Gustave Flaubert _ Madame Bovary

HENRI TROYAT'NIN ÖNSÖZÜ
Eğer Gustave Flaubert ölümünden sonra yayınlanan kitaplarının başarısını görebilmiş olsaydı,
kuşkusuz, burjuvaların budalaca konuşmalarıyla, değişmez doğrulara dönüşen beylik sözleri,
büyük bir zevkle yazdığı sDictionnaire des Ideas reçues» (Basmakalıp Düşünceler Sözlüğü),
«Madame Bovary* başlıklı özel bir bölümü de içerirdi. Pek az roman vardır ki, eşini aldatan
taşralı bir kadının bu basit öyküsünde olduğu kadar yorumlara, eleştirilere, . övgü ve
kınamalara neden olsun. Mutsuz Emma da unutulmaz Joconde gibi aynı terslikle karşılaşmıştır.
Her iki kahramanın da tek başlarına kazandıkları ün, yapıtların bütünlüğünün gözden
kaçmasına neden olmuştur. Madame Bovary'yi tüm önsözlerinden arındırarak, tüm uzman ve
eleştirmenlerden kurtararak ona yayınlandığı ilk günkü tazeliğini verebilmek düşüncesi ne
güzeldir! Eğer-1857 yılında yaşıyor olup daha ün kazanmamış bir yazarın yeni bitmiş kitabını
açarak şu satırları okuyabilmek olanağım bulmuş olabilseydim: "Okulun çalışma salonundaydık,
kapı açılıp içeri Müdür girdi, arkası sıra da setre pantolon giymiş bir yeni öğrenciyle bir de, koca
bir sıra yüklenmiş bir hademe geliyordu". Bugün bir müzeye girer gibi bir titreme ve saygıyla
okuyabildiğim bu cümle belki o gün ilgimi çekmeyecekti. Belki de eserin daha sonraki
bölümlerini sevmeyecektim. Bütün bunlara inanmam gerçekten olanaksız. Bana öyle geliyor ki,
anlatımın-' daki sıcaklık, gözlemlerindeki doğrulukla böylesine bir öykünün, ön yargıdan biraz
olsun uzaklaşabilmiş her kitap severi etkileye-memiş olabilmesi mümkün değildir.
Kuşkusuz hiçbir yazar yoktur ki, yazmak istediği konuyu Flaubert kadar tam tamına isteğine
uygun bir biçimde kaleme almış olsun. Bu istek, Madame Bovary'yi yaratma düşüncesi kendini
sarmaya başladığı 1849 yılında daha da çarpıcıdır; Flaubert yirmi sekiz yaşındadır ve o zamana
dek hiçbir şey yayınlamamıştır. Daha güzeli o dönemde Flaubert, romantikliğinin doruğunda-'
dır ve «Tentation de Saint Antoine» (Ermiş Antonius)m ilk kitabını yeni bitirmiştir; yapıtını,
konusunun gözüpekliği ve dilindeki zenginlik karşısında şaşıracaklarına inandığı
arkadaşları Louis
6
MADAME BOVARY
Bouillet ve Maxime du Camp'a okumak istemiştir. Oysa hemen son satırın ardından Bouillet
düşüncesini üzgün bir şekilde: "Bunu ateşe atmak ve üzerinde konuşmamak gerekir" diyerek
belirtir. Flaubert üzülür, karşı çıkar ve sonunda çok zengin bir konunun karşısında başının
döndüğünü kabul eder. "Lirizme karşı konmaz bir eğilim duyduğun şu sırada seçefceğin konu,
seni denetleyen, arzularına gem vuran ve içinde lirizmin gülünç olacağı türden olmalıdır",
demekteydi Maxime du Camp. "Cousin Pons, Cousine Bette gibi, burjuvaca yaşantılarla dolu
olaylardan basit bir konu seç ve bunu doğal, hemen hemen teklifsiz bir anlatımla işlemeye
kendini zorla". Bu sözlere yarı yarıya inanan Flaubert uğradığı düş kırıklığını düşünürken Louis
Bouillet şu fikri ortaya atar:
"Niçin Delamare'm öyküsünü yazmıyorsun?" O anda Flaubert' in kafasında bir şimşek çakar.
Eugene Delamare! Flaubert bir zamanlar koket, savurgan, kendini beğenmiş bir eşi olan bu silik
sağlık memurunu tanımıştı. Kadın kocasını aldattıktan ve mahvettikten sonra kendini
zehirlemişti. Taşra kasabası, tekdüze ve göreneğe bağlı bir yaşam, çiftçi dernekleri, eczacı,
eşini aldatan kadın, dedikodular, ölüm... Flaubert tüm bunları görür gibi olur ve şaşırmış bir
durumda mırıldanır; "Ne düşünce!"
Bununla birlikte Maxime du Camp'la Doğu'ya yaptığı gezide aklı Saint Antoine adlı kitabındaydı.
Mısır'dan Filistin'e, Filistin'den Yunanistan'a yaptığı ve yaklaşık iki yıl süren yolculuğunda
romantik coşkusunu yeniden bulmaya çalıştı. Fakat bu uzak ülkeler onu büyülerken aynı
zamanda düş kırıklığına uğratıyorlardı; söylemeye dili varmadı ama, sabahtan akşama değin
gözlerinin önüne serilen bu özgün ve â*ynı zamanda sefillikle dolu manzaradan yoruldu;
basitliğe, gerçeğe, ölçülülüğe duyduğu tepkiyle Fransa'ya . dönmeye can attı. Şimdi tam
tamına Madame Bovary'yi yazacak kıvama gelmişti.
Her şeyden önce Flaubert alışkanlığın verdiği bir davranışla geniş bir biçimde araştırma yaptı,
ortamı inceledi, tanıdığı çeşitli mevkilerdeki insanların sağladığı bilgi kırıntılarıyla
kahramanlarını oluşturdu, planlar yaptı, kendisine malzeme sağlayacak olguları ortaya çıkardı
ve bir düzene soktu. Olayın geçtiği baş yer olan Yonville-1'Abbaye, Dr. Delamare'm yaşadığı ve
çalıştığı Ry kasabasının tam bir kopyasıdır. Günümüzde bile Ry'ye gitmek, Emma'yı ziyaret

etmek demektir. Size hekimin evini, kiliseyi, pazar yerlerini, eczanenin yerini, hanı ve Mme
Delamare'm gömüldüğü mezarlığı gösterirler ve bu yer duygulu kişiler için Mme Bovary'nin
mezarına yapılan bir haç anlamına gelir. Böylesine güçlü bir benzerlik karşısında dikkatli bir
okuyucu kendini, deHENRI TROYAT'NIN ÖNSÖZÜ
7
korun kitabı resimlemek için yaratıldığına bile inandırabilir. Romanın kişilerine gelince, hiç
şüphe yoktur ki Flaubert örneklerini gerçek yaşamdan seçmiştir. Delamare çiftinin acı öyküsüne
tanık olan yaşlı hizmetçi Felicite henüz 1905 yılında Dr. Brunon'a, ihtiraslı ve çok güzel bir
kadın olan hanımının nasıl intihar ettiğini anlatmaktadır. "Hangi zehiri aldığını söylemek
istemedi... Herkes ağlıyordu... Nihayet küçük kızı yalvarmak için önünde diz çöktüğünde,
sonunda gerçeği söyledi!.. O kadar zavallı görünüyordu ki!.." Eczacı Homais ise mesleklerini
Forges'da, Yvetot'da, Ry'de Havre'da sürdüren meslektaşlarından alınan çizgilerle oluşturulmuş
bir tiptir. Fakat Flaubert "yarım daire şeklinde tezgâhı, XVI. Louis ve İmparatorluk dönemi stili
kavanozları ve zehirlerin yerleştirildiği raflarıyla" Ry'deki eczanenin dekorunu kendisine örnek
almıştır. Edebiyat tarihçileri, noter yardımcısı Leon'un, taşralı bir kibar kişi olan Rodolphe'un
(gerçekte adı Louis Campion'du.) sayın Lheureux'nun, Flaubert'e esin kaynağı olan gerçek
yaşamdaki kimliklerini ortaya çıkarmışlardır. Bazı edebiyat tarihçileri ise Emma Bovary'nin hiç
şüphesiz Delphine Delamare'ı çok andırdığını söylemekle birlikte yazarın aynı zamanda bir
rastlantı sonucu heykeltraş Pradier'nin çekici ve hafifmeşrep karısı Louise (Lu-dovica)den de
etkilendiğini göstermek isterler. Flaubert'in kâğıtları arasında da Louise'in sadakatsizlikleri ve
savurganlığı yüzünden kendi sonunu nasıl hazırladığını anlatan hemen hemen elli sayfalık bir el
yazmasına rastlanmamış mıydı? Anlatan kişi ise Louise'in bir kadın arkadaşıydı. İşin ilginç yönü
ise bu acıklı öykünün 1851-1856 yılları arasında yani Flaubert romanını yazarken bir sonuca
ulaşmış olmasıdır. Emma Bovary'nin narin silueti arkasında Louise'in hayali Delphine'inkiyle
birleşmektedir. Belki bir süre sonra başka bir yorumcu üçüncü bir kadının mezarını bularak, en
az ötekiler kadar haklı olarak yapıtın kaynağını ortaya çıkardığını ileri sürecektir. Flaubert
sadakatsiz eşlerin düşecekleri durumu sanki önceden görerek, romandaki kadın kahramanın
düşsel bir kişi olduğunu ileri sürmüştür. "Madame Bovary'nin gerçek yaşamla hiçbir ilişkisi
yoktur, der 1857 yılının mart ayında. Bu bütünüyle uydurulmuş bir öyküdür..." Ve, üç ay sonra
da "Hayır bayım, düşüncelerime esin kaynağı olan hiçbir örnek yoktur. Madame Bovary salt bir
yaratım ürünüdür. Bu kitabın tüm kişileri hayali olup, Yonville-FAbbaye diye bir ülke de mevcut
değildir". Sonunda 1870 yılında düşüncelerini yineler ve Mme Hortense Cornu'ye yazdığı
mektupta görüşlerinde ısrar eder: "Madame Bovary'yi yazdığım sırada bana birçok kereler:
'Yarattığınız kadın Mme X midir?' diye sordular. Hiç tanınmamış kişilerden sürüyle mektup
aldım, hatta içlerinden birinde, Reims'den bir bey,
8
MADAME BOVARY
intikamının (bir kadından) alındığını söyleyerek beni kutladı. Aşağı Seine'nin tüm eczacıları
Homais'de kendi kişiliklerini sezince evime gelip beni tokatlamak istediler..."
Roman yazmayı deneyen herkes bilir ki, gerçek yaşamdan alınmış bir kişiyi tüm özellikleri ve
hatalarıyla birlikte edebiyata aktarmak mümkün değildir. Romancı düşündüğü benzerliğe sadık
kalmaya ne kadar çabalarsa çabalasın, anlatının ahengi, dilin güçlükleri, aynntılardaki zorunlu
seçimler yazarın kahramanının görüntüsünü yavaş yavaş bozar. Çoğu zaman bu kahraman,
fiziksel yapıları ve düşünce biçimleri arasında benzerlik olan çeşitli tiplerden ödünç alınan
çizgilerle zenginleşir. Başlangıçta romanın kahramanının yazarla hiçbir ortak yanı olmasa bile,
onun zihninde yaşaması nedeniyle romancının düşüncelerinden etkilenir. Yaratıcı ile yaratılan
şey arasında bir iletişim başlar, biri diğeri olur. Olgun ve yazarlık mesleğini seçmiş bir kişinin,
yarattığı tiplerin gerçekliğine inanması için olağanüstü derecede bir doğallığa gereksinmesi
vardır. (Zaten bu gerçekliğe kendisi inanmazsa okuyucuları inanır mı?). Burada yazarın baş
özelliği aklı değil sezgi-sidir, daha doğru bir deyişle önemli olan, herhangi bir kişinin
düşüncelerini okuyabilmesi, başka biri olabilmesi yani başka birinin yerine geçebilmesidir. Bu
hafifmeşrep bir kadın, titiz bir eczacı veya aldatılmış bir koca olabilir. Flaubert, Madame Bovary'yi yazarken Flaubert olduğunu unutmakta ve tüm sorunları bir kadının bakış açısıyla
incelemektedir. Şu ünlü şakasını bu anlayış çerçevesinde yorumlamak gerekir: "Madame
Bovary benim!" Aslında yarattığı kişilikle özdeşleşebilmek için kendisini fazla zorlamaya gerek
görmemiştir. İbne Bovary, içinde bulunduğu yaşam biçimini reddetmekte, ozanların betimlediği

yaşamı arzulamakta, tatlı sözler karşısında kendinden geçmekte, ölümsüz tutkulara inanmakta
ve kendisini şatolarda yaşıyor görmektedir. Bu kurtulma, başka biri olma, uçup gitme isteği
Flaubert'in de benliğinden koparamadığı bir duygusallıktır. Emma'nın Charles Bovary, Rodolphe, Leon, Homais ve Lheureux'yle kişileşen somut gerçekliğe çarparak sonunu
hazırlamasına karşılık, Flaubert bu gerçekten, sanatının malzemesini yaratarak kendini
kurtarmaktadır. Doğasında bulunan ikilik, sonuçta Flaubert'e, romantizmden tümüyle
etkilendiği halde karışık düşüncelere de açık olabilmesini sağlamaktadır. "Bende iki ayrı edebi
dile sahip iki ayrı kişilik bulunmaktadır", der 16 ocak 1852 tarihli bir mektubunda; "biri laf
ebeliğinin, lirizmin, baş döndürücü uçuşların, cümle ahenklerinin, yüksek düşüncelerin
tutkunudur; öteki ise elinden geldiğince gerçeği araştıran, en küçük olayı da büyük bir olay
kadar gözler önüne
HENRI TROYAT'NIN ÖNSÖZÜ
9
sergilemek isteyen, ürettiği şeyi size neredeyse maddi olarak hissettirmek isteyen kişiliğimdir".
Zaten Mme Bovary, Flaubert'in kişiliklerine büründüğü kahramanlardan yalnızca bir tanesidir.
Bu gerçeği kuşku ile karşılayanlara birkaç sene sonra Flaubert'in Bouvard ve Pecuchet adında
iki budalayla kendisi arasındaki benzerliği kesin olarak ileri sürdüğünü hatırlatmak yararlı
olacaktır. Çocukluğundan beri Flaubert insanların budalalığına hayran olmuştur. Ona göre insan
"budalalığı görebilmek gibi kötü bir yetiye sahiptir. Görmesine görür ama bağışlayamaz".
Yazar başkaları aracılığıyla edinilen düşüncelerin düzensizliğine atılmayı ,bu kaos içinde
yıkanmayı büyük bir zevk saymaktadır. "Bouvard ve Pecuchet benliğimi öylesine dolduruyorlar
ki, kendimi onlardan biri sayıyorum. Budalalıklarını kendimin yaptığımı düşlüyorum" demektedir
1872 yılının mayısında! Aynı dönemde Salammbo, Matho, Frederic Moreau, Mme Arnoux,
Herodias ve Saint Antoine için de benzeri duygular içerisinde olduğundan hiç kuşkumuz yoktur.
Duygulanımları iyi yansıtabilmek için her şeyi hissetmek ihtiyacı bazen endişe verici örgensel
bozukluklara yol açabiliyordu. Bir düşünceyle dolu olduğu zamanlar artık davranışlarına
egemen olamıyordu. "Açık havada atla çıktıkları gezintide yanların-dayım; birlikte terliyoruz ve
susuyoruz... Kimi kez sabahın altısında yazarken sözcükler canlılık kazanarak beni öylesine
sürüklüyor ki artık olanca gücümle haykırıyor ve öylesine derinlemesine hissediyorum ki,
karımın da doğruladığı gibi kendimden korkarak, masamdan kalkıyor ve sakinleşmek için
pencereyi açıyorum". (23 aralık 1853'te Louise Colet'ye yazdığı mektup.) Daha sonraları
Emma'nın öldüğü bölümü yazarken kahramanının çektiği acıları maddi olarak duyabilmek için
kişiliğini, gerçekten soyutlama denemesine girişmiştir... "Ağzımda arseniğin tadını öylesine
duyuyordum ki, iki kez ardı ardına gerçek mide spazmı hissettim ve bütün yemek boyunca
kustum..." (Taine'e mektup, 1868.)
Sanatı tarafından esir edilen romancı artık yaşamayı bilmeyen bir kişidir. Kendi öz varlığına
rağmen, artık yalnızca yapıtı için yaşamakta, deliliğe varan bir inatla en küçük güncel olayları
ve duyumladığı her şeyi eserine aktarmakta ve onu beslemektedir. Sokakta duyduğu eğlenceli
bir sözü bile yarattığı kahramanlardan biri için saklamakta, masada bir tabak dolusu tatlı su
ıstakozu gördüğü anda: "Hah işte yazmakta olduğum bölümdeki yemek sahnesinde mönü bu
olmalıdır!" demektedir. Güneşin batışını hayran hayran seyrederken sürekli olarak uyanık olan
dikkati ise, gelecek başka bir bölümde kullanılmak üzere bulutların
10
MADAME BOVARY
meydana getirdiği şekilleri not etmektedir. Edebi uğraşlardan uzaklaşmış göründüğü koşullarda
bile özgür olmayıp gözlemlerini, araştırmalarını sürdürmeye devam eder... Bu durum yazarın
olağanüstü bir inceleme yeteneğine sahip olduğunu kanıtlamaz. Ayrıntılara karşı duyulan bu
doyumsuz açlık, ancak romanın konusuyla ilgili alanlarda kendini göstermektedir. Üzerinde
çalıştığı eserin konusuyla doğrudan ilgisi olmayan bir ortamda yazarın görüş gücü azalmakta ve
dikkati büyük ölçüde kaybolmaktadır. Romancıyı, yaşamı romana bir malzeme olarak görmeye
zorlayan bu profesyonelce değişim, Flaubert'de çok güçlü bir şekilde hissedilmektedir. Yetkin
bir biçimde yazabilme kaygısı, kimilerince saygısızlık olarak nitelenebilecek bazı konuşmaları,
utanmazlıkları Flaubert'in gözünde haklı kılmaktadır. 1853 yılının haziranında doğa bilimcisi
Pouchet'nin karısının cenaze törenine gitmeden önce Louise Colet'ye yazdığı mektupta şunları
söylüyordu: "Eminim ki yarın çok kötü bir gün yaşayacağız ve bu zavallı bilgin de acınacak bir
durumda olacak. Her şeyden yararlanmak gerek diye düşündüğümüz zaman, orada Bovary'm
için de işe yarar malzemeler bulabilirim. Düşüncelerimi başkalarına açacak olsam, bu

bir kelime bulabilmek için kafa patlatmamn ne demek olduğunu bilmezsiniz. madde ve ruh gibi bir bütün oluşturur.. akşam yemeğinde verilen kısa bir aradan sonra geç vakitlere kadar uğraşını sürdürmektedir. Bir taşra kasabasının yeteneksiz küçük bir doktoruyla evlenip. Homais) pratik aklı simgelemektedir. Bende ise bu bir su sızıntısı halindedir. düzeltmeler ve karalamalarla doludur. Sıkışıklığın yaptığı zorlamayla kendisine göre ikinci planda görünen tüm cümleleri dışarda bırakmakta. çılgınlığı sergilerken. Çağlayanlar oluşturabilmem için çok çalışmam gerekiyor" demektedir.. Bunlardan birincisi (Don Quichotte ve Emma) cömertliği.. havada dayanaksız duran yeryüzü gibi yalnızca üslubunun gücüne dayanan bir roman yaratmak isteyişim-dir." "Böylesine bir konuyu seçmiş olmam ne kadar da kötü! Böylelikle sanatın boğucu sıkıntısını tanımış olacağım!" Flaubert için biçim ve düşünce. kocasını ve kızını sevebileceğini. o ana kadar hiçbir şey yayınlamamış olsa da çok yazmış. dışarıyla hiçbir bağlantısı olmayan. Kanısına göre Emma'nın. Bu nedenledir ki cümlelerine gösterdiği özen. En güzel eserler az malzemeyle yaratılmış olanlardır". konumunun ona sunduğu küçük doyumlarla yetinebileceğini söylemekten de ısrarla kaçınır. kötü tutumunu haklı gösteren nedenler." "Bir stile kavuşmak gerçekten çok zor! Bir önceki gün yazdıklarımı tekrar baştan alıyorum. Kaz tüyünden kalemini kurbağa biçimindeki hokkasına batı-rıp. O yalnızca sanatını her şeyden üstün tutmakta ve görevini bir papaz gibi yerine getirmektedir. onurunu yitirerek Emma'nın yenilgisi ve "şeref madalyası kazanan" budala Homais'nin zaferiyle noktalanır. Madame Bovary'nin ilk satırım yazdığı sırada otuz yaşında. Bouillet. serbest yaşamı tanıyan ve mâli sıkıntılar içinde aşkta düş kırıklığına uğrayan bir kadım konu alan bir öyküden daha basiti bulunabilir mi? Flaubert bu olayı çağına göre büyük bir ağırbaşlılık ve şaşırtıcı bir nesnellikle incelemektedir. en yüce gönüllüsü ve en sevecenidir. Romanına. Flaubert sürekli olarak kahramanlarını derinlemesine yakalamakta. bütün bir gün boyunca. yalnızca iyi yazmak isteğinden değil aynı zamanda iyi düşünebilmek arzusundan da kaynaklanmaktadır. Yazdığı sayfalar.. başınız iki elinizin arasında.davranışım iğrenç olarak görülebilir ama ben bunda bir kötülük görmüyorum. sevgiyi tanımış. diğeri ise (Sancho Pança. açık seçik ortaya koyarak romanının çatısını kurmakta ve konunun akışına güçlü dayanaklar kazandırmaktadır. tutkulara kapılan. M. Flaubert'in romanında da. çizikler. Çalışmasına her gün öğle zamanı başlamakta.Flaubert George Sand'a gönderdiği bir mektupta "Siz. tıkıldığı delikte sıkıntıdan bunalarak kendini hayallerle oyalayan. Bir kişinin gözyaşlarını üslubumun süzgecinden geçirerek başkalarını da atlatabileceğimi sanıyorum". olgunlaşmış bir kişidir. kendi deyişiyle cümleleri "beyaz yağlardan kurtarmak ve salt kaslarıyla ortaya çıkarmak» istemektedir. düşüncelerine ve diline egemen olduğundan emin. Sizde düşünce geniş bir şekilde durmadan akan bir nehire benzer. inanmış bir sofunun dünyadan elini eteğini çektiği gibi başlamıştır. Bu sözler karşısında ne kadar da acımasız! diyebiliriz. "Bana güzel görünen şey. Hemen hemen tüm cümleleri yeni baştan yazmalıyım. . onun. yarattığı kahramanlara yer açmak için sona ermiştir. .. 12 MADAME BOVARY manini yaşamın basit zorunluluklarına uymayı reddettiği için cezalandırdığı halde.. Tersine onun çevresindeki budalalığın ve yavanlığın kurbanı olarak kabul eder. Bu sonda hiçbir ahlaki kaygı güdülmez. bir hiç üzerine. Işık saçan penceresi ise Seine'den geçen denizcilere yardımcı bir nokta olmaktaydı. ayrıntılarıyla işlemekte. Bir haftada ancak iki sayfa yazıyorum! Bezginliğin çenesini dağıtmak için bundan iyi bir yönHENRI TROYAT'NIN ÖNSÖZÜ 11 tem yoktur. incelediği yerleri haklı olarak olmamış diye nitelendirdi. Sözcüklerin seçimindeki güçlüklerden ise mektuplarında bol bol yakınmaktadır: "Bovary'min katı bir dili olmamalı. Charles . Artık kişisel özel yaşamı. olanakların bayağıca kullanılmasından yana değildir. Beş seneden daha uzun bir süre Croisset'deki evine kapanarak içindeki arzularla savaşmıştır. Madame Bovary çoğu kez Don Quichotte ile kar-şılaştırılmıştır. düş sevgisini. Flaubert kahraI Up*. Bu kitap nerdeyse konusuz veya konusu hemen hemen belli olmayan bir eser olacaktır. iki temel kahraman vardır... Cervantes'inkinde olduğu gibi. Kalıcı bir eser ortaya koymak için tüm fedakârlıklara hazır olan Flaubert amacına ulaşmak için. Madame Bovary. Oysa Flaubert insanların en iyisi.

Eserin neden olduğu skandaldan dolayı meraklanan ve ürken okuyucu hâlâ tereddüt içindedir. genç kadına karşı duyduğu acıma hissini ve onun yitip gitmesine neden olanlara karşı duyduğu nefreti dile getirmekten kendini alıkoyamaz. ustaca ve ateşli bir şekilde yanıt vererek. Çağın son çeyreğinde yeni romancılar ortaya çıkarak kuramlarım tanıtmaya ve yaymaya çalışırlar. şu önemli soruyu mahkeme heyetine yöneltir: "Bu tür bir kitabı okuduktan sonra. en kışkırtıcı bölümlerden seçtiği alıntılarla romanın konusunu anlatarak. kalpleri rahatlatan duygulardan. zaferin yolları kendisine açılmaya başlar. Homais) dolayı kınamak bile gerekebilir. söylemek istediği şeyleri ortaya koyabildiğim" yazar. "Sıkıcı. Yantutmaz görünmekle birlikte. Kitapçılarda yeni görünmeye başlayan Feydeau'nun Fanny'si. en az sevdiği kahramanları karikatürize ettiğinden (örneğin M. eserin bütününün geleneklere yapılan bir hakaret olduğunu iddia eder ve şu sonuca ulaşır: "Kuralsız sanat. Kitabı okumaya başladıkları zaman sıkıntıya benzeyen bir tedirginlik duymaktadırlar... savcı tarafından okunan bölümlerin belli amaçlarla seçildiğini gösterir ve eserin en dokunaklı bölümlerinden seçilip. onu köleleştirmez tersine onurlandırır. Madame Bovary'nin kendisine Paris'te ve taşrada yandaşlar bulmaya başlaması yavaş yavaş ve gizlice olmuştur.Madame Bovary ününe. canlılığa" benzeterek. Flaubert'in zavallı Emma'sımn tersine.. Edmond About'nun. . Düşüncesini ilk belirtenlerden biri olan SainteBeuve.. (Dumesnil). Gonzales'in ve Paul Feval'in kitapları çok gözdedir. Fakat bu sırada Hauteville House'dan Flaubert'e gönderdiği bir mektupta... bizde kötülüğe karşı bir sevgi mi yoksa bir tiksinme duygusu mu uyanmaktadır? Romanda tanık olduğumuz suça layık görülen korkunç ceza.. Eleştirmenler ise pusudadır. erdem duygusunun doğmasına yor açmamakta midir?" Flaubert çeşitli gerekçelerle mahkemece serbest bırakılır: "Roman edebi açıdan üzerinde çok çalışılmış bir eser izlenimi verdiğinden. Madame Bovary'nin yayınlanmasıyla birlikte kalemlerine sarılırlar.. Paris'te Adalet Sarayı'nm 6. suçlanan cümlelerin . "Bir kitabın sönüp gitmesinin nedenlerini kavramak için Fanny'nin okunmasına gerek var" der Andre Gide.ancak bir özet niteliğini taşıyabileceğini belirterek. bayağı ve utanılacak bir yapıt". Leon'un alçaklığı ve Lheureux'nun rezilliğidir. bu eksikliği nedeniyle bir bileşime gidememiştir". (Texier).". Okudukları zaman tüyleri diken diken olmaktadır! O sıralarda Octave Feuillet'nin. şu sonuca ulaşmaktadır: "Büyük bir iş başardınız"... Ne olursa olsun Madame Bovary'yi beğenilmek veya eleştirebilmek düşüncesiyle yazmadığı kesindir. iyi kotarılmış bir çalışmanın tadıyla yaratmıştır. Ünleri fazla olmayan eleştirmenler ise daha sert bir tutum takınırlar: "Bu kitap okuduğum eserler arasında ahlaktan en uzak olanıdır". v. anlaşılmamış ve bezgin hissettiği sırada.b. Ceza Mahkemesinin önüne çıkarır. Satışı fazla olmayan Artiste gazetesinden Baudelaire adlı biri de yazarın üslubunu "basit bir kanaviçenin taşıdığı özgünlüğe. mahkemeHENRI TROYAT'NIN ÖNSÖZÜ 13 de kanıt olarak alman bölümlerin kınanması gereken düşünceleri de içermesine karşılık." Flaubert'in avukatı M. sanat sayılmaz. çağdaşlarının gözünde ani ve olağanüstü bir başarıya ulaşır. Hatta bu tutumundan ötürü onu. Rodolphe'un hoyratlığı. eserin Revue de Paris'de 1856 yılında yayımının yarattığı skandaldan sonra kavuşmuştur. Kulağı okşayan sözlerden. yaşamının sonbaharında kendisini terkedilmiş. "İkinci sınıf bir kitap". Senard. Sanata utanma duygusunu benimsetmek. hayal kurmaya yol açan entrikalardan hoşlanılmaktadır. Bu olaydan sonra roman birdenbire ün kazanır. o kadar soğuk ve gerçektir ki!. aşırı derecede öfkelenerek yaptığı konuşmada. açık olmayan bazı yanlarına karşın yapıtın bir "bütünlük ve tutarlılık gösterdiğini" ayrıca "yazarın veya daha doğru bir deyişle sanatçının. Anlatılan bu öyküde her şey o kadar katı. Romanı âdeta uçsuz bucaksız bir arazide her yönden kolayca görülebilen bir anıtı andırır. yapıtın bütünü göz önüne alındığı zaman bu tülden yerlerin fazla olmadığı gerekçesiyle.Bovary'nin yeteneksizliği. Victor Hugo: "Çok güzel bir kitap yarattınız bayım!" demektedir. Eserin ahlak dışı niteliğinden ötürü harekete geçen imparatorluk yönetimi Flaubert'i 29 ocak 1857'de. böyle bir anlayış elbiselerinin tümünden arınmış bir kadının durumuna benzer. eserin sonsuza kadar kök salması amacıyla yazıldığını sanmıştır. Silik bir kişiliğe sahip olan savcı Pinard. "Karşıtların biliminden habersiz olan Flaubert. Bu yeniler kendisi gibi . özene. oysa yazar eserini böyle bir amaç gütmeden. Flaubert'in çalışmassnın yetkinliğinin nedenini tam olarak kavrayamayan kamuoyu ise. (Veuillot). Flaubert. (Paulin Limayrac). çünkü bu tür anlatıların gerçek yaşamla hiçbir bağıntısı yoktur. içinden koptuğu gibi özgürce. romanın başından sonuna varıncaya dek. derginin yönetmeni ve basımcısıyla birlikte.

ahlak anlayışına ve düşüncelerine ilgi göstermekteydiler. bazı keskin eleştirilerin varlığına karşın. Buluşmalarımız da artık yalnız tatil aylarına kaldı. Bu yeni romancüa14 MADAME BOVARY rın adları. anlaşılmaz sözlerde bulunabileceğini düşünerek. bitmiş bir yapıtla ilgilendikleri zaman. Emile Faguet'ye göre ise: "Flaubert Fransız yazınının en büyüklerinden biri"dir. halkı uyuşukluğundan kurtarır. tümü. "Ölümsüz Madame Bovary ise Shakespeare ve Balzac'inkiler de dahil olmak üzere tanıdığım en gerçek ve kusursuz kadın kahramandır". Alman ve Japon kadınları onun varlığında kendilerini görmektedirler. onun gibi gerçeği çarpıcı bir biçimde anlatmak istemektedirler. Rus.. bütün dilleri konuşan. bize birlikte çalışıp iş çıkarmak kısmet olmadı. filmleri birbirini izlemekte. Bereket versin. bağıntısız yapılarda. Okuyucuları. gözden düşecekleri inancı içerisindedirler. memlekette veya Fransa'da çıkan kitaplardan söz açar. Yaşlı ustanın çevresinde görülen bu canlılık. Ataç olup Ankara'ya gitti ve oraya yerleşti. Ne yazık ki. fakat çeviri piyasası öylesine dar. Fakat her zaman görüldüğü gibi yapıtın sürekli artan başarısı bazı gelişmiş kafalarda yeni soruların uyanmasına neden oldu. Amerikalı. edebî dedikodular yapar. dünyaca tanınan ünlü yıldızlar bu küçük taşralı kadını canlandırmak için birbirleriyle yarışmaktadırlar. Maupassant ve Bourget'dir. geniş bir çevre tarafından çabuk okunabilmek için hızlı yazan ve böylece çabuk unutulan romancıların çoğaldığı dönemimizde. onu bir usta olarak kabul etmeyenlerin itirazlarını boğmaktadır. baHENRI TROYAT'NIN ÖNSÖZÜ 15 zılarmın da ileri sürdükleri gibi. Bilim yuvaları da genel okuyucunun düşüncelerine destek sağlar. Bence. Madame Bovary'ye çeken nedenlerin başında acaba. Sinema bu öyküye dört elle sarılmakta. Rahmetli dostum. Madame Bovary'yi dilimize çevirmeye başlamıştı. karşı karşıya oturup birlikte yaptığımız bir çalışmanın ürünü değildir. okuyucu yığınlarının büyük bir kesimi Flaubert'in romanına duydukları sevgiyi özenle korumaktadır. Mecmua 1936' da kapanınca. Böylelikle geç de olsa binlerce okuyucu Flaubert'in yapıtıyla tanışır.. Ben onu daha «Nurullah Ata Bey» iken tanımıştım. İngiliz. yapacağımız çalışmalardan değil. tüm ülkelerde yaşayan. Taslaklara karşı büyük ilgi duyan günümüz eleştirmenleri her şeyiyle yetkin. Sanki olağanüstülüğün yalnızca belirsizlikte. fesyonel bilinci. onun anlayışına yönelmemiz zorunlu bir hale gelmektedir. pro-. okuma zevki öylesine sönüktü ki. Brunetiere "Madame Bovary'nin çağdaş edebiyat tarihinde bir baş yapıt olduğuna inanabiliriz" der. Lanson ise Flaubert'i "çağın en sağlam ve dengeli yapıtlarını veren romancı" olarak selâmlamaktadır. Bunun için. okumuş olanlara. 1880 yılında ölmesine karşın hâlâ üzerinde tutkuyla tartışılan bir yazardır Flaubert. geçmiş bir dönemin yazarı izlenimini yaratmaktadır. ölümsüz olarak nitelendirilen bu yapıtın eriştiği saygınlık onan insanüstü yetkinliğinden kaynaklanmaktadır. bu kişiler. kendi duygusal yaşamlarından bazı parçalar bulabilecekleri umudu mu gelmektedir? Bu tür bir neden böylesine geniş bir olgunun yanıtı olamaz. Çevirisi Ayda Bir mecmuasında tefrika olarak çıkıyordu. keskin zanaatçı davranışlarıyla onlar üzerinde. ikimizin imzasını taşıdığı halde. çıkmış olan bölümler. Ataç'ın vakitsiz ölümüyle çevirinin tamamlanması imkânsızlaşmca. çeviri de yanda kaldı. özellikle bayan okuyucuları. bugün elinizdeki Madame Bovary çevirisi. Sonradan. bir araya geldiğimiz zaman. Daudet. Flaubert hâlâ izlenmekte ve rüzgâr. Flaubert hırslı çalışması. Henri TROY AT Fransa Akademisi Öyesl i BİRKAÇ SÖZ Rahmetli Ataç dostumdu. günümüzün eleştirmenleri ise yazarın dili üzerinde durmaktadırlar.üslup sorunu üzerinde fazla durmuyorlarsa da. Bu açıdan Croisset'nin yanlız adamının kaygılanmasını gerektiren bir neden yoktur. daha İstanbul'da iken. şunun bunun çeviri yanlışları üzerinde konuşurduk. Gerçi o tarihte İstanbul'da otururdu. yeniden elden geçirildikten sonra Remzi Kitabevi'ne verilmiş. Sık sık buluşup görüştüğümüz halde. . değişik iklimler altında acı çeken ve yaşamını yitiren bir kadın kahramandır. Evrenselleşen Emma. Zola. Sonra. Nurullah Ata. üzerinde böylesine titiz çalışılmış bir dile karşı çıkmaktadırlar. Flaubert'in zamanındaki eleştirmenler onun işlediği konulara. fakat arkası gelmemişti.

Fakat kitabın asıl konusu bu değildir: Madame Bovary. . aziz dostumun çevirisine başladığı bir eseri tamamlamak suretiyle. Monsieur Roger. Gustave Flaubert'i sevenleri. yaşına göre bir sınıfa çıkarırız. taşra çapkınlarına kaptıran kadının hikayesidir. iki çeviri arasındaki üslup ayrılığını elimden geldiği kadar ortadan kaldırmak amacıyle. İki çeviri arasındaki. dedi. benim gözümde bile umulmadık bir değer kazandı. bu işi yapmak bana düştü. ne kadar büyük olursa olsun. Sabri Esat SİYAVUŞGİL Esentepe. sizin belagat ve iyiliklerinizin derecesine hiçbir zaman varamayacak olan saygı ve gönül borcumu lütfen kabul buyurunuz. Bu kitabın başına ithaftan önce adınızı yazmama izninizi dilerim. Ölmez eserlerinden Salambö. koca bir sıra yüklenmiş bir hademe geliyordu. Ataç'la aramdaki bu işbirliğini. emeğinin eserine hiç el sürmedim. sanki dersine dalmışken birdenbire gürültü duyup şaşalamış gibi ayağa kalktı. arkası sıra da setre pantolon giymiş bir yeni öğrenciyle bir de. Okuyucuların. içinde yaşadığı çevreden üstün gören. merhumla benim Gustave Flaubert'e karşı beslediğimiz birlikte hayranlıktı. Fakat yine de bu romanın çevrilmesi gerektiği kanısındayım. çünkü. Çalışması. o romanı yeniden çevirmeye özendirirse bu. Hiçbir büyük eser bir defada kusursuz olarak çevrilemez. Benim çevirimde bulunacak kusurlar. dilimize İsmail Hakkı Alişan tarafından çevrilmiştir. Asabi. bütün dünyanın en tanınmış romancılarındandır. benim için en güzel ödül olur. bölümü ortalarına kadar yürüttüğü çeviriye ben bıraktığı yerden devam ettim ve onun aziz hatırasına saygısızlık etmemek için. 1935-1936 yıllarına kaMB 2 18 MADAME BOVARY dar geriye götürüp değerlendirmek insafını göstereceklerinden eminim. kendi dilimi onunkine benzetmeye çalıştım. Onun için. O roman Gustave Flaubert'in romantik tarzının en güzel eseridir. sizin o eşsiz savunmanızdan sonra. yaşayan tipleri tespite çalışan Flaubert'in eseridir. Tam tersine. Uyukla-yanlar gözlerini açtı ve herkes. kendini. Madame Bovary'de dünyanın en unutulmaz budalalarını betimlemiştir.Remzi Kitabevi'nin isteği üzerine. çabamı artıran diğer bir konu da. ne kadar uğraşsam Madame Bovary çevirisine aslındaki güzellikleri veremem. Asıl ününü sağlayan da belki bu kitabıdır. bu zaman uzaklığını kapatmaya çalışırken. kapı açılıp içeri Müdür girdi. Madame Bovary ise tarihi sahneleri canlandırmaya değil. Böyle bir yazarın eserini çevirmeye kalkmanın bir kendini bilmezlik olduğunu bilirim. Gustave Flaubert en titiz sanatkârlardandır. Çünkü bence önemli olan. sonra etüt öğretmenine dönüp yavaş sesle: — Bu efendiye göz kulak olursunuz. Eserim. hatta hastalıklı bir sanatkâr olan Flaubert. ahlakı ile kendini beğendirirse. büyükler arasına. kocasıyle geçirdiği silik hayattan nefret edip daha ince bir yaşama isteğiyle kendini birtakım kuklalara. Rahmetli dostumun ikinci kısmın VIII. insanların özellikle budalalıklarını seyretmekten. bunlarla kendini zehirlemekten hoşlanırmış. onun yayınlanmasını her şeyden önce size borçluyum. 1966 Gustave Flaubert ve MADAME BOVARY Gustave Flaubert yalnız Fransa'nın değil. Müdür oturmamızı işaret etti. Paris. Beşinciye giriyor. Nurullah ATAÇ (uuıto MARIE-ANTOINE-JULES SENARD'a PARİS BAROSU ÜYESİ MİLLET MECLİSİ ESKİ BAŞKANI VE İÇİŞLERİ ESKİ BAKANI Aziz ve ünlü dost. Her cümlesi üzerinde saatlerce. Madame Bovary'yi benim çevirmem değil. onun hatırasına saygı göstermekti. 12 Nisan 1857 Gustave Flaubert BİRİNCİ KISIM I Okulun çalışma salonundaydık. günlerce çalıştığı söylenir. gözünün önünde geçen hayatı.

çivili kunduralar vardı. Yanında oturanlardan biri dirseği ile vurup yine düşürdü. kimimiz tepiniyor. daha kapının eşiğinde. bunların üzerinde torbamsı bir şey vardı ki. bir türlü kestiremiyordu. derin bir belagat bulunur. Yumurta biçimindeydi ve içi tel çubuklarla tutturulmuştu. zavallı çocuk o kadar şaşala-mıştı ki. yoksa başına mı giysin. içeriden mukavva ile gerilip yol yol şeritlerle süslenmişti. bizim bağnşmala-rımızdan onun sesi büsbütün işitilmez olmuştu. kimimiz: Şarbovari! Şarbovari! diye bağrışıyorduk) sonra tek MADAME BOVARY 25 sesler halinde dalgalandı. çekingen gözlerini etrafında gezdirerek sıkıla sıkıla: — Kaske. Yeniydi. Omuzlan öyle geniş değildi ama. alnına yatırılarak düz kesilmişti. Sınıfı bir kahkahadır aldı. bunun ucunda da. saat ikiye gelip de zil çalınca. püskül gibi sarkıyordu. Askısını pek çektiği için. altın tellerle yapılmış bir küçücük haç. Bir anda sınıfı saran gürültü. duvara çarpıp da toz koparsın diye. Saçları köy kilise ilahicilerininki gibi. sonra yine bir durakladı. Bû. üç burma şeritle başlıyordu. Başımıza yağmur gibi yağan cezalar sınıfın düzenini yerine getirdi. dirseğine dayanmaya bile cesaret edemiyordu. — Bir daha söyleyin! O. etüt öğretmeni kendisine seslenmek zorunda kaldı. Hoca: — Daha yüksek söyleyin! Sesinizi biraz daha çıkarın! dedi. nefesinin olanca kuvveti ile şu kelimeyi fırlattı: Şarbovari. bir köy uşağıydı. bizimle birlikte sıraya girmesi için. işte böyle bir şey. Sınıfa girer girmez. serguçlu kalpaktan tutun da miğfere. ellerimiz boşalsın diye. Öğretmen: — Kalkınız. yeşil çuha setrenin koltuk altlarına dar geldiği belliydi. kol ağızlarından gözüken kırmızı bilekler de herhalde çıplak durmaya alışıktı. fakat yine de. yere mi bıraksın.Kapının arkasında bir köşeye büzülmüş durduğu için pek de iyi seçilemeyen bu yeni öğrenci. söz dinler ve pek tutuk bir çocuğa benziyordu. tiz seslerle en üst perdelere yükseldi. O. Yerine oturdu. uzun konçlu mavi çorapları. — O miğferi bir yana bıraksamza! dedi. kasketlerimizi yere atardık. son bir çaba göstererek ağzını alabildiğine açtı ve birine seslenilmiş gibi. biz duamızı bitirdikten sonra bile. dizlerinin üzerine koydu. diyebildi. dedi. lanıyordu. kimimiz havlıyor. kulak kesildi. birdenbire canlanıyordu. on beş yaşında kadar vardı. yeni'nin kasketi hâlâ dizinin üstündeydi. kötü boyanmış.. Kalkıp derslerimizi anlatmaya başladık. bunun arkaya düşen kısmı. uslu. Öğretmen: — Ne arıyorsunuz? diye sordu. sonra. kilisede dinsel öğüt dinliyormuş gibi. O. ayak ayak üstüne atmaya. okulun modası böyleydi. aralarına kırmızı kurdele dikilmiş. sıraların altına fırlatırdık. Eğilip yerden aldı. o yeni öğrencinin adının Charles Bovary olduğunu sonunda anlayabilmişti. yuvarlak şapkaya. Yeni öğrenci. Öğretmen: — Ayağa kalkın da adınızı söyleyin. öğretmen yazdırtarak. (Kimimiz uluyor. güneşliği parlıyordu. kasketini elinde mi tutsun. hani bazı şeyler vardır. bin zorlukla dindirildi. 24 MADAME BOVARY Bunun farkına mı varmadı? Yoksa ona uymayı göze mi alamadı? Her ne hal ise. Bir gürültü daha kopacaktı ama öğretmenin öfkeyle: . Kalktı. hemen gidip kürsünün dibinde. tekrar tekrar okutturarak. takkeye kadar. yine heceleri karıştırarak tekrar etti. Yeni öğrenci. tutulmaya çalışılan bir kahkahanın iyice sönmemiş bir fişek gibi patlayıverdiği bir sırada. tekrar eğilip kaldırdı. Çocuk yerinden kımıldadı. sarımtırak pantolonunun altından meydana çıkıyordu. incecik bir şeride bağlanmış. baklava baklava kesilmiş kadife ve tavşan derisi parçaları sıra-. boyu da hepimizinkinden uzundu. heceleri birbirine karıştırarak bir isim söyledi. tembeller sırasına oturmasını emretti. her milletin her çeşitli başlığına çalan bir külahtı. Ayaklarında iri iri. siyah düğmeli. ama kimse işitemedi. acele acele. 6. Bütün sınıf gülmeye başladı. Hocamız sakalı sözden hoşlanır bir adamdı. hecelettirerek. O zavallıya. dedi. dilsiz çirkinliklerinde bir budalanın yüzünde olduğu gibi. lutr kaskete. kasketi düştü..

boğazına iyi baktı. rastıklı bıyıkları favorileriyle birleşmişti. Yüzünü eliyle siliyor ve gözleri eğik. Annesi-onu reçelle beslerdi. Avukatları dolaşır. şefkatli olan kadıncağız. yirmi kere ridiculus sum (1) fiilini yazacaksınız. Oğlan eve dönünce. yarı konak denecek bir ev buldu. ama anlatımında hiçbir incelik yoktu. domuzlarının yağı ile av çizmelerini parlattı. herkesi kıskanır bir adam olmuştu. 26 MADAME BOVARY ğu kadar geç gönderdiği için. sinirli olmuştu. Baktık. Sonra gururu ayaklandı. daha kırk beşinde. geçimsiz. Bir çocukları olunca sütnineye vermek gerekti. o zaman da. dikiş diker. kelimeleri birer birer sözlükte arıyor. Hocanın çok canı sıkılmıştı. tasalı. küllere tükürerek çubuğunu içer ve. Bir zamanlar karısı onun için deli olmuştu. Charles-Denis-Bartholome Bovary. 1812'de. orduda cer-rahbaşı yardımcılığı etmiş. Sonra daha tatlı bir sesle: — Kasketiniz de bulunur. Böyle istek gösterdiği için olacak. biraz para batırdı ve toprağı altın etmek için köye çekildi. herkese örnek olabilecek bir vaziyette oturdu. küskününü dikip ocağın başına oturur. yeni efendi. denizler tanrısının: «Şimdi ha!» demesi ile sinen dalgalar gibi tısıverdik.— Hepiniz beşer yüz dize kopya edeceksiniz! diye bağırması üzerine. yaygaracı. bir kral çocuğu gibi şımartıldı. Akşam çalışma salonunda çekmesini açıp kolluklarını geçirdi. her akşam tiyatroya gidip eve geç döndü. Onda hem bir yiğit görünüşü. merak etmeyin. Kayınpeder ölünce çok . onların puslalannı öderdi. kimse çal-mamıştır. bağrı dolgun. arası çok geçmedi. en göz alıcı renklerden elbiseler giyerdi. işçilere nezaret eder. Siz de. senetlerin ödenme tarihini düşünür. babası yalınayak koşturur ve filozofluk satayım diye: «Hayvan yavruları gibi çırılçıplak dolaşsa da olur» derdi. fakat kendini kul köle ederek sevmesi. atlarını işe göndereceğine bineğe kullandı. kocasını bir kat daha soğutmuştu. Önceleri kocasının. onun boyuna poşuna vurulmuştu. yeni efendi de. açık kalan şarabın bozulup sirkeleştiği gibi. ufak çizgiler çizdi. parmaklarına yüzükler takar. sesini çıkarmadan içlenirdi. Artık hep iş üstündeydi. hem de bir ticaret tellalının inandırma yeteneği vardı. evde ütü ütüler. Pays de Caux ile Picardie sınırlarında küçük bir köyde.. Sınıfın sessizliği geri gelmişti. Başlar defterlere eğildi. yaşlandıkça. köyün şırfıntıları peşinde koşmasına. Ama basmadan anlamadığı gibi tarımdan da anlamıyordu. ağzı leş gibi kokarak gelmesine. daha aşağı sınıfa indirilmedi. dikkatle. eteğini çekti. konuşkan. oğlunu da buna . Gençliğinde şen. mahkeme reisine gider. kaderine sessizce katlanıp öfkesini ölünceye dek karnında sakMADAME BOVARY 27 ladı. yan çiftlik. ancak karısını haşlamak için gözlerini açardı. kahvelere dadandı. kümesinin en iyi hayvanlarını kesip kesip pişirdi. dedi. çünkü kuralları oldukça bellemişti. ilk Latince derslerini köyün papazı gösterivermişti. hiç kımıldamadan duruyordu. konuşkan. «kişisel üstünlükleri» nedeniyle altmış bin franklık bir drahoma ele geçirmişti. elma şarabını satacağına şişelere koyup kendi içti.. yeni asker toplama işlerinde birtakım dalaverelere adı karıştığından istifasını vermek zorunda kalmıştı. kendisine ara sıra kalem ucuyle atılan yuvarlanmış kağıtlar gelip de yüzünü mürekkeplemesine rağmen. o kerhane senin. Beyefendi ise hiçbir işi üzerine almaz. Evlendikten sonra iki üç yıl karısının parası ile geçindi. damat buna içerleyip dokumacılığa girişti. gidip alacaklıdan vadelerinin uzatılmasını isterdi. çocukların erkekçe büyütülmesi fikrini kafasına koymuştu. bu meyhane benim sürtüp eve geç vakit bezgin. çalımlı bir adamdı. Yakışıklı. bu parayı getiren tuhafiyeci kız. zenginlik peşinde koşmayı bırakmanın daha hayırlı olacağını kendi de anladı. O zaman sustu. porselen pipolar içti. elini işten esirgemiyordu. insanoğlundan iğrendiğini. feleğe küskün. kürsünün üzerine koyduğu başlığının içinden mendilini çıkarıp alnını kurulayarak: — Hiç rahat duramaz mısınız? dedi. çamaşır yıkar. Bovary. Babası M. sabahları geç kalktı. Ailesi masraftan çekinip onu okula mümkün oldui (1) «Ben gülüncüm» demek. Annenin gösterdiği eğilimlerin aksine olarak M. tam iki saat. artık rahat etmek istediğini söyleyerek dünyadan elini.bir şey kalmadı. yıllığı iki yüz franga. özene özene çalışıyor.

köyün papazını görevlendirdiler. ticaret için sermaye vermeye paraları yetecek mi? Hem. Valde Hanım dayattı. teneffüslerde oynayan. Altı ay daha geçti. Peder Bey de utanıp. hatta evdeki köhne piyanoyu açarak iki üç küçük şarkı bile belletti. Ganterie sokağında bir hırdavat toptancısıydı. büyük bayram günleri zangoca yalvarıp çan çalardı. olanca ağırlığıyle asılarak bir bi yana. Gezmeye çıktığı günler. Papaz. ya bir tanıdık geçer. kendinin eremediğine. gürbüz olsun diye. veya Ana(1) Kilise zinetlerinin ve papaz elbiselerinin saklandığı yer. Çiftçilerin peşinden gider.göre yetiştirmeye çalışıyor. oğlunun ereceğini ummaya başladı. dördüncü katta. kendi halinde bir çocuktu. Velisi. ders bırakılırdı. yanakları al al. dinç. babasının yüzünü pek ağartamı-yordu. sohbeti hoş bir mühendis veya bir hâkim olmuş gibi görüyordu. Fakat üçüncü sınıfı bitirince. Onun yüksek mevkilere geçeceğini kuruyor. çalışma saatlerinde çalışan. Yemek işini konuşup yoluna koydu. dükkânını kapattıktan sonra onu okuldan alır. papaz gene de öğrencisinden memnundu. Olanca dikkatiyle çalışması sayesinde daima sınıfın ortalarında kalabildi. ona bir oda tuttu. nehir boyunca gezip gemileri seyre gönderir. Annesi. Bir hafta sonra dönerken oğluna. hatta bir kere de tabiat bilgisinden ikinci çıktı. biçim zamanı ot kurutur. Charles bu kadarla kalamazdı. İsparta-lılar gibi sert bir terbiyeden geçmesini istiyordu. eşya. Charles. Annesi onu yanından ayırmazdı. Şimdi birimizin bile onun hiçbir halini hatırlaması kabil değildir. Okuma öğretti. hatta delikanlının hafızasının kuvvetli olduğunu söylerdi. mumun etrafında küçük sinekler. karşılıklı yerleşirlerdi. Bu iş için. Rouen Col-lege'ine gönderildi. akıllı uslu olmasını tekrar tekrar öğütledi. ne olursa olsun hayatta başarılı olur. Hendekler boyunca dut koparıp yer. Fakat yaradılışından yumuşak huylu olan çocukcağız. yani bir masa ile iki iskemle buldu. hüzünlü neşelerle dolu bitmez tükenmez sözler söyleyerek güya onunla konuşurdu. ekimin sonlarına doğru. Bazen de civardaki hastalardan birine viatique (2) yutturmaktan dönerken Charles'ın kırlarda haylazlık ettiğini görür. bütün hülyalarını kırıp savurmuştu. dini alaylar geçerken küfür savurmayı öğretirdi. Çocuğu yüksek okullara göndermeye. onu okuldan alıp tıbbiyeye verdiler. ona kadeh kadeh rom içmeyi. Fakat o sırada ya yağmur yağar. Fakat ilme. yavrucağını ısıtsın diye bir dökme soba ile odun aldı. Çocuğun ilk kez kilisede cemaate katılması için bir yıl daha beklenildi. irfana pek aldırış etmeyen M. sonra oturup tarih defterini temize çeker. oldu. daha şimdiden onu büyümüş. bakalorya sınavını kendi kendine yapabileceğine güvenen ailesi. kendi gibi bir köy uşağı olan hademeyle konuşurdu. Elleri iri iri. artık bir başına kalacağı için. yatakhanede iyi uyuyup yemekhanede karnını sıkıca doyuran. her perşembe akşamı annesine kırmızı mürekkeple mektup yazıp balmumu ile üç kere mühürlerdi. bir süre dinsel öğütten sonra bu uygun durumdan yararlanarak bir ağaç dibinde fiil çektirirdi. kağıttan oymalar yapar. bu adam ayda bir pazar günü. masallar anlatır. Ama. az sonra ağzı açık horlamaya başlardı. pervaneler uçuşurdu. kargalara kesek atıp uçururdu. (2) Can çekişenlere yutturulan okunmuş ekmek. tanıdığı bir boyacının evinde. akşam yediyi bulmadan tekrar getirip yemeğe yetiştirirdi. yanma çağırır. babası kendi eliyle götürdü. eline bir sırıp alıp hindi güder. onu. 28 MADAME BOVARY Böylece bir meşe gibi büyüdü. Onu odasına çağırtır. . karşı koymaksızın razı oldu. Madam Bovary dudaklarını ısırıyor. Fakat dersler o kadar kısa ve o kadar düzensizdi ki büyük bir hayrı dokunamazdı. köye adam gönderip yaban kirazından eski karyolayı getirtti. ders dinleyen. Sıcaktan çocuk uyur. ona bir memuriyet almaya. artık okutturulmasma babasını razı etti. cüret gösteren bir adam. daha doğrusu yorulup. yakışıklı. bir vaftiz ayini ile bir cenaze ayini arasında biraz boş vakit bulunca çocuğu sacrisde'den (1) okutur veya akşam duasından sonra bir yere çıkmayacaksa eve çağırtırdı. MADAME BOVARY 29 harsis Gezi Yazıst'mn çalışma salonunda sürüklenip duran eski püskü bir cildini açar okurdu. bir bi yana uçmak pek hoşuna gittiği için. diller döküp okşayarak. O. papaz da elleri karnının üstünde kendinden geçer. Bovary bütün bunlara: «Zahmete değmez!» diyordu. nihayet ertesi yıl Charles. çocuk da köyde kararsız ve şaşkın dolaşıp duruyordu. yağmurlu havalarda kilisenin revakı altında seksek oynar. Bu eşsiz dostsuz hayat. On ikisine gelince annesi. Onun yattığı odada ateş yaktırmaz. Saint-Romain panayırı vaktinde.

Annesi onu da buldu: Dieppe'li bir mübaşirden dul kalmış. artık bu tarihe karışmış bir iş! Sesini çıkarmadı. Annesi ona masraf ettirmemek için her hafta emanetçi ile bir parça fırınlanmış dana eti gönderirdi. İşi ihmale vurup o eski kararlarından tabiatıyle birer birer dönmeye başladı. Güzel yaz akşamları. ona" bir de kadın bulmak lazımdı. Çirkin. mürüvvetini kutlulamak için. tıp tahsil ettirmek. damların ötesinde. Bovary gerçeği ancak beş yıl sonra öğrendi. papazlardan arkası olan bir sucukçunun emeklerini bile boşa çıkardı. ılık sokakların boşalıp hizmetçi kızların kapı önlerinde volant (1) oynadıkları saatte. haz duyar gibi olurdu. kırk beşinde. sarı. tedavi dersleri. hastaneye koşmak. tomurcuk açmış fidan gibi sivilceli olmasına rağmen Madam Dubuc'ü isteyenler hiç de eksik değildi. mor. Ama oğlanı okutmak. birçok sokaklardan geçerek tekrar eve dönmek sırası gelirdi . Bir şey anlamadı. Kenara çömelmiş işçiler. mavi suları ile akıp giderdi. Annesi için bu. tertemiz geniş gök. Bu hazırlıkları sayesinde. sıhhiye memurluğu imtihanında döndü. Orada hekim olarak ancak bir ihtiyar vardı. yasak zevkler âlemine girmiş oluyordu. M. pathologia dersi. bununla karnını doyururdu.Charles tıbbiyenin ilan tahtasında ders programını okuyunca sersem gibi oldu.. ev sahibinin verdiği yavan bir lokmacık yemeği yedikten sonra odasına çıkar. yüzüne âdeta ilgi çekici hüzünlü bir hal geldi. Oldukça iyi bir numara ile kazandı. şarkılar öğrenip oyun arkadaşlarını karşılarken söyledi. bir tek muayeneyi kaçırmıyordu. bu başarısızlığı hocaların haksızlığından bilip oğlunu affetti ve işi düzeltmeyi kendi üzerine alarak ona biraz güven verdi. ona özgür olduğunu gösteren.. aşağıda. ciltli defterleri vardı. klinik. penceresini <1) Ucu tüylü bir çeşit mantar top. punch yapmasını öğrendi ve nihayet aşkın ne olduğunu da tattı. boyu uzadı. yılda bin iki yüz frank geliri olan bir kadın. Charles yeniden çalışmaya başladı. anfilere. botanik. sanki hepsi de. kavrayamıyordu. Her akşam pis bir kahveye kapanıp. dominoya düştü. tabanını duvara vura vura. bunların hiçbirinin ne demek olduğunu bile bilmiyordu. Madam Bovary çoktan beri onun ölümünü bekliyordu. köprüleri ve kafesleri arasından.Akşam. Sonra derslere. Her derse gidiyor. Tavan aralarından uzatılmış sırıklar üzerinde pamuk yumakları kururdu. suda kollarını yıkardı. anatomi dersi. kendi gözünde itibarını artıran bir hareket gibi geliyordu. o da her günkü işceğizini öylece yapıyordu. ona her şeyi anlattı. kıpkırmızı sobanın karşısında ıslak elbisesinin dumanı tüte tüte oturup çalışırdı. adamcağız daha piliyi pırtıyı toplamadan. ona halef diye gidip karşısındaki eve yerleşmişti. Bir gün muayeneyi. kendine kadar gelemeyen bu kokulan duymak için derin derin nefes alırdı. ne saadetti! Büyük bir ziyafet verdiler. Kadın. Sanki bununla dünyanın sırlarından kısmetini almış. Orası kim bilir ne güzeldir? Akgülgenlerin altı kim bilir ne serindir? Köyün kokularını. . bütün sorulan ezberledi. eczacılık dersi. insanın içine yücelik veren karanlıklarla dolu birer tapmağın kapılarıydı. üzerleri siyah benekli küçük koyun kemiklerini mermer masalara çarpmak. Karşıda. Ama yine de çalışıyordu. Charles. 30 MADAME BOVARY açıp dayanırdı. Gözleri bağlı dolap beygiri. Maksadına ermek için Madam Bovary'nin onları birer birer saf dışı bırakması lazım geldi. elini kapının tokmağına koyunca şehvani bir. Beranger için coşkunluk gösterdi. ne iş yaptığını bilmeden nasıl dönüp durursa. hayli ustalık gösterdi. kimya. ayrıca da sağlık ve tıp bilgisi. Charles. Charles nereye yerleşecekti? Tostes'a. batan kırmızı güneş. içeri girerken. Meyhaneye dadandı. hem kendi dölünden gelmiş bir adamın budala olmasına ihtimal veremezdi. Babası ile annesi. köye varmadan önce bir yerde durup annesini çağırttı. O zamana kadar içinde gizli kalmış birçok şeyler birer birer uyandı. sabahları hastane dönüşü. çalı otu gibi kara. hekim diye Tostes'a yerleştirmekle iş bitmiyordu. ertesi gün bir dersi kaçırdı ve tembelliğin tadını alıp yavaş yavaş bir daha hiç uğramaz oldu. başını kaldırmaksızm MADAME BOVARY 31 sınava hazırlandı. ne kadar dinlese boştu. Zayıfladı. Rouen'in bu mahallesine ¦ bayağı bir Venedik hali veren ırmak. onu o akşam evde bekliyorlardı! Charles yaya olarak yola çıktı.

sokakta dikilip bekleyen bir erkekle bir konuşmadır başladı. sabahın serin rüzgârından korunmak için tüylerini kabartıyorlardı. bir taraftan. Charles üç saat sonra. Lon-gueville ve Saint-Victor yolundan gidilince. M. otların üzerine oturmuş bir çocuk gördü. onun boynuna dolar. Ayak sesinden rahatsız olurdu. içeride kadın hasta olunca kulağını duvara verip dinliyordu. karyola perdelerin-deki demir halkaların. bir taraftan evli. önden koşmaya başladı. şurasından. para vermeyen müşterileri mektupla boyuna sıkması lazım geldi. Bovary'den.. 32 MADAME BOVARY II Bir gece. sırtını çevirmişti. Akşam Charles eve dönünce. Charles'dan aldığı cevap üzerine. ufukta. kafasında kırağının yeşil kokusu ile karışıyor. Vassonville'den geçerken'bir hendek kenarında. . eve de küçük hanım bakıyordu. Şimdi yanında yalnız kızı vardı. burasından yakınıp duruyordu. ili (1) Sofu Katolikler cumaları perhiz yaparlar. tam kapılarının önünde duran bir at gürültüsü ile uyandılar. nihayet ondan bir reçete yazmasını. duygularının yeni teessürlerini hatıralarından ayırt edemeyip MADAME BOVARY 33 kendini. öldüğünü görmek içindi. Karısı onun mektuplarını açıyor. onu her işinde kolluyor. Bunun için seyisin önden gitmesine karar verildi. bırakıp gitseler yalnızlığa dayanamazdı. hemen aklına kırık bacak geliyor ve bildiği bütün kırıkları hatırlamaya çalışıyordu. Madam Bovary. Fakat evin asıl efendisi. Çocuk: — Hekim siz misiniz? düye sordu. sonra zihni yorulup uyku bastırıyor. Karısı iki yıl önce ölmüştü. Rouault'un hali vakti pek yerinde bir çiftçi olduğunu öğrendi. ay doğunca yola çıkacaktı. eskiden olduğu gibi. kapının kilidini açtı. bol bol altı fersah tutar. hayvan bunların başına gelip de kendiliğinden durunca. evlekler boyunca delikler kazıp etrafını dikenle kuşatırlar. kocasının basma bir kaza gelmesinden korkuyordu. Tostes ile Bertaux arası. bir taraftan da. ona verilecek bir mektubu olduğunu söylüyordu. Gece zifirî karanlıktı. Charles. lapaların sıcak kokusu. saat on bir sularında. Rouault. Yağmur kesilmişti: Ortalık ağarmaya yüz tutmuştu. Uykunun harareti ile hâlâ uyanamamış olduğundan. çarıkları elinde. göğün kasvetli rengine karışıp kayboluyordu. Charles'in herkesin içinde şunu deyip bunu dememesi. utancından sokaktan yana dönmüş. bir taraftan üniversite öğrencisi. Charles ara sıra gözlerini açıyordu. hemen bir uyuşukluğa tutuluyor. yatağın yanında. sürmesini çekti. kansı oldu. yorganın altından sıska kollannı çıkarır. bir beze sarılı bir mektup çıkardı ve terbiyeli terbiyeli Charles'a uzattı. bildiği gibi hareket edip parasını istediği gibi harcayacağını sanmıştı. Hizmetçi kadın. Nastasie. bitmez tükenmez özenler göstermek lazımdı. Ona çiftliğin yolunu göstermek ve çit kapılarını açmak için karşıcı bir çocuk çıkarılmasını da tembih ettiler.. daha serbest olacağını. yanına gelseler bu. ışık tutuyordu. karısının keyfince giyinmesi. hiç kuşkusuz. gözün alabildiğine uzayıp gidiyor ve birbirinden hayli aralı çiftlikler etrafındaki ağaç kümelerinin bu geniş boz yüz üzerinde meydana getirdiği kara mor lekeler. Charles yastığa kolunu dayayıp okumaya başladı. başka birini seviyorsun! Bana mutsuz olacağımı söyledilerdi ya!» derdi. tavan arasının penceresini açtı ve aşağıda. Her sabah çikolatalı sütünü hazırlamak. hayvanın rahvan yürüyüşü ona beşik gibi geldi. cumaları et yememesi (1). göğsünden. bir kırık bacak sarmak için hemen Bertaux çiftliğine gelmesi rica ediliyordu. Nas-tasie titreye titreye merdivenleri indi. Hanım. Hiç durmadan sinirlerinden. Düz kır. çubukları üzerinde kaydığını ve karısının uyuduğunu duyuyordu. yatağında yatıyor. yatağın ucuna oturup kederlerinden söze başlardı: «Beni unutuyorsun. Bu adam hekimi götürmeye geldiğini. Tarlalarda. ikileşmiş gibi hissediyordu.Charles evlenmekle halinin iyileşeceğini ummuş. o gece. yapraksız elma ağaçlarının dallarında kıpırdamadan duran kuşlar. Bir mavi balmumu ile mühürlenmiş olan bu mektupta M. demincek olduğu gibi. Herif atını bıraktı ve hizmetçinin arkası sıra içeri daldı. komşularından birinin evinde Epiphanie (1) ziyafetinden dönerken bacağını kırmıştı. kendisine yol gösteren çocuğun sözlerinden M. sabahın dördüne doğru. Kül rengi püsküllü takkesinin içinden. kendisini biraz daha sevmesini isterdi. Sıhhiye memuru. kadın. ameliyat olmuş hastalar koğuşundan geçiyor. Charles uyanarak sıçrıyor. paltosuna sıkıca bürünüp Bertaux yolunu tuttu.

Ağıl uzun. İğneliği hayli aradığı için babası kızıp söylendi. gümüş el tasları çıkarılmıştı. üstü sayvanlı koca bir karyolanın önüne küçük bir masa konmuş. biraz ötede üç basamak taş merdivenle çıkılan ambarda yer kalmadığı için buraya getirilmişti. Mademoiselle Emma da küçük küçük yastıklar dikmeye çalışıyordu. Otlar ıslak olduğundan atın ayağı kayıyordu. Bertaux çiftliğine varmışlardı. Burası çekili düzenli bir çiftlikti. gitmeden önce bir lokma bir şey yemeğe davet etti. kız hiç cevap vermedi. Ahırların açık kapıları üzerinden içeriye bir göz atılınca. hekimi. ' MB 3 34 MADAME BOVARY ambarlarından dökülen ince tozla kirlenmişti. Rouault yatıyordu. cerrahların bu okşamaları. bir iskemle üzerinde duran Fransız -rakısından ara sıra bir kadeh doldurup yürek tazeliyordu. uçları sivri. Dieppe'in fildişi işlerinden daha temiz. belki rengi gerektiği kadar donuk değildi. havuz başından da bir kaz sürüsünün keyifli keyifli bağrışmaları duyuluyordu. iki kişilik sofra kurulmuş. Kızın asıl güzel yeri. Bu tırnaklar parlak. Hocalarının yaralılar başında takındığı vaziyetleri hatırlayıp hastasını türlü türlü tatlı sözlerle teselli etti. . kızın tırnaklarının beyazlığına şaştı. Sundurmada kamçılan. Charles bunlardan birini seçti. ocağın camlardan süzülen ilk güneş ışıkları ile karışmış pembe alevi vuruyordu. M. Charles dalların altından başını eğerek geçti. Hepsi de koca koca olan kürek. maşa ve körüğün ağzı. sonra parmağını. kısa boylu. fakat dikişini dikerken ikide bir iğneyi parmaklarına batırıyor. Burada. Binalar boyunca serilmiş gübre yığınından bir duman yükseliyor. sanki saf. bir taraftan hizmetçi kız çarşafları kesip sargı hazırlıyor.Tekerlek izleri gitgide genişliyordu. şalvarlı insan resimleri ile donatılmış bir alaca bez örtülü. hamutları. bütün takımları ile iki yük arabası. neşterlere sürülen yağı andırır. arabalığa gidip birkaç lata getirdiler. O akşam ziyafet verilip içinde bir tane kuru bakla. kimi küçük kaplarda çiftlik halkının yemeği hazırlanıyordu. badem biçimi kesilmişti. zincirlerini çekerek havlıyorlardı. ellilik erkek. tavuklarla hindiler arasında. Mavi badanalı küherçile altında dökülmeye başlayan duvarın ortasında bir çiviye. rahat rahat karın doyurdukları gözüküyordu. gözleriydi. zahire (1) 6 ocakta yapılan haçı suya atma yortusu. pamuk takkesini başından çok uzağa fırlatmıştı. ellerin uzunluğu da fazlaydı ve kenarlarında öyle yumuşak yumuşak bükülen hatlar yoktu. perdahlı çelik gibi parlıyor. parmakları da kuru kuruydu. Bovary'yi kapıdan karşıladı. kulaklarına da küpe takmıştı.ağzına götürüp emiyordu. Charles. Pencereye tam karşı gelen yüksek meşe dolaptan bir susen çiçeği ve nemli çamaşır kokusu geliyordu. Halbuki eline güzel denemezdi. biraz sonra bahçenin bir ucundan gözüküp kapıyı' açtı. bunların mavi yün örtüleri. Pays de CauX kümeslerinin ziyneti beş altı tavus kuşu yemliyordu. Charles birinci kata. buğday ambarı yüksekti. sarıklı. mutfağa aldı. Bu şişman. Küçük. hastayı görmeye çıktı. üzerinde. Ateş gürül gürül yanıyordu. duvarları el ayası gibi düz. yorganların altında kan ter içinde kalmış. duvarlar boyunca asılı çeşit çeşit mutfak takımlarına da. beyaz tenli. Arkasına merinos yününden üç volanlı fistan giymiş bir taze. Bunlar. parça parça kesip bir cam kırığı ile perdahladı. fakat hekimi görünce heyecanı yatıştı ve on iki saatten beri savurduğu küfürleri bırakıp hafiften inildemeye başladı. Kimi büyük. uşak bir çitin aralığından sokulup kayboldu. Kırık basit bir şeydi ve sonradan bir kötülük çıkarmasına da imkân yoktu. Kırık tahtası yapmak için. dört sapan vardı. Kulübeye bağlı çoban köpekleri. Rouault. Gitgide yükselen bahçede ağaçlar muntazam aralıklarla dikilmişti. yahut boncuk ve emsali şey bulunan bir çörek yenir. Charles bundan daha kolayını aklına bile getiremezdi. temiz bir cüretkârlık vardı. yepyeni yemliklere başlarını daldırmış. Bertaux çiftliğine girince Charles' in hayvanı ürküp şaha kalktı. kestane rengi olmalarına rağmen. mavi gözlü. kirpikleri onları kara MADAME BOVARY 35 gibi gösteriyordu ve insana samimiyetle bakışında. O bakla veya boncuk kime çıkarsa o. Yanında. Bacağın sarılması bittikten sonra M. Ocağın içinde ıslak elbiseler kuruyordu. sofranın kralı olur ve bir daha sefere ziyafeti o verir. başının önü dazlak. M. Charles aşağı katta geniş bir odaya alındı. Dört köşeye buğday çuvalları sıralanmıştı. iri iri çift beygirlerinin.

duvarla çuvalların arasına düş36 MADAME BOVARY müştü. iskemle altlarını araştırmaya başladı. at daha getirilmemişse durup beklerdi. Döndü: — Bir şey mi aradınız? diye sordu. Mademoiselle Emma'mn yeni yıkanmış mutfak kirlenmesin diye giydiği takunyeler. Emma doğruldu. Charles. Charles'ın önünden yürürken adımlarını hızlaştınr. Köy hekimi saçların böyle dalgalı hatlar çizmesini ömründe görmemişti. ceketinin iki düğmesi arasından bir bağa gözlük sarkıyordu. gür bir topuz teşkil ediyordu. yaldızlı çerçeve içinde. gününü şaşırmış gibi. beni bundan çabuk iyileştiremezlerdi» diyordu. hele çiftliğin bütün işlerine bakmak kendi üzerine düşe-liberi. hiç beklenilmediği zamanlarda da gözüktüğü oluyordu. rüzgârdan. bahçedeki ağaçların kabuklarından sû sızıyor. Bertaux çiftliğine. kafata-sını takip ederek hafifçe arkaya kıvrılan ince bir çizgiyle ortadan ayrılmış kara saçları o kadar düzdü ki. bir taraftan da kolunu uzatmış olduğu için. göğsünün.. böyle gayret göstermesini hiç şüphesiz. sonra havadan. buzların çözüldüğü bir sırada. Bo-vary'yi değeri büyük bir adam saymaya başladılar. o. ferahlık veriyordu: «Beni siz kurtardınız» diye avuçlarını okşayan Rouault baba. Zaten her şey yolunda gidiyordu. ara sıra. Gotik harflerle: «Sevgili babama» diye yazılmıştı. önünde eğilmiş olan kızın sırtına değdiğini hissetti. Emma onu yolcu etmek için daima merdivenin başına kadar gelir. Mademoiselle Rouault köyde. Kız bu tatlı sıcaklığa gülümsüyor. hastanın iyileşmesi. aşağı odaya döndüğü zaman kız. hatta muzaaf usule göre tuttuğu defterde. Rouault için temiz bir sahife açmıştı. Erkek gibi. Önce hastadan. kapı arkalarını. Boynuna kıvrık. Bertaux çiftliğine uğramaktan niçin bu kadar hoşlandığım hiç düşünmedi. kunduranın köselesine çarpan takun-yelerden hafif bir tıkırtı duyulurdu. atım dörtnala sürer. uşakların kendisini karşılamak için koştuğunu görünce içine bir ferahlık gelirdi. Buğday ambarları da. alnı cama dayalı. Charles'a gelince.. kırk altı gün sonra Rouault babanın. Ama hayatının tatsız tuzsuz meşgaleleri arasında Bertaux'ya hasta bakmaya gitmenin gönül açicı bir istisna teşkil etrilesi sade bunun için miydi? O günler sabahleyin erkenden kalkar. önlüğünün birer kağıt şerit gibi kıvMADAME BOVARY 37 ranan püsküllerini kalçası üzerinde oynatırdı. Oda serince olduğundan. bunun altına. nezaket icabı. ensesinde topuza giremeyen saçları tel tel havalandırıp karıştırır. gitti şemsiyesini getirip açtı. Rouen'in bile en meşhur hekimleri gelse. — Kırbacımı bulamadım da. beyaz bir yaka takmıştı. şakaklara doğru dalga dalga dökülüyor. Bir gün. Charles'ın Bartaux çiftliğine gitmeye başladığı ilk günlerde karısı hastanın halini sorardı.odayı süslesin diye. M. rüzgâr kızı sarar. sustuğu zamanlar hafif hafif ısırmayı âdet edindiği dudakları biraz açılıyordu. yüzünün beyaz derisine oynak ışıklar serpiyordu. karakalem bir Minerva başı asılmıştı. o iki parça tel tel değil de yekpareymiş gibi gözüküyordu. hiç de eğlenemiyordu. gergin hareli kumaşın üstüne su damlalarının birer birer düştüğü duyuluyordu. Saçları. kitapların söylediği seyri takip etti. ya kâr ümidinden bilirdi. Rouault baba: «Yvetot'nun değil. saçaklarda karlar eriyordu. hemen ertesi sabah geldi. Bahçeye girip de tahta perdenin kapısı kapanırken omuzuna çarpınca. Arasından güneş süzülen kumru göğsü ipek şemsiye. şiddetli soğuklardan. ayakta. Yüksek ökçelerle boyu biraz uzayan kız. ahırlar da onun içine. duvarın üstünde horozun öttüğünü duyunca. Charles. söz verdiği gibi üç gün sonra değil. Onu önce Mademoiselle Emma gördü. kıpkırmızı olmuştu. Charles'a omuzunun üzerinden bakarak sığır siniri kırbacını uzattı. Charles. hemen atıldı. Birbirlerine Allaha ısmarladık demiş oldukları için artık bir şey söylemezlerdi. Charles yatağın üzerini. Emma eşikte durmuştu. bahçeye. Kızın elmacıkları pembe pembeydi. sonra her hafta iki kere uğradı. sonra inip ayaklarını otlara siler ve içeri girmeden siyah eldivenlerini giyerdi. Düşünmüş bile olsa. Fakat onun bir de . kırbaç yere. odasında yürüme denemeleri yaptığını görenler M. her şey onun içine ferahlık veriyordu. Rouault babaya. geceleyin tarlalara inen kurtlardan bahsedildi. «Allaha ısmarladık» demeye çıktı. kız yemek yerken titriyor ve bunun için. buğday çuvallarına doğru eğildi. kulakların ancak memesini meydanda bırakarak başın arkasında birbirine karışıyor.devrilmiş fasulye sırıklarına bakıyordu. ya kırığın vahametinden.

Ona. nihayet. Hadi canım! Büyükbabaları çobanmış. demek bunun için oraya giderken yüzü gülüyor. Hem. Kalkıp Tostes'a geldiler. ama Charles anlamadı. para sözü ettiği de yok. geceliği hâlâ karyolanın ucunda asılı duruyordu. dövüş işinden az kaldı mahkemelik oluyordu. dul aldığı karı sıska bir şeydi. konuşmasını. Babasının zenginliği de laf! Geçen yıl kolza bol olmasaydı taksitlerini bile veremeyecekti. Mezarlık işini bitirip de eve döndüğü zaman Charles. elini kitabı bastırarak bir daha oraya uğramayacağına yemin ettirmişti. Bertaux'ya gitmez oldu. Bovary'nin kan beynine çıktı. Rouault iyileşmiş. anasına karşı onu koruması için yalvardı. babanın kızı bir şehir hanımı! değil mi? diyordu. akrabalarından biri de bir kavga. Mademoiselle Rouault'un Ursulines rahibeleri okulunda okumuş. maruf tabiri ile güzel bir terbiye görmüş olduğunu. kayıktaki hisse de üç bin frangı aşmıyordu. bir hayli hıçkırmalardan ve öpüşmelerden sonra. kocası onu nasıl yatıştıracağını bilemiyordu. Gerçi HĞloise'in bir gemide altı bin frank tahmin edilen bir hissesi ile Saint-François sokağındaki evi duruyordu. fakat birkaç gün sonra gelin onu kendine uydurur ve artık Charles tahta. tesadüfenmiş gibi birtakım rumuzlu düşünceler karıştırdı. herhalde dans. Meğer Dieppe'teki evin temel direkleri bile ipotek altında imiş. akşama kadar öyle durup elemli düşüncelere daldı. nakış işleyip biraz da piyano çaldığını söylediler. Babası ile anası kızıp gittiler. Ne de olsa bu kadın onu sevmişti! III . Charles böylelerini sever: ona şehir hanımları lazım! Madame Movary: — Rouault. MADAME BOVAKY 39 ğı katta kimseyi bulamadı. kendine bırakılmış ne kadar para varsa hepsini yanma alarak çekip gitti. kış. odasına çıktı. Charles itaat etti. ayak bilekleriyle kül rengi çoraplar üzerine kavuşturduğu kundura bağlarını meydana çıkarırdı. Önce telmihlerle içini dökmek istedi. Münakaşalar. kavgalar oldu. kadın yana yakıla sitemlere başladı. o halde Charles ne diye hâlâ Bertaux'ya gidip durur? Anlamayacak ne var? Orada bir kadın var da ondan. arkasına aldığı kara atkının ucu kürek kemiklerine kadar inerdi. ba-babasına. M. Charles'ın annesi ara sıra onları görmeye gelirdi. Sonra sözlerine. fakat pek göklere çıkarılan bu zenginliklerden evin içine birkaç eşya ile birkaç pırtı girmişti. «Senin bu kadar çok yemen iyi değil!. koşumu derisi kadar da etmez böyle kocamış bir kısrağın yanına koştun da felakete sürükledin» diye karısına çattı. yağmurdan bozulur diye korkmadan yeni yeleğini giyiyor! Ah o karı! Ah o karı! Kadınlık duygusu ile Emma'ya kin bağladı. Charles ondan yana çıkacak oldu. türlü türlü sözler ve itirazlarla başının etini yerlerdi. bönce bir mürailik eseri olarak içinden: «Mademki onu görmemi yasak ediyorlar. takır takır vücuduna kın geçirir gibi giydiği kısacık elbiseler. ben de onu severim işte!» dedi. kuşkulanıp işin aslını öğrenmek istedi. gergef işlemesini bilen. noterdeki paranın tutarını Tanrı'dan başka bilen yoktu.' Kadıncağızın zihni altüst oldu! İçinden: — Ya. arkasından fırtına kopar korkusuyla bunları da cevapsız bıraktı. O kadar avurt zavurta. fakat duyduğu arzudaki cüret. hareketindeki pısırıklığa isyan ediyordu. Bunu görünce masasına dayandı. Sekiz gün sonra kadın bahçede çamaşır asarken ağzından kan geldi ye ertesi gün Charles'ın. Charles bu münakaşalardan bezdi. Birinci kata. Heloise. Charles. İşin aslını bir araştırmak lazım geldi.. Ölmüştü! Hep şaşıp kaldılar. Orada işi açtılar. pencereyi kapatmak için arkasını döndüğü bir sırada: «Aman Allahım» diye bağırıp bayıldı.kızı olduğunu duyunca. Ama ok hedefe değmişti. yaz demez. Dul Madame Dubuc'un servetine de o bakardı.» Baharın ilk günlerinde bir hadise oldu: İngouville'li bir noter. büyük 38 MADAME BOVARY bir aşk feveranı anında ona. pazar günü kiliseye Comte karılan gibi ipekliler giyerek gitmeye lüzum yok. uzun uzun dişleri vardı. onlar burgu. coğrafya ve resim bildiğini. Zavallı. dedi. Heloise ağlayarak kocasının boynuna atıldı.. Her gördüğüne şarap ikram etmek nene lazım? İnat edip de giymemekten maksadın ne?. Demek ki hanımcağız yalan söylemişti! Bunları öğrenince ihtiyar M. ne olduğunu biliriz. öfkesinden bir iskemleyi yere vurup paramparça etti: «Oğlumu. aşa. tahsil terbiye görmüş bir kız.

Charles dalıp gülümsedi. daha doğrusu dibe indi. Sanki insanın yüreğinin üstüne bir taş oturuyor! Ama ne yapalım. onlara sarılmış oldukları aklıma geldikçe. Hekimin kederli olması dolayısıyle M. herkes tarlalara çıkmıştı. Bertaux'ya gitti. Allah'ı imdadıma çağırır. müşterileri artmıştı. Charles'a. Armut ağaçları artık çiçek açmıştı. Şimdi yemek saatlerini değiştirmek. çiftliğe daha bir canlılık veriyordu. belirsiz bir saadet vardı. gitti. kahveye gitmek aklıma gelse iğreniyordum. ona saçma sapan şeyler söylerdim. yani beş ay önceki gibi buldu. ağlar. gülerek. pencere ile ocağın arasına oturmuş. Omuzuna vurarak: — Ne olduğunu bilirim! dedi. Charles'ın da söz söylediği yoktu. Kendine nazlı nazlı baktı ve eşin dostun teselli sözlerini dinledi. tavanda oynaşıyordu. bu da geçer! Bize bir uğ-rasanıza! Kızım ara sıra sizin sözünüzü ediyor. bacağının iyileştirilmesi ücretini kendi eli ile getirdi. dudakları uzamış. Çalışırken başı öne eğikti. ta uzaklarda yumurtlayan bir tavuğun bağırmasını işitiyordu. Charles onun öğüdünü tuttu. kendimizi çürütecek. ölmüşlerini bir daha düşünmez oldu. yanlarına karıcıklarını almış. benim de başımdan geçti! Rahmetli bizim hanım öldüğü zaman bir başıma kalayım diye tarlalara giderdim. Yerine oturup tekrar işini eline aldı. Kapının altından gelen rüzgar. soğuk küllere bir mavilik veriyordu. hatta onun için her zamankinden daha ha40 MADAME BOVARY fif bir şey. yalnızlığı artık eskisi gibi çekilmez bir şey saymıyordu. Başına buyruk olmanın verdiği zevki. nasıl söyleyeyim.. ince dişleri arasından dilinin ucunu çıkarıp kadehin dibini yalıyordu. Onun reddetmesi üzerine ısrar etti ve en sonunda. maden levhaya bulaşmış kuruma bir kadife hali. mesela krema veya armut hoşafı yapılmamış diye kızar gibi oldu. inanmazsınız. kendisi ile beraber bir kadeh likör içmesini söyledi.bir şey içmesini teklif etti. yemekten kesilmiştim. ayna önüne geçip favorilerini tararken yüzünü daha tatlı buluyordu. bir hasta ile konuşur gibi yavaş sesle söz söyledi. hiçbir tad duymadığına gülüyor. Emma ara sıra avucunu yanaklarına . Charles tozun yerde sürüklenmesini seyrediyor. Orada her şeyi bir gün önceki.. bir de bahçede. Başına gelen felaketi duymuştu. Tahtanın yarıklarından giren güneşin taşlara çizdiği ince çizgiler eşyalara çarpıp kırılıyor. mutfağa girdi. Rouault Baba da şimdi ayaktaydı. pek yorgun olduğu zamanlar yatağına. yaz gidip sonbahar oldu. parça parça. gümüş yetmiş beş frank ile bir de hindi. Gidip dolaptan bir şişe Küraso ile iki küçük kadeh çıkardı. Kendinizi bir toplayın. âdeta deli olmuştum. arkasına ipek atkısını almadığı için çıplak omuzları üzerinde küçük ter taneleri gözüküyordu.Bir sabah Rouault Baba. kollarını bacaklarını uzatarak geniş geniş serilmek elindeydi. dilinin döndüğü kadar teselliye çalıştı. kış geçip bahar geldi. taşlara biraz toz serpiyordu. Rouault ona elinden geldiği kadar nezaket göstermeyi kendine vazife saydığından şapkasını çıkarmamasını rica etti. konuşmuyordu. Masanın üstünde kirli bardaklara tırmanan sinekler elma şarabı artıklarına düşüp vızıldayarak boğuluyordu. Bahar geliyor. Bir gün çiftliğe üç sularında vardı. dikiş dikiyordu. kederim de geçti. Köy âdetine uygun olarak Charles'a . ge-bersem de kurtulsam derdim. Ama işte günler akşam oldu. çünkü ne de olsa bir şeyler kalıyor. sizinle tavşan avına çıkarız. Karısının ölmesinin ona mesleğinde de faydası dokunmuştu. Adı yayılmış. bunlardan birini doldurup ötekine bir iki damla koydu ve tokuşturup ağzına götürdü. yalnız kafasının içinde kanının vurduğunu. ölenle ölecek değiliz ya!. karınlarında böcekler kaynaşan köstebeklere benzemek ister. Fakat karısını hatırlayıp yine kederlendi.. hiçbir sebep göstermeden eve girip çıkmak. bu yeni zevki tattıkça. Emma. bir ağaç dibine yığılır. hepimizin başına gelecek. Hikayeler anlattı. dallara asılmış. beyaz pamuk bir çoMADAME BOVARY 41 rabm söküklerini dikiyordu. kız içmek için başını arkaya devirmişti. Kadeh hemen hemen boş olduğundan. artık bizi unuttu diyor. Kahveler içildikten sonra. İçinde ne olduğunu kestiremediği bir ümit. Yalnız yaşamaya alıştıkça karısı da yavaş yavaş aklından çıktı. sanki çöp çöp aktı bitti. çünkü bir ay onun sözünü edip: «Zavallı delikanlı ne felaket!» demişlerdi. sopamı yere vurur dururdum. biraz eğlenmiş olursunuz. pencerenin tahta kanatları kapalı idi. Monsieur Bovary. Ocaktan giren ışık. "boynu gerilmiş. O anda başkalarının. hem artık Ber-taux'ya da gönlünün istediği gibi gidiyordu. gidip geliyor. fakat Emma'yı hemen göremedi.

Son günü de. boğazı sıkılıyor gibiydi. Koyu elma şarabına.götürüp serinlemeye çalışıyor. Rouault Baba. biraz sonra ayrılacaklardı. bir fırsat düşer düşmez kızı istemeye karar verdi. Eylül sonlarına doğru Charles. gök baştan başa yıldızlarla kaplıydı. bakalım neymiş? dedi. çünkü pazarlıkta usta olmasına. asıl ekim biçim işleri. İçinden: «Kızı isterse veririm» dedi. kâh tizleşiyor veya birdenbire bir dermansızlıkla dem çeker gibi bir hal alıyor. para tutar. pek bilgili bir adam olduğu söyleniyordu. evinde hiçbir işe yaramayan kızını başından alsalar. Gece uyuyamadı. kendi kendine söylendiği zamanlar âdeta bir fısıltı oluyordu. uzakta köpekler havlıyordu. hiç de kızmayacaktı. hayatının o kısmını zihnen kavramak istiyordu.— bazen neşelenip saf saf gözlerini açıyor. bir topaç homurtusu gibi yeknesak bir şey uğuldayarak: «Ya sen evlensen! Ya sen evlensen!» deyip duruyordu. manalarını tamamlamaya çalıştı. duvarcıya. kızın bütün cümlelerini birer birer düşünüp olduğu gibi hatırlamaya. dedi. yatağından kalkıp yüzünü yıkadığı güğümden su içti. dudaklarını birbirine yapıştırıyordu. Emma nota defterlerini. kanlı kanlı et yemeklerine. İçini çekti: Rouault Baba çok zengin. zaten el adamı iyi iş. MADAME BOVARY 43 Durdular. Charles'i çalımsız buluyordu. sıcak bir 42 MADAME BOVARY rüzgâr esiyordu. fakat her fırsat düştükçe münasip sözleri bulamamak korkusu. tiyatroda olduğu gibi. Charles da kendi okulunu anlattı. iyi ısınmak. ilk ikisi gibi. çiftliğe gelip üç gün kaldı. ilk gördüğü günkü. rahibeler okulundan bahsetti. için için gülerek: — Anlatın. Akşama doğru Rouault Baba Charles'i çiftlik kapısına kadar uğurladı. Yemeklerini mutfakta tek başına ateşin karşısına oturup yerdi ve küçük sofrasını önüne. Ellerini öyle canı çeke çeke ceplerinden çıkarmaz. sözü açmayı hep bir çeyrek saat sonraya bırakmakla geçirdi. sonra ellerini tekrar soğuşun diye büyük ızgaraların demir topuzuna dayıyordu. Kızm elinden bir iş gelmemesine içinden hak da veriyor: «O. Fakat şimdiki bahçıvanları hiç işinin ehli değildi. Charles: «Ucunda ölüm yok ya» diyerek. toprak işleri ile uğraşsın da ne yapsın!» diyordu. kızı da pek güzeldi! Fakat Emma'nın yüzü hep gözlerinin önüne geliyor ve kulaklarının içinde. ama hekimin. mesleğin kurnazlıklarından hoşlanmasına rağmen. her şeyini düzeltip öyle getirirlerdi. Kızının yanında Charles'in elmacıklarının al al olduğunun farkına varınca. ahlakı temiz. drahoma için de fazla bir şey istemeyeceği şüphesizdi. —söylediğine göre sesi kâh yumuşuyor. Charles susuyordu. Rouault Baba ise malı'mn yirmi dört acre' ını satılığa çıkaracaktı. çukur bir yoldan yürüyorlardı. Mevsim başlangıcından beri baş dönmeleri duyduğundan şikâyet etti. veya demincek ayrıldıkları zamanki halinden başka bir halde göz önüne getirmeye bir türlü muvaffak olamadı. bunun yakında Emma'nın isteneceğine alamet olduğunu anlayıp işi önceden ince ince düşündü. Charles. Rouault baba. Zaten toprakla uğraşmak da Allah'ın lanetlemesi bir iş değil mi? Onunla kimin milyoner olduğu görülmüş? Adamcağız para kazanmak şöyle dursun.mi görür! Hiç olmazsa kışın olsun gidip şehirde oturmak istediğini söyledi. Akşam evine dönerken Charles. Emma'nın kendisi ile tanışmadan önce geçirdiği günler hakkında bir fikir edinmek. size bir söyleyeceğim var. kime varacağını düşündü. terbiye gördü. Rouault Baba. bir dolabın alt gözüne atılmış meşe yaprağı taçlarını gösterdi. Sonra annesinden. sonra göz kapaklarını yarı indirip gamlı gözlerle bakarak o düşünceden bu düşünceye dalıyordu. iyice doğulmuş kahveyi likörle içmeye bayılırdı. Ben sanki hepsini bilmiyor muyum? . tam sırasıydı. ama belki köy hayatı-asıl yazm uzun günlerde can sıkıyordu. çiftliğin dahili idaresi hiç de onun harcı değildi. söz sözü açtı. Kızın odasına çıktılar. hatta her ayın ilk cuması annesinin kabrine götürdüğü çiçekleri bahçenin hangi bölümünden kopardığım gösterdi. tahsil. susamıştı. mezarlıktan söz açtı. rahat döşek isteğinden keyfi için hiçbir masraftan çekinmezdi. saraca hayli borcu vardı şarap mengenesinin baskısını da yenilemek lazımdı. mükâfat diye aldığı kitapları. doğrusu umduğu damat böyle değildi. Fakat onu. çitin köşesine gelince söyleyecekti. deniz banyosunun yarayıp yaramayacağını sordu. Charles: — Maître Rouault. Başını Bertaux'dan yana çevirdi. her yıl kaybediyordu. iyi yemek. Sonra kızın evlenince ne olacağını. nihayet çiti geçtiler.

kimi bir pelerine sarınıp ucunu kemerinin önüne sıkıştırmış. dolaptan ancak düğün ve bayram günleri çıkarılan setreler. Ama sizi meraktan kurtarmak için pencerenin tahta kanadını duvara doğru iterim. dargın dostlarla barışılmış. içindekileri boşaltıyordu. O içeri girince Emma kızardı. tanıdıklarından modeller alıp kendi dikti. ben eve döneyim. sonra Charles on dokuz dakika daha saydı. hem kız da pek sıkılır.. Charles atını ağaca bağladı. Gerçi kız da benim gibi düşünür ama bir de onun fikrini sormalı. Eşyanın bir kısmını Rouen'e ısmarladılar. kimisi redingot. kimisi ceket. demiri hâlâ sallanıyordu. ziyafetin hangi odada verileceği konuşuluyor. 44 MADAME BOVARY IV Davetliler erkenden tek atlı yaysızlar. Saçlar yeni kesilmiş. Kış böylece bekleme ile geçti. Çiftçi sözüne devam etti: — Ben çoktan razıyım. elâlemden çekinirim. etekleri rüzgârda sallanan redingotlar. Koşup keçi yoluna çıktı. O da evet. tahta kanat açılmıştı. Kimi sağdan. sıkıldığını belli etmemek için de biraz gülmeye çalıştı. yemek tam on altı saat sürdü ve ertesi sabah yeniden başladı. bütün bir ailenin saygıyla baktığı. çünkü Charles'in matemi bitmeden. Rouault Baba. hiç sesleri çıkmayan. müstakbel damadını kucakladı. kelle kulak yerinde. önce hangisinden başlanacağı düşünülüyordu. tıraşlar perdahlıydı. Kolalı gömlekler göğüslerde birer zırh gibi kabarık duruyordu. Sonra para işlerini nasıl yoluna koyacaklarını konuşmaya başladılar. eve gelmeniz münasip olmaz. kimisi de kısa ceket giymişlerdi.' arkalarında iki göz gibi bir çift düğme bulunan ve sanki dülgerin keseriyle bir vuruşta kesilmişe benzeyen ceketler. Mademoiselle Rouault çeyizi ile uğraştı. o günün şerefine olmak üzere. sarsıla sarsila geliyorlardı. kırk üç kişilik bir ziyafet hazırlandı. gece yarısı meşalelerle gelin olmak isterdi.. saçlarına güllü pomatlar sürünmüş. dedi. Rouault Baba. ömürlerinde ilk defa olarak birer çift çizme alınmıştı). Halbuki. çok kısa. Birdenbire duvara çarpan bir şeyin gürültüsü duyuldu. yanlarında da -«-şüphesiz ya kuzinleri. boynunu arkadan açık bırakacak surette sırtından iğnelemişti. Yakası omuzlarına devrik.Charles kekeleyerek: — Rouault Baba. Charles çiftliğe geldiği günler düğün hazırlıklarından bahsediliyor. Ahır uşakları araba atlarını çözmeye yetmediğinden efendiler de kolları sıvayıp işe girişmişlerdi. ya ablaları olacak— on dört. çoktan beri aranıp sorulmayan tanıdıklara bile mektup yazılmıştı. siz çite eğitirseniz arkadan görebilirsiniz. onun için. yani gelecek yılın baharından önce düğün yapmak ayıp olurdu. düşmemek için yan tahtalarına tutunmuş. Cany'dan gelenler oldu. içeri giren bir yaysız. Normanville'den. orada bekledi. sonraki günler de sofradan misafir eksik olmadı. On fersah uzaktan. sırtı kırmalı ve beli ta aşağıdan dikilmiş bir kemerle sıkıştırılMADAME BOVARY 45 mış yabanlık bulûzları ile de gelenler vardı ama. Sosyal durumlarına göre kimisi setre. Başı hotozlu hanımlar. cepleri torba gibi geniş. her zamanki gibi güneşliğine bakır çember geçirilmiş kasketiyle beraber giyilen kaba çuhadan ceketler. altın köstekler takınmışlardı. al yanaklı. Emma gömleklerini ve gecelik hotozlarını. kaç çeşit yemek olacağı. bunlar. ama Rouault Babanın aklı kızının bu düşüncesine pek yatmadı. eldivenleri kirlenecek diye içleri titreyen. daha güneş doğmadan kalktıkları için sakallarını . meşin tenteli uzun arabalarla çıkageldi-ler. Yarım saat geçti. Ara sıra çitin arkasından doğru bir kamçı sesi duyuluyordu. Tıpkı babaları gibi giyinmiş çocukların yeni elbiseler içinde rahatsız olduğu belli idi (hatta çoğuna. ta Goderville'den. kimi de renkli küçük bir atkı alıp. iki tekerlekli brikler. Siz hele bekleyin. ama daha vakit vardı. yakaları silindir biçimi kesilmiş.derse. Emma böyle değil. hayvanları tırısa kaldırmış. İki ailenin de bütün akrabaları çağırılmıştı. şaşkın bakışlı kızlar görülüyordu. Ertesi sabah saat dokuzda Charles çiftliğe damladı. kimi soldan atlayanlar dizlerini uğuşturuyor. körüksüz kabriyollar. on altı yaşlarında. Rouault Baba ayrılıp gitti. sözüme alınmayın. şehirde gördükleri gibi roplar kuşanmış. en yakın köylerin delikanlıları da yük arabalarına sıra sıra dikilmiş. hatta bazıları. hiç şüphesiz sofranın en alt başına oturacaklardı. biraz sonra tahtaperdenin kapısı açılıyor. premiere communion için dikilen beyaz elbiselerini bu düğün için uzatarak giymiş. ta merdiven başına kadar dörtnala gelip duruveriyor. geriniyordu.

ağız ağıza şarap doldurulmuştu. en öndeydi. Ama akrabalarından bir balıkçı (bu adam düğün hediyesi diye bir çift dil balığı da getirmişti). onun arkasından gelinle güvey geliyordu. sütunları ve revakları ile bir mabed resmediyordu. bütün gece o civarın yollarında. bunun da etrafına melek otundan. Çiftlikle belediye dairesi arası ancak yarım fersah kadar tuttuğundan yaya gidildi. âdet olduğu üzere kendisi ile şakaya kalkışılmaMADAME BOVARY 47 ması için babasına rica etmişti. sırtına kol ağızlan ta parmaklarının ucuna kadar inen siyah bir setre giymiş olan Rouault Baba. şimdiden neşelenmek için. asker terzisi elinden çıkma tek sıra düğmeli bir redingotla gelmiş. şarkılar söylendi. teller daha ziyade gıcırdasın diye yayına reçine sürüyor. ne karşılık vereceğini bilemiyordu. küçük küçük harflerden arabesklerle yeni gelin güveyin markaları yazılmıştı. dana tencere kebabı. çifte atıyor. mermer çamurundan heykelcikler konulmuştu. metrelerce çakıl taşı üzerinden atlayan. üç koyun budu. sundurmaya kurulmuştu. efendileri ya küfür savuruyor. kız ara sıra durup onu kaldırıyor. yeşil buğdaylar arasında. kimse görmeden aralarında oynuyorlardı. hayranlık sesleri ile karşılandı. yulaf sürgünlerinin çiçeklerini koparıyor. sıra gözetmeden gelişigüzel dağılmışlardı. açık saçık hikaye anlatanlar. tıka basa yulaf yemiş hayvanlar. ortaya da etrafı kuzukulaklı dört koca sucukla donatılmış bir süt domuzu rostosu konmuştu. Köşelere rakıyla dolu sürahiler dizilmişti. kemanın sapını indirip kaldırarak yürümeye başlıyordu. kırda çalıp duran çalgıcının cızırtısı işitiliyordu. yemeğin sonunda kendi eliyle getirdiği resim biçimi tatlı. o bitirsin diye bekliyordu. Akşama kadar yemek yenildi. koluna güveyin annesini almıştı. çalılıklara takılan yay sızlar. alayın arkada kaldığını görünce durup bir nefes alıyor. kimi konuşarak yavaş yavaş giden parçalara ayrıldı. fındık kabuğundan gemilerin. yolda gelirken açık hava yaraları tahriş etmiş. Çocuklar tahta kanepelerin altında uyumuşlardı. gülle kaldırıldı. Bo-vary ise. bilek bükme müsabakası yapıldı. ya gülüyordu. reçelden gölcüklerin. kayaların süslediği bir yeşil çayır olan yukarı sahanlıkta. Fakat kahveler gelince herkes dirildi. birer gülle gibi. yılankavi dar keçiyolu boyunca dalgalanan bir hamaylıyı andırıyordu. deve dikeni iğnelerini. ağzına su doldurup anahtar deliğinden üflemeye kalkıştı. kızarıyor. Şişelere konan tatlı elma şarabının koyu köpüğü tıpalardan sızıyordu. Bertaux çiftliğinde kalanlar geceyi. şaha kalkıyor. eldivenli parmakları ile birer birer ayıklıyordu. fakat sonra uzadı. Çalgıcı. Önce herkes bir arada olduğundan alay. Bunun kaidesi olan mavi mukavva. ikinci katı ise Savoie pastasından bir kaleydi ki. Doğrusu bütün bu insanları içinden pek hor gören ihtiyar M. Charles ise . sonra tempoyu şaşırmamak için. Yeni gelin. Oturmaktan yorulanlar gidip bahçede dolaşıyor veya ambarda bouchon oynuyorlar. akrabalar. dizginleri yakalamak için kapıdan sarkan kadınlar görüldü. O civarda daha ilk defa iş alan bu pastacı. kilisede nikâh kıyıldıktan sonra da yine yaya dönüldü. Köyün çalgıcısı. yük arabalarını sırtlamaya kalkışanlar. Koca koca tabaklara konmuş. Emma'nın gelinliği pek uzun olduğundan eteği biraz yere sürünüyordu. kulak verilince. Sona doğru bazıları uyuyup horladı. renk renk kurdelelerle donatılmış kemanı elinde. arabaların okları arasına zorla sığdılar. sofranın her sarsılışında dalgalanan sarı kremanın üzerine. Başına yeni ipek bir şapka. yaldızlı kağıttan yıldızlarla donatılmış oyuklara. mutfakta içmekle geçirdiler. 4£ MADAME BOVARY altı sığır yahnisi. sert otları. kadınlara sarkıntılık edenler oldu. birbirleriyle şakalar ediyorlardı. Kadıncağız selam veriyor. kuru üzüm. maharetler gösterildi. sofraya oturuyorlardı. Üzerine dört sığır filetosu. Turtalarla nugaları yapmak için ta Yvetot'dan adam getirilmişti. çikolatadan bir salıncağa binmiş bir küçük Aşk Tanrısı görülüyordu. Küçük kuşlar. bütün bardaklara da daha yemeğe oturulmadan. iki sahici gül koncası oturtulmuştu. dostlar. Düğünün öbür davetlileri işlerinden bahsediyor veya. atları gemi azıya alıp dörtnala gittiği için hendeklerde sıçrayan. badem. Sofra. koşumları kırıyorlardı.iyice görememişler. keyfinden yılışan bütün bu beyaz yüzlerde pembe damarlar peyda etmişti. burunlarının altını çetele çetele çizip çenelerinin derilerini parça parça soymuşlardı. çocuklar en arkada kalmış. sarışın bir köy tazesine meyhane ağzı iltifatlar savuruyordu. kimi hızlı.elleri boş. özene bezene çalışmıştı. dilim dilim portakaldan mini mini istihkâmlar yapılmıştı. Akşam dönmek vakti gelince. . salıncağın iki direğinin tepesine. sonra yine gelip. çalgının sesini ta uzaktan duyup kaçışıyorlardı.

bazen de alıp bahçeye götürüyor. onu her tarafta arıyordu. kendi de Varsonville'e kadar beraber . kırlar bembeyazken yapılmıştı. bazen parmaklarını ısıtmak için ellerini onun koynuna sokuyordu. Ertesi gün bilakis bambaşka bir adam olmuştu. üzerine yarı eğilmiş. bol yiyecek. Oğullan sağ olsaydı şimdi otuzuna basacaktı! O zaman Rouault Baba dönüp arkasına baktı. orada bulunanlar bu içkiyi bilmediklerinden ona karşı itibarları bir kat daha arttı. o da karısını. selamladı. Charles ile Emma Tostes'a. Balıkçı bu sebebi güç belâ kabul edip vazgeçti. hotozunun altın arması altında sessiz sessiz gülümseyen karısının pembe yüzünü görüyordu. Sonra kendi düğününü. Kocası onunla beraber döneceğine Saint-Victor'a adam gönderip puro sigaraları aldırttı. Düğünden iki gün sonra gelinle güvey kendi evlerine gittiler: Charles hastaları olduğu için daha fazla kalamadı. Charles. bir an. Tavana yakın kısmı açık renk çiçeklerle süslü kanarya sarısı duvar kağıdı. hem de oturulan oda vardı. içine kiraz rakısı karıştırılmış groglar içiyordu. birkaç kere tesadüfen kendilerine etin en kötü parçaları düştüğü için gördükleri muameleden şikayetle ev sahibini çekiştiren ve kapalı sözlerle onun fakir düşmesine dua eden dört beş kişinin arasına karıştı. İhtiyar hizmetçi kadın geldi. Kadın bir kolu ile ona tutulmuş. bol içkinin dumanları ile donuklaşmış beyninde sevgi. üç iskemle ve bir koltuk konulmuştu. çünkü onun düğünü Noel yortusu zamanında. kenarına kırmızı zıh dikilmiş beyaz pamuk bezinden perdeler. gelinin ise bir şeyler sezdirecek ne bir sözü. yolun üzerinde bir şeyler göremedi. Sağ tarafta salon. başı ile elbisesinin yakasını buruşturduğu görülüyordu. bir yandan da. onunla senli benli konuşuyor. karısının ilk gebeliğini hatırladı.Rouault Baba tam vaktinde yetişip damadının vaziyetinin böyle münasebetsizliklere gelemeyecek kadar nazik olduğunu anlatarak buna mani oldu. zihinleri işin aslını aramakla meşgul. Hippokrates hekim heykelli bir MADAME BOVARY 49 çalar saat âdeta kuruluyordu. cinaslara pek cevap yetiştiremedi. Kapının arkasına kısa yakalı bir palto. rüzgâr. Emma yanlarından geçerken.' bir köşeye atılmış ve çamuru henüz temizlenmemiş bir çift çamurluk da yerde sürünüyordu.gitti. «Karım» diye bahsediyor. hekimlerinin yeni karısını görmek için pencerelere çıkmışlardı. bezi iyice gergin olmadığından havalanıp -duruyordu. ¦ Evin tuğla cephesi sokağın. şefkat hatıraları kara düşüncelerle karıştığından. erkenden çıkıp gitti. İhtiyar Madame Bovary bütün gün ağzını açıp bir çift söz etmemişti. akşam yemeği henüz hazır olmadığı için özür diledi. Rouault Baba onları arabasına bindirdi. karlar içinde tırıs gidiyordu. Pays de Caux kadınlarına mahsus başlığın dantellerini uçuruyor. yani hem yemek yenen. En kurnazlar bile bu işe akıl erdire-mediler. Kadın. fakat içinden: «Rouault Baba amma da kibirlenmiş!» dedi ve bir köşede oturmuş. pencereler boyunca birbirine kavuşuyordu. ne de ziyafetin tertibinde. kilise tarafına doğru şöyle bir gitmeyi düşündü. Tıp . yumurta biçimi karpuzlar altına konulmuş bir çift şamdanın arasında. Daha çorbaya başlar başlamaz. Sanki bir gün önce asıl kız oydu. Yüz adım gitmiş gitmemişti ki durdu. geçmiş zama48 MADAME BOVARY mm. tahminen altı ayak genişliğinde olan bu küçük odaya bir masa. Hanım'a sofra vaktine kadar evi bir dolaşıp öğrenmesini söyledi. bir vazife imiş gibi ona yağdırılan nüktelere. Sofanın öbür ucunda Charles'in muayene odası vardı. Ama oraları görmekle kederinin büsbütün artmasından korkup doğru evine gitti. İçinde. şakacı tabiatlı bir adam değidli ve düğün sofra-sındaki hali hiç de parlak olmamıştı. sabaha kadar onları tüttürdü. şöminenin dar süve pervazı üzerinde. Fakat Charles'in gizlediği bir şey yoktu. kara meşin bir kasket asılmıştı. Kendisine ne gelinin giyimi hakkında danışılmıştı. ne de bir hali vardı. indi ve yola düzüldü. daha doğrusu yolun tam üstündeydi. ağaçlar altında kolunu onun beline dolayıp. ona. akşam altı sularında vardılar. herkese onun nerede olduğunu soruyor. Bütün bunlar ne eski bir zamana aitti. tekerlekleri toz duman içinde dönen arabanın uzaklaştığını görünce derin derin içini çekti. Orada kızını son bir defa daha kucakladı. bir dizgin. omuz başında. Rouault başını döndürünce yanında. eşyası boşaltılmış bir evin hüznünü duyuyordu. terkiye bindirip babasının evinden kendi evine götürdüğü gün ne kadar neşeliydi! At. bir koluna da sepetini almıştı. bazen getirip dudaklarına sürüyordu. Komşular. öyle bakıyorlardı.

