ imiş.‘K e m a list’ başka ‘A ta tü rk ç ü ’ başka! Onlar ‘Kemalist’e özellikle içerliyorlar. daha ilginci.. ‘Bolşevikler’le de dosttur. s. Çanka­ ya Hatıraları’’nda (1925). ebediyete intikal ettikten sonra ortaya atılmıştır: Daha çok.” {On Yıl Savaş. Gâzi’nin Cumhuri­ yetinde yasadışına çıkarılmıştı.. sözleri de ‘Masonluk hikâyeleri’. o Müdafaa-i Hu­ kuk ‘mücâhidi’dir ki. şaşı gözlü bir doktor gelerek Atatürk’ün elini öptü ve işaret edilen yere oturdu. Aslında hiç unutulmaması gereken.a z sonra isminin Râsim Ferit olduğunu öğrendiğim. Fahrettin Paşa (Altay) Büyük Taarruz’un o ‘baba’ Süvari Kolordusu Kumandanı. kara gün dostluğu sona eriyor. ‘Atatürk’ olduktan. ‘Kemal’in Adamları’ anlamı­ na! ‘Atatürkçü’ deyimi. aynı zamanda ‘Türkçü’ ve ‘antiemperyalist’. barut ve kan) emperyalist öfkesinden almıştı. çünkü o. sosyal ve siyasal tavrına ve tutumuna ya­ kıştırdığı. Atatürk. 1970) 411 . şaşırtıcı bir misafirden söz eder: » “ . fakat ısrarla unut­ turulmak istenen ‘önemli nokta’ acaba şu ‘ayrıntı’da gizli olabilir mi? ‘Mason Locaları’. Bolşevik Rusya ile. İnsel Yayınları. istifa ettirmiş. İstanbul’da Mason Üstad-ı Azami. bir ‘etiket’ bu: Anti-emperyaiizm es geçilmiştir. fakat kabul etmediğini söyledi.

hayli rivayet üretilmiş­ tir. öteden beri. ünlü eserinde doğruluyor: “ .” (Ata­ türk/Bir Milletin Doğuşu. s. Bu çeşit maskara­ lıklar. Giriş töreninde aday üye. ba­ zı şeyleri unutamıyordu... şiddetli İngiliz/Fransız (Batı) ta ra fta n idi. bunu herkes bilir. bilir de. Sander Yayınları.. Ne gibi mi? Sevres Muahedesi’ni.) İttihat ve Terakki Cemiye­ ti de. Lord Kinross da.günler. Şimdi iyice 412 . orada geçirdiği. 57. Gâzi’yi iknaya yetmeyecektir.4. (. Râsim Ferit Bey’in ‘Masonluğun faydalan’m anlatmak için Çankaya’ya yaptığı ziyaret. acaba Mason Lo­ caları Maşrık-ı Azamlığı’nı. Çankaya’da Fahrettin Paşa’nm tanık olduğu sözlerin doğruluğunu. o sıra henüz. ‘Hürriyet ve İtilâfçı ‘Feylesof’ Rıza Tevfik Bey im­ zalamıştı. besbelli. suçlu bulunarak ‘asilmiş’ olan Câvit Bey. Mustafa Kemal’in yaradılışına aykırıydı. tuhaftır ama. gizli cemiyetleri doğurmaya uygun bir havası vardı. onun Selanik yıllarına tekabül ediyor. Cemiyet’in emirleri­ ni tutacağına. basım. Selânik’in.. farmasonların binalarından ve tekniklerinden bol bol yararlanıyordu.. cilt 1. sırlarını ele vermeyeceğine. hem Kur’an hem de kılıç üzerine yemin ediyordu. o da Rıza Tevfik Bey gibi.¿Mustafa Kemal’in sözünü ettiği o ‘bir zamanlar’. gözleri bağlanarak pelerin ve maskeli üç kişinin huzuruna alı­ nıyor ve memleketi kurtaracağına. 1972) Gâzi’nin masonluğu hakkında. oysa Fahrettin Paşa açıkça söylüyor: Bir Yargıtay üyesinin ‘masonluğuna’ katlanamayacak kadar buna karşıdır. meşhur ‘M a­ liyeci’ Mehmet Câvit Bey’den ‘devralmış olduğunu’ da bilir mi? Atatürk’e suikast davasında yargılanıp. ‘İttihatçı’ sı­ fatıyla aynı zamanda Mason Locaları Maşrık-ı Azami bulunuyordu..

