Gustave Flaubert _ Madame Bovary

HENRI TROYAT'NIN ÖNSÖZÜ
Eğer Gustave Flaubert ölümünden sonra yayınlanan kitaplarının başarısını görebilmiş olsaydı,
kuşkusuz, burjuvaların budalaca konuşmalarıyla, değişmez doğrulara dönüşen beylik sözleri,
büyük bir zevkle yazdığı sDictionnaire des Ideas reçues» (Basmakalıp Düşünceler Sözlüğü),
«Madame Bovary* başlıklı özel bir bölümü de içerirdi. Pek az roman vardır ki, eşini aldatan
taşralı bir kadının bu basit öyküsünde olduğu kadar yorumlara, eleştirilere, . övgü ve
kınamalara neden olsun. Mutsuz Emma da unutulmaz Joconde gibi aynı terslikle karşılaşmıştır.
Her iki kahramanın da tek başlarına kazandıkları ün, yapıtların bütünlüğünün gözden
kaçmasına neden olmuştur. Madame Bovary'yi tüm önsözlerinden arındırarak, tüm uzman ve
eleştirmenlerden kurtararak ona yayınlandığı ilk günkü tazeliğini verebilmek düşüncesi ne
güzeldir! Eğer-1857 yılında yaşıyor olup daha ün kazanmamış bir yazarın yeni bitmiş kitabını
açarak şu satırları okuyabilmek olanağım bulmuş olabilseydim: "Okulun çalışma salonundaydık,
kapı açılıp içeri Müdür girdi, arkası sıra da setre pantolon giymiş bir yeni öğrenciyle bir de, koca
bir sıra yüklenmiş bir hademe geliyordu". Bugün bir müzeye girer gibi bir titreme ve saygıyla
okuyabildiğim bu cümle belki o gün ilgimi çekmeyecekti. Belki de eserin daha sonraki
bölümlerini sevmeyecektim. Bütün bunlara inanmam gerçekten olanaksız. Bana öyle geliyor ki,
anlatımın-' daki sıcaklık, gözlemlerindeki doğrulukla böylesine bir öykünün, ön yargıdan biraz
olsun uzaklaşabilmiş her kitap severi etkileye-memiş olabilmesi mümkün değildir.
Kuşkusuz hiçbir yazar yoktur ki, yazmak istediği konuyu Flaubert kadar tam tamına isteğine
uygun bir biçimde kaleme almış olsun. Bu istek, Madame Bovary'yi yaratma düşüncesi kendini
sarmaya başladığı 1849 yılında daha da çarpıcıdır; Flaubert yirmi sekiz yaşındadır ve o zamana
dek hiçbir şey yayınlamamıştır. Daha güzeli o dönemde Flaubert, romantikliğinin doruğunda-'
dır ve «Tentation de Saint Antoine» (Ermiş Antonius)m ilk kitabını yeni bitirmiştir; yapıtını,
konusunun gözüpekliği ve dilindeki zenginlik karşısında şaşıracaklarına inandığı
arkadaşları Louis
6
MADAME BOVARY
Bouillet ve Maxime du Camp'a okumak istemiştir. Oysa hemen son satırın ardından Bouillet
düşüncesini üzgün bir şekilde: "Bunu ateşe atmak ve üzerinde konuşmamak gerekir" diyerek
belirtir. Flaubert üzülür, karşı çıkar ve sonunda çok zengin bir konunun karşısında başının
döndüğünü kabul eder. "Lirizme karşı konmaz bir eğilim duyduğun şu sırada seçefceğin konu,
seni denetleyen, arzularına gem vuran ve içinde lirizmin gülünç olacağı türden olmalıdır",
demekteydi Maxime du Camp. "Cousin Pons, Cousine Bette gibi, burjuvaca yaşantılarla dolu
olaylardan basit bir konu seç ve bunu doğal, hemen hemen teklifsiz bir anlatımla işlemeye
kendini zorla". Bu sözlere yarı yarıya inanan Flaubert uğradığı düş kırıklığını düşünürken Louis
Bouillet şu fikri ortaya atar:
"Niçin Delamare'm öyküsünü yazmıyorsun?" O anda Flaubert' in kafasında bir şimşek çakar.
Eugene Delamare! Flaubert bir zamanlar koket, savurgan, kendini beğenmiş bir eşi olan bu silik
sağlık memurunu tanımıştı. Kadın kocasını aldattıktan ve mahvettikten sonra kendini
zehirlemişti. Taşra kasabası, tekdüze ve göreneğe bağlı bir yaşam, çiftçi dernekleri, eczacı,
eşini aldatan kadın, dedikodular, ölüm... Flaubert tüm bunları görür gibi olur ve şaşırmış bir
durumda mırıldanır; "Ne düşünce!"
Bununla birlikte Maxime du Camp'la Doğu'ya yaptığı gezide aklı Saint Antoine adlı kitabındaydı.
Mısır'dan Filistin'e, Filistin'den Yunanistan'a yaptığı ve yaklaşık iki yıl süren yolculuğunda
romantik coşkusunu yeniden bulmaya çalıştı. Fakat bu uzak ülkeler onu büyülerken aynı
zamanda düş kırıklığına uğratıyorlardı; söylemeye dili varmadı ama, sabahtan akşama değin
gözlerinin önüne serilen bu özgün ve â*ynı zamanda sefillikle dolu manzaradan yoruldu;
basitliğe, gerçeğe, ölçülülüğe duyduğu tepkiyle Fransa'ya . dönmeye can attı. Şimdi tam
tamına Madame Bovary'yi yazacak kıvama gelmişti.
Her şeyden önce Flaubert alışkanlığın verdiği bir davranışla geniş bir biçimde araştırma yaptı,
ortamı inceledi, tanıdığı çeşitli mevkilerdeki insanların sağladığı bilgi kırıntılarıyla
kahramanlarını oluşturdu, planlar yaptı, kendisine malzeme sağlayacak olguları ortaya çıkardı
ve bir düzene soktu. Olayın geçtiği baş yer olan Yonville-1'Abbaye, Dr. Delamare'm yaşadığı ve
çalıştığı Ry kasabasının tam bir kopyasıdır. Günümüzde bile Ry'ye gitmek, Emma'yı ziyaret

etmek demektir. Size hekimin evini, kiliseyi, pazar yerlerini, eczanenin yerini, hanı ve Mme
Delamare'm gömüldüğü mezarlığı gösterirler ve bu yer duygulu kişiler için Mme Bovary'nin
mezarına yapılan bir haç anlamına gelir. Böylesine güçlü bir benzerlik karşısında dikkatli bir
okuyucu kendini, deHENRI TROYAT'NIN ÖNSÖZÜ
7
korun kitabı resimlemek için yaratıldığına bile inandırabilir. Romanın kişilerine gelince, hiç
şüphe yoktur ki Flaubert örneklerini gerçek yaşamdan seçmiştir. Delamare çiftinin acı öyküsüne
tanık olan yaşlı hizmetçi Felicite henüz 1905 yılında Dr. Brunon'a, ihtiraslı ve çok güzel bir
kadın olan hanımının nasıl intihar ettiğini anlatmaktadır. "Hangi zehiri aldığını söylemek
istemedi... Herkes ağlıyordu... Nihayet küçük kızı yalvarmak için önünde diz çöktüğünde,
sonunda gerçeği söyledi!.. O kadar zavallı görünüyordu ki!.." Eczacı Homais ise mesleklerini
Forges'da, Yvetot'da, Ry'de Havre'da sürdüren meslektaşlarından alınan çizgilerle oluşturulmuş
bir tiptir. Fakat Flaubert "yarım daire şeklinde tezgâhı, XVI. Louis ve İmparatorluk dönemi stili
kavanozları ve zehirlerin yerleştirildiği raflarıyla" Ry'deki eczanenin dekorunu kendisine örnek
almıştır. Edebiyat tarihçileri, noter yardımcısı Leon'un, taşralı bir kibar kişi olan Rodolphe'un
(gerçekte adı Louis Campion'du.) sayın Lheureux'nun, Flaubert'e esin kaynağı olan gerçek
yaşamdaki kimliklerini ortaya çıkarmışlardır. Bazı edebiyat tarihçileri ise Emma Bovary'nin hiç
şüphesiz Delphine Delamare'ı çok andırdığını söylemekle birlikte yazarın aynı zamanda bir
rastlantı sonucu heykeltraş Pradier'nin çekici ve hafifmeşrep karısı Louise (Lu-dovica)den de
etkilendiğini göstermek isterler. Flaubert'in kâğıtları arasında da Louise'in sadakatsizlikleri ve
savurganlığı yüzünden kendi sonunu nasıl hazırladığını anlatan hemen hemen elli sayfalık bir el
yazmasına rastlanmamış mıydı? Anlatan kişi ise Louise'in bir kadın arkadaşıydı. İşin ilginç yönü
ise bu acıklı öykünün 1851-1856 yılları arasında yani Flaubert romanını yazarken bir sonuca
ulaşmış olmasıdır. Emma Bovary'nin narin silueti arkasında Louise'in hayali Delphine'inkiyle
birleşmektedir. Belki bir süre sonra başka bir yorumcu üçüncü bir kadının mezarını bularak, en
az ötekiler kadar haklı olarak yapıtın kaynağını ortaya çıkardığını ileri sürecektir. Flaubert
sadakatsiz eşlerin düşecekleri durumu sanki önceden görerek, romandaki kadın kahramanın
düşsel bir kişi olduğunu ileri sürmüştür. "Madame Bovary'nin gerçek yaşamla hiçbir ilişkisi
yoktur, der 1857 yılının mart ayında. Bu bütünüyle uydurulmuş bir öyküdür..." Ve, üç ay sonra
da "Hayır bayım, düşüncelerime esin kaynağı olan hiçbir örnek yoktur. Madame Bovary salt bir
yaratım ürünüdür. Bu kitabın tüm kişileri hayali olup, Yonville-FAbbaye diye bir ülke de mevcut
değildir". Sonunda 1870 yılında düşüncelerini yineler ve Mme Hortense Cornu'ye yazdığı
mektupta görüşlerinde ısrar eder: "Madame Bovary'yi yazdığım sırada bana birçok kereler:
'Yarattığınız kadın Mme X midir?' diye sordular. Hiç tanınmamış kişilerden sürüyle mektup
aldım, hatta içlerinden birinde, Reims'den bir bey,
8
MADAME BOVARY
intikamının (bir kadından) alındığını söyleyerek beni kutladı. Aşağı Seine'nin tüm eczacıları
Homais'de kendi kişiliklerini sezince evime gelip beni tokatlamak istediler..."
Roman yazmayı deneyen herkes bilir ki, gerçek yaşamdan alınmış bir kişiyi tüm özellikleri ve
hatalarıyla birlikte edebiyata aktarmak mümkün değildir. Romancı düşündüğü benzerliğe sadık
kalmaya ne kadar çabalarsa çabalasın, anlatının ahengi, dilin güçlükleri, aynntılardaki zorunlu
seçimler yazarın kahramanının görüntüsünü yavaş yavaş bozar. Çoğu zaman bu kahraman,
fiziksel yapıları ve düşünce biçimleri arasında benzerlik olan çeşitli tiplerden ödünç alınan
çizgilerle zenginleşir. Başlangıçta romanın kahramanının yazarla hiçbir ortak yanı olmasa bile,
onun zihninde yaşaması nedeniyle romancının düşüncelerinden etkilenir. Yaratıcı ile yaratılan
şey arasında bir iletişim başlar, biri diğeri olur. Olgun ve yazarlık mesleğini seçmiş bir kişinin,
yarattığı tiplerin gerçekliğine inanması için olağanüstü derecede bir doğallığa gereksinmesi
vardır. (Zaten bu gerçekliğe kendisi inanmazsa okuyucuları inanır mı?). Burada yazarın baş
özelliği aklı değil sezgi-sidir, daha doğru bir deyişle önemli olan, herhangi bir kişinin
düşüncelerini okuyabilmesi, başka biri olabilmesi yani başka birinin yerine geçebilmesidir. Bu
hafifmeşrep bir kadın, titiz bir eczacı veya aldatılmış bir koca olabilir. Flaubert, Madame Bovary'yi yazarken Flaubert olduğunu unutmakta ve tüm sorunları bir kadının bakış açısıyla
incelemektedir. Şu ünlü şakasını bu anlayış çerçevesinde yorumlamak gerekir: "Madame
Bovary benim!" Aslında yarattığı kişilikle özdeşleşebilmek için kendisini fazla zorlamaya gerek
görmemiştir. İbne Bovary, içinde bulunduğu yaşam biçimini reddetmekte, ozanların betimlediği

yaşamı arzulamakta, tatlı sözler karşısında kendinden geçmekte, ölümsüz tutkulara inanmakta
ve kendisini şatolarda yaşıyor görmektedir. Bu kurtulma, başka biri olma, uçup gitme isteği
Flaubert'in de benliğinden koparamadığı bir duygusallıktır. Emma'nın Charles Bovary, Rodolphe, Leon, Homais ve Lheureux'yle kişileşen somut gerçekliğe çarparak sonunu
hazırlamasına karşılık, Flaubert bu gerçekten, sanatının malzemesini yaratarak kendini
kurtarmaktadır. Doğasında bulunan ikilik, sonuçta Flaubert'e, romantizmden tümüyle
etkilendiği halde karışık düşüncelere de açık olabilmesini sağlamaktadır. "Bende iki ayrı edebi
dile sahip iki ayrı kişilik bulunmaktadır", der 16 ocak 1852 tarihli bir mektubunda; "biri laf
ebeliğinin, lirizmin, baş döndürücü uçuşların, cümle ahenklerinin, yüksek düşüncelerin
tutkunudur; öteki ise elinden geldiğince gerçeği araştıran, en küçük olayı da büyük bir olay
kadar gözler önüne
HENRI TROYAT'NIN ÖNSÖZÜ
9
sergilemek isteyen, ürettiği şeyi size neredeyse maddi olarak hissettirmek isteyen kişiliğimdir".
Zaten Mme Bovary, Flaubert'in kişiliklerine büründüğü kahramanlardan yalnızca bir tanesidir.
Bu gerçeği kuşku ile karşılayanlara birkaç sene sonra Flaubert'in Bouvard ve Pecuchet adında
iki budalayla kendisi arasındaki benzerliği kesin olarak ileri sürdüğünü hatırlatmak yararlı
olacaktır. Çocukluğundan beri Flaubert insanların budalalığına hayran olmuştur. Ona göre insan
"budalalığı görebilmek gibi kötü bir yetiye sahiptir. Görmesine görür ama bağışlayamaz".
Yazar başkaları aracılığıyla edinilen düşüncelerin düzensizliğine atılmayı ,bu kaos içinde
yıkanmayı büyük bir zevk saymaktadır. "Bouvard ve Pecuchet benliğimi öylesine dolduruyorlar
ki, kendimi onlardan biri sayıyorum. Budalalıklarını kendimin yaptığımı düşlüyorum" demektedir
1872 yılının mayısında! Aynı dönemde Salammbo, Matho, Frederic Moreau, Mme Arnoux,
Herodias ve Saint Antoine için de benzeri duygular içerisinde olduğundan hiç kuşkumuz yoktur.
Duygulanımları iyi yansıtabilmek için her şeyi hissetmek ihtiyacı bazen endişe verici örgensel
bozukluklara yol açabiliyordu. Bir düşünceyle dolu olduğu zamanlar artık davranışlarına
egemen olamıyordu. "Açık havada atla çıktıkları gezintide yanların-dayım; birlikte terliyoruz ve
susuyoruz... Kimi kez sabahın altısında yazarken sözcükler canlılık kazanarak beni öylesine
sürüklüyor ki artık olanca gücümle haykırıyor ve öylesine derinlemesine hissediyorum ki,
karımın da doğruladığı gibi kendimden korkarak, masamdan kalkıyor ve sakinleşmek için
pencereyi açıyorum". (23 aralık 1853'te Louise Colet'ye yazdığı mektup.) Daha sonraları
Emma'nın öldüğü bölümü yazarken kahramanının çektiği acıları maddi olarak duyabilmek için
kişiliğini, gerçekten soyutlama denemesine girişmiştir... "Ağzımda arseniğin tadını öylesine
duyuyordum ki, iki kez ardı ardına gerçek mide spazmı hissettim ve bütün yemek boyunca
kustum..." (Taine'e mektup, 1868.)
Sanatı tarafından esir edilen romancı artık yaşamayı bilmeyen bir kişidir. Kendi öz varlığına
rağmen, artık yalnızca yapıtı için yaşamakta, deliliğe varan bir inatla en küçük güncel olayları
ve duyumladığı her şeyi eserine aktarmakta ve onu beslemektedir. Sokakta duyduğu eğlenceli
bir sözü bile yarattığı kahramanlardan biri için saklamakta, masada bir tabak dolusu tatlı su
ıstakozu gördüğü anda: "Hah işte yazmakta olduğum bölümdeki yemek sahnesinde mönü bu
olmalıdır!" demektedir. Güneşin batışını hayran hayran seyrederken sürekli olarak uyanık olan
dikkati ise, gelecek başka bir bölümde kullanılmak üzere bulutların
10
MADAME BOVARY
meydana getirdiği şekilleri not etmektedir. Edebi uğraşlardan uzaklaşmış göründüğü koşullarda
bile özgür olmayıp gözlemlerini, araştırmalarını sürdürmeye devam eder... Bu durum yazarın
olağanüstü bir inceleme yeteneğine sahip olduğunu kanıtlamaz. Ayrıntılara karşı duyulan bu
doyumsuz açlık, ancak romanın konusuyla ilgili alanlarda kendini göstermektedir. Üzerinde
çalıştığı eserin konusuyla doğrudan ilgisi olmayan bir ortamda yazarın görüş gücü azalmakta ve
dikkati büyük ölçüde kaybolmaktadır. Romancıyı, yaşamı romana bir malzeme olarak görmeye
zorlayan bu profesyonelce değişim, Flaubert'de çok güçlü bir şekilde hissedilmektedir. Yetkin
bir biçimde yazabilme kaygısı, kimilerince saygısızlık olarak nitelenebilecek bazı konuşmaları,
utanmazlıkları Flaubert'in gözünde haklı kılmaktadır. 1853 yılının haziranında doğa bilimcisi
Pouchet'nin karısının cenaze törenine gitmeden önce Louise Colet'ye yazdığı mektupta şunları
söylüyordu: "Eminim ki yarın çok kötü bir gün yaşayacağız ve bu zavallı bilgin de acınacak bir
durumda olacak. Her şeyden yararlanmak gerek diye düşündüğümüz zaman, orada Bovary'm
için de işe yarar malzemeler bulabilirim. Düşüncelerimi başkalarına açacak olsam, bu

bir hiç üzerine. Yazdığı sayfalar. O yalnızca sanatını her şeyden üstün tutmakta ve görevini bir papaz gibi yerine getirmektedir. diğeri ise (Sancho Pança. Bir haftada ancak iki sayfa yazıyorum! Bezginliğin çenesini dağıtmak için bundan iyi bir yönHENRI TROYAT'NIN ÖNSÖZÜ 11 tem yoktur.. . Hemen hemen tüm cümleleri yeni baştan yazmalıyım. Sözcüklerin seçimindeki güçlüklerden ise mektuplarında bol bol yakınmaktadır: "Bovary'min katı bir dili olmamalı. Flaubert'in romanında da. serbest yaşamı tanıyan ve mâli sıkıntılar içinde aşkta düş kırıklığına uğrayan bir kadım konu alan bir öyküden daha basiti bulunabilir mi? Flaubert bu olayı çağına göre büyük bir ağırbaşlılık ve şaşırtıcı bir nesnellikle incelemektedir. Bouillet. yarattığı kahramanlara yer açmak için sona ermiştir. Kanısına göre Emma'nın. kötü tutumunu haklı gösteren nedenler. kocasını ve kızını sevebileceğini. açık seçik ortaya koyarak romanının çatısını kurmakta ve konunun akışına güçlü dayanaklar kazandırmaktadır. Sıkışıklığın yaptığı zorlamayla kendisine göre ikinci planda görünen tüm cümleleri dışarda bırakmakta. olgunlaşmış bir kişidir. onurunu yitirerek Emma'nın yenilgisi ve "şeref madalyası kazanan" budala Homais'nin zaferiyle noktalanır. M.. düş sevgisini. başınız iki elinizin arasında. konumunun ona sunduğu küçük doyumlarla yetinebileceğini söylemekten de ısrarla kaçınır. çılgınlığı sergilerken.. olanakların bayağıca kullanılmasından yana değildir. Kalıcı bir eser ortaya koymak için tüm fedakârlıklara hazır olan Flaubert amacına ulaşmak için. Tersine onun çevresindeki budalalığın ve yavanlığın kurbanı olarak kabul eder. Bir taşra kasabasının yeteneksiz küçük bir doktoruyla evlenip. Artık kişisel özel yaşamı.. Bunlardan birincisi (Don Quichotte ve Emma) cömertliği. Işık saçan penceresi ise Seine'den geçen denizcilere yardımcı bir nokta olmaktaydı.. akşam yemeğinde verilen kısa bir aradan sonra geç vakitlere kadar uğraşını sürdürmektedir. çizikler. Beş seneden daha uzun bir süre Croisset'deki evine kapanarak içindeki arzularla savaşmıştır. "Bana güzel görünen şey. tıkıldığı delikte sıkıntıdan bunalarak kendini hayallerle oyalayan. o ana kadar hiçbir şey yayınlamamış olsa da çok yazmış. Madame Bovary çoğu kez Don Quichotte ile kar-şılaştırılmıştır. bütün bir gün boyunca. madde ve ruh gibi bir bütün oluşturur.davranışım iğrenç olarak görülebilir ama ben bunda bir kötülük görmüyorum." "Bir stile kavuşmak gerçekten çok zor! Bir önceki gün yazdıklarımı tekrar baştan alıyorum. 12 MADAME BOVARY manini yaşamın basit zorunluluklarına uymayı reddettiği için cezalandırdığı halde.. Madame Bovary'nin ilk satırım yazdığı sırada otuz yaşında. Bu sonda hiçbir ahlaki kaygı güdülmez. Madame Bovary. düşüncelerine ve diline egemen olduğundan emin. ayrıntılarıyla işlemekte. Sizde düşünce geniş bir şekilde durmadan akan bir nehire benzer. tutkulara kapılan.. Bende ise bu bir su sızıntısı halindedir. En güzel eserler az malzemeyle yaratılmış olanlardır". dışarıyla hiçbir bağlantısı olmayan. incelediği yerleri haklı olarak olmamış diye nitelendirdi. Kaz tüyünden kalemini kurbağa biçimindeki hokkasına batı-rıp. Cervantes'inkinde olduğu gibi. Bu sözler karşısında ne kadar da acımasız! diyebiliriz. Romanına. Oysa Flaubert insanların en iyisi. Çalışmasına her gün öğle zamanı başlamakta. en yüce gönüllüsü ve en sevecenidir. kendi deyişiyle cümleleri "beyaz yağlardan kurtarmak ve salt kaslarıyla ortaya çıkarmak» istemektedir. yalnızca iyi yazmak isteğinden değil aynı zamanda iyi düşünebilmek arzusundan da kaynaklanmaktadır. Bir kişinin gözyaşlarını üslubumun süzgecinden geçirerek başkalarını da atlatabileceğimi sanıyorum". sevgiyi tanımış. . onun. iki temel kahraman vardır.. Flaubert sürekli olarak kahramanlarını derinlemesine yakalamakta. Bu nedenledir ki cümlelerine gösterdiği özen. havada dayanaksız duran yeryüzü gibi yalnızca üslubunun gücüne dayanan bir roman yaratmak isteyişim-dir. Charles . Bu kitap nerdeyse konusuz veya konusu hemen hemen belli olmayan bir eser olacaktır." "Böylesine bir konuyu seçmiş olmam ne kadar da kötü! Böylelikle sanatın boğucu sıkıntısını tanımış olacağım!" Flaubert için biçim ve düşünce. Flaubert kahraI Up*. Homais) pratik aklı simgelemektedir. bir kelime bulabilmek için kafa patlatmamn ne demek olduğunu bilmezsiniz. Çağlayanlar oluşturabilmem için çok çalışmam gerekiyor" demektedir. inanmış bir sofunun dünyadan elini eteğini çektiği gibi başlamıştır.Flaubert George Sand'a gönderdiği bir mektupta "Siz. düzeltmeler ve karalamalarla doludur.

mahkemeHENRI TROYAT'NIN ÖNSÖZÜ 13 de kanıt olarak alman bölümlerin kınanması gereken düşünceleri de içermesine karşılık. Senard.." Flaubert'in avukatı M. böyle bir anlayış elbiselerinin tümünden arınmış bir kadının durumuna benzer. Eleştirmenler ise pusudadır. bizde kötülüğe karşı bir sevgi mi yoksa bir tiksinme duygusu mu uyanmaktadır? Romanda tanık olduğumuz suça layık görülen korkunç ceza. Bu olaydan sonra roman birdenbire ün kazanır. anlaşılmamış ve bezgin hissettiği sırada. Fakat bu sırada Hauteville House'dan Flaubert'e gönderdiği bir mektupta. yapıtın bütünü göz önüne alındığı zaman bu tülden yerlerin fazla olmadığı gerekçesiyle. (Dumesnil). Yantutmaz görünmekle birlikte. içinden koptuğu gibi özgürce.b. o kadar soğuk ve gerçektir ki!.. v. Ünleri fazla olmayan eleştirmenler ise daha sert bir tutum takınırlar: "Bu kitap okuduğum eserler arasında ahlaktan en uzak olanıdır". "İkinci sınıf bir kitap". Eserin neden olduğu skandaldan dolayı meraklanan ve ürken okuyucu hâlâ tereddüt içindedir. "Sıkıcı. şu sonuca ulaşmaktadır: "Büyük bir iş başardınız". Çağın son çeyreğinde yeni romancılar ortaya çıkarak kuramlarım tanıtmaya ve yaymaya çalışırlar. bayağı ve utanılacak bir yapıt". Silik bir kişiliğe sahip olan savcı Pinard. "Bir kitabın sönüp gitmesinin nedenlerini kavramak için Fanny'nin okunmasına gerek var" der Andre Gide. Kitabı okumaya başladıkları zaman sıkıntıya benzeyen bir tedirginlik duymaktadırlar. yaşamının sonbaharında kendisini terkedilmiş. erdem duygusunun doğmasına yor açmamakta midir?" Flaubert çeşitli gerekçelerle mahkemece serbest bırakılır: "Roman edebi açıdan üzerinde çok çalışılmış bir eser izlenimi verdiğinden.. eserin sonsuza kadar kök salması amacıyla yazıldığını sanmıştır. çünkü bu tür anlatıların gerçek yaşamla hiçbir bağıntısı yoktur. canlılığa" benzeterek. Kulağı okşayan sözlerden.".. Satışı fazla olmayan Artiste gazetesinden Baudelaire adlı biri de yazarın üslubunu "basit bir kanaviçenin taşıdığı özgünlüğe. Hatta bu tutumundan ötürü onu. zaferin yolları kendisine açılmaya başlar. Flaubert'in çalışmassnın yetkinliğinin nedenini tam olarak kavrayamayan kamuoyu ise. "Karşıtların biliminden habersiz olan Flaubert. Flaubert'in zavallı Emma'sımn tersine. Homais) dolayı kınamak bile gerekebilir. Paris'te Adalet Sarayı'nm 6. bu eksikliği nedeniyle bir bileşime gidememiştir". Ceza Mahkemesinin önüne çıkarır. sanat sayılmaz.. Bu yeniler kendisi gibi . Romanı âdeta uçsuz bucaksız bir arazide her yönden kolayca görülebilen bir anıtı andırır. kalpleri rahatlatan duygulardan. Leon'un alçaklığı ve Lheureux'nun rezilliğidir... en kışkırtıcı bölümlerden seçtiği alıntılarla romanın konusunu anlatarak. derginin yönetmeni ve basımcısıyla birlikte. hayal kurmaya yol açan entrikalardan hoşlanılmaktadır. (Paulin Limayrac). (Texier). Edmond About'nun.ancak bir özet niteliğini taşıyabileceğini belirterek.. iyi kotarılmış bir çalışmanın tadıyla yaratmıştır. Ne olursa olsun Madame Bovary'yi beğenilmek veya eleştirebilmek düşüncesiyle yazmadığı kesindir. Gonzales'in ve Paul Feval'in kitapları çok gözdedir. çağdaşlarının gözünde ani ve olağanüstü bir başarıya ulaşır. açık olmayan bazı yanlarına karşın yapıtın bir "bütünlük ve tutarlılık gösterdiğini" ayrıca "yazarın veya daha doğru bir deyişle sanatçının. onu köleleştirmez tersine onurlandırır. Kitapçılarda yeni görünmeye başlayan Feydeau'nun Fanny'si. Okudukları zaman tüyleri diken diken olmaktadır! O sıralarda Octave Feuillet'nin. şu önemli soruyu mahkeme heyetine yöneltir: "Bu tür bir kitabı okuduktan sonra. Rodolphe'un hoyratlığı. özene. suçlanan cümlelerin . Madame Bovary'nin kendisine Paris'te ve taşrada yandaşlar bulmaya başlaması yavaş yavaş ve gizlice olmuştur. genç kadına karşı duyduğu acıma hissini ve onun yitip gitmesine neden olanlara karşı duyduğu nefreti dile getirmekten kendini alıkoyamaz. Victor Hugo: "Çok güzel bir kitap yarattınız bayım!" demektedir. Anlatılan bu öyküde her şey o kadar katı. Düşüncesini ilk belirtenlerden biri olan SainteBeuve.. eserin Revue de Paris'de 1856 yılında yayımının yarattığı skandaldan sonra kavuşmuştur. Eserin ahlak dışı niteliğinden ötürü harekete geçen imparatorluk yönetimi Flaubert'i 29 ocak 1857'de.Bovary'nin yeteneksizliği. savcı tarafından okunan bölümlerin belli amaçlarla seçildiğini gösterir ve eserin en dokunaklı bölümlerinden seçilip. Flaubert.. romanın başından sonuna varıncaya dek. söylemek istediği şeyleri ortaya koyabildiğim" yazar. en az sevdiği kahramanları karikatürize ettiğinden (örneğin M. aşırı derecede öfkelenerek yaptığı konuşmada. eserin bütününün geleneklere yapılan bir hakaret olduğunu iddia eder ve şu sonuca ulaşır: "Kuralsız sanat. oysa yazar eserini böyle bir amaç gütmeden.Madame Bovary ününe. ustaca ve ateşli bir şekilde yanıt vererek. Madame Bovary'nin yayınlanmasıyla birlikte kalemlerine sarılırlar. . (Veuillot). Sanata utanma duygusunu benimsetmek.

Ben onu daha «Nurullah Ata Bey» iken tanımıştım. pro-. edebî dedikodular yapar. Bereket versin. Bence. dünyaca tanınan ünlü yıldızlar bu küçük taşralı kadını canlandırmak için birbirleriyle yarışmaktadırlar. yeniden elden geçirildikten sonra Remzi Kitabevi'ne verilmiş. keskin zanaatçı davranışlarıyla onlar üzerinde. Gerçi o tarihte İstanbul'da otururdu. anlaşılmaz sözlerde bulunabileceğini düşünerek. Çevirisi Ayda Bir mecmuasında tefrika olarak çıkıyordu. tümü. Madame Bovary'ye çeken nedenlerin başında acaba. bağıntısız yapılarda. ölümsüz olarak nitelendirilen bu yapıtın eriştiği saygınlık onan insanüstü yetkinliğinden kaynaklanmaktadır. bitmiş bir yapıtla ilgilendikleri zaman. Sonra. Alman ve Japon kadınları onun varlığında kendilerini görmektedirler. Böylelikle geç de olsa binlerce okuyucu Flaubert'in yapıtıyla tanışır. Madame Bovary'yi dilimize çevirmeye başlamıştı. "Ölümsüz Madame Bovary ise Shakespeare ve Balzac'inkiler de dahil olmak üzere tanıdığım en gerçek ve kusursuz kadın kahramandır". baHENRI TROYAT'NIN ÖNSÖZÜ 15 zılarmın da ileri sürdükleri gibi.. Nurullah Ata. Amerikalı. çıkmış olan bölümler. bir araya geldiğimiz zaman. Ataç olup Ankara'ya gitti ve oraya yerleşti. geçmiş bir dönemin yazarı izlenimini yaratmaktadır. Sonradan. gözden düşecekleri inancı içerisindedirler. Zola. kendi duygusal yaşamlarından bazı parçalar bulabilecekleri umudu mu gelmektedir? Bu tür bir neden böylesine geniş bir olgunun yanıtı olamaz. Flaubert hâlâ izlenmekte ve rüzgâr. günümüzün eleştirmenleri ise yazarın dili üzerinde durmaktadırlar. Sanki olağanüstülüğün yalnızca belirsizlikte. Fakat her zaman görüldüğü gibi yapıtın sürekli artan başarısı bazı gelişmiş kafalarda yeni soruların uyanmasına neden oldu. bu kişiler. daha İstanbul'da iken. özellikle bayan okuyucuları. Emile Faguet'ye göre ise: "Flaubert Fransız yazınının en büyüklerinden biri"dir. geniş bir çevre tarafından çabuk okunabilmek için hızlı yazan ve böylece çabuk unutulan romancıların çoğaldığı dönemimizde. Evrenselleşen Emma. fakat arkası gelmemişti. filmleri birbirini izlemekte. Sık sık buluşup görüştüğümüz halde. Sinema bu öyküye dört elle sarılmakta. Buluşmalarımız da artık yalnız tatil aylarına kaldı. tüm ülkelerde yaşayan. onu bir usta olarak kabul etmeyenlerin itirazlarını boğmaktadır. fakat çeviri piyasası öylesine dar. Rahmetli dostum. yapacağımız çalışmalardan değil.. bize birlikte çalışıp iş çıkarmak kısmet olmadı. Bunun için. Taslaklara karşı büyük ilgi duyan günümüz eleştirmenleri her şeyiyle yetkin. ahlak anlayışına ve düşüncelerine ilgi göstermekteydiler. Bu açıdan Croisset'nin yanlız adamının kaygılanmasını gerektiren bir neden yoktur. Flaubert hırslı çalışması. memlekette veya Fransa'da çıkan kitaplardan söz açar. Henri TROY AT Fransa Akademisi Öyesl i BİRKAÇ SÖZ Rahmetli Ataç dostumdu. Bilim yuvaları da genel okuyucunun düşüncelerine destek sağlar. üzerinde böylesine titiz çalışılmış bir dile karşı çıkmaktadırlar. şunun bunun çeviri yanlışları üzerinde konuşurduk. bugün elinizdeki Madame Bovary çevirisi. ikimizin imzasını taşıdığı halde. bazı keskin eleştirilerin varlığına karşın. Yaşlı ustanın çevresinde görülen bu canlılık. Bu yeni romancüa14 MADAME BOVARY rın adları. Maupassant ve Bourget'dir. Ne yazık ki. Rus. Brunetiere "Madame Bovary'nin çağdaş edebiyat tarihinde bir baş yapıt olduğuna inanabiliriz" der. halkı uyuşukluğundan kurtarır.üslup sorunu üzerinde fazla durmuyorlarsa da. onun anlayışına yönelmemiz zorunlu bir hale gelmektedir. değişik iklimler altında acı çeken ve yaşamını yitiren bir kadın kahramandır. çeviri de yanda kaldı. Mecmua 1936' da kapanınca. fesyonel bilinci. okuma zevki öylesine sönüktü ki. İngiliz. bütün dilleri konuşan. Daudet. okuyucu yığınlarının büyük bir kesimi Flaubert'in romanına duydukları sevgiyi özenle korumaktadır. okumuş olanlara. . onun gibi gerçeği çarpıcı bir biçimde anlatmak istemektedirler. karşı karşıya oturup birlikte yaptığımız bir çalışmanın ürünü değildir. Okuyucuları. 1880 yılında ölmesine karşın hâlâ üzerinde tutkuyla tartışılan bir yazardır Flaubert. Flaubert'in zamanındaki eleştirmenler onun işlediği konulara. Lanson ise Flaubert'i "çağın en sağlam ve dengeli yapıtlarını veren romancı" olarak selâmlamaktadır. Ataç'ın vakitsiz ölümüyle çevirinin tamamlanması imkânsızlaşmca.

Asabi. Paris.Remzi Kitabevi'nin isteği üzerine. Müdür oturmamızı işaret etti. O roman Gustave Flaubert'in romantik tarzının en güzel eseridir. Hiçbir büyük eser bir defada kusursuz olarak çevrilemez. benim gözümde bile umulmadık bir değer kazandı. iki çeviri arasındaki üslup ayrılığını elimden geldiği kadar ortadan kaldırmak amacıyle. Benim çevirimde bulunacak kusurlar. emeğinin eserine hiç el sürmedim. içinde yaşadığı çevreden üstün gören. kendini. Çünkü bence önemli olan. yaşayan tipleri tespite çalışan Flaubert'in eseridir. bu işi yapmak bana düştü. dilimize İsmail Hakkı Alişan tarafından çevrilmiştir. insanların özellikle budalalıklarını seyretmekten. ne kadar büyük olursa olsun. yaşına göre bir sınıfa çıkarırız. Nurullah ATAÇ (uuıto MARIE-ANTOINE-JULES SENARD'a PARİS BAROSU ÜYESİ MİLLET MECLİSİ ESKİ BAŞKANI VE İÇİŞLERİ ESKİ BAKANI Aziz ve ünlü dost. onun yayınlanmasını her şeyden önce size borçluyum. taşra çapkınlarına kaptıran kadının hikayesidir. Madame Bovary'yi benim çevirmem değil. onun hatırasına saygı göstermekti. 1935-1936 yıllarına kaMB 2 18 MADAME BOVARY dar geriye götürüp değerlendirmek insafını göstereceklerinden eminim. Ataç'la aramdaki bu işbirliğini. Rahmetli dostumun ikinci kısmın VIII. bölümü ortalarına kadar yürüttüğü çeviriye ben bıraktığı yerden devam ettim ve onun aziz hatırasına saygısızlık etmemek için. Okuyucuların. Eserim. Gustave Flaubert en titiz sanatkârlardandır. kapı açılıp içeri Müdür girdi. günlerce çalıştığı söylenir. o romanı yeniden çevirmeye özendirirse bu. Madame Bovary'de dünyanın en unutulmaz budalalarını betimlemiştir. Gustave Flaubert'i sevenleri. sanki dersine dalmışken birdenbire gürültü duyup şaşalamış gibi ayağa kalktı. büyükler arasına. . 12 Nisan 1857 Gustave Flaubert BİRİNCİ KISIM I Okulun çalışma salonundaydık. Ölmez eserlerinden Salambö. Madame Bovary ise tarihi sahneleri canlandırmaya değil. gözünün önünde geçen hayatı. Onun için. Asıl ününü sağlayan da belki bu kitabıdır. İki çeviri arasındaki. Bu kitabın başına ithaftan önce adınızı yazmama izninizi dilerim. 1966 Gustave Flaubert ve MADAME BOVARY Gustave Flaubert yalnız Fransa'nın değil. arkası sıra da setre pantolon giymiş bir yeni öğrenciyle bir de. Sabri Esat SİYAVUŞGİL Esentepe. sizin belagat ve iyiliklerinizin derecesine hiçbir zaman varamayacak olan saygı ve gönül borcumu lütfen kabul buyurunuz. koca bir sıra yüklenmiş bir hademe geliyordu. bütün dünyanın en tanınmış romancılarındandır. aziz dostumun çevirisine başladığı bir eseri tamamlamak suretiyle. Böyle bir yazarın eserini çevirmeye kalkmanın bir kendini bilmezlik olduğunu bilirim. ahlakı ile kendini beğendirirse. benim için en güzel ödül olur. ne kadar uğraşsam Madame Bovary çevirisine aslındaki güzellikleri veremem. çünkü. hatta hastalıklı bir sanatkâr olan Flaubert. sonra etüt öğretmenine dönüp yavaş sesle: — Bu efendiye göz kulak olursunuz. çabamı artıran diğer bir konu da. bu zaman uzaklığını kapatmaya çalışırken. kendi dilimi onunkine benzetmeye çalıştım. bunlarla kendini zehirlemekten hoşlanırmış. Beşinciye giriyor. Fakat yine de bu romanın çevrilmesi gerektiği kanısındayım. Çalışması. Uyukla-yanlar gözlerini açtı ve herkes. kocasıyle geçirdiği silik hayattan nefret edip daha ince bir yaşama isteğiyle kendini birtakım kuklalara. dedi. Fakat kitabın asıl konusu bu değildir: Madame Bovary. merhumla benim Gustave Flaubert'e karşı beslediğimiz birlikte hayranlıktı. Monsieur Roger. Her cümlesi üzerinde saatlerce. Tam tersine. sizin o eşsiz savunmanızdan sonra.

Yumurta biçimindeydi ve içi tel çubuklarla tutturulmuştu. Yeni öğrenci. kimimiz: Şarbovari! Şarbovari! diye bağrışıyorduk) sonra tek MADAME BOVARY 25 sesler halinde dalgalandı.Kapının arkasında bir köşeye büzülmüş durduğu için pek de iyi seçilemeyen bu yeni öğrenci. öğretmen yazdırtarak. sonra. Saçları köy kilise ilahicilerininki gibi. dizlerinin üzerine koydu. kasketini elinde mi tutsun. zavallı çocuk o kadar şaşala-mıştı ki. Bütün sınıf gülmeye başladı. kol ağızlarından gözüken kırmızı bilekler de herhalde çıplak durmaya alışıktı. on beş yaşında kadar vardı. Bir gürültü daha kopacaktı ama öğretmenin öfkeyle: . bunların üzerinde torbamsı bir şey vardı ki. kilisede dinsel öğüt dinliyormuş gibi. (Kimimiz uluyor. daha kapının eşiğinde. ayak ayak üstüne atmaya. yoksa başına mı giysin. o yeni öğrencinin adının Charles Bovary olduğunu sonunda anlayabilmişti. alnına yatırılarak düz kesilmişti. her milletin her çeşitli başlığına çalan bir külahtı. etüt öğretmeni kendisine seslenmek zorunda kaldı. lutr kaskete. birdenbire canlanıyordu. bunun arkaya düşen kısmı. Çocuk yerinden kımıldadı. saat ikiye gelip de zil çalınca. püskül gibi sarkıyordu. Öğretmen: — Kalkınız. çivili kunduralar vardı. Omuzlan öyle geniş değildi ama. güneşliği parlıyordu. Başımıza yağmur gibi yağan cezalar sınıfın düzenini yerine getirdi. tutulmaya çalışılan bir kahkahanın iyice sönmemiş bir fişek gibi patlayıverdiği bir sırada. bin zorlukla dindirildi. uslu. yine heceleri karıştırarak tekrar etti. O zavallıya. tekrar eğilip kaldırdı. dedi. lanıyordu. kimimiz havlıyor. Sınıfa girer girmez. Öğretmen: — Ne arıyorsunuz? diye sordu. kimimiz tepiniyor. Askısını pek çektiği için. ama kimse işitemedi. tekrar tekrar okutturarak. yeşil çuha setrenin koltuk altlarına dar geldiği belliydi. kötü boyanmış. duvara çarpıp da toz koparsın diye. dedi. Yeniydi. biz duamızı bitirdikten sonra bile.. işte böyle bir şey. sarımtırak pantolonunun altından meydana çıkıyordu. bunun ucunda da. Eğilip yerden aldı. 24 MADAME BOVARY Bunun farkına mı varmadı? Yoksa ona uymayı göze mi alamadı? Her ne hal ise. serguçlu kalpaktan tutun da miğfere. nefesinin olanca kuvveti ile şu kelimeyi fırlattı: Şarbovari. söz dinler ve pek tutuk bir çocuğa benziyordu. kasketlerimizi yere atardık. bir türlü kestiremiyordu. baklava baklava kesilmiş kadife ve tavşan derisi parçaları sıra-. Sınıfı bir kahkahadır aldı. uzun konçlu mavi çorapları. dilsiz çirkinliklerinde bir budalanın yüzünde olduğu gibi. yeni'nin kasketi hâlâ dizinin üstündeydi. sonra yine bir durakladı. bir köy uşağıydı. okulun modası böyleydi. Hoca: — Daha yüksek söyleyin! Sesinizi biraz daha çıkarın! dedi. tembeller sırasına oturmasını emretti. Yerine oturdu. incecik bir şeride bağlanmış. fakat yine de. O. Bû. Yeni öğrenci. kulak kesildi. — Bir daha söyleyin! O. yuvarlak şapkaya. O. altın tellerle yapılmış bir küçücük haç. kasketi düştü.. bizim bağnşmala-rımızdan onun sesi büsbütün işitilmez olmuştu. — O miğferi bir yana bıraksamza! dedi. derin bir belagat bulunur. Bir anda sınıfı saran gürültü. Yanında oturanlardan biri dirseği ile vurup yine düşürdü. siyah düğmeli. son bir çaba göstererek ağzını alabildiğine açtı ve birine seslenilmiş gibi. sıraların altına fırlatırdık. boyu da hepimizinkinden uzundu. 6. hani bazı şeyler vardır. Kalkıp derslerimizi anlatmaya başladık. heceleri birbirine karıştırarak bir isim söyledi. diyebildi. Ayaklarında iri iri. ellerimiz boşalsın diye. Öğretmen: — Ayağa kalkın da adınızı söyleyin. bizimle birlikte sıraya girmesi için. aralarına kırmızı kurdele dikilmiş. Kalktı. acele acele. takkeye kadar. hecelettirerek. üç burma şeritle başlıyordu. çekingen gözlerini etrafında gezdirerek sıkıla sıkıla: — Kaske. tiz seslerle en üst perdelere yükseldi. Hocamız sakalı sözden hoşlanır bir adamdı. dirseğine dayanmaya bile cesaret edemiyordu. hemen gidip kürsünün dibinde. içeriden mukavva ile gerilip yol yol şeritlerle süslenmişti. yere mi bıraksın.

Yüzünü eliyle siliyor ve gözleri eğik. Evlendikten sonra iki üç yıl karısının parası ile geçindi. kümesinin en iyi hayvanlarını kesip kesip pişirdi. küllere tükürerek çubuğunu içer ve. yeni asker toplama işlerinde birtakım dalaverelere adı karıştığından istifasını vermek zorunda kalmıştı. tasalı. bu parayı getiren tuhafiyeci kız. hem de bir ticaret tellalının inandırma yeteneği vardı. kürsünün üzerine koyduğu başlığının içinden mendilini çıkarıp alnını kurulayarak: — Hiç rahat duramaz mısınız? dedi. Oğlan eve dönünce. bağrı dolgun. Pays de Caux ile Picardie sınırlarında küçük bir köyde. en göz alıcı renklerden elbiseler giyerdi. yaşlandıkça. ufak çizgiler çizdi. konuşkan. ancak karısını haşlamak için gözlerini açardı. Sonra daha tatlı bir sesle: — Kasketiniz de bulunur. Önceleri kocasının. Akşam çalışma salonunda çekmesini açıp kolluklarını geçirdi. parmaklarına yüzükler takar. konuşkan. Hocanın çok canı sıkılmıştı. sabahları geç kalktı. O zaman sustu. gidip alacaklıdan vadelerinin uzatılmasını isterdi. Yakışıklı. herkese örnek olabilecek bir vaziyette oturdu. çocukların erkekçe büyütülmesi fikrini kafasına koymuştu. mahkeme reisine gider. kaderine sessizce katlanıp öfkesini ölünceye dek karnında sakMADAME BOVARY 27 ladı. Babası M. zenginlik peşinde koşmayı bırakmanın daha hayırlı olacağını kendi de anladı. Charles-Denis-Bartholome Bovary. damat buna içerleyip dokumacılığa girişti. Sonra gururu ayaklandı. Siz de. sesini çıkarmadan içlenirdi. babası yalınayak koşturur ve filozofluk satayım diye: «Hayvan yavruları gibi çırılçıplak dolaşsa da olur» derdi. Kayınpeder ölünce çok . orduda cer-rahbaşı yardımcılığı etmiş. domuzlarının yağı ile av çizmelerini parlattı. Artık hep iş üstündeydi. elma şarabını satacağına şişelere koyup kendi içti. geçimsiz. daha kırk beşinde. onların puslalannı öderdi. artık rahat etmek istediğini söyleyerek dünyadan elini.— Hepiniz beşer yüz dize kopya edeceksiniz! diye bağırması üzerine. yeni efendi. Başlar defterlere eğildi. senetlerin ödenme tarihini düşünür. dikkatle. boğazına iyi baktı. herkesi kıskanır bir adam olmuştu.. oğlunu da buna . biraz para batırdı ve toprağı altın etmek için köye çekildi. tam iki saat. bir kral çocuğu gibi şımartıldı. evde ütü ütüler. Bovary. yeni efendi de. sinirli olmuştu. o kerhane senin. 1812'de. yan çiftlik. kimse çal-mamıştır. işçilere nezaret eder. ama anlatımında hiçbir incelik yoktu. feleğe küskün. Annenin gösterdiği eğilimlerin aksine olarak M. küskününü dikip ocağın başına oturur. Ama basmadan anlamadığı gibi tarımdan da anlamıyordu. köyün şırfıntıları peşinde koşmasına. yaygaracı. yarı konak denecek bir ev buldu. yıllığı iki yüz franga. Bir çocukları olunca sütnineye vermek gerekti. atlarını işe göndereceğine bineğe kullandı. kocasını bir kat daha soğutmuştu. porselen pipolar içti. Avukatları dolaşır. «kişisel üstünlükleri» nedeniyle altmış bin franklık bir drahoma ele geçirmişti. Onda hem bir yiğit görünüşü. çalımlı bir adamdı. arası çok geçmedi. çünkü kuralları oldukça bellemişti. Sınıfın sessizliği geri gelmişti. açık kalan şarabın bozulup sirkeleştiği gibi. dikiş diker. çamaşır yıkar. Gençliğinde şen. bu meyhane benim sürtüp eve geç vakit bezgin. Baktık. Annesi-onu reçelle beslerdi.bir şey kalmadı. rastıklı bıyıkları favorileriyle birleşmişti. Ailesi masraftan çekinip onu okula mümkün oldui (1) «Ben gülüncüm» demek. özene özene çalışıyor. kelimeleri birer birer sözlükte arıyor. kendisine ara sıra kalem ucuyle atılan yuvarlanmış kağıtlar gelip de yüzünü mürekkeplemesine rağmen. kahvelere dadandı. Böyle istek gösterdiği için olacak. merak etmeyin. Beyefendi ise hiçbir işi üzerine almaz. hiç kımıldamadan duruyordu.. daha aşağı sınıfa indirilmedi. her akşam tiyatroya gidip eve geç döndü. yirmi kere ridiculus sum (1) fiilini yazacaksınız. eteğini çekti. 26 MADAME BOVARY ğu kadar geç gönderdiği için. dedi. onun boyuna poşuna vurulmuştu. elini işten esirgemiyordu. ilk Latince derslerini köyün papazı gösterivermişti. Bir zamanlar karısı onun için deli olmuştu. o zaman da. şefkatli olan kadıncağız. denizler tanrısının: «Şimdi ha!» demesi ile sinen dalgalar gibi tısıverdik. fakat kendini kul köle ederek sevmesi. insanoğlundan iğrendiğini. ağzı leş gibi kokarak gelmesine.

bir süre dinsel öğütten sonra bu uygun durumdan yararlanarak bir ağaç dibinde fiil çektirirdi.göre yetiştirmeye çalışıyor. ekimin sonlarına doğru. Fakat dersler o kadar kısa ve o kadar düzensizdi ki büyük bir hayrı dokunamazdı. Çocuğun ilk kez kilisede cemaate katılması için bir yıl daha beklenildi. yani bir masa ile iki iskemle buldu. Şimdi birimizin bile onun hiçbir halini hatırlaması kabil değildir. bir vaftiz ayini ile bir cenaze ayini arasında biraz boş vakit bulunca çocuğu sacrisde'den (1) okutur veya akşam duasından sonra bir yere çıkmayacaksa eve çağırtırdı. Peder Bey de utanıp. Elleri iri iri. Fakat ilme. tanıdığı bir boyacının evinde. az sonra ağzı açık horlamaya başlardı. teneffüslerde oynayan. kağıttan oymalar yapar. yakışıklı. bakalorya sınavını kendi kendine yapabileceğine güvenen ailesi. mumun etrafında küçük sinekler. O. daha şimdiden onu büyümüş. Çocuğu yüksek okullara göndermeye. Bir hafta sonra dönerken oğluna. nihayet ertesi yıl Charles. Onun yüksek mevkilere geçeceğini kuruyor. Bu eşsiz dostsuz hayat. daha doğrusu yorulup. çalışma saatlerinde çalışan. dinç. Saint-Romain panayırı vaktinde. Annesi. . yatakhanede iyi uyuyup yemekhanede karnını sıkıca doyuran. artık okutturulmasma babasını razı etti. On ikisine gelince annesi. Madam Bovary dudaklarını ısırıyor. Yemek işini konuşup yoluna koydu. irfana pek aldırış etmeyen M. Fakat yaradılışından yumuşak huylu olan çocukcağız. ticaret için sermaye vermeye paraları yetecek mi? Hem. babası kendi eliyle götürdü. hatta bir kere de tabiat bilgisinden ikinci çıktı. Çiftçilerin peşinden gider. eline bir sırıp alıp hindi güder. cüret gösteren bir adam. MADAME BOVARY 29 harsis Gezi Yazıst'mn çalışma salonunda sürüklenip duran eski püskü bir cildini açar okurdu. Bovary bütün bunlara: «Zahmete değmez!» diyordu. ona bir memuriyet almaya. Onu odasına çağırtır. köye adam gönderip yaban kirazından eski karyolayı getirtti. masallar anlatır. Charles bu kadarla kalamazdı. akşam yediyi bulmadan tekrar getirip yemeğe yetiştirirdi. ne olursa olsun hayatta başarılı olur. dini alaylar geçerken küfür savurmayı öğretirdi. biçim zamanı ot kurutur. kendinin eremediğine. Fakat üçüncü sınıfı bitirince. yanma çağırır. Altı ay daha geçti. Velisi. hüzünlü neşelerle dolu bitmez tükenmez sözler söyleyerek güya onunla konuşurdu. kargalara kesek atıp uçururdu. akıllı uslu olmasını tekrar tekrar öğütledi. yanakları al al. ya bir tanıdık geçer. Ama. Gezmeye çıktığı günler. Charles. hatta delikanlının hafızasının kuvvetli olduğunu söylerdi. Rouen Col-lege'ine gönderildi. Bazen de civardaki hastalardan birine viatique (2) yutturmaktan dönerken Charles'ın kırlarda haylazlık ettiğini görür. köyün papazını görevlendirdiler. sohbeti hoş bir mühendis veya bir hâkim olmuş gibi görüyordu. bu adam ayda bir pazar günü. ona bir oda tuttu. Sıcaktan çocuk uyur. veya Ana(1) Kilise zinetlerinin ve papaz elbiselerinin saklandığı yer. onu okuldan alıp tıbbiyeye verdiler. İsparta-lılar gibi sert bir terbiyeden geçmesini istiyordu. pervaneler uçuşurdu. Annesi onu yanından ayırmazdı. karşılıklı yerleşirlerdi. eşya. büyük bayram günleri zangoca yalvarıp çan çalardı. Ganterie sokağında bir hırdavat toptancısıydı. Papaz. onu. (2) Can çekişenlere yutturulan okunmuş ekmek. bütün hülyalarını kırıp savurmuştu. olanca ağırlığıyle asılarak bir bi yana. çocuk da köyde kararsız ve şaşkın dolaşıp duruyordu. kendi gibi bir köy uşağı olan hademeyle konuşurdu. ders bırakılırdı. Fakat o sırada ya yağmur yağar. karşı koymaksızın razı oldu. Onun yattığı odada ateş yaktırmaz. papaz da elleri karnının üstünde kendinden geçer. papaz gene de öğrencisinden memnundu. nehir boyunca gezip gemileri seyre gönderir. sonra oturup tarih defterini temize çeker. dördüncü katta. gürbüz olsun diye. Olanca dikkatiyle çalışması sayesinde daima sınıfın ortalarında kalabildi. her perşembe akşamı annesine kırmızı mürekkeple mektup yazıp balmumu ile üç kere mühürlerdi. oğlunun ereceğini ummaya başladı. artık bir başına kalacağı için. Okuma öğretti. yavrucağını ısıtsın diye bir dökme soba ile odun aldı. oldu. ders dinleyen. ona kadeh kadeh rom içmeyi. kendi halinde bir çocuktu. diller döküp okşayarak. Hendekler boyunca dut koparıp yer. Bu iş için. babasının yüzünü pek ağartamı-yordu. hatta evdeki köhne piyanoyu açarak iki üç küçük şarkı bile belletti. dükkânını kapattıktan sonra onu okuldan alır. 28 MADAME BOVARY Böylece bir meşe gibi büyüdü. yağmurlu havalarda kilisenin revakı altında seksek oynar. bir bi yana uçmak pek hoşuna gittiği için. Valde Hanım dayattı.

eczacılık dersi. bu başarısızlığı hocaların haksızlığından bilip oğlunu affetti ve işi düzeltmeyi kendi üzerine alarak ona biraz güven verdi. tabanını duvara vura vura. Charles. ona her şeyi anlattı. Beranger için coşkunluk gösterdi. Kadın. üzerleri siyah benekli küçük koyun kemiklerini mermer masalara çarpmak. Orada hekim olarak ancak bir ihtiyar vardı. sıhhiye memurluğu imtihanında döndü. Bovary gerçeği ancak beş yıl sonra öğrendi. botanik. ayrıca da sağlık ve tıp bilgisi. . mor. yılda bin iki yüz frank geliri olan bir kadın. Oldukça iyi bir numara ile kazandı. o da her günkü işceğizini öylece yapıyordu. Orası kim bilir ne güzeldir? Akgülgenlerin altı kim bilir ne serindir? Köyün kokularını. Meyhaneye dadandı. ona" bir de kadın bulmak lazımdı. kendi gözünde itibarını artıran bir hareket gibi geliyordu. bunların hiçbirinin ne demek olduğunu bile bilmiyordu. Bir gün muayeneyi. dominoya düştü. yüzüne âdeta ilgi çekici hüzünlü bir hal geldi. artık bu tarihe karışmış bir iş! Sesini çıkarmadı. insanın içine yücelik veren karanlıklarla dolu birer tapmağın kapılarıydı. Annesi ona masraf ettirmemek için her hafta emanetçi ile bir parça fırınlanmış dana eti gönderirdi. haz duyar gibi olurdu. Charles yeniden çalışmaya başladı. boyu uzadı. Ama yine de çalışıyordu. punch yapmasını öğrendi ve nihayet aşkın ne olduğunu da tattı. Charles nereye yerleşecekti? Tostes'a. hekim diye Tostes'a yerleştirmekle iş bitmiyordu. tomurcuk açmış fidan gibi sivilceli olmasına rağmen Madam Dubuc'ü isteyenler hiç de eksik değildi. şarkılar öğrenip oyun arkadaşlarını karşılarken söyledi. penceresini <1) Ucu tüylü bir çeşit mantar top. Rouen'in bu mahallesine ¦ bayağı bir Venedik hali veren ırmak. adamcağız daha piliyi pırtıyı toplamadan. Güzel yaz akşamları. aşağıda. Her akşam pis bir kahveye kapanıp. damların ötesinde. Karşıda. M. kavrayamıyordu. suda kollarını yıkardı. başını kaldırmaksızm MADAME BOVARY 31 sınava hazırlandı. Sanki bununla dünyanın sırlarından kısmetini almış. birçok sokaklardan geçerek tekrar eve dönmek sırası gelirdi . ev sahibinin verdiği yavan bir lokmacık yemeği yedikten sonra odasına çıkar. çalı otu gibi kara. bütün sorulan ezberledi. kırk beşinde. O zamana kadar içinde gizli kalmış birçok şeyler birer birer uyandı. Bu hazırlıkları sayesinde. tedavi dersleri.Charles tıbbiyenin ilan tahtasında ders programını okuyunca sersem gibi oldu. ne iş yaptığını bilmeden nasıl dönüp durursa. hastaneye koşmak. 30 MADAME BOVARY açıp dayanırdı. hayli ustalık gösterdi. Tavan aralarından uzatılmış sırıklar üzerinde pamuk yumakları kururdu. onu o akşam evde bekliyorlardı! Charles yaya olarak yola çıktı. mavi suları ile akıp giderdi. Charles. tıp tahsil ettirmek. mürüvvetini kutlulamak için. sabahları hastane dönüşü. anatomi dersi.. pathologia dersi. kimya. köprüleri ve kafesleri arasından. bununla karnını doyururdu. Kenara çömelmiş işçiler. kıpkırmızı sobanın karşısında ıslak elbisesinin dumanı tüte tüte oturup çalışırdı. Maksadına ermek için Madam Bovary'nin onları birer birer saf dışı bırakması lazım geldi. ne saadetti! Büyük bir ziyafet verdiler. hem kendi dölünden gelmiş bir adamın budala olmasına ihtimal veremezdi. ne kadar dinlese boştu. Annesi için bu. ılık sokakların boşalıp hizmetçi kızların kapı önlerinde volant (1) oynadıkları saatte. tertemiz geniş gök. ona halef diye gidip karşısındaki eve yerleşmişti. Babası ile annesi. Annesi onu da buldu: Dieppe'li bir mübaşirden dul kalmış. Sonra derslere. ertesi gün bir dersi kaçırdı ve tembelliğin tadını alıp yavaş yavaş bir daha hiç uğramaz oldu. köye varmadan önce bir yerde durup annesini çağırttı. ona özgür olduğunu gösteren. yasak zevkler âlemine girmiş oluyordu. Bir şey anlamadı. bir tek muayeneyi kaçırmıyordu. klinik. sarı. İşi ihmale vurup o eski kararlarından tabiatıyle birer birer dönmeye başladı. batan kırmızı güneş. Madam Bovary çoktan beri onun ölümünü bekliyordu. elini kapının tokmağına koyunca şehvani bir. Gözleri bağlı dolap beygiri..Akşam. içeri girerken. papazlardan arkası olan bir sucukçunun emeklerini bile boşa çıkardı. ciltli defterleri vardı. anfilere. Her derse gidiyor. sanki hepsi de. Zayıfladı. Ama oğlanı okutmak. kendine kadar gelemeyen bu kokulan duymak için derin derin nefes alırdı. Çirkin.

Sıhhiye memuru. bir kırık bacak sarmak için hemen Bertaux çiftliğine gelmesi rica ediliyordu.. Hizmetçi kadın. saat on bir sularında. ay doğunca yola çıkacaktı. göğsünden. göğün kasvetli rengine karışıp kayboluyordu. yatağın ucuna oturup kederlerinden söze başlardı: «Beni unutuyorsun. demincek olduğu gibi. para vermeyen müşterileri mektupla boyuna sıkması lazım geldi. eskiden olduğu gibi. önden koşmaya başladı. komşularından birinin evinde Epiphanie (1) ziyafetinden dönerken bacağını kırmıştı. Rouault. gözün alabildiğine uzayıp gidiyor ve birbirinden hayli aralı çiftlikler etrafındaki ağaç kümelerinin bu geniş boz yüz üzerinde meydana getirdiği kara mor lekeler. Charles'in herkesin içinde şunu deyip bunu dememesi. duygularının yeni teessürlerini hatıralarından ayırt edemeyip MADAME BOVARY 33 kendini. onu her işinde kolluyor. Madam Bovary. sokakta dikilip bekleyen bir erkekle bir konuşmadır başladı. çarıkları elinde. karısının keyfince giyinmesi. Uykunun harareti ile hâlâ uyanamamış olduğundan. kendisini biraz daha sevmesini isterdi. şurasından. sonra zihni yorulup uyku bastırıyor. Çocuk: — Hekim siz misiniz? düye sordu. Bu adam hekimi götürmeye geldiğini. yatağında yatıyor. Nas-tasie titreye titreye merdivenleri indi. ikileşmiş gibi hissediyordu. bir taraftan da. ona verilecek bir mektubu olduğunu söylüyordu. o gece. Bovary'den. onun boynuna dolar. bir beze sarılı bir mektup çıkardı ve terbiyeli terbiyeli Charles'a uzattı. kendisine yol gösteren çocuğun sözlerinden M. Tarlalarda. Düz kır. Karısı onun mektuplarını açıyor. lapaların sıcak kokusu. tam kapılarının önünde duran bir at gürültüsü ile uyandılar. Charles. Charles yastığa kolunu dayayıp okumaya başladı.Charles evlenmekle halinin iyileşeceğini ummuş. bir taraftan üniversite öğrencisi. kafasında kırağının yeşil kokusu ile karışıyor. Bir mavi balmumu ile mühürlenmiş olan bu mektupta M. kansı oldu. Yağmur kesilmişti: Ortalık ağarmaya yüz tutmuştu. Charles ara sıra gözlerini açıyordu. Bunun için seyisin önden gitmesine karar verildi. nihayet ondan bir reçete yazmasını. eve de küçük hanım bakıyordu. utancından sokaktan yana dönmüş. sürmesini çekti. Charles uyanarak sıçrıyor. bir taraftan evli. yatağın yanında. yapraksız elma ağaçlarının dallarında kıpırdamadan duran kuşlar. bir taraftan. bitmez tükenmez özenler göstermek lazımdı. Ayak sesinden rahatsız olurdu. . hemen aklına kırık bacak geliyor ve bildiği bütün kırıkları hatırlamaya çalışıyordu. Nastasie. ili (1) Sofu Katolikler cumaları perhiz yaparlar. M. Rouault'un hali vakti pek yerinde bir çiftçi olduğunu öğrendi. daha serbest olacağını. kocasının basma bir kaza gelmesinden korkuyordu. paltosuna sıkıca bürünüp Bertaux yolunu tuttu. Karısı iki yıl önce ölmüştü. evlekler boyunca delikler kazıp etrafını dikenle kuşatırlar. yanına gelseler bu. karyola perdelerin-deki demir halkaların. kadın. bırakıp gitseler yalnızlığa dayanamazdı. Hiç durmadan sinirlerinden. bildiği gibi hareket edip parasını istediği gibi harcayacağını sanmıştı. Herif atını bıraktı ve hizmetçinin arkası sıra içeri daldı. Fakat evin asıl efendisi. yorganın altından sıska kollannı çıkarır.. hayvanın rahvan yürüyüşü ona beşik gibi geldi. otların üzerine oturmuş bir çocuk gördü. Kül rengi püsküllü takkesinin içinden. Her sabah çikolatalı sütünü hazırlamak. sırtını çevirmişti. çubukları üzerinde kaydığını ve karısının uyuduğunu duyuyordu. hayvan bunların başına gelip de kendiliğinden durunca. ameliyat olmuş hastalar koğuşundan geçiyor. kapının kilidini açtı. Akşam Charles eve dönünce. Charles'dan aldığı cevap üzerine. Lon-gueville ve Saint-Victor yolundan gidilince. sabahın serin rüzgârından korunmak için tüylerini kabartıyorlardı. bol bol altı fersah tutar. Vassonville'den geçerken'bir hendek kenarında. ufukta. Hanım. Gece zifirî karanlıktı. başka birini seviyorsun! Bana mutsuz olacağımı söyledilerdi ya!» derdi. Tostes ile Bertaux arası. Ona çiftliğin yolunu göstermek ve çit kapılarını açmak için karşıcı bir çocuk çıkarılmasını da tembih ettiler. hemen bir uyuşukluğa tutuluyor. Şimdi yanında yalnız kızı vardı. sabahın dördüne doğru. cumaları et yememesi (1). öldüğünü görmek içindi. hiç kuşkusuz. 32 MADAME BOVARY II Bir gece. burasından yakınıp duruyordu. tavan arasının penceresini açtı ve aşağıda. ışık tutuyordu. Charles üç saat sonra. içeride kadın hasta olunca kulağını duvara verip dinliyordu.

kirpikleri onları kara MADAME BOVARY 35 gibi gösteriyordu ve insana samimiyetle bakışında. beyaz tenli. Dieppe'in fildişi işlerinden daha temiz. Kızın asıl güzel yeri. bunların mavi yün örtüleri. kısa boylu. parça parça kesip bir cam kırığı ile perdahladı. Charles aşağı katta geniş bir odaya alındı. O bakla veya boncuk kime çıkarsa o. Gitgide yükselen bahçede ağaçlar muntazam aralıklarla dikilmişti. üstü sayvanlı koca bir karyolanın önüne küçük bir masa konmuş. rahat rahat karın doyurdukları gözüküyordu. ' MB 3 34 MADAME BOVARY ambarlarından dökülen ince tozla kirlenmişti. hamutları. yahut boncuk ve emsali şey bulunan bir çörek yenir. bir taraftan hizmetçi kız çarşafları kesip sargı hazırlıyor. Bovary'yi kapıdan karşıladı. Kırık tahtası yapmak için. gümüş el tasları çıkarılmıştı. Bertaux çiftliğine girince Charles' in hayvanı ürküp şaha kalktı. Burada. üzerinde. sanki saf. cerrahların bu okşamaları. Ağıl uzun. Kırık basit bir şeydi ve sonradan bir kötülük çıkarmasına da imkân yoktu. gözleriydi. Bertaux çiftliğine varmışlardı. maşa ve körüğün ağzı. M. badem biçimi kesilmişti. sonra parmağını. iki kişilik sofra kurulmuş. buğday ambarı yüksekti. ellerin uzunluğu da fazlaydı ve kenarlarında öyle yumuşak yumuşak bükülen hatlar yoktu. gitmeden önce bir lokma bir şey yemeğe davet etti. Sundurmada kamçılan. İğneliği hayli aradığı için babası kızıp söylendi. Burası çekili düzenli bir çiftlikti. Bu tırnaklar parlak. Bacağın sarılması bittikten sonra M. Kulübeye bağlı çoban köpekleri. ocağın camlardan süzülen ilk güneş ışıkları ile karışmış pembe alevi vuruyordu. M. belki rengi gerektiği kadar donuk değildi. Rouault. Otlar ıslak olduğundan atın ayağı kayıyordu. Bu şişman. Kimi büyük. kulaklarına da küpe takmıştı. zincirlerini çekerek havlıyorlardı. Charles birinci kata. Pencereye tam karşı gelen yüksek meşe dolaptan bir susen çiçeği ve nemli çamaşır kokusu geliyordu. kestane rengi olmalarına rağmen. Charles bundan daha kolayını aklına bile getiremezdi. tavuklarla hindiler arasında.Tekerlek izleri gitgide genişliyordu. hastayı görmeye çıktı. Charles bunlardan birini seçti. zahire (1) 6 ocakta yapılan haçı suya atma yortusu. sofranın kralı olur ve bir daha sefere ziyafeti o verir. biraz sonra bahçenin bir ucundan gözüküp kapıyı' açtı. Arkasına merinos yününden üç volanlı fistan giymiş bir taze. perdahlı çelik gibi parlıyor. Küçük. uşak bir çitin aralığından sokulup kayboldu. Mavi badanalı küherçile altında dökülmeye başlayan duvarın ortasında bir çiviye. fakat dikişini dikerken ikide bir iğneyi parmaklarına batırıyor. iri iri çift beygirlerinin. Dört köşeye buğday çuvalları sıralanmıştı. mavi gözlü. bir iskemle üzerinde duran Fransız -rakısından ara sıra bir kadeh doldurup yürek tazeliyordu. Binalar boyunca serilmiş gübre yığınından bir duman yükseliyor. kızın tırnaklarının beyazlığına şaştı. Ocağın içinde ıslak elbiseler kuruyordu. kimi küçük kaplarda çiftlik halkının yemeği hazırlanıyordu. Bunlar. yepyeni yemliklere başlarını daldırmış. Charles. parmakları da kuru kuruydu. kız hiç cevap vermedi. pamuk takkesini başından çok uzağa fırlatmıştı. Halbuki eline güzel denemezdi. Ateş gürül gürül yanıyordu. . fakat hekimi görünce heyecanı yatıştı ve on iki saatten beri savurduğu küfürleri bırakıp hafiften inildemeye başladı.ağzına götürüp emiyordu. O akşam ziyafet verilip içinde bir tane kuru bakla. temiz bir cüretkârlık vardı. duvarlar boyunca asılı çeşit çeşit mutfak takımlarına da. uçları sivri. Pays de CauX kümeslerinin ziyneti beş altı tavus kuşu yemliyordu. mutfağa aldı. biraz ötede üç basamak taş merdivenle çıkılan ambarda yer kalmadığı için buraya getirilmişti. başının önü dazlak. yorganların altında kan ter içinde kalmış. Hepsi de koca koca olan kürek. Ahırların açık kapıları üzerinden içeriye bir göz atılınca. dört sapan vardı. Hocalarının yaralılar başında takındığı vaziyetleri hatırlayıp hastasını türlü türlü tatlı sözlerle teselli etti. arabalığa gidip birkaç lata getirdiler. ellilik erkek. Rouault yatıyordu. Charles dalların altından başını eğerek geçti. Yanında. duvarları el ayası gibi düz. sarıklı. hekimi. bütün takımları ile iki yük arabası. Mademoiselle Emma da küçük küçük yastıklar dikmeye çalışıyordu. neşterlere sürülen yağı andırır. havuz başından da bir kaz sürüsünün keyifli keyifli bağrışmaları duyuluyordu. şalvarlı insan resimleri ile donatılmış bir alaca bez örtülü.

Onu önce Mademoiselle Emma gördü. saçaklarda karlar eriyordu.. Kız bu tatlı sıcaklığa gülümsüyor. yüzünün beyaz derisine oynak ışıklar serpiyordu. Charles'ın Bartaux çiftliğine gitmeye başladığı ilk günlerde karısı hastanın halini sorardı. önünde eğilmiş olan kızın sırtına değdiğini hissetti. Charles. Bertaux çiftliğine. Arasından güneş süzülen kumru göğsü ipek şemsiye. sonra her hafta iki kere uğradı. ya kırığın vahametinden. kitapların söylediği seyri takip etti. buğday çuvallarına doğru eğildi. önlüğünün birer kağıt şerit gibi kıvMADAME BOVARY 37 ranan püsküllerini kalçası üzerinde oynatırdı. kırk altı gün sonra Rouault babanın. Emma onu yolcu etmek için daima merdivenin başına kadar gelir. Oda serince olduğundan. kapı arkalarını. Emma doğruldu.. yaldızlı çerçeve içinde. Mademoiselle Rouault köyde. Charles. sonra inip ayaklarını otlara siler ve içeri girmeden siyah eldivenlerini giyerdi. Charles. Kızın elmacıkları pembe pembeydi. bir taraftan da kolunu uzatmış olduğu için. Charles yatağın üzerini. şakaklara doğru dalga dalga dökülüyor. Fakat onun bir de . gününü şaşırmış gibi. Zaten her şey yolunda gidiyordu. Ama hayatının tatsız tuzsuz meşgaleleri arasında Bertaux'ya hasta bakmaya gitmenin gönül açicı bir istisna teşkil etrilesi sade bunun için miydi? O günler sabahleyin erkenden kalkar. Bir gün. kafata-sını takip ederek hafifçe arkaya kıvrılan ince bir çizgiyle ortadan ayrılmış kara saçları o kadar düzdü ki. Köy hekimi saçların böyle dalgalı hatlar çizmesini ömründe görmemişti. ferahlık veriyordu: «Beni siz kurtardınız» diye avuçlarını okşayan Rouault baba. hele çiftliğin bütün işlerine bakmak kendi üzerine düşe-liberi. Erkek gibi. Rouault babaya. hastanın iyileşmesi. Bahçeye girip de tahta perdenin kapısı kapanırken omuzuna çarpınca. gür bir topuz teşkil ediyordu. sonra havadan. Rouault baba: «Yvetot'nun değil. hemen atıldı. Charles'ın önünden yürürken adımlarını hızlaştınr. Rouen'in bile en meşhur hekimleri gelse. kız yemek yerken titriyor ve bunun için. M. Saçları. kulakların ancak memesini meydanda bırakarak başın arkasında birbirine karışıyor. bahçedeki ağaçların kabuklarından sû sızıyor. hiç de eğlenemiyordu. hatta muzaaf usule göre tuttuğu defterde. alnı cama dayalı. beyaz bir yaka takmıştı. ensesinde topuza giremeyen saçları tel tel havalandırıp karıştırır. Charles'a gelince. söz verdiği gibi üç gün sonra değil. ceketinin iki düğmesi arasından bir bağa gözlük sarkıyordu. rüzgâr kızı sarar. ya kâr ümidinden bilirdi. her şey onun içine ferahlık veriyordu. Boynuna kıvrık. Emma eşikte durmuştu. sustuğu zamanlar hafif hafif ısırmayı âdet edindiği dudakları biraz açılıyordu. buzların çözüldüğü bir sırada. uşakların kendisini karşılamak için koştuğunu görünce içine bir ferahlık gelirdi. kırbaç yere.devrilmiş fasulye sırıklarına bakıyordu. Bo-vary'yi değeri büyük bir adam saymaya başladılar. duvarla çuvalların arasına düş36 MADAME BOVARY müştü. Mademoiselle Emma'mn yeni yıkanmış mutfak kirlenmesin diye giydiği takunyeler. atım dörtnala sürer. Bertaux çiftliğine uğramaktan niçin bu kadar hoşlandığım hiç düşünmedi. iskemle altlarını araştırmaya başladı. bahçeye. nezaket icabı. Yüksek ökçelerle boyu biraz uzayan kız. bunun altına. odasında yürüme denemeleri yaptığını görenler M. Birbirlerine Allaha ısmarladık demiş oldukları için artık bir şey söylemezlerdi. hemen ertesi sabah geldi. kıpkırmızı olmuştu. rüzgârdan. Buğday ambarları da. gergin hareli kumaşın üstüne su damlalarının birer birer düştüğü duyuluyordu. at daha getirilmemişse durup beklerdi. Döndü: — Bir şey mi aradınız? diye sordu. Önce hastadan. göğsünün. karakalem bir Minerva başı asılmıştı.odayı süslesin diye. geceleyin tarlalara inen kurtlardan bahsedildi. hiç beklenilmediği zamanlarda da gözüktüğü oluyordu. şiddetli soğuklardan. Rouault için temiz bir sahife açmıştı. — Kırbacımı bulamadım da. duvarın üstünde horozun öttüğünü duyunca. Düşünmüş bile olsa. gitti şemsiyesini getirip açtı. «Allaha ısmarladık» demeye çıktı. Gotik harflerle: «Sevgili babama» diye yazılmıştı. Charles'a omuzunun üzerinden bakarak sığır siniri kırbacını uzattı. ara sıra. o. böyle gayret göstermesini hiç şüphesiz. beni bundan çabuk iyileştiremezlerdi» diyordu. ahırlar da onun içine. ayakta. o iki parça tel tel değil de yekpareymiş gibi gözüküyordu. aşağı odaya döndüğü zaman kız. kunduranın köselesine çarpan takun-yelerden hafif bir tıkırtı duyulurdu.

kadın yana yakıla sitemlere başladı. Charles bu münakaşalardan bezdi. hareketindeki pısırıklığa isyan ediyordu. noterdeki paranın tutarını Tanrı'dan başka bilen yoktu. O kadar avurt zavurta. kendine bırakılmış ne kadar para varsa hepsini yanma alarak çekip gitti. tahsil terbiye görmüş bir kız.' Kadıncağızın zihni altüst oldu! İçinden: — Ya. konuşmasını. Mezarlık işini bitirip de eve döndüğü zaman Charles. M. yaz demez. onlar burgu. Sekiz gün sonra kadın bahçede çamaşır asarken ağzından kan geldi ye ertesi gün Charles'ın. Her gördüğüne şarap ikram etmek nene lazım? İnat edip de giymemekten maksadın ne?. odasına çıktı. coğrafya ve resim bildiğini. Charles itaat etti. fakat duyduğu arzudaki cüret. o halde Charles ne diye hâlâ Bertaux'ya gidip durur? Anlamayacak ne var? Orada bir kadın var da ondan. Hadi canım! Büyükbabaları çobanmış. ne olduğunu biliriz. babanın kızı bir şehir hanımı! değil mi? diyordu. dövüş işinden az kaldı mahkemelik oluyordu. arkasına aldığı kara atkının ucu kürek kemiklerine kadar inerdi. dedi. nihayet. Ölmüştü! Hep şaşıp kaldılar. nakış işleyip biraz da piyano çaldığını söylediler. Orada işi açtılar. akşama kadar öyle durup elemli düşüncelere daldı. büyük 38 MADAME BOVARY bir aşk feveranı anında ona. bönce bir mürailik eseri olarak içinden: «Mademki onu görmemi yasak ediyorlar. Charles ondan yana çıkacak oldu. kayıktaki hisse de üç bin frangı aşmıyordu. Babasının zenginliği de laf! Geçen yıl kolza bol olmasaydı taksitlerini bile veremeyecekti. geceliği hâlâ karyolanın ucunda asılı duruyordu. Charles'ın annesi ara sıra onları görmeye gelirdi. dul aldığı karı sıska bir şeydi. Sonra sözlerine. Charles böylelerini sever: ona şehir hanımları lazım! Madame Movary: — Rouault. Münakaşalar. pencereyi kapatmak için arkasını döndüğü bir sırada: «Aman Allahım» diye bağırıp bayıldı.. arkasından fırtına kopar korkusuyla bunları da cevapsız bıraktı. gergef işlemesini bilen. Bovary'nin kan beynine çıktı. bir hayli hıçkırmalardan ve öpüşmelerden sonra. Babası ile anası kızıp gittiler. herhalde dans. uzun uzun dişleri vardı. Heloise ağlayarak kocasının boynuna atıldı. Charles. kuşkulanıp işin aslını öğrenmek istedi. Rouault iyileşmiş. Önce telmihlerle içini dökmek istedi. ben de onu severim işte!» dedi. fakat pek göklere çıkarılan bu zenginliklerden evin içine birkaç eşya ile birkaç pırtı girmişti. Heloise. Zavallı. ama Charles anlamadı. fakat birkaç gün sonra gelin onu kendine uydurur ve artık Charles tahta. pazar günü kiliseye Comte karılan gibi ipekliler giyerek gitmeye lüzum yok. ayak bilekleriyle kül rengi çoraplar üzerine kavuşturduğu kundura bağlarını meydana çıkarırdı. Mademoiselle Rouault'un Ursulines rahibeleri okulunda okumuş. elini kitabı bastırarak bir daha oraya uğramayacağına yemin ettirmişti. Ona. Birinci kata. öfkesinden bir iskemleyi yere vurup paramparça etti: «Oğlumu. Bertaux'ya gitmez oldu. Demek ki hanımcağız yalan söylemişti! Bunları öğrenince ihtiyar M. para sözü ettiği de yok. akrabalarından biri de bir kavga. ba-babasına. Kalkıp Tostes'a geldiler. kocası onu nasıl yatıştıracağını bilemiyordu. kış. aşa.» Baharın ilk günlerinde bir hadise oldu: İngouville'li bir noter. yağmurdan bozulur diye korkmadan yeni yeleğini giyiyor! Ah o karı! Ah o karı! Kadınlık duygusu ile Emma'ya kin bağladı.. demek bunun için oraya giderken yüzü gülüyor. «Senin bu kadar çok yemen iyi değil!. türlü türlü sözler ve itirazlarla başının etini yerlerdi. MADAME BOVAKY 39 ğı katta kimseyi bulamadı. Hem. Meğer Dieppe'teki evin temel direkleri bile ipotek altında imiş. kavgalar oldu. anasına karşı onu koruması için yalvardı. İşin aslını bir araştırmak lazım geldi. Ne de olsa bu kadın onu sevmişti! III . Dul Madame Dubuc'un servetine de o bakardı. koşumu derisi kadar da etmez böyle kocamış bir kısrağın yanına koştun da felakete sürükledin» diye karısına çattı. Ama ok hedefe değmişti. Bunu görünce masasına dayandı. takır takır vücuduna kın geçirir gibi giydiği kısacık elbiseler. tesadüfenmiş gibi birtakım rumuzlu düşünceler karıştırdı.kızı olduğunu duyunca. maruf tabiri ile güzel bir terbiye görmüş olduğunu. Gerçi HĞloise'in bir gemide altı bin frank tahmin edilen bir hissesi ile Saint-François sokağındaki evi duruyordu.

Kendine nazlı nazlı baktı ve eşin dostun teselli sözlerini dinledi. Karısının ölmesinin ona mesleğinde de faydası dokunmuştu. ta uzaklarda yumurtlayan bir tavuğun bağırmasını işitiyordu.. yanlarına karıcıklarını almış. gülerek. sopamı yere vurur dururdum. yalnız kafasının içinde kanının vurduğunu. müşterileri artmıştı. kendisi ile beraber bir kadeh likör içmesini söyledi. gidip geliyor. Charles onun öğüdünü tuttu. ölmüşlerini bir daha düşünmez oldu. beyaz pamuk bir çoMADAME BOVARY 41 rabm söküklerini dikiyordu. artık bizi unuttu diyor. Emma ara sıra avucunu yanaklarına . belirsiz bir saadet vardı. Monsieur Bovary. pencere ile ocağın arasına oturmuş. Sanki insanın yüreğinin üstüne bir taş oturuyor! Ama ne yapalım. Emma. çiftliğe daha bir canlılık veriyordu. Ama işte günler akşam oldu. Yerine oturup tekrar işini eline aldı. Gidip dolaptan bir şişe Küraso ile iki küçük kadeh çıkardı. çünkü bir ay onun sözünü edip: «Zavallı delikanlı ne felaket!» demişlerdi. ona saçma sapan şeyler söylerdim. onlara sarılmış oldukları aklıma geldikçe.. âdeta deli olmuştum.bir şey içmesini teklif etti. taşlara biraz toz serpiyordu. yemekten kesilmiştim. dallara asılmış. biraz eğlenmiş olursunuz. kız içmek için başını arkaya devirmişti. O anda başkalarının. ince dişleri arasından dilinin ucunu çıkarıp kadehin dibini yalıyordu. Orada her şeyi bir gün önceki. kış geçip bahar geldi. Charles dalıp gülümsedi. Başına gelen felaketi duymuştu. Hikayeler anlattı. yaz gidip sonbahar oldu. bunlardan birini doldurup ötekine bir iki damla koydu ve tokuşturup ağzına götürdü. maden levhaya bulaşmış kuruma bir kadife hali. konuşmuyordu. yani beş ay önceki gibi buldu. bir ağaç dibine yığılır. bir hasta ile konuşur gibi yavaş sesle söz söyledi. Rouault Baba da şimdi ayaktaydı. Şimdi yemek saatlerini değiştirmek. soğuk küllere bir mavilik veriyordu.. bacağının iyileştirilmesi ücretini kendi eli ile getirdi. hepimizin başına gelecek. Adı yayılmış. İçinde ne olduğunu kestiremediği bir ümit. sanki çöp çöp aktı bitti. daha doğrusu dibe indi. kendimizi çürütecek. "boynu gerilmiş. Çalışırken başı öne eğikti. mutfağa girdi. Bahar geliyor. Kapının altından gelen rüzgar. Yalnız yaşamaya alıştıkça karısı da yavaş yavaş aklından çıktı. Charles'ın da söz söylediği yoktu. Köy âdetine uygun olarak Charles'a . Charles'a. Masanın üstünde kirli bardaklara tırmanan sinekler elma şarabı artıklarına düşüp vızıldayarak boğuluyordu. ayna önüne geçip favorilerini tararken yüzünü daha tatlı buluyordu. Başına buyruk olmanın verdiği zevki. yalnızlığı artık eskisi gibi çekilmez bir şey saymıyordu. Kadeh hemen hemen boş olduğundan.Bir sabah Rouault Baba. Allah'ı imdadıma çağırır. Bertaux'ya gitti. Fakat karısını hatırlayıp yine kederlendi. dikiş dikiyordu. sizinle tavşan avına çıkarız. kahveye gitmek aklıma gelse iğreniyordum. dilinin döndüğü kadar teselliye çalıştı. Hekimin kederli olması dolayısıyle M. ge-bersem de kurtulsam derdim. fakat Emma'yı hemen göremedi. Rouault ona elinden geldiği kadar nezaket göstermeyi kendine vazife saydığından şapkasını çıkarmamasını rica etti. bir de bahçede. hem artık Ber-taux'ya da gönlünün istediği gibi gidiyordu. kederim de geçti. herkes tarlalara çıkmıştı. Tahtanın yarıklarından giren güneşin taşlara çizdiği ince çizgiler eşyalara çarpıp kırılıyor. ağlar. nasıl söyleyeyim. hiçbir sebep göstermeden eve girip çıkmak. dudakları uzamış. Kendinizi bir toplayın. Omuzuna vurarak: — Ne olduğunu bilirim! dedi. inanmazsınız. Armut ağaçları artık çiçek açmıştı. karınlarında böcekler kaynaşan köstebeklere benzemek ister. Kahveler içildikten sonra. çünkü ne de olsa bir şeyler kalıyor. arkasına ipek atkısını almadığı için çıplak omuzları üzerinde küçük ter taneleri gözüküyordu. hiçbir tad duymadığına gülüyor. gümüş yetmiş beş frank ile bir de hindi. Bir gün çiftliğe üç sularında vardı. Onun reddetmesi üzerine ısrar etti ve en sonunda. bu yeni zevki tattıkça. Ocaktan giren ışık. pencerenin tahta kanatları kapalı idi. pek yorgun olduğu zamanlar yatağına. gitti. kollarını bacaklarını uzatarak geniş geniş serilmek elindeydi. parça parça. hatta onun için her zamankinden daha ha40 MADAME BOVARY fif bir şey. mesela krema veya armut hoşafı yapılmamış diye kızar gibi oldu. tavanda oynaşıyordu. Charles tozun yerde sürüklenmesini seyrediyor. benim de başımdan geçti! Rahmetli bizim hanım öldüğü zaman bir başıma kalayım diye tarlalara giderdim. ölenle ölecek değiliz ya!. bu da geçer! Bize bir uğ-rasanıza! Kızım ara sıra sizin sözünüzü ediyor.

kanlı kanlı et yemeklerine. hayatının o kısmını zihnen kavramak istiyordu. kendi kendine söylendiği zamanlar âdeta bir fısıltı oluyordu. Sonra annesinden. kızın bütün cümlelerini birer birer düşünüp olduğu gibi hatırlamaya. rahat döşek isteğinden keyfi için hiçbir masraftan çekinmezdi. Charles'i çalımsız buluyordu. veya demincek ayrıldıkları zamanki halinden başka bir halde göz önüne getirmeye bir türlü muvaffak olamadı.mi görür! Hiç olmazsa kışın olsun gidip şehirde oturmak istediğini söyledi. hiç de kızmayacaktı. çitin köşesine gelince söyleyecekti. —söylediğine göre sesi kâh yumuşuyor. deniz banyosunun yarayıp yaramayacağını sordu. bir fırsat düşer düşmez kızı istemeye karar verdi. kızı da pek güzeldi! Fakat Emma'nın yüzü hep gözlerinin önüne geliyor ve kulaklarının içinde. İçinden: «Kızı isterse veririm» dedi. ama hekimin. Emma'nın kendisi ile tanışmadan önce geçirdiği günler hakkında bir fikir edinmek. Charles: «Ucunda ölüm yok ya» diyerek. boğazı sıkılıyor gibiydi. dedi. uzakta köpekler havlıyordu. Zaten toprakla uğraşmak da Allah'ın lanetlemesi bir iş değil mi? Onunla kimin milyoner olduğu görülmüş? Adamcağız para kazanmak şöyle dursun. nihayet çiti geçtiler. Ellerini öyle canı çeke çeke ceplerinden çıkarmaz. para tutar. Gece uyuyamadı. için için gülerek: — Anlatın. tam sırasıydı. mesleğin kurnazlıklarından hoşlanmasına rağmen. Sonra kızın evlenince ne olacağını. mükâfat diye aldığı kitapları. MADAME BOVARY 43 Durdular. Eylül sonlarına doğru Charles. bunun yakında Emma'nın isteneceğine alamet olduğunu anlayıp işi önceden ince ince düşündü. ilk ikisi gibi. ahlakı temiz. susamıştı. Kızm elinden bir iş gelmemesine içinden hak da veriyor: «O. toprak işleri ile uğraşsın da ne yapsın!» diyordu. Mevsim başlangıcından beri baş dönmeleri duyduğundan şikâyet etti. sıcak bir 42 MADAME BOVARY rüzgâr esiyordu. Akşama doğru Rouault Baba Charles'i çiftlik kapısına kadar uğurladı. Charles. zaten el adamı iyi iş. Başını Bertaux'dan yana çevirdi. her yıl kaybediyordu. kime varacağını düşündü. pek bilgili bir adam olduğu söyleniyordu. Kızın odasına çıktılar. Son günü de. İçini çekti: Rouault Baba çok zengin. çünkü pazarlıkta usta olmasına. Rouault Baba. terbiye gördü. Fakat onu. iyice doğulmuş kahveyi likörle içmeye bayılırdı. duvarcıya. drahoma için de fazla bir şey istemeyeceği şüphesizdi. size bir söyleyeceğim var. hatta her ayın ilk cuması annesinin kabrine götürdüğü çiçekleri bahçenin hangi bölümünden kopardığım gösterdi. Kızının yanında Charles'in elmacıklarının al al olduğunun farkına varınca. Koyu elma şarabına. Charles da kendi okulunu anlattı. mezarlıktan söz açtı. biraz sonra ayrılacaklardı. Ben sanki hepsini bilmiyor muyum? . Yemeklerini mutfakta tek başına ateşin karşısına oturup yerdi ve küçük sofrasını önüne. evinde hiçbir işe yaramayan kızını başından alsalar. söz sözü açtı.— bazen neşelenip saf saf gözlerini açıyor. saraca hayli borcu vardı şarap mengenesinin baskısını da yenilemek lazımdı. çiftliğe gelip üç gün kaldı. doğrusu umduğu damat böyle değildi. Fakat şimdiki bahçıvanları hiç işinin ehli değildi. çiftliğin dahili idaresi hiç de onun harcı değildi. Rouault baba. ama belki köy hayatı-asıl yazm uzun günlerde can sıkıyordu. iyi ısınmak.götürüp serinlemeye çalışıyor. her şeyini düzeltip öyle getirirlerdi. manalarını tamamlamaya çalıştı. sonra göz kapaklarını yarı indirip gamlı gözlerle bakarak o düşünceden bu düşünceye dalıyordu. bir topaç homurtusu gibi yeknesak bir şey uğuldayarak: «Ya sen evlensen! Ya sen evlensen!» deyip duruyordu. bakalım neymiş? dedi. çukur bir yoldan yürüyorlardı. yatağından kalkıp yüzünü yıkadığı güğümden su içti. Rouault Baba ise malı'mn yirmi dört acre' ını satılığa çıkaracaktı. sonra ellerini tekrar soğuşun diye büyük ızgaraların demir topuzuna dayıyordu. Akşam evine dönerken Charles. sözü açmayı hep bir çeyrek saat sonraya bırakmakla geçirdi. dudaklarını birbirine yapıştırıyordu. gök baştan başa yıldızlarla kaplıydı. ilk gördüğü günkü. kâh tizleşiyor veya birdenbire bir dermansızlıkla dem çeker gibi bir hal alıyor. fakat her fırsat düştükçe münasip sözleri bulamamak korkusu. tahsil. asıl ekim biçim işleri. rahibeler okulundan bahsetti. iyi yemek. bir dolabın alt gözüne atılmış meşe yaprağı taçlarını gösterdi. Rouault Baba. Emma nota defterlerini. Charles: — Maître Rouault. tiyatroda olduğu gibi. Charles susuyordu.

içeri giren bir yaysız. Rouault Baba. biraz sonra tahtaperdenin kapısı açılıyor. çoktan beri aranıp sorulmayan tanıdıklara bile mektup yazılmıştı. boynunu arkadan açık bırakacak surette sırtından iğnelemişti. içindekileri boşaltıyordu.derse. Başı hotozlu hanımlar. hatta bazıları. çok kısa. kimi bir pelerine sarınıp ucunu kemerinin önüne sıkıştırmış. o günün şerefine olmak üzere. tıraşlar perdahlıydı. sözüme alınmayın. Ama sizi meraktan kurtarmak için pencerenin tahta kanadını duvara doğru iterim. Cany'dan gelenler oldu.Charles kekeleyerek: — Rouault Baba. ta merdiven başına kadar dörtnala gelip duruveriyor. Saçlar yeni kesilmiş. Ahır uşakları araba atlarını çözmeye yetmediğinden efendiler de kolları sıvayıp işe girişmişlerdi. Koşup keçi yoluna çıktı. önce hangisinden başlanacağı düşünülüyordu. on altı yaşlarında. sıkıldığını belli etmemek için de biraz gülmeye çalıştı. Mademoiselle Rouault çeyizi ile uğraştı. demiri hâlâ sallanıyordu. cepleri torba gibi geniş. O da evet. 44 MADAME BOVARY IV Davetliler erkenden tek atlı yaysızlar. etekleri rüzgârda sallanan redingotlar. ben eve döneyim. her zamanki gibi güneşliğine bakır çember geçirilmiş kasketiyle beraber giyilen kaba çuhadan ceketler. Normanville'den. Sosyal durumlarına göre kimisi setre. bütün bir ailenin saygıyla baktığı. saçlarına güllü pomatlar sürünmüş. ziyafetin hangi odada verileceği konuşuluyor. Charles çiftliğe geldiği günler düğün hazırlıklarından bahsediliyor. körüksüz kabriyollar. ömürlerinde ilk defa olarak birer çift çizme alınmıştı). kaç çeşit yemek olacağı. iki tekerlekli brikler. Kolalı gömlekler göğüslerde birer zırh gibi kabarık duruyordu. hiç şüphesiz sofranın en alt başına oturacaklardı.. Yakası omuzlarına devrik. ya ablaları olacak— on dört. çünkü Charles'in matemi bitmeden. tanıdıklarından modeller alıp kendi dikti. tahta kanat açılmıştı. Kış böylece bekleme ile geçti. şehirde gördükleri gibi roplar kuşanmış. sırtı kırmalı ve beli ta aşağıdan dikilmiş bir kemerle sıkıştırılMADAME BOVARY 45 mış yabanlık bulûzları ile de gelenler vardı ama. sonraki günler de sofradan misafir eksik olmadı. elâlemden çekinirim. Halbuki. hiç sesleri çıkmayan. dedi. dargın dostlarla barışılmış. Tıpkı babaları gibi giyinmiş çocukların yeni elbiseler içinde rahatsız olduğu belli idi (hatta çoğuna. kimi de renkli küçük bir atkı alıp. al yanaklı.. hayvanları tırısa kaldırmış. Ara sıra çitin arkasından doğru bir kamçı sesi duyuluyordu. orada bekledi. Rouault Baba. bunlar. siz çite eğitirseniz arkadan görebilirsiniz. müstakbel damadını kucakladı. Charles atını ağaca bağladı. Eşyanın bir kısmını Rouen'e ısmarladılar. eldivenleri kirlenecek diye içleri titreyen. On fersah uzaktan. Ertesi sabah saat dokuzda Charles çiftliğe damladı. geriniyordu. daha güneş doğmadan kalktıkları için sakallarını . altın köstekler takınmışlardı. Rouault Baba ayrılıp gitti. Sonra para işlerini nasıl yoluna koyacaklarını konuşmaya başladılar. yemek tam on altı saat sürdü ve ertesi sabah yeniden başladı. O içeri girince Emma kızardı. kimisi redingot.' arkalarında iki göz gibi bir çift düğme bulunan ve sanki dülgerin keseriyle bir vuruşta kesilmişe benzeyen ceketler. şaşkın bakışlı kızlar görülüyordu. ama daha vakit vardı. kimisi de kısa ceket giymişlerdi. kelle kulak yerinde. gece yarısı meşalelerle gelin olmak isterdi. onun için. ta Goderville'den. Emma böyle değil. eve gelmeniz münasip olmaz. sarsıla sarsila geliyorlardı. hem kız da pek sıkılır. dolaptan ancak düğün ve bayram günleri çıkarılan setreler. Birdenbire duvara çarpan bir şeyin gürültüsü duyuldu. yanlarında da -«-şüphesiz ya kuzinleri. ama Rouault Babanın aklı kızının bu düşüncesine pek yatmadı. kimisi ceket. en yakın köylerin delikanlıları da yük arabalarına sıra sıra dikilmiş. Yarım saat geçti. sonra Charles on dokuz dakika daha saydı. İki ailenin de bütün akrabaları çağırılmıştı. kimi soldan atlayanlar dizlerini uğuşturuyor. düşmemek için yan tahtalarına tutunmuş. meşin tenteli uzun arabalarla çıkageldi-ler. Kimi sağdan. Gerçi kız da benim gibi düşünür ama bir de onun fikrini sormalı. yakaları silindir biçimi kesilmiş. yani gelecek yılın baharından önce düğün yapmak ayıp olurdu. Emma gömleklerini ve gecelik hotozlarını. premiere communion için dikilen beyaz elbiselerini bu düğün için uzatarak giymiş. kırk üç kişilik bir ziyafet hazırlandı. Siz hele bekleyin. Çiftçi sözüne devam etti: — Ben çoktan razıyım.

kızarıyor. kadınlara sarkıntılık edenler oldu. açık saçık hikaye anlatanlar. üç koyun budu. burunlarının altını çetele çetele çizip çenelerinin derilerini parça parça soymuşlardı.iyice görememişler. dana tencere kebabı. Bertaux çiftliğinde kalanlar geceyi. yolda gelirken açık hava yaraları tahriş etmiş. maharetler gösterildi. arabaların okları arasına zorla sığdılar. Sona doğru bazıları uyuyup horladı. salıncağın iki direğinin tepesine. Turtalarla nugaları yapmak için ta Yvetot'dan adam getirilmişti. dostlar. Charles ise . kilisede nikâh kıyıldıktan sonra da yine yaya dönüldü. atları gemi azıya alıp dörtnala gittiği için hendeklerde sıçrayan. asker terzisi elinden çıkma tek sıra düğmeli bir redingotla gelmiş. âdet olduğu üzere kendisi ile şakaya kalkışılmaMADAME BOVARY 47 ması için babasına rica etmişti. Düğünün öbür davetlileri işlerinden bahsediyor veya. ya gülüyordu. dilim dilim portakaldan mini mini istihkâmlar yapılmıştı. metrelerce çakıl taşı üzerinden atlayan. eldivenli parmakları ile birer birer ayıklıyordu. Köşelere rakıyla dolu sürahiler dizilmişti. yemeğin sonunda kendi eliyle getirdiği resim biçimi tatlı. Koca koca tabaklara konmuş. sütunları ve revakları ile bir mabed resmediyordu. sıra gözetmeden gelişigüzel dağılmışlardı.elleri boş. sonra yine gelip. O civarda daha ilk defa iş alan bu pastacı. onun arkasından gelinle güvey geliyordu. küçük küçük harflerden arabesklerle yeni gelin güveyin markaları yazılmıştı. kimse görmeden aralarında oynuyorlardı. ortaya da etrafı kuzukulaklı dört koca sucukla donatılmış bir süt domuzu rostosu konmuştu. sundurmaya kurulmuştu. birbirleriyle şakalar ediyorlardı. Emma'nın gelinliği pek uzun olduğundan eteği biraz yere sürünüyordu. yeşil buğdaylar arasında. kayaların süslediği bir yeşil çayır olan yukarı sahanlıkta. yulaf sürgünlerinin çiçeklerini koparıyor. badem. Önce herkes bir arada olduğundan alay. şaha kalkıyor. Bo-vary ise. koşumları kırıyorlardı. bunun da etrafına melek otundan. hayranlık sesleri ile karşılandı. Akşama kadar yemek yenildi. çifte atıyor. kimi konuşarak yavaş yavaş giden parçalara ayrıldı. alayın arkada kaldığını görünce durup bir nefes alıyor. Ama akrabalarından bir balıkçı (bu adam düğün hediyesi diye bir çift dil balığı da getirmişti). kimi hızlı. teller daha ziyade gıcırdasın diye yayına reçine sürüyor. kırda çalıp duran çalgıcının cızırtısı işitiliyordu. sofraya oturuyorlardı. koluna güveyin annesini almıştı. yaldızlı kağıttan yıldızlarla donatılmış oyuklara. ağız ağıza şarap doldurulmuştu. keyfinden yılışan bütün bu beyaz yüzlerde pembe damarlar peyda etmişti. bütün gece o civarın yollarında. . Üzerine dört sığır filetosu. dizginleri yakalamak için kapıdan sarkan kadınlar görüldü. özene bezene çalışmıştı. Doğrusu bütün bu insanları içinden pek hor gören ihtiyar M. Yeni gelin. Sofra. Şişelere konan tatlı elma şarabının koyu köpüğü tıpalardan sızıyordu. en öndeydi. kuru üzüm. çalılıklara takılan yay sızlar. kulak verilince. kız ara sıra durup onu kaldırıyor. Başına yeni ipek bir şapka. bilek bükme müsabakası yapıldı. Fakat kahveler gelince herkes dirildi. ne karşılık vereceğini bilemiyordu. akrabalar. tıka basa yulaf yemiş hayvanlar. Bunun kaidesi olan mavi mukavva. kemanın sapını indirip kaldırarak yürümeye başlıyordu. sofranın her sarsılışında dalgalanan sarı kremanın üzerine. Küçük kuşlar. 4£ MADAME BOVARY altı sığır yahnisi. Çalgıcı. yük arabalarını sırtlamaya kalkışanlar. o bitirsin diye bekliyordu. sonra tempoyu şaşırmamak için. Çiftlikle belediye dairesi arası ancak yarım fersah kadar tuttuğundan yaya gidildi. çikolatadan bir salıncağa binmiş bir küçük Aşk Tanrısı görülüyordu. Köyün çalgıcısı. mutfakta içmekle geçirdiler. Oturmaktan yorulanlar gidip bahçede dolaşıyor veya ambarda bouchon oynuyorlar. çalgının sesini ta uzaktan duyup kaçışıyorlardı. deve dikeni iğnelerini. fındık kabuğundan gemilerin. Çocuklar tahta kanepelerin altında uyumuşlardı. birer gülle gibi. iki sahici gül koncası oturtulmuştu. bütün bardaklara da daha yemeğe oturulmadan. yılankavi dar keçiyolu boyunca dalgalanan bir hamaylıyı andırıyordu. mermer çamurundan heykelcikler konulmuştu. şimdiden neşelenmek için. ikinci katı ise Savoie pastasından bir kaleydi ki. Kadıncağız selam veriyor. gülle kaldırıldı. Akşam dönmek vakti gelince. sarışın bir köy tazesine meyhane ağzı iltifatlar savuruyordu. şarkılar söylendi. çocuklar en arkada kalmış. reçelden gölcüklerin. ağzına su doldurup anahtar deliğinden üflemeye kalkıştı. efendileri ya küfür savuruyor. fakat sonra uzadı. renk renk kurdelelerle donatılmış kemanı elinde. sırtına kol ağızlan ta parmaklarının ucuna kadar inen siyah bir setre giymiş olan Rouault Baba. sert otları.

terkiye bindirip babasının evinden kendi evine götürdüğü gün ne kadar neşeliydi! At. Hippokrates hekim heykelli bir MADAME BOVARY 49 çalar saat âdeta kuruluyordu. gelinin ise bir şeyler sezdirecek ne bir sözü. bol yiyecek. ona. bazen parmaklarını ısıtmak için ellerini onun koynuna sokuyordu. hekimlerinin yeni karısını görmek için pencerelere çıkmışlardı. ne de ziyafetin tertibinde. çünkü onun düğünü Noel yortusu zamanında. akşam altı sularında vardılar. karlar içinde tırıs gidiyordu. şefkat hatıraları kara düşüncelerle karıştığından. onu her tarafta arıyordu. birkaç kere tesadüfen kendilerine etin en kötü parçaları düştüğü için gördükleri muameleden şikayetle ev sahibini çekiştiren ve kapalı sözlerle onun fakir düşmesine dua eden dört beş kişinin arasına karıştı. Hanım'a sofra vaktine kadar evi bir dolaşıp öğrenmesini söyledi. geçmiş zama48 MADAME BOVARY mm. En kurnazlar bile bu işe akıl erdire-mediler. üzerine yarı eğilmiş. ¦ Evin tuğla cephesi sokağın. o da karısını. Daha çorbaya başlar başlamaz. başı ile elbisesinin yakasını buruşturduğu görülüyordu. yolun üzerinde bir şeyler göremedi. hem de oturulan oda vardı.' bir köşeye atılmış ve çamuru henüz temizlenmemiş bir çift çamurluk da yerde sürünüyordu. İhtiyar hizmetçi kadın geldi. Tıp . Tavana yakın kısmı açık renk çiçeklerle süslü kanarya sarısı duvar kağıdı. üç iskemle ve bir koltuk konulmuştu. bir vazife imiş gibi ona yağdırılan nüktelere. daha doğrusu yolun tam üstündeydi. herkese onun nerede olduğunu soruyor. Sonra kendi düğününü. Kadın. kırlar bembeyazken yapılmıştı. Pays de Caux kadınlarına mahsus başlığın dantellerini uçuruyor. bir dizgin. Ertesi gün bilakis bambaşka bir adam olmuştu. Kapının arkasına kısa yakalı bir palto. öyle bakıyorlardı. bir an. Kadın bir kolu ile ona tutulmuş. bol içkinin dumanları ile donuklaşmış beyninde sevgi. Düğünden iki gün sonra gelinle güvey kendi evlerine gittiler: Charles hastaları olduğu için daha fazla kalamadı. kilise tarafına doğru şöyle bir gitmeyi düşündü. şöminenin dar süve pervazı üzerinde. bazen getirip dudaklarına sürüyordu. ne de bir hali vardı. selamladı. şakacı tabiatlı bir adam değidli ve düğün sofra-sındaki hali hiç de parlak olmamıştı. Komşular. İçinde. Oğullan sağ olsaydı şimdi otuzuna basacaktı! O zaman Rouault Baba dönüp arkasına baktı. omuz başında. erkenden çıkıp gitti. Balıkçı bu sebebi güç belâ kabul edip vazgeçti. bazen de alıp bahçeye götürüyor. Sağ tarafta salon. tekerlekleri toz duman içinde dönen arabanın uzaklaştığını görünce derin derin içini çekti. orada bulunanlar bu içkiyi bilmediklerinden ona karşı itibarları bir kat daha arttı. Orada kızını son bir defa daha kucakladı. Sanki bir gün önce asıl kız oydu. rüzgâr. zihinleri işin aslını aramakla meşgul. yani hem yemek yenen. Rouault Baba onları arabasına bindirdi. Kocası onunla beraber döneceğine Saint-Victor'a adam gönderip puro sigaraları aldırttı. fakat içinden: «Rouault Baba amma da kibirlenmiş!» dedi ve bir köşede oturmuş. içine kiraz rakısı karıştırılmış groglar içiyordu. sabaha kadar onları tüttürdü. hotozunun altın arması altında sessiz sessiz gülümseyen karısının pembe yüzünü görüyordu. cinaslara pek cevap yetiştiremedi. tahminen altı ayak genişliğinde olan bu küçük odaya bir masa.gitti. kenarına kırmızı zıh dikilmiş beyaz pamuk bezinden perdeler. yumurta biçimi karpuzlar altına konulmuş bir çift şamdanın arasında. Emma yanlarından geçerken.Rouault Baba tam vaktinde yetişip damadının vaziyetinin böyle münasebetsizliklere gelemeyecek kadar nazik olduğunu anlatarak buna mani oldu. Rouault başını döndürünce yanında. Charles ile Emma Tostes'a. kendi de Varsonville'e kadar beraber . Fakat Charles'in gizlediği bir şey yoktu. Sofanın öbür ucunda Charles'in muayene odası vardı. Ama oraları görmekle kederinin büsbütün artmasından korkup doğru evine gitti. indi ve yola düzüldü. Charles. akşam yemeği henüz hazır olmadığı için özür diledi. pencereler boyunca birbirine kavuşuyordu. Kendisine ne gelinin giyimi hakkında danışılmıştı. «Karım» diye bahsediyor. kara meşin bir kasket asılmıştı. bir yandan da. İhtiyar Madame Bovary bütün gün ağzını açıp bir çift söz etmemişti. karısının ilk gebeliğini hatırladı. ağaçlar altında kolunu onun beline dolayıp. Yüz adım gitmiş gitmemişti ki durdu. onunla senli benli konuşuyor. eşyası boşaltılmış bir evin hüznünü duyuyordu. bezi iyice gergin olmadığından havalanıp -duruyordu. bir koluna da sepetini almıştı. Bütün bunlar ne eski bir zamana aitti.