Kocası onun araba ile gezmeyi sevdiğini bildiğinden elden düşme. o da eli ile bir Allahaısmarladık işareti yapar. Emma yatak odaları katına çıktı. Emma da yukardan onunla konuşur. birkaç he-' kim eline düşüp satıldıkları için hayli yıpranmışlardı. entarisinin yarı açık yakası ile omuzlarına kadar kendi hayalini. âdeta bir tilbury'ye benzedi.. Charles'ı sürekli bir saadet içinde yaşatıyordu. saadetini sanki tekrar tekrar tadardı. durur. boş fıçılar. önemli bitkilere ayrılan bölmeyi mütenazır bir surette kuşatıyordu. tıpkı onlar gibi. Baş başa bir yemek. öteki kadının buketiydi! Emma baktı. balıklı bir havuz yap-tırabilsem diye içi titredi. çam tahtasından kütüphanenin alt rafını da doldurmaya aşağı yukarı kâfi gelmişti. Deniz kabuklarından yapılmış bir kutu komodini süslüyordu. Uzun toz kurdelesini gözün alabildiğine yayan büyük yolun üzerinde. muayene saatlerinde hastaların öksürmesi. bu kitaplar. dipte koyu. Şamdanların karpuzlarını çıkardı. kadının gözleri. daha büyümüş gibi gözüküyordu. büsbütün yere düşmeden önce. Şimdiye kadar hayatta iyi denecek ne görmüştü? Ne zaman yüzü bir gülmüştü? Dört yüksek duvar arasında. beyaz saten kurdelelerle bağlanmış bir limon çiçeği buketi konmuştu. samanlı harçla örülmüş iki duvar arasında. omuzlarında güneş. Emma. dertlerini anlatması mutfaktan işitilirdi. eşyaları açılıp yerleştirilirken bir koltuğa oturmuş. ışıkta lacivert olan bu gözlerin sanki. Charles farkına vardı ve alıp tavan arasına götürdü. güneş saatinin etrafına tahta kanepeler koydurdu. duvarlara yeni kağıt yapıştırdı. gölgede kara. bir mukavva kutuya koyduğu kendi gelinlik buketi hatırına gelmiş: «Ya ben de ölüverirsem. Bu yeşil yaprak biraz uçar. ağaçların eğilip beşikler teşkil ettiği patikalarda. Emma kocasının gitmesini seyretmek için pencereye geçerdi. Boyu eninden fazla olan bahçe. hasılı bir zevk vereceğini şimdiye kadar hatırına bile getirmediği birçok şeyler. alçıdan bir papaz dua kitabını okur dururdu. Nihayet kalkardı. Charles'ın gözü ise bu derinliklere dalar. kendinMADAME BOVARY 51 . Salça kokusu duvardan işler. evde yapılacak değişiklikleri tasarlamakla geçirdi. artık işe yaramaz tarım aletleri ve ne oldukları bir türlü anla-şılamayacak bir yığın tozlu öteberi ile doluydu. . İlki döşeli değildi. Ta dipte. üzerlerine kayısı ağaçlan dayatılmış. fakat kan kocanın yattığı ikinci odada. acaba onu ne yaparlar?» diye düşünüyordu. cılız yaban gülleri ile donatılmış dört çiçek tarhı. Böyle yakından bakıldı mı. sofradan kalktıktan sonra. buğdayların diz boyuna çıktığı keçi yollarında. bir girinti (alcove) içinde maun bir karyola vardı. yanları sarkan gecelik fistanı. kadının saçlarını eliyle kaldırması. merdiveni boyattı. onun bir pencere sürmesine asılmış hasır şapkasını görmek. bir sürahi içine. onun içinde. ikisinin de başı yastıktayken. Sabahleyin yatakta. kadının gecelik hotozu ile yarı örtülmüş sarışın yanaklarının ayva tüyleri içinde güneş ışığının oynamasını seyrederdi. hele uyanıp da gözkapaklarını arka arkaya birkaç defa açtığı zaman. bir gelin buketi. hatta fıskiyeli. Charles bahtiyardı. kagir bir kaide üzerinde. dünyada hiçbir şeyi tasa etmiyordu. Hani bazı kimseler vardır. İlk günlerini.berraklaşan kat kat renkleri vardı. kiler ve ambar vazifesini görüyordu. akşam üzeri şehir dışında birlikte bir gezinti. iki tekerlekli. pencerenin yanındaki masanın üzerine de. Bu. köhne demir parçaları. arduvaz taşından bir güneş saati vardı. sayfaları henüz açılmamış olmakla beraber. Ortada. minimini bir resmini görürdü. vücudu rahat. Onun yanında. yeni fenerler. başına sardığı ipek mendili. ahırın bulunduğu avluya bakan ocaklı büyük bir oda daha vardı ki bu şimdi odunluk. bahçeye. üstü açık bir MB 4 50 MADAME BOVARY araba aldı. lüzumsuz eşya da buraya konurdu. yukarı çıktıkça . bodur çam ağaçları altında. gönlü gecenin zevkleriyle dolu. arkasında. havada bir kuş gibi yarım daireler çizer. Charles sokakta ayağını binek taşma koyup mahmuzlarını bağlar. burun deliklerinde sabahın' taze havası. parlak meşinden çamurluklar takılınca araba. iki ıtır saksısı arasında pervaza dirseklerini dayardı. Charles hayvanına atladıktan sonra karısına bir öpücük gönderir. öbür yanı tarla olan bir diken çite kadar gidiyordu.İlimleri Sözlüğü'nün ciltleri. Charles da yola düzülürdü. ağzı ile bir çiçek veya ot parçası koparıp ona doğru üflerdi. kafası dinç. pencereyi kapardı. kapıda hareketsiz bekleyen ihtiyar beyaz kısrağın tüylerine takılırdı. artık hazma başladıkları leziz yemeklerin hâlâ tadını çiğner gibi çenelerini oynatır dururlar.

bahtiyarlık. o zaman belki. bıçakların yer yer kazıyıp bozduğu yazıların hepsi de ya dindarlık faziletlerini. Mütemadiyen onun tarağına. onu hülyalara daldırmıştı. onu göreceği geliyordu. VI Paul et Virginie'yi okumuş. orada akşam yemeğini. Kadın bir çığlık kopanrdı. kendisini eğlensin diye okulun küçük kilisesine (buradan uzun bir koridorla yemekhaneye geçilirdi) götüren rahibelerin sohbetinden pek hoşlandı. İçinden: «Yanılmış olacağım» diyordu. bazen de parmak uçlanndan başlayıp ta omu-zuna kadar öpücüklerle kaplardı. onu kâfi derecede sevmiyor diye üzülüyor.. Duaları takip edeceği yerde . Vaızlarda boyuna geçen nişanlı. yan rahatsızlık gösteren bir tavırla başından savmaya çalışırdı. Denizi ancak fırtmalan için sever. yeşillikten ancak. ya saray hayatının ihtişamını överek anlatıyordu. Şimdi ise bütün hayatını beraber geçireceği. sürülerin meleyişinin. Toprak ve edebiyat konularında yine kendi kendini aksettiren romantik hüznün bu ahenktar figanını. bilakis. onu ensesinden öperdi. ilk zamanlar ne kadar candan dinlemişti! Çocukluk yıllan bir esnaf mahallesinin dükkân arkası odalarında geçmiş olsaydı. harabeler arasına parça parça serpilmiş olursa hoşlanırdı. Genie du Christianisme'den parçalar seçilirdi. sapanların ne olduğunu pek iyi bilirdi. ya kalp inceliklerini. bir işçi kızını dansa götürüp kendisine metres etmeye bile parası yetmediği günlerde mi? Sonra on dört ay. annelerinin manşonları içinde getirip konuşma salonunda verdiği pastaları yiyen arkadaştan içinde yapayalnız geçirdiği okul yıllarında mı? Tıp tahsil ettiği sırada. Emma. derslerde daha kuvvetli. Sakinlerine alışık olduğundan. hasta koyun'a. Sınıfların ılık havası içinde ve bakır haçlı teşbihler taşıyan o beyaz tenli kadınlar arasında yasaya yasaya mihrap buhurlarından. kendine çeki düzen vermekle meşgul bulurdu. Charles'ın nazannda evren. Resimlerin etrafında. yüreği çarpa çarpa merdivenleri çıkardı. hangi halin adı olchığunu düşünüp duruyordu. hemen eve döner. Evlenmeden önce gönlünde aşk uyandığını sanmıştı. sütten yapılan azıklann. değişikli. zenci Dingo.kitabının gök mavi çerçeveler içindeki mukaddes tarih resimlerine bakardı. Nefsine azap etmek için bütün bir gün aç oturmaya kalktı. Bayağı günler özet bir din tarihi veya. ihtiras. İlk zamanlar sıkılmak şöyle dursun. papaz muavini efendinin sorduğu zor sorulara hep o cevap verirdi. taparcasına sevdiği güzel bir karısı vardı. Teneffüs zamanlarında pek az oynar.Yüreği'ne. okulun çalışma salonunda dini kitaplar okunurdu. yavaşça yürüyerek girer. kitaplarda okuyup pek güzel bulduğu bu kelimelerin hayatta acaba neyin. bize ekseriya yazarların kaleminden intihal eden tabiat sevgisi hislerine kalbini kaptırabilirdi. elbiseleri ile olay eden. çarmıha gerilmeye giderken düşen İsa'ya gönül vermişti. Saint-Gervais mahallesinde bir hana indiler. yatakta ayaklan birer buz parçası gibi soğuk olan o dul kadınla yatmıştı. Ancak bir nevi şahsi kâr çıMADAME BOVARY 53 . onun şivesine gülüp.den daha zengin. zihin dinlendirsin diye. kendinden geçme gibi sözlerin. Fakat kırları. Emma'yı odasında. anzalı manzaralar peşindeydi. semavî dost ve ebedi nikâh gibi istiareli sözler. köpek Fidel. Düşünüyor. Emma. ruhunun ta derinliklerinde umulmadık hazlar uyandırırdı. pazar günleri de. Akşam duadan önce. onun atkısına el sürmekten kendini alamıyordu. fakat bu aşkın neticesi olması lazım gelen saadetten bir eser . kendisini hasredecek kutsal bir amaç arıyordu. Günah çıkarmaya gittiği günler gölgede ellerini kavuşturup yüzünü kafese dayayarak papazin fısıltısını daha uzun müddet dinleyebilmek için birtakım küçük günahlar icat ederdi. yarı gülümseyen. Emma'mn ipek etekliğinin etrafından ibaretti. • On üçüne gelince babası onu.yoktu. din dersini iyi anlar. sivri oklarla delinmiş Tanrı . bazen yanaklanndan şa-pur şupur öper. süzülen huşulu rehavete o da kapıldı. hele —sizin için gidip çan kulelerinden daha yüksek ağaçlardan kırmızı yemişler toplayan veya size bir kuş yuvası getirmek için kumda yalınayak koşan— bir küçük erkek kardeşin tatlı sevgisi. köyleri fazlasryle tanırdı. Mademoiselle de La Valliere'in sergüzeştini anlatan resimli tabaklarda yedi52 MADAME BOVARY ler. kilise şamdanlarının ışıltısından. rahip Frayssinous'nun conferences'ı açılırdı. rahibeler okuluna yazdırmak üzere şehire kendi eli ilegötürmüştü. musallat olan bir çocuğa çıkışır gibi onu. zevç. kamışlardan yapılmış kulübe. onun yüzüklerine. Hıristos suyu çanaklarının serinliğinden.

gemi burnu pabuçlar gibi ucu yukarı kalkık sivri tırnaklı elleri ile yaprak yaprak papatya koparırlardı. Xl'inci Louis'nin birkaç vahşeti. sevgiliden. önde Romalılar tarafından kurulmuş bir şehrin harabeleri. ağaçlıklarda feryada gelen bülbülden. güftenin manasızlığını ve bestenin acemiliği arasında. birer kuzu gibi yumuşak huylu. Hint rakkaselerinin kollan arasında kendinden geçmiş uzun çubuklu sultanlar. yanaklarında bir damla göz yaşi. kızlann şehirden ısmarladıkları öteberiyi alır. yalnız bunlardan söz edilirdi. Jeanne d'Arc. silah odaları. gondollardan bahsederdi. çamları bir arada gösteren. yağız atını dörtnala sürerek gelecek beyaz sorguçlu süvariyi beklemekle geçiren uzun elbiseli şato hanımları gibi. En safları. şairane iklimlerin manzaraları: hurma ağaçları. gotik bir kafesin çubukları arasında bir kumru ile ağız ağıza öpüşür. beyazlar giymiş. mehtaplı gecelerde yüzen sandallardan. çalışma salonundan kaçarlardı. Bazıları da. karanlık ormanlardan. artık benzeri görülmeyen derecede erdemli. Bunları gizlemek lazımdı ki. Hikayeler anlatır. dirsekleri taşa. veya. kendilerine isim günü hediyesi diye. Kadınların bazıları. Okula her ay gelip sekiz gün çamaşırhanede çalışan bir ihtiyar kız vardı. hissi bir kız olduğundan ve manzaralardan ziyade heyecanlar aradığından. solunda bir aslan. Kahramanlıkları veya çektikleri acıyla isim bırakmış kadınlara gönlünde coşkun saygı hisleri beslerdi.. büyük öğrencilere gizlice verirdi. siyah örtüler içinde sedirlere oturmuş. Resimlerin üstünden titreye titreye üfleyerek kaldırdığı kağıt. gülümseyen yüzleri omuzlarına yatmış. deniz kenarına yakın gölcüklerden. kıvırcık saçlı İngiliz hanımları çıkardı. Meryem Ana'dan. Yunan külahları. okula. Kızlar ekseriya gidip onunla konuşmak için. çeneleri ellerine dayalı. bunlar zararı dokunmaz şeyler sanılırdı ama. göz yaşlarından. ufukta Tatarkârî minareler. yarı açık pencereden ay ışığını seyrederek hülyalara dalardı. daima tertemiz giyinip kuşanmış ve çağlayanlar gibi ağlayan beyler'den. dilber Ferroniere ile Clemence İsaure. işinin başına çıkmadan önce de onlarla bir süre konuşurdu. İşte böylece. yeminlerden. ıssız köşklerde bayılıp kalan işken: ce görmüş kadınlardan. verilen kitapları getirirlerdi. gönül endişelerinden. daha on beşinde. sevdalıdan. Yonca biçimi kemerler altında. bunlar daha gölgede kalıyordu ve aralarında hiçbir ilişki yoktu. tarihin uçsuz bucaksız karanlık semasında. birer kuyruklu yıldız gibi parlıyordu. büyük bahçelerde dolaşırdı. şato şato dolaşan saz şairleri doldurdu. sağında kaplanlar. bir yanda da diz çökmüş develer bulunan manzaralar. can çekişen 54 MADAME BOVARY Bayard. Ag-nes Sorel. karnını doyurup yukan. yarı kıvrıldıktan -sonra usulca öbür sayfaya kapanıverince meydana. hissi hakikatların insanı cezbeden hayalini sezdiriyorlardı. Türk kılıçları. Hele sizler. bir balkon parmaklığı arkasından doğru uzanıp. Bu kitaplarda hep aşktan. Emma onların saten ciltlerini itina ile açarak. rüyalarını. dikişini dikerken yavaş sesle onları söylerdi. yuvarlak hasır şapkaları altından insana berrak gözlerle bakan sansın. Gece yatakhanede okurlardı. Müzik dersinde öğrendiği şarkılar. kalbinin derhal coşmasına yardım edemeyecek her şeyi lüzumsuz bulurdu. O vakitler Marie Stuart'ı dindarcasına severdi. kemerine ipek kese takmış bir kızı kucaklayan kısa mantolu bir delikanlı veya. beyaz pantolonlu iki genç seyisin sürdüğü ve önünde kıvrak bir tazı koşan arabalara yayılmış. Emma'nın ellerine kiralık romanların yağlı tozu sürüldü. Saint-Barthe'lemy gecesinin bir iki sahnesi. Ve sizler. tarihi vakalara merak sardı. hıçkırıklardan. eserlerinin altına imzalarını atan ve çoğu ya da bir Comte. kırların ta ötesinden. çardaklar altında. Bütün bun- . onun için. öpüşlerden. O semada. Sonradan Walter Scott'u okudu. hiçbiriniz bu resimlerde eksik değildiniz.karmasına hizmet edebilecek hallere ehemmiyet verirdi. yemekhanede rahibelerin sofrasına alınır. Yaradılış itibariyle sanatkâr değil. Bâaralı'nın (IV'üncü Henri) çalımlı yiğitliği ve XlV'uncu Louis'yi öven resimli tabakaların hatırası da daima vardı ama. hülyalarını artık hep hurçlar. ya bir Vicomte olan yazarların isimlerine gözü kamaşa kamaşa bakardı. bu da hayli zor bir işti. Aziz Louis ile meşesi. eski burçlarda yaşamayı hayal ederdi. yalnız altın kanatlı meleklerden. Heloise. gavur cengaverleri. her sayfada bir iki taneâi çatlatılan atlardan. birer aslan gibi yiğit.. Geçen yüzyılın birçok zendost şarkılarını ezbere bilir. her konak yerinde bir iki tanesi öldürülen sürücülerden. Arkadaşlarından bazıları. yanlarında zarfı yeni yırtılmış bir mektup. İhtilal zamanında malı mülkü mahvolmuş bir eski kibar aileye mensup olduğu için piskoposluktan himaye görür. haberler getirir. daima önlüğünün cebinde taşıdığı ve iki iş arasında uzun uzun birkaç bölümünü birden okuduğu romanları. bütün günlerini.

gelecek günler için hülyalar kurulur! Emma'ya öyle geliyordu ki. Fakat yeni bir halin verdiği endişe. Emma. dünyadan çekilmek arzusu aşılamak. ayaklarına yumuşak çizmeler. vaızlar vermek. yıldızlara bakarak.MADAME BO. dokuz gün perhizleri tutturmak. Rahmetlinin saçlan ile yürekler parçalayacak bir tablo yaptırttı ve Bertaux'ya yolladığı. dişleri arasından kurtuldu. yahut bıkkınlığını İskoçya'da bir küçük kır evi içinde gizlemek. yaradılışına pek aykırı gelen sıkı düzene sinirlendiği gibi. şimdi de içinde yaşadığı bu sükûnun hayal ettiği saadet olabilmesini aklı bir türlü almıyordu. hissedilecek bir şeyi kalmamış insanlardan sayıyordu. balta girmemiş. Güneş batarken koylar kenarında limon ağaçlarının rayihası koklanır. Annesi ölünce ilk günler hayli ağladı. dizgini pek fazla çekilen bir at gibi hareket etti. villaların taraçalarında. velilerle din uğrunda ıstıraptan kaçmamışlara karşı sonsuz bir saygı duysun diye telkinlerde bulunmak. kadın erkek baş başa. yanında da arkasına uzun yırtmaçlı siyah kadife ceket. İsviçre şalelerinin balkonlarına dirseklerini dayamak. gösterilen dikkat ve ihtimamlara onun artık uymadığını farkedince hayli hayret ettiler.saadet yetiştirmek de dünyada yalnız bazı memleketlere vergidir. yatakhanenin sessizliğini ve geç kalmış bir arabanın uzak caddelerden koşup giderken çıkardığı sesi dinleyerek. müziği hissi güfteleri. sonra akşam. Babası gelip 56 MADAME BOVARY onu okuldan aldığı zaman. hiç şüphesiz.. dinin anlaşılmadan inanılacak hakikatlerine de isyan etti. göğe çıkan bakireleri ve vadilerde insanlara uzun uzun sözler söyleyen Lemyezel'in sesini dinledi. çağlayanın derinden gelen sesine karışan şarkısı dinlenir. dağda keçilerin çanlarına.' birinin parmakları ötekinin parmaklarına dolaşmış. son zamanlarda cemaate karşı onun pek fazla saygısızlaştığına kaniydi. bir gün kendisinin de o mezara gömülmek istediğinden bahsetti. rahibeler onun gitmesine hiç de esef etmediler.VARY 55 ların etrafından da. adları kulağa bir şarkı gibi gelen memleketlere. Zavallı babası onu hasta sanıp görmeye geldi. Mademoiselle Rouault'nun din duygusundan çok şeyler ummuş olan iyi kalpli rahibeler. Charles'ın Bertaux'ya ilk geldiği zamanlarda. kiliseyi çiçekleri. solgun. mavi ipek perdeler arkasında. köy hayatından tiksinir oldu ve manastır günlerini aradı. Emma. ancak gerçek şeylere eğilim göstermiş. dik yollar ağır ağır çıkılır. artık bütün vehimlerden uyanmış. Rahibeler ona dua ettirmek. kolluklar takmış bir koca.. bütün yapraklann dökülmesini. içi hayat hakkında kederli düşüncelerle dolu mektupta. tam baş ucuna asılmış gaz lambasının ışığı altında. Kendini Lamartine'in şiirlerindeki dolambaçlı hislere bıraktı.. Emma. göllerde çalınan harpları. sonra vazgeçmeyi kibrine yedireme-yerek devam etti ve nihayet kendini sükûna kavuşmuş. VII Bazen kendi kendine düşünür: «Hayatımın en güzel. emir vermekten hoşlandı ama arası çok geçmedi. kız. niçin ona da nasip olmuyordu? MADAME BOVARY 57 . bütün can veren kuğuların şarkılarını. gözünün önünden birer birer geçip bütün dünyayı anlatan bu resimleri seyrederdi. belki de o adamı görmekten duyduğu asabiyet. alnında kınşık olmadığı gibi gönlünü de kedersiz bulunca şaşıp kaldı. Hatta başrahibe. o zajmana kadar şairane semaların parıltısı içinde uçan pembe tüylü bir kuş gibi gördüğü o harikulade ihtirası nihayet ele geçirdiğini sanmasına kâfi gelmişti. yani durdu ye gemi. hani şu balayı denilen zamanı işte bu!» derdi. başına sivri bir şapka giymiş. hayatta öğrenilecek. uşaklara. arabacının. önce alışkanlıkla. kız kendini. daha yeni eve döndüğü sıralarda. Heyecanlarına rağmen yine. Bunlar niçin.. vücudunu hor görüp ruhunun selametine çalışsın diye öğütler vermek hususunda o kadar cömert davranmışlardı ki. edebiyatı ihtirasları coşturduğu için sevmiş olan bu genç kız ruhu.. düğünden sonraki günlerin en hoş tembellikler içinde geçtiği yerlere gitmek lazımdı! Posta arabalarında. fakat tertemiz bir orman ve güneşin dikine düşüp titrediği suyun çelik mavisi aynası üzerinde beyaz yırtıklar gibi gözüken kuğular. Bundan iç sıkıntısı duymuyor değildi ama itiraf etmek istemedi. bayağı kimselerin hiçbir zaman varamayacağı o hale. ancak bir toprağa mahsus ve başka yerde tutamayan fidanlar gibi. böyle bir hamlede erebilmiş olduğuna içinden pek seviniyordu. Onun bütün tadını çıkarmak için. hazin ruhlu insanların hayallerinde özene bezene kurdukları hale.

Belki' bütün bunları bir kimseye açmak isterdi. Fakat bulutlar gibi değişen, kasırga gibi
kararsız, dönüp dolaşan bir keyifsizlik nasıl anlatılır ki? Ne kelimeler dilinin ucuna geliyor, ne
fırsat ele geçiyor, ne de içinde cüret buluyordu.
Ama Charles isteseydi, sezseydi, bakışı bir kerecik olsun onun düşüncesini arasaydı, Emma'ya
öyle geliyordu ki, o zaman, olgun yemişlerin el değer değmez düştüğü gibi, kendinin de gönlü
coşuverecekti. Fakat birbirlerini tanıdıkça, aralarındaki teklifsizlik derinleştikçe, içinde, kendisini
kocasından uzaklaştıran bir soğukluk hissediyordu.
Charles'ın konuşması bir sokak kaldırımı gibi dümdüzdü, beylik fikirler oradan her zamanki
kıyafetleriyle geçer durur, ne bir heyecan veya bir gülüşe neden olur, ne de bir hülya
uyandırırdı. Charles, söylediğine göre, Rouen'de iken merak edip tiyatroya, Paris'H aktörleri
görmeye gitmemişti. Yüzmek, kılıç kullanmak, nişan almak gibi şeyleri bilmezdi; karısı bir gün
romanda gördüğü bir binicilik terimini sorunca, onun da ne olduğunu söyleyemedi.
Halbuki bir erkeğin her şeyi bilmesi, birçok sahalarda elinden iş gelmesi, kadına ihtirasın
kudretlerini, zarafet içinde yaşamayı, bütün sırların inceliklerini öğretmesi lazım değil mi?
Bunun ise bir şey öğrettiği, bir şey bildiği, hayatta bir şey istediği yoktu ki! Karısını mutlu
sanıyordu: karısı da ona bu kökleşmiş sükûnu, bu tasasız ağırlığı, ona* kendisinin verdiği
saadet yüzünden garez kesilmişti.
Emma bazen resim yapardı; orada ayakta durup onun kartonu üzerine eğilmesini, yaptığı işi
daha iyi görmek için gözlerini kırpmasını veya parmaklarında ekmek içi yuvarlamasını
seyretmek Charles için büyük bir eğlenceydi. Piyano çalarken de, onun parmakları ne kadar
hızlı giderse Charles o kadar hayran olurdu. Emma tuşlara yukarıdan doğru şiddetle vurur ve
bir baştan bir başa, hiç durmadan, bütün klavyeyi dolaşırdı. Telleri uğuldayan köhne çalgı,
böyle sarsılınca, pencere açıksa sesi köyün öbür ucundan duyulur, caddeden başı açık,
ayaklarında terliklerle geçen icra memuru kâtibi .elinde kağıdı durup dinlerdi.
' Emma diğer yandan evini idare etmesini de bilirdi. Hastalara, güzel cümlelerle yazılmış ve hiç
de fatura kokusu olmayan mektuplarla hesaplarını gönderirdi. Pazar günleri sof58
MADAME BOVARY
rada bir misafir varsa, aynabakar eriklerini bağ yaprakları üzerine ehram gibi dizmesini, reçel
hokkalarını olduğu gibi tabağa devirmesini bilirdi; hatta sofraya, el ağız yıkamak için billur
fincanlar almaktan bile bahsediyordu. Bütün bunlar Bovary'nin saygı görmesine yarardı.
Böyle bir karısı olduğu için Charles'm kendi kendine de saygısı artıyordu. Onun kurşunkalemle
çizdiği iki resmi, gayet geniş çerçeveler yaptırıp, uzun, yeşil kaytanla salonun duvarına asmıştı;
bunları gösterirken göğsü kabarırdı. Pazar günü kilise dönüşü evinin önünden geçenler, onu,
ayaklarında işlemeli cici terlikleri, kapısının önünde oturduğunu görürlerdi.
Geç.vakit, saat onda, bazen gece yarısı eve dönerdi. Yiyecek ister ve hizmetçi kadm yatmış
olduğu için kendisine karısı hizmet ederdi. Sofrada daha rahat olur diye arkasından redingotunu
çıkarırdı. O gün kimleri gördüğünü, hangi köylere gittiğini, yazdığı reçeteleri birer birer anlatır
ve kendi kendinden memnun, kalan yahniyi bitirir, peynir doğrar, bir elma yer, sürahideki
şarabın hepsini içer, sonra gidip yatağına girer, sırt üstü yatar horlardı.
Uzun zaman geceleri pazen takke giydiği için, şimdi başına sardığı mendil kulaklarından
kayıyordu; bunun içindir ki, sabahleyin saçları darmadağın yüzüne gözüne dökülürdü; gece
yastığın bağları çözüldüğünden, saçlarının arasına beyaz kuş tüyleri karıştığı da olurdu. Daima
koca koca çizmeler giyerdi; topuğun üstüne gelen kısımda, ayak bileklerine doğru iki kalın
kıvrım bulunur, konçları da sanki birer tahta bacağa geçirilmiş gibi dümdüz dururdu. Charles,
«köy için böylesinin de pekâlâ olduğunu» söylerdi.
Bu tutumluluğunu annesi de pek beğenirdi; ihtiyar Madame Bovary, evinde sertçe bir fırtına
koptu mu, yine eskisi gibi oğlunu görmeye gelirdi, ama gelinine bir hıncı var gibiydi. Onun
«gidişini, para vaziyetlerine kıyasla aşırı» buluyordu; odun, şeker, mum «büyük konaklardaki
gibi çarçur ediliyordu»; mutfakta yakılan kömür ise, yirmi beş tencere kaynatmaya yeterdi!
Gelinin çamaşırlarını dolaplara yerleştirir ve ona, eti getirdiği zaman kasabı kolaçan etmeyi
öğretirdi. Emma bu dersleri dinler, Madame Bovary de bu hususta cömertlik gösterirdi; bütün
gün, dudaklarını hafif hafif büzerek biri, «Kızım», öteki
MADAME BOVARY
59
«Hanım anne» der ve ikisi de, öfkeden titreyen bir sesle, bir-birbirlerine iltifatlar yağdırırlardı.

Madame Dubuc'un zamanında, yaşlı kadm en çok kendisinin sevildiğini hissederdi; fakat şimdi,
Charles'm Emma'ya sevgisini gördükçe buna, artık kendi şefkatinden kaçılıyormuş, haklarına
tecavüz ediliyormuş gibi manalar veriyordu; varını yoğunu kaybetmiş bir adam, bir zamanlar
kendinin olan evde masanın başına oturanlara camlar ardından nasıl bakarsa, o da oğlunun
saadetini öyle hüzünlü bir sükûtla seyrediyordu. Ona, geçmiş günlerin yadigârı diye, kendi
çektiği ıstırapları, katlandığı fedakârlıkları hatırlatır ve bunları Emma'nın aldırışsızlığı ile
karşılaştırarak oğlunun, her sevgiyi unutup yalnız ona tapmasının akıl kârı olmadığı neticesine
varırdı.
Charles ne diyeceğini bilemezdi; annesini sayar, karısını da son derece severdi; birinin
düşüncesinde, görüşlerinde yanıl-madığma kaniydi, ama ötekini de kusursuz buluyordu.
Madame Bovary köyüne döndükten sonra Charles, annesinden işittiği tenkitlerin en
ehemmiyetsizlerinden, bir ikisini, ondan duyduğu sözlerle, çekine çekine tekrara kalkardı ama
Emma, yanıldığını bir kelime ile ispat edip onu hastalarının yanına savardı.
Emma, doğruluğuna inandığı birtakım kuramlara uymak için, kocasına âşık olmaya çalıştı.
Mehtaplı geceler bahçede, ez-berindeki bütün ateşli şiirleri ona okur veya içini çekerek, ağır,
hüzünlü şarkılar söylerdi; fakat kendisini yine önceki gibi sakin bulur, bunların Charles'a fazla
bir sevda, bir parça heyecan olsun veremediğini gprürdü.
Böylece, bir zaman kalbine ateş vermeye çalışıp bir kıvılcım koparamayınca, zaten
hissetmediğini anlamaktan olduğu kadar, kendilerini alışılmış şekillerde göstermeyen şeylere de
inanmaktan âciz olan bu kadın, Charles'ın ihtirasında artık aşırı bir şey kalmadığına kolayca
inamverdi.
Köcasınfh muhabbet hisleri göstermesi artık bir düzene girmişti; hangi saatler kucaklayıp
öpeceği belliydi. Bu da âdetler içinde bir âdet, yemeğin yeknesaklığından sonra beklenilen bir
soğukluk veya bir tatlı gibi bir şey olmuştu.
«Efendi»nin ciğer iltihabından iyileştirdiği bir korucu, «Hanım'a» bir küçük İtalyan tazısı hediye
etmişti; Emma gezmeye çıktığı zaman onu da yanma alırdı; çünkü artık yalnız
60
MADAME BOVARY
kalmak, gözlerinin önünde o hiç değişmeyen bahçe ile tozlu yolun manzarasından kurtulmak
için bazen gezmeye çıktığı oluyordu.
Banneville'in akgürgen korusuna kadar, duvarın tarlalar tarafındaki ucundan, artık içinde
kimsenin oturmadığı köşkün yanına kadar giderdi. Kapısının önündeki hendekte, otlar arasında,
yaprakları keskin uzun sazlar vardı.
Önce etrafına- bir göz gezdirir, geçen gelişinden beri bir şey değişmiş mi diye bakardı.
Yüksükotlarını, sarı şebboyları, iri çakılların etrafını çeviren ısırgan kümelerini, her zaman kapalı
duran ve paslı demir çubukları çürüyüp- parça parça dökülen pancurlarıyle üç pencereyi boylu
boyunca kaplayan yosunu, her şeyi yerli yerinde bulurdu. Kırda koşup daireler çizen, sarı
kelebeklere havlayan, bir buğday tarlası kenarında gelincikleri ısırarak sivri sıçanlar avlayan
tazısı gibi fikri de, bir zaman, oradan oraya dolaşırdı. Düşünceleri sonra yavaş yavaş bir
noktaya takılır, çimene oturmuş, şemsiyesi ile otları karıştıran Emma, içinden: «Yarabbi ne
yaptım da evlendim?» diye tekrar eder dururdu.
Talih başka türlü cilve edip onun karşısına başka bir kısmet çıkaramaz mıydı? O
gerçekleşmemiş olaylar, o bambaşka hayat, o tanımadığı erkek acaba nasıl şeyler olurdu?
Emma bunları düşünür, bunları göz önüne getirmeye çalışırdı. Bütün erkekler Charles gibi
olmaz ya! Öbür koca, önüne çıkamayan o kısmet, güzel, sohbeti hoş, kibar, cazibeli bir adam
olabilirdi; rahibeler okulundaki eski arkadaşları şüphesiz öylelerine varmışlardı. Acaba o kızlar
şimdi ne yapıyorlardı? Şehirde, sokakların gürültüsü, tiyatroların uğultusu, baloların ışıkları
içinde elbette ki, gönüle ferahlık veren; hisleri geliştiren bir hayat sürüyorlardı. Oysa kendisinin
hayatı, penceresi kuzeye açılan bir tavan arası odası gibi soğuktu; iç sıkıntısı, o sessiz örümcek,
karanlıkta gönlünün her tarafına ağını kuruyordu. Ödül dağıtımı günlerini, kazandığı taçları
almak için hocaların oturduğu yüksek yere doğru çıktığı günleri hatırlıyordu. Örgülü saçları,
beyaz elbisesi, üstü açık kara mandola iskarpinleri ile ne şirin bir hali vardı! Yerine dönerken
beyler eğilip onu tebrik ederlerdi; okulun avlusu o günler araba ile dolar, bunlar giderken
kapılarından çıkan eller ona veda işaretleri gönderir, elinde keman
MADAME BOVARY
61

kutusu ile müzik hocası selam vererek geçerdi. O günler ne kadar, ne kadar uzaktı!
Emma, Djali'yi yanına çağırır, dizlerinin arasına alır, parmaklarını onun ince, uzun tüyleri
arasında gezdirerek:
— Sen gam, tasa nedir bilmezsin; öp bakalım hanımını! derdi.
Sonra, ağır ağır esneyen bu endamlı hayvanın gamlı yüzüne bakıp içlenir, onu kendisiyle
mukayese ederek, teselli edilen kederli biriymiş gibi yüksek sesle onunla konuşurdu.
Bazen bir rüzgâr çıkar, denizden meltemler eser ve bir hamlede bütün Pays de Caux yaylasını
kaplayıp tarlaların en uzaklarına kadar tuzlu bir serinlik serperdi. Yerde sazlardan bir ıslık
kopar, kayın ağaçlarının yapraklan ani bir ürperişle hışırdar, tepeleri de durmadan sallanarak
uğuldar dururdu. Emma atkısına sıkı sıkı bürünür kalkardı.
Ağaçlı yolda, dallardan 'süzülüp serilen yeşil ışığın aydınlattığı kısacık yosunlar, Emma'nın
ayakları altında çıtır çıtır bir ses çıkarırdı. Güneş batar; dalların arasından gözüken gök kızarır;
dümdüz sıralanmış ağaçların hep birbirine benzeyen gövdeleri, yaldızlı bir zemin üzerinde
beliren bir dizi kara sütunu andırırdı. Emma'nın içine bir korku düşerdi; Djali'yi çağırır, hemen
caddeden Tostes'a döner, bir koltuğa yığılır ve bütün akşam bir söz bile söylemezdi.
Fakat eylülün sonuna doğru, yaşantısında olağanüstü bir şey oldu; Vaubeyssard'a, Marquis
d'Andervilliers'lere davet olundu.
Restauration devrinde nazırlık etmiş olan Marquis, siyaset âlemine dönmeye niyet etmiş,
mebusluğa adaylığını bir an evvel hazırlamaya başlamıştı. Kışın fakir fukaraya odun dağıttırır;
seçim dairesi meclisinde, vilayete yeni yollar yapılması için ateşli nutuklar söylerdi. Sıcağın en
şiddetli günlerinde, ağzında bir cerahat 'kesesi toplanmış ve bundan, Charles'ın tam zamanında
vurduğu bir neşterle, âdeta mucize kabilinden kurtulmuştu. Bu ameliyatın ücretini vermek için
Tostes'a giden kâhya, akşam dönünce Marquis'ye, hekimin bahçesinde iri iri kirazlar gördüğünü
anlattı. Vaubeyssard'da ise iyi kiraz yetişmezdi; M. le Marquis, Bovary'den birkaç çelik istetti,
bunlar için bizzat gidip teşekkür etmeyi kendine borç bildi. Emma'yı gördü, boyunu poşunu,
köylü kadınlarınkine hiç de benzemeyen selam vermesini beğendi; o kadar ki, genç karı kocayı
köş62
MADAME BOVARY
ke davet etmenin aşırı bir alçakgönüllülük olmayacağına kanaat getirdi. Hem bu, herhalde işine
de yarayabilirdi.
Bir çarşamba günü saat üçte, Monsieur ve Madame Bovary, arabalarına binip Vaubeyssard
yolunu tuttular. Arabanın arkasına bir koca sandık bağlanmış, çamurluğun önüne de bir şapka
kutusu yerleştirilmişti. Bundan başka, Charles'ın dizleri arasında da bir kutu vardı.
Şatoya sular kararırken, bahçede yol göstermek için fenerler yakıldığı saatte vardılar.
VIII
Yeni - Zaman işi olan İtalyan tarzındaki şato, çıkıntılı iki kanadı ve üç taş merdiveni ile,
üzerinde birkaç inek otlayan koca bir çimenliğin eteğinde, öbek öbek uzun ağaç kümeleri
arasına yayılmıştı; kumlu, kıvrılan yolun üzerinde de, katmerli zakkum, yabani yasemin ve
kartopu fidanları irili ufaklı yeşil kubbeler meydana getiriyordu. Bir köprü altından bir ırmak
geçiyordu; hafif meyilli, üstleri korularla kaplı iki küçük tepenin çevrelediği çayıra serpilmiş,
saman örtülü binalar, akşam karanlığında hayal meyal seziliyordu; arka tarafta, sık ağaçlıklar
arasında, karşı karşıya sıralanmış arabalıklarla ahırlar vardı ki, bunlar yıkılan eski şatodan
kalmıştı.
Charles'ın arabası orta merdivenin önünde durdu, hemen uşaklar çıktı; Marquis de geldi,
hekimin karısını koluna aldı ve hep birden avluya girdiler.
Burası mermer döşeli, gayet yüksek bir yerdi; ayak patır-dıları, konuşulan sözler orada, bir
kilisedeymiş gibi akisler uyandırırdı. Tam karşıda düz bir merdiven vardı; sol tarafta, bahçeye
bakan bir koridordan geçilip gidilen bilardo salonunda, fildişi yuvarlakların birbirine çarpıp
çıkardığı ses, ta kapıdan duyuluyordu. Emma, salona girmek için o koridordan geçerken
masanın etrafında, yüzleri vekarlı, gerdanları yüksek yakalar üstüne oturtulmuş, hepsi de
rütbeli nişanlı, istekaları dürterken sessiz sessiz gülümseyen adamlar gördü. Duvarın koyu
tahta kaplaması üzerine asılmış yaldızlı büyük çerçevelerin altlarında, siyah harflerle yazılmış
isimler vardı. Emma bunlardan birini okudu: «Jean-Antoine d'Andervilliers d' Yverbonville,
MADAME BOVARY
63

Comte d'Artois'nın en candan ahbabıydı. ajurlu sepetlerde iri iri yemişler kat kat yükseliyordu. ve bütün o yaldızlı. yemek odasında küçük sofraya oturdular. Charles'ın pantolonu göbeğini sıkıyordu. geniş kenarlı tabakların içine. iki kişilik bir kanepeye yanına oturttu ve sanki çoktan ahbabıymış gibi onunla dostça konuşmaya başladı. Emma. ağır ağır. Yanında. gömleği işlemeli. burnu kemerli. âdeta kutsi bir şeymiş gibi bakıyordu. Işık. vaktiyle Vaudreuil'de. Emma. Sofranın ta üst başında. düzenli bir sesle konuşan bir kadındı. servetinin altından girip üstünden çıkmış ve bütün ailesinin gözünü korkutmuştu. bütün o kadınlar içinde yapayalnız. parmağı ile işaret ettiği yemekleri. Marquis kapıyı açtı.. Ömründe ne nar görmüş. Şamdanlar-daki mumlar. çenesine kadar tüllere bürünmüş bir kadın heykeli. Gözleri çapak çapak olan bu adam. barej elbisesini karyolaya yayıp öyle başından geçirdi. bahse girişmeler. mesela u. Emma. çünkü bilardonun yeşil çuhası üzerine indirilmiş lambaların ışığı.uk bir alın. Kırk sularında. berberin öğütlerine göre düzeltti. kırmızı elbiselerin pudra dökülmüş omzu üzerine yayılan perukalar veya etli. siyah çerçevelerdeki resimlerin yalnız açık renk boya vurulmuş kısımları. 29 mayıs 1692'de Hougue-Saint -Vaast savaşında yaralanıp 23 ocak 1693'de Vaubyessard'da ölmüştür. piskopos başlığı biçimi konmuş peçetelerin iki katı arasına birer beyzi francala yerleştirilmişti. başka yerlerdekinden daha beyaz buldu. İstakozların kırmızı kırmızı bacakları tabaklardan dışarı çıkıyor. Marquis ve Marquise ile beraber. uzun arkalıklı bir iskemlede sarışın bir taze oturuyordu. bir hâkim p*W 64 MADAME BOVARY gibi vakarlı maltre d'hötel. bütün tenini bir ürperme kapladı. sahneye ilk defa çıkan bir aktris özeni ile giyinip kuşandı. Kraliçe Marie-Antoiriette'in âşığı olduğu da söylenirdi. Düellolar. bunun ucunu çapraz-vari arkasına atmıştı. ağzında o soğuğu hissedince. Marquis de Conflans'ın şatosunda ava çıktığı zamanlar. Madem Bovary. de Coigny'den sonra ve M. baloya hazırlanmak için. bıldırcınların tüyleri üzerindeydi. kulağına eğilip bağırıyordu. sarayda yaşamış. kaşığının bir değmesi ile. ne de ananas yemişti. hanımlardan biri (Konağın hanımefendisi) ayağa kalkıp Emma'yı karşıladı. geniş odayı dalga dalga saran gölgeyi giderememişti. Sandalyesinin arkasında bir uşak duruyor ve onun kekeleyerek. odalarına çıktılar. hazır kesilmiş yemekleri misafirlerin omuzları arasında dolaştırıyor ve herkesin beğendiği parçayı. Sonra hanımlar. kısa külotlu. onlardan azlık olan kadınlar ise. gümüş yemiş kâseleri üzerine alevler uzatıyordu. et ve kuzu mantarı kokularının birbirine karışmasından oluşan bir şeydi. Erkekler avluya kurulan büyük sofraya. çiçek. dumanlan tütüyordu. hanımlardan birkaçı eldivenlerini bardaklara sürmediklerine dikkat etti. M. Saat yedide yemeğe çağınldılar.» Sonrakiler pek iyi seçilemiyordu. bu insan dolu salona hareketsiz bakıyordu. sofranın boyunca çiçek demetleri konmuş. O. tabağa aktarıveriyordu. kendini sıcak bir havanın sardığını hissetti. omuzları güzel. o akşam başına sadece bir dantel örtü örtmüş. bu. dolu tabağına doğru eğilmiş. içeri girince.Vaubyessard Comte'u ve Fresnaya baron'u. Fransa amirali ve Saint-Michel nişanı chevalier'si. — Öyle ya! MADAME BOVARY . şöminenin etrafında hanımlarla konuşuyorlardı.. ufki levhaları kaplayan karanlığı biraz hafifletiyor. beyaz boyunbağı. Emma: — Dans mı diyorsun? diye sordu. yuvarlak bir baldırın yukarısında bir dizbağı tokası görülüyordu. Marquis' nin kayınbabası Due de Laverdiere'di. göğülerine çiçek takmış beyler. ipek çoraplı. kraliçelerin koynuna girmişti! Buzlu şampanya getirdiler. insana bakan bir çift göz. Saçlarını. donuk bir buğu kaplamış kesme billur kadehlerin pırıltıları birbirine aksediyordu. 20 ekim 1587'de Coutras çenginde ölmüştür. Emma. dedi. ancak cilanın çatlaklarına değince ince hatlar teşkil edebiliyordu. — Dans ederken supyelerim rahatsız edecek. bir çocuk gibi peçesini arkadan bağlatmış ağzından salçaları akıta akıta yemek yiyen bir ihtiyar oturuyordu. kadın kaçırmalarla dolu bir sefahat hayatı sürmüş. Bakır çemberli bir çini sobanın üzerinde. de Lauzun'den önce.» Birini daha okudu: «Jean-Antoine -Henry-Guy d'Andervilliers de la Vaubyessard. o sarkık dudaklı ihtiyara ikide bir gözlerini çevirmekten kendini alamıyor ve ona harikulade. Toz şekerini bile. parçalanıyor. iyi cins çamaşır.

kâh ayrılıyorlardı. Uslu uslu yerlerinde oturan anneler. Emma kapının yanına bir uzun kanepeye ilişti. Sonra: — Zaten. yaseminler. iki şamdan arasında görüyordu. dans etmek için yayın ilk vuruşunu. boynunu hafif sallıyordu. madalyonlu bilezikler buluzlar-da titriyor. nar çiçekleri. koşmamak için kendini zor tutuyordu. Charles sustu. yumuşak tavırları arasında. Kadının kara gözleri daha karalaşmış gibiydi. başaklar veya peygamber çiçekleri takılmıştı. Coliseum'un mehtabını methediyorlardı. Castellamare'yi. somurta somurta bakıyorlardı. inciden mücevherle süslenmiş uçuk benizli bir taze ile konuşuyordu. enseden burulmuş saçlara. Emma'dan üç adım ötede. sonra yine grup grup ayakta konuşan' beyler. anlamadığı kelimelerle dolu bir konuşmayı dinliyordu. üstümü buruşturacaksın. gençlerinde ise bir olgunluk vardı. pırlantah broşlar. Parmaklarının ucu kavalyesinin elinde sıraya girmiş. lacivertler giyinmiş bir bey. herkes birbirini itiyordu.65 — Sen deli mi oldun? Herkesi kendine güldürürsün. İtalya'dan bahsediyor. günü gününe tatmin edilmiş ihtirasların sükûnu görülüyordu. tırnakların şekli bile belli olan ellerde. kendilerini kalabalıktan ayıran bir halleri vardı. dudaklarını. Cassines'i. Emma. öteki kulağı ile de. Oturan kadınlar sırasında renk renk yelpazeler sallanıyor. yeşil yapraklarla süslü üç gül buketi takmıştı. — Bırak. pistonlu kornenin sesi tiz perdeden yükseliyordu. üzerine iri markalar işlenmiş. Saint-Pierre kilisesi sütunlarının iriliğini. İhtiyarlamaya yüz tutanlarda bir genç hali. çıplak kollarda şıngırdıyordu. ellerinde büyük tepsiler gezdiren formalı uşaklarla doldu. Elbiseleri herkesinkinden daha iyi dikilmiş. başlarına sarık gibi kırmızı örtüler sarmış. Bazen öbür çalgılar susup da tek başına çalan kemancının bir inceliği oldu mu. Onu arkadan. İlgisiz bakışlarında.beklerken Emma'nın yüreği biraz çarptı. aynada. bir yukarı dolaşıyor. kumaşı her-kesinkinden daha yumuşak gibi gözüküyordu. Emma'nın hazır olmasını bekliyordu. hekim kısmına yaraşmaz. cins atlan idare etmek. topuzuna iliştirdiği gül. güzel eşyanın cilası ile bir kat daha göze çarpan ve çok lezzetli yemeklerden bile ölçülü yemek sayesinde sağlığın korunduğunu gösteren o beyaz renk vardı. nazik. en ihtiyarı kırkında birkaç kişi (on beş kadar) vardı ki bunların yaş. hepsi aynı ailedenmiş gibi. eteklikler kabarıp birbirine değiyor. Ceneviz güllerini. Dantel süsler. yapraklarının ucundaki yapma su damlaları ile. oynak bir sap üstünde titriyordu. alçak -yakalar içinde rahat rahat hareket ediyordu. satenlerin hareleri. Vesuve'ü. içeride kumar masasının üzerine atılan altınların şıkırtısı duyuluyor. altın tıpalı şişeler dolaşıyordu. sonra bütün çalgılar birden başlıMB 5 ' 66 MAUAMtBUVAKİ yor. tatlı bir koku çıkaran mendillerine siliyorlardı. çiçek demetleri yüzlerin gülümsemesini yarı örtüyor. Kontrdans bitince. göğüslerde parlıyor. lacivert bir parıltı saçıyordu. Fakat az sonra heyecanı geçti. dans edenler kâh el ele tutuşup. bilekleri sıkan beyaz eldivenlerin altında. kıyafet veya çehre farkları ne olursa olsun. ortalık biraz boşaldı. Kulaklarına doğru hafif hafif kabaran saçları. Charles gelip onu omzundan öptü. aşüftelerle düşüp kalkmak gibi kuvveti işleten ve gurura bir eğlence olan yarı kolay işlerin verdiği o bir nevi sertlik de beliriyordu. Tivoli'yi. taç biçimi. Ayaklar yine tempoya uyuyor. Bir keman ezgisi ve boru sesleri duyuldu. bir aşağı. orkestranın ahengine uyup sallanarak öne doğru kayar gibi gidiyor. şakaklarına doğru kıvrılan saçlarına sürdükleri pomatlar bile herkesin kullandığından daha iyi gibiydi. Kadriller başlamıştı Davetliler geliyor. Açık safran rengi elbisesine.. Bir hafta önce Miss Arabelle ile Romuljus'u mağlup etmiş ve İngiltere'de bir hendek . sevda çiçekleri. en genci yirmi beş. Boyunları. bir an önce önünüzde eğilen gözler bir an sonra yine gözlerinizin içine bakıyordu. salkım salkım veya dal dal. Dans edenler arasına dağılmış veya kapı önlerinde durup konuşan. Önden kâkül kâkül kesilmiş. Emma hemen merdivenden indi. dedi. Yüzlerinde zenginliğin rengi: hani şu porselenlerin uçukluğu. Emma'nın dudaklarında bir tebessüm beliriyordu. Otur oturduğun yerde.

-onun şapkası içine genç hanımın. diz çökmüşlerdi. Gözlerini tekrar açtığı zaman baktı. çalgıcılar parmaklarının ucunu dillerine değdire değdire serinletiyorlardı. subyeler içildi. Yağmur serpeliyordu. az kalsın düşüverecekti. Durdu. arkası bir kanepteye dayalı. Gece kapkaranlıktı. eli belinde. Fakat eski hayatının o zamana kadar berrak kalan hatırası. Vicomte onu yerine getirdi. pencereyi açıp dayandı. eşya. Bey eğildi. yelpazeyi alıp saygıyla hanıma uzattı. ' . Ağır ağır başlayıp sonra hızlandılar. pekâlâ olur. elma ağaçları altında mintanıyle dolaşan babasını. oyun için kalan birkaç kişi daha vardı. yer. —gayet açık yeleği göğsüne yapışık gibi duran bu adama teklifsizce Vicomte deniliyordu— bir ikinci defa gelip Madame Bovary'yi kaldırmak istedi ve: — Ben sizi idare ederim. Bir müddet daha sohbet edildi. sonra yine dönüyorlardı. birazdan bırakıp gitmeye mecbur olacağı bu tantanalı hayatın vehmini bir parça daha uzatmak istedi. Dönüyorlardı. Şimdi balodaydı. ikisinin bacakları birbirine karışıyordu. ağzı önde. bir başkası da atının adını anlaşılmaz bir hale sokan dizgi yanlışlarından yakınıyorlardı. Kadın orada. Biri. Vi-cömte'un gözleri Emma'ya eğiliyor. gözleri yarı" kapalı. lambalar kararmaya başlamıştı. Bir bey geçiyordu. Fakat vals edenlerden biri. kolunu uzattı. uyumamak. bütün vücudunu bir uyuşukluk sardı. muska gibi bükülmüş beyaz bir şey attığını gördü. Emma. valse davet için. çamurlu havuzu. Emma gözlerini kaldırıp ona bakıyordu. lütfen alır mısınız? dedi. fakat bu sefer yavaş yavaş. Hanım: — Yelpazem şu kanepenin arkasına düştü. «sanki bacakları vücuduna girecek gibi» olduğunu söylüyordu. kaşığı dişleri arasında. fenerlerin ışığının karanlıkta kayıp gittiği görülüyordu. yarı uyumuştu. semiren koşu atlarından. Emma omzuna bir atkı aldı. O kadın Emma gibi değil. kendi kendini de görür gibi oldu. Bir uşak iskemleye çıkıp iki cam MADAME BOVARY 67 kırdı.atlayarak iki bin altın kazanmış bir deikanlının etrafını almışlardı. vals etmesini biliyordu! Öbür dans edenlerin hepsini yordular. te-rafında dondurulmuş et suyu titreyen tabaklarda türlü türlü sövüşler yenildi. Vi-comte onu daha seri bir hareketle sürükleyerek beraberce dehlizin ta öbür ucuna götürdü. Emma vals etmeyi bilmezdi. Kadının vücudu dimdik. Balonun müziği hâlâ kulaklarında uğulduyordu. göğsü gergin. balık suyuna çorbalar. Emma. Bey. ayağından çizmelerini »çıkarınca ferahlayıp bir. Sol elinde. sonra arabalar birbiri arkasından gitmeye başladılar. lambalar. salonun ortasında iskemlede oturan bir hanımın önüne üç erkek. gözka-paklannı serinleten nemli havayı derin derin içine çekti. Kanepelerde. O zaman Bertaux'yu hatırladı. Gece yemeğinde şişe şişe İspanya ve Rhin şarapları açıldı. sıralarda oturanlar azaldı. Bilardo salonuna üşüşüldü. maraskinolu dondurma yiyordu. erkek hep aynı vaziyette. Muslin perdenin bir kenarım kaldırıp bakılınca. Çiftliği. Balonun havası ağırlaşmış. şimdi geçirdiği saatin göz alan parıltıları arasmda siliniyor ve Emma âdeta onu yaşamış olduğundan şüphe ediyordu. Yanında bir hanım elinden yelpazesini düşürdü. balonun dışında ise ancak gölge. altın suyuna batmış gümüş bir fincan tutuyor. gece şatoda yatacak on iki» kadar misafirden başka kimse kalmamıştı. başını bir an erkeğin göğsüne dayadı. Charles tırabzana asılarak çıkıyor. başka her şeyi kaplayan bir karanlık vardı. görürsünüz. süthanede parmağını daldırıp süt çanaklarının kaymağını aldığı eski hali. mil üzerine konulmuş bir daire gibi dönüyordu. kadın bir baş işareti ile teşekkür edip elindeki çiçek demetini koklamaya1 başladı. «oh!» dedi. Sabahın üçünde kotiyon başladı. Kapıların yanından geçerken Emma'nm etekliği kalkıp erkeğin pantolonuna dolanıyor. Emma ayılır gibi duvara dayandı ve eli ile gözlerini kapadı. etrafla68 MADAME BOVARY nnda her şey. heyecanından nefes alamaz bir halde. Charles. Hep onlara bakıyorlardı. Mademoiselle d'Andervilliers ile Marquise de dahil olduğu halde herkes valse kalkmıştı. dedi. çenesi eğik. pudding â la Trafalgar. sonra geceler. duvarların tahta kaplamaları. ikisi de bir geçiyor. bunların gürültüsünü duyunca Madame Bovary başını çevirdi ve pencereye dayanmış bakan köylü suratları gördü. Oyun masasının başında beş saat dikilip hiçbir şey anlamadan whist seyretmişti. her şey. Sonra yine dönerek. daha doğrusu sabahlar hayrolsun denilip şatonun misafirleri odalarına çekildiler. Kadın Vicomte'u seçti ve keman yeniden başladı.

Ortalık ağardı. arkasına dönüp baktı. — İçinde iki puro sigarası da var. Charles sigarasını bıraktı. Bir çeyrek fersah ötede. tavana asılmış saksılar altında diken diken tüylü tuhaf bitkiler. dedi. Charles. tekerleklerin dönmesini seyrediyordu. bir salon parkesi gibi parlıyordu. kanepenin bir ucuna ilişmiş. büzüldü. titriyordu. Sabah kahvaltısında hayli adam vardj. tabakayı cebine koyup hayvanı kamçıladı. Dudaklarını uzatarak. sessiz sessiz oturmuş. Madame öfkelendi. francala artıklarını topladı ve hep bir arada limonluğa gittiler. uyuyan Charles'a sokuldu. — Ara sıra. koşup tulumbadan bir bardak soğuk su içti. Emma: — Sen tütün içer misin? diye sordu. arabayı sürüyor. — Elbette! Kim karışırmış ki? Sonra odaları hazırlanırken oturup mutfakta ısındılar. burada. özengiler. Eve geldikleri zaman akşam yemeği daha hazır değildi. bir fırsat düşerse. o gece gördüklerinden her birinin hangi odada yattığını keşfetmeye çalıştı. tırıs veya dörtnala giden. arabanın arkasına • bağlanmış olan kutu da boyuna küt küt vuruyordu. Charles sigarasını içmeye başladı. Ta uçta. kırbaçlar. yerinde bir asabileşi-yordu. kopan çeki kayışını iple bağlayı-vermek için durmak lazım geldi. Charles. küçük beygir de kendine pek geniş gelen oklar arasında tırıs tırıs gidiyordu. Soyunup yatağa girdi. Sonra Mademoiselle d'Andervillers. Gevşek dizginler sağrıya çarpıp ter köpüklerine bulanıyor. dedi. Charles keyifle ellerini uğuşturarak: — İnsanın. birkaç atlı gülüşerek geçtiler. ağızlarına kadar dolu yılan yuvaları gibi. o hayata karışmak istiyordu. yanından damak şaklatarak geçilince. kenarlarından birbirine sarılmış uzun yeşil lifler sarkan. Onların nasıl yaşadıklarını bilmek.. Hayvanlardan her biri. O şehirde İlk tanıdığı. Bo-varyler de Marquis ile Marquise'e saygıların^ sunduktan sonra Tostes yolunu tuttular. akşam yemeğinden sonra içerim. Nihayet: — Sen onu gerçekten mi kovdun? diye sordu. kat kat ehramlar meydana getiriyordu. ahırları gezdirmeye götürdü. hayatlarına girmek. Vaktiyle karısı ölüp de yanlız. Emma tabakayı alıp hemen dolabın ta dibine atı-verdi. fıskiyeli havuzdaki kuğulara atmak üzere. Emma onlardan birini Vicomte'e benzetti. dedi. Marquis. evi başka şey. Ortada müteharrik iki sütun üzerine araba koşumları yığılmış. üstü örtülü portakal bahçesinden konağın kahve ocağına (uşakların oturduğu yer) geçilirdi. Emma: — Çıkın dışarı. Charles. evin içinde kollan böğründe kaldığı zaman ona Nastasie can yoldaşlığı etmişti.. gem sulukları duvar boyunca dizilmişti. kimi çıkan başların hareketinden başka bir şey göremedi. Thibourville tepelerine henüz varmışlardı ki. Koşumluğun döşeme tahtası.hayvanların birbirine pek uymayan yürüyüşüne göre kimi batan. seyislerin birinden arabasını koşmasını rica etti. Nastasie terbiyesizce karşılık verdi. kenarı yeşil ipekli. Arabayı merdiven başına getirdiler. dakikada bir tükürerek) her nefeste bir kere geri çekilerek içiyordu. sizi kovuyorum! Yemekte soğanlı çorba ile kuzu kulaklı dana eti vardı. kollan iki yana doğru açık. siz haddinizi bilmiyorsunuz. paketler yerleştirildi. dedi. . Emma şatonun pencerelerine uzun uzun baktı. Emma hafifseyen bir tavırla: — Rahatsız olacaksın. Charles o kızcağızı biraz severdi. Sepet biçimi yemliklerin üzerine çini levhalar asılmış. gemler. bir yere benzemez! Nastasie'nin ağlaması duyuluyordu. Sofrada ancak on dakika kalındı. ağızlarında puro sigaraları. Charles. Emma. ilk müşterisi o kız olmuştu. bu. koşumları son bir defa gözden geçirirken yerde. ortası bir konak arabası gibi armalı bir tabakaydı. genç kadın eğlensin diye. MADAME BOVARY 69 Fakat soğuk ta içine işlemiş. 70 MADAME BOVARY hayvanın bacakları arasında bir şey görüp aldı. atların adları kara harflerle yazılmıştı. likör çıkarılmamasına hekim hayli şaştı. önlerinden.

Hayalinden onların ardı sıra gider. Vicomte'un olacak. İskarpinlerin pençeleri. bir kelime atlamadan okur. onun çehresinden ayrılıp daha uzaklara yayıldı. koşular. Herkesten gizli. acaba neler konuşulmuştu?. karanlıklarda sokak fenerlerinin burkulduğunu.. Belki de sevdiği kadının bir hediyesidir. derdi. balodaydım!» Sonra yavaş yavaş hafızasına çehreler birbirine karıştı. Emma'nın gözleri önünde pırıl pırıl yanıyordu. yıldızlar altında kırlardan geçerdi. büklüm büklüm yumuşak saçlarını değdirmiştir. acaba kimin tabakasıydı?. romanlardaki şahısları bir yönden ona benzetirdi. Marjolaine şarkısını söyleyerek evin önünden geç'erken Emma uyanır. kadının birçok başka hülyalarına ışık verdi. Nihayet yorulan gözlerini yumar. bazı noktalar böyle silinip gitti. yeni açılan mağazalarla alakadar olurdu. IX Çok vakit. güzel elbisesini. sabahleyin uyanınca: «Ah!» derdi. bir gece içinde büyük yarıklar açıverir. düşünceli düşünceli çalışan kadıncağız buna kim bilir kaç saat göz nuru dökmüş. bakar. minimini bir pelesenk gergefte işlenmiştir. Caddelerden çıkar. balolar hakkında yazılanları. şehirden çıkıp da toprak yollarda boğuklaşıncaya kadar dinlerdi: 72 MADAME BOVARY — Yarın oraya varacaklar!. Bois de Boulogne'a ne gün gidileceğini bilirdi. tiyatroların direkli avluları önünde yayılan arabaların basamaklarını görürdü. Opera'ya. yani orada? Paris kim bilir nasıl bir yerdir? Adı bile insana ne sonsuz hayaller veriyor! Emma. O. ya bir hatırayı iliştirmişti. Kaneviçenin deliklerinden bir aşk esintisi geçmiş. hatta saten iskarpinleriMADAME BOVARY 71 ni.. konsoluna kaldırdı. pek iyi bildiği bu eski şeylere hayretle bakıyordu. Belirsiz bir uzaklıktan daima ne olduğunu bilinmedik bir yere gelir. Charles konuşarak yemek yerken. Balo ona ne kadar uzak bir zamanda gibi gözüküyordu! Evvelki günün sabahı ile bugünün akşamını kim birbirinden bu kadar ayırmıştı? Hani fırtına bazen dağlarda. bunun üzerinde parmağını gezdirerek başkentte uzun uzun dolaştığı olurdu. yük arabalarına binmiş. salonları. demirli tekerleklerin gürültüsünü. çıkıp inerek bayırlar aşar. altın ve gümüş yaldızlı bir havaya bürünmüş. Ama o hayhuy içinde kaynaşan . Açar.. tabakayı almış. sokakların çizgileri arasında. alçı papaz heykelinin önünde duruyor. Vaub-yessard'a gitmek de Emma'nın hayatında öyle bir delik açmıştı. Piyeslerin ilk temsili.Ertesi gün. Kadınlara mahsus Corbeille gazetesi ile Sylphe des Salons'a abone oldu. Emma'nın gönlü de onlar gibiydi.. Charles bir işe gitti mi Emma da kat kat çamaşır altına sakladığı yeşil ipek tabakayı dolaptan çıkarırdı. mine çiçeği ve tütün kokusu sinmiş astarı kokladığı bile olurdu. kayan parkenin mumu ile sararmıştı. Her çarşamba. pomata çanaklarının üzerindeki yazıya varıncaya kadar her yerde gördüğü o ışıldayan adı kendi kendine yavaşça tekrar etmekten bir haz duyardı. Okyanus'tan da büyük. geniş süveli şömineler üzerinde. on beş gün oldu. dansların havasını unuttu. sahneye yeni çıkan bir kadın artistle. bir türlü bitmek bilmedi. Emma için bir meşgale oldu. aynı yollardan gidip gidip geliyor. iyi terzilerin adresini. Böylece o balonun hatırası. ondan da geniş bir şey olmuş. birbirine dolanmış bu ibrişimler hep aynı sessiz ve ateşli aşkın sürüp gitmesi değil miydi? Sonra bir sabah Vicomte gelmiş. kulaklarında bir katedral çanı gibi uğul-dayan. üç hafta oldu. her köşede. Emma bir romanın sayfalarını çevirirdi.. çiçek saksıları ile Pompadour saatler arasında dururken. Balzac'ın. Emma bahçesinde dolaştı. Her okuduğunda Vicomte'u hatırlatan bir şey bulur. Eugene Sue'nün romanlarından salonların nasıl döşendiğini öğrendi. odaları iyice göz önüne getiremez oldu. Son modayı. her batırılan iğne bu kumaşa ya bir ümit. «bugün sekiz gün oldu. Paris. heveslerini hiç olmazsa hayalen tatmine çalıştı. Fakat merkezini Vicomte'un oluşturduğu daire gitgide genişledi ve taşıdığı hale. Gece vakti balıkçılar. Emma Tostes'ta Vicomte ise şimdi Paris'te.. uşakların elbiselerini. Zenginliğe sürtünmüş olmak onda da silinmez bir iz bırakmıştı. Kitabını sofrada bile elinden bırakmaz. kadının hülyası bundan öte geçemezdi. çardağın. evleri gösteren dört köşe beyaz lekeler önünde dururdu. George Sand'ın eserlerini okuyup şahsi arzularını. sanki dindarca bir saygıyla. Bir Paris planı aldı. müsamereler. götürmüştü. fakat hasret gönlünde yer etti. çiçek tarhlarının.. Ama yine de katlandı.

Orada etekleri yerlerde sürünen elbiseler. yemliğe koyardı. eline bir kitap alır. Çiftlikler sofrasında omletle karnını doyurur. Hanım da. on dört yaşında. hallerine bakılırsa sade hava ve heveslerine tâbi sanılmakla beraber hepsinin de takdir edilmemiş bir kabiliyeti. gayet yüksek ihtirasları vardı. özel bir ısı gerekli değil miydi?. saat dörtten evvel uyanılmazdı. göğüs hırıltılarını dinler. kestirme yollardan hayvanını sürerdi. yukarı katta. tebessümler altında gizlenen heyecanlar. pamuklu hotoz giymeyi menetti. kordonlu formalar giymiş uşaklardan ayırmaya imkân yoktu. şefkatin verdiği rehavetleri. şamdanlar altında. nar rengi küçük terliklerinin. içlerinde özgür bir yaşam sürülen büyük şatoların balkonundan. tatlı yüzlü bir öksüz kız tutmuştu. Dünyanın bu hayata karışmayan bölümüne gelince o. yağmur demez. hacamatla akan ılık kanın yüzüne sıçramasına ses çıkarmaz. Bunlar birer kral gibi cömertti. etajerin tozunu siler. ötekilerin hepsini gizliyor ve bütün insanlığı yalnız onlar temsil ediyordu. Seyahate çıkmak veya tekrar rahibeler okuluna dönmek isterdi. eyeri çözüp yuları takardı. birbirinden ayrı tablolara bölünmüştü. bütün bu bayağı hayat Emma'nın nazarında. yaz mevsimini gidip Ba-den'de geçirir. uzun uzun kucaklaşıp öpüşmeleri. mintanı delik deşik. kısa pantolonlu uşak diye işte bu adamla yetinmeye zorunluydu!. homurdanmadan itaat ederdi. Sonra Duchesse'ler çevresi geliyordu: Orada benizler uçuktu. elmas pırıltılarından. onun dışında ise. kovulmamak için. bırakılıveren ellere akan göz yaşlarını. iç sıkan köy. yerle gök arasında. Sefirler âleminde herkes. içine kendisinin de nasılsa düştüğü ayrı bir âlemdi. bunun altından. hem de Paris'te yaşasam diye dua ederdi. leğenlere bakar. elinden geldiği kadar. Her sabah gelip kısrağı tımar eden posta seyisi. kırkına doğru uslanır. vücudu kavrayan ateşleri. su getirirken bardağın altına tabak koymayı. bir söz söylerken üçüncü şahısla hitap etmeyi (1). kırmalı gömleği görünürdü. Zaten eşya kendine ne kadar yakın olursa. Felicite. Mektup yazılacak kimsesi olmadığı halde bir sünger kağıdı. hanım büfenin anahtarını ekseriya üzerinde bıraktığından. 74 MADAME BOVARY Tostes'ten iki gözü iki çeşme ayrılmış olan Nastasie'nin yerine Emma. bir kalem. Emma'nın nazarında kaybolmuştu. her akşam bir miktar şeker çıkarır. bir hayli kirli çamaşır ellerdi . duvarları ayna kaplı. dairesinde otururdu. bir kere işi bitti mi. bütün gün bir daha eve uğramazdı. itiyatlardaki zarafetle his inceliklerini birbirine karıştırıyordu. kağıt. Ay ¦ ışığında iç çekmeleri. fırtınalar içinde geçen ulvi bir şeydi. perdeleri ipek. kadife örtüleri sırma saçaklı oval masalar etrafında yaşıyordu. Arkasına tamamıyle açık bir robdöşambr giyer. içeri girmeden kapıyı vurmayı. İçindeki arzuya kapılıp ziynet ve ihtişamın verdiği maddi zevkle gönül neşelerini. üç altın düğmeli. düşüncesi onlardan o kadar uzaklaşırdı ki. yazarlarla aktrislerden oluşan alacalı bir kalabalık keyfeder dururdu. Bunların hayatı ötekilerden üstün. çünkü Charles akşam dönünce hayvanı ahıra kendi götürür. kolunu nemli yataklara sokar. Hem ölsem. Charles. bir zengin kızı bulup evlenirlerdi. gözün alabildiğine uzayan bir mutluluklar ve sevgiler diyarı vardı. budala budala orta halli insanlar. bu-lüzün şal yakası arasından.kalabalık hayat yine de kısım kısım ayrılmış. etrafa yayılan kurdele bir püskül vardı. Emma. Yeni hizmetçi. hizmetçi kız da bir demet saman getirir. Ona. Hint bitkileri gibi aşk için de hazırlanmış bir toprak. içi dolu çiçekliklerden. halısına ayak gömülen salonlardan.-Asıl etrafını çeviren şeyler. kar demez.. Öğleden sonra bazen gidip karşıdaki posta seyisleri ile konuşurdu. Gece yarısından sonra yemek yenen lokantaların özel odalarında. Herif. Bunlardan yalnız ikisi üçü Emma' nın gözleri önünde canlanıyor. zarf almıştı. Beline iri püsküllü bir kuşak sarardı.. bunu. kendi giyinirken hizmet etmeyi öğretti. yüksek kerevetler üzerine kurulmuş karyola^ lardan. döşeme tahtası cilalı salonlarda. onu kendine bir oda hizmetçisi yapmak istedi. büyük büyük sırlar. kolalamayı. ütü ütülemeyi. yatağında duasını ettikten sonra kendi kendine yerdi. kalçınları içinde ayaklan çıplaktı. meziyetleri bulunan erkekler her eğlencede atlarını çatlatır. tam ayak bileği yerinde. aynaya bakar. tasalar vardı. hepsi de birer biçare melek olan kadınMADAME BOVARY 73 larm eteklikleri altından İngiliz dantelleri gözükürdü. koridordan iri iri çarıkları ile geçerdi. sonra satırlar arasında bir hülyaya dalıp dizine bırakıverirdi. belirli bir yeri hatta varlığı yoktu. Coşup çeşit çeşit garip hülyalara kapılırlardı.

. bunlar da onun üzerine kum gibi serpilmiş altın tozuydu. elmacıkların şişkinliği ile şakaklara doğru çekilir gibi bir hal almıştı. beş dakika geçmeden uyûyuverirdi. Onlar hayatın zevkini. Sıhhati yerinde. örneğin. şamdanlara kendi icadı kağıt çanaklıklar takıver-mesi. zaten küçük olan gözleri. hatta: «Acaba gömleğe derisinden mi geçiyor!» diye düşünürdü. ufkun sisleri arasından çıkıverecek beyaz bir yelkenli araştırırdı. Ne zavallı adam!» diyordu. yumuşak koltuklar ve zarif giyinmiş. son lokmasına kadar keyifle göçürürdü. «Siz» demez. yahut Madame ne buyuruyor? Şunu ister mi? diye söz söyler. hastalarını. yoksa üç güvertelf bir gemi . Charles. Charles'ı döveceği geliyordu. saçları bir yele gibi lambanın ayağına yayılmış. onlardan kendi de aldı. kravatını düzeltir. bütün Fransa'da tanınmasını isterdi. Charles ancak teskin edici ilaçlar verirdi. hizmetçi kız o yemeği iyi pişirememişse bile Charles. Bovary adını. giymeye kalktığı soluk eldivenleri bir kenara atardı. kendinin de taşıdığı o adın meşhur olmasını. ocağının tadını artırıyordu. «Ayaklarınızı suya koyun» der veya sülük tavsiye ederdi. dudaklarını ısırarak içinden: . Sanki ömrü küçük bir patika. Akşam yemeğinden sonra onu biraz okur. hastanın yanında soy sop toplanmış olduğu bir zamanda. çorba içerken her yudumda gurk gurk diye sesler çıkarıyordu.fakat her akşam kendini karşılayan alazlı bir ateş. cicili bicili şeyler takmalarını gördü. Çocukları okşar. — Ne zavallı adam!. Şöminenin üzerine koymak için iki tane mavi cam saksı. Bari kocası şu az söyler. kitapçı dükkânlarma yayılıp gazetelerde tekrar edilmesini. gayet basit bir ye(1) Frenklerde uşaklar. Emma. sofaya çıkıp 76 MADAME BOVARY pencereyi açtı. yeni piyeslerden birinin bir parçasını veya yüksek sosyeteye dair gazetede gördüğü bir hikayeyi anlatırdı. çenesi iki eline dayalı. uzaklarda. beygirden kan alır gibi. Zaten ona gitgide sinirleniyordu. sükûn bulmak için serin havayı derin derin içine çekti. Monsieur. İçindekileri tazı köpeğine de anlattığı olurdu! Öyle zaman olurdu ki. geceleri kitaplar içinde çalışır. bol bol hacamat ederdi. orada Öylece kalırdı. ona okuduğu şeylerden bahseder. Darda kalmış gemiciler gibi. Nihayet. Charles bu zerafetleri anlamadığı nisbette onların cazibesine kapılıyordu. Charles yaşlandıkça tavrı. Fakat Emma utancından yerler geçiyor. gözlerini hayatının yalnızlığı üzerinde ümitsizce gezdirir. bir müddet sonra da yüksüğü altın suyuna batmış bir dikiş takımı istedi. Bazen de. yemek yendikten sonra boş şişelerin tıpalarını kesiyor. Rouen'de hanımların Saat kösteklerini. Kibirli olmadığından köylüler onun için çıldırırlardı. Ama Charles'ın öyle yukarılarda gözü yoktu ki! Geçenlerde beraber konsültasyona gittiği Yvetot'Iu bir hekim. akşam bu vakayı anlatınca Emma o hekime hayli içerleyip ağır sözler söyledi. diliyle dişlerini temizliyor. Doğrusu cerrahlıktan da çekinmezdi. Hastalarını öldürmekten pek korktuğu için. saygı sırasında. En çok nezle ve göğüs hastalıkları tedavisinde basan gösterirdi. sırf kendini düşündüğü için. bunları Charles kendi için sanırdı ama hiç de öyle değildi. dilber. bazen de kusturucu bir ilaç yazar. altmışa gelip romatizmalar çağma girince biçimi bozuk siyah setrelerine bir sıra nişan sıralayan adamlardan olsaydı!. daima dinlemeye. La Ruche Medicale'e abone oldu. bu kokunun nereden geldiğini bilmez. sinirine dokunduğu için yapardı. Artık se-mizlenmeye başladığından. bir romanın. vardıran bin bir incelik vardı. asma saatin rakkasına bile dert yanası gelirdi!. ona âdeta hakaret etmişti.. diş çekmek hususunda bir «Bir cehennem zebanisi» bileği vardı. fakat odanın sıcaklığı ile hazım rehaveti bir araya gelir. Emma'da Charles'ın ağzını kulaklarına. kendini etrafa iyice tanıtmıştı.. elbisesinin bir volanını değiştirmesi. yüzü terütazeydi. Emma. Ama ta gönlünün içinden beklediği bir şey vardı. meyhaneye ayak basmaz ve zaten ahlakı ile herkese güven verirdi. Gözleri yaşarıp karısını alnından öptü. Emma bazen onun fanilalarının kırmızı kenarını yeleğinin içine sokar. hizmetçiler. hareketleri de âdileşiyordu. Bu hangi rastlantının belirtisi olacak? Onu kendine kadar hangi rüzgâr getirecek? Onunla hangi kıyılara gidecek? Bu bir şalupa mı. hazır bir sofra. MADAME BOVARY 75 ineğe pöhpöhlü bir ad takıvermesi kâfi gelirdi. taze bir koku yayan karısını bulurdu. «Fennin ilerlemelerinden haberdar olmak için». onaylamaya hazır bir muhataptı. çünkü Charles ne de olsa bir insan. Emma ona bakıp omuzlarını silkerdi. Charles müteessir oldu. ocağa attığı kütüklere.

Pazar günü.. Halbuki Emma için bir şey. nefes darlıkları çekti. Neye yarar? Neye yarar?. örneğin. dipte kapısı sımsıkı kapalı. Rouen gibi bir büyük şehirde. bir taraftan da çanm o monoton sesi. kilisede akşam çanı çalınırken içine ne kadar hüzün çökerdi! Çanın birer birer vuran çatlak seslerini dikkatli bir şaşkınlıkla dinlerdi. Müziği bıraktı. Fakat bütün eylül ayı geçti.. beyazımtırak bir renk alır. Temmuzun daha başlangıcından başlayarak ekime kaç hafta kaldığını parmakları ile saymaya başladı. ama buna kibri. Marquis d'Ander-villiers Vaubyessard'da belki yine bir balo verir diye düşünüyordu. günün birinde bir hadise çıkması ihtimali vardı.. hepsi birbirinden farksız. güneş batınca hüznü biraz daha artar: «Ah! Bir yarın olsa!» derdi. Nihayet halk kiliseden çıkardı. Havanın'güzel olduğu günler Emma bahçeye inerdi. yoksa lombarlarına kadar mutlulukla mı doludur?. rüzgâr. Sabah akşam posta atları. Beş altı kişi de —Her hafta aynı adamlar— ortalık iyice kararıncaya kadar. MADAME BOVARY 77 O ümidi de kırıldıktan sonra kalbi yine boşalıverdi ve artık sıra ile yine aynı günler başladı. her şey uykuda gibiydi. sonra. nakışlarını dolaba kaldırdı.mi olacaktı?. birbirini izleyip duracak ve bir şey getirmeyecekti! Başkalarının hayatında ise. sonra köylere dağılıp kaybolurdu. Kırağı. uzun parlak iplikleri birinden öbürüne 78 MADAME BOVARY uzanan bir sırma işleme gibi parlardı. bazen uzakta bir köpek ulur-du. Akşamın dördü olur olmaz lambayı yakmak lazım gelirdi.. Her gün. heykelin suratını cüzzamlıya döndürmüştü. Her sabah pencereler buz tutmuş bulunurdu. alçısı da dondan pul pul dökülmüş. Fakat her sabah uyanınca onu o gün için umar. küçük bakır leğenlerin çifte çubukları üzerinde gıcırdadığı duyulurdu. Gelecek. okulun hocası. Damda bir kedi. herkes evlerine dönerlerdi. berberin dükkânı üzerine tabela diye asılmış. diyordu. onun gelmemesine şaşardı. Kim dinleyecek? Arkasında kısa kollu bir kadife elbise ile bir konser salonunda bir Erard piyanosu başına oturup fildişi tuşlar üzerinde parmaklarını hafifçe koşturamayacak. Kuş sesi duyulmazdı. Boyanmış çarıklı kadınlar. geleceğinin mahvolduğundan yakınır. utancı mani olurdu. Yaz tekrar geldi. ne kadar yavan olursa olsun. Dikiş dikmekten sinirleniyor: — Her şeyi okudum. . Aşağıya inip hizmetçi kızla konuşmayı gönlü isterdi. O dükkânda süs.. «bouchon» oynarlardı. rüzgâr olduğu zaman da. Allah öyle emretmişti!. ağır ağır yürüyerek güneşin solgun ışıkları ile sırtını ısıtıp kabartır. İlk sıcaklar başlayıp da armut ağaçlan çiçek açınca. Orasını bilmezdi. yaklaşıldığı zaman üzerinde birçok ayaklı tespihböceklerinin süründüğü görülen duvarın sivri tepesine bir hasta yılan gibi sığınmış asma. rıhtımda veya tiyatro yanında. pencerelerden birine yapıştırılmış bir eski fistan modeli ile bir de. yeni mintanlarını giymiş köylüler. Amerikan çamlarının âltinda dua kitabını okuyan üç köşe şapkalı papazın sağ ayağı kırılmıştı. onların önlerinde sıçrayan başı açık çocuklar. Berber de eğilimini istediği gibi geliştiremediğinden. hiçbir şey olacağı yoktu. kapısını kapatır. onların arasından geçen ışık. Bir maceradan bazen bitmez tükenmez sonuçlar doğar. korucu da bulüzüne bağlı kılıcı ile geçerdi. ziynet namına. Ara sıra bir meyhane kapısının açılırken çalan çıngırağı. Acaba bin çeşit tasa ile mi. hiçbir zaman etrafında hayranlık fısıltılarının kalbine ferahlık veren bir rüzgâr gibi estiğini duymayacak olduktan sonra çalışıp öğrenmek neye yarar? Resim defterlerini. saçları sapsarı yarım kadın heykeli vardı. bazen bütün gün hiç değişmezdi. dükkân açmak hülyaları kurup bütün gün. karanlık. daracık bir dehlizdi. yerinden sıçrar. O yıl kış soğuk oldu. donuk camlardan süzülür gibi. başında siyah kadife takkesi ile çıkıp evinin kepenklerini açar. ne bir mektup geldi. kömürleri yayar ve ocağın sıcaklığı ile vücudu gevşeyip üzerine iç sıkıntısının daha bir ağırlığı çöktüğünü hissederdi. Emma sonra yukarı çıkar. hanın büyük kapısı önünde. Demek ki günler. her patırdıyı dinler. üstü saman örtülü çardak. belirli aralıklarla sürüp gider. aynı saatte. Çitin yanında. şehir dışındaki yoldan toz kopa«p getirir. Çalgı çalıp da ne olacak?. üçer üçer sokaktan geçirilip gölden su içmeye götürülürdü. ne de bir davetçi. Oturup saç maşalarını kızdırır veya yağmurun yağmasını seyrederdi. belediye dairesi ile kilise arasmda tasalı tasalı gezinerek müşteri beklerdi. lahanalar üzerinde. dekor değişiverir.

Ama asıl yemek saatlerinde. bir hülyadan bir hülyaya. Emma bundan yakasını kurtaramayacak mı?. Hizmetçi kıza. duvarları sızan. başkalarının halinden öyle kolay kolay anlamamasına rağmen. kadıncağız bir daha o sözü açayım demedi. Mutlu yaşayan kadınlardan aşağı kalan nesi vardı ki! Vaubyessard'da gördüğü nice Duchessele-rin vücutları kendisininkinden çok daha hantal. bunları duydukça kocasının gözleri faltaşı gibi açılırdı. ahlaksızlık sayılan şeyleri övmeye kalkardı. bir gün sade süt. . bir hayli azarlayıp hakaret ettikten sonra hediyeler verir veya gidip komşularla çene çalmasına müsaade ederdi. kısa pantolonlu beyler. boylan parmak kadar oyuncular.. salonlarda söylenen şarkılar. BaMADAME BOVARY 79 zen sınır taşına doğru koyu sarı bir tükrük fırlatır. hatta bir gün. köşelerinden birine yaldızlı kağıtla birleştirilmiş ayna parçaları onları birkaç misli çoğaltırdı. Bazen öğleden sonra. Zengin olmadıkları için masraftan kaçmak lazım geldiğini. sonra nefesine darlık gelir. Çok vakit inat edip evden dışarı çıkmaz. beyaz dişlerini göstererek tatlı tatlı gülümseyen bir erkek başı belirirdi. bu hissini gizlemeye çalışmazdı.. günü gününe uymaz bir kadın oluyordu. sohbetleri çok daha bayağıydı. Şubatın sonlarına doğru Rouault baba. Charles'ın yemek yemesi uzun sürerdi. uzun ceket giymiş Tyrol delikanlıları. Charles hastalarına gittiği için onunla asıl Emma konuştu. oturma odasının penceresi önünde. yüzyıllarda moda olan bir dans. daha birtakım böylesine sözlerle kaynanasının ağzını kapıyordu. pek zarif olan Emma. kutunun arabeskli bir bakır kafesle örtülü pembe canfes bir perde altından uğuldayarak dağılırdı. hanımına borç olduğunu söylemeye kalkışan Madame Bovary'ye öyle öfke ile ve öyle soğuk bir gülümseme ile cevap verdi ki. döşeme taşları nemli küçük odada oturmaya dayanamıyordu. dana. lamba yerine mum yakıyordu. kapısı gıcırdayan. Adamcağız sağına. kesesin-deki bütün ufaklığı fukaraya attığı da olurdu. hiç üstüne bakmıyor. Bunlar. başında takkesi. bir hüzünden bir hüzne geçerdi. davranışları. koltuklar. Zaten beğenmediği. siyah setreli maymunlar. evin efendisine. Bu sefalet böyle sürüp gidecek mi?. arkasında lasting ceketi ile. siyah favorili. soluna. bazen garip garip fikirler yürütmeye. pek memnun olduğunu. inek. Adamcağız. çalgıya uyup sıçrar. kendini şaşırtan bir memnuniyetle kapadı. ruhunun ta derinliklerinden. kümes ve belediye meclisi sözü etti. ertesi gün de on on iki fincan çay içiyordu. büyük perhiz günlerinin bir kısmını Tostes'ta geçirmeye gelen ihtiyar Madame Bovary bu değişikliğe hayli şaştı. herkesin övdüğünü kötüleyip. Odada tütün içti. güzel bir hindi getirdi ve Tostes'ta üç gün kaldı. <1) XVII. hizmetçilerin dinine diyanetine göz kulak olmanın. Kafasının içinde bitmez tükenmez zarabandalar (1) uyanır ve aklı. o gidince arkasından Emma kapıyı. ve XVIII. ziraat. kül rengi pamuk çoraplar giyiyor. pencereleri açıp incecik elbiseler giyerdi. Emma bir iki fındık geveler veya bıçağı ile muşambaya çizgiler çizerek eğlenirdi. Eskiden pek titiz. konsollar arasında döner. 80 MADAME BOVARY Emma geçimsiz. şimdi gün oluyor.Madame Bo-vary gözlerini her kaldırışında onun. Tostes'tan çok hoşlandığını söylüyor. kanepeler. bir şey oldu mu. pırıl pırıl avizeler altında dans edilen havalardı ve dünyanın Emma'ya kadar gelen yankılarıydı. örneğin tiyatrolarda çalınan besteler. Artık evin işine bakmaz olmuştu. yüzü güneşten kararmış. ağır ağır yola düzülürdü. Kendi için ayrı yemekler pişirtip elini bile sürmüyor. köylü ana babadan doğup onların nasırlı ellerinin katılığını ruhlarından bir türlü gideremeyen insanların çoğu gibi sert yürekli olmasına. böyle pek mutlu. Emma da gözleriyle arkasından onu seyrederdi. sanki hayatın bütün acılığı önündeki tabağa dolar ve haşlama etin dumanı burnuna geldikçe. o kadar ki. iyileşmesinin hatırasını kutlamak için damadına kendi eli ile kocaman. dönerken. başka yerlerde. bir halının çiçekleri üzerinde rakseden bir Hint çengisi gibi. Zaten artık kulağına nasihat masihat gireceğe hiç benzemiyordu. askısı omu-zunu yoran çalgıyı dizinden biraz kaldırırdı. zemin katındaki sobası tüten. kâh hazin ve ağır kâh neşeli ve akıcı olan havalar. birtakım başka. yavan» tatsız kokular yükselirdi. nöbet tutarmış gibi dolaştığını görürdü. pembe hotozlu hanımlar. Hemen bir vals başlar ve çalgının üzerine kurulmuş ufacık bir salonda. hafifsediği bir kimse. pencerelere bakarak manivelayı çevirir dururdu. ocağın ızgaralarına tükürdü. kasketine atılan beş on kuruşu aldıktan sonra çalgısını bir eski mavi yün battaniyeye sarıp omuzuna atar.

bu coşkunluk nöbetlerinden sonra ise. «Tam işlerinin yoluna girdiği bir zamanda. Nüfusunun ne kadar olduğunu. Emma. sol taraf çayır. Başını duvarlara dayayıp ağlar. maskeli geceleri. sağ taraf sürülmüş toprak. Charles onun hastalığını memleketin havasına. Buket bir saman parçasından daha çabuk tutuştu. hava değiştirmek lazımmış. Oraya vardınız mı. vadiyi görünüşleri bambaşka iki bölgeye ayırır. Bunun üzerine. Burası Normandie ile Picardie ve İle-de-France'ın birleştiği. şerit eriyordu. oranın Leh mültecilerinden olan hekimin bir hafta önce kaçıverdiğini haber aldı. parmağına bir şey battı. sırma zıhlı saten kurdeleler kenarlarından iplik iplik akmaya başlamıştı. Rengi soluyor. çayırların rengi ile evleklerin rengi arasında beyaz bir çizgi gibidir. ağzını açmaz. Emma sirke içip zayıfladı. Abbaville yolu ile Beauvais yolu arasında. ne idüğü belirsiz bir bölgedir. Mart ayında Tostes'tan hareket ettikleri zaman. çalıya benzer bir şey gözüktü. ekin de hayli paMADAME BOVARY 83 . basık tepeciklerin meydana getirdiği tümseğin eteğinde uzayıp arkaya dönünce Bray diyarı otlakları ile birleşir. yavaş yavaş yükselen ova gitgide genişler ve artık gözün alabildiğine sarışın başaklı tarlalar görürsünüz. Emma onun yanışını seyretti. pirinç teller kıvrılıyor. yukardan aşağı irili ufaklı çizgiler taşıyan dik dik yarlarını görürsünüz. yürek çarpıntıları çekiyordu. Bazı günler çenesi açılır. o çevre böylece. Emma kaldırıp ateşe attı. yağmurların bıraktığı izlerdir. Oraya buraya baş vurduktan sonra. Rieule ırmağının suladığı vadinin ta bitimindedir. Rouen'dan sekiz fersah uzaklıkta. Neuf châtel peynirlerinin en kötüleri orada yapılır. Andelle nehrine dökülmeden önce. civarda akan bir yığın çelikli maden sularından ileri gelir. üç değirmen işletir. insanlarının dilinde de bir hususiyet bulunmayan. suyuna yordu ve gidip başka bir yere yerleşmeyi ciddi olarak düşündü. Bir sinir hastalığıy-mış. ne yapıp yapıp kuru bir öksürük peyda etti ve iştahı büsbütün kesildi. ta ufukta. büzülüp katılaşmış kağıt yapraklar. Düğün buketinin teliymiş. Limon çiçekleri tozdan sararmış.Bunları düşündükçe Tanrının adaletsizliğine karşı bir nefret duyardı. O küçük ırmak. Argueil ormanının meşeleri ile Saint-Jean tepelerinin. karşınızda. Dört yıl oturduktan sonra. Çimenin kenarından akan su. küstahça eğlenceleri: «Bunlar elbette insana benim hiç bilmediğim çılgınca zevkler tattırır!» diye kıskanırdı. oraya varınca. bu çizgiler. pazar günü çocukların olta ile tutup eğlendikleri birkaç alabalık bulunan ağzında. âdeta bir konuşma hastalığına tutuluyordu.. aldığı cevabı beğendi ve Emma'nın sıhhatinde bir iyilik gözükmezse bahara doğru göçmeye karar verdi. doğu tarafında ise. Irmak. Çayır. kaçan hekimin yılda ne kazandığını. Fakat ne tecrübe edilse onun sinirlerini bir kat daha bozuyordu. Yonville-PAbbaye'ye varmak için. MB 6 İKİNCİ KISIM I Bir zamanlar bir Kapüsen rahipleri manastırı bulunduğu için (Şimdi onun harabeleri bile kalmamıştır) adına Yonville -l'Abbaye denilen büyücek köy. sobanın tepesi boyunca birer kara kelebek gibi uçuştu. en yakın meslekdaşın yerini. daha birkaç noktayı öğrenmek için. vadi ayaklarınızın altındadır. Madame Bovary gebeydi. yakındaki yolculuğu düşünerek çekmeyi düzelttiği bir gün. oranın eczacısına bir mektup yazdı. birdenbire bir uyuşukluk başlar. Neuf-Châtel'e bağlı Yonville-l'Abbaye adında oldukça büyük bir kasaba bulunduğunu. MADAME BOVARY 81 Durmaksızın Tostes'tan şikâyet ettiği için. yere serilmiş. kül rengi dağın üzerinde beliren ki-• remidi lekeler de. kıpırdamaz olurdu.» Tostes'tan kalkıp gitmek Charles için doğrusu ağır bir şeydi. Küçük mukavva yemiş taneleri patlıyor. Sonra küllerin üzerinde yavaş yavaş yanıp eriyen kıpkırmızı. kadife yakası sırma şeritli büyük bir mantoyu andırır. sonra boruya girip kayboldu. Charles «Va-leriane» içirip onu kâfurulu banyolara soktu. Charles. Ama öyle lazım geliyorsa ne denir? Karısını Rouen'a götürüp eski hocasına gösterdi. gürültülü yaşantıları. Böyle zamanlarda kollarına bir şişe dolusu kolonya dökülürse canlanırdı. Boissiere'de büyük caddeden ayrılır. manzarasında bir özellik olmadığı gibi. Leux tepesine kadar dümdüz giden yolu tutarsınız.

çitler kaybolur. Kilisede görülen bundan ibarettir. kimi matbaa işi taklidi harflerle yazılmış. Ama. İçerlere doğru gittikçe bahçeler darlaşır. Tepenin eteğinde. Zemin katında. dört köşe öbekler meydana getirmiştir. Bareges suları. fakat o yıllarda. Grek tapmaklarını andırır bir binadır. taş merdivenin iki tarafında. burası noterin evidir ve kasabada bundan güzeli yoktur. Homais'nin eczanesidir! Hele akşam vakti. çifte cereyanlı gaz lambası yanıp da. bir pencere altında. mış bir inek çobanını andırır. Dükkânın genişliğine büyük tabelada da. yere düz düz konuvermiş beyaz taşlar birbirine bitişik gibidir. olduğu gibi kaldı. çarıklarla basıldıkça gıcırdayan bir döner merdivenle çı-1 kılan. ırmak kenarına uzanmış hali ile. dört şamdan arasında. kiremit örtülü bir damdan ibaret olan sebze hali. Düz renk camlardan giren ışık. erganunların bulunması lazım gelen yerde. Ev yukarıdan aşağıya kadar. fiyatların düşmesine bakmaz. Raspail ilacı. Fakat göze en çok çarpan şey. İonia üslubunda üç sütun. eczacının evinin yanındaki köşededir. kimine merdiven. erkeklere mahsus bir mahfil vardır. kapısında sokağı işgal eden iki üç yeni yük arabası bulunan arabacı ustasının dükkânı gelir. Kilise. Abbaville yolunu Amiens yoluna birleştiren ve Rouen'den Flandres'a giden arabacıların bazen faydalandıkları bir kasaba yolu yapıldı. kimi düz. Onun etrafını çeviren ve ancak göğüse kadar gelen bir duvar içine alınmış küçük mezarlık o kadar 84 MADAME BOVARY doludur ki. eşiğe kadar gelip. sargılar. kimine yemiş sırığı dayanmış. ovadan ayrılıp kendiliğinden ırmağa doğru büyüyüp gitmiştir. Ahşap kubbe tepesinden çürümeye yüz tutmuş. kan temizleyici murab-balar. Gözlere kadar geçirilmiş birer kalpağı andıran saman örtülü saçaklar. muntazam. saten fistan giydirilmiş. bunun üzerindeki kubbeye de. binanın daraldığı yerde. sükûta çağıran bir aşk heykeli ile süslü yuvarlak bir çimenlik arkasından beyaz bir ev görünür. görürsünüz. Yonville'in büyük meydanının hemen hemen yarısını kaplamıştır. doğru kasabanın ilk evlerine götürür. Seltz. bir süpürge sapına asılmış bir demet eğreltiotunun sallandığı görülür. M. birinci katta tam kemerli divanhane ' vardır. X'uncu Charles'ın saltanatının son yıllarında yeniden yapılmıştır. günah çıkarma yerinin karşısında. taktirhane gibi binalarla dolu bahçeler ortasındadır. Koroya ait yerin çam tahtasından iskemleleri boyasız. elma şarabına batırılmış. Her yanı çitlerle çevrilmiş olan bu evler. Kilise. Yonville'e gitmek için araba yolu yoktu. evler sıklaşır.bırakılmıştır. sonra. alçak. kara ekmek kırıntılarını yiyen civcivlerin içeri girmesine mani olmak için. Sonra. mavi boyası da yer yer koyulaşıp sararmıştır. Regnault macunu. bir tarafından itilince dönen birer tahta perde konulmuştur. camekânı süsleyen kırmızı. havai fişeğini andıran o ışıklar arasından bir bakın. Arabistan unları. 1835 yılma kadar. vs. kapıda. kimi yuvarlak. duvar boyunca dizilmiş ve kimisine. Çaprazvari kara takozlu alçı duvara bazen cılız bir armut ağacı abanır. parmağını ağzına götürmüş. köprüyü geçtikten sonra başlayan. lapalar. elmacık kemiklerine Sandwich adalarının kadın mabudu gibi allık sürülmüş bir Meryem Ana heykeli vardır. Altın Aslan Oteli'nin yanında. arabalık.» gibi türlü ilanlarla kaplıdır. otlar orada kendiliğinden. su başında öğle uykusuna yat-. üzeri: «Burası falanın yeridir» yazılı paspaslar mıhlanmış sıraları yandan aydınlatır. Ahalisi. yere serdiler mi. göbekli camlarının ortası şişe dibi gibi düğümlü basık pencerelerinin üçte ikisini örter. «Kutsal Aile» tablosunun bir kopyasıdır ki> bunun da altında «İçişleri Bakanının Hediyesidir» cümlesi yazılıdır. çayır yetiştirmekte inat ederler. çünkü bu kum ve çakıl dolu gevrek toprağı verimli kılmak için bol bol gübre lazımdır. bir ayağında da adalet terazisini tutan bir Gaule horozu oturtulmuştur. yeşil kavanozlar o iki renk ışıklarını uzağa. Kapının üzerinde. Yonville-l'Abbaye. tembel köy. bir ayağını Özgürlük Ya-sası'na basmış. başına pullu bir tül örtülmüş. «Vichy. tarımı düzeltmeye çalışacaklarına hâlâ. Ta uzaktan görülür. yaldızlı . nalbandın ocağı önünden geçilir. kollarını masasına dayamış eczacıyı. sokağın öbür tarafında. Paris'ti bir mimarın planına göre yapılmış belediye dairesi. Büyük mihrabın üzerinde. tam meydana çıkılan yerdedir. sıhhi çikolata. yirmi adım ötede. bir parmaklık arasından. Daha ötede. darcet hapları. «Bu yeni çıkışlara» rağmen. zemin katlarının kapısına da. dökme demirden birer saksı vardır. kiminin dallarına oltalar ve oraklar asılmış sık yapraklı ağaçlar altında oraya buraya dağılmış. parıl parıl yanan armalı levhalar asılıdır. iki tarafına akçakavak fidanları dikilmiş şose. Yirmi kadar direk üzerine çatılmış. şaraphane.halıya mal olur.

Eczacı yazılıdır. rakı getir. odun alaz alaz yanıyor. bir camlı kapının üstünde «Laboratuvar» kelimesi okunur. her zamanki müşterilerinin. istekaların ağır olmasını istiyor.. Homais adı bir daha yazılmıştır. yoksa mezarlar çoğaldı diye keder mi etsin. Bir gün papaz dayanamadı: — Siz ölülerin sırtından geçiniyorsunuz. Kilisenin çan kulesi üzerinde tenekeden üç renkli bayrak dönüp duruyor.. üç acre toprak daha satın alınmışsa da. M.. Lestiboudois! dedi. Bundan başka. rüzgâr estikçe sallanıyor. değil mi? Kırlangıç gelince devirip bir yanını kırar! Sen Polyte'i çağır da arabalığa çekiversin.. yağmur yiye yiye solmuş altın aslan. yenisini alırsınız. Kolera salgınında.. Bovarylerin Yonville'e varacakları akşam. Yeşil meşin terlikli. küçük salondaki üç değirmenci. mutfağın masası üzerine. İnan olsun. mezarlar. Bir kurşun atımı uzunluğunda. patates ekmeğe hâlâ devam ediyor ve: — Ne yapayım.. onlara uzaktan bakarak: — Bir şey değil. tuhafiyecinin kapısına asılı. çamur rengi ispirtonun içinde çürüyor ve otelin büyük kapısı üzerinde. sırtını ocağa vermiş. Onu sağda bırakıp Saint-Jean tepeleri eteği takip edilince. mezarlığı büyütmek için duvarlardan biri kısmen yıkılmış. Yani bir bilardo mu alayım? — Görüyorsunuz ki bunun tutar yeri kalmamış. Anlatacağımız hadiselerden beri Yonville'de hiçbir değişiklik olmamıştır. sürahileri doldur.üzerine mıhlanmış büyük terazilerin arkasında. memlekette bir salgın olunca bekçi. cenaze sıklaştı diye sevinsin mi. kapıya bir küme halinde devam ettikleri için bu kısım boş kalmıştır. Şimdiki oyuncular köşe deliklerinin dar. fino tüyünü andıran kıvırcık yelesini yolculara hâlâ gösteriyor. sabahtan beri belki on beş parti oynayıp sekiz testi elma şarabı içtiler!. doktorla karısının ve hizmetçinin yemekleri hazır edilecekti. Otelci kadın öfkesinden kıpkırmızı kesildi. Homais: — Ne çıkar? dedi. tezgâhın . Artık bileğe bakan kalmadı.. Bilardo salonundaki göç şirketi adamları yine kıyamet koparıyor! Arabalarını da büyük kapının altına bıraktılar. o otelin sahibi dul Madam Lefrançois o kadar telaş içindeydi ki. hem pek çok. eskisi gibi. kamış kafesinde ne kadar kay-gusuzsa bu adam da hayatta o kadar tasasıza benziyordu: İşte Yonville-l'Abbaye'nin eczacısı. biraz çalı çırpı topla.MADAME BOVARY 85 harflerle: Homais. bilardo başından kahkahalar geliyordu. fakat Lestiboudois.. çabuk ol!. Dükkânın dibinde. Ama küçük tarlası yıldan yıla darlaşıyor. Beklediğiniz misafirlere yemekte tatlı diye ne vereceğiz. Dul kadın haykırır gibi: —v Ne? dedi. tencereleri başında uğraşırken alnından iri ter damlaları akıyordu. sırma püsküllü hafif çiçek bozuğu bir adam. çiğ et parçaları arasına yığılmış tabaklar. Bu kapının ortasında. bilemiyor. üzerinde ıspanak kıyılan kütüğün sarsıntısından boyuna titriyordu. Eczacı devam etti: MADAME BOVARY .. size kaç kere söyledim. İnsan zamanına ayak uydurmalı.. yolu döndünüz mü kesiliverir. kendi halinden memnun olmaktan başka hiç bir ifade yoktu. Asıl işinden başka mezarcılık ve kilise hademeliği eden.. Ertesi gün kasabada pazar kurulacaktı. kadife takkeli. iki tarafında birkaç dükkân bulunan sokak (Kasabanın biricik sokağı).. demekten sıkılmıyor. Madame Lefrançois.. birer beyaz kav yumağı gibi. yine de söyleyeyim: Siz bundan zarar göreceksiniz. alaca bezinden iki flama. Monsieur Homais... ısınıyordu. Tellier'ye baksanıza. her şey değişti. başı ucunda asılı saka kuşu. çuhayı yırtacaklar. siyah zemin üzerine yaldızlı harflerle.. Yonville'de görülecek başka bir şey yoktur. Şimdiden etleri kesip tavukları te86 MADAME BOVARY mizlemek. eczacının dölütleri. Yüzünde. boş topraktan istifade edip patates ekmiştir. Üzüntü veren bu söz onu düşündürdü ve bir süre işine engel oldu. dedi. mezarlığa varılır. bunun içindir ki. Kümesten de. hizmetçinin boğazlamak için tutmaya çalıştığı tavukların bağrışmaları duyuluyordu. kömür çatırdıyor. içki getirilmesi için bağırıp duruyorlardı. çorba ve kahve pişirmek lazımdı. Otelci kadın: — Artemise! diye bağırıyordu. onu bile kestiremedim! Aman Allahım!. kendiliğinden yetişiyor!. çok sürmez. böylelikle her cenazede iki katlı kazancı olan bekçi. Elinde kevgiri.

87
— Ne derseniz deyin, onun bilardosu sizinkinden iyi; birinin aklına gelip de, olur a, ya Polonya
veya Lyon'da evi barkı su altında kalanlar yararına vatani bir bilardo müsabakası tertip edilse...
Otelci kadın iri omuzlarını silkerek M. Homais'nin sözünü kesti:
— Biz öyle çulsuzlardan mı yılarız?.. Hadi hadi! Monsieur Homais, Altın Aslan sağ kaldıkça,
müşterisi eksilmez. Bizim sırtımız yere gelmez, ama bir sabah, hem de pek yakında, Cafe
Français'yi kapanmış, kepengine de koca bir yafta asılmış görürseniz hiç şaşmayın!..
Kendi kendine söylenir gibi devam etti:
— Bilardoyu değiştirmeliymiş... Çamaşır katlayıp ütülemek için ne kadar işime yarıyor; hem
av vakti, onun üstünde altı kişi yatırdığım bile oldu... Hivert miskini de nerede kaldı?
Eczacı sordu:
— Beylerin yemeğini çıkarmak için onu mu bekleyeceksiniz?
— O beklenilir mi?.. M. Binet'yi ne yaparız? Görürsünüz, saat altıyı çalar çalmaz, kapıdan girer.
Her işini saat gibi yapmakta eşi emsali yoktur. Daima da küçük salonda yeri hazır olmalı!
Kafasını kesseler başka yerde yemez! Her şeye de bir bahane bulur. Öyle elma şarabını
beğenmez. M. Leon da aksine; onun yedilere yedi buçuklara kadar gelmediği olur; önüne ne
verilse bakmadan yer. Ne iyi delikanlı! Bir kere olsun ağzından sert bir söz duymadım.
— Elbette! Terbiye görmüş bir adamla vergi tahsildarlığı eden bir jandarma emeklisi bir olur
mu?
Saat altıyı vurdu. Binet kapıdan girdi.
Arkasındaki lacivert redingot, zayıf vücudunun etrafına hiçbir buruşuk oluşturmadan dümdüz
düşüyor, tepeden şeritle bağlanmış kulaklıklı meşin kasketin yarı kalkık güneşliği altında,
miğfer giye giye ezilmiş gibi, dazlak alnı gözüküyordu. Siyah çuha yeleği, kıl yakalığı, gri
pantolonu vardı; ayaklarına da kış yaz, parmakları çıkıntılı olduğundan, iki yanı şişkin, pırıl pırıl
boyalı çizmeler giyerdi. Çene kemiğinin altından dolaşıp, ufacık gözlü, kemerli burunlu, donuk
uzun yüzünü bir tarh çevresi gibi kuşatan sarı sakalının bir kılı bile çizgisinden taşmıyordu.
Kağıt oyunlarının hepsinde usta ve iyi bir avcı olan bu adamın
88
MADAME BOVARY
inci gibi de yazısı vardı; evine bir torna almıştı, vakit geçirmek için peçete halkaları yapar, bir
sanatkâr kıskançlığı ve bir «bourgeois» cimriliği gösterip bunları dağıtmaz, evini bunlarla
doldururdu.
Küçük salona doğru yürüdü. Fakat önce oradan üç değirmenciyi çıkarmak lazım geldi; tabağı,
kaşığı, çatalı getirilinceye kadar Binet sobanın yanındaki yerinde ağzını bile açmadan durdu;
sonra âdeti üzere kapıyı kapatıp kasketini çıkardı.
Eczacı, otelci kadınla yalnız kalınca:
— Şu adamın ağzından hiçbir zaman gönül okşayan bir söz çıkmaz! dedi.
Otelci kadın cevap verdi:
— O hep böyledir... Geçen hafta buraya iki yolcu inmişti; kumaş komisyonculuğu
ediyorlarmış. Tatlı dilli, tuhaf iki delikanlı; akşam oturup bir yığın hikaye anlattılar; gülmekten
gözlerimden yaş geldi. İnanmazsınız, M. Binet karagöz balığı gibi, ağzını bile açmadı.
Eczacı:
— Öyle, dedi; herifte hayal yok, dokunaklı bir söz yok, hasılı insanı meclis adamı yapan
özelliklerden hiçbiri yok.
Otelci kadın:
— Ama, dedi, imkânları olduğunu söylüyorlar. M. Homais parladı:
— İmkânları mı?.. Onda ne imkân olur?.. Sonra biraz sakinleşip:
— Belki, dedi, kendi mesleğinde bir değeri vardır. Olur a!.. Biraz durup ilave etti:
— Birçok önemli işleri olan bir tüccarın, yahut bir hukukçunun, bir tabibin, bir eczacının,
zihninin pek meşgul olmasını anlarım; tarih kitaplarında bunun çok örneği vardır. Belki öyle
adamlar kafalarının içinde bir şeyler düşünür. Mesela benim kaç defa başımdan geçti: Bir
etiketin üzerini yazmak için kalemimi masanın üstünde ararım, ararım, bir de bakarım ki
kulağıma iliştirmişim.
Madam Lefrançois o sırada kapıya çıkıp Kırlangıç geliyor mu diye baktı: Ürperiverdi. Karalar
giyinmiş bir adam birdenbire mutfağa girdi. Akşam şafağının son ışıkları içinde, al al yanaklı,
pehlivan yapılı olduğu farkediliyordu.