o kolay. Binaenaleyh Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükü­ metinin. hakiki müstahsil olan köylüdür. spe­ külasyona kalkışan acemi takımı kimseyi kandıramaz: ‘Kemalist’. ikisi de ‘Atatürkçü’ sayılabilirlerdi. O halde. Atatürk’ten Düşünceler. onu ilkel.ölçüp tartınız! İnönü Cumhuriyeti yıllarında. (Yoksa kestirmeden Tanzimatçı mı demeliydim?) Anadolu İhtilâli’ni yaşamış olanlar. ‘Atatürkçü’ ise. uğradığım şaşkınlığı bugün bile hatırlıyorum: Çünkü Gâzi M ustafa Kemal. elbette M ustafa Kemal Paşa idi ama. ‘Türkçü’. eylemini de sürekli tahrif eden. ‘Kemalizm’ ve ‘Kemalist’ kavramları üzerinde.” (Enver Ziya Karal. tam tamına ne demiş olduğuna bir bakar mıydınız? ". 1956. 102. o önemli tespitini tama­ mıyla ‘soldan’ yapmıştı. Köylü­ ler için.. bu gaye-i asliyi istihsale matuftur. siyaset-i iktisadiyesi. Türkiye’nin sahibi ve efendisi kimdir? Bunun ceva­ bım derhal birlikte verelim: Türkiye’nin sahib-i hakiki­ si. herkesten çok refah. s. ‘Atatürkçüler’dir. yâ­ ni Gâzimn söylemini de. ana metni ilk de­ fa 1957 kışında Erzincan’da askerliğimi yaparken oku­ muştum. Baticı. ‘Kemalistler’ idi. acaba bu sözü.. 1922 M artinda. o böyle mi söylemişti? Yanılmıyorsam. saadet ve servete müstahak ve elyak olan köy­ lüdür. tek yönlü bir irti­ ca düşmanı lâikliğe indirgeyenler.) 413 . öteki ‘ihanet’ten sü­ rüldü. komprador/kapitalist ve liberaldir. ‘anti-emperyalist’ ve ‘solcu’dur. aynen Mustafa Kemal Paşa gibi. unutturan ve yozlaştıranlar. her bakımdan imkân haricidir: Birisi ‘suikast’tan asıldı.. İş Bankası Yayınlan. ama G âzinin Cumhuri­ yetinde ‘Kemalist’ sayılmaları. ‘memleketin sahibi ve efendisi köylüdür’ diyen. Örnek mi? İstediğiniz örnek olsun..

. -belki de hiçbir za­ man. kolay kolay. onu ülkenin ‘sahib-i hakikisi’ saymamıştır. sonraki ‘Atatürkçü’ kesiminin. ‘Kemalist’ tavrı işte bu! Bir bakıma. Toprak Reformu’nda işin başından beri. 414 .kabul edemeyeceği bir ‘radikallik’!. Toprak Reformu’nu asla gerçekleştiremeyen. şu halde Gâ2i daha o za­ man ‘ağa’yı (mütegallibe’yi) gerçek çiftçiden ayırmış. ‘hakiki müstahsil’ deyimi. o kadar ısrarlı olmasının sebebi de budur. ‘emekçi’ anlamına.Dikkat isterim. ‘sahici üretici’ anlamına kullanılmış. yâni emeğiyle üre­ tim yapan. ‘hakiki müstahsil olan ‘köylüden söz ediyor. Mustafa Kemal Paşa.

bir ‘şark kurnazlığı’ gibi sunulmuştur: Aslında po­ litika diye. ‘İhtilâl’ ve ‘İnkılab’ın. gözlerini o kadar hırs bü­ rümüş!. ilk yönetici ‘kadro’ tarafından na­ sıl anlaşıldığı ve nasıl va’zedildiği unutulmuştur. Yoksa unutturulmuş mudur? Mustafa Kemal’in anti/emperyalist ve Üçüncü Dünyacı ‘tavrının’ kanıtları olan. yeni top­ lumcu kuşakların. G â zi’den ve G â zi hakkında öğrene­ cekleri ne çok şey var! ‘Erken’ C u m h uriyet dönem im iz. ‘İhtilâl’ ve İn k ıla b ’m. Gâzi’den ve Gâzi hakkında öğrene­ cekleri ne çok şey var! ‘Erken’ Cumhuriyet dönemimiz. İddiada kullanılan ‘kanıt’ tektir ve şudur: “ . daima Ruslardan yardım sağlamak için kalkışıl­ mış.III G ÂZİ'N İN S O LC U LU Ğ U (İster ‘Sosyalist’ olsun. Ata415 . Gâzi’ye riyakârlık (ikiyüzlülük) yakıştırdık­ larının farkında bile değiller. öyle kalın b ir sis perdesiyle örtülm üştür ki. yeni to p­ lum cu kuşakların. ister ‘Solcu Kemalist’. çoğu ‘hatıralar’da ve araştırma­ larda. ilk yönetici ‘kadro’ tarafından na­ sıl anlaşıldığı ve nasıl v a ’zedildiği unutulm uştur.. ister ‘Solcu Kem alist’. ‘ısrar­ lı’ Sovyet dostluğu ve Meclis’te kurduğu Türkiye (Anka­ ra) Komünist Fırkası. öyle kalın bir sis perdesiyle örtülmüştür ki. daha sonra. daha sonra...) G â zi’d en ö ğ re n e c e k çok ş e y va r İster ‘Sosyalist’ olsun.