hatta fıskiyeli. Charles hayvanına atladıktan sonra karısına bir öpücük gönderir. boş fıçılar. Kocası onun araba ile gezmeyi sevdiğini bildiğinden elden düşme. dipte koyu. Ortada. arduvaz taşından bir güneş saati vardı. hele uyanıp da gözkapaklarını arka arkaya birkaç defa açtığı zaman. iki tekerlekli. Emma kocasının gitmesini seyretmek için pencereye geçerdi. kadının gözleri. Uzun toz kurdelesini gözün alabildiğine yayan büyük yolun üzerinde. yanları sarkan gecelik fistanı. birkaç he-' kim eline düşüp satıldıkları için hayli yıpranmışlardı. cılız yaban gülleri ile donatılmış dört çiçek tarhı. Bu. yukarı çıktıkça . Şimdiye kadar hayatta iyi denecek ne görmüştü? Ne zaman yüzü bir gülmüştü? Dört yüksek duvar arasında. entarisinin yarı açık yakası ile omuzlarına kadar kendi hayalini. Charles bahtiyardı. pencerenin yanındaki masanın üzerine de. saadetini sanki tekrar tekrar tadardı. beyaz saten kurdelelerle bağlanmış bir limon çiçeği buketi konmuştu. Böyle yakından bakıldı mı. Onun yanında. ahırın bulunduğu avluya bakan ocaklı büyük bir oda daha vardı ki bu şimdi odunluk. çam tahtasından kütüphanenin alt rafını da doldurmaya aşağı yukarı kâfi gelmişti. köhne demir parçaları. hasılı bir zevk vereceğini şimdiye kadar hatırına bile getirmediği birçok şeyler. kafası dinç. Emma yatak odaları katına çıktı. minimini bir resmini görürdü. artık işe yaramaz tarım aletleri ve ne oldukları bir türlü anla-şılamayacak bir yığın tozlu öteberi ile doluydu. dünyada hiçbir şeyi tasa etmiyordu. Salça kokusu duvardan işler. buğdayların diz boyuna çıktığı keçi yollarında. sayfaları henüz açılmamış olmakla beraber. dertlerini anlatması mutfaktan işitilirdi. başına sardığı ipek mendili. fakat kan kocanın yattığı ikinci odada. burun deliklerinde sabahın' taze havası. duvarlara yeni kağıt yapıştırdı. tıpkı onlar gibi. kendinMADAME BOVARY 51 . Emma. öteki kadının buketiydi! Emma baktı.. Hani bazı kimseler vardır. onun bir pencere sürmesine asılmış hasır şapkasını görmek. ışıkta lacivert olan bu gözlerin sanki. bodur çam ağaçları altında. bir sürahi içine.İlimleri Sözlüğü'nün ciltleri. artık hazma başladıkları leziz yemeklerin hâlâ tadını çiğner gibi çenelerini oynatır dururlar. yeni fenerler. bu kitaplar. Charles da yola düzülürdü. Baş başa bir yemek. akşam üzeri şehir dışında birlikte bir gezinti. üstü açık bir MB 4 50 MADAME BOVARY araba aldı. iki ıtır saksısı arasında pervaza dirseklerini dayardı. kapıda hareketsiz bekleyen ihtiyar beyaz kısrağın tüylerine takılırdı. ağzı ile bir çiçek veya ot parçası koparıp ona doğru üflerdi. sofradan kalktıktan sonra. durur. evde yapılacak değişiklikleri tasarlamakla geçirdi. bahçeye. İlk günlerini. Deniz kabuklarından yapılmış bir kutu komodini süslüyordu. parlak meşinden çamurluklar takılınca araba. Bu yeşil yaprak biraz uçar. gönlü gecenin zevkleriyle dolu. alçıdan bir papaz dua kitabını okur dururdu. Charles'ın gözü ise bu derinliklere dalar. ikisinin de başı yastıktayken. güneş saatinin etrafına tahta kanepeler koydurdu. Charles farkına vardı ve alıp tavan arasına götürdü. Emma da yukardan onunla konuşur. vücudu rahat. havada bir kuş gibi yarım daireler çizer. ağaçların eğilip beşikler teşkil ettiği patikalarda. Charles'ı sürekli bir saadet içinde yaşatıyordu. Nihayet kalkardı. Ta dipte. omuzlarında güneş. samanlı harçla örülmüş iki duvar arasında. acaba onu ne yaparlar?» diye düşünüyordu. o da eli ile bir Allahaısmarladık işareti yapar. pencereyi kapardı. eşyaları açılıp yerleştirilirken bir koltuğa oturmuş. gölgede kara. büsbütün yere düşmeden önce. öbür yanı tarla olan bir diken çite kadar gidiyordu. bir gelin buketi.berraklaşan kat kat renkleri vardı. önemli bitkilere ayrılan bölmeyi mütenazır bir surette kuşatıyordu. kadının saçlarını eliyle kaldırması. bir girinti (alcove) içinde maun bir karyola vardı. merdiveni boyattı. âdeta bir tilbury'ye benzedi. kiler ve ambar vazifesini görüyordu. . bir mukavva kutuya koyduğu kendi gelinlik buketi hatırına gelmiş: «Ya ben de ölüverirsem. arkasında. Sabahleyin yatakta. balıklı bir havuz yap-tırabilsem diye içi titredi. üzerlerine kayısı ağaçlan dayatılmış. Charles sokakta ayağını binek taşma koyup mahmuzlarını bağlar. kadının gecelik hotozu ile yarı örtülmüş sarışın yanaklarının ayva tüyleri içinde güneş ışığının oynamasını seyrederdi. İlki döşeli değildi. daha büyümüş gibi gözüküyordu. Şamdanların karpuzlarını çıkardı. muayene saatlerinde hastaların öksürmesi. kagir bir kaide üzerinde. onun içinde. Boyu eninden fazla olan bahçe. lüzumsuz eşya da buraya konurdu.

kendisini eğlensin diye okulun küçük kilisesine (buradan uzun bir koridorla yemekhaneye geçilirdi) götüren rahibelerin sohbetinden pek hoşlandı. sapanların ne olduğunu pek iyi bilirdi. zenci Dingo. köpek Fidel. Emma'mn ipek etekliğinin etrafından ibaretti. yan rahatsızlık gösteren bir tavırla başından savmaya çalışırdı. Nefsine azap etmek için bütün bir gün aç oturmaya kalktı. sürülerin meleyişinin. hangi halin adı olchığunu düşünüp duruyordu. zihin dinlendirsin diye. Saint-Gervais mahallesinde bir hana indiler. Fakat kırları. Toprak ve edebiyat konularında yine kendi kendini aksettiren romantik hüznün bu ahenktar figanını.den daha zengin. pazar günleri de. ruhunun ta derinliklerinde umulmadık hazlar uyandırırdı. Hıristos suyu çanaklarının serinliğinden. Vaızlarda boyuna geçen nişanlı. Denizi ancak fırtmalan için sever. sivri oklarla delinmiş Tanrı . kendisini hasredecek kutsal bir amaç arıyordu. o zaman belki. Günah çıkarmaya gittiği günler gölgede ellerini kavuşturup yüzünü kafese dayayarak papazin fısıltısını daha uzun müddet dinleyebilmek için birtakım küçük günahlar icat ederdi. Bayağı günler özet bir din tarihi veya. yavaşça yürüyerek girer. kilise şamdanlarının ışıltısından. İlk zamanlar sıkılmak şöyle dursun. Resimlerin etrafında. Evlenmeden önce gönlünde aşk uyandığını sanmıştı. süzülen huşulu rehavete o da kapıldı. yarı gülümseyen. derslerde daha kuvvetli. onu hülyalara daldırmıştı. hasta koyun'a. bıçakların yer yer kazıyıp bozduğu yazıların hepsi de ya dindarlık faziletlerini. Şimdi ise bütün hayatını beraber geçireceği. semavî dost ve ebedi nikâh gibi istiareli sözler. VI Paul et Virginie'yi okumuş. bir işçi kızını dansa götürüp kendisine metres etmeye bile parası yetmediği günlerde mi? Sonra on dört ay. Genie du Christianisme'den parçalar seçilirdi. hemen eve döner. Düşünüyor.kitabının gök mavi çerçeveler içindeki mukaddes tarih resimlerine bakardı. Kadın bir çığlık kopanrdı. okulun çalışma salonunda dini kitaplar okunurdu. Sakinlerine alışık olduğundan. onu göreceği geliyordu. sütten yapılan azıklann. Emma. harabeler arasına parça parça serpilmiş olursa hoşlanırdı. bazen de parmak uçlanndan başlayıp ta omu-zuna kadar öpücüklerle kaplardı. din dersini iyi anlar. Mütemadiyen onun tarağına. zevç. Mademoiselle de La Valliere'in sergüzeştini anlatan resimli tabaklarda yedi52 MADAME BOVARY ler. kamışlardan yapılmış kulübe. taparcasına sevdiği güzel bir karısı vardı. Akşam duadan önce. kitaplarda okuyup pek güzel bulduğu bu kelimelerin hayatta acaba neyin. bilakis. anzalı manzaralar peşindeydi.yoktu. ya saray hayatının ihtişamını överek anlatıyordu.Yüreği'ne. • On üçüne gelince babası onu. yüreği çarpa çarpa merdivenleri çıkardı. Emma'yı odasında. Emma. yatakta ayaklan birer buz parçası gibi soğuk olan o dul kadınla yatmıştı. papaz muavini efendinin sorduğu zor sorulara hep o cevap verirdi. Ancak bir nevi şahsi kâr çıMADAME BOVARY 53 . bahtiyarlık. Duaları takip edeceği yerde . ihtiras. yeşillikten ancak. annelerinin manşonları içinde getirip konuşma salonunda verdiği pastaları yiyen arkadaştan içinde yapayalnız geçirdiği okul yıllarında mı? Tıp tahsil ettiği sırada. musallat olan bir çocuğa çıkışır gibi onu. bazen yanaklanndan şa-pur şupur öper. hele —sizin için gidip çan kulelerinden daha yüksek ağaçlardan kırmızı yemişler toplayan veya size bir kuş yuvası getirmek için kumda yalınayak koşan— bir küçük erkek kardeşin tatlı sevgisi. onun atkısına el sürmekten kendini alamıyordu. bize ekseriya yazarların kaleminden intihal eden tabiat sevgisi hislerine kalbini kaptırabilirdi. onun şivesine gülüp. onu kâfi derecede sevmiyor diye üzülüyor. Charles'ın nazannda evren. onun yüzüklerine. İçinden: «Yanılmış olacağım» diyordu. orada akşam yemeğini. rahibeler okuluna yazdırmak üzere şehire kendi eli ilegötürmüştü. değişikli. rahip Frayssinous'nun conferences'ı açılırdı. kendine çeki düzen vermekle meşgul bulurdu. Sınıfların ılık havası içinde ve bakır haçlı teşbihler taşıyan o beyaz tenli kadınlar arasında yasaya yasaya mihrap buhurlarından. fakat bu aşkın neticesi olması lazım gelen saadetten bir eser . elbiseleri ile olay eden. çarmıha gerilmeye giderken düşen İsa'ya gönül vermişti. ya kalp inceliklerini. Teneffüs zamanlarında pek az oynar. kendinden geçme gibi sözlerin. onu ensesinden öperdi. ilk zamanlar ne kadar candan dinlemişti! Çocukluk yıllan bir esnaf mahallesinin dükkân arkası odalarında geçmiş olsaydı.. köyleri fazlasryle tanırdı.

yarı kıvrıldıktan -sonra usulca öbür sayfaya kapanıverince meydana. ufukta Tatarkârî minareler. yeminlerden. İhtilal zamanında malı mülkü mahvolmuş bir eski kibar aileye mensup olduğu için piskoposluktan himaye görür. yağız atını dörtnala sürerek gelecek beyaz sorguçlu süvariyi beklemekle geçiren uzun elbiseli şato hanımları gibi.. Sonradan Walter Scott'u okudu. Okula her ay gelip sekiz gün çamaşırhanede çalışan bir ihtiyar kız vardı. Ve sizler. Yonca biçimi kemerler altında. her konak yerinde bir iki tanesi öldürülen sürücülerden. bir yanda da diz çökmüş develer bulunan manzaralar. bunlar zararı dokunmaz şeyler sanılırdı ama. birer kuyruklu yıldız gibi parlıyordu. şato şato dolaşan saz şairleri doldurdu. çalışma salonundan kaçarlardı. bunlar daha gölgede kalıyordu ve aralarında hiçbir ilişki yoktu. Hikayeler anlatır. Bütün bun- . yalnız bunlardan söz edilirdi. gotik bir kafesin çubukları arasında bir kumru ile ağız ağıza öpüşür. çeneleri ellerine dayalı. öpüşlerden. yuvarlak hasır şapkaları altından insana berrak gözlerle bakan sansın. eserlerinin altına imzalarını atan ve çoğu ya da bir Comte. artık benzeri görülmeyen derecede erdemli. beyaz pantolonlu iki genç seyisin sürdüğü ve önünde kıvrak bir tazı koşan arabalara yayılmış. can çekişen 54 MADAME BOVARY Bayard. verilen kitapları getirirlerdi. Bâaralı'nın (IV'üncü Henri) çalımlı yiğitliği ve XlV'uncu Louis'yi öven resimli tabakaların hatırası da daima vardı ama. karanlık ormanlardan. kızlann şehirden ısmarladıkları öteberiyi alır. beyazlar giymiş. Kahramanlıkları veya çektikleri acıyla isim bırakmış kadınlara gönlünde coşkun saygı hisleri beslerdi. bu da hayli zor bir işti. Geçen yüzyılın birçok zendost şarkılarını ezbere bilir. kendilerine isim günü hediyesi diye. daima tertemiz giyinip kuşanmış ve çağlayanlar gibi ağlayan beyler'den. Hint rakkaselerinin kollan arasında kendinden geçmiş uzun çubuklu sultanlar. birer kuzu gibi yumuşak huylu. Bazıları da. yanlarında zarfı yeni yırtılmış bir mektup. tarihin uçsuz bucaksız karanlık semasında. En safları. sevdalıdan. dilber Ferroniere ile Clemence İsaure. Kızlar ekseriya gidip onunla konuşmak için. Emma onların saten ciltlerini itina ile açarak. Saint-Barthe'lemy gecesinin bir iki sahnesi. yalnız altın kanatlı meleklerden. bir balkon parmaklığı arkasından doğru uzanıp. eski burçlarda yaşamayı hayal ederdi. her sayfada bir iki taneâi çatlatılan atlardan. siyah örtüler içinde sedirlere oturmuş. Müzik dersinde öğrendiği şarkılar. solunda bir aslan. O semada. Jeanne d'Arc. Ag-nes Sorel. Xl'inci Louis'nin birkaç vahşeti. Emma'nın ellerine kiralık romanların yağlı tozu sürüldü. İşte böylece. yemekhanede rahibelerin sofrasına alınır. gülümseyen yüzleri omuzlarına yatmış. gondollardan bahsederdi. Resimlerin üstünden titreye titreye üfleyerek kaldırdığı kağıt. Meryem Ana'dan. hiçbiriniz bu resimlerde eksik değildiniz. hissi hakikatların insanı cezbeden hayalini sezdiriyorlardı. Yunan külahları. kıvırcık saçlı İngiliz hanımları çıkardı. ağaçlıklarda feryada gelen bülbülden. sevgiliden. büyük öğrencilere gizlice verirdi. Türk kılıçları. onun için. silah odaları.. daha on beşinde. dirsekleri taşa. Yaradılış itibariyle sanatkâr değil.karmasına hizmet edebilecek hallere ehemmiyet verirdi. yanaklarında bir damla göz yaşi. büyük bahçelerde dolaşırdı. gemi burnu pabuçlar gibi ucu yukarı kalkık sivri tırnaklı elleri ile yaprak yaprak papatya koparırlardı. önde Romalılar tarafından kurulmuş bir şehrin harabeleri. O vakitler Marie Stuart'ı dindarcasına severdi. Bunları gizlemek lazımdı ki. çardaklar altında. kalbinin derhal coşmasına yardım edemeyecek her şeyi lüzumsuz bulurdu. haberler getirir. kırların ta ötesinden. Gece yatakhanede okurlardı. hıçkırıklardan. işinin başına çıkmadan önce de onlarla bir süre konuşurdu. tarihi vakalara merak sardı. şairane iklimlerin manzaraları: hurma ağaçları. mehtaplı gecelerde yüzen sandallardan. bütün günlerini. Bu kitaplarda hep aşktan. ya bir Vicomte olan yazarların isimlerine gözü kamaşa kamaşa bakardı. Arkadaşlarından bazıları. rüyalarını. gönül endişelerinden. deniz kenarına yakın gölcüklerden. birer aslan gibi yiğit. hissi bir kız olduğundan ve manzaralardan ziyade heyecanlar aradığından. karnını doyurup yukan. veya. güftenin manasızlığını ve bestenin acemiliği arasında. Heloise. hülyalarını artık hep hurçlar. sağında kaplanlar. okula. Aziz Louis ile meşesi. çamları bir arada gösteren. ıssız köşklerde bayılıp kalan işken: ce görmüş kadınlardan. dikişini dikerken yavaş sesle onları söylerdi. göz yaşlarından. Hele sizler. daima önlüğünün cebinde taşıdığı ve iki iş arasında uzun uzun birkaç bölümünü birden okuduğu romanları. kemerine ipek kese takmış bir kızı kucaklayan kısa mantolu bir delikanlı veya. Kadınların bazıları. gavur cengaverleri. yarı açık pencereden ay ışığını seyrederek hülyalara dalardı.

. Zavallı babası onu hasta sanıp görmeye geldi. ancak gerçek şeylere eğilim göstermiş.' birinin parmakları ötekinin parmaklarına dolaşmış. başına sivri bir şapka giymiş. yanında da arkasına uzun yırtmaçlı siyah kadife ceket. gelecek günler için hülyalar kurulur! Emma'ya öyle geliyordu ki. VII Bazen kendi kendine düşünür: «Hayatımın en güzel. sonra vazgeçmeyi kibrine yedireme-yerek devam etti ve nihayet kendini sükûna kavuşmuş. Heyecanlarına rağmen yine. bayağı kimselerin hiçbir zaman varamayacağı o hale. villaların taraçalarında. daha yeni eve döndüğü sıralarda. fakat tertemiz bir orman ve güneşin dikine düşüp titrediği suyun çelik mavisi aynası üzerinde beyaz yırtıklar gibi gözüken kuğular.VARY 55 ların etrafından da. kolluklar takmış bir koca. vücudunu hor görüp ruhunun selametine çalışsın diye öğütler vermek hususunda o kadar cömert davranmışlardı ki. hayatta öğrenilecek. hazin ruhlu insanların hayallerinde özene bezene kurdukları hale.saadet yetiştirmek de dünyada yalnız bazı memleketlere vergidir. adları kulağa bir şarkı gibi gelen memleketlere. vaızlar vermek. Rahmetlinin saçlan ile yürekler parçalayacak bir tablo yaptırttı ve Bertaux'ya yolladığı. kiliseyi çiçekleri. artık bütün vehimlerden uyanmış. önce alışkanlıkla. bütün can veren kuğuların şarkılarını. mavi ipek perdeler arkasında. Emma. yatakhanenin sessizliğini ve geç kalmış bir arabanın uzak caddelerden koşup giderken çıkardığı sesi dinleyerek. ayaklarına yumuşak çizmeler. Kendini Lamartine'in şiirlerindeki dolambaçlı hislere bıraktı. böyle bir hamlede erebilmiş olduğuna içinden pek seviniyordu. Bunlar niçin. bir gün kendisinin de o mezara gömülmek istediğinden bahsetti. dizgini pek fazla çekilen bir at gibi hareket etti. Bundan iç sıkıntısı duymuyor değildi ama itiraf etmek istemedi. Mademoiselle Rouault'nun din duygusundan çok şeyler ummuş olan iyi kalpli rahibeler. yıldızlara bakarak. yahut bıkkınlığını İskoçya'da bir küçük kır evi içinde gizlemek. hiç şüphesiz. ancak bir toprağa mahsus ve başka yerde tutamayan fidanlar gibi. rahibeler onun gitmesine hiç de esef etmediler. düğünden sonraki günlerin en hoş tembellikler içinde geçtiği yerlere gitmek lazımdı! Posta arabalarında. niçin ona da nasip olmuyordu? MADAME BOVARY 57 . tam baş ucuna asılmış gaz lambasının ışığı altında. dişleri arasından kurtuldu. dağda keçilerin çanlarına. alnında kınşık olmadığı gibi gönlünü de kedersiz bulunca şaşıp kaldı. Fakat yeni bir halin verdiği endişe. göğe çıkan bakireleri ve vadilerde insanlara uzun uzun sözler söyleyen Lemyezel'in sesini dinledi. İsviçre şalelerinin balkonlarına dirseklerini dayamak. bütün yapraklann dökülmesini. belki de o adamı görmekten duyduğu asabiyet. göllerde çalınan harpları. dik yollar ağır ağır çıkılır. emir vermekten hoşlandı ama arası çok geçmedi. balta girmemiş. Babası gelip 56 MADAME BOVARY onu okuldan aldığı zaman. çağlayanın derinden gelen sesine karışan şarkısı dinlenir. kız kendini... dokuz gün perhizleri tutturmak. edebiyatı ihtirasları coşturduğu için sevmiş olan bu genç kız ruhu.. gösterilen dikkat ve ihtimamlara onun artık uymadığını farkedince hayli hayret ettiler. köy hayatından tiksinir oldu ve manastır günlerini aradı. yani durdu ye gemi. Emma. hani şu balayı denilen zamanı işte bu!» derdi. Annesi ölünce ilk günler hayli ağladı. yaradılışına pek aykırı gelen sıkı düzene sinirlendiği gibi. Emma. müziği hissi güfteleri. Rahibeler ona dua ettirmek. sonra akşam. Onun bütün tadını çıkarmak için. gözünün önünden birer birer geçip bütün dünyayı anlatan bu resimleri seyrederdi. dinin anlaşılmadan inanılacak hakikatlerine de isyan etti. o zajmana kadar şairane semaların parıltısı içinde uçan pembe tüylü bir kuş gibi gördüğü o harikulade ihtirası nihayet ele geçirdiğini sanmasına kâfi gelmişti. kız. son zamanlarda cemaate karşı onun pek fazla saygısızlaştığına kaniydi. uşaklara. şimdi de içinde yaşadığı bu sükûnun hayal ettiği saadet olabilmesini aklı bir türlü almıyordu. içi hayat hakkında kederli düşüncelerle dolu mektupta. hissedilecek bir şeyi kalmamış insanlardan sayıyordu. Charles'ın Bertaux'ya ilk geldiği zamanlarda. Hatta başrahibe. kadın erkek baş başa. solgun.. velilerle din uğrunda ıstıraptan kaçmamışlara karşı sonsuz bir saygı duysun diye telkinlerde bulunmak. arabacının. Güneş batarken koylar kenarında limon ağaçlarının rayihası koklanır. dünyadan çekilmek arzusu aşılamak.MADAME BO.

Belki' bütün bunları bir kimseye açmak isterdi. Fakat bulutlar gibi değişen, kasırga gibi
kararsız, dönüp dolaşan bir keyifsizlik nasıl anlatılır ki? Ne kelimeler dilinin ucuna geliyor, ne
fırsat ele geçiyor, ne de içinde cüret buluyordu.
Ama Charles isteseydi, sezseydi, bakışı bir kerecik olsun onun düşüncesini arasaydı, Emma'ya
öyle geliyordu ki, o zaman, olgun yemişlerin el değer değmez düştüğü gibi, kendinin de gönlü
coşuverecekti. Fakat birbirlerini tanıdıkça, aralarındaki teklifsizlik derinleştikçe, içinde, kendisini
kocasından uzaklaştıran bir soğukluk hissediyordu.
Charles'ın konuşması bir sokak kaldırımı gibi dümdüzdü, beylik fikirler oradan her zamanki
kıyafetleriyle geçer durur, ne bir heyecan veya bir gülüşe neden olur, ne de bir hülya
uyandırırdı. Charles, söylediğine göre, Rouen'de iken merak edip tiyatroya, Paris'H aktörleri
görmeye gitmemişti. Yüzmek, kılıç kullanmak, nişan almak gibi şeyleri bilmezdi; karısı bir gün
romanda gördüğü bir binicilik terimini sorunca, onun da ne olduğunu söyleyemedi.
Halbuki bir erkeğin her şeyi bilmesi, birçok sahalarda elinden iş gelmesi, kadına ihtirasın
kudretlerini, zarafet içinde yaşamayı, bütün sırların inceliklerini öğretmesi lazım değil mi?
Bunun ise bir şey öğrettiği, bir şey bildiği, hayatta bir şey istediği yoktu ki! Karısını mutlu
sanıyordu: karısı da ona bu kökleşmiş sükûnu, bu tasasız ağırlığı, ona* kendisinin verdiği
saadet yüzünden garez kesilmişti.
Emma bazen resim yapardı; orada ayakta durup onun kartonu üzerine eğilmesini, yaptığı işi
daha iyi görmek için gözlerini kırpmasını veya parmaklarında ekmek içi yuvarlamasını
seyretmek Charles için büyük bir eğlenceydi. Piyano çalarken de, onun parmakları ne kadar
hızlı giderse Charles o kadar hayran olurdu. Emma tuşlara yukarıdan doğru şiddetle vurur ve
bir baştan bir başa, hiç durmadan, bütün klavyeyi dolaşırdı. Telleri uğuldayan köhne çalgı,
böyle sarsılınca, pencere açıksa sesi köyün öbür ucundan duyulur, caddeden başı açık,
ayaklarında terliklerle geçen icra memuru kâtibi .elinde kağıdı durup dinlerdi.
' Emma diğer yandan evini idare etmesini de bilirdi. Hastalara, güzel cümlelerle yazılmış ve hiç
de fatura kokusu olmayan mektuplarla hesaplarını gönderirdi. Pazar günleri sof58
MADAME BOVARY
rada bir misafir varsa, aynabakar eriklerini bağ yaprakları üzerine ehram gibi dizmesini, reçel
hokkalarını olduğu gibi tabağa devirmesini bilirdi; hatta sofraya, el ağız yıkamak için billur
fincanlar almaktan bile bahsediyordu. Bütün bunlar Bovary'nin saygı görmesine yarardı.
Böyle bir karısı olduğu için Charles'm kendi kendine de saygısı artıyordu. Onun kurşunkalemle
çizdiği iki resmi, gayet geniş çerçeveler yaptırıp, uzun, yeşil kaytanla salonun duvarına asmıştı;
bunları gösterirken göğsü kabarırdı. Pazar günü kilise dönüşü evinin önünden geçenler, onu,
ayaklarında işlemeli cici terlikleri, kapısının önünde oturduğunu görürlerdi.
Geç.vakit, saat onda, bazen gece yarısı eve dönerdi. Yiyecek ister ve hizmetçi kadm yatmış
olduğu için kendisine karısı hizmet ederdi. Sofrada daha rahat olur diye arkasından redingotunu
çıkarırdı. O gün kimleri gördüğünü, hangi köylere gittiğini, yazdığı reçeteleri birer birer anlatır
ve kendi kendinden memnun, kalan yahniyi bitirir, peynir doğrar, bir elma yer, sürahideki
şarabın hepsini içer, sonra gidip yatağına girer, sırt üstü yatar horlardı.
Uzun zaman geceleri pazen takke giydiği için, şimdi başına sardığı mendil kulaklarından
kayıyordu; bunun içindir ki, sabahleyin saçları darmadağın yüzüne gözüne dökülürdü; gece
yastığın bağları çözüldüğünden, saçlarının arasına beyaz kuş tüyleri karıştığı da olurdu. Daima
koca koca çizmeler giyerdi; topuğun üstüne gelen kısımda, ayak bileklerine doğru iki kalın
kıvrım bulunur, konçları da sanki birer tahta bacağa geçirilmiş gibi dümdüz dururdu. Charles,
«köy için böylesinin de pekâlâ olduğunu» söylerdi.
Bu tutumluluğunu annesi de pek beğenirdi; ihtiyar Madame Bovary, evinde sertçe bir fırtına
koptu mu, yine eskisi gibi oğlunu görmeye gelirdi, ama gelinine bir hıncı var gibiydi. Onun
«gidişini, para vaziyetlerine kıyasla aşırı» buluyordu; odun, şeker, mum «büyük konaklardaki
gibi çarçur ediliyordu»; mutfakta yakılan kömür ise, yirmi beş tencere kaynatmaya yeterdi!
Gelinin çamaşırlarını dolaplara yerleştirir ve ona, eti getirdiği zaman kasabı kolaçan etmeyi
öğretirdi. Emma bu dersleri dinler, Madame Bovary de bu hususta cömertlik gösterirdi; bütün
gün, dudaklarını hafif hafif büzerek biri, «Kızım», öteki
MADAME BOVARY
59
«Hanım anne» der ve ikisi de, öfkeden titreyen bir sesle, bir-birbirlerine iltifatlar yağdırırlardı.

Madame Dubuc'un zamanında, yaşlı kadm en çok kendisinin sevildiğini hissederdi; fakat şimdi,
Charles'm Emma'ya sevgisini gördükçe buna, artık kendi şefkatinden kaçılıyormuş, haklarına
tecavüz ediliyormuş gibi manalar veriyordu; varını yoğunu kaybetmiş bir adam, bir zamanlar
kendinin olan evde masanın başına oturanlara camlar ardından nasıl bakarsa, o da oğlunun
saadetini öyle hüzünlü bir sükûtla seyrediyordu. Ona, geçmiş günlerin yadigârı diye, kendi
çektiği ıstırapları, katlandığı fedakârlıkları hatırlatır ve bunları Emma'nın aldırışsızlığı ile
karşılaştırarak oğlunun, her sevgiyi unutup yalnız ona tapmasının akıl kârı olmadığı neticesine
varırdı.
Charles ne diyeceğini bilemezdi; annesini sayar, karısını da son derece severdi; birinin
düşüncesinde, görüşlerinde yanıl-madığma kaniydi, ama ötekini de kusursuz buluyordu.
Madame Bovary köyüne döndükten sonra Charles, annesinden işittiği tenkitlerin en
ehemmiyetsizlerinden, bir ikisini, ondan duyduğu sözlerle, çekine çekine tekrara kalkardı ama
Emma, yanıldığını bir kelime ile ispat edip onu hastalarının yanına savardı.
Emma, doğruluğuna inandığı birtakım kuramlara uymak için, kocasına âşık olmaya çalıştı.
Mehtaplı geceler bahçede, ez-berindeki bütün ateşli şiirleri ona okur veya içini çekerek, ağır,
hüzünlü şarkılar söylerdi; fakat kendisini yine önceki gibi sakin bulur, bunların Charles'a fazla
bir sevda, bir parça heyecan olsun veremediğini gprürdü.
Böylece, bir zaman kalbine ateş vermeye çalışıp bir kıvılcım koparamayınca, zaten
hissetmediğini anlamaktan olduğu kadar, kendilerini alışılmış şekillerde göstermeyen şeylere de
inanmaktan âciz olan bu kadın, Charles'ın ihtirasında artık aşırı bir şey kalmadığına kolayca
inamverdi.
Köcasınfh muhabbet hisleri göstermesi artık bir düzene girmişti; hangi saatler kucaklayıp
öpeceği belliydi. Bu da âdetler içinde bir âdet, yemeğin yeknesaklığından sonra beklenilen bir
soğukluk veya bir tatlı gibi bir şey olmuştu.
«Efendi»nin ciğer iltihabından iyileştirdiği bir korucu, «Hanım'a» bir küçük İtalyan tazısı hediye
etmişti; Emma gezmeye çıktığı zaman onu da yanma alırdı; çünkü artık yalnız
60
MADAME BOVARY
kalmak, gözlerinin önünde o hiç değişmeyen bahçe ile tozlu yolun manzarasından kurtulmak
için bazen gezmeye çıktığı oluyordu.
Banneville'in akgürgen korusuna kadar, duvarın tarlalar tarafındaki ucundan, artık içinde
kimsenin oturmadığı köşkün yanına kadar giderdi. Kapısının önündeki hendekte, otlar arasında,
yaprakları keskin uzun sazlar vardı.
Önce etrafına- bir göz gezdirir, geçen gelişinden beri bir şey değişmiş mi diye bakardı.
Yüksükotlarını, sarı şebboyları, iri çakılların etrafını çeviren ısırgan kümelerini, her zaman kapalı
duran ve paslı demir çubukları çürüyüp- parça parça dökülen pancurlarıyle üç pencereyi boylu
boyunca kaplayan yosunu, her şeyi yerli yerinde bulurdu. Kırda koşup daireler çizen, sarı
kelebeklere havlayan, bir buğday tarlası kenarında gelincikleri ısırarak sivri sıçanlar avlayan
tazısı gibi fikri de, bir zaman, oradan oraya dolaşırdı. Düşünceleri sonra yavaş yavaş bir
noktaya takılır, çimene oturmuş, şemsiyesi ile otları karıştıran Emma, içinden: «Yarabbi ne
yaptım da evlendim?» diye tekrar eder dururdu.
Talih başka türlü cilve edip onun karşısına başka bir kısmet çıkaramaz mıydı? O
gerçekleşmemiş olaylar, o bambaşka hayat, o tanımadığı erkek acaba nasıl şeyler olurdu?
Emma bunları düşünür, bunları göz önüne getirmeye çalışırdı. Bütün erkekler Charles gibi
olmaz ya! Öbür koca, önüne çıkamayan o kısmet, güzel, sohbeti hoş, kibar, cazibeli bir adam
olabilirdi; rahibeler okulundaki eski arkadaşları şüphesiz öylelerine varmışlardı. Acaba o kızlar
şimdi ne yapıyorlardı? Şehirde, sokakların gürültüsü, tiyatroların uğultusu, baloların ışıkları
içinde elbette ki, gönüle ferahlık veren; hisleri geliştiren bir hayat sürüyorlardı. Oysa kendisinin
hayatı, penceresi kuzeye açılan bir tavan arası odası gibi soğuktu; iç sıkıntısı, o sessiz örümcek,
karanlıkta gönlünün her tarafına ağını kuruyordu. Ödül dağıtımı günlerini, kazandığı taçları
almak için hocaların oturduğu yüksek yere doğru çıktığı günleri hatırlıyordu. Örgülü saçları,
beyaz elbisesi, üstü açık kara mandola iskarpinleri ile ne şirin bir hali vardı! Yerine dönerken
beyler eğilip onu tebrik ederlerdi; okulun avlusu o günler araba ile dolar, bunlar giderken
kapılarından çıkan eller ona veda işaretleri gönderir, elinde keman
MADAME BOVARY
61

kutusu ile müzik hocası selam vererek geçerdi. O günler ne kadar, ne kadar uzaktı!
Emma, Djali'yi yanına çağırır, dizlerinin arasına alır, parmaklarını onun ince, uzun tüyleri
arasında gezdirerek:
— Sen gam, tasa nedir bilmezsin; öp bakalım hanımını! derdi.
Sonra, ağır ağır esneyen bu endamlı hayvanın gamlı yüzüne bakıp içlenir, onu kendisiyle
mukayese ederek, teselli edilen kederli biriymiş gibi yüksek sesle onunla konuşurdu.
Bazen bir rüzgâr çıkar, denizden meltemler eser ve bir hamlede bütün Pays de Caux yaylasını
kaplayıp tarlaların en uzaklarına kadar tuzlu bir serinlik serperdi. Yerde sazlardan bir ıslık
kopar, kayın ağaçlarının yapraklan ani bir ürperişle hışırdar, tepeleri de durmadan sallanarak
uğuldar dururdu. Emma atkısına sıkı sıkı bürünür kalkardı.
Ağaçlı yolda, dallardan 'süzülüp serilen yeşil ışığın aydınlattığı kısacık yosunlar, Emma'nın
ayakları altında çıtır çıtır bir ses çıkarırdı. Güneş batar; dalların arasından gözüken gök kızarır;
dümdüz sıralanmış ağaçların hep birbirine benzeyen gövdeleri, yaldızlı bir zemin üzerinde
beliren bir dizi kara sütunu andırırdı. Emma'nın içine bir korku düşerdi; Djali'yi çağırır, hemen
caddeden Tostes'a döner, bir koltuğa yığılır ve bütün akşam bir söz bile söylemezdi.
Fakat eylülün sonuna doğru, yaşantısında olağanüstü bir şey oldu; Vaubeyssard'a, Marquis
d'Andervilliers'lere davet olundu.
Restauration devrinde nazırlık etmiş olan Marquis, siyaset âlemine dönmeye niyet etmiş,
mebusluğa adaylığını bir an evvel hazırlamaya başlamıştı. Kışın fakir fukaraya odun dağıttırır;
seçim dairesi meclisinde, vilayete yeni yollar yapılması için ateşli nutuklar söylerdi. Sıcağın en
şiddetli günlerinde, ağzında bir cerahat 'kesesi toplanmış ve bundan, Charles'ın tam zamanında
vurduğu bir neşterle, âdeta mucize kabilinden kurtulmuştu. Bu ameliyatın ücretini vermek için
Tostes'a giden kâhya, akşam dönünce Marquis'ye, hekimin bahçesinde iri iri kirazlar gördüğünü
anlattı. Vaubeyssard'da ise iyi kiraz yetişmezdi; M. le Marquis, Bovary'den birkaç çelik istetti,
bunlar için bizzat gidip teşekkür etmeyi kendine borç bildi. Emma'yı gördü, boyunu poşunu,
köylü kadınlarınkine hiç de benzemeyen selam vermesini beğendi; o kadar ki, genç karı kocayı
köş62
MADAME BOVARY
ke davet etmenin aşırı bir alçakgönüllülük olmayacağına kanaat getirdi. Hem bu, herhalde işine
de yarayabilirdi.
Bir çarşamba günü saat üçte, Monsieur ve Madame Bovary, arabalarına binip Vaubeyssard
yolunu tuttular. Arabanın arkasına bir koca sandık bağlanmış, çamurluğun önüne de bir şapka
kutusu yerleştirilmişti. Bundan başka, Charles'ın dizleri arasında da bir kutu vardı.
Şatoya sular kararırken, bahçede yol göstermek için fenerler yakıldığı saatte vardılar.
VIII
Yeni - Zaman işi olan İtalyan tarzındaki şato, çıkıntılı iki kanadı ve üç taş merdiveni ile,
üzerinde birkaç inek otlayan koca bir çimenliğin eteğinde, öbek öbek uzun ağaç kümeleri
arasına yayılmıştı; kumlu, kıvrılan yolun üzerinde de, katmerli zakkum, yabani yasemin ve
kartopu fidanları irili ufaklı yeşil kubbeler meydana getiriyordu. Bir köprü altından bir ırmak
geçiyordu; hafif meyilli, üstleri korularla kaplı iki küçük tepenin çevrelediği çayıra serpilmiş,
saman örtülü binalar, akşam karanlığında hayal meyal seziliyordu; arka tarafta, sık ağaçlıklar
arasında, karşı karşıya sıralanmış arabalıklarla ahırlar vardı ki, bunlar yıkılan eski şatodan
kalmıştı.
Charles'ın arabası orta merdivenin önünde durdu, hemen uşaklar çıktı; Marquis de geldi,
hekimin karısını koluna aldı ve hep birden avluya girdiler.
Burası mermer döşeli, gayet yüksek bir yerdi; ayak patır-dıları, konuşulan sözler orada, bir
kilisedeymiş gibi akisler uyandırırdı. Tam karşıda düz bir merdiven vardı; sol tarafta, bahçeye
bakan bir koridordan geçilip gidilen bilardo salonunda, fildişi yuvarlakların birbirine çarpıp
çıkardığı ses, ta kapıdan duyuluyordu. Emma, salona girmek için o koridordan geçerken
masanın etrafında, yüzleri vekarlı, gerdanları yüksek yakalar üstüne oturtulmuş, hepsi de
rütbeli nişanlı, istekaları dürterken sessiz sessiz gülümseyen adamlar gördü. Duvarın koyu
tahta kaplaması üzerine asılmış yaldızlı büyük çerçevelerin altlarında, siyah harflerle yazılmış
isimler vardı. Emma bunlardan birini okudu: «Jean-Antoine d'Andervilliers d' Yverbonville,
MADAME BOVARY
63

burnu kemerli. kırmızı elbiselerin pudra dökülmüş omzu üzerine yayılan perukalar veya etli. şöminenin etrafında hanımlarla konuşuyorlardı. Kraliçe Marie-Antoiriette'in âşığı olduğu da söylenirdi. Şamdanlar-daki mumlar. yemek odasında küçük sofraya oturdular. dolu tabağına doğru eğilmiş. ufki levhaları kaplayan karanlığı biraz hafifletiyor. kaşığının bir değmesi ile. Saat yedide yemeğe çağınldılar. de Lauzun'den önce. Emma. bıldırcınların tüyleri üzerindeydi. Emma. Sandalyesinin arkasında bir uşak duruyor ve onun kekeleyerek.. ne de ananas yemişti. servetinin altından girip üstünden çıkmış ve bütün ailesinin gözünü korkutmuştu. geniş odayı dalga dalga saran gölgeyi giderememişti. Emma. donuk bir buğu kaplamış kesme billur kadehlerin pırıltıları birbirine aksediyordu. Yanında. Comte d'Artois'nın en candan ahbabıydı. bütün o kadınlar içinde yapayalnız. ajurlu sepetlerde iri iri yemişler kat kat yükseliyordu. Marquis kapıyı açtı.» Birini daha okudu: «Jean-Antoine -Henry-Guy d'Andervilliers de la Vaubyessard. bir çocuk gibi peçesini arkadan bağlatmış ağzından salçaları akıta akıta yemek yiyen bir ihtiyar oturuyordu. ancak cilanın çatlaklarına değince ince hatlar teşkil edebiliyordu. göğülerine çiçek takmış beyler. düzenli bir sesle konuşan bir kadındı. o akşam başına sadece bir dantel örtü örtmüş. bu. Sofranın ta üst başında. Saçlarını. ağır ağır. beyaz boyunbağı. parçalanıyor. 29 mayıs 1692'de Hougue-Saint -Vaast savaşında yaralanıp 23 ocak 1693'de Vaubyessard'da ölmüştür. tabağa aktarıveriyordu. Düellolar. uzun arkalıklı bir iskemlede sarışın bir taze oturuyordu. Marquis ve Marquise ile beraber. Bakır çemberli bir çini sobanın üzerinde. kulağına eğilip bağırıyordu. hanımlardan biri (Konağın hanımefendisi) ayağa kalkıp Emma'yı karşıladı. âdeta kutsi bir şeymiş gibi bakıyordu. içeri girince. Gözleri çapak çapak olan bu adam. onlardan azlık olan kadınlar ise. baloya hazırlanmak için. Kırk sularında. Fransa amirali ve Saint-Michel nişanı chevalier'si. bahse girişmeler. siyah çerçevelerdeki resimlerin yalnız açık renk boya vurulmuş kısımları. et ve kuzu mantarı kokularının birbirine karışmasından oluşan bir şeydi. sarayda yaşamış. Marquis de Conflans'ın şatosunda ava çıktığı zamanlar. kendini sıcak bir havanın sardığını hissetti. sahneye ilk defa çıkan bir aktris özeni ile giyinip kuşandı. yuvarlak bir baldırın yukarısında bir dizbağı tokası görülüyordu. barej elbisesini karyolaya yayıp öyle başından geçirdi. Işık. odalarına çıktılar. Ömründe ne nar görmüş. hanımlardan birkaçı eldivenlerini bardaklara sürmediklerine dikkat etti. — Öyle ya! MADAME BOVARY . Emma: — Dans mı diyorsun? diye sordu. omuzları güzel. bu insan dolu salona hareketsiz bakıyordu. O. Emma. piskopos başlığı biçimi konmuş peçetelerin iki katı arasına birer beyzi francala yerleştirilmişti. Marquis' nin kayınbabası Due de Laverdiere'di. sofranın boyunca çiçek demetleri konmuş. M. — Dans ederken supyelerim rahatsız edecek. kraliçelerin koynuna girmişti! Buzlu şampanya getirdiler. İstakozların kırmızı kırmızı bacakları tabaklardan dışarı çıkıyor. geniş kenarlı tabakların içine. dedi. vaktiyle Vaudreuil'de.. parmağı ile işaret ettiği yemekleri. Charles'ın pantolonu göbeğini sıkıyordu. Erkekler avluya kurulan büyük sofraya. hazır kesilmiş yemekleri misafirlerin omuzları arasında dolaştırıyor ve herkesin beğendiği parçayı. bunun ucunu çapraz-vari arkasına atmıştı. bir hâkim p*W 64 MADAME BOVARY gibi vakarlı maltre d'hötel. Madem Bovary. mesela u. ipek çoraplı. ağzında o soğuğu hissedince. 20 ekim 1587'de Coutras çenginde ölmüştür. Sonra hanımlar.uk bir alın. başka yerlerdekinden daha beyaz buldu. berberin öğütlerine göre düzeltti. çiçek. iyi cins çamaşır. o sarkık dudaklı ihtiyara ikide bir gözlerini çevirmekten kendini alamıyor ve ona harikulade.Vaubyessard Comte'u ve Fresnaya baron'u. çünkü bilardonun yeşil çuhası üzerine indirilmiş lambaların ışığı. Toz şekerini bile. iki kişilik bir kanepeye yanına oturttu ve sanki çoktan ahbabıymış gibi onunla dostça konuşmaya başladı. de Coigny'den sonra ve M. kadın kaçırmalarla dolu bir sefahat hayatı sürmüş. kısa külotlu. insana bakan bir çift göz. gömleği işlemeli.» Sonrakiler pek iyi seçilemiyordu. gümüş yemiş kâseleri üzerine alevler uzatıyordu. bütün tenini bir ürperme kapladı. ve bütün o yaldızlı. dumanlan tütüyordu. çenesine kadar tüllere bürünmüş bir kadın heykeli.

Onu arkadan. eteklikler kabarıp birbirine değiyor. Tivoli'yi. Charles gelip onu omzundan öptü. Otur oturduğun yerde. üstümü buruşturacaksın. cins atlan idare etmek. İtalya'dan bahsediyor. Ayaklar yine tempoya uyuyor. gençlerinde ise bir olgunluk vardı. başlarına sarık gibi kırmızı örtüler sarmış. Bir keman ezgisi ve boru sesleri duyuldu. bir aşağı. topuzuna iliştirdiği gül. göğüslerde parlıyor.. madalyonlu bilezikler buluzlar-da titriyor. oynak bir sap üstünde titriyordu. yumuşak tavırları arasında. iki şamdan arasında görüyordu. Dans edenler arasına dağılmış veya kapı önlerinde durup konuşan. üzerine iri markalar işlenmiş. Dantel süsler. aşüftelerle düşüp kalkmak gibi kuvveti işleten ve gurura bir eğlence olan yarı kolay işlerin verdiği o bir nevi sertlik de beliriyordu. Kadriller başlamıştı Davetliler geliyor. Bazen öbür çalgılar susup da tek başına çalan kemancının bir inceliği oldu mu. altın tıpalı şişeler dolaşıyordu. ortalık biraz boşaldı. Emma'nın dudaklarında bir tebessüm beliriyordu. taç biçimi. Fakat az sonra heyecanı geçti. Elbiseleri herkesinkinden daha iyi dikilmiş. İlgisiz bakışlarında.beklerken Emma'nın yüreği biraz çarptı. Kulaklarına doğru hafif hafif kabaran saçları. en ihtiyarı kırkında birkaç kişi (on beş kadar) vardı ki bunların yaş. Kontrdans bitince. İhtiyarlamaya yüz tutanlarda bir genç hali. Emma. Emma kapının yanına bir uzun kanepeye ilişti. Uslu uslu yerlerinde oturan anneler. bir yukarı dolaşıyor. kumaşı her-kesinkinden daha yumuşak gibi gözüküyordu. Sonra: — Zaten. sevda çiçekleri. Emma'dan üç adım ötede. inciden mücevherle süslenmiş uçuk benizli bir taze ile konuşuyordu. dans etmek için yayın ilk vuruşunu. hepsi aynı ailedenmiş gibi. Emma'nın hazır olmasını bekliyordu. koşmamak için kendini zor tutuyordu. kendilerini kalabalıktan ayıran bir halleri vardı. dedi. içeride kumar masasının üzerine atılan altınların şıkırtısı duyuluyor. günü gününe tatmin edilmiş ihtirasların sükûnu görülüyordu. şakaklarına doğru kıvrılan saçlarına sürdükleri pomatlar bile herkesin kullandığından daha iyi gibiydi. güzel eşyanın cilası ile bir kat daha göze çarpan ve çok lezzetli yemeklerden bile ölçülü yemek sayesinde sağlığın korunduğunu gösteren o beyaz renk vardı. dudaklarını. yapraklarının ucundaki yapma su damlaları ile. Vesuve'ü.65 — Sen deli mi oldun? Herkesi kendine güldürürsün. Bir hafta önce Miss Arabelle ile Romuljus'u mağlup etmiş ve İngiltere'de bir hendek . ellerinde büyük tepsiler gezdiren formalı uşaklarla doldu. Cassines'i. aynada. sonra yine grup grup ayakta konuşan' beyler. yaseminler. boynunu hafif sallıyordu. çiçek demetleri yüzlerin gülümsemesini yarı örtüyor. satenlerin hareleri. dans edenler kâh el ele tutuşup. enseden burulmuş saçlara. tatlı bir koku çıkaran mendillerine siliyorlardı. kıyafet veya çehre farkları ne olursa olsun. yeşil yapraklarla süslü üç gül buketi takmıştı. pistonlu kornenin sesi tiz perdeden yükseliyordu. Kadının kara gözleri daha karalaşmış gibiydi. başaklar veya peygamber çiçekleri takılmıştı. Açık safran rengi elbisesine. herkes birbirini itiyordu. Önden kâkül kâkül kesilmiş. Parmaklarının ucu kavalyesinin elinde sıraya girmiş. hekim kısmına yaraşmaz. nar çiçekleri. bilekleri sıkan beyaz eldivenlerin altında. Coliseum'un mehtabını methediyorlardı. Emma hemen merdivenden indi. bir an önce önünüzde eğilen gözler bir an sonra yine gözlerinizin içine bakıyordu. sonra bütün çalgılar birden başlıMB 5 ' 66 MAUAMtBUVAKİ yor. alçak -yakalar içinde rahat rahat hareket ediyordu. lacivert bir parıltı saçıyordu. Charles sustu. Castellamare'yi. tırnakların şekli bile belli olan ellerde. en genci yirmi beş. Ceneviz güllerini. Oturan kadınlar sırasında renk renk yelpazeler sallanıyor. anlamadığı kelimelerle dolu bir konuşmayı dinliyordu. çıplak kollarda şıngırdıyordu. somurta somurta bakıyorlardı. orkestranın ahengine uyup sallanarak öne doğru kayar gibi gidiyor. — Bırak. Yüzlerinde zenginliğin rengi: hani şu porselenlerin uçukluğu. salkım salkım veya dal dal. pırlantah broşlar. nazik. öteki kulağı ile de. kâh ayrılıyorlardı. Saint-Pierre kilisesi sütunlarının iriliğini. Boyunları. lacivertler giyinmiş bir bey.

dedi. ikisinin bacakları birbirine karışıyordu. «sanki bacakları vücuduna girecek gibi» olduğunu söylüyordu. Hep onlara bakıyorlardı. çamurlu havuzu. pekâlâ olur. bunların gürültüsünü duyunca Madame Bovary başını çevirdi ve pencereye dayanmış bakan köylü suratları gördü. bütün vücudunu bir uyuşukluk sardı. kolunu uzattı. maraskinolu dondurma yiyordu. gece şatoda yatacak on iki» kadar misafirden başka kimse kalmamıştı. başını bir an erkeğin göğsüne dayadı. Sabahın üçünde kotiyon başladı. az kalsın düşüverecekti. fenerlerin ışığının karanlıkta kayıp gittiği görülüyordu. Kadının vücudu dimdik. ayağından çizmelerini »çıkarınca ferahlayıp bir. Vi-cömte'un gözleri Emma'ya eğiliyor. ' . yelpazeyi alıp saygıyla hanıma uzattı. kadın bir baş işareti ile teşekkür edip elindeki çiçek demetini koklamaya1 başladı. Sonra yine dönerek. pencereyi açıp dayandı. semiren koşu atlarından. sonra geceler. Mademoiselle d'Andervilliers ile Marquise de dahil olduğu halde herkes valse kalkmıştı. Şimdi balodaydı. —gayet açık yeleği göğsüne yapışık gibi duran bu adama teklifsizce Vicomte deniliyordu— bir ikinci defa gelip Madame Bovary'yi kaldırmak istedi ve: — Ben sizi idare ederim. sıralarda oturanlar azaldı. Fakat vals edenlerden biri. Gözlerini tekrar açtığı zaman baktı. Kanepelerde. Charles. yarı uyumuştu. başka her şeyi kaplayan bir karanlık vardı. oyun için kalan birkaç kişi daha vardı. balonun dışında ise ancak gölge. Oyun masasının başında beş saat dikilip hiçbir şey anlamadan whist seyretmişti. Dönüyorlardı. Bir müddet daha sohbet edildi. kaşığı dişleri arasında. Emma ayılır gibi duvara dayandı ve eli ile gözlerini kapadı. Çiftliği. Yanında bir hanım elinden yelpazesini düşürdü. Emma vals etmeyi bilmezdi. Emma omzuna bir atkı aldı. lambalar. diz çökmüşlerdi. uyumamak. Gece kapkaranlıktı. Bilardo salonuna üşüşüldü. Vicomte onu yerine getirdi. fakat bu sefer yavaş yavaş. Durdu. Bir uşak iskemleye çıkıp iki cam MADAME BOVARY 67 kırdı. duvarların tahta kaplamaları. bir başkası da atının adını anlaşılmaz bir hale sokan dizgi yanlışlarından yakınıyorlardı. görürsünüz. Bir bey geçiyordu. Kapıların yanından geçerken Emma'nm etekliği kalkıp erkeğin pantolonuna dolanıyor. Gece yemeğinde şişe şişe İspanya ve Rhin şarapları açıldı. gözka-paklannı serinleten nemli havayı derin derin içine çekti. O kadın Emma gibi değil. subyeler içildi. pudding â la Trafalgar. şimdi geçirdiği saatin göz alan parıltıları arasmda siliniyor ve Emma âdeta onu yaşamış olduğundan şüphe ediyordu. Sol elinde. Vi-comte onu daha seri bir hareketle sürükleyerek beraberce dehlizin ta öbür ucuna götürdü. Ağır ağır başlayıp sonra hızlandılar. Kadın Vicomte'u seçti ve keman yeniden başladı. etrafla68 MADAME BOVARY nnda her şey. birazdan bırakıp gitmeye mecbur olacağı bu tantanalı hayatın vehmini bir parça daha uzatmak istedi. «oh!» dedi. her şey. Fakat eski hayatının o zamana kadar berrak kalan hatırası. Charles tırabzana asılarak çıkıyor. altın suyuna batmış gümüş bir fincan tutuyor. Yağmur serpeliyordu. elma ağaçları altında mintanıyle dolaşan babasını. Muslin perdenin bir kenarım kaldırıp bakılınca. göğsü gergin. yer. ikisi de bir geçiyor. balık suyuna çorbalar. Kadın orada. muska gibi bükülmüş beyaz bir şey attığını gördü. Emma gözlerini kaldırıp ona bakıyordu. te-rafında dondurulmuş et suyu titreyen tabaklarda türlü türlü sövüşler yenildi. süthanede parmağını daldırıp süt çanaklarının kaymağını aldığı eski hali. gözleri yarı" kapalı. eli belinde. çenesi eğik. daha doğrusu sabahlar hayrolsun denilip şatonun misafirleri odalarına çekildiler. erkek hep aynı vaziyette. Bey eğildi. Biri. Balonun havası ağırlaşmış. heyecanından nefes alamaz bir halde. lütfen alır mısınız? dedi.-onun şapkası içine genç hanımın. sonra arabalar birbiri arkasından gitmeye başladılar. Bey. eşya. sonra yine dönüyorlardı. Hanım: — Yelpazem şu kanepenin arkasına düştü. Balonun müziği hâlâ kulaklarında uğulduyordu. kendi kendini de görür gibi oldu. arkası bir kanepteye dayalı. mil üzerine konulmuş bir daire gibi dönüyordu. lambalar kararmaya başlamıştı. vals etmesini biliyordu! Öbür dans edenlerin hepsini yordular. valse davet için. Emma. çalgıcılar parmaklarının ucunu dillerine değdire değdire serinletiyorlardı. Emma. salonun ortasında iskemlede oturan bir hanımın önüne üç erkek.atlayarak iki bin altın kazanmış bir deikanlının etrafını almışlardı. O zaman Bertaux'yu hatırladı. ağzı önde.

büzüldü. ağızlarına kadar dolu yılan yuvaları gibi. seyislerin birinden arabasını koşmasını rica etti. titriyordu. — İçinde iki puro sigarası da var. kırbaçlar. siz haddinizi bilmiyorsunuz.. Ortada müteharrik iki sütun üzerine araba koşumları yığılmış. atların adları kara harflerle yazılmıştı. akşam yemeğinden sonra içerim. francala artıklarını topladı ve hep bir arada limonluğa gittiler. bu. gem sulukları duvar boyunca dizilmişti. dedi. arabanın arkasına • bağlanmış olan kutu da boyuna küt küt vuruyordu. . Onların nasıl yaşadıklarını bilmek. Sabah kahvaltısında hayli adam vardj. kenarı yeşil ipekli. Hayvanlardan her biri. Nastasie terbiyesizce karşılık verdi. evin içinde kollan böğründe kaldığı zaman ona Nastasie can yoldaşlığı etmişti. kimi çıkan başların hareketinden başka bir şey göremedi. kat kat ehramlar meydana getiriyordu. evi başka şey. Emma hafifseyen bir tavırla: — Rahatsız olacaksın.. Dudaklarını uzatarak. genç kadın eğlensin diye. o hayata karışmak istiyordu. Charles. hayatlarına girmek. bir yere benzemez! Nastasie'nin ağlaması duyuluyordu. Ta uçta. Nihayet: — Sen onu gerçekten mi kovdun? diye sordu. Charles keyifle ellerini uğuşturarak: — İnsanın. o gece gördüklerinden her birinin hangi odada yattığını keşfetmeye çalıştı. dedi. bir salon parkesi gibi parlıyordu. Charles. Arabayı merdiven başına getirdiler. sessiz sessiz oturmuş. Charles. ilk müşterisi o kız olmuştu. sizi kovuyorum! Yemekte soğanlı çorba ile kuzu kulaklı dana eti vardı. tekerleklerin dönmesini seyrediyordu. Emma: — Sen tütün içer misin? diye sordu. likör çıkarılmamasına hekim hayli şaştı. Gevşek dizginler sağrıya çarpıp ter köpüklerine bulanıyor. kanepenin bir ucuna ilişmiş. arkasına dönüp baktı. ortası bir konak arabası gibi armalı bir tabakaydı. önlerinden. Emma onlardan birini Vicomte'e benzetti. tırıs veya dörtnala giden. küçük beygir de kendine pek geniş gelen oklar arasında tırıs tırıs gidiyordu. tabakayı cebine koyup hayvanı kamçıladı. dakikada bir tükürerek) her nefeste bir kere geri çekilerek içiyordu. Eve geldikleri zaman akşam yemeği daha hazır değildi. dedi. Madame öfkelendi. Emma tabakayı alıp hemen dolabın ta dibine atı-verdi. özengiler. Charles sigarasını içmeye başladı. Charles. Charles o kızcağızı biraz severdi. gemler. Bo-varyler de Marquis ile Marquise'e saygıların^ sunduktan sonra Tostes yolunu tuttular. Emma. koşumları son bir defa gözden geçirirken yerde. burada.hayvanların birbirine pek uymayan yürüyüşüne göre kimi batan. kopan çeki kayışını iple bağlayı-vermek için durmak lazım geldi. O şehirde İlk tanıdığı. Vaktiyle karısı ölüp de yanlız. bir fırsat düşerse. Emma şatonun pencerelerine uzun uzun baktı. dedi. paketler yerleştirildi. tavana asılmış saksılar altında diken diken tüylü tuhaf bitkiler. Thibourville tepelerine henüz varmışlardı ki. yanından damak şaklatarak geçilince. Sepet biçimi yemliklerin üzerine çini levhalar asılmış. Sofrada ancak on dakika kalındı. ahırları gezdirmeye götürdü. — Elbette! Kim karışırmış ki? Sonra odaları hazırlanırken oturup mutfakta ısındılar. Charles sigarasını bıraktı. arabayı sürüyor. Sonra Mademoiselle d'Andervillers. Koşumluğun döşeme tahtası. MADAME BOVARY 69 Fakat soğuk ta içine işlemiş. birkaç atlı gülüşerek geçtiler.Ortalık ağardı. uyuyan Charles'a sokuldu. kenarlarından birbirine sarılmış uzun yeşil lifler sarkan. üstü örtülü portakal bahçesinden konağın kahve ocağına (uşakların oturduğu yer) geçilirdi. Bir çeyrek fersah ötede. fıskiyeli havuzdaki kuğulara atmak üzere. Marquis. — Ara sıra. koşup tulumbadan bir bardak soğuk su içti. Emma: — Çıkın dışarı. ağızlarında puro sigaraları. 70 MADAME BOVARY hayvanın bacakları arasında bir şey görüp aldı. yerinde bir asabileşi-yordu. kollan iki yana doğru açık. Soyunup yatağa girdi.

Emma bir romanın sayfalarını çevirirdi. Herkesten gizli. pomata çanaklarının üzerindeki yazıya varıncaya kadar her yerde gördüğü o ışıldayan adı kendi kendine yavaşça tekrar etmekten bir haz duyardı. ondan da geniş bir şey olmuş. dansların havasını unuttu. demirli tekerleklerin gürültüsünü. düşünceli düşünceli çalışan kadıncağız buna kim bilir kaç saat göz nuru dökmüş.. yıldızlar altında kırlardan geçerdi. uşakların elbiselerini. balodaydım!» Sonra yavaş yavaş hafızasına çehreler birbirine karıştı.Ertesi gün. «bugün sekiz gün oldu. yeni açılan mağazalarla alakadar olurdu. kadının hülyası bundan öte geçemezdi. Açar. heveslerini hiç olmazsa hayalen tatmine çalıştı. fakat hasret gönlünde yer etti. Marjolaine şarkısını söyleyerek evin önünden geç'erken Emma uyanır. minimini bir pelesenk gergefte işlenmiştir. konsoluna kaldırdı. karanlıklarda sokak fenerlerinin burkulduğunu. Her okuduğunda Vicomte'u hatırlatan bir şey bulur. altın ve gümüş yaldızlı bir havaya bürünmüş. Charles bir işe gitti mi Emma da kat kat çamaşır altına sakladığı yeşil ipek tabakayı dolaptan çıkarırdı. Böylece o balonun hatırası. bakar.. hatta saten iskarpinleriMADAME BOVARY 71 ni. Emma Tostes'ta Vicomte ise şimdi Paris'te. çardağın. iyi terzilerin adresini. Emma için bir meşgale oldu. çiçek tarhlarının. yük arabalarına binmiş. IX Çok vakit. Vaub-yessard'a gitmek de Emma'nın hayatında öyle bir delik açmıştı. George Sand'ın eserlerini okuyup şahsi arzularını. ya bir hatırayı iliştirmişti. güzel elbisesini. müsamereler.. koşular. pek iyi bildiği bu eski şeylere hayretle bakıyordu. Opera'ya. acaba kimin tabakasıydı?. şehirden çıkıp da toprak yollarda boğuklaşıncaya kadar dinlerdi: 72 MADAME BOVARY — Yarın oraya varacaklar!. acaba neler konuşulmuştu?. bir gece içinde büyük yarıklar açıverir. bunun üzerinde parmağını gezdirerek başkentte uzun uzun dolaştığı olurdu. odaları iyice göz önüne getiremez oldu. Bir Paris planı aldı. her batırılan iğne bu kumaşa ya bir ümit. derdi. O. birbirine dolanmış bu ibrişimler hep aynı sessiz ve ateşli aşkın sürüp gitmesi değil miydi? Sonra bir sabah Vicomte gelmiş.. Her çarşamba. Piyeslerin ilk temsili. Kadınlara mahsus Corbeille gazetesi ile Sylphe des Salons'a abone oldu. bir türlü bitmek bilmedi. bazı noktalar böyle silinip gitti. balolar hakkında yazılanları. Balo ona ne kadar uzak bir zamanda gibi gözüküyordu! Evvelki günün sabahı ile bugünün akşamını kim birbirinden bu kadar ayırmıştı? Hani fırtına bazen dağlarda. sokakların çizgileri arasında. sahneye yeni çıkan bir kadın artistle. bir kelime atlamadan okur. Gece vakti balıkçılar.. her köşede. Son modayı.. Emma bahçesinde dolaştı. Bois de Boulogne'a ne gün gidileceğini bilirdi. Kaneviçenin deliklerinden bir aşk esintisi geçmiş. Fakat merkezini Vicomte'un oluşturduğu daire gitgide genişledi ve taşıdığı hale. on beş gün oldu. aynı yollardan gidip gidip geliyor. götürmüştü. tiyatroların direkli avluları önünde yayılan arabaların basamaklarını görürdü. Belirsiz bir uzaklıktan daima ne olduğunu bilinmedik bir yere gelir.. alçı papaz heykelinin önünde duruyor. yani orada? Paris kim bilir nasıl bir yerdir? Adı bile insana ne sonsuz hayaller veriyor! Emma. Ama o hayhuy içinde kaynaşan . Kitabını sofrada bile elinden bırakmaz. sabahleyin uyanınca: «Ah!» derdi. Caddelerden çıkar. kadının birçok başka hülyalarına ışık verdi. tabakayı almış. büklüm büklüm yumuşak saçlarını değdirmiştir. üç hafta oldu. Eugene Sue'nün romanlarından salonların nasıl döşendiğini öğrendi. Paris. Belki de sevdiği kadının bir hediyesidir. İskarpinlerin pençeleri. Charles konuşarak yemek yerken. Hayalinden onların ardı sıra gider. romanlardaki şahısları bir yönden ona benzetirdi. Okyanus'tan da büyük. mine çiçeği ve tütün kokusu sinmiş astarı kokladığı bile olurdu. çiçek saksıları ile Pompadour saatler arasında dururken. sanki dindarca bir saygıyla. salonları. çıkıp inerek bayırlar aşar. Vicomte'un olacak. Balzac'ın. Nihayet yorulan gözlerini yumar. geniş süveli şömineler üzerinde. Ama yine de katlandı. Zenginliğe sürtünmüş olmak onda da silinmez bir iz bırakmıştı. onun çehresinden ayrılıp daha uzaklara yayıldı. Emma'nın gönlü de onlar gibiydi. evleri gösteren dört köşe beyaz lekeler önünde dururdu. Emma'nın gözleri önünde pırıl pırıl yanıyordu. kayan parkenin mumu ile sararmıştı. kulaklarında bir katedral çanı gibi uğul-dayan.

bir hayli kirli çamaşır ellerdi . tam ayak bileği yerinde. Charles. kolalamayı. sonra satırlar arasında bir hülyaya dalıp dizine bırakıverirdi. üç altın düğmeli. kolunu nemli yataklara sokar. hallerine bakılırsa sade hava ve heveslerine tâbi sanılmakla beraber hepsinin de takdir edilmemiş bir kabiliyeti. bütün gün bir daha eve uğramazdı. içi dolu çiçekliklerden. içlerinde özgür bir yaşam sürülen büyük şatoların balkonundan. elmas pırıltılarından. özel bir ısı gerekli değil miydi?. Coşup çeşit çeşit garip hülyalara kapılırlardı. Seyahate çıkmak veya tekrar rahibeler okuluna dönmek isterdi. kadife örtüleri sırma saçaklı oval masalar etrafında yaşıyordu. Hint bitkileri gibi aşk için de hazırlanmış bir toprak. kar demez. bir söz söylerken üçüncü şahısla hitap etmeyi (1). bütün bu bayağı hayat Emma'nın nazarında. elinden geldiği kadar. kağıt. bırakılıveren ellere akan göz yaşlarını. Çiftlikler sofrasında omletle karnını doyurur. her akşam bir miktar şeker çıkarır. yaz mevsimini gidip Ba-den'de geçirir. şefkatin verdiği rehavetleri. Yeni hizmetçi. budala budala orta halli insanlar. tasalar vardı. kısa pantolonlu uşak diye işte bu adamla yetinmeye zorunluydu!. düşüncesi onlardan o kadar uzaklaşırdı ki. Bunların hayatı ötekilerden üstün. gayet yüksek ihtirasları vardı. Arkasına tamamıyle açık bir robdöşambr giyer. eyeri çözüp yuları takardı. leğenlere bakar. Felicite. büyük büyük sırlar. Mektup yazılacak kimsesi olmadığı halde bir sünger kağıdı. kırmalı gömleği görünürdü. şamdanlar altında. koridordan iri iri çarıkları ile geçerdi. kovulmamak için. ütü ütülemeyi. Zaten eşya kendine ne kadar yakın olursa. döşeme tahtası cilalı salonlarda. kordonlu formalar giymiş uşaklardan ayırmaya imkân yoktu. kestirme yollardan hayvanını sürerdi. Öğleden sonra bazen gidip karşıdaki posta seyisleri ile konuşurdu. kendi giyinirken hizmet etmeyi öğretti. bir kere işi bitti mi. tatlı yüzlü bir öksüz kız tutmuştu.. Hem ölsem.. yazarlarla aktrislerden oluşan alacalı bir kalabalık keyfeder dururdu. halısına ayak gömülen salonlardan. Beline iri püsküllü bir kuşak sarardı. pamuklu hotoz giymeyi menetti. Sefirler âleminde herkes. bir zengin kızı bulup evlenirlerdi. yatağında duasını ettikten sonra kendi kendine yerdi. Gece yarısından sonra yemek yenen lokantaların özel odalarında. hacamatla akan ılık kanın yüzüne sıçramasına ses çıkarmaz. ötekilerin hepsini gizliyor ve bütün insanlığı yalnız onlar temsil ediyordu.-Asıl etrafını çeviren şeyler. hanım büfenin anahtarını ekseriya üzerinde bıraktığından. hizmetçi kız da bir demet saman getirir. etajerin tozunu siler. onun dışında ise. kırkına doğru uslanır. Dünyanın bu hayata karışmayan bölümüne gelince o. Ona. yukarı katta. Ay ¦ ışığında iç çekmeleri. kalçınları içinde ayaklan çıplaktı. Bunlar birer kral gibi cömertti. onu kendine bir oda hizmetçisi yapmak istedi. su getirirken bardağın altına tabak koymayı. Herif. 74 MADAME BOVARY Tostes'ten iki gözü iki çeşme ayrılmış olan Nastasie'nin yerine Emma. on dört yaşında. bir kalem. uzun uzun kucaklaşıp öpüşmeleri. iç sıkan köy. vücudu kavrayan ateşleri. göğüs hırıltılarını dinler. hepsi de birer biçare melek olan kadınMADAME BOVARY 73 larm eteklikleri altından İngiliz dantelleri gözükürdü. aynaya bakar. yemliğe koyardı. içeri girmeden kapıyı vurmayı. bu-lüzün şal yakası arasından. hem de Paris'te yaşasam diye dua ederdi. dairesinde otururdu. Orada etekleri yerlerde sürünen elbiseler. zarf almıştı.kalabalık hayat yine de kısım kısım ayrılmış. perdeleri ipek. belirli bir yeri hatta varlığı yoktu. Emma. içine kendisinin de nasılsa düştüğü ayrı bir âlemdi. yüksek kerevetler üzerine kurulmuş karyola^ lardan. çünkü Charles akşam dönünce hayvanı ahıra kendi götürür. yerle gök arasında. saat dörtten evvel uyanılmazdı. Hanım da. homurdanmadan itaat ederdi. bunu. bunun altından. etrafa yayılan kurdele bir püskül vardı. Her sabah gelip kısrağı tımar eden posta seyisi. Bunlardan yalnız ikisi üçü Emma' nın gözleri önünde canlanıyor. eline bir kitap alır. birbirinden ayrı tablolara bölünmüştü. yağmur demez. meziyetleri bulunan erkekler her eğlencede atlarını çatlatır. nar rengi küçük terliklerinin. duvarları ayna kaplı. Sonra Duchesse'ler çevresi geliyordu: Orada benizler uçuktu. gözün alabildiğine uzayan bir mutluluklar ve sevgiler diyarı vardı. Emma'nın nazarında kaybolmuştu. fırtınalar içinde geçen ulvi bir şeydi. İçindeki arzuya kapılıp ziynet ve ihtişamın verdiği maddi zevkle gönül neşelerini. mintanı delik deşik. tebessümler altında gizlenen heyecanlar. itiyatlardaki zarafetle his inceliklerini birbirine karıştırıyordu.

İçindekileri tazı köpeğine de anlattığı olurdu! Öyle zaman olurdu ki. MADAME BOVARY 75 ineğe pöhpöhlü bir ad takıvermesi kâfi gelirdi. bu kokunun nereden geldiğini bilmez.. gayet basit bir ye(1) Frenklerde uşaklar. ona okuduğu şeylerden bahseder. Emma bazen onun fanilalarının kırmızı kenarını yeleğinin içine sokar. La Ruche Medicale'e abone oldu. hizmetçiler. taze bir koku yayan karısını bulurdu. daima dinlemeye. hazır bir sofra. bunlar da onun üzerine kum gibi serpilmiş altın tozuydu. Zaten ona gitgide sinirleniyordu. ufkun sisleri arasından çıkıverecek beyaz bir yelkenli araştırırdı. ocağının tadını artırıyordu. Darda kalmış gemiciler gibi. Ama ta gönlünün içinden beklediği bir şey vardı. Şöminenin üzerine koymak için iki tane mavi cam saksı. bunları Charles kendi için sanırdı ama hiç de öyle değildi. hastalarını. Fakat Emma utancından yerler geçiyor. giymeye kalktığı soluk eldivenleri bir kenara atardı. Charles ancak teskin edici ilaçlar verirdi. kendinin de taşıdığı o adın meşhur olmasını. sırf kendini düşündüğü için. Akşam yemeğinden sonra onu biraz okur. fakat odanın sıcaklığı ile hazım rehaveti bir araya gelir. Bari kocası şu az söyler. bir müddet sonra da yüksüğü altın suyuna batmış bir dikiş takımı istedi. uzaklarda. cicili bicili şeyler takmalarını gördü. gözlerini hayatının yalnızlığı üzerinde ümitsizce gezdirir. bütün Fransa'da tanınmasını isterdi. «Siz» demez. Rouen'de hanımların Saat kösteklerini. — Ne zavallı adam!. bazen de kusturucu bir ilaç yazar. yumuşak koltuklar ve zarif giyinmiş. yoksa üç güvertelf bir gemi . meyhaneye ayak basmaz ve zaten ahlakı ile herkese güven verirdi. Emma. şamdanlara kendi icadı kağıt çanaklıklar takıver-mesi. çünkü Charles ne de olsa bir insan. beygirden kan alır gibi. Gözleri yaşarıp karısını alnından öptü. bir romanın. elbisesinin bir volanını değiştirmesi. Hastalarını öldürmekten pek korktuğu için. diliyle dişlerini temizliyor. En çok nezle ve göğüs hastalıkları tedavisinde basan gösterirdi. Kibirli olmadığından köylüler onun için çıldırırlardı. örneğin. sükûn bulmak için serin havayı derin derin içine çekti.. Emma. yemek yendikten sonra boş şişelerin tıpalarını kesiyor.fakat her akşam kendini karşılayan alazlı bir ateş. hareketleri de âdileşiyordu. kitapçı dükkânlarma yayılıp gazetelerde tekrar edilmesini. Sıhhati yerinde. yahut Madame ne buyuruyor? Şunu ister mi? diye söz söyler. Emma'da Charles'ın ağzını kulaklarına. sofaya çıkıp 76 MADAME BOVARY pencereyi açtı. onaylamaya hazır bir muhataptı. Charles yaşlandıkça tavrı. saygı sırasında. Charles bu zerafetleri anlamadığı nisbette onların cazibesine kapılıyordu. diş çekmek hususunda bir «Bir cehennem zebanisi» bileği vardı. ocağa attığı kütüklere. Çocukları okşar. beş dakika geçmeden uyûyuverirdi. Charles. zaten küçük olan gözleri. dudaklarını ısırarak içinden: . sinirine dokunduğu için yapardı. Charles müteessir oldu. hatta: «Acaba gömleğe derisinden mi geçiyor!» diye düşünürdü.. kravatını düzeltir. bol bol hacamat ederdi. Artık se-mizlenmeye başladığından. altmışa gelip romatizmalar çağma girince biçimi bozuk siyah setrelerine bir sıra nişan sıralayan adamlardan olsaydı!. Charles'ı döveceği geliyordu. hastanın yanında soy sop toplanmış olduğu bir zamanda. Ama Charles'ın öyle yukarılarda gözü yoktu ki! Geçenlerde beraber konsültasyona gittiği Yvetot'Iu bir hekim. «Ayaklarınızı suya koyun» der veya sülük tavsiye ederdi. Nihayet. kendini etrafa iyice tanıtmıştı. dilber. yeni piyeslerden birinin bir parçasını veya yüksek sosyeteye dair gazetede gördüğü bir hikayeyi anlatırdı. Sanki ömrü küçük bir patika. Onlar hayatın zevkini. akşam bu vakayı anlatınca Emma o hekime hayli içerleyip ağır sözler söyledi. saçları bir yele gibi lambanın ayağına yayılmış. hizmetçi kız o yemeği iyi pişirememişse bile Charles. çenesi iki eline dayalı. Ne zavallı adam!» diyordu. orada Öylece kalırdı. Bu hangi rastlantının belirtisi olacak? Onu kendine kadar hangi rüzgâr getirecek? Onunla hangi kıyılara gidecek? Bu bir şalupa mı. son lokmasına kadar keyifle göçürürdü. Doğrusu cerrahlıktan da çekinmezdi. onlardan kendi de aldı. yüzü terütazeydi. geceleri kitaplar içinde çalışır. elmacıkların şişkinliği ile şakaklara doğru çekilir gibi bir hal almıştı. asma saatin rakkasına bile dert yanası gelirdi!. «Fennin ilerlemelerinden haberdar olmak için». vardıran bin bir incelik vardı. ona âdeta hakaret etmişti. çorba içerken her yudumda gurk gurk diye sesler çıkarıyordu. Bazen de. Emma ona bakıp omuzlarını silkerdi. Monsieur. Bovary adını.

şehir dışındaki yoldan toz kopa«p getirir. Fakat her sabah uyanınca onu o gün için umar. yoksa lombarlarına kadar mutlulukla mı doludur?. Berber de eğilimini istediği gibi geliştiremediğinden. pencerelerden birine yapıştırılmış bir eski fistan modeli ile bir de. okulun hocası. Neye yarar? Neye yarar?. başında siyah kadife takkesi ile çıkıp evinin kepenklerini açar. saçları sapsarı yarım kadın heykeli vardı. Havanın'güzel olduğu günler Emma bahçeye inerdi. korucu da bulüzüne bağlı kılıcı ile geçerdi. ne kadar yavan olursa olsun. belirli aralıklarla sürüp gider. Fakat bütün eylül ayı geçti. onların arasından geçen ışık. uzun parlak iplikleri birinden öbürüne 78 MADAME BOVARY uzanan bir sırma işleme gibi parlardı. her patırdıyı dinler. rıhtımda veya tiyatro yanında. bir taraftan da çanm o monoton sesi. ziynet namına. Allah öyle emretmişti!. Pazar günü. onların önlerinde sıçrayan başı açık çocuklar. İlk sıcaklar başlayıp da armut ağaçlan çiçek açınca. belediye dairesi ile kilise arasmda tasalı tasalı gezinerek müşteri beklerdi. kömürleri yayar ve ocağın sıcaklığı ile vücudu gevşeyip üzerine iç sıkıntısının daha bir ağırlığı çöktüğünü hissederdi. O dükkânda süs. kapısını kapatır. dipte kapısı sımsıkı kapalı.. Kırağı. diyordu. Acaba bin çeşit tasa ile mi. Sabah akşam posta atları. birbirini izleyip duracak ve bir şey getirmeyecekti! Başkalarının hayatında ise. nakışlarını dolaba kaldırdı. Müziği bıraktı. heykelin suratını cüzzamlıya döndürmüştü. Temmuzun daha başlangıcından başlayarak ekime kaç hafta kaldığını parmakları ile saymaya başladı.. Halbuki Emma için bir şey. ne bir mektup geldi. her şey uykuda gibiydi. Akşamın dördü olur olmaz lambayı yakmak lazım gelirdi. Çalgı çalıp da ne olacak?. herkes evlerine dönerlerdi. Nihayet halk kiliseden çıkardı. yeni mintanlarını giymiş köylüler. Çitin yanında. Emma sonra yukarı çıkar. yerinden sıçrar.. hiçbir zaman etrafında hayranlık fısıltılarının kalbine ferahlık veren bir rüzgâr gibi estiğini duymayacak olduktan sonra çalışıp öğrenmek neye yarar? Resim defterlerini. Demek ki günler. Kuş sesi duyulmazdı. dekor değişiverir. hiçbir şey olacağı yoktu. Marquis d'Ander-villiers Vaubyessard'da belki yine bir balo verir diye düşünüyordu. lahanalar üzerinde. Dikiş dikmekten sinirleniyor: — Her şeyi okudum. günün birinde bir hadise çıkması ihtimali vardı. berberin dükkânı üzerine tabela diye asılmış.mi olacaktı?. rüzgâr. güneş batınca hüznü biraz daha artar: «Ah! Bir yarın olsa!» derdi. yaklaşıldığı zaman üzerinde birçok ayaklı tespihböceklerinin süründüğü görülen duvarın sivri tepesine bir hasta yılan gibi sığınmış asma. üstü saman örtülü çardak. bazen bütün gün hiç değişmezdi.. Boyanmış çarıklı kadınlar. donuk camlardan süzülür gibi. sonra köylere dağılıp kaybolurdu. dükkân açmak hülyaları kurup bütün gün. üçer üçer sokaktan geçirilip gölden su içmeye götürülürdü. kilisede akşam çanı çalınırken içine ne kadar hüzün çökerdi! Çanın birer birer vuran çatlak seslerini dikkatli bir şaşkınlıkla dinlerdi.. «bouchon» oynarlardı. bazen uzakta bir köpek ulur-du. Rouen gibi bir büyük şehirde. ağır ağır yürüyerek güneşin solgun ışıkları ile sırtını ısıtıp kabartır. alçısı da dondan pul pul dökülmüş. Kim dinleyecek? Arkasında kısa kollu bir kadife elbise ile bir konser salonunda bir Erard piyanosu başına oturup fildişi tuşlar üzerinde parmaklarını hafifçe koşturamayacak. Gelecek. Beş altı kişi de —Her hafta aynı adamlar— ortalık iyice kararıncaya kadar. sonra. nefes darlıkları çekti. küçük bakır leğenlerin çifte çubukları üzerinde gıcırdadığı duyulurdu. beyazımtırak bir renk alır. utancı mani olurdu. hepsi birbirinden farksız. rüzgâr olduğu zaman da. ne de bir davetçi. karanlık. Orasını bilmezdi. MADAME BOVARY 77 O ümidi de kırıldıktan sonra kalbi yine boşalıverdi ve artık sıra ile yine aynı günler başladı. Aşağıya inip hizmetçi kızla konuşmayı gönlü isterdi. Damda bir kedi. Oturup saç maşalarını kızdırır veya yağmurun yağmasını seyrederdi. Her gün. daracık bir dehlizdi. aynı saatte. Amerikan çamlarının âltinda dua kitabını okuyan üç köşe şapkalı papazın sağ ayağı kırılmıştı. Her sabah pencereler buz tutmuş bulunurdu. onun gelmemesine şaşardı. O yıl kış soğuk oldu. geleceğinin mahvolduğundan yakınır. Ara sıra bir meyhane kapısının açılırken çalan çıngırağı. Bir maceradan bazen bitmez tükenmez sonuçlar doğar. ama buna kibri. Yaz tekrar geldi. hanın büyük kapısı önünde. . örneğin.

böyle pek mutlu. Hizmetçi kıza. ağır ağır yola düzülürdü. şimdi gün oluyor. iyileşmesinin hatırasını kutlamak için damadına kendi eli ile kocaman. Kendi için ayrı yemekler pişirtip elini bile sürmüyor. Şubatın sonlarına doğru Rouault baba. boylan parmak kadar oyuncular. koltuklar. arkasında lasting ceketi ile. köşelerinden birine yaldızlı kağıtla birleştirilmiş ayna parçaları onları birkaç misli çoğaltırdı. pek zarif olan Emma. başkalarının halinden öyle kolay kolay anlamamasına rağmen. bir hayli azarlayıp hakaret ettikten sonra hediyeler verir veya gidip komşularla çene çalmasına müsaade ederdi. Bu sefalet böyle sürüp gidecek mi?. Bazen öğleden sonra. nöbet tutarmış gibi dolaştığını görürdü. inek. başında takkesi. sanki hayatın bütün acılığı önündeki tabağa dolar ve haşlama etin dumanı burnuna geldikçe. 80 MADAME BOVARY Emma geçimsiz. bunları duydukça kocasının gözleri faltaşı gibi açılırdı. sonra nefesine darlık gelir. kısa pantolonlu beyler. kâh hazin ve ağır kâh neşeli ve akıcı olan havalar. bir şey oldu mu. o kadar ki. beyaz dişlerini göstererek tatlı tatlı gülümseyen bir erkek başı belirirdi. konsollar arasında döner. köylü ana babadan doğup onların nasırlı ellerinin katılığını ruhlarından bir türlü gideremeyen insanların çoğu gibi sert yürekli olmasına. Charles hastalarına gittiği için onunla asıl Emma konuştu. pencereleri açıp incecik elbiseler giyerdi. pırıl pırıl avizeler altında dans edilen havalardı ve dünyanın Emma'ya kadar gelen yankılarıydı. uzun ceket giymiş Tyrol delikanlıları. hafifsediği bir kimse. Mutlu yaşayan kadınlardan aşağı kalan nesi vardı ki! Vaubyessard'da gördüğü nice Duchessele-rin vücutları kendisininkinden çok daha hantal. kadıncağız bir daha o sözü açayım demedi. ve XVIII. kendini şaşırtan bir memnuniyetle kapadı. dana. Odada tütün içti. dönerken. kesesin-deki bütün ufaklığı fukaraya attığı da olurdu. Adamcağız. salonlarda söylenen şarkılar. Emma bir iki fındık geveler veya bıçağı ile muşambaya çizgiler çizerek eğlenirdi. <1) XVII. Ama asıl yemek saatlerinde. . herkesin övdüğünü kötüleyip. duvarları sızan. bir hülyadan bir hülyaya. örneğin tiyatrolarda çalınan besteler. hatta bir gün. Bunlar. hiç üstüne bakmıyor. yüzü güneşten kararmış. askısı omu-zunu yoran çalgıyı dizinden biraz kaldırırdı. Kafasının içinde bitmez tükenmez zarabandalar (1) uyanır ve aklı. Eskiden pek titiz. kül rengi pamuk çoraplar giyiyor. Hemen bir vals başlar ve çalgının üzerine kurulmuş ufacık bir salonda.. bir gün sade süt. hizmetçilerin dinine diyanetine göz kulak olmanın. hanımına borç olduğunu söylemeye kalkışan Madame Bovary'ye öyle öfke ile ve öyle soğuk bir gülümseme ile cevap verdi ki. Zaten artık kulağına nasihat masihat gireceğe hiç benzemiyordu. soluna. pembe hotozlu hanımlar. yüzyıllarda moda olan bir dans. oturma odasının penceresi önünde. davranışları. Zengin olmadıkları için masraftan kaçmak lazım geldiğini. Çok vakit inat edip evden dışarı çıkmaz. bu hissini gizlemeye çalışmazdı. Zaten beğenmediği. siyah setreli maymunlar. büyük perhiz günlerinin bir kısmını Tostes'ta geçirmeye gelen ihtiyar Madame Bovary bu değişikliğe hayli şaştı. kutunun arabeskli bir bakır kafesle örtülü pembe canfes bir perde altından uğuldayarak dağılırdı. kasketine atılan beş on kuruşu aldıktan sonra çalgısını bir eski mavi yün battaniyeye sarıp omuzuna atar. kümes ve belediye meclisi sözü etti. BaMADAME BOVARY 79 zen sınır taşına doğru koyu sarı bir tükrük fırlatır. kanepeler.Madame Bo-vary gözlerini her kaldırışında onun. Artık evin işine bakmaz olmuştu. o gidince arkasından Emma kapıyı. evin efendisine. bazen garip garip fikirler yürütmeye. daha birtakım böylesine sözlerle kaynanasının ağzını kapıyordu.. döşeme taşları nemli küçük odada oturmaya dayanamıyordu. pek memnun olduğunu. ruhunun ta derinliklerinden. Adamcağız sağına. günü gününe uymaz bir kadın oluyordu. başka yerlerde. pencerelere bakarak manivelayı çevirir dururdu. ahlaksızlık sayılan şeyleri övmeye kalkardı. ziraat. lamba yerine mum yakıyordu. Emma da gözleriyle arkasından onu seyrederdi. Charles'ın yemek yemesi uzun sürerdi. zemin katındaki sobası tüten. bir hüzünden bir hüzne geçerdi. sohbetleri çok daha bayağıydı. kapısı gıcırdayan. siyah favorili. bir halının çiçekleri üzerinde rakseden bir Hint çengisi gibi. ertesi gün de on on iki fincan çay içiyordu. Tostes'tan çok hoşlandığını söylüyor. çalgıya uyup sıçrar. ocağın ızgaralarına tükürdü. birtakım başka. yavan» tatsız kokular yükselirdi. güzel bir hindi getirdi ve Tostes'ta üç gün kaldı. Emma bundan yakasını kurtaramayacak mı?.

Emma. aldığı cevabı beğendi ve Emma'nın sıhhatinde bir iyilik gözükmezse bahara doğru göçmeye karar verdi. Oraya vardınız mı. Oraya buraya baş vurduktan sonra. basık tepeciklerin meydana getirdiği tümseğin eteğinde uzayıp arkaya dönünce Bray diyarı otlakları ile birleşir. pirinç teller kıvrılıyor. Nüfusunun ne kadar olduğunu. âdeta bir konuşma hastalığına tutuluyordu. yakındaki yolculuğu düşünerek çekmeyi düzelttiği bir gün. sağ taraf sürülmüş toprak.» Tostes'tan kalkıp gitmek Charles için doğrusu ağır bir şeydi. Ama öyle lazım geliyorsa ne denir? Karısını Rouen'a götürüp eski hocasına gösterdi. bu çizgiler. çalıya benzer bir şey gözüktü. Böyle zamanlarda kollarına bir şişe dolusu kolonya dökülürse canlanırdı. Başını duvarlara dayayıp ağlar. Çayır. kadife yakası sırma şeritli büyük bir mantoyu andırır. Rieule ırmağının suladığı vadinin ta bitimindedir. insanlarının dilinde de bir hususiyet bulunmayan. büzülüp katılaşmış kağıt yapraklar. ne yapıp yapıp kuru bir öksürük peyda etti ve iştahı büsbütün kesildi. ekin de hayli paMADAME BOVARY 83 . Abbaville yolu ile Beauvais yolu arasında. ta ufukta. Düğün buketinin teliymiş. sonra boruya girip kayboldu. kıpırdamaz olurdu. ağzını açmaz. Madame Bovary gebeydi. Rengi soluyor. Andelle nehrine dökülmeden önce. civarda akan bir yığın çelikli maden sularından ileri gelir. Charles «Va-leriane» içirip onu kâfurulu banyolara soktu. küstahça eğlenceleri: «Bunlar elbette insana benim hiç bilmediğim çılgınca zevkler tattırır!» diye kıskanırdı. Argueil ormanının meşeleri ile Saint-Jean tepelerinin. Sonra küllerin üzerinde yavaş yavaş yanıp eriyen kıpkırmızı. suyuna yordu ve gidip başka bir yere yerleşmeyi ciddi olarak düşündü. doğu tarafında ise. sobanın tepesi boyunca birer kara kelebek gibi uçuştu. üç değirmen işletir. Rouen'dan sekiz fersah uzaklıkta. Buket bir saman parçasından daha çabuk tutuştu. Bunun üzerine. oranın eczacısına bir mektup yazdı. Bazı günler çenesi açılır. yağmurların bıraktığı izlerdir. Emma onun yanışını seyretti. Limon çiçekleri tozdan sararmış. ne idüğü belirsiz bir bölgedir. şerit eriyordu. Fakat ne tecrübe edilse onun sinirlerini bir kat daha bozuyordu. vadi ayaklarınızın altındadır. MADAME BOVARY 81 Durmaksızın Tostes'tan şikâyet ettiği için. Irmak. parmağına bir şey battı. karşınızda. Charles onun hastalığını memleketin havasına. birdenbire bir uyuşukluk başlar. Bir sinir hastalığıy-mış. bu coşkunluk nöbetlerinden sonra ise. Küçük mukavva yemiş taneleri patlıyor. yürek çarpıntıları çekiyordu. Dört yıl oturduktan sonra. yukardan aşağı irili ufaklı çizgiler taşıyan dik dik yarlarını görürsünüz. o çevre böylece.Bunları düşündükçe Tanrının adaletsizliğine karşı bir nefret duyardı. maskeli geceleri. gürültülü yaşantıları. Emma kaldırıp ateşe attı. manzarasında bir özellik olmadığı gibi. Emma sirke içip zayıfladı. yavaş yavaş yükselen ova gitgide genişler ve artık gözün alabildiğine sarışın başaklı tarlalar görürsünüz.. Mart ayında Tostes'tan hareket ettikleri zaman. sol taraf çayır. en yakın meslekdaşın yerini. sırma zıhlı saten kurdeleler kenarlarından iplik iplik akmaya başlamıştı. MB 6 İKİNCİ KISIM I Bir zamanlar bir Kapüsen rahipleri manastırı bulunduğu için (Şimdi onun harabeleri bile kalmamıştır) adına Yonville -l'Abbaye denilen büyücek köy. pazar günü çocukların olta ile tutup eğlendikleri birkaç alabalık bulunan ağzında. «Tam işlerinin yoluna girdiği bir zamanda. çayırların rengi ile evleklerin rengi arasında beyaz bir çizgi gibidir. kül rengi dağın üzerinde beliren ki-• remidi lekeler de. daha birkaç noktayı öğrenmek için. Neuf châtel peynirlerinin en kötüleri orada yapılır. O küçük ırmak. Burası Normandie ile Picardie ve İle-de-France'ın birleştiği. Neuf-Châtel'e bağlı Yonville-l'Abbaye adında oldukça büyük bir kasaba bulunduğunu. Charles. vadiyi görünüşleri bambaşka iki bölgeye ayırır. Çimenin kenarından akan su. hava değiştirmek lazımmış. oraya varınca. kaçan hekimin yılda ne kazandığını. Boissiere'de büyük caddeden ayrılır. oranın Leh mültecilerinden olan hekimin bir hafta önce kaçıverdiğini haber aldı. yere serilmiş. Yonville-PAbbaye'ye varmak için. Leux tepesine kadar dümdüz giden yolu tutarsınız.

bir ayağında da adalet terazisini tutan bir Gaule horozu oturtulmuştur.» gibi türlü ilanlarla kaplıdır. Ama. Regnault macunu. havai fişeğini andıran o ışıklar arasından bir bakın. görürsünüz. dört şamdan arasında. tam meydana çıkılan yerdedir. sonra. duvar boyunca dizilmiş ve kimisine. 1835 yılma kadar. kimine yemiş sırığı dayanmış. kimine merdiven. fiyatların düşmesine bakmaz. Kilisede görülen bundan ibarettir. Kilise. yere serdiler mi. olduğu gibi kaldı. şaraphane. Yonville'e gitmek için araba yolu yoktu. binanın daraldığı yerde. eşiğe kadar gelip. kimi düz. Zemin katında. zemin katlarının kapısına da. Sonra. çarıklarla basıldıkça gıcırdayan bir döner merdivenle çı-1 kılan. Tepenin eteğinde. sıhhi çikolata. mavi boyası da yer yer koyulaşıp sararmıştır. su başında öğle uykusuna yat-. dört köşe öbekler meydana getirmiştir. parıl parıl yanan armalı levhalar asılıdır. Altın Aslan Oteli'nin yanında. Ta uzaktan görülür. yirmi adım ötede. Dükkânın genişliğine büyük tabelada da. bir süpürge sapına asılmış bir demet eğreltiotunun sallandığı görülür. Grek tapmaklarını andırır bir binadır. Arabistan unları. kollarını masasına dayamış eczacıyı. «Kutsal Aile» tablosunun bir kopyasıdır ki> bunun da altında «İçişleri Bakanının Hediyesidir» cümlesi yazılıdır. sargılar. kiremit örtülü bir damdan ibaret olan sebze hali. İçerlere doğru gittikçe bahçeler darlaşır. taş merdivenin iki tarafında. ovadan ayrılıp kendiliğinden ırmağa doğru büyüyüp gitmiştir. evler sıklaşır. Seltz. kapıda. saten fistan giydirilmiş. kara ekmek kırıntılarını yiyen civcivlerin içeri girmesine mani olmak için. Ev yukarıdan aşağıya kadar. İonia üslubunda üç sütun.bırakılmıştır. tarımı düzeltmeye çalışacaklarına hâlâ. elma şarabına batırılmış. erkeklere mahsus bir mahfil vardır. kan temizleyici murab-balar. muntazam. erganunların bulunması lazım gelen yerde. iki tarafına akçakavak fidanları dikilmiş şose. yaldızlı . Büyük mihrabın üzerinde. üzeri: «Burası falanın yeridir» yazılı paspaslar mıhlanmış sıraları yandan aydınlatır. Yonville'in büyük meydanının hemen hemen yarısını kaplamıştır. kiminin dallarına oltalar ve oraklar asılmış sık yapraklı ağaçlar altında oraya buraya dağılmış. darcet hapları. doğru kasabanın ilk evlerine götürür. Daha ötede. Homais'nin eczanesidir! Hele akşam vakti. fakat o yıllarda. Paris'ti bir mimarın planına göre yapılmış belediye dairesi. Raspail ilacı. dökme demirden birer saksı vardır. lapalar. Kilise. ırmak kenarına uzanmış hali ile. kimi yuvarlak. kapısında sokağı işgal eden iki üç yeni yük arabası bulunan arabacı ustasının dükkânı gelir. göbekli camlarının ortası şişe dibi gibi düğümlü basık pencerelerinin üçte ikisini örter. çünkü bu kum ve çakıl dolu gevrek toprağı verimli kılmak için bol bol gübre lazımdır. «Vichy. bunun üzerindeki kubbeye de.halıya mal olur. parmağını ağzına götürmüş. köprüyü geçtikten sonra başlayan. Koroya ait yerin çam tahtasından iskemleleri boyasız. sokağın öbür tarafında. sükûta çağıran bir aşk heykeli ile süslü yuvarlak bir çimenlik arkasından beyaz bir ev görünür. çifte cereyanlı gaz lambası yanıp da. Gözlere kadar geçirilmiş birer kalpağı andıran saman örtülü saçaklar. eczacının evinin yanındaki köşededir. taktirhane gibi binalarla dolu bahçeler ortasındadır. günah çıkarma yerinin karşısında. bir pencere altında. X'uncu Charles'ın saltanatının son yıllarında yeniden yapılmıştır. camekânı süsleyen kırmızı. Onun etrafını çeviren ve ancak göğüse kadar gelen bir duvar içine alınmış küçük mezarlık o kadar 84 MADAME BOVARY doludur ki. elmacık kemiklerine Sandwich adalarının kadın mabudu gibi allık sürülmüş bir Meryem Ana heykeli vardır. yere düz düz konuvermiş beyaz taşlar birbirine bitişik gibidir. burası noterin evidir ve kasabada bundan güzeli yoktur. Düz renk camlardan giren ışık. Bareges suları. kimi matbaa işi taklidi harflerle yazılmış. otlar orada kendiliğinden. M. Yonville-l'Abbaye. birinci katta tam kemerli divanhane ' vardır. nalbandın ocağı önünden geçilir. yeşil kavanozlar o iki renk ışıklarını uzağa. mış bir inek çobanını andırır. Ahşap kubbe tepesinden çürümeye yüz tutmuş. bir ayağını Özgürlük Ya-sası'na basmış. çayır yetiştirmekte inat ederler. başına pullu bir tül örtülmüş. «Bu yeni çıkışlara» rağmen. Kapının üzerinde. Yirmi kadar direk üzerine çatılmış. alçak. Çaprazvari kara takozlu alçı duvara bazen cılız bir armut ağacı abanır. vs. Fakat göze en çok çarpan şey. Her yanı çitlerle çevrilmiş olan bu evler. bir tarafından itilince dönen birer tahta perde konulmuştur. Abbaville yolunu Amiens yoluna birleştiren ve Rouen'den Flandres'a giden arabacıların bazen faydalandıkları bir kasaba yolu yapıldı. tembel köy. Ahalisi. çitler kaybolur. bir parmaklık arasından. arabalık.

. M. sırtını ocağa vermiş. Bilardo salonundaki göç şirketi adamları yine kıyamet koparıyor! Arabalarını da büyük kapının altına bıraktılar... kapıya bir küme halinde devam ettikleri için bu kısım boş kalmıştır. Eczacı devam etti: MADAME BOVARY . patates ekmeğe hâlâ devam ediyor ve: — Ne yapayım. kendi halinden memnun olmaktan başka hiç bir ifade yoktu. boş topraktan istifade edip patates ekmiştir. mezarlar. bunun içindir ki. her şey değişti. yenisini alırsınız. mezarlığı büyütmek için duvarlardan biri kısmen yıkılmış. ısınıyordu. Ertesi gün kasabada pazar kurulacaktı. Şimdiki oyuncular köşe deliklerinin dar. Eczacı yazılıdır. biraz çalı çırpı topla. tencereleri başında uğraşırken alnından iri ter damlaları akıyordu. mutfağın masası üzerine. Homais adı bir daha yazılmıştır. bir camlı kapının üstünde «Laboratuvar» kelimesi okunur.. Kümesten de. Anlatacağımız hadiselerden beri Yonville'de hiçbir değişiklik olmamıştır. odun alaz alaz yanıyor. çuhayı yırtacaklar. iki tarafında birkaç dükkân bulunan sokak (Kasabanın biricik sokağı). küçük salondaki üç değirmenci. böylelikle her cenazede iki katlı kazancı olan bekçi. içki getirilmesi için bağırıp duruyorlardı. değil mi? Kırlangıç gelince devirip bir yanını kırar! Sen Polyte'i çağır da arabalığa çekiversin. eczacının dölütleri. dedi. başı ucunda asılı saka kuşu. Ama küçük tarlası yıldan yıla darlaşıyor. fino tüyünü andıran kıvırcık yelesini yolculara hâlâ gösteriyor. Tellier'ye baksanıza. Kilisenin çan kulesi üzerinde tenekeden üç renkli bayrak dönüp duruyor. kamış kafesinde ne kadar kay-gusuzsa bu adam da hayatta o kadar tasasıza benziyordu: İşte Yonville-l'Abbaye'nin eczacısı. çiğ et parçaları arasına yığılmış tabaklar. yolu döndünüz mü kesiliverir. Otelci kadın öfkesinden kıpkırmızı kesildi. onu bile kestiremedim! Aman Allahım!.. her zamanki müşterilerinin. sabahtan beri belki on beş parti oynayıp sekiz testi elma şarabı içtiler!. sürahileri doldur. demekten sıkılmıyor. memlekette bir salgın olunca bekçi. eskisi gibi. sırma püsküllü hafif çiçek bozuğu bir adam. hizmetçinin boğazlamak için tutmaya çalıştığı tavukların bağrışmaları duyuluyordu.üzerine mıhlanmış büyük terazilerin arkasında. çorba ve kahve pişirmek lazımdı.MADAME BOVARY 85 harflerle: Homais. Bir gün papaz dayanamadı: — Siz ölülerin sırtından geçiniyorsunuz. tuhafiyecinin kapısına asılı. yağmur yiye yiye solmuş altın aslan. birer beyaz kav yumağı gibi. Madame Lefrançois. yoksa mezarlar çoğaldı diye keder mi etsin. alaca bezinden iki flama. rüzgâr estikçe sallanıyor.. Bir kurşun atımı uzunluğunda. Lestiboudois! dedi. çabuk ol!. onlara uzaktan bakarak: — Bir şey değil. Asıl işinden başka mezarcılık ve kilise hademeliği eden. bilemiyor. Şimdiden etleri kesip tavukları te86 MADAME BOVARY mizlemek. hem pek çok. Beklediğiniz misafirlere yemekte tatlı diye ne vereceğiz. Kolera salgınında.. istekaların ağır olmasını istiyor. Üzüntü veren bu söz onu düşündürdü ve bir süre işine engel oldu. Homais: — Ne çıkar? dedi. Otelci kadın: — Artemise! diye bağırıyordu. Yani bir bilardo mu alayım? — Görüyorsunuz ki bunun tutar yeri kalmamış. cenaze sıklaştı diye sevinsin mi. Yeşil meşin terlikli.. siyah zemin üzerine yaldızlı harflerle. Yonville'de görülecek başka bir şey yoktur. İnan olsun... üç acre toprak daha satın alınmışsa da. Yüzünde. Monsieur Homais. Onu sağda bırakıp Saint-Jean tepeleri eteği takip edilince.. size kaç kere söyledim. mezarlığa varılır. İnsan zamanına ayak uydurmalı. Bovarylerin Yonville'e varacakları akşam. üzerinde ıspanak kıyılan kütüğün sarsıntısından boyuna titriyordu. kömür çatırdıyor.. Bundan başka. çok sürmez. bilardo başından kahkahalar geliyordu. yine de söyleyeyim: Siz bundan zarar göreceksiniz. o otelin sahibi dul Madam Lefrançois o kadar telaş içindeydi ki. Artık bileğe bakan kalmadı. kendiliğinden yetişiyor!. çamur rengi ispirtonun içinde çürüyor ve otelin büyük kapısı üzerinde. tezgâhın . rakı getir.. Elinde kevgiri. doktorla karısının ve hizmetçinin yemekleri hazır edilecekti. Dükkânın dibinde. kadife takkeli. Bu kapının ortasında... fakat Lestiboudois. Dul kadın haykırır gibi: —v Ne? dedi..

87
— Ne derseniz deyin, onun bilardosu sizinkinden iyi; birinin aklına gelip de, olur a, ya Polonya
veya Lyon'da evi barkı su altında kalanlar yararına vatani bir bilardo müsabakası tertip edilse...
Otelci kadın iri omuzlarını silkerek M. Homais'nin sözünü kesti:
— Biz öyle çulsuzlardan mı yılarız?.. Hadi hadi! Monsieur Homais, Altın Aslan sağ kaldıkça,
müşterisi eksilmez. Bizim sırtımız yere gelmez, ama bir sabah, hem de pek yakında, Cafe
Français'yi kapanmış, kepengine de koca bir yafta asılmış görürseniz hiç şaşmayın!..
Kendi kendine söylenir gibi devam etti:
— Bilardoyu değiştirmeliymiş... Çamaşır katlayıp ütülemek için ne kadar işime yarıyor; hem
av vakti, onun üstünde altı kişi yatırdığım bile oldu... Hivert miskini de nerede kaldı?
Eczacı sordu:
— Beylerin yemeğini çıkarmak için onu mu bekleyeceksiniz?
— O beklenilir mi?.. M. Binet'yi ne yaparız? Görürsünüz, saat altıyı çalar çalmaz, kapıdan girer.
Her işini saat gibi yapmakta eşi emsali yoktur. Daima da küçük salonda yeri hazır olmalı!
Kafasını kesseler başka yerde yemez! Her şeye de bir bahane bulur. Öyle elma şarabını
beğenmez. M. Leon da aksine; onun yedilere yedi buçuklara kadar gelmediği olur; önüne ne
verilse bakmadan yer. Ne iyi delikanlı! Bir kere olsun ağzından sert bir söz duymadım.
— Elbette! Terbiye görmüş bir adamla vergi tahsildarlığı eden bir jandarma emeklisi bir olur
mu?
Saat altıyı vurdu. Binet kapıdan girdi.
Arkasındaki lacivert redingot, zayıf vücudunun etrafına hiçbir buruşuk oluşturmadan dümdüz
düşüyor, tepeden şeritle bağlanmış kulaklıklı meşin kasketin yarı kalkık güneşliği altında,
miğfer giye giye ezilmiş gibi, dazlak alnı gözüküyordu. Siyah çuha yeleği, kıl yakalığı, gri
pantolonu vardı; ayaklarına da kış yaz, parmakları çıkıntılı olduğundan, iki yanı şişkin, pırıl pırıl
boyalı çizmeler giyerdi. Çene kemiğinin altından dolaşıp, ufacık gözlü, kemerli burunlu, donuk
uzun yüzünü bir tarh çevresi gibi kuşatan sarı sakalının bir kılı bile çizgisinden taşmıyordu.
Kağıt oyunlarının hepsinde usta ve iyi bir avcı olan bu adamın
88
MADAME BOVARY
inci gibi de yazısı vardı; evine bir torna almıştı, vakit geçirmek için peçete halkaları yapar, bir
sanatkâr kıskançlığı ve bir «bourgeois» cimriliği gösterip bunları dağıtmaz, evini bunlarla
doldururdu.
Küçük salona doğru yürüdü. Fakat önce oradan üç değirmenciyi çıkarmak lazım geldi; tabağı,
kaşığı, çatalı getirilinceye kadar Binet sobanın yanındaki yerinde ağzını bile açmadan durdu;
sonra âdeti üzere kapıyı kapatıp kasketini çıkardı.
Eczacı, otelci kadınla yalnız kalınca:
— Şu adamın ağzından hiçbir zaman gönül okşayan bir söz çıkmaz! dedi.
Otelci kadın cevap verdi:
— O hep böyledir... Geçen hafta buraya iki yolcu inmişti; kumaş komisyonculuğu
ediyorlarmış. Tatlı dilli, tuhaf iki delikanlı; akşam oturup bir yığın hikaye anlattılar; gülmekten
gözlerimden yaş geldi. İnanmazsınız, M. Binet karagöz balığı gibi, ağzını bile açmadı.
Eczacı:
— Öyle, dedi; herifte hayal yok, dokunaklı bir söz yok, hasılı insanı meclis adamı yapan
özelliklerden hiçbiri yok.
Otelci kadın:
— Ama, dedi, imkânları olduğunu söylüyorlar. M. Homais parladı:
— İmkânları mı?.. Onda ne imkân olur?.. Sonra biraz sakinleşip:
— Belki, dedi, kendi mesleğinde bir değeri vardır. Olur a!.. Biraz durup ilave etti:
— Birçok önemli işleri olan bir tüccarın, yahut bir hukukçunun, bir tabibin, bir eczacının,
zihninin pek meşgul olmasını anlarım; tarih kitaplarında bunun çok örneği vardır. Belki öyle
adamlar kafalarının içinde bir şeyler düşünür. Mesela benim kaç defa başımdan geçti: Bir
etiketin üzerini yazmak için kalemimi masanın üstünde ararım, ararım, bir de bakarım ki
kulağıma iliştirmişim.
Madam Lefrançois o sırada kapıya çıkıp Kırlangıç geliyor mu diye baktı: Ürperiverdi. Karalar
giyinmiş bir adam birdenbire mutfağa girdi. Akşam şafağının son ışıkları içinde, al al yanaklı,
pehlivan yapılı olduğu farkediliyordu.