MADAME BOVARY
89
Otelci kadın, şöminenin üzerine sıra sıra dizilmiş, mumları dikilmiş bakır şamdanlardan birini
alıp:
— Buyurun, rahip efendi, dedi; bir emriniz mi var?.. Ne içersiniz?.. Biraz frenk üzümü şurubu,
bir bardak şarap...
Papaz gayet nezaketle reddetti. Geçen gün Ernemont Manastırında unuttuğu şemsiyesini
aramaya gelmişti; onu akşam evine göndermesini Madam Lefrançois'dan rica ettikten sonra
kiliseye gitmek üzere çıktı; Angelus de (1) çalıyordu.
Ayak sesleri meydandan uzaklaşıp işitilmez olunca eczacı, papazın deminki hareketinin büyük
bir münasebetsizlik oldu-; ğunu söyledi. Onun, sunulan bir kadeh içkiyi reddetmesini, en çirkin,
en pisinden bir iki yüzlülük sayıyordu; M. Homais'ye bakılırsa papazlar kimseye göstermeden
kafayı çekiyor ve yine: «dîme» (2) günlerini getirmeye çalışıyordu.
Otelci kadın papazı savunmaya kalktı:
— Ama o, sizin gibi dört tanesini dizi üzerine kıvırıverir. Geçen yıl bizim samanı boşaltanlara
yardım etti; altı demeti birden kaldırdığı oluyordu, o kadar kuvvetli.
Eczacı:
— Aferin, dedi, siz de kalkıp kızlarınızı böyle güçlü, kuvvetli heriflere gönderin de günahlarını
çıkarsın! Ben, hükümetin yerinde olsam, papazlardan ayda bir kan aldırtırım. Evet, Madam
Lefrançois, her ay, şöyle bol bol bir hacamat, inzibat ve ahlak namına!
— Susun, Monsieur Homais! Siz kâfirin birisiniz. Ne dininiz var, ne imanınız!..
Eczacı cevap verdi:
— Neden olmasın, benim de dinim var, hem benimki, o türlü türlü hokkabazlıklar,
maskaralıklar eden heriflerin hepsi-ninkinden ileri... Bilakis, ben Allah'a taparım. Bizi, vatandaş
ve aile babası vazifelerini görelim diye bu dünyaya getiren, adı ne olursa olsun, bir Yüce Varlık,
bir Yaradan bulunduğuna inanırım. Ama, kiliseye gidip gümüş tabaklar öpmeye, bizden iyi yiyip
içen birtakım soytarıları kesemden beslemeye gereksinme duyamam; çünkü insan Allah'a
saygısını bir ormanda, bir tarla(1) Kilisenin duaya çağıran çanı.
(2) İhtilalden önce kiliseye ve derebeylerine verilen aşar vergisi.
90
MADAME BOVARY
da, hatta eski-zaman adamları gibi, gök kubbeyi seyretmekle de gösterebilir. Benim Allah'ım
Sokrat'm, Franklin'in, Voltaire'in, Beranger'nin Allahıdır., Ben Savua Papazının Amentüsü ile 89
ihtilalinin ölmez prensiplerine taraftarım. Yoksa, bahçesinde elinde bastonu ile dolaşan,
dostlarını balinaların karnına yerleştiren, bir feryat koparıp ölen ve üç gün sonra yeniden dirilen
bir Tanrı kabul edemem. Bunlar, aslında manasız, üstelik fizik kanunlarının hepsine aykırı
şeylerdir; sırası gelmişken söyleyeyim, papazların öteden beri kendileriyle birlikte halkı da
sürükleyip bulanık suda boğmaya zorladıklarına, ne korkunç bir bilgisizlik içinde çürümekte
olduklarına bu da bir delildir.
Sustu; gözleri etrafında bir dinleyici kalabalığı arıyordu; çünkü eczacı, galeyana gelip bir an
kendini, belediye meclisi toplantısında sanmıştı. Ama otelci kadının artık onu dinlediği yoktu.
Onun kulağı, uzaktan gelen bir gürültüdeydi. Toprağı döven gevşek nal şakırtılarıyle karışık bir
araba sesi işitiliyordu; nihayet Kırlangıç kapının önünde durdu.
Bu, tente hizasına kadar çıkıp yolcuların etrafı seyretmesine mani olan ve üstlerini başlarını
kirleten iki koca tekerleğin taşıdığı san bir sandıktı. Dar pencerelerinin küçük camları, araba
kapalıyken, çerçeveleri içinde zıngırdıyordu. Üstlerinde belki kırk yıllık bir toz tabakası vardı ki,
bunun şurasında burasında kalmış çamur lekelerini artık sağanaklar bile temizleyemi-yordu.
Arabaya, en öndeki tek başına, arkadaki ikisi yan yana giden üç hayvan koşulmuştu; inişlerde
arabanın dibi sarsıla sar-sıla yere çarpıyordu.
Yonville ahalisinden birkaçı meydana gelmişti; hep bir ağızdan konuşup haber, izahat istiyor,
sepetlerini soruyorlardı. Hivert hangisine cevap vereceğini bilemiyordu. Köyle şehir arasında
emanetçiliği o yapardı. Dükkânlara gider, kunduracıya kösele, nalbanta demir, hanımına bir fıçı
ringa balığı getirir, terziden ısmarlanmış hotozları, berberden kıtık saç alırdı; dönüşte yol
boyunca, paketleri bahçelerin çitlerinden atarak dağıtır, bunun için ikide bir yerinden doğrulur
ve hayvanları durdurmadan avazı çıktığı kadar bağırırdı.

Başlarına bir iş gelmiş, geç kalmışlardı: Madam Bovary'nin tazısı kaçmış, tarlalar arasında
kaybolmuştu. Tam bir çeyrek saat, belki daha fazla, hayvanı ıslıkla çağırmışlardı. Hatta Hivert,
her dakika onu gördüğünü sanıp, yarım fersah geri dönMADAME BOVARY
¦91
müştü; nihayet yola devam ettiler. Emma ağlamış, kızmış, bu felâketi Charles'dan bilmişti.
Onunla beraber arabada bulunan kumaşçı M. Lheureux, böyle kaybedilmiş köpeklerin uzun
yıllardan sonra efendilerini bulup tanıdıklarını birçok misallerle anlatarak kadını avutmaya
çalıştı.
— Bir tanesi, dedi, İstanbul'dan Paris'e kadar gelmiş. Bir tanesi de dört ırmağı yüzerek geçip
elli fersahlık yoldan dönmüş; babamın da bir tüylü finosu vardı, kayboldu; tam on iki yıl sonra,
babam bir akşam ziyafete giderken köpek onu tanıyıp sokakta sırtına atılmasın mı!..
II
Arabadan önce Emma atladı, arkasından da sıra ile Felicite, M. Lheureux, bir emzikli kadın indi;
karanlık basar basmaz, oturduğu köşede derin bir uykvuya dalan Charles'ı zorla uyandırdılar.
M. Homais karşılamaya çıkıp kim olduğunu bildirdi; Hanımefendiye ve Doktor Beye saygılarını
sundu, onların hizmetinde bulunabilmiş olmaktan zevk duyduğunu söyledikten sonra ahbapça
bir eda takınıp kendini davete cesaret ettiğini, zaten karısının Yonville'de olmadığını anlattı.
Madam Bovary, mutfağa girince sobanın başına gitti. İki parmağının ucu ile elbisesini dizkapağı
hizasından tuttu, topuklarına kadar kaldırdı ve siyah potinli ayağını, kızaran koyun butunun
üzerinden aleve doğru uzattı. Ateş onu baştan ayağa kadar aydınlatıyor, berrak bir ışık halinde
elbisesinin dokusuna, beyaz teninin düz gözeneklerine, hatta arada bir kırpıştırdığı gözlerinin
kapaklarına doluyordu. Yan açık kapıdan rüzgâr estikçe kadının üzerinden büyük bir kırmızı
renk geçiyordu.
Sobanın öteki tarafmda, san saçlı bir delikanlı Emma'ya sessiz sessiz bakıyordu.
Noter Guillaumin'in yanında kâtiplik ettiği bu Yonville'de pek sıkıldığı için M. L6on Dupois (Altın
Aslan Oteli sürekli müşterilerinin ikincisi işte bu gençti), belki akşam konuşulacak bir yolcu
iniverir ümidiyle yemek vaktini uzatırdı. İşini bitirdiği günler, ne yapacağını bilmediğinden, tam
saatinde gelip çorbadan peynire kadar M. Binet ile baş başa oturmaya çaresiz katla92
MADAME BOVARY
nırdı. Otelci kadın, o akşam yemeğe yeni gelenlerle beraber oturmasını teklif edince M. Leon
sevinçle kabul etti. Büyük salona geçtiler; Madame Lefrançois şatafatlı olsun diye, dört kişilik
sofrayı oraya kurdürmuştu.
Homais, nezleden korktuğu için, takkesini çıkarmamasına müsaade istedi. Sonra yanına oturan
Emma'ya dönüp:
— Hanımefendi hiç şüphesiz biraz yorgundur, dedi. Bizim Kırlangıç'ta insan öyle fena sarsılır
ki!
— Öyle ama, dedi, yolculuk her zaman hoşuma gider; yer değiştirmeyi pek severim.
Noter kâtibi içini çekerek:
— Mıhlanmış gibi hep bir yerde kalmak, dedi, ne kadar sıkıcıdır.
Charles atıldı:
— Siz benim gibi hep at sırtında dolaşmaya mecbur olsaydınız...
Leon, Madame Bovary'ye hitap ederek:
— Bana öyle geliyor ki, dedi, dünyada bundan tatlı bir şey olmaz. Ama elimizde olursa... diye
ilave etti.
Eczacı:
— Zaten, diyordu, tababet icrası bizim buralarda öyle pek ağır değildir; zira yollarımız araba
kullanmaya uygun olduğu gibi, çiftçilerimizin hali, vakti yerindedir, ücreti esirgemezler. Sıhhi
durum açısından bağırsak iltihabı, bronşit, safra hastalıkları vesaire gibi alelade
vakalardan başka hasat vakti ara sıra sıtma nöbetleri gözükürse de öyle tehlikeli, kayda değer
özel bir şey yoktur; ancak birçok sıraca vakaları vardır ki, bunların da sebebi, hiç şüphesiz,
köylerimizdeki evlerin sıhhi koşullar açısından pek acı bir halde olmasıdır. Bir de şunu
söyleyeyim ki, Monsieur Bovary, hayli batıl itikatlarla mücadeleye mecbur olacaksınız; ilminizin
gayretleri karşısına her gün, alışıklık, görenek mahsulü birtakım inatlar çıkacak; çünkü hâlâ,
hekime veya eczacıya müracaat lazım geldiği yerde dokuz gün tövbelerine, kutsal emanetlere,

Ev sahibinin bu iltifatına kızardı. hidrojen ve toprağın türabı nebatisini kendine çekerek. Son cümlelerin karışıklığı. fakat cesaret edemedim. dedi. isteyerek bırakılmıştır. rüzgârlar. civarda gezilecek yerler var mı? — Pek az. malumat veriyordu. mamafih bu ısı. ona Yonville'in başlıca sakinlerinden bahsediyor. Homais. tabağına eğilerek delikanlının sözünü kesti: — Onun sözüne bakmayın. hayli dert çıkarıyordu. güneşin batışını seyrederim. (N.. karlı dağların o heybetli. Bununla beraber. hatta yörede doksanına ermiş birkaç kişimiz var. ırmağın neşrettiği su buharı ve çayırlarda birçok hayvan bulunması yüzünden— malumunuzdur ki o hayvanlar bir hayli amonyak. Homais. yani İngiMADAME BOVARY 93 üz ölçüsünde elli dört eder.A. yani güney tarafından güneydoğu rüzgârları tadil eder ki. gelecek yıl hukuk tahsilimi bitirmek üzere Paris'e gideceğim. ibadete. buna hiç hayret etmem. ' .. doğrusu buraların iklimi hiç de fena değildir. bir aktör gibi tane tane söylüyordunuz. geldiği.. — Theatre des Italiens'i bilir misiniz?. ancak birkaç bileşim bıraktım. ama bilhassa deniz kıyısından seyredilmeli. delikanlı ile konuşmasına devam ederek: — Bari. Madame Bovary.. dedi. kitabımı açar. Bazen pazar günleri oraya gider. Bu Reaumur-de". Sellerin ortasında inanılmayacak kadar büyük çam ağaçları. bir de Tuvache ailesi vardı ki. çağlayanların letafeti. hislerimiz daha serbestçe açılıyor. M. azami yirmi dört. Seine nehrinde kendiliklerinden serinleşir ve bize bazen birdenbire. bütün bu tebahhuratı birbirine karıştırıp bir huzme halinde toplayarak ve bir yandan da kendiliğinden havâ-yı nesimîde bulunması muhtemel elektriğe karışarak. Emma sordu: — Hangi müziği tercih edersiniz?. Rusya meltemleri gibi estikleri olur (1). nihayet sıcak memleketlerde olduğu gibi birtakım sıhhate zararlı miyasmoslar hasıl edebilir. ormanın kenarında Otlak denilen bir yer var. size de öyle gelmiyor mu? — Dağ manzaraları da öyledir. uçurumlar kenarında asılı kulübeler. göllerin şiiri. böyle olmakla beraber bu harareti. o zaman görürüm. Böyle manzaralar herhalde insanı coşturur. insanı hülyalara daldırır. . en sıcak mevsimde yirmi beş. öbür yandan Saint -Jean tepesi batı rüzgârlarına karşı muhafaza eder. aslında olduğu gibi. Noterin servetinin neye bağlı olduğunu kimse bilmiyordu. azizim! Geçen gün odanızda Ange Gardien'l (Koruyucu Melek) bir söyleyişiniz vardı. Madame Bovary. fazla değil! —Gerçekten. Termometre (gözlemleri kendim yaptım) kışın dörde kadar iniyor.papaza başvuranlar oluyor. — Bence güneşin batışı kadar hayranlığa değer hiçbir şey yoktur. bulutlar (1) Homais'nin ukalaca nutuklarını tamamıyle eski dile çevirmek belki daha doğru olurdu. — Daha bilmiyorum. 94 MADAME BOVARY açılınca da ayaklarımızdan bin kadem aşağıda boydan boya vadiler gözükürmüş. birer dev gibi duruşu akla hayale sığmaz diyor. — Şüphesiz Alman müziğini. Madame Bovary cevap verdi: — Seyretmesi bile ruhu yükseltip insana sonsuz ideal fikirleri ilham eden o sınırsız uzaklık üzerinde zekâmız. ikinci katın meydana bakan bir odasında otururdu.). Küçük dağın tepesinde. hayalini daha çok coşturmak için gidip muhteşem bir manzara karşısında piyano çalarmış. daha doğrusu gelmesi icap ettiği taraftan. bizi bir yandan Argueil ormanı kuzey rüzgârlarına. Akrabamdan biri geçen sene İsviçre'de seyahate çıkmıştı. fakat M. vecde sevkeder! Bir müzisyenden bahsederler. Sizi laboratuvanmdan dinledim. Leon gerçekten eczacının evinde. ama pek severim. başka bir deyişle Fahrenheit'te. yani azot. Leon: — Ah! dedi. onların hakkında hikayeler anlatıyor. alçakgönüllülüğünden öyle söylüyor. ben denize bayılırım. Kadın sordu: — Siz müzikle meşgul olur musunuz? — Bir şey çalmam. insanı mest ediyordu. otuz dereceye yükseliyor. hekime dönmüştü. Ne diyorsunuz.

hiçbir şeyi aklı almıyor. yazın oturup soğuk bira içmek için bir de kameriye yaptırdı. Buchy. bunun için ben daima. iri iri kara gözlerini ona dikerek: — Değil mi?. vb. hülyamızı inciten bin bir hali arasında. Emma: — Çok doğru!. Evin bir hekim için en büyük iyiliği. . Leon: —Bilmem size de hiç oldu mu?.. dedi. ağaçlıklı bir yola açılan. — Bunun içindir ki ben bilhassa şairleri severim. Bazen insan bir kitapta kendinin de aklından geçmiş bir fikre. kimse görmeden girip çıkmaya müsait bir kapısı bulunmasıdır. ona kaç kez biraz jimnastik yapması söylenildi ama odasına kapanıp kitap okumayı tercih ediyor. lamba yanarken ateşin başına oturup bir kitap açmaktan daha tatlı ne var ki? Emma. Çok doğru!. Rousseau. Zaten bir ailenin hoşuna gidecek her şey var: Çamaşırlık. korku veren öyküleri seviyorum. Hayatın. görür gibi olduğunuz ülkelerde dolaşırsınız. insanı daha çok ağlatıyor. onların elbiseleri altında kendi kalbiniz çarpıyor sanırsınız. Neufchâtel. en iyi yazarların eserlerinden meydana gelmiştir. dedi.Eczacı: — Şu kaçan Yanoda zavallısından bahsederken muhterem zevcinize de anlatmıştım. diyordu.. mutluluk tablolarına bağlayabilmek ne kadar tatlıdır. bana öyle geliyor ki. Forges. yemiş kileri... bilardo salonunun kapısını boyuna yarı açık bırakıp mandalın duvara çarpmasına sebep oluyordu. Burada hayattan uzak yaşayan benim biricik zevkim. Leon: — Ben de öyleyimdir. düşünceniz hayalle sarmaş dolaş olarak ayrıntılar içinde oynar. Yanoda keyfini bilir. saf sevgilere. bunların arasında.. Şiiri nesirden daha kalbe yakın buluyorum. en ince hissinizi anlatıyor sanırsınız. ama insan Yonville'de okunacak çok bir şey bulamaz ki!. Walter Scotte. oturma odası. şimdi ben bilakis bir solukta okunan hikayeleri.. dedi. Emma: — Ama. saatler akıp geçer. dedi. İki buçuk saattir sofradaydılar. Hiç kımıl-damaksızın. her şeyi unutuyor. o eserler kalbe tesir etmediği için. dedi. ılımlı duygulan anlatan romanlardan nefret ediyorum. bütün kütüphanem emirlerine amadedir. sonunda insanı yoruyor. sanatın asıl amacından ayrılmış oluyorlar. L'Echo des Feuilletons. Charles: MADAME BOVARY 95 — Bizim hanım öyle şeylerden hoşlanmaz. tâ derinden hatıra gelen silinmiş bir hayale rastgelir ki bu. masraftan kaçmaz bir adamdı! Bahçenin bir ucunda havuz başına.. dedi. akşam rüzgâr pencereye vurur.. Noter kâtibi: — Hakikaten. dedi. Delille. onun yaptığı delilikler sayesinde Yonville'in en rahat evlerinin birinden istifade edeceksiniz. Hayatta çok rasgelinen alelade şahısları. Emma: — Onu ben de hissettim. dedi. Leon devam ediyordu: — İnsan bir şey düşünmez. biricik eğlencem bu. Bu son sözleri duyan eczacı: — Hanımefendi kabul etmek lütfunda bulunurlarsa. kilerli mutfak. kira ile kitap veren bir kütüphaneye abone oldum. hanımefendi bahçe işleri ile uğraşmasını severse. eski çarıklarını taşlar üzerinde avare avare sürükleyerek tabakları birer birer getiriyor. bundan başka çeşitli günlük yayınlar da vardır ki. şahıslara karışır. Yonville bucakları ve civarı muhabiri olmakla onur duyduğum gündelik Ruen Feneri de vardır. çünkü hizmetçi Artemise. 96 MADAME BOVARY Emma: — Burası da şüphesiz Tostes gibi. düşüncemizi sûylu yaratılışlı insanlara. yahut serüvenlerin çevresini izler. her şey. dedi. Voltaire.

dimdik tutuyordu. seve seve edebiyat sözü ederdi. dükkândaki işinden başka. dördüncüsü de bu. Fakat otele girdiği zaman sofra başında yalnız M. yeni kadriller. Pazar yerinin direkleri. olayların ayn yerlerde aynı biçimde olabileceğine inanmıyordu. Emma'nm başı ile yaptığı hareketlere göre yüzünün alt kısmı. perde demirleri. Duvarlar yeniydi. evin önündeki meydanda gördü. Le"on o gün akşama kadar saatin altıya gelmesini bekledi. mademki hayatının geçen kısmı fena olmuştu. Kızıl saçları arasına saman çöpleri karışmıştı. Binet'yi gördü. Monsieur Bovary ile hanımını bekliyordu. şimdi bulundukları Yonville. yaldızlı değnekler. Madame Bovary'ye. Hem. Eczacı. Homais'nin uzaktan akrabasıydı. Emma. kapıdan girer girmez. ayağını Madam Bovary'nin oturduğu iskemlenin çubuklarından birine dayamıştı.Leon konuşurken. ahşap basamaklar gıcırdıyordu. yarı sis içine gömülmüş. uşaklık da ederdi. onlar böylece yan yana. tatlı bir eda ile o yakaya gömülüyor veya hafifçe meydana çıkıyordu. Eskiden o kadar iyi söyleyemeyeceği şeyleri nasıl olmuş da ona. şarabı tadıp iyisini seçti ve fıçının bodrum katına yerleştirilip yerleştirilmediğine baktı. az sonra da sofradan kalkıldı. Charles ile eczacı konuşurlarken. genellikle. \ Emma. bununla dördüncü defa olarak bilmediği bir yerde yatıyordu. şişeler. bunların her biri de hayatında sanki yeni bir safhanın başlangıcı olmuştu. Kadının boynunda mavi ipek bir boyunbağ vardı ki bu. birbirini açan sözlerin dönüp dolaşıp ortaklaşa bir yakınlığın değişmez merkezine götürdüğü çeşitli konularda bir sohbete dalmışlardı. bundan sonrakinin daha iyi olacağından kuşkusu yoktu. evlerine götürmek üzere. fitilli bir patiska yakayı. sandalyelere yığılmış şilteler. hiz-* metçiden başka. Bilgisi ile M. Leon başını kaldırıp selam verdi. MADAME BOVARY 97 Fakat hekimin evi. hiç farkına varmadan. Sanki bir yaz gecesiymiş gibi toprak gıpgriydi. üçüncüsü Vaubyessard'da. Homais'nin saygısını. sol bacağından topallıyordu. Paris'in tiyatroları. kendi elma şarabı aldığı adamı özel olarak çağırttı. Justin. eşyayı getiren iki hamal her şeyi gelişigüzel bırakıvermişlerdi. Birinci kattaki odaya. o zamana kadar bir hanım'la durmaksızın iki saat konuştuğu hiç olmamıştı. Hayal meyal ağaç tepeleri ve daha ötede. bilmedikleri kibarlar âlemi. yere konuvermiş leğenler vardı. tavla uşağı da. alışveriş edeceği dükkâncılar hakkında bilgi verdi. Birincisi rahibeler okuluna girdiği gün. perdesiz pencerelerden beyazımtırak bir ışık giriyordu. Emma'nın oturmuş olduğu Tostes. terbiyesi yerinde bir insan olduğu söylenirdi. Öteki eline de papazın şemsiyesini aldı ve yola düzüldüler. Bir gün önceki yemek onun için mühim bir hadiseydi. yere büyük gölgeler seriyordu. Evin ortasında karmakarışık konsol çekmeceleri. sıvalann soğukluğunun omuzlarını nemli bir havlu gibi kapladığını hissetti. O. politika bahsinde taş-MıB 7 98 MADAME BOVARY kınlık etmezdi. Kasaba uykudaydı. otelden ancak elli adım ötede olduğundan. Yonville'de onun edebi. eve acıdıkları için almışlardı. bir genç için ne güzel şey. elinde bir fener. III Ertesi sabah uyanınca noter kâtibini. utangaç bir çocuktu ve yan sıkılganlıktan. Kahve getirildikten sonra Felicite" yeni evde odayı hazırlamaya gitti. ve akşam yemeğinden sörira kağıt oynamayacaksa. birtakım meziyetleri de vardı: Suluboya resim yapar. sık sık çocukları gezmeye götürmek nezaketini gösterdiği için de Madame Homais'nin sevgisini kazanmıştı. eczacı çırağı Justin de dadılık ederdi. M. Kendisi henüz gecelik elbisesi ile idi. nota okumasını bilir. Yaşlı kimselerin ileri sürdüğü düşünceleri dinler. hemen vedalaşıp ayrılmak lazım geldi. yan hislerini saklama isteğinden gelen bir çekingenliği vardı. hem de öyle bir dille. anlatabilmişti?. ikincisi Tos-tes'a vardığı zaman. yemeğin sonuna kadar her şeyi gözden geçirip her şeyden bahsettiler. o pek arsız ve biraz da anaları gibi hantal çocuklara.. Madam Lefrançois küllerin başında uyuyakalmıştı. doğrusu iyi bir komşu olduğunu gösterdi. tereyağının . Emma selamı çabucak iade edip pencereyi kapadı. Daima üstleri başları berbat. Emma. ay ışığı vurdukça ırmak boyunca bir buhar tabakası yükselen çayır gözüküyordu. roman isimleri.

artıyordu. eczaneyi satılmış. başında serpuşu ile. sonra. Hem bir külçe gibi hareketsiz. kadına sarılır. o anda aklına gelen türlü türlü tatlı. beynine kan hücum edip ölecek sandı. annelerin şefkatini iştahlandıran o hazırlıklarla gönül eğlendirmedi. zangoçluk ve mezarcılık vazifelerinden başka. her şeyden korkulurdu. esmer olacak. sabahleyin. çoluğunu çocuğunu göz yaşları içinde perişan. devamlı bir his peyda olacaktı. İnsan hayatını boydan boya biliyor ve hayat sofrasına. Baba olacağını düşündükçe haz duyuyordu. kendini rutubetli zindanlara atılmış. ihtirasları ve memleketleri dolaşır. Eczacının kulakları çınlamaya başladı. hatta boyacıların bıraktığı bir parça boya ile. Kadının kurtulması yaklaştıkça Charles'm da sevgisi. arkasında kalın kürklü cüppesi. heyecanı geçsin. hanımın elbiseleri ve göç için o kadar masraf olmuştu ki. diplomasız şahısların hekimlik yapmalarını yasak eden birinci maddesine aykırı hareket etmişti. M. «annecik» der. ev sahiplerinin isteğine göre gündelikle veya götürü olarak Yonville'in başlıca bahçelerine bakan Lestiboudois ile pazarlık etti. Şimdi hiçbir eksiği yoktu. jandarmaların koca çizmeleri ile dolaştıkları. bu yüzden birtakım gizli ihbarlar üzerine Rouen'a. korse-siz kalçalarının etrafına yumuşacık gevşek etlerin doluşunu seyrettikçe. Homais. Karısının uzaktan tembel tembel gelişini. Eczacının bu kadar yakından ve dostça paralanması sadece başkalarına bir hayrı dokunmak ihtiyacından gelmiyordu. Oğlan istiyordu. gönül ferahlığı ile oturuyordu. hatta kaybolmuştu. Emma önce büyük bir şaşkınlık duydu. dünyaya getireceği çocuğun bit erkek olması fikri. serbesttir. üç bin ecu'dan fazla tutan drahoma. Charles kederliydi. 100 MADAME BOVARY Fakat Charles her yemekte çocuktan bahsettiği için Emma da onu devamlı bir surette düşünmeye başladı. Bir yere oturup saatlerce hiç konuşmadan öyle duruyor. iki kolunu dayayıp. engellerden atlar. şakacı sözler söylerdi.. Fakat belediye reisinin ona kini vardı. yine eskisi gibi. eczaneyi bir süre bırakıp hekimle yarenlik etmeye giderdi. bunun için. dükkânın iç odasında ufak tefek hastalıklara bakmaya başlamıştı. sanki geçmişteki aczlerinin intikamını aldıracak bir ümitti. kavanozları dağıtılmış bir halde görür gibi oldu. Fakat istediği gibi masraf edip pembe ipek cibinlikti sepet beşik. tavan arasının duvarlarını süslemeye kalktı. ne de olsa. koltuğunda yorgun argın vaziyetler takındığını gördükçe sevincinden çıldı-rıyordu. onu köyün işçi kadınlarından -birine ısmarlayıp kendisi bir çöpüne karışmadı. o kadar ki. Koridorda. Kadının ise önüne her zaman engeller çıkar. Aralarında yeni bir ilişki belirip vücutlarını yaklaştıracak ve sanki daha girift bir birlik bağı. Tostes'taki tamirat. dansettirmek ister ve yarı güler. Çok şükür ki karısının gebeliğini düşünmek. Hizmetinde bulunup M. Krallık savcısının huzuruna çağırılmıştı. yarı ağlar bir eda ile. ona gazete'yi götürür ve çoğu zaman da. daha uzaktan da. Hasta gelmiyordu. hem de kolay eğilip bükülen bir yaratık olan kadının başında. Bunun içindir ki her sabah Homais. ta başlanbıcından bir derece sönükleşti. kilitlenen kapı gürültülerine benzer sesler duyuluyordu. 19 Ventöse XI tarihli kanunun. öğleden sonra. mesMADAME BOVARY 99 lektaşları da çekemiyorlardı. çocuk takımı ile uğraşmaktan vazgeçti. Yavaş yavaş bu ihtarın hatırası zayıflamış. bunların altında kendisinin de bir çıkarı vardı. şişeleri. Vakit geçirmek için evinde ırgatlık etti. iki yılda eriyivermişti. analık denen şeyin ne olduğunu anlamak için kurtulmayı arzu etti. gürbüz. O yüksek adliye memuru M. ayakta kabul etmişti. adını Georges koyacak. belki de sevgisi. Erkek kısmı. Bovary'yi kendine çekmekle onu minnettar etmiş ye sonradan işin farkına varırsa söz etmesini önlemiş olacaktı. işlemeli takkeler yaptıramadığı için hüzne kapıldı. Hem Tostes'tan Yon-ville'e taşınırken bir sürü eşya hasara uğramış. Yerinden kalkar. en uzak saadetlere dişlerini geçirebilir. karşı karşıya oturup ona doyasıya baktıkça. Bu. bu tatlı tasa unu avuttu. Homais'yi özel odasında. mahkeme saatinden önce oluyordu. muayene odasına kapanıp uyuyor veya karısının dikişini seyrediyordu. kanunun . elleri ile yüzünü okşar. Böylece. vücudunun rehaveti. arabanın fazla sarsıldığı bir sırada Quincampoix kaldırımına düşüp tuzla buz olan alçı papaz da caba!. Fakat para meseleleri zihnini işgal ediyordu.ucuza alınması için çare öğretti. aklı başına gelsin diye bir kahveye girip bir kadeh rom ile Seltz suyu içmek zorunda kaldı.

M. İradesi. çocuğun getirilmesini istedi ve onu. Hediye olarak müessesesi matahlarının hepsinden birer parça. şimdilik birkaç kutlama sözü ile yetindi. şimdi o isim moda oldu. artık bu ada karar verildi ve Rouault Baba gelmeyeceği için.'kenr dişini tövbekar ve Hıristiyan yaptı. fakat papaz alayının o parçalardan kendi melanetleri için faydalandıklarını düşündükçe yüreğini üzüntü kaplardı. sonra İsa. Çok geçmedi. bir kavanoz dolusu nişasta peltesi. o da. seher vakti. yani altı kutu hünrlap. dört çocuğuna da bu usûl üzere ad koymuştu. Onun başlıca güzel parçalarını okudukça heyecana kapılır. Leon'la konuşuyorduk. ama Yseult veya Leocadie'yi daha iyi buluyordu. Böyle mukaddesatın alaya alınması. Homais araya girdi ve papazı yerine oturttular. her rüzgârın etkisi ile çırpınır. Athalie tragedyasındaki fikirleri kınamakla beraber üsluba hayrandı. MADAME BOVARY 101 ünlü bir olayı veya yiğitlik gösterir bir kavramı hatırlatan isimlere sevgisi vardı. Amanda. Nihayet Emma.. ama At-halie. Likörlere sıra gelince M. hem de onunla şöyle bir çeyrek saat tartışmak isterdi. M. saat altıda doğurdu. Charles kızma anasının adını koymak jstedi. hiçbir şey olmamış gibi. Fransız tiyatrosunun en ölmez usta işine karşı bir anmaydı. aralık kapıdan. Nekahat günleri sırasında. meydanda çubuğunu içmeye giderken giydiği gümüş şeritli asker külahı ile köy halkının gözlerini kamaştırdı. Irma belki sadece romantizme bir tavizdi. nihayet Bovary baba. önce bir günahkâr kadındı. Ayin gününün akşamı bir ziyafet çekildi. daima sürükleyen bir arzu ve yine daima engel olan bir ahlak düşüncesi vardır. Fakat Charles'ın annesi kızıp böyle günahkâr kadın (2) adının lafını ettirmedi. Emma başını çevirip bayıldı. sanat vadisindeki hayranlıklarına engel olmaz ve düşünürlüğü. kafalar kızıştı. vaftiz babası olması M. Önce Clara. dedi. hayal ile taassubu birbirine ka-rıştırmazdı. Bir pazar günü. Eczacı: -----. ruhunu saran bu birbirine aykırı hisler arasında. vaftiz analığı etmiş olan ihtiyar Madame Bovary de İmparatorluk zamanından kalma bir şarkı okudular. dedi. bir dolaptan bulup çıkardığı altı çubuk nöbet şekeri verdi. Bovary baba Tanrılar Savaşı'ndan bir parça okuyarak karşılık verince papaz gitmeye kalktı. Napoleon şan ve şerefi. yarı bıraktığı kahvesini içmeye başladı. Vaubyessard şatosunda Marquise'in bir tazeyi Berthe diye çağırdığını hatırladı. ayrıca da. (1) Takvimlerde her gün azizeden birinin yortusu olarak gösterilir. Homais'den rica edildi. Böylece. şahıslara öfkelendiği halde onların nutukları ile coşardı. Emma kızına bir isim bulmak için hayli uğraştı. kararsız. şapkasının bir şeritle tutturulmuş tülü gibi. İçkiye de pek 102 MADAME BOVARY . rahip Bournisien'i öfkelendirdi. Çocuğu görmek istedi ve onu vücutça iyi bulduğunu söyledi. elâ-leme danışıldı. Çünkü. Eczacı. hassaslığını boğ-mazdı. Takvim (1) baştan aşağı gözden geçirildi. Franklin de hürriyeti temsil ediyordu. Leon bir Venedik havası. eserin ruhuna lanet ediyorsa da bütün ayrıntıları alkışlar. üç hokka hatmi murabbaı. Charles: — Kız!. Madame Homais ile Altın Aslan oteli sahibi Madame Lefrançois koşarak göz aydına geldiler. bir büyük adamı. Homais'nin ise. Galsuinde hoşuna gitmişti. Homais İyilerin Tannsı'm tutturdu. hanımlar yalvanyorlardı. ama. saygılı bir adam olduğundan. öyle ki. Louisa. Charles'ın babası Yonville'de bir ay daha kalıp sabahları. Homais'nin felsefi inançları. Emma razı olmuyordu. M. Örneğin. (2) Maria-Magdelane.emrettiği itaatler gibi düşmanları vardır.Geçen gün M. papaz da gelmişti. hem Racine'e iki eli ile taç giydirmek. çocuğun adını Madeleine koymayışınıza hayret ediyor. başından aşağı bir bardak şampanya dökerek vaftiz etti. Atala gibi sonu İtalyan isimlerine benzeyenleri birer birer düşündü. farklar gözetmesini bilir.

Öğle vaktiydi. Rouen'li bir şapkacının oğlu olan bu çocuğu. Emma yürürken kendinde bir halsizlik hissediyordu. sokağa doğru ilerleyen tentenin gölgesi altına girdi.» diyerek kadını belinden yakalıyordu. kırmızı basmadan bir gömlek asılıydı. yan yana. Viyana'dan. Çocuk.. yavaş yavaş yürüyorlar. hoş sohbet gözüküyor. Marangoz köyün ta ucunda. Rollet'nin evine doğru yürümeye başladı. kucağında meme emen bir çocukla çıkıp geldi. Bu odada bulunan lüzumsuz şeylerin sonuncusu da. sanki kıvılcımlar çatırdıyordu. diye söze başladı. Tam o sırada M. M. camlarından biri kırıldığı için. köye bırakmışlardı. babası ile anası. hem nazik. diye sordu ve kâtipten aldığı «hayır» cevabı üzerine. boyun atkıları güzel koksun diye gelininin bütün kolonyalarını harcadı. Çitlerin delikleri arasından bakılınca. zemin katında bulunan biricik odanın dibinde. Kurtbağrılar. Kapının arkasındaki köşede. ticaretle-riyle fazla meşgul oldukları için. «Madame Bovary'nin kendini lekelemekte olduğunu» söyledi. ağzına tavuk tüyü takılmış zeytinyağı şişesinin yanına parlak çivili pabuçlar dizilmişti. Ağır bir rüzgâr esiyordu. Emma. kocasının. Bovary hiçbir şeyden çekinmeyecek adamlardandı. subaylık zamanından. doğramacının karısına. sıcak havada uğulda-yarak uçuyordu. bulaşık musluğunun taşı altında. bahçede olsun: «Charles. karışmam ha!. oğlunun hesabına yazdırtırdı. mavi göğün sert ışığı altında parıl parıl yanan arduaz taşlarından damların tepesinde. fundalıklardan yükselen böğürtlenler hep çiçek açmıştı. bağlı inekler görülüyordu. Emma: — Bir işiniz var mıydı?. pencerelerin tahta kepenkleri kapatılmıştı. Leon: — Arzu ederseniz. Evin. Belki daha ciddi endişeleri de vardı. belediye reisinin karısı Madame Tuvauhe. gübrede yuvarlanan bir domuz veya boynuzlarını ağaç gövdelerine sürten. Sütninenin evine varmak için. hiç şüphesiz bir lavanIf . yüzü gözü çıban içinde. ama devama cesaret edemedi. eve mi dönsem. Bir eli ile de. mezarlığa gidermiş gibi sola sapmak ve basık evlerle bahçeler arasında. Leon. yere ekili birazcık marul. önüne gölge salan bir koca ceviz ağacından tanıdılar. .düşkün olduğundan sık sık hizmetçi kızı Altın Aslan'a gönderip bir şişe Fransız rakısı aldırtır. sokak geçildikten sonra. küçük bir oğlanın elinden tutmuştu. Evi. bulunduğu ziyafetlerden bahsediyor. O zaman ihtiyar Madame Bovary. çitin üzerine de Amerikan bezinden bir yatak örtüsü serilmişti. önlerinde bir sürü sinek. koltuğunun altında bir tomar kağıtla. araba yolu ile çayırlar arasında otururdu. Tahta perde kapısının açıldığını duyunca sütnine. yaban gülleri.. Leon'a dayanıyor. çakmak taşları. merdivende olsun. MADAME BOVARY 103 Daha o akşam Yonville'de bunu duymayan kalmamıştı. Madame Bovary kızını görmek üzere yola çıktığını. fakat şimdi bir yorgunluk duyduğunu anlattı. metreslerinden. kaldırımın çakılları ayaklarını zedeliyordu. sütnineye verilmişti. mum ve kav parçaları arasına bir Mathieu Laensberg atılıvermişti. Dikenli çite dayanmış çalı demetleri. Gelip kadını selamladı ve Lheu-reux'nun dükkânı önünde. bir gün Emma onu birdenbire özledi ve kırkı çıkıp çıkmadığını hesaplamadan. sizin çocuk içeride uyuyor. yavşan otları. kendisine yoldaş olmasını rica etti. dedi. iki tarafında kurtbağrı ile dolu bir küçük yolu tutmak lazımdı. orada bir kapıdan çıktı. kulübelerin önünde. Leon da adımlarını kadınınkine uyduruyordu. genç kadının fikirleri üzerinde kötü bir etkisi olmasından korkarak bir an önce köye dönmeye karar verdi. yoksa bir yere girip otursam mı diye bir düşündü. el örtüsü çorap. etrafta ne olduğu pek anlaşılmaz birkaç pırtı. tozlu şöminenin üzerine. Herif dünyayı dolaşmıştı: Berlin'den. oğlunun saadeti yıkılacak diye kaygılandı ve böyle devam ederse. hizmetçisine. Emma onunla konuşmaktan hiç de sıkılmıyordu. cılız. İkisi. üzerine yuvarlak bir mavi kağıt yapıştırılmış pencerenin önünde bir hamur teknesi duruyordu. hatta bazen.. dağın eteğinde. duvara dayalı perdesiz geniş bir karyola vardı. Sütnine: — Buyurun. Damı kara kiremit örtülü bu basık evin çatı deliğinden aşağı bir soğan hevengi sarkıyordu.. ısırganlar. Strasbourg'dan. lavanta çiçeği ve sırıklarında çiçek açmış bezelyenin etrafını çeviriyordu. Pis bir su akıp otların üzerine yayılıyordu.

istediğiniz ne ise çabuk söyleyin. ırmağa kadar inen birkaç basamak merdivenleri bulunan bahçelerin duvarları.. Leon'un koluna girdi. Köylü kadın Emma'yı bir kara ağacın altına çekti ve kocasından bahsetmeye başladı.. uzun ince otlar. belli bile olmaz!» diyerek yakayı silmeye başladı. Bakkal Camus' ye lütfen söyleyiveriniz de lazım oldukça bana biraz sabun versin.... sonra yavaşladı ve etrafa gezdirdiği gözleri. her kelimede bir içini çekerek: — Peki. bilmem istediğim pek çok mu oldu?.. boru çalan. koşar gibi akıyor ve bir serinlik hissi veriyordu. dedi. yerde. dallan düşmüş ihtiyar söğütler. sabahları sütle içerim. Sütnine hemen koştu ve: «Yer etmez. gözleri ile bir terbiyesizlik etmiş olmaktan korkarak başını çevirdi. Annesi onu yorgana sarıp kucağına aldı ve iki tarafına sallayarak ninni söylemeye başladı. Yaralan göğsünde fena fena sızılar bıraktı.. Yonville'e. Elma şarabından zayıflıyorum. dil gibi yumuşacık ayakları var. diye tekrar ediyordu. Madame Rollet. sabredip kadının teşekkürlerini de dinledikten sonra yürüdü. dedi. — Çabuk olun. ırmak boyundan döndüler. dedi. M. Emma'nın çocuğu. düz ve güzel taranmış saçları omuzlarına doğru iniyordu. Sütnine yerlere kadar eğilerek: — Söyleyeyim. yazı takımında özel bir makas bulunduruyordu. incecik ayaklı bir böceğin konup yürümesi görülüyordu. Emma onun tırnaklarına da dikkat etti: Yonville'de kimseninki o kadar uzun değildi. Artık can sıkıyorsunuz! — Ah hanımcığım. Sütnine. bana yarım kilo çekilmiş kahve bıraksanız. benim rahatsız etmemden kurtulursunuz. bunun içindir ki genç kadınla yol arkadaşı yürürken. —Bir kez daha selam verdi— gönlünüzden ne zaman koparsa —(gözleri yalvanyordu)— bir testicik Fransız rakısı gönderiveriniz.de yamaç daha genişlediği için. kamışların ucuna veya nilüfer yaprak-. onunla çocuğun ayaklarını uğarım. ayaklarının hep bir sesle toprağa . Bazen.. Bir süre hızlı hızlı yürüdü. kocasının işinden kazandığı. habire gece kalkmanın ne kadar zahmetli olduğundan bahsediyordu: — Bazen öyle takatsiz düşüyorum ki. kadife yakalı bir redingot giymiş olan delikanlının omuzuna dikildi. Arka arkaya gelip birbirini çatlatan dalgaların mavi kabarcıklarına güneş doluyor.. Kadıncağız bahçe kapısına kadar beraber gitti. Emma: — Kısa kesin. dedi. Tırnaklarına bakmak kâtibin başlıca işlerinden biriydi. işlemeli. ne olur. Leon. bir görseniz!.. Allaha ısmarladık. Sıcak mevsîm.104 MADAME BOVARY tacı ilanından kesilip altı kundura çivisiyle duvara mıhlanmış. O saat çiftliklerde yemek vaktidir. o kadarla kalmaz ki!. bütün civarda. Sizin için de daha iyi olur. Emma: MADAME BOVARY 105 — Vereceğiz dedik ya!. — Ne var?. diyor. Madame Bovary. sütnineden kurtulduktan sonra yine M. peki. ta temellerine kadar görülüyordu. suya kül rengi gövdelerini yansıtıyorlardı. kendilerini iten akıntıya göre eğiliyor ve suyun berraklığı üzerinde bırakılıp yayılmış. fakat birkaç adım ilerlemişti ki bir takun-ye sesi duyup başını çevirdi. arkasına Nankin kumaşından elbise giymiş o -güzel hanımı bu sefalet manzarası içinde görmek ona bir tuhaf geliyordu. sessiz. bir kamış beşikte uyuyordu. b:r ay idare eder. Madame Rollet. Sonra Emma. Emma.. şöhret sembolü bir kadın resmiydi. Ayaklarını eşikte silerek dışarı çıktı. erkekler.. yeşil bir saçı andırıyorlardı. Madame Bovary kızardı. hatta bunun için. diyordu. yüzbaşının da yılda verdiği altı frankla. sabahlan benim yalnız başıma kahve içtiğimi görünce içlenir diye korkuyorum.. sandalyenin üzerinde uyuyakalıyorum. lan üzerine.. Leon'un kestane rengi. Su. çayır sanki bomboştu.yakasına kusmuş olan çocuğu tekrar yatırdı. bütün günüm onu temizleyip kurulamakla geçiyor!. ötede. bilirsiniz ya. yine sütnine geliyordu. Leon odada dolaşıyordu. Emma: — Peki. — Bana daha neler ediyor.

. onun otuz ve kendisinin yirmi yaşında olmalarına. onun bir kimseye kadınlık edebileceğini. Eczacının karısına gelince o. Emma: — Gidecek misiniz?. kendilerinden önceki genişliğe. merdiveni koşarak çıkıp kayboldu. kırmızı favorileri beyaz kravatı üzerine dökülen M. Madame Bovary geçerken açık şemsiyesinin ucu ile dokunup onların kuru çiçeklerinin birkaçını ufalayıveriyor-du. evinde her şeyi gelişigüzel bırakan.. Kulaktan atma altın gözlük takan. sürekli bir fısıltı vardı ki. ne yapacağını bilemiyordu. ruh inceliklerinden bir şey anlamazdı. bunun için Leon. Yakında Rouen tiyatrosuna geleceği söylenen İspanyol dans topluluğundan bahsettiler. fakat o kadar ağır canlı. Charles onunla dost olmaya pek istekli gözükmemişti. Argueil tepesine. evraka bir göz attı. İlk zamanlar eczacı ile beraber birkaç defa onun evine gitmişti. MADAME BOVARY 107 Bu köyde. nihayet şapkasını alıp çıktı. bir yandan da hemen hemen imkânsız saydığı daha içli dışlı bir yakınlık isteği arasında kalmış.. Noter orada değildi. beli eğilmiş. sıcak ülkelerin kıyıları gibi. çocuklarını. topraklarını kendileri ekip biçen. hayvan ayakları altında dövüle dövüle çökmüş. söz kesilmesin diye gelişigüzel cümleler bulmaya çalışıyorlardı. sanki ruhları arasında derin. Yeni duydukları bu tatlılığın şaşkınlığı içinde. ama yine de hepsinden uzak gibiydi. görünmeyen ufku merak etmeyi bile aklından geçirmez. Gelecek mutluluklar. bir yandan saygısızlık etmek korkusu. nedenini araştırmayı hiç düşünmüyorlardı. Kendi kendine: — Ne kadar sıkılıyorum!. onda elbisesinden başka kadınlara özgü bir hal daha bulunabileceğini hiç düşünmemişti. Homais'den başka dostu olmadan M. anasını. Ama ikisi de kendilerini tatlı bir gevşekliğin kapladığını hissediyordu. Tuğlaları arasında sarı şebboylar bitmişti. birkaç dükkâncı. birbirine söyledikleri sözlerden ve Emma'nın vücudu etrafında hışırdayan elbisesinin sürtünmesinden başka bir şey duymuyorlardı. çamlar altında uzandı ve parmakları arasından göğe baktı. Guillaumin. ağızlardan çıkan fısıltıyı örtüyordu. son derece bağnaz. Leon yazıhaneye döndü. başkalarının felaketine ağlayan. bir limonluk camekânı gibi sımsıcaktı. Bir yerde toprak. ormanın başlangıcındaki otlağa gitti. diyordu. Halbuki gözleri daha bir sohbetle doluydu. hali tavrı o kadar bayağı ve o kadar söz bilmez bir insandı ki. akrabasını candan seven. papaz. korseden nefret eden bir kadıncağız. bunlar da zengin.. IV .. bu. Bahçenin önüne varınca Madame Bovary küçük tahta kapıyı itti. dirsekleri havada.çarpmasından. dar kafalı. Bazen Emma bir dakika durup ayağını basacak bir yer arıyor ve titreyen taşın üzerinde sendeliyor. orada çamurun içinde birbirinden uzak taşlara atlayarak geçmek lazım geldi. İstiyorum ama. Fakat bu insan yüzlerinin meydana getirdiği bayağı zemin üzerinde Emma'nın yüzü tek olarak kendini gösteriyordu. bilmem mümkün olacak mı? Birbirleriyle başka bir konuşacakları yok muydu?. bir çukur meydana gelmişti. belediye reisi M. iki üç meyhaneci. Başka da kim vardı ki?. suratları asık. 106 MADAME BOVARY Sivri tepelerine şişe parçaları dikilmiş bahçe duvarları. ikisi de bu histen bahsetmeyi. suya düşüvermek korkusuyle gülüyordu. şemsiyenin saçaklarına takılıp bir süre ipeğin üzerinden sarkıyordu. Binet. bütün vilayetin belki en iyi kadınıydı: Koyun gibi halim selim. özlerindeki gevşekliği güzel kokulu bir meltem halinde yayar ve bu sarhoşluk içinde kendinden geçen insan. Guillaumin' in emrinde yaşadığını düşündükçe haline acıyordu. Tuvache ile iki oğlu.. Ah! Ne kadar sıkılıyorum!. çünkü Leon onunla kendisi arasında ne olduğu tayin edilmez uçurumlar hissediyordu. bazen de duvarlardan sarkan bir hanımeli veya bir filbahar dalı. gözü telaşlı. konuşması o kadar sıkıcı. diye sordu. sonra bir kalem yonttu. sohbetleri çekilmez insanlardı. sofralarına kimseyi çağırmayan. babasını. ilk zamanlar kâtibin gözlerini kamaştıran İngilizvari sahte tavırlarına rağmen. yan yana iki odada yatmalarına ve her gün görüşmelerine rağmen. Leon.

Önce birkaç parti otuz bir oynanır. köy halkının kaldırımdan geçmesini seyrederdi. Fakat bu konu da ku-ruyuverince eczacı. Emma da yerini değiştirip. Sonra elbisesi. Bazen Emma ondan şiir okumasını rica ederdi. Yukarıya doğru toplanılmış saçlarından sırtına doğru inen esmerlik gitgide açılır ve yavaş yavaş gölgede kaybolurdu. Emma ta uzaktan onun geldiğini işitir. kıvrımlar teşkil eder. dal dal bir ahtapot yuvası duruyordu. atkısını alır. yazı sahibinin düşüncelerini de unutmadan. derdi. Kağıt oyunu bitince eczacı ile hekim dominoya oturur. peynirleri muhafaza etmek. Zaten eczacının evindeki pazar akşamı toplantılarına çok gelen de olmazdı. kimseyi rahatsız etmemek için sessiz adımlarla girer ve daima: «Herkese akşamlar hayır olsun!» diye selam verirdi. Emma iskambili atmak için her kımıldanışında fistanının sağ tarafı kalkardı. bana öyle geliyor ki sizin hizmetçiye abayı yakmış!. ona oyun öğretirdi. ellerini iskemlenin arkalığına dayar. yere kadar yayılırdı. çırağının hekimin evine gelmekten pek hoşlandığını sezmişti. M.. gazeteyi hemen ezbere bilir. eczaneyi kapamak için efendisini çağırır. Hatta bazen yerinden yarı doğrulup hanıma nezaketle en yumuşak. Mesela pazar akMADAME BOVARY 109 samları Madame Homais. O zaman M. Leon baygın. Leon'un yanma oturur. Homais. Charles da ne kadar tedavi ücreti alınması gerektiğini ondan öğrenmeye çalışırdı. . Emma pencerenin yanındaki koltuğa oturur. can çekişir gibi bir eda takınırdı. Leon kadının arkasına geçer. şöminenin üzerinde de. uzunlamasına bir yerdi. yazıhaneden Altın Aslan oteline giderdi. Ayakta durur. Kapı çalınır çalınmaz hemen Madame Bovary'yi karşılamaya koşar. dinleyerek eğilirdi. bozulmaya yüz tutan şaraplara bakmak sanatlarını da bilirdi. sofrada gördüğü yemekler hakkında fikir beyan etmeye başlardı. Justin'in daha büyük bir kusuru vardı. adam çekiştirmesi ve siyasi kanaatleri. günahına girmeyelim ama. en iyi parçayı işaret eder veyahut hizmetçiye dönüp salçalı yemeklerin nasıl pişeceğini ve baharatın ne miktarda sağlığa dokunmayacağı hakkında salıklar verirdi. usareden. Illustration'u karıştırmaya başlardı. kabarık bir halde iskemlenin iki yanına düşer. Fakat şikâyetle anlattığına göre. jelatinden bir bahsedişi vardı ki göz kamaştırırdı. günde iki defa. Fakat ortalık karardıktan sonra. Ama noter kâtibi o toplantılan hiç kaçırmazdı. arkasında hep bir biçim elbise. âşıkane parçalarda büsbütün baygın. koltuklarda uyuyup pek bol basma yüzlerini sırtlanyle sürte sürte indiren çocukları alıp götürsün diye Justin'i bir kere salona çağırdı mı. burası alçak tavanlı. en yeni icat olunmuş.İlk soğuklar basar basmaz Emma odasını bırakıp salona yerleşti. günün o saatinde. Kendisi de moda gazetesini getirmiş bulunurdu. — Bizim oğlanın aklından bir şeyler geçiyor. Bazen Leon çizmesinin ona değdiğini hisseder ve birine basmış gibi hemen çekilirdi. M. dirsekleri masaya dayanmış. ona alaylı alaylı bakardı. çenesi sol avucunun içinde. az kömür sarf eden maltızları bildiği gibi. onu bir daha dışarı çıkarmak kabil olmazdı. 108 MADAME BOVARY Leon. başladığı kaneviçe işi dizlerinin üstünde etrafa bakan Emma. Charles'a ilklik verir. Kadife takkesi elinde. sirkeler. kadının karlı havalarda ayakkapları üzerine giydiği iri çuha terlikleri eczanenin masası altında bir kenara yerleştirirdi. gerek Fransa'da. başını çevirmeden perdenin arkasından süzülür geçerdi. Sonra masa başına. beraber resimlere bakarlar ve biri sayfayı bitirince ötekinin de bitirmesini beklerdi. tatlı likörleri kaynatmakta ustaydı. Sonra «Gazetede olanların» sözü açılırdı. türlü reçeller. Homais. hekime hastalarının halini sorar. daima konuşulanları dinlerdi. sonra M. aynaya dayalı. delikanlı da. monoton bir sesle okur. Homais akşam yemeği yendiği sırada gelirdi. hele Felicite de odada ise. gerek hariçte cereyan etmiş ferdi felaket hadiselerini. birer birer anlatırdı. Saat sekizde Justin gelir. kadının topuzuna taktığı tarağın dişlerine bakardı. Zaten kafasının içi ilaç ve yemek tarifeleri ile kavanoz dolu dükkânından kalabalık olan Homais. Homais o oyunda çok ustaydı. saygıdeğer birkaç kişinin oradan ayaklarını kesmesine sebep olmuştu. etin özünden. karı ile koca arasındaki yerine oturur. birdenbire süzülen o gölge belirince bazen ürperir ve hemen kalkıp sofranın kurulmasını emrederdi. Homais Emma ile «ecarte»ye başlardı. yemeklerin kokusundan. Fakat domino gürültüsünden rahatsız olurdu.

ellerinde terazileri ile ip cambazları resmedilmiş tül abajurunu eli ile çevirir dururdu. Napoleon ile Athalie'yi de. üzerine arabalara binmiş pierrot'lar. Leon da hanıma verilmek üzere alıp Kırlangıç'ta kucağında getirmiş. Bilmiyordu ki. odasında. Justin de. frenoloji bilimine göre yapılıp.. gürültüsü ta Altın Aslan otelinden işitilen tornası başında çalıştığı görülürdü.. Ben onun evine gidip gelenlerden değilim ki!.yine de yenerdi. bir yandan da lambanın. göklerden düşüp hayatı altüst eden. mavi boyalı güzel bir kafa geldi.. duvarda bir çatlak olduğunu seziverdi. Öğleden sonra M. susup uyumuş dinleyicilerini işaret ederdi. yürümek jimnastik yerine geçer diye yanına almıştı. Leon. yarı yün bir masa örtüsü buldu. omuzuna şemsiyeleri yüklenmiş. fakat Emma ile karşılaşınca kararından vazgeçerdi. o zamanlarda bir romancının kitabı «yağlı bitkiler» merakını moda haline soktuğundan. Leon'un sözleri de bu zannı kuvvetlendiriyordu: Boyuna onun letafetinden. hava açık olduğu zaman her gün öğleden sonra. Binet'nin. Ateş sönüp kül olur. M. Emma onu dinler. istek ve üzüntü ile kıvranır dururdu. onun. hediye olarak. Bazen her şeyi göze almayı tasarlayarak yola çıkMADAME BOVARY 111 tığı olurdu. Bir akşam Lepn. Sonra gayrete gelip kararını verir. M. ondan notere de bahsetti. herkes o örtüyü görmek istedi. Yonville'den yarı fersah ötede yeni kurulan bir iplik fabrikasını gezmeye gitmişlerdi. Charles'ın peşi sıra giderdi. bir gün Binet sert sert: — Bana ne?» dedi. ahçı kadını çağırdı. her sabah pencereden birbirlerinin çiçekle uğraşmasına bakarlardı. o sırada Charles eve döner. uykuya dalarlardı. Ama köyün pencereleri içinde bir tanesi vardı. sürekli bir kitap ve şarf 110 MADAME BOVARY ki notası alışverişi başladı. Leon hâlâ okurdu. Emma'ya gelince o. Hemen Madame Homais'yi. Emma saksılarını koymak için pencerenin önüne parmaklıklı bir tahta taktırttı. Emma 'nınki kadar boş kaldığı olmazdı: Pazar günleri'sabahtan akşama kadar.. evlerin taraçalarında oluklar tıkalı ise. bir taraftan onun fenasına gitmekten çekinir. çaydanlık boşalır. bir gün. koyu zemin üzerine açık yaprak işlemeli yarı kadife. şimşek parıltıları ve gök gürültüleri ile kendini birdenbire gösterir. o kadar ki. Leon hemen razı olup hanımı selamlar. buna hiç aldırış etmiyordu. zekâsından bahsediyordu. onların sert tüylerine dokunup parmaklarını kanatmıştı. Leon'a. bir taraftan bu kadar korkak olduğu için kendi kendinden utanır. arabaya binip kendisiyle beraber civardaki bir hastaneye kadar gitmeyi teklif ederdi. kendilerine daha tatlı gelirdi. beraber geliyordu. .. Justin'i. Zaten onun hekime sevgi ve saygısının daha başka belirtileri de vardı. bütün kalbi uçuruma sürükleyen bir kasırgaya benzerdi (1). bu iki his arasında kararsız. tavan arasının penceresi önünde M. başka bir güne bırakır. Bunu şubatın karlı bir gününde farketti. Charles'a isim günü. Bovary ile Madame Bovary. Bovary kıskançlık nedir pek bilmediği için.eve dönünce. Noter kâtibi de kendine böyle bir «asılı bahçe» edindi. Leon'u sevip ¦ sevmediğini hiç düşünmedi. hekimin karısı kâtibe ne diye böyle hediyeler veriyor. Onun sandığına göre aşk. Ona. fakat bunu yırtar. o gün gelince de süreyi yine uzatırdı. hemen bir mektup yazardı. Emma'nın kocası da Emma'nın bir parçası demek değil miydi?. hafif yağmurdan da göller hâsıl olur. böyle cömertlik gösteriyordu? Bu herkesin tuhafına gitti ve nihayet: «Herhalde sevgilisidir de ondan!» dediler. Rouen'da bir işi olun* ca gidip onu da yapardı. başka kimse duymadığı için. Böylece kalbi huzur içinde yaşayıp gidecekti ama. Homais'yi. o zaman yavaş yavaş konuşmaya başlarlar ve söyledikleri. iradelerimizi birer yaprak gibi söken. «aşkını ilan» için ne yapacağını düşünüp içi içini yerdi. Bunu noter kâtibi göndermişti. çocukları. Eczacı. ta göğse kadar işaretli. Böylece aralarında bir çeşit birlik. Homais ile Leon hep bir arada.üç oyundan sonra ikisi de ocak başına uzanırlar ve arası çok geçmez.

Herkesin görelim diye koştuğu o yerde, hiç de görülmeye değer bir şey yoktu. Kocaman boş bir
arsa, karmakarışık kum ve çakıl yığınları, şimdiden paslanmış birkaç çark; orta yerde de küçük
küçük bir sürü penceresi olan dört köşe bir bina... İnşaat henüz tamamlanmamıştı, damın
payandaları arasından gökyüzü hâlâ gözüküyordu. Çatının putreline asılmış, başakla
(1) Böyle «benzerdi» gibi teşbih ıstılahları kullanmanın, Flubert'in üslubuna ne kadar aykırı
olduğunu biliyorum. O, hemen daima istiare ile düşünür. Fakat, onun her istiaresini yeni bir
istiare ile çevirmeye, Türkçenin selikasını bozmadan, Türkçe cümleye bir yabancılık kokusu
vermeden, imkân olmadığını sanıyorum. Herhalde benim elimden gelmiyor; bunu ancak
Flaubert gibi bir sanatkâr yapabilecektir. (N.A.).
112
MADAME BOVARY
karışık bir demet saman, üç renk (1) kurdelelerini rüzgârda şaklatıp duruyordu.
Homais'nin ağzı açılmıştı. Topluluğa bu kuruluşun gelecekteki önemini anlatıyor, taban
tahtalarının dayanıklılığını, duvarın kalınlığını hesaplıyor, M. Binet gibi kendisinin de sırf şahsi
işlerinde kullanılmak üzere yanında bir metre taşımadığına üzülüyordu.
Onun koluna girmiş olan Emma biraz omuzuna yaslanmış, uzakta, hafif bir sis içinde, göz
kamaştırıcı solgunluğunu etrafa yayan güneşin yuvarlağına bakıyordu. Birden başını çevirip
Charles'ı gördü. Kasketini kaşlarına kadar geçirmişti; kalın dudaklarının hafifçe titremesi
yüzüne bir de alıklık çöktürüyordu; sırtı bile, o sakin sırtı bile insanı sinirlendiriyordu; Emma
kocasının bütün bayağılığını redingotunun üzerine apaçık serilmiş gibi görüyordu.
O, öfkesinden bir çeşit iğrenç zevk tadarak kocasına bakarken Leon bir adım ilerlerdi. Benzini
sarartan soğuk, sanki yüzüne daha tatlı bir baygınlık vermişti; kravatı ile boynu arasında
gömleğinin bolca yakasından teni gözüküyordu; uzun saçları altından kulağının memesi
meydana çıkmıştı; Emma onun bulutlara dikilmiş mavi gözlerine baktı ve onları dağların göğü
aksettiren göllerinden daha berrak, daha güzel buldu.
Eczacı birdenbire:
— Seni hınzır seni, diye bağırıp oğlunun yanına koştu; çocuk, kunduraları beyaza boyansın
diye bir kireç yığınının içine girmişti. Babasından işittiği azar üzerine Napoleon ağlamaya
başladı; Justin de bir tutam saman almış, kunduraları temizliyordu. Ama bunun için bir bıçak
lazımdı; Charles kendisinin-kini verdi.
Emma içinden:
— Hele bak!., dedi. Köylü gibi cebinde bıçak taşıyor!.. Kırağı yağmaya başlamıştı, Yonville'e
döndüler.
O akşam Madame Bovary komşulara gitmedi; Charles'ı uğurlayıp da kendini yapayalnız
hissedince sabahki mukayese, gözünün önündeki iki şeyi karşılaştırıyor denecek kadar bir
açıklıkla yeniden başladı; hem bu sefer eşyaya, hatıranın verYani, Fransız bayrağının üç rengi.
MADAME BOVARY
113
diği boyut genişliği de katılmıştı. Emma yatağına uzanmış, ateşin parlak ışığına bakıyor ve
Leon'un bir eliyle uslu uslu bir buz parçası emen Athalie'yi tutarak, bir eliyle de ince bastonunu
yere bastırıp eğmesini görür gibi oluyordu. Onu pek cana yakın buluyor, bunu düşünmekten
kendini alamıyordu; Leon'un başka günlerdeki başka hallerini, tavırlarını, söylediği sözleri,
sesinin ahengini, hâsılı her şeyi göz önüne getiriyor, öpecekmiş gibi dudaklarını uzatarak tekrar
ediyordu:
—¦ Çok cana yakın, çok cana yakın!..
Sonra:
— Acaba bir sevdiği yok mu?., diye düşündü. Ama kimi sevecek?.. Beni!
Leon'un kendisine âşık olduğunun bütün delilleri o anda hep birden aklına geldi, yüreği oynadı.
Şöminenin alevi tavana neşeli bir ışık halinde aksetmiş, titriyordu; Emma kollarını gererek
sırtüstü yattı.
O zaman bitip tükenmeyen yakınma başladı: «Felek isteseydi... Niçin kabil olmasın?.. Engel
olan mı var?..»
Charles gece yarısı eve dönünce Emma, uykusundan uyanmış gibi bir hal takındı ve kocasının
soyunurken gürültü etmesi üzerine baş ağrısından yakındı, sonra ilgisiz bir tavırla, o akşam
neler olduğunu sordu.

Charles:
— M. Leon erkenden odasına çıktı, dedi.
Emma gülümsemekten kendini alamadı; gönlünü yeni bir büyü kaplamıştı, böylece uyuyüverdi.
Ertesi gün ortalığın karardığı saatte, tuhafiyeci M. Lheu-reux, Emma'yı ziyarete geldi. Bu
dükkâncı doğrusu işini bilir adamdı.
Gaskonya'da doğup Normandiya'da .yerleşmiş, güneylilere özgü gevezeliğine Pays de
Caux'lularin kurnazlığını da katmıştı. Yağlı, gevşek ve sakalsız suratı açık bir meyankökü suyu
ile boyanmışa benziyor, beyaz saçları da küçük kara gözlerinin parlaklığını bir kat daha
artırıyordu. Vaktiyle ne iş gördüğünü iyice bilen yoktu; bazıları ayak satıcılığı, bazıları da
Routot'da sarraflık ettiğini söylerdi. Muhakkak olan bir şey varsa, o da Lheureux'nun çok karışık
hesapları zihninden yapabildiğiydi; bu hususta Binet'nîn bile gözünü korkutmuştu. Fazlasıyle
nezaMB 8
114
MADAME BOVARY
ket gösterip daima birini selamlar, yahut davet eder gibi yarı eğilmiş bir vaziyet alırdı.
Krepli şapkasını kapıya astıktan sonra, elindeki yeşil mukavva kutuyu masanın üzerine koydu
ve bin bir türlü saygı sözleriyle Madame Bovary'ye, o güne kadar güvenini kazanmamış
olmasından dert yandı. Onunki gibi küçük bir dükkân, zarif bir hanımın dikkatini nasıl
celbedebilir ki?.. «Zarif bir hanım» derken sesine daha bir kuvvet veriyordu. Ama gerek dikiş
malzemesi ve çamaşır, gerek şapka ve tuhafiye hususunda ne istediği olursa getirtebilirdi; her
ay aralıksız dört kere şehre giderdi. En büyük ticarethanelerle ilişkisi vardı. Onu bir kere Üç
Kardeşler, Altın Sakal, Büyük Vahşi ticarethanelerine soruverin; bütün o efendiler Lheureux'yu
pek iyi tanırlar!.. Bugün, pek ender düşen bir fırsatla eline geçmiş birkaç parça şeyi göstermek
için hanımı rahatsız etmişti. Kutudan yarım düzine kadar işlemeli yaka çıkardı.
Madame Bövary yakalara baktı, sonra:
— Şimdilik bir şey lazım değil, dedi. Bunun üzerine M. Lheureux kutudan büyük bir özenle üç
Cezair hamaylısı, birkaç paket İngiliz iğnesi, bir çift hasır terlik ve kürek mahkûmları tarafından
Hindistancevizinden oyulmuş dört kafesli rafadan yumurta fincanı çıkardı. Sonra iki elini
masaya dayadı, boynunu uzattı, belini kırdı, ağzını açtı, Emma'nın o eşyaları kararsız kararsız
gözden geçirmesine bakıyordu. Ara sıra, boydan boya açılmış hamaylıların tozunu almak ister
gibi, tırnağı ile vuruyordu, bu darbe ile ipekliler titreyip sarı pulları, akşam şafağının mavimtırak
ışığı içinde pırıl pırıl yanıyordu.
— Bunlar kaça?..
— Sudan ucuz, dedi, sudan ucuz; ama acelesi yok; ne zaman isterseniz o zaman verirsiniz; biz
Yahudi değiliz ya!..
Emma bir zaman düşündü ve M. Lheureux'ye yine bir eksiği olmadığını söyledi; bunun üzerine
tuhafiyeci:
— Başka bir sefer anlaşırız, dedi; ben hanımlarla daima anlaşırım, bir benimki ile anlaşamam,
o kadar!..
Emma gülümsedi.
Lheureux o latifeden sonra babacan bir tavırla:
— Para için bir düşünceniz olmasın, dedi... Lazımsa ben size bulurum.
Emma hayretle baktı. Lheureux hemen sesini alçaltrp:
MADAME BOVARY
115
— Hem bulmak için öyle uzun uzun aramaya da lüzum yok, dedi; ben söz verdim mi
güvenebilirsiniz!..
Sözü değiştirdi ve M. Bovary'nin o günlerde bakmakta olduğu Cafe Français sahibi Tellier
Babanın nasıl olduğunu sormaya başladı:
— Tellier Babanın da nesi var Allah aşkına?.. Öyle bir öksürüyor ki bütün evi sarsıyor; bilmem
ama iyi görmüyorum, yakında ona fanila gömlek değil, çam tahtasından bir palto giydirmek
gerekecek!.. Gençliğinde vur patlasın, çal oynasın eğlendi!.. Vallahi, hanımefendi, bu adamlar
düzen, tertip nedir, bilmezler!.. İçini ispirto ile yakıp kömür etti!.. Ama insan bir tanıdığın
ölmek üzere olduğunu görünce, ne de olsa tasa ediyor.

Bir taraftan eşyayı toplayıp kutuya yerleştirirken bir taraftan da hekimin müşterileri hakkında
nutka girişmişti. Pencerelere bakıp somurtarak:
— Bütün bu hastalıklar hep havalardan, değil mi?., dedi. Doğrusu ben de kendimi pek iyi
hissetmiyorum; sırtımda bir ağrı var, bugünlerde gelip beyefendiye bir göstermek istiyorum.
Müsaadenizle, Madame Bovary; bir emriniz olursa minnettar edersiniz.
Kapıyı yavaşça kapattı.
Emma yemeğini tepsiyle odasına getirtip ocak başına oturdu; karnını doyurması hayli uzun
sürdü; her şeyi beğendi. Hamaylılar hatırına geldikçe:
— Doğrusu almadığıma çok iyi ettim!., diyordu.
Merdivenlerden bir ayak sesi işitti; Leon geliyordu. Hemen kalktı; kenarı bastırılmak üzere
konsolun üzerine konulmuş toz bezleri vardı; en üsttekini alıp oturdu; L6on göründüğü vakit
Emma çok meşgul gözüküyordu.
Konuşmaları hiç de hararetli olmadı, Madame Bovary ikide bir susuveriyor, Leon da ne
diyeceğini pek bilemiyordu. L6on, şöminenin yanında alçak bir iskemleye oturmuş, parmaklan
arasında fildişi kutuyu çeviriyor, Emma da ya dikiyor, veyahut bezin kenarını kırıp tırnağı ile
bastırıyordu. Bir şey söylemiyordu; Leon da onun, konuşmasına olduğu gibi sükûtuna davurgun susuyordu.
Kadın içinden: «Zavallı çocuk!» diyor, delikanlı da: «Acaba neyimi beğenmiyor?..» diye'
düşünüyordu.
116
MADAME BOVARY
¦
Nihayet Leon, o günlerde noterliğin bir işi için Rouen'a gideceğini söyledi.
— Sizin nota aboneniz bitti; onu da yenileyeyim mi?..
— Hayır.
— Neden?..
— Çünkü...
Dudaklarını ısırdı ve iğnenin ucundaki gri tireyi yavaş yavaş çekti. Bu dikiş işi Leon'u
sinirlendiriyordu. Emma'nın parmak uçları zedelenir gibi oluyordu; delikanlının aklına zarif bir
kompliman geldi, ama cesaret edip söyleyemedi:
— Neden?., dedi, bırakıyor musunuz?.. Emma birden anlâmayıp sordu:
— Neyi?.. Ha, müziği, değil mi?.. Ne yapalım, Öyle olacak. Ev işleri ile uğraşmak, kocama
bakmak lazım; daha birçok şeyler var... Bunların hepsi müzikten önce düşünülecek vazifeler!
Saate baktı. Charles geç kalmıştı. Emma onu merak eder gibi gözüküp iki üç defa tekrar etti:
— Çok, çok iyi adamdır.
Kâtibin M. Bovary'ye saygısı vardı. Fakat ona böyle bir sevgi gösterilmesi, hoşa gitmeyen bir
hayret uyandırdı üzerinde; ama yine de onu övmekte devam etti:
— Zaten, dedi, herkes kendisini övüyor, özellikle eczacı... Emma tekrar etti:
— Doğrusu çok temiz kalpli insandır. Kâtip de karşılık verdi:
— Elbette.
Sonra Madame Homais'den konuşmaya başladı. Çoğu zaman onun sözü açılınca kılığı ile alay
ederlerdi. Emma, Leon'un sözünü keserek:
— Ne çıkar?., dedi. Ailesine düşkün bir kadın tuvalet düşünmez ki!
Yine sustu.
Ertesi günler de hep böyle geçti. Emma'nın sözleri, hali, tavrı, her şeyi değişti. Ev işlerine daha
büyük bir ilgi göstermeye, kiliseye muntazaman gitmeye ve hizmetçisine daha sert
davranmaya başladı.
Berthe'i sütnineden aldı. Eve misafir gelince Felicite çocuğu getirir, Madame Bovary de onu
soyup vücudunu gösterirdi.
MADAME BOVARY
117
Çocuklara bayıldığını iddia ediyordu; çocuk onun tesellisi, gönlünün eğlencesi, delice ihtirasıydı.
Onu severken heyecana gelip, Notre-Dame de Paris'deki Sachette'i hatırlatacak ateşli sözler
söylerdi!.. Ama Yonville'de Hugo'nun romanını okumuş yoktu ki Sachette'i hatırlasın.
Charles eve dönünce terliklerini ısınsın diye ocak ba'şına konmuş bulurdu. Artık yeleklerinin
astarı, gömleklerinin düğmesi eksik olmuyor, pamuklu gecelik takkeleri bile dolaba kat kat istif

hastalar nezaketine. karısını mesut ettiğini sanması budalaca bir hareket. bir kuşunkini andıran yürüyüşü ve şimdi daimi olan sessizliği ile o kadında.cismani güzelliklerden ayırdı. o ince belli kadının da koltuğun arkalığı üzerinden eğilip kocasını alnından öptüğünü görünce. felaketler hayal ederdi. kendisine bir faydası dokunmayacak olan bütün. öyle ki. hayatla ilişiği olmayan ve ender oldukları için çiçek gibi bakıp yetiştirdiğimiz saf hislerden biridir. çocuğun yerde kilim üzerinde yuvarlandığını. Emma bu düşünceden silkinmeye bakacağı yerde ona sımsıkı sarılıyor. ya korkusu. Eczacının karısını. Emma' nm düşünceleri de hep o evin içinde dolaşıyordu. Onu gözünde. her şeyi buna fırsat biliyordu. Leon. ona kavuşmanın vereceği zevk. içinden: — Ne delilik. Böylece bir fedakârlık etmiş olduğuna kaniydi. eremediği saadeti. Onu çileden çıkaran şey. iri gözleri. benzi soldu. eskisi gibi onun bahçede gezmek teklifine yüzünü ekşittiği olmuyordu. diyordu. Onun cazibesinden yalnız Leon değil. bir kaza merkezine de gitse yaraşır. Leon yemekten sonra Charles'ın. hayalin verdiği zevki bozuyordu. çektiği işkenceyi Charles'ın fark i MADAME BOVARY 119 bile etmemesiydi. kadının da. hem de son derece çekingen. O adam için mi böyle uslu . Bu. alamadığı kadifeyi. azaltmak için o kadar şiddetle kalbinin derinliklerine atıyordu. yanağı hazmın verdiği hararetle kızarmış. Emma'yı tutan hiç şüphesiz ki ya tembelliği. uçup o kalpten ayrılıverecek gibi oluyordu. biraz da utancıydı. Emma'nın nazarında Charles'ın. başkaları da kurtulamıyordu. ıstırabı özlüyor. Fakat onun içini hırs. Emma'nın o kadar namuslu ve öyle elde edilmez bir kadın olduğuna inandı ki kalbinden en küçük ümidi bile uzaklaştırdı. artık vaktin geçip hiçbir ümit kalmadığını sanıyordu. derdi. fakirler de insaniyetine hayran oluyordu. Emma'mn evinden üzgün çıktığı günler. sevda çekmenin verdiği hüzün kaynaşıp tek bir gönül acısı oluverdi. Siyah saçları. Fakat Emma aşkını ne kadar kuvvetle hissederse onu belli etmemek. hülyalarının pek yüksek. onun yanında da sanki donduran bir büyüye kapılıyordu. ama: «Ben iffetli bir kadınım» diyebilmenin* ayna karşısında boynu bükük tavırlar takınmanın verdiği gurur ve zevkle biraz teselli buluyordu. Altın Aslan otelinin güvercinleri pembe ayaklarını. insan. Emma onun kalbinde daima yükseliyor ve sanki tanrılaşacak. Leon'un farketmesini ister. bu düşünmeyle gösterdiği güven de âdeta nankörlüktü. onu kaybetmekten meydana gelecek acının yanında hiç kalır. Emma zayıfladı. hayata ancak belli belirsiz dokunarak geçer gibi. Gidip onun odasını görmeye bir bahane bulmak için bütün bir hikaye uydururdu. iki ayağı ızgaralara dayalı. öfke ve kin kemiriyordu.. Emma Leon'a âşıktı. evinin çok dar olduğunu düşünüp inlerdi. iki eli göbeğinde. Leon'u kendinden pek uzaklaştırmış olduğunu. onu bir an daha sokakta görmek için arkası sıra yerinden kal-kıverdiğini bilmezdi. Vücudu saran istekler.ediliyordu. alnında ulvi bir kaderin yazısını taşıyor-muşcasına bir hal yok muydu?. bunu kolaylaştıracak rastlantılar. halini yüzünden okumaya çalışırdı. hem son derece halim. Ona erişmek için ne yapsam ki? Böylece Leon. para hırsı. Onun kendisini görmek. Emma'nın. O düz kırmalı fistanın altında huzurunu kaybetmiş bir kalp gizliydi. sonra karşısına çıkınca heyecanı geçip en sonunda hüzne dönen bir büyük hayretten başka bir şey duymazdı. Eczacı bile: 118 MADAME BOVARY — Cidden yüksek bir kadın. gözleri saadetle nemli ateş başına kurulduğunu. Fakat bu feragati ile Emma'yı görülmedik bir mertebeye yükseltmiş oluyordu. düz burnu. Emma onun işlerini merak eder. gönlün ıstırabını anlatmıyordu. onunla bir çatı altında yattığı için mutlu sayıyordu. Sofraya getirilen yemekte bir kusur gördü veya bir kapıyı yarı açık buldu mu sinirleni-verir. «Bourgeois» kadınları onun ev idaresine. Bazen düşünüyor. kiliselerde çiçeklerin mermer soğukluğuna karışan kokusu ile titrediği gibi. Leon'un ayak seslerini duyunca yüreği çarpar. hiç sesini çıkarmadan boyun eğdiği emirlerini anlamamakla beraber onun her dediğine razı oluyordu. Gayetle mahzun ve gayetle sakin. o pek afif dudakları. yüzü uzadı. beyaz kanatlarını oluklara sokup ıslatmak için nasıl o eve gidiyorlarsa. yalnızlığı araması da onu düşünüp haz duymak içindi.

Bazı günler. ne de papazın duası. sakın beye söyleyeyim deme. kız oraya yüzükoyun yatar. Charles'dan nefrete. bir başına deniz kenarına giderdi. bütün hayatı silip unutturacak herhangi bir ibadete hazırdı. Kendi kendine: — Zaten. ağlarmış. hanımcığım. Bu kini azaltmak için harcadığı her emek bilakis bunu çoğaltmaktan başka bir şeye yaramıyordu. ben bu derde kocaya vardıktan sonra tutuldum. takatsiz' hissediyordu. Kendi içîn duyduğu şefkat. derdi. kapının önünde asılmış bir kefen sanırlardı. kendi de pek MADAME BOVARY 121 farkına varmadan. VI Bir akşam açık pencerenin kenarına oturmuş. kocasından gördüğü muhabbet günahkârca arzulara sevkediyordu. daha şeffaf lacivert bir gölgeye bü-rüyordu. artık beni sevmiyor ki! Benim halim neye varacak? Ben kimden bir yardım. bir daha denemek arzuları duyardı ama. intikam almaya daha ziyade hak kazanmak için: «Ah! Bana bir el kaldırsa!» dediği olurdu. Derdi pek fazlalaştı mı. içinde isyan duyguları uyandırıyordu. perişan. sanki kafasının içini sis kaplamış gibi bir şeymiş. derdi. buhurun dalga dalga yükselip dönen mavimtırak dumanı içinde Meryem-Ana'nın tatlı yüzünü görürdü. Emma:' — Bir şey değil. yığılıvermiş gibi oturur. bah-tiyarmış gibi gözükmeye. Sıra sıra dizilmiş beyaz duvaklı kızlar. bir teselli umayım? Kim benim derdime derman olur? Âdeta soluğu kesilir. Derdini sorarsanız. Evinde hayatın bayağılığı onu lüks fantezilere. hep sinirden geliyor. ağaçlar da sanki birer kadın olmuş. gümrük memuru kola çıkınca onu taşların üzerinde bülurmuş. derdi. birdenbire Angelus çalındığını duydu. havalarda huzur içindeki iniltisine devam ediyordu. herkesi buna kandırmaya mecbur olmak!-. orada tanıdım. her birini. ruhunda hemen ne olduğu bilinmez. küçük küçük sütunlu kuddas sandukasından daha yüksek uzun şamdanlar gözünün önüne geldi. Ah! Emma yine. Zangoç Lesti-boudois'nın şimşirleri budamasını seyrederek dalmıştı. böylece. kendi ağzı ile mutlu olduğunu iddiaya.. kendini. çünkü boşa giden bu zahmet de öbür üzüntü sebeplerine katılarak ayrılığın genişlemesine hizmet ediyordu. ortasında da dua rahlesine eğilmiş rahibelerin sert. Akşam buharı kavakların arasından geçiyor.. Kocaya vardıktan sonra geçmiş diyorlar. Kameriyenin çubukları arasından ve ondan öte bütün civara bakınca. derdi. Uzakta inekler yürüyordu. kasırgaya kapılmış bir kuş-tüyü gibi kimsesiz.. öyle içliydi ki. Öyle içli. Ama bu iki yüzlülükten kendi de tiksiniyordu. ben buraya gelmeden önce Dieppe'deydim. türlü sıkıntılarının neticesi olan kinini hep kocasının üzerine yükledi. Onun bu buhran anlarında içeri giren hizmetçi: — Beyefendiye niçin söylemiyorsunuz? diye sorardı. Felicite: — Peki. göz yaşları dökerdi. başı boş hatlar çizdiği görülüyordu. Pazar günleri ayin esnasında başını kaldırınca. Siz de tıpkı onun 120 MADAME BOVARY onun gibisiniz. sanki dallarına takılıvermiş bir bürümcükten daha soluk.. Bu bir durup yine" başlayan sesi duyunca...oturuyordu? Halbuki her saadete engel olan o değil miydi? Her sefalet onun yüzünden çıkmıyor muydu? Emma'yı her yanından kıskıvrak bağlayan karmakarışık kayışın sivri toka dili o değil miydi? İşte böylece Emma. kilisenin yolunu tuttu. çuha çiçekleri açmaya başlamıştı. evin eşiğinde dikilip durduğunu görenler. yağ eğlencelerine hazırlık için kendilerine çekidüzen veriyordu. Mihrabın üzerinde çiçek dolu saksılardan. . çan da hâlâ durmamış. Ruhunu eğebileceği. sonra üzülür. Emma: — Ama. ırmağın. yine de güler yüz göstermeye. onların arasına karışıp kaybolabilseydi. İçine bir gariplik çöktü. Pollet'de balıkçılık eden Gue'rin Babanın bir kızı vardı. ılık bir rüzgâr tarhları okşayarak geçiyor. karanlıklarla kaplı bir uçurum açılıverirdi. kara başlıkları. Nisan ayj yeni girmiş.. Leon'la beraber ta uzaklarda bir yere kaçıp da talihi. sessiz hıçkırır. adına La Gue"rine derdik. Aklına gelen yürek parçalayıcı ihtimallere bazen kendi de şaşıyordu. ama ayak sesleri de böğürmeleri de işitilmiyordu. taze kadın çocukluk ve okul zillerinin hatırasına kapıldı. çayırda akıp otların 'üzerinde girintili çıkıntılı. ne hekimlerin ilacı kâr etti. onları düşünmek.

dedi.. dedi. Adamcağız şaşkın şaşkın sordu: — Size bir ilaç yazmıyor mu?. çocuklar çil yavrusu gibi kaçıp kiliseye girdiler.-ne zaman işine gelirse o zaman çalardı. ona: — Papaz nerede? diye sordu. Sacriştie'nin ağır anahtarını hâlâ iki parmağı arasında sallıyordu.. üst tarafı hep taş dolu ve kilisenin süpürgesi bulunmasına rağmen daima ince bir tozla kaplıydı. Ayağı bir din dersi kitabına çarpmıştı.. diz çökmüş çocuklarının birbirine omuz vurup iskambilden askerler gibi devrilmelerine bakıyordu. sonra yine birincisine dönmeyi tercih ederdi. başladığı işi bırakıp bir ikincisine seğirtmeyi. Çocukların birkaçı gelmiş. Ama Saint-Paul'ün buyurduğu gibi. Din dersi kitabını cebine sokup durdu. . köyün çocuklarına. uzaktan.Köyün meydanında. yani tavana asılmış bir şişe içinde ufacık fitilli bir kandil yanıyordu. — Hiç iyi değilim. son kabirlerle duvar arasında yetişmiş iri ısırganları çarıkları ile biçiyorlardı. öyle ki. Seni haylaz seni! Sonra Emma'ya dönüp anlattı: — Bizim dülger Boudet'nin oğlu. Ayaklarına kalçınlar giymiş çocuklar orada. diye söze başladı. Kırlangıçlar hafif hafif bağrışarak geçiyor. dirsekleri parlak. Madame Bovary. Kilisenin ta dibinde bir lamba. eğilip kaldırdı ve: — Günah nedir bilmezler ki! dedi. ilk sıcaklar bastı mı insana bir gevşekliktir çöküyor.. kırçıl sakalın sert kılları arasına karışıp kayboluyordu. eteği didiklenmiş yün cüppeye soluk bir renk veriyordu.. zangoç. ıstırap içindeyim. Ne yapalım. Papaz: — Ben de öyle! dedi. dedi. anasının babasının hali MADAME BOVARY 123 . Emma: — Size sormak istiyordum. bak kulakların ne oluyor. derisindeki sarı deri benekler de. birden tanıyamamıştım da. bağrışmaları da çanın uğultusu arasından duyuluyordu. Bunun ışığı.. Angelus'ü1. mezarlığın taşları üzerinde bilye oynuyorlardı. günün hiçbir saatini kaybetmemek için. Batan güneşin ışığı tam yüzüne vurmuş. küçümseyen bir hareketle: — O ne diyecek ki! dedi. Papaz öfkeli bir sesle bağırdı: — Hele bir geleyim de. Geniş göğsünde küçük düğmeler boyunca giden yağ ve tütün lekeleri. çok geniş bir delik içinde duran turnikeyi sarsıp oynuyordu. Riboudet.. — Nasılsınız. Emma: — Bana lazım olan. Birkaçı da duvara çıkıp ata biner gibi oturmuş. Sizin rahatsızlığınıza M. hepimiz dünyaya ıstırap çekmeye geldik. papazın evinin kapısının gıcırdadığı duyuldu ve rahip Bournisien gözüktü. kanatları ile havayı bıçak gibi kesiyor ve hemen. iyisiniz inşallah? diye sordu. 122 MADAME BOVARY Fakat Madame Bovary'yi görür görmez: — Affedersiniz. Çok geçmedi. Bovary ne diyor? Emma. dedi. sanki sırf kendileri için döşenilmiş bir parke üzerinde gibi koşuyor. din dersinin saatini haber vermek gibi bir faydası da vardı. aşağı tarafların köşelerini büsbütün karartıyordu. Ta kulenin tepesinden sarkıp bir ucu yerde sürünen kalın halatın titreşimi hafifledikçe uğultu da kesiliyordu. Mezarlıkta yalnız orada yeşillik vardı. kiliseden dönen Lestiboudois'ya rast-geldi. duvarın kırmızı kiremitli çıkıntısı altındaki san yuvalarına giriyorlardı. katmer katmer kırmızı gerdanın yayıldığı beyaz yakadan uzaklaştıkça daha sıklaşıyordu. Akşam yemeğini yeni yemiş. dünya ilaçlan değil ki! Fakat papaz ikide bir kiliseye. Çocuk: — Şimdi gelir. Papaz ağzının içinden: —Bu yumurcaklar işte hep böyle! diye söylendi. bacaklarını sallıyor. Zaten vaktinden önce çalmanın. soluyordu. yağın üzerinde titreyen beyazımtırak bir lekeye benziyordu. Emma: . Çocuklardan biri. Kilisenin ön tarafını kaplayan uzun bir güneş ışını.

. — Kışın ateş bulamıyor diyeceksiniz.. değil mi? dedi. Hoş değil mi? Mon Riboudet. bir köşesini dişleri arasına sıkıştırdı ve: — Doğrusu. Bana öyle geliyor ki. Kaba bir gülümseme ile ilave etti: — Ama. Madame Bovary. Bilmem nedendir. Gülmek lütfunda bulundular. değil mi? — Ondan ne çıkar? — Nasıl ne çıkar? İnsanın karnı tok. Emma duymamış gibiydi. ne yaparsa ses çıkarmıyorlar. — Elbette. çiftçilerin hali acınacak şey! Emma: — Acınacak daha neler var! dedi. siz her derde dermansınız.. Emma: — Hay Allahım! Hay Allahım! diye içini çekiyordu. birbirlerine bir şey söylemeden bakıyorlardı. Emma'nın yanına dönünce alaca enfiye mendilini boylu boyunca açtı.. çok akıllı şey! Ben bazen şaka olsun diye ona: «Riboudet derim. 124 MADAME BOVARY demli aile kadınları var! Evliya gibi.M. Nihayet papaz: — Kusura bakmayın. — Affedersiniz arria onların içinde de ne namuslu. bir insana başlıca lazım olan şeyler. Hiçbir şeyden bahsedecek değildim! diye tekrar etti. — Niçin?. Baudet. Bovary nasıl?. işte onun gibi. siz daha rahat durmayacak mısınız? Bir sıçrayışta kiliseye daldı.vakti yerinde. günah çıkarma odasına kadar sokuldukları oluyordu. Yakında «Premiere Communion»lar başlayacak. sırtı pek olunca.. Karşı karşıya durmuşlar. sahibi işin içinde büyü var diyor. mesela şehirdeki işçiler.. — Ama. Mont-Riboudet! (1). Geçen gün bunu piskopos efendimize de anlattım. çünkü vazife her şeyden öncedir. Hemen eve gidip bir fincan çay için.... — O bahsi hiç açmayın. — Onları demek istemedim. Yakalarından tutup havaya kaldırıyor. bir ineğin karnı şişmiş. Çocuklar o sırada ilahicilere mahsus rahlenin etrafına toplanmış. (Emma söz söylerken ağzının iki köşesi büzülüyordu) öyleleri de var ki ekmek buluyor da. sıralara tırmanıyor. Emma'da rüyasından uyanmış bir insan hali vardı. Bu gidişle korkarım ki çocukları iyice hazırlayamayaca-ğız! Bunun için Ascension yortusundan sonra her çarşamba dersi bir saat uzatacağım. . papaza yalvaran gözlerle baktı: — Evet. Zavallı yavrucaklar! Onları Tanrı . dedi.. dedi. ben ruhların hekimiyim... Mont-Dağ.. Papaz merak etmiş gibi ilerleyerek: — Neniz var? dedi.. dua kitabını karıştırıyordu. Türkçeye çevrilmesi imkânsız bir cinaslı söz. Neydi? Pek hatırlamıyorum. — Demin elinizle alnınızı oğuşturdunuz da gözleriniz karardı sandım. Hatta mon Riboudet derim. Fakat papaz birdenbire yetişip şamarlan savurmaya başladı. kadının biraz evvelki sözlerini hatırlayıp: — Bana bir şeyden. Madame Bo vary. melek gibi kadınlar. Sonra. muhakkak ki bu kasabanın en çok işi olan iki adamıyız. iki diz üstü oturtuyordu. hani Maromme yolundaki tepe yok mu. sanki onlar birer ağaçmış da kilisenin taşlarına dikmek istiyormuş gibi hızla yere kakıyor. ne er(1) Mon-Benîm. bahsediyordunuz.. Madame Bovary! Daha bu sabah beni ta Bas-Diauville'e götürdüler. Emma. tepe. Çocuklara derslerini verip hepsini evlerine göndermek lazım. Emma: — Hiç.. güldüler. ama ekmek bulamadıkları gün oluyor. papaz efendi. inekleri hep birer birer. Papaz devam etti: — Hiç şüphesiz daima meşgul. Ama istese çabuk öğrenecek. bazıları da. ayaklarının ucuna basarak. bir sıkıntı mı geldi? Hiç şüphesiz hazım zamanınız olacak.. dedi.. Etrafta gezdirdiği gözleri yavaş yavaş eğilip o cüppeli ihtiyara dikildi. o vücutların hekimi. değil mî? Onunla ben. Bir dakika müsaade buyurun! Hey Longuamarre. içinde ham şeker eritilmiş soğuk su da çok iyidir.

iri mavi gözünü annesine dikti. evinin yolunu tuttu. saat hâlâ işliyordu. bu kız ne kadar da çirkin! Yakıdan kalanı. onun arkasından devam ediyordu: — Siz Hıristiyan mısınız?. Kiliseye girdi ve eşikten ayağını atar atmaz hemen bir kere diz çöktü. başı biraz omuzu üzerine eğilmiş. Madame Bovary sofraya inmedi. Madame. yarı açık elleri yanlarına sarkmış. sendeliye sendeliye annesinin yanına gelmek. Bunun üzerine. tam dövünmeye başlayacağı sırada içeri kocası girdi. Sonra. Ocak sönmüş. Şimdi nefesi. çukur gözbebeği gö. yanağını kesti. Kadın onu eliyle savarak: — Rahat bırak! dedi. Madame Homais'nin kendi başına gelmişti de iyi bilirdi: Küçüklüğünde aşçı kadın. yeri hâlâ duruyordu. yara önemli değil. bize öyle buyurmuş. zaten Tanrı da. Emma içinden: — Tuhaf şey! dedi. ayağında yün örgüsü patikleri.. bir mil üzerine konup vaziyeti değiştirilen bir heykel halinde.. . kendi içinde bu kadar çöküntüler varken. hiç üzülme. etrafını gölge karanlık bir okyanus gibi çevirmişti. yemekten sonra eczaneye geri vermeye giden Charles. rünen gözkapaklarının yanında iri iri yaşlar durup kurumuştu. dirseklerini dayadı. Kız biraz sonra yine gelip dizlerine daha ziyade sokuldu. hizmetçilerin dikkatsizliğinden konuşmaya başladılar. Pencerelere demir parmaklık. Kadın büsbütün sinirlendi: — Rahat bırak! diye tekrar etti. Onun uyumasını seyrederken... Mübarek Oğlunu elçi edip. Berthe'in hıçkırması artık kesilmişti. Charles işten dönüyordu. toprakları bol olsun. annesiyle babası türlü türlü tedbirler almışlardı. kan aktı. çocukların ince sesi hâlâ kulağına geliyor. Emma merdivenin basamaklarını tırabzana tutunarak çıktı.. ağır ağır yürüyerek iki sıra beyaz rahleler arasında kaybolmasına baktı. vaftiz olduktan sonra. döşeme tahtalarına hiçbir zaman cila vurulmazdı. Öyle pek telaş etmemesine rağmen Homais ona metanet vermeye çalışmış.. bu kadar küçük bir şey için telaş etmekle budalalık ettiğine. süve . saat on birde eve dönünce karısını beşiğin başında buldu. Bunun üzerine. Mesela evlerinde bıçaklar katiyen bilenmez. Yemek vakti olmuştu.. Emma onu dirseğiyle iterek: — Eh! sana rahat bırak diyorum! dedi. — Evet Hıristiyanım. hizmetçiyi var kuvvetiyle çağırdı. yanağına yapıştırılan yakı.» deyip talyon yakısı almaya gitti. Yerli yerinde duran eşyayı sanki her zamankinden fazla bir hareketsizlik kavramış. beye de benden çok çok selam edersiniz. Onu alnından öperek: — Dedim ya! Kaygılanacak bir şey yok. Yarı aralık kirpikleri altından bir çift fersiz. vaftiz olduktan. MADAME BOVARY 125 Emma onun.yoluna ne kadar erken sokarsak o kadar iyi olur. Madame Bovary onu kaldırmak için hemen koştu.. Berthe konsolun önüne doğru yuvarlanıp başını bakır topuza çarptı. dudağından aşağı. kocacığım. pencere ile dikiş masasının arasında dur-'muş. dedi. kendini hasta edeceksin! Eczacının evinde hayli kalmıştı. onun önlü-ğündeki kurdelelerin ucunu yakalamak istiyordu. çocukların uğrayabilecekleri tehlikelerden. — Hıristiyan kime derler?. kalıp gibi topukları üzerinde döndü. fazla merhamet göstermiş olduğuna kanaat getridi. Emma. Emma durgun bir tavırla: 126 MADAME BOVARY — Bak.. çocuğunu bir başına beklemek istediğini söyledi. pamuk battaniyeyi belli belirsiz kımıldatıyordu.. önlüğün ipek kumaşına doğru iplik gibi salya akıtıyordu. dedi. eşyada görünen bu durgunluğa âdeta şaşar gibi bakıyordu. Fakat küçük Berthe. Camlardan süzülen beyazımtırak ışık dalga dalga dökülüyordu. derisini yana doğru germişti. onun göğüslüğündan aşağı bir kürek dolusu kor döküvermişti. karıcığım.. «Yüreğini pek tutmasını» öğütlemişti. Fakat papazın kalın sesi. acele ile zilin ipini kopardı. — Hıristiyan vaftiz olduktan sonra. odasına varınca da kendini bir koltuğa attı. yavaş yavaş yokoldu. içinde kalan merak da. Güle güle. Çocuk onun bakışından korkup bağırmaya başladı. çocuk oynarken yere düşüp yüzünü kanattı. Charles: «Merak edilecek bir şey yok.

derdi. Odadan çıkarken noter kâtibinin kulağına yavaşça: — Size bir söyleyeceğim var. bulamadı. mavi kadifeden bir çift terliği olacaktı! Şöminenin üzerine çaprazvari bir çift meç asıp ortalarına bir kuru kafa yerleştirecek. Homais'nin çocukları. Önceleri ürpererek aklına getirdiği bu ihtimal. hani 128 MADAME BOVARY insan. Leon'nun çapkınlıkta gözü yoktu. karısına. ince bir sevgi eseri göstermek. Yüreği çarpıyor. Leon ne diye ikide bir Rouen'a giderdi? Homais «bu işin içinde bir delikanlılık. duygularını okşayacak bir sürpriz yapmak. ama yanılıyordu. hiçbir şeye karşı ilgisi. derdi. Nihayet Charles kapıyı kendi eliyle kapattı ve Leon'dan. ama bir türlü muvaffak olamamıştı. kocası.pervazlarına kalın çubuk takılırdı. Leon merdivende onun önüne düştü. Yonvillelilerden o kadar sıkılıyordu ki. başlarına içi pamuklu. M. çünkü ikide bir Leon'un iskemlesine devrilip kollarım da iki yanına sarkıtarak karmakarışık sözlerle hayattan şikayet ettiği oluyordu. — Ne gibi eğlencem olsun? — Ben sizin yerinizde olsam bir torna alırdım! Noter kâtibi: — «İyi ama ben torna kullanmasını bilmem ki. hem de karşısındakini küçümsediğini gösteren bir kurumla: — O da doğru ya! derdi. gitarını da en üste. nihayet annesine uzun. madeni levha üzerine iyi bir resmin kaça çıkacağını öğrenmesini rica etti. Amerika vahşilerinden farkı kalmayacak! derdi. mesleğinde ilerlemek için bir başka noterlikte de çalışmayı tavsiye ediyordu. hiçbir şeyden umudu kalmayınca hayatın her gün değişmeyen tekrarı altında ezilir gibi olur. bazı kimseleri. her zamankinden daha üzgündü. hem duyduğu kıvancı. Bunun üzerine Binet çenesini kaşır. dört yaşına. Hayalinde apartmanına koyacağı'eşyayı da seçti. bir kadın dalaveresi» bulunduğundan şüphe ediyordu. Fakat bir kere. beş yaşına kadar. Paris'i daha ileriye bırakıp Rouen'da bir ikinci kâtiplik aradı. kalın takkeler giydirilirdi. Yonville' den.. Leon. gitar dersi alacaktı! Bir robdö-şambrı. böyle bir basıncın. onun. ayrıntılı . hatta bazen dayanamayıp: I MADAME BOVARY 127 — Senin elinde bu çocukların. Madame Lefrançois. Bunları düşündükçe şimdiden hayran oluyordu. Leon da kendinde işte öyle bir hal hissetmeye başlıyordu. ama arkalarından bir bakan olmayınca yerlerinden bile kımıl-danamazlardı. bazı evleri görmek onu sabredilmeyecek derecede sinirlendiriyordu. dedi. biraz nezle olsalar. Ama bir gün yeni bir işe girip başka bir hayata karışması ihtimali. Maskeli balolarının mızıkası. __ Ama arkadaşının hali ona da bir tuhaf geliyordu. Belki işin aslını öğrenirim diye bir kere de vergi tahsildarına sordu. gözlerinin önünde canlanmaya başladı. babacan bir adam diye baktığı eczacıya da tahammül edemiyordu. neler yapacağını önceden kararlaştırdı. aklına türlü türlü şeyler geliyordu. Charles birkaç defa sözü kesmeye çalışmıştı. grisette'lerinin şakrak sesiyle o ta uzaklardaki Paris. Orada bir sanatkâr hayatı sürecek. Böyle zamanlarda tahsildar ona: — Hiç eğlenceniz yok da ondan. İşin zor tarafı annesini razı etmekti. boylu boyunca bir resmini hediye etmek niyetindeymiş. kendilerine karışan yok gibi görünürlerdi. LĞon. Rouen'a gittiği zaman. içinden: «Acaba bir şeyin mi farkına vardı?» diyordu. Madame Homais'nin bir buluşuydu. insaf. Yanında çalıştığı noter bile ona. Leon hemen her hafta şehre gittiği için bu işe de bakıvermesi büyük bir zahmet olmazdı. çok geçmedi. niçin derhal gitmesin? Bir mani olan mı vardı? Hemen içinden hazırlıklara başladı. ama kendi aklı pek yatmıştı. «Bunun kaça mal olacağını» bilmek istiyordu. asacaktı. Bu. merhamet edilmez.. babalan onlara türlü ilaçlar içirir. şiddetli bir arzu halini aldı. Mademki hukuk tahsilini orada bitirecekti. O. Binet suratını asıp: — Ben ne bileyim? Polis hafiyesi değilim ya! diye cevap verdi. tabağına konulan yemeğin çoğunu bıraktığını görüp merak ediyordu. gönlüne hoş geldiği kadar içine de korku veriyordu. hiçbir sonuca etmeksizin sevmekten bezmişti. zihin organlarına zarar vermesinden korkup içinden üzülür. arkaya doğru yığılan bir beresi.