Bu belgeye göre. zira ben ona yardım ettim ve (buraya dikkat) bu partinin üyesiyim. bir süre sonra. ‘O y u n ’ m u ‘m üd a fa a -i n efs’ refleksi mi? “ . Meclis’te kurulan Tür­ kiye (Ankara) Komünist Fırkası’nın lideri Hakkı Behiç Bey de ‘Çerkes’di. Üstü örtülmüş birçok Müdafaa-i Hukuk ger­ çeğini pek güzel anlatıyor. ‘Çer­ keş’ Ethem Bey vak’asıyla bir ilişkisi olmasın? Hiç unu­ tulmaması gereken nokta. Birincisi t k f . İstanbul’la anlaşma ve çeteler meseie416 . Doğrudur Parti’nin bazı sorumlu üyeleri.. Bilmem ama. ki siz haklı olarak onu hükümetçi olarak vasıflandırdınız. konuyla ilgili olarak. Kuva-yı Seyyare mensuplarının aralarında Çerkesçe konuştuklarını. İştirakiyun’un (‘Baytar’ Salih Bey) kapatılması. Yeşilordu Cemiyeti’nin de. Azerbaycan Cumhuriyeti Merkezi Devlet En Yeni Tarih Arşivi’nde. bu bana doğru görünmüyor. hem Komünisttiler. Hatıralar’ında Et­ hem Bey yazmıştır. hem Bolşevik hem Çerkeş görünmeye özel önem verdikleridir. hem de Çerkeş. Yavuz As­ lan’ın eserinde aktardığı önemli dipnotu.. zaten. Ethem Bey’in de... yâni onlar da. Ankara’nın ‘dışa ba­ ğımlılığa’ alerjisiyle açıklanabilir.türk. sohbet esnasında Mustafa Kemal Paşa t k p hakkında şunları söylemiştir: “ . Ankara Komünist Fırkası’nın kapatılması acaba öyle midir? Sorunun.Şimdiki zamanda iki Komünist Parti vardır. Fakat en iyisi galiba. öteki Ko­ münist ‘fırkalarını’ da kapatıyordu: Çünkü karşı idi!” . ‘. ve işin ilginç yanı. Ankara’da­ ki Sovyet Heyeti Sekreteri ile Mustafa Kemal Paşa’nm ‘Komünist Parti’ hakkında yaptıkları sohbetin tutana­ ğı bulunmaktadır. 24 Ocak 1921 tarihinde. o ‘fırkayı’ kapattı. bir kere daha okumak.