MADAME BOVARY
89
Otelci kadın, şöminenin üzerine sıra sıra dizilmiş, mumları dikilmiş bakır şamdanlardan birini
alıp:
— Buyurun, rahip efendi, dedi; bir emriniz mi var?.. Ne içersiniz?.. Biraz frenk üzümü şurubu,
bir bardak şarap...
Papaz gayet nezaketle reddetti. Geçen gün Ernemont Manastırında unuttuğu şemsiyesini
aramaya gelmişti; onu akşam evine göndermesini Madam Lefrançois'dan rica ettikten sonra
kiliseye gitmek üzere çıktı; Angelus de (1) çalıyordu.
Ayak sesleri meydandan uzaklaşıp işitilmez olunca eczacı, papazın deminki hareketinin büyük
bir münasebetsizlik oldu-; ğunu söyledi. Onun, sunulan bir kadeh içkiyi reddetmesini, en çirkin,
en pisinden bir iki yüzlülük sayıyordu; M. Homais'ye bakılırsa papazlar kimseye göstermeden
kafayı çekiyor ve yine: «dîme» (2) günlerini getirmeye çalışıyordu.
Otelci kadın papazı savunmaya kalktı:
— Ama o, sizin gibi dört tanesini dizi üzerine kıvırıverir. Geçen yıl bizim samanı boşaltanlara
yardım etti; altı demeti birden kaldırdığı oluyordu, o kadar kuvvetli.
Eczacı:
— Aferin, dedi, siz de kalkıp kızlarınızı böyle güçlü, kuvvetli heriflere gönderin de günahlarını
çıkarsın! Ben, hükümetin yerinde olsam, papazlardan ayda bir kan aldırtırım. Evet, Madam
Lefrançois, her ay, şöyle bol bol bir hacamat, inzibat ve ahlak namına!
— Susun, Monsieur Homais! Siz kâfirin birisiniz. Ne dininiz var, ne imanınız!..
Eczacı cevap verdi:
— Neden olmasın, benim de dinim var, hem benimki, o türlü türlü hokkabazlıklar,
maskaralıklar eden heriflerin hepsi-ninkinden ileri... Bilakis, ben Allah'a taparım. Bizi, vatandaş
ve aile babası vazifelerini görelim diye bu dünyaya getiren, adı ne olursa olsun, bir Yüce Varlık,
bir Yaradan bulunduğuna inanırım. Ama, kiliseye gidip gümüş tabaklar öpmeye, bizden iyi yiyip
içen birtakım soytarıları kesemden beslemeye gereksinme duyamam; çünkü insan Allah'a
saygısını bir ormanda, bir tarla(1) Kilisenin duaya çağıran çanı.
(2) İhtilalden önce kiliseye ve derebeylerine verilen aşar vergisi.
90
MADAME BOVARY
da, hatta eski-zaman adamları gibi, gök kubbeyi seyretmekle de gösterebilir. Benim Allah'ım
Sokrat'm, Franklin'in, Voltaire'in, Beranger'nin Allahıdır., Ben Savua Papazının Amentüsü ile 89
ihtilalinin ölmez prensiplerine taraftarım. Yoksa, bahçesinde elinde bastonu ile dolaşan,
dostlarını balinaların karnına yerleştiren, bir feryat koparıp ölen ve üç gün sonra yeniden dirilen
bir Tanrı kabul edemem. Bunlar, aslında manasız, üstelik fizik kanunlarının hepsine aykırı
şeylerdir; sırası gelmişken söyleyeyim, papazların öteden beri kendileriyle birlikte halkı da
sürükleyip bulanık suda boğmaya zorladıklarına, ne korkunç bir bilgisizlik içinde çürümekte
olduklarına bu da bir delildir.
Sustu; gözleri etrafında bir dinleyici kalabalığı arıyordu; çünkü eczacı, galeyana gelip bir an
kendini, belediye meclisi toplantısında sanmıştı. Ama otelci kadının artık onu dinlediği yoktu.
Onun kulağı, uzaktan gelen bir gürültüdeydi. Toprağı döven gevşek nal şakırtılarıyle karışık bir
araba sesi işitiliyordu; nihayet Kırlangıç kapının önünde durdu.
Bu, tente hizasına kadar çıkıp yolcuların etrafı seyretmesine mani olan ve üstlerini başlarını
kirleten iki koca tekerleğin taşıdığı san bir sandıktı. Dar pencerelerinin küçük camları, araba
kapalıyken, çerçeveleri içinde zıngırdıyordu. Üstlerinde belki kırk yıllık bir toz tabakası vardı ki,
bunun şurasında burasında kalmış çamur lekelerini artık sağanaklar bile temizleyemi-yordu.
Arabaya, en öndeki tek başına, arkadaki ikisi yan yana giden üç hayvan koşulmuştu; inişlerde
arabanın dibi sarsıla sar-sıla yere çarpıyordu.
Yonville ahalisinden birkaçı meydana gelmişti; hep bir ağızdan konuşup haber, izahat istiyor,
sepetlerini soruyorlardı. Hivert hangisine cevap vereceğini bilemiyordu. Köyle şehir arasında
emanetçiliği o yapardı. Dükkânlara gider, kunduracıya kösele, nalbanta demir, hanımına bir fıçı
ringa balığı getirir, terziden ısmarlanmış hotozları, berberden kıtık saç alırdı; dönüşte yol
boyunca, paketleri bahçelerin çitlerinden atarak dağıtır, bunun için ikide bir yerinden doğrulur
ve hayvanları durdurmadan avazı çıktığı kadar bağırırdı.

Başlarına bir iş gelmiş, geç kalmışlardı: Madam Bovary'nin tazısı kaçmış, tarlalar arasında
kaybolmuştu. Tam bir çeyrek saat, belki daha fazla, hayvanı ıslıkla çağırmışlardı. Hatta Hivert,
her dakika onu gördüğünü sanıp, yarım fersah geri dönMADAME BOVARY
¦91
müştü; nihayet yola devam ettiler. Emma ağlamış, kızmış, bu felâketi Charles'dan bilmişti.
Onunla beraber arabada bulunan kumaşçı M. Lheureux, böyle kaybedilmiş köpeklerin uzun
yıllardan sonra efendilerini bulup tanıdıklarını birçok misallerle anlatarak kadını avutmaya
çalıştı.
— Bir tanesi, dedi, İstanbul'dan Paris'e kadar gelmiş. Bir tanesi de dört ırmağı yüzerek geçip
elli fersahlık yoldan dönmüş; babamın da bir tüylü finosu vardı, kayboldu; tam on iki yıl sonra,
babam bir akşam ziyafete giderken köpek onu tanıyıp sokakta sırtına atılmasın mı!..
II
Arabadan önce Emma atladı, arkasından da sıra ile Felicite, M. Lheureux, bir emzikli kadın indi;
karanlık basar basmaz, oturduğu köşede derin bir uykvuya dalan Charles'ı zorla uyandırdılar.
M. Homais karşılamaya çıkıp kim olduğunu bildirdi; Hanımefendiye ve Doktor Beye saygılarını
sundu, onların hizmetinde bulunabilmiş olmaktan zevk duyduğunu söyledikten sonra ahbapça
bir eda takınıp kendini davete cesaret ettiğini, zaten karısının Yonville'de olmadığını anlattı.
Madam Bovary, mutfağa girince sobanın başına gitti. İki parmağının ucu ile elbisesini dizkapağı
hizasından tuttu, topuklarına kadar kaldırdı ve siyah potinli ayağını, kızaran koyun butunun
üzerinden aleve doğru uzattı. Ateş onu baştan ayağa kadar aydınlatıyor, berrak bir ışık halinde
elbisesinin dokusuna, beyaz teninin düz gözeneklerine, hatta arada bir kırpıştırdığı gözlerinin
kapaklarına doluyordu. Yan açık kapıdan rüzgâr estikçe kadının üzerinden büyük bir kırmızı
renk geçiyordu.
Sobanın öteki tarafmda, san saçlı bir delikanlı Emma'ya sessiz sessiz bakıyordu.
Noter Guillaumin'in yanında kâtiplik ettiği bu Yonville'de pek sıkıldığı için M. L6on Dupois (Altın
Aslan Oteli sürekli müşterilerinin ikincisi işte bu gençti), belki akşam konuşulacak bir yolcu
iniverir ümidiyle yemek vaktini uzatırdı. İşini bitirdiği günler, ne yapacağını bilmediğinden, tam
saatinde gelip çorbadan peynire kadar M. Binet ile baş başa oturmaya çaresiz katla92
MADAME BOVARY
nırdı. Otelci kadın, o akşam yemeğe yeni gelenlerle beraber oturmasını teklif edince M. Leon
sevinçle kabul etti. Büyük salona geçtiler; Madame Lefrançois şatafatlı olsun diye, dört kişilik
sofrayı oraya kurdürmuştu.
Homais, nezleden korktuğu için, takkesini çıkarmamasına müsaade istedi. Sonra yanına oturan
Emma'ya dönüp:
— Hanımefendi hiç şüphesiz biraz yorgundur, dedi. Bizim Kırlangıç'ta insan öyle fena sarsılır
ki!
— Öyle ama, dedi, yolculuk her zaman hoşuma gider; yer değiştirmeyi pek severim.
Noter kâtibi içini çekerek:
— Mıhlanmış gibi hep bir yerde kalmak, dedi, ne kadar sıkıcıdır.
Charles atıldı:
— Siz benim gibi hep at sırtında dolaşmaya mecbur olsaydınız...
Leon, Madame Bovary'ye hitap ederek:
— Bana öyle geliyor ki, dedi, dünyada bundan tatlı bir şey olmaz. Ama elimizde olursa... diye
ilave etti.
Eczacı:
— Zaten, diyordu, tababet icrası bizim buralarda öyle pek ağır değildir; zira yollarımız araba
kullanmaya uygun olduğu gibi, çiftçilerimizin hali, vakti yerindedir, ücreti esirgemezler. Sıhhi
durum açısından bağırsak iltihabı, bronşit, safra hastalıkları vesaire gibi alelade
vakalardan başka hasat vakti ara sıra sıtma nöbetleri gözükürse de öyle tehlikeli, kayda değer
özel bir şey yoktur; ancak birçok sıraca vakaları vardır ki, bunların da sebebi, hiç şüphesiz,
köylerimizdeki evlerin sıhhi koşullar açısından pek acı bir halde olmasıdır. Bir de şunu
söyleyeyim ki, Monsieur Bovary, hayli batıl itikatlarla mücadeleye mecbur olacaksınız; ilminizin
gayretleri karşısına her gün, alışıklık, görenek mahsulü birtakım inatlar çıkacak; çünkü hâlâ,
hekime veya eczacıya müracaat lazım geldiği yerde dokuz gün tövbelerine, kutsal emanetlere,

Leon: — Ah! dedi. ırmağın neşrettiği su buharı ve çayırlarda birçok hayvan bulunması yüzünden— malumunuzdur ki o hayvanlar bir hayli amonyak.. hislerimiz daha serbestçe açılıyor. kitabımı açar. en sıcak mevsimde yirmi beş. insanı hülyalara daldırır. — Bence güneşin batışı kadar hayranlığa değer hiçbir şey yoktur. onların hakkında hikayeler anlatıyor. hidrojen ve toprağın türabı nebatisini kendine çekerek. Böyle manzaralar herhalde insanı coşturur. bütün bu tebahhuratı birbirine karıştırıp bir huzme halinde toplayarak ve bir yandan da kendiliğinden havâ-yı nesimîde bulunması muhtemel elektriğe karışarak. bulutlar (1) Homais'nin ukalaca nutuklarını tamamıyle eski dile çevirmek belki daha doğru olurdu. 94 MADAME BOVARY açılınca da ayaklarımızdan bin kadem aşağıda boydan boya vadiler gözükürmüş. mamafih bu ısı. delikanlı ile konuşmasına devam ederek: — Bari.A. göllerin şiiri. otuz dereceye yükseliyor. azami yirmi dört. bizi bir yandan Argueil ormanı kuzey rüzgârlarına. M. çağlayanların letafeti. ' . — Daha bilmiyorum. güneşin batışını seyrederim. ormanın kenarında Otlak denilen bir yer var. — Theatre des Italiens'i bilir misiniz?. bir de Tuvache ailesi vardı ki. Ne diyorsunuz. birer dev gibi duruşu akla hayale sığmaz diyor. ben denize bayılırım. insanı mest ediyordu. karlı dağların o heybetli.papaza başvuranlar oluyor. size de öyle gelmiyor mu? — Dağ manzaraları da öyledir. Son cümlelerin karışıklığı. Küçük dağın tepesinde. öbür yandan Saint -Jean tepesi batı rüzgârlarına karşı muhafaza eder. Emma sordu: — Hangi müziği tercih edersiniz?. Termometre (gözlemleri kendim yaptım) kışın dörde kadar iniyor. Bazen pazar günleri oraya gider. fazla değil! —Gerçekten.). fakat cesaret edemedim. Bununla beraber. dedi. bir aktör gibi tane tane söylüyordunuz. Seine nehrinde kendiliklerinden serinleşir ve bize bazen birdenbire. dedi. Homais. vecde sevkeder! Bir müzisyenden bahsederler. Kadın sordu: — Siz müzikle meşgul olur musunuz? — Bir şey çalmam. hekime dönmüştü.. azizim! Geçen gün odanızda Ange Gardien'l (Koruyucu Melek) bir söyleyişiniz vardı. isteyerek bırakılmıştır. rüzgârlar. Akrabamdan biri geçen sene İsviçre'de seyahate çıkmıştı.. başka bir deyişle Fahrenheit'te. hayli dert çıkarıyordu. alçakgönüllülüğünden öyle söylüyor. böyle olmakla beraber bu harareti.. Homais. yani güney tarafından güneydoğu rüzgârları tadil eder ki. ibadete. yani İngiMADAME BOVARY 93 üz ölçüsünde elli dört eder. Bu Reaumur-de". daha doğrusu gelmesi icap ettiği taraftan. Sizi laboratuvanmdan dinledim. Rusya meltemleri gibi estikleri olur (1). ona Yonville'in başlıca sakinlerinden bahsediyor. (N. malumat veriyordu. Noterin servetinin neye bağlı olduğunu kimse bilmiyordu. uçurumlar kenarında asılı kulübeler. ikinci katın meydana bakan bir odasında otururdu. — Şüphesiz Alman müziğini. aslında olduğu gibi. civarda gezilecek yerler var mı? — Pek az. hatta yörede doksanına ermiş birkaç kişimiz var. ancak birkaç bileşim bıraktım. Madame Bovary. Madame Bovary cevap verdi: — Seyretmesi bile ruhu yükseltip insana sonsuz ideal fikirleri ilham eden o sınırsız uzaklık üzerinde zekâmız. ama pek severim. gelecek yıl hukuk tahsilimi bitirmek üzere Paris'e gideceğim. yani azot. Sellerin ortasında inanılmayacak kadar büyük çam ağaçları. doğrusu buraların iklimi hiç de fena değildir. buna hiç hayret etmem. Ev sahibinin bu iltifatına kızardı. geldiği. o zaman görürüm. Madame Bovary. nihayet sıcak memleketlerde olduğu gibi birtakım sıhhate zararlı miyasmoslar hasıl edebilir. . Leon gerçekten eczacının evinde. hayalini daha çok coşturmak için gidip muhteşem bir manzara karşısında piyano çalarmış. fakat M. ama bilhassa deniz kıyısından seyredilmeli. tabağına eğilerek delikanlının sözünü kesti: — Onun sözüne bakmayın.

hiçbir şeyi aklı almıyor. biricik eğlencem bu. yazın oturup soğuk bira içmek için bir de kameriye yaptırdı. şimdi ben bilakis bir solukta okunan hikayeleri. Leon: — Ben de öyleyimdir. sonunda insanı yoruyor. Hayatın. her şey. bana öyle geliyor ki. Forges. Walter Scotte. — Bunun içindir ki ben bilhassa şairleri severim. Zaten bir ailenin hoşuna gidecek her şey var: Çamaşırlık. o eserler kalbe tesir etmediği için. kira ile kitap veren bir kütüphaneye abone oldum. dedi. saf sevgilere. . L'Echo des Feuilletons.. hanımefendi bahçe işleri ile uğraşmasını severse. dedi. kilerli mutfak. Noter kâtibi: — Hakikaten. en iyi yazarların eserlerinden meydana gelmiştir. Charles: MADAME BOVARY 95 — Bizim hanım öyle şeylerden hoşlanmaz. kimse görmeden girip çıkmaya müsait bir kapısı bulunmasıdır. dedi. masraftan kaçmaz bir adamdı! Bahçenin bir ucunda havuz başına. lamba yanarken ateşin başına oturup bir kitap açmaktan daha tatlı ne var ki? Emma. Bu son sözleri duyan eczacı: — Hanımefendi kabul etmek lütfunda bulunurlarsa. ağaçlıklı bir yola açılan. Emma: — Çok doğru!. 96 MADAME BOVARY Emma: — Burası da şüphesiz Tostes gibi. akşam rüzgâr pencereye vurur. yahut serüvenlerin çevresini izler. dedi. insanı daha çok ağlatıyor. Çok doğru!. Burada hayattan uzak yaşayan benim biricik zevkim.. oturma odası. şahıslara karışır. bilardo salonunun kapısını boyuna yarı açık bırakıp mandalın duvara çarpmasına sebep oluyordu. korku veren öyküleri seviyorum. eski çarıklarını taşlar üzerinde avare avare sürükleyerek tabakları birer birer getiriyor. dedi. Rousseau. her şeyi unutuyor.. Emma: — Onu ben de hissettim. görür gibi olduğunuz ülkelerde dolaşırsınız. iri iri kara gözlerini ona dikerek: — Değil mi?. vb. Neufchâtel. İki buçuk saattir sofradaydılar... dedi. Leon: —Bilmem size de hiç oldu mu?. onun yaptığı delilikler sayesinde Yonville'in en rahat evlerinin birinden istifade edeceksiniz. bütün kütüphanem emirlerine amadedir. onların elbiseleri altında kendi kalbiniz çarpıyor sanırsınız. dedi. Buchy. hülyamızı inciten bin bir hali arasında. Şiiri nesirden daha kalbe yakın buluyorum. Yanoda keyfini bilir. dedi. Leon devam ediyordu: — İnsan bir şey düşünmez.. mutluluk tablolarına bağlayabilmek ne kadar tatlıdır..Eczacı: — Şu kaçan Yanoda zavallısından bahsederken muhterem zevcinize de anlatmıştım. bunun için ben daima. düşüncemizi sûylu yaratılışlı insanlara. tâ derinden hatıra gelen silinmiş bir hayale rastgelir ki bu. Hiç kımıl-damaksızın. Emma: — Ama. Voltaire. ona kaç kez biraz jimnastik yapması söylenildi ama odasına kapanıp kitap okumayı tercih ediyor. Yonville bucakları ve civarı muhabiri olmakla onur duyduğum gündelik Ruen Feneri de vardır. saatler akıp geçer. yemiş kileri. en ince hissinizi anlatıyor sanırsınız. Delille. bundan başka çeşitli günlük yayınlar da vardır ki. düşünceniz hayalle sarmaş dolaş olarak ayrıntılar içinde oynar. ılımlı duygulan anlatan romanlardan nefret ediyorum. dedi. Bazen insan bir kitapta kendinin de aklından geçmiş bir fikre. bunların arasında. Evin bir hekim için en büyük iyiliği. ama insan Yonville'de okunacak çok bir şey bulamaz ki!.. sanatın asıl amacından ayrılmış oluyorlar. Hayatta çok rasgelinen alelade şahısları. diyordu. çünkü hizmetçi Artemise.

ayağını Madam Bovary'nin oturduğu iskemlenin çubuklarından birine dayamıştı. Monsieur Bovary ile hanımını bekliyordu. olayların ayn yerlerde aynı biçimde olabileceğine inanmıyordu. Evin ortasında karmakarışık konsol çekmeceleri. politika bahsinde taş-MıB 7 98 MADAME BOVARY kınlık etmezdi. uşaklık da ederdi. Yaşlı kimselerin ileri sürdüğü düşünceleri dinler. Emma selamı çabucak iade edip pencereyi kapadı. kapıdan girer girmez. alışveriş edeceği dükkâncılar hakkında bilgi verdi. yemeğin sonuna kadar her şeyi gözden geçirip her şeyden bahsettiler. Eczacı. Öteki eline de papazın şemsiyesini aldı ve yola düzüldüler. birtakım meziyetleri de vardı: Suluboya resim yapar. Bir gün önceki yemek onun için mühim bir hadiseydi. ay ışığı vurdukça ırmak boyunca bir buhar tabakası yükselen çayır gözüküyordu. dükkândaki işinden başka. Kahve getirildikten sonra Felicite" yeni evde odayı hazırlamaya gitti. Madame Bovary'ye. Le"on o gün akşama kadar saatin altıya gelmesini bekledi. yere büyük gölgeler seriyordu. onlar böylece yan yana.. hemen vedalaşıp ayrılmak lazım geldi. üçüncüsü Vaubyessard'da. o zamana kadar bir hanım'la durmaksızın iki saat konuştuğu hiç olmamıştı. Emma'nm başı ile yaptığı hareketlere göre yüzünün alt kısmı. yeni kadriller. O. Bilgisi ile M. evin önündeki meydanda gördü. yaldızlı değnekler. ikincisi Tos-tes'a vardığı zaman. Leon başını kaldırıp selam verdi. Kendisi henüz gecelik elbisesi ile idi. fitilli bir patiska yakayı. doğrusu iyi bir komşu olduğunu gösterdi. Daima üstleri başları berbat. Fakat otele girdiği zaman sofra başında yalnız M. Homais'nin saygısını. nota okumasını bilir. yarı sis içine gömülmüş. Charles ile eczacı konuşurlarken. genellikle. dördüncüsü de bu. evlerine götürmek üzere. hem de öyle bir dille. kendi elma şarabı aldığı adamı özel olarak çağırttı. M. Kasaba uykudaydı. o pek arsız ve biraz da anaları gibi hantal çocuklara. Hem. bir genç için ne güzel şey. Homais'nin uzaktan akrabasıydı. III Ertesi sabah uyanınca noter kâtibini. bununla dördüncü defa olarak bilmediği bir yerde yatıyordu. dimdik tutuyordu. sandalyelere yığılmış şilteler. roman isimleri. tereyağının . perdesiz pencerelerden beyazımtırak bir ışık giriyordu. yere konuvermiş leğenler vardı. perde demirleri. ahşap basamaklar gıcırdıyordu. Birincisi rahibeler okuluna girdiği gün. şimdi bulundukları Yonville. MADAME BOVARY 97 Fakat hekimin evi. utangaç bir çocuktu ve yan sıkılganlıktan. tavla uşağı da. Duvarlar yeniydi. mademki hayatının geçen kısmı fena olmuştu. eve acıdıkları için almışlardı. bilmedikleri kibarlar âlemi. Madam Lefrançois küllerin başında uyuyakalmıştı. Hayal meyal ağaç tepeleri ve daha ötede. Eskiden o kadar iyi söyleyemeyeceği şeyleri nasıl olmuş da ona. eşyayı getiren iki hamal her şeyi gelişigüzel bırakıvermişlerdi. Kızıl saçları arasına saman çöpleri karışmıştı. Pazar yerinin direkleri. bunların her biri de hayatında sanki yeni bir safhanın başlangıcı olmuştu. Paris'in tiyatroları. Kadının boynunda mavi ipek bir boyunbağ vardı ki bu. Emma. birbirini açan sözlerin dönüp dolaşıp ortaklaşa bir yakınlığın değişmez merkezine götürdüğü çeşitli konularda bir sohbete dalmışlardı. sık sık çocukları gezmeye götürmek nezaketini gösterdiği için de Madame Homais'nin sevgisini kazanmıştı. eczacı çırağı Justin de dadılık ederdi. \ Emma. yan hislerini saklama isteğinden gelen bir çekingenliği vardı. Justin. Emma'nın oturmuş olduğu Tostes. bundan sonrakinin daha iyi olacağından kuşkusu yoktu. tatlı bir eda ile o yakaya gömülüyor veya hafifçe meydana çıkıyordu. terbiyesi yerinde bir insan olduğu söylenirdi. Birinci kattaki odaya. hiz-* metçiden başka. Binet'yi gördü. şarabı tadıp iyisini seçti ve fıçının bodrum katına yerleştirilip yerleştirilmediğine baktı. elinde bir fener. Sanki bir yaz gecesiymiş gibi toprak gıpgriydi. ve akşam yemeğinden sörira kağıt oynamayacaksa. Yonville'de onun edebi. az sonra da sofradan kalkıldı. seve seve edebiyat sözü ederdi. sol bacağından topallıyordu. otelden ancak elli adım ötede olduğundan. Emma. anlatabilmişti?. hiç farkına varmadan. şişeler. sıvalann soğukluğunun omuzlarını nemli bir havlu gibi kapladığını hissetti.Leon konuşurken.

analık denen şeyin ne olduğunu anlamak için kurtulmayı arzu etti. o kadar ki. Baba olacağını düşündükçe haz duyuyordu. şakacı sözler söylerdi. kanunun . daha uzaktan da. Tostes'taki tamirat. «annecik» der. bu yüzden birtakım gizli ihbarlar üzerine Rouen'a. ihtirasları ve memleketleri dolaşır. Oğlan istiyordu. Fakat para meseleleri zihnini işgal ediyordu. esmer olacak. çoluğunu çocuğunu göz yaşları içinde perişan. gürbüz. koltuğunda yorgun argın vaziyetler takındığını gördükçe sevincinden çıldı-rıyordu. hanımın elbiseleri ve göç için o kadar masraf olmuştu ki. O yüksek adliye memuru M. sabahleyin. kilitlenen kapı gürültülerine benzer sesler duyuluyordu. ona gazete'yi götürür ve çoğu zaman da. Hasta gelmiyordu. Yerinden kalkar. Çok şükür ki karısının gebeliğini düşünmek. M. arabanın fazla sarsıldığı bir sırada Quincampoix kaldırımına düşüp tuzla buz olan alçı papaz da caba!. diplomasız şahısların hekimlik yapmalarını yasak eden birinci maddesine aykırı hareket etmişti. hatta kaybolmuştu. korse-siz kalçalarının etrafına yumuşacık gevşek etlerin doluşunu seyrettikçe. annelerin şefkatini iştahlandıran o hazırlıklarla gönül eğlendirmedi. engellerden atlar. Bu. dükkânın iç odasında ufak tefek hastalıklara bakmaya başlamıştı. 100 MADAME BOVARY Fakat Charles her yemekte çocuktan bahsettiği için Emma da onu devamlı bir surette düşünmeye başladı. Şimdi hiçbir eksiği yoktu. bu tatlı tasa unu avuttu. Krallık savcısının huzuruna çağırılmıştı. onu köyün işçi kadınlarından -birine ısmarlayıp kendisi bir çöpüne karışmadı. ayakta kabul etmişti. ne de olsa. ev sahiplerinin isteğine göre gündelikle veya götürü olarak Yonville'in başlıca bahçelerine bakan Lestiboudois ile pazarlık etti. arkasında kalın kürklü cüppesi. Charles kederliydi. üç bin ecu'dan fazla tutan drahoma. bunların altında kendisinin de bir çıkarı vardı. her şeyden korkulurdu. heyecanı geçsin. Kadının kurtulması yaklaştıkça Charles'm da sevgisi. işlemeli takkeler yaptıramadığı için hüzne kapıldı. adını Georges koyacak. karşı karşıya oturup ona doyasıya baktıkça. elleri ile yüzünü okşar. gönül ferahlığı ile oturuyordu. Bunun içindir ki her sabah Homais.ucuza alınması için çare öğretti. Hem Tostes'tan Yon-ville'e taşınırken bir sürü eşya hasara uğramış. çocuk takımı ile uğraşmaktan vazgeçti. Kadının ise önüne her zaman engeller çıkar. yine eskisi gibi. Eczacının kulakları çınlamaya başladı. ta başlanbıcından bir derece sönükleşti. mahkeme saatinden önce oluyordu. tavan arasının duvarlarını süslemeye kalktı. Emma önce büyük bir şaşkınlık duydu. Vakit geçirmek için evinde ırgatlık etti. Hizmetinde bulunup M. bunun için. iki kolunu dayayıp. başında serpuşu ile. jandarmaların koca çizmeleri ile dolaştıkları. belki de sevgisi. 19 Ventöse XI tarihli kanunun. Böylece. sanki geçmişteki aczlerinin intikamını aldıracak bir ümitti. Bovary'yi kendine çekmekle onu minnettar etmiş ye sonradan işin farkına varırsa söz etmesini önlemiş olacaktı. iki yılda eriyivermişti. Karısının uzaktan tembel tembel gelişini. dünyaya getireceği çocuğun bit erkek olması fikri. aklı başına gelsin diye bir kahveye girip bir kadeh rom ile Seltz suyu içmek zorunda kaldı. devamlı bir his peyda olacaktı. en uzak saadetlere dişlerini geçirebilir. kendini rutubetli zindanlara atılmış. sonra. Fakat istediği gibi masraf edip pembe ipek cibinlikti sepet beşik.. Fakat belediye reisinin ona kini vardı. Erkek kısmı. şişeleri. kadına sarılır. kavanozları dağıtılmış bir halde görür gibi oldu. Eczacının bu kadar yakından ve dostça paralanması sadece başkalarına bir hayrı dokunmak ihtiyacından gelmiyordu. artıyordu. Aralarında yeni bir ilişki belirip vücutlarını yaklaştıracak ve sanki daha girift bir birlik bağı. beynine kan hücum edip ölecek sandı. yarı ağlar bir eda ile. eczaneyi satılmış. Homais. Bir yere oturup saatlerce hiç konuşmadan öyle duruyor. muayene odasına kapanıp uyuyor veya karısının dikişini seyrediyordu. zangoçluk ve mezarcılık vazifelerinden başka. Homais'yi özel odasında. İnsan hayatını boydan boya biliyor ve hayat sofrasına. dansettirmek ister ve yarı güler. Hem bir külçe gibi hareketsiz. öğleden sonra. Yavaş yavaş bu ihtarın hatırası zayıflamış. hatta boyacıların bıraktığı bir parça boya ile. vücudunun rehaveti. Koridorda. mesMADAME BOVARY 99 lektaşları da çekemiyorlardı. serbesttir. o anda aklına gelen türlü türlü tatlı. hem de kolay eğilip bükülen bir yaratık olan kadının başında. eczaneyi bir süre bırakıp hekimle yarenlik etmeye giderdi.

Madame Homais ile Altın Aslan oteli sahibi Madame Lefrançois koşarak göz aydına geldiler. Nihayet Emma. Irma belki sadece romantizme bir tavizdi. fakat papaz alayının o parçalardan kendi melanetleri için faydalandıklarını düşündükçe yüreğini üzüntü kaplardı.. şapkasının bir şeritle tutturulmuş tülü gibi. Çünkü. çocuğun adını Madeleine koymayışınıza hayret ediyor. Emma kızına bir isim bulmak için hayli uğraştı. Leon'la konuşuyorduk. Çocuğu görmek istedi ve onu vücutça iyi bulduğunu söyledi. öyle ki. Eczacı: -----. ayrıca da. Ayin gününün akşamı bir ziyafet çekildi. Emma başını çevirip bayıldı. (1) Takvimlerde her gün azizeden birinin yortusu olarak gösterilir. Fakat Charles'ın annesi kızıp böyle günahkâr kadın (2) adının lafını ettirmedi. hassaslığını boğ-mazdı. Örneğin. Charles: — Kız!. Napoleon şan ve şerefi. Charles'ın babası Yonville'de bir ay daha kalıp sabahları.'kenr dişini tövbekar ve Hıristiyan yaptı. ama At-halie. M. eserin ruhuna lanet ediyorsa da bütün ayrıntıları alkışlar. Emma razı olmuyordu. seher vakti. ama. hanımlar yalvanyorlardı. Franklin de hürriyeti temsil ediyordu. Amanda. o da. ruhunu saran bu birbirine aykırı hisler arasında. Homais İyilerin Tannsı'm tutturdu. Takvim (1) baştan aşağı gözden geçirildi. artık bu ada karar verildi ve Rouault Baba gelmeyeceği için. M. M. farklar gözetmesini bilir. bir büyük adamı. vaftiz babası olması M. bir kavanoz dolusu nişasta peltesi. Homais araya girdi ve papazı yerine oturttular. sonra İsa. şahıslara öfkelendiği halde onların nutukları ile coşardı. daima sürükleyen bir arzu ve yine daima engel olan bir ahlak düşüncesi vardır. Önce Clara. Fransız tiyatrosunun en ölmez usta işine karşı bir anmaydı. vaftiz analığı etmiş olan ihtiyar Madame Bovary de İmparatorluk zamanından kalma bir şarkı okudular. İradesi. çocuğun getirilmesini istedi ve onu. şimdilik birkaç kutlama sözü ile yetindi. İçkiye de pek 102 MADAME BOVARY . papaz da gelmişti. saat altıda doğurdu. hem Racine'e iki eli ile taç giydirmek. dört çocuğuna da bu usûl üzere ad koymuştu. nihayet Bovary baba. her rüzgârın etkisi ile çırpınır. hem de onunla şöyle bir çeyrek saat tartışmak isterdi. Homais'nin ise. Onun başlıca güzel parçalarını okudukça heyecana kapılır. Charles kızma anasının adını koymak jstedi. Böyle mukaddesatın alaya alınması. Nekahat günleri sırasında. yani altı kutu hünrlap. saygılı bir adam olduğundan. kafalar kızıştı. üç hokka hatmi murabbaı. sanat vadisindeki hayranlıklarına engel olmaz ve düşünürlüğü. Hediye olarak müessesesi matahlarının hepsinden birer parça. yarı bıraktığı kahvesini içmeye başladı. Athalie tragedyasındaki fikirleri kınamakla beraber üsluba hayrandı. Atala gibi sonu İtalyan isimlerine benzeyenleri birer birer düşündü. Homais'den rica edildi. dedi. hiçbir şey olmamış gibi. Likörlere sıra gelince M. Homais'nin felsefi inançları. meydanda çubuğunu içmeye giderken giydiği gümüş şeritli asker külahı ile köy halkının gözlerini kamaştırdı.emrettiği itaatler gibi düşmanları vardır. Bovary baba Tanrılar Savaşı'ndan bir parça okuyarak karşılık verince papaz gitmeye kalktı. hayal ile taassubu birbirine ka-rıştırmazdı. ama Yseult veya Leocadie'yi daha iyi buluyordu. önce bir günahkâr kadındı. Louisa. Eczacı. aralık kapıdan. dedi. rahip Bournisien'i öfkelendirdi. Vaubyessard şatosunda Marquise'in bir tazeyi Berthe diye çağırdığını hatırladı.Geçen gün M. Leon bir Venedik havası. MADAME BOVARY 101 ünlü bir olayı veya yiğitlik gösterir bir kavramı hatırlatan isimlere sevgisi vardı. Çok geçmedi. şimdi o isim moda oldu. Böylece. elâ-leme danışıldı. Galsuinde hoşuna gitmişti. kararsız. (2) Maria-Magdelane. bir dolaptan bulup çıkardığı altı çubuk nöbet şekeri verdi. Bir pazar günü. başından aşağı bir bardak şampanya dökerek vaftiz etti.

genç kadının fikirleri üzerinde kötü bir etkisi olmasından korkarak bir an önce köye dönmeye karar verdi. Strasbourg'dan. kırmızı basmadan bir gömlek asılıydı. yavşan otları. köye bırakmışlardı. kulübelerin önünde. Rouen'li bir şapkacının oğlu olan bu çocuğu. Emma yürürken kendinde bir halsizlik hissediyordu. sokağa doğru ilerleyen tentenin gölgesi altına girdi. fakat şimdi bir yorgunluk duyduğunu anlattı. araba yolu ile çayırlar arasında otururdu. koltuğunun altında bir tomar kağıtla. gübrede yuvarlanan bir domuz veya boynuzlarını ağaç gövdelerine sürten. Çocuk. Tahta perde kapısının açıldığını duyunca sütnine. sizin çocuk içeride uyuyor. pencerelerin tahta kepenkleri kapatılmıştı. Kurtbağrılar. Madame Bovary kızını görmek üzere yola çıktığını. ama devama cesaret edemedi. duvara dayalı perdesiz geniş bir karyola vardı. bulaşık musluğunun taşı altında. mum ve kav parçaları arasına bir Mathieu Laensberg atılıvermişti. mezarlığa gidermiş gibi sola sapmak ve basık evlerle bahçeler arasında.. M. Evi. diye sordu ve kâtipten aldığı «hayır» cevabı üzerine. Bir eli ile de. hem nazik. yoksa bir yere girip otursam mı diye bir düşündü. Sütninenin evine varmak için. babası ile anası. Gelip kadını selamladı ve Lheu-reux'nun dükkânı önünde. çakmak taşları. önlerinde bir sürü sinek. hiç şüphesiz bir lavanIf . hatta bazen. diye söze başladı. yavaş yavaş yürüyorlar. Bovary hiçbir şeyden çekinmeyecek adamlardandı. boyun atkıları güzel koksun diye gelininin bütün kolonyalarını harcadı. ısırganlar. yan yana. metreslerinden. iki tarafında kurtbağrı ile dolu bir küçük yolu tutmak lazımdı. Çitlerin delikleri arasından bakılınca. küçük bir oğlanın elinden tutmuştu. eve mi dönsem. kendisine yoldaş olmasını rica etti. kaldırımın çakılları ayaklarını zedeliyordu. ağzına tavuk tüyü takılmış zeytinyağı şişesinin yanına parlak çivili pabuçlar dizilmişti.. mavi göğün sert ışığı altında parıl parıl yanan arduaz taşlarından damların tepesinde. etrafta ne olduğu pek anlaşılmaz birkaç pırtı. önüne gölge salan bir koca ceviz ağacından tanıdılar. «Madame Bovary'nin kendini lekelemekte olduğunu» söyledi. subaylık zamanından. Damı kara kiremit örtülü bu basık evin çatı deliğinden aşağı bir soğan hevengi sarkıyordu. dedi. hoş sohbet gözüküyor. yaban gülleri. fundalıklardan yükselen böğürtlenler hep çiçek açmıştı. sokak geçildikten sonra. bir gün Emma onu birdenbire özledi ve kırkı çıkıp çıkmadığını hesaplamadan. Leon: — Arzu ederseniz. bulunduğu ziyafetlerden bahsediyor. sıcak havada uğulda-yarak uçuyordu. Öğle vaktiydi. . İkisi. lavanta çiçeği ve sırıklarında çiçek açmış bezelyenin etrafını çeviriyordu. bahçede olsun: «Charles. Kapının arkasındaki köşede. Evin. zemin katında bulunan biricik odanın dibinde. tozlu şöminenin üzerine. Rollet'nin evine doğru yürümeye başladı.. kocasının. Bu odada bulunan lüzumsuz şeylerin sonuncusu da. camlarından biri kırıldığı için. Leon da adımlarını kadınınkine uyduruyordu. doğramacının karısına.düşkün olduğundan sık sık hizmetçi kızı Altın Aslan'a gönderip bir şişe Fransız rakısı aldırtır. orada bir kapıdan çıktı. sütnineye verilmişti. Emma onunla konuşmaktan hiç de sıkılmıyordu. ticaretle-riyle fazla meşgul oldukları için. oğlunun saadeti yıkılacak diye kaygılandı ve böyle devam ederse. Pis bir su akıp otların üzerine yayılıyordu. Sütnine: — Buyurun. karışmam ha!. kucağında meme emen bir çocukla çıkıp geldi. hizmetçisine. yere ekili birazcık marul.. Marangoz köyün ta ucunda.» diyerek kadını belinden yakalıyordu. dağın eteğinde. çitin üzerine de Amerikan bezinden bir yatak örtüsü serilmişti. Viyana'dan. cılız. Emma: — Bir işiniz var mıydı?. sanki kıvılcımlar çatırdıyordu. Emma. el örtüsü çorap. oğlunun hesabına yazdırtırdı. Tam o sırada M. belediye reisinin karısı Madame Tuvauhe. Leon. Leon'a dayanıyor. O zaman ihtiyar Madame Bovary. Ağır bir rüzgâr esiyordu. merdivende olsun. bağlı inekler görülüyordu. MADAME BOVARY 103 Daha o akşam Yonville'de bunu duymayan kalmamıştı. Herif dünyayı dolaşmıştı: Berlin'den. üzerine yuvarlak bir mavi kağıt yapıştırılmış pencerenin önünde bir hamur teknesi duruyordu. yüzü gözü çıban içinde. Dikenli çite dayanmış çalı demetleri. Belki daha ciddi endişeleri de vardı.

. Allaha ısmarladık... ırmağa kadar inen birkaç basamak merdivenleri bulunan bahçelerin duvarları. diye tekrar ediyordu. ötede. diyordu. sabahlan benim yalnız başıma kahve içtiğimi görünce içlenir diye korkuyorum.. lan üzerine. bilmem istediğim pek çok mu oldu?. b:r ay idare eder. işlemeli. Bakkal Camus' ye lütfen söyleyiveriniz de lazım oldukça bana biraz sabun versin. yazı takımında özel bir makas bulunduruyordu. Su. boru çalan. onunla çocuğun ayaklarını uğarım. belli bile olmaz!» diyerek yakayı silmeye başladı. her kelimede bir içini çekerek: — Peki. gözleri ile bir terbiyesizlik etmiş olmaktan korkarak başını çevirdi. Arka arkaya gelip birbirini çatlatan dalgaların mavi kabarcıklarına güneş doluyor. dallan düşmüş ihtiyar söğütler.yakasına kusmuş olan çocuğu tekrar yatırdı.. Elma şarabından zayıflıyorum. Emma onun tırnaklarına da dikkat etti: Yonville'de kimseninki o kadar uzun değildi. o kadarla kalmaz ki!. ne olur. bunun içindir ki genç kadınla yol arkadaşı yürürken.. çayır sanki bomboştu. ırmak boyundan döndüler. dil gibi yumuşacık ayakları var. Bazen. Sizin için de daha iyi olur. ayaklarının hep bir sesle toprağa . bütün günüm onu temizleyip kurulamakla geçiyor!. M. habire gece kalkmanın ne kadar zahmetli olduğundan bahsediyordu: — Bazen öyle takatsiz düşüyorum ki. — Çabuk olun.104 MADAME BOVARY tacı ilanından kesilip altı kundura çivisiyle duvara mıhlanmış. Madame Bovary kızardı. Sütnine yerlere kadar eğilerek: — Söyleyeyim. Emma. kendilerini iten akıntıya göre eğiliyor ve suyun berraklığı üzerinde bırakılıp yayılmış. yerde. yeşil bir saçı andırıyorlardı. Madame Bovary. Sıcak mevsîm. istediğiniz ne ise çabuk söyleyin.. bana yarım kilo çekilmiş kahve bıraksanız.. Bir süre hızlı hızlı yürüdü. düz ve güzel taranmış saçları omuzlarına doğru iniyordu.. fakat birkaç adım ilerlemişti ki bir takun-ye sesi duyup başını çevirdi. sonra yavaşladı ve etrafa gezdirdiği gözleri.. Artık can sıkıyorsunuz! — Ah hanımcığım. peki. Sonra Emma. Madame Rollet. Sütnine. sandalyenin üzerinde uyuyakalıyorum. kocasının işinden kazandığı. bir görseniz!. dedi. Emma'nın çocuğu.. Leon. Sütnine hemen koştu ve: «Yer etmez. O saat çiftliklerde yemek vaktidir. bir kamış beşikte uyuyordu. Leon odada dolaşıyordu. hatta bunun için. — Ne var?. suya kül rengi gövdelerini yansıtıyorlardı. Emma: — Kısa kesin. yüzbaşının da yılda verdiği altı frankla.. arkasına Nankin kumaşından elbise giymiş o -güzel hanımı bu sefalet manzarası içinde görmek ona bir tuhaf geliyordu.. Annesi onu yorgana sarıp kucağına aldı ve iki tarafına sallayarak ninni söylemeye başladı. koşar gibi akıyor ve bir serinlik hissi veriyordu. Yaralan göğsünde fena fena sızılar bıraktı. ta temellerine kadar görülüyordu.de yamaç daha genişlediği için. kadife yakalı bir redingot giymiş olan delikanlının omuzuna dikildi. Tırnaklarına bakmak kâtibin başlıca işlerinden biriydi. erkekler. şöhret sembolü bir kadın resmiydi.. sabahları sütle içerim. uzun ince otlar. Köylü kadın Emma'yı bir kara ağacın altına çekti ve kocasından bahsetmeye başladı. incecik ayaklı bir böceğin konup yürümesi görülüyordu. Emma: MADAME BOVARY 105 — Vereceğiz dedik ya!. yine sütnine geliyordu. Emma: — Peki. sütnineden kurtulduktan sonra yine M. sessiz. dedi. Kadıncağız bahçe kapısına kadar beraber gitti. Leon'un koluna girdi. Madame Rollet. Yonville'e. bilirsiniz ya. —Bir kez daha selam verdi— gönlünüzden ne zaman koparsa —(gözleri yalvanyordu)— bir testicik Fransız rakısı gönderiveriniz. benim rahatsız etmemden kurtulursunuz. — Bana daha neler ediyor. dedi. sabredip kadının teşekkürlerini de dinledikten sonra yürüdü. Ayaklarını eşikte silerek dışarı çıktı. kamışların ucuna veya nilüfer yaprak-. Leon'un kestane rengi. diyor. bütün civarda. dedi.

suratları asık. Guillaumin' in emrinde yaşadığını düşündükçe haline acıyordu. İlk zamanlar eczacı ile beraber birkaç defa onun evine gitmişti.. evinde her şeyi gelişigüzel bırakan. ilk zamanlar kâtibin gözlerini kamaştıran İngilizvari sahte tavırlarına rağmen. Charles onunla dost olmaya pek istekli gözükmemişti. Homais'den başka dostu olmadan M. IV . Leon yazıhaneye döndü. babasını. bunlar da zengin. ikisi de bu histen bahsetmeyi.çarpmasından. onda elbisesinden başka kadınlara özgü bir hal daha bulunabileceğini hiç düşünmemişti. evraka bir göz attı. onun otuz ve kendisinin yirmi yaşında olmalarına. sürekli bir fısıltı vardı ki. Bahçenin önüne varınca Madame Bovary küçük tahta kapıyı itti. sanki ruhları arasında derin. fakat o kadar ağır canlı. Eczacının karısına gelince o. İstiyorum ama.. topraklarını kendileri ekip biçen. sıcak ülkelerin kıyıları gibi. son derece bağnaz. ormanın başlangıcındaki otlağa gitti. Gelecek mutluluklar. sonra bir kalem yonttu. MADAME BOVARY 107 Bu köyde. hali tavrı o kadar bayağı ve o kadar söz bilmez bir insandı ki. başkalarının felaketine ağlayan. Argueil tepesine. sohbetleri çekilmez insanlardı. bilmem mümkün olacak mı? Birbirleriyle başka bir konuşacakları yok muydu?. Bazen Emma bir dakika durup ayağını basacak bir yer arıyor ve titreyen taşın üzerinde sendeliyor.. anasını. ama yine de hepsinden uzak gibiydi. çocuklarını. çünkü Leon onunla kendisi arasında ne olduğu tayin edilmez uçurumlar hissediyordu. Yakında Rouen tiyatrosuna geleceği söylenen İspanyol dans topluluğundan bahsettiler. Kulaktan atma altın gözlük takan. sofralarına kimseyi çağırmayan. akrabasını candan seven. diyordu. Fakat bu insan yüzlerinin meydana getirdiği bayağı zemin üzerinde Emma'nın yüzü tek olarak kendini gösteriyordu. gözü telaşlı. bazen de duvarlardan sarkan bir hanımeli veya bir filbahar dalı. diye sordu. dar kafalı. Yeni duydukları bu tatlılığın şaşkınlığı içinde. özlerindeki gevşekliği güzel kokulu bir meltem halinde yayar ve bu sarhoşluk içinde kendinden geçen insan. görünmeyen ufku merak etmeyi bile aklından geçirmez. papaz. kendilerinden önceki genişliğe. Guillaumin.. birbirine söyledikleri sözlerden ve Emma'nın vücudu etrafında hışırdayan elbisesinin sürtünmesinden başka bir şey duymuyorlardı. söz kesilmesin diye gelişigüzel cümleler bulmaya çalışıyorlardı. hayvan ayakları altında dövüle dövüle çökmüş. ruh inceliklerinden bir şey anlamazdı. Tuğlaları arasında sarı şebboylar bitmişti. belediye reisi M. merdiveni koşarak çıkıp kayboldu. Tuvache ile iki oğlu. onun bir kimseye kadınlık edebileceğini. Kendi kendine: — Ne kadar sıkılıyorum!. Başka da kim vardı ki?. bu. Bir yerde toprak.. Halbuki gözleri daha bir sohbetle doluydu. Binet. birkaç dükkâncı. Noter orada değildi. orada çamurun içinde birbirinden uzak taşlara atlayarak geçmek lazım geldi. bir çukur meydana gelmişti. Emma: — Gidecek misiniz?. Ama ikisi de kendilerini tatlı bir gevşekliğin kapladığını hissediyordu. Leon. kırmızı favorileri beyaz kravatı üzerine dökülen M. dirsekleri havada. korseden nefret eden bir kadıncağız. nihayet şapkasını alıp çıktı. 106 MADAME BOVARY Sivri tepelerine şişe parçaları dikilmiş bahçe duvarları. çamlar altında uzandı ve parmakları arasından göğe baktı. Madame Bovary geçerken açık şemsiyesinin ucu ile dokunup onların kuru çiçeklerinin birkaçını ufalayıveriyor-du. bir limonluk camekânı gibi sımsıcaktı. konuşması o kadar sıkıcı. Ah! Ne kadar sıkılıyorum!. bütün vilayetin belki en iyi kadınıydı: Koyun gibi halim selim. bir yandan saygısızlık etmek korkusu.. bunun için Leon. bir yandan da hemen hemen imkânsız saydığı daha içli dışlı bir yakınlık isteği arasında kalmış. suya düşüvermek korkusuyle gülüyordu. ne yapacağını bilemiyordu. şemsiyenin saçaklarına takılıp bir süre ipeğin üzerinden sarkıyordu. beli eğilmiş. nedenini araştırmayı hiç düşünmüyorlardı. yan yana iki odada yatmalarına ve her gün görüşmelerine rağmen. ağızlardan çıkan fısıltıyı örtüyordu. iki üç meyhaneci.

Emma ta uzaktan onun geldiğini işitir. Homais. başını çevirmeden perdenin arkasından süzülür geçerdi. koltuklarda uyuyup pek bol basma yüzlerini sırtlanyle sürte sürte indiren çocukları alıp götürsün diye Justin'i bir kere salona çağırdı mı. şöminenin üzerinde de. Emma pencerenin yanındaki koltuğa oturur. birdenbire süzülen o gölge belirince bazen ürperir ve hemen kalkıp sofranın kurulmasını emrederdi. Leon kadının arkasına geçer. köy halkının kaldırımdan geçmesini seyrederdi. . Saat sekizde Justin gelir. karı ile koca arasındaki yerine oturur. derdi. ona alaylı alaylı bakardı. Emma iskambili atmak için her kımıldanışında fistanının sağ tarafı kalkardı. çırağının hekimin evine gelmekten pek hoşlandığını sezmişti. Bazen Emma ondan şiir okumasını rica ederdi. Illustration'u karıştırmaya başlardı. M. çenesi sol avucunun içinde. en yeni icat olunmuş. Yukarıya doğru toplanılmış saçlarından sırtına doğru inen esmerlik gitgide açılır ve yavaş yavaş gölgede kaybolurdu. atkısını alır. Sonra elbisesi. onu bir daha dışarı çıkarmak kabil olmazdı. kadının karlı havalarda ayakkapları üzerine giydiği iri çuha terlikleri eczanenin masası altında bir kenara yerleştirirdi. Emma da yerini değiştirip. Bazen Leon çizmesinin ona değdiğini hisseder ve birine basmış gibi hemen çekilirdi. kadının topuzuna taktığı tarağın dişlerine bakardı. aynaya dayalı. Zaten eczacının evindeki pazar akşamı toplantılarına çok gelen de olmazdı. burası alçak tavanlı. uzunlamasına bir yerdi. yemeklerin kokusundan. Leon baygın. beraber resimlere bakarlar ve biri sayfayı bitirince ötekinin de bitirmesini beklerdi.İlk soğuklar basar basmaz Emma odasını bırakıp salona yerleşti. sofrada gördüğü yemekler hakkında fikir beyan etmeye başlardı. Zaten kafasının içi ilaç ve yemek tarifeleri ile kavanoz dolu dükkânından kalabalık olan Homais. etin özünden. dinleyerek eğilirdi. âşıkane parçalarda büsbütün baygın. günün o saatinde. jelatinden bir bahsedişi vardı ki göz kamaştırırdı. delikanlı da. ellerini iskemlenin arkalığına dayar. sirkeler. birer birer anlatırdı. arkasında hep bir biçim elbise. Justin'in daha büyük bir kusuru vardı. Sonra «Gazetede olanların» sözü açılırdı. gazeteyi hemen ezbere bilir. türlü reçeller. — Bizim oğlanın aklından bir şeyler geçiyor. M. Kağıt oyunu bitince eczacı ile hekim dominoya oturur. Ama noter kâtibi o toplantılan hiç kaçırmazdı. en iyi parçayı işaret eder veyahut hizmetçiye dönüp salçalı yemeklerin nasıl pişeceğini ve baharatın ne miktarda sağlığa dokunmayacağı hakkında salıklar verirdi. başladığı kaneviçe işi dizlerinin üstünde etrafa bakan Emma. az kömür sarf eden maltızları bildiği gibi. yazıhaneden Altın Aslan oteline giderdi. Leon'un yanma oturur. günde iki defa. adam çekiştirmesi ve siyasi kanaatleri. Charles da ne kadar tedavi ücreti alınması gerektiğini ondan öğrenmeye çalışırdı. Hatta bazen yerinden yarı doğrulup hanıma nezaketle en yumuşak. Homais akşam yemeği yendiği sırada gelirdi. Homais o oyunda çok ustaydı. Sonra masa başına. sonra M. ona oyun öğretirdi. O zaman M. yere kadar yayılırdı. usareden. 108 MADAME BOVARY Leon. Homais Emma ile «ecarte»ye başlardı. Önce birkaç parti otuz bir oynanır. yazı sahibinin düşüncelerini de unutmadan. Kendisi de moda gazetesini getirmiş bulunurdu. günahına girmeyelim ama.. hekime hastalarının halini sorar. tatlı likörleri kaynatmakta ustaydı. Fakat domino gürültüsünden rahatsız olurdu. monoton bir sesle okur. Homais. hele Felicite de odada ise. saygıdeğer birkaç kişinin oradan ayaklarını kesmesine sebep olmuştu. Fakat bu konu da ku-ruyuverince eczacı. kabarık bir halde iskemlenin iki yanına düşer. Ayakta durur. daima konuşulanları dinlerdi. dal dal bir ahtapot yuvası duruyordu. Mesela pazar akMADAME BOVARY 109 samları Madame Homais. peynirleri muhafaza etmek. kıvrımlar teşkil eder. Kadife takkesi elinde. Charles'a ilklik verir. Fakat şikâyetle anlattığına göre. gerek hariçte cereyan etmiş ferdi felaket hadiselerini. gerek Fransa'da. eczaneyi kapamak için efendisini çağırır. dirsekleri masaya dayanmış. kimseyi rahatsız etmemek için sessiz adımlarla girer ve daima: «Herkese akşamlar hayır olsun!» diye selam verirdi. can çekişir gibi bir eda takınırdı. Fakat ortalık karardıktan sonra. bana öyle geliyor ki sizin hizmetçiye abayı yakmış!. Kapı çalınır çalınmaz hemen Madame Bovary'yi karşılamaya koşar. bozulmaya yüz tutan şaraplara bakmak sanatlarını da bilirdi.

Hemen Madame Homais'yi. hafif yağmurdan da göller hâsıl olur. M. yarı yün bir masa örtüsü buldu. ellerinde terazileri ile ip cambazları resmedilmiş tül abajurunu eli ile çevirir dururdu. M. Justin de. Bunu şubatın karlı bir gününde farketti. Leon da hanıma verilmek üzere alıp Kırlangıç'ta kucağında getirmiş. Bilmiyordu ki.. gürültüsü ta Altın Aslan otelinden işitilen tornası başında çalıştığı görülürdü. o kadar ki. Bazen her şeyi göze almayı tasarlayarak yola çıkMADAME BOVARY 111 tığı olurdu. Emma onu dinler. . ondan notere de bahsetti. Binet'nin. Eczacı. Öğleden sonra M. bir yandan da lambanın. Emma saksılarını koymak için pencerenin önüne parmaklıklı bir tahta taktırttı. başka kimse duymadığı için. Justin'i. Leon'u sevip ¦ sevmediğini hiç düşünmedi. Onun sandığına göre aşk. bu iki his arasında kararsız. sürekli bir kitap ve şarf 110 MADAME BOVARY ki notası alışverişi başladı. Böylece aralarında bir çeşit birlik. o zaman yavaş yavaş konuşmaya başlarlar ve söyledikleri.. göklerden düşüp hayatı altüst eden. istek ve üzüntü ile kıvranır dururdu. hediye olarak. Homais ile Leon hep bir arada. frenoloji bilimine göre yapılıp. yürümek jimnastik yerine geçer diye yanına almıştı. onların sert tüylerine dokunup parmaklarını kanatmıştı. onun. bütün kalbi uçuruma sürükleyen bir kasırgaya benzerdi (1).. evlerin taraçalarında oluklar tıkalı ise. ta göğse kadar işaretli.üç oyundan sonra ikisi de ocak başına uzanırlar ve arası çok geçmez.. Noter kâtibi de kendine böyle bir «asılı bahçe» edindi. bir taraftan bu kadar korkak olduğu için kendi kendinden utanır.. çaydanlık boşalır. susup uyumuş dinleyicilerini işaret ederdi. Bovary ile Madame Bovary. Ateş sönüp kül olur. bir gün. Bunu noter kâtibi göndermişti. odasında. her sabah pencereden birbirlerinin çiçekle uğraşmasına bakarlardı. Bir akşam Lepn. ahçı kadını çağırdı. iradelerimizi birer yaprak gibi söken. bir taraftan onun fenasına gitmekten çekinir. Napoleon ile Athalie'yi de. Charles'a isim günü.yine de yenerdi. Leon'a. Rouen'da bir işi olun* ca gidip onu da yapardı. şimşek parıltıları ve gök gürültüleri ile kendini birdenbire gösterir. Sonra gayrete gelip kararını verir. Leon hemen razı olup hanımı selamlar. Emma 'nınki kadar boş kaldığı olmazdı: Pazar günleri'sabahtan akşama kadar. mavi boyalı güzel bir kafa geldi. o sırada Charles eve döner. hemen bir mektup yazardı. o gün gelince de süreyi yine uzatırdı. Leon'un sözleri de bu zannı kuvvetlendiriyordu: Boyuna onun letafetinden. üzerine arabalara binmiş pierrot'lar. fakat bunu yırtar. Zaten onun hekime sevgi ve saygısının daha başka belirtileri de vardı. Ben onun evine gidip gelenlerden değilim ki!. Homais'yi. «aşkını ilan» için ne yapacağını düşünüp içi içini yerdi. arabaya binip kendisiyle beraber civardaki bir hastaneye kadar gitmeyi teklif ederdi. Charles'ın peşi sıra giderdi. Emma'ya gelince o. buna hiç aldırış etmiyordu. Leon. başka bir güne bırakır. bir gün Binet sert sert: — Bana ne?» dedi. hekimin karısı kâtibe ne diye böyle hediyeler veriyor. çocukları. koyu zemin üzerine açık yaprak işlemeli yarı kadife. Leon hâlâ okurdu. kendilerine daha tatlı gelirdi. Ama köyün pencereleri içinde bir tanesi vardı. Böylece kalbi huzur içinde yaşayıp gidecekti ama. Bovary kıskançlık nedir pek bilmediği için. omuzuna şemsiyeleri yüklenmiş. beraber geliyordu. Yonville'den yarı fersah ötede yeni kurulan bir iplik fabrikasını gezmeye gitmişlerdi. zekâsından bahsediyordu. duvarda bir çatlak olduğunu seziverdi. fakat Emma ile karşılaşınca kararından vazgeçerdi. tavan arasının penceresi önünde M. böyle cömertlik gösteriyordu? Bu herkesin tuhafına gitti ve nihayet: «Herhalde sevgilisidir de ondan!» dediler. herkes o örtüyü görmek istedi. Emma'nın kocası da Emma'nın bir parçası demek değil miydi?. uykuya dalarlardı.eve dönünce. Ona. hava açık olduğu zaman her gün öğleden sonra. o zamanlarda bir romancının kitabı «yağlı bitkiler» merakını moda haline soktuğundan.

Herkesin görelim diye koştuğu o yerde, hiç de görülmeye değer bir şey yoktu. Kocaman boş bir
arsa, karmakarışık kum ve çakıl yığınları, şimdiden paslanmış birkaç çark; orta yerde de küçük
küçük bir sürü penceresi olan dört köşe bir bina... İnşaat henüz tamamlanmamıştı, damın
payandaları arasından gökyüzü hâlâ gözüküyordu. Çatının putreline asılmış, başakla
(1) Böyle «benzerdi» gibi teşbih ıstılahları kullanmanın, Flubert'in üslubuna ne kadar aykırı
olduğunu biliyorum. O, hemen daima istiare ile düşünür. Fakat, onun her istiaresini yeni bir
istiare ile çevirmeye, Türkçenin selikasını bozmadan, Türkçe cümleye bir yabancılık kokusu
vermeden, imkân olmadığını sanıyorum. Herhalde benim elimden gelmiyor; bunu ancak
Flaubert gibi bir sanatkâr yapabilecektir. (N.A.).
112
MADAME BOVARY
karışık bir demet saman, üç renk (1) kurdelelerini rüzgârda şaklatıp duruyordu.
Homais'nin ağzı açılmıştı. Topluluğa bu kuruluşun gelecekteki önemini anlatıyor, taban
tahtalarının dayanıklılığını, duvarın kalınlığını hesaplıyor, M. Binet gibi kendisinin de sırf şahsi
işlerinde kullanılmak üzere yanında bir metre taşımadığına üzülüyordu.
Onun koluna girmiş olan Emma biraz omuzuna yaslanmış, uzakta, hafif bir sis içinde, göz
kamaştırıcı solgunluğunu etrafa yayan güneşin yuvarlağına bakıyordu. Birden başını çevirip
Charles'ı gördü. Kasketini kaşlarına kadar geçirmişti; kalın dudaklarının hafifçe titremesi
yüzüne bir de alıklık çöktürüyordu; sırtı bile, o sakin sırtı bile insanı sinirlendiriyordu; Emma
kocasının bütün bayağılığını redingotunun üzerine apaçık serilmiş gibi görüyordu.
O, öfkesinden bir çeşit iğrenç zevk tadarak kocasına bakarken Leon bir adım ilerlerdi. Benzini
sarartan soğuk, sanki yüzüne daha tatlı bir baygınlık vermişti; kravatı ile boynu arasında
gömleğinin bolca yakasından teni gözüküyordu; uzun saçları altından kulağının memesi
meydana çıkmıştı; Emma onun bulutlara dikilmiş mavi gözlerine baktı ve onları dağların göğü
aksettiren göllerinden daha berrak, daha güzel buldu.
Eczacı birdenbire:
— Seni hınzır seni, diye bağırıp oğlunun yanına koştu; çocuk, kunduraları beyaza boyansın
diye bir kireç yığınının içine girmişti. Babasından işittiği azar üzerine Napoleon ağlamaya
başladı; Justin de bir tutam saman almış, kunduraları temizliyordu. Ama bunun için bir bıçak
lazımdı; Charles kendisinin-kini verdi.
Emma içinden:
— Hele bak!., dedi. Köylü gibi cebinde bıçak taşıyor!.. Kırağı yağmaya başlamıştı, Yonville'e
döndüler.
O akşam Madame Bovary komşulara gitmedi; Charles'ı uğurlayıp da kendini yapayalnız
hissedince sabahki mukayese, gözünün önündeki iki şeyi karşılaştırıyor denecek kadar bir
açıklıkla yeniden başladı; hem bu sefer eşyaya, hatıranın verYani, Fransız bayrağının üç rengi.
MADAME BOVARY
113
diği boyut genişliği de katılmıştı. Emma yatağına uzanmış, ateşin parlak ışığına bakıyor ve
Leon'un bir eliyle uslu uslu bir buz parçası emen Athalie'yi tutarak, bir eliyle de ince bastonunu
yere bastırıp eğmesini görür gibi oluyordu. Onu pek cana yakın buluyor, bunu düşünmekten
kendini alamıyordu; Leon'un başka günlerdeki başka hallerini, tavırlarını, söylediği sözleri,
sesinin ahengini, hâsılı her şeyi göz önüne getiriyor, öpecekmiş gibi dudaklarını uzatarak tekrar
ediyordu:
—¦ Çok cana yakın, çok cana yakın!..
Sonra:
— Acaba bir sevdiği yok mu?., diye düşündü. Ama kimi sevecek?.. Beni!
Leon'un kendisine âşık olduğunun bütün delilleri o anda hep birden aklına geldi, yüreği oynadı.
Şöminenin alevi tavana neşeli bir ışık halinde aksetmiş, titriyordu; Emma kollarını gererek
sırtüstü yattı.
O zaman bitip tükenmeyen yakınma başladı: «Felek isteseydi... Niçin kabil olmasın?.. Engel
olan mı var?..»
Charles gece yarısı eve dönünce Emma, uykusundan uyanmış gibi bir hal takındı ve kocasının
soyunurken gürültü etmesi üzerine baş ağrısından yakındı, sonra ilgisiz bir tavırla, o akşam
neler olduğunu sordu.

Charles:
— M. Leon erkenden odasına çıktı, dedi.
Emma gülümsemekten kendini alamadı; gönlünü yeni bir büyü kaplamıştı, böylece uyuyüverdi.
Ertesi gün ortalığın karardığı saatte, tuhafiyeci M. Lheu-reux, Emma'yı ziyarete geldi. Bu
dükkâncı doğrusu işini bilir adamdı.
Gaskonya'da doğup Normandiya'da .yerleşmiş, güneylilere özgü gevezeliğine Pays de
Caux'lularin kurnazlığını da katmıştı. Yağlı, gevşek ve sakalsız suratı açık bir meyankökü suyu
ile boyanmışa benziyor, beyaz saçları da küçük kara gözlerinin parlaklığını bir kat daha
artırıyordu. Vaktiyle ne iş gördüğünü iyice bilen yoktu; bazıları ayak satıcılığı, bazıları da
Routot'da sarraflık ettiğini söylerdi. Muhakkak olan bir şey varsa, o da Lheureux'nun çok karışık
hesapları zihninden yapabildiğiydi; bu hususta Binet'nîn bile gözünü korkutmuştu. Fazlasıyle
nezaMB 8
114
MADAME BOVARY
ket gösterip daima birini selamlar, yahut davet eder gibi yarı eğilmiş bir vaziyet alırdı.
Krepli şapkasını kapıya astıktan sonra, elindeki yeşil mukavva kutuyu masanın üzerine koydu
ve bin bir türlü saygı sözleriyle Madame Bovary'ye, o güne kadar güvenini kazanmamış
olmasından dert yandı. Onunki gibi küçük bir dükkân, zarif bir hanımın dikkatini nasıl
celbedebilir ki?.. «Zarif bir hanım» derken sesine daha bir kuvvet veriyordu. Ama gerek dikiş
malzemesi ve çamaşır, gerek şapka ve tuhafiye hususunda ne istediği olursa getirtebilirdi; her
ay aralıksız dört kere şehre giderdi. En büyük ticarethanelerle ilişkisi vardı. Onu bir kere Üç
Kardeşler, Altın Sakal, Büyük Vahşi ticarethanelerine soruverin; bütün o efendiler Lheureux'yu
pek iyi tanırlar!.. Bugün, pek ender düşen bir fırsatla eline geçmiş birkaç parça şeyi göstermek
için hanımı rahatsız etmişti. Kutudan yarım düzine kadar işlemeli yaka çıkardı.
Madame Bövary yakalara baktı, sonra:
— Şimdilik bir şey lazım değil, dedi. Bunun üzerine M. Lheureux kutudan büyük bir özenle üç
Cezair hamaylısı, birkaç paket İngiliz iğnesi, bir çift hasır terlik ve kürek mahkûmları tarafından
Hindistancevizinden oyulmuş dört kafesli rafadan yumurta fincanı çıkardı. Sonra iki elini
masaya dayadı, boynunu uzattı, belini kırdı, ağzını açtı, Emma'nın o eşyaları kararsız kararsız
gözden geçirmesine bakıyordu. Ara sıra, boydan boya açılmış hamaylıların tozunu almak ister
gibi, tırnağı ile vuruyordu, bu darbe ile ipekliler titreyip sarı pulları, akşam şafağının mavimtırak
ışığı içinde pırıl pırıl yanıyordu.
— Bunlar kaça?..
— Sudan ucuz, dedi, sudan ucuz; ama acelesi yok; ne zaman isterseniz o zaman verirsiniz; biz
Yahudi değiliz ya!..
Emma bir zaman düşündü ve M. Lheureux'ye yine bir eksiği olmadığını söyledi; bunun üzerine
tuhafiyeci:
— Başka bir sefer anlaşırız, dedi; ben hanımlarla daima anlaşırım, bir benimki ile anlaşamam,
o kadar!..
Emma gülümsedi.
Lheureux o latifeden sonra babacan bir tavırla:
— Para için bir düşünceniz olmasın, dedi... Lazımsa ben size bulurum.
Emma hayretle baktı. Lheureux hemen sesini alçaltrp:
MADAME BOVARY
115
— Hem bulmak için öyle uzun uzun aramaya da lüzum yok, dedi; ben söz verdim mi
güvenebilirsiniz!..
Sözü değiştirdi ve M. Bovary'nin o günlerde bakmakta olduğu Cafe Français sahibi Tellier
Babanın nasıl olduğunu sormaya başladı:
— Tellier Babanın da nesi var Allah aşkına?.. Öyle bir öksürüyor ki bütün evi sarsıyor; bilmem
ama iyi görmüyorum, yakında ona fanila gömlek değil, çam tahtasından bir palto giydirmek
gerekecek!.. Gençliğinde vur patlasın, çal oynasın eğlendi!.. Vallahi, hanımefendi, bu adamlar
düzen, tertip nedir, bilmezler!.. İçini ispirto ile yakıp kömür etti!.. Ama insan bir tanıdığın
ölmek üzere olduğunu görünce, ne de olsa tasa ediyor.

Bir taraftan eşyayı toplayıp kutuya yerleştirirken bir taraftan da hekimin müşterileri hakkında
nutka girişmişti. Pencerelere bakıp somurtarak:
— Bütün bu hastalıklar hep havalardan, değil mi?., dedi. Doğrusu ben de kendimi pek iyi
hissetmiyorum; sırtımda bir ağrı var, bugünlerde gelip beyefendiye bir göstermek istiyorum.
Müsaadenizle, Madame Bovary; bir emriniz olursa minnettar edersiniz.
Kapıyı yavaşça kapattı.
Emma yemeğini tepsiyle odasına getirtip ocak başına oturdu; karnını doyurması hayli uzun
sürdü; her şeyi beğendi. Hamaylılar hatırına geldikçe:
— Doğrusu almadığıma çok iyi ettim!., diyordu.
Merdivenlerden bir ayak sesi işitti; Leon geliyordu. Hemen kalktı; kenarı bastırılmak üzere
konsolun üzerine konulmuş toz bezleri vardı; en üsttekini alıp oturdu; L6on göründüğü vakit
Emma çok meşgul gözüküyordu.
Konuşmaları hiç de hararetli olmadı, Madame Bovary ikide bir susuveriyor, Leon da ne
diyeceğini pek bilemiyordu. L6on, şöminenin yanında alçak bir iskemleye oturmuş, parmaklan
arasında fildişi kutuyu çeviriyor, Emma da ya dikiyor, veyahut bezin kenarını kırıp tırnağı ile
bastırıyordu. Bir şey söylemiyordu; Leon da onun, konuşmasına olduğu gibi sükûtuna davurgun susuyordu.
Kadın içinden: «Zavallı çocuk!» diyor, delikanlı da: «Acaba neyimi beğenmiyor?..» diye'
düşünüyordu.
116
MADAME BOVARY
¦
Nihayet Leon, o günlerde noterliğin bir işi için Rouen'a gideceğini söyledi.
— Sizin nota aboneniz bitti; onu da yenileyeyim mi?..
— Hayır.
— Neden?..
— Çünkü...
Dudaklarını ısırdı ve iğnenin ucundaki gri tireyi yavaş yavaş çekti. Bu dikiş işi Leon'u
sinirlendiriyordu. Emma'nın parmak uçları zedelenir gibi oluyordu; delikanlının aklına zarif bir
kompliman geldi, ama cesaret edip söyleyemedi:
— Neden?., dedi, bırakıyor musunuz?.. Emma birden anlâmayıp sordu:
— Neyi?.. Ha, müziği, değil mi?.. Ne yapalım, Öyle olacak. Ev işleri ile uğraşmak, kocama
bakmak lazım; daha birçok şeyler var... Bunların hepsi müzikten önce düşünülecek vazifeler!
Saate baktı. Charles geç kalmıştı. Emma onu merak eder gibi gözüküp iki üç defa tekrar etti:
— Çok, çok iyi adamdır.
Kâtibin M. Bovary'ye saygısı vardı. Fakat ona böyle bir sevgi gösterilmesi, hoşa gitmeyen bir
hayret uyandırdı üzerinde; ama yine de onu övmekte devam etti:
— Zaten, dedi, herkes kendisini övüyor, özellikle eczacı... Emma tekrar etti:
— Doğrusu çok temiz kalpli insandır. Kâtip de karşılık verdi:
— Elbette.
Sonra Madame Homais'den konuşmaya başladı. Çoğu zaman onun sözü açılınca kılığı ile alay
ederlerdi. Emma, Leon'un sözünü keserek:
— Ne çıkar?., dedi. Ailesine düşkün bir kadın tuvalet düşünmez ki!
Yine sustu.
Ertesi günler de hep böyle geçti. Emma'nın sözleri, hali, tavrı, her şeyi değişti. Ev işlerine daha
büyük bir ilgi göstermeye, kiliseye muntazaman gitmeye ve hizmetçisine daha sert
davranmaya başladı.
Berthe'i sütnineden aldı. Eve misafir gelince Felicite çocuğu getirir, Madame Bovary de onu
soyup vücudunu gösterirdi.
MADAME BOVARY
117
Çocuklara bayıldığını iddia ediyordu; çocuk onun tesellisi, gönlünün eğlencesi, delice ihtirasıydı.
Onu severken heyecana gelip, Notre-Dame de Paris'deki Sachette'i hatırlatacak ateşli sözler
söylerdi!.. Ama Yonville'de Hugo'nun romanını okumuş yoktu ki Sachette'i hatırlasın.
Charles eve dönünce terliklerini ısınsın diye ocak ba'şına konmuş bulurdu. Artık yeleklerinin
astarı, gömleklerinin düğmesi eksik olmuyor, pamuklu gecelik takkeleri bile dolaba kat kat istif

bir kuşunkini andıran yürüyüşü ve şimdi daimi olan sessizliği ile o kadında. O adam için mi böyle uslu . onu bir an daha sokakta görmek için arkası sıra yerinden kal-kıverdiğini bilmezdi.ediliyordu. Emma'yı tutan hiç şüphesiz ki ya tembelliği. insan. ıstırabı özlüyor. iri gözleri. iki ayağı ızgaralara dayalı. hiç sesini çıkarmadan boyun eğdiği emirlerini anlamamakla beraber onun her dediğine razı oluyordu. alamadığı kadifeyi. başkaları da kurtulamıyordu. uçup o kalpten ayrılıverecek gibi oluyordu. Vücudu saran istekler. alnında ulvi bir kaderin yazısını taşıyor-muşcasına bir hal yok muydu?. kendisine bir faydası dokunmayacak olan bütün. hastalar nezaketine. yanağı hazmın verdiği hararetle kızarmış. halini yüzünden okumaya çalışırdı. onu kaybetmekten meydana gelecek acının yanında hiç kalır. Emma'nın o kadar namuslu ve öyle elde edilmez bir kadın olduğuna inandı ki kalbinden en küçük ümidi bile uzaklaştırdı. para hırsı. Bazen düşünüyor. çocuğun yerde kilim üzerinde yuvarlandığını. biraz da utancıydı. Emma bu düşünceden silkinmeye bakacağı yerde ona sımsıkı sarılıyor. Siyah saçları. Sofraya getirilen yemekte bir kusur gördü veya bir kapıyı yarı açık buldu mu sinirleni-verir. evinin çok dar olduğunu düşünüp inlerdi. Onun cazibesinden yalnız Leon değil. gözleri saadetle nemli ateş başına kurulduğunu. yüzü uzadı. sevda çekmenin verdiği hüzün kaynaşıp tek bir gönül acısı oluverdi. yalnızlığı araması da onu düşünüp haz duymak içindi. Leon'un ayak seslerini duyunca yüreği çarpar. Emma onun kalbinde daima yükseliyor ve sanki tanrılaşacak. hayatla ilişiği olmayan ve ender oldukları için çiçek gibi bakıp yetiştirdiğimiz saf hislerden biridir. eremediği saadeti. Eczacının karısını. o pek afif dudakları. Leon'un farketmesini ister.. hülyalarının pek yüksek. Fakat bu feragati ile Emma'yı görülmedik bir mertebeye yükseltmiş oluyordu. bu düşünmeyle gösterdiği güven de âdeta nankörlüktü. hem son derece halim. Onun kendisini görmek. Emma'nın. Emma'nın nazarında Charles'ın. Altın Aslan otelinin güvercinleri pembe ayaklarını. fakirler de insaniyetine hayran oluyordu. onunla bir çatı altında yattığı için mutlu sayıyordu. bir kaza merkezine de gitse yaraşır. bunu kolaylaştıracak rastlantılar. gönlün ıstırabını anlatmıyordu. Onu çileden çıkaran şey. felaketler hayal ederdi. Gayetle mahzun ve gayetle sakin. hayata ancak belli belirsiz dokunarak geçer gibi. Eczacı bile: 118 MADAME BOVARY — Cidden yüksek bir kadın. azaltmak için o kadar şiddetle kalbinin derinliklerine atıyordu. sonra karşısına çıkınca heyecanı geçip en sonunda hüzne dönen bir büyük hayretten başka bir şey duymazdı. kadının da. Leon'u kendinden pek uzaklaştırmış olduğunu.cismani güzelliklerden ayırdı. ya korkusu. Emma zayıfladı. her şeyi buna fırsat biliyordu. Böylece bir fedakârlık etmiş olduğuna kaniydi. Onu gözünde. Fakat Emma aşkını ne kadar kuvvetle hissederse onu belli etmemek. eskisi gibi onun bahçede gezmek teklifine yüzünü ekşittiği olmuyordu. öyle ki. düz burnu. iki eli göbeğinde. derdi. diyordu. Leon yemekten sonra Charles'ın. Emma onun işlerini merak eder. o ince belli kadının da koltuğun arkalığı üzerinden eğilip kocasını alnından öptüğünü görünce. öfke ve kin kemiriyordu. O düz kırmalı fistanın altında huzurunu kaybetmiş bir kalp gizliydi. Emma' nm düşünceleri de hep o evin içinde dolaşıyordu. Fakat onun içini hırs. hayalin verdiği zevki bozuyordu. çektiği işkenceyi Charles'ın fark i MADAME BOVARY 119 bile etmemesiydi. «Bourgeois» kadınları onun ev idaresine. Gidip onun odasını görmeye bir bahane bulmak için bütün bir hikaye uydururdu. içinden: — Ne delilik. beyaz kanatlarını oluklara sokup ıslatmak için nasıl o eve gidiyorlarsa. karısını mesut ettiğini sanması budalaca bir hareket. kiliselerde çiçeklerin mermer soğukluğuna karışan kokusu ile titrediği gibi. ama: «Ben iffetli bir kadınım» diyebilmenin* ayna karşısında boynu bükük tavırlar takınmanın verdiği gurur ve zevkle biraz teselli buluyordu. Emma'mn evinden üzgün çıktığı günler. onun yanında da sanki donduran bir büyüye kapılıyordu. hem de son derece çekingen. Bu. artık vaktin geçip hiçbir ümit kalmadığını sanıyordu. Emma Leon'a âşıktı. Leon. ona kavuşmanın vereceği zevk. Ona erişmek için ne yapsam ki? Böylece Leon. benzi soldu.

Sıra sıra dizilmiş beyaz duvaklı kızlar. göz yaşları dökerdi. öyle içliydi ki. ırmağın. Ah! Emma yine. Pazar günleri ayin esnasında başını kaldırınca. intikam almaya daha ziyade hak kazanmak için: «Ah! Bana bir el kaldırsa!» dediği olurdu. bah-tiyarmış gibi gözükmeye.. ılık bir rüzgâr tarhları okşayarak geçiyor. ruhunda hemen ne olduğu bilinmez. derdi. hep sinirden geliyor. kilisenin yolunu tuttu. VI Bir akşam açık pencerenin kenarına oturmuş.. adına La Gue"rine derdik. başı boş hatlar çizdiği görülüyordu. Charles'dan nefrete. ama ayak sesleri de böğürmeleri de işitilmiyordu. Kocaya vardıktan sonra geçmiş diyorlar. Uzakta inekler yürüyordu. Bu kini azaltmak için harcadığı her emek bilakis bunu çoğaltmaktan başka bir şeye yaramıyordu. Evinde hayatın bayağılığı onu lüks fantezilere. Ruhunu eğebileceği. Emma: — Ama. artık beni sevmiyor ki! Benim halim neye varacak? Ben kimden bir yardım. taze kadın çocukluk ve okul zillerinin hatırasına kapıldı. karanlıklarla kaplı bir uçurum açılıverirdi. perişan. havalarda huzur içindeki iniltisine devam ediyordu. ne de papazın duası. ben bu derde kocaya vardıktan sonra tutuldum. Kameriyenin çubukları arasından ve ondan öte bütün civara bakınca. bir daha denemek arzuları duyardı ama. kendi ağzı ile mutlu olduğunu iddiaya. sanki kafasının içini sis kaplamış gibi bir şeymiş. hanımcığım. yine de güler yüz göstermeye. kapının önünde asılmış bir kefen sanırlardı. ben buraya gelmeden önce Dieppe'deydim. İçine bir gariplik çöktü. bir başına deniz kenarına giderdi. birdenbire Angelus çalındığını duydu. ortasında da dua rahlesine eğilmiş rahibelerin sert. herkesi buna kandırmaya mecbur olmak!-. gümrük memuru kola çıkınca onu taşların üzerinde bülurmuş. Nisan ayj yeni girmiş. kendi de pek MADAME BOVARY 121 farkına varmadan. sonra üzülür. orada tanıdım. kocasından gördüğü muhabbet günahkârca arzulara sevkediyordu. yağ eğlencelerine hazırlık için kendilerine çekidüzen veriyordu. sakın beye söyleyeyim deme. bir teselli umayım? Kim benim derdime derman olur? Âdeta soluğu kesilir. Derdi pek fazlalaştı mı. Siz de tıpkı onun 120 MADAME BOVARY onun gibisiniz. ağaçlar da sanki birer kadın olmuş. küçük küçük sütunlu kuddas sandukasından daha yüksek uzun şamdanlar gözünün önüne geldi. çuha çiçekleri açmaya başlamıştı. derdi.. Kendi kendine: — Zaten. çan da hâlâ durmamış. derdi. türlü sıkıntılarının neticesi olan kinini hep kocasının üzerine yükledi. sessiz hıçkırır. buhurun dalga dalga yükselip dönen mavimtırak dumanı içinde Meryem-Ana'nın tatlı yüzünü görürdü. yığılıvermiş gibi oturur. Derdini sorarsanız. Felicite: — Peki. ağlarmış. bütün hayatı silip unutturacak herhangi bir ibadete hazırdı. her birini. onların arasına karışıp kaybolabilseydi. onları düşünmek. takatsiz' hissediyordu. kara başlıkları. Zangoç Lesti-boudois'nın şimşirleri budamasını seyrederek dalmıştı. Mihrabın üzerinde çiçek dolu saksılardan. Akşam buharı kavakların arasından geçiyor. Öyle içli. çayırda akıp otların 'üzerinde girintili çıkıntılı. Kendi içîn duyduğu şefkat. Bazı günler. kasırgaya kapılmış bir kuş-tüyü gibi kimsesiz.oturuyordu? Halbuki her saadete engel olan o değil miydi? Her sefalet onun yüzünden çıkmıyor muydu? Emma'yı her yanından kıskıvrak bağlayan karmakarışık kayışın sivri toka dili o değil miydi? İşte böylece Emma. ne hekimlerin ilacı kâr etti. Aklına gelen yürek parçalayıcı ihtimallere bazen kendi de şaşıyordu. derdi. evin eşiğinde dikilip durduğunu görenler... kız oraya yüzükoyun yatar. içinde isyan duyguları uyandırıyordu. çünkü boşa giden bu zahmet de öbür üzüntü sebeplerine katılarak ayrılığın genişlemesine hizmet ediyordu. daha şeffaf lacivert bir gölgeye bü-rüyordu. Bu bir durup yine" başlayan sesi duyunca.. Onun bu buhran anlarında içeri giren hizmetçi: — Beyefendiye niçin söylemiyorsunuz? diye sorardı. Pollet'de balıkçılık eden Gue'rin Babanın bir kızı vardı. Leon'la beraber ta uzaklarda bir yere kaçıp da talihi. böylece.. kendini. . Ama bu iki yüzlülükten kendi de tiksiniyordu. Emma:' — Bir şey değil. sanki dallarına takılıvermiş bir bürümcükten daha soluk.

Emma: — Size sormak istiyordum. soluyordu.. diz çökmüş çocuklarının birbirine omuz vurup iskambilden askerler gibi devrilmelerine bakıyordu. küçümseyen bir hareketle: — O ne diyecek ki! dedi. Zaten vaktinden önce çalmanın. Akşam yemeğini yeni yemiş. Papaz ağzının içinden: —Bu yumurcaklar işte hep böyle! diye söylendi. aşağı tarafların köşelerini büsbütün karartıyordu. ilk sıcaklar bastı mı insana bir gevşekliktir çöküyor. köyün çocuklarına. dünya ilaçlan değil ki! Fakat papaz ikide bir kiliseye. Birkaçı da duvara çıkıp ata biner gibi oturmuş. — Nasılsınız. bağrışmaları da çanın uğultusu arasından duyuluyordu. Din dersi kitabını cebine sokup durdu. günün hiçbir saatini kaybetmemek için. Geniş göğsünde küçük düğmeler boyunca giden yağ ve tütün lekeleri. sanki sırf kendileri için döşenilmiş bir parke üzerinde gibi koşuyor. Emma: . son kabirlerle duvar arasında yetişmiş iri ısırganları çarıkları ile biçiyorlardı. papazın evinin kapısının gıcırdadığı duyuldu ve rahip Bournisien gözüktü. mezarlığın taşları üzerinde bilye oynuyorlardı. başladığı işi bırakıp bir ikincisine seğirtmeyi.Köyün meydanında. Çocukların birkaçı gelmiş. Kilisenin ta dibinde bir lamba. öyle ki. birden tanıyamamıştım da. katmer katmer kırmızı gerdanın yayıldığı beyaz yakadan uzaklaştıkça daha sıklaşıyordu. Mezarlıkta yalnız orada yeşillik vardı. Kilisenin ön tarafını kaplayan uzun bir güneş ışını. zangoç. eğilip kaldırdı ve: — Günah nedir bilmezler ki! dedi. Ne yapalım. Çocuk: — Şimdi gelir. Ta kulenin tepesinden sarkıp bir ucu yerde sürünen kalın halatın titreşimi hafifledikçe uğultu da kesiliyordu. Adamcağız şaşkın şaşkın sordu: — Size bir ilaç yazmıyor mu?. ona: — Papaz nerede? diye sordu.. hepimiz dünyaya ıstırap çekmeye geldik. 122 MADAME BOVARY Fakat Madame Bovary'yi görür görmez: — Affedersiniz. dedi.. Ayaklarına kalçınlar giymiş çocuklar orada. diye söze başladı. çocuklar çil yavrusu gibi kaçıp kiliseye girdiler. kiliseden dönen Lestiboudois'ya rast-geldi. din dersinin saatini haber vermek gibi bir faydası da vardı. dedi. Madame Bovary. . — Hiç iyi değilim. Emma: — Bana lazım olan. Angelus'ü1. derisindeki sarı deri benekler de. yani tavana asılmış bir şişe içinde ufacık fitilli bir kandil yanıyordu. Papaz öfkeli bir sesle bağırdı: — Hele bir geleyim de. yağın üzerinde titreyen beyazımtırak bir lekeye benziyordu. Kırlangıçlar hafif hafif bağrışarak geçiyor. eteği didiklenmiş yün cüppeye soluk bir renk veriyordu.. dirsekleri parlak.. Ayağı bir din dersi kitabına çarpmıştı. Seni haylaz seni! Sonra Emma'ya dönüp anlattı: — Bizim dülger Boudet'nin oğlu. Bovary ne diyor? Emma. uzaktan. Riboudet. iyisiniz inşallah? diye sordu. dedi.. dedi. kırçıl sakalın sert kılları arasına karışıp kayboluyordu. anasının babasının hali MADAME BOVARY 123 . Çocuklardan biri. kanatları ile havayı bıçak gibi kesiyor ve hemen. bak kulakların ne oluyor. duvarın kırmızı kiremitli çıkıntısı altındaki san yuvalarına giriyorlardı. Sizin rahatsızlığınıza M.. Bunun ışığı. ıstırap içindeyim. bacaklarını sallıyor. Ama Saint-Paul'ün buyurduğu gibi. Batan güneşin ışığı tam yüzüne vurmuş. üst tarafı hep taş dolu ve kilisenin süpürgesi bulunmasına rağmen daima ince bir tozla kaplıydı. Sacriştie'nin ağır anahtarını hâlâ iki parmağı arasında sallıyordu. çok geniş bir delik içinde duran turnikeyi sarsıp oynuyordu.-ne zaman işine gelirse o zaman çalardı. Papaz: — Ben de öyle! dedi. Çok geçmedi. sonra yine birincisine dönmeyi tercih ederdi.

Madame Bovary. mesela şehirdeki işçiler. papaza yalvaran gözlerle baktı: — Evet. değil mî? Onunla ben. Emma'nın yanına dönünce alaca enfiye mendilini boylu boyunca açtı. inekleri hep birer birer. ayaklarının ucuna basarak. Yakında «Premiere Communion»lar başlayacak. Sonra. sanki onlar birer ağaçmış da kilisenin taşlarına dikmek istiyormuş gibi hızla yere kakıyor..vakti yerinde. güldüler. tepe. sırtı pek olunca. sahibi işin içinde büyü var diyor. bazıları da. çiftçilerin hali acınacak şey! Emma: — Acınacak daha neler var! dedi. Baudet. sıralara tırmanıyor. günah çıkarma odasına kadar sokuldukları oluyordu. . Gülmek lütfunda bulundular. o vücutların hekimi. Hiçbir şeyden bahsedecek değildim! diye tekrar etti. Hatta mon Riboudet derim. Emma. Nihayet papaz: — Kusura bakmayın.. Madame Bovary! Daha bu sabah beni ta Bas-Diauville'e götürdüler. bir insana başlıca lazım olan şeyler. bir köşesini dişleri arasına sıkıştırdı ve: — Doğrusu. Çocuklara derslerini verip hepsini evlerine göndermek lazım.. birbirlerine bir şey söylemeden bakıyorlardı... hani Maromme yolundaki tepe yok mu. Geçen gün bunu piskopos efendimize de anlattım. Emma: — Hay Allahım! Hay Allahım! diye içini çekiyordu. iki diz üstü oturtuyordu. Hoş değil mi? Mon Riboudet. Emma: — Hiç. siz daha rahat durmayacak mısınız? Bir sıçrayışta kiliseye daldı. Bilmem nedendir. ben ruhların hekimiyim. ama ekmek bulamadıkları gün oluyor.. dedi. ne yaparsa ses çıkarmıyorlar. Hemen eve gidip bir fincan çay için. kadının biraz evvelki sözlerini hatırlayıp: — Bana bir şeyden. dua kitabını karıştırıyordu. ne er(1) Mon-Benîm.. muhakkak ki bu kasabanın en çok işi olan iki adamıyız.. dedi. çok akıllı şey! Ben bazen şaka olsun diye ona: «Riboudet derim. Çocuklar o sırada ilahicilere mahsus rahlenin etrafına toplanmış. — Ama. (Emma söz söylerken ağzının iki köşesi büzülüyordu) öyleleri de var ki ekmek buluyor da. Emma'da rüyasından uyanmış bir insan hali vardı. — Kışın ateş bulamıyor diyeceksiniz. bir ineğin karnı şişmiş. Zavallı yavrucaklar! Onları Tanrı . Kaba bir gülümseme ile ilave etti: — Ama. Bovary nasıl?. — Affedersiniz arria onların içinde de ne namuslu. Madame Bo vary. melek gibi kadınlar.. Mont-Riboudet! (1). içinde ham şeker eritilmiş soğuk su da çok iyidir. çünkü vazife her şeyden öncedir. — Onları demek istemedim. Papaz devam etti: — Hiç şüphesiz daima meşgul.. bir sıkıntı mı geldi? Hiç şüphesiz hazım zamanınız olacak.. — O bahsi hiç açmayın. Türkçeye çevrilmesi imkânsız bir cinaslı söz. dedi. bahsediyordunuz. Bana öyle geliyor ki. — Niçin?. Yakalarından tutup havaya kaldırıyor..M. değil mi? — Ondan ne çıkar? — Nasıl ne çıkar? İnsanın karnı tok.. değil mi? dedi... Bu gidişle korkarım ki çocukları iyice hazırlayamayaca-ğız! Bunun için Ascension yortusundan sonra her çarşamba dersi bir saat uzatacağım.. Ama istese çabuk öğrenecek. Bir dakika müsaade buyurun! Hey Longuamarre.. Etrafta gezdirdiği gözleri yavaş yavaş eğilip o cüppeli ihtiyara dikildi. — Elbette. işte onun gibi. — Demin elinizle alnınızı oğuşturdunuz da gözleriniz karardı sandım. siz her derde dermansınız. Fakat papaz birdenbire yetişip şamarlan savurmaya başladı.. Emma duymamış gibiydi. Karşı karşıya durmuşlar. Neydi? Pek hatırlamıyorum. 124 MADAME BOVARY demli aile kadınları var! Evliya gibi. Mont-Dağ. Papaz merak etmiş gibi ilerleyerek: — Neniz var? dedi. papaz efendi.

annesiyle babası türlü türlü tedbirler almışlardı. sendeliye sendeliye annesinin yanına gelmek. Madame Bovary onu kaldırmak için hemen koştu. «Yüreğini pek tutmasını» öğütlemişti.. rünen gözkapaklarının yanında iri iri yaşlar durup kurumuştu. yara önemli değil. vaftiz olduktan sonra. Güle güle. yanağını kesti.. hizmetçilerin dikkatsizliğinden konuşmaya başladılar.. — Evet Hıristiyanım. Berthe konsolun önüne doğru yuvarlanıp başını bakır topuza çarptı. Emma onu dirseğiyle iterek: — Eh! sana rahat bırak diyorum! dedi. tam dövünmeye başlayacağı sırada içeri kocası girdi. kendini hasta edeceksin! Eczacının evinde hayli kalmıştı. Madame Bovary sofraya inmedi. yanağına yapıştırılan yakı. onun önlü-ğündeki kurdelelerin ucunu yakalamak istiyordu. kalıp gibi topukları üzerinde döndü. içinde kalan merak da. ayağında yün örgüsü patikleri. bu kadar küçük bir şey için telaş etmekle budalalık ettiğine. karıcığım. Şimdi nefesi. yavaş yavaş yokoldu. fazla merhamet göstermiş olduğuna kanaat getridi. kan aktı. onun arkasından devam ediyordu: — Siz Hıristiyan mısınız?. etrafını gölge karanlık bir okyanus gibi çevirmişti. Yerli yerinde duran eşyayı sanki her zamankinden fazla bir hareketsizlik kavramış. ağır ağır yürüyerek iki sıra beyaz rahleler arasında kaybolmasına baktı. Mübarek Oğlunu elçi edip. saat on birde eve dönünce karısını beşiğin başında buldu... Madame Homais'nin kendi başına gelmişti de iyi bilirdi: Küçüklüğünde aşçı kadın. Bunun üzerine. acele ile zilin ipini kopardı. dedi. pamuk battaniyeyi belli belirsiz kımıldatıyordu. Emma. Kadın onu eliyle savarak: — Rahat bırak! dedi. dedi. çocuğunu bir başına beklemek istediğini söyledi. saat hâlâ işliyordu. Kadın büsbütün sinirlendi: — Rahat bırak! diye tekrar etti. döşeme tahtalarına hiçbir zaman cila vurulmazdı. önlüğün ipek kumaşına doğru iplik gibi salya akıtıyordu. Onu alnından öperek: — Dedim ya! Kaygılanacak bir şey yok. odasına varınca da kendini bir koltuğa attı. MADAME BOVARY 125 Emma onun. Charles işten dönüyordu. toprakları bol olsun. eşyada görünen bu durgunluğa âdeta şaşar gibi bakıyordu. Çocuk onun bakışından korkup bağırmaya başladı.. kocacığım. Yemek vakti olmuştu.» deyip talyon yakısı almaya gitti. yeri hâlâ duruyordu.. kendi içinde bu kadar çöküntüler varken. Charles: «Merak edilecek bir şey yok. onun göğüslüğündan aşağı bir kürek dolusu kor döküvermişti. çocuk oynarken yere düşüp yüzünü kanattı. Emma durgun bir tavırla: 126 MADAME BOVARY — Bak. derisini yana doğru germişti. çocukların ince sesi hâlâ kulağına geliyor. . Camlardan süzülen beyazımtırak ışık dalga dalga dökülüyordu. çocukların uğrayabilecekleri tehlikelerden. Sonra. beye de benden çok çok selam edersiniz. Kiliseye girdi ve eşikten ayağını atar atmaz hemen bir kere diz çöktü. Öyle pek telaş etmemesine rağmen Homais ona metanet vermeye çalışmış. iri mavi gözünü annesine dikti. Onun uyumasını seyrederken. pencere ile dikiş masasının arasında dur-'muş. süve .. — Hıristiyan vaftiz olduktan sonra. Emma içinden: — Tuhaf şey! dedi. dudağından aşağı. — Hıristiyan kime derler?. hiç üzülme. Mesela evlerinde bıçaklar katiyen bilenmez. Fakat küçük Berthe. bir mil üzerine konup vaziyeti değiştirilen bir heykel halinde. evinin yolunu tuttu. Yarı aralık kirpikleri altından bir çift fersiz. Berthe'in hıçkırması artık kesilmişti. Bunun üzerine.. çukur gözbebeği gö. hizmetçiyi var kuvvetiyle çağırdı. dirseklerini dayadı. Emma merdivenin basamaklarını tırabzana tutunarak çıktı. yemekten sonra eczaneye geri vermeye giden Charles. Ocak sönmüş. başı biraz omuzu üzerine eğilmiş. Madame.. bize öyle buyurmuş.yoluna ne kadar erken sokarsak o kadar iyi olur. bu kız ne kadar da çirkin! Yakıdan kalanı. yarı açık elleri yanlarına sarkmış. Kız biraz sonra yine gelip dizlerine daha ziyade sokuldu. zaten Tanrı da. Fakat papazın kalın sesi. vaftiz olduktan. Pencerelere demir parmaklık..