Leon acele etmedi. dünya gezisine çıkacak bir yolcudan fazla hazırlıkta bulunmak işini bitirdikten sonra da hareketini hep bir haftadan öbür haftaya bıraktı.. yüzüne kan çıkıp saçlarının dibinden ta boynuna kadar derisi pespembe kesildi. — Paltomu yanıma alıyorum. sarkan bir fırıldak vardı. delikanlı elini uzattı. Sarılıp vedalaşmak saati gelince Madame Homais ağladı. bavullar. Emma: — Götürün çocuğu! dedi. Omuzunu duvarın tahta kapısına dayamış. kısacası. — Ya! MB 9 130 MADAME BOVARY Kadın döndü. çarpan iki göğüs gibi. Bovary'ye ancak ayak üstü bir Allaha ısmarladık diyecek kadar vakti kalmıştı. ayakta duruyordu. çenesini eğmişti. Leon: — Berthe'i bir görüp öpmek isterdim. birbirini sımsıkı kucaklamıştı. Delikanlının M. nereye bakıyor? O anda içinden neler düşünüyordu? Anlamak zordu. Madame Bovary arkasını dönüp yüzünü pencereye dayamıştı. en sonunda annesinden. İngiliz usulü vedalaşalım! dedi ve o da elini uzattı. O içeri girince Madame Bovary hemen ayağa kalktı. Emma ufukta neye. aynı yürek çarpıntısı içinde birleşen fikirleri. Leon'u arabasına bindirip Rouen'a götürecek olan noterin kapısına kadar kendi elinde taşımak istiyordu. Leon onu boynundan tekrar tekrar öptü: — Allaha ısmarladık yavrucuğum! Allaha ısmarladık cicim! Allaha ısmarladık! Annesinin kucağına verdi. duruverdi. Leon içini çekerek: — Artık Allaha ısmarladık! dedi. sanki hepsini içine sindirmek. çocuğun elinde. onun için Yonville'den Rouen'a. Rouen'dan Yonville'e sandıklar. Yalnız kaldılar. Merdivenin üst başına varınca o kadar yüreği çarpıyordu ki. Bir daha tekrar etti: — Evde değil. öne doğru uzattığı alnının üzerinden ışık. Sonra. dedi. İkisi de sustular.. Emma hemen geldi. Bütün bir ay her gün Hivert. Leon'un bütün varlığının özü. — Evde değil. Allaha ısmarladık. Leon kendisine elbiseler diktirmek. raflara. alıp götürmek istiyordu. bir sürü boyun atkısı almak. Birbirlerine bakıyorlardı. hizmetçi de Berthe'i getirdi. güle güle! Birbirine doğru ilerlediler. Emma birkaç basamak inip Felicitd'yi çağırdı. Leon: — Doktor evde değil mi? dedi. Homais. uzun uzun baktı. paketler taşıdı. metin bir erkek olduğundan. duvarlara. ocağa ayrı ayrı. ipe bağlanmış. Emma: Yağmur yağacak. bir mermer üzerinden akar gibi kayıyordu. Emma silkinerek başını kaldırdı. odasındaki üç koltuğu doldurmak. lustin hıçkırıyordu. gülmeye çalışarak: — Evet. Leon yalnız kalınca etrafına. Leon: — Ben yine geldim! dedi.bir mektup yazıp hemen Paris'e gidip orada oturmasını gerektiren nedenleri anlattı. tatilden önce imtihanını vermek istediğine göre. Leon kasketini elinde tutuyor. üzünMADAME BOVARY 129 tüsünü belli etmedi. hafif hafif dizlerine çarpıyordu. — Sizin geldiğinizi anlamıştım! Kadın dudaklarını ısırdı. — Evet. Kadıncağız razı oldu. dedi. kadın bir an tereddüt etti. parmakları arasında sıcaklığını hissettiği o nemli avuca akıyor gibiydi. . bir an önce yola çıkmasının uygun olacağını bildiren bir ikinci mektup aldı. kaşlarına kadar. aziz dostunun paltosunu.

arkasına kaba bezden elbise giymiş bir adam. Haydi hayvanı bırakın. ıslak çalılıklarda serçeler kanat çırpıyor. ** Madame Bovary bahçe tarafındaki pencereyi açmış. hıçkırıkların kestiği bir sesle. birer kara sütun halinde. Bilirsiniz ya! Kadın kısmı her şeye üzülüverir! Hele benimki!. Homais de evine döndü. onu bekliyorlardı. Siz o çapkınların Quar-tier Latin'de. Bir parçacık olsun sanattan. Odada pencerenin arkasında bir gölge görür gibi oldu. yuvarlanır gibi batıya. M. Hekim: — Öyle olmuş! diye Cevap verdi. korkarım ki Leon orada. Homais her zamanki gibi saat altı buçukta yemek yenirken geldi.. Uzaktan. birden yayılıp dümdüz. Charles: — Zavallı Leoncuk! diyordu. oyuncu kızlarla neler yaptığını bilmezsiniz!. dedi. gözleri dolu dolu olmuş: — Gelin bir kucaklaşalım. Leon. "gezmeye gitmişsiniz. hayvanı tutuyordu. Emma: — Kim bilir şimdi ne kadar uzaktadır! diye düşündü. Homais ile M. Eczacı hemen onun sözünü kesti: — Hakkınız var! dedi! İşte o da madalyanın ters tarafı! İnsan Paris'te elini hep cebine götürmek zorundadır. Fakat bir bora çıkıp kavakların başlarını eğdi ve birden. Sandalyesine otururken: — Bizim delikanlı bizleri bırakıp gitti ha? dedi. M. arkalarında da güneşin uzun çizgileri. Paltonuzu getirdim. dedi. arabanın yanında durmuş.. Bovary karşı çıktı: — Öyle kendini koyuverecek çocuğa benzemez. diplomat sanacağınız bir adam yanınıza gelir. kimsenin dokunmadığını göstermek ister gibi topuzundan kurtulup uzun. hatta yakasına nişan rozeti takmış. Gittiler. Rouen'a doğru kümeleniyor. gözleri bir kere daha birleşti ve Leon çıkıp gitti. göğün boş kalan kısmını da bir porselen beyazlığı kaplamıştı. eğri kıvrımlarını kıpırdattı. Delikanlılar sonradan onların sayesinde zengin kızlar bulup evleniyor. çünkü onların sinir yapısı.Sonra elini açtı. erkeklerinkinden çok gevşek oluyor. Bunlar. gönlü üzgün. havaya asılmış bir silah takımının altın oklarını andırıyordu. arabaya! dedi. bulutlara bakıyordu. Paris'te nasıl yaşayacak? Oraya alışabilecek mi? Madame Bovary içini çekti. Mesela bir bahçeye. Kendinize iyi bakın! Sakıntısız davranmayın! Noter: — Haydi. Zaten Paris'te üniversite öğrencisi pek gözdedir. sonra iskemlesinden dönerek sordu: — Sizde ne var ne yok? — Ne olacak? Yalnız bugün bizim hanım biraz heyecana kapıldı. Eczacı. Guillaumin: MADAME BOVARY 131 — Akşamınız hayrolsun! diye cevap verdi. Hekim: — Ama. ancak şunu söyleyebildi: — Hayırlı yolculuklar! M. tavuklar bağrıştı. akasyanın kırmızı çiçeklerini de sürükleyerek akıp gidiyordu. O zaman bir şey söylemek de doğru değil. Homais çamurluğa doğru eğildi. Lokantalarda kadınlarla baş başa yemekler! Maskeli balolar! Şampanyalar! Hiç tasa etmeyin. Ama ne de olsa etrafındakilere uyması lazım. Eczacı damağını şaklatarak: — Alışmaz olur mu? dedi.. Guillaumin konuşuyor. kumun üzerinde birikmiş sular. dört yeşil panjuru ile o beyaz evi son bir defa daha seyretmek için bîr direk arkasına gizlendi.. . dostum. Homais hemen: 132 MADAME BOVARY — Ben de sanmam. bakarsınız kılığı kıyafeti yerinde. noterin kabriyolesini gördü. hareketsiz alçı bir duvar halini aldı. Leon koşmaya başladı. Çarşı meydanına varınca durdu. yolun üzerinde. Sonra yine güneş çıktı. aman üşütmeyin. sonra adı softaya çıkar. dedi. müzikten anladılar mı hemen en kibar konaklara davet edilir. yeşil yapraklar üzerinde çatırdayarak yağmur boşandı. öyle şeye herkes alışır. hatta faubourg Saint-Germain (1) hanımları içinde onlara gönül verenler oluyor. fakat perde.

ruhunun uçurumuna dalan keder. yerden şapkanızı alır. paranızı aşırmak veya sizi tehlikeli işlere sürüklemek içindir. Emma'yı saran can sıkıntısının merkezi oldu. Hem Paris'in suyu. evin duvarlarında hâlâ onun gölgesi vardı. Bütün bunlar. o salçalı baharlı etler. Justin fener getirmiş. dedi. Leon şimdi ona daha uzun boylu. Dostluğu ilerletirsiniz.. dedi. o üzüntünün ortasında.. Henüz son karar verilmemiş ama pek muhtemel olduğu söyleniyor. hazin ulumalarla doluyordu. insanın evinde pişen çorbanın yerini tutamaz. Emma. Emma ürperdi. önüne geldiği zaman yakalayıvermemişti?. şimdi de duyduğu şırıltıyı dinlemişlerdi!. ama benim aklıma daha ziyade hastalıklar gelmişti. kuru çubuklardan yapılmış bir iskemleye ilişir. O. Doğru çıkarsa bizim kaza için son derece önemli bir şey olur!. yüzde sek. gölgelikte oturup. yine gamlı bir durgunluğa. ne derlerse desinler. bahçenin bir köşesinde. Leon'u sevmediğine dövündü. Öğleden sonra. VII Ertesi gün Emma için iç sıkıcı bir gün oldu. bu hatıra. köşküne davet eder. taşralı öğrenci ona çabuk tutuluyor. yosun tutmuş çakıllar üzerinde kaç defa beraberce gezip suların şırıltısını. birçok kimselerle tanıştırır. Emma ne yapmıştı da bahtiyarlığı. O günden sonra Leon'un hatırası. koltuklardan gözünü ayıramıyordu.. Vaubyessard'dan dönüp de kafasının içinde kadril kasırgaları uğuldadığı günlerde olduğu gibi. baş başa ne tatlı anlar geçirmişlerdi!. Eczacı devam etti: — Yemeklerinin değişmesi bünyede karışıklığa sebep olur da onun için. bir havaya bürünmüş gibiydi. daha sıhhidir. Ne çekilmez çile! Kapıya kadar gittikten sonra: — Unutuyordum. «Ben geldim. bırakıp gitmemişti. yüksek sesle kitap okurdu. size enfiye ikram eder. yemeklerimi orada profesörlerle yerdim. lokantaların yemeği. Fakat böyle bir hareketin güçlüğünü düşünüp onu göze alamaması.. Irmak hâlâ akıyor. alıştığımız her hareketin durmasından. gittikçe daha sokulur. hâlâ oradaydı. daha şirin. Bugünkü gazetede de< buna dair birkaç satır vardı. yolcuların bir Rus stepinde unuttukları ateşten daha çok parlıyordu. devamlı bir titreşimin kesilivermesinden doğan bir ıstırap vardır. neleri sevip nelerden hoşlanmadığını anlatmaya başladı ve bu. Bir an bir yere gitmeye gelmiyor!. Zahmet etmeyin. hep ırgat gibi ça(1) Paris'te en soylu ailelerin oturduğu mahalle. sizi kahveye götürür. kameriyenin latin çiçeklerini titretirdi. yegâne saadet ümidi olan o adam gidivermişti!. onun dudaklarına susadı. Ne güzel güneşli günler görmüşlerdi!. Oralarda. Etrafında ne varsa. Böylece genel sorunlar hakkındaki düşüncelerini... kollarına atılmak. o gün Emma işte o hale uğramıştı. Ah! Hayatının biricik büyüsü. Seine-İnferieure çiftçileri. görüyorum. ben seninim!. iki dizi ile cna sarılmamıştı?. daha hayalleşmiş görünüyordu. küçük dalgalarını kaygan sahil boyunca sürüp duruyordu. Hani bir daha geri gelmeyecek şeylere hülyamızın bir kapılması vardır. kaçmaya kalkınca niçin iki eli ile. ıssız şatolara dolan kış rüzgârı gibi. onun oturmuş olduğu şu boş iskemlelerden. Emma.. Bunun içindir ki Rouen'da eczacı okuluna giderken bir pansiyona girmiştim. Koşup onun yanına gitmek.. Homais: — İllallah! dedi. Bunu yine konuşuruz. . 134 MADAME BOVARY başı açık. kırdan esen serin rüzgâr sayfaları hışırdatır. Justin gelip hazırlanacak bir ilaç için onu çağmncaya kadar devam etti.. Ondan ayrılmış olmasına rağmen. eşyanın üzerinde hayal meyal dalgalanan kara. tarım işlerini konuşmak için Yonville-l'Abbaye'de toplanacaklarmış.. Ben daima ev yemeğini tercih ederim. daha güzel. O. dedi. hani her olup bitmiş işten sonra bizi saran bir yorgunluk.Konuşmaya başlarsınız. size şaraplar içirir.. bir dakika rahat yok. onun yürümüş olduğu bu halılardan.. uyuşuk bir yeise tutulmuştu. örneğin tifo. İnsanı çift beygiri gibi kan ter içinde uğraştırıyorlar!. Charles: — Doğru. MADAME BOVARY 133 lışmalı!. haberiniz var mı? — Neden? Homais kaşlarını kaldırıp en ciddi tavrını takınarak: — Bu yıl.» demek için içi titriyordu. arzularına bir de esef katarak onların bir kat daha şiddetlendiriyordu. sen.

çılgınca işlere sürüklemek pek kolaydı. ması sandığı da oluyordu. panjurları kapatır. Buna sebep de-Emma'nm lamba yakmak için kibrit çakması olurdu. Emma hekim tedavisine razı olmadıktan sonra ne yapılabilirdi ki? İhtiyar Madame Bovary: — Bilir misin ki karına ne lazım?. rüzgâra kapılmış birer kuru dal gibi kınlan saadet tasavvurlarını. Bir gotik MADAME BOVARY 135 dua iskemlesi aldı. 136 MADAME BOVARY Neye karar vereceklerini bilemiyorlardı. masasının başında koltuğa oturup iki kolunu dayadı. Lheureux'un dükkânına gidip hamaylıların en güzelini aldı. hiçbir yardım gelmediği. fakat fırtına esmekte devam ettiği. belki de pek büyük olduğu için gitgide alevler yatıştı. Bir gün kocasına. nakışları yarıda bırakıp dolaba tıktığı gibi kitabın da birine başlar. kendi kendine kuruntu edinmesinden geliyor. Nereye gitse hep benzi uçuk. O. çoğu zaman dudaklarının kenarında hareketsiz bir kasılma gözükürdü: Hani evde kalıp ihtiyarlamış kızlarla. çökmüş muhterislerin yüzlerini kırıştıran bir büzülme vardır. bazen kâkül bırakır. Fakat okuması da nakış işlemesi gibiydi. İtalyanca öğrenmek istedi: Bir iki sözlük. içine işleyen müthiş bir soğuk içinde kendini kaybetmişe döndü. Hatta bir gün ağzından kan geldi.Emma ona doğru atılıyor. düşmüş ümitlerini. gönlünün çektiği ufak tefek şeylerden de mi kaçınsın?. burnunun derisi aşağı doğru çekilir. ayrılıkîa yavaş yavaş söndü. Charles'ın da budalalık edip: «Yapamazsın!» demesi üzerine rakıyı diki-verdi. İkide bir saçlarının biçimini değiştiriyordu: Bazen Çin ka-dınlarınınki gibi toplar. Yonville'in ev kadınlarının tabiri ile: «Terelelli» olmasına rağmen Emma'da hiç de keyifli bir hal yoktu. Aşk. bir hastaya çağırıldığını sanıp dili dolaşarak: — Geliyorum. bir yığın beyaz kağıt aldı. kendini zorla bir işe vermeli. geliyorum. soluk semasına al bir renk vermiş olan yangın parıltısı perde perde kararıp kaybo-luverdi.. eline bir kitap alır. hiçbir güneş doğmadığı için her tarafı büsbütün gece kapladı ve Emma. Yığın belki kendiliğinden tükendiği. Emma'nm hali hakkında uzun uzun konuştular. o kıyafetle bir kanepeye uzanıp yatardı. duvar gibi bembeyazdı. bazen de örerdi. erkek saçı gibi yandan ayırıp ensesi üstüne topladı. Emma şimdi kendini eskisinden de mutsuz buluyordu. o zamanlarda onu. Charles gidip muayene odasına kapandı. Rouen'a yazıp mavi kaşmirden bir fistan getirtti. kederini kızıştırmak için hepsinden faydalanıyordu. hepsini alıyor. kısır faziletini. sönmek üzere olan o ateşi usulca karıştırıyor. Tostes'taki kötü günler yine baş gösterdi. etrafında onu daha ziyade canlandırabi-lecek şeyler arıyordu. Leon'un hediye ettiği kafanın altında hüngür hüngür ağladı. kocasına karşı duyduğu iğrenme hislerini ruhunun aşkına doğru bir atılışı. el işlerine! O da. gözleri insana dalgın bakardı. eline derhal geçen fırsatlar gibi en uzak hatıraları. ona sığınıp büzülüyor. ondan hiç. hiç kurtulamayacağını anlamıştı. Charles'ın telaş ettiğini görünce: — Adam sen de! dedi. ne çıkar ki?. kinin açtığı yakıcı yaraları şefkat ateşinin tekrar canlan-. çünkü artık kederin ne olduğunu öğrenmiş. Gerçi şuurunu kaplayan uyuşukluğun tesiriyle. yarım bardak dolusu Fransız rakısını içebileceğini iddia etti. Bütün bunlar işsizlikten. işte ona benzer bir şey. Bazen gece yarısı Charles sıçrayarak uyanır. bunu sabahlığının üzerinden beline bağlar... Bu kadar büyük fedakârlıklara katlanmış bir kadın. derdi. tırnaklarını temizlemek için bir ay içinde on dört franklık limon harcadı. gerçekten başına gelenler gibi ancak hayalinde geçenleri. bir süre de. diyordu. Mektup yazıp annesini çağırttı. Tarih ve felsefe kitapları gibi ağır eserler okumaya kalktı. nefsinin tatmin edilmeden dağılan arzularını. bir-başkasına geçerdi. her şeyi topluyor. sevda yanıp kül olduğu. alış'ıklık kederi yavaş yavaş boğdu. . Şakaklarında üç tane ak tel buldu diye ihtiyarlık sözü etmeye başladı. kocalı bir kadın olmak boyunduruğunu. Sık sık halsizlikler geçiriyordu. bir gramer. birçok kadınlar gibi ekmeğini kendi kazanmaya mecbur olsa siniri miniri kalmaz. Öyle buhran anları oluyordu ki.

Neşterin batması ile kanın fışkırıp aynayı bulaştırması bir oldu. diyordu. hal hatır sormadan başka iki çift lakırdı bile etmemişlerdi. Kaynana ile gelinin vedalaşmaları pek soğuk oldu. Charles: — Leğeni beri getirsene! diye bağırdı. hayvan. o gün Yonville'de pazar kurulmuştu. Rodolphe Boulanger gelmiş dersiniz. Hep bir yere üşüşüp oradan kımıldamak istemeyen halkın.Charles: — Uğraşmıyor. Çarşamba günleri eczane hiç boşalmazdı: halkın birbirini iterek oraya girmesi ilaç almaktan ziyade hastalıklar hakkında danışmak içindi: Homais'nin hekimliği civar köylere o derece ün salmıştı. bir babayiğit tavrı takınıp iri kolunu uzattı. bütün söylenenlere: — Hafifliktir!. M. yumurta ehramlarıyle içlerinden yapışkan saman parçaları gözüken peynir sepetleri arasında. Sonra. Boulanger adamını gösterip «bütün vücudu karıncalandığı» için kan aldırmak istediğini söyledi. Çünkü Fransızcada «de La Huchette». Onların her birinde pamuklular. öyle bir toprağı olduğu için koltuk kabartmak istemesinden değil. «L. hiç de kolaya benzemiyordu. köşkü ve iki çiftliği ile beraber orayı satın almıştı. âdet yerini bulsun diye edilen sözlerden. Sonra. O sırada. oğlum. O bey. bir insanda din iman olmazsa namus da kalmaz.. buğday övütme makineleri yanında. O herif: «Benim işim budur» diye zehir saçmakta devam ederse polise başvurmaya da hakları olmaz mıydı?. İhtiyar Madame Bovary bir çarşamba günü hareket etti. bir uçları havada dalgalanan kurdeleler satılıyordu. Bu ısrar üzerine Bovary bir sargı ile bir leğen getirdi ve Justin'den leğeni tutmasını rica etti. Köylü: .. Bir arada geçirdikleri üç hafta içinde. Justin'i evin uşağı sanmıştı: — Kendilerine La Huchette'li M. derdi. iş görmüyor değil ki!. Bekâr olarak yaşıyordu.. Emma penceresine çıkmıştı (bunu daima yapardı: taşrada pencere mesire ve tiyatro yerini tutar). dedi. çoraplar. La Huchette. Kaynana: — Sen onu bana bırak! dedi. Köylü. papazlar aleyhinde Vol-taire'den alınmış sözlerle dolu. yuları. Türkçede gösterilemeyecek bir «nuance» var. Hepsi de ona bütün hekimlerden daha büyük bir hekim diye bakarlardı. yeşil kadifeden redingot giyinmiş bir bey gördü. 138 MADAME BOVARY — Siz işinize bakın. «Yılda hiç olmazsa on beş bin frank geliri» olduğu söylenirdi! Charles odaya girdi. Bu adam. Sana söyleyeyim. Bu iş. kim olduğunu iyi bildirmek içindi (1). Öbür tarafa da yelken bezinden barakalar kurulmuştu. bir kişizadelik iddiası da olabilir.. Köylü: (1) Burada. Rouen'den geçerken. kiliseden otele kadar evler boyunca dizilmiş. eczanenin MADAME BOVARY 137 camlarını kırmasından korkulduğu zaman oluyordu. kapının eşiğinde Felicite ile konuşan Justin'e: — Doktor beyi görebilir miyiz? dedi. çiftlikleri öyle pek sıkıntıya düşmeden. yün battaniyeler. Onun yılmak bilmez cüretkârlığı köylülerin aklını çelmişti. Bu zatın kendini La Huchette'li diye tanıtması. düşünceli düşünceli yürüyen bir köylü geliyordu. Yonville civarında bir «Malikâne»nin adıydı. kötü kötü kitaplar okuyor. hekimin evine doğru ilerliyordu. Bunun üzerine Emma'nın roman okumasına engel olmaya karar verildi. kıç üstü devrilip okları yukarı dikilmiş arabalarla dolmuştu. Meydan.a Huchette'li» demek olduğu gibi..hurda bakırlar seriliydi. ben korkmam! diye cevap verdi. bunun sonu hayır değildir. yüzü sapsarı kesilmiş köylüye: — Korkmayın!. yassı kafeslerde gıtgıtla-yan tavuklar başlarını çubukların arasından çıkarıyordu. ayaklarında kalın dizlikler olmasına rağmen ellerine sarı eldivenler takmıştı. dedi. şenlik bilmez heriflerin itişip kakışmalarını seyrederek eğleniyordu. Yerde. hepsi de din aleyhinde. arkasından da başı öne eğilmiş. — Uğraşıyor da ne yapıyor? Birtakım romanlar. kira ile roman veren kitapçıya uğrayacak ve Emma'nın abonelikten vazgeçtiğini söyleyecekti. sofrada buluşulduğu zaman veya akşam yatmaya giderken. Rodolphe Boulanger. kendi işletiyordu. erkenden.

Bu oğlanın sincaptan farkı yoktur.. gayet nazik. Eczacı: — Ben. hafif hafif üflüyordu. Bovary. git bakalım! Koş! Beni bekle. Sonra gidip bir sürahi su getirdi.. Sen hele bir daha ağzını açıp da övün bakayım!. Gerçekten budalasın! Kelimenin tam ma-nasıyle budala! Bir hacamat da büyük bir şey mi? Hem de senin gibi hiçbir şeyden korkmaz. günleri sana daha çok ihtiyacım oluyor. şöyle yukardan aşağıya bakıp: — Budala! dedi. Madame Bovary. orada soğukkanlılığını muhafaza etmen. bu sözleri duyunca. Köylü. çırağının gözlerinin açıldığını görünce derin bir nefes aldı. Mesela ben bir düelloda. Arabacı ayıldı. fakat Justin'in baygınlığı hâlâ devam ediyor. rengi uçmuştu. İkisi birden. M. Boulanger ise Justin'i kucaklamış. Omuzları şiddetle silkinip iskemleni arkalığını gıcırdattı. dedi. Sonra onun etfa-fında dönmeye başladı. her şeyi yüzüstü bırakıp geldim. Eczacı devam etti: — Hem senin burada işin ne? Daima doktor beyi de. hâkimlerin vicdani kanaatini aydınlatmak üzere mahkeme huzuruna çağırabilirsin. tabancalar doldurulurken çıkan gürültüden bayıldığını gördüm. dört volanlı.. masanın altına koymak üzere leğeni aldı.. Emma çömelip kolunu uzatırken biraz sendelediği için kumaşın şişkinliği de yer yer inip göğsünün kıvrımlarını belli ediyordu. masanın üzerine oturtup arkasını duvara dayamış. Heyecanından baskıyı bir türlü yerleştiremiyordu. Justin cevap vermiyordu. odanın döşeme taşlarına çarpıp etrafına yayıldı. dedi. şişelere de göz kulak ol! Justin giyinip gittikten sonra bir müddet bayılma bahsi açıldı. Boulanger: — Bir hanım için doğrusu fevkalade bir şey! dedi.. ama kendi kanımın aktığını biraz düşünsem kendimi kaybedebilirim. günün birinde. Madame Bovary Justin'in kravatını çözmeye başladı. dizleri titriyordu. Eczacı olacak bir adam için güzel bir mizaç. Ama bazı kimseler de pek zayıf yürekli oluyor. M. Charles: — Emma! Emma! diye çağırdı. vahim neticeleri olabilecek bir işde. Emma birkaç dakika hafif parmaklarını delikanlının gerdanında dolaştırmaya mecbur oldu.. değil mi?. Boulanger uşağına artık eve gitmesini kafasına koyduğu işi nihayet yaptırdığı için gönlünün rahatlamasını söyledi. Telaş arasında hizmetçi ona da haber yetiştirmişti. Homais. gözbebekleri —süte atılmış mavi çiçekler gibi— uçuk akın içinde kayboluyordu. Şapkası başından düştü. Hadi. dedi başkalarının kanını görmeye hiç aldırmam. san renkli. Seni merak ettim. bir taraftan da sakin sakin: — Bir şey yok. insan önce bir şey duymaz. fikir selameti ile düşünüp bir erkek olduğunu göstermen lazıftı. parmağın: damara yapıştırıp: — Ben böyle olacağını biliyordum!.. Justin'in elindeki leğen sallanmaya başlamıştı. M. Madame Bovary ömründe bayılmamıştı. yoksa herkesin nazarında bir aptal olursun!. Kocası: — Çabuk sirke getir! diye bağırıyordu. Şimdi evde tam yirmi kişi var. hanımefendiyi de rahatsız ediyorsun! Zaten çarşamba. Kadın koşarak merdivenlerden indi. çeşme gibi be! Kanım amma da kırmızıymış! Öyle olması iyilikten gelir. MADAME BOVARY 139 boyu uzun. bununla yavaş yavaş Justin'in şakaklarını ıslatıyor. sonradan bayı-lıverir. şahitlerden birinin. insanın gözünü karartacak kadar yükseklere çıkıp ceviz devşirir. doğrusu! Sen. bardakta şeker eritirken eczacı da içeri girdi.. 140 . telaş etmeyin! diyordu. yaptığı eğilme hareketiyle fistanı (bu.. sonra patiska mendiline sirke döktü. Charles: — Aman bunu görmesin! dedi. Gömleğinin kordonları kördüğüm olmuştu.. elinde çevirip durduğu neşter muhafazasını bırakıverdi. güçlü kuvvetli bir delikanlı için!.— iş! dedi. etekliği geniş bir yazlık elbiseydi). hele böyle güçlü kuvvetlilerde çoğu zaman öyle olur. Doktor: — Bazen. Aman Allahım!.

Buchy milli muhafız kıtası da (Yon-ville'de muhafız kıtası teşkil edilmemişti) gelip Binet'nin idaresindeki itfaiye bölüğüne katılmıştı. sonra başımdan nasıl atarım?. keyfi de insana usanç veriyor. Sahi! diye ilave etti. Emma yine hekimin odasındaki hali. dedi. O.. Sonra masanın bir köşesine üç frank bıraktı. sarmaşıkla donatılmıştı. Bu cümleyi söylerken Emma'ya bakıyordu. valinin geldiğini haber vermek. bir tek hareketle yavaş yavaş usul üzere. gelişigüzel bir selam verip çıktı gitti. her cinsten bir türlü sıkıntı. en emin yol odur. Benim olacak! diye bağırdı ve hemen meselenin icra tarafını tetkike başladı. mizacında hoyratlık. hiç şüphe yok! Hem de ne şefkat gösterir! Ne dilber olur!. dert var. hem de cüretkârlık göstererek. belediye dairesinin saçağı. sımsıkı forması içinde bedeni o kadar kaskatı kesilmiş. Emma onu çayırdan geçerken gördü: Ro dolphe Boulanger kavaklar altında yürüyor.. Ara sıra evlerine uğrar. Düşünüyordu: — Nerede buluşuruz?. Az sonra ırmağın öte tarafını bulmuştu (La Huchette'e oradan gidilirdi). zaten kadınlarla hayli düşüp kalkmış. onları bize davet ederim. Rouen'lı bir aktrisi «Kapatmıştı». görürüm. hastadan hastaya dolaşırken karısı da evde oturup çoraplarına yama vurur. kundurasına kırbaç gibi vuran otların hep biteviye hışırtısından ve uzakta.. Çok vakit kaybetmeli! Sonra tekrar başladı: — Ama gözleri de burgu gibi insanın tâ yüreğine giriyor. bir düşüncesi varmış gibi ikide bir duruyordu. kocasını da düşünüyordu: — Herif çok budalaya benziyor. Bırak sen de! dedi. Karides yemeğe de ne kadar düşkün. Şöyle nazikçe üç kompliman yapsan insanı çıldırasıya sevecek. onlara av eti. Orası öyle ama. evlerinin kapısı önüne çıkmış. bir çayıra. O. Binet o gün her günkünden de dik bir yaka takmıştı.. Neşesi. Herifin tırnakları pis. elbette Madame Bovary de gelir. Acaba nereden buralara düşmüş? O koca herif bu kızı nereden ele geçirmiş? M. Güzel dişleri.. Benzi de ne uçuk!. yakında tarım toplantıları dolayısıyle şenlikler var.: Ben ki uçuk benizli kadınlara bayılırım. dost olurum. o kadar hareketsizleşmişti ki. gerekirse kendimi hacamat ettiririm. bunun içindir ki onu da. Kır bomboştu. madalya kazanan çiftçilerin adlarını bildirmek için bir bombard konulmuştu. Rodolphe Boulanger otuz dört yaşındaydı. Hem komşular var. hekimin karısı hakçası şirin bir kadın!. VIII O pek beklenilen tarım şenlikleri nihayet başladı. sakalı da en aşağı üç günlük. hatırasından bile bıkkınlık getirdiği o hayalle bir an oyalandıktan sonra içinden: — Madame Bovary ondan elbette çok daha güzel. diye ilave etti. Onunla sevişmenin rast gelebileceği engelleri böyle uzaktan düşünmek aklına metresini getirdi. Kadın hiç şüphesiz ondan bıkmıştır. Emma'yı güzel bulmuştu. Virginie doğrusu pek semirdi. ziyafet için bir çadır kurulmuş. Vergi tahsildarı ile albay arasında öteden beri bir rekabet devam . kilisenin önündeki meydanın ortasına da. bütün kişiliği. Nasıl buluşuruz? Çocukla dadısı» sürekli başımızda olacak. hazırlıklardan söz ediyorlardı. her akşam dans etmek ister! Zavallı kadıncağız! Mutfakta masanın üzerine konan sazan balığının nasıl su diye içi titrerse onun da aşk diye içi titrer... Endamı da Paris kadınlarınmki gibi.. hindi gönderirim. Tören günü daha sabahtan köy halkı. hem de çok daha taze. benim olacak!. tavuk. adım adım kalkıp inen bacaklarında toplanmıştı. kocası var. yulaflar arasına saklanmış cırlakların gürültüsünden başka hiçbir ses duymuyordu. İşe başlarız. O içinden: — Şirin kadın! diyordu. Argueil yokuşunun tepesine vardığı zaman kararım vermiş bulunuyordu: — Artık fırsat kollamak lazım!. onları iyice öğrenmişti.MADAME BOVARY — Bu sayede sizinle tanışmak şerefine nail oldum. zekâsında oldukça keskinlik vardı. zarif ayaklan var. Sopasını hızla vurup yerdeki bir keseği parçalayarak: — O. kara gözleri. Elbette içi sıkılır! Şehirde yaşamak. o elbisesi ile MADAME BOVARY 141 gözünün önüne geliyor ve Rodolphe onu hayalen soyuyordu. Rodolphe etrafında.

kümes hayvanları beslemiş olması mı lazımdır sanıyorsunuz? O işlerden ziyade. MADAME BOVARY 143 — Allah ömürler versin! dedi. lekelenir diye korkup bellerine kaldırdıkları fistanlarını tutan iğneleri attan inince çıkarıyor.» -üçüncüsüne: «Yaşasın Sanayi.. arazinin niteliğini.mendilleri yerlerinde bırakıp bir uçlarını dişleriyle tutmakta devam ediyorlardı. Bu hiç durmuyor.. büyük memurların oturacağı parmaklıklı tribünün iki tarafına dikilmiş. bunun sonucu olarak tarım da onun alanına dahil demektir! Hem. halkının çoğu evlerini bir gün önceden temizlemişlerdi. kara redingotlarla mavi bez ceketlerin monotonluğunu. güneşin berrak ışığında parlıyor. renk renk atkılar. bundan başka. Nankin pamuklusundan pantolon. belediye dairesinin dört sütununa dayanmış.» dördüncüsüne de: «Yaşasın Güzel Sanatlar» yazılmıştı. dedi. mutfak merdiveninin basamaklarında durmuş. her birine yeşilimsi bir bayrak asılıp üzerine sarı sırma ile yazılar işlenmiş dört tane sırık vardı. kocaları ise. Madame Lefrançois. Eczacı hayretle cevap verdi: — Evet. gidip şenliği "görmek için evlerden çıkan keten eldivenli hanımların arkasından kapı tokmaklarının çarptığı duyuluyordu. sonra göğüslükle142 MADAME BOVARY rin geçtiği görülüyordu. Madame Lefrançois. üzerlerine fenerler asılmış iki uzun porsuk ağacıydı.ma bugün. Sokakçıklar-dan. Bunların birine: «Yaşasın Ticaret. otelci Madame Lefrançois'yı kederlendirmişe' benziyordu. gazların çözümlenmesi. Madame Lefrançois küçümseyen bir tavırla: — Haa! Oraya mı gidiyorsunuz? dedi.. cambazlar gibi çadır altında yemek yemekten hoşlanır mı sanıyorlar? Böyle işgüzarlıkların adına «Memlekete hizmet» diyorlar! Ta Neufchâtel'den pis bir aşçı getirmeye değerdi ya! Hem de kimler için! Bir alay inek çobanı. sorarım size. boyuna yeniden başlıyordu! Bu kadar şatafat asla görülmemişti! Köy. sonra gülümseyerek cevap verdi: — Öyleyse başka! Ama tarımdan size ne? Siz ondan da anlar mısınız? — Elbette anlarım. altın haçlar. değil mi?. maden filizlerinin durumunu. suların özelliklerini. Ben ki daima la-boratuvarımda otururum. Homais: — Hiç! Hiç! dedi. bütün meyhaneler doluydu. Sadece şunu söylemek istemiştim. kunduz derisinden kundura giymiş. her zamankinin tersine olarak da başına bir şapka. söz konusu maddelerin yapısını. kılcallığını bilmek lazımdır! Daha ne bileyim? Binaların yapılışını. Halk. Siyah bir setre. böyle bir münasebetle. af buyurun acele işim var. Civar çiftliklerden gelen kadınlar. yani kimyager değil miyim? Kimyanın konusu da. Madame Lefrançois: Her zaman dükkânıma kapanır otururum. basık bir şapka geçirmişti. toprağın. baldırı çıplak alayı için!. madenlerin. ¦ Eczacı oradan geçiyordu. sıvıların mayalanması. gerekirse bu konularda . hayvanların yemini. saçılmış karışık renkleriyle. miyasmaların etkisi gibi şeyler. Şişman dul kadın nereye gittiğini sorunca: — Size garip geliyor. oraya gidiyorum.edegeldiğinden her ikisi de emirleri altındaki adamları ayrı ayrı talim ettiriyorlardı.. Homais devam etti: — Siz bir insanın tarım uzmanı olması için bizzat toprağı sürmesi. doğadaki bütün cisimlerin birbiri üzerine etkilerini araştırmak olduğundan.. kardan daha beyaz gözüküyor. süslüyorlardı. kolalı başlıklar. hava güzel olduğu için. çeşitli cisimlerin yoğunluğunu. havanın etkilerini. kendi kendine homurdanıyordu: — Ne budala herifler! Öyle bezden baraka yaptılar da iyi haltettiler! Bir vali. ben eczacı. ağaçlı yollardan boyuna insan taşıyor. A. yarı açık pencerelerden üç renkli bayraklar sarkıyordu. caddeye köyün iki ucundan geliyordu. Ben danışma komisyonunda üye değil miyim ya! Madame Lefrançois onu birkaç saniye süzdü. gübrelerin bileşimi.. ara sıra da. Otelci kadın: — Ne peyniri? diye sordu. şairin peynire soktuğu fareden de daha münzeviyim. uşakların yemeğini incelemek.» ötekine: «Yaşasın Tarım. Fakat bütün yüzlerde bir çiçek gibi açılan sevinç. Herkesin en çok hayran olduğu şey. şapkalarını korumak için üzerlerine örttükleri . Birbiri arkasından bidüziye kırmızı apoletlerin. doğrudan doğruya kimya değil de nedir? Otelci kadın cevap vermedi.

.karar vermek. Rüzgâr doğudan esiyor. gibi sözler söylüyordu. Akla. Otelci kadın gözlerini Cafe Français'nm kapısından ayırmıyordu. Madame Lefrançois zihnen o kadar dalgın görünü-1 yordu ki eczacı durmak zorunda kaldı. ve nezakete bakmayarak: — Şu şişman heriften kaçınmak istiyordum da onun için. Madame Lefrançois! Anlıyor mu144 MADAME BOVARY sunuz? Hangileri sağlığa zararlı. yılan gibi» olduğunu söylüyordu. hayale gelebilecek her türlü hal1 ve fırsata uygun cümleleri olan eczacı: — Ne korkunç felâket! dedi. Homais: — Madame Bovary mi? dedi. hızlı hızlı uzaklaştı... Onu senetlerle katletti. M. hangileri yararlıdır? Hangi-leri verimsizdir. onları biraz elmacıkların altına çekilmiş gibi gösteriyordu. çünkü. her zaman uyanık davranıp ıslahatı göstermek lazımdır. Rodolphe: «Acaba benimle eğleniyor mu?» diye düşündü. onun «Yüze gülüşü. Herkesler dışarıda!. O sırada oradan şarkı sesleri yükselmekteydi. İşte benim o eserim basılıp yayılsaydı. ayırdetmek. Lheureux de onlarla beraberdi ve ikide bir. biliyorsunuz ya? Şu eczacı. ince derisinin altında hafif hafif vuran kam. Boulanger'nin koluna girmiş. hiç olmazsa bilimin öğütlemelerini dinler kimseler olsalar! Mesela ben geçenlerde büyükçe bir risale. Böyle pis bir aşçı dükkânı!. — İşte. o çehrenin beyazlığını bir kat daha belirtiyordu. sütunlar altında bir yer bulursak memnun olur. M. tutulan yolu eleştirebilmek için sağlık bilgisi kurallarını da çok iyi bilmek gerekir! Bundan başka Botanik biliminden de anlamak. sadece dikkat etmesini ihtar içindi. Uçuk renkleriyle birer saz yaprağını andıran kurdelelerin süslediği oval siyah şapka. kısacası broşürleri. Otelci kadın. sekiz güne varmaz her şey biter. arkasında rüzgâra kapılıp dalgalanan kara setrenin etekleriyle hayli yer kaplıyordu.-dudakları arasından da dişlerinin sedef gibi parlayan uçları gözüküyordu. Kadın: — Hele şunlara bakın!. Emma başını omuzuna eğmişti. bu sayede derneğin tarım bölümü yemiş ağaçlan koluna üye olmak şerefine erdim. Pazar yerinde: Madame BoMADAME BOVARY 145 vary'yi selamlıyor. dedi. Rodolphe kendi kendine: «Bu da ne demek?» diye düşündü ve yürümesine devam etmekle beraber kadını göz ucuyle süzdü. Belki içeride. Homais hayretle geriledi. Fakat. onlara: — Hava doğrusu enfes!.-. diyordu. Madame Bovary'nin bacanda yeşil bir şapka var. Tellier'den nefret etmesine rağmen bu hususta Lheureux'yu ayıpladığını. dergileri okuyup bilimin ilerlemesinden haberdar olmak. hangilerini etmemelidir? Falan ağaç ya da ot nerede tutar. sağına soluna selamlar dağıtıyor. kendisi şurada. anlaşılır şey değil. Eczacı. imal tarzı. ağaçları.. sohbete girişmek ümidi ile olacak. Guillaumin'in uşağı Thedore'dan öğrendiği bu işi anlatmaya başladı. tafsilat vermek için çağıran Madame Lefrançois'yi dinlemeden. eczacı devam etti: — Ah! Bizim tarımcılarımız birer kimyager olsa. artık çok sürmez. — Zaten. Burun zarını pembe bir renk kaplamıştı. tesirleri ve bu hususta bazı yeni düşünceler diye ad koymuştum. Kıvrık iri kirpikli gözleri önüne bakıyor ve iyice açık oldukları halde.. dudaklarında gülümseme. bir şey anlamak kabil olmuyordu. Madame Lefrançois üç basamak merdiveni indi ve eczacının kulağına eğildi: — Nasıl? dedi. dedi. hangileri besleyicidir? Hangilerini yok etmeli.. yetmiş iki sayfalık !bir muhtıra kaleme almış. Elma şarabı. Yün örgü ceketinin ilmiklerini göğsüne doğru çeken omuz silkintileri ile iki elini kaldırıp rakibinin meyhanesini gösteriyordu. Rodolphe onu uzaktan görmüş. Rouen'deki Tarım Derneği'ne gönderdim. . hızla yürümeye başlamıştı. otları tanımak gereklidir. Emma'nm öyle dirsek vurması. fakat Madame Bovary'nin vsoluğu kesildi: Rodolphe da adımlarını ağırlatıp gülümsedi. Lheureux dava açıp eşyasının satılmasını istemiş. nerede tutmaz? Bütün bunları bilmek. sizin haberiniz yok mu? Bu hafta haciz koyacaklar. Böyle yandan bakılınca kadının yüzü o kadar sakindi ki. dedi. Ben hemen gidip kendisine saygılarımı sunayım. Emma ona dirseği ile vurdu.

mademki bugün sizinle bulunmak bahtiyarlığına erdim. oraya girmeye başlamışlardı. başları uzanmış. yüzleri ipten tarafa çevrilmiş.. Artık havanın güzelliğinden. hem yürüyor. Rodolphe sözünü tamamlamadı. Rodolphe'u görür görmez hemen yanına gitti ve nazik bir tavırla gülümseyerek: — Nasıl.. Artık hayvanları tetkik zamanı da gelmişti: kazıklara bağlanmış uzun bir iple koşu meydanı gibi bir yer ayrılmıştı. bizi huzurunuzdan mahrum mu edeceksiniz. rüzgâra kapılan bir yelenin bir bayrak gibi havalandığı. Derozerays de la Panville'di.. çocukları ile gelmiş kadınlar insana çarpıyorlardı. Ayaklarına mavi çoraplar. böyle çayır çimende yürümenin zevkinden bahsediyordu. ya alçak gelen sağrıları ile karmakarışık dizilmişlerdi. Bunlar^ el ele vermiş. Sonra ilave etti: — Birkaç tane koparayım mı? Ne dersiniz?. daha rahat dolaşabilmek için jandarmalara mavi kartını gösteriyor. Monsieur Lheureux! diye bağırdı.— Herifi nasıl da savdınız! dedi. yanlarından geçilince süt ko kan hizmetçi kızlara ikide bir yol vermek gerekiyordu. onların en küçük bir hareketlerini görünce: «Ne emir buyurdunuz?» diye yaklaşıp elini şapkasına götürüyordu.ayrıca bir yerde. Rodolphe. uzun bir dizi halinde yürüyor ve böylece. Kısraklar. Yeniden çiçek açmış birkaç papatya gördüler. dedi. ne güzel! Köydeki] sevdalı kızların hepsinin de falına bakmaya yeter.. Tarım Kurulu toplantılarına hiçbir önem vermemekle beraber. gitmeye hiç de niyetim yok: Sizin yanınızda olmayı. ta akçakavaklardan ziyafet çadırına kadar. Sahadan yüz adım kadar ötede. iri şemsiyeleri. Kolları sıvalı arabacılar. danalar böğürüyor. şaha kalkmış aygırları zaptediyorlardı. çiftçiler. İçlerinde en önemlileri gibi gözüken biri. birbiri arkasından. birbirinin-kinden ya yüksek. yeleleri sarkmış. Uykusu gelmiş domuzlar burunları ile toprağı deşiyor. hakem heyeti azalan ağır ağır dolaşmaya başladılar. ağzı bağlanmış. — Allaha ısmarladık.Madame Bovary'nin de. İnşallah yine görüşürüz!. kısraklar tarafında burunlarını aça MADAME BOVARY 147 aça bakıp kişneyen. Bu zat. Emma kızardı. hakem heyeti başkanı M. bazen de birkaç sivri boynuzun veya koşan birkaç insan başının yükseldiği görülüyordu. bir dizlerini kıvırmış inekler karınlarını da çimene yaymış. Emma gülerek: . Rodolphe'un da hemen hiçbir cevap vermemelerine rağmen M. Emma biraz öksürüp: — Sizin de bir sevdiğiniz var mı?. Hayvanlar orada. burnuna demir halka vurulmuş kocaman kara bir boğa vardı ki sanki tunç-tanmış gibi hiç kımıldamıyordu.. her hayvanın önünde durup bakıyor. ağır ağır geviş getiriyor ve etraflarında vızıldayan küçük sineklerden korumak için gözlerini kırpıyorlardı. sakin sakin duruyor. Bu bir araya tıkıştırılmış vücutların meydana getirdiği dalga boyunca. Madame Bovary'yi de beraber sürüklemişti. boylu boyunca bütün çayıra serpiliyorlardı. hatta güzel bir hayvan gördü mü. ama başkan uzaklaşır uzaklaşmaz. Rodolphe: — Orasını Allah bilir! diye cevap verdi. Emma'ya: — Doğrusu. Lheureux. İki sıra arasında. hem de elindeki deftere bir şeyler kaydediyordu. topuksuz pabuçlar giyip parmak-J larma gümüş yüzükler takınmış.. sepet-j leri. Monsieur Boulanger? dedi. yolu çi-MB ıo 146 MADAME BOVARY te kadar takip edeceğine birdenbire bir patikaya saptı. — Başımıza başkalarını musallat etmenin yeri var mı ya! Hem. Nalbandın evi önüne vardıkları zaman Rodolphe. Çayır artık kalabalıklaşmaya başlıyor. . Rodolphe: — Şu koyun gözlerine de bakın! dedi. koyunlar meliyor. onun yanında olmaya tercih ederim. Rodolphe hemen geleceğini söyleyerek özür diledi. sonra birbirlerine yavaş yavaş fikir danışıyorlardı. tayları da onların gölgelerinde yatıyor veya bazen meme emmeye geliyorlardı. Üstü başı lime lime bir çocuk onu bir iple tutuyordu.

— Ah. onun boğduğu hayatlardan. ya hoşlanır. orada sönüp giden emellerden. Yonville hanımlarının tuvaleti ile alaya başladı. Kendi çıkarları söz konusu olunca kafası pek güzel işlediği için. serbestsiniz. yoksa biraz daha beklemek mi lazım geldiğini bilemiyorlardı. koncu Nankin bezinden potinleri gözükürdü. Ah.. — Zaten. öne doğru uzattığı kollarının ucu görülüyordu.. Emma hayretle: — Siz mi? dedi. Herkes. ben de günden güne kendimi hüzne daldırıp gidiyorum. bir top sesi gümbürdedi. uzaklaşmak zorunda kaldılar. oturumu açmak mı. mehtapta bir mezarlık görünce. Tereddütle ilave etti: — Zenginsiniz. Bu. O zaman içimdeki bütün enerjiyi harcar. ama görünüşte öyle. meydanın ucunda bir büyük kira landosu gözüktü. birçok şeylerden mahrum kaldım. gidip orada uyuyanlara katılmanın daha iyi olup olmayacağını kendi kendime sormuşumdur. Arkalarında. rüzgâr estikçe.. insan bunu düşündükçe. üst üste konmuş bir sürü iskemle taşıyan bir adam yüzünden. Rodolphe: — Benimle alay etmeyiniz. kendisi üstüne başına pek bakmadığı için özür diledi. Vali Bey henüz gözükmemişti. külrengi toz bezden yeleği içinde kabarır. sıcaktan bunalan kasabalılar. Emma: — İyi giyinmek zahmete değmez.. — Evet. onu bile anlamaz.. itişe kakışa kasabaya doğru yollanmaya başladı. Binet: «Silah başına!» diye bağıracak . ya da sinirlenir. Bu. hülyalardan bahsettiler. Fikri de para getiriyordu. bir elbisesinin biçimi. elini ceketinin cebine sokar. Örneğin. birini bulsaydım. Rodolphe onlarla at pisliklerine basar. Bunlara o kadar vernik 148 MADAME BOVARY vururdu ki ayna gibi parlatırdı.durup bakıyordu. hep yapayalnız. insan köyde oturunca. Rodolphe: — Öyle mi sanıyorsunuz? — Ne de olsa. alt kısmı vernikli. Beyaz şapkalı bir arabacının boyuna kırbaç savurduğu iki sıska beygir arabayı çekiyordu. o. kilisenin iskemlelerini kalabalıktan oradan oraya taşıyıp duran mezar kazıcısı Lestiboudois'di. Fakat Madame Bovary'nin böyle şeylerle ilgilendiği yoktu. dedi. şapkasını yan giyerdi. Adam öylesine yüklenmişti ki. yalnız tahta kunduralarının burnu ile. Sonra taşranın bayalığından. her şeyi alt eder.var mı benim? Kim beni düşünüyor ki? Bu son kelimeleri söylerken sesi dudaklarından âdeta ıslık gibi çıkıyordu. Emma alay etmediğine yemin ederken. avamdan kimseler bunu. her şeyi silip süpürürdüm! Emma: — Ama hiç de acınacak bir halde değilsiniz gibi geliyor bana. kendi kendine konuşuyormuş gibi devam etti: MADAME BOVARY 149 — Evet. Rodolphe'un kolunu tekrar yakaladı.. bir sevgiye rastgelseydim. çayırda baksanız otların aksettiğini görürdünüz. hasırı buhur kokan bu iskemleleri kapışıyorlar ve kilise mumlarının damlalarıyle kirlenmiş kocaman arkalıklarına bir nevi saygıyla yaslanıyorlardı. pek tuhaf hisler beslemenin. dedi.. diyordu. Madame Bovary. müşteriden baş alamaz olmuştu. Tarım Komisyonu toplantılarından faydalanmanın çaresini bulmuştu. hayatta bir gayem olsaydı. Rodolphe'un kollukları pastalı patiska gömleği. Jüri azası sıkıntılı bir duruma düşmüşlerdi.. çünkü herkesin önünde yüzüme bir alaycı maskesi takmasını bilirim. Nihayet. Ama kaç kere. alelâdelikle özenip bezenmenin bir araya gelmesinden hasıl olan bir karmakarışıktık vardı. Ben sizi neşeli bir adam sanıyordum. ya dostlarınız ne olacak? Onları hiç düşünmüyor musunuz? — Dostlarım mı? Peki hangileri? Dostum. Nitekim... garip bir surette yaşamanın. Rodolphe bunu sezince. birbirlerinden. dikişi nedir. dedi. kalın çizgili pantolonunun altında da. yanlış bir işaretti. -sanat hevesine esir olmanın ve toplum kurallarını daima hafifsemenin bir belirtisi sanarak. Rodolphe: — Bunun içindir ki. Rodolphe'un giyiminde. dedi. — Çok doğru! Bu adamlardan hiçbiri.

Belediye Meclisinin ve kasabanın ileri gelenleri. Böylece her ikisi. gümüş sırma işlemeli kısa bir frak giymiş. yay gibi eğilmiş. tam hükümdarın büstü altında bulunanlardan üç tabure aldı ve pencerelerden birine yaklaştırdı. Milli Muhafız Kıtası ve halk olduğu halde. henüz apresi olduğu gibi kaldığı için. albay da onu taklit etti. Yumurta biçimi büyük masanın etrafından. İkisi de taburelere yan yana oturdular. uzun fısıldamalar. gemlerini kırıta kırıta çekerek. manzarayı oradan rahatça seyredebileceklerini söylemişti. güneşten hafifçe yanmış kumral ve gevşek yüzleri tatlı elma şarabı rengi bağlamıştı. etraflarında Jüri Üyeleri. kerevetin basamaklarına çok güçlükle vanlabiliyordu. toplantı salonuna çıkmış bulunuyordu.zamanı ancak bulabildi. Krallığa olan bağlılığını ve Yonville'e lütfedilen şerefi belirtmeye çalışıyordu. Lestiboudois. belediye binasının önüne vardılar. Fakat vilayet arabası bu karışıklığı tahmin etmişe benziyordu. MADAME BOVARY 151 M. Adam. Bütün bu insanlar birbirine benziyordu. Belediye Konağının birinci katına. kalabalığın büyük kısmı ise karşıda ayakta duruyor veya iskemlelere oturuyordu. Hanın uşağı Hippolyte. Madame Bovary ile birlikte. Ama ne yaparsınız! Her şeye Belediye Başkanı el attı. Belediye* Başkanını hamailinden tanıdı ve valinin gelemediğini söyledi. Bu alışverişiyle ortalıkta öyle bir tıkanıklığa sebep oluyordu ki. İleri gelenlerin hanımları arkada. müzakereler oldu. İsmi ağızdan ağıza kalabalık . Herkes iki elini kalçaları üzerine dayıyor. devrik yakalıydı. arabaya koşulmuş iki sıska beygir. fiyongosu iyice gerilmiş beyaz kravatların tuttuğu katı yakalıklardan taşıyordu. Bu arada Rodolphe. Kendisi Vilayet Meclisi Üyesindenmiş. gülümsüyor. Herkes silah çatılarına doğru koşuştu. hafif tırısla. dedi. şuraya iki Venedik direği dikmek lazımdı: Yenilik olarak biraz ciddi ve zengin şeylerle donatarak. Madame Tuvache'ın iğreti verdiği kırmızı Utrecht kadifesi kaplı koltuklara oturdular. Homais: — Şüphesiz. uçuk be150 MADAME BOVARY nizle. pek kocaman ve kalın gözkapaklarıyle örtülü gözlerini. üç köşeli siyah şapkasını göğsüne bastırarak muhatabını tekrar tekrar selamlarken M. aynı zamanda sivri uçlu burnunu yukarıya dikiyor ve içeriye gömük ağzına bir gülümseme konduruyordu. Bütün yelekler kadifeden ve geniş. Hani göze pek güzel görünürdü. top gürledi ve beyler birbiri peşi sıra kerevete çıkarak. methalde. Salon bomboş olduğu için Rodolphe. sütunlar arasında bulunuyorlar. dedi. hâlâ gidip kiliseden iskemle getiriyordu. Orada bir sürü köylü toplanarak arabaya bakmaya başladılar. tam milli muhafızlarla itfaiyeciler trampet çalarak sert adımlarla saf tutmaya geldikleri anda. arabacının beygirlerini dizginlerinden yakaladı ve küt ayağı ile topallaya topallaya Altın Aslan'ın sundurması altına götürdü. pek halim selim görünüşlü bir zatın arabadan indiği görüldü. Şu zavallı Tuvache'ın pek zevki yoktur. beriki bundan pek mahcup olduğunu bildirdi. birbirine girdi. Tuvache iltifatlarla mukabelede bulundu. adının Lieuvain olduğu artık öğrenilmişti. Kabarık favorileri. Tuvache da. Kerevetin üstünde bir kıpırdama. alınları birbirine değercesine karşı karşıya kaldılar. söyleyecek söz bulamıyor. Nihayet Vilayet Meclisi Üyesi ayağa kalktı. alın tarafı dazlak. Lheureux. sonra özür diledi. akikten birer mühür sallanan uzun bir kurdele bağlıydı. kalabalığa bakarken yarı yarıya kapatıyor. başının arka tarafında bir yumak saç. Hele sanat dehası denilen şeyden büsbütün mahrumdur. Bütün saatlere. Binet bağırdı: — Hizaya gel! Albay haykırdı: — Dur! Sola saf bağla! Namlu bileziklerinin merdivenlerden tekerlenen bir bakır kazan gibi ses verip gittiği bir selam dur vaziyetinden sonra bütün tüfekler tekrar yere indirildi. yerine oturmak üzere önünden geçen eczacıya: — Bana kalırsa. Tranpet çaldı. Bazıları yakalarını bile unuttu. kekeliyor. çayırdan sırtlayıp getirdiği bütün iskemleleri oraya yerleştirmiş. O zaman. ucunda yumurta biçimi. Vilayet Meclisi Üyesi Bey. kocaman çizmelerin meşininden daha çok parlayan çuhadan yapılmış pantolonlarının apış aralarını ihtimamla aralıklıyordu.

diye cevap verdi. geceleri huzur içinde uykuya dalarken birdenbire yangını haber veren çan seslerinin gürültüsüyle uyanmaktan titrediği. dedi. ziraatı ve güzel sanatları da saydırmasını bilerek. Bir iki kağıdı sıraya koyup daha iyi görmek için gözlerine uygun bir mesafeye getirdikten sonra söze başladı: «Beyler. yemin ederim. ona. O zaman ufuklar aralanır. dedi. beyler. dedi. baştan başa medeniyet olan bir eserin barışsever akıncıları! Sizler. evet. mülk sahibinin. her şeyinizi vermek. sanayii. Emma: — Ne gibi? — Ne gibisi var mı? Kaplarına sığmayan insanlar bulunduğunu bilmez misiniz?.. büyük imalat merkezlerimiz tekrar faaliyete geçmekte. amme ve fert refahının hiçbir şubesi nazarlarından uzak kalmayan. köylerde yaşayan çiftçiler ve işçiler.» Rodolphe: — Saadete rastgelinir bir gün.» Rodolphe: — İnsanlık bakımından belki de bu haklı ve yerinde bir şey. devletin bedeninde'yeni kan damarları gibi çoğalarak yeni irtibatlar kurmakta. Hükümete.arasında dolaşıyordu. böyle bir eğlencemiz bile yok! — Hazin eğlence. harikulade memleketleri gezip dolaşmış bir yolcuyu seyreder gibi baktı ve: — Biz zavallı kadınların. fırtınalı bir denizin bin bir muhatarası arasında Devlet gerdunesini metin olduğu kadar da hakim bir elle sevk ve idare eden Sevgili Kralımıza minnet ve şükranlarımızı sunayım. hem hareket. — Niçin? 152 MADAME BOVARY Tam o sırada Vilayet Meclisi Üyesinin sesi görülmemiş bir şiddetle yükseldi: «Vatandaşlar arasındaki çekişmelerin sokak ve meydanlarımızı kana buladığı. terakki ve ahlaklılığın mücahitleri! Artık anlamış bulunuyorsunuz ki. Böylelerine hem hülya.. — Fakat saadet bulunur mu hiç? Rodolphe: — Evet. politika fırtınaları atmosferdeki karışıklıklardan hakikaten çok daha tehlikelidir.) arzettiğim gibi müsaade ediniz de. ticareti. diye tekrarladı. saadete rastgelinir bir gün. çılgınlığa kendini kapıp koyuverir. kendinize iftira ediyorsunuz. en yıkıcı sözlerin büyük bir cüretle memleketi temelinden çökerttiği günler artık mazi olmuştur. ansızın. MADAME BOVARY 153 Bu söz üzerine Emma. her şeyi feda etmek ihtiyacını duyarsınız! Karşılıklı uzun uzadıya . Böylece insan her çeşit fanteziye. Şevketmeaba. bu hususta benimle hemfikir olduğunuzdan eminim. Hükümdarımıza. beyler!» Rodolphe: — Belki aşağıdan beni görürler. sulhu. tüccarın. Sizler. — Hayır. ne görürüm? Her yerde ticaret ve zenaat yeşermekte. «Evvelâ müsaade ediniz de (bugünkü toplantının mevzuu hakkında söze başlamadan önce. limanlarımız dolup taşmakta.. harp gibi. dedi. sanki «İşte o!» diyen bir sestir bu. her yerde yeni münakale yollan. hayır. Yüksek İdare Makamlarına. hem de en coşkun keyifler lazımdır.» Rodolphe: — Biraz geri çekilelim. hem en temiz ihtiraslar. Vilayet Meclisi Üyesi devam ediyordu: «Şayet hafızamdan bu karanlık levhaları defedip nazarlarımı güzel vatanımızın bugünkü vaziyetine çevirecek olursam. en azından on beş gün müddetle herkese dert anlatmak zorunda kahrım sonra. Emma: — Doğrusu. adım pek kötüye çıkmıştır. dedi. O kimseye içinizi dökmek.. Vilayet Meclisi Üyesi devam ediyordu: «Sizler de zaten bunu anlamış bulunuyorsunuz. tam ümitsizliğe düşüldüğü bir günde. itimat yeniden doğmakta ve nihayet Fransa rahatça nefes almaktadır!. çünkü insan bu eğlencede saadet bulamaz. Kötü şöhretim malum. din daha çok kuvvet bularak gönüllerimizde gü-lümsemekte. hatta bizzat amelenin.

şiirin. vazife. ebedi ahlak. M. tarımla geçinen ahalinin zihniyetini yanlış anlasın.» Kimsenin dikkatini çekmesine gerek yoktu. oradan şehirlere götürülüyor. misal bulmak için bu kadar uzaklara gitmeye lüzum var mı? Kümeslerimizin süsü olan o mütevazi hayvanın ehemmiyetini sık sık düşünmeyen var mıdır içimizde? O hayvancık değil midir. Yün fanilalı bir sürü bunakla ayağı tandırh. beyler. sanki karanlıktan birdenbire ışığa çıkmış gibi. hayır! Ne diye ihtirasların aleyhinde nutuk vermeli? Şu dünyada tek güzel şey. Burada bağ vardır. devlete muin olmaya çalışmak suretiyle. hep vazife. o satıhta kalan zekâyı. yoksa toplumun sırtımıza yüklediği bayağılıkları ile birlikte bütün göreneklerini kabullenmek değildir. bundan fazla vatanseverlik. aylak kafaların o lüzumsuz süsünü değil. fakir kadar zengin için de lüzumlu bir gıda imal ediyor.de. büyük olanı hissetmek. parıldar.kalabalığın ağzı bir karış açıktı. sanatların. keten. ama yine de. durmamacasma kafamızı şişiriyor vazife. Ama Vilayet Meclisi Üyesi hep devam ediyordu: «Bundan kim hayrete düşer. Bu kelime harap ediyor beni. keteni unutmayalım! O keten ki. son yıllarda büyük bir gelişme göstermiştir. vazife diye. Fakat öbürü. ammenin kemaline. biri. M. çıkarcıların ahlakı. (Bunu söylerken kadına bakıyordu. insanın gözü kör. Sanki başı dönmüş gibi elini yüzüne götürdü. dedi. beyler. hatibi dinlerken gözlerini dört açıyordu. başka yerde meyvesinden elma şarabı yapılan elma ağaçları.) Nihayet. kanunlara saygı ile vazifelerin ifasından doğan zekâyı kastediyorum. cebinden çıkardığı mendile ağzını silmişti. Rodolphe sözlerini bitirirken. Derozerays. saman altından su yürüten. çünkü sözlerini yutacakmış gibi . tekrar söze başladı: «Burada size tarımın lüzumunu ispdt etmem mi lazım. koskoca sürülerini merada otlatıp semirten de çiftçi değil midir? Tarım olmasaydı.. yataklarımıza yumuşak yastıkları. müziğin. eli tespihli bir alay sofu karı.. o buğday da.» Rodolphe: — Ah. . Ama yine de tereddüt edilir. güzel olanı candan sevmektir. nihayet her şeyin kaynağı değil mi o ihtiraslar? Emma: — Ama. nutkun bir hecesini dahi kaybetmemek için. beyler. MADAME BOVARY 155 Toprağın o bereketli sapan izlerine gayretli bir elle tohum saçarak buğdayı yetiştiriyor. durmadan değişen ve yüksek perdeden atıp tutan. inanmaya cesaret çdihnez. insanların ahlak dediği şey. beyler. fırıncının eline geçiyor. bacaklarının arasında oğlu Napoleon. o da ondan. avucunu açarak kulağına götürmüş. daha ileride peynirin türlüsü. üzerine bilhassa dikkatimizi çekmek isterim. cümlesine pandomima da kattı. karşınıza gelir.konuşmazsanız. kafası geçmiş zamanın peşin hükümleri içine gömülmüş (evet. — Hayır. Kadın elini çekti. siyasi daMADAME BO VARY vaya bundan fazla bağlılık.. Anladık. coşkunluğun. bunun sonu gelmez. kahramanlığın. Elbiselerimiz için.. gayet hünerli cihazlar sayesinde öğütülüp toz haline getiriliyor ve değirmenden un adiyle çıkıyor. kıvılcım saçar. etrafımızı saran peyzaj ve bizi aydınlatan mavi gökyüzü gibi. o keten ki. çepeçevre ve yukarda bulunan ahlak. Daha ötede eczacı. insanın gözleri kamaşır. sonra Em-ma'nın eline bırakıverdi. şuracığa. beyler? Kim karşılıyor bizim ihtiyaçlarımızı? Varlığımızı kim doyuruyor? Çiftçi değil mi? Çiftçi. birbirinizin içindekileri sezersiniz. fakat herkesin hayrına. dedi. Yine. ötede kolza. her şeyden önce faydalı gayeler peşinde koşmaya kendini adamış derin ve ölçülü zekâyı. soframıza o lezzetli eti ve yumurtalarını temin eden? Tıpkı cömert bir ana gibi çocuklarına her şeyi veren. sırtımıza ne giyerdik. Madame Bovary itiraz ediyordu: — Ama yine. küçüğü. iyi işlenmiş bir toprağın bütün nimetlerini birbiri peşi sıra saymak lazım gelse. beyler? Ancak. Yanında duran Tuvache. Rodolphe: — Fakat iki türlü ahlak vardır. birbirinizi rüyalarda görürsünüz. göreneğe kaçanı. herkesin kanaatine biraz uymak ve ahlak kurallarına boyun eğmek de lazım. şurada gördüğünüz budala toplantısı gibi. Lieuvain. yine. karnımızı nasıl doyururduk? Hem sonra. söylemekten çekinmiyorum) iyice gömülmüş bulunmalı ki. bir kelime ile.. o kadar aranılmış olan bu hazine. bundan fazla zekâ ve anlayış köylerden başka nerede bulunur? Zekâ deyince.. vakit vakit gözlerini hafifçe yumuyordu. Gerçekten. ama vazife.

solgun yüzünde keyif. altı ayda. süngülerine dayanarak dinleniyorlardı. baktığı şeyin temaşasına dalmış gibi bir hali vardı.dinliyordu. kalabalıktan gelen iskemle gıcırtılarının yer yer kestiği cümle kırıntıları halinde kulağa erişiyordu. şakaklarının zonklaması arasından kalabalığın uğultusunu ve cümlelerini dua okur gibi sıralayan Vilayet Meclisi Üyesinin sesini duyuyordu. Bunlardan galip çıkan. ruhuna yayılan bu kokunun harikulade nefesiyle dönüyor. onaylama anlamında. hiç durmadan sallanıyor ve başına doladığı basma sargının bir ucu aşağıya sarkıyordu. yeleklerine gömülmüş gerdanlarını hafifçe oynatıyorlardı.'kötüleniyor. zahmetli mesailerini hiçbir hükümetin nazarı itibara almadığı saygıdeğer hizmetkârlar. yahut kapılarda ayakta duran insanlar görülüyordu. Meydan. en temiz sempatiler hırpalanıyor. kerevetin aşağısında. ta uzakta. Bu sırada. Diyordu ki: «Devam ediniz! Sebat ediniz! Ne göreneğin telkinlerini. sonunda. Oğlan. yahut köşe başlarında birbirlerine cevap yetiştiren koyunların melediği duyuluyordu. Gayri ihtiyari. Vicomte'un koluna girmiş. buran kanatlarını hızla açıp kapadı. çünkü alın yazılan "budur. Rodolphe. elini mağluba uzatıp daha iyi bir başarı temennisiyle onunla canciğer olsun! Ve sizler. bu saçlar gibi etrafa aynı vanilya ye limon kokusu yayılıyordu. Sonra. Tuvache efendinin küçük oğlu olan muavininin miğferi çok daha mübalağalıydı. arka taraftan bir öküzün uzun uzun böğürdüğü. sığır. çünkü birbirleri için yaratılmışlardır. ama iki zavallı gönül birbirine kayacak olursa. alçak sesle. hızlı hızlı söylüyordu: . o miğferin altında çocuksu bir tebessümle tatlı tatlı gülümsüyor. Onlar. Bilhassa toprağı ıslah etmeye. İtfaiyeciler. M. ama miğferinin ta burnuna kadar inen viziyeri yüzünden hiçbir şey görmesine" imkân yoktu. pencereden. ama yine de Rodolphe'un başını hep yanında hissediyordu. Birçok kere. kanat çırpacaklar. ufkun ta ötesinde. kafasına öyle kocaman bir miğfer geçirmişti ki. İnekler burunlarına kadar sarkan yaprakları dilleriyle kopararak. yüzünü Emma'ya çevirerek ona yakından sabit bakışlarla bakıyordu. kokuyu daha iyi içine çekmek için gözlerini yarı yarıya yumdu. — Topluluğun bu komplosu sizi isyan ettirmiyor mu? Onun mahkûm etmediği bir tek duygu var mı? En soylu içgüdüler. arkasında uzun bir toz bulutu bırakarak Leux yamacından yavaşça aşağıya inmekte olan eski yolcu arabası Kırlangıç'ı gördü. Belki nutku işitiyordu. birbirlerini seveceklerdir. beygir. . Bu duygunun tatlılığı. gelin de o sessiz . siyah gözbebeklerinin etrafına çizik çizik yayılan küçücük altın ışınlar farkediyor. Leon uzakta değilmiş de hemen gelecekmiş zannetti. tam karşısında görür gibi oldu. iyi gübre kullanmaya. onun da sakalından. ve Binet. hâlâ kendini avizelerin parıltısı altında. Sessizliğe rağmen. Vaubyessard'da kendisini valse kaldırmış olan Vicomte hatırına geldi. birbirlerini çağıracaklardır. Emma. yorgunluk ve uyku ifadesi beliri-yordu. bir daha dönmemek üzere yine o MADAME BOVARY 157 yoldan geçip gitmişti! Onu. hayvanlarını ta oraya kadar sürmüşlerdi. bulutlar geçti. kılıcının ucu havada. Kollarını dizleri üstünde kavuşturmuş duruyor. sonra. hatta saçlarına parlaklık veren pomadın kokusunu duyuyordu. Sığırtmaçlarla çobanlar. dönüyordu. er geç. Rbdolphe'un gözlerinde. L6on hep bu san arabaya binerek ona gelirdi. dimdik duruyordu. yine de deneyecekler. Üzerine bir rehavet çöktü. ansızın. dirseklerini gererek. Justin'in. Jürinin diğer azalan. sütun başlıklarını saran sarmaşıkların serinliğini içine çekmek için. valste dönüyor sandı. eski arzularının içine siniyor ve üzerinden rüzgâr esen kum taneleri gibi. mütevazı çiftlik uşakları. Eldivenlerini çıkarıp ellerini kuruladı. Dirseklerini pencerelere dayamış. arada bir böğürüp duruyorlardı. Sesi. sonra her şey birbirine karıştı. on yılda bir araya gelecekler. kavuşmamaları için her türlü oyunlar oynanıyor. Ne yaparlarsa yapsınlar. eczanenin camekânı önünde. mendili ile yüzünü yelpazeledi. o arzular. Fakat iskemlesinin üzerinde dikilerek yaptığı bu hareket sırasında. damla damla terleyen kü156 MADAME BOVARY 1 çük. Emma'ya yaklaşmıştı. ta evlere kadar hıncahınç dolmuştu. koyun ve domuz cinslerini geliştirmeye dikkat ve himmet ediniz! Bu tarım yarışmaları sizler için birer er meydanı olsun. ne de pervasız bir ampirizmin fazla aceleci nasihatlerini dinleyiniz. Lieuvain'in konuşması havada kayboluyordu.

. bir altın madalya!» — Çünkü kimsede bu kadar tam bir cazibe ve güzellik görmedim. fakat daha olumlu bir üslup niteliği taşıyordu. Bu.la . esaslı düşünceler içeriyordu. Nutku. Başkan: «Mükemmel ürün ödülü!.» — Hayır.. birbirine kavuşmak için akan iki nehir gibi.Guerriere'den Catherine . yarın. önsezilerden. toprağı çizik çizik etmişler. Belot'ya. Ve kadının elini yakaladı. Lieuvain artık. Bain'e!» — Nitekim hatıranızı hep gönlümde saklayacağım. kumaştan elbise giymişler. beyaz kelebeklerin çırpman kanatları gibi hafifçe havalandı. Derozerays bu meseleyi ele almıştı. «Quincampoix'dan M. o elin. belki üyeninki kadar süslü değildi.oturdu. «Sassetot . altmış frank!» Rodolphe kadının elini sıkıyor.» — Bu akşam. birbirlerine kenetlendi. nutukta hükümetin övgüsü daha az yer tutuyor. genç kadına. «Nerede Catherine Leroux?» deyip duruyordu. asma dikmişlerdi. sapanı ile tafla süren Cincinnatus'u. diğer günler ve bütün hayatım boyunca kalacağım gibi! «Argueil'den M. neden birbirimizle tanıştık? Hangi raslantı bunu istedi? Hiç şüphe yok. gözlerini size dikmiş. Cullembourg. . yahut bu tazyike cevap verdiğinden. Derozerays kalkıp başka bir nutka başladı. M.uzun vadeli icarlar. tatlı bir gevşemeyle. Sonra. .hizmetkârların emeği. yirmi beş frank kıymetinde. kendiliklerinden. Haklı taleplerinizi karşılayacak ve elinden geldiği kadar meşakkatli fedakârlıklarınızın yükünü hafifletecekti!» M. yani daha özel bilgiler veı daha. Birbirlerine bakıyorlardı. Leherisse ile M. diyordu. «Fışkılar. bu dayanılmaz cazibelerin nedenini çok daha önce yaşanmış hayatlarda aramak lazım geldiğini anlatıyordu.» -r.. Caron'a. Mesela. parmaklarını oynatır gibi oldu.. Başkan: «Yağlı tohum küspelerinin kullanılışı» diye devam ediyordu. sizi himaye etmektedir. din ve tarım bahsi daha uzun sürüyordu. buna karşılık. ikimizin de üstünden kayıp gittiğimiz inişler bizi birbirimize doğru itti. Bizet'ye.. masanın örtüsünü buruşturdu ve meydanda. Kurumuş dudakları dayanılmaz bir arzu ile titriyordu ve parmakları.faziletlerinizin mükâfatım alın ve emin olun ki.. insanların ormanlar içinde meşe palamutlarıyle karın doyurduğu o hoyrat zamanları tasvir ediyordu. — Mesela az evvel size geldiğim zaman. sizi seyredeyim! Pencerelerden giren bir rüzgâr. Rodolphe haykırdı: — Ah teşekkür ederim! Beni reddetmiyorsunuz! Ne kadar iyi kalplisiniz! Anlıyorsunuz ki ben sizinim! Bırakın da sizi göreyim. . iki birinci mükâfat: M. «Notre-Dame'dan M.. lahana yetiştiren Diocletien'i. birbiri ardından sıraladı: «Flaman gübresi.. toplumların meydana çıktığı tarihe kadar çıkarak. — Nitekim. Sonra bu insanlar hayvan postlarını terk etmişler. hayatınızda benim de bir yerim olacak. . Rodolphe de manyetizme bahsinden yavaş yavaş yakınlıklar bahsine geçmiş. hayır. manyetizmadan söz açmışlardı. sizi takip ettim.» Rodolphe artık konuşmuyordu.» MADAME BOVARY 159 — Ama unutursunuz beni. . «Givry-Saint-Martin'den M. Emma elini çekmedi. ya elini kurtarmak istediğinden. devlet bundan böyle. değil mi? «Domuz cinsi. «Bir merinos koçu için.Size refakat edeceğimi biliyor muydum? «Yetmiş frank!» — Hatta yüz kere kalkıp gitmek istedim. aynı çiftlikte elli dört yıl müddetle hizmet gördüğü için.. tarlalara tohum atarak yeni yılı açan Çin İmparatorlarını zikrederken. acaba bu keşifte faydadan çok zarar yok muydu? M. Fakat kadın. bir gölge gibi silinir giderim. Rodolphe ile Ma158 MADAME BOVARY dame Bovary ise. sizi desteklemekte.Nicaise Elisabeth Leroux'ya. yakalanmış da tekrar havalanmak isteyen bir kumru gibi sımsıcak ve titremeler içinde olduğunu hissediyordu. kaldım. Hatip. düşüncenizde. her ikisinin nasıl uygarlığa el birliğiyle hizmet etmiş olduğu anlatılıyordu.» diye bağırdı. Bu bahiste din ile tarım arasındaki ilişkiler. Sayın Başkan. insanlığın hayrına olmuştu. biz. bir gümüş madalya!» Vilayet Meclisi Üyesi.keten üretimi. aradaki mesafeye rağmen. aşağıda köylü kadınların bütün o kocaman başlıkları.kanal açma. rüyalardan.

siyah elbiseli beyler ve Şehir Meclisi Üyesinin göğsündeki nişanla içinden ürkmüş. çayırda tek başına gezindi. onlar da. Kırmızı gömleğinin yenlerinden. az kalsın davetlilerin ağırlığı altında kırılacaktı. O da kendisini evine kadar götürdü. Kadehine şarap koyuyorlardı. Bu yarım asırlık kölelik. . buruşukluklarla suyu çekilmiş bir elmadan daha fazla kırış kırış olmuştu. temiz suda bol bol yıkanmış olmasına rağmen yine de kirli görünüyor ve hizmet göre göre. bir sonbahar sabahı nehirden yükselen buğu gibi. Bol bol yeyip içtiler. Kenarı işlemesiz başlığının çerçevelediği sıska yüzü. her şey eskisi gibi olup bitiyordu: Efendiler uşakları azarlıyor. pek fakirane elbisesi içinde büsbütün büzülmüş gibi görünen ufak tefek bir ihtiyar kadıncağızın ürkek ürkek kerevete yaklaştığı görüldü. Bu solgun bakışı kederli veya içli hiçbir şey yumuşatmıyordu. dedi. notere eğilerek: — Ne kaba sofuluk bu. milli muhafızlar. kalabalık dağıldı. dudaklarının biçimini hayalinden geçiriyordu. jüri üyelerinin kendisine niçin gülümsediklerini kestiremeyerek olduğu yerde dimdik duruyordu. Toplantı sona ermişti.Kadın bir türlü meydana çıkmıyordu. diye tekrarladı. Eczacı. onların dilsizliği ve vurdum duymazlığı kendisine de geçmişti. müsabakanın gamsız galiplerini dövüyorlardı. çimen üstünde uşaklar kirli tabakları istif ediyorlar.. sırtını çadırın bezine dayamış. yaklaşın. ziyafet saatini bekleyerek. Kapıda birbirlerinden ayrıldılar. Madame Bovary. halkın kendisini neden ortaya ittiğini. Ambarların tozu. hiçbir şey işitmiyordu. yapağının kiri o elleri öylesine sıvamış. fısıltı halinde sesler geliyordu: — Gitsene! — Sola! — Korkma! — Ah. sanki çekilmiş bin bir meşekkatın mütevazı deliliymiş gibi hep yarı açık duruyordu. beyazımtırak bir duman dalgalanıyordu.. Tuvache. çamaşır yıkamaların sodası. MADAME BOVARY 161 Kadın. herkes dirseğini güçlükle kımıldatıyordu. sofranın üstünde. öylesine Emma'yı düşünmeye dalmıştı ki. — Yaklaşsa ya! O zaman. Bununla beraber. babacan bir tavırla: — Yaklaşın. O kadar izdiham vardı ki. katılaştırmış. belinde de büyük bir mavi önlük vardı. mafsalları boğumlu iki uzun el çıkıyordu. Şölen uzun sürdü. ilerlemek mi. trampetler. Kâh elindeki kağıda. dedi. Ayaklarında tahtadan kocaman galoşlar. madalyayı eline alınca. uğultunun artmasına rağmen. cevap bile vermiyordu. herkes. Rodolphe'un koluna girdi. boynuzlarında yeşil çelenklerle ahırlarına dönen.. O zaman yüzünde saadetle dolup taşan bir tebessüm belirdi ve giderken şöyle homurdandığı duyuldu: — Namıma ayin yapsın diye bizim köyün papazına vereceğim bunu. kâh ihtiyar kadıncağıza bakarak. tavana asılmış gaz lambaları arasında. düşüncesine tam bir sessizlik çökmüştü. iyice baktı. Sıra yerine geçen daracık tahtalar. Bütün alınlardan damla damla ter akıyor. gürültülü ve düzensiz geçti. fakat o. Rodolphe. Taburun trampetçisi şişe ile dolu bir sepet getirmişti. Rodolphe. Hayvanlarla düşe kalka. Yüzü. belediye binasının birinci katına çıkmışlardı. Artık nutuklar okunmuş. yanındakiler boyuna konuşuyor. yoksa kaçmak mı lazım geldiğini. süngülerine geçirmiş oldukları çöreklerle. koltuğundan sıçrayarak: — Sağır mısınız kuzum? dedi ve kulağına bağırmaya başladı: — Elli dört senelik hizmet! Bir gümüş madalya! Yirmi beş frank! Bunlar" hep sizin. Bayraklar. Başkanın elinden kazananların listesini almış olan Şehir Meclisi Üyesi: — Yaklaşın pek sayın Catherine-Nicaise-Elisabeth Leroux. Arkasında. neşe ile açılıp saçılan o burjuvaların karşısında işte böyle kalakalmıştı. Yüzünün ifadesinde bir nevi manastır sertliği vardı. ziyafet için ver* diği paranın acısını çıkarmaya bakıyordu. Herkes yine eski mevkiine dönüyor.-çizik çizik etmişti ki. Emma'nm söylediklerini. sihirli bir aynadaymış gibi. ne budala kadın! 160 MADAME BOVARY Tuvache seslendi: — Nerede kaldı bu kadın! — İşte geliyor!. bitmişti. Hayatında ilk defa böyle bir kalabalığın ortasında bulunuyordu.

«Ne milisin cengâver tavrını». yıldızlar yandı. bütün vücudunun sarsıntılara uyarak bir sağa. Eczacı: — Doğrusunu söylemek lazımsa. bu çiçekler. bir uğultudur koparıyordu. gerine gerine esneyerek: — Doğrusu. Ama özür dilerim!. sarhoşlukla adamakıllı mücadele etmeli! Bence her hafta belediyenin kapısına bir liste aşmalı ve o hafta' içinde kendilerini alkolle zehirlemiş ne kadar kimse varsa. köylülerin hayat şartlarından bahsediyordu. dedi.. Şüphesiz. havaya karışıp giden fişekleri tehlikeli buluyor. onları da yapalım. dedi. Tam o sırada. artık gidelim de yatalım. Binet bana bütün tedbirlerin alınmış olduğuna dair teminat verdi. bu girlantlar neye? Hararetini. Eczacı. Yere birkaç damla yağmur düştü. hükümet elinden geleni yapıyordu. Tuvache'ın adresine gönderilmiş olan donanma fişekleri. daha binlerce ıslahata lüzum var. istatistik bakımından da. Bunu Homais.» Sonra Vilayet Meclisi Üyesinin kasabaya girişini anlatırken. mahzene yerleştirilmişti. Jüri üyelerini sayıp dökerken kendi adını da baş tarafta zikrediyor. ne «Kasabanın en şen kadınlarını». Homais: — Acaba iyi olmaz mı. iki fenerin arasında. donanma fişekleri atılırken tekrar gördü. Emma. Zaten. tatlı bir bakışla ve alçak bir sesle: — Hem de ne kadar güzel. geceleyin. bu kalabalık böyle nereye koşuyor?» Arkasından. karanlıktan Öte berileri çimdik-lenen kadınların çığlığı da karışıyordu. böylece.. endişe ediyordu. Madame Homais. Rouen Feneri gazetesinde.. sonra başını kaldırıp kapkaranlık gökyüzünde fişeklerin ışıklı yolunu takip etmeye başladı. sürülmüş topraklarımıza saçan tropikal bir güneşin selleri altında. gazaba gelmiş bir denizin dalgalan gibi. M. dedi. birdenbire uyuklamaya başladı. mademki hiçbir şey yok! Eczacı. bir sola yıkıldığı görülüyordu. sonra aksi istikamette yollarına devam ettiler. M. Vilayet Meclisi Üyesinin kira arabası handan çıktı. MB il 162 MADAME BOVARY İkide birde yanındakilerden ayrılıp Binet'ye tavsiyelerde bulunmaya gidiyordu. Bu sebeple. eczacı M. adamlarınızdan birini gön-derseniz veyahut bizzat kendiniz gitseniz?. Haydi. hemen ertesi gün. doğru yıllık rakamlar elde edilmiş olur ve icabında. Fenerler de birer ikişer söndü. dedi. Tahsildar: — Beni rahat bırakın. tornasına kavuşacaktı. sessiz. Ne olursa olsun. İki gün sonra.asker serpuşlarının madeni tokalarında parıldıyor. ağzı bir karış açık. o zaman halk. eşarbını şapkasız başına bağladı. dedi. Uzaktan. Emma.. hatta. Adamakıllı sarhoş olan arabacı. hararetle kaleme almıştı: «Bu örgü örgü yeşillikler. Homais'nin Tarım Derneği'ne elma şarabı hakkında bir muhtıra göndermiş olduğunu da bir . Madame Homais ve eczacı ile beraberdi. Nitekim. aşırı bir ihtiyatkârlıkla. rutubet alan barut pek ateş almıyordu. arabanın körüğü üstünden. tulumbalar dolu. Birbirlerini selamladılar. dostlarının yanına dönünce: — Müsterih olun. benim de uykum var. Onu. o şenlik hakkında uzun bir makale çıktı. ne de «orada bulunan ve bazıları. şu bayram günü de pek güzel geçti işte. fakat kocası. Vakit vakit zavallı bir Roma şamdanı havaya yükseliyor. Yerlere bir tek kıvılcım MADAME BOVARY 163 bile düşmeyecek. havada kuyruğunu ısıran bir ejder şekli çizmesi gereken en bellibaşlı fişek de tamamıyle güme gitti. Yeniden yüzbaşıya doğru koştu. «Cesaret! diye bağırıyordu hükümete. Bu uğultuya. hepsinin adlarını teker teker o listeye yazmalı. elbisesinin kıvrımları duvarlar boyunca iniyor ve yaşanacak aşk günleri istikbalin panoramasında sonsuzluğa kadar uzayıp gidiyordu. yavaşça kocasının omuzuna yaslanmıştı. ölümsüz saflarımızın kalıntıları olup da trampetlerin erkek sesini duyar duymaz hâlâ yüreklerinizin çarptığım hisseden yaşlı aile babaları» dediği dazlak kafalı ihtiyarlar unutuluyordu. dedi. Yüzbaşı evine dönüyordu. Rodolphe. ama bu kâfi değildi. Rodolphe yanmakta olan kağıt fenerlerin ışığında kadını seyrediyordu.

M. Akşam oluybrdu. vaktin geç olduğunu düşündü. baştan başa gevşiyordu. bir tabureye oturarak: — Doğrusu. Asıl buraya gelmek istemedim de ondan. Bu aile toplantısını hiçbir üzücü hadisenin ihlâl etmediğini de belirtmek isteriz». sihirkâr. Rodolphe devamla: . methiyeye kaçan bir üslupla tasvir ediyordu. M. mühim değildi. Kadın. Ödüllerin dağılışına gelince. kazananların sevincini. melankolik bir sesle: — Ah! dedi. Leplichey ıslahat şerefine kadeh kaldırdı... Hatıranız beni ümitsizliğe düşürüyor! Ah. gidiyorum. Derozerays Tarım. Emma. kardeş kardeşi. Herhalde din adamları terakkiyi bambaşka bir tarzda anlıyor olmalılar. İnsanın bu manzaraya hakiki bir ha-yalnüma. Uzaklara. Yemek tam bir dostluk ve samimiyet havası içinde yendi. Avdan dönüşte. koca karışım öpüyordu. «Baba oğlunu. bugün. İçlerinden bir çoğu. kulübesinin gösterişsiz duvarlarına asacaktı. üstüne bir güneş ışını düşmüş barometrenin yaldızı. Fakat aslında bu sizin isminiz değil. M. bu o kadar dik bir bakıştı ki.. hayatında ilk defa böyle sözler duyuyordu.. Emma'nın yanma. bir daha benden bahsedildiğini duymayacaksınız-!.notla hatırlatıyordu.. bilmem nasıl bir kuvvet beni size doğru itti! İnsan ilâhi kaderle mücadele edemiyor.O halde devam edelim! Emma yalnızdı. Hafta sonunda da ava gitti. kendini herhalde bir Bin Bir Gece rüyası içinde sandı.. meleklerin tebessümüne dayanamıyor! Kendini güzele. gururu. Emma. Hiç şüphe yok. onun hatır sormalarına zar zor cevap verdi. An . Lieuvain Kralın. alaca karanlığı koyulaştınyor. ruhumu dolduran ve ağzımdan kaçırı-verdiğim bu ismi söylememi bana yasak ediyorsunuz! Madame Bovary!. iki kardeş olan Sanayi ve Güzel Sanatlar.. kazandığı mütevazı madalyayı gururla herkese gösteriyordu. tekrar görmek sabırsızlığı içinde. ayakta durdu. Herkes size bu isimle hitap ediyor!. Liegeard'ın çayın üstünde kurulan ziyafet "sçfrasında. baha daha da çok tutulmuş olmalı. affedersiniz!. dedi. aynaya ateşler aksettiriyordu. işim çıktı. Hasta oldum.. çünkü bu ismi. sonra şöyle muhakeme etti: — Şayet beni ilk günden sevmişse. tapılmaya layık olan şeye kapıp koyuveriyor. bu sözlerin sıcaklığı karşısında. De Loyola beyler!» (1).. (1) Cizvit tarikatım kurmuş olan Ignace de Loyola kastedilmektedir. dedi. Tu-vache Valinin. Ve ilâve ediyordu: «Yalnız kilise mensuplarının bayrama katılmayışı dikkati çekti. Gece. Rodolphe. küçük kasabamız. evine ve sevgili karısının yanma dönünce de o madalyayı. — Neden? — Neden olduğunu tahmin etmiyor musunuz? Yüzüne tekrar baktı... gerçek bir opera dekoru diyesi geliyordu. IX Aradan altı hafta geçti. M. Bir akşam. MADAME BOVARY 165 Rodolphe. M. parlak bir donanma şenliği havayı ışığa boğdu. yanlış bir iş yapmış oluruz. Emma kızararak başını eğdi. durmamacasma sizi düşünüyorum!. görüyorsunuz ki buraya gelmemekte haklıy-mışım. Camlar boyunca küçük muslin perdeler. Ama ne de olsa. — Mühim bir hastalık mı? yv Rodolphe.. bir başkasının ismi! Tekrarladı: — Bir başkasının! Elleriyle yüzünü kapadı: — Evet. bayramın bellibaşlı tertipçileri 164 MADAME BO VARY toplanmış bulunuyordu. kendisinden biraz uzaklaşarak: — Efendim! dedi. M. Rodolphe görünmedi. nihayet meydana çıktı: — Hemen gidip ğorünmeyelim. süs bitkisinin aralıklarından. Rodolplhe: — Benim. gözyaşları içinde. geldi ki... «Saat altıya doğru. o kadar uzaklara gideceğim ki. Al-laha ısmarladık!.. Homais. O Ma sizin bileceğiniz iş. Rodolphe tekrar söze başlamak istedi: — Emma.

kendisine biraz çeki düzen verdi: — Madam bana sıhhati hakkında malumat veriyordu. evi gezmekti.. Felicite. boğazında bir hıçkırık. Kostüm hazır olunca. yatağımdan kalkıyor. hayır. her ikisi de ayağa kalktılar. Teşekkür ederim. yerinde çark ederek: — O bana vız gelir. Her şeyden evvel sıhhat meselesi bu. M. yumuşak çizmeler giymişti. Boulanger'nin o pek kibarca teklifini kabul etmedin? Emma dargın bir tavır takındı. camların gerisinde. bin bir bahane aradı ve sonunda bunun belki herkese garip geleceğini söyledi. Charles.. Baş başa kalır kalmaz da: MADAME BOVARY 167 — Neden. Ah! Orada. kendisini bekliyordu. karısının hafakanları yeniden başlamıştı. Boulanger'ye bir sürü tembihte bulunuyordu: — Aman dikkat edin! Kaza gelir. ben size gönderirim onu. dedi. — Öyleyse mükemmel. Bovary: — Gider. salonun kapısı da kapalı değildi. annesi de ona kırbacının ucuyla cevap verdi. Haksızsın. Justin. hiç değilse. Kadın razı oldu. Sonra. Gerçekten. evinize. Boulanger'ye. Rodolphe iki binek atiyle Charles'ın kapısı önüne geldi. hacamat olan arabacısının hâlâ başı döndüğünü anlattı. Charles. ay ışığında parlayan çatıya. — Yaptır kendine bir tane. Ertesi gün. Belki atlarınız azgındır! Emma başının üzerinde bir gürültü duydu.. fakat kadın reddedince. Madame Bovary bunda bir mahzur görmeyince. tam bu sırada Charles içeriye girdi. o da ısrar etmedi. bahçenin. dedi. göz görmez. — Peki. ziyaretine bir sebep göstermek için. sözünü kesti. M. ona doğru döndü: —¦ Ah! Ne kadar iyisiniz! — Hayır.— Fakat gelmediysem. — Elbette! Mükemmel. sizi görmediysem bile. Emma'nın.. karanlıkta pırıldayan küçücük lambaya. bilmem. Beraber geliriz. sırtında ise geyik derisinden bir kadın eyeri vardı. Arzusu. Zaten hazırlanmış. sizin için daha kolay olur. sizi çevreleyen her şeyi bol bol seyrettim. Atlardan birinin kulaklarına pembe ponponlar takılmıştı. M. alâ!. eczacı da yerinden kalkıp çıktı. binici kıyafetim yok ki. sizden o kadar uzak ve size o kadar yakın bir yerde. öğle vakti. uzun kadife frağı. tedbirli olun! . Doktor. Bu beklenmedik unvanla gururu okşanan hekim. Charles. her gece. beriki de bundan faydalanarak.. Küçük Berthe'i oyalamak için. Bunun üzerine Rodolphe. Emma'yı görmek için eczaneden sıvıştı. bir kelime ile! Bir tek kelime ile! Bir tek kelime ile! Rodolphe. beyaz triko külot pantolonu ile sahanlık üzerinde göründüğü zaman Emma da kılığına bayıldı. pencerenizde sallanıp duran ağaçla166 MADAME BOVARY rina. Fevkalade bir fikir! Hemen tatbik etmelisin. Geceleri.hepsi bundan ibaret! Siz de bundan şüphe etmiyorsunuz zaten. onun pırıltısına bakıyordum. parmaklarıyle camlan tıkırdatıyordu. Emma. buraya kadar geliyor. evi öğrenmek istiyordu. yaltaklanmalara daldı. Tedbirli olun. M. aman. atlan olmadığı itirazı karşısında. dedi. sizi seviyorum . Rodolphe. Rodolphe uzun. Böylesini Emma'nın o zamana kadar hiç görmemiş olduğunu düşünmüştü herhalde. atla gezintiye çıkmanın iyi gelip gelmeyeceğini sordu. Çocuk uzaktan bir öpücük gönderdi. Rodolphe hemen emrine bir tane ayıracağını söyledi. dedi. dedi. — Hayır. bir zavallı insanın bulunduğunu nereden bilecektiniz. fakat mutfaktan bir tahta kundura gürültüsü duyuldu ve o anda farkına vardı ki. ama ata nasıl bineyim. Homais: — İyi gezintiler! diye bağırdı. Rodolphe yerinden kalkarken: — Bir arzumu yerine getirmek lütfunda bulunur muydunuz. kendini azar azar tabureden yere bırakıyordu. ona: — Bonjur. karısının artık emrine amade olduğunu ve lütufkârlığına güvendiğini mektupla bildirdi. hakikaten çok endîşe ediyordu. görürüm. Bunu söyleyin bana.

kendini eyerin üzerinde sallantının temposuna bırakmıştı. arkasından yürürken. Tam ormana dalacakları sırada güneş yüzünü gösterdi. yükseliyor. rüzgârla kımıldayan kum yığınlarını andırıyordu. atını sürmekle beraber. Rodolphe. yere düşmüş çam kozalaklarını nallarının ucuyla itiyordu. Ekim ayının ilk günleriydi. dizinin bacağına değdiğini hissediyordu. eyerlerin meşini gıcırdıyordu. uzakta. Rodolphe etrafına göz atıyor. Siz de biliyorsunuz. Yapraklar kımıldamaz olmuştu. Bazen de dallan aralamak için kadının yanından geçiyor. Yapraklarının çeşidine göre boz. içinde yaşadığı bu zavallı köy kendisine hiçbir zaman bu kadar küçük görünmemişti. Fakat şu cümleye: — Artık kaderlerimiz müşterek değil mi? — Hayır. imkânsız bu. ilerlerken. arada eğiliyor. Atlar koşmaya başladılar. Emma. Sonra. Rodolphe da. dedi. bulutların aralığından. bıyıklarını ısırıyordu. eli yukarda. Çoğu zaman. Rodolphe kadına. bütün vadi. başını eğmiş ayağının ucuyle yerdeki kıymıkları iterek onu dinliyordu. tekerlek izlerinin arasındaki yosunlara basa basa yürüyordu. çimen üstünde ılık havanın içinde esmer bir ışık dolaşıyordu. Emma'nın atı toprak kokusunu alır almaz. önde. Sakin. tepelerin kenar çizgileri üzerinden buğular uzanıyordu. Tütün kırıntısı gibi kızılımsı bir renk bağlamış olan toprak. Yanda. su kıyısındaki bahçeleri. aşkından bahsetmeye başladı. Emma. Emma durdu: — Yoruldum. peşpeşe sıralanışı içinde sıkıntı veren çam gövdelerinden başka bir şey göremez oluyordu. Eteğinin kuyruğu yukarıya iliştirilmiş olmasına rağmen. Rodolphe: — Allah bizi koruyor. Hep çiçek açmış fundalıklarla kaplı geniş alanlar vardı. kadının ürkmesini önledi. Rodolphe hayvanları bağladı. fazla uzun elbisesi ayaklarına dolaşıyordu. bazıları da yırtılıyor. korunun kıyısını takip ettiler. ciddi ve melankolik bir tavır takındı. kesik kesik soluyordu. Zaman zaman bir iki kelime konuşuyorlardı. güneş ışığı içinde. diye cevap verdi.Onlann uzaklaşmasına bakarak elindeki gazeteyi salladı. yukarda atlar birdenbire durdu. bu gölden simsiyah kayalar gibi sivriliyor ve kavakların sisi aşan üst kısımları. ikisi birden. o zaman da. atlar. Kırın üstünde sis vardı. Emma kendi evini seçebilmek için gözlerini yan yarıya yumdu. dörtnala kalktı. kızılımtırak. . Evvela. Rodolphe ile Emma. duvarları ve kilisenin çan kulesiyle Yonville'in çatıları görünüyordu. Bazen. otları çekip üzengiden ayırıyordu. bu siyah kumaşla siyah potin arasında. kadının çıplaklığından bir şeyler hayal ettiren beyaz çorabının zarafetini seyrediyordu. Gökyüzü masmavi kesilmişti. atını koşturuyordu. Yer yer ağaç kümeîeri. — Nereye gidiyoruz? Rodolphe cevap vermedi. Emma. Bulundukları yükseklikten. çalıların altından hafif bir kanat çırpıntısının kaydığı veya meşeler arasında uçuşan kargaların boğuk ve tatlı haykırışı duyuluyordu. Yolun kenarındaki uzun eğreltiotları Emma'nın üzengisine takılıyordu. Rodolphe. avluları. Emma'nın büyük mavi tülü yere düştü. Rodolphe'la göz göze gelmemek için başını çeviriyor. dedi. yahut yaldız sarısı renginde ağaç kümeleriyle menekşe dolu düzMADAME BOVARY 169 Kikler peşpeşe geliyordu. Ufukta. Atlardan indiler. hayvanların ayak seslerini boğuyor. — İlerleyelim. sağ kolunu açmış. kayboluyordu. ilerleyelim! Dilini şaklattı. yüzü biraz eğik. iltifatlara boğarak. buhar olup havaya karışan solgun ve geniş bir göle benziyordu. yanı sıra. Atlar soluyor. Yere yatmış bir kütüğün üstüne oturdular. Kadın. bir sıçrayışta ileri atıldılar.. Emma. Emma. — Acaba?. 168 MADAME BOVARY Bayırın altında Rodolphe dizginleri gevşetti. çamların arasında. Genç ağaçların balta ile devrildiği daha genişçe bir yere geldiler.

Oynayan sinirlerinin son titreşimlerine bir müzik gibi karışan bu sesi sükût içinde dinledi. Rodolphe onu bileğinden yakaladı. Onu. atını kaldırımlar üzerinde şaha kaldırıp çark ettirdi.. kırık dizginlerden birini çakısı ile tamir ediyordu. Kolunu uzatıyor. düşüncenize ihtiyacım var. melek olunuz. kollarını açarak kadına doğru yürüdü. Pencerelerden kendisine bakıyorlardı.durdu. O anda. otlarda aynı taşları yeniden gördüler. halini iyi buldu. jcs duydu. gözbebekleri. Fakat. Döndüler. dirseği tabağının yanına dayalı. sanki sinek kuşları uçarken tüylerini serpmişler gibi. kabahatliyim. Yonville'e döndüler. kardeş. şurada burada. Kalın. Rodolphe: -— Ne oldu size. Yaprakları yiyen iki atın gürültüsünü duydular. Herhalde yanlış anladınız. diyordu. Emma'nın etrafında. sesinize. duruyordu. ağaçlardan tatlı bir şey yayılıyor gibiydi. Otlar üzerindeki ayak seslerini duyan kurbağalar. kaidesi üstünde duran bir meryem gibisiniz. Çamur üstünde atlarının yan yana bıraktığı izleri. Rodolphe. Rodolphe. öbür tepelerden upuzun ve ne olduğu belirsiz bir haykırma. çarpıntısı yeniden başlayan kalbini ve kanının vücudu içinde bir süt nehri gibi dolaştığını hissediyordu. dedi. Bana yâr. vakit vakit eğiliyor. Sizi dinlemekle delilik ettim. kadının elini yakalayarak öpüyordu.Gitmek için yerinden kalktı. Siz benim gönlümde. gizlenmek için sıçramaya başladılar. sazlar arasında hareketsiz. Emma. At üstünde ne kadar sevimliydi! Narin endamıyle dimdik. Etraflarında hiçbir değişiklik yoktu. mahcup oluverdi. Rodolphe: — Biraz daha. Emma'nın başına. canı sıkılmış ve öfkelenmiş gibi göründü. Yonville'e girerlerken Emma. Kekeleyerek: — Ah! Beni korkutuyorsunuz. sağlam ve tertemiz bir mevkide. Neden? Anlayamadım. dedi. fakat gezinti hakkında bilgi isteyince. erkeğin omuzuna yaslanarak yavaşça: — Ah! Rodolphe. bu bahsi kapatalım artık. Atlar nerede? Dönelim. Rodolphe'un gözlerini kamaştırıyordu. elleriyle yüzünü kapayarak kendini bırakıverdi. ötede. uzun bir titremeyle sarsıla sarsıla. Rodolphe. dizi atının yelesi üzerinde bükülmüş. sabit. koluna girdi. Gidelim. akşam kızıllığı içinde yüzü açık havadan pembeleşmişti. Akşam yemeğinde kocası. ormanın ötesinden. sonu bir türlü gelmeyen bir MADAME BOVARY 171. dağların yerinden oynamasından beter bir şeyler gelmişti. Fakat yaşamak için size muhtacım! Gözlerinize.. yüksek. su mercimeklerinin bir yeşillik gibi kapladığı bir küçük göle doğru götürdü. dişleri kenetlenmiş. dedi. ağzında tuhaf bir gülümseme. bir hıçkırıkla gerilen beyaz boynunu arkaya attı ve âdeta bitkin. Kadın tekrarladı: — Nerede atlar? Nerede atlar? O zaman. Akşam karanlığı çöküyordu. Yanan iki şamdanın arasında. Kadın: — Kabahatliyim. Hemen gitmeyelim. duruyordu. Elbisesinin kumaşı. Ufka yaslanmış güneşin dallar arasından geçen ışıkları. Aynı yoldan geçerek. okşayıcı. Her yer sessizdi. Emma ise gevşek gevşek kurtulmaya çalışıyordu. ışıklı lekeler titreşiyordu. Kadın. — Emma! . dedi. yapraklar üzerinde veya yerde.. Rodolphe yürürken kadına böyle destek oluyordu. frağının kadifesine takılıyordu. Kadın tir tir titreyerek geri çekildi. Kadın. Rodolphe'u sevgi dolu ve buğulu gözlerle birkaç dakika süzdükten sonra birdenbire: — Ah. üstünü. Solmuş nilüferler. kadının belini sarıyordu. diyordu. dişleri arasına bir yaprak sigarası sıkıştırmış. 170 MADAME BOVARY Rodolphe'un yüzündeki ifade değişti: — Mademki öyle. Üzüyorsunuz beni. Emma işitmemezlikten geldi. Derhal saygılı. gözyaşları içinde. Emma! Emma! Kadın. — Niçin?..

şato olması gereken ayrı bir bina vardı. ormanda. Nasıl gelebil-din? Ah.. bütün bütüne gönlünden fışkırıyordu. Kulübenin duvarları samandandı. Rodolphe. böylesine siyah. Emma bir çığlık kopardı. ancak uzakta. hayvanı peyledim. o kadar zaman. düşüncesinin ışığı altında kıvılcımlamyor. içinde tuttuğu aşk duygusu. Bir yandan da. ağaçlar. Birbirlerine yemin ettiler.Hoşuna gideceğini düşünerek. yollar.. ayaktayken eğilmek gerekiyordu. Emma'ya. Rodolphe gelip mektubu alıyor ve yerine kendi mektubunu koyuyordu. Emma. Emma. Bu Rudolphe'du. kollarını onun boynuna dolayarak: — Seni seviyorum. Huchette'e koşa koşa giMADAME BOVARY 173 dilir. Vicdan azabı. böylesine 172 MADAME BOVARY derin olmamıştı. odanın dibinde bir adamın uyumakta olduğunu gördü. dedi.ki. Yani satın aldım. ona üzüntülerini anlattı. duygunun zirveleri. kendisini büyüleyen sırdaş sesiyle şarkı söylemeye başladı. onu. gidip odasına kapandı. fecrin solgunluğu önünde beliren evini uzaktan tanıdı. sevinçle fıkır-fıkır. ümidini kesmiş olduğu o saadet hummasına nihayet kavuşacaktı. bahçenin ucunda. Ertesi gün yepyeni bir tatlılık içinde geçti. Bir sabah. Emma'ya daima pek kısa geliyordu. endişe ve telâş duymaksızın bunun tadını çıkarıyordu. Herkes daha uykudayken. Emma bir kapının mandalını kaldırdı ve birdenbire. hemen gidip Rodolphe'u görmek hevesi geldi. Rodolphe gözlerinin önüne geliyor. Bir çeyrek saat sonra da sordu: — Bu gece çıkıyor musun? . gençliğinin o uzun hülyasını gerçeğe çeviriyordu. orada bir saat kalınır ve tekrar Yonville'e dönülebilirdi. Aklına. hayalinde canlanan bu âlemin gerçek bir parçası oluyor. mavimtırak bir genişlik kendisini sarıyor. karanlıklar içinden görünüyordu. yüzü kendisine bir4uhaf geldi.— Ne var? — Şey. Evvelâ sersemler gibi oldu. iyi yaptığını bir baş işaretiyle bildirdi. arkasına bakmaksızın hızlı adımlarla yürüyordu. yalnız dizinin derisi biraz sıyrılmış. sanki yeniden bulûğa ermiş gibi kendisine haz veriyordu. Acaba iyi mi yaptım? Söyle bana. Kocalarını aldatmış bu kadınların lirik alayı. Sanki. Demek o aşk sevincine. okuduğu kitapların kahramanı olan kadınlar geldi. Aleksandr'a uğradım. yüz ekü kadar bir paraya satar. Emma. Bizzat kendisi de. Varlığına sinen harikulade bir şey. . intikam almanın zevkini duyuyordu. Rodolphe' unkiler. onu bambaşka bir şekle sokmuştu. tavanı o kadar basıktı ki. Bir kuru yaprak yığını üstünde karşı karşıya oturmuşlardı.. az sonra kendisini çayırın ortasında buldu. nenüz güzelliği yerinde bir kısrağı var.— Evet. pekâlâ. Her şeyin ihtiras. hendekler. Emma mektubunu. Bu fikir aklına gelince. Hiçbir zaman gözleri böylesine iri.. kırlangıç kuyruğu biçimindeki iki çatı fırıldağının koyu lekesinden. hiç. o yaklaştıkça duvarlar kendiliğinden ikiye aynlı-yormuş gibi. kendisine küçük adiyle hitabetmesini ve sevdiğini tekrarlamasını söylüyordu. Charles'ın daha şafak sökmeden evden çıktığını görünce. Büyük bir merdiven dosdoğru koridora çıkıyordu. Çektiği ıstırap kâfi değil miydi? Ama şimdi zafer onundu. bugün öğleden sonra M. coşkunluk. iştahla soludu. Fakat gözü aynaya ilişince. O günden sonra. birbirlerine Allanın günü mektup yazmaya başladılar. sayıklama olduğu harikulade bir âlemin içine dalıyordu. Rodolphe: — Sensin ha! Sensin ha! deyip duruyordu. hafızasında. Gün ağarmaya başlamıştı. aşağılarda. kollarının vücuduna sanlısını hâlâ hisseder gibi oluyordu. yapraklar ürperir. günlük hayat bu yüceliklerin aralığından. öpücüklerle sözünü-kesiyor. Çiftlik avlusundan sonra.. bir âşığım var!» deyip duruyordu. gözkapakları yan açık seyrederek. elbisen de ıslanmış! Emma. kendini.. İlâve etti: —. Eminim. dostum.. niye sordun? — Hiç. Kendi kendine: «Bir âşığım var. sazlar ıslık çalarken. ırmak kenarındaki taraçanm bir yangına bırakıyor. hemen içeriye daldı. Bu düşünce. bir nalıncının kulübesi içindeydiler. Charles'den kurtulur kurtulmaz. Dün olduğu gibi bugün de. Emma ise. o kadar imrenmiş olduğu bu tip sevdâlı kadınlardan biri yerine koyarak. âşığının.

Başarıyle neticelenen bu ilk cüretkârane hareketten sonra, Emma artık Charles'm evden her
erken çıkışında çabucak giyiniyor, ırmak kenarına varan samanlıktan ayaklannın ucuna basa
basa iniyordu.
Fakat ineklere köprülük eden kalas çekilip alınmışsa, ırmak boyunca sıralanan duvarları takip
etmek gerekiyordu. Kıyı kaygandı, Emma suya düşmemek için, elleriyle, çiçekleri düşmüş
şebboy kümelerine sarılıyordu. Sonra sürülmüş tarlaların içine dalıyor, incecik potinleri ile
çukura bata çıka, sarsıla, sen-deliye, gidiyordu. Başına bağladığı eşarbı, otların arasında
rüzgârla dalgalanıyordu. Öküz görünce ürküyor, koşmaya başlıyordu. Nefes nefese, yanakları
kızarmış, bütün vücudunda taze bir usare, yeşillik ve açık havayı saça saça şatoya varıyordu.
Rodolphe o saatte henüz uyanmamış bulunuyordu. Emma ile birlikte odasına bir bahar sabahı
giriyordu.
Pencereler boyunca sarı perdeler, içeriye yavaşça, koyu bir sarışın ışık sızdırıyordu. Emma,
gözlerini kırpa kırpa, el yorda-mıyle ilerliyor, saç kümelerine takılmış çiğ damlaları, yüzünü
sanki sarı yakuttan bir hâle gibi sarıyordu. Rodolphe, gülerek onu kendine çekiyor, bağrına
bastırıyordu.
Sonra, Emma daireyi gözden geçiriyor, dolapların çekmece174
MADAME BOVARY
lerini açıyor, tarağı ile saçlaruıı tarıyor, tıraş aynasında kendini seyrediyordu. Hatta sık sık,
komodinin üstünde bir sürahinin yanında, limon ve şeker parçaları arasında duran kocaman bir
pipoyu dişlerinin arasına sıkıştırıyordu.
Birbirlerine veda etmeleri bir çeyrek saatten az sürmüyordu. O an gelince Emma ağlıyordu;
Rodolphe'u bırakıp gitmek hiç istemiyordu. Dayandığı bir kuvvet, onu hep Rodolphe'a doğru
itiyordu. Nihayet bir gün Rodolphe, onun tekrar habersiz çıkageldiğini görünce, sanki bir şeye
canı sıkılmış gibi suratını astı.
Emma:
— Nen var? diye sordu. Hasta mısın? Söyle bana?..
Rodolphe, sonunda, ciddi bir tavırla, bu ziyaretlerin ihtiyatsızlık olduğunu ve dile düşeceğini
söyledi.
Rodolphe'un bu endişeleri yavaş yavaş Emma'ya da geçti. Aşk onu başlangıçta sarhoş etmişti;
aşktan ötesini düşünemez olmuştu. Fakat şimdi Rodolphe'un varlığı kendi hayatı için öylesine
zorunluydu ki, ondan bir |eyler kaybetmekten, hatta sadece Rodolphe'un keyfi kaçmasından
korkuyordu. Âşığının evinden dönerken, etrafına endişeli endişeli bakıyor, ufuktan geçen her
şekli, kendisini görebilecek her çiftlik penceresini gözetliyordu. Adımlara, haykırmalara,
sapanların gürültüsüne kulak veriyor, başının üstünde sallanan kavak yapraklarından daha
solgun, daha titrek, durakalıyordu.
Yine bir gün böyle dönerken, birdenbire, bir karabinanın uzun namlusunun kendisine nişan
aldığını sezer gibi oldu. Namlu, bir hendeğin kenarında, yarı yarıya otlara gömülmüş bir küçük
fıçının üstünden çaprazlamasına yükseliyordu. Emma korkudan nerdeyse bayılacaktı; yine de
ilerledi ve fıçının içinden, kutu şeytanı gibi bir adam ayağa kalkıverdi. Ayağında dize kadar
düğmeli tozluklar vardı, kasketini gözleri üzerine indirmişti. Burnu kıpkırmızı, dudakları
titriyordu. Bu, yabani ördek avlamak için pusuya yatmış, yüzbaşı Binet'di.
— Daha uzaktayken seslenseydiniz ya, diyordu. İnsan bir tüfek gördü mü haber vermeli.
MADAME BOVARY
175
Tahsildar, bu sözlerle, az önce geçirdiği korkuyu gizlemeye çalışıyordu. Çünkü, vilayetin bir
emriyle kayıktan başka bir yerde yabani ördek avlamak yasak edildiği için, M. Binet, kanunlara
karşı sayjılı olmakla beraber, nizama aykırı hareket etmiş oluyordu. Bu yüzden her dakika kır
bekçisi ile burun buruna geleceğini zannediyordu. Fakat bu korku, keyfini büsbütün artırıyor ve
fıçısının içinde yapayalnız, kendi kendine, talihi ve kurnazlığıyle övünüyordu.
Emma'yı görünce, yüreğinin üstünden bir ağırlığın kalktığını hissederek, hemen lafa girişti:
— Hava hiç de sıcak değil, insana buz gibi batıyor! Emma hiç cevap vermedi. O, devam etti:
— Siz de 'amma erken çıkmışsınız dışarıya? Emma, kekeler gibi:
— Evet, diye cevap verdi, çocuğumun kaldığı sütninenin evinden geliyorum.
— Çok iyi, çok iyi! Bana gelince, işte gördüğünüz gibi, tanyeri ağardığından beri buradayım.
Hava öyle kötü ki, insanın vücudunda nah bu kadar tüyler olmayacak olursa...