” . Partide gerçekten şeref­ li insanlar vardır. bunun yanında bazı egoist şahsiyet­ ler de vardır ki. 17. Ethem’in kardeşi Reşit. (buraya dikkat) Yunanistan güdümünde bir Özerk Çer­ keş Kölemen Yönetimi kurma amacıyla.. s.) Kurtuluş Savaşı sırasında. Bülent Tanör’ün küçük fakat çok yararlı eserinde. (TKP’nin Kuruluşu ve Mustafa Supht. Ethem Bey ve Yeşilordu’yla temasları hakkında bazı şeyler işitmişimdir.. 1998. direnişe katılanlar arasında. *Şark-ı Karip Çerkesleri Temin-i Hukuk Cemiyeti’ni kuracaklar. Çerkeslerin faaliyeti özellikle es geçilmiştir. Örneğin birtakım Çerkeş gruplan. Çerkeş’lerdir. 295’teki dipnot.) G â zi’nin s o lc u lu ğ u son ra da sürdü İzmir çocukluğumda. Dil ve Tarih Kurumu Yayını. 1997. (Türkiye’de Yerel Kongre İktidarları.” . şöyle bir cümle dikkati çekiyor: Mütareke dönemi kongre hareketleri. Ama bu durum Parti’nin bü­ tün öğelerini gözden düşürmez. yalnız Türkmenler cephesinde görülen bir eylem ve örgütlen­ me biçimi değildir. Hacı Şükrü vs.. açıkça görülmektedir ki. yaşım gereği o zaman layıkıyla değerlendire­ 417 . bunların çoğu Hakkı Behiç. Anadolu’daki bazı ‘etnik faaliyetleri’ göz önünde tutmadıkça.. şu ya da bu etnik grubun çıkarlarım güdenler vardır ve bu. Müdafaa-i Hukuk Hareketi’nin ve Ankara Hükümeti’nin aldığı bazı ön­ lemleri gerçek anlamıyla değerlendirmek yanlış olabilir. bu dernek de 24 Ekim 1921’de İzmir’de büyük bir kong­ re toplamıştır. aile büyüklerinden. oysa dikkatli olunur­ sa.si hakkında özünü lekeledi. hâttâ bazı aile dostu Çerkeslerin. s. çevredeki Çer­ keş faaliyeti. hareketin ulusal niteliğine zarar vermektedir.

niye sonunda meselâ. Biliyoruz ki.. s s c b ile işbirliği. lâik ve demokratik tavrı.” M ustafa Kemal ise.memiştim ama. ‘emperyalist’ ülkelere sığınmaları gibi! B ir ‘te s p it’ v e b i r ‘ta h m in ’. yeni kurula­ cak devletin ulusal birliğini korumak amacıyla günde­ me alındığını düşünmek daha mantıklı görünüyor. Karskiy’e demiştir ki: “ . benzer ‘istihbaratı’ Mim Mim vasıta­ sıyla şüphesiz toplamış olan Gâzi’nin ve yakın çevresi­ nin.. Müdafaa-i Hukuk Doktrini’nin ‘inkılâpçı’ çekirdeği. o takımın en hızlı kalemi Fâlih Rıfkı Bey.. çok değil... yâni anti-emperyalist. devletçi. 1933’te. hiç kuşkusuz Gâzi ile etrafındaki ‘Solcu Kemalist’lerdi. bazı ‘egoist şahsiyetlerin’ Yeşilordu. ne türlü bir faaliyet yürüttük­ lerini anlamış olacağı kesindir. ‘devrim’ düşünüyordu da. aca­ ba ‘Çerkeş’ Ethem Bey. vefatından bir yıl önce (1 Haziran 1937) zamanın Sovyetler Birliği Büyükelçi­ si M. Bu dava daha uzun müddet sürecek. liberalizm ve demokrasi direğine sarılacaktır. TKF’ nin sonradan ikinci plana çekilip. Bir de şu irkiltici soruya cevap bulmak. her dema­ gog. Bu bakımdan. sonradan da sürüp gitmiştir.. on­ ların tavrı ve mücadelesi. ‘Erken’ cumhuriyet dönemin­ de de sürüp gitmiştir. Bolşevikler’e değil de. ‘Baytar’ • Salih Bey gibi. Gâzi’nin ‘solculuğu’. Zi­ ra. zorunluluğu var: O kadar ‘Bolşevik’ti. Türk 418 . Rusları kandırmak için bir oyun olmasından çok. halkçı. kayboluşunu.. ‘İşgalci’ ve ‘Emperyalizm’in kuklası’ Yunanlılara sığınmıştı? Şimdi bazı ‘hızlı’ solcu ve ‘devrimcilerimizin’ başla­ rı sıkışınca.. kelimesi kelimesine şunla­ rı yazmıştı: “ . Kuva-yi Seyya­ re ve t k f perdesi altında.