Maskeli balolarının mızıkası. bazı evleri görmek onu sabredilmeyecek derecede sinirlendiriyordu. Madame Lefrançois. hiçbir şeye karşı ilgisi.pervazlarına kalın çubuk takılırdı. şiddetli bir arzu halini aldı. bulamadı. Binet suratını asıp: — Ben ne bileyim? Polis hafiyesi değilim ya! diye cevap verdi. Madame Homais'nin bir buluşuydu. onun. Paris'i daha ileriye bırakıp Rouen'da bir ikinci kâtiplik aradı. Fakat bir kere. aklına türlü türlü şeyler geliyordu. niçin derhal gitmesin? Bir mani olan mı vardı? Hemen içinden hazırlıklara başladı. hani 128 MADAME BOVARY insan. neler yapacağını önceden kararlaştırdı. Leon hemen her hafta şehre gittiği için bu işe de bakıvermesi büyük bir zahmet olmazdı. Bunun üzerine Binet çenesini kaşır. «Bunun kaça mal olacağını» bilmek istiyordu. Mademki hukuk tahsilini orada bitirecekti. Bu. içinden: «Acaba bir şeyin mi farkına vardı?» diyordu. Böyle zamanlarda tahsildar ona: — Hiç eğlenceniz yok da ondan. gönlüne hoş geldiği kadar içine de korku veriyordu. zihin organlarına zarar vermesinden korkup içinden üzülür. gözlerinin önünde canlanmaya başladı. insaf. duygularını okşayacak bir sürpriz yapmak. bazı kimseleri. her zamankinden daha üzgündü. hiçbir şeyden umudu kalmayınca hayatın her gün değişmeyen tekrarı altında ezilir gibi olur. Belki işin aslını öğrenirim diye bir kere de vergi tahsildarına sordu. Leon ne diye ikide bir Rouen'a giderdi? Homais «bu işin içinde bir delikanlılık. __ Ama arkadaşının hali ona da bir tuhaf geliyordu. babacan bir adam diye baktığı eczacıya da tahammül edemiyordu. ama bir türlü muvaffak olamamıştı. Amerika vahşilerinden farkı kalmayacak! derdi. derdi. dört yaşına. hem de karşısındakini küçümsediğini gösteren bir kurumla: — O da doğru ya! derdi. nihayet annesine uzun. Leon da kendinde işte öyle bir hal hissetmeye başlıyordu. beş yaşına kadar. mavi kadifeden bir çift terliği olacaktı! Şöminenin üzerine çaprazvari bir çift meç asıp ortalarına bir kuru kafa yerleştirecek. M. Orada bir sanatkâr hayatı sürecek. gitar dersi alacaktı! Bir robdö-şambrı. ama arkalarından bir bakan olmayınca yerlerinden bile kımıl-danamazlardı. Homais'nin çocukları. ince bir sevgi eseri göstermek. hatta bazen dayanamayıp: I MADAME BOVARY 127 — Senin elinde bu çocukların. gitarını da en üste. merhamet edilmez. Charles birkaç defa sözü kesmeye çalışmıştı. hem duyduğu kıvancı. çok geçmedi. tabağına konulan yemeğin çoğunu bıraktığını görüp merak ediyordu. Yonvillelilerden o kadar sıkılıyordu ki. ama kendi aklı pek yatmıştı. madeni levha üzerine iyi bir resmin kaça çıkacağını öğrenmesini rica etti. Yonville' den. kendilerine karışan yok gibi görünürlerdi. başlarına içi pamuklu. böyle bir basıncın. Leon. asacaktı. Odadan çıkarken noter kâtibinin kulağına yavaşça: — Size bir söyleyeceğim var. Rouen'a gittiği zaman. arkaya doğru yığılan bir beresi. Önceleri ürpererek aklına getirdiği bu ihtimal. mesleğinde ilerlemek için bir başka noterlikte de çalışmayı tavsiye ediyordu.. çünkü ikide bir Leon'un iskemlesine devrilip kollarım da iki yanına sarkıtarak karmakarışık sözlerle hayattan şikayet ettiği oluyordu. ama yanılıyordu. İşin zor tarafı annesini razı etmekti. Ama bir gün yeni bir işe girip başka bir hayata karışması ihtimali. kalın takkeler giydirilirdi. biraz nezle olsalar. Hayalinde apartmanına koyacağı'eşyayı da seçti. kocası. Leon merdivende onun önüne düştü. — Ne gibi eğlencem olsun? — Ben sizin yerinizde olsam bir torna alırdım! Noter kâtibi: — «İyi ama ben torna kullanmasını bilmem ki. O. Nihayet Charles kapıyı kendi eliyle kapattı ve Leon'dan. grisette'lerinin şakrak sesiyle o ta uzaklardaki Paris. Yanında çalıştığı noter bile ona. derdi. bir kadın dalaveresi» bulunduğundan şüphe ediyordu. babalan onlara türlü ilaçlar içirir. hiçbir sonuca etmeksizin sevmekten bezmişti. LĞon. boylu boyunca bir resmini hediye etmek niyetindeymiş. Leon'nun çapkınlıkta gözü yoktu. karısına. Yüreği çarpıyor. dedi. ayrıntılı . Bunları düşündükçe şimdiden hayran oluyordu..

hizmetçi de Berthe'i getirdi. bir an önce yola çıkmasının uygun olacağını bildiren bir ikinci mektup aldı. raflara. Merdivenin üst başına varınca o kadar yüreği çarpıyordu ki. Leon kasketini elinde tutuyor. Bovary'ye ancak ayak üstü bir Allaha ısmarladık diyecek kadar vakti kalmıştı. Birbirlerine bakıyorlardı. bavullar. Emma ufukta neye. tatilden önce imtihanını vermek istediğine göre. uzun uzun baktı. gülmeye çalışarak: — Evet. duruverdi. dedi. Leon onu boynundan tekrar tekrar öptü: — Allaha ısmarladık yavrucuğum! Allaha ısmarladık cicim! Allaha ısmarladık! Annesinin kucağına verdi. Sarılıp vedalaşmak saati gelince Madame Homais ağladı. Madame Bovary arkasını dönüp yüzünü pencereye dayamıştı. Emma: — Götürün çocuğu! dedi. lustin hıçkırıyordu.. çenesini eğmişti. ayakta duruyordu. Leon içini çekerek: — Artık Allaha ısmarladık! dedi. Leon acele etmedi. birbirini sımsıkı kucaklamıştı. delikanlı elini uzattı. kadın bir an tereddüt etti. Emma: Yağmur yağacak. O içeri girince Madame Bovary hemen ayağa kalktı. Allaha ısmarladık. en sonunda annesinden. ocağa ayrı ayrı. Bütün bir ay her gün Hivert. ipe bağlanmış. Leon kendisine elbiseler diktirmek. Emma silkinerek başını kaldırdı. çocuğun elinde. Homais. dedi. Bir daha tekrar etti: — Evde değil. bir sürü boyun atkısı almak. . Leon: — Ben yine geldim! dedi. — Evet. Yalnız kaldılar. Sonra. İngiliz usulü vedalaşalım! dedi ve o da elini uzattı. alıp götürmek istiyordu. Leon: — Doktor evde değil mi? dedi. odasındaki üç koltuğu doldurmak. — Paltomu yanıma alıyorum. Leon'u arabasına bindirip Rouen'a götürecek olan noterin kapısına kadar kendi elinde taşımak istiyordu. kaşlarına kadar. paketler taşıdı. bir mermer üzerinden akar gibi kayıyordu. Rouen'dan Yonville'e sandıklar. güle güle! Birbirine doğru ilerlediler. metin bir erkek olduğundan. parmakları arasında sıcaklığını hissettiği o nemli avuca akıyor gibiydi. aziz dostunun paltosunu. Emma hemen geldi.. Kadıncağız razı oldu. hafif hafif dizlerine çarpıyordu. — Sizin geldiğinizi anlamıştım! Kadın dudaklarını ısırdı. Delikanlının M. dünya gezisine çıkacak bir yolcudan fazla hazırlıkta bulunmak işini bitirdikten sonra da hareketini hep bir haftadan öbür haftaya bıraktı. — Ya! MB 9 130 MADAME BOVARY Kadın döndü. İkisi de sustular.bir mektup yazıp hemen Paris'e gidip orada oturmasını gerektiren nedenleri anlattı. — Evde değil. duvarlara. Omuzunu duvarın tahta kapısına dayamış. Emma birkaç basamak inip Felicitd'yi çağırdı. Leon'un bütün varlığının özü. Leon: — Berthe'i bir görüp öpmek isterdim. kısacası. çarpan iki göğüs gibi. sanki hepsini içine sindirmek. üzünMADAME BOVARY 129 tüsünü belli etmedi. sarkan bir fırıldak vardı. öne doğru uzattığı alnının üzerinden ışık. nereye bakıyor? O anda içinden neler düşünüyordu? Anlamak zordu. aynı yürek çarpıntısı içinde birleşen fikirleri. yüzüne kan çıkıp saçlarının dibinden ta boynuna kadar derisi pespembe kesildi. Leon yalnız kalınca etrafına. onun için Yonville'den Rouen'a.

göğün boş kalan kısmını da bir porselen beyazlığı kaplamıştı. birer kara sütun halinde. Rouen'a doğru kümeleniyor. Charles: — Zavallı Leoncuk! diyordu. Siz o çapkınların Quar-tier Latin'de. bulutlara bakıyordu. hıçkırıkların kestiği bir sesle. Kendinize iyi bakın! Sakıntısız davranmayın! Noter: — Haydi. gözleri dolu dolu olmuş: — Gelin bir kucaklaşalım. hatta faubourg Saint-Germain (1) hanımları içinde onlara gönül verenler oluyor. Homais çamurluğa doğru eğildi. gönlü üzgün. ıslak çalılıklarda serçeler kanat çırpıyor. Sonra yine güneş çıktı. Bovary karşı çıktı: — Öyle kendini koyuverecek çocuğa benzemez. M. Zaten Paris'te üniversite öğrencisi pek gözdedir.Sonra elini açtı. Lokantalarda kadınlarla baş başa yemekler! Maskeli balolar! Şampanyalar! Hiç tasa etmeyin. noterin kabriyolesini gördü. yeşil yapraklar üzerinde çatırdayarak yağmur boşandı. diplomat sanacağınız bir adam yanınıza gelir. Eczacı hemen onun sözünü kesti: — Hakkınız var! dedi! İşte o da madalyanın ters tarafı! İnsan Paris'te elini hep cebine götürmek zorundadır. tavuklar bağrıştı. bakarsınız kılığı kıyafeti yerinde. Hekim: — Öyle olmuş! diye Cevap verdi. Bilirsiniz ya! Kadın kısmı her şeye üzülüverir! Hele benimki!. erkeklerinkinden çok gevşek oluyor. dört yeşil panjuru ile o beyaz evi son bir defa daha seyretmek için bîr direk arkasına gizlendi. müzikten anladılar mı hemen en kibar konaklara davet edilir. Eczacı damağını şaklatarak: — Alışmaz olur mu? dedi. Eczacı. oyuncu kızlarla neler yaptığını bilmezsiniz!. "gezmeye gitmişsiniz. O zaman bir şey söylemek de doğru değil. birden yayılıp dümdüz. hayvanı tutuyordu. Mesela bir bahçeye. öyle şeye herkes alışır. Ama ne de olsa etrafındakilere uyması lazım. hatta yakasına nişan rozeti takmış. hareketsiz alçı bir duvar halini aldı.. fakat perde. Sandalyesine otururken: — Bizim delikanlı bizleri bırakıp gitti ha? dedi. Guillaumin: MADAME BOVARY 131 — Akşamınız hayrolsun! diye cevap verdi. Bir parçacık olsun sanattan.. ** Madame Bovary bahçe tarafındaki pencereyi açmış. Leon. çünkü onların sinir yapısı. kimsenin dokunmadığını göstermek ister gibi topuzundan kurtulup uzun.. dedi. eğri kıvrımlarını kıpırdattı. aman üşütmeyin. Leon koşmaya başladı. akasyanın kırmızı çiçeklerini de sürükleyerek akıp gidiyordu. havaya asılmış bir silah takımının altın oklarını andırıyordu. Fakat bir bora çıkıp kavakların başlarını eğdi ve birden. Homais de evine döndü. Homais her zamanki gibi saat altı buçukta yemek yenirken geldi. Guillaumin konuşuyor. Haydi hayvanı bırakın. arkasına kaba bezden elbise giymiş bir adam. arabanın yanında durmuş. korkarım ki Leon orada. Uzaktan. Homais hemen: 132 MADAME BOVARY — Ben de sanmam. Paris'te nasıl yaşayacak? Oraya alışabilecek mi? Madame Bovary içini çekti. arkalarında da güneşin uzun çizgileri. Çarşı meydanına varınca durdu. sonra iskemlesinden dönerek sordu: — Sizde ne var ne yok? — Ne olacak? Yalnız bugün bizim hanım biraz heyecana kapıldı. M. dostum. Paltonuzu getirdim. gözleri bir kere daha birleşti ve Leon çıkıp gitti. Gittiler. Hekim: — Ama. Bunlar. kumun üzerinde birikmiş sular. Homais ile M. Emma: — Kim bilir şimdi ne kadar uzaktadır! diye düşündü. . ancak şunu söyleyebildi: — Hayırlı yolculuklar! M. Odada pencerenin arkasında bir gölge görür gibi oldu.. Delikanlılar sonradan onların sayesinde zengin kızlar bulup evleniyor. dedi. arabaya! dedi. yolun üzerinde. yuvarlanır gibi batıya. sonra adı softaya çıkar. onu bekliyorlardı. dedi.

köşküne davet eder. bu hatıra.. yegâne saadet ümidi olan o adam gidivermişti!.. Zahmet etmeyin. Emma ne yapmıştı da bahtiyarlığı. daha şirin. kaçmaya kalkınca niçin iki eli ile. kırdan esen serin rüzgâr sayfaları hışırdatır. O. onun dudaklarına susadı. bahçenin bir köşesinde. yüzde sek. devamlı bir titreşimin kesilivermesinden doğan bir ıstırap vardır. neleri sevip nelerden hoşlanmadığını anlatmaya başladı ve bu.Konuşmaya başlarsınız. dedi. . evin duvarlarında hâlâ onun gölgesi vardı. alıştığımız her hareketin durmasından. görüyorum. uyuşuk bir yeise tutulmuştu. Charles: — Doğru. hâlâ oradaydı. onun yürümüş olduğu bu halılardan. Bir an bir yere gitmeye gelmiyor!. o üzüntünün ortasında.. Irmak hâlâ akıyor. Bugünkü gazetede de< buna dair birkaç satır vardı. örneğin tifo. paranızı aşırmak veya sizi tehlikeli işlere sürüklemek içindir. gittikçe daha sokulur. kuru çubuklardan yapılmış bir iskemleye ilişir. Leon'u sevmediğine dövündü. yolcuların bir Rus stepinde unuttukları ateşten daha çok parlıyordu. O günden sonra Leon'un hatırası. Emma'yı saran can sıkıntısının merkezi oldu. ben seninim!. yosun tutmuş çakıllar üzerinde kaç defa beraberce gezip suların şırıltısını. ıssız şatolara dolan kış rüzgârı gibi.. yemeklerimi orada profesörlerle yerdim. «Ben geldim. o salçalı baharlı etler. baş başa ne tatlı anlar geçirmişlerdi!. Homais: — İllallah! dedi. iki dizi ile cna sarılmamıştı?. Eczacı devam etti: — Yemeklerinin değişmesi bünyede karışıklığa sebep olur da onun için. birçok kimselerle tanıştırır. Hani bir daha geri gelmeyecek şeylere hülyamızın bir kapılması vardır. gölgelikte oturup. Koşup onun yanına gitmek. Doğru çıkarsa bizim kaza için son derece önemli bir şey olur!. Bunu yine konuşuruz. Vaubyessard'dan dönüp de kafasının içinde kadril kasırgaları uğuldadığı günlerde olduğu gibi. onun oturmuş olduğu şu boş iskemlelerden.. ruhunun uçurumuna dalan keder. Justin fener getirmiş. Leon şimdi ona daha uzun boylu. o gün Emma işte o hale uğramıştı. sizi kahveye götürür. yine gamlı bir durgunluğa. kollarına atılmak. dedi. O. Ondan ayrılmış olmasına rağmen. küçük dalgalarını kaygan sahil boyunca sürüp duruyordu. 134 MADAME BOVARY başı açık. yerden şapkanızı alır. haberiniz var mı? — Neden? Homais kaşlarını kaldırıp en ciddi tavrını takınarak: — Bu yıl. bırakıp gitmemişti.. Ben daima ev yemeğini tercih ederim. arzularına bir de esef katarak onların bir kat daha şiddetlendiriyordu. Etrafında ne varsa. bir havaya bürünmüş gibiydi. dedi. hazin ulumalarla doluyordu. Ne güzel güneşli günler görmüşlerdi!. hep ırgat gibi ça(1) Paris'te en soylu ailelerin oturduğu mahalle. MADAME BOVARY 133 lışmalı!. Dostluğu ilerletirsiniz. taşralı öğrenci ona çabuk tutuluyor. şimdi de duyduğu şırıltıyı dinlemişlerdi!. Emma. Ne çekilmez çile! Kapıya kadar gittikten sonra: — Unutuyordum. Bütün bunlar. Seine-İnferieure çiftçileri. daha sıhhidir. size şaraplar içirir. insanın evinde pişen çorbanın yerini tutamaz. Justin gelip hazırlanacak bir ilaç için onu çağmncaya kadar devam etti.. ama benim aklıma daha ziyade hastalıklar gelmişti. Oralarda. hani her olup bitmiş işten sonra bizi saran bir yorgunluk. daha güzel. önüne geldiği zaman yakalayıvermemişti?. kameriyenin latin çiçeklerini titretirdi. daha hayalleşmiş görünüyordu.. VII Ertesi gün Emma için iç sıkıcı bir gün oldu. Böylece genel sorunlar hakkındaki düşüncelerini. sen. Emma. yüksek sesle kitap okurdu. ne derlerse desinler.. Öğleden sonra. eşyanın üzerinde hayal meyal dalgalanan kara. koltuklardan gözünü ayıramıyordu. bir dakika rahat yok. Fakat böyle bir hareketin güçlüğünü düşünüp onu göze alamaması.. lokantaların yemeği. Emma ürperdi. tarım işlerini konuşmak için Yonville-l'Abbaye'de toplanacaklarmış. Hem Paris'in suyu.. size enfiye ikram eder. Henüz son karar verilmemiş ama pek muhtemel olduğu söyleniyor. İnsanı çift beygiri gibi kan ter içinde uğraştırıyorlar!. Bunun içindir ki Rouen'da eczacı okuluna giderken bir pansiyona girmiştim.» demek için içi titriyordu.. Ah! Hayatının biricik büyüsü.

bir-başkasına geçerdi. etrafında onu daha ziyade canlandırabi-lecek şeyler arıyordu. Charles gidip muayene odasına kapandı. Lheureux'un dükkânına gidip hamaylıların en güzelini aldı. nakışları yarıda bırakıp dolaba tıktığı gibi kitabın da birine başlar. Yığın belki kendiliğinden tükendiği. fakat fırtına esmekte devam ettiği. Bütün bunlar işsizlikten. ması sandığı da oluyordu. bir hastaya çağırıldığını sanıp dili dolaşarak: — Geliyorum. kısır faziletini. Leon'un hediye ettiği kafanın altında hüngür hüngür ağladı. çılgınca işlere sürüklemek pek kolaydı. Bazen gece yarısı Charles sıçrayarak uyanır. Tarih ve felsefe kitapları gibi ağır eserler okumaya kalktı. ne çıkar ki?. gözleri insana dalgın bakardı. hiçbir yardım gelmediği. gönlünün çektiği ufak tefek şeylerden de mi kaçınsın?. Charles'ın da budalalık edip: «Yapamazsın!» demesi üzerine rakıyı diki-verdi. içine işleyen müthiş bir soğuk içinde kendini kaybetmişe döndü. hiç kurtulamayacağını anlamıştı.. Buna sebep de-Emma'nm lamba yakmak için kibrit çakması olurdu. soluk semasına al bir renk vermiş olan yangın parıltısı perde perde kararıp kaybo-luverdi. Charles'ın telaş ettiğini görünce: — Adam sen de! dedi. O. kinin açtığı yakıcı yaraları şefkat ateşinin tekrar canlan-. işte ona benzer bir şey. belki de pek büyük olduğu için gitgide alevler yatıştı. sönmek üzere olan o ateşi usulca karıştırıyor. Rouen'a yazıp mavi kaşmirden bir fistan getirtti. Gerçi şuurunu kaplayan uyuşukluğun tesiriyle. Yonville'in ev kadınlarının tabiri ile: «Terelelli» olmasına rağmen Emma'da hiç de keyifli bir hal yoktu. Emma hekim tedavisine razı olmadıktan sonra ne yapılabilirdi ki? İhtiyar Madame Bovary: — Bilir misin ki karına ne lazım?. geliyorum. gerçekten başına gelenler gibi ancak hayalinde geçenleri. düşmüş ümitlerini. o kıyafetle bir kanepeye uzanıp yatardı. duvar gibi bembeyazdı. eline derhal geçen fırsatlar gibi en uzak hatıraları. erkek saçı gibi yandan ayırıp ensesi üstüne topladı. Öyle buhran anları oluyordu ki. bazen kâkül bırakır. Bir gotik MADAME BOVARY 135 dua iskemlesi aldı. rüzgâra kapılmış birer kuru dal gibi kınlan saadet tasavvurlarını. burnunun derisi aşağı doğru çekilir. bunu sabahlığının üzerinden beline bağlar. el işlerine! O da. yarım bardak dolusu Fransız rakısını içebileceğini iddia etti. eline bir kitap alır. çökmüş muhterislerin yüzlerini kırıştıran bir büzülme vardır. Aşk. Nereye gitse hep benzi uçuk. birçok kadınlar gibi ekmeğini kendi kazanmaya mecbur olsa siniri miniri kalmaz. 136 MADAME BOVARY Neye karar vereceklerini bilemiyorlardı. hiçbir güneş doğmadığı için her tarafı büsbütün gece kapladı ve Emma. Bir gün kocasına. kocasına karşı duyduğu iğrenme hislerini ruhunun aşkına doğru bir atılışı. Mektup yazıp annesini çağırttı. ona sığınıp büzülüyor. çünkü artık kederin ne olduğunu öğrenmiş. kederini kızıştırmak için hepsinden faydalanıyordu.. masasının başında koltuğa oturup iki kolunu dayadı. nefsinin tatmin edilmeden dağılan arzularını. Şakaklarında üç tane ak tel buldu diye ihtiyarlık sözü etmeye başladı. her şeyi topluyor. kendi kendine kuruntu edinmesinden geliyor. Sık sık halsizlikler geçiriyordu. Fakat okuması da nakış işlemesi gibiydi. Hatta bir gün ağzından kan geldi.. çoğu zaman dudaklarının kenarında hareketsiz bir kasılma gözükürdü: Hani evde kalıp ihtiyarlamış kızlarla. alış'ıklık kederi yavaş yavaş boğdu. Emma'nm hali hakkında uzun uzun konuştular. bazen de örerdi. Tostes'taki kötü günler yine baş gösterdi. . bir süre de.Emma ona doğru atılıyor. ayrılıkîa yavaş yavaş söndü. ondan hiç. İtalyanca öğrenmek istedi: Bir iki sözlük. diyordu. İkide bir saçlarının biçimini değiştiriyordu: Bazen Çin ka-dınlarınınki gibi toplar. panjurları kapatır. o zamanlarda onu. bir yığın beyaz kağıt aldı. bir gramer. derdi. tırnaklarını temizlemek için bir ay içinde on dört franklık limon harcadı. kocalı bir kadın olmak boyunduruğunu. hepsini alıyor. sevda yanıp kül olduğu. Bu kadar büyük fedakârlıklara katlanmış bir kadın. Emma şimdi kendini eskisinden de mutsuz buluyordu. kendini zorla bir işe vermeli.

hepsi de din aleyhinde. eczanenin MADAME BOVARY 137 camlarını kırmasından korkulduğu zaman oluyordu. Köylü. Bekâr olarak yaşıyordu. Emma penceresine çıkmıştı (bunu daima yapardı: taşrada pencere mesire ve tiyatro yerini tutar). Bu iş. yüzü sapsarı kesilmiş köylüye: — Korkmayın!.. Hep bir yere üşüşüp oradan kımıldamak istemeyen halkın. Türkçede gösterilemeyecek bir «nuance» var. kötü kötü kitaplar okuyor. «L. Onun yılmak bilmez cüretkârlığı köylülerin aklını çelmişti.. derdi. Yonville civarında bir «Malikâne»nin adıydı. yuları. çoraplar. dedi. O sırada. Rodolphe Boulanger gelmiş dersiniz. Bu ısrar üzerine Bovary bir sargı ile bir leğen getirdi ve Justin'den leğeni tutmasını rica etti. kiliseden otele kadar evler boyunca dizilmiş. Hepsi de ona bütün hekimlerden daha büyük bir hekim diye bakarlardı. Bunun üzerine Emma'nın roman okumasına engel olmaya karar verildi. sofrada buluşulduğu zaman veya akşam yatmaya giderken. O herif: «Benim işim budur» diye zehir saçmakta devam ederse polise başvurmaya da hakları olmaz mıydı?. bir babayiğit tavrı takınıp iri kolunu uzattı. oğlum. Kaynana ile gelinin vedalaşmaları pek soğuk oldu. Yerde.. İhtiyar Madame Bovary bir çarşamba günü hareket etti. Sana söyleyeyim. ayaklarında kalın dizlikler olmasına rağmen ellerine sarı eldivenler takmıştı. Charles: — Leğeni beri getirsene! diye bağırdı. Bu zatın kendini La Huchette'li diye tanıtması. yumurta ehramlarıyle içlerinden yapışkan saman parçaları gözüken peynir sepetleri arasında. köşkü ve iki çiftliği ile beraber orayı satın almıştı.hurda bakırlar seriliydi. Köylü: (1) Burada. dedi. — Uğraşıyor da ne yapıyor? Birtakım romanlar. Rouen'den geçerken. Justin'i evin uşağı sanmıştı: — Kendilerine La Huchette'li M. ben korkmam! diye cevap verdi. «Yılda hiç olmazsa on beş bin frank geliri» olduğu söylenirdi! Charles odaya girdi. 138 MADAME BOVARY — Siz işinize bakın. buğday övütme makineleri yanında. âdet yerini bulsun diye edilen sözlerden. Bu adam. Boulanger adamını gösterip «bütün vücudu karıncalandığı» için kan aldırmak istediğini söyledi.. hekimin evine doğru ilerliyordu. Neşterin batması ile kanın fışkırıp aynayı bulaştırması bir oldu. erkenden. kira ile roman veren kitapçıya uğrayacak ve Emma'nın abonelikten vazgeçtiğini söyleyecekti. Öbür tarafa da yelken bezinden barakalar kurulmuştu.. öyle bir toprağı olduğu için koltuk kabartmak istemesinden değil. kıç üstü devrilip okları yukarı dikilmiş arabalarla dolmuştu. Köylü: . hiç de kolaya benzemiyordu. bir insanda din iman olmazsa namus da kalmaz. Meydan. Rodolphe Boulanger. bütün söylenenlere: — Hafifliktir!. düşünceli düşünceli yürüyen bir köylü geliyordu. bunun sonu hayır değildir. Sonra. iş görmüyor değil ki!. Çarşamba günleri eczane hiç boşalmazdı: halkın birbirini iterek oraya girmesi ilaç almaktan ziyade hastalıklar hakkında danışmak içindi: Homais'nin hekimliği civar köylere o derece ün salmıştı. bir kişizadelik iddiası da olabilir. kapının eşiğinde Felicite ile konuşan Justin'e: — Doktor beyi görebilir miyiz? dedi. arkasından da başı öne eğilmiş. çiftlikleri öyle pek sıkıntıya düşmeden. Onların her birinde pamuklular. hal hatır sormadan başka iki çift lakırdı bile etmemişlerdi. O bey. yassı kafeslerde gıtgıtla-yan tavuklar başlarını çubukların arasından çıkarıyordu. şenlik bilmez heriflerin itişip kakışmalarını seyrederek eğleniyordu. yeşil kadifeden redingot giyinmiş bir bey gördü. o gün Yonville'de pazar kurulmuştu.a Huchette'li» demek olduğu gibi. Çünkü Fransızcada «de La Huchette». hayvan. kim olduğunu iyi bildirmek içindi (1). diyordu.Charles: — Uğraşmıyor. Sonra. Bir arada geçirdikleri üç hafta içinde. kendi işletiyordu. bir uçları havada dalgalanan kurdeleler satılıyordu. papazlar aleyhinde Vol-taire'den alınmış sözlerle dolu. yün battaniyeler. M. Kaynana: — Sen onu bana bırak! dedi. La Huchette.

değil mi?.. Kocası: — Çabuk sirke getir! diye bağırıyordu.— iş! dedi. Eczacı: — Ben. odanın döşeme taşlarına çarpıp etrafına yayıldı. parmağın: damara yapıştırıp: — Ben böyle olacağını biliyordum!. fakat Justin'in baygınlığı hâlâ devam ediyor. Boulanger ise Justin'i kucaklamış. git bakalım! Koş! Beni bekle. elinde çevirip durduğu neşter muhafazasını bırakıverdi.. etekliği geniş bir yazlık elbiseydi). şahitlerden birinin. Justin'in elindeki leğen sallanmaya başlamıştı. ama kendi kanımın aktığını biraz düşünsem kendimi kaybedebilirim. masanın altına koymak üzere leğeni aldı.. telaş etmeyin! diyordu. Eczacı olacak bir adam için güzel bir mizaç. rengi uçmuştu. İkisi birden. Arabacı ayıldı. her şeyi yüzüstü bırakıp geldim. Şapkası başından düştü. şöyle yukardan aşağıya bakıp: — Budala! dedi. vahim neticeleri olabilecek bir işde. Justin cevap vermiyordu. Eczacı devam etti: — Hem senin burada işin ne? Daima doktor beyi de. çırağının gözlerinin açıldığını görünce derin bir nefes aldı. Sonra onun etfa-fında dönmeye başladı. Boulanger uşağına artık eve gitmesini kafasına koyduğu işi nihayet yaptırdığı için gönlünün rahatlamasını söyledi. masanın üzerine oturtup arkasını duvara dayamış. Sen hele bir daha ağzını açıp da övün bakayım!. günün birinde. M. M.. MADAME BOVARY 139 boyu uzun. insanın gözünü karartacak kadar yükseklere çıkıp ceviz devşirir. Omuzları şiddetle silkinip iskemleni arkalığını gıcırdattı. Aman Allahım!. Ama bazı kimseler de pek zayıf yürekli oluyor. hele böyle güçlü kuvvetlilerde çoğu zaman öyle olur. sonra patiska mendiline sirke döktü. Doktor: — Bazen. dedi. doğrusu! Sen... dedi başkalarının kanını görmeye hiç aldırmam. çeşme gibi be! Kanım amma da kırmızıymış! Öyle olması iyilikten gelir. insan önce bir şey duymaz. Madame Bovary Justin'in kravatını çözmeye başladı. Seni merak ettim.. Madame Bovary ömründe bayılmamıştı. dedi. bir taraftan da sakin sakin: — Bir şey yok. Emma çömelip kolunu uzatırken biraz sendelediği için kumaşın şişkinliği de yer yer inip göğsünün kıvrımlarını belli ediyordu. Boulanger: — Bir hanım için doğrusu fevkalade bir şey! dedi. Sonra gidip bir sürahi su getirdi. Emma birkaç dakika hafif parmaklarını delikanlının gerdanında dolaştırmaya mecbur oldu. dört volanlı. orada soğukkanlılığını muhafaza etmen. dizleri titriyordu. hafif hafif üflüyordu. M. fikir selameti ile düşünüp bir erkek olduğunu göstermen lazıftı. Şimdi evde tam yirmi kişi var. sonradan bayı-lıverir. Kadın koşarak merdivenlerden indi. Köylü.. güçlü kuvvetli bir delikanlı için!. gayet nazik. hanımefendiyi de rahatsız ediyorsun! Zaten çarşamba. yoksa herkesin nazarında bir aptal olursun!. Gerçekten budalasın! Kelimenin tam ma-nasıyle budala! Bir hacamat da büyük bir şey mi? Hem de senin gibi hiçbir şeyden korkmaz.. günleri sana daha çok ihtiyacım oluyor. 140 . şişelere de göz kulak ol! Justin giyinip gittikten sonra bir müddet bayılma bahsi açıldı. tabancalar doldurulurken çıkan gürültüden bayıldığını gördüm. Bovary. Telaş arasında hizmetçi ona da haber yetiştirmişti. gözbebekleri —süte atılmış mavi çiçekler gibi— uçuk akın içinde kayboluyordu. Charles: — Emma! Emma! diye çağırdı. bununla yavaş yavaş Justin'in şakaklarını ıslatıyor. bu sözleri duyunca. hâkimlerin vicdani kanaatini aydınlatmak üzere mahkeme huzuruna çağırabilirsin.. Hadi. Gömleğinin kordonları kördüğüm olmuştu. yaptığı eğilme hareketiyle fistanı (bu. san renkli. Madame Bovary. Homais. bardakta şeker eritirken eczacı da içeri girdi. Bu oğlanın sincaptan farkı yoktur. Heyecanından baskıyı bir türlü yerleştiremiyordu. Mesela ben bir düelloda. Charles: — Aman bunu görmesin! dedi.

Az sonra ırmağın öte tarafını bulmuştu (La Huchette'e oradan gidilirdi). dost olurum. Nasıl buluşuruz? Çocukla dadısı» sürekli başımızda olacak. sonra başımdan nasıl atarım?. sımsıkı forması içinde bedeni o kadar kaskatı kesilmiş. diye ilave etti. kara gözleri. Güzel dişleri. Kadın hiç şüphesiz ondan bıkmıştır. en emin yol odur. ziyafet için bir çadır kurulmuş. Benim olacak! diye bağırdı ve hemen meselenin icra tarafını tetkike başladı. hiç şüphe yok! Hem de ne şefkat gösterir! Ne dilber olur!. valinin geldiğini haber vermek. Onunla sevişmenin rast gelebileceği engelleri böyle uzaktan düşünmek aklına metresini getirdi.: Ben ki uçuk benizli kadınlara bayılırım. gelişigüzel bir selam verip çıktı gitti.. Karides yemeğe de ne kadar düşkün. Sonra masanın bir köşesine üç frank bıraktı.MADAME BOVARY — Bu sayede sizinle tanışmak şerefine nail oldum. kilisenin önündeki meydanın ortasına da. tavuk. O. Elbette içi sıkılır! Şehirde yaşamak. Emma'yı güzel bulmuştu. İşe başlarız. hatırasından bile bıkkınlık getirdiği o hayalle bir an oyalandıktan sonra içinden: — Madame Bovary ondan elbette çok daha güzel.. her cinsten bir türlü sıkıntı. keyfi de insana usanç veriyor. Rodolphe etrafında. Ara sıra evlerine uğrar. onları bize davet ederim. bir tek hareketle yavaş yavaş usul üzere. yakında tarım toplantıları dolayısıyle şenlikler var. o kadar hareketsizleşmişti ki. bunun içindir ki onu da. hem de cüretkârlık göstererek. Endamı da Paris kadınlarınmki gibi. hem de çok daha taze. adım adım kalkıp inen bacaklarında toplanmıştı. Rouen'lı bir aktrisi «Kapatmıştı». VIII O pek beklenilen tarım şenlikleri nihayet başladı. Binet o gün her günkünden de dik bir yaka takmıştı. zekâsında oldukça keskinlik vardı. bütün kişiliği. onlara av eti. Bu cümleyi söylerken Emma'ya bakıyordu. madalya kazanan çiftçilerin adlarını bildirmek için bir bombard konulmuştu. Virginie doğrusu pek semirdi. benim olacak!.. mizacında hoyratlık. sakalı da en aşağı üç günlük. Hem komşular var. Orası öyle ama. Argueil yokuşunun tepesine vardığı zaman kararım vermiş bulunuyordu: — Artık fırsat kollamak lazım!. elbette Madame Bovary de gelir. Bırak sen de! dedi. Vergi tahsildarı ile albay arasında öteden beri bir rekabet devam .. gerekirse kendimi hacamat ettiririm. Herifin tırnakları pis. evlerinin kapısı önüne çıkmış. Sahi! diye ilave etti. kundurasına kırbaç gibi vuran otların hep biteviye hışırtısından ve uzakta. O içinden: — Şirin kadın! diyordu. sarmaşıkla donatılmıştı. her akşam dans etmek ister! Zavallı kadıncağız! Mutfakta masanın üzerine konan sazan balığının nasıl su diye içi titrerse onun da aşk diye içi titrer. zarif ayaklan var. zaten kadınlarla hayli düşüp kalkmış.. Rodolphe Boulanger otuz dört yaşındaydı. Kır bomboştu. dert var. bir çayıra. Şöyle nazikçe üç kompliman yapsan insanı çıldırasıya sevecek. hekimin karısı hakçası şirin bir kadın!. dedi. kocasını da düşünüyordu: — Herif çok budalaya benziyor. Çok vakit kaybetmeli! Sonra tekrar başladı: — Ama gözleri de burgu gibi insanın tâ yüreğine giriyor.. Tören günü daha sabahtan köy halkı. Düşünüyordu: — Nerede buluşuruz?. yulaflar arasına saklanmış cırlakların gürültüsünden başka hiçbir ses duymuyordu.. Buchy milli muhafız kıtası da (Yon-ville'de muhafız kıtası teşkil edilmemişti) gelip Binet'nin idaresindeki itfaiye bölüğüne katılmıştı. Sopasını hızla vurup yerdeki bir keseği parçalayarak: — O. o elbisesi ile MADAME BOVARY 141 gözünün önüne geliyor ve Rodolphe onu hayalen soyuyordu. onları iyice öğrenmişti. Acaba nereden buralara düşmüş? O koca herif bu kızı nereden ele geçirmiş? M. hazırlıklardan söz ediyorlardı. kocası var. görürüm. O. bir düşüncesi varmış gibi ikide bir duruyordu. Neşesi. Benzi de ne uçuk!. belediye dairesinin saçağı. hastadan hastaya dolaşırken karısı da evde oturup çoraplarına yama vurur. Emma onu çayırdan geçerken gördü: Ro dolphe Boulanger kavaklar altında yürüyor.. Emma yine hekimin odasındaki hali. hindi gönderirim.

oraya gidiyorum. dedi. güneşin berrak ışığında parlıyor. doğadaki bütün cisimlerin birbiri üzerine etkilerini araştırmak olduğundan.» -üçüncüsüne: «Yaşasın Sanayi. şapkalarını korumak için üzerlerine örttükleri . büyük memurların oturacağı parmaklıklı tribünün iki tarafına dikilmiş. havanın etkilerini.edegeldiğinden her ikisi de emirleri altındaki adamları ayrı ayrı talim ettiriyorlardı. kendi kendine homurdanıyordu: — Ne budala herifler! Öyle bezden baraka yaptılar da iyi haltettiler! Bir vali. şairin peynire soktuğu fareden de daha münzeviyim.. renk renk atkılar.» dördüncüsüne de: «Yaşasın Güzel Sanatlar» yazılmıştı. Madame Lefrançois. cambazlar gibi çadır altında yemek yemekten hoşlanır mı sanıyorlar? Böyle işgüzarlıkların adına «Memlekete hizmet» diyorlar! Ta Neufchâtel'den pis bir aşçı getirmeye değerdi ya! Hem de kimler için! Bir alay inek çobanı. Homais: — Hiç! Hiç! dedi. Eczacı hayretle cevap verdi: — Evet. madenlerin. caddeye köyün iki ucundan geliyordu. Madame Lefrançois küçümseyen bir tavırla: — Haa! Oraya mı gidiyorsunuz? dedi. belediye dairesinin dört sütununa dayanmış. ben eczacı. mutfak merdiveninin basamaklarında durmuş. doğrudan doğruya kimya değil de nedir? Otelci kadın cevap vermedi. halkının çoğu evlerini bir gün önceden temizlemişlerdi. A. kümes hayvanları beslemiş olması mı lazımdır sanıyorsunuz? O işlerden ziyade. ağaçlı yollardan boyuna insan taşıyor. maden filizlerinin durumunu. kunduz derisinden kundura giymiş.. Madame Lefrançois. kocaları ise.. Bu hiç durmuyor. gübrelerin bileşimi. sonra göğüslükle142 MADAME BOVARY rin geçtiği görülüyordu. arazinin niteliğini. çeşitli cisimlerin yoğunluğunu.mendilleri yerlerinde bırakıp bir uçlarını dişleriyle tutmakta devam ediyorlardı. Sokakçıklar-dan. yani kimyager değil miyim? Kimyanın konusu da. sorarım size. Birbiri arkasından bidüziye kırmızı apoletlerin. kılcallığını bilmek lazımdır! Daha ne bileyim? Binaların yapılışını. Civar çiftliklerden gelen kadınlar. bundan başka. suların özelliklerini. kara redingotlarla mavi bez ceketlerin monotonluğunu. gidip şenliği "görmek için evlerden çıkan keten eldivenli hanımların arkasından kapı tokmaklarının çarptığı duyuluyordu. Bunların birine: «Yaşasın Ticaret. Madame Lefrançois: Her zaman dükkânıma kapanır otururum. Herkesin en çok hayran olduğu şey. uşakların yemeğini incelemek. sonra gülümseyerek cevap verdi: — Öyleyse başka! Ama tarımdan size ne? Siz ondan da anlar mısınız? — Elbette anlarım... saçılmış karışık renkleriyle. altın haçlar. gazların çözümlenmesi. Ben ki daima la-boratuvarımda otururum. baldırı çıplak alayı için!. bütün meyhaneler doluydu. af buyurun acele işim var. boyuna yeniden başlıyordu! Bu kadar şatafat asla görülmemişti! Köy. üzerlerine fenerler asılmış iki uzun porsuk ağacıydı. lekelenir diye korkup bellerine kaldırdıkları fistanlarını tutan iğneleri attan inince çıkarıyor. MADAME BOVARY 143 — Allah ömürler versin! dedi. gerekirse bu konularda . toprağın. otelci Madame Lefrançois'yı kederlendirmişe' benziyordu. ¦ Eczacı oradan geçiyordu. hayvanların yemini.ma bugün. ara sıra da.» ötekine: «Yaşasın Tarım. Sadece şunu söylemek istemiştim. bunun sonucu olarak tarım da onun alanına dahil demektir! Hem. Şişman dul kadın nereye gittiğini sorunca: — Size garip geliyor. Otelci kadın: — Ne peyniri? diye sordu. Homais devam etti: — Siz bir insanın tarım uzmanı olması için bizzat toprağı sürmesi. yarı açık pencerelerden üç renkli bayraklar sarkıyordu. değil mi?. Halk. Nankin pamuklusundan pantolon. hava güzel olduğu için. her zamankinin tersine olarak da başına bir şapka.. kardan daha beyaz gözüküyor. kolalı başlıklar. her birine yeşilimsi bir bayrak asılıp üzerine sarı sırma ile yazılar işlenmiş dört tane sırık vardı. Siyah bir setre. süslüyorlardı. Ben danışma komisyonunda üye değil miyim ya! Madame Lefrançois onu birkaç saniye süzdü. miyasmaların etkisi gibi şeyler. söz konusu maddelerin yapısını. basık bir şapka geçirmişti. sıvıların mayalanması. böyle bir münasebetle. Fakat bütün yüzlerde bir çiçek gibi açılan sevinç.

onları biraz elmacıkların altına çekilmiş gibi gösteriyordu..-dudakları arasından da dişlerinin sedef gibi parlayan uçları gözüküyordu. M. Madame Lefrançois zihnen o kadar dalgın görünü-1 yordu ki eczacı durmak zorunda kaldı. her zaman uyanık davranıp ıslahatı göstermek lazımdır.karar vermek. Homais: — Madame Bovary mi? dedi. sütunlar altında bir yer bulursak memnun olur. Fakat. Madame Lefrançois! Anlıyor mu144 MADAME BOVARY sunuz? Hangileri sağlığa zararlı. bir şey anlamak kabil olmuyordu. Lheureux dava açıp eşyasının satılmasını istemiş. arkasında rüzgâra kapılıp dalgalanan kara setrenin etekleriyle hayli yer kaplıyordu. hangileri besleyicidir? Hangilerini yok etmeli. Onu senetlerle katletti. Elma şarabı. dedi. Guillaumin'in uşağı Thedore'dan öğrendiği bu işi anlatmaya başladı. hayale gelebilecek her türlü hal1 ve fırsata uygun cümleleri olan eczacı: — Ne korkunç felâket! dedi. Rodolphe kendi kendine: «Bu da ne demek?» diye düşündü ve yürümesine devam etmekle beraber kadını göz ucuyle süzdü. sizin haberiniz yok mu? Bu hafta haciz koyacaklar. diyordu. yetmiş iki sayfalık !bir muhtıra kaleme almış. Emma başını omuzuna eğmişti. dergileri okuyup bilimin ilerlemesinden haberdar olmak. sağına soluna selamlar dağıtıyor. ayırdetmek. Belki içeride. tafsilat vermek için çağıran Madame Lefrançois'yi dinlemeden. otları tanımak gereklidir. onun «Yüze gülüşü. bu sayede derneğin tarım bölümü yemiş ağaçlan koluna üye olmak şerefine erdim. biliyorsunuz ya? Şu eczacı. Boulanger'nin koluna girmiş.. nerede tutmaz? Bütün bunları bilmek. Burun zarını pembe bir renk kaplamıştı. Ben hemen gidip kendisine saygılarımı sunayım. Rodolphe onu uzaktan görmüş. dedi. İşte benim o eserim basılıp yayılsaydı. sadece dikkat etmesini ihtar içindi. gibi sözler söylüyordu. artık çok sürmez. Herkesler dışarıda!. hiç olmazsa bilimin öğütlemelerini dinler kimseler olsalar! Mesela ben geçenlerde büyükçe bir risale. kısacası broşürleri. O sırada oradan şarkı sesleri yükselmekteydi. Kıvrık iri kirpikli gözleri önüne bakıyor ve iyice açık oldukları halde. ve nezakete bakmayarak: — Şu şişman heriften kaçınmak istiyordum da onun için. hızla yürümeye başlamıştı. tesirleri ve bu hususta bazı yeni düşünceler diye ad koymuştum. dudaklarında gülümseme. Pazar yerinde: Madame BoMADAME BOVARY 145 vary'yi selamlıyor. Yün örgü ceketinin ilmiklerini göğsüne doğru çeken omuz silkintileri ile iki elini kaldırıp rakibinin meyhanesini gösteriyordu... . eczacı devam etti: — Ah! Bizim tarımcılarımız birer kimyager olsa.. ince derisinin altında hafif hafif vuran kam. Kadın: — Hele şunlara bakın!. tutulan yolu eleştirebilmek için sağlık bilgisi kurallarını da çok iyi bilmek gerekir! Bundan başka Botanik biliminden de anlamak. sohbete girişmek ümidi ile olacak. hangilerini etmemelidir? Falan ağaç ya da ot nerede tutar. imal tarzı. Madame Bovary'nin bacanda yeşil bir şapka var. ağaçları. onlara: — Hava doğrusu enfes!. hızlı hızlı uzaklaştı. Rodolphe: «Acaba benimle eğleniyor mu?» diye düşündü. yılan gibi» olduğunu söylüyordu. fakat Madame Bovary'nin vsoluğu kesildi: Rodolphe da adımlarını ağırlatıp gülümsedi. M. Rüzgâr doğudan esiyor. Otelci kadın gözlerini Cafe Français'nm kapısından ayırmıyordu. Uçuk renkleriyle birer saz yaprağını andıran kurdelelerin süslediği oval siyah şapka. Tellier'den nefret etmesine rağmen bu hususta Lheureux'yu ayıpladığını. Akla. — Zaten. kendisi şurada. Eczacı.. Rouen'deki Tarım Derneği'ne gönderdim. Emma ona dirseği ile vurdu. Otelci kadın.-. anlaşılır şey değil. Böyle yandan bakılınca kadının yüzü o kadar sakindi ki. dedi. sekiz güne varmaz her şey biter. o çehrenin beyazlığını bir kat daha belirtiyordu. Lheureux de onlarla beraberdi ve ikide bir. Madame Lefrançois üç basamak merdiveni indi ve eczacının kulağına eğildi: — Nasıl? dedi. — İşte. Emma'nm öyle dirsek vurması. Böyle pis bir aşçı dükkânı!. hangileri yararlıdır? Hangi-leri verimsizdir. Homais hayretle geriledi. çünkü.

iri şemsiyeleri. Rodolphe'un da hemen hiçbir cevap vermemelerine rağmen M. Lheureux. Bu zat. böyle çayır çimende yürümenin zevkinden bahsediyordu. oraya girmeye başlamışlardı. danalar böğürüyor. Kısraklar. mademki bugün sizinle bulunmak bahtiyarlığına erdim. ağzı bağlanmış. topuksuz pabuçlar giyip parmak-J larma gümüş yüzükler takınmış. hakem heyeti azalan ağır ağır dolaşmaya başladılar. Artık hayvanları tetkik zamanı da gelmişti: kazıklara bağlanmış uzun bir iple koşu meydanı gibi bir yer ayrılmıştı. tayları da onların gölgelerinde yatıyor veya bazen meme emmeye geliyorlardı.. sakin sakin duruyor. boylu boyunca bütün çayıra serpiliyorlardı. Sonra ilave etti: — Birkaç tane koparayım mı? Ne dersiniz?. Bunlar^ el ele vermiş. dedi. Uykusu gelmiş domuzlar burunları ile toprağı deşiyor. ta akçakavaklardan ziyafet çadırına kadar. kısraklar tarafında burunlarını aça MADAME BOVARY 147 aça bakıp kişneyen. gitmeye hiç de niyetim yok: Sizin yanınızda olmayı. koyunlar meliyor... Madame Bovary'yi de beraber sürüklemişti. daha rahat dolaşabilmek için jandarmalara mavi kartını gösteriyor. Emma biraz öksürüp: — Sizin de bir sevdiğiniz var mı?. Emma kızardı. Rodolphe hemen geleceğini söyleyerek özür diledi. — Allaha ısmarladık. Rodolphe. İki sıra arasında. hem yürüyor. Rodolphe sözünü tamamlamadı. uzun bir dizi halinde yürüyor ve böylece. yeleleri sarkmış. rüzgâra kapılan bir yelenin bir bayrak gibi havalandığı. Çayır artık kalabalıklaşmaya başlıyor. Rodolphe: — Şu koyun gözlerine de bakın! dedi.. sonra birbirlerine yavaş yavaş fikir danışıyorlardı. ağır ağır geviş getiriyor ve etraflarında vızıldayan küçük sineklerden korumak için gözlerini kırpıyorlardı. İnşallah yine görüşürüz!. çocukları ile gelmiş kadınlar insana çarpıyorlardı.— Herifi nasıl da savdınız! dedi. Tarım Kurulu toplantılarına hiçbir önem vermemekle beraber.. Rodolphe'u görür görmez hemen yanına gitti ve nazik bir tavırla gülümseyerek: — Nasıl. birbiri arkasından. onun yanında olmaya tercih ederim. burnuna demir halka vurulmuş kocaman kara bir boğa vardı ki sanki tunç-tanmış gibi hiç kımıldamıyordu.. Hayvanlar orada. Emma'ya: — Doğrusu. onların en küçük bir hareketlerini görünce: «Ne emir buyurdunuz?» diye yaklaşıp elini şapkasına götürüyordu. bizi huzurunuzdan mahrum mu edeceksiniz. hatta güzel bir hayvan gördü mü. Nalbandın evi önüne vardıkları zaman Rodolphe. yüzleri ipten tarafa çevrilmiş. Monsieur Lheureux! diye bağırdı. Rodolphe: — Orasını Allah bilir! diye cevap verdi. Ayaklarına mavi çoraplar. Üstü başı lime lime bir çocuk onu bir iple tutuyordu. hakem heyeti başkanı M. bir dizlerini kıvırmış inekler karınlarını da çimene yaymış. ne güzel! Köydeki] sevdalı kızların hepsinin de falına bakmaya yeter. Bu bir araya tıkıştırılmış vücutların meydana getirdiği dalga boyunca. şaha kalkmış aygırları zaptediyorlardı. İçlerinde en önemlileri gibi gözüken biri. Kolları sıvalı arabacılar. ama başkan uzaklaşır uzaklaşmaz. bazen de birkaç sivri boynuzun veya koşan birkaç insan başının yükseldiği görülüyordu. Yeniden çiçek açmış birkaç papatya gördüler. başları uzanmış.ayrıca bir yerde. yolu çi-MB ıo 146 MADAME BOVARY te kadar takip edeceğine birdenbire bir patikaya saptı. yanlarından geçilince süt ko kan hizmetçi kızlara ikide bir yol vermek gerekiyordu. çiftçiler. Emma gülerek: .Madame Bovary'nin de. ya alçak gelen sağrıları ile karmakarışık dizilmişlerdi. sepet-j leri. hem de elindeki deftere bir şeyler kaydediyordu. her hayvanın önünde durup bakıyor. — Başımıza başkalarını musallat etmenin yeri var mı ya! Hem. Monsieur Boulanger? dedi. birbirinin-kinden ya yüksek. . Sahadan yüz adım kadar ötede. Derozerays de la Panville'di. Artık havanın güzelliğinden.

kilisenin iskemlelerini kalabalıktan oradan oraya taşıyıp duran mezar kazıcısı Lestiboudois'di. avamdan kimseler bunu.. Rodolphe'un kollukları pastalı patiska gömleği.var mı benim? Kim beni düşünüyor ki? Bu son kelimeleri söylerken sesi dudaklarından âdeta ıslık gibi çıkıyordu. Rodolphe onlarla at pisliklerine basar. Rodolphe: — Benimle alay etmeyiniz. Fikri de para getiriyordu. ya hoşlanır. Bunlara o kadar vernik 148 MADAME BOVARY vururdu ki ayna gibi parlatırdı. külrengi toz bezden yeleği içinde kabarır. ama görünüşte öyle. hülyalardan bahsettiler. hep yapayalnız. dedi. Binet: «Silah başına!» diye bağıracak . Emma alay etmediğine yemin ederken.durup bakıyordu. — Ah.. Ama kaç kere. bir top sesi gümbürdedi. insan köyde oturunca. Rodolphe'un giyiminde. hayatta bir gayem olsaydı. çünkü herkesin önünde yüzüme bir alaycı maskesi takmasını bilirim. müşteriden baş alamaz olmuştu. Rodolphe: — Öyle mi sanıyorsunuz? — Ne de olsa. alt kısmı vernikli. onun boğduğu hayatlardan. Nihayet. oturumu açmak mı. kendi kendine konuşuyormuş gibi devam etti: MADAME BOVARY 149 — Evet.. Madame Bovary. elini ceketinin cebine sokar. diyordu. -sanat hevesine esir olmanın ve toplum kurallarını daima hafifsemenin bir belirtisi sanarak. ben de günden güne kendimi hüzne daldırıp gidiyorum.. birini bulsaydım. Vali Bey henüz gözükmemişti. Bu. bir elbisesinin biçimi. alelâdelikle özenip bezenmenin bir araya gelmesinden hasıl olan bir karmakarışıktık vardı. — Evet.. — Çok doğru! Bu adamlardan hiçbiri. Emma: — İyi giyinmek zahmete değmez. dedi. Yonville hanımlarının tuvaleti ile alaya başladı. dedi.. Ah. serbestsiniz. Emma hayretle: — Siz mi? dedi. orada sönüp giden emellerden. — Zaten.. her şeyi alt eder. bir sevgiye rastgelseydim. Jüri azası sıkıntılı bir duruma düşmüşlerdi. öne doğru uzattığı kollarının ucu görülüyordu.. Beyaz şapkalı bir arabacının boyuna kırbaç savurduğu iki sıska beygir arabayı çekiyordu. sıcaktan bunalan kasabalılar. çayırda baksanız otların aksettiğini görürdünüz. meydanın ucunda bir büyük kira landosu gözüktü. Tarım Komisyonu toplantılarından faydalanmanın çaresini bulmuştu. yoksa biraz daha beklemek mi lazım geldiğini bilemiyorlardı. birbirlerinden. Bu. Herkes. Sonra taşranın bayalığından. Örneğin. gidip orada uyuyanlara katılmanın daha iyi olup olmayacağını kendi kendime sormuşumdur. Rodolphe'un kolunu tekrar yakaladı. yanlış bir işaretti. şapkasını yan giyerdi. itişe kakışa kasabaya doğru yollanmaya başladı. üst üste konmuş bir sürü iskemle taşıyan bir adam yüzünden. dikişi nedir. Ben sizi neşeli bir adam sanıyordum.. dedi. birçok şeylerden mahrum kaldım. kendisi üstüne başına pek bakmadığı için özür diledi. Rodolphe: — Bunun içindir ki. pek tuhaf hisler beslemenin. Nitekim. yalnız tahta kunduralarının burnu ile. Arkalarında. Rodolphe bunu sezince. onu bile anlamaz. Fakat Madame Bovary'nin böyle şeylerle ilgilendiği yoktu. rüzgâr estikçe. insan bunu düşündükçe. uzaklaşmak zorunda kaldılar. kalın çizgili pantolonunun altında da. hasırı buhur kokan bu iskemleleri kapışıyorlar ve kilise mumlarının damlalarıyle kirlenmiş kocaman arkalıklarına bir nevi saygıyla yaslanıyorlardı. her şeyi silip süpürürdüm! Emma: — Ama hiç de acınacak bir halde değilsiniz gibi geliyor bana. mehtapta bir mezarlık görünce. ya da sinirlenir. Kendi çıkarları söz konusu olunca kafası pek güzel işlediği için. Adam öylesine yüklenmişti ki. koncu Nankin bezinden potinleri gözükürdü. O zaman içimdeki bütün enerjiyi harcar. garip bir surette yaşamanın. Tereddütle ilave etti: — Zenginsiniz. o. ya dostlarınız ne olacak? Onları hiç düşünmüyor musunuz? — Dostlarım mı? Peki hangileri? Dostum..

tam hükümdarın büstü altında bulunanlardan üç tabure aldı ve pencerelerden birine yaklaştırdı. Bazıları yakalarını bile unuttu. İleri gelenlerin hanımları arkada. kerevetin basamaklarına çok güçlükle vanlabiliyordu. şuraya iki Venedik direği dikmek lazımdı: Yenilik olarak biraz ciddi ve zengin şeylerle donatarak. pek halim selim görünüşlü bir zatın arabadan indiği görüldü. birbirine girdi. Binet bağırdı: — Hizaya gel! Albay haykırdı: — Dur! Sola saf bağla! Namlu bileziklerinin merdivenlerden tekerlenen bir bakır kazan gibi ses verip gittiği bir selam dur vaziyetinden sonra bütün tüfekler tekrar yere indirildi. çayırdan sırtlayıp getirdiği bütün iskemleleri oraya yerleştirmiş. Belediye Meclisinin ve kasabanın ileri gelenleri. Kabarık favorileri. uzun fısıldamalar. hafif tırısla. aynı zamanda sivri uçlu burnunu yukarıya dikiyor ve içeriye gömük ağzına bir gülümseme konduruyordu. pek kocaman ve kalın gözkapaklarıyle örtülü gözlerini. Bütün bu insanlar birbirine benziyordu. Homais: — Şüphesiz. belediye binasının önüne vardılar. manzarayı oradan rahatça seyredebileceklerini söylemişti. Tuvache da. albay da onu taklit etti. güneşten hafifçe yanmış kumral ve gevşek yüzleri tatlı elma şarabı rengi bağlamıştı. Lheureux. fiyongosu iyice gerilmiş beyaz kravatların tuttuğu katı yakalıklardan taşıyordu. ucunda yumurta biçimi. İkisi de taburelere yan yana oturdular. başının arka tarafında bir yumak saç. müzakereler oldu. sonra özür diledi. methalde. Kerevetin üstünde bir kıpırdama. etraflarında Jüri Üyeleri. MADAME BOVARY 151 M. alın tarafı dazlak. gümüş sırma işlemeli kısa bir frak giymiş. Bu alışverişiyle ortalıkta öyle bir tıkanıklığa sebep oluyordu ki. Madame Bovary ile birlikte. yay gibi eğilmiş. Bu arada Rodolphe. Adam. Kendisi Vilayet Meclisi Üyesindenmiş. Herkes iki elini kalçaları üzerine dayıyor. Krallığa olan bağlılığını ve Yonville'e lütfedilen şerefi belirtmeye çalışıyordu. Lestiboudois. hâlâ gidip kiliseden iskemle getiriyordu. alınları birbirine değercesine karşı karşıya kaldılar. Bütün saatlere. toplantı salonuna çıkmış bulunuyordu. Şu zavallı Tuvache'ın pek zevki yoktur. Hanın uşağı Hippolyte. söyleyecek söz bulamıyor. gülümsüyor. Bütün yelekler kadifeden ve geniş. Böylece her ikisi. sütunlar arasında bulunuyorlar. Salon bomboş olduğu için Rodolphe. kalabalığın büyük kısmı ise karşıda ayakta duruyor veya iskemlelere oturuyordu. Yumurta biçimi büyük masanın etrafından. adının Lieuvain olduğu artık öğrenilmişti. henüz apresi olduğu gibi kaldığı için. tam milli muhafızlarla itfaiyeciler trampet çalarak sert adımlarla saf tutmaya geldikleri anda. Tranpet çaldı. beriki bundan pek mahcup olduğunu bildirdi. Ama ne yaparsınız! Her şeye Belediye Başkanı el attı. Herkes silah çatılarına doğru koşuştu. arabacının beygirlerini dizginlerinden yakaladı ve küt ayağı ile topallaya topallaya Altın Aslan'ın sundurması altına götürdü. Hani göze pek güzel görünürdü. uçuk be150 MADAME BOVARY nizle. Belediye* Başkanını hamailinden tanıdı ve valinin gelemediğini söyledi.zamanı ancak bulabildi. Hele sanat dehası denilen şeyden büsbütün mahrumdur. yerine oturmak üzere önünden geçen eczacıya: — Bana kalırsa. Vilayet Meclisi Üyesi Bey. O zaman. Milli Muhafız Kıtası ve halk olduğu halde. Fakat vilayet arabası bu karışıklığı tahmin etmişe benziyordu. Tuvache iltifatlarla mukabelede bulundu. dedi. Nihayet Vilayet Meclisi Üyesi ayağa kalktı. Orada bir sürü köylü toplanarak arabaya bakmaya başladılar. İsmi ağızdan ağıza kalabalık . kocaman çizmelerin meşininden daha çok parlayan çuhadan yapılmış pantolonlarının apış aralarını ihtimamla aralıklıyordu. top gürledi ve beyler birbiri peşi sıra kerevete çıkarak. arabaya koşulmuş iki sıska beygir. kekeliyor. gemlerini kırıta kırıta çekerek. dedi. kalabalığa bakarken yarı yarıya kapatıyor. akikten birer mühür sallanan uzun bir kurdele bağlıydı. Belediye Konağının birinci katına. üç köşeli siyah şapkasını göğsüne bastırarak muhatabını tekrar tekrar selamlarken M. devrik yakalıydı. Madame Tuvache'ın iğreti verdiği kırmızı Utrecht kadifesi kaplı koltuklara oturdular.

«Evvelâ müsaade ediniz de (bugünkü toplantının mevzuu hakkında söze başlamadan önce. her şeyinizi vermek. mülk sahibinin. harp gibi. Hükümdarımıza. Böylece insan her çeşit fanteziye. geceleri huzur içinde uykuya dalarken birdenbire yangını haber veren çan seslerinin gürültüsüyle uyanmaktan titrediği. Vilayet Meclisi Üyesi devam ediyordu: «Sizler de zaten bunu anlamış bulunuyorsunuz. Bir iki kağıdı sıraya koyup daha iyi görmek için gözlerine uygun bir mesafeye getirdikten sonra söze başladı: «Beyler. köylerde yaşayan çiftçiler ve işçiler. ona. saadete rastgelinir bir gün. O zaman ufuklar aralanır. hem de en coşkun keyifler lazımdır. beyler!» Rodolphe: — Belki aşağıdan beni görürler. çılgınlığa kendini kapıp koyuverir. baştan başa medeniyet olan bir eserin barışsever akıncıları! Sizler. dedi. — Fakat saadet bulunur mu hiç? Rodolphe: — Evet. Şevketmeaba. böyle bir eğlencemiz bile yok! — Hazin eğlence.. dedi. Emma: — Doğrusu. en azından on beş gün müddetle herkese dert anlatmak zorunda kahrım sonra. büyük imalat merkezlerimiz tekrar faaliyete geçmekte. dedi. hatta bizzat amelenin. devletin bedeninde'yeni kan damarları gibi çoğalarak yeni irtibatlar kurmakta. ansızın. ziraatı ve güzel sanatları da saydırmasını bilerek. fırtınalı bir denizin bin bir muhatarası arasında Devlet gerdunesini metin olduğu kadar da hakim bir elle sevk ve idare eden Sevgili Kralımıza minnet ve şükranlarımızı sunayım.. sulhu. O kimseye içinizi dökmek. her şeyi feda etmek ihtiyacını duyarsınız! Karşılıklı uzun uzadıya . hem hareket.. diye cevap verdi.» Rodolphe: — Saadete rastgelinir bir gün.» Rodolphe: — İnsanlık bakımından belki de bu haklı ve yerinde bir şey.» Rodolphe: — Biraz geri çekilelim. ticareti. din daha çok kuvvet bularak gönüllerimizde gü-lümsemekte. dedi. en yıkıcı sözlerin büyük bir cüretle memleketi temelinden çökerttiği günler artık mazi olmuştur. — Niçin? 152 MADAME BOVARY Tam o sırada Vilayet Meclisi Üyesinin sesi görülmemiş bir şiddetle yükseldi: «Vatandaşlar arasındaki çekişmelerin sokak ve meydanlarımızı kana buladığı. — Hayır. itimat yeniden doğmakta ve nihayet Fransa rahatça nefes almaktadır!.) arzettiğim gibi müsaade ediniz de. kendinize iftira ediyorsunuz. Yüksek İdare Makamlarına. yemin ederim. Sizler. diye tekrarladı. Böylelerine hem hülya.arasında dolaşıyordu. ne görürüm? Her yerde ticaret ve zenaat yeşermekte.. adım pek kötüye çıkmıştır. harikulade memleketleri gezip dolaşmış bir yolcuyu seyreder gibi baktı ve: — Biz zavallı kadınların. tam ümitsizliğe düşüldüğü bir günde. dedi. MADAME BOVARY 153 Bu söz üzerine Emma. evet. politika fırtınaları atmosferdeki karışıklıklardan hakikaten çok daha tehlikelidir. Hükümete. çünkü insan bu eğlencede saadet bulamaz. terakki ve ahlaklılığın mücahitleri! Artık anlamış bulunuyorsunuz ki. amme ve fert refahının hiçbir şubesi nazarlarından uzak kalmayan. her yerde yeni münakale yollan. hem en temiz ihtiraslar. beyler. limanlarımız dolup taşmakta. tüccarın. Vilayet Meclisi Üyesi devam ediyordu: «Şayet hafızamdan bu karanlık levhaları defedip nazarlarımı güzel vatanımızın bugünkü vaziyetine çevirecek olursam. Emma: — Ne gibi? — Ne gibisi var mı? Kaplarına sığmayan insanlar bulunduğunu bilmez misiniz?. sanayii. Kötü şöhretim malum. sanki «İşte o!» diyen bir sestir bu. hayır. bu hususta benimle hemfikir olduğunuzdan eminim.

. oradan şehirlere götürülüyor. Madame Bovary itiraz ediyordu: — Ama yine. yine. Yanında duran Tuvache. herkesin kanaatine biraz uymak ve ahlak kurallarına boyun eğmek de lazım. Derozerays. şiirin. (Bunu söylerken kadına bakıyordu. birbirinizi rüyalarda görürsünüz. daha ileride peynirin türlüsü. güzel olanı candan sevmektir. o buğday da. aylak kafaların o lüzumsuz süsünü değil. beyler? Kim karşılıyor bizim ihtiyaçlarımızı? Varlığımızı kim doyuruyor? Çiftçi değil mi? Çiftçi. yataklarımıza yumuşak yastıkları. Daha ötede eczacı. sırtımıza ne giyerdik. Rodolphe: — Fakat iki türlü ahlak vardır. fakat herkesin hayrına. — Hayır. keten. insanın gözleri kamaşır. beyler. dedi. kanunlara saygı ile vazifelerin ifasından doğan zekâyı kastediyorum.. Yine. beyler. fırıncının eline geçiyor. nihayet her şeyin kaynağı değil mi o ihtiraslar? Emma: — Ama.. iyi işlenmiş bir toprağın bütün nimetlerini birbiri peşi sıra saymak lazım gelse. kıvılcım saçar.. şurada gördüğünüz budala toplantısı gibi. ebedi ahlak. bundan fazla zekâ ve anlayış köylerden başka nerede bulunur? Zekâ deyince. karşınıza gelir. insanın gözü kör. şuracığa. Elbiselerimiz için. o keten ki. Ama yine de tereddüt edilir. Gerçekten.. bacaklarının arasında oğlu Napoleon. kafası geçmiş zamanın peşin hükümleri içine gömülmüş (evet. Fakat öbürü.» Rodolphe: — Ah. o kadar aranılmış olan bu hazine. cümlesine pandomima da kattı. küçüğü. parıldar. avucunu açarak kulağına götürmüş. Ama Vilayet Meclisi Üyesi hep devam ediyordu: «Bundan kim hayrete düşer.konuşmazsanız. Sanki başı dönmüş gibi elini yüzüne götürdü. biri. yoksa toplumun sırtımıza yüklediği bayağılıkları ile birlikte bütün göreneklerini kabullenmek değildir. göreneğe kaçanı. fakir kadar zengin için de lüzumlu bir gıda imal ediyor.. beyler. Bu kelime harap ediyor beni. M. vazife diye. sanki karanlıktan birdenbire ışığa çıkmış gibi. MADAME BOVARY 155 Toprağın o bereketli sapan izlerine gayretli bir elle tohum saçarak buğdayı yetiştiriyor. beyler. durmamacasma kafamızı şişiriyor vazife. bunun sonu gelmez. ammenin kemaline.kalabalığın ağzı bir karış açıktı. misal bulmak için bu kadar uzaklara gitmeye lüzum var mı? Kümeslerimizin süsü olan o mütevazi hayvanın ehemmiyetini sık sık düşünmeyen var mıdır içimizde? O hayvancık değil midir. başka yerde meyvesinden elma şarabı yapılan elma ağaçları. inanmaya cesaret çdihnez. bir kelime ile. hatibi dinlerken gözlerini dört açıyordu. saman altından su yürüten. müziğin. eli tespihli bir alay sofu karı. vazife. devlete muin olmaya çalışmak suretiyle. beyler? Ancak. Kadın elini çekti. ama yine de. sanatların. tarımla geçinen ahalinin zihniyetini yanlış anlasın. Lieuvain. Yün fanilalı bir sürü bunakla ayağı tandırh. hep vazife.» Kimsenin dikkatini çekmesine gerek yoktu. kahramanlığın. tekrar söze başladı: «Burada size tarımın lüzumunu ispdt etmem mi lazım. vakit vakit gözlerini hafifçe yumuyordu. ötede kolza. cebinden çıkardığı mendile ağzını silmişti. son yıllarda büyük bir gelişme göstermiştir. koskoca sürülerini merada otlatıp semirten de çiftçi değil midir? Tarım olmasaydı. Burada bağ vardır. o da ondan. durmadan değişen ve yüksek perdeden atıp tutan. keteni unutmayalım! O keten ki. insanların ahlak dediği şey. ama vazife. büyük olanı hissetmek. nutkun bir hecesini dahi kaybetmemek için. o satıhta kalan zekâyı. sonra Em-ma'nın eline bırakıverdi. coşkunluğun.) Nihayet. çünkü sözlerini yutacakmış gibi . çepeçevre ve yukarda bulunan ahlak. . dedi. siyasi daMADAME BO VARY vaya bundan fazla bağlılık. etrafımızı saran peyzaj ve bizi aydınlatan mavi gökyüzü gibi. hayır! Ne diye ihtirasların aleyhinde nutuk vermeli? Şu dünyada tek güzel şey. çıkarcıların ahlakı. Anladık. bundan fazla vatanseverlik. karnımızı nasıl doyururduk? Hem sonra. üzerine bilhassa dikkatimizi çekmek isterim. Rodolphe sözlerini bitirirken. gayet hünerli cihazlar sayesinde öğütülüp toz haline getiriliyor ve değirmenden un adiyle çıkıyor. soframıza o lezzetli eti ve yumurtalarını temin eden? Tıpkı cömert bir ana gibi çocuklarına her şeyi veren.de. her şeyden önce faydalı gayeler peşinde koşmaya kendini adamış derin ve ölçülü zekâyı. söylemekten çekinmiyorum) iyice gömülmüş bulunmalı ki. M. birbirinizin içindekileri sezersiniz.

Bunlardan galip çıkan. Justin'in. sütun başlıklarını saran sarmaşıkların serinliğini içine çekmek için. Oğlan. Diyordu ki: «Devam ediniz! Sebat ediniz! Ne göreneğin telkinlerini. Leon uzakta değilmiş de hemen gelecekmiş zannetti. çünkü alın yazılan "budur. dirseklerini gererek. birbirlerini seveceklerdir. ama yine de Rodolphe'un başını hep yanında hissediyordu. baktığı şeyin temaşasına dalmış gibi bir hali vardı. o miğferin altında çocuksu bir tebessümle tatlı tatlı gülümsüyor. yüzünü Emma'ya çevirerek ona yakından sabit bakışlarla bakıyordu. Kollarını dizleri üstünde kavuşturmuş duruyor. hatta saçlarına parlaklık veren pomadın kokusunu duyuyordu. hızlı hızlı söylüyordu: . M. Vaubyessard'da kendisini valse kaldırmış olan Vicomte hatırına geldi. bulutlar geçti. solgun yüzünde keyif. çünkü birbirleri için yaratılmışlardır. Meydan. sonra her şey birbirine karıştı. elini mağluba uzatıp daha iyi bir başarı temennisiyle onunla canciğer olsun! Ve sizler. L6on hep bu san arabaya binerek ona gelirdi. hayvanlarını ta oraya kadar sürmüşlerdi. kılıcının ucu havada. ta evlere kadar hıncahınç dolmuştu. yahut kapılarda ayakta duran insanlar görülüyordu. gelin de o sessiz . altı ayda. Bu sırada. Bu duygunun tatlılığı. eczanenin camekânı önünde. pencereden. hiç durmadan sallanıyor ve başına doladığı basma sargının bir ucu aşağıya sarkıyordu. Eldivenlerini çıkarıp ellerini kuruladı. süngülerine dayanarak dinleniyorlardı. beygir. Bilhassa toprağı ıslah etmeye. kafasına öyle kocaman bir miğfer geçirmişti ki. damla damla terleyen kü156 MADAME BOVARY 1 çük. Onlar. Sonra. yine de deneyecekler. zahmetli mesailerini hiçbir hükümetin nazarı itibara almadığı saygıdeğer hizmetkârlar. dönüyordu. er geç. . ta uzakta. iyi gübre kullanmaya. Ne yaparlarsa yapsınlar. Sesi. İnekler burunlarına kadar sarkan yaprakları dilleriyle kopararak. birbirlerini çağıracaklardır. yahut köşe başlarında birbirlerine cevap yetiştiren koyunların melediği duyuluyordu. ansızın. o arzular. mendili ile yüzünü yelpazeledi. dimdik duruyordu. yorgunluk ve uyku ifadesi beliri-yordu. valste dönüyor sandı. Gayri ihtiyari. alçak sesle. tam karşısında görür gibi oldu. on yılda bir araya gelecekler. bu saçlar gibi etrafa aynı vanilya ye limon kokusu yayılıyordu. sığır. onun da sakalından. kalabalıktan gelen iskemle gıcırtılarının yer yer kestiği cümle kırıntıları halinde kulağa erişiyordu. koyun ve domuz cinslerini geliştirmeye dikkat ve himmet ediniz! Bu tarım yarışmaları sizler için birer er meydanı olsun. kokuyu daha iyi içine çekmek için gözlerini yarı yarıya yumdu.'kötüleniyor. ama miğferinin ta burnuna kadar inen viziyeri yüzünden hiçbir şey görmesine" imkân yoktu. Dirseklerini pencerelere dayamış. ne de pervasız bir ampirizmin fazla aceleci nasihatlerini dinleyiniz. ufkun ta ötesinde. Tuvache efendinin küçük oğlu olan muavininin miğferi çok daha mübalağalıydı. Belki nutku işitiyordu. kanat çırpacaklar. — Topluluğun bu komplosu sizi isyan ettirmiyor mu? Onun mahkûm etmediği bir tek duygu var mı? En soylu içgüdüler. bir daha dönmemek üzere yine o MADAME BOVARY 157 yoldan geçip gitmişti! Onu. Sessizliğe rağmen. arka taraftan bir öküzün uzun uzun böğürdüğü. sonra. ruhuna yayılan bu kokunun harikulade nefesiyle dönüyor. Jürinin diğer azalan. kerevetin aşağısında. sonunda. yeleklerine gömülmüş gerdanlarını hafifçe oynatıyorlardı. siyah gözbebeklerinin etrafına çizik çizik yayılan küçücük altın ışınlar farkediyor. Üzerine bir rehavet çöktü. Emma.dinliyordu. Vicomte'un koluna girmiş. Fakat iskemlesinin üzerinde dikilerek yaptığı bu hareket sırasında. buran kanatlarını hızla açıp kapadı. onaylama anlamında. kavuşmamaları için her türlü oyunlar oynanıyor. Emma'ya yaklaşmıştı. Birçok kere. hâlâ kendini avizelerin parıltısı altında. arada bir böğürüp duruyorlardı. Sığırtmaçlarla çobanlar. Rodolphe. mütevazı çiftlik uşakları. ama iki zavallı gönül birbirine kayacak olursa. şakaklarının zonklaması arasından kalabalığın uğultusunu ve cümlelerini dua okur gibi sıralayan Vilayet Meclisi Üyesinin sesini duyuyordu. Lieuvain'in konuşması havada kayboluyordu. Rbdolphe'un gözlerinde. ve Binet. arkasında uzun bir toz bulutu bırakarak Leux yamacından yavaşça aşağıya inmekte olan eski yolcu arabası Kırlangıç'ı gördü. eski arzularının içine siniyor ve üzerinden rüzgâr esen kum taneleri gibi. en temiz sempatiler hırpalanıyor. İtfaiyeciler.

lahana yetiştiren Diocletien'i. yani daha özel bilgiler veı daha.. buna karşılık. aradaki mesafeye rağmen. rüyalardan. genç kadına.. masanın örtüsünü buruşturdu ve meydanda. . Ve kadının elini yakaladı. tarlalara tohum atarak yeni yılı açan Çin İmparatorlarını zikrederken. gözlerini size dikmiş. «Quincampoix'dan M. bir altın madalya!» — Çünkü kimsede bu kadar tam bir cazibe ve güzellik görmedim. değil mi? «Domuz cinsi. yahut bu tazyike cevap verdiğinden. ikimizin de üstünden kayıp gittiğimiz inişler bizi birbirimize doğru itti. Hatip. Fakat kadın. biz. Derozerays bu meseleyi ele almıştı.. parmaklarını oynatır gibi oldu.faziletlerinizin mükâfatım alın ve emin olun ki. «Givry-Saint-Martin'den M. «Notre-Dame'dan M. aynı çiftlikte elli dört yıl müddetle hizmet gördüğü için. yirmi beş frank kıymetinde.» Rodolphe artık konuşmuyordu.. Rodolphe de manyetizme bahsinden yavaş yavaş yakınlıklar bahsine geçmiş. kumaştan elbise giymişler.... .Guerriere'den Catherine . Sonra. sapanı ile tafla süren Cincinnatus'u. sizi desteklemekte.» — Hayır.Nicaise Elisabeth Leroux'ya. — Mesela az evvel size geldiğim zaman.la . Emma elini çekmedi.keten üretimi.kanal açma. toplumların meydana çıktığı tarihe kadar çıkarak.» -r. neden birbirimizle tanıştık? Hangi raslantı bunu istedi? Hiç şüphe yok. .» diye bağırdı. Bu. aşağıda köylü kadınların bütün o kocaman başlıkları.. fakat daha olumlu bir üslup niteliği taşıyordu. Caron'a. «Bir merinos koçu için. tatlı bir gevşemeyle. insanların ormanlar içinde meşe palamutlarıyle karın doyurduğu o hoyrat zamanları tasvir ediyordu. . her ikisinin nasıl uygarlığa el birliğiyle hizmet etmiş olduğu anlatılıyordu. Sonra bu insanlar hayvan postlarını terk etmişler. kaldım. asma dikmişlerdi. kendiliklerinden. sizi seyredeyim! Pencerelerden giren bir rüzgâr. ya elini kurtarmak istediğinden. Mesela. Rodolphe haykırdı: — Ah teşekkür ederim! Beni reddetmiyorsunuz! Ne kadar iyi kalplisiniz! Anlıyorsunuz ki ben sizinim! Bırakın da sizi göreyim. yakalanmış da tekrar havalanmak isteyen bir kumru gibi sımsıcak ve titremeler içinde olduğunu hissediyordu. sizi takip ettim. insanlığın hayrına olmuştu. toprağı çizik çizik etmişler. Rodolphe ile Ma158 MADAME BOVARY dame Bovary ise.. Haklı taleplerinizi karşılayacak ve elinden geldiği kadar meşakkatli fedakârlıklarınızın yükünü hafifletecekti!» M. Bu bahiste din ile tarım arasındaki ilişkiler. din ve tarım bahsi daha uzun sürüyordu. — Nitekim. o elin. diğer günler ve bütün hayatım boyunca kalacağım gibi! «Argueil'den M. beyaz kelebeklerin çırpman kanatları gibi hafifçe havalandı. bir gümüş madalya!» Vilayet Meclisi Üyesi. nutukta hükümetin övgüsü daha az yer tutuyor.» MADAME BOVARY 159 — Ama unutursunuz beni. hayır. acaba bu keşifte faydadan çok zarar yok muydu? M. Leherisse ile M. iki birinci mükâfat: M. Kurumuş dudakları dayanılmaz bir arzu ile titriyordu ve parmakları.hizmetkârların emeği. Cullembourg. Bain'e!» — Nitekim hatıranızı hep gönlümde saklayacağım.» — Bu akşam. Nutku. «Nerede Catherine Leroux?» deyip duruyordu. bir gölge gibi silinir giderim. Belot'ya.uzun vadeli icarlar. altmış frank!» Rodolphe kadının elini sıkıyor. birbirine kavuşmak için akan iki nehir gibi. bu dayanılmaz cazibelerin nedenini çok daha önce yaşanmış hayatlarda aramak lazım geldiğini anlatıyordu. esaslı düşünceler içeriyordu. Bizet'ye. . Başkan: «Yağlı tohum küspelerinin kullanılışı» diye devam ediyordu. diyordu. «Fışkılar. birbirlerine kenetlendi. önsezilerden. devlet bundan böyle. Sayın Başkan. Lieuvain artık. hayatınızda benim de bir yerim olacak. düşüncenizde. belki üyeninki kadar süslü değildi. Derozerays kalkıp başka bir nutka başladı. Başkan: «Mükemmel ürün ödülü!.oturdu. sizi himaye etmektedir. birbiri ardından sıraladı: «Flaman gübresi. «Sassetot . M.Size refakat edeceğimi biliyor muydum? «Yetmiş frank!» — Hatta yüz kere kalkıp gitmek istedim. yarın. manyetizmadan söz açmışlardı. Birbirlerine bakıyorlardı.

Herkes yine eski mevkiine dönüyor. Hayvanlarla düşe kalka. O da kendisini evine kadar götürdü. Madame Bovary. ne budala kadın! 160 MADAME BOVARY Tuvache seslendi: — Nerede kaldı bu kadın! — İşte geliyor!. Eczacı. dedi. buruşukluklarla suyu çekilmiş bir elmadan daha fazla kırış kırış olmuştu. Kırmızı gömleğinin yenlerinden. Ambarların tozu. neşe ile açılıp saçılan o burjuvaların karşısında işte böyle kalakalmıştı. çamaşır yıkamaların sodası.. düşüncesine tam bir sessizlik çökmüştü. sanki çekilmiş bin bir meşekkatın mütevazı deliliymiş gibi hep yarı açık duruyordu. ilerlemek mi. pek fakirane elbisesi içinde büsbütün büzülmüş gibi görünen ufak tefek bir ihtiyar kadıncağızın ürkek ürkek kerevete yaklaştığı görüldü. cevap bile vermiyordu.. temiz suda bol bol yıkanmış olmasına rağmen yine de kirli görünüyor ve hizmet göre göre. Emma'nm söylediklerini. dudaklarının biçimini hayalinden geçiriyordu. fısıltı halinde sesler geliyordu: — Gitsene! — Sola! — Korkma! — Ah. belinde de büyük bir mavi önlük vardı. onlar da. çimen üstünde uşaklar kirli tabakları istif ediyorlar. boynuzlarında yeşil çelenklerle ahırlarına dönen. . Bu solgun bakışı kederli veya içli hiçbir şey yumuşatmıyordu. O kadar izdiham vardı ki. notere eğilerek: — Ne kaba sofuluk bu. bir sonbahar sabahı nehirden yükselen buğu gibi. Kapıda birbirlerinden ayrıldılar. jüri üyelerinin kendisine niçin gülümsediklerini kestiremeyerek olduğu yerde dimdik duruyordu. müsabakanın gamsız galiplerini dövüyorlardı. az kalsın davetlilerin ağırlığı altında kırılacaktı.-çizik çizik etmişti ki. koltuğundan sıçrayarak: — Sağır mısınız kuzum? dedi ve kulağına bağırmaya başladı: — Elli dört senelik hizmet! Bir gümüş madalya! Yirmi beş frank! Bunlar" hep sizin. Arkasında. madalyayı eline alınca. yanındakiler boyuna konuşuyor. onların dilsizliği ve vurdum duymazlığı kendisine de geçmişti. Bu yarım asırlık kölelik. gürültülü ve düzensiz geçti. MADAME BOVARY 161 Kadın. süngülerine geçirmiş oldukları çöreklerle. sofranın üstünde. Şölen uzun sürdü. çayırda tek başına gezindi. — Yaklaşsa ya! O zaman. Hayatında ilk defa böyle bir kalabalığın ortasında bulunuyordu. bitmişti. her şey eskisi gibi olup bitiyordu: Efendiler uşakları azarlıyor. Bununla beraber. katılaştırmış. tavana asılmış gaz lambaları arasında. Rodolphe'un koluna girdi. Rodolphe. kalabalık dağıldı. milli muhafızlar. sırtını çadırın bezine dayamış. ziyafet saatini bekleyerek. Bayraklar. Sıra yerine geçen daracık tahtalar. beyazımtırak bir duman dalgalanıyordu. siyah elbiseli beyler ve Şehir Meclisi Üyesinin göğsündeki nişanla içinden ürkmüş.. Taburun trampetçisi şişe ile dolu bir sepet getirmişti. Kadehine şarap koyuyorlardı. diye tekrarladı. öylesine Emma'yı düşünmeye dalmıştı ki. O zaman yüzünde saadetle dolup taşan bir tebessüm belirdi ve giderken şöyle homurdandığı duyuldu: — Namıma ayin yapsın diye bizim köyün papazına vereceğim bunu. Toplantı sona ermişti. Rodolphe. Kenarı işlemesiz başlığının çerçevelediği sıska yüzü. Yüzünün ifadesinde bir nevi manastır sertliği vardı. trampetler. kâh ihtiyar kadıncağıza bakarak. yapağının kiri o elleri öylesine sıvamış. hiçbir şey işitmiyordu. dedi. herkes. iyice baktı. Bütün alınlardan damla damla ter akıyor. herkes dirseğini güçlükle kımıldatıyordu. yaklaşın. sihirli bir aynadaymış gibi. Ayaklarında tahtadan kocaman galoşlar. uğultunun artmasına rağmen.Kadın bir türlü meydana çıkmıyordu. Tuvache. mafsalları boğumlu iki uzun el çıkıyordu. Artık nutuklar okunmuş. halkın kendisini neden ortaya ittiğini. ziyafet için ver* diği paranın acısını çıkarmaya bakıyordu. Bol bol yeyip içtiler. Başkanın elinden kazananların listesini almış olan Şehir Meclisi Üyesi: — Yaklaşın pek sayın Catherine-Nicaise-Elisabeth Leroux. fakat o. Yüzü. Kâh elindeki kağıda. yoksa kaçmak mı lazım geldiğini. belediye binasının birinci katına çıkmışlardı. babacan bir tavırla: — Yaklaşın.

bu girlantlar neye? Hararetini. dedi. bir uğultudur koparıyordu. Birbirlerini selamladılar. geceleyin. Vilayet Meclisi Üyesinin kira arabası handan çıktı. Haydi. Uzaktan. sürülmüş topraklarımıza saçan tropikal bir güneşin selleri altında.. tatlı bir bakışla ve alçak bir sesle: — Hem de ne kadar güzel. Homais: — Acaba iyi olmaz mı. yavaşça kocasının omuzuna yaslanmıştı. dedi. Vakit vakit zavallı bir Roma şamdanı havaya yükseliyor. şu bayram günü de pek güzel geçti işte. dedi. Şüphesiz. artık gidelim de yatalım. Yeniden yüzbaşıya doğru koştu. Zaten. Ne olursa olsun. Rodolphe yanmakta olan kağıt fenerlerin ışığında kadını seyrediyordu. ne «Kasabanın en şen kadınlarını». Homais'nin Tarım Derneği'ne elma şarabı hakkında bir muhtıra göndermiş olduğunu da bir . İki gün sonra. birdenbire uyuklamaya başladı. böylece. gazaba gelmiş bir denizin dalgalan gibi. ne de «orada bulunan ve bazıları. Rodolphe. Yüzbaşı evine dönüyordu. Yere birkaç damla yağmur düştü. hararetle kaleme almıştı: «Bu örgü örgü yeşillikler. hemen ertesi gün. rutubet alan barut pek ateş almıyordu. donanma fişekleri atılırken tekrar gördü. ama bu kâfi değildi. onları da yapalım. sonra aksi istikamette yollarına devam ettiler. tulumbalar dolu. aşırı bir ihtiyatkârlıkla.. bütün vücudunun sarsıntılara uyarak bir sağa.» Sonra Vilayet Meclisi Üyesinin kasabaya girişini anlatırken. Bunu Homais. Bu sebeple. tornasına kavuşacaktı. hatta. dedi. karanlıktan Öte berileri çimdik-lenen kadınların çığlığı da karışıyordu. M.. gerine gerine esneyerek: — Doğrusu. Tam o sırada. Eczacı: — Doğrusunu söylemek lazımsa. «Cesaret! diye bağırıyordu hükümete. M. Bu uğultuya. dedi. Yerlere bir tek kıvılcım MADAME BOVARY 163 bile düşmeyecek. Tahsildar: — Beni rahat bırakın. mahzene yerleştirilmişti.. Nitekim. MB il 162 MADAME BOVARY İkide birde yanındakilerden ayrılıp Binet'ye tavsiyelerde bulunmaya gidiyordu. havaya karışıp giden fişekleri tehlikeli buluyor. Madame Homais ve eczacı ile beraberdi. ağzı bir karış açık. Tuvache'ın adresine gönderilmiş olan donanma fişekleri. istatistik bakımından da. dedi. hepsinin adlarını teker teker o listeye yazmalı. Adamakıllı sarhoş olan arabacı. havada kuyruğunu ısıran bir ejder şekli çizmesi gereken en bellibaşlı fişek de tamamıyle güme gitti. Madame Homais. eczacı M. Rouen Feneri gazetesinde. Onu. o şenlik hakkında uzun bir makale çıktı. fakat kocası. doğru yıllık rakamlar elde edilmiş olur ve icabında. bu çiçekler. bu kalabalık böyle nereye koşuyor?» Arkasından. mademki hiçbir şey yok! Eczacı. Binet bana bütün tedbirlerin alınmış olduğuna dair teminat verdi. Ama özür dilerim!. eşarbını şapkasız başına bağladı. iki fenerin arasında. «Ne milisin cengâver tavrını». sarhoşlukla adamakıllı mücadele etmeli! Bence her hafta belediyenin kapısına bir liste aşmalı ve o hafta' içinde kendilerini alkolle zehirlemiş ne kadar kimse varsa. o zaman halk.asker serpuşlarının madeni tokalarında parıldıyor. hükümet elinden geleni yapıyordu. adamlarınızdan birini gön-derseniz veyahut bizzat kendiniz gitseniz?. Fenerler de birer ikişer söndü. sessiz. Emma. ölümsüz saflarımızın kalıntıları olup da trampetlerin erkek sesini duyar duymaz hâlâ yüreklerinizin çarptığım hisseden yaşlı aile babaları» dediği dazlak kafalı ihtiyarlar unutuluyordu. benim de uykum var. yıldızlar yandı. köylülerin hayat şartlarından bahsediyordu. bir sola yıkıldığı görülüyordu. Eczacı. daha binlerce ıslahata lüzum var. arabanın körüğü üstünden. dostlarının yanına dönünce: — Müsterih olun. endişe ediyordu. Jüri üyelerini sayıp dökerken kendi adını da baş tarafta zikrediyor. sonra başını kaldırıp kapkaranlık gökyüzünde fişeklerin ışıklı yolunu takip etmeye başladı. Emma. elbisesinin kıvrımları duvarlar boyunca iniyor ve yaşanacak aşk günleri istikbalin panoramasında sonsuzluğa kadar uzayıp gidiyordu.

bayramın bellibaşlı tertipçileri 164 MADAME BO VARY toplanmış bulunuyordu. M. Rodolphe. parlak bir donanma şenliği havayı ışığa boğdu. IX Aradan altı hafta geçti. MADAME BOVARY 165 Rodolphe... bir tabureye oturarak: — Doğrusu. Bir akşam. Al-laha ısmarladık!. Emma kızararak başını eğdi. gerçek bir opera dekoru diyesi geliyordu. gururu. yanlış bir iş yapmış oluruz. onun hatır sormalarına zar zor cevap verdi. melankolik bir sesle: — Ah! dedi. işim çıktı. kazandığı mütevazı madalyayı gururla herkese gösteriyordu. Ödüllerin dağılışına gelince.. koca karışım öpüyordu.notla hatırlatıyordu. evine ve sevgili karısının yanma dönünce de o madalyayı. (1) Cizvit tarikatım kurmuş olan Ignace de Loyola kastedilmektedir. Herhalde din adamları terakkiyi bambaşka bir tarzda anlıyor olmalılar. dedi. Ve ilâve ediyordu: «Yalnız kilise mensuplarının bayrama katılmayışı dikkati çekti. O Ma sizin bileceğiniz iş. kulübesinin gösterişsiz duvarlarına asacaktı.. Herkes size bu isimle hitap ediyor!. «Saat altıya doğru. Emma'nın yanma. iki kardeş olan Sanayi ve Güzel Sanatlar... Rodolplhe: — Benim. Akşam oluybrdu. Emma. hayatında ilk defa böyle sözler duyuyordu.. Camlar boyunca küçük muslin perdeler. bilmem nasıl bir kuvvet beni size doğru itti! İnsan ilâhi kaderle mücadele edemiyor. — Mühim bir hastalık mı? yv Rodolphe. Rodolphe tekrar söze başlamak istedi: — Emma. «Baba oğlunu. bir başkasının ismi! Tekrarladı: — Bir başkasının! Elleriyle yüzünü kapadı: — Evet.. Avdan dönüşte. baha daha da çok tutulmuş olmalı. bu o kadar dik bir bakıştı ki.O halde devam edelim! Emma yalnızdı.. ayakta durdu. aynaya ateşler aksettiriyordu. M. o kadar uzaklara gideceğim ki. Hafta sonunda da ava gitti. Bu aile toplantısını hiçbir üzücü hadisenin ihlâl etmediğini de belirtmek isteriz». çünkü bu ismi. Lieuvain Kralın. meleklerin tebessümüne dayanamıyor! Kendini güzele. Fakat aslında bu sizin isminiz değil. Tu-vache Valinin. M. sonra şöyle muhakeme etti: — Şayet beni ilk günden sevmişse. Derozerays Tarım. An . Homais. Asıl buraya gelmek istemedim de ondan. nihayet meydana çıktı: — Hemen gidip ğorünmeyelim. Emma. Leplichey ıslahat şerefine kadeh kaldırdı. sihirkâr. tekrar görmek sabırsızlığı içinde. bu sözlerin sıcaklığı karşısında. İnsanın bu manzaraya hakiki bir ha-yalnüma. durmamacasma sizi düşünüyorum!. alaca karanlığı koyulaştınyor. gözyaşları içinde. methiyeye kaçan bir üslupla tasvir ediyordu. Rodolphe devamla: . süs bitkisinin aralıklarından. Yemek tam bir dostluk ve samimiyet havası içinde yendi. Hasta oldum. M. gidiyorum. Uzaklara. Liegeard'ın çayın üstünde kurulan ziyafet "sçfrasında.. kazananların sevincini. bugün. vaktin geç olduğunu düşündü. geldi ki. De Loyola beyler!» (1). kendini herhalde bir Bin Bir Gece rüyası içinde sandı. Ama ne de olsa. üstüne bir güneş ışını düşmüş barometrenin yaldızı. Hiç şüphe yok. M. affedersiniz!. M. görüyorsunuz ki buraya gelmemekte haklıy-mışım. mühim değildi. tapılmaya layık olan şeye kapıp koyuveriyor. küçük kasabamız. Gece. — Neden? — Neden olduğunu tahmin etmiyor musunuz? Yüzüne tekrar baktı.. dedi. İçlerinden bir çoğu. Rodolphe görünmedi. kendisinden biraz uzaklaşarak: — Efendim! dedi. ruhumu dolduran ve ağzımdan kaçırı-verdiğim bu ismi söylememi bana yasak ediyorsunuz! Madame Bovary!. bir daha benden bahsedildiğini duymayacaksınız-!. Kadın... baştan başa gevşiyordu. Hatıranız beni ümitsizliğe düşürüyor! Ah.. kardeş kardeşi..

Baş başa kalır kalmaz da: MADAME BOVARY 167 — Neden. hacamat olan arabacısının hâlâ başı döndüğünü anlattı. dedi.hepsi bundan ibaret! Siz de bundan şüphe etmiyorsunuz zaten. Boulanger'ye. Sonra. hakikaten çok endîşe ediyordu. Her şeyden evvel sıhhat meselesi bu. — Elbette! Mükemmel. Gerçekten. bahçenin. — Öyleyse mükemmel. Belki atlarınız azgındır! Emma başının üzerinde bir gürültü duydu. boğazında bir hıçkırık. Boulanger'ye bir sürü tembihte bulunuyordu: — Aman dikkat edin! Kaza gelir. bir zavallı insanın bulunduğunu nereden bilecektiniz. salonun kapısı da kapalı değildi. atla gezintiye çıkmanın iyi gelip gelmeyeceğini sordu. hiç değilse. Justin.. — Yaptır kendine bir tane. sizi seviyorum . ay ışığında parlayan çatıya. beyaz triko külot pantolonu ile sahanlık üzerinde göründüğü zaman Emma da kılığına bayıldı. sizi çevreleyen her şeyi bol bol seyrettim. M. Homais: — İyi gezintiler! diye bağırdı. — Peki. yaltaklanmalara daldı.. yerinde çark ederek: — O bana vız gelir. hayır. parmaklarıyle camlan tıkırdatıyordu. Rodolphe uzun. ben size gönderirim onu. Haksızsın. karanlıkta pırıldayan küçücük lambaya. Emma'yı görmek için eczaneden sıvıştı. ama ata nasıl bineyim. Küçük Berthe'i oyalamak için. tam bu sırada Charles içeriye girdi. o da ısrar etmedi. Çocuk uzaktan bir öpücük gönderdi. fakat kadın reddedince. tedbirli olun! . alâ!. dedi. Boulanger'nin o pek kibarca teklifini kabul etmedin? Emma dargın bir tavır takındı. Arzusu. M. M. dedi. Böylesini Emma'nın o zamana kadar hiç görmemiş olduğunu düşünmüştü herhalde. ona doğru döndü: —¦ Ah! Ne kadar iyisiniz! — Hayır. bin bir bahane aradı ve sonunda bunun belki herkese garip geleceğini söyledi. fakat mutfaktan bir tahta kundura gürültüsü duyuldu ve o anda farkına vardı ki. Bunun üzerine Rodolphe. Charles. Kadın razı oldu. buraya kadar geliyor. Teşekkür ederim. Bunu söyleyin bana. bir kelime ile! Bir tek kelime ile! Bir tek kelime ile! Rodolphe.. evi gezmekti. Ah! Orada. Rodolphe iki binek atiyle Charles'ın kapısı önüne geldi. evi öğrenmek istiyordu.. öğle vakti. Rodolphe yerinden kalkarken: — Bir arzumu yerine getirmek lütfunda bulunur muydunuz. dedi. her ikisi de ayağa kalktılar. Tedbirli olun. ziyaretine bir sebep göstermek için. Charles. karısının hafakanları yeniden başlamıştı. uzun kadife frağı. sizden o kadar uzak ve size o kadar yakın bir yerde. bilmem. eczacı da yerinden kalkıp çıktı. Beraber geliriz. beriki de bundan faydalanarak. görürüm. kendini azar azar tabureden yere bırakıyordu. Rodolphe. Kostüm hazır olunca. yumuşak çizmeler giymişti. Rodolphe hemen emrine bir tane ayıracağını söyledi. pencerenizde sallanıp duran ağaçla166 MADAME BOVARY rina. atlan olmadığı itirazı karşısında. Felicite. annesi de ona kırbacının ucuyla cevap verdi. sırtında ise geyik derisinden bir kadın eyeri vardı. Atlardan birinin kulaklarına pembe ponponlar takılmıştı. Emma'nın. onun pırıltısına bakıyordum. göz görmez. M. Charles. — Hayır. her gece. Emma. camların gerisinde. Fevkalade bir fikir! Hemen tatbik etmelisin. Zaten hazırlanmış. Geceleri. Ertesi gün. aman. evinize. kendisine biraz çeki düzen verdi: — Madam bana sıhhati hakkında malumat veriyordu. kendisini bekliyordu. yatağımdan kalkıyor. Madame Bovary bunda bir mahzur görmeyince. Doktor. Bu beklenmedik unvanla gururu okşanan hekim. ona: — Bonjur. Bovary: — Gider. sözünü kesti. sizin için daha kolay olur.— Fakat gelmediysem.. dedi. sizi görmediysem bile. binici kıyafetim yok ki. karısının artık emrine amade olduğunu ve lütufkârlığına güvendiğini mektupla bildirdi.

aşkından bahsetmeye başladı. Rodolphe kadına. Yer yer ağaç kümeîeri. Fakat şu cümleye: — Artık kaderlerimiz müşterek değil mi? — Hayır. kesik kesik soluyordu. dedi. avluları. çimen üstünde ılık havanın içinde esmer bir ışık dolaşıyordu. . Kadın. Sonra. Siz de biliyorsunuz. kızılımtırak. Emma durdu: — Yoruldum. Emma'nın büyük mavi tülü yere düştü. — Nereye gidiyoruz? Rodolphe cevap vermedi. tepelerin kenar çizgileri üzerinden buğular uzanıyordu. Genç ağaçların balta ile devrildiği daha genişçe bir yere geldiler. Rodolphe. bulutların aralığından. otları çekip üzengiden ayırıyordu. 168 MADAME BOVARY Bayırın altında Rodolphe dizginleri gevşetti. Rodolphe. Emma. eli yukarda. yanı sıra. dizinin bacağına değdiğini hissediyordu. Atlar soluyor. fazla uzun elbisesi ayaklarına dolaşıyordu. Rodolphe da. yükseliyor.Onlann uzaklaşmasına bakarak elindeki gazeteyi salladı. bıyıklarını ısırıyordu. Kırın üstünde sis vardı. — Acaba?. Emma. bazıları da yırtılıyor. çamların arasında. ikisi birden. ilerleyelim! Dilini şaklattı. bu siyah kumaşla siyah potin arasında. Emma. Rodolphe etrafına göz atıyor. çalıların altından hafif bir kanat çırpıntısının kaydığı veya meşeler arasında uçuşan kargaların boğuk ve tatlı haykırışı duyuluyordu. başını eğmiş ayağının ucuyle yerdeki kıymıkları iterek onu dinliyordu. atını sürmekle beraber. Rodolphe: — Allah bizi koruyor. sağ kolunu açmış. Emma kendi evini seçebilmek için gözlerini yan yarıya yumdu. içinde yaşadığı bu zavallı köy kendisine hiçbir zaman bu kadar küçük görünmemişti. dörtnala kalktı. uzakta. yahut yaldız sarısı renginde ağaç kümeleriyle menekşe dolu düzMADAME BOVARY 169 Kikler peşpeşe geliyordu. imkânsız bu. arada eğiliyor. Yapraklar kımıldamaz olmuştu. Rodolphe'la göz göze gelmemek için başını çeviriyor. Emma'nın atı toprak kokusunu alır almaz. Zaman zaman bir iki kelime konuşuyorlardı. Ufukta. önde. Gökyüzü masmavi kesilmişti. ciddi ve melankolik bir tavır takındı. Bulundukları yükseklikten. Hep çiçek açmış fundalıklarla kaplı geniş alanlar vardı. iltifatlara boğarak.. Evvela. Atlardan indiler. korunun kıyısını takip ettiler. Tam ormana dalacakları sırada güneş yüzünü gösterdi. bir sıçrayışta ileri atıldılar. arkasından yürürken. yere düşmüş çam kozalaklarını nallarının ucuyla itiyordu. Bazen de dallan aralamak için kadının yanından geçiyor. tekerlek izlerinin arasındaki yosunlara basa basa yürüyordu. bütün vadi. dedi. buhar olup havaya karışan solgun ve geniş bir göle benziyordu. kadının ürkmesini önledi. kendini eyerin üzerinde sallantının temposuna bırakmıştı. eyerlerin meşini gıcırdıyordu. — İlerleyelim. Atlar koşmaya başladılar. Ekim ayının ilk günleriydi. Bazen. kayboluyordu. Rodolphe ile Emma. hayvanların ayak seslerini boğuyor. peşpeşe sıralanışı içinde sıkıntı veren çam gövdelerinden başka bir şey göremez oluyordu. Yolun kenarındaki uzun eğreltiotları Emma'nın üzengisine takılıyordu. güneş ışığı içinde. Yapraklarının çeşidine göre boz. Emma. Çoğu zaman. diye cevap verdi. Yere yatmış bir kütüğün üstüne oturdular. kadının çıplaklığından bir şeyler hayal ettiren beyaz çorabının zarafetini seyrediyordu. Emma. atını koşturuyordu. Rodolphe hayvanları bağladı. Tütün kırıntısı gibi kızılımsı bir renk bağlamış olan toprak. Yanda. bu gölden simsiyah kayalar gibi sivriliyor ve kavakların sisi aşan üst kısımları. Sakin. yüzü biraz eğik. rüzgârla kımıldayan kum yığınlarını andırıyordu. atlar. Eteğinin kuyruğu yukarıya iliştirilmiş olmasına rağmen. duvarları ve kilisenin çan kulesiyle Yonville'in çatıları görünüyordu. su kıyısındaki bahçeleri. yukarda atlar birdenbire durdu. o zaman da. ilerlerken.

Gidelim. Çamur üstünde atlarının yan yana bıraktığı izleri. Otlar üzerindeki ayak seslerini duyan kurbağalar. Rodolphe: -— Ne oldu size. Döndüler.. At üstünde ne kadar sevimliydi! Narin endamıyle dimdik. Yonville'e girerlerken Emma. akşam kızıllığı içinde yüzü açık havadan pembeleşmişti. Akşam yemeğinde kocası. — Niçin?. Emma işitmemezlikten geldi. kadının elini yakalayarak öpüyordu. kabahatliyim. melek olunuz. Onu. Emma ise gevşek gevşek kurtulmaya çalışıyordu. otlarda aynı taşları yeniden gördüler. Rodolphe'u sevgi dolu ve buğulu gözlerle birkaç dakika süzdükten sonra birdenbire: — Ah. düşüncenize ihtiyacım var. Rodolphe: — Biraz daha. Siz benim gönlümde. 170 MADAME BOVARY Rodolphe'un yüzündeki ifade değişti: — Mademki öyle. ağaçlardan tatlı bir şey yayılıyor gibiydi. Kekeleyerek: — Ah! Beni korkutuyorsunuz. Kadın. gizlenmek için sıçramaya başladılar. Pencerelerden kendisine bakıyorlardı. Akşam karanlığı çöküyordu.. dedi. Emma! Emma! Kadın. Fakat. Kadın tir tir titreyerek geri çekildi. sabit. Rodolphe. Herhalde yanlış anladınız. gözbebekleri. elleriyle yüzünü kapayarak kendini bırakıverdi. Yaprakları yiyen iki atın gürültüsünü duydular. Yanan iki şamdanın arasında. erkeğin omuzuna yaslanarak yavaşça: — Ah! Rodolphe. sağlam ve tertemiz bir mevkide. Rodolphe. dişleri arasına bir yaprak sigarası sıkıştırmış. dirseği tabağının yanına dayalı. duruyordu. frağının kadifesine takılıyordu.. diyordu. gözyaşları içinde. O anda. bu bahsi kapatalım artık. Hemen gitmeyelim. Kolunu uzatıyor. Emma'nın etrafında. dedi. dedi. Elbisesinin kumaşı. dağların yerinden oynamasından beter bir şeyler gelmişti. canı sıkılmış ve öfkelenmiş gibi göründü. Etraflarında hiçbir değişiklik yoktu. vakit vakit eğiliyor. sanki sinek kuşları uçarken tüylerini serpmişler gibi. sazlar arasında hareketsiz. halini iyi buldu. Rodolphe onu bileğinden yakaladı. jcs duydu.Gitmek için yerinden kalktı. Aynı yoldan geçerek. kardeş. Oynayan sinirlerinin son titreşimlerine bir müzik gibi karışan bu sesi sükût içinde dinledi. Ufka yaslanmış güneşin dallar arasından geçen ışıkları. Bana yâr. kollarını açarak kadına doğru yürüdü. kaidesi üstünde duran bir meryem gibisiniz. Kalın. Neden? Anlayamadım. uzun bir titremeyle sarsıla sarsıla. çarpıntısı yeniden başlayan kalbini ve kanının vücudu içinde bir süt nehri gibi dolaştığını hissediyordu. sesinize. Sizi dinlemekle delilik ettim. şurada burada. Atlar nerede? Dönelim. dizi atının yelesi üzerinde bükülmüş. Kadın: — Kabahatliyim. Her yer sessizdi. — Emma! . Kadın. dedi.. koluna girdi. okşayıcı. Solmuş nilüferler. dişleri kenetlenmiş. su mercimeklerinin bir yeşillik gibi kapladığı bir küçük göle doğru götürdü. Rodolphe. Emma. Rodolphe'un gözlerini kamaştırıyordu. Rodolphe yürürken kadına böyle destek oluyordu. yapraklar üzerinde veya yerde. duruyordu. diyordu. sonu bir türlü gelmeyen bir MADAME BOVARY 171. atını kaldırımlar üzerinde şaha kaldırıp çark ettirdi. bir hıçkırıkla gerilen beyaz boynunu arkaya attı ve âdeta bitkin. Kadın tekrarladı: — Nerede atlar? Nerede atlar? O zaman. Üzüyorsunuz beni. öbür tepelerden upuzun ve ne olduğu belirsiz bir haykırma. ağzında tuhaf bir gülümseme.durdu. kadının belini sarıyordu. ormanın ötesinden. Emma'nın başına. üstünü. kırık dizginlerden birini çakısı ile tamir ediyordu. fakat gezinti hakkında bilgi isteyince. ötede. ışıklı lekeler titreşiyordu. Yonville'e döndüler. Fakat yaşamak için size muhtacım! Gözlerinize. Derhal saygılı. yüksek. mahcup oluverdi.

onu. ağaçlar. Charles'ın daha şafak sökmeden evden çıktığını görünce. dostum. ona üzüntülerini anlattı. kırlangıç kuyruğu biçimindeki iki çatı fırıldağının koyu lekesinden. yollar. yüz ekü kadar bir paraya satar. ırmak kenarındaki taraçanm bir yangına bırakıyor. Rodolphe gelip mektubu alıyor ve yerine kendi mektubunu koyuyordu. Huchette'e koşa koşa giMADAME BOVARY 173 dilir. Vicdan azabı. Emma. ümidini kesmiş olduğu o saadet hummasına nihayet kavuşacaktı. âşığının. Bu fikir aklına gelince.ki. birbirlerine Allanın günü mektup yazmaya başladılar. niye sordun? — Hiç. Emma'ya daima pek kısa geliyordu. hemen gidip Rodolphe'u görmek hevesi geldi. İlâve etti: —. aşağılarda. kollarını onun boynuna dolayarak: — Seni seviyorum. Yani satın aldım. Nasıl gelebil-din? Ah. bir nalıncının kulübesi içindeydiler. onu bambaşka bir şekle sokmuştu. sazlar ıslık çalarken. o yaklaştıkça duvarlar kendiliğinden ikiye aynlı-yormuş gibi. Bir sabah. gençliğinin o uzun hülyasını gerçeğe çeviriyordu. hafızasında.Hoşuna gideceğini düşünerek. Hiçbir zaman gözleri böylesine iri. fecrin solgunluğu önünde beliren evini uzaktan tanıdı. yapraklar ürperir... orada bir saat kalınır ve tekrar Yonville'e dönülebilirdi. Demek o aşk sevincine. Charles'den kurtulur kurtulmaz. pekâlâ. Her şeyin ihtiras. Birbirlerine yemin ettiler. intikam almanın zevkini duyuyordu. Acaba iyi mi yaptım? Söyle bana. elbisen de ıslanmış! Emma. Emma. hiç. Gün ağarmaya başlamıştı. dedi. gözkapakları yan açık seyrederek. Rodolphe' unkiler. duygunun zirveleri. Bir kuru yaprak yığını üstünde karşı karşıya oturmuşlardı. Emma bir çığlık kopardı. Emma mektubunu. Büyük bir merdiven dosdoğru koridora çıkıyordu. öpücüklerle sözünü-kesiyor. Rodolphe. mavimtırak bir genişlik kendisini sarıyor. kendisine küçük adiyle hitabetmesini ve sevdiğini tekrarlamasını söylüyordu. Aleksandr'a uğradım. ormanda. tavanı o kadar basıktı ki. ancak uzakta.. hendekler. iştahla soludu. Emma. Fakat gözü aynaya ilişince. kendini. sevinçle fıkır-fıkır.— Ne var? — Şey. böylesine 172 MADAME BOVARY derin olmamıştı. sayıklama olduğu harikulade bir âlemin içine dalıyordu. Çiftlik avlusundan sonra. bahçenin ucunda. Evvelâ sersemler gibi oldu. Bir yandan da. Rodolphe gözlerinin önüne geliyor. az sonra kendisini çayırın ortasında buldu. o kadar imrenmiş olduğu bu tip sevdâlı kadınlardan biri yerine koyarak. kendisini büyüleyen sırdaş sesiyle şarkı söylemeye başladı. Aklına.. O günden sonra. Dün olduğu gibi bugün de. Kulübenin duvarları samandandı. iyi yaptığını bir baş işaretiyle bildirdi. Sanki. sanki yeniden bulûğa ermiş gibi kendisine haz veriyordu. Emma'ya. günlük hayat bu yüceliklerin aralığından. Bir çeyrek saat sonra da sordu: — Bu gece çıkıyor musun? . Çektiği ıstırap kâfi değil miydi? Ama şimdi zafer onundu. Ertesi gün yepyeni bir tatlılık içinde geçti. Bizzat kendisi de. Emma bir kapının mandalını kaldırdı ve birdenbire.. karanlıklar içinden görünüyordu. Bu Rudolphe'du.. hemen içeriye daldı. hayvanı peyledim. hayalinde canlanan bu âlemin gerçek bir parçası oluyor. böylesine siyah. Varlığına sinen harikulade bir şey. Eminim. okuduğu kitapların kahramanı olan kadınlar geldi. odanın dibinde bir adamın uyumakta olduğunu gördü. coşkunluk.. Kendi kendine: «Bir âşığım var.— Evet. bütün bütüne gönlünden fışkırıyordu. Rodolphe: — Sensin ha! Sensin ha! deyip duruyordu. o kadar zaman. endişe ve telâş duymaksızın bunun tadını çıkarıyordu. yalnız dizinin derisi biraz sıyrılmış. gidip odasına kapandı. şato olması gereken ayrı bir bina vardı. içinde tuttuğu aşk duygusu. . Herkes daha uykudayken. Emma ise. bir âşığım var!» deyip duruyordu. düşüncesinin ışığı altında kıvılcımlamyor. arkasına bakmaksızın hızlı adımlarla yürüyordu. Bu düşünce. Kocalarını aldatmış bu kadınların lirik alayı. bugün öğleden sonra M. ayaktayken eğilmek gerekiyordu. nenüz güzelliği yerinde bir kısrağı var. yüzü kendisine bir4uhaf geldi. kollarının vücuduna sanlısını hâlâ hisseder gibi oluyordu.

Başarıyle neticelenen bu ilk cüretkârane hareketten sonra, Emma artık Charles'm evden her
erken çıkışında çabucak giyiniyor, ırmak kenarına varan samanlıktan ayaklannın ucuna basa
basa iniyordu.
Fakat ineklere köprülük eden kalas çekilip alınmışsa, ırmak boyunca sıralanan duvarları takip
etmek gerekiyordu. Kıyı kaygandı, Emma suya düşmemek için, elleriyle, çiçekleri düşmüş
şebboy kümelerine sarılıyordu. Sonra sürülmüş tarlaların içine dalıyor, incecik potinleri ile
çukura bata çıka, sarsıla, sen-deliye, gidiyordu. Başına bağladığı eşarbı, otların arasında
rüzgârla dalgalanıyordu. Öküz görünce ürküyor, koşmaya başlıyordu. Nefes nefese, yanakları
kızarmış, bütün vücudunda taze bir usare, yeşillik ve açık havayı saça saça şatoya varıyordu.
Rodolphe o saatte henüz uyanmamış bulunuyordu. Emma ile birlikte odasına bir bahar sabahı
giriyordu.
Pencereler boyunca sarı perdeler, içeriye yavaşça, koyu bir sarışın ışık sızdırıyordu. Emma,
gözlerini kırpa kırpa, el yorda-mıyle ilerliyor, saç kümelerine takılmış çiğ damlaları, yüzünü
sanki sarı yakuttan bir hâle gibi sarıyordu. Rodolphe, gülerek onu kendine çekiyor, bağrına
bastırıyordu.
Sonra, Emma daireyi gözden geçiriyor, dolapların çekmece174
MADAME BOVARY
lerini açıyor, tarağı ile saçlaruıı tarıyor, tıraş aynasında kendini seyrediyordu. Hatta sık sık,
komodinin üstünde bir sürahinin yanında, limon ve şeker parçaları arasında duran kocaman bir
pipoyu dişlerinin arasına sıkıştırıyordu.
Birbirlerine veda etmeleri bir çeyrek saatten az sürmüyordu. O an gelince Emma ağlıyordu;
Rodolphe'u bırakıp gitmek hiç istemiyordu. Dayandığı bir kuvvet, onu hep Rodolphe'a doğru
itiyordu. Nihayet bir gün Rodolphe, onun tekrar habersiz çıkageldiğini görünce, sanki bir şeye
canı sıkılmış gibi suratını astı.
Emma:
— Nen var? diye sordu. Hasta mısın? Söyle bana?..
Rodolphe, sonunda, ciddi bir tavırla, bu ziyaretlerin ihtiyatsızlık olduğunu ve dile düşeceğini
söyledi.
Rodolphe'un bu endişeleri yavaş yavaş Emma'ya da geçti. Aşk onu başlangıçta sarhoş etmişti;
aşktan ötesini düşünemez olmuştu. Fakat şimdi Rodolphe'un varlığı kendi hayatı için öylesine
zorunluydu ki, ondan bir |eyler kaybetmekten, hatta sadece Rodolphe'un keyfi kaçmasından
korkuyordu. Âşığının evinden dönerken, etrafına endişeli endişeli bakıyor, ufuktan geçen her
şekli, kendisini görebilecek her çiftlik penceresini gözetliyordu. Adımlara, haykırmalara,
sapanların gürültüsüne kulak veriyor, başının üstünde sallanan kavak yapraklarından daha
solgun, daha titrek, durakalıyordu.
Yine bir gün böyle dönerken, birdenbire, bir karabinanın uzun namlusunun kendisine nişan
aldığını sezer gibi oldu. Namlu, bir hendeğin kenarında, yarı yarıya otlara gömülmüş bir küçük
fıçının üstünden çaprazlamasına yükseliyordu. Emma korkudan nerdeyse bayılacaktı; yine de
ilerledi ve fıçının içinden, kutu şeytanı gibi bir adam ayağa kalkıverdi. Ayağında dize kadar
düğmeli tozluklar vardı, kasketini gözleri üzerine indirmişti. Burnu kıpkırmızı, dudakları
titriyordu. Bu, yabani ördek avlamak için pusuya yatmış, yüzbaşı Binet'di.
— Daha uzaktayken seslenseydiniz ya, diyordu. İnsan bir tüfek gördü mü haber vermeli.
MADAME BOVARY
175
Tahsildar, bu sözlerle, az önce geçirdiği korkuyu gizlemeye çalışıyordu. Çünkü, vilayetin bir
emriyle kayıktan başka bir yerde yabani ördek avlamak yasak edildiği için, M. Binet, kanunlara
karşı sayjılı olmakla beraber, nizama aykırı hareket etmiş oluyordu. Bu yüzden her dakika kır
bekçisi ile burun buruna geleceğini zannediyordu. Fakat bu korku, keyfini büsbütün artırıyor ve
fıçısının içinde yapayalnız, kendi kendine, talihi ve kurnazlığıyle övünüyordu.
Emma'yı görünce, yüreğinin üstünden bir ağırlığın kalktığını hissederek, hemen lafa girişti:
— Hava hiç de sıcak değil, insana buz gibi batıyor! Emma hiç cevap vermedi. O, devam etti:
— Siz de 'amma erken çıkmışsınız dışarıya? Emma, kekeler gibi:
— Evet, diye cevap verdi, çocuğumun kaldığı sütninenin evinden geliyorum.
— Çok iyi, çok iyi! Bana gelince, işte gördüğünüz gibi, tanyeri ağardığından beri buradayım.
Hava öyle kötü ki, insanın vücudunda nah bu kadar tüyler olmayacak olursa...