Emma, arkasını dönerek adamın sözünü kesti:
— İyi akşamlar, Mösyö Binet. Adam, donuk bir sesle:
— Hürmetkârınızım Madam, dedi. Tekrar fıçısının içine girdi.
Emma, tahsildarı böyle birdenbire bırakıp gittiğine pişman oldu. Kim bilir, aleyhinde ne kötü
şeyler düşünecekti. Hele süt-nine hikayesi, mazeretlerin en kötüsüydü; Yonville'de herkes,
küçük Bovary'nin bir yıldan beri, ana-babasmın evine dönmüş olduğunu biliyordu. Sonra, o
civarda oturan da yoktu; bu yol yalnız Huchette'e çıkıyordu. Binet, herhalde nereden
döndüğünü tahmin etmiş olmalıydı; hiç şüphe yok, susmayacaktı gevezelik edecekti! Akşama
kadar, gözlerinin önünde hep o av çantalı budalanın hayali, akla gelebilecek türlü yalanlar
tasarlayarak, kafa patlattı durdu.
Charles, gece, yemekten sonra, onu böyle düşünceli görünce, açılsın diye eczacılara götürmek
istedi. Eczanede ilk gördüğü kimse de, yine tahsildar oldu. Tezgâhın önünde ayakta duruyor,
yüzüne kırmızı kavanozun ışığı vuruyordu:
176
MADAME BOVARY
— Lütfen, bana yarım once (1) kadar kezzap. Eczacı:
— Justin, diye bağırdı, bize asit sülfiriği getjr!
Sonra, Madame Homais'nin dairesine çıkmaya davranan Emma'ya:
— Yok, dedi, zahmet etmeyin, şimdi inecek. O geledur-sun, sobaya yaklaşıp ısının... Özür
dilerim... Bonjur, Doktor (Eczacı, bu doktor kelimesini söylemekten pek hoşlanıyordu, sanki
başkasına doktor deyince, bu kelimeye sinmiş şatafatın bir parçası da kendi şahsına gelip
konacakmış gibi)... Sakın ha, havanları devireyim deme! Git de küçük salondaki iskemleleri
getir; salonun koltuklarının yeri değiştirilmez, bilirsin.
Homais, koltuğunu tekrar yerine koymak için tezgâhtan fırlayacağı sırada, Blnet, kendisinden
yarım once'lık şeker asidi istedi.
Eczacı, küçümseyen bir eda ile:
— Şeker asidi mi, dedi, tanımıyorum, bilmiyorum! Sakın asit oksalik olmasın? Oksalik değil mi
istediğiniz?
Binet, çeşitli av takımlarının pasını temizlemek için, kendi hazırlayacağı bir mahlule katmak
üzere aşındırıcı bir maddeye ihtiyacı olduğunu izah etti. Emma ürperdi. Eczacı gülmeye başladı:
— Hakikaten, havalar da pek münasebetsiz hani, öyle rutubetli ki.
Tahsildar, kurnaz bir tavırla:
. — Öyle ama, dedi, rutubete hiç aldırmayanlar da var. Emma, boğulacak gibi oldu.
— Bir de şey verin...
Emma:
'
-— Bu adam defolup gitmeyecek mi? diye düşündü.
Yarım once kadar sarı reçine ile terebantin, dört once balmumu, üç yarım once da kemik
kömürü lütfen, bizim takımların vernikli meşinlerini temizlemek için.
Eczacı balmumunu kesmeye başlarken, Madame Homais de kollarında Irma, yanında Napoleon,
ortaya çıktı. Athalie de
(1) Vaktiyle Fransa'da kullanılan bir ağırlık ölçüsü. Bir once 30 gramdan biraz fazla gelirdi.
MADAME BOVARY
177
peşinden geliyordu. Gitti, pencerenin altında, kadife kaplı sıraya oturdu, oğlan bir tabureye
tünedi, ablası ile, babacığının yanında hünnap kutusunun etrafında dört dönüyordu. Eczacı,
hunileri dolduruyor, şişeleri tıpalıyor, etiketler yapıştırıyor, paketler imal ediyordu. Etrafında
kimse konuşmuyordu; yalnız vakit vakit ağırlıkların terazi kefelerini tınlattığı ve çömezine
talimat veren eczacının pes perdeden bir iki kelime söylediği duyuluyordu.
Madame Homais ansızın sordu:
— Sizin küçük ne âlemde?
Müsvedde defterine rakamlar yazan kocası:
— Susalım! diye seslendi.
Madame Homais, sesini alçaltarak yeniden sordu:
— Onu neden getirmediniz?
Emma, parmağıyle eczacıyı göstererek:
— Hişt, hişt! dedi.

Fakat Binet, kendisine uzatılan hesaba dalmıştı, herhalde hiçbir şey duymadı. Nihayet, çıkıp
gitti. O zaman Emma, sıkıntıdan kurtuldu, rahat bir nefes aldı. Madame Homais:
— Ne kadar derin nefes alıyorsunuz, dedi. Emma:
— Burası pek sıcak da ondan, diye cevap verdi.
Ertesi gün, Emma ile Rodolphe artık nerede buluşacaklarını konuştular. Emma, hediye vermek
suretiyle hizmetçisini bu işte kullanmak istiyordu; fakat en iyisi Yonville'de kimsenin gözüne
çarpmayacak bir ev bulmaktı. Rodolphe böyle bir jTer arayacağını vadetti.
Bütün kış mevsimi, haftada üç-dört defa, gece karanlığında bahçeye geliyordu. Emma, mahsus,
parmaklığın anahtarını kaldırmıştı; Charles anahtarın kaybolduğunu sanıyordu.
Rodolphe, geldiğini haber vermek için, pancurlara bir avuç kum atıyordu. Emma da hemen
yerinden fırlıyordu; fakat bazen beklemek gerekiyordu; çünkü, Charles'ın ocak başında
gevezelik etmek âdetiydi, lafın sonunu bir türlü getiremiyordu.
Emma, sabırsızlıktan kabına sığamıyordu; eğer iş gözlerine kalsaydı, kocasını çoktan
pencereden aşağı fırlatır, atardı. Nihayet yatmak üzere yıkanıyor ve geceliğini giyiyordu; sonra
bir kitap alıyor, okuduğu şeylerden pek zevk alıyormuş gibi, MB 12
178
MADAME BOVARY
rahat rahat okumaya dalıyordu. Yatağa girmiş olan Charles, gelip yatmasını söylüyordu:
— Gel artık, Emma, vakit geldi, diyor.
Emma da:

— Evet, geliyorum, diye cevap veriyordu.
Bununla beraber, gözleri mum ışığından kamaşan Charles, duvar tarafına dönüyor ve uykuya
dalıyordu. O zaman da Emma, yarı çıplak, çarpıntılar içinde, dudaklarında tebessüm nefesini
tuta tuta sıvışıyordu.
Rodolphe'uh geniş bir paltosu vardı. Kadını o palto ile sarıp sarmalıyor, kolunu beline sararak,
hiç konuşmaksızın, bahçenin dip taraflarına götürüyordu.
Kameriyeye, vaktiyle Leon'un yaz geceleri kendisini aşk dolu gözlerle seyrettiği, o tahtaları
yürümüş sıraya gidiyorlardı. Emma'nın artık Leon'u düşündüğü yoktu.
Yaprakları dökülmüş yasemin dalları arasından yıldızlar parıldıyordu. Arkalarında ırmağın
aktığını ve zaman zaman, kıyıda kuru sazların çatırdadığını duyuyorlardı. Şurada burada gölge
yığınları karanlıkta kabarıyor, bazen hepsi aynı anda ürperiyor, sanki onları sarmak için
ilerleyen muazzam siyah dalgalar gibi kâh yükseliyor, kâh eğiliyorlardı. Gecenin soğuğu
yüzünden birbirlerine sımsıkı sarılıyorlar, dudaklarından çıkan solumalar daha gürültülü oluyor,
karanlıkta ancak seçebildikleri gözleri, onlara daha büyük görünüyor ve sessizliğin ortasında
yavaşça fısıldanmış sözler, bir billur şıkırtısı ile ruhlarına siniyor ve çoğalan titreşimlerle devam
edip gidiyordu.
Yağmurlu gecelerde, arabalıklarla ahır arasındaki muayenehaneye sığınıyorlardı. Emma,
kitapların arkasına sakladığı mutfak şamdanlarından birini yakıyordu. Rodolphe, oraya kendi
eviymiş gibi yerleşiyordu. Kütüphanenin, yazı masasının, nihayet bütün dairenin manzarası onu
neşelendiriyordu. Charles hakkında, Emma'yı bir hayli sıkan bir sürü şakalar yapmaktan kendini
alamıyordu. Emma, âşığını daha ciddi, hatta dramatik görmek istiyordu. Mesela, bir defasında,
bahçe yolunda gittikçe yaklaşan ayak sesleri duyar gibi olmuştu.
— Geliyorlar, dedi. Rodolphe mumu söndürdü.
— Tabancaların yanında mı?
— Ne yapmak için?
MADAME BOVARY
179
— Şey... kendini müdafaa etmek için.
— Kocana karşı mı? Bırak şu biçare çocuğu! Rodolphe, sözünü «bir fiskede onu ezerim»
manasına gelen bir el işaretiyle tamamladı.
Emma, bu cesarete hayran oldu, ama bunda bir nezaketsizlik, safiyane bir kabalık sezerek, bir
tuhaflaştı.
Rodolphe bu tabanca hikayesi üzerinde epey durdu. Düşünüyordu ki, Emma tabancadan ciddi
olarak bahsettiyse, bu, gülünç, hatta çok çirkin bir şeydi; çünkü, kendisinin o zavallı
Charles'dan nefret etmesine hiçbir sebep yoktu. Kıskançlıktan yanıp tutuşmuyordu ki. Hatta
Emma'nın, kendisine bu mevzuda etmiş olduğu yeminleri pek hoş karşılamış değildi.

Altı ay sonra. içinden gayet hoş buluyordu. Artık. ama balık isterseniz. Rodolphe bu zina hayatını keyfine göre sürdürmesini becerdiği için. içine dalıp yaşadığı o büyük aşk. Ne mutlu size. yalnız ona reçel yaptırmak için toplatacağım. Bu kış sizin o taraflarda dolaşmış. sevgisini artırdıkça artırdı. boğazına fazla düşkün olması sebebiyle. Emma. ebedi bağlılıklarının bir nişanesi olmak üzere. Emma şimdi de bir yüzük. Kadın da bundan korkuyordu. Fakat ahırda iki hayvan görmüş. evlilik muhabbetini rahatça devam ettiren bir karı -kocadan farksızdılar. iyiyim. karşılıklı birer kahve içtik. o başka. zevahir her zamankinden daha sakindi. Yalnız yaşadığımdan beri. Rodolphe. Reçelleri geldiği zaman yesin diye dolapta saklayacağım. rüzgârın sıkı estiği bir gece. hatta bir dişini de çektirmiş bir seyyar satıcıdan öğrendim ki. Birbirlerine minyatür resimler alıp vermek icabetmişti. Rodolphe ise. Emma'ya. işler yolundg. bundan anladım ki. Artık. Onun nazarında. Rodolphe'a sık sık akşam çanlarından ve tabiatın sesleri'nden bahşediyor. ne eskisi gibi. çünkü. Üstelik eli de uzundu. bana biraz daha körpe. Tavırları. Rodolphe ile Emma. Benim sevgili torunum Berthe Bovary'i bugüne kadar hiç görmediğime o kadar üzülüyorum ki. birbirlerinin karşısında. Sizi ne zaman gelip göreceğimi bilmiyorum. . bundan önceki iki sepetle beraber. bana hayır dedi. hissedilmez bir şekilde değişti. «Bana gelince. kolay alışkanlıklarından ayırıyor. Emmacığım. Bovary gayet sıkı çalışıyormuş. yoksa. Bana çektirdiği dişi gösterdi. Emma'yı hükmü altına alıyordu. Buna şaşmadım. pek ince eleyip sık dokumaz oldu. aynı zamanda hem gururunu. Bu mektubumun sizi sıhhat ve afiyette bulacağını ümit ederim ve gönderdiğim hediye de makbule geçer. Bu haydut soyuyla başımız dertte. Fakat. Rodolphe'un annesinden söz açıyordu. yalnız. hem seni. ne de onu çıldırtan ateşli okşamalar kalmıştı. mektubu sepete bağlayan ipi kesti ve aşağıdaki satırları okudu: «Sevgili evlâtlarım. tükenir gibi geldi ve kadın. çünkü bu coşkunluğun muhatabı kendisiydi. kam de damadımı kucaklar. şimdiye kadar böylesine saf ve masum bir kadına pek az sahip olabilmişti. çatısı ağaçlar üstüne tıçtu. Ama. değişiklik olsun diye. torunumu iki yanağından öperim. gittikçe daha hassas oluyordu. saçlarından perçim-ler kesmişlerdi. hatta aya bakarak bazen: — Eminim ki. Allaha ısmarladık. artık bir bağlılık değil. şehvetin ılımlaştırdığı bir kin haline geliyordu. yepyeni bir şeydi.Zaten Emma. Onu. ona teslim olmaktan pişmanlık mı duyduğunu. tabir caizse. öksüz kalmış bir damlacık çocukmuş gibi. Bizim çobanı kovdum. bizim aşkımızı haklı buluyorlar. kimseye el dokundur^ muyorum. bahar geldiği zaman. bizim arabalığın başına bir felâket geldi. Bu. Hediye daima bir mektupla birlikte gelirdi. torunum için bir erik ağacı diktim. Kızım. Emma'nın kendi burjuva sağduyusuyle hor gördüğü coşkunluğunu. kendi annesinden. Rouault babanın hindi gönderdiği günlerdi. Emma'yı ağlatan tatlı sözler. 180 MADAME BOVARY Emma. diyordu. âdeta devamlı bir baştan çıkarılma haliydi. Bahçede. aksine . Cenabı Hak sizlere her türlü saadeti nasip eylesin. yulaf eriği dedikleri cinsten. lütfen sepeti geri gönderin. Öyle ki. hem de şehvetini okşuyordu. nehir yatağının çamurunu farketti. size bir horoz göndereceğim. biraz daha okkalı gibi geldi. sevgili evlâtlarım. yatağı tarafından emilen bir nehrin suyu gibi. zamparalıktan pek farklı olan bu aşk. satırlar arasında bir boşluk kalmıştı. Rodolphe'un annesi öleli yirmi yıl olmuştu. yapmacık sözlerle teselli etmeye kalkıyordu. Emma yine de âşığını. geçen gün bir çoban tutmak için gittiğim Yvetot panayırında nezleye yakalandım.onu daha mı çok sevmek istediğini bilemiyordu. evi bırakıp gitmem o kadar zor ki!» Adamcağız kalemi bırakıp bir müddet hayale dalmış gibi. İyileşen bacağının hatırası olarak. hakiki bir nikâh halkası istiyordu. kayıtsızlığını gittikçe daha az gizler oldu. Buna inanmak istemiyordu. Kendini zayıf hissetmekten duyduğu zillet. sevildiğinden emin. gelecek sefer. burada. Bu yılki mahsul de hiç parlak değil. tam senin odanın altına. vücudunun altında azalır. sevgili evlâtlarım. onlar şimdi gökyüzünde. Ama Emma o kadar güzeldi ki! Rodolphe. Seni görüp görMADAME BOVARY 181 mediğini sordum.

Selâmlarıyle sizi seven babanız. ayakkabılarını değiştirdi. çünkü mektuptan elbisesinin üzerine birazcık külrengi toz döküldü. strephopodie ameliyatlarına burada da başlanması gibi vatanseverce bir fikir kafasında doğdu. Kendi kendine: — Geçer. gece. ötede. hizmetçiyi çağırarak sıcak su getirtti. MADAME BOVARY XI 183 Son günlerde küt ayakların tedavisinde kullanılan yeni bir usule dair övücü bir yazı okumuştu. Ne seviyorum seni.. çocuğu bir kez daha öperek. Penceresinin altında bir kovan vardı ve bazen arılar. Lestiboudois. babasının maşayı yakalamak için ocağa eğilmesini görür gibi oldu. küçük kız. mesela şu Altın Aslan'daki zavallı Hippolyte'i bu dertten kurtarmasın? Unutmayın ki. operatörün derhal şöhret kazanması. diyordu. Gerçekten. Yonville'in de diğer kasabalardan geri kalmaması için. birbirini kovalayan türlü koşullar içinde. bir fedakârlık hevesiyle bocalayıp dururken. Rodolphe. yavrusunun kulak memelerinin birazcık kirli olduğunu görünce. kalakaldı. sıhhati hakkında bin bit* şey sordu ve sonra. bu duygu dönüşlerini destekleyecek halde değildi. hava ılıktı. evlilikte. Etajerdeki porselenler üzerinde bir nisan ışını hareleniyordu: Ocakta ateş yanıyordu. Niçin kocanız. dedi. etrafına bakındı. Kendileri önünden geçince taylar kiş-ner ve dörtnala koşar. koşardı. hatta yukardan baktı. Sonra (Homais sesini alçaltıyor ve etrafına . çoraplarını. elindeki değneğin ucunu çıtırdayarak yanmakta olan sazların aleviyle yaktığı günler ne kadar geride kalmıştı!. hastanın acıdan ve çirkinlikten kurtulması. Düşünün bir kere (girişimin yararlarını parmakları üzerinde bir bir sayıyordu): Hemen hemen kati bir başarı. o da. kapristir. Bir ot yığınının üstüne yüzükoyun yatmıştı. terliklerinin altında halının yumuşaklığını hissetti. bütün onları. O zaman da Emma. hayatı boyunca hepsini bir bir elden çıkarmıştı. Güneşle dolu yaz akşamlarını hatırladı. satırlar boyunca bir dikenli çit içine yarı yarıya saklanmış bir tavuk gibi gıdaklayan tatlı düşüncenin peşine takıldı. . camlarına vururdu. kendisine bu kadar acı çektiren sebebi arıyormuşçasma. onu seve-bilmenin daha doğru olup olmadığını düşünmeye başladı. iki kolunu havada sallayarak eğiliyordu. kahkahalarla gülen çocuğunun sesini duydu. tırmık geçiriyordu. ocağın karşısındaki arkalıksız iskemleye oturmuş. kurutulmakta olan otların ortasında yuvarlanıp duruyordu. birazcık da ağlayarak. küçük kız. çimenin üstünde. onu etekliğinden tutuyordu. Annesi: — Getirin onu bana. tıpkı. nasıl şifaya kavuştuğunu gelip geçen bütün yolculara anlatmaktan geri kalmaz tabii. temizledi. zenginliğinden bir parçasını yolculuk boyunca rastladığı hanlara bırakıp giden bir gezgin gibi. bu aşırı sevgi karşısında şaşakalmış olan dadıya teslim etti. Fakat kocası. Yazı.. Mektupta imla yanlışları birbiri içine girmişti. Tekrar meydana çıktığı zaman. ışık içinde döne döne uçarken. dedi ve koşarak çocuğunu öptü. — Bunda ne zarar ederiz. O günlerde ne mutluluk vardı! Ne hürriyet! Ne ümit! Ne hayal bolluğu! Şimdi bunlardan hiçbiri kalmamıştı. ocağın külleriyle kurutulmuştu. aşkta harcamış.. Emma. — Boşuna vakit kaybediyorsun. hatta çıkardığı mendili farketmemiş gibi davrandı. onu her zamankinden fazla ciddi buldu. Kendisi ilerleme yanlısı olduğundan. gün bembeyazdı. Ve arka arkaya üç randevuya gelmedi. Dadısı. ne seviyorum seni! Sonra. Emma'ya: . benim küçük yavrum. Emma. THEODORE ROUAULT» Parmakları arasında o kalın kağıt. şekerim. eczacı tam zamanında imdadına yetişti. Fakat kim kendisini bu kadar mutsuz etmişti? Hangi gö182 MADAME BOVARY rülmemiş felâket onu böyle altüst etmişti? Başını kaldırdı. kendisine soğuk davrandı. Emma. Önün yanıbaşında. sanki seyahatten dönüyormuş gibi. çamaşırını. Emma. Kederli iç çekmelerini. ruhunun bütün maceralarında. çarpınca sıçrayan altın mermiler gibi. birkaç dakika. yaptığına pişman oldu! Hatta neden Charleş'dan bu kadar tiksindiğini. adam yaklaştıkça. bakirelik zamanında.

her akşam. evvela Achille adale bağlantısını kesmek. derisi pürtüklü. öyle ki. Eczacı: — Alt tarafı senin bileceğin iş. okumaya daldı. 184 MADAME BOVARY Hippolyte düşünürken. Madame Lefrançois. iğne batmış da bir yerin azıcık kanamış gibi olacak. arabalar arasında sıçradığı görülüyordu. şöhretini ve servetini artıracak bir teşebbüse sevketmekten kendisi de büyük bir memnunluk payı çıkaracak-tı. meydanda ötekine benzemeyen dayanağını ileri uzatarak. buna razı oldu. Bu cömertlik asıl Emma'nın aklına gelmişti.Belki azıcık bir acı ya duyacaksın. yani strephoctopodie'yi. Bovary bu işi başarabilirdi. yok yoktu. Bunu söylerken. ya duymayacaksın. Hatta bu sakat bacak ötekinden daha gürbüze benziyordu. ameliyatın bedava olacağıydı. Bovary. O. sabahtan gece yarısına kadar. Çünkü hekim. at tırnağı kadar geniş. dört kilo kadar ağırlığı olan bir çeşit kutu yaptırdı. bir taraftan tırnağına basanları. alt tarafa kıvrılma. siyah tırnaklan nal mıhlarını andıran bu uca basan MADAME BOVARY 185 ayakla han uşağı. hatta kadınların çok daha hoşuna gideceğini çıtlattı. Emma'nın elinde kocasının becerikliliğinden şüphe etmesi için hiçbir delil yoktu. uzaklaşıyordu. üst tarafa kalkma) harıl hani öğrenip dururken. tahta. kendisine ağırca bir iş gösterildiği zaman. Sonunda çığ gibi büyür! Kim bilir! Kim bilir? Gerçekten. Bu kutuda demir. Homais.bakmıyordu) bu olaya dair gazeteye küçük bir yazı göndermekten beni kim menedebilir? Ya. bunu söyledikten sonra. bir taraftan M. meşin. ayağın aşağıya. cıvata. Charles da içinden. nihayet razı oldu. hatta iyi tanımadığı daha mühim bir kısma neşter dokundurmak korkusuyle titriyordu. geyik gibi dörtnala koşturup duruyordu. bu ayak. herkes üzerine çullanmıştı.. ta Belediye Reisi Tu-vache'a kadar herkes adamcağızı zorladı. Fakat. ilmin nimetlerini tepmek nankörlüğüne akıl erdiremediğini ilâve ederek. elbette. küt ayağının ne cinsten olduğunu bilmek gerekiyordu. fakat bu. içeriye doğru çarpık olmasına mani olmuyordu. nasihata boğdu. be mübarek? Asker olup da bayrağının altında dövüşmen icabetseydi. Başkalarının işine karışmak âdeti olmayan Binet. herhalde.. karısının bir melek olduğunu söyleyerek. aralıksız. Adamın ayağı. fakat asıl ona kararını verdiren şey.. Charles. bacağına hemen hemen dik bir çizgi teşkil ediyordu. marangozla ona yardım eden çilingire. sabır ve enerji gibi manevi meziyetler edinmiş olacaktı ki. Sonra. ameliyattan sonra kendisini ne kadar dinç ve çevik hissedeceğini anlattı. başını elleri arasına alarak. uşak daha çok o sakat bacağına dayanıyordu. aptal aptal gözlerini döndürüp duruyordu. Rouen'dan Doktor Duval'ın kitabını getirtti. Bununla beraber. Hippolyte! Homais. Homais. . bin bir dereden su getirerek han uşağını ameliyat olmaya zorluyordu. sonra da içe çarpıklığı gidermek için. işini görmekte sana çok zarar veriyordur. komşular. Herkes ondan bahseder. iç tarafa basanları. onu. Hemen sonra.. ne yapacaktın? Ah. eczacının ve kendi karısının teşviki ile bu işe razı oldu. baldır kemiğinin ön veterine el atmak icabediyordu. Âdeta hizmet ede ede. Zavallı adam. strephendopodie'yi ve strephexopodie'yi (yahut daha iyi anlatmak için. işe üç defa yeni baştan başlayarak. ameliyat için gerekli avadanlığı tedarik etmeyi kendi üzerine aldı. Ben senin iyiliğin için söylüyorum! Sadece insanlık duygusuyle! Senin bu çirkin topallıktan kurtulduğunu görmek istiyorum da. aynı zamanda iki ameliyatı birden yapmayı göze alamıyordu. Hippolyte'in hangi adale ucunu kesmek lazım geldiğini tespit etmek için.Aşktan daha sağlam bir şeye dayanmaktan başka da bir şey istediği yoktu zaten. Mademki bu uca basan bir ayaktı. utandırdı. Eczacının öğütleriyle. —. vida. onu gururundan yakalamak istedi: — Sen erkek değil misin. içe veya dışa doğru türlü iğrilmelerini) ve strephypopodie ile strephanopodie'yi (başka bir deyimle. diyordu. adale uçları kuru. Artemise. kocaman parmaklı. nasır çıkartmaktan çok daha hafif bir şey. Çünkü. kalçalarının böylesine sallanması. makale dediğiniz şey ortalıkta dolaşır. dış tarafa basanları. hafifçe içe çarpık bir ayaktı. ondan dostum. saç. Sen istediğin kadar aksini söyle. ahır uşağı salak salak gülümsüyordu. Onun. bu inatçılığa.

aynı zamanda yüksek bir insanseverlik olayı olan bir cerrahi tecrübeye sahne oldu. sanatın himmetiyle asi ve-terin nihayet teslim olduğunu ilan etmek üzere ancak birkaç damla kan peyda oldu. dedi.Ne Ambroise Pare. yepyeni bir his içinde refaha kavuşmaktan. bir sürü sargı. karısının daima kendisini seveceğini görür gibi oluyordu.» Heyecandan boğulacak gibi olan Charles: — Bu kadarı da fazla! Bu kadarı da fazla! diyordu. avluda bekleyen ve Hippolyte'in düzgün yürüyerek meydana çıkaracağını tahayyül eden beş^altı merakhmn yanına. ancak pazar günleri. Hastada. ameliyat bitmişti. Sofraya oturdular. ne de Gersoul.. kesik bir şiryanı derhal bitiştirip bağlarken. Kim bilir. mumlu iplikler.. merak içinde kendisini kapıda bekliyordu.» ilmi tabirini kullanmadım. müessesenin eşiğinde gerçekten bir izdiham peyda olmuştu. Bovary. Hippolyte'e yaklaşan M.. elinde neşter. Charles deriyi deldi. derinin üzerinde. Eczacı: — Haydi. Okudu: — «Avrupa'nın yüzünü kısmen bir şebeke gibi kaplayan peşin hükümlere rağmen. gariptir (gözümüzle gördüğümüz için söylüyoruz) hiçbir ıstırap alâmeti görülmedi. ameliyat da göz açıp kapayıncaya kadar tamamlandı. O akşam. Bovary: — Doğrusu da bu. Hemen boynuna sarıldı. herkes belki anlamazdı. sakin ol. Celse'den sonra. M. nekahat devresinin kısa süreceği zannını vermektedir. Eczacı: — Baştan başlıyorum. hastasının ayağım mekanik motora sımsıkı bağlayıp evine gitti. ışık. refahının artacağını. Henüz yatağa girmişlerdi ki. Hatta yemişten sonra kahve içmek bile istedi ki. on beş asır aralıkla ilk defa olarak. Bovary.. Nitekim salı günü. aşçı kadına rağmen. şu ana kadar.. İlerideki zenginliklerinden. nihayet kendisini delice seven bu zavallı çocuğa karşı birazcık sevgi duymaktan mutlu oluyordu. elinde daha mürekkebi kurumamış bir kağıtla ansızın içeriye girdi. çünkü bilirsiniz. Okusunlar diye getiriyordu. Kalabalığın gözünü kamaştırmak kadar kendine de o vehmi vermek için. dedi. Ameliyat edilen kimse. ilk defa üst çene kemiğini kesip alırken. kuru bir çıtırtı duyuldu. bütün bu hazırlıkları M. Hippolyte hayretten kendini alamıyordu. Bovary: — Siz kendiniz okuyun. sohbetler ve birlikte hayal kurmalarla geçen çok 186 MADAME BOVARY sevimli bir akşam oldu. Emma da. evde davetliler varken göz yumduğu bir sefahatti. Charles da. Esasen.. endişeye mucip alacak hiçbir şey yoktur. fakat bakışlarını hemen Charles'a çevirdi: Kocasının hiç de çirkin dişleri olmadığını hayretle gördü. M. keyifli . belki de önümüzdeki köy yortusunda Hippolyte'çiğimizin. daha güzel. Vaziyetinde. diyordu. Charles tıka basa kamını doyurdu.. en seçkin hekimlerimizden biri olan bu zat. Homais ta sabahtan beri tertip etmişti. daha temiz. ameliyat neticesini anlatmaya indi. — Hayır.. bir masa üzerinde. kalın bir beyin tabakasında bulunan bir abseyi açarken. bizim küçük kasabamız Yonville.» «Bir küt ayak ameliyatı yaptı. Velinimetine karşı minnettarlığını daha sonra gösterirsin. devam ediniz. halk yığınlarının. köylerimize de girmeye başladı. en seçkin hekimlerimizden biri olan bu zat. kafasından Rodolphe'un hayali geçti. Talim meydanında Madame Lefrançois'nın işlettiği ALTIN ASLAN otelinde yirmi beş yıldan beri ahır uşaklığı eden Hippolyte Tautain adlı şahıstı.. Sonra. Bovary kadar yüreği çarpıntılı. kafası ergin değildi. eğilip Bovary'nin ellerini öptü durdu. dağlar kadan sargı. şöhretinin yayılacağını. Bir an. gazetede. eczanedeki bütün sargılar vardı. ne Dupuytren. eli titrek. yanında. Her şey. Hastanelerde olduğu gibi. Bu. bir yığın bez parçası. dedi. Teşebbüsün yeniliği ve mevzuun uyandırdığı alâka o kadar ahali celbetmişti MADAME BOVARY 187 ki. Rouen Feneri gazetesine göndermek için yazdığı reklam yazısıydı. bir küt ayak ameliyatı yaptı. «M. Charles. Homais. Veter kesilmiş. bu.. aile hayatında yapacakları yeniliklerden söz ettiler. Emma. katiyen! Ne münasebet!.

Adamcağız orada. topalların yürüyeceğini ilan etmenin yeri değil midir artık? Eskiden. içki içiyorlar. ama hiç de güzel kokmuyorsun ha! Gerçekten. bin bir ihtiyatla kutu çıkarıldı ve korkunç bir manzara ortaya çıktı. Charles Altın Aslan'a koştu. hana geldi ve merdivenden çıkmakta olan kimselere sormaya başladı: — Bizim sevimli küt ayaklıya ne oldu? Müthiş çırpınmalar içinde kıvranıp duruyordu küt ayaklı. Aklım başımdan gidiyor! diye bağırmasına mâni olamadı. Hippolyte'in canı sıkılmaya başlamıştı. üstü söz konusu makinenin sebep olduğu berelerle kaplanmıştı. Sana kâfi derecede işkence yaptılar zaten. fakat kimse aldırmamıştı. Lefrançois ananın telaşlı telaşlı gelerek: — İmdat! Ölüyor adam!. kangren de gittikçe yayılıyordu. Lefrançois ana. eskisinden daha sımsıkı. öyle ki. Omuzuna vurarak: — Nasılsın? diyorlardı. Hippolyte. istekalarla eskrim yapıyorlar. Vaziyet ciddileşiyordu. deri nerdeyse bütün bütüne çatlayacak gibiydi. Hekim de her defasında. Ne kadar bahtsızmışım! Ne kadar bahtsızmışım!. cesaretlendiriyordu. avazları çıktığı kadar bağırıp çağırıyorlardı. bilhassa pazar kurulduğu günler. taassubun ancak Tanrının sevgili kullarına vadettiği şeyler. Bunun üzerine Hippolyte'yi bilardo salonuna kaldırdılar. şimdi ilim sayesinde. Lakin şiş biraz iner inmez. başını sineklerin üşüştüğü kirli yastıkta sağa sola döndürerek. Kataplazmaları için bez getiriyor. yıkacakmış gibi han duvarına küt küt vuruyordu. yut şunu!. Ayağın biçimi öyle bir şişkinlik içinde kaybolmuştu ki. bütün insanların nasibi oluyor! Okuyucularımızı bu fevkalâde tedavinin bütün safhalarından haberdar edeceğiz. O da nefes nefese. Adamın ayağı birkaç saat serbest bırakıldı. biraz eğlenip içi açılsın diye onu. krallar gibi yatıyorsun boyuna. kaim battaniyelerin' altında inliyordu. ayağı. teselli makamında: — Sen kendim fazla dinliyorsun. Zaten. bilardo yuvarlaklarım dürtüklüyorlar. Hippolyte ona dehşet bürümüş gözlerle bakıyor ve hıçkırıklar arasında: MADAME BOVARY 189 — Ne zaman iyi olacağım? diye kekeliyordu. böyle bir komşuluktan acı acı şikâyet etti.. leşmiş olan kimselere dair bir sürü hikaye anlatıyorlardı. şapkasız. Hippolyte artık hiç dayanamayınca. Kendini daha da halsiz düşürme. meydandan geçtiğini gören eczacı da. şarkı söylüyorlar. kazık herif. teselli ediyor. her dakika geliyordu.» Bütün bunlar. mutfağın yanındaki küçük salona yerleştirdi . yalnız kaldığı da yoktu. Uzvun vaziyetini bozmamak için. daha çabuk iyileşsin diye. konuşması ve hünerli sıçrayışlanyle tamamen şifa bulduğunu ispat eylediğini göreceğiz. üç gün sonra. .dostlar arasında. Nihayet.. kıpkırmızı kesilmiş. makineyi yeniden çıkardılar ve gördükleri manzaradan afallayıp kaldılar. Şöyle yapmalıydın. evlâdım. diyordu. şikâyet etmekte tamamıyle haksız olmadığını kabul etmek gerekiyordu. böyle yapmalıydın. benzi solmuş. gözleri çu-kurlaşmış. Halin pek o kadar parlak değil galiba.. Yer yer içlerinden siyah bir mayiin sızdığı kabarcıklar bulunan kurşuni renkte bir şişkinlik bacağa yayılmıştı. beş gün sonra. bin yaşasın! Körlerin gözleri açılacağını. sonra. neşeli neşeli dans ettiğini ve hepimize. Haydi. köylüler. Kendisine tatbik edilen tedaviden bambaşka usullerle iyi-. Kalksana artık. Fakat her gün yemeğini orada yiyen tahsildar. sağırların işiteceğini. perhiz tavsiye ederek yanından ayrılıyordu. Her saat başında. her iki âlim. onun etrafında. Yaşasın âlicenap âlimler! Yaşasın hemcinslerini iyileştirmeye veya acılarını dindirmeye gece gündüz demeden çalışan yorulmak bilmez insanİarl Yaşasın. merak içinde. Ne halin varsa gör. evvelce de bundan acı duydu188 MADAME BOVARY ğundan şikâyet etmişti. Ama senin kabahatin bu. onun. arkasından: — Dinleme onu. diyorlardı. içine bacağının sokulduğu o mekanik aleti. tütün. tekrar âlete yerleştirmeyi münasip gördüler. Lefran-çois ana. eczaneyi bırakıp çıktı. kurtarın beni!. Bovary bu halden âdeta hastalanmıştı. Madame Bo-vary kendisini görmeye geliyordu. Ah. sakalı uzamış.

biliyorum). buna mazhar olarak öldüler. sapasağlam bir adama ameliyat yapmayı aklımızdan geçirmeyiz. Bunlar. Bunda bir zarar yoktu ki. sabah erkenden kalktılar. uygun bir ifade vererek din meselelerine dokunuyordu. Sonra bir punduna getiriyor. lütufkâr Meryem». halinin fenalaştığını öğrendi. o gün. bir dilim but. Bakkalde Hippolyte'in hastalığı tartışılıyordu.Ona mükemmel bir et suyu. kendinden pek emin bir zat olan bu meslektaş. meşguliyetlerin. BonSecours'u ziyarete gitmek arzusunu belirtti. iki tedbir bir tek tedbirden daha işe yarardı. arkasından. Hippolyte'in nekahatine zarar veriyordu. biz. reçeteleri ta Yonville'e kadar gelen M. büyük bir şöhret sahibi olan Neufchâtel'li M. hatta bazen. Homais bu sözleri dinlerken canı sıkılıyordu ama. o önü alınmaz çürüme. o idi. Ben öyle ağır günahlar işlemiş kimseler tanıdım ki. bir defa «Sizi selamlarım. ne olur ki? Evet. Paris icadı! İşte başkentteki beylerin fikirleri! Tıpkı şaşılık. evet anlamında başını sallamakla cevap verdi. Ca-nivet'yi getirtip getirtemeyeceğini sormasına. parlak bir mevki sahibi. bunu düşünmek zamanı geldi. Papaz artık her gün geliyordu. hatırım için yap. dünya işlerinin girdabı. yap dediğimi. kendisini görmek istediğini haber verdi. Bu yardımı başarıya ulaşır gibi oldu. elli yaşında. seni ayinlerde pek seyrek görüyorduk. gözünü yumdu. Tıklım tıklım olan Grande-Rue'de. size ilaçlar. çok geçmeden. ruhunun esenliğine özen göstermekten seni alıkoydu. onun iddiasına göre. biraz domuz yağı getirip veriyor. aşağılayarak gülmekten çekinmedi. Ne zarar edersin ki?. M. sen de. Tababette doktora yapmış. çünkü. M. hatta hiçbir itirazda bulunmadı. baba tavrı takınarak: — Çünkü. yüzüne. Söze evvela derdine acımakla başladı. bizler âlim değiliz. Fakat şimdi. sanki adam idam edilecekmiş gibi bir ölüm havası esiyordu. MADAME BOVARY 191 Bu sebeple Bovary'yi müdafaa etmeye kalkışmadı. ta diz-kapağına kadar kangren olmuş o bacağı görünce. Anlıyorum. Kaç yıldır mukaddes sofraya yaklaştığın yoktu. Canivet'yi öfkelendirmemek ihtiyacıyle. onlar gibi. ama Hippolyte bunu ağzına götürmek cesaretini kendinde bulamıyordu. Ama yine de ümidini kesme. hastanın başı ucuna. diyordu. Hatta. toy züppe değiliz. tıpkı bîr kamburu dümdüz etmeyi istemek gibi bir şey!. Papaz Bournisien. kloroform. nazlı bebek değiliz. prensiplerini bir yana bırakarak. eczacıya gitti ve zavallı bir adamı bu hallere sokan eşekler aleyhinde ağzını açtı. dolu bir mukaddes su kabı astı.. pratik hekimleriz. bu kadar usta değiliz. Yapacağına söz veriyorsun değil mi? Zavallıcık söz verdi. Homais'yi redingotunun düğmesinden yakalamış. İlaçlar istendiği kadar çeşitlensin. hasta tedavi ederiz. ilâhi irade böyle tecelli ettiğine göre buna sevinmesi ve fırsattan derhal faydalanarak Cenabı Hak'la barışması gerektiğini söyledi. onurunu ticaretinin daha ciddi çıkarları uğruna feda etti. Cenabı Hak'kın huzuruna çıkmak üzereyken (sen daha o vaziyette değilsin.. sıkıntısını dalkavukça bir gülümseme ile gizliyordu. mesanedeki taşlan kırma ameliyatı gibi. Her şeyin sebebi. Madame Lefrançois'ya boyuna söylüyordu: — Bırakın şu adamcağızı! Bırakın şu adamcağızı! Sofuluğunuzla maneviyatını bozuyorsunuz! . bir defa da «Gökyüzündeki Babamız» dualarını okusan. ka-taplaşmalar istendiği kadar değiştirilsin. . sabah akşam. adaleler her gün biraz daha kopuyordu. bir tedbir olmak üzere. tedavi usulleri sokuşturuyorlar. Papazın dolapları dediği bu hareketlere pek içerliyordu. Doktor Canivet'nin bacağı kalçadan kesme ameliyatı. Bournisien de bunda bir sakınca 190 MADAME BOVARY görmediği cevabını verdi. Bizler. Nihayet bir gün Charles. İhtiyar. Sonra bacağı kesmek gerektiğini açıkça söyleyerek. Ama yine. küçücük kadehler içinde içki uzatıyor. Lefrançois ananın çaresizlikten. bize iyi örnek olursun. inat olsun diye. ondan mağfiret dilediler ve hiç şüphe yok. sarsıyor ve eczanenin içinde bar bar bağırıyordu: — Bütün bunlar. bir de şimşir dalı yerleştirdi. Küt ayakları düzeltmek! Küt ayaklan düzeltmek mümkün mü? Bu. Bütün köy halkı. ayaklardan karına doğru ilerliyordu. köyde mühim bir olay oldu. neticelerine hiç aldırış etmeden. Eczacı.-Ümit ederim ki. benim için. Fakat kadıncağızın artık ona aldırdığı yoktu. ruhani. cerrahlık kadar din de biçarenin imdadına yetişeceğe benzemiyordu. Böylece. küt ayaklı. Hippolyte'in pek anlayamadığı şakalar ve kelime oyunlanyle karışık fıkralar anlatıyordu. hükümetçe yasak edilmesi gereken bir alay canavarlıklar! Ama becerikli görünmek istiyorlar. vazifelerini biraz ihmal ediyordun. Han sahibesiyle konuşuyor. iyileşecek olursa.

«Ne kötü macera. nezle olmam. soranlara bu işi nasıl izah edecekti? Acaba herhangi bir şeyde hata mı etmişti? Arıyordu. yapım sağlam192 MADAME BOVARY dır.dükkânlarda alışveriş durmuştu. alışkanlık. dedi. bu da sonunda mizacınızı bozar tabii. şerefini kaybetmiş. ne aksilikti bu». alışkanlık!. Canivet: — Aman efendim. hasta ziyaretlerine gittiği zaman. soğuk su ile tıraş olurum (katiyen üşümem). Lestiboudois'ya gelmesi için haber gönderildi. bunlar ameliyat sırasında kullanılanların aynıydı. onu kendisi katletmiş sayılacaktı. alışkanlıklarından bir zerresini dahi'feda etmezdi. Emma: . Canivet. Sonra. hayvanı arabadan çözmelerini emretti. acayip bir adamdır» diye bahsedilirdi. yandaki dik yayı. Fakat kimse buna inanmak istemezdi. şayet Hippolyte ölecek olursa. Hem zaten buna şaşmıyorum. Bu sayede sizin gibi nazik değilimdir. evvela kısrağı ile ve arabasıyle meşgul olurdu. yulafını yeyip yemediğine baktı. kendi kullandığı iki tekerlekli arabasıyle çıkagel-di. Fakat. Charles. böyle bir adamın hâlâ bir işe yarayabileceğini zannetmiş olmasından ileri geliyordu. neler yazacaklardı? Arkasından mesele basma aksedecek. Kâh şu tarzda yaşarım. her ikisi de önlüklerinden daha solmuş. Hippolyte. Kıyamet kopsa da. Kendisini şimdiden. Çünkü. konuşmaya giriştiler. doktorun iri vücudunun ağırlığı altında çöktüğü için. çenesi göğsüne düşmüş. diye düşünüyordu. her yere yayılacaktı! Kim bilir. hareket halindeyken dahi. benim için hiç fark etmez. seyirci olarak kalırsa. Canivet'nin hoşuna gitti ve sanatının icapları hakkında uzun uzun söz söylemesine sebep oldu. Siz bana bakın: Allahın günü saat dörtte kalkarım. nasıl rast-gelirse. bana. bu ameliyatta hazır bulunamayacak kadar yufka yürekli olduğunu söyledi. mesleğini bir nevi risalet addediyordu. Nihayet. kâh bu tarzda.. odasında. o. iflas etmiş. Doktor: — Size güveniyorum. kendisinden: «Ah! M. doktorasız hekimlerin şerefini düşürmesine rağmen.. Altın Aslan'ın kapısından kasırga gibi girerken. evinden kımıldamaya cesaret edemiyordu. filozofça. gidelim! Fakat eczacı. mahvolmuş görüyordu. Elbette diyeceğiniz. Bacağı tutacak birini istedi. kollarını sıvayıp bilardo salonuna geçti. hep mutfağınızın içine takılır kalırsınız. Bu dedikodular For-ges'e kadar. aleyhinde neler. çizmeleri döşemede gıcırdıyordu. Canivet. kızarıp boz'ararak. diye sözünü kesti.. diyordu. meslektaşları. ta Rouen'a kadar yayılacaktı. İşin içine mukadderat karışmıştı. Aşağıda. bir aşağı bir yukarı dolaşıyor. biraz eğiliyordu. Sonra ahıra giderek. Herhalde gülecekler. Emma. karşısında. bilirsiniz. Yanında öteki minderin üstünde kırmızı sahtiyan kaplı ve üç bakır tokası ihtişamla parlayan kocaman bir kutu görülüyordu. Bu mukayese. fazla tesir altında kalır! Hem sonra. cerrahın soğukkanlılığını bir generalin metanetine benzetti. dedikodu çıkaracaklardı. bu beyler. O da. pencereden kımıldamıyordu. Bunun içindir ki. araba. fanila giymem. Bovary. Neufchâtel'e kadar. Nihayet. yüksek sesle bağırarak. salonda. Homais'nin getirdiği sargıları gözden geçirdi. gazetelerde şuna buna cevap vermek gerekecekti. içinde ateş yanmayan ocağın yanma oturmuş. zamanla. ellerini kavuşturmuş.. MADAME BOVARY 193 bir başka zillet duyuyordu. — İnsan. muhayyile. Eczacı. Ama en şöhretli cerrahlar bile pekâlâ aldatabilirdi. eczacı beyler. hastalarını ziyarete gelince. bulamıyordu. Hazır mıyız? Haydi. kâinatta tek canlı insan kalmasa bile. sizler. çarşaflar içinde hafakandan terleyip duran Hippolyte'e hiç aldırış etmeksizin. ona bakıyordu. Cerrah. daha ziyade inmeye müstait gibi görünüyorsunuz. sanki zavallılığının yirmi kere bol bol farkına varmamış gibi. belediye reisinin karısı Madame Tuvache. o anlarda. Ne olursa olsun. Sonra. Bununla beraber. ha bir Hıristiyanı doğramışım. bocalayıp duruyordu. akla gelen her türlü tedbiri de almıştı. M.. denize düşüp de dalgaların üzerinde yuvarlanıp giden boş fıçı gibi. cerrahın gelişini görmek sabırsızlığı içinde. onların arasında. Bu sırada eczacı. kulakları kapıya dikili bekleyen Artemise ile hancının yanında kaldı. kendisinden davacı olabilirdi. Bu sarsılmaz metaneti kendisine daha da itibar kazandınyordu. hastaya döndü. zilletini paylaşmıyordu. karşısına çıktı. ha rasgele bir kümes hayvanını. gözleri bir noktaya takılı duruyordu. Bunun üzerine. benim sinir sistemim öyle. Bir sürü faraziyenin hücumuna uğrayan muhayyilesi. Homais.

— Otur yerine.. gururunun azgın darbeleri MB 13 194 MADAME BOVARY altında yıkılıp gidiyordu. O zaman Charles. Birbirlerine sarıldılar. Charles'a dikiyordu. Charles kalkıp baktı. bir kere daha aldanmıştı? Sonra. yani bütün varlığı. Charles. haykırdı: — Bırak beni! Charles. XII Yeniden sevişmeye başladılar. Emma. metresini sahanlığın altına. sakin ol. tiz çığlıklarla kesilmiş uzun iniltiler halinde sürüp giden feryatlarını dinleyerek. bir sarhoşun bulanık gözleriyle karısına bakıyordu. bütün şahsı. Niçindi. ne demek istediğini tahmin etmek istercesine başını kaldırdı. ameliyat edilen adamın. Gel! Kadın. bir cinayetmiş gibi pişman oluyor ve ondan hâlâ ne kalmışsa. evliliğin bayağılıkları. kar gibi eridi gitti. sinirli bir hareketle kaşlarını çattı. Bovary. önlüğünü çıkardığı gibi. ani bir sevgi ve ümitsizlik içinde karısına döndü ve: — Öpsene beni. Charles. karısının nesi olduğunu düşünerek. hiçbir şey anlamayan. indirilmiş pancurun aralığından. Bir gümüş tabağa çarpan bir kurşun mermi gibi. öylesine imkân-sızlaşmış ve hiçleşmiş gibi geliyordu. koltuğuna yığıldı. devamlı fedakârlıklarla kendi hayatını mahvetmesi ne acınacak bir delilikti! Ruhunun bütün lüks içgüdülerini. yaralı kırlangıçlar gibi çamura düşen hülyaları. Eski iffetinden. dudaklarını ısırıyor. yere düşüp parçalandı. rahat rahat duruyordu. şuracıkta. pişmanlıktan az mı gözyaşı dökmüştü? Derin bir düşünceye dalmış olan Bovary. gülünç olan adının karısını da lekeleyeceğinden bile habersiz. güneş altında. evlenmenin. şaşırmış: — Nen var? Nen var? diye tekrarladı. morarmış. MADAME BOVARY 195 . halini bir sinir hastalığına yorarak. kendisini bekliyor buldu. süs bitkisinden kopardığı bir kırıntıyı parmakları arasında evirip çevirerek korlaşmış gözbebeklerini hemen fırlamaya hazır iki ateşli ok gibi. Sessizce birbirlerine baktılar. canımı sıkıyorsun! Oturdu. bir başkasına teslim olduğu için. Bütün bunlar. Arkasında.. sonra pencereden Justin'e bir işaret yapıyor. gözlerinin önünde can çekişiyormuş kadar kendisine hayatından kopmuş. boyun atkısıyle alnını silen Doktor Canivet'yi gördü. Homais. etrafında uğursuz. ür-pererek. kendine gel! Biliyorsun ki seni seviyorum!. bayılacak kadar sarardı. bir pusula yazıyor. düşüncesi üzerine bu cümlenin beklenmedik darbesi ile Emma. güpegündüz. Charles. Hatta ekseriya. dedi. bütün elde edebileceği şeyler hatırına geldi. perişan. Onu sevmek için az mı gayret etmişti. pazar yerinin kenarında. Kaldırımdan bir ayak sesi geldi. birbirlerini görmekten âdeta afalladılar. Ve. bütün hınçları bu öpüşmenin sıcaklığı içinde. niçindi? Kasabayı dolduran sessizlik içinde. bu mahluk için. ağlamaklı. bütün istemediği. hiçbir şey duymayan bu adam içindi. Emma. onun için. kapıyı öyle şiddetli kapadı ki. şimdi kendisini öfkelendiriyordu. suratı. Âşığının hatırası baş döndürücü cazibelerle aklına geliyordu. ayağı dışa çarpık olmasın! diye haykırdı. dedi. korkunç bir tavırla: — Yeter! diye haykırdı. yepyeni bir vecd ile bu hayale kapılan ruhunu o hatıranın içine atıyordu. İşte. Zafere ulaşmış zinaya ait bütün kötü alayların tadını çıkarıyordu. bütün mahrumiyetleri. Onun her şeyi. Her ikisi de eczanenin yolunu tutmuşlardı. o da. yürek paralayıcı bir feryat havayı delip geçti. Emma öfkeden kıpkırmızı kesilmiş. karıcığım. bütün arzu ettiği. elbisesi. kaldı. boğazlanan bir hayvanın uzaktan gelen ulumaları gibi. sanki ölmek üzereymiş. ! Nasıl olmuştu da (o kadar zeki bir kadın olduğu halde). büyük bir kırmızı kutu taşıyordu. Gece. anlaşılmaz bir şeyin dolaştığını belli belirsiz hissederek. termometre duvardan fırladı. Rodolphe bahçeye geldiği zaman. ansızın: — Sakın. öylesine kaybolmuş gitmiş. şuurlarıyle birbirlerinden öylesine uzaktaydılar ki. ilk basamağa oturmuş. Emma'nın aklına esiyor. salondan kaçarken.

kumaşının havı biraz dökülen ayakkabılarını hemen kendisine verirdi. mavi camdan iki büyük vazosunu güllerle donatıyor. bekle de. Rodolphe bir gün. Kadının. M. ekseriya yanında kalarak nasıl çalıştığını seyrediyordu. hiç imkânı var mı? Emma aynı mevzua tekrar dokundu. Sanki senin patronun Madame H'>n. kalça tarafı geniş. Bu davetler. yakalıyordu. bu sevgi. Emma göğüs geçirdi: — Gider. Kadın birine ne kadar bağlanırsa. Felicite gülerek: — Sen hiçbir şey görmemiş misin? diyordu. gerdanını bilezikler. aşk gibi basit bir işte her şeyin böylesine çetrefil bir hale getirilmesiydi. Rodolphe: — Ne gibi. — Darılmayın hemen. Emma'nın Hippolyte'e hediye edilmesini münasip gördüğü bir takma bacak için tam üç yüz frank ödemek zorunda kaldı. Guillaumin'in uşağı Theodore da kendisine kur yapmaya başlamıştı. düşünceli düşünceli ilave ediyordu: — O da Madame gibi bir hanım mı ki? Fakat Felicite. O zaman yine. diyordu.. Kendisi temizlediği zaman buna hiç aldırış etmezdi. yere oturmuştu. yüzükler ve kolyelerle dolduruyordu. hem de zarif o boy bos.. Rodolphe gülerek: — Sen gerçekten çıldırmışsın. Git de havanda badem ez. Enima'nın çamura —randevuların çamuruna— batmış ayakkabılarını. Anlamadığı nokta. siyah saçları ya-ğızlaşmış alnına doğru bir perçemle dönen o baş. dedi.Huchette'e yollanıyordu. Kollarını. ne olur. Aşçı kız: — Ayakkabıların hırpalamaktan amma da korkuyorsun. canının sıkıldığını. Elini eteklik kasnağına veya kopçalara sürerek: — Bu neye yarar? diye soruyordu. Felicit6 mutfaktan kımıldayamıyor. hem gürbüz. Emma'nın dolabında bir sürü ayakkabı vardı. Hizmetçilerin durmamacasına çamaşır yıkaması icabediyordu. kocasının aşağılık bir mahlûk olduğunu. çenende birazcık sakalın olsun. aşağısı gittikçe daralan fistolu donlar gibi kadın eşyasını hırsla süzüyordu. sabrını kaybederek: — Ben ne yapabilirim ki. hayatının büsbütün bayağılaştığmı söylemek içindi. zekâsını her zamankinden daha hantal. tırnaklarını her zamankinden daha dört köşe. Rodolphe ile buluştuktan sonra kocasıyle karşı karşıya gelince. Saçları çözük. Kola çanağını yerinden oynatırken: — Rahat bırak beni. başka bir yerde. Ro-dolphe'un geleceği günlerde. Parmakları arasında toz olup dağılan bu çamurun. etrafında oğlanın böyle dört dönmesine sinirleniyordu. — Ah! İstesen!. bir güneş ışınında yavaşça havaya yükselmesini seyrediyordu. Nitekim. o da istediği gibi har vurup harman savuruyordu. Bir mantar tabakasıyle kaplı olan bacakta. akıldan yana o kadar tecrübe sahibi olan ve arzuda böylesine coşkunluk gösteren o adam gözlerinin önüne gelince. böyle bağlanmasına yardımcılık eden bir sebebi. Hep kadınların eteği dibindesin. Charles en küçük bir ihtarda bulunmaya cesaret edemiyor. tavrını her zamankinden daha adi buluyordu. gideyim de potinlerini temizleyeyim. diyordu. F61icite'nin ütü yaptığı uzun tahtaya dirseğini dayayarak. eşarplar. kü-Çük Justin ise. Gerçekten. hâsılı. ötekinden o nispette nefret ediyordu. yanıp tutuşuyordu! Tırnaklarını onun için bir kuyumcu özeniyle eğeliyor. bir yöneticisi olmalıydı. lemeli yakalar. çünkü Madame. bir prens bekleyen fahişe gibi hazırlıyordu. dairesini ve vücudunu. Bu işlere burnunu sokmak için.. dedi. derisine sürdüğü kremi ve mendillerine doldurduğu lavantayı az buluyordu. kocasına karşı duyduğu tiksinti yüzünden her gün biraz daha artıyordu. Rodolphe ise anlamamazlıktan geldi ve sözü değiştirdi. zemberekli . ocak pervazının üstünden. bir yerlerde yaşardık. Ondan altı yaş büyüktü. Derhal. etrafında sergilenen pazen eteklikler.ais böyle şeyler kullanmaz mı? — Elbette! Madame Homais! Sonra. 196 MADAME BOVARY Çocukcağız. bakışları dalgın. iş. zevce ve iffetli kadın tavrını muhafaza etmekle beraber. dedi. onu her zamankinden daha sevimsiz. dizlerinin dibine. Rodolphe geliyordu. arsız çocuk.

. — Adam sende!.. kadın ısrar ediyordu. her yıl Saint-Pierre yortusuna doğru para göndermek âdetinde olan M. tüccar. Kendi kendine. Emma'dan. düşünürüz. üzerinde kalpte aşk düsturu yazılı bir mühür. Ahır uşağı yavaş yavaş eski işini görecek hale geldi. boyun atkısı olarak kullansın diye bir eşarp. Nitekim birçoklarını reddetti. Rodolphe onu müstebit ve fazla yapışkan bulmakla beraber. kendisine daha elverişli bir bacak tedarik etmesini rica ediyordu. Fakat adam sabırsızlanıyordu. dedi. Emma.mafsallar. hemen üzerine atlayıp tomarı açtı. santimler hariç. bir sürü hizmet teklifinde bulunduysa da Emma hepsini reddetti. M. tüccar M. altınları çekmecenin dibine attı ve anahtarı aldı. — Size bir teklifim var. Emma: — Olmaz! Olmaz! dedi. Emma'nın nevri döndü. Emma. dedi. Ne yapalım. Mesela. M. Emma: — Peki. nihayet Charles'ın vaktiyle yolda bulup da karısının sakladığı. tam iki yüz yetmiş franklık bir fatura ile çıkageldi.. ucuna vernikli bir çizme takılmıştı. aklında kalacak değil a. kaldırımlar üzerinde bastonunun takırtısını işitince. diye düşündü. Derozerays tarafından gönderilmiş./ diyerek çıkıp gitti. Lheureux. boyun eğmek zorunda kaldı. düşünürüz. bu bacağın fiyatını da kesesinden ödedi. Onunla. Hekim. daha bir sürü takıntıları vardı. Lheureux içinden: — Şimdi seni yakaladım! diye düşündü. elinde nakit parası kalmamıştı. Üzerine siyah bir pantolon geçirilmiş. Emma. Sonra. her zamanki. Madame Bovary'den. kendisinin de alacaklıları peşine düşmüştü. böyle güzel bir bacağı Allanın günü kullanmâMADAME BOVARY 197 ya kıyamayarak. İçinde on beş Napoleon altını vardı. artık gider beyden isterim. İstediği para tamamdı. gibi ıslığa benzeyen sesiyle: — Pekâlâ. Bu keşfinden emin. gayet kibar davranıyor. bütün kaprislerini tatmin etmek hususunda bu kolaylığa kendini bırakıverdi. bütün çekmeceleri bomboştu. hizmetçi kıza ise altı aylık borçlan. ertesi hafta kırbacı getirip masanın üstüne koydu.. çabucak yolunu değiştiriyordu. geri alın! — Şaka olsun diye söyledim. M. Lheureux'di. Kabzası altın yaldızlı gümüş kırbaçtan başka. Yalnız o kırbaca üzülüyorum. mavi kağıda sarılı küçücük bir tomar bıraktı. masraftan kısıntılar yapmaya söz veriyordu. Charles'ın merdivenden çıktığını duydu. Emma. Charles. adamın eline on dött Napoleon sıkıştırarak: — İşte paranız. 198 MADAME BOVARY Bu işten nasıl yakayı kurtaracağını düşündüğü sırada. onu kendi nazarında küçük düşürüyordu. Tüccar serseme dönmüştü. Bununla beraber bu hediyeler. aşçı kız içeriye girerek. adamın kendisine iade ettiği iki tane beş franklık sikkeyi önlüğünün cebinde birkaç dakika elleyerek olduğu yerde kaldı. çok garip fikirleri de vardı: . evvela Lheureux'yu atlatmaya muvaffak oldu. Derozerays'dan gelecek havaleyi sabırsızlıkla bekliyordu. parayı daha sonra kocasına iade etmek için. dedi. Rodolphe. Paris'ten yeni gelen mallardan. Rodolphe'a hediye etmek için. karışık bir mekanizma vardı. ocağın üzerine M. Bu işi sayesinde sık sık gidip Emma'yı görmek fırsatını bulmuştu. Lheureux tekrar çıkageldi. Hayal kırıklığını gizlemek için boyuna özür diledi durdu. Siparişle meşgul olan. Üç gün sonra. ayrıca. Fakat Hippolyte. Emma'ya sattığı bütün malları geri almak zorunda kalacaktı. Bovary. Şayet mutabık olduğumuz meblağ yerine. tıpkı Vi-kontunkine benzeyen bir sigara tabakası hediye almıştı. şayet eline para geçmeyecek olursa. uzaktan. Sonra. ister istemez. Fakat ertesi gün. alçak. Lestiboudois'ya on beş günlükten fazla. bir sürü kadın öteberisinden konuşuyor. asla para bahsini ağzına almıyordu. Rouen'da bir şemsiye mağazasında bulunan pek güzel bir kırbacı ona sipariş etti. Yine eskisi gibi kasabayı dört döndüğü görülüyordu.

kendisini uyuşturan bir saadetti. ifadelerin benzerliği altındaki duygu farklarını seçemiyordu. karısına roman okutmaması hususundaki nasihatlerini dinlememişti. mutfaktan kaçıp gitmişti. keyfi istediği gibi davrandı. Bunu duyan Emma gülmeye başladı. onun. hiçbiri hoşuna gitmiyor. Bazı tenkitlerde bulunmaya kalktı. Kendi kendime diyorum: «Nerededir? Acaba başka kadınlarla mı konuşuyor? Hah. Rodolphe. Adam. fakat ben hepsinden daha iyi sevmesini bilirim! Ben senin hizmetçinim.— Saat gece yarısını çalınca. sözleri daha serbest oldu. Emma. senden artık vazgeçemeyecek kadap-şeviyorum seni. işin aslını tamamıyle anlamış oldular. Eğer tembihini unuttuğunu söyleyecek olursa. . koridordan geçerken. Her nevi utancın elverişsiz olacağına hükmetti. Çünkü. sen kuvvetlisin! . Bovary anne. hâlâ şüpheleri kalmışsa. Ruhu bu sarhoşluğun dibine dalıyor ve tatlı Yunan şa200 MADAME BOVARY rabj fıçısının içinde büzülmüş kalmış olan Clarence dukası gibi. Nihayet bir gün. ne de ihtiraslarını tam ölçüsünde dile getirebilirdi ve insan sözü. beni düşüneceksin. halayığınım! Sen benim kralımsın. gelgeç muhabbetleri gizleyen abartmalı sözlerden büyük bir kısmını hesaba katmamak gerektiğini düşünüyordu. Bunların samimiyetine pek az inanıyordu. ne kanaatlerini. Onu. kendine karşı hayranlıkla. ne ihtiyaçlarını. elde sigara. kendini kelime oyunlarıyle müdafaa ederek. Bazen. ruhun da doluluğu bazen en hoş teşbihlerle dolup taşamaz mıydı sanki? Fakat.» Ah. Bu çeşit maceralarda pek pişmiş olan bu adam. sen zekisin. diyordu. azar azar sıyrılıp düşerek. değil mi? Daha güzelleri var. Yeniliğin cazibesi tıpkı bir elbise gibi. fakat ihtiyar kadıncağız öfkelendi ve ahlakın hiçe sayılması istenmiyorsa. ona. hafif siyah sakallı bir adamla birlikte yakalamıştı. Sadece aşk alışkanlıklarının tesiriyle Madame Bovary'nin hali ve tavrı değişti. diyordu. hizmetçilerin de iffetini gözetmek gerektiğini söyledi. tıpkı erkek gibi sırtına daracık bir yelek geçirmiş. mabudumsun! Sen iyisin! Sen güzelsin. şehvet düşkünü veya satılık kadınların ağzından da buna benzer cümlelerin fısıldandığını duymuştu.-. oğluna sığınmaya gelmiş olan anne Madame Bovary de bu halleri görünce suratı astı. sonra evin halini hiç beğenmiyordu. bir gece önce. Daha birçok şeyler hoşuna gitmemişti. Emma hesabına da şehvetle dolu bir çeşit budalaca bağlılık. Kocasıyle pek patırtılı bir münakaşadan sonra. artık hiçbirinin yeniliği kalmamıştı. ayak seslerini duyar duymaz. aşk öfkeleriyle içimin parçalandığı zamanlarda da hep seni görmek istiyorum. Felicite'yi kırk yaşlarında. Rodolphe bu sözleri o kadar çok işitmişti ki. ancak ayıları dans ettirecek havalar çalabildiğimiz çatlak bir kazan gibiydi. yıldızları aşka getirmek istediğimiz zaman. o da onlara yaklaşıyor. hayır. kadını teselli etmeye çabalıyordu. bizzat kendi davasını müdafaa edip etmediğini sordu. Elaleme nisbet v6riyormuşcasına. Gelin hanım. gayet yumuşak ve zevkine düşkün bir kadın haline getirdi. hele bir seferinde Felicite yüzünden adamakıllı bozuştular. biliyor musun. Dargınlık çık1-ti. ağlıyor. Bu. o sarhoşlukta boğuluyordu. herhangi bir bağlantıda daima biraz açıkta durmasını bilen tenkit üstünlüğü ile. Emma: — Ah! Seni o kadar seviyorum ki. Bakışları daha cesaretli. — Çok mu? — Elbette çok. kıyametler kopuyor ve sonunda da mutlaka o hiç değişmeyen söze sıra geliyordu: — Seviyor musun beni? — Elbette seviyorum. — Başkalarını da sevmedin mi sanki? Rodolphe gülerek: MADAME BOVARY 199 — Beni bulduğun zaman toy delikanlıya benzer bir halim var mıydı?! diye çıkışıyordu. Anne Madame Bovary. şimdi kadınlar ona gülümsüyor. Mademki hiç kimse. bu aşkta tadı çıkarılacak başka zevkler olduğunun farkına vardı. Emma da bütün metresler gibiydi. öyle küstah bir bakışla: — Siz hangi âlemde yaşıyorsunuz? dedi. asla. ihtirasın hep aynı şekilleri ve aynı lisanı olan o ezeli yeknesaklığını çırılçıplak ortada bırakıyordu. Kadına. evvela Charles. Ro-dolphe ile dolaşmak yakışıksızlığını bile gösterdi. Kırlangıç'tan indiğini görenler.. Rodolphe.

yaşıyordu..Genç kadın.biri kaldırımda yürüyor gibi geldi ona. Merdivenden indi. Rodolphe ile aralarındaki parolaya göre. yalvarırım sana! diye inledi. Emma: ' — Ah! Ne görgüsüz kadın. Rodolphe: — Etrafına dikkat etsene! dedi. ipsiz sapsız. Anne!. avazı çıktığı kadar bağırıyordu: — Ne hayasız kadın! Ne beyinsiz kan! Belki de daha beteri!. hiçbir zaman onu böylesine sevmemişti. aradan pek az zaman geçince . bırakıp gideceği şeylerin buruk tadım daha derinden duymak için miydi? Fakat hiç aldırdığı yoktu. fevkalade bir hal olursa. gelininde gördüğü değişiklikten hayrete düştü. Hemen kollarına atıldı. Omuzuna yaslanıyor ve fısıldıyordu: . fakat Rodolphe gözden kaybolmuştu. bir markiz vakarıyle kaynanasına elini uzatarak: — Özür dilerim. Rodolphe orada. Yaşlı kadın. benim küçük meleğim. pek yakındaki saadetinin önceden çıkardığı tadına dalmış.. ne olursa olsun! Rodolphe. kendini yüzükoyun yatağına attı. hemen kalkıp gideceğini MADAME BOVARY 201 söylüyordu. Emma'nın uzaklaşmasına bakarak: — Ne kadın! dedi. birçoklarını uydurarak. annesine koştu. sık sık konu dışına çıkarak anlatmaya başladı ki. Rodolphe ile hiç değişmeyen bir sohbet mevzuu olmuştu.. Bovary anne. — Ne var yine? — Ya kızın? Emma birkaç dakika düşündü. pancura beyaz bir kağıt parçası asacak. Rodolphe: 202 MADAME BOVARY — Ama. ne köylü karısı!. her ikisini de daha iyi aldatmak için miydi? Yahut bir nevi şehvetli çilekeşlikle. Yon-ville'de bulunuyorsa. kurtar beni! Rodolphe'a sımsıkı sarılıyordu. razı etmek için yalvarıp yakardı. Nitekim. hatta hıyar turşusu yapmak için kaynanasından akıl öğrenmeye kadar iltifatı ileri götürdü. Emma çok daha uysal davranıyordu. Rodolphe. Bu. önünde diz çöktü. karısının yanına gitti. Onu çağırıyorlardı. Yaşlarla dolu gözleri. ah.. Emma işareti verdi. Ama. su altında alevler gibi kıvılcımlanıyordu. başını yastığa gömerek çocuk gibi ağladı. Ümitsizlik içinde kendini tekrar yatağına attı. Her şeyi öyle acele acele. Charles. Emma nihayet razı oldu: —Öyle olsun! Gidiyorum!. üç çeyrek saatten beri bekliyordu ki. Rodolphe'u pazar yerinin köşesinde gördü. o idi. sonra: — Onu da alırız.. ıstırap çekiyorum!.. sabret! — Ama dört yıldan beri. Hiç şüphesiz. Pencereyi açıp kendisine seslenmek istedi. Sonra tekrar odasına çıktı. ikisini yatıştırmak için: — Emma!. dedi. Ve o beklenmedik onamayı bir öpücüğün lezzetinde yakalamak istiyormuşçasına. dedi. dışarıdaydı. olayları büyüterek. Zira Emma bahçeye yollanmıştı. Hakikaten. dudaklarına atıldı. Charles. Madame. sakin ol. hemen evin arkasındaki dar sokağa koşup gelecekti. Emma: — Ah! Başıma gelenleri bilsen! diye cevap verdi. o da. bilakis. zıvanadan çıkmış. aklını kaçıracak gibi oldu ve: — Ne yapmalı? Ne istiyorsun? diye sordu. Rodolphe serseme döndü. o hadiseden sonraki günlerde. Bu. Charles. cesaret.. diye çırpınıyordu. diye ter ter tepmiyordu. avluyu geçti.. Emma: ¦ — Götür buradan beni. dedi. — Haydi. Dayanamayacağım artık. kaçır beni. göğsü sık sık kalkıp iniyordu. Bizim aşkımız gibi bir aşk böyle gizli kalmamalıydı! Bana işkence ediyorlar. dedi. Eğer öbürü gelip özür dilemezse. Fakat her ikisi de hiddetle kaçıp gitti. Öyle ki. bir sıçrayışta yerinden fırlayarak: — Çıkın! dedi.sabrediyorum.

rasgele. Dört beygir dörtnala kalkmış. Civarda küçük bir çiftlik kiralamayı. gitarların fısıltı ve çeşmelerin şırıltısıyle birlikte duyuluyormuş. onun. liman ağacı ormanları ve sivri çan kulelerinde leylek yuvaları bulunan. hepsi. piyano öğrenmesini istiyordu. gidiyorlarmış. Porselen idare lambasından tavana titrek ve yuvarlak bir aydınlık vuruyor. ne yapmalıydı? Uzun uza-dıya düşünüyordu. elbisesinin kıvMADAME BOVARY 203 rımlarından ve ayağının kavsinden içine nüfuz eden harikulade bir şey peyda oluyordu. ehram gibi üst üste konmuş yığın yığın yemişleri serinletiyormuş. düşünüyor musun? Mümkün mü? Arabanın hareket ettiğini hissettiğim zaman. Charles. hiç konuşmaksızın. zevk tecrübeleri ve her an genç kalan vehimleri. Çiftliğin gelirine hiç dokunmayacak. birdenbire.— Değil mi? Yolcu arabasında olduğumuz zaman!. Nihayet. Sonra. güle oynaya okuldan döndüğünü görür gibi oluyordu. bu da pahalıya patlayacaktı. bütün evi tatlılığı ve neşesiyle dolduracaktı. zinanın gelişigüzelliğine göre. gemileri. Hali vakti yerinde iyi bir delikanlı bulacaklardı. birazcık koyu ayva tüyünün ışıkta gölgelendirdiği dudaklarının etli köşesi yukarıya doğru kıvrılıyordu. fıskiyeler altında gülümseyen solgun heykellerin ayakucunda. Evlâdının hafifçe nefes alıp verişini duyuyor gibi geliyordu ona. daha sonraları. lamba ışığında çalışacak. tırısla gidiyormuş orada. Sesi şimdi. aslında mizaçla hal ve şartların ahengi neticesi. başarıdan gelme. onları her gün çözüp dağıtan. onları kardeş zannedeceklerdi. bir balıkçı köyüne varıyorlarmış. yazın kocaman hasır şapkalar giyince! Uzaktan anne ile kızını görenler. tarifi imkânsız bir güzelliği vardı. cilvede usta bir sanatkâr tarafından oraya yerleştirildiği hissine düşebilirdi. bir dağın zirvesinden. . Şimdi artık büyüyecekti. koyu renkli balık ağları rüzgârda kuruyormış. onların yanında. gözlerinin önünde canlandırdığı bu istikbalin sınırsız genişliği içinden yepyeni hiçbir şey zuhur etmiyordu. Orada kayalıklar ve kulübeler boyunca. gidiyorlarmış. köprüleri. kalın bir yığın halinde dolanıyordu. seyredecekleri tatlı geceler kadar sımsıcak ve yıldızlı olacakmış. yanında uykuya dalarken. kendisini başgöz etmeyi düşüneceklerdi. gübrenin. hamakta sallanacaklarmış. kızı geceleri. bir palmiyenin gölgelendirdiği düz damlı basık bir evde oturacaklar-mış. o da kızını mesut edecekti ve bu hep böyle sürüp gidecekti. kubbeleri. tıpkı endamı gibi. balona binmiş de bulutlara doğru yollanmış gibi olacağız. Emma uyumuyordu. bir körfezin dibinde. buna güveniyordu. hisse senetleri satın alacaktı. Varlığının nesi varsa.. rüzgârların ve güneşin çiçeklere yaptığı gibi. bana öyle geliyor ki. 204 MADAME BOVARY kırmızı bluzlu kadınların. ev işleriyle uğraşacak. Daha sonra. Çünkü. tıpkı onun gibi. neresi olursa olsun. Bu saçlar. Hatta. hastalarını görmeye giderken. Gözkapakları. Ekseriya. Daha şimdiden.. onu Emniyet Sandığı'na yatıracaktı. Araba. yerdeki malta taşları yüzünden. Ya sen? Madame Bovary asla o günlerdeki kadar güzel olmamıştı. Emma'yı uyandırmaya kı-yamıyordu. Çeşmelerin buğusu. Yolda. küçük beşiğin kapalı perdeleri. Sevinçten. on beş yaşına basınca kim bilir ne kadar güzel olacaktı! Hele annesine benzeyip de. Hırsları. yatağın ¦kenarında karanlıkta şişen bir beyaz kulübeyi andırıyordu. Kocası. İnsan . evliliklerinin ilk zamanlarında olduğu gibi. Berthe'in iyi yetişmesini. kendilerine uzattığı demet demet çiçekler varmış. Gondola binip gezinecekler. nihayet açılıp saçılıyordu. Hayatları ipek elbiseleri kadar rahat ve geniş. her sabah çiftliğe de bir göz atmayı kuruyordu.bakınca. Artık orada karar kılıp yaşaya-yacaklarmış. o başka rüyalara gözlerini açıyordu. kabiliyeti olmasını. her mevsim. Sonra. bir akşam. Gece yarısı eve döndüğü zaman. kolları birbirlerine kenetlenmiş. Öyle hayal ediyordu ki. Kuvvetlice alınmış bir nefes burun kanatlarını aralıyor. Günleri saydığımı biliyor musun?. ensesindeki saç topuzunun. kızı yatılı bir okula vermek lazımdı. onu yine nefis ve dayanılmaz buluyordu. daha yumuşak tonlarda beliriyordu. beyaz mermerden katedralleriyle muhteşem bir belde görüyorlarmış. kolunda sepeti. yağmurun. onu derece derece geliştirmişti. Deniz kenarında. sekiz günden beri. babasına terlikler işleyecek. Çanların çaldığı. Bununla beraber. uyuyormuş gibi yapıyordu. bir yerlerden. onu daha hızlı geliştirecekti. içinde gözbebeklerinin kaybolduğu uzun âşıkane bakışları için mahsus biçimlenmiş gibiydi. gün batarken küçük yeleği mürekkep lekesi içinde. onları artık bir daha geri dönmeyecekleri yepyeni bir diyara götürüyormuş. Ah. coşkunluktan. Zaten müşterileri de artacaktı. kederleri. katırların kişnediği.

diye düşündü. güneşle örtülü ufukta sallanıp duruyordu. Gelecek ay kaçacaklardı. şimdi zaten bu boyda yapıyorlar. beşiğinde öksürmeye başlamıştı. kemerinden saatini çekerek uzattı: — Alın bunu. Rouen'a alışverişe gidiyormuş gibi Yonville'den hareket edecekti. — Sonra bir de sandık lazım. Emma'nın da belki hatırına gelmiyordu. daha sonra bir seyahate çıktı. Bîr çiçek tarhının etrafını dolaştılar. alacağınıza mahsup edersiniz. evet. kendisinden şüphe mi edecekti? Ne çocukluk! Fakat MADAME BOVARY 205 Emma. ahenkli.. Pek ağır olmasın. mavimtırak. mantoyu istediğim zaman vermek üzere hazır bulundurmasını söylersiniz. pasaportlarını alacak. sevgi ve şefkatle bakıyordu. taraçanın yanındaki duvarın üstüne gidip oturdular. Emma arkasından seslendi: — Bütün bu siparişleri dükkânda alıkoyun. Lheureux hemen zinciri cebine koyup yollanırken. hepsi birbirinden muhteşem. kendisine de. dedi. yerlerini peyleyecek. Emma. bütün bu hesaplarda çocuğun adı geçmiyordu. yaşayış tarzını bırakıyorsun diye mi? Evet. size güveniyorum. — Hayır.. Emma: -— Her şey hazır mı? diye sordu. — Gidiyorsun diye mi? Sevgilerini. aradan sekiz gün geçince. o da doğrudan doğruya Kırlangıç'a yükleyecekti. seni seveceğim. — Seyahate mi çıkıyorsunuz? — Hayır! Ama. Nihayet cumartesi oldu. dedi. Emma. Dükkâncı. hatta Marsilya'ya kadar arabada yalnız seyahat etmek için Paris'e yazacak. Emma: -7. ailen olacağım. yalnız bana işçinin adresini verirsiniz.Sen üzgünsün. şehvetli bir gülüşle: — Sahi mi? Seviyor musun beni? Yemin et bakayım! — Seni seviyor muyum? Seni seviyor muyum! Sana tapıyorum. eşyasını evvela Leureux'nun dükkânına gönderecek. kadını kollarına alarak: — Ne kadar güzelsin.Rodolphe gece. bazı işlerini yoluna koymak için iki haftalık zamana ihtiyaç gösteriyordu. yeniden on beş günlük mühlet istedi. Lheureux'yu getirtmiş şöyle diyordu: — Bana bir manto lazım olacak. Rodolphe bu bahse hiç yanaşmıyor. her şeysin. büyük bir manto. — Bir de gece çantası. anladım. dünyada hiçbir 206 MADAME BOVARY şeyim yok! Benim için sen.. artık mutlak surette 4 eylül pazartesi günü yola çıkmaya karar verdiler. eczanenin kepenklerini açtığı zaman uykuya dalabildi. vatanın olacağım: Sana bakacağım. Cenova yoluyle seya-hata devam edeceklerdi. sanki dalgalara benziyordu ve hepsi. Rodolphe. sevgilim! . Değil mi? Hem • de çabuk lazım! Adam eğildi. Emma'yı görmeye geldi. uçsuz bucaksız. — Evet. ne ise. buna hacet olmadığını söyledi. — Evet.. Fakat benim. M. Ben de senin için her şey olacağım. Fakat çocuk. Emma ancak sabaha karşı. birbirlerini tanıyorlardı. sonra. Ağustos ayı geçti. anlıyorum. Böylece hiç kimsenin içine şüphe düşmeyecekti. kullanışlı bir şey. bütün bu gecikmelerden sonra. . sonra. uzun yakalı. Rodolphe. Emma. meydanda.Günler. aşağı yukarı elli üzerine doksan iki santim kadar. Yalnız. Emma. Lheureux: ' — Bu işin içinde bir bit yeniği var. oraya varınca da bir araba satın alacaklar ve hiç durmaksızın. yahut Bovary her zamankinden fazla horluyordu. her zamankinden daha erken. Rodolphe. sonra hasta olduğunu söyledi. Mantoya gelince —düşünür gibi yaptı— onu da getirmeyin. astarlı. neden üzgün olayım? Ama yine de Emma'ya garip bir şekilde. şafak camları ağarttığı ve küçük Justin. hiç olmazsa zincirini alsın diye ısrar etti. Madame Bovary. hareketten iki gün öncesi.

esen serin rüzgârı derin derin içine çekiyordu. 208 MADAME BOVARY Rodolphe karşı kıyıya geçmişti bile. yusyuvarlak. av peşinde. — Emin misin? — Elbette. Emma. dedi. — Ah. başsız bir yılan gibi kıvranıyordu. iyice düşün. yahut duvar boyunca dikili ağaçlardan olmuş bir şeftalinin kendi kendine dalından yere düştüğü duyuluyordu. sayısız yıldızlar serpiştiren bir büyük leke düşürdü. Sonra Rodolphe'a sokularak: — Başıma nasıl bir felaket gelebilir? Sen yanımda olduktan sonra aşamayacağım ne çöl vardır. hiçbir şey bize engel olmayacak.Ay. Hiçbir şey bize sıkıntı. Sonuna kadar yapayalnız. ne güzel gece. Hülyalarının içinde öylesine kaybolmuşlardı ki. beyazlığının zarafeti içinde. ne de okyanus. Tatlı bir gece. çocuksu bir sesle tekrarlıyordu: — Rodolphe! Rodolphe! Ah Rodolphe. dedi. Hayır. Emma ellerini Rodolphe'un saçları arasına daldırmıştı. ardından koştu ve çalılar arasından suya doğru sarkarak seslendi: — Güle güle. ırmağın dibine kadar. yaprakları sarsıyor. Rodolphe: . hiç kımıldamayan söğütlerin otlar üzerinde uzanan gölgelerinden daha ölçüsüz. Ve Rodolphe'un uzaklaşmasına baktı. arkasına bakmıyordu. çayırda hızlı adımlarla yürüyordu. Söylesene. Yoksa?.. akan ırmak gibi gür ve sessiz. Bu. Demek yarın oldu! Bir gün daha kaldı! Rodolphe gitmek için yerinden k'alktı.. dedi. endişe vermeyecek.. yarına. gözleri yarı kapalı. Ama neden içim üzgün yine? Meçhulden korkma mı bu? Alışkanlıkları terketmenin tesiri mi. — Provence otelinde beni bekleyeceksin değil mi? Tam öğle zamanı? Rodolphe başıyle bir işaret yaptı. bu. daha tam bir kucaklaşma olacak. baş başa kalacağız... aydınlattığı boş gökyüzünde göründü. âdeta ışıl ışıl pullarla kaplı.. Emma: — Gece yarısı. daha melankolik gölgeler aksettiriyordu. Saat gece yarısını çaldı. ¦— Böyle daha ne kadar gecelerimiz olacak.. ha-nımelleri kokusunun getirdiği yumuşaklıkla yeniden yüreklerinde canlanıyor ve hatıralarına. Dallarla yaprakları tabaka tabaka gölgeler dolduruyordu. Sonra. gözlerinden boşanan iri yaşlara rağmen. birbirleriyle konuşmuyorlardı bile.. ne uçurum. bu hareket sanki firarlarına bir işaret gibiydi. Emma.. Emma şiddetle: — Hayır! dedi. Beraber yaşadıkça. Rodolphe. kirpi veya gelincik. kendi kendisiyle konuşuyormuş gibi: ¦— Evet. o zaman da. .. Siyah ve delikli bir perde gibi kendisini yer yer gizleyen kavak dalları arasından hızlı hızlı yükseliyordu. birdenbire neşelendi: — Pasaportlar sende mi? — Evet. yer hizasından doğuyordu. değil mi? Affet beni! Rodolphe: MADAME BQVARY 207 f — Zamanı henüz geçmedi. Evet!. Bu gümüş parıltı. Sık sık. Emmâ. cevap versene? Rodolphe. Emma son bir okşayışla: — O halde. boylu boyunca üzerinden erimiş elmas damlaları dökülen dev gibi bir şamdana da benziyordu. bu. saadetin fazlalığından! Ne kadar zayıfım. ırmağın üzerine. kıpkırmızı. her gün daha sımsıkı. seyahat iyi gelecek. belki pişman olursun. yavaşlayarak. Eski günlerde yaşadıkları aşk. dedi. belirli aralıklarla: «Evet. benim Rodolphe' cuğum!. etraflarında yayılıyordu. bir gece hayvanı.» diye cevap veriyordu.. çayırın dibinde. Sonra. — Unuttuğun bir şey yok mu? — Hayır.

diye söylendi. Bu resme baka baka ve modelinin hatırasını canlandıra canlandıra. eskiden gönderilmiş olanlarını gözden geçirmek istedi. hayır. bu kağıt ve hatıra yığınlarını karıştırmaya başladı. Bu söz. Tuvaleti ona iddialı. bir defasında gezintide burnu kanamıştı.» Rodolphe: — Doğrusu da bu zaten. iki dirseğini masaya dayayarak. Bu suretle. başlayalım artık! Yazdı: «Cesaret. «Verdiğiniz karan iyice düşünüp taşındınız mı? Sizi sürüklediğim uçurumu biliyor musunuz. bazıları ise para istiyorlardı. gevşemiş. bir hayalet gibi. dedi.. Emma! Cesaret! Hayatınızı mahvetmek istemiyorum. onlar gibi adını duvara kazımayı bile akıl edemiyordu. bir diz bağı. firketeler. beyaz elbisesiyle. bin defa hayır! Bu kadar aptallığa lüzum yok. şakacı.. Korkunç bir küfürle: — Ben de ne budala adamım. Onları kutunun dibinde bulabilmek için. diyordu. hayır. bazı jestleri. Namuslu bir adamım beti. Bazıları aşk. yere yuvarlanmamak için bir ağaca dayandı. Onun menfaati uğruna böyle hareket ediyorum.Birkaç dakika sonra durdu ve Emma'nın. İçlerinde âşıkane veya şakrak. sonra kadına karşı isyan etti. bazen de hiçbir şey hatırlamıyordu. bunlar. çocuğunun yükünü üzerime alamam. — Sonra bir sürü zorluklar. diye düşündü. seyahatlerine ait açıklamalarla dolu. Rodolphe. Emma'nın verdiği bir minyatür vardı. düşünmeye koyuldu. Mendilin yanında. çocuklardan daha sersem. kutuyu dolaba götürürken içinden: — Bir sürü maskaralık. acele yazılmış mektuplardı. hatıraları arasında gezinirken. çünkü zevkler. Bazı kelimeleri okuyunca. İlkönce soluk lekelerle benek benek olmuş bir mendil gözüne ilişti. düşüncesine hep beraber üşüşen kadınlar. Kendi kendine metanet vermek için bunları söylüyordu. buraya gelince sağlam bir mazeret bulmak için . aralarına muazzam bir fasıla koymuşçasına. sanki canlı yüzle resimdeki yüz birbirine sürtünerek ikisi birden silinmişler gibi. ona uzak bir mazide kalmış gibi geliyordu. geleceğe inanarak. Az önce verdiği karar. ses tonlarını hatırlıyor. göz süzüşü ise pek bayağı geldi. ne akılsızız!» Rodolphe. Kendi kendine: — Haydi. güven içinde ve çılgınca bir yola çıkıyordunuz. orada hiçbir yeşillik bitmiyor ve oradan kim geçerse. mektupların imlaları kadar değişik olan yazı ve üsluplarını da tetkik ediyordu. Uzunlarını. Alt tarafı. birbirlerine engel oluyor. melankolik olanları vardı. XIII Evine döner dönmez. kutunun köşelerine çarpıp duruyordu. yüreği öyle hızlı çarpmaya başlamıştı ki.saçlar! Siyah. zavallı meleğim? Mb 14 210 MADAME BOVARY Hayır değil mi? Saadete. Yoo. birbirine karışmış kuru çiçek demetleri. bazıları kutunun demirlerine takılmıştı.. Rodolphe. Ondan bir şeyler yakalamak için. Emma'nın güzelliği. biz ne bahtsızız. Nihayet mekMADAME BOVARY 209 tuplanndan birkaçını okudu. Ellerini kollarını hareket ettirerek: — Alt tarafı. Nihayet. saçlar . Bu birbirine karışmış mektupları avuç avuç yakalayarak sağ elinden sol eline boşaltmakla birkaç dakika gönül eğlendirdi. Böylece. Emma. bir siyah maske. canı sıkılmış. Kutudan etrafa rutubetli bir toz ve kuru gül kokusu yayıldı. Rodolphe. kapağı açınca kırılıyordu. Evvela içlenir gibi oldu. kanaatini açıklıyordu. eline kalemi alır almaz yazacak bir şey bulamadı. belleğinde Emma'nın yüz çizgileri azar azar karıştı. kadın mektuplarını saklamak âdetinde olduğu eski bir Reims bisküvileri kutusunu yatağının yanındaki dolaptan alıp getirdi. masraf. kalbinin üzerinde o'kadar tepinip durmuştu ki.. memleketi bırakıp gidemem. güzel bir metresti! Derhal o anda. âdeta iş mektupları gibi kısa. Bu onun mendiliydi. dedi. bir okul avlusundaki çocuklar gibi. yavaş yavaş karanlıkta kaybolduğunu gördü.. mendili unutup gitmişti. Fakat. bu aşkın bütün zevkle-riyle birlikte gözünde canlandı. teknik. duvarda asılı av ganimeti geyik başının altındaki yazı masasına kendini hızla attı. hepsini bir boya getiren aynı aşk seviyesinde birbirlerini küçültüyorlardı.. Ah. yüzleri. sşn saçlar buldu. bütün diğerlerini altüst etti ve elinde olmayarak.

«Dostunuz. baş başa verip serinkanlılıkla eski aşkımızdan söz ederiz. Rodolphe. ergeç bir gün. Allaha ısmarladık şeklindeki kelimeyi ikiye ayırarak. İçlenerek: — Zavallı kadıncağız. Bunun pek ince. — Şayet beni soracak olursa. bu işi bitirmek lazım! «Bu dünya zalimdir. sizin için tehlikeli olmayacak bir tecrübeye girişebilirdim. pek kibar bir buluş olduğuna hükmediyordu.» Mektubu bir daha okudu. yataktan kalktığı zaman (saat iki sularında. olmaz. yeniden başlamak gerekir.. Madame Bovary'nin evine götürmesini tembih etti. çünkü geç uyumuştu). önceleri bu aklınia gelmedi. İsmimi çocuğunuza öğretin de dualarında beni ansın. Sepeti bizzat onun eline ver. bir bardağa su koyarak parmağını içine daldırdı ve mektubun üzerine yukardan iri bir damla damlattı. Fakat. Rodolphe kalkıp pencereyi kapamaya gitti ve tekrar yerine oturduğu zaman: — Galiba bu kadarı kâfi. bu ideal saadetin gölgesine uzanmıştım. Bu cins kadınlara makul söz dinletmek mümkün mü hiç? Düşündü.. seyahate çıktığımı söylersin. bu ateş (insanlık hallerinin akıbetidir bu) azalacaktı! Bize bir bıkkınlık gelecekti. gelecekteki vaziyetimizin ne çürük temellere dayanacağını anlamaktan alıkoydu.» İki mumun fitili titriyordu. Evet. — Şimdi nasıl imzalayacağım? Sizin pek-vefakâr. kim bilir. tapılacak kadın olan sizi. Alıp başımı gidiyorum. Gelip de beni sıkboğaz etmemesi için.. İyi buldu.» — Belki hasislik yüzünden bu işten vazgeçtiğimi sanacak. bir Allaha ısmarladık daha ilave etti. ileride bir gün. Hayır. Ah. Mahremiyeti hiçe sayan.. ya yemiş. hayır. dedi. bir elma ağacının gölgesinde yatar gibi. Ama. ben' uzaklarda olacağım. Emma. ya av eti gönderiyordu.. ama. bencillik saikasıyle. öyle imzalamalı.. yürekte aşk kazılmış mühür geçti: — Bu vaziyette pek uygun düşmeyecek. Daha sonra. ben ağlayamam ki. buralardan kaçmak istedim. hiçbir zaman tesirsiz kalmayan bir söz. hor görmelere. çünkü çıldırmış gibiyim! Allaha ısmarladık! Bana karşı merhametli olun! Sizi elden kaçırmış olan bir talihsizin hatırasını saklayın. insanlar peşimizi bırakmayacaktı. hiç şüphe yok. mevsimine göre. şunu da ilave edelim: «Bu hazin satırları okuduğunuz zaman.durakladı. hem cazibenizin. hem de azabınızın kaynağı olan o nefis coşkunluğunuz. dedi. adam sende! Ne zararı var? Bunu da yaptıktan sonra üç pipo içti ve yatmaya gitti. zaten hiçbir şeyi önleyemez bu. pişmanlığınıza sebep olduğum için ben de nadim olacaktım. sorulara. bir an önce. Emma ile mektuplaşmak için bu usulü kullanıyor ve ona. elimde değil. Haydi. belki de hakaretlere göğüs germemiz gerekecekti. sizi asla unutmayacağım. o çok rastlanan uçan gönüllü kadınlardan biri olsaydınız. Ertesi gün. Sizin kedere düşmeniz fikri bile bana azap veriyor. — Bütün servetimi kaybettiğimi söylesem? Hayır.. «Ah. dedi. Şunun üstüne birkaç damla gözyaşı lazımdı. eline. Allaha ısmarladık!» Mektubun sonuna.. Nerede olursak olalım. Sonra mektubu balmumu ile kapamak isterken. diye düşündü. iftiralara. dikkatli ol! . Size hakaret ha! Ah! Ben ki MADAME BOVARY 211 sizi bir tahta oturtmak isterdim! Ben ki. asma yapraklarının altına koydu ve hemen çiftlik uşağı Girard'a. sonra ilave etti: «inanın bana. belki de pişmanlığınıza tanık olmak gibi korkunç bir ıstırap duyacak. Akıbetleri kestirmeksizin. Emma! Unutun beni! Ne diye sizi tanıdım? Niçin o kadar güzeldiniz? Kabahat benim mi? Hey Allahım! Hayır.. mürekkebin üzerinde solgun bir leke belirdi. size daima derin bir bağlılık duyacağım. Beni bir kaya parçası gibi duygusuz zannedecek. çünkü sizi tekrar görmek hevesine kapılmamak için. hatıranızı bir tılsım gibi ruhumda götürüyorum! Size ettiğim kötülüklerden dolayı kendimi sürgünle cezalandırıyorum. Mektubu 212 MADAME BOVARY dibe. kaderden başka suçlu yok!» Kendi kendine: — İşte. bir sepet dolusu kayısı toplattı. git. Nereye mi? Bilmiyorum. ne olursa olsun. sepeti örselemeksizin. Adam sen de. Benim de. dostunuz?. Zaaf yok! Tekrar geleceğim ve belki.

— Burası iyi. Adam nihayet çıkıp gitti. Fakat dikkatini ne kadar çok toplarsa. Felicite orada kalmıştı. kaldırımın taşMADAME BOVARY 213 lan pırıldıyor. evlerin fırıldakları hareketsiz duruyordu. o her şeyi biliyordu. tornasını işleten Binet'di. Neden bu hayata bir son vermemeliydi? Kim ona mani oluyordu? Serbestti. sonra. vücudunun ağırlığını boşluğa doğru çekiyordu. yalpa vuran bir gemi gibi eğiliyordu. bezin ipliklerini saymak istedi. tam altında. tavan arasının oda gibi kapalı yerine kadar sürüklendi. pek garip bir tarzda çıktı: 214 MADAME BOVARY . Aşağıya inmek icabetti! Sofraya oturmak icabetti! Yemek yemeyi denedi. kendini yatıştırmak istedi. onu işitiyor. İlerledi. öfkeden gülerek mektubu yeniden okuyordu. onu az kalsın. sofradan kalkmak için hiçbir bahane uyduracak halde değildi. bırakıvermesi kâfiydi. — Nerdesin? Gel artık! Ölümden kıl payı kurtulduğu düşüncesi. bu muhakkaktı! Nitekim.. O zaman. Karşıda. Bu. — Mösyö sizi bekliyor. Eve vardığı zaman. Kıyametin kopmasını isteyerek etrafına bakınıp duruyordu. mutfağın masası üstünde bir yığın çamaşırla uğraşıyordu. sokağın köşesinde. köyün meydanı bomboştu. Emma'nın şakaklarını sıkıyor. Emma daha fazla sabredemedi. Uşak: — Bunu size bizim efendi gönderdi. dehşet içinde. dedi. sarhoş gibi. kendinden geçmiş.Girard sırtına yeni önlüğünü geçirdi. sanki içine doğmuş gibi. kendini koyuvermesi. Emma pencerenin pervazına dayanmış. asma yapraklarını kopardı. kocaman ve altı çivili galoşlarıyle yere zom zom basarak. ağzından şu sözler. Lokmalar-onu boğuyordu. Hem nerede okusundu? Nasıl? Kendisini görürlerdi. Kapıyı itti ve içeriye girdi. Madame. diye düşündü. kapı kapalıydı. yatak odasına doğru koştu. Bu. dedi. mendiliyle kayısıların üstünü örttü. onu çağıran bir ses gibi. göz kamaştırıcı bir ışık bir anda içeriye daldı.. boşalmış kafasında dolaşıyordu. kaldırıma bakarak: — Haydi! Haydi!. sofra hazır. kendisine bir şeyler söylüyordu. bir evin alt katında tiz perdeden bir gürültü koptu. açtı. fikirleri de o kadar karışıyordu. gittikçe hızlanıyordu. etrafı geniş mesafelerle çevrili. O zaman. iri adımlarla. Aşağıda. Emma durdu. hiçbir şey duymadı ve nefes nefese. görür gibi oldu. Sonra. köylü de böyle bir hediyenin bu . parmakları arasında bir saç levha gibi tıkırdayan o korkunç kağıdı hep elinde tutarak merdivenden çıkmaya devam etti. Charles: — Karıcığım! Karıcığım!. Felicite ile birlikte. Aşağıdan yukarıya doğru yükselen ışık çizgisi. diye bağırdı. ona sarılıyordu. Charles oradaydı. âdeta boşlukta duruyordu. Arduvaz taşlarından aşağıya dimdik bir sıcaklık dökülüyor. dehşetten bayıltacaktı. duvar boyunca yükseliyor. korkak olmuştu. Acaba kaybetmiş miydi? Onu nerede bulmalı? Fakat zihni o kadar bitkindi ki. taban tahtalarının ucu. çatıların üzerinden kır alabildiğine uzanıyordu. kayısıları götürmek içinmiş gibi yemek odasına geçti. Ona öyle geliyordu ki. tamir yerlerini muayene ediyormuş gibi peçetesini açtı ve kendini gerçekten bu işe vermek. aralıksız sürüp gidiyordu. Tam kenarda. mektup hatırına geldi. aheste aheste Yonville'in yolunu tuttu. Cebinde para ararken. Felicite'ydi. koluna bir elin değdiğini hissedince titredi. hava. soluğunu kesiyordu. İkinci katta tavan arasının kapısı önünde durdu. Tornanın gürültüsü. Gözlerini kapadı. sürmeyi çekti. göğsünün altında tos vurur gibi çarpan kalbi. okuyup bitirmek lazımdı. mektubu buldu.. sallanan meydanın tabanı. Birdenbire mektubun hatırası kafasından canlandı. sanki arkasından korkunç bir yangın patlak vermiş gibi. Gökyüzünün mavisi onu sarıp sarmalıyor. Rodolphe'u görüyor. köylüye ürkek gözlerle bakıyor. Charles'dan korkuyordu. fakat cesaret edemiyordu. Madame Bovary.kadar heyecan yaratmasına akıl erdiremeyerek Emma'yı şaşkın şaşkın süzüyordu. birbirinden farklı aralıklarla.

Yemek odasına giren hizmetçi yüzünden. evde kopan vaveylayı duyunca. eczacı ise. hayatın ciddi anlarına yakışan düşünceli bir sessizlik içinde bulunuyordu. ödü kopmuş. kendini zorlayınca. işte küçük kızın da burada: Öpsene onu! Çocuk. Kimseyi istemem! dedi. balmumundan bir heykel gibi hareketsiz ve rengi uçmuş.. dedi. Charles. Sonra. şimdi biraz istirahat ediyor. konuş bizimle! Kendine gel. Charles. — Bunda şaşılacak ne var? Vakit vakit. Ansızın. dostumuz eğlenceye pek düşkündür. bağırıyordu. Rodolphe'u göremeyeceğiz?! Emma titredi: — Kim söyledi bunu sana? Sesin birdenbire böyle yükselmesinden biraz hayrete düşen Charles: — Kim mi söyledi. Charles: — Konuş bizimle. dedi. kollarını annesine uzatıyordu. Yatağına götürdüler. — Oh. boynuna sarılmak için. yanından ayrılmamalarından korkuyordu. Charles. Charles. Fakat. Charles sepeti birkaç defa karısının burnuna kadar uzatarak: — Kokla şunu: Ne koku! dedi.. seni seven Charles! Beni tanımıyor musun? Bak. Doğrusu. sepeti getirtti.. içinden bir kayısı aldı ve hemen ısırdı. tadına bak. Elleri titreyen Felicite. Emma yavaşça itti. karısının kayısı yerden birdenbire bu duruma düştüğünü söyledi. ayıp olmasın diye sustu. Al. eğlenmek için böyle ortadan kaybolur. Zavallı kadın!. bir şey yok. yatağın bulunduğu oyuğun dibinde ayakta duruyor. dedi. Eczacı: — Koşa koşa gideyim de. Emma bir çığlık kopardı ve kaskatı kesilerek sırtüstü yere yuvarlandı. bıçaklar. bütün tabaklarıyle devrilmişti. Felicite.. hovardanın biridir. Salçalar. dedi. Zaten. Huchette'den Buchy'e. 216 MADAME BOVARY Charles. Sinir! Otur da yemeğini ye! . iki tekerlekli bir mavi araba tırısla meydandan geçti. Dirseğiyle Charles'ı dürterek: — Müsterih olun. zengin. Ağzı açık. onun sözünü dinleyerek. zannediyorum ki şiddetli devreyi atlattı. Gerçekten. başını başka tarafa çevirerek. Eczacı. hayır. kasabadan geçmek gerekiyordu. senin Charles'ın. Emma. Çünkü kendisini sorguya çekmelerinden. kesik kesik: — Hayır. Emma'nın boğazına bir hıçkırık geldi. Emma: — Boğuluyorum! diye haykırarak bir sıçrayışta yerinden kalktı. yahut çıkacakmış. karısının kızarıp bozarmasına dikkat etmeksizin. Karısının uyumasına bakan Charles: — Evet. Rodolphe. ellerini uzatmış. Emma. tekrar yerine oturdu. MADAME BOVARY 215 Rouen'e gitmeye karar vermişti. tedaviye kalkışmalarından. ben kendisine hak veriyorum. diyordu. Sonra: — Bir şey yok. Seyahata çıkmış. İnsan. Şimdi yine ağırlaştı! O zaman Homais bu arızanın nasıl meydana geldiğini sordu. az evvel Fransız Kahveha-nesi'nm kapısında rastladım.. Yonville yolundan başka yol olmadığı için. yediği kayısıların çekirdeklerini avucuna tükürüyor. Gözlerinden ırmaklar gibi yaşlar boşanıyor ve yavaşça yastığa dökülüyordu. sonra da tabağına koyuyordu. Girard. bütün vücudu çarpıntılarla sarsılan Madamın göğsünü bağrını çözüyordu. pek nefis. ıspazmoz geçti.— Galiba uzun bir müddet M. etajerin üstüne dağılmış olan kayısıları sepete yerleştirdi. Langlois' nm bana anlattığına göre. yardıma adam çağırıyordu. Karşında ben varım. hemen koşup geldi. Sofra. Sepeti uzattı. Tekrar bayıldı. dedi. bu sirke ölüyü bile canlandırır. yanında. uzun uzadıya düşündükten sonra. karanlığı şimşek gibi delen fenerlerin ışığında kendisini farketmişti. bizim laboratuvardan kokulu sirke getireyim. üstelik de bekâr olduktan sonra!. tuzluk. upuzun yatıyordu. dedi. M. gözleri kapalı. dedi. Emma'nın şişeyi koklayarak gözünü açtığını görünce: — Emindim zaten. . Berthe. et yemeği.. zeytinyağı sürahisi yerlere dökülmüştü.