Fâlih Rıfkı Bey’in tahmini gerçekleşmedi mi? G â zi’d en ‘s o s ya lis t sot’a g e rçe kçilik d ersi Holding M edia’sı.hal-i faaliyette olduğu halde. dört beş parti -gaze­ teleri. -içlerin­ den. bu dâhiyane buluşun üzerine atlamış­ tı. ABD ve a b li­ beralliğine fena halde bulaşık. ‘numara’dır: Sahnede yeni bir güç belirmişti. eğer on­ lar ‘solcu’ysa. neden derseniz. belirmekle kalma­ mış.dış politikasının temelidir. ‘Sosyalist Sol’. bazı ‘zevat’tır ki.ne gaze­ telerimizin ilgisine mazhar olmaktadır. ‘Num ara’ Milli Şef’in. münhasıran ‘tevkifatlar’da ‘manşete çıkma’ hakkım haiz. cevabı hayli basit: CHP’ yi 419 . ecnebi’ye yakınlığı ‘rri. İsmet Paşa o tarihte. sermaye ile içli dışlı ‘oligarşimizin (Bürokrasi+Burjuvazi) ‘sağ kolu’ bazı ‘siyasetçilerimize’. M edia’mızm gör­ mediği. hiç kuşkusuz ben de ya şilebim. bir ‘üvey evlat’tır. ya da lo­ komotif!. ne televizyonla­ rımızın. Türkiye İşçi Partisi. hiçbir bedel uğruna. ‘Demokrasi Kahramaninı oy­ nuyordu. ‘yerli’ bir ‘sosyalizm’ vaat ediyor­ du. zamanın ‘ilerici’ basını da. ‘solcu’ deyip durur. mal bul­ muş mağribi gibi.. 60’lı yıllardaki ‘Demokrasi Harekâtı’nda uyguladığı. oldum olası ‘Ortanın Solu’nda olduğunu. Türkiye.üsellem’ birisi hariç. O gün bu gündür. ansızın keşif ve ilân edivermiş. son elli yı­ lın ‘gayr-ı milli’ iktidarlarından sorumlu. Meclis’e girmişti. Son bir­ kaç yıldır.” Gâzi’nin attığı ‘temel’ terk edilince. yine de. ‘sosyalistlik’ iddiasında. dergileriyle. bu ‘numarayı’ uygulamaktan kendi­ ni alamadı. görmek istemediği. bunların ‘kısm-ı azam i. hiçbir şekilde bu işbirliğinden vazgeçmeyecektir. İnönü. zaten bukalemuna dönüştürdüğü CH P’sin in .

bu sayede ‘Sosyalist S o l’ -G â zi’nin ta 2 0 ’ li yıllarda tanıdığı mevcudiyet h ak k ı. işi ‘D em okratik Sol’a kadar uzatıp. anti-dem okratik kanunları (m evzuatı). TİP haliyle ‘Aşırı S o l’. m edia’mızm sol deyin­ ce anladığı CHP ya da DSP’den ibaret kaldığı için. ‘A k la u yg u n u . ‘inhi­ tat’ Osmanlısı’nın . ülkeyi ‘sistem ’e teslim edecekti: Bu film h â­ lâ gösteriliyor. tek fark O ligarşi’nin. biraz da içindeki çelişkilerden. ya 2. daha sonra Spartakistler! Osmanlı’dan bu yana. kökeni Rus Narodnik eğilimi. -M ason alafran­ gası.çıkmazıdır: Tanzimatçılıkü ‘Sosyalist Sol’. ken­ 420 . Cumhuriyet’in de.Sosyal Demokrat eğilimi: Jaures. anayasa yandaşı Tanzimat ve Meşrutiyet ‘aydınları’nın safına katıyordu ki. Kardeşlik’ adına. g ö zle g ö rü le n le te rb iye ’ ‘Sosyalist Sol’daki ‘çıkmaz’. örgütlenmiş ‘sosyalist’ parti­ lerin hepsi. ya da 3. solcu parti.bir kere ‘O rtanın So lu ’na oturttunuz mu. Enternasyonalin çizgisinde olmuşlar­ dır. neresinden baksanız. am ası var. uy­ gulamada. beri­ kiler an cak im kânları nispetinde görünebiliyorlar. daha Selânik yıllarından başlayarak. yâni ‘y asad ışın a’ itilmiş oluyordu. ‘ikili’ bir ‘taklit’ eğilimindedir: a) Romanya ve Bulgaristan üzerinden gelen. b) Batı Avrupa ülkelerinden gelen.gün ­ deme gelebiliyor am a. solcu ik­ tidar ‘ayaklarıyla’ iMF’ye ve D ünya B an k ası’na hizmet arz ederek. galiba yarısını geçtik. ister gizli olsun. nihayet değiştirm eye kalkışm ası. Nehama. ‘Hürriyet.‘Milli Şeften başlayarak. Müsavat. hak­ lı davasını kaybedecek. bu onları istemeseler de. Enternasyonal’in. ister açık. ‘Solculuk’ tahtına oturan c h p . sonucun ne olacağı belli: TİP.