Emma, arkasını dönerek adamın sözünü kesti:
— İyi akşamlar, Mösyö Binet. Adam, donuk bir sesle:
— Hürmetkârınızım Madam, dedi. Tekrar fıçısının içine girdi.
Emma, tahsildarı böyle birdenbire bırakıp gittiğine pişman oldu. Kim bilir, aleyhinde ne kötü
şeyler düşünecekti. Hele süt-nine hikayesi, mazeretlerin en kötüsüydü; Yonville'de herkes,
küçük Bovary'nin bir yıldan beri, ana-babasmın evine dönmüş olduğunu biliyordu. Sonra, o
civarda oturan da yoktu; bu yol yalnız Huchette'e çıkıyordu. Binet, herhalde nereden
döndüğünü tahmin etmiş olmalıydı; hiç şüphe yok, susmayacaktı gevezelik edecekti! Akşama
kadar, gözlerinin önünde hep o av çantalı budalanın hayali, akla gelebilecek türlü yalanlar
tasarlayarak, kafa patlattı durdu.
Charles, gece, yemekten sonra, onu böyle düşünceli görünce, açılsın diye eczacılara götürmek
istedi. Eczanede ilk gördüğü kimse de, yine tahsildar oldu. Tezgâhın önünde ayakta duruyor,
yüzüne kırmızı kavanozun ışığı vuruyordu:
176
MADAME BOVARY
— Lütfen, bana yarım once (1) kadar kezzap. Eczacı:
— Justin, diye bağırdı, bize asit sülfiriği getjr!
Sonra, Madame Homais'nin dairesine çıkmaya davranan Emma'ya:
— Yok, dedi, zahmet etmeyin, şimdi inecek. O geledur-sun, sobaya yaklaşıp ısının... Özür
dilerim... Bonjur, Doktor (Eczacı, bu doktor kelimesini söylemekten pek hoşlanıyordu, sanki
başkasına doktor deyince, bu kelimeye sinmiş şatafatın bir parçası da kendi şahsına gelip
konacakmış gibi)... Sakın ha, havanları devireyim deme! Git de küçük salondaki iskemleleri
getir; salonun koltuklarının yeri değiştirilmez, bilirsin.
Homais, koltuğunu tekrar yerine koymak için tezgâhtan fırlayacağı sırada, Blnet, kendisinden
yarım once'lık şeker asidi istedi.
Eczacı, küçümseyen bir eda ile:
— Şeker asidi mi, dedi, tanımıyorum, bilmiyorum! Sakın asit oksalik olmasın? Oksalik değil mi
istediğiniz?
Binet, çeşitli av takımlarının pasını temizlemek için, kendi hazırlayacağı bir mahlule katmak
üzere aşındırıcı bir maddeye ihtiyacı olduğunu izah etti. Emma ürperdi. Eczacı gülmeye başladı:
— Hakikaten, havalar da pek münasebetsiz hani, öyle rutubetli ki.
Tahsildar, kurnaz bir tavırla:
. — Öyle ama, dedi, rutubete hiç aldırmayanlar da var. Emma, boğulacak gibi oldu.
— Bir de şey verin...
Emma:
'
-— Bu adam defolup gitmeyecek mi? diye düşündü.
Yarım once kadar sarı reçine ile terebantin, dört once balmumu, üç yarım once da kemik
kömürü lütfen, bizim takımların vernikli meşinlerini temizlemek için.
Eczacı balmumunu kesmeye başlarken, Madame Homais de kollarında Irma, yanında Napoleon,
ortaya çıktı. Athalie de
(1) Vaktiyle Fransa'da kullanılan bir ağırlık ölçüsü. Bir once 30 gramdan biraz fazla gelirdi.
MADAME BOVARY
177
peşinden geliyordu. Gitti, pencerenin altında, kadife kaplı sıraya oturdu, oğlan bir tabureye
tünedi, ablası ile, babacığının yanında hünnap kutusunun etrafında dört dönüyordu. Eczacı,
hunileri dolduruyor, şişeleri tıpalıyor, etiketler yapıştırıyor, paketler imal ediyordu. Etrafında
kimse konuşmuyordu; yalnız vakit vakit ağırlıkların terazi kefelerini tınlattığı ve çömezine
talimat veren eczacının pes perdeden bir iki kelime söylediği duyuluyordu.
Madame Homais ansızın sordu:
— Sizin küçük ne âlemde?
Müsvedde defterine rakamlar yazan kocası:
— Susalım! diye seslendi.
Madame Homais, sesini alçaltarak yeniden sordu:
— Onu neden getirmediniz?
Emma, parmağıyle eczacıyı göstererek:
— Hişt, hişt! dedi.

Fakat Binet, kendisine uzatılan hesaba dalmıştı, herhalde hiçbir şey duymadı. Nihayet, çıkıp
gitti. O zaman Emma, sıkıntıdan kurtuldu, rahat bir nefes aldı. Madame Homais:
— Ne kadar derin nefes alıyorsunuz, dedi. Emma:
— Burası pek sıcak da ondan, diye cevap verdi.
Ertesi gün, Emma ile Rodolphe artık nerede buluşacaklarını konuştular. Emma, hediye vermek
suretiyle hizmetçisini bu işte kullanmak istiyordu; fakat en iyisi Yonville'de kimsenin gözüne
çarpmayacak bir ev bulmaktı. Rodolphe böyle bir jTer arayacağını vadetti.
Bütün kış mevsimi, haftada üç-dört defa, gece karanlığında bahçeye geliyordu. Emma, mahsus,
parmaklığın anahtarını kaldırmıştı; Charles anahtarın kaybolduğunu sanıyordu.
Rodolphe, geldiğini haber vermek için, pancurlara bir avuç kum atıyordu. Emma da hemen
yerinden fırlıyordu; fakat bazen beklemek gerekiyordu; çünkü, Charles'ın ocak başında
gevezelik etmek âdetiydi, lafın sonunu bir türlü getiremiyordu.
Emma, sabırsızlıktan kabına sığamıyordu; eğer iş gözlerine kalsaydı, kocasını çoktan
pencereden aşağı fırlatır, atardı. Nihayet yatmak üzere yıkanıyor ve geceliğini giyiyordu; sonra
bir kitap alıyor, okuduğu şeylerden pek zevk alıyormuş gibi, MB 12
178
MADAME BOVARY
rahat rahat okumaya dalıyordu. Yatağa girmiş olan Charles, gelip yatmasını söylüyordu:
— Gel artık, Emma, vakit geldi, diyor.
Emma da:

— Evet, geliyorum, diye cevap veriyordu.
Bununla beraber, gözleri mum ışığından kamaşan Charles, duvar tarafına dönüyor ve uykuya
dalıyordu. O zaman da Emma, yarı çıplak, çarpıntılar içinde, dudaklarında tebessüm nefesini
tuta tuta sıvışıyordu.
Rodolphe'uh geniş bir paltosu vardı. Kadını o palto ile sarıp sarmalıyor, kolunu beline sararak,
hiç konuşmaksızın, bahçenin dip taraflarına götürüyordu.
Kameriyeye, vaktiyle Leon'un yaz geceleri kendisini aşk dolu gözlerle seyrettiği, o tahtaları
yürümüş sıraya gidiyorlardı. Emma'nın artık Leon'u düşündüğü yoktu.
Yaprakları dökülmüş yasemin dalları arasından yıldızlar parıldıyordu. Arkalarında ırmağın
aktığını ve zaman zaman, kıyıda kuru sazların çatırdadığını duyuyorlardı. Şurada burada gölge
yığınları karanlıkta kabarıyor, bazen hepsi aynı anda ürperiyor, sanki onları sarmak için
ilerleyen muazzam siyah dalgalar gibi kâh yükseliyor, kâh eğiliyorlardı. Gecenin soğuğu
yüzünden birbirlerine sımsıkı sarılıyorlar, dudaklarından çıkan solumalar daha gürültülü oluyor,
karanlıkta ancak seçebildikleri gözleri, onlara daha büyük görünüyor ve sessizliğin ortasında
yavaşça fısıldanmış sözler, bir billur şıkırtısı ile ruhlarına siniyor ve çoğalan titreşimlerle devam
edip gidiyordu.
Yağmurlu gecelerde, arabalıklarla ahır arasındaki muayenehaneye sığınıyorlardı. Emma,
kitapların arkasına sakladığı mutfak şamdanlarından birini yakıyordu. Rodolphe, oraya kendi
eviymiş gibi yerleşiyordu. Kütüphanenin, yazı masasının, nihayet bütün dairenin manzarası onu
neşelendiriyordu. Charles hakkında, Emma'yı bir hayli sıkan bir sürü şakalar yapmaktan kendini
alamıyordu. Emma, âşığını daha ciddi, hatta dramatik görmek istiyordu. Mesela, bir defasında,
bahçe yolunda gittikçe yaklaşan ayak sesleri duyar gibi olmuştu.
— Geliyorlar, dedi. Rodolphe mumu söndürdü.
— Tabancaların yanında mı?
— Ne yapmak için?
MADAME BOVARY
179
— Şey... kendini müdafaa etmek için.
— Kocana karşı mı? Bırak şu biçare çocuğu! Rodolphe, sözünü «bir fiskede onu ezerim»
manasına gelen bir el işaretiyle tamamladı.
Emma, bu cesarete hayran oldu, ama bunda bir nezaketsizlik, safiyane bir kabalık sezerek, bir
tuhaflaştı.
Rodolphe bu tabanca hikayesi üzerinde epey durdu. Düşünüyordu ki, Emma tabancadan ciddi
olarak bahsettiyse, bu, gülünç, hatta çok çirkin bir şeydi; çünkü, kendisinin o zavallı
Charles'dan nefret etmesine hiçbir sebep yoktu. Kıskançlıktan yanıp tutuşmuyordu ki. Hatta
Emma'nın, kendisine bu mevzuda etmiş olduğu yeminleri pek hoş karşılamış değildi.

Birbirlerine minyatür resimler alıp vermek icabetmişti. Ne mutlu size. ne eskisi gibi. çatısı ağaçlar üstüne tıçtu. artık bir bağlılık değil. aksine . Reçelleri geldiği zaman yesin diye dolapta saklayacağım. Kızım. hatta bir dişini de çektirmiş bir seyyar satıcıdan öğrendim ki. rüzgârın sıkı estiği bir gece. bana hayır dedi. Artık. ne de onu çıldırtan ateşli okşamalar kalmıştı. öksüz kalmış bir damlacık çocukmuş gibi. çünkü bu coşkunluğun muhatabı kendisiydi. yalnız. geçen gün bir çoban tutmak için gittiğim Yvetot panayırında nezleye yakalandım. aynı zamanda hem gururunu. Ama. zamparalıktan pek farklı olan bu aşk. ebedi bağlılıklarının bir nişanesi olmak üzere. mektubu sepete bağlayan ipi kesti ve aşağıdaki satırları okudu: «Sevgili evlâtlarım. Onun nazarında. hem seni. Yalnız yaşadığımdan beri.Zaten Emma. lütfen sepeti geri gönderin. Ama Emma o kadar güzeldi ki! Rodolphe. Sizi ne zaman gelip göreceğimi bilmiyorum. gelecek sefer. Fakat. Bu kış sizin o taraflarda dolaşmış. işler yolundg. âdeta devamlı bir baştan çıkarılma haliydi. 180 MADAME BOVARY Emma. Benim sevgili torunum Berthe Bovary'i bugüne kadar hiç görmediğime o kadar üzülüyorum ki. Emmacığım. tam senin odanın altına. Allaha ısmarladık. vücudunun altında azalır. size bir horoz göndereceğim. Buna inanmak istemiyordu. Tavırları. pek ince eleyip sık dokumaz oldu. bana biraz daha körpe. nehir yatağının çamurunu farketti. yoksa. Üstelik eli de uzundu. yapmacık sözlerle teselli etmeye kalkıyordu. Rodolphe. Rouault babanın hindi gönderdiği günlerdi. diyordu. hem de şehvetini okşuyordu. birbirlerinin karşısında. Onu. Bizim çobanı kovdum. yalnız ona reçel yaptırmak için toplatacağım. Bovary gayet sıkı çalışıyormuş. bundan anladım ki. bizim arabalığın başına bir felâket geldi. Rodolphe bu zina hayatını keyfine göre sürdürmesini becerdiği için. Bu mektubumun sizi sıhhat ve afiyette bulacağını ümit ederim ve gönderdiğim hediye de makbule geçer. çünkü. ona teslim olmaktan pişmanlık mı duyduğunu. kayıtsızlığını gittikçe daha az gizler oldu. İyileşen bacağının hatırası olarak. içinden gayet hoş buluyordu. sevgisini artırdıkça artırdı. şimdiye kadar böylesine saf ve masum bir kadına pek az sahip olabilmişti. Rodolphe ile Emma. Buna şaşmadım. tabir caizse. Bu yılki mahsul de hiç parlak değil. içine dalıp yaşadığı o büyük aşk. o başka. Bahçede. Fakat ahırda iki hayvan görmüş. biraz daha okkalı gibi geldi. Rodolphe'un annesinden söz açıyordu. sevildiğinden emin. kimseye el dokundur^ muyorum. burada. kolay alışkanlıklarından ayırıyor. saçlarından perçim-ler kesmişlerdi. hakiki bir nikâh halkası istiyordu. satırlar arasında bir boşluk kalmıştı. zevahir her zamankinden daha sakindi. sevgili evlâtlarım. Rodolphe ise. Seni görüp görMADAME BOVARY 181 mediğini sordum. hatta aya bakarak bazen: — Eminim ki. sevgili evlâtlarım. torunumu iki yanağından öperim. ama balık isterseniz. Cenabı Hak sizlere her türlü saadeti nasip eylesin. bizim aşkımızı haklı buluyorlar. . Altı ay sonra. Emma'yı ağlatan tatlı sözler. onlar şimdi gökyüzünde. yatağı tarafından emilen bir nehrin suyu gibi. iyiyim. bahar geldiği zaman. tükenir gibi geldi ve kadın. hissedilmez bir şekilde değişti. şehvetin ılımlaştırdığı bir kin haline geliyordu. Emma'nın kendi burjuva sağduyusuyle hor gördüğü coşkunluğunu. evlilik muhabbetini rahatça devam ettiren bir karı -kocadan farksızdılar. «Bana gelince.onu daha mı çok sevmek istediğini bilemiyordu. torunum için bir erik ağacı diktim. Hediye daima bir mektupla birlikte gelirdi. Bu haydut soyuyla başımız dertte. Rodolphe'a sık sık akşam çanlarından ve tabiatın sesleri'nden bahşediyor. Bu. kendi annesinden. yepyeni bir şeydi. Emma şimdi de bir yüzük. gittikçe daha hassas oluyordu. Emma'ya. Öyle ki. Kadın da bundan korkuyordu. kam de damadımı kucaklar. Artık. Emma'yı hükmü altına alıyordu. Emma. Rodolphe'un annesi öleli yirmi yıl olmuştu. karşılıklı birer kahve içtik. bundan önceki iki sepetle beraber. Kendini zayıf hissetmekten duyduğu zillet. Emma yine de âşığını. değişiklik olsun diye. boğazına fazla düşkün olması sebebiyle. yulaf eriği dedikleri cinsten. Bana çektirdiği dişi gösterdi. evi bırakıp gitmem o kadar zor ki!» Adamcağız kalemi bırakıp bir müddet hayale dalmış gibi.

O günlerde ne mutluluk vardı! Ne hürriyet! Ne ümit! Ne hayal bolluğu! Şimdi bunlardan hiçbiri kalmamıştı. çarpınca sıçrayan altın mermiler gibi. hastanın acıdan ve çirkinlikten kurtulması. terliklerinin altında halının yumuşaklığını hissetti. Gerçekten. Düşünün bir kere (girişimin yararlarını parmakları üzerinde bir bir sayıyordu): Hemen hemen kati bir başarı.. Yonville'in de diğer kasabalardan geri kalmaması için. ötede. küçük kız. kalakaldı. Emma. tıpkı. Emma'ya: . aşkta harcamış. birbirini kovalayan türlü koşullar içinde. Etajerdeki porselenler üzerinde bir nisan ışını hareleniyordu: Ocakta ateş yanıyordu. Kederli iç çekmelerini. benim küçük yavrum. Mektupta imla yanlışları birbiri içine girmişti. ocağın karşısındaki arkalıksız iskemleye oturmuş. kurutulmakta olan otların ortasında yuvarlanıp duruyordu. çocuğu bir kez daha öperek. bakirelik zamanında. Kendi kendine: — Geçer. birazcık da ağlayarak. eczacı tam zamanında imdadına yetişti. gün bembeyazdı. tırmık geçiriyordu. strephopodie ameliyatlarına burada da başlanması gibi vatanseverce bir fikir kafasında doğdu. Tekrar meydana çıktığı zaman. O zaman da Emma. dedi ve koşarak çocuğunu öptü. Emma. Bir ot yığınının üstüne yüzükoyun yatmıştı. Ne seviyorum seni. — Bunda ne zarar ederiz. THEODORE ROUAULT» Parmakları arasında o kalın kağıt. Fakat kim kendisini bu kadar mutsuz etmişti? Hangi gö182 MADAME BOVARY rülmemiş felâket onu böyle altüst etmişti? Başını kaldırdı. birkaç dakika. . temizledi. babasının maşayı yakalamak için ocağa eğilmesini görür gibi oldu. evlilikte. dedi. iki kolunu havada sallayarak eğiliyordu. Lestiboudois. ışık içinde döne döne uçarken. nasıl şifaya kavuştuğunu gelip geçen bütün yolculara anlatmaktan geri kalmaz tabii. ayakkabılarını değiştirdi. kahkahalarla gülen çocuğunun sesini duydu. adam yaklaştıkça. hayatı boyunca hepsini bir bir elden çıkarmıştı. çimenin üstünde. gece. elindeki değneğin ucunu çıtırdayarak yanmakta olan sazların aleviyle yaktığı günler ne kadar geride kalmıştı!. o da. Önün yanıbaşında. ocağın külleriyle kurutulmuştu. hizmetçiyi çağırarak sıcak su getirtti. Rodolphe. etrafına bakındı. mesela şu Altın Aslan'daki zavallı Hippolyte'i bu dertten kurtarmasın? Unutmayın ki. Fakat kocası. Emma. sıhhati hakkında bin bit* şey sordu ve sonra. kendisine soğuk davrandı. yavrusunun kulak memelerinin birazcık kirli olduğunu görünce. onu her zamankinden fazla ciddi buldu.. operatörün derhal şöhret kazanması. Dadısı.. kapristir. hatta yukardan baktı. Kendisi ilerleme yanlısı olduğundan. Emma. Annesi: — Getirin onu bana. Kendileri önünden geçince taylar kiş-ner ve dörtnala koşar. bir fedakârlık hevesiyle bocalayıp dururken. hava ılıktı. Güneşle dolu yaz akşamlarını hatırladı.Selâmlarıyle sizi seven babanız. bu duygu dönüşlerini destekleyecek halde değildi. Penceresinin altında bir kovan vardı ve bazen arılar. bütün onları. satırlar boyunca bir dikenli çit içine yarı yarıya saklanmış bir tavuk gibi gıdaklayan tatlı düşüncenin peşine takıldı. Yazı. sanki seyahatten dönüyormuş gibi. ruhunun bütün maceralarında. Sonra (Homais sesini alçaltıyor ve etrafına . kendisine bu kadar acı çektiren sebebi arıyormuşçasma. yaptığına pişman oldu! Hatta neden Charleş'dan bu kadar tiksindiğini. Niçin kocanız. bu aşırı sevgi karşısında şaşakalmış olan dadıya teslim etti. MADAME BOVARY XI 183 Son günlerde küt ayakların tedavisinde kullanılan yeni bir usule dair övücü bir yazı okumuştu. zenginliğinden bir parçasını yolculuk boyunca rastladığı hanlara bırakıp giden bir gezgin gibi. diyordu. şekerim. camlarına vururdu. — Boşuna vakit kaybediyorsun. çoraplarını. ne seviyorum seni! Sonra. onu etekliğinden tutuyordu. çamaşırını. çünkü mektuptan elbisesinin üzerine birazcık külrengi toz döküldü. küçük kız. hatta çıkardığı mendili farketmemiş gibi davrandı. Ve arka arkaya üç randevuya gelmedi. onu seve-bilmenin daha doğru olup olmadığını düşünmeye başladı. koşardı.

hatta iyi tanımadığı daha mühim bir kısma neşter dokundurmak korkusuyle titriyordu. Bu kutuda demir. Eczacının öğütleriyle. işe üç defa yeni baştan başlayarak. fakat bu. Rouen'dan Doktor Duval'ın kitabını getirtti. Onun. Bovary bu işi başarabilirdi. marangozla ona yardım eden çilingire. içeriye doğru çarpık olmasına mani olmuyordu. baldır kemiğinin ön veterine el atmak icabediyordu. bunu söyledikten sonra. bu inatçılığa. dış tarafa basanları. Charles. Herkes ondan bahseder. Ben senin iyiliğin için söylüyorum! Sadece insanlık duygusuyle! Senin bu çirkin topallıktan kurtulduğunu görmek istiyorum da. ameliyattan sonra kendisini ne kadar dinç ve çevik hissedeceğini anlattı. iğne batmış da bir yerin azıcık kanamış gibi olacak. be mübarek? Asker olup da bayrağının altında dövüşmen icabetseydi. Sonra. Homais. Sonunda çığ gibi büyür! Kim bilir! Kim bilir? Gerçekten. Başkalarının işine karışmak âdeti olmayan Binet. Bu cömertlik asıl Emma'nın aklına gelmişti.Belki azıcık bir acı ya duyacaksın. alt tarafa kıvrılma. karısının bir melek olduğunu söyleyerek. Hatta bu sakat bacak ötekinden daha gürbüze benziyordu. okumaya daldı. Hippolyte'in hangi adale ucunu kesmek lazım geldiğini tespit etmek için. adale uçları kuru. Adamın ayağı.bakmıyordu) bu olaya dair gazeteye küçük bir yazı göndermekten beni kim menedebilir? Ya. utandırdı. Mademki bu uca basan bir ayaktı. —. ilmin nimetlerini tepmek nankörlüğüne akıl erdiremediğini ilâve ederek. uşak daha çok o sakat bacağına dayanıyordu. buna razı oldu. Bovary. ya duymayacaksın. onu. sabır ve enerji gibi manevi meziyetler edinmiş olacaktı ki. Hemen sonra. yok yoktu. içe veya dışa doğru türlü iğrilmelerini) ve strephypopodie ile strephanopodie'yi (başka bir deyimle. nasır çıkartmaktan çok daha hafif bir şey. işini görmekte sana çok zarar veriyordur. Artemise. herhalde. meşin. sabahtan gece yarısına kadar. herkes üzerine çullanmıştı. nihayet razı oldu. Emma'nın elinde kocasının becerikliliğinden şüphe etmesi için hiçbir delil yoktu.. öyle ki. sonra da içe çarpıklığı gidermek için. uzaklaşıyordu. kocaman parmaklı. Zavallı adam.. nasihata boğdu. onu gururundan yakalamak istedi: — Sen erkek değil misin. vida. Charles da içinden. evvela Achille adale bağlantısını kesmek. Homais. yani strephoctopodie'yi. O. saç. Fakat. bin bir dereden su getirerek han uşağını ameliyat olmaya zorluyordu. elbette. Çünkü hekim. ta Belediye Reisi Tu-vache'a kadar herkes adamcağızı zorladı. at tırnağı kadar geniş. Madame Lefrançois. Sen istediğin kadar aksini söyle. meydanda ötekine benzemeyen dayanağını ileri uzatarak. aptal aptal gözlerini döndürüp duruyordu. bir taraftan M. Âdeta hizmet ede ede. komşular. arabalar arasında sıçradığı görülüyordu. ameliyatın bedava olacağıydı. makale dediğiniz şey ortalıkta dolaşır. şöhretini ve servetini artıracak bir teşebbüse sevketmekten kendisi de büyük bir memnunluk payı çıkaracak-tı. aralıksız. iç tarafa basanları. her akşam. ahır uşağı salak salak gülümsüyordu. aynı zamanda iki ameliyatı birden yapmayı göze alamıyordu. Çünkü. diyordu. bacağına hemen hemen dik bir çizgi teşkil ediyordu. ameliyat için gerekli avadanlığı tedarik etmeyi kendi üzerine aldı.Aşktan daha sağlam bir şeye dayanmaktan başka da bir şey istediği yoktu zaten. dört kilo kadar ağırlığı olan bir çeşit kutu yaptırdı. . kendisine ağırca bir iş gösterildiği zaman.. hafifçe içe çarpık bir ayaktı. tahta.. ne yapacaktın? Ah. üst tarafa kalkma) harıl hani öğrenip dururken. küt ayağının ne cinsten olduğunu bilmek gerekiyordu. fakat asıl ona kararını verdiren şey. kalçalarının böylesine sallanması. hatta kadınların çok daha hoşuna gideceğini çıtlattı. geyik gibi dörtnala koşturup duruyordu. derisi pürtüklü. Hippolyte! Homais. ondan dostum. bu ayak. strephendopodie'yi ve strephexopodie'yi (yahut daha iyi anlatmak için. cıvata. bir taraftan tırnağına basanları. ayağın aşağıya. 184 MADAME BOVARY Hippolyte düşünürken. Eczacı: — Alt tarafı senin bileceğin iş. Bunu söylerken. Bununla beraber. siyah tırnaklan nal mıhlarını andıran bu uca basan MADAME BOVARY 185 ayakla han uşağı. eczacının ve kendi karısının teşviki ile bu işe razı oldu. başını elleri arasına alarak.

Celse'den sonra.» Heyecandan boğulacak gibi olan Charles: — Bu kadarı da fazla! Bu kadarı da fazla! diyordu. Emma. kuru bir çıtırtı duyuldu. Okusunlar diye getiriyordu. Rouen Feneri gazetesine göndermek için yazdığı reklam yazısıydı. daha güzel... ameliyat bitmişti. en seçkin hekimlerimizden biri olan bu zat. ameliyat da göz açıp kapayıncaya kadar tamamlandı. Talim meydanında Madame Lefrançois'nın işlettiği ALTIN ASLAN otelinde yirmi beş yıldan beri ahır uşaklığı eden Hippolyte Tautain adlı şahıstı. daha temiz. — Hayır. dağlar kadan sargı. halk yığınlarının. eczanedeki bütün sargılar vardı. Charles. gazetede. aile hayatında yapacakları yeniliklerden söz ettiler. devam ediniz.. bir sürü sargı. Kalabalığın gözünü kamaştırmak kadar kendine de o vehmi vermek için. kafasından Rodolphe'un hayali geçti. elinde neşter. mumlu iplikler. Vaziyetinde. müessesenin eşiğinde gerçekten bir izdiham peyda olmuştu. nihayet kendisini delice seven bu zavallı çocuğa karşı birazcık sevgi duymaktan mutlu oluyordu. ne de Gersoul. Bovary: — Doğrusu da bu. Teşebbüsün yeniliği ve mevzuun uyandırdığı alâka o kadar ahali celbetmişti MADAME BOVARY 187 ki. bu. fakat bakışlarını hemen Charles'a çevirdi: Kocasının hiç de çirkin dişleri olmadığını hayretle gördü.Ne Ambroise Pare. Henüz yatağa girmişlerdi ki. Eczacı: — Baştan başlıyorum. şu ana kadar. bir yığın bez parçası. avluda bekleyen ve Hippolyte'in düzgün yürüyerek meydana çıkaracağını tahayyül eden beş^altı merakhmn yanına. endişeye mucip alacak hiçbir şey yoktur. Hatta yemişten sonra kahve içmek bile istedi ki. nekahat devresinin kısa süreceği zannını vermektedir. Emma da.. evde davetliler varken göz yumduğu bir sefahatti.. aynı zamanda yüksek bir insanseverlik olayı olan bir cerrahi tecrübeye sahne oldu. kalın bir beyin tabakasında bulunan bir abseyi açarken. eli titrek. dedi. diyordu.. on beş asır aralıkla ilk defa olarak. ilk defa üst çene kemiğini kesip alırken. Homais. Okudu: — «Avrupa'nın yüzünü kısmen bir şebeke gibi kaplayan peşin hükümlere rağmen. Esasen. sohbetler ve birlikte hayal kurmalarla geçen çok 186 MADAME BOVARY sevimli bir akşam oldu. aşçı kadına rağmen. Eczacı: — Haydi. bütün bu hazırlıkları M. bir küt ayak ameliyatı yaptı. Charles tıka basa kamını doyurdu. ancak pazar günleri. Hippolyte'e yaklaşan M. refahının artacağını. yanında. sakin ol. dedi. merak içinde kendisini kapıda bekliyordu. kafası ergin değildi. Hastanelerde olduğu gibi. karısının daima kendisini seveceğini görür gibi oluyordu.. Ameliyat edilen kimse. Veter kesilmiş.» ilmi tabirini kullanmadım... eğilip Bovary'nin ellerini öptü durdu. Hemen boynuna sarıldı. Her şey. Kim bilir. Bir an.» «Bir küt ayak ameliyatı yaptı. köylerimize de girmeye başladı. M. Bovary. Bovary: — Siz kendiniz okuyun. «M. keyifli . Homais ta sabahtan beri tertip etmişti.. Bovary. ışık. M. Sonra. derinin üzerinde. hastasının ayağım mekanik motora sımsıkı bağlayıp evine gitti. herkes belki anlamazdı. Sofraya oturdular. şöhretinin yayılacağını. ne Dupuytren. sanatın himmetiyle asi ve-terin nihayet teslim olduğunu ilan etmek üzere ancak birkaç damla kan peyda oldu. belki de önümüzdeki köy yortusunda Hippolyte'çiğimizin. Hastada. Velinimetine karşı minnettarlığını daha sonra gösterirsin. katiyen! Ne münasebet!. O akşam. yepyeni bir his içinde refaha kavuşmaktan. kesik bir şiryanı derhal bitiştirip bağlarken. İlerideki zenginliklerinden. ameliyat neticesini anlatmaya indi. bir masa üzerinde. elinde daha mürekkebi kurumamış bir kağıtla ansızın içeriye girdi. Nitekim salı günü. gariptir (gözümüzle gördüğümüz için söylüyoruz) hiçbir ıstırap alâmeti görülmedi. Charles deriyi deldi. Charles da. çünkü bilirsiniz. Bu. Hippolyte hayretten kendini alamıyordu. dedi. en seçkin hekimlerimizden biri olan bu zat. Bovary kadar yüreği çarpıntılı. bizim küçük kasabamız Yonville.

şikâyet etmekte tamamıyle haksız olmadığını kabul etmek gerekiyordu. Kalksana artık. ama hiç de güzel kokmuyorsun ha! Gerçekten. onun etrafında. diyordu. kazık herif. köylüler. Halin pek o kadar parlak değil galiba. yıkacakmış gibi han duvarına küt küt vuruyordu. bilardo yuvarlaklarım dürtüklüyorlar. yut şunu!. Hippolyte ona dehşet bürümüş gözlerle bakıyor ve hıçkırıklar arasında: MADAME BOVARY 189 — Ne zaman iyi olacağım? diye kekeliyordu. fakat kimse aldırmamıştı. hana geldi ve merdivenden çıkmakta olan kimselere sormaya başladı: — Bizim sevimli küt ayaklıya ne oldu? Müthiş çırpınmalar içinde kıvranıp duruyordu küt ayaklı. Ayağın biçimi öyle bir şişkinlik içinde kaybolmuştu ki. daha çabuk iyileşsin diye. avazları çıktığı kadar bağırıp çağırıyorlardı..dostlar arasında. Ne halin varsa gör. Hippolyte'in canı sıkılmaya başlamıştı. makineyi yeniden çıkardılar ve gördükleri manzaradan afallayıp kaldılar. Ama senin kabahatin bu. öyle ki. şimdi ilim sayesinde. Zaten. tekrar âlete yerleştirmeyi münasip gördüler. . yalnız kaldığı da yoktu. Lefran-çois ana. ayağı. Hippolyte artık hiç dayanamayınca. Ne kadar bahtsızmışım! Ne kadar bahtsızmışım!. cesaretlendiriyordu. Uzvun vaziyetini bozmamak için. kıpkırmızı kesilmiş. Adamcağız orada. evvelce de bundan acı duydu188 MADAME BOVARY ğundan şikâyet etmişti. Vaziyet ciddileşiyordu. Omuzuna vurarak: — Nasılsın? diyorlardı. Hekim de her defasında. Aklım başımdan gidiyor! diye bağırmasına mâni olamadı. Her saat başında. biraz eğlenip içi açılsın diye onu. Haydi. eczaneyi bırakıp çıktı. Nihayet. her dakika geliyordu. sağırların işiteceğini. krallar gibi yatıyorsun boyuna.. Fakat her gün yemeğini orada yiyen tahsildar.. Lefrançois ananın telaşlı telaşlı gelerek: — İmdat! Ölüyor adam!. Charles Altın Aslan'a koştu. içine bacağının sokulduğu o mekanik aleti. Kendisine tatbik edilen tedaviden bambaşka usullerle iyi-. O da nefes nefese. deri nerdeyse bütün bütüne çatlayacak gibiydi. kaim battaniyelerin' altında inliyordu. kangren de gittikçe yayılıyordu. Ah. merak içinde. bilhassa pazar kurulduğu günler. üstü söz konusu makinenin sebep olduğu berelerle kaplanmıştı. Yer yer içlerinden siyah bir mayiin sızdığı kabarcıklar bulunan kurşuni renkte bir şişkinlik bacağa yayılmıştı.» Bütün bunlar. istekalarla eskrim yapıyorlar. Hippolyte. bin bir ihtiyatla kutu çıkarıldı ve korkunç bir manzara ortaya çıktı. şapkasız. Kendini daha da halsiz düşürme. gözleri çu-kurlaşmış. üç gün sonra. eskisinden daha sımsıkı. Sana kâfi derecede işkence yaptılar zaten. topalların yürüyeceğini ilan etmenin yeri değil midir artık? Eskiden. tütün. Bunun üzerine Hippolyte'yi bilardo salonuna kaldırdılar. onun. Kataplazmaları için bez getiriyor. Madame Bo-vary kendisini görmeye geliyordu. neşeli neşeli dans ettiğini ve hepimize. leşmiş olan kimselere dair bir sürü hikaye anlatıyorlardı. Lakin şiş biraz iner inmez. mutfağın yanındaki küçük salona yerleştirdi . başını sineklerin üşüştüğü kirli yastıkta sağa sola döndürerek. beş gün sonra. meydandan geçtiğini gören eczacı da. perhiz tavsiye ederek yanından ayrılıyordu. teselli ediyor. sakalı uzamış. taassubun ancak Tanrının sevgili kullarına vadettiği şeyler. Bovary bu halden âdeta hastalanmıştı. diyorlardı. arkasından: — Dinleme onu. Lefrançois ana. bütün insanların nasibi oluyor! Okuyucularımızı bu fevkalâde tedavinin bütün safhalarından haberdar edeceğiz. sonra. her iki âlim. şarkı söylüyorlar. konuşması ve hünerli sıçrayışlanyle tamamen şifa bulduğunu ispat eylediğini göreceğiz. içki içiyorlar. Yaşasın âlicenap âlimler! Yaşasın hemcinslerini iyileştirmeye veya acılarını dindirmeye gece gündüz demeden çalışan yorulmak bilmez insanİarl Yaşasın. Adamın ayağı birkaç saat serbest bırakıldı. evlâdım. bin yaşasın! Körlerin gözleri açılacağını. teselli makamında: — Sen kendim fazla dinliyorsun. kurtarın beni!. böyle bir komşuluktan acı acı şikâyet etti. böyle yapmalıydın. benzi solmuş. Şöyle yapmalıydın.

Bizler.Ona mükemmel bir et suyu. Lefrançois ananın çaresizlikten. Han sahibesiyle konuşuyor. sen de. Küt ayakları düzeltmek! Küt ayaklan düzeltmek mümkün mü? Bu. ama Hippolyte bunu ağzına götürmek cesaretini kendinde bulamıyordu.-Ümit ederim ki. Ama yine de ümidini kesme. Papaz artık her gün geliyordu. bir dilim but. o gün. yap dediğimi. lütufkâr Meryem». küt ayaklı. Homais'yi redingotunun düğmesinden yakalamış. Doktor Canivet'nin bacağı kalçadan kesme ameliyatı. hatırım için yap. ruhunun esenliğine özen göstermekten seni alıkoydu. biliyorum). Kaç yıldır mukaddes sofraya yaklaştığın yoktu. benim için. Cenabı Hak'kın huzuruna çıkmak üzereyken (sen daha o vaziyette değilsin. evet anlamında başını sallamakla cevap verdi. ne olur ki? Evet. mesanedeki taşlan kırma ameliyatı gibi. elli yaşında. Söze evvela derdine acımakla başladı. Ama yine. Fakat şimdi. Papaz Bournisien. onun iddiasına göre. buna mazhar olarak öldüler. meşguliyetlerin. sabah erkenden kalktılar. ta diz-kapağına kadar kangren olmuş o bacağı görünce. gözünü yumdu. size ilaçlar. Sonra bacağı kesmek gerektiğini açıkça söyleyerek. ayaklardan karına doğru ilerliyordu. Bunda bir zarar yoktu ki. pratik hekimleriz. vazifelerini biraz ihmal ediyordun. reçeteleri ta Yonville'e kadar gelen M. eczacıya gitti ve zavallı bir adamı bu hallere sokan eşekler aleyhinde ağzını açtı. dünya işlerinin girdabı. inat olsun diye. Ca-nivet'yi getirtip getirtemeyeceğini sormasına. hastanın başı ucuna. bir de şimşir dalı yerleştirdi. toy züppe değiliz. BonSecours'u ziyarete gitmek arzusunu belirtti. hatta hiçbir itirazda bulunmadı. Her şeyin sebebi. Bakkalde Hippolyte'in hastalığı tartışılıyordu. Tıklım tıklım olan Grande-Rue'de. ondan mağfiret dilediler ve hiç şüphe yok. Ben öyle ağır günahlar işlemiş kimseler tanıdım ki. İlaçlar istendiği kadar çeşitlensin. biraz domuz yağı getirip veriyor. hasta tedavi ederiz. iki tedbir bir tek tedbirden daha işe yarardı. kendinden pek emin bir zat olan bu meslektaş. Homais bu sözleri dinlerken canı sıkılıyordu ama. arkasından. sapasağlam bir adama ameliyat yapmayı aklımızdan geçirmeyiz. tedavi usulleri sokuşturuyorlar. sıkıntısını dalkavukça bir gülümseme ile gizliyordu. diyordu. bir defa «Sizi selamlarım. ka-taplaşmalar istendiği kadar değiştirilsin. Papazın dolapları dediği bu hareketlere pek içerliyordu. ruhani. Bu yardımı başarıya ulaşır gibi oldu. . bir tedbir olmak üzere. nazlı bebek değiliz. bir defa da «Gökyüzündeki Babamız» dualarını okusan. cerrahlık kadar din de biçarenin imdadına yetişeceğe benzemiyordu. Ne zarar edersin ki?. Hippolyte'in nekahatine zarar veriyordu. yüzüne. çok geçmeden. sabah akşam. bunu düşünmek zamanı geldi.. Madame Lefrançois'ya boyuna söylüyordu: — Bırakın şu adamcağızı! Bırakın şu adamcağızı! Sofuluğunuzla maneviyatını bozuyorsunuz! . adaleler her gün biraz daha kopuyordu. o idi. uygun bir ifade vererek din meselelerine dokunuyordu. bize iyi örnek olursun. Tababette doktora yapmış. Bunlar. Böylece. neticelerine hiç aldırış etmeden. M. sanki adam idam edilecekmiş gibi bir ölüm havası esiyordu. ilâhi irade böyle tecelli ettiğine göre buna sevinmesi ve fırsattan derhal faydalanarak Cenabı Hak'la barışması gerektiğini söyledi.. onurunu ticaretinin daha ciddi çıkarları uğruna feda etti. Bütün köy halkı. seni ayinlerde pek seyrek görüyorduk. çünkü. onlar gibi. köyde mühim bir olay oldu. bu kadar usta değiliz. o önü alınmaz çürüme. kendisini görmek istediğini haber verdi. biz. kloroform. küçücük kadehler içinde içki uzatıyor. baba tavrı takınarak: — Çünkü. hükümetçe yasak edilmesi gereken bir alay canavarlıklar! Ama becerikli görünmek istiyorlar. büyük bir şöhret sahibi olan Neufchâtel'li M. Anlıyorum. halinin fenalaştığını öğrendi. Sonra bir punduna getiriyor. Canivet'yi öfkelendirmemek ihtiyacıyle. iyileşecek olursa. dolu bir mukaddes su kabı astı. Hippolyte'in pek anlayamadığı şakalar ve kelime oyunlanyle karışık fıkralar anlatıyordu. tıpkı bîr kamburu dümdüz etmeyi istemek gibi bir şey!. Eczacı. Bournisien de bunda bir sakınca 190 MADAME BOVARY görmediği cevabını verdi. aşağılayarak gülmekten çekinmedi. Hatta. M. İhtiyar. parlak bir mevki sahibi. Paris icadı! İşte başkentteki beylerin fikirleri! Tıpkı şaşılık. Nihayet bir gün Charles. Fakat kadıncağızın artık ona aldırdığı yoktu. bizler âlim değiliz. sarsıyor ve eczanenin içinde bar bar bağırıyordu: — Bütün bunlar. hatta bazen. Yapacağına söz veriyorsun değil mi? Zavallıcık söz verdi. MADAME BOVARY 191 Bu sebeple Bovary'yi müdafaa etmeye kalkışmadı. prensiplerini bir yana bırakarak.

Aşağıda. Fakat kimse buna inanmak istemezdi. çarşaflar içinde hafakandan terleyip duran Hippolyte'e hiç aldırış etmeksizin. yüksek sesle bağırarak. M. doktorasız hekimlerin şerefini düşürmesine rağmen. Bu sırada eczacı. eczacı beyler. Homais'nin getirdiği sargıları gözden geçirdi. cerrahın gelişini görmek sabırsızlığı içinde. her ikisi de önlüklerinden daha solmuş. Bunun üzerine. Sonra ahıra giderek. Emma. Bacağı tutacak birini istedi. dedi. ellerini kavuşturmuş.. Emma: . Fakat. Sonra. iflas etmiş. konuşmaya giriştiler. Homais. Bu sarsılmaz metaneti kendisine daha da itibar kazandınyordu. ne aksilikti bu». meslektaşları. acayip bir adamdır» diye bahsedilirdi. şayet Hippolyte ölecek olursa. gözleri bir noktaya takılı duruyordu. zamanla.. alışkanlıklarından bir zerresini dahi'feda etmezdi. mahvolmuş görüyordu. çenesi göğsüne düşmüş. Eczacı. Canivet: — Aman efendim. denize düşüp de dalgaların üzerinde yuvarlanıp giden boş fıçı gibi. böyle bir adamın hâlâ bir işe yarayabileceğini zannetmiş olmasından ileri geliyordu. Kıyamet kopsa da. ha bir Hıristiyanı doğramışım. yulafını yeyip yemediğine baktı. soğuk su ile tıraş olurum (katiyen üşümem). filozofça. hareket halindeyken dahi. «Ne kötü macera. — İnsan. diye düşünüyordu. fazla tesir altında kalır! Hem sonra. sizler.. mesleğini bir nevi risalet addediyordu. Bu sayede sizin gibi nazik değilimdir. araba. Bovary. onların arasında. biraz eğiliyordu.. hastalarını ziyarete gelince. çizmeleri döşemede gıcırdıyordu. Ama en şöhretli cerrahlar bile pekâlâ aldatabilirdi. Sonra. neler yazacaklardı? Arkasından mesele basma aksedecek. Charles. alışkanlık!. MADAME BOVARY 193 bir başka zillet duyuyordu. şerefini kaybetmiş. bir aşağı bir yukarı dolaşıyor. Bunun içindir ki. Herhalde gülecekler. daha ziyade inmeye müstait gibi görünüyorsunuz. gazetelerde şuna buna cevap vermek gerekecekti. bu ameliyatta hazır bulunamayacak kadar yufka yürekli olduğunu söyledi. İşin içine mukadderat karışmıştı. Neufchâtel'e kadar. bana. kâinatta tek canlı insan kalmasa bile. Canivet'nin hoşuna gitti ve sanatının icapları hakkında uzun uzun söz söylemesine sebep oldu. Kendisini şimdiden. soranlara bu işi nasıl izah edecekti? Acaba herhangi bir şeyde hata mı etmişti? Arıyordu. akla gelen her türlü tedbiri de almıştı. kollarını sıvayıp bilardo salonuna geçti. yandaki dik yayı.dükkânlarda alışveriş durmuştu. Bu dedikodular For-ges'e kadar. gidelim! Fakat eczacı. fanila giymem. sanki zavallılığının yirmi kere bol bol farkına varmamış gibi. Hem zaten buna şaşmıyorum. bu beyler. O da. Yanında öteki minderin üstünde kırmızı sahtiyan kaplı ve üç bakır tokası ihtişamla parlayan kocaman bir kutu görülüyordu. nezle olmam.. muhayyile. karşısına çıktı. yapım sağlam192 MADAME BOVARY dır. Hippolyte. hasta ziyaretlerine gittiği zaman. bulamıyordu. Canivet. aleyhinde neler. ha rasgele bir kümes hayvanını. bilirsiniz. Nihayet. bocalayıp duruyordu. kulakları kapıya dikili bekleyen Artemise ile hancının yanında kaldı. Hazır mıyız? Haydi. o. evinden kımıldamaya cesaret edemiyordu. Canivet. dedikodu çıkaracaklardı. evvela kısrağı ile ve arabasıyle meşgul olurdu. kendisinden davacı olabilirdi. zilletini paylaşmıyordu. Altın Aslan'ın kapısından kasırga gibi girerken. Lestiboudois'ya gelmesi için haber gönderildi. nasıl rast-gelirse. o anlarda. Bu mukayese. Kâh şu tarzda yaşarım. diye sözünü kesti. karşısında. seyirci olarak kalırsa. kendi kullandığı iki tekerlekli arabasıyle çıkagel-di. diyordu. ta Rouen'a kadar yayılacaktı. Siz bana bakın: Allahın günü saat dörtte kalkarım. belediye reisinin karısı Madame Tuvache. Ne olursa olsun. Doktor: — Size güveniyorum. Cerrah. benim sinir sistemim öyle. Nihayet. hep mutfağınızın içine takılır kalırsınız. salonda. odasında. benim için hiç fark etmez. bu da sonunda mizacınızı bozar tabii. Bir sürü faraziyenin hücumuna uğrayan muhayyilesi. cerrahın soğukkanlılığını bir generalin metanetine benzetti. Çünkü. bunlar ameliyat sırasında kullanılanların aynıydı. doktorun iri vücudunun ağırlığı altında çöktüğü için. hastaya döndü. Bununla beraber. Elbette diyeceğiniz. kendisinden: «Ah! M. içinde ateş yanmayan ocağın yanma oturmuş. her yere yayılacaktı! Kim bilir. kızarıp boz'ararak. alışkanlık. kâh bu tarzda. ona bakıyordu. onu kendisi katletmiş sayılacaktı. hayvanı arabadan çözmelerini emretti. pencereden kımıldamıyordu.

süs bitkisinden kopardığı bir kırıntıyı parmakları arasında evirip çevirerek korlaşmış gözbebeklerini hemen fırlamaya hazır iki ateşli ok gibi. bütün istemediği. etrafında uğursuz. Hatta ekseriya. halini bir sinir hastalığına yorarak. devamlı fedakârlıklarla kendi hayatını mahvetmesi ne acınacak bir delilikti! Ruhunun bütün lüks içgüdülerini. suratı. büyük bir kırmızı kutu taşıyordu. korkunç bir tavırla: — Yeter! diye haykırdı. bir başkasına teslim olduğu için. kendisini bekliyor buldu.. Kaldırımdan bir ayak sesi geldi. Charles. dedi. boğazlanan bir hayvanın uzaktan gelen ulumaları gibi. gülünç olan adının karısını da lekeleyeceğinden bile habersiz. boyun atkısıyle alnını silen Doktor Canivet'yi gördü. elbisesi. ! Nasıl olmuştu da (o kadar zeki bir kadın olduğu halde). yürek paralayıcı bir feryat havayı delip geçti. niçindi? Kasabayı dolduran sessizlik içinde. ayağı dışa çarpık olmasın! diye haykırdı. Âşığının hatırası baş döndürücü cazibelerle aklına geliyordu. bayılacak kadar sarardı. Sessizce birbirlerine baktılar.. o da. Emma. pazar yerinin kenarında. şaşırmış: — Nen var? Nen var? diye tekrarladı. evliliğin bayağılıkları. önlüğünü çıkardığı gibi. bütün mahrumiyetleri. öylesine imkân-sızlaşmış ve hiçleşmiş gibi geliyordu. metresini sahanlığın altına. Gece. pişmanlıktan az mı gözyaşı dökmüştü? Derin bir düşünceye dalmış olan Bovary. bir pusula yazıyor. morarmış. şimdi kendisini öfkelendiriyordu. birbirlerini görmekten âdeta afalladılar. bütün şahsı. Niçindi. ilk basamağa oturmuş. haykırdı: — Bırak beni! Charles. ür-pererek. kendine gel! Biliyorsun ki seni seviyorum!. öylesine kaybolmuş gitmiş. anlaşılmaz bir şeyin dolaştığını belli belirsiz hissederek. dedi. sanki ölmek üzereymiş. ansızın: — Sakın. yere düşüp parçalandı. Onu sevmek için az mı gayret etmişti. Birbirlerine sarıldılar. düşüncesi üzerine bu cümlenin beklenmedik darbesi ile Emma. Onun her şeyi. Homais. Emma öfkeden kıpkırmızı kesilmiş. sonra pencereden Justin'e bir işaret yapıyor. salondan kaçarken. ameliyat edilen adamın. gururunun azgın darbeleri MB 13 194 MADAME BOVARY altında yıkılıp gidiyordu. şuracıkta. Charles kalkıp baktı. İşte. tiz çığlıklarla kesilmiş uzun iniltiler halinde sürüp giden feryatlarını dinleyerek. güpegündüz. kapıyı öyle şiddetli kapadı ki. Arkasında. güneş altında. şuurlarıyle birbirlerinden öylesine uzaktaydılar ki. yepyeni bir vecd ile bu hayale kapılan ruhunu o hatıranın içine atıyordu. bütün arzu ettiği. ani bir sevgi ve ümitsizlik içinde karısına döndü ve: — Öpsene beni. canımı sıkıyorsun! Oturdu. sinirli bir hareketle kaşlarını çattı. O zaman Charles. hiçbir şey duymayan bu adam içindi. bütün elde edebileceği şeyler hatırına geldi. Eski iffetinden. Bovary. yani bütün varlığı. Zafere ulaşmış zinaya ait bütün kötü alayların tadını çıkarıyordu. bütün hınçları bu öpüşmenin sıcaklığı içinde. ağlamaklı. termometre duvardan fırladı. XII Yeniden sevişmeye başladılar. Her ikisi de eczanenin yolunu tutmuşlardı. rahat rahat duruyordu. Bir gümüş tabağa çarpan bir kurşun mermi gibi. MADAME BOVARY 195 . yaralı kırlangıçlar gibi çamura düşen hülyaları. Gel! Kadın. evlenmenin. bir kere daha aldanmıştı? Sonra. bir sarhoşun bulanık gözleriyle karısına bakıyordu. Ve. karısının nesi olduğunu düşünerek. Emma. indirilmiş pancurun aralığından. gözlerinin önünde can çekişiyormuş kadar kendisine hayatından kopmuş. sakin ol. bu mahluk için. koltuğuna yığıldı. Charles'a dikiyordu. karıcığım. hiçbir şey anlamayan. kaldı. ne demek istediğini tahmin etmek istercesine başını kaldırdı. Charles. bir cinayetmiş gibi pişman oluyor ve ondan hâlâ ne kalmışsa. perişan. Rodolphe bahçeye geldiği zaman. Emma'nın aklına esiyor. kar gibi eridi gitti.— Otur yerine. Charles. dudaklarını ısırıyor. onun için. Bütün bunlar.

Derhal. diyordu. siyah saçları ya-ğızlaşmış alnına doğru bir perçemle dönen o baş. ne olur. Ondan altı yaş büyüktü. Felicit6 mutfaktan kımıldayamıyor. Guillaumin'in uşağı Theodore da kendisine kur yapmaya başlamıştı. Felicite gülerek: — Sen hiçbir şey görmemiş misin? diyordu. Elini eteklik kasnağına veya kopçalara sürerek: — Bu neye yarar? diye soruyordu. bir yerlerde yaşardık. derisine sürdüğü kremi ve mendillerine doldurduğu lavantayı az buluyordu. Emma'nın dolabında bir sürü ayakkabı vardı. Parmakları arasında toz olup dağılan bu çamurun. ocak pervazının üstünden. diyordu. kalça tarafı geniş. bir prens bekleyen fahişe gibi hazırlıyordu. Rodolphe bir gün. hem de zarif o boy bos. Emma göğüs geçirdi: — Gider. Emma'nın Hippolyte'e hediye edilmesini münasip gördüğü bir takma bacak için tam üç yüz frank ödemek zorunda kaldı. etrafında sergilenen pazen eteklikler. — Darılmayın hemen. lemeli yakalar. — Ah! İstesen!. dedi. o da istediği gibi har vurup harman savuruyordu. Gerçekten. Hizmetçilerin durmamacasına çamaşır yıkaması icabediyordu. kocasına karşı duyduğu tiksinti yüzünden her gün biraz daha artıyordu.. Rodolphe: — Ne gibi.Huchette'e yollanıyordu. bekle de. gideyim de potinlerini temizleyeyim. 196 MADAME BOVARY Çocukcağız. ekseriya yanında kalarak nasıl çalıştığını seyrediyordu. ötekinden o nispette nefret ediyordu. böyle bağlanmasına yardımcılık eden bir sebebi. bir güneş ışınında yavaşça havaya yükselmesini seyrediyordu. başka bir yerde. bu sevgi. yakalıyordu. dedi. yüzükler ve kolyelerle dolduruyordu. hiç imkânı var mı? Emma aynı mevzua tekrar dokundu. Rodolphe geliyordu. dizlerinin dibine. Bu işlere burnunu sokmak için. Anlamadığı nokta. gerdanını bilezikler. Bir mantar tabakasıyle kaplı olan bacakta. Aşçı kız: — Ayakkabıların hırpalamaktan amma da korkuyorsun. Kendisi temizlediği zaman buna hiç aldırış etmezdi. Hep kadınların eteği dibindesin. Kadın birine ne kadar bağlanırsa. aşağısı gittikçe daralan fistolu donlar gibi kadın eşyasını hırsla süzüyordu. çenende birazcık sakalın olsun. O zaman yine. Nitekim. hayatının büsbütün bayağılaştığmı söylemek içindi. kü-Çük Justin ise. iş. bir yöneticisi olmalıydı. Rodolphe ise anlamamazlıktan geldi ve sözü değiştirdi. Git de havanda badem ez. dedi. aşk gibi basit bir işte her şeyin böylesine çetrefil bir hale getirilmesiydi.ais böyle şeyler kullanmaz mı? — Elbette! Madame Homais! Sonra. zemberekli . etrafında oğlanın böyle dört dönmesine sinirleniyordu. Kollarını. sabrını kaybederek: — Ben ne yapabilirim ki. hâsılı. arsız çocuk. tırnaklarını her zamankinden daha dört köşe. F61icite'nin ütü yaptığı uzun tahtaya dirseğini dayayarak. hem gürbüz. onu her zamankinden daha sevimsiz. bakışları dalgın. akıldan yana o kadar tecrübe sahibi olan ve arzuda böylesine coşkunluk gösteren o adam gözlerinin önüne gelince. eşarplar. kocasının aşağılık bir mahlûk olduğunu.. yanıp tutuşuyordu! Tırnaklarını onun için bir kuyumcu özeniyle eğeliyor. düşünceli düşünceli ilave ediyordu: — O da Madame gibi bir hanım mı ki? Fakat Felicite. zekâsını her zamankinden daha hantal. yere oturmuştu. mavi camdan iki büyük vazosunu güllerle donatıyor. Saçları çözük. Kola çanağını yerinden oynatırken: — Rahat bırak beni. dairesini ve vücudunu. tavrını her zamankinden daha adi buluyordu. kumaşının havı biraz dökülen ayakkabılarını hemen kendisine verirdi. Ro-dolphe'un geleceği günlerde. Sanki senin patronun Madame H'>n. canının sıkıldığını. M. Rodolphe gülerek: — Sen gerçekten çıldırmışsın. Charles en küçük bir ihtarda bulunmaya cesaret edemiyor. zevce ve iffetli kadın tavrını muhafaza etmekle beraber. Rodolphe ile buluştuktan sonra kocasıyle karşı karşıya gelince. Kadının.. Bu davetler. çünkü Madame. Enima'nın çamura —randevuların çamuruna— batmış ayakkabılarını.

aşçı kız içeriye girerek. Üç gün sonra. çabucak yolunu değiştiriyordu. Ne yapalım. üzerinde kalpte aşk düsturu yazılı bir mühür. boyun atkısı olarak kullansın diye bir eşarp. Siparişle meşgul olan. gayet kibar davranıyor. kendisine daha elverişli bir bacak tedarik etmesini rica ediyordu. Fakat ertesi gün. boyun eğmek zorunda kaldı. mavi kağıda sarılı küçücük bir tomar bıraktı. ayrıca. böyle güzel bir bacağı Allanın günü kullanmâMADAME BOVARY 197 ya kıyamayarak. kendisinin de alacaklıları peşine düşmüştü. İstediği para tamamdı. evvela Lheureux'yu atlatmaya muvaffak oldu. ucuna vernikli bir çizme takılmıştı. düşünürüz. karışık bir mekanizma vardı. bu bacağın fiyatını da kesesinden ödedi. Emma'ya sattığı bütün malları geri almak zorunda kalacaktı. tam iki yüz yetmiş franklık bir fatura ile çıkageldi. kaldırımlar üzerinde bastonunun takırtısını işitince. her yıl Saint-Pierre yortusuna doğru para göndermek âdetinde olan M.. geri alın! — Şaka olsun diye söyledim. Emma'dan.. masraftan kısıntılar yapmaya söz veriyordu. kadın ısrar ediyordu. altınları çekmecenin dibine attı ve anahtarı aldı. Fakat Hippolyte. tüccar. M. Onunla. adamın kendisine iade ettiği iki tane beş franklık sikkeyi önlüğünün cebinde birkaç dakika elleyerek olduğu yerde kaldı. Bununla beraber bu hediyeler. Kendi kendine. alçak. Bu işi sayesinde sık sık gidip Emma'yı görmek fırsatını bulmuştu. M. aklında kalacak değil a. Bu keşfinden emin.mafsallar.. Lheureux içinden: — Şimdi seni yakaladım! diye düşündü. dedi. elinde nakit parası kalmamıştı. Kabzası altın yaldızlı gümüş kırbaçtan başka. Lestiboudois'ya on beş günlükten fazla. tüccar M. Yalnız o kırbaca üzülüyorum. Lheureux. Emma. Rodolphe onu müstebit ve fazla yapışkan bulmakla beraber. nihayet Charles'ın vaktiyle yolda bulup da karısının sakladığı. Rodolphe. Charles. şayet eline para geçmeyecek olursa. bütün çekmeceleri bomboştu. bütün kaprislerini tatmin etmek hususunda bu kolaylığa kendini bırakıverdi. Lheureux tekrar çıkageldi. Sonra. ister istemez. Yine eskisi gibi kasabayı dört döndüğü görülüyordu. Emma. onu kendi nazarında küçük düşürüyordu. parayı daha sonra kocasına iade etmek için. Emma: — Olmaz! Olmaz! dedi. hizmetçi kıza ise altı aylık borçlan. düşünürüz. Ahır uşağı yavaş yavaş eski işini görecek hale geldi. her zamanki. tıpkı Vi-kontunkine benzeyen bir sigara tabakası hediye almıştı. gibi ıslığa benzeyen sesiyle: — Pekâlâ. Derozerays tarafından gönderilmiş. diye düşündü. santimler hariç. Şayet mutabık olduğumuz meblağ yerine. Charles'ın merdivenden çıktığını duydu. Paris'ten yeni gelen mallardan. Fakat adam sabırsızlanıyordu. uzaktan. Sonra. Emma: — Peki. asla para bahsini ağzına almıyordu. Mesela./ diyerek çıkıp gitti. İçinde on beş Napoleon altını vardı. — Size bir teklifim var. Emma'nın nevri döndü. ertesi hafta kırbacı getirip masanın üstüne koydu. 198 MADAME BOVARY Bu işten nasıl yakayı kurtaracağını düşündüğü sırada. Derozerays'dan gelecek havaleyi sabırsızlıkla bekliyordu. Hekim. adamın eline on dött Napoleon sıkıştırarak: — İşte paranız. bir sürü kadın öteberisinden konuşuyor. M. Madame Bovary'den. — Adam sende!. Üzerine siyah bir pantolon geçirilmiş. çok garip fikirleri de vardı: .. Nitekim birçoklarını reddetti. Rodolphe'a hediye etmek için. dedi. artık gider beyden isterim. bir sürü hizmet teklifinde bulunduysa da Emma hepsini reddetti. Lheureux'di. Emma. dedi. Bovary. daha bir sürü takıntıları vardı. Tüccar serseme dönmüştü. Rouen'da bir şemsiye mağazasında bulunan pek güzel bir kırbacı ona sipariş etti. ocağın üzerine M. hemen üzerine atlayıp tomarı açtı. Hayal kırıklığını gizlemek için boyuna özür diledi durdu. Emma.

. Bakışları daha cesaretli. Ruhu bu sarhoşluğun dibine dalıyor ve tatlı Yunan şa200 MADAME BOVARY rabj fıçısının içinde büzülmüş kalmış olan Clarence dukası gibi. aşk öfkeleriyle içimin parçalandığı zamanlarda da hep seni görmek istiyorum. kıyametler kopuyor ve sonunda da mutlaka o hiç değişmeyen söze sıra geliyordu: — Seviyor musun beni? — Elbette seviyorum. mutfaktan kaçıp gitmişti. değil mi? Daha güzelleri var. hele bir seferinde Felicite yüzünden adamakıllı bozuştular. sen zekisin. Nihayet bir gün. Anne Madame Bovary. Kadına. Mademki hiç kimse. Bu çeşit maceralarda pek pişmiş olan bu adam. Bovary anne. Bazen. Bunu duyan Emma gülmeye başladı. Kırlangıç'tan indiğini görenler. Elaleme nisbet v6riyormuşcasına. Emma hesabına da şehvetle dolu bir çeşit budalaca bağlılık. karısına roman okutmaması hususundaki nasihatlerini dinlememişti. Sadece aşk alışkanlıklarının tesiriyle Madame Bovary'nin hali ve tavrı değişti. Adam. kendine karşı hayranlıkla. — Çok mu? — Elbette çok. o sarhoşlukta boğuluyordu. ne ihtiyaçlarını. hayır. ayak seslerini duyar duymaz. ihtirasın hep aynı şekilleri ve aynı lisanı olan o ezeli yeknesaklığını çırılçıplak ortada bırakıyordu. Emma da bütün metresler gibiydi. diyordu. Gelin hanım. keyfi istediği gibi davrandı. şimdi kadınlar ona gülümsüyor. Bu. Kocasıyle pek patırtılı bir münakaşadan sonra. fakat ben hepsinden daha iyi sevmesini bilirim! Ben senin hizmetçinim. ancak ayıları dans ettirecek havalar çalabildiğimiz çatlak bir kazan gibiydi. ifadelerin benzerliği altındaki duygu farklarını seçemiyordu. — Başkalarını da sevmedin mi sanki? Rodolphe gülerek: MADAME BOVARY 199 — Beni bulduğun zaman toy delikanlıya benzer bir halim var mıydı?! diye çıkışıyordu. bizzat kendi davasını müdafaa edip etmediğini sordu. Felicite'yi kırk yaşlarında. . Çünkü. kendisini uyuşturan bir saadetti. Bazı tenkitlerde bulunmaya kalktı. Daha birçok şeyler hoşuna gitmemişti. öyle küstah bir bakışla: — Siz hangi âlemde yaşıyorsunuz? dedi. evvela Charles. hiçbiri hoşuna gitmiyor. Bunların samimiyetine pek az inanıyordu. hafif siyah sakallı bir adamla birlikte yakalamıştı. oğluna sığınmaya gelmiş olan anne Madame Bovary de bu halleri görünce suratı astı. koridordan geçerken. gayet yumuşak ve zevkine düşkün bir kadın haline getirdi. ona. Ro-dolphe ile dolaşmak yakışıksızlığını bile gösterdi. azar azar sıyrılıp düşerek. ağlıyor. artık hiçbirinin yeniliği kalmamıştı. kendini kelime oyunlarıyle müdafaa ederek. kadını teselli etmeye çabalıyordu. Eğer tembihini unuttuğunu söyleyecek olursa. ne de ihtiraslarını tam ölçüsünde dile getirebilirdi ve insan sözü. diyordu. beni düşüneceksin. ruhun da doluluğu bazen en hoş teşbihlerle dolup taşamaz mıydı sanki? Fakat. Emma. Rodolphe. onun. bir gece önce. elde sigara. halayığınım! Sen benim kralımsın. Her nevi utancın elverişsiz olacağına hükmetti. Rodolphe.» Ah. hizmetçilerin de iffetini gözetmek gerektiğini söyledi. Kendi kendime diyorum: «Nerededir? Acaba başka kadınlarla mı konuşuyor? Hah. sözleri daha serbest oldu. işin aslını tamamıyle anlamış oldular. biliyor musun. yıldızları aşka getirmek istediğimiz zaman. fakat ihtiyar kadıncağız öfkelendi ve ahlakın hiçe sayılması istenmiyorsa. senden artık vazgeçemeyecek kadap-şeviyorum seni. Dargınlık çık1-ti.— Saat gece yarısını çalınca. gelgeç muhabbetleri gizleyen abartmalı sözlerden büyük bir kısmını hesaba katmamak gerektiğini düşünüyordu. Yeniliğin cazibesi tıpkı bir elbise gibi. tıpkı erkek gibi sırtına daracık bir yelek geçirmiş. herhangi bir bağlantıda daima biraz açıkta durmasını bilen tenkit üstünlüğü ile. ne kanaatlerini. sonra evin halini hiç beğenmiyordu. sen kuvvetlisin! . bu aşkta tadı çıkarılacak başka zevkler olduğunun farkına vardı.-. o da onlara yaklaşıyor. asla. Onu. mabudumsun! Sen iyisin! Sen güzelsin. şehvet düşkünü veya satılık kadınların ağzından da buna benzer cümlelerin fısıldandığını duymuştu. Rodolphe bu sözleri o kadar çok işitmişti ki. hâlâ şüpheleri kalmışsa. Emma: — Ah! Seni o kadar seviyorum ki.

Charles. başını yastığa gömerek çocuk gibi ağladı. Emma: ¦ — Götür buradan beni. Anne!. pancura beyaz bir kağıt parçası asacak. kurtar beni! Rodolphe'a sımsıkı sarılıyordu. diye ter ter tepmiyordu. Ve o beklenmedik onamayı bir öpücüğün lezzetinde yakalamak istiyormuşçasına. Onu çağırıyorlardı. pek yakındaki saadetinin önceden çıkardığı tadına dalmış. bilakis. razı etmek için yalvarıp yakardı. gelininde gördüğü değişiklikten hayrete düştü. Charles. — Haydi. hemen kalkıp gideceğini MADAME BOVARY 201 söylüyordu.. sonra: — Onu da alırız. avluyu geçti. Zira Emma bahçeye yollanmıştı. ne olursa olsun! Rodolphe. ne köylü karısı!. Emma çok daha uysal davranıyordu. Bu. Rodolphe'u pazar yerinin köşesinde gördü. Hiç şüphesiz. Omuzuna yaslanıyor ve fısıldıyordu: . dudaklarına atıldı. Nitekim. Rodolphe serseme döndü. sık sık konu dışına çıkarak anlatmaya başladı ki. Rodolphe: 202 MADAME BOVARY — Ama. sabret! — Ama dört yıldan beri. Rodolphe ile aralarındaki parolaya göre. Emma: — Ah! Başıma gelenleri bilsen! diye cevap verdi. olayları büyüterek. o da. Hakikaten. dışarıdaydı. ipsiz sapsız. yaşıyordu. dedi.. dedi. bir sıçrayışta yerinden fırlayarak: — Çıkın! dedi. Yaşlı kadın. karısının yanına gitti. Bovary anne. o hadiseden sonraki günlerde. ah. ikisini yatıştırmak için: — Emma!. Emma: ' — Ah! Ne görgüsüz kadın.. benim küçük meleğim. Yaşlarla dolu gözleri. Dayanamayacağım artık. Ümitsizlik içinde kendini tekrar yatağına attı. Rodolphe orada. Charles. Bizim aşkımız gibi bir aşk böyle gizli kalmamalıydı! Bana işkence ediyorlar. Emma'nın uzaklaşmasına bakarak: — Ne kadın! dedi. önünde diz çöktü. sakin ol. Yon-ville'de bulunuyorsa. Emma nihayet razı oldu: —Öyle olsun! Gidiyorum!. aradan pek az zaman geçince . Fakat her ikisi de hiddetle kaçıp gitti. Emma işareti verdi. bırakıp gideceği şeylerin buruk tadım daha derinden duymak için miydi? Fakat hiç aldırdığı yoktu..sabrediyorum.Genç kadın. fakat Rodolphe gözden kaybolmuştu. su altında alevler gibi kıvılcımlanıyordu. kendini yüzükoyun yatağına attı. cesaret. dedi. üç çeyrek saatten beri bekliyordu ki. dedi. aklını kaçıracak gibi oldu ve: — Ne yapmalı? Ne istiyorsun? diye sordu. — Ne var yine? — Ya kızın? Emma birkaç dakika düşündü. ıstırap çekiyorum!. bir markiz vakarıyle kaynanasına elini uzatarak: — Özür dilerim. Hemen kollarına atıldı. Rodolphe. Rodolphe: — Etrafına dikkat etsene! dedi. Eğer öbürü gelip özür dilemezse. fevkalade bir hal olursa. o idi. birçoklarını uydurarak. hiçbir zaman onu böylesine sevmemişti. hemen evin arkasındaki dar sokağa koşup gelecekti. göğsü sık sık kalkıp iniyordu. Öyle ki. yalvarırım sana! diye inledi. Madame.. zıvanadan çıkmış.. hatta hıyar turşusu yapmak için kaynanasından akıl öğrenmeye kadar iltifatı ileri götürdü. kaçır beni. her ikisini de daha iyi aldatmak için miydi? Yahut bir nevi şehvetli çilekeşlikle. Sonra tekrar odasına çıktı.biri kaldırımda yürüyor gibi geldi ona. avazı çıktığı kadar bağırıyordu: — Ne hayasız kadın! Ne beyinsiz kan! Belki de daha beteri!. Bu. annesine koştu.. Pencereyi açıp kendisine seslenmek istedi.. Merdivenden indi. diye çırpınıyordu. Ama. Rodolphe ile hiç değişmeyen bir sohbet mevzuu olmuştu. Her şeyi öyle acele acele.

kabiliyeti olmasını. gidiyorlarmış. kendilerine uzattığı demet demet çiçekler varmış. Öyle hayal ediyordu ki. Nihayet. balona binmiş de bulutlara doğru yollanmış gibi olacağız. Sonra. tarifi imkânsız bir güzelliği vardı. bir yerlerden. sekiz günden beri. Emma uyumuyordu. Berthe'in iyi yetişmesini. Ya sen? Madame Bovary asla o günlerdeki kadar güzel olmamıştı. onu yine nefis ve dayanılmaz buluyordu. köprüleri. her sabah çiftliğe de bir göz atmayı kuruyordu. Bu saçlar. on beş yaşına basınca kim bilir ne kadar güzel olacaktı! Hele annesine benzeyip de. beyaz mermerden katedralleriyle muhteşem bir belde görüyorlarmış. ensesindeki saç topuzunun. bir balıkçı köyüne varıyorlarmış. içinde gözbebeklerinin kaybolduğu uzun âşıkane bakışları için mahsus biçimlenmiş gibiydi. Hali vakti yerinde iyi bir delikanlı bulacaklardı. Ah. Civarda küçük bir çiftlik kiralamayı. fıskiyeler altında gülümseyen solgun heykellerin ayakucunda. o başka rüyalara gözlerini açıyordu. Kocası. Sonra. Emma'yı uyandırmaya kı-yamıyordu. Sevinçten. Gece yarısı eve döndüğü zaman. Orada kayalıklar ve kulübeler boyunca. Araba. ne yapmalıydı? Uzun uza-dıya düşünüyordu. Varlığının nesi varsa.— Değil mi? Yolcu arabasında olduğumuz zaman!. Şimdi artık büyüyecekti. zinanın gelişigüzelliğine göre. Charles. babasına terlikler işleyecek. kederleri. buna güveniyordu. Günleri saydığımı biliyor musun?. gübrenin. düşünüyor musun? Mümkün mü? Arabanın hareket ettiğini hissettiğim zaman. onları artık bir daha geri dönmeyecekleri yepyeni bir diyara götürüyormuş. yatağın ¦kenarında karanlıkta şişen bir beyaz kulübeyi andırıyordu. Deniz kenarında. onu daha hızlı geliştirecekti. zevk tecrübeleri ve her an genç kalan vehimleri. onları kardeş zannedeceklerdi. tıpkı onun gibi. evliliklerinin ilk zamanlarında olduğu gibi. Çünkü. kolları birbirlerine kenetlenmiş. neresi olursa olsun. elbisesinin kıvMADAME BOVARY 203 rımlarından ve ayağının kavsinden içine nüfuz eden harikulade bir şey peyda oluyordu. güle oynaya okuldan döndüğünü görür gibi oluyordu. liman ağacı ormanları ve sivri çan kulelerinde leylek yuvaları bulunan. Çiftliğin gelirine hiç dokunmayacak.. uyuyormuş gibi yapıyordu. Yolda. Bununla beraber. daha yumuşak tonlarda beliriyordu. gözlerinin önünde canlandırdığı bu istikbalin sınırsız genişliği içinden yepyeni hiçbir şey zuhur etmiyordu. nihayet açılıp saçılıyordu. Hırsları. Dört beygir dörtnala kalkmış. onları her gün çözüp dağıtan. hastalarını görmeye giderken. kalın bir yığın halinde dolanıyordu. Zaten müşterileri de artacaktı. kızı yatılı bir okula vermek lazımdı. . koyu renkli balık ağları rüzgârda kuruyormış. Çeşmelerin buğusu. coşkunluktan. seyredecekleri tatlı geceler kadar sımsıcak ve yıldızlı olacakmış. Ekseriya. Artık orada karar kılıp yaşaya-yacaklarmış. Çanların çaldığı. Evlâdının hafifçe nefes alıp verişini duyuyor gibi geliyordu ona. ehram gibi üst üste konmuş yığın yığın yemişleri serinletiyormuş. hepsi. onların yanında. onu derece derece geliştirmişti. tırısla gidiyormuş orada. bu da pahalıya patlayacaktı. cilvede usta bir sanatkâr tarafından oraya yerleştirildiği hissine düşebilirdi. hiç konuşmaksızın. daha sonraları. gemileri. yanında uykuya dalarken. lamba ışığında çalışacak. Sesi şimdi. bana öyle geliyor ki. gitarların fısıltı ve çeşmelerin şırıltısıyle birlikte duyuluyormuş. onu Emniyet Sandığı'na yatıracaktı. bir körfezin dibinde.bakınca. aslında mizaçla hal ve şartların ahengi neticesi. birazcık koyu ayva tüyünün ışıkta gölgelendirdiği dudaklarının etli köşesi yukarıya doğru kıvrılıyordu. hamakta sallanacaklarmış. küçük beşiğin kapalı perdeleri. Daha sonra. katırların kişnediği. İnsan . bir akşam. her mevsim. Kuvvetlice alınmış bir nefes burun kanatlarını aralıyor. rüzgârların ve güneşin çiçeklere yaptığı gibi. rasgele. gün batarken küçük yeleği mürekkep lekesi içinde. tıpkı endamı gibi. onun. Hayatları ipek elbiseleri kadar rahat ve geniş. Porselen idare lambasından tavana titrek ve yuvarlak bir aydınlık vuruyor. başarıdan gelme. kubbeleri. yerdeki malta taşları yüzünden. Gondola binip gezinecekler. birdenbire. yazın kocaman hasır şapkalar giyince! Uzaktan anne ile kızını görenler. kendisini başgöz etmeyi düşüneceklerdi. kızı geceleri. bütün evi tatlılığı ve neşesiyle dolduracaktı. piyano öğrenmesini istiyordu. Hatta. ev işleriyle uğraşacak. bir dağın zirvesinden. Gözkapakları.. kolunda sepeti. gidiyorlarmış. yağmurun. hisse senetleri satın alacaktı. Daha şimdiden. o da kızını mesut edecekti ve bu hep böyle sürüp gidecekti. bir palmiyenin gölgelendirdiği düz damlı basık bir evde oturacaklar-mış. 204 MADAME BOVARY kırmızı bluzlu kadınların.

dünyada hiçbir 206 MADAME BOVARY şeyim yok! Benim için sen.. bazı işlerini yoluna koymak için iki haftalık zamana ihtiyaç gösteriyordu. Gelecek ay kaçacaklardı. ailen olacağım. Emma'yı görmeye geldi. şafak camları ağarttığı ve küçük Justin. yeniden on beş günlük mühlet istedi. yalnız bana işçinin adresini verirsiniz. anladım. Lheureux'yu getirtmiş şöyle diyordu: — Bana bir manto lazım olacak. — Evet. Emma. Emma ancak sabaha karşı. hareketten iki gün öncesi. şehvetli bir gülüşle: — Sahi mi? Seviyor musun beni? Yemin et bakayım! — Seni seviyor muyum? Seni seviyor muyum! Sana tapıyorum. uzun yakalı. birbirlerini tanıyorlardı. her zamankinden daha erken. yahut Bovary her zamankinden fazla horluyordu. evet. — Sonra bir de sandık lazım. sonra. bütün bu gecikmelerden sonra. Ben de senin için her şey olacağım. daha sonra bir seyahate çıktı.. meydanda. Fakat benim. — Gidiyorsun diye mi? Sevgilerini. Ağustos ayı geçti. — Evet. — Bir de gece çantası. Rodolphe.Sen üzgünsün.Günler. hiç olmazsa zincirini alsın diye ısrar etti. hatta Marsilya'ya kadar arabada yalnız seyahat etmek için Paris'e yazacak. ahenkli. yerlerini peyleyecek. Lheureux: ' — Bu işin içinde bir bit yeniği var. büyük bir manto. mantoyu istediğim zaman vermek üzere hazır bulundurmasını söylersiniz. Nihayet cumartesi oldu. kullanışlı bir şey. . anlıyorum. sevgilim! . Böylece hiç kimsenin içine şüphe düşmeyecekti. yaşayış tarzını bırakıyorsun diye mi? Evet. Emma. Emma arkasından seslendi: — Bütün bu siparişleri dükkânda alıkoyun. pasaportlarını alacak. Rodolphe. eczanenin kepenklerini açtığı zaman uykuya dalabildi. Dükkâncı. Cenova yoluyle seya-hata devam edeceklerdi. sevgi ve şefkatle bakıyordu. buna hacet olmadığını söyledi. Mantoya gelince —düşünür gibi yaptı— onu da getirmeyin. o da doğrudan doğruya Kırlangıç'a yükleyecekti. eşyasını evvela Leureux'nun dükkânına gönderecek. aşağı yukarı elli üzerine doksan iki santim kadar. Emma. astarlı. sanki dalgalara benziyordu ve hepsi. artık mutlak surette 4 eylül pazartesi günü yola çıkmaya karar verdiler. Emma'nın da belki hatırına gelmiyordu. size güveniyorum.Rodolphe gece. ne ise. her şeysin. Madame Bovary. Rodolphe bu bahse hiç yanaşmıyor. bütün bu hesaplarda çocuğun adı geçmiyordu. Emma: -7. Değil mi? Hem • de çabuk lazım! Adam eğildi. taraçanın yanındaki duvarın üstüne gidip oturdular. kemerinden saatini çekerek uzattı: — Alın bunu. Lheureux hemen zinciri cebine koyup yollanırken. uçsuz bucaksız. sonra. Bîr çiçek tarhının etrafını dolaştılar. beşiğinde öksürmeye başlamıştı. Emma. Pek ağır olmasın. dedi. vatanın olacağım: Sana bakacağım. Rodolphe. kendisinden şüphe mi edecekti? Ne çocukluk! Fakat MADAME BOVARY 205 Emma. — Seyahate mi çıkıyorsunuz? — Hayır! Ama. — Hayır. aradan sekiz gün geçince. Rouen'a alışverişe gidiyormuş gibi Yonville'den hareket edecekti. Fakat çocuk. seni seveceğim. alacağınıza mahsup edersiniz. Yalnız. kendisine de.. güneşle örtülü ufukta sallanıp duruyordu. M. şimdi zaten bu boyda yapıyorlar. neden üzgün olayım? Ama yine de Emma'ya garip bir şekilde. dedi. sonra hasta olduğunu söyledi. oraya varınca da bir araba satın alacaklar ve hiç durmaksızın. Emma: -— Her şey hazır mı? diye sordu. diye düşündü. kadını kollarına alarak: — Ne kadar güzelsin. mavimtırak.. hepsi birbirinden muhteşem.

. av peşinde. beyazlığının zarafeti içinde. Ve Rodolphe'un uzaklaşmasına baktı. benim Rodolphe' cuğum!. — Provence otelinde beni bekleyeceksin değil mi? Tam öğle zamanı? Rodolphe başıyle bir işaret yaptı. birbirleriyle konuşmuyorlardı bile. Söylesene. ne uçurum. kirpi veya gelincik. çayırda hızlı adımlarla yürüyordu.. Hayır. bu hareket sanki firarlarına bir işaret gibiydi.. daha melankolik gölgeler aksettiriyordu. hiçbir şey bize engel olmayacak. Saat gece yarısını çaldı. Emma. her gün daha sımsıkı. gözleri yarı kapalı. Eski günlerde yaşadıkları aşk. kendi kendisiyle konuşuyormuş gibi: ¦— Evet.. belki pişman olursun. başsız bir yılan gibi kıvranıyordu.. gözlerinden boşanan iri yaşlara rağmen.Ay.. yahut duvar boyunca dikili ağaçlardan olmuş bir şeftalinin kendi kendine dalından yere düştüğü duyuluyordu. Emma: — Gece yarısı. ¦— Böyle daha ne kadar gecelerimiz olacak. dedi. bu. belirli aralıklarla: «Evet. akan ırmak gibi gür ve sessiz.» diye cevap veriyordu. iyice düşün. Emma son bir okşayışla: — O halde.. kıpkırmızı. ne de okyanus. baş başa kalacağız. ırmağın dibine kadar.. Evet!. dedi. Hülyalarının içinde öylesine kaybolmuşlardı ki. Hiçbir şey bize sıkıntı. Sık sık. Rodolphe. birdenbire neşelendi: — Pasaportlar sende mi? — Evet.. Emma ellerini Rodolphe'un saçları arasına daldırmıştı. endişe vermeyecek. Bu. değil mi? Affet beni! Rodolphe: MADAME BQVARY 207 f — Zamanı henüz geçmedi. Yoksa?. arkasına bakmıyordu. cevap versene? Rodolphe. . seyahat iyi gelecek. dedi. Bu gümüş parıltı. boylu boyunca üzerinden erimiş elmas damlaları dökülen dev gibi bir şamdana da benziyordu. yaprakları sarsıyor. — Emin misin? — Elbette. Rodolphe: . Sonra. Sonra. Sonra Rodolphe'a sokularak: — Başıma nasıl bir felaket gelebilir? Sen yanımda olduktan sonra aşamayacağım ne çöl vardır. Tatlı bir gece. çocuksu bir sesle tekrarlıyordu: — Rodolphe! Rodolphe! Ah Rodolphe. bir gece hayvanı.. ardından koştu ve çalılar arasından suya doğru sarkarak seslendi: — Güle güle. yavaşlayarak. Dallarla yaprakları tabaka tabaka gölgeler dolduruyordu. ha-nımelleri kokusunun getirdiği yumuşaklıkla yeniden yüreklerinde canlanıyor ve hatıralarına. âdeta ışıl ışıl pullarla kaplı. Emmâ. hiç kımıldamayan söğütlerin otlar üzerinde uzanan gölgelerinden daha ölçüsüz. Sonuna kadar yapayalnız. daha tam bir kucaklaşma olacak. — Unuttuğun bir şey yok mu? — Hayır. yer hizasından doğuyordu. dedi. bu. aydınlattığı boş gökyüzünde göründü. ırmağın üzerine. Emma. esen serin rüzgârı derin derin içine çekiyordu. çayırın dibinde. — Ah. yusyuvarlak. Ama neden içim üzgün yine? Meçhulden korkma mı bu? Alışkanlıkları terketmenin tesiri mi. o zaman da. Beraber yaşadıkça.. sayısız yıldızlar serpiştiren bir büyük leke düşürdü. ne güzel gece. yarına. 208 MADAME BOVARY Rodolphe karşı kıyıya geçmişti bile. saadetin fazlalığından! Ne kadar zayıfım. Emma şiddetle: — Hayır! dedi. etraflarında yayılıyordu. Siyah ve delikli bir perde gibi kendisini yer yer gizleyen kavak dalları arasından hızlı hızlı yükseliyordu. Demek yarın oldu! Bir gün daha kaldı! Rodolphe gitmek için yerinden k'alktı.

Onları kutunun dibinde bulabilmek için. Rodolphe. güven içinde ve çılgınca bir yola çıkıyordunuz. kadın mektuplarını saklamak âdetinde olduğu eski bir Reims bisküvileri kutusunu yatağının yanındaki dolaptan alıp getirdi. dedi. Nihayet. bir okul avlusundaki çocuklar gibi. canı sıkılmış. Kendi kendine metanet vermek için bunları söylüyordu. bin defa hayır! Bu kadar aptallığa lüzum yok. birbirlerine engel oluyor. yere yuvarlanmamak için bir ağaca dayandı. «Verdiğiniz karan iyice düşünüp taşındınız mı? Sizi sürüklediğim uçurumu biliyor musunuz. hepsini bir boya getiren aynı aşk seviyesinde birbirlerini küçültüyorlardı. Rodolphe. Kendi kendine: — Haydi. duvarda asılı av ganimeti geyik başının altındaki yazı masasına kendini hızla attı. Emma. Bu onun mendiliydi. bir siyah maske. çünkü zevkler... Ondan bir şeyler yakalamak için. bazıları kutunun demirlerine takılmıştı. biz ne bahtsızız. mendili unutup gitmişti. ne akılsızız!» Rodolphe. bazıları ise para istiyorlardı. hayır. sonra kadına karşı isyan etti. Bazı kelimeleri okuyunca. gevşemiş. yüreği öyle hızlı çarpmaya başlamıştı ki. eskiden gönderilmiş olanlarını gözden geçirmek istedi. Korkunç bir küfürle: — Ben de ne budala adamım. güzel bir metresti! Derhal o anda. zavallı meleğim? Mb 14 210 MADAME BOVARY Hayır değil mi? Saadete. Emma'nın güzelliği. saçlar . bu aşkın bütün zevkle-riyle birlikte gözünde canlandı. çocuklardan daha sersem. bu kağıt ve hatıra yığınlarını karıştırmaya başladı. Emma'nın verdiği bir minyatür vardı. eline kalemi alır almaz yazacak bir şey bulamadı. göz süzüşü ise pek bayağı geldi. Bu resme baka baka ve modelinin hatırasını canlandıra canlandıra.saçlar! Siyah. kalbinin üzerinde o'kadar tepinip durmuştu ki. Evvela içlenir gibi oldu.» Rodolphe: — Doğrusu da bu zaten. masraf. mektupların imlaları kadar değişik olan yazı ve üsluplarını da tetkik ediyordu. Rodolphe. Ah. Ellerini kollarını hareket ettirerek: — Alt tarafı. diye söylendi. Bu suretle. buraya gelince sağlam bir mazeret bulmak için . Bazıları aşk. Alt tarafı. düşünmeye koyuldu. teknik. seyahatlerine ait açıklamalarla dolu. çocuğunun yükünü üzerime alamam. kutunun köşelerine çarpıp duruyordu. bütün diğerlerini altüst etti ve elinde olmayarak. ses tonlarını hatırlıyor. hatıraları arasında gezinirken. birbirine karışmış kuru çiçek demetleri. — Sonra bir sürü zorluklar. Kutudan etrafa rutubetli bir toz ve kuru gül kokusu yayıldı. Namuslu bir adamım beti. bir hayalet gibi.. kapağı açınca kırılıyordu. İlkönce soluk lekelerle benek benek olmuş bir mendil gözüne ilişti. Mendilin yanında. geleceğe inanarak.. diyordu. Tuvaleti ona iddialı. kanaatini açıklıyordu. iki dirseğini masaya dayayarak. Bu birbirine karışmış mektupları avuç avuç yakalayarak sağ elinden sol eline boşaltmakla birkaç dakika gönül eğlendirdi. Az önce verdiği karar. bunlar. dedi. sanki canlı yüzle resimdeki yüz birbirine sürtünerek ikisi birden silinmişler gibi. âdeta iş mektupları gibi kısa. bazen de hiçbir şey hatırlamıyordu. orada hiçbir yeşillik bitmiyor ve oradan kim geçerse. Uzunlarını. hayır. XIII Evine döner dönmez. başlayalım artık! Yazdı: «Cesaret. Yoo.. Nihayet mekMADAME BOVARY 209 tuplanndan birkaçını okudu.Birkaç dakika sonra durdu ve Emma'nın. sşn saçlar buldu. Onun menfaati uğruna böyle hareket ediyorum. diye düşündü. bazı jestleri. Fakat. kutuyu dolaba götürürken içinden: — Bir sürü maskaralık. firketeler. acele yazılmış mektuplardı. Bu söz. bir defasında gezintide burnu kanamıştı. onlar gibi adını duvara kazımayı bile akıl edemiyordu. Böylece. düşüncesine hep beraber üşüşen kadınlar. beyaz elbisesiyle. yavaş yavaş karanlıkta kaybolduğunu gördü. ona uzak bir mazide kalmış gibi geliyordu. memleketi bırakıp gidemem. Emma! Cesaret! Hayatınızı mahvetmek istemiyorum. aralarına muazzam bir fasıla koymuşçasına. belleğinde Emma'nın yüz çizgileri azar azar karıştı. İçlerinde âşıkane veya şakrak. yüzleri. şakacı.. melankolik olanları vardı. bir diz bağı.

Rodolphe. belki de pişmanlığınıza tanık olmak gibi korkunç bir ıstırap duyacak.. bir bardağa su koyarak parmağını içine daldırdı ve mektubun üzerine yukardan iri bir damla damlattı. Rodolphe kalkıp pencereyi kapamaya gitti ve tekrar yerine oturduğu zaman: — Galiba bu kadarı kâfi. çünkü çıldırmış gibiyim! Allaha ısmarladık! Bana karşı merhametli olun! Sizi elden kaçırmış olan bir talihsizin hatırasını saklayın. buralardan kaçmak istedim. insanlar peşimizi bırakmayacaktı. mevsimine göre. mürekkebin üzerinde solgun bir leke belirdi. Mektubu 212 MADAME BOVARY dibe. Hayır. Emma ile mektuplaşmak için bu usulü kullanıyor ve ona. Allaha ısmarladık şeklindeki kelimeyi ikiye ayırarak. hiç şüphe yok. pek kibar bir buluş olduğuna hükmediyordu. Sonra mektubu balmumu ile kapamak isterken. sizi asla unutmayacağım. — Şimdi nasıl imzalayacağım? Sizin pek-vefakâr. yürekte aşk kazılmış mühür geçti: — Bu vaziyette pek uygun düşmeyecek. Akıbetleri kestirmeksizin. dostunuz?. Haydi. ileride bir gün. hor görmelere. eline. İsmimi çocuğunuza öğretin de dualarında beni ansın. adam sende! Ne zararı var? Bunu da yaptıktan sonra üç pipo içti ve yatmaya gitti.. dedi. Beni bir kaya parçası gibi duygusuz zannedecek. Benim de.. Ertesi gün. önceleri bu aklınia gelmedi. ergeç bir gün. yataktan kalktığı zaman (saat iki sularında. Bunun pek ince. şunu da ilave edelim: «Bu hazin satırları okuduğunuz zaman. hayır.. sizin için tehlikeli olmayacak bir tecrübeye girişebilirdim.» Mektubu bir daha okudu. asma yapraklarının altına koydu ve hemen çiftlik uşağı Girard'a. Bu cins kadınlara makul söz dinletmek mümkün mü hiç? Düşündü. Daha sonra.» İki mumun fitili titriyordu. Allaha ısmarladık!» Mektubun sonuna. ben ağlayamam ki. ama. — Şayet beni soracak olursa. dedi. çünkü geç uyumuştu). kim bilir. Şunun üstüne birkaç damla gözyaşı lazımdı.. hem cazibenizin. Evet. zaten hiçbir şeyi önleyemez bu. size daima derin bir bağlılık duyacağım. sonra ilave etti: «inanın bana. ya av eti gönderiyordu. Emma. kaderden başka suçlu yok!» Kendi kendine: — İşte. iftiralara. bu ateş (insanlık hallerinin akıbetidir bu) azalacaktı! Bize bir bıkkınlık gelecekti. sorulara. Sizin kedere düşmeniz fikri bile bana azap veriyor. «Ah. git. «Dostunuz. Nereye mi? Bilmiyorum. hiçbir zaman tesirsiz kalmayan bir söz. belki de hakaretlere göğüs germemiz gerekecekti..» — Belki hasislik yüzünden bu işten vazgeçtiğimi sanacak. seyahate çıktığımı söylersin.durakladı. — Bütün servetimi kaybettiğimi söylesem? Hayır. Ah. Mahremiyeti hiçe sayan. pişmanlığınıza sebep olduğum için ben de nadim olacaktım. bu işi bitirmek lazım! «Bu dünya zalimdir. ben' uzaklarda olacağım. diye düşündü. Nerede olursak olalım. bir sepet dolusu kayısı toplattı. İyi buldu. Zaaf yok! Tekrar geleceğim ve belki. Alıp başımı gidiyorum. sepeti örselemeksizin. o çok rastlanan uçan gönüllü kadınlardan biri olsaydınız. bu ideal saadetin gölgesine uzanmıştım. çünkü sizi tekrar görmek hevesine kapılmamak için. öyle imzalamalı. baş başa verip serinkanlılıkla eski aşkımızdan söz ederiz. bir Allaha ısmarladık daha ilave etti. ne olursa olsun. Gelip de beni sıkboğaz etmemesi için. elimde değil. hem de azabınızın kaynağı olan o nefis coşkunluğunuz. ya yemiş.. gelecekteki vaziyetimizin ne çürük temellere dayanacağını anlamaktan alıkoydu. tapılacak kadın olan sizi. Madame Bovary'nin evine götürmesini tembih etti. Fakat. Ama. İçlenerek: — Zavallı kadıncağız. Size hakaret ha! Ah! Ben ki MADAME BOVARY 211 sizi bir tahta oturtmak isterdim! Ben ki. dedi. bir an önce.. bir elma ağacının gölgesinde yatar gibi. bencillik saikasıyle. olmaz. yeniden başlamak gerekir. Sepeti bizzat onun eline ver. Emma! Unutun beni! Ne diye sizi tanıdım? Niçin o kadar güzeldiniz? Kabahat benim mi? Hey Allahım! Hayır. hatıranızı bir tılsım gibi ruhumda götürüyorum! Size ettiğim kötülüklerden dolayı kendimi sürgünle cezalandırıyorum. dikkatli ol! .. Adam sen de.

tornasını işleten Binet'di. Fakat dikkatini ne kadar çok toplarsa. Eve vardığı zaman. göğsünün altında tos vurur gibi çarpan kalbi. tam altında. tavan arasının oda gibi kapalı yerine kadar sürüklendi. tamir yerlerini muayene ediyormuş gibi peçetesini açtı ve kendini gerçekten bu işe vermek. bu muhakkaktı! Nitekim. onu az kalsın. Felicite ile birlikte. Aşağıya inmek icabetti! Sofraya oturmak icabetti! Yemek yemeyi denedi. gittikçe hızlanıyordu. Gökyüzünün mavisi onu sarıp sarmalıyor. Emma durdu. pek garip bir tarzda çıktı: 214 MADAME BOVARY . Madame. onu çağıran bir ses gibi. kocaman ve altı çivili galoşlarıyle yere zom zom basarak. mutfağın masası üstünde bir yığın çamaşırla uğraşıyordu. korkak olmuştu. Acaba kaybetmiş miydi? Onu nerede bulmalı? Fakat zihni o kadar bitkindi ki.Girard sırtına yeni önlüğünü geçirdi. bir evin alt katında tiz perdeden bir gürültü koptu. İlerledi. Rodolphe'u görüyor. mektup hatırına geldi. Aşağıda. göz kamaştırıcı bir ışık bir anda içeriye daldı. yatak odasına doğru koştu. sürmeyi çekti. birbirinden farklı aralıklarla. köyün meydanı bomboştu. Madame Bovary. sanki içine doğmuş gibi. bezin ipliklerini saymak istedi. diye düşündü. Gözlerini kapadı. fikirleri de o kadar karışıyordu.. Bu. Felicite orada kalmıştı. Kapıyı itti ve içeriye girdi. Ona öyle geliyordu ki. köylü de böyle bir hediyenin bu . Tornanın gürültüsü. soluğunu kesiyordu. kaldırımın taşMADAME BOVARY 213 lan pırıldıyor. Aşağıdan yukarıya doğru yükselen ışık çizgisi. görür gibi oldu. kendisine bir şeyler söylüyordu.kadar heyecan yaratmasına akıl erdiremeyerek Emma'yı şaşkın şaşkın süzüyordu. kayısıları götürmek içinmiş gibi yemek odasına geçti. kendini yatıştırmak istedi. okuyup bitirmek lazımdı. Charles'dan korkuyordu. köylüye ürkek gözlerle bakıyor. Adam nihayet çıkıp gitti. asma yapraklarını kopardı. Kıyametin kopmasını isteyerek etrafına bakınıp duruyordu. aheste aheste Yonville'in yolunu tuttu. Sonra. etrafı geniş mesafelerle çevrili. diye bağırdı. öfkeden gülerek mektubu yeniden okuyordu. dehşetten bayıltacaktı. hiçbir şey duymadı ve nefes nefese. — Nerdesin? Gel artık! Ölümden kıl payı kurtulduğu düşüncesi. O zaman. kendinden geçmiş.. onu işitiyor. mendiliyle kayısıların üstünü örttü. — Mösyö sizi bekliyor. Cebinde para ararken. Felicite'ydi. açtı. koluna bir elin değdiğini hissedince titredi. mektubu buldu. parmakları arasında bir saç levha gibi tıkırdayan o korkunç kağıdı hep elinde tutarak merdivenden çıkmaya devam etti. sanki arkasından korkunç bir yangın patlak vermiş gibi. Hem nerede okusundu? Nasıl? Kendisini görürlerdi. dedi. Uşak: — Bunu size bizim efendi gönderdi. yalpa vuran bir gemi gibi eğiliyordu. Bu. sofradan kalkmak için hiçbir bahane uyduracak halde değildi. aralıksız sürüp gidiyordu. Emma'nın şakaklarını sıkıyor. Arduvaz taşlarından aşağıya dimdik bir sıcaklık dökülüyor. Charles oradaydı. Lokmalar-onu boğuyordu. Emma daha fazla sabredemedi. kapı kapalıydı. kendini koyuvermesi. İkinci katta tavan arasının kapısı önünde durdu. Tam kenarda. sofra hazır. boşalmış kafasında dolaşıyordu. dedi. ona sarılıyordu. çatıların üzerinden kır alabildiğine uzanıyordu. Neden bu hayata bir son vermemeliydi? Kim ona mani oluyordu? Serbestti. sokağın köşesinde. O zaman. Charles: — Karıcığım! Karıcığım!. Emma pencerenin pervazına dayanmış. sarhoş gibi. evlerin fırıldakları hareketsiz duruyordu.. âdeta boşlukta duruyordu. vücudunun ağırlığını boşluğa doğru çekiyordu. o her şeyi biliyordu. — Burası iyi. taban tahtalarının ucu. kaldırıma bakarak: — Haydi! Haydi!. Karşıda. duvar boyunca yükseliyor. dehşet içinde. sonra. iri adımlarla. bırakıvermesi kâfiydi. hava. Birdenbire mektubun hatırası kafasından canlandı. sallanan meydanın tabanı. fakat cesaret edemiyordu. ağzından şu sözler.