Bir gün. dikkat edin de uyanmasın. yatağında oturabilecek duruma geldi.Eczacı: Olur şey değil. Bahçe yollarının kumu. Nitekim. hardal lapası. Guillau-me korusundaki köşkünde. dedi. arkası yastıklara dayalı. fakat ufukta. oraya olmaz. işitmiyordu. dedi. bakmak için. terliklerini sürükleye sürükleye. Buz yolda eriyor. şimdi Malpalu sokağındaki eczanenin sahibidir) bir köpeği var. hafif bir kendini beğenmişlikle gülümseyerek devam etti: — Bu. daha anlaşılmaz bir yol tutturarak. aziz dostum. doğru değil mi? Eczacının sözlerini dinlemeyen Charles: — Evet. hatta —vücuduyle ruhu bütün o çırpınmalardan kurtulmuş da dinleniyormuş gibi— acı bile duymuyor gibiydi. Onu en çok korkudan şey. uydurma ilaca lüzum yok. adım adım yürüyor. Bridoux'nun (eski arkadaşlarımdan biri. itiraf etmeliyim ki. Beriki. Eczacı devam etti: — Bu anormallikler yalnız insanlara özgü değildir. çok uzaklara baktı. dedi. Diğer yönden doğruluğunu garanti ettiğim bir örnek olmak üzere arzedeyim. dedi. Ekim ayının ortalarına doğru. bayılacakmış gibi: — Hayır. Kendinden geçer gibi oldu ve hemen o akşam. oraya olmaz! dedi. dostları önünde bu tecrübeyi sık sık tekrarlar. soğuk su kompresleri koyuyordu. sinir sistemini daima aşırı derecede hassas bulmuşumdur. Charles baş ucundan ayrılmadı. tekrar adam gönderiyordu. onun ilk kez üstüne reçel sürülmüş bir dilim ekmek yediğini görünce ağladı. tepelerin üstünde. taze ekmek kokusuna dayanamayıp bayılanları örnek olarak gösterirler. elini alnına doğru götürdü: Uzağa. Bütün hastalarını yüzüstü bırakmıştı. aralık vermeksizin nabzını yokluyor. kocası koluna girip bahçede dolaştırmayı denedi. Basit bir hapşırtıcının bir etkide bulunabileceği kimin aklına gelir? Son derecede garip bir şey bu. taraçanın yanına geldiler. öyle. Hayır. Emma ağır ağır doğruldu. çünkü konuşmuyordu. yumuşatıcı. Kırk üç gün. Gece yarısından sonra da gerçekten sayıklamaya başladı.. Yanık boynuz. ekşiliği azaltıcı şeyler! Sonra. hemen çarpıntılar içinde kalır. hayvanlarda da görülür. Papazlar bunun ehemmiyetini anlamışlardı. sinir sisteminde sayısız denecek kadar intizamsızlıklar bulunduğunu ispat eder. Onu hafifçe kameriyenin altına itti: — Otur şu sıranın üstüne. Böylece. yalnız perhiz. Charles'ın omuzuna dayanmış. gülümsemeye devam ediyordu.. bundan ibaret! Teskin edici. Öğleden sonra birkaç saat ayakta kalabiliyordu. kuru yapraklar altında kayboluyordu. Yatağa girdiği yoktu. Ta Neufchâtel'e adam gönderip buz getirtiyordu. kendisine bir enfiye kutusu gösterilmeye görsün. rahat edersin. Bu nedenle. Nepeta cataria. arazı yok etmek bahanesiyle mizacı tahrip eden o sözde ilaçlardan hiçbirini size tavsiye etmem. Fakat kayısılar da belki sekteye sebep olabilir! Bazı kokulara karşı aşırı derecede hassas bünyeler vardır! Patolojik bakımdan olduğu kadar fizyolojik bakımdan da tetkike değer güzel bir mevzu bu. M. Bovary alçak sesle: — Aman. sevgilim. yani halk deyimiyle kedi otunun bu cins üzerinde şehvet arttırıcı bir tesiri olduğunu bilmez değilsiniz elbette. işte mesele orada! Aslında dava bundan ibaret. Emma. kendini iyi hissedince. Emma'nın bitkinliğiydi. ümitsizdi. Arkadaşım. Charles. daha karışık belirtilerle nük218 . hastalığı . Canivet'yi konsültasyona çağırdı. son zamanlarda gazetede okuduğum gibi: That is the question! Fakat Emma uyanarak haykırdı: — Ya mektup? Ya mektup? Sayıklıyor zannedildi. Diğerlerine nisbetle bünyeleri daha nazik olan insan cinsinde bu neticeye varmak da zor değildir zaten. Bovary: — Yorulacaksın. Rouen'dan eski hocası doktor Lariviere'i getirtti. Kadında bir beyin humması patlak vermişti. Bu da insanın anlayışını sersemletmek ve cezbeye getirmek için tabii. belki muhayyileyi de şöyle bir sarsmak gerektiğini düşünmüyor musunuz? MADAME BOVARY 217 — Ne yoldan? Nasıl? —¦ Ah. Kuvveti yerine geliyordu. öbek öbek yakılan otların dumanından başka bir şey yoktu. Madamın vaziyetine gelince. bahçenin dibine kadar gittiler.

bazen beyni. nekahat devresindeki Madamın buna canı sıkılacağını söyledi. küstah bir tavırla. ertesi yıl bu kadar borcu ne ile ödeyeceğini düşünüp duruyordu. Pazar yerinin çatısı üzerindeki karlar. daha hızlı işleyerek ve daha çok yük taşıyarak. ama dükkâncı. Neufchâtel hastanesi için elma şarabı müteahhitliği yapıyor. Charles sonradan. gece çantasını. Argueil ile Rouen arasında yeni bir yolcu arabası servisi işletmeyi kuruyordu. çok daha tombul.MADAME BOVARY setti. koltuğunu. yüzde altı faizle borç para vermek ve bunun da bir çeyreğini komisyon olarak almak. bazen de elleri kolları ağrıyordu. hep onu düşünmemek. hiç şüphe yok. Emma'nm hastalığı en had derecesindeyken. sonra sıra yağmura geldi. ama Felicite unuttu. Lhereux. evin masrafı. Kış şiddetli geçti. bu parayı temin etmek mümkün olup olmadığını sordu. Nitekim. üstelik para sıkıntısı içindeydi. torbayı çatlatacak kadar semirmiş olarak kendisine döneceğini umuyordu. Bunlardan en önemlisi. babasına başvurmak veya bir şeyler satmak gibi çareler arıyor. na götürüyordu. daha bir sürü şeyi getirip teslim etmişti. faturayı şişirmek için vaziyetten istifade ederek. o tarafın pan-curları daima kapalı duruyordu. akşamlan Kırlangıç'm gelişiydi. kendine bakmaktan ibaretti. on iki ayda yüz otuz frank kazanç sağlamış oluyordu. çünkü bahçeye garez bağlamıştı. Bazen kalbi. Guillaumin kendisine Grumensil yer kömürü ocaklarının hisse senetlerinden vermeyi vadediyor. sanki nekahat-hanedeymij gibi. bir çeşit endişe içinde bekliyordu. gelecek bir eylülde. hekimin evinde beslenerek. kendisince pek ehemmiyeti olmayan ufak tefek olayların şaşmaz bir intizamla vukuunu. Monsieur iyice düşünüp taşınmalıydı. M. üstelik. Bütün aklı fikri. Bir yıl sonra borcunu ödeyeceğini ve istenilen faizi de vereceğini ilave etti. odaya beyaz ve hareketsiz bir ışıkla aksediyordu. bütün bu malların kendisine ısmarlanmış olduğunu ve geri alamayacağını. Böylece. Charles bunlara ihtiyacı olmadığını boşuna söyledi durdu. böylece minnet altında kalmaktan da biraz utanıyordu. satıcının emrine bin yetmiş franklık bir meblağ ödeyecekti. . arabanın üstündeki sandıklan indirmeye giden Hip-polyte'in feneri. zaman zaman kâh tehditle. hasılı. Eve hesap pusulaları yağıyordu. Kafasını bu işlerle meşgul edip Emma'yı unuttuğu için kendine kızıyordu. içilecek sıcak bir şey istemek veya laf etmek için hizmetçisini çağırıyordu. Atın satılmasını istiyordu. meydana bakan pencerenin yanı-. kâh yana yakıla. neye el atsa altın oluyordu. kendisine onun hakkını yemek gibi geliyordu. dükkâncı. şuurundan böylesine tatsız bir düşünce mevzuunu hemen uzaklaştırıyordu. Charles bunda bir kanser başlangıcının belirtilerini görür gibi oldu. sıska paracığının. Hava güzel olduğu zaman. Ve zavallı çocuk. dükkânına koştu. korkunç nispette artmıştı. sonunda Bovary altı ay vadeli bir senet imzalamak zorunda kaldı. paraları getirdi ve bir senet daha yazdırdı. Madamın nekahati uzun sürdü. yenileneceğini. Lheureux bayağı sıkıştırıyordu. adam. Kahvaltılarım yatağına getirtiyor. Zaten. bazen göğsü. eczanesinden aldığı bütün ilaçların parasını M. Lheureux tekrar sıkıladı. sanki bütün aklı fikri bu kadında olmalıymış gibi. Charles. kimse bu işle meşgul olmadı. bir yerine iki sandığı. malların dükkâna iade edilmesi emrini verdi. XIV Önce. bu suretle Charles. satıcılar homurdanıyor-du. zaten hekimin de başka dertleri vardı. hekim sıfatıyle bunlara para yermeyebilirdiyse de. Ezile büzüle. Sonra. kustuğu da oluyordu. Bu işin güçlüklerini anladıkça. Fakat babası kulak asmayacaktı. Homais'ye nasıl ödeyeceğini bilemiyordu. Lheureux'den bin frank borç almak. senetlerin vaktinde ödenmeyeceğini. sattığı eşya MADAME BOVARY 219 üzerinden de en az üçte bir nispetinde kâr etmekle. kendisinin de satacak bir şeyi yoktu. dava açmaya kararlıydı. hele M. günün birinde. mantoyu. Allanın günü. imkânlar kuruyordu. Emma. Ama senede imza atar atmaz da aklına cüretkâr bir fikir geldi: M. Her ne kadar. Buna göre Bovary. şimdi her şey aşçı kadının elinde kaldığı için. karanlıkta bir yıldızı andırıyordu. vaktiyle sevdiği şeyler artık hoşuna gitmiyordu. hakkından vazgeçerek malları geri almaktan-sa. diğer sesler ona cevap veriyor. evvelki senette yazılı yüz seksen frankla birlikte tam bin iki yüz elli franklık bir borç altına girmiş oluyordu. Öğle vakti. O anda han sahibesi bağırıyor. Bu servis. işlerin bu kertede kalmayacağını. Altın Aslan'ın külüstür arabasını çabucak iflas ettirecek ve böylece Yonville'in bütün ticareti onun eline geçmiş olacaktı. M. öyle dolap çevirdi ki.

Ama yine de sebat etti. Aralarında İyi düşünün. aralıksız ve sonsuz. nihayet Hıristiyanlığın alçak gönüllülüğü içinde dinleniyor ve Emma. Bir azize olmak istiyordu. bambaşka bir hayat başlıyordu. hayal edilebilecek şeylerin en güzeli olarak hafızasında kaldı. bütün idraklerinden. kendisine sunulan kurtarıcının cismini kabullenmek üzere dudaklarını uzattı. çerçevesi zümrütlü bir mukaddes emanet bulunmasını arzu etti. kendisini bu saatte görmeye geliyordu. can çekişmeye başladığını sanmış ve günah çıkartmak istemişti. ona göz kamaştırıcı nurlar gibi görünüyordu. din kitapları ticaretinde o devirde neler geçer akçe ise hepsini karmakarışık toparlayıp gönderdi. gençlerin istifadesi için. Cüppesini görür görmez Emma ferahlıyordu. Hazreii Meryem'in ayaklarına kapanan hovarda. fakat aynı derecede derin bir tatlılıkla devam ediyordu. Bu harikulade manzara. şurup şişeleri ile dolup taşan konsolun bir mihrap haline getirilip Felicite de yerlere yıldız çiçekleri serpince. bu gibi meselelerde fazla bilgisi olmadığı için. gün batmaya başlayınca. Bunlar. M. delillerini aradığı gerçeklerden yavaş yavaş uzaklaştırdı. müellifi birçok nişanla taltif edilmiş M. saat beşe doğru. cevaplı küçük broşürler. Boulard'dan kadın cinsinden zekâ ve irfan sahibi birine kuvvetle tesiri olacak bir şeyler göndermesini istedi. ebediyete kadar artıyordu! Ümidinin kuruntuları arasında. Sonra da. Emma'nm bu eğilimlerine hayran oluyordu. uzak mekânlarda meleklerin çaldığı harplerin sesini duyar ve masmavi bir gökyüzünde. Madame Bovary' herhangi bir şeye ciddiyetle kendini verecek kadar henüz zihnini toparlayamamıştı. Hafifleyen bedeni artık hiçbir şey düşünmüyor. okuduğu kitap elinden düştüğü zaman. Etrafındaki yataklığının perdeleri bulutlar gibi hafifçe şişiyor ve konsolun üzerinde yanmakta olan iki iri mumun ışınları. pembe kapaklı romanımsı şeylerdi. Emma. papaz. sonra tekrar çıkıyordu. muskalar taşıdı. . O zaman. bütün duygularından kurtaran kuvvetli bir şeyin benliği üzerinden geçtiğini hissetmişti. diğer aşkların' üstünde bir başka aşk vardı ve bunlar. öyle ki. esiri bir ruhun tasavvur edebileceği en ince bir Katolik hüznünün dolduğunu hissediyordu. Voliaire'in hataları. Bir gün. cetvelleriyle kepenklerin tokmağına vura vura okuldan dönüyorlardı. dünyanın üzerinde dalgalanan ve gökyüzüne karışan bir safiyet hali görür gibi oldu ve o hale katılmak istedi. Monseigneur Kitaphanesi sahibi M. ellerinde yeşil hurma dalı tutan azizlerin ortasında. papaz okullarının şair öğrencileri veya tövbe etmiş yosmalar tarafından iç bayıltan bir üslupla yazılmış. tahta kunduralarını kaldırımda sürükleyerek. M. kendisini. aynı ilgisizlikle. sanki zencilere kap kaçak gönderiyormuş gibi. görünüşler ölçüyü kaçırınca. dinin emir ve tembihlerine içerledi. her akşam öpmek için. sorulu. mukaddes kaptan mayasız ekmeği çıkardı ve Emma. tanrısal bir sevinç içinde bayılırcasına. ilah kabilinden eserler vardı. de***. içine. Demek. bütün bu haller. Tanımadığı insanları yerden yere çalan polemik yazılarının hayratlığı hiç hoşuna gitmedi. bütün ihtişamıyle altın bir tahta oturmuş. hepsi birbiri peşinden. bunları aşırı bir acelecilikle okumaya başladı. MADAME BOVARY 221 saadet yerine çok daha büyük mutluluklar. bütün benliğini kapla-maksızın. Yatağın çarşaflarına mukaddes su serptiler.220 MADAME BOVARY Charles eve dönüyordu. O duygu da. Tespihler satın aldı. Gururdan yorulmuş ruhu. kendisini kollarında taşımak üzere bir işaretle yeryüzüne alev kanatlı melekler indiren Ruhûl Kudüs'ü görür gibi olarak başım yastığa bıraktı. şimdi bile o hissi yeniden duymaya çalışıyordu. Dinden ilham almış hikayelerin öylesine hayatı bilmeyen insanlar tarafından yazıldığını gördü ki. eğlenceli tarafı eksik olmayan kısa ve tatlı bir sohbet içinde kendisini dine bağlamaya teşvik ediyordu. Fakat. Hal. onun bu imanının böyle bir coşkunlukla zındıklığa ve hatta cinnete gelip dayanmasından da korkuyordu. iradesinin. sonra. yanmakta olan bir buhar duman halinde dağılırsa. varlığı da Tanrıya doğru yükselerek onun aşkında eriyecek gibi geliyordu kendisine. Lakin. Papaz. kendisini bütün acılarından. de Maistre tarzında kurumlu bir ifadeyle kaleme alınmış cüzler. zayıf olmanın tadını çıkara çıkara. Nasıl ki. hatır soruyor. kendisinde ilâhi bağışlamanın sızmasına geniş bir gedik açacak olan parçalanışını seyrediyordu. odasında takdis hazırlıkları ilerledikçe. hastalığının pek ağırlaştığı bir sırada. Kitapçı. havadis getiriyor. Bournisien. çocuklar. odasında yatağının başı ucunda. Emma bir et suyu içiyor.

hayatın yaraladığı bir kalbin bütün gözyaşlarını İsa'nın ayakları dibine akıtmak üzere yalnızlığa çekilen o büyük eski zaman hanımlarına benzetiyordu. hareketsiz duruyordu.. kendisinden izin isteyen ve bahane ararken kem küm eden hizmetçisine öyle öfkelendi ki. uzun elbiselerinin işlemeli kuyruklarını ihtişamla sürüyerek. komşusu hakkında anlatılan dedikodulardan hiçbirine kulak asmak istemeMADAME BOVARY 223 misti. ihtişamından ürktüğü harikulade ve yepyeni bir şeyle birdenbire karşılaşmış gibi oldu. yanıbaşında. yoksa ahlaksız mı hiç ayırt edilemiyordu. orada kalıyordu. içine kapanıp yaşamak istediği iffet ve namus havasım tertemiz bir sevginin kokusuyle dolduruyordu. kiliseye de eskisi gibi muntazam devam etmez oldu. nekahet devresinde iken. Hatta ekseriya Madame Bovary. Karı koca kavgasından bıkıp usanmış olan bu kadıncağız. o ani. emzik çağındaki iki yavrunun yanma yamyamdan daha iştahlı bir oğlanı da katarak mutfağa fazlaca gelmeyi âdet edinen sütnine Rollet anayı kapı dışarı etti. İlkönce. Bu bü222 MADAME BOVARY yük aşktan bir koku yayılıyor ve her yerden geçerek. Nitekim. merhametli mi. bu kalın bezden gömleğin altında. artık bu gürültüsüz evden hoşlanıyordu. tu-valetiyle meşgul oluyordu. hemen hemen her gün. Kızına: — Karnının ağrısı geçti mi meleğim? diyordu. başkalanyle de düşüp kalkıyordu. kendisine dostça: . elleri ayakları yorulmuş. yerinden doğruluyordu. Bu saç kümesinin siyah halkaları çözülerek. Bu. Emma' nın. onun herhangi bir irade hamlesi göstermesine memnun oldu. Madame Tu-vache ve Allanın günü saat ikiden beşe kadar ziyaretine gelen o iyi yürekli Madame Homais'di. Bovary'nin itirazlarına rağmen. hiç şüphe yok. imana kavuşmak içindi. Sonra. Madame Dubreuil. Bu araştırma. kocasının sütnineye gönderdiği küçük kızını eve getirtti. ta Paskalyaya kadar oğlunda kaldı. • . Artık tevekkülle her şeyi anlayışla karşılamakta karar kılmıştı. hiç konuşmadan. Emma iyileştikçe. Justin onlara refakat ediyordu. muazzam bir aldatmacanın belli belirsiz duygusu içinde. Bunlar. deyiverdi. Emma. Bir gün Charles eve dönünce. Gotik üslubundaki dua rahlesi Önünde diz çöktüğü zaman. biçare çocuk. kendini aşırı derecede hayır işlerine verdi. tavırları öyle değişikti ki. Ona okuyup yazma öğretmek istiyordu. kederli bir tavırla ilave etti: — Haydi. koş bakalım. O zaman da. birdenbire: — Bu kadar seviyor musun onu. bahçeyi baştan başa alt üst ettirdi. Önce başını sert bir hareketle sallayarak. çorba içen üç serseri ile karşılaştı. ona kalırsa. faziletli mi. Emma onu kalbinin en derin köşesine indirmişti. fakat gökyüzünden hiçbir haz inmiyor ve Emma.vaktiyle zinanın yarattığı sırdaşlıkla âşığına fısıldadığı aynı tatlı sözlerle şimdi Tanrıya hitabediyordu. Fakirler için elbise dikiyor. humais'nin çocukları da ziyarete geliyorlardı. Kocası yine de. Örneğin. Emma. güzelliğinden taşan cazibeye açık o delikanlı kalbinde çarptığını farket-miyordu. gelininde ayıplanacak bir şey bulamıyordu. Eczacının karısı. oracıkta. sözleri öyle sevgi ve bakışları öyle gururla dolu. Homais ailesinden sıyrıldı. her mübarek cuma günü kendine iri bir domuz sucuğu ısmarlamaktan: çekinmeyen Bovary babanın iğneli sözlerinden kurtulmak için. tarağını çıkarmakla işe başlıyordu. bir akşam. Zaten. ta dizlerine kadar indiğini ilk kez görünce. bencil mi. Kaynanası Madame Bovary. kendini. fazladan bir meziyetti ve sofuluğununun gururu içinde. hastalığı sırasında. kendisine hiç aldırmadan. mutfakta sofraya oturmuş. git de eğlen! İlkbaharın başlangıcında. konuşması. toprak altında bir kral mumyasından daha şatafatlı ve daha hareketsiz. hep ideal izlenimlerle doluydu. Hayatından silinmiş olan aşkın. iradesini de daha sik kullanıyordu.Rodolphe'un anısına gelince. ziyaretçileri de sırasıyle uzaklaştırdı. kapının yanında ayakta. Hangi konuda olursa olsun. Emma. Bu hali pek beğenen eczacı. sağlam mantığı ve ciddi tavırlarıyle kendisine metanet veren kaynanasının evde bulunmasından maada. Berthe istediği kadar ağlasın ona artık kızdığı yoktu. şimdi her şeyi öyle bir kayıtsızlıkla sarıp sarmalıyordu ki. onun sessiz arzuları ve sıkılganlıklarının farkında değildi. lohusa kadınlara odun gönderiyordu. Madame Langlois. şan ve şereflerini La Valliere'in bir portresinde tahayyül ettiği. belki bulaşık bezlerini tamir edecek yerde öksüzlere zıbm örmek tutkusu dışında. Onlarla birlikte Emma'nın odasına çıkıyor. Madame Caron. Kızarıp bozaran Felicite'nin cevabını beklemeden.

iyi eserler. bana. masa üstünde böyle sağlam tutmalı ve sicimlerini kestikten sonra. diye atıldı. eskisi gibi. gerçekten açık saçık şeyler vardır içinde! M. M. Rahip. O da kendisine. bunların açıktan açığa ibadetlerde rolü vardı. Bu sükûttan hayrete düşen Homais. İddiasına göre tiyatro. (Sonra. Monsieur Bournisen. bunlarda edep ve haya kuralları çoğu zaman pekâlâ bozulurdu. o zaman da rahip. Arhalie'ye--Rahip. tiyatro sanatkârlarını afaroz eder? Çünkü eskiden. Bu. diyordu. insanı kendinden geçiren dairelerde kadınlı erkekli toplantılar. karısını biraz içi açılsın diye. peşin hükümleri hicvetmeye yarıyor ve keyif maskesi altında fazilet öğretiyordu. papazın bu husustaki fkirlerini öğrenmek istedi. o boyanışlar. — Costigat ridendo mores. aslında fena adam değildi. bir genç adamın eline verilecek şey değildir o kitap. Galilee'yi hapsettikleri o MADAME BOVARY 225 aşağılık devre layık bir ahmaklık. Rouen Tiyatrosu' na. onların içine öyle ustaca felsefi düşünceler serpiştirilmiştir ki. her gün. akait derslerinden çıkar çıkmaz soluğu Emma'da alıyordu. Hiç değilse. eczacı ise devam etti: — Kutsal Kitapta da öyle. ahlak bakımından müziği edebiyattan daha zararsız bulduğunu söyledi. bir hayli huy-landırıcı. Madamın tamamtyle iyileşmesi niyetine içiliyordu. İkisi de sıcaktan 224 MADAME BOVARY bunalmış oluyordu. eczacı: — Evet. Protestanlardır. . Eczacı: — Neden. eskimiş bir düşünce gibi gelir.. ama yavaş yavaş. Koro ile birlikte «mystere» adı verilen bir çeşit farşlar oynanırdı. elbette bunun bir hikmeti vardır. süslü püslü. Binet: — Ben.— İşi fazla sofuluğa vurmuştunuz. ama. kötü edebiyat da var. mantarı itmeli.. kirli heveslere yol açar. Dışarıda kalıp Koru'nun ortasında hava almayı tercih ediyordu. Papaz: — Ben de biliyorum. ekseriya onların yüzüne fışkırıyor. bütün bunlar bir nevi ruh laubaliliği yaratır. Bournisien. meşhur tenor Lagardy'yi dinlemeye götürmesini tavsiye etmesine hiç içerlemedi. Şarap testilerinin tıpasını çıkarmakta Binet pek becerikliydi. Fakat eczacı. O piyeste gerçekten kaçık bir ihtiyar general vardı! Bir işçi kızını iğfal eden iyi aileden bir delikanlıya haddini bildiriyor. Bournisien'in öfkeli bir hareketi üzerine. Binet de oralarda bulunuyor. bizler değiliz. diye sordu. Bovary. gizliliğe aykırı kıyafet değiştirmeler. Homais: — Elbette. o meşaleler. iffete aykırı düşüncelere. Charles'ın da eve döndüğü saatti. Sonra da tutarsınız. onu da bir kadeh içki içmeye davet ediyordu. diye devam etti. siz de bilirsiniz. dedi. iyi yazar bulunduğunu. diye itiraz ediyordu. sesine birdenbire mistik bir eda vererek ilave etti): Şayet kilise bu temaşaları mahkûm etmişse. şehadet parmağı ile bir tutam enfiye yuvarlarken. bütün kilise babalarının kanaati böyledir. edebiyatı savunmaya başladı. bizim de emirlerine itaat etmemiz lazımdır. tıpkı lokantalarda seltz suyuna yapıldığı gibi. Tatlı elma şarabı getiriliyordu ve birlikte. bunlar tiyatroyu halk için gerçek bir ahlak ve diplomasi okulu haline getirir. taraçantn duvarı dibinde.. bu tatbikat esnasında. dedi. Charles'a. ayrıntıları.. kilise. Fakat elma şarabı. o kadınlaşmış sesler. nasıl kötü eczane varsa. Örneğin Voltaire'in trajedilerinin birçoğuna bakın. dedi. fakat güzel sanatların en önemlisini topye-' kûn mahkûm etmeye kalkışmak. sabrını kaybederek: — Kutsal Kitabın okunmasını tavsiye edenler. Memnun bakışlarım etrafına ve ta nihayetlerine kadar manzarada gezdirerek: — Şişeyi. diyordu. siz de kabul edersiniz ki. o da. Nitekim bir gün eczacının. eskiden Paris yumurcağı adında bir piyes görmüştüm. sonunda. içini çekmekle kaldı. tatlı su böceği avlıyordu. ağız dolusu bir kahkaha ile mutlaka şu nükteyi yapıyordu: — Nefaseti insanın gözüne çarpıyor! Papaz. yani biraz aşağıda. Kameriyeye bu adı vermişti...

tedirgin olmak. saat sekizde Ktrlangıç'a bindiler. ibret verici. Sonra. dedi. şöyle üstünkörü. dedi. dedi. günlük borçları hiç de kabarık değildi. eczacı. mumu hep iki ucundan yakarlar. Emma'nın bu işe fazla kibarlık gösterdiğine hükmederek daha çok ısrar etti. yarına! Bu tiyatroya gitmek fikri Bovary'nin kafasında çabucak ye-şerdi. — Evet. Madamı götürün tiyatroya. öyle öfkeli öfkeli bakışlarla: — Efendi!. şöyle son bir çimdik atmayı münasip gördü: — Ben. onların yola çıktığını görünce içini çekti ve: — Haydi bakalım. zamanımız gibi bir aydınlık çağında. bütün taşra varoşlarında görülen hanlardan biriydi: Kış gecelerinde rüzgâr estikçe çatırdayan çürümüş tahtadan balkonlu. yahut hiçbir fikri olmadığından. Yonville'de kalmasına hiç bir neden bulunmadığı halde. öyle değil mi doktor. Gider gitmez eczacı. hayatınızda bir kerecik olsun. Acele ediniz! La-gardy yalnız bir akşam oynayacak. Burası. avlularında tavukların seyyar satıcılara ait çamurlu arabalar altında yulaf tanesi aradığı. Gördünüz. adamı nasıl yan bastırdım!. kasabadan kımıldamamak zorunluğunda olduğuna inanan eczacı. içi daima yolcu ile. Fakat gençliklerinde para biriktirmek akıllılığını göstermedikleri için hastanelerde ölürler. Hekim. masrafa girmek gibi nedenler ileri sürerek önce buna yanaşmadı. kadın bu ısrardan bunalıp sonunda razı oldu. Homais. hekime: — İşte. dört farbalalı.. demekle kaldı. şamata . dansözlerin bacak oyunlarını seyretmeye gitmek için sivil giyinen nice papazlar tanıdım. ortada hiçbir engel de yoktu. Rouen'ı kırıp geçireceksiniz. Emma. sözünün her hecesine basa basa tekrarladı: — Ta-nı-dım. şimdiden düşünmeye gerek yoktu. insanları dine bağlamak hususunda en emin çaredir. yorgunluk. hoşgörürlük. Eczacı dayattı: — Elbette ya! Yapmadıkları yok ki zaten! Papaz. hatta bazen ruh sağlığına yarayan. bu kargalardan birini kudurtmaya yarasa bile. dedi. Hiç beklemediği bir günde annesi kendisine üç yüz frank göndermişti.Homais: — Ne olursa olsun. Ne ise. MADAME BOVARY 227 böyle bir eğlencenin karısına yarayacağını iyice kafasına koymuştu. Yolcu arabası Beauvoisine meydanında Kızıl Haç otelinin önünde durdu. MB 15 226 MADAME BOVARY Konuşma sona ermişe benziyordu ki. olmayacak şey ama. Zaten bütün bu büyük sanatkârlar. artık her şeye katlanarak: — Öyleyse. dedi ki. — Şüphesiz.. Papaz tekrar iskemlesine oturarak tasdik etti: — Doğrudur! Doğrudur! Fakat ancak iki dakika daha yerinde kaldı. haltetmişler. fakat. Papaz: — Hadi canım. muhayyilelerini biraz harekete getirecek bir hovardalık hayatına ihtiyaç duyarlar. Charles fikrinden vazgeçmedi. gayet yüksek ücretle İngiltere'den çağırmışlar. tanıdım. büyük ahırları ve küçük yatak oda-larıyle. Ertesi gün. dedi. Velhasıl. Konuyu karısına açtı. dedi. zararsız. mavi ipekten bir elbise giymiş olan Emma'ya dönerek: \ — Bugün aşk sembolü kadar güzelsiniz. değer doğrusu! Eğer yerime birini bulursam ben de sizinle beraber giderim. afiyet olsun. Söylendiğine bakılırsa yaman bir adammış! Servet içinde yüzüyormuş. inanın bana. ağız dalaşı denen şey böyle olur. iyi yolculuklar! Allanın sevgili kulları! Sonra. eczacı âdeta ürktü ve daha yumuşak bir sesle devam etti: — Yalnız şunu söylemek istiyorum. Bournisien. Lheureux efendiye ödenecek senetlerin vadesine daha o kadar zaman vardı ki. ya aynı fikirde olduğundan kimseyi gücendirmemek için. Yanında üç metresiyle birlikte bir de aşçı taşıyormuş. bir zihin eğlencesini hâlâ kötülemekte ısrar etmelerine doğrusu pek şaşıyorum.

meyhanelerin kapısına asılmış. locasına girip oturduğu zaman. Üstü kumaş kaplı geniş kapıları parmağıyle itmekten çocuk gibi zevk duydu.. Madame Bovary yukardan. Methale ayak basar basmaz. koridorların tozlu kokusunu olanca gücüyle göğsüne çekti. solda bir meşe ağacının gölgesi altında bir çeşme ile. Op6ra. böylece. sonra MADAME BOVARY 229 1 çalgıcılar birer ikişer içeri girdiler. birlikte çekilip gittiler. kıvırtılmış saçların arasından terler akıyordu. onların san eldivenli ellerini gererek altın başlı incecik bastonlarına dayanmalarına hayran oluyordu. anlamsız ve sakin. uzaktan birbirlerini gören aboneler. 228 MADAME BOVARY XV Halk. fundalıklar üzerinde akislerle uzadığını duyar gibi oluyordu. kızarmış alınları siliyordu. bütün mendiller elde. Sonra sahnede üç kez yere vurulduğu işitildi. kontrolörden müdüre havale edildi. arkasından bir başkası göründü. façetalannın ışık cümbüşü ile. ves.. pantolon cebinde elinde tuttuğu biletleri hep karnına bastırıyordu. kalın camları sinek tersleriyle sararmış. tedbirli hareket etmek için. Birinci mevkie giden merdivenden çıkarken. rutubetli peçeteleri mavi şarap lekeleri içinde ve şehirli kıyafetine girmiş çiftlik uşakları gibi daima köy kokmakla beraber. Gözlerini dört . öbür koridordan sağ tarafa koşuşan kalabalığı görünce. Zaten. salonu localarla karıştırdı. bir buket çiçek aldı. bütün benliğiyle bizzat kendisinin titrediğini hissediyordu. sahnedeki peyzaj meydana çıktı. sanki keman yayları sinirleri üzerinde geziniyormuş gibi. elinde olmayarak gururla gülümsedi. yiyecek içecekle tıklım tıklım dolu. Fakat biraz daha aşağıda. sokak tarafında kahvesi. romanın anısı librettoyu anlamayı kolaylaştırdığı için. kapılar henüz açılmamıştı. arka tarafında da sebze bahçesi bulunan bir eski zaman misafirhanesi. avcılar da tekrar şarkıya başladı. içeriye girmeden önce rıhtımda bir gezinti yapmak istedi. omuzlarında birer İskoç atkısı. Sisler arasından İskoç gayda seslerinin.. Bu.» Hava güzeldi. Ön balkonu paradi ile. aralarında yine pamuktan. Salon dolmaya başlıyordu. entrikayı. kapkara masalarının üstü içine alkol karıştırılmış kahve döküntülerinden tutkallaşmış. davulların uğultusu başladı. Madame kendine bir şapka. bir düşes şuhluğuyle endamını yay gibi gerdi. sıcak bastırmıştı. karşılıklı se-lamlaşıyorlardı. koca şehri boylu boyunca birkaç kez arşınladı durdu. aceleyle tiyatronun önüne geldiler. büyük ve kapkara mağazalarla dolu. Emma gençliğinde okuduğu eserlerle. müziğin borası ile derhal dağılıveri-yordu. derhal harekete geçti. Yakışıklı delikanlılar. yapılan izahları anlamadı. Önce homurdayan basoların. parterde çalım satıyorlardı. bu yüzden çorbasını içecek vakit bulamadı. avize. içyağı. gıcırdayan kemanların. tok bezden perdelerin kenarını hafifçe kımıldatıyordu. deri ve nebati yağ kokan buz gibi bir hava cereyanı herkesi serinletiyordu. Köylüler ve asilzadeler. bir orman içi yol kavşağıydı. Charles. satışlardaki endişelerini güzel sanatlarda avutmaya geliyorlardı. taş parmaklıklar arasında sağa sola ayrılmış.. gülünç görünmek korkusuyle. saçı ve rengi ağarmış. bakır çalgılar seslerini yükselttiler ve perde yükselince. cümle cümle izliyor. Walter Scott'un ro-manlarıyle yeniden karşılaşmış oldu. Yakındaki köşe başlarına asılmış koskoca afişlerde acayip harflerle şu kelimeler tekrarlanıyordu: «Lıtcie de Lammermoor. tekrar tiyatro bürosuna gitti. hep bir ağızdan bir av şarkısı söylüyorlardı. zihnine gelen kavranılması güç düşünceler. fakat iş de akıllarından çıkmadığı için. Nihayet orkestranın mumlan yandı. borazanlaşan pistonların. çivitten söz açıyorlardı. küçük dürbünler kılıflarından çıkarılıyor. Monsieur. ihtiyar başlar görülüyordu.ile. tiyatroya perde açıldıktan sonra varmaktan pek korkuyordu. Bunlar. sonra iki kolunu gökyüzüne kaldırarak kötülük meleğini yardıma çağıran bir serkerde ortaya çıktı... Bir kurşun buharıyle donuklaşmış gümüş madalyalara benzeyen. hana döndü. duvarın önünde bekliyordu. ispirtodan. yeleklerinin açık yerinden pembe veya tirşe kıravatlarmı göstererek. Emma. Bu. tiyatrodan bulvara. Bovary ise. salona ani bir neşe saçarak tavandan indi. izahat istedi. üstünden variller yuvarlanan Charrettes sokağının nefesiydi. bir çift eldiven. Emma'nın kalbi hızlı hızlı çarpmaya başladı. bazen nehirden esen ılık bir rüzgâr. Kendini melodilerin akışına bırakıyor ve hatta. Lagardy. cıvıldayan flüt ve büyülülerin uzun curcunası duyuldu.

gözlerini baygın baygın süzerken bembeyaz dişleri meydana çıkıyordu. Şantözün sesi ona kendi şuurunun yankısı gibi. Gilbert'in kendi efendisi Ashton'a menfur entrikalarını anlattığı resitatif duetto başlar başlamaz. kelimeleri fazla bozan müzik yüzünden. etmiyor. Lucie. Lucie'yi kollarında sıkıyor.. bu dünyada hiç kimse onu böyle bir aşkla sevmemişti. Sahnede yalnız kaldı.. Sağlam vücudunu koyu renkte bir eski zaman cepkeni sarmıştı. galiba her arzuyu ümitsizliğe sürüklemek için . Bovary: — Bu asilzade. saçlarında portakal çiçeklerinden bir çelenk. Ah. Tenor. ümitsizliğe düşmüş görünüyordu. o kızın âşığı. şapkasında horoz tüyü bulunan o çirkin adamcağız? MADAME BOVARY 231 Emma'nın açıklamalarına rağmen. sus artık! Lucie. Emma'nın sabrı tükenmişti: — Sus. yüzü beyaz saten elbisesinden daha solgun. bütün hafakanları biliyordu. sesini duymuş ve ona âşık olmuştu. mantoları. o zaman fazilet. Fakat bu mutluluk. bırakıyor. Birdenbire. Edgar Lagardy göründü. ahenkle çırpınıp duran bütün o hayal mahsullerini seyrediyordu. bir başka âlemin havası içindeymiş gibi.açarak kostümleri. birbirlerine: «Yarına. Zaten. niçin kıza bu kadar zulüm ediyor? diye sordu. Lakin bu hissi şöhret sanat ününü desteklemeden geri kalmıyordu. oymalı bir küçük hançer sol kalçası üzerinde sallanıyordu. Ateşli Güney ırklarına mermerlerin haşmetinden bir şeyler katan o harikulade solgunluk onda da vardı. ben ne olup bittiğini anlamak isterim. kederden. Polonyalı bir prenses. Diyorlardı ki. Niçin o da Lucie gibi. sürgünden. dedi. Babası değil miydi. — Ama ailesinden intikam almaya yemin ediyor. hayatını âlicenap birine bağlayabilmiş olsaydı. Birinci sahnede herkesi coşturdu. tıpkı bir fırtınanın uğultusu içinde kazazedelerin haykırışları gibi uzayıp giden o melodili şikâyetlerle yüreğini dolduru-yordu. diye cevap verdi. ilerliyordu. Lucie'yi yanıltacak olan uydurma nişan yüzüğünü görünce. fügün bütün son kısmına yeniden başlandı. Emma evlendiği günü gözlerinin önüne getirdi. Güzel bir ses. Onun yüzünden de iflas etmişti. Emma: — Ne oluyorsa oluyor. macerayı anlamadığını da itiraf ediyordu. zaten az kalsın ölümü bunlar yüzünden olacaktı. bunu. kendi hayatından bir şeyler gibi geliyor ve bu vehim onu âdeta büyülüyordu. buğday başaklarının ortasında. yarına!. Edgar gibi ağlamamıştı. ayak dirememişti. Emma. Emma. kadife külahları. yine geliyor. Son gece. Bütün sarhoşlukları. kendisini orada. düşünceli bir tavırla. dedi. aşktan yakınıyor. güzelliğinin en taz© çağında. Fakat. Son vedaı da haykırdıkları zaman. oysa öteki. dedi. yüründüğü zaman titreyen boyanmış ağaçları. dekorlan. Charles. müziğin son titreşimlerine karışıp giden keskin bir çığlık kopardı. zekâdan ziyade coşkunluk. sol majörden kavatine başladı. Emma: — Hayır. kendini attığı uçurumun farkında olmaksızın. Bu diplomat oyuncu da. sarsılmaz bir güven. pek neşeliydi. sen sus! Karısının omuzuna eğilerek: — Bilirsin ki. kılıçları. kiliseye doğru gidildiği zaman. şehvet ve vazife birbiri içinde erir ve kendisi de bu kadar ulvi bir saadetten yerlere düşmezdi. berber ve boğa güreşçisi kokan bu mükemmel şarlatan tipini daha da göze sokuyordu. lirizmden fazla şatafat. yeminlerden. mehtapta. o zaman bir çeşme fısıltısına veya kuş cıvıldamalarına benzeyen bir flüt sesi duyuldu. kanatları olsun istiyordu.. Sesinde öfkeli haykırışları. genç bir kadın yeşilli bir seyise bir kese fırlatarak ortaya ilerledi. hıçkırıklar ve öpücüklerle dolu notalar çıkıyordu. sonsuz bir tatlılıkta hüzünlü hırıltılar izliyor ve çıplak boynundan. o da galiba beni seviyor» diyordu.» dedikleri zaman da o. yalvarmamıştı? Bilakis. evliliğin çirkefinden ve zinanın hayal kırıklığından önce. şahısları. bir akşam Biarritz kıyılarında kayıkları onardığı sırada 230 MADAME BOVARY şarkı söylerken. nedimelerin koltuğuna girmiş. Zaten babası ile kolkola çıkıp gittiler. ümitten söz ediyorlardı. bir kucaklaşma içinde uçup gitmek isterdi. âşıklar mezarlarının çiçeklerinden. Salon alkıştan inliyordu. sevgi. onu görmek için eğiliyor. kadını yüzüstü bırakarak başka kadınların peşine düşmüştü. Edgar'm gönderdiği bir aşk hatırası sandı. Fakat. tırnak-larıyle locasının kadifesini tırmalıyordu. Kontrbasların eşliğinde. Emma da onun gibi hayattan kaçarak. az önce gelen adam: «Lucie'yi seviyorum. daima reklamlara şahsının cazibesi ve ruhunun hassasiyetine dair şairane bir cümle sokuşturmaya pek dikkat etmekteydi. küçük patikada görür gibi oldu.

uydurulmuş bir yalandı. yaldızlı bir parmaklığın arkasında. içini saran şiiriyeti sayesinde. Emma. Bir iplik fabrikatörü olan kocası. yalnız kendisi için şarkı söyleyecek olan o ruhun vecdini. Emma artık sanatın abartarak büyülttüğü ihtirasların küçüklüğünü biliyordu. nefis bir koro halinde devam 232 MADAME BOVARY ediyordu. Şayet tesadüf istemiş olsaydı. dantela yakası. Yeşil yaprakların üzerine yağmur yağdığı ve pencere kenarında ayakta birbirlerine Allaha ısmarladık dedikleri o ilkbahar akşamından beri bunu hissetmemişti. yukarda kime rastgeldim? M. öfke. Kadın. intikam. sanki kendisini katlediyorlarmışçasma. hatta sahnenin dibinden. herhalde daha kuvvetli bir iradenin cazibesine kapılarak. kılıcını çekiyor. adam da. ayak bileğinden itibaren genişleyen yumuşak çizmelerinin kırmızı mahmuzlarını tahtalar üzerinde çınlatarak. kostümlerine kendi eliyle nakışlar yaparak. Horlanmış âşık. kıskançlık. nefes almasına engel olan çarpıntılarla yine kendini koltuğuna bıraktı. zira her adımda dirseklerine çarpıyorlardı. sevişirlerdi! Onunla birlikte bütün Avrupa ülkelerinde. Charles'ın beceriksizliğine kızdı. o velveleli. aynı anda. Sonra. «Halkın ruhuna dalga dalga boşalttığına göre. Emma dışarı çıkmak istedi. kiraz rengi MADAME BOVARY 233 taftadan güzel elbisesindeki lekeleri silerken. mağfiret ve şaşkınlık. daha berrak sesiyle diğerlerinin hepsini bastırıyordu. bir locanın dibinde. götür beni. dedi. Sahnede rolünü oynarken. her gece. Hepsi de aynı sıra üzerinde el kol hareketleri yapıyorlardı. kuvvetine sığınmak için koşup kollarına atılmak ve ona: «Kaçır beni. Charles bayılmasından korkarak. hiç düşünmeden aynı şeyi yaptı. sanatkârı hor görme hevesi uçup gidiyor. Ashton. bir taraftan da kadın sesleri onun sözlerini tekrarlayarak. çabuk çabuk bazı sözler kekeledi: . nitekim bardağın dörtte üçünü kısa kollu elbise giymiş Rouen'lı bir kadının omuzlarına döküverdi. masraf. öfkeden ateş saçarak. kalıbına girdiği şahsiyetin yarattığı vehim. peşten notalarla onu adam öldürmeye kışkırtıyor. Elinde tuttuğu bardak yüzünden yerine çok güçlükle döp-dü. Lucie tizden feryatlar koparıyor. göğsünün hareketlerine uyarak. gidelim! İçimdeki bütün ateşler. derhal durumun icaplarını düşündü ve hatıralarının bu uyuşukluğunu kendini zorlayarak sarstı. saadetten mest olarak. iri adımlarla sağa sola gidip geliyordu. Rolün. öyle bir kalabalık var ki!. küçümseyen bir merhametle içinden gülümsüyordu. Halk koridorları doldurmuştu. orta perdeden şarkısını söylüyor. o muhteşem hayatı hayalinde canlandırmaya çalıştı. Düşüncesini bu konudan çelmeye çalışarak. bizzat kendisinin de yaşayabileceği hayatını. Yelpazelerin rüzgârı havayı büsbütün boğucu bir duruma getiriyordu. kesik kesik inip kalkıyor. kızgın kızgın. Yonville'in eski noter kâtibi locaya girdi.» diye düşündü. ceremeyi çekmek gibi laflar homurda-nıyordu. Tenor kendisine bakıyordu muhakkak! İnsan kılığına girmiş aşkmış gibi. soğuk bir şeyin sırtından aşağı aktığını hissedince. Gaz kokusu nefeslere karışıyordu. haykırmak geldi içinden. — Tahmin et bakalım. Emma'ya bir çılgınlık geldi. ıstıraplarının bu kopyasını ancak gözleri oyalamaya yarayan bir plastik fantezi saymak istiyor. o harikulade. Elini bir kişizade teklifsizliğiyle uzattı ve Madame Bo-vary de. devşirecekti. mendiliyle. Fakat. Charles nihayet karısının yanına gelebildi ve nefes nefese: — Neredeyse. başkentten başkente dolaşırdı. kadın. bütün rüyalar senindir!» demek. Perde indi.. dehşet. Tanışırlardı. Adamın İspanyol biçimi kocaman şapkası bir jestle yere düştü ve derhal çalgılarla şarkı söyleyenler gür sesle sextuor'a başladılar. kadife kapı perdesinin altından siyah elbiseli bir adam peyda olunca. tavuslar gibi çığlık kopardı. Edgar. gelemeyecektim! Öyle bir kalabalık. rahibin yarı bas sesi org gibi uğulduyor. onu adama doğru çekiyordu. tazminat. Leon'a! Leon mu? — Ta kendisi! Gelip sana saygılarını sunacak. herhalde tükenmez bir aşkı olmalı. Daha sözlerini yeni bitirmişti ki. hep kendisine bakacaktı. bütün yorgunluklarını ve gururunu paylaşarak. ferahlatıcı bir şeyler getirmek üzere büfeye koştu. yarı açık ağızlarından dökülüyordu. Arthur ayn bir köşede. ona atılan çiçekleri toplayarak.

pek uzun.. Nasıl! Siz burada mısınız? Salondan biri: — Susun! diye bağırdı. Önce. — Ne zamandan beri? — Çıkın dışarı! Çıkın dışarı! Herkes dönmüş onlara bakıyordu.. on para etmezdi. çünkü üçüncü perde başlıyordu. Bovary: — Yoo. pek gizli. Operayı izleyen Charles'a dönerek: — Pek fazla bağırıyor. hemen ertesi gün kalkıp gideceklerini söyledi. dedi. şantözün oyununu da fazla abartmalı buluyordu. omu-zunu bölmeye dayamış duruyordu. kocanın karşısında artık diyecek bir şeyleri kalmadığı için. — Demek Rouen'dasınız. son perdede tamamıyle ha-rikuladeymiş. Bovary sordu: — Rahatsız mı oluyorsun? — Evet. Emma'nın arkasında. Leon da. hastalığından söz edildi. bıyığının ucu yanağına dokundu. öyle mi? — Evet. Üçü birden tiyatrodan çıkıp rıhtımda açık havada. Kadın. Grisi'yi dinlemişti. romlu şerbetini yudum yudum içerken.. ocak karşısında başbaşa kalmalarını ve artık unutmuş olduğu o pek sakin. O zaman Leon. eczacılardaki iskambil oyunlarını. Rü-bini'yi. Charles. MADAME BOVARY 235 müzikten söz etmeye başladı. parlak şöhretine rağmen. konuşma çok geçmeden sona erdi.. sütnineye gidişlerini.. diye devam etti. söze atıldı: — Ama yine. Leon. . Acaba neden geri dönmüştü? Hangi serüvenlerin akışı onu yeniden yolunun üstüne atmıştı? Leon.. Lagardy. Şimdi o. Emma. Fakat o andan sonra. gidelim.— Ah! Günaydın. sevgilim. Emma'dan çok uzaklarda cereyan ediyordu. dedi. Ey güzel melek. Emma'nın omuzları üzerine. Kızın saçları darmadağın olmuş: Sahne pek trajik olacak herhalde. o başka. tiyatrodan çıkıp bir yerlerde dondurma yemek teklifinde bulundu. Paris'te görülen işlerden bambaşka olan muameleleri iyice kavramaktı. Homais ailesini. dediklerine göre. davetliler korosu. Lefrançois ananın durumunu sordu. Leon'un canını sıkmamak maksadıyle. benim Lucie'm havasını hafif sesle veya avaz avaz haykırarak kaldırımdan geçiyorlardı. belki.. biraz. Kendi samimi zevki ile karısının fikirlerine saygı arasında bocalayan Charles: — Evet. dedi. çünkü oyun hoşuma gitmeye başlamıştı. sanki çalgılar daha az ses veriyormuş ve sahnedekiler gerilere gitmiş gibi.Normandiya'da. gayet işlek bir noterlikte iki yıl süreyle çalışmak üzere Rouen'a geldiğini anlattı. Emma artık operayı dinlemez olmuştu. Maksadı. ikide birde kocasırfm sözünü kesiyordu. bu işten anladığını göstermek için.. O zaman Leon. Sonra karısına dönerek: — Eğer yalnız kalmaya razı olursan.. bin bir ihtimamla uzun dantel a şalını koydu. o büyük remajör duettosu. Ashton ile uşağı arasında geçen sahne. Sonra Leon içini çekerek: — O kadar sıcak ki. M. Leon: — Oyun hoşunuza gidiyor mu? derken Emma'nın üzerine o kadar eğildi ki. Persiani'yi. Kadın umursamaz bir eda le: — Doğrusu! hayır! Fazla değil. bir kahvenin camekânı önüne oturdular. kalalım. M.. Şimdiye kadar Tamburini'yi. M. pek tatlı zavallı aşkı hatırlıyordu. — Dayanılmaz derecede! Doğru. Sonra Berthe'i. onların yanında. boğuluyorum. Operadan çıkan kimseler. Fakat Charles. sustular. dedi. burnundan saçları234 MADAME BOVARY na kadar inen ılık nefesin temasıyle zaman zaman ürperdiğini hissediyordu. sonunu görmeden çıktığıma üzülüyorum. Kâtip: — Yakında bir temsil daha verecek zaten. kameriye altında kitap okumalarını. hemen değil. Fakat delilik sahnesi Emma'yı hiç sarmıyordu.

dantelalı bir Parisli kadının yanında olsaydı bu zavallı kâtipçik. hiç şüphesiz. bu hekimciğin karısı önünde.Genç adam. garsonlardan biri sezdirmeden gelip arkalarında durdu. hayli yıpranmıştı. Leon onların peşine takılmış. Saint-Herbland geçidi önünde birbirlerinden ayrıldılar. üstüne başka emeller ve hırslar yığıldı. Emma garip bir tebessümle: — Doğrusu. Le"on. profesörleriyle de arası daha iyiydi. ümidini kaybetmiyordu. değil mi. umarım ki. hanın mutfağına girdi. göz kamaştırdığından peşinen emin olarak. deli dolu insanlarla düşe kalka. geceler insana öğüt verir derler. vakit vakit bize akşam yemeğine de gelirsiniz? 236 MADAME BOVARY Noter kâtibi. dedi. tıpkı korsesinin astarındaki zıh gibi. etrafındaki kağıt paraları korur. çocuk gibi tir tir titrerdi. Katedralde saat on bir buçuğu çalarken. Üniversiteli gençlerin en aklı başında olanıydı: Saçları ne fazla uzun. üç aylık harçlığını ayın birinci günü yeyip bitirmezdi. bilmiyorum ki. çünkü Leon. kesesini çıkardı. sonra Kızıl Haç'a girdiklerini görüRce yüz-geri etmiş ve bütün geceyi bir plan düşünmekle geçirmişti. Beriki dostça bir aldırmazlık hareketi yaptı ve şapkasını alırken: — Anlaştık. Bir uşak: — Monsieur burada yok. bir şahikaydı! O zaman Charles ısrar etti: — Pazar günü dönersin.. İfrata kaçmaya gelince. içinde hayali dallara asılı bir altın yemiş gibi sallanan bir belirsiz vaat vardı. haydi kararını ver! Birazcık olsun hoşuna gideceğini umuyorsan. Zaten utangaçlığı da. noter kâtibi hemen kolunu yakaladı. Nişanları ve arabası olan bir zatın. yanakları solmuş. saat beşe doğru. bunda kusur etmeyeceğini.. ne de fazla kısaydı. Nefse itimat. Bu arada etraftaki masalar boşalıyordu. Bu ona iyi bir alâmet gibi göründü. hafif sesle: — Gerçekten üzüldüm. Fevkalade bir şeydi. Emma onun gelmesinden hiç telaşa düşmedi. Sonra. Bovary. kendilerine refakat eden Leon'a: — Mademki şimdi yine bizim memleketli oldunuz. masaya bıraktığınız para.. Emma'ya sahip olmayı istemenin. Rouen'da. bazen nereye indiklerini söylemediklerinden dolayı kendisinden özür diledi. odasında kitap okurken veya akşamları Luxembourg Bahçesi'nin ıhlamurları altında otururken.. beklenmedik bir ümit kapısı açan bu fırsat karşısında.. fakat burada. bilakis. vaziyete bağlıdır: Binanın asma katında. hukuk tahsil etmekle beraber. diye kekeledi. masanın mermeri üzerine iki beyaz sikke çınlatmayı da unutmadı. manevrayı da değiştirerek. sünepeliği kadar çıtkırıldımlığı yüzünden de. Ertesi gün. Chaumfere'e de oldukça devam etmişti. 238 MADAME BOVARY Gece. dedi. rıhtım üzerinde. Yukarı çıktı. — Öyle ise. fakat Emma için böyle bir zorunluluk olmadığını söyledi. hatta hesaptan başka. Fakat yavaş yavaş bu duygu zayıfladı. buna bir karar vermenin artık zamanı geldi diye düşündü. Paris sokaklarının asfaltını rugan ayakkabısıyle çiğnemeyen herkesi küçümseyerek taşraya dönüyordu. düşün daha. Monsieur ve Madame Bovary'den ayrılırken. Charles bir kez daha kendisinin fazla kalamayacağını. dedi. yarın saat altıda. Çoğu zaman. kendini gayet rahat hissediyordu. böyle yapmakla hata ediyorsun.. meşhur bir doktorun salonunda. dedi. ÜÇÜNCÜ KISIM I M. Leon: .. bundan kendini hep korumuştu. kanun kitabını yere bırakır ve Emma'nın anısı aklına gelirdi. oyunun son parçasında Lagardy'nin başarısını övmeye başladı. orada kendisini kibar tavırlı bulan işçi kızları arasında epey de süksesi olmuştu.. hiçbir şeyin durduramadığı p korkaklara özgü kararlılıkla. altta yaşamaya devam etse bile. Üç yıl süren bir ayrılıkten sonra onu tekrar görünce ihtirası uyandı. vaziyeti kavrayan Charles. dördüncü kattaki gibi konuşulmaz ve zengin bir kadının iffetini. boğazı kurumuş. zaten noterliğin bir işi için Yonville'e gitmek zorunda olduğunu söyledi.

pazenden bir sabahlık giymiş. sanki yalnızlıklarını büsbütün daraltmak ister gibi. Leon. rıhtım boyunca sürükleniyordum. resmin karşısında saatlerce kaldığımı bilirim. — Zannediyorum ki. herhalde Emma'nm hatırına gelmiyordu. Fakat erkeklerin de dertleri vardı.— Ama ben tahmin ettim. bu karşılıklı dert yanmanın artan harareti ile biraz daha coşuyordu. O. tahsili boyunca sıkıntıdan hafakanlar geçirdiğini anlattı. dudaklarında peyda olduğunu hissettiği o dayanılmaz tebessümü göstermesin diye başını çevirdi.. aynaya aksediyordu. — Hayır. her biri. Emma. Ama yine de içini çekti: . devam etti: — Bazen bir tesadüfün sizi karşıma çıkaracağını hayal ediyordum. dedi. annesi ise. duvarın sarı kağıdı yaldızlı bir fon gibiydi. Açık başı. ayak parmaklarını..beyaz ayırma çizgisi ve buklelerinin altından taşan kulak uçlanyle. Sonra. dedi. sözünü kesmeden konuşturmaya kararlı görünüyordu. diye ilave etti.. peşimi bırakmayan musallat fikirden kurtulamayarak. hamal kıyafetine girmiş kadınlarla yediği yemekleri belki hatırlamıyordu. Madame Bovary. kadın değilsiniz ki siz. kalabalığın gürültüsü içine atıyordum kendimi.. Leon: — Çoğu kez. oda ise. Leon da kendisini unutmuş olduğunu söylemedi. Göze girmek için veya kendisini de hüzne düşüren bu melankoliyi safcasına taklit ile. sonra da hepsini yırtıyordum. MADAME BOVARY 239 Emma bir başkasını delicesine sevmiş olduğunu itiraf etmedi.. şu dünyadaki sevgilerin bayağılığı ve kalbin daima gömülü kaldığı ebedi yalnızlık üzerinde uzun uzadıya durdu. terliklerinin fiyongu-na bakıyor. Çözük saçları üstünde unutma beni çiçekleri. derhal. Kollarını kavuşturup başını eğerek. terliklerinin sateni içinde oynatıyordu. aya bakıyordu. zaman zaman. öğleye kadar şehrin bütün otellerini bir bir dolaşıp kendisini aradığını söyledi. Çoğu kez sokağa çıkıyor. — Yok yok. — Nasıl ettiniz? Leon. size mektuplar yazıyor. Usûl onu sinirlendiriyor. genç adam. Emma. bir ince örtünün dalgalandığı bütün kira arabalarının peşi sıra koşuyordum. Beni bir şeyler hep oraya sürüklü-yordu. Emma cevap vermedi. Fakat bazen fikirlerinin eksik kalan ifadesi karşısında duraklıyorlar ve ona tercüman olabilecek bir cümle bulmaya çalışıyorlardı. dedi. ama hata ettim. kolsuz bir elbiseye sarınmış. öyle mi? Emma: — Evet. ufacıktı. asla! Asla! İçlerinde birer damla yaş belirten güzel gözlerini tavana doğru kaldırarak: — Ah bilseniz. Köşe başlarında bazı kadınları size benzetiyor. İnsanın etrafında bin bir gaile varken. Bulvarda. böyle olmayacak zevklere alışması hiç doğru değil. Şehrin gürültüsü oraya kadar pek az geliyordu. — Demek kalmaya karar verdiniz. budalalığını örtbas etmek için. titreyen bir sesle: — O resim biraz size benziyordu. neler hayal ettiğimi! — Ya ben! Ben de çok acı çektim. sabah sabah sevgilisinin şatosuna doğru çayırlardan koşarak gittiği eski randevular da.. saçlarının topuzunu eski bir koltuğun arkalığına dayamıştı. Maskeli balolardan sonra. bitmez tükenmez dertlerimle canınızı sıkıyorum. Her ikisi de ıstıraplarının nedenlerini daha açıkça belirtiyorlar. her mektubunda canını sıkmaktan geri kalmıyordu. bir ilham perisini gösteren bir İtalyan gravürü vardı. Emma gülümsemeye başladı. ortasındaki. Emma: — Affedersiniz. bunun rasgele bir içgüdünün itişiyle olduğunu iddia etti. dedi. hata ediyorum. Arkasında. basma resimler satan bir dükkâncıda. başka sahaları daha cazip buluyor. 240 MADAME BOVARY Emma onu. konuşmaya bazı felsefi düşüncelerle girişildi. konuştukça. kapılarında sizinkini andıran bir şalın. alıp başımı.

— Bilir misiniz . sözünü kesti ve ölmesine ramak kaldığı hastalığından şikâyete başladı. kafalarının içinde bir uğultu . ona hayatı çekip uzatıyor gibi geliyordu. dedi. Emma' nın giydiği elbiseleri. hatta bir gece öldüğü vakit kendisine Emma'dan hatıra kalan kadife çizgili o güzel battaniye içinde defnedilmesini vasiyetnamesine yazmıştı. Leon bekliyordu. üzerine bugün mazilerini ayarladıkları böyle bir ideale göre yaşamış olmak isterlerdi. karşılıklı. — Ya bizim o zavallı kaktüsler ne oldu acaba? — Bu yıl kış hepsini kuruttu.. doğru. çıkmak üzereydiniz. siz hiç buyurun demeden.. Lcon. ne de yanınızdan ayrılmak isteyerek.. Leon derhal mezarın sükûtuna gıpta etti. âdeta rüzgârın çıkıp gökyüzünü bulutlardan temizlemesi gibi bir şey oldu. hemen elin üzerine dudaklarını yapıştırdı. Zaten göz. benim gibi.. gözümde canlandırıyordum. engel atladığından dolayı sevinerek. ben sokakta kalıyordum. ben de. filbahardan beşiği. Sonra. Nihayet Emma cevap verdi: — Ben de bunu sezer gibi olmuştum zaten.takip etmeye cesaret ederek. hafifçe omuz silkerek. hastanede çalışan bir rahibe olmayı ne kadar isterdim. Yatılı okullar. arkanızdan kapanan o kocaman ağır kapının karşısında aptal gibi kalakaldırıldı. — Niçin mi? Tereddüt ediyordu. Bu. Doğru!. Madame Bovary. hatırlanan bütün bu şeyler. diye sordu. ama herhalde hatırlamıyorsunuzdur? — Hatırlıyorum. onu alıp götüren bir his ummanı gibi bir şeydi. benim için. Örneğin.. fazileti. değil mi? Eğer ıstıraplarımız birisine yarayabil-seydi. ne sizi. göz ucuyle Emma' nın çehresini süzdü. bütün evi hatırlıyordu. hatta başınızda küçük mavi çiçekli bir şapka vardı. adımlarımı size uydurmuş.onları ne kadar düşündüm? Çoğu zaman. gözleri yarı kapalı. Emma. — Heyhat! Erkeklere buna benzer kutsi vazifeler verilmiyor. alçak bir sesle vakit vakit: — Evet.— Asıl acınacak şey. ne olduğunu anlayamadığım bir kuvvettiniz. Fakat Emma bu battaniye hikayesine: — Niçin?. sanki sabit gözbebeklerinden.. elimde olmadan yanınız sıra yürüdüm. eldivenlerinizi çıkardığınızı ve tez¦ gâhın üzerinde para saydığınızı görüyordum. devam edin. belki hekimlik. onu dinlerken. camekândan. ve iki çıplak kolunuzun çiçekler arasında dolaştığım görür gibi olurdum. Emma: — Bilmezsiniz. Bakışlarını karartan o kederli düşünce yığını mavi gözlerinden sıyrılıp gitti. vazifeyi ve insanın kendisini sessizce kurban etmesini övmeye başladı. güneş pancurlara vurunca ne halde iseler. doğru!.. sesli bir şey çıkıyormuş gibi. odasının mobilyalarını. hayatımı esir eden. onları öyle. Ölmemiş olması. fakat yine de. İçini çeke çeke kokladıktan sonra da: — O zamanlar siz. dedi. aptallık ettiğimin biraz daha farkına varıyordum. — Çünkü sizi çok sevmiştim! Leon. bir fedakârlık yapmış olmak düşüncesiyle kendimizi teselli ederdik. hiçbir yerde hiçbir meslek göremiyorum. diyordu. kendisi de. Le"on. kiliseler ve büyük metruk konaklarla dolu Beauvoisine mahallesinde değişik saatlerin sekizi çaldığım işittiler. ğuna şaşıyordu. bütün yüzü parladı. Siz bir dükkâna girince.. bir seferinde size gelmiştim... fakat birbirlerine bakarlarken. Emma elini Leon'a uzatarak: — Zavallı dostum. O zaman her ikisi de. Artık konuşmuyorlardı. bir türlü tatmin edemediği. lüzumsuz bir ömrü sürüklemektir. Bununla beraber. eskiden yaz sabahları. hisleri daima çekip uzatan bir hadde aletiydi. zevk ve kederlerini bir tek kelime Me' özetlemiş oldukları o mazideki hayatın ehemmiyetsiz haMADAME BOVARY 241 diselerini birbirlerine anlattılar. kapıyı açtılar. Leon. çünkü her ikisi de. ne yazıktı! Şimdi artık ıstırap çekmezdi. gidiyordum. dedi. son basamakta bulunuyordunuz. sofadaydınız. bu. bu kadar yaşlanmış oldu-.. Madame Tu-vache'ın kapısını çaldınız. — Aşağıda. her an. inanılmaz derecede bir feragat ihtiyacı içindeydi.

Beni hâlâ anlamadınız mı? Hâlâ tahmin etmediniz mi?. Dinleyin beni.. Kendisi daha ilk görüşte onu sevmişti.. siz de onları seveceksiniz. — Ben operayı bile unuttum. İner çıkar pencereden. Emma* nm yüreğine müphem bir korku düştü. sanki vakti öğrenmek istiyormuş gibi. Uzun beyaz kuşağının mavi kenarını elinde kibarca evirip çevirerek. duvar saatine eğilerek: — Aman Allahım. Birbirlerinin elini tutuyorlar ve mazi. Leon: . yarı yarıya karanlığa gömülü. ertesi gün mutlaka kasabaya dönecekti. İndirdiği ince uzun kirpikleri kıvır kıvır oluyordu. kesilen konuşmayı nasıl bağlayacağını düşünüyordu ki. onun titreyen ellerle denediği ürkek okşamaları da hafifçe itiyordu. t_ Emma yerinden kalkarak konsolun üzerindeki iki mumu yaktı. ne kadar geç olmuş. sivri çatılar arasında siyah bir gökyüzü parçası görülüyordu.. Hiçbir erkek kendisine Leon kadar güzel görünmemişti. ö yanağa dudaklarını koymak için âdeta can atıyordu. affedersiniz. — Hayır. hatırlamalar ve hülyalar. dedi. Gece. — Sizi sevdiğim kadar değil! — Çocuksunuz siz! Haydi.. Emma: — Peki? diye cevap verdi.. Lor-meaux.. Emma'nın ne demek istediğini anladı ve şapkasını aramaya başladı. sevecek. ideal varlıkları anlamanın güç olduğunu söyledi. Emma: — Acaba.. duvarlar üzerinde koyulaşıyordu. zaten gidemezsiniz. sonra tekrar oturdu. Beni unutunuz! Sizi başka kadmlau. O zaman. ilave etti: — Yeniden başlamamıza kim engel olabilir ki?. altlarında İspanyolca ve Fransızca izahatla. dedi. hayır. şimdiye kadar hiç kimsenin bana böyle duygular ifade etmemesi nereden geliyor? Noter kâtibi hemen. — Ama sizi tekrar görmem lazım. kansıyle birlikte beni tiyatroya götürecekti güya. Genç adamı MADAME BOVARY 243 yumuşak bakışlarla seyrederken. uslu olalım! Ben böyle istiyorum! Ona sevişmelerinin imkânsızlığını anlattı. Ben çok yaşlandım. tesadüfün lüt-fuyle daha önceden tanışarak. dostum.. eskisi gibi kardeşçe bir dostluk çerçevesi içinde kalmaları lazımdı. mühim bir şey. imkânsız bu! Bilseniz. Yanağının o tatlı derisi —Emma'nın düşüncesine göre— kendisine duyduğu arzu ile kızarıyordu ve kadın. Leon. Leon geri çekilerek: — Ah. Kollarını açarak kendisine doğru ilerleyen Rodolphe'un cüretinden çok daha tehlikeli olan bu utangaçlık karşısında. dedi. Acaba ciddi olarak mı böyle söylüyordu? Baştan'çıkmanın büyüsü ve buna karşı koymanın zorunluluğuna kendini kaptırmış olan Emma da hiç şüphesiz bunun farkında değildi. .... gitti! Zavallı Bovary de beni bunun için burada bırakfaydı! GrandPont sokağındaki M. gelecek. dedi. Hem sonra. her şey bu MB 16 242 MADAME BOVARY vecd halinin tatlılığı içinde birbirine karışıyordu. Halinde nefis bir saflık vardı. Leon: — Ne hülya! diye mırıldandı. hâlâ parlamaktaydı.— Peki? dedi. tadacakları saadeti düşünüyor ve ümitsizliğe düşüyordu. Siz ise çok gençsiniz. çözülmez bağlarla birbirlerine bağlanmış olsalardı.. Emma: — Ben de onu düşündüm bazen. Leon. Artık fırsatı kaçırmıştı. — Ne gibi? — Ciddi. biz hâlâ gevezelik ediyoruz. size diyeceklerim var. Orada.. Nesi Kulesi'ne ait dört sahneyi gösteren dört taşbas-ması resmin kaba renkleri. Le"on: — Sahi mi? dedi. hayır. — Evet.duyuyorlardı..

Kendi kendine: — Nasıl olsa gelecek. elinde baston. Öpücükler çoğaldıkça. yeşil elbisesini giydi.. randevuya gelmeyeceğine dair. Notre-Dame'ın sahanlığına doğru yürüdü. ince çoraplarını. diye düşündü. Eski bir moda mecmuasını okudu. diyordu. Bir kadın için ilk defa çiçek satın alıyordu. mukaddes kaptan daha parıltılı. kendi saadetleri-için. omuzunun üstünden başını uzatarak. Acaba Monsieur. Kavas. kilisenin meraka değer özelliklerini görmek istemezler mi? . O aralık kilisenin kavası. Genç adam bir demet menekşe aldı. Emma ellerini çekti. artık her şey bitmişti. görülmekten korkuyordu. üç adım geriledi. karanfiller. iskarpinlerine. sonra saçlarını kıvırttı ve arkasından da. hep şaka. ıslak yeşilMADAME BOVARY 245 likler ve kuşlara mahsus kedi otları ve kırmızı fare kulaklarıyle yer yer birbirlerinden aralıklı dikilmiş güller. Emma'nın arkasınday-dı. Berberin dokuzu gösteren guguklu saatine bakarak: — Daha pek erken. bir defa daha. Güzel bir yaz sabahıydı. ne kadar levantası varsa hepsini mendiline boşalttı. sonra fikrini değiştirerek: — Ama. belinde kılıç. bir tek defa. soldaki büyük kapının ortasında. Beyaz pantolonunu. hem de birkaç kat cila sürdü.. Sonra titrek bir sesle fısıldadı: — Yarına. Gece. Ertesi gün Leon. boynuna doğru uzandı ve ensesini uzun uzun öptü. Kadın başını eğince. ne yapacağını şaşırıp kaldı. saat on birde. üç sokaktan geçti. dedi. Emma bir baş işaretiyle cevap verdi ve bir kuş gibi. Kuyumcu dükkânlarının camekân-larında gümüş takımlar panldıyordu. Leon'un adresini bilmediği için. çıktı.— Halbuki pekâlâ konuşuyorsunuz işte. Düşündü ve sonra kestirip attı: 244 MADAME BOVARY — Yarın... kararlı adımlarla katedrale daldı. Bununla beraber. katedrale eğri gelen ışık... Emma'nm ellerini yakalayarak: — Orada olacağım. menekşe demetlerini kağıda san-yorlardı. tekrar bozdu. Emma kesik kesik. Ortada çeşme şırıldıyor. Menekşeleri koklarken. kendim veririm eline. yonca yaprağı biçimindeki kuleciklerin arasında. nergisler ve çuha çiçekleri kokuyordu. kıvrak gülüşlerle: — Siz çıldırmışsınız. bir kuş sürüsü fırdolayı dönüp duruyordu. penceresi açık balkonda şarkı mırıldanarak. bağrışmalarla dolup taşan meydanda. — Pekâlâ! Durdu. yeter! Bana acıyın da sizi bir kere daha göreyim. zerafeti daha tabii olsun diye. — Ah. burada olmaz. bir başkasına sunmak istediği bu iltifata sanki kendisi mazhar oluyormuş gibi. Her ikisi de ayakta duruyordu. dans eden Marianne'm altında. eşikte duruyordu. vaktin geldiğini düşündü ve ağır ağır. noter kâtibine. ah. sonu gelmez bir mektup yazdı. kaldırım taşlarını çevreleyen. bir kardinalden daha azametli. Fakat mektubu kapattıktan sonra. Lyon'a yaklaştı ve kilise adamlannın çocuklan soruya çekerken takındıkları yapmacık bir güler yüzlülükle: — Monsieur. göğsü gururla kabardı. LĞon. — Nerede isterseniz. yaseminler. başında tüylü şapkası. Dışarı çıkmak üzere. Bu bakışlarda sadece dondurucu bir haşmet vardı. — Öyleyse. gökyüzünde. gri renkteki taşların kırık yerlerine parıltılar serpiştiriyordu. kadının gözlerinde bir muvafakat ifadesi aradı. birbirlerini görmemeleri lazımdı. başlan açık. yandaki odaya kaçtı. Leon. buralı değiller herhalde. geniş şemsiyeler altında ve kavun yığınları arasında satıcı kadınlar. Leon. dedi. dedi. siz çıldırmışsınız. hep şaka! Yeter. katedralde. bir yaprak sigarası içti.

daha doğrusu. bir siyah kısa pelerin. az sonra gelecekti. kapanan bir parmaklığın yüksek kubbeler altında yankıları devam eden gürültüsü katılıyordu. Dua yerinde bir gümüş lamba yanıyor. Hazreti Meryem hücresine girdi ve bir iskemle üstünde diz çökerek dua etmeye başladı. bu arada. dedi. işi acele sofular gibi. ama. alacalı bir halı gibi seriliyordu. daha ileride. Allanın inayetine mazhar olmak için de. Kubbeli taban. Leon' un tatmadığı bin bir zerafet ve baştan çıkan faziletin o anlatılmaz cazibesi içinde. aşkının itirafını dinlemek için eğiliyor. Andaluzyalı bir markiz gibi kendini duaya kaptırmış görmekten bir başka zevk duydu. Uzun uzun. Emma ortada yoktu. Emma yerinden doğruldu. yüzünü ışığa boğmak için parıldıyor ve buhurdanlar. Leon bir iskemleye oturdu. mavi camları üzerinde kayıkçıların sepetler taşıdığı görülen bir büyük pencereye gözleri ilişti. 246 MADAME BOVARY güzel ve canayakın. Kubbe altlan. onun etrafında. balıkların pullarını ve mintanların iliklerini saydı. iç çekişlerini andıran sesler geliyor. düşüncesi Emma'nın peşinde dolaşıp duruyordu. Emma'nın yüzü solgundu. LĞon'un bu hareketi ona canavarca bir iş. Kavas. hayır! Ve şiddetle elini çekerek. kendini dua etmeye zorluyordu. hemen hemen Allaha küfretmek gibi geliyordu. duvar boyunca yürüyordu. Hayat kendisine hiçbir zaman bu kadar güzel görünmemişti. kilisenin meraka değer hususiyetlerini görmek istemezler mi acaba? Noter kâtibi: — Hayır. Fakat iri taşlar üzerinde bir ipek hışırtısı. mihraba yandan diz bükerek geçip gidiyordu. Tam o sırada kavas hızlı hızlı geldi: MADAME BOVARY 247 — Madame. bir melek gibi güzel kokuların dumanı içinde görünsün diye. bir zangoç. Fakat resimlerin aksi. Bunun üzerine kavas. kilisenin yürek çarpıntısını daha da artıran sessizliğine kulak kabartıyordu. ojivlerin başlangıcı ve renkli büyük camların bir kısmiyle. kilisenin karanlık yerlerinden bazen. Billur avizeler hareketsiz sarkıyordu. Zaman zaman. neyi bulursa ona sarılmak ihtiyacındaydı. bir.. Bu. büyük renkli pencere camları. Le"on. bu sofu kadın fantezisine kızdı. onları meydanın yanındaki methale götürdü ve kendilerine bastonuyle. Evvela kilisenin yan kısımlarını şöyle bir dolaştı. artık gidiyorlardı. mezarlara. üç açık kapıdan. gözlerini mihraptaki dolabın ihtişamıyle dolduruyor. ne de işlemesi olan siyah kaldırım taşlarından büyük bir daireyi göstererek azametle: . Kilise. muazzam bir aşk odası olmaya hazırlanıyordu..Le"on: — Hayır. kalbine gökyüzünden ani bir karar nazil olmasını umarak. volanlı elbisesi. dedi. üstünde ne yazısı. ama sonra onu. çok geçmeden de canı sıkıldı. heykeller. dipte. ciddi adımlarla. malta taşları üzerine. dedi. bir kenarda. incecik fotinleriyle. Döndü. yan hücrelerden. Emma. çünkü Emma bir türlü duanın sonunu getirmiyordu. Emma dua ediyordu. kiliseyi tek başına temaşaya kalkışan bu adama karşı içinden kızıyordu. randevunun ortasında. orada. altın gözlüğü. telaşlı. hızlı hızlı yürüyordu. içi dolu mukaddes kaplara aksediyordu. Leon'a bir kağıt uzatarak: — Okuyunuz. kiliseye dalıyordu. üç muazzam şua halinde. kendisini takibeden bakışları gözetleyerek. Ama yine Emma gelmiyordu. âdeta kendisini soymak. dua okunan yere kadar geldi. mermer kenarda kırılarak. dikkatle baktı. karanlıkta. usulüne uygun olarak. yanmaya hazır duruyordu. büyük vazolarda açmış beyaz çayır çiçeklerinin kokusunu içine çekiyor. Genç adam. Emma: — Neden olmasın? Çünkü sallanmakta olan iffeti yüzünden Hazreti Meryem'e. bunlara. Dışarının bol güneşi. şapka kurdelesi. Emma'ydı! Leon kalktı ve kendisine doğru koştu. Sonra kapıya gelip meydana baktı. herhalde buralı değiller? Madame.

Madame Bovary gözlüğünü eline aldı. Diane de Poitiers'dir. sonra. nereye gidiyoruz? diyordu. güzel Ambroise çanının çevresi. Monsieur. topyekûn bir izah jestiyle kollarını uzattı ve sıra sıra desteğe alınmış yemiş ağaçlarını gösteren bir çiftlik sahibinden daha gururlu: — Bu alelade taşın altında. Leon ise. Mauny baronu. Leon: — Teşekkür ederim. Fakat Leon hızla cebinden bir gümüş para çıkardı ve Em-ma'yı kolundan yakaladı. kavastı. Madame Bo-. onun torunu. Hazreti Meryem'dir. sevinçten ölmüştür. Poitou büyük Mareşali. Fakirlere otuz bin altın ekü dağıtılmasını vasiyet etmiştir. Ebedi kılavuz devam ediyordu: 248 MADAME BOVARY — Onun yanında gördüğünüz şu diz çökmüş ağlayan kadın ise karışıdır. 1566'da ölmüştür. bir kelime bile söylemeye. Calvin'ciler. 25 temmuz 1531'de. — Monsieur! — Ne var? Bu. dedi. Nor-mandiya valisi. dedi. muntaMADAME BOVARY 249 zam aralıklı bir baston takırtısıyle. Altında da. Kavas. — Sağda. Leon cevap vermeksizin hızlı hızlı yürüyordu. âlem. Varrenne ve Brissac beyi Pierre de Bre'ze yatıyor. İşte. iki saatten beri kilisede taş gibi "hareketsiz kalmış olan aşkı. onu bu hale getirdiler. Leon: — Gidelim.— . Leon dudaklarını ısırarak. Bunlar. bir tek harekette bulunmaya kalkış-maksızın. ordre şövalyesi ve dedesi gibi Normandiya valisi olup. Mısır'daki en yüksek ehramdan yalnız dokuz ayak noksan. tekrar Hazreti Meryem'in hücresine gelince.. değil mi? . Breze kontesi. boyuna konuşarak. Uzun bir iç çekme ile: — Bu. katedrale çok iyilik etti. bu zamansız cömertliği anlamayarak. yerinde tepiniyordu. ¦ Leon kiilseden dışarı fırlarken homurdanıyordu: . Louis' nin nazırıydı. şu tarafa dönünüz: İşte Ambroise'ların mezarları. Buradaki. kralın mabeyincisi. kolunda bir çocuk taşıyan kadın ise. mezara inmeye hazır duran bu adam yine aynı şahıstır. Valentinois düşesi. şaşırdı kaldı: — Ama. Emma: — Peki. Geçelim de Gargouille'u gösteren renkli pencere camını görelim. Bütün Avrupa'da bir eşi daha yoktu. Baştan başa dökme demirden.. Maulevrier kontu. koltuğunun altına sıkıştırdığı yirmi kadar ciltsiz kalın kitabı karniyle de destekleyerek getiriyordu.İşte. arkalarında. Şimdi. Hiçliğin bundan daha mükemmel bir timsalini görmek mümkün olamaz. dedi. şimdi de delifişek bir kazancının marifeti ile katedralin tepesine gelip konuvermiş o sipsivri bir kafesi andıran veya ajurlu bir bacaya benzeyen şeyden buhar olup havaya karışacak gibi geldi ona. Emma ile Leon'u içi parmaklıklarla dolu bir hücreye soktu. kitabede de görüldüğü gibi. İkisi de kardinal ve Rouen başpiskoposuydular. gevezelikle kayıtsızlığın bu çifte inadı karşısında cesaretinin tükendiğini hissediyordu. katedralden bahseden eserlerdi. ona bakıyor. Monsenyörün ikametgâhına gitmek için geçtiği kapı. dedi. kral XII. onlardan birkaçını yerinden kaldırdı ve kötü yapılmış bir heykel olması muhtemel bulunan bir nevi külçeyi meydana çıkardı. Leon kaçıyordu.. Tam kırk bin libre geliyordu. âlem!. — Monsieur hata ediyorlar! Yerden itibaren yüksekliği tam dört yüz kırk ayaktır.. Monsen-yörün piskoposluk makamı altına. şaha kalkmış bir atın üzerinde gördüğünüz zırhlara bürünmüş bu asilzade ise. 1499'da doğmuş. çan kulesinin âlemi. bir pazar günü vefat eden Louis de Breze'dir. hareketsiz. Kavas yürümeye başladı. birinin nefes nefese geldiğini duydular. O çanı döken işçi. eskiden İngiltere kralı ve Normandiya dukası Arslan Yürekli Richard'ın mezarını süslüyordu. Hiç durmadan. 16 temmuz 1465 tarihinde Montlhery muharebesinde ölen.. Leon dönüp baktı. zira neredeyse. toprağa gömmüşlerdi. dedi. Breval ve Mont-chauvet beyi. yabancının göreceği daha birçok şey varken. vary parmağını mukaddes suda ıslatırken. Kötülük olsun diye. Monsieur. solda.

Tekrar döndü ve artık niyetsiz ve istikametsiz.. Grande-Chausse ve Elbeuf sokağından geçti ve nebatat bahçesi önünde. gezintiye devam etti. Bazen mahsus duraklar gibi oluyor. Karşı karşıya. mukavemet edilmez bir delil karşısındaymış gibi pes etti. Lescure'e. yük arabalârıyle variller arasında. daha öfkeli: —: Yürüsenize! diye haykırdı. adaların ötesine kadar uzun uzun yol aldı.. güneşte bir aşağı bir yukarı gezindikleri hastane bahçelerini arkada bıraktı. Müşterilerini hangi hareket çılgınlığının böyle durmamacasına yollara düşürdüğünü bir türlü anlayamıyordu. dedi. meşin şapkasını dizleri arasına koydu. arabasını yan yolların ötesine. Napoleon rıhtımını.. Dinanderie sokağına. O zaman. sarmaşıklarla yemyeşil bir taraça üzerinde. Maladrerie sokağına. Le"on. kayıtsız. Cauchoise bulvarını. Gümrük önüne. şehirliler. yorgunluktan ve kederden âdeta ağlamaklı olmuş. Arabacı. Arabacı alnını sildi. ter içinde kalmış iki sıska beygirine şöyle temiz birer kırbaç savuruyordu. kendini inişe bırakarak. Büyük köprü sokağından indi. Emma bu söz üzerine. Hantal araba yola düzüldü. Bouvreuil bulvarından çıktı. nehir kenarına. Fakat. ulu karaağaçlar arasından. Oyssel tarafından. çimenlerin yakınma sürdü. dörtnala şimendifer istasyonuna girdi. sanatlar meydanını. Çocuk. Araba derhal harekete gelerek. bilmem ki. bir sıçrayışta. MADAME BOVARY 251 Limanda. Curandiers rıhtımı ve Meules rıhtımından geçti. sonra Deville yamaçlarına kadar bütün Mont-Riboudet'yi dolaştı. Gaillardbois meydanına. Saint-Vivien. pek yakışıksız olur! Noter kâtibi: — Neden olsun. — Ah! Leon. nünü. köprüyü bir kez daha aştı. dosdoğru gidin! Araba. üçüncü defa olarak durdu.. hep yerinde. Saint-Sever. Araba yeniden harekete geçti. ceza gü-. susuzluktan. Nihayet araba göründü. Saint-Pol'e. Trois -Pipes'e ve Cimetiere Monumental'e uğradı.. Emma'nm tekrar kiliseye girmesinden korkuyordu. kuru taşlar döşeli yedekçi yolundan ilerledi. Sotteville.— Hay budala! Küçük bir çocuk sahanlıkta haylazlık ediyordu: — Git de bana bir araba getir. Araba nehir boyunca. Aynı ses. Saint-Romain. diye bağırdı.. Le*on. Eşikte kalmış olan kavas onlara seslendi: — Hiç olmazsa kuzey kapısından çıkın. hayır. Nazlanıyordu. gitti. fakat derhal arkadan öfkeli haykırmaların yükseldiğini işitiyordu. Champ-de-Mars Meydanı'nı ve siyah ceketli ihtiyarların. bir mezar gibi sımsıkı kapalı ve bir gemi gibi . Rouge-Mare'a. Kral David'i ve cehennemin alevleri içindeki lanetleri görürsünüz. Ama araba bir türlü gelmiyordu. birkaç dakika yalnız kaldılar. sınır taşlarının bulunduğu köşelerde. dirilişi. sokaklarda. Emma'yı arabaya sokarak: — Nereye isterseniz. cennet. dedi. Saint-Nicaise önüne. olur mu. şuraya buraya çarparak. İçeriden gelen bir ses: — Devam ediniz! dedi. vakit vakit meyhanelere ümitsizce bakıyordu. Sonra ciddi bir eda ile: — Biliyor musunuz. doğrusu. birdenbire. Base-Vieille-Tour'a. yeni köprüyü geçti ve Pierre Corneille'in heykeli önünde zınk diye durdu. parmaklıklardan dışarı çıktı ve ağaçlıklı yola gelince. keyfi kaçmış. rasgele. hafif tırısla devam etti. küçük perdeleri inik bir arabanın. ne yapacaklarını biraz şaşırmış. Paris'te olağan bir şey bu. Quatremares. kurşun gibi Quatre-Vents sokağından fırladı. Arabacı: — Monsieur nereye gidecek? diye sordu. La Fayette kavşağından iti250 MADAME BOVARY baren. sarsıntılara aldırmaksızın. Aynı ses: — Hayır. Gargan tepesine. Saint-Maclou.

dedi. çiçek açmış bir kırmızı yonca tarlasına döküldüler. Arabacıyı sıkıştırarak. hem de kapaklı bir tencere ha! Belki bir daha onu kullanamayacağım! Bizim mesleğin nazik işlerinde her şeyin ehemmiyeti MADAME BOVARY 253 vardır. yakıcı alkalileri kilitlediğim anahtarı alarak ha! Oradan yedek bir tencere getirmek ha. git de Capharnaüm'den al diye? — Ne olmuş? Ne var? — Ne mi var? Reçel yapılıyor. gözlerini yumdu ve bayırın altında'açtı. -Bu. iki havan eli arasında yere serilmiş yatıyordu. Bir defa. çöpleri temizlenmiş frenküzümüyle dolu koyu renkte küpler. Eczacı. başını eğiyor. tekrarlıyordu: — Capharnaüm'den ha! Asitleri. parça halinde şekerler. kaptan kaba devretmek. yeniden sarıp sarmalamakla saatleri geçirirdi. diğer yığınları aşıyordu. Elceği-ziyle hazırladığı türlü haplar. Bunlar. âdeta bir tavuğu neşterle parçalamaya benzer. Emma. durmamacasına aynı yerlerden geçmesi gibi taşrada benzeri görülmemiş bir hadiseye afallamış. Nihayet. ta çenelerine kadar çıkan önlükleri ve ellerinde çatallarıyle. bu âdeta bir hâkimin. ayakta. Emma içeriye girdi. hana borcunu ödedi. çünkü reçel kaynatma zamanıydı ve Yonville'de herkes. hem de diyeti olan o korkak uysallığı kendi yüreğinde hissetmeye başlamıştı. hakiki bir mabet sayardı. masada teraziler. Sık sık sık oraya gider. fakat akşama döneceğine söz vermişti. Koridorun kapısını itti. Justin. nihayet kalkıp gitmişti. şuruplar. gün ortasında. Git. herkese açık olan eczanesi nasıl gururunu 'teşhir ettiği bir yerse. Pek acele bir mesele için. Hâlâ anlamadın mı ki. ateşte tencereler arasında. Hiç kimse bu odaya ayak basamazdı. gidiyor. dövülmüş şeker. sünepeliğinden. Kasaba her zamanki gibi sessizdi. Bizimki de. irili ufaklı bütün Homais'leri mutfakta buldu. burası da Homais'nin kendisini bencilce toparlayarak. birçok kadınlarda zinanın hem cezası. Zaten Emma'yı hareket etmeye zorlayan bir şey yoktu. ilaçlar. eldi-vensiz bir el sarı bezden perdelerin altından uzandı ve dışarıya kağıt parçaları attı. her dakika saati ve geçilen kilometreleri sorarak. bir eczanenin kasabalılara ait fırınlara. arabanın gümüş gibi parlayan fenerlerine güneşin tepeden vurduğu bir anda. Charles da kendisini bekliyordu. II Madame Bovary hana varıp da yolcu arabasını göremeyince şaşırdı kaldı. avluda bulduğu iki tekerlekli bir arabaya bindi.Sokak köşelerinde. hemen M. yalnız sevdiği işlerle uğraşmaktan zevk aldığı bîr sığınaktı. Bu kurala o kadar itaat ederdi ki.. buradan çıkar ve eczanenin şöhretini civara yayardı. aynı gün kışlık reçelini hazırladı. beyaz kelebekler gibi. atlarını zaptetti. laboratuvarda capharnaüm'un çivide asılı anahtarını alıyor. menkular. kırlık yerde. ilaç imaline tahsis edilen şeyleri böyle hemen hemen ev işi denebilecek hizmetlerde kullanmaz caiz değildir..bocalaya bocalaya. Süratle bavulunu hazırladı. Kendisini elli üç dakika beklemiş olan Hivert. Nalbantm evi önünde gerine gerine duran Felicit^'yi ta uzaktan tanıdı. Bu nedenle Jus-tin'in sersemliği. şapkasının tülünü indirmiş bir kadın indi ve başını çevirmeksizin yürüdü. fakat şurubu kuvvetli gelmiş ki. bir kamu ihtiyacının ferdi fantezilere gerekli olan üstünlüğüyle. Hivert. aşçı kadın da arabanın vasistasına kadar uzanarak. Burasını basit bir depo değil. rüzgârla etrafa dağıldılar ve az ötede. Madame Homais: . Quincampoix'nin ilk evleri hizasında Kırlangıç'ı yakalamaya muvaffak oldu. içinden. macunlar. . Bu yığın. Arabada bir köşeye oturur oturmaz. tencereler kaynıyor. cesaretlendirerek. hatta Rouen Feneri. bir başka tencere getir diyorum. nerdeyse taşacaklar. Homais'nin -evine gitmeniz lazım. Sonra saat altıya doğru. eczacı ise bağırıyordu: — Kim dedi sana. gözlerini dört açarak bakıyorlardı. ha252 MADAME BOVARY vada tütüp duran küçük pembe kümeler vardı. etiket yapıştırmak. Büyük koltuk devrilmişti. ısrarlı bir tavırla: — Madame. tavan arasında mesleğine ait kap kaçakla eczaların tıklım tıklım doldurduğu küçük bir odaya capharnaüm demek âdetindeydi. araba Beauvpisine mahallesinin daracık bir sokağı önünde durdu. Fakat eczacının dükkânı önünde çok daha geniş bir yığın herkesin hayranlığını çekiyordu. içini de bizzat kendisi süpürürdü. tembelliğinden. her şeyin yeri ayrıdır. ona saygısızlığın son perdesi gibi geliyor ve frenküzümlerinden daha çok kıpjkırmızı kesilerek.

Oh! Çok güzel! Çok güzel! Mükemmel! Resimleri de var! Yok. — Bir dakika! Biliyor musun başına ne gelecekti?. İlme zerre kadar istidadın yok! Bir etiket yapıştırmasını bile zor beceriyorsun! Sonra da. çok daha iyi hareket etmiş olurdum herhalde! Boynuzlu hayvanlara çobanlık etmekten başka bir işe yaramayacaksın.. evimde beyler gibi. köşede hiçbir şey görmedin mi? Söyle. diyordu. kitabı yerden alarak baktı. Devam etti: — Seni adam etmek vazifesini üzerime aldığımdan fena halde pişman olmaya başlıyorum. kendisinden ne istendiğini artık düşünmez olmuştu. ben olmasaydım. yerine koy. Eczacı ise nefes nefese söyleniyordu: — Görüyor musun sana yapılan iyiliklere nasıl mukabele ettiğini! Sana bir baba cömertliğiyle sarf ettiğim dikkat ve ihtimamları bak nasıl mükâfatlandırıyorsun!.. çünkü. cebinden yere bir kitap düşürdü. nasıl söylemeli bilmem. tıpkı fırtınalı günlerde. mavi camdan bir şişe. sonra yanındaki tencereyi alacaksın! Madame Homais. kıyısındaki yosunlardan dibindeki kumlara varıncaya kadar açılıp saçılması gibi. artık sen çok oluyorsun! . Eczacı güdüyordu: — Boşalt şu tencereyi! İçini iyice temizle. giyeceğini. Homais. hükümet bizi yerden yere çalı254 MADAME BOVARY yor. Götür. Latinceden misal getiriyordu. bilmiyorum. sargılan yırtın! Emma: — Ama. mesuliyetim aklıma gelince benim bile ödüm kopar! Çünkü. bir gün toplumun saflannda şerefle yer tutmak olanaklarını sana kim veriyor? Ama bunun için. ağzı bir karış açık kalmıştı. diye kekeledi. hatmiyi yakın. kırın. bunlarla uğraşırken rıe kadar titizlik gösterdiğimi bilmez misin? Ekseriya. Düşün.. Madame Homais'ye dönerek: — Beni çağırmışsınız. bilmiyorsun! Öyle mi? Aman ben biliyorum! Bir şişe görmüşsündür. Eczacı devam etti: — Yahut bir hastayı zehirleyecektin! Ağır Ceza Mahkeme-si'ne gitmemi. sülükleri salıverin. ellerini bitiştirerek: — Yanında ha! dedi..— Sakin ol. bırakın beni.. Hiddetten o kadar köpürmüştü ki. karnını tıka basa doldurarak yaşıyorsun!. dedi. suçlular arasına oturmamı mı istiyordun? Giyotine sürüklenmemi görmek mi istiyordun? Ne yaman alışkanlığım olduğu halde. terbiyeni. karınlarında dayanılmaz sancılar başlamış gibi. redingotuna yapışarak: — Baba! Baba deyip duruyordu. Eczacı: — Hayır. age quod agis. canım... İki kelimeyi birbirinden ayıra ayıra: — Evlilikte. — Ya. dedikleri gibi. Arsenik ha? Hepimizi zehirleyecektin sen! Çocuklar. aman Allahım. Demek o şişeye dokunacaksın. bırakın beni. küreğe asılarak ter dökmek. Şayet bilgisi olsaydı. — Bil. diyordu. burada. ağzından bir söz çıksın! Çocuk: . ondan daha atik davrandı. kederli bir tavırla Emma'nın sözünü kesti: — Ya. bağırıp çağırmaya başladılar. Fabricando fit fa-ber. Athalie de. mirasyediler gibi.. tâbi olduğumuz saçma mevzuat.. MADAME BOVARY 255 Çocuk eğildi.ki? Bir felâket! Sözünü bitiremedi. ağzı balmumuyla kapalı. Fakat Emma. Okyanusun. parçalayın.. Solda. Seni.. üstünde de kendi elimle yazdım-dı: Tehlikeli! Biliyor musun içinde ne olduğunu? Arsenik. ruhunun nesi var nesi yoksa hepsini rasgele dışa döktüğü o buhranlardan birini geçirmekteydi. Vay canına! Vallahi bakkal olsaymışım daha iyyimiş! Haydi bakalım! Hiçbir şeye saygı göstermeyin. Çinceden ve Groenland dilinden de misal getirebilirdi. kavanozlarda hıyar turşusu kurun. ¦ Kadıncağız. aşk. Gözleri faltaşına dönmüş. demişsiniz ki. içinde doğduğun sefalet ve pislikte küflenmeye bırakmış olsaydım vaktiyle. gerçek bir Democles kılıcı gibi tepemizdedir! Emma. üçüncü rafta. avuçlarının nasırlaşması gerek. içinde beyaz bir toz var. Haydi çabuk ol! Justin'i kısacık bez ceketinin yakasından tutup sarsarken. ne olurdun? Ne yapardın? Yemeğini. cevap ver.

Bu aşağılık kitabın çocuklarımın eline geçeceğini. eczaneden çıktı. papazsız can verdiğine yanıyordu. M. Sonra dosdoğru çömezinin karşısına geldi. habere pek üzülmüş olduğunu sanıyor. biliyorum. sevgili karıcığım. Hiç değilse. uçurumun kenarındasın!. Hocais tekrar azarlamalarına başlamıştı. ansızın. akşam yemeğinde. tedbirde pek ileri giderek. Bir çeyrek saat sonra Charles: — Zavallı anneciğim. mizacının kıvamını bulmasını bekleseydin ya. emekli subaylarla bir anma yemeğinden sonra. Yunan biçimindeki takkesiyle yelpazelenerek. Madame. veznine sokmuştu. zira M. hatta öğrenmesi lazımdır da diyebilirim. kendi üzüntüsünü yenerek: — Dün. kafalarını altüst edeceğini. Allahın cezası? Dikkat et. Emma mektubu geri verdi. Artık sakinle-şiyordu. — Yaa! Hepsi bundan ibaret kaldı.. şimdi ne olacak? Emma. Oysa. Zaman zaman. böylece cümle. Charles. yuvarlamış. iyi eğlendin mi bari? MADAME BOVARY . Emma: — Ama. beyin kanamasından ölmüştü.. Bir defasında içini çekti: — Kendisini tekrar görmek isterdim. ellerine geçirip okumadıklarından emin misin? Bana teminat verebilir misin ki?!. yüzü şişmiş. Önce. Kadın yalnız.Madame Homais ilerledi: — Hayır.. iri adımlarla bir aşağı. kocasının dudakları dudaklarına değer değmez. pekâlâ yemeğe başladı. tedbir ve girizgâh. açılmış kitap elinde. Homais'den bu korkunç haberi karısına sindire sindi-re vermesini rica etmişti. karısına yeis dolu gözlerle uzun uzun bakıyordu. iki gün önce. ötekinin hatırası canlandı. Athalie'nin yüzünü gözünü açacağını. Emma' mn hassasiyetini korumak düşüncesiyle. beyninden vurulmuş gibi. Emma'yı öpmek için hafifçe eğildi. Fakat öfke. kocasının Doudeville'de. Eserde öyle ilmi taraflar var ki. konuşması gerektiğini anlayarak: — Kaç yaşındaydı baban? diye sordu. bir yukarı gezindi. biliyorum. başını kaldırarak. Ama yine. ürpererek elini yüzünden geçirdi. — Doğru. annesinin hiçbir duygu yapmacığına başvurmaksızın hadiseyi olduğu gibi anlattığı mektubu gösterdi. kendini de bir şeyler söylememeye zorluyordu. dedi. üzüntüden bitkin. sakın dokunma Çocuklar. sokakta bir kahvenin kapısı önünde ölmesi nedeniyle. Emma. kayınpederiniz öldü! Hakikaten Bovary Efendi. Eczacı. sofradan kalktığı sırada. Fakat Charles'ın üstelemesi üzerine. kendisini beklemekte olan Charles. kollarını kavuşturarak durdu: — Demek hiçbir kötü huyun eksik değil. karşısında kocası. bana bir diyeceğiniz varmış. tafsilât istemekten vazgeçerek. daha sonra! Hiç değilse erkek olmayı. dedi. duyduğu acıyı büsbütün coşturmamak için. elini hiçbir şeye sürmüyordu. karısını böyle sessiz gördükçe. Monsieur? dedi. Sonra. öyle mi. Nihayet. belagatı silip süpürmüştü. gözlerini döndürerek. Charles ona. Charles. Emma kapıyı çalınca. kollarını açarak ilerledi ve ağlamaklı bir sesle: — Ah. bilemeyeceğini gösteren bir jest yaptı. Ama yine de cevap verdi: — Evet. onu törpülemiş. Emma susuyordu.. söyleyeceği cümle üzerinde uzun uzadıya düşünmüş. Eczacı parladı: — Çıkın dışarı! Çocuklar çıktılar. Napoleon'u doğru yoldan ayıracağını hiç düşünmedin mi? Oğlum koskoca adam oldu nerdeyse. Fakat. insanın okuyup öğrenmesinde sakınca yoktur. — Elli sekiz yaşındaydı. resimleri görmek istediler.. âdet yerini bulsun diye iştahı kesilmiş gibi göründü. soluğu kesilmiş. Fakat daha sonra. bir ince üslup ve nezaket şaheseri haline gelmişti. babacan bir tavırla söyleniyordu: 256 MADAME BOVARY — Sanma ki bu kitabın tamamıyle aleyhindeyim! Yazarı hekimdi. dedi.

Leureux.. ıkına sıkma yarım çark etti. açıktan açığa Emma'yı mirastan dolayı tebrik etti. mümkün mü. Yakınlarında Berthe. Ocağın üstünde Leon'un menekşelerine gözü ilişince: — Ne güzel bir buket getirmişsin. Madamın bavullarını getiren Hippolyt'ti. değil mi? Charles. annesinin senet meselesini öğrenmesini istemiyordu. küreğiyle bahçe yollarının kumunu kuruyordu. kendisini rahatsız ediyordu. Bu adamdan nasıl kurtulmalı? Ne sonu gelmez akşamdı bu! Bir afyon buharı gibi. sanki şifa bulmaz beceriksizliğine canlı bir serzeniş gibi. bu manzaranın monotonluğu yüreğindeki acıma duygusunu yavaş yavaş silip süpürüyordu. Dikiş' kutularıyle birlikte dere boyuna gidilip kameriyenin altına oturuldu. uyuşturucu bir şey Emma'yı gevşetiyordu. böyle bir hizmete ihtiyaç olduğunu sanmadığını söyledi. Madame Bovary anne çıkageldi. Emma ise. sadece orada bulunuşunun dahi kendisi için ne kadar zillet verici bir şey olduğunu anlamaz görünüyordu. tam bir sarhoşluk içinde. Charles. Emma. hep birlikte matem meselesini görüşmek icabetti. Emma. Birdenbire tuhafiyeci M.. Daha ertesi gün. babasını düşünüyordu. hiç sesini çıkarmıyordu. sıska. Sofra örtüsü kaldırıldığı zaman. Dükkâncı bu cevaptan hiç alınmadı: — Çok özür dilerim.. kulaklarına kadar kıpkırmızı kesildi: — Evet. ağlamaktan kızarmış gözlerini onlarla serinleterek kokusunu içine çekti. biliyorsunuz. cılız. yemiş ağaçlarından. tahta bacağıyle. döşeme tahtaları üzerinde bir sopanın tok gürültüsünü duydular. karşılıklı ağlaştılar. Emma. dedi. Charles ise. sevgilim?. Emma hiç oralı olmayarak: — Evet. bir hiç. gür kızıl saçlarından ter boşanan biçareye bakarak kendi kendine: — Başına gelenleri unutmuş bile. Pek uzun bir hayıflanma ile her şey siliniyordu. Eski zamanların en kötü günlerini bile özlüyor gibiydi. Bovary yerinden kalkmadı. Paylanmaktan korktuğu için. evet. Bu. üzerinde küçük beyaz önlüğü. daima şöyle böyle. etrafına bez parçaları saçılıyordu. iri bir yaş MB 17 258 MADAME BOVARY damlası burnundan aşağıya iniyor ve ucunda bir an asılı duruyordu. aşkının zaten dışarıdan gelen izlenimlerle kaybolu gidecek olan hatırası bozulmasın diye. Madame Bovary anne. Ana oğul. Ölümüne kadar pek az sevdiğini sandığı bu adama bu kadar muhabbet duymasına hayret ediyordu. bu sefer annesine: — Bir şey değil. Ne yaparsa yapsın. ¦ Bovary. Emma da öyle. âşığıyle birbirlerine yiyecek gibi bakarak. hiçbir şey görmemek istiyordu. Başbaşa kalınca. bavulları yere koymak için. kocasını düşünüyordu. Emma anlayışlı göründü.. Dikiş dikerken. Charles menekşeleri aldı. gözlerini kaldırmaksızm. sonra şundan bundan. dedi. Methalde. hemen çiçekleri elinden çekip aldı ve bir su bardağına koydu. dedi. M.. iki eli ceplerinde duruyor. dedi. Kocasının halini gördükçe. dedi. Ertesi gün. Adam. alçak sesle ilave etti: — Hani şu meseleye dair. makasını şıkırdatıyordu. Kaderin icaplarını göz önünde tutarak. Bir elbisenin astarını söküyor. Fakat kocasıyle kaynanasının orada bulunuşu. kör topal giden sağlığm- . hizmetçilere emir vermek bahanesiyle ortalıktan kayboldu. bugün öğleden sonra satın almıştım. Lheureux'nun çitten içeri girdiğini gördüler. kendilerine bir hizmette bulunup bulunmayacağını öğrenmeye gelmişti. kesesinde ufaklık arayıp duruyordu. eve dair ufak tefek işler. öyle ya. bir dilenci karısından. kenarları şeritli terlikleri ayağında. dedi. Bovary ana. her bakımdan biçare bir adam gibi görünüyordu. yerinden kalktı. O mazi olmuş günün en göze görünmez ayrıntılarını canlandırmaya çalışıyordu. yan yana bulunduklarım düşünüyordu. Telâş içinde karısına döndü: — Acaba. ancak kırk sekiz saat önce. Emma. dünyadan uzak. kendisine hırkalık eden koyu renkte eski redingotu sırtında. hiçbir şey dinlememek. kısacası. mahsulden. Charles. Bu adamcağızın. Kocası ona. özel olarak görüşmek isterdim.257 — Evet. Sonra.