Demokrasi’ye yaklaşımında olduğu kadar. yâni rasyonalist (diyalektik). oysa hiç kimsenin aklına. Oysa yapılması gereken. filân ya da falan Batılı düşünürün.. anlamsız ve zararlı bir re­ kabete düşüyoruz. halkına yaban­ cı kalır: Örnek. gözle görülenle ter­ biye esası: Evvelâ sosyalist olmalı. akla uygunluğun. ya da devlet adamının. -maalesef. yâni metafizik (formalist)! Başka türlü sanırım şöyle de söylenebilir. ulusalcı bi­ leşim peşinde olduğundan. metot yandaşları. Bolşevikliğe sokuluşunda da. yerli olmak ister. 68 Kuşağindaki M ao’cu. madde’yi anlamalı” . genel olarak. aralarında belki sadece derece farkı!. ‘naklidirler. sentezi içinde yaşadığımız ulusal koşullardan üretmek! Bunu yapmasını becere­ mediğimiz takdirde. te­ ori ya da pratiğini öne çıkarıp. onu savunur. Gâzi’nin. Şefik Hüsnü)’dur. bununla beraber. bilimsel metodu ulusala uygulayıp. te­ mel bölünmenin metot ve taklit bölünmesi olduğu söy­ lenebilir..‘kültür ilericiliği’ tuzağına düşmüş olanlar. Guevara’cı ya da Moskova’cı fraksiyonlar da.. ‘aklidirler. Enver Hoca’cı. fakat bir türlü ulusal bileşime ulaşamadığından. bilimselliği tercih etmişlerdir. Mustafa Kemal’in o müthiş gerçekçi tespiti gelmemiştir: “ .dilerini bir ‘tercüme ilericiliği’ içinde buluyorlardı. ‘komprador alafrangası’ aydın davranışları içinde. ülkelerinin değil. akla uygunluğu. üstelik fraksiyonlar arası.. gösterdiği ‘ihtiyati gösterebilmekti: Modernizm’den (Avrupa’dan) metodu alıp. 421 . neticede. diğer kısmı ise.. halkımıza kesinlikle yabancı kalı­ yor. Ulusal Demokra­ tik Devrim uygulamasında. mahiyet itibarıyla aynıydı­ lar. bir kısmı. gözle görülene üstün olması. o ecnebinin çıkarına hizmet eder. TKP’nin Galiyev fraksiyonu (Mustafa Suphi) ile Moskova fraksiyonu (Dr. Ayrıntılar bir kenara bırakılırsa. taklit yandaş­ ları ise.

an’anelerini doğ­ ru. İşin tuhafı. komünist bir partidir: Evet! 422 . yâni işçiler olacağına.. sosyalist aydınlarla işçi sınıfını bir araya geti­ remiyor. Bunun için de biraz halk kitlesinin yürümesini hızlandırması. Neden? Çok basit: Sosyalizm. yâni metodu . bileşenin biri olmadı mı. Milletimizin tarihini.A s ıl ta rtışılm a sı g e rek en nedir? Asıl tartışılması gereken bu! Yüzyıldır. dürüst bir bakışla görmeliyiz. ruhunu. onlar da. daha çok ve daha ziyade aydınlara düşen bir görevdir. ilerici­ likle Batıcılığı karıştırıp durduklarından. yürü­ meye başlamadan evvel. havanda su dövüyorlar. paha biçilmez bir ders mahiyetindedir: ". halk­ la mutabakat kesin-değildir. ‘havada’ konuşuyor.. Acaba bilir miydiniz. sağlam. O yüzden.. aralarında ne türlü çekişirse çekişsin. diyalektik metot ve işçi sınıfı bir bileşimdir. bu iki zihniyet arasındaki mu­ tabakatı sağlamak lâzımdır. işçilerin güve­ nine sahip değil! Sonuç: Halkla aydın arasındaki uçurum. özellikle sosyalistler için.” (20 Mart 1923. Sosyalizmle halk arasındaki uçuruma dönüşüyor. olmaz: Oysa. Türkiyeli sosya­ listler. doğrusu merak ediyorum? TBMM’de kurulan ilk siyasi parti. bizde aydınlar oluyor.‘diyalektik uygulamayı’. Memleketi kurtarmak için bü iki zihniyet arasındaki ayrılığı durdurmak. hâlâ ve hâlâ aydınlarımızın gençleri arasında. Gâzi’nin şu sözleri.ulusallaştır­ mamak. kültürel yabancı­ lık. (Buraya dikkat!) Lâkin halka yaklaşmak ve halkla kaynaşmak. hareket noktası ‘üretim gücü’. itiraf edelim ki.) ‘ İlk m e c lis ’in solculuğu!. biraz da aydınları­ mızın çok hızlı gitmesi gerekmektedir.