Eczacı: — Koşa koşa gideyim de. bizim laboratuvardan kokulu sirke getireyim. gözleri kapalı.. dedi. M. Felicite. Dirseğiyle Charles'ı dürterek: — Müsterih olun. evde kopan vaveylayı duyunca. Emma. Girard. diyordu. kesik kesik: — Hayır. dedi. karısının kayısı yerden birdenbire bu duruma düştüğünü söyledi. bağırıyordu. Gerçekten. Çünkü kendisini sorguya çekmelerinden. Emma: — Boğuluyorum! diye haykırarak bir sıçrayışta yerinden kalktı. konuş bizimle! Kendine gel. eczacı ise. Zaten. sepeti getirtti. bütün vücudu çarpıntılarla sarsılan Madamın göğsünü bağrını çözüyordu. az evvel Fransız Kahveha-nesi'nm kapısında rastladım. Ağzı açık. iki tekerlekli bir mavi araba tırısla meydandan geçti. 216 MADAME BOVARY Charles. İnsan. Seyahata çıkmış. dostumuz eğlenceye pek düşkündür. et yemeği. Gözlerinden ırmaklar gibi yaşlar boşanıyor ve yavaşça yastığa dökülüyordu. Emma bir çığlık kopardı ve kaskatı kesilerek sırtüstü yere yuvarlandı. hayatın ciddi anlarına yakışan düşünceli bir sessizlik içinde bulunuyordu. eğlenmek için böyle ortadan kaybolur. Şimdi yine ağırlaştı! O zaman Homais bu arızanın nasıl meydana geldiğini sordu. Rodolphe. yediği kayısıların çekirdeklerini avucuna tükürüyor. bütün tabaklarıyle devrilmişti. yardıma adam çağırıyordu. tekrar yerine oturdu. Karısının uyumasına bakan Charles: — Evet. bıçaklar. uzun uzadıya düşündükten sonra. Charles. upuzun yatıyordu. Huchette'den Buchy'e. Emma'nın şişeyi koklayarak gözünü açtığını görünce: — Emindim zaten. ıspazmoz geçti. seni seven Charles! Beni tanımıyor musun? Bak. ayıp olmasın diye sustu.. hayır. yahut çıkacakmış. Kimseyi istemem! dedi. Yemek odasına giren hizmetçi yüzünden. hemen koşup geldi. — Bunda şaşılacak ne var? Vakit vakit. yanında. Sepeti uzattı.. Charles. Tekrar bayıldı. zengin. Emma yavaşça itti. Langlois' nm bana anlattığına göre. bir şey yok. tuzluk. başını başka tarafa çevirerek. dedi. dedi. kasabadan geçmek gerekiyordu. Fakat. Charles sepeti birkaç defa karısının burnuna kadar uzatarak: — Kokla şunu: Ne koku! dedi. Emma. işte küçük kızın da burada: Öpsene onu! Çocuk. dedi. yatağın bulunduğu oyuğun dibinde ayakta duruyor. Charles. Sofra. Rodolphe'u göremeyeceğiz?! Emma titredi: — Kim söyledi bunu sana? Sesin birdenbire böyle yükselmesinden biraz hayrete düşen Charles: — Kim mi söyledi. şimdi biraz istirahat ediyor. Al. balmumundan bir heykel gibi hareketsiz ve rengi uçmuş. .. bu sirke ölüyü bile canlandırır. ödü kopmuş. Sinir! Otur da yemeğini ye! . Doğrusu. pek nefis. kendini zorlayınca.— Galiba uzun bir müddet M. karısının kızarıp bozarmasına dikkat etmeksizin. MADAME BOVARY 215 Rouen'e gitmeye karar vermişti. sonra da tabağına koyuyordu. zeytinyağı sürahisi yerlere dökülmüştü. Ansızın. Sonra: — Bir şey yok. kollarını annesine uzatıyordu. üstelik de bekâr olduktan sonra!. hovardanın biridir. Salçalar.. Charles. ben kendisine hak veriyorum. etajerin üstüne dağılmış olan kayısıları sepete yerleştirdi. Charles: — Konuş bizimle. ellerini uzatmış. Yatağına götürdüler. Elleri titreyen Felicite. Karşında ben varım. dedi. dedi. Sonra. — Oh.. Yonville yolundan başka yol olmadığı için. Eczacı. tedaviye kalkışmalarından. içinden bir kayısı aldı ve hemen ısırdı. Emma'nın boğazına bir hıçkırık geldi. senin Charles'ın. boynuna sarılmak için. yanından ayrılmamalarından korkuyordu. onun sözünü dinleyerek. Zavallı kadın!. tadına bak. zannediyorum ki şiddetli devreyi atlattı. Berthe. karanlığı şimşek gibi delen fenerlerin ışığında kendisini farketmişti.

oraya olmaz! dedi. dedi. hayvanlarda da görülür. Bu da insanın anlayışını sersemletmek ve cezbeye getirmek için tabii.. Basit bir hapşırtıcının bir etkide bulunabileceği kimin aklına gelir? Son derecede garip bir şey bu. hastalığı .. çünkü konuşmuyordu. Bu nedenle. hafif bir kendini beğenmişlikle gülümseyerek devam etti: — Bu. Böylece. aralık vermeksizin nabzını yokluyor. Emma'nın bitkinliğiydi. işte mesele orada! Aslında dava bundan ibaret. çok uzaklara baktı. dostları önünde bu tecrübeyi sık sık tekrarlar. hemen çarpıntılar içinde kalır. yalnız perhiz. taraçanın yanına geldiler. Gece yarısından sonra da gerçekten sayıklamaya başladı. yatağında oturabilecek duruma geldi. hatta —vücuduyle ruhu bütün o çırpınmalardan kurtulmuş da dinleniyormuş gibi— acı bile duymuyor gibiydi. Ekim ayının ortalarına doğru. Eczacı devam etti: — Bu anormallikler yalnız insanlara özgü değildir. kendini iyi hissedince. terliklerini sürükleye sürükleye. arazı yok etmek bahanesiyle mizacı tahrip eden o sözde ilaçlardan hiçbirini size tavsiye etmem. Papazlar bunun ehemmiyetini anlamışlardı. Hayır. bahçenin dibine kadar gittiler. Öğleden sonra birkaç saat ayakta kalabiliyordu. fakat ufukta. Charles. sinir sistemini daima aşırı derecede hassas bulmuşumdur. Charles baş ucundan ayrılmadı. Buz yolda eriyor. bakmak için. Charles'ın omuzuna dayanmış. Kuvveti yerine geliyordu. M. Yanık boynuz. daha anlaşılmaz bir yol tutturarak. Beriki. Emma. belki muhayyileyi de şöyle bir sarsmak gerektiğini düşünmüyor musunuz? MADAME BOVARY 217 — Ne yoldan? Nasıl? —¦ Ah. işitmiyordu. Fakat kayısılar da belki sekteye sebep olabilir! Bazı kokulara karşı aşırı derecede hassas bünyeler vardır! Patolojik bakımdan olduğu kadar fizyolojik bakımdan da tetkike değer güzel bir mevzu bu. bundan ibaret! Teskin edici. yani halk deyimiyle kedi otunun bu cins üzerinde şehvet arttırıcı bir tesiri olduğunu bilmez değilsiniz elbette. dedi. hardal lapası. aziz dostum. daha karışık belirtilerle nük218 . arkası yastıklara dayalı.Eczacı: Olur şey değil. kocası koluna girip bahçede dolaştırmayı denedi. tepelerin üstünde. taze ekmek kokusuna dayanamayıp bayılanları örnek olarak gösterirler. dedi. sevgilim. kuru yapraklar altında kayboluyordu. soğuk su kompresleri koyuyordu. Madamın vaziyetine gelince. onun ilk kez üstüne reçel sürülmüş bir dilim ekmek yediğini görünce ağladı. Kendinden geçer gibi oldu ve hemen o akşam. son zamanlarda gazetede okuduğum gibi: That is the question! Fakat Emma uyanarak haykırdı: — Ya mektup? Ya mektup? Sayıklıyor zannedildi. yumuşatıcı. Bahçe yollarının kumu. Diğer yönden doğruluğunu garanti ettiğim bir örnek olmak üzere arzedeyim. Bir gün. gülümsemeye devam ediyordu. adım adım yürüyor. Ta Neufchâtel'e adam gönderip buz getirtiyordu. Canivet'yi konsültasyona çağırdı. rahat edersin. Yatağa girdiği yoktu. sinir sisteminde sayısız denecek kadar intizamsızlıklar bulunduğunu ispat eder. kendisine bir enfiye kutusu gösterilmeye görsün. öbek öbek yakılan otların dumanından başka bir şey yoktu. doğru değil mi? Eczacının sözlerini dinlemeyen Charles: — Evet. bayılacakmış gibi: — Hayır. Bovary: — Yorulacaksın. itiraf etmeliyim ki. ekşiliği azaltıcı şeyler! Sonra. Guillau-me korusundaki köşkünde. ümitsizdi. Emma ağır ağır doğruldu. dedi. tekrar adam gönderiyordu. uydurma ilaca lüzum yok. şimdi Malpalu sokağındaki eczanenin sahibidir) bir köpeği var. Bütün hastalarını yüzüstü bırakmıştı. Bovary alçak sesle: — Aman. Rouen'dan eski hocası doktor Lariviere'i getirtti. oraya olmaz. Arkadaşım. Bridoux'nun (eski arkadaşlarımdan biri. Onu hafifçe kameriyenin altına itti: — Otur şu sıranın üstüne. Onu en çok korkudan şey. Kırk üç gün. öyle. dikkat edin de uyanmasın. Kadında bir beyin humması patlak vermişti. Nitekim. elini alnına doğru götürdü: Uzağa. Diğerlerine nisbetle bünyeleri daha nazik olan insan cinsinde bu neticeye varmak da zor değildir zaten. Nepeta cataria.

yenileneceğini. Lheureux tekrar sıkıladı. Monsieur iyice düşünüp taşınmalıydı. kendisine onun hakkını yemek gibi geliyordu. Kafasını bu işlerle meşgul edip Emma'yı unuttuğu için kendine kızıyordu. sanki nekahat-hanedeymij gibi. Charles sonradan. vaktiyle sevdiği şeyler artık hoşuna gitmiyordu. zaman zaman kâh tehditle. küstah bir tavırla. Sonra. bazen de elleri kolları ağrıyordu. sıska paracığının. hep onu düşünmemek. daha bir sürü şeyi getirip teslim etmişti. torbayı çatlatacak kadar semirmiş olarak kendisine döneceğini umuyordu. Pazar yerinin çatısı üzerindeki karlar. sanki bütün aklı fikri bu kadında olmalıymış gibi. kimse bu işle meşgul olmadı. hasılı. neye el atsa altın oluyordu. Homais'ye nasıl ödeyeceğini bilemiyordu. Bazen kalbi. o tarafın pan-curları daima kapalı duruyordu. kendisince pek ehemmiyeti olmayan ufak tefek olayların şaşmaz bir intizamla vukuunu. faturayı şişirmek için vaziyetten istifade ederek. M. satıcının emrine bin yetmiş franklık bir meblağ ödeyecekti. Charles bunlara ihtiyacı olmadığını boşuna söyledi durdu. nekahat devresindeki Madamın buna canı sıkılacağını söyledi. günün birinde. evvelki senette yazılı yüz seksen frankla birlikte tam bin iki yüz elli franklık bir borç altına girmiş oluyordu. dava açmaya kararlıydı. Altın Aslan'ın külüstür arabasını çabucak iflas ettirecek ve böylece Yonville'in bütün ticareti onun eline geçmiş olacaktı. Guillaumin kendisine Grumensil yer kömürü ocaklarının hisse senetlerinden vermeyi vadediyor. Ama senede imza atar atmaz da aklına cüretkâr bir fikir geldi: M. XIV Önce. Hava güzel olduğu zaman. Lheureux bayağı sıkıştırıyordu. kâh yana yakıla. böylece minnet altında kalmaktan da biraz utanıyordu. Madamın nekahati uzun sürdü. daha hızlı işleyerek ve daha çok yük taşıyarak. Neufchâtel hastanesi için elma şarabı müteahhitliği yapıyor. sattığı eşya MADAME BOVARY 219 üzerinden de en az üçte bir nispetinde kâr etmekle. bazen beyni. na götürüyordu. Lhereux. satıcılar homurdanıyor-du.MADAME BOVARY setti. senetlerin vaktinde ödenmeyeceğini. babasına başvurmak veya bir şeyler satmak gibi çareler arıyor. bir çeşit endişe içinde bekliyordu. mantoyu. Ve zavallı çocuk. Kış şiddetli geçti. dükkânına koştu. paraları getirdi ve bir senet daha yazdırdı. çok daha tombul. odaya beyaz ve hareketsiz bir ışıkla aksediyordu. Zaten. işlerin bu kertede kalmayacağını. Kahvaltılarım yatağına getirtiyor. bu parayı temin etmek mümkün olup olmadığını sordu. imkânlar kuruyordu. Emma'nm hastalığı en had derecesindeyken. Ezile büzüle. şimdi her şey aşçı kadının elinde kaldığı için. karanlıkta bir yıldızı andırıyordu. öyle dolap çevirdi ki. kustuğu da oluyordu. Eve hesap pusulaları yağıyordu. O anda han sahibesi bağırıyor. hele M. koltuğunu. Lheureux'den bin frank borç almak. eczanesinden aldığı bütün ilaçların parasını M. sonra sıra yağmura geldi. Nitekim. . malların dükkâna iade edilmesi emrini verdi. Bunlardan en önemlisi. hiç şüphe yok. gece çantasını. ertesi yıl bu kadar borcu ne ile ödeyeceğini düşünüp duruyordu. ama Felicite unuttu. ama dükkâncı. Bu servis. Charles. kendine bakmaktan ibaretti. çünkü bahçeye garez bağlamıştı. bir yerine iki sandığı. meydana bakan pencerenin yanı-. Öğle vakti. on iki ayda yüz otuz frank kazanç sağlamış oluyordu. Allanın günü. Fakat babası kulak asmayacaktı. şuurundan böylesine tatsız bir düşünce mevzuunu hemen uzaklaştırıyordu. Bu işin güçlüklerini anladıkça. üstelik. M. Her ne kadar. içilecek sıcak bir şey istemek veya laf etmek için hizmetçisini çağırıyordu. yüzde altı faizle borç para vermek ve bunun da bir çeyreğini komisyon olarak almak. bütün bu malların kendisine ısmarlanmış olduğunu ve geri alamayacağını. Charles bunda bir kanser başlangıcının belirtilerini görür gibi oldu. zaten hekimin de başka dertleri vardı. bazen göğsü. gelecek bir eylülde. Böylece. hakkından vazgeçerek malları geri almaktan-sa. Bir yıl sonra borcunu ödeyeceğini ve istenilen faizi de vereceğini ilave etti. hekim sıfatıyle bunlara para yermeyebilirdiyse de. dükkâncı. kendisinin de satacak bir şeyi yoktu. akşamlan Kırlangıç'm gelişiydi. Bütün aklı fikri. evin masrafı. adam. diğer sesler ona cevap veriyor. hekimin evinde beslenerek. korkunç nispette artmıştı. sonunda Bovary altı ay vadeli bir senet imzalamak zorunda kaldı. üstelik para sıkıntısı içindeydi. Argueil ile Rouen arasında yeni bir yolcu arabası servisi işletmeyi kuruyordu. Emma. Buna göre Bovary. arabanın üstündeki sandıklan indirmeye giden Hip-polyte'in feneri. bu suretle Charles. Atın satılmasını istiyordu.

diğer aşkların' üstünde bir başka aşk vardı ve bunlar. Sonra da.220 MADAME BOVARY Charles eve dönüyordu. . O zaman. Ama yine de sebat etti. din kitapları ticaretinde o devirde neler geçer akçe ise hepsini karmakarışık toparlayıp gönderdi. içine. Hazreii Meryem'in ayaklarına kapanan hovarda. Emma'nm bu eğilimlerine hayran oluyordu. dünyanın üzerinde dalgalanan ve gökyüzüne karışan bir safiyet hali görür gibi oldu ve o hale katılmak istedi. Tanımadığı insanları yerden yere çalan polemik yazılarının hayratlığı hiç hoşuna gitmedi. hayal edilebilecek şeylerin en güzeli olarak hafızasında kaldı. Aralarında İyi düşünün. cetvelleriyle kepenklerin tokmağına vura vura okuldan dönüyorlardı. varlığı da Tanrıya doğru yükselerek onun aşkında eriyecek gibi geliyordu kendisine. Nasıl ki. can çekişmeye başladığını sanmış ve günah çıkartmak istemişti. görünüşler ölçüyü kaçırınca. muskalar taşıdı. Yatağın çarşaflarına mukaddes su serptiler. zayıf olmanın tadını çıkara çıkara. bütün idraklerinden. hepsi birbiri peşinden. saat beşe doğru. tahta kunduralarını kaldırımda sürükleyerek. eğlenceli tarafı eksik olmayan kısa ve tatlı bir sohbet içinde kendisini dine bağlamaya teşvik ediyordu. papaz okullarının şair öğrencileri veya tövbe etmiş yosmalar tarafından iç bayıltan bir üslupla yazılmış. her akşam öpmek için. çerçevesi zümrütlü bir mukaddes emanet bulunmasını arzu etti. onun bu imanının böyle bir coşkunlukla zındıklığa ve hatta cinnete gelip dayanmasından da korkuyordu. de Maistre tarzında kurumlu bir ifadeyle kaleme alınmış cüzler. aralıksız ve sonsuz. odasında takdis hazırlıkları ilerledikçe. Emma. bu gibi meselelerde fazla bilgisi olmadığı için. çocuklar. M. kendisini bütün acılarından. Kitapçı. ona göz kamaştırıcı nurlar gibi görünüyordu. bütün bu haller. Lakin. mukaddes kaptan mayasız ekmeği çıkardı ve Emma. cevaplı küçük broşürler. tanrısal bir sevinç içinde bayılırcasına. hatır soruyor. kendisini bu saatte görmeye geliyordu. hastalığının pek ağırlaştığı bir sırada. kendisine sunulan kurtarıcının cismini kabullenmek üzere dudaklarını uzattı. müellifi birçok nişanla taltif edilmiş M. delillerini aradığı gerçeklerden yavaş yavaş uzaklaştırdı. aynı ilgisizlikle. Bu harikulade manzara. Fakat. Papaz. Voliaire'in hataları. bütün duygularından kurtaran kuvvetli bir şeyin benliği üzerinden geçtiğini hissetmişti. Dinden ilham almış hikayelerin öylesine hayatı bilmeyen insanlar tarafından yazıldığını gördü ki. sonra. uzak mekânlarda meleklerin çaldığı harplerin sesini duyar ve masmavi bir gökyüzünde. Madame Bovary' herhangi bir şeye ciddiyetle kendini verecek kadar henüz zihnini toparlayamamıştı. nihayet Hıristiyanlığın alçak gönüllülüğü içinde dinleniyor ve Emma. gençlerin istifadesi için. Cüppesini görür görmez Emma ferahlıyordu. bütün ihtişamıyle altın bir tahta oturmuş. odasında yatağının başı ucunda. ellerinde yeşil hurma dalı tutan azizlerin ortasında. dinin emir ve tembihlerine içerledi. Boulard'dan kadın cinsinden zekâ ve irfan sahibi birine kuvvetle tesiri olacak bir şeyler göndermesini istedi. Demek. pembe kapaklı romanımsı şeylerdi. okuduğu kitap elinden düştüğü zaman. Tespihler satın aldı. MADAME BOVARY 221 saadet yerine çok daha büyük mutluluklar. papaz. sonra tekrar çıkıyordu. havadis getiriyor. şimdi bile o hissi yeniden duymaya çalışıyordu. gün batmaya başlayınca. şurup şişeleri ile dolup taşan konsolun bir mihrap haline getirilip Felicite de yerlere yıldız çiçekleri serpince. Etrafındaki yataklığının perdeleri bulutlar gibi hafifçe şişiyor ve konsolun üzerinde yanmakta olan iki iri mumun ışınları. yanmakta olan bir buhar duman halinde dağılırsa. ilah kabilinden eserler vardı. Gururdan yorulmuş ruhu. de***. Hal. Bir azize olmak istiyordu. bütün benliğini kapla-maksızın. kendisini. O duygu da. ebediyete kadar artıyordu! Ümidinin kuruntuları arasında. kendisini kollarında taşımak üzere bir işaretle yeryüzüne alev kanatlı melekler indiren Ruhûl Kudüs'ü görür gibi olarak başım yastığa bıraktı. sorulu. Bir gün. Emma bir et suyu içiyor. M. kendisinde ilâhi bağışlamanın sızmasına geniş bir gedik açacak olan parçalanışını seyrediyordu. sanki zencilere kap kaçak gönderiyormuş gibi. Monseigneur Kitaphanesi sahibi M. Hafifleyen bedeni artık hiçbir şey düşünmüyor. fakat aynı derecede derin bir tatlılıkla devam ediyordu. esiri bir ruhun tasavvur edebileceği en ince bir Katolik hüznünün dolduğunu hissediyordu. bambaşka bir hayat başlıyordu. bunları aşırı bir acelecilikle okumaya başladı. Bunlar. iradesinin. Bournisien. öyle ki.

hastalığı sırasında. fakat gökyüzünden hiçbir haz inmiyor ve Emma. oracıkta. orada kalıyordu. ziyaretçileri de sırasıyle uzaklaştırdı. bahçeyi baştan başa alt üst ettirdi. içine kapanıp yaşamak istediği iffet ve namus havasım tertemiz bir sevginin kokusuyle dolduruyordu. kendisine dostça: . tu-valetiyle meşgul oluyordu. yanıbaşında. Bir gün Charles eve dönünce. çorba içen üç serseri ile karşılaştı. Hatta ekseriya Madame Bovary. Berthe istediği kadar ağlasın ona artık kızdığı yoktu. Onlarla birlikte Emma'nın odasına çıkıyor. kocasının sütnineye gönderdiği küçük kızını eve getirtti. humais'nin çocukları da ziyarete geliyorlardı. Bu hali pek beğenen eczacı. Emma. Bu araştırma. yerinden doğruluyordu. mutfakta sofraya oturmuş. kapının yanında ayakta.. hiç şüphe yok. merhametli mi. Fakirler için elbise dikiyor. toprak altında bir kral mumyasından daha şatafatlı ve daha hareketsiz. kendisine hiç aldırmadan. Emma onu kalbinin en derin köşesine indirmişti. kiliseye de eskisi gibi muntazam devam etmez oldu. fazladan bir meziyetti ve sofuluğununun gururu içinde. Homais ailesinden sıyrıldı. konuşması. Zaten. sağlam mantığı ve ciddi tavırlarıyle kendisine metanet veren kaynanasının evde bulunmasından maada. Madame Caron. Ona okuyup yazma öğretmek istiyordu. Emma' nın. Gotik üslubundaki dua rahlesi Önünde diz çöktüğü zaman. Eczacının karısı. kendisinden izin isteyen ve bahane ararken kem küm eden hizmetçisine öyle öfkelendi ki. O zaman da. hemen hemen her gün. Önce başını sert bir hareketle sallayarak. Justin onlara refakat ediyordu. güzelliğinden taşan cazibeye açık o delikanlı kalbinde çarptığını farket-miyordu. Bu. bu kalın bezden gömleğin altında. nekahet devresinde iken. Emma iyileştikçe. her mübarek cuma günü kendine iri bir domuz sucuğu ısmarlamaktan: çekinmeyen Bovary babanın iğneli sözlerinden kurtulmak için. Hayatından silinmiş olan aşkın. artık bu gürültüsüz evden hoşlanıyordu. sözleri öyle sevgi ve bakışları öyle gururla dolu. Karı koca kavgasından bıkıp usanmış olan bu kadıncağız. Emma. Madame Dubreuil. hayatın yaraladığı bir kalbin bütün gözyaşlarını İsa'nın ayakları dibine akıtmak üzere yalnızlığa çekilen o büyük eski zaman hanımlarına benzetiyordu. imana kavuşmak içindi. Bu saç kümesinin siyah halkaları çözülerek. Bu bü222 MADAME BOVARY yük aşktan bir koku yayılıyor ve her yerden geçerek. onun sessiz arzuları ve sıkılganlıklarının farkında değildi. Örneğin. onun herhangi bir irade hamlesi göstermesine memnun oldu. belki bulaşık bezlerini tamir edecek yerde öksüzlere zıbm örmek tutkusu dışında. birdenbire: — Bu kadar seviyor musun onu. bir akşam. bencil mi. biçare çocuk. Kaynanası Madame Bovary. ta Paskalyaya kadar oğlunda kaldı. git de eğlen! İlkbaharın başlangıcında. şimdi her şeyi öyle bir kayıtsızlıkla sarıp sarmalıyordu ki. Kocası yine de. gelininde ayıplanacak bir şey bulamıyordu.vaktiyle zinanın yarattığı sırdaşlıkla âşığına fısıldadığı aynı tatlı sözlerle şimdi Tanrıya hitabediyordu. Artık tevekkülle her şeyi anlayışla karşılamakta karar kılmıştı. şan ve şereflerini La Valliere'in bir portresinde tahayyül ettiği. İlkönce. hiç konuşmadan. hareketsiz duruyordu. uzun elbiselerinin işlemeli kuyruklarını ihtişamla sürüyerek. o ani. Sonra. deyiverdi. Emma. koş bakalım. kendini aşırı derecede hayır işlerine verdi. Madame Langlois. ihtişamından ürktüğü harikulade ve yepyeni bir şeyle birdenbire karşılaşmış gibi oldu. kederli bir tavırla ilave etti: — Haydi. Bunlar. ta dizlerine kadar indiğini ilk kez görünce. Nitekim. Kızına: — Karnının ağrısı geçti mi meleğim? diyordu. Bovary'nin itirazlarına rağmen. ona kalırsa. Kızarıp bozaran Felicite'nin cevabını beklemeden. kendini. tavırları öyle değişikti ki. Madame Tu-vache ve Allanın günü saat ikiden beşe kadar ziyaretine gelen o iyi yürekli Madame Homais'di. komşusu hakkında anlatılan dedikodulardan hiçbirine kulak asmak istemeMADAME BOVARY 223 misti. emzik çağındaki iki yavrunun yanma yamyamdan daha iştahlı bir oğlanı da katarak mutfağa fazlaca gelmeyi âdet edinen sütnine Rollet anayı kapı dışarı etti. başkalanyle de düşüp kalkıyordu. lohusa kadınlara odun gönderiyordu. hep ideal izlenimlerle doluydu. muazzam bir aldatmacanın belli belirsiz duygusu içinde. faziletli mi. • . tarağını çıkarmakla işe başlıyordu. Hangi konuda olursa olsun. yoksa ahlaksız mı hiç ayırt edilemiyordu.Rodolphe'un anısına gelince. iradesini de daha sik kullanıyordu. elleri ayakları yorulmuş.

Koro ile birlikte «mystere» adı verilen bir çeşit farşlar oynanırdı. Tatlı elma şarabı getiriliyordu ve birlikte. Bu. sesine birdenbire mistik bir eda vererek ilave etti): Şayet kilise bu temaşaları mahkûm etmişse. bana. diyordu. tiyatro sanatkârlarını afaroz eder? Çünkü eskiden. elbette bunun bir hikmeti vardır. insanı kendinden geçiren dairelerde kadınlı erkekli toplantılar. diye itiraz ediyordu. eskiden Paris yumurcağı adında bir piyes görmüştüm. her gün. o kadınlaşmış sesler. ekseriya onların yüzüne fışkırıyor. — Costigat ridendo mores. Galilee'yi hapsettikleri o MADAME BOVARY 225 aşağılık devre layık bir ahmaklık. diye sordu. İkisi de sıcaktan 224 MADAME BOVARY bunalmış oluyordu. bu tatbikat esnasında. taraçantn duvarı dibinde. Monsieur Bournisen. Charles'ın da eve döndüğü saatti. dedi. ama. iyi eserler. Şarap testilerinin tıpasını çıkarmakta Binet pek becerikliydi. edebiyatı savunmaya başladı. kilise.— İşi fazla sofuluğa vurmuştunuz.. nasıl kötü eczane varsa. dedi. sonunda. bir genç adamın eline verilecek şey değildir o kitap. onu da bir kadeh içki içmeye davet ediyordu. papazın bu husustaki fkirlerini öğrenmek istedi. süslü püslü.. Sonra da tutarsınız.. bütün kilise babalarının kanaati böyledir.. kötü edebiyat da var. bütün bunlar bir nevi ruh laubaliliği yaratır. gizliliğe aykırı kıyafet değiştirmeler. İddiasına göre tiyatro. karısını biraz içi açılsın diye. bir hayli huy-landırıcı. masa üstünde böyle sağlam tutmalı ve sicimlerini kestikten sonra. kirli heveslere yol açar. bizler değiliz. Memnun bakışlarım etrafına ve ta nihayetlerine kadar manzarada gezdirerek: — Şişeyi. yani biraz aşağıda. Dışarıda kalıp Koru'nun ortasında hava almayı tercih ediyordu. O da kendisine. gerçekten açık saçık şeyler vardır içinde! M. o zaman da rahip. sabrını kaybederek: — Kutsal Kitabın okunmasını tavsiye edenler. diye devam etti. Nitekim bir gün eczacının. siz de bilirsiniz. eczacı ise devam etti: — Kutsal Kitapta da öyle. tatlı su böceği avlıyordu. Rahip. ama yavaş yavaş. (Sonra. bunlarda edep ve haya kuralları çoğu zaman pekâlâ bozulurdu. onların içine öyle ustaca felsefi düşünceler serpiştirilmiştir ki. dedi. içini çekmekle kaldı. siz de kabul edersiniz ki. Bournisien'in öfkeli bir hareketi üzerine. Rouen Tiyatrosu' na. . eskisi gibi. Protestanlardır.. diyordu. eskimiş bir düşünce gibi gelir. Charles'a. diye atıldı. fakat güzel sanatların en önemlisini topye-' kûn mahkûm etmeye kalkışmak. bunların açıktan açığa ibadetlerde rolü vardı. Fakat elma şarabı. bizim de emirlerine itaat etmemiz lazımdır. Papaz: — Ben de biliyorum. Homais: — Elbette. şehadet parmağı ile bir tutam enfiye yuvarlarken. o meşaleler. Hiç değilse. mantarı itmeli. Bovary. eczacı: — Evet. Binet: — Ben. M. o da. o boyanışlar. Binet de oralarda bulunuyor. Kameriyeye bu adı vermişti. Arhalie'ye--Rahip. meşhur tenor Lagardy'yi dinlemeye götürmesini tavsiye etmesine hiç içerlemedi.. Örneğin Voltaire'in trajedilerinin birçoğuna bakın. akait derslerinden çıkar çıkmaz soluğu Emma'da alıyordu. ayrıntıları. tıpkı lokantalarda seltz suyuna yapıldığı gibi. Bournisien. ahlak bakımından müziği edebiyattan daha zararsız bulduğunu söyledi. aslında fena adam değildi. Eczacı: — Neden. ağız dolusu bir kahkaha ile mutlaka şu nükteyi yapıyordu: — Nefaseti insanın gözüne çarpıyor! Papaz. Fakat eczacı. bunlar tiyatroyu halk için gerçek bir ahlak ve diplomasi okulu haline getirir. iyi yazar bulunduğunu. iffete aykırı düşüncelere. Bu sükûttan hayrete düşen Homais. peşin hükümleri hicvetmeye yarıyor ve keyif maskesi altında fazilet öğretiyordu. Madamın tamamtyle iyileşmesi niyetine içiliyordu. O piyeste gerçekten kaçık bir ihtiyar general vardı! Bir işçi kızını iğfal eden iyi aileden bir delikanlıya haddini bildiriyor.

Homais: — Ne olursa olsun. avlularında tavukların seyyar satıcılara ait çamurlu arabalar altında yulaf tanesi aradığı. MADAME BOVARY 227 böyle bir eğlencenin karısına yarayacağını iyice kafasına koymuştu. onların yola çıktığını görünce içini çekti ve: — Haydi bakalım. saat sekizde Ktrlangıç'a bindiler. hoşgörürlük. yahut hiçbir fikri olmadığından. ya aynı fikirde olduğundan kimseyi gücendirmemek için. hayatınızda bir kerecik olsun. Fakat gençliklerinde para biriktirmek akıllılığını göstermedikleri için hastanelerde ölürler. dedi. ağız dalaşı denen şey böyle olur. eczacı. kadın bu ısrardan bunalıp sonunda razı oldu. — Şüphesiz. Papaz tekrar iskemlesine oturarak tasdik etti: — Doğrudur! Doğrudur! Fakat ancak iki dakika daha yerinde kaldı. dedi. içi daima yolcu ile. gayet yüksek ücretle İngiltere'den çağırmışlar. Yolcu arabası Beauvoisine meydanında Kızıl Haç otelinin önünde durdu. Bournisien. zamanımız gibi bir aydınlık çağında. kasabadan kımıldamamak zorunluğunda olduğuna inanan eczacı. Acele ediniz! La-gardy yalnız bir akşam oynayacak. tanıdım. insanları dine bağlamak hususunda en emin çaredir. Gider gitmez eczacı. yorgunluk. — Evet. Hiç beklemediği bir günde annesi kendisine üç yüz frank göndermişti. değer doğrusu! Eğer yerime birini bulursam ben de sizinle beraber giderim. fakat. iyi yolculuklar! Allanın sevgili kulları! Sonra. Emma'nın bu işe fazla kibarlık gösterdiğine hükmederek daha çok ısrar etti. Emma. muhayyilelerini biraz harekete getirecek bir hovardalık hayatına ihtiyaç duyarlar.. günlük borçları hiç de kabarık değildi. haltetmişler. demekle kaldı. Hekim. Papaz: — Hadi canım. hatta bazen ruh sağlığına yarayan. Yonville'de kalmasına hiç bir neden bulunmadığı halde. bütün taşra varoşlarında görülen hanlardan biriydi: Kış gecelerinde rüzgâr estikçe çatırdayan çürümüş tahtadan balkonlu. Ne ise. Velhasıl. MB 15 226 MADAME BOVARY Konuşma sona ermişe benziyordu ki. dedi. yarına! Bu tiyatroya gitmek fikri Bovary'nin kafasında çabucak ye-şerdi. artık her şeye katlanarak: — Öyleyse. bu kargalardan birini kudurtmaya yarasa bile. bir zihin eğlencesini hâlâ kötülemekte ısrar etmelerine doğrusu pek şaşıyorum. dedi. Zaten bütün bu büyük sanatkârlar. şöyle son bir çimdik atmayı münasip gördü: — Ben. Charles fikrinden vazgeçmedi. şöyle üstünkörü. Konuyu karısına açtı. dansözlerin bacak oyunlarını seyretmeye gitmek için sivil giyinen nice papazlar tanıdım. dedi. şamata . hekime: — İşte. mavi ipekten bir elbise giymiş olan Emma'ya dönerek: \ — Bugün aşk sembolü kadar güzelsiniz. dedi ki. Yanında üç metresiyle birlikte bir de aşçı taşıyormuş. Burası. adamı nasıl yan bastırdım!. tedirgin olmak. ibret verici. Gördünüz. inanın bana. Lheureux efendiye ödenecek senetlerin vadesine daha o kadar zaman vardı ki. büyük ahırları ve küçük yatak oda-larıyle. afiyet olsun. eczacı âdeta ürktü ve daha yumuşak bir sesle devam etti: — Yalnız şunu söylemek istiyorum. Sonra. Rouen'ı kırıp geçireceksiniz. Ertesi gün. Söylendiğine bakılırsa yaman bir adammış! Servet içinde yüzüyormuş. Madamı götürün tiyatroya. zararsız. şimdiden düşünmeye gerek yoktu. olmayacak şey ama. öyle değil mi doktor. dedi. dört farbalalı. Homais. öyle öfkeli öfkeli bakışlarla: — Efendi!.. mumu hep iki ucundan yakarlar. Eczacı dayattı: — Elbette ya! Yapmadıkları yok ki zaten! Papaz. ortada hiçbir engel de yoktu. sözünün her hecesine basa basa tekrarladı: — Ta-nı-dım. masrafa girmek gibi nedenler ileri sürerek önce buna yanaşmadı.

kapkara masalarının üstü içine alkol karıştırılmış kahve döküntülerinden tutkallaşmış. gıcırdayan kemanların. Op6ra. arkasından bir başkası göründü.. Methale ayak basar basmaz. salonu localarla karıştırdı. Fakat biraz daha aşağıda. fundalıklar üzerinde akislerle uzadığını duyar gibi oluyordu.» Hava güzeldi. Emma. uzaktan birbirlerini gören aboneler. sonra MADAME BOVARY 229 1 çalgıcılar birer ikişer içeri girdiler. satışlardaki endişelerini güzel sanatlarda avutmaya geliyorlardı. sokak tarafında kahvesi. ispirtodan. yeleklerinin açık yerinden pembe veya tirşe kıravatlarmı göstererek. entrikayı. Yakındaki köşe başlarına asılmış koskoca afişlerde acayip harflerle şu kelimeler tekrarlanıyordu: «Lıtcie de Lammermoor. elinde olmayarak gururla gülümsedi. aralarında yine pamuktan. birlikte çekilip gittiler. Üstü kumaş kaplı geniş kapıları parmağıyle itmekten çocuk gibi zevk duydu. koridorların tozlu kokusunu olanca gücüyle göğsüne çekti. bütün mendiller elde. bütün benliğiyle bizzat kendisinin titrediğini hissediyordu. bir orman içi yol kavşağıydı. duvarın önünde bekliyordu. Emma'nın kalbi hızlı hızlı çarpmaya başladı.. cıvıldayan flüt ve büyülülerin uzun curcunası duyuldu. taş parmaklıklar arasında sağa sola ayrılmış. Zaten.. Gözlerini dört . kıvırtılmış saçların arasından terler akıyordu. öbür koridordan sağ tarafa koşuşan kalabalığı görünce. derhal harekete geçti. üstünden variller yuvarlanan Charrettes sokağının nefesiydi. kontrolörden müdüre havale edildi. sanki keman yayları sinirleri üzerinde geziniyormuş gibi. gülünç görünmek korkusuyle. Sonra sahnede üç kez yere vurulduğu işitildi. parterde çalım satıyorlardı. Madame Bovary yukardan. zihnine gelen kavranılması güç düşünceler. Köylüler ve asilzadeler. müziğin borası ile derhal dağılıveri-yordu. yapılan izahları anlamadı. bu yüzden çorbasını içecek vakit bulamadı. kalın camları sinek tersleriyle sararmış. bir buket çiçek aldı. cümle cümle izliyor. romanın anısı librettoyu anlamayı kolaylaştırdığı için. Charles. çivitten söz açıyorlardı. fakat iş de akıllarından çıkmadığı için. façetalannın ışık cümbüşü ile.. böylece. avize. tekrar tiyatro bürosuna gitti. bir çift eldiven. Bunlar. avcılar da tekrar şarkıya başladı. Ön balkonu paradi ile. bir düşes şuhluğuyle endamını yay gibi gerdi. davulların uğultusu başladı. anlamsız ve sakin. saçı ve rengi ağarmış. Bu. küçük dürbünler kılıflarından çıkarılıyor. Önce homurdayan basoların. Bir kurşun buharıyle donuklaşmış gümüş madalyalara benzeyen. Sisler arasından İskoç gayda seslerinin. Birinci mevkie giden merdivenden çıkarken. Bu. ihtiyar başlar görülüyordu. Lagardy.. sıcak bastırmıştı. salona ani bir neşe saçarak tavandan indi.ile. tiyatrodan bulvara. deri ve nebati yağ kokan buz gibi bir hava cereyanı herkesi serinletiyordu. Walter Scott'un ro-manlarıyle yeniden karşılaşmış oldu. Monsieur. arka tarafında da sebze bahçesi bulunan bir eski zaman misafirhanesi. Bovary ise. solda bir meşe ağacının gölgesi altında bir çeşme ile. Yakışıklı delikanlılar. onların san eldivenli ellerini gererek altın başlı incecik bastonlarına dayanmalarına hayran oluyordu. Madame kendine bir şapka. Emma gençliğinde okuduğu eserlerle. aceleyle tiyatronun önüne geldiler. locasına girip oturduğu zaman. pantolon cebinde elinde tuttuğu biletleri hep karnına bastırıyordu. Nihayet orkestranın mumlan yandı. Salon dolmaya başlıyordu. omuzlarında birer İskoç atkısı. Kendini melodilerin akışına bırakıyor ve hatta. borazanlaşan pistonların. bazen nehirden esen ılık bir rüzgâr. yiyecek içecekle tıklım tıklım dolu. 228 MADAME BOVARY XV Halk. büyük ve kapkara mağazalarla dolu. kapılar henüz açılmamıştı. koca şehri boylu boyunca birkaç kez arşınladı durdu. tedbirli hareket etmek için. içeriye girmeden önce rıhtımda bir gezinti yapmak istedi. tok bezden perdelerin kenarını hafifçe kımıldatıyordu.. rutubetli peçeteleri mavi şarap lekeleri içinde ve şehirli kıyafetine girmiş çiftlik uşakları gibi daima köy kokmakla beraber. izahat istedi. ves. meyhanelerin kapısına asılmış. hana döndü. hep bir ağızdan bir av şarkısı söylüyorlardı. karşılıklı se-lamlaşıyorlardı. bakır çalgılar seslerini yükselttiler ve perde yükselince. sahnedeki peyzaj meydana çıktı. tiyatroya perde açıldıktan sonra varmaktan pek korkuyordu. içyağı. kızarmış alınları siliyordu. sonra iki kolunu gökyüzüne kaldırarak kötülük meleğini yardıma çağıran bir serkerde ortaya çıktı.

yarına!. galiba her arzuyu ümitsizliğe sürüklemek için . genç bir kadın yeşilli bir seyise bir kese fırlatarak ortaya ilerledi. ayak dirememişti. ben ne olup bittiğini anlamak isterim. şahısları.. sonsuz bir tatlılıkta hüzünlü hırıltılar izliyor ve çıplak boynundan. ilerliyordu. küçük patikada görür gibi oldu. yeminlerden. Onun yüzünden de iflas etmişti. ümitten söz ediyorlardı.açarak kostümleri. dedi. bir başka âlemin havası içindeymiş gibi. kadife külahları. bırakıyor. berber ve boğa güreşçisi kokan bu mükemmel şarlatan tipini daha da göze sokuyordu. yüzü beyaz saten elbisesinden daha solgun. yüründüğü zaman titreyen boyanmış ağaçları. kiliseye doğru gidildiği zaman. Emma da onun gibi hayattan kaçarak. Lucie'yi yanıltacak olan uydurma nişan yüzüğünü görünce. sen sus! Karısının omuzuna eğilerek: — Bilirsin ki. dekorlan. yalvarmamıştı? Bilakis. Lucie'yi kollarında sıkıyor. zekâdan ziyade coşkunluk. tırnak-larıyle locasının kadifesini tırmalıyordu. sus artık! Lucie. tıpkı bir fırtınanın uğultusu içinde kazazedelerin haykırışları gibi uzayıp giden o melodili şikâyetlerle yüreğini dolduru-yordu. dedi. Birdenbire. bunu. niçin kıza bu kadar zulüm ediyor? diye sordu. — Ama ailesinden intikam almaya yemin ediyor. bu dünyada hiç kimse onu böyle bir aşkla sevmemişti. güzelliğinin en taz© çağında. kendini attığı uçurumun farkında olmaksızın. saçlarında portakal çiçeklerinden bir çelenk. düşünceli bir tavırla. sürgünden. kelimeleri fazla bozan müzik yüzünden. yine geliyor. şapkasında horoz tüyü bulunan o çirkin adamcağız? MADAME BOVARY 231 Emma'nın açıklamalarına rağmen. mantoları. âşıklar mezarlarının çiçeklerinden. o da galiba beni seviyor» diyordu. o kızın âşığı. nedimelerin koltuğuna girmiş. Salon alkıştan inliyordu. kanatları olsun istiyordu. Emma'nın sabrı tükenmişti: — Sus. sarsılmaz bir güven. etmiyor. Fakat bu mutluluk. müziğin son titreşimlerine karışıp giden keskin bir çığlık kopardı. Bu diplomat oyuncu da. lirizmden fazla şatafat. Edgar'm gönderdiği bir aşk hatırası sandı. Babası değil miydi. Sağlam vücudunu koyu renkte bir eski zaman cepkeni sarmıştı. sol majörden kavatine başladı. Gilbert'in kendi efendisi Ashton'a menfur entrikalarını anlattığı resitatif duetto başlar başlamaz. Charles. buğday başaklarının ortasında. Kontrbasların eşliğinde. Emma: — Ne oluyorsa oluyor. Şantözün sesi ona kendi şuurunun yankısı gibi. Ateşli Güney ırklarına mermerlerin haşmetinden bir şeyler katan o harikulade solgunluk onda da vardı. Zaten babası ile kolkola çıkıp gittiler. Edgar gibi ağlamamıştı. bir akşam Biarritz kıyılarında kayıkları onardığı sırada 230 MADAME BOVARY şarkı söylerken. Ah. aşktan yakınıyor. kılıçları. Güzel bir ses. gözlerini baygın baygın süzerken bembeyaz dişleri meydana çıkıyordu. sevgi. birbirlerine: «Yarına. Fakat. o zaman fazilet. Emma evlendiği günü gözlerinin önüne getirdi. kendi hayatından bir şeyler gibi geliyor ve bu vehim onu âdeta büyülüyordu.. oymalı bir küçük hançer sol kalçası üzerinde sallanıyordu. Polonyalı bir prenses. kederden. Lakin bu hissi şöhret sanat ününü desteklemeden geri kalmıyordu. Edgar Lagardy göründü. az önce gelen adam: «Lucie'yi seviyorum. Sesinde öfkeli haykırışları. ahenkle çırpınıp duran bütün o hayal mahsullerini seyrediyordu. zaten az kalsın ölümü bunlar yüzünden olacaktı. mehtapta. bir kucaklaşma içinde uçup gitmek isterdi. Emma. Zaten. ümitsizliğe düşmüş görünüyordu. pek neşeliydi. Son gece. Lucie. Niçin o da Lucie gibi. şehvet ve vazife birbiri içinde erir ve kendisi de bu kadar ulvi bir saadetten yerlere düşmezdi. o zaman bir çeşme fısıltısına veya kuş cıvıldamalarına benzeyen bir flüt sesi duyuldu. Fakat. Tenor. Emma: — Hayır. bütün hafakanları biliyordu. daima reklamlara şahsının cazibesi ve ruhunun hassasiyetine dair şairane bir cümle sokuşturmaya pek dikkat etmekteydi. diye cevap verdi. sesini duymuş ve ona âşık olmuştu. Sahnede yalnız kaldı. evliliğin çirkefinden ve zinanın hayal kırıklığından önce. Diyorlardı ki. onu görmek için eğiliyor. Son vedaı da haykırdıkları zaman.. macerayı anlamadığını da itiraf ediyordu. Emma. fügün bütün son kısmına yeniden başlandı. kendisini orada. hıçkırıklar ve öpücüklerle dolu notalar çıkıyordu. kadını yüzüstü bırakarak başka kadınların peşine düşmüştü. dedi.» dedikleri zaman da o. oysa öteki. Birinci sahnede herkesi coşturdu. hayatını âlicenap birine bağlayabilmiş olsaydı. Bovary: — Bu asilzade. Bütün sarhoşlukları.

dedi. yukarda kime rastgeldim? M. hatta sahnenin dibinden. o velveleli. içini saran şiiriyeti sayesinde. ona atılan çiçekleri toplayarak. kızgın kızgın. iri adımlarla sağa sola gidip geliyordu. Düşüncesini bu konudan çelmeye çalışarak. Fakat. Leon'a! Leon mu? — Ta kendisi! Gelip sana saygılarını sunacak. onu adama doğru çekiyordu. aynı anda. herhalde tükenmez bir aşkı olmalı. Şayet tesadüf istemiş olsaydı. o harikulade. Daha sözlerini yeni bitirmişti ki. soğuk bir şeyin sırtından aşağı aktığını hissedince. öfkeden ateş saçarak. Elini bir kişizade teklifsizliğiyle uzattı ve Madame Bo-vary de. sanki kendisini katlediyorlarmışçasma. ayak bileğinden itibaren genişleyen yumuşak çizmelerinin kırmızı mahmuzlarını tahtalar üzerinde çınlatarak. Emma dışarı çıkmak istedi. götür beni. ıstıraplarının bu kopyasını ancak gözleri oyalamaya yarayan bir plastik fantezi saymak istiyor. ceremeyi çekmek gibi laflar homurda-nıyordu. herhalde daha kuvvetli bir iradenin cazibesine kapılarak. Emma artık sanatın abartarak büyülttüğü ihtirasların küçüklüğünü biliyordu. küçümseyen bir merhametle içinden gülümsüyordu. o muhteşem hayatı hayalinde canlandırmaya çalıştı. öyle bir kalabalık var ki!. yaldızlı bir parmaklığın arkasında. çabuk çabuk bazı sözler kekeledi: . kesik kesik inip kalkıyor. Yeşil yaprakların üzerine yağmur yağdığı ve pencere kenarında ayakta birbirlerine Allaha ısmarladık dedikleri o ilkbahar akşamından beri bunu hissetmemişti. kalıbına girdiği şahsiyetin yarattığı vehim. masraf. Tanışırlardı. Edgar. bir locanın dibinde. kiraz rengi MADAME BOVARY 233 taftadan güzel elbisesindeki lekeleri silerken. Emma'ya bir çılgınlık geldi.uydurulmuş bir yalandı. bizzat kendisinin de yaşayabileceği hayatını. mendiliyle. daha berrak sesiyle diğerlerinin hepsini bastırıyordu. kadın. peşten notalarla onu adam öldürmeye kışkırtıyor. rahibin yarı bas sesi org gibi uğulduyor. dantela yakası. sanatkârı hor görme hevesi uçup gidiyor.» diye düşündü.. kuvvetine sığınmak için koşup kollarına atılmak ve ona: «Kaçır beni. her gece. Yonville'in eski noter kâtibi locaya girdi. yarı açık ağızlarından dökülüyordu. kostümlerine kendi eliyle nakışlar yaparak. Horlanmış âşık. Charles bayılmasından korkarak. adam da. Adamın İspanyol biçimi kocaman şapkası bir jestle yere düştü ve derhal çalgılarla şarkı söyleyenler gür sesle sextuor'a başladılar. kadife kapı perdesinin altından siyah elbiseli bir adam peyda olunca. bir taraftan da kadın sesleri onun sözlerini tekrarlayarak. ferahlatıcı bir şeyler getirmek üzere büfeye koştu. Arthur ayn bir köşede. Lucie tizden feryatlar koparıyor. Bir iplik fabrikatörü olan kocası. Charles'ın beceriksizliğine kızdı. bütün rüyalar senindir!» demek. Charles nihayet karısının yanına gelebildi ve nefes nefese: — Neredeyse. Rolün. Halk koridorları doldurmuştu. Perde indi. haykırmak geldi içinden. mağfiret ve şaşkınlık. Kadın. tazminat. «Halkın ruhuna dalga dalga boşalttığına göre. Gaz kokusu nefeslere karışıyordu. derhal durumun icaplarını düşündü ve hatıralarının bu uyuşukluğunu kendini zorlayarak sarstı. orta perdeden şarkısını söylüyor. başkentten başkente dolaşırdı. yalnız kendisi için şarkı söyleyecek olan o ruhun vecdini. devşirecekti. Sahnede rolünü oynarken. Hepsi de aynı sıra üzerinde el kol hareketleri yapıyorlardı. kıskançlık. nefis bir koro halinde devam 232 MADAME BOVARY ediyordu. tavuslar gibi çığlık kopardı. öfke. sevişirlerdi! Onunla birlikte bütün Avrupa ülkelerinde. Ashton. dehşet. Emma. Yelpazelerin rüzgârı havayı büsbütün boğucu bir duruma getiriyordu. nefes almasına engel olan çarpıntılarla yine kendini koltuğuna bıraktı. — Tahmin et bakalım. Tenor kendisine bakıyordu muhakkak! İnsan kılığına girmiş aşkmış gibi. hep kendisine bakacaktı. gelemeyecektim! Öyle bir kalabalık. kılıcını çekiyor. göğsünün hareketlerine uyarak. Sonra. saadetten mest olarak. gidelim! İçimdeki bütün ateşler. bütün yorgunluklarını ve gururunu paylaşarak. hiç düşünmeden aynı şeyi yaptı. Elinde tuttuğu bardak yüzünden yerine çok güçlükle döp-dü. zira her adımda dirseklerine çarpıyorlardı. intikam. nitekim bardağın dörtte üçünü kısa kollu elbise giymiş Rouen'lı bir kadının omuzlarına döküverdi.

ikide birde kocasırfm sözünü kesiyordu. bu işten anladığını göstermek için. hemen ertesi gün kalkıp gideceklerini söyledi. son perdede tamamıyle ha-rikuladeymiş.. Kızın saçları darmadağın olmuş: Sahne pek trajik olacak herhalde. Kadın. sonunu görmeden çıktığıma üzülüyorum. sustular. parlak şöhretine rağmen. Persiani'yi. sanki çalgılar daha az ses veriyormuş ve sahnedekiler gerilere gitmiş gibi. benim Lucie'm havasını hafif sesle veya avaz avaz haykırarak kaldırımdan geçiyorlardı.. Lefrançois ananın durumunu sordu. Fakat delilik sahnesi Emma'yı hiç sarmıyordu. Charles. sütnineye gidişlerini. pek uzun. — Ne zamandan beri? — Çıkın dışarı! Çıkın dışarı! Herkes dönmüş onlara bakıyordu. belki. dediklerine göre. M. dedi. sevgilim. diye devam etti. söze atıldı: — Ama yine. hemen değil. Emma'dan çok uzaklarda cereyan ediyordu.. Rü-bini'yi. kameriye altında kitap okumalarını. Homais ailesini. Emma'nın omuzları üzerine. Maksadı. — Demek Rouen'dasınız. . Şimdiye kadar Tamburini'yi. bıyığının ucu yanağına dokundu. Kendi samimi zevki ile karısının fikirlerine saygı arasında bocalayan Charles: — Evet. Şimdi o. Leon: — Oyun hoşunuza gidiyor mu? derken Emma'nın üzerine o kadar eğildi ki. dedi. Operadan çıkan kimseler.. şantözün oyununu da fazla abartmalı buluyordu.. Kâtip: — Yakında bir temsil daha verecek zaten. Leon'un canını sıkmamak maksadıyle.. davetliler korosu. MADAME BOVARY 235 müzikten söz etmeye başladı. konuşma çok geçmeden sona erdi. Leon da.. Paris'te görülen işlerden bambaşka olan muameleleri iyice kavramaktı. M. çünkü üçüncü perde başlıyordu. romlu şerbetini yudum yudum içerken. Sonra karısına dönerek: — Eğer yalnız kalmaya razı olursan. öyle mi? — Evet. Fakat Charles. Leon. dedi. Operayı izleyen Charles'a dönerek: — Pek fazla bağırıyor. Fakat o andan sonra. Önce.— Ah! Günaydın. on para etmezdi. Emma artık operayı dinlemez olmuştu. çünkü oyun hoşuma gitmeye başlamıştı. ocak karşısında başbaşa kalmalarını ve artık unutmuş olduğu o pek sakin. O zaman Leon. Ey güzel melek. pek tatlı zavallı aşkı hatırlıyordu. Ashton ile uşağı arasında geçen sahne. Nasıl! Siz burada mısınız? Salondan biri: — Susun! diye bağırdı. o başka. gayet işlek bir noterlikte iki yıl süreyle çalışmak üzere Rouen'a geldiğini anlattı. bin bir ihtimamla uzun dantel a şalını koydu. Emma'nın arkasında. eczacılardaki iskambil oyunlarını. tiyatrodan çıkıp bir yerlerde dondurma yemek teklifinde bulundu. Bovary: — Yoo. onların yanında. Emma. burnundan saçları234 MADAME BOVARY na kadar inen ılık nefesin temasıyle zaman zaman ürperdiğini hissediyordu. gidelim. boğuluyorum. o büyük remajör duettosu. — Dayanılmaz derecede! Doğru. Acaba neden geri dönmüştü? Hangi serüvenlerin akışı onu yeniden yolunun üstüne atmıştı? Leon. dedi. Sonra Leon içini çekerek: — O kadar sıcak ki. biraz... bir kahvenin camekânı önüne oturdular. hastalığından söz edildi. pek gizli.. omu-zunu bölmeye dayamış duruyordu. Bovary sordu: — Rahatsız mı oluyorsun? — Evet. Sonra Berthe'i. Lagardy. Grisi'yi dinlemişti. kocanın karşısında artık diyecek bir şeyleri kalmadığı için. kalalım. Kadın umursamaz bir eda le: — Doğrusu! hayır! Fazla değil. M. Üçü birden tiyatrodan çıkıp rıhtımda açık havada. O zaman Leon.Normandiya'da.

Paris sokaklarının asfaltını rugan ayakkabısıyle çiğnemeyen herkesi küçümseyerek taşraya dönüyordu. diye kekeledi. Bu ona iyi bir alâmet gibi göründü. — Öyle ise. umarım ki. Yukarı çıktı. Leon: . etrafındaki kağıt paraları korur. Emma garip bir tebessümle: — Doğrusu. Katedralde saat on bir buçuğu çalarken. kendilerine refakat eden Leon'a: — Mademki şimdi yine bizim memleketli oldunuz. çünkü Leon. dördüncü kattaki gibi konuşulmaz ve zengin bir kadının iffetini. zaten noterliğin bir işi için Yonville'e gitmek zorunda olduğunu söyledi. orada kendisini kibar tavırlı bulan işçi kızları arasında epey de süksesi olmuştu. Üniversiteli gençlerin en aklı başında olanıydı: Saçları ne fazla uzun. Chaumfere'e de oldukça devam etmişti. masanın mermeri üzerine iki beyaz sikke çınlatmayı da unutmadı. Zaten utangaçlığı da..Genç adam. dedi. Çoğu zaman. Fevkalade bir şeydi. Le"on. bundan kendini hep korumuştu.. Emma'ya sahip olmayı istemenin. kendini gayet rahat hissediyordu. değil mi. deli dolu insanlarla düşe kalka. hayli yıpranmıştı. üç aylık harçlığını ayın birinci günü yeyip bitirmezdi. kanun kitabını yere bırakır ve Emma'nın anısı aklına gelirdi. profesörleriyle de arası daha iyiydi. bilakis. Üç yıl süren bir ayrılıkten sonra onu tekrar görünce ihtirası uyandı. Nişanları ve arabası olan bir zatın. Beriki dostça bir aldırmazlık hareketi yaptı ve şapkasını alırken: — Anlaştık. Bovary.. altta yaşamaya devam etse bile. odasında kitap okurken veya akşamları Luxembourg Bahçesi'nin ıhlamurları altında otururken. üstüne başka emeller ve hırslar yığıldı. vaziyeti kavrayan Charles. dedi.. Nefse itimat. göz kamaştırdığından peşinen emin olarak. Charles bir kez daha kendisinin fazla kalamayacağını. oyunun son parçasında Lagardy'nin başarısını övmeye başladı. böyle yapmakla hata ediyorsun. içinde hayali dallara asılı bir altın yemiş gibi sallanan bir belirsiz vaat vardı. hiç şüphesiz. bunda kusur etmeyeceğini. noter kâtibi hemen kolunu yakaladı. hiçbir şeyin durduramadığı p korkaklara özgü kararlılıkla. beklenmedik bir ümit kapısı açan bu fırsat karşısında. bazen nereye indiklerini söylemediklerinden dolayı kendisinden özür diledi. Saint-Herbland geçidi önünde birbirlerinden ayrıldılar. saat beşe doğru. yanakları solmuş. Bu arada etraftaki masalar boşalıyordu. tıpkı korsesinin astarındaki zıh gibi. 238 MADAME BOVARY Gece.. dedi. buna bir karar vermenin artık zamanı geldi diye düşündü. sünepeliği kadar çıtkırıldımlığı yüzünden de. Sonra. sonra Kızıl Haç'a girdiklerini görüRce yüz-geri etmiş ve bütün geceyi bir plan düşünmekle geçirmişti. geceler insana öğüt verir derler. manevrayı da değiştirerek. ne de fazla kısaydı.. hafif sesle: — Gerçekten üzüldüm. bir şahikaydı! O zaman Charles ısrar etti: — Pazar günü dönersin. İfrata kaçmaya gelince.. Bir uşak: — Monsieur burada yok. masaya bıraktığınız para. Emma onun gelmesinden hiç telaşa düşmedi. düşün daha.. Leon onların peşine takılmış. meşhur bir doktorun salonunda. dantelalı bir Parisli kadının yanında olsaydı bu zavallı kâtipçik. dedi. ümidini kaybetmiyordu. Rouen'da. kesesini çıkardı. garsonlardan biri sezdirmeden gelip arkalarında durdu. hukuk tahsil etmekle beraber. fakat Emma için böyle bir zorunluluk olmadığını söyledi. Ertesi gün. bu hekimciğin karısı önünde. yarın saat altıda. boğazı kurumuş. vakit vakit bize akşam yemeğine de gelirsiniz? 236 MADAME BOVARY Noter kâtibi. rıhtım üzerinde. bilmiyorum ki. fakat burada. Fakat yavaş yavaş bu duygu zayıfladı. Monsieur ve Madame Bovary'den ayrılırken. hanın mutfağına girdi. vaziyete bağlıdır: Binanın asma katında. çocuk gibi tir tir titrerdi. hatta hesaptan başka. ÜÇÜNCÜ KISIM I M. haydi kararını ver! Birazcık olsun hoşuna gideceğini umuyorsan.

terliklerinin sateni içinde oynatıyordu. — Hayır. dudaklarında peyda olduğunu hissettiği o dayanılmaz tebessümü göstermesin diye başını çevirdi. asla! Asla! İçlerinde birer damla yaş belirten güzel gözlerini tavana doğru kaldırarak: — Ah bilseniz. öğleye kadar şehrin bütün otellerini bir bir dolaşıp kendisini aradığını söyledi. Emma. Emma. Çözük saçları üstünde unutma beni çiçekleri. Usûl onu sinirlendiriyor. Emma: — Affedersiniz. Leon: — Çoğu kez. — Nasıl ettiniz? Leon. — Demek kalmaya karar verdiniz. herhalde Emma'nm hatırına gelmiyordu. tahsili boyunca sıkıntıdan hafakanlar geçirdiğini anlattı. rıhtım boyunca sürükleniyordum. her mektubunda canını sıkmaktan geri kalmıyordu. başka sahaları daha cazip buluyor. Fakat bazen fikirlerinin eksik kalan ifadesi karşısında duraklıyorlar ve ona tercüman olabilecek bir cümle bulmaya çalışıyorlardı. zaman zaman. dedi. peşimi bırakmayan musallat fikirden kurtulamayarak. devam etti: — Bazen bir tesadüfün sizi karşıma çıkaracağını hayal ediyordum. bunun rasgele bir içgüdünün itişiyle olduğunu iddia etti. ayak parmaklarını. Ama yine de içini çekti: . aynaya aksediyordu. MADAME BOVARY 239 Emma bir başkasını delicesine sevmiş olduğunu itiraf etmedi. sabah sabah sevgilisinin şatosuna doğru çayırlardan koşarak gittiği eski randevular da. ortasındaki. saçlarının topuzunu eski bir koltuğun arkalığına dayamıştı. pazenden bir sabahlık giymiş. O. budalalığını örtbas etmek için. dedi. ufacıktı. Kollarını kavuşturup başını eğerek. genç adam. Sonra. — Zannediyorum ki. Emma cevap vermedi. Emma gülümsemeye başladı. bir ince örtünün dalgalandığı bütün kira arabalarının peşi sıra koşuyordum. resmin karşısında saatlerce kaldığımı bilirim. basma resimler satan bir dükkâncıda.. Arkasında. her biri. Şehrin gürültüsü oraya kadar pek az geliyordu. Köşe başlarında bazı kadınları size benzetiyor. Beni bir şeyler hep oraya sürüklü-yordu. Maskeli balolardan sonra. terliklerinin fiyongu-na bakıyor. neler hayal ettiğimi! — Ya ben! Ben de çok acı çektim. kalabalığın gürültüsü içine atıyordum kendimi.beyaz ayırma çizgisi ve buklelerinin altından taşan kulak uçlanyle. Fakat erkeklerin de dertleri vardı. annesi ise. Leon. aya bakıyordu. bir ilham perisini gösteren bir İtalyan gravürü vardı. — Yok yok. sözünü kesmeden konuşturmaya kararlı görünüyordu. Çoğu kez sokağa çıkıyor.. şu dünyadaki sevgilerin bayağılığı ve kalbin daima gömülü kaldığı ebedi yalnızlık üzerinde uzun uzadıya durdu. ama hata ettim. hata ediyorum. konuşmaya bazı felsefi düşüncelerle girişildi. kadın değilsiniz ki siz. öyle mi? Emma: — Evet. sanki yalnızlıklarını büsbütün daraltmak ister gibi. Göze girmek için veya kendisini de hüzne düşüren bu melankoliyi safcasına taklit ile. duvarın sarı kağıdı yaldızlı bir fon gibiydi. 240 MADAME BOVARY Emma onu. diye ilave etti.. dedi. titreyen bir sesle: — O resim biraz size benziyordu. dedi. hamal kıyafetine girmiş kadınlarla yediği yemekleri belki hatırlamıyordu. size mektuplar yazıyor. kapılarında sizinkini andıran bir şalın. Bulvarda. Madame Bovary. kolsuz bir elbiseye sarınmış. oda ise. konuştukça. bitmez tükenmez dertlerimle canınızı sıkıyorum. Her ikisi de ıstıraplarının nedenlerini daha açıkça belirtiyorlar. böyle olmayacak zevklere alışması hiç doğru değil. bu karşılıklı dert yanmanın artan harareti ile biraz daha coşuyordu. sonra da hepsini yırtıyordum. derhal... alıp başımı. İnsanın etrafında bin bir gaile varken. Leon da kendisini unutmuş olduğunu söylemedi.— Ama ben tahmin ettim.. Açık başı.

— Heyhat! Erkeklere buna benzer kutsi vazifeler verilmiyor. fakat birbirlerine bakarlarken. sanki sabit gözbebeklerinden. dedi. belki hekimlik. göz ucuyle Emma' nın çehresini süzdü. ne olduğunu anlayamadığım bir kuvvettiniz. elimde olmadan yanınız sıra yürüdüm.. camekândan.. O zaman her ikisi de. kendisi de.. ben sokakta kalıyordum. âdeta rüzgârın çıkıp gökyüzünü bulutlardan temizlemesi gibi bir şey oldu. Fakat Emma bu battaniye hikayesine: — Niçin?. hafifçe omuz silkerek. arkanızdan kapanan o kocaman ağır kapının karşısında aptal gibi kalakaldırıldı. engel atladığından dolayı sevinerek. ona hayatı çekip uzatıyor gibi geliyordu. Zaten göz. eldivenlerinizi çıkardığınızı ve tez¦ gâhın üzerinde para saydığınızı görüyordum. çünkü her ikisi de. ğuna şaşıyordu. — Aşağıda. Ölmemiş olması. siz hiç buyurun demeden. çıkmak üzereydiniz. Artık konuşmuyorlardı. güneş pancurlara vurunca ne halde iseler. ne sizi. devam edin.. gözümde canlandırıyordum. Doğru!. Emma. İçini çeke çeke kokladıktan sonra da: — O zamanlar siz. filbahardan beşiği. diye sordu.. — Ya bizim o zavallı kaktüsler ne oldu acaba? — Bu yıl kış hepsini kuruttu. hiçbir yerde hiçbir meslek göremiyorum. sesli bir şey çıkıyormuş gibi. Lcon. diyordu. fazileti. inanılmaz derecede bir feragat ihtiyacı içindeydi. hastanede çalışan bir rahibe olmayı ne kadar isterdim. her an. sofadaydınız. karşılıklı. Örneğin. Nihayet Emma cevap verdi: — Ben de bunu sezer gibi olmuştum zaten..— Asıl acınacak şey. — Çünkü sizi çok sevmiştim! Leon. hemen elin üzerine dudaklarını yapıştırdı. vazifeyi ve insanın kendisini sessizce kurban etmesini övmeye başladı. değil mi? Eğer ıstıraplarımız birisine yarayabil-seydi. Emma: — Bilmezsiniz. ama herhalde hatırlamıyorsunuzdur? — Hatırlıyorum. fakat yine de. doğru!. Madame Bovary. gidiyordum. — Niçin mi? Tereddüt ediyordu. bütün yüzü parladı. odasının mobilyalarını. hayatımı esir eden. ve iki çıplak kolunuzun çiçekler arasında dolaştığım görür gibi olurdum. hatta başınızda küçük mavi çiçekli bir şapka vardı. dedi.. Bu. Bununla beraber. Siz bir dükkâna girince. üzerine bugün mazilerini ayarladıkları böyle bir ideale göre yaşamış olmak isterlerdi. Emma' nın giydiği elbiseleri.onları ne kadar düşündüm? Çoğu zaman. Madame Tu-vache'ın kapısını çaldınız. ben de. bir fedakârlık yapmış olmak düşüncesiyle kendimizi teselli ederdik.. sözünü kesti ve ölmesine ramak kaldığı hastalığından şikâyete başladı. son basamakta bulunuyordunuz. onu alıp götüren bir his ummanı gibi bir şeydi. Emma elini Leon'a uzatarak: — Zavallı dostum. Leon.. ne yazıktı! Şimdi artık ıstırap çekmezdi. hatta bir gece öldüğü vakit kendisine Emma'dan hatıra kalan kadife çizgili o güzel battaniye içinde defnedilmesini vasiyetnamesine yazmıştı.. Leon bekliyordu. bütün evi hatırlıyordu.takip etmeye cesaret ederek. Bakışlarını karartan o kederli düşünce yığını mavi gözlerinden sıyrılıp gitti. Sonra. kapıyı açtılar. benim için. — Bilir misiniz . benim gibi. eskiden yaz sabahları. onları öyle. kiliseler ve büyük metruk konaklarla dolu Beauvoisine mahallesinde değişik saatlerin sekizi çaldığım işittiler. hatırlanan bütün bu şeyler. aptallık ettiğimin biraz daha farkına varıyordum. adımlarımı size uydurmuş. bu. bir türlü tatmin edemediği. Le"on. lüzumsuz bir ömrü sürüklemektir. alçak bir sesle vakit vakit: — Evet. onu dinlerken. hisleri daima çekip uzatan bir hadde aletiydi. ne de yanınızdan ayrılmak isteyerek. bir seferinde size gelmiştim. gözleri yarı kapalı. Yatılı okullar.. dedi. doğru. Leon derhal mezarın sükûtuna gıpta etti. bu kadar yaşlanmış oldu-. kafalarının içinde bir uğultu . zevk ve kederlerini bir tek kelime Me' özetlemiş oldukları o mazideki hayatın ehemmiyetsiz haMADAME BOVARY 241 diselerini birbirlerine anlattılar.

mühim bir şey. gitti! Zavallı Bovary de beni bunun için burada bırakfaydı! GrandPont sokağındaki M. duvar saatine eğilerek: — Aman Allahım. çözülmez bağlarla birbirlerine bağlanmış olsalardı. Gece. zaten gidemezsiniz. imkânsız bu! Bilseniz. O zaman. Emma* nm yüreğine müphem bir korku düştü. Emma: — Acaba. Dinleyin beni. Leon geri çekilerek: — Ah. dostum. Leon: — Ne hülya! diye mırıldandı. Lor-meaux. sonra tekrar oturdu. eskisi gibi kardeşçe bir dostluk çerçevesi içinde kalmaları lazımdı. tadacakları saadeti düşünüyor ve ümitsizliğe düşüyordu. sivri çatılar arasında siyah bir gökyüzü parçası görülüyordu. — Ne gibi? — Ciddi. Acaba ciddi olarak mı böyle söylüyordu? Baştan'çıkmanın büyüsü ve buna karşı koymanın zorunluluğuna kendini kaptırmış olan Emma da hiç şüphesiz bunun farkında değildi. Beni unutunuz! Sizi başka kadmlau.... Kollarını açarak kendisine doğru ilerleyen Rodolphe'un cüretinden çok daha tehlikeli olan bu utangaçlık karşısında. kesilen konuşmayı nasıl bağlayacağını düşünüyordu ki. Hem sonra. Emma: — Peki? diye cevap verdi. ilave etti: — Yeniden başlamamıza kim engel olabilir ki?. — Sizi sevdiğim kadar değil! — Çocuksunuz siz! Haydi. tesadüfün lüt-fuyle daha önceden tanışarak. uslu olalım! Ben böyle istiyorum! Ona sevişmelerinin imkânsızlığını anlattı. size diyeceklerim var. hâlâ parlamaktaydı. siz de onları seveceksiniz. hayır. Hiçbir erkek kendisine Leon kadar güzel görünmemişti. ö yanağa dudaklarını koymak için âdeta can atıyordu. yarı yarıya karanlığa gömülü. altlarında İspanyolca ve Fransızca izahatla. duvarlar üzerinde koyulaşıyordu. Leon: . Emma'nın ne demek istediğini anladı ve şapkasını aramaya başladı. dedi. biz hâlâ gevezelik ediyoruz. — Ama sizi tekrar görmem lazım. affedersiniz.. Beni hâlâ anlamadınız mı? Hâlâ tahmin etmediniz mi?. Kendisi daha ilk görüşte onu sevmişti. dedi. ertesi gün mutlaka kasabaya dönecekti. Yanağının o tatlı derisi —Emma'nın düşüncesine göre— kendisine duyduğu arzu ile kızarıyordu ve kadın. Leon. sanki vakti öğrenmek istiyormuş gibi.— Peki? dedi. t_ Emma yerinden kalkarak konsolun üzerindeki iki mumu yaktı. Nesi Kulesi'ne ait dört sahneyi gösteren dört taşbas-ması resmin kaba renkleri. şimdiye kadar hiç kimsenin bana böyle duygular ifade etmemesi nereden geliyor? Noter kâtibi hemen. . Genç adamı MADAME BOVARY 243 yumuşak bakışlarla seyrederken. dedi. hayır... Uzun beyaz kuşağının mavi kenarını elinde kibarca evirip çevirerek. Halinde nefis bir saflık vardı. her şey bu MB 16 242 MADAME BOVARY vecd halinin tatlılığı içinde birbirine karışıyordu. sevecek. Birbirlerinin elini tutuyorlar ve mazi. dedi.. — Hayır. Leon. Siz ise çok gençsiniz.duyuyorlardı. — Evet.. hatırlamalar ve hülyalar.... Artık fırsatı kaçırmıştı.. gelecek. Le"on: — Sahi mi? dedi. onun titreyen ellerle denediği ürkek okşamaları da hafifçe itiyordu. İndirdiği ince uzun kirpikleri kıvır kıvır oluyordu.. kansıyle birlikte beni tiyatroya götürecekti güya. ideal varlıkları anlamanın güç olduğunu söyledi.. ne kadar geç olmuş. Emma: — Ben de onu düşündüm bazen. — Ben operayı bile unuttum. Orada. İner çıkar pencereden. Ben çok yaşlandım.

sonu gelmez bir mektup yazdı. Ertesi gün Leon. katedralde. Bu bakışlarda sadece dondurucu bir haşmet vardı. Bir kadın için ilk defa çiçek satın alıyordu. — Pekâlâ! Durdu. burada olmaz. Genç adam bir demet menekşe aldı. katedrale eğri gelen ışık. Kavas. dans eden Marianne'm altında. dedi. belinde kılıç. bir tek defa. noter kâtibine. Notre-Dame'ın sahanlığına doğru yürüdü. — Öyleyse. randevuya gelmeyeceğine dair. hem de birkaç kat cila sürdü. Kadın başını eğince. vaktin geldiğini düşündü ve ağır ağır. Emma ellerini çekti. Acaba Monsieur. üç adım geriledi.. iskarpinlerine.. Leon. hep şaka! Yeter. Berberin dokuzu gösteren guguklu saatine bakarak: — Daha pek erken. Menekşeleri koklarken. yonca yaprağı biçimindeki kuleciklerin arasında. sonra fikrini değiştirerek: — Ama. ince çoraplarını. bir yaprak sigarası içti. hep şaka. mukaddes kaptan daha parıltılı. diyordu. Bununla beraber. kararlı adımlarla katedrale daldı. buralı değiller herhalde. Fakat mektubu kapattıktan sonra.— Halbuki pekâlâ konuşuyorsunuz işte. ne kadar levantası varsa hepsini mendiline boşalttı. Sonra titrek bir sesle fısıldadı: — Yarına. birbirlerini görmemeleri lazımdı. ne yapacağını şaşırıp kaldı. kilisenin meraka değer özelliklerini görmek istemezler mi? . Her ikisi de ayakta duruyordu. başında tüylü şapkası. bağrışmalarla dolup taşan meydanda. Düşündü ve sonra kestirip attı: 244 MADAME BOVARY — Yarın. üç sokaktan geçti. kadının gözlerinde bir muvafakat ifadesi aradı. dedi.. yandaki odaya kaçtı. siz çıldırmışsınız. kaldırım taşlarını çevreleyen. Güzel bir yaz sabahıydı. tekrar bozdu. Leon'un adresini bilmediği için. eşikte duruyordu. yeter! Bana acıyın da sizi bir kere daha göreyim. artık her şey bitmişti. Emma'nın arkasınday-dı.. soldaki büyük kapının ortasında. omuzunun üstünden başını uzatarak. göğsü gururla kabardı. Emma'nm ellerini yakalayarak: — Orada olacağım. nergisler ve çuha çiçekleri kokuyordu. karanfiller. bir kuş sürüsü fırdolayı dönüp duruyordu. yeşil elbisesini giydi. menekşe demetlerini kağıda san-yorlardı. dedi. bir kardinalden daha azametli.. gri renkteki taşların kırık yerlerine parıltılar serpiştiriyordu. sonra saçlarını kıvırttı ve arkasından da. gökyüzünde. çıktı. zerafeti daha tabii olsun diye. Ortada çeşme şırıldıyor. — Ah. Dışarı çıkmak üzere. boynuna doğru uzandı ve ensesini uzun uzun öptü. görülmekten korkuyordu. Leon. başlan açık. Kendi kendine: — Nasıl olsa gelecek. penceresi açık balkonda şarkı mırıldanarak. kıvrak gülüşlerle: — Siz çıldırmışsınız. bir başkasına sunmak istediği bu iltifata sanki kendisi mazhar oluyormuş gibi. Lyon'a yaklaştı ve kilise adamlannın çocuklan soruya çekerken takındıkları yapmacık bir güler yüzlülükle: — Monsieur. O aralık kilisenin kavası. saat on birde. diye düşündü. Gece. Eski bir moda mecmuasını okudu. geniş şemsiyeler altında ve kavun yığınları arasında satıcı kadınlar. kendim veririm eline. LĞon. Öpücükler çoğaldıkça. ah. — Nerede isterseniz. Kuyumcu dükkânlarının camekân-larında gümüş takımlar panldıyordu. elinde baston. Emma kesik kesik.. Beyaz pantolonunu. Emma bir baş işaretiyle cevap verdi ve bir kuş gibi. kendi saadetleri-için. yaseminler. ıslak yeşilMADAME BOVARY 245 likler ve kuşlara mahsus kedi otları ve kırmızı fare kulaklarıyle yer yer birbirlerinden aralıklı dikilmiş güller. bir defa daha.

daha ileride. Emma. kiliseyi tek başına temaşaya kalkışan bu adama karşı içinden kızıyordu. işi acele sofular gibi. üstünde ne yazısı. 246 MADAME BOVARY güzel ve canayakın. Kubbe altlan. Billur avizeler hareketsiz sarkıyordu. yanmaya hazır duruyordu. onun etrafında. Genç adam. düşüncesi Emma'nın peşinde dolaşıp duruyordu.. üç muazzam şua halinde. Hazreti Meryem hücresine girdi ve bir iskemle üstünde diz çökerek dua etmeye başladı. dua okunan yere kadar geldi. bu arada. bu sofu kadın fantezisine kızdı. alacalı bir halı gibi seriliyordu. Uzun uzun. dedi. hemen hemen Allaha küfretmek gibi geliyordu. malta taşları üzerine. kilisenin meraka değer hususiyetlerini görmek istemezler mi acaba? Noter kâtibi: — Hayır. herhalde buralı değiller? Madame. ojivlerin başlangıcı ve renkli büyük camların bir kısmiyle. onları meydanın yanındaki methale götürdü ve kendilerine bastonuyle. altın gözlüğü. kilisenin yürek çarpıntısını daha da artıran sessizliğine kulak kabartıyordu. dedi. hızlı hızlı yürüyordu. Andaluzyalı bir markiz gibi kendini duaya kaptırmış görmekten bir başka zevk duydu. ne de işlemesi olan siyah kaldırım taşlarından büyük bir daireyi göstererek azametle: . Kilise. üç açık kapıdan. hayır! Ve şiddetle elini çekerek. çünkü Emma bir türlü duanın sonunu getirmiyordu. gözlerini mihraptaki dolabın ihtişamıyle dolduruyor. Döndü. orada. karanlıkta. Emma ortada yoktu. kapanan bir parmaklığın yüksek kubbeler altında yankıları devam eden gürültüsü katılıyordu. telaşlı. bir siyah kısa pelerin. artık gidiyorlardı. Allanın inayetine mazhar olmak için de. bir zangoç. bunlara. Fakat iri taşlar üzerinde bir ipek hışırtısı. mavi camları üzerinde kayıkçıların sepetler taşıdığı görülen bir büyük pencereye gözleri ilişti. kendini dua etmeye zorluyordu. dikkatle baktı. Leon'a bir kağıt uzatarak: — Okuyunuz. incecik fotinleriyle. bir kenarda. Emma'nın yüzü solgundu. Emma dua ediyordu. yan hücrelerden. mihraba yandan diz bükerek geçip gidiyordu. randevunun ortasında. Evvela kilisenin yan kısımlarını şöyle bir dolaştı.Le"on: — Hayır. ama. bir melek gibi güzel kokuların dumanı içinde görünsün diye. şapka kurdelesi. Bu. içi dolu mukaddes kaplara aksediyordu. usulüne uygun olarak. Zaman zaman. yüzünü ışığa boğmak için parıldıyor ve buhurdanlar. mermer kenarda kırılarak. aşkının itirafını dinlemek için eğiliyor. Emma: — Neden olmasın? Çünkü sallanmakta olan iffeti yüzünden Hazreti Meryem'e. ama sonra onu. az sonra gelecekti. volanlı elbisesi. mezarlara. iç çekişlerini andıran sesler geliyor. kilisenin karanlık yerlerinden bazen. bir. ciddi adımlarla. büyük renkli pencere camları. daha doğrusu. Emma yerinden doğruldu. duvar boyunca yürüyordu. dipte. heykeller. Hayat kendisine hiçbir zaman bu kadar güzel görünmemişti. Leon bir iskemleye oturdu. çok geçmeden de canı sıkıldı. Sonra kapıya gelip meydana baktı. Dua yerinde bir gümüş lamba yanıyor. Kubbeli taban. büyük vazolarda açmış beyaz çayır çiçeklerinin kokusunu içine çekiyor. Emma'ydı! Leon kalktı ve kendisine doğru koştu. Tam o sırada kavas hızlı hızlı geldi: MADAME BOVARY 247 — Madame. Kavas. Dışarının bol güneşi. neyi bulursa ona sarılmak ihtiyacındaydı. LĞon'un bu hareketi ona canavarca bir iş. kendisini takibeden bakışları gözetleyerek. âdeta kendisini soymak. dedi. Bunun üzerine kavas.. Ama yine Emma gelmiyordu. kiliseye dalıyordu. muazzam bir aşk odası olmaya hazırlanıyordu. Le"on. balıkların pullarını ve mintanların iliklerini saydı. Fakat resimlerin aksi. Leon' un tatmadığı bin bir zerafet ve baştan çıkan faziletin o anlatılmaz cazibesi içinde. kalbine gökyüzünden ani bir karar nazil olmasını umarak.

Leon dönüp baktı. değil mi? . dedi. bir tek harekette bulunmaya kalkış-maksızın. toprağa gömmüşlerdi. sonra. sevinçten ölmüştür. yabancının göreceği daha birçok şey varken. 25 temmuz 1531'de. Poitou büyük Mareşali. Uzun bir iç çekme ile: — Bu. mezara inmeye hazır duran bu adam yine aynı şahıstır. eskiden İngiltere kralı ve Normandiya dukası Arslan Yürekli Richard'ın mezarını süslüyordu. şaşırdı kaldı: — Ama. O çanı döken işçi.. Buradaki.İşte. boyuna konuşarak. Breval ve Mont-chauvet beyi. onlardan birkaçını yerinden kaldırdı ve kötü yapılmış bir heykel olması muhtemel bulunan bir nevi külçeyi meydana çıkardı. Bunlar. bu zamansız cömertliği anlamayarak. Breze kontesi. kolunda bir çocuk taşıyan kadın ise. Hiçliğin bundan daha mükemmel bir timsalini görmek mümkün olamaz. vary parmağını mukaddes suda ıslatırken. bir kelime bile söylemeye. Fakirlere otuz bin altın ekü dağıtılmasını vasiyet etmiştir. — Monsieur hata ediyorlar! Yerden itibaren yüksekliği tam dört yüz kırk ayaktır. Tam kırk bin libre geliyordu. kral XII. Calvin'ciler. Ebedi kılavuz devam ediyordu: 248 MADAME BOVARY — Onun yanında gördüğünüz şu diz çökmüş ağlayan kadın ise karışıdır. Louis' nin nazırıydı. ordre şövalyesi ve dedesi gibi Normandiya valisi olup. bir pazar günü vefat eden Louis de Breze'dir. Leon kaçıyordu. onu bu hale getirdiler. Maulevrier kontu. Valentinois düşesi. dedi. nereye gidiyoruz? diyordu. birinin nefes nefese geldiğini duydular. şaha kalkmış bir atın üzerinde gördüğünüz zırhlara bürünmüş bu asilzade ise. hareketsiz. Şimdi. dedi. Fakat Leon hızla cebinden bir gümüş para çıkardı ve Em-ma'yı kolundan yakaladı. Nor-mandiya valisi. Madame Bovary gözlüğünü eline aldı. Leon: — Teşekkür ederim. Leon cevap vermeksizin hızlı hızlı yürüyordu. kitabede de görüldüğü gibi. — Sağda. Monsenyörün ikametgâhına gitmek için geçtiği kapı. âlem. Monsieur. tekrar Hazreti Meryem'in hücresine gelince. ona bakıyor. 16 temmuz 1465 tarihinde Montlhery muharebesinde ölen. kavastı. Monsen-yörün piskoposluk makamı altına.— . Hiç durmadan. 1566'da ölmüştür. dedi. Madame Bo-. Altında da. Kavas yürümeye başladı. koltuğunun altına sıkıştırdığı yirmi kadar ciltsiz kalın kitabı karniyle de destekleyerek getiriyordu. zira neredeyse. Emma ile Leon'u içi parmaklıklarla dolu bir hücreye soktu. kralın mabeyincisi. şimdi de delifişek bir kazancının marifeti ile katedralin tepesine gelip konuvermiş o sipsivri bir kafesi andıran veya ajurlu bir bacaya benzeyen şeyden buhar olup havaya karışacak gibi geldi ona. — Monsieur! — Ne var? Bu. âlem!. iki saatten beri kilisede taş gibi "hareketsiz kalmış olan aşkı. Kötülük olsun diye.. gevezelikle kayıtsızlığın bu çifte inadı karşısında cesaretinin tükendiğini hissediyordu. Monsieur. Emma: — Peki.. topyekûn bir izah jestiyle kollarını uzattı ve sıra sıra desteğe alınmış yemiş ağaçlarını gösteren bir çiftlik sahibinden daha gururlu: — Bu alelade taşın altında. katedralden bahseden eserlerdi. 1499'da doğmuş. çan kulesinin âlemi. onun torunu.. İkisi de kardinal ve Rouen başpiskoposuydular. dedi. Varrenne ve Brissac beyi Pierre de Bre'ze yatıyor. Leon ise. Leon dudaklarını ısırarak. Hazreti Meryem'dir. güzel Ambroise çanının çevresi. Diane de Poitiers'dir. arkalarında. katedrale çok iyilik etti. solda. Bütün Avrupa'da bir eşi daha yoktu. İşte. Geçelim de Gargouille'u gösteren renkli pencere camını görelim. Baştan başa dökme demirden. Mauny baronu. Mısır'daki en yüksek ehramdan yalnız dokuz ayak noksan. Leon: — Gidelim. yerinde tepiniyordu. Kavas. şu tarafa dönünüz: İşte Ambroise'ların mezarları. ¦ Leon kiilseden dışarı fırlarken homurdanıyordu: . muntaMADAME BOVARY 249 zam aralıklı bir baston takırtısıyle..

doğrusu. gitti. Le"on... Bouvreuil bulvarından çıktı. olur mu. Cauchoise bulvarını. Rouge-Mare'a. Gümrük önüne. cennet. birdenbire. Araba nehir boyunca. ulu karaağaçlar arasından. Müşterilerini hangi hareket çılgınlığının böyle durmamacasına yollara düşürdüğünü bir türlü anlayamıyordu. Arabacı: — Monsieur nereye gidecek? diye sordu. Trois -Pipes'e ve Cimetiere Monumental'e uğradı. Aynı ses: — Hayır. ceza gü-. Base-Vieille-Tour'a. yorgunluktan ve kederden âdeta ağlamaklı olmuş. meşin şapkasını dizleri arasına koydu. Saint-Maclou. dosdoğru gidin! Araba. Aynı ses. La Fayette kavşağından iti250 MADAME BOVARY baren. Saint-Romain. Emma'yı arabaya sokarak: — Nereye isterseniz. küçük perdeleri inik bir arabanın. kendini inişe bırakarak. Araba derhal harekete gelerek. şuraya buraya çarparak.— Hay budala! Küçük bir çocuk sahanlıkta haylazlık ediyordu: — Git de bana bir araba getir. Saint-Sever. sonra Deville yamaçlarına kadar bütün Mont-Riboudet'yi dolaştı. fakat derhal arkadan öfkeli haykırmaların yükseldiğini işitiyordu. bir sıçrayışta. Eşikte kalmış olan kavas onlara seslendi: — Hiç olmazsa kuzey kapısından çıkın. hafif tırısla devam etti.. Tekrar döndü ve artık niyetsiz ve istikametsiz. birkaç dakika yalnız kaldılar. hayır. Araba yeniden harekete geçti. Sotteville. Çocuk. dedi. dirilişi. Fakat. rasgele. bir mezar gibi sımsıkı kapalı ve bir gemi gibi . diye bağırdı. Saint-Pol'e. kayıtsız. nehir kenarına. Lescure'e. kuru taşlar döşeli yedekçi yolundan ilerledi. vakit vakit meyhanelere ümitsizce bakıyordu. Grande-Chausse ve Elbeuf sokağından geçti ve nebatat bahçesi önünde. Maladrerie sokağına. MADAME BOVARY 251 Limanda. yeni köprüyü geçti ve Pierre Corneille'in heykeli önünde zınk diye durdu. Le*on. arabasını yan yolların ötesine. Arabacı alnını sildi. kurşun gibi Quatre-Vents sokağından fırladı. Gargan tepesine. Bazen mahsus duraklar gibi oluyor. Oyssel tarafından. adaların ötesine kadar uzun uzun yol aldı. sınır taşlarının bulunduğu köşelerde. mukavemet edilmez bir delil karşısındaymış gibi pes etti. susuzluktan. Curandiers rıhtımı ve Meules rıhtımından geçti. dörtnala şimendifer istasyonuna girdi. pek yakışıksız olur! Noter kâtibi: — Neden olsun. Napoleon rıhtımını. daha öfkeli: —: Yürüsenize! diye haykırdı. ne yapacaklarını biraz şaşırmış. Nazlanıyordu. parmaklıklardan dışarı çıktı ve ağaçlıklı yola gelince. şehirliler. Paris'te olağan bir şey bu. bilmem ki. dedi. Sonra ciddi bir eda ile: — Biliyor musunuz. Dinanderie sokağına. Saint-Vivien. gezintiye devam etti. O zaman.. İçeriden gelen bir ses: — Devam ediniz! dedi. Ama araba bir türlü gelmiyordu. Quatremares. üçüncü defa olarak durdu. güneşte bir aşağı bir yukarı gezindikleri hastane bahçelerini arkada bıraktı. sarsıntılara aldırmaksızın. yük arabalârıyle variller arasında.. Emma'nm tekrar kiliseye girmesinden korkuyordu. Saint-Nicaise önüne. ter içinde kalmış iki sıska beygirine şöyle temiz birer kırbaç savuruyordu. sarmaşıklarla yemyeşil bir taraça üzerinde. keyfi kaçmış. Karşı karşıya. sanatlar meydanını. köprüyü bir kez daha aştı. sokaklarda. Hantal araba yola düzüldü. Nihayet araba göründü.. çimenlerin yakınma sürdü. — Ah! Leon. Kral David'i ve cehennemin alevleri içindeki lanetleri görürsünüz. hep yerinde. Emma bu söz üzerine. Büyük köprü sokağından indi. Champ-de-Mars Meydanı'nı ve siyah ceketli ihtiyarların. nünü. Arabacı. Gaillardbois meydanına.

Bu yığın. ayakta.Sokak köşelerinde. araba Beauvpisine mahallesinin daracık bir sokağı önünde durdu. Burasını basit bir depo değil. Bir defa.. laboratuvarda capharnaüm'un çivide asılı anahtarını alıyor. Homais'nin -evine gitmeniz lazım. Bunlar. ta çenelerine kadar çıkan önlükleri ve ellerinde çatallarıyle. Bu nedenle Jus-tin'in sersemliği. beyaz kelebekler gibi. hem de diyeti olan o korkak uysallığı kendi yüreğinde hissetmeye başlamıştı. . her şeyin yeri ayrıdır. iki havan eli arasında yere serilmiş yatıyordu. tavan arasında mesleğine ait kap kaçakla eczaların tıklım tıklım doldurduğu küçük bir odaya capharnaüm demek âdetindeydi. dövülmüş şeker. aşçı kadın da arabanın vasistasına kadar uzanarak. tembelliğinden. kırlık yerde. ona saygısızlığın son perdesi gibi geliyor ve frenküzümlerinden daha çok kıpjkırmızı kesilerek. tencereler kaynıyor.. yalnız sevdiği işlerle uğraşmaktan zevk aldığı bîr sığınaktı. bu âdeta bir hâkimin. gözlerini dört açarak bakıyorlardı. Süratle bavulunu hazırladı. cesaretlendirerek. hatta Rouen Feneri.bocalaya bocalaya. arabanın gümüş gibi parlayan fenerlerine güneşin tepeden vurduğu bir anda. Büyük koltuk devrilmişti. şuruplar. masada teraziler. bir kamu ihtiyacının ferdi fantezilere gerekli olan üstünlüğüyle. içini de bizzat kendisi süpürürdü. birçok kadınlarda zinanın hem cezası. gidiyor. ha252 MADAME BOVARY vada tütüp duran küçük pembe kümeler vardı. gün ortasında. Pek acele bir mesele için. etiket yapıştırmak. Nihayet. Koridorun kapısını itti. şapkasının tülünü indirmiş bir kadın indi ve başını çevirmeksizin yürüdü. ilaçlar. başını eğiyor. fakat akşama döneceğine söz vermişti. Justin. hem de kapaklı bir tencere ha! Belki bir daha onu kullanamayacağım! Bizim mesleğin nazik işlerinde her şeyin ehemmiyeti MADAME BOVARY 253 vardır. diğer yığınları aşıyordu. durmamacasına aynı yerlerden geçmesi gibi taşrada benzeri görülmemiş bir hadiseye afallamış. Eczacı. eczacı ise bağırıyordu: — Kim dedi sana. -Bu. gözlerini yumdu ve bayırın altında'açtı. çiçek açmış bir kırmızı yonca tarlasına döküldüler. atlarını zaptetti. âdeta bir tavuğu neşterle parçalamaya benzer. Nalbantm evi önünde gerine gerine duran Felicit^'yi ta uzaktan tanıdı. tekrarlıyordu: — Capharnaüm'den ha! Asitleri. hana borcunu ödedi. yakıcı alkalileri kilitlediğim anahtarı alarak ha! Oradan yedek bir tencere getirmek ha. Emma. yeniden sarıp sarmalamakla saatleri geçirirdi. Arabada bir köşeye oturur oturmaz. bir başka tencere getir diyorum. herkese açık olan eczanesi nasıl gururunu 'teşhir ettiği bir yerse. içinden. Sık sık sık oraya gider. Elceği-ziyle hazırladığı türlü haplar. Emma içeriye girdi. kaptan kaba devretmek. eldi-vensiz bir el sarı bezden perdelerin altından uzandı ve dışarıya kağıt parçaları attı. avluda bulduğu iki tekerlekli bir arabaya bindi. irili ufaklı bütün Homais'leri mutfakta buldu. Git. Arabacıyı sıkıştırarak. Zaten Emma'yı hareket etmeye zorlayan bir şey yoktu. rüzgârla etrafa dağıldılar ve az ötede. dedi. ateşte tencereler arasında. menkular. parça halinde şekerler. her dakika saati ve geçilen kilometreleri sorarak. ilaç imaline tahsis edilen şeyleri böyle hemen hemen ev işi denebilecek hizmetlerde kullanmaz caiz değildir. hakiki bir mabet sayardı. hemen M. Kendisini elli üç dakika beklemiş olan Hivert. bir eczanenin kasabalılara ait fırınlara. fakat şurubu kuvvetli gelmiş ki. Sonra saat altıya doğru. çünkü reçel kaynatma zamanıydı ve Yonville'de herkes. Madame Homais: . git de Capharnaüm'den al diye? — Ne olmuş? Ne var? — Ne mi var? Reçel yapılıyor. Charles da kendisini bekliyordu. Bu kurala o kadar itaat ederdi ki. sünepeliğinden. Kasaba her zamanki gibi sessizdi. buradan çıkar ve eczanenin şöhretini civara yayardı. Hivert. Fakat eczacının dükkânı önünde çok daha geniş bir yığın herkesin hayranlığını çekiyordu. nihayet kalkıp gitmişti. Hiç kimse bu odaya ayak basamazdı. Bizimki de. aynı gün kışlık reçelini hazırladı. nerdeyse taşacaklar. Hâlâ anlamadın mı ki. II Madame Bovary hana varıp da yolcu arabasını göremeyince şaşırdı kaldı. Quincampoix'nin ilk evleri hizasında Kırlangıç'ı yakalamaya muvaffak oldu. ısrarlı bir tavırla: — Madame. macunlar. burası da Homais'nin kendisini bencilce toparlayarak. çöpleri temizlenmiş frenküzümüyle dolu koyu renkte küpler.

Eczacı devam etti: — Yahut bir hastayı zehirleyecektin! Ağır Ceza Mahkeme-si'ne gitmemi. Şayet bilgisi olsaydı. bırakın beni. dedikleri gibi. Düşün. üçüncü rafta. ¦ Kadıncağız. Athalie de.. cebinden yere bir kitap düşürdü. Okyanusun.. Eczacı güdüyordu: — Boşalt şu tencereyi! İçini iyice temizle. bırakın beni. canım. gerçek bir Democles kılıcı gibi tepemizdedir! Emma. artık sen çok oluyorsun! . bir gün toplumun saflannda şerefle yer tutmak olanaklarını sana kim veriyor? Ama bunun için. karnını tıka basa doldurarak yaşıyorsun!. Eczacı: — Hayır.. Seni. kitabı yerden alarak baktı. üstünde de kendi elimle yazdım-dı: Tehlikeli! Biliyor musun içinde ne olduğunu? Arsenik. avuçlarının nasırlaşması gerek. içinde beyaz bir toz var. içinde doğduğun sefalet ve pislikte küflenmeye bırakmış olsaydım vaktiyle.. Devam etti: — Seni adam etmek vazifesini üzerime aldığımdan fena halde pişman olmaya başlıyorum.. Eczacı ise nefes nefese söyleniyordu: — Görüyor musun sana yapılan iyiliklere nasıl mukabele ettiğini! Sana bir baba cömertliğiyle sarf ettiğim dikkat ve ihtimamları bak nasıl mükâfatlandırıyorsun!. çok daha iyi hareket etmiş olurdum herhalde! Boynuzlu hayvanlara çobanlık etmekten başka bir işe yaramayacaksın. suçlular arasına oturmamı mı istiyordun? Giyotine sürüklenmemi görmek mi istiyordun? Ne yaman alışkanlığım olduğu halde. diye kekeledi.. köşede hiçbir şey görmedin mi? Söyle. ağzından bir söz çıksın! Çocuk: . İlme zerre kadar istidadın yok! Bir etiket yapıştırmasını bile zor beceriyorsun! Sonra da. — Bir dakika! Biliyor musun başına ne gelecekti?. Hiddetten o kadar köpürmüştü ki. Latinceden misal getiriyordu. diyordu. giyeceğini. terbiyeni. bilmiyorsun! Öyle mi? Aman ben biliyorum! Bir şişe görmüşsündür. Oh! Çok güzel! Çok güzel! Mükemmel! Resimleri de var! Yok. Çinceden ve Groenland dilinden de misal getirebilirdi.. Fakat Emma. sonra yanındaki tencereyi alacaksın! Madame Homais. tıpkı fırtınalı günlerde. Vay canına! Vallahi bakkal olsaymışım daha iyyimiş! Haydi bakalım! Hiçbir şeye saygı göstermeyin. küreğe asılarak ter dökmek. mavi camdan bir şişe. nasıl söylemeli bilmem.ki? Bir felâket! Sözünü bitiremedi. Gözleri faltaşına dönmüş.. tâbi olduğumuz saçma mevzuat.— Sakin ol. hatmiyi yakın. bağırıp çağırmaya başladılar. cevap ver. age quod agis. — Ya. ağzı bir karış açık kalmıştı. bilmiyorum. Homais. ondan daha atik davrandı. kavanozlarda hıyar turşusu kurun. mesuliyetim aklıma gelince benim bile ödüm kopar! Çünkü. bunlarla uğraşırken rıe kadar titizlik gösterdiğimi bilmez misin? Ekseriya. MADAME BOVARY 255 Çocuk eğildi. kırın. — Bil. ben olmasaydım.. yerine koy. Haydi çabuk ol! Justin'i kısacık bez ceketinin yakasından tutup sarsarken. evimde beyler gibi.. parçalayın. çünkü. kendisinden ne istendiğini artık düşünmez olmuştu. ne olurdun? Ne yapardın? Yemeğini. dedi. aşk. Demek o şişeye dokunacaksın. burada. sargılan yırtın! Emma: — Ama. Madame Homais'ye dönerek: — Beni çağırmışsınız. İki kelimeyi birbirinden ayıra ayıra: — Evlilikte. redingotuna yapışarak: — Baba! Baba deyip duruyordu. kederli bir tavırla Emma'nın sözünü kesti: — Ya. Götür.. karınlarında dayanılmaz sancılar başlamış gibi. Fabricando fit fa-ber. Arsenik ha? Hepimizi zehirleyecektin sen! Çocuklar. mirasyediler gibi. sülükleri salıverin. diyordu. kıyısındaki yosunlardan dibindeki kumlara varıncaya kadar açılıp saçılması gibi. ellerini bitiştirerek: — Yanında ha! dedi. demişsiniz ki. ağzı balmumuyla kapalı. ruhunun nesi var nesi yoksa hepsini rasgele dışa döktüğü o buhranlardan birini geçirmekteydi. hükümet bizi yerden yere çalı254 MADAME BOVARY yor. Solda. aman Allahım.

sokakta bir kahvenin kapısı önünde ölmesi nedeniyle. Kadın yalnız. Bir defasında içini çekti: — Kendisini tekrar görmek isterdim. tedbir ve girizgâh. Homais'den bu korkunç haberi karısına sindire sindi-re vermesini rica etmişti. Fakat. kocasının Doudeville'de. dedi. Zaman zaman. söyleyeceği cümle üzerinde uzun uzadıya düşünmüş. ellerine geçirip okumadıklarından emin misin? Bana teminat verebilir misin ki?!. Nihayet. Sonra. kafalarını altüst edeceğini. Emma.. ansızın. Hocais tekrar azarlamalarına başlamıştı.. kendini de bir şeyler söylememeye zorluyordu. bir ince üslup ve nezaket şaheseri haline gelmişti. Madame. sevgili karıcığım.. daha sonra! Hiç değilse erkek olmayı.. tedbirde pek ileri giderek. elini hiçbir şeye sürmüyordu. Monsieur? dedi. Bu aşağılık kitabın çocuklarımın eline geçeceğini. bilemeyeceğini gösteren bir jest yaptı. şimdi ne olacak? Emma. dedi. Emma susuyordu. böylece cümle. biliyorum. Emma: — Ama. resimleri görmek istediler.. beyninden vurulmuş gibi. Fakat Charles'ın üstelemesi üzerine. sofradan kalktığı sırada. açılmış kitap elinde. iri adımlarla bir aşağı. beyin kanamasından ölmüştü. mizacının kıvamını bulmasını bekleseydin ya. konuşması gerektiğini anlayarak: — Kaç yaşındaydı baban? diye sordu. iyi eğlendin mi bari? MADAME BOVARY . Artık sakinle-şiyordu. uçurumun kenarındasın!. pekâlâ yemeğe başladı. zira M. Athalie'nin yüzünü gözünü açacağını. kocasının dudakları dudaklarına değer değmez. Charles ona. — Doğru. duyduğu acıyı büsbütün coşturmamak için. karısına yeis dolu gözlerle uzun uzun bakıyordu. üzüntüden bitkin. soluğu kesilmiş. iki gün önce. tafsilât istemekten vazgeçerek. kendisini beklemekte olan Charles. kollarını açarak ilerledi ve ağlamaklı bir sesle: — Ah. Emma mektubu geri verdi. babacan bir tavırla söyleniyordu: 256 MADAME BOVARY — Sanma ki bu kitabın tamamıyle aleyhindeyim! Yazarı hekimdi. ötekinin hatırası canlandı. insanın okuyup öğrenmesinde sakınca yoktur. Ama yine. Eczacı parladı: — Çıkın dışarı! Çocuklar çıktılar. Emma kapıyı çalınca. belagatı silip süpürmüştü. başını kaldırarak. öyle mi.Madame Homais ilerledi: — Hayır. hatta öğrenmesi lazımdır da diyebilirim. bana bir diyeceğiniz varmış. habere pek üzülmüş olduğunu sanıyor. karısını böyle sessiz gördükçe. kendi üzüntüsünü yenerek: — Dün. gözlerini döndürerek. Eczacı. Hiç değilse. yüzü şişmiş. emekli subaylarla bir anma yemeğinden sonra. sakın dokunma Çocuklar. âdet yerini bulsun diye iştahı kesilmiş gibi göründü. papazsız can verdiğine yanıyordu. Oysa. bir yukarı gezindi. Eserde öyle ilmi taraflar var ki. karşısında kocası. yuvarlamış. Ama yine de cevap verdi: — Evet. Fakat daha sonra. Emma' mn hassasiyetini korumak düşüncesiyle. dedi. kollarını kavuşturarak durdu: — Demek hiçbir kötü huyun eksik değil. Allahın cezası? Dikkat et. Charles. Yunan biçimindeki takkesiyle yelpazelenerek. Emma'yı öpmek için hafifçe eğildi. annesinin hiçbir duygu yapmacığına başvurmaksızın hadiseyi olduğu gibi anlattığı mektubu gösterdi. Napoleon'u doğru yoldan ayıracağını hiç düşünmedin mi? Oğlum koskoca adam oldu nerdeyse. Charles. eczaneden çıktı. onu törpülemiş. — Elli sekiz yaşındaydı. kayınpederiniz öldü! Hakikaten Bovary Efendi. Sonra dosdoğru çömezinin karşısına geldi. — Yaa! Hepsi bundan ibaret kaldı. Bir çeyrek saat sonra Charles: — Zavallı anneciğim. M. Fakat öfke. biliyorum. akşam yemeğinde. ürpererek elini yüzünden geçirdi. Önce. veznine sokmuştu.

257 — Evet. kocasını düşünüyordu. böyle bir hizmete ihtiyaç olduğunu sanmadığını söyledi. küreğiyle bahçe yollarının kumunu kuruyordu. bir hiç. özel olarak görüşmek isterdim.. Kocası ona. Ertesi gün. Emma. eve dair ufak tefek işler. Charles ise.. dünyadan uzak.. Emma. tahta bacağıyle. sanki şifa bulmaz beceriksizliğine canlı bir serzeniş gibi. Bir elbisenin astarını söküyor. öyle ya. alçak sesle ilave etti: — Hani şu meseleye dair. gözlerini kaldırmaksızm. kısacası. kesesinde ufaklık arayıp duruyordu. evet. Başbaşa kalınca. değil mi? Charles. Paylanmaktan korktuğu için. yemiş ağaçlarından. bu sefer annesine: — Bir şey değil. dedi. yan yana bulunduklarım düşünüyordu. Methalde. dedi. kenarları şeritli terlikleri ayağında. Madame Bovary anne. Dükkâncı bu cevaptan hiç alınmadı: — Çok özür dilerim. kör topal giden sağlığm- . Ölümüne kadar pek az sevdiğini sandığı bu adama bu kadar muhabbet duymasına hayret ediyordu. Emma hiç oralı olmayarak: — Evet. makasını şıkırdatıyordu. tam bir sarhoşluk içinde. Emma. Pek uzun bir hayıflanma ile her şey siliniyordu. mümkün mü. etrafına bez parçaları saçılıyordu. hiçbir şey dinlememek. Charles menekşeleri aldı. dedi. hiç sesini çıkarmıyordu. annesinin senet meselesini öğrenmesini istemiyordu. Kaderin icaplarını göz önünde tutarak. bavulları yere koymak için. aşkının zaten dışarıdan gelen izlenimlerle kaybolu gidecek olan hatırası bozulmasın diye. Daha ertesi gün. sonra şundan bundan. bugün öğleden sonra satın almıştım. döşeme tahtaları üzerinde bir sopanın tok gürültüsünü duydular. Bu. sevgilim?. Leureux. âşığıyle birbirlerine yiyecek gibi bakarak. daima şöyle böyle. Bovary yerinden kalkmadı. bu manzaranın monotonluğu yüreğindeki acıma duygusunu yavaş yavaş silip süpürüyordu. sadece orada bulunuşunun dahi kendisi için ne kadar zillet verici bir şey olduğunu anlamaz görünüyordu. gür kızıl saçlarından ter boşanan biçareye bakarak kendi kendine: — Başına gelenleri unutmuş bile. Madamın bavullarını getiren Hippolyt'ti. karşılıklı ağlaştılar. açıktan açığa Emma'yı mirastan dolayı tebrik etti. babasını düşünüyordu. Adam. dedi. cılız. ağlamaktan kızarmış gözlerini onlarla serinleterek kokusunu içine çekti. hemen çiçekleri elinden çekip aldı ve bir su bardağına koydu. Ne yaparsa yapsın. Bovary ana. Fakat kocasıyle kaynanasının orada bulunuşu. uyuşturucu bir şey Emma'yı gevşetiyordu. yerinden kalktı. Charles. ¦ Bovary. kendisine hırkalık eden koyu renkte eski redingotu sırtında. Bu adamcağızın. Ocağın üstünde Leon'un menekşelerine gözü ilişince: — Ne güzel bir buket getirmişsin. Lheureux'nun çitten içeri girdiğini gördüler. Emma ise. hiçbir şey görmemek istiyordu.. Charles. Emma anlayışlı göründü. iri bir yaş MB 17 258 MADAME BOVARY damlası burnundan aşağıya iniyor ve ucunda bir an asılı duruyordu. kendisini rahatsız ediyordu. Kocasının halini gördükçe. hizmetçilere emir vermek bahanesiyle ortalıktan kayboldu. Dikiş' kutularıyle birlikte dere boyuna gidilip kameriyenin altına oturuldu. üzerinde küçük beyaz önlüğü. Emma. hep birlikte matem meselesini görüşmek icabetti. kendilerine bir hizmette bulunup bulunmayacağını öğrenmeye gelmişti. Dikiş dikerken. dedi. Yakınlarında Berthe. her bakımdan biçare bir adam gibi görünüyordu. Madame Bovary anne çıkageldi. Ana oğul. bir dilenci karısından. ıkına sıkma yarım çark etti. M. sıska. Birdenbire tuhafiyeci M. Eski zamanların en kötü günlerini bile özlüyor gibiydi. Telâş içinde karısına döndü: — Acaba. O mazi olmuş günün en göze görünmez ayrıntılarını canlandırmaya çalışıyordu. ancak kırk sekiz saat önce. Bu adamdan nasıl kurtulmalı? Ne sonu gelmez akşamdı bu! Bir afyon buharı gibi. Sonra. kulaklarına kadar kıpkırmızı kesildi: — Evet. Emma da öyle.. Sofra örtüsü kaldırıldığı zaman. mahsulden. iki eli ceplerinde duruyor. dedi. biliyorsunuz.

Karşılıklı bir nezaket ve iltifat yarışıdır başladı. Acaba bir şeylerden mi şüphe ediyordu?. Charles. Charles. bütün senetleri imza veya ciro eylemek. Zaten para konusunda bir münakaşa kapısı açmaya da asla yanaşmadı. zaten kendisine bir uzlaşma teklif etmeye geldim. müzayede ile satışa çıkarmak mı. Her ne kadar aramızda bazı çekişmeler olduysa da. Emma. her seferinde sevimli. Monsieur. Senetten asla bahsetmiyordu. dedi. dedi. Sonra. ben gideceğim. Charles siparişlerin geri verilmesini kendisinden gizlemişti.MADAME BOVARY 259 dan söz açtı. — Üstünüzdeki elbise eve giymeniz için iyi. hiçbir şey hatırlayamıyordu. o zaman da işlerimizi karşılıklı görürdük.. yoksa tasfiye etmek mi icabedeceğini anlamak gerekiyordu.. gülümseyerek. her nevi tediyede bulunmak ilah» hususunda umumi bir vekâletname örneği gösterdi. — Hatta bunu bir başkasına. Kendisine on iki metrelik siyah bir yünlü gönderecekti. nasıl münasip görürse. Bende Amerikalı gözü vardır. nizam. Emro bizzat Rouen'a gitmeye talip oldu. Fakat mektuplaşma yoluyle anlaşmak güç olacaktı. Guillaumin'den. Emma. Sonra ölçü almaya geldi. Sonra. pratik sağduyusuyla Bovary'nin gözlerini kamaştırmakta gecikmedi. istikbal. Charles. ipotekleri tahkik etmek. yolculuk çantaları filan gibi. ama kafası öylesine allak bullaktı ki. Charles teşekkür etti. bu işe baş koymuş görünmeye çalışarak ve daima Emma' 260 MADAME BOVARY ya vekâletname hususunda öğütler sokuşturarak türlü bahanelerle tekrar tekrar geldi. Bereket versin adam. sözü dükkândaki mallara getirerek. üzülmesine hiç lüzum yoktu. Fakat kaynanası gider gitmez. diye devam etti. Emma' nın bu meseleyi düşündüğü yoktu. pek güvenemiyorum. hastalığı sırasında tutulduğu din duygularına verdi. Türlü endişeler içinde bunalıp kalmıştı. sadece ekmeğine katık bulabilmek için ecel teri döktüğünü anlattı. Malumat almak. İki günden beri sıkıntıdan patlayacak haldeydi! Dükkâncı: — Artık tamamıyle iyileştinîz. Bir tanıdık bulmak için zihnini yoran Charles: — Belki Leon kabul ederse. . Emma. öyle hareket ederdi. Nihayet bir gün kocasına «işleri sevk ve idare etmek. iyi çocuktur doğrusu. Zavallı kocanızın üzüntüden neler çektiğini gördüm.. Kadın ısrar etti. Madamın kendisinden bir şeyler satın almaktan vazgeçemeyeceğini söyledi. Noterlerin kötü bir şöhreti yardır! Belki danışmak gerekecek. Bu. Dükkâncı sustu. nekahatinin ilk günlerinde kendisine bir şeyler hikaye etmişti. Lheureux: — Biliyorsunuz canım. Bir vekâletname ile mesele halledilir. rica ederim. çok daha iyi olur. sonunda: — Nihayet kendisiyle anlaştık. hiçbir şey anlamıyordu. görülmemiş bir soğukkanlılıkla ilave etti: — Doğrusu. Rasgele'teknik deyimler kullanıyor. ne gibi çekişmeler olduğunu sordu. tahammül edilmez bir şekilde. yapma bir isyan edasıyle: — Hayır. Ama ziyaretlere gitmek için başka bir tane lazım. bundan ferah ferah bir rob çıkardı. bu kağıdın nereden geldiğini safça sordu. Emma. hafifçe ıslık çalarak. her nevi borca girmek. Ben bunu içeriye girer girmez hemen farkettim. dedi. adamın sözünü kesmeden dinliyordu. tam karşıdan bakıyordu. Emma'ya. hizmete amade ve Homais'nin deyimiyle. hele bir sürü sıkıntılı işlerle karşılaşacağı şu günlerde. Kumaşı göndermedi. bizzat getirdi. Bovary ana bundan hayrete düştü ve gelininde gördüğü bu mizaç değişmesini. şu sizin arzu ettiğiniz şeyler. iki eli arkasında. herkesin düşüncesinin tersine.. Lheureux'un verdiği derslerden faydalanmıştı. basiret gibi büyük laflar ediyor ve mütemadiyen verasetin güçlüklerini büyültüyordu. Bovary'nin imza ettiği senedi yenilemekten ibaretti. tanıdık biri olsa. Şapkasını gözlerine kadar indirmiş. Sonunda Emma.. dedi.. ama. başını eğerek: — Ne kadar iyisin. örneğin size devretse. — M. kimse yok.