Emma. hafifçe ıslık çalarak. her nevi borca girmek. hizmete amade ve Homais'nin deyimiyle. basiret gibi büyük laflar ediyor ve mütemadiyen verasetin güçlüklerini büyültüyordu.MADAME BOVARY 259 dan söz açtı. İki günden beri sıkıntıdan patlayacak haldeydi! Dükkâncı: — Artık tamamıyle iyileştinîz. Kendisine on iki metrelik siyah bir yünlü gönderecekti. Zaten para konusunda bir münakaşa kapısı açmaya da asla yanaşmadı. Noterlerin kötü bir şöhreti yardır! Belki danışmak gerekecek. Bovary'nin imza ettiği senedi yenilemekten ibaretti. Kumaşı göndermedi.. Emro bizzat Rouen'a gitmeye talip oldu. nekahatinin ilk günlerinde kendisine bir şeyler hikaye etmişti. Rasgele'teknik deyimler kullanıyor. Fakat mektuplaşma yoluyle anlaşmak güç olacaktı. iyi çocuktur doğrusu. Sonra ölçü almaya geldi. Bende Amerikalı gözü vardır. Her ne kadar aramızda bazı çekişmeler olduysa da. tanıdık biri olsa. Guillaumin'den. hiçbir şey anlamıyordu. rica ederim. Karşılıklı bir nezaket ve iltifat yarışıdır başladı. Bereket versin adam. zaten kendisine bir uzlaşma teklif etmeye geldim. Nihayet bir gün kocasına «işleri sevk ve idare etmek. bu kağıdın nereden geldiğini safça sordu. Zavallı kocanızın üzüntüden neler çektiğini gördüm.. Sonunda Emma. Lheureux'un verdiği derslerden faydalanmıştı. Şapkasını gözlerine kadar indirmiş. Sonra. Monsieur. ne gibi çekişmeler olduğunu sordu. pratik sağduyusuyla Bovary'nin gözlerini kamaştırmakta gecikmedi. Fakat kaynanası gider gitmez. Emma. yolculuk çantaları filan gibi. Dükkâncı sustu. Emma' nın bu meseleyi düşündüğü yoktu. Charles siparişlerin geri verilmesini kendisinden gizlemişti. — Üstünüzdeki elbise eve giymeniz için iyi. o zaman da işlerimizi karşılıklı görürdük. ben gideceğim. Bir vekâletname ile mesele halledilir. Acaba bir şeylerden mi şüphe ediyordu?. ama kafası öylesine allak bullaktı ki. diye devam etti. Türlü endişeler içinde bunalıp kalmıştı. tahammül edilmez bir şekilde. sonunda: — Nihayet kendisiyle anlaştık. görülmemiş bir soğukkanlılıkla ilave etti: — Doğrusu. yapma bir isyan edasıyle: — Hayır.. Bovary ana bundan hayrete düştü ve gelininde gördüğü bu mizaç değişmesini. dedi. adamın sözünü kesmeden dinliyordu. Emma. yoksa tasfiye etmek mi icabedeceğini anlamak gerekiyordu. ipotekleri tahkik etmek.. Madamın kendisinden bir şeyler satın almaktan vazgeçemeyeceğini söyledi. Ben bunu içeriye girer girmez hemen farkettim.. başını eğerek: — Ne kadar iyisin. Bu. hiçbir şey hatırlayamıyordu. üzülmesine hiç lüzum yoktu. hastalığı sırasında tutulduğu din duygularına verdi. . sözü dükkândaki mallara getirerek. Ama ziyaretlere gitmek için başka bir tane lazım. bundan ferah ferah bir rob çıkardı. istikbal. Bir tanıdık bulmak için zihnini yoran Charles: — Belki Leon kabul ederse. iki eli arkasında. hele bir sürü sıkıntılı işlerle karşılaşacağı şu günlerde. dedi. nizam. ama. bütün senetleri imza veya ciro eylemek. — M. dedi. çok daha iyi olur. Emma'ya. her seferinde sevimli. bizzat getirdi. müzayede ile satışa çıkarmak mı. Charles. gülümseyerek. pek güvenemiyorum. öyle hareket ederdi. Charles. Charles teşekkür etti. Sonra. — Hatta bunu bir başkasına. Charles. şu sizin arzu ettiğiniz şeyler. dedi.. Senetten asla bahsetmiyordu. örneğin size devretse. her nevi tediyede bulunmak ilah» hususunda umumi bir vekâletname örneği gösterdi. bu işe baş koymuş görünmeye çalışarak ve daima Emma' 260 MADAME BOVARY ya vekâletname hususunda öğütler sokuşturarak türlü bahanelerle tekrar tekrar geldi. Lheureux: — Biliyorsunuz canım. Emma. herkesin düşüncesinin tersine. tam karşıdan bakıyordu. nasıl münasip görürse. Malumat almak. kimse yok. sadece ekmeğine katık bulabilmek için ecel teri döktüğünü anlattı. Kadın ısrar etti.

herkesten uzakta. geri dönüyorlardı. Verev duran uzun halatları sandalın üstüne biraz sürtünen. gemi tezgâhlarında. Katran dumanı ağaçlar arasından dağılıyor. Kayık. ve şiirle dolu bularak. güneşin kızıllığı altında yüzen. sonra ay ışığında. yabancıya iltifat olacağını sanarak..Daha ertesi sabah. . nehirde. yakışıklı bir adanv keyfine payan yoktu. Leon. Ama yine de ayrılmak lazım geldi! Veda. İhtiyar kayıkçı. Rüzgâr. Arkada ise. Saadet içinde kendilerine dünyanın en şahane köşesi görünen bu küçücük yerde. birdenbire meydana çıkıyordu. nefis. sanki tabiat daha önceden mevcut değilmiş. Leon ona sokularak: — Rahatsız mı oldun? dedi. Rouen'a gidip M.. uzun boylu. karanlığa gizlenmiş. Kapısında siyah ağlar asılı duran bir meyhanenin basık salonuna girip oturuyorlardı. yerlerde çiçekler ve sabah olur olmaz getirilen buzlu şerbetlerle yaşadılar. gerçek bir balayı oldu. Pastalar. adalarına ayak basıyorlardı. tabaka tabaka Floransa tuncu gibi karmakarışık dalgalanan. Emma çifte zarf hakkında o kadar açık tavsiyelerde bulundu ki. kayığın bölmesine dayanmış. bize bir şeyler anlat. mavi gökyüzünü. kalafat tokmaklarının gemi karinalarında tınladığı duyulan saatti. kadınlı erkekli bir alay şaklaban vardı kayıkta. Rıhtım üzerinde Boulogne Ote/i'ndeydiler. Ayı melankolik. Bu saat. Gece. Kıvrımları yelpaze gibi genişleyen siyah elbisesi. gözlerini gökyüzüne dikmişti. Ağaçları. Emma. Otlar üzerine uzanıyorlar.» diye bağırıyorlardı galiba. İstrongilos. üstü kapalı bir kayığa biniyorlar. Emma. yük arabalarının takırtısı. Ay. yavaşça: — Kadınsız edemeyen biri olmalı o da. bir metronomun tiktakı gibi sessizlik içinde beliriyordu. L6on'a akıl danışmak için Kırİangıç'a bindi: Orada üç gün kaldı. değil mi? diye sordu. Sonra avuçlarına tükürerek küreklere sarıldı.. Herhalde gecenin serinliği olacak. daha uzun boylu gösteriyordu. bir adaya yemek yemeye gidiyorlardı. pancurlar çekilmiş. Adolphe!. azar azar uzaklaşıyordu. hemen şairanelik etmeye başladılar. Emma şapkasının bağlarını çözüyor. çimeni ilk defa görmüyorlar.. Bazen söğütlerin gölgesi onu bütün bütüne gizliyor. yoktan var olmuş gibi. MADAME BOVARY III 261 Bu üç gün. Leon' un etraftan kanat çırpmalar gibi geçtiğini dinlediği ses titreşimlerini alıp götürüyordu. şampanyalar. Hele bir tanesi vardı. açık bir pancurdan içeriye giriyordu. bir şey değil. Şehrin gürültüleri. Emma son öpücükte: — Bana her şey yolunda diyorsun. Leon mektuplarını Rolet ananın adresine gönderecekti. herhalde bütün bunlara daha evvel hayranlık duymamış olacaklardı. Demir iskarmozlarda dört köşe kürekler ses çıkarıyor ve bu. borulu çalgılarla gelen gürültülü patırtılı. tam karşıda duruyordu. dopdolu. Orada. suyun akışını dallar arasında meltemin esmesini ilk defa işitmiyorlardı. dedi. ellerini bitiştirmiş. iki Robinson gibi. sonuna kadar ömür sürmek istiyorlardı. geçen gün gezdirdiğim bir gruptan kalmış olmalı. Kayıkçı kurdeleyi evirip çevirdikten sonra: — Belki.. kavakların altında öpüşüyorlardı. Akşama doğru. dedi. hiç konuşmadan kalıyorlardı. kapılar kapalı. gemi güvertelerindeki köpeklerin havlaması. adaların kıyısını takip ediyordu. eline kırmızı bir kurdele parçası geçirdi. — Yoo. geniş yağlı damlalar görülüyordu. Ötekiler: «Haydi. hatırlar mısın. hatta Emma şarkı bile söyledi: 262 MADAME BOVARY Bir gece. onu daha ince. Emma ürperdi. Her ikisi de kayığın dibinde. onun yanında. yerde. harikulade geçti. orada. ilâh. Bir defasında ay göründü. Ahenkli ve zayıf sesi sularda kayboluyordu.. küçük bıyıklı. yahut arzularının tatmin edilmesinden beri güzelleşmeye başlamış gibi. rıhtıma bağlı kayıklar arasından geçiyorlardı. sürüklenen dümen küreği suda tatlı şıpırtısını hiç kesmiyordu. Başını kaldırmış. seslerin uğultusu. sulardan kayıyorduk. fakat. krema ve kiraz yiyorlardı. L6on onun bu âşık kadın kurnazlığına bayıldı. pek hazin oldu. Adolphe.

ama. Emma. Ağlaya ağlaya. Zaten bundan şüphesi yoktu. Allaha ısmarladık!. ne de ertesi gün evden çıktı. Hiçbir şey görünmedi. olmuyor. Monsieur. M. Lheureux: «Alt tarafı atla deve değil» diyerek. Seni ne zaman göreceğim bir daha? 264 MADAME BOVARY Ayrılmışlarken dönüp tekrar öpüştüler. Lefrançois ana. ders almam lazım. dedi. Charles'ın kendisini dinlediği bir akşam. Ümit içindeydi. müziğe dehşetli tutkun göründü. o kadar ki. Emma ile ancak gece geç saatlerde. köylerini ziyarete gelen milyonerlerin hissetmesi gereken muzafferane bir gurur ve bencil bir şefkat karışığı bir haz duydu. Fakat. bir halı satın almayı kurdu. farkı kavrayamayan Charles: — Bravo. sokaklardan tek başına eve dönerken aklına geldi: — Niçin bu kadar vekâletname diye tutturuyor? MADAME BOVARY IV 263 Çok geçmeden Leon. da hiç ses çıkarmadan. Emma bu devirde. — Hayır. tahsildar yoktu.. Emma'yı tekrar görmek isteği. kendisini görünce sevinçle çığlıklar kopardı. onun uzakta olmasıyle azalacağına büsbütün arttı. Kendisine para gelecekti. aynı parçaya dört kere yeni baştan başladı ve her defasında çaldığını beğenmedi. Berbat! Parmaklarım durmuş.. Hava sağanaklıydı. küçük salonda yedi. Leon'u görmekten pek memnun göründü. Yemeğini. dükkâncıya iyice dadanmıştı. «gürbüz-leşmiş ve esmerleşmiş» buluyordu. ama yalnızdı. aralarından uzaklaştı ve dosyalan tamamıyle ihmal etti. Perdelerin arasında gölgesini aradı. Gidip hekimin kapısını çaldı. diyordu. çok pahalı! Charles. gelenleri tekrar tekrar okuyordu. arkadaşlarına tepeden bakmaya başladı. Charles ondan bir şeyler daha çalmasını rica etti.. eskiden olduğu gibi. Emma. Emma'ya mektup yazıyordu. çünkü Binet. Emma porteleri şaşırıyor. — Alaha ısmarladık!. diyordu.. — Peki. arzun yerine gelsin diye çalıyorum. bir cumartesi sabahı noterlikten sıvıştı. aptalca sırıtarak: . Dudaklarını ısırdı ve devam etti: — Ders başına yirmi frank. dar yolda— yalnız kalabildi. elbette. o. şimşeklerin parıltısında. Leon. Günde yirmi defa adam gönderip kendisini çağırıyordu. Leon'un kolları arasında kıvranıyordu. birbirine karıştırıyordu. odasına. Nitekim. Hep mektup bekliyordu. Kırlangıç'ı beklemekten usanmış. yemeğini bir saat erkene almıştı. Mutfakta ışık yanıyordu. Lheureux'un ucuzluğunu methettiği geniş yollu bir çift sarı perde aldı. . olmuyor. Oysa Artemise. bahçenin arkasındaki dar yolda —tıpkı ötekiyle olduğu gibi.. Ayrılık tahammül edilmez bir hale geliyordu. Sonra birdenbire keserek: — Hayır. Leon nihayet kararını verdi. arada piyanoyu birazcık unuttuğunu itiraf etti. onu «uzamış ve incelmiş» buldu. Rolet ananın neden her gün öğle yemeğini Emma'larda yediği ve ayrıca kendisine özel ziyaretlerde bulunduğu da bir türlü anlaşılmıyordu. Halbuki. M.— Elbette. şemsiye altında konuşuyorlardı. Emma: — Ölmek daha iyi. Charles. yani kış başlangıcında. Madame odasındaydı. işini gücünü bırakıp geliyordu. her çareye başvurarak hiç değilse haftada bir defa devamlı olarak serbestçe buluşmak fırsatını elde edeceğini vaadetti. Emma'nın evinin etrafında dolaşmaya gitti. ancak bir çeyrek saat sonra aşağı indi. fakat ne o akşam. şimdi artık akşam yemeğini tam saat beşte yiyor ve yine de ihtiyar hırtlambanın geç kaldığım sık sık söylemekten geri kalmıyordu. Çok güzel! Beğenmemekte haksızsın! Devam et. kendisine bir tane tedarik etmeyi nezaketle üzerine aldı. Ertesi gün. Bayırın üstüne varıp da vadide rüzgârla dönen teneke bay-rağıyle çan kulesini görünce. Arzusunun ve hatıralarının bütün kuvvetiyle onu hayalinde canlandırıyordu.

belki zamanımız için biraz yenidir. yol kenarında. sarı bir su ile dolu iki uzun hendeğin arasında. arada sırada bir ders alırsın. Hatta bazıları o sırada henüz yatakta oluyor. kendisini ziyarete gelenlere müziği bıraktığını. bir yukarı dolaşıyor. Emma mutfakta yalnız kalıyordu. Gururunu o kadar okşamış olan bu zavallı piyanonun evinden gidişini görmek. bana kalırsa daha ucuz bir şeyler bulunur belki. Hizmetçi kadın. Emma: — Ama dersler ancak arka arkaya olursa fayda verir. Madamı piyanoya teşvik ederseniz. Bovary'nin nazarında. piyanoda bir hayli ilerlediği kanaatına varıldı. • Charles böylece bir defa daha piyano meselesini açtı. alt tarafı bizi iflas ettirmez. sonra bir karaağaç.. asıl anneler çocuklarını yetiştirmelidir. sonra yerinden iniyor. ters ters. Emma yolu baştanbaşa ezber biliyordu. Araba yürüyor. Herkes kendisini ayıplıyordu ve bilhassa eczacı: — Yaptığınız doğru değil. âşığını görmek iznini kocasından koparmış oldu. Emma potinlerinin tabanıyle avlunun kaldırım taşlarını dövüyordu. dedi. annenin yavrusunu emzirmesi gibi. pencerenin önüne geliyor. Ama yine. Madame üşümesin diye külleri eşeleyip korları meydana çıkarıyordu. Hivert. eczacının pancurları kapalı evindeki tabelanın büyük harfleri. şafağın solgun rengi içinde seçilmeye başlıyordu. İşte orada. Hivert bağırıyor. arabanın gelişini ayakta gözetleyen yolcuları alıyordu. Bazen. düşünün. günün birinde mutlaka zafere ulaşacaktır. Emma yataktan kalkıyor. çağırıyor. Kırlangıç. daha sonraları çocuğunuzun müzik terbiyesi daha az masrafa malolur. gocuğunu giydikten.. eve döndüğü zaman Emma'yı kurnaz bir bakışla süzdü ve nihayet şunu ağzından kaçırdı: — Bazen çok inadın tutuyor! Bugün Barfeuchers'deydim. Ne kadar yazık olmuştu! İnsanın bu kadar kabiliyeti olunca! Bunları Bovary'e de söylediler. arabayı bekletiyorlardı. Bana kalırsa. Fakat (Bovary şayet oradaysa). gidip kapıları yumrukluyordu. Artemise esneyerek ona kapıyı açıyordu. bu. doğru. yol. atları arabaya koşuyor. Bu. Rousseau'nun fikridir. Tabiatın melekelerini hiçbir zaman bakımsız bırakmamalı. Geleceklerini bir gün önceden haber vermiş olanlar. Emma böylece. Neden bu kadar erken hazırlandığını diline dolama-ması için Charles'ı uyandırmaktan çekiniyordu. Zaten. diye içini çekmeye başladı. Ama yine de arabanın dört kanepesi yolcu ile doluyordu. arabanın sürücü yerine rahatça yerleşiyordu. avluların çitleri önünde. aşı gibi. küfrediyor.. 266 MADAME BOVARY V Perşembe günüydü. bir otlaktan sonra bir direk. fakat ün salmamış sanatkârlar da vardır. hafif tırısla yola çıkıyor. meydana bakıyordu. pamuklu gecelik takkesiyle başını bir delikten uzatan Lefrançois ananın verdiği siparişleri ve bir başkasının zihnini mutlaka allak bullak edecek olan izahatlarını dinliyordu. bir aşağı. — İstersen. acele etmeksizin. aynı zamanda. Madame Liegard. Herkes ona acıyordu. Sabahın ilk aydınlığı pazar yerinin sütunları arasında geziniyor. MADAME BOVARY 265 Ertesi gün Charles. Emma.— Evet. bir ambar veya yol amelesi kulübesi geleceğini önceden kestiriyordu. kendi kendini . Saat yediyi çeyrek geçe olunca Emma. sessizce giyiniyordu. hem de usta bir öğretmenden piyano dersi aldıklarını söyledi! Emma omuz silkti ve piyanosuna bir daha el sürmedi. nihayet çorbasını içtikten. piyanosunun yanından ne zaman geçse: — Ah zavallı piyanocuğum.. elma ağaçları bir dizi halinde birbirini takibedi-yor. Emma. üç çeyrek fersah boyunca yer yer durarak. Hatta bir ay sonra. dedi. dostum. Arada sırada dışarı çıkıyordu. haftada bir defa şehre inmek. Hivert. fakat eminim. Sonra. karısının bir parçasının tarife sığmaz intihan gibiydi. Biraz pahalı. dedi. ufka doğru daralarak uzanıp gidiyordu. dedi. Emma: — Bul da göreyim. zira meşhurlardan çok daha değerli olan. Misericorde'da okuyan üç kızının ders başına iki buçuk frank Vererek. piyanoyu satmanın daha iyi olacağını söyledi. bazı zaruretler yüzünden yeniden başlayamadığını söylemekten geri kalmıyordu. diyordu. piposunu yakıp kamçısını eline aldıktan sonra. Altın Arslan'a gidiyor.

Nationale sokağının altına. içeri giriyordu. Meltemi içine çekerek. Fabrikaların bacaları. O ne sarılıp öpüşmeydi! Öpücüklerden sonra sözler yağıyordu. kapıyı açıyor. Dökümhanelerin uğultu-suyle birlikte. Bulvarların yaprağı dökülmüş ağaçları. zemin. adalar. pembe renkte iki iri deniz kabuğu duruyordu. meyhaneler ve yosmalar mahallesiydi. mektuplar yüzünden çektikleri endişeyi anlatıyorlardı. solgun gökyüzünün kararsız alt çizgisine dokunacak kadar yükseliyordu.şaşırtmak için gözlerini kapadığı oluyor. sokak başlarında. şapkasından taşan kıvırcık saçlarından onu tanıyordu. mahallelerin yüksekliğine göre. sis altından yükselen kiliselerin berrak çan sesleri duyuluyordu. şalını düzeltiyor ve yirmi adım ötede Kırlangıç'tan iniyordu. Aşkı bu genişlik karşısında büyüyor. gözleri yerde. yüksek bir kameriye. Hivert yoldaki yük arabalarına uzaktan sesleniyor. uzun uzun. ayak bastığı bir Babil gibi seriliyordu. sanki hep beraber ona. birer ucu uçup giden koyu renkte muazzam duman bulutları savuruyordu. Yatakları. Basamak basamak alçalan sise gömülmüş şehir. İç gümrük parmaklığı önünde araba duruyordu. su üstünde durakalmış siyah balıklara benziyordu. Emma tahta meslerini çıkarıyor. Bazen rüzgâr çıkıyor. kalçalarına dayalı sepetler taşıyan kadınlar. Sonra. kendisine kadar yükselen o belirsiz uğultulu gürültüyle doluyordu. Kırlangıç bahçeler arasından kayıyordu. kalbi kabardıkça kabarıyordu. kendilerinde hayal ettiği ihtirasların buharını püskürtüyor-muş gibi. tıpkı falezlere sessizce çarpıp kırılan havai dalgalar gibi. . kayık biçiminde. tuğladan evler sıklaşıyor. Emma. gözleri önüne uçsuz bucaksız bir başkent gibi. önsezişlerini. eğriliğini daha da yuvarlaklaştırıyordu. Böyle yukardan görülünce. Her taraf absent. Önlüklü hademeler. yeşil fidanların arasındaki iri kaldırım taşları üzerine kum döküyorlardı. delişmen süsleri ve sakin aydınlığı ile bu ılık daire. şamdanların arasında.Ekseriya. başlarında Yunan bici268 MADAME BOVARY mi takkeleriyle çıraklar dükkânların camekânını siliyorlar. zaman zaman tiz perdeden bağırıyorlardı. tekerleklerin altında tınlıyordu. Emma otele kadar onun peşinden gidiyordu. O. Aralıklardan heykeller. büyük bir karyolaydı. Leon yukarı çıkıyor. Tavandan inen kırmızı Şam işi perdeler. çok aşağıda. kan ter içinde.. Ama artık her şey unutuluyordu. kulağa yapıştırılınca denizin gürültüsü duyulan. yeşil tepelerin eteğinde. dünyada hiç bir şey. içeriye güneş girdi mi. bu kıpkırmızı renkle kesişen siyah saçlı başı ve beyaz cildi kadar güzel olamazdı. demir atmış gemiler bir köşede birbiri üzerine yığılıyordu. MADAME BOVARY 267 Nihayet. maundan. geniş başucu hizasında toparlanıyordu. bir salıncak görülüyordu. nehir. Taşlar çamurun altında gıcırdıyor. Bu tortop olmuş varlıklar Emma'ya baş dönmesi veriyor. oradaki çeşmenin yanına çıkıyordu.. sokaklarda tekrar dışarıya boşaltıyor ve eski Norman-diya beldesi. şehvetli gülüşmeler ve sevgi dolu hitaplarla. Çubuklar ok biçiminde nihayetleniyor. ihtirasın mahremiyetleri için âdeta biçilmiş kaftandı. . yolcu arabası sallanıyor. Şöminenin üstünde. O sırada şehir uyanmaya başlıyor. değişik değişik parlıyordu. yaya kaldırımı üzerinde yürümesine devam ediyordu. küçük aile arabalarında bayır aşağı telaşsızca iniyorlardı. Arabanın üç beygiri dörtnala gidiyordu. geceyi Bois-Guillaume'da geçirmiş olan şehirliler ise. birdenbire şehir meydana çıkıyordu. Göze batmayan halısı. evlerin arasında mor çalılıklara benziyor. her sefer en kısa yolu tutmuyordu. yeknesak bir yayılışla. Emma' nm bir utanç jestiyle yüzünü elleriyle gizleyerek çıplak kollarını kavuşturduğu zaman. Sonra kır. peyzajın baştan başa resim gibi hareketsiz bir hali vardı. bu gürültüyü meydanlarda. sokağı dönüyordu. bakır kancalar ve ocaktaki kenar tutamaklarının iri yuvarlakları ışıl ışıl parlıyordu. orada nabızları atan yüz yirmi bin insan. başka eldivenler takıyor. Saint-Catherine tepesine götürüyordu. duvarlara sürtüne sürtüne. fakat daha ne kadar mesafe kaldığını kestirme hassasını asla kaybetmiyordu. bulutları. köprülerin ötesinde belli belirsiz genişliyordu. yanından sallana sallana dekor taşıyan bir at arabası geçiyordu. Burası tiyatro. uzakta. budanmış porsuk fidanları. inik siyah peçesinin altında keyifle gülümseyerek yürüyordu. karşı karşıya birbirlerine bakıyorlardı. yaprak sigarası ve istiridye kokuyordu. iki eliyle tutunduğu pencereden sarkıyordu. Karanlık ve daracık sokaklara dalıyor. Birbirlerine haftanın üzüntülerini. Leon. gezinti yerlerinde. yağmurdan ıslanmış çatılar. Emma. Görülmekten korktuğu için.

sevkitabiiler ve hatıralar canlandırıyordu. hasılı gerçek bir metres değil miydi? Emma kâh mistik. bacakları kısa kaldığı için havada sallanıyor ve minimini terlik. kâh geveze. Leon. Ona bakarak. tekrarlayıp duruyorlardı. . «Al-laha ısmarladık!» diyerek acele ile alnından öpüyor ve merdivenlere atılıyordu. Sonra kalkıp gidiyordu! Sokaklardan geçiyor. sarhoşluktan nefesi tıkanmış gibi mırıldanıyordu: — Ah. Hatta Emma tutturarak. iki ebedi genç evli gibi. Emma ona eğiliyor. Sabahleyin kanepe altına gizlemiş olduğu tahta kunduralarını giyiyor. çocuk. ve karşıda. yaldızlı bir gırlanta altında kollarını cilve ile geren tunçtan bir cupidon heykelciği vardı. fakat ayrılmak zamanı gelince. kâh öfkeli. Şampanyanın köpüğü incecik bardaktan parmaklarındaki yüzüklere döküldüğü vakit de çapkınca fıkır fıkır gülüyordu. Emma.Birazcık solmuş ihtişamına rağmen.. — Perşembeye!. renksiz suratlı erkeklerle kıyafetleri eskimiş kadınların kulis kapısından içeriye girdiklerini görüyordu. bana çok iyi geliyor. Emma'mn bir perşembe önce duMADAME BOVARY 269 var saatinin altında unuttuğu firketeler meydana çıkıyordu. Kızıl-Haç'a varıyordu. 270 MADAME BOVARY Ona çocuk diyordu: — Seviyor musun beni. Bizim odamız. Her dönemeçte. Başını mıncıklayan o yağlı eller ve demir maşaların kokusu çok çabuk onu sersemletiyor. Emma birdenbire onun başını iki eli arasına alıyor. bütün dramların kahramanı. kımıldama! Söz söyleme! Bak bana! Gözlerinden öyle tatlı bir şeyler çıkıyor ki. saçlarını düzeltirken. neşeyle dolu bu oda-cığı ne kadar seviyorlardı! Bütün eşyasını her zaman yerli yerinde buluyorlardı. kendilerini. Zaten. fakat her şeyden önce o. Ocak başında. evli bir kadın. konçsuz olduğundan. saç örgülerini düzelttirmeye gidiyordu. Ortalığı karanlık basıyor. yerine kuruluyordu. şehrin birbirine karışmış evler üzerinde geniş ve aydınlık bir buhar tabakasını andıran bütün ışıkları biraz daha fazla görülüyordu.. Comedie sokanına. dükkândaki havagazı lambası yakılıyordu. kâh uyuşuk. kendi ruhunun Emma'ya doğru akıp başının çevresine bir dalga gibi yayıldığını ve göğsünün beyazlığına-kapılıp aşağı indiğini zannediyordu. eski şato sahibelerinin uzun korsajını onda görüyordu. Bütün romanların seven kadını. ona ekseriya maskeli balo bileti teklif ediyordu. Ruhunun coşkunluklarını ve etekliğinin dantellerini hayranlıkla seyrediyordu. Böyle bir konuşma inceliğine. kadın zarafetinin o anlatılmaz nefasetini ilk kez tadıyordu. her şey onlara asık suratlı görünüyordu. bizim halımız. pelesenk ağacı kakmalı bir orta masasında yemek yiyorlardı. bütün şiir kitaplarının belirsiz sevgilisi o idi.Berber. Emma'mn önünde yere oturuyor. Emma da üstüne geçirilen sabahlığın altında hemen uyumaya başlıyordu. Dudaklarının Leon'un ağzına hücumu yüzünden cevabını duyamıyordu. Emma cilveli cilveli diller dökerek yemeği parçalara ayırıyor ve Leon'un tabağına koyuyordu. iki dirseği dizlerinde. horul horul yanıyordu. Birbirlerinin karşısında hareketsiz. Bunların bazıları tepenin eteğinde iniyorlardı. berbere. böyle bir giyinip kuşanma hayasına. başını uzatmış. Hamamda odalık 'in kehribar rengini onun omuzlarında buluyor. perukalarla pomatlar arasında.. sabırsızlık gösteren yolcular arasında. Emma minderin üstünde diz çöküyor. pembe satenden. Leon'a hediye ettirdiği terliklere benim terliklerim diyordu. bu mahmur kumru hallerine hiç rastlamamıştı. gülümseyerek ona dalıyordu. bizim koltuklarımız diyorlardı. çıplak ayağının yalnız parmaklarına takılı duruyordu. Âşığının dizlerine oturduğu zaman. Leon. Perşembeye!. kâh sessiz. kibar muhitten bir kadın. Barcelone'un solgun kadını'üa da benziyordu. Bu fazla basık küçük dükkânda hava çojk sıcak oluyordu. Bu. Masa saatinin üstünde. Tiyatroda oyuncuları temsile çağıran çıngırak sesini duyuyordu. Me-lek'ti! Ona bakarken. hayatlarının sonuna kadar yaşayacakları kendi hususi evlerinde sanıyorlardı. Soba. bazen. Emma arabada yalnız kalıyordu. Birbirlerine sahip olmaktan öylesine coşuyorlardı ki. ekseriya. kâh neşeli. kenarları beyaz tüylü bir çift terlikti. kaç defa kahkaha ile gülmüşlerdi. keyif hallerinin çeşitliliği ile onda bin bir arzu uyandırıyor.

O tarafının etleri kırmızı parçalarla lime lime olmuştu. ruhu sanki ölümün pençesinde. güneşten. Arabaların peşinden giderken. güzel bir günün sıcaklığı Küçük kıza aşkı hayal ettirir. Tekrar saadete kavuşmanın sabırsızlığı içinde. nihayet uykuya dalıyorlardı. karanlıkta. kimisinin başı öne eğik. Hıçkırıyor. bir şarkı tutturuyordu: Çoğu zaman. diyordu. aldırmıyordu. Hivert adamla şakalaşıyordu. sessizce etrafında dö-neniyordu. Siyah burun delikleri titremelerle soluyordu. Ona Saint-Romain panayırında bir baraka tutmasını salık veriyor. araba hareket halindeyken. gülerek dostunun hatırını soruyordu. o zaman mavimtırak gözbebekleri fıldır fıldır dönerek. Kamçının ucu yaraların üzerine iniyor. bir çığlık kopararak geri çekiliyordu. Fakat Hivert. kan içinde iki boş göz çukuru görülüyordu. basamakta tutunmaya çalışıyordu. o açık yaraların kenarına çarpıyordu. hızla ansızın pencereden içeriye dalıyor.gözleri bu parıltıya dalıyordu. kahverengi pamuklu perdelerden içeriye sızıyor ve bütün bu hareketsiz insanların üzerine kanla karışık gölgeler konduruyordu. yolcu arabalarının ortasında. ani bir hülyanın sayısız ipliklerine dolanmış gibi. arabada muvazenenin bozulduğunu farkedince. kederden sarhoş olmuş. yandakinin omuzuna yaslanarak. şakaklara doğru. ona tatlı sözler ve rüzgârda kaybolan öpücükler gönderiyordu. Tepede. beygirlerin sağrısı üzerinde sallanan fenerin ışığı. kimisinin ağzi açık. nihayet teşrif ediyordu! Kızını. adamın şapkası. Malum hayallerle alevlenen bu hırçın arzu. tamam artık. aptal aptal gülerek. hasta olup olmadığını soruyordu. yahut. Geri kalanında kuşlardan. çamura yuvarlanıyordu. Emma. âdeta zorla öpüyordu. Kadın. -•— Ama sen bir tuhafsın bu akşam! — Bir şeyim yok! Bir şeyim yok! Bazı günler. Madame. elleri sarkmış. Emma'yı perişan ediyordu. daha ertesi günler ise berbat geliyordu. Konuşmak istedi mi. gözleri açık. yatağı açıyordu. Emma'ya ertesi gün pek kötü. Atların çıngırak sesi. evde onun gelişini bekliyordu. onu solgun görünce. başını geri atıyordu. öbür eliyle. hepsi de arabanın sallantısına göre sallanarak. diyordu. Orada bulunan Justin. kör de bir uluma kopararak. Kırlangıç. Uçuruma dalan bir bora gibi kalbinin derinliklerine iniyor ve onu uçsuz bucaksız melankoli iklimlerine sürüklüyofdu. gözkapaklarının yerinde. Çünkü çocuk. ta burnuna kadar yeşil uyuz pıhtıları halinde donup kalmıştı. L6on'un ateşliliği ise. Bazen. eve döner dönmez hemen odasına çıktığı oluyordu. gelen bir şey vardı ki. hayranlık ve minnet coşkunluğuna bürünüyordu. Leon'u çağırıyor. git bakalım. kamçısını şaklatıp köre yapıştırıyordu. başı açık. Bu kadına artık ses çıkarmak yoktu. geceliğini ortaya çıkarıyor. Charles. Yemek hazır değilse. Başlangıçta zayıf ve iniltili sesi gitgide tizleşiyordu. perşembe günleri daima geç geliyordu. ayaklarının gittikçe daha fazla üşüdüğünü hissediyordu. başında kunduz postundan ortası çökmüş eski bir kasket. belirsiz bir sıkıntının anlaşılmaz feryadı gibi sürükleniyordu. Ekseriya. kasketini çıkaMADAME BOVARY 271 rınca.. yahut kollarını kayışa geçirerek. tekerleklerin sıçrattığı çamurlar arasında. bu seste öyle uzaklardan. kendisine hizmet etmek hususunda bir oda hizmetçisinden daha becerikli. fakat. Kibritleri. Bir yığın paçavra omuzlarını örtüyor. Dışarıda. vü272 MADAME BOVARY cudu titremeler içinde. leğen gibi yüzünü örtüyordu. kendisi de. Emma gösterişsiz ve kendi içine dönük olarak bu aşkın tadını . Leon'un okşamalarıyle rahatça patlak veriyordu. Buralardan sızan sıvılar. Emma: — Hayır. Sonra Kırlangıç'm yolcuları. mumu. ancak yedinci gün. elinde sopasıyle serseri serseri dolaşan bir adamcağız vardı. olduğu yerde kalakalıyordu. Bu ses. Aşçı kadını mazur görüyordu. ağaçların fısıltısı ve boş arabanın kof gürültüsü arasında. birdenbire Emma'nın arkasında peyda oluyordu. dallarla yapraklardan bahis vardı. Ekseriya kocası. kitabı getirip yerli yerine koyuyor. Emma: — Haydi.

Charles. melankolik seslerin tatlılığı ile ona: — Ah. Charles fanilerin en bahtiyarı olmuştu. damdan düşercesine: — Sana ders veren Matmazel Lempereur değil mi? diye sordu. hepiniz hainsiniz! Bir gün. ortaya yıldırım düşmesi gibi bir şey oldu. ama bugün kendisini Madam Liegard'larda gördüm. Bununla beraber. tabii bir eda ile: — Ah. ertesi cuma. arkasından da hemen: «Seni sevdiğim gibi değil» dedi. dedi. orada olsaydık ne güzel yaşardık. Ben çılgının biriyim: Öp beni! Kocasına her zamankinden daha sevimli davranıyordu. kağıtları altüst etti ve sonunda öyle perişan bir hale geldi ki. dönüşünün acılığını çoğaltıyordu. Ama bir akşam. Ama yine Emma. Charles o adi makbuzlar için bu kadar kendini zorlaniamasını söyledi. Kendisini oda uşağı olarak almasını yalvarmakla onda bu hevesi uyandıran. Yazı masasına gitti. Emma. — Deniz albayıydı. ille bulacağım. Evleneceksin! Sen de ötekiler gibi yapacaksın! L6on soruyordu: — Kim o ötekiler? — Erkekler. Nitekim. — Evet. ismimi unutmuş olmalı. Paris'ten söz açtıkları zaman. nişanlara ve unvanlara imrendi.Ah. Ekseriya. Leon'dan önce birini sevdiğini söyleyiverdi. Bütün bunlar herhalde onun pek hoşuna gitmişti. Bu. diyordu. Justin'di. mutluyuz elbette. aralarında hiçbir şey geçmediğine dair kızının başı üzerine yemin etti. Genç adam. her nevi soruşturmanın önünü almak. Emma'ya inandı. elini saçları üzerinde gezdirerek. canım. Kağıdı aldı ve okudu: . bununla beraber. sonunda Emma hep: —. herhalde. — Evet. işi felsefeye dökerek. Genç adam. aynı zamanda savaşa düşkün bir mizaç sahibi ve iltifatlara alışmış biri olması gereken böyle bir adamı güya büyülemiş olmakla kendine yüksek bir paye vermek için değil miydi? Noter kâtibi o zaman kendi mevkiinin ne kadar aşağı olduğunu anladı. Sonra. tatlı bir sesle: — O halde mutlu değil miyiz? derdi. MB 18 274 MADAME BOVARY Bu. yemekten sonra piyanoda valsler çalıyordu. Emma da endişesiz yaşıyordu. müsrifliklerine bakarak zaten bunu anlamıştı. dostum. elbiselerinin saklandığı karanlık odada ayağına çizme giyerken. onu baygın baygın iterek: — Siz erkekler. yahut çok zorlu bir dertleşme ihtiyacına kendini kaptırarak) eskiden. Ekseriya. diyordu. ötekinin ne iş yaptığım sormaktan geri kalmadı. — Mümkün! Sonra canlanarak: — Ama bende makbuzları var. bu dünyadaki hayal kırıkMADAME BOVARY 273 lıklarından bahsederlerken. meşinle çorabı arasında bir yaprak kağıt sıkıştığını hissetti. onu sevgisinin bütün ustalıklarıyle besliyor ve bir gün kaybolup gitmesi korkusuyle titriyordu. konçlan devrik çizmeli bir seyisin sürdüğü iki tekerlekli mavi bir arabaya sahip olmak arzusundan hiç söz etmiyordu. — Peki. Emma (ya kıskançlığını denemek için. bütün çekmeceleri karıştırdı. acayipliklerinin birçoğundan. örneğin kendisini Ruen'a getirmek için bir ingiliz atı koşulmuş. Ona senden bahsettim: Seni hiç tanımıyor. ona fıstıklı kremalar yapıyor.çıkarıyor. Her ne kadar bu mahrumiyet her randevuya gelişinin zevkini azaltmıyorsa da. Emma: — Hayır. — Belki Rouen'da piyano hocası olarak birçok Matmazel Lempereur vardır. apoletlere. diye mırıldanırdı.. İşte bak. beni bırakıp gideceksin sen.

. — Ben sizin yerinizde olsam. birdenbire kar yağmaya başladı. Kırmızı Haç'a varır varmaz Madama verilmek üzere kalın bir atkı emanet etti. Emma para veremeyeceğini söyledi. Lheureux. mutlaka sol tarafından geçtiğini anlamak lazım geliyordu. Fakat Emma böyle bir yolculuğa çıkamayacağı için. Bilakis. koltuklan için kumaş. tüllere sarar gibi yalanlara sarıp sarmalıyordu. başına gelenleri kendisine anlattı. komşuların isimlerine varıncaya kadar her şeyi biliyordu. rafın kenarındaki eski fatura dosyasından düşmüş olmalı. Emma başını eğdi. Bu. Bu iş bir seyahate katlanmaya değerdi. Fakat üç gün sonra. Meğer adam kaç para vereceğini açmaksızın. Papaz akşam. boşboğazlık edeceğini sanarak ödü koptu. Aşkını gizlemek için. Hancı kadın. İkincisine gelince. müzik öğretmeni. kaç hektarlık arazisi bulunduğuna. M. uzun uzadıya uğraştıktan sonra. kendisini merdivenlerde görecek olan kasabalılar hiçbir şeyden şüphe edemeyeceklerdi. hana varınca Yonville hekiminin karısını sordu. dükkâncı bir müşteri bulunacağı ümidini verdi. Emma alıcı bulmaktaki güçlüğü ileri sürdü. Bir sabah. Ama dükkâncı o kadar budala değildi. fakat Emma bunu satmak için ne yapmalıydı? — Vekâletnameniz yok mu? ¦ . dedi. odasına girdi. çeşitli tuvalet eşyası gibi şeylerdi. Charles pencereden yağan kara bakıyordu. hemen elden çıkarırdım. malınız var. birçok elbise. Bovary baba tarafından satılmış olan küçük bir çiftliğe aitti. ağırdan alıp herifin nabzını yoklamak lazımdı. bir merak. Aumale civarında Berneville'de fazla bir gelir getirmeyen bir berhanelerinden bahsetti. Emma: — Fiyatın ehemmiyeti yok. M. Bournisien. Langlois adında birini bulduğunu övünerek anlattı. Hakikaten Emma. Hemen indi ve din adamına. diyordu. dedi. Bu düşünce ile her seferinde Kırmızı Haç'a inmek gerektiğine hükmetti. gösterdiği kolaylıkları sayıp döktü. Üstelik birkaç para da kalırdı cebime. bir zevk olmuştu. kapıyı kapadı ve: — Paraya ihtiyacım olacak. ileride. sızladı. Ertesi hafta yine geldi. arkasından da hemen o günlerMADAME BOVARY 275 de katedralde harikalar yaratan. Burası vaktiyle M. ağladı. hatta onların da vadesi bir hayli uzatılmıştı. dedi. Dükkâncı. hanımın kendi hanına pek inmediğini söyledi. dedi. Madame Bovary'yi Kırlangıç' ta görünce. Ama yine de bir gün. Bunlar perde. kendisine yaptığı hizmetleri. bütün kadınların dinlemeye koştukları bir vaizi övmeye başladı. diye söze-atıldı. Bu vekâletname sözü içine ferahlık verdi. artık bir ihtiyaç. Gebinden henüz parası ödenmemiş eşyanın listesini çıkardı. uzun zamandan beri oraya göz dikmiş bulunuyormuş. nasıl olmuş da girmiş çizmemin içine? Emma: — Herhalde. satıcı: — Fakat paranız yoksa. şayet dün sokağın sağ tarafından geçtiğini söylerse. Bu sayede. Charles'ın imzalamış olduğu senetlerden bugüne kadar ancak bir tanesini ödemişti. 276 MADAME BOVARY — Yok. Leon'un kolunda Boulogne otelinden çıkarken M. Emma: — Hesabı bırakın. Öyle ki.» — Hay şeytan. fiyatlarının toplamı yaklaşık olarak iki bin frangı buluyordu. Lheureux. zahmete değmez. âdet edindiği gibi oldukça hafif giyinerek yola çıkmıştı ki. pek ehemmiyet vermez gibi görünmekle beraber. ricası üzerine dükkâncı onun yerine iki başka senet almaya razı olmuştu. halı.«Üç aylık ders ve bazı malzeme için altmış beş frank alınmıştır. Papaz kendisinden izahat istememiş olsa bile. Velide Lempereur. başkaları daha mütecessis davranabilirlerdi. Touvache onu arabasına almış Rouen'a götürüyordu. Langlois'nm ağzını aramak üzere. Bournisien'i gördü. O andan itibaren hayatı sadece bir yalan kumkuması haline haline geldi. Lheureux ile karşılaştı.

Charles: — Evet. Dükkâncı babacan bir tavırla gülerek: — Adam siz de. iyi para. Fakat.. MADAME BOVARY 277 Emma bu hesaplar içinde biraz bunalıyor. Eirima. dedi. dedi. O zaman Emma elindeki banknotlara baktı. karisinin dönü-" şünü dört gözle bekledi. Madame Bovary ana. derhal paranın yarısını cebe indirdi. kendisi kalkıp geldi. dedi. kulakları çınlıyordu. gözlerini Emma'ya dikmiş bakıyordu. alınan şeylerin fiyatları pek düşük olmakla beraber. işin aslını öğrenmek için. çünkü dört bin franklık senedi gösterirse. ayak diremek istedi. Ben aile işlerini bilmez miyim? Vi Elinde tırnakları arasından kaydırdığı iki uzun kağıt. Dükkâncı. dedi. Bu senetten kocasına behsetmemiş olmasının nedeni. sen de görüyorsun ki. onun bu senetleri ıskonto edeceğini. Nihayet Lheureux. dosdoğru Lheureux'ye başvurdu. iki bin frank yerine. mademki altı aya kadar mülkünüzün birikmiş kirasını alacaksınız. tesadüfen. ticarette. bir tanesi yedi yüz franklık ve üç ay vadeli olmak üzere iki senet imzaladığı takdirde vaziyeti idare edeceğini söyledi. alınan şeylerin miktarına göre hiç de fazla pahalı değil. Charles. bin frangı geçmeyecek yeni bir hesap çıkarmasını rica etti. — İmzalayın bunları. bir de makbuz istedi: — Bilirsiniz. ev idaresi dertleriyle onun canını sıkmamaktı. Bu habere Emma'nm yüzü güldü. Ertesi gün. dedi. kör karanlığında Emma Lheureux'ye koştu. Nihayet. komisyon ve ıskonto masrafı olmak üzere. zira dostu Vinçart (haklı olarak). bunun üçte ikisinin ödenmiş olduğunu söylemek ve dolayısıyle binanın satıldığını itiraf etmek lazım gelecekti. Vinçart adında Rouen'da bankerlik eden bir dostu bulunduğunu. Charles borcunu ödeyebilmek için annesine-acıklı bir mektup yazdı. onu okşadı.. dükkâncının pek gü278 MADAME BOVARY zel idare etmiş olduğu ve aslı esası ancak sonradan öğrenilen bir muameleydi. diller döktü. etrafında yerlere saçılıp şıngırdamaya başlamış gibi. Gidip geri dönünce de. Dükkâncı: — Doğrusu. Dükkâncı hiç sıkılmadan: — Ama fazlasını veriyorum ya işte. ancak bin sekiz yüz frank getirdi. Satış. masrafı bir hayli kabarık buldu. veresiye olarak alınan bir sürü lüzumlu şeyi birer birer sayıp döktü.kendisinin o taraflara gidebileceğini söyledi. paralar sizde kalsın. hesabın altına yazdı: «Madame Bovary/ den dört bin frank alınmıştır. bazen öyle olur ki. borcunu ödemeye kalkınca dükkâncı: — Yemin ederim. müşterinin dört bin frank teklif ettiğini açıkladı. sizi bir kalemde bu kadar mühim bir paradan mahrum etmek beni üzüyor. Lakin ihtiyar kadın cevap gönderecek yerde. ama faturayı görmek istiyor. her biri bin franklık dört tane senet çıkardı ve masaya dizdi. Bir ekü'yü ihtiyat akçesi olarak saklayacak kadar tedbirli davrandı ve o para ile vadesi gelen ilk üç senedi ödedi. — Nihayet.. sonra Madama hakiki borçtan arta kalanını bizzat ödeyeceğini izah etti.. cüzdanını açarak. sabahın. Emma kocasının dizlerine oturdu. Emma fena oldu. fatura denilen kağıda her istenilen şey yazılır. iki yüz frangı kendine ayırmıştı. Charles ne yapacağını bilemeyince. ben de son senedin ödeme vadesini o ödemeden sonraya kadar uzatıyorum zaten. ¦ Emma. lütfen bir de tarih koyun.» — Kim sizi sıkboğaz ediyor. Sonra pek ehemmiyet vermeyen bir eda ile. dedi.. bu iki bin frangın sağlayacağı sayısız miktardaki randevuları hayalinde canlandırarak: — Nasıl! Nasıl! diye kekeledi. kocasına bir şeyler koparıp kopâramadığını sordu. Bu 'yaptığım size hizmet değil mi? Bir kalem alarak.. tarih. fakat dördüncüsü. . O zaman Emma'nın önünde gerçekleştirilmeye elverişli bir fanteziler ufku açıldı. bir perşembe günü eve getirildi. sanki altın paralar torbalarını patlatmış da.

sokaklarda dolaşıyordu.bir tek koltuk bulunurdu—hiç değilse. Leon. karısının tarafını tut? tu. He MADAME BOVARY 279 men ertesi sabah evden çıktı. Bir akşam Yonville'e dönmedi. Aynı işi görecek elli santime. obur oluyordu.. İhtiyar kadın: — Teşekkür ederim. sürekli bir kahkaha ile gülüyordu.. ağladı şarkı söyledi. annesi yok diye uyumak istemiyor. o kadar ki. Zaten. beygiri kamçıladı ve sabahın saat üçüne doğru Kırmızı Haç'a vardı. hatta kırk santime ince pamuklular varken! Emma. Emma pencereyi açtı. Bununla beraber. hastanede öleceklerini haber veriyordu. şehvetli oluyordu. Annesi omuz silkerek. Charles. bana yemin etti. rasgele yollara dökülmüştü. böyle giderse. kanepeye uzanmış. Fakat Charles. henüz hâkimiyetinden tamamıyle kurtulmuş değildi. nazlı bebek usulü yaşamaktan yüzüm kızarır benim. varlığının hangi tepkisinin Emma'yı hayatın zevklerine böyle fırlattığını bilemiyordu.. sigara içmek istedi. Charles aklını oynatacak gibi oldu. Annem de. bakılmaya ihtiyacım olduğu halde. dans etti. Nihayet. alnı açık. oraya koştu. hatta Charles. sizi temin ederim.— Halıdan vazgeçemez miydiniz sanki? Niçin koltukların kumaşını değiştirdiniz? Benim zamanımda her evde. zavallı adam. fakat nerede oturuyordu? Bereket versin. saat on bire doğru. içine atladı. Küçük Berthe. Emma gitti. Sen de haksızlık ediyorsun. sen de! Her gelişinde onunla kavga çıkarıyorsun!. Rodolphe ile karşılaşmak ihtimali zihninde belirir belirmez ürperiyordu. 280 MADAME.. Guillaumin'e giderek eskisinin aynı bir ikinci vekâletname yaptırdı. annemin evinde böyleydi. dedi. hayır. odalarında. Homais bile eczaneyi bırakıp gitmişti.. Emma tiz perdeden. sonra dönüp mağrur bir tavırla ona kocaman bir kağıt uzattı. ilk defa isyan ederek. hanım hanımcık bir kadındı—. Leon ile o ne coşkunluktu! Emma güldü. Güle güle oturun. Charles yine de Emma'nm karşısında ne yapacağını bileme-. — Nasıl? — Evet.. çatlayacak kadar hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Madame Bovary anne kalkıp gitmek istedi. Noter: — Halden anlarım. yeter artık! Yeter! Beriki nasihata devam ediyor.. birbirlerinden ebediyen ayrılmış olmalarına rağmen. birçok yalvarıp yakarmadan sonra yeniden adına vekâletname çıkarılmasına razı oldu. Ertesi perşembe. Çünkü sandığın gibi.. şu gösterişlere! Nasıl? İki franga ipek astar mı?. Emma da. kendisini tutmak isteyen oğluna eşikte: — Hayır. Leon'a acayip. Emma ile birlikte M. hasılı. fakat harikulade. yaşlı insanlar için. Herkes zengin olamaz ki! Böyle masrafa hiçbir servet dayanmaz! Sizin yaptığınız gibi. dedi. M. Ona öyle geliyordu ki.. sinir buhranı geçiriyordu. Lyon'la birlikte. patronunun adresini hatırladı. elinden geldiği kadar sakin bir eda ile cevap verdi: — Yeter.. otelde. Bereket versin ki şu vekâletnameyi iptal edeceğine söz vermişti. tapılmaya layık bir halde göründü. dediğine göre. bu yakınlarda kavga çıkarmaya gelicilerden değilim ben artık. ancak. Kimseler yoktu. bu. Madam. tabii bir şey. ne olacaksa olur! Görürsün!. Noter kâtibinin onu görmüş olacağı aklına geldi. bunda haklısın. dile düşmekten korkmaksızın. Vekâletnameyi ateşe attı. Charles: — Aman Allahım! diye haykırdı. Çabuk öfkeleniyordu. Bakındı hele şu süslere. Charles'ı çağırdı. kendisine güvensizlik gösterdiği için dargınlığını saklamıyordu. annesinin kendisinden kopardığı sözü itiraf etti. dedi. Onu benden çok seviyorsun. kabahat Bovary'nindi. Charles artık yerinde dura-mayarak arabayı hazırladı. bütün bunların yapmacık olduğunu söylüyordu. zaafına üstün bir meşguliyetin iltifatlı görünüşünü sağlayan bu dalkavukça düşünce ile kendini daha rahat hissetti. Alt tarafı. şerbetler getirtti. hem de ihtiyar olduğum halde. Justin. bir bilim adamı hayatın pratik ayrıntılarıyle uğraşamaz.BOVARY . di.

o Emma'nın metresi oluyordu. o zaman korktu ve çekip gitti. bu tarife. Zaten benim de insan yüzü görmeye ihtiyacım var. LaRe-nelle-des-Maroquiniers sokağında 74 numarada oturduğunu öğrendi. Leon onun fikirlerini münakaşa etmiyordu. Leon'u görmeyi canı istedi mi. kendi gururunu okşamaktan ziyade onun hoşuna gitmek için yapıyordu. dedi. bu onun için büyük bir mutluluktu. Emma. . Emma'yı görmek için Yonville'e gittikçe. Bir kapının üstünde tabelalar gözüne ilişti. Bütün bunları.. kaçamaklarında hiç tedirgin olmamak için kendi kendine verdiği bir çeşit izindi. paracıklarına da ne kadar düşkünsün! Leon'un her seferinde. dedi. Bir seferinde kendisinin de nezake-ten eczacıyı davet etmesi gerektiğini düşündü. diye karşılık verdi. alabildiğine faydalandı da.Gün doğmaya başlıyordu. kapıyı açmaksızın ona istediği adresi söyledi. Peki nerede öyleyse? Aklına bir fikir geldi. Charles. Burada âdeta küfleniyordum.. ne de kapıcısı vardı. son randevudan itibaren neler yapmış olduğunu bir bir anlatması gerekiyordu. Kapıyı çaldı. Derin ve gizli oluşu yüzünden âdeta madde dışı bir hala gelen bu baştan çıkarmayı acaba nereden öğrenmişti? VI L6on. o gün kendisini beklemeyen Leon'u gidip noterlikte buluyordu. Madame Homais. Leon'un. Lormeau'da akşam yemeğine alıkoymuş olmalılar. Beraberce tiyatroya. Az önce sokağa çıktı.. Leon utancından kızardı. Emma ondan. Lormeau ailesi artık Rouen'da oturmuyordu. seni kim alıkoydu? — Hastaydım. rasgele bir bahane bulup yola çıkıyor. Emma öbür uçtan çıkıverdi. Charles kapıyı var kuvvetiyle yumrukladı. Nasıl?. İyi ama. Homais: — Hay hay. kendisi için şiir. fakat bundan sonra kendine hâkim ol. gel. — Ben çıldırdım galiba. keyfi istediği gibi. — Emindim! Zaten oraya gidiyordum. Bir kahveye girerek adres kitabı'm istedi. anlıyorsun değil mi? Bu. Küçücük bir gecikmeden bu kadar telaşa düşeceğini bilirsem artık serbest davranamam. papaz uçururuz. kocasının atılmak istediği belirsiz tehlikelerden ürkerek şefkatle: — Ah dostum. İlk defalar. şiir. Tam o sokağa giriyordu ki. Emma elini alnından geçirdi: — Matmazel Lempereur'ün evinde. — Ne hastası?. diye mırıldandı. gece yarısı elâlemi rahatsız eden insanlara karşı bir alay küfür eklemeyi de unutmadı. Leon siyahlar giysin ve XIII'üncü Louis'nin tablolarına benzemek için de çenesinden küçücük bir sakal bıraksın diye tutturdu. Noter kâtibinin oturduğu evin ne çıngırağı. — Boşuna gitme. Leon'un yüreğini çeliyordu. MADAME BOVARY 281 O da sıvışıyordu. Emma onun metresi olacağına. diyordu. Nerede?. Emma'nın öpücüklerle karışık tatlı sözleri. ekseriya eczacılarda yemeğe kalırdı. Madame Dubreuil'e bakmak için kaldı herhalde. Kendi kendine. acele. Emma onun bu haline aldırmadı. lokantaya gideriz.. fakat çok geçmeden gerçeği saklayamaz oldu. Leon ikinci mısraa kafiye bulamadı ve sonunda hediyelik bir kitaptan bir sone kopya etti. O sırada bir polis memuru geçti. Madame Dubreuil öleli on ay oluyor!. Nerede oturduğunu öğrenmek istedi. Herhalde M. Emma: — Aldırma. sonra kendisininkine eş perdeler satın almasını tavsiye etti. kucaklamaktan ziyade âdeta kadının üzerine atıldı: — Dün. masraf olacak demesine gülerek: — Aman sen de. Nitekim bundan. M. kendi namına bir aşk şiiri yazmasını istedi. birisi. evini pek kötü buldu. ne tokmağı. acele Matmazel Lempereur'ün adını aradı. bütün zevklerini kabulleniyordu. yani: Patronu böyle rahatsız edilmelerden çok şikâyetçiydi.

iyi parpaları da hor görmüyordu tabii. bir kadının ateşli olup olmadığını ne gibi belirtilerden anlamak lazım geldiğini anlattı. örneğin gidiyorum yerine kirişi kırıyorum kabilinden argo kelimeler kullanıyordu. her türlü sakınganlığı unutturmuş olacaktı ki. kahveye şapkası başında daldı. dedi. yoksunluk içinde olmalısınız. şıklıktı. Leon. canım? Eczaneden durmadan sızan zehirler arasında yaşamakla sağlığımı yeter derecede mahvetmiyor muyum sanki? İşte. Sobanın palmiye biçimindeki borusu.. Fransız kadını çapkın. saat ikide henüz kahvede. bir perşembe günü.. sersemlemiş üç ıstakoz. ama kendini beğenmişlik. Ziyafetten çok lüksten mestolmuştu. konuşuyordu. dedi. haydi. kenarda üst üste konmuş bıldırcınlara doğru uzanıyordu. Leon kıpkırmızı kesilince de: — Haydi. Homais'nin keyfine diyecek yoktu. İtalyan kadını hırslı olurmuş.. Homais'ye Altın Aslan mutfağında rasgelince şaşırdı kaldı. Dostunun kulağına eğilerek. camekânın arkasında. Leon'u kayıtsızlıkla itham ederek. Kasabadan ayrılması halkı meraka düşürmesin diye yola. Noter kâtibinin direnmesine rağmen. ama Pommard şarabı da melekelerini biraz tahrik ediyordu. romlu omlet gelince. Umumi bir yere girince şapka çıkarmayı taşra âdeti sayarak. bana güvenin. Ne olursa olsun. Vücut güzelliğine gelince. ümitsizlik içinde duvar saatinden gözlerini ayırmıyordu. Emma M. Yanlarında. o uzun yolculuk boyunca durmadan konuştu durdu. Yonville'de?. çıkacağını kimseye açmamıştı. yani sırtında nereden çıktığı belli olmayan kocaman bir palto. Genç adam kekeledi. yolcu kıya-fetindeydi. Hatta konuyu genişleterek çeşitli milletlere mensup kadınlardan söz açtı: Alman kadını edalı. küçük bir fıskiye bir mermer havuza şıpırdayarak dökülüyordu. maydanozlarla kuşkonmazlar arasında. Rouen'de. yiyor. Birlikte artık vur patlasın. istemeyerek itiraz etti. sofra basındaydılar. kadınlara dair ahlaka aykırı düşünceler ortaya attı. Nitekim. delikanlıyı büyük Normandie kahvesine sürükledi. yalnız esmer kadınlardan hoşlanırdı. Böylece. Eczacı. onlar daha ateşli olurlar. O. dedi. Noter kâtibi: . Güzel döşenmiş bir dairede zarif bir tuvalete baMADAME BOVARY 283 yılıyordu. Büyük salon boşalıyordu. Eczacı ise içiyor. Leon'u üç çeyrek saat bekledi. öbür elinde de eczanesinde ayaklarını ısıtmak için kullandığı kürklü bir tandır vardı. Gençliğinin geçtiği yerleri tekrar görmek düşüncesi onu pek heyecanlandırmış olmalıydı ki. çal oynasın. şehre varır varmaz hemen arabadan atlayarak Leon'u aramaya koyuldu. Berikiler. — Madame Bovary'nin evinde kur yapmıyor musunuz? — Kime? — Hizmetçi kıza! Şaka söylemiyordu. zaafını da kendi başına kakarak. Emma. Sonunda noterliğe koştu ve aklı türlü ihtimallerle perişan. zaten kadınların huyu böyledir: -Bilimi kıskanırlar. alnı pencere camlarına dayalı saatlerce bekledi. sonra da en masum. en meşru eğlencelere de karşı koyarla1' 282 MADAME BOVARY lar. beyaz tavanda yaldızlı bir sorguçla nihayetleniyordu. Havuzda. eskiden böyle bir deyim kullanmaktan pek çekinirdi. hatta burjuvaları afallatmak maksadıyle. ama şimdi zamanenin geçer akçesi saydığı o delişmen ve Parisli üslubuna bayılıyordu ve tıpkı komşusu Madame Bovary gibi.— Ne varmış. Gerçi sevgiliniz pek uzaklarda oturmuyor ama. Birdenbire: — Siz. samimi olalım. Onu en fazla büyüleyen şey. noter kâtibini Paris âdetleri hakkında merakla sorguya çekiyor. sonra. İnkâr mı edeceksiniz. Eczacı: — Size hak veririm. tam güneşin alnında. Eczacı. bugünlerde Rouen'a geleceğim. bir elinde bavul. Leon.

Randevuda sözünü tutmamayı hakaret saymıştı. Emma ayaktaydı. Size kim karışır? Cesur olun! Bridoux'ya gidelim. isteri ve yalvarma dolu baygın bir tavırla iki elini beline doladı. O zaman genç adam. eczanesinden söz etti. ne çabayla bugünkü mükemmel durumuna getirdiğini anlattı. sizi geçireyim bari. tabansızlıkla. geleceklerinden. Leon. s — Bırakın biraz. iki küçük fincan kahve! Le"on nihayet sabırsızlıkla sordu: — Gidiyor muyuz? — Yes. budalalıkla. Birlikte Rouen Feneri'ne gider oradaki beyleri görürüz. yahut bir kanun karıştırırım. Sokaklardan geçerken. yalnız kalmak için işi olduğunu söyledi. Öfke içinde az önce kalkıp gitmişti. âdeta korkunç korkunç bakıyordu. Haydi. merdivenleri dörder dörder çıktı. Garus içildi. orasının vaktiyle ne 284 MADAME BOVARY berbat bir halde bulunduğunu. dedi. Bridoux'ya gittiler ve adamı. ellerini bırakıverdi. bir koşuda otele vardı. — Ama ne zaman? — Az sonra. Homais'nin gevezeliği ve belki de öğle yemeğinin ağırlığıyle uyuşmuş. kendisinin hiç kabahati yoktu. Eczacı. Bridoux'ya gidelim de bir kadeh garus içelim. kağıt yığınları ve işlemler konusunda şakalar yaptı. Sonra gözyaşları o bakışları bulandırdı. pembe gözkapakları kapandı. ben de kalkacağım. hemen noterliğe dönmesi gerektiğine dair yeminler etti. Emma. Ama gitmeden önce işyeri sahibini görüp onu kutlamak istedi. kararsız duruyordu. O zaman. Leon tarn o elleri ağzına götürüyordu ki. Leon onu yüzüstü bırakıverdi. Leon yirmi kez kalkıp gitmek istedi. Bridoux'yu kucakladı. Hoşunuza pek gitmediğini anladığım bu ziyareti kısa kestirmek istedim. Emma: — Döneceksin. Eczacı ise boyuna tekrarlıyordu: MADAME BOVARY 285 — Bridoux'ya gidelim! İki adımlık yer. kolundan yakalayarak durduruyor ve: — Az sonra. bir uşak görünerek Mösyö'yü aşağıda beklediklerini bildirdi. ben de noterliğe giderim. M. Ama yine de yakayı kurtardı. metresini heyecan ve telaş içinde buldu. — Onlar sanatkârlara layıktır. Köpeğini görürsünüz. kendini bırakıverdi. O zaman da eczacı. Allahı severseniz Cujas ile Barthole'ü. fakat öteki. M. — Garson.— Ya Zenci kadınlar? diye sordu. diyordu. dedi. Homais: — O halde. Homais garsonlara yol gösterdi. çakmak çakmak olmuş iri gözleriyle ona ciddi ciddi. Boulogne oteline gelince. Emma'nın yerinde yeller esiyordu. değil mi? — Elbette. insanları hiç de hoş olmayan hareketlere yönelten o tarif kabul etmez duygu ile. Ama genç adamın mazeretleri akla uygundu. sanki eczacı tarafından büyülenmiş gibi. Orada sizi bekleyerek ya gazetede okurum. yanındakine kansından. Malpalu sokağında. Sizi Thomassin'le tanıştırırım. ve dizleri üzerine yığılarak. Hoınais'yi o da tanımıyordu sanki? Onunla vakit geçirmeyi Emma ile beraber bulunmaya nasıl tercih ederdi? Fakat Emma sırtını dönmüştü bile. Ondan kopmak . Leon onu durdurdu. eczacının adını duyunca küplere bindi. seltz suyu yapmak için bir makinenin kocaman çarkını soluk soluğa çevirmekte olan üç garsonun başında buldular. Leon'u görür görmez: — Numara yaptım. Görülecek şeydir hani! Noter kâtibinin hâlâ ayak dirediğini görünce de: — Peki. Emma'nın öfkesi. Leon. çocuklarından.

aşırı. Kendine sımsıkı bağlamak için. dayandığı şeylerin hemen bozulup çürümesi nereden geliyordu?. hem coşkunluk. Daima. vals eden Vikont ve şarkı söyleyen Lagardy. herhalde acının ve zevkin bütün sınavlarını vermiş olmalı diyordu. Evlâdına düşkün bir anne edasıyle. O zamanlar ne kadar huzur içindeydi! Okuduğu kitaplara. pekâlâ. solgun. onunla tesadüfen niçin karşılaşmamalıydı? Ah. yalnız bizi düşün. ona herhalde iftiralarda bulunduğunu anladı..için başka nedenler de arayıp buldu: Bir kahramanlıkta bulunmaktan âcizdi. kararsız. her şey yalan söylüyordu.. hiç konuşmadan. Sonra. bu kolların sarılışında. ona soru sormaya cesaret edemiyordu. manastırın duvarları gözüne ilişti. Allahın da bu işe karışacağını umarak. hepsini gözlerinin önünden MADAME BOVARY 287 geçirdi.göre hayal etmeye çalıştığı o anlatılmaz aşk duygularına şimdi ne kadar hasret çekiyordu! Evliliğinin ilk ayları ormanda atla gezintileri. isterse. yemeklere gösterdiği özenden tutunuz da. arkadaşları hakkında bilgi alıyordu. ne imkânsızlık! Zaten hiçbir şey böyle bir araştırmaya değmezdi. yoksa yaldızları elimizde kalır. Yonville'den göğsünün üstünde güller getiriyor ve onun yüzüne atıyordu. fakat. ciddi ciddi. soğuk ter damlalarının kapladığı bu alın286 MADAME BOVARY da. bir yerlerde kuvvetli ve güzel bir insan. yıldızlardan bahis vardı.sevdiğimiz kimseleri hor görmek bizi onlardan az çok uzaklaştırır. kişiliğinin her gün biraz daha yutulmasına isyan ediyordu. fakat sonunda* olağanüstü hiçbir şey duymadığını da kendi kendine açığa vuruyordu. her gülümsemenin altında sıkıntıdan bir esneme vardı. sağlığı için meraka düşüyor. Hatta onu sevmemeye kendini zorluyor. hem de incelikle dolu kıymetli bir varlık. Bunlar. Bu hayal kırıklığı yeni bir ümitle çabucak siliniyor ve Emma. umurumda değil! Bir defasında birbirlerinden erken ayrılmışlardı. mektuplarında çoğu zaman aşklarıyle ilgisi olmayan şeylerden söz etmek derecesine geldiler. çıkma. giyim kuşam zarafetine ve bakışlardaki süzgünlüğe kadar. sükûnet bulunca. Gerçi Emma. aydan. kendi kendine. Ona: — Onlarla buluşma. Emma her seferinde. kendini âşığının koynuna atıyordu. Ve Leon da kendisine tıpkı ötekiler kadar uzak göründü. bayağıydı. Hayatını göz altında bulundurabilmek de isterdi. Kendi kendine: — Onu seviyorum ama. boynuna bir Hazreti Meryem madalyonu da geçirmişti.. bütün dış yardımlarla alevlenmeyi deneyen zayıf düşmüş bir tutkunun safça başvurduğu çarelerdi. Bu sürekli zaferinden dolayı Emma'ya hınç besliyordu. tabansızdı. Emma tek başına bulvardan geçerek dönerken. kapıma kapalı olup olmadığını bir kere daha muayene etmeye gidiyor. kuvvetli içkiler karşısındaki sarhoşlar gibi. isterse aldatsın. hasisti. . bu fısıldayan dudaklarda. artık ne olursa olsun.. Emma'nın gönderdiği mektuplarda çiçeklerden. bir melek kılığı altında bir şair kalbi. Hayatın bu yetersizliği. uzun bir ürperme ile. âşığına daha ateşli. Bununla birlikte. diyordu. gökyüzüne şairane düğün destanları söyleyen tunç telli bir rebap bulunsaydı. korsesinden kopardığı ince bağ. bir kadından daha pelte gibiydi. ne kadar tecrübeli olduğunu farkedince. kendini pısırık hissediyordu. Ne olursa olsun mutlu değildi. beni sev. zayıftı. hiçbir zaman mutlu olmamıştı. kayan bir yılan gibi kalçalarının etrafında ıslık çalıyordu. çıkacağı ilk yolculukta derin bir mutluluğa ermeyi tasar-liyqrdu. iç karartan bir şey vardı. şiirden. diyordu. Mabutlara dokunmamak lazımdır. bu dalgın gözbebeklerinde. sonra bir tek hareketle bütün elbiselerini bir anda yere düşürüyor. Ama. Fakat. Vaktiyle kendisini o kadar büyülemiş olan şey şimdi onu korkutuyordu. İkisi de. Zaten. Haşin haşin soyunuyor. her bakımdan onun üzerine titremekten geri durmuyordu. hatta peşine adam koymayı bile düşündü. fakat potinlerinin gıcırtısını duyunca. Çıplak ayaklarının ucuna basarak. daha tutkulu dönüyordu. Leon. yolculara yanaşan öyle bir serseri vardı ki. nasıl davranması gerektiğine dair öğütler veriyordu. Fakat gururu isyan etti: — Eh. karaağaçların gölgesinde bir sıraya oturdu. otelin yanında.. Leon'a onları birbirinden ayırmak için ansızın aralarına kayıvermiş gibi gelen.

o bir araptan daha yırtıcıdır. dudaklarda gerçekleşmesi imkânsız daha yüksek bir şehvet özlemi bırakıyordu. sayısız tutkular da tek bir dakikanın içine girebilir. Ona kağıdı gösterdi. yumuşak bir eda ile. sonunda küpeleri satmak zorunda kalmış. Vinçart'ı avutmak çaresi olup olmadığını sordu MADAME BOVARY 289 — Evet. — Şimdi ne olacak? — Olacağı basit: Bir mahkeme karan. kendisinin imzalayıp da bütün teminatına rağmen Lheureux'nun Vinçart'a ciro ettiği yedi yüz franklık bir borç senediydi. Havada bir madeni hırıltı dolaştı ve manastırın çanı dört kere vurdu. Beni sıkboğaz ediyorlardı. saf bir eda ile sordu: — M. Fakat bir kalabalığın küçük bir yere sığması gibi. Saat dört! Ona çok eskiden beri buradan. Onu dükkânında. Oldu da bitti! Emma herifi dövmemek için kendini zor tutuyordu. yaptım. içine para ve senetten başka şeyler de konulmuş olacaktı. ufak tefek. Vinçart'a ne cevap götüreyim? — Ne cevap mı? Kendisine söyleyin ki. Vinçart tarafından gönderildiğini söyleyerek Emma'ya geldi. Gerçekten. M. Uzun yeşil redingotunun yan cebini kapayan topluiğneleri çekip çıkardı. — Ama mecbur oldum da. Vinçart'ı avutmak ha! Kendisini tanımıyorsunuz anlaşılan. senetleri ciro etmemek hususunda verdiği sözü hatırlatarak. Evet. Adamcağız. — Peki. yine kendi işine koyuldu. parmağını sayfanın altından yukarıya doğru gezdirerek: . kocaman bir yazıhane vardı.. Emma hemen hizmetçisini dükkâncıya gönderdi.. kamburumsu bir genç kızın yardımıyle. müzmin nezleden geberip gidiyordu. Ama yine de M. Lheureux. Ama gelecek hafta. Buchy İcra Memuru» ibaresi yazılı bulunan bu damgalı kağıdı görür görmez Emma fena halde ürktü ve soluğu kumaş tacirinde aldı. arkasından da haciz. Sonra. Ve defterlerinden birini açarak: — Bakın! Sonra.. Ama bir seferinde. bakın. Madame Bovary'nin altın zincirini de. gelecek hafta.Her sevinç bir lanet. paket bağlarken buldu. Quincampoix'da külüstür bir bakkal dükkânı satın almıştı. — Buyursunlar. Şimdi orada. Bu. Adam ge-lemiyordu. ne yok? — Ahn. Emma da yalnız kendi tutkulanyla yaşıyordu. — Dinleyin beni! Zannederim ki bugüne kadar size karşı iyi davrandım. rehin karşılığında borç para vermekteydi. şu sıranın üstündeymiş gibi geliyordu. bir arşidü-şesten fazla paraya kıymet verdiği yoktu. Bunun üzerine. beklesin. şimdilik param yok. emirleriniz? Kendisine hem çıraklık hem aşçılık eden. Fakat ertesi günü öğleye doğru Emma'ya bir protesto geldi. dedi... terbiyeli terbiyeli bir kağıt uzattı. dükkânın döşeme tahtaları üzerinde kunduralarını takırdata takırdata. yüzü kıpkırmızı kafası dazlak biri. geniş hasır koltuğuna oturdu: — Ne var. suratından daha az san şamdanları arasında. hepsini elbisesinin koluna iliştirdi. Madamın önüne geçip birinci kata çıktı ve kendisini dar bir odaya aldı. köpürdü. Lheureux. Basma toplan altında duvara dayalı bir kasa görülüyordu. ne yapabilirim? O zaman Emma.. Üstünde yer yer iri harflerle «Maître Harertg. üzerindeki büyük defterler asma kilitli verev bir demir çubukla muhafaza altına alınmış. o zamana kadar kalın sansın kaşlannm gizlediği mütecessis gözlerle sağa sola bakınarak ayakta kalmış olan meçhul adam. 288 MADAME BOVARY Adamcağız bir tek kelime söylemeden çıktı gitti. Lheureux'nun işe müdahale etmesi lazım geldi. M. her zevk bir iğrenme gizliyordu ve en iyi öpücükler. Adama. M. on üç yaşlarında. Rouen'dan. zavallı Tellier Babanın küpeleriyle birlikte oraya koymuştu. Burada. fakat öylesine büyük çaptaydı ki.

hiç değilse şeyini öğrenseydim?. bu işin çok güç bir iş olduğunu... — Nasıl?.— Hah işte.fakat kendi kanaatince. Emma.. nisanda. Bir hokkabazdan daha atik davranarak dantelayı mavi bir kağıda sardı ve Emma'nın eline tutuşturdu. Emma'ya dükkâna yeni gelmiş bir sürü mal gösterdi . Dükkâncı. geçenlerde bir satışta bulduğu üç buçuk metrelik bir dantela parçasını göstermek için kendisine seslendi: — Bakın. Arkasını dönerek: — Sonra.. diye devam etti. M. Lheureux başka bir şey bulamayınca... hiçbiri Madama layık değildi.. Kızıl Haç sahibesinden. faizler.. eski kap kaçağı satmaya başladı.. onu da düzenli olarak gönderecekti. böylece devam etti. adama «Mösyö Lheureux'cüğüm» bile diyordu. Artık ben bu işte yokum! Emma ağlıyordu. mirastan artanı derhal göndermesi için annesine mektup yazmaya zorladı. pek sıkıntıya düşeceğini. O zaman Madam. sonra. gayet ustaca pazarlık ediyordu. Barneville'den başka.. Emma'ya her biri iki yüz elli franklık ve birbirinden birer ay aralıklı vadeli dört senet yazdırdı. kocasını. Kusura bakmayınız. Fakat dükkâncı.» Gerçi bazı itirazlar oldu ama hiçbiri kocasının eline geçmedi. metresi otuz beş santime. Langlois'nın henüz parayı ödemediğini duyunca. belki. — Meselâ. .. Emma susuyordu. öbürü üç yüz franklık! Aldığınız küçük avanslar.. Emma'yı kendisine ne kadar dürüst davrandığına inandırmak istiyordu. tabii anlarsınız. moda böyle..on metelik sektirtmiyordu. — Mösyö'nün imzaladığı senetlerden söz etmiyorum bile. 17 temmuzda yüz elli. hiç oralı değilmiş gibi. pek hayrete düşmüş göründü. Sonra. bir MB 19 290 MADAME BOVARY kere anlaştık. Madame Lefrançois'dan. Şehre her inişinde. başkalarına yaptığı bu aldatmacaları itiraf etmekle. Onların da biri yedi yüz franklık. ne kadar mağrur olduğunu bilirsiniz. insanın zihni karışıyor. elma gibi yuvarlak adamımdır ben. — Ama. ama nasıl?. hiç değilse bunları alıp götürdü. Felicite'den. işin doğrusu söylenmez ki. damarlarındaki köylü kanı.. güzel değil mi? Şimdi bu dantelayı koltuk başlarına koyuyorlar. şu günlerde elime para geçse. Sonra. bir türlü arkası gelmiyor. bütün suçu o «Köpoğlu Vinçart»a yük-lüyordu.. Nihayet Barneville'den gelen para ile senetlerin iki tanesini ödedi. Kaynana gönderilecek bir şey kalmadığını bildirdi: Tasfiye tamamlanmıştı. rengi de hiç atmazmış! Pekâlâ herkes yutuyor bunu. — Allah vere de Vinçart bana olmaz demese! Esasen. Para bulmak için eski eldivenlerini. Yeniden borçlandı ve bu. onun gibi biçare bir dükkâncı avans filan veremezdi.. Devekuşu tüyleri.. M.. son meteliğini vereceğini söyleyerek.. herkes onun sırtından geçinmeye bakıyordu. tatlı bir sesle: — Anlaşalım. Lheureux ise elindeki kalemin tüylerini ısırarak.. 23 martta kırk altı. kocasının hastalarına iki üç fatura gönderdi ve faydasını gördüğü bu usulü sonraları da bol bol kullandı. — Zaten Barneville'in bakiye hesabı gelir gelmez. altı yüz liralık bir akar kalıyordu. Bir budalalık yapmaktan çekiniyormuş gibi durdu.. sandıkları aldı. diğer bin beş yüz frank eridi gitti.. işi savsaklayacak değilim. Sonra. — Siz nasıl isterseniz! O zaman. Daha o akşam. kendilerine. 3 ağustos iki yüz frank. eski şapkalarını. Faturalara not olarak şunu da eklemeyi hiç unutmuyordu: «Bundan kocama hiç bahsetmeyiniz. şimdi kimse borcunu ödemiyordu. bakın şu elbiseliğe. herhalde bu susmadan kaygılanmış olacaktı ki: — Şayet. bazı ufak tefek şeyler satın alıyordu.... dedi. Zaten kendisinin on parası yoktu. birkaç rakam yazdı. Hürmetkarınız. herkesten borç MADAME BOVARY 291 para çekti. düşünüyormuş gibi gözlerini kapadı. Çin porseleni.

sakatlığını kusur saydığı için kendi kendine kızıyor. zinanın körüklediği o mahrem alevle daha da yanarak. Onların muhteşem olmasını istiyordu! Şayet âşığı tek başına masrafın altından kal-kamazsa. o denizkızını.Bazen. yanında uzanıp uyuyan bir adamdan kurtulmak için yapmadığını bırakmamış ve sonunda kocasını ikinci kata sürgün etmişti. Oraya çıkılmıyordu. metresinin garip tavırlar takındığını. bu işin içinde de ailelerin ezeli umacısını. Emma orada. hemen hemen her defasında böyle oluyordu. Sonbahar başlamıştı. yavrucuğum. Delikanlının gözünü açmak. Yahut bazen. Olduğu yerde kalıyordu. Charles hemen koşup geliyordu. doğrusu hesap yapmaya gayret ettiği de oluyordu. her şeyi olduğu yerde bırakıyor. soğuk havayı içine çekiyor. diyordu. ezile büzüle bir ihtarda bulunacak olursa. Sonra. Onu. Akşam yemeğinden sonra bahçede tek başına dolaşıyor. annesini istiyordu. heyecan içinde. fakat öyle akıl almaz şeyler keşfediyordu ki. safi arzu kesilmiş. Charles: — Hizmetçiyi çağır. belki canını sıkmış olurum. gür saçlarını rüzgâra dağıtıyor ve yıldızlara bakarak kendine prens aşkları temenni ediyordu. vakit vakit Rouen'da bir Cezayirlinin dükkânından satın aldığı saray tabletleriyle tütsü yapıyordu. kendini bencillikle suçluyor ve içinden hemen gidip karısını öpmek geliyordu. Çoğu zaman dehşete düşüyor. Randevular onun bayram günleriydi. annen rahatsız edilmek istemez. o canavarı görür gibi olarak. O da: — Ah. yapraklar şimdiden dökülüyordu. bunda kendisinin kabahati olmadığını söylüyordu! Neden bu kadar öfkeleniyordu? Charles her şeyi karısının geçirmiş olduğu sinir hastalığı ile izah ediyor. git! diyordu. başka yerlerde. birisi annesine uzun bir imzasız mektup göndermişti. Charles. içinde kanlı sahnelerle azgın şehvet betimleri bulunan acayip kitaplar okuyordu. O zaman yeniden hesaba girişiyor. çok geçmeden o kederli iri gözlerini açıyor ve ağlamaya koyuluyordu. inanası gelmiyordu. hastalandığı zamanki gibi!— Ne zaman bitecek bütün bu belâlar!. — İki yıl önce. delik çoraplarla dolaşıyordu. bütün gün kalıyor. Bir gün çantasından altı tane altın yaldızlı küçük kaşık çıkardı (bunlar Rouault babanın düğün hediyesiydi) ve Leon'dan hemen gidip bunları Emniyet Sandığı'na götürmesini rica etti. Ve elleri arkasında. küçük Berthe'i dizlerine oturtuyor. Emma kaba kaba cevap veriyor. Les-tiboudois'nın o kadar gündelik alacağı vardı ki! Sonra çocuk üşüyor. Kendisini doyuran o randevulardan bir tanesini yaşamak için o anda her şeyini verebilirdi. git. Mektupta. Şimdi evin hali pek hazindi! Satıcıların kapıdan asık suratla çıktıkları görülüyordu. Bu da zaten ot bürümüş bahçeyi pek bozmuyordu. tababet gazetesini açarak ona okuma öğretmeye çalışıyordu. Biliyorsun ki. uyuşmuş. pencereyi açıyor. iyice düşününce. diyordu. yarı çıplak. yürümeye devam ediyordu. kendisini ondan uzaklaştırmak isteyenlerin pek haksız olmadıklarını anladı. Madame Homais'nin ayıplamasına rağmen. oğlunun patronu maître Dubocage'a mektup yazd^ o da bu işin mükemmelen becerdi. bir daha da kafa yormuyordu. kadıncağız. ona uçurumu MADAME BOVARY 293 . Kötü bir vaziyete girmekten korkuyordu. bir çığlık koparıyordu. kum üzerinde ırmaklar yapsın diye gidip bahçe kovasıyle su getiriyor. yani aşkın derinliklerinde çöreklenen o belirsiz kötü yaratığı. Kendi kendine: — Hayır. 292 MADAME BOVARY Madame odasındaydı. Bu da. Leon'u düşünüyordu. nefes nefese. fakat hep Emma'nın itirazlarıyle karşılaştı. Gerçekten. Kendisi sabahlara kadar. pek hoşuna gitmediği halde Leon emri yerine getirdi. Dersle hiç başı hoş olmayan çocuk.. Geceleri. O zaman Charles çocuğu teselli ediyor. Leon. Mutfaktaki ocakların üzerinde mendillere rastgeliniyor ve küçük Berthe. yahut kınaağaçlarının dallarını kırarak tarhlara ağaç diye dikiyordu. oğlunun evli bir kadınla kendini mahvettiğini haber veriyordu. daha gösterişsiz otellerde de pekâlâ rahat edebileceklerini kendisine anlatmaya çalıştı. açığı cömertlikle kendisi kapatıyordu. zihni çabucak karmakarışık oluyor. olmaz.

ay ışığında ve çiçeklerin güzel kokusu altında. Rıhtımda en adi cinsinden bir lokantayı gözlerine kestirdiler. O hayalet. Emma ondan ne kadar tiksinmişse. bir tek gün. Sabah olunca kendini tiyatronun girişinde. hemen hemen hepsinin en aşağı cinsten olduğunu anlamakta gecikmedi. göğsünün üstünde Emma birdenbire hıçkırmaya başladı mı artık sıkılıyordu. Leon'a mektup göndermekten de asla geri kalmıyordu. Ümitlerinin kırılmasından. yani Dubocage için bu fedakârlığa katlanmalıydı. azgın zevk ve eğlence âlemlerinden daha fazla yoruyordu. Nitekim flütten.daha da çoğalmasını istemekle. o saadetten vazgeçemiyordü. pek büyük girişimlere yetenekli sanır. karar vermek cesaretini gösteremediğinden. kalbi. Emma onu yanıbaşında hissediyor. Emma. bunlara dördüncü katta küçük bir oda açtı. Çapkının en bayağısı sultan hanımların hayaliyle geçinir. sanki dans eden binlerce ayağın ritmik . çünkü.bari onun için. bir kadının daima âşığına mektup yazması lazımdır fikriyle. hatta. daha bir sürü nasihat dinlemeye mecbur kalırdı. gençlikte kanı kaynadığı zaman. içinden. iki tıp talebesi ve bir de tüccar kâtibi vardı. Birbirine sahip olmak zevkini yüz katına çıkaran o şaşmaları duyamayacak kadar birbirlerini fazla tanıyorlardı. yine kendini sınırsız tutkulara. her gün biraz daha üstüne düşüyor . her çeşit saadetin kökünü kurutuyordu. tıpkı belirli bir müzik dozundan fazlasına tahammül edemeyen insanlar gibi. hayal kurmaktan vazgeçti: Çünkü her burjuva. sonraları kendi müessesesine de zararlı olabilirdi. Lokanta sahibi. zinada evliliğin yavanlıklarıyle yeniden karşılaşmıştı. Hem yakında başkâtip olacaktı: Artık ciddi olmanın zamanıydı. başına fiyongolu bir peruka ile yana eğdiği üç köşeli bir şa_pka geçirmişti. herkes etrafında halka oluyordu. Allah için. üç çeyrek saat öğüt verdi.» diyordu. Kendi menfaati uğruna bunu yapmazsa. coşkun duygulardan. bu kadın yüzünden başına türlü belâlar gelebilir. Emma'ya layık bir meclisti bu! Kadınlara gelince. çünkü bu belirsiz aşkın atılımları. yine olduğu yere sırtüstü yuvarlanıyordu. Büyük perhizin üçüncü perşembe günü. Leon. derisi buz gibi soğuyordu. Etraftaki kahveler tıklım tıklım doluydu. o kadar ele avuca sığar bir hale geliyordu ki. gidip bir yerlerde yemek yemekten söz ediyorlardı. Ama. Emma. Fakat nasıl kurtulmalıydı? Sonra böyle bir mutluluğun bayağılığı ile kendini ne kadar aşağılık içinde hissederse etsin. beş altı maskelinin arasında buldu. «Bir felâket olsa da ayrılsak. geleceğini ve bir öpücükte kendisini alıp kaçıracağını sanıyordu. Emma Yonville'e dönmedi. kolu kanadı kırılmış. gece maskeli baloya gitti. her noterin gönlünde birazcık şair kırıntısı bulunur. Balonun döşeme tahtalarını. yine de onu bütün açıklığıyle hayalinde can-landıramıyordu. Bunlar. Odada bir noter kâtibi. Leon'un hamal veya gemici kıyafetine girmiş olan arkadaşlarıydı. en ateşli hatıralar. sözünü tutmadığı için kendi kendine kızıyordu. Ötekiler yemeğe koyuldular. alnı ateş gibi yanıyor. artık incelikle-. o da Emma'dan o kadar usan-mıştı. onu. Erkekler bir köşeye çekilip fiskos ettiler. fakat bunlara şöyle bir göz atıp geçiyordu. alışkanlıkla veya ahlaksızlıkla. Kadınla ilgisini kesmesi için yalvardı. Fakat yazarken. damgalı kağıtlar geliyor. Kadife bir pantolonla kırmızı çoraplar giymiş. sonunda bu hayalet o kadar gerçek. yahut uyanmaksızm hep uyumak istiyordu. Emma hayranlıkla sarsılıyor. fakat niteliklerinin bolluğu altında kaybolarak bir tanrıya döndüğü için. Leon'u sorumlu buluyor. herhalde masraf hakkında konuşuyorlardı. Böyle bir macera. daha seslerinden. sanki kendisine ihanet etmiş gibi. Emma yemedi. Bütün gece trombonların azgın sesine ayak uydurarak zıpladı durdu. gözkapakları karıncalanıyor. Şimdi artık içinde sızısı hiç dinmeyen ve her yeri kaplayan bir kırıklık duyuyordu. rini pek farkedemediği bir aşkın gürültüsü karşısında ilgisizlikten uyukluyordu. kafasında başka bir adam. Ona sık sık celpler.göstermek için. Leon sonunda bir daha Emma'yı görmeyeceğine yemin etmişti. Sonra. O zaman içine korku girdi. bir tek dakika bile olsa. balkonlarda igek merdivenlerin sallandığı mavimtırak bir ülkede oturuyordu. arkadaşlarının sabahları soba etrafında yaptığı şakaları hesaba katmasa bile. okuduğu en güzel şeyler ve en kuvvetli arzularının yarattığı 294 MADAME BOVARY bir hayalet beliriyordu. Artık yaşamamak. geri çekti ve gözlerini yere indirdi. iskemlesini.

bir düşünsek... Kalabalığın suratları. Köprülerin üzerinde kimsecikler yoktu. — Nasıl hayır? Ağır ağır ona döndü ve kollarını kavuşturarak: — Benim. senetler imzalamak. Sainte-Catherine tarafında. Emma okudu: «Mahkemenin icra yetkisi veren hükmü gereğince. Her şeye.. her şey. hatta kendisine de tahammül edemez olmuştu. Sonra. kendi kafasının içinde duyuyordu.. Hızlı yürüyordu. — Ama. Vinçart. Cauchoise Meydanı'ndan. Tutarın gereğinden fazla şişirilmiş olması içine biraz soğuk su serpiyordu. Zaten bunları yapan ben değilim. Felicite ona duvar saatinin arkasında kül rengi bir kağıt gösterdi. hanımcığım? Cebimden çıkarıp verdiğim paraların yine cebime girmesi gerek..» Ne oluyor? «Sekiz bin franklık bir meblağı ödemek.. pencerenin önüne götürdüler. evlerin duvarına sağır edici bir madeni sarsıntı fırlatarak geçti. Fakat uzun demir çubuklarla yüklü bir at arabası. kıyamete kadar size pîr aşkına müteahhitlik ve bankerlik yapacağımı mı sanıyordunuz. parasını ödememek. yarın! Lheureux'nun herhalde kendisini yine korkutmak istediğini düşündü. Eve girer girmez. Emma. hizmetçisinin odasında uyumaktan olan Berthe'i düşündü. lekesiz uzaklıklarda. Lheureux. açık hava onu teskin ediyordu. Gün ağarmaya başlıyordu. kadriller. Emma her çareye başvurdu. maskeleri. kendini yatağın üzerine attı.» Hatta. Hiç haberi olmamıştı ki. borç para almak.. sonra.vuruşuyle hâlâ gümbürdüyormuş gibi. lokantadaki yemek. rüzgârın önüne kattığı sis tabakaları gibi kayboldu. sokak fenerleri sönüyordu. uzaklarda. Emma. kenar semtten geçti.» Birçok satır atladı ve şunu gördü: «Yalnız yirmi dört saatlik bir süre içinde. solgun gökyüzünde büyük bir kırmızı leke genişliyordu. Başına birdenbire gelmişti bu iş. punç kokusuyle yaprak sigaMADAME BOVARY 295 ralarının dumanı onu büsbütün sersemletti. hoş görünmelerinin amacını bir anda kavradı. avizeler. bütün kanuni yollardan ve özellikle mal ve eşyasının hacziyle zorlanacaktır. Bir kuş gibi uçup giderek. yine de. Şu kelimeleri okuyunca büsbütün şaşırdı kaldı: «Kral. o kadınlar.» 296 MADAME BOVARY Yapılacak ne vardı?. Bütün dalaverelerini... Bununla birlikte.. ama haberi olmamıştı ki. tekrar Kızıl Haç'a döndü. Demek. nihayet kendine geldi ve orada. alaylı bir selamla: .. azar azar. bir gün önce başka bir kağıt daha gelmişti. Otelden çıktı. bir yerlerde yeniden gençleşmeyi ne kadar istiyordu. biraz daha altında şunlar vardı: «Kendisi. — Hiçbir şey yapamam. boyuna satm almak.. dedi. — Acaba bir şeyler yapmanız. Bayılıyordu.. Leon'a dönmesi gerektiğini söyledi ve nihayet Boulogne Otelinde tek başına kaldı. bu böyle! Mahkeme kabul etti! Elde hüküm var! Onu da size tebliğ ettiler.. kanun ve adalet namına Madame Bovary'ye tebliğ olunur ki. yirmi dört saat sonra. bulvardan. haksızlık etmeyelim! Emma borcun miktarına itiraz edecek oldu. gayet serbest bir tavırla adamın karşısına çıktı. Sonra. Emma hemen oradan sıvıştı. Bahçelere bakan iki yanı boş bir sokağa geldi. yeni bir vadeye bağlandıkça bedeli artan senetleri yenilemek suretiyle Emma. — Biliyor musun başıma geleni? Herhalde bir şaka olmalı bu! — Hayır. Lheureux efendiye karışık işlerinde kullanmak için sabırsızlıkla • beklediği bir sermaye hazırlamıştı. balo kostümünü çıkarıp attı. — Ne yapalım.. Akşamın saat dördünde Hi-vert gelip kendisini uyandırdı.» Hangi hüküm? Gerçekten. duvarlarında Nesle Kulesi'nin resimleri asılı duran ikinci kattaki küçük odasında. Kurşun rengi bağlamış nehir rüzgârla ürperiyordu.

— O zavallı adamcağız sizin bu küçük hırsızlığınızı anlamaz mı sanıyorsunuz? Emma. zaman zaman: — Müsaade eder misiniz. göstereceğim ona.. Yararı yok! Onu usulca merdivene doğru itti. Em-ma'nın hayatı. haciz zaptını tutmak üzere iki şahitle birlikte eve geldiği zaman.. tutarın dörtte birini. Emma acısını bağrına bastı. — Öyle mi? Ben de bir şeyler göstereceğim kocanıza! Lheureux kasasından. pek ileri gidiyorsunuz. Hizmetçi kız geldi. olduğu yere yığıldı. otopsi yapılan bir ceset gibi. hemen hemen tümünü getirecek olursam? — Olmaz artık. dedi.— Kabahat kimin? dedi. Vinçart'ın ıskontosu sırasında Emma'nın kendisine verdiği bin sekiz yüz franklık makbuzu çıkardı. dedi ve kapıyı kapadı. — Bırakın beni! Neredeyse beni baştan çıkarmaya kalkışacaksınız. Emma iliklerine kadar titredi. — Ahlak dersi istemez! — Ahlak dersinin kimseye zararı olmaz. iskemleleri.. dedi. VII Ertesi gün. fakat mutfakta tabak çanağı. — Siz aşağılık bir adamsınız! MADAME BOVARY 297 Dükkâncı gülerek: — Oo. hoş bir şey değil bu. boyuna tekrarlıyordu. hayranlıkla: . Emma küçüldü. Omuz silkerek: — Hadi canım siz de! dedi. dedi.. Lheureux pencere ile yazı masası arasında mekik dokurken. en gizli köşelerine kadar. göstereceğim ona bu makbuzu. beyaz kravatı. Bovary'nin muayene odasından işe başladılar. — Ama size binlerce frank. yalvardı. Emma bunun manasını anladı ve «kovuşturmayı durdurmak için ne kadar para lazım olduğunu» sordu.. — Size söz veriyorum. — Çok geç artık. Kocama diyeceğim ki.. size yalvarırım. birkaç gün daha sabredin! Hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Adamlar. Ben ırgat gibi çalışıp dururken siz keyfinize bakıyordunuz. tencereleri. 298 MADAME BOVARY — Mösyö Lheureux. Emma kollarını büke büke: — Ama nereden bulacağım. oo. Düğmeleri iliklenmiş daracık siyah elbisesi.. Satacak neyiniz var ki? Ve dükkâna açılan küçük pencereden seslendi: — Annette! 14 numaranın üç kuponunu unutma sakın. çok gergin subyeleri ile Maître Hareng.. Mademki paramı iade etmek için bundan başka çareniz yok.. usandım artık imzalarınızdan! — Yine satacağım. Fistanları. kadına yaklaştı ve tatlı bir sesle: — Biliyorum. imzalayacağım. — Bıktım. şamdanları ve yatak odasında da etajerdeki bütün ufak tefekleri saydılar. fakat hiç kimse de bu yüzden ölmemiştir alt tarafı. başına bir topuz inmişten daha beter. — Hoppala! Şimdi de ağlama faslı! — Beni mahvediyorsunuz! — Vız gelir bana. üçte birini. icra memuru Maître Hareng. bu üç adamın gözleri önüne boylu boyunca serildi... Sonra. Sık sık. iç çamaşırını. Meslek âleti saydıkları kuru kafayı deftere kaydetmediler. — Sizin ne adam olduğunuzu herkese söyleyeceğim. hatta o küçük ve güzel beyaz elini dükkâncının dizleri üzerine koydu. tuvalet odasını gözden geçirdiler.. Madame? Müsaade eder misiniz? deyip duruyordu. — Adam sen de! Bu kadar dostunuz var! Kendisine öyle keskin ve korkunç bir tarzda bakıyordu ki. — Evet.

. kapıyı vurdu. Emma. İçindeki Napoleon altınlarını düşürmek istiyormuş gibi kâğıtları yavaşça eğdi. Bir an geldi. Sımsıkı yakaladığı iki elini sarsarak. yani Leon. nasıl olur?. kalemini sol eliyle tuttuğu bir bağa hokkaya batırarak yazmaya koyuluyordu. Emma: — Sana diyeceklerim var. işi olur olmaz iade edecekti. gelir gelmez bir bardak dolusu su içti. dedi. Çin ekranlarıyle süslü ocağa. dedi. Evin katlarını bitirdikten sonra.. hafakan dolu bakışlarını ondan ayırmıyordu. rüzgârdan sallanıyor. Zaten. Leon elini anahtara attı. — Hayır. kendi yerine Leon da pekâlâ borca girebilirdi. burada olmaz.. Demek hemen teşebbüse geçmek lazımdı. — Ama. Belki bin ekü kadar bir para ile herif^yatışır. bu da tutkusunu yok edeceğine.r gülümsemeyle: — Ah. zira Charles hiçbir şeyin farkında değildi: Kaynanası kendisinden nefret ediyordu. fakat o. sekiz bin frank lazım bana! — Sen delirmişsin! — Henüz değil. Charles. iki ayağını ocağın demirlerine dayamış. Emma onu Bovary'yi oyalamak için gözcülük etmeye göndermişti. Fakat yılmadı. Oh! Bir şeyler yap! Bir şeyler yap! Seni daha da seveceğim! Leon çıkıp gitti. Saat ikide Leon'un evine gitti. Fakat. Çok güzel! diyordu. hayatının tassızlığına lezzet katmış olan bütün o eşyaya ilişince. geniş perdelere. parmakları sümüklüböcek gibi kırmızı ve gevşek o iri elin dokunduğunu görünce tiksindi.. Emma: — Amma da bayağı adammışsın! diye haykırdı. Emma. halden anlayan b. Üç bin frank bulmak pek olmayacak şey değildi.. durdurdu. Emma o akşam Charles'ı düşünceli buldu. Rodolphe'un mektuplarını Emma orada bir çekmeceye ki-litlemişti. Felicite içeriye girdi. ba çok lüzumlu parayı bulmak için hemen paçaları sıvamalıydı. Paraya acele ihtiyacı vardı. ama. dedi. Emma. gizlendiği yerde sıkılmış olacak ki. Kimse açmadı. — Hayır. Nihayet Leon göründü. muhafız. tavan arasına çıktılar. — Git! dene! lâzım! koş!. zira içinde başka bir şey bulunup bulunmadığından bizzat emin olmalıyım. Ev sahibinin eve «kadın» almasından hoşlanmadığım itiraf etti. Açmak icabetti. Çok solgundu: — Leon. Maître Hareng. o da oradan kımıldamayacağına söz verdi. vaktiyle kalbini çarptıran o kağıtlara. bir saat sonra döndü. rastgetirebildiklerinden para istedi.. — Seni hangi rüzgâr attı böyle? — Rahatsız mı ettim? — Hayır. aptal aptal: — Seri de işi fazla büyültüyorsun. Sonra gözleri. bir küçük pencere açık kalmış herhalde. ilave etti: 300 MADAME BOVARY — Dinle beni. MADAME BOVARY 299 Nihayet gittiler. Sonra. ertesi pazar günü. büsbütün şahlandırıyordu. mektuplar! dedi. dedi. Rouault Babanın elinden bir şey gelmezdi. ama boşuna! .— Çok hoş!. Emma. Arkasından hemen. müsaade ediniz. bize gidelim.. ikisi bir olup haciz muhafızını damın altına yerleştirdiler. Yüzünün çizgilerinden suçlamalar sezerek. birazcık gürültü etti: Charles: — Yukarda biri mi dolaşıyor? dedi. içini vicdan azabı. ne berbat bir vaziyette olduğunu izah etti. koltuklara. ismini bildiği bankerleri görmek maksadıyle Rouen'a gitti. bana yardım edeceksin. Bunlar ya kıra gitmişlerdi. suratı bir tören ağırbaşlılığı içinde: — Üç kişiye gittim. O zaman Leon. rahat rahat kütükleri karıştırıyordu. daha doğrusu uçsuz bucaksız bir pişmanlık kaplıyor. Boulogne otelindeki odalarına gittiler. Bazıları alay etti: Kimse razı olmadı. yahut geziye çıkmışlardı. haciz hikayesini anlatarak.

halk. alışkanlıkların dürtüsüne bir makine gibi itaat ederek. o tıkız francalaları. saat üçe kadar gelemezsem. Kırlangıç'a binmesine yardım etmek için elini Em-ma'ya uzatırken: — Sizi gördüğüme pek sevindim. beni artık bekleme. Sonra içinden. Nitekim. gürbüz Normandiyalılar. — Nereden bulurdun! — Senin noterlikten! Ve gözlerini Leon'a dikti. sofrada. İşin içinde bir yalan olduğundan mı şüphe ediyordu? Sonra Leon kızararak devam etti: — Ama. hareketsiz kaldılar. keyifli keyifli geziniyorlardı. Leon onun fısıldadığını duydu: — Ben senin yerinde olsaydım. fakat aşkından daha az derin bu büyük kubbe altına endişe içinde ve ümitle girdiği günü hatırladı ve peçesinin altında ağlayarak. bu sarık biçiminde. dedi. kilisenin üç büyük kapısın. . Yonville'e dönmek üzere yerinden kalktı. martın berrak ve sert günlerinden bireydi. sarsak. dostlarından biriydi. çok zengin bir tacirin de oğluydu). bir kaya parçasından daha hareketsiz duruyordu.. Araba hızlandı ve gözden kayboldu. O zaman Emma. Saat dördü çaldı.Sonra ocağın iki ucuna karşılıklı oturup. neredeyse bayılmak üzere. Alev alev yanan gözbebeklerinden cehennemi bir cüret fışkırıyor. genç adam kendisine suç işlemeyi öğütleyen bu kadının dilsiz iradesi karşısında sıfırı tükettiğini hissetti. ne olup bittiğini bilmiyordu. Emma yerinde tepinerek omuz silkiyordu. öyle bir hüzün geldi ki. önüne serilen geniş.» dedi.. Ama önünden geçen adam. tatlı şarap güğümleriyle dev gibi jambon ve sucuk yığınları arasında. Kendisine öyle bir bitkinlik. M. Homais. gelip de. meşalelerin sarı ışığı altında. 302 MADAME BOVARY Bunlar. «Belki aldandım. kahramanca tıkır tıkır yerdi. eliyle alnına vurarak bağırdı: — Morel bu gece dönecek! Ümit ederim ki benden esirgemez bunu (Morel. Aslında. o idi. Homais. O zaman korktu ve her çeşit izahın önüne geçmek için. ama o el. İkindi ibadetinden çıkılıyordu. ben de yarın sana getiririm. sokak bomboştu. şehre her inişinde. Emma. sersemlemiş. tıpkı eski Normandiyalılar gibi. Açılan bir arabalık kapısından çıkan bir ses: — Varda! diye haykırdı. kendini mahvolmuş hissediyordu. bu nedenle. dışından her şey onu yüzüstü bırakmıştı. sevgilim. dişlerinin pek bozuk olmasına rağmen. öyle ki. yutulacak mağribî kelleleri zannederek karınlarını bunlarla doldururlardı. küçük tıkız francalaları pek severdi. ona porsumuş gibi geldi.. Eczacının karısı da. Kızıl Haç'a. pekâlâ bulurdum. Kim bu acaba? Emma onu tanıyordu. güneşin bembeyaz bir gökyüzünde parıldadığı. karısına götürmek üzere bir mendile sardığı altı küçük francala vardı. düşmemek için bir duvara dayandı. Yabanlıklarını giymiş Rouenlılar. Emma'nın artık hiçbir şey hissedecek hali kalmamıştı. eczacının elinde. Artık gitmem gerek kusura bakma. Tarif edilmez uçurumlara rasgele yuvarlanarak. karısına bunlardan getirmeyi hiç ihmal etmezdi. Parvis Meyda-nı'na geldi. perhiz günlerinde tuzlu tereyağı ile yenilen. Gotik çağı yiyeceklerinin son örnekleriydi. yürümeye devam etti. hep Massacra sokağındaki meşhur çörekçiden gidip alırdı. Emma. MADAME BOVARY 301 Emma bu ümidi onun hayal ettiği gibi sevinçle karşılar görünmedi. gözkapakları şehvet ve cesaret verici bir tarzda birbirine yaklaşıyordu. Madame Homais. ecza ile dolu kocaman bir sandığın Kırlangıç'a yükletilmesine bakan Homais'ciği görünce âdeta sevindi. belki haçlı seferleri devrinden kalma. Vikont'tu! Emma dönüp baktı. İçinden. samur kürk giymiş bir kibar zatın kullandığı iki tekerlekli bir arabanın okları arasında yeri eşeleyen güzel bir siyah at geçsin diye durdu. bir köprünün üç kemeri altından akan nehir gibi. Allaha ısmarladık! Elini sıktı. hiç konuşmadan. dan boşanıyordu ve kavas. Hava güzeldi. bunların ortasında.

Üzerine dayanılmaz bir yorgunluk çökmüştü. diye sordu. Guil-laumin'e giderim. bana iki mangır geri ver. bu nasihatlerin tesirinden şüphe ettiğini açıkça söylemek cesaretinde bulundu. şerefsizim. heyecanlar içinde. kaplumbağa adı-mıyle ilerliyor. Sabahın saat dokuzunda. Kör. biranın iyisini. Fakat. kapıdan kopardığı sarı bir kağıdı hanımına uzatıyordu. Bütün serveti bundan ibaretti. Hivert: — Öyleyse. Emma'yı o andaki ıstırabından yavaş yavaş uzaklaştırıyordu. yeşilimtırak gözlerini fıldır fıldır döndürerek. meydandan gelen seslerin gürül-tüsüyle uyandı. bütün mobilyasının satılığa çıkarıldığını okudu. Homais. bir direğe asılı kocaman bir ilanı okuyordu. dedi. arabanın kapısı kenarından. Ona şarabın iyisini. donuk tabaka. Fakat kör adam.Sonra. kim bilir? Niçin beklenmedik bir olay birdenbire patlak vermesin? Lheureux bile pekâlâ ölebilir. ona omuzunun üzerinden bir beş franklık fırlattı. Kör. tepenin eteğinde peyda olunca: — Doğrusu. tiksinti içiride. — Sahi mi? Bu sualin anlamı şuydu: . göz akı. Homais eczaneden çıktı. faydasını görürsün. dili dışarıda. W 304 MADAME BOVARY O zaman sessizce birbirlerine bakıştılar. MADAME BOVARY 303 Hivert. yüz biçimi gibi kelimeler mırıldandı ve sonra babacan bir tavırla: — Dostum. aç kalmış bir köpek gibi. Terakki. Justin'in bir taşın üstüne çıkarak ilanı yırttığını gördü. sanki ilk kez görüyormuş gibi davrandı. bir sıraca iltihabı! Bu zavallıyı çoktandır tanıdığı halde. Nihayet Felicite içini çekerek: — Ben sizin yerinizde olsam. Nihayet. her defasında olduğu gibi. francalaları filenin kayışlarına astı. bir şarkı tutturmuştu. afallamış. diyordu. iki eliyle midesini uğuşturmaya başladı. bir çeşit boğuk uluma tutturdu. M. başını geriye attı. M. Araba tekrar yürümeye başlamıştı ki. rostonun iyisini tavsiye ediyordu. tam o sırada. iltihaplı yerleri ardıç tohumu tütsüsüne tutmak lazım! Gözlerinin önünde geçip giden tanıdık şeylerin manzarası. M. Pazar yerinin etrafında bir kalabalık toplanmış. başı açık. tavsiyelerimi unutma. kapalı pazar yerinin yanında. Evine. duvar halısının çivisinden kurtulmuş bir köşesi gibi sallanıp duran şapkasını uzatıyordu. — İşte sana beş santim. Eczacı: — İşte. âdeta uyuklayarak geldi. dizleri üzerine çöktü. dış tabaka. Lefrançois ananın kalabalığın ortasında nutuk verir gibi bir hali vardı. Kendi kendine: — Başa gelen çekilir. — Hem sonra. Emma. M. Hizmetçi ile hanımı birbirlerinden sır saklamazlardı. Homais kesesini açtı. Aynı zamanda. Fakat eczacı. Felicite! Madame! Felâket! Zavallı kız. bu korkunç illet sende çoktan beri mi var? Meyhanelerde kafayı çekeceğine. Emma bir bakışta. Homais. dedi. dedi. adresini de söyledi: — M. zaten pek budala görünüyordu. kollarını kavuşturarak yerine oturdu. kendi tertibi olan iltihap geçirici bir merhemle herifi bizzat iyi edeceğine dair teminat verdi. Madame. Emma. Onu böyle fırlatıp atmayı hoş bir hareket sayıyordu. Kör. dedi. birdenbire pencereden dışarıya sarkarak bağırdı: — Unlu şeyler. Vahşet içinde yuvarlanıp duruyoruz. herkes tanır. idarenin bu kadar çirkin işlere göz yummasını bir türlü aklım almıyor! Bu biçareleri yakalamalı ve bir işte çalışmaya zorlamalı. sütlü şeyler yemek yok! Cildiniz üzerine yünlü şeyler giyin. perhize girsen daha iyi olur. karşılık olarak sen de palyaçoluk et bize bakalım. düşünceli ye Napoleonvari bir tavırla. kır bekçisi çocuğu ensesinden yakaladı. cesareti kırılmış.

. Kendisinden istenen ipotek karşılığı borçlanma işlerinde gereken parayı hep ondan alıyordu. Gökyüzü kapanıktı ve biraz kar yağıyordu. tabanı soba üzerinde tüterek bükülen fotinine değiyordu. diye düşündü. Emma'nın ayaklarının ıslak olduğunu görünce: — Sobaya yaklaşsanıza. garip bir tebessümle gülümsemeye başladı. öyle ki. İngilizlere özgü bir temizlik içinde parıl parıl parlıyordu. kendi de heyecanlanarak. Emma kirletmekten çekiniyordu. çapkın bir eda ile: — Güzel şeyler zarar vermez. Giyindi. Fakat. sol eliyle dallı robdöşambrını vücuduna bastırırken. Lheureux aleyhinde suçlamalarda bulunmaktan geri kalmıyor. uzun vadelere göre sıralanmış. Madame? Sizi dinliyorum. Böyle yapmış olsaydı. öbür eliyle kahverengi kadifeden takkesini başından çıkarıp hemen tekrar yerine koyuverdi. sonra. Noter içeriye girdi. Tacir. dere boyundaki patikadan kasaba dışına çıktı. Noter. Theodore.. size ricaya geldim. karışık anlamlı. nefes nefeseydi. MADAME BOVARY 305 Maître Guillaumin. mutlaka kazanacağı akla sığmaz rakamlardan söz ederek. bütün protestoları toplayarak. ona aile hayatının darlığını. Madame gidin. türlü türlü kimselere ciro edilen. dedi. bana da böyle bir tanesi lazım. siyah fistanının üstüne kara benekli pelerinini geçirdi. bir kadın için bile. çenesini. Sofra hazırdı. zaman zaman. titiz. sıkıntılarını. tamamıyle Emma'ya doğru dönmüştü. dostu Vinçart'ı kendi adına gereken kovuşturmaya girişmekle görevlendirmişti. Grumesnil kömür ocaklarına veya Havre'daki arsalara hemen hemen tam güven içinde mükemmel yatırımlar yapmak mümkündü. Noterin parmaklığı önüne geldiği zaman. kırmızı yeleği ile sahanlıkta göründü. Emma.. MB 20 306 MADAME BOVARY . O zaman Emma. Kimse görmesin diye (çünkü meydanda hâlâ kalabalık vardı). Demek. çünkü parayı değerlendirmenin. dedi.— Uşak vasıtasıyle evin durumunu biliyorsun. bütün köşelerine renkli camlar yerleştirilerek süslenmişti. mütemadiyen yenilenen senetlerin uzun hikayesini (Emma'dan daha iyi) biliyordu. hikayesini anlatırken. parke ve mobilyalar. iki gümüş ısıtacak. Emma kendisinden bin ekü isteyince dudaklarını büzdü. pencere camları. Emma'nın içindeki ateşi büsbütün körüklüyordu. dizi. kumaş taciriyle gizlice iş yaptığı için vaziyeti biliyordu.. Duvardaki rafı dolduran bir kaktüsün altında büyük bir çini soba horulduyordu. — Ne hususta. afili bir tarzda oturtulmuştu. Emma: — İşte yemek odası buna denir. billur kapı tokmakları. Çıngırak çalınınca. birbirine küçük bir altın zincirle bağlı iki elmas iğne geçirilmiş gök mavisi kravatı üzerine yasladı ve tatlimtırak. çini üzerine koyun ayaklarınızı. Fakat. Emma: — Mösyö. acaba evin efendisinin benden söz ettiği olur muydu hiç? — Evet. anlamı olmyan bir sözle cevap veriyordu. Noter anlıyordu bunu: Zarif bir kadın! Yemeğine ara vermeden. adamı heyecanlandırmak istedi. siyah çerçeveler içinde Steuben'in Esmeralda'sı ile Schopin'in Pu-tiphar'i asılmıştı. âdeta laubali bir tavırla gelip kapıyı açtı ve Emma'yı yemek odasına götürdü. Emma vaziyetini anlatmaya başladı. Meşe kağıdı kaplanmış duvarlara. vaktiyle servetinin idaresini kendi üzerine almamış olmaktan çok üzüntü duyduğunu söyledi. Pirzolasını yeyip çayını da içtikten sonra. — Bana başvurmayışınızın nedeni neydi acaba? — Bilemiyorum. noter bu suçlamalara. yüzlerce usulü vardı. hemşerileri kendisini yırtıcı bir kaplan bilmesinler diye. her şey. ihtiyaçlarını anlatmaya koyuldu. Eski bir tanıdığıymış gibi. çok elverişli. iyi edersiniz. Emma'ya oturulacak bir yer gösterdikten sonra. Takke. Örneğin. Noter. ta arkadan uzatılarak dazlak kafayı çevreleyen üç sarışın perçemin uçlarının çıktığı sağ tarafa. başlangıçta önemsiz. daha yukarıya. nezaketsizliğinden dolayı özür dileyerek öğle yemeğine oturdu.

hızlı adımlarla dosduğru yürümeye devam ediyordu. ne bir iğnen. utanmadan istifade etmeye bakıyorsunuz. hakarete uğramış iffetinin öfkesini artırıyordu. artık ne eşyan var. öyle olsun!. — Mösyö de neredeyse eve dönecek. pısır pısır ediyordu.. Beni yalnız bırak. — Ama.. kızgın. Noter.. ona artık: — Çekil oradan. gözleri kaneviçe işlemeli terliklerinde. Korkunç bir tavırla geri çekilirken haykırdı: —' Benim perişanlığımdan. fakat satılık değilim! Çıktı. Artık yapılacak bir şey kalmamıştı. Asla! Asla! Bovary'nin kendisine üstün oluşu fikri Emma'yı çileden çıkarıyordu. hırsla öptü. Solgun. dedi. O terlikler. — Biliyorum. ya az sonra. elleri. Bir sıçrayışta ayağa kalktı: — Mösyö. Tatsız sesi. Evinde. Ona. Ümit ederim ki. diyordu. üstünde yürüdüğün bu hah artık bizim değil.. kolunu okşamak için. titremeler içinde. bir sevgilisinin hediyesiydi. kemiklerini kıracaktı. İçinden gelen bir kavgacılık dürtüsü onu sürükleyip götürüyordu. Madame Bovary'nin yüzüne hemen kan hücum etti. istemezler. Tekrar Lheureux'ye . ona türlü diller dökerek. Fakat Felicite hangi ismi söylerse. sonra kana kana ağlayacak. Zaten. Birdenbire rengi atan noter sordu: — Ne bekliyorsunuz? — Parayı. Evini görür görmez. affedecek beni. Yonville'de ona yardım etmesi muhtemel olan değişik kimseleri gözden geçirdiler. Elinden gelse bütün erkekleri dövecek. şaşkın şaşkın kalakaldı. seni ben bu duruma getirdim. Emma. ne de bir çöpün. Emma dişlerini gıcırdatarak mırıldandı: — Evet. Kendine karşı asla bu kadar saygı beslememiş. bundan kuşkunuz yoktur! Elini uzattı. o halde o korkunç sahneye hazır olmak ve kocasının gönül yüceliğine katlanmak gerekecekti. akan bir ırmak gibi. Emma: — Olmadı. Artık ilerleyemez olmuştu. demeliydi. yaşlı gözlerle boş ufku tarayarak. bu adam onu fena halde rahatsız e. başkalarını böylesine hor görmemişti. yanağında kesik kesik bir soluma hissetti. ama.diyordu. Ama. Robdöşambrına aldırış etmeden. yalvarırım! Sizi seviyorum! Kadmı belinden yakaladı. patlak veren çok güçlü bir arzuya dayanamayarak: — Peki. Sonra.. böyle bir serüvenin kendisini nerelere sürükleyeceği belli olmazdı. nazik nazik par-maklanyle okşadı durdu. Mösyö! Ben acınacak bir kadınım. alınyazısı kendisiyle uğraşıyor gibi geliyor ve MADAME BOVARY 307 bundan büsbütün gurur duyuyordu. Emma: — Hiç olacak şey mi. lazımdı. Emma'nın yen'i içinde ilerliyordu. dizlerinin üzerinde Emma' ya doğru sürükleniyordu: — Kalın. Emma'nın elini yakaladı. bekliyorum! dedi.. Baş başa vererek. sonra dizinin üstünde tuttu. kendisini boğan kinden zevk alır gibi. felâketi öğrenmemesine imkân yoktu. beni tanıdığından dolayı kendisini mazur göreyim diye bana bir milyon vermeyi bile az bulan bu adam. zavallıcık! O zaman kocası bir hıçkırık koparacak. bir çeyrek saat. ister etmesin. ha? Sizi o kadar korkutuyor muydum? Bilakis. kendisine bir uyuşukluk geldi. nihayet.. asıl ben şikayetçi olmalıyım! Birbirimizi pek az tanıyoruz! Ama ben size karşı içten bağlıyım. Emma söyleniyordu: — Ne sefil adam! Ne alçak herif!. affedecekti. Charles döner dönmez.— Neydi. yahut yarın.. Onlara baka baka avundu. Ne adilik! Başarısızlığının hayal kırıklığı. Yolun akçakavakları altında sinirli adımlarla kaçarken. affedecek beni. Her çareye başvurmuştu. şaşırması geçince. ister itiraf etsin. gözlüklerinin parıltısı arasından gözbebeğinden bir kıvılcım fırlıyor. zaten nereye kaçabilirdi? Felicite kapıda bekliyordu: — Ne oldu? diye sordu. suratlarına tükürecek.