ancak yetmiş yıl sonra akla gelebile­ cek bazı önemli ‘tespitleri’ yapıyor. bu uluslararası ruhuna taarruz etmiş olmayalım. okudunuz mu siz? Hem ilginç görünüyor­ lar. fakat asıl onların. Kari M arks’m prensipleri. milletlere özellik tanımakta. TKF’nin kurucu üyelerinden. Hakkı Behiç Bey’in liderliğindeki bu ‘fırka’. sol eğilimli ‘Halk Zümresi’yle. Siyasi milliyet esasına muarız olan Enternasyonalin. hâlâ ‘cemiyet’! Düşünebiliyor musunuz ‘Kuru­ cu Meclis’ de sayılabilecek TBMM.O muğlak ve mütereddit 1336 (1920) sonbaharında. her zaman o kadar da ‘uysal’ olmadığı­ nı.. bir bakıma öyledir. bir kere alelade bir komünizm vardır. dünyada. önceki ‘par­ ti’ değildi.. muhtemel bir Türk sosyalizmi bahsinde neler yazdıklarını. ‘Yeşil Ordu’ ona tekaddüm etmiştir ama. Bakar mısınız neler yazmış? “ . Komünizm’in her memlekette tatbik veçhinde. memleketten memle­ kete ve harfiyyen. sonraki ‘gizli’ sayılıyordu. me­ selâ emperyalizm ve kapitalizm afetlerine muaraza gi­ 423 . Mustafa Kemal’in yakın arkadaşları. Yeni Gün başyazarı Yunus Nadi Bey. hem de şaşırtıcı. Müdafaa-i H u­ kuk ise. ‘Türkiye Komünist Fırkası’nı kuruyorlar. lisanların ayrılığı bedahatine daya­ narak. bir nev’i milliyetin tecelli ve temayüzünü zaruri görmekte hata olmaz kanaatin­ deyiz. ama ‘farklı’ ve son derece ‘özel’ ! Bunu sinek pislemedik bir yere yazmalısınız. Mete (Tunçay). yâni tıpatıp ve harfi harfine uygula­ nır formüller değildir. Marksizm uygulama­ sının yorumunda. ‘soldan’. ünlü kitabında yazmıştı. Lenin yoldaş. o zaman ‘soldan’ bir doğum müjdeliyor.. demek oluyor ki. ‘resmi tarih’te ‘muvazaa partisi’ diye geçer. yerden göğe kadar haklıdır. öyle hatırlıyorum.. Taarruz etmiş olmaksızın. Bu komünizm bütün milletleri.

Milliyetçiliği inkâr etmek. 433. Rus değildir.. ölümle eş anlamlıdır. İkinci safha ola­ rak. Bu itibarla nev’ama müstakil bir Türk Komünizm’i vardır ve olacaktır. en heyecanlı.. ondan hiç de aşa­ ğı kalmıyor. bir araçtır. uzlaştırılıp toplanmasından meydana ge­ lir. ‘Ana­ dolu İhtilâli’nin en renkli.bi.. bir uygulama biçimi vardır ki. bu da ilmi esasların. o memleketteki icaplara göre in­ celenmesiyle.) 424 . bir komünizmin memleketten memlekete ve çok farklı bir veçhi tatbiki.. s. Sosyalizm konusundaki sonraki geliş­ meler.) 2. Bolşevizm Rusya’nın koşullarına uygun olarak geliştirilmiştir. umumi fikirler altında toplayabilir. Cerrahoğlu. en vurucu isim­ lerinden. (Buraya lütfen dikkat!) Milli kollektivizm. ‘farklı’ ve son derece ‘özel’ olduğundan şüphe edebilir miyiz? ‘Tu ra n s o s y a liz m ’ine ne b u yru lu r? Bu kadarla kalsa iyi! TKF’nin başka bir kurucusu. Komünizm Türkler için bir ideal değil. top­ lumsal ve kültürel birliğidir. ‘tespit’in ‘özgün’. Ta­ rihsiz. Türkiye’de Sosyalizmin Tarihine Katkı.. Türkler. İdeal ‘Altun Elma’dır. Türk milletini birleştirecek yoldur. aç­ gözlülüğü). korkunç bir kasırganın. May Yayınları. İstediğimiz Türklerin siyasi değil. 20 Teşrini­ evvel 1336 [1920].. bakar mısınız neler diyor: “ .” (A. adına Bolşeviklik denilen bir Rus Komünizmi olduğu gibi. Enternaşyonal’in ‘mızıkçılığı’ (daha doğrusu. Yunus Nadi Bey’i haklı çıkardığına göre. o kadar hayali kurulan ‘Dünya Devrimi’ne engel olduğuna.” (Yeni Gün. Bolşevizm’in tehdidi altındayız. İzmir meb’usu Mahmut Esat Bey’in (Bozkurt) aynı Yeni Gün gazetesinde yazdıkları.

‘Turan’ın ta kendisidir. kültürde. üçü de ‘ulusal’. (Ankara) TKF’na. ‘Baku’ TKF’nı. şaşmamak elde mi? Gösterilen ‘ideal’. 3. Mustafa Sup­ hi Bey bağlıyor. üçü de anti-emperyalist ve anti-kapitalist! Acaba yaşanmış bunca deneyim. Yunus Nadi Bey’in işaret ettiği gibi. hem de Galiyev’in sicimiyle! Zaten kaderleri de aynı olmayacak mıdır? Bu platform. dolayısıyla t k f . Rusya’daki ‘Cedit’ aydınlarının öncüsü sayılan İsmail Bey Gaspirinskiy’in (Gaspıralı). gelecekteki muhte­ mel solcu örgütlenmelerde aydınlatıcı olamaz mı? 425 . Ziya Gökalp çağrışımlarıyla gelir. sorunu ortadan kaldırmadı.Hadi bakalım. tutumu çok tartışılmış ve eleştirilmiştir. Küba yaşıyorlar. Stalin’in mantığı! Diyalektiğin esnekliğini bilen başka sosyalistlerce. O Turan ki. Yu­ goslavya’da. başka bir zemine taşıdı: Çin. Kuzey Kore. bilindiği gibi. va’z et­ tiği ‘ideal’dir: ‘İşde. bir bakıma. hele Zinovyef. Vladimir İliç Lenin’e ve Lev Davidoviç Trotsky’e. Tatar Sovyet liderlerinden Mollanur Vahidof ve Sultan Galiyev. dilde birlik!’ ‘Altun elma’ derseniz.‘milli bir uygulama’ sayılması icabettiği ileri sürülecektir. Çin’de. çünkü ‘Tek Ülkede Sosyalizm’ uygulamasının da. Enternasyonal tarafından asla kabul edilmeyip. -ta o zaman. Kamenef ve Radek’in tasfiyesinden sonra. Doğ­ rudur da bu! Sovyetler Birliği’nin dağılışına kadar. üçü de ‘solcu’. Bunu yapan. Sovyetler’in dağılışı. inatla ve ısrarla. ‘milliyetçi’ hâttâ ‘cha­ uvin’ bir ‘sapma’ olarak ilân edilecektir. ye­ ni oluşacak aynı yoğunlukta anti-emperyalist ve antikapitalist bir Sosyalizm Platformu’nu sunuyordu. Polonya’da ve Macaristan’da kar­ şılaştığı problem ve zorluklar aynı sebepten doğuyordu. bir bütün olarak temsil edilmelerini kabul ettirmişti. Türklerin Sovyetler Birliği’nde ‘Turan Sosyalist Cumhuriyeti’ adıyla.

na­ sıl ‘ilk Meclis’te atılmış temel. felsefesi Marksist ise de. Türkiye’de kurulmuş ve -her şeye rağmen. Bu partinin tutumu di­ yalektik..“ . bu temelin oluşturduğu ilk mayadan beslenip serpildiğini göstermek amacıyla...” O 426 . ilmi esasla­ rın o memleketteki icaplara göre incelenmesiyle uzlaştı­ rılıp toplanmıştı.başarılı olmuş ‘Sosyalist’ bir partinin. tüzüğü ve programı -Yunus Nadi Bey’in kullandığı tabirle. o parti. on iki işçi-sendikacı tarafından kurul­ muş olan Türkiye İşçi Partisi idi.Bu ‘girizgâh’ın amacı nedir? Gerçekte bu ‘girizgâh’. Meraklısının kolayca tahmin edebi­ leceği gibi. ka­ leme alınmış oldu..

You're Reading a Free Preview

İndirme
scribd
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->