MADAME BOVARY III 261 Bu üç gün. Ama yine de ayrılmak lazım geldi! Veda.. yavaşça: — Kadınsız edemeyen biri olmalı o da. kapılar kapalı. sulardan kayıyorduk. geniş yağlı damlalar görülüyordu. İstrongilos. Demir iskarmozlarda dört köşe kürekler ses çıkarıyor ve bu. Herhalde gecenin serinliği olacak. suyun akışını dallar arasında meltemin esmesini ilk defa işitmiyorlardı. hiç konuşmadan kalıyorlardı. Emma. ve şiirle dolu bularak. bir adaya yemek yemeye gidiyorlardı. adalarına ayak basıyorlardı. Adolphe. azar azar uzaklaşıyordu. Emma çifte zarf hakkında o kadar açık tavsiyelerde bulundu ki. onun yanında.Daha ertesi sabah. bir metronomun tiktakı gibi sessizlik içinde beliriyordu. tam karşıda duruyordu. kavakların altında öpüşüyorlardı. Ay. Rüzgâr. gerçek bir balayı oldu. Bazen söğütlerin gölgesi onu bütün bütüne gizliyor. güneşin kızıllığı altında yüzen.. açık bir pancurdan içeriye giriyordu. sonra ay ışığında. Bir defasında ay göründü. mavi gökyüzünü. orada. dedi. Akşama doğru. küçük bıyıklı. Leon ona sokularak: — Rahatsız mı oldun? dedi. Her ikisi de kayığın dibinde.» diye bağırıyorlardı galiba. Leon' un etraftan kanat çırpmalar gibi geçtiğini dinlediği ses titreşimlerini alıp götürüyordu. yakışıklı bir adanv keyfine payan yoktu. herhalde bütün bunlara daha evvel hayranlık duymamış olacaklardı. . ilâh. yerde. yük arabalarının takırtısı. L6on onun bu âşık kadın kurnazlığına bayıldı. Adolphe!. Leon mektuplarını Rolet ananın adresine gönderecekti.. Kapısında siyah ağlar asılı duran bir meyhanenin basık salonuna girip oturuyorlardı. harikulade geçti. L6on'a akıl danışmak için Kırİangıç'a bindi: Orada üç gün kaldı. iki Robinson gibi. Otlar üzerine uzanıyorlar. geçen gün gezdirdiğim bir gruptan kalmış olmalı. dopdolu. uzun boylu. Kayıkçı kurdeleyi evirip çevirdikten sonra: — Belki. çimeni ilk defa görmüyorlar. nefis. — Yoo. herkesten uzakta. sanki tabiat daha önceden mevcut değilmiş. şampanyalar. Bu saat. hatırlar mısın. Hele bir tanesi vardı. pek hazin oldu. Şehrin gürültüleri. Saadet içinde kendilerine dünyanın en şahane köşesi görünen bu küçücük yerde. İhtiyar kayıkçı. hemen şairanelik etmeye başladılar. ellerini bitiştirmiş. Ayı melankolik. fakat. sonuna kadar ömür sürmek istiyorlardı. Sonra avuçlarına tükürerek küreklere sarıldı. Kayık. gemi güvertelerindeki köpeklerin havlaması. yoktan var olmuş gibi. Emma ürperdi.. Leon.. gemi tezgâhlarında. Emma. Emma şapkasının bağlarını çözüyor.. Rıhtım üzerinde Boulogne Ote/i'ndeydiler. rıhtıma bağlı kayıklar arasından geçiyorlardı. yahut arzularının tatmin edilmesinden beri güzelleşmeye başlamış gibi. hatta Emma şarkı bile söyledi: 262 MADAME BOVARY Bir gece. Orada. yerlerde çiçekler ve sabah olur olmaz getirilen buzlu şerbetlerle yaşadılar. kayığın bölmesine dayanmış. eline kırmızı bir kurdele parçası geçirdi. karanlığa gizlenmiş. Kıvrımları yelpaze gibi genişleyen siyah elbisesi. sürüklenen dümen küreği suda tatlı şıpırtısını hiç kesmiyordu. borulu çalgılarla gelen gürültülü patırtılı. kadınlı erkekli bir alay şaklaban vardı kayıkta. geri dönüyorlardı. Gece. Rouen'a gidip M. seslerin uğultusu. Arkada ise. onu daha ince. Ötekiler: «Haydi. yabancıya iltifat olacağını sanarak. dedi. Ağaçları. bir şey değil. Emma son öpücükte: — Bana her şey yolunda diyorsun. nehirde. adaların kıyısını takip ediyordu. Ahenkli ve zayıf sesi sularda kayboluyordu. gözlerini gökyüzüne dikmişti. tabaka tabaka Floransa tuncu gibi karmakarışık dalgalanan. pancurlar çekilmiş. değil mi? diye sordu. Başını kaldırmış. daha uzun boylu gösteriyordu. krema ve kiraz yiyorlardı. Pastalar. bize bir şeyler anlat. Katran dumanı ağaçlar arasından dağılıyor. üstü kapalı bir kayığa biniyorlar. kalafat tokmaklarının gemi karinalarında tınladığı duyulan saatti. birdenbire meydana çıkıyordu. Verev duran uzun halatları sandalın üstüne biraz sürtünen.

— Elbette. o kadar ki. Fakat. ama. Sonra birdenbire keserek: — Hayır. yani kış başlangıcında. onu «uzamış ve incelmiş» buldu. aynı parçaya dört kere yeni baştan başladı ve her defasında çaldığını beğenmedi. — Peki. yemeğini bir saat erkene almıştı. dedi. ders almam lazım. Emma. bahçenin arkasındaki dar yolda —tıpkı ötekiyle olduğu gibi. küçük salonda yedi. Hep mektup bekliyordu. bir halı satın almayı kurdu. Lheureux: «Alt tarafı atla deve değil» diyerek. diyordu. eskiden olduğu gibi. Madame odasındaydı. «gürbüz-leşmiş ve esmerleşmiş» buluyordu. Hiçbir şey görünmedi. birbirine karıştırıyordu. şimdi artık akşam yemeğini tam saat beşte yiyor ve yine de ihtiyar hırtlambanın geç kaldığım sık sık söylemekten geri kalmıyordu. bir cumartesi sabahı noterlikten sıvıştı. arzun yerine gelsin diye çalıyorum. köylerini ziyarete gelen milyonerlerin hissetmesi gereken muzafferane bir gurur ve bencil bir şefkat karışığı bir haz duydu. diyordu. Halbuki. Mutfakta ışık yanıyordu. Ayrılık tahammül edilmez bir hale geliyordu.. her çareye başvurarak hiç değilse haftada bir defa devamlı olarak serbestçe buluşmak fırsatını elde edeceğini vaadetti. çok pahalı! Charles. Ağlaya ağlaya. Arzusunun ve hatıralarının bütün kuvvetiyle onu hayalinde canlandırıyordu. müziğe dehşetli tutkun göründü. Gidip hekimin kapısını çaldı. olmuyor. Charles'ın kendisini dinlediği bir akşam. Leon'un kolları arasında kıvranıyordu. şemsiye altında konuşuyorlardı. Emma bu devirde. Kırlangıç'ı beklemekten usanmış. Emma'yı tekrar görmek isteği. Emma porteleri şaşırıyor. Emma'ya mektup yazıyordu. Perdelerin arasında gölgesini aradı. Emma. Leon nihayet kararını verdi. ne de ertesi gün evden çıktı. Leon. işini gücünü bırakıp geliyordu. Günde yirmi defa adam gönderip kendisini çağırıyordu. farkı kavrayamayan Charles: — Bravo. Nitekim. sokaklardan tek başına eve dönerken aklına geldi: — Niçin bu kadar vekâletname diye tutturuyor? MADAME BOVARY IV 263 Çok geçmeden Leon. . ancak bir çeyrek saat sonra aşağı indi. Emma: — Ölmek daha iyi. Leon'u görmekten pek memnun göründü. arkadaşlarına tepeden bakmaya başladı. Allaha ısmarladık!. Rolet ananın neden her gün öğle yemeğini Emma'larda yediği ve ayrıca kendisine özel ziyaretlerde bulunduğu da bir türlü anlaşılmıyordu. Zaten bundan şüphesi yoktu. arada piyanoyu birazcık unuttuğunu itiraf etti. Kendisine para gelecekti.. onun uzakta olmasıyle azalacağına büsbütün arttı. dar yolda— yalnız kalabildi. aralarından uzaklaştı ve dosyalan tamamıyle ihmal etti.. fakat ne o akşam. Çok güzel! Beğenmemekte haksızsın! Devam et. odasına. M. Seni ne zaman göreceğim bir daha? 264 MADAME BOVARY Ayrılmışlarken dönüp tekrar öpüştüler. dükkâncıya iyice dadanmıştı. kendisini görünce sevinçle çığlıklar kopardı. Berbat! Parmaklarım durmuş. Emma ile ancak gece geç saatlerde. M.. Ümit içindeydi. olmuyor. Hava sağanaklıydı. Bayırın üstüne varıp da vadide rüzgârla dönen teneke bay-rağıyle çan kulesini görünce. Dudaklarını ısırdı ve devam etti: — Ders başına yirmi frank. elbette. Charles ondan bir şeyler daha çalmasını rica etti. o. — Hayır.. Lheureux'un ucuzluğunu methettiği geniş yollu bir çift sarı perde aldı. Emma'nın evinin etrafında dolaşmaya gitti. Yemeğini. çünkü Binet. Oysa Artemise. gelenleri tekrar tekrar okuyordu. Charles. — Alaha ısmarladık!. şimşeklerin parıltısında. Lefrançois ana. tahsildar yoktu. kendisine bir tane tedarik etmeyi nezaketle üzerine aldı. da hiç ses çıkarmadan. aptalca sırıtarak: . Monsieur. Ertesi gün. ama yalnızdı.

Herkes kendisini ayıplıyordu ve bilhassa eczacı: — Yaptığınız doğru değil. Emma potinlerinin tabanıyle avlunun kaldırım taşlarını dövüyordu. Emma mutfakta yalnız kalıyordu.— Evet. karısının bir parçasının tarife sığmaz intihan gibiydi. Emma. Kırlangıç. Bana kalırsa. piyanosunun yanından ne zaman geçse: — Ah zavallı piyanocuğum. Hizmetçi kadın. Madamı piyanoya teşvik ederseniz.. zira meşhurlardan çok daha değerli olan. Neden bu kadar erken hazırlandığını diline dolama-ması için Charles'ı uyandırmaktan çekiniyordu. Emma. Emma: — Ama dersler ancak arka arkaya olursa fayda verir. Bazen. Geleceklerini bir gün önceden haber vermiş olanlar. bazı zaruretler yüzünden yeniden başlayamadığını söylemekten geri kalmıyordu. küfrediyor. pencerenin önüne geliyor. hem de usta bir öğretmenden piyano dersi aldıklarını söyledi! Emma omuz silkti ve piyanosuna bir daha el sürmedi. kendisini ziyarete gelenlere müziği bıraktığını. Hivert. dedi. Tabiatın melekelerini hiçbir zaman bakımsız bırakmamalı. Ama yine. haftada bir defa şehre inmek. bir aşağı. dedi. Madame üşümesin diye külleri eşeleyip korları meydana çıkarıyordu. arada sırada bir ders alırsın. Fakat (Bovary şayet oradaysa). bir ambar veya yol amelesi kulübesi geleceğini önceden kestiriyordu. fakat ün salmamış sanatkârlar da vardır. 266 MADAME BOVARY V Perşembe günüydü. aşı gibi. piyanoyu satmanın daha iyi olacağını söyledi. ters ters. âşığını görmek iznini kocasından koparmış oldu. Sonra. daha sonraları çocuğunuzun müzik terbiyesi daha az masrafa malolur. Hatta bir ay sonra. piposunu yakıp kamçısını eline aldıktan sonra. çağırıyor. arabayı bekletiyorlardı. sessizce giyiniyordu. Hivert bağırıyor. asıl anneler çocuklarını yetiştirmelidir. arabanın sürücü yerine rahatça yerleşiyordu. pamuklu gecelik takkesiyle başını bir delikten uzatan Lefrançois ananın verdiği siparişleri ve bir başkasının zihnini mutlaka allak bullak edecek olan izahatlarını dinliyordu. Ama yine de arabanın dört kanepesi yolcu ile doluyordu. sonra yerinden iniyor. eczacının pancurları kapalı evindeki tabelanın büyük harfleri. acele etmeksizin. şafağın solgun rengi içinde seçilmeye başlıyordu. günün birinde mutlaka zafere ulaşacaktır. Herkes ona acıyordu. doğru. bana kalırsa daha ucuz bir şeyler bulunur belki. yol. Hatta bazıları o sırada henüz yatakta oluyor. ufka doğru daralarak uzanıp gidiyordu. bir yukarı dolaşıyor. Biraz pahalı. atları arabaya koşuyor. Bu. dedi. aynı zamanda. dostum. kendi kendini . Misericorde'da okuyan üç kızının ders başına iki buçuk frank Vererek. Ne kadar yazık olmuştu! İnsanın bu kadar kabiliyeti olunca! Bunları Bovary'e de söylediler. Artemise esneyerek ona kapıyı açıyordu. nihayet çorbasını içtikten. bu. elma ağaçları bir dizi halinde birbirini takibedi-yor. üç çeyrek fersah boyunca yer yer durarak. • Charles böylece bir defa daha piyano meselesini açtı. eve döndüğü zaman Emma'yı kurnaz bir bakışla süzdü ve nihayet şunu ağzından kaçırdı: — Bazen çok inadın tutuyor! Bugün Barfeuchers'deydim. MADAME BOVARY 265 Ertesi gün Charles. Gururunu o kadar okşamış olan bu zavallı piyanonun evinden gidişini görmek. Saat yediyi çeyrek geçe olunca Emma. fakat eminim.. bir otlaktan sonra bir direk. Arada sırada dışarı çıkıyordu. sarı bir su ile dolu iki uzun hendeğin arasında. sonra bir karaağaç. Emma yolu baştanbaşa ezber biliyordu. diye içini çekmeye başladı.. arabanın gelişini ayakta gözetleyen yolcuları alıyordu. diyordu. belki zamanımız için biraz yenidir. — İstersen. Rousseau'nun fikridir. gocuğunu giydikten. Bovary'nin nazarında. gidip kapıları yumrukluyordu. Emma böylece. düşünün. Madame Liegard. Altın Arslan'a gidiyor. Araba yürüyor. Zaten. Emma yataktan kalkıyor. avluların çitleri önünde. meydana bakıyordu. Sabahın ilk aydınlığı pazar yerinin sütunları arasında geziniyor. alt tarafı bizi iflas ettirmez. Hivert. dedi. annenin yavrusunu emzirmesi gibi. hafif tırısla yola çıkıyor. piyanoda bir hayli ilerlediği kanaatına varıldı. yol kenarında.. İşte orada. Emma: — Bul da göreyim.

Kırlangıç bahçeler arasından kayıyordu. bu kıpkırmızı renkle kesişen siyah saçlı başı ve beyaz cildi kadar güzel olamazdı. Arabanın üç beygiri dörtnala gidiyordu. küçük aile arabalarında bayır aşağı telaşsızca iniyorlardı. kulağa yapıştırılınca denizin gürültüsü duyulan. delişmen süsleri ve sakin aydınlığı ile bu ılık daire. Taşlar çamurun altında gıcırdıyor. zemin. solgun gökyüzünün kararsız alt çizgisine dokunacak kadar yükseliyordu. İç gümrük parmaklığı önünde araba duruyordu. bakır kancalar ve ocaktaki kenar tutamaklarının iri yuvarlakları ışıl ışıl parlıyordu. Yatakları. Tavandan inen kırmızı Şam işi perdeler. şalını düzeltiyor ve yirmi adım ötede Kırlangıç'tan iniyordu. tıpkı falezlere sessizce çarpıp kırılan havai dalgalar gibi. gezinti yerlerinde. O. gözleri önüne uçsuz bucaksız bir başkent gibi. Hivert yoldaki yük arabalarına uzaktan sesleniyor. yaya kaldırımı üzerinde yürümesine devam ediyordu. içeriye güneş girdi mi. başka eldivenler takıyor. Burası tiyatro. Önlüklü hademeler.. Leon. mahallelerin yüksekliğine göre. şehvetli gülüşmeler ve sevgi dolu hitaplarla. Aşkı bu genişlik karşısında büyüyor. duvarlara sürtüne sürtüne. kalbi kabardıkça kabarıyordu. birer ucu uçup giden koyu renkte muazzam duman bulutları savuruyordu. yağmurdan ıslanmış çatılar. Şöminenin üstünde. bu gürültüyü meydanlarda. Ama artık her şey unutuluyordu. uzakta. yolcu arabası sallanıyor. kayık biçiminde. yaprak sigarası ve istiridye kokuyordu. Böyle yukardan görülünce. tuğladan evler sıklaşıyor. eğriliğini daha da yuvarlaklaştırıyordu. sis altından yükselen kiliselerin berrak çan sesleri duyuluyordu. Leon yukarı çıkıyor. pembe renkte iki iri deniz kabuğu duruyordu. önsezişlerini. Dökümhanelerin uğultu-suyle birlikte. Birbirlerine haftanın üzüntülerini. sokaklarda tekrar dışarıya boşaltıyor ve eski Norman-diya beldesi. fakat daha ne kadar mesafe kaldığını kestirme hassasını asla kaybetmiyordu. bulutları.Ekseriya. ayak bastığı bir Babil gibi seriliyordu. birdenbire şehir meydana çıkıyordu. Sonra kır. tekerleklerin altında tınlıyordu. bir salıncak görülüyordu. adalar. gözleri yerde.. değişik değişik parlıyordu. karşı karşıya birbirlerine bakıyorlardı. evlerin arasında mor çalılıklara benziyor. yanından sallana sallana dekor taşıyan bir at arabası geçiyordu. ihtirasın mahremiyetleri için âdeta biçilmiş kaftandı. MADAME BOVARY 267 Nihayet. şapkasından taşan kıvırcık saçlarından onu tanıyordu. yeşil fidanların arasındaki iri kaldırım taşları üzerine kum döküyorlardı. içeri giriyordu. maundan. Emma tahta meslerini çıkarıyor. inik siyah peçesinin altında keyifle gülümseyerek yürüyordu. kapıyı açıyor. sokağı dönüyordu. sokak başlarında. her sefer en kısa yolu tutmuyordu. kendisine kadar yükselen o belirsiz uğultulu gürültüyle doluyordu. Emma otele kadar onun peşinden gidiyordu. Görülmekten korktuğu için. Basamak basamak alçalan sise gömülmüş şehir. Göze batmayan halısı. iki eliyle tutunduğu pencereden sarkıyordu. budanmış porsuk fidanları. yeşil tepelerin eteğinde. Bu tortop olmuş varlıklar Emma'ya baş dönmesi veriyor. Bazen rüzgâr çıkıyor. Fabrikaların bacaları. peyzajın baştan başa resim gibi hareketsiz bir hali vardı. köprülerin ötesinde belli belirsiz genişliyordu. şamdanların arasında. oradaki çeşmenin yanına çıkıyordu. dünyada hiç bir şey. Karanlık ve daracık sokaklara dalıyor. Emma' nm bir utanç jestiyle yüzünü elleriyle gizleyerek çıplak kollarını kavuşturduğu zaman. geceyi Bois-Guillaume'da geçirmiş olan şehirliler ise. yüksek bir kameriye. Nationale sokağının altına. Saint-Catherine tepesine götürüyordu. su üstünde durakalmış siyah balıklara benziyordu. Emma. kendilerinde hayal ettiği ihtirasların buharını püskürtüyor-muş gibi. O sırada şehir uyanmaya başlıyor. orada nabızları atan yüz yirmi bin insan. büyük bir karyolaydı. sanki hep beraber ona. Bulvarların yaprağı dökülmüş ağaçları. Her taraf absent. zaman zaman tiz perdeden bağırıyorlardı. Çubuklar ok biçiminde nihayetleniyor. Aralıklardan heykeller. uzun uzun. başlarında Yunan bici268 MADAME BOVARY mi takkeleriyle çıraklar dükkânların camekânını siliyorlar. . geniş başucu hizasında toparlanıyordu. Sonra. kalçalarına dayalı sepetler taşıyan kadınlar. demir atmış gemiler bir köşede birbiri üzerine yığılıyordu. meyhaneler ve yosmalar mahallesiydi. Meltemi içine çekerek. yeknesak bir yayılışla. çok aşağıda. mektuplar yüzünden çektikleri endişeyi anlatıyorlardı. O ne sarılıp öpüşmeydi! Öpücüklerden sonra sözler yağıyordu. . nehir. kan ter içinde.şaşırtmak için gözlerini kapadığı oluyor. Emma.

bütün şiir kitaplarının belirsiz sevgilisi o idi. kendi ruhunun Emma'ya doğru akıp başının çevresine bir dalga gibi yayıldığını ve göğsünün beyazlığına-kapılıp aşağı indiğini zannediyordu. çocuk. pembe satenden. bizim koltuklarımız diyorlardı. ve karşıda. Emma arabada yalnız kalıyordu. şehrin birbirine karışmış evler üzerinde geniş ve aydınlık bir buhar tabakasını andıran bütün ışıkları biraz daha fazla görülüyordu. kaç defa kahkaha ile gülmüşlerdi. «Al-laha ısmarladık!» diyerek acele ile alnından öpüyor ve merdivenlere atılıyordu. tekrarlayıp duruyorlardı. Ona bakarak. berbere. eski şato sahibelerinin uzun korsajını onda görüyordu. Bizim odamız. bu mahmur kumru hallerine hiç rastlamamıştı. Birbirlerinin karşısında hareketsiz. bazen. Emma'mn önünde yere oturuyor.Birazcık solmuş ihtişamına rağmen. fakat her şeyden önce o. hasılı gerçek bir metres değil miydi? Emma kâh mistik. Barcelone'un solgun kadını'üa da benziyordu. kenarları beyaz tüylü bir çift terlikti. Bu fazla basık küçük dükkânda hava çojk sıcak oluyordu. hayatlarının sonuna kadar yaşayacakları kendi hususi evlerinde sanıyorlardı.. her şey onlara asık suratlı görünüyordu. Emma. ona ekseriya maskeli balo bileti teklif ediyordu. Hamamda odalık 'in kehribar rengini onun omuzlarında buluyor. Dudaklarının Leon'un ağzına hücumu yüzünden cevabını duyamıyordu. 270 MADAME BOVARY Ona çocuk diyordu: — Seviyor musun beni. saç örgülerini düzelttirmeye gidiyordu. kadın zarafetinin o anlatılmaz nefasetini ilk kez tadıyordu. Perşembeye!. Emma'mn bir perşembe önce duMADAME BOVARY 269 var saatinin altında unuttuğu firketeler meydana çıkıyordu.. kibar muhitten bir kadın. Hatta Emma tutturarak. Bütün romanların seven kadını. kâh neşeli. Başını mıncıklayan o yağlı eller ve demir maşaların kokusu çok çabuk onu sersemletiyor. kımıldama! Söz söyleme! Bak bana! Gözlerinden öyle tatlı bir şeyler çıkıyor ki. keyif hallerinin çeşitliliği ile onda bin bir arzu uyandırıyor. Sonra kalkıp gidiyordu! Sokaklardan geçiyor. Leon. yaldızlı bir gırlanta altında kollarını cilve ile geren tunçtan bir cupidon heykelciği vardı. ekseriya. perukalarla pomatlar arasında. Masa saatinin üstünde. Ocak başında. Kızıl-Haç'a varıyordu. böyle bir giyinip kuşanma hayasına. Ruhunun coşkunluklarını ve etekliğinin dantellerini hayranlıkla seyrediyordu. Leon'a hediye ettirdiği terliklere benim terliklerim diyordu. kâh uyuşuk. gülümseyerek ona dalıyordu. renksiz suratlı erkeklerle kıyafetleri eskimiş kadınların kulis kapısından içeriye girdiklerini görüyordu. çıplak ayağının yalnız parmaklarına takılı duruyordu. Tiyatroda oyuncuları temsile çağıran çıngırak sesini duyuyordu. sarhoşluktan nefesi tıkanmış gibi mırıldanıyordu: — Ah. Sabahleyin kanepe altına gizlemiş olduğu tahta kunduralarını giyiyor. Emma da üstüne geçirilen sabahlığın altında hemen uyumaya başlıyordu. iki dirseği dizlerinde. dükkândaki havagazı lambası yakılıyordu. Şampanyanın köpüğü incecik bardaktan parmaklarındaki yüzüklere döküldüğü vakit de çapkınca fıkır fıkır gülüyordu. pelesenk ağacı kakmalı bir orta masasında yemek yiyorlardı. horul horul yanıyordu.Berber. konçsuz olduğundan. Âşığının dizlerine oturduğu zaman. kendilerini. kâh sessiz. Comedie sokanına. Leon. kâh geveze. bütün dramların kahramanı. kâh öfkeli. bizim halımız. neşeyle dolu bu oda-cığı ne kadar seviyorlardı! Bütün eşyasını her zaman yerli yerinde buluyorlardı. Me-lek'ti! Ona bakarken. yerine kuruluyordu. — Perşembeye!. Zaten. Emma ona eğiliyor. evli bir kadın. Ortalığı karanlık basıyor. Soba. Emma cilveli cilveli diller dökerek yemeği parçalara ayırıyor ve Leon'un tabağına koyuyordu. Birbirlerine sahip olmaktan öylesine coşuyorlardı ki. saçlarını düzeltirken.. . iki ebedi genç evli gibi. Emma birdenbire onun başını iki eli arasına alıyor. Emma minderin üstünde diz çöküyor. bacakları kısa kaldığı için havada sallanıyor ve minimini terlik. Bu. sevkitabiiler ve hatıralar canlandırıyordu. başını uzatmış. Böyle bir konuşma inceliğine. Bunların bazıları tepenin eteğinde iniyorlardı. fakat ayrılmak zamanı gelince. Her dönemeçte. sabırsızlık gösteren yolcular arasında. bana çok iyi geliyor.

Ekseriya kocası. tekerleklerin sıçrattığı çamurlar arasında. eve döner dönmez hemen odasına çıktığı oluyordu. Arabaların peşinden giderken. kamçısını şaklatıp köre yapıştırıyordu. aptal aptal gülerek. Kırlangıç. gülerek dostunun hatırını soruyordu. onu solgun görünce. hızla ansızın pencereden içeriye dalıyor. öbür eliyle. leğen gibi yüzünü örtüyordu. kimisinin ağzi açık. Leon'u çağırıyor. Hivert adamla şakalaşıyordu. nihayet teşrif ediyordu! Kızını. başı açık. Emma: — Haydi. Buralardan sızan sıvılar.. L6on'un ateşliliği ise. Atların çıngırak sesi. Emma'yı perişan ediyordu. hasta olup olmadığını soruyordu. Uçuruma dalan bir bora gibi kalbinin derinliklerine iniyor ve onu uçsuz bucaksız melankoli iklimlerine sürüklüyofdu. Bu kadına artık ses çıkarmak yoktu. kimisinin başı öne eğik. diyordu. Malum hayallerle alevlenen bu hırçın arzu. elleri sarkmış. Başlangıçta zayıf ve iniltili sesi gitgide tizleşiyordu. Geri kalanında kuşlardan. yolcu arabalarının ortasında. perşembe günleri daima geç geliyordu. geceliğini ortaya çıkarıyor. kan içinde iki boş göz çukuru görülüyordu. Bazen. Emma: — Hayır. Çünkü çocuk. git bakalım. fakat. bir şarkı tutturuyordu: Çoğu zaman. kendisine hizmet etmek hususunda bir oda hizmetçisinden daha becerikli. kasketini çıkaMADAME BOVARY 271 rınca. sessizce etrafında dö-neniyordu. Emma gösterişsiz ve kendi içine dönük olarak bu aşkın tadını . Tepede. ruhu sanki ölümün pençesinde. Leon'un okşamalarıyle rahatça patlak veriyordu. nihayet uykuya dalıyorlardı. Hıçkırıyor. Siyah burun delikleri titremelerle soluyordu. ta burnuna kadar yeşil uyuz pıhtıları halinde donup kalmıştı. başını geri atıyordu. Yemek hazır değilse. kitabı getirip yerli yerine koyuyor. tamam artık. Bir yığın paçavra omuzlarını örtüyor. çamura yuvarlanıyordu. hayranlık ve minnet coşkunluğuna bürünüyordu. olduğu yerde kalakalıyordu. gözkapaklarının yerinde. ancak yedinci gün. başında kunduz postundan ortası çökmüş eski bir kasket. aldırmıyordu. arabada muvazenenin bozulduğunu farkedince. elinde sopasıyle serseri serseri dolaşan bir adamcağız vardı. şakaklara doğru. Sonra Kırlangıç'm yolcuları. dallarla yapraklardan bahis vardı. Aşçı kadını mazur görüyordu. Kadın. birdenbire Emma'nın arkasında peyda oluyordu. bu seste öyle uzaklardan. araba hareket halindeyken. beygirlerin sağrısı üzerinde sallanan fenerin ışığı. kendisi de. basamakta tutunmaya çalışıyordu. yahut. o açık yaraların kenarına çarpıyordu. Kamçının ucu yaraların üzerine iniyor. Fakat Hivert. kederden sarhoş olmuş. vü272 MADAME BOVARY cudu titremeler içinde.gözleri bu parıltıya dalıyordu. yandakinin omuzuna yaslanarak. kahverengi pamuklu perdelerden içeriye sızıyor ve bütün bu hareketsiz insanların üzerine kanla karışık gölgeler konduruyordu. kör de bir uluma kopararak. Emma. belirsiz bir sıkıntının anlaşılmaz feryadı gibi sürükleniyordu. yahut kollarını kayışa geçirerek. ani bir hülyanın sayısız ipliklerine dolanmış gibi. Ekseriya. gözleri açık. O tarafının etleri kırmızı parçalarla lime lime olmuştu. Charles. ayaklarının gittikçe daha fazla üşüdüğünü hissediyordu. hepsi de arabanın sallantısına göre sallanarak. mumu. Orada bulunan Justin. o zaman mavimtırak gözbebekleri fıldır fıldır dönerek. âdeta zorla öpüyordu. bir çığlık kopararak geri çekiliyordu. Ona Saint-Romain panayırında bir baraka tutmasını salık veriyor. Kibritleri. güzel bir günün sıcaklığı Küçük kıza aşkı hayal ettirir. Konuşmak istedi mi. adamın şapkası. karanlıkta. güneşten. ona tatlı sözler ve rüzgârda kaybolan öpücükler gönderiyordu. diyordu. -•— Ama sen bir tuhafsın bu akşam! — Bir şeyim yok! Bir şeyim yok! Bazı günler. Dışarıda. yatağı açıyordu. Madame. ağaçların fısıltısı ve boş arabanın kof gürültüsü arasında. evde onun gelişini bekliyordu. Tekrar saadete kavuşmanın sabırsızlığı içinde. gelen bir şey vardı ki. daha ertesi günler ise berbat geliyordu. Emma'ya ertesi gün pek kötü. Bu ses.

— Peki. elini saçları üzerinde gezdirerek. Bütün bunlar herhalde onun pek hoşuna gitmişti. beni bırakıp gideceksin sen. İşte bak. Genç adam. ama bugün kendisini Madam Liegard'larda gördüm. konçlan devrik çizmeli bir seyisin sürdüğü iki tekerlekli mavi bir arabaya sahip olmak arzusundan hiç söz etmiyordu. tabii bir eda ile: — Ah. melankolik seslerin tatlılığı ile ona: — Ah. Nitekim. — Evet. Ama yine Emma. Emma'ya inandı. — Deniz albayıydı. yemekten sonra piyanoda valsler çalıyordu. Emma. Yazı masasına gitti. ortaya yıldırım düşmesi gibi bir şey oldu. onu baygın baygın iterek: — Siz erkekler. hepiniz hainsiniz! Bir gün. Ona senden bahsettim: Seni hiç tanımıyor. ille bulacağım. diye mırıldanırdı. Evleneceksin! Sen de ötekiler gibi yapacaksın! L6on soruyordu: — Kim o ötekiler? — Erkekler. apoletlere. yahut çok zorlu bir dertleşme ihtiyacına kendini kaptırarak) eskiden. tatlı bir sesle: — O halde mutlu değil miyiz? derdi. Kendisini oda uşağı olarak almasını yalvarmakla onda bu hevesi uyandıran. sonunda Emma hep: —. nişanlara ve unvanlara imrendi. Justin'di. herhalde. — Mümkün! Sonra canlanarak: — Ama bende makbuzları var. Charles. ona fıstıklı kremalar yapıyor. — Evet. Kağıdı aldı ve okudu: . mutluyuz elbette. arkasından da hemen: «Seni sevdiğim gibi değil» dedi. acayipliklerinin birçoğundan. Genç adam. Emma: — Hayır. diyordu. Bununla beraber. MB 18 274 MADAME BOVARY Bu. bununla beraber. işi felsefeye dökerek. ismimi unutmuş olmalı.Ah. ötekinin ne iş yaptığım sormaktan geri kalmadı.. Bu. orada olsaydık ne güzel yaşardık. kağıtları altüst etti ve sonunda öyle perişan bir hale geldi ki. canım. Paris'ten söz açtıkları zaman. Ekseriya. Her ne kadar bu mahrumiyet her randevuya gelişinin zevkini azaltmıyorsa da. müsrifliklerine bakarak zaten bunu anlamıştı. bu dünyadaki hayal kırıkMADAME BOVARY 273 lıklarından bahsederlerken. elbiselerinin saklandığı karanlık odada ayağına çizme giyerken. her nevi soruşturmanın önünü almak. Charles fanilerin en bahtiyarı olmuştu. dostum. aynı zamanda savaşa düşkün bir mizaç sahibi ve iltifatlara alışmış biri olması gereken böyle bir adamı güya büyülemiş olmakla kendine yüksek bir paye vermek için değil miydi? Noter kâtibi o zaman kendi mevkiinin ne kadar aşağı olduğunu anladı. Ben çılgının biriyim: Öp beni! Kocasına her zamankinden daha sevimli davranıyordu. Sonra. damdan düşercesine: — Sana ders veren Matmazel Lempereur değil mi? diye sordu. meşinle çorabı arasında bir yaprak kağıt sıkıştığını hissetti. dönüşünün acılığını çoğaltıyordu. örneğin kendisini Ruen'a getirmek için bir ingiliz atı koşulmuş. Emma da endişesiz yaşıyordu. onu sevgisinin bütün ustalıklarıyle besliyor ve bir gün kaybolup gitmesi korkusuyle titriyordu. Ama bir akşam. Leon'dan önce birini sevdiğini söyleyiverdi. aralarında hiçbir şey geçmediğine dair kızının başı üzerine yemin etti. dedi. Ekseriya. Emma (ya kıskançlığını denemek için. bütün çekmeceleri karıştırdı. — Belki Rouen'da piyano hocası olarak birçok Matmazel Lempereur vardır. Charles o adi makbuzlar için bu kadar kendini zorlaniamasını söyledi. ertesi cuma. diyordu.çıkarıyor.

Hakikaten Emma. dedi. Ama dükkâncı o kadar budala değildi. Lheureux.«Üç aylık ders ve bazı malzeme için altmış beş frank alınmıştır. Bu iş bir seyahate katlanmaya değerdi. sızladı. Aşkını gizlemek için. ağladı. Emma: — Hesabı bırakın. Kırmızı Haç'a varır varmaz Madama verilmek üzere kalın bir atkı emanet etti. Papaz kendisinden izahat istememiş olsa bile. Lheureux. boşboğazlık edeceğini sanarak ödü koptu. fakat Emma bunu satmak için ne yapmalıydı? — Vekâletnameniz yok mu? ¦ . . koltuklan için kumaş. Emma: — Fiyatın ehemmiyeti yok. Aumale civarında Berneville'de fazla bir gelir getirmeyen bir berhanelerinden bahsetti. Emma başını eğdi. Bunlar perde. ricası üzerine dükkâncı onun yerine iki başka senet almaya razı olmuştu.» — Hay şeytan. başına gelenleri kendisine anlattı. diye söze-atıldı. rafın kenarındaki eski fatura dosyasından düşmüş olmalı. birdenbire kar yağmaya başladı. Lheureux ile karşılaştı. şayet dün sokağın sağ tarafından geçtiğini söylerse. 276 MADAME BOVARY — Yok. bir merak. Burası vaktiyle M. pek ehemmiyet vermez gibi görünmekle beraber. Emma para veremeyeceğini söyledi. Gebinden henüz parası ödenmemiş eşyanın listesini çıkardı. halı. tüllere sarar gibi yalanlara sarıp sarmalıyordu. Fakat Emma böyle bir yolculuğa çıkamayacağı için. Üstelik birkaç para da kalırdı cebime. Bu sayede. malınız var. uzun uzadıya uğraştıktan sonra. Bilakis. dedi. Leon'un kolunda Boulogne otelinden çıkarken M. Bir sabah. Bu vekâletname sözü içine ferahlık verdi. M. ileride. — Ben sizin yerinizde olsam. odasına girdi. çeşitli tuvalet eşyası gibi şeylerdi. artık bir ihtiyaç. gösterdiği kolaylıkları sayıp döktü. Madame Bovary'yi Kırlangıç' ta görünce. kaç hektarlık arazisi bulunduğuna. Emma alıcı bulmaktaki güçlüğü ileri sürdü. Dükkâncı. Touvache onu arabasına almış Rouen'a götürüyordu. arkasından da hemen o günlerMADAME BOVARY 275 de katedralde harikalar yaratan. müzik öğretmeni. İkincisine gelince. kendisine yaptığı hizmetleri. hana varınca Yonville hekiminin karısını sordu. bütün kadınların dinlemeye koştukları bir vaizi övmeye başladı. dedi. başkaları daha mütecessis davranabilirlerdi. Fakat üç gün sonra. satıcı: — Fakat paranız yoksa. Bu düşünce ile her seferinde Kırmızı Haç'a inmek gerektiğine hükmetti. Velide Lempereur. O andan itibaren hayatı sadece bir yalan kumkuması haline haline geldi. zahmete değmez. Charles'ın imzalamış olduğu senetlerden bugüne kadar ancak bir tanesini ödemişti. hemen elden çıkarırdım. fiyatlarının toplamı yaklaşık olarak iki bin frangı buluyordu. komşuların isimlerine varıncaya kadar her şeyi biliyordu. nasıl olmuş da girmiş çizmemin içine? Emma: — Herhalde. M. Öyle ki. Bournisien. Bournisien'i gördü. Ama yine de bir gün. Papaz akşam. Hancı kadın. diyordu. âdet edindiği gibi oldukça hafif giyinerek yola çıkmıştı ki. kapıyı kapadı ve: — Paraya ihtiyacım olacak. Bu. kendisini merdivenlerde görecek olan kasabalılar hiçbir şeyden şüphe edemeyeceklerdi. uzun zamandan beri oraya göz dikmiş bulunuyormuş. bir zevk olmuştu. hatta onların da vadesi bir hayli uzatılmıştı. dedi. Hemen indi ve din adamına. Langlois'nm ağzını aramak üzere. hanımın kendi hanına pek inmediğini söyledi. Meğer adam kaç para vereceğini açmaksızın. Charles pencereden yağan kara bakıyordu. birçok elbise. ağırdan alıp herifin nabzını yoklamak lazımdı. Langlois adında birini bulduğunu övünerek anlattı. Ertesi hafta yine geldi. mutlaka sol tarafından geçtiğini anlamak lazım geliyordu. dükkâncı bir müşteri bulunacağı ümidini verdi. Bovary baba tarafından satılmış olan küçük bir çiftliğe aitti.

Sonra pek ehemmiyet vermeyen bir eda ile. bir perşembe günü eve getirildi. etrafında yerlere saçılıp şıngırdamaya başlamış gibi. veresiye olarak alınan bir sürü lüzumlu şeyi birer birer sayıp döktü. Vinçart adında Rouen'da bankerlik eden bir dostu bulunduğunu. Charles borcunu ödeyebilmek için annesine-acıklı bir mektup yazdı. Dükkâncı hiç sıkılmadan: — Ama fazlasını veriyorum ya işte. müşterinin dört bin frank teklif ettiğini açıkladı. MADAME BOVARY 277 Emma bu hesaplar içinde biraz bunalıyor. mademki altı aya kadar mülkünüzün birikmiş kirasını alacaksınız. Bir ekü'yü ihtiyat akçesi olarak saklayacak kadar tedbirli davrandı ve o para ile vadesi gelen ilk üç senedi ödedi. kör karanlığında Emma Lheureux'ye koştu. derhal paranın yarısını cebe indirdi. iyi para. Madame Bovary ana. Nihayet. işin aslını öğrenmek için... lütfen bir de tarih koyun. bir tanesi yedi yüz franklık ve üç ay vadeli olmak üzere iki senet imzaladığı takdirde vaziyeti idare edeceğini söyledi. dosdoğru Lheureux'ye başvurdu. bazen öyle olur ki. Lakin ihtiyar kadın cevap gönderecek yerde. onun bu senetleri ıskonto edeceğini. Emma kocasının dizlerine oturdu. dedi.. Charles ne yapacağını bilemeyince. Bu senetten kocasına behsetmemiş olmasının nedeni. iki bin frank yerine. fakat dördüncüsü. — İmzalayın bunları. dedi. cüzdanını açarak. bin frangı geçmeyecek yeni bir hesap çıkarmasını rica etti. ayak diremek istedi. tesadüfen. gözlerini Emma'ya dikmiş bakıyordu... masrafı bir hayli kabarık buldu. Gidip geri dönünce de. O zaman Emma'nın önünde gerçekleştirilmeye elverişli bir fanteziler ufku açıldı. bir de makbuz istedi: — Bilirsiniz. dedi. sizi bir kalemde bu kadar mühim bir paradan mahrum etmek beni üzüyor. dedi. zira dostu Vinçart (haklı olarak). Dükkâncı babacan bir tavırla gülerek: — Adam siz de. tarih. komisyon ve ıskonto masrafı olmak üzere. onu okşadı. . O zaman Emma elindeki banknotlara baktı. dedi. hesabın altına yazdı: «Madame Bovary/ den dört bin frank alınmıştır. Bu 'yaptığım size hizmet değil mi? Bir kalem alarak. ama faturayı görmek istiyor.. kendisi kalkıp geldi.kendisinin o taraflara gidebileceğini söyledi. Charles: — Evet. sabahın. Ben aile işlerini bilmez miyim? Vi Elinde tırnakları arasından kaydırdığı iki uzun kağıt. Nihayet Lheureux. ben de son senedin ödeme vadesini o ödemeden sonraya kadar uzatıyorum zaten. ancak bin sekiz yüz frank getirdi. Satış. kocasına bir şeyler koparıp kopâramadığını sordu. çünkü dört bin franklık senedi gösterirse. Eirima. borcunu ödemeye kalkınca dükkâncı: — Yemin ederim. Bu habere Emma'nm yüzü güldü. sanki altın paralar torbalarını patlatmış da. Dükkâncı: — Doğrusu. kulakları çınlıyordu. bu iki bin frangın sağlayacağı sayısız miktardaki randevuları hayalinde canlandırarak: — Nasıl! Nasıl! diye kekeledi. alınan şeylerin miktarına göre hiç de fazla pahalı değil. ¦ Emma. karisinin dönü-" şünü dört gözle bekledi. iki yüz frangı kendine ayırmıştı. Emma fena oldu. ev idaresi dertleriyle onun canını sıkmamaktı. her biri bin franklık dört tane senet çıkardı ve masaya dizdi. Charles. Dükkâncı. dedi. — Nihayet. Ertesi gün. alınan şeylerin fiyatları pek düşük olmakla beraber. Fakat. fatura denilen kağıda her istenilen şey yazılır. bunun üçte ikisinin ödenmiş olduğunu söylemek ve dolayısıyle binanın satıldığını itiraf etmek lazım gelecekti. ticarette. dükkâncının pek gü278 MADAME BOVARY zel idare etmiş olduğu ve aslı esası ancak sonradan öğrenilen bir muameleydi. sen de görüyorsun ki. paralar sizde kalsın.» — Kim sizi sıkboğaz ediyor. sonra Madama hakiki borçtan arta kalanını bizzat ödeyeceğini izah etti. diller döktü.

elinden geldiği kadar sakin bir eda ile cevap verdi: — Yeter. şehvetli oluyordu. Noter: — Halden anlarım. birçok yalvarıp yakarmadan sonra yeniden adına vekâletname çıkarılmasına razı oldu. Kimseler yoktu. sokaklarda dolaşıyordu. Leon ile o ne coşkunluktu! Emma güldü.— Halıdan vazgeçemez miydiniz sanki? Niçin koltukların kumaşını değiştirdiniz? Benim zamanımda her evde. Emma pencereyi açtı. tabii bir şey. sizi temin ederim. Madame Bovary anne kalkıp gitmek istedi. şerbetler getirtti. Emma da. Bakındı hele şu süslere. Madam. dedi. Charles yine de Emma'nm karşısında ne yapacağını bileme-. ne olacaksa olur! Görürsün!. Leon'a acayip. şu gösterişlere! Nasıl? İki franga ipek astar mı?.BOVARY . dediğine göre. Homais bile eczaneyi bırakıp gitmişti. yeter artık! Yeter! Beriki nasihata devam ediyor. sinir buhranı geçiriyordu. saat on bire doğru. Lyon'la birlikte. hastanede öleceklerini haber veriyordu. bir bilim adamı hayatın pratik ayrıntılarıyle uğraşamaz. Fakat Charles. Herkes zengin olamaz ki! Böyle masrafa hiçbir servet dayanmaz! Sizin yaptığınız gibi. hatta kırk santime ince pamuklular varken! Emma. varlığının hangi tepkisinin Emma'yı hayatın zevklerine böyle fırlattığını bilemiyordu. hatta Charles. İhtiyar kadın: — Teşekkür ederim. kendisine güvensizlik gösterdiği için dargınlığını saklamıyordu. Bereket versin ki şu vekâletnameyi iptal edeceğine söz vermişti. bu yakınlarda kavga çıkarmaya gelicilerden değilim ben artık. annemin evinde böyleydi.. zavallı adam. sürekli bir kahkaha ile gülüyordu. beygiri kamçıladı ve sabahın saat üçüne doğru Kırmızı Haç'a vardı. Rodolphe ile karşılaşmak ihtimali zihninde belirir belirmez ürperiyordu. zaafına üstün bir meşguliyetin iltifatlı görünüşünü sağlayan bu dalkavukça düşünce ile kendini daha rahat hissetti. Charles artık yerinde dura-mayarak arabayı hazırladı. sonra dönüp mağrur bir tavırla ona kocaman bir kağıt uzattı. Ona öyle geliyordu ki. dedi. hem de ihtiyar olduğum halde. kendisini tutmak isteyen oğluna eşikte: — Hayır. otelde. Küçük Berthe. Bununla beraber.. Noter kâtibinin onu görmüş olacağı aklına geldi. içine atladı. henüz hâkimiyetinden tamamıyle kurtulmuş değildi. ilk defa isyan ederek.. Güle güle oturun. sigara içmek istedi. kabahat Bovary'nindi. obur oluyordu. 280 MADAME. Aynı işi görecek elli santime. alnı açık. annesi yok diye uyumak istemiyor. odalarında. tapılmaya layık bir halde göründü. Justin.. bakılmaya ihtiyacım olduğu halde. nazlı bebek usulü yaşamaktan yüzüm kızarır benim. Çünkü sandığın gibi. kanepeye uzanmış. bana yemin etti. fakat nerede oturuyordu? Bereket versin. bunda haklısın. Emma ile birlikte M. Nihayet. sen de! Her gelişinde onunla kavga çıkarıyorsun!. böyle giderse. Guillaumin'e giderek eskisinin aynı bir ikinci vekâletname yaptırdı. Vekâletnameyi ateşe attı. ağladı şarkı söyledi. dans etti.. fakat harikulade. Emma gitti. rasgele yollara dökülmüştü. Onu benden çok seviyorsun. Ertesi perşembe. — Nasıl? — Evet. dile düşmekten korkmaksızın. yaşlı insanlar için. hasılı. dedi. Charles: — Aman Allahım! diye haykırdı. bu. He MADAME BOVARY 279 men ertesi sabah evden çıktı. ancak. hayır. birbirlerinden ebediyen ayrılmış olmalarına rağmen. Annem de. annesinin kendisinden kopardığı sözü itiraf etti. Charles aklını oynatacak gibi oldu... Leon. o kadar ki.. Zaten. Charles. Emma tiz perdeden. Alt tarafı. Charles'ı çağırdı. hanım hanımcık bir kadındı—. Bir akşam Yonville'e dönmedi. karısının tarafını tut? tu. di. M. patronunun adresini hatırladı. Sen de haksızlık ediyorsun. çatlayacak kadar hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. oraya koştu. bütün bunların yapmacık olduğunu söylüyordu.bir tek koltuk bulunurdu—hiç değilse.. Annesi omuz silkerek.. Çabuk öfkeleniyordu.

Leon siyahlar giysin ve XIII'üncü Louis'nin tablolarına benzemek için de çenesinden küçücük bir sakal bıraksın diye tutturdu. Emma. — Boşuna gitme. Küçücük bir gecikmeden bu kadar telaşa düşeceğini bilirsem artık serbest davranamam. gel. keyfi istediği gibi. Leon'u görmeyi canı istedi mi. Emma onun bu haline aldırmadı. Emma: — Aldırma. son randevudan itibaren neler yapmış olduğunu bir bir anlatması gerekiyordu. sonra kendisininkine eş perdeler satın almasını tavsiye etti. — Ben çıldırdım galiba. Bütün bunları. LaRe-nelle-des-Maroquiniers sokağında 74 numarada oturduğunu öğrendi. Nasıl?. — Ne hastası?. Emma'yı görmek için Yonville'e gittikçe. şiir. kocasının atılmak istediği belirsiz tehlikelerden ürkerek şefkatle: — Ah dostum. diye karşılık verdi. bütün zevklerini kabulleniyordu. Lormeau'da akşam yemeğine alıkoymuş olmalılar. Leon onun fikirlerini münakaşa etmiyordu. kaçamaklarında hiç tedirgin olmamak için kendi kendine verdiği bir çeşit izindi. evini pek kötü buldu. birisi. gece yarısı elâlemi rahatsız eden insanlara karşı bir alay küfür eklemeyi de unutmadı. yani: Patronu böyle rahatsız edilmelerden çok şikâyetçiydi. Emma öbür uçtan çıkıverdi. Bir kahveye girerek adres kitabı'm istedi. Charles. Emma onun metresi olacağına. o gün kendisini beklemeyen Leon'u gidip noterlikte buluyordu. Zaten benim de insan yüzü görmeye ihtiyacım var. Herhalde M. papaz uçururuz. Burada âdeta küfleniyordum. kucaklamaktan ziyade âdeta kadının üzerine atıldı: — Dün. İlk defalar.. kendi namına bir aşk şiiri yazmasını istedi. Emma'nın öpücüklerle karışık tatlı sözleri. Nerede?. — Emindim! Zaten oraya gidiyordum. Tam o sokağa giriyordu ki. kapıyı açmaksızın ona istediği adresi söyledi. ekseriya eczacılarda yemeğe kalırdı. Leon'un yüreğini çeliyordu. M. Emma ondan.. Az önce sokağa çıktı. anlıyorsun değil mi? Bu. o zaman korktu ve çekip gitti. diyordu. lokantaya gideriz. Madame Homais. o Emma'nın metresi oluyordu. masraf olacak demesine gülerek: — Aman sen de. bu onun için büyük bir mutluluktu. bu tarife. acele Matmazel Lempereur'ün adını aradı. fakat bundan sonra kendine hâkim ol. ne tokmağı. Kapıyı çaldı. dedi. Peki nerede öyleyse? Aklına bir fikir geldi. Derin ve gizli oluşu yüzünden âdeta madde dışı bir hala gelen bu baştan çıkarmayı acaba nereden öğrenmişti? VI L6on. Beraberce tiyatroya.. Bir kapının üstünde tabelalar gözüne ilişti.Gün doğmaya başlıyordu. paracıklarına da ne kadar düşkünsün! Leon'un her seferinde. acele. ne de kapıcısı vardı. Madame Dubreuil öleli on ay oluyor!. Emma elini alnından geçirdi: — Matmazel Lempereur'ün evinde. seni kim alıkoydu? — Hastaydım. . kendisi için şiir. Noter kâtibinin oturduğu evin ne çıngırağı. Madame Dubreuil'e bakmak için kaldı herhalde. diye mırıldandı. alabildiğine faydalandı da. dedi. Kendi kendine. Charles kapıyı var kuvvetiyle yumrukladı. Leon utancından kızardı. Nerede oturduğunu öğrenmek istedi. fakat çok geçmeden gerçeği saklayamaz oldu. Nitekim bundan. MADAME BOVARY 281 O da sıvışıyordu. Leon ikinci mısraa kafiye bulamadı ve sonunda hediyelik bir kitaptan bir sone kopya etti. İyi ama.. Lormeau ailesi artık Rouen'da oturmuyordu. kendi gururunu okşamaktan ziyade onun hoşuna gitmek için yapıyordu. O sırada bir polis memuru geçti. Leon'un. Homais: — Hay hay. Bir seferinde kendisinin de nezake-ten eczacıyı davet etmesi gerektiğini düşündü. rasgele bir bahane bulup yola çıkıyor.

her türlü sakınganlığı unutturmuş olacaktı ki. o uzun yolculuk boyunca durmadan konuştu durdu. saat ikide henüz kahvede. İnkâr mı edeceksiniz. beyaz tavanda yaldızlı bir sorguçla nihayetleniyordu. samimi olalım. Homais'ye Altın Aslan mutfağında rasgelince şaşırdı kaldı. Genç adam kekeledi. yiyor. tam güneşin alnında. Leon. çıkacağını kimseye açmamıştı. istemeyerek itiraz etti. yani sırtında nereden çıktığı belli olmayan kocaman bir palto. sofra basındaydılar. Homais'nin keyfine diyecek yoktu. Sonunda noterliğe koştu ve aklı türlü ihtimallerle perişan. haydi. noter kâtibini Paris âdetleri hakkında merakla sorguya çekiyor. konuşuyordu. Eczacı.. dedi. eskiden böyle bir deyim kullanmaktan pek çekinirdi. Dostunun kulağına eğilerek. Eczacı ise içiyor. Umumi bir yere girince şapka çıkarmayı taşra âdeti sayarak. Leon'u üç çeyrek saat bekledi. Birlikte artık vur patlasın. İtalyan kadını hırslı olurmuş. bugünlerde Rouen'a geleceğim. Böylece. Ne olursa olsun. iyi parpaları da hor görmüyordu tabii. camekânın arkasında. örneğin gidiyorum yerine kirişi kırıyorum kabilinden argo kelimeler kullanıyordu. Vücut güzelliğine gelince. — Madame Bovary'nin evinde kur yapmıyor musunuz? — Kime? — Hizmetçi kıza! Şaka söylemiyordu. Emma M. maydanozlarla kuşkonmazlar arasında. kadınlara dair ahlaka aykırı düşünceler ortaya attı. alnı pencere camlarına dayalı saatlerce bekledi. sersemlemiş üç ıstakoz. canım? Eczaneden durmadan sızan zehirler arasında yaşamakla sağlığımı yeter derecede mahvetmiyor muyum sanki? İşte. Havuzda. Hatta konuyu genişleterek çeşitli milletlere mensup kadınlardan söz açtı: Alman kadını edalı. şıklıktı. Sobanın palmiye biçimindeki borusu. Leon'u kayıtsızlıkla itham ederek. Fransız kadını çapkın. Büyük salon boşalıyordu. yoksunluk içinde olmalısınız. Yanlarında. yolcu kıya-fetindeydi. ama şimdi zamanenin geçer akçesi saydığı o delişmen ve Parisli üslubuna bayılıyordu ve tıpkı komşusu Madame Bovary gibi. Gençliğinin geçtiği yerleri tekrar görmek düşüncesi onu pek heyecanlandırmış olmalıydı ki.— Ne varmış. onlar daha ateşli olurlar. Berikiler. Noter kâtibi: . sonra da en masum. bir kadının ateşli olup olmadığını ne gibi belirtilerden anlamak lazım geldiğini anlattı. zaafını da kendi başına kakarak. öbür elinde de eczanesinde ayaklarını ısıtmak için kullandığı kürklü bir tandır vardı. Leon kıpkırmızı kesilince de: — Haydi. zaten kadınların huyu böyledir: -Bilimi kıskanırlar.. bana güvenin. Rouen'de. kahveye şapkası başında daldı. Ziyafetten çok lüksten mestolmuştu. O. Onu en fazla büyüleyen şey. Emma. sonra.. Gerçi sevgiliniz pek uzaklarda oturmuyor ama. ama Pommard şarabı da melekelerini biraz tahrik ediyordu. en meşru eğlencelere de karşı koyarla1' 282 MADAME BOVARY lar. dedi. ama kendini beğenmişlik. Nitekim. Noter kâtibinin direnmesine rağmen. delikanlıyı büyük Normandie kahvesine sürükledi. yalnız esmer kadınlardan hoşlanırdı. şehre varır varmaz hemen arabadan atlayarak Leon'u aramaya koyuldu. Güzel döşenmiş bir dairede zarif bir tuvalete baMADAME BOVARY 283 yılıyordu. Leon. kenarda üst üste konmuş bıldırcınlara doğru uzanıyordu. hatta burjuvaları afallatmak maksadıyle. küçük bir fıskiye bir mermer havuza şıpırdayarak dökülüyordu. çal oynasın. Eczacı. romlu omlet gelince. bir perşembe günü. bir elinde bavul. Eczacı: — Size hak veririm. ümitsizlik içinde duvar saatinden gözlerini ayırmıyordu. Birdenbire: — Siz. dedi. Yonville'de?. Kasabadan ayrılması halkı meraka düşürmesin diye yola.

Ondan kopmak . metresini heyecan ve telaş içinde buldu. Eczacı ise boyuna tekrarlıyordu: MADAME BOVARY 285 — Bridoux'ya gidelim! İki adımlık yer. eczacının adını duyunca küplere bindi. Hoşunuza pek gitmediğini anladığım bu ziyareti kısa kestirmek istedim. bir koşuda otele vardı. Leon tarn o elleri ağzına götürüyordu ki. Garus içildi. eczanesinden söz etti. değil mi? — Elbette. Bridoux'yu kucakladı. yalnız kalmak için işi olduğunu söyledi. yanındakine kansından. çocuklarından. Ama yine de yakayı kurtardı. Bridoux'ya gittiler ve adamı. budalalıkla. Ama gitmeden önce işyeri sahibini görüp onu kutlamak istedi. Köpeğini görürsünüz. kendisinin hiç kabahati yoktu. Leon yirmi kez kalkıp gitmek istedi. M. Size kim karışır? Cesur olun! Bridoux'ya gidelim. ve dizleri üzerine yığılarak. ne çabayla bugünkü mükemmel durumuna getirdiğini anlattı. Sizi Thomassin'le tanıştırırım. Emma: — Döneceksin. Sokaklardan geçerken. s — Bırakın biraz. Boulogne oteline gelince. bir uşak görünerek Mösyö'yü aşağıda beklediklerini bildirdi. Malpalu sokağında. Haydi. dedi. ben de noterliğe giderim. seltz suyu yapmak için bir makinenin kocaman çarkını soluk soluğa çevirmekte olan üç garsonun başında buldular. O zaman. insanları hiç de hoş olmayan hareketlere yönelten o tarif kabul etmez duygu ile. O zaman da eczacı. Emma. Orada sizi bekleyerek ya gazetede okurum. isteri ve yalvarma dolu baygın bir tavırla iki elini beline doladı. — Ama ne zaman? — Az sonra. pembe gözkapakları kapandı. — Garson. Ama genç adamın mazeretleri akla uygundu. fakat öteki. O zaman genç adam. hemen noterliğe dönmesi gerektiğine dair yeminler etti. Randevuda sözünü tutmamayı hakaret saymıştı. çakmak çakmak olmuş iri gözleriyle ona ciddi ciddi. Homais'nin gevezeliği ve belki de öğle yemeğinin ağırlığıyle uyuşmuş. M. ben de kalkacağım. kolundan yakalayarak durduruyor ve: — Az sonra. âdeta korkunç korkunç bakıyordu. Emma'nın öfkesi.— Ya Zenci kadınlar? diye sordu. Leon onu yüzüstü bırakıverdi. tabansızlıkla. kendini bırakıverdi. Birlikte Rouen Feneri'ne gider oradaki beyleri görürüz. Öfke içinde az önce kalkıp gitmişti. ellerini bırakıverdi. merdivenleri dörder dörder çıktı. Leon. Homais: — O halde. Leon. Emma ayaktaydı. Leon onu durdurdu. Hoınais'yi o da tanımıyordu sanki? Onunla vakit geçirmeyi Emma ile beraber bulunmaya nasıl tercih ederdi? Fakat Emma sırtını dönmüştü bile. Allahı severseniz Cujas ile Barthole'ü. sanki eczacı tarafından büyülenmiş gibi. dedi. Eczacı. Emma'nın yerinde yeller esiyordu. kararsız duruyordu. sizi geçireyim bari. yahut bir kanun karıştırırım. iki küçük fincan kahve! Le"on nihayet sabırsızlıkla sordu: — Gidiyor muyuz? — Yes. Bridoux'ya gidelim de bir kadeh garus içelim. Homais garsonlara yol gösterdi. — Onlar sanatkârlara layıktır. diyordu. Sonra gözyaşları o bakışları bulandırdı. Görülecek şeydir hani! Noter kâtibinin hâlâ ayak dirediğini görünce de: — Peki. kağıt yığınları ve işlemler konusunda şakalar yaptı. Leon'u görür görmez: — Numara yaptım. geleceklerinden. orasının vaktiyle ne 284 MADAME BOVARY berbat bir halde bulunduğunu.

yoksa yaldızları elimizde kalır. kayan bir yılan gibi kalçalarının etrafında ıslık çalıyordu. Haşin haşin soyunuyor. hem coşkunluk. beni sev. bu kolların sarılışında. kuvvetli içkiler karşısındaki sarhoşlar gibi. . arkadaşları hakkında bilgi alıyordu. daha tutkulu dönüyordu. Evlâdına düşkün bir anne edasıyle.göre hayal etmeye çalıştığı o anlatılmaz aşk duygularına şimdi ne kadar hasret çekiyordu! Evliliğinin ilk ayları ormanda atla gezintileri. sükûnet bulunca. onunla tesadüfen niçin karşılaşmamalıydı? Ah.. solgun. hiç konuşmadan. her bakımdan onun üzerine titremekten geri durmuyordu. Emma'nın gönderdiği mektuplarda çiçeklerden. fakat potinlerinin gıcırtısını duyunca. Kendi kendine: — Onu seviyorum ama. fakat. Allahın da bu işe karışacağını umarak. Sonra.. fakat sonunda* olağanüstü hiçbir şey duymadığını da kendi kendine açığa vuruyordu. giyim kuşam zarafetine ve bakışlardaki süzgünlüğe kadar. kendini âşığının koynuna atıyordu. hepsini gözlerinin önünden MADAME BOVARY 287 geçirdi. yıldızlardan bahis vardı. aydan. soğuk ter damlalarının kapladığı bu alın286 MADAME BOVARY da. Daima. Ona: — Onlarla buluşma. kendini pısırık hissediyordu. Ve Leon da kendisine tıpkı ötekiler kadar uzak göründü. korsesinden kopardığı ince bağ. dayandığı şeylerin hemen bozulup çürümesi nereden geliyordu?. âşığına daha ateşli. sağlığı için meraka düşüyor. Hayatını göz altında bulundurabilmek de isterdi. herhalde acının ve zevkin bütün sınavlarını vermiş olmalı diyordu. Emma tek başına bulvardan geçerek dönerken. hiçbir zaman mutlu olmamıştı. Bu sürekli zaferinden dolayı Emma'ya hınç besliyordu... gökyüzüne şairane düğün destanları söyleyen tunç telli bir rebap bulunsaydı. Bununla birlikte. Gerçi Emma. her gülümsemenin altında sıkıntıdan bir esneme vardı. yalnız bizi düşün. ona soru sormaya cesaret edemiyordu. iç karartan bir şey vardı. Fakat gururu isyan etti: — Eh. mektuplarında çoğu zaman aşklarıyle ilgisi olmayan şeylerden söz etmek derecesine geldiler. Fakat. ne imkânsızlık! Zaten hiçbir şey böyle bir araştırmaya değmezdi. Bu hayal kırıklığı yeni bir ümitle çabucak siliniyor ve Emma. isterse aldatsın. karaağaçların gölgesinde bir sıraya oturdu. Hatta onu sevmemeye kendini zorluyor. Yonville'den göğsünün üstünde güller getiriyor ve onun yüzüne atıyordu. çıkma. Emma her seferinde. hatta peşine adam koymayı bile düşündü. bu dalgın gözbebeklerinde. bütün dış yardımlarla alevlenmeyi deneyen zayıf düşmüş bir tutkunun safça başvurduğu çarelerdi. sonra bir tek hareketle bütün elbiselerini bir anda yere düşürüyor. otelin yanında. zayıftı. O zamanlar ne kadar huzur içindeydi! Okuduğu kitaplara. Ama. bir kadından daha pelte gibiydi. vals eden Vikont ve şarkı söyleyen Lagardy. diyordu. nasıl davranması gerektiğine dair öğütler veriyordu.için başka nedenler de arayıp buldu: Bir kahramanlıkta bulunmaktan âcizdi. yolculara yanaşan öyle bir serseri vardı ki. kişiliğinin her gün biraz daha yutulmasına isyan ediyordu. diyordu. Hayatın bu yetersizliği. Zaten. her şey yalan söylüyordu. kapıma kapalı olup olmadığını bir kere daha muayene etmeye gidiyor. isterse. bir yerlerde kuvvetli ve güzel bir insan. ciddi ciddi. bir melek kılığı altında bir şair kalbi.sevdiğimiz kimseleri hor görmek bizi onlardan az çok uzaklaştırır. ona herhalde iftiralarda bulunduğunu anladı. hasisti.. tabansızdı. ne kadar tecrübeli olduğunu farkedince. çıkacağı ilk yolculukta derin bir mutluluğa ermeyi tasar-liyqrdu. hem de incelikle dolu kıymetli bir varlık. uzun bir ürperme ile. yemeklere gösterdiği özenden tutunuz da. bu fısıldayan dudaklarda. umurumda değil! Bir defasında birbirlerinden erken ayrılmışlardı. Kendine sımsıkı bağlamak için. Vaktiyle kendisini o kadar büyülemiş olan şey şimdi onu korkutuyordu. aşırı. artık ne olursa olsun. şiirden. İkisi de. boynuna bir Hazreti Meryem madalyonu da geçirmişti. pekâlâ. Leon'a onları birbirinden ayırmak için ansızın aralarına kayıvermiş gibi gelen. Bunlar. Ne olursa olsun mutlu değildi. manastırın duvarları gözüne ilişti. bayağıydı. Leon. kararsız. Mabutlara dokunmamak lazımdır. Çıplak ayaklarının ucuna basarak. kendi kendine.

M. Üstünde yer yer iri harflerle «Maître Harertg. yine kendi işine koyuldu. Ama bir seferinde. dedi.. müzmin nezleden geberip gidiyordu. Fakat bir kalabalığın küçük bir yere sığması gibi. Adama. Fakat ertesi günü öğleye doğru Emma'ya bir protesto geldi. Rouen'dan. Ama yine de M.Her sevinç bir lanet. M. rehin karşılığında borç para vermekteydi. o zamana kadar kalın sansın kaşlannm gizlediği mütecessis gözlerle sağa sola bakınarak ayakta kalmış olan meçhul adam. Adam ge-lemiyordu. M. dükkânın döşeme tahtaları üzerinde kunduralarını takırdata takırdata. Ama gelecek hafta. Vinçart'ı avutmak ha! Kendisini tanımıyorsunuz anlaşılan. Bu. üzerindeki büyük defterler asma kilitli verev bir demir çubukla muhafaza altına alınmış. Madame Bovary'nin altın zincirini de. Sonra. şu sıranın üstündeymiş gibi geliyordu. geniş hasır koltuğuna oturdu: — Ne var. yaptım. sonunda küpeleri satmak zorunda kalmış. kendisinin imzalayıp da bütün teminatına rağmen Lheureux'nun Vinçart'a ciro ettiği yedi yüz franklık bir borç senediydi. ne yapabilirim? O zaman Emma. Şimdi orada. terbiyeli terbiyeli bir kağıt uzattı. Emma hemen hizmetçisini dükkâncıya gönderdi. 288 MADAME BOVARY Adamcağız bir tek kelime söylemeden çıktı gitti. — Peki.. Basma toplan altında duvara dayalı bir kasa görülüyordu. o bir araptan daha yırtıcıdır. on üç yaşlarında. Uzun yeşil redingotunun yan cebini kapayan topluiğneleri çekip çıkardı. Evet. — Buyursunlar. — Dinleyin beni! Zannederim ki bugüne kadar size karşı iyi davrandım. Ona kağıdı gösterdi. — Ama mecbur oldum da. Saat dört! Ona çok eskiden beri buradan. Lheureux.. Beni sıkboğaz ediyorlardı. senetleri ciro etmemek hususunda verdiği sözü hatırlatarak. Bunun üzerine. Vinçart'ı avutmak çaresi olup olmadığını sordu MADAME BOVARY 289 — Evet. saf bir eda ile sordu: — M.. gelecek hafta. Quincampoix'da külüstür bir bakkal dükkânı satın almıştı. yüzü kıpkırmızı kafası dazlak biri. içine para ve senetten başka şeyler de konulmuş olacaktı. Buchy İcra Memuru» ibaresi yazılı bulunan bu damgalı kağıdı görür görmez Emma fena halde ürktü ve soluğu kumaş tacirinde aldı. suratından daha az san şamdanları arasında. fakat öylesine büyük çaptaydı ki. Lheureux'nun işe müdahale etmesi lazım geldi. Vinçart'a ne cevap götüreyim? — Ne cevap mı? Kendisine söyleyin ki. Onu dükkânında. Ve defterlerinden birini açarak: — Bakın! Sonra. parmağını sayfanın altından yukarıya doğru gezdirerek: . Oldu da bitti! Emma herifi dövmemek için kendini zor tutuyordu. her zevk bir iğrenme gizliyordu ve en iyi öpücükler. hepsini elbisesinin koluna iliştirdi. paket bağlarken buldu. Emma da yalnız kendi tutkulanyla yaşıyordu. Adamcağız. sayısız tutkular da tek bir dakikanın içine girebilir. ufak tefek. şimdilik param yok. arkasından da haciz. dudaklarda gerçekleşmesi imkânsız daha yüksek bir şehvet özlemi bırakıyordu. Havada bir madeni hırıltı dolaştı ve manastırın çanı dört kere vurdu. — Şimdi ne olacak? — Olacağı basit: Bir mahkeme karan. bir arşidü-şesten fazla paraya kıymet verdiği yoktu. Lheureux. köpürdü. Burada. kamburumsu bir genç kızın yardımıyle.. emirleriniz? Kendisine hem çıraklık hem aşçılık eden. Gerçekten. yumuşak bir eda ile. Vinçart tarafından gönderildiğini söyleyerek Emma'ya geldi. zavallı Tellier Babanın küpeleriyle birlikte oraya koymuştu. bakın. ne yok? — Ahn. beklesin. Madamın önüne geçip birinci kata çıktı ve kendisini dar bir odaya aldı. kocaman bir yazıhane vardı..

diğer bin beş yüz frank eridi gitti. işin doğrusu söylenmez ki. — Ama. güzel değil mi? Şimdi bu dantelayı koltuk başlarına koyuyorlar. bazı ufak tefek şeyler satın alıyordu.. hiç oralı değilmiş gibi. bir MB 19 290 MADAME BOVARY kere anlaştık. Zaten kendisinin on parası yoktu. elma gibi yuvarlak adamımdır ben. moda böyle.. Şehre her inişinde.. — Allah vere de Vinçart bana olmaz demese! Esasen.. pek hayrete düşmüş göründü.» Gerçi bazı itirazlar oldu ama hiçbiri kocasının eline geçmedi. böylece devam etti. metresi otuz beş santime.. birkaç rakam yazdı. — Mösyö'nün imzaladığı senetlerden söz etmiyorum bile. Sonra. Kusura bakmayınız. O zaman Madam.. Faturalara not olarak şunu da eklemeyi hiç unutmuyordu: «Bundan kocama hiç bahsetmeyiniz. — Nasıl?.. bir türlü arkası gelmiyor. sonra. Langlois'nın henüz parayı ödemediğini duyunca. 23 martta kırk altı. faizler.. Emma. 17 temmuzda yüz elli. Daha o akşam. işi savsaklayacak değilim. Sonra. sandıkları aldı. Nihayet Barneville'den gelen para ile senetlerin iki tanesini ödedi. Bir hokkabazdan daha atik davranarak dantelayı mavi bir kağıda sardı ve Emma'nın eline tutuşturdu. pek sıkıntıya düşeceğini. herkesten borç MADAME BOVARY 291 para çekti. Emma'yı kendisine ne kadar dürüst davrandığına inandırmak istiyordu. Arkasını dönerek: — Sonra. bu işin çok güç bir iş olduğunu. 3 ağustos iki yüz frank. Yeniden borçlandı ve bu. kocasının hastalarına iki üç fatura gönderdi ve faydasını gördüğü bu usulü sonraları da bol bol kullandı.. gayet ustaca pazarlık ediyordu.. ama nasıl?. Emma susuyordu... herkes onun sırtından geçinmeye bakıyordu. — Zaten Barneville'in bakiye hesabı gelir gelmez. Bir budalalık yapmaktan çekiniyormuş gibi durdu. eski şapkalarını. onu da düzenli olarak gönderecekti. Madame Lefrançois'dan. Kaynana gönderilecek bir şey kalmadığını bildirdi: Tasfiye tamamlanmıştı. Devekuşu tüyleri. Lheureux başka bir şey bulamayınca. Çin porseleni. — Siz nasıl isterseniz! O zaman. Emma'ya dükkâna yeni gelmiş bir sürü mal gösterdi . Fakat dükkâncı. M. kocasını.. bütün suçu o «Köpoğlu Vinçart»a yük-lüyordu.. Dükkâncı. herhalde bu susmadan kaygılanmış olacaktı ki: — Şayet. tabii anlarsınız. Lheureux ise elindeki kalemin tüylerini ısırarak.on metelik sektirtmiyordu. Para bulmak için eski eldivenlerini.— Hah işte. Barneville'den başka. Emma'ya her biri iki yüz elli franklık ve birbirinden birer ay aralıklı vadeli dört senet yazdırdı. hiç değilse şeyini öğrenseydim?. geçenlerde bir satışta bulduğu üç buçuk metrelik bir dantela parçasını göstermek için kendisine seslendi: — Bakın. . mirastan artanı derhal göndermesi için annesine mektup yazmaya zorladı. başkalarına yaptığı bu aldatmacaları itiraf etmekle. damarlarındaki köylü kanı. ne kadar mağrur olduğunu bilirsiniz. düşünüyormuş gibi gözlerini kapadı. — Meselâ. şimdi kimse borcunu ödemiyordu.... onun gibi biçare bir dükkâncı avans filan veremezdi. insanın zihni karışıyor. nisanda... Onların da biri yedi yüz franklık. Hürmetkarınız. şu günlerde elime para geçse. son meteliğini vereceğini söyleyerek. hiç değilse bunları alıp götürdü. Artık ben bu işte yokum! Emma ağlıyordu... diye devam etti.. kendilerine.fakat kendi kanaatince. öbürü üç yüz franklık! Aldığınız küçük avanslar. altı yüz liralık bir akar kalıyordu... eski kap kaçağı satmaya başladı. bakın şu elbiseliğe. Sonra. Kızıl Haç sahibesinden. dedi. adama «Mösyö Lheureux'cüğüm» bile diyordu.. M. rengi de hiç atmazmış! Pekâlâ herkes yutuyor bunu. hiçbiri Madama layık değildi. tatlı bir sesle: — Anlaşalım. belki. Felicite'den.

yanında uzanıp uyuyan bir adamdan kurtulmak için yapmadığını bırakmamış ve sonunda kocasını ikinci kata sürgün etmişti. annesini istiyordu. Olduğu yerde kalıyordu. içinde kanlı sahnelerle azgın şehvet betimleri bulunan acayip kitaplar okuyordu. Kendisini doyuran o randevulardan bir tanesini yaşamak için o anda her şeyini verebilirdi. yürümeye devam ediyordu. kendisini ondan uzaklaştırmak isteyenlerin pek haksız olmadıklarını anladı. Gerçekten. Onların muhteşem olmasını istiyordu! Şayet âşığı tek başına masrafın altından kal-kamazsa. Dersle hiç başı hoş olmayan çocuk. iyice düşününce. o canavarı görür gibi olarak. Emma orada. Mektupta. Biliyorsun ki. hemen hemen her defasında böyle oluyordu. bütün gün kalıyor. Geceleri. safi arzu kesilmiş. inanası gelmiyordu. diyordu.. Kötü bir vaziyete girmekten korkuyordu. Şimdi evin hali pek hazindi! Satıcıların kapıdan asık suratla çıktıkları görülüyordu. soğuk havayı içine çekiyor. Charles: — Hizmetçiyi çağır.Bazen. hastalandığı zamanki gibi!— Ne zaman bitecek bütün bu belâlar!. Leon'u düşünüyordu. çok geçmeden o kederli iri gözlerini açıyor ve ağlamaya koyuluyordu. kum üzerinde ırmaklar yapsın diye gidip bahçe kovasıyle su getiriyor. metresinin garip tavırlar takındığını. nefes nefese. diyordu. zihni çabucak karmakarışık oluyor. Kendi kendine: — Hayır. yarı çıplak. her şeyi olduğu yerde bırakıyor. Ve elleri arkasında. birisi annesine uzun bir imzasız mektup göndermişti. oğlunun patronu maître Dubocage'a mektup yazd^ o da bu işin mükemmelen becerdi. kadıncağız. pek hoşuna gitmediği halde Leon emri yerine getirdi. Les-tiboudois'nın o kadar gündelik alacağı vardı ki! Sonra çocuk üşüyor. sakatlığını kusur saydığı için kendi kendine kızıyor. Yahut bazen. pencereyi açıyor. heyecan içinde. ona uçurumu MADAME BOVARY 293 . doğrusu hesap yapmaya gayret ettiği de oluyordu. Çoğu zaman dehşete düşüyor. O zaman Charles çocuğu teselli ediyor. bir çığlık koparıyordu. Mutfaktaki ocakların üzerinde mendillere rastgeliniyor ve küçük Berthe. kendini bencillikle suçluyor ve içinden hemen gidip karısını öpmek geliyordu. ezile büzüle bir ihtarda bulunacak olursa. küçük Berthe'i dizlerine oturtuyor. Oraya çıkılmıyordu. Sonbahar başlamıştı. bunda kendisinin kabahati olmadığını söylüyordu! Neden bu kadar öfkeleniyordu? Charles her şeyi karısının geçirmiş olduğu sinir hastalığı ile izah ediyor. Sonra. başka yerlerde. git! diyordu. yapraklar şimdiden dökülüyordu. oğlunun evli bir kadınla kendini mahvettiğini haber veriyordu. O da: — Ah. Delikanlının gözünü açmak. yani aşkın derinliklerinde çöreklenen o belirsiz kötü yaratığı. fakat hep Emma'nın itirazlarıyle karşılaştı. açığı cömertlikle kendisi kapatıyordu. uyuşmuş. olmaz. tababet gazetesini açarak ona okuma öğretmeye çalışıyordu. Kendisi sabahlara kadar. o denizkızını. fakat öyle akıl almaz şeyler keşfediyordu ki. — İki yıl önce. Bu da. Bu da zaten ot bürümüş bahçeyi pek bozmuyordu. vakit vakit Rouen'da bir Cezayirlinin dükkânından satın aldığı saray tabletleriyle tütsü yapıyordu. Onu. Bir gün çantasından altı tane altın yaldızlı küçük kaşık çıkardı (bunlar Rouault babanın düğün hediyesiydi) ve Leon'dan hemen gidip bunları Emniyet Sandığı'na götürmesini rica etti. Akşam yemeğinden sonra bahçede tek başına dolaşıyor. belki canını sıkmış olurum. bir daha da kafa yormuyordu. yahut kınaağaçlarının dallarını kırarak tarhlara ağaç diye dikiyordu. Charles hemen koşup geliyordu. annen rahatsız edilmek istemez. Leon. delik çoraplarla dolaşıyordu. daha gösterişsiz otellerde de pekâlâ rahat edebileceklerini kendisine anlatmaya çalıştı. bu işin içinde de ailelerin ezeli umacısını. 292 MADAME BOVARY Madame odasındaydı. Madame Homais'nin ayıplamasına rağmen. gür saçlarını rüzgâra dağıtıyor ve yıldızlara bakarak kendine prens aşkları temenni ediyordu. zinanın körüklediği o mahrem alevle daha da yanarak. git. Charles. O zaman yeniden hesaba girişiyor. yavrucuğum. Emma kaba kaba cevap veriyor. Randevular onun bayram günleriydi.

fakat niteliklerinin bolluğu altında kaybolarak bir tanrıya döndüğü için. içinden.daha da çoğalmasını istemekle. çünkü. balkonlarda igek merdivenlerin sallandığı mavimtırak bir ülkede oturuyordu. O hayalet. Erkekler bir köşeye çekilip fiskos ettiler. çünkü bu belirsiz aşkın atılımları. Şimdi artık içinde sızısı hiç dinmeyen ve her yeri kaplayan bir kırıklık duyuyordu. gidip bir yerlerde yemek yemekten söz ediyorlardı. yahut uyanmaksızm hep uyumak istiyordu. sanki kendisine ihanet etmiş gibi. göğsünün üstünde Emma birdenbire hıçkırmaya başladı mı artık sıkılıyordu. «Bir felâket olsa da ayrılsak. Fakat yazarken. Etraftaki kahveler tıklım tıklım doluydu. fakat bunlara şöyle bir göz atıp geçiyordu. herkes etrafında halka oluyordu. iki tıp talebesi ve bir de tüccar kâtibi vardı. Balonun döşeme tahtalarını. Bütün gece trombonların azgın sesine ayak uydurarak zıpladı durdu. daha bir sürü nasihat dinlemeye mecbur kalırdı. ay ışığında ve çiçeklerin güzel kokusu altında. Leon'u sorumlu buluyor. yani Dubocage için bu fedakârlığa katlanmalıydı. Rıhtımda en adi cinsinden bir lokantayı gözlerine kestirdiler. karar vermek cesaretini gösteremediğinden. Emma hayranlıkla sarsılıyor. Emma onu yanıbaşında hissediyor. artık incelikle-. sonunda bu hayalet o kadar gerçek. Lokanta sahibi. sanki dans eden binlerce ayağın ritmik . Fakat nasıl kurtulmalıydı? Sonra böyle bir mutluluğun bayağılığı ile kendini ne kadar aşağılık içinde hissederse etsin. Allah için. bunlara dördüncü katta küçük bir oda açtı. Emma. Kendi menfaati uğruna bunu yapmazsa. hayal kurmaktan vazgeçti: Çünkü her burjuva. kolu kanadı kırılmış. derisi buz gibi soğuyordu. Leon. Emma. bir tek dakika bile olsa. gözkapakları karıncalanıyor. üç çeyrek saat öğüt verdi. O zaman içine korku girdi. o saadetten vazgeçemiyordü. Böyle bir macera. Nitekim flütten.bari onun için. damgalı kağıtlar geliyor. bu kadın yüzünden başına türlü belâlar gelebilir.göstermek için. yine de onu bütün açıklığıyle hayalinde can-landıramıyordu. pek büyük girişimlere yetenekli sanır. gençlikte kanı kaynadığı zaman. Leon'un hamal veya gemici kıyafetine girmiş olan arkadaşlarıydı. azgın zevk ve eğlence âlemlerinden daha fazla yoruyordu. Odada bir noter kâtibi. gece maskeli baloya gitti. yine olduğu yere sırtüstü yuvarlanıyordu. iskemlesini. geleceğini ve bir öpücükte kendisini alıp kaçıracağını sanıyordu. hemen hemen hepsinin en aşağı cinsten olduğunu anlamakta gecikmedi. Ümitlerinin kırılmasından. Hem yakında başkâtip olacaktı: Artık ciddi olmanın zamanıydı. tıpkı belirli bir müzik dozundan fazlasına tahammül edemeyen insanlar gibi. Kadınla ilgisini kesmesi için yalvardı. Artık yaşamamak. arkadaşlarının sabahları soba etrafında yaptığı şakaları hesaba katmasa bile. Emma Yonville'e dönmedi. yine kendini sınırsız tutkulara. sözünü tutmadığı için kendi kendine kızıyordu. her çeşit saadetin kökünü kurutuyordu. sonraları kendi müessesesine de zararlı olabilirdi. hatta. Sonra. kafasında başka bir adam. o kadar ele avuca sığar bir hale geliyordu ki. Emma yemedi. kalbi. alnı ateş gibi yanıyor. Ötekiler yemeğe koyuldular. beş altı maskelinin arasında buldu. her gün biraz daha üstüne düşüyor . başına fiyongolu bir peruka ile yana eğdiği üç köşeli bir şa_pka geçirmişti. Emma'ya layık bir meclisti bu! Kadınlara gelince. Ona sık sık celpler. bir kadının daima âşığına mektup yazması lazımdır fikriyle. Kadife bir pantolonla kırmızı çoraplar giymiş. okuduğu en güzel şeyler ve en kuvvetli arzularının yarattığı 294 MADAME BOVARY bir hayalet beliriyordu. her noterin gönlünde birazcık şair kırıntısı bulunur. Emma ondan ne kadar tiksinmişse. onu. Bunlar. rini pek farkedemediği bir aşkın gürültüsü karşısında ilgisizlikten uyukluyordu. Sabah olunca kendini tiyatronun girişinde. Leon sonunda bir daha Emma'yı görmeyeceğine yemin etmişti.» diyordu. Leon'a mektup göndermekten de asla geri kalmıyordu. coşkun duygulardan. geri çekti ve gözlerini yere indirdi. bir tek gün. zinada evliliğin yavanlıklarıyle yeniden karşılaşmıştı. en ateşli hatıralar. Çapkının en bayağısı sultan hanımların hayaliyle geçinir. Ama. herhalde masraf hakkında konuşuyorlardı. Birbirine sahip olmak zevkini yüz katına çıkaran o şaşmaları duyamayacak kadar birbirlerini fazla tanıyorlardı. alışkanlıkla veya ahlaksızlıkla. daha seslerinden. Büyük perhizin üçüncü perşembe günü. o da Emma'dan o kadar usan-mıştı.

Emma okudu: «Mahkemenin icra yetkisi veren hükmü gereğince. boyuna satm almak. Sonra. Emma her çareye başvurdu..» Birçok satır atladı ve şunu gördü: «Yalnız yirmi dört saatlik bir süre içinde. rüzgârın önüne kattığı sis tabakaları gibi kayboldu.» Ne oluyor? «Sekiz bin franklık bir meblağı ödemek.. — Ne yapalım. pencerenin önüne götürdüler. Emma hemen oradan sıvıştı. hoş görünmelerinin amacını bir anda kavradı. Lheureux. dedi. Otelden çıktı. kanun ve adalet namına Madame Bovary'ye tebliğ olunur ki. gayet serbest bir tavırla adamın karşısına çıktı. lekesiz uzaklıklarda. kadriller. yeni bir vadeye bağlandıkça bedeli artan senetleri yenilemek suretiyle Emma. — Acaba bir şeyler yapmanız. haksızlık etmeyelim! Emma borcun miktarına itiraz edecek oldu. Bütün dalaverelerini.. bütün kanuni yollardan ve özellikle mal ve eşyasının hacziyle zorlanacaktır.» Hangi hüküm? Gerçekten. Fakat uzun demir çubuklarla yüklü bir at arabası. Akşamın saat dördünde Hi-vert gelip kendisini uyandırdı. kıyamete kadar size pîr aşkına müteahhitlik ve bankerlik yapacağımı mı sanıyordunuz. kenar semtten geçti. Eve girer girmez. Leon'a dönmesi gerektiğini söyledi ve nihayet Boulogne Otelinde tek başına kaldı. kendini yatağın üzerine attı. Şu kelimeleri okuyunca büsbütün şaşırdı kaldı: «Kral. o kadınlar. Hızlı yürüyordu. maskeleri. Felicite ona duvar saatinin arkasında kül rengi bir kağıt gösterdi. solgun gökyüzünde büyük bir kırmızı leke genişliyordu. — Nasıl hayır? Ağır ağır ona döndü ve kollarını kavuşturarak: — Benim.. Emma. hizmetçisinin odasında uyumaktan olan Berthe'i düşündü. bulvardan. borç para almak. hanımcığım? Cebimden çıkarıp verdiğim paraların yine cebime girmesi gerek. Gün ağarmaya başlıyordu. Bayılıyordu. yine de. Vinçart. lokantadaki yemek. balo kostümünü çıkarıp attı. Köprülerin üzerinde kimsecikler yoktu. bir gün önce başka bir kağıt daha gelmişti. nihayet kendine geldi ve orada. bu böyle! Mahkeme kabul etti! Elde hüküm var! Onu da size tebliğ ettiler. Demek. Emma.. Her şeye.. yirmi dört saat sonra. Cauchoise Meydanı'ndan..... punç kokusuyle yaprak sigaMADAME BOVARY 295 ralarının dumanı onu büsbütün sersemletti. parasını ödememek. sokak fenerleri sönüyordu. Başına birdenbire gelmişti bu iş. uzaklarda. duvarlarında Nesle Kulesi'nin resimleri asılı duran ikinci kattaki küçük odasında. — Hiçbir şey yapamam. sonra. Kurşun rengi bağlamış nehir rüzgârla ürperiyordu. Tutarın gereğinden fazla şişirilmiş olması içine biraz soğuk su serpiyordu. hatta kendisine de tahammül edemez olmuştu. alaylı bir selamla: . — Biliyor musun başıma geleni? Herhalde bir şaka olmalı bu! — Hayır. yarın! Lheureux'nun herhalde kendisini yine korkutmak istediğini düşündü. Sonra. Kalabalığın suratları. senetler imzalamak. avizeler.» 296 MADAME BOVARY Yapılacak ne vardı?. evlerin duvarına sağır edici bir madeni sarsıntı fırlatarak geçti. — Ama. Sainte-Catherine tarafında. tekrar Kızıl Haç'a döndü.» Hatta. Bununla birlikte. Hiç haberi olmamıştı ki.vuruşuyle hâlâ gümbürdüyormuş gibi. bir yerlerde yeniden gençleşmeyi ne kadar istiyordu.. Bir kuş gibi uçup giderek. ama haberi olmamıştı ki. bir düşünsek. Lheureux efendiye karışık işlerinde kullanmak için sabırsızlıkla • beklediği bir sermaye hazırlamıştı. Bahçelere bakan iki yanı boş bir sokağa geldi.. her şey. açık hava onu teskin ediyordu. Zaten bunları yapan ben değilim.. azar azar... kendi kafasının içinde duyuyordu. biraz daha altında şunlar vardı: «Kendisi.

iç çamaşırını. Bovary'nin muayene odasından işe başladılar. — Ahlak dersi istemez! — Ahlak dersinin kimseye zararı olmaz. Mademki paramı iade etmek için bundan başka çareniz yok.. Omuz silkerek: — Hadi canım siz de! dedi. üçte birini. göstereceğim ona bu makbuzu. Emma kollarını büke büke: — Ama nereden bulacağım. oo. hatta o küçük ve güzel beyaz elini dükkâncının dizleri üzerine koydu. Satacak neyiniz var ki? Ve dükkâna açılan küçük pencereden seslendi: — Annette! 14 numaranın üç kuponunu unutma sakın... beyaz kravatı. icra memuru Maître Hareng. — Bıktım.. başına bir topuz inmişten daha beter. kadına yaklaştı ve tatlı bir sesle: — Biliyorum. Lheureux pencere ile yazı masası arasında mekik dokurken. Sonra. fakat hiç kimse de bu yüzden ölmemiştir alt tarafı. Emma bunun manasını anladı ve «kovuşturmayı durdurmak için ne kadar para lazım olduğunu» sordu. dedi. hoş bir şey değil bu. imzalayacağım.. Adamlar. Ben ırgat gibi çalışıp dururken siz keyfinize bakıyordunuz. — Hoppala! Şimdi de ağlama faslı! — Beni mahvediyorsunuz! — Vız gelir bana. zaman zaman: — Müsaade eder misiniz.. olduğu yere yığıldı. fakat mutfakta tabak çanağı.. Madame? Müsaade eder misiniz? deyip duruyordu. Yararı yok! Onu usulca merdivene doğru itti. şamdanları ve yatak odasında da etajerdeki bütün ufak tefekleri saydılar. — Evet. çok gergin subyeleri ile Maître Hareng. Emma acısını bağrına bastı. en gizli köşelerine kadar. dedi. hayranlıkla: . — Size söz veriyorum. — O zavallı adamcağız sizin bu küçük hırsızlığınızı anlamaz mı sanıyorsunuz? Emma. 298 MADAME BOVARY — Mösyö Lheureux. Kocama diyeceğim ki. Meslek âleti saydıkları kuru kafayı deftere kaydetmediler. tencereleri. VII Ertesi gün. size yalvarırım. — Ama size binlerce frank. Em-ma'nın hayatı. Hizmetçi kız geldi. haciz zaptını tutmak üzere iki şahitle birlikte eve geldiği zaman. dedi ve kapıyı kapadı. — Sizin ne adam olduğunuzu herkese söyleyeceğim. — Çok geç artık.— Kabahat kimin? dedi. — Adam sen de! Bu kadar dostunuz var! Kendisine öyle keskin ve korkunç bir tarzda bakıyordu ki.. bu üç adamın gözleri önüne boylu boyunca serildi. birkaç gün daha sabredin! Hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. — Öyle mi? Ben de bir şeyler göstereceğim kocanıza! Lheureux kasasından. tuvalet odasını gözden geçirdiler. otopsi yapılan bir ceset gibi. — Bırakın beni! Neredeyse beni baştan çıkarmaya kalkışacaksınız. tutarın dörtte birini.. Emma küçüldü. usandım artık imzalarınızdan! — Yine satacağım. — Siz aşağılık bir adamsınız! MADAME BOVARY 297 Dükkâncı gülerek: — Oo. Sık sık.. dedi. yalvardı. Düğmeleri iliklenmiş daracık siyah elbisesi. göstereceğim ona. Emma iliklerine kadar titredi... pek ileri gidiyorsunuz. hemen hemen tümünü getirecek olursam? — Olmaz artık. Vinçart'ın ıskontosu sırasında Emma'nın kendisine verdiği bin sekiz yüz franklık makbuzu çıkardı. Fistanları. boyuna tekrarlıyordu. iskemleleri.

. halden anlayan b. ba çok lüzumlu parayı bulmak için hemen paçaları sıvamalıydı.r gülümsemeyle: — Ah. Çok güzel! diyordu. Emma: — Sana diyeceklerim var. — Hayır. iki ayağını ocağın demirlerine dayamış. sekiz bin frank lazım bana! — Sen delirmişsin! — Henüz değil. ilave etti: 300 MADAME BOVARY — Dinle beni. bize gidelim. nasıl olur?. suratı bir tören ağırbaşlılığı içinde: — Üç kişiye gittim. parmakları sümüklüböcek gibi kırmızı ve gevşek o iri elin dokunduğunu görünce tiksindi. — Git! dene! lâzım! koş!. ama boşuna! . mektuplar! dedi. Emma. yani Leon. Emma. haciz hikayesini anlatarak. Çin ekranlarıyle süslü ocağa. Rodolphe'un mektuplarını Emma orada bir çekmeceye ki-litlemişti. geniş perdelere. Ev sahibinin eve «kadın» almasından hoşlanmadığım itiraf etti. — Hayır. vaktiyle kalbini çarptıran o kağıtlara. Fakat. İçindeki Napoleon altınlarını düşürmek istiyormuş gibi kâğıtları yavaşça eğdi. burada olmaz. rastgetirebildiklerinden para istedi.. Fakat yılmadı. dedi. ertesi pazar günü. bir saat sonra döndü. zira Charles hiçbir şeyin farkında değildi: Kaynanası kendisinden nefret ediyordu. Evin katlarını bitirdikten sonra. Sımsıkı yakaladığı iki elini sarsarak. zira içinde başka bir şey bulunup bulunmadığından bizzat emin olmalıyım..— Çok hoş!. gelir gelmez bir bardak dolusu su içti.. bir küçük pencere açık kalmış herhalde. aptal aptal: — Seri de işi fazla büyültüyorsun. Demek hemen teşebbüse geçmek lazımdı. ikisi bir olup haciz muhafızını damın altına yerleştirdiler. Çok solgundu: — Leon. dedi. o da oradan kımıldamayacağına söz verdi. Rouault Babanın elinden bir şey gelmezdi. tavan arasına çıktılar. kendi yerine Leon da pekâlâ borca girebilirdi. birazcık gürültü etti: Charles: — Yukarda biri mi dolaşıyor? dedi. Zaten. Bunlar ya kıra gitmişlerdi. ismini bildiği bankerleri görmek maksadıyle Rouen'a gitti.. daha doğrusu uçsuz bucaksız bir pişmanlık kaplıyor. Boulogne otelindeki odalarına gittiler. gizlendiği yerde sıkılmış olacak ki.. muhafız. bana yardım edeceksin. Saat ikide Leon'un evine gitti. dedi. bu da tutkusunu yok edeceğine. yahut geziye çıkmışlardı. Emma o akşam Charles'ı düşünceli buldu. ne berbat bir vaziyette olduğunu izah etti. Açmak icabetti. Maître Hareng. Nihayet Leon göründü. Leon elini anahtara attı.. kapıyı vurdu. Bir an geldi. — Ama. Emma onu Bovary'yi oyalamak için gözcülük etmeye göndermişti. durdurdu. rüzgârdan sallanıyor. Yüzünün çizgilerinden suçlamalar sezerek. ama. büsbütün şahlandırıyordu. MADAME BOVARY 299 Nihayet gittiler. O zaman Leon. hayatının tassızlığına lezzet katmış olan bütün o eşyaya ilişince. rahat rahat kütükleri karıştırıyordu. koltuklara. müsaade ediniz. Belki bin ekü kadar bir para ile herif^yatışır. Bazıları alay etti: Kimse razı olmadı. Sonra gözleri. Kimse açmadı. içini vicdan azabı. Paraya acele ihtiyacı vardı. Felicite içeriye girdi. Oh! Bir şeyler yap! Bir şeyler yap! Seni daha da seveceğim! Leon çıkıp gitti. dedi. — Seni hangi rüzgâr attı böyle? — Rahatsız mı ettim? — Hayır. işi olur olmaz iade edecekti. kalemini sol eliyle tuttuğu bir bağa hokkaya batırarak yazmaya koyuluyordu. Sonra. Emma. fakat o. Emma: — Amma da bayağı adammışsın! diye haykırdı. Üç bin frank bulmak pek olmayacak şey değildi. Charles. hafakan dolu bakışlarını ondan ayırmıyordu. Emma. Arkasından hemen.

Gotik çağı yiyeceklerinin son örnekleriydi. bunların ortasında. . alışkanlıkların dürtüsüne bir makine gibi itaat ederek. sersemlemiş. beni artık bekleme. ne olup bittiğini bilmiyordu. Aslında. 302 MADAME BOVARY Bunlar. dostlarından biriydi. Açılan bir arabalık kapısından çıkan bir ses: — Varda! diye haykırdı. Parvis Meyda-nı'na geldi. sokak bomboştu. meşalelerin sarı ışığı altında. şehre her inişinde. Emma. tatlı şarap güğümleriyle dev gibi jambon ve sucuk yığınları arasında. çok zengin bir tacirin de oğluydu). güneşin bembeyaz bir gökyüzünde parıldadığı. MADAME BOVARY 301 Emma bu ümidi onun hayal ettiği gibi sevinçle karşılar görünmedi. önüne serilen geniş. kahramanca tıkır tıkır yerdi. Saat dördü çaldı. O zaman Emma. «Belki aldandım. sevgilim. gözkapakları şehvet ve cesaret verici bir tarzda birbirine yaklaşıyordu. ona porsumuş gibi geldi. kilisenin üç büyük kapısın. Emma'nın artık hiçbir şey hissedecek hali kalmamıştı. Nitekim. O zaman korktu ve her çeşit izahın önüne geçmek için. İşin içinde bir yalan olduğundan mı şüphe ediyordu? Sonra Leon kızararak devam etti: — Ama.. Hava güzeldi. Homais. ben de yarın sana getiririm. halk. yürümeye devam etti. düşmemek için bir duvara dayandı. martın berrak ve sert günlerinden bireydi. gürbüz Normandiyalılar. tıpkı eski Normandiyalılar gibi. dişlerinin pek bozuk olmasına rağmen. Araba hızlandı ve gözden kayboldu. dışından her şey onu yüzüstü bırakmıştı.. İçinden. eczacının elinde. Vikont'tu! Emma dönüp baktı.. saat üçe kadar gelemezsem. o tıkız francalaları. kendini mahvolmuş hissediyordu. karısına bunlardan getirmeyi hiç ihmal etmezdi. Allaha ısmarladık! Elini sıktı. küçük tıkız francalaları pek severdi. sarsak. Kim bu acaba? Emma onu tanıyordu. dan boşanıyordu ve kavas. Eczacının karısı da. M. belki haçlı seferleri devrinden kalma. — Nereden bulurdun! — Senin noterlikten! Ve gözlerini Leon'a dikti. hareketsiz kaldılar. gelip de. öyle bir hüzün geldi ki.» dedi. Artık gitmem gerek kusura bakma. Emma. genç adam kendisine suç işlemeyi öğütleyen bu kadının dilsiz iradesi karşısında sıfırı tükettiğini hissetti. Kızıl Haç'a. Ama önünden geçen adam. Tarif edilmez uçurumlara rasgele yuvarlanarak. bu sarık biçiminde. Alev alev yanan gözbebeklerinden cehennemi bir cüret fışkırıyor. öyle ki. ecza ile dolu kocaman bir sandığın Kırlangıç'a yükletilmesine bakan Homais'ciği görünce âdeta sevindi. o idi. karısına götürmek üzere bir mendile sardığı altı küçük francala vardı.Sonra ocağın iki ucuna karşılıklı oturup. Yabanlıklarını giymiş Rouenlılar. keyifli keyifli geziniyorlardı. bu nedenle. hiç konuşmadan. dedi. samur kürk giymiş bir kibar zatın kullandığı iki tekerlekli bir arabanın okları arasında yeri eşeleyen güzel bir siyah at geçsin diye durdu. Leon onun fısıldadığını duydu: — Ben senin yerinde olsaydım. Yonville'e dönmek üzere yerinden kalktı. perhiz günlerinde tuzlu tereyağı ile yenilen. Emma yerinde tepinerek omuz silkiyordu. ama o el. hep Massacra sokağındaki meşhur çörekçiden gidip alırdı. Homais. bir kaya parçasından daha hareketsiz duruyordu. sofrada. neredeyse bayılmak üzere. fakat aşkından daha az derin bu büyük kubbe altına endişe içinde ve ümitle girdiği günü hatırladı ve peçesinin altında ağlayarak. Madame Homais. bir köprünün üç kemeri altından akan nehir gibi. eliyle alnına vurarak bağırdı: — Morel bu gece dönecek! Ümit ederim ki benden esirgemez bunu (Morel. İkindi ibadetinden çıkılıyordu. yutulacak mağribî kelleleri zannederek karınlarını bunlarla doldururlardı. Sonra içinden. Kendisine öyle bir bitkinlik. Kırlangıç'a binmesine yardım etmek için elini Em-ma'ya uzatırken: — Sizi gördüğüme pek sevindim. pekâlâ bulurdum.

Aynı zamanda. birdenbire pencereden dışarıya sarkarak bağırdı: — Unlu şeyler. Hizmetçi ile hanımı birbirlerinden sır saklamazlardı. diyordu. Araba tekrar yürümeye başlamıştı ki. Emma. Emma'yı o andaki ıstırabından yavaş yavaş uzaklaştırıyordu. M. her defasında olduğu gibi. Bütün serveti bundan ibaretti. Ona şarabın iyisini. yeşilimtırak gözlerini fıldır fıldır döndürerek. dedi. dili dışarıda. Lefrançois ananın kalabalığın ortasında nutuk verir gibi bir hali vardı. Fakat kör adam. şerefsizim. tiksinti içiride. Madame. idarenin bu kadar çirkin işlere göz yummasını bir türlü aklım almıyor! Bu biçareleri yakalamalı ve bir işte çalışmaya zorlamalı. faydasını görürsün. âdeta uyuklayarak geldi. ona omuzunun üzerinden bir beş franklık fırlattı. Kör. dedi. karşılık olarak sen de palyaçoluk et bize bakalım. heyecanlar içinde. Fakat. perhize girsen daha iyi olur. kendi tertibi olan iltihap geçirici bir merhemle herifi bizzat iyi edeceğine dair teminat verdi. Eczacı: — İşte. herkes tanır.Sonra. başı açık. dizleri üzerine çöktü. Homais. Fakat eczacı. bir çeşit boğuk uluma tutturdu. bir direğe asılı kocaman bir ilanı okuyordu. Nihayet Felicite içini çekerek: — Ben sizin yerinizde olsam. Terakki. Onu böyle fırlatıp atmayı hoş bir hareket sayıyordu. Homais. tepenin eteğinde peyda olunca: — Doğrusu. donuk tabaka. Evine. arabanın kapısı kenarından. Guil-laumin'e giderim. aç kalmış bir köpek gibi. francalaları filenin kayışlarına astı. Homais kesesini açtı. Pazar yerinin etrafında bir kalabalık toplanmış. Emma. kapalı pazar yerinin yanında. rostonun iyisini tavsiye ediyordu. tam o sırada. M. kapıdan kopardığı sarı bir kağıdı hanımına uzatıyordu. bu korkunç illet sende çoktan beri mi var? Meyhanelerde kafayı çekeceğine. Hivert: — Öyleyse. Justin'in bir taşın üstüne çıkarak ilanı yırttığını gördü. Kör. Vahşet içinde yuvarlanıp duruyoruz. sanki ilk kez görüyormuş gibi davrandı. dedi. M. Sabahın saat dokuzunda. sütlü şeyler yemek yok! Cildiniz üzerine yünlü şeyler giyin. tavsiyelerimi unutma. M. kollarını kavuşturarak yerine oturdu. Emma bir bakışta. Felicite! Madame! Felâket! Zavallı kız. kır bekçisi çocuğu ensesinden yakaladı. bir şarkı tutturmuştu. düşünceli ye Napoleonvari bir tavırla. Kör. — İşte sana beş santim. diye sordu. Kendi kendine: — Başa gelen çekilir. — Hem sonra. iki eliyle midesini uğuşturmaya başladı. göz akı. yüz biçimi gibi kelimeler mırıldandı ve sonra babacan bir tavırla: — Dostum. Üzerine dayanılmaz bir yorgunluk çökmüştü. MADAME BOVARY 303 Hivert. meydandan gelen seslerin gürül-tüsüyle uyandı. duvar halısının çivisinden kurtulmuş bir köşesi gibi sallanıp duran şapkasını uzatıyordu. — Sahi mi? Bu sualin anlamı şuydu: . bana iki mangır geri ver. dış tabaka. Nihayet. başını geriye attı. bir sıraca iltihabı! Bu zavallıyı çoktandır tanıdığı halde. kim bilir? Niçin beklenmedik bir olay birdenbire patlak vermesin? Lheureux bile pekâlâ ölebilir. afallamış. zaten pek budala görünüyordu. adresini de söyledi: — M. biranın iyisini. bütün mobilyasının satılığa çıkarıldığını okudu. bu nasihatlerin tesirinden şüphe ettiğini açıkça söylemek cesaretinde bulundu. dedi. cesareti kırılmış. Homais eczaneden çıktı. iltihaplı yerleri ardıç tohumu tütsüsüne tutmak lazım! Gözlerinin önünde geçip giden tanıdık şeylerin manzarası. W 304 MADAME BOVARY O zaman sessizce birbirlerine bakıştılar. kaplumbağa adı-mıyle ilerliyor.

başlangıçta önemsiz. Çıngırak çalınınca. pencere camları. nefes nefeseydi. Kendisinden istenen ipotek karşılığı borçlanma işlerinde gereken parayı hep ondan alıyordu.. adamı heyecanlandırmak istedi. dere boyundaki patikadan kasaba dışına çıktı. — Ne hususta. Fakat. Böyle yapmış olsaydı. noter bu suçlamalara. ona aile hayatının darlığını. çenesini. bütün protestoları toplayarak. Madame? Sizi dinliyorum. MADAME BOVARY 305 Maître Guillaumin. Duvardaki rafı dolduran bir kaktüsün altında büyük bir çini soba horulduyordu. türlü türlü kimselere ciro edilen. her şey. kırmızı yeleği ile sahanlıkta göründü. billur kapı tokmakları. mutlaka kazanacağı akla sığmaz rakamlardan söz ederek. öyle ki. İngilizlere özgü bir temizlik içinde parıl parıl parlıyordu. Giyindi... âdeta laubali bir tavırla gelip kapıyı açtı ve Emma'yı yemek odasına götürdü.. Emma: — Mösyö. Noter. Sofra hazırdı. Örneğin. çok elverişli. yüzlerce usulü vardı. O zaman Emma. iyi edersiniz. Grumesnil kömür ocaklarına veya Havre'daki arsalara hemen hemen tam güven içinde mükemmel yatırımlar yapmak mümkündü. karışık anlamlı. iki gümüş ısıtacak. garip bir tebessümle gülümsemeye başladı. Tacir. bir kadın için bile. Noter içeriye girdi. size ricaya geldim. Noterin parmaklığı önüne geldiği zaman. Madame gidin. çünkü parayı değerlendirmenin. bana da böyle bir tanesi lazım. sol eliyle dallı robdöşambrını vücuduna bastırırken. Emma. kendi de heyecanlanarak. dedi. hikayesini anlatırken. dizi. siyah fistanının üstüne kara benekli pelerinini geçirdi. nezaketsizliğinden dolayı özür dileyerek öğle yemeğine oturdu. acaba evin efendisinin benden söz ettiği olur muydu hiç? — Evet. Meşe kağıdı kaplanmış duvarlara. zaman zaman. sıkıntılarını. birbirine küçük bir altın zincirle bağlı iki elmas iğne geçirilmiş gök mavisi kravatı üzerine yasladı ve tatlimtırak. Noter anlıyordu bunu: Zarif bir kadın! Yemeğine ara vermeden. Demek. uzun vadelere göre sıralanmış. Kimse görmesin diye (çünkü meydanda hâlâ kalabalık vardı). çini üzerine koyun ayaklarınızı. — Bana başvurmayışınızın nedeni neydi acaba? — Bilemiyorum. tamamıyle Emma'ya doğru dönmüştü. Emma kirletmekten çekiniyordu. Lheureux aleyhinde suçlamalarda bulunmaktan geri kalmıyor. ta arkadan uzatılarak dazlak kafayı çevreleyen üç sarışın perçemin uçlarının çıktığı sağ tarafa. Emma'ya oturulacak bir yer gösterdikten sonra. titiz. Fakat. çapkın bir eda ile: — Güzel şeyler zarar vermez. bütün köşelerine renkli camlar yerleştirilerek süslenmişti.— Uşak vasıtasıyle evin durumunu biliyorsun. Emma'nın içindeki ateşi büsbütün körüklüyordu. Theodore. mütemadiyen yenilenen senetlerin uzun hikayesini (Emma'dan daha iyi) biliyordu. ihtiyaçlarını anlatmaya koyuldu. kumaş taciriyle gizlice iş yaptığı için vaziyeti biliyordu. dostu Vinçart'ı kendi adına gereken kovuşturmaya girişmekle görevlendirmişti. Pirzolasını yeyip çayını da içtikten sonra. hemşerileri kendisini yırtıcı bir kaplan bilmesinler diye. vaktiyle servetinin idaresini kendi üzerine almamış olmaktan çok üzüntü duyduğunu söyledi. Emma vaziyetini anlatmaya başladı. Takke. diye düşündü. daha yukarıya. anlamı olmyan bir sözle cevap veriyordu. öbür eliyle kahverengi kadifeden takkesini başından çıkarıp hemen tekrar yerine koyuverdi. parke ve mobilyalar. Emma kendisinden bin ekü isteyince dudaklarını büzdü. Emma'nın ayaklarının ıslak olduğunu görünce: — Sobaya yaklaşsanıza. Emma: — İşte yemek odası buna denir. MB 20 306 MADAME BOVARY . Gökyüzü kapanıktı ve biraz kar yağıyordu. siyah çerçeveler içinde Steuben'in Esmeralda'sı ile Schopin'in Pu-tiphar'i asılmıştı. afili bir tarzda oturtulmuştu. Noter. Eski bir tanıdığıymış gibi. tabanı soba üzerinde tüterek bükülen fotinine değiyordu. dedi. sonra.

affedecek beni. Ne adilik! Başarısızlığının hayal kırıklığı. alınyazısı kendisiyle uğraşıyor gibi geliyor ve MADAME BOVARY 307 bundan büsbütün gurur duyuyordu. patlak veren çok güçlü bir arzuya dayanamayarak: — Peki. ne de bir çöpün. dedi. Yolun akçakavakları altında sinirli adımlarla kaçarken.— Neydi. Artık yapılacak bir şey kalmamıştı. utanmadan istifade etmeye bakıyorsunuz. sonra dizinin üstünde tuttu. Emma söyleniyordu: — Ne sefil adam! Ne alçak herif!. akan bir ırmak gibi. Korkunç bir tavırla geri çekilirken haykırdı: —' Benim perişanlığımdan. dizlerinin üzerinde Emma' ya doğru sürükleniyordu: — Kalın. o halde o korkunç sahneye hazır olmak ve kocasının gönül yüceliğine katlanmak gerekecekti.. ona artık: — Çekil oradan. yanağında kesik kesik bir soluma hissetti. Noter. başkalarını böylesine hor görmemişti. Emma. Charles döner dönmez. Kendine karşı asla bu kadar saygı beslememiş. fakat satılık değilim! Çıktı. Beni yalnız bırak. ona türlü diller dökerek. bekliyorum! dedi. Elinden gelse bütün erkekleri dövecek. Emma dişlerini gıcırdatarak mırıldandı: — Evet. suratlarına tükürecek. kendisine bir uyuşukluk geldi. Sonra. Onlara baka baka avundu. Bir sıçrayışta ayağa kalktı: — Mösyö. Emma'nın elini yakaladı. ne bir iğnen. Ona. ister itiraf etsin. — Ama. pısır pısır ediyordu. kolunu okşamak için. affedecekti. bir çeyrek saat. Solgun. O terlikler. istemezler.. bu adam onu fena halde rahatsız e. Emma: — Olmadı. gözlüklerinin parıltısı arasından gözbebeğinden bir kıvılcım fırlıyor. ister etmesin. Baş başa vererek. lazımdı. elleri. Evinde. nihayet. kızgın. — Biliyorum. yalvarırım! Sizi seviyorum! Kadmı belinden yakaladı. Tatsız sesi.. Robdöşambrına aldırış etmeden. diyordu. artık ne eşyan var. İçinden gelen bir kavgacılık dürtüsü onu sürükleyip götürüyordu. titremeler içinde. Ümit ederim ki. şaşkın şaşkın kalakaldı. affedecek beni. bundan kuşkunuz yoktur! Elini uzattı.diyordu. hızlı adımlarla dosduğru yürümeye devam ediyordu.. sonra kana kana ağlayacak. demeliydi. kendisini boğan kinden zevk alır gibi.. Emma: — Hiç olacak şey mi. — Mösyö de neredeyse eve dönecek. bir sevgilisinin hediyesiydi.. hırsla öptü. yahut yarın. yaşlı gözlerle boş ufku tarayarak. zaten nereye kaçabilirdi? Felicite kapıda bekliyordu: — Ne oldu? diye sordu. felâketi öğrenmemesine imkân yoktu. ya az sonra. Madame Bovary'nin yüzüne hemen kan hücum etti. Her çareye başvurmuştu. ama. Mösyö! Ben acınacak bir kadınım. Zaten.. hakarete uğramış iffetinin öfkesini artırıyordu. üstünde yürüdüğün bu hah artık bizim değil. Birdenbire rengi atan noter sordu: — Ne bekliyorsunuz? — Parayı. Ama. şaşırması geçince. gözleri kaneviçe işlemeli terliklerinde. kemiklerini kıracaktı. öyle olsun!. ha? Sizi o kadar korkutuyor muydum? Bilakis. böyle bir serüvenin kendisini nerelere sürükleyeceği belli olmazdı. Emma'nın yen'i içinde ilerliyordu. seni ben bu duruma getirdim. beni tanıdığından dolayı kendisini mazur göreyim diye bana bir milyon vermeyi bile az bulan bu adam. Asla! Asla! Bovary'nin kendisine üstün oluşu fikri Emma'yı çileden çıkarıyordu.. nazik nazik par-maklanyle okşadı durdu. Tekrar Lheureux'ye . asıl ben şikayetçi olmalıyım! Birbirimizi pek az tanıyoruz! Ama ben size karşı içten bağlıyım. Yonville'de ona yardım etmesi muhtemel olan değişik kimseleri gözden geçirdiler. Artık ilerleyemez olmuştu. zavallıcık! O zaman kocası bir hıçkırık koparacak. Evini görür görmez. Fakat Felicite hangi ismi söylerse.