şamdanlara. Madame Tuvache: — Acaba adama cilve mi ediyor? diye sordu. yamndakinin kulağına hafifçe fısıldadı: — Vergilerini geciktirmek için rica ediyor. Madame Tuvache: — Acaba adama bir şey sipariş etmek için mi geldi? diye sordu. bütünü dikili taş gibi dimdik ve hiçbir işe yaramayan o tanımlanamaz fildişi işlerinden birini tahta üzerine kopya etmekle meşguldü. sanki hiçbir şey anlamıyormuşçasına. Bautzen'de. çok geç kalmıştı. çenesi gerdanına yaslanmış. dedi. — Görünüş. cevap verdi: — Hiçbir şey sattığı yok ki! Tahsildar. Bu. mezarlığa gidecekmiş gibi sağa saptığını farkedince. duvarlardaki peçete halkalarına. — Ah. Binet. . bu. Nihayet hanımlar. boğuluyorum. türlü türlü tahminler yürüttüler. Hemen koşup Madame Caron'a haber ulaştırdı. düşündüğünüz şeye bakın! diye haykırarak. gayet nazik. Emma adamın iki elini yakaladı. tırabzan yuvarlaklarına bakarak. çıkrığına gitti ve keten eğirmeye başladı. yüzü kireç gibi bembeyaz kesilmişti. onun tahsildarın evine girdiğini gördü. o anda belki de ötekinin arzusunu reddettiğine pişman olmaktaydı ki. sakalını sıvazlıyordu. herhalde zekâyı kolay güçlüklerle eğlendiren ve ötesinde hayal edilecek hiçbir şeyin bulunmadığı bir eserle uyuşturan bayağı uğraşlara özgü. olur şey değil! Hiç şüphe yok. Komşusu. kulaklarına kadar kıpkırmızı kesilmişti. cesur bir adamdı. Binet. Madame Tuvache: — Böyle karıları kırbaçlamalı! dedi. İki tekerlek de dönüyor. artık konuşmuyorlardı. hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Binet'nin evinin içini rahatça görecek şekilde yerleştiler. tek başına. çöz şu bağları. bir aşağı bir yukarı dolaştığını gördüler. Kendini yatağın üzerine attı. Charles'dı. dedi. Bahçe kapısını açtı. tıpkı dörtnala kalkmış bir atın nallarından püskül püskül çıkan kıvılcımlar gibi. eksiksiz bir saadet içinde yüzüyor gibiyjdi. son parçayı da ele almış ve amacına yaklaşmıştı! Atelyesinin alaca karanlığında. Her iki hanım. Emma' nın cevap vermediğini görünce de. sütninenin evine varır varmaz: — Rolet ana. Nihayet adama yaklaştı. göğsü kalkıp iniyordu. üzerine bir eteklik örttü. Kadınlar Emma'nın. hatta nişan alacaklar listesine girmişti. Fakat torna yüzünden. ne söylediğini işitmek pek mümkün değildi. 308 MADAME BOVARY kendini merdivene attı. gözlerini dört açarak dinliyor gibiydi. yalvarır gibi İr MADAME BOVARY 309 konuşuyordu. tahsildara iğrenç bir teklifte bulunuyordu. Rolet ana. tavan arasındaki odasında. Lutzen'de çarpışmış. Emma. sonra. tavan arasına çıktılar ve sırıkların üzerine asılmış çamaşırların arkasına gizlenerek. frank kelimesini duyar gibi oldular ve Tuvache ana. burun delikleri açılmış. gülümsüyor. bunlar konuşulurken gözden kaybolmuştu. meydandan hızlı hızlı uzaklaştı. ağaçlıklı yoldan bir atın tırısla geldiğini duydu. elindeki aletten. Madame Caron: — Peki. kilisenin önünde Lestiboudois ile konuşan belediye reisinin karısı. işte geldi.gitmek aklına geldi: Neye yarar? babasına mektup yazmak. Emma. Madame Tuvache: — Ah. bir hayli geriledi. büyük caddeye çıktığını. Emma. Binet memnun bir tavırla. kadıncağız uzaklaşıp. yılan görmüş gibi: — Madame. Zira Emma. Fran-sa'daki vuruşmalara katılmış. sarı bir toz uçuşuyordu. yanında ayakta durdu. uğulduyordu. nerede şimdi? diye sordu. birdenbire. hilâller ve iç içe oyulmuş kürelerden meydana gelmiş. Binet. Binet.

. Rolet ana dışarıya çıktı. geri geri çekiliyordu. Duvarın badanası dökülmüş yerlerini. kesik kesik soluyordu. tepedeki kamışları. söz vermişti. Emma. başının üstündeki kirişin yarığında yürüyen uzun bir örümceği seyrediyordu. O zaman kendini. Bovary'ye olup bitenleri açıklayıcı bir masal uydurmak gerekecekti. bir çığlık kopardı. hareketsiz. birdenbire alnına vurdu. ırmağın üzerinde parlıyordu.. sözünü tutmamazlık edemezdi. gidiyorum işte! Şimdi. dedi. Dün. — Acele ediniz! — Ama. zihninde doğuvermişti. adım adım. bir koşu eve kadar gidip onu buraya getirmesini rica etti. kulübede saat bulunmadığı için. Sırtüstü uzanmış. zihnini. ta ötedeki şatoyu tanıyordu. dört dönmeye başladı. filbahriler buram buram kokuyordu. kaynayan bir sel gibi hatıralarına kaptırınca. sağ elinin parmaklarını gökyüzünün daha aydınlık tarafına doğru kaldırdı ve yavaş yavaş içeriye girerek: — Nerdeyse üç olacak. bir türlü üstüne kondurmadığı kuşkuların saldırısı altında. az önce kendisini çileden çıkarmış olan şeye kendi ayağıyle teslim olmaya gittiğini bilmeden. VIII Yürürken kendi kendine: «Ne diyeceğim? Neresinden başlayacağım?» diüye düşünüyordu. Emma hiç cevap vermedi. Etrafına bakına bakına. sütnineye. Ah! Ne kadar 310 MADAME BOVARY uzakta kalmıştı bu hatıra. 'budalaca bir inatla dikkatini toparlamaya çalıştığı halde eşyayı ancak belli belirsiz ayırtedebiliyordu. — Saat kaç? diye sordu. Eskiden olduğu gibi. Yolda ilerledikçe.. ne cömert insandı! Hem. elinde olmadan. Sonra. köylü kadın ise. Binet'nin tornası dönüyor sanarak: — Yeter! Durdurun şunu!. Sütnine. Leon ile birlikte.. beklemekten usanarak. Ihlamurlar ıslık çalarak üzerine dallarını . yazı masasına üç banknotu sıralar görüyordu. neden her şeyden önce onu düşünmediğine şaşıyordu. Sizi çağırıyor.. şayet böyle bir hizmette bulunmakta tereddüt edecek olursa. kulaklarını tıkadı. Emma zamanın uzunluğunu gözünde fazla büyütmekten de çekiniyordu.Emma. Sizi arıyorlar. teşekkür ederim! Teşekkür ederim! Çünkü gelecekti. gözleri sabit. böyle bir zilletin zerre kadar farkına varmadan. belki öbür tarafa gidecekti. Fakat. kendini daha şimdiden Lheureux'nun dükkânında. Kendini yeniden ilk sevgisinin heyecanları içinde buluyor. gidiyorum. gözlerini kapadı. — Hiç kimse! Mösyö ağlıyor. Güneş. kendi kendine: — Acaba kim rahatsız etti onu? Neden buraya geldi?. o mahvolan aşklarını bir tek bakışla hatırlatarak. ne ince. — Ah.. parkın küçük kapısından içeri girdi. hızla geri dönüyordu. hanımcığım. Nihayet. kar. orada bir yüzyıl mı. bir köşeye oturdu. kadıncağızın bir başka yoldan dönmüş olacağını ümit ederek. Emma. Yüzüne ılık bir rüzgâr esiyordu. onu evinden kovan bir çeşit korkunun etkisiyle buralara kadar koşup gelmişti.toparladı. kendisini buna zorlamasını bilirdi. Nihayet. Bahçede. delirdiğini sanarak. karanlık bir gecede çakan büyük bir şimşek gibi. diye mırıldandı. ağaçları. yüzündeki ifadeden korkmuş. sonra sık yapraklı iki sıra ıhlamur ağacının çerçevelediği tören avlusuna vardı. Böylece.. çünkü Rodolphe'un MADAME BOVARY 311 hatırası. eriyerek tomurcuklardan damla damla otlara düşüyordu. Ama burada olduğunu bilmediği için. Huchette'in yolunu tuttu. Çit boyunca patikadan gidiyor. Mutlaka gelecekti! Parayı tedarik etmişti herhalde.. diye düşünüyordu. fundalıkları. Ne iyi. fakat daha ağzını açmadan.. Bahçe kapısı gıcırdadı: Emma bir sıçrayışta ayağa kalktı. büzülüp kalmış olan yürekceğizi bu duygularda şevkle genişliyordu. Ne masalı? Sütnine bir türlü geri dönmüyordu. yoksa bir dakika mı beklediğini kestirmekten âciz. Rolet ana: — Sizde hiç kimseler yok! dedi. — Nasıl olur?. uç uca tüten iki odunu.. Bir gün. Hatırlıyordu.. çok geçmeden dünkü günü hatırlayabildi.

harikulade güzeldi. Oysa sen. Rodolphe. Rodolphe o zaman. Konuşsana! Fırtınalı yağmurdan bir mavi koncaya düşmüş su gibi bir damla gözyaşının titrediği bakışıyle. birdenbire kuvvetten kesildi. artık gülüyorum. tahta tırabzanlı. bu sessizliği son bir utanç saydı ve o zaman: — Ah. tıpkı ziraat şenliğinde olduğu gibi. görürsün. Fakat Emma. Sen bir erkeksin! Kendini sevdirmek için her şeyin var. mutluyum!. sen ağlamışsın! Neden? Emma hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Emma sözlerine. bir üçüncü şahsın şerefi ve hatta hayatiyle sıkı sıkıya bağlı bir sırdı. benim. çok ıstırap çektim ben. daima da seveceğim! Nen var? Söyle bana! Rodolphe diz çökmüştü. dostum. her zamanki gibi güzelsiniz. — Evet. ateşin karşısında pipo içiyordu. onu hor görmenizden belli. Rodolphe. Bir dakika kendi kendini dinledi. sözlerinden daha çok da sesine ve şahsının görünüşüne kapılıverdi. Emma ile karşılaşmamak için elinden geleni yapmıştı. 312 MADAME BOVARY Rodolphe. içlenmemek için kıvranıp duruyordu. dikine ve geniş bir merdivenden çıktı... sesleri ortalığı çınlattığı halde kimse meydana çıkmıyordu. sustuğu için de. değil mi? Birbirimizi seveceğiz! Bak. Emma alnını eğiyordu. — Evet. cana yakın baş hareketleriyle devam ediyordu: MADAME BOVARY 313 — Başkalarını seviyorsun. Emma. itiraf et. belki! Rodolphe'a yaklaşarak: — Emin misin? İçini çekti: — Ah Rodolphe! Buseydin!. bir süre öylece kaldılar. iki ayağını şöminenin pervazına dayamış. onları da baştan çıkarmışsındır. belki de gerçekten inandı. Onları mazur görüyorum. — Ha! Siz misiniz! dedi. içinde bulunduğu zaruret. neden o şekilde hareket etmiş olduğunu izaha başladı. Rodolphe. Orada bulunmamasından korkuyor.. o erkeklere özgü korkaklıkla. son kurtulma şansıydı. dedi.. daha iyisini uyduramadığı için. Rodolphe bunu bir gurur meselesi yaparak. — Bari ayrıldığımız günden beri sizinki iyi geçti mi? — Ne iyi. onun göğsüne yaslandı ve: — Sensiz yaşamamı nasıl isterdin? dedi. öyle ki. .. parmakları birbirine dolanmış.. bütün gayretine rağmen. Seni çok sevmiştim! İşte o anda elini yakaladı. aslına bakarsan. Parmaklarını kilidin üstüne koyduğu anda. benden kaçtın!. Ben aptallık ettim. Manastırlarda veya hanlarda olduğu gibi. ama yine de bu onun son ümidi. dudaklarının ucuyle gözkapakların-dan öptü. Kulübelerindeki köpekler hep bir ağızdan havlıyorlar.sallıyorlardı. — Hiç değişmemişsiniz. dedi.— Hiç ayrılmasaydık belki daha iyi olurdu. Emma. Sen hoşlandığım tek kadınsın. ne de kötü.. dedi. Rodolphe onu çekip dizlerine oturttu. en dipteki oda onun odasıydı. Rodolphe nihayet onu yavaşça. Emma: . belirsiz deyimlerle özür dileyerek. talihsiz bir güzellik bu. Emma. kötülük ettim! Seni seviyorum. Onlara hak veriyorum. ağzını açıp da bir şeyler söylemiyordu. alaca karanlıkta son bir güneş ışınının altın bir ok gibi panldadığı dümdüz saç örgülerini elinin tersiyle okşuyordu. acı acı: — Ah. üç yıldır.. tozlu iri taşlar döşeli bir koridora varan. Çünkü Rodolphe. bunu âdeta temenni ediyordu. — Ama. sevdalı bir kediden daha sokulgan. filozofça bir eda ile cevap verdi: — Hayat böyledir işte. bana yaptığın gibi. uçta. cesaretini kuvvetlendirdi. sıra sıra birçok odanın açıldığı. içeriye daldı. Güya bu. Solda. Size akıl danışmaya geldim. affet beni. Ama yeniden başlayacağız. ayrılışlarına dair anlattığı bahaneye inanır gibi göründü. kederli gözlerle ona bakarak: — Ne ise.. İnsan saadete alıştı mı vazgeçemiyor! Ben mahvolmuştum! Öleceğimi" sandım! Bütün bunları anlatırım sana. Rodolphe bu hali aşkının boşalması sandı.

hem de şimdi. Emma hızlı hızlı devam etti: — Biliyorsun ki. yuvarlanmak üzereyken. koruların var. Biz de borca girdik. haciz koyacaklar. Şöminenin üzerindeki kol düğmelerini alarak.. rasgele birinin yapacağı bir yardımı istemek için geliyorum ona. rengi birdenbire atarak: «Ah! Demek bunun için gelmiş!» diye düşündü. 314 MADAME BOVARY Yalan söylemiyordu. . kendini mahvediyordu. işte burası. mektubun! Benim kalbimi parçaladı o! Sonra. mektubun. dedi. üç avlusu ve cephesinin bütün pencereleriyle o kılı kıpırdamayan şatoyu bir kez daha gördü. bunu bilmiş ol.. ^ünkü kendini seviyorsun. iki yıl.— Nem mi var?. Az önce de diyordun bunu. başını döndürünce parkı. Nihayet. bir gülüş. insan bu kadar fakir olursa. açmak için öyle acele ediyordu ki. alacak değilim! Senin olsun! İki kol düğmesini bir hayli uzağa fırlattı. sanki bana hiç azap çektirmemişsin gibi. dedi. satınca para eder!. hiçbir şey eksik değil. Rodolphe. Aşkın üzerine düşen sağanaklardan en soğuğu ve en yıkıcısı para istemek olduğundan. Sen demek beni hiç sevmedin! Sen de başkalarından farklı değilsin! Kendi kendini ele veriyor.. Rodolphe kendisinin de «sıkıntıda» olduğunu söyleyerek. hür! Yalvararak ve bütün sevgimi getirerek. dedi sana acıyorum! Hem de ne kadar acıyorum. böyle bir hayırlı iş yapmak genellikle hoşa gitmese bile. Yalnız şu aptalca şeylerin en kıymetsizi bile. en muhteşem. gayet sakin bir tavırla: — O kadar param yok. ama.. Fakat bugün.. Hayır.. Ama sen. sana her şeyimi verirdim. Ah.. Diz çökerek ölünceye kadar beni seveceğine yemin ettiğin yer. diye devam etti. ileride elimize para geçecek tabii. Emma: — Ah. mutlu. kırbaçlarına altın suyuna batmış gümüş sap da taktırmaz!... Ha? seyahat projelerimizi hatırlarsın değil mi? Ah. kilidin üzerinde tırnakları kırıldı. şurada rahatça koltuğunda oturuyorsun. çünkü bu kendisine üç bin franga mal olacak! Rodolphe. mütevekkil öfkelerin çoğu zaman bir kalkan gibi sarındığı tam bir sükûnetle: — O kadar param yok. —Elini sürerek— Saatinin zincirine altından ıvır zıvır da asmaz! Ah. O zaman. Ben mahvoldum. öyle mi? Sen olmasaydın. Zaten tasfiye hesapları da henüz tamamlanmadı. bir şaton.. söylediğine bakılırsa. yüzü de gittikçe ciddileşiyordu: — Ama. Kendimi bu yüz kızartıcı duruma düşürmemeliydim. o ise beni itiyor. gitti. bilemezsin!. nefes nefese... ben de dostluğuna güvenerek buraya geldim. bunlardan başka bir şeyciğin olmasa bile!. Duvarlar titriyor. parası olsaydı.... rüzgârın dağıttığı kuru yaprak yığınlarında tökezleyerek. keşke beni kovsaydın! Ellerimde hâlâ öpücüklerinin sıcaklığı var. üç bin frangımız olmadığı için. diye bağırdı. Duvardaki silahlıkta parıldayan gümüş savatlı bir karabinaya gözü İlişince: — Ama. o. bana bir «Teşekkür ederim!» demeni iştimek için. Rodolphe! Bana üç bin frank borç ver! Rodolphe yavaş yavaş yerinden doğrulurken. mutlaka verirdi. Nihayet. bir bakış için. zengin. — Demek o kadar paran yok! Birkaç defa tekrar etti: — Demek o kadar paran yok!. — Ama. dedi. adam kaçtı. düğmelerin altın zinciri duvara çarparak koptu. ben. Emma çıktı gitti. bahçeleri. Sonra. müşteriler para ödemiyorlardı. ona tekrar geliyorum. dedi. aziz Madame. Emma evvela ona birkaç dakika bakakaldı. şu halının üstü! Beni inandırdın. ben mutlu yaşayabilirdim! Kim seni zorladı? Birisiyle bahse mi girdin? Ama yine de beni seviyorMADAME BOVARY 315 dun. ağaçlıklı uzun yoldan tekrar geçti. odasında likör takımına varıncaya kadar. en tatlı rüyalar içinde dolaştırdın beni!. şu anda. çiftliklerin. kocam bütün servetinin idaresini bir notere bırakmıştı. her şeyimi satardım. sürek avına çıkıyorsun.. Paris'e seyahat ediyorsun. durdu. sözünü kesti. iyi yaşıyorsun. ellerimle iş görürdüm. sokak ortasında dilencilik ederdim. tüfeğinin dipçiğini gümüşletmez! (Boulle saatini göstererek).. parmaklığın önündeki hendeğe geldi. sedef kakmalı duvar saati de almaz. tavan onu eziyordu. yüz adım ötede.

ona âdeta neşe veren bir kahramanlık coşkunluğu içinde. sahile vuran koyu renkli muazzam dalgalar gibi göründü. hani orada şeyler var. hayatlarının kanayan yaralarından _akıp gittiğini hisseden yaralılar gibi. korktu. Laboratuvar kapısının açıldığı koridora girdi. Orada. Mavi kavanozu yakaladı. karşısına çıktı. yaklaşıyor. âdeta yapılmış bir görevin huzuru içinde çıkıp gitti. Fakat Emma peşten. bir avuç dolusu beyaz toz çıkardı ve hemen ağzına atıp yutmaya başladı. karşı konulmaz bir sesle hemen devam etti: — İstiyorum! Ver o anahtarı. Justin. o da. bir uçurum gibi. ruhunun yalnız bu hatıradan boşandığını duyuyordu. . patikayı. Birdenbire kendisine öyle geldi ki. gecenin kapkara fonu önünde beyazlığı büsbütün beliren yüzünün solgunluğundan hayrete düşmüş. İçeriye girmeye hazırlanıyordu. Sabırsızlanan eczacı: MADAME BOVARY 317 — Justin! diye bağırdı. kuzgunlar uçuşuyordu. Duvarın üzerinde Capharnaüm etiketini taşıyan bir anahtar vardı. Gece çöküyordu.. bir donanma gecesinin bin bir mehtap fişeği gibi. sonra ağaçların dalları arasından kara saplanıp eriyordu. ne istediğini anlamadan korkunç bir şeyler sezdi. uzakta sis içinde parıldayan ışıklarını farketti. mutfağın eşiğine kadar ilerledi. kalakaldı. O zaman vaziyeti. Zemin. — Hayır! Kal burada! Sonra. Rodolphe'un yüzü gözüküyordu. bu feci durumunun nedenini. koşa koşa tepeden indi. Emma camı tıkırdattı. ocağın üstünde bir mum yanıyordu.. tıpasını çıkardı elini içine daldırdı. Çocuk dışarı çıktı. Justin mutfağa döndü. dedi. Lheureux'nun yazıhanesini. yemek yiyorlar. 316 MADAME BOVARY dönüyor. zihnini toparlayabildi. Bunlar çoğalıyor. sanki umursanacak bir şey değilmiş gibi: — Şimdilik lüzum yok. ona bakıyordu. Çocuk çırpınıyor yardıma çağırmak istiyordu. Bekleyelim. karmakarışık. fakat çıngırağın sesine gelenler olabilirdi. ben ona sonra söylerim. evlerin. peşi sıra geldi. çünkü. Göğsü parçalanacakmış gibi soluyordu. Kimsecikler yoktu. — Mösyöye haber vermek lazım. yoksa suçu efendine yükletirler! Sonra birdenbire rahatlayarak. — Ha. — Kimseye bir şey söyleme. tatlı. Kafasının içinde hatıra ve fikir namına ne varsa. yerdeki izler ise. pazar yerini geçti ve eczacının dükkânı önüne geldi. ayakları altında sudan daha yumuşaktı. Justin. Hafızası onu iyi yöneltiyordu. ona. kollarını sıvamış. Justin bağırarak üzerine atıldı: — Durun! — Sus! Yoksa gelirler. bir başka manzarayı görür gibi oldu. oradaki odalarını. her şey kayboldu. çarpınca dağılan mermiler gibi havada patlıyor. nefesini tutarak. yani para sorununu artık hatırlamıyordu. kendisinden artık tamamıyle habersiz. Kendisini uyutmayan fareleri öldürmek lâzım geldiğini iddia etti. ateş renginde kürecik-ler. Aradaki bölme ince olduğundan. dosdoğru üçüncü rafa gitti. — Anahtar! Yukarının anahtarı. ağaçlıklı yolu. damarlarından bütün kırı dolduran sağır edici bir müzik gibi yayıldığını sandığı yürek çarpıntısından başka. yemek odasında çatalların tabaklar üzerindeki şıkırtısı işitiliyordu. dönüyor. Haydi gidelim. Ancak aşkı yüzünden ıstırap çekiyordu. inek kalasını. Deliriyordu.Şaşkınlıktan kendini kaybetmiş. içeriye yemek götürüyordu.. Emma'nın içine nüfuz ediyordu. Anahtar kilidin içinde döndü ve Emma. bulanık da olsa. can çekişirken. Emma. Babasını. sen ışık tut bana. bir hamlede fırlayıp gidiyordu.. Çitten içeri kaydı. Emma ona harikulade güzel ve bir hayalet gibi haşmetli göründü. Bu mermilerin her birinin ortasında. Sonra. duvarları yoklaya yoklaya. — Yukarı çıkalım. — Nasıl! Justin.

— Ah. Çok garip! Emma kuvvetli bir sesle: — Hayır. boğuluyorum! Birdenbire gönlü bulandı. bana bir tek şey sorma. Emma keskin bir çığlık kopardı.bana!. o.. Bir şey bildiği yoktu! Akşamın saat altısına kadar bekledi. Charles bir bardak su uzatırken sordu: — Nen var? — Bir şey değil!. Emma yazı masasına oturdu.. Ağzında duyduğu buruk bir tatla uyandı. yavaş yavaş mühürledi. Şiddetli bir titreme ile omuzları sarsılıyordu. 318 MADAME BOVARY Acı duyup duymadığını kavramak için merakla kendini dinliyordu. Saatin tik-tağını. Sonra. aldanıyorsun! O zaman Charles. porselenin üstüne yapışmış bir nevi beyaz tortu bulunduğunu' farketti. bayıldı. saygınlığının sıfıra indiğini. dedi. daha fazla duramayarak. dedi. Charles. her tarafa gönderdi. haciz haberiyle aklı başından gitmiş. büyük yola çıktı.. dedi. — Ne diyorsun? Hafakanlar içinde. başını tatlı bir hareketle döndürüp duruyordu. Düzensiz atan nabzı. ayaklarından kalbine kadar buz kesilmeye başladığım hissetti. — Ölüm de pek önemli bir şey değilmiş. Charles'ı gördü ve gözlerini tekrar yumdu. şimdi âdeta hissedilmiyor gibiydi. Charles.. dedi. merasimli bir tavırla: — Yarın okursun. Bağırdı. fakat Emma dönmedi. MADAME BOVARY 319 Bir madeni buhar içinde donmuşa benzeyen morarmış yüzünden damlalar sızıyordu.. bırak beni! Boylu boyunca yatağına uzandı. Ne sebeple?. O berbat mürekkep tadı devam ediyordu: — Susadım!. ne feci şey! diye haykırdı. o kadar ani oldu ki. büzülmüş parmaklarını batırdığı çarşaftan daha beyaz kesilmişti. yastığın altındaki mendili almaya zor vakit bulabildi. büyümüş gözleri etrafına bulanık bulanık bakıyor. midesi üzerine götürdü. Ama yine de. Altın Arslan'a. Niçin?. hareketsiz duruyordu. diye düşündü. rica ederim. Birazcık heyecana düşüp de kusmak korkusuyle. Boğuk bir çığlık kopardı. geri döndü. — Olur şey değil.. Yüzü. Nihayet. küvetin dibinde. servetinin mahvolduğunu. İniltileri yavaş yavaş daha da kuvvetlendi. işte başlıyor. Bir şey yoktu! Henüz hiçbir şey yoktu. Dişleri birbirine vuruyor. Berthe'in istikbalinden hayır kalmadığını kavrıyordu. ağladı. Emma'nın Rouen'a gitmiş olacağı düşüncesiyle. boyuna çene kemiklerini aralayarak. bütün sorulara yalnız başını sallayarak cevap veriyordu. cevap vermiyordu. altına günün tarihini ve saatini ilave ederek. Aç pencereyi. kendisini diz üstü yatağın önüne attı: . — Ah. yarım fersah yürüdü. Emma az önce çıkmış bulunuyordu.. Anlat.Charles. Charles. Hızlı hızlı: — Kaldır şunu.. sanki dilinin üstünde gayet ağır bir şey varmış gibi. diye mırıldandı. biraz daha bekledi. ürkerek geri çekildi. çok susadım! diye içini çekiyordu. — Ne oldu?. kendini daha iyi hissettiğini. Emma eve gelmişti. âdeta okşar gibi. eve döndüğü zaman. Endişesi biraz hafifler gibi oldu mu. kimseye rastgel-medi.. Hayır. hatta iki üç kez gülümsedi bile. Uyuyacağım ve her şey bitecek! Bir yudum su içti ve duvar tarafına döndü. Tuvachelara. önce hafiften. Leureux'nun dükkânına. Ah. bir mektup yazdı. o zamana kadar. az sonra yatağından kalkacağını söyledi. Sonra. Ama vücudu sarsılmaya başladı: — Aman Allahım. Nerede olabilirdi? Felicite'yi Homaislere. elini yavaşça.. ateşin gürültüsünü. yatağının yanında ayakta duran Charles'ın nefes alıp verişini işitiyordu. at şunu! Charles boyuna soruyordu. bir tek şey sorma! — Ama. inlemeye koyuldu... Saat sekizde kusmalar yeniden başladı.

orada. perişan. ne yedin? Allah aşkına cevap ver! Emma'nın o ana kadar hiç görmediği sevgi dolu gözleri ona bakıyordu.— Söyle. mührü kopardı ve yüksek sesle okudu: «Hiç kimse suçlanmasın. Emma: — Ağlama.. Hippolyte. Doğru.. Zehir. dadısının kolları arasında geldi. hâlâ düş görüyor gibi bir hali vardı. Neufchâtel'e hareket etti ve Justin. dedi. on beşten fazla müsvedde yaptı. değil mi? — Hayır! Hayır! Çocuk. yapınız! Kurtarınız onu!. Eczacı: — Sakin olun! diyordu. Ho-mais'y. saçlarını yoluyordu. cesaret edemiyordu. bütün zehirlenme olaylarında bir tahlil yapmak gerektiğini biliyordu. bütün gece. bu kadar korkunç bir manzara ile karşılaşacağını hiç aklına getirmemişti. orada!.e koştu. satırlar dans ediyordu. dünyanın bütün gürültülerinden ancak şu zavallı kalbin. dostum. uzaklaşan bir senfoninin son yankısı gibi tatlı ve belirsiz. hiçbir çare bulamıyor. Karmakarışık olmuş odaya şaşkın şaşkın bakıyor ve eşyalar üzerinde yanan şamdanlarla kamaşan gözlerini kırpıyordu. bütün varlığının ümitsizlikten yıkıldığını hissediyordu. tıp lügatini karıştırmak istedi. bilmiyor. yapınız. Eşyaya çarpıyor. meydandakileri birbirine kattı. nerdeyse yere yuvarlanacak. tahlilini yapmak lazım. halının üzerine yığıldı. arsenikti.. Şimdi artık kimseden nefret etmiyordu. Charles. alçaklıklarla. uyanık kaldı. zihnini allak bullak ettiği için. kekeleye kekeleye. artık zor çıkan bir sesle: — Ne mi. dedi. eczacı. Bois Guillaume tepesinde bıraktı. kesik kesik şikâyetini işitebiliyordu.. Ciddi. Az sonra artık seni üzmeyeceğim! — Niçin? Kim seni zorladı? — Öyle lazımdı. Caniver ile doktor Lariviere'e mektup yazmak üzere eve döndü. Charles. yahut büyük perhiz sabahlarını hatırlatıyordu. sen iyisin. oradakilerden bazıları kalkıp komşularına haber verdiler ve kasaba. Charles sordu: — Fenalaşmıyorsun. dedi. sen! Elini yavaş yavaş kocasının saçları arasında gezdirdi.. hayvan onu.. gözü seçemiyordu. çabucak karar vermek zorunluluğu. M. Madame Lefrançois Altın Arslan'da olayı duydu. Homais: — Öyleyse. dedi. Charles. anlamadan cevap verdi: — Ah. kendisine azap veren sayısız arzularla artık alâkası kalmadığını düşünüyordu. Bu temasın tatlılığı. onu. Çünkü. Zihni allak bullak olmuştu. hele kendisine en fazla sevgi gösterdiği bir anda kaybetmek düşüncesiyle. herhalde kendisine yılbaşı. yorgunluktan bitkin ve yan yarıya gebermiş. başını yatağın kenarına dayayarak hıçkırmaya başladı. çıplak ayakları uzun geceliğinden dışarıya çıkıyordu. Sonra. kendini zehirlemiş!» Felicite.» durdu. Nitekim sordu: — Peki. — Mutlu değil miydin? Benim yüzümden mi? Elimden geleni yaptımdı ama! — Evet. Emma. Sorun sadece kuvvetli bir panzehir vermektir. Charles yazı masasına atıldı. Zehir ne idi? 320 MADAME BOVARY Charles mektubu gösterdi.. bir alaca karanlık karışıklığı zihnine çökmüştü. Emma'nın yanına gelerek. nerede annem? Herkesin sustuğunu görünce de: .. tekrar okudu. eczacı. Bu. bütün ihanetlerle. — Nasıl! İmdat! Koşun buraya! Yalnız bir tek kelimeyi tekrarlamaktan başka bir şey yapamıyordu: «Kendini zehirlemiş. kederini büsbütün artırıyordu. elini gözlerinin üzerinden geçirdi. çünkü o günlerde de böyle şamdanMADAME BOVARY 321 ların ışığında erken erken uyandırılır ve hediyelerini almak için annesinin yatağına gelirdi. yere. odada dört dönüyordu. Bo-vary'nin atını öylesine mahmuzladı ki. Emma. Dirseğinin üzerinde doğrularak: — Bana küçüğü getirin.

küfür ediyor. — Sütnine mi aldı ayakkabımı? diye sordu. hiç eldiven taşımayan o tombul ve çok güzel ellerini birazcık örten. başını çevirdi. Peki ama. bakın. çırpınmaları hafiflemiş gibiydi. Charles. Emma çok geçmeden kan kustu. hastaya te-riak vereceği sırada.. İşte. Küçük. oysa o daima şömine tarafına bakıyordu. unvanları. fakirlere karşı misafirperver. M. dosdoğru insanın ruhuna işler. korkunç bir tarzda bağırmaya başladı. dedi. artık soyu tükenmiş filozof hekimler nesline mensuptu! Öfkelendiği zaman hastanesinde her şeyi tir tir titretirdi. Bovary ellerini havaya kaldırdı. Nişanları. — Ah. Bu arada Berthe'i yatağının üzerine koydular. Annesi ona bakıyordu. Yatağın yanında hıçkıran Charles: — Yeter! Alın götürün! diye bağırdı. — Vay canına!. çocuk çırpınmaya başİadı. Sonra. fazilete inanmaksızın fazilet sahibiydi. Neşterlerinden daha keskin olan bakışları. Homais. başındaki takkeyi çıkardı. Madame Bovary. Charles ayakta. Felicite. göğsü hırıltılar içinde ağlıyor. Sonra belirtiler bir aralık durur gibi oldu. — Ah anneciğim. siz misiniz? Teşekkür ederim! Ne iyisiniz! Şimdi çok daha iyi. bir ermiş sayılabilirdi. dirayetle icra eden. mideyi tamamıyle temizlemek için kusturucu bir ilaç verdi. içindekilerini çıkardı. Dudakları daha fazla kısıldı. ümide kapılıyordu. cömert. bu aşikâr. ağlayarak kollarına atıldı.. Öğrencileri kendisine öyle saygı ile bağlanırdı ki. nitekim civardaki şehirlerde hekimlik eden eski öğrencilerinin üzerinde de. Bichat'nın önlüğü altından çıkmış o büyük cerrahi okuluna. Canivet içeriye girince. her zamanki metanetini muhafaza etmekle birlikte yine de heyecanlanmaya başladığını hissediyordu. kulaklarına kadar çamura batmış üç atın var kuvvetleriyle göğüsleyerek uçurduğu bir posta arabası. ta topuklarına kadar bütün vücudunu sarsan hıçkırıklardan boğuluyordu. bir sıçrayışta pazar yerinin köşesinden meydana çıktı. o sanatı vecd ile. Doktor Lariviere.. geniş siyah frağina rast gelinirdi. Elleri ayakları büzüldü. bizzat dediği gibi. Doktor Lariviere geliyordu. elden geldiği kadar onu taklit etmeye çalışırlardı. göğsünün biraz daha sakin her solumasına bakarak. vücudunu koyu lekeler kapladı. nabzı parmakların altında gergin bir iplik.. kol ağızlarının düğmeleri çözülünce ıstırapların içine hemen dalmak istermiş gibi. . derin derin içini çekiyordu. neredeyse kopacak bir harp teli gibi kayıyordu. Canivet ise. Nitekim Canivet.. gözlerin ne kadar da büyümüş! Ne kadar da solmuşsun! Ne çok terliyorsun!. Bovary: — Kurtarsanıza onu! diye haykırıyordu. Homais: — Neticenin de ortadan kalkması lazım. şayet zekâsının inceliğinden bir iblisten korkar gibi çekinilmeseydi. babacan. acele etsin diye yalvarıyor. taassup derecesine varan bir aşkla sanatlarına bağlı... Zehire lanetler savuruyor. mademki sebep ortadan kalktı. bir kırbacın sakladığı duyuldu. bütün camlar titredi. Homais hareketsiz. ağzına kadar gelen daha güçlü bir başka zehirden tiksinmişçesine. Emma öpmek için elini yakaladı. geri geri çekilerek: — Korkuyorum. çocuğu yatağa doğru eğiyor. iddialarla utanmalar arasından her çeşit MADAME BOVARY 323 .— Ama benim küçük ayakkabımı göremiyorum. eczacının: «Belki bu şifa ile sona erecek bir had devredir» varsayımına kulak asmadan. MB 21 ' 322 MADAME BOVARY Felicite odada oradan oraya koşup duruyordu. Bir tanrı gökten inseydi bundan fazla heyecan yaratamazdı. daha doktor içeriye girmeden önce. zinalarını ve felâketlerini hatırlatan bu ismi duyunca. mendili dudakları üzerinde. hekimlik etmeye başlar başlamaz. kendisinden daha çok can çekişen Charles'ın içirmeye uğraştığı her şeyi kaskatı kesilmiş kollanyle itiyordu. Canivet her şeyi bıraktı. kestirme yoldan. onun her anlamsız sözüne. diyordu. Meslektaşı hiç de aynı fikirde değildi. akademileri hor gören. onun merinos yününden uzun yeleği ile. Nihayet. dedi.

Madam Homais de önlüğünün şeritlerini çeke çeke: — Kusura bakmayın efendim. her şeyi büyük bir gürültü ile yere düşürüverdi. kuduz böceği. Sonra doktorun orada bulunuşu da onu büsbütün coşturuyordu. Nitekim. yıldırımla çarpılmışa döndüklerini bir yerlerde okudum. üstadı tasdik makamında hep gülümseyip duruyordu. doktor! Galiba. Bencil bir duygu ile kendi durumuna bakarak. kusturucu ilaç nedeniyle biraz önce gizlice kuvvetli bir zılgıt yediği için. mencenila. — Şehirde olsaydık. yalvaran gözlerle ona bakıyordu. doktor. şaşkın. Lariviere' den ısrarla rica etti. güvercin getirsin diye Altın Arslan'a. evvel emirde. Derhal. sırt üstü yatan Emma'nın ölüye benzeyen yüzünü görünce kaşlarını çattı. çalışma ile geçmiş kırk yıllık tertemiz bir meslek hayatı şuurunun bahşettiği babayani bir ihtişam vardı. Homais bağırdı: — Aptal! Beceriksiz! Eşek herif! Fakat. şehadet parmağını burun deliklerinin altında dolaştırdı ve: — Âlâ. acıların türlüsünü görmeye alışmış olan bu adam. yumurta için de Lestiboudois'ya adam gönderildi. doktor. bir çare bulun! Charles iki koluyla adama sarılmış. Sofraya buyurun. diyordu. 324 MADAME BOVARY — Sus canım!. Emma'nın kendi gözleri önünde ölmesine pek meraklı olmayan Canivet efendi de yanındaydı. değil mi? Acaba hardal lapası koysak? Siz o kadar hayat kurtardınız. bizim şu zavallı kasabada insan bir gün öncesinden haberi olmazsa. engerek yılanı hakkında gelişigüzel bilgiçlik ediyordu: — Hatta bazı kimselerin pek sıkı bir tütsüden geçmiş kan sucukları yüzünden zehirlendiklerini.. kendini nasıl zehirlemiş? — Malumatım yok. ziyafet sahibi olmanın gururu içinde. Eczacı sordu: — Nen var? Genç adam. beraber yemek yemeği kabul etmek suretiyle kendisine şeref vermesini M. küt ayak ameliyatı günlerinde hayli pervasızlık ve gevezelik eden Canivet'cik. — Gidiyor musunuz? — Yine geleceğim.. bu soru üzerine. koma. Canivet'yi yandaki odaya götürmek istedi. — Durumu çok kötü. Bovary' nin yürekler acısı vaziyeti de keyfini belli belirsiz artırmıyor değildi. eczacılık üstat(1) Cava yerlilerinin oklarına sürdüğü bir zehirin adı. bol bol kusmalar. hatta bu arsenik asidini de nereden tedarik ettiğini bilmiyorum. Homais. kendini tutamadı ve gözlerinden göğsüne bir damla yaş düştü. göğsünün üstünde âdeta kendinden geçmiş.. — Metin ol. Bovary bunu gördü: Bakıştılar.yalanı sıyırıp çıkardı. Cerrah: — Keşke boğazına parmaklarınızı soksaydınız! dedi. upas (I). Onda büyük bir yeteneğin. felâkete dair bazı tafsilat vermeyi münasip gördü: — İlkönce gırtlakta bir kuruluk var zannettik. doktor! Eczacı ilk lokmalardan sonra. sonra üst karın nahiyesinde dayanılmaz sancılar. Charles peşlerinden geldi. şimdi pek mütevazı olmuştu. Fakat omuzlarını ağır ağır oynattı. Bütün bilgisini ortaya döküyor. bir tüp içinde dikkatle soktum.. Eczacı meydanda onlara yetişti. meşhur kimselerin yanından ayrılmazdı. O sırada. servetin. dedi. diye tekrarladı. hemen kendine hâkim olarak: — Bir tahlile girişmek istedim. Canivet'nin anlattıklarını dinler gibi görünerek. krema için Tuvache'a. Meslektaşı. âlâ. açılıp saçılıyordu. dedi. şöyle güzel bir paça dolması tedarik ediverirdik. Ağzı açık. bir yığın tabak götürmekte olan Justin'i bir titremedir aldı.. Homais bir nefeste: «Ayaklı kadehler!» diye seslendi. Arabanın sürücüsüne emir verecekmiş gibi dışarıya çıktı. artık yapılacak hiçbir şey yok! Ve doktor Lariviere arkasını döndü. tıpkı onun gibi. Mizacı itibariyle. Eczacı bizzat hazırlıklara yardım ediyor. susuyordu. — Peki. Sonra. pirzola olarak nesi varsa alınsın diye kasaba. MADAME BOVARY . yavrucuğum.

doktorun hiç de hatırseverlik göstermediğini söylediler. can çekişen bütün gücüyle. çenesi göğsüne yaslanmış. Nihayet. karısının itirazları olmasaydı. M. M. yüzünü ona dönmüş. kendi eliyle öğütür. ileride belleklerinde yer edecek muhteşem bir tablo olsun diye. bir örnek. duygusuna engel değildir. Akşam yemeğini yer yemez hemen uyuklamaya başlamakla kanını pıhtılaştırdığından şikâyet etti. kendi eliyle harmanını yapardı. o da birinden korktuğu için ötekinden tiksiniyordu. zira Homais kahveyi sofrada pişirmeye pek meraklıydı. başlamakta olan sonsuz huzur hayalleriyle. kocası hakkında kendisine akıl danışmak istedi. Nihayet. bu alçak dünyanın bütün saltanatlarına hırsla dikilmiş gözlere. .325 larından ve hocalarından birinin. iki oğlunu da birlikte götürecekti. Sonra papaz. Doktor. hiç ağlamadan. Charles heykel gibi solgun. kalabalığın dikkati bu sefer başka tarafa döndü. Papaz yerinden doğrulup haçı aldı. bütün çocuklarını yemek odasına getirtti. elinde mukaddes yağlarla pazar yerinden çı-kıverince. dedi. çarşafın üstünde sürükleniyordu. Emma yavaş yavaş yüzünü döndürdü ve birdenbire papazın omuzlarındaki mor şalı görünce sevinir gibi oldu. Madam Homais. bir kilise adamı görmek hiç de hoşuna gitmiyordu. Emma o zaman. Lariviere'in gideceği sırada. papaz ise. önce. fakat artık kımıldamayacak olan ayak tabanlarına sürdü. prensiplerine bağlı bir adam olarak. ilk mistik özlemlerinin kaybolmuş lezzetine yeniden kavuşuyordu. kapıyı açtı. gözleri kor gibi kıpkırmızı. sonra. Homais. Binet'den. Hep küllere tükürmek âdetine bakarak karısının akciğer iltihabına yakalanmış olmasından korkan M. midesi ekşiyen Madame Lefrançois'dan güç belâ yakayı kurtarabildi. zaten kahveyi hep kendi eliyle kavurur. kimsenin pek farkına varmadığı bu cinasa biraz gülümseyerek. kaşıntıları olan Madam Caron'dan. bazen pek şiddetli açlık duyan M. iç karartıcı bir görüntüyle 326 MADAME BOVARY doluydu. tatlı temaslardan hoşlanan ellere. beden yapıları hakkında cerrahın düşüncesini öğrenmek merakiyle. gözlerini alabildiğine açıyordu. Sonra. ispirto yakan o sallantılı aletlerden birini yakalamış. eşi görülmemiş bir sessizlik havası içinde. sonra. Homais. bir ders. iri bir haçın yanında bir gümüş tabak içinde beş altı pamuk yumağı vardı. M. Lariviere'in gitmeden önce böyle hareket etmesini sıkı sıkıya tembih ettiği Canivet ile birlikte. meşhur Cadet de Cassicourt' un kaleme aldığı mükemmel bir raporda görmüştüm! Madame Homais. zira siyah cüppe ona kefeni hatırlatıyor. yalan söylemek için açılmış. romatizma çeken Lestiboudois'dan. Papaz parmaklarını sîldi. Fakat eczane hıncahınç doluydu. sonra. Şeker uzatırken: — Saccharum. sağ elinin şahadet parmağını kutsal yağa batırdı ve sürmeye başladı. görevim dediği şeyden kaçınmayarak. arabaya koşulu üç beygir harekete geçti ve eczanedekiler. Elceğizleri. arzularının tatminine koşarken vaktiyle pek hızlı giden. ayakta duruyor. o ana kadar vermediği en büyük aşk öpücüğünü kondurdu. Herhalde. İçeriye girdikleri zaman oda. susuzluktan içi yanıyormuş gibi boynunu uzattı. — Uykusu. nihayet. yağa batırılmış pamuk kırıntılarını ateşe attı. doktor. Misereatur ve Indulgentiam dualarını okudu. bir diziyle yere çökmüş alçak sesle bir şeyler mırıldanıyordu. Tuvache'dan. dudaklarını Tanrı -İnsan'm vücuduna yapıştırarak. Bovary'nin evine döndü. yanan iki şamdanın ortasında. papazları ölü kokusuna koşan kargalara benzetti. sonra ılık meltemle aşk kokularına düşkün burun deliklerine. Emma. can çekişen hastanın yanına oturup acılarını artık İsa'nın ıstıraplanyle birleştirmesini ve kendini Tanrının bağışlamasına terk etmesini söyledi. yatağın ayak ucunda. Bournisien. Beyaz bir peçete serilmiş dikiş masasının üstünde. içeriye girdi. Hatta. gururla inlemiş ve şehvetle bağırmış ağıza. ikide birde başı dönen Lheureux'den. Bununla birlikte. can çekişenlerin bir an önce başlarına kefeni çekmek ister gibi yaptıkları o korkunç ve yumuşak hareketlerle. hayatın zorlu gereklerine alıştırmak için.

Herkes yaklaştı.» Emma. onun aynı törenden geçtiğini hatırladı: — Belki de ümitsizliğe düşmemek lazım. IX Bir kimsenin ölümünden sonra. Dili tamamıyle dışarıya çıktı. kurtuluşları için uygun gördüğü takdirde bazı kimselerin hayatını uzattığını anlattı. Göğsü de sık sık inip kalkmaya başladı. az sonra kendisini saracak olan ilâhî şan ve şerefin bir sembolü olmak üzere. hareketsiz kalışının farkına varınca: — Elveda! Elveda!. meydanda karşısına çıktı. Papaz bu hali belirtmekten geri kalmadı. Bournisien. Bovary'nin kesik kesik hıçkırıklarına karışıyor ve bazen hepsi. haçın önüne diz çöktü. sönmekte olan iki lamba fanusu gibi donuklaşıyordu. Nanette'im durur. parmaklarım kapayamadı. sıkıyor. Ve. Bu arada Canivet dalgın gözlerle meydana bakıyordu. kısık bir ses yükseldi: «Güzel günde sıcak basar Küçücük kız aşka susar. sonra. Felicite. Emma'ya uzatıyordu.» 328 MADAME BOVARY Emma: — Kör! diye haykırdı. Ansızın sokaktan yere sürünen bir sopa ile tahta kunduraların gürültüsü duyuldu. eğilir Bu nimeti veren yere. eczacının bile dizlerinin bağı biraz çözülür gibi oldu. şarkı söyleyen. yüzü yatağın kenarına doğru eğilmiş. arkasında etekleri yerde sürünen uzun siyah cüppesiyle tekrar duaya başlamıştı. Ama bırakın beni! Onu görmek istiyorum! Karım o benim! Ve ağlıyordu. hatta Bovary'ye» MADAME BOVARY 327 Tanrının. ortalığa daima şaşkınlık gibi bir şey yayılır. M. çözük saçları ve iri iri açılmış sabit gözbebekleriyle. Emma'nın üzerine atıldı. «O gün rüzgâr pek yamandı Kısa etek havalandı!» Bir sarsıntı onu şilteye devirdi.Telkinlerini bitirirken. diye bağırarak. Nitekim Emma. biçarenin sonsuz karanlıklar içinden bir dehşet gibi dikilen çirkin yüzünü görüyormuş gibi. Dua. Çok kuvvetten düşmüş olan Emma. yemek odasına götürmelerine karşı durmadı. yüreğinin her atışında. hiçliğin bu geri tepmesini kavramak ve inanmaya katlanmak o kadar zordur ki. M. eline kutsallaştınlmış bir mum sıkıştırmayı denedi. korkunç ve ümitsiz bir kahkaha ile katıla katıla gülmeye başladı. İltihap geçirici merheme kavuşmak ümidiyle ta Yonville'e kadar sürüklenerek gelen ve yoldan her geçene eczacının nerede oturduğunu soran kör. bir ses. kendisini aşağıya. Homais ile Canivet onu odadan dışarı çıkardılar. şimdiden öldüğüne hükmedilebilirdi. Ama yine de rengi o kadar atmamıştı. O zaman içini çekerek. diyordu. Eczacı: — Ağlayın. yatağın öbür tarafında. rüyadan uyanıyormuşcasına. «Tez toplamak için bir bir Başakları hem kaç kere. Charles. bir an için yeniden hayata kavuşmuş bir ceset gibi doğruldu. Charles da bir gün. sözleri anlaşılır bir sesle. tıpkı böyle ölmek üzereyken. yüzünde bir huzur anlamı vardı. azgın bir nefesle sarsılan kaburga kemiklerinin o korkunç hızlanması olmasa. Homais de çok geçmeden evine döndü. bir süre üzerine eğilip kaldı. bir matem çanı gibi çınlayan Latince hecelerin boğuk mırıltısı içinde kayboluyordu. MADAME BOVARY .. Hırıltı şiddetlendikçe papaz ölüm duasını daha hızlı okuyordu. aynasını istedi ve gözlerinden iri yaşlar boşanıncaya kadar. Fakat Charles. diyordu. makul olacağım. yere diz çökmüş kollarını. Bournisien olmasaydı. sanki bu kutsamadan şifaya kavuşmuş gibi. Emma artık hayatta değildi. kötü bir şey yapmayacağım. mum yere düşecekti. Ellerini yakalamış. sanki. — Sakin olunuz! Charles çırpınırken: — E vat. başını geriye geriye attı ve yastığın üzerine bıraktı. açılırsınız! Charles bir çocuktan daha güçsüz. doğaya karşı gelmeyin. gözleri dönerken. yıkılan bir kalıntının tepkisi gibi titriyordu. ruh bedenden kopmak için çırpınıyormuşçasına. yavaşça etrafına bakındı. diye düşündü.

zehirlenmeyi gizleyecek bir yalan uydurması. dedi.. Tanrı büyüktü. Muayene odasına çekildi. M. Charles ağzına gelen küfrü savurdu: — Ben nefret ediyorum. Charles'ı buna razı eden papaz oldu. bir koltuğa oturmuş. Charles: — Siz ne karışıyorsunuz? diye bağırdı. değil mi? Yanımda kalmasını istiyorum. Bovary'nin şairane fikirlerinden pek hayrete düştüler. iyiydi. Charles kendini yatağa attı ve uyudu. İki mektup yazması. biraz çiçekçilikten söz etmeyi uygun gördü. cenazeyi beklemek üzere yine eve geldi. metin olacağım. Eczacı: — Şimdi törenin saatini bizzat tespit etmeniz gerek. Yonvillelilerin hepsine.. kasabaya dönen Kırlangıç'tı. M. o sizin tanrınızdan! Rahip göğüs geçirerek: — İsyankârlık hâlâ içinizde. Bovary uzaklaşmıştı. yatsın diye salonda yere bir yatak serdi. Yağmur çiseliyordu. o gece üç cilt kitap ve not almak için bir defterle birlikte. Göğsü bağrı açık oian Charles nihayet titremeye başladı. biri meşeden. Zaten. — Bakın. yemek odasının döşeme taşlarını şaşkın şaşkın seyrediyordu. ürkek bir sesle kekeleyerek: — Hayır. Bovary'ye teskin edici bir ilaç hazırlaması. Nitekim zavallı Charles'a hınç beslemeksizin. bitkilerin rutubete ihtiyacı vardı. Saat altıda meydanda bir teneke gürültüsüdür duyuldu: Bu. Bu dünya işlerinin boşluğuna dair sözler söyledi. gelinlik elbisesi içinde gömülmesini istiyorum. eline kalemi aldı ve bir süre hıç-kıra hıçkıra ağladıktan sonra. fakat bir tek yaprak bile kımıldamadı. Canivet az önce gitmişti). Dediğimi yapın!» Bu işle uğraşanlar. daha sonra gel! Ve acele acele eczaneye girdi. vanilyalı krema yaparken şeker yerine arsenik kullandığı öyküsünü dinlettikten sonra. hatta kendisine şükreylemek lâzımdı.329 — İyi. Charles: — Ah. Fener için bir makale kaleme alması gerekti. boğulur gibi oldu ve sözünü tamamlayamadı. Homais'nin ölülere saygısı vardı. yazdı: 330 MADAME BOVARY «Beyaz ayakkabıları ve tacıyle birlikte. siz ne iyisiniz! Eczacının bu hareketi onda o kadar hatıra canlandırmıştı ki. masraf. dedi. Tuvache geçiyor. akajudan. Onu yalnız buldu (M. Bovary: — Ya! dedi. Eczacı. iyi! Sanki yapılacak başka işim kalmamış gibi! Ne yapalım. birbiri arkasından arabadan inen bütün yolculara baktı durdu. içeri girip mutfakta oturdu. Bırakın beni! Siz onu zaten sevmediniz! Haydi gidin! Rahip koluna girerek ona bahçede bir gezinti yaptırdı. lanetler savurarak gözlerini gökyüzüne dikiyordu. Bana hiçbir şey söylenmesin. teşekkür ederim. dedi. Havadis almak için kendisini bekleyen kimseler de cabasıydı. — Zaten. Saçları omuzlarına dökülmelidir. onu oyalamak için. Charles bir makina gibi tekrarladı: — M. iş olsun diye. Charles alnı cama dayalı. diğeri. Felicite. O zaman Homais. bir diğeri de kurşun olmak üzere. — Niçin? Ne töreni? Sonra. bir kez daha Bovary'nin evine yollandı. iç içe üç tabuta konulmalıdır. hiç şikâyet etmeden iradesine itaat etmek. pencerenin yanına. eczacı derhal ona giderek: — Bu kadife bana pek fazla gibi geliyor. Hepsinin üstüne büyük bir yeşil kadife serilsin. Duvar boyunca dizi dizi ağaçların yanı sıra iri adımlarla yürüyor. olmaz. renkli camın küçük perdelerini yavaşça araladı. dişlerini gıcırdatıyor. Charles tasdik makamında başını eğdi. havalar yakında düzelir. yapacak başka bir şey bulamayınca. Homais. ıtır çiçeklerini sulamak için etajerdeki sürahiyi aldı. Homais ona tekrar cenaze hazırlıklarından söz etmeye cesaret edemedi. Tuvache geçiyor. . Filozof olmasına rağmen. Böyle istiyorum.

İhtiyar kadın. tekrar gözyaşları döktü. yataklıktan çekilip dışarıya çıkarılmış olan karyolanın baş ucunda iki büyük mum yanıyordu. Hararetleniyorlardı. Çarşaf. yahut tövbekar olmadan (bu da zannımca din adamlarının deyimidir) vefat etmiştir. memelerinden dizlerine kadar çökük duruyor. karanlıklarda akıp giden ırmağın derin fısıltısı duyuluyordu. Eczacı: Ama. M. manyetizma mucizeleri geliyordu. Hatta bir defasında. son derece isterse. Encyclopedie' yi okuyunuz. Tanrı bizim gereksinmelerimizi bilir. dua neye yarayacak öyleyse? — Nasıl! Dua mı? Siz Hıristiyan değil misiniz? — Affedersiniz! Ben Hıristiyanlığa hayranımdır. Bovary ana geldi.. aynı zamanda konuşuyorlardı. Emma'nın başı sağ omuzuna düşmüştü. Charles hiç konuşmadan el sıkıyor. cesedin üzerine eğildi ve yavaşça: «Emma! Emma!» diye haykırdı. — Evet. bu manzara yüreğinizi parçalıyor! 332 MADAME BOVARY Charles gidince. . çekilin artık. Şafak vakti. yüzünün alt kısmında siyah bir delik gibiydi. Bournisien. Charles tekrar ortaya çıktı. defin masrafları hakkında ona bazı öğütlerde bulunmaya kalktı. birbirlerini dinlemeden. o takdirde bizim dualarımıza ihtiyacı yoktur.. yüzünün solgunluğu içinde kaybolmaya başlamıştı. Sanki bir büyü onu çekiyordu. Akşam olunca ziyaretler başladı. diyordu. Felicite. zaman zaman.. Bournisien bu kadar cüretkârlığa kızıyor. dedi. papaz şimdi yapılacak şeyin onun için dua etmekten ibaret olduğu cevabını verdi. Çünkü Hıristiyanlık evvela köleleri azat etmiştir.. Ziyaretçiler yüzleri yere eğilmiş. sanki örüm.. kadıncağız sustu. Öbürü ise: — Birkaç Portekiz Yahudisinin Mektupları'm okuyunuz. bir çş-_ şit beyaz toz yer yer kirpiklerine konmuştu. dünyaya ahlak getirmiştir. çekler üzerine ağlarını örmüş gibi. Holbach'ı okuyunuz. mumların alevini duvar üzerinde titretti. onları cizvitlerin tahrif ettiğini herkes bilir. Homais bu kadar aptallığa hayret ediyordu. evet. sonra şöminenin önünde geniş bir yarım daire halinde sıralananların yanına oturuyordu. Charles öğleden sonra hep tek başına kaldı. Onu daha iyi görmek için tam karşısında duruyor. kitaplara gelince. odadaydı. diyordu. Bournisien sert bir tavırla. Kilisenin saati ikiyi çaldı. hatta oğlu kendisine derhal şehre inip gereken şeyleri satın alma işini havale etti. Bournisien oradaydı. o zaman da.M. Charles onu öperken. Açık duran ağzının köşesi. Eski hâkim Nicolas'nın Hıristiyanlığın Sebep ve Hik-meti'ni okuyunuz. yatağa doğru ilerledi ve yavaşça perdeleri açtı. Tam birbirlerine küfürler savurmak kertesine gelmişlerdi ki. gürültü ile burnunu siliyor ve Homais kalemini kağıt üstünde gıcırdatıyordu. Charles'a sonsuz yığınlardan muazzam bir ağırlık cesede çöküyor gibi geldi. yine de dua etmek gerektiğini söyleyerek. Charles içeriye girdi. O da durmadan merdivenleri çıkıyordu. Aklına hep katalepsi hikayeleri. Charles o kadar öfkelendi ki. ellerinin başparmakları ayaklarına doğru bükük duruyordu. tıpkı eczacının teşebbüs ettiği gibi. sonra ayak parmaklarının ucunda yeniden yükseliyordu. bu «bahtsız genç kadın» hakkında bazı şikâyetlerde bulunmakta gecikmedi. Ağzından hızla çıkan nefesi. belki onu diriltebileceğini düşünüyordu. Homais: — Bununla birlikte. Gözleri. eczacı ile papaz tekrar tartışmaya başladılar. Berthe'i Madame Homais'ye götürmüşlerdi. Taraçanm dibinde. kıpkırmızı kesilmişlerdi. MADAME BOVARY 331 Sessizlikten bıkıp usanan eczacı. dedi. eczacının sözünü kesti.. — Mesele bu değil! Bütün kitaplar. açın da bakın tarihe. Lefrançois ana ile yukarda. derinliği yüzünden artık ıstıraplı olmaktan çıkmış böyle bir seyredişte kendinden geçiyordu. — Haydi sevgili dostum.. Biri: — Voltaire'i okuyunuz. iki şıktan biri: Ya (kilisenin dediği gibi) bağışlamaya kavuşarak ölmüştür.

Öyle cinayetler görülmüştür ki. gidip pencereyi açtı. dedi. somurtkan. Göbekleri öne fırlamış. uykuyu açar. horlamaya başladı. fakat hiçbiri ötekilerden önce kalkıp gitmek istemiyordu. O zaman Homais. kapkara bir sıvı yığını boşandı. yarası henüz pek taze. Neden korkacakmışım? Eczacılık tahsil ederken. diye cevap verdi. Uzaklarda. Şamdanların balmumu iri damlalar halinde yatağın çarşafı üzerine düşüyordu. tam o anda ağzından.. çenesi yavaşça göğsüne yaslandı. gürültüsü eczacıyı uyandırdı. karşısındaki uyuyordu. Uzun katı bezi. onlar da sahipleri ölünce kovanlarını bırakıp gider-lermiş. örneğin günah çıkartma işinde nasıl sır tutabilir? Homais günah çıkartmaya da dil uzattı. Mavimtırak buhar dalgaları pencerenin pervazı üzerinde içeriye dalan sisle karışıyordu. o. Daha gürbüz bir adam olan Bournisien. bir erkeğin kadınsız yaşaması doğal değildir. Homais bu batıl inançlara itiraz etmedi. sonra. saten ayakkabılarına kadar örtecek biçimde üzerine çektiler. alın. hizmetçi kız. hepsi de can sıkıntısından patlıyordu. dikkat edin elbiseye! diye bağırdı. Askerler vardı ki.. günah çıkartma sayesinde birçoklarının hak yoluna döndüklerini anlattı durdu.. Mösyönün ne halde olduğunu sordu ve eczacının cevabı üzerine: — Biliyorsunuz. çünkü yeniden uykuya dalmıştı... Eczacı: — Çünkü. hatta. dedi. . Charles onları uyandırmadan. Anlar da böyledir. eve varır varmaz. onu giydirme işini tamamlıyorlardı. Başına tacını koymak için yeniden üzerine eğildiler. Eczacıya dönerek: Bize yardım etsenize. Eczacı: — Bir köpek uluyor. Bournisien savundu. aselbent ve MADAME BOVARY 333 güzel kokulu otlarla birlikte geldi. sondu.bacak bacak üstünde. hoş bir geceydi. Gökte birkaç yıldız parıldıyordu. yüzleri şişmiş. Başını biraz yukarıya kaldırmak icabediyordu. Bu. kocaman kara kitabı elinden düştü. çoluk çocuğa karışmış bir adam. korkmak mı? dedi. Teşrih an-fisinde punç yapıp içerdik! Hiçlik bir filozofu korkutmaz. Madame Lefrançois: . bir kap dolusu klor getirmişti. Felicite hıçkırıyordu: — Ah zavallı hanımcığım! Zavallı hanımcığım! Han sahibesi içini çekerek: — Bakın. dedi. Fribourgs'da bir papaz vardı. Daha anlatacaktı ama. yanlarında uyur gibi yatan ceset kadar hareketsizdiler. sanki kusuyormuş gibi. Birdenbire namuslu adam oluveren hır334 MADAME BOVARY sızlara dair çeşitli fıkralar hikaye etti. Ona: — Alın bir tutam. saat dokuzda bir sürü kâfuru. kendisi de odanın fazla ağır havası içinde biraz tıkanır gibi olmuştu. bunun arkasından da papazların bekârlığı konusunda tartışma başladı. herkes gibi sevgili bir eşi kaybetmek tehlikesine maruz bulunmadığı için papazı kutladı. mumların yanmasına bakıyordu. Emma'ya veda etmeye gelmişti. Papaz: — Behey Allanın akıllısı. gözlerini bağlayan bağların düştüğünü hissetmişlerdi. içeriye girdi. bir süre daha dudaklarını kıpırdattı durdu. işitiyor musunuz? diye sordu. Yoksa korkuyor musunuz? Eczacı omuz silkerek: — Ben. hâlâ da ne kadar güzel! Hani nerdeyse az sonra yerinden kalkacak gibi. bir yerlerde ardı arası kesilmeyen köpek havlamaları geliyordu. her zaman da dediğim gibi. Hötel-Dieu'de türlüsünü gördüm. diyordu. kefaret mahkemesi önüne gelince. Emma'nın etrafında döneniyorlar. Sonra. Güzel kokulu otlar hâlâ tütüyordu. gözlerini sarı alevlerinin parıltısında yorarcasına. Charles. Homais (iki günden beri meydandan yalnız onun gelip geçtiği görülüyordu).. Papaz. diyordu. — Ah Yarabbi! Elbisesi. O sırada. o kadar çekişmeden sonra aynı insani güçsüzlük içinde karşı karşıyay-dılar. bilime hizmet etsin diye. Papaz: — Köpekler ölülerin kokusunu alırlarmış derler. Kokuyu önlemek için de. kendi cesedimi bile hastanelere bağışlamak niyetindeyim. arada bir derin göğüs geçirerek ayaklarını oynatıyorlardı. Madame Lefrançois ve Bovary ana. .

yürek çarpıntıları içinde kendini yedi bitirdi. Bu kadın. Bertaux mezarlığından Vassonville kilisesine kadar yalınayak yürümeyi vaadetti. yemliğe bir şişe tatlı elma şarabı boşalttı ve midillisine atladığı gibi tozu dumana kattı. hassasiyetini göz önünde tutarak mektubu o tarzda kaleme almıştı ki. Aşağıda. Gözleri görmez olmuştu. dedi. Artık dermanı kalmayan eczacı. anlaşacağız. Nihayet. Sonra Emma'yı meşeden tabuta yatırdılar. Rouault Baba. Sonra Felicite" geldi ve Mösyönün saç istediğini söyledi. odadakiler uyandı. Sonra. evlerinin kapısı önünde. Hizmetçi kız cesaret edemediği için. oda. fena olmayacak! Papaz. fa336 MADAME BOVARY kat en üstündeki tabut biraz genişti. aradaki boşlukları bir şilteden çıkardıkları yünle doldurmak icabetti. Charles. zaman zaman uyuklamakla birlikte. Bir ağacın üstünde uyuyan üç siyah tavuk gözüne ilişti. içtiler. hiç nazlanmadı. Bournisien odaya kutsal su serpiyor. etrafında sesler duyuyordu. M. Sonra birdenbire. çıldırdığını hissetti. Elma.ağaçlaMADAME BOVARY 335 nnm altında dans eden delikanlıların neşeli kahkahalarını hâlâ duyuyordu. Bir yakınmanın peşi sıra daima bir başkası geliyor ve bu durum. Hazreti Meryem'e kilise için üç tane papaz göğüslüğü adadı. Bertauxlann avlusunda görüyordu. sabahın dördüne doğru içini çekti: — Hani ağzıma bir lokma bir şey koysam. Emma'nın. son kadehte papaz. onlar için komodinin üzerine bir şişe Fransız rakısı ile peynir ve kocaman bir çörek koymuştu.. yine eski uğraşlarına daldılar ve her uyanışlarında karşılıklı olarak birbirlerini uyumakla suçladılar. ayin yapmaya gitti ve döndü. nefes nefese. titremeye başladı. yediler. üç kapak da rendelendikten. esen rüzgârda ve yükselen nemli kokularda eriyip kayboluyordu. Nihayet.Bir ay ışığı kadar beyaz saten elbisenin üzerinde hareler titreşiyordu. makası birkaç kez şakakların derisine batırdı. Emma bunların altında kayboluyordu. Charles'a öyle geldi ki. aynı kadındı! Böyle uzun zaman bütün o kaybolan saadetleri. tabut kapının önüne kondu. yükselen bir denizin dalgaları gibi durmadan devam ediyordu. Emma. doğru dürüst bir anlam çıkarmanın imkânı yoktu. o güzel siyah saç yığınında beyaz izlerin belirmesine sebep oldu. Fakat ölmüş de olabilirdi. kapılar ardına kadar açıldı ve Yonville ahalisi içeriye doldu. omuzlaya-rak kapıyı kırdı. sessizlikte. yavaşça. gecenin içinde. şapkasını giydi. X Rouault Baba. hareketlerini. Nihayet sırtına bulüzünü geçirdi. hemen meydanda bayıldı. kendinden dışarıya yayılarak eşyanın etrafında.. parmaklarının ucuyle. sokaklarda. onu Tostes'daki bahçede. Hanın adamlarına seslenerek Maromme'a girdi. Siyah örtüleri görür görmez. kederli saatlerden sonra insanları saran o belirsiz neşe yüzünden olacak. eline makası alarak kendisi öne atıldı. lehimlendikten sonra. O zaman M. . tavırlarını. yulaf torbasına saldırdı. Hatta bir defasında attan inmeye mecbur oldu. Sonra henüz ölmediği anlamını çıkardı. Bütün yol boyunca. yahut Rouen'da. yemek odasına götürdüler. makası rasgele iki üç kere açıp kapadı. Onu aşağıya. eve gelen işçilerle karşılaştılar. titreye titreye. iki saat süreyle tahtalar üzerinde çınlayan çekiç darbelerinin işkencesine katlanmak zorunda kaldı. eczacının mektubunu olaydan ancak otuz altı saat sonra almıştı. ayakkabısına bir mahmuz taktı ve dörtnala yola çıktı. saçlarından yayılan güzel koku ile dolmuştu ve elbisesi kollannın arasında bir kıvılcım çıtırdısı ile ürperiyordu. çivilendikten. Rouault Baba geldi. Korkunç bir meraka kapıldı. Homais ise yere birazcık klor atıyordu. bu da. sesinin yankısını hatırladı durdu. Homais. Ama öyle bir dehşet çığlığı kopardı ki. dikenli çite dayalı bir sıranın üzerinde. tabutu da diğer ikisinin içine yerleştirdiler. Gün doğdu. dedi. Felicite. Eczacı ile papaz. nedenini bilmeden birazcık da şakalaştılar. bu uğursuzluktan ödü koparak. Eczacı: — Kes bir parça. örtüsünü kaldırdı. heyecana karşı kendisini toparladı. Adamcağız önce inme inmiş gibi yere yığıldı. O kadar titriyordu ki. girişde. eczacının omuzunu sıvazlayarak: — Bir gün gelecek.

Lestiboudois. hiçbir şey hissetmediğini sanıyor. Charles'ın içinden. Ben neler çekiyorum! Kilisenin adamı yerlere kadar eğilerek kendisine teşekkür etti. Ama yine de kendini sofuluğa vermeye. hay Allah belasını versin! Sonuna kadar yanından ayrılmayacağım. Cenaze taşıyıcılar. önde. elinde asasıyle kilisede dolaşıyordu. filozof olun biraz! Zavallı çocuk. Kendine geldiği zaman. hızla ilerlediğini gördüler. sarsak sarsak hemen içeriye girdi. önünde. Her şey hazırdı. çok uzaklara bir seyahate çıktığını hayal ediyordu. Charles. gözyaşları içinde Bovary'nin kolları arasına düştü: — Kızım! Emma'cığım! Yavrum! Anlatın bana. Kilisenin döşeme taşları üzerinde.. metin görünmek istedi ve birkaç kez tekrarladı: — Evet. sesleri . ilâhiciler ve iki korocu çocuk De Profundis'i okuyorlar. Koyu renkte kaba bir ceket giymiş olan bir adam. İlâhi okunuyordu. kapkara. onları birbirinden ayırdı. hekimler bir çare bulacaklardı. orada olduğunu eliyle anladı. yardım parası toplamak için kilisenin cemaat yerini dolaşmaya başladı. atının üzerinde iyice eğilmiş. Sonra onu ölmüş gibi gördü. ilk zamanlarda bir defa beraberce dinsel törende hazır bulunduklarını ve öbür tarafta. Rouault babayı. kilisenin yandaki alçak kısmında hemen durdu. kutsal ekmeğin korunduğu dolabı selamlıyor. azgın.. fakat açmaya cesaret edemedi. ağaçlar sallanıyordu. Bournisien. bilinmeyecek miydi? Ama nereden? Kırda hiçbir fevkalâdelik yoktu.Kendi kendine. Biraz metanet. Dizginleri çekti ve hayal kayboldu. Çan yeniden başladı. Yeni bacağını takmıştı. bu muhakkaktı. bir sarhoşun şakası olması ihtimali aklına geldi. bir koyun sürüsü geçti. Yola çıkmak icabetti. habire sopa vurarak. zaten ölmüş ise. tekrar kalkılıyordu. her şeyin bittiğini. diz çökülüyordu. ümitsiz bir öfkeye dü-MB 22 338 MADAME BOVARY şüyordu. cesaret! Rouault Baba: — Pekâlâ. Cebinde mektubu aradı. Çan çalıyordu. Nefirin sesi gayet gür geliyordu. kolanlardan kan damlıyordu. Kasaba göründü. kollarını uzatıyordu.Altın Arslan'm uşağı Hippolyte'di.» diyordu. ellerini kaldırıyor. Kendisine anlatılmış olan bütün inanılmaz iyileşmeler hatırına geldi. birbiri peşi sıra gümüş tepsi üstünde çınlıyordu. toprağa gömeceklerini düşündükçe. Cesur bir tavır takınıyor ve daracık sokaklardan veya kapılardan çıkarak kalabalıkta sıraya girenleri. kalbine kuvvet versin diye. işaretle selamlıyordu. sağda. acısının böyle hafiflemiş olmasından zevk duyuyordu. büyük tören kıyafetinde tiz bir sesle okuyordu. dört sıra mum arasına yerleştirilmişti. onu tekrar göreceği bir öbür hayat ümidine kapılmaya çalışıyordu. Her iki yanda üçerden altı kişi ağır adımlarla yürüyor ve sık sık nefes alıyorlardı. O anda Justin eczanenin kapısında göründü. tabut rahlenin yanına.' Quincampoix'da. Charles. Bovary öfke ile bir beş franklık fırlatırken: — Çabuk olsanıza! diye haykırdı. hıçkırıklarla cevap verdi: — Bilmiyorum! Bilmiyorum! Bir belaya uğradık! Eczacı. — Bu yürekler acısı ayrıntıların gereği yok. İskemleler yerlerinden oynatıldı. Ben Mösyöye anlatırım. birinin intikamı. üst üste üç İcahve içti. tabutun altına üç sırık koydular. bir türlü sonu gelmiyordu! Charles. Papazlar. Kilisenin ön tarafındaki tahta koltuklara yan yana oturdular ve üç ilâhicinin dua okuyarak mütemadiyen önlerinden gelip geçtiğini gördüler. Oradaydı. şunun altında olduğunu. dedi metin olacağım. Cenaze alayını görmek için pencerelerde yer almışlardı. kalkıp o mumlan söndürmek geldi. canım. kiilseden çıkıldı. Fakat. eşit aralıklarla yere inen ucu demirli bir sopanın tok gürültüsü gibi bir ses duyuldu. M. Bu. Bazen. İlâhicilerden biri. gökyüzü maviydi.. rengi uçmuş. binbir güçlükle diz çöktü. dimdik yürüyordu. Gürültü dipten geliyordu. Sonra bunun belki bir muziplik. «Emma'yı herhalde kurtarırlar. duvar dibinde durduklarını hatırladı. Emma'nın çok önce. MADAME BOVARY 337 Mektubu yazanın bir isim yanlışlığı yaptığını düşündü. Kocaman paralar. yolun ortasında sırtüstü yatmıştı. Bakın cemaat geliyor.. kendini alçaklıkla suçlamakla birlikte.

rahat rahat piposunu içmeye koyuldu. dört ip yerli yerine konunca. Nihayet bir çarpma duyuldu. M. Charles dizleri üstüne toprağa yığıdlı. papaz söz söylerken. sonra Charles'a verdi. kutsal su kabını yanındakine uzattı. gömleği kirleten toz tabakası içinde yol yol görünüyordu. bu gönül bulandırıcı balmumu ve cüppe kokulan karşısında bayılacak gibi oluyordu. sessizliğe kavuşmakta gecikmedi. kukuletaları inik. Sonra bütün göğsünü sarsan uzun bir inilti ile: — Ah. dönüşte. Homais' di. Bu. Emma'nın ölümüne acıdı. arkadan geliyorlardı. zaman zaman yerinden oynuyor ve tabut meydana çıkıyordu. sonsuzluğun yankısına benzeyen korkunç bir gürültü yükseldi. her dalgada yalpa vuran bir filika gibi dura kalka ilerliyordu. Rouault Baba da yeniden önlüğünü giydi. Eczacı onu ciddi ciddi salladı. Nihayet yaşlı adam içini çekerek: — Hatırlıyor musunuz. Charles geçerken.. Rahip. Bournisien. belki bu işi bitirmiş olmanın belirsiz kıvancı içinde. köşelerden akıyordu. gürültüsüzce. avluları tanıyordu. M. durmamacasına öten bir horozun kokorikosu veya elma ağaçları altında kaçtığı görülen bir tayın dörtnala gidişi. yalnız kasabaya gelirken. Her üçü de susuyordu. onunla birlikte gömülmek için çukura doğru sürükleniyordu. fakat büyük gümüş haç daima ağaçların arasında^ yükseliyordu. Kadınlar. Yorulan cenaze taşıyıcılarının adımları ağırlaşmıştı. Binet'nîh hiç ortalıkta görünmediğini. Tuvache'ın da dinsel törenden sonra sırra kadem bastığını. Hep iniyordu. Gömlek yeniydi. benim işim bitti artık! Karımın öldüğünü gördüm. Keza. üzerine tabutu ittiler. Serin bir meltem esiyordu. siyah yas tüllerine bürünmüşler.. ama şimdi. diğerleri gibi o da.. Hatta torununu bile görmeyi reddetti. durmadan. kenarlara atılmış kırmızı toprak. dedi. sanki siyah bir elbise bulunamamış 340 MADAME BOVARY gibi* maviler giydiğini gözden kaçırmadı. çavdarlar ve kolzalar yemyeşildi. Sonra. Gözyaşlarının izleri.. diyordu. yolun kenarında.dalgalanmalarla alçalıp yükselerek.. Çukurun etrafında halka oldular. Türlü türlü neşeli gürültüler ufku dol-duruyordu. ellerinde yanmakta olan iri mumlar vardı. süsenlerle örtülü kulübelerin üzerine mavimtırak hareler dökülüyordu. dedi. o avlulardan geçtiğini ve Emma'ya döndüğünü hatırlıyordu. . sonra oğlum gitti. Bovary ana da onlarla beraberdi. canına kıymağa kalkışacaktı! — Ne iyi bir kadındı! Daha geçen cumartesi günü bizim dükkânda görmüştüm kendisini! Homais: — Mezarı önünde söylemek üzere birkaç söz hazırlamaya bile vakit bulamadım. Böyle bir sabah vakti. yenleriyle sık sık gözlerini sildiği için boyası atmıştı. tekerlek izleri üzerinde ilerleyen bir at arabasının gıcırtısı. Rouault Baba. Açık gökyüzü pembe bulutlarla beneklenmişti. Lestiboudois'nın uzattığı küreğe iyice doldurduğu toprağı çukura sürdü. Ona öpücükler yolluyor. rahmetli ilk karınızın öldüğü sırada. zaman sizi teselli etmiştim. «Elveda!» diye bağırarak var kuvvetiyle abdanı sallamaya başladı. — Zavallı kadıncağız! Kocası için ne acı! Eczacı: — Eğer ben olmasaydım. Alıp götürdüler. dostum. Charles. ipler gıcırdayarak yukarıya çıktı. Bazen cemaat bir patikanın dönemecinde kayboluyor. Eve ^dönünce. Bu gözlemlerini anlatmak için de. şimdi de kızım! Artık bu evde uyuyamayacağını söyleyerek. dedi. cenaze. Üstüne beyaz gözyaşları serpilmiş siyah örtü. Mezarlığa vardılar. noterin uşağı Theodore'un ise «mademki âdet olmuş. çimenlikte çukur kazılmış yere kadar yürüdüler. uzakta. Charles üstündekileri çıkardı. söyleyecek sözler bulmuştum. hemen Bertaux' ya dönmek istiyordu. dikenli çitlerin üzerinde MADAME BOVARY 339 çiy taneleri titreşiyordu. Herkes ve özellikle cenazeye gelmiş olan Lheureux. bir defa Tostes'a gelmiştim. Erkekler aşağıya. bazı hastalannı ziyaret ettikten sonra. Charles inişine baktı. içinden bunu biraz yakışıksız buldu.. o. bu bitmez tükenmez dua tekrarı ve meşale geçişi. kıra doğru uzanıyordu. Homais. taş parçalannın çarptığı tabutun tahtasından. bir gruptan ötekine gitti durdu.

sandıklar arasına düşmüş ve orada kalmıştı. kendisini arkadan görünce. hep onu düşünüyordu. uyanık. ertesi gün küçük kızını eve getirtti. O zaman herkes istifade etmeye baktı. vehme kapılıyor ve: — Ah! Gitme! Gitme! diye haykırıyordu. Saat gece yarısını çaldı. «oğlu Yvetot'da Noter M. çünkü Charles bunlardan bazılarını saklamıştı ve onları seyretmek için gidip tuvalet odasına kapanıyordu. ağaçların beyaz taşlar arasında yer yer siyah demetler halinde belirâiği duvarlarla çevrili bir yer gördü. sonra. Charles. Charles ise. Hıçkırıklarla parçalanan göğsü. midillisi topalladığı için. Çayırda batmakta olan güneşin eğri ışınları altında kasabanın bütün pencereleri alev almış gibiydi. artık birbirlerinden ayrılmayacaklardı.. hepsini değil. ağır ağır yoluna devam etti. Elini gözlerinin önüne götürdü. Leon Dupuis ile Bondeville'den Mademoiselle L6ocadie Leboef'ün izdivacım» Charles'a haber vermekle şeref kazandı. Duvardan atlayan Justin'i tanıdı ve patateslerini çalan hırsızın kim olduğuna dair bir fikir sahibi oldu. Yalnız siz kendisini bol bol öpün! Allaha ısmarladık!. İhtiyar kadın evi bırakıp gitti. Kasaba. Fakat biri vardı ki. artık düşünmez oldu. Çocuk annesini sordu.» Bu. Rolet ana yirmi 342 MADAME BOVARY kadar mektubun posta parası diye tutturdu. Fakat. Berthe birçok defalar daha annesinin sözünü etti. Yonville'e gelecekti. Leon da. artık sonu geldi sanıyordu. uçsuz bucaksız bir pişmanlığın baskısı ile kalkıp iniyordu. O zaman eski vizitelerinden kalan alacaklarım istedi. Charles. Kira ile kitap veren adam üç yıllık abonman parası talep etti. ufukta. İçi açılsın diye bütün gün ormanda dolaşmış olan Rodolphe. Felicite artık Madamın elbiselerini giyiyordu. şatosunda rahatça uyuyordu. XI Charles. tavan arasına kadar çıktı. Bu. Her borcu ödedikçe. Charles ondan daha fazla öfkelendi. Karısının göndermiş olduğu mektupları kendisine gösterdiler. İhtiyar kadın. Rouen'da uyumaktaydı. dostu Vinçart'ı yeniden kışkırtınca. Emma! Cesaret! Hayatınızı mahvetmek istemiyorum. Parmaklık birdenbire gıcırdadı. Pentecöte yortusunda. Eski günlerden ve gelecekten söz açtılar. öyle ki. Ona. her zamanki gibi sessizdi. hepsini çalarak. gönderdiği tebrik mektubuna şu cümleyi de sıkıştırdı: «Zavallı karım buna ne kadar sevinecekti!» Bir gün. vaktiyle Emma'dan ayrılırken Saint-Victor yoluna dönüp baktığı gibi. Charles ile annesi yorgunluklarına rağmen. . gece geç vakitMADAME BOVARY 341 lere kadar oturup konuştular. sonra. Bunun üzerine özür dilemek icabetti. çünkü Ona ait olan eşyadan hiçbirinin satılmasını istemiyordu. arkasına döndü. Yine o sıralarda dul Madame Dupuis. çok geçmeden para meseleleri yine patlak verdi. kendisine oyuncaklar getireceğini söylediler. ekseriya Charles. Rodolphe'un mektubuydu. evin içinde rasgele dolaşırken. zamanla. Fakat hiç durmadan başka borçlar ortaya çıkıyordu. Charles yine boğazına kadar borca girdi. aydan daha tatlı ve geceden daha sır dolu. Artık tamamıyle değişmişti. Fakat. Çamlar arasındaki mezarın üstünde bir çocuk.— Hayır. Açtı ve okudu: «Cesaret. Fe'licite' hemen hemen onun boyundaydı. Charles bu işin aslını sorunca da: — Ne bileyim ben. sonra. eski hanımının ne kadar elbisesi kalmışsa. yere diz çökmüş ağlıyordu. herhalde iş için olacak? diye cevap vermek inceliğini gösterdi. Lheureux. oysa bu iki kadın arasında bir anlaşmaydı. bayırın üstüne varınca. evde olmadığını. oğluna tatlı dille ne yapacağını bilemiyordu. Emma bir tek ders dahi almadığı halde (Bovary'ye göstermiş olduğu o ödenmiş faturaya rağmen) Mademoiselle Lempereur altı aylık ders ücreti istedi. unuttuğu küreği almaya gelen Lestiboudois idi. hayır! Yüreğim büsbütün parçalanacak. evini idare edecekti. bunu hiç unutmayacağım. Yıllardan beri elinden kaçırmış olduğu bir sevgiye yeniden kavuştuğuna içinden sevinerek. Theodore'la birlikte Yon-ville'den kaçtı gitti. dedi. Felicit6. Bu çocuğun neşesi Charles'ın yüreğini burkuyordu. korkmayın! Yine her zamanki gibi hindinizi göndereceğim. Annesi buna çok kızdı. eczacının o dayanılmaz tesellilerine de katlanması gerekiyordu. o saatte gözüne uyku girmiyordu. Siz iyi çocuksunuz! Baldırına vurarak. terliğinin altında tortop olmuş bir kağıt parçası hissetti.

Emma kendisine daha güzel göründü ve içinde ona karşı devamlı ve azgın bir arzu peyda oldu.vardı ki. Karşısına oturuyordu. Rouen Feneri'nde ardı ardına şu kısa yazılar çıktı. Delillerin karşısında geriledi ve belli belirsiz kıskançlığı. Tam on ay süreyle. O zaman öylesine bir kederli hali oluyordu ki. vaktiyle Emma'nın ondan daha çok rengi atmış. kederinin sonsuz genişliği içinde kayboldu. yahut masanın bir çatlağına sıkışıp kalmış bir firketeye ilişecek olursa. Kırlangıç'm perdeleri arkasına gizleniyordu. Fakat mektubun hürmetkar üslubu onu yanılttı. Merhem ile iyi edemediği kör ise. 344 MADAME BOVARY Homais. meselelerin derinliğine inen insanlardan değildi. büyük şehirlerimizin civarı dilenci sürüleriyle dolup taşmakta devam ediyor. Oyuncaklarını tamir ediyor. Charles'ın içini. Bois-Guillaume bayırında. kızını bağsız potinler ve koltuğunda kalçalarına kadar yırtık bulüzlerle gördükçe bu kılıksızlığa pek üzülüyordu. Heriften nefret ediyordu. Yaldızlı bir şamdanda bir mum yanıyordu. hiç şüphe yok. . Jüstin. Bunlar. Böylece. Eczacının çocukları da küçüğü gittikçe daha seyrek ziyaret ediyorlardı. Çünkü. Bu arzu onun tasasını alevlendiriyordu ve artık gerçekleşemeyeceği için de sonsuzdu. birdenbire ortadan kayboluşunu. o reçine kokan. yahut bebeklerinin yırtılmış karnını dikiyordu.3 — Belki uzaktan uzağa birbirlerini sevmişlerdir? diye düşündü. Homais şehre indiği zaman. yanı başında. kızcağız da tıpkı onun gibi kederleniyordu. Fakat Berthe o kadar tatlı. o küçük başının. beyaz kravatlar takmayı âdet edindi. eczacının hiçbir işe yaramayan tedavisini yolculara anlatıp duruyordu. O derecedeki. onun zevklerini. Rugan çizmeler satın aldı. hoşuna gitmek için. Charles. ikinci sayfanın sonunda küçücük bir R harfi keşfetti. İçinden. Artık kimse onları görmeye gelmiyordu. Kendi şöhretini korumak için. Yuvarlak masayı ocağa doğru itiyor ve onun koltuğunu yaklaştırıyordu. ümitsizlik içinde. yerde sürüklenen bir kurdeleye. MADAME BOVARY 34. yüzünde korkunç bir yara ile dolaşan bir yoksula rastgelir.. Sonra. orada bakkal çıraklığı ediyordu. ne düşünürler acaba?» Sonra Homais bazı hikayeler de yaratıyordu: «Dün Bois-Guillaume bayırında ürkek bir at. hülyaya dalıyordu. «Herkes ona hayran oluyordu herhalde?» dedi. gözleri dikiş kutusuna. hem zekâsının derinliğini.. Bu adam herkesi rahatsız eder. Serserilerin haçlı seferlerinden getirdikleri cüzzamı ve sıracayı umumi mahallelerimizde serbestçe teşhir ettikleri o korkunç ortaçağ devrinde mi yaşıyoruz hâlâ?» Yahut: «Serseriliği yasak eden kanunlara rağmen. onun odası. Hizmetçi kadının bu işlere el sürdüğü yoktu. Gümüş takımlarını parça parça satmak zorunda kaldı. o kadar cana yakındı ki. el altından. iki üç kez karşı karşıya geldikleri zaman gördüğü sıkıntılı halini hatırladı. sonsuz bir hazla. Kimdi acaba? Rodolphe'un eve pek sık uğrayışını. hiç şüphesiz ona göz dikmişlerdi. Akşam yemeğinden sonra Charles oraya çıkıyordu. ona mukavva ile kuklalar yapıyor. Evin bütün odaları boşalıyordu. Emma onu mezardayken bile baştan çıkarıyordu. Nihayet. hareketsiz ve şaşkın kalakaldı. fikirlerini benimsedi. «Verimli Picardie diyarına uğrayan herkes. Rouen'a kaçmış. eskisi gibi kalmıştı. Berthe. canından bezdirir ve yolculardan tam manasıyle vergi alır. hem de kibrinin alçaklığını gösteren bir fesat dolabı çevirmeye başladı. Zavallı adam. İçlerinde tek başlarına dolaşanlar da var. Sanki hâlâ yaşıyormuş gibi. Bütün erkekler. sosyal durumları arasındaki farkı göz önünde tutarak. yalnız yatak odası. Şehirlerimizi idare edenler. tekrar Bois-Guillaume bayırına dönmüş. Bıyıklarına kozmatik sürüyor. gür sarı saçlarını pembe yanakları üzerine dökerek öyle zarif bir eğilişi . ondan sonra. adamcağızdan her ne pahasına olursa olsun kurtulmak maksadıyle. bozuk şaraplar gibi buruk bir zevkle dolduruyordu. Zaten Charles. ölmek istemiş olduğu aynı yerde. tıpkı onun gibi emre yazılı senetler imzalıyordu. sıkı dostluğun devamına pek aldırış etmiyordu. sonra salonun mobilyalarını sattı. ötekilerinden daha az tehlikeli değildir. M.Şimdi de çatı penceresinden esen rüzgâr onu kapıya doğru sürüklemişti. onunla karşılaşmamak için. basma resimleri boyuyordu.» Arkasından körün sebep olduğu bir kazanın öyküsü geliyordu.

fakir sınıfların ahlaka yönetilmesi. çok geçmeden kitap. Bozuştular. Homais. Homais'nin rivayetine göre. Pulvermacher hidro elektrik zincirlerine coşkun bir hayranlık gösteriyordu. Bu kitabe kabul edildi. Homais de keza. Charles buna razı oldu. İlk barışma girişimi yine annesinden geldi. Eczaneyi de ihmal etmedi.. onu unutuyordu. kakasını yiyerek ölen Voltaire'in can çekişmesini anlatmayı ihmal etmiyordu. Sonunda burjuva olmaktan utanır oldu. 346 MADAME BOVARY Kitabeye gelince. daima ilerleme aşkı ve papazlara MADAME BOVARY 345 beslediği hınçla harekete gelen eczacının kalemiyle derhal okuyuculara duyurulmamış olsun. Sta Viator'dan (1) güzel bir şey bulunmayacağını söylüyor ve bunda ısrar ediyordu. kesin olarak açıldı. gün geçtikçe daha hoşgörüsüz. rast geldiği şeyi temelinden çökertiyordu. bir İskit'den daha çok dolaklı ve sargılı. etrafı sütunlu bir yuvarlak dam. Kauçuk. Bu bir çatışmaydı. sonra peşini bıraktı. vaız-da. bir mezar müteahhidinde çeşitli lâhit-leri görmek için Rouen'a gittiler. Bovary durmadan Emma'yı düşündüğü halde. yanmış bir tek ambar. Yanlarına da Bridoux'nun dostu Vaufrylard adında. vs. Emma'nın mezarı hakkında da pek parlak fikirleri oldu. Emma çürümüş bir külçe halinde kollarından dökülüyordu. Büyük sorunlarla uğraştı: Sosyal problem. ilkokullarla hocalık eden cahil rahipler arasında. ömrünün sonuna kadar bir düşkünler evinde yaşamaya mahkûm edildi. bu hayalin kendisinden uzaklaştığım hissetmekten çok üzülüyordu. alt tarafı büzme perde şeklinde bir kırık sütun. Fakat hareket anında cesaretini kaybetti. yahut «bir harabe yığını» teklif etti. sonra bir piramit. Evvelâ. Homais. Bütün planlarda. kederin zorunlu sembolü saydığı salkım söğütten asla şaşmıyordu.. Bu başarı onu cesarete getirdi ve o günden sonra kaza dahilinde çiğnenmiş bir tek köpek. Bournisien de kendisine iki üç ziyarette bulundu. adamı tutukladılar. Zaten papaz. Madame Homais. Çağın zihniyetine ateşler püskürüyor ve her on beş günde bir. neticesi hep ikincilerin aleyhine çıkan karşılaştırmalar yapıyordu. Ama yine her gece Emma rüyasına giriyordu. Nihayet yüz kadar desen gözden geçirildikten. Zaferi eczacı kazandı. daha sonra bir vesta mabedi. Felicite'nin talanından artakalmış bir şalı istedi. Balıkçılık. Homais.. eski borçlarını ödeyecek vaziyette değildi.. için iki tane gayet şık Pompadour heykelciği satın aldı. Charles. fedakârlığının karşılığı olmak üzere. Lheureux hiçbir senedi uzatmayacağını bildirdi. dilinin ucuna hep Sta Viator geliyordu. daha bağnaz oluyordu. herkese çatıyordu. Belleğinde tutmak için gösterdiği çabalara rağmen. Kendisinin de bir tane vardı. Adam yeniden başladı.Sözün kısası. M. Hatta bir de. Charles bunu reddetti. Bir kiliseye yüz frank verildi mi hemen Saint-Berthe"lemy katliamını hatırlatıyordu. İhtiyar kadın kendi mallan üzerinde bir ipotek yaptırmasına razı oldu. kendisine can yoldaşı olsun diye küçük kızı kendi evine almayı teklif ediyordu. Demir Yolları. ama Emma aleyhinde de yazmadığını bırakmadı. öylesine uğraştı ki. Tehlikeli bir adam oluyordu.. zira düşmanı. Artist tavırları takınmaya başladı. bilakis! Keşifleri yakından takip ediyordu. Aşağı-Seine Vilayetine Şo-Ka'yı ve revalentia'yı ilk getiren o oldu. Charles'ın bütün bir hafta her akşam kiliseye girdiği görüldü. Fakat sonra salıverdiler. adlı eseri kaleme aldı ve istatistik kendisini felsefeye şevketti. Bu hep aynı rüyaydı: Charles ona yaklaşıyor ve tam sarıldığı anda. herkesin bildiği gibi. Yolsuzlukları ihbar ediyor. Bovary pek idareli yaşadığı halde. İhtiyar kadın. Akşamları fanila yeleğini çıkardığı zaman. Kendi dediği gibi. Bununla beraber gazeteciliğin dar sınırları içinde kalmak onu sıkıyordu. durmamacasına tekerleme söyleyen bir ressam aldılar. bir şartname hazırlatıktan ve tekrar Rouen'a bir yolculuk yaptıktan sonra. Büyük çikolatacılık hareketini gözden kaçırmıyor-du. .. iki esas cephesinde «sönmüş bir meşale taşıyan bir peri» bulunacak bir türbe üzerinde karar kıldı. Hacizden kaçmaya artık imkân yoktu. Charles ile Homais. Nihayet arkası aklına geldi: Amabilem conjugem Calcas! (2). O zaman aralan büsbütün. İşin tuhafı. tütün içiyordu! Salonunu süslemek . Charles o zaman annesine başvurdu. Hayal gücünü zorluyor. altında kocasının kaybolduğu o altın helezon karşısında mest oluyor. bir sihirbaz gibi gösterişli olan bu adama yanıp tutuştuğunu hissediyordu. dayak yemiş bir tek kadın olmadı ki. eser yazmaya kalktı! O zaman İklime dair gözlemlerle birlikte Yonville Kantonunun genel istatistiği.

O zaman kendini içkiye vermek için kapandığını iddia ettiler. Bu kadar üzüntüye düşmesine herkes hayret etti. Lheureux. ona. Türlü sebeplerle bunu hakketmişti. anahtarı çevirdi. M. Homais babaların en mutlusu. hastalarını bile gidip görmek istemiyordu. bütün 348 MADAME BOVARY çekmeceleri. . elma ağaçlarına dadanan tüylü bir böceğe dair gözlemlerini. kendisini IV'üncü Henri ile mukayese ediyordu. kendisine hakkaniyetle davranılmasını istirham eden bir dilekçe gönderdi. duvarların arkasını aradı durdu. Charles bir gün —son varlığı olan— atını satmak için gittiği Argueil pazarında Rodolphe'a rast geldi. Ondan söz etmek için Lefrançois anayı ziyaret ediyordu. Ama yine de bir meraklı. Bununla birlikte ıstırabının hazzı tam değildi. Birbirlerini görünce sarardılar. önüne oturdu. Bu nedenle Homais iktidara yanaşıyordu. Gece iyice bastırıp da meydanda Binet'nin tavan arası penceresinden başka aydınlık bir yer kalmadığı zaman eve dönüyorlardı. yüksek sesle ağladığını hayretle görüyordu. çünkü bazen öksürdüğü oluyordu. Birçok (halbuki bir tane) bilim derneğinde üye olması da cabasıydı. çünkü etrafında bunu kendisiyle paylaşacak hiç kimse yoktu. yürürken. örneğin. Irma reçel kavanozlarının ağzını kapamak için kağıttan yuvarlaklar kesiyor ve Franklin bir nefeste çarpım tablosunu ezberden okuyordu. ziyaret kabul etmiyordu. diyordu. bütün köşe bucağı. yayı itti. 2. Çünkü. yırtık pırtık elbiseler giymiş bu uzun sakallı yabani adamın. kızını da yanma alarak mezarlığa gidiyordu. aylığının artırılmasını istiyor ve «Rakip tarafa» geçmek tehdidinde bulunuyordu. Yazın. uluyarak. neye dokunsa altın eden.Fakat. Kolera esnasında sonsuz bir feragatle çalışarak kendini göstermişti. hatta eczacılık tezini de) zikrediyordu. «Bizim iyi kalpli kralımız» diyor. elmacık kemiklerinin üzerinde kırmızı lekeler vardı. hıçkırarak. 1. istatistik kitabını. Athalie ona takke işliyor. bahçesine çimenle bir şeref yıldızı çizdirdi. Charles. akşamları.Sevdiklerini kaybettikçe. kurdelesini benzetmek için de tepesine ottan iki hotoz kondurdu. Kollarını kavuşturup hükümetin beceriksizliği ve insanların nankörlüğü konusunda derin düşüncelere dala dala bunun çevresinde geziniyordu. bir tekmede çökertti. Sonra bir çark yaparak: — Nihayet. sonra. Bir kutu keşfetti. evvela kekeleye kekeleye özür diledi. yalnız yangınlarda gösterdiğim çaba. bazen bahçenin çiti üstünden uzanıyor. eczacı. Bir gün nihayet. Karmakarışık aşk nameleri arasında Ro-dolphe'un resmi yüzüne fırladı. Emma'nın kullandığı pelesenk ağacından yazı masasının gizli gözünü henüz açmamıştı. (1) Latince: Dur yolcu! (2) Latince: Güzel bir kadını çiğniyorsun! MADAME BOVARY 347 Charles'ın karşısında. Alışveriş işlerinde büyük bir şöhreti olan Hivert de. Napoleon kendisine laboratuvarda yardım ediyor. Ve her sabah. Kendi hesabına olmak üzere. Sadece kartım göndermekle yetinmiş olan Rodolphe.. kendinden geçmiş. sonra cesaretlendi ve pişkinliği (hava pek sıcaktı. (Elma şarabı. Ticaretin gözdeleri'ni kurmuştu. yeter de artar bile. ağustos ayı idi) Charles'ı meyhanede bira içmeye çağıracak kadar ileri götürdü. artık sabrı tükenerek. Leon'un bütün mektuplan oradaydı. Hatta hükümdara. Artık sokağa çıkmıyordu. Fakat çocuk onu kaygılandırıyordu. Nihayet. akademiye göndermiş olduğu. Ama yanlış! Bir tutku onu için için kemiriyordu: Homais nişan istiyordu.. sağlıklı ve neşeli eczacı ailesi sere serpe yaşıyordu. imal tarzı ve tesirlerine dair adlı bildirisini. nişan alanlar arasında ismini görmek için gazeteye sarılıyordu. halk yararına çeşitli eserler yayınlamıştı. yüzsüzlük etti. bütün mobilyaları. han sahibesi. Seçimlerde Vali Beye gizlice büyük yardımları dokundu. Bu sefer artık kuşkuya yer yoktu! Son mektuba kadar hepsini yutarcasına okudu. kendisi de dertli olduğu için. çılgın gibi. Adı bir türlü çıkmıyordu. insanların en talihlisiydi. onu yarım kulakla dinliyordu. Charles kızına daha sıkı sıkıya bağlanıyordu. Sonunda kendini sattı. saygıdan veya araştırmalarını geciktiren bir çeşit şehvani hazla.

MADAME BOVARY 349 hatta bir an geldi. 1821 yılında doğmuş ve Croisset'deki mülkünde 1880'de ölmüştür. Bununla da Matmazel Bovary'nin büyükannesinin evine kadar yolculuk gideri karşılandı. Rodolphe bunun farkındaydı. onun başyapıtını oluşturmaktadır. Çocuk: — Baba. Karşısındaki. artık size düşmanlık beslemiyorum! Hatta buna büyük bir laf. Canivet koşup geldi. Charles onu dinlemiyordu. elinde uzun bir demet siyah saç tutuyordu. Homais derhal hepsinin gücünü tüketti. Charles yere yuvarlandı. o ana kadar hiç söylemediği tek büyük lafı ilave etti: — Kabahat alın yazısında! O yazgıyı eliyle yöneltmiş olan Rodolphe. Her şey satılınca. tarımdan. İl Bir hekimin oğlu olan Gustave Flaubert. konuşurken yaprak sigarasını çiğniyor. karısının sevmiş olduğu bu insan karşısında hayallere dalıyordu. dedi. ağzı açık. Bu bir hayranlıktı. Çağdaşı yazarlar üzerinde büyük bir hayranlık uyandıran. Charles gitti. hayvanlardan. Charles. buna karşın gözüpekliğine kızan döneminin okuyucuları tarafından az izlenen Flaubert. onun durumunda bulunan bir adam için fazla kalenderce. gözleri kapalı. Ölmüştü. gök masmaviydi. elde on iki frank yetmiş beş santim kaldı. korkunç bir öfke ile gözlerini Rodolphe'a dikti. Bu yüz. bu sözü. Otopsi yaptı. üç hekim birbiri peşi sıra Yonville'e geldi. Charles ise. yavaş yavaş kızarıyor. hiçbir şey bulamadı. Fakat çok geçmeden Charles. diye seslendi. Otuz altı saat sonra. hatta komik. 1857'de yazılmış olan Madame Bovary. O da. eczacının daveti üzerine M. Charles ise. buram buram yasemin kokuyordu. ama dikiş tutturamadı. herhangi bir telmihin sızabileceği bütün duraklamaları basit cümlelerle doldurarak. Kadın fakirdi. başı duvara yaslanmış. dudakları titriyordu. Şimdi kendisine şeref nişanını da verdiler. burun kanatlan hızlı hızlı açılıp kapanıyor. İhtiyar kadıncağız da aynı yıl öldü. Bu adamın yerinde olmayı ne kadar isterdi. sönmüş bir ses ve sonsuz acıların o her şeyi oluruna bırakan edasıyle: — Hayır. gelsene. kunduz böcekleri çiçek açmış zambakların etrafında vızıldıyordu. kızı bir teyze yanına aldı. Charles. masaya dirseklerini dayamış. hafif ve yorgun bir sesle tekrar konuşmaya başladı: — Size düşmanlık beslemiyorum! Rodolphe hep susuyordu. M. öğleden beri kendisini hiç görmemiş olan küçük Berthe. akşam yemeğine çağırmak için geldi. onu hafifçe itti. kameriyenin altındaki sıraya oturdu. Ondan bir şeyler görür gibi oluyordu. Saat yedide. başını elleri arasına almış. 350 MADAME BOVARY Bovary'nin ölümünden sonra. günümüzde Fransız yazınının en büyüklerinden biri olarak kabul edilmektedir. Charles. Ertesi gün. Rouault Baba inmeli olduğu için. kamuoyu ise koruyor. yüzünün hareket eden çizgilerinden hatıraların geçişini takip ediyordu. . hükümet onu kolluyor. Asma yapraklarının gölgesi kumların üzerine düşüyordu. Ve oyun yaptığmı sanarak. durakaldı. bir çeşit korku içinde. gübreden bahsetmeye devam ediyordu. hayatını kazansın diye onu bir pamuk ipliği fabrikasına gönderdi. Kafesten ışıklar geçiyordu. kederli gönlünü dolduran belirsiz aşk buharları içinde bir delikanlı gibi âdeta tıkanıyordu. Eczanesi arı kovanı gibi işliyor. biraz da bayağı buldu.Karşısında.

Okumuş olanlarca. övgü ve kınamalara neden olsun.. eşini aldatan taşralı bir kadının basit öyküsünde olduğu kadar yorumlara. onun insanüstü yetkinliğinden ileri gelmektedir.Pek az roman vardır ki. .". eleştirilere. ölümsüz olarak nitelendirilen bu yapıtın eriştiği saygınlık.... .