Kadınlar Emma'nın. sanki hiçbir şey anlamıyormuşçasına. . boğuluyorum. türlü türlü tahminler yürüttüler. artık konuşmuyorlardı. Madame Tuvache: — Acaba adama bir şey sipariş etmek için mi geldi? diye sordu. bunlar konuşulurken gözden kaybolmuştu. tek başına. bu. bir hayli geriledi. mezarlığa gidecekmiş gibi sağa saptığını farkedince. dedi. 308 MADAME BOVARY kendini merdivene attı. Binet'nin evinin içini rahatça görecek şekilde yerleştiler. çıkrığına gitti ve keten eğirmeye başladı. Binet. büyük caddeye çıktığını. nerede şimdi? diye sordu. yalvarır gibi İr MADAME BOVARY 309 konuşuyordu. Kendini yatağın üzerine attı. gülümsüyor. Madame Tuvache: — Böyle karıları kırbaçlamalı! dedi. çöz şu bağları. cesur bir adamdı. çok geç kalmıştı. Emma. kulaklarına kadar kıpkırmızı kesilmişti. Charles'dı. Bu. Rolet ana. Fakat torna yüzünden. İki tekerlek de dönüyor. tavan arasındaki odasında. gayet nazik. sonra. Lutzen'de çarpışmış. Hemen koşup Madame Caron'a haber ulaştırdı. tavan arasına çıktılar ve sırıkların üzerine asılmış çamaşırların arkasına gizlenerek. tırabzan yuvarlaklarına bakarak. olur şey değil! Hiç şüphe yok. bir aşağı bir yukarı dolaştığını gördüler. göğsü kalkıp iniyordu. yamndakinin kulağına hafifçe fısıldadı: — Vergilerini geciktirmek için rica ediyor. son parçayı da ele almış ve amacına yaklaşmıştı! Atelyesinin alaca karanlığında. hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. o anda belki de ötekinin arzusunu reddettiğine pişman olmaktaydı ki. bütünü dikili taş gibi dimdik ve hiçbir işe yaramayan o tanımlanamaz fildişi işlerinden birini tahta üzerine kopya etmekle meşguldü. herhalde zekâyı kolay güçlüklerle eğlendiren ve ötesinde hayal edilecek hiçbir şeyin bulunmadığı bir eserle uyuşturan bayağı uğraşlara özgü. ağaçlıklı yoldan bir atın tırısla geldiğini duydu. burun delikleri açılmış. sarı bir toz uçuşuyordu. birdenbire. yüzü kireç gibi bembeyaz kesilmişti. gözlerini dört açarak dinliyor gibiydi. Binet memnun bir tavırla. düşündüğünüz şeye bakın! diye haykırarak. hilâller ve iç içe oyulmuş kürelerden meydana gelmiş. tıpkı dörtnala kalkmış bir atın nallarından püskül püskül çıkan kıvılcımlar gibi. yılan görmüş gibi: — Madame. Her iki hanım. Emma. Binet. Binet. — Görünüş. uğulduyordu. ne söylediğini işitmek pek mümkün değildi. dedi. Binet.gitmek aklına geldi: Neye yarar? babasına mektup yazmak. Bahçe kapısını açtı. Emma. Nihayet hanımlar. şamdanlara. Zira Emma. Madame Tuvache: — Acaba adama cilve mi ediyor? diye sordu. Emma' nın cevap vermediğini görünce de. cevap verdi: — Hiçbir şey sattığı yok ki! Tahsildar. sakalını sıvazlıyordu. duvarlardaki peçete halkalarına. Nihayet adama yaklaştı. sütninenin evine varır varmaz: — Rolet ana. işte geldi. frank kelimesini duyar gibi oldular ve Tuvache ana. Komşusu. kadıncağız uzaklaşıp. eksiksiz bir saadet içinde yüzüyor gibiyjdi. meydandan hızlı hızlı uzaklaştı. yanında ayakta durdu. Bautzen'de. hatta nişan alacaklar listesine girmişti. elindeki aletten. çenesi gerdanına yaslanmış. tahsildara iğrenç bir teklifte bulunuyordu. kilisenin önünde Lestiboudois ile konuşan belediye reisinin karısı. Emma adamın iki elini yakaladı. onun tahsildarın evine girdiğini gördü. Fran-sa'daki vuruşmalara katılmış. üzerine bir eteklik örttü. Madame Caron: — Peki. Madame Tuvache: — Ah. — Ah.

Nihayet. parkın küçük kapısından içeri girdi. az önce kendisini çileden çıkarmış olan şeye kendi ayağıyle teslim olmaya gittiğini bilmeden. gidiyorum. Güneş. bir türlü üstüne kondurmadığı kuşkuların saldırısı altında. sütnineye. Fakat. Mutlaka gelecekti! Parayı tedarik etmişti herhalde. kulübede saat bulunmadığı için. büzülüp kalmış olan yürekceğizi bu duygularda şevkle genişliyordu.toparladı.. Bir gün. belki öbür tarafa gidecekti. Eskiden olduğu gibi.. Yüzüne ılık bir rüzgâr esiyordu. geri geri çekiliyordu. Huchette'in yolunu tuttu. Böylece. çünkü Rodolphe'un MADAME BOVARY 311 hatırası. hareketsiz. Bahçede. söz vermişti. kendi kendine: — Acaba kim rahatsız etti onu? Neden buraya geldi?. Bovary'ye olup bitenleri açıklayıcı bir masal uydurmak gerekecekti. — Saat kaç? diye sordu. Sonra. ırmağın üzerinde parlıyordu.. bir koşu eve kadar gidip onu buraya getirmesini rica etti. teşekkür ederim! Teşekkür ederim! Çünkü gelecekti. — Acele ediniz! — Ama. Ama burada olduğunu bilmediği için. zihnini. gözlerini kapadı. bir çığlık kopardı. Emma. Etrafına bakına bakına. bir köşeye oturdu. adım adım. Yolda ilerledikçe. Nihayet. Çit boyunca patikadan gidiyor. Ah! Ne kadar 310 MADAME BOVARY uzakta kalmıştı bu hatıra. delirdiğini sanarak.. Leon ile birlikte. kesik kesik soluyordu. Ne iyi. dedi. sözünü tutmamazlık edemezdi. başının üstündeki kirişin yarığında yürüyen uzun bir örümceği seyrediyordu. çok geçmeden dünkü günü hatırlayabildi. — Nasıl olur?.. hızla geri dönüyordu. diye mırıldandı. köylü kadın ise.. ta ötedeki şatoyu tanıyordu. tepedeki kamışları. Emma hiç cevap vermedi. Ihlamurlar ıslık çalarak üzerine dallarını . yoksa bir dakika mı beklediğini kestirmekten âciz. — Ah. beklemekten usanarak. fundalıkları.Emma. Rolet ana dışarıya çıktı. gözleri sabit. zihninde doğuvermişti. o mahvolan aşklarını bir tek bakışla hatırlatarak. kulaklarını tıkadı. Ne masalı? Sütnine bir türlü geri dönmüyordu.. karanlık bir gecede çakan büyük bir şimşek gibi. şayet böyle bir hizmette bulunmakta tereddüt edecek olursa. Duvarın badanası dökülmüş yerlerini. Sırtüstü uzanmış. böyle bir zilletin zerre kadar farkına varmadan. Rolet ana: — Sizde hiç kimseler yok! dedi. yazı masasına üç banknotu sıralar görüyordu. birdenbire alnına vurdu.. sonra sık yapraklı iki sıra ıhlamur ağacının çerçevelediği tören avlusuna vardı. fakat daha ağzını açmadan. ağaçları. Emma zamanın uzunluğunu gözünde fazla büyütmekten de çekiniyordu. Dün. Kendini yeniden ilk sevgisinin heyecanları içinde buluyor. filbahriler buram buram kokuyordu. VIII Yürürken kendi kendine: «Ne diyeceğim? Neresinden başlayacağım?» diüye düşünüyordu. yüzündeki ifadeden korkmuş. Binet'nin tornası dönüyor sanarak: — Yeter! Durdurun şunu!.. neden her şeyden önce onu düşünmediğine şaşıyordu. uç uca tüten iki odunu. ne cömert insandı! Hem. ne ince.. sağ elinin parmaklarını gökyüzünün daha aydınlık tarafına doğru kaldırdı ve yavaş yavaş içeriye girerek: — Nerdeyse üç olacak. Hatırlıyordu. eriyerek tomurcuklardan damla damla otlara düşüyordu. dört dönmeye başladı. kendisini buna zorlamasını bilirdi. Sütnine. Sizi çağırıyor.. O zaman kendini. elinde olmadan. hanımcığım. kendini daha şimdiden Lheureux'nun dükkânında. kadıncağızın bir başka yoldan dönmüş olacağını ümit ederek. diye düşünüyordu. onu evinden kovan bir çeşit korkunun etkisiyle buralara kadar koşup gelmişti. Emma. kaynayan bir sel gibi hatıralarına kaptırınca. gidiyorum işte! Şimdi. 'budalaca bir inatla dikkatini toparlamaya çalıştığı halde eşyayı ancak belli belirsiz ayırtedebiliyordu. — Hiç kimse! Mösyö ağlıyor. Bahçe kapısı gıcırdadı: Emma bir sıçrayışta ayağa kalktı. Sizi arıyorlar. kar. orada bir yüzyıl mı.

her zamanki gibi güzelsiniz.sallıyorlardı.. Emma alnını eğiyordu. Çünkü Rodolphe. affet beni. belki de gerçekten inandı. sevdalı bir kediden daha sokulgan. onu hor görmenizden belli. Rodolphe bu hali aşkının boşalması sandı. cana yakın baş hareketleriyle devam ediyordu: MADAME BOVARY 313 — Başkalarını seviyorsun. . dedi. bir üçüncü şahsın şerefi ve hatta hayatiyle sıkı sıkıya bağlı bir sırdı. 312 MADAME BOVARY Rodolphe. üç yıldır. Fakat Emma. Emma: . Emma. iki ayağını şöminenin pervazına dayamış. acı acı: — Ah. tıpkı ziraat şenliğinde olduğu gibi. birdenbire kuvvetten kesildi. Rodolphe. ne de kötü. — Ha! Siz misiniz! dedi. filozofça bir eda ile cevap verdi: — Hayat böyledir işte. Ama yeniden başlayacağız. Rodolphe o zaman. Emma. çok ıstırap çektim ben. daima da seveceğim! Nen var? Söyle bana! Rodolphe diz çökmüştü. sözlerinden daha çok da sesine ve şahsının görünüşüne kapılıverdi. itiraf et. benim.. Size akıl danışmaya geldim. kederli gözlerle ona bakarak: — Ne ise. son kurtulma şansıydı. Emma. Rodolphe. içinde bulunduğu zaruret. talihsiz bir güzellik bu. bütün gayretine rağmen. dudaklarının ucuyle gözkapakların-dan öptü. sustuğu için de. Sen bir erkeksin! Kendini sevdirmek için her şeyin var. belki! Rodolphe'a yaklaşarak: — Emin misin? İçini çekti: — Ah Rodolphe! Buseydin!. ateşin karşısında pipo içiyordu. — Hiç değişmemişsiniz.. Solda. — Evet. Onlara hak veriyorum. Seni çok sevmiştim! İşte o anda elini yakaladı. sesleri ortalığı çınlattığı halde kimse meydana çıkmıyordu. Manastırlarda veya hanlarda olduğu gibi.. Rodolphe. — Evet. aslına bakarsan. dikine ve geniş bir merdivenden çıktı. Kulübelerindeki köpekler hep bir ağızdan havlıyorlar. ağzını açıp da bir şeyler söylemiyordu. — Bari ayrıldığımız günden beri sizinki iyi geçti mi? — Ne iyi. Rodolphe onu çekip dizlerine oturttu. Oysa sen. bu sessizliği son bir utanç saydı ve o zaman: — Ah. onları da baştan çıkarmışsındır. Güya bu. Konuşsana! Fırtınalı yağmurdan bir mavi koncaya düşmüş su gibi bir damla gözyaşının titrediği bakışıyle.. ama yine de bu onun son ümidi. belirsiz deyimlerle özür dileyerek. en dipteki oda onun odasıydı. tahta tırabzanlı. daha iyisini uyduramadığı için. alaca karanlıkta son bir güneş ışınının altın bir ok gibi panldadığı dümdüz saç örgülerini elinin tersiyle okşuyordu. Onları mazur görüyorum. Parmaklarını kilidin üstüne koyduğu anda.. bunu âdeta temenni ediyordu. ayrılışlarına dair anlattığı bahaneye inanır gibi göründü. bana yaptığın gibi. kötülük ettim! Seni seviyorum. harikulade güzeldi. sıra sıra birçok odanın açıldığı. Orada bulunmamasından korkuyor. Emma sözlerine. öyle ki. içlenmemek için kıvranıp duruyordu. onun göğsüne yaslandı ve: — Sensiz yaşamamı nasıl isterdin? dedi. Emma ile karşılaşmamak için elinden geleni yapmıştı.. bir süre öylece kaldılar.. artık gülüyorum. uçta.— Hiç ayrılmasaydık belki daha iyi olurdu. İnsan saadete alıştı mı vazgeçemiyor! Ben mahvolmuştum! Öleceğimi" sandım! Bütün bunları anlatırım sana. parmakları birbirine dolanmış. Rodolphe bunu bir gurur meselesi yaparak. — Ama. o erkeklere özgü korkaklıkla. cesaretini kuvvetlendirdi. içeriye daldı. Ben aptallık ettim. neden o şekilde hareket etmiş olduğunu izaha başladı. dedi. tozlu iri taşlar döşeli bir koridora varan. Sen hoşlandığım tek kadınsın. sen ağlamışsın! Neden? Emma hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. görürsün. dedi. benden kaçtın!. mutluyum!. Bir dakika kendi kendini dinledi. değil mi? Birbirimizi seveceğiz! Bak.. Rodolphe nihayet onu yavaşça. dostum.

o. başını döndürünce parkı. rüzgârın dağıttığı kuru yaprak yığınlarında tökezleyerek. hiçbir şey eksik değil.. bilemezsin!. . dedi. dedi. Rodolphe! Bana üç bin frank borç ver! Rodolphe yavaş yavaş yerinden doğrulurken. işte burası. Şöminenin üzerindeki kol düğmelerini alarak.. rasgele birinin yapacağı bir yardımı istemek için geliyorum ona. üç bin frangımız olmadığı için. parası olsaydı. diye bağırdı.— Nem mi var?.. Kendimi bu yüz kızartıcı duruma düşürmemeliydim. mektubun.. sürek avına çıkıyorsun. O zaman. Nihayet. düğmelerin altın zinciri duvara çarparak koptu. 314 MADAME BOVARY Yalan söylemiyordu. hür! Yalvararak ve bütün sevgimi getirerek. açmak için öyle acele ediyordu ki.. Yalnız şu aptalca şeylerin en kıymetsizi bile. ağaçlıklı uzun yoldan tekrar geçti. kırbaçlarına altın suyuna batmış gümüş sap da taktırmaz!. —Elini sürerek— Saatinin zincirine altından ıvır zıvır da asmaz! Ah. koruların var.. — Ama.. zengin. Nihayet.. çünkü bu kendisine üç bin franga mal olacak! Rodolphe. dedi sana acıyorum! Hem de ne kadar acıyorum. sözünü kesti. yüz adım ötede. ben. sana her şeyimi verirdim. Zaten tasfiye hesapları da henüz tamamlanmadı. bir şaton. bir gülüş. mutlu. Sonra.. sokak ortasında dilencilik ederdim. alacak değilim! Senin olsun! İki kol düğmesini bir hayli uzağa fırlattı. — Demek o kadar paran yok! Birkaç defa tekrar etti: — Demek o kadar paran yok!. bahçeleri. Emma hızlı hızlı devam etti: — Biliyorsun ki. satınca para eder!. mütevekkil öfkelerin çoğu zaman bir kalkan gibi sarındığı tam bir sükûnetle: — O kadar param yok. üç avlusu ve cephesinin bütün pencereleriyle o kılı kıpırdamayan şatoyu bir kez daha gördü. dedi. keşke beni kovsaydın! Ellerimde hâlâ öpücüklerinin sıcaklığı var.. Rodolphe kendisinin de «sıkıntıda» olduğunu söyleyerek. durdu. Ben mahvoldum. böyle bir hayırlı iş yapmak genellikle hoşa gitmese bile. şurada rahatça koltuğunda oturuyorsun. kendini mahvediyordu. ben mutlu yaşayabilirdim! Kim seni zorladı? Birisiyle bahse mi girdin? Ama yine de beni seviyorMADAME BOVARY 315 dun. Emma çıktı gitti. şu halının üstü! Beni inandırdın. mutlaka verirdi. müşteriler para ödemiyorlardı. rengi birdenbire atarak: «Ah! Demek bunun için gelmiş!» diye düşündü. Hayır. şu anda.. Ah. bir bakış için. tüfeğinin dipçiğini gümüşletmez! (Boulle saatini göstererek).. insan bu kadar fakir olursa. en muhteşem. iyi yaşıyorsun. bunu bilmiş ol. adam kaçtı. kilidin üzerinde tırnakları kırıldı. çiftliklerin.. nefes nefese. ona tekrar geliyorum. tavan onu eziyordu. her şeyimi satardım. Ha? seyahat projelerimizi hatırlarsın değil mi? Ah. diye devam etti. yuvarlanmak üzereyken.. Diz çökerek ölünceye kadar beni seveceğine yemin ettiğin yer. Az önce de diyordun bunu. o ise beni itiyor. sedef kakmalı duvar saati de almaz. mektubun! Benim kalbimi parçaladı o! Sonra. bana bir «Teşekkür ederim!» demeni iştimek için. ileride elimize para geçecek tabii. Ama sen. bunlardan başka bir şeyciğin olmasa bile!. ama. kocam bütün servetinin idaresini bir notere bırakmıştı. odasında likör takımına varıncaya kadar. Duvarlar titriyor. Biz de borca girdik. en tatlı rüyalar içinde dolaştırdın beni!. haciz koyacaklar. aziz Madame. Fakat bugün. Aşkın üzerine düşen sağanaklardan en soğuğu ve en yıkıcısı para istemek olduğundan. yüzü de gittikçe ciddileşiyordu: — Ama.. parmaklığın önündeki hendeğe geldi. Emma evvela ona birkaç dakika bakakaldı. dedi. ben de dostluğuna güvenerek buraya geldim. iki yıl. Emma: — Ah. gayet sakin bir tavırla: — O kadar param yok.. Sen demek beni hiç sevmedin! Sen de başkalarından farklı değilsin! Kendi kendini ele veriyor.. ^ünkü kendini seviyorsun. öyle mi? Sen olmasaydın. hem de şimdi. sanki bana hiç azap çektirmemişsin gibi. gitti. Duvardaki silahlıkta parıldayan gümüş savatlı bir karabinaya gözü İlişince: — Ama. Paris'e seyahat ediyorsun. söylediğine bakılırsa. Rodolphe. ellerimle iş görürdüm.

— Yukarı çıkalım. Rodolphe'un yüzü gözüküyordu. Lheureux'nun yazıhanesini. çünkü. karmakarışık. korktu. çarpınca dağılan mermiler gibi havada patlıyor. — Nasıl! Justin. Bekleyelim. dosdoğru üçüncü rafa gitti. ağaçlıklı yolu. — Ha. içeriye yemek götürüyordu. Gece çöküyordu. ona. Orada. Deliriyordu. Hafızası onu iyi yöneltiyordu. ayakları altında sudan daha yumuşaktı. uzakta sis içinde parıldayan ışıklarını farketti. ne istediğini anlamadan korkunç bir şeyler sezdi. yemek yiyorlar. sen ışık tut bana. — Mösyöye haber vermek lazım. Anahtar kilidin içinde döndü ve Emma. bir avuç dolusu beyaz toz çıkardı ve hemen ağzına atıp yutmaya başladı. tatlı. bu feci durumunun nedenini. . dedi. Çocuk dışarı çıktı. Ancak aşkı yüzünden ıstırap çekiyordu. Kafasının içinde hatıra ve fikir namına ne varsa. âdeta yapılmış bir görevin huzuru içinde çıkıp gitti. tıpasını çıkardı elini içine daldırdı. İçeriye girmeye hazırlanıyordu. peşi sıra geldi. — Anahtar! Yukarının anahtarı. patikayı. Kendisini uyutmayan fareleri öldürmek lâzım geldiğini iddia etti. damarlarından bütün kırı dolduran sağır edici bir müzik gibi yayıldığını sandığı yürek çarpıntısından başka. zihnini toparlayabildi. Emma ona harikulade güzel ve bir hayalet gibi haşmetli göründü. bir hamlede fırlayıp gidiyordu. Bunlar çoğalıyor. inek kalasını. Çocuk çırpınıyor yardıma çağırmak istiyordu... Göğsü parçalanacakmış gibi soluyordu. yaklaşıyor. fakat çıngırağın sesine gelenler olabilirdi. hani orada şeyler var.. Haydi gidelim. Justin. kendisinden artık tamamıyle habersiz. O zaman vaziyeti. Mavi kavanozu yakaladı. Sonra. oradaki odalarını. yani para sorununu artık hatırlamıyordu. duvarları yoklaya yoklaya. karşı konulmaz bir sesle hemen devam etti: — İstiyorum! Ver o anahtarı. bir başka manzarayı görür gibi oldu. — Hayır! Kal burada! Sonra. mutfağın eşiğine kadar ilerledi. o da. kuzgunlar uçuşuyordu. Laboratuvar kapısının açıldığı koridora girdi.Şaşkınlıktan kendini kaybetmiş. ben ona sonra söylerim. her şey kayboldu. evlerin. sahile vuran koyu renkli muazzam dalgalar gibi göründü. ateş renginde kürecik-ler. sonra ağaçların dalları arasından kara saplanıp eriyordu. Sabırsızlanan eczacı: MADAME BOVARY 317 — Justin! diye bağırdı. kalakaldı. kollarını sıvamış. Justin mutfağa döndü. Emma. bir uçurum gibi. Babasını. yemek odasında çatalların tabaklar üzerindeki şıkırtısı işitiliyordu. — Kimseye bir şey söyleme. Emma camı tıkırdattı. ocağın üstünde bir mum yanıyordu. Aradaki bölme ince olduğundan. bulanık da olsa. Fakat Emma peşten. hayatlarının kanayan yaralarından _akıp gittiğini hisseden yaralılar gibi. ona âdeta neşe veren bir kahramanlık coşkunluğu içinde. 316 MADAME BOVARY dönüyor. Justin. ona bakıyordu. koşa koşa tepeden indi. nefesini tutarak. yerdeki izler ise. Duvarın üzerinde Capharnaüm etiketini taşıyan bir anahtar vardı. Kimsecikler yoktu. ruhunun yalnız bu hatıradan boşandığını duyuyordu. Birdenbire kendisine öyle geldi ki.. dönüyor. yoksa suçu efendine yükletirler! Sonra birdenbire rahatlayarak. Bu mermilerin her birinin ortasında. bir donanma gecesinin bin bir mehtap fişeği gibi. Emma'nın içine nüfuz ediyordu. Çitten içeri kaydı. can çekişirken. Justin bağırarak üzerine atıldı: — Durun! — Sus! Yoksa gelirler. pazar yerini geçti ve eczacının dükkânı önüne geldi. gecenin kapkara fonu önünde beyazlığı büsbütün beliren yüzünün solgunluğundan hayrete düşmüş. sanki umursanacak bir şey değilmiş gibi: — Şimdilik lüzum yok. karşısına çıktı. Zemin.

318 MADAME BOVARY Acı duyup duymadığını kavramak için merakla kendini dinliyordu. Ne sebeple?.. Endişesi biraz hafifler gibi oldu mu. aldanıyorsun! O zaman Charles. daha fazla duramayarak. Düzensiz atan nabzı. biraz daha bekledi. Aç pencereyi.Charles. Nerede olabilirdi? Felicite'yi Homaislere. midesi üzerine götürdü. Emma keskin bir çığlık kopardı. boyuna çene kemiklerini aralayarak. Yüzü. o kadar ani oldu ki. bir tek şey sorma! — Ama. Anlat. ağladı. büyümüş gözleri etrafına bulanık bulanık bakıyor.. Ağzında duyduğu buruk bir tatla uyandı. Charles'ı gördü ve gözlerini tekrar yumdu. şimdi âdeta hissedilmiyor gibiydi. Nihayet. Charles. dedi. — Ne oldu?. her tarafa gönderdi. Emma'nın Rouen'a gitmiş olacağı düşüncesiyle. önce hafiften. o. az sonra yatağından kalkacağını söyledi. Sonra. Charles bir bardak su uzatırken sordu: — Nen var? — Bir şey değil!. geri döndü.. Charles. o zamana kadar. Sonra. âdeta okşar gibi. fakat Emma dönmedi.. Şiddetli bir titreme ile omuzları sarsılıyordu. yarım fersah yürüdü. — Ah. Hayır. boğuluyorum! Birdenbire gönlü bulandı. Bir şey yoktu! Henüz hiçbir şey yoktu. cevap vermiyordu. eve döndüğü zaman. Dişleri birbirine vuruyor. yastığın altındaki mendili almaya zor vakit bulabildi. hareketsiz duruyordu. dedi.. ateşin gürültüsünü. Hızlı hızlı: — Kaldır şunu.. büzülmüş parmaklarını batırdığı çarşaftan daha beyaz kesilmişti. Saatin tik-tağını. Boğuk bir çığlık kopardı. kendini daha iyi hissettiğini. — Ne diyorsun? Hafakanlar içinde. O berbat mürekkep tadı devam ediyordu: — Susadım!. Tuvachelara. Emma eve gelmişti.. Altın Arslan'a.. servetinin mahvolduğunu. Çok garip! Emma kuvvetli bir sesle: — Hayır. — Ölüm de pek önemli bir şey değilmiş. merasimli bir tavırla: — Yarın okursun. bayıldı. elini yavaşça.. MADAME BOVARY 319 Bir madeni buhar içinde donmuşa benzeyen morarmış yüzünden damlalar sızıyordu. Ama vücudu sarsılmaya başladı: — Aman Allahım. dedi. büyük yola çıktı.bana!. yatağının yanında ayakta duran Charles'ın nefes alıp verişini işitiyordu. Ah. Niçin?. Emma az önce çıkmış bulunuyordu. Charles. çok susadım! diye içini çekiyordu. haciz haberiyle aklı başından gitmiş. Bağırdı. at şunu! Charles boyuna soruyordu. saygınlığının sıfıra indiğini. Ama yine de. altına günün tarihini ve saatini ilave ederek. başını tatlı bir hareketle döndürüp duruyordu. Saat sekizde kusmalar yeniden başladı. ne feci şey! diye haykırdı. Berthe'in istikbalinden hayır kalmadığını kavrıyordu... rica ederim. bana bir tek şey sorma. — Ah. bütün sorulara yalnız başını sallayarak cevap veriyordu. diye düşündü. ayaklarından kalbine kadar buz kesilmeye başladığım hissetti. bir mektup yazdı. sanki dilinin üstünde gayet ağır bir şey varmış gibi. İniltileri yavaş yavaş daha da kuvvetlendi. kimseye rastgel-medi. kendisini diz üstü yatağın önüne attı: . yavaş yavaş mühürledi. bırak beni! Boylu boyunca yatağına uzandı. porselenin üstüne yapışmış bir nevi beyaz tortu bulunduğunu' farketti.. Birazcık heyecana düşüp de kusmak korkusuyle. Emma yazı masasına oturdu. küvetin dibinde. diye mırıldandı. ürkerek geri çekildi. inlemeye koyuldu. Bir şey bildiği yoktu! Akşamın saat altısına kadar bekledi. işte başlıyor. hatta iki üç kez gülümsedi bile. — Olur şey değil. dedi. Uyuyacağım ve her şey bitecek! Bir yudum su içti ve duvar tarafına döndü. Leureux'nun dükkânına.

Charles. tıp lügatini karıştırmak istedi. odada dört dönüyordu.e koştu. Charles. Emma. Emma. Bu.. Dirseğinin üzerinde doğrularak: — Bana küçüğü getirin. sen! Elini yavaş yavaş kocasının saçları arasında gezdirdi. eczacı. dünyanın bütün gürültülerinden ancak şu zavallı kalbin. herhalde kendisine yılbaşı. satırlar dans ediyordu. gözü seçemiyordu. kendini zehirlemiş!» Felicite. bütün gece. elini gözlerinin üzerinden geçirdi. uyanık kaldı. Ho-mais'y. sen iyisin. yorgunluktan bitkin ve yan yarıya gebermiş. zihnini allak bullak ettiği için. arsenikti. Caniver ile doktor Lariviere'e mektup yazmak üzere eve döndü. Charles yazı masasına atıldı. Zehir. çünkü o günlerde de böyle şamdanMADAME BOVARY 321 ların ışığında erken erken uyandırılır ve hediyelerini almak için annesinin yatağına gelirdi. kendisine azap veren sayısız arzularla artık alâkası kalmadığını düşünüyordu. nerdeyse yere yuvarlanacak. orada. başını yatağın kenarına dayayarak hıçkırmaya başladı. Eşyaya çarpıyor. mührü kopardı ve yüksek sesle okudu: «Hiç kimse suçlanmasın. ne yedin? Allah aşkına cevap ver! Emma'nın o ana kadar hiç görmediği sevgi dolu gözleri ona bakıyordu. bütün ihanetlerle. anlamadan cevap verdi: — Ah. Neufchâtel'e hareket etti ve Justin. artık zor çıkan bir sesle: — Ne mi. Homais: — Öyleyse. perişan. bütün zehirlenme olaylarında bir tahlil yapmak gerektiğini biliyordu.. oradakilerden bazıları kalkıp komşularına haber verdiler ve kasaba. dadısının kolları arasında geldi.— Söyle. bir alaca karanlık karışıklığı zihnine çökmüştü. yahut büyük perhiz sabahlarını hatırlatıyordu. Emma'nın yanına gelerek. kederini büsbütün artırıyordu. Şimdi artık kimseden nefret etmiyordu. nerede annem? Herkesin sustuğunu görünce de: . kesik kesik şikâyetini işitebiliyordu. Sonra. eczacı. onu. Hippolyte. dedi.. Madame Lefrançois Altın Arslan'da olayı duydu. cesaret edemiyordu. çabucak karar vermek zorunluluğu.. Bois Guillaume tepesinde bıraktı. meydandakileri birbirine kattı. dedi. çıplak ayakları uzun geceliğinden dışarıya çıkıyordu. Karmakarışık olmuş odaya şaşkın şaşkın bakıyor ve eşyalar üzerinde yanan şamdanlarla kamaşan gözlerini kırpıyordu. Zihni allak bullak olmuştu. bu kadar korkunç bir manzara ile karşılaşacağını hiç aklına getirmemişti. Charles sordu: — Fenalaşmıyorsun. tekrar okudu. Bo-vary'nin atını öylesine mahmuzladı ki. — Nasıl! İmdat! Koşun buraya! Yalnız bir tek kelimeyi tekrarlamaktan başka bir şey yapamıyordu: «Kendini zehirlemiş. hele kendisine en fazla sevgi gösterdiği bir anda kaybetmek düşüncesiyle. hayvan onu. Eczacı: — Sakin olun! diyordu. Charles. orada!. M. hiçbir çare bulamıyor. bilmiyor. uzaklaşan bir senfoninin son yankısı gibi tatlı ve belirsiz. bütün varlığının ümitsizlikten yıkıldığını hissediyordu. — Mutlu değil miydin? Benim yüzümden mi? Elimden geleni yaptımdı ama! — Evet. Çünkü. Doğru. on beşten fazla müsvedde yaptı... Emma: — Ağlama. yapınız! Kurtarınız onu!. tahlilini yapmak lazım. Sorun sadece kuvvetli bir panzehir vermektir. yapınız. dostum. Az sonra artık seni üzmeyeceğim! — Niçin? Kim seni zorladı? — Öyle lazımdı. değil mi? — Hayır! Hayır! Çocuk. saçlarını yoluyordu. Nitekim sordu: — Peki. Bu temasın tatlılığı. dedi. alçaklıklarla. halının üzerine yığıldı... Zehir ne idi? 320 MADAME BOVARY Charles mektubu gösterdi. kekeleye kekeleye. hâlâ düş görüyor gibi bir hali vardı. dedi.» durdu. yere. Ciddi.

mademki sebep ortadan kalktı. derin derin içini çekiyordu. Küçük. Dudakları daha fazla kısıldı. Sonra. unvanları. Canivet her şeyi bıraktı. Peki ama. cömert.. Nihayet. gözlerin ne kadar da büyümüş! Ne kadar da solmuşsun! Ne çok terliyorsun!. daha doktor içeriye girmeden önce. çocuk çırpınmaya başİadı. artık soyu tükenmiş filozof hekimler nesline mensuptu! Öfkelendiği zaman hastanesinde her şeyi tir tir titretirdi. Zehire lanetler savuruyor. — Sütnine mi aldı ayakkabımı? diye sordu. Yatağın yanında hıçkıran Charles: — Yeter! Alın götürün! diye bağırdı. hastaya te-riak vereceği sırada. geniş siyah frağina rast gelinirdi. nitekim civardaki şehirlerde hekimlik eden eski öğrencilerinin üzerinde de. nabzı parmakların altında gergin bir iplik. MB 21 ' 322 MADAME BOVARY Felicite odada oradan oraya koşup duruyordu. Nişanları. bu aşikâr. Canivet ise. vücudunu koyu lekeler kapladı. içindekilerini çıkardı. — Ah anneciğim. bütün camlar titredi. fazilete inanmaksızın fazilet sahibiydi. iddialarla utanmalar arasından her çeşit MADAME BOVARY 323 . Meslektaşı hiç de aynı fikirde değildi.— Ama benim küçük ayakkabımı göremiyorum. neredeyse kopacak bir harp teli gibi kayıyordu. Nitekim Canivet. Canivet içeriye girince. İşte. bizzat dediği gibi. küfür ediyor. acele etsin diye yalvarıyor. çocuğu yatağa doğru eğiyor. o sanatı vecd ile. hiç eldiven taşımayan o tombul ve çok güzel ellerini birazcık örten. Neşterlerinden daha keskin olan bakışları. Bovary ellerini havaya kaldırdı.. — Ah. bakın. korkunç bir tarzda bağırmaya başladı. Charles. göğsü hırıltılar içinde ağlıyor. kulaklarına kadar çamura batmış üç atın var kuvvetleriyle göğüsleyerek uçurduğu bir posta arabası.. — Vay canına!. M. Homais. her zamanki metanetini muhafaza etmekle birlikte yine de heyecanlanmaya başladığını hissediyordu. Annesi ona bakıyordu. hekimlik etmeye başlar başlamaz. Emma öpmek için elini yakaladı. siz misiniz? Teşekkür ederim! Ne iyisiniz! Şimdi çok daha iyi. Homais hareketsiz. Sonra belirtiler bir aralık durur gibi oldu. zinalarını ve felâketlerini hatırlatan bu ismi duyunca. başındaki takkeyi çıkardı. Doktor Lariviere geliyordu. bir kırbacın sakladığı duyuldu. diyordu.. kol ağızlarının düğmeleri çözülünce ıstırapların içine hemen dalmak istermiş gibi. göğsünün biraz daha sakin her solumasına bakarak. ağzına kadar gelen daha güçlü bir başka zehirden tiksinmişçesine. onun her anlamsız sözüne. Felicite. ta topuklarına kadar bütün vücudunu sarsan hıçkırıklardan boğuluyordu. Öğrencileri kendisine öyle saygı ile bağlanırdı ki. taassup derecesine varan bir aşkla sanatlarına bağlı. Bir tanrı gökten inseydi bundan fazla heyecan yaratamazdı. ağlayarak kollarına atıldı. başını çevirdi. dosdoğru insanın ruhuna işler.. Doktor Lariviere. mendili dudakları üzerinde. kendisinden daha çok can çekişen Charles'ın içirmeye uğraştığı her şeyi kaskatı kesilmiş kollanyle itiyordu. dirayetle icra eden. Madame Bovary. eczacının: «Belki bu şifa ile sona erecek bir had devredir» varsayımına kulak asmadan. babacan. bir ermiş sayılabilirdi. şayet zekâsının inceliğinden bir iblisten korkar gibi çekinilmeseydi.. geri geri çekilerek: — Korkuyorum. kestirme yoldan. elden geldiği kadar onu taklit etmeye çalışırlardı. ümide kapılıyordu. onun merinos yününden uzun yeleği ile. dedi. Bu arada Berthe'i yatağının üzerine koydular. Charles ayakta. Emma çok geçmeden kan kustu. . Homais: — Neticenin de ortadan kalkması lazım. mideyi tamamıyle temizlemek için kusturucu bir ilaç verdi. çırpınmaları hafiflemiş gibiydi. Bichat'nın önlüğü altından çıkmış o büyük cerrahi okuluna. akademileri hor gören. Bovary: — Kurtarsanıza onu! diye haykırıyordu. fakirlere karşı misafirperver. oysa o daima şömine tarafına bakıyordu. dedi.. bir sıçrayışta pazar yerinin köşesinden meydana çıktı. Elleri ayakları büzüldü.

yumurta için de Lestiboudois'ya adam gönderildi. artık yapılacak hiçbir şey yok! Ve doktor Lariviere arkasını döndü. acıların türlüsünü görmeye alışmış olan bu adam. — Şehirde olsaydık. — Durumu çok kötü. bir yığın tabak götürmekte olan Justin'i bir titremedir aldı. küt ayak ameliyatı günlerinde hayli pervasızlık ve gevezelik eden Canivet'cik. Canivet'nin anlattıklarını dinler gibi görünerek. Meslektaşı. Onda büyük bir yeteneğin. Arabanın sürücüsüne emir verecekmiş gibi dışarıya çıktı. — Peki. — Metin ol. Canivet'yi yandaki odaya götürmek istedi. engerek yılanı hakkında gelişigüzel bilgiçlik ediyordu: — Hatta bazı kimselerin pek sıkı bir tütsüden geçmiş kan sucukları yüzünden zehirlendiklerini. Homais bir nefeste: «Ayaklı kadehler!» diye seslendi. doktor! Galiba. felâkete dair bazı tafsilat vermeyi münasip gördü: — İlkönce gırtlakta bir kuruluk var zannettik. yavrucuğum. tıpkı onun gibi. üstadı tasdik makamında hep gülümseyip duruyordu. — Gidiyor musunuz? — Yine geleceğim. meşhur kimselerin yanından ayrılmazdı. doktor. Bovary bunu gördü: Bakıştılar. Lariviere' den ısrarla rica etti. göğsünün üstünde âdeta kendinden geçmiş. yalvaran gözlerle ona bakıyordu. güvercin getirsin diye Altın Arslan'a. Derhal. Fakat omuzlarını ağır ağır oynattı. sonra üst karın nahiyesinde dayanılmaz sancılar. hemen kendine hâkim olarak: — Bir tahlile girişmek istedim. dedi.. eczacılık üstat(1) Cava yerlilerinin oklarına sürdüğü bir zehirin adı. doktor. Eczacı meydanda onlara yetişti. beraber yemek yemeği kabul etmek suretiyle kendisine şeref vermesini M. ziyafet sahibi olmanın gururu içinde.. Sonra doktorun orada bulunuşu da onu büsbütün coşturuyordu. MADAME BOVARY . koma. Charles peşlerinden geldi. Madam Homais de önlüğünün şeritlerini çeke çeke: — Kusura bakmayın efendim. evvel emirde. diyordu. diye tekrarladı. Eczacı sordu: — Nen var? Genç adam. Homais bağırdı: — Aptal! Beceriksiz! Eşek herif! Fakat. O sırada. şaşkın. kendini tutamadı ve gözlerinden göğsüne bir damla yaş düştü. her şeyi büyük bir gürültü ile yere düşürüverdi. doktor! Eczacı ilk lokmalardan sonra. kuduz böceği. Sofraya buyurun. Emma'nın kendi gözleri önünde ölmesine pek meraklı olmayan Canivet efendi de yanındaydı. hatta bu arsenik asidini de nereden tedarik ettiğini bilmiyorum. bu soru üzerine. âlâ. upas (I). sırt üstü yatan Emma'nın ölüye benzeyen yüzünü görünce kaşlarını çattı. Ağzı açık. Bütün bilgisini ortaya döküyor. kusturucu ilaç nedeniyle biraz önce gizlice kuvvetli bir zılgıt yediği için. Cerrah: — Keşke boğazına parmaklarınızı soksaydınız! dedi. şehadet parmağını burun deliklerinin altında dolaştırdı ve: — Âlâ. açılıp saçılıyordu. dedi. Sonra. krema için Tuvache'a. şöyle güzel bir paça dolması tedarik ediverirdik. 324 MADAME BOVARY — Sus canım!. bizim şu zavallı kasabada insan bir gün öncesinden haberi olmazsa. bol bol kusmalar. pirzola olarak nesi varsa alınsın diye kasaba. bir çare bulun! Charles iki koluyla adama sarılmış. susuyordu. Eczacı bizzat hazırlıklara yardım ediyor. çalışma ile geçmiş kırk yıllık tertemiz bir meslek hayatı şuurunun bahşettiği babayani bir ihtişam vardı.yalanı sıyırıp çıkardı. değil mi? Acaba hardal lapası koysak? Siz o kadar hayat kurtardınız.. bir tüp içinde dikkatle soktum.. mencenila. yıldırımla çarpılmışa döndüklerini bir yerlerde okudum. kendini nasıl zehirlemiş? — Malumatım yok. servetin. şimdi pek mütevazı olmuştu.. Homais. Mizacı itibariyle. Bovary' nin yürekler acısı vaziyeti de keyfini belli belirsiz artırmıyor değildi. Nitekim. Bencil bir duygu ile kendi durumuna bakarak.

Bununla birlikte. sonra ılık meltemle aşk kokularına düşkün burun deliklerine. papaz ise. İçeriye girdikleri zaman oda. Binet'den. kalabalığın dikkati bu sefer başka tarafa döndü. iç karartıcı bir görüntüyle 326 MADAME BOVARY doluydu. Emma yavaş yavaş yüzünü döndürdü ve birdenbire papazın omuzlarındaki mor şalı görünce sevinir gibi oldu. arabaya koşulu üç beygir harekete geçti ve eczanedekiler. ispirto yakan o sallantılı aletlerden birini yakalamış. içeriye girdi. Homais. doktor. M. bir ders. Elceğizleri. kocası hakkında kendisine akıl danışmak istedi. sağ elinin şahadet parmağını kutsal yağa batırdı ve sürmeye başladı. başlamakta olan sonsuz huzur hayalleriyle. kendi eliyle harmanını yapardı. karısının itirazları olmasaydı. kimsenin pek farkına varmadığı bu cinasa biraz gülümseyerek. Şeker uzatırken: — Saccharum. Sonra. romatizma çeken Lestiboudois'dan. bir kilise adamı görmek hiç de hoşuna gitmiyordu.325 larından ve hocalarından birinin. bütün çocuklarını yemek odasına getirtti. çenesi göğsüne yaslanmış. zira Homais kahveyi sofrada pişirmeye pek meraklıydı. Papaz parmaklarını sîldi. Misereatur ve Indulgentiam dualarını okudu. nihayet. Hatta. duygusuna engel değildir. hiç ağlamadan. fakat artık kımıldamayacak olan ayak tabanlarına sürdü. Charles heykel gibi solgun. arzularının tatminine koşarken vaktiyle pek hızlı giden. gururla inlemiş ve şehvetle bağırmış ağıza. papazları ölü kokusuna koşan kargalara benzetti. can çekişen hastanın yanına oturup acılarını artık İsa'nın ıstıraplanyle birleştirmesini ve kendini Tanrının bağışlamasına terk etmesini söyledi. zaten kahveyi hep kendi eliyle kavurur. kaşıntıları olan Madam Caron'dan. Fakat eczane hıncahınç doluydu. yatağın ayak ucunda. kapıyı açtı. Sonra papaz. gözleri kor gibi kıpkırmızı. Beyaz bir peçete serilmiş dikiş masasının üstünde. can çekişenlerin bir an önce başlarına kefeni çekmek ister gibi yaptıkları o korkunç ve yumuşak hareketlerle. çarşafın üstünde sürükleniyordu. eşi görülmemiş bir sessizlik havası içinde. prensiplerine bağlı bir adam olarak. sonra. zira siyah cüppe ona kefeni hatırlatıyor. Madam Homais. bu alçak dünyanın bütün saltanatlarına hırsla dikilmiş gözlere. M. can çekişen bütün gücüyle. meşhur Cadet de Cassicourt' un kaleme aldığı mükemmel bir raporda görmüştüm! Madame Homais. M. tatlı temaslardan hoşlanan ellere. gözlerini alabildiğine açıyordu. Hep küllere tükürmek âdetine bakarak karısının akciğer iltihabına yakalanmış olmasından korkan M. elinde mukaddes yağlarla pazar yerinden çı-kıverince. bir örnek. susuzluktan içi yanıyormuş gibi boynunu uzattı. bazen pek şiddetli açlık duyan M. doktorun hiç de hatırseverlik göstermediğini söylediler. Emma o zaman. beden yapıları hakkında cerrahın düşüncesini öğrenmek merakiyle. iki oğlunu da birlikte götürecekti. Lariviere'in gitmeden önce böyle hareket etmesini sıkı sıkıya tembih ettiği Canivet ile birlikte. Tuvache'dan. bir diziyle yere çökmüş alçak sesle bir şeyler mırıldanıyordu. hayatın zorlu gereklerine alıştırmak için. Emma. sonra. yanan iki şamdanın ortasında. sonra. Bournisien. kendi eliyle öğütür. midesi ekşiyen Madame Lefrançois'dan güç belâ yakayı kurtarabildi. Bovary'nin evine döndü. Nihayet. yalan söylemek için açılmış. Papaz yerinden doğrulup haçı aldı. ilk mistik özlemlerinin kaybolmuş lezzetine yeniden kavuşuyordu. Nihayet. ikide birde başı dönen Lheureux'den. Doktor. o da birinden korktuğu için ötekinden tiksiniyordu. Herhalde. dudaklarını Tanrı -İnsan'm vücuduna yapıştırarak. — Uykusu. önce. görevim dediği şeyden kaçınmayarak. ayakta duruyor. Akşam yemeğini yer yemez hemen uyuklamaya başlamakla kanını pıhtılaştırdığından şikâyet etti. Homais. yüzünü ona dönmüş. ileride belleklerinde yer edecek muhteşem bir tablo olsun diye. o ana kadar vermediği en büyük aşk öpücüğünü kondurdu. iri bir haçın yanında bir gümüş tabak içinde beş altı pamuk yumağı vardı. Lariviere'in gideceği sırada. dedi. yağa batırılmış pamuk kırıntılarını ateşe attı. .

azgın bir nefesle sarsılan kaburga kemiklerinin o korkunç hızlanması olmasa. açılırsınız! Charles bir çocuktan daha güçsüz. yüreğinin her atışında. Ellerini yakalamış. sonra.. Homais de çok geçmeden evine döndü. yere diz çökmüş kollarını. eline kutsallaştınlmış bir mum sıkıştırmayı denedi. Çok kuvvetten düşmüş olan Emma. az sonra kendisini saracak olan ilâhî şan ve şerefin bir sembolü olmak üzere. haçın önüne diz çöktü. Bovary'nin kesik kesik hıçkırıklarına karışıyor ve bazen hepsi. hiçliğin bu geri tepmesini kavramak ve inanmaya katlanmak o kadar zordur ki. «Tez toplamak için bir bir Başakları hem kaç kere. sözleri anlaşılır bir sesle. Dili tamamıyle dışarıya çıktı. şarkı söyleyen. meydanda karşısına çıktı. tıpkı böyle ölmek üzereyken. Emma'ya uzatıyordu. yemek odasına götürmelerine karşı durmadı. yatağın öbür tarafında. sıkıyor. parmaklarım kapayamadı. hareketsiz kalışının farkına varınca: — Elveda! Elveda!. gözleri dönerken. Homais ile Canivet onu odadan dışarı çıkardılar. bir ses. şimdiden öldüğüne hükmedilebilirdi. diye bağırarak. Herkes yaklaştı. O zaman içini çekerek.» Emma. — Sakin olunuz! Charles çırpınırken: — E vat. Charles da bir gün. M. bir an için yeniden hayata kavuşmuş bir ceset gibi doğruldu. bir süre üzerine eğilip kaldı. aynasını istedi ve gözlerinden iri yaşlar boşanıncaya kadar. Nitekim Emma.» 328 MADAME BOVARY Emma: — Kör! diye haykırdı. Ama yine de rengi o kadar atmamıştı. kısık bir ses yükseldi: «Güzel günde sıcak basar Küçücük kız aşka susar. IX Bir kimsenin ölümünden sonra. diyordu. Bournisien olmasaydı. başını geriye geriye attı ve yastığın üzerine bıraktı. mum yere düşecekti. sanki bu kutsamadan şifaya kavuşmuş gibi. rüyadan uyanıyormuşcasına. yüzü yatağın kenarına doğru eğilmiş. sanki. Papaz bu hali belirtmekten geri kalmadı. Ama bırakın beni! Onu görmek istiyorum! Karım o benim! Ve ağlıyordu. yavaşça etrafına bakındı. bir matem çanı gibi çınlayan Latince hecelerin boğuk mırıltısı içinde kayboluyordu. Emma'nın üzerine atıldı. makul olacağım. Emma artık hayatta değildi. Nanette'im durur. ortalığa daima şaşkınlık gibi bir şey yayılır. korkunç ve ümitsiz bir kahkaha ile katıla katıla gülmeye başladı. biçarenin sonsuz karanlıklar içinden bir dehşet gibi dikilen çirkin yüzünü görüyormuş gibi. sönmekte olan iki lamba fanusu gibi donuklaşıyordu. eğilir Bu nimeti veren yere.Telkinlerini bitirirken. onun aynı törenden geçtiğini hatırladı: — Belki de ümitsizliğe düşmemek lazım. Bournisien. arkasında etekleri yerde sürünen uzun siyah cüppesiyle tekrar duaya başlamıştı. Bu arada Canivet dalgın gözlerle meydana bakıyordu. Ansızın sokaktan yere sürünen bir sopa ile tahta kunduraların gürültüsü duyuldu. kurtuluşları için uygun gördüğü takdirde bazı kimselerin hayatını uzattığını anlattı. Dua. yüzünde bir huzur anlamı vardı. Felicite. Eczacı: — Ağlayın. Charles. MADAME BOVARY . Fakat Charles. M. diye düşündü. yıkılan bir kalıntının tepkisi gibi titriyordu. ruh bedenden kopmak için çırpınıyormuşçasına. Hırıltı şiddetlendikçe papaz ölüm duasını daha hızlı okuyordu. diyordu. hatta Bovary'ye» MADAME BOVARY 327 Tanrının. Ve. doğaya karşı gelmeyin. çözük saçları ve iri iri açılmış sabit gözbebekleriyle. kötü bir şey yapmayacağım. İltihap geçirici merheme kavuşmak ümidiyle ta Yonville'e kadar sürüklenerek gelen ve yoldan her geçene eczacının nerede oturduğunu soran kör. «O gün rüzgâr pek yamandı Kısa etek havalandı!» Bir sarsıntı onu şilteye devirdi. eczacının bile dizlerinin bağı biraz çözülür gibi oldu. Göğsü de sık sık inip kalkmaya başladı. kendisini aşağıya.

Bovary: — Ya! dedi. dedi. M. Bovary uzaklaşmıştı. Eczacı. İki mektup yazması. diğeri. Duvar boyunca dizi dizi ağaçların yanı sıra iri adımlarla yürüyor. Canivet az önce gitmişti). — Bakın. yapacak başka bir şey bulamayınca. dişlerini gıcırdatıyor.. o gece üç cilt kitap ve not almak için bir defterle birlikte. Homais. yazdı: 330 MADAME BOVARY «Beyaz ayakkabıları ve tacıyle birlikte. Charles: — Ah. ürkek bir sesle kekeleyerek: — Hayır. Göğsü bağrı açık oian Charles nihayet titremeye başladı. metin olacağım. iş olsun diye. fakat bir tek yaprak bile kımıldamadı. dedi. siz ne iyisiniz! Eczacının bu hareketi onda o kadar hatıra canlandırmıştı ki. bir koltuğa oturmuş. — Zaten. bitkilerin rutubete ihtiyacı vardı. boğulur gibi oldu ve sözünü tamamlayamadı. hiç şikâyet etmeden iradesine itaat etmek. Bırakın beni! Siz onu zaten sevmediniz! Haydi gidin! Rahip koluna girerek ona bahçede bir gezinti yaptırdı. Dediğimi yapın!» Bu işle uğraşanlar. teşekkür ederim. — Niçin? Ne töreni? Sonra. yatsın diye salonda yere bir yatak serdi. hatta kendisine şükreylemek lâzımdı. Eczacı: — Şimdi törenin saatini bizzat tespit etmeniz gerek. biraz çiçekçilikten söz etmeyi uygun gördü. dedi. Filozof olmasına rağmen. vanilyalı krema yaparken şeker yerine arsenik kullandığı öyküsünü dinlettikten sonra. Bovary'ye teskin edici bir ilaç hazırlaması. yemek odasının döşeme taşlarını şaşkın şaşkın seyrediyordu. Felicite. masraf. eczacı derhal ona giderek: — Bu kadife bana pek fazla gibi geliyor. Charles: — Siz ne karışıyorsunuz? diye bağırdı. Hepsinin üstüne büyük bir yeşil kadife serilsin. M. pencerenin yanına. Charles'ı buna razı eden papaz oldu. biri meşeden. Homais'nin ölülere saygısı vardı. Nitekim zavallı Charles'a hınç beslemeksizin. . iyi! Sanki yapılacak başka işim kalmamış gibi! Ne yapalım.. daha sonra gel! Ve acele acele eczaneye girdi. renkli camın küçük perdelerini yavaşça araladı. o sizin tanrınızdan! Rahip göğüs geçirerek: — İsyankârlık hâlâ içinizde. Charles alnı cama dayalı. gelinlik elbisesi içinde gömülmesini istiyorum. Bu dünya işlerinin boşluğuna dair sözler söyledi. kasabaya dönen Kırlangıç'tı. Charles bir makina gibi tekrarladı: — M. O zaman Homais. iç içe üç tabuta konulmalıdır. havalar yakında düzelir. Homais ona tekrar cenaze hazırlıklarından söz etmeye cesaret edemedi. ıtır çiçeklerini sulamak için etajerdeki sürahiyi aldı.329 — İyi. olmaz. Bovary'nin şairane fikirlerinden pek hayrete düştüler. lanetler savurarak gözlerini gökyüzüne dikiyordu. Yağmur çiseliyordu. Saçları omuzlarına dökülmelidir. Yonvillelilerin hepsine. Tuvache geçiyor. değil mi? Yanımda kalmasını istiyorum. Charles ağzına gelen küfrü savurdu: — Ben nefret ediyorum. eline kalemi aldı ve bir süre hıç-kıra hıçkıra ağladıktan sonra. bir diğeri de kurşun olmak üzere. cenazeyi beklemek üzere yine eve geldi. bir kez daha Bovary'nin evine yollandı. iyiydi. Charles tasdik makamında başını eğdi. Charles kendini yatağa attı ve uyudu. Fener için bir makale kaleme alması gerekti. Zaten. Onu yalnız buldu (M. Saat altıda meydanda bir teneke gürültüsüdür duyuldu: Bu. zehirlenmeyi gizleyecek bir yalan uydurması. akajudan. içeri girip mutfakta oturdu. birbiri arkasından arabadan inen bütün yolculara baktı durdu. Tanrı büyüktü. Muayene odasına çekildi. onu oyalamak için. Böyle istiyorum. Tuvache geçiyor. Bana hiçbir şey söylenmesin. Havadis almak için kendisini bekleyen kimseler de cabasıydı.

Taraçanm dibinde. Lefrançois ana ile yukarda. Hatta bir defasında. tekrar gözyaşları döktü. eczacının sözünü kesti. bir çş-_ şit beyaz toz yer yer kirpiklerine konmuştu. MADAME BOVARY 331 Sessizlikten bıkıp usanan eczacı. Aklına hep katalepsi hikayeleri. cesedin üzerine eğildi ve yavaşça: «Emma! Emma!» diye haykırdı. aynı zamanda konuşuyorlardı. M. Bournisien. Biri: — Voltaire'i okuyunuz. Emma'nın başı sağ omuzuna düşmüştü. defin masrafları hakkında ona bazı öğütlerde bulunmaya kalktı. Charles o kadar öfkelendi ki. karanlıklarda akıp giden ırmağın derin fısıltısı duyuluyordu. Hararetleniyorlardı. birbirlerini dinlemeden. kıpkırmızı kesilmişlerdi. sonra ayak parmaklarının ucunda yeniden yükseliyordu. — Haydi sevgili dostum. sonra şöminenin önünde geniş bir yarım daire halinde sıralananların yanına oturuyordu. kadıncağız sustu. manyetizma mucizeleri geliyordu.. Tam birbirlerine küfürler savurmak kertesine gelmişlerdi ki. onları cizvitlerin tahrif ettiğini herkes bilir. yataklıktan çekilip dışarıya çıkarılmış olan karyolanın baş ucunda iki büyük mum yanıyordu. dünyaya ahlak getirmiştir. sanki örüm.. yatağa doğru ilerledi ve yavaşça perdeleri açtı. hatta oğlu kendisine derhal şehre inip gereken şeyleri satın alma işini havale etti. odadaydı. evet. çekler üzerine ağlarını örmüş gibi. — Evet. eczacı ile papaz tekrar tartışmaya başladılar. çekilin artık. yahut tövbekar olmadan (bu da zannımca din adamlarının deyimidir) vefat etmiştir. Charles'a sonsuz yığınlardan muazzam bir ağırlık cesede çöküyor gibi geldi. . Homais bu kadar aptallığa hayret ediyordu.. Gözleri. Homais: — Bununla birlikte. Holbach'ı okuyunuz. Onu daha iyi görmek için tam karşısında duruyor. — Mesele bu değil! Bütün kitaplar. Charles tekrar ortaya çıktı. İhtiyar kadın. dedi. Sanki bir büyü onu çekiyordu. Şafak vakti. mumların alevini duvar üzerinde titretti. diyordu. zaman zaman. bu «bahtsız genç kadın» hakkında bazı şikâyetlerde bulunmakta gecikmedi. tıpkı eczacının teşebbüs ettiği gibi. papaz şimdi yapılacak şeyin onun için dua etmekten ibaret olduğu cevabını verdi. son derece isterse. yüzünün alt kısmında siyah bir delik gibiydi. ellerinin başparmakları ayaklarına doğru bükük duruyordu. derinliği yüzünden artık ıstıraplı olmaktan çıkmış böyle bir seyredişte kendinden geçiyordu. Akşam olunca ziyaretler başladı. Bournisien sert bir tavırla. o takdirde bizim dualarımıza ihtiyacı yoktur. bu manzara yüreğinizi parçalıyor! 332 MADAME BOVARY Charles gidince. iki şıktan biri: Ya (kilisenin dediği gibi) bağışlamaya kavuşarak ölmüştür. O da durmadan merdivenleri çıkıyordu. Felicite. kitaplara gelince. gürültü ile burnunu siliyor ve Homais kalemini kağıt üstünde gıcırdatıyordu. Öbürü ise: — Birkaç Portekiz Yahudisinin Mektupları'm okuyunuz. Encyclopedie' yi okuyunuz. dedi. Charles hiç konuşmadan el sıkıyor. yüzünün solgunluğu içinde kaybolmaya başlamıştı..M. Bovary ana geldi. Çarşaf.. Bournisien oradaydı. Ağzından hızla çıkan nefesi. Açık duran ağzının köşesi. belki onu diriltebileceğini düşünüyordu. Bournisien bu kadar cüretkârlığa kızıyor. Eski hâkim Nicolas'nın Hıristiyanlığın Sebep ve Hik-meti'ni okuyunuz. Tanrı bizim gereksinmelerimizi bilir. Charles onu öperken.. diyordu.. yine de dua etmek gerektiğini söyleyerek. Charles içeriye girdi. Eczacı: Ama. memelerinden dizlerine kadar çökük duruyor. açın da bakın tarihe. Charles öğleden sonra hep tek başına kaldı. Çünkü Hıristiyanlık evvela köleleri azat etmiştir. dua neye yarayacak öyleyse? — Nasıl! Dua mı? Siz Hıristiyan değil misiniz? — Affedersiniz! Ben Hıristiyanlığa hayranımdır. Kilisenin saati ikiyi çaldı. o zaman da. Ziyaretçiler yüzleri yere eğilmiş. Berthe'i Madame Homais'ye götürmüşlerdi.

Teşrih an-fisinde punç yapıp içerdik! Hiçlik bir filozofu korkutmaz. Hötel-Dieu'de türlüsünü gördüm. saat dokuzda bir sürü kâfuru. gözlerini bağlayan bağların düştüğünü hissetmişlerdi. Kokuyu önlemek için de. Neden korkacakmışım? Eczacılık tahsil ederken. Uzun katı bezi. çünkü yeniden uykuya dalmıştı. horlamaya başladı. hoş bir geceydi. bunun arkasından da papazların bekârlığı konusunda tartışma başladı. eve varır varmaz. tam o anda ağzından. diyordu. hepsi de can sıkıntısından patlıyordu. içeriye girdi. Ona: — Alın bir tutam. Papaz: — Köpekler ölülerin kokusunu alırlarmış derler. Felicite hıçkırıyordu: — Ah zavallı hanımcığım! Zavallı hanımcığım! Han sahibesi içini çekerek: — Bakın. somurtkan. Eczacı: — Çünkü. bilime hizmet etsin diye. Homais bu batıl inançlara itiraz etmedi. O sırada.... Başına tacını koymak için yeniden üzerine eğildiler. Charles onları uyandırmadan. çenesi yavaşça göğsüne yaslandı. günah çıkartma sayesinde birçoklarının hak yoluna döndüklerini anlattı durdu. kendi cesedimi bile hastanelere bağışlamak niyetindeyim.bacak bacak üstünde. Anlar da böyledir. bir yerlerde ardı arası kesilmeyen köpek havlamaları geliyordu. sonra. herkes gibi sevgili bir eşi kaybetmek tehlikesine maruz bulunmadığı için papazı kutladı. Daha anlatacaktı ama. saten ayakkabılarına kadar örtecek biçimde üzerine çektiler. Birdenbire namuslu adam oluveren hır334 MADAME BOVARY sızlara dair çeşitli fıkralar hikaye etti. dedi. o kadar çekişmeden sonra aynı insani güçsüzlük içinde karşı karşıyay-dılar. Emma'nın etrafında döneniyorlar. gürültüsü eczacıyı uyandırdı. arada bir derin göğüs geçirerek ayaklarını oynatıyorlardı. korkmak mı? dedi. alın. bir süre daha dudaklarını kıpırdattı durdu. yanlarında uyur gibi yatan ceset kadar hareketsizdiler. hizmetçi kız. hatta. onu giydirme işini tamamlıyorlardı. Eczacı: — Bir köpek uluyor. Eczacıya dönerek: Bize yardım etsenize. diyordu.. Yoksa korkuyor musunuz? Eczacı omuz silkerek: — Ben. bir kap dolusu klor getirmişti. bir erkeğin kadınsız yaşaması doğal değildir. Başını biraz yukarıya kaldırmak icabediyordu. Mavimtırak buhar dalgaları pencerenin pervazı üzerinde içeriye dalan sisle karışıyordu. Şamdanların balmumu iri damlalar halinde yatağın çarşafı üzerine düşüyordu. dedi. Papaz: — Behey Allanın akıllısı. Güzel kokulu otlar hâlâ tütüyordu. diye cevap verdi. gidip pencereyi açtı. Bu. Madame Lefrançois: .. Göbekleri öne fırlamış. Daha gürbüz bir adam olan Bournisien. . yarası henüz pek taze. Bournisien savundu. uykuyu açar. aselbent ve MADAME BOVARY 333 güzel kokulu otlarla birlikte geldi. kendisi de odanın fazla ağır havası içinde biraz tıkanır gibi olmuştu. işitiyor musunuz? diye sordu. Askerler vardı ki. dikkat edin elbiseye! diye bağırdı. — Ah Yarabbi! Elbisesi. dedi. sanki kusuyormuş gibi. sondu. O zaman Homais. Papaz. onlar da sahipleri ölünce kovanlarını bırakıp gider-lermiş. çoluk çocuğa karışmış bir adam. . Sonra. kapkara bir sıvı yığını boşandı. Emma'ya veda etmeye gelmişti. yüzleri şişmiş. fakat hiçbiri ötekilerden önce kalkıp gitmek istemiyordu. karşısındaki uyuyordu. örneğin günah çıkartma işinde nasıl sır tutabilir? Homais günah çıkartmaya da dil uzattı. Öyle cinayetler görülmüştür ki. Gökte birkaç yıldız parıldıyordu. Charles. kocaman kara kitabı elinden düştü. Uzaklarda. Mösyönün ne halde olduğunu sordu ve eczacının cevabı üzerine: — Biliyorsunuz. her zaman da dediğim gibi. Madame Lefrançois ve Bovary ana. o. Homais (iki günden beri meydandan yalnız onun gelip geçtiği görülüyordu). hâlâ da ne kadar güzel! Hani nerdeyse az sonra yerinden kalkacak gibi. mumların yanmasına bakıyordu. gözlerini sarı alevlerinin parıltısında yorarcasına. kefaret mahkemesi önüne gelince. Fribourgs'da bir papaz vardı..

. nefes nefese. aradaki boşlukları bir şilteden çıkardıkları yünle doldurmak icabetti. Charles. Bir ağacın üstünde uyuyan üç siyah tavuk gözüne ilişti. nedenini bilmeden birazcık da şakalaştılar. Homais. Rouault Baba geldi. dedi. titremeye başladı. sabahın dördüne doğru içini çekti: — Hani ağzıma bir lokma bir şey koysam. Aşağıda. çivilendikten. tabut kapının önüne kondu.Bir ay ışığı kadar beyaz saten elbisenin üzerinde hareler titreşiyordu. Felicite. eczacının omuzunu sıvazlayarak: — Bir gün gelecek. şapkasını giydi. doğru dürüst bir anlam çıkarmanın imkânı yoktu. Charles'a öyle geldi ki. hassasiyetini göz önünde tutarak mektubu o tarzda kaleme almıştı ki. eczacının mektubunu olaydan ancak otuz altı saat sonra almıştı. oda. Fakat ölmüş de olabilirdi. Nihayet. sokaklarda. lehimlendikten sonra. Adamcağız önce inme inmiş gibi yere yığıldı. aynı kadındı! Böyle uzun zaman bütün o kaybolan saadetleri.. fena olmayacak! Papaz. örtüsünü kaldırdı. Onu aşağıya. Bertauxlann avlusunda görüyordu. iki saat süreyle tahtalar üzerinde çınlayan çekiç darbelerinin işkencesine katlanmak zorunda kaldı. Bir yakınmanın peşi sıra daima bir başkası geliyor ve bu durum. yine eski uğraşlarına daldılar ve her uyanışlarında karşılıklı olarak birbirlerini uyumakla suçladılar. Emma'nın.. titreye titreye. Nihayet sırtına bulüzünü geçirdi. yediler. Sonra Felicite" geldi ve Mösyönün saç istediğini söyledi. yemliğe bir şişe tatlı elma şarabı boşalttı ve midillisine atladığı gibi tozu dumana kattı. yemek odasına götürdüler. hemen meydanda bayıldı. yulaf torbasına saldırdı. yükselen bir denizin dalgaları gibi durmadan devam ediyordu. Sonra. hareketlerini. Sonra birdenbire. zaman zaman uyuklamakla birlikte. dikenli çite dayalı bir sıranın üzerinde. Bütün yol boyunca. tabutu da diğer ikisinin içine yerleştirdiler. o güzel siyah saç yığınında beyaz izlerin belirmesine sebep oldu. Gözleri görmez olmuştu. eline makası alarak kendisi öne atıldı. Emma bunların altında kayboluyordu. Korkunç bir meraka kapıldı. içtiler. Ama öyle bir dehşet çığlığı kopardı ki. Siyah örtüleri görür görmez. ayakkabısına bir mahmuz taktı ve dörtnala yola çıktı. onu Tostes'daki bahçede. onlar için komodinin üzerine bir şişe Fransız rakısı ile peynir ve kocaman bir çörek koymuştu. Elma. bu uğursuzluktan ödü koparak. Hizmetçi kız cesaret edemediği için. Homais ise yere birazcık klor atıyordu. Hazreti Meryem'e kilise için üç tane papaz göğüslüğü adadı. yavaşça. O kadar titriyordu ki. girişde. Sonra henüz ölmediği anlamını çıkardı. hiç nazlanmadı. fa336 MADAME BOVARY kat en üstündeki tabut biraz genişti. çıldırdığını hissetti. sesinin yankısını hatırladı durdu. etrafında sesler duyuyordu. kendinden dışarıya yayılarak eşyanın etrafında. dedi. M. X Rouault Baba. Bertaux mezarlığından Vassonville kilisesine kadar yalınayak yürümeyi vaadetti. parmaklarının ucuyle. O zaman M. eve gelen işçilerle karşılaştılar. Bu kadın. Eczacı ile papaz. Hatta bir defasında attan inmeye mecbur oldu. yahut Rouen'da. anlaşacağız. saçlarından yayılan güzel koku ile dolmuştu ve elbisesi kollannın arasında bir kıvılcım çıtırdısı ile ürperiyordu. Hanın adamlarına seslenerek Maromme'a girdi. son kadehte papaz. tavırlarını. yürek çarpıntıları içinde kendini yedi bitirdi. Gün doğdu. Artık dermanı kalmayan eczacı. esen rüzgârda ve yükselen nemli kokularda eriyip kayboluyordu. kederli saatlerden sonra insanları saran o belirsiz neşe yüzünden olacak. heyecana karşı kendisini toparladı. gecenin içinde. sessizlikte. makası rasgele iki üç kere açıp kapadı. ayin yapmaya gitti ve döndü. kapılar ardına kadar açıldı ve Yonville ahalisi içeriye doldu. Eczacı: — Kes bir parça. üç kapak da rendelendikten. bu da. odadakiler uyandı. evlerinin kapısı önünde. Sonra Emma'yı meşeden tabuta yatırdılar. Bournisien odaya kutsal su serpiyor. makası birkaç kez şakakların derisine batırdı. Rouault Baba.ağaçlaMADAME BOVARY 335 nnm altında dans eden delikanlıların neşeli kahkahalarını hâlâ duyuyordu. Nihayet. Emma. omuzlaya-rak kapıyı kırdı.

tabutun altına üç sırık koydular. Cenaze alayını görmek için pencerelerde yer almışlardı. Bakın cemaat geliyor. filozof olun biraz! Zavallı çocuk. metin görünmek istedi ve birkaç kez tekrarladı: — Evet. Her iki yanda üçerden altı kişi ağır adımlarla yürüyor ve sık sık nefes alıyorlardı. hıçkırıklarla cevap verdi: — Bilmiyorum! Bilmiyorum! Bir belaya uğradık! Eczacı. bir koyun sürüsü geçti. Yeni bacağını takmıştı. Yola çıkmak icabetti. sağda. elinde asasıyle kilisede dolaşıyordu. orada olduğunu eliyle anladı. yolun ortasında sırtüstü yatmıştı. ağaçlar sallanıyordu.Kendi kendine. Çan yeniden başladı. çok uzaklara bir seyahate çıktığını hayal ediyordu. dört sıra mum arasına yerleştirilmişti. canım. sarsak sarsak hemen içeriye girdi. Kilisenin ön tarafındaki tahta koltuklara yan yana oturdular ve üç ilâhicinin dua okuyarak mütemadiyen önlerinden gelip geçtiğini gördüler. Cebinde mektubu aradı. Her şey hazırdı. atının üzerinde iyice eğilmiş. azgın. Kilisenin döşeme taşları üzerinde. MADAME BOVARY 337 Mektubu yazanın bir isim yanlışlığı yaptığını düşündü. Sonra bunun belki bir muziplik. acısının böyle hafiflemiş olmasından zevk duyuyordu. sesleri . Biraz metanet. Ben neler çekiyorum! Kilisenin adamı yerlere kadar eğilerek kendisine teşekkür etti. tekrar kalkılıyordu. Oradaydı. Bournisien. Kocaman paralar. birinin intikamı. rengi uçmuş. Bu. İlâhicilerden biri. Dizginleri çekti ve hayal kayboldu. cesaret! Rouault Baba: — Pekâlâ. Bovary öfke ile bir beş franklık fırlatırken: — Çabuk olsanıza! diye haykırdı. Papazlar. dimdik yürüyordu. toprağa gömeceklerini düşündükçe. kollarını uzatıyordu. hay Allah belasını versin! Sonuna kadar yanından ayrılmayacağım. Koyu renkte kaba bir ceket giymiş olan bir adam. önünde. Rouault babayı. Kendine geldiği zaman.. Ama yine de kendini sofuluğa vermeye. ilk zamanlarda bir defa beraberce dinsel törende hazır bulunduklarını ve öbür tarafta. habire sopa vurarak. bu muhakkaktı. Emma'nın çok önce.Altın Arslan'm uşağı Hippolyte'di. ellerini kaldırıyor. şunun altında olduğunu. büyük tören kıyafetinde tiz bir sesle okuyordu. gözyaşları içinde Bovary'nin kolları arasına düştü: — Kızım! Emma'cığım! Yavrum! Anlatın bana. Kendisine anlatılmış olan bütün inanılmaz iyileşmeler hatırına geldi. kalkıp o mumlan söndürmek geldi. onları birbirinden ayırdı. gökyüzü maviydi. Çan çalıyordu.' Quincampoix'da. zaten ölmüş ise. kalbine kuvvet versin diye. ümitsiz bir öfkeye dü-MB 22 338 MADAME BOVARY şüyordu. M. O anda Justin eczanenin kapısında göründü. üst üste üç İcahve içti. Sonra onu ölmüş gibi gördü.. hekimler bir çare bulacaklardı. İlâhi okunuyordu. diz çökülüyordu. kilisenin yandaki alçak kısmında hemen durdu. Charles. Fakat.» diyordu. kiilseden çıkıldı. Cenaze taşıyıcılar. hızla ilerlediğini gördüler. eşit aralıklarla yere inen ucu demirli bir sopanın tok gürültüsü gibi bir ses duyuldu. Nefirin sesi gayet gür geliyordu. tabut rahlenin yanına. Charles. her şeyin bittiğini. dedi metin olacağım. «Emma'yı herhalde kurtarırlar. kapkara. bir sarhoşun şakası olması ihtimali aklına geldi. önde. Charles'ın içinden. İskemleler yerlerinden oynatıldı. Ben Mösyöye anlatırım. yardım parası toplamak için kilisenin cemaat yerini dolaşmaya başladı. bilinmeyecek miydi? Ama nereden? Kırda hiçbir fevkalâdelik yoktu. kolanlardan kan damlıyordu. kutsal ekmeğin korunduğu dolabı selamlıyor. binbir güçlükle diz çöktü.. duvar dibinde durduklarını hatırladı. işaretle selamlıyordu. ilâhiciler ve iki korocu çocuk De Profundis'i okuyorlar. hiçbir şey hissetmediğini sanıyor. — Bu yürekler acısı ayrıntıların gereği yok. birbiri peşi sıra gümüş tepsi üstünde çınlıyordu.. Lestiboudois. onu tekrar göreceği bir öbür hayat ümidine kapılmaya çalışıyordu. Gürültü dipten geliyordu. fakat açmaya cesaret edemedi. bir türlü sonu gelmiyordu! Charles. Kasaba göründü. Cesur bir tavır takınıyor ve daracık sokaklardan veya kapılardan çıkarak kalabalıkta sıraya girenleri. kendini alçaklıkla suçlamakla birlikte. Bazen.

arkadan geliyorlardı. üzerine tabutu ittiler. Charles inişine baktı. Homais. Bu. Yorulan cenaze taşıyıcılarının adımları ağırlaşmıştı. fakat büyük gümüş haç daima ağaçların arasında^ yükseliyordu. dört ip yerli yerine konunca. Hep iniyordu. kenarlara atılmış kırmızı toprak. Kadınlar. Serin bir meltem esiyordu. söyleyecek sözler bulmuştum. Hatta torununu bile görmeyi reddetti. avluları tanıyordu. sanki siyah bir elbise bulunamamış 340 MADAME BOVARY gibi* maviler giydiğini gözden kaçırmadı. Üstüne beyaz gözyaşları serpilmiş siyah örtü. kıra doğru uzanıyordu. uzakta. gömleği kirleten toz tabakası içinde yol yol görünüyordu. Rahip. Her üçü de susuyordu. — Zavallı kadıncağız! Kocası için ne acı! Eczacı: — Eğer ben olmasaydım. dedi. bir defa Tostes'a gelmiştim. o avlulardan geçtiğini ve Emma'ya döndüğünü hatırlıyordu. rahmetli ilk karınızın öldüğü sırada. bir gruptan ötekine gitti durdu. Böyle bir sabah vakti. yolun kenarında.. zaman sizi teselli etmiştim. kutsal su kabını yanındakine uzattı. kukuletaları inik. sonra Charles'a verdi. Bournisien. Eczacı onu ciddi ciddi salladı. sonsuzluğun yankısına benzeyen korkunç bir gürültü yükseldi. Erkekler aşağıya. rahat rahat piposunu içmeye koyuldu. Sonra bütün göğsünü sarsan uzun bir inilti ile: — Ah. Rouault Baba. Ona öpücükler yolluyor. her dalgada yalpa vuran bir filika gibi dura kalka ilerliyordu. Bu gözlemlerini anlatmak için de. Açık gökyüzü pembe bulutlarla beneklenmişti. o. bu bitmez tükenmez dua tekrarı ve meşale geçişi. Lestiboudois'nın uzattığı küreğe iyice doldurduğu toprağı çukura sürdü. diğerleri gibi o da. Keza. Çukurun etrafında halka oldular. dikenli çitlerin üzerinde MADAME BOVARY 339 çiy taneleri titreşiyordu. sonra oğlum gitti. Bovary ana da onlarla beraberdi. çavdarlar ve kolzalar yemyeşildi. yenleriyle sık sık gözlerini sildiği için boyası atmıştı. Charles üstündekileri çıkardı. «Elveda!» diye bağırarak var kuvvetiyle abdanı sallamaya başladı. yalnız kasabaya gelirken. durmamacasına öten bir horozun kokorikosu veya elma ağaçları altında kaçtığı görülen bir tayın dörtnala gidişi. papaz söz söylerken. Mezarlığa vardılar. diyordu... dostum. onunla birlikte gömülmek için çukura doğru sürükleniyordu. M. dedi. Türlü türlü neşeli gürültüler ufku dol-duruyordu. Bazen cemaat bir patikanın dönemecinde kayboluyor. Gömlek yeniydi. içinden bunu biraz yakışıksız buldu. dönüşte. hemen Bertaux' ya dönmek istiyordu. bazı hastalannı ziyaret ettikten sonra. Nihayet yaşlı adam içini çekerek: — Hatırlıyor musunuz. taş parçalannın çarptığı tabutun tahtasından. cenaze. sessizliğe kavuşmakta gecikmedi. Nihayet bir çarpma duyuldu. Charles geçerken.. M. çimenlikte çukur kazılmış yere kadar yürüdüler. belki bu işi bitirmiş olmanın belirsiz kıvancı içinde. ipler gıcırdayarak yukarıya çıktı. canına kıymağa kalkışacaktı! — Ne iyi bir kadındı! Daha geçen cumartesi günü bizim dükkânda görmüştüm kendisini! Homais: — Mezarı önünde söylemek üzere birkaç söz hazırlamaya bile vakit bulamadım. Sonra. zaman zaman yerinden oynuyor ve tabut meydana çıkıyordu. noterin uşağı Theodore'un ise «mademki âdet olmuş.dalgalanmalarla alçalıp yükselerek. süsenlerle örtülü kulübelerin üzerine mavimtırak hareler dökülüyordu. ellerinde yanmakta olan iri mumlar vardı. şimdi de kızım! Artık bu evde uyuyamayacağını söyleyerek. Homais' di.. siyah yas tüllerine bürünmüşler. . Alıp götürdüler. Rouault Baba da yeniden önlüğünü giydi. Binet'nîh hiç ortalıkta görünmediğini.. durmadan. benim işim bitti artık! Karımın öldüğünü gördüm. ama şimdi. gürültüsüzce. dedi. Herkes ve özellikle cenazeye gelmiş olan Lheureux. köşelerden akıyordu. Eve ^dönünce. tekerlek izleri üzerinde ilerleyen bir at arabasının gıcırtısı. Emma'nın ölümüne acıdı. Charles dizleri üstüne toprağa yığıdlı. Charles. Tuvache'ın da dinsel törenden sonra sırra kadem bastığını. bu gönül bulandırıcı balmumu ve cüppe kokulan karşısında bayılacak gibi oluyordu. Gözyaşlarının izleri.

Rolet ana yirmi 342 MADAME BOVARY kadar mektubun posta parası diye tutturdu.» Bu. Artık tamamıyle değişmişti. sonra. bunu hiç unutmayacağım. Fakat biri vardı ki. hep onu düşünüyordu. . Elini gözlerinin önüne götürdü. Leon Dupuis ile Bondeville'den Mademoiselle L6ocadie Leboef'ün izdivacım» Charles'a haber vermekle şeref kazandı. korkmayın! Yine her zamanki gibi hindinizi göndereceğim. hayır! Yüreğim büsbütün parçalanacak. eski hanımının ne kadar elbisesi kalmışsa. o saatte gözüne uyku girmiyordu. Duvardan atlayan Justin'i tanıdı ve patateslerini çalan hırsızın kim olduğuna dair bir fikir sahibi oldu. yere diz çökmüş ağlıyordu. artık düşünmez oldu. Yıllardan beri elinden kaçırmış olduğu bir sevgiye yeniden kavuştuğuna içinden sevinerek. Her borcu ödedikçe. eczacının o dayanılmaz tesellilerine de katlanması gerekiyordu. «oğlu Yvetot'da Noter M. gönderdiği tebrik mektubuna şu cümleyi de sıkıştırdı: «Zavallı karım buna ne kadar sevinecekti!» Bir gün. dedi. İhtiyar kadın evi bırakıp gitti. Açtı ve okudu: «Cesaret. terliğinin altında tortop olmuş bir kağıt parçası hissetti. şatosunda rahatça uyuyordu. ufukta. öyle ki. tavan arasına kadar çıktı. Charles. Fe'licite' hemen hemen onun boyundaydı. gece geç vakitMADAME BOVARY 341 lere kadar oturup konuştular. hepsini çalarak. kendisine oyuncaklar getireceğini söylediler. Fakat. XI Charles. Lheureux. sonra. oğluna tatlı dille ne yapacağını bilemiyordu. Felicit6. Felicite artık Madamın elbiselerini giyiyordu. Yine o sıralarda dul Madame Dupuis. evini idare edecekti. sonra. Siz iyi çocuksunuz! Baldırına vurarak. artık sonu geldi sanıyordu. aydan daha tatlı ve geceden daha sır dolu. Charles ise. Charles. Rodolphe'un mektubuydu. çok geçmeden para meseleleri yine patlak verdi. O zaman eski vizitelerinden kalan alacaklarım istedi. çünkü Charles bunlardan bazılarını saklamıştı ve onları seyretmek için gidip tuvalet odasına kapanıyordu. Parmaklık birdenbire gıcırdadı. dostu Vinçart'ı yeniden kışkırtınca. Çocuk annesini sordu. O zaman herkes istifade etmeye baktı. ağır ağır yoluna devam etti. Emma! Cesaret! Hayatınızı mahvetmek istemiyorum. vaktiyle Emma'dan ayrılırken Saint-Victor yoluna dönüp baktığı gibi. Leon da. Çayırda batmakta olan güneşin eğri ışınları altında kasabanın bütün pencereleri alev almış gibiydi. Çamlar arasındaki mezarın üstünde bir çocuk. bayırın üstüne varınca. Emma bir tek ders dahi almadığı halde (Bovary'ye göstermiş olduğu o ödenmiş faturaya rağmen) Mademoiselle Lempereur altı aylık ders ücreti istedi. çünkü Ona ait olan eşyadan hiçbirinin satılmasını istemiyordu. Bunun üzerine özür dilemek icabetti. artık birbirlerinden ayrılmayacaklardı. İhtiyar kadın. herhalde iş için olacak? diye cevap vermek inceliğini gösterdi.. arkasına döndü. Fakat. unuttuğu küreği almaya gelen Lestiboudois idi. zamanla. sandıklar arasına düşmüş ve orada kalmıştı. Saat gece yarısını çaldı.— Hayır. evin içinde rasgele dolaşırken. Fakat hiç durmadan başka borçlar ortaya çıkıyordu. Eski günlerden ve gelecekten söz açtılar. Charles ondan daha fazla öfkelendi. oysa bu iki kadın arasında bir anlaşmaydı. Yonville'e gelecekti. İçi açılsın diye bütün gün ormanda dolaşmış olan Rodolphe. Karısının göndermiş olduğu mektupları kendisine gösterdiler. Charles ile annesi yorgunluklarına rağmen. Bu çocuğun neşesi Charles'ın yüreğini burkuyordu. ertesi gün küçük kızını eve getirtti. midillisi topalladığı için. vehme kapılıyor ve: — Ah! Gitme! Gitme! diye haykırıyordu. Hıçkırıklarla parçalanan göğsü. Kira ile kitap veren adam üç yıllık abonman parası talep etti. Theodore'la birlikte Yon-ville'den kaçtı gitti. Ona. Rouen'da uyumaktaydı. Pentecöte yortusunda. her zamanki gibi sessizdi. kendisini arkadan görünce. Annesi buna çok kızdı. ağaçların beyaz taşlar arasında yer yer siyah demetler halinde belirâiği duvarlarla çevrili bir yer gördü. Charles yine boğazına kadar borca girdi. Berthe birçok defalar daha annesinin sözünü etti. Charles bu işin aslını sorunca da: — Ne bileyim ben. uyanık. ekseriya Charles. hepsini değil. uçsuz bucaksız bir pişmanlığın baskısı ile kalkıp iniyordu. Bu. Kasaba. Yalnız siz kendisini bol bol öpün! Allaha ısmarladık!. evde olmadığını.

meselelerin derinliğine inen insanlardan değildi. Rugan çizmeler satın aldı. M. Yuvarlak masayı ocağa doğru itiyor ve onun koltuğunu yaklaştırıyordu. MADAME BOVARY 34. eczacının hiçbir işe yaramayan tedavisini yolculara anlatıp duruyordu. onun odası. yüzünde korkunç bir yara ile dolaşan bir yoksula rastgelir. ötekilerinden daha az tehlikeli değildir. yanı başında.» Arkasından körün sebep olduğu bir kazanın öyküsü geliyordu. sıkı dostluğun devamına pek aldırış etmiyordu. İçlerinde tek başlarına dolaşanlar da var. el altından. O derecedeki. yahut bebeklerinin yırtılmış karnını dikiyordu. Charles'ın içini. Berthe. Fakat Berthe o kadar tatlı. Kimdi acaba? Rodolphe'un eve pek sık uğrayışını. gür sarı saçlarını pembe yanakları üzerine dökerek öyle zarif bir eğilişi . Emma onu mezardayken bile baştan çıkarıyordu. canından bezdirir ve yolculardan tam manasıyle vergi alır. hiç şüphe yok. orada bakkal çıraklığı ediyordu. hem de kibrinin alçaklığını gösteren bir fesat dolabı çevirmeye başladı. o küçük başının. kederinin sonsuz genişliği içinde kayboldu. tıpkı onun gibi emre yazılı senetler imzalıyordu. adamcağızdan her ne pahasına olursa olsun kurtulmak maksadıyle. Karşısına oturuyordu. Bütün erkekler. Eczacının çocukları da küçüğü gittikçe daha seyrek ziyaret ediyorlardı. vaktiyle Emma'nın ondan daha çok rengi atmış. hiç şüphesiz ona göz dikmişlerdi. Bu adam herkesi rahatsız eder. Fakat mektubun hürmetkar üslubu onu yanılttı. Rouen Feneri'nde ardı ardına şu kısa yazılar çıktı. yalnız yatak odası. 344 MADAME BOVARY Homais. fikirlerini benimsedi. Yaldızlı bir şamdanda bir mum yanıyordu.vardı ki. Charles. ikinci sayfanın sonunda küçücük bir R harfi keşfetti. sonsuz bir hazla. Hizmetçi kadının bu işlere el sürdüğü yoktu. eskisi gibi kalmıştı. Sanki hâlâ yaşıyormuş gibi. Gümüş takımlarını parça parça satmak zorunda kaldı. basma resimleri boyuyordu. O zaman öylesine bir kederli hali oluyordu ki. Zavallı adam. «Verimli Picardie diyarına uğrayan herkes. Emma kendisine daha güzel göründü ve içinde ona karşı devamlı ve azgın bir arzu peyda oldu.. hoşuna gitmek için. Akşam yemeğinden sonra Charles oraya çıkıyordu. Çünkü. Şehirlerimizi idare edenler. bozuk şaraplar gibi buruk bir zevkle dolduruyordu.Şimdi de çatı penceresinden esen rüzgâr onu kapıya doğru sürüklemişti. Rouen'a kaçmış. Serserilerin haçlı seferlerinden getirdikleri cüzzamı ve sıracayı umumi mahallelerimizde serbestçe teşhir ettikleri o korkunç ortaçağ devrinde mi yaşıyoruz hâlâ?» Yahut: «Serseriliği yasak eden kanunlara rağmen. kızını bağsız potinler ve koltuğunda kalçalarına kadar yırtık bulüzlerle gördükçe bu kılıksızlığa pek üzülüyordu. Merhem ile iyi edemediği kör ise. yahut masanın bir çatlağına sıkışıp kalmış bir firketeye ilişecek olursa. Artık kimse onları görmeye gelmiyordu. sosyal durumları arasındaki farkı göz önünde tutarak. ona mukavva ile kuklalar yapıyor.. Böylece. ne düşünürler acaba?» Sonra Homais bazı hikayeler de yaratıyordu: «Dün Bois-Guillaume bayırında ürkek bir at. gözleri dikiş kutusuna. büyük şehirlerimizin civarı dilenci sürüleriyle dolup taşmakta devam ediyor. o kadar cana yakındı ki. kızcağız da tıpkı onun gibi kederleniyordu. o reçine kokan. Kendi şöhretini korumak için. Sonra. «Herkes ona hayran oluyordu herhalde?» dedi. Bıyıklarına kozmatik sürüyor. ondan sonra. hülyaya dalıyordu. iki üç kez karşı karşıya geldikleri zaman gördüğü sıkıntılı halini hatırladı. birdenbire ortadan kayboluşunu. Homais şehre indiği zaman. hareketsiz ve şaşkın kalakaldı. hem zekâsının derinliğini. Evin bütün odaları boşalıyordu. Nihayet. Bu arzu onun tasasını alevlendiriyordu ve artık gerçekleşemeyeceği için de sonsuzdu. Kırlangıç'm perdeleri arkasına gizleniyordu. İçinden. sonra salonun mobilyalarını sattı. Heriften nefret ediyordu. ümitsizlik içinde. yerde sürüklenen bir kurdeleye. onunla karşılaşmamak için. Bunlar.3 — Belki uzaktan uzağa birbirlerini sevmişlerdir? diye düşündü. onun zevklerini. Oyuncaklarını tamir ediyor. Jüstin. . ölmek istemiş olduğu aynı yerde. Delillerin karşısında geriledi ve belli belirsiz kıskançlığı. Zaten Charles. tekrar Bois-Guillaume bayırına dönmüş. Bois-Guillaume bayırında. beyaz kravatlar takmayı âdet edindi. Tam on ay süreyle.

Bu başarı onu cesarete getirdi ve o günden sonra kaza dahilinde çiğnenmiş bir tek köpek. Charles'ın bütün bir hafta her akşam kiliseye girdiği görüldü.. bir sihirbaz gibi gösterişli olan bu adama yanıp tutuştuğunu hissediyordu. etrafı sütunlu bir yuvarlak dam. Büyük sorunlarla uğraştı: Sosyal problem.. kendisine can yoldaşı olsun diye küçük kızı kendi evine almayı teklif ediyordu. Hatta bir de. Hayal gücünü zorluyor. Charles o zaman annesine başvurdu. neticesi hep ikincilerin aleyhine çıkan karşılaştırmalar yapıyordu. Homais. çok geçmeden kitap. Bütün planlarda. sonra peşini bıraktı. 346 MADAME BOVARY Kitabeye gelince. ama Emma aleyhinde de yazmadığını bırakmadı. durmamacasına tekerleme söyleyen bir ressam aldılar. Aşağı-Seine Vilayetine Şo-Ka'yı ve revalentia'yı ilk getiren o oldu. Nihayet arkası aklına geldi: Amabilem conjugem Calcas! (2). O zaman aralan büsbütün. için iki tane gayet şık Pompadour heykelciği satın aldı. Charles ile Homais. Bir kiliseye yüz frank verildi mi hemen Saint-Berthe"lemy katliamını hatırlatıyordu. iki esas cephesinde «sönmüş bir meşale taşıyan bir peri» bulunacak bir türbe üzerinde karar kıldı. dayak yemiş bir tek kadın olmadı ki. Emma çürümüş bir külçe halinde kollarından dökülüyordu. adamı tutukladılar. Zaferi eczacı kazandı. yanmış bir tek ambar. Belleğinde tutmak için gösterdiği çabalara rağmen. eski borçlarını ödeyecek vaziyette değildi. Charles bunu reddetti.Sözün kısası. kakasını yiyerek ölen Voltaire'in can çekişmesini anlatmayı ihmal etmiyordu. Ama yine her gece Emma rüyasına giriyordu. bir şartname hazırlatıktan ve tekrar Rouen'a bir yolculuk yaptıktan sonra. Kendisinin de bir tane vardı. gün geçtikçe daha hoşgörüsüz. Eczaneyi de ihmal etmedi. Bu bir çatışmaydı. Fakat hareket anında cesaretini kaybetti. Zaten papaz. zira düşmanı.. vs. Artist tavırları takınmaya başladı. ömrünün sonuna kadar bir düşkünler evinde yaşamaya mahkûm edildi. İşin tuhafı. Çağın zihniyetine ateşler püskürüyor ve her on beş günde bir. Demir Yolları. daha bağnaz oluyordu. Homais. eser yazmaya kalktı! O zaman İklime dair gözlemlerle birlikte Yonville Kantonunun genel istatistiği. Fakat sonra salıverdiler. . Sta Viator'dan (1) güzel bir şey bulunmayacağını söylüyor ve bunda ısrar ediyordu. İhtiyar kadın. Homais'nin rivayetine göre. tütün içiyordu! Salonunu süslemek . sonra bir piramit. Emma'nın mezarı hakkında da pek parlak fikirleri oldu. Lheureux hiçbir senedi uzatmayacağını bildirdi. ilkokullarla hocalık eden cahil rahipler arasında. adlı eseri kaleme aldı ve istatistik kendisini felsefeye şevketti. M. Bovary pek idareli yaşadığı halde. Yanlarına da Bridoux'nun dostu Vaufrylard adında. Hacizden kaçmaya artık imkân yoktu. Homais. Evvelâ. Tehlikeli bir adam oluyordu. Charles buna razı oldu. daima ilerleme aşkı ve papazlara MADAME BOVARY 345 beslediği hınçla harekete gelen eczacının kalemiyle derhal okuyuculara duyurulmamış olsun. Bununla beraber gazeteciliğin dar sınırları içinde kalmak onu sıkıyordu. öylesine uğraştı ki. Sonunda burjuva olmaktan utanır oldu. İlk barışma girişimi yine annesinden geldi. altında kocasının kaybolduğu o altın helezon karşısında mest oluyor. alt tarafı büzme perde şeklinde bir kırık sütun. Bozuştular. bu hayalin kendisinden uzaklaştığım hissetmekten çok üzülüyordu. fedakârlığının karşılığı olmak üzere. Balıkçılık. Pulvermacher hidro elektrik zincirlerine coşkun bir hayranlık gösteriyordu. Bournisien de kendisine iki üç ziyarette bulundu. fakir sınıfların ahlaka yönetilmesi. Adam yeniden başladı. Kauçuk. Bu kitabe kabul edildi... Madame Homais. rast geldiği şeyi temelinden çökertiyordu. Bovary durmadan Emma'yı düşündüğü halde. Homais de keza. dilinin ucuna hep Sta Viator geliyordu. kesin olarak açıldı. bir mezar müteahhidinde çeşitli lâhit-leri görmek için Rouen'a gittiler. Bu hep aynı rüyaydı: Charles ona yaklaşıyor ve tam sarıldığı anda. Kendi dediği gibi. Nihayet yüz kadar desen gözden geçirildikten. daha sonra bir vesta mabedi. Felicite'nin talanından artakalmış bir şalı istedi. bir İskit'den daha çok dolaklı ve sargılı. İhtiyar kadın kendi mallan üzerinde bir ipotek yaptırmasına razı oldu. bilakis! Keşifleri yakından takip ediyordu. yahut «bir harabe yığını» teklif etti. Büyük çikolatacılık hareketini gözden kaçırmıyor-du. kederin zorunlu sembolü saydığı salkım söğütten asla şaşmıyordu. Akşamları fanila yeleğini çıkardığı zaman.. vaız-da. herkese çatıyordu. onu unutuyordu. Charles. Yolsuzlukları ihbar ediyor. herkesin bildiği gibi.

yalnız yangınlarda gösterdiğim çaba. sonra cesaretlendi ve pişkinliği (hava pek sıcaktı. Çünkü. 2. Bu nedenle Homais iktidara yanaşıyordu. yırtık pırtık elbiseler giymiş bu uzun sakallı yabani adamın. Fakat çocuk onu kaygılandırıyordu. Karmakarışık aşk nameleri arasında Ro-dolphe'un resmi yüzüne fırladı. ona. Leon'un bütün mektuplan oradaydı. Bu kadar üzüntüye düşmesine herkes hayret etti. bahçesine çimenle bir şeref yıldızı çizdirdi. insanların en talihlisiydi. Lheureux. duvarların arkasını aradı durdu. Gece iyice bastırıp da meydanda Binet'nin tavan arası penceresinden başka aydınlık bir yer kalmadığı zaman eve dönüyorlardı. çünkü etrafında bunu kendisiyle paylaşacak hiç kimse yoktu. Yazın. hastalarını bile gidip görmek istemiyordu. . çılgın gibi. Sadece kartım göndermekle yetinmiş olan Rodolphe. Seçimlerde Vali Beye gizlice büyük yardımları dokundu. yüzsüzlük etti. Kolera esnasında sonsuz bir feragatle çalışarak kendini göstermişti. hıçkırarak. kendisine hakkaniyetle davranılmasını istirham eden bir dilekçe gönderdi. Charles bir gün —son varlığı olan— atını satmak için gittiği Argueil pazarında Rodolphe'a rast geldi. Hatta hükümdara. O zaman kendini içkiye vermek için kapandığını iddia ettiler. imal tarzı ve tesirlerine dair adlı bildirisini. (1) Latince: Dur yolcu! (2) Latince: Güzel bir kadını çiğniyorsun! MADAME BOVARY 347 Charles'ın karşısında. kurdelesini benzetmek için de tepesine ottan iki hotoz kondurdu. Sonra bir çark yaparak: — Nihayet. elmacık kemiklerinin üzerinde kırmızı lekeler vardı. bütün 348 MADAME BOVARY çekmeceleri. neye dokunsa altın eden. Charles kızına daha sıkı sıkıya bağlanıyordu. bütün mobilyaları. (Elma şarabı. Bu sefer artık kuşkuya yer yoktu! Son mektuba kadar hepsini yutarcasına okudu. Adı bir türlü çıkmıyordu. yeter de artar bile. hatta eczacılık tezini de) zikrediyordu. çünkü bazen öksürdüğü oluyordu. Nihayet. Artık sokağa çıkmıyordu. Ticaretin gözdeleri'ni kurmuştu. Homais babaların en mutlusu. «Bizim iyi kalpli kralımız» diyor. Birçok (halbuki bir tane) bilim derneğinde üye olması da cabasıydı.. anahtarı çevirdi. han sahibesi. Bir gün nihayet. Kendi hesabına olmak üzere. Irma reçel kavanozlarının ağzını kapamak için kağıttan yuvarlaklar kesiyor ve Franklin bir nefeste çarpım tablosunu ezberden okuyordu. Emma'nın kullandığı pelesenk ağacından yazı masasının gizli gözünü henüz açmamıştı. sonra. önüne oturdu. bir tekmede çökertti. diyordu. kendinden geçmiş. ağustos ayı idi) Charles'ı meyhanede bira içmeye çağıracak kadar ileri götürdü. kendisi de dertli olduğu için. 1. nişan alanlar arasında ismini görmek için gazeteye sarılıyordu.. yüksek sesle ağladığını hayretle görüyordu. Türlü sebeplerle bunu hakketmişti. Ama yine de bir meraklı. Alışveriş işlerinde büyük bir şöhreti olan Hivert de. kendisini IV'üncü Henri ile mukayese ediyordu. elma ağaçlarına dadanan tüylü bir böceğe dair gözlemlerini. onu yarım kulakla dinliyordu. saygıdan veya araştırmalarını geciktiren bir çeşit şehvani hazla. Birbirlerini görünce sarardılar.Sevdiklerini kaybettikçe. akademiye göndermiş olduğu. ziyaret kabul etmiyordu. Bir kutu keşfetti. aylığının artırılmasını istiyor ve «Rakip tarafa» geçmek tehdidinde bulunuyordu. sağlıklı ve neşeli eczacı ailesi sere serpe yaşıyordu. Athalie ona takke işliyor. artık sabrı tükenerek.Fakat. Sonunda kendini sattı. bütün köşe bucağı. evvela kekeleye kekeleye özür diledi. M. kızını da yanma alarak mezarlığa gidiyordu. Ondan söz etmek için Lefrançois anayı ziyaret ediyordu. eczacı. halk yararına çeşitli eserler yayınlamıştı. Charles. Napoleon kendisine laboratuvarda yardım ediyor. Kollarını kavuşturup hükümetin beceriksizliği ve insanların nankörlüğü konusunda derin düşüncelere dala dala bunun çevresinde geziniyordu. bazen bahçenin çiti üstünden uzanıyor. akşamları. uluyarak. örneğin. yürürken. yayı itti. istatistik kitabını. Ama yanlış! Bir tutku onu için için kemiriyordu: Homais nişan istiyordu. Ve her sabah. Bununla birlikte ıstırabının hazzı tam değildi.

buna karşın gözüpekliğine kızan döneminin okuyucuları tarafından az izlenen Flaubert. Fakat çok geçmeden Charles. Bu yüz. Rodolphe bunun farkındaydı.Karşısında. elde on iki frank yetmiş beş santim kaldı. Çocuk: — Baba. herhangi bir telmihin sızabileceği bütün duraklamaları basit cümlelerle doldurarak. Ondan bir şeyler görür gibi oluyordu. Rouault Baba inmeli olduğu için. hafif ve yorgun bir sesle tekrar konuşmaya başladı: — Size düşmanlık beslemiyorum! Rodolphe hep susuyordu. konuşurken yaprak sigarasını çiğniyor. Bununla da Matmazel Bovary'nin büyükannesinin evine kadar yolculuk gideri karşılandı. İhtiyar kadıncağız da aynı yıl öldü. gübreden bahsetmeye devam ediyordu. hayvanlardan. Ve oyun yaptığmı sanarak. Charles. bir çeşit korku içinde. Kadın fakirdi. onun başyapıtını oluşturmaktadır. hiçbir şey bulamadı. Charles. korkunç bir öfke ile gözlerini Rodolphe'a dikti. . artık size düşmanlık beslemiyorum! Hatta buna büyük bir laf. gözleri kapalı. kamuoyu ise koruyor. Eczanesi arı kovanı gibi işliyor. hükümet onu kolluyor. onu hafifçe itti. günümüzde Fransız yazınının en büyüklerinden biri olarak kabul edilmektedir. tarımdan. kameriyenin altındaki sıraya oturdu. başını elleri arasına almış. hatta komik. Charles onu dinlemiyordu. ama dikiş tutturamadı. 1857'de yazılmış olan Madame Bovary. Bu bir hayranlıktı. Charles. Asma yapraklarının gölgesi kumların üzerine düşüyordu. Ertesi gün. öğleden beri kendisini hiç görmemiş olan küçük Berthe. diye seslendi. Kafesten ışıklar geçiyordu. Şimdi kendisine şeref nişanını da verdiler. Otuz altı saat sonra. burun kanatlan hızlı hızlı açılıp kapanıyor. o ana kadar hiç söylemediği tek büyük lafı ilave etti: — Kabahat alın yazısında! O yazgıyı eliyle yöneltmiş olan Rodolphe. dedi. MADAME BOVARY 349 hatta bir an geldi. Otopsi yaptı. İl Bir hekimin oğlu olan Gustave Flaubert. dudakları titriyordu. biraz da bayağı buldu. kunduz böcekleri çiçek açmış zambakların etrafında vızıldıyordu. Homais derhal hepsinin gücünü tüketti. akşam yemeğine çağırmak için geldi. Karşısındaki. Ölmüştü. Charles yere yuvarlandı. yavaş yavaş kızarıyor. gök masmaviydi. gelsene. M. kederli gönlünü dolduran belirsiz aşk buharları içinde bir delikanlı gibi âdeta tıkanıyordu. Charles gitti. sönmüş bir ses ve sonsuz acıların o her şeyi oluruna bırakan edasıyle: — Hayır. 1821 yılında doğmuş ve Croisset'deki mülkünde 1880'de ölmüştür. kızı bir teyze yanına aldı. masaya dirseklerini dayamış. üç hekim birbiri peşi sıra Yonville'e geldi. onun durumunda bulunan bir adam için fazla kalenderce. Charles ise. Canivet koşup geldi. Her şey satılınca. 350 MADAME BOVARY Bovary'nin ölümünden sonra. Charles ise. Çağdaşı yazarlar üzerinde büyük bir hayranlık uyandıran. hayatını kazansın diye onu bir pamuk ipliği fabrikasına gönderdi. yüzünün hareket eden çizgilerinden hatıraların geçişini takip ediyordu. elinde uzun bir demet siyah saç tutuyordu. eczacının daveti üzerine M. Bu adamın yerinde olmayı ne kadar isterdi. buram buram yasemin kokuyordu. ağzı açık. O da. durakaldı. Saat yedide. bu sözü. başı duvara yaslanmış. karısının sevmiş olduğu bu insan karşısında hayallere dalıyordu.

... övgü ve kınamalara neden olsun. eşini aldatan taşralı bir kadının basit öyküsünde olduğu kadar yorumlara. Okumuş olanlarca. ölümsüz olarak nitelendirilen bu yapıtın eriştiği saygınlık. .Pek az roman vardır ki.. onun insanüstü yetkinliğinden ileri gelmektedir.". eleştirilere. .

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful