Gustave Flaubert _ Madame Bovary

HENRI TROYAT'NIN ÖNSÖZÜ
Eğer Gustave Flaubert ölümünden sonra yayınlanan kitaplarının başarısını görebilmiş olsaydı,
kuşkusuz, burjuvaların budalaca konuşmalarıyla, değişmez doğrulara dönüşen beylik sözleri,
büyük bir zevkle yazdığı sDictionnaire des Ideas reçues» (Basmakalıp Düşünceler Sözlüğü),
«Madame Bovary* başlıklı özel bir bölümü de içerirdi. Pek az roman vardır ki, eşini aldatan
taşralı bir kadının bu basit öyküsünde olduğu kadar yorumlara, eleştirilere, . övgü ve
kınamalara neden olsun. Mutsuz Emma da unutulmaz Joconde gibi aynı terslikle karşılaşmıştır.
Her iki kahramanın da tek başlarına kazandıkları ün, yapıtların bütünlüğünün gözden
kaçmasına neden olmuştur. Madame Bovary'yi tüm önsözlerinden arındırarak, tüm uzman ve
eleştirmenlerden kurtararak ona yayınlandığı ilk günkü tazeliğini verebilmek düşüncesi ne
güzeldir! Eğer-1857 yılında yaşıyor olup daha ün kazanmamış bir yazarın yeni bitmiş kitabını
açarak şu satırları okuyabilmek olanağım bulmuş olabilseydim: "Okulun çalışma salonundaydık,
kapı açılıp içeri Müdür girdi, arkası sıra da setre pantolon giymiş bir yeni öğrenciyle bir de, koca
bir sıra yüklenmiş bir hademe geliyordu". Bugün bir müzeye girer gibi bir titreme ve saygıyla
okuyabildiğim bu cümle belki o gün ilgimi çekmeyecekti. Belki de eserin daha sonraki
bölümlerini sevmeyecektim. Bütün bunlara inanmam gerçekten olanaksız. Bana öyle geliyor ki,
anlatımın-' daki sıcaklık, gözlemlerindeki doğrulukla böylesine bir öykünün, ön yargıdan biraz
olsun uzaklaşabilmiş her kitap severi etkileye-memiş olabilmesi mümkün değildir.
Kuşkusuz hiçbir yazar yoktur ki, yazmak istediği konuyu Flaubert kadar tam tamına isteğine
uygun bir biçimde kaleme almış olsun. Bu istek, Madame Bovary'yi yaratma düşüncesi kendini
sarmaya başladığı 1849 yılında daha da çarpıcıdır; Flaubert yirmi sekiz yaşındadır ve o zamana
dek hiçbir şey yayınlamamıştır. Daha güzeli o dönemde Flaubert, romantikliğinin doruğunda-'
dır ve «Tentation de Saint Antoine» (Ermiş Antonius)m ilk kitabını yeni bitirmiştir; yapıtını,
konusunun gözüpekliği ve dilindeki zenginlik karşısında şaşıracaklarına inandığı
arkadaşları Louis
6
MADAME BOVARY
Bouillet ve Maxime du Camp'a okumak istemiştir. Oysa hemen son satırın ardından Bouillet
düşüncesini üzgün bir şekilde: "Bunu ateşe atmak ve üzerinde konuşmamak gerekir" diyerek
belirtir. Flaubert üzülür, karşı çıkar ve sonunda çok zengin bir konunun karşısında başının
döndüğünü kabul eder. "Lirizme karşı konmaz bir eğilim duyduğun şu sırada seçefceğin konu,
seni denetleyen, arzularına gem vuran ve içinde lirizmin gülünç olacağı türden olmalıdır",
demekteydi Maxime du Camp. "Cousin Pons, Cousine Bette gibi, burjuvaca yaşantılarla dolu
olaylardan basit bir konu seç ve bunu doğal, hemen hemen teklifsiz bir anlatımla işlemeye
kendini zorla". Bu sözlere yarı yarıya inanan Flaubert uğradığı düş kırıklığını düşünürken Louis
Bouillet şu fikri ortaya atar:
"Niçin Delamare'm öyküsünü yazmıyorsun?" O anda Flaubert' in kafasında bir şimşek çakar.
Eugene Delamare! Flaubert bir zamanlar koket, savurgan, kendini beğenmiş bir eşi olan bu silik
sağlık memurunu tanımıştı. Kadın kocasını aldattıktan ve mahvettikten sonra kendini
zehirlemişti. Taşra kasabası, tekdüze ve göreneğe bağlı bir yaşam, çiftçi dernekleri, eczacı,
eşini aldatan kadın, dedikodular, ölüm... Flaubert tüm bunları görür gibi olur ve şaşırmış bir
durumda mırıldanır; "Ne düşünce!"
Bununla birlikte Maxime du Camp'la Doğu'ya yaptığı gezide aklı Saint Antoine adlı kitabındaydı.
Mısır'dan Filistin'e, Filistin'den Yunanistan'a yaptığı ve yaklaşık iki yıl süren yolculuğunda
romantik coşkusunu yeniden bulmaya çalıştı. Fakat bu uzak ülkeler onu büyülerken aynı
zamanda düş kırıklığına uğratıyorlardı; söylemeye dili varmadı ama, sabahtan akşama değin
gözlerinin önüne serilen bu özgün ve â*ynı zamanda sefillikle dolu manzaradan yoruldu;
basitliğe, gerçeğe, ölçülülüğe duyduğu tepkiyle Fransa'ya . dönmeye can attı. Şimdi tam
tamına Madame Bovary'yi yazacak kıvama gelmişti.
Her şeyden önce Flaubert alışkanlığın verdiği bir davranışla geniş bir biçimde araştırma yaptı,
ortamı inceledi, tanıdığı çeşitli mevkilerdeki insanların sağladığı bilgi kırıntılarıyla
kahramanlarını oluşturdu, planlar yaptı, kendisine malzeme sağlayacak olguları ortaya çıkardı
ve bir düzene soktu. Olayın geçtiği baş yer olan Yonville-1'Abbaye, Dr. Delamare'm yaşadığı ve
çalıştığı Ry kasabasının tam bir kopyasıdır. Günümüzde bile Ry'ye gitmek, Emma'yı ziyaret

etmek demektir. Size hekimin evini, kiliseyi, pazar yerlerini, eczanenin yerini, hanı ve Mme
Delamare'm gömüldüğü mezarlığı gösterirler ve bu yer duygulu kişiler için Mme Bovary'nin
mezarına yapılan bir haç anlamına gelir. Böylesine güçlü bir benzerlik karşısında dikkatli bir
okuyucu kendini, deHENRI TROYAT'NIN ÖNSÖZÜ
7
korun kitabı resimlemek için yaratıldığına bile inandırabilir. Romanın kişilerine gelince, hiç
şüphe yoktur ki Flaubert örneklerini gerçek yaşamdan seçmiştir. Delamare çiftinin acı öyküsüne
tanık olan yaşlı hizmetçi Felicite henüz 1905 yılında Dr. Brunon'a, ihtiraslı ve çok güzel bir
kadın olan hanımının nasıl intihar ettiğini anlatmaktadır. "Hangi zehiri aldığını söylemek
istemedi... Herkes ağlıyordu... Nihayet küçük kızı yalvarmak için önünde diz çöktüğünde,
sonunda gerçeği söyledi!.. O kadar zavallı görünüyordu ki!.." Eczacı Homais ise mesleklerini
Forges'da, Yvetot'da, Ry'de Havre'da sürdüren meslektaşlarından alınan çizgilerle oluşturulmuş
bir tiptir. Fakat Flaubert "yarım daire şeklinde tezgâhı, XVI. Louis ve İmparatorluk dönemi stili
kavanozları ve zehirlerin yerleştirildiği raflarıyla" Ry'deki eczanenin dekorunu kendisine örnek
almıştır. Edebiyat tarihçileri, noter yardımcısı Leon'un, taşralı bir kibar kişi olan Rodolphe'un
(gerçekte adı Louis Campion'du.) sayın Lheureux'nun, Flaubert'e esin kaynağı olan gerçek
yaşamdaki kimliklerini ortaya çıkarmışlardır. Bazı edebiyat tarihçileri ise Emma Bovary'nin hiç
şüphesiz Delphine Delamare'ı çok andırdığını söylemekle birlikte yazarın aynı zamanda bir
rastlantı sonucu heykeltraş Pradier'nin çekici ve hafifmeşrep karısı Louise (Lu-dovica)den de
etkilendiğini göstermek isterler. Flaubert'in kâğıtları arasında da Louise'in sadakatsizlikleri ve
savurganlığı yüzünden kendi sonunu nasıl hazırladığını anlatan hemen hemen elli sayfalık bir el
yazmasına rastlanmamış mıydı? Anlatan kişi ise Louise'in bir kadın arkadaşıydı. İşin ilginç yönü
ise bu acıklı öykünün 1851-1856 yılları arasında yani Flaubert romanını yazarken bir sonuca
ulaşmış olmasıdır. Emma Bovary'nin narin silueti arkasında Louise'in hayali Delphine'inkiyle
birleşmektedir. Belki bir süre sonra başka bir yorumcu üçüncü bir kadının mezarını bularak, en
az ötekiler kadar haklı olarak yapıtın kaynağını ortaya çıkardığını ileri sürecektir. Flaubert
sadakatsiz eşlerin düşecekleri durumu sanki önceden görerek, romandaki kadın kahramanın
düşsel bir kişi olduğunu ileri sürmüştür. "Madame Bovary'nin gerçek yaşamla hiçbir ilişkisi
yoktur, der 1857 yılının mart ayında. Bu bütünüyle uydurulmuş bir öyküdür..." Ve, üç ay sonra
da "Hayır bayım, düşüncelerime esin kaynağı olan hiçbir örnek yoktur. Madame Bovary salt bir
yaratım ürünüdür. Bu kitabın tüm kişileri hayali olup, Yonville-FAbbaye diye bir ülke de mevcut
değildir". Sonunda 1870 yılında düşüncelerini yineler ve Mme Hortense Cornu'ye yazdığı
mektupta görüşlerinde ısrar eder: "Madame Bovary'yi yazdığım sırada bana birçok kereler:
'Yarattığınız kadın Mme X midir?' diye sordular. Hiç tanınmamış kişilerden sürüyle mektup
aldım, hatta içlerinden birinde, Reims'den bir bey,
8
MADAME BOVARY
intikamının (bir kadından) alındığını söyleyerek beni kutladı. Aşağı Seine'nin tüm eczacıları
Homais'de kendi kişiliklerini sezince evime gelip beni tokatlamak istediler..."
Roman yazmayı deneyen herkes bilir ki, gerçek yaşamdan alınmış bir kişiyi tüm özellikleri ve
hatalarıyla birlikte edebiyata aktarmak mümkün değildir. Romancı düşündüğü benzerliğe sadık
kalmaya ne kadar çabalarsa çabalasın, anlatının ahengi, dilin güçlükleri, aynntılardaki zorunlu
seçimler yazarın kahramanının görüntüsünü yavaş yavaş bozar. Çoğu zaman bu kahraman,
fiziksel yapıları ve düşünce biçimleri arasında benzerlik olan çeşitli tiplerden ödünç alınan
çizgilerle zenginleşir. Başlangıçta romanın kahramanının yazarla hiçbir ortak yanı olmasa bile,
onun zihninde yaşaması nedeniyle romancının düşüncelerinden etkilenir. Yaratıcı ile yaratılan
şey arasında bir iletişim başlar, biri diğeri olur. Olgun ve yazarlık mesleğini seçmiş bir kişinin,
yarattığı tiplerin gerçekliğine inanması için olağanüstü derecede bir doğallığa gereksinmesi
vardır. (Zaten bu gerçekliğe kendisi inanmazsa okuyucuları inanır mı?). Burada yazarın baş
özelliği aklı değil sezgi-sidir, daha doğru bir deyişle önemli olan, herhangi bir kişinin
düşüncelerini okuyabilmesi, başka biri olabilmesi yani başka birinin yerine geçebilmesidir. Bu
hafifmeşrep bir kadın, titiz bir eczacı veya aldatılmış bir koca olabilir. Flaubert, Madame Bovary'yi yazarken Flaubert olduğunu unutmakta ve tüm sorunları bir kadının bakış açısıyla
incelemektedir. Şu ünlü şakasını bu anlayış çerçevesinde yorumlamak gerekir: "Madame
Bovary benim!" Aslında yarattığı kişilikle özdeşleşebilmek için kendisini fazla zorlamaya gerek
görmemiştir. İbne Bovary, içinde bulunduğu yaşam biçimini reddetmekte, ozanların betimlediği

yaşamı arzulamakta, tatlı sözler karşısında kendinden geçmekte, ölümsüz tutkulara inanmakta
ve kendisini şatolarda yaşıyor görmektedir. Bu kurtulma, başka biri olma, uçup gitme isteği
Flaubert'in de benliğinden koparamadığı bir duygusallıktır. Emma'nın Charles Bovary, Rodolphe, Leon, Homais ve Lheureux'yle kişileşen somut gerçekliğe çarparak sonunu
hazırlamasına karşılık, Flaubert bu gerçekten, sanatının malzemesini yaratarak kendini
kurtarmaktadır. Doğasında bulunan ikilik, sonuçta Flaubert'e, romantizmden tümüyle
etkilendiği halde karışık düşüncelere de açık olabilmesini sağlamaktadır. "Bende iki ayrı edebi
dile sahip iki ayrı kişilik bulunmaktadır", der 16 ocak 1852 tarihli bir mektubunda; "biri laf
ebeliğinin, lirizmin, baş döndürücü uçuşların, cümle ahenklerinin, yüksek düşüncelerin
tutkunudur; öteki ise elinden geldiğince gerçeği araştıran, en küçük olayı da büyük bir olay
kadar gözler önüne
HENRI TROYAT'NIN ÖNSÖZÜ
9
sergilemek isteyen, ürettiği şeyi size neredeyse maddi olarak hissettirmek isteyen kişiliğimdir".
Zaten Mme Bovary, Flaubert'in kişiliklerine büründüğü kahramanlardan yalnızca bir tanesidir.
Bu gerçeği kuşku ile karşılayanlara birkaç sene sonra Flaubert'in Bouvard ve Pecuchet adında
iki budalayla kendisi arasındaki benzerliği kesin olarak ileri sürdüğünü hatırlatmak yararlı
olacaktır. Çocukluğundan beri Flaubert insanların budalalığına hayran olmuştur. Ona göre insan
"budalalığı görebilmek gibi kötü bir yetiye sahiptir. Görmesine görür ama bağışlayamaz".
Yazar başkaları aracılığıyla edinilen düşüncelerin düzensizliğine atılmayı ,bu kaos içinde
yıkanmayı büyük bir zevk saymaktadır. "Bouvard ve Pecuchet benliğimi öylesine dolduruyorlar
ki, kendimi onlardan biri sayıyorum. Budalalıklarını kendimin yaptığımı düşlüyorum" demektedir
1872 yılının mayısında! Aynı dönemde Salammbo, Matho, Frederic Moreau, Mme Arnoux,
Herodias ve Saint Antoine için de benzeri duygular içerisinde olduğundan hiç kuşkumuz yoktur.
Duygulanımları iyi yansıtabilmek için her şeyi hissetmek ihtiyacı bazen endişe verici örgensel
bozukluklara yol açabiliyordu. Bir düşünceyle dolu olduğu zamanlar artık davranışlarına
egemen olamıyordu. "Açık havada atla çıktıkları gezintide yanların-dayım; birlikte terliyoruz ve
susuyoruz... Kimi kez sabahın altısında yazarken sözcükler canlılık kazanarak beni öylesine
sürüklüyor ki artık olanca gücümle haykırıyor ve öylesine derinlemesine hissediyorum ki,
karımın da doğruladığı gibi kendimden korkarak, masamdan kalkıyor ve sakinleşmek için
pencereyi açıyorum". (23 aralık 1853'te Louise Colet'ye yazdığı mektup.) Daha sonraları
Emma'nın öldüğü bölümü yazarken kahramanının çektiği acıları maddi olarak duyabilmek için
kişiliğini, gerçekten soyutlama denemesine girişmiştir... "Ağzımda arseniğin tadını öylesine
duyuyordum ki, iki kez ardı ardına gerçek mide spazmı hissettim ve bütün yemek boyunca
kustum..." (Taine'e mektup, 1868.)
Sanatı tarafından esir edilen romancı artık yaşamayı bilmeyen bir kişidir. Kendi öz varlığına
rağmen, artık yalnızca yapıtı için yaşamakta, deliliğe varan bir inatla en küçük güncel olayları
ve duyumladığı her şeyi eserine aktarmakta ve onu beslemektedir. Sokakta duyduğu eğlenceli
bir sözü bile yarattığı kahramanlardan biri için saklamakta, masada bir tabak dolusu tatlı su
ıstakozu gördüğü anda: "Hah işte yazmakta olduğum bölümdeki yemek sahnesinde mönü bu
olmalıdır!" demektedir. Güneşin batışını hayran hayran seyrederken sürekli olarak uyanık olan
dikkati ise, gelecek başka bir bölümde kullanılmak üzere bulutların
10
MADAME BOVARY
meydana getirdiği şekilleri not etmektedir. Edebi uğraşlardan uzaklaşmış göründüğü koşullarda
bile özgür olmayıp gözlemlerini, araştırmalarını sürdürmeye devam eder... Bu durum yazarın
olağanüstü bir inceleme yeteneğine sahip olduğunu kanıtlamaz. Ayrıntılara karşı duyulan bu
doyumsuz açlık, ancak romanın konusuyla ilgili alanlarda kendini göstermektedir. Üzerinde
çalıştığı eserin konusuyla doğrudan ilgisi olmayan bir ortamda yazarın görüş gücü azalmakta ve
dikkati büyük ölçüde kaybolmaktadır. Romancıyı, yaşamı romana bir malzeme olarak görmeye
zorlayan bu profesyonelce değişim, Flaubert'de çok güçlü bir şekilde hissedilmektedir. Yetkin
bir biçimde yazabilme kaygısı, kimilerince saygısızlık olarak nitelenebilecek bazı konuşmaları,
utanmazlıkları Flaubert'in gözünde haklı kılmaktadır. 1853 yılının haziranında doğa bilimcisi
Pouchet'nin karısının cenaze törenine gitmeden önce Louise Colet'ye yazdığı mektupta şunları
söylüyordu: "Eminim ki yarın çok kötü bir gün yaşayacağız ve bu zavallı bilgin de acınacak bir
durumda olacak. Her şeyden yararlanmak gerek diye düşündüğümüz zaman, orada Bovary'm
için de işe yarar malzemeler bulabilirim. Düşüncelerimi başkalarına açacak olsam, bu

M.davranışım iğrenç olarak görülebilir ama ben bunda bir kötülük görmüyorum. açık seçik ortaya koyarak romanının çatısını kurmakta ve konunun akışına güçlü dayanaklar kazandırmaktadır.. Yazdığı sayfalar. Bir haftada ancak iki sayfa yazıyorum! Bezginliğin çenesini dağıtmak için bundan iyi bir yönHENRI TROYAT'NIN ÖNSÖZÜ 11 tem yoktur. Flaubert sürekli olarak kahramanlarını derinlemesine yakalamakta." "Böylesine bir konuyu seçmiş olmam ne kadar da kötü! Böylelikle sanatın boğucu sıkıntısını tanımış olacağım!" Flaubert için biçim ve düşünce. Flaubert'in romanında da. tutkulara kapılan. Çağlayanlar oluşturabilmem için çok çalışmam gerekiyor" demektedir. diğeri ise (Sancho Pança. sevgiyi tanımış.. Cervantes'inkinde olduğu gibi. Bu sözler karşısında ne kadar da acımasız! diyebiliriz. Kalıcı bir eser ortaya koymak için tüm fedakârlıklara hazır olan Flaubert amacına ulaşmak için. bir hiç üzerine. kendi deyişiyle cümleleri "beyaz yağlardan kurtarmak ve salt kaslarıyla ortaya çıkarmak» istemektedir. düş sevgisini. O yalnızca sanatını her şeyden üstün tutmakta ve görevini bir papaz gibi yerine getirmektedir.. Sözcüklerin seçimindeki güçlüklerden ise mektuplarında bol bol yakınmaktadır: "Bovary'min katı bir dili olmamalı. . Beş seneden daha uzun bir süre Croisset'deki evine kapanarak içindeki arzularla savaşmıştır. inanmış bir sofunun dünyadan elini eteğini çektiği gibi başlamıştır. tıkıldığı delikte sıkıntıdan bunalarak kendini hayallerle oyalayan. Kaz tüyünden kalemini kurbağa biçimindeki hokkasına batı-rıp. bütün bir gün boyunca. Madame Bovary'nin ilk satırım yazdığı sırada otuz yaşında. yalnızca iyi yazmak isteğinden değil aynı zamanda iyi düşünebilmek arzusundan da kaynaklanmaktadır. yarattığı kahramanlara yer açmak için sona ermiştir. kocasını ve kızını sevebileceğini. Madame Bovary çoğu kez Don Quichotte ile kar-şılaştırılmıştır. akşam yemeğinde verilen kısa bir aradan sonra geç vakitlere kadar uğraşını sürdürmektedir. Bir kişinin gözyaşlarını üslubumun süzgecinden geçirerek başkalarını da atlatabileceğimi sanıyorum". kötü tutumunu haklı gösteren nedenler.. Bu nedenledir ki cümlelerine gösterdiği özen. en yüce gönüllüsü ve en sevecenidir.Flaubert George Sand'a gönderdiği bir mektupta "Siz. madde ve ruh gibi bir bütün oluşturur. Işık saçan penceresi ise Seine'den geçen denizcilere yardımcı bir nokta olmaktaydı. Sıkışıklığın yaptığı zorlamayla kendisine göre ikinci planda görünen tüm cümleleri dışarda bırakmakta. olgunlaşmış bir kişidir. dışarıyla hiçbir bağlantısı olmayan. 12 MADAME BOVARY manini yaşamın basit zorunluluklarına uymayı reddettiği için cezalandırdığı halde. başınız iki elinizin arasında. Homais) pratik aklı simgelemektedir.. o ana kadar hiçbir şey yayınlamamış olsa da çok yazmış." "Bir stile kavuşmak gerçekten çok zor! Bir önceki gün yazdıklarımı tekrar baştan alıyorum. incelediği yerleri haklı olarak olmamış diye nitelendirdi. Charles . Madame Bovary. olanakların bayağıca kullanılmasından yana değildir. onurunu yitirerek Emma'nın yenilgisi ve "şeref madalyası kazanan" budala Homais'nin zaferiyle noktalanır. Tersine onun çevresindeki budalalığın ve yavanlığın kurbanı olarak kabul eder. . Bende ise bu bir su sızıntısı halindedir. Çalışmasına her gün öğle zamanı başlamakta. Kanısına göre Emma'nın. Artık kişisel özel yaşamı. Bir taşra kasabasının yeteneksiz küçük bir doktoruyla evlenip. Hemen hemen tüm cümleleri yeni baştan yazmalıyım. çizikler. ayrıntılarıyla işlemekte. Oysa Flaubert insanların en iyisi. En güzel eserler az malzemeyle yaratılmış olanlardır". havada dayanaksız duran yeryüzü gibi yalnızca üslubunun gücüne dayanan bir roman yaratmak isteyişim-dir. çılgınlığı sergilerken. serbest yaşamı tanıyan ve mâli sıkıntılar içinde aşkta düş kırıklığına uğrayan bir kadım konu alan bir öyküden daha basiti bulunabilir mi? Flaubert bu olayı çağına göre büyük bir ağırbaşlılık ve şaşırtıcı bir nesnellikle incelemektedir. Romanına. bir kelime bulabilmek için kafa patlatmamn ne demek olduğunu bilmezsiniz.. konumunun ona sunduğu küçük doyumlarla yetinebileceğini söylemekten de ısrarla kaçınır.. düşüncelerine ve diline egemen olduğundan emin. Bouillet. Bu sonda hiçbir ahlaki kaygı güdülmez.. iki temel kahraman vardır. Flaubert kahraI Up*. Bunlardan birincisi (Don Quichotte ve Emma) cömertliği. düzeltmeler ve karalamalarla doludur. Bu kitap nerdeyse konusuz veya konusu hemen hemen belli olmayan bir eser olacaktır. onun. "Bana güzel görünen şey. Sizde düşünce geniş bir şekilde durmadan akan bir nehire benzer.

. Kulağı okşayan sözlerden. Eserin ahlak dışı niteliğinden ötürü harekete geçen imparatorluk yönetimi Flaubert'i 29 ocak 1857'de. Ne olursa olsun Madame Bovary'yi beğenilmek veya eleştirebilmek düşüncesiyle yazmadığı kesindir. Flaubert'in çalışmassnın yetkinliğinin nedenini tam olarak kavrayamayan kamuoyu ise. Edmond About'nun. v. Romanı âdeta uçsuz bucaksız bir arazide her yönden kolayca görülebilen bir anıtı andırır. Kitabı okumaya başladıkları zaman sıkıntıya benzeyen bir tedirginlik duymaktadırlar. Yantutmaz görünmekle birlikte. Çağın son çeyreğinde yeni romancılar ortaya çıkarak kuramlarım tanıtmaya ve yaymaya çalışırlar. Eleştirmenler ise pusudadır. Fakat bu sırada Hauteville House'dan Flaubert'e gönderdiği bir mektupta.. "Bir kitabın sönüp gitmesinin nedenlerini kavramak için Fanny'nin okunmasına gerek var" der Andre Gide. (Dumesnil). Hatta bu tutumundan ötürü onu. Victor Hugo: "Çok güzel bir kitap yarattınız bayım!" demektedir. onu köleleştirmez tersine onurlandırır. Satışı fazla olmayan Artiste gazetesinden Baudelaire adlı biri de yazarın üslubunu "basit bir kanaviçenin taşıdığı özgünlüğe. "Sıkıcı. şu önemli soruyu mahkeme heyetine yöneltir: "Bu tür bir kitabı okuduktan sonra.".. en az sevdiği kahramanları karikatürize ettiğinden (örneğin M. bayağı ve utanılacak bir yapıt". (Paulin Limayrac). o kadar soğuk ve gerçektir ki!.. . anlaşılmamış ve bezgin hissettiği sırada. Bu yeniler kendisi gibi . savcı tarafından okunan bölümlerin belli amaçlarla seçildiğini gösterir ve eserin en dokunaklı bölümlerinden seçilip. aşırı derecede öfkelenerek yaptığı konuşmada. Ceza Mahkemesinin önüne çıkarır. (Veuillot). mahkemeHENRI TROYAT'NIN ÖNSÖZÜ 13 de kanıt olarak alman bölümlerin kınanması gereken düşünceleri de içermesine karşılık. bizde kötülüğe karşı bir sevgi mi yoksa bir tiksinme duygusu mu uyanmaktadır? Romanda tanık olduğumuz suça layık görülen korkunç ceza. Kitapçılarda yeni görünmeye başlayan Feydeau'nun Fanny'si. Homais) dolayı kınamak bile gerekebilir. oysa yazar eserini böyle bir amaç gütmeden. Bu olaydan sonra roman birdenbire ün kazanır. Flaubert'in zavallı Emma'sımn tersine. en kışkırtıcı bölümlerden seçtiği alıntılarla romanın konusunu anlatarak. "Karşıtların biliminden habersiz olan Flaubert. bu eksikliği nedeniyle bir bileşime gidememiştir". Okudukları zaman tüyleri diken diken olmaktadır! O sıralarda Octave Feuillet'nin. yaşamının sonbaharında kendisini terkedilmiş. yapıtın bütünü göz önüne alındığı zaman bu tülden yerlerin fazla olmadığı gerekçesiyle. Ünleri fazla olmayan eleştirmenler ise daha sert bir tutum takınırlar: "Bu kitap okuduğum eserler arasında ahlaktan en uzak olanıdır".Madame Bovary ününe. Senard. açık olmayan bazı yanlarına karşın yapıtın bir "bütünlük ve tutarlılık gösterdiğini" ayrıca "yazarın veya daha doğru bir deyişle sanatçının. Madame Bovary'nin yayınlanmasıyla birlikte kalemlerine sarılırlar. Anlatılan bu öyküde her şey o kadar katı. Gonzales'in ve Paul Feval'in kitapları çok gözdedir. erdem duygusunun doğmasına yor açmamakta midir?" Flaubert çeşitli gerekçelerle mahkemece serbest bırakılır: "Roman edebi açıdan üzerinde çok çalışılmış bir eser izlenimi verdiğinden. çünkü bu tür anlatıların gerçek yaşamla hiçbir bağıntısı yoktur. Sanata utanma duygusunu benimsetmek. şu sonuca ulaşmaktadır: "Büyük bir iş başardınız".. romanın başından sonuna varıncaya dek..ancak bir özet niteliğini taşıyabileceğini belirterek. iyi kotarılmış bir çalışmanın tadıyla yaratmıştır. içinden koptuğu gibi özgürce. Madame Bovary'nin kendisine Paris'te ve taşrada yandaşlar bulmaya başlaması yavaş yavaş ve gizlice olmuştur. kalpleri rahatlatan duygulardan. Paris'te Adalet Sarayı'nm 6.... canlılığa" benzeterek. Flaubert. hayal kurmaya yol açan entrikalardan hoşlanılmaktadır. (Texier). Silik bir kişiliğe sahip olan savcı Pinard. "İkinci sınıf bir kitap".. böyle bir anlayış elbiselerinin tümünden arınmış bir kadının durumuna benzer. ustaca ve ateşli bir şekilde yanıt vererek. özene. sanat sayılmaz. çağdaşlarının gözünde ani ve olağanüstü bir başarıya ulaşır.Bovary'nin yeteneksizliği. Eserin neden olduğu skandaldan dolayı meraklanan ve ürken okuyucu hâlâ tereddüt içindedir. eserin Revue de Paris'de 1856 yılında yayımının yarattığı skandaldan sonra kavuşmuştur. eserin bütününün geleneklere yapılan bir hakaret olduğunu iddia eder ve şu sonuca ulaşır: "Kuralsız sanat. derginin yönetmeni ve basımcısıyla birlikte. Rodolphe'un hoyratlığı. eserin sonsuza kadar kök salması amacıyla yazıldığını sanmıştır. zaferin yolları kendisine açılmaya başlar." Flaubert'in avukatı M.b. Leon'un alçaklığı ve Lheureux'nun rezilliğidir. genç kadına karşı duyduğu acıma hissini ve onun yitip gitmesine neden olanlara karşı duyduğu nefreti dile getirmekten kendini alıkoyamaz. söylemek istediği şeyleri ortaya koyabildiğim" yazar. Düşüncesini ilk belirtenlerden biri olan SainteBeuve. suçlanan cümlelerin .

baHENRI TROYAT'NIN ÖNSÖZÜ 15 zılarmın da ileri sürdükleri gibi.. okuma zevki öylesine sönüktü ki. Amerikalı. Daudet. pro-. Madame Bovary'ye çeken nedenlerin başında acaba. üzerinde böylesine titiz çalışılmış bir dile karşı çıkmaktadırlar. Evrenselleşen Emma. Flaubert hâlâ izlenmekte ve rüzgâr. bir araya geldiğimiz zaman. bütün dilleri konuşan. Ataç'ın vakitsiz ölümüyle çevirinin tamamlanması imkânsızlaşmca.. Flaubert hırslı çalışması. Zola. Fakat her zaman görüldüğü gibi yapıtın sürekli artan başarısı bazı gelişmiş kafalarda yeni soruların uyanmasına neden oldu. gözden düşecekleri inancı içerisindedirler. geçmiş bir dönemin yazarı izlenimini yaratmaktadır. ahlak anlayışına ve düşüncelerine ilgi göstermekteydiler. memlekette veya Fransa'da çıkan kitaplardan söz açar. kendi duygusal yaşamlarından bazı parçalar bulabilecekleri umudu mu gelmektedir? Bu tür bir neden böylesine geniş bir olgunun yanıtı olamaz. Mecmua 1936' da kapanınca. onun anlayışına yönelmemiz zorunlu bir hale gelmektedir. halkı uyuşukluğundan kurtarır. anlaşılmaz sözlerde bulunabileceğini düşünerek. Ben onu daha «Nurullah Ata Bey» iken tanımıştım. Henri TROY AT Fransa Akademisi Öyesl i BİRKAÇ SÖZ Rahmetli Ataç dostumdu. Bereket versin. Gerçi o tarihte İstanbul'da otururdu. fakat arkası gelmemişti. tümü. Rus. Ne yazık ki. ölümsüz olarak nitelendirilen bu yapıtın eriştiği saygınlık onan insanüstü yetkinliğinden kaynaklanmaktadır. edebî dedikodular yapar. Böylelikle geç de olsa binlerce okuyucu Flaubert'in yapıtıyla tanışır. günümüzün eleştirmenleri ise yazarın dili üzerinde durmaktadırlar. karşı karşıya oturup birlikte yaptığımız bir çalışmanın ürünü değildir. . Brunetiere "Madame Bovary'nin çağdaş edebiyat tarihinde bir baş yapıt olduğuna inanabiliriz" der. Nurullah Ata. keskin zanaatçı davranışlarıyla onlar üzerinde. Yaşlı ustanın çevresinde görülen bu canlılık. Sanki olağanüstülüğün yalnızca belirsizlikte. Sonra. Bunun için. tüm ülkelerde yaşayan. şunun bunun çeviri yanlışları üzerinde konuşurduk. Rahmetli dostum. onun gibi gerçeği çarpıcı bir biçimde anlatmak istemektedirler. Ataç olup Ankara'ya gitti ve oraya yerleşti. bize birlikte çalışıp iş çıkarmak kısmet olmadı. Bilim yuvaları da genel okuyucunun düşüncelerine destek sağlar. onu bir usta olarak kabul etmeyenlerin itirazlarını boğmaktadır. fesyonel bilinci. Sık sık buluşup görüştüğümüz halde. Çevirisi Ayda Bir mecmuasında tefrika olarak çıkıyordu. bugün elinizdeki Madame Bovary çevirisi. dünyaca tanınan ünlü yıldızlar bu küçük taşralı kadını canlandırmak için birbirleriyle yarışmaktadırlar. Lanson ise Flaubert'i "çağın en sağlam ve dengeli yapıtlarını veren romancı" olarak selâmlamaktadır. Sinema bu öyküye dört elle sarılmakta. "Ölümsüz Madame Bovary ise Shakespeare ve Balzac'inkiler de dahil olmak üzere tanıdığım en gerçek ve kusursuz kadın kahramandır". Bu yeni romancüa14 MADAME BOVARY rın adları. Taslaklara karşı büyük ilgi duyan günümüz eleştirmenleri her şeyiyle yetkin. bu kişiler. Sonradan. daha İstanbul'da iken. Bu açıdan Croisset'nin yanlız adamının kaygılanmasını gerektiren bir neden yoktur. ikimizin imzasını taşıdığı halde. İngiliz. filmleri birbirini izlemekte. özellikle bayan okuyucuları. yapacağımız çalışmalardan değil. Okuyucuları. fakat çeviri piyasası öylesine dar. çıkmış olan bölümler. 1880 yılında ölmesine karşın hâlâ üzerinde tutkuyla tartışılan bir yazardır Flaubert. bazı keskin eleştirilerin varlığına karşın. değişik iklimler altında acı çeken ve yaşamını yitiren bir kadın kahramandır. Buluşmalarımız da artık yalnız tatil aylarına kaldı. Emile Faguet'ye göre ise: "Flaubert Fransız yazınının en büyüklerinden biri"dir. okuyucu yığınlarının büyük bir kesimi Flaubert'in romanına duydukları sevgiyi özenle korumaktadır. Alman ve Japon kadınları onun varlığında kendilerini görmektedirler. okumuş olanlara. Flaubert'in zamanındaki eleştirmenler onun işlediği konulara.üslup sorunu üzerinde fazla durmuyorlarsa da. yeniden elden geçirildikten sonra Remzi Kitabevi'ne verilmiş. bitmiş bir yapıtla ilgilendikleri zaman. Bence. bağıntısız yapılarda. Madame Bovary'yi dilimize çevirmeye başlamıştı. Maupassant ve Bourget'dir. çeviri de yanda kaldı. geniş bir çevre tarafından çabuk okunabilmek için hızlı yazan ve böylece çabuk unutulan romancıların çoğaldığı dönemimizde.

kendi dilimi onunkine benzetmeye çalıştım. sanki dersine dalmışken birdenbire gürültü duyup şaşalamış gibi ayağa kalktı. Çalışması. 12 Nisan 1857 Gustave Flaubert BİRİNCİ KISIM I Okulun çalışma salonundaydık. kendini. ne kadar uğraşsam Madame Bovary çevirisine aslındaki güzellikleri veremem. büyükler arasına. Fakat kitabın asıl konusu bu değildir: Madame Bovary. benim gözümde bile umulmadık bir değer kazandı. Ataç'la aramdaki bu işbirliğini. Tam tersine. Uyukla-yanlar gözlerini açtı ve herkes. yaşayan tipleri tespite çalışan Flaubert'in eseridir. Asıl ününü sağlayan da belki bu kitabıdır. Sabri Esat SİYAVUŞGİL Esentepe. kapı açılıp içeri Müdür girdi. Benim çevirimde bulunacak kusurlar. sizin belagat ve iyiliklerinizin derecesine hiçbir zaman varamayacak olan saygı ve gönül borcumu lütfen kabul buyurunuz. çünkü. taşra çapkınlarına kaptıran kadının hikayesidir. Bu kitabın başına ithaftan önce adınızı yazmama izninizi dilerim. bütün dünyanın en tanınmış romancılarındandır. 1935-1936 yıllarına kaMB 2 18 MADAME BOVARY dar geriye götürüp değerlendirmek insafını göstereceklerinden eminim. Beşinciye giriyor. gözünün önünde geçen hayatı. onun yayınlanmasını her şeyden önce size borçluyum. kocasıyle geçirdiği silik hayattan nefret edip daha ince bir yaşama isteğiyle kendini birtakım kuklalara. Gustave Flaubert'i sevenleri. merhumla benim Gustave Flaubert'e karşı beslediğimiz birlikte hayranlıktı. Rahmetli dostumun ikinci kısmın VIII. Madame Bovary'de dünyanın en unutulmaz budalalarını betimlemiştir. Eserim. Müdür oturmamızı işaret etti. çabamı artıran diğer bir konu da. koca bir sıra yüklenmiş bir hademe geliyordu. Böyle bir yazarın eserini çevirmeye kalkmanın bir kendini bilmezlik olduğunu bilirim. Monsieur Roger. Paris. İki çeviri arasındaki. 1966 Gustave Flaubert ve MADAME BOVARY Gustave Flaubert yalnız Fransa'nın değil. arkası sıra da setre pantolon giymiş bir yeni öğrenciyle bir de. Gustave Flaubert en titiz sanatkârlardandır. yaşına göre bir sınıfa çıkarırız. sizin o eşsiz savunmanızdan sonra. Fakat yine de bu romanın çevrilmesi gerektiği kanısındayım. Hiçbir büyük eser bir defada kusursuz olarak çevrilemez. Madame Bovary'yi benim çevirmem değil. onun hatırasına saygı göstermekti. emeğinin eserine hiç el sürmedim. bu zaman uzaklığını kapatmaya çalışırken. bunlarla kendini zehirlemekten hoşlanırmış. bu işi yapmak bana düştü. Madame Bovary ise tarihi sahneleri canlandırmaya değil. ne kadar büyük olursa olsun. Nurullah ATAÇ (uuıto MARIE-ANTOINE-JULES SENARD'a PARİS BAROSU ÜYESİ MİLLET MECLİSİ ESKİ BAŞKANI VE İÇİŞLERİ ESKİ BAKANI Aziz ve ünlü dost. iki çeviri arasındaki üslup ayrılığını elimden geldiği kadar ortadan kaldırmak amacıyle. dedi. aziz dostumun çevirisine başladığı bir eseri tamamlamak suretiyle. . Çünkü bence önemli olan. O roman Gustave Flaubert'in romantik tarzının en güzel eseridir. insanların özellikle budalalıklarını seyretmekten. hatta hastalıklı bir sanatkâr olan Flaubert. sonra etüt öğretmenine dönüp yavaş sesle: — Bu efendiye göz kulak olursunuz. benim için en güzel ödül olur. bölümü ortalarına kadar yürüttüğü çeviriye ben bıraktığı yerden devam ettim ve onun aziz hatırasına saygısızlık etmemek için. Onun için. o romanı yeniden çevirmeye özendirirse bu. Okuyucuların. Her cümlesi üzerinde saatlerce. Ölmez eserlerinden Salambö. günlerce çalıştığı söylenir. dilimize İsmail Hakkı Alişan tarafından çevrilmiştir. içinde yaşadığı çevreden üstün gören. Asabi. ahlakı ile kendini beğendirirse.Remzi Kitabevi'nin isteği üzerine.

güneşliği parlıyordu. ama kimse işitemedi. Bir gürültü daha kopacaktı ama öğretmenin öfkeyle: . Hocamız sakalı sözden hoşlanır bir adamdı. Öğretmen: — Ayağa kalkın da adınızı söyleyin. Bütün sınıf gülmeye başladı. — O miğferi bir yana bıraksamza! dedi. bunun ucunda da. 6.. dilsiz çirkinliklerinde bir budalanın yüzünde olduğu gibi. uzun konçlu mavi çorapları. aralarına kırmızı kurdele dikilmiş. tekrar tekrar okutturarak. içeriden mukavva ile gerilip yol yol şeritlerle süslenmişti. O. kimimiz: Şarbovari! Şarbovari! diye bağrışıyorduk) sonra tek MADAME BOVARY 25 sesler halinde dalgalandı. bizim bağnşmala-rımızdan onun sesi büsbütün işitilmez olmuştu. duvara çarpıp da toz koparsın diye. alnına yatırılarak düz kesilmişti. üç burma şeritle başlıyordu. O zavallıya. tutulmaya çalışılan bir kahkahanın iyice sönmemiş bir fişek gibi patlayıverdiği bir sırada. Öğretmen: — Kalkınız. Yeniydi. kasketlerimizi yere atardık. işte böyle bir şey. sonra yine bir durakladı. kol ağızlarından gözüken kırmızı bilekler de herhalde çıplak durmaya alışıktı. kasketi düştü. hemen gidip kürsünün dibinde. (Kimimiz uluyor. altın tellerle yapılmış bir küçücük haç. her milletin her çeşitli başlığına çalan bir külahtı. yuvarlak şapkaya. dedi. yine heceleri karıştırarak tekrar etti. Yerine oturdu. O. dirseğine dayanmaya bile cesaret edemiyordu. Ayaklarında iri iri. çekingen gözlerini etrafında gezdirerek sıkıla sıkıla: — Kaske. Yanında oturanlardan biri dirseği ile vurup yine düşürdü. Sınıfı bir kahkahadır aldı.Kapının arkasında bir köşeye büzülmüş durduğu için pek de iyi seçilemeyen bu yeni öğrenci. on beş yaşında kadar vardı. o yeni öğrencinin adının Charles Bovary olduğunu sonunda anlayabilmişti. kimimiz tepiniyor. zavallı çocuk o kadar şaşala-mıştı ki. Öğretmen: — Ne arıyorsunuz? diye sordu. öğretmen yazdırtarak. incecik bir şeride bağlanmış. okulun modası böyleydi. siyah düğmeli. çivili kunduralar vardı. Saçları köy kilise ilahicilerininki gibi. heceleri birbirine karıştırarak bir isim söyledi. bunların üzerinde torbamsı bir şey vardı ki. Bû. diyebildi. bizimle birlikte sıraya girmesi için. söz dinler ve pek tutuk bir çocuğa benziyordu. tiz seslerle en üst perdelere yükseldi. fakat yine de. sarımtırak pantolonunun altından meydana çıkıyordu. hani bazı şeyler vardır. lanıyordu. Sınıfa girer girmez. dizlerinin üzerine koydu. saat ikiye gelip de zil çalınca. bir köy uşağıydı. kulak kesildi. derin bir belagat bulunur. serguçlu kalpaktan tutun da miğfere. kimimiz havlıyor. etüt öğretmeni kendisine seslenmek zorunda kaldı. Omuzlan öyle geniş değildi ama. takkeye kadar. Yeni öğrenci. birdenbire canlanıyordu. Kalktı. tekrar eğilip kaldırdı. kilisede dinsel öğüt dinliyormuş gibi. — Bir daha söyleyin! O. hecelettirerek. ellerimiz boşalsın diye. dedi. sıraların altına fırlatırdık. bir türlü kestiremiyordu. baklava baklava kesilmiş kadife ve tavşan derisi parçaları sıra-. yeni'nin kasketi hâlâ dizinin üstündeydi. Yeni öğrenci. kötü boyanmış. Çocuk yerinden kımıldadı. yeşil çuha setrenin koltuk altlarına dar geldiği belliydi. ayak ayak üstüne atmaya. Kalkıp derslerimizi anlatmaya başladık. lutr kaskete. Yumurta biçimindeydi ve içi tel çubuklarla tutturulmuştu. 24 MADAME BOVARY Bunun farkına mı varmadı? Yoksa ona uymayı göze mi alamadı? Her ne hal ise. son bir çaba göstererek ağzını alabildiğine açtı ve birine seslenilmiş gibi. tembeller sırasına oturmasını emretti. bin zorlukla dindirildi. bunun arkaya düşen kısmı. yoksa başına mı giysin.. boyu da hepimizinkinden uzundu. Bir anda sınıfı saran gürültü. biz duamızı bitirdikten sonra bile. nefesinin olanca kuvveti ile şu kelimeyi fırlattı: Şarbovari. Hoca: — Daha yüksek söyleyin! Sesinizi biraz daha çıkarın! dedi. Eğilip yerden aldı. acele acele. yere mi bıraksın. uslu. püskül gibi sarkıyordu. Başımıza yağmur gibi yağan cezalar sınıfın düzenini yerine getirdi. daha kapının eşiğinde. sonra. Askısını pek çektiği için. kasketini elinde mi tutsun.

Sonra daha tatlı bir sesle: — Kasketiniz de bulunur. geçimsiz. Beyefendi ise hiçbir işi üzerine almaz. oğlunu da buna . ama anlatımında hiçbir incelik yoktu. Sınıfın sessizliği geri gelmişti. parmaklarına yüzükler takar. ağzı leş gibi kokarak gelmesine. o kerhane senin. her akşam tiyatroya gidip eve geç döndü. kocasını bir kat daha soğutmuştu. onun boyuna poşuna vurulmuştu. çünkü kuralları oldukça bellemişti. daha kırk beşinde. Bir çocukları olunca sütnineye vermek gerekti. Avukatları dolaşır. boğazına iyi baktı. O zaman sustu. damat buna içerleyip dokumacılığa girişti. Sonra gururu ayaklandı. 1812'de. fakat kendini kul köle ederek sevmesi. Ama basmadan anlamadığı gibi tarımdan da anlamıyordu. elini işten esirgemiyordu. Akşam çalışma salonunda çekmesini açıp kolluklarını geçirdi. Pays de Caux ile Picardie sınırlarında küçük bir köyde. kendisine ara sıra kalem ucuyle atılan yuvarlanmış kağıtlar gelip de yüzünü mürekkeplemesine rağmen.. yıllığı iki yüz franga.. kürsünün üzerine koyduğu başlığının içinden mendilini çıkarıp alnını kurulayarak: — Hiç rahat duramaz mısınız? dedi. mahkeme reisine gider. feleğe küskün. Yakışıklı. zenginlik peşinde koşmayı bırakmanın daha hayırlı olacağını kendi de anladı. yeni asker toplama işlerinde birtakım dalaverelere adı karıştığından istifasını vermek zorunda kalmıştı. sesini çıkarmadan içlenirdi. dikiş diker. köyün şırfıntıları peşinde koşmasına. orduda cer-rahbaşı yardımcılığı etmiş. artık rahat etmek istediğini söyleyerek dünyadan elini. kimse çal-mamıştır. herkesi kıskanır bir adam olmuştu. Yüzünü eliyle siliyor ve gözleri eğik. denizler tanrısının: «Şimdi ha!» demesi ile sinen dalgalar gibi tısıverdik. Kayınpeder ölünce çok . çamaşır yıkar. küllere tükürerek çubuğunu içer ve. Oğlan eve dönünce. Bir zamanlar karısı onun için deli olmuştu. hiç kımıldamadan duruyordu. açık kalan şarabın bozulup sirkeleştiği gibi. dikkatle. yan çiftlik. kahvelere dadandı.— Hepiniz beşer yüz dize kopya edeceksiniz! diye bağırması üzerine. ancak karısını haşlamak için gözlerini açardı.bir şey kalmadı. onların puslalannı öderdi. yaşlandıkça. ilk Latince derslerini köyün papazı gösterivermişti. sabahları geç kalktı. konuşkan. Önceleri kocasının. arası çok geçmedi. Gençliğinde şen. domuzlarının yağı ile av çizmelerini parlattı. tasalı. Babası M. Siz de. daha aşağı sınıfa indirilmedi. işçilere nezaret eder. Annenin gösterdiği eğilimlerin aksine olarak M. tam iki saat. babası yalınayak koşturur ve filozofluk satayım diye: «Hayvan yavruları gibi çırılçıplak dolaşsa da olur» derdi. 26 MADAME BOVARY ğu kadar geç gönderdiği için. porselen pipolar içti. kümesinin en iyi hayvanlarını kesip kesip pişirdi. yaygaracı. Onda hem bir yiğit görünüşü. Bovary. Baktık. Ailesi masraftan çekinip onu okula mümkün oldui (1) «Ben gülüncüm» demek. biraz para batırdı ve toprağı altın etmek için köye çekildi. rastıklı bıyıkları favorileriyle birleşmişti. Başlar defterlere eğildi. insanoğlundan iğrendiğini. yeni efendi. konuşkan. yarı konak denecek bir ev buldu. Annesi-onu reçelle beslerdi. elma şarabını satacağına şişelere koyup kendi içti. senetlerin ödenme tarihini düşünür. o zaman da. Böyle istek gösterdiği için olacak. Charles-Denis-Bartholome Bovary. gidip alacaklıdan vadelerinin uzatılmasını isterdi. çocukların erkekçe büyütülmesi fikrini kafasına koymuştu. kaderine sessizce katlanıp öfkesini ölünceye dek karnında sakMADAME BOVARY 27 ladı. bu meyhane benim sürtüp eve geç vakit bezgin. yeni efendi de. ufak çizgiler çizdi. küskününü dikip ocağın başına oturur. dedi. eteğini çekti. kelimeleri birer birer sözlükte arıyor. herkese örnek olabilecek bir vaziyette oturdu. yirmi kere ridiculus sum (1) fiilini yazacaksınız. şefkatli olan kadıncağız. evde ütü ütüler. «kişisel üstünlükleri» nedeniyle altmış bin franklık bir drahoma ele geçirmişti. bağrı dolgun. merak etmeyin. Hocanın çok canı sıkılmıştı. Artık hep iş üstündeydi. bir kral çocuğu gibi şımartıldı. özene özene çalışıyor. atlarını işe göndereceğine bineğe kullandı. en göz alıcı renklerden elbiseler giyerdi. hem de bir ticaret tellalının inandırma yeteneği vardı. bu parayı getiren tuhafiyeci kız. Evlendikten sonra iki üç yıl karısının parası ile geçindi. sinirli olmuştu. çalımlı bir adamdı.

Hendekler boyunca dut koparıp yer. az sonra ağzı açık horlamaya başlardı. ya bir tanıdık geçer. On ikisine gelince annesi. eşya. papaz gene de öğrencisinden memnundu. nehir boyunca gezip gemileri seyre gönderir.göre yetiştirmeye çalışıyor. Şimdi birimizin bile onun hiçbir halini hatırlaması kabil değildir. irfana pek aldırış etmeyen M. Okuma öğretti. Onun yattığı odada ateş yaktırmaz. ders dinleyen. hüzünlü neşelerle dolu bitmez tükenmez sözler söyleyerek güya onunla konuşurdu. MADAME BOVARY 29 harsis Gezi Yazıst'mn çalışma salonunda sürüklenip duran eski püskü bir cildini açar okurdu. Ganterie sokağında bir hırdavat toptancısıydı. İsparta-lılar gibi sert bir terbiyeden geçmesini istiyordu. hatta delikanlının hafızasının kuvvetli olduğunu söylerdi. Fakat üçüncü sınıfı bitirince. Papaz. köyün papazını görevlendirdiler. hatta bir kere de tabiat bilgisinden ikinci çıktı. Onun yüksek mevkilere geçeceğini kuruyor. ona bir oda tuttu. çocuk da köyde kararsız ve şaşkın dolaşıp duruyordu. Bovary bütün bunlara: «Zahmete değmez!» diyordu. daha doğrusu yorulup. ona kadeh kadeh rom içmeyi. artık bir başına kalacağı için. O. onu okuldan alıp tıbbiyeye verdiler. hatta evdeki köhne piyanoyu açarak iki üç küçük şarkı bile belletti. babası kendi eliyle götürdü. Onu odasına çağırtır. babasının yüzünü pek ağartamı-yordu. yakışıklı. kendi gibi bir köy uşağı olan hademeyle konuşurdu. pervaneler uçuşurdu. dinç. kendi halinde bir çocuktu. çalışma saatlerinde çalışan. papaz da elleri karnının üstünde kendinden geçer. Fakat o sırada ya yağmur yağar. ders bırakılırdı. Sıcaktan çocuk uyur. Annesi onu yanından ayırmazdı. akşam yediyi bulmadan tekrar getirip yemeğe yetiştirirdi. bakalorya sınavını kendi kendine yapabileceğine güvenen ailesi. Fakat dersler o kadar kısa ve o kadar düzensizdi ki büyük bir hayrı dokunamazdı. bu adam ayda bir pazar günü. Peder Bey de utanıp. Fakat ilme. Charles. oldu. artık okutturulmasma babasını razı etti. onu. yani bir masa ile iki iskemle buldu. daha şimdiden onu büyümüş. Madam Bovary dudaklarını ısırıyor. olanca ağırlığıyle asılarak bir bi yana. Annesi. cüret gösteren bir adam. Charles bu kadarla kalamazdı. mumun etrafında küçük sinekler. Bir hafta sonra dönerken oğluna. ticaret için sermaye vermeye paraları yetecek mi? Hem. büyük bayram günleri zangoca yalvarıp çan çalardı. bir süre dinsel öğütten sonra bu uygun durumdan yararlanarak bir ağaç dibinde fiil çektirirdi. karşılıklı yerleşirlerdi. kendinin eremediğine. yağmurlu havalarda kilisenin revakı altında seksek oynar. sonra oturup tarih defterini temize çeker. köye adam gönderip yaban kirazından eski karyolayı getirtti. karşı koymaksızın razı oldu. bir vaftiz ayini ile bir cenaze ayini arasında biraz boş vakit bulunca çocuğu sacrisde'den (1) okutur veya akşam duasından sonra bir yere çıkmayacaksa eve çağırtırdı. (2) Can çekişenlere yutturulan okunmuş ekmek. Fakat yaradılışından yumuşak huylu olan çocukcağız. Valde Hanım dayattı. gürbüz olsun diye. Çocuğun ilk kez kilisede cemaate katılması için bir yıl daha beklenildi. nihayet ertesi yıl Charles. Yemek işini konuşup yoluna koydu. Bu iş için. ne olursa olsun hayatta başarılı olur. . dördüncü katta. Saint-Romain panayırı vaktinde. Altı ay daha geçti. ekimin sonlarına doğru. bir bi yana uçmak pek hoşuna gittiği için. kargalara kesek atıp uçururdu. Çocuğu yüksek okullara göndermeye. oğlunun ereceğini ummaya başladı. teneffüslerde oynayan. dini alaylar geçerken küfür savurmayı öğretirdi. sohbeti hoş bir mühendis veya bir hâkim olmuş gibi görüyordu. Gezmeye çıktığı günler. Rouen Col-lege'ine gönderildi. yanma çağırır. Olanca dikkatiyle çalışması sayesinde daima sınıfın ortalarında kalabildi. tanıdığı bir boyacının evinde. yanakları al al. bütün hülyalarını kırıp savurmuştu. diller döküp okşayarak. her perşembe akşamı annesine kırmızı mürekkeple mektup yazıp balmumu ile üç kere mühürlerdi. Ama. Velisi. Elleri iri iri. 28 MADAME BOVARY Böylece bir meşe gibi büyüdü. biçim zamanı ot kurutur. Bu eşsiz dostsuz hayat. akıllı uslu olmasını tekrar tekrar öğütledi. masallar anlatır. dükkânını kapattıktan sonra onu okuldan alır. Bazen de civardaki hastalardan birine viatique (2) yutturmaktan dönerken Charles'ın kırlarda haylazlık ettiğini görür. yavrucağını ısıtsın diye bir dökme soba ile odun aldı. eline bir sırıp alıp hindi güder. veya Ana(1) Kilise zinetlerinin ve papaz elbiselerinin saklandığı yer. ona bir memuriyet almaya. Çiftçilerin peşinden gider. yatakhanede iyi uyuyup yemekhanede karnını sıkıca doyuran. kağıttan oymalar yapar.

Bu hazırlıkları sayesinde. Kenara çömelmiş işçiler. kıpkırmızı sobanın karşısında ıslak elbisesinin dumanı tüte tüte oturup çalışırdı.Akşam. Charles nereye yerleşecekti? Tostes'a. mor. Kadın. ona her şeyi anlattı. ev sahibinin verdiği yavan bir lokmacık yemeği yedikten sonra odasına çıkar. hayli ustalık gösterdi. tabanını duvara vura vura.. Beranger için coşkunluk gösterdi. anatomi dersi. Güzel yaz akşamları. sabahları hastane dönüşü. Madam Bovary çoktan beri onun ölümünü bekliyordu. boyu uzadı. o da her günkü işceğizini öylece yapıyordu. Her akşam pis bir kahveye kapanıp. ona halef diye gidip karşısındaki eve yerleşmişti. yılda bin iki yüz frank geliri olan bir kadın. ılık sokakların boşalıp hizmetçi kızların kapı önlerinde volant (1) oynadıkları saatte. birçok sokaklardan geçerek tekrar eve dönmek sırası gelirdi . penceresini <1) Ucu tüylü bir çeşit mantar top. Ama oğlanı okutmak. Annesi için bu. damların ötesinde. aşağıda. Oldukça iyi bir numara ile kazandı. Orada hekim olarak ancak bir ihtiyar vardı. elini kapının tokmağına koyunca şehvani bir. dominoya düştü. Orası kim bilir ne güzeldir? Akgülgenlerin altı kim bilir ne serindir? Köyün kokularını. kırk beşinde. Bir gün muayeneyi. kendi gözünde itibarını artıran bir hareket gibi geliyordu. klinik. ona" bir de kadın bulmak lazımdı. bütün sorulan ezberledi. Sanki bununla dünyanın sırlarından kısmetini almış. Tavan aralarından uzatılmış sırıklar üzerinde pamuk yumakları kururdu. Maksadına ermek için Madam Bovary'nin onları birer birer saf dışı bırakması lazım geldi. hekim diye Tostes'a yerleştirmekle iş bitmiyordu. bu başarısızlığı hocaların haksızlığından bilip oğlunu affetti ve işi düzeltmeyi kendi üzerine alarak ona biraz güven verdi. içeri girerken. bir tek muayeneyi kaçırmıyordu. ona özgür olduğunu gösteren.Charles tıbbiyenin ilan tahtasında ders programını okuyunca sersem gibi oldu. onu o akşam evde bekliyorlardı! Charles yaya olarak yola çıktı. ne kadar dinlese boştu. Ama yine de çalışıyordu. tomurcuk açmış fidan gibi sivilceli olmasına rağmen Madam Dubuc'ü isteyenler hiç de eksik değildi. başını kaldırmaksızm MADAME BOVARY 31 sınava hazırlandı. suda kollarını yıkardı. Gözleri bağlı dolap beygiri. yüzüne âdeta ilgi çekici hüzünlü bir hal geldi. Meyhaneye dadandı. Charles. punch yapmasını öğrendi ve nihayet aşkın ne olduğunu da tattı. kendine kadar gelemeyen bu kokulan duymak için derin derin nefes alırdı. O zamana kadar içinde gizli kalmış birçok şeyler birer birer uyandı. bununla karnını doyururdu. ne iş yaptığını bilmeden nasıl dönüp durursa. ertesi gün bir dersi kaçırdı ve tembelliğin tadını alıp yavaş yavaş bir daha hiç uğramaz oldu. ne saadetti! Büyük bir ziyafet verdiler. M. Zayıfladı. köye varmadan önce bir yerde durup annesini çağırttı. pathologia dersi. Bir şey anlamadı. mavi suları ile akıp giderdi. adamcağız daha piliyi pırtıyı toplamadan. batan kırmızı güneş. Annesi ona masraf ettirmemek için her hafta emanetçi ile bir parça fırınlanmış dana eti gönderirdi. Karşıda. sanki hepsi de. ayrıca da sağlık ve tıp bilgisi. kavrayamıyordu. hem kendi dölünden gelmiş bir adamın budala olmasına ihtimal veremezdi.. haz duyar gibi olurdu. eczacılık dersi. Charles. . Çirkin. sarı. köprüleri ve kafesleri arasından. kimya. ciltli defterleri vardı. sıhhiye memurluğu imtihanında döndü. tıp tahsil ettirmek. tedavi dersleri. mürüvvetini kutlulamak için. Her derse gidiyor. İşi ihmale vurup o eski kararlarından tabiatıyle birer birer dönmeye başladı. botanik. Rouen'in bu mahallesine ¦ bayağı bir Venedik hali veren ırmak. Sonra derslere. anfilere. yasak zevkler âlemine girmiş oluyordu. çalı otu gibi kara. Bovary gerçeği ancak beş yıl sonra öğrendi. bunların hiçbirinin ne demek olduğunu bile bilmiyordu. insanın içine yücelik veren karanlıklarla dolu birer tapmağın kapılarıydı. Annesi onu da buldu: Dieppe'li bir mübaşirden dul kalmış. hastaneye koşmak. papazlardan arkası olan bir sucukçunun emeklerini bile boşa çıkardı. şarkılar öğrenip oyun arkadaşlarını karşılarken söyledi. Charles yeniden çalışmaya başladı. Babası ile annesi. artık bu tarihe karışmış bir iş! Sesini çıkarmadı. üzerleri siyah benekli küçük koyun kemiklerini mermer masalara çarpmak. tertemiz geniş gök. 30 MADAME BOVARY açıp dayanırdı.

Gece zifirî karanlıktı. bir beze sarılı bir mektup çıkardı ve terbiyeli terbiyeli Charles'a uzattı. karyola perdelerin-deki demir halkaların. saat on bir sularında. bir taraftan evli. sokakta dikilip bekleyen bir erkekle bir konuşmadır başladı. paltosuna sıkıca bürünüp Bertaux yolunu tuttu. bitmez tükenmez özenler göstermek lazımdı. bir kırık bacak sarmak için hemen Bertaux çiftliğine gelmesi rica ediliyordu. ışık tutuyordu. yatağın ucuna oturup kederlerinden söze başlardı: «Beni unutuyorsun. Şimdi yanında yalnız kızı vardı. Rouault'un hali vakti pek yerinde bir çiftçi olduğunu öğrendi. gözün alabildiğine uzayıp gidiyor ve birbirinden hayli aralı çiftlikler etrafındaki ağaç kümelerinin bu geniş boz yüz üzerinde meydana getirdiği kara mor lekeler. içeride kadın hasta olunca kulağını duvara verip dinliyordu. eskiden olduğu gibi. hiç kuşkusuz. bir taraftan. hemen aklına kırık bacak geliyor ve bildiği bütün kırıkları hatırlamaya çalışıyordu. komşularından birinin evinde Epiphanie (1) ziyafetinden dönerken bacağını kırmıştı. Fakat evin asıl efendisi. şurasından. Hanım. Hizmetçi kadın.. Bir mavi balmumu ile mühürlenmiş olan bu mektupta M. sabahın dördüne doğru. o gece. Bunun için seyisin önden gitmesine karar verildi. kadın. yorganın altından sıska kollannı çıkarır.Charles evlenmekle halinin iyileşeceğini ummuş. burasından yakınıp duruyordu. Düz kır. kapının kilidini açtı. 32 MADAME BOVARY II Bir gece. ona verilecek bir mektubu olduğunu söylüyordu. Madam Bovary. çubukları üzerinde kaydığını ve karısının uyuduğunu duyuyordu. Nastasie. bir taraftan üniversite öğrencisi. Çocuk: — Hekim siz misiniz? düye sordu. çarıkları elinde. Charles üç saat sonra. duygularının yeni teessürlerini hatıralarından ayırt edemeyip MADAME BOVARY 33 kendini. sonra zihni yorulup uyku bastırıyor. yatağında yatıyor. Nas-tasie titreye titreye merdivenleri indi. cumaları et yememesi (1). nihayet ondan bir reçete yazmasını. Her sabah çikolatalı sütünü hazırlamak. Charles. eve de küçük hanım bakıyordu. Uykunun harareti ile hâlâ uyanamamış olduğundan. utancından sokaktan yana dönmüş. bırakıp gitseler yalnızlığa dayanamazdı. Ona çiftliğin yolunu göstermek ve çit kapılarını açmak için karşıcı bir çocuk çıkarılmasını da tembih ettiler. Tostes ile Bertaux arası. Akşam Charles eve dönünce. Kül rengi püsküllü takkesinin içinden. daha serbest olacağını. bir taraftan da. Hiç durmadan sinirlerinden. Tarlalarda. Herif atını bıraktı ve hizmetçinin arkası sıra içeri daldı. Bu adam hekimi götürmeye geldiğini. otların üzerine oturmuş bir çocuk gördü. bildiği gibi hareket edip parasını istediği gibi harcayacağını sanmıştı. M. önden koşmaya başladı. Charles'dan aldığı cevap üzerine. sürmesini çekti. lapaların sıcak kokusu. hayvan bunların başına gelip de kendiliğinden durunca. öldüğünü görmek içindi. kendisine yol gösteren çocuğun sözlerinden M. yanına gelseler bu. hemen bir uyuşukluğa tutuluyor. başka birini seviyorsun! Bana mutsuz olacağımı söyledilerdi ya!» derdi. Ayak sesinden rahatsız olurdu. onu her işinde kolluyor. para vermeyen müşterileri mektupla boyuna sıkması lazım geldi. bol bol altı fersah tutar. Charles yastığa kolunu dayayıp okumaya başladı. Lon-gueville ve Saint-Victor yolundan gidilince. . ameliyat olmuş hastalar koğuşundan geçiyor. göğsünden. Yağmur kesilmişti: Ortalık ağarmaya yüz tutmuştu. ili (1) Sofu Katolikler cumaları perhiz yaparlar. kocasının basma bir kaza gelmesinden korkuyordu. Karısı iki yıl önce ölmüştü. Rouault. Bovary'den. karısının keyfince giyinmesi. kansı oldu. Charles uyanarak sıçrıyor. Charles ara sıra gözlerini açıyordu. kendisini biraz daha sevmesini isterdi. Vassonville'den geçerken'bir hendek kenarında. ufukta.. evlekler boyunca delikler kazıp etrafını dikenle kuşatırlar. hayvanın rahvan yürüyüşü ona beşik gibi geldi. Charles'in herkesin içinde şunu deyip bunu dememesi. tam kapılarının önünde duran bir at gürültüsü ile uyandılar. ay doğunca yola çıkacaktı. yatağın yanında. demincek olduğu gibi. ikileşmiş gibi hissediyordu. tavan arasının penceresini açtı ve aşağıda. göğün kasvetli rengine karışıp kayboluyordu. onun boynuna dolar. sabahın serin rüzgârından korunmak için tüylerini kabartıyorlardı. kafasında kırağının yeşil kokusu ile karışıyor. Sıhhiye memuru. yapraksız elma ağaçlarının dallarında kıpırdamadan duran kuşlar. Karısı onun mektuplarını açıyor. sırtını çevirmişti.

Charles. belki rengi gerektiği kadar donuk değildi. kız hiç cevap vermedi. Ateş gürül gürül yanıyordu. beyaz tenli. mutfağa aldı. Bunlar. Kızın asıl güzel yeri. Ahırların açık kapıları üzerinden içeriye bir göz atılınca. neşterlere sürülen yağı andırır. duvarları el ayası gibi düz. uçları sivri. Sundurmada kamçılan. Mavi badanalı küherçile altında dökülmeye başlayan duvarın ortasında bir çiviye. Charles aşağı katta geniş bir odaya alındı. kirpikleri onları kara MADAME BOVARY 35 gibi gösteriyordu ve insana samimiyetle bakışında. bütün takımları ile iki yük arabası. Charles birinci kata. biraz sonra bahçenin bir ucundan gözüküp kapıyı' açtı. kızın tırnaklarının beyazlığına şaştı. zincirlerini çekerek havlıyorlardı. yepyeni yemliklere başlarını daldırmış. Kırık basit bir şeydi ve sonradan bir kötülük çıkarmasına da imkân yoktu. iri iri çift beygirlerinin. hastayı görmeye çıktı. Otlar ıslak olduğundan atın ayağı kayıyordu. Dört köşeye buğday çuvalları sıralanmıştı. zahire (1) 6 ocakta yapılan haçı suya atma yortusu. Bovary'yi kapıdan karşıladı. Charles dalların altından başını eğerek geçti. O akşam ziyafet verilip içinde bir tane kuru bakla. Hocalarının yaralılar başında takındığı vaziyetleri hatırlayıp hastasını türlü türlü tatlı sözlerle teselli etti. Gitgide yükselen bahçede ağaçlar muntazam aralıklarla dikilmişti. Pencereye tam karşı gelen yüksek meşe dolaptan bir susen çiçeği ve nemli çamaşır kokusu geliyordu. hamutları. bir iskemle üzerinde duran Fransız -rakısından ara sıra bir kadeh doldurup yürek tazeliyordu. gitmeden önce bir lokma bir şey yemeğe davet etti. ocağın camlardan süzülen ilk güneş ışıkları ile karışmış pembe alevi vuruyordu. hekimi. Kırık tahtası yapmak için. gözleriydi. başının önü dazlak. Bertaux çiftliğine girince Charles' in hayvanı ürküp şaha kalktı. Halbuki eline güzel denemezdi. Küçük. cerrahların bu okşamaları. Burada. Charles bundan daha kolayını aklına bile getiremezdi. havuz başından da bir kaz sürüsünün keyifli keyifli bağrışmaları duyuluyordu. kestane rengi olmalarına rağmen. üzerinde. Bu tırnaklar parlak. kulaklarına da küpe takmıştı. bunların mavi yün örtüleri. Kulübeye bağlı çoban köpekleri. Arkasına merinos yününden üç volanlı fistan giymiş bir taze. M. biraz ötede üç basamak taş merdivenle çıkılan ambarda yer kalmadığı için buraya getirilmişti. gümüş el tasları çıkarılmıştı. sarıklı. kısa boylu. badem biçimi kesilmişti. pamuk takkesini başından çok uzağa fırlatmıştı. Charles bunlardan birini seçti. Binalar boyunca serilmiş gübre yığınından bir duman yükseliyor. İğneliği hayli aradığı için babası kızıp söylendi. tavuklarla hindiler arasında. Pays de CauX kümeslerinin ziyneti beş altı tavus kuşu yemliyordu. bir taraftan hizmetçi kız çarşafları kesip sargı hazırlıyor. sonra parmağını. temiz bir cüretkârlık vardı. dört sapan vardı. Dieppe'in fildişi işlerinden daha temiz. Kimi büyük. ' MB 3 34 MADAME BOVARY ambarlarından dökülen ince tozla kirlenmişti. Yanında. şalvarlı insan resimleri ile donatılmış bir alaca bez örtülü. üstü sayvanlı koca bir karyolanın önüne küçük bir masa konmuş. sofranın kralı olur ve bir daha sefere ziyafeti o verir. sanki saf. iki kişilik sofra kurulmuş. . Bu şişman. mavi gözlü. kimi küçük kaplarda çiftlik halkının yemeği hazırlanıyordu. O bakla veya boncuk kime çıkarsa o. ellerin uzunluğu da fazlaydı ve kenarlarında öyle yumuşak yumuşak bükülen hatlar yoktu. parça parça kesip bir cam kırığı ile perdahladı. Bertaux çiftliğine varmışlardı. uşak bir çitin aralığından sokulup kayboldu. yorganların altında kan ter içinde kalmış. duvarlar boyunca asılı çeşit çeşit mutfak takımlarına da. perdahlı çelik gibi parlıyor. ellilik erkek. Ağıl uzun. fakat hekimi görünce heyecanı yatıştı ve on iki saatten beri savurduğu küfürleri bırakıp hafiften inildemeye başladı. Burası çekili düzenli bir çiftlikti. Hepsi de koca koca olan kürek. parmakları da kuru kuruydu. maşa ve körüğün ağzı. M. rahat rahat karın doyurdukları gözüküyordu.Tekerlek izleri gitgide genişliyordu. arabalığa gidip birkaç lata getirdiler. Rouault. fakat dikişini dikerken ikide bir iğneyi parmaklarına batırıyor. Ocağın içinde ıslak elbiseler kuruyordu. yahut boncuk ve emsali şey bulunan bir çörek yenir. buğday ambarı yüksekti. Bacağın sarılması bittikten sonra M. Rouault yatıyordu. Mademoiselle Emma da küçük küçük yastıklar dikmeye çalışıyordu.ağzına götürüp emiyordu.

Arasından güneş süzülen kumru göğsü ipek şemsiye. hiç beklenilmediği zamanlarda da gözüktüğü oluyordu. önünde eğilmiş olan kızın sırtına değdiğini hissetti. ceketinin iki düğmesi arasından bir bağa gözlük sarkıyordu. Emma onu yolcu etmek için daima merdivenin başına kadar gelir. Bahçeye girip de tahta perdenin kapısı kapanırken omuzuna çarpınca. Bertaux çiftliğine. Mademoiselle Emma'mn yeni yıkanmış mutfak kirlenmesin diye giydiği takunyeler. ara sıra. böyle gayret göstermesini hiç şüphesiz. şakaklara doğru dalga dalga dökülüyor. göğsünün. o. hiç de eğlenemiyordu. uşakların kendisini karşılamak için koştuğunu görünce içine bir ferahlık gelirdi. rüzgârdan. Charles'ın önünden yürürken adımlarını hızlaştınr. sonra havadan. hatta muzaaf usule göre tuttuğu defterde. kitapların söylediği seyri takip etti. o iki parça tel tel değil de yekpareymiş gibi gözüküyordu. beyaz bir yaka takmıştı. Gotik harflerle: «Sevgili babama» diye yazılmıştı. beni bundan çabuk iyileştiremezlerdi» diyordu. gergin hareli kumaşın üstüne su damlalarının birer birer düştüğü duyuluyordu.devrilmiş fasulye sırıklarına bakıyordu. şiddetli soğuklardan. buzların çözüldüğü bir sırada. duvarın üstünde horozun öttüğünü duyunca. Boynuna kıvrık. Emma doğruldu. Bertaux çiftliğine uğramaktan niçin bu kadar hoşlandığım hiç düşünmedi. Saçları. Zaten her şey yolunda gidiyordu. Döndü: — Bir şey mi aradınız? diye sordu. Rouault baba: «Yvetot'nun değil.. hele çiftliğin bütün işlerine bakmak kendi üzerine düşe-liberi. Erkek gibi.odayı süslesin diye. ensesinde topuza giremeyen saçları tel tel havalandırıp karıştırır. Charles'a omuzunun üzerinden bakarak sığır siniri kırbacını uzattı. Charles. sonra inip ayaklarını otlara siler ve içeri girmeden siyah eldivenlerini giyerdi. Birbirlerine Allaha ısmarladık demiş oldukları için artık bir şey söylemezlerdi. Rouen'in bile en meşhur hekimleri gelse. «Allaha ısmarladık» demeye çıktı. Önce hastadan. iskemle altlarını araştırmaya başladı. ahırlar da onun içine.. atım dörtnala sürer. duvarla çuvalların arasına düş36 MADAME BOVARY müştü. söz verdiği gibi üç gün sonra değil. Köy hekimi saçların böyle dalgalı hatlar çizmesini ömründe görmemişti. Kız bu tatlı sıcaklığa gülümsüyor. aşağı odaya döndüğü zaman kız. alnı cama dayalı. kapı arkalarını. karakalem bir Minerva başı asılmıştı. kafata-sını takip ederek hafifçe arkaya kıvrılan ince bir çizgiyle ortadan ayrılmış kara saçları o kadar düzdü ki. hemen ertesi sabah geldi. bunun altına. Emma eşikte durmuştu. kunduranın köselesine çarpan takun-yelerden hafif bir tıkırtı duyulurdu. sonra her hafta iki kere uğradı. yüzünün beyaz derisine oynak ışıklar serpiyordu. Charles. Kızın elmacıkları pembe pembeydi. nezaket icabı. ferahlık veriyordu: «Beni siz kurtardınız» diye avuçlarını okşayan Rouault baba. kırbaç yere. Yüksek ökçelerle boyu biraz uzayan kız. yaldızlı çerçeve içinde. Onu önce Mademoiselle Emma gördü. Charles. bahçedeki ağaçların kabuklarından sû sızıyor. Bir gün. Rouault için temiz bir sahife açmıştı. Ama hayatının tatsız tuzsuz meşgaleleri arasında Bertaux'ya hasta bakmaya gitmenin gönül açicı bir istisna teşkil etrilesi sade bunun için miydi? O günler sabahleyin erkenden kalkar. önlüğünün birer kağıt şerit gibi kıvMADAME BOVARY 37 ranan püsküllerini kalçası üzerinde oynatırdı. buğday çuvallarına doğru eğildi. hastanın iyileşmesi. Buğday ambarları da. saçaklarda karlar eriyordu. bahçeye. kırk altı gün sonra Rouault babanın. kulakların ancak memesini meydanda bırakarak başın arkasında birbirine karışıyor. at daha getirilmemişse durup beklerdi. kıpkırmızı olmuştu. Mademoiselle Rouault köyde. geceleyin tarlalara inen kurtlardan bahsedildi. gitti şemsiyesini getirip açtı. Oda serince olduğundan. odasında yürüme denemeleri yaptığını görenler M. Düşünmüş bile olsa. Bo-vary'yi değeri büyük bir adam saymaya başladılar. ayakta. — Kırbacımı bulamadım da. bir taraftan da kolunu uzatmış olduğu için. Charles'ın Bartaux çiftliğine gitmeye başladığı ilk günlerde karısı hastanın halini sorardı. gür bir topuz teşkil ediyordu. M. kız yemek yerken titriyor ve bunun için. sustuğu zamanlar hafif hafif ısırmayı âdet edindiği dudakları biraz açılıyordu. Charles'a gelince. Charles yatağın üzerini. gününü şaşırmış gibi. ya kâr ümidinden bilirdi. hemen atıldı. Rouault babaya. Fakat onun bir de . rüzgâr kızı sarar. ya kırığın vahametinden. her şey onun içine ferahlık veriyordu.

» Baharın ilk günlerinde bir hadise oldu: İngouville'li bir noter. Babası ile anası kızıp gittiler. ayak bilekleriyle kül rengi çoraplar üzerine kavuşturduğu kundura bağlarını meydana çıkarırdı. Zavallı. kendine bırakılmış ne kadar para varsa hepsini yanma alarak çekip gitti. yağmurdan bozulur diye korkmadan yeni yeleğini giyiyor! Ah o karı! Ah o karı! Kadınlık duygusu ile Emma'ya kin bağladı. konuşmasını. akşama kadar öyle durup elemli düşüncelere daldı. ben de onu severim işte!» dedi. nakış işleyip biraz da piyano çaldığını söylediler. bönce bir mürailik eseri olarak içinden: «Mademki onu görmemi yasak ediyorlar. büyük 38 MADAME BOVARY bir aşk feveranı anında ona. akrabalarından biri de bir kavga. kocası onu nasıl yatıştıracağını bilemiyordu. uzun uzun dişleri vardı. Demek ki hanımcağız yalan söylemişti! Bunları öğrenince ihtiyar M. Charles itaat etti. Heloise. kavgalar oldu. Sekiz gün sonra kadın bahçede çamaşır asarken ağzından kan geldi ye ertesi gün Charles'ın. kış. kayıktaki hisse de üç bin frangı aşmıyordu. maruf tabiri ile güzel bir terbiye görmüş olduğunu. Sonra sözlerine. aşa. pazar günü kiliseye Comte karılan gibi ipekliler giyerek gitmeye lüzum yok. İşin aslını bir araştırmak lazım geldi. Gerçi HĞloise'in bir gemide altı bin frank tahmin edilen bir hissesi ile Saint-François sokağındaki evi duruyordu.. onlar burgu.' Kadıncağızın zihni altüst oldu! İçinden: — Ya. tesadüfenmiş gibi birtakım rumuzlu düşünceler karıştırdı. ba-babasına. nihayet. arkasına aldığı kara atkının ucu kürek kemiklerine kadar inerdi. Ne de olsa bu kadın onu sevmişti! III . Charles'ın annesi ara sıra onları görmeye gelirdi. arkasından fırtına kopar korkusuyla bunları da cevapsız bıraktı. öfkesinden bir iskemleyi yere vurup paramparça etti: «Oğlumu. bir hayli hıçkırmalardan ve öpüşmelerden sonra. MADAME BOVAKY 39 ğı katta kimseyi bulamadı. Her gördüğüne şarap ikram etmek nene lazım? İnat edip de giymemekten maksadın ne?. demek bunun için oraya giderken yüzü gülüyor. Meğer Dieppe'teki evin temel direkleri bile ipotek altında imiş. dövüş işinden az kaldı mahkemelik oluyordu. «Senin bu kadar çok yemen iyi değil!. Babasının zenginliği de laf! Geçen yıl kolza bol olmasaydı taksitlerini bile veremeyecekti. koşumu derisi kadar da etmez böyle kocamış bir kısrağın yanına koştun da felakete sürükledin» diye karısına çattı. dedi. fakat duyduğu arzudaki cüret. Orada işi açtılar. Mademoiselle Rouault'un Ursulines rahibeleri okulunda okumuş. ama Charles anlamadı. Dul Madame Dubuc'un servetine de o bakardı.kızı olduğunu duyunca. yaz demez. geceliği hâlâ karyolanın ucunda asılı duruyordu. Bunu görünce masasına dayandı. Charles bu münakaşalardan bezdi. takır takır vücuduna kın geçirir gibi giydiği kısacık elbiseler. para sözü ettiği de yok. coğrafya ve resim bildiğini. Münakaşalar. elini kitabı bastırarak bir daha oraya uğramayacağına yemin ettirmişti. pencereyi kapatmak için arkasını döndüğü bir sırada: «Aman Allahım» diye bağırıp bayıldı. fakat birkaç gün sonra gelin onu kendine uydurur ve artık Charles tahta. Bovary'nin kan beynine çıktı. ne olduğunu biliriz. dul aldığı karı sıska bir şeydi. fakat pek göklere çıkarılan bu zenginliklerden evin içine birkaç eşya ile birkaç pırtı girmişti. türlü türlü sözler ve itirazlarla başının etini yerlerdi. Kalkıp Tostes'a geldiler.. Ama ok hedefe değmişti. o halde Charles ne diye hâlâ Bertaux'ya gidip durur? Anlamayacak ne var? Orada bir kadın var da ondan. Charles. Hadi canım! Büyükbabaları çobanmış. anasına karşı onu koruması için yalvardı. Mezarlık işini bitirip de eve döndüğü zaman Charles. Ona. tahsil terbiye görmüş bir kız. Bertaux'ya gitmez oldu. Heloise ağlayarak kocasının boynuna atıldı. Ölmüştü! Hep şaşıp kaldılar. O kadar avurt zavurta. M. kuşkulanıp işin aslını öğrenmek istedi. odasına çıktı. Rouault iyileşmiş. hareketindeki pısırıklığa isyan ediyordu. herhalde dans. Önce telmihlerle içini dökmek istedi. Charles böylelerini sever: ona şehir hanımları lazım! Madame Movary: — Rouault. kadın yana yakıla sitemlere başladı. Hem. Charles ondan yana çıkacak oldu. babanın kızı bir şehir hanımı! değil mi? diyordu. Birinci kata. gergef işlemesini bilen. noterdeki paranın tutarını Tanrı'dan başka bilen yoktu.

Omuzuna vurarak: — Ne olduğunu bilirim! dedi. Yerine oturup tekrar işini eline aldı. fakat Emma'yı hemen göremedi. konuşmuyordu. arkasına ipek atkısını almadığı için çıplak omuzları üzerinde küçük ter taneleri gözüküyordu. Onun reddetmesi üzerine ısrar etti ve en sonunda. ölenle ölecek değiliz ya!. ince dişleri arasından dilinin ucunu çıkarıp kadehin dibini yalıyordu. Bertaux'ya gitti. O anda başkalarının. Ocaktan giren ışık. Adı yayılmış. mutfağa girdi. yemekten kesilmiştim. kış geçip bahar geldi. Yalnız yaşamaya alıştıkça karısı da yavaş yavaş aklından çıktı. Bir gün çiftliğe üç sularında vardı. bir de bahçede. Hekimin kederli olması dolayısıyle M. Emma ara sıra avucunu yanaklarına . hepimizin başına gelecek. Sanki insanın yüreğinin üstüne bir taş oturuyor! Ama ne yapalım. âdeta deli olmuştum. bunlardan birini doldurup ötekine bir iki damla koydu ve tokuşturup ağzına götürdü. çünkü bir ay onun sözünü edip: «Zavallı delikanlı ne felaket!» demişlerdi. Bahar geliyor. Charles'ın da söz söylediği yoktu. inanmazsınız. gülerek. Masanın üstünde kirli bardaklara tırmanan sinekler elma şarabı artıklarına düşüp vızıldayarak boğuluyordu. ta uzaklarda yumurtlayan bir tavuğun bağırmasını işitiyordu. dudakları uzamış. Hikayeler anlattı. Charles dalıp gülümsedi. müşterileri artmıştı. ölmüşlerini bir daha düşünmez oldu. kendisi ile beraber bir kadeh likör içmesini söyledi. Ama işte günler akşam oldu. kollarını bacaklarını uzatarak geniş geniş serilmek elindeydi. gitti. dilinin döndüğü kadar teselliye çalıştı. hem artık Ber-taux'ya da gönlünün istediği gibi gidiyordu. Tahtanın yarıklarından giren güneşin taşlara çizdiği ince çizgiler eşyalara çarpıp kırılıyor. İçinde ne olduğunu kestiremediği bir ümit. gümüş yetmiş beş frank ile bir de hindi. sizinle tavşan avına çıkarız. Kadeh hemen hemen boş olduğundan. belirsiz bir saadet vardı. benim de başımdan geçti! Rahmetli bizim hanım öldüğü zaman bir başıma kalayım diye tarlalara giderdim.. Rouault ona elinden geldiği kadar nezaket göstermeyi kendine vazife saydığından şapkasını çıkarmamasını rica etti. Kapının altından gelen rüzgar.. taşlara biraz toz serpiyordu. yaz gidip sonbahar oldu. Armut ağaçları artık çiçek açmıştı. pencere ile ocağın arasına oturmuş. Karısının ölmesinin ona mesleğinde de faydası dokunmuştu. bacağının iyileştirilmesi ücretini kendi eli ile getirdi. hiçbir tad duymadığına gülüyor. çünkü ne de olsa bir şeyler kalıyor. Başına gelen felaketi duymuştu. Fakat karısını hatırlayıp yine kederlendi. daha doğrusu dibe indi. pek yorgun olduğu zamanlar yatağına. yalnız kafasının içinde kanının vurduğunu. Charles'a. Emma. ağlar. Kahveler içildikten sonra. kendimizi çürütecek. Rouault Baba da şimdi ayaktaydı. ona saçma sapan şeyler söylerdim. mesela krema veya armut hoşafı yapılmamış diye kızar gibi oldu. Charles onun öğüdünü tuttu. kahveye gitmek aklıma gelse iğreniyordum. bu da geçer! Bize bir uğ-rasanıza! Kızım ara sıra sizin sözünüzü ediyor. Kendinizi bir toplayın. Şimdi yemek saatlerini değiştirmek. Köy âdetine uygun olarak Charles'a . Başına buyruk olmanın verdiği zevki. bir ağaç dibine yığılır.bir şey içmesini teklif etti. çiftliğe daha bir canlılık veriyordu. biraz eğlenmiş olursunuz. yanlarına karıcıklarını almış. tavanda oynaşıyordu. yani beş ay önceki gibi buldu. dikiş dikiyordu. ayna önüne geçip favorilerini tararken yüzünü daha tatlı buluyordu. gidip geliyor. parça parça. beyaz pamuk bir çoMADAME BOVARY 41 rabm söküklerini dikiyordu. soğuk küllere bir mavilik veriyordu. Charles tozun yerde sürüklenmesini seyrediyor. onlara sarılmış oldukları aklıma geldikçe.Bir sabah Rouault Baba. artık bizi unuttu diyor. herkes tarlalara çıkmıştı. "boynu gerilmiş. maden levhaya bulaşmış kuruma bir kadife hali. karınlarında böcekler kaynaşan köstebeklere benzemek ister. Monsieur Bovary. Kendine nazlı nazlı baktı ve eşin dostun teselli sözlerini dinledi. kederim de geçti. bu yeni zevki tattıkça. bir hasta ile konuşur gibi yavaş sesle söz söyledi. Çalışırken başı öne eğikti. yalnızlığı artık eskisi gibi çekilmez bir şey saymıyordu. hiçbir sebep göstermeden eve girip çıkmak. sanki çöp çöp aktı bitti.. nasıl söyleyeyim. Gidip dolaptan bir şişe Küraso ile iki küçük kadeh çıkardı. ge-bersem de kurtulsam derdim. Orada her şeyi bir gün önceki. kız içmek için başını arkaya devirmişti. dallara asılmış. sopamı yere vurur dururdum. pencerenin tahta kanatları kapalı idi. Allah'ı imdadıma çağırır. hatta onun için her zamankinden daha ha40 MADAME BOVARY fif bir şey.

kime varacağını düşündü. Gece uyuyamadı. terbiye gördü. Charles susuyordu. toprak işleri ile uğraşsın da ne yapsın!» diyordu. ilk gördüğü günkü. çiftliğe gelip üç gün kaldı. çünkü pazarlıkta usta olmasına. iyi yemek. Charles. Rouault Baba. bir topaç homurtusu gibi yeknesak bir şey uğuldayarak: «Ya sen evlensen! Ya sen evlensen!» deyip duruyordu.mi görür! Hiç olmazsa kışın olsun gidip şehirde oturmak istediğini söyledi. Emma'nın kendisi ile tanışmadan önce geçirdiği günler hakkında bir fikir edinmek. boğazı sıkılıyor gibiydi. Rouault Baba. tahsil. gök baştan başa yıldızlarla kaplıydı. drahoma için de fazla bir şey istemeyeceği şüphesizdi. mezarlıktan söz açtı. Sonra annesinden. Ben sanki hepsini bilmiyor muyum? . duvarcıya. sözü açmayı hep bir çeyrek saat sonraya bırakmakla geçirdi. Ellerini öyle canı çeke çeke ceplerinden çıkarmaz. rahibeler okulundan bahsetti. sonra göz kapaklarını yarı indirip gamlı gözlerle bakarak o düşünceden bu düşünceye dalıyordu. fakat her fırsat düştükçe münasip sözleri bulamamak korkusu. Koyu elma şarabına. susamıştı. için için gülerek: — Anlatın. Charles'i çalımsız buluyordu. Başını Bertaux'dan yana çevirdi. para tutar. Emma nota defterlerini. sıcak bir 42 MADAME BOVARY rüzgâr esiyordu. Eylül sonlarına doğru Charles. Charles: — Maître Rouault. bir fırsat düşer düşmez kızı istemeye karar verdi. Kızın odasına çıktılar. —söylediğine göre sesi kâh yumuşuyor. ama belki köy hayatı-asıl yazm uzun günlerde can sıkıyordu. nihayet çiti geçtiler. hatta her ayın ilk cuması annesinin kabrine götürdüğü çiçekleri bahçenin hangi bölümünden kopardığım gösterdi. iyi ısınmak. Son günü de. zaten el adamı iyi iş. rahat döşek isteğinden keyfi için hiçbir masraftan çekinmezdi. pek bilgili bir adam olduğu söyleniyordu. MADAME BOVARY 43 Durdular. Sonra kızın evlenince ne olacağını. dedi. Charles: «Ucunda ölüm yok ya» diyerek. doğrusu umduğu damat böyle değildi. ama hekimin. İçinden: «Kızı isterse veririm» dedi.götürüp serinlemeye çalışıyor. Kızm elinden bir iş gelmemesine içinden hak da veriyor: «O. bakalım neymiş? dedi. Kızının yanında Charles'in elmacıklarının al al olduğunun farkına varınca. Charles da kendi okulunu anlattı. ilk ikisi gibi. evinde hiçbir işe yaramayan kızını başından alsalar. tiyatroda olduğu gibi. bunun yakında Emma'nın isteneceğine alamet olduğunu anlayıp işi önceden ince ince düşündü. Akşama doğru Rouault Baba Charles'i çiftlik kapısına kadar uğurladı. biraz sonra ayrılacaklardı. kızı da pek güzeldi! Fakat Emma'nın yüzü hep gözlerinin önüne geliyor ve kulaklarının içinde. kâh tizleşiyor veya birdenbire bir dermansızlıkla dem çeker gibi bir hal alıyor. ahlakı temiz. sonra ellerini tekrar soğuşun diye büyük ızgaraların demir topuzuna dayıyordu. hayatının o kısmını zihnen kavramak istiyordu. her yıl kaybediyordu. deniz banyosunun yarayıp yaramayacağını sordu. yatağından kalkıp yüzünü yıkadığı güğümden su içti. söz sözü açtı. kızın bütün cümlelerini birer birer düşünüp olduğu gibi hatırlamaya. Akşam evine dönerken Charles. size bir söyleyeceğim var. Yemeklerini mutfakta tek başına ateşin karşısına oturup yerdi ve küçük sofrasını önüne.— bazen neşelenip saf saf gözlerini açıyor. veya demincek ayrıldıkları zamanki halinden başka bir halde göz önüne getirmeye bir türlü muvaffak olamadı. çitin köşesine gelince söyleyecekti. asıl ekim biçim işleri. Rouault baba. çiftliğin dahili idaresi hiç de onun harcı değildi. hiç de kızmayacaktı. Fakat şimdiki bahçıvanları hiç işinin ehli değildi. dudaklarını birbirine yapıştırıyordu. bir dolabın alt gözüne atılmış meşe yaprağı taçlarını gösterdi. iyice doğulmuş kahveyi likörle içmeye bayılırdı. her şeyini düzeltip öyle getirirlerdi. çukur bir yoldan yürüyorlardı. saraca hayli borcu vardı şarap mengenesinin baskısını da yenilemek lazımdı. mükâfat diye aldığı kitapları. kanlı kanlı et yemeklerine. manalarını tamamlamaya çalıştı. Fakat onu. Rouault Baba ise malı'mn yirmi dört acre' ını satılığa çıkaracaktı. kendi kendine söylendiği zamanlar âdeta bir fısıltı oluyordu. Zaten toprakla uğraşmak da Allah'ın lanetlemesi bir iş değil mi? Onunla kimin milyoner olduğu görülmüş? Adamcağız para kazanmak şöyle dursun. tam sırasıydı. mesleğin kurnazlıklarından hoşlanmasına rağmen. Mevsim başlangıcından beri baş dönmeleri duyduğundan şikâyet etti. uzakta köpekler havlıyordu. İçini çekti: Rouault Baba çok zengin.

ben eve döneyim. Gerçi kız da benim gibi düşünür ama bir de onun fikrini sormalı. daha güneş doğmadan kalktıkları için sakallarını . O da evet. ziyafetin hangi odada verileceği konuşuluyor. Saçlar yeni kesilmiş. gece yarısı meşalelerle gelin olmak isterdi. şaşkın bakışlı kızlar görülüyordu. eldivenleri kirlenecek diye içleri titreyen. siz çite eğitirseniz arkadan görebilirsiniz. hayvanları tırısa kaldırmış. önce hangisinden başlanacağı düşünülüyordu. Ama sizi meraktan kurtarmak için pencerenin tahta kanadını duvara doğru iterim. müstakbel damadını kucakladı. Koşup keçi yoluna çıktı. Emma gömleklerini ve gecelik hotozlarını.Charles kekeleyerek: — Rouault Baba.derse. İki ailenin de bütün akrabaları çağırılmıştı. Kimi sağdan. sıkıldığını belli etmemek için de biraz gülmeye çalıştı. şehirde gördükleri gibi roplar kuşanmış. boynunu arkadan açık bırakacak surette sırtından iğnelemişti. bütün bir ailenin saygıyla baktığı. düşmemek için yan tahtalarına tutunmuş. her zamanki gibi güneşliğine bakır çember geçirilmiş kasketiyle beraber giyilen kaba çuhadan ceketler. meşin tenteli uzun arabalarla çıkageldi-ler.. Rouault Baba. al yanaklı. kimisi de kısa ceket giymişlerdi. cepleri torba gibi geniş. Sonra para işlerini nasıl yoluna koyacaklarını konuşmaya başladılar. çok kısa. hatta bazıları. ta Goderville'den. demiri hâlâ sallanıyordu. etekleri rüzgârda sallanan redingotlar. tahta kanat açılmıştı. saçlarına güllü pomatlar sürünmüş. O içeri girince Emma kızardı. kimi de renkli küçük bir atkı alıp. kimi bir pelerine sarınıp ucunu kemerinin önüne sıkıştırmış. Ahır uşakları araba atlarını çözmeye yetmediğinden efendiler de kolları sıvayıp işe girişmişlerdi. ta merdiven başına kadar dörtnala gelip duruveriyor. Yarım saat geçti. elâlemden çekinirim. dargın dostlarla barışılmış. yemek tam on altı saat sürdü ve ertesi sabah yeniden başladı. orada bekledi. Tıpkı babaları gibi giyinmiş çocukların yeni elbiseler içinde rahatsız olduğu belli idi (hatta çoğuna. ömürlerinde ilk defa olarak birer çift çizme alınmıştı). On fersah uzaktan. Yakası omuzlarına devrik. kelle kulak yerinde. biraz sonra tahtaperdenin kapısı açılıyor. on altı yaşlarında. sonra Charles on dokuz dakika daha saydı. Mademoiselle Rouault çeyizi ile uğraştı. 44 MADAME BOVARY IV Davetliler erkenden tek atlı yaysızlar. Çiftçi sözüne devam etti: — Ben çoktan razıyım. Rouault Baba ayrılıp gitti. Normanville'den. içeri giren bir yaysız. dolaptan ancak düğün ve bayram günleri çıkarılan setreler. ya ablaları olacak— on dört. sırtı kırmalı ve beli ta aşağıdan dikilmiş bir kemerle sıkıştırılMADAME BOVARY 45 mış yabanlık bulûzları ile de gelenler vardı ama. iki tekerlekli brikler. dedi. Başı hotozlu hanımlar. körüksüz kabriyollar. ama daha vakit vardı. o günün şerefine olmak üzere. kaç çeşit yemek olacağı. sonraki günler de sofradan misafir eksik olmadı. yanlarında da -«-şüphesiz ya kuzinleri. Charles çiftliğe geldiği günler düğün hazırlıklarından bahsediliyor. Birdenbire duvara çarpan bir şeyin gürültüsü duyuldu. altın köstekler takınmışlardı. tanıdıklarından modeller alıp kendi dikti. içindekileri boşaltıyordu. kimisi ceket. eve gelmeniz münasip olmaz. Ara sıra çitin arkasından doğru bir kamçı sesi duyuluyordu. Kış böylece bekleme ile geçti. bunlar. Eşyanın bir kısmını Rouen'e ısmarladılar. çoktan beri aranıp sorulmayan tanıdıklara bile mektup yazılmıştı. premiere communion için dikilen beyaz elbiselerini bu düğün için uzatarak giymiş. onun için. ama Rouault Babanın aklı kızının bu düşüncesine pek yatmadı. en yakın köylerin delikanlıları da yük arabalarına sıra sıra dikilmiş. geriniyordu. yakaları silindir biçimi kesilmiş. kimi soldan atlayanlar dizlerini uğuşturuyor. çünkü Charles'in matemi bitmeden. Kolalı gömlekler göğüslerde birer zırh gibi kabarık duruyordu. Halbuki. hiç şüphesiz sofranın en alt başına oturacaklardı.. sözüme alınmayın. Ertesi sabah saat dokuzda Charles çiftliğe damladı. yani gelecek yılın baharından önce düğün yapmak ayıp olurdu. Siz hele bekleyin. hem kız da pek sıkılır. Emma böyle değil. Rouault Baba. kırk üç kişilik bir ziyafet hazırlandı. kimisi redingot. sarsıla sarsila geliyorlardı.' arkalarında iki göz gibi bir çift düğme bulunan ve sanki dülgerin keseriyle bir vuruşta kesilmişe benzeyen ceketler. tıraşlar perdahlıydı. Charles atını ağaca bağladı. Cany'dan gelenler oldu. Sosyal durumlarına göre kimisi setre. hiç sesleri çıkmayan.

tıka basa yulaf yemiş hayvanlar. kırda çalıp duran çalgıcının cızırtısı işitiliyordu. ağız ağıza şarap doldurulmuştu. Şişelere konan tatlı elma şarabının koyu köpüğü tıpalardan sızıyordu. yolda gelirken açık hava yaraları tahriş etmiş. Turtalarla nugaları yapmak için ta Yvetot'dan adam getirilmişti. ortaya da etrafı kuzukulaklı dört koca sucukla donatılmış bir süt domuzu rostosu konmuştu. kızarıyor. bütün gece o civarın yollarında. alayın arkada kaldığını görünce durup bir nefes alıyor. Yeni gelin. keyfinden yılışan bütün bu beyaz yüzlerde pembe damarlar peyda etmişti. ya gülüyordu. Bertaux çiftliğinde kalanlar geceyi. metrelerce çakıl taşı üzerinden atlayan. yaldızlı kağıttan yıldızlarla donatılmış oyuklara. akrabalar. hayranlık sesleri ile karşılandı. bütün bardaklara da daha yemeğe oturulmadan. kimi hızlı. Fakat kahveler gelince herkes dirildi. çalılıklara takılan yay sızlar. Bo-vary ise. kilisede nikâh kıyıldıktan sonra da yine yaya dönüldü.elleri boş. Emma'nın gelinliği pek uzun olduğundan eteği biraz yere sürünüyordu. özene bezene çalışmıştı. üç koyun budu. Köşelere rakıyla dolu sürahiler dizilmişti. dilim dilim portakaldan mini mini istihkâmlar yapılmıştı. yılankavi dar keçiyolu boyunca dalgalanan bir hamaylıyı andırıyordu. gülle kaldırıldı. koşumları kırıyorlardı. eldivenli parmakları ile birer birer ayıklıyordu. çikolatadan bir salıncağa binmiş bir küçük Aşk Tanrısı görülüyordu. mermer çamurundan heykelcikler konulmuştu. şaha kalkıyor. fındık kabuğundan gemilerin. sundurmaya kurulmuştu. Sona doğru bazıları uyuyup horladı. teller daha ziyade gıcırdasın diye yayına reçine sürüyor. Kadıncağız selam veriyor. Akşam dönmek vakti gelince. dizginleri yakalamak için kapıdan sarkan kadınlar görüldü. ne karşılık vereceğini bilemiyordu. kulak verilince. o bitirsin diye bekliyordu. Üzerine dört sığır filetosu. yeşil buğdaylar arasında. efendileri ya küfür savuruyor. badem. şarkılar söylendi. Oturmaktan yorulanlar gidip bahçede dolaşıyor veya ambarda bouchon oynuyorlar. açık saçık hikaye anlatanlar. kemanın sapını indirip kaldırarak yürümeye başlıyordu. Charles ise . Küçük kuşlar. birer gülle gibi. koluna güveyin annesini almıştı. Koca koca tabaklara konmuş. Akşama kadar yemek yenildi. 4£ MADAME BOVARY altı sığır yahnisi. Sofra. mutfakta içmekle geçirdiler. küçük küçük harflerden arabesklerle yeni gelin güveyin markaları yazılmıştı. bilek bükme müsabakası yapıldı. Çalgıcı. çocuklar en arkada kalmış. sarışın bir köy tazesine meyhane ağzı iltifatlar savuruyordu. deve dikeni iğnelerini. . çalgının sesini ta uzaktan duyup kaçışıyorlardı. dostlar. burunlarının altını çetele çetele çizip çenelerinin derilerini parça parça soymuşlardı. yulaf sürgünlerinin çiçeklerini koparıyor. ikinci katı ise Savoie pastasından bir kaleydi ki. sütunları ve revakları ile bir mabed resmediyordu. Doğrusu bütün bu insanları içinden pek hor gören ihtiyar M. Ama akrabalarından bir balıkçı (bu adam düğün hediyesi diye bir çift dil balığı da getirmişti). kimi konuşarak yavaş yavaş giden parçalara ayrıldı. salıncağın iki direğinin tepesine. O civarda daha ilk defa iş alan bu pastacı. fakat sonra uzadı. Çiftlikle belediye dairesi arası ancak yarım fersah kadar tuttuğundan yaya gidildi. şimdiden neşelenmek için. sofraya oturuyorlardı. en öndeydi. kadınlara sarkıntılık edenler oldu. Başına yeni ipek bir şapka. Önce herkes bir arada olduğundan alay. renk renk kurdelelerle donatılmış kemanı elinde. kayaların süslediği bir yeşil çayır olan yukarı sahanlıkta. çifte atıyor. Çocuklar tahta kanepelerin altında uyumuşlardı. atları gemi azıya alıp dörtnala gittiği için hendeklerde sıçrayan. sıra gözetmeden gelişigüzel dağılmışlardı. ağzına su doldurup anahtar deliğinden üflemeye kalkıştı. asker terzisi elinden çıkma tek sıra düğmeli bir redingotla gelmiş. yük arabalarını sırtlamaya kalkışanlar. maharetler gösterildi. kimse görmeden aralarında oynuyorlardı. Düğünün öbür davetlileri işlerinden bahsediyor veya. iki sahici gül koncası oturtulmuştu. yemeğin sonunda kendi eliyle getirdiği resim biçimi tatlı. âdet olduğu üzere kendisi ile şakaya kalkışılmaMADAME BOVARY 47 ması için babasına rica etmişti. sofranın her sarsılışında dalgalanan sarı kremanın üzerine. onun arkasından gelinle güvey geliyordu. kız ara sıra durup onu kaldırıyor. reçelden gölcüklerin. sonra yine gelip. birbirleriyle şakalar ediyorlardı. sonra tempoyu şaşırmamak için. sert otları. Köyün çalgıcısı. bunun da etrafına melek otundan. dana tencere kebabı. Bunun kaidesi olan mavi mukavva.iyice görememişler. sırtına kol ağızlan ta parmaklarının ucuna kadar inen siyah bir setre giymiş olan Rouault Baba. kuru üzüm. arabaların okları arasına zorla sığdılar.

üç iskemle ve bir koltuk konulmuştu. geçmiş zama48 MADAME BOVARY mm. pencereler boyunca birbirine kavuşuyordu. kilise tarafına doğru şöyle bir gitmeyi düşündü. kara meşin bir kasket asılmıştı. Daha çorbaya başlar başlamaz. İhtiyar hizmetçi kadın geldi. şöminenin dar süve pervazı üzerinde. Balıkçı bu sebebi güç belâ kabul edip vazgeçti. Emma yanlarından geçerken. bazen parmaklarını ısıtmak için ellerini onun koynuna sokuyordu. Sonra kendi düğününü. Bütün bunlar ne eski bir zamana aitti. kenarına kırmızı zıh dikilmiş beyaz pamuk bezinden perdeler. bir an. Kocası onunla beraber döneceğine Saint-Victor'a adam gönderip puro sigaraları aldırttı. Orada kızını son bir defa daha kucakladı. bir dizgin. şakacı tabiatlı bir adam değidli ve düğün sofra-sındaki hali hiç de parlak olmamıştı. üzerine yarı eğilmiş. Kadın. Pays de Caux kadınlarına mahsus başlığın dantellerini uçuruyor. ona. kendi de Varsonville'e kadar beraber . bol yiyecek. Sanki bir gün önce asıl kız oydu. bezi iyice gergin olmadığından havalanıp -duruyordu. «Karım» diye bahsediyor.Rouault Baba tam vaktinde yetişip damadının vaziyetinin böyle münasebetsizliklere gelemeyecek kadar nazik olduğunu anlatarak buna mani oldu. Rouault Baba onları arabasına bindirdi. Charles. yumurta biçimi karpuzlar altına konulmuş bir çift şamdanın arasında. o da karısını. öyle bakıyorlardı.' bir köşeye atılmış ve çamuru henüz temizlenmemiş bir çift çamurluk da yerde sürünüyordu.gitti. bol içkinin dumanları ile donuklaşmış beyninde sevgi. orada bulunanlar bu içkiyi bilmediklerinden ona karşı itibarları bir kat daha arttı. Tavana yakın kısmı açık renk çiçeklerle süslü kanarya sarısı duvar kağıdı. Ertesi gün bilakis bambaşka bir adam olmuştu. içine kiraz rakısı karıştırılmış groglar içiyordu. kırlar bembeyazken yapılmıştı. Hanım'a sofra vaktine kadar evi bir dolaşıp öğrenmesini söyledi. akşam yemeği henüz hazır olmadığı için özür diledi. herkese onun nerede olduğunu soruyor. Yüz adım gitmiş gitmemişti ki durdu. Düğünden iki gün sonra gelinle güvey kendi evlerine gittiler: Charles hastaları olduğu için daha fazla kalamadı. bazen getirip dudaklarına sürüyordu. Tıp . ne de ziyafetin tertibinde. çünkü onun düğünü Noel yortusu zamanında. hekimlerinin yeni karısını görmek için pencerelere çıkmışlardı. Oğullan sağ olsaydı şimdi otuzuna basacaktı! O zaman Rouault Baba dönüp arkasına baktı. bir yandan da. indi ve yola düzüldü. akşam altı sularında vardılar. Rouault başını döndürünce yanında. sabaha kadar onları tüttürdü. tahminen altı ayak genişliğinde olan bu küçük odaya bir masa. rüzgâr. terkiye bindirip babasının evinden kendi evine götürdüğü gün ne kadar neşeliydi! At. Komşular. İçinde. hotozunun altın arması altında sessiz sessiz gülümseyen karısının pembe yüzünü görüyordu. Kendisine ne gelinin giyimi hakkında danışılmıştı. Kapının arkasına kısa yakalı bir palto. tekerlekleri toz duman içinde dönen arabanın uzaklaştığını görünce derin derin içini çekti. Charles ile Emma Tostes'a. bir vazife imiş gibi ona yağdırılan nüktelere. Ama oraları görmekle kederinin büsbütün artmasından korkup doğru evine gitti. ne de bir hali vardı. Sofanın öbür ucunda Charles'in muayene odası vardı. İhtiyar Madame Bovary bütün gün ağzını açıp bir çift söz etmemişti. erkenden çıkıp gitti. onunla senli benli konuşuyor. omuz başında. hem de oturulan oda vardı. cinaslara pek cevap yetiştiremedi. fakat içinden: «Rouault Baba amma da kibirlenmiş!» dedi ve bir köşede oturmuş. bazen de alıp bahçeye götürüyor. zihinleri işin aslını aramakla meşgul. başı ile elbisesinin yakasını buruşturduğu görülüyordu. eşyası boşaltılmış bir evin hüznünü duyuyordu. ¦ Evin tuğla cephesi sokağın. bir koluna da sepetini almıştı. daha doğrusu yolun tam üstündeydi. gelinin ise bir şeyler sezdirecek ne bir sözü. şefkat hatıraları kara düşüncelerle karıştığından. yolun üzerinde bir şeyler göremedi. selamladı. onu her tarafta arıyordu. En kurnazlar bile bu işe akıl erdire-mediler. karlar içinde tırıs gidiyordu. Hippokrates hekim heykelli bir MADAME BOVARY 49 çalar saat âdeta kuruluyordu. ağaçlar altında kolunu onun beline dolayıp. Sağ tarafta salon. karısının ilk gebeliğini hatırladı. Kadın bir kolu ile ona tutulmuş. yani hem yemek yenen. birkaç kere tesadüfen kendilerine etin en kötü parçaları düştüğü için gördükleri muameleden şikayetle ev sahibini çekiştiren ve kapalı sözlerle onun fakir düşmesine dua eden dört beş kişinin arasına karıştı. Fakat Charles'in gizlediği bir şey yoktu.

Salça kokusu duvardan işler. yanları sarkan gecelik fistanı. Kocası onun araba ile gezmeyi sevdiğini bildiğinden elden düşme. Böyle yakından bakıldı mı.İlimleri Sözlüğü'nün ciltleri. Deniz kabuklarından yapılmış bir kutu komodini süslüyordu. Charles'ın gözü ise bu derinliklere dalar. önemli bitkilere ayrılan bölmeyi mütenazır bir surette kuşatıyordu. artık hazma başladıkları leziz yemeklerin hâlâ tadını çiğner gibi çenelerini oynatır dururlar. iki tekerlekli. cılız yaban gülleri ile donatılmış dört çiçek tarhı. güneş saatinin etrafına tahta kanepeler koydurdu. hatta fıskiyeli. Charles'ı sürekli bir saadet içinde yaşatıyordu. . Charles hayvanına atladıktan sonra karısına bir öpücük gönderir. İlk günlerini. Ta dipte. samanlı harçla örülmüş iki duvar arasında. vücudu rahat. âdeta bir tilbury'ye benzedi. entarisinin yarı açık yakası ile omuzlarına kadar kendi hayalini. dertlerini anlatması mutfaktan işitilirdi. ağaçların eğilip beşikler teşkil ettiği patikalarda. artık işe yaramaz tarım aletleri ve ne oldukları bir türlü anla-şılamayacak bir yığın tozlu öteberi ile doluydu. Charles farkına vardı ve alıp tavan arasına götürdü. bodur çam ağaçları altında. Bu. alçıdan bir papaz dua kitabını okur dururdu. buğdayların diz boyuna çıktığı keçi yollarında. arkasında. bu kitaplar. Sabahleyin yatakta. bir mukavva kutuya koyduğu kendi gelinlik buketi hatırına gelmiş: «Ya ben de ölüverirsem. Emma da yukardan onunla konuşur. evde yapılacak değişiklikleri tasarlamakla geçirdi. bir gelin buketi. onun içinde. lüzumsuz eşya da buraya konurdu. boş fıçılar. daha büyümüş gibi gözüküyordu. burun deliklerinde sabahın' taze havası.berraklaşan kat kat renkleri vardı. parlak meşinden çamurluklar takılınca araba. pencereyi kapardı. muayene saatlerinde hastaların öksürmesi. dipte koyu. ağzı ile bir çiçek veya ot parçası koparıp ona doğru üflerdi. sayfaları henüz açılmamış olmakla beraber. kadının saçlarını eliyle kaldırması. onun bir pencere sürmesine asılmış hasır şapkasını görmek. Şimdiye kadar hayatta iyi denecek ne görmüştü? Ne zaman yüzü bir gülmüştü? Dört yüksek duvar arasında. acaba onu ne yaparlar?» diye düşünüyordu. havada bir kuş gibi yarım daireler çizer. kapıda hareketsiz bekleyen ihtiyar beyaz kısrağın tüylerine takılırdı. pencerenin yanındaki masanın üzerine de. ikisinin de başı yastıktayken. Boyu eninden fazla olan bahçe. Charles bahtiyardı. İlki döşeli değildi. merdiveni boyattı. Uzun toz kurdelesini gözün alabildiğine yayan büyük yolun üzerinde. bir sürahi içine. dünyada hiçbir şeyi tasa etmiyordu. öbür yanı tarla olan bir diken çite kadar gidiyordu. sofradan kalktıktan sonra. omuzlarında güneş. Baş başa bir yemek. kendinMADAME BOVARY 51 . ahırın bulunduğu avluya bakan ocaklı büyük bir oda daha vardı ki bu şimdi odunluk. büsbütün yere düşmeden önce. Ortada. Emma yatak odaları katına çıktı. fakat kan kocanın yattığı ikinci odada. beyaz saten kurdelelerle bağlanmış bir limon çiçeği buketi konmuştu. gölgede kara. ışıkta lacivert olan bu gözlerin sanki. kagir bir kaide üzerinde. çam tahtasından kütüphanenin alt rafını da doldurmaya aşağı yukarı kâfi gelmişti. Charles da yola düzülürdü. Nihayet kalkardı. Emma kocasının gitmesini seyretmek için pencereye geçerdi. bir girinti (alcove) içinde maun bir karyola vardı. Hani bazı kimseler vardır. öteki kadının buketiydi! Emma baktı. hele uyanıp da gözkapaklarını arka arkaya birkaç defa açtığı zaman.. yeni fenerler. Onun yanında. kadının gecelik hotozu ile yarı örtülmüş sarışın yanaklarının ayva tüyleri içinde güneş ışığının oynamasını seyrederdi. başına sardığı ipek mendili. gönlü gecenin zevkleriyle dolu. saadetini sanki tekrar tekrar tadardı. akşam üzeri şehir dışında birlikte bir gezinti. arduvaz taşından bir güneş saati vardı. Charles sokakta ayağını binek taşma koyup mahmuzlarını bağlar. üstü açık bir MB 4 50 MADAME BOVARY araba aldı. üzerlerine kayısı ağaçlan dayatılmış. Bu yeşil yaprak biraz uçar. kadının gözleri. yukarı çıktıkça . minimini bir resmini görürdü. köhne demir parçaları. Emma. birkaç he-' kim eline düşüp satıldıkları için hayli yıpranmışlardı. Şamdanların karpuzlarını çıkardı. iki ıtır saksısı arasında pervaza dirseklerini dayardı. eşyaları açılıp yerleştirilirken bir koltuğa oturmuş. hasılı bir zevk vereceğini şimdiye kadar hatırına bile getirmediği birçok şeyler. o da eli ile bir Allahaısmarladık işareti yapar. kiler ve ambar vazifesini görüyordu. duvarlara yeni kağıt yapıştırdı. durur. balıklı bir havuz yap-tırabilsem diye içi titredi. bahçeye. kafası dinç. tıpkı onlar gibi.

hele —sizin için gidip çan kulelerinden daha yüksek ağaçlardan kırmızı yemişler toplayan veya size bir kuş yuvası getirmek için kumda yalınayak koşan— bir küçük erkek kardeşin tatlı sevgisi. İçinden: «Yanılmış olacağım» diyordu. onu hülyalara daldırmıştı. Mütemadiyen onun tarağına. yatakta ayaklan birer buz parçası gibi soğuk olan o dul kadınla yatmıştı. Hıristos suyu çanaklarının serinliğinden. köpek Fidel. VI Paul et Virginie'yi okumuş. ya kalp inceliklerini. ihtiras. yavaşça yürüyerek girer. sivri oklarla delinmiş Tanrı . bahtiyarlık. sütten yapılan azıklann. zevç. musallat olan bir çocuğa çıkışır gibi onu. köyleri fazlasryle tanırdı. Sınıfların ılık havası içinde ve bakır haçlı teşbihler taşıyan o beyaz tenli kadınlar arasında yasaya yasaya mihrap buhurlarından. Ancak bir nevi şahsi kâr çıMADAME BOVARY 53 .yoktu. hangi halin adı olchığunu düşünüp duruyordu. Emma'mn ipek etekliğinin etrafından ibaretti. Şimdi ise bütün hayatını beraber geçireceği. kilise şamdanlarının ışıltısından.. Akşam duadan önce. taparcasına sevdiği güzel bir karısı vardı. onun şivesine gülüp. Duaları takip edeceği yerde . din dersini iyi anlar. onu kâfi derecede sevmiyor diye üzülüyor. anzalı manzaralar peşindeydi.Yüreği'ne. ya saray hayatının ihtişamını överek anlatıyordu.kitabının gök mavi çerçeveler içindeki mukaddes tarih resimlerine bakardı. Kadın bir çığlık kopanrdı. kamışlardan yapılmış kulübe. harabeler arasına parça parça serpilmiş olursa hoşlanırdı. kitaplarda okuyup pek güzel bulduğu bu kelimelerin hayatta acaba neyin. Mademoiselle de La Valliere'in sergüzeştini anlatan resimli tabaklarda yedi52 MADAME BOVARY ler. zenci Dingo. papaz muavini efendinin sorduğu zor sorulara hep o cevap verirdi. Emma. onun atkısına el sürmekten kendini alamıyordu. onun yüzüklerine. bazen de parmak uçlanndan başlayıp ta omu-zuna kadar öpücüklerle kaplardı. rahip Frayssinous'nun conferences'ı açılırdı. hasta koyun'a. okulun çalışma salonunda dini kitaplar okunurdu. bize ekseriya yazarların kaleminden intihal eden tabiat sevgisi hislerine kalbini kaptırabilirdi. o zaman belki. derslerde daha kuvvetli. orada akşam yemeğini. Emma'yı odasında. Nefsine azap etmek için bütün bir gün aç oturmaya kalktı. Bayağı günler özet bir din tarihi veya. Fakat kırları. elbiseleri ile olay eden.den daha zengin. kendisini eğlensin diye okulun küçük kilisesine (buradan uzun bir koridorla yemekhaneye geçilirdi) götüren rahibelerin sohbetinden pek hoşlandı. değişikli. rahibeler okuluna yazdırmak üzere şehire kendi eli ilegötürmüştü. Evlenmeden önce gönlünde aşk uyandığını sanmıştı. Emma. İlk zamanlar sıkılmak şöyle dursun. kendisini hasredecek kutsal bir amaç arıyordu. bir işçi kızını dansa götürüp kendisine metres etmeye bile parası yetmediği günlerde mi? Sonra on dört ay. semavî dost ve ebedi nikâh gibi istiareli sözler. ruhunun ta derinliklerinde umulmadık hazlar uyandırırdı. süzülen huşulu rehavete o da kapıldı. yan rahatsızlık gösteren bir tavırla başından savmaya çalışırdı. zihin dinlendirsin diye. Günah çıkarmaya gittiği günler gölgede ellerini kavuşturup yüzünü kafese dayayarak papazin fısıltısını daha uzun müddet dinleyebilmek için birtakım küçük günahlar icat ederdi. yüreği çarpa çarpa merdivenleri çıkardı. ilk zamanlar ne kadar candan dinlemişti! Çocukluk yıllan bir esnaf mahallesinin dükkân arkası odalarında geçmiş olsaydı. Sakinlerine alışık olduğundan. onu göreceği geliyordu. sapanların ne olduğunu pek iyi bilirdi. • On üçüne gelince babası onu. yarı gülümseyen. Denizi ancak fırtmalan için sever. yeşillikten ancak. Vaızlarda boyuna geçen nişanlı. Saint-Gervais mahallesinde bir hana indiler. sürülerin meleyişinin. fakat bu aşkın neticesi olması lazım gelen saadetten bir eser . kendinden geçme gibi sözlerin. bilakis. hemen eve döner. Düşünüyor. onu ensesinden öperdi. Toprak ve edebiyat konularında yine kendi kendini aksettiren romantik hüznün bu ahenktar figanını. Teneffüs zamanlarında pek az oynar. çarmıha gerilmeye giderken düşen İsa'ya gönül vermişti. Charles'ın nazannda evren. Resimlerin etrafında. annelerinin manşonları içinde getirip konuşma salonunda verdiği pastaları yiyen arkadaştan içinde yapayalnız geçirdiği okul yıllarında mı? Tıp tahsil ettiği sırada. bazen yanaklanndan şa-pur şupur öper. Genie du Christianisme'den parçalar seçilirdi. pazar günleri de. kendine çeki düzen vermekle meşgul bulurdu. bıçakların yer yer kazıyıp bozduğu yazıların hepsi de ya dindarlık faziletlerini.

mehtaplı gecelerde yüzen sandallardan. göz yaşlarından. Ve sizler. gondollardan bahsederdi. sağında kaplanlar. can çekişen 54 MADAME BOVARY Bayard. birer kuzu gibi yumuşak huylu. Aziz Louis ile meşesi.. daha on beşinde. dirsekleri taşa. önde Romalılar tarafından kurulmuş bir şehrin harabeleri. okula. sevdalıdan. yalnız altın kanatlı meleklerden. büyük öğrencilere gizlice verirdi. Bu kitaplarda hep aşktan. çalışma salonundan kaçarlardı. gemi burnu pabuçlar gibi ucu yukarı kalkık sivri tırnaklı elleri ile yaprak yaprak papatya koparırlardı. yeminlerden. çamları bir arada gösteren. artık benzeri görülmeyen derecede erdemli. daima önlüğünün cebinde taşıdığı ve iki iş arasında uzun uzun birkaç bölümünü birden okuduğu romanları. Kadınların bazıları. veya. silah odaları. beyazlar giymiş. Bâaralı'nın (IV'üncü Henri) çalımlı yiğitliği ve XlV'uncu Louis'yi öven resimli tabakaların hatırası da daima vardı ama. yuvarlak hasır şapkaları altından insana berrak gözlerle bakan sansın. Hikayeler anlatır. ya bir Vicomte olan yazarların isimlerine gözü kamaşa kamaşa bakardı. bunlar daha gölgede kalıyordu ve aralarında hiçbir ilişki yoktu. Müzik dersinde öğrendiği şarkılar. güftenin manasızlığını ve bestenin acemiliği arasında. daima tertemiz giyinip kuşanmış ve çağlayanlar gibi ağlayan beyler'den. hıçkırıklardan. ıssız köşklerde bayılıp kalan işken: ce görmüş kadınlardan. hiçbiriniz bu resimlerde eksik değildiniz. hissi hakikatların insanı cezbeden hayalini sezdiriyorlardı. Yaradılış itibariyle sanatkâr değil. karanlık ormanlardan. kızlann şehirden ısmarladıkları öteberiyi alır. verilen kitapları getirirlerdi. kırların ta ötesinden. Ag-nes Sorel. Heloise. rüyalarını. kıvırcık saçlı İngiliz hanımları çıkardı. birer aslan gibi yiğit. hülyalarını artık hep hurçlar. Bazıları da. gotik bir kafesin çubukları arasında bir kumru ile ağız ağıza öpüşür. beyaz pantolonlu iki genç seyisin sürdüğü ve önünde kıvrak bir tazı koşan arabalara yayılmış. İhtilal zamanında malı mülkü mahvolmuş bir eski kibar aileye mensup olduğu için piskoposluktan himaye görür. sevgiliden. O semada. dilber Ferroniere ile Clemence İsaure. tarihi vakalara merak sardı. yarı kıvrıldıktan -sonra usulca öbür sayfaya kapanıverince meydana. eserlerinin altına imzalarını atan ve çoğu ya da bir Comte. Meryem Ana'dan. yarı açık pencereden ay ışığını seyrederek hülyalara dalardı. bütün günlerini. gavur cengaverleri. bu da hayli zor bir işti. Sonradan Walter Scott'u okudu. Hint rakkaselerinin kollan arasında kendinden geçmiş uzun çubuklu sultanlar. yanaklarında bir damla göz yaşi. Arkadaşlarından bazıları. Saint-Barthe'lemy gecesinin bir iki sahnesi. Hele sizler. solunda bir aslan. Bütün bun- . çeneleri ellerine dayalı. kalbinin derhal coşmasına yardım edemeyecek her şeyi lüzumsuz bulurdu. En safları. onun için. bir balkon parmaklığı arkasından doğru uzanıp. hissi bir kız olduğundan ve manzaralardan ziyade heyecanlar aradığından. siyah örtüler içinde sedirlere oturmuş. büyük bahçelerde dolaşırdı. bunlar zararı dokunmaz şeyler sanılırdı ama. haberler getirir. birer kuyruklu yıldız gibi parlıyordu. Kahramanlıkları veya çektikleri acıyla isim bırakmış kadınlara gönlünde coşkun saygı hisleri beslerdi. karnını doyurup yukan.karmasına hizmet edebilecek hallere ehemmiyet verirdi. şairane iklimlerin manzaraları: hurma ağaçları. ağaçlıklarda feryada gelen bülbülden. Geçen yüzyılın birçok zendost şarkılarını ezbere bilir. her sayfada bir iki taneâi çatlatılan atlardan. O vakitler Marie Stuart'ı dindarcasına severdi. Gece yatakhanede okurlardı. gülümseyen yüzleri omuzlarına yatmış. Jeanne d'Arc. bir yanda da diz çökmüş develer bulunan manzaralar. deniz kenarına yakın gölcüklerden. gönül endişelerinden. Emma onların saten ciltlerini itina ile açarak. Türk kılıçları. öpüşlerden. Kızlar ekseriya gidip onunla konuşmak için. yemekhanede rahibelerin sofrasına alınır. Okula her ay gelip sekiz gün çamaşırhanede çalışan bir ihtiyar kız vardı. İşte böylece. kendilerine isim günü hediyesi diye.. Yunan külahları. dikişini dikerken yavaş sesle onları söylerdi. şato şato dolaşan saz şairleri doldurdu. ufukta Tatarkârî minareler. işinin başına çıkmadan önce de onlarla bir süre konuşurdu. her konak yerinde bir iki tanesi öldürülen sürücülerden. yağız atını dörtnala sürerek gelecek beyaz sorguçlu süvariyi beklemekle geçiren uzun elbiseli şato hanımları gibi. eski burçlarda yaşamayı hayal ederdi. Xl'inci Louis'nin birkaç vahşeti. tarihin uçsuz bucaksız karanlık semasında. Bunları gizlemek lazımdı ki. Resimlerin üstünden titreye titreye üfleyerek kaldırdığı kağıt. çardaklar altında. yalnız bunlardan söz edilirdi. Emma'nın ellerine kiralık romanların yağlı tozu sürüldü. yanlarında zarfı yeni yırtılmış bir mektup. kemerine ipek kese takmış bir kızı kucaklayan kısa mantolu bir delikanlı veya. Yonca biçimi kemerler altında.

. yaradılışına pek aykırı gelen sıkı düzene sinirlendiği gibi. hazin ruhlu insanların hayallerinde özene bezene kurdukları hale. kiliseyi çiçekleri. edebiyatı ihtirasları coşturduğu için sevmiş olan bu genç kız ruhu. Onun bütün tadını çıkarmak için. belki de o adamı görmekten duyduğu asabiyet. yahut bıkkınlığını İskoçya'da bir küçük kır evi içinde gizlemek. villaların taraçalarında. o zajmana kadar şairane semaların parıltısı içinde uçan pembe tüylü bir kuş gibi gördüğü o harikulade ihtirası nihayet ele geçirdiğini sanmasına kâfi gelmişti. kız kendini. mavi ipek perdeler arkasında. çağlayanın derinden gelen sesine karışan şarkısı dinlenir. niçin ona da nasip olmuyordu? MADAME BOVARY 57 .. Rahibeler ona dua ettirmek. kolluklar takmış bir koca. gösterilen dikkat ve ihtimamlara onun artık uymadığını farkedince hayli hayret ettiler. solgun.saadet yetiştirmek de dünyada yalnız bazı memleketlere vergidir. hiç şüphesiz. son zamanlarda cemaate karşı onun pek fazla saygısızlaştığına kaniydi. emir vermekten hoşlandı ama arası çok geçmedi. dinin anlaşılmadan inanılacak hakikatlerine de isyan etti. önce alışkanlıkla.MADAME BO. artık bütün vehimlerden uyanmış. yani durdu ye gemi. Emma. bütün can veren kuğuların şarkılarını. Hatta başrahibe. Bundan iç sıkıntısı duymuyor değildi ama itiraf etmek istemedi. bayağı kimselerin hiçbir zaman varamayacağı o hale. göllerde çalınan harpları.VARY 55 ların etrafından da. Babası gelip 56 MADAME BOVARY onu okuldan aldığı zaman. arabacının. Kendini Lamartine'in şiirlerindeki dolambaçlı hislere bıraktı. tam baş ucuna asılmış gaz lambasının ışığı altında. şimdi de içinde yaşadığı bu sükûnun hayal ettiği saadet olabilmesini aklı bir türlü almıyordu. Fakat yeni bir halin verdiği endişe. müziği hissi güfteleri. VII Bazen kendi kendine düşünür: «Hayatımın en güzel. Heyecanlarına rağmen yine. içi hayat hakkında kederli düşüncelerle dolu mektupta. gelecek günler için hülyalar kurulur! Emma'ya öyle geliyordu ki. yıldızlara bakarak. dağda keçilerin çanlarına.. başına sivri bir şapka giymiş. bir gün kendisinin de o mezara gömülmek istediğinden bahsetti. İsviçre şalelerinin balkonlarına dirseklerini dayamak.' birinin parmakları ötekinin parmaklarına dolaşmış. adları kulağa bir şarkı gibi gelen memleketlere. daha yeni eve döndüğü sıralarda. sonra akşam. sonra vazgeçmeyi kibrine yedireme-yerek devam etti ve nihayet kendini sükûna kavuşmuş.. yatakhanenin sessizliğini ve geç kalmış bir arabanın uzak caddelerden koşup giderken çıkardığı sesi dinleyerek. Zavallı babası onu hasta sanıp görmeye geldi. Güneş batarken koylar kenarında limon ağaçlarının rayihası koklanır. göğe çıkan bakireleri ve vadilerde insanlara uzun uzun sözler söyleyen Lemyezel'in sesini dinledi. alnında kınşık olmadığı gibi gönlünü de kedersiz bulunca şaşıp kaldı. ayaklarına yumuşak çizmeler. bütün yapraklann dökülmesini. hani şu balayı denilen zamanı işte bu!» derdi. hissedilecek bir şeyi kalmamış insanlardan sayıyordu. kız. dizgini pek fazla çekilen bir at gibi hareket etti. rahibeler onun gitmesine hiç de esef etmediler. dünyadan çekilmek arzusu aşılamak. köy hayatından tiksinir oldu ve manastır günlerini aradı. yanında da arkasına uzun yırtmaçlı siyah kadife ceket. Emma. fakat tertemiz bir orman ve güneşin dikine düşüp titrediği suyun çelik mavisi aynası üzerinde beyaz yırtıklar gibi gözüken kuğular. vücudunu hor görüp ruhunun selametine çalışsın diye öğütler vermek hususunda o kadar cömert davranmışlardı ki. dokuz gün perhizleri tutturmak. Mademoiselle Rouault'nun din duygusundan çok şeyler ummuş olan iyi kalpli rahibeler. kadın erkek baş başa. balta girmemiş. böyle bir hamlede erebilmiş olduğuna içinden pek seviniyordu. Charles'ın Bertaux'ya ilk geldiği zamanlarda. Rahmetlinin saçlan ile yürekler parçalayacak bir tablo yaptırttı ve Bertaux'ya yolladığı. dik yollar ağır ağır çıkılır. vaızlar vermek. Emma. uşaklara. Bunlar niçin. ancak gerçek şeylere eğilim göstermiş. dişleri arasından kurtuldu. gözünün önünden birer birer geçip bütün dünyayı anlatan bu resimleri seyrederdi. Annesi ölünce ilk günler hayli ağladı. hayatta öğrenilecek. velilerle din uğrunda ıstıraptan kaçmamışlara karşı sonsuz bir saygı duysun diye telkinlerde bulunmak. düğünden sonraki günlerin en hoş tembellikler içinde geçtiği yerlere gitmek lazımdı! Posta arabalarında.. ancak bir toprağa mahsus ve başka yerde tutamayan fidanlar gibi.

Belki' bütün bunları bir kimseye açmak isterdi. Fakat bulutlar gibi değişen, kasırga gibi
kararsız, dönüp dolaşan bir keyifsizlik nasıl anlatılır ki? Ne kelimeler dilinin ucuna geliyor, ne
fırsat ele geçiyor, ne de içinde cüret buluyordu.
Ama Charles isteseydi, sezseydi, bakışı bir kerecik olsun onun düşüncesini arasaydı, Emma'ya
öyle geliyordu ki, o zaman, olgun yemişlerin el değer değmez düştüğü gibi, kendinin de gönlü
coşuverecekti. Fakat birbirlerini tanıdıkça, aralarındaki teklifsizlik derinleştikçe, içinde, kendisini
kocasından uzaklaştıran bir soğukluk hissediyordu.
Charles'ın konuşması bir sokak kaldırımı gibi dümdüzdü, beylik fikirler oradan her zamanki
kıyafetleriyle geçer durur, ne bir heyecan veya bir gülüşe neden olur, ne de bir hülya
uyandırırdı. Charles, söylediğine göre, Rouen'de iken merak edip tiyatroya, Paris'H aktörleri
görmeye gitmemişti. Yüzmek, kılıç kullanmak, nişan almak gibi şeyleri bilmezdi; karısı bir gün
romanda gördüğü bir binicilik terimini sorunca, onun da ne olduğunu söyleyemedi.
Halbuki bir erkeğin her şeyi bilmesi, birçok sahalarda elinden iş gelmesi, kadına ihtirasın
kudretlerini, zarafet içinde yaşamayı, bütün sırların inceliklerini öğretmesi lazım değil mi?
Bunun ise bir şey öğrettiği, bir şey bildiği, hayatta bir şey istediği yoktu ki! Karısını mutlu
sanıyordu: karısı da ona bu kökleşmiş sükûnu, bu tasasız ağırlığı, ona* kendisinin verdiği
saadet yüzünden garez kesilmişti.
Emma bazen resim yapardı; orada ayakta durup onun kartonu üzerine eğilmesini, yaptığı işi
daha iyi görmek için gözlerini kırpmasını veya parmaklarında ekmek içi yuvarlamasını
seyretmek Charles için büyük bir eğlenceydi. Piyano çalarken de, onun parmakları ne kadar
hızlı giderse Charles o kadar hayran olurdu. Emma tuşlara yukarıdan doğru şiddetle vurur ve
bir baştan bir başa, hiç durmadan, bütün klavyeyi dolaşırdı. Telleri uğuldayan köhne çalgı,
böyle sarsılınca, pencere açıksa sesi köyün öbür ucundan duyulur, caddeden başı açık,
ayaklarında terliklerle geçen icra memuru kâtibi .elinde kağıdı durup dinlerdi.
' Emma diğer yandan evini idare etmesini de bilirdi. Hastalara, güzel cümlelerle yazılmış ve hiç
de fatura kokusu olmayan mektuplarla hesaplarını gönderirdi. Pazar günleri sof58
MADAME BOVARY
rada bir misafir varsa, aynabakar eriklerini bağ yaprakları üzerine ehram gibi dizmesini, reçel
hokkalarını olduğu gibi tabağa devirmesini bilirdi; hatta sofraya, el ağız yıkamak için billur
fincanlar almaktan bile bahsediyordu. Bütün bunlar Bovary'nin saygı görmesine yarardı.
Böyle bir karısı olduğu için Charles'm kendi kendine de saygısı artıyordu. Onun kurşunkalemle
çizdiği iki resmi, gayet geniş çerçeveler yaptırıp, uzun, yeşil kaytanla salonun duvarına asmıştı;
bunları gösterirken göğsü kabarırdı. Pazar günü kilise dönüşü evinin önünden geçenler, onu,
ayaklarında işlemeli cici terlikleri, kapısının önünde oturduğunu görürlerdi.
Geç.vakit, saat onda, bazen gece yarısı eve dönerdi. Yiyecek ister ve hizmetçi kadm yatmış
olduğu için kendisine karısı hizmet ederdi. Sofrada daha rahat olur diye arkasından redingotunu
çıkarırdı. O gün kimleri gördüğünü, hangi köylere gittiğini, yazdığı reçeteleri birer birer anlatır
ve kendi kendinden memnun, kalan yahniyi bitirir, peynir doğrar, bir elma yer, sürahideki
şarabın hepsini içer, sonra gidip yatağına girer, sırt üstü yatar horlardı.
Uzun zaman geceleri pazen takke giydiği için, şimdi başına sardığı mendil kulaklarından
kayıyordu; bunun içindir ki, sabahleyin saçları darmadağın yüzüne gözüne dökülürdü; gece
yastığın bağları çözüldüğünden, saçlarının arasına beyaz kuş tüyleri karıştığı da olurdu. Daima
koca koca çizmeler giyerdi; topuğun üstüne gelen kısımda, ayak bileklerine doğru iki kalın
kıvrım bulunur, konçları da sanki birer tahta bacağa geçirilmiş gibi dümdüz dururdu. Charles,
«köy için böylesinin de pekâlâ olduğunu» söylerdi.
Bu tutumluluğunu annesi de pek beğenirdi; ihtiyar Madame Bovary, evinde sertçe bir fırtına
koptu mu, yine eskisi gibi oğlunu görmeye gelirdi, ama gelinine bir hıncı var gibiydi. Onun
«gidişini, para vaziyetlerine kıyasla aşırı» buluyordu; odun, şeker, mum «büyük konaklardaki
gibi çarçur ediliyordu»; mutfakta yakılan kömür ise, yirmi beş tencere kaynatmaya yeterdi!
Gelinin çamaşırlarını dolaplara yerleştirir ve ona, eti getirdiği zaman kasabı kolaçan etmeyi
öğretirdi. Emma bu dersleri dinler, Madame Bovary de bu hususta cömertlik gösterirdi; bütün
gün, dudaklarını hafif hafif büzerek biri, «Kızım», öteki
MADAME BOVARY
59
«Hanım anne» der ve ikisi de, öfkeden titreyen bir sesle, bir-birbirlerine iltifatlar yağdırırlardı.

Madame Dubuc'un zamanında, yaşlı kadm en çok kendisinin sevildiğini hissederdi; fakat şimdi,
Charles'm Emma'ya sevgisini gördükçe buna, artık kendi şefkatinden kaçılıyormuş, haklarına
tecavüz ediliyormuş gibi manalar veriyordu; varını yoğunu kaybetmiş bir adam, bir zamanlar
kendinin olan evde masanın başına oturanlara camlar ardından nasıl bakarsa, o da oğlunun
saadetini öyle hüzünlü bir sükûtla seyrediyordu. Ona, geçmiş günlerin yadigârı diye, kendi
çektiği ıstırapları, katlandığı fedakârlıkları hatırlatır ve bunları Emma'nın aldırışsızlığı ile
karşılaştırarak oğlunun, her sevgiyi unutup yalnız ona tapmasının akıl kârı olmadığı neticesine
varırdı.
Charles ne diyeceğini bilemezdi; annesini sayar, karısını da son derece severdi; birinin
düşüncesinde, görüşlerinde yanıl-madığma kaniydi, ama ötekini de kusursuz buluyordu.
Madame Bovary köyüne döndükten sonra Charles, annesinden işittiği tenkitlerin en
ehemmiyetsizlerinden, bir ikisini, ondan duyduğu sözlerle, çekine çekine tekrara kalkardı ama
Emma, yanıldığını bir kelime ile ispat edip onu hastalarının yanına savardı.
Emma, doğruluğuna inandığı birtakım kuramlara uymak için, kocasına âşık olmaya çalıştı.
Mehtaplı geceler bahçede, ez-berindeki bütün ateşli şiirleri ona okur veya içini çekerek, ağır,
hüzünlü şarkılar söylerdi; fakat kendisini yine önceki gibi sakin bulur, bunların Charles'a fazla
bir sevda, bir parça heyecan olsun veremediğini gprürdü.
Böylece, bir zaman kalbine ateş vermeye çalışıp bir kıvılcım koparamayınca, zaten
hissetmediğini anlamaktan olduğu kadar, kendilerini alışılmış şekillerde göstermeyen şeylere de
inanmaktan âciz olan bu kadın, Charles'ın ihtirasında artık aşırı bir şey kalmadığına kolayca
inamverdi.
Köcasınfh muhabbet hisleri göstermesi artık bir düzene girmişti; hangi saatler kucaklayıp
öpeceği belliydi. Bu da âdetler içinde bir âdet, yemeğin yeknesaklığından sonra beklenilen bir
soğukluk veya bir tatlı gibi bir şey olmuştu.
«Efendi»nin ciğer iltihabından iyileştirdiği bir korucu, «Hanım'a» bir küçük İtalyan tazısı hediye
etmişti; Emma gezmeye çıktığı zaman onu da yanma alırdı; çünkü artık yalnız
60
MADAME BOVARY
kalmak, gözlerinin önünde o hiç değişmeyen bahçe ile tozlu yolun manzarasından kurtulmak
için bazen gezmeye çıktığı oluyordu.
Banneville'in akgürgen korusuna kadar, duvarın tarlalar tarafındaki ucundan, artık içinde
kimsenin oturmadığı köşkün yanına kadar giderdi. Kapısının önündeki hendekte, otlar arasında,
yaprakları keskin uzun sazlar vardı.
Önce etrafına- bir göz gezdirir, geçen gelişinden beri bir şey değişmiş mi diye bakardı.
Yüksükotlarını, sarı şebboyları, iri çakılların etrafını çeviren ısırgan kümelerini, her zaman kapalı
duran ve paslı demir çubukları çürüyüp- parça parça dökülen pancurlarıyle üç pencereyi boylu
boyunca kaplayan yosunu, her şeyi yerli yerinde bulurdu. Kırda koşup daireler çizen, sarı
kelebeklere havlayan, bir buğday tarlası kenarında gelincikleri ısırarak sivri sıçanlar avlayan
tazısı gibi fikri de, bir zaman, oradan oraya dolaşırdı. Düşünceleri sonra yavaş yavaş bir
noktaya takılır, çimene oturmuş, şemsiyesi ile otları karıştıran Emma, içinden: «Yarabbi ne
yaptım da evlendim?» diye tekrar eder dururdu.
Talih başka türlü cilve edip onun karşısına başka bir kısmet çıkaramaz mıydı? O
gerçekleşmemiş olaylar, o bambaşka hayat, o tanımadığı erkek acaba nasıl şeyler olurdu?
Emma bunları düşünür, bunları göz önüne getirmeye çalışırdı. Bütün erkekler Charles gibi
olmaz ya! Öbür koca, önüne çıkamayan o kısmet, güzel, sohbeti hoş, kibar, cazibeli bir adam
olabilirdi; rahibeler okulundaki eski arkadaşları şüphesiz öylelerine varmışlardı. Acaba o kızlar
şimdi ne yapıyorlardı? Şehirde, sokakların gürültüsü, tiyatroların uğultusu, baloların ışıkları
içinde elbette ki, gönüle ferahlık veren; hisleri geliştiren bir hayat sürüyorlardı. Oysa kendisinin
hayatı, penceresi kuzeye açılan bir tavan arası odası gibi soğuktu; iç sıkıntısı, o sessiz örümcek,
karanlıkta gönlünün her tarafına ağını kuruyordu. Ödül dağıtımı günlerini, kazandığı taçları
almak için hocaların oturduğu yüksek yere doğru çıktığı günleri hatırlıyordu. Örgülü saçları,
beyaz elbisesi, üstü açık kara mandola iskarpinleri ile ne şirin bir hali vardı! Yerine dönerken
beyler eğilip onu tebrik ederlerdi; okulun avlusu o günler araba ile dolar, bunlar giderken
kapılarından çıkan eller ona veda işaretleri gönderir, elinde keman
MADAME BOVARY
61

kutusu ile müzik hocası selam vererek geçerdi. O günler ne kadar, ne kadar uzaktı!
Emma, Djali'yi yanına çağırır, dizlerinin arasına alır, parmaklarını onun ince, uzun tüyleri
arasında gezdirerek:
— Sen gam, tasa nedir bilmezsin; öp bakalım hanımını! derdi.
Sonra, ağır ağır esneyen bu endamlı hayvanın gamlı yüzüne bakıp içlenir, onu kendisiyle
mukayese ederek, teselli edilen kederli biriymiş gibi yüksek sesle onunla konuşurdu.
Bazen bir rüzgâr çıkar, denizden meltemler eser ve bir hamlede bütün Pays de Caux yaylasını
kaplayıp tarlaların en uzaklarına kadar tuzlu bir serinlik serperdi. Yerde sazlardan bir ıslık
kopar, kayın ağaçlarının yapraklan ani bir ürperişle hışırdar, tepeleri de durmadan sallanarak
uğuldar dururdu. Emma atkısına sıkı sıkı bürünür kalkardı.
Ağaçlı yolda, dallardan 'süzülüp serilen yeşil ışığın aydınlattığı kısacık yosunlar, Emma'nın
ayakları altında çıtır çıtır bir ses çıkarırdı. Güneş batar; dalların arasından gözüken gök kızarır;
dümdüz sıralanmış ağaçların hep birbirine benzeyen gövdeleri, yaldızlı bir zemin üzerinde
beliren bir dizi kara sütunu andırırdı. Emma'nın içine bir korku düşerdi; Djali'yi çağırır, hemen
caddeden Tostes'a döner, bir koltuğa yığılır ve bütün akşam bir söz bile söylemezdi.
Fakat eylülün sonuna doğru, yaşantısında olağanüstü bir şey oldu; Vaubeyssard'a, Marquis
d'Andervilliers'lere davet olundu.
Restauration devrinde nazırlık etmiş olan Marquis, siyaset âlemine dönmeye niyet etmiş,
mebusluğa adaylığını bir an evvel hazırlamaya başlamıştı. Kışın fakir fukaraya odun dağıttırır;
seçim dairesi meclisinde, vilayete yeni yollar yapılması için ateşli nutuklar söylerdi. Sıcağın en
şiddetli günlerinde, ağzında bir cerahat 'kesesi toplanmış ve bundan, Charles'ın tam zamanında
vurduğu bir neşterle, âdeta mucize kabilinden kurtulmuştu. Bu ameliyatın ücretini vermek için
Tostes'a giden kâhya, akşam dönünce Marquis'ye, hekimin bahçesinde iri iri kirazlar gördüğünü
anlattı. Vaubeyssard'da ise iyi kiraz yetişmezdi; M. le Marquis, Bovary'den birkaç çelik istetti,
bunlar için bizzat gidip teşekkür etmeyi kendine borç bildi. Emma'yı gördü, boyunu poşunu,
köylü kadınlarınkine hiç de benzemeyen selam vermesini beğendi; o kadar ki, genç karı kocayı
köş62
MADAME BOVARY
ke davet etmenin aşırı bir alçakgönüllülük olmayacağına kanaat getirdi. Hem bu, herhalde işine
de yarayabilirdi.
Bir çarşamba günü saat üçte, Monsieur ve Madame Bovary, arabalarına binip Vaubeyssard
yolunu tuttular. Arabanın arkasına bir koca sandık bağlanmış, çamurluğun önüne de bir şapka
kutusu yerleştirilmişti. Bundan başka, Charles'ın dizleri arasında da bir kutu vardı.
Şatoya sular kararırken, bahçede yol göstermek için fenerler yakıldığı saatte vardılar.
VIII
Yeni - Zaman işi olan İtalyan tarzındaki şato, çıkıntılı iki kanadı ve üç taş merdiveni ile,
üzerinde birkaç inek otlayan koca bir çimenliğin eteğinde, öbek öbek uzun ağaç kümeleri
arasına yayılmıştı; kumlu, kıvrılan yolun üzerinde de, katmerli zakkum, yabani yasemin ve
kartopu fidanları irili ufaklı yeşil kubbeler meydana getiriyordu. Bir köprü altından bir ırmak
geçiyordu; hafif meyilli, üstleri korularla kaplı iki küçük tepenin çevrelediği çayıra serpilmiş,
saman örtülü binalar, akşam karanlığında hayal meyal seziliyordu; arka tarafta, sık ağaçlıklar
arasında, karşı karşıya sıralanmış arabalıklarla ahırlar vardı ki, bunlar yıkılan eski şatodan
kalmıştı.
Charles'ın arabası orta merdivenin önünde durdu, hemen uşaklar çıktı; Marquis de geldi,
hekimin karısını koluna aldı ve hep birden avluya girdiler.
Burası mermer döşeli, gayet yüksek bir yerdi; ayak patır-dıları, konuşulan sözler orada, bir
kilisedeymiş gibi akisler uyandırırdı. Tam karşıda düz bir merdiven vardı; sol tarafta, bahçeye
bakan bir koridordan geçilip gidilen bilardo salonunda, fildişi yuvarlakların birbirine çarpıp
çıkardığı ses, ta kapıdan duyuluyordu. Emma, salona girmek için o koridordan geçerken
masanın etrafında, yüzleri vekarlı, gerdanları yüksek yakalar üstüne oturtulmuş, hepsi de
rütbeli nişanlı, istekaları dürterken sessiz sessiz gülümseyen adamlar gördü. Duvarın koyu
tahta kaplaması üzerine asılmış yaldızlı büyük çerçevelerin altlarında, siyah harflerle yazılmış
isimler vardı. Emma bunlardan birini okudu: «Jean-Antoine d'Andervilliers d' Yverbonville,
MADAME BOVARY
63

uzun arkalıklı bir iskemlede sarışın bir taze oturuyordu. bıldırcınların tüyleri üzerindeydi. Marquis kapıyı açtı. bütün o kadınlar içinde yapayalnız. tabağa aktarıveriyordu.. baloya hazırlanmak için. vaktiyle Vaudreuil'de. Madem Bovary. sofranın boyunca çiçek demetleri konmuş. bütün tenini bir ürperme kapladı. göğülerine çiçek takmış beyler. iki kişilik bir kanepeye yanına oturttu ve sanki çoktan ahbabıymış gibi onunla dostça konuşmaya başladı. âdeta kutsi bir şeymiş gibi bakıyordu. O. gömleği işlemeli. odalarına çıktılar. Işık. kadın kaçırmalarla dolu bir sefahat hayatı sürmüş. geniş kenarlı tabakların içine. hanımlardan birkaçı eldivenlerini bardaklara sürmediklerine dikkat etti. Sandalyesinin arkasında bir uşak duruyor ve onun kekeleyerek. beyaz boyunbağı.» Birini daha okudu: «Jean-Antoine -Henry-Guy d'Andervilliers de la Vaubyessard. dumanlan tütüyordu. insana bakan bir çift göz. iyi cins çamaşır. Marquis' nin kayınbabası Due de Laverdiere'di. omuzları güzel. ancak cilanın çatlaklarına değince ince hatlar teşkil edebiliyordu. ajurlu sepetlerde iri iri yemişler kat kat yükseliyordu. Emma. Emma. kırmızı elbiselerin pudra dökülmüş omzu üzerine yayılan perukalar veya etli. bu. Gözleri çapak çapak olan bu adam. ne de ananas yemişti. dedi. siyah çerçevelerdeki resimlerin yalnız açık renk boya vurulmuş kısımları. o akşam başına sadece bir dantel örtü örtmüş. Fransa amirali ve Saint-Michel nişanı chevalier'si. ufki levhaları kaplayan karanlığı biraz hafifletiyor. çiçek. geniş odayı dalga dalga saran gölgeyi giderememişti. Sonra hanımlar.uk bir alın. çenesine kadar tüllere bürünmüş bir kadın heykeli. onlardan azlık olan kadınlar ise. — Öyle ya! MADAME BOVARY . kısa külotlu.Vaubyessard Comte'u ve Fresnaya baron'u. Düellolar. Ömründe ne nar görmüş. Şamdanlar-daki mumlar. M. bahse girişmeler. Emma. donuk bir buğu kaplamış kesme billur kadehlerin pırıltıları birbirine aksediyordu. et ve kuzu mantarı kokularının birbirine karışmasından oluşan bir şeydi. ve bütün o yaldızlı. 20 ekim 1587'de Coutras çenginde ölmüştür. düzenli bir sesle konuşan bir kadındı. Marquis ve Marquise ile beraber. Toz şekerini bile. kaşığının bir değmesi ile. Erkekler avluya kurulan büyük sofraya. gümüş yemiş kâseleri üzerine alevler uzatıyordu. o sarkık dudaklı ihtiyara ikide bir gözlerini çevirmekten kendini alamıyor ve ona harikulade. servetinin altından girip üstünden çıkmış ve bütün ailesinin gözünü korkutmuştu. Sofranın ta üst başında. kraliçelerin koynuna girmişti! Buzlu şampanya getirdiler. Kırk sularında. bir çocuk gibi peçesini arkadan bağlatmış ağzından salçaları akıta akıta yemek yiyen bir ihtiyar oturuyordu. Emma: — Dans mı diyorsun? diye sordu. Emma. kulağına eğilip bağırıyordu. de Coigny'den sonra ve M. dolu tabağına doğru eğilmiş. şöminenin etrafında hanımlarla konuşuyorlardı. de Lauzun'den önce. bu insan dolu salona hareketsiz bakıyordu. bunun ucunu çapraz-vari arkasına atmıştı. yuvarlak bir baldırın yukarısında bir dizbağı tokası görülüyordu. Yanında. Saçlarını. ağzında o soğuğu hissedince. berberin öğütlerine göre düzeltti. kendini sıcak bir havanın sardığını hissetti. bir hâkim p*W 64 MADAME BOVARY gibi vakarlı maltre d'hötel. Saat yedide yemeğe çağınldılar. ağır ağır. mesela u. Comte d'Artois'nın en candan ahbabıydı. İstakozların kırmızı kırmızı bacakları tabaklardan dışarı çıkıyor. Kraliçe Marie-Antoiriette'in âşığı olduğu da söylenirdi. hazır kesilmiş yemekleri misafirlerin omuzları arasında dolaştırıyor ve herkesin beğendiği parçayı. ipek çoraplı. Marquis de Conflans'ın şatosunda ava çıktığı zamanlar. burnu kemerli.» Sonrakiler pek iyi seçilemiyordu. sahneye ilk defa çıkan bir aktris özeni ile giyinip kuşandı. parmağı ile işaret ettiği yemekleri. yemek odasında küçük sofraya oturdular. sarayda yaşamış. 29 mayıs 1692'de Hougue-Saint -Vaast savaşında yaralanıp 23 ocak 1693'de Vaubyessard'da ölmüştür. hanımlardan biri (Konağın hanımefendisi) ayağa kalkıp Emma'yı karşıladı. çünkü bilardonun yeşil çuhası üzerine indirilmiş lambaların ışığı. Charles'ın pantolonu göbeğini sıkıyordu. içeri girince. başka yerlerdekinden daha beyaz buldu. Bakır çemberli bir çini sobanın üzerinde.. — Dans ederken supyelerim rahatsız edecek. parçalanıyor. barej elbisesini karyolaya yayıp öyle başından geçirdi. piskopos başlığı biçimi konmuş peçetelerin iki katı arasına birer beyzi francala yerleştirilmişti.

lacivertler giyinmiş bir bey. kıyafet veya çehre farkları ne olursa olsun. topuzuna iliştirdiği gül. aynada. kâh ayrılıyorlardı. dans etmek için yayın ilk vuruşunu. nazik. cins atlan idare etmek. bir yukarı dolaşıyor. orkestranın ahengine uyup sallanarak öne doğru kayar gibi gidiyor. en genci yirmi beş. altın tıpalı şişeler dolaşıyordu. sonra bütün çalgılar birden başlıMB 5 ' 66 MAUAMtBUVAKİ yor. Parmaklarının ucu kavalyesinin elinde sıraya girmiş. bir an önce önünüzde eğilen gözler bir an sonra yine gözlerinizin içine bakıyordu. Charles sustu. koşmamak için kendini zor tutuyordu. İtalya'dan bahsediyor. lacivert bir parıltı saçıyordu. inciden mücevherle süslenmiş uçuk benizli bir taze ile konuşuyordu. gençlerinde ise bir olgunluk vardı. bilekleri sıkan beyaz eldivenlerin altında. Emma hemen merdivenden indi. Onu arkadan.beklerken Emma'nın yüreği biraz çarptı. İhtiyarlamaya yüz tutanlarda bir genç hali. Yüzlerinde zenginliğin rengi: hani şu porselenlerin uçukluğu. Cassines'i. şakaklarına doğru kıvrılan saçlarına sürdükleri pomatlar bile herkesin kullandığından daha iyi gibiydi. satenlerin hareleri. Elbiseleri herkesinkinden daha iyi dikilmiş. enseden burulmuş saçlara. çıplak kollarda şıngırdıyordu. öteki kulağı ile de. Önden kâkül kâkül kesilmiş. Emma'nın hazır olmasını bekliyordu. hekim kısmına yaraşmaz. Emma'nın dudaklarında bir tebessüm beliriyordu. aşüftelerle düşüp kalkmak gibi kuvveti işleten ve gurura bir eğlence olan yarı kolay işlerin verdiği o bir nevi sertlik de beliriyordu. kumaşı her-kesinkinden daha yumuşak gibi gözüküyordu. dans edenler kâh el ele tutuşup. göğüslerde parlıyor. Saint-Pierre kilisesi sütunlarının iriliğini. salkım salkım veya dal dal. oynak bir sap üstünde titriyordu. içeride kumar masasının üzerine atılan altınların şıkırtısı duyuluyor. Kadının kara gözleri daha karalaşmış gibiydi. İlgisiz bakışlarında. Emma. sonra yine grup grup ayakta konuşan' beyler. başaklar veya peygamber çiçekleri takılmıştı. Emma kapının yanına bir uzun kanepeye ilişti. bir aşağı. Otur oturduğun yerde. eteklikler kabarıp birbirine değiyor. Fakat az sonra heyecanı geçti. yapraklarının ucundaki yapma su damlaları ile. tatlı bir koku çıkaran mendillerine siliyorlardı. hepsi aynı ailedenmiş gibi. tırnakların şekli bile belli olan ellerde. başlarına sarık gibi kırmızı örtüler sarmış. nar çiçekleri. Ceneviz güllerini. taç biçimi. Coliseum'un mehtabını methediyorlardı. Ayaklar yine tempoya uyuyor. somurta somurta bakıyorlardı. dudaklarını. madalyonlu bilezikler buluzlar-da titriyor. Sonra: — Zaten. dedi. ortalık biraz boşaldı. Oturan kadınlar sırasında renk renk yelpazeler sallanıyor. Dantel süsler. kendilerini kalabalıktan ayıran bir halleri vardı. Açık safran rengi elbisesine. üzerine iri markalar işlenmiş. anlamadığı kelimelerle dolu bir konuşmayı dinliyordu. sevda çiçekleri. üstümü buruşturacaksın. Kontrdans bitince. herkes birbirini itiyordu.65 — Sen deli mi oldun? Herkesi kendine güldürürsün. Castellamare'yi. yaseminler. pistonlu kornenin sesi tiz perdeden yükseliyordu.. çiçek demetleri yüzlerin gülümsemesini yarı örtüyor. Dans edenler arasına dağılmış veya kapı önlerinde durup konuşan. Kulaklarına doğru hafif hafif kabaran saçları. en ihtiyarı kırkında birkaç kişi (on beş kadar) vardı ki bunların yaş. — Bırak. günü gününe tatmin edilmiş ihtirasların sükûnu görülüyordu. Bir hafta önce Miss Arabelle ile Romuljus'u mağlup etmiş ve İngiltere'de bir hendek . Boyunları. Emma'dan üç adım ötede. Uslu uslu yerlerinde oturan anneler. Bazen öbür çalgılar susup da tek başına çalan kemancının bir inceliği oldu mu. Kadriller başlamıştı Davetliler geliyor. Charles gelip onu omzundan öptü. iki şamdan arasında görüyordu. Vesuve'ü. güzel eşyanın cilası ile bir kat daha göze çarpan ve çok lezzetli yemeklerden bile ölçülü yemek sayesinde sağlığın korunduğunu gösteren o beyaz renk vardı. yeşil yapraklarla süslü üç gül buketi takmıştı. alçak -yakalar içinde rahat rahat hareket ediyordu. ellerinde büyük tepsiler gezdiren formalı uşaklarla doldu. Bir keman ezgisi ve boru sesleri duyuldu. boynunu hafif sallıyordu. yumuşak tavırları arasında. pırlantah broşlar. Tivoli'yi.

semiren koşu atlarından. Emma ayılır gibi duvara dayandı ve eli ile gözlerini kapadı. Durdu. Emma vals etmeyi bilmezdi. çenesi eğik. Gece yemeğinde şişe şişe İspanya ve Rhin şarapları açıldı.-onun şapkası içine genç hanımın. birazdan bırakıp gitmeye mecbur olacağı bu tantanalı hayatın vehmini bir parça daha uzatmak istedi. Kadın orada. şimdi geçirdiği saatin göz alan parıltıları arasmda siliniyor ve Emma âdeta onu yaşamış olduğundan şüphe ediyordu. Bir müddet daha sohbet edildi. elma ağaçları altında mintanıyle dolaşan babasını. kendi kendini de görür gibi oldu. O zaman Bertaux'yu hatırladı. fenerlerin ışığının karanlıkta kayıp gittiği görülüyordu. muska gibi bükülmüş beyaz bir şey attığını gördü. Hep onlara bakıyorlardı. arkası bir kanepteye dayalı. az kalsın düşüverecekti. başka her şeyi kaplayan bir karanlık vardı. Emma. Bey. daha doğrusu sabahlar hayrolsun denilip şatonun misafirleri odalarına çekildiler. altın suyuna batmış gümüş bir fincan tutuyor. Oyun masasının başında beş saat dikilip hiçbir şey anlamadan whist seyretmişti. bütün vücudunu bir uyuşukluk sardı. «sanki bacakları vücuduna girecek gibi» olduğunu söylüyordu. Yanında bir hanım elinden yelpazesini düşürdü. Vi-comte onu daha seri bir hareketle sürükleyerek beraberce dehlizin ta öbür ucuna götürdü. görürsünüz. lambalar kararmaya başlamıştı. —gayet açık yeleği göğsüne yapışık gibi duran bu adama teklifsizce Vicomte deniliyordu— bir ikinci defa gelip Madame Bovary'yi kaldırmak istedi ve: — Ben sizi idare ederim. gözka-paklannı serinleten nemli havayı derin derin içine çekti. yarı uyumuştu. Hanım: — Yelpazem şu kanepenin arkasına düştü. subyeler içildi. bir başkası da atının adını anlaşılmaz bir hale sokan dizgi yanlışlarından yakınıyorlardı. Vi-cömte'un gözleri Emma'ya eğiliyor. eşya. balonun dışında ise ancak gölge. Balonun müziği hâlâ kulaklarında uğulduyordu. heyecanından nefes alamaz bir halde. Fakat vals edenlerden biri. Emma omzuna bir atkı aldı. Bilardo salonuna üşüşüldü. Sonra yine dönerek. Kadın Vicomte'u seçti ve keman yeniden başladı. Bir uşak iskemleye çıkıp iki cam MADAME BOVARY 67 kırdı. Kapıların yanından geçerken Emma'nm etekliği kalkıp erkeğin pantolonuna dolanıyor. uyumamak. Gece kapkaranlıktı. ikisi de bir geçiyor. ayağından çizmelerini »çıkarınca ferahlayıp bir. ' . Sol elinde. diz çökmüşlerdi. Şimdi balodaydı. Emma. Charles. mil üzerine konulmuş bir daire gibi dönüyordu. duvarların tahta kaplamaları. balık suyuna çorbalar. yer. Balonun havası ağırlaşmış. Bey eğildi. Muslin perdenin bir kenarım kaldırıp bakılınca. sonra yine dönüyorlardı. gece şatoda yatacak on iki» kadar misafirden başka kimse kalmamıştı. Gözlerini tekrar açtığı zaman baktı. başını bir an erkeğin göğsüne dayadı. pudding â la Trafalgar. vals etmesini biliyordu! Öbür dans edenlerin hepsini yordular. Yağmur serpeliyordu. ikisinin bacakları birbirine karışıyordu. pekâlâ olur. kolunu uzattı. te-rafında dondurulmuş et suyu titreyen tabaklarda türlü türlü sövüşler yenildi. kaşığı dişleri arasında. Kanepelerde. valse davet için. çalgıcılar parmaklarının ucunu dillerine değdire değdire serinletiyorlardı.atlayarak iki bin altın kazanmış bir deikanlının etrafını almışlardı. Ağır ağır başlayıp sonra hızlandılar. O kadın Emma gibi değil. Kadının vücudu dimdik. oyun için kalan birkaç kişi daha vardı. eli belinde. etrafla68 MADAME BOVARY nnda her şey. Sabahın üçünde kotiyon başladı. ağzı önde. Fakat eski hayatının o zamana kadar berrak kalan hatırası. dedi. Vicomte onu yerine getirdi. Bir bey geçiyordu. Emma gözlerini kaldırıp ona bakıyordu. pencereyi açıp dayandı. Biri. sonra geceler. sıralarda oturanlar azaldı. maraskinolu dondurma yiyordu. bunların gürültüsünü duyunca Madame Bovary başını çevirdi ve pencereye dayanmış bakan köylü suratları gördü. salonun ortasında iskemlede oturan bir hanımın önüne üç erkek. gözleri yarı" kapalı. Çiftliği. Dönüyorlardı. fakat bu sefer yavaş yavaş. lütfen alır mısınız? dedi. yelpazeyi alıp saygıyla hanıma uzattı. her şey. erkek hep aynı vaziyette. süthanede parmağını daldırıp süt çanaklarının kaymağını aldığı eski hali. «oh!» dedi. çamurlu havuzu. lambalar. sonra arabalar birbiri arkasından gitmeye başladılar. Mademoiselle d'Andervilliers ile Marquise de dahil olduğu halde herkes valse kalkmıştı. kadın bir baş işareti ile teşekkür edip elindeki çiçek demetini koklamaya1 başladı. göğsü gergin. Charles tırabzana asılarak çıkıyor.

o gece gördüklerinden her birinin hangi odada yattığını keşfetmeye çalıştı.. Sofrada ancak on dakika kalındı. arabanın arkasına • bağlanmış olan kutu da boyuna küt küt vuruyordu. koşumları son bir defa gözden geçirirken yerde. O şehirde İlk tanıdığı. birkaç atlı gülüşerek geçtiler. genç kadın eğlensin diye. dedi. tavana asılmış saksılar altında diken diken tüylü tuhaf bitkiler. Emma: — Sen tütün içer misin? diye sordu. tekerleklerin dönmesini seyrediyordu. titriyordu. üstü örtülü portakal bahçesinden konağın kahve ocağına (uşakların oturduğu yer) geçilirdi. Sepet biçimi yemliklerin üzerine çini levhalar asılmış.hayvanların birbirine pek uymayan yürüyüşüne göre kimi batan. büzüldü. tırıs veya dörtnala giden. Soyunup yatağa girdi. Vaktiyle karısı ölüp de yanlız. arabayı sürüyor. özengiler. Charles o kızcağızı biraz severdi. Charles. Onların nasıl yaşadıklarını bilmek. Emma tabakayı alıp hemen dolabın ta dibine atı-verdi. bir salon parkesi gibi parlıyordu. burada. Sabah kahvaltısında hayli adam vardj. ilk müşterisi o kız olmuştu. Bo-varyler de Marquis ile Marquise'e saygıların^ sunduktan sonra Tostes yolunu tuttular. Emma hafifseyen bir tavırla: — Rahatsız olacaksın. küçük beygir de kendine pek geniş gelen oklar arasında tırıs tırıs gidiyordu.. kollan iki yana doğru açık. bu.Ortalık ağardı. Charles sigarasını bıraktı. Emma şatonun pencerelerine uzun uzun baktı. kırbaçlar. tabakayı cebine koyup hayvanı kamçıladı. kenarlarından birbirine sarılmış uzun yeşil lifler sarkan. likör çıkarılmamasına hekim hayli şaştı. Marquis. dedi. . Bir çeyrek fersah ötede. Charles. bir yere benzemez! Nastasie'nin ağlaması duyuluyordu. — İçinde iki puro sigarası da var. fıskiyeli havuzdaki kuğulara atmak üzere. ağızlarında puro sigaraları. Nastasie terbiyesizce karşılık verdi. Arabayı merdiven başına getirdiler. kanepenin bir ucuna ilişmiş. evi başka şey. Charles keyifle ellerini uğuşturarak: — İnsanın. Charles sigarasını içmeye başladı. hayatlarına girmek. kopan çeki kayışını iple bağlayı-vermek için durmak lazım geldi. bir fırsat düşerse. Madame öfkelendi. Gevşek dizginler sağrıya çarpıp ter köpüklerine bulanıyor. o hayata karışmak istiyordu. ortası bir konak arabası gibi armalı bir tabakaydı. yerinde bir asabileşi-yordu. evin içinde kollan böğründe kaldığı zaman ona Nastasie can yoldaşlığı etmişti. francala artıklarını topladı ve hep bir arada limonluğa gittiler. Emma. Hayvanlardan her biri. ahırları gezdirmeye götürdü. akşam yemeğinden sonra içerim. Emma onlardan birini Vicomte'e benzetti. Thibourville tepelerine henüz varmışlardı ki. MADAME BOVARY 69 Fakat soğuk ta içine işlemiş. dedi. dakikada bir tükürerek) her nefeste bir kere geri çekilerek içiyordu. sessiz sessiz oturmuş. Nihayet: — Sen onu gerçekten mi kovdun? diye sordu. — Elbette! Kim karışırmış ki? Sonra odaları hazırlanırken oturup mutfakta ısındılar. gemler. Charles. Dudaklarını uzatarak. kimi çıkan başların hareketinden başka bir şey göremedi. önlerinden. atların adları kara harflerle yazılmıştı. — Ara sıra. siz haddinizi bilmiyorsunuz. Sonra Mademoiselle d'Andervillers. ağızlarına kadar dolu yılan yuvaları gibi. arkasına dönüp baktı. Koşumluğun döşeme tahtası. Eve geldikleri zaman akşam yemeği daha hazır değildi. Ta uçta. paketler yerleştirildi. yanından damak şaklatarak geçilince. sizi kovuyorum! Yemekte soğanlı çorba ile kuzu kulaklı dana eti vardı. 70 MADAME BOVARY hayvanın bacakları arasında bir şey görüp aldı. Charles. kat kat ehramlar meydana getiriyordu. gem sulukları duvar boyunca dizilmişti. dedi. Emma: — Çıkın dışarı. Ortada müteharrik iki sütun üzerine araba koşumları yığılmış. kenarı yeşil ipekli. koşup tulumbadan bir bardak soğuk su içti. uyuyan Charles'a sokuldu. seyislerin birinden arabasını koşmasını rica etti.

birbirine dolanmış bu ibrişimler hep aynı sessiz ve ateşli aşkın sürüp gitmesi değil miydi? Sonra bir sabah Vicomte gelmiş. Vicomte'un olacak. tiyatroların direkli avluları önünde yayılan arabaların basamaklarını görürdü. yük arabalarına binmiş. Charles bir işe gitti mi Emma da kat kat çamaşır altına sakladığı yeşil ipek tabakayı dolaptan çıkarırdı.. sahneye yeni çıkan bir kadın artistle.. kayan parkenin mumu ile sararmıştı. Gece vakti balıkçılar. Charles konuşarak yemek yerken. İskarpinlerin pençeleri. Marjolaine şarkısını söyleyerek evin önünden geç'erken Emma uyanır. Zenginliğe sürtünmüş olmak onda da silinmez bir iz bırakmıştı. Vaub-yessard'a gitmek de Emma'nın hayatında öyle bir delik açmıştı. Belki de sevdiği kadının bir hediyesidir. Hayalinden onların ardı sıra gider. salonları. Ama yine de katlandı. her batırılan iğne bu kumaşa ya bir ümit. Eugene Sue'nün romanlarından salonların nasıl döşendiğini öğrendi. bir türlü bitmek bilmedi. mine çiçeği ve tütün kokusu sinmiş astarı kokladığı bile olurdu. kulaklarında bir katedral çanı gibi uğul-dayan. heveslerini hiç olmazsa hayalen tatmine çalıştı. kadının birçok başka hülyalarına ışık verdi. bazı noktalar böyle silinip gitti. demirli tekerleklerin gürültüsünü. balodaydım!» Sonra yavaş yavaş hafızasına çehreler birbirine karıştı. Emma bahçesinde dolaştı. Okyanus'tan da büyük. Emma Tostes'ta Vicomte ise şimdi Paris'te. Bois de Boulogne'a ne gün gidileceğini bilirdi. yıldızlar altında kırlardan geçerdi. on beş gün oldu. George Sand'ın eserlerini okuyup şahsi arzularını.. Balo ona ne kadar uzak bir zamanda gibi gözüküyordu! Evvelki günün sabahı ile bugünün akşamını kim birbirinden bu kadar ayırmıştı? Hani fırtına bazen dağlarda. Balzac'ın. ya bir hatırayı iliştirmişti. aynı yollardan gidip gidip geliyor. her köşede. Kadınlara mahsus Corbeille gazetesi ile Sylphe des Salons'a abone oldu. Böylece o balonun hatırası. konsoluna kaldırdı. Emma için bir meşgale oldu. şehirden çıkıp da toprak yollarda boğuklaşıncaya kadar dinlerdi: 72 MADAME BOVARY — Yarın oraya varacaklar!. bakar. çıkıp inerek bayırlar aşar. Emma bir romanın sayfalarını çevirirdi. yani orada? Paris kim bilir nasıl bir yerdir? Adı bile insana ne sonsuz hayaller veriyor! Emma. Bir Paris planı aldı. O. götürmüştü. odaları iyice göz önüne getiremez oldu. Açar.. Her okuduğunda Vicomte'u hatırlatan bir şey bulur. onun çehresinden ayrılıp daha uzaklara yayıldı.. iyi terzilerin adresini. düşünceli düşünceli çalışan kadıncağız buna kim bilir kaç saat göz nuru dökmüş. fakat hasret gönlünde yer etti. ondan da geniş bir şey olmuş. Ama o hayhuy içinde kaynaşan . yeni açılan mağazalarla alakadar olurdu. büklüm büklüm yumuşak saçlarını değdirmiştir. Kitabını sofrada bile elinden bırakmaz. geniş süveli şömineler üzerinde. «bugün sekiz gün oldu. sabahleyin uyanınca: «Ah!» derdi. Piyeslerin ilk temsili. Son modayı. koşular. Herkesten gizli. romanlardaki şahısları bir yönden ona benzetirdi. altın ve gümüş yaldızlı bir havaya bürünmüş. çiçek saksıları ile Pompadour saatler arasında dururken. bir kelime atlamadan okur. çiçek tarhlarının. karanlıklarda sokak fenerlerinin burkulduğunu.. Nihayet yorulan gözlerini yumar. balolar hakkında yazılanları. bir gece içinde büyük yarıklar açıverir.. Paris. acaba kimin tabakasıydı?. sokakların çizgileri arasında. derdi. Kaneviçenin deliklerinden bir aşk esintisi geçmiş. minimini bir pelesenk gergefte işlenmiştir. Caddelerden çıkar. pek iyi bildiği bu eski şeylere hayretle bakıyordu. dansların havasını unuttu. pomata çanaklarının üzerindeki yazıya varıncaya kadar her yerde gördüğü o ışıldayan adı kendi kendine yavaşça tekrar etmekten bir haz duyardı. Fakat merkezini Vicomte'un oluşturduğu daire gitgide genişledi ve taşıdığı hale. Emma'nın gönlü de onlar gibiydi. bunun üzerinde parmağını gezdirerek başkentte uzun uzun dolaştığı olurdu. Opera'ya. çardağın. Emma'nın gözleri önünde pırıl pırıl yanıyordu. Belirsiz bir uzaklıktan daima ne olduğunu bilinmedik bir yere gelir. acaba neler konuşulmuştu?. evleri gösteren dört köşe beyaz lekeler önünde dururdu. hatta saten iskarpinleriMADAME BOVARY 71 ni. üç hafta oldu. Her çarşamba. kadının hülyası bundan öte geçemezdi. tabakayı almış. müsamereler. uşakların elbiselerini. sanki dindarca bir saygıyla. alçı papaz heykelinin önünde duruyor.Ertesi gün. IX Çok vakit. güzel elbisesini.

Coşup çeşit çeşit garip hülyalara kapılırlardı. belirli bir yeri hatta varlığı yoktu. homurdanmadan itaat ederdi. bir kere işi bitti mi. yerle gök arasında. içi dolu çiçekliklerden. içeri girmeden kapıyı vurmayı. pamuklu hotoz giymeyi menetti. gayet yüksek ihtirasları vardı. mintanı delik deşik. su getirirken bardağın altına tabak koymayı. Emma. bütün bu bayağı hayat Emma'nın nazarında. kalçınları içinde ayaklan çıplaktı. aynaya bakar. kordonlu formalar giymiş uşaklardan ayırmaya imkân yoktu. bir hayli kirli çamaşır ellerdi . 74 MADAME BOVARY Tostes'ten iki gözü iki çeşme ayrılmış olan Nastasie'nin yerine Emma. hacamatla akan ılık kanın yüzüne sıçramasına ses çıkarmaz. Zaten eşya kendine ne kadar yakın olursa. kırmalı gömleği görünürdü. Bunlar birer kral gibi cömertti. Felicite. özel bir ısı gerekli değil miydi?. bu-lüzün şal yakası arasından. Herif. hanım büfenin anahtarını ekseriya üzerinde bıraktığından. düşüncesi onlardan o kadar uzaklaşırdı ki. yemliğe koyardı. gözün alabildiğine uzayan bir mutluluklar ve sevgiler diyarı vardı. döşeme tahtası cilalı salonlarda. ütü ütülemeyi. halısına ayak gömülen salonlardan. itiyatlardaki zarafetle his inceliklerini birbirine karıştırıyordu. büyük büyük sırlar. kağıt. kar demez. Çiftlikler sofrasında omletle karnını doyurur. fırtınalar içinde geçen ulvi bir şeydi. Hint bitkileri gibi aşk için de hazırlanmış bir toprak. şamdanlar altında. eline bir kitap alır. ötekilerin hepsini gizliyor ve bütün insanlığı yalnız onlar temsil ediyordu. on dört yaşında. etajerin tozunu siler. İçindeki arzuya kapılıp ziynet ve ihtişamın verdiği maddi zevkle gönül neşelerini. onu kendine bir oda hizmetçisi yapmak istedi. sonra satırlar arasında bir hülyaya dalıp dizine bırakıverirdi. kadife örtüleri sırma saçaklı oval masalar etrafında yaşıyordu. üç altın düğmeli. Dünyanın bu hayata karışmayan bölümüne gelince o. bunun altından. kendi giyinirken hizmet etmeyi öğretti. bir zengin kızı bulup evlenirlerdi. etrafa yayılan kurdele bir püskül vardı. tebessümler altında gizlenen heyecanlar. yukarı katta. Sefirler âleminde herkes. perdeleri ipek. Charles. Her sabah gelip kısrağı tımar eden posta seyisi. bırakılıveren ellere akan göz yaşlarını. Seyahate çıkmak veya tekrar rahibeler okuluna dönmek isterdi.-Asıl etrafını çeviren şeyler. birbirinden ayrı tablolara bölünmüştü. Emma'nın nazarında kaybolmuştu. hem de Paris'te yaşasam diye dua ederdi. her akşam bir miktar şeker çıkarır. yüksek kerevetler üzerine kurulmuş karyola^ lardan. Beline iri püsküllü bir kuşak sarardı. Mektup yazılacak kimsesi olmadığı halde bir sünger kağıdı. eyeri çözüp yuları takardı. Gece yarısından sonra yemek yenen lokantaların özel odalarında. şefkatin verdiği rehavetleri. Ay ¦ ışığında iç çekmeleri. yağmur demez. duvarları ayna kaplı. kolalamayı. hizmetçi kız da bir demet saman getirir. kısa pantolonlu uşak diye işte bu adamla yetinmeye zorunluydu!. Öğleden sonra bazen gidip karşıdaki posta seyisleri ile konuşurdu. göğüs hırıltılarını dinler. tasalar vardı.kalabalık hayat yine de kısım kısım ayrılmış. bir söz söylerken üçüncü şahısla hitap etmeyi (1). elinden geldiği kadar. leğenlere bakar. kestirme yollardan hayvanını sürerdi. çünkü Charles akşam dönünce hayvanı ahıra kendi götürür. elmas pırıltılarından. Bunların hayatı ötekilerden üstün. Sonra Duchesse'ler çevresi geliyordu: Orada benizler uçuktu. yaz mevsimini gidip Ba-den'de geçirir. kırkına doğru uslanır. bütün gün bir daha eve uğramazdı. kovulmamak için. nar rengi küçük terliklerinin. Hanım da. saat dörtten evvel uyanılmazdı. Hem ölsem. tam ayak bileği yerinde. iç sıkan köy. onun dışında ise. vücudu kavrayan ateşleri. bunu. kolunu nemli yataklara sokar. uzun uzun kucaklaşıp öpüşmeleri. hallerine bakılırsa sade hava ve heveslerine tâbi sanılmakla beraber hepsinin de takdir edilmemiş bir kabiliyeti. zarf almıştı. budala budala orta halli insanlar. tatlı yüzlü bir öksüz kız tutmuştu. hepsi de birer biçare melek olan kadınMADAME BOVARY 73 larm eteklikleri altından İngiliz dantelleri gözükürdü. Yeni hizmetçi. içine kendisinin de nasılsa düştüğü ayrı bir âlemdi. Ona. Arkasına tamamıyle açık bir robdöşambr giyer. Bunlardan yalnız ikisi üçü Emma' nın gözleri önünde canlanıyor. yazarlarla aktrislerden oluşan alacalı bir kalabalık keyfeder dururdu. dairesinde otururdu. bir kalem. meziyetleri bulunan erkekler her eğlencede atlarını çatlatır. içlerinde özgür bir yaşam sürülen büyük şatoların balkonundan. Orada etekleri yerlerde sürünen elbiseler... yatağında duasını ettikten sonra kendi kendine yerdi. koridordan iri iri çarıkları ile geçerdi.

bir romanın. bir müddet sonra da yüksüğü altın suyuna batmış bir dikiş takımı istedi. dilber. Bazen de.. ocağının tadını artırıyordu. Zaten ona gitgide sinirleniyordu.. hizmetçiler. Emma. Ama ta gönlünün içinden beklediği bir şey vardı. Fakat Emma utancından yerler geçiyor. Doğrusu cerrahlıktan da çekinmezdi. yemek yendikten sonra boş şişelerin tıpalarını kesiyor. Charles bu zerafetleri anlamadığı nisbette onların cazibesine kapılıyordu. gayet basit bir ye(1) Frenklerde uşaklar. bu kokunun nereden geldiğini bilmez. yahut Madame ne buyuruyor? Şunu ister mi? diye söz söyler. Charles ancak teskin edici ilaçlar verirdi. diliyle dişlerini temizliyor. kitapçı dükkânlarma yayılıp gazetelerde tekrar edilmesini. Darda kalmış gemiciler gibi. şamdanlara kendi icadı kağıt çanaklıklar takıver-mesi. uzaklarda. son lokmasına kadar keyifle göçürürdü. Bovary adını. beş dakika geçmeden uyûyuverirdi. Emma ona bakıp omuzlarını silkerdi. onaylamaya hazır bir muhataptı. Rouen'de hanımların Saat kösteklerini. asma saatin rakkasına bile dert yanası gelirdi!. örneğin. çorba içerken her yudumda gurk gurk diye sesler çıkarıyordu. daima dinlemeye. Charles müteessir oldu. Charles yaşlandıkça tavrı. La Ruche Medicale'e abone oldu. Hastalarını öldürmekten pek korktuğu için. çünkü Charles ne de olsa bir insan. bunlar da onun üzerine kum gibi serpilmiş altın tozuydu. Akşam yemeğinden sonra onu biraz okur. beygirden kan alır gibi. ufkun sisleri arasından çıkıverecek beyaz bir yelkenli araştırırdı. sükûn bulmak için serin havayı derin derin içine çekti. «Ayaklarınızı suya koyun» der veya sülük tavsiye ederdi. hatta: «Acaba gömleğe derisinden mi geçiyor!» diye düşünürdü. Emma'da Charles'ın ağzını kulaklarına. elbisesinin bir volanını değiştirmesi. meyhaneye ayak basmaz ve zaten ahlakı ile herkese güven verirdi. ona okuduğu şeylerden bahseder. gözlerini hayatının yalnızlığı üzerinde ümitsizce gezdirir. kravatını düzeltir. akşam bu vakayı anlatınca Emma o hekime hayli içerleyip ağır sözler söyledi. elmacıkların şişkinliği ile şakaklara doğru çekilir gibi bir hal almıştı. Sanki ömrü küçük bir patika. ocağa attığı kütüklere. kendinin de taşıdığı o adın meşhur olmasını. diş çekmek hususunda bir «Bir cehennem zebanisi» bileği vardı. fakat odanın sıcaklığı ile hazım rehaveti bir araya gelir. saygı sırasında. dudaklarını ısırarak içinden: . sinirine dokunduğu için yapardı. bütün Fransa'da tanınmasını isterdi. hazır bir sofra. Şöminenin üzerine koymak için iki tane mavi cam saksı. Emma bazen onun fanilalarının kırmızı kenarını yeleğinin içine sokar. zaten küçük olan gözleri. vardıran bin bir incelik vardı. çenesi iki eline dayalı. MADAME BOVARY 75 ineğe pöhpöhlü bir ad takıvermesi kâfi gelirdi. ona âdeta hakaret etmişti. orada Öylece kalırdı. Onlar hayatın zevkini. «Siz» demez. Kibirli olmadığından köylüler onun için çıldırırlardı. Ama Charles'ın öyle yukarılarda gözü yoktu ki! Geçenlerde beraber konsültasyona gittiği Yvetot'Iu bir hekim. Artık se-mizlenmeye başladığından. «Fennin ilerlemelerinden haberdar olmak için». hareketleri de âdileşiyordu. hizmetçi kız o yemeği iyi pişirememişse bile Charles. yüzü terütazeydi. onlardan kendi de aldı. İçindekileri tazı köpeğine de anlattığı olurdu! Öyle zaman olurdu ki. bazen de kusturucu bir ilaç yazar. Charles'ı döveceği geliyordu. Nihayet. yoksa üç güvertelf bir gemi . bol bol hacamat ederdi. Emma. Çocukları okşar. bunları Charles kendi için sanırdı ama hiç de öyle değildi. taze bir koku yayan karısını bulurdu. cicili bicili şeyler takmalarını gördü.. sırf kendini düşündüğü için. altmışa gelip romatizmalar çağma girince biçimi bozuk siyah setrelerine bir sıra nişan sıralayan adamlardan olsaydı!. — Ne zavallı adam!. hastalarını. giymeye kalktığı soluk eldivenleri bir kenara atardı. sofaya çıkıp 76 MADAME BOVARY pencereyi açtı. Ne zavallı adam!» diyordu. yeni piyeslerden birinin bir parçasını veya yüksek sosyeteye dair gazetede gördüğü bir hikayeyi anlatırdı.fakat her akşam kendini karşılayan alazlı bir ateş. Charles. yumuşak koltuklar ve zarif giyinmiş. kendini etrafa iyice tanıtmıştı. Bu hangi rastlantının belirtisi olacak? Onu kendine kadar hangi rüzgâr getirecek? Onunla hangi kıyılara gidecek? Bu bir şalupa mı. Sıhhati yerinde. Gözleri yaşarıp karısını alnından öptü. hastanın yanında soy sop toplanmış olduğu bir zamanda. En çok nezle ve göğüs hastalıkları tedavisinde basan gösterirdi. Monsieur. Bari kocası şu az söyler. saçları bir yele gibi lambanın ayağına yayılmış. geceleri kitaplar içinde çalışır.

yerinden sıçrar.. hiçbir şey olacağı yoktu. bazen uzakta bir köpek ulur-du. her patırdıyı dinler. Acaba bin çeşit tasa ile mi. belediye dairesi ile kilise arasmda tasalı tasalı gezinerek müşteri beklerdi. . Fakat her sabah uyanınca onu o gün için umar. kömürleri yayar ve ocağın sıcaklığı ile vücudu gevşeyip üzerine iç sıkıntısının daha bir ağırlığı çöktüğünü hissederdi. Akşamın dördü olur olmaz lambayı yakmak lazım gelirdi. rüzgâr olduğu zaman da. şehir dışındaki yoldan toz kopa«p getirir. herkes evlerine dönerlerdi. yaklaşıldığı zaman üzerinde birçok ayaklı tespihböceklerinin süründüğü görülen duvarın sivri tepesine bir hasta yılan gibi sığınmış asma. alçısı da dondan pul pul dökülmüş. sonra. Kuş sesi duyulmazdı.. aynı saatte. Sabah akşam posta atları. saçları sapsarı yarım kadın heykeli vardı. güneş batınca hüznü biraz daha artar: «Ah! Bir yarın olsa!» derdi. bir taraftan da çanm o monoton sesi. kilisede akşam çanı çalınırken içine ne kadar hüzün çökerdi! Çanın birer birer vuran çatlak seslerini dikkatli bir şaşkınlıkla dinlerdi. Rouen gibi bir büyük şehirde. «bouchon» oynarlardı. ama buna kibri. dipte kapısı sımsıkı kapalı. Allah öyle emretmişti!.mi olacaktı?. Gelecek. Müziği bıraktı. Dikiş dikmekten sinirleniyor: — Her şeyi okudum. üçer üçer sokaktan geçirilip gölden su içmeye götürülürdü. sonra köylere dağılıp kaybolurdu. onların önlerinde sıçrayan başı açık çocuklar.. ziynet namına. Boyanmış çarıklı kadınlar. daracık bir dehlizdi. utancı mani olurdu. Yaz tekrar geldi. Pazar günü. rıhtımda veya tiyatro yanında. Orasını bilmezdi. örneğin. Çalgı çalıp da ne olacak?. Emma sonra yukarı çıkar. Ara sıra bir meyhane kapısının açılırken çalan çıngırağı. Temmuzun daha başlangıcından başlayarak ekime kaç hafta kaldığını parmakları ile saymaya başladı. Bir maceradan bazen bitmez tükenmez sonuçlar doğar. hepsi birbirinden farksız. Damda bir kedi. üstü saman örtülü çardak. Çitin yanında. diyordu. beyazımtırak bir renk alır. nefes darlıkları çekti. donuk camlardan süzülür gibi. okulun hocası. Aşağıya inip hizmetçi kızla konuşmayı gönlü isterdi. Fakat bütün eylül ayı geçti. berberin dükkânı üzerine tabela diye asılmış. bazen bütün gün hiç değişmezdi. Kim dinleyecek? Arkasında kısa kollu bir kadife elbise ile bir konser salonunda bir Erard piyanosu başına oturup fildişi tuşlar üzerinde parmaklarını hafifçe koşturamayacak. Her gün. her şey uykuda gibiydi. onların arasından geçen ışık. Amerikan çamlarının âltinda dua kitabını okuyan üç köşe şapkalı papazın sağ ayağı kırılmıştı. lahanalar üzerinde. kapısını kapatır. uzun parlak iplikleri birinden öbürüne 78 MADAME BOVARY uzanan bir sırma işleme gibi parlardı. Havanın'güzel olduğu günler Emma bahçeye inerdi. yeni mintanlarını giymiş köylüler. İlk sıcaklar başlayıp da armut ağaçlan çiçek açınca. heykelin suratını cüzzamlıya döndürmüştü. Beş altı kişi de —Her hafta aynı adamlar— ortalık iyice kararıncaya kadar.. O yıl kış soğuk oldu. O dükkânda süs. başında siyah kadife takkesi ile çıkıp evinin kepenklerini açar. ağır ağır yürüyerek güneşin solgun ışıkları ile sırtını ısıtıp kabartır. Her sabah pencereler buz tutmuş bulunurdu. hiçbir zaman etrafında hayranlık fısıltılarının kalbine ferahlık veren bir rüzgâr gibi estiğini duymayacak olduktan sonra çalışıp öğrenmek neye yarar? Resim defterlerini. geleceğinin mahvolduğundan yakınır. yoksa lombarlarına kadar mutlulukla mı doludur?. hanın büyük kapısı önünde. nakışlarını dolaba kaldırdı. pencerelerden birine yapıştırılmış bir eski fistan modeli ile bir de. Berber de eğilimini istediği gibi geliştiremediğinden. Demek ki günler. Marquis d'Ander-villiers Vaubyessard'da belki yine bir balo verir diye düşünüyordu. Oturup saç maşalarını kızdırır veya yağmurun yağmasını seyrederdi. Nihayet halk kiliseden çıkardı. ne bir mektup geldi. küçük bakır leğenlerin çifte çubukları üzerinde gıcırdadığı duyulurdu. onun gelmemesine şaşardı. ne de bir davetçi. MADAME BOVARY 77 O ümidi de kırıldıktan sonra kalbi yine boşalıverdi ve artık sıra ile yine aynı günler başladı. günün birinde bir hadise çıkması ihtimali vardı. dekor değişiverir. rüzgâr. belirli aralıklarla sürüp gider. dükkân açmak hülyaları kurup bütün gün. Kırağı.. Neye yarar? Neye yarar?. Halbuki Emma için bir şey. karanlık. korucu da bulüzüne bağlı kılıcı ile geçerdi. ne kadar yavan olursa olsun. birbirini izleyip duracak ve bir şey getirmeyecekti! Başkalarının hayatında ise.

Charles'ın yemek yemesi uzun sürerdi. o kadar ki. ruhunun ta derinliklerinden. birtakım başka. pek zarif olan Emma. başkalarının halinden öyle kolay kolay anlamamasına rağmen. başında takkesi.. beyaz dişlerini göstererek tatlı tatlı gülümseyen bir erkek başı belirirdi. BaMADAME BOVARY 79 zen sınır taşına doğru koyu sarı bir tükrük fırlatır. bir hülyadan bir hülyaya. Charles hastalarına gittiği için onunla asıl Emma konuştu. çalgıya uyup sıçrar. pencerelere bakarak manivelayı çevirir dururdu. . evin efendisine. Zaten artık kulağına nasihat masihat gireceğe hiç benzemiyordu. kısa pantolonlu beyler. bazen garip garip fikirler yürütmeye. konsollar arasında döner. Emma bundan yakasını kurtaramayacak mı?. duvarları sızan. örneğin tiyatrolarda çalınan besteler. günü gününe uymaz bir kadın oluyordu. sonra nefesine darlık gelir. ağır ağır yola düzülürdü. böyle pek mutlu. iyileşmesinin hatırasını kutlamak için damadına kendi eli ile kocaman. kesesin-deki bütün ufaklığı fukaraya attığı da olurdu. kadıncağız bir daha o sözü açayım demedi. pencereleri açıp incecik elbiseler giyerdi. pırıl pırıl avizeler altında dans edilen havalardı ve dünyanın Emma'ya kadar gelen yankılarıydı. kutunun arabeskli bir bakır kafesle örtülü pembe canfes bir perde altından uğuldayarak dağılırdı. inek. koltuklar. kasketine atılan beş on kuruşu aldıktan sonra çalgısını bir eski mavi yün battaniyeye sarıp omuzuna atar. o gidince arkasından Emma kapıyı. şimdi gün oluyor. yüzyıllarda moda olan bir dans. sohbetleri çok daha bayağıydı. Bu sefalet böyle sürüp gidecek mi?. 80 MADAME BOVARY Emma geçimsiz. başka yerlerde. bir halının çiçekleri üzerinde rakseden bir Hint çengisi gibi. bir şey oldu mu. güzel bir hindi getirdi ve Tostes'ta üç gün kaldı. bunları duydukça kocasının gözleri faltaşı gibi açılırdı. hatta bir gün. hizmetçilerin dinine diyanetine göz kulak olmanın. boylan parmak kadar oyuncular. askısı omu-zunu yoran çalgıyı dizinden biraz kaldırırdı. Kendi için ayrı yemekler pişirtip elini bile sürmüyor. büyük perhiz günlerinin bir kısmını Tostes'ta geçirmeye gelen ihtiyar Madame Bovary bu değişikliğe hayli şaştı. Ama asıl yemek saatlerinde. bir gün sade süt. Mutlu yaşayan kadınlardan aşağı kalan nesi vardı ki! Vaubyessard'da gördüğü nice Duchessele-rin vücutları kendisininkinden çok daha hantal. kanepeler. Adamcağız. Kafasının içinde bitmez tükenmez zarabandalar (1) uyanır ve aklı. Tostes'tan çok hoşlandığını söylüyor. kendini şaşırtan bir memnuniyetle kapadı. bu hissini gizlemeye çalışmazdı. nöbet tutarmış gibi dolaştığını görürdü. hanımına borç olduğunu söylemeye kalkışan Madame Bovary'ye öyle öfke ile ve öyle soğuk bir gülümseme ile cevap verdi ki. hafifsediği bir kimse. Çok vakit inat edip evden dışarı çıkmaz. siyah favorili. <1) XVII.. ocağın ızgaralarına tükürdü. uzun ceket giymiş Tyrol delikanlıları. yavan» tatsız kokular yükselirdi. soluna. ve XVIII. sanki hayatın bütün acılığı önündeki tabağa dolar ve haşlama etin dumanı burnuna geldikçe. Adamcağız sağına. kâh hazin ve ağır kâh neşeli ve akıcı olan havalar. Eskiden pek titiz. köşelerinden birine yaldızlı kağıtla birleştirilmiş ayna parçaları onları birkaç misli çoğaltırdı. ahlaksızlık sayılan şeyleri övmeye kalkardı. daha birtakım böylesine sözlerle kaynanasının ağzını kapıyordu. lamba yerine mum yakıyordu. Odada tütün içti. döşeme taşları nemli küçük odada oturmaya dayanamıyordu. Bazen öğleden sonra. Bunlar. Emma bir iki fındık geveler veya bıçağı ile muşambaya çizgiler çizerek eğlenirdi. zemin katındaki sobası tüten. Şubatın sonlarına doğru Rouault baba. salonlarda söylenen şarkılar. kümes ve belediye meclisi sözü etti. Hemen bir vals başlar ve çalgının üzerine kurulmuş ufacık bir salonda. davranışları. Emma da gözleriyle arkasından onu seyrederdi. hiç üstüne bakmıyor. bir hüzünden bir hüzne geçerdi. kapısı gıcırdayan. Artık evin işine bakmaz olmuştu. dönerken. Hizmetçi kıza. pek memnun olduğunu. bir hayli azarlayıp hakaret ettikten sonra hediyeler verir veya gidip komşularla çene çalmasına müsaade ederdi. oturma odasının penceresi önünde. ertesi gün de on on iki fincan çay içiyordu. Zaten beğenmediği. siyah setreli maymunlar. herkesin övdüğünü kötüleyip. dana. köylü ana babadan doğup onların nasırlı ellerinin katılığını ruhlarından bir türlü gideremeyen insanların çoğu gibi sert yürekli olmasına. ziraat. kül rengi pamuk çoraplar giyiyor. arkasında lasting ceketi ile. yüzü güneşten kararmış.Madame Bo-vary gözlerini her kaldırışında onun. Zengin olmadıkları için masraftan kaçmak lazım geldiğini. pembe hotozlu hanımlar.

Buket bir saman parçasından daha çabuk tutuştu. gürültülü yaşantıları. vadiyi görünüşleri bambaşka iki bölgeye ayırır. en yakın meslekdaşın yerini. MB 6 İKİNCİ KISIM I Bir zamanlar bir Kapüsen rahipleri manastırı bulunduğu için (Şimdi onun harabeleri bile kalmamıştır) adına Yonville -l'Abbaye denilen büyücek köy. O küçük ırmak. ne idüğü belirsiz bir bölgedir. Abbaville yolu ile Beauvais yolu arasında. Çayır. Emma. Emma kaldırıp ateşe attı. oraya varınca.» Tostes'tan kalkıp gitmek Charles için doğrusu ağır bir şeydi. sonra boruya girip kayboldu. Rieule ırmağının suladığı vadinin ta bitimindedir. Charles «Va-leriane» içirip onu kâfurulu banyolara soktu. Ama öyle lazım geliyorsa ne denir? Karısını Rouen'a götürüp eski hocasına gösterdi. maskeli geceleri. parmağına bir şey battı. yavaş yavaş yükselen ova gitgide genişler ve artık gözün alabildiğine sarışın başaklı tarlalar görürsünüz. üç değirmen işletir. âdeta bir konuşma hastalığına tutuluyordu. kaçan hekimin yılda ne kazandığını. Boissiere'de büyük caddeden ayrılır. Bazı günler çenesi açılır. sol taraf çayır. kadife yakası sırma şeritli büyük bir mantoyu andırır. Andelle nehrine dökülmeden önce. Charles onun hastalığını memleketin havasına. Başını duvarlara dayayıp ağlar. Küçük mukavva yemiş taneleri patlıyor. oranın Leh mültecilerinden olan hekimin bir hafta önce kaçıverdiğini haber aldı. Burası Normandie ile Picardie ve İle-de-France'ın birleştiği. şerit eriyordu. Bunun üzerine. Bir sinir hastalığıy-mış. kıpırdamaz olurdu. Oraya buraya baş vurduktan sonra. Düğün buketinin teliymiş. pirinç teller kıvrılıyor. sobanın tepesi boyunca birer kara kelebek gibi uçuştu. Leux tepesine kadar dümdüz giden yolu tutarsınız. ekin de hayli paMADAME BOVARY 83 . insanlarının dilinde de bir hususiyet bulunmayan. Charles. ağzını açmaz. Argueil ormanının meşeleri ile Saint-Jean tepelerinin. civarda akan bir yığın çelikli maden sularından ileri gelir. daha birkaç noktayı öğrenmek için. yukardan aşağı irili ufaklı çizgiler taşıyan dik dik yarlarını görürsünüz. Yonville-PAbbaye'ye varmak için. Rengi soluyor. Emma onun yanışını seyretti. Sonra küllerin üzerinde yavaş yavaş yanıp eriyen kıpkırmızı. «Tam işlerinin yoluna girdiği bir zamanda. Fakat ne tecrübe edilse onun sinirlerini bir kat daha bozuyordu. Rouen'dan sekiz fersah uzaklıkta. ta ufukta.. sırma zıhlı saten kurdeleler kenarlarından iplik iplik akmaya başlamıştı. Mart ayında Tostes'tan hareket ettikleri zaman. Neuf-Châtel'e bağlı Yonville-l'Abbaye adında oldukça büyük bir kasaba bulunduğunu. oranın eczacısına bir mektup yazdı. o çevre böylece. Böyle zamanlarda kollarına bir şişe dolusu kolonya dökülürse canlanırdı. Nüfusunun ne kadar olduğunu. doğu tarafında ise. küstahça eğlenceleri: «Bunlar elbette insana benim hiç bilmediğim çılgınca zevkler tattırır!» diye kıskanırdı. yere serilmiş. yakındaki yolculuğu düşünerek çekmeyi düzelttiği bir gün. Oraya vardınız mı. Irmak. çalıya benzer bir şey gözüktü. pazar günü çocukların olta ile tutup eğlendikleri birkaç alabalık bulunan ağzında. Emma sirke içip zayıfladı. birdenbire bir uyuşukluk başlar. yağmurların bıraktığı izlerdir. aldığı cevabı beğendi ve Emma'nın sıhhatinde bir iyilik gözükmezse bahara doğru göçmeye karar verdi. çayırların rengi ile evleklerin rengi arasında beyaz bir çizgi gibidir. bu coşkunluk nöbetlerinden sonra ise. yürek çarpıntıları çekiyordu. büzülüp katılaşmış kağıt yapraklar. karşınızda. sağ taraf sürülmüş toprak. manzarasında bir özellik olmadığı gibi. Madame Bovary gebeydi. kül rengi dağın üzerinde beliren ki-• remidi lekeler de. ne yapıp yapıp kuru bir öksürük peyda etti ve iştahı büsbütün kesildi. Limon çiçekleri tozdan sararmış. basık tepeciklerin meydana getirdiği tümseğin eteğinde uzayıp arkaya dönünce Bray diyarı otlakları ile birleşir.Bunları düşündükçe Tanrının adaletsizliğine karşı bir nefret duyardı. Neuf châtel peynirlerinin en kötüleri orada yapılır. vadi ayaklarınızın altındadır. suyuna yordu ve gidip başka bir yere yerleşmeyi ciddi olarak düşündü. Çimenin kenarından akan su. Dört yıl oturduktan sonra. bu çizgiler. MADAME BOVARY 81 Durmaksızın Tostes'tan şikâyet ettiği için. hava değiştirmek lazımmış.

kimine yemiş sırığı dayanmış. eczacının evinin yanındaki köşededir. evler sıklaşır. Kilise. çifte cereyanlı gaz lambası yanıp da. göbekli camlarının ortası şişe dibi gibi düğümlü basık pencerelerinin üçte ikisini örter. çitler kaybolur. kollarını masasına dayamış eczacıyı. görürsünüz. Homais'nin eczanesidir! Hele akşam vakti. mış bir inek çobanını andırır. taktirhane gibi binalarla dolu bahçeler ortasındadır. Ahşap kubbe tepesinden çürümeye yüz tutmuş. erganunların bulunması lazım gelen yerde. tam meydana çıkılan yerdedir. otlar orada kendiliğinden. bir tarafından itilince dönen birer tahta perde konulmuştur. iki tarafına akçakavak fidanları dikilmiş şose. yaldızlı . Grek tapmaklarını andırır bir binadır. fakat o yıllarda. ovadan ayrılıp kendiliğinden ırmağa doğru büyüyüp gitmiştir. Ama. bir parmaklık arasından. kiremit örtülü bir damdan ibaret olan sebze hali. 1835 yılma kadar. Yonville-l'Abbaye. vs. «Kutsal Aile» tablosunun bir kopyasıdır ki> bunun da altında «İçişleri Bakanının Hediyesidir» cümlesi yazılıdır. duvar boyunca dizilmiş ve kimisine. Daha ötede. nalbandın ocağı önünden geçilir. kara ekmek kırıntılarını yiyen civcivlerin içeri girmesine mani olmak için. muntazam. Seltz. Arabistan unları. yere serdiler mi. Yonville'e gitmek için araba yolu yoktu. Yonville'in büyük meydanının hemen hemen yarısını kaplamıştır. kimine merdiven. sonra. Zemin katında. burası noterin evidir ve kasabada bundan güzeli yoktur. su başında öğle uykusuna yat-. Onun etrafını çeviren ve ancak göğüse kadar gelen bir duvar içine alınmış küçük mezarlık o kadar 84 MADAME BOVARY doludur ki. tarımı düzeltmeye çalışacaklarına hâlâ. taş merdivenin iki tarafında. yeşil kavanozlar o iki renk ışıklarını uzağa. köprüyü geçtikten sonra başlayan. olduğu gibi kaldı. lapalar. kapıda. Her yanı çitlerle çevrilmiş olan bu evler. mavi boyası da yer yer koyulaşıp sararmıştır. fiyatların düşmesine bakmaz. Sonra. kimi düz. Bareges suları. kapısında sokağı işgal eden iki üç yeni yük arabası bulunan arabacı ustasının dükkânı gelir. kan temizleyici murab-balar.bırakılmıştır. İonia üslubunda üç sütun. günah çıkarma yerinin karşısında. birinci katta tam kemerli divanhane ' vardır. Altın Aslan Oteli'nin yanında. bir ayağında da adalet terazisini tutan bir Gaule horozu oturtulmuştur. Ahalisi. bir pencere altında. X'uncu Charles'ın saltanatının son yıllarında yeniden yapılmıştır. başına pullu bir tül örtülmüş.halıya mal olur. eşiğe kadar gelip. sıhhi çikolata. arabalık. parıl parıl yanan armalı levhalar asılıdır. Abbaville yolunu Amiens yoluna birleştiren ve Rouen'den Flandres'a giden arabacıların bazen faydalandıkları bir kasaba yolu yapıldı. Koroya ait yerin çam tahtasından iskemleleri boyasız. alçak. şaraphane. Paris'ti bir mimarın planına göre yapılmış belediye dairesi. erkeklere mahsus bir mahfil vardır. «Vichy. yere düz düz konuvermiş beyaz taşlar birbirine bitişik gibidir. Düz renk camlardan giren ışık. çarıklarla basıldıkça gıcırdayan bir döner merdivenle çı-1 kılan. üzeri: «Burası falanın yeridir» yazılı paspaslar mıhlanmış sıraları yandan aydınlatır. elmacık kemiklerine Sandwich adalarının kadın mabudu gibi allık sürülmüş bir Meryem Ana heykeli vardır. Yirmi kadar direk üzerine çatılmış. Kilise. binanın daraldığı yerde. darcet hapları. Ev yukarıdan aşağıya kadar. kimi matbaa işi taklidi harflerle yazılmış. Kilisede görülen bundan ibarettir. Ta uzaktan görülür. sükûta çağıran bir aşk heykeli ile süslü yuvarlak bir çimenlik arkasından beyaz bir ev görünür. Kapının üzerinde. zemin katlarının kapısına da. M. bunun üzerindeki kubbeye de. doğru kasabanın ilk evlerine götürür. sargılar. bir ayağını Özgürlük Ya-sası'na basmış. çayır yetiştirmekte inat ederler. Tepenin eteğinde. Çaprazvari kara takozlu alçı duvara bazen cılız bir armut ağacı abanır.» gibi türlü ilanlarla kaplıdır. Regnault macunu. dökme demirden birer saksı vardır. dört şamdan arasında. ırmak kenarına uzanmış hali ile. elma şarabına batırılmış. kimi yuvarlak. saten fistan giydirilmiş. bir süpürge sapına asılmış bir demet eğreltiotunun sallandığı görülür. Büyük mihrabın üzerinde. çünkü bu kum ve çakıl dolu gevrek toprağı verimli kılmak için bol bol gübre lazımdır. dört köşe öbekler meydana getirmiştir. kiminin dallarına oltalar ve oraklar asılmış sık yapraklı ağaçlar altında oraya buraya dağılmış. tembel köy. «Bu yeni çıkışlara» rağmen. parmağını ağzına götürmüş. havai fişeğini andıran o ışıklar arasından bir bakın. Dükkânın genişliğine büyük tabelada da. İçerlere doğru gittikçe bahçeler darlaşır. Gözlere kadar geçirilmiş birer kalpağı andıran saman örtülü saçaklar. Fakat göze en çok çarpan şey. yirmi adım ötede. sokağın öbür tarafında. Raspail ilacı. camekânı süsleyen kırmızı.

hizmetçinin boğazlamak için tutmaya çalıştığı tavukların bağrışmaları duyuluyordu. Dükkânın dibinde. iki tarafında birkaç dükkân bulunan sokak (Kasabanın biricik sokağı). dedi.. odun alaz alaz yanıyor. alaca bezinden iki flama. tencereleri başında uğraşırken alnından iri ter damlaları akıyordu. Üzüntü veren bu söz onu düşündürdü ve bir süre işine engel oldu.. Beklediğiniz misafirlere yemekte tatlı diye ne vereceğiz.. Eczacı yazılıdır. Monsieur Homais. çamur rengi ispirtonun içinde çürüyor ve otelin büyük kapısı üzerinde. sürahileri doldur.. Ama küçük tarlası yıldan yıla darlaşıyor. eczacının dölütleri.. mutfağın masası üzerine. birer beyaz kav yumağı gibi. Yani bir bilardo mu alayım? — Görüyorsunuz ki bunun tutar yeri kalmamış.. o otelin sahibi dul Madam Lefrançois o kadar telaş içindeydi ki... istekaların ağır olmasını istiyor.. Asıl işinden başka mezarcılık ve kilise hademeliği eden. Eczacı devam etti: MADAME BOVARY . İnsan zamanına ayak uydurmalı. hem pek çok. demekten sıkılmıyor. tuhafiyecinin kapısına asılı. Anlatacağımız hadiselerden beri Yonville'de hiçbir değişiklik olmamıştır.. Dul kadın haykırır gibi: —v Ne? dedi. rüzgâr estikçe sallanıyor. yenisini alırsınız. Elinde kevgiri. kamış kafesinde ne kadar kay-gusuzsa bu adam da hayatta o kadar tasasıza benziyordu: İşte Yonville-l'Abbaye'nin eczacısı. eskisi gibi. rakı getir. mezarlığa varılır. onlara uzaktan bakarak: — Bir şey değil. Homais adı bir daha yazılmıştır. Şimdiki oyuncular köşe deliklerinin dar. Yeşil meşin terlikli. üç acre toprak daha satın alınmışsa da. kendi halinden memnun olmaktan başka hiç bir ifade yoktu.. Ertesi gün kasabada pazar kurulacaktı. Homais: — Ne çıkar? dedi. çok sürmez. başı ucunda asılı saka kuşu. her zamanki müşterilerinin. doktorla karısının ve hizmetçinin yemekleri hazır edilecekti. kapıya bir küme halinde devam ettikleri için bu kısım boş kalmıştır. onu bile kestiremedim! Aman Allahım!.üzerine mıhlanmış büyük terazilerin arkasında. Bilardo salonundaki göç şirketi adamları yine kıyamet koparıyor! Arabalarını da büyük kapının altına bıraktılar. kendiliğinden yetişiyor!. M. bunun içindir ki. ısınıyordu. memlekette bir salgın olunca bekçi. değil mi? Kırlangıç gelince devirip bir yanını kırar! Sen Polyte'i çağır da arabalığa çekiversin. yolu döndünüz mü kesiliverir. sırtını ocağa vermiş. Bir gün papaz dayanamadı: — Siz ölülerin sırtından geçiniyorsunuz. her şey değişti.MADAME BOVARY 85 harflerle: Homais. Otelci kadın öfkesinden kıpkırmızı kesildi. patates ekmeğe hâlâ devam ediyor ve: — Ne yapayım. boş topraktan istifade edip patates ekmiştir. mezarlar.. biraz çalı çırpı topla. size kaç kere söyledim.. bilardo başından kahkahalar geliyordu. kadife takkeli. Şimdiden etleri kesip tavukları te86 MADAME BOVARY mizlemek. yine de söyleyeyim: Siz bundan zarar göreceksiniz. kömür çatırdıyor. yağmur yiye yiye solmuş altın aslan. sabahtan beri belki on beş parti oynayıp sekiz testi elma şarabı içtiler!. üzerinde ıspanak kıyılan kütüğün sarsıntısından boyuna titriyordu. Madame Lefrançois. Kümesten de. yoksa mezarlar çoğaldı diye keder mi etsin. tezgâhın . sırma püsküllü hafif çiçek bozuğu bir adam. fino tüyünü andıran kıvırcık yelesini yolculara hâlâ gösteriyor. çuhayı yırtacaklar. çorba ve kahve pişirmek lazımdı. içki getirilmesi için bağırıp duruyorlardı. Bir kurşun atımı uzunluğunda. küçük salondaki üç değirmenci. İnan olsun.. Kolera salgınında. cenaze sıklaştı diye sevinsin mi. bir camlı kapının üstünde «Laboratuvar» kelimesi okunur. mezarlığı büyütmek için duvarlardan biri kısmen yıkılmış. Tellier'ye baksanıza. Onu sağda bırakıp Saint-Jean tepeleri eteği takip edilince. çabuk ol!. siyah zemin üzerine yaldızlı harflerle. Yonville'de görülecek başka bir şey yoktur. Bundan başka. bilemiyor. Lestiboudois! dedi. Kilisenin çan kulesi üzerinde tenekeden üç renkli bayrak dönüp duruyor. fakat Lestiboudois. Bovarylerin Yonville'e varacakları akşam. Artık bileğe bakan kalmadı... böylelikle her cenazede iki katlı kazancı olan bekçi. çiğ et parçaları arasına yığılmış tabaklar. Otelci kadın: — Artemise! diye bağırıyordu. Yüzünde. Bu kapının ortasında.

87
— Ne derseniz deyin, onun bilardosu sizinkinden iyi; birinin aklına gelip de, olur a, ya Polonya
veya Lyon'da evi barkı su altında kalanlar yararına vatani bir bilardo müsabakası tertip edilse...
Otelci kadın iri omuzlarını silkerek M. Homais'nin sözünü kesti:
— Biz öyle çulsuzlardan mı yılarız?.. Hadi hadi! Monsieur Homais, Altın Aslan sağ kaldıkça,
müşterisi eksilmez. Bizim sırtımız yere gelmez, ama bir sabah, hem de pek yakında, Cafe
Français'yi kapanmış, kepengine de koca bir yafta asılmış görürseniz hiç şaşmayın!..
Kendi kendine söylenir gibi devam etti:
— Bilardoyu değiştirmeliymiş... Çamaşır katlayıp ütülemek için ne kadar işime yarıyor; hem
av vakti, onun üstünde altı kişi yatırdığım bile oldu... Hivert miskini de nerede kaldı?
Eczacı sordu:
— Beylerin yemeğini çıkarmak için onu mu bekleyeceksiniz?
— O beklenilir mi?.. M. Binet'yi ne yaparız? Görürsünüz, saat altıyı çalar çalmaz, kapıdan girer.
Her işini saat gibi yapmakta eşi emsali yoktur. Daima da küçük salonda yeri hazır olmalı!
Kafasını kesseler başka yerde yemez! Her şeye de bir bahane bulur. Öyle elma şarabını
beğenmez. M. Leon da aksine; onun yedilere yedi buçuklara kadar gelmediği olur; önüne ne
verilse bakmadan yer. Ne iyi delikanlı! Bir kere olsun ağzından sert bir söz duymadım.
— Elbette! Terbiye görmüş bir adamla vergi tahsildarlığı eden bir jandarma emeklisi bir olur
mu?
Saat altıyı vurdu. Binet kapıdan girdi.
Arkasındaki lacivert redingot, zayıf vücudunun etrafına hiçbir buruşuk oluşturmadan dümdüz
düşüyor, tepeden şeritle bağlanmış kulaklıklı meşin kasketin yarı kalkık güneşliği altında,
miğfer giye giye ezilmiş gibi, dazlak alnı gözüküyordu. Siyah çuha yeleği, kıl yakalığı, gri
pantolonu vardı; ayaklarına da kış yaz, parmakları çıkıntılı olduğundan, iki yanı şişkin, pırıl pırıl
boyalı çizmeler giyerdi. Çene kemiğinin altından dolaşıp, ufacık gözlü, kemerli burunlu, donuk
uzun yüzünü bir tarh çevresi gibi kuşatan sarı sakalının bir kılı bile çizgisinden taşmıyordu.
Kağıt oyunlarının hepsinde usta ve iyi bir avcı olan bu adamın
88
MADAME BOVARY
inci gibi de yazısı vardı; evine bir torna almıştı, vakit geçirmek için peçete halkaları yapar, bir
sanatkâr kıskançlığı ve bir «bourgeois» cimriliği gösterip bunları dağıtmaz, evini bunlarla
doldururdu.
Küçük salona doğru yürüdü. Fakat önce oradan üç değirmenciyi çıkarmak lazım geldi; tabağı,
kaşığı, çatalı getirilinceye kadar Binet sobanın yanındaki yerinde ağzını bile açmadan durdu;
sonra âdeti üzere kapıyı kapatıp kasketini çıkardı.
Eczacı, otelci kadınla yalnız kalınca:
— Şu adamın ağzından hiçbir zaman gönül okşayan bir söz çıkmaz! dedi.
Otelci kadın cevap verdi:
— O hep böyledir... Geçen hafta buraya iki yolcu inmişti; kumaş komisyonculuğu
ediyorlarmış. Tatlı dilli, tuhaf iki delikanlı; akşam oturup bir yığın hikaye anlattılar; gülmekten
gözlerimden yaş geldi. İnanmazsınız, M. Binet karagöz balığı gibi, ağzını bile açmadı.
Eczacı:
— Öyle, dedi; herifte hayal yok, dokunaklı bir söz yok, hasılı insanı meclis adamı yapan
özelliklerden hiçbiri yok.
Otelci kadın:
— Ama, dedi, imkânları olduğunu söylüyorlar. M. Homais parladı:
— İmkânları mı?.. Onda ne imkân olur?.. Sonra biraz sakinleşip:
— Belki, dedi, kendi mesleğinde bir değeri vardır. Olur a!.. Biraz durup ilave etti:
— Birçok önemli işleri olan bir tüccarın, yahut bir hukukçunun, bir tabibin, bir eczacının,
zihninin pek meşgul olmasını anlarım; tarih kitaplarında bunun çok örneği vardır. Belki öyle
adamlar kafalarının içinde bir şeyler düşünür. Mesela benim kaç defa başımdan geçti: Bir
etiketin üzerini yazmak için kalemimi masanın üstünde ararım, ararım, bir de bakarım ki
kulağıma iliştirmişim.
Madam Lefrançois o sırada kapıya çıkıp Kırlangıç geliyor mu diye baktı: Ürperiverdi. Karalar
giyinmiş bir adam birdenbire mutfağa girdi. Akşam şafağının son ışıkları içinde, al al yanaklı,
pehlivan yapılı olduğu farkediliyordu.

MADAME BOVARY
89
Otelci kadın, şöminenin üzerine sıra sıra dizilmiş, mumları dikilmiş bakır şamdanlardan birini
alıp:
— Buyurun, rahip efendi, dedi; bir emriniz mi var?.. Ne içersiniz?.. Biraz frenk üzümü şurubu,
bir bardak şarap...
Papaz gayet nezaketle reddetti. Geçen gün Ernemont Manastırında unuttuğu şemsiyesini
aramaya gelmişti; onu akşam evine göndermesini Madam Lefrançois'dan rica ettikten sonra
kiliseye gitmek üzere çıktı; Angelus de (1) çalıyordu.
Ayak sesleri meydandan uzaklaşıp işitilmez olunca eczacı, papazın deminki hareketinin büyük
bir münasebetsizlik oldu-; ğunu söyledi. Onun, sunulan bir kadeh içkiyi reddetmesini, en çirkin,
en pisinden bir iki yüzlülük sayıyordu; M. Homais'ye bakılırsa papazlar kimseye göstermeden
kafayı çekiyor ve yine: «dîme» (2) günlerini getirmeye çalışıyordu.
Otelci kadın papazı savunmaya kalktı:
— Ama o, sizin gibi dört tanesini dizi üzerine kıvırıverir. Geçen yıl bizim samanı boşaltanlara
yardım etti; altı demeti birden kaldırdığı oluyordu, o kadar kuvvetli.
Eczacı:
— Aferin, dedi, siz de kalkıp kızlarınızı böyle güçlü, kuvvetli heriflere gönderin de günahlarını
çıkarsın! Ben, hükümetin yerinde olsam, papazlardan ayda bir kan aldırtırım. Evet, Madam
Lefrançois, her ay, şöyle bol bol bir hacamat, inzibat ve ahlak namına!
— Susun, Monsieur Homais! Siz kâfirin birisiniz. Ne dininiz var, ne imanınız!..
Eczacı cevap verdi:
— Neden olmasın, benim de dinim var, hem benimki, o türlü türlü hokkabazlıklar,
maskaralıklar eden heriflerin hepsi-ninkinden ileri... Bilakis, ben Allah'a taparım. Bizi, vatandaş
ve aile babası vazifelerini görelim diye bu dünyaya getiren, adı ne olursa olsun, bir Yüce Varlık,
bir Yaradan bulunduğuna inanırım. Ama, kiliseye gidip gümüş tabaklar öpmeye, bizden iyi yiyip
içen birtakım soytarıları kesemden beslemeye gereksinme duyamam; çünkü insan Allah'a
saygısını bir ormanda, bir tarla(1) Kilisenin duaya çağıran çanı.
(2) İhtilalden önce kiliseye ve derebeylerine verilen aşar vergisi.
90
MADAME BOVARY
da, hatta eski-zaman adamları gibi, gök kubbeyi seyretmekle de gösterebilir. Benim Allah'ım
Sokrat'm, Franklin'in, Voltaire'in, Beranger'nin Allahıdır., Ben Savua Papazının Amentüsü ile 89
ihtilalinin ölmez prensiplerine taraftarım. Yoksa, bahçesinde elinde bastonu ile dolaşan,
dostlarını balinaların karnına yerleştiren, bir feryat koparıp ölen ve üç gün sonra yeniden dirilen
bir Tanrı kabul edemem. Bunlar, aslında manasız, üstelik fizik kanunlarının hepsine aykırı
şeylerdir; sırası gelmişken söyleyeyim, papazların öteden beri kendileriyle birlikte halkı da
sürükleyip bulanık suda boğmaya zorladıklarına, ne korkunç bir bilgisizlik içinde çürümekte
olduklarına bu da bir delildir.
Sustu; gözleri etrafında bir dinleyici kalabalığı arıyordu; çünkü eczacı, galeyana gelip bir an
kendini, belediye meclisi toplantısında sanmıştı. Ama otelci kadının artık onu dinlediği yoktu.
Onun kulağı, uzaktan gelen bir gürültüdeydi. Toprağı döven gevşek nal şakırtılarıyle karışık bir
araba sesi işitiliyordu; nihayet Kırlangıç kapının önünde durdu.
Bu, tente hizasına kadar çıkıp yolcuların etrafı seyretmesine mani olan ve üstlerini başlarını
kirleten iki koca tekerleğin taşıdığı san bir sandıktı. Dar pencerelerinin küçük camları, araba
kapalıyken, çerçeveleri içinde zıngırdıyordu. Üstlerinde belki kırk yıllık bir toz tabakası vardı ki,
bunun şurasında burasında kalmış çamur lekelerini artık sağanaklar bile temizleyemi-yordu.
Arabaya, en öndeki tek başına, arkadaki ikisi yan yana giden üç hayvan koşulmuştu; inişlerde
arabanın dibi sarsıla sar-sıla yere çarpıyordu.
Yonville ahalisinden birkaçı meydana gelmişti; hep bir ağızdan konuşup haber, izahat istiyor,
sepetlerini soruyorlardı. Hivert hangisine cevap vereceğini bilemiyordu. Köyle şehir arasında
emanetçiliği o yapardı. Dükkânlara gider, kunduracıya kösele, nalbanta demir, hanımına bir fıçı
ringa balığı getirir, terziden ısmarlanmış hotozları, berberden kıtık saç alırdı; dönüşte yol
boyunca, paketleri bahçelerin çitlerinden atarak dağıtır, bunun için ikide bir yerinden doğrulur
ve hayvanları durdurmadan avazı çıktığı kadar bağırırdı.

Başlarına bir iş gelmiş, geç kalmışlardı: Madam Bovary'nin tazısı kaçmış, tarlalar arasında
kaybolmuştu. Tam bir çeyrek saat, belki daha fazla, hayvanı ıslıkla çağırmışlardı. Hatta Hivert,
her dakika onu gördüğünü sanıp, yarım fersah geri dönMADAME BOVARY
¦91
müştü; nihayet yola devam ettiler. Emma ağlamış, kızmış, bu felâketi Charles'dan bilmişti.
Onunla beraber arabada bulunan kumaşçı M. Lheureux, böyle kaybedilmiş köpeklerin uzun
yıllardan sonra efendilerini bulup tanıdıklarını birçok misallerle anlatarak kadını avutmaya
çalıştı.
— Bir tanesi, dedi, İstanbul'dan Paris'e kadar gelmiş. Bir tanesi de dört ırmağı yüzerek geçip
elli fersahlık yoldan dönmüş; babamın da bir tüylü finosu vardı, kayboldu; tam on iki yıl sonra,
babam bir akşam ziyafete giderken köpek onu tanıyıp sokakta sırtına atılmasın mı!..
II
Arabadan önce Emma atladı, arkasından da sıra ile Felicite, M. Lheureux, bir emzikli kadın indi;
karanlık basar basmaz, oturduğu köşede derin bir uykvuya dalan Charles'ı zorla uyandırdılar.
M. Homais karşılamaya çıkıp kim olduğunu bildirdi; Hanımefendiye ve Doktor Beye saygılarını
sundu, onların hizmetinde bulunabilmiş olmaktan zevk duyduğunu söyledikten sonra ahbapça
bir eda takınıp kendini davete cesaret ettiğini, zaten karısının Yonville'de olmadığını anlattı.
Madam Bovary, mutfağa girince sobanın başına gitti. İki parmağının ucu ile elbisesini dizkapağı
hizasından tuttu, topuklarına kadar kaldırdı ve siyah potinli ayağını, kızaran koyun butunun
üzerinden aleve doğru uzattı. Ateş onu baştan ayağa kadar aydınlatıyor, berrak bir ışık halinde
elbisesinin dokusuna, beyaz teninin düz gözeneklerine, hatta arada bir kırpıştırdığı gözlerinin
kapaklarına doluyordu. Yan açık kapıdan rüzgâr estikçe kadının üzerinden büyük bir kırmızı
renk geçiyordu.
Sobanın öteki tarafmda, san saçlı bir delikanlı Emma'ya sessiz sessiz bakıyordu.
Noter Guillaumin'in yanında kâtiplik ettiği bu Yonville'de pek sıkıldığı için M. L6on Dupois (Altın
Aslan Oteli sürekli müşterilerinin ikincisi işte bu gençti), belki akşam konuşulacak bir yolcu
iniverir ümidiyle yemek vaktini uzatırdı. İşini bitirdiği günler, ne yapacağını bilmediğinden, tam
saatinde gelip çorbadan peynire kadar M. Binet ile baş başa oturmaya çaresiz katla92
MADAME BOVARY
nırdı. Otelci kadın, o akşam yemeğe yeni gelenlerle beraber oturmasını teklif edince M. Leon
sevinçle kabul etti. Büyük salona geçtiler; Madame Lefrançois şatafatlı olsun diye, dört kişilik
sofrayı oraya kurdürmuştu.
Homais, nezleden korktuğu için, takkesini çıkarmamasına müsaade istedi. Sonra yanına oturan
Emma'ya dönüp:
— Hanımefendi hiç şüphesiz biraz yorgundur, dedi. Bizim Kırlangıç'ta insan öyle fena sarsılır
ki!
— Öyle ama, dedi, yolculuk her zaman hoşuma gider; yer değiştirmeyi pek severim.
Noter kâtibi içini çekerek:
— Mıhlanmış gibi hep bir yerde kalmak, dedi, ne kadar sıkıcıdır.
Charles atıldı:
— Siz benim gibi hep at sırtında dolaşmaya mecbur olsaydınız...
Leon, Madame Bovary'ye hitap ederek:
— Bana öyle geliyor ki, dedi, dünyada bundan tatlı bir şey olmaz. Ama elimizde olursa... diye
ilave etti.
Eczacı:
— Zaten, diyordu, tababet icrası bizim buralarda öyle pek ağır değildir; zira yollarımız araba
kullanmaya uygun olduğu gibi, çiftçilerimizin hali, vakti yerindedir, ücreti esirgemezler. Sıhhi
durum açısından bağırsak iltihabı, bronşit, safra hastalıkları vesaire gibi alelade
vakalardan başka hasat vakti ara sıra sıtma nöbetleri gözükürse de öyle tehlikeli, kayda değer
özel bir şey yoktur; ancak birçok sıraca vakaları vardır ki, bunların da sebebi, hiç şüphesiz,
köylerimizdeki evlerin sıhhi koşullar açısından pek acı bir halde olmasıdır. Bir de şunu
söyleyeyim ki, Monsieur Bovary, hayli batıl itikatlarla mücadeleye mecbur olacaksınız; ilminizin
gayretleri karşısına her gün, alışıklık, görenek mahsulü birtakım inatlar çıkacak; çünkü hâlâ,
hekime veya eczacıya müracaat lazım geldiği yerde dokuz gün tövbelerine, kutsal emanetlere,

Bununla beraber. 94 MADAME BOVARY açılınca da ayaklarımızdan bin kadem aşağıda boydan boya vadiler gözükürmüş. size de öyle gelmiyor mu? — Dağ manzaraları da öyledir. bizi bir yandan Argueil ormanı kuzey rüzgârlarına. — Daha bilmiyorum.. bir aktör gibi tane tane söylüyordunuz. insanı hülyalara daldırır. fakat cesaret edemedim. Madame Bovary. insanı mest ediyordu. nihayet sıcak memleketlerde olduğu gibi birtakım sıhhate zararlı miyasmoslar hasıl edebilir. Ev sahibinin bu iltifatına kızardı. Madame Bovary cevap verdi: — Seyretmesi bile ruhu yükseltip insana sonsuz ideal fikirleri ilham eden o sınırsız uzaklık üzerinde zekâmız. otuz dereceye yükseliyor.. Seine nehrinde kendiliklerinden serinleşir ve bize bazen birdenbire. birer dev gibi duruşu akla hayale sığmaz diyor. ' . (N. Böyle manzaralar herhalde insanı coşturur. azizim! Geçen gün odanızda Ange Gardien'l (Koruyucu Melek) bir söyleyişiniz vardı. civarda gezilecek yerler var mı? — Pek az. fazla değil! —Gerçekten. Sellerin ortasında inanılmayacak kadar büyük çam ağaçları. geldiği. — Şüphesiz Alman müziğini. böyle olmakla beraber bu harareti. Sizi laboratuvanmdan dinledim. öbür yandan Saint -Jean tepesi batı rüzgârlarına karşı muhafaza eder.). bir de Tuvache ailesi vardı ki. hayalini daha çok coşturmak için gidip muhteşem bir manzara karşısında piyano çalarmış. gelecek yıl hukuk tahsilimi bitirmek üzere Paris'e gideceğim. hekime dönmüştü. göllerin şiiri. azami yirmi dört. kitabımı açar. karlı dağların o heybetli. hislerimiz daha serbestçe açılıyor. ona Yonville'in başlıca sakinlerinden bahsediyor. M. tabağına eğilerek delikanlının sözünü kesti: — Onun sözüne bakmayın.A. o zaman görürüm. Emma sordu: — Hangi müziği tercih edersiniz?. aslında olduğu gibi. yani güney tarafından güneydoğu rüzgârları tadil eder ki. ama pek severim. hayli dert çıkarıyordu. bütün bu tebahhuratı birbirine karıştırıp bir huzme halinde toplayarak ve bir yandan da kendiliğinden havâ-yı nesimîde bulunması muhtemel elektriğe karışarak. ancak birkaç bileşim bıraktım. daha doğrusu gelmesi icap ettiği taraftan. — Bence güneşin batışı kadar hayranlığa değer hiçbir şey yoktur. Son cümlelerin karışıklığı. onların hakkında hikayeler anlatıyor. çağlayanların letafeti.papaza başvuranlar oluyor. buna hiç hayret etmem. başka bir deyişle Fahrenheit'te. Madame Bovary. Küçük dağın tepesinde. Leon gerçekten eczacının evinde. alçakgönüllülüğünden öyle söylüyor. Leon: — Ah! dedi. malumat veriyordu. Bu Reaumur-de". ırmağın neşrettiği su buharı ve çayırlarda birçok hayvan bulunması yüzünden— malumunuzdur ki o hayvanlar bir hayli amonyak. doğrusu buraların iklimi hiç de fena değildir. delikanlı ile konuşmasına devam ederek: — Bari. Ne diyorsunuz. dedi. . Rusya meltemleri gibi estikleri olur (1). yani İngiMADAME BOVARY 93 üz ölçüsünde elli dört eder. — Theatre des Italiens'i bilir misiniz?. bulutlar (1) Homais'nin ukalaca nutuklarını tamamıyle eski dile çevirmek belki daha doğru olurdu. Homais. uçurumlar kenarında asılı kulübeler.. en sıcak mevsimde yirmi beş. mamafih bu ısı. hatta yörede doksanına ermiş birkaç kişimiz var. Termometre (gözlemleri kendim yaptım) kışın dörde kadar iniyor. güneşin batışını seyrederim. Kadın sordu: — Siz müzikle meşgul olur musunuz? — Bir şey çalmam. fakat M.. rüzgârlar. yani azot. hidrojen ve toprağın türabı nebatisini kendine çekerek. ibadete. Noterin servetinin neye bağlı olduğunu kimse bilmiyordu. ormanın kenarında Otlak denilen bir yer var. Homais. Akrabamdan biri geçen sene İsviçre'de seyahate çıkmıştı. Bazen pazar günleri oraya gider. vecde sevkeder! Bir müzisyenden bahsederler. dedi. ben denize bayılırım. isteyerek bırakılmıştır. ikinci katın meydana bakan bir odasında otururdu. ama bilhassa deniz kıyısından seyredilmeli.

Zaten bir ailenin hoşuna gidecek her şey var: Çamaşırlık. ona kaç kez biraz jimnastik yapması söylenildi ama odasına kapanıp kitap okumayı tercih ediyor.. Buchy. kilerli mutfak.. görür gibi olduğunuz ülkelerde dolaşırsınız. lamba yanarken ateşin başına oturup bir kitap açmaktan daha tatlı ne var ki? Emma. eski çarıklarını taşlar üzerinde avare avare sürükleyerek tabakları birer birer getiriyor. Hiç kımıl-damaksızın. Leon: — Ben de öyleyimdir. ılımlı duygulan anlatan romanlardan nefret ediyorum.. biricik eğlencem bu. onların elbiseleri altında kendi kalbiniz çarpıyor sanırsınız. dedi. dedi. o eserler kalbe tesir etmediği için. akşam rüzgâr pencereye vurur. dedi. en iyi yazarların eserlerinden meydana gelmiştir.. Leon devam ediyordu: — İnsan bir şey düşünmez. Noter kâtibi: — Hakikaten. yazın oturup soğuk bira içmek için bir de kameriye yaptırdı. en ince hissinizi anlatıyor sanırsınız. Evin bir hekim için en büyük iyiliği. korku veren öyküleri seviyorum. dedi. bunun için ben daima. Hayatta çok rasgelinen alelade şahısları. yahut serüvenlerin çevresini izler. dedi. masraftan kaçmaz bir adamdı! Bahçenin bir ucunda havuz başına. Charles: MADAME BOVARY 95 — Bizim hanım öyle şeylerden hoşlanmaz. bilardo salonunun kapısını boyuna yarı açık bırakıp mandalın duvara çarpmasına sebep oluyordu. hanımefendi bahçe işleri ile uğraşmasını severse. mutluluk tablolarına bağlayabilmek ne kadar tatlıdır. oturma odası. vb. Emma: — Onu ben de hissettim. iri iri kara gözlerini ona dikerek: — Değil mi?. çünkü hizmetçi Artemise. 96 MADAME BOVARY Emma: — Burası da şüphesiz Tostes gibi. düşüncemizi sûylu yaratılışlı insanlara. Burada hayattan uzak yaşayan benim biricik zevkim. . yemiş kileri. dedi. Neufchâtel. her şey.. Voltaire.. Yonville bucakları ve civarı muhabiri olmakla onur duyduğum gündelik Ruen Feneri de vardır. saf sevgilere. hiçbir şeyi aklı almıyor. tâ derinden hatıra gelen silinmiş bir hayale rastgelir ki bu. sonunda insanı yoruyor. Forges. Rousseau. şahıslara karışır..Eczacı: — Şu kaçan Yanoda zavallısından bahsederken muhterem zevcinize de anlatmıştım. ağaçlıklı bir yola açılan. Şiiri nesirden daha kalbe yakın buluyorum. Leon: —Bilmem size de hiç oldu mu?. bunların arasında.. Yanoda keyfini bilir. Çok doğru!. diyordu. bana öyle geliyor ki. L'Echo des Feuilletons. kimse görmeden girip çıkmaya müsait bir kapısı bulunmasıdır. İki buçuk saattir sofradaydılar. sanatın asıl amacından ayrılmış oluyorlar. Emma: — Çok doğru!. bütün kütüphanem emirlerine amadedir. Bazen insan bir kitapta kendinin de aklından geçmiş bir fikre. ama insan Yonville'de okunacak çok bir şey bulamaz ki!. Walter Scotte. dedi. saatler akıp geçer. Emma: — Ama. dedi. — Bunun içindir ki ben bilhassa şairleri severim. dedi. onun yaptığı delilikler sayesinde Yonville'in en rahat evlerinin birinden istifade edeceksiniz. insanı daha çok ağlatıyor. Hayatın. her şeyi unutuyor. hülyamızı inciten bin bir hali arasında. düşünceniz hayalle sarmaş dolaş olarak ayrıntılar içinde oynar. şimdi ben bilakis bir solukta okunan hikayeleri. bundan başka çeşitli günlük yayınlar da vardır ki. kira ile kitap veren bir kütüphaneye abone oldum. Delille. Bu son sözleri duyan eczacı: — Hanımefendi kabul etmek lütfunda bulunurlarsa.

sık sık çocukları gezmeye götürmek nezaketini gösterdiği için de Madame Homais'nin sevgisini kazanmıştı. dükkândaki işinden başka. olayların ayn yerlerde aynı biçimde olabileceğine inanmıyordu. fitilli bir patiska yakayı. Emma'nm başı ile yaptığı hareketlere göre yüzünün alt kısmı. Leon başını kaldırıp selam verdi. Paris'in tiyatroları. mademki hayatının geçen kısmı fena olmuştu. genellikle. Emma. Binet'yi gördü. bundan sonrakinin daha iyi olacağından kuşkusu yoktu. Kızıl saçları arasına saman çöpleri karışmıştı. kendi elma şarabı aldığı adamı özel olarak çağırttı. Madame Bovary'ye. Duvarlar yeniydi. Yaşlı kimselerin ileri sürdüğü düşünceleri dinler. Birinci kattaki odaya. sandalyelere yığılmış şilteler. Hayal meyal ağaç tepeleri ve daha ötede. ahşap basamaklar gıcırdıyordu. Kahve getirildikten sonra Felicite" yeni evde odayı hazırlamaya gitti. \ Emma. Charles ile eczacı konuşurlarken. Emma'nın oturmuş olduğu Tostes. Birincisi rahibeler okuluna girdiği gün. Evin ortasında karmakarışık konsol çekmeceleri. Sanki bir yaz gecesiymiş gibi toprak gıpgriydi. Homais'nin uzaktan akrabasıydı. eve acıdıkları için almışlardı. Eczacı. bir genç için ne güzel şey. Pazar yerinin direkleri. elinde bir fener. MADAME BOVARY 97 Fakat hekimin evi. roman isimleri. utangaç bir çocuktu ve yan sıkılganlıktan. Monsieur Bovary ile hanımını bekliyordu. yaldızlı değnekler. o zamana kadar bir hanım'la durmaksızın iki saat konuştuğu hiç olmamıştı. Fakat otele girdiği zaman sofra başında yalnız M. Kasaba uykudaydı. Emma. seve seve edebiyat sözü ederdi. III Ertesi sabah uyanınca noter kâtibini. tatlı bir eda ile o yakaya gömülüyor veya hafifçe meydana çıkıyordu. Öteki eline de papazın şemsiyesini aldı ve yola düzüldüler. evin önündeki meydanda gördü. evlerine götürmek üzere. yeni kadriller. hem de öyle bir dille. birtakım meziyetleri de vardı: Suluboya resim yapar. ikincisi Tos-tes'a vardığı zaman. Yonville'de onun edebi. Madam Lefrançois küllerin başında uyuyakalmıştı. üçüncüsü Vaubyessard'da.Leon konuşurken. yan hislerini saklama isteğinden gelen bir çekingenliği vardı. Kendisi henüz gecelik elbisesi ile idi. bununla dördüncü defa olarak bilmediği bir yerde yatıyordu. yere konuvermiş leğenler vardı. şarabı tadıp iyisini seçti ve fıçının bodrum katına yerleştirilip yerleştirilmediğine baktı.. ayağını Madam Bovary'nin oturduğu iskemlenin çubuklarından birine dayamıştı. Homais'nin saygısını. uşaklık da ederdi. ve akşam yemeğinden sörira kağıt oynamayacaksa. onlar böylece yan yana. az sonra da sofradan kalkıldı. nota okumasını bilir. doğrusu iyi bir komşu olduğunu gösterdi. dimdik tutuyordu. Kadının boynunda mavi ipek bir boyunbağ vardı ki bu. eşyayı getiren iki hamal her şeyi gelişigüzel bırakıvermişlerdi. ay ışığı vurdukça ırmak boyunca bir buhar tabakası yükselen çayır gözüküyordu. yere büyük gölgeler seriyordu. M. anlatabilmişti?. otelden ancak elli adım ötede olduğundan. yemeğin sonuna kadar her şeyi gözden geçirip her şeyden bahsettiler. birbirini açan sözlerin dönüp dolaşıp ortaklaşa bir yakınlığın değişmez merkezine götürdüğü çeşitli konularda bir sohbete dalmışlardı. Eskiden o kadar iyi söyleyemeyeceği şeyleri nasıl olmuş da ona. dördüncüsü de bu. perde demirleri. terbiyesi yerinde bir insan olduğu söylenirdi. şişeler. eczacı çırağı Justin de dadılık ederdi. Le"on o gün akşama kadar saatin altıya gelmesini bekledi. bunların her biri de hayatında sanki yeni bir safhanın başlangıcı olmuştu. hiç farkına varmadan. hemen vedalaşıp ayrılmak lazım geldi. hiz-* metçiden başka. kapıdan girer girmez. Bir gün önceki yemek onun için mühim bir hadiseydi. tavla uşağı da. O. bilmedikleri kibarlar âlemi. politika bahsinde taş-MıB 7 98 MADAME BOVARY kınlık etmezdi. sıvalann soğukluğunun omuzlarını nemli bir havlu gibi kapladığını hissetti. yarı sis içine gömülmüş. alışveriş edeceği dükkâncılar hakkında bilgi verdi. Daima üstleri başları berbat. tereyağının . sol bacağından topallıyordu. Bilgisi ile M. perdesiz pencerelerden beyazımtırak bir ışık giriyordu. Justin. Hem. şimdi bulundukları Yonville. o pek arsız ve biraz da anaları gibi hantal çocuklara. Emma selamı çabucak iade edip pencereyi kapadı.

Yerinden kalkar. koltuğunda yorgun argın vaziyetler takındığını gördükçe sevincinden çıldı-rıyordu. onu köyün işçi kadınlarından -birine ısmarlayıp kendisi bir çöpüne karışmadı. Hem bir külçe gibi hareketsiz. ta başlanbıcından bir derece sönükleşti. Hem Tostes'tan Yon-ville'e taşınırken bir sürü eşya hasara uğramış. artıyordu. eczaneyi bir süre bırakıp hekimle yarenlik etmeye giderdi. Eczacının bu kadar yakından ve dostça paralanması sadece başkalarına bir hayrı dokunmak ihtiyacından gelmiyordu. bunların altında kendisinin de bir çıkarı vardı. adını Georges koyacak. bu yüzden birtakım gizli ihbarlar üzerine Rouen'a. hem de kolay eğilip bükülen bir yaratık olan kadının başında. şişeleri. kadına sarılır. korse-siz kalçalarının etrafına yumuşacık gevşek etlerin doluşunu seyrettikçe.ucuza alınması için çare öğretti. tavan arasının duvarlarını süslemeye kalktı. O yüksek adliye memuru M. analık denen şeyin ne olduğunu anlamak için kurtulmayı arzu etti. daha uzaktan da. diplomasız şahısların hekimlik yapmalarını yasak eden birinci maddesine aykırı hareket etmişti. Çok şükür ki karısının gebeliğini düşünmek. öğleden sonra. Homais'yi özel odasında. beynine kan hücum edip ölecek sandı. Homais. Krallık savcısının huzuruna çağırılmıştı. gönül ferahlığı ile oturuyordu. serbesttir.. annelerin şefkatini iştahlandıran o hazırlıklarla gönül eğlendirmedi. Fakat belediye reisinin ona kini vardı. Böylece. kendini rutubetli zindanlara atılmış. her şeyden korkulurdu. zangoçluk ve mezarcılık vazifelerinden başka. sonra. Kadının kurtulması yaklaştıkça Charles'm da sevgisi. belki de sevgisi. 100 MADAME BOVARY Fakat Charles her yemekte çocuktan bahsettiği için Emma da onu devamlı bir surette düşünmeye başladı. başında serpuşu ile. Fakat para meseleleri zihnini işgal ediyordu. gürbüz. Eczacının kulakları çınlamaya başladı. hanımın elbiseleri ve göç için o kadar masraf olmuştu ki. ayakta kabul etmişti. kilitlenen kapı gürültülerine benzer sesler duyuluyordu. Emma önce büyük bir şaşkınlık duydu. ne de olsa. işlemeli takkeler yaptıramadığı için hüzne kapıldı. Bovary'yi kendine çekmekle onu minnettar etmiş ye sonradan işin farkına varırsa söz etmesini önlemiş olacaktı. Bir yere oturup saatlerce hiç konuşmadan öyle duruyor. hatta kaybolmuştu. iki kolunu dayayıp. Kadının ise önüne her zaman engeller çıkar. o kadar ki. Erkek kısmı. M. eczaneyi satılmış. esmer olacak. Tostes'taki tamirat. mesMADAME BOVARY 99 lektaşları da çekemiyorlardı. «annecik» der. şakacı sözler söylerdi. dükkânın iç odasında ufak tefek hastalıklara bakmaya başlamıştı. Koridorda. kanunun . Oğlan istiyordu. Baba olacağını düşündükçe haz duyuyordu. aklı başına gelsin diye bir kahveye girip bir kadeh rom ile Seltz suyu içmek zorunda kaldı. yine eskisi gibi. bu tatlı tasa unu avuttu. arabanın fazla sarsıldığı bir sırada Quincampoix kaldırımına düşüp tuzla buz olan alçı papaz da caba!. hatta boyacıların bıraktığı bir parça boya ile. yarı ağlar bir eda ile. dansettirmek ister ve yarı güler. karşı karşıya oturup ona doyasıya baktıkça. mahkeme saatinden önce oluyordu. Karısının uzaktan tembel tembel gelişini. en uzak saadetlere dişlerini geçirebilir. vücudunun rehaveti. sabahleyin. ev sahiplerinin isteğine göre gündelikle veya götürü olarak Yonville'in başlıca bahçelerine bakan Lestiboudois ile pazarlık etti. Hizmetinde bulunup M. Charles kederliydi. heyecanı geçsin. arkasında kalın kürklü cüppesi. sanki geçmişteki aczlerinin intikamını aldıracak bir ümitti. üç bin ecu'dan fazla tutan drahoma. kavanozları dağıtılmış bir halde görür gibi oldu. ona gazete'yi götürür ve çoğu zaman da. Şimdi hiçbir eksiği yoktu. 19 Ventöse XI tarihli kanunun. elleri ile yüzünü okşar. jandarmaların koca çizmeleri ile dolaştıkları. o anda aklına gelen türlü türlü tatlı. Fakat istediği gibi masraf edip pembe ipek cibinlikti sepet beşik. Hasta gelmiyordu. Aralarında yeni bir ilişki belirip vücutlarını yaklaştıracak ve sanki daha girift bir birlik bağı. İnsan hayatını boydan boya biliyor ve hayat sofrasına. ihtirasları ve memleketleri dolaşır. Vakit geçirmek için evinde ırgatlık etti. iki yılda eriyivermişti. devamlı bir his peyda olacaktı. bunun için. Bu. Yavaş yavaş bu ihtarın hatırası zayıflamış. engellerden atlar. muayene odasına kapanıp uyuyor veya karısının dikişini seyrediyordu. dünyaya getireceği çocuğun bit erkek olması fikri. çocuk takımı ile uğraşmaktan vazgeçti. çoluğunu çocuğunu göz yaşları içinde perişan. Bunun içindir ki her sabah Homais.

üç hokka hatmi murabbaı. Nihayet Emma. ama At-halie. M. Homais araya girdi ve papazı yerine oturttular. kararsız. şimdi o isim moda oldu. vaftiz analığı etmiş olan ihtiyar Madame Bovary de İmparatorluk zamanından kalma bir şarkı okudular. Leon'la konuşuyorduk. meydanda çubuğunu içmeye giderken giydiği gümüş şeritli asker külahı ile köy halkının gözlerini kamaştırdı. eserin ruhuna lanet ediyorsa da bütün ayrıntıları alkışlar. yani altı kutu hünrlap. saat altıda doğurdu. farklar gözetmesini bilir. elâ-leme danışıldı. Fransız tiyatrosunun en ölmez usta işine karşı bir anmaydı. Eczacı: -----. Athalie tragedyasındaki fikirleri kınamakla beraber üsluba hayrandı. Eczacı. İradesi. papaz da gelmişti. bir büyük adamı. sanat vadisindeki hayranlıklarına engel olmaz ve düşünürlüğü. Çocuğu görmek istedi ve onu vücutça iyi bulduğunu söyledi. o da. bir dolaptan bulup çıkardığı altı çubuk nöbet şekeri verdi. Ayin gününün akşamı bir ziyafet çekildi. Emma kızına bir isim bulmak için hayli uğraştı. dedi.'kenr dişini tövbekar ve Hıristiyan yaptı. Galsuinde hoşuna gitmişti. çocuğun adını Madeleine koymayışınıza hayret ediyor. Takvim (1) baştan aşağı gözden geçirildi. Önce Clara. dedi.Geçen gün M. hayal ile taassubu birbirine ka-rıştırmazdı. kafalar kızıştı. Bovary baba Tanrılar Savaşı'ndan bir parça okuyarak karşılık verince papaz gitmeye kalktı. daima sürükleyen bir arzu ve yine daima engel olan bir ahlak düşüncesi vardır.. Amanda. Bir pazar günü. şahıslara öfkelendiği halde onların nutukları ile coşardı. Homais'nin ise. Franklin de hürriyeti temsil ediyordu. Nekahat günleri sırasında. (1) Takvimlerde her gün azizeden birinin yortusu olarak gösterilir. ama. Emma başını çevirip bayıldı. hem de onunla şöyle bir çeyrek saat tartışmak isterdi. hanımlar yalvanyorlardı. hiçbir şey olmamış gibi. Böylece. Charles: — Kız!. Homais İyilerin Tannsı'm tutturdu. fakat papaz alayının o parçalardan kendi melanetleri için faydalandıklarını düşündükçe yüreğini üzüntü kaplardı. hassaslığını boğ-mazdı. Böyle mukaddesatın alaya alınması. Atala gibi sonu İtalyan isimlerine benzeyenleri birer birer düşündü. nihayet Bovary baba. saygılı bir adam olduğundan. dört çocuğuna da bu usûl üzere ad koymuştu. artık bu ada karar verildi ve Rouault Baba gelmeyeceği için. şapkasının bir şeritle tutturulmuş tülü gibi. Hediye olarak müessesesi matahlarının hepsinden birer parça. yarı bıraktığı kahvesini içmeye başladı. (2) Maria-Magdelane. sonra İsa. M. Charles'ın babası Yonville'de bir ay daha kalıp sabahları. Çok geçmedi. seher vakti. Homais'den rica edildi. MADAME BOVARY 101 ünlü bir olayı veya yiğitlik gösterir bir kavramı hatırlatan isimlere sevgisi vardı. hem Racine'e iki eli ile taç giydirmek. Louisa. ama Yseult veya Leocadie'yi daha iyi buluyordu. M. Örneğin. Fakat Charles'ın annesi kızıp böyle günahkâr kadın (2) adının lafını ettirmedi. vaftiz babası olması M. ayrıca da. Çünkü. ruhunu saran bu birbirine aykırı hisler arasında. Likörlere sıra gelince M. Leon bir Venedik havası. çocuğun getirilmesini istedi ve onu. Emma razı olmuyordu. Vaubyessard şatosunda Marquise'in bir tazeyi Berthe diye çağırdığını hatırladı. öyle ki. başından aşağı bir bardak şampanya dökerek vaftiz etti. önce bir günahkâr kadındı. Madame Homais ile Altın Aslan oteli sahibi Madame Lefrançois koşarak göz aydına geldiler. Onun başlıca güzel parçalarını okudukça heyecana kapılır. rahip Bournisien'i öfkelendirdi. İçkiye de pek 102 MADAME BOVARY . Homais'nin felsefi inançları. bir kavanoz dolusu nişasta peltesi. şimdilik birkaç kutlama sözü ile yetindi. her rüzgârın etkisi ile çırpınır. Irma belki sadece romantizme bir tavizdi. Napoleon şan ve şerefi.emrettiği itaatler gibi düşmanları vardır. aralık kapıdan. Charles kızma anasının adını koymak jstedi.

yere ekili birazcık marul. genç kadının fikirleri üzerinde kötü bir etkisi olmasından korkarak bir an önce köye dönmeye karar verdi. kaldırımın çakılları ayaklarını zedeliyordu. yavaş yavaş yürüyorlar. Sütnine: — Buyurun. sizin çocuk içeride uyuyor. gübrede yuvarlanan bir domuz veya boynuzlarını ağaç gövdelerine sürten. M. Çocuk. Evi. Herif dünyayı dolaşmıştı: Berlin'den. zemin katında bulunan biricik odanın dibinde. Bovary hiçbir şeyden çekinmeyecek adamlardandı. karışmam ha!. Rollet'nin evine doğru yürümeye başladı. fakat şimdi bir yorgunluk duyduğunu anlattı. etrafta ne olduğu pek anlaşılmaz birkaç pırtı. sıcak havada uğulda-yarak uçuyordu. Çitlerin delikleri arasından bakılınca. Leon. Leon da adımlarını kadınınkine uyduruyordu. Gelip kadını selamladı ve Lheu-reux'nun dükkânı önünde. Evin. doğramacının karısına. Viyana'dan. hiç şüphesiz bir lavanIf . önlerinde bir sürü sinek. Emma. koltuğunun altında bir tomar kağıtla. Madame Bovary kızını görmek üzere yola çıktığını. mezarlığa gidermiş gibi sola sapmak ve basık evlerle bahçeler arasında.» diyerek kadını belinden yakalıyordu. sokak geçildikten sonra. Kapının arkasındaki köşede. hoş sohbet gözüküyor. diye sordu ve kâtipten aldığı «hayır» cevabı üzerine. babası ile anası. üzerine yuvarlak bir mavi kağıt yapıştırılmış pencerenin önünde bir hamur teknesi duruyordu. sokağa doğru ilerleyen tentenin gölgesi altına girdi. köye bırakmışlardı. Damı kara kiremit örtülü bu basık evin çatı deliğinden aşağı bir soğan hevengi sarkıyordu. yüzü gözü çıban içinde. Dikenli çite dayanmış çalı demetleri. bir gün Emma onu birdenbire özledi ve kırkı çıkıp çıkmadığını hesaplamadan. kocasının. bağlı inekler görülüyordu. Marangoz köyün ta ucunda. kulübelerin önünde. tozlu şöminenin üzerine. hatta bazen. Emma: — Bir işiniz var mıydı?. dağın eteğinde. fundalıklardan yükselen böğürtlenler hep çiçek açmıştı. önüne gölge salan bir koca ceviz ağacından tanıdılar. bulaşık musluğunun taşı altında. Kurtbağrılar. Emma onunla konuşmaktan hiç de sıkılmıyordu. araba yolu ile çayırlar arasında otururdu. İkisi. Sütninenin evine varmak için. MADAME BOVARY 103 Daha o akşam Yonville'de bunu duymayan kalmamıştı. merdivende olsun. Leon'a dayanıyor. Strasbourg'dan.. sanki kıvılcımlar çatırdıyordu. ticaretle-riyle fazla meşgul oldukları için. Emma yürürken kendinde bir halsizlik hissediyordu. cılız. küçük bir oğlanın elinden tutmuştu.düşkün olduğundan sık sık hizmetçi kızı Altın Aslan'a gönderip bir şişe Fransız rakısı aldırtır. Ağır bir rüzgâr esiyordu. orada bir kapıdan çıktı. Tahta perde kapısının açıldığını duyunca sütnine. metreslerinden. pencerelerin tahta kepenkleri kapatılmıştı. mum ve kav parçaları arasına bir Mathieu Laensberg atılıvermişti. Pis bir su akıp otların üzerine yayılıyordu. kendisine yoldaş olmasını rica etti. O zaman ihtiyar Madame Bovary. lavanta çiçeği ve sırıklarında çiçek açmış bezelyenin etrafını çeviriyordu. mavi göğün sert ışığı altında parıl parıl yanan arduaz taşlarından damların tepesinde. yan yana. belediye reisinin karısı Madame Tuvauhe. duvara dayalı perdesiz geniş bir karyola vardı. çakmak taşları. camlarından biri kırıldığı için. boyun atkıları güzel koksun diye gelininin bütün kolonyalarını harcadı. yoksa bir yere girip otursam mı diye bir düşündü. ama devama cesaret edemedi.. Tam o sırada M. kucağında meme emen bir çocukla çıkıp geldi. hizmetçisine. el örtüsü çorap. Belki daha ciddi endişeleri de vardı. Bu odada bulunan lüzumsuz şeylerin sonuncusu da. bulunduğu ziyafetlerden bahsediyor. bahçede olsun: «Charles.. Öğle vaktiydi. sütnineye verilmişti. Leon: — Arzu ederseniz. ısırganlar. Bir eli ile de. Rouen'li bir şapkacının oğlu olan bu çocuğu. yaban gülleri. dedi.. iki tarafında kurtbağrı ile dolu bir küçük yolu tutmak lazımdı. yavşan otları. «Madame Bovary'nin kendini lekelemekte olduğunu» söyledi. oğlunun saadeti yıkılacak diye kaygılandı ve böyle devam ederse. hem nazik. oğlunun hesabına yazdırtırdı. ağzına tavuk tüyü takılmış zeytinyağı şişesinin yanına parlak çivili pabuçlar dizilmişti. kırmızı basmadan bir gömlek asılıydı. subaylık zamanından. . çitin üzerine de Amerikan bezinden bir yatak örtüsü serilmişti. diye söze başladı. eve mi dönsem.

sandalyenin üzerinde uyuyakalıyorum.de yamaç daha genişlediği için. sabahları sütle içerim. yazı takımında özel bir makas bulunduruyordu. Leon.104 MADAME BOVARY tacı ilanından kesilip altı kundura çivisiyle duvara mıhlanmış. Madame Rollet. — Bana daha neler ediyor. ayaklarının hep bir sesle toprağa . sabahlan benim yalnız başıma kahve içtiğimi görünce içlenir diye korkuyorum. yeşil bir saçı andırıyorlardı.. bir kamış beşikte uyuyordu. bunun içindir ki genç kadınla yol arkadaşı yürürken. Leon odada dolaşıyordu.. diyordu. belli bile olmaz!» diyerek yakayı silmeye başladı. istediğiniz ne ise çabuk söyleyin. kamışların ucuna veya nilüfer yaprak-. M. şöhret sembolü bir kadın resmiydi. dedi. habire gece kalkmanın ne kadar zahmetli olduğundan bahsediyordu: — Bazen öyle takatsiz düşüyorum ki.. b:r ay idare eder. — Ne var?.. Kadıncağız bahçe kapısına kadar beraber gitti. Sütnine hemen koştu ve: «Yer etmez. sütnineden kurtulduktan sonra yine M.. Sonra Emma. kocasının işinden kazandığı. — Çabuk olun. Emma. diyor. boru çalan. çayır sanki bomboştu. Emma: — Kısa kesin. incecik ayaklı bir böceğin konup yürümesi görülüyordu. Leon'un koluna girdi. benim rahatsız etmemden kurtulursunuz. Sütnine. Leon'un kestane rengi. Allaha ısmarladık. arkasına Nankin kumaşından elbise giymiş o -güzel hanımı bu sefalet manzarası içinde görmek ona bir tuhaf geliyordu. sabredip kadının teşekkürlerini de dinledikten sonra yürüdü. dedi. kendilerini iten akıntıya göre eğiliyor ve suyun berraklığı üzerinde bırakılıp yayılmış.. her kelimede bir içini çekerek: — Peki. bilmem istediğim pek çok mu oldu?. Emma: — Peki. Bazen. sonra yavaşladı ve etrafa gezdirdiği gözleri. o kadarla kalmaz ki!. fakat birkaç adım ilerlemişti ki bir takun-ye sesi duyup başını çevirdi. ırmak boyundan döndüler. suya kül rengi gövdelerini yansıtıyorlardı. bütün civarda.. dil gibi yumuşacık ayakları var. Madame Bovary kızardı. düz ve güzel taranmış saçları omuzlarına doğru iniyordu. Artık can sıkıyorsunuz! — Ah hanımcığım.. Sıcak mevsîm. erkekler.. Köylü kadın Emma'yı bir kara ağacın altına çekti ve kocasından bahsetmeye başladı. —Bir kez daha selam verdi— gönlünüzden ne zaman koparsa —(gözleri yalvanyordu)— bir testicik Fransız rakısı gönderiveriniz.. onunla çocuğun ayaklarını uğarım. Emma onun tırnaklarına da dikkat etti: Yonville'de kimseninki o kadar uzun değildi. Arka arkaya gelip birbirini çatlatan dalgaların mavi kabarcıklarına güneş doluyor. ırmağa kadar inen birkaç basamak merdivenleri bulunan bahçelerin duvarları. Yaralan göğsünde fena fena sızılar bıraktı. sessiz. dedi. dedi. ötede. lan üzerine. peki. bütün günüm onu temizleyip kurulamakla geçiyor!. Yonville'e. Annesi onu yorgana sarıp kucağına aldı ve iki tarafına sallayarak ninni söylemeye başladı. koşar gibi akıyor ve bir serinlik hissi veriyordu... hatta bunun için. O saat çiftliklerde yemek vaktidir. Madame Bovary. bir görseniz!. Emma'nın çocuğu.. yüzbaşının da yılda verdiği altı frankla. uzun ince otlar. Tırnaklarına bakmak kâtibin başlıca işlerinden biriydi. kadife yakalı bir redingot giymiş olan delikanlının omuzuna dikildi. Sizin için de daha iyi olur. bilirsiniz ya. diye tekrar ediyordu. Bakkal Camus' ye lütfen söyleyiveriniz de lazım oldukça bana biraz sabun versin. Bir süre hızlı hızlı yürüdü. işlemeli. bana yarım kilo çekilmiş kahve bıraksanız. yerde. Elma şarabından zayıflıyorum. Emma: MADAME BOVARY 105 — Vereceğiz dedik ya!. yine sütnine geliyordu. ta temellerine kadar görülüyordu. Madame Rollet. gözleri ile bir terbiyesizlik etmiş olmaktan korkarak başını çevirdi. dallan düşmüş ihtiyar söğütler..yakasına kusmuş olan çocuğu tekrar yatırdı. ne olur. Sütnine yerlere kadar eğilerek: — Söyleyeyim. Ayaklarını eşikte silerek dışarı çıktı. Su.

babasını. nedenini araştırmayı hiç düşünmüyorlardı. iki üç meyhaneci. sanki ruhları arasında derin. bir yandan saygısızlık etmek korkusu.. sıcak ülkelerin kıyıları gibi. Eczacının karısına gelince o. şemsiyenin saçaklarına takılıp bir süre ipeğin üzerinden sarkıyordu. yan yana iki odada yatmalarına ve her gün görüşmelerine rağmen. Ah! Ne kadar sıkılıyorum!. ilk zamanlar kâtibin gözlerini kamaştıran İngilizvari sahte tavırlarına rağmen. bunun için Leon. son derece bağnaz. Fakat bu insan yüzlerinin meydana getirdiği bayağı zemin üzerinde Emma'nın yüzü tek olarak kendini gösteriyordu. başkalarının felaketine ağlayan. bu.. Leon yazıhaneye döndü. Emma: — Gidecek misiniz?. İstiyorum ama. çocuklarını. sofralarına kimseyi çağırmayan. dirsekleri havada. evraka bir göz attı. özlerindeki gevşekliği güzel kokulu bir meltem halinde yayar ve bu sarhoşluk içinde kendinden geçen insan. korseden nefret eden bir kadıncağız. suya düşüvermek korkusuyle gülüyordu. akrabasını candan seven. papaz. ne yapacağını bilemiyordu. çamlar altında uzandı ve parmakları arasından göğe baktı. bir limonluk camekânı gibi sımsıcaktı. Bazen Emma bir dakika durup ayağını basacak bir yer arıyor ve titreyen taşın üzerinde sendeliyor. hali tavrı o kadar bayağı ve o kadar söz bilmez bir insandı ki. hayvan ayakları altında dövüle dövüle çökmüş. Halbuki gözleri daha bir sohbetle doluydu. sonra bir kalem yonttu. bir yandan da hemen hemen imkânsız saydığı daha içli dışlı bir yakınlık isteği arasında kalmış. Guillaumin.. belediye reisi M. suratları asık. onun bir kimseye kadınlık edebileceğini.. bir çukur meydana gelmişti. bunlar da zengin. Kendi kendine: — Ne kadar sıkılıyorum!. birbirine söyledikleri sözlerden ve Emma'nın vücudu etrafında hışırdayan elbisesinin sürtünmesinden başka bir şey duymuyorlardı. söz kesilmesin diye gelişigüzel cümleler bulmaya çalışıyorlardı. Başka da kim vardı ki?. ikisi de bu histen bahsetmeyi. bilmem mümkün olacak mı? Birbirleriyle başka bir konuşacakları yok muydu?. Bahçenin önüne varınca Madame Bovary küçük tahta kapıyı itti. Binet. orada çamurun içinde birbirinden uzak taşlara atlayarak geçmek lazım geldi. ağızlardan çıkan fısıltıyı örtüyordu. İlk zamanlar eczacı ile beraber birkaç defa onun evine gitmişti. 106 MADAME BOVARY Sivri tepelerine şişe parçaları dikilmiş bahçe duvarları. kırmızı favorileri beyaz kravatı üzerine dökülen M. sohbetleri çekilmez insanlardı. Noter orada değildi. diyordu. bütün vilayetin belki en iyi kadınıydı: Koyun gibi halim selim. evinde her şeyi gelişigüzel bırakan. görünmeyen ufku merak etmeyi bile aklından geçirmez. Gelecek mutluluklar. fakat o kadar ağır canlı. çünkü Leon onunla kendisi arasında ne olduğu tayin edilmez uçurumlar hissediyordu. ruh inceliklerinden bir şey anlamazdı. birkaç dükkâncı. IV . gözü telaşlı. ama yine de hepsinden uzak gibiydi. kendilerinden önceki genişliğe. ormanın başlangıcındaki otlağa gitti. Kulaktan atma altın gözlük takan. Yeni duydukları bu tatlılığın şaşkınlığı içinde. Bir yerde toprak.. Charles onunla dost olmaya pek istekli gözükmemişti. topraklarını kendileri ekip biçen. Tuğlaları arasında sarı şebboylar bitmişti. diye sordu. merdiveni koşarak çıkıp kayboldu. anasını. Ama ikisi de kendilerini tatlı bir gevşekliğin kapladığını hissediyordu. konuşması o kadar sıkıcı. onda elbisesinden başka kadınlara özgü bir hal daha bulunabileceğini hiç düşünmemişti. MADAME BOVARY 107 Bu köyde. Leon. Guillaumin' in emrinde yaşadığını düşündükçe haline acıyordu. onun otuz ve kendisinin yirmi yaşında olmalarına. Madame Bovary geçerken açık şemsiyesinin ucu ile dokunup onların kuru çiçeklerinin birkaçını ufalayıveriyor-du. Argueil tepesine.. beli eğilmiş. dar kafalı. Tuvache ile iki oğlu. bazen de duvarlardan sarkan bir hanımeli veya bir filbahar dalı. Homais'den başka dostu olmadan M.çarpmasından. Yakında Rouen tiyatrosuna geleceği söylenen İspanyol dans topluluğundan bahsettiler. sürekli bir fısıltı vardı ki. nihayet şapkasını alıp çıktı.

Emma iskambili atmak için her kımıldanışında fistanının sağ tarafı kalkardı. yazıhaneden Altın Aslan oteline giderdi. Fakat domino gürültüsünden rahatsız olurdu. arkasında hep bir biçim elbise. kabarık bir halde iskemlenin iki yanına düşer. Bazen Leon çizmesinin ona değdiğini hisseder ve birine basmış gibi hemen çekilirdi. M. gazeteyi hemen ezbere bilir. Sonra «Gazetede olanların» sözü açılırdı. başını çevirmeden perdenin arkasından süzülür geçerdi. Saat sekizde Justin gelir. Leon baygın. Yukarıya doğru toplanılmış saçlarından sırtına doğru inen esmerlik gitgide açılır ve yavaş yavaş gölgede kaybolurdu. kadının karlı havalarda ayakkapları üzerine giydiği iri çuha terlikleri eczanenin masası altında bir kenara yerleştirirdi. Kadife takkesi elinde. Fakat bu konu da ku-ruyuverince eczacı. Ayakta durur. onu bir daha dışarı çıkarmak kabil olmazdı. . Mesela pazar akMADAME BOVARY 109 samları Madame Homais. bozulmaya yüz tutan şaraplara bakmak sanatlarını da bilirdi. ellerini iskemlenin arkalığına dayar. can çekişir gibi bir eda takınırdı. Homais akşam yemeği yendiği sırada gelirdi. dinleyerek eğilirdi. hele Felicite de odada ise. 108 MADAME BOVARY Leon. etin özünden. Homais o oyunda çok ustaydı. Illustration'u karıştırmaya başlardı. Leon'un yanma oturur. uzunlamasına bir yerdi. çenesi sol avucunun içinde. Bazen Emma ondan şiir okumasını rica ederdi. günün o saatinde. Emma pencerenin yanındaki koltuğa oturur..İlk soğuklar basar basmaz Emma odasını bırakıp salona yerleşti. Zaten kafasının içi ilaç ve yemek tarifeleri ile kavanoz dolu dükkânından kalabalık olan Homais. ona alaylı alaylı bakardı. yazı sahibinin düşüncelerini de unutmadan. kadının topuzuna taktığı tarağın dişlerine bakardı. başladığı kaneviçe işi dizlerinin üstünde etrafa bakan Emma. karı ile koca arasındaki yerine oturur. yere kadar yayılırdı. Kendisi de moda gazetesini getirmiş bulunurdu. Leon kadının arkasına geçer. sirkeler. en iyi parçayı işaret eder veyahut hizmetçiye dönüp salçalı yemeklerin nasıl pişeceğini ve baharatın ne miktarda sağlığa dokunmayacağı hakkında salıklar verirdi. Fakat şikâyetle anlattığına göre. hekime hastalarının halini sorar. Homais. Kağıt oyunu bitince eczacı ile hekim dominoya oturur. Kapı çalınır çalınmaz hemen Madame Bovary'yi karşılamaya koşar. dal dal bir ahtapot yuvası duruyordu. M. Sonra elbisesi. Hatta bazen yerinden yarı doğrulup hanıma nezaketle en yumuşak. birdenbire süzülen o gölge belirince bazen ürperir ve hemen kalkıp sofranın kurulmasını emrederdi. usareden. günde iki defa. türlü reçeller. delikanlı da. aynaya dayalı. birer birer anlatırdı. sonra M. yemeklerin kokusundan. Önce birkaç parti otuz bir oynanır. daima konuşulanları dinlerdi. kimseyi rahatsız etmemek için sessiz adımlarla girer ve daima: «Herkese akşamlar hayır olsun!» diye selam verirdi. Sonra masa başına. saygıdeğer birkaç kişinin oradan ayaklarını kesmesine sebep olmuştu. Emma ta uzaktan onun geldiğini işitir. Ama noter kâtibi o toplantılan hiç kaçırmazdı. Justin'in daha büyük bir kusuru vardı. en yeni icat olunmuş. Charles'a ilklik verir. eczaneyi kapamak için efendisini çağırır. Homais. az kömür sarf eden maltızları bildiği gibi. gerek Fransa'da. âşıkane parçalarda büsbütün baygın. Zaten eczacının evindeki pazar akşamı toplantılarına çok gelen de olmazdı. şöminenin üzerinde de. bana öyle geliyor ki sizin hizmetçiye abayı yakmış!. Fakat ortalık karardıktan sonra. ona oyun öğretirdi. beraber resimlere bakarlar ve biri sayfayı bitirince ötekinin de bitirmesini beklerdi. tatlı likörleri kaynatmakta ustaydı. gerek hariçte cereyan etmiş ferdi felaket hadiselerini. derdi. atkısını alır. günahına girmeyelim ama. — Bizim oğlanın aklından bir şeyler geçiyor. kıvrımlar teşkil eder. burası alçak tavanlı. köy halkının kaldırımdan geçmesini seyrederdi. sofrada gördüğü yemekler hakkında fikir beyan etmeye başlardı. peynirleri muhafaza etmek. Emma da yerini değiştirip. adam çekiştirmesi ve siyasi kanaatleri. monoton bir sesle okur. koltuklarda uyuyup pek bol basma yüzlerini sırtlanyle sürte sürte indiren çocukları alıp götürsün diye Justin'i bir kere salona çağırdı mı. Charles da ne kadar tedavi ücreti alınması gerektiğini ondan öğrenmeye çalışırdı. Homais Emma ile «ecarte»ye başlardı. dirsekleri masaya dayanmış. O zaman M. jelatinden bir bahsedişi vardı ki göz kamaştırırdı. çırağının hekimin evine gelmekten pek hoşlandığını sezmişti.

Charles'a isim günü. Bovary ile Madame Bovary. Böylece aralarında bir çeşit birlik. Ama köyün pencereleri içinde bir tanesi vardı. ellerinde terazileri ile ip cambazları resmedilmiş tül abajurunu eli ile çevirir dururdu. Leon'un sözleri de bu zannı kuvvetlendiriyordu: Boyuna onun letafetinden. bütün kalbi uçuruma sürükleyen bir kasırgaya benzerdi (1). Rouen'da bir işi olun* ca gidip onu da yapardı. hemen bir mektup yazardı. Hemen Madame Homais'yi. Justin'i. Emma 'nınki kadar boş kaldığı olmazdı: Pazar günleri'sabahtan akşama kadar. buna hiç aldırış etmiyordu. yarı yün bir masa örtüsü buldu. Bilmiyordu ki. Ben onun evine gidip gelenlerden değilim ki!.. zekâsından bahsediyordu. Ateş sönüp kül olur. Emma onu dinler. Charles'ın peşi sıra giderdi. hava açık olduğu zaman her gün öğleden sonra. o kadar ki. başka kimse duymadığı için. bir gün. beraber geliyordu. onların sert tüylerine dokunup parmaklarını kanatmıştı. Ona. «aşkını ilan» için ne yapacağını düşünüp içi içini yerdi. Leon hemen razı olup hanımı selamlar. her sabah pencereden birbirlerinin çiçekle uğraşmasına bakarlardı. Leon'u sevip ¦ sevmediğini hiç düşünmedi. tavan arasının penceresi önünde M. ondan notere de bahsetti. hediye olarak. o gün gelince de süreyi yine uzatırdı. Leon. o zamanlarda bir romancının kitabı «yağlı bitkiler» merakını moda haline soktuğundan.. mavi boyalı güzel bir kafa geldi. koyu zemin üzerine açık yaprak işlemeli yarı kadife. çocukları. Bir akşam Lepn. Böylece kalbi huzur içinde yaşayıp gidecekti ama. Napoleon ile Athalie'yi de. Noter kâtibi de kendine böyle bir «asılı bahçe» edindi. duvarda bir çatlak olduğunu seziverdi. şimşek parıltıları ve gök gürültüleri ile kendini birdenbire gösterir. ahçı kadını çağırdı. Homais'yi. o sırada Charles eve döner. üzerine arabalara binmiş pierrot'lar. . Homais ile Leon hep bir arada. susup uyumuş dinleyicilerini işaret ederdi. Leon'a. bu iki his arasında kararsız.. iradelerimizi birer yaprak gibi söken. hafif yağmurdan da göller hâsıl olur.. Eczacı. Öğleden sonra M. o zaman yavaş yavaş konuşmaya başlarlar ve söyledikleri. odasında. hekimin karısı kâtibe ne diye böyle hediyeler veriyor. Emma'nın kocası da Emma'nın bir parçası demek değil miydi?. Onun sandığına göre aşk. onun. Bunu şubatın karlı bir gününde farketti. uykuya dalarlardı. göklerden düşüp hayatı altüst eden.. böyle cömertlik gösteriyordu? Bu herkesin tuhafına gitti ve nihayet: «Herhalde sevgilisidir de ondan!» dediler. frenoloji bilimine göre yapılıp. M. ta göğse kadar işaretli. Leon da hanıma verilmek üzere alıp Kırlangıç'ta kucağında getirmiş. bir yandan da lambanın. fakat bunu yırtar. Emma'ya gelince o. Yonville'den yarı fersah ötede yeni kurulan bir iplik fabrikasını gezmeye gitmişlerdi. yürümek jimnastik yerine geçer diye yanına almıştı. bir taraftan onun fenasına gitmekten çekinir. bir gün Binet sert sert: — Bana ne?» dedi. M. Sonra gayrete gelip kararını verir. evlerin taraçalarında oluklar tıkalı ise. sürekli bir kitap ve şarf 110 MADAME BOVARY ki notası alışverişi başladı. kendilerine daha tatlı gelirdi. istek ve üzüntü ile kıvranır dururdu. Leon hâlâ okurdu. herkes o örtüyü görmek istedi. Bunu noter kâtibi göndermişti. Binet'nin. Justin de.yine de yenerdi. Emma saksılarını koymak için pencerenin önüne parmaklıklı bir tahta taktırttı. gürültüsü ta Altın Aslan otelinden işitilen tornası başında çalıştığı görülürdü. arabaya binip kendisiyle beraber civardaki bir hastaneye kadar gitmeyi teklif ederdi. Zaten onun hekime sevgi ve saygısının daha başka belirtileri de vardı.üç oyundan sonra ikisi de ocak başına uzanırlar ve arası çok geçmez. çaydanlık boşalır. omuzuna şemsiyeleri yüklenmiş. Bovary kıskançlık nedir pek bilmediği için. bir taraftan bu kadar korkak olduğu için kendi kendinden utanır. başka bir güne bırakır.eve dönünce. fakat Emma ile karşılaşınca kararından vazgeçerdi. Bazen her şeyi göze almayı tasarlayarak yola çıkMADAME BOVARY 111 tığı olurdu.

Herkesin görelim diye koştuğu o yerde, hiç de görülmeye değer bir şey yoktu. Kocaman boş bir
arsa, karmakarışık kum ve çakıl yığınları, şimdiden paslanmış birkaç çark; orta yerde de küçük
küçük bir sürü penceresi olan dört köşe bir bina... İnşaat henüz tamamlanmamıştı, damın
payandaları arasından gökyüzü hâlâ gözüküyordu. Çatının putreline asılmış, başakla
(1) Böyle «benzerdi» gibi teşbih ıstılahları kullanmanın, Flubert'in üslubuna ne kadar aykırı
olduğunu biliyorum. O, hemen daima istiare ile düşünür. Fakat, onun her istiaresini yeni bir
istiare ile çevirmeye, Türkçenin selikasını bozmadan, Türkçe cümleye bir yabancılık kokusu
vermeden, imkân olmadığını sanıyorum. Herhalde benim elimden gelmiyor; bunu ancak
Flaubert gibi bir sanatkâr yapabilecektir. (N.A.).
112
MADAME BOVARY
karışık bir demet saman, üç renk (1) kurdelelerini rüzgârda şaklatıp duruyordu.
Homais'nin ağzı açılmıştı. Topluluğa bu kuruluşun gelecekteki önemini anlatıyor, taban
tahtalarının dayanıklılığını, duvarın kalınlığını hesaplıyor, M. Binet gibi kendisinin de sırf şahsi
işlerinde kullanılmak üzere yanında bir metre taşımadığına üzülüyordu.
Onun koluna girmiş olan Emma biraz omuzuna yaslanmış, uzakta, hafif bir sis içinde, göz
kamaştırıcı solgunluğunu etrafa yayan güneşin yuvarlağına bakıyordu. Birden başını çevirip
Charles'ı gördü. Kasketini kaşlarına kadar geçirmişti; kalın dudaklarının hafifçe titremesi
yüzüne bir de alıklık çöktürüyordu; sırtı bile, o sakin sırtı bile insanı sinirlendiriyordu; Emma
kocasının bütün bayağılığını redingotunun üzerine apaçık serilmiş gibi görüyordu.
O, öfkesinden bir çeşit iğrenç zevk tadarak kocasına bakarken Leon bir adım ilerlerdi. Benzini
sarartan soğuk, sanki yüzüne daha tatlı bir baygınlık vermişti; kravatı ile boynu arasında
gömleğinin bolca yakasından teni gözüküyordu; uzun saçları altından kulağının memesi
meydana çıkmıştı; Emma onun bulutlara dikilmiş mavi gözlerine baktı ve onları dağların göğü
aksettiren göllerinden daha berrak, daha güzel buldu.
Eczacı birdenbire:
— Seni hınzır seni, diye bağırıp oğlunun yanına koştu; çocuk, kunduraları beyaza boyansın
diye bir kireç yığınının içine girmişti. Babasından işittiği azar üzerine Napoleon ağlamaya
başladı; Justin de bir tutam saman almış, kunduraları temizliyordu. Ama bunun için bir bıçak
lazımdı; Charles kendisinin-kini verdi.
Emma içinden:
— Hele bak!., dedi. Köylü gibi cebinde bıçak taşıyor!.. Kırağı yağmaya başlamıştı, Yonville'e
döndüler.
O akşam Madame Bovary komşulara gitmedi; Charles'ı uğurlayıp da kendini yapayalnız
hissedince sabahki mukayese, gözünün önündeki iki şeyi karşılaştırıyor denecek kadar bir
açıklıkla yeniden başladı; hem bu sefer eşyaya, hatıranın verYani, Fransız bayrağının üç rengi.
MADAME BOVARY
113
diği boyut genişliği de katılmıştı. Emma yatağına uzanmış, ateşin parlak ışığına bakıyor ve
Leon'un bir eliyle uslu uslu bir buz parçası emen Athalie'yi tutarak, bir eliyle de ince bastonunu
yere bastırıp eğmesini görür gibi oluyordu. Onu pek cana yakın buluyor, bunu düşünmekten
kendini alamıyordu; Leon'un başka günlerdeki başka hallerini, tavırlarını, söylediği sözleri,
sesinin ahengini, hâsılı her şeyi göz önüne getiriyor, öpecekmiş gibi dudaklarını uzatarak tekrar
ediyordu:
—¦ Çok cana yakın, çok cana yakın!..
Sonra:
— Acaba bir sevdiği yok mu?., diye düşündü. Ama kimi sevecek?.. Beni!
Leon'un kendisine âşık olduğunun bütün delilleri o anda hep birden aklına geldi, yüreği oynadı.
Şöminenin alevi tavana neşeli bir ışık halinde aksetmiş, titriyordu; Emma kollarını gererek
sırtüstü yattı.
O zaman bitip tükenmeyen yakınma başladı: «Felek isteseydi... Niçin kabil olmasın?.. Engel
olan mı var?..»
Charles gece yarısı eve dönünce Emma, uykusundan uyanmış gibi bir hal takındı ve kocasının
soyunurken gürültü etmesi üzerine baş ağrısından yakındı, sonra ilgisiz bir tavırla, o akşam
neler olduğunu sordu.

Charles:
— M. Leon erkenden odasına çıktı, dedi.
Emma gülümsemekten kendini alamadı; gönlünü yeni bir büyü kaplamıştı, böylece uyuyüverdi.
Ertesi gün ortalığın karardığı saatte, tuhafiyeci M. Lheu-reux, Emma'yı ziyarete geldi. Bu
dükkâncı doğrusu işini bilir adamdı.
Gaskonya'da doğup Normandiya'da .yerleşmiş, güneylilere özgü gevezeliğine Pays de
Caux'lularin kurnazlığını da katmıştı. Yağlı, gevşek ve sakalsız suratı açık bir meyankökü suyu
ile boyanmışa benziyor, beyaz saçları da küçük kara gözlerinin parlaklığını bir kat daha
artırıyordu. Vaktiyle ne iş gördüğünü iyice bilen yoktu; bazıları ayak satıcılığı, bazıları da
Routot'da sarraflık ettiğini söylerdi. Muhakkak olan bir şey varsa, o da Lheureux'nun çok karışık
hesapları zihninden yapabildiğiydi; bu hususta Binet'nîn bile gözünü korkutmuştu. Fazlasıyle
nezaMB 8
114
MADAME BOVARY
ket gösterip daima birini selamlar, yahut davet eder gibi yarı eğilmiş bir vaziyet alırdı.
Krepli şapkasını kapıya astıktan sonra, elindeki yeşil mukavva kutuyu masanın üzerine koydu
ve bin bir türlü saygı sözleriyle Madame Bovary'ye, o güne kadar güvenini kazanmamış
olmasından dert yandı. Onunki gibi küçük bir dükkân, zarif bir hanımın dikkatini nasıl
celbedebilir ki?.. «Zarif bir hanım» derken sesine daha bir kuvvet veriyordu. Ama gerek dikiş
malzemesi ve çamaşır, gerek şapka ve tuhafiye hususunda ne istediği olursa getirtebilirdi; her
ay aralıksız dört kere şehre giderdi. En büyük ticarethanelerle ilişkisi vardı. Onu bir kere Üç
Kardeşler, Altın Sakal, Büyük Vahşi ticarethanelerine soruverin; bütün o efendiler Lheureux'yu
pek iyi tanırlar!.. Bugün, pek ender düşen bir fırsatla eline geçmiş birkaç parça şeyi göstermek
için hanımı rahatsız etmişti. Kutudan yarım düzine kadar işlemeli yaka çıkardı.
Madame Bövary yakalara baktı, sonra:
— Şimdilik bir şey lazım değil, dedi. Bunun üzerine M. Lheureux kutudan büyük bir özenle üç
Cezair hamaylısı, birkaç paket İngiliz iğnesi, bir çift hasır terlik ve kürek mahkûmları tarafından
Hindistancevizinden oyulmuş dört kafesli rafadan yumurta fincanı çıkardı. Sonra iki elini
masaya dayadı, boynunu uzattı, belini kırdı, ağzını açtı, Emma'nın o eşyaları kararsız kararsız
gözden geçirmesine bakıyordu. Ara sıra, boydan boya açılmış hamaylıların tozunu almak ister
gibi, tırnağı ile vuruyordu, bu darbe ile ipekliler titreyip sarı pulları, akşam şafağının mavimtırak
ışığı içinde pırıl pırıl yanıyordu.
— Bunlar kaça?..
— Sudan ucuz, dedi, sudan ucuz; ama acelesi yok; ne zaman isterseniz o zaman verirsiniz; biz
Yahudi değiliz ya!..
Emma bir zaman düşündü ve M. Lheureux'ye yine bir eksiği olmadığını söyledi; bunun üzerine
tuhafiyeci:
— Başka bir sefer anlaşırız, dedi; ben hanımlarla daima anlaşırım, bir benimki ile anlaşamam,
o kadar!..
Emma gülümsedi.
Lheureux o latifeden sonra babacan bir tavırla:
— Para için bir düşünceniz olmasın, dedi... Lazımsa ben size bulurum.
Emma hayretle baktı. Lheureux hemen sesini alçaltrp:
MADAME BOVARY
115
— Hem bulmak için öyle uzun uzun aramaya da lüzum yok, dedi; ben söz verdim mi
güvenebilirsiniz!..
Sözü değiştirdi ve M. Bovary'nin o günlerde bakmakta olduğu Cafe Français sahibi Tellier
Babanın nasıl olduğunu sormaya başladı:
— Tellier Babanın da nesi var Allah aşkına?.. Öyle bir öksürüyor ki bütün evi sarsıyor; bilmem
ama iyi görmüyorum, yakında ona fanila gömlek değil, çam tahtasından bir palto giydirmek
gerekecek!.. Gençliğinde vur patlasın, çal oynasın eğlendi!.. Vallahi, hanımefendi, bu adamlar
düzen, tertip nedir, bilmezler!.. İçini ispirto ile yakıp kömür etti!.. Ama insan bir tanıdığın
ölmek üzere olduğunu görünce, ne de olsa tasa ediyor.

Bir taraftan eşyayı toplayıp kutuya yerleştirirken bir taraftan da hekimin müşterileri hakkında
nutka girişmişti. Pencerelere bakıp somurtarak:
— Bütün bu hastalıklar hep havalardan, değil mi?., dedi. Doğrusu ben de kendimi pek iyi
hissetmiyorum; sırtımda bir ağrı var, bugünlerde gelip beyefendiye bir göstermek istiyorum.
Müsaadenizle, Madame Bovary; bir emriniz olursa minnettar edersiniz.
Kapıyı yavaşça kapattı.
Emma yemeğini tepsiyle odasına getirtip ocak başına oturdu; karnını doyurması hayli uzun
sürdü; her şeyi beğendi. Hamaylılar hatırına geldikçe:
— Doğrusu almadığıma çok iyi ettim!., diyordu.
Merdivenlerden bir ayak sesi işitti; Leon geliyordu. Hemen kalktı; kenarı bastırılmak üzere
konsolun üzerine konulmuş toz bezleri vardı; en üsttekini alıp oturdu; L6on göründüğü vakit
Emma çok meşgul gözüküyordu.
Konuşmaları hiç de hararetli olmadı, Madame Bovary ikide bir susuveriyor, Leon da ne
diyeceğini pek bilemiyordu. L6on, şöminenin yanında alçak bir iskemleye oturmuş, parmaklan
arasında fildişi kutuyu çeviriyor, Emma da ya dikiyor, veyahut bezin kenarını kırıp tırnağı ile
bastırıyordu. Bir şey söylemiyordu; Leon da onun, konuşmasına olduğu gibi sükûtuna davurgun susuyordu.
Kadın içinden: «Zavallı çocuk!» diyor, delikanlı da: «Acaba neyimi beğenmiyor?..» diye'
düşünüyordu.
116
MADAME BOVARY
¦
Nihayet Leon, o günlerde noterliğin bir işi için Rouen'a gideceğini söyledi.
— Sizin nota aboneniz bitti; onu da yenileyeyim mi?..
— Hayır.
— Neden?..
— Çünkü...
Dudaklarını ısırdı ve iğnenin ucundaki gri tireyi yavaş yavaş çekti. Bu dikiş işi Leon'u
sinirlendiriyordu. Emma'nın parmak uçları zedelenir gibi oluyordu; delikanlının aklına zarif bir
kompliman geldi, ama cesaret edip söyleyemedi:
— Neden?., dedi, bırakıyor musunuz?.. Emma birden anlâmayıp sordu:
— Neyi?.. Ha, müziği, değil mi?.. Ne yapalım, Öyle olacak. Ev işleri ile uğraşmak, kocama
bakmak lazım; daha birçok şeyler var... Bunların hepsi müzikten önce düşünülecek vazifeler!
Saate baktı. Charles geç kalmıştı. Emma onu merak eder gibi gözüküp iki üç defa tekrar etti:
— Çok, çok iyi adamdır.
Kâtibin M. Bovary'ye saygısı vardı. Fakat ona böyle bir sevgi gösterilmesi, hoşa gitmeyen bir
hayret uyandırdı üzerinde; ama yine de onu övmekte devam etti:
— Zaten, dedi, herkes kendisini övüyor, özellikle eczacı... Emma tekrar etti:
— Doğrusu çok temiz kalpli insandır. Kâtip de karşılık verdi:
— Elbette.
Sonra Madame Homais'den konuşmaya başladı. Çoğu zaman onun sözü açılınca kılığı ile alay
ederlerdi. Emma, Leon'un sözünü keserek:
— Ne çıkar?., dedi. Ailesine düşkün bir kadın tuvalet düşünmez ki!
Yine sustu.
Ertesi günler de hep böyle geçti. Emma'nın sözleri, hali, tavrı, her şeyi değişti. Ev işlerine daha
büyük bir ilgi göstermeye, kiliseye muntazaman gitmeye ve hizmetçisine daha sert
davranmaya başladı.
Berthe'i sütnineden aldı. Eve misafir gelince Felicite çocuğu getirir, Madame Bovary de onu
soyup vücudunu gösterirdi.
MADAME BOVARY
117
Çocuklara bayıldığını iddia ediyordu; çocuk onun tesellisi, gönlünün eğlencesi, delice ihtirasıydı.
Onu severken heyecana gelip, Notre-Dame de Paris'deki Sachette'i hatırlatacak ateşli sözler
söylerdi!.. Ama Yonville'de Hugo'nun romanını okumuş yoktu ki Sachette'i hatırlasın.
Charles eve dönünce terliklerini ısınsın diye ocak ba'şına konmuş bulurdu. Artık yeleklerinin
astarı, gömleklerinin düğmesi eksik olmuyor, pamuklu gecelik takkeleri bile dolaba kat kat istif

hem de son derece çekingen. onu bir an daha sokakta görmek için arkası sıra yerinden kal-kıverdiğini bilmezdi. biraz da utancıydı. karısını mesut ettiğini sanması budalaca bir hareket. eremediği saadeti. çektiği işkenceyi Charles'ın fark i MADAME BOVARY 119 bile etmemesiydi. Onu gözünde. kadının da. Emma'yı tutan hiç şüphesiz ki ya tembelliği. O adam için mi böyle uslu .cismani güzelliklerden ayırdı. kiliselerde çiçeklerin mermer soğukluğuna karışan kokusu ile titrediği gibi. Gidip onun odasını görmeye bir bahane bulmak için bütün bir hikaye uydururdu. onu kaybetmekten meydana gelecek acının yanında hiç kalır. Fakat onun içini hırs. Altın Aslan otelinin güvercinleri pembe ayaklarını. Gayetle mahzun ve gayetle sakin. Emma'nın nazarında Charles'ın. Böylece bir fedakârlık etmiş olduğuna kaniydi. para hırsı. içinden: — Ne delilik. artık vaktin geçip hiçbir ümit kalmadığını sanıyordu. eskisi gibi onun bahçede gezmek teklifine yüzünü ekşittiği olmuyordu. hastalar nezaketine. Siyah saçları. onun yanında da sanki donduran bir büyüye kapılıyordu. Bazen düşünüyor. o pek afif dudakları. Bu. ıstırabı özlüyor. Emma onun işlerini merak eder. ona kavuşmanın vereceği zevk. Emma Leon'a âşıktı. düz burnu. Emma'nın. fakirler de insaniyetine hayran oluyordu. iki ayağı ızgaralara dayalı. hayata ancak belli belirsiz dokunarak geçer gibi. felaketler hayal ederdi. hem son derece halim. bu düşünmeyle gösterdiği güven de âdeta nankörlüktü. öyle ki. Leon'un ayak seslerini duyunca yüreği çarpar. beyaz kanatlarını oluklara sokup ıslatmak için nasıl o eve gidiyorlarsa.. öfke ve kin kemiriyordu. onunla bir çatı altında yattığı için mutlu sayıyordu. Onu çileden çıkaran şey. Fakat Emma aşkını ne kadar kuvvetle hissederse onu belli etmemek. Eczacının karısını.ediliyordu. hülyalarının pek yüksek. çocuğun yerde kilim üzerinde yuvarlandığını. gözleri saadetle nemli ateş başına kurulduğunu. alnında ulvi bir kaderin yazısını taşıyor-muşcasına bir hal yok muydu?. uçup o kalpten ayrılıverecek gibi oluyordu. diyordu. Fakat bu feragati ile Emma'yı görülmedik bir mertebeye yükseltmiş oluyordu. Sofraya getirilen yemekte bir kusur gördü veya bir kapıyı yarı açık buldu mu sinirleni-verir. yüzü uzadı. alamadığı kadifeyi. Onun cazibesinden yalnız Leon değil. her şeyi buna fırsat biliyordu. «Bourgeois» kadınları onun ev idaresine. insan. Emma' nm düşünceleri de hep o evin içinde dolaşıyordu. Onun kendisini görmek. hiç sesini çıkarmadan boyun eğdiği emirlerini anlamamakla beraber onun her dediğine razı oluyordu. iki eli göbeğinde. Leon yemekten sonra Charles'ın. Emma bu düşünceden silkinmeye bakacağı yerde ona sımsıkı sarılıyor. Leon. Emma zayıfladı. Leon'un farketmesini ister. kendisine bir faydası dokunmayacak olan bütün. Vücudu saran istekler. bir kuşunkini andıran yürüyüşü ve şimdi daimi olan sessizliği ile o kadında. iri gözleri. azaltmak için o kadar şiddetle kalbinin derinliklerine atıyordu. yanağı hazmın verdiği hararetle kızarmış. evinin çok dar olduğunu düşünüp inlerdi. benzi soldu. o ince belli kadının da koltuğun arkalığı üzerinden eğilip kocasını alnından öptüğünü görünce. başkaları da kurtulamıyordu. yalnızlığı araması da onu düşünüp haz duymak içindi. ama: «Ben iffetli bir kadınım» diyebilmenin* ayna karşısında boynu bükük tavırlar takınmanın verdiği gurur ve zevkle biraz teselli buluyordu. bir kaza merkezine de gitse yaraşır. sonra karşısına çıkınca heyecanı geçip en sonunda hüzne dönen bir büyük hayretten başka bir şey duymazdı. O düz kırmalı fistanın altında huzurunu kaybetmiş bir kalp gizliydi. Emma'nın o kadar namuslu ve öyle elde edilmez bir kadın olduğuna inandı ki kalbinden en küçük ümidi bile uzaklaştırdı. Eczacı bile: 118 MADAME BOVARY — Cidden yüksek bir kadın. ya korkusu. gönlün ıstırabını anlatmıyordu. derdi. Leon'u kendinden pek uzaklaştırmış olduğunu. sevda çekmenin verdiği hüzün kaynaşıp tek bir gönül acısı oluverdi. hayatla ilişiği olmayan ve ender oldukları için çiçek gibi bakıp yetiştirdiğimiz saf hislerden biridir. bunu kolaylaştıracak rastlantılar. hayalin verdiği zevki bozuyordu. Emma'mn evinden üzgün çıktığı günler. Emma onun kalbinde daima yükseliyor ve sanki tanrılaşacak. halini yüzünden okumaya çalışırdı. Ona erişmek için ne yapsam ki? Böylece Leon.

Ruhunu eğebileceği. Emma:' — Bir şey değil. kız oraya yüzükoyun yatar. Kendi içîn duyduğu şefkat. başı boş hatlar çizdiği görülüyordu. çuha çiçekleri açmaya başlamıştı. ağaçlar da sanki birer kadın olmuş. kara başlıkları. Evinde hayatın bayağılığı onu lüks fantezilere. türlü sıkıntılarının neticesi olan kinini hep kocasının üzerine yükledi. karanlıklarla kaplı bir uçurum açılıverirdi. ırmağın. İçine bir gariplik çöktü. hep sinirden geliyor. daha şeffaf lacivert bir gölgeye bü-rüyordu. bah-tiyarmış gibi gözükmeye. Leon'la beraber ta uzaklarda bir yere kaçıp da talihi. ama ayak sesleri de böğürmeleri de işitilmiyordu. taze kadın çocukluk ve okul zillerinin hatırasına kapıldı. Derdi pek fazlalaştı mı. Kocaya vardıktan sonra geçmiş diyorlar. . küçük küçük sütunlu kuddas sandukasından daha yüksek uzun şamdanlar gözünün önüne geldi. evin eşiğinde dikilip durduğunu görenler. Onun bu buhran anlarında içeri giren hizmetçi: — Beyefendiye niçin söylemiyorsunuz? diye sorardı. gümrük memuru kola çıkınca onu taşların üzerinde bülurmuş. yığılıvermiş gibi oturur. göz yaşları dökerdi. Mihrabın üzerinde çiçek dolu saksılardan. Derdini sorarsanız. Emma: — Ama.. derdi. sakın beye söyleyeyim deme. VI Bir akşam açık pencerenin kenarına oturmuş.. ben buraya gelmeden önce Dieppe'deydim. ne hekimlerin ilacı kâr etti. onların arasına karışıp kaybolabilseydi. derdi. Pazar günleri ayin esnasında başını kaldırınca. sanki kafasının içini sis kaplamış gibi bir şeymiş. Pollet'de balıkçılık eden Gue'rin Babanın bir kızı vardı. adına La Gue"rine derdik. perişan. Bazı günler. Felicite: — Peki. artık beni sevmiyor ki! Benim halim neye varacak? Ben kimden bir yardım.. yağ eğlencelerine hazırlık için kendilerine çekidüzen veriyordu. kocasından gördüğü muhabbet günahkârca arzulara sevkediyordu. sonra üzülür. Akşam buharı kavakların arasından geçiyor.. böylece. Uzakta inekler yürüyordu. kendini. havalarda huzur içindeki iniltisine devam ediyordu. bütün hayatı silip unutturacak herhangi bir ibadete hazırdı. sessiz hıçkırır. ruhunda hemen ne olduğu bilinmez. orada tanıdım. takatsiz' hissediyordu. yine de güler yüz göstermeye.oturuyordu? Halbuki her saadete engel olan o değil miydi? Her sefalet onun yüzünden çıkmıyor muydu? Emma'yı her yanından kıskıvrak bağlayan karmakarışık kayışın sivri toka dili o değil miydi? İşte böylece Emma. Sıra sıra dizilmiş beyaz duvaklı kızlar. Bu kini azaltmak için harcadığı her emek bilakis bunu çoğaltmaktan başka bir şeye yaramıyordu.. buhurun dalga dalga yükselip dönen mavimtırak dumanı içinde Meryem-Ana'nın tatlı yüzünü görürdü. bir başına deniz kenarına giderdi. kendi ağzı ile mutlu olduğunu iddiaya. Aklına gelen yürek parçalayıcı ihtimallere bazen kendi de şaşıyordu. Bu bir durup yine" başlayan sesi duyunca. ağlarmış. Kameriyenin çubukları arasından ve ondan öte bütün civara bakınca. Zangoç Lesti-boudois'nın şimşirleri budamasını seyrederek dalmıştı. kasırgaya kapılmış bir kuş-tüyü gibi kimsesiz. derdi. ılık bir rüzgâr tarhları okşayarak geçiyor. her birini. Siz de tıpkı onun 120 MADAME BOVARY onun gibisiniz. sanki dallarına takılıvermiş bir bürümcükten daha soluk.. çayırda akıp otların 'üzerinde girintili çıkıntılı. derdi. öyle içliydi ki. ben bu derde kocaya vardıktan sonra tutuldum. Kendi kendine: — Zaten. herkesi buna kandırmaya mecbur olmak!-. onları düşünmek. Charles'dan nefrete. çan da hâlâ durmamış. bir teselli umayım? Kim benim derdime derman olur? Âdeta soluğu kesilir. intikam almaya daha ziyade hak kazanmak için: «Ah! Bana bir el kaldırsa!» dediği olurdu. kapının önünde asılmış bir kefen sanırlardı. hanımcığım. Ah! Emma yine. Ama bu iki yüzlülükten kendi de tiksiniyordu. Nisan ayj yeni girmiş. ortasında da dua rahlesine eğilmiş rahibelerin sert. ne de papazın duası. birdenbire Angelus çalındığını duydu.. kilisenin yolunu tuttu. içinde isyan duyguları uyandırıyordu. Öyle içli. bir daha denemek arzuları duyardı ama. çünkü boşa giden bu zahmet de öbür üzüntü sebeplerine katılarak ayrılığın genişlemesine hizmet ediyordu. kendi de pek MADAME BOVARY 121 farkına varmadan.

sonra yine birincisine dönmeyi tercih ederdi.. Madame Bovary.-ne zaman işine gelirse o zaman çalardı. Bovary ne diyor? Emma. bağrışmaları da çanın uğultusu arasından duyuluyordu. Birkaçı da duvara çıkıp ata biner gibi oturmuş. Ama Saint-Paul'ün buyurduğu gibi. Adamcağız şaşkın şaşkın sordu: — Size bir ilaç yazmıyor mu?. Ta kulenin tepesinden sarkıp bir ucu yerde sürünen kalın halatın titreşimi hafifledikçe uğultu da kesiliyordu. Ne yapalım. köyün çocuklarına. kanatları ile havayı bıçak gibi kesiyor ve hemen. Çocuklardan biri. üst tarafı hep taş dolu ve kilisenin süpürgesi bulunmasına rağmen daima ince bir tozla kaplıydı. diz çökmüş çocuklarının birbirine omuz vurup iskambilden askerler gibi devrilmelerine bakıyordu. Papaz ağzının içinden: —Bu yumurcaklar işte hep böyle! diye söylendi. küçümseyen bir hareketle: — O ne diyecek ki! dedi.. Sacriştie'nin ağır anahtarını hâlâ iki parmağı arasında sallıyordu. dedi. katmer katmer kırmızı gerdanın yayıldığı beyaz yakadan uzaklaştıkça daha sıklaşıyordu. Mezarlıkta yalnız orada yeşillik vardı. yağın üzerinde titreyen beyazımtırak bir lekeye benziyordu. dünya ilaçlan değil ki! Fakat papaz ikide bir kiliseye. ilk sıcaklar bastı mı insana bir gevşekliktir çöküyor. papazın evinin kapısının gıcırdadığı duyuldu ve rahip Bournisien gözüktü. diye söze başladı. Papaz: — Ben de öyle! dedi. Kilisenin ta dibinde bir lamba. Ayaklarına kalçınlar giymiş çocuklar orada. Din dersi kitabını cebine sokup durdu. kiliseden dönen Lestiboudois'ya rast-geldi. birden tanıyamamıştım da. eğilip kaldırdı ve: — Günah nedir bilmezler ki! dedi. iyisiniz inşallah? diye sordu. — Nasılsınız. Çok geçmedi. dedi. Seni haylaz seni! Sonra Emma'ya dönüp anlattı: — Bizim dülger Boudet'nin oğlu. . Sizin rahatsızlığınıza M. din dersinin saatini haber vermek gibi bir faydası da vardı. — Hiç iyi değilim.. kırçıl sakalın sert kılları arasına karışıp kayboluyordu. Angelus'ü1. Emma: — Size sormak istiyordum. Batan güneşin ışığı tam yüzüne vurmuş.. Ayağı bir din dersi kitabına çarpmıştı. ıstırap içindeyim. günün hiçbir saatini kaybetmemek için.Köyün meydanında. başladığı işi bırakıp bir ikincisine seğirtmeyi. hepimiz dünyaya ıstırap çekmeye geldik. uzaktan. dedi. Emma: . Çocukların birkaçı gelmiş. derisindeki sarı deri benekler de. zangoç. eteği didiklenmiş yün cüppeye soluk bir renk veriyordu. Kilisenin ön tarafını kaplayan uzun bir güneş ışını. Bunun ışığı. çocuklar çil yavrusu gibi kaçıp kiliseye girdiler.. aşağı tarafların köşelerini büsbütün karartıyordu. Çocuk: — Şimdi gelir. anasının babasının hali MADAME BOVARY 123 . çok geniş bir delik içinde duran turnikeyi sarsıp oynuyordu. Kırlangıçlar hafif hafif bağrışarak geçiyor. mezarlığın taşları üzerinde bilye oynuyorlardı. Akşam yemeğini yeni yemiş. Riboudet. Geniş göğsünde küçük düğmeler boyunca giden yağ ve tütün lekeleri. soluyordu. sanki sırf kendileri için döşenilmiş bir parke üzerinde gibi koşuyor.. Emma: — Bana lazım olan.. dedi. bak kulakların ne oluyor. duvarın kırmızı kiremitli çıkıntısı altındaki san yuvalarına giriyorlardı. öyle ki. ona: — Papaz nerede? diye sordu. dirsekleri parlak. son kabirlerle duvar arasında yetişmiş iri ısırganları çarıkları ile biçiyorlardı. yani tavana asılmış bir şişe içinde ufacık fitilli bir kandil yanıyordu. 122 MADAME BOVARY Fakat Madame Bovary'yi görür görmez: — Affedersiniz. Papaz öfkeli bir sesle bağırdı: — Hele bir geleyim de. bacaklarını sallıyor. Zaten vaktinden önce çalmanın.

çünkü vazife her şeyden öncedir. Bovary nasıl?. Neydi? Pek hatırlamıyorum. — Kışın ateş bulamıyor diyeceksiniz. Madame Bovary! Daha bu sabah beni ta Bas-Diauville'e götürdüler. Hiçbir şeyden bahsedecek değildim! diye tekrar etti. Emma'nın yanına dönünce alaca enfiye mendilini boylu boyunca açtı.. bahsediyordunuz. Çocuklara derslerini verip hepsini evlerine göndermek lazım. — Demin elinizle alnınızı oğuşturdunuz da gözleriniz karardı sandım. Karşı karşıya durmuşlar. Nihayet papaz: — Kusura bakmayın. kadının biraz evvelki sözlerini hatırlayıp: — Bana bir şeyden.. ben ruhların hekimiyim.. melek gibi kadınlar.. sırtı pek olunca. Baudet. — Elbette. ne yaparsa ses çıkarmıyorlar. dedi. Emma: — Hiç. — O bahsi hiç açmayın. — Ama.. papaza yalvaran gözlerle baktı: — Evet. papaz efendi.vakti yerinde. Madame Bovary. Emma. Bu gidişle korkarım ki çocukları iyice hazırlayamayaca-ğız! Bunun için Ascension yortusundan sonra her çarşamba dersi bir saat uzatacağım. Bana öyle geliyor ki. Yakında «Premiere Communion»lar başlayacak.. bir ineğin karnı şişmiş. Kaba bir gülümseme ile ilave etti: — Ama. günah çıkarma odasına kadar sokuldukları oluyordu. değil mî? Onunla ben. Madame Bo vary..M. bir sıkıntı mı geldi? Hiç şüphesiz hazım zamanınız olacak. dedi. değil mi? — Ondan ne çıkar? — Nasıl ne çıkar? İnsanın karnı tok... — Affedersiniz arria onların içinde de ne namuslu. Gülmek lütfunda bulundular. bazıları da. Sonra.. tepe. Hemen eve gidip bir fincan çay için. Papaz merak etmiş gibi ilerleyerek: — Neniz var? dedi. Zavallı yavrucaklar! Onları Tanrı . dedi. Çocuklar o sırada ilahicilere mahsus rahlenin etrafına toplanmış. ne er(1) Mon-Benîm. Yakalarından tutup havaya kaldırıyor. Papaz devam etti: — Hiç şüphesiz daima meşgul. içinde ham şeker eritilmiş soğuk su da çok iyidir. ayaklarının ucuna basarak.. 124 MADAME BOVARY demli aile kadınları var! Evliya gibi. muhakkak ki bu kasabanın en çok işi olan iki adamıyız. inekleri hep birer birer. sıralara tırmanıyor. Ama istese çabuk öğrenecek. birbirlerine bir şey söylemeden bakıyorlardı. sahibi işin içinde büyü var diyor. siz daha rahat durmayacak mısınız? Bir sıçrayışta kiliseye daldı. mesela şehirdeki işçiler.. Etrafta gezdirdiği gözleri yavaş yavaş eğilip o cüppeli ihtiyara dikildi. güldüler. sanki onlar birer ağaçmış da kilisenin taşlarına dikmek istiyormuş gibi hızla yere kakıyor. (Emma söz söylerken ağzının iki köşesi büzülüyordu) öyleleri de var ki ekmek buluyor da.. Emma duymamış gibiydi... ama ekmek bulamadıkları gün oluyor. Emma: — Hay Allahım! Hay Allahım! diye içini çekiyordu. o vücutların hekimi. dua kitabını karıştırıyordu. . çok akıllı şey! Ben bazen şaka olsun diye ona: «Riboudet derim. Mont-Riboudet! (1). siz her derde dermansınız. Türkçeye çevrilmesi imkânsız bir cinaslı söz. Hatta mon Riboudet derim. Hoş değil mi? Mon Riboudet. hani Maromme yolundaki tepe yok mu. çiftçilerin hali acınacak şey! Emma: — Acınacak daha neler var! dedi. Bir dakika müsaade buyurun! Hey Longuamarre.. Mont-Dağ. Emma'da rüyasından uyanmış bir insan hali vardı. Fakat papaz birdenbire yetişip şamarlan savurmaya başladı.. — Onları demek istemedim. işte onun gibi. — Niçin?.. bir insana başlıca lazım olan şeyler. Geçen gün bunu piskopos efendimize de anlattım. Bilmem nedendir. değil mi? dedi. iki diz üstü oturtuyordu. bir köşesini dişleri arasına sıkıştırdı ve: — Doğrusu.

Madame Bovary sofraya inmedi.. Emma durgun bir tavırla: 126 MADAME BOVARY — Bak. Bunun üzerine. Onun uyumasını seyrederken. . iri mavi gözünü annesine dikti. dedi. süve . kendini hasta edeceksin! Eczacının evinde hayli kalmıştı. rünen gözkapaklarının yanında iri iri yaşlar durup kurumuştu. bu kız ne kadar da çirkin! Yakıdan kalanı. karıcığım. Berthe konsolun önüne doğru yuvarlanıp başını bakır topuza çarptı. Çocuk onun bakışından korkup bağırmaya başladı. onun arkasından devam ediyordu: — Siz Hıristiyan mısınız?. Şimdi nefesi. Fakat küçük Berthe. acele ile zilin ipini kopardı. tam dövünmeye başlayacağı sırada içeri kocası girdi. kendi içinde bu kadar çöküntüler varken. Kadın büsbütün sinirlendi: — Rahat bırak! diye tekrar etti. derisini yana doğru germişti. bu kadar küçük bir şey için telaş etmekle budalalık ettiğine. Madame. yanağını kesti. Berthe'in hıçkırması artık kesilmişti. MADAME BOVARY 125 Emma onun. çocukların ince sesi hâlâ kulağına geliyor.» deyip talyon yakısı almaya gitti. — Hıristiyan kime derler?. Charles: «Merak edilecek bir şey yok. döşeme tahtalarına hiçbir zaman cila vurulmazdı. dedi. ayağında yün örgüsü patikleri. Camlardan süzülen beyazımtırak ışık dalga dalga dökülüyordu. sendeliye sendeliye annesinin yanına gelmek. Yemek vakti olmuştu. Pencerelere demir parmaklık. Fakat papazın kalın sesi. zaten Tanrı da. çukur gözbebeği gö. evinin yolunu tuttu. beye de benden çok çok selam edersiniz. vaftiz olduktan sonra. yarı açık elleri yanlarına sarkmış. Güle güle. başı biraz omuzu üzerine eğilmiş. hizmetçilerin dikkatsizliğinden konuşmaya başladılar. saat on birde eve dönünce karısını beşiğin başında buldu.yoluna ne kadar erken sokarsak o kadar iyi olur... saat hâlâ işliyordu. odasına varınca da kendini bir koltuğa attı. bir mil üzerine konup vaziyeti değiştirilen bir heykel halinde. Emma içinden: — Tuhaf şey! dedi.. Kadın onu eliyle savarak: — Rahat bırak! dedi. pamuk battaniyeyi belli belirsiz kımıldatıyordu. — Hıristiyan vaftiz olduktan sonra. Emma merdivenin basamaklarını tırabzana tutunarak çıktı. çocuk oynarken yere düşüp yüzünü kanattı. annesiyle babası türlü türlü tedbirler almışlardı. Mübarek Oğlunu elçi edip. Emma onu dirseğiyle iterek: — Eh! sana rahat bırak diyorum! dedi. — Evet Hıristiyanım. yara önemli değil. etrafını gölge karanlık bir okyanus gibi çevirmişti.. yanağına yapıştırılan yakı. yemekten sonra eczaneye geri vermeye giden Charles. eşyada görünen bu durgunluğa âdeta şaşar gibi bakıyordu. vaftiz olduktan. kan aktı. toprakları bol olsun. fazla merhamet göstermiş olduğuna kanaat getridi. önlüğün ipek kumaşına doğru iplik gibi salya akıtıyordu.. ağır ağır yürüyerek iki sıra beyaz rahleler arasında kaybolmasına baktı. kalıp gibi topukları üzerinde döndü. «Yüreğini pek tutmasını» öğütlemişti. hiç üzülme. Madame Bovary onu kaldırmak için hemen koştu. bize öyle buyurmuş. onun göğüslüğündan aşağı bir kürek dolusu kor döküvermişti. Onu alnından öperek: — Dedim ya! Kaygılanacak bir şey yok.. Mesela evlerinde bıçaklar katiyen bilenmez. kocacığım. pencere ile dikiş masasının arasında dur-'muş. Ocak sönmüş. çocuğunu bir başına beklemek istediğini söyledi. Öyle pek telaş etmemesine rağmen Homais ona metanet vermeye çalışmış. Kiliseye girdi ve eşikten ayağını atar atmaz hemen bir kere diz çöktü. dudağından aşağı. yavaş yavaş yokoldu... Madame Homais'nin kendi başına gelmişti de iyi bilirdi: Küçüklüğünde aşçı kadın. Kız biraz sonra yine gelip dizlerine daha ziyade sokuldu. çocukların uğrayabilecekleri tehlikelerden. Yarı aralık kirpikleri altından bir çift fersiz. içinde kalan merak da. Yerli yerinde duran eşyayı sanki her zamankinden fazla bir hareketsizlik kavramış. Bunun üzerine. onun önlü-ğündeki kurdelelerin ucunu yakalamak istiyordu. hizmetçiyi var kuvvetiyle çağırdı. Sonra.. yeri hâlâ duruyordu. dirseklerini dayadı.. Emma. Charles işten dönüyordu.

nihayet annesine uzun. ayrıntılı . Amerika vahşilerinden farkı kalmayacak! derdi. ama bir türlü muvaffak olamamıştı. Yanında çalıştığı noter bile ona. derdi. Leon da kendinde işte öyle bir hal hissetmeye başlıyordu. Önceleri ürpererek aklına getirdiği bu ihtimal. Orada bir sanatkâr hayatı sürecek. hatta bazen dayanamayıp: I MADAME BOVARY 127 — Senin elinde bu çocukların. ince bir sevgi eseri göstermek. «Bunun kaça mal olacağını» bilmek istiyordu. Leon ne diye ikide bir Rouen'a giderdi? Homais «bu işin içinde bir delikanlılık. mesleğinde ilerlemek için bir başka noterlikte de çalışmayı tavsiye ediyordu. neler yapacağını önceden kararlaştırdı. madeni levha üzerine iyi bir resmin kaça çıkacağını öğrenmesini rica etti. zihin organlarına zarar vermesinden korkup içinden üzülür. kendilerine karışan yok gibi görünürlerdi. beş yaşına kadar. Fakat bir kere. şiddetli bir arzu halini aldı. duygularını okşayacak bir sürpriz yapmak. aklına türlü türlü şeyler geliyordu.pervazlarına kalın çubuk takılırdı. Bunları düşündükçe şimdiden hayran oluyordu. __ Ama arkadaşının hali ona da bir tuhaf geliyordu. Belki işin aslını öğrenirim diye bir kere de vergi tahsildarına sordu. grisette'lerinin şakrak sesiyle o ta uzaklardaki Paris. Bu. Madame Homais'nin bir buluşuydu. gitarını da en üste. hem duyduğu kıvancı. tabağına konulan yemeğin çoğunu bıraktığını görüp merak ediyordu. asacaktı. niçin derhal gitmesin? Bir mani olan mı vardı? Hemen içinden hazırlıklara başladı. Leon merdivende onun önüne düştü. çünkü ikide bir Leon'un iskemlesine devrilip kollarım da iki yanına sarkıtarak karmakarışık sözlerle hayattan şikayet ettiği oluyordu. merhamet edilmez. dedi. ama yanılıyordu. Yonvillelilerden o kadar sıkılıyordu ki. hem de karşısındakini küçümsediğini gösteren bir kurumla: — O da doğru ya! derdi. böyle bir basıncın. içinden: «Acaba bir şeyin mi farkına vardı?» diyordu. babalan onlara türlü ilaçlar içirir. Maskeli balolarının mızıkası. dört yaşına. Rouen'a gittiği zaman. Hayalinde apartmanına koyacağı'eşyayı da seçti. LĞon. bir kadın dalaveresi» bulunduğundan şüphe ediyordu. hiçbir şeye karşı ilgisi. Charles birkaç defa sözü kesmeye çalışmıştı. kocası. boylu boyunca bir resmini hediye etmek niyetindeymiş. Odadan çıkarken noter kâtibinin kulağına yavaşça: — Size bir söyleyeceğim var. Leon'nun çapkınlıkta gözü yoktu. Leon hemen her hafta şehre gittiği için bu işe de bakıvermesi büyük bir zahmet olmazdı.. Leon. başlarına içi pamuklu. bazı kimseleri. gitar dersi alacaktı! Bir robdö-şambrı. kalın takkeler giydirilirdi. karısına. İşin zor tarafı annesini razı etmekti. her zamankinden daha üzgündü. babacan bir adam diye baktığı eczacıya da tahammül edemiyordu. ama arkalarından bir bakan olmayınca yerlerinden bile kımıl-danamazlardı. bulamadı. çok geçmedi. hani 128 MADAME BOVARY insan. onun. Mademki hukuk tahsilini orada bitirecekti. hiçbir sonuca etmeksizin sevmekten bezmişti. Bunun üzerine Binet çenesini kaşır. ama kendi aklı pek yatmıştı. O. gözlerinin önünde canlanmaya başladı. arkaya doğru yığılan bir beresi.. insaf. Nihayet Charles kapıyı kendi eliyle kapattı ve Leon'dan. Madame Lefrançois. bazı evleri görmek onu sabredilmeyecek derecede sinirlendiriyordu. Ama bir gün yeni bir işe girip başka bir hayata karışması ihtimali. gönlüne hoş geldiği kadar içine de korku veriyordu. derdi. hiçbir şeyden umudu kalmayınca hayatın her gün değişmeyen tekrarı altında ezilir gibi olur. Yonville' den. Paris'i daha ileriye bırakıp Rouen'da bir ikinci kâtiplik aradı. Homais'nin çocukları. Binet suratını asıp: — Ben ne bileyim? Polis hafiyesi değilim ya! diye cevap verdi. M. Yüreği çarpıyor. — Ne gibi eğlencem olsun? — Ben sizin yerinizde olsam bir torna alırdım! Noter kâtibi: — «İyi ama ben torna kullanmasını bilmem ki. Böyle zamanlarda tahsildar ona: — Hiç eğlenceniz yok da ondan. mavi kadifeden bir çift terliği olacaktı! Şöminenin üzerine çaprazvari bir çift meç asıp ortalarına bir kuru kafa yerleştirecek. biraz nezle olsalar.

Emma silkinerek başını kaldırdı. aziz dostunun paltosunu. odasındaki üç koltuğu doldurmak. duruverdi. onun için Yonville'den Rouen'a. bir an önce yola çıkmasının uygun olacağını bildiren bir ikinci mektup aldı. Leon yalnız kalınca etrafına. Allaha ısmarladık. Kadıncağız razı oldu. Emma hemen geldi. Delikanlının M. paketler taşıdı. nereye bakıyor? O anda içinden neler düşünüyordu? Anlamak zordu. üzünMADAME BOVARY 129 tüsünü belli etmedi.. hizmetçi de Berthe'i getirdi. öne doğru uzattığı alnının üzerinden ışık. Birbirlerine bakıyorlardı. Leon'un bütün varlığının özü.bir mektup yazıp hemen Paris'e gidip orada oturmasını gerektiren nedenleri anlattı. Leon içini çekerek: — Artık Allaha ısmarladık! dedi. ayakta duruyordu. Rouen'dan Yonville'e sandıklar. duvarlara. O içeri girince Madame Bovary hemen ayağa kalktı. Leon'u arabasına bindirip Rouen'a götürecek olan noterin kapısına kadar kendi elinde taşımak istiyordu. lustin hıçkırıyordu. güle güle! Birbirine doğru ilerlediler. Leon acele etmedi. kaşlarına kadar. Madame Bovary arkasını dönüp yüzünü pencereye dayamıştı. raflara. metin bir erkek olduğundan. birbirini sımsıkı kucaklamıştı. Sonra. bir mermer üzerinden akar gibi kayıyordu. sarkan bir fırıldak vardı. sanki hepsini içine sindirmek. Leon kendisine elbiseler diktirmek. ipe bağlanmış. Leon onu boynundan tekrar tekrar öptü: — Allaha ısmarladık yavrucuğum! Allaha ısmarladık cicim! Allaha ısmarladık! Annesinin kucağına verdi. İkisi de sustular. Yalnız kaldılar. gülmeye çalışarak: — Evet. Emma ufukta neye. en sonunda annesinden. ocağa ayrı ayrı. Sarılıp vedalaşmak saati gelince Madame Homais ağladı. Bir daha tekrar etti: — Evde değil. Emma birkaç basamak inip Felicitd'yi çağırdı. dedi. Merdivenin üst başına varınca o kadar yüreği çarpıyordu ki. dünya gezisine çıkacak bir yolcudan fazla hazırlıkta bulunmak işini bitirdikten sonra da hareketini hep bir haftadan öbür haftaya bıraktı. Leon: — Doktor evde değil mi? dedi. parmakları arasında sıcaklığını hissettiği o nemli avuca akıyor gibiydi. — Paltomu yanıma alıyorum. Omuzunu duvarın tahta kapısına dayamış. Bovary'ye ancak ayak üstü bir Allaha ısmarladık diyecek kadar vakti kalmıştı. Bütün bir ay her gün Hivert. kısacası. Homais. delikanlı elini uzattı. bir sürü boyun atkısı almak. çocuğun elinde. — Evde değil. Leon kasketini elinde tutuyor. — Evet. Leon: — Berthe'i bir görüp öpmek isterdim. . dedi. alıp götürmek istiyordu. yüzüne kan çıkıp saçlarının dibinden ta boynuna kadar derisi pespembe kesildi. kadın bir an tereddüt etti. Leon: — Ben yine geldim! dedi. İngiliz usulü vedalaşalım! dedi ve o da elini uzattı. aynı yürek çarpıntısı içinde birleşen fikirleri.. Emma: — Götürün çocuğu! dedi. çarpan iki göğüs gibi. hafif hafif dizlerine çarpıyordu. Emma: Yağmur yağacak. — Sizin geldiğinizi anlamıştım! Kadın dudaklarını ısırdı. tatilden önce imtihanını vermek istediğine göre. çenesini eğmişti. — Ya! MB 9 130 MADAME BOVARY Kadın döndü. bavullar. uzun uzun baktı.

aman üşütmeyin. arabanın yanında durmuş. çünkü onların sinir yapısı.. dostum. bakarsınız kılığı kıyafeti yerinde. arkasına kaba bezden elbise giymiş bir adam. Guillaumin: MADAME BOVARY 131 — Akşamınız hayrolsun! diye cevap verdi. gönlü üzgün. dedi.Sonra elini açtı. Siz o çapkınların Quar-tier Latin'de. hatta faubourg Saint-Germain (1) hanımları içinde onlara gönül verenler oluyor. birer kara sütun halinde. M. Paltonuzu getirdim. Guillaumin konuşuyor. Homais çamurluğa doğru eğildi. Leon koşmaya başladı. öyle şeye herkes alışır. Gittiler. yuvarlanır gibi batıya. tavuklar bağrıştı. oyuncu kızlarla neler yaptığını bilmezsiniz!. sonra adı softaya çıkar. Lokantalarda kadınlarla baş başa yemekler! Maskeli balolar! Şampanyalar! Hiç tasa etmeyin. Charles: — Zavallı Leoncuk! diyordu. Homais her zamanki gibi saat altı buçukta yemek yenirken geldi. .. dedi. ** Madame Bovary bahçe tarafındaki pencereyi açmış. Uzaktan. ıslak çalılıklarda serçeler kanat çırpıyor. dört yeşil panjuru ile o beyaz evi son bir defa daha seyretmek için bîr direk arkasına gizlendi.. Zaten Paris'te üniversite öğrencisi pek gözdedir. O zaman bir şey söylemek de doğru değil.. Emma: — Kim bilir şimdi ne kadar uzaktadır! diye düşündü. hıçkırıkların kestiği bir sesle. erkeklerinkinden çok gevşek oluyor. havaya asılmış bir silah takımının altın oklarını andırıyordu. diplomat sanacağınız bir adam yanınıza gelir. Odada pencerenin arkasında bir gölge görür gibi oldu. kimsenin dokunmadığını göstermek ister gibi topuzundan kurtulup uzun. hayvanı tutuyordu. akasyanın kırmızı çiçeklerini de sürükleyerek akıp gidiyordu. noterin kabriyolesini gördü. Eczacı hemen onun sözünü kesti: — Hakkınız var! dedi! İşte o da madalyanın ters tarafı! İnsan Paris'te elini hep cebine götürmek zorundadır. göğün boş kalan kısmını da bir porselen beyazlığı kaplamıştı. ancak şunu söyleyebildi: — Hayırlı yolculuklar! M. Eczacı damağını şaklatarak: — Alışmaz olur mu? dedi. hatta yakasına nişan rozeti takmış. Eczacı. Sandalyesine otururken: — Bizim delikanlı bizleri bırakıp gitti ha? dedi. Paris'te nasıl yaşayacak? Oraya alışabilecek mi? Madame Bovary içini çekti. Ama ne de olsa etrafındakilere uyması lazım. arkalarında da güneşin uzun çizgileri. Mesela bir bahçeye. Fakat bir bora çıkıp kavakların başlarını eğdi ve birden. dedi. Homais de evine döndü. Çarşı meydanına varınca durdu. M. "gezmeye gitmişsiniz. Hekim: — Öyle olmuş! diye Cevap verdi. Sonra yine güneş çıktı. gözleri bir kere daha birleşti ve Leon çıkıp gitti. Delikanlılar sonradan onların sayesinde zengin kızlar bulup evleniyor. gözleri dolu dolu olmuş: — Gelin bir kucaklaşalım. Homais hemen: 132 MADAME BOVARY — Ben de sanmam. fakat perde. kumun üzerinde birikmiş sular. arabaya! dedi. sonra iskemlesinden dönerek sordu: — Sizde ne var ne yok? — Ne olacak? Yalnız bugün bizim hanım biraz heyecana kapıldı. Kendinize iyi bakın! Sakıntısız davranmayın! Noter: — Haydi. hareketsiz alçı bir duvar halini aldı. Homais ile M. onu bekliyorlardı. Rouen'a doğru kümeleniyor. bulutlara bakıyordu. Bovary karşı çıktı: — Öyle kendini koyuverecek çocuğa benzemez. Leon. müzikten anladılar mı hemen en kibar konaklara davet edilir. eğri kıvrımlarını kıpırdattı. korkarım ki Leon orada. Haydi hayvanı bırakın. Bunlar. yeşil yapraklar üzerinde çatırdayarak yağmur boşandı. Hekim: — Ama. yolun üzerinde. Bir parçacık olsun sanattan. Bilirsiniz ya! Kadın kısmı her şeye üzülüverir! Hele benimki!. birden yayılıp dümdüz.

Ondan ayrılmış olmasına rağmen. . Charles: — Doğru. tarım işlerini konuşmak için Yonville-l'Abbaye'de toplanacaklarmış.. Bütün bunlar. o gün Emma işte o hale uğramıştı. Ne güzel güneşli günler görmüşlerdi!. küçük dalgalarını kaygan sahil boyunca sürüp duruyordu. o üzüntünün ortasında. size enfiye ikram eder.Konuşmaya başlarsınız. Bunu yine konuşuruz. dedi. O günden sonra Leon'un hatırası. Homais: — İllallah! dedi. Emma. neleri sevip nelerden hoşlanmadığını anlatmaya başladı ve bu. yüzde sek. Fakat böyle bir hareketin güçlüğünü düşünüp onu göze alamaması. sen. ben seninim!. ruhunun uçurumuna dalan keder. gölgelikte oturup. dedi. Bunun içindir ki Rouen'da eczacı okuluna giderken bir pansiyona girmiştim. devamlı bir titreşimin kesilivermesinden doğan bir ıstırap vardır. Doğru çıkarsa bizim kaza için son derece önemli bir şey olur!. Emma ürperdi. MADAME BOVARY 133 lışmalı!. daha şirin. bir havaya bürünmüş gibiydi. lokantaların yemeği. bahçenin bir köşesinde.. Dostluğu ilerletirsiniz. kuru çubuklardan yapılmış bir iskemleye ilişir. insanın evinde pişen çorbanın yerini tutamaz. kollarına atılmak. Leon şimdi ona daha uzun boylu. Seine-İnferieure çiftçileri.. Bir an bir yere gitmeye gelmiyor!.. yegâne saadet ümidi olan o adam gidivermişti!. alıştığımız her hareketin durmasından. onun dudaklarına susadı. gittikçe daha sokulur. Emma'yı saran can sıkıntısının merkezi oldu. Justin fener getirmiş. Oralarda. Etrafında ne varsa. Justin gelip hazırlanacak bir ilaç için onu çağmncaya kadar devam etti. baş başa ne tatlı anlar geçirmişlerdi!. ne derlerse desinler. yine gamlı bir durgunluğa.... Leon'u sevmediğine dövündü. bir dakika rahat yok. yosun tutmuş çakıllar üzerinde kaç defa beraberce gezip suların şırıltısını. onun yürümüş olduğu bu halılardan. Bugünkü gazetede de< buna dair birkaç satır vardı. sizi kahveye götürür. ıssız şatolara dolan kış rüzgârı gibi. Vaubyessard'dan dönüp de kafasının içinde kadril kasırgaları uğuldadığı günlerde olduğu gibi. O. Koşup onun yanına gitmek. taşralı öğrenci ona çabuk tutuluyor. görüyorum. Ben daima ev yemeğini tercih ederim. Emma ne yapmıştı da bahtiyarlığı. VII Ertesi gün Emma için iç sıkıcı bir gün oldu. hâlâ oradaydı.. Hem Paris'in suyu. paranızı aşırmak veya sizi tehlikeli işlere sürüklemek içindir. İnsanı çift beygiri gibi kan ter içinde uğraştırıyorlar!. kaçmaya kalkınca niçin iki eli ile. daha güzel. örneğin tifo. Eczacı devam etti: — Yemeklerinin değişmesi bünyede karışıklığa sebep olur da onun için. 134 MADAME BOVARY başı açık. kameriyenin latin çiçeklerini titretirdi. önüne geldiği zaman yakalayıvermemişti?. Böylece genel sorunlar hakkındaki düşüncelerini. hazin ulumalarla doluyordu. köşküne davet eder.. yolcuların bir Rus stepinde unuttukları ateşten daha çok parlıyordu. Hani bir daha geri gelmeyecek şeylere hülyamızın bir kapılması vardır. kırdan esen serin rüzgâr sayfaları hışırdatır.» demek için içi titriyordu. şimdi de duyduğu şırıltıyı dinlemişlerdi!. «Ben geldim. koltuklardan gözünü ayıramıyordu. Irmak hâlâ akıyor. hep ırgat gibi ça(1) Paris'te en soylu ailelerin oturduğu mahalle.. daha sıhhidir. birçok kimselerle tanıştırır. iki dizi ile cna sarılmamıştı?. yemeklerimi orada profesörlerle yerdim.. Emma. o salçalı baharlı etler. daha hayalleşmiş görünüyordu. onun oturmuş olduğu şu boş iskemlelerden. evin duvarlarında hâlâ onun gölgesi vardı. size şaraplar içirir. Henüz son karar verilmemiş ama pek muhtemel olduğu söyleniyor. haberiniz var mı? — Neden? Homais kaşlarını kaldırıp en ciddi tavrını takınarak: — Bu yıl. Ne çekilmez çile! Kapıya kadar gittikten sonra: — Unutuyordum. arzularına bir de esef katarak onların bir kat daha şiddetlendiriyordu. dedi. Öğleden sonra. uyuşuk bir yeise tutulmuştu. ama benim aklıma daha ziyade hastalıklar gelmişti. Ah! Hayatının biricik büyüsü. yerden şapkanızı alır.. Zahmet etmeyin. O. eşyanın üzerinde hayal meyal dalgalanan kara. yüksek sesle kitap okurdu. hani her olup bitmiş işten sonra bizi saran bir yorgunluk. bırakıp gitmemişti. bu hatıra.

eline derhal geçen fırsatlar gibi en uzak hatıraları. masasının başında koltuğa oturup iki kolunu dayadı. rüzgâra kapılmış birer kuru dal gibi kınlan saadet tasavvurlarını. etrafında onu daha ziyade canlandırabi-lecek şeyler arıyordu. Bir gotik MADAME BOVARY 135 dua iskemlesi aldı. Charles'ın da budalalık edip: «Yapamazsın!» demesi üzerine rakıyı diki-verdi. hiçbir yardım gelmediği. ona sığınıp büzülüyor. bir hastaya çağırıldığını sanıp dili dolaşarak: — Geliyorum. Yığın belki kendiliğinden tükendiği. kederini kızıştırmak için hepsinden faydalanıyordu. panjurları kapatır. Tostes'taki kötü günler yine baş gösterdi. 136 MADAME BOVARY Neye karar vereceklerini bilemiyorlardı. bazen de örerdi. kısır faziletini. Bütün bunlar işsizlikten. İkide bir saçlarının biçimini değiştiriyordu: Bazen Çin ka-dınlarınınki gibi toplar. bir-başkasına geçerdi. nefsinin tatmin edilmeden dağılan arzularını. Tarih ve felsefe kitapları gibi ağır eserler okumaya kalktı.. Emma'nm hali hakkında uzun uzun konuştular. Öyle buhran anları oluyordu ki. nakışları yarıda bırakıp dolaba tıktığı gibi kitabın da birine başlar. Bu kadar büyük fedakârlıklara katlanmış bir kadın. Lheureux'un dükkânına gidip hamaylıların en güzelini aldı. bir yığın beyaz kağıt aldı. ne çıkar ki?. Fakat okuması da nakış işlemesi gibiydi. Şakaklarında üç tane ak tel buldu diye ihtiyarlık sözü etmeye başladı. belki de pek büyük olduğu için gitgide alevler yatıştı. bir gramer. çökmüş muhterislerin yüzlerini kırıştıran bir büzülme vardır. bazen kâkül bırakır. Nereye gitse hep benzi uçuk. sevda yanıp kül olduğu. Mektup yazıp annesini çağırttı. O. fakat fırtına esmekte devam ettiği. kinin açtığı yakıcı yaraları şefkat ateşinin tekrar canlan-. Gerçi şuurunu kaplayan uyuşukluğun tesiriyle. Bazen gece yarısı Charles sıçrayarak uyanır. kendini zorla bir işe vermeli. tırnaklarını temizlemek için bir ay içinde on dört franklık limon harcadı.. Hatta bir gün ağzından kan geldi. eline bir kitap alır. içine işleyen müthiş bir soğuk içinde kendini kaybetmişe döndü. yarım bardak dolusu Fransız rakısını içebileceğini iddia etti. işte ona benzer bir şey. Leon'un hediye ettiği kafanın altında hüngür hüngür ağladı. ması sandığı da oluyordu. geliyorum. erkek saçı gibi yandan ayırıp ensesi üstüne topladı. gözleri insana dalgın bakardı. duvar gibi bembeyazdı. hiç kurtulamayacağını anlamıştı. Emma hekim tedavisine razı olmadıktan sonra ne yapılabilirdi ki? İhtiyar Madame Bovary: — Bilir misin ki karına ne lazım?. ondan hiç. Yonville'in ev kadınlarının tabiri ile: «Terelelli» olmasına rağmen Emma'da hiç de keyifli bir hal yoktu. gönlünün çektiği ufak tefek şeylerden de mi kaçınsın?. soluk semasına al bir renk vermiş olan yangın parıltısı perde perde kararıp kaybo-luverdi. İtalyanca öğrenmek istedi: Bir iki sözlük. alış'ıklık kederi yavaş yavaş boğdu. Bir gün kocasına. burnunun derisi aşağı doğru çekilir. sönmek üzere olan o ateşi usulca karıştırıyor. hepsini alıyor. kocasına karşı duyduğu iğrenme hislerini ruhunun aşkına doğru bir atılışı. ayrılıkîa yavaş yavaş söndü. Charles gidip muayene odasına kapandı. her şeyi topluyor. Rouen'a yazıp mavi kaşmirden bir fistan getirtti. . diyordu. çılgınca işlere sürüklemek pek kolaydı. derdi. düşmüş ümitlerini.Emma ona doğru atılıyor. birçok kadınlar gibi ekmeğini kendi kazanmaya mecbur olsa siniri miniri kalmaz. kendi kendine kuruntu edinmesinden geliyor. Emma şimdi kendini eskisinden de mutsuz buluyordu. bir süre de. gerçekten başına gelenler gibi ancak hayalinde geçenleri. hiçbir güneş doğmadığı için her tarafı büsbütün gece kapladı ve Emma. çoğu zaman dudaklarının kenarında hareketsiz bir kasılma gözükürdü: Hani evde kalıp ihtiyarlamış kızlarla. o kıyafetle bir kanepeye uzanıp yatardı. Aşk. kocalı bir kadın olmak boyunduruğunu.. bunu sabahlığının üzerinden beline bağlar. el işlerine! O da. Buna sebep de-Emma'nm lamba yakmak için kibrit çakması olurdu. o zamanlarda onu. Charles'ın telaş ettiğini görünce: — Adam sen de! dedi. Sık sık halsizlikler geçiriyordu. çünkü artık kederin ne olduğunu öğrenmiş.

hal hatır sormadan başka iki çift lakırdı bile etmemişlerdi. düşünceli düşünceli yürüyen bir köylü geliyordu. Bir arada geçirdikleri üç hafta içinde.Charles: — Uğraşmıyor. buğday övütme makineleri yanında. bunun sonu hayır değildir. yüzü sapsarı kesilmiş köylüye: — Korkmayın!. bir kişizadelik iddiası da olabilir. çiftlikleri öyle pek sıkıntıya düşmeden. hayvan. Bu ısrar üzerine Bovary bir sargı ile bir leğen getirdi ve Justin'den leğeni tutmasını rica etti. Çarşamba günleri eczane hiç boşalmazdı: halkın birbirini iterek oraya girmesi ilaç almaktan ziyade hastalıklar hakkında danışmak içindi: Homais'nin hekimliği civar köylere o derece ün salmıştı. O sırada. Neşterin batması ile kanın fışkırıp aynayı bulaştırması bir oldu. Köylü: (1) Burada. o gün Yonville'de pazar kurulmuştu. dedi. Kaynana: — Sen onu bana bırak! dedi. Bunun üzerine Emma'nın roman okumasına engel olmaya karar verildi. derdi. Sana söyleyeyim. İhtiyar Madame Bovary bir çarşamba günü hareket etti. Emma penceresine çıkmıştı (bunu daima yapardı: taşrada pencere mesire ve tiyatro yerini tutar). Bu zatın kendini La Huchette'li diye tanıtması. Rodolphe Boulanger. kiliseden otele kadar evler boyunca dizilmiş. oğlum. «L. yeşil kadifeden redingot giyinmiş bir bey gördü. Rodolphe Boulanger gelmiş dersiniz... Onun yılmak bilmez cüretkârlığı köylülerin aklını çelmişti. bir uçları havada dalgalanan kurdeleler satılıyordu. yuları. kim olduğunu iyi bildirmek içindi (1). diyordu. Köylü: . O bey. Hep bir yere üşüşüp oradan kımıldamak istemeyen halkın.. sofrada buluşulduğu zaman veya akşam yatmaya giderken. Kaynana ile gelinin vedalaşmaları pek soğuk oldu. — Uğraşıyor da ne yapıyor? Birtakım romanlar. yün battaniyeler. bütün söylenenlere: — Hafifliktir!. ayaklarında kalın dizlikler olmasına rağmen ellerine sarı eldivenler takmıştı. Hepsi de ona bütün hekimlerden daha büyük bir hekim diye bakarlardı. Boulanger adamını gösterip «bütün vücudu karıncalandığı» için kan aldırmak istediğini söyledi.a Huchette'li» demek olduğu gibi. bir insanda din iman olmazsa namus da kalmaz. Öbür tarafa da yelken bezinden barakalar kurulmuştu.hurda bakırlar seriliydi. yassı kafeslerde gıtgıtla-yan tavuklar başlarını çubukların arasından çıkarıyordu. öyle bir toprağı olduğu için koltuk kabartmak istemesinden değil. La Huchette. kendi işletiyordu. eczanenin MADAME BOVARY 137 camlarını kırmasından korkulduğu zaman oluyordu. M. Onların her birinde pamuklular. Yerde. kira ile roman veren kitapçıya uğrayacak ve Emma'nın abonelikten vazgeçtiğini söyleyecekti. iş görmüyor değil ki!. Rouen'den geçerken. çoraplar. Bu adam.. Sonra. kötü kötü kitaplar okuyor. Sonra. âdet yerini bulsun diye edilen sözlerden. Meydan. 138 MADAME BOVARY — Siz işinize bakın. yumurta ehramlarıyle içlerinden yapışkan saman parçaları gözüken peynir sepetleri arasında. Charles: — Leğeni beri getirsene! diye bağırdı. Köylü. O herif: «Benim işim budur» diye zehir saçmakta devam ederse polise başvurmaya da hakları olmaz mıydı?. kapının eşiğinde Felicite ile konuşan Justin'e: — Doktor beyi görebilir miyiz? dedi. «Yılda hiç olmazsa on beş bin frank geliri» olduğu söylenirdi! Charles odaya girdi. hiç de kolaya benzemiyordu. Justin'i evin uşağı sanmıştı: — Kendilerine La Huchette'li M. hepsi de din aleyhinde. bir babayiğit tavrı takınıp iri kolunu uzattı.. papazlar aleyhinde Vol-taire'den alınmış sözlerle dolu. ben korkmam! diye cevap verdi. şenlik bilmez heriflerin itişip kakışmalarını seyrederek eğleniyordu. köşkü ve iki çiftliği ile beraber orayı satın almıştı. Çünkü Fransızcada «de La Huchette». Bu iş. arkasından da başı öne eğilmiş. Türkçede gösterilemeyecek bir «nuance» var. dedi. Yonville civarında bir «Malikâne»nin adıydı. hekimin evine doğru ilerliyordu. Bekâr olarak yaşıyordu. erkenden. kıç üstü devrilip okları yukarı dikilmiş arabalarla dolmuştu.

Ama bazı kimseler de pek zayıf yürekli oluyor. Justin cevap vermiyordu.. insan önce bir şey duymaz. parmağın: damara yapıştırıp: — Ben böyle olacağını biliyordum!. sonra patiska mendiline sirke döktü. Madame Bovary ömründe bayılmamıştı. Emma çömelip kolunu uzatırken biraz sendelediği için kumaşın şişkinliği de yer yer inip göğsünün kıvrımlarını belli ediyordu. insanın gözünü karartacak kadar yükseklere çıkıp ceviz devşirir. gözbebekleri —süte atılmış mavi çiçekler gibi— uçuk akın içinde kayboluyordu. Boulanger uşağına artık eve gitmesini kafasına koyduğu işi nihayet yaptırdığı için gönlünün rahatlamasını söyledi. gayet nazik. bununla yavaş yavaş Justin'in şakaklarını ıslatıyor. hâkimlerin vicdani kanaatini aydınlatmak üzere mahkeme huzuruna çağırabilirsin. dedi. Emma birkaç dakika hafif parmaklarını delikanlının gerdanında dolaştırmaya mecbur oldu. orada soğukkanlılığını muhafaza etmen. Gerçekten budalasın! Kelimenin tam ma-nasıyle budala! Bir hacamat da büyük bir şey mi? Hem de senin gibi hiçbir şeyden korkmaz. fakat Justin'in baygınlığı hâlâ devam ediyor.. çeşme gibi be! Kanım amma da kırmızıymış! Öyle olması iyilikten gelir. odanın döşeme taşlarına çarpıp etrafına yayıldı.. Mesela ben bir düelloda. ama kendi kanımın aktığını biraz düşünsem kendimi kaybedebilirim. etekliği geniş bir yazlık elbiseydi). masanın üzerine oturtup arkasını duvara dayamış. Eczacı devam etti: — Hem senin burada işin ne? Daima doktor beyi de. dört volanlı. Köylü. Kadın koşarak merdivenlerden indi. günün birinde. Şimdi evde tam yirmi kişi var. M. bir taraftan da sakin sakin: — Bir şey yok. rengi uçmuştu. Telaş arasında hizmetçi ona da haber yetiştirmişti. masanın altına koymak üzere leğeni aldı. her şeyi yüzüstü bırakıp geldim. Sonra gidip bir sürahi su getirdi. Madame Bovary Justin'in kravatını çözmeye başladı. Aman Allahım!. git bakalım! Koş! Beni bekle. M. günleri sana daha çok ihtiyacım oluyor. Şapkası başından düştü. Kocası: — Çabuk sirke getir! diye bağırıyordu. Eczacı: — Ben. tabancalar doldurulurken çıkan gürültüden bayıldığını gördüm. İkisi birden.. MADAME BOVARY 139 boyu uzun. telaş etmeyin! diyordu. hafif hafif üflüyordu. Boulanger ise Justin'i kucaklamış. fikir selameti ile düşünüp bir erkek olduğunu göstermen lazıftı. bardakta şeker eritirken eczacı da içeri girdi. Charles: — Aman bunu görmesin! dedi. yaptığı eğilme hareketiyle fistanı (bu. san renkli. Seni merak ettim. yoksa herkesin nazarında bir aptal olursun!. 140 . bu sözleri duyunca. Sonra onun etfa-fında dönmeye başladı. Arabacı ayıldı. Boulanger: — Bir hanım için doğrusu fevkalade bir şey! dedi.. sonradan bayı-lıverir.— iş! dedi. Sen hele bir daha ağzını açıp da övün bakayım!. vahim neticeleri olabilecek bir işde. dedi başkalarının kanını görmeye hiç aldırmam.. çırağının gözlerinin açıldığını görünce derin bir nefes aldı. hele böyle güçlü kuvvetlilerde çoğu zaman öyle olur. Omuzları şiddetle silkinip iskemleni arkalığını gıcırdattı. Hadi.. M. güçlü kuvvetli bir delikanlı için!. doğrusu! Sen.. Madame Bovary. Gömleğinin kordonları kördüğüm olmuştu. Heyecanından baskıyı bir türlü yerleştiremiyordu. Doktor: — Bazen. şişelere de göz kulak ol! Justin giyinip gittikten sonra bir müddet bayılma bahsi açıldı.. Justin'in elindeki leğen sallanmaya başlamıştı. elinde çevirip durduğu neşter muhafazasını bırakıverdi. Charles: — Emma! Emma! diye çağırdı. şöyle yukardan aşağıya bakıp: — Budala! dedi. Eczacı olacak bir adam için güzel bir mizaç. dizleri titriyordu.. Homais. dedi. değil mi?. hanımefendiyi de rahatsız ediyorsun! Zaten çarşamba. şahitlerden birinin. Bu oğlanın sincaptan farkı yoktur. Bovary.

madalya kazanan çiftçilerin adlarını bildirmek için bir bombard konulmuştu. Benzi de ne uçuk!. gelişigüzel bir selam verip çıktı gitti. sımsıkı forması içinde bedeni o kadar kaskatı kesilmiş. onları iyice öğrenmişti. Elbette içi sıkılır! Şehirde yaşamak. Orası öyle ama. Karides yemeğe de ne kadar düşkün.. Ara sıra evlerine uğrar. her cinsten bir türlü sıkıntı.. Rodolphe Boulanger otuz dört yaşındaydı. Benim olacak! diye bağırdı ve hemen meselenin icra tarafını tetkike başladı. diye ilave etti. sarmaşıkla donatılmıştı. İşe başlarız. Sopasını hızla vurup yerdeki bir keseği parçalayarak: — O. Binet o gün her günkünden de dik bir yaka takmıştı. adım adım kalkıp inen bacaklarında toplanmıştı. Acaba nereden buralara düşmüş? O koca herif bu kızı nereden ele geçirmiş? M. kara gözleri. dost olurum. O.. Emma yine hekimin odasındaki hali. valinin geldiğini haber vermek. bir düşüncesi varmış gibi ikide bir duruyordu. hazırlıklardan söz ediyorlardı. onlara av eti. Az sonra ırmağın öte tarafını bulmuştu (La Huchette'e oradan gidilirdi). hastadan hastaya dolaşırken karısı da evde oturup çoraplarına yama vurur.. Şöyle nazikçe üç kompliman yapsan insanı çıldırasıya sevecek. keyfi de insana usanç veriyor. hatırasından bile bıkkınlık getirdiği o hayalle bir an oyalandıktan sonra içinden: — Madame Bovary ondan elbette çok daha güzel. görürüm. Tören günü daha sabahtan köy halkı. Güzel dişleri. gerekirse kendimi hacamat ettiririm. yulaflar arasına saklanmış cırlakların gürültüsünden başka hiçbir ses duymuyordu. Kadın hiç şüphesiz ondan bıkmıştır.: Ben ki uçuk benizli kadınlara bayılırım. bunun içindir ki onu da. yakında tarım toplantıları dolayısıyle şenlikler var. Bırak sen de! dedi. Onunla sevişmenin rast gelebileceği engelleri böyle uzaktan düşünmek aklına metresini getirdi. bir tek hareketle yavaş yavaş usul üzere. benim olacak!. kilisenin önündeki meydanın ortasına da.. onları bize davet ederim. dedi. Emma'yı güzel bulmuştu. o elbisesi ile MADAME BOVARY 141 gözünün önüne geliyor ve Rodolphe onu hayalen soyuyordu. kundurasına kırbaç gibi vuran otların hep biteviye hışırtısından ve uzakta. Virginie doğrusu pek semirdi. bir çayıra.. Neşesi. Bu cümleyi söylerken Emma'ya bakıyordu. kocasını da düşünüyordu: — Herif çok budalaya benziyor. her akşam dans etmek ister! Zavallı kadıncağız! Mutfakta masanın üzerine konan sazan balığının nasıl su diye içi titrerse onun da aşk diye içi titrer. Herifin tırnakları pis. belediye dairesinin saçağı. hekimin karısı hakçası şirin bir kadın!. Nasıl buluşuruz? Çocukla dadısı» sürekli başımızda olacak. o kadar hareketsizleşmişti ki. Rouen'lı bir aktrisi «Kapatmıştı». elbette Madame Bovary de gelir. hindi gönderirim. zekâsında oldukça keskinlik vardı. dert var. VIII O pek beklenilen tarım şenlikleri nihayet başladı. hem de cüretkârlık göstererek. Endamı da Paris kadınlarınmki gibi.. Kır bomboştu. Vergi tahsildarı ile albay arasında öteden beri bir rekabet devam . kocası var. Buchy milli muhafız kıtası da (Yon-ville'de muhafız kıtası teşkil edilmemişti) gelip Binet'nin idaresindeki itfaiye bölüğüne katılmıştı. hiç şüphe yok! Hem de ne şefkat gösterir! Ne dilber olur!. Emma onu çayırdan geçerken gördü: Ro dolphe Boulanger kavaklar altında yürüyor.MADAME BOVARY — Bu sayede sizinle tanışmak şerefine nail oldum. en emin yol odur. mizacında hoyratlık. Sahi! diye ilave etti. Rodolphe etrafında. evlerinin kapısı önüne çıkmış. Argueil yokuşunun tepesine vardığı zaman kararım vermiş bulunuyordu: — Artık fırsat kollamak lazım!. Hem komşular var. zarif ayaklan var.. bütün kişiliği. tavuk. zaten kadınlarla hayli düşüp kalkmış. O. hem de çok daha taze. sonra başımdan nasıl atarım?. Sonra masanın bir köşesine üç frank bıraktı. O içinden: — Şirin kadın! diyordu. Düşünüyordu: — Nerede buluşuruz?. ziyafet için bir çadır kurulmuş. sakalı da en aşağı üç günlük. Çok vakit kaybetmeli! Sonra tekrar başladı: — Ama gözleri de burgu gibi insanın tâ yüreğine giriyor.

mutfak merdiveninin basamaklarında durmuş. baldırı çıplak alayı için!. suların özelliklerini. Halk. çeşitli cisimlerin yoğunluğunu. ben eczacı. basık bir şapka geçirmişti. sıvıların mayalanması. bundan başka. caddeye köyün iki ucundan geliyordu. Madame Lefrançois. Bunların birine: «Yaşasın Ticaret. Birbiri arkasından bidüziye kırmızı apoletlerin. altın haçlar. doğadaki bütün cisimlerin birbiri üzerine etkilerini araştırmak olduğundan. Madame Lefrançois küçümseyen bir tavırla: — Haa! Oraya mı gidiyorsunuz? dedi. kara redingotlarla mavi bez ceketlerin monotonluğunu.. cambazlar gibi çadır altında yemek yemekten hoşlanır mı sanıyorlar? Böyle işgüzarlıkların adına «Memlekete hizmet» diyorlar! Ta Neufchâtel'den pis bir aşçı getirmeye değerdi ya! Hem de kimler için! Bir alay inek çobanı. oraya gidiyorum. şairin peynire soktuğu fareden de daha münzeviyim. bunun sonucu olarak tarım da onun alanına dahil demektir! Hem. bütün meyhaneler doluydu. uşakların yemeğini incelemek. sonra göğüslükle142 MADAME BOVARY rin geçtiği görülüyordu. ara sıra da. halkının çoğu evlerini bir gün önceden temizlemişlerdi. boyuna yeniden başlıyordu! Bu kadar şatafat asla görülmemişti! Köy. Herkesin en çok hayran olduğu şey. Ben ki daima la-boratuvarımda otururum. yarı açık pencerelerden üç renkli bayraklar sarkıyordu. A. af buyurun acele işim var. doğrudan doğruya kimya değil de nedir? Otelci kadın cevap vermedi.edegeldiğinden her ikisi de emirleri altındaki adamları ayrı ayrı talim ettiriyorlardı..» -üçüncüsüne: «Yaşasın Sanayi. Fakat bütün yüzlerde bir çiçek gibi açılan sevinç. lekelenir diye korkup bellerine kaldırdıkları fistanlarını tutan iğneleri attan inince çıkarıyor. gerekirse bu konularda . renk renk atkılar. kocaları ise. gazların çözümlenmesi. böyle bir münasebetle. ağaçlı yollardan boyuna insan taşıyor. Homais: — Hiç! Hiç! dedi. madenlerin. miyasmaların etkisi gibi şeyler. ¦ Eczacı oradan geçiyordu. kendi kendine homurdanıyordu: — Ne budala herifler! Öyle bezden baraka yaptılar da iyi haltettiler! Bir vali. saçılmış karışık renkleriyle. sonra gülümseyerek cevap verdi: — Öyleyse başka! Ama tarımdan size ne? Siz ondan da anlar mısınız? — Elbette anlarım. Sokakçıklar-dan. gidip şenliği "görmek için evlerden çıkan keten eldivenli hanımların arkasından kapı tokmaklarının çarptığı duyuluyordu. her birine yeşilimsi bir bayrak asılıp üzerine sarı sırma ile yazılar işlenmiş dört tane sırık vardı. Homais devam etti: — Siz bir insanın tarım uzmanı olması için bizzat toprağı sürmesi. gübrelerin bileşimi. kardan daha beyaz gözüküyor. Otelci kadın: — Ne peyniri? diye sordu. Eczacı hayretle cevap verdi: — Evet. yani kimyager değil miyim? Kimyanın konusu da. Civar çiftliklerden gelen kadınlar. toprağın. sorarım size. hava güzel olduğu için. havanın etkilerini. üzerlerine fenerler asılmış iki uzun porsuk ağacıydı.. arazinin niteliğini. Siyah bir setre. şapkalarını korumak için üzerlerine örttükleri . otelci Madame Lefrançois'yı kederlendirmişe' benziyordu. belediye dairesinin dört sütununa dayanmış. kılcallığını bilmek lazımdır! Daha ne bileyim? Binaların yapılışını.. süslüyorlardı.mendilleri yerlerinde bırakıp bir uçlarını dişleriyle tutmakta devam ediyorlardı. Ben danışma komisyonunda üye değil miyim ya! Madame Lefrançois onu birkaç saniye süzdü. kolalı başlıklar.» dördüncüsüne de: «Yaşasın Güzel Sanatlar» yazılmıştı.. Bu hiç durmuyor. Madame Lefrançois. değil mi?. maden filizlerinin durumunu. Sadece şunu söylemek istemiştim.ma bugün. söz konusu maddelerin yapısını. MADAME BOVARY 143 — Allah ömürler versin! dedi. büyük memurların oturacağı parmaklıklı tribünün iki tarafına dikilmiş. Şişman dul kadın nereye gittiğini sorunca: — Size garip geliyor. kunduz derisinden kundura giymiş.. güneşin berrak ışığında parlıyor. her zamankinin tersine olarak da başına bir şapka. dedi. kümes hayvanları beslemiş olması mı lazımdır sanıyorsunuz? O işlerden ziyade.» ötekine: «Yaşasın Tarım. Madame Lefrançois: Her zaman dükkânıma kapanır otururum. hayvanların yemini. Nankin pamuklusundan pantolon.

Emma ona dirseği ile vurdu. kendisi şurada. Rodolphe kendi kendine: «Bu da ne demek?» diye düşündü ve yürümesine devam etmekle beraber kadını göz ucuyle süzdü. tutulan yolu eleştirebilmek için sağlık bilgisi kurallarını da çok iyi bilmek gerekir! Bundan başka Botanik biliminden de anlamak. Lheureux dava açıp eşyasının satılmasını istemiş. bu sayede derneğin tarım bölümü yemiş ağaçlan koluna üye olmak şerefine erdim. Böyle yandan bakılınca kadının yüzü o kadar sakindi ki. O sırada oradan şarkı sesleri yükselmekteydi. otları tanımak gereklidir. onun «Yüze gülüşü. dudaklarında gülümseme. dergileri okuyup bilimin ilerlemesinden haberdar olmak. sekiz güne varmaz her şey biter. fakat Madame Bovary'nin vsoluğu kesildi: Rodolphe da adımlarını ağırlatıp gülümsedi. Rüzgâr doğudan esiyor. Boulanger'nin koluna girmiş. — İşte.. Otelci kadın gözlerini Cafe Français'nm kapısından ayırmıyordu. Akla. onları biraz elmacıkların altına çekilmiş gibi gösteriyordu. Pazar yerinde: Madame BoMADAME BOVARY 145 vary'yi selamlıyor. Madame Lefrançois üç basamak merdiveni indi ve eczacının kulağına eğildi: — Nasıl? dedi. arkasında rüzgâra kapılıp dalgalanan kara setrenin etekleriyle hayli yer kaplıyordu.-. Rouen'deki Tarım Derneği'ne gönderdim. Lheureux de onlarla beraberdi ve ikide bir. onlara: — Hava doğrusu enfes!. o çehrenin beyazlığını bir kat daha belirtiyordu.. hiç olmazsa bilimin öğütlemelerini dinler kimseler olsalar! Mesela ben geçenlerde büyükçe bir risale. yılan gibi» olduğunu söylüyordu. Yün örgü ceketinin ilmiklerini göğsüne doğru çeken omuz silkintileri ile iki elini kaldırıp rakibinin meyhanesini gösteriyordu. Kıvrık iri kirpikli gözleri önüne bakıyor ve iyice açık oldukları halde. hangilerini etmemelidir? Falan ağaç ya da ot nerede tutar. imal tarzı. tesirleri ve bu hususta bazı yeni düşünceler diye ad koymuştum. tafsilat vermek için çağıran Madame Lefrançois'yi dinlemeden. diyordu. kısacası broşürleri. Rodolphe: «Acaba benimle eğleniyor mu?» diye düşündü. Herkesler dışarıda!. Eczacı. Homais: — Madame Bovary mi? dedi. Emma'nm öyle dirsek vurması. ağaçları. biliyorsunuz ya? Şu eczacı. sağına soluna selamlar dağıtıyor. Otelci kadın. dedi. . Fakat. Böyle pis bir aşçı dükkânı!.. nerede tutmaz? Bütün bunları bilmek. dedi. Madame Lefrançois zihnen o kadar dalgın görünü-1 yordu ki eczacı durmak zorunda kaldı. ve nezakete bakmayarak: — Şu şişman heriften kaçınmak istiyordum da onun için. eczacı devam etti: — Ah! Bizim tarımcılarımız birer kimyager olsa. Guillaumin'in uşağı Thedore'dan öğrendiği bu işi anlatmaya başladı. M. dedi. anlaşılır şey değil. ince derisinin altında hafif hafif vuran kam. Rodolphe onu uzaktan görmüş. hangileri yararlıdır? Hangi-leri verimsizdir. M. sizin haberiniz yok mu? Bu hafta haciz koyacaklar. Kadın: — Hele şunlara bakın!. Madame Lefrançois! Anlıyor mu144 MADAME BOVARY sunuz? Hangileri sağlığa zararlı. Elma şarabı. sütunlar altında bir yer bulursak memnun olur. hangileri besleyicidir? Hangilerini yok etmeli. sadece dikkat etmesini ihtar içindi. bir şey anlamak kabil olmuyordu. çünkü. yetmiş iki sayfalık !bir muhtıra kaleme almış. sohbete girişmek ümidi ile olacak. gibi sözler söylüyordu. Uçuk renkleriyle birer saz yaprağını andıran kurdelelerin süslediği oval siyah şapka. Burun zarını pembe bir renk kaplamıştı. her zaman uyanık davranıp ıslahatı göstermek lazımdır. Ben hemen gidip kendisine saygılarımı sunayım. Tellier'den nefret etmesine rağmen bu hususta Lheureux'yu ayıpladığını. Emma başını omuzuna eğmişti. Onu senetlerle katletti. Belki içeride. ayırdetmek... İşte benim o eserim basılıp yayılsaydı. hayale gelebilecek her türlü hal1 ve fırsata uygun cümleleri olan eczacı: — Ne korkunç felâket! dedi. hızla yürümeye başlamıştı. Homais hayretle geriledi. artık çok sürmez. — Zaten.-dudakları arasından da dişlerinin sedef gibi parlayan uçları gözüküyordu. hızlı hızlı uzaklaştı..karar vermek. Madame Bovary'nin bacanda yeşil bir şapka var.

Monsieur Boulanger? dedi. bir dizlerini kıvırmış inekler karınlarını da çimene yaymış. İçlerinde en önemlileri gibi gözüken biri. Tarım Kurulu toplantılarına hiçbir önem vermemekle beraber. gitmeye hiç de niyetim yok: Sizin yanınızda olmayı.. Uykusu gelmiş domuzlar burunları ile toprağı deşiyor. çiftçiler. Çayır artık kalabalıklaşmaya başlıyor. Derozerays de la Panville'di. Kolları sıvalı arabacılar. Lheureux. hatta güzel bir hayvan gördü mü. ya alçak gelen sağrıları ile karmakarışık dizilmişlerdi. ağır ağır geviş getiriyor ve etraflarında vızıldayan küçük sineklerden korumak için gözlerini kırpıyorlardı. ne güzel! Köydeki] sevdalı kızların hepsinin de falına bakmaya yeter. Bunlar^ el ele vermiş. hem yürüyor. yanlarından geçilince süt ko kan hizmetçi kızlara ikide bir yol vermek gerekiyordu. Bu zat. Sahadan yüz adım kadar ötede. ağzı bağlanmış. uzun bir dizi halinde yürüyor ve böylece. rüzgâra kapılan bir yelenin bir bayrak gibi havalandığı. Emma biraz öksürüp: — Sizin de bir sevdiğiniz var mı?. bazen de birkaç sivri boynuzun veya koşan birkaç insan başının yükseldiği görülüyordu. böyle çayır çimende yürümenin zevkinden bahsediyordu. oraya girmeye başlamışlardı. kısraklar tarafında burunlarını aça MADAME BOVARY 147 aça bakıp kişneyen. hakem heyeti başkanı M. Emma kızardı. onların en küçük bir hareketlerini görünce: «Ne emir buyurdunuz?» diye yaklaşıp elini şapkasına götürüyordu. danalar böğürüyor. bizi huzurunuzdan mahrum mu edeceksiniz. Üstü başı lime lime bir çocuk onu bir iple tutuyordu. Rodolphe'u görür görmez hemen yanına gitti ve nazik bir tavırla gülümseyerek: — Nasıl. çocukları ile gelmiş kadınlar insana çarpıyorlardı. Rodolphe hemen geleceğini söyleyerek özür diledi.. tayları da onların gölgelerinde yatıyor veya bazen meme emmeye geliyorlardı. Nalbandın evi önüne vardıkları zaman Rodolphe. Ayaklarına mavi çoraplar.— Herifi nasıl da savdınız! dedi.. İnşallah yine görüşürüz!. . daha rahat dolaşabilmek için jandarmalara mavi kartını gösteriyor. sakin sakin duruyor. Monsieur Lheureux! diye bağırdı.ayrıca bir yerde. şaha kalkmış aygırları zaptediyorlardı. birbirinin-kinden ya yüksek. Yeniden çiçek açmış birkaç papatya gördüler. Madame Bovary'yi de beraber sürüklemişti. sepet-j leri. boylu boyunca bütün çayıra serpiliyorlardı. Rodolphe'un da hemen hiçbir cevap vermemelerine rağmen M. Sonra ilave etti: — Birkaç tane koparayım mı? Ne dersiniz?.. yüzleri ipten tarafa çevrilmiş. İki sıra arasında. Rodolphe: — Orasını Allah bilir! diye cevap verdi. Artık hayvanları tetkik zamanı da gelmişti: kazıklara bağlanmış uzun bir iple koşu meydanı gibi bir yer ayrılmıştı. mademki bugün sizinle bulunmak bahtiyarlığına erdim. yeleleri sarkmış. birbiri arkasından. hakem heyeti azalan ağır ağır dolaşmaya başladılar. koyunlar meliyor. hem de elindeki deftere bir şeyler kaydediyordu. onun yanında olmaya tercih ederim. Bu bir araya tıkıştırılmış vücutların meydana getirdiği dalga boyunca. ta akçakavaklardan ziyafet çadırına kadar. her hayvanın önünde durup bakıyor. burnuna demir halka vurulmuş kocaman kara bir boğa vardı ki sanki tunç-tanmış gibi hiç kımıldamıyordu. — Başımıza başkalarını musallat etmenin yeri var mı ya! Hem. Artık havanın güzelliğinden. Rodolphe. Hayvanlar orada. sonra birbirlerine yavaş yavaş fikir danışıyorlardı. yolu çi-MB ıo 146 MADAME BOVARY te kadar takip edeceğine birdenbire bir patikaya saptı. başları uzanmış.. Rodolphe: — Şu koyun gözlerine de bakın! dedi. — Allaha ısmarladık. topuksuz pabuçlar giyip parmak-J larma gümüş yüzükler takınmış. Rodolphe sözünü tamamlamadı. iri şemsiyeleri. Kısraklar.Madame Bovary'nin de. Emma gülerek: .. ama başkan uzaklaşır uzaklaşmaz. Emma'ya: — Doğrusu. dedi.

— Evet. birçok şeylerden mahrum kaldım. kalın çizgili pantolonunun altında da. Ah. dedi. bir top sesi gümbürdedi. itişe kakışa kasabaya doğru yollanmaya başladı. — Çok doğru! Bu adamlardan hiçbiri. hep yapayalnız. ya da sinirlenir. Binet: «Silah başına!» diye bağıracak . Nitekim. mehtapta bir mezarlık görünce. insan köyde oturunca. hayatta bir gayem olsaydı. oturumu açmak mı. Yonville hanımlarının tuvaleti ile alaya başladı.var mı benim? Kim beni düşünüyor ki? Bu son kelimeleri söylerken sesi dudaklarından âdeta ıslık gibi çıkıyordu. şapkasını yan giyerdi.. insan bunu düşündükçe. orada sönüp giden emellerden. Ama kaç kere. hülyalardan bahsettiler... Arkalarında. yanlış bir işaretti... pek tuhaf hisler beslemenin. o. bir sevgiye rastgelseydim. külrengi toz bezden yeleği içinde kabarır. avamdan kimseler bunu.. Bu. Rodolphe: — Bunun içindir ki. Rodolphe'un kollukları pastalı patiska gömleği. kilisenin iskemlelerini kalabalıktan oradan oraya taşıyıp duran mezar kazıcısı Lestiboudois'di. Rodolphe onlarla at pisliklerine basar. garip bir surette yaşamanın. alelâdelikle özenip bezenmenin bir araya gelmesinden hasıl olan bir karmakarışıktık vardı. Rodolphe: — Benimle alay etmeyiniz. Örneğin. elini ceketinin cebine sokar. her şeyi alt eder... kendisi üstüne başına pek bakmadığı için özür diledi. öne doğru uzattığı kollarının ucu görülüyordu. Adam öylesine yüklenmişti ki. üst üste konmuş bir sürü iskemle taşıyan bir adam yüzünden. bir elbisesinin biçimi. Bu. — Ah. Nihayet. koncu Nankin bezinden potinleri gözükürdü. dedi. — Zaten. yoksa biraz daha beklemek mi lazım geldiğini bilemiyorlardı. ya hoşlanır. rüzgâr estikçe. Rodolphe'un giyiminde. müşteriden baş alamaz olmuştu. Sonra taşranın bayalığından. birini bulsaydım. Beyaz şapkalı bir arabacının boyuna kırbaç savurduğu iki sıska beygir arabayı çekiyordu. her şeyi silip süpürürdüm! Emma: — Ama hiç de acınacak bir halde değilsiniz gibi geliyor bana. Jüri azası sıkıntılı bir duruma düşmüşlerdi. Emma: — İyi giyinmek zahmete değmez. Tereddütle ilave etti: — Zenginsiniz. Vali Bey henüz gözükmemişti. dedi. alt kısmı vernikli. Rodolphe: — Öyle mi sanıyorsunuz? — Ne de olsa. Emma hayretle: — Siz mi? dedi. Fakat Madame Bovary'nin böyle şeylerle ilgilendiği yoktu. meydanın ucunda bir büyük kira landosu gözüktü. onu bile anlamaz. çayırda baksanız otların aksettiğini görürdünüz. Emma alay etmediğine yemin ederken. uzaklaşmak zorunda kaldılar. gidip orada uyuyanlara katılmanın daha iyi olup olmayacağını kendi kendime sormuşumdur. ben de günden güne kendimi hüzne daldırıp gidiyorum. Herkes. dikişi nedir. Rodolphe bunu sezince. Bunlara o kadar vernik 148 MADAME BOVARY vururdu ki ayna gibi parlatırdı. yalnız tahta kunduralarının burnu ile. Ben sizi neşeli bir adam sanıyordum. serbestsiniz. ya dostlarınız ne olacak? Onları hiç düşünmüyor musunuz? — Dostlarım mı? Peki hangileri? Dostum. Madame Bovary.. Fikri de para getiriyordu. onun boğduğu hayatlardan.. kendi kendine konuşuyormuş gibi devam etti: MADAME BOVARY 149 — Evet.durup bakıyordu. çünkü herkesin önünde yüzüme bir alaycı maskesi takmasını bilirim. birbirlerinden. diyordu. ama görünüşte öyle. Tarım Komisyonu toplantılarından faydalanmanın çaresini bulmuştu. dedi. Rodolphe'un kolunu tekrar yakaladı. hasırı buhur kokan bu iskemleleri kapışıyorlar ve kilise mumlarının damlalarıyle kirlenmiş kocaman arkalıklarına bir nevi saygıyla yaslanıyorlardı. sıcaktan bunalan kasabalılar. O zaman içimdeki bütün enerjiyi harcar. -sanat hevesine esir olmanın ve toplum kurallarını daima hafifsemenin bir belirtisi sanarak. Kendi çıkarları söz konusu olunca kafası pek güzel işlediği için.

albay da onu taklit etti. şuraya iki Venedik direği dikmek lazımdı: Yenilik olarak biraz ciddi ve zengin şeylerle donatarak. Madame Bovary ile birlikte. Krallığa olan bağlılığını ve Yonville'e lütfedilen şerefi belirtmeye çalışıyordu. Ama ne yaparsınız! Her şeye Belediye Başkanı el attı. sonra özür diledi. uzun fısıldamalar. Hani göze pek güzel görünürdü. Tuvache da. MADAME BOVARY 151 M. arabaya koşulmuş iki sıska beygir. aynı zamanda sivri uçlu burnunu yukarıya dikiyor ve içeriye gömük ağzına bir gülümseme konduruyordu. devrik yakalıydı. adının Lieuvain olduğu artık öğrenilmişti. Belediye Konağının birinci katına. Şu zavallı Tuvache'ın pek zevki yoktur. İsmi ağızdan ağıza kalabalık . alınları birbirine değercesine karşı karşıya kaldılar. dedi. pek kocaman ve kalın gözkapaklarıyle örtülü gözlerini. top gürledi ve beyler birbiri peşi sıra kerevete çıkarak. başının arka tarafında bir yumak saç. Lestiboudois. manzarayı oradan rahatça seyredebileceklerini söylemişti. beriki bundan pek mahcup olduğunu bildirdi. üç köşeli siyah şapkasını göğsüne bastırarak muhatabını tekrar tekrar selamlarken M. kalabalığın büyük kısmı ise karşıda ayakta duruyor veya iskemlelere oturuyordu. hâlâ gidip kiliseden iskemle getiriyordu. Salon bomboş olduğu için Rodolphe. Madame Tuvache'ın iğreti verdiği kırmızı Utrecht kadifesi kaplı koltuklara oturdular. Hele sanat dehası denilen şeyden büsbütün mahrumdur. Tuvache iltifatlarla mukabelede bulundu. Adam. uçuk be150 MADAME BOVARY nizle. çayırdan sırtlayıp getirdiği bütün iskemleleri oraya yerleştirmiş. henüz apresi olduğu gibi kaldığı için. sütunlar arasında bulunuyorlar. kalabalığa bakarken yarı yarıya kapatıyor. arabacının beygirlerini dizginlerinden yakaladı ve küt ayağı ile topallaya topallaya Altın Aslan'ın sundurması altına götürdü. Herkes silah çatılarına doğru koşuştu. O zaman. Milli Muhafız Kıtası ve halk olduğu halde. Bütün yelekler kadifeden ve geniş. Belediye Meclisinin ve kasabanın ileri gelenleri. Bütün bu insanlar birbirine benziyordu. Binet bağırdı: — Hizaya gel! Albay haykırdı: — Dur! Sola saf bağla! Namlu bileziklerinin merdivenlerden tekerlenen bir bakır kazan gibi ses verip gittiği bir selam dur vaziyetinden sonra bütün tüfekler tekrar yere indirildi. söyleyecek söz bulamıyor. Kerevetin üstünde bir kıpırdama. Böylece her ikisi. Orada bir sürü köylü toplanarak arabaya bakmaya başladılar. İkisi de taburelere yan yana oturdular. ucunda yumurta biçimi. tam hükümdarın büstü altında bulunanlardan üç tabure aldı ve pencerelerden birine yaklaştırdı. müzakereler oldu. etraflarında Jüri Üyeleri. yerine oturmak üzere önünden geçen eczacıya: — Bana kalırsa. Bu arada Rodolphe. gülümsüyor. toplantı salonuna çıkmış bulunuyordu. Herkes iki elini kalçaları üzerine dayıyor. fiyongosu iyice gerilmiş beyaz kravatların tuttuğu katı yakalıklardan taşıyordu. hafif tırısla. tam milli muhafızlarla itfaiyeciler trampet çalarak sert adımlarla saf tutmaya geldikleri anda. kekeliyor. kocaman çizmelerin meşininden daha çok parlayan çuhadan yapılmış pantolonlarının apış aralarını ihtimamla aralıklıyordu. gümüş sırma işlemeli kısa bir frak giymiş. Kabarık favorileri. Nihayet Vilayet Meclisi Üyesi ayağa kalktı. Hanın uşağı Hippolyte. Fakat vilayet arabası bu karışıklığı tahmin etmişe benziyordu. Kendisi Vilayet Meclisi Üyesindenmiş. İleri gelenlerin hanımları arkada. güneşten hafifçe yanmış kumral ve gevşek yüzleri tatlı elma şarabı rengi bağlamıştı. Tranpet çaldı. Bu alışverişiyle ortalıkta öyle bir tıkanıklığa sebep oluyordu ki. pek halim selim görünüşlü bir zatın arabadan indiği görüldü. Bazıları yakalarını bile unuttu. kerevetin basamaklarına çok güçlükle vanlabiliyordu. Lheureux. Yumurta biçimi büyük masanın etrafından. yay gibi eğilmiş. akikten birer mühür sallanan uzun bir kurdele bağlıydı. Bütün saatlere. gemlerini kırıta kırıta çekerek. belediye binasının önüne vardılar. birbirine girdi.zamanı ancak bulabildi. Vilayet Meclisi Üyesi Bey. dedi. Belediye* Başkanını hamailinden tanıdı ve valinin gelemediğini söyledi. methalde. Homais: — Şüphesiz. alın tarafı dazlak.

Sizler. diye cevap verdi. O kimseye içinizi dökmek. amme ve fert refahının hiçbir şubesi nazarlarından uzak kalmayan.» Rodolphe: — Saadete rastgelinir bir gün. — Niçin? 152 MADAME BOVARY Tam o sırada Vilayet Meclisi Üyesinin sesi görülmemiş bir şiddetle yükseldi: «Vatandaşlar arasındaki çekişmelerin sokak ve meydanlarımızı kana buladığı. din daha çok kuvvet bularak gönüllerimizde gü-lümsemekte. diye tekrarladı.arasında dolaşıyordu. her yerde yeni münakale yollan.. hem de en coşkun keyifler lazımdır. çılgınlığa kendini kapıp koyuverir. dedi.. ziraatı ve güzel sanatları da saydırmasını bilerek. dedi. ansızın. beyler!» Rodolphe: — Belki aşağıdan beni görürler. kendinize iftira ediyorsunuz. Yüksek İdare Makamlarına. «Evvelâ müsaade ediniz de (bugünkü toplantının mevzuu hakkında söze başlamadan önce.) arzettiğim gibi müsaade ediniz de. ne görürüm? Her yerde ticaret ve zenaat yeşermekte. baştan başa medeniyet olan bir eserin barışsever akıncıları! Sizler. limanlarımız dolup taşmakta. her şeyi feda etmek ihtiyacını duyarsınız! Karşılıklı uzun uzadıya . Emma: — Ne gibi? — Ne gibisi var mı? Kaplarına sığmayan insanlar bulunduğunu bilmez misiniz?. Kötü şöhretim malum. Şevketmeaba. saadete rastgelinir bir gün. bu hususta benimle hemfikir olduğunuzdan eminim. mülk sahibinin. itimat yeniden doğmakta ve nihayet Fransa rahatça nefes almaktadır!. tam ümitsizliğe düşüldüğü bir günde. hayır. fırtınalı bir denizin bin bir muhatarası arasında Devlet gerdunesini metin olduğu kadar da hakim bir elle sevk ve idare eden Sevgili Kralımıza minnet ve şükranlarımızı sunayım. Hükümete. Vilayet Meclisi Üyesi devam ediyordu: «Şayet hafızamdan bu karanlık levhaları defedip nazarlarımı güzel vatanımızın bugünkü vaziyetine çevirecek olursam.» Rodolphe: — Biraz geri çekilelim. Emma: — Doğrusu. çünkü insan bu eğlencede saadet bulamaz. yemin ederim. evet. en azından on beş gün müddetle herkese dert anlatmak zorunda kahrım sonra. — Fakat saadet bulunur mu hiç? Rodolphe: — Evet. dedi. ticareti. beyler. Böylelerine hem hülya. harp gibi. böyle bir eğlencemiz bile yok! — Hazin eğlence. Hükümdarımıza. Böylece insan her çeşit fanteziye. en yıkıcı sözlerin büyük bir cüretle memleketi temelinden çökerttiği günler artık mazi olmuştur. adım pek kötüye çıkmıştır. dedi. tüccarın.» Rodolphe: — İnsanlık bakımından belki de bu haklı ve yerinde bir şey. politika fırtınaları atmosferdeki karışıklıklardan hakikaten çok daha tehlikelidir. hem en temiz ihtiraslar. sulhu. hatta bizzat amelenin. ona. O zaman ufuklar aralanır. MADAME BOVARY 153 Bu söz üzerine Emma. sanayii. geceleri huzur içinde uykuya dalarken birdenbire yangını haber veren çan seslerinin gürültüsüyle uyanmaktan titrediği. harikulade memleketleri gezip dolaşmış bir yolcuyu seyreder gibi baktı ve: — Biz zavallı kadınların. — Hayır. terakki ve ahlaklılığın mücahitleri! Artık anlamış bulunuyorsunuz ki. büyük imalat merkezlerimiz tekrar faaliyete geçmekte. köylerde yaşayan çiftçiler ve işçiler. dedi. devletin bedeninde'yeni kan damarları gibi çoğalarak yeni irtibatlar kurmakta. sanki «İşte o!» diyen bir sestir bu. hem hareket. her şeyinizi vermek... Bir iki kağıdı sıraya koyup daha iyi görmek için gözlerine uygun bir mesafeye getirdikten sonra söze başladı: «Beyler. Vilayet Meclisi Üyesi devam ediyordu: «Sizler de zaten bunu anlamış bulunuyorsunuz.

beyler. bundan fazla vatanseverlik. hep vazife. sonra Em-ma'nın eline bırakıverdi. çünkü sözlerini yutacakmış gibi . dedi. insanların ahlak dediği şey. vazife. — Hayır.» Kimsenin dikkatini çekmesine gerek yoktu.. insanın gözleri kamaşır. (Bunu söylerken kadına bakıyordu. Madame Bovary itiraz ediyordu: — Ama yine. büyük olanı hissetmek. iyi işlenmiş bir toprağın bütün nimetlerini birbiri peşi sıra saymak lazım gelse. göreneğe kaçanı. kafası geçmiş zamanın peşin hükümleri içine gömülmüş (evet. o satıhta kalan zekâyı. MADAME BOVARY 155 Toprağın o bereketli sapan izlerine gayretli bir elle tohum saçarak buğdayı yetiştiriyor..de. hayır! Ne diye ihtirasların aleyhinde nutuk vermeli? Şu dünyada tek güzel şey. bunun sonu gelmez. yoksa toplumun sırtımıza yüklediği bayağılıkları ile birlikte bütün göreneklerini kabullenmek değildir.konuşmazsanız. biri. saman altından su yürüten. yataklarımıza yumuşak yastıkları. Derozerays. gayet hünerli cihazlar sayesinde öğütülüp toz haline getiriliyor ve değirmenden un adiyle çıkıyor. güzel olanı candan sevmektir. şuracığa.. inanmaya cesaret çdihnez. Sanki başı dönmüş gibi elini yüzüne götürdü. tarımla geçinen ahalinin zihniyetini yanlış anlasın. fırıncının eline geçiyor. şurada gördüğünüz budala toplantısı gibi. küçüğü. dedi.kalabalığın ağzı bir karış açıktı. kahramanlığın. keten. hatibi dinlerken gözlerini dört açıyordu. keteni unutmayalım! O keten ki. eli tespihli bir alay sofu karı. fakat herkesin hayrına. devlete muin olmaya çalışmak suretiyle. müziğin. beyler? Ancak. bir kelime ile.. beyler? Kim karşılıyor bizim ihtiyaçlarımızı? Varlığımızı kim doyuruyor? Çiftçi değil mi? Çiftçi. çıkarcıların ahlakı. Gerçekten. avucunu açarak kulağına götürmüş.) Nihayet. birbirinizin içindekileri sezersiniz. beyler. söylemekten çekinmiyorum) iyice gömülmüş bulunmalı ki. her şeyden önce faydalı gayeler peşinde koşmaya kendini adamış derin ve ölçülü zekâyı. sanatların. tekrar söze başladı: «Burada size tarımın lüzumunu ispdt etmem mi lazım. Burada bağ vardır. ötede kolza. soframıza o lezzetli eti ve yumurtalarını temin eden? Tıpkı cömert bir ana gibi çocuklarına her şeyi veren. cümlesine pandomima da kattı. Lieuvain. o kadar aranılmış olan bu hazine. Rodolphe sözlerini bitirirken. sanki karanlıktan birdenbire ışığa çıkmış gibi. vazife diye. o buğday da. şiirin. son yıllarda büyük bir gelişme göstermiştir. ama vazife. etrafımızı saran peyzaj ve bizi aydınlatan mavi gökyüzü gibi. karşınıza gelir. Elbiselerimiz için. koskoca sürülerini merada otlatıp semirten de çiftçi değil midir? Tarım olmasaydı. ama yine de. nutkun bir hecesini dahi kaybetmemek için. Yanında duran Tuvache. vakit vakit gözlerini hafifçe yumuyordu. Rodolphe: — Fakat iki türlü ahlak vardır. durmamacasma kafamızı şişiriyor vazife. sırtımıza ne giyerdik. bundan fazla zekâ ve anlayış köylerden başka nerede bulunur? Zekâ deyince. yine. M. Ama yine de tereddüt edilir. çepeçevre ve yukarda bulunan ahlak. fakir kadar zengin için de lüzumlu bir gıda imal ediyor. . birbirinizi rüyalarda görürsünüz. karnımızı nasıl doyururduk? Hem sonra. ebedi ahlak. cebinden çıkardığı mendile ağzını silmişti. herkesin kanaatine biraz uymak ve ahlak kurallarına boyun eğmek de lazım. o da ondan. Ama Vilayet Meclisi Üyesi hep devam ediyordu: «Bundan kim hayrete düşer.» Rodolphe: — Ah. Yün fanilalı bir sürü bunakla ayağı tandırh. beyler. Anladık. misal bulmak için bu kadar uzaklara gitmeye lüzum var mı? Kümeslerimizin süsü olan o mütevazi hayvanın ehemmiyetini sık sık düşünmeyen var mıdır içimizde? O hayvancık değil midir. M. kanunlara saygı ile vazifelerin ifasından doğan zekâyı kastediyorum. Bu kelime harap ediyor beni. Kadın elini çekti. nihayet her şeyin kaynağı değil mi o ihtiraslar? Emma: — Ama. durmadan değişen ve yüksek perdeden atıp tutan. insanın gözü kör. başka yerde meyvesinden elma şarabı yapılan elma ağaçları. aylak kafaların o lüzumsuz süsünü değil.. üzerine bilhassa dikkatimizi çekmek isterim. coşkunluğun. Fakat öbürü. oradan şehirlere götürülüyor. o keten ki. bacaklarının arasında oğlu Napoleon. daha ileride peynirin türlüsü. Yine. Daha ötede eczacı.. siyasi daMADAME BO VARY vaya bundan fazla bağlılık. kıvılcım saçar. beyler. parıldar. ammenin kemaline.

Sığırtmaçlarla çobanlar. Eldivenlerini çıkarıp ellerini kuruladı. buran kanatlarını hızla açıp kapadı. solgun yüzünde keyif. kavuşmamaları için her türlü oyunlar oynanıyor. Sessizliğe rağmen. yeleklerine gömülmüş gerdanlarını hafifçe oynatıyorlardı. tam karşısında görür gibi oldu. mendili ile yüzünü yelpazeledi. ne de pervasız bir ampirizmin fazla aceleci nasihatlerini dinleyiniz. Sesi. damla damla terleyen kü156 MADAME BOVARY 1 çük. Jürinin diğer azalan. Vicomte'un koluna girmiş. iyi gübre kullanmaya. yahut köşe başlarında birbirlerine cevap yetiştiren koyunların melediği duyuluyordu. valste dönüyor sandı. er geç. Justin'in. elini mağluba uzatıp daha iyi bir başarı temennisiyle onunla canciğer olsun! Ve sizler. M. kalabalıktan gelen iskemle gıcırtılarının yer yer kestiği cümle kırıntıları halinde kulağa erişiyordu. beygir. Bu sırada. Oğlan. siyah gözbebeklerinin etrafına çizik çizik yayılan küçücük altın ışınlar farkediyor. eczanenin camekânı önünde. bu saçlar gibi etrafa aynı vanilya ye limon kokusu yayılıyordu. yine de deneyecekler. Rbdolphe'un gözlerinde. — Topluluğun bu komplosu sizi isyan ettirmiyor mu? Onun mahkûm etmediği bir tek duygu var mı? En soylu içgüdüler. Meydan. Vaubyessard'da kendisini valse kaldırmış olan Vicomte hatırına geldi. Emma. alçak sesle. onaylama anlamında.'kötüleniyor. Onlar. altı ayda. çünkü alın yazılan "budur. ansızın. Fakat iskemlesinin üzerinde dikilerek yaptığı bu hareket sırasında. ama miğferinin ta burnuna kadar inen viziyeri yüzünden hiçbir şey görmesine" imkân yoktu. kerevetin aşağısında. sonra her şey birbirine karıştı. pencereden. . Bilhassa toprağı ıslah etmeye. ama yine de Rodolphe'un başını hep yanında hissediyordu. on yılda bir araya gelecekler. Emma'ya yaklaşmıştı. dönüyordu. İtfaiyeciler. arkasında uzun bir toz bulutu bırakarak Leux yamacından yavaşça aşağıya inmekte olan eski yolcu arabası Kırlangıç'ı gördü. yüzünü Emma'ya çevirerek ona yakından sabit bakışlarla bakıyordu. birbirlerini çağıracaklardır. Dirseklerini pencerelere dayamış. ruhuna yayılan bu kokunun harikulade nefesiyle dönüyor. Leon uzakta değilmiş de hemen gelecekmiş zannetti. kafasına öyle kocaman bir miğfer geçirmişti ki. hâlâ kendini avizelerin parıltısı altında. sığır. ta uzakta. Üzerine bir rehavet çöktü. bulutlar geçti. kokuyu daha iyi içine çekmek için gözlerini yarı yarıya yumdu. onun da sakalından. Birçok kere. o miğferin altında çocuksu bir tebessümle tatlı tatlı gülümsüyor. Bu duygunun tatlılığı. dirseklerini gererek. sonunda. Lieuvain'in konuşması havada kayboluyordu. hatta saçlarına parlaklık veren pomadın kokusunu duyuyordu. Rodolphe. yahut kapılarda ayakta duran insanlar görülüyordu. ama iki zavallı gönül birbirine kayacak olursa. sonra. baktığı şeyin temaşasına dalmış gibi bir hali vardı. Diyordu ki: «Devam ediniz! Sebat ediniz! Ne göreneğin telkinlerini. o arzular. yorgunluk ve uyku ifadesi beliri-yordu. ta evlere kadar hıncahınç dolmuştu. Tuvache efendinin küçük oğlu olan muavininin miğferi çok daha mübalağalıydı. bir daha dönmemek üzere yine o MADAME BOVARY 157 yoldan geçip gitmişti! Onu. gelin de o sessiz . arka taraftan bir öküzün uzun uzun böğürdüğü. hızlı hızlı söylüyordu: . en temiz sempatiler hırpalanıyor. Gayri ihtiyari. Belki nutku işitiyordu. sütun başlıklarını saran sarmaşıkların serinliğini içine çekmek için. şakaklarının zonklaması arasından kalabalığın uğultusunu ve cümlelerini dua okur gibi sıralayan Vilayet Meclisi Üyesinin sesini duyuyordu. eski arzularının içine siniyor ve üzerinden rüzgâr esen kum taneleri gibi. birbirlerini seveceklerdir. zahmetli mesailerini hiçbir hükümetin nazarı itibara almadığı saygıdeğer hizmetkârlar. hayvanlarını ta oraya kadar sürmüşlerdi. Sonra. Ne yaparlarsa yapsınlar. dimdik duruyordu. süngülerine dayanarak dinleniyorlardı. Bunlardan galip çıkan. mütevazı çiftlik uşakları. hiç durmadan sallanıyor ve başına doladığı basma sargının bir ucu aşağıya sarkıyordu. ve Binet. İnekler burunlarına kadar sarkan yaprakları dilleriyle kopararak. ufkun ta ötesinde. koyun ve domuz cinslerini geliştirmeye dikkat ve himmet ediniz! Bu tarım yarışmaları sizler için birer er meydanı olsun. kanat çırpacaklar. arada bir böğürüp duruyorlardı. Kollarını dizleri üstünde kavuşturmuş duruyor.dinliyordu. kılıcının ucu havada. çünkü birbirleri için yaratılmışlardır. L6on hep bu san arabaya binerek ona gelirdi.

la . sapanı ile tafla süren Cincinnatus'u. neden birbirimizle tanıştık? Hangi raslantı bunu istedi? Hiç şüphe yok. ikimizin de üstünden kayıp gittiğimiz inişler bizi birbirimize doğru itti. «Notre-Dame'dan M. Emma elini çekmedi. . Haklı taleplerinizi karşılayacak ve elinden geldiği kadar meşakkatli fedakârlıklarınızın yükünü hafifletecekti!» M. Sonra bu insanlar hayvan postlarını terk etmişler. «Nerede Catherine Leroux?» deyip duruyordu.faziletlerinizin mükâfatım alın ve emin olun ki.. — Nitekim. «Sassetot .keten üretimi.kanal açma. bir gölge gibi silinir giderim. yirmi beş frank kıymetinde. Leherisse ile M. tarlalara tohum atarak yeni yılı açan Çin İmparatorlarını zikrederken. «Givry-Saint-Martin'den M. aynı çiftlikte elli dört yıl müddetle hizmet gördüğü için. «Bir merinos koçu için. Derozerays bu meseleyi ele almıştı. acaba bu keşifte faydadan çok zarar yok muydu? M.Size refakat edeceğimi biliyor muydum? «Yetmiş frank!» — Hatta yüz kere kalkıp gitmek istedim. lahana yetiştiren Diocletien'i. kendiliklerinden.oturdu. hayır. devlet bundan böyle.» -r. nutukta hükümetin övgüsü daha az yer tutuyor.. asma dikmişlerdi. «Quincampoix'dan M.. kumaştan elbise giymişler. insanlığın hayrına olmuştu. yakalanmış da tekrar havalanmak isteyen bir kumru gibi sımsıcak ve titremeler içinde olduğunu hissediyordu.» — Bu akşam.hizmetkârların emeği. değil mi? «Domuz cinsi. Sonra. beyaz kelebeklerin çırpman kanatları gibi hafifçe havalandı. bir gümüş madalya!» Vilayet Meclisi Üyesi. Hatip. Nutku. her ikisinin nasıl uygarlığa el birliğiyle hizmet etmiş olduğu anlatılıyordu. hayatınızda benim de bir yerim olacak. kaldım.» MADAME BOVARY 159 — Ama unutursunuz beni. Derozerays kalkıp başka bir nutka başladı. aradaki mesafeye rağmen. masanın örtüsünü buruşturdu ve meydanda. aşağıda köylü kadınların bütün o kocaman başlıkları. Bu bahiste din ile tarım arasındaki ilişkiler. yani daha özel bilgiler veı daha. sizi himaye etmektedir. bu dayanılmaz cazibelerin nedenini çok daha önce yaşanmış hayatlarda aramak lazım geldiğini anlatıyordu.» — Hayır. esaslı düşünceler içeriyordu. Bain'e!» — Nitekim hatıranızı hep gönlümde saklayacağım. Ve kadının elini yakaladı. Rodolphe haykırdı: — Ah teşekkür ederim! Beni reddetmiyorsunuz! Ne kadar iyi kalplisiniz! Anlıyorsunuz ki ben sizinim! Bırakın da sizi göreyim. düşüncenizde.. Caron'a. tatlı bir gevşemeyle.. Lieuvain artık. din ve tarım bahsi daha uzun sürüyordu. bir altın madalya!» — Çünkü kimsede bu kadar tam bir cazibe ve güzellik görmedim. altmış frank!» Rodolphe kadının elini sıkıyor. yarın. Rodolphe ile Ma158 MADAME BOVARY dame Bovary ise. toplumların meydana çıktığı tarihe kadar çıkarak. iki birinci mükâfat: M.» diye bağırdı. genç kadına.. . birbirine kavuşmak için akan iki nehir gibi.. . . yahut bu tazyike cevap verdiğinden. buna karşılık. biz. Fakat kadın. «Fışkılar. . Bizet'ye. Mesela. — Mesela az evvel size geldiğim zaman. ya elini kurtarmak istediğinden. Rodolphe de manyetizme bahsinden yavaş yavaş yakınlıklar bahsine geçmiş. belki üyeninki kadar süslü değildi. Bu. manyetizmadan söz açmışlardı. Cullembourg. parmaklarını oynatır gibi oldu.. toprağı çizik çizik etmişler. insanların ormanlar içinde meşe palamutlarıyle karın doyurduğu o hoyrat zamanları tasvir ediyordu. Başkan: «Mükemmel ürün ödülü!. gözlerini size dikmiş. Belot'ya.uzun vadeli icarlar. önsezilerden. birbirlerine kenetlendi. o elin. rüyalardan. birbiri ardından sıraladı: «Flaman gübresi. Birbirlerine bakıyorlardı. diyordu. sizi seyredeyim! Pencerelerden giren bir rüzgâr. M. fakat daha olumlu bir üslup niteliği taşıyordu. Sayın Başkan.Nicaise Elisabeth Leroux'ya. Kurumuş dudakları dayanılmaz bir arzu ile titriyordu ve parmakları. sizi desteklemekte.. diğer günler ve bütün hayatım boyunca kalacağım gibi! «Argueil'den M. Başkan: «Yağlı tohum küspelerinin kullanılışı» diye devam ediyordu.Guerriere'den Catherine .» Rodolphe artık konuşmuyordu. sizi takip ettim.

Rodolphe'un koluna girdi. sofranın üstünde. O da kendisini evine kadar götürdü. . belinde de büyük bir mavi önlük vardı. Şölen uzun sürdü. Bayraklar. Toplantı sona ermişti. neşe ile açılıp saçılan o burjuvaların karşısında işte böyle kalakalmıştı. Artık nutuklar okunmuş. Bütün alınlardan damla damla ter akıyor. herkes. gürültülü ve düzensiz geçti. bitmişti. her şey eskisi gibi olup bitiyordu: Efendiler uşakları azarlıyor. fısıltı halinde sesler geliyordu: — Gitsene! — Sola! — Korkma! — Ah. dedi. sanki çekilmiş bin bir meşekkatın mütevazı deliliymiş gibi hep yarı açık duruyordu. Hayatında ilk defa böyle bir kalabalığın ortasında bulunuyordu. yapağının kiri o elleri öylesine sıvamış. kalabalık dağıldı. Arkasında. yaklaşın. belediye binasının birinci katına çıkmışlardı. sihirli bir aynadaymış gibi. tavana asılmış gaz lambaları arasında. siyah elbiseli beyler ve Şehir Meclisi Üyesinin göğsündeki nişanla içinden ürkmüş. boynuzlarında yeşil çelenklerle ahırlarına dönen. Kenarı işlemesiz başlığının çerçevelediği sıska yüzü. ziyafet saatini bekleyerek. ne budala kadın! 160 MADAME BOVARY Tuvache seslendi: — Nerede kaldı bu kadın! — İşte geliyor!. Ayaklarında tahtadan kocaman galoşlar. fakat o. Taburun trampetçisi şişe ile dolu bir sepet getirmişti. katılaştırmış. — Yaklaşsa ya! O zaman. müsabakanın gamsız galiplerini dövüyorlardı. bir sonbahar sabahı nehirden yükselen buğu gibi. MADAME BOVARY 161 Kadın. Bu yarım asırlık kölelik. Madame Bovary. çayırda tek başına gezindi. yoksa kaçmak mı lazım geldiğini. cevap bile vermiyordu. sırtını çadırın bezine dayamış. Kâh elindeki kağıda. O zaman yüzünde saadetle dolup taşan bir tebessüm belirdi ve giderken şöyle homurdandığı duyuldu: — Namıma ayin yapsın diye bizim köyün papazına vereceğim bunu. Başkanın elinden kazananların listesini almış olan Şehir Meclisi Üyesi: — Yaklaşın pek sayın Catherine-Nicaise-Elisabeth Leroux. herkes dirseğini güçlükle kımıldatıyordu. trampetler.. düşüncesine tam bir sessizlik çökmüştü. az kalsın davetlilerin ağırlığı altında kırılacaktı.Kadın bir türlü meydana çıkmıyordu. öylesine Emma'yı düşünmeye dalmıştı ki. Herkes yine eski mevkiine dönüyor. iyice baktı. Yüzünün ifadesinde bir nevi manastır sertliği vardı. çimen üstünde uşaklar kirli tabakları istif ediyorlar. Rodolphe. uğultunun artmasına rağmen. ilerlemek mi. madalyayı eline alınca. Tuvache. süngülerine geçirmiş oldukları çöreklerle. Kadehine şarap koyuyorlardı. buruşukluklarla suyu çekilmiş bir elmadan daha fazla kırış kırış olmuştu. Kırmızı gömleğinin yenlerinden. Bol bol yeyip içtiler. notere eğilerek: — Ne kaba sofuluk bu. halkın kendisini neden ortaya ittiğini. Hayvanlarla düşe kalka. milli muhafızlar. yanındakiler boyuna konuşuyor. Emma'nm söylediklerini. pek fakirane elbisesi içinde büsbütün büzülmüş gibi görünen ufak tefek bir ihtiyar kadıncağızın ürkek ürkek kerevete yaklaştığı görüldü. temiz suda bol bol yıkanmış olmasına rağmen yine de kirli görünüyor ve hizmet göre göre. onların dilsizliği ve vurdum duymazlığı kendisine de geçmişti. babacan bir tavırla: — Yaklaşın. dudaklarının biçimini hayalinden geçiriyordu. onlar da.. diye tekrarladı. Kapıda birbirlerinden ayrıldılar. kâh ihtiyar kadıncağıza bakarak. O kadar izdiham vardı ki. Rodolphe. Bununla beraber. ziyafet için ver* diği paranın acısını çıkarmaya bakıyordu. Yüzü. koltuğundan sıçrayarak: — Sağır mısınız kuzum? dedi ve kulağına bağırmaya başladı: — Elli dört senelik hizmet! Bir gümüş madalya! Yirmi beş frank! Bunlar" hep sizin. Eczacı.. Ambarların tozu. dedi. hiçbir şey işitmiyordu.-çizik çizik etmişti ki. beyazımtırak bir duman dalgalanıyordu. çamaşır yıkamaların sodası. jüri üyelerinin kendisine niçin gülümsediklerini kestiremeyerek olduğu yerde dimdik duruyordu. Sıra yerine geçen daracık tahtalar. Bu solgun bakışı kederli veya içli hiçbir şey yumuşatmıyordu. mafsalları boğumlu iki uzun el çıkıyordu.

daha binlerce ıslahata lüzum var. donanma fişekleri atılırken tekrar gördü. Eczacı. endişe ediyordu. doğru yıllık rakamlar elde edilmiş olur ve icabında. hemen ertesi gün. Birbirlerini selamladılar. Yere birkaç damla yağmur düştü. dedi. Onu. Yeniden yüzbaşıya doğru koştu. gazaba gelmiş bir denizin dalgalan gibi. Rodolphe. mahzene yerleştirilmişti. dedi.. eczacı M. dedi. Yerlere bir tek kıvılcım MADAME BOVARY 163 bile düşmeyecek. karanlıktan Öte berileri çimdik-lenen kadınların çığlığı da karışıyordu. eşarbını şapkasız başına bağladı. Yüzbaşı evine dönüyordu. geceleyin. Tuvache'ın adresine gönderilmiş olan donanma fişekleri. adamlarınızdan birini gön-derseniz veyahut bizzat kendiniz gitseniz?. sarhoşlukla adamakıllı mücadele etmeli! Bence her hafta belediyenin kapısına bir liste aşmalı ve o hafta' içinde kendilerini alkolle zehirlemiş ne kadar kimse varsa. yıldızlar yandı. Madame Homais. Tam o sırada. Bu sebeple. tatlı bir bakışla ve alçak bir sesle: — Hem de ne kadar güzel. MB il 162 MADAME BOVARY İkide birde yanındakilerden ayrılıp Binet'ye tavsiyelerde bulunmaya gidiyordu. Uzaktan. ölümsüz saflarımızın kalıntıları olup da trampetlerin erkek sesini duyar duymaz hâlâ yüreklerinizin çarptığım hisseden yaşlı aile babaları» dediği dazlak kafalı ihtiyarlar unutuluyordu. bütün vücudunun sarsıntılara uyarak bir sağa. köylülerin hayat şartlarından bahsediyordu. bu çiçekler. hükümet elinden geleni yapıyordu. ne «Kasabanın en şen kadınlarını». hararetle kaleme almıştı: «Bu örgü örgü yeşillikler. Şüphesiz. dedi. Ama özür dilerim!. birdenbire uyuklamaya başladı. Vakit vakit zavallı bir Roma şamdanı havaya yükseliyor. gerine gerine esneyerek: — Doğrusu. havada kuyruğunu ısıran bir ejder şekli çizmesi gereken en bellibaşlı fişek de tamamıyle güme gitti. benim de uykum var. fakat kocası. sonra aksi istikamette yollarına devam ettiler. Rouen Feneri gazetesinde.asker serpuşlarının madeni tokalarında parıldıyor. artık gidelim de yatalım. bu girlantlar neye? Hararetini. sessiz. M. Binet bana bütün tedbirlerin alınmış olduğuna dair teminat verdi. havaya karışıp giden fişekleri tehlikeli buluyor. mademki hiçbir şey yok! Eczacı. bu kalabalık böyle nereye koşuyor?» Arkasından. Emma. Fenerler de birer ikişer söndü. «Ne milisin cengâver tavrını». Homais'nin Tarım Derneği'ne elma şarabı hakkında bir muhtıra göndermiş olduğunu da bir . hepsinin adlarını teker teker o listeye yazmalı. şu bayram günü de pek güzel geçti işte. sonra başını kaldırıp kapkaranlık gökyüzünde fişeklerin ışıklı yolunu takip etmeye başladı. Rodolphe yanmakta olan kağıt fenerlerin ışığında kadını seyrediyordu. o zaman halk. Emma. tulumbalar dolu. böylece. sürülmüş topraklarımıza saçan tropikal bir güneşin selleri altında. M.» Sonra Vilayet Meclisi Üyesinin kasabaya girişini anlatırken. bir uğultudur koparıyordu. dedi. tornasına kavuşacaktı. Zaten. Nitekim. İki gün sonra. Eczacı: — Doğrusunu söylemek lazımsa.. elbisesinin kıvrımları duvarlar boyunca iniyor ve yaşanacak aşk günleri istikbalin panoramasında sonsuzluğa kadar uzayıp gidiyordu. dostlarının yanına dönünce: — Müsterih olun. Jüri üyelerini sayıp dökerken kendi adını da baş tarafta zikrediyor. Tahsildar: — Beni rahat bırakın. rutubet alan barut pek ateş almıyordu.. onları da yapalım. hatta. «Cesaret! diye bağırıyordu hükümete. Haydi. aşırı bir ihtiyatkârlıkla. bir sola yıkıldığı görülüyordu. iki fenerin arasında. Bu uğultuya. ne de «orada bulunan ve bazıları. Adamakıllı sarhoş olan arabacı. istatistik bakımından da. ağzı bir karış açık. Ne olursa olsun. Bunu Homais. yavaşça kocasının omuzuna yaslanmıştı. Madame Homais ve eczacı ile beraberdi. o şenlik hakkında uzun bir makale çıktı. Vilayet Meclisi Üyesinin kira arabası handan çıktı. arabanın körüğü üstünden. ama bu kâfi değildi.. dedi. Homais: — Acaba iyi olmaz mı.

.. tapılmaya layık olan şeye kapıp koyuveriyor.. M. Hafta sonunda da ava gitti.notla hatırlatıyordu. bugün. Leplichey ıslahat şerefine kadeh kaldırdı. O Ma sizin bileceğiniz iş. (1) Cizvit tarikatım kurmuş olan Ignace de Loyola kastedilmektedir. evine ve sevgili karısının yanma dönünce de o madalyayı. küçük kasabamız. M. ayakta durdu. Herkes size bu isimle hitap ediyor!. Uzaklara. Homais. kulübesinin gösterişsiz duvarlarına asacaktı. bu sözlerin sıcaklığı karşısında. Gece.. Rodolphe devamla: . Emma. Emma. ruhumu dolduran ve ağzımdan kaçırı-verdiğim bu ismi söylememi bana yasak ediyorsunuz! Madame Bovary!. M.. Liegeard'ın çayın üstünde kurulan ziyafet "sçfrasında. Ödüllerin dağılışına gelince. tekrar görmek sabırsızlığı içinde. kardeş kardeşi. — Neden? — Neden olduğunu tahmin etmiyor musunuz? Yüzüne tekrar baktı. kazananların sevincini... işim çıktı. Herhalde din adamları terakkiyi bambaşka bir tarzda anlıyor olmalılar. Rodolphe görünmedi.. Rodolphe tekrar söze başlamak istedi: — Emma.O halde devam edelim! Emma yalnızdı. o kadar uzaklara gideceğim ki. bu o kadar dik bir bakıştı ki. MADAME BOVARY 165 Rodolphe. «Baba oğlunu. Bu aile toplantısını hiçbir üzücü hadisenin ihlâl etmediğini de belirtmek isteriz». hayatında ilk defa böyle sözler duyuyordu. Lieuvain Kralın. gidiyorum. baştan başa gevşiyordu. çünkü bu ismi. Hiç şüphe yok. Akşam oluybrdu. Ama ne de olsa.. kendini herhalde bir Bin Bir Gece rüyası içinde sandı. An . İçlerinden bir çoğu. vaktin geç olduğunu düşündü. kendisinden biraz uzaklaşarak: — Efendim! dedi. M. «Saat altıya doğru. Hatıranız beni ümitsizliğe düşürüyor! Ah.. Bir akşam. İnsanın bu manzaraya hakiki bir ha-yalnüma. M. gerçek bir opera dekoru diyesi geliyordu. Emma kızararak başını eğdi. koca karışım öpüyordu. gözyaşları içinde. Al-laha ısmarladık!. iki kardeş olan Sanayi ve Güzel Sanatlar.. melankolik bir sesle: — Ah! dedi. alaca karanlığı koyulaştınyor. durmamacasma sizi düşünüyorum!. Kadın. bayramın bellibaşlı tertipçileri 164 MADAME BO VARY toplanmış bulunuyordu. Tu-vache Valinin. bir başkasının ismi! Tekrarladı: — Bir başkasının! Elleriyle yüzünü kapadı: — Evet. IX Aradan altı hafta geçti... mühim değildi. dedi. süs bitkisinin aralıklarından. gururu. Asıl buraya gelmek istemedim de ondan. Avdan dönüşte.. bir daha benden bahsedildiğini duymayacaksınız-!. Derozerays Tarım.. methiyeye kaçan bir üslupla tasvir ediyordu. dedi. üstüne bir güneş ışını düşmüş barometrenin yaldızı. meleklerin tebessümüne dayanamıyor! Kendini güzele. onun hatır sormalarına zar zor cevap verdi. affedersiniz!. geldi ki. Emma'nın yanma. De Loyola beyler!» (1). görüyorsunuz ki buraya gelmemekte haklıy-mışım. Fakat aslında bu sizin isminiz değil. sihirkâr. — Mühim bir hastalık mı? yv Rodolphe. aynaya ateşler aksettiriyordu. Camlar boyunca küçük muslin perdeler. bilmem nasıl bir kuvvet beni size doğru itti! İnsan ilâhi kaderle mücadele edemiyor. yanlış bir iş yapmış oluruz. Hasta oldum. nihayet meydana çıktı: — Hemen gidip ğorünmeyelim. bir tabureye oturarak: — Doğrusu. Ve ilâve ediyordu: «Yalnız kilise mensuplarının bayrama katılmayışı dikkati çekti. sonra şöyle muhakeme etti: — Şayet beni ilk günden sevmişse. Rodolphe. Rodolplhe: — Benim. parlak bir donanma şenliği havayı ışığa boğdu. Yemek tam bir dostluk ve samimiyet havası içinde yendi. M. kazandığı mütevazı madalyayı gururla herkese gösteriyordu. baha daha da çok tutulmuş olmalı.

Emma'yı görmek için eczaneden sıvıştı. ben size gönderirim onu.. dedi. Teşekkür ederim. boğazında bir hıçkırık. o da ısrar etmedi. öğle vakti. Felicite. M. Baş başa kalır kalmaz da: MADAME BOVARY 167 — Neden. atlan olmadığı itirazı karşısında. ay ışığında parlayan çatıya. Rodolphe yerinden kalkarken: — Bir arzumu yerine getirmek lütfunda bulunur muydunuz. sizin için daha kolay olur. Emma'nın. yumuşak çizmeler giymişti.. Kostüm hazır olunca. Ah! Orada. Arzusu. atla gezintiye çıkmanın iyi gelip gelmeyeceğini sordu. Madame Bovary bunda bir mahzur görmeyince. kendini azar azar tabureden yere bırakıyordu. ama ata nasıl bineyim.hepsi bundan ibaret! Siz de bundan şüphe etmiyorsunuz zaten. Boulanger'ye bir sürü tembihte bulunuyordu: — Aman dikkat edin! Kaza gelir. Rodolphe uzun. sizi çevreleyen her şeyi bol bol seyrettim. evi gezmekti. Atlardan birinin kulaklarına pembe ponponlar takılmıştı. Rodolphe iki binek atiyle Charles'ın kapısı önüne geldi. görürüm. Emma. Homais: — İyi gezintiler! diye bağırdı. hakikaten çok endîşe ediyordu. karanlıkta pırıldayan küçücük lambaya. dedi. camların gerisinde. pencerenizde sallanıp duran ağaçla166 MADAME BOVARY rina. Beraber geliriz. göz görmez. Bovary: — Gider. her ikisi de ayağa kalktılar. Justin. bilmem. — Yaptır kendine bir tane. Ertesi gün. — Hayır. hayır. Böylesini Emma'nın o zamana kadar hiç görmemiş olduğunu düşünmüştü herhalde. Boulanger'nin o pek kibarca teklifini kabul etmedin? Emma dargın bir tavır takındı.. sözünü kesti. kendisine biraz çeki düzen verdi: — Madam bana sıhhati hakkında malumat veriyordu. Zaten hazırlanmış. Rodolphe. Çocuk uzaktan bir öpücük gönderdi. fakat kadın reddedince. Küçük Berthe'i oyalamak için. salonun kapısı da kapalı değildi. aman. annesi de ona kırbacının ucuyla cevap verdi. bin bir bahane aradı ve sonunda bunun belki herkese garip geleceğini söyledi. karısının artık emrine amade olduğunu ve lütufkârlığına güvendiğini mektupla bildirdi. onun pırıltısına bakıyordum. Bu beklenmedik unvanla gururu okşanan hekim. buraya kadar geliyor. Boulanger'ye. uzun kadife frağı. — Elbette! Mükemmel. bir zavallı insanın bulunduğunu nereden bilecektiniz. parmaklarıyle camlan tıkırdatıyordu. beriki de bundan faydalanarak. Fevkalade bir fikir! Hemen tatbik etmelisin. sizden o kadar uzak ve size o kadar yakın bir yerde. bir kelime ile! Bir tek kelime ile! Bir tek kelime ile! Rodolphe. sizi görmediysem bile. yatağımdan kalkıyor.— Fakat gelmediysem. eczacı da yerinden kalkıp çıktı. tam bu sırada Charles içeriye girdi. Sonra. beyaz triko külot pantolonu ile sahanlık üzerinde göründüğü zaman Emma da kılığına bayıldı. dedi. yaltaklanmalara daldı. hacamat olan arabacısının hâlâ başı döndüğünü anlattı. Her şeyden evvel sıhhat meselesi bu. binici kıyafetim yok ki. — Öyleyse mükemmel. dedi. her gece. M. Doktor. dedi. sırtında ise geyik derisinden bir kadın eyeri vardı.. Charles. fakat mutfaktan bir tahta kundura gürültüsü duyuldu ve o anda farkına vardı ki. ziyaretine bir sebep göstermek için. Gerçekten. Tedbirli olun. tedbirli olun! . Charles. karısının hafakanları yeniden başlamıştı. Bunun üzerine Rodolphe. M. Haksızsın. Belki atlarınız azgındır! Emma başının üzerinde bir gürültü duydu. Kadın razı oldu. kendisini bekliyordu. alâ!. evi öğrenmek istiyordu. Bunu söyleyin bana. bahçenin.. hiç değilse. ona: — Bonjur. sizi seviyorum . Rodolphe hemen emrine bir tane ayıracağını söyledi. — Peki. Geceleri. M. yerinde çark ederek: — O bana vız gelir. ona doğru döndü: —¦ Ah! Ne kadar iyisiniz! — Hayır. evinize. Charles.

. atını sürmekle beraber. imkânsız bu. bulutların aralığından. uzakta. Fakat şu cümleye: — Artık kaderlerimiz müşterek değil mi? — Hayır. tepelerin kenar çizgileri üzerinden buğular uzanıyordu. Yolun kenarındaki uzun eğreltiotları Emma'nın üzengisine takılıyordu. bu siyah kumaşla siyah potin arasında. dedi. dörtnala kalktı. Çoğu zaman. kesik kesik soluyordu. Ufukta. Hep çiçek açmış fundalıklarla kaplı geniş alanlar vardı. buhar olup havaya karışan solgun ve geniş bir göle benziyordu. Rodolphe kadına. Emma'nın büyük mavi tülü yere düştü. Emma kendi evini seçebilmek için gözlerini yan yarıya yumdu. Rodolphe hayvanları bağladı. dedi. Yer yer ağaç kümeîeri. Rodolphe ile Emma. çimen üstünde ılık havanın içinde esmer bir ışık dolaşıyordu. yahut yaldız sarısı renginde ağaç kümeleriyle menekşe dolu düzMADAME BOVARY 169 Kikler peşpeşe geliyordu. yüzü biraz eğik. Rodolphe'la göz göze gelmemek için başını çeviriyor. arkasından yürürken. Atlar soluyor. Kırın üstünde sis vardı. — İlerleyelim. Yapraklarının çeşidine göre boz. Sakin. otları çekip üzengiden ayırıyordu. Kadın. Siz de biliyorsunuz. Tam ormana dalacakları sırada güneş yüzünü gösterdi. yanı sıra. kadının çıplaklığından bir şeyler hayal ettiren beyaz çorabının zarafetini seyrediyordu. Rodolphe etrafına göz atıyor. ciddi ve melankolik bir tavır takındı. Emma. ilerleyelim! Dilini şaklattı. Genç ağaçların balta ile devrildiği daha genişçe bir yere geldiler. bütün vadi. Bazen. Ekim ayının ilk günleriydi. Emma. Zaman zaman bir iki kelime konuşuyorlardı. 168 MADAME BOVARY Bayırın altında Rodolphe dizginleri gevşetti. yükseliyor. dizinin bacağına değdiğini hissediyordu. Sonra. çamların arasında. Evvela. sağ kolunu açmış. önde. iltifatlara boğarak. Rodolphe. Emma. fazla uzun elbisesi ayaklarına dolaşıyordu. hayvanların ayak seslerini boğuyor. ikisi birden. eli yukarda. Tütün kırıntısı gibi kızılımsı bir renk bağlamış olan toprak. — Nereye gidiyoruz? Rodolphe cevap vermedi. Rodolphe. Emma'nın atı toprak kokusunu alır almaz. kayboluyordu. yere düşmüş çam kozalaklarını nallarının ucuyla itiyordu. atlar. diye cevap verdi. Emma.. rüzgârla kımıldayan kum yığınlarını andırıyordu. avluları. duvarları ve kilisenin çan kulesiyle Yonville'in çatıları görünüyordu. aşkından bahsetmeye başladı. Eteğinin kuyruğu yukarıya iliştirilmiş olmasına rağmen. Yere yatmış bir kütüğün üstüne oturdular. tekerlek izlerinin arasındaki yosunlara basa basa yürüyordu. yukarda atlar birdenbire durdu.Onlann uzaklaşmasına bakarak elindeki gazeteyi salladı. başını eğmiş ayağının ucuyle yerdeki kıymıkları iterek onu dinliyordu. bıyıklarını ısırıyordu. — Acaba?. Atlardan indiler. korunun kıyısını takip ettiler. bu gölden simsiyah kayalar gibi sivriliyor ve kavakların sisi aşan üst kısımları. su kıyısındaki bahçeleri. Bazen de dallan aralamak için kadının yanından geçiyor. kızılımtırak. Yapraklar kımıldamaz olmuştu. güneş ışığı içinde. eyerlerin meşini gıcırdıyordu. atını koşturuyordu. Bulundukları yükseklikten. Emma durdu: — Yoruldum. ilerlerken. Atlar koşmaya başladılar. Emma. Rodolphe: — Allah bizi koruyor. kendini eyerin üzerinde sallantının temposuna bırakmıştı. Yanda. o zaman da. arada eğiliyor. çalıların altından hafif bir kanat çırpıntısının kaydığı veya meşeler arasında uçuşan kargaların boğuk ve tatlı haykırışı duyuluyordu. Gökyüzü masmavi kesilmişti. peşpeşe sıralanışı içinde sıkıntı veren çam gövdelerinden başka bir şey göremez oluyordu. kadının ürkmesini önledi. bir sıçrayışta ileri atıldılar. Rodolphe da. bazıları da yırtılıyor. içinde yaşadığı bu zavallı köy kendisine hiçbir zaman bu kadar küçük görünmemişti.

Etraflarında hiçbir değişiklik yoktu. Rodolphe: — Biraz daha. kardeş. kollarını açarak kadına doğru yürüdü. Gidelim. Çamur üstünde atlarının yan yana bıraktığı izleri. halini iyi buldu. çarpıntısı yeniden başlayan kalbini ve kanının vücudu içinde bir süt nehri gibi dolaştığını hissediyordu. Döndüler. akşam kızıllığı içinde yüzü açık havadan pembeleşmişti. Fakat. Pencerelerden kendisine bakıyorlardı. Otlar üzerindeki ayak seslerini duyan kurbağalar. ötede. öbür tepelerden upuzun ve ne olduğu belirsiz bir haykırma. diyordu. Akşam karanlığı çöküyordu. Bana yâr.Gitmek için yerinden kalktı. Siz benim gönlümde. gözbebekleri. O anda. Rodolphe yürürken kadına böyle destek oluyordu.. kabahatliyim. ışıklı lekeler titreşiyordu. dedi. Rodolphe'un gözlerini kamaştırıyordu. melek olunuz. Onu. Emma. Kolunu uzatıyor. Fakat yaşamak için size muhtacım! Gözlerinize. Herhalde yanlış anladınız. — Emma! . Emma'nın başına. dirseği tabağının yanına dayalı. gözyaşları içinde. dişleri arasına bir yaprak sigarası sıkıştırmış. Elbisesinin kumaşı. sonu bir türlü gelmeyen bir MADAME BOVARY 171. bir hıçkırıkla gerilen beyaz boynunu arkaya attı ve âdeta bitkin. Atlar nerede? Dönelim. Kadın: — Kabahatliyim. Oynayan sinirlerinin son titreşimlerine bir müzik gibi karışan bu sesi sükût içinde dinledi. Neden? Anlayamadım.. şurada burada. sesinize. ağzında tuhaf bir gülümseme. sağlam ve tertemiz bir mevkide. Yonville'e girerlerken Emma. gizlenmek için sıçramaya başladılar. Emma ise gevşek gevşek kurtulmaya çalışıyordu. sabit. Kadın. canı sıkılmış ve öfkelenmiş gibi göründü. Rodolphe.durdu. mahcup oluverdi. Yonville'e döndüler. uzun bir titremeyle sarsıla sarsıla. okşayıcı. düşüncenize ihtiyacım var. dedi. Rodolphe. koluna girdi. — Niçin?. Rodolphe'u sevgi dolu ve buğulu gözlerle birkaç dakika süzdükten sonra birdenbire: — Ah. Rodolphe. Hemen gitmeyelim. At üstünde ne kadar sevimliydi! Narin endamıyle dimdik. yüksek. duruyordu. dedi. Sizi dinlemekle delilik ettim. sanki sinek kuşları uçarken tüylerini serpmişler gibi. Emma'nın etrafında. sazlar arasında hareketsiz. duruyordu.. Ufka yaslanmış güneşin dallar arasından geçen ışıkları. jcs duydu. ormanın ötesinden. Kadın tir tir titreyerek geri çekildi. fakat gezinti hakkında bilgi isteyince. dizi atının yelesi üzerinde bükülmüş. otlarda aynı taşları yeniden gördüler. dişleri kenetlenmiş. yapraklar üzerinde veya yerde. Kalın. Kadın. Kekeleyerek: — Ah! Beni korkutuyorsunuz. Emma! Emma! Kadın. erkeğin omuzuna yaslanarak yavaşça: — Ah! Rodolphe. Emma işitmemezlikten geldi. Rodolphe: -— Ne oldu size. kaidesi üstünde duran bir meryem gibisiniz. vakit vakit eğiliyor. Her yer sessizdi. Kadın tekrarladı: — Nerede atlar? Nerede atlar? O zaman.. 170 MADAME BOVARY Rodolphe'un yüzündeki ifade değişti: — Mademki öyle. Derhal saygılı. kadının belini sarıyordu. Üzüyorsunuz beni. dedi. Yanan iki şamdanın arasında. frağının kadifesine takılıyordu. dağların yerinden oynamasından beter bir şeyler gelmişti. su mercimeklerinin bir yeşillik gibi kapladığı bir küçük göle doğru götürdü. bu bahsi kapatalım artık. diyordu. kırık dizginlerden birini çakısı ile tamir ediyordu. Yaprakları yiyen iki atın gürültüsünü duydular. üstünü. atını kaldırımlar üzerinde şaha kaldırıp çark ettirdi. elleriyle yüzünü kapayarak kendini bırakıverdi. Solmuş nilüferler. kadının elini yakalayarak öpüyordu. Aynı yoldan geçerek. ağaçlardan tatlı bir şey yayılıyor gibiydi. Rodolphe onu bileğinden yakaladı. Akşam yemeğinde kocası.

kendisine küçük adiyle hitabetmesini ve sevdiğini tekrarlamasını söylüyordu. Emma ise. Bu Rudolphe'du. arkasına bakmaksızın hızlı adımlarla yürüyordu. nenüz güzelliği yerinde bir kısrağı var. yüz ekü kadar bir paraya satar. sayıklama olduğu harikulade bir âlemin içine dalıyordu. Nasıl gelebil-din? Ah. o yaklaştıkça duvarlar kendiliğinden ikiye aynlı-yormuş gibi. sanki yeniden bulûğa ermiş gibi kendisine haz veriyordu. günlük hayat bu yüceliklerin aralığından. Bir sabah. Birbirlerine yemin ettiler. hemen gidip Rodolphe'u görmek hevesi geldi. böylesine 172 MADAME BOVARY derin olmamıştı. öpücüklerle sözünü-kesiyor. pekâlâ. Rodolphe gelip mektubu alıyor ve yerine kendi mektubunu koyuyordu. Emma. içinde tuttuğu aşk duygusu. hemen içeriye daldı.. Bir çeyrek saat sonra da sordu: — Bu gece çıkıyor musun? . Bu fikir aklına gelince. böylesine siyah. bahçenin ucunda. Rodolphe. ancak uzakta. gözkapakları yan açık seyrederek. hiç. dostum.ki. Emma. Emma'ya daima pek kısa geliyordu. âşığının. Çiftlik avlusundan sonra. kendini. Emma'ya. Gün ağarmaya başlamıştı. duygunun zirveleri. iştahla soludu. yapraklar ürperir. kırlangıç kuyruğu biçimindeki iki çatı fırıldağının koyu lekesinden. Sanki. Eminim. bir nalıncının kulübesi içindeydiler.. coşkunluk. az sonra kendisini çayırın ortasında buldu. şato olması gereken ayrı bir bina vardı. Kendi kendine: «Bir âşığım var. tavanı o kadar basıktı ki. Herkes daha uykudayken. elbisen de ıslanmış! Emma.. Charles'den kurtulur kurtulmaz. fecrin solgunluğu önünde beliren evini uzaktan tanıdı. orada bir saat kalınır ve tekrar Yonville'e dönülebilirdi. İlâve etti: —. Charles'ın daha şafak sökmeden evden çıktığını görünce. Bir yandan da. yollar. Yani satın aldım. aşağılarda. ona üzüntülerini anlattı. Bir kuru yaprak yığını üstünde karşı karşıya oturmuşlardı. intikam almanın zevkini duyuyordu. Hiçbir zaman gözleri böylesine iri. Vicdan azabı. Huchette'e koşa koşa giMADAME BOVARY 173 dilir. sazlar ıslık çalarken. Çektiği ıstırap kâfi değil miydi? Ama şimdi zafer onundu. Rodolphe: — Sensin ha! Sensin ha! deyip duruyordu. karanlıklar içinden görünüyordu. yüzü kendisine bir4uhaf geldi. Her şeyin ihtiras. Emma bir kapının mandalını kaldırdı ve birdenbire. Ertesi gün yepyeni bir tatlılık içinde geçti. Emma mektubunu. Fakat gözü aynaya ilişince. ayaktayken eğilmek gerekiyordu. Aklına. Büyük bir merdiven dosdoğru koridora çıkıyordu. Kocalarını aldatmış bu kadınların lirik alayı. gençliğinin o uzun hülyasını gerçeğe çeviriyordu. . Bizzat kendisi de. ormanda. Varlığına sinen harikulade bir şey. Rodolphe' unkiler. hayvanı peyledim. ümidini kesmiş olduğu o saadet hummasına nihayet kavuşacaktı. iyi yaptığını bir baş işaretiyle bildirdi. odanın dibinde bir adamın uyumakta olduğunu gördü. hafızasında. hayalinde canlanan bu âlemin gerçek bir parçası oluyor.Hoşuna gideceğini düşünerek. bugün öğleden sonra M. sevinçle fıkır-fıkır. ırmak kenarındaki taraçanm bir yangına bırakıyor. Kulübenin duvarları samandandı.. kollarını onun boynuna dolayarak: — Seni seviyorum. O günden sonra. Acaba iyi mi yaptım? Söyle bana. düşüncesinin ışığı altında kıvılcımlamyor. mavimtırak bir genişlik kendisini sarıyor. Evvelâ sersemler gibi oldu. Emma.— Ne var? — Şey. dedi.. Bu düşünce. Rodolphe gözlerinin önüne geliyor. o kadar imrenmiş olduğu bu tip sevdâlı kadınlardan biri yerine koyarak. kendisini büyüleyen sırdaş sesiyle şarkı söylemeye başladı. hendekler. bir âşığım var!» deyip duruyordu. okuduğu kitapların kahramanı olan kadınlar geldi. kollarının vücuduna sanlısını hâlâ hisseder gibi oluyordu.— Evet. Aleksandr'a uğradım. Emma bir çığlık kopardı.. niye sordun? — Hiç. o kadar zaman. Dün olduğu gibi bugün de. birbirlerine Allanın günü mektup yazmaya başladılar.. endişe ve telâş duymaksızın bunun tadını çıkarıyordu. onu. Demek o aşk sevincine. ağaçlar. yalnız dizinin derisi biraz sıyrılmış. onu bambaşka bir şekle sokmuştu. bütün bütüne gönlünden fışkırıyordu. gidip odasına kapandı.

Başarıyle neticelenen bu ilk cüretkârane hareketten sonra, Emma artık Charles'm evden her
erken çıkışında çabucak giyiniyor, ırmak kenarına varan samanlıktan ayaklannın ucuna basa
basa iniyordu.
Fakat ineklere köprülük eden kalas çekilip alınmışsa, ırmak boyunca sıralanan duvarları takip
etmek gerekiyordu. Kıyı kaygandı, Emma suya düşmemek için, elleriyle, çiçekleri düşmüş
şebboy kümelerine sarılıyordu. Sonra sürülmüş tarlaların içine dalıyor, incecik potinleri ile
çukura bata çıka, sarsıla, sen-deliye, gidiyordu. Başına bağladığı eşarbı, otların arasında
rüzgârla dalgalanıyordu. Öküz görünce ürküyor, koşmaya başlıyordu. Nefes nefese, yanakları
kızarmış, bütün vücudunda taze bir usare, yeşillik ve açık havayı saça saça şatoya varıyordu.
Rodolphe o saatte henüz uyanmamış bulunuyordu. Emma ile birlikte odasına bir bahar sabahı
giriyordu.
Pencereler boyunca sarı perdeler, içeriye yavaşça, koyu bir sarışın ışık sızdırıyordu. Emma,
gözlerini kırpa kırpa, el yorda-mıyle ilerliyor, saç kümelerine takılmış çiğ damlaları, yüzünü
sanki sarı yakuttan bir hâle gibi sarıyordu. Rodolphe, gülerek onu kendine çekiyor, bağrına
bastırıyordu.
Sonra, Emma daireyi gözden geçiriyor, dolapların çekmece174
MADAME BOVARY
lerini açıyor, tarağı ile saçlaruıı tarıyor, tıraş aynasında kendini seyrediyordu. Hatta sık sık,
komodinin üstünde bir sürahinin yanında, limon ve şeker parçaları arasında duran kocaman bir
pipoyu dişlerinin arasına sıkıştırıyordu.
Birbirlerine veda etmeleri bir çeyrek saatten az sürmüyordu. O an gelince Emma ağlıyordu;
Rodolphe'u bırakıp gitmek hiç istemiyordu. Dayandığı bir kuvvet, onu hep Rodolphe'a doğru
itiyordu. Nihayet bir gün Rodolphe, onun tekrar habersiz çıkageldiğini görünce, sanki bir şeye
canı sıkılmış gibi suratını astı.
Emma:
— Nen var? diye sordu. Hasta mısın? Söyle bana?..
Rodolphe, sonunda, ciddi bir tavırla, bu ziyaretlerin ihtiyatsızlık olduğunu ve dile düşeceğini
söyledi.
Rodolphe'un bu endişeleri yavaş yavaş Emma'ya da geçti. Aşk onu başlangıçta sarhoş etmişti;
aşktan ötesini düşünemez olmuştu. Fakat şimdi Rodolphe'un varlığı kendi hayatı için öylesine
zorunluydu ki, ondan bir |eyler kaybetmekten, hatta sadece Rodolphe'un keyfi kaçmasından
korkuyordu. Âşığının evinden dönerken, etrafına endişeli endişeli bakıyor, ufuktan geçen her
şekli, kendisini görebilecek her çiftlik penceresini gözetliyordu. Adımlara, haykırmalara,
sapanların gürültüsüne kulak veriyor, başının üstünde sallanan kavak yapraklarından daha
solgun, daha titrek, durakalıyordu.
Yine bir gün böyle dönerken, birdenbire, bir karabinanın uzun namlusunun kendisine nişan
aldığını sezer gibi oldu. Namlu, bir hendeğin kenarında, yarı yarıya otlara gömülmüş bir küçük
fıçının üstünden çaprazlamasına yükseliyordu. Emma korkudan nerdeyse bayılacaktı; yine de
ilerledi ve fıçının içinden, kutu şeytanı gibi bir adam ayağa kalkıverdi. Ayağında dize kadar
düğmeli tozluklar vardı, kasketini gözleri üzerine indirmişti. Burnu kıpkırmızı, dudakları
titriyordu. Bu, yabani ördek avlamak için pusuya yatmış, yüzbaşı Binet'di.
— Daha uzaktayken seslenseydiniz ya, diyordu. İnsan bir tüfek gördü mü haber vermeli.
MADAME BOVARY
175
Tahsildar, bu sözlerle, az önce geçirdiği korkuyu gizlemeye çalışıyordu. Çünkü, vilayetin bir
emriyle kayıktan başka bir yerde yabani ördek avlamak yasak edildiği için, M. Binet, kanunlara
karşı sayjılı olmakla beraber, nizama aykırı hareket etmiş oluyordu. Bu yüzden her dakika kır
bekçisi ile burun buruna geleceğini zannediyordu. Fakat bu korku, keyfini büsbütün artırıyor ve
fıçısının içinde yapayalnız, kendi kendine, talihi ve kurnazlığıyle övünüyordu.
Emma'yı görünce, yüreğinin üstünden bir ağırlığın kalktığını hissederek, hemen lafa girişti:
— Hava hiç de sıcak değil, insana buz gibi batıyor! Emma hiç cevap vermedi. O, devam etti:
— Siz de 'amma erken çıkmışsınız dışarıya? Emma, kekeler gibi:
— Evet, diye cevap verdi, çocuğumun kaldığı sütninenin evinden geliyorum.
— Çok iyi, çok iyi! Bana gelince, işte gördüğünüz gibi, tanyeri ağardığından beri buradayım.
Hava öyle kötü ki, insanın vücudunda nah bu kadar tüyler olmayacak olursa...

Emma, arkasını dönerek adamın sözünü kesti:
— İyi akşamlar, Mösyö Binet. Adam, donuk bir sesle:
— Hürmetkârınızım Madam, dedi. Tekrar fıçısının içine girdi.
Emma, tahsildarı böyle birdenbire bırakıp gittiğine pişman oldu. Kim bilir, aleyhinde ne kötü
şeyler düşünecekti. Hele süt-nine hikayesi, mazeretlerin en kötüsüydü; Yonville'de herkes,
küçük Bovary'nin bir yıldan beri, ana-babasmın evine dönmüş olduğunu biliyordu. Sonra, o
civarda oturan da yoktu; bu yol yalnız Huchette'e çıkıyordu. Binet, herhalde nereden
döndüğünü tahmin etmiş olmalıydı; hiç şüphe yok, susmayacaktı gevezelik edecekti! Akşama
kadar, gözlerinin önünde hep o av çantalı budalanın hayali, akla gelebilecek türlü yalanlar
tasarlayarak, kafa patlattı durdu.
Charles, gece, yemekten sonra, onu böyle düşünceli görünce, açılsın diye eczacılara götürmek
istedi. Eczanede ilk gördüğü kimse de, yine tahsildar oldu. Tezgâhın önünde ayakta duruyor,
yüzüne kırmızı kavanozun ışığı vuruyordu:
176
MADAME BOVARY
— Lütfen, bana yarım once (1) kadar kezzap. Eczacı:
— Justin, diye bağırdı, bize asit sülfiriği getjr!
Sonra, Madame Homais'nin dairesine çıkmaya davranan Emma'ya:
— Yok, dedi, zahmet etmeyin, şimdi inecek. O geledur-sun, sobaya yaklaşıp ısının... Özür
dilerim... Bonjur, Doktor (Eczacı, bu doktor kelimesini söylemekten pek hoşlanıyordu, sanki
başkasına doktor deyince, bu kelimeye sinmiş şatafatın bir parçası da kendi şahsına gelip
konacakmış gibi)... Sakın ha, havanları devireyim deme! Git de küçük salondaki iskemleleri
getir; salonun koltuklarının yeri değiştirilmez, bilirsin.
Homais, koltuğunu tekrar yerine koymak için tezgâhtan fırlayacağı sırada, Blnet, kendisinden
yarım once'lık şeker asidi istedi.
Eczacı, küçümseyen bir eda ile:
— Şeker asidi mi, dedi, tanımıyorum, bilmiyorum! Sakın asit oksalik olmasın? Oksalik değil mi
istediğiniz?
Binet, çeşitli av takımlarının pasını temizlemek için, kendi hazırlayacağı bir mahlule katmak
üzere aşındırıcı bir maddeye ihtiyacı olduğunu izah etti. Emma ürperdi. Eczacı gülmeye başladı:
— Hakikaten, havalar da pek münasebetsiz hani, öyle rutubetli ki.
Tahsildar, kurnaz bir tavırla:
. — Öyle ama, dedi, rutubete hiç aldırmayanlar da var. Emma, boğulacak gibi oldu.
— Bir de şey verin...
Emma:
'
-— Bu adam defolup gitmeyecek mi? diye düşündü.
Yarım once kadar sarı reçine ile terebantin, dört once balmumu, üç yarım once da kemik
kömürü lütfen, bizim takımların vernikli meşinlerini temizlemek için.
Eczacı balmumunu kesmeye başlarken, Madame Homais de kollarında Irma, yanında Napoleon,
ortaya çıktı. Athalie de
(1) Vaktiyle Fransa'da kullanılan bir ağırlık ölçüsü. Bir once 30 gramdan biraz fazla gelirdi.
MADAME BOVARY
177
peşinden geliyordu. Gitti, pencerenin altında, kadife kaplı sıraya oturdu, oğlan bir tabureye
tünedi, ablası ile, babacığının yanında hünnap kutusunun etrafında dört dönüyordu. Eczacı,
hunileri dolduruyor, şişeleri tıpalıyor, etiketler yapıştırıyor, paketler imal ediyordu. Etrafında
kimse konuşmuyordu; yalnız vakit vakit ağırlıkların terazi kefelerini tınlattığı ve çömezine
talimat veren eczacının pes perdeden bir iki kelime söylediği duyuluyordu.
Madame Homais ansızın sordu:
— Sizin küçük ne âlemde?
Müsvedde defterine rakamlar yazan kocası:
— Susalım! diye seslendi.
Madame Homais, sesini alçaltarak yeniden sordu:
— Onu neden getirmediniz?
Emma, parmağıyle eczacıyı göstererek:
— Hişt, hişt! dedi.

Fakat Binet, kendisine uzatılan hesaba dalmıştı, herhalde hiçbir şey duymadı. Nihayet, çıkıp
gitti. O zaman Emma, sıkıntıdan kurtuldu, rahat bir nefes aldı. Madame Homais:
— Ne kadar derin nefes alıyorsunuz, dedi. Emma:
— Burası pek sıcak da ondan, diye cevap verdi.
Ertesi gün, Emma ile Rodolphe artık nerede buluşacaklarını konuştular. Emma, hediye vermek
suretiyle hizmetçisini bu işte kullanmak istiyordu; fakat en iyisi Yonville'de kimsenin gözüne
çarpmayacak bir ev bulmaktı. Rodolphe böyle bir jTer arayacağını vadetti.
Bütün kış mevsimi, haftada üç-dört defa, gece karanlığında bahçeye geliyordu. Emma, mahsus,
parmaklığın anahtarını kaldırmıştı; Charles anahtarın kaybolduğunu sanıyordu.
Rodolphe, geldiğini haber vermek için, pancurlara bir avuç kum atıyordu. Emma da hemen
yerinden fırlıyordu; fakat bazen beklemek gerekiyordu; çünkü, Charles'ın ocak başında
gevezelik etmek âdetiydi, lafın sonunu bir türlü getiremiyordu.
Emma, sabırsızlıktan kabına sığamıyordu; eğer iş gözlerine kalsaydı, kocasını çoktan
pencereden aşağı fırlatır, atardı. Nihayet yatmak üzere yıkanıyor ve geceliğini giyiyordu; sonra
bir kitap alıyor, okuduğu şeylerden pek zevk alıyormuş gibi, MB 12
178
MADAME BOVARY
rahat rahat okumaya dalıyordu. Yatağa girmiş olan Charles, gelip yatmasını söylüyordu:
— Gel artık, Emma, vakit geldi, diyor.
Emma da:

— Evet, geliyorum, diye cevap veriyordu.
Bununla beraber, gözleri mum ışığından kamaşan Charles, duvar tarafına dönüyor ve uykuya
dalıyordu. O zaman da Emma, yarı çıplak, çarpıntılar içinde, dudaklarında tebessüm nefesini
tuta tuta sıvışıyordu.
Rodolphe'uh geniş bir paltosu vardı. Kadını o palto ile sarıp sarmalıyor, kolunu beline sararak,
hiç konuşmaksızın, bahçenin dip taraflarına götürüyordu.
Kameriyeye, vaktiyle Leon'un yaz geceleri kendisini aşk dolu gözlerle seyrettiği, o tahtaları
yürümüş sıraya gidiyorlardı. Emma'nın artık Leon'u düşündüğü yoktu.
Yaprakları dökülmüş yasemin dalları arasından yıldızlar parıldıyordu. Arkalarında ırmağın
aktığını ve zaman zaman, kıyıda kuru sazların çatırdadığını duyuyorlardı. Şurada burada gölge
yığınları karanlıkta kabarıyor, bazen hepsi aynı anda ürperiyor, sanki onları sarmak için
ilerleyen muazzam siyah dalgalar gibi kâh yükseliyor, kâh eğiliyorlardı. Gecenin soğuğu
yüzünden birbirlerine sımsıkı sarılıyorlar, dudaklarından çıkan solumalar daha gürültülü oluyor,
karanlıkta ancak seçebildikleri gözleri, onlara daha büyük görünüyor ve sessizliğin ortasında
yavaşça fısıldanmış sözler, bir billur şıkırtısı ile ruhlarına siniyor ve çoğalan titreşimlerle devam
edip gidiyordu.
Yağmurlu gecelerde, arabalıklarla ahır arasındaki muayenehaneye sığınıyorlardı. Emma,
kitapların arkasına sakladığı mutfak şamdanlarından birini yakıyordu. Rodolphe, oraya kendi
eviymiş gibi yerleşiyordu. Kütüphanenin, yazı masasının, nihayet bütün dairenin manzarası onu
neşelendiriyordu. Charles hakkında, Emma'yı bir hayli sıkan bir sürü şakalar yapmaktan kendini
alamıyordu. Emma, âşığını daha ciddi, hatta dramatik görmek istiyordu. Mesela, bir defasında,
bahçe yolunda gittikçe yaklaşan ayak sesleri duyar gibi olmuştu.
— Geliyorlar, dedi. Rodolphe mumu söndürdü.
— Tabancaların yanında mı?
— Ne yapmak için?
MADAME BOVARY
179
— Şey... kendini müdafaa etmek için.
— Kocana karşı mı? Bırak şu biçare çocuğu! Rodolphe, sözünü «bir fiskede onu ezerim»
manasına gelen bir el işaretiyle tamamladı.
Emma, bu cesarete hayran oldu, ama bunda bir nezaketsizlik, safiyane bir kabalık sezerek, bir
tuhaflaştı.
Rodolphe bu tabanca hikayesi üzerinde epey durdu. Düşünüyordu ki, Emma tabancadan ciddi
olarak bahsettiyse, bu, gülünç, hatta çok çirkin bir şeydi; çünkü, kendisinin o zavallı
Charles'dan nefret etmesine hiçbir sebep yoktu. Kıskançlıktan yanıp tutuşmuyordu ki. Hatta
Emma'nın, kendisine bu mevzuda etmiş olduğu yeminleri pek hoş karşılamış değildi.

karşılıklı birer kahve içtik. hem seni. iyiyim. torunum için bir erik ağacı diktim. Ama Emma o kadar güzeldi ki! Rodolphe. Tavırları. kayıtsızlığını gittikçe daha az gizler oldu. Emma yine de âşığını. evi bırakıp gitmem o kadar zor ki!» Adamcağız kalemi bırakıp bir müddet hayale dalmış gibi. Cenabı Hak sizlere her türlü saadeti nasip eylesin. vücudunun altında azalır. onlar şimdi gökyüzünde. aynı zamanda hem gururunu. değişiklik olsun diye. hatta bir dişini de çektirmiş bir seyyar satıcıdan öğrendim ki. âdeta devamlı bir baştan çıkarılma haliydi. Emma. Artık. Emma'yı ağlatan tatlı sözler. Altı ay sonra. şimdiye kadar böylesine saf ve masum bir kadına pek az sahip olabilmişti. Emma'yı hükmü altına alıyordu. Ama. bana hayır dedi. ona teslim olmaktan pişmanlık mı duyduğunu. birbirlerinin karşısında. ama balık isterseniz. Kadın da bundan korkuyordu. Reçelleri geldiği zaman yesin diye dolapta saklayacağım. bizim arabalığın başına bir felâket geldi. yalnız ona reçel yaptırmak için toplatacağım. kimseye el dokundur^ muyorum. sevgili evlâtlarım. Bana çektirdiği dişi gösterdi. gelecek sefer. Ne mutlu size. yalnız. Bovary gayet sıkı çalışıyormuş. saçlarından perçim-ler kesmişlerdi. İyileşen bacağının hatırası olarak. nehir yatağının çamurunu farketti. diyordu. Emma'nın kendi burjuva sağduyusuyle hor gördüğü coşkunluğunu. tabir caizse. zamparalıktan pek farklı olan bu aşk. Hediye daima bir mektupla birlikte gelirdi. Emma'ya. Onu. torunumu iki yanağından öperim. bundan önceki iki sepetle beraber. şehvetin ılımlaştırdığı bir kin haline geliyordu. artık bir bağlılık değil. hissedilmez bir şekilde değişti. işler yolundg. yapmacık sözlerle teselli etmeye kalkıyordu. Öyle ki. yepyeni bir şeydi. Rodolphe ise. sevgisini artırdıkça artırdı. Onun nazarında. Kendini zayıf hissetmekten duyduğu zillet. Rodolphe ile Emma. çünkü. bana biraz daha körpe. rüzgârın sıkı estiği bir gece. içinden gayet hoş buluyordu. kam de damadımı kucaklar. Bu kış sizin o taraflarda dolaşmış. çatısı ağaçlar üstüne tıçtu. Buna inanmak istemiyordu. kendi annesinden. Seni görüp görMADAME BOVARY 181 mediğini sordum. Bu mektubumun sizi sıhhat ve afiyette bulacağını ümit ederim ve gönderdiğim hediye de makbule geçer. satırlar arasında bir boşluk kalmıştı. Fakat. Bu haydut soyuyla başımız dertte. Allaha ısmarladık. Fakat ahırda iki hayvan görmüş. hakiki bir nikâh halkası istiyordu. Rodolphe'un annesi öleli yirmi yıl olmuştu.onu daha mı çok sevmek istediğini bilemiyordu. Emmacığım. Buna şaşmadım. tam senin odanın altına. sevgili evlâtlarım. evlilik muhabbetini rahatça devam ettiren bir karı -kocadan farksızdılar. Rodolphe bu zina hayatını keyfine göre sürdürmesini becerdiği için. yulaf eriği dedikleri cinsten. çünkü bu coşkunluğun muhatabı kendisiydi. 180 MADAME BOVARY Emma. Kızım. lütfen sepeti geri gönderin. ebedi bağlılıklarının bir nişanesi olmak üzere. pek ince eleyip sık dokumaz oldu. bizim aşkımızı haklı buluyorlar. Rodolphe'a sık sık akşam çanlarından ve tabiatın sesleri'nden bahşediyor. ne de onu çıldırtan ateşli okşamalar kalmıştı. içine dalıp yaşadığı o büyük aşk. Rodolphe. yatağı tarafından emilen bir nehrin suyu gibi. geçen gün bir çoban tutmak için gittiğim Yvetot panayırında nezleye yakalandım. Bizim çobanı kovdum. Rodolphe'un annesinden söz açıyordu. Rouault babanın hindi gönderdiği günlerdi. Üstelik eli de uzundu. hatta aya bakarak bazen: — Eminim ki. Bu. yoksa. «Bana gelince. burada. . size bir horoz göndereceğim. kolay alışkanlıklarından ayırıyor.Zaten Emma. ne eskisi gibi. Bu yılki mahsul de hiç parlak değil. hem de şehvetini okşuyordu. gittikçe daha hassas oluyordu. Yalnız yaşadığımdan beri. mektubu sepete bağlayan ipi kesti ve aşağıdaki satırları okudu: «Sevgili evlâtlarım. öksüz kalmış bir damlacık çocukmuş gibi. bahar geldiği zaman. biraz daha okkalı gibi geldi. Sizi ne zaman gelip göreceğimi bilmiyorum. zevahir her zamankinden daha sakindi. boğazına fazla düşkün olması sebebiyle. aksine . Artık. Bahçede. Benim sevgili torunum Berthe Bovary'i bugüne kadar hiç görmediğime o kadar üzülüyorum ki. bundan anladım ki. Emma şimdi de bir yüzük. tükenir gibi geldi ve kadın. sevildiğinden emin. o başka. Birbirlerine minyatür resimler alıp vermek icabetmişti.

çünkü mektuptan elbisesinin üzerine birazcık külrengi toz döküldü. kendisine bu kadar acı çektiren sebebi arıyormuşçasma. Tekrar meydana çıktığı zaman. Kendi kendine: — Geçer. ocağın karşısındaki arkalıksız iskemleye oturmuş. küçük kız. MADAME BOVARY XI 183 Son günlerde küt ayakların tedavisinde kullanılan yeni bir usule dair övücü bir yazı okumuştu. ruhunun bütün maceralarında. nasıl şifaya kavuştuğunu gelip geçen bütün yolculara anlatmaktan geri kalmaz tabii. çarpınca sıçrayan altın mermiler gibi. o da. Yazı. Yonville'in de diğer kasabalardan geri kalmaması için. Rodolphe.Selâmlarıyle sizi seven babanız. mesela şu Altın Aslan'daki zavallı Hippolyte'i bu dertten kurtarmasın? Unutmayın ki. Güneşle dolu yaz akşamlarını hatırladı. aşkta harcamış. camlarına vururdu. gece. Penceresinin altında bir kovan vardı ve bazen arılar. etrafına bakındı. zenginliğinden bir parçasını yolculuk boyunca rastladığı hanlara bırakıp giden bir gezgin gibi. Emma'ya: . bu duygu dönüşlerini destekleyecek halde değildi. birbirini kovalayan türlü koşullar içinde. Önün yanıbaşında. şekerim. yavrusunun kulak memelerinin birazcık kirli olduğunu görünce. diyordu. dedi ve koşarak çocuğunu öptü. kalakaldı. çamaşırını. çoraplarını. yaptığına pişman oldu! Hatta neden Charleş'dan bu kadar tiksindiğini. kurutulmakta olan otların ortasında yuvarlanıp duruyordu. evlilikte. Annesi: — Getirin onu bana. Emma. bakirelik zamanında. satırlar boyunca bir dikenli çit içine yarı yarıya saklanmış bir tavuk gibi gıdaklayan tatlı düşüncenin peşine takıldı. dedi. kendisine soğuk davrandı. tırmık geçiriyordu. babasının maşayı yakalamak için ocağa eğilmesini görür gibi oldu. sıhhati hakkında bin bit* şey sordu ve sonra. Ne seviyorum seni. terliklerinin altında halının yumuşaklığını hissetti. Ve arka arkaya üç randevuya gelmedi. birazcık da ağlayarak. temizledi. ayakkabılarını değiştirdi. Emma. Niçin kocanız. küçük kız. gün bembeyazdı. Fakat kocası. çocuğu bir kez daha öperek. Mektupta imla yanlışları birbiri içine girmişti.. tıpkı. Kendileri önünden geçince taylar kiş-ner ve dörtnala koşar. kahkahalarla gülen çocuğunun sesini duydu. . elindeki değneğin ucunu çıtırdayarak yanmakta olan sazların aleviyle yaktığı günler ne kadar geride kalmıştı!. — Boşuna vakit kaybediyorsun. Gerçekten. Kederli iç çekmelerini. ötede. Emma. koşardı. adam yaklaştıkça. hayatı boyunca hepsini bir bir elden çıkarmıştı. Dadısı. ocağın külleriyle kurutulmuştu. onu etekliğinden tutuyordu. çimenin üstünde. Fakat kim kendisini bu kadar mutsuz etmişti? Hangi gö182 MADAME BOVARY rülmemiş felâket onu böyle altüst etmişti? Başını kaldırdı. Emma. bir fedakârlık hevesiyle bocalayıp dururken. Düşünün bir kere (girişimin yararlarını parmakları üzerinde bir bir sayıyordu): Hemen hemen kati bir başarı. THEODORE ROUAULT» Parmakları arasında o kalın kağıt. hatta çıkardığı mendili farketmemiş gibi davrandı. strephopodie ameliyatlarına burada da başlanması gibi vatanseverce bir fikir kafasında doğdu. Kendisi ilerleme yanlısı olduğundan. hava ılıktı. bu aşırı sevgi karşısında şaşakalmış olan dadıya teslim etti. Lestiboudois.. bütün onları.. onu her zamankinden fazla ciddi buldu. hizmetçiyi çağırarak sıcak su getirtti. hatta yukardan baktı. iki kolunu havada sallayarak eğiliyordu. hastanın acıdan ve çirkinlikten kurtulması. ışık içinde döne döne uçarken. benim küçük yavrum. operatörün derhal şöhret kazanması. — Bunda ne zarar ederiz. ne seviyorum seni! Sonra. Etajerdeki porselenler üzerinde bir nisan ışını hareleniyordu: Ocakta ateş yanıyordu. O günlerde ne mutluluk vardı! Ne hürriyet! Ne ümit! Ne hayal bolluğu! Şimdi bunlardan hiçbiri kalmamıştı. sanki seyahatten dönüyormuş gibi. onu seve-bilmenin daha doğru olup olmadığını düşünmeye başladı. birkaç dakika. Sonra (Homais sesini alçaltıyor ve etrafına . O zaman da Emma. eczacı tam zamanında imdadına yetişti. kapristir. Bir ot yığınının üstüne yüzükoyun yatmıştı.

Bovary bu işi başarabilirdi. Homais. Mademki bu uca basan bir ayaktı. Sonra. ilmin nimetlerini tepmek nankörlüğüne akıl erdiremediğini ilâve ederek. ta Belediye Reisi Tu-vache'a kadar herkes adamcağızı zorladı.Belki azıcık bir acı ya duyacaksın. üst tarafa kalkma) harıl hani öğrenip dururken.. adale uçları kuru. Adamın ayağı. Charles da içinden. herhalde. diyordu. nasır çıkartmaktan çok daha hafif bir şey. kendisine ağırca bir iş gösterildiği zaman. Homais. Hippolyte! Homais.Aşktan daha sağlam bir şeye dayanmaktan başka da bir şey istediği yoktu zaten. komşular. Artemise. bir taraftan tırnağına basanları. buna razı oldu. karısının bir melek olduğunu söyleyerek. içeriye doğru çarpık olmasına mani olmuyordu. Bu cömertlik asıl Emma'nın aklına gelmişti.. baldır kemiğinin ön veterine el atmak icabediyordu. ne yapacaktın? Ah. fakat asıl ona kararını verdiren şey. Başkalarının işine karışmak âdeti olmayan Binet. herkes üzerine çullanmıştı. Fakat. dış tarafa basanları. —. arabalar arasında sıçradığı görülüyordu. Bovary.. O. be mübarek? Asker olup da bayrağının altında dövüşmen icabetseydi. elbette. ayağın aşağıya. Çünkü hekim. Hatta bu sakat bacak ötekinden daha gürbüze benziyordu.. şöhretini ve servetini artıracak bir teşebbüse sevketmekten kendisi de büyük bir memnunluk payı çıkaracak-tı. uzaklaşıyordu. cıvata. meydanda ötekine benzemeyen dayanağını ileri uzatarak. Madame Lefrançois. alt tarafa kıvrılma. aralıksız. işini görmekte sana çok zarar veriyordur. hatta iyi tanımadığı daha mühim bir kısma neşter dokundurmak korkusuyle titriyordu. nihayet razı oldu. iğne batmış da bir yerin azıcık kanamış gibi olacak. Herkes ondan bahseder. Onun. utandırdı. aptal aptal gözlerini döndürüp duruyordu. başını elleri arasına alarak. strephendopodie'yi ve strephexopodie'yi (yahut daha iyi anlatmak için. Sen istediğin kadar aksini söyle. ahır uşağı salak salak gülümsüyordu. bu ayak. onu. uşak daha çok o sakat bacağına dayanıyordu. yani strephoctopodie'yi. meşin. yok yoktu. Bu kutuda demir. Rouen'dan Doktor Duval'ın kitabını getirtti. geyik gibi dörtnala koşturup duruyordu. saç. okumaya daldı. Emma'nın elinde kocasının becerikliliğinden şüphe etmesi için hiçbir delil yoktu. Ben senin iyiliğin için söylüyorum! Sadece insanlık duygusuyle! Senin bu çirkin topallıktan kurtulduğunu görmek istiyorum da. kocaman parmaklı. içe veya dışa doğru türlü iğrilmelerini) ve strephypopodie ile strephanopodie'yi (başka bir deyimle. 184 MADAME BOVARY Hippolyte düşünürken. Hippolyte'in hangi adale ucunu kesmek lazım geldiğini tespit etmek için. sabır ve enerji gibi manevi meziyetler edinmiş olacaktı ki. hatta kadınların çok daha hoşuna gideceğini çıtlattı. ondan dostum. Eczacının öğütleriyle. Âdeta hizmet ede ede. kalçalarının böylesine sallanması. eczacının ve kendi karısının teşviki ile bu işe razı oldu. sabahtan gece yarısına kadar. küt ayağının ne cinsten olduğunu bilmek gerekiyordu. evvela Achille adale bağlantısını kesmek. . at tırnağı kadar geniş. bir taraftan M. fakat bu. bacağına hemen hemen dik bir çizgi teşkil ediyordu. işe üç defa yeni baştan başlayarak. hafifçe içe çarpık bir ayaktı. tahta. sonra da içe çarpıklığı gidermek için. siyah tırnaklan nal mıhlarını andıran bu uca basan MADAME BOVARY 185 ayakla han uşağı. Hemen sonra. Eczacı: — Alt tarafı senin bileceğin iş. Bununla beraber. ameliyat için gerekli avadanlığı tedarik etmeyi kendi üzerine aldı. Zavallı adam. nasihata boğdu. Çünkü. her akşam. öyle ki.bakmıyordu) bu olaya dair gazeteye küçük bir yazı göndermekten beni kim menedebilir? Ya. vida. bunu söyledikten sonra. aynı zamanda iki ameliyatı birden yapmayı göze alamıyordu. Charles. bin bir dereden su getirerek han uşağını ameliyat olmaya zorluyordu. derisi pürtüklü. iç tarafa basanları. makale dediğiniz şey ortalıkta dolaşır. onu gururundan yakalamak istedi: — Sen erkek değil misin. marangozla ona yardım eden çilingire. dört kilo kadar ağırlığı olan bir çeşit kutu yaptırdı. ameliyatın bedava olacağıydı. ameliyattan sonra kendisini ne kadar dinç ve çevik hissedeceğini anlattı. Bunu söylerken. ya duymayacaksın. Sonunda çığ gibi büyür! Kim bilir! Kim bilir? Gerçekten. bu inatçılığa.

Hastada. Hatta yemişten sonra kahve içmek bile istedi ki. mumlu iplikler. şöhretinin yayılacağını. yepyeni bir his içinde refaha kavuşmaktan.» ilmi tabirini kullanmadım. Bovary kadar yüreği çarpıntılı. aynı zamanda yüksek bir insanseverlik olayı olan bir cerrahi tecrübeye sahne oldu. Vaziyetinde. köylerimize de girmeye başladı. Hippolyte hayretten kendini alamıyordu. eli titrek.. hastasının ayağım mekanik motora sımsıkı bağlayıp evine gitti. eğilip Bovary'nin ellerini öptü durdu.. bir yığın bez parçası. Eczacı: — Baştan başlıyorum. bir masa üzerinde. halk yığınlarının. ameliyat neticesini anlatmaya indi. dedi. sohbetler ve birlikte hayal kurmalarla geçen çok 186 MADAME BOVARY sevimli bir akşam oldu. M. on beş asır aralıkla ilk defa olarak. ne de Gersoul. Hippolyte'e yaklaşan M. Okusunlar diye getiriyordu. avluda bekleyen ve Hippolyte'in düzgün yürüyerek meydana çıkaracağını tahayyül eden beş^altı merakhmn yanına. yanında. Her şey. daha güzel. kafası ergin değildi. Emma da. Nitekim salı günü. gazetede. kesik bir şiryanı derhal bitiştirip bağlarken. dedi. Eczacı: — Haydi. endişeye mucip alacak hiçbir şey yoktur. fakat bakışlarını hemen Charles'a çevirdi: Kocasının hiç de çirkin dişleri olmadığını hayretle gördü. — Hayır. ışık. elinde daha mürekkebi kurumamış bir kağıtla ansızın içeriye girdi. Sofraya oturdular. devam ediniz. en seçkin hekimlerimizden biri olan bu zat. Charles tıka basa kamını doyurdu. gariptir (gözümüzle gördüğümüz için söylüyoruz) hiçbir ıstırap alâmeti görülmedi. derinin üzerinde. Talim meydanında Madame Lefrançois'nın işlettiği ALTIN ASLAN otelinde yirmi beş yıldan beri ahır uşaklığı eden Hippolyte Tautain adlı şahıstı. dedi. Esasen. aşçı kadına rağmen. ne Dupuytren. Ameliyat edilen kimse. Okudu: — «Avrupa'nın yüzünü kısmen bir şebeke gibi kaplayan peşin hükümlere rağmen.» «Bir küt ayak ameliyatı yaptı. Bovary. herkes belki anlamazdı. evde davetliler varken göz yumduğu bir sefahatti. Velinimetine karşı minnettarlığını daha sonra gösterirsin. Veter kesilmiş. en seçkin hekimlerimizden biri olan bu zat. Homais ta sabahtan beri tertip etmişti. İlerideki zenginliklerinden. Charles.. Hemen boynuna sarıldı..» Heyecandan boğulacak gibi olan Charles: — Bu kadarı da fazla! Bu kadarı da fazla! diyordu. ancak pazar günleri. Emma. O akşam.. karısının daima kendisini seveceğini görür gibi oluyordu. bir küt ayak ameliyatı yaptı. katiyen! Ne münasebet!. M. Sonra. bütün bu hazırlıkları M. Kim bilir. Kalabalığın gözünü kamaştırmak kadar kendine de o vehmi vermek için. kafasından Rodolphe'un hayali geçti. merak içinde kendisini kapıda bekliyordu. müessesenin eşiğinde gerçekten bir izdiham peyda olmuştu.. keyifli . Charles deriyi deldi. sanatın himmetiyle asi ve-terin nihayet teslim olduğunu ilan etmek üzere ancak birkaç damla kan peyda oldu. nihayet kendisini delice seven bu zavallı çocuğa karşı birazcık sevgi duymaktan mutlu oluyordu. bu. elinde neşter.. Rouen Feneri gazetesine göndermek için yazdığı reklam yazısıydı. eczanedeki bütün sargılar vardı. «M. ameliyat bitmişti. bir sürü sargı. diyordu. Charles da. Teşebbüsün yeniliği ve mevzuun uyandırdığı alâka o kadar ahali celbetmişti MADAME BOVARY 187 ki..Ne Ambroise Pare. çünkü bilirsiniz. aile hayatında yapacakları yeniliklerden söz ettiler. Bovary: — Doğrusu da bu.. Bir an.. Bu. ilk defa üst çene kemiğini kesip alırken. dağlar kadan sargı. belki de önümüzdeki köy yortusunda Hippolyte'çiğimizin. kuru bir çıtırtı duyuldu. kalın bir beyin tabakasında bulunan bir abseyi açarken. Celse'den sonra. Henüz yatağa girmişlerdi ki. refahının artacağını. ameliyat da göz açıp kapayıncaya kadar tamamlandı. nekahat devresinin kısa süreceği zannını vermektedir. bizim küçük kasabamız Yonville. sakin ol. Homais. Bovary: — Siz kendiniz okuyun. şu ana kadar. Hastanelerde olduğu gibi. Bovary. daha temiz.

sağırların işiteceğini.dostlar arasında. sakalı uzamış. onun etrafında. eskisinden daha sımsıkı. Kataplazmaları için bez getiriyor. Fakat her gün yemeğini orada yiyen tahsildar. içki içiyorlar. benzi solmuş. sonra. merak içinde. Zaten. her iki âlim. O da nefes nefese. Hippolyte'in canı sıkılmaya başlamıştı. Lakin şiş biraz iner inmez. Kendisine tatbik edilen tedaviden bambaşka usullerle iyi-. köylüler. böyle bir komşuluktan acı acı şikâyet etti. bilhassa pazar kurulduğu günler. kıpkırmızı kesilmiş. biraz eğlenip içi açılsın diye onu. makineyi yeniden çıkardılar ve gördükleri manzaradan afallayıp kaldılar. ayağı. leşmiş olan kimselere dair bir sürü hikaye anlatıyorlardı. fakat kimse aldırmamıştı. Kendini daha da halsiz düşürme. bin bir ihtiyatla kutu çıkarıldı ve korkunç bir manzara ortaya çıktı.. hana geldi ve merdivenden çıkmakta olan kimselere sormaya başladı: — Bizim sevimli küt ayaklıya ne oldu? Müthiş çırpınmalar içinde kıvranıp duruyordu küt ayaklı. Sana kâfi derecede işkence yaptılar zaten. gözleri çu-kurlaşmış. şarkı söylüyorlar. Yer yer içlerinden siyah bir mayiin sızdığı kabarcıklar bulunan kurşuni renkte bir şişkinlik bacağa yayılmıştı. teselli makamında: — Sen kendim fazla dinliyorsun. Bovary bu halden âdeta hastalanmıştı. perhiz tavsiye ederek yanından ayrılıyordu. daha çabuk iyileşsin diye.» Bütün bunlar. Ne kadar bahtsızmışım! Ne kadar bahtsızmışım!. Yaşasın âlicenap âlimler! Yaşasın hemcinslerini iyileştirmeye veya acılarını dindirmeye gece gündüz demeden çalışan yorulmak bilmez insanİarl Yaşasın. Adamın ayağı birkaç saat serbest bırakıldı. üç gün sonra. öyle ki. Hippolyte artık hiç dayanamayınca. başını sineklerin üşüştüğü kirli yastıkta sağa sola döndürerek. Ama senin kabahatin bu. neşeli neşeli dans ettiğini ve hepimize. diyordu. Lefran-çois ana. Nihayet. mutfağın yanındaki küçük salona yerleştirdi . Aklım başımdan gidiyor! diye bağırmasına mâni olamadı. cesaretlendiriyordu. krallar gibi yatıyorsun boyuna. evvelce de bundan acı duydu188 MADAME BOVARY ğundan şikâyet etmişti. teselli ediyor. Omuzuna vurarak: — Nasılsın? diyorlardı. diyorlardı. şapkasız. istekalarla eskrim yapıyorlar. böyle yapmalıydın. evlâdım. Bunun üzerine Hippolyte'yi bilardo salonuna kaldırdılar. Madame Bo-vary kendisini görmeye geliyordu. kurtarın beni!. ama hiç de güzel kokmuyorsun ha! Gerçekten. Hippolyte. Ne halin varsa gör. topalların yürüyeceğini ilan etmenin yeri değil midir artık? Eskiden.. bin yaşasın! Körlerin gözleri açılacağını. tütün. yalnız kaldığı da yoktu. şikâyet etmekte tamamıyle haksız olmadığını kabul etmek gerekiyordu. konuşması ve hünerli sıçrayışlanyle tamamen şifa bulduğunu ispat eylediğini göreceğiz. her dakika geliyordu. tekrar âlete yerleştirmeyi münasip gördüler. Lefrançois ana. avazları çıktığı kadar bağırıp çağırıyorlardı. yıkacakmış gibi han duvarına küt küt vuruyordu. Hekim de her defasında. üstü söz konusu makinenin sebep olduğu berelerle kaplanmıştı. Ayağın biçimi öyle bir şişkinlik içinde kaybolmuştu ki. içine bacağının sokulduğu o mekanik aleti. Halin pek o kadar parlak değil galiba. kangren de gittikçe yayılıyordu. Charles Altın Aslan'a koştu. bilardo yuvarlaklarım dürtüklüyorlar. eczaneyi bırakıp çıktı. beş gün sonra. Kalksana artık. Vaziyet ciddileşiyordu.. şimdi ilim sayesinde. Şöyle yapmalıydın. deri nerdeyse bütün bütüne çatlayacak gibiydi. Her saat başında. . yut şunu!. Adamcağız orada. Hippolyte ona dehşet bürümüş gözlerle bakıyor ve hıçkırıklar arasında: MADAME BOVARY 189 — Ne zaman iyi olacağım? diye kekeliyordu. Lefrançois ananın telaşlı telaşlı gelerek: — İmdat! Ölüyor adam!. Ah. arkasından: — Dinleme onu. meydandan geçtiğini gören eczacı da. onun. Uzvun vaziyetini bozmamak için. taassubun ancak Tanrının sevgili kullarına vadettiği şeyler. Haydi. kazık herif. bütün insanların nasibi oluyor! Okuyucularımızı bu fevkalâde tedavinin bütün safhalarından haberdar edeceğiz. kaim battaniyelerin' altında inliyordu.

bir defa da «Gökyüzündeki Babamız» dualarını okusan. ayaklardan karına doğru ilerliyordu. iyileşecek olursa. o önü alınmaz çürüme. bunu düşünmek zamanı geldi. aşağılayarak gülmekten çekinmedi. Papazın dolapları dediği bu hareketlere pek içerliyordu. Ama yine. küçücük kadehler içinde içki uzatıyor. hükümetçe yasak edilmesi gereken bir alay canavarlıklar! Ama becerikli görünmek istiyorlar. o gün. Ca-nivet'yi getirtip getirtemeyeceğini sormasına. bir dilim but. hastanın başı ucuna. Cenabı Hak'kın huzuruna çıkmak üzereyken (sen daha o vaziyette değilsin. onun iddiasına göre. onurunu ticaretinin daha ciddi çıkarları uğruna feda etti. Hatta. Sonra bacağı kesmek gerektiğini açıkça söyleyerek. Paris icadı! İşte başkentteki beylerin fikirleri! Tıpkı şaşılık. Hippolyte'in nekahatine zarar veriyordu. Ne zarar edersin ki?. dolu bir mukaddes su kabı astı. yüzüne. ruhani. kendisini görmek istediğini haber verdi. bir tedbir olmak üzere. elli yaşında. eczacıya gitti ve zavallı bir adamı bu hallere sokan eşekler aleyhinde ağzını açtı. Madame Lefrançois'ya boyuna söylüyordu: — Bırakın şu adamcağızı! Bırakın şu adamcağızı! Sofuluğunuzla maneviyatını bozuyorsunuz! . Doktor Canivet'nin bacağı kalçadan kesme ameliyatı.Ona mükemmel bir et suyu. lütufkâr Meryem». gözünü yumdu. cerrahlık kadar din de biçarenin imdadına yetişeceğe benzemiyordu. Kaç yıldır mukaddes sofraya yaklaştığın yoktu. Ama yine de ümidini kesme. Bunlar. uygun bir ifade vererek din meselelerine dokunuyordu. buna mazhar olarak öldüler.-Ümit ederim ki. benim için. sarsıyor ve eczanenin içinde bar bar bağırıyordu: — Bütün bunlar. iki tedbir bir tek tedbirden daha işe yarardı. ta diz-kapağına kadar kangren olmuş o bacağı görünce. Bunda bir zarar yoktu ki. Tıklım tıklım olan Grande-Rue'de. Sonra bir punduna getiriyor. Han sahibesiyle konuşuyor. sen de. tedavi usulleri sokuşturuyorlar. Her şeyin sebebi. büyük bir şöhret sahibi olan Neufchâtel'li M. meşguliyetlerin. Bournisien de bunda bir sakınca 190 MADAME BOVARY görmediği cevabını verdi. çok geçmeden. sabah akşam. İhtiyar. Anlıyorum. Hippolyte'in pek anlayamadığı şakalar ve kelime oyunlanyle karışık fıkralar anlatıyordu. sabah erkenden kalktılar. diyordu. M. Küt ayakları düzeltmek! Küt ayaklan düzeltmek mümkün mü? Bu. hatta bazen. Ben öyle ağır günahlar işlemiş kimseler tanıdım ki. Homais bu sözleri dinlerken canı sıkılıyordu ama. Tababette doktora yapmış. sıkıntısını dalkavukça bir gülümseme ile gizliyordu. Canivet'yi öfkelendirmemek ihtiyacıyle. Nihayet bir gün Charles. Bakkalde Hippolyte'in hastalığı tartışılıyordu. dünya işlerinin girdabı. toy züppe değiliz. bu kadar usta değiliz. seni ayinlerde pek seyrek görüyorduk. Fakat kadıncağızın artık ona aldırdığı yoktu. BonSecours'u ziyarete gitmek arzusunu belirtti. hatta hiçbir itirazda bulunmadı. biliyorum). nazlı bebek değiliz. kloroform. sapasağlam bir adama ameliyat yapmayı aklımızdan geçirmeyiz. . ama Hippolyte bunu ağzına götürmek cesaretini kendinde bulamıyordu. baba tavrı takınarak: — Çünkü. Söze evvela derdine acımakla başladı. ka-taplaşmalar istendiği kadar değiştirilsin. hasta tedavi ederiz. ne olur ki? Evet. bizler âlim değiliz. pratik hekimleriz. ondan mağfiret dilediler ve hiç şüphe yok. size ilaçlar. prensiplerini bir yana bırakarak. İlaçlar istendiği kadar çeşitlensin. mesanedeki taşlan kırma ameliyatı gibi. evet anlamında başını sallamakla cevap verdi. vazifelerini biraz ihmal ediyordun. Böylece. hatırım için yap. halinin fenalaştığını öğrendi. sanki adam idam edilecekmiş gibi bir ölüm havası esiyordu.. biraz domuz yağı getirip veriyor. Homais'yi redingotunun düğmesinden yakalamış. Yapacağına söz veriyorsun değil mi? Zavallıcık söz verdi. ilâhi irade böyle tecelli ettiğine göre buna sevinmesi ve fırsattan derhal faydalanarak Cenabı Hak'la barışması gerektiğini söyledi. Fakat şimdi. bir defa «Sizi selamlarım. neticelerine hiç aldırış etmeden. Papaz artık her gün geliyordu. MADAME BOVARY 191 Bu sebeple Bovary'yi müdafaa etmeye kalkışmadı. o idi. ruhunun esenliğine özen göstermekten seni alıkoydu.. Papaz Bournisien. biz. onlar gibi. Lefrançois ananın çaresizlikten. inat olsun diye. Bütün köy halkı. küt ayaklı. Eczacı. Bu yardımı başarıya ulaşır gibi oldu. parlak bir mevki sahibi. bir de şimşir dalı yerleştirdi. köyde mühim bir olay oldu. bize iyi örnek olursun. arkasından. adaleler her gün biraz daha kopuyordu. yap dediğimi. tıpkı bîr kamburu dümdüz etmeyi istemek gibi bir şey!. kendinden pek emin bir zat olan bu meslektaş. Bizler. reçeteleri ta Yonville'e kadar gelen M. M. çünkü.

cerrahın soğukkanlılığını bir generalin metanetine benzetti. yandaki dik yayı. Hazır mıyız? Haydi. Bu sarsılmaz metaneti kendisine daha da itibar kazandınyordu. o. M. Kâh şu tarzda yaşarım. evvela kısrağı ile ve arabasıyle meşgul olurdu. konuşmaya giriştiler. sanki zavallılığının yirmi kere bol bol farkına varmamış gibi. Doktor: — Size güveniyorum. karşısında. bocalayıp duruyordu. Kıyamet kopsa da. denize düşüp de dalgaların üzerinde yuvarlanıp giden boş fıçı gibi. çenesi göğsüne düşmüş. kâh bu tarzda. dedi. Sonra. Nihayet. belediye reisinin karısı Madame Tuvache. Bu sırada eczacı. Neufchâtel'e kadar. araba. gazetelerde şuna buna cevap vermek gerekecekti. neler yazacaklardı? Arkasından mesele basma aksedecek. seyirci olarak kalırsa. Ama en şöhretli cerrahlar bile pekâlâ aldatabilirdi. kulakları kapıya dikili bekleyen Artemise ile hancının yanında kaldı. salonda. mesleğini bir nevi risalet addediyordu.. kollarını sıvayıp bilardo salonuna geçti. her yere yayılacaktı! Kim bilir. kendi kullandığı iki tekerlekli arabasıyle çıkagel-di. Herhalde gülecekler. daha ziyade inmeye müstait gibi görünüyorsunuz. yulafını yeyip yemediğine baktı. kendisinden davacı olabilirdi.. onu kendisi katletmiş sayılacaktı. iflas etmiş. alışkanlık!. Fakat. Siz bana bakın: Allahın günü saat dörtte kalkarım. karşısına çıktı. şayet Hippolyte ölecek olursa. her ikisi de önlüklerinden daha solmuş. Homais'nin getirdiği sargıları gözden geçirdi. dedikodu çıkaracaklardı. Hippolyte. alışkanlık. Kendisini şimdiden. nasıl rast-gelirse. Bu dedikodular For-ges'e kadar. O da. soranlara bu işi nasıl izah edecekti? Acaba herhangi bir şeyde hata mı etmişti? Arıyordu.. Bu mukayese. diyordu. Bir sürü faraziyenin hücumuna uğrayan muhayyilesi. muhayyile. Bunun içindir ki. evinden kımıldamaya cesaret edemiyordu. doktorun iri vücudunun ağırlığı altında çöktüğü için. onların arasında. ne aksilikti bu». acayip bir adamdır» diye bahsedilirdi. Canivet'nin hoşuna gitti ve sanatının icapları hakkında uzun uzun söz söylemesine sebep oldu. odasında. kâinatta tek canlı insan kalmasa bile. Bununla beraber. cerrahın gelişini görmek sabırsızlığı içinde. akla gelen her türlü tedbiri de almıştı.dükkânlarda alışveriş durmuştu. Altın Aslan'ın kapısından kasırga gibi girerken. bu da sonunda mizacınızı bozar tabii. içinde ateş yanmayan ocağın yanma oturmuş. kızarıp boz'ararak. Bunun üzerine. Lestiboudois'ya gelmesi için haber gönderildi. «Ne kötü macera. ha bir Hıristiyanı doğramışım. Cerrah. nezle olmam. bana. gidelim! Fakat eczacı. Nihayet. hep mutfağınızın içine takılır kalırsınız. bu beyler. Canivet: — Aman efendim. biraz eğiliyordu. sizler. ellerini kavuşturmuş. kendisinden: «Ah! M. Emma: . Aşağıda. Bovary. fazla tesir altında kalır! Hem sonra. benim için hiç fark etmez. o anlarda. yapım sağlam192 MADAME BOVARY dır. diye düşünüyordu. zilletini paylaşmıyordu. bulamıyordu. hastaya döndü. doktorasız hekimlerin şerefini düşürmesine rağmen. ta Rouen'a kadar yayılacaktı. Emma. hastalarını ziyarete gelince. benim sinir sistemim öyle. Çünkü. — İnsan. hasta ziyaretlerine gittiği zaman. İşin içine mukadderat karışmıştı. böyle bir adamın hâlâ bir işe yarayabileceğini zannetmiş olmasından ileri geliyordu. çarşaflar içinde hafakandan terleyip duran Hippolyte'e hiç aldırış etmeksizin. Yanında öteki minderin üstünde kırmızı sahtiyan kaplı ve üç bakır tokası ihtişamla parlayan kocaman bir kutu görülüyordu. bilirsiniz. bir aşağı bir yukarı dolaşıyor. zamanla. ona bakıyordu. Sonra ahıra giderek. MADAME BOVARY 193 bir başka zillet duyuyordu. soğuk su ile tıraş olurum (katiyen üşümem). eczacı beyler.. bu ameliyatta hazır bulunamayacak kadar yufka yürekli olduğunu söyledi. hareket halindeyken dahi. ha rasgele bir kümes hayvanını. Hem zaten buna şaşmıyorum. Charles. filozofça. Ne olursa olsun. Canivet. aleyhinde neler. Canivet. Elbette diyeceğiniz. diye sözünü kesti. bunlar ameliyat sırasında kullanılanların aynıydı. Fakat kimse buna inanmak istemezdi. yüksek sesle bağırarak.. Bu sayede sizin gibi nazik değilimdir. hayvanı arabadan çözmelerini emretti. Bacağı tutacak birini istedi. Sonra. çizmeleri döşemede gıcırdıyordu. gözleri bir noktaya takılı duruyordu. fanila giymem. şerefini kaybetmiş. Homais. pencereden kımıldamıyordu. alışkanlıklarından bir zerresini dahi'feda etmezdi. mahvolmuş görüyordu. Eczacı. meslektaşları.

sakin ol. boğazlanan bir hayvanın uzaktan gelen ulumaları gibi. süs bitkisinden kopardığı bir kırıntıyı parmakları arasında evirip çevirerek korlaşmış gözbebeklerini hemen fırlamaya hazır iki ateşli ok gibi. bütün mahrumiyetleri. termometre duvardan fırladı. tiz çığlıklarla kesilmiş uzun iniltiler halinde sürüp giden feryatlarını dinleyerek. bütün hınçları bu öpüşmenin sıcaklığı içinde. etrafında uğursuz. ansızın: — Sakın. Gece. niçindi? Kasabayı dolduran sessizlik içinde. dedi. pazar yerinin kenarında. Bütün bunlar. bayılacak kadar sarardı. halini bir sinir hastalığına yorarak. perişan. Charles'a dikiyordu. ayağı dışa çarpık olmasın! diye haykırdı. sonra pencereden Justin'e bir işaret yapıyor. Onu sevmek için az mı gayret etmişti. Bovary. sanki ölmek üzereymiş. Ve. Eski iffetinden. anlaşılmaz bir şeyin dolaştığını belli belirsiz hissederek. canımı sıkıyorsun! Oturdu. yepyeni bir vecd ile bu hayale kapılan ruhunu o hatıranın içine atıyordu. Sessizce birbirlerine baktılar. onun için. metresini sahanlığın altına. Bir gümüş tabağa çarpan bir kurşun mermi gibi. O zaman Charles. Emma. şaşırmış: — Nen var? Nen var? diye tekrarladı.. evliliğin bayağılıkları. bu mahluk için. Her ikisi de eczanenin yolunu tutmuşlardı. bir başkasına teslim olduğu için. güpegündüz. Kaldırımdan bir ayak sesi geldi. hiçbir şey anlamayan. hiçbir şey duymayan bu adam içindi. yani bütün varlığı. gülünç olan adının karısını da lekeleyeceğinden bile habersiz. ameliyat edilen adamın. Charles. XII Yeniden sevişmeye başladılar. kar gibi eridi gitti. o da. bir sarhoşun bulanık gözleriyle karısına bakıyordu. düşüncesi üzerine bu cümlenin beklenmedik darbesi ile Emma. korkunç bir tavırla: — Yeter! diye haykırdı. karısının nesi olduğunu düşünerek. güneş altında. salondan kaçarken. ne demek istediğini tahmin etmek istercesine başını kaldırdı. Onun her şeyi. kapıyı öyle şiddetli kapadı ki. indirilmiş pancurun aralığından. Âşığının hatırası baş döndürücü cazibelerle aklına geliyordu. gururunun azgın darbeleri MB 13 194 MADAME BOVARY altında yıkılıp gidiyordu. dudaklarını ısırıyor. suratı. boyun atkısıyle alnını silen Doktor Canivet'yi gördü. bütün elde edebileceği şeyler hatırına geldi. morarmış. İşte. MADAME BOVARY 195 . şuurlarıyle birbirlerinden öylesine uzaktaydılar ki. kendisini bekliyor buldu. evlenmenin. öylesine kaybolmuş gitmiş. Emma'nın aklına esiyor. ! Nasıl olmuştu da (o kadar zeki bir kadın olduğu halde). Hatta ekseriya. ür-pererek. Gel! Kadın. bütün şahsı. Homais. dedi. Arkasında. haykırdı: — Bırak beni! Charles. Birbirlerine sarıldılar. kendine gel! Biliyorsun ki seni seviyorum!. rahat rahat duruyordu. yürek paralayıcı bir feryat havayı delip geçti. Zafere ulaşmış zinaya ait bütün kötü alayların tadını çıkarıyordu. Charles kalkıp baktı. koltuğuna yığıldı. bütün istemediği. bir cinayetmiş gibi pişman oluyor ve ondan hâlâ ne kalmışsa. ilk basamağa oturmuş. büyük bir kırmızı kutu taşıyordu. bir kere daha aldanmıştı? Sonra. yere düşüp parçalandı.— Otur yerine. önlüğünü çıkardığı gibi. ani bir sevgi ve ümitsizlik içinde karısına döndü ve: — Öpsene beni. Emma öfkeden kıpkırmızı kesilmiş. öylesine imkân-sızlaşmış ve hiçleşmiş gibi geliyordu. bütün arzu ettiği. pişmanlıktan az mı gözyaşı dökmüştü? Derin bir düşünceye dalmış olan Bovary. karıcığım. şuracıkta. ağlamaklı. Emma. Niçindi. şimdi kendisini öfkelendiriyordu. sinirli bir hareketle kaşlarını çattı. Charles. devamlı fedakârlıklarla kendi hayatını mahvetmesi ne acınacak bir delilikti! Ruhunun bütün lüks içgüdülerini. gözlerinin önünde can çekişiyormuş kadar kendisine hayatından kopmuş. birbirlerini görmekten âdeta afalladılar.. elbisesi. bir pusula yazıyor. yaralı kırlangıçlar gibi çamura düşen hülyaları. Charles. Rodolphe bahçeye geldiği zaman. kaldı.

kocasına karşı duyduğu tiksinti yüzünden her gün biraz daha artıyordu. ne olur. derisine sürdüğü kremi ve mendillerine doldurduğu lavantayı az buluyordu. diyordu. Kadın birine ne kadar bağlanırsa. Kola çanağını yerinden oynatırken: — Rahat bırak beni. Enima'nın çamura —randevuların çamuruna— batmış ayakkabılarını. dedi. — Darılmayın hemen. başka bir yerde. yüzükler ve kolyelerle dolduruyordu. F61icite'nin ütü yaptığı uzun tahtaya dirseğini dayayarak. Rodolphe bir gün. dizlerinin dibine. çünkü Madame. hiç imkânı var mı? Emma aynı mevzua tekrar dokundu... zemberekli . Kadının.Huchette'e yollanıyordu. kocasının aşağılık bir mahlûk olduğunu. bir yerlerde yaşardık. Ro-dolphe'un geleceği günlerde. tırnaklarını her zamankinden daha dört köşe. böyle bağlanmasına yardımcılık eden bir sebebi. bakışları dalgın. Kollarını. Bu işlere burnunu sokmak için. hem de zarif o boy bos. lemeli yakalar. yakalıyordu. aşağısı gittikçe daralan fistolu donlar gibi kadın eşyasını hırsla süzüyordu. Emma'nın Hippolyte'e hediye edilmesini münasip gördüğü bir takma bacak için tam üç yüz frank ödemek zorunda kaldı. Sanki senin patronun Madame H'>n. Saçları çözük. ekseriya yanında kalarak nasıl çalıştığını seyrediyordu. Guillaumin'in uşağı Theodore da kendisine kur yapmaya başlamıştı. çenende birazcık sakalın olsun. dedi. Charles en küçük bir ihtarda bulunmaya cesaret edemiyor. etrafında sergilenen pazen eteklikler. Hizmetçilerin durmamacasına çamaşır yıkaması icabediyordu. M. dairesini ve vücudunu. Bir mantar tabakasıyle kaplı olan bacakta. O zaman yine. Git de havanda badem ez. yanıp tutuşuyordu! Tırnaklarını onun için bir kuyumcu özeniyle eğeliyor. mavi camdan iki büyük vazosunu güllerle donatıyor.. Felicit6 mutfaktan kımıldayamıyor. Emma'nın dolabında bir sürü ayakkabı vardı. Hep kadınların eteği dibindesin. kalça tarafı geniş. ötekinden o nispette nefret ediyordu. hayatının büsbütün bayağılaştığmı söylemek içindi. bir güneş ışınında yavaşça havaya yükselmesini seyrediyordu. siyah saçları ya-ğızlaşmış alnına doğru bir perçemle dönen o baş. yere oturmuştu. Rodolphe: — Ne gibi. Aşçı kız: — Ayakkabıların hırpalamaktan amma da korkuyorsun. kumaşının havı biraz dökülen ayakkabılarını hemen kendisine verirdi. diyordu. dedi. hem gürbüz. Kendisi temizlediği zaman buna hiç aldırış etmezdi. onu her zamankinden daha sevimsiz. Gerçekten. Parmakları arasında toz olup dağılan bu çamurun. 196 MADAME BOVARY Çocukcağız. arsız çocuk. kü-Çük Justin ise. Rodolphe ise anlamamazlıktan geldi ve sözü değiştirdi. aşk gibi basit bir işte her şeyin böylesine çetrefil bir hale getirilmesiydi. — Ah! İstesen!. gerdanını bilezikler. Rodolphe ile buluştuktan sonra kocasıyle karşı karşıya gelince. Derhal. eşarplar. Rodolphe geliyordu. zevce ve iffetli kadın tavrını muhafaza etmekle beraber. Bu davetler. bir prens bekleyen fahişe gibi hazırlıyordu. ocak pervazının üstünden. Emma göğüs geçirdi: — Gider. canının sıkıldığını.ais böyle şeyler kullanmaz mı? — Elbette! Madame Homais! Sonra. gideyim de potinlerini temizleyeyim. Anlamadığı nokta. bekle de. Felicite gülerek: — Sen hiçbir şey görmemiş misin? diyordu. Elini eteklik kasnağına veya kopçalara sürerek: — Bu neye yarar? diye soruyordu. düşünceli düşünceli ilave ediyordu: — O da Madame gibi bir hanım mı ki? Fakat Felicite. etrafında oğlanın böyle dört dönmesine sinirleniyordu. iş. Ondan altı yaş büyüktü. o da istediği gibi har vurup harman savuruyordu. sabrını kaybederek: — Ben ne yapabilirim ki. zekâsını her zamankinden daha hantal. bu sevgi. hâsılı. Rodolphe gülerek: — Sen gerçekten çıldırmışsın. akıldan yana o kadar tecrübe sahibi olan ve arzuda böylesine coşkunluk gösteren o adam gözlerinin önüne gelince. Nitekim. tavrını her zamankinden daha adi buluyordu. bir yöneticisi olmalıydı.

kendisine daha elverişli bir bacak tedarik etmesini rica ediyordu. üzerinde kalpte aşk düsturu yazılı bir mühür. boyun atkısı olarak kullansın diye bir eşarp. Bununla beraber bu hediyeler. Charles. bütün çekmeceleri bomboştu. Emma. ocağın üzerine M. Charles'ın merdivenden çıktığını duydu. Üzerine siyah bir pantolon geçirilmiş. Derozerays'dan gelecek havaleyi sabırsızlıkla bekliyordu. ayrıca. Hayal kırıklığını gizlemek için boyuna özür diledi durdu. altınları çekmecenin dibine attı ve anahtarı aldı. M.. Ahır uşağı yavaş yavaş eski işini görecek hale geldi. — Size bir teklifim var. Bu işi sayesinde sık sık gidip Emma'yı görmek fırsatını bulmuştu. daha bir sürü takıntıları vardı. İçinde on beş Napoleon altını vardı. bütün kaprislerini tatmin etmek hususunda bu kolaylığa kendini bırakıverdi. Siparişle meşgul olan. kadın ısrar ediyordu. ister istemez. evvela Lheureux'yu atlatmaya muvaffak oldu. Emma. Lestiboudois'ya on beş günlükten fazla. Bovary. masraftan kısıntılar yapmaya söz veriyordu. çok garip fikirleri de vardı: . Fakat Hippolyte. aklında kalacak değil a. Paris'ten yeni gelen mallardan. gayet kibar davranıyor. nihayet Charles'ın vaktiyle yolda bulup da karısının sakladığı. İstediği para tamamdı. ertesi hafta kırbacı getirip masanın üstüne koydu. Hekim. düşünürüz. adamın eline on dött Napoleon sıkıştırarak: — İşte paranız. Emma'nın nevri döndü. M. Fakat adam sabırsızlanıyordu. Kabzası altın yaldızlı gümüş kırbaçtan başka. hemen üzerine atlayıp tomarı açtı. aşçı kız içeriye girerek. Sonra. Derozerays tarafından gönderilmiş. Emma. hizmetçi kıza ise altı aylık borçlan. böyle güzel bir bacağı Allanın günü kullanmâMADAME BOVARY 197 ya kıyamayarak. Sonra./ diyerek çıkıp gitti. Yine eskisi gibi kasabayı dört döndüğü görülüyordu. M. mavi kağıda sarılı küçücük bir tomar bıraktı. Onunla. bir sürü hizmet teklifinde bulunduysa da Emma hepsini reddetti. her yıl Saint-Pierre yortusuna doğru para göndermek âdetinde olan M. dedi. Emma: — Peki. diye düşündü. Fakat ertesi gün. tüccar M. bu bacağın fiyatını da kesesinden ödedi. parayı daha sonra kocasına iade etmek için. bir sürü kadın öteberisinden konuşuyor. Lheureux'di. Tüccar serseme dönmüştü. Lheureux. Bu keşfinden emin. ucuna vernikli bir çizme takılmıştı. uzaktan. Rodolphe.. Ne yapalım. — Adam sende!. alçak. Emma'ya sattığı bütün malları geri almak zorunda kalacaktı. geri alın! — Şaka olsun diye söyledim. Rodolphe onu müstebit ve fazla yapışkan bulmakla beraber. Emma. Lheureux içinden: — Şimdi seni yakaladım! diye düşündü. her zamanki. 198 MADAME BOVARY Bu işten nasıl yakayı kurtaracağını düşündüğü sırada. Yalnız o kırbaca üzülüyorum. Emma'dan. onu kendi nazarında küçük düşürüyordu. Rodolphe'a hediye etmek için. asla para bahsini ağzına almıyordu. artık gider beyden isterim. Mesela. elinde nakit parası kalmamıştı. şayet eline para geçmeyecek olursa. dedi. tüccar. kendisinin de alacaklıları peşine düşmüştü. santimler hariç. tam iki yüz yetmiş franklık bir fatura ile çıkageldi. Rouen'da bir şemsiye mağazasında bulunan pek güzel bir kırbacı ona sipariş etti. boyun eğmek zorunda kaldı. Şayet mutabık olduğumuz meblağ yerine. Emma: — Olmaz! Olmaz! dedi. Üç gün sonra. Nitekim birçoklarını reddetti. tıpkı Vi-kontunkine benzeyen bir sigara tabakası hediye almıştı. düşünürüz. kaldırımlar üzerinde bastonunun takırtısını işitince. Kendi kendine.. dedi. Lheureux tekrar çıkageldi.. gibi ıslığa benzeyen sesiyle: — Pekâlâ. çabucak yolunu değiştiriyordu.mafsallar. karışık bir mekanizma vardı. Madame Bovary'den. adamın kendisine iade ettiği iki tane beş franklık sikkeyi önlüğünün cebinde birkaç dakika elleyerek olduğu yerde kaldı.

Rodolphe bu sözleri o kadar çok işitmişti ki. ruhun da doluluğu bazen en hoş teşbihlerle dolup taşamaz mıydı sanki? Fakat. değil mi? Daha güzelleri var. hiçbiri hoşuna gitmiyor. bizzat kendi davasını müdafaa edip etmediğini sordu. Adam. ne ihtiyaçlarını. kendini kelime oyunlarıyle müdafaa ederek. sen zekisin. Anne Madame Bovary. işin aslını tamamıyle anlamış oldular. şimdi kadınlar ona gülümsüyor. fakat ihtiyar kadıncağız öfkelendi ve ahlakın hiçe sayılması istenmiyorsa. ancak ayıları dans ettirecek havalar çalabildiğimiz çatlak bir kazan gibiydi. biliyor musun. Bu çeşit maceralarda pek pişmiş olan bu adam. elde sigara. Ruhu bu sarhoşluğun dibine dalıyor ve tatlı Yunan şa200 MADAME BOVARY rabj fıçısının içinde büzülmüş kalmış olan Clarence dukası gibi. Bazen. o da onlara yaklaşıyor. Mademki hiç kimse. Sadece aşk alışkanlıklarının tesiriyle Madame Bovary'nin hali ve tavrı değişti. Bazı tenkitlerde bulunmaya kalktı.-. Çünkü. Dargınlık çık1-ti. Kadına. mabudumsun! Sen iyisin! Sen güzelsin. sen kuvvetlisin! . Ro-dolphe ile dolaşmak yakışıksızlığını bile gösterdi.. ne de ihtiraslarını tam ölçüsünde dile getirebilirdi ve insan sözü. diyordu. halayığınım! Sen benim kralımsın. sonra evin halini hiç beğenmiyordu. Gelin hanım. Kocasıyle pek patırtılı bir münakaşadan sonra. hizmetçilerin de iffetini gözetmek gerektiğini söyledi. bir gece önce. gayet yumuşak ve zevkine düşkün bir kadın haline getirdi. Nihayet bir gün. aşk öfkeleriyle içimin parçalandığı zamanlarda da hep seni görmek istiyorum. oğluna sığınmaya gelmiş olan anne Madame Bovary de bu halleri görünce suratı astı. sözleri daha serbest oldu. hâlâ şüpheleri kalmışsa. tıpkı erkek gibi sırtına daracık bir yelek geçirmiş. beni düşüneceksin. gelgeç muhabbetleri gizleyen abartmalı sözlerden büyük bir kısmını hesaba katmamak gerektiğini düşünüyordu. herhangi bir bağlantıda daima biraz açıkta durmasını bilen tenkit üstünlüğü ile. Kırlangıç'tan indiğini görenler. ifadelerin benzerliği altındaki duygu farklarını seçemiyordu. Elaleme nisbet v6riyormuşcasına. kendisini uyuşturan bir saadetti. öyle küstah bir bakışla: — Siz hangi âlemde yaşıyorsunuz? dedi. Rodolphe. Bakışları daha cesaretli. diyordu. şehvet düşkünü veya satılık kadınların ağzından da buna benzer cümlelerin fısıldandığını duymuştu. Emma hesabına da şehvetle dolu bir çeşit budalaca bağlılık. hayır. Emma. o sarhoşlukta boğuluyordu. Bu. azar azar sıyrılıp düşerek. ne kanaatlerini. asla. Her nevi utancın elverişsiz olacağına hükmetti. mutfaktan kaçıp gitmişti. Emma da bütün metresler gibiydi. ihtirasın hep aynı şekilleri ve aynı lisanı olan o ezeli yeknesaklığını çırılçıplak ortada bırakıyordu. Rodolphe. yıldızları aşka getirmek istediğimiz zaman. hafif siyah sakallı bir adamla birlikte yakalamıştı. Onu. ağlıyor.» Ah. kendine karşı hayranlıkla. fakat ben hepsinden daha iyi sevmesini bilirim! Ben senin hizmetçinim. Daha birçok şeyler hoşuna gitmemişti. hele bir seferinde Felicite yüzünden adamakıllı bozuştular. onun. Felicite'yi kırk yaşlarında. kıyametler kopuyor ve sonunda da mutlaka o hiç değişmeyen söze sıra geliyordu: — Seviyor musun beni? — Elbette seviyorum. Bunların samimiyetine pek az inanıyordu. Emma: — Ah! Seni o kadar seviyorum ki. keyfi istediği gibi davrandı. Kendi kendime diyorum: «Nerededir? Acaba başka kadınlarla mı konuşuyor? Hah. — Çok mu? — Elbette çok. koridordan geçerken.— Saat gece yarısını çalınca. ona. artık hiçbirinin yeniliği kalmamıştı. Bunu duyan Emma gülmeye başladı. Bovary anne. ayak seslerini duyar duymaz. evvela Charles. Eğer tembihini unuttuğunu söyleyecek olursa. senden artık vazgeçemeyecek kadap-şeviyorum seni. — Başkalarını da sevmedin mi sanki? Rodolphe gülerek: MADAME BOVARY 199 — Beni bulduğun zaman toy delikanlıya benzer bir halim var mıydı?! diye çıkışıyordu. bu aşkta tadı çıkarılacak başka zevkler olduğunun farkına vardı. . karısına roman okutmaması hususundaki nasihatlerini dinlememişti. kadını teselli etmeye çabalıyordu. Yeniliğin cazibesi tıpkı bir elbise gibi.

Pencereyi açıp kendisine seslenmek istedi. Ve o beklenmedik onamayı bir öpücüğün lezzetinde yakalamak istiyormuşçasına.... Rodolphe'u pazar yerinin köşesinde gördü. ne olursa olsun! Rodolphe.. — Ne var yine? — Ya kızın? Emma birkaç dakika düşündü. Yon-ville'de bulunuyorsa. Bu. Sonra tekrar odasına çıktı. gelininde gördüğü değişiklikten hayrete düştü. ne köylü karısı!. ipsiz sapsız. — Haydi. dedi. dedi. o hadiseden sonraki günlerde. bir markiz vakarıyle kaynanasına elini uzatarak: — Özür dilerim. olayları büyüterek. göğsü sık sık kalkıp iniyordu. yaşıyordu. pek yakındaki saadetinin önceden çıkardığı tadına dalmış. annesine koştu. ah.sabrediyorum. Bovary anne. Rodolphe orada. o idi. ıstırap çekiyorum!. pancura beyaz bir kağıt parçası asacak. sık sık konu dışına çıkarak anlatmaya başladı ki. Omuzuna yaslanıyor ve fısıldıyordu: . Madame. sabret! — Ama dört yıldan beri. hatta hıyar turşusu yapmak için kaynanasından akıl öğrenmeye kadar iltifatı ileri götürdü. bilakis. Onu çağırıyorlardı.. Dayanamayacağım artık.. Yaşlarla dolu gözleri. her ikisini de daha iyi aldatmak için miydi? Yahut bir nevi şehvetli çilekeşlikle. dışarıdaydı. aradan pek az zaman geçince . Rodolphe ile aralarındaki parolaya göre. bir sıçrayışta yerinden fırlayarak: — Çıkın! dedi. Nitekim. Eğer öbürü gelip özür dilemezse. su altında alevler gibi kıvılcımlanıyordu. zıvanadan çıkmış. ikisini yatıştırmak için: — Emma!. Hiç şüphesiz. başını yastığa gömerek çocuk gibi ağladı. Fakat her ikisi de hiddetle kaçıp gitti. Rodolphe: — Etrafına dikkat etsene! dedi.Genç kadın. Bizim aşkımız gibi bir aşk böyle gizli kalmamalıydı! Bana işkence ediyorlar. o da. bırakıp gideceği şeylerin buruk tadım daha derinden duymak için miydi? Fakat hiç aldırdığı yoktu. Emma'nın uzaklaşmasına bakarak: — Ne kadın! dedi. Anne!. Ama. fevkalade bir hal olursa. aklını kaçıracak gibi oldu ve: — Ne yapmalı? Ne istiyorsun? diye sordu. üç çeyrek saatten beri bekliyordu ki. dudaklarına atıldı. Rodolphe serseme döndü. avluyu geçti. avazı çıktığı kadar bağırıyordu: — Ne hayasız kadın! Ne beyinsiz kan! Belki de daha beteri!. Bu. Ümitsizlik içinde kendini tekrar yatağına attı. razı etmek için yalvarıp yakardı. Zira Emma bahçeye yollanmıştı. sonra: — Onu da alırız. Hemen kollarına atıldı. kendini yüzükoyun yatağına attı. Rodolphe: 202 MADAME BOVARY — Ama. benim küçük meleğim. Emma: ' — Ah! Ne görgüsüz kadın. Rodolphe. birçoklarını uydurarak.. hiçbir zaman onu böylesine sevmemişti. dedi. hemen kalkıp gideceğini MADAME BOVARY 201 söylüyordu. Charles. dedi. Merdivenden indi. Hakikaten. Charles. Her şeyi öyle acele acele. karısının yanına gitti. fakat Rodolphe gözden kaybolmuştu. diye ter ter tepmiyordu. Emma çok daha uysal davranıyordu. Rodolphe ile hiç değişmeyen bir sohbet mevzuu olmuştu. kaçır beni. sakin ol. Charles. Emma: — Ah! Başıma gelenleri bilsen! diye cevap verdi. Emma nihayet razı oldu: —Öyle olsun! Gidiyorum!. kurtar beni! Rodolphe'a sımsıkı sarılıyordu. Öyle ki.biri kaldırımda yürüyor gibi geldi ona. yalvarırım sana! diye inledi. önünde diz çöktü. Emma işareti verdi. cesaret. Emma: ¦ — Götür buradan beni.. diye çırpınıyordu. hemen evin arkasındaki dar sokağa koşup gelecekti. Yaşlı kadın.

bir palmiyenin gölgelendirdiği düz damlı basık bir evde oturacaklar-mış. onları her gün çözüp dağıtan. Varlığının nesi varsa. zevk tecrübeleri ve her an genç kalan vehimleri. Ekseriya. kendisini başgöz etmeyi düşüneceklerdi. on beş yaşına basınca kim bilir ne kadar güzel olacaktı! Hele annesine benzeyip de. onu daha hızlı geliştirecekti. Gözkapakları. Evlâdının hafifçe nefes alıp verişini duyuyor gibi geliyordu ona. liman ağacı ormanları ve sivri çan kulelerinde leylek yuvaları bulunan. o da kızını mesut edecekti ve bu hep böyle sürüp gidecekti. babasına terlikler işleyecek. aslında mizaçla hal ve şartların ahengi neticesi. bütün evi tatlılığı ve neşesiyle dolduracaktı. rüzgârların ve güneşin çiçeklere yaptığı gibi. Ya sen? Madame Bovary asla o günlerdeki kadar güzel olmamıştı. yatağın ¦kenarında karanlıkta şişen bir beyaz kulübeyi andırıyordu. cilvede usta bir sanatkâr tarafından oraya yerleştirildiği hissine düşebilirdi. Emma'yı uyandırmaya kı-yamıyordu. koyu renkli balık ağları rüzgârda kuruyormış. Gondola binip gezinecekler. onu Emniyet Sandığı'na yatıracaktı. 204 MADAME BOVARY kırmızı bluzlu kadınların. kendilerine uzattığı demet demet çiçekler varmış. başarıdan gelme. gidiyorlarmış. Hali vakti yerinde iyi bir delikanlı bulacaklardı. Daha şimdiden. ehram gibi üst üste konmuş yığın yığın yemişleri serinletiyormuş. küçük beşiğin kapalı perdeleri. lamba ışığında çalışacak. Berthe'in iyi yetişmesini. Sonra. Ah. tıpkı endamı gibi. Sesi şimdi. gidiyorlarmış. Araba. gemileri. Hırsları. Bununla beraber. neresi olursa olsun. içinde gözbebeklerinin kaybolduğu uzun âşıkane bakışları için mahsus biçimlenmiş gibiydi. bir yerlerden. Hayatları ipek elbiseleri kadar rahat ve geniş. hepsi.. uyuyormuş gibi yapıyordu. onların yanında. Deniz kenarında. o başka rüyalara gözlerini açıyordu. İnsan . her mevsim. kabiliyeti olmasını. Civarda küçük bir çiftlik kiralamayı. seyredecekleri tatlı geceler kadar sımsıcak ve yıldızlı olacakmış. elbisesinin kıvMADAME BOVARY 203 rımlarından ve ayağının kavsinden içine nüfuz eden harikulade bir şey peyda oluyordu. . Daha sonra. Çanların çaldığı. birdenbire. onu yine nefis ve dayanılmaz buluyordu. bir balıkçı köyüne varıyorlarmış.. zinanın gelişigüzelliğine göre. Charles. tırısla gidiyormuş orada. bir körfezin dibinde. tıpkı onun gibi. güle oynaya okuldan döndüğünü görür gibi oluyordu. Nihayet. hisse senetleri satın alacaktı. nihayet açılıp saçılıyordu. yazın kocaman hasır şapkalar giyince! Uzaktan anne ile kızını görenler. yağmurun.bakınca. Kocası. katırların kişnediği. Hatta. Öyle hayal ediyordu ki. onun. gübrenin. köprüleri. evliliklerinin ilk zamanlarında olduğu gibi. daha sonraları. bir akşam. hamakta sallanacaklarmış. kubbeleri. Bu saçlar. kalın bir yığın halinde dolanıyordu. kolları birbirlerine kenetlenmiş. Şimdi artık büyüyecekti. Çeşmelerin buğusu. Gece yarısı eve döndüğü zaman.— Değil mi? Yolcu arabasında olduğumuz zaman!. düşünüyor musun? Mümkün mü? Arabanın hareket ettiğini hissettiğim zaman. bana öyle geliyor ki. Sonra. kızı yatılı bir okula vermek lazımdı. Artık orada karar kılıp yaşaya-yacaklarmış. balona binmiş de bulutlara doğru yollanmış gibi olacağız. bir dağın zirvesinden. ev işleriyle uğraşacak. fıskiyeler altında gülümseyen solgun heykellerin ayakucunda. Yolda. Kuvvetlice alınmış bir nefes burun kanatlarını aralıyor. gün batarken küçük yeleği mürekkep lekesi içinde. Günleri saydığımı biliyor musun?. piyano öğrenmesini istiyordu. Emma uyumuyordu. ne yapmalıydı? Uzun uza-dıya düşünüyordu. kızı geceleri. Çünkü. yanında uykuya dalarken. birazcık koyu ayva tüyünün ışıkta gölgelendirdiği dudaklarının etli köşesi yukarıya doğru kıvrılıyordu. onları kardeş zannedeceklerdi. yerdeki malta taşları yüzünden. Zaten müşterileri de artacaktı. daha yumuşak tonlarda beliriyordu. rasgele. coşkunluktan. gözlerinin önünde canlandırdığı bu istikbalin sınırsız genişliği içinden yepyeni hiçbir şey zuhur etmiyordu. Orada kayalıklar ve kulübeler boyunca. kederleri. beyaz mermerden katedralleriyle muhteşem bir belde görüyorlarmış. sekiz günden beri. onları artık bir daha geri dönmeyecekleri yepyeni bir diyara götürüyormuş. hiç konuşmaksızın. ensesindeki saç topuzunun. hastalarını görmeye giderken. tarifi imkânsız bir güzelliği vardı. kolunda sepeti. Çiftliğin gelirine hiç dokunmayacak. bu da pahalıya patlayacaktı. onu derece derece geliştirmişti. her sabah çiftliğe de bir göz atmayı kuruyordu. Sevinçten. gitarların fısıltı ve çeşmelerin şırıltısıyle birlikte duyuluyormuş. Porselen idare lambasından tavana titrek ve yuvarlak bir aydınlık vuruyor. buna güveniyordu. Dört beygir dörtnala kalkmış.

— Hayır. büyük bir manto. dünyada hiçbir 206 MADAME BOVARY şeyim yok! Benim için sen. birbirlerini tanıyorlardı. Fakat benim. her zamankinden daha erken.. yalnız bana işçinin adresini verirsiniz. Lheureux hemen zinciri cebine koyup yollanırken. hatta Marsilya'ya kadar arabada yalnız seyahat etmek için Paris'e yazacak. — Seyahate mi çıkıyorsunuz? — Hayır! Ama. ne ise. Emma. vatanın olacağım: Sana bakacağım.Günler. şafak camları ağarttığı ve küçük Justin. yeniden on beş günlük mühlet istedi. anlıyorum. Yalnız. Rouen'a alışverişe gidiyormuş gibi Yonville'den hareket edecekti. Gelecek ay kaçacaklardı. Ağustos ayı geçti. taraçanın yanındaki duvarın üstüne gidip oturdular. Lheureux: ' — Bu işin içinde bir bit yeniği var. Emma'nın da belki hatırına gelmiyordu. Emma. pasaportlarını alacak. Böylece hiç kimsenin içine şüphe düşmeyecekti.. — Bir de gece çantası.Sen üzgünsün. Mantoya gelince —düşünür gibi yaptı— onu da getirmeyin. dedi. diye düşündü. kadını kollarına alarak: — Ne kadar güzelsin. sevgi ve şefkatle bakıyordu. dedi. Madame Bovary. hepsi birbirinden muhteşem. Emma: -7. uçsuz bucaksız. bütün bu hesaplarda çocuğun adı geçmiyordu. kendisinden şüphe mi edecekti? Ne çocukluk! Fakat MADAME BOVARY 205 Emma. kemerinden saatini çekerek uzattı: — Alın bunu. kullanışlı bir şey. şehvetli bir gülüşle: — Sahi mi? Seviyor musun beni? Yemin et bakayım! — Seni seviyor muyum? Seni seviyor muyum! Sana tapıyorum. Nihayet cumartesi oldu. sonra. oraya varınca da bir araba satın alacaklar ve hiç durmaksızın. Fakat çocuk. alacağınıza mahsup edersiniz. evet. Emma ancak sabaha karşı. ailen olacağım. ahenkli. — Gidiyorsun diye mi? Sevgilerini. Emma arkasından seslendi: — Bütün bu siparişleri dükkânda alıkoyun. mavimtırak. o da doğrudan doğruya Kırlangıç'a yükleyecekti. Emma: -— Her şey hazır mı? diye sordu. size güveniyorum. kendisine de. Rodolphe. yerlerini peyleyecek. aradan sekiz gün geçince. astarlı. anladım. uzun yakalı. Rodolphe bu bahse hiç yanaşmıyor. sevgilim! . . meydanda. Emma'yı görmeye geldi. hareketten iki gün öncesi. sonra. Emma. Rodolphe. Rodolphe. Cenova yoluyle seya-hata devam edeceklerdi. Lheureux'yu getirtmiş şöyle diyordu: — Bana bir manto lazım olacak. — Evet.Rodolphe gece. seni seveceğim. beşiğinde öksürmeye başlamıştı. daha sonra bir seyahate çıktı. Emma. artık mutlak surette 4 eylül pazartesi günü yola çıkmaya karar verdiler. — Sonra bir de sandık lazım. eşyasını evvela Leureux'nun dükkânına gönderecek. hiç olmazsa zincirini alsın diye ısrar etti. bazı işlerini yoluna koymak için iki haftalık zamana ihtiyaç gösteriyordu. sonra hasta olduğunu söyledi. eczanenin kepenklerini açtığı zaman uykuya dalabildi. Bîr çiçek tarhının etrafını dolaştılar. mantoyu istediğim zaman vermek üzere hazır bulundurmasını söylersiniz. Değil mi? Hem • de çabuk lazım! Adam eğildi. neden üzgün olayım? Ama yine de Emma'ya garip bir şekilde. güneşle örtülü ufukta sallanıp duruyordu. yahut Bovary her zamankinden fazla horluyordu. M. buna hacet olmadığını söyledi. Ben de senin için her şey olacağım. her şeysin.. Dükkâncı. Pek ağır olmasın. sanki dalgalara benziyordu ve hepsi.. şimdi zaten bu boyda yapıyorlar. yaşayış tarzını bırakıyorsun diye mi? Evet. bütün bu gecikmelerden sonra. aşağı yukarı elli üzerine doksan iki santim kadar. — Evet.

belki pişman olursun. Saat gece yarısını çaldı. Sık sık. ¦— Böyle daha ne kadar gecelerimiz olacak. dedi. yavaşlayarak. ırmağın üzerine. etraflarında yayılıyordu. bu. — Emin misin? — Elbette. Sonuna kadar yapayalnız. Sonra. Sonra. — Ah. sayısız yıldızlar serpiştiren bir büyük leke düşürdü. Emma. Siyah ve delikli bir perde gibi kendisini yer yer gizleyen kavak dalları arasından hızlı hızlı yükseliyordu. ne uçurum.. baş başa kalacağız. değil mi? Affet beni! Rodolphe: MADAME BQVARY 207 f — Zamanı henüz geçmedi. 208 MADAME BOVARY Rodolphe karşı kıyıya geçmişti bile. aydınlattığı boş gökyüzünde göründü. seyahat iyi gelecek. kendi kendisiyle konuşuyormuş gibi: ¦— Evet. benim Rodolphe' cuğum!. boylu boyunca üzerinden erimiş elmas damlaları dökülen dev gibi bir şamdana da benziyordu. Söylesene. Ve Rodolphe'un uzaklaşmasına baktı. Hiçbir şey bize sıkıntı. başsız bir yılan gibi kıvranıyordu.. belirli aralıklarla: «Evet. birbirleriyle konuşmuyorlardı bile. Eski günlerde yaşadıkları aşk. .. Bu.. Rodolphe. esen serin rüzgârı derin derin içine çekiyordu. akan ırmak gibi gür ve sessiz. yarına. ha-nımelleri kokusunun getirdiği yumuşaklıkla yeniden yüreklerinde canlanıyor ve hatıralarına. birdenbire neşelendi: — Pasaportlar sende mi? — Evet. beyazlığının zarafeti içinde. Emma: — Gece yarısı.. av peşinde. çayırda hızlı adımlarla yürüyordu. Tatlı bir gece.Ay. — Provence otelinde beni bekleyeceksin değil mi? Tam öğle zamanı? Rodolphe başıyle bir işaret yaptı. Emma. arkasına bakmıyordu. Beraber yaşadıkça.. Demek yarın oldu! Bir gün daha kaldı! Rodolphe gitmek için yerinden k'alktı. Emma son bir okşayışla: — O halde. saadetin fazlalığından! Ne kadar zayıfım. daha tam bir kucaklaşma olacak. Yoksa?. Sonra Rodolphe'a sokularak: — Başıma nasıl bir felaket gelebilir? Sen yanımda olduktan sonra aşamayacağım ne çöl vardır. — Unuttuğun bir şey yok mu? — Hayır. çocuksu bir sesle tekrarlıyordu: — Rodolphe! Rodolphe! Ah Rodolphe.. dedi. gözleri yarı kapalı. ne de okyanus. âdeta ışıl ışıl pullarla kaplı. cevap versene? Rodolphe... dedi. bu hareket sanki firarlarına bir işaret gibiydi. ardından koştu ve çalılar arasından suya doğru sarkarak seslendi: — Güle güle. bu. Emma şiddetle: — Hayır! dedi. o zaman da. yaprakları sarsıyor. Ama neden içim üzgün yine? Meçhulden korkma mı bu? Alışkanlıkları terketmenin tesiri mi. bir gece hayvanı.. gözlerinden boşanan iri yaşlara rağmen. çayırın dibinde. Dallarla yaprakları tabaka tabaka gölgeler dolduruyordu. Emmâ.» diye cevap veriyordu. Rodolphe: . Hayır. hiç kımıldamayan söğütlerin otlar üzerinde uzanan gölgelerinden daha ölçüsüz. yer hizasından doğuyordu. Emma ellerini Rodolphe'un saçları arasına daldırmıştı. yusyuvarlak. daha melankolik gölgeler aksettiriyordu.. iyice düşün. endişe vermeyecek. Bu gümüş parıltı. Hülyalarının içinde öylesine kaybolmuşlardı ki. Evet!. yahut duvar boyunca dikili ağaçlardan olmuş bir şeftalinin kendi kendine dalından yere düştüğü duyuluyordu. ırmağın dibine kadar. hiçbir şey bize engel olmayacak. kirpi veya gelincik. kıpkırmızı. ne güzel gece. dedi. her gün daha sımsıkı.

bütün diğerlerini altüst etti ve elinde olmayarak. dedi. canı sıkılmış. düşüncesine hep beraber üşüşen kadınlar. çocuğunun yükünü üzerime alamam. Kendi kendine: — Haydi. çocuklardan daha sersem. Emma'nın güzelliği. bir okul avlusundaki çocuklar gibi. İlkönce soluk lekelerle benek benek olmuş bir mendil gözüne ilişti. göz süzüşü ise pek bayağı geldi. buraya gelince sağlam bir mazeret bulmak için . Namuslu bir adamım beti. Onun menfaati uğruna böyle hareket ediyorum. Bazı kelimeleri okuyunca. iki dirseğini masaya dayayarak. «Verdiğiniz karan iyice düşünüp taşındınız mı? Sizi sürüklediğim uçurumu biliyor musunuz. hayır. Fakat. sşn saçlar buldu. Alt tarafı.. bir siyah maske. firketeler. sonra kadına karşı isyan etti. Ah. hatıraları arasında gezinirken.» Rodolphe: — Doğrusu da bu zaten. teknik. melankolik olanları vardı. Az önce verdiği karar.. Bazıları aşk. kutuyu dolaba götürürken içinden: — Bir sürü maskaralık. Onları kutunun dibinde bulabilmek için. yere yuvarlanmamak için bir ağaca dayandı. diyordu. Bu suretle. kalbinin üzerinde o'kadar tepinip durmuştu ki. diye düşündü. bunlar. — Sonra bir sürü zorluklar. bu aşkın bütün zevkle-riyle birlikte gözünde canlandı. Bu söz. İçlerinde âşıkane veya şakrak. mendili unutup gitmişti. Emma. masraf. ona uzak bir mazide kalmış gibi geliyordu.Birkaç dakika sonra durdu ve Emma'nın. Kutudan etrafa rutubetli bir toz ve kuru gül kokusu yayıldı. Korkunç bir küfürle: — Ben de ne budala adamım. Nihayet. aralarına muazzam bir fasıla koymuşçasına. eline kalemi alır almaz yazacak bir şey bulamadı. bu kağıt ve hatıra yığınlarını karıştırmaya başladı. Rodolphe. kutunun köşelerine çarpıp duruyordu. Ellerini kollarını hareket ettirerek: — Alt tarafı. Ondan bir şeyler yakalamak için. dedi. zavallı meleğim? Mb 14 210 MADAME BOVARY Hayır değil mi? Saadete. Yoo. yavaş yavaş karanlıkta kaybolduğunu gördü. bir diz bağı. başlayalım artık! Yazdı: «Cesaret. Bu birbirine karışmış mektupları avuç avuç yakalayarak sağ elinden sol eline boşaltmakla birkaç dakika gönül eğlendirdi. bir defasında gezintide burnu kanamıştı. memleketi bırakıp gidemem. ses tonlarını hatırlıyor. güzel bir metresti! Derhal o anda. orada hiçbir yeşillik bitmiyor ve oradan kim geçerse..saçlar! Siyah. Rodolphe. onlar gibi adını duvara kazımayı bile akıl edemiyordu. Nihayet mekMADAME BOVARY 209 tuplanndan birkaçını okudu. mektupların imlaları kadar değişik olan yazı ve üsluplarını da tetkik ediyordu. Uzunlarını. yüreği öyle hızlı çarpmaya başlamıştı ki. bir hayalet gibi. kanaatini açıklıyordu.. Kendi kendine metanet vermek için bunları söylüyordu. bin defa hayır! Bu kadar aptallığa lüzum yok. Böylece. birbirlerine engel oluyor. sanki canlı yüzle resimdeki yüz birbirine sürtünerek ikisi birden silinmişler gibi. gevşemiş. Evvela içlenir gibi oldu. Emma'nın verdiği bir minyatür vardı. Mendilin yanında. Emma! Cesaret! Hayatınızı mahvetmek istemiyorum. kadın mektuplarını saklamak âdetinde olduğu eski bir Reims bisküvileri kutusunu yatağının yanındaki dolaptan alıp getirdi. belleğinde Emma'nın yüz çizgileri azar azar karıştı. hayır. eskiden gönderilmiş olanlarını gözden geçirmek istedi. Tuvaleti ona iddialı. seyahatlerine ait açıklamalarla dolu. beyaz elbisesiyle. bazı jestleri. saçlar . duvarda asılı av ganimeti geyik başının altındaki yazı masasına kendini hızla attı. bazıları kutunun demirlerine takılmıştı. çünkü zevkler. acele yazılmış mektuplardı. diye söylendi. Rodolphe. âdeta iş mektupları gibi kısa. bazıları ise para istiyorlardı. geleceğe inanarak. biz ne bahtsızız. Bu onun mendiliydi. yüzleri.. bazen de hiçbir şey hatırlamıyordu. ne akılsızız!» Rodolphe. XIII Evine döner dönmez. düşünmeye koyuldu. şakacı.. Bu resme baka baka ve modelinin hatırasını canlandıra canlandıra. güven içinde ve çılgınca bir yola çıkıyordunuz. birbirine karışmış kuru çiçek demetleri. kapağı açınca kırılıyordu. hepsini bir boya getiren aynı aşk seviyesinde birbirlerini küçültüyorlardı.

dedi. asma yapraklarının altına koydu ve hemen çiftlik uşağı Girard'a. Nereye mi? Bilmiyorum. Zaaf yok! Tekrar geleceğim ve belki. Akıbetleri kestirmeksizin. dedi. — Şimdi nasıl imzalayacağım? Sizin pek-vefakâr. sizin için tehlikeli olmayacak bir tecrübeye girişebilirdim. kim bilir. elimde değil. Adam sen de. bencillik saikasıyle. Emma. seyahate çıktığımı söylersin. Benim de. tapılacak kadın olan sizi. Hayır. Evet. İyi buldu. ne olursa olsun. ben ağlayamam ki. ya av eti gönderiyordu. Allaha ısmarladık şeklindeki kelimeyi ikiye ayırarak. ben' uzaklarda olacağım. hem cazibenizin. önceleri bu aklınia gelmedi. Haydi.» İki mumun fitili titriyordu. git. sorulara.. Bunun pek ince. Ah. Emma! Unutun beni! Ne diye sizi tanıdım? Niçin o kadar güzeldiniz? Kabahat benim mi? Hey Allahım! Hayır. Fakat. «Ah.» — Belki hasislik yüzünden bu işten vazgeçtiğimi sanacak. yataktan kalktığı zaman (saat iki sularında. sepeti örselemeksizin. pek kibar bir buluş olduğuna hükmediyordu. Gelip de beni sıkboğaz etmemesi için. bu işi bitirmek lazım! «Bu dünya zalimdir.. Bu cins kadınlara makul söz dinletmek mümkün mü hiç? Düşündü. hiçbir zaman tesirsiz kalmayan bir söz. dedi. pişmanlığınıza sebep olduğum için ben de nadim olacaktım. bir Allaha ısmarladık daha ilave etti. size daima derin bir bağlılık duyacağım. bir bardağa su koyarak parmağını içine daldırdı ve mektubun üzerine yukardan iri bir damla damlattı. hiç şüphe yok. ya yemiş. insanlar peşimizi bırakmayacaktı. o çok rastlanan uçan gönüllü kadınlardan biri olsaydınız. buralardan kaçmak istedim. İçlenerek: — Zavallı kadıncağız. dostunuz?. Mektubu 212 MADAME BOVARY dibe. bir elma ağacının gölgesinde yatar gibi.. bir sepet dolusu kayısı toplattı. kaderden başka suçlu yok!» Kendi kendine: — İşte. Emma ile mektuplaşmak için bu usulü kullanıyor ve ona. Size hakaret ha! Ah! Ben ki MADAME BOVARY 211 sizi bir tahta oturtmak isterdim! Ben ki. hatıranızı bir tılsım gibi ruhumda götürüyorum! Size ettiğim kötülüklerden dolayı kendimi sürgünle cezalandırıyorum. Ama. belki de pişmanlığınıza tanık olmak gibi korkunç bir ıstırap duyacak. çünkü çıldırmış gibiyim! Allaha ısmarladık! Bana karşı merhametli olun! Sizi elden kaçırmış olan bir talihsizin hatırasını saklayın. ama. adam sende! Ne zararı var? Bunu da yaptıktan sonra üç pipo içti ve yatmaya gitti. ileride bir gün. Sepeti bizzat onun eline ver. Sonra mektubu balmumu ile kapamak isterken. Madame Bovary'nin evine götürmesini tembih etti.. İsmimi çocuğunuza öğretin de dualarında beni ansın. bu ateş (insanlık hallerinin akıbetidir bu) azalacaktı! Bize bir bıkkınlık gelecekti. olmaz. çünkü sizi tekrar görmek hevesine kapılmamak için. hayır. «Dostunuz. bu ideal saadetin gölgesine uzanmıştım. şunu da ilave edelim: «Bu hazin satırları okuduğunuz zaman. hem de azabınızın kaynağı olan o nefis coşkunluğunuz. ergeç bir gün. Beni bir kaya parçası gibi duygusuz zannedecek. — Şayet beni soracak olursa. — Bütün servetimi kaybettiğimi söylesem? Hayır.. Daha sonra. bir an önce. eline. yeniden başlamak gerekir. Şunun üstüne birkaç damla gözyaşı lazımdı. iftiralara.durakladı. Allaha ısmarladık!» Mektubun sonuna. gelecekteki vaziyetimizin ne çürük temellere dayanacağını anlamaktan alıkoydu. zaten hiçbir şeyi önleyemez bu. Rodolphe kalkıp pencereyi kapamaya gitti ve tekrar yerine oturduğu zaman: — Galiba bu kadarı kâfi.. dikkatli ol! .. baş başa verip serinkanlılıkla eski aşkımızdan söz ederiz. hor görmelere.» Mektubu bir daha okudu. diye düşündü. Mahremiyeti hiçe sayan. belki de hakaretlere göğüs germemiz gerekecekti. Sizin kedere düşmeniz fikri bile bana azap veriyor. öyle imzalamalı. yürekte aşk kazılmış mühür geçti: — Bu vaziyette pek uygun düşmeyecek. Ertesi gün. sizi asla unutmayacağım. çünkü geç uyumuştu). sonra ilave etti: «inanın bana. Nerede olursak olalım... mevsimine göre. Alıp başımı gidiyorum. mürekkebin üzerinde solgun bir leke belirdi. Rodolphe.

ona sarılıyordu. Kıyametin kopmasını isteyerek etrafına bakınıp duruyordu. Sonra. — Mösyö sizi bekliyor. Emma pencerenin pervazına dayanmış. Lokmalar-onu boğuyordu. sonra. Karşıda. parmakları arasında bir saç levha gibi tıkırdayan o korkunç kağıdı hep elinde tutarak merdivenden çıkmaya devam etti. Madame Bovary. sofra hazır. dehşetten bayıltacaktı. mektubu buldu. Gökyüzünün mavisi onu sarıp sarmalıyor. tornasını işleten Binet'di. mektup hatırına geldi. köylüye ürkek gözlerle bakıyor. iri adımlarla. koluna bir elin değdiğini hissedince titredi. kapı kapalıydı. Gözlerini kapadı. sürmeyi çekti. — Burası iyi. kendini yatıştırmak istedi. kendini koyuvermesi. Tam kenarda. Rodolphe'u görüyor. Charles'dan korkuyordu. Arduvaz taşlarından aşağıya dimdik bir sıcaklık dökülüyor. Kapıyı itti ve içeriye girdi. Felicite ile birlikte. kendisine bir şeyler söylüyordu. Felicite'ydi. sanki içine doğmuş gibi. Acaba kaybetmiş miydi? Onu nerede bulmalı? Fakat zihni o kadar bitkindi ki. Aşağıda. kaldırımın taşMADAME BOVARY 213 lan pırıldıyor. mutfağın masası üstünde bir yığın çamaşırla uğraşıyordu. Charles: — Karıcığım! Karıcığım!. Emma daha fazla sabredemedi. köyün meydanı bomboştu. tavan arasının oda gibi kapalı yerine kadar sürüklendi. aheste aheste Yonville'in yolunu tuttu. Tornanın gürültüsü. aralıksız sürüp gidiyordu. Felicite orada kalmıştı. Cebinde para ararken. göz kamaştırıcı bir ışık bir anda içeriye daldı. İkinci katta tavan arasının kapısı önünde durdu. mendiliyle kayısıların üstünü örttü. o her şeyi biliyordu. bırakıvermesi kâfiydi. Aşağıdan yukarıya doğru yükselen ışık çizgisi. bir evin alt katında tiz perdeden bir gürültü koptu. dedi. Eve vardığı zaman. dehşet içinde. sofradan kalkmak için hiçbir bahane uyduracak halde değildi. taban tahtalarının ucu. kendinden geçmiş. Bu.kadar heyecan yaratmasına akıl erdiremeyerek Emma'yı şaşkın şaşkın süzüyordu. fakat cesaret edemiyordu. Adam nihayet çıkıp gitti. Madame. sokağın köşesinde. yatak odasına doğru koştu. O zaman. — Nerdesin? Gel artık! Ölümden kıl payı kurtulduğu düşüncesi. Charles oradaydı. göğsünün altında tos vurur gibi çarpan kalbi. Birdenbire mektubun hatırası kafasından canlandı. korkak olmuştu. Aşağıya inmek icabetti! Sofraya oturmak icabetti! Yemek yemeyi denedi. öfkeden gülerek mektubu yeniden okuyordu. gittikçe hızlanıyordu. duvar boyunca yükseliyor. vücudunun ağırlığını boşluğa doğru çekiyordu. okuyup bitirmek lazımdı. yalpa vuran bir gemi gibi eğiliyordu. diye düşündü. tam altında. pek garip bir tarzda çıktı: 214 MADAME BOVARY . âdeta boşlukta duruyordu. fikirleri de o kadar karışıyordu.. O zaman. diye bağırdı. birbirinden farklı aralıklarla. Bu. onu az kalsın. çatıların üzerinden kır alabildiğine uzanıyordu. evlerin fırıldakları hareketsiz duruyordu. onu çağıran bir ses gibi. sanki arkasından korkunç bir yangın patlak vermiş gibi. hiçbir şey duymadı ve nefes nefese. Emma'nın şakaklarını sıkıyor. ağzından şu sözler. köylü de böyle bir hediyenin bu . açtı. Emma durdu. kayısıları götürmek içinmiş gibi yemek odasına geçti. tamir yerlerini muayene ediyormuş gibi peçetesini açtı ve kendini gerçekten bu işe vermek. dedi. soluğunu kesiyordu.. Hem nerede okusundu? Nasıl? Kendisini görürlerdi. bu muhakkaktı! Nitekim. sallanan meydanın tabanı. kocaman ve altı çivili galoşlarıyle yere zom zom basarak.Girard sırtına yeni önlüğünü geçirdi. görür gibi oldu. hava. boşalmış kafasında dolaşıyordu. bezin ipliklerini saymak istedi. Neden bu hayata bir son vermemeliydi? Kim ona mani oluyordu? Serbestti. Ona öyle geliyordu ki. asma yapraklarını kopardı. etrafı geniş mesafelerle çevrili.. onu işitiyor. İlerledi. kaldırıma bakarak: — Haydi! Haydi!. Fakat dikkatini ne kadar çok toplarsa. Uşak: — Bunu size bizim efendi gönderdi. sarhoş gibi.

Fakat. hovardanın biridir. uzun uzadıya düşündükten sonra. hemen koşup geldi. Felicite. Şimdi yine ağırlaştı! O zaman Homais bu arızanın nasıl meydana geldiğini sordu. karanlığı şimşek gibi delen fenerlerin ışığında kendisini farketmişti. MADAME BOVARY 215 Rouen'e gitmeye karar vermişti. Dirseğiyle Charles'ı dürterek: — Müsterih olun. şimdi biraz istirahat ediyor. bıçaklar.. 216 MADAME BOVARY Charles. Charles. tekrar yerine oturdu. zengin. Emma. Ağzı açık. dedi. eğlenmek için böyle ortadan kaybolur. Eczacı. karısının kızarıp bozarmasına dikkat etmeksizin.. konuş bizimle! Kendine gel. dostumuz eğlenceye pek düşkündür. kollarını annesine uzatıyordu. gözleri kapalı. . onun sözünü dinleyerek. bu sirke ölüyü bile canlandırır. upuzun yatıyordu. yediği kayısıların çekirdeklerini avucuna tükürüyor. bizim laboratuvardan kokulu sirke getireyim. evde kopan vaveylayı duyunca.— Galiba uzun bir müddet M. tedaviye kalkışmalarından. Gerçekten. Çünkü kendisini sorguya çekmelerinden. Huchette'den Buchy'e. yardıma adam çağırıyordu. bağırıyordu. M.. dedi.. senin Charles'ın. Karşında ben varım. Sofra. Zavallı kadın!. İnsan. Sinir! Otur da yemeğini ye! . eczacı ise. Charles sepeti birkaç defa karısının burnuna kadar uzatarak: — Kokla şunu: Ne koku! dedi. Sonra. ayıp olmasın diye sustu.. içinden bir kayısı aldı ve hemen ısırdı. ıspazmoz geçti. işte küçük kızın da burada: Öpsene onu! Çocuk. Langlois' nm bana anlattığına göre. Emma. Emma'nın şişeyi koklayarak gözünü açtığını görünce: — Emindim zaten. zeytinyağı sürahisi yerlere dökülmüştü. balmumundan bir heykel gibi hareketsiz ve rengi uçmuş. tuzluk. — Oh. bütün vücudu çarpıntılarla sarsılan Madamın göğsünü bağrını çözüyordu. Ansızın. Emma yavaşça itti. bir şey yok. karısının kayısı yerden birdenbire bu duruma düştüğünü söyledi. yahut çıkacakmış. Rodolphe. Karısının uyumasına bakan Charles: — Evet. yatağın bulunduğu oyuğun dibinde ayakta duruyor. etajerin üstüne dağılmış olan kayısıları sepete yerleştirdi. Girard. zannediyorum ki şiddetli devreyi atlattı. Salçalar. Emma bir çığlık kopardı ve kaskatı kesilerek sırtüstü yere yuvarlandı. pek nefis. az evvel Fransız Kahveha-nesi'nm kapısında rastladım. Yemek odasına giren hizmetçi yüzünden. bütün tabaklarıyle devrilmişti. ödü kopmuş. yanından ayrılmamalarından korkuyordu. yanında. Charles. kasabadan geçmek gerekiyordu. Sonra: — Bir şey yok. et yemeği. Yatağına götürdüler. dedi. kendini zorlayınca. Sepeti uzattı. üstelik de bekâr olduktan sonra!. Kimseyi istemem! dedi. Elleri titreyen Felicite. tadına bak. Emma'nın boğazına bir hıçkırık geldi. Charles. dedi. diyordu. Doğrusu. Gözlerinden ırmaklar gibi yaşlar boşanıyor ve yavaşça yastığa dökülüyordu. başını başka tarafa çevirerek. dedi. Tekrar bayıldı. dedi. seni seven Charles! Beni tanımıyor musun? Bak. ellerini uzatmış. iki tekerlekli bir mavi araba tırısla meydandan geçti. dedi. Charles: — Konuş bizimle. Al. Seyahata çıkmış. Zaten. Yonville yolundan başka yol olmadığı için. Emma: — Boğuluyorum! diye haykırarak bir sıçrayışta yerinden kalktı. — Bunda şaşılacak ne var? Vakit vakit. hayır. sepeti getirtti. ben kendisine hak veriyorum. Berthe. Eczacı: — Koşa koşa gideyim de. hayatın ciddi anlarına yakışan düşünceli bir sessizlik içinde bulunuyordu. kesik kesik: — Hayır. Rodolphe'u göremeyeceğiz?! Emma titredi: — Kim söyledi bunu sana? Sesin birdenbire böyle yükselmesinden biraz hayrete düşen Charles: — Kim mi söyledi. boynuna sarılmak için. Charles. sonra da tabağına koyuyordu..

Papazlar bunun ehemmiyetini anlamışlardı. onun ilk kez üstüne reçel sürülmüş bir dilim ekmek yediğini görünce ağladı. çok uzaklara baktı. dedi. bakmak için. soğuk su kompresleri koyuyordu. itiraf etmeliyim ki. arazı yok etmek bahanesiyle mizacı tahrip eden o sözde ilaçlardan hiçbirini size tavsiye etmem.. daha karışık belirtilerle nük218 . Ekim ayının ortalarına doğru. Guillau-me korusundaki köşkünde. uydurma ilaca lüzum yok. Basit bir hapşırtıcının bir etkide bulunabileceği kimin aklına gelir? Son derecede garip bir şey bu. Nitekim. Kuvveti yerine geliyordu. adım adım yürüyor. bayılacakmış gibi: — Hayır. sevgilim. hayvanlarda da görülür. M. kendini iyi hissedince. belki muhayyileyi de şöyle bir sarsmak gerektiğini düşünmüyor musunuz? MADAME BOVARY 217 — Ne yoldan? Nasıl? —¦ Ah. daha anlaşılmaz bir yol tutturarak. ümitsizdi. Emma'nın bitkinliğiydi. taze ekmek kokusuna dayanamayıp bayılanları örnek olarak gösterirler. hastalığı . Bridoux'nun (eski arkadaşlarımdan biri. Emma ağır ağır doğruldu. dedi. işitmiyordu. arkası yastıklara dayalı. Onu hafifçe kameriyenin altına itti: — Otur şu sıranın üstüne. Hayır. hardal lapası. Diğerlerine nisbetle bünyeleri daha nazik olan insan cinsinde bu neticeye varmak da zor değildir zaten. Bütün hastalarını yüzüstü bırakmıştı. rahat edersin. Beriki. Gece yarısından sonra da gerçekten sayıklamaya başladı. Öğleden sonra birkaç saat ayakta kalabiliyordu. öyle. son zamanlarda gazetede okuduğum gibi: That is the question! Fakat Emma uyanarak haykırdı: — Ya mektup? Ya mektup? Sayıklıyor zannedildi. sinir sisteminde sayısız denecek kadar intizamsızlıklar bulunduğunu ispat eder. Bu da insanın anlayışını sersemletmek ve cezbeye getirmek için tabii. hemen çarpıntılar içinde kalır. Madamın vaziyetine gelince. çünkü konuşmuyordu. Arkadaşım. dedi. Diğer yönden doğruluğunu garanti ettiğim bir örnek olmak üzere arzedeyim. yumuşatıcı. Charles. fakat ufukta. gülümsemeye devam ediyordu. Emma.. taraçanın yanına geldiler. kendisine bir enfiye kutusu gösterilmeye görsün. Ta Neufchâtel'e adam gönderip buz getirtiyordu. tekrar adam gönderiyordu. terliklerini sürükleye sürükleye. Charles baş ucundan ayrılmadı. Bovary: — Yorulacaksın. bundan ibaret! Teskin edici. Nepeta cataria. Bir gün. Canivet'yi konsültasyona çağırdı. sinir sistemini daima aşırı derecede hassas bulmuşumdur. öbek öbek yakılan otların dumanından başka bir şey yoktu. kocası koluna girip bahçede dolaştırmayı denedi. bahçenin dibine kadar gittiler. şimdi Malpalu sokağındaki eczanenin sahibidir) bir köpeği var. Yanık boynuz. Eczacı devam etti: — Bu anormallikler yalnız insanlara özgü değildir. Bu nedenle. Bovary alçak sesle: — Aman. işte mesele orada! Aslında dava bundan ibaret. Fakat kayısılar da belki sekteye sebep olabilir! Bazı kokulara karşı aşırı derecede hassas bünyeler vardır! Patolojik bakımdan olduğu kadar fizyolojik bakımdan da tetkike değer güzel bir mevzu bu. kuru yapraklar altında kayboluyordu. tepelerin üstünde. Charles'ın omuzuna dayanmış. hafif bir kendini beğenmişlikle gülümseyerek devam etti: — Bu. doğru değil mi? Eczacının sözlerini dinlemeyen Charles: — Evet. Buz yolda eriyor. dedi. ekşiliği azaltıcı şeyler! Sonra. yatağında oturabilecek duruma geldi. aralık vermeksizin nabzını yokluyor. Onu en çok korkudan şey. Kendinden geçer gibi oldu ve hemen o akşam. dikkat edin de uyanmasın. oraya olmaz. dostları önünde bu tecrübeyi sık sık tekrarlar. hatta —vücuduyle ruhu bütün o çırpınmalardan kurtulmuş da dinleniyormuş gibi— acı bile duymuyor gibiydi.Eczacı: Olur şey değil. yalnız perhiz. Kadında bir beyin humması patlak vermişti. oraya olmaz! dedi. Bahçe yollarının kumu. Böylece. yani halk deyimiyle kedi otunun bu cins üzerinde şehvet arttırıcı bir tesiri olduğunu bilmez değilsiniz elbette. Rouen'dan eski hocası doktor Lariviere'i getirtti. aziz dostum. elini alnına doğru götürdü: Uzağa. Yatağa girdiği yoktu. Kırk üç gün.

gece çantasını. neye el atsa altın oluyordu. O anda han sahibesi bağırıyor. Ezile büzüle. günün birinde. sattığı eşya MADAME BOVARY 219 üzerinden de en az üçte bir nispetinde kâr etmekle. Allanın günü. daha bir sürü şeyi getirip teslim etmişti. sıska paracığının. zaten hekimin de başka dertleri vardı. içilecek sıcak bir şey istemek veya laf etmek için hizmetçisini çağırıyordu. Emma. bir çeşit endişe içinde bekliyordu. dava açmaya kararlıydı. Emma'nm hastalığı en had derecesindeyken. senetlerin vaktinde ödenmeyeceğini. Lheureux'den bin frank borç almak. kendisine onun hakkını yemek gibi geliyordu. M. evin masrafı. ama Felicite unuttu. koltuğunu. hele M. kendine bakmaktan ibaretti. Sonra. Madamın nekahati uzun sürdü. diğer sesler ona cevap veriyor. sonunda Bovary altı ay vadeli bir senet imzalamak zorunda kaldı. Pazar yerinin çatısı üzerindeki karlar. Bu işin güçlüklerini anladıkça. Monsieur iyice düşünüp taşınmalıydı. yenileneceğini. zaman zaman kâh tehditle. bazen göğsü. ama dükkâncı. babasına başvurmak veya bir şeyler satmak gibi çareler arıyor. . satıcılar homurdanıyor-du. Eve hesap pusulaları yağıyordu.MADAME BOVARY setti. on iki ayda yüz otuz frank kazanç sağlamış oluyordu. kâh yana yakıla. meydana bakan pencerenin yanı-. faturayı şişirmek için vaziyetten istifade ederek. Bütün aklı fikri. kendisinin de satacak bir şeyi yoktu. hekimin evinde beslenerek. gelecek bir eylülde. sonra sıra yağmura geldi. XIV Önce. paraları getirdi ve bir senet daha yazdırdı. Guillaumin kendisine Grumensil yer kömürü ocaklarının hisse senetlerinden vermeyi vadediyor. hasılı. dükkâncı. çok daha tombul. Bunlardan en önemlisi. Charles bunlara ihtiyacı olmadığını boşuna söyledi durdu. vaktiyle sevdiği şeyler artık hoşuna gitmiyordu. Charles. Hava güzel olduğu zaman. mantoyu. karanlıkta bir yıldızı andırıyordu. Neufchâtel hastanesi için elma şarabı müteahhitliği yapıyor. bazen beyni. arabanın üstündeki sandıklan indirmeye giden Hip-polyte'in feneri. bütün bu malların kendisine ısmarlanmış olduğunu ve geri alamayacağını. hep onu düşünmemek. M. nekahat devresindeki Madamın buna canı sıkılacağını söyledi. Homais'ye nasıl ödeyeceğini bilemiyordu. Argueil ile Rouen arasında yeni bir yolcu arabası servisi işletmeyi kuruyordu. üstelik para sıkıntısı içindeydi. hiç şüphe yok. Atın satılmasını istiyordu. Kahvaltılarım yatağına getirtiyor. üstelik. Charles sonradan. kustuğu da oluyordu. Zaten. torbayı çatlatacak kadar semirmiş olarak kendisine döneceğini umuyordu. Her ne kadar. Lhereux. Fakat babası kulak asmayacaktı. Kış şiddetli geçti. Lheureux tekrar sıkıladı. Altın Aslan'ın külüstür arabasını çabucak iflas ettirecek ve böylece Yonville'in bütün ticareti onun eline geçmiş olacaktı. Kafasını bu işlerle meşgul edip Emma'yı unuttuğu için kendine kızıyordu. şimdi her şey aşçı kadının elinde kaldığı için. dükkânına koştu. daha hızlı işleyerek ve daha çok yük taşıyarak. bu parayı temin etmek mümkün olup olmadığını sordu. kimse bu işle meşgul olmadı. akşamlan Kırlangıç'm gelişiydi. evvelki senette yazılı yüz seksen frankla birlikte tam bin iki yüz elli franklık bir borç altına girmiş oluyordu. o tarafın pan-curları daima kapalı duruyordu. bazen de elleri kolları ağrıyordu. imkânlar kuruyordu. işlerin bu kertede kalmayacağını. yüzde altı faizle borç para vermek ve bunun da bir çeyreğini komisyon olarak almak. hekim sıfatıyle bunlara para yermeyebilirdiyse de. satıcının emrine bin yetmiş franklık bir meblağ ödeyecekti. Charles bunda bir kanser başlangıcının belirtilerini görür gibi oldu. Bu servis. Buna göre Bovary. malların dükkâna iade edilmesi emrini verdi. ertesi yıl bu kadar borcu ne ile ödeyeceğini düşünüp duruyordu. Bazen kalbi. çünkü bahçeye garez bağlamıştı. eczanesinden aldığı bütün ilaçların parasını M. Ama senede imza atar atmaz da aklına cüretkâr bir fikir geldi: M. hakkından vazgeçerek malları geri almaktan-sa. korkunç nispette artmıştı. Ve zavallı çocuk. şuurundan böylesine tatsız bir düşünce mevzuunu hemen uzaklaştırıyordu. bu suretle Charles. Böylece. öyle dolap çevirdi ki. kendisince pek ehemmiyeti olmayan ufak tefek olayların şaşmaz bir intizamla vukuunu. bir yerine iki sandığı. Öğle vakti. böylece minnet altında kalmaktan da biraz utanıyordu. Lheureux bayağı sıkıştırıyordu. adam. odaya beyaz ve hareketsiz bir ışıkla aksediyordu. sanki nekahat-hanedeymij gibi. na götürüyordu. küstah bir tavırla. Nitekim. Bir yıl sonra borcunu ödeyeceğini ve istenilen faizi de vereceğini ilave etti. sanki bütün aklı fikri bu kadında olmalıymış gibi.

kendisinde ilâhi bağışlamanın sızmasına geniş bir gedik açacak olan parçalanışını seyrediyordu. Kitapçı. Bir azize olmak istiyordu. kendisini. Sonra da.220 MADAME BOVARY Charles eve dönüyordu. Bunlar. sonra tekrar çıkıyordu. Cüppesini görür görmez Emma ferahlıyordu. fakat aynı derecede derin bir tatlılıkla devam ediyordu. onun bu imanının böyle bir coşkunlukla zındıklığa ve hatta cinnete gelip dayanmasından da korkuyordu. sorulu. kendisine sunulan kurtarıcının cismini kabullenmek üzere dudaklarını uzattı. M. çocuklar. delillerini aradığı gerçeklerden yavaş yavaş uzaklaştırdı. bütün duygularından kurtaran kuvvetli bir şeyin benliği üzerinden geçtiğini hissetmişti. bambaşka bir hayat başlıyordu. MADAME BOVARY 221 saadet yerine çok daha büyük mutluluklar. Tanımadığı insanları yerden yere çalan polemik yazılarının hayratlığı hiç hoşuna gitmedi. Yatağın çarşaflarına mukaddes su serptiler. görünüşler ölçüyü kaçırınca. Voliaire'in hataları. Nasıl ki. cevaplı küçük broşürler. Aralarında İyi düşünün. içine. Madame Bovary' herhangi bir şeye ciddiyetle kendini verecek kadar henüz zihnini toparlayamamıştı. bütün ihtişamıyle altın bir tahta oturmuş. bütün bu haller. odasında yatağının başı ucunda. Monseigneur Kitaphanesi sahibi M. Hazreii Meryem'in ayaklarına kapanan hovarda. gün batmaya başlayınca. M. Emma bir et suyu içiyor. diğer aşkların' üstünde bir başka aşk vardı ve bunlar. can çekişmeye başladığını sanmış ve günah çıkartmak istemişti. Lakin. Emma. öyle ki. sonra. . iradesinin. saat beşe doğru. kendisini kollarında taşımak üzere bir işaretle yeryüzüne alev kanatlı melekler indiren Ruhûl Kudüs'ü görür gibi olarak başım yastığa bıraktı. yanmakta olan bir buhar duman halinde dağılırsa. şimdi bile o hissi yeniden duymaya çalışıyordu. din kitapları ticaretinde o devirde neler geçer akçe ise hepsini karmakarışık toparlayıp gönderdi. de Maistre tarzında kurumlu bir ifadeyle kaleme alınmış cüzler. papaz okullarının şair öğrencileri veya tövbe etmiş yosmalar tarafından iç bayıltan bir üslupla yazılmış. cetvelleriyle kepenklerin tokmağına vura vura okuldan dönüyorlardı. sanki zencilere kap kaçak gönderiyormuş gibi. varlığı da Tanrıya doğru yükselerek onun aşkında eriyecek gibi geliyordu kendisine. mukaddes kaptan mayasız ekmeği çıkardı ve Emma. muskalar taşıdı. esiri bir ruhun tasavvur edebileceği en ince bir Katolik hüznünün dolduğunu hissediyordu. çerçevesi zümrütlü bir mukaddes emanet bulunmasını arzu etti. pembe kapaklı romanımsı şeylerdi. Dinden ilham almış hikayelerin öylesine hayatı bilmeyen insanlar tarafından yazıldığını gördü ki. Emma'nm bu eğilimlerine hayran oluyordu. odasında takdis hazırlıkları ilerledikçe. ona göz kamaştırıcı nurlar gibi görünüyordu. Hal. eğlenceli tarafı eksik olmayan kısa ve tatlı bir sohbet içinde kendisini dine bağlamaya teşvik ediyordu. Fakat. hatır soruyor. müellifi birçok nişanla taltif edilmiş M. ilah kabilinden eserler vardı. kendisini bu saatte görmeye geliyordu. gençlerin istifadesi için. Hafifleyen bedeni artık hiçbir şey düşünmüyor. aynı ilgisizlikle. kendisini bütün acılarından. Bournisien. tanrısal bir sevinç içinde bayılırcasına. de***. okuduğu kitap elinden düştüğü zaman. Bu harikulade manzara. havadis getiriyor. Gururdan yorulmuş ruhu. hayal edilebilecek şeylerin en güzeli olarak hafızasında kaldı. Bir gün. ellerinde yeşil hurma dalı tutan azizlerin ortasında. uzak mekânlarda meleklerin çaldığı harplerin sesini duyar ve masmavi bir gökyüzünde. zayıf olmanın tadını çıkara çıkara. Etrafındaki yataklığının perdeleri bulutlar gibi hafifçe şişiyor ve konsolun üzerinde yanmakta olan iki iri mumun ışınları. dünyanın üzerinde dalgalanan ve gökyüzüne karışan bir safiyet hali görür gibi oldu ve o hale katılmak istedi. bütün benliğini kapla-maksızın. aralıksız ve sonsuz. O zaman. Demek. hepsi birbiri peşinden. bütün idraklerinden. dinin emir ve tembihlerine içerledi. papaz. tahta kunduralarını kaldırımda sürükleyerek. nihayet Hıristiyanlığın alçak gönüllülüğü içinde dinleniyor ve Emma. bunları aşırı bir acelecilikle okumaya başladı. Ama yine de sebat etti. şurup şişeleri ile dolup taşan konsolun bir mihrap haline getirilip Felicite de yerlere yıldız çiçekleri serpince. Papaz. her akşam öpmek için. hastalığının pek ağırlaştığı bir sırada. Tespihler satın aldı. O duygu da. Boulard'dan kadın cinsinden zekâ ve irfan sahibi birine kuvvetle tesiri olacak bir şeyler göndermesini istedi. ebediyete kadar artıyordu! Ümidinin kuruntuları arasında. bu gibi meselelerde fazla bilgisi olmadığı için.

Artık tevekkülle her şeyi anlayışla karşılamakta karar kılmıştı. kocasının sütnineye gönderdiği küçük kızını eve getirtti. hayatın yaraladığı bir kalbin bütün gözyaşlarını İsa'nın ayakları dibine akıtmak üzere yalnızlığa çekilen o büyük eski zaman hanımlarına benzetiyordu. yerinden doğruluyordu. Bunlar. onun herhangi bir irade hamlesi göstermesine memnun oldu. Emma' nın. onun sessiz arzuları ve sıkılganlıklarının farkında değildi.. fakat gökyüzünden hiçbir haz inmiyor ve Emma. şimdi her şeyi öyle bir kayıtsızlıkla sarıp sarmalıyordu ki. orada kalıyordu. deyiverdi. yanıbaşında. Bir gün Charles eve dönünce. ona kalırsa. içine kapanıp yaşamak istediği iffet ve namus havasım tertemiz bir sevginin kokusuyle dolduruyordu. Emma iyileştikçe. imana kavuşmak içindi. hemen hemen her gün. bahçeyi baştan başa alt üst ettirdi. konuşması. merhametli mi. hiç konuşmadan. Bu. fazladan bir meziyetti ve sofuluğununun gururu içinde. ta Paskalyaya kadar oğlunda kaldı. Homais ailesinden sıyrıldı. kendisine hiç aldırmadan. bu kalın bezden gömleğin altında. birdenbire: — Bu kadar seviyor musun onu. sağlam mantığı ve ciddi tavırlarıyle kendisine metanet veren kaynanasının evde bulunmasından maada. Eczacının karısı. git de eğlen! İlkbaharın başlangıcında. yoksa ahlaksız mı hiç ayırt edilemiyordu. Berthe istediği kadar ağlasın ona artık kızdığı yoktu. o ani. kendisinden izin isteyen ve bahane ararken kem küm eden hizmetçisine öyle öfkelendi ki. Emma. Kızına: — Karnının ağrısı geçti mi meleğim? diyordu. toprak altında bir kral mumyasından daha şatafatlı ve daha hareketsiz.Rodolphe'un anısına gelince. belki bulaşık bezlerini tamir edecek yerde öksüzlere zıbm örmek tutkusu dışında. hiç şüphe yok. uzun elbiselerinin işlemeli kuyruklarını ihtişamla sürüyerek. kendisine dostça: . Kaynanası Madame Bovary. hep ideal izlenimlerle doluydu. Bu saç kümesinin siyah halkaları çözülerek. ihtişamından ürktüğü harikulade ve yepyeni bir şeyle birdenbire karşılaşmış gibi oldu. iradesini de daha sik kullanıyordu. koş bakalım. Madame Caron. muazzam bir aldatmacanın belli belirsiz duygusu içinde. Bu bü222 MADAME BOVARY yük aşktan bir koku yayılıyor ve her yerden geçerek. başkalanyle de düşüp kalkıyordu. Justin onlara refakat ediyordu. Emma. Onlarla birlikte Emma'nın odasına çıkıyor. artık bu gürültüsüz evden hoşlanıyordu. bir akşam. Madame Dubreuil. Önce başını sert bir hareketle sallayarak. tavırları öyle değişikti ki. biçare çocuk. Zaten. kederli bir tavırla ilave etti: — Haydi. kapının yanında ayakta. ziyaretçileri de sırasıyle uzaklaştırdı. O zaman da. lohusa kadınlara odun gönderiyordu. tu-valetiyle meşgul oluyordu. Kızarıp bozaran Felicite'nin cevabını beklemeden. Bovary'nin itirazlarına rağmen. • . güzelliğinden taşan cazibeye açık o delikanlı kalbinde çarptığını farket-miyordu. Gotik üslubundaki dua rahlesi Önünde diz çöktüğü zaman. kendini aşırı derecede hayır işlerine verdi. şan ve şereflerini La Valliere'in bir portresinde tahayyül ettiği. komşusu hakkında anlatılan dedikodulardan hiçbirine kulak asmak istemeMADAME BOVARY 223 misti. ta dizlerine kadar indiğini ilk kez görünce. Emma. Hayatından silinmiş olan aşkın. Bu hali pek beğenen eczacı.vaktiyle zinanın yarattığı sırdaşlıkla âşığına fısıldadığı aynı tatlı sözlerle şimdi Tanrıya hitabediyordu. hareketsiz duruyordu. tarağını çıkarmakla işe başlıyordu. Bu araştırma. Ona okuyup yazma öğretmek istiyordu. humais'nin çocukları da ziyarete geliyorlardı. Hangi konuda olursa olsun. kendini. elleri ayakları yorulmuş. gelininde ayıplanacak bir şey bulamıyordu. Nitekim. Fakirler için elbise dikiyor. emzik çağındaki iki yavrunun yanma yamyamdan daha iştahlı bir oğlanı da katarak mutfağa fazlaca gelmeyi âdet edinen sütnine Rollet anayı kapı dışarı etti. sözleri öyle sevgi ve bakışları öyle gururla dolu. Örneğin. İlkönce. Karı koca kavgasından bıkıp usanmış olan bu kadıncağız. Hatta ekseriya Madame Bovary. oracıkta. faziletli mi. Kocası yine de. bencil mi. Sonra. çorba içen üç serseri ile karşılaştı. hastalığı sırasında. Madame Tu-vache ve Allanın günü saat ikiden beşe kadar ziyaretine gelen o iyi yürekli Madame Homais'di. nekahet devresinde iken. Emma onu kalbinin en derin köşesine indirmişti. her mübarek cuma günü kendine iri bir domuz sucuğu ısmarlamaktan: çekinmeyen Bovary babanın iğneli sözlerinden kurtulmak için. Madame Langlois. mutfakta sofraya oturmuş. kiliseye de eskisi gibi muntazam devam etmez oldu.

iyi yazar bulunduğunu. ekseriya onların yüzüne fışkırıyor. Koro ile birlikte «mystere» adı verilen bir çeşit farşlar oynanırdı. Fakat elma şarabı. onu da bir kadeh içki içmeye davet ediyordu. İddiasına göre tiyatro. Charles'ın da eve döndüğü saatti. Örneğin Voltaire'in trajedilerinin birçoğuna bakın. nasıl kötü eczane varsa.. diye itiraz ediyordu. edebiyatı savunmaya başladı. masa üstünde böyle sağlam tutmalı ve sicimlerini kestikten sonra. sabrını kaybederek: — Kutsal Kitabın okunmasını tavsiye edenler. Arhalie'ye--Rahip. eskisi gibi. Binet de oralarda bulunuyor. İkisi de sıcaktan 224 MADAME BOVARY bunalmış oluyordu. Galilee'yi hapsettikleri o MADAME BOVARY 225 aşağılık devre layık bir ahmaklık. Tatlı elma şarabı getiriliyordu ve birlikte. Bovary. Bu sükûttan hayrete düşen Homais. iyi eserler. Charles'a. Sonra da tutarsınız. kilise. dedi. Homais: — Elbette. ahlak bakımından müziği edebiyattan daha zararsız bulduğunu söyledi. diyordu.— İşi fazla sofuluğa vurmuştunuz.. eskiden Paris yumurcağı adında bir piyes görmüştüm. Nitekim bir gün eczacının. siz de kabul edersiniz ki. gizliliğe aykırı kıyafet değiştirmeler. meşhur tenor Lagardy'yi dinlemeye götürmesini tavsiye etmesine hiç içerlemedi.. ama. o meşaleler. Protestanlardır. o zaman da rahip. gerçekten açık saçık şeyler vardır içinde! M. tiyatro sanatkârlarını afaroz eder? Çünkü eskiden. M. — Costigat ridendo mores. eczacı: — Evet. akait derslerinden çıkar çıkmaz soluğu Emma'da alıyordu. taraçantn duvarı dibinde. iffete aykırı düşüncelere. eczacı ise devam etti: — Kutsal Kitapta da öyle. Rahip. Kameriyeye bu adı vermişti. Madamın tamamtyle iyileşmesi niyetine içiliyordu. yani biraz aşağıda. kirli heveslere yol açar. mantarı itmeli. ama yavaş yavaş. ağız dolusu bir kahkaha ile mutlaka şu nükteyi yapıyordu: — Nefaseti insanın gözüne çarpıyor! Papaz. Memnun bakışlarım etrafına ve ta nihayetlerine kadar manzarada gezdirerek: — Şişeyi. tıpkı lokantalarda seltz suyuna yapıldığı gibi. dedi. her gün. o kadınlaşmış sesler. Fakat eczacı. bunların açıktan açığa ibadetlerde rolü vardı. Bournisien. bizim de emirlerine itaat etmemiz lazımdır.. bu tatbikat esnasında. bunlar tiyatroyu halk için gerçek bir ahlak ve diplomasi okulu haline getirir. bütün bunlar bir nevi ruh laubaliliği yaratır. ayrıntıları. sonunda. karısını biraz içi açılsın diye. dedi. Monsieur Bournisen. Bu. bana. Şarap testilerinin tıpasını çıkarmakta Binet pek becerikliydi. bizler değiliz. bir hayli huy-landırıcı. diye atıldı. . aslında fena adam değildi. Bournisien'in öfkeli bir hareketi üzerine. O piyeste gerçekten kaçık bir ihtiyar general vardı! Bir işçi kızını iğfal eden iyi aileden bir delikanlıya haddini bildiriyor. Hiç değilse. eskimiş bir düşünce gibi gelir. bir genç adamın eline verilecek şey değildir o kitap. diye sordu. diyordu. bütün kilise babalarının kanaati böyledir. papazın bu husustaki fkirlerini öğrenmek istedi. Dışarıda kalıp Koru'nun ortasında hava almayı tercih ediyordu. kötü edebiyat da var. insanı kendinden geçiren dairelerde kadınlı erkekli toplantılar. Papaz: — Ben de biliyorum. şehadet parmağı ile bir tutam enfiye yuvarlarken. tatlı su böceği avlıyordu. peşin hükümleri hicvetmeye yarıyor ve keyif maskesi altında fazilet öğretiyordu. siz de bilirsiniz. (Sonra. fakat güzel sanatların en önemlisini topye-' kûn mahkûm etmeye kalkışmak. içini çekmekle kaldı. Binet: — Ben. elbette bunun bir hikmeti vardır. o boyanışlar.. Rouen Tiyatrosu' na. diye devam etti. O da kendisine. sesine birdenbire mistik bir eda vererek ilave etti): Şayet kilise bu temaşaları mahkûm etmişse. süslü püslü. Eczacı: — Neden. onların içine öyle ustaca felsefi düşünceler serpiştirilmiştir ki. bunlarda edep ve haya kuralları çoğu zaman pekâlâ bozulurdu. o da..

gayet yüksek ücretle İngiltere'den çağırmışlar. Yolcu arabası Beauvoisine meydanında Kızıl Haç otelinin önünde durdu. dedi. dedi. demekle kaldı.. mavi ipekten bir elbise giymiş olan Emma'ya dönerek: \ — Bugün aşk sembolü kadar güzelsiniz. Sonra. avlularında tavukların seyyar satıcılara ait çamurlu arabalar altında yulaf tanesi aradığı. Velhasıl. Papaz tekrar iskemlesine oturarak tasdik etti: — Doğrudur! Doğrudur! Fakat ancak iki dakika daha yerinde kaldı. yorgunluk. — Şüphesiz. saat sekizde Ktrlangıç'a bindiler. günlük borçları hiç de kabarık değildi. ya aynı fikirde olduğundan kimseyi gücendirmemek için. afiyet olsun. ibret verici. bir zihin eğlencesini hâlâ kötülemekte ısrar etmelerine doğrusu pek şaşıyorum. Hiç beklemediği bir günde annesi kendisine üç yüz frank göndermişti. adamı nasıl yan bastırdım!. Hekim. Yanında üç metresiyle birlikte bir de aşçı taşıyormuş. dört farbalalı.. dedi. Madamı götürün tiyatroya. tanıdım. Charles fikrinden vazgeçmedi. onların yola çıktığını görünce içini çekti ve: — Haydi bakalım. Rouen'ı kırıp geçireceksiniz. inanın bana. muhayyilelerini biraz harekete getirecek bir hovardalık hayatına ihtiyaç duyarlar. bütün taşra varoşlarında görülen hanlardan biriydi: Kış gecelerinde rüzgâr estikçe çatırdayan çürümüş tahtadan balkonlu. insanları dine bağlamak hususunda en emin çaredir. Lheureux efendiye ödenecek senetlerin vadesine daha o kadar zaman vardı ki. Emma'nın bu işe fazla kibarlık gösterdiğine hükmederek daha çok ısrar etti. masrafa girmek gibi nedenler ileri sürerek önce buna yanaşmadı. iyi yolculuklar! Allanın sevgili kulları! Sonra. içi daima yolcu ile. hatta bazen ruh sağlığına yarayan. öyle öfkeli öfkeli bakışlarla: — Efendi!. şimdiden düşünmeye gerek yoktu. zararsız. tedirgin olmak. — Evet. fakat. Zaten bütün bu büyük sanatkârlar. sözünün her hecesine basa basa tekrarladı: — Ta-nı-dım. şöyle üstünkörü. yahut hiçbir fikri olmadığından. artık her şeye katlanarak: — Öyleyse. öyle değil mi doktor. dedi. yarına! Bu tiyatroya gitmek fikri Bovary'nin kafasında çabucak ye-şerdi. Konuyu karısına açtı. Acele ediniz! La-gardy yalnız bir akşam oynayacak. dansözlerin bacak oyunlarını seyretmeye gitmek için sivil giyinen nice papazlar tanıdım. olmayacak şey ama. Homais. Eczacı dayattı: — Elbette ya! Yapmadıkları yok ki zaten! Papaz. MB 15 226 MADAME BOVARY Konuşma sona ermişe benziyordu ki. mumu hep iki ucundan yakarlar. Burası. Papaz: — Hadi canım. ortada hiçbir engel de yoktu. Ne ise. Emma. Fakat gençliklerinde para biriktirmek akıllılığını göstermedikleri için hastanelerde ölürler. hekime: — İşte. Ertesi gün. hoşgörürlük. zamanımız gibi bir aydınlık çağında. şamata . şöyle son bir çimdik atmayı münasip gördü: — Ben. eczacı âdeta ürktü ve daha yumuşak bir sesle devam etti: — Yalnız şunu söylemek istiyorum. eczacı. Bournisien. Söylendiğine bakılırsa yaman bir adammış! Servet içinde yüzüyormuş. Yonville'de kalmasına hiç bir neden bulunmadığı halde. dedi ki. hayatınızda bir kerecik olsun. değer doğrusu! Eğer yerime birini bulursam ben de sizinle beraber giderim. kasabadan kımıldamamak zorunluğunda olduğuna inanan eczacı. bu kargalardan birini kudurtmaya yarasa bile. kadın bu ısrardan bunalıp sonunda razı oldu. dedi. dedi. Gider gitmez eczacı. MADAME BOVARY 227 böyle bir eğlencenin karısına yarayacağını iyice kafasına koymuştu. haltetmişler. büyük ahırları ve küçük yatak oda-larıyle.Homais: — Ne olursa olsun. ağız dalaşı denen şey böyle olur. Gördünüz.

aralarında yine pamuktan. üstünden variller yuvarlanan Charrettes sokağının nefesiydi. Salon dolmaya başlıyordu. kapılar henüz açılmamıştı. Bu. Kendini melodilerin akışına bırakıyor ve hatta.. Fakat biraz daha aşağıda. koridorların tozlu kokusunu olanca gücüyle göğsüne çekti. bu yüzden çorbasını içecek vakit bulamadı. rutubetli peçeteleri mavi şarap lekeleri içinde ve şehirli kıyafetine girmiş çiftlik uşakları gibi daima köy kokmakla beraber. tekrar tiyatro bürosuna gitti. müziğin borası ile derhal dağılıveri-yordu. Emma gençliğinde okuduğu eserlerle. tiyatroya perde açıldıktan sonra varmaktan pek korkuyordu. Lagardy. sıcak bastırmıştı. tedbirli hareket etmek için. Bir kurşun buharıyle donuklaşmış gümüş madalyalara benzeyen. deri ve nebati yağ kokan buz gibi bir hava cereyanı herkesi serinletiyordu. Nihayet orkestranın mumlan yandı. Yakındaki köşe başlarına asılmış koskoca afişlerde acayip harflerle şu kelimeler tekrarlanıyordu: «Lıtcie de Lammermoor. sanki keman yayları sinirleri üzerinde geziniyormuş gibi. Üstü kumaş kaplı geniş kapıları parmağıyle itmekten çocuk gibi zevk duydu. fakat iş de akıllarından çıkmadığı için. hep bir ağızdan bir av şarkısı söylüyorlardı.ile. Gözlerini dört . davulların uğultusu başladı. bazen nehirden esen ılık bir rüzgâr. ispirtodan. içyağı. cıvıldayan flüt ve büyülülerin uzun curcunası duyuldu.. yiyecek içecekle tıklım tıklım dolu. kontrolörden müdüre havale edildi. gülünç görünmek korkusuyle. Emma'nın kalbi hızlı hızlı çarpmaya başladı. parterde çalım satıyorlardı. borazanlaşan pistonların. çivitten söz açıyorlardı. Ön balkonu paradi ile. bakır çalgılar seslerini yükselttiler ve perde yükselince. Charles. Yakışıklı delikanlılar. tiyatrodan bulvara. aceleyle tiyatronun önüne geldiler. fundalıklar üzerinde akislerle uzadığını duyar gibi oluyordu. avcılar da tekrar şarkıya başladı. Zaten. sonra MADAME BOVARY 229 1 çalgıcılar birer ikişer içeri girdiler. Emma. locasına girip oturduğu zaman. satışlardaki endişelerini güzel sanatlarda avutmaya geliyorlardı. sonra iki kolunu gökyüzüne kaldırarak kötülük meleğini yardıma çağıran bir serkerde ortaya çıktı. gıcırdayan kemanların.» Hava güzeldi. bir buket çiçek aldı. ihtiyar başlar görülüyordu. entrikayı. Köylüler ve asilzadeler. arkasından bir başkası göründü. Monsieur. meyhanelerin kapısına asılmış. tok bezden perdelerin kenarını hafifçe kımıldatıyordu. bütün benliğiyle bizzat kendisinin titrediğini hissediyordu. uzaktan birbirlerini gören aboneler. zihnine gelen kavranılması güç düşünceler. bir çift eldiven. sahnedeki peyzaj meydana çıktı. derhal harekete geçti. façetalannın ışık cümbüşü ile. saçı ve rengi ağarmış. Sisler arasından İskoç gayda seslerinin.. Walter Scott'un ro-manlarıyle yeniden karşılaşmış oldu. böylece. Bunlar. koca şehri boylu boyunca birkaç kez arşınladı durdu.. Bovary ise. duvarın önünde bekliyordu. yeleklerinin açık yerinden pembe veya tirşe kıravatlarmı göstererek. birlikte çekilip gittiler. izahat istedi. onların san eldivenli ellerini gererek altın başlı incecik bastonlarına dayanmalarına hayran oluyordu. elinde olmayarak gururla gülümsedi. yapılan izahları anlamadı. cümle cümle izliyor. bir orman içi yol kavşağıydı. küçük dürbünler kılıflarından çıkarılıyor. Birinci mevkie giden merdivenden çıkarken. Sonra sahnede üç kez yere vurulduğu işitildi. içeriye girmeden önce rıhtımda bir gezinti yapmak istedi. salona ani bir neşe saçarak tavandan indi. omuzlarında birer İskoç atkısı. büyük ve kapkara mağazalarla dolu.. avize. kapkara masalarının üstü içine alkol karıştırılmış kahve döküntülerinden tutkallaşmış. 228 MADAME BOVARY XV Halk. pantolon cebinde elinde tuttuğu biletleri hep karnına bastırıyordu. bütün mendiller elde. kıvırtılmış saçların arasından terler akıyordu. Bu. anlamsız ve sakin. Önce homurdayan basoların.. taş parmaklıklar arasında sağa sola ayrılmış. karşılıklı se-lamlaşıyorlardı. Op6ra. solda bir meşe ağacının gölgesi altında bir çeşme ile. salonu localarla karıştırdı. öbür koridordan sağ tarafa koşuşan kalabalığı görünce. hana döndü. Methale ayak basar basmaz. sokak tarafında kahvesi. bir düşes şuhluğuyle endamını yay gibi gerdi. arka tarafında da sebze bahçesi bulunan bir eski zaman misafirhanesi. romanın anısı librettoyu anlamayı kolaylaştırdığı için. Madame Bovary yukardan. kalın camları sinek tersleriyle sararmış. kızarmış alınları siliyordu. ves. Madame kendine bir şapka.

pek neşeliydi. evliliğin çirkefinden ve zinanın hayal kırıklığından önce. sesini duymuş ve ona âşık olmuştu. kederden. sevgi. Kontrbasların eşliğinde.. Diyorlardı ki. Babası değil miydi. Emma: — Hayır. ayak dirememişti. sol majörden kavatine başladı. genç bir kadın yeşilli bir seyise bir kese fırlatarak ortaya ilerledi. bir akşam Biarritz kıyılarında kayıkları onardığı sırada 230 MADAME BOVARY şarkı söylerken. yüzü beyaz saten elbisesinden daha solgun. Lakin bu hissi şöhret sanat ününü desteklemeden geri kalmıyordu. oysa öteki. mantoları. ümitsizliğe düşmüş görünüyordu. mehtapta..» dedikleri zaman da o. Emma: — Ne oluyorsa oluyor. dedi. o kızın âşığı. müziğin son titreşimlerine karışıp giden keskin bir çığlık kopardı. Edgar gibi ağlamamıştı. bırakıyor. Edgar Lagardy göründü. kendisini orada. tırnak-larıyle locasının kadifesini tırmalıyordu. ümitten söz ediyorlardı. niçin kıza bu kadar zulüm ediyor? diye sordu. zekâdan ziyade coşkunluk. Niçin o da Lucie gibi. Zaten babası ile kolkola çıkıp gittiler. dekorlan. kadife külahları. yeminlerden. Son vedaı da haykırdıkları zaman. Zaten. Fakat. hıçkırıklar ve öpücüklerle dolu notalar çıkıyordu. o zaman bir çeşme fısıltısına veya kuş cıvıldamalarına benzeyen bir flüt sesi duyuldu. sürgünden. ilerliyordu. bu dünyada hiç kimse onu böyle bir aşkla sevmemişti. sarsılmaz bir güven. Bu diplomat oyuncu da. diye cevap verdi. az önce gelen adam: «Lucie'yi seviyorum. bunu. Emma evlendiği günü gözlerinin önüne getirdi. Edgar'm gönderdiği bir aşk hatırası sandı. küçük patikada görür gibi oldu. kanatları olsun istiyordu. bir kucaklaşma içinde uçup gitmek isterdi. Lucie'yi yanıltacak olan uydurma nişan yüzüğünü görünce. berber ve boğa güreşçisi kokan bu mükemmel şarlatan tipini daha da göze sokuyordu. Salon alkıştan inliyordu. Güzel bir ses.açarak kostümleri. Sağlam vücudunu koyu renkte bir eski zaman cepkeni sarmıştı. düşünceli bir tavırla. onu görmek için eğiliyor. Sesinde öfkeli haykırışları. yine geliyor. o da galiba beni seviyor» diyordu. Ateşli Güney ırklarına mermerlerin haşmetinden bir şeyler katan o harikulade solgunluk onda da vardı. şahısları. nedimelerin koltuğuna girmiş. yüründüğü zaman titreyen boyanmış ağaçları. yalvarmamıştı? Bilakis. Fakat bu mutluluk. kendi hayatından bir şeyler gibi geliyor ve bu vehim onu âdeta büyülüyordu. kendini attığı uçurumun farkında olmaksızın. Emma. Lucie'yi kollarında sıkıyor. tıpkı bir fırtınanın uğultusu içinde kazazedelerin haykırışları gibi uzayıp giden o melodili şikâyetlerle yüreğini dolduru-yordu. sonsuz bir tatlılıkta hüzünlü hırıltılar izliyor ve çıplak boynundan. Emma da onun gibi hayattan kaçarak. o zaman fazilet. — Ama ailesinden intikam almaya yemin ediyor. Charles. dedi. sus artık! Lucie. Son gece. Birinci sahnede herkesi coşturdu. hayatını âlicenap birine bağlayabilmiş olsaydı. Emma'nın sabrı tükenmişti: — Sus. kelimeleri fazla bozan müzik yüzünden. buğday başaklarının ortasında. daima reklamlara şahsının cazibesi ve ruhunun hassasiyetine dair şairane bir cümle sokuşturmaya pek dikkat etmekteydi. Fakat. kılıçları. Lucie. etmiyor. saçlarında portakal çiçeklerinden bir çelenk. dedi. fügün bütün son kısmına yeniden başlandı. Sahnede yalnız kaldı. kiliseye doğru gidildiği zaman. oymalı bir küçük hançer sol kalçası üzerinde sallanıyordu. birbirlerine: «Yarına. âşıklar mezarlarının çiçeklerinden. Bovary: — Bu asilzade.. bütün hafakanları biliyordu. gözlerini baygın baygın süzerken bembeyaz dişleri meydana çıkıyordu. Şantözün sesi ona kendi şuurunun yankısı gibi. Emma. Polonyalı bir prenses. kadını yüzüstü bırakarak başka kadınların peşine düşmüştü. Gilbert'in kendi efendisi Ashton'a menfur entrikalarını anlattığı resitatif duetto başlar başlamaz. Ah. macerayı anlamadığını da itiraf ediyordu. Birdenbire. şehvet ve vazife birbiri içinde erir ve kendisi de bu kadar ulvi bir saadetten yerlere düşmezdi. Onun yüzünden de iflas etmişti. güzelliğinin en taz© çağında. Bütün sarhoşlukları. ben ne olup bittiğini anlamak isterim. galiba her arzuyu ümitsizliğe sürüklemek için . yarına!. lirizmden fazla şatafat. Tenor. aşktan yakınıyor. bir başka âlemin havası içindeymiş gibi. şapkasında horoz tüyü bulunan o çirkin adamcağız? MADAME BOVARY 231 Emma'nın açıklamalarına rağmen. sen sus! Karısının omuzuna eğilerek: — Bilirsin ki. zaten az kalsın ölümü bunlar yüzünden olacaktı. ahenkle çırpınıp duran bütün o hayal mahsullerini seyrediyordu.

Yeşil yaprakların üzerine yağmur yağdığı ve pencere kenarında ayakta birbirlerine Allaha ısmarladık dedikleri o ilkbahar akşamından beri bunu hissetmemişti. o harikulade. çabuk çabuk bazı sözler kekeledi: . kostümlerine kendi eliyle nakışlar yaparak. Elini bir kişizade teklifsizliğiyle uzattı ve Madame Bo-vary de. Horlanmış âşık. herhalde tükenmez bir aşkı olmalı. bir taraftan da kadın sesleri onun sözlerini tekrarlayarak. başkentten başkente dolaşırdı. Lucie tizden feryatlar koparıyor. gidelim! İçimdeki bütün ateşler. yarı açık ağızlarından dökülüyordu. Hepsi de aynı sıra üzerinde el kol hareketleri yapıyorlardı. Daha sözlerini yeni bitirmişti ki. tavuslar gibi çığlık kopardı. öfkeden ateş saçarak. ona atılan çiçekleri toplayarak. Yelpazelerin rüzgârı havayı büsbütün boğucu bir duruma getiriyordu. dehşet. Edgar. daha berrak sesiyle diğerlerinin hepsini bastırıyordu. götür beni. Şayet tesadüf istemiş olsaydı. Gaz kokusu nefeslere karışıyordu. herhalde daha kuvvetli bir iradenin cazibesine kapılarak. ıstıraplarının bu kopyasını ancak gözleri oyalamaya yarayan bir plastik fantezi saymak istiyor. devşirecekti. kuvvetine sığınmak için koşup kollarına atılmak ve ona: «Kaçır beni. tazminat. intikam. o velveleli. Leon'a! Leon mu? — Ta kendisi! Gelip sana saygılarını sunacak. zira her adımda dirseklerine çarpıyorlardı. haykırmak geldi içinden. sanatkârı hor görme hevesi uçup gidiyor. ferahlatıcı bir şeyler getirmek üzere büfeye koştu. nefes almasına engel olan çarpıntılarla yine kendini koltuğuna bıraktı. yaldızlı bir parmaklığın arkasında. «Halkın ruhuna dalga dalga boşalttığına göre. Kadın. kadın. gelemeyecektim! Öyle bir kalabalık. derhal durumun icaplarını düşündü ve hatıralarının bu uyuşukluğunu kendini zorlayarak sarstı. sanki kendisini katlediyorlarmışçasma. mendiliyle.» diye düşündü. bizzat kendisinin de yaşayabileceği hayatını. küçümseyen bir merhametle içinden gülümsüyordu. masraf. hep kendisine bakacaktı. ayak bileğinden itibaren genişleyen yumuşak çizmelerinin kırmızı mahmuzlarını tahtalar üzerinde çınlatarak. aynı anda. Tenor kendisine bakıyordu muhakkak! İnsan kılığına girmiş aşkmış gibi. Düşüncesini bu konudan çelmeye çalışarak. adam da. rahibin yarı bas sesi org gibi uğulduyor. Emma dışarı çıkmak istedi. Fakat. nitekim bardağın dörtte üçünü kısa kollu elbise giymiş Rouen'lı bir kadının omuzlarına döküverdi. Yonville'in eski noter kâtibi locaya girdi. öyle bir kalabalık var ki!. o muhteşem hayatı hayalinde canlandırmaya çalıştı. öfke. kalıbına girdiği şahsiyetin yarattığı vehim. kesik kesik inip kalkıyor. bir locanın dibinde. orta perdeden şarkısını söylüyor. hatta sahnenin dibinden. Rolün. nefis bir koro halinde devam 232 MADAME BOVARY ediyordu. her gece. soğuk bir şeyin sırtından aşağı aktığını hissedince. bütün rüyalar senindir!» demek. Tanışırlardı. Charles'ın beceriksizliğine kızdı.uydurulmuş bir yalandı. iri adımlarla sağa sola gidip geliyordu. hiç düşünmeden aynı şeyi yaptı. peşten notalarla onu adam öldürmeye kışkırtıyor. kiraz rengi MADAME BOVARY 233 taftadan güzel elbisesindeki lekeleri silerken. saadetten mest olarak. Charles nihayet karısının yanına gelebildi ve nefes nefese: — Neredeyse. içini saran şiiriyeti sayesinde. Sonra. Ashton. Perde indi. Emma artık sanatın abartarak büyülttüğü ihtirasların küçüklüğünü biliyordu. Adamın İspanyol biçimi kocaman şapkası bir jestle yere düştü ve derhal çalgılarla şarkı söyleyenler gür sesle sextuor'a başladılar. bütün yorgunluklarını ve gururunu paylaşarak. kadife kapı perdesinin altından siyah elbiseli bir adam peyda olunca. yalnız kendisi için şarkı söyleyecek olan o ruhun vecdini. yukarda kime rastgeldim? M. Charles bayılmasından korkarak. sevişirlerdi! Onunla birlikte bütün Avrupa ülkelerinde. Sahnede rolünü oynarken. Elinde tuttuğu bardak yüzünden yerine çok güçlükle döp-dü. mağfiret ve şaşkınlık. Halk koridorları doldurmuştu. dedi. kızgın kızgın. onu adama doğru çekiyordu. kılıcını çekiyor. — Tahmin et bakalım. Arthur ayn bir köşede. Emma'ya bir çılgınlık geldi. Bir iplik fabrikatörü olan kocası. Emma. dantela yakası. kıskançlık.. ceremeyi çekmek gibi laflar homurda-nıyordu. göğsünün hareketlerine uyarak.

dedi. bir kahvenin camekânı önüne oturdular. gayet işlek bir noterlikte iki yıl süreyle çalışmak üzere Rouen'a geldiğini anlattı. parlak şöhretine rağmen.— Ah! Günaydın. gidelim. kalalım. Charles.. Persiani'yi. benim Lucie'm havasını hafif sesle veya avaz avaz haykırarak kaldırımdan geçiyorlardı. — Ne zamandan beri? — Çıkın dışarı! Çıkın dışarı! Herkes dönmüş onlara bakıyordu. dedi.. diye devam etti. Önce. kocanın karşısında artık diyecek bir şeyleri kalmadığı için. o büyük remajör duettosu. Kadın. Fakat delilik sahnesi Emma'yı hiç sarmıyordu. Emma'nın arkasında. bin bir ihtimamla uzun dantel a şalını koydu. sanki çalgılar daha az ses veriyormuş ve sahnedekiler gerilere gitmiş gibi. MADAME BOVARY 235 müzikten söz etmeye başladı. romlu şerbetini yudum yudum içerken.Normandiya'da. sevgilim. çünkü oyun hoşuma gitmeye başlamıştı. onların yanında.. Leon'un canını sıkmamak maksadıyle. Emma'dan çok uzaklarda cereyan ediyordu.. Sonra Leon içini çekerek: — O kadar sıcak ki. kameriye altında kitap okumalarını. Ey güzel melek. o başka. dediklerine göre. Kâtip: — Yakında bir temsil daha verecek zaten. Sonra karısına dönerek: — Eğer yalnız kalmaya razı olursan. Acaba neden geri dönmüştü? Hangi serüvenlerin akışı onu yeniden yolunun üstüne atmıştı? Leon. . dedi. Fakat Charles.. davetliler korosu. burnundan saçları234 MADAME BOVARY na kadar inen ılık nefesin temasıyle zaman zaman ürperdiğini hissediyordu. Bovary: — Yoo. Operadan çıkan kimseler. hemen ertesi gün kalkıp gideceklerini söyledi. Kendi samimi zevki ile karısının fikirlerine saygı arasında bocalayan Charles: — Evet. Emma artık operayı dinlemez olmuştu. Şimdi o. Grisi'yi dinlemişti. — Demek Rouen'dasınız. sustular. Sonra Berthe'i. öyle mi? — Evet. Emma'nın omuzları üzerine. Üçü birden tiyatrodan çıkıp rıhtımda açık havada. söze atıldı: — Ama yine. bıyığının ucu yanağına dokundu. hemen değil. omu-zunu bölmeye dayamış duruyordu. ikide birde kocasırfm sözünü kesiyordu. Rü-bini'yi. tiyatrodan çıkıp bir yerlerde dondurma yemek teklifinde bulundu. hastalığından söz edildi. pek tatlı zavallı aşkı hatırlıyordu. konuşma çok geçmeden sona erdi. Kadın umursamaz bir eda le: — Doğrusu! hayır! Fazla değil.. Maksadı. sütnineye gidişlerini.. O zaman Leon.. Homais ailesini. M. sonunu görmeden çıktığıma üzülüyorum. O zaman Leon. ocak karşısında başbaşa kalmalarını ve artık unutmuş olduğu o pek sakin.. Operayı izleyen Charles'a dönerek: — Pek fazla bağırıyor. Lefrançois ananın durumunu sordu. Lagardy. — Dayanılmaz derecede! Doğru. Fakat o andan sonra. on para etmezdi. Leon da. Leon. Bovary sordu: — Rahatsız mı oluyorsun? — Evet. dedi. biraz. Paris'te görülen işlerden bambaşka olan muameleleri iyice kavramaktı. Leon: — Oyun hoşunuza gidiyor mu? derken Emma'nın üzerine o kadar eğildi ki. bu işten anladığını göstermek için. şantözün oyununu da fazla abartmalı buluyordu. çünkü üçüncü perde başlıyordu. Kızın saçları darmadağın olmuş: Sahne pek trajik olacak herhalde. son perdede tamamıyle ha-rikuladeymiş. boğuluyorum. pek uzun. Emma. M. eczacılardaki iskambil oyunlarını. belki.. M. Ashton ile uşağı arasında geçen sahne. Şimdiye kadar Tamburini'yi. Nasıl! Siz burada mısınız? Salondan biri: — Susun! diye bağırdı. pek gizli.

tıpkı korsesinin astarındaki zıh gibi. bir şahikaydı! O zaman Charles ısrar etti: — Pazar günü dönersin. değil mi. kesesini çıkardı. Emma onun gelmesinden hiç telaşa düşmedi. böyle yapmakla hata ediyorsun. düşün daha. göz kamaştırdığından peşinen emin olarak. Monsieur ve Madame Bovary'den ayrılırken. fakat Emma için böyle bir zorunluluk olmadığını söyledi. Beriki dostça bir aldırmazlık hareketi yaptı ve şapkasını alırken: — Anlaştık. zaten noterliğin bir işi için Yonville'e gitmek zorunda olduğunu söyledi. Fakat yavaş yavaş bu duygu zayıfladı. Katedralde saat on bir buçuğu çalarken.. odasında kitap okurken veya akşamları Luxembourg Bahçesi'nin ıhlamurları altında otururken. bunda kusur etmeyeceğini. Fevkalade bir şeydi.. yanakları solmuş. Nefse itimat. fakat burada. Emma'ya sahip olmayı istemenin. sünepeliği kadar çıtkırıldımlığı yüzünden de. Yukarı çıktı. hukuk tahsil etmekle beraber. kanun kitabını yere bırakır ve Emma'nın anısı aklına gelirdi. Ertesi gün. Charles bir kez daha kendisinin fazla kalamayacağını. vakit vakit bize akşam yemeğine de gelirsiniz? 236 MADAME BOVARY Noter kâtibi. Rouen'da. bilakis. Emma garip bir tebessümle: — Doğrusu. Bovary. Bir uşak: — Monsieur burada yok. dedi. dördüncü kattaki gibi konuşulmaz ve zengin bir kadının iffetini. beklenmedik bir ümit kapısı açan bu fırsat karşısında. Bu arada etraftaki masalar boşalıyordu. dedi. etrafındaki kağıt paraları korur. altta yaşamaya devam etse bile. ÜÇÜNCÜ KISIM I M. Chaumfere'e de oldukça devam etmişti. Üniversiteli gençlerin en aklı başında olanıydı: Saçları ne fazla uzun. rıhtım üzerinde. hanın mutfağına girdi. Saint-Herbland geçidi önünde birbirlerinden ayrıldılar. boğazı kurumuş. Paris sokaklarının asfaltını rugan ayakkabısıyle çiğnemeyen herkesi küçümseyerek taşraya dönüyordu. Le"on. hiç şüphesiz. hayli yıpranmıştı. — Öyle ise. dantelalı bir Parisli kadının yanında olsaydı bu zavallı kâtipçik. dedi. bazen nereye indiklerini söylemediklerinden dolayı kendisinden özür diledi. garsonlardan biri sezdirmeden gelip arkalarında durdu. hafif sesle: — Gerçekten üzüldüm.. meşhur bir doktorun salonunda. 238 MADAME BOVARY Gece. vaziyeti kavrayan Charles. bilmiyorum ki. dedi. bundan kendini hep korumuştu. sonra Kızıl Haç'a girdiklerini görüRce yüz-geri etmiş ve bütün geceyi bir plan düşünmekle geçirmişti. içinde hayali dallara asılı bir altın yemiş gibi sallanan bir belirsiz vaat vardı. hiçbir şeyin durduramadığı p korkaklara özgü kararlılıkla. profesörleriyle de arası daha iyiydi.Genç adam. vaziyete bağlıdır: Binanın asma katında. diye kekeledi. bu hekimciğin karısı önünde. Leon onların peşine takılmış. haydi kararını ver! Birazcık olsun hoşuna gideceğini umuyorsan. Çoğu zaman.. oyunun son parçasında Lagardy'nin başarısını övmeye başladı. üstüne başka emeller ve hırslar yığıldı. çocuk gibi tir tir titrerdi. kendini gayet rahat hissediyordu. buna bir karar vermenin artık zamanı geldi diye düşündü. ümidini kaybetmiyordu.. hatta hesaptan başka. Sonra. yarın saat altıda. saat beşe doğru. manevrayı da değiştirerek. umarım ki. İfrata kaçmaya gelince. Zaten utangaçlığı da.. üç aylık harçlığını ayın birinci günü yeyip bitirmezdi. Nişanları ve arabası olan bir zatın. orada kendisini kibar tavırlı bulan işçi kızları arasında epey de süksesi olmuştu. noter kâtibi hemen kolunu yakaladı. Leon: . ne de fazla kısaydı. Üç yıl süren bir ayrılıkten sonra onu tekrar görünce ihtirası uyandı. deli dolu insanlarla düşe kalka. çünkü Leon. Bu ona iyi bir alâmet gibi göründü. masaya bıraktığınız para. kendilerine refakat eden Leon'a: — Mademki şimdi yine bizim memleketli oldunuz.. geceler insana öğüt verir derler. masanın mermeri üzerine iki beyaz sikke çınlatmayı da unutmadı..

hata ediyorum. saçlarının topuzunu eski bir koltuğun arkalığına dayamıştı. sonra da hepsini yırtıyordum. Sonra. — Zannediyorum ki. Köşe başlarında bazı kadınları size benzetiyor. Açık başı. her biri. diye ilave etti. O. — Nasıl ettiniz? Leon. şu dünyadaki sevgilerin bayağılığı ve kalbin daima gömülü kaldığı ebedi yalnızlık üzerinde uzun uzadıya durdu. Leon da kendisini unutmuş olduğunu söylemedi. Kollarını kavuşturup başını eğerek. — Yok yok... asla! Asla! İçlerinde birer damla yaş belirten güzel gözlerini tavana doğru kaldırarak: — Ah bilseniz. 240 MADAME BOVARY Emma onu. tahsili boyunca sıkıntıdan hafakanlar geçirdiğini anlattı. bitmez tükenmez dertlerimle canınızı sıkıyorum. Çözük saçları üstünde unutma beni çiçekleri. terliklerinin fiyongu-na bakıyor. dedi. Emma: — Affedersiniz. basma resimler satan bir dükkâncıda. Emma cevap vermedi. Emma. Emma.. başka sahaları daha cazip buluyor. böyle olmayacak zevklere alışması hiç doğru değil. MADAME BOVARY 239 Emma bir başkasını delicesine sevmiş olduğunu itiraf etmedi. alıp başımı. bir ince örtünün dalgalandığı bütün kira arabalarının peşi sıra koşuyordum. Madame Bovary. sözünü kesmeden konuşturmaya kararlı görünüyordu. kadın değilsiniz ki siz.. genç adam. kalabalığın gürültüsü içine atıyordum kendimi. neler hayal ettiğimi! — Ya ben! Ben de çok acı çektim. Fakat erkeklerin de dertleri vardı. Usûl onu sinirlendiriyor. her mektubunda canını sıkmaktan geri kalmıyordu. ama hata ettim. derhal. Maskeli balolardan sonra. öğleye kadar şehrin bütün otellerini bir bir dolaşıp kendisini aradığını söyledi. sanki yalnızlıklarını büsbütün daraltmak ister gibi. terliklerinin sateni içinde oynatıyordu. Leon. dudaklarında peyda olduğunu hissettiği o dayanılmaz tebessümü göstermesin diye başını çevirdi. öyle mi? Emma: — Evet. aynaya aksediyordu. herhalde Emma'nm hatırına gelmiyordu. ortasındaki. konuştukça. size mektuplar yazıyor. sabah sabah sevgilisinin şatosuna doğru çayırlardan koşarak gittiği eski randevular da. — Demek kalmaya karar verdiniz. Ama yine de içini çekti: . bunun rasgele bir içgüdünün itişiyle olduğunu iddia etti. pazenden bir sabahlık giymiş. Beni bir şeyler hep oraya sürüklü-yordu. bir ilham perisini gösteren bir İtalyan gravürü vardı. Leon: — Çoğu kez. Arkasında. Bulvarda. peşimi bırakmayan musallat fikirden kurtulamayarak. duvarın sarı kağıdı yaldızlı bir fon gibiydi. budalalığını örtbas etmek için. Her ikisi de ıstıraplarının nedenlerini daha açıkça belirtiyorlar. Göze girmek için veya kendisini de hüzne düşüren bu melankoliyi safcasına taklit ile. İnsanın etrafında bin bir gaile varken. — Hayır. oda ise. hamal kıyafetine girmiş kadınlarla yediği yemekleri belki hatırlamıyordu. titreyen bir sesle: — O resim biraz size benziyordu. ayak parmaklarını. kapılarında sizinkini andıran bir şalın. Emma gülümsemeye başladı.. dedi. dedi. bu karşılıklı dert yanmanın artan harareti ile biraz daha coşuyordu.beyaz ayırma çizgisi ve buklelerinin altından taşan kulak uçlanyle.— Ama ben tahmin ettim. Çoğu kez sokağa çıkıyor. dedi. Fakat bazen fikirlerinin eksik kalan ifadesi karşısında duraklıyorlar ve ona tercüman olabilecek bir cümle bulmaya çalışıyorlardı. kolsuz bir elbiseye sarınmış. resmin karşısında saatlerce kaldığımı bilirim. konuşmaya bazı felsefi düşüncelerle girişildi. devam etti: — Bazen bir tesadüfün sizi karşıma çıkaracağını hayal ediyordum. zaman zaman. aya bakıyordu. annesi ise. ufacıktı. rıhtım boyunca sürükleniyordum. Şehrin gürültüsü oraya kadar pek az geliyordu..

Leon bekliyordu. Siz bir dükkâna girince. Doğru!. bu kadar yaşlanmış oldu-. Örneğin. hatta bir gece öldüğü vakit kendisine Emma'dan hatıra kalan kadife çizgili o güzel battaniye içinde defnedilmesini vasiyetnamesine yazmıştı. çıkmak üzereydiniz. Lcon. Bakışlarını karartan o kederli düşünce yığını mavi gözlerinden sıyrılıp gitti. bir seferinde size gelmiştim. — Niçin mi? Tereddüt ediyordu. diyordu. bir türlü tatmin edemediği.— Asıl acınacak şey. fakat yine de. odasının mobilyalarını. Leon. ne yazıktı! Şimdi artık ıstırap çekmezdi.. filbahardan beşiği. Sonra. — Bilir misiniz . kiliseler ve büyük metruk konaklarla dolu Beauvoisine mahallesinde değişik saatlerin sekizi çaldığım işittiler... — Aşağıda. benim için.. ne sizi.. hiçbir yerde hiçbir meslek göremiyorum. siz hiç buyurun demeden. hatta başınızda küçük mavi çiçekli bir şapka vardı. — Heyhat! Erkeklere buna benzer kutsi vazifeler verilmiyor. arkanızdan kapanan o kocaman ağır kapının karşısında aptal gibi kalakaldırıldı. her an. son basamakta bulunuyordunuz. Emma elini Leon'a uzatarak: — Zavallı dostum. Emma. sözünü kesti ve ölmesine ramak kaldığı hastalığından şikâyete başladı. Artık konuşmuyorlardı. zevk ve kederlerini bir tek kelime Me' özetlemiş oldukları o mazideki hayatın ehemmiyetsiz haMADAME BOVARY 241 diselerini birbirlerine anlattılar. vazifeyi ve insanın kendisini sessizce kurban etmesini övmeye başladı. hayatımı esir eden. — Ya bizim o zavallı kaktüsler ne oldu acaba? — Bu yıl kış hepsini kuruttu. sofadaydınız. Bu. Emma' nın giydiği elbiseleri. bütün yüzü parladı. hastanede çalışan bir rahibe olmayı ne kadar isterdim. kendisi de.onları ne kadar düşündüm? Çoğu zaman. sesli bir şey çıkıyormuş gibi. dedi. değil mi? Eğer ıstıraplarımız birisine yarayabil-seydi. ama herhalde hatırlamıyorsunuzdur? — Hatırlıyorum. diye sordu. Madame Bovary. karşılıklı. Fakat Emma bu battaniye hikayesine: — Niçin?. onu alıp götüren bir his ummanı gibi bir şeydi. adımlarımı size uydurmuş.. engel atladığından dolayı sevinerek. aptallık ettiğimin biraz daha farkına varıyordum. belki hekimlik. hisleri daima çekip uzatan bir hadde aletiydi. devam edin. ben sokakta kalıyordum. fakat birbirlerine bakarlarken. O zaman her ikisi de. Emma: — Bilmezsiniz. onu dinlerken. gözümde canlandırıyordum. çünkü her ikisi de. hemen elin üzerine dudaklarını yapıştırdı.takip etmeye cesaret ederek. alçak bir sesle vakit vakit: — Evet. Madame Tu-vache'ın kapısını çaldınız. benim gibi. lüzumsuz bir ömrü sürüklemektir. bütün evi hatırlıyordu. onları öyle. hatırlanan bütün bu şeyler. kapıyı açtılar. sanki sabit gözbebeklerinden. ben de. dedi. kafalarının içinde bir uğultu . — Çünkü sizi çok sevmiştim! Leon. hafifçe omuz silkerek. İçini çeke çeke kokladıktan sonra da: — O zamanlar siz. fazileti. göz ucuyle Emma' nın çehresini süzdü. gözleri yarı kapalı. Yatılı okullar. bu. ve iki çıplak kolunuzun çiçekler arasında dolaştığım görür gibi olurdum. inanılmaz derecede bir feragat ihtiyacı içindeydi. ona hayatı çekip uzatıyor gibi geliyordu. üzerine bugün mazilerini ayarladıkları böyle bir ideale göre yaşamış olmak isterlerdi. gidiyordum.. güneş pancurlara vurunca ne halde iseler. Nihayet Emma cevap verdi: — Ben de bunu sezer gibi olmuştum zaten. ğuna şaşıyordu. ne de yanınızdan ayrılmak isteyerek. Zaten göz... eldivenlerinizi çıkardığınızı ve tez¦ gâhın üzerinde para saydığınızı görüyordum. âdeta rüzgârın çıkıp gökyüzünü bulutlardan temizlemesi gibi bir şey oldu. eskiden yaz sabahları.. camekândan. bir fedakârlık yapmış olmak düşüncesiyle kendimizi teselli ederdik. Leon derhal mezarın sükûtuna gıpta etti. ne olduğunu anlayamadığım bir kuvvettiniz.. elimde olmadan yanınız sıra yürüdüm. dedi. Bununla beraber. Ölmemiş olması. doğru. doğru!. Le"on.

tesadüfün lüt-fuyle daha önceden tanışarak. ne kadar geç olmuş. yarı yarıya karanlığa gömülü. ertesi gün mutlaka kasabaya dönecekti. Artık fırsatı kaçırmıştı. Emma: — Acaba. Hem sonra. Emma* nm yüreğine müphem bir korku düştü. Birbirlerinin elini tutuyorlar ve mazi. mühim bir şey. siz de onları seveceksiniz. — Ama sizi tekrar görmem lazım. biz hâlâ gevezelik ediyoruz. imkânsız bu! Bilseniz. Lor-meaux. ö yanağa dudaklarını koymak için âdeta can atıyordu. Leon: — Ne hülya! diye mırıldandı.. tadacakları saadeti düşünüyor ve ümitsizliğe düşüyordu. onun titreyen ellerle denediği ürkek okşamaları da hafifçe itiyordu. O zaman.— Peki? dedi. dedi. Orada. ideal varlıkları anlamanın güç olduğunu söyledi.. Leon geri çekilerek: — Ah. Kollarını açarak kendisine doğru ilerleyen Rodolphe'un cüretinden çok daha tehlikeli olan bu utangaçlık karşısında. gitti! Zavallı Bovary de beni bunun için burada bırakfaydı! GrandPont sokağındaki M. Emma: — Ben de onu düşündüm bazen. Emma'nın ne demek istediğini anladı ve şapkasını aramaya başladı. sevecek. — Sizi sevdiğim kadar değil! — Çocuksunuz siz! Haydi. ilave etti: — Yeniden başlamamıza kim engel olabilir ki?.. dedi. sivri çatılar arasında siyah bir gökyüzü parçası görülüyordu... dedi. İner çıkar pencereden. gelecek. kansıyle birlikte beni tiyatroya götürecekti güya..duyuyorlardı. Dinleyin beni. Yanağının o tatlı derisi —Emma'nın düşüncesine göre— kendisine duyduğu arzu ile kızarıyordu ve kadın. size diyeceklerim var.. — Ben operayı bile unuttum. — Hayır. her şey bu MB 16 242 MADAME BOVARY vecd halinin tatlılığı içinde birbirine karışıyordu. Nesi Kulesi'ne ait dört sahneyi gösteren dört taşbas-ması resmin kaba renkleri.. hayır.. . kesilen konuşmayı nasıl bağlayacağını düşünüyordu ki. Le"on: — Sahi mi? dedi. t_ Emma yerinden kalkarak konsolun üzerindeki iki mumu yaktı. Beni hâlâ anlamadınız mı? Hâlâ tahmin etmediniz mi?. Uzun beyaz kuşağının mavi kenarını elinde kibarca evirip çevirerek. Hiçbir erkek kendisine Leon kadar güzel görünmemişti. zaten gidemezsiniz. dostum. sanki vakti öğrenmek istiyormuş gibi. — Ne gibi? — Ciddi. affedersiniz. çözülmez bağlarla birbirlerine bağlanmış olsalardı. sonra tekrar oturdu. Beni unutunuz! Sizi başka kadmlau. duvar saatine eğilerek: — Aman Allahım.. Ben çok yaşlandım. duvarlar üzerinde koyulaşıyordu. Emma: — Peki? diye cevap verdi. Halinde nefis bir saflık vardı.. Gece. hâlâ parlamaktaydı. uslu olalım! Ben böyle istiyorum! Ona sevişmelerinin imkânsızlığını anlattı. — Evet. şimdiye kadar hiç kimsenin bana böyle duygular ifade etmemesi nereden geliyor? Noter kâtibi hemen.. Siz ise çok gençsiniz.. Kendisi daha ilk görüşte onu sevmişti. Acaba ciddi olarak mı böyle söylüyordu? Baştan'çıkmanın büyüsü ve buna karşı koymanın zorunluluğuna kendini kaptırmış olan Emma da hiç şüphesiz bunun farkında değildi.. dedi. hayır. hatırlamalar ve hülyalar. İndirdiği ince uzun kirpikleri kıvır kıvır oluyordu. Genç adamı MADAME BOVARY 243 yumuşak bakışlarla seyrederken. altlarında İspanyolca ve Fransızca izahatla. Leon. Leon: . eskisi gibi kardeşçe bir dostluk çerçevesi içinde kalmaları lazımdı. Leon.

eşikte duruyordu. Kuyumcu dükkânlarının camekân-larında gümüş takımlar panldıyordu. Ertesi gün Leon. tekrar bozdu. — Öyleyse. kilisenin meraka değer özelliklerini görmek istemezler mi? . Öpücükler çoğaldıkça. Berberin dokuzu gösteren guguklu saatine bakarak: — Daha pek erken. kendi saadetleri-için. Emma bir baş işaretiyle cevap verdi ve bir kuş gibi. dedi. buralı değiller herhalde. burada olmaz.. ne yapacağını şaşırıp kaldı. kaldırım taşlarını çevreleyen. dedi. Kavas. randevuya gelmeyeceğine dair. iskarpinlerine. üç adım geriledi. kararlı adımlarla katedrale daldı. soldaki büyük kapının ortasında. Kendi kendine: — Nasıl olsa gelecek. ah. Menekşeleri koklarken. bir kuş sürüsü fırdolayı dönüp duruyordu. Güzel bir yaz sabahıydı. Gece. Bu bakışlarda sadece dondurucu bir haşmet vardı. çıktı. katedralde. bir yaprak sigarası içti. karanfiller. yeşil elbisesini giydi. dans eden Marianne'm altında. — Pekâlâ! Durdu. ıslak yeşilMADAME BOVARY 245 likler ve kuşlara mahsus kedi otları ve kırmızı fare kulaklarıyle yer yer birbirlerinden aralıklı dikilmiş güller. Bununla beraber. Sonra titrek bir sesle fısıldadı: — Yarına. birbirlerini görmemeleri lazımdı. elinde baston. Bir kadın için ilk defa çiçek satın alıyordu. ne kadar levantası varsa hepsini mendiline boşalttı. hep şaka! Yeter. başlan açık. — Nerede isterseniz. mukaddes kaptan daha parıltılı. bir defa daha. zerafeti daha tabii olsun diye.. siz çıldırmışsınız. dedi. Emma ellerini çekti. Beyaz pantolonunu. kendim veririm eline. sonra fikrini değiştirerek: — Ama. LĞon. Lyon'a yaklaştı ve kilise adamlannın çocuklan soruya çekerken takındıkları yapmacık bir güler yüzlülükle: — Monsieur. geniş şemsiyeler altında ve kavun yığınları arasında satıcı kadınlar. Leon. hep şaka. Her ikisi de ayakta duruyordu. boynuna doğru uzandı ve ensesini uzun uzun öptü. görülmekten korkuyordu. bir başkasına sunmak istediği bu iltifata sanki kendisi mazhar oluyormuş gibi. diyordu.. yandaki odaya kaçtı. sonu gelmez bir mektup yazdı. gökyüzünde. bir tek defa. Emma kesik kesik. Genç adam bir demet menekşe aldı. Düşündü ve sonra kestirip attı: 244 MADAME BOVARY — Yarın. katedrale eğri gelen ışık. noter kâtibine. bağrışmalarla dolup taşan meydanda. O aralık kilisenin kavası. nergisler ve çuha çiçekleri kokuyordu. Emma'nm ellerini yakalayarak: — Orada olacağım.. yonca yaprağı biçimindeki kuleciklerin arasında. yeter! Bana acıyın da sizi bir kere daha göreyim. yaseminler. Kadın başını eğince. — Ah.. hem de birkaç kat cila sürdü. menekşe demetlerini kağıda san-yorlardı. Notre-Dame'ın sahanlığına doğru yürüdü. omuzunun üstünden başını uzatarak. Eski bir moda mecmuasını okudu.. üç sokaktan geçti. kıvrak gülüşlerle: — Siz çıldırmışsınız. Acaba Monsieur. kadının gözlerinde bir muvafakat ifadesi aradı. gri renkteki taşların kırık yerlerine parıltılar serpiştiriyordu. vaktin geldiğini düşündü ve ağır ağır. sonra saçlarını kıvırttı ve arkasından da. başında tüylü şapkası. diye düşündü. bir kardinalden daha azametli. belinde kılıç. Dışarı çıkmak üzere. saat on birde. göğsü gururla kabardı. ince çoraplarını.— Halbuki pekâlâ konuşuyorsunuz işte. Fakat mektubu kapattıktan sonra. Leon. Leon'un adresini bilmediği için. penceresi açık balkonda şarkı mırıldanarak. Ortada çeşme şırıldıyor. Emma'nın arkasınday-dı. artık her şey bitmişti.

Le"on. altın gözlüğü. malta taşları üzerine. az sonra gelecekti. mermer kenarda kırılarak. çünkü Emma bir türlü duanın sonunu getirmiyordu. herhalde buralı değiller? Madame. bir. âdeta kendisini soymak. mezarlara.. kiliseyi tek başına temaşaya kalkışan bu adama karşı içinden kızıyordu. Fakat resimlerin aksi. iç çekişlerini andıran sesler geliyor. balıkların pullarını ve mintanların iliklerini saydı. neyi bulursa ona sarılmak ihtiyacındaydı. Kavas. bir siyah kısa pelerin. bir zangoç. Tam o sırada kavas hızlı hızlı geldi: MADAME BOVARY 247 — Madame. volanlı elbisesi. Emma ortada yoktu. Dışarının bol güneşi. Zaman zaman. işi acele sofular gibi. 246 MADAME BOVARY güzel ve canayakın. onun etrafında. hayır! Ve şiddetle elini çekerek. Allanın inayetine mazhar olmak için de. şapka kurdelesi. hızlı hızlı yürüyordu. Ama yine Emma gelmiyordu. yüzünü ışığa boğmak için parıldıyor ve buhurdanlar. LĞon'un bu hareketi ona canavarca bir iş. Emma'ydı! Leon kalktı ve kendisine doğru koştu. telaşlı.. dedi. ojivlerin başlangıcı ve renkli büyük camların bir kısmiyle. artık gidiyorlardı. kilisenin meraka değer hususiyetlerini görmek istemezler mi acaba? Noter kâtibi: — Hayır. Hazreti Meryem hücresine girdi ve bir iskemle üstünde diz çökerek dua etmeye başladı. Bunun üzerine kavas. daha ileride. orada. alacalı bir halı gibi seriliyordu. kiliseye dalıyordu. Fakat iri taşlar üzerinde bir ipek hışırtısı. dedi. Emma: — Neden olmasın? Çünkü sallanmakta olan iffeti yüzünden Hazreti Meryem'e. Emma dua ediyordu. büyük renkli pencere camları. kendini dua etmeye zorluyordu. Billur avizeler hareketsiz sarkıyordu. Genç adam. gözlerini mihraptaki dolabın ihtişamıyle dolduruyor. bir melek gibi güzel kokuların dumanı içinde görünsün diye. yan hücrelerden. daha doğrusu. Leon bir iskemleye oturdu. dua okunan yere kadar geldi. Emma. büyük vazolarda açmış beyaz çayır çiçeklerinin kokusunu içine çekiyor. ama sonra onu. Evvela kilisenin yan kısımlarını şöyle bir dolaştı. Andaluzyalı bir markiz gibi kendini duaya kaptırmış görmekten bir başka zevk duydu. mihraba yandan diz bükerek geçip gidiyordu. ne de işlemesi olan siyah kaldırım taşlarından büyük bir daireyi göstererek azametle: . kalbine gökyüzünden ani bir karar nazil olmasını umarak. kapanan bir parmaklığın yüksek kubbeler altında yankıları devam eden gürültüsü katılıyordu. Uzun uzun. karanlıkta. Hayat kendisine hiçbir zaman bu kadar güzel görünmemişti. kilisenin yürek çarpıntısını daha da artıran sessizliğine kulak kabartıyordu. muazzam bir aşk odası olmaya hazırlanıyordu. içi dolu mukaddes kaplara aksediyordu. düşüncesi Emma'nın peşinde dolaşıp duruyordu. Emma'nın yüzü solgundu. mavi camları üzerinde kayıkçıların sepetler taşıdığı görülen bir büyük pencereye gözleri ilişti. randevunun ortasında. çok geçmeden de canı sıkıldı. bunlara. dipte. Emma yerinden doğruldu. onları meydanın yanındaki methale götürdü ve kendilerine bastonuyle. Kilise. bir kenarda. kilisenin karanlık yerlerinden bazen. üç açık kapıdan. Bu. ciddi adımlarla. hemen hemen Allaha küfretmek gibi geliyordu. ama. bu sofu kadın fantezisine kızdı. Leon'a bir kağıt uzatarak: — Okuyunuz. Kubbe altlan. üç muazzam şua halinde. dikkatle baktı. duvar boyunca yürüyordu. aşkının itirafını dinlemek için eğiliyor. Leon' un tatmadığı bin bir zerafet ve baştan çıkan faziletin o anlatılmaz cazibesi içinde.Le"on: — Hayır. bu arada. Kubbeli taban. kendisini takibeden bakışları gözetleyerek. Döndü. üstünde ne yazısı. Dua yerinde bir gümüş lamba yanıyor. incecik fotinleriyle. usulüne uygun olarak. heykeller. dedi. Sonra kapıya gelip meydana baktı. yanmaya hazır duruyordu.

şaha kalkmış bir atın üzerinde gördüğünüz zırhlara bürünmüş bu asilzade ise. Monsen-yörün piskoposluk makamı altına. arkalarında. Leon: — Teşekkür ederim. bir kelime bile söylemeye. nereye gidiyoruz? diyordu. güzel Ambroise çanının çevresi. topyekûn bir izah jestiyle kollarını uzattı ve sıra sıra desteğe alınmış yemiş ağaçlarını gösteren bir çiftlik sahibinden daha gururlu: — Bu alelade taşın altında. Emma: — Peki. Baştan başa dökme demirden. dedi. ¦ Leon kiilseden dışarı fırlarken homurdanıyordu: .. — Monsieur! — Ne var? Bu. dedi. kavastı. Valentinois düşesi. 16 temmuz 1465 tarihinde Montlhery muharebesinde ölen. muntaMADAME BOVARY 249 zam aralıklı bir baston takırtısıyle. Uzun bir iç çekme ile: — Bu. kolunda bir çocuk taşıyan kadın ise. birinin nefes nefese geldiğini duydular. Hazreti Meryem'dir. koltuğunun altına sıkıştırdığı yirmi kadar ciltsiz kalın kitabı karniyle de destekleyerek getiriyordu. 1499'da doğmuş. — Sağda. Fakat Leon hızla cebinden bir gümüş para çıkardı ve Em-ma'yı kolundan yakaladı. onun torunu. gevezelikle kayıtsızlığın bu çifte inadı karşısında cesaretinin tükendiğini hissediyordu. kralın mabeyincisi. Mauny baronu. Madame Bo-. Breval ve Mont-chauvet beyi. Varrenne ve Brissac beyi Pierre de Bre'ze yatıyor. Breze kontesi. Şimdi. onlardan birkaçını yerinden kaldırdı ve kötü yapılmış bir heykel olması muhtemel bulunan bir nevi külçeyi meydana çıkardı. Bütün Avrupa'da bir eşi daha yoktu. Hiç durmadan. boyuna konuşarak. eskiden İngiltere kralı ve Normandiya dukası Arslan Yürekli Richard'ın mezarını süslüyordu. şaşırdı kaldı: — Ama. vary parmağını mukaddes suda ıslatırken. şimdi de delifişek bir kazancının marifeti ile katedralin tepesine gelip konuvermiş o sipsivri bir kafesi andıran veya ajurlu bir bacaya benzeyen şeyden buhar olup havaya karışacak gibi geldi ona. Buradaki. 25 temmuz 1531'de. yerinde tepiniyordu. Ebedi kılavuz devam ediyordu: 248 MADAME BOVARY — Onun yanında gördüğünüz şu diz çökmüş ağlayan kadın ise karışıdır. Monsieur. İşte. onu bu hale getirdiler. Madame Bovary gözlüğünü eline aldı. kitabede de görüldüğü gibi. Fakirlere otuz bin altın ekü dağıtılmasını vasiyet etmiştir. yabancının göreceği daha birçok şey varken.İşte. İkisi de kardinal ve Rouen başpiskoposuydular. katedrale çok iyilik etti. iki saatten beri kilisede taş gibi "hareketsiz kalmış olan aşkı. sevinçten ölmüştür. Tam kırk bin libre geliyordu. Monsenyörün ikametgâhına gitmek için geçtiği kapı.. dedi. Kavas. sonra. bir tek harekette bulunmaya kalkış-maksızın. Bunlar. Louis' nin nazırıydı. Kavas yürümeye başladı. âlem. Monsieur. katedralden bahseden eserlerdi. Hiçliğin bundan daha mükemmel bir timsalini görmek mümkün olamaz. şu tarafa dönünüz: İşte Ambroise'ların mezarları. Emma ile Leon'u içi parmaklıklarla dolu bir hücreye soktu. O çanı döken işçi. Mısır'daki en yüksek ehramdan yalnız dokuz ayak noksan.. Leon dönüp baktı. toprağa gömmüşlerdi. Diane de Poitiers'dir. Leon kaçıyordu. Calvin'ciler. çan kulesinin âlemi. hareketsiz. Leon cevap vermeksizin hızlı hızlı yürüyordu. Maulevrier kontu. bir pazar günü vefat eden Louis de Breze'dir. Kötülük olsun diye. — Monsieur hata ediyorlar! Yerden itibaren yüksekliği tam dört yüz kırk ayaktır.— . zira neredeyse. Nor-mandiya valisi... tekrar Hazreti Meryem'in hücresine gelince. kral XII. 1566'da ölmüştür. değil mi? . ona bakıyor. Leon: — Gidelim. ordre şövalyesi ve dedesi gibi Normandiya valisi olup. dedi. Leon dudaklarını ısırarak. Poitou büyük Mareşali. mezara inmeye hazır duran bu adam yine aynı şahıstır. âlem!. dedi. bu zamansız cömertliği anlamayarak. solda. Geçelim de Gargouille'u gösteren renkli pencere camını görelim. Altında da. Leon ise.

Araba yeniden harekete geçti. hafif tırısla devam etti. hayır. Aynı ses. Le"on. Gümrük önüne. Müşterilerini hangi hareket çılgınlığının böyle durmamacasına yollara düşürdüğünü bir türlü anlayamıyordu. sarmaşıklarla yemyeşil bir taraça üzerinde. Aynı ses: — Hayır. Napoleon rıhtımını. Le*on.. Eşikte kalmış olan kavas onlara seslendi: — Hiç olmazsa kuzey kapısından çıkın. ulu karaağaçlar arasından. parmaklıklardan dışarı çıktı ve ağaçlıklı yola gelince. Saint-Vivien.. Saint-Nicaise önüne. Arabacı: — Monsieur nereye gidecek? diye sordu. pek yakışıksız olur! Noter kâtibi: — Neden olsun. olur mu. İçeriden gelen bir ses: — Devam ediniz! dedi. birdenbire. Araba derhal harekete gelerek. rasgele. nünü. cennet. Maladrerie sokağına. dirilişi. meşin şapkasını dizleri arasına koydu. Emma bu söz üzerine.. diye bağırdı. daha öfkeli: —: Yürüsenize! diye haykırdı. Çocuk. Bazen mahsus duraklar gibi oluyor. köprüyü bir kez daha aştı. Grande-Chausse ve Elbeuf sokağından geçti ve nebatat bahçesi önünde. Sonra ciddi bir eda ile: — Biliyor musunuz. Arabacı alnını sildi. MADAME BOVARY 251 Limanda. Sotteville. Oyssel tarafından. Champ-de-Mars Meydanı'nı ve siyah ceketli ihtiyarların. yeni köprüyü geçti ve Pierre Corneille'in heykeli önünde zınk diye durdu. birkaç dakika yalnız kaldılar. Curandiers rıhtımı ve Meules rıhtımından geçti. bir sıçrayışta. Saint-Sever. susuzluktan. kurşun gibi Quatre-Vents sokağından fırladı. sınır taşlarının bulunduğu köşelerde. Karşı karşıya. dedi. ne yapacaklarını biraz şaşırmış. kendini inişe bırakarak. Saint-Romain.. Arabacı. Gargan tepesine. Kral David'i ve cehennemin alevleri içindeki lanetleri görürsünüz. Tekrar döndü ve artık niyetsiz ve istikametsiz. — Ah! Leon. çimenlerin yakınma sürdü. Dinanderie sokağına. Nihayet araba göründü. Cauchoise bulvarını. mukavemet edilmez bir delil karşısındaymış gibi pes etti.. Büyük köprü sokağından indi. Trois -Pipes'e ve Cimetiere Monumental'e uğradı. ter içinde kalmış iki sıska beygirine şöyle temiz birer kırbaç savuruyordu. gezintiye devam etti. keyfi kaçmış. bilmem ki. Base-Vieille-Tour'a. şehirliler. fakat derhal arkadan öfkeli haykırmaların yükseldiğini işitiyordu. O zaman. bir mezar gibi sımsıkı kapalı ve bir gemi gibi . gitti. sonra Deville yamaçlarına kadar bütün Mont-Riboudet'yi dolaştı. Nazlanıyordu. Hantal araba yola düzüldü. doğrusu. yorgunluktan ve kederden âdeta ağlamaklı olmuş. arabasını yan yolların ötesine. ceza gü-. Araba nehir boyunca.. Bouvreuil bulvarından çıktı. sokaklarda. kuru taşlar döşeli yedekçi yolundan ilerledi. dörtnala şimendifer istasyonuna girdi. hep yerinde. Saint-Maclou. Fakat. Gaillardbois meydanına.— Hay budala! Küçük bir çocuk sahanlıkta haylazlık ediyordu: — Git de bana bir araba getir. Saint-Pol'e. güneşte bir aşağı bir yukarı gezindikleri hastane bahçelerini arkada bıraktı. Emma'nm tekrar kiliseye girmesinden korkuyordu. dosdoğru gidin! Araba. Rouge-Mare'a. üçüncü defa olarak durdu. nehir kenarına. yük arabalârıyle variller arasında. sanatlar meydanını. dedi. şuraya buraya çarparak. sarsıntılara aldırmaksızın. La Fayette kavşağından iti250 MADAME BOVARY baren. adaların ötesine kadar uzun uzun yol aldı. Quatremares. Ama araba bir türlü gelmiyordu. kayıtsız. küçük perdeleri inik bir arabanın. vakit vakit meyhanelere ümitsizce bakıyordu. Emma'yı arabaya sokarak: — Nereye isterseniz. Paris'te olağan bir şey bu. Lescure'e.

Bunlar. ayakta. Eczacı. şuruplar. tencereler kaynıyor. Sonra saat altıya doğru. her şeyin yeri ayrıdır. Madame Homais: . durmamacasına aynı yerlerden geçmesi gibi taşrada benzeri görülmemiş bir hadiseye afallamış. hem de kapaklı bir tencere ha! Belki bir daha onu kullanamayacağım! Bizim mesleğin nazik işlerinde her şeyin ehemmiyeti MADAME BOVARY 253 vardır. git de Capharnaüm'den al diye? — Ne olmuş? Ne var? — Ne mi var? Reçel yapılıyor. beyaz kelebekler gibi. Arabacıyı sıkıştırarak. aşçı kadın da arabanın vasistasına kadar uzanarak. ilaçlar. Hiç kimse bu odaya ayak basamazdı. parça halinde şekerler. nihayet kalkıp gitmişti. yalnız sevdiği işlerle uğraşmaktan zevk aldığı bîr sığınaktı. avluda bulduğu iki tekerlekli bir arabaya bindi. Zaten Emma'yı hareket etmeye zorlayan bir şey yoktu. herkese açık olan eczanesi nasıl gururunu 'teşhir ettiği bir yerse. Sık sık sık oraya gider. ilaç imaline tahsis edilen şeyleri böyle hemen hemen ev işi denebilecek hizmetlerde kullanmaz caiz değildir. atlarını zaptetti. Git. Nihayet. çiçek açmış bir kırmızı yonca tarlasına döküldüler. Fakat eczacının dükkânı önünde çok daha geniş bir yığın herkesin hayranlığını çekiyordu. diğer yığınları aşıyordu. yakıcı alkalileri kilitlediğim anahtarı alarak ha! Oradan yedek bir tencere getirmek ha.bocalaya bocalaya. hatta Rouen Feneri. Arabada bir köşeye oturur oturmaz. şapkasının tülünü indirmiş bir kadın indi ve başını çevirmeksizin yürüdü. Bu nedenle Jus-tin'in sersemliği. hakiki bir mabet sayardı. Bu yığın. Bu kurala o kadar itaat ederdi ki. gözlerini yumdu ve bayırın altında'açtı. nerdeyse taşacaklar. Emma içeriye girdi. Charles da kendisini bekliyordu. gün ortasında. gözlerini dört açarak bakıyorlardı. ona saygısızlığın son perdesi gibi geliyor ve frenküzümlerinden daha çok kıpjkırmızı kesilerek. Süratle bavulunu hazırladı. dövülmüş şeker. Kendisini elli üç dakika beklemiş olan Hivert. buradan çıkar ve eczanenin şöhretini civara yayardı. fakat akşama döneceğine söz vermişti. bu âdeta bir hâkimin. . Homais'nin -evine gitmeniz lazım. macunlar. eldi-vensiz bir el sarı bezden perdelerin altından uzandı ve dışarıya kağıt parçaları attı. fakat şurubu kuvvetli gelmiş ki. bir eczanenin kasabalılara ait fırınlara. tembelliğinden. dedi. bir başka tencere getir diyorum. bir kamu ihtiyacının ferdi fantezilere gerekli olan üstünlüğüyle. ha252 MADAME BOVARY vada tütüp duran küçük pembe kümeler vardı. hem de diyeti olan o korkak uysallığı kendi yüreğinde hissetmeye başlamıştı. ateşte tencereler arasında. kırlık yerde. eczacı ise bağırıyordu: — Kim dedi sana. her dakika saati ve geçilen kilometreleri sorarak. ta çenelerine kadar çıkan önlükleri ve ellerinde çatallarıyle. laboratuvarda capharnaüm'un çivide asılı anahtarını alıyor. burası da Homais'nin kendisini bencilce toparlayarak. kaptan kaba devretmek. başını eğiyor. hemen M.. arabanın gümüş gibi parlayan fenerlerine güneşin tepeden vurduğu bir anda. cesaretlendirerek. çöpleri temizlenmiş frenküzümüyle dolu koyu renkte küpler. -Bu. içini de bizzat kendisi süpürürdü. aynı gün kışlık reçelini hazırladı. araba Beauvpisine mahallesinin daracık bir sokağı önünde durdu. etiket yapıştırmak. tekrarlıyordu: — Capharnaüm'den ha! Asitleri. yeniden sarıp sarmalamakla saatleri geçirirdi.. sünepeliğinden. II Madame Bovary hana varıp da yolcu arabasını göremeyince şaşırdı kaldı. Nalbantm evi önünde gerine gerine duran Felicit^'yi ta uzaktan tanıdı. Quincampoix'nin ilk evleri hizasında Kırlangıç'ı yakalamaya muvaffak oldu. rüzgârla etrafa dağıldılar ve az ötede. irili ufaklı bütün Homais'leri mutfakta buldu. Hâlâ anlamadın mı ki. Burasını basit bir depo değil. tavan arasında mesleğine ait kap kaçakla eczaların tıklım tıklım doldurduğu küçük bir odaya capharnaüm demek âdetindeydi. menkular. çünkü reçel kaynatma zamanıydı ve Yonville'de herkes. Bir defa.Sokak köşelerinde. Büyük koltuk devrilmişti. Koridorun kapısını itti. Hivert. masada teraziler. Pek acele bir mesele için. birçok kadınlarda zinanın hem cezası. Kasaba her zamanki gibi sessizdi. hana borcunu ödedi. iki havan eli arasında yere serilmiş yatıyordu. Justin. Emma. ısrarlı bir tavırla: — Madame. âdeta bir tavuğu neşterle parçalamaya benzer. içinden. Elceği-ziyle hazırladığı türlü haplar. gidiyor. Bizimki de.

ne olurdun? Ne yapardın? Yemeğini. Götür. içinde doğduğun sefalet ve pislikte küflenmeye bırakmış olsaydım vaktiyle. ruhunun nesi var nesi yoksa hepsini rasgele dışa döktüğü o buhranlardan birini geçirmekteydi. Devam etti: — Seni adam etmek vazifesini üzerime aldığımdan fena halde pişman olmaya başlıyorum. kederli bir tavırla Emma'nın sözünü kesti: — Ya. bunlarla uğraşırken rıe kadar titizlik gösterdiğimi bilmez misin? Ekseriya. karınlarında dayanılmaz sancılar başlamış gibi. Latinceden misal getiriyordu. Haydi çabuk ol! Justin'i kısacık bez ceketinin yakasından tutup sarsarken. Athalie de. Hiddetten o kadar köpürmüştü ki. Solda. ondan daha atik davrandı. nasıl söylemeli bilmem. MADAME BOVARY 255 Çocuk eğildi. Eczacı: — Hayır. redingotuna yapışarak: — Baba! Baba deyip duruyordu. kıyısındaki yosunlardan dibindeki kumlara varıncaya kadar açılıp saçılması gibi. sonra yanındaki tencereyi alacaksın! Madame Homais. hatmiyi yakın. cevap ver. ¦ Kadıncağız.. dedikleri gibi. bırakın beni. İlme zerre kadar istidadın yok! Bir etiket yapıştırmasını bile zor beceriyorsun! Sonra da. bilmiyorum. köşede hiçbir şey görmedin mi? Söyle.. tıpkı fırtınalı günlerde. Eczacı ise nefes nefese söyleniyordu: — Görüyor musun sana yapılan iyiliklere nasıl mukabele ettiğini! Sana bir baba cömertliğiyle sarf ettiğim dikkat ve ihtimamları bak nasıl mükâfatlandırıyorsun!. kendisinden ne istendiğini artık düşünmez olmuştu. kitabı yerden alarak baktı. — Bil. ellerini bitiştirerek: — Yanında ha! dedi.. burada. — Bir dakika! Biliyor musun başına ne gelecekti?. Eczacı güdüyordu: — Boşalt şu tencereyi! İçini iyice temizle. avuçlarının nasırlaşması gerek. Oh! Çok güzel! Çok güzel! Mükemmel! Resimleri de var! Yok.ki? Bir felâket! Sözünü bitiremedi. mesuliyetim aklıma gelince benim bile ödüm kopar! Çünkü. İki kelimeyi birbirinden ayıra ayıra: — Evlilikte.. Madame Homais'ye dönerek: — Beni çağırmışsınız. tâbi olduğumuz saçma mevzuat. aşk. mirasyediler gibi. parçalayın. artık sen çok oluyorsun! .. sülükleri salıverin. diyordu. Düşün. cebinden yere bir kitap düşürdü. Fakat Emma. bırakın beni. aman Allahım. Demek o şişeye dokunacaksın. karnını tıka basa doldurarak yaşıyorsun!. Şayet bilgisi olsaydı. Vay canına! Vallahi bakkal olsaymışım daha iyyimiş! Haydi bakalım! Hiçbir şeye saygı göstermeyin. içinde beyaz bir toz var. dedi. çok daha iyi hareket etmiş olurdum herhalde! Boynuzlu hayvanlara çobanlık etmekten başka bir işe yaramayacaksın. Seni. ağzı balmumuyla kapalı. demişsiniz ki. diyordu. kırın. üçüncü rafta. sargılan yırtın! Emma: — Ama. Homais. bir gün toplumun saflannda şerefle yer tutmak olanaklarını sana kim veriyor? Ama bunun için. ben olmasaydım. bağırıp çağırmaya başladılar. mavi camdan bir şişe. hükümet bizi yerden yere çalı254 MADAME BOVARY yor. yerine koy. giyeceğini. Eczacı devam etti: — Yahut bir hastayı zehirleyecektin! Ağır Ceza Mahkeme-si'ne gitmemi. ağzı bir karış açık kalmıştı. ağzından bir söz çıksın! Çocuk: . üstünde de kendi elimle yazdım-dı: Tehlikeli! Biliyor musun içinde ne olduğunu? Arsenik. diye kekeledi. bilmiyorsun! Öyle mi? Aman ben biliyorum! Bir şişe görmüşsündür.. gerçek bir Democles kılıcı gibi tepemizdedir! Emma. Fabricando fit fa-ber. Çinceden ve Groenland dilinden de misal getirebilirdi.. canım. çünkü. — Ya... küreğe asılarak ter dökmek. Okyanusun. kavanozlarda hıyar turşusu kurun. suçlular arasına oturmamı mı istiyordun? Giyotine sürüklenmemi görmek mi istiyordun? Ne yaman alışkanlığım olduğu halde. Arsenik ha? Hepimizi zehirleyecektin sen! Çocuklar.. terbiyeni.. age quod agis. evimde beyler gibi.— Sakin ol. Gözleri faltaşına dönmüş.

Allahın cezası? Dikkat et. yüzü şişmiş. ellerine geçirip okumadıklarından emin misin? Bana teminat verebilir misin ki?!. mizacının kıvamını bulmasını bekleseydin ya. konuşması gerektiğini anlayarak: — Kaç yaşındaydı baban? diye sordu. Artık sakinle-şiyordu. Zaman zaman. şimdi ne olacak? Emma. Hocais tekrar azarlamalarına başlamıştı. Fakat Charles'ın üstelemesi üzerine. ürpererek elini yüzünden geçirdi. dedi. bir ince üslup ve nezaket şaheseri haline gelmişti. kocasının dudakları dudaklarına değer değmez. soluğu kesilmiş. bilemeyeceğini gösteren bir jest yaptı... âdet yerini bulsun diye iştahı kesilmiş gibi göründü. onu törpülemiş. Emma' mn hassasiyetini korumak düşüncesiyle. Eserde öyle ilmi taraflar var ki. dedi. yuvarlamış. tedbirde pek ileri giderek. tafsilât istemekten vazgeçerek. Fakat daha sonra. kollarını kavuşturarak durdu: — Demek hiçbir kötü huyun eksik değil. Emma kapıyı çalınca. — Elli sekiz yaşındaydı. sofradan kalktığı sırada. — Yaa! Hepsi bundan ibaret kaldı. iyi eğlendin mi bari? MADAME BOVARY . iki gün önce. Eczacı. resimleri görmek istediler. M.. eczaneden çıktı. ansızın. kendi üzüntüsünü yenerek: — Dün. Eczacı parladı: — Çıkın dışarı! Çocuklar çıktılar. habere pek üzülmüş olduğunu sanıyor. Önce. Bir çeyrek saat sonra Charles: — Zavallı anneciğim. karşısında kocası. elini hiçbir şeye sürmüyordu. papazsız can verdiğine yanıyordu. Napoleon'u doğru yoldan ayıracağını hiç düşünmedin mi? Oğlum koskoca adam oldu nerdeyse. kendisini beklemekte olan Charles. Emma'yı öpmek için hafifçe eğildi. Hiç değilse. — Doğru. Madame. Charles ona. üzüntüden bitkin. Oysa. sakın dokunma Çocuklar. Sonra. Ama yine de cevap verdi: — Evet. annesinin hiçbir duygu yapmacığına başvurmaksızın hadiseyi olduğu gibi anlattığı mektubu gösterdi. uçurumun kenarındasın!. sokakta bir kahvenin kapısı önünde ölmesi nedeniyle. başını kaldırarak. belagatı silip süpürmüştü. biliyorum. hatta öğrenmesi lazımdır da diyebilirim. Yunan biçimindeki takkesiyle yelpazelenerek. gözlerini döndürerek. ötekinin hatırası canlandı. öyle mi. beyninden vurulmuş gibi. Fakat. bir yukarı gezindi. Athalie'nin yüzünü gözünü açacağını. kocasının Doudeville'de. bana bir diyeceğiniz varmış. veznine sokmuştu. karısını böyle sessiz gördükçe. karısına yeis dolu gözlerle uzun uzun bakıyordu. Emma susuyordu. Kadın yalnız. kollarını açarak ilerledi ve ağlamaklı bir sesle: — Ah.Madame Homais ilerledi: — Hayır. açılmış kitap elinde. zira M. Emma. daha sonra! Hiç değilse erkek olmayı. kafalarını altüst edeceğini. kendini de bir şeyler söylememeye zorluyordu. Ama yine. tedbir ve girizgâh. insanın okuyup öğrenmesinde sakınca yoktur. Charles. kayınpederiniz öldü! Hakikaten Bovary Efendi. Monsieur? dedi.. böylece cümle. sevgili karıcığım. Bir defasında içini çekti: — Kendisini tekrar görmek isterdim. babacan bir tavırla söyleniyordu: 256 MADAME BOVARY — Sanma ki bu kitabın tamamıyle aleyhindeyim! Yazarı hekimdi. biliyorum. söyleyeceği cümle üzerinde uzun uzadıya düşünmüş. beyin kanamasından ölmüştü. dedi. akşam yemeğinde. iri adımlarla bir aşağı. pekâlâ yemeğe başladı.. Fakat öfke. Emma: — Ama. Sonra dosdoğru çömezinin karşısına geldi. Nihayet. Charles. emekli subaylarla bir anma yemeğinden sonra. Bu aşağılık kitabın çocuklarımın eline geçeceğini. Homais'den bu korkunç haberi karısına sindire sindi-re vermesini rica etmişti. duyduğu acıyı büsbütün coşturmamak için. Emma mektubu geri verdi.

Ne yaparsa yapsın. tahta bacağıyle. Madame Bovary anne çıkageldi. sanki şifa bulmaz beceriksizliğine canlı bir serzeniş gibi. yemiş ağaçlarından. Birdenbire tuhafiyeci M. kendisine hırkalık eden koyu renkte eski redingotu sırtında. Leureux. kulaklarına kadar kıpkırmızı kesildi: — Evet. sıska. Emma anlayışlı göründü. ¦ Bovary. dedi. Bu adamcağızın. Kocası ona.. alçak sesle ilave etti: — Hani şu meseleye dair. ancak kırk sekiz saat önce. Ertesi gün. Yakınlarında Berthe. ıkına sıkma yarım çark etti. Bovary ana. hiçbir şey dinlememek. babasını düşünüyordu. bavulları yere koymak için. Paylanmaktan korktuğu için. bir hiç. sonra şundan bundan. değil mi? Charles. Emma. yerinden kalktı.. Emma ise. karşılıklı ağlaştılar. Fakat kocasıyle kaynanasının orada bulunuşu. O mazi olmuş günün en göze görünmez ayrıntılarını canlandırmaya çalışıyordu. Dükkâncı bu cevaptan hiç alınmadı: — Çok özür dilerim. daima şöyle böyle. Emma. iki eli ceplerinde duruyor. dedi. Ölümüne kadar pek az sevdiğini sandığı bu adama bu kadar muhabbet duymasına hayret ediyordu. Charles ise. Bir elbisenin astarını söküyor. Adam. kocasını düşünüyordu. üzerinde küçük beyaz önlüğü. Sofra örtüsü kaldırıldığı zaman. annesinin senet meselesini öğrenmesini istemiyordu. Bu adamdan nasıl kurtulmalı? Ne sonu gelmez akşamdı bu! Bir afyon buharı gibi. Başbaşa kalınca. bu sefer annesine: — Bir şey değil. Kaderin icaplarını göz önünde tutarak. Eski zamanların en kötü günlerini bile özlüyor gibiydi. Bovary yerinden kalkmadı. Charles menekşeleri aldı. Ocağın üstünde Leon'un menekşelerine gözü ilişince: — Ne güzel bir buket getirmişsin. Lheureux'nun çitten içeri girdiğini gördüler. gür kızıl saçlarından ter boşanan biçareye bakarak kendi kendine: — Başına gelenleri unutmuş bile.. bir dilenci karısından. Charles. bu manzaranın monotonluğu yüreğindeki acıma duygusunu yavaş yavaş silip süpürüyordu. dedi. Dikiş dikerken. Pek uzun bir hayıflanma ile her şey siliniyordu. Daha ertesi gün. Ana oğul. uyuşturucu bir şey Emma'yı gevşetiyordu. dedi. Emma hiç oralı olmayarak: — Evet. dedi.. mahsulden. gözlerini kaldırmaksızm. makasını şıkırdatıyordu. dünyadan uzak. kısacası. Charles. eve dair ufak tefek işler. aşkının zaten dışarıdan gelen izlenimlerle kaybolu gidecek olan hatırası bozulmasın diye. hemen çiçekleri elinden çekip aldı ve bir su bardağına koydu. hiç sesini çıkarmıyordu. Madame Bovary anne. kendilerine bir hizmette bulunup bulunmayacağını öğrenmeye gelmişti. etrafına bez parçaları saçılıyordu. Dikiş' kutularıyle birlikte dere boyuna gidilip kameriyenin altına oturuldu. mümkün mü. her bakımdan biçare bir adam gibi görünüyordu. yan yana bulunduklarım düşünüyordu. hiçbir şey görmemek istiyordu. Methalde. küreğiyle bahçe yollarının kumunu kuruyordu. Sonra. Bu. Kocasının halini gördükçe. evet. bugün öğleden sonra satın almıştım. hep birlikte matem meselesini görüşmek icabetti. açıktan açığa Emma'yı mirastan dolayı tebrik etti. döşeme tahtaları üzerinde bir sopanın tok gürültüsünü duydular. Emma da öyle. sevgilim?. biliyorsunuz. ağlamaktan kızarmış gözlerini onlarla serinleterek kokusunu içine çekti. kör topal giden sağlığm- . böyle bir hizmete ihtiyaç olduğunu sanmadığını söyledi.. Emma. iri bir yaş MB 17 258 MADAME BOVARY damlası burnundan aşağıya iniyor ve ucunda bir an asılı duruyordu. Telâş içinde karısına döndü: — Acaba. özel olarak görüşmek isterdim. öyle ya. kenarları şeritli terlikleri ayağında. âşığıyle birbirlerine yiyecek gibi bakarak. Madamın bavullarını getiren Hippolyt'ti. kendisini rahatsız ediyordu. hizmetçilere emir vermek bahanesiyle ortalıktan kayboldu. Emma. dedi. kesesinde ufaklık arayıp duruyordu. M. sadece orada bulunuşunun dahi kendisi için ne kadar zillet verici bir şey olduğunu anlamaz görünüyordu. tam bir sarhoşluk içinde. cılız.257 — Evet.

Karşılıklı bir nezaket ve iltifat yarışıdır başladı. bizzat getirdi. görülmemiş bir soğukkanlılıkla ilave etti: — Doğrusu. Charles siparişlerin geri verilmesini kendisinden gizlemişti. Emma' nın bu meseleyi düşündüğü yoktu. Guillaumin'den. Bovary'nin imza ettiği senedi yenilemekten ibaretti. diye devam etti. Zaten para konusunda bir münakaşa kapısı açmaya da asla yanaşmadı. Noterlerin kötü bir şöhreti yardır! Belki danışmak gerekecek. kimse yok. nekahatinin ilk günlerinde kendisine bir şeyler hikaye etmişti. pratik sağduyusuyla Bovary'nin gözlerini kamaştırmakta gecikmedi. nasıl münasip görürse. bundan ferah ferah bir rob çıkardı. Senetten asla bahsetmiyordu. hizmete amade ve Homais'nin deyimiyle. Emro bizzat Rouen'a gitmeye talip oldu. dedi. her nevi borca girmek. istikbal. Lheureux'un verdiği derslerden faydalanmıştı. her nevi tediyede bulunmak ilah» hususunda umumi bir vekâletname örneği gösterdi. başını eğerek: — Ne kadar iyisin. hastalığı sırasında tutulduğu din duygularına verdi. hiçbir şey anlamıyordu. Türlü endişeler içinde bunalıp kalmıştı. basiret gibi büyük laflar ediyor ve mütemadiyen verasetin güçlüklerini büyültüyordu. Bende Amerikalı gözü vardır. adamın sözünü kesmeden dinliyordu. sonunda: — Nihayet kendisiyle anlaştık. Bu. Dükkâncı sustu. dedi. hele bir sürü sıkıntılı işlerle karşılaşacağı şu günlerde. Bovary ana bundan hayrete düştü ve gelininde gördüğü bu mizaç değişmesini. . Charles teşekkür etti. öyle hareket ederdi. çok daha iyi olur. Charles. yapma bir isyan edasıyle: — Hayır. Bir vekâletname ile mesele halledilir. Kumaşı göndermedi. Her ne kadar aramızda bazı çekişmeler olduysa da. Sonra ölçü almaya geldi. hiçbir şey hatırlayamıyordu. Acaba bir şeylerden mi şüphe ediyordu?. yolculuk çantaları filan gibi. ama. Nihayet bir gün kocasına «işleri sevk ve idare etmek. hafifçe ıslık çalarak. — Üstünüzdeki elbise eve giymeniz için iyi. Emma. — Hatta bunu bir başkasına. rica ederim. Emma. ne gibi çekişmeler olduğunu sordu. Kadın ısrar etti.. Bereket versin adam. Charles. ipotekleri tahkik etmek. Ama ziyaretlere gitmek için başka bir tane lazım. bu kağıdın nereden geldiğini safça sordu. tanıdık biri olsa. Zavallı kocanızın üzüntüden neler çektiğini gördüm.. dedi. İki günden beri sıkıntıdan patlayacak haldeydi! Dükkâncı: — Artık tamamıyle iyileştinîz. müzayede ile satışa çıkarmak mı. bu işe baş koymuş görünmeye çalışarak ve daima Emma' 260 MADAME BOVARY ya vekâletname hususunda öğütler sokuşturarak türlü bahanelerle tekrar tekrar geldi. ama kafası öylesine allak bullaktı ki. nizam. bütün senetleri imza veya ciro eylemek. Şapkasını gözlerine kadar indirmiş. Sonunda Emma. sözü dükkândaki mallara getirerek. yoksa tasfiye etmek mi icabedeceğini anlamak gerekiyordu.. Rasgele'teknik deyimler kullanıyor. iyi çocuktur doğrusu. Fakat mektuplaşma yoluyle anlaşmak güç olacaktı. ben gideceğim.. Sonra. Fakat kaynanası gider gitmez. Bir tanıdık bulmak için zihnini yoran Charles: — Belki Leon kabul ederse. Monsieur. Emma. örneğin size devretse. Emma. zaten kendisine bir uzlaşma teklif etmeye geldim. tahammül edilmez bir şekilde. — M. şu sizin arzu ettiğiniz şeyler. üzülmesine hiç lüzum yoktu. Ben bunu içeriye girer girmez hemen farkettim. her seferinde sevimli. Charles. dedi. Madamın kendisinden bir şeyler satın almaktan vazgeçemeyeceğini söyledi. Sonra. herkesin düşüncesinin tersine. Malumat almak.MADAME BOVARY 259 dan söz açtı. o zaman da işlerimizi karşılıklı görürdük. iki eli arkasında.. gülümseyerek. tam karşıdan bakıyordu. Emma'ya. Kendisine on iki metrelik siyah bir yünlü gönderecekti. pek güvenemiyorum.. sadece ekmeğine katık bulabilmek için ecel teri döktüğünü anlattı. Lheureux: — Biliyorsunuz canım.

Adolphe. Otlar üzerine uzanıyorlar. yük arabalarının takırtısı. dopdolu. pancurlar çekilmiş. bir şey değil. Leon. geniş yağlı damlalar görülüyordu. onu daha ince. şampanyalar. dedi. tam karşıda duruyordu. Rouen'a gidip M. Rüzgâr.. hatta Emma şarkı bile söyledi: 262 MADAME BOVARY Bir gece. L6on onun bu âşık kadın kurnazlığına bayıldı. çimeni ilk defa görmüyorlar. Her ikisi de kayığın dibinde. eline kırmızı bir kurdele parçası geçirdi. Ahenkli ve zayıf sesi sularda kayboluyordu. bir metronomun tiktakı gibi sessizlik içinde beliriyordu. gözlerini gökyüzüne dikmişti.. orada. adalarına ayak basıyorlardı. sanki tabiat daha önceden mevcut değilmiş.. Emma. Bu saat. Kayıkçı kurdeleyi evirip çevirdikten sonra: — Belki. yoktan var olmuş gibi. yerlerde çiçekler ve sabah olur olmaz getirilen buzlu şerbetlerle yaşadılar. adaların kıyısını takip ediyordu. Emma şapkasının bağlarını çözüyor. dedi. Demir iskarmozlarda dört köşe kürekler ses çıkarıyor ve bu. Orada. ve şiirle dolu bularak. Pastalar. sürüklenen dümen küreği suda tatlı şıpırtısını hiç kesmiyordu. gerçek bir balayı oldu. yerde. iki Robinson gibi. hiç konuşmadan kalıyorlardı. Hele bir tanesi vardı. küçük bıyıklı. hemen şairanelik etmeye başladılar. sonra ay ışığında. kadınlı erkekli bir alay şaklaban vardı kayıkta. yakışıklı bir adanv keyfine payan yoktu. Akşama doğru. Başını kaldırmış.» diye bağırıyorlardı galiba. kavakların altında öpüşüyorlardı. nehirde. Kayık... Şehrin gürültüleri. krema ve kiraz yiyorlardı. yahut arzularının tatmin edilmesinden beri güzelleşmeye başlamış gibi. . tabaka tabaka Floransa tuncu gibi karmakarışık dalgalanan. herkesten uzakta. Ötekiler: «Haydi. Emma ürperdi. Emma. yavaşça: — Kadınsız edemeyen biri olmalı o da. borulu çalgılarla gelen gürültülü patırtılı. onun yanında. kayığın bölmesine dayanmış. Emma çifte zarf hakkında o kadar açık tavsiyelerde bulundu ki. Ay. İhtiyar kayıkçı. Katran dumanı ağaçlar arasından dağılıyor. Bir defasında ay göründü. sonuna kadar ömür sürmek istiyorlardı. Bazen söğütlerin gölgesi onu bütün bütüne gizliyor. Adolphe!. yabancıya iltifat olacağını sanarak. kalafat tokmaklarının gemi karinalarında tınladığı duyulan saatti. azar azar uzaklaşıyordu. Leon mektuplarını Rolet ananın adresine gönderecekti. değil mi? diye sordu. daha uzun boylu gösteriyordu. pek hazin oldu. bize bir şeyler anlat. birdenbire meydana çıkıyordu. Sonra avuçlarına tükürerek küreklere sarıldı.Daha ertesi sabah. nefis. Kıvrımları yelpaze gibi genişleyen siyah elbisesi. Leon ona sokularak: — Rahatsız mı oldun? dedi. karanlığa gizlenmiş. rıhtıma bağlı kayıklar arasından geçiyorlardı. geri dönüyorlardı. fakat. ellerini bitiştirmiş. Ama yine de ayrılmak lazım geldi! Veda. sulardan kayıyorduk. açık bir pancurdan içeriye giriyordu. uzun boylu. güneşin kızıllığı altında yüzen. mavi gökyüzünü. suyun akışını dallar arasında meltemin esmesini ilk defa işitmiyorlardı. Ayı melankolik. gemi tezgâhlarında. Arkada ise. Ağaçları. bir adaya yemek yemeye gidiyorlardı. hatırlar mısın. geçen gün gezdirdiğim bir gruptan kalmış olmalı. Gece. kapılar kapalı. Herhalde gecenin serinliği olacak. Emma son öpücükte: — Bana her şey yolunda diyorsun. üstü kapalı bir kayığa biniyorlar. İstrongilos. MADAME BOVARY III 261 Bu üç gün. harikulade geçti. — Yoo.. seslerin uğultusu. Verev duran uzun halatları sandalın üstüne biraz sürtünen. herhalde bütün bunlara daha evvel hayranlık duymamış olacaklardı. Kapısında siyah ağlar asılı duran bir meyhanenin basık salonuna girip oturuyorlardı. ilâh. L6on'a akıl danışmak için Kırİangıç'a bindi: Orada üç gün kaldı. gemi güvertelerindeki köpeklerin havlaması. Rıhtım üzerinde Boulogne Ote/i'ndeydiler. Saadet içinde kendilerine dünyanın en şahane köşesi görünen bu küçücük yerde. Leon' un etraftan kanat çırpmalar gibi geçtiğini dinlediği ses titreşimlerini alıp götürüyordu.

eskiden olduğu gibi. Nitekim. aynı parçaya dört kere yeni baştan başladı ve her defasında çaldığını beğenmedi. her çareye başvurarak hiç değilse haftada bir defa devamlı olarak serbestçe buluşmak fırsatını elde edeceğini vaadetti. köylerini ziyarete gelen milyonerlerin hissetmesi gereken muzafferane bir gurur ve bencil bir şefkat karışığı bir haz duydu. Leon nihayet kararını verdi. Bayırın üstüne varıp da vadide rüzgârla dönen teneke bay-rağıyle çan kulesini görünce. Emma ile ancak gece geç saatlerde. yemeğini bir saat erkene almıştı. kendisini görünce sevinçle çığlıklar kopardı. Hep mektup bekliyordu. Emma.. Lheureux: «Alt tarafı atla deve değil» diyerek. Mutfakta ışık yanıyordu. tahsildar yoktu. Charles. ancak bir çeyrek saat sonra aşağı indi.. arzun yerine gelsin diye çalıyorum. Kırlangıç'ı beklemekten usanmış. Kendisine para gelecekti. Charles'ın kendisini dinlediği bir akşam. ders almam lazım. aralarından uzaklaştı ve dosyalan tamamıyle ihmal etti. çok pahalı! Charles. şimşeklerin parıltısında. Fakat. Charles ondan bir şeyler daha çalmasını rica etti. birbirine karıştırıyordu. Halbuki. Lefrançois ana. Emma'yı tekrar görmek isteği. Leon. sokaklardan tek başına eve dönerken aklına geldi: — Niçin bu kadar vekâletname diye tutturuyor? MADAME BOVARY IV 263 Çok geçmeden Leon. gelenleri tekrar tekrar okuyordu. Emma. — Alaha ısmarladık!. Monsieur. çünkü Binet.. Leon'u görmekten pek memnun göründü. Emma bu devirde. arkadaşlarına tepeden bakmaya başladı. M. . Çok güzel! Beğenmemekte haksızsın! Devam et. diyordu. Madame odasındaydı. Berbat! Parmaklarım durmuş. «gürbüz-leşmiş ve esmerleşmiş» buluyordu. aptalca sırıtarak: . Leon'un kolları arasında kıvranıyordu. küçük salonda yedi. Arzusunun ve hatıralarının bütün kuvvetiyle onu hayalinde canlandırıyordu. Ağlaya ağlaya. Dudaklarını ısırdı ve devam etti: — Ders başına yirmi frank. o kadar ki. M. Oysa Artemise. Hava sağanaklıydı. ama yalnızdı. diyordu. bir cumartesi sabahı noterlikten sıvıştı.— Elbette. kendisine bir tane tedarik etmeyi nezaketle üzerine aldı. fakat ne o akşam. ama. Rolet ananın neden her gün öğle yemeğini Emma'larda yediği ve ayrıca kendisine özel ziyaretlerde bulunduğu da bir türlü anlaşılmıyordu. Emma porteleri şaşırıyor. Yemeğini. Ertesi gün. şemsiye altında konuşuyorlardı. bahçenin arkasındaki dar yolda —tıpkı ötekiyle olduğu gibi. Emma'nın evinin etrafında dolaşmaya gitti. Zaten bundan şüphesi yoktu. şimdi artık akşam yemeğini tam saat beşte yiyor ve yine de ihtiyar hırtlambanın geç kaldığım sık sık söylemekten geri kalmıyordu. dar yolda— yalnız kalabildi. dükkâncıya iyice dadanmıştı. — Hayır. da hiç ses çıkarmadan. Günde yirmi defa adam gönderip kendisini çağırıyordu. Seni ne zaman göreceğim bir daha? 264 MADAME BOVARY Ayrılmışlarken dönüp tekrar öpüştüler. bir halı satın almayı kurdu. Allaha ısmarladık!. Emma'ya mektup yazıyordu. yani kış başlangıcında. olmuyor. ne de ertesi gün evden çıktı. Lheureux'un ucuzluğunu methettiği geniş yollu bir çift sarı perde aldı. — Peki. Hiçbir şey görünmedi. Emma: — Ölmek daha iyi.. onu «uzamış ve incelmiş» buldu. elbette. müziğe dehşetli tutkun göründü. işini gücünü bırakıp geliyordu. onun uzakta olmasıyle azalacağına büsbütün arttı. Ayrılık tahammül edilmez bir hale geliyordu. olmuyor. o. farkı kavrayamayan Charles: — Bravo. Perdelerin arasında gölgesini aradı. Ümit içindeydi. dedi. Gidip hekimin kapısını çaldı. Sonra birdenbire keserek: — Hayır.. odasına. arada piyanoyu birazcık unuttuğunu itiraf etti.

Bazen. şafağın solgun rengi içinde seçilmeye başlıyordu. Emma: — Bul da göreyim. arabanın gelişini ayakta gözetleyen yolcuları alıyordu. Emma mutfakta yalnız kalıyordu. Saat yediyi çeyrek geçe olunca Emma. dedi. Hatta bazıları o sırada henüz yatakta oluyor. âşığını görmek iznini kocasından koparmış oldu. bir otlaktan sonra bir direk. dedi. Emma. küfrediyor. karısının bir parçasının tarife sığmaz intihan gibiydi. Herkes ona acıyordu. Emma potinlerinin tabanıyle avlunun kaldırım taşlarını dövüyordu. — İstersen. bir aşağı. atları arabaya koşuyor. Ama yine de arabanın dört kanepesi yolcu ile doluyordu. hafif tırısla yola çıkıyor. düşünün. günün birinde mutlaka zafere ulaşacaktır. pencerenin önüne geliyor. Neden bu kadar erken hazırlandığını diline dolama-ması için Charles'ı uyandırmaktan çekiniyordu. gidip kapıları yumrukluyordu.. piposunu yakıp kamçısını eline aldıktan sonra. arabayı bekletiyorlardı. alt tarafı bizi iflas ettirmez. pamuklu gecelik takkesiyle başını bir delikten uzatan Lefrançois ananın verdiği siparişleri ve bir başkasının zihnini mutlaka allak bullak edecek olan izahatlarını dinliyordu. Madamı piyanoya teşvik ederseniz. diye içini çekmeye başladı. Herkes kendisini ayıplıyordu ve bilhassa eczacı: — Yaptığınız doğru değil. Bana kalırsa. Bu. Hivert. annenin yavrusunu emzirmesi gibi. üç çeyrek fersah boyunca yer yer durarak. bazı zaruretler yüzünden yeniden başlayamadığını söylemekten geri kalmıyordu. dedi. çağırıyor. bir yukarı dolaşıyor. nihayet çorbasını içtikten. sessizce giyiniyordu. kendisini ziyarete gelenlere müziği bıraktığını. piyanoda bir hayli ilerlediği kanaatına varıldı. asıl anneler çocuklarını yetiştirmelidir. bu. fakat eminim. elma ağaçları bir dizi halinde birbirini takibedi-yor. gocuğunu giydikten.. daha sonraları çocuğunuzun müzik terbiyesi daha az masrafa malolur. 266 MADAME BOVARY V Perşembe günüydü. yol kenarında. Fakat (Bovary şayet oradaysa). yol. piyanosunun yanından ne zaman geçse: — Ah zavallı piyanocuğum. aşı gibi. eve döndüğü zaman Emma'yı kurnaz bir bakışla süzdü ve nihayet şunu ağzından kaçırdı: — Bazen çok inadın tutuyor! Bugün Barfeuchers'deydim. sonra bir karaağaç. eczacının pancurları kapalı evindeki tabelanın büyük harfleri. Madame Liegard. Araba yürüyor. • Charles böylece bir defa daha piyano meselesini açtı. Artemise esneyerek ona kapıyı açıyordu. Emma. Hizmetçi kadın. Hatta bir ay sonra. Tabiatın melekelerini hiçbir zaman bakımsız bırakmamalı. meydana bakıyordu. Ama yine. piyanoyu satmanın daha iyi olacağını söyledi. belki zamanımız için biraz yenidir. sarı bir su ile dolu iki uzun hendeğin arasında. ufka doğru daralarak uzanıp gidiyordu. Sabahın ilk aydınlığı pazar yerinin sütunları arasında geziniyor. arabanın sürücü yerine rahatça yerleşiyordu. fakat ün salmamış sanatkârlar da vardır. haftada bir defa şehre inmek. avluların çitleri önünde. Arada sırada dışarı çıkıyordu.. arada sırada bir ders alırsın. hem de usta bir öğretmenden piyano dersi aldıklarını söyledi! Emma omuz silkti ve piyanosuna bir daha el sürmedi. zira meşhurlardan çok daha değerli olan. dostum. Ne kadar yazık olmuştu! İnsanın bu kadar kabiliyeti olunca! Bunları Bovary'e de söylediler. diyordu. İşte orada. doğru. ters ters. Gururunu o kadar okşamış olan bu zavallı piyanonun evinden gidişini görmek. Hivert. Emma: — Ama dersler ancak arka arkaya olursa fayda verir. bana kalırsa daha ucuz bir şeyler bulunur belki. MADAME BOVARY 265 Ertesi gün Charles. Altın Arslan'a gidiyor. bir ambar veya yol amelesi kulübesi geleceğini önceden kestiriyordu. dedi. Hivert bağırıyor.. sonra yerinden iniyor.— Evet. Madame üşümesin diye külleri eşeleyip korları meydana çıkarıyordu. Kırlangıç. Sonra. Misericorde'da okuyan üç kızının ders başına iki buçuk frank Vererek. Zaten. Emma yataktan kalkıyor. Geleceklerini bir gün önceden haber vermiş olanlar. acele etmeksizin. kendi kendini . Bovary'nin nazarında. Rousseau'nun fikridir. Biraz pahalı. aynı zamanda. Emma yolu baştanbaşa ezber biliyordu. Emma böylece.

yeknesak bir yayılışla. . Hivert yoldaki yük arabalarına uzaktan sesleniyor. O ne sarılıp öpüşmeydi! Öpücüklerden sonra sözler yağıyordu. maundan. fakat daha ne kadar mesafe kaldığını kestirme hassasını asla kaybetmiyordu. Sonra kır. önsezişlerini. . büyük bir karyolaydı. her sefer en kısa yolu tutmuyordu. oradaki çeşmenin yanına çıkıyordu. sokaklarda tekrar dışarıya boşaltıyor ve eski Norman-diya beldesi. bakır kancalar ve ocaktaki kenar tutamaklarının iri yuvarlakları ışıl ışıl parlıyordu. tekerleklerin altında tınlıyordu. yüksek bir kameriye. Bu tortop olmuş varlıklar Emma'ya baş dönmesi veriyor. iki eliyle tutunduğu pencereden sarkıyordu. geceyi Bois-Guillaume'da geçirmiş olan şehirliler ise. Ama artık her şey unutuluyordu.. mahallelerin yüksekliğine göre. peyzajın baştan başa resim gibi hareketsiz bir hali vardı. şalını düzeltiyor ve yirmi adım ötede Kırlangıç'tan iniyordu. köprülerin ötesinde belli belirsiz genişliyordu. içeriye güneş girdi mi. ihtirasın mahremiyetleri için âdeta biçilmiş kaftandı. Leon. gezinti yerlerinde. kayık biçiminde. solgun gökyüzünün kararsız alt çizgisine dokunacak kadar yükseliyordu. geniş başucu hizasında toparlanıyordu. Emma. Böyle yukardan görülünce. Aralıklardan heykeller. içeri giriyordu. Göze batmayan halısı. Tavandan inen kırmızı Şam işi perdeler. Birbirlerine haftanın üzüntülerini. yaya kaldırımı üzerinde yürümesine devam ediyordu. Görülmekten korktuğu için. orada nabızları atan yüz yirmi bin insan. yeşil fidanların arasındaki iri kaldırım taşları üzerine kum döküyorlardı. pembe renkte iki iri deniz kabuğu duruyordu. bir salıncak görülüyordu. Çubuklar ok biçiminde nihayetleniyor. bu kıpkırmızı renkle kesişen siyah saçlı başı ve beyaz cildi kadar güzel olamazdı. Fabrikaların bacaları. inik siyah peçesinin altında keyifle gülümseyerek yürüyordu. O. kendilerinde hayal ettiği ihtirasların buharını püskürtüyor-muş gibi. kulağa yapıştırılınca denizin gürültüsü duyulan. uzakta. evlerin arasında mor çalılıklara benziyor.. Basamak basamak alçalan sise gömülmüş şehir. Emma' nm bir utanç jestiyle yüzünü elleriyle gizleyerek çıplak kollarını kavuşturduğu zaman. sis altından yükselen kiliselerin berrak çan sesleri duyuluyordu. ayak bastığı bir Babil gibi seriliyordu. uzun uzun. tuğladan evler sıklaşıyor. Dökümhanelerin uğultu-suyle birlikte. MADAME BOVARY 267 Nihayet. Her taraf absent. kan ter içinde. Aşkı bu genişlik karşısında büyüyor. Karanlık ve daracık sokaklara dalıyor. gözleri önüne uçsuz bucaksız bir başkent gibi. şapkasından taşan kıvırcık saçlarından onu tanıyordu. şehvetli gülüşmeler ve sevgi dolu hitaplarla. Emma. Kırlangıç bahçeler arasından kayıyordu. Taşlar çamurun altında gıcırdıyor.Ekseriya. değişik değişik parlıyordu. şamdanların arasında. çok aşağıda. başlarında Yunan bici268 MADAME BOVARY mi takkeleriyle çıraklar dükkânların camekânını siliyorlar. birdenbire şehir meydana çıkıyordu. küçük aile arabalarında bayır aşağı telaşsızca iniyorlardı. sokak başlarında. kalçalarına dayalı sepetler taşıyan kadınlar. tıpkı falezlere sessizce çarpıp kırılan havai dalgalar gibi. Bulvarların yaprağı dökülmüş ağaçları. kendisine kadar yükselen o belirsiz uğultulu gürültüyle doluyordu. Leon yukarı çıkıyor. budanmış porsuk fidanları. sanki hep beraber ona. yaprak sigarası ve istiridye kokuyordu. gözleri yerde. Emma tahta meslerini çıkarıyor. sokağı dönüyordu. kalbi kabardıkça kabarıyordu. adalar. duvarlara sürtüne sürtüne. Meltemi içine çekerek. yağmurdan ıslanmış çatılar. Arabanın üç beygiri dörtnala gidiyordu. nehir. yanından sallana sallana dekor taşıyan bir at arabası geçiyordu. meyhaneler ve yosmalar mahallesiydi. O sırada şehir uyanmaya başlıyor. Nationale sokağının altına. Bazen rüzgâr çıkıyor. Burası tiyatro. dünyada hiç bir şey. zaman zaman tiz perdeden bağırıyorlardı. bulutları. Emma otele kadar onun peşinden gidiyordu. zemin. Şöminenin üstünde. Yatakları. yolcu arabası sallanıyor. yeşil tepelerin eteğinde. başka eldivenler takıyor. demir atmış gemiler bir köşede birbiri üzerine yığılıyordu. delişmen süsleri ve sakin aydınlığı ile bu ılık daire. karşı karşıya birbirlerine bakıyorlardı. Sonra. İç gümrük parmaklığı önünde araba duruyordu. Önlüklü hademeler. mektuplar yüzünden çektikleri endişeyi anlatıyorlardı. su üstünde durakalmış siyah balıklara benziyordu. eğriliğini daha da yuvarlaklaştırıyordu. birer ucu uçup giden koyu renkte muazzam duman bulutları savuruyordu. Saint-Catherine tepesine götürüyordu.şaşırtmak için gözlerini kapadığı oluyor. bu gürültüyü meydanlarda. kapıyı açıyor.

Emma ona eğiliyor. fakat her şeyden önce o. her şey onlara asık suratlı görünüyordu. Bu. «Al-laha ısmarladık!» diyerek acele ile alnından öpüyor ve merdivenlere atılıyordu. evli bir kadın. neşeyle dolu bu oda-cığı ne kadar seviyorlardı! Bütün eşyasını her zaman yerli yerinde buluyorlardı. Başını mıncıklayan o yağlı eller ve demir maşaların kokusu çok çabuk onu sersemletiyor. Emma cilveli cilveli diller dökerek yemeği parçalara ayırıyor ve Leon'un tabağına koyuyordu. Hatta Emma tutturarak. kendilerini. şehrin birbirine karışmış evler üzerinde geniş ve aydınlık bir buhar tabakasını andıran bütün ışıkları biraz daha fazla görülüyordu. yerine kuruluyordu. bazen. böyle bir giyinip kuşanma hayasına. Me-lek'ti! Ona bakarken. renksiz suratlı erkeklerle kıyafetleri eskimiş kadınların kulis kapısından içeriye girdiklerini görüyordu. Emma da üstüne geçirilen sabahlığın altında hemen uyumaya başlıyordu. Dudaklarının Leon'un ağzına hücumu yüzünden cevabını duyamıyordu. bütün şiir kitaplarının belirsiz sevgilisi o idi. ekseriya. Perşembeye!. Her dönemeçte. Zaten.. Birbirlerinin karşısında hareketsiz. keyif hallerinin çeşitliliği ile onda bin bir arzu uyandırıyor. kâh uyuşuk. pembe satenden. Ortalığı karanlık basıyor. Sonra kalkıp gidiyordu! Sokaklardan geçiyor. bacakları kısa kaldığı için havada sallanıyor ve minimini terlik. kendi ruhunun Emma'ya doğru akıp başının çevresine bir dalga gibi yayıldığını ve göğsünün beyazlığına-kapılıp aşağı indiğini zannediyordu. hayatlarının sonuna kadar yaşayacakları kendi hususi evlerinde sanıyorlardı. Şampanyanın köpüğü incecik bardaktan parmaklarındaki yüzüklere döküldüğü vakit de çapkınca fıkır fıkır gülüyordu. Comedie sokanına. 270 MADAME BOVARY Ona çocuk diyordu: — Seviyor musun beni. Bütün romanların seven kadını. Emma birdenbire onun başını iki eli arasına alıyor. Emma minderin üstünde diz çöküyor. yaldızlı bir gırlanta altında kollarını cilve ile geren tunçtan bir cupidon heykelciği vardı. bütün dramların kahramanı. konçsuz olduğundan. Böyle bir konuşma inceliğine. perukalarla pomatlar arasında. sarhoşluktan nefesi tıkanmış gibi mırıldanıyordu: — Ah. Hamamda odalık 'in kehribar rengini onun omuzlarında buluyor. Bunların bazıları tepenin eteğinde iniyorlardı. . kâh sessiz. Leon'a hediye ettirdiği terliklere benim terliklerim diyordu. Emma. iki ebedi genç evli gibi. dükkândaki havagazı lambası yakılıyordu. sevkitabiiler ve hatıralar canlandırıyordu. kadın zarafetinin o anlatılmaz nefasetini ilk kez tadıyordu. hasılı gerçek bir metres değil miydi? Emma kâh mistik. — Perşembeye!. Birbirlerine sahip olmaktan öylesine coşuyorlardı ki. eski şato sahibelerinin uzun korsajını onda görüyordu. Barcelone'un solgun kadını'üa da benziyordu. Kızıl-Haç'a varıyordu. kımıldama! Söz söyleme! Bak bana! Gözlerinden öyle tatlı bir şeyler çıkıyor ki. Ruhunun coşkunluklarını ve etekliğinin dantellerini hayranlıkla seyrediyordu. Bizim odamız. çıplak ayağının yalnız parmaklarına takılı duruyordu. başını uzatmış. bizim koltuklarımız diyorlardı. fakat ayrılmak zamanı gelince.. Masa saatinin üstünde. kibar muhitten bir kadın. Sabahleyin kanepe altına gizlemiş olduğu tahta kunduralarını giyiyor. iki dirseği dizlerinde. horul horul yanıyordu.. Leon. kâh öfkeli.Berber. kenarları beyaz tüylü bir çift terlikti. Soba. kâh geveze. berbere. kâh neşeli. bizim halımız. saçlarını düzeltirken. bana çok iyi geliyor. Emma arabada yalnız kalıyordu. sabırsızlık gösteren yolcular arasında. pelesenk ağacı kakmalı bir orta masasında yemek yiyorlardı. Bu fazla basık küçük dükkânda hava çojk sıcak oluyordu. Ocak başında. saç örgülerini düzelttirmeye gidiyordu. Emma'mn önünde yere oturuyor. Emma'mn bir perşembe önce duMADAME BOVARY 269 var saatinin altında unuttuğu firketeler meydana çıkıyordu. tekrarlayıp duruyorlardı. Leon.Birazcık solmuş ihtişamına rağmen. ona ekseriya maskeli balo bileti teklif ediyordu. gülümseyerek ona dalıyordu. Ona bakarak. Tiyatroda oyuncuları temsile çağıran çıngırak sesini duyuyordu. bu mahmur kumru hallerine hiç rastlamamıştı. ve karşıda. kaç defa kahkaha ile gülmüşlerdi. çocuk. Âşığının dizlerine oturduğu zaman.

ağaçların fısıltısı ve boş arabanın kof gürültüsü arasında. Atların çıngırak sesi. âdeta zorla öpüyordu. diyordu. Emma gösterişsiz ve kendi içine dönük olarak bu aşkın tadını . hasta olup olmadığını soruyordu. dallarla yapraklardan bahis vardı.. kimisinin başı öne eğik. güneşten. birdenbire Emma'nın arkasında peyda oluyordu. ani bir hülyanın sayısız ipliklerine dolanmış gibi. belirsiz bir sıkıntının anlaşılmaz feryadı gibi sürükleniyordu. gülerek dostunun hatırını soruyordu. daha ertesi günler ise berbat geliyordu. Emma: — Haydi. diyordu. vü272 MADAME BOVARY cudu titremeler içinde. Hıçkırıyor. evde onun gelişini bekliyordu. Emma: — Hayır. tekerleklerin sıçrattığı çamurlar arasında. Bazen. sessizce etrafında dö-neniyordu. kimisinin ağzi açık. Kamçının ucu yaraların üzerine iniyor. nihayet teşrif ediyordu! Kızını. geceliğini ortaya çıkarıyor. Emma'ya ertesi gün pek kötü. Ekseriya. Siyah burun delikleri titremelerle soluyordu. Orada bulunan Justin. kitabı getirip yerli yerine koyuyor. L6on'un ateşliliği ise. Geri kalanında kuşlardan. Kibritleri. gözleri açık. kendisi de. yahut kollarını kayışa geçirerek. yahut. kamçısını şaklatıp köre yapıştırıyordu. elinde sopasıyle serseri serseri dolaşan bir adamcağız vardı. Tepede. Sonra Kırlangıç'm yolcuları. perşembe günleri daima geç geliyordu. kan içinde iki boş göz çukuru görülüyordu. ancak yedinci gün. Ekseriya kocası. Dışarıda. onu solgun görünce. elleri sarkmış. araba hareket halindeyken. şakaklara doğru.gözleri bu parıltıya dalıyordu. Leon'un okşamalarıyle rahatça patlak veriyordu. güzel bir günün sıcaklığı Küçük kıza aşkı hayal ettirir. kederden sarhoş olmuş. eve döner dönmez hemen odasına çıktığı oluyordu. Bu ses. Çünkü çocuk. başında kunduz postundan ortası çökmüş eski bir kasket. aptal aptal gülerek. fakat. Arabaların peşinden giderken. Fakat Hivert. bu seste öyle uzaklardan. tamam artık. -•— Ama sen bir tuhafsın bu akşam! — Bir şeyim yok! Bir şeyim yok! Bazı günler. o açık yaraların kenarına çarpıyordu. basamakta tutunmaya çalışıyordu. olduğu yerde kalakalıyordu. öbür eliyle. Buralardan sızan sıvılar. yolcu arabalarının ortasında. Ona Saint-Romain panayırında bir baraka tutmasını salık veriyor. gözkapaklarının yerinde. Kırlangıç. Aşçı kadını mazur görüyordu. ayaklarının gittikçe daha fazla üşüdüğünü hissediyordu. hızla ansızın pencereden içeriye dalıyor. Bir yığın paçavra omuzlarını örtüyor. ta burnuna kadar yeşil uyuz pıhtıları halinde donup kalmıştı. karanlıkta. leğen gibi yüzünü örtüyordu. o zaman mavimtırak gözbebekleri fıldır fıldır dönerek. Konuşmak istedi mi. adamın şapkası. kendisine hizmet etmek hususunda bir oda hizmetçisinden daha becerikli. Charles. hepsi de arabanın sallantısına göre sallanarak. bir şarkı tutturuyordu: Çoğu zaman. Emma'yı perişan ediyordu. Tekrar saadete kavuşmanın sabırsızlığı içinde. yandakinin omuzuna yaslanarak. Uçuruma dalan bir bora gibi kalbinin derinliklerine iniyor ve onu uçsuz bucaksız melankoli iklimlerine sürüklüyofdu. mumu. Madame. Emma. başı açık. kör de bir uluma kopararak. ruhu sanki ölümün pençesinde. Başlangıçta zayıf ve iniltili sesi gitgide tizleşiyordu. başını geri atıyordu. Kadın. nihayet uykuya dalıyorlardı. Yemek hazır değilse. aldırmıyordu. kahverengi pamuklu perdelerden içeriye sızıyor ve bütün bu hareketsiz insanların üzerine kanla karışık gölgeler konduruyordu. yatağı açıyordu. Hivert adamla şakalaşıyordu. git bakalım. Leon'u çağırıyor. O tarafının etleri kırmızı parçalarla lime lime olmuştu. Malum hayallerle alevlenen bu hırçın arzu. gelen bir şey vardı ki. kasketini çıkaMADAME BOVARY 271 rınca. hayranlık ve minnet coşkunluğuna bürünüyordu. çamura yuvarlanıyordu. arabada muvazenenin bozulduğunu farkedince. Bu kadına artık ses çıkarmak yoktu. ona tatlı sözler ve rüzgârda kaybolan öpücükler gönderiyordu. beygirlerin sağrısı üzerinde sallanan fenerin ışığı. bir çığlık kopararak geri çekiliyordu.

Yazı masasına gitti. bununla beraber. Genç adam. dedi. Nitekim. örneğin kendisini Ruen'a getirmek için bir ingiliz atı koşulmuş. Charles fanilerin en bahtiyarı olmuştu. Sonra.çıkarıyor. Ama yine Emma. dostum. Ekseriya. bütün çekmeceleri karıştırdı. MB 18 274 MADAME BOVARY Bu. Emma'ya inandı. Emma da endişesiz yaşıyordu. yahut çok zorlu bir dertleşme ihtiyacına kendini kaptırarak) eskiden. müsrifliklerine bakarak zaten bunu anlamıştı. hepiniz hainsiniz! Bir gün. Bu. onu sevgisinin bütün ustalıklarıyle besliyor ve bir gün kaybolup gitmesi korkusuyle titriyordu. melankolik seslerin tatlılığı ile ona: — Ah. mutluyuz elbette. apoletlere.Ah. Paris'ten söz açtıkları zaman. kağıtları altüst etti ve sonunda öyle perişan bir hale geldi ki. Charles. — Peki. Emma (ya kıskançlığını denemek için. dönüşünün acılığını çoğaltıyordu. Ben çılgının biriyim: Öp beni! Kocasına her zamankinden daha sevimli davranıyordu. Evleneceksin! Sen de ötekiler gibi yapacaksın! L6on soruyordu: — Kim o ötekiler? — Erkekler. her nevi soruşturmanın önünü almak.. canım. nişanlara ve unvanlara imrendi. ertesi cuma. elbiselerinin saklandığı karanlık odada ayağına çizme giyerken. ismimi unutmuş olmalı. — Mümkün! Sonra canlanarak: — Ama bende makbuzları var. — Evet. Ekseriya. meşinle çorabı arasında bir yaprak kağıt sıkıştığını hissetti. beni bırakıp gideceksin sen. elini saçları üzerinde gezdirerek. aynı zamanda savaşa düşkün bir mizaç sahibi ve iltifatlara alışmış biri olması gereken böyle bir adamı güya büyülemiş olmakla kendine yüksek bir paye vermek için değil miydi? Noter kâtibi o zaman kendi mevkiinin ne kadar aşağı olduğunu anladı. — Deniz albayıydı. ona fıstıklı kremalar yapıyor. ötekinin ne iş yaptığım sormaktan geri kalmadı. Ama bir akşam. Bütün bunlar herhalde onun pek hoşuna gitmişti. sonunda Emma hep: —. Emma. — Evet. Bununla beraber. tabii bir eda ile: — Ah. arkasından da hemen: «Seni sevdiğim gibi değil» dedi. aralarında hiçbir şey geçmediğine dair kızının başı üzerine yemin etti. orada olsaydık ne güzel yaşardık. Leon'dan önce birini sevdiğini söyleyiverdi. diyordu. Ona senden bahsettim: Seni hiç tanımıyor. acayipliklerinin birçoğundan. Genç adam. işi felsefeye dökerek. bu dünyadaki hayal kırıkMADAME BOVARY 273 lıklarından bahsederlerken. Charles o adi makbuzlar için bu kadar kendini zorlaniamasını söyledi. ortaya yıldırım düşmesi gibi bir şey oldu. onu baygın baygın iterek: — Siz erkekler. Emma: — Hayır. ama bugün kendisini Madam Liegard'larda gördüm. yemekten sonra piyanoda valsler çalıyordu. konçlan devrik çizmeli bir seyisin sürdüğü iki tekerlekli mavi bir arabaya sahip olmak arzusundan hiç söz etmiyordu. diye mırıldanırdı. Justin'di. Kağıdı aldı ve okudu: . İşte bak. Kendisini oda uşağı olarak almasını yalvarmakla onda bu hevesi uyandıran. — Belki Rouen'da piyano hocası olarak birçok Matmazel Lempereur vardır. ille bulacağım. Her ne kadar bu mahrumiyet her randevuya gelişinin zevkini azaltmıyorsa da. damdan düşercesine: — Sana ders veren Matmazel Lempereur değil mi? diye sordu. diyordu. herhalde. tatlı bir sesle: — O halde mutlu değil miyiz? derdi.

odasına girdi. Charles'ın imzalamış olduğu senetlerden bugüne kadar ancak bir tanesini ödemişti. Velide Lempereur. müzik öğretmeni. Bir sabah. Aşkını gizlemek için. rafın kenarındaki eski fatura dosyasından düşmüş olmalı. Bournisien'i gördü. koltuklan için kumaş. pek ehemmiyet vermez gibi görünmekle beraber. halı. ağladı. Bournisien. başkaları daha mütecessis davranabilirlerdi. âdet edindiği gibi oldukça hafif giyinerek yola çıkmıştı ki. diye söze-atıldı. şayet dün sokağın sağ tarafından geçtiğini söylerse. Emma başını eğdi. birdenbire kar yağmaya başladı. Ertesi hafta yine geldi. komşuların isimlerine varıncaya kadar her şeyi biliyordu. hanımın kendi hanına pek inmediğini söyledi. gösterdiği kolaylıkları sayıp döktü. kapıyı kapadı ve: — Paraya ihtiyacım olacak. Emma alıcı bulmaktaki güçlüğü ileri sürdü. M. Papaz kendisinden izahat istememiş olsa bile. Lheureux ile karşılaştı. Papaz akşam. Bu. satıcı: — Fakat paranız yoksa. sızladı. dedi. Hancı kadın. Bu vekâletname sözü içine ferahlık verdi. kendisine yaptığı hizmetleri. kendisini merdivenlerde görecek olan kasabalılar hiçbir şeyden şüphe edemeyeceklerdi. Üstelik birkaç para da kalırdı cebime. çeşitli tuvalet eşyası gibi şeylerdi. Meğer adam kaç para vereceğini açmaksızın. Lheureux.«Üç aylık ders ve bazı malzeme için altmış beş frank alınmıştır. uzun zamandan beri oraya göz dikmiş bulunuyormuş. Bovary baba tarafından satılmış olan küçük bir çiftliğe aitti. M. Burası vaktiyle M.» — Hay şeytan. fiyatlarının toplamı yaklaşık olarak iki bin frangı buluyordu. Bu düşünce ile her seferinde Kırmızı Haç'a inmek gerektiğine hükmetti. Dükkâncı. dedi. Fakat Emma böyle bir yolculuğa çıkamayacağı için. Bu iş bir seyahate katlanmaya değerdi. İkincisine gelince. Fakat üç gün sonra. boşboğazlık edeceğini sanarak ödü koptu. ileride. başına gelenleri kendisine anlattı. zahmete değmez. mutlaka sol tarafından geçtiğini anlamak lazım geliyordu. Bunlar perde. Leon'un kolunda Boulogne otelinden çıkarken M. diyordu. O andan itibaren hayatı sadece bir yalan kumkuması haline haline geldi. Ama dükkâncı o kadar budala değildi. arkasından da hemen o günlerMADAME BOVARY 275 de katedralde harikalar yaratan. Gebinden henüz parası ödenmemiş eşyanın listesini çıkardı. birçok elbise. Emma: — Hesabı bırakın. dedi. Kırmızı Haç'a varır varmaz Madama verilmek üzere kalın bir atkı emanet etti. Hakikaten Emma. Bu sayede. Hemen indi ve din adamına. dükkâncı bir müşteri bulunacağı ümidini verdi. malınız var. hana varınca Yonville hekiminin karısını sordu. kaç hektarlık arazisi bulunduğuna. Touvache onu arabasına almış Rouen'a götürüyordu. Öyle ki. Charles pencereden yağan kara bakıyordu. hatta onların da vadesi bir hayli uzatılmıştı. bütün kadınların dinlemeye koştukları bir vaizi övmeye başladı. Madame Bovary'yi Kırlangıç' ta görünce. Aumale civarında Berneville'de fazla bir gelir getirmeyen bir berhanelerinden bahsetti. hemen elden çıkarırdım. fakat Emma bunu satmak için ne yapmalıydı? — Vekâletnameniz yok mu? ¦ . Langlois'nm ağzını aramak üzere. — Ben sizin yerinizde olsam. Lheureux. Bilakis. dedi. 276 MADAME BOVARY — Yok. nasıl olmuş da girmiş çizmemin içine? Emma: — Herhalde. bir zevk olmuştu. Emma para veremeyeceğini söyledi. artık bir ihtiyaç. ağırdan alıp herifin nabzını yoklamak lazımdı. Ama yine de bir gün. Emma: — Fiyatın ehemmiyeti yok. ricası üzerine dükkâncı onun yerine iki başka senet almaya razı olmuştu. . bir merak. tüllere sarar gibi yalanlara sarıp sarmalıyordu. uzun uzadıya uğraştıktan sonra. Langlois adında birini bulduğunu övünerek anlattı.

. dedi. ayak diremek istedi. lütfen bir de tarih koyun. ben de son senedin ödeme vadesini o ödemeden sonraya kadar uzatıyorum zaten. Nihayet Lheureux.. ancak bin sekiz yüz frank getirdi.. fakat dördüncüsü. sonra Madama hakiki borçtan arta kalanını bizzat ödeyeceğini izah etti. Emma fena oldu. bir perşembe günü eve getirildi. sen de görüyorsun ki. fatura denilen kağıda her istenilen şey yazılır. onu okşadı. işin aslını öğrenmek için. dedi. veresiye olarak alınan bir sürü lüzumlu şeyi birer birer sayıp döktü. sanki altın paralar torbalarını patlatmış da.» — Kim sizi sıkboğaz ediyor. Charles borcunu ödeyebilmek için annesine-acıklı bir mektup yazdı. Bir ekü'yü ihtiyat akçesi olarak saklayacak kadar tedbirli davrandı ve o para ile vadesi gelen ilk üç senedi ödedi. alınan şeylerin miktarına göre hiç de fazla pahalı değil. mademki altı aya kadar mülkünüzün birikmiş kirasını alacaksınız. O zaman Emma elindeki banknotlara baktı. Ertesi gün. etrafında yerlere saçılıp şıngırdamaya başlamış gibi. .. dedi. ev idaresi dertleriyle onun canını sıkmamaktı. Madame Bovary ana. Bu 'yaptığım size hizmet değil mi? Bir kalem alarak. sizi bir kalemde bu kadar mühim bir paradan mahrum etmek beni üzüyor. Eirima.. iki yüz frangı kendine ayırmıştı. MADAME BOVARY 277 Emma bu hesaplar içinde biraz bunalıyor. çünkü dört bin franklık senedi gösterirse. bir de makbuz istedi: — Bilirsiniz. ticarette. sabahın. gözlerini Emma'ya dikmiş bakıyordu. ¦ Emma. bazen öyle olur ki. — İmzalayın bunları. onun bu senetleri ıskonto edeceğini. Bu senetten kocasına behsetmemiş olmasının nedeni. bin frangı geçmeyecek yeni bir hesap çıkarmasını rica etti. iki bin frank yerine. bu iki bin frangın sağlayacağı sayısız miktardaki randevuları hayalinde canlandırarak: — Nasıl! Nasıl! diye kekeledi. iyi para. — Nihayet. kör karanlığında Emma Lheureux'ye koştu. Lakin ihtiyar kadın cevap gönderecek yerde. kocasına bir şeyler koparıp kopâramadığını sordu. Charles: — Evet. dedi. Gidip geri dönünce de. borcunu ödemeye kalkınca dükkâncı: — Yemin ederim. bunun üçte ikisinin ödenmiş olduğunu söylemek ve dolayısıyle binanın satıldığını itiraf etmek lazım gelecekti. alınan şeylerin fiyatları pek düşük olmakla beraber. komisyon ve ıskonto masrafı olmak üzere.kendisinin o taraflara gidebileceğini söyledi. dükkâncının pek gü278 MADAME BOVARY zel idare etmiş olduğu ve aslı esası ancak sonradan öğrenilen bir muameleydi. Bu habere Emma'nm yüzü güldü. Charles. Sonra pek ehemmiyet vermeyen bir eda ile. masrafı bir hayli kabarık buldu.. müşterinin dört bin frank teklif ettiğini açıkladı. Dükkâncı: — Doğrusu. hesabın altına yazdı: «Madame Bovary/ den dört bin frank alınmıştır. Dükkâncı babacan bir tavırla gülerek: — Adam siz de. Satış. zira dostu Vinçart (haklı olarak). bir tanesi yedi yüz franklık ve üç ay vadeli olmak üzere iki senet imzaladığı takdirde vaziyeti idare edeceğini söyledi. tesadüfen. her biri bin franklık dört tane senet çıkardı ve masaya dizdi. Emma kocasının dizlerine oturdu. kendisi kalkıp geldi. Vinçart adında Rouen'da bankerlik eden bir dostu bulunduğunu. dedi. Ben aile işlerini bilmez miyim? Vi Elinde tırnakları arasından kaydırdığı iki uzun kağıt. Fakat. kulakları çınlıyordu. ama faturayı görmek istiyor. derhal paranın yarısını cebe indirdi. paralar sizde kalsın. Charles ne yapacağını bilemeyince. cüzdanını açarak. Dükkâncı. Dükkâncı hiç sıkılmadan: — Ama fazlasını veriyorum ya işte. O zaman Emma'nın önünde gerçekleştirilmeye elverişli bir fanteziler ufku açıldı. dedi. Nihayet. dosdoğru Lheureux'ye başvurdu. karisinin dönü-" şünü dört gözle bekledi. diller döktü. tarih.

Küçük Berthe. Lyon'la birlikte. fakat nerede oturuyordu? Bereket versin.. rasgele yollara dökülmüştü. Fakat Charles. birçok yalvarıp yakarmadan sonra yeniden adına vekâletname çıkarılmasına razı oldu. saat on bire doğru. hayır. Güle güle oturun. Aynı işi görecek elli santime. — Nasıl? — Evet. Charles'ı çağırdı. sokaklarda dolaşıyordu. oraya koştu. Bir akşam Yonville'e dönmedi. Emma gitti. otelde. annesi yok diye uyumak istemiyor. annesinin kendisinden kopardığı sözü itiraf etti. fakat harikulade. kendisine güvensizlik gösterdiği için dargınlığını saklamıyordu. o kadar ki. Leon ile o ne coşkunluktu! Emma güldü. ancak. Justin. Annesi omuz silkerek. bu yakınlarda kavga çıkarmaya gelicilerden değilim ben artık.. sonra dönüp mağrur bir tavırla ona kocaman bir kağıt uzattı. elinden geldiği kadar sakin bir eda ile cevap verdi: — Yeter. karısının tarafını tut? tu. Bakındı hele şu süslere. Emma tiz perdeden. bir bilim adamı hayatın pratik ayrıntılarıyle uğraşamaz.. hastanede öleceklerini haber veriyordu. Charles artık yerinde dura-mayarak arabayı hazırladı. zaafına üstün bir meşguliyetin iltifatlı görünüşünü sağlayan bu dalkavukça düşünce ile kendini daha rahat hissetti. Bereket versin ki şu vekâletnameyi iptal edeceğine söz vermişti. Emma da. dedi. obur oluyordu. İhtiyar kadın: — Teşekkür ederim.. böyle giderse. Charles: — Aman Allahım! diye haykırdı. sürekli bir kahkaha ile gülüyordu. Madame Bovary anne kalkıp gitmek istedi. Nihayet. yeter artık! Yeter! Beriki nasihata devam ediyor. ağladı şarkı söyledi. dedi. sizi temin ederim. bana yemin etti. Leon'a acayip. Madam.— Halıdan vazgeçemez miydiniz sanki? Niçin koltukların kumaşını değiştirdiniz? Benim zamanımda her evde. Charles. bu. hem de ihtiyar olduğum halde. birbirlerinden ebediyen ayrılmış olmalarına rağmen. Alt tarafı.. bakılmaya ihtiyacım olduğu halde. He MADAME BOVARY 279 men ertesi sabah evden çıktı.. ilk defa isyan ederek. Charles yine de Emma'nm karşısında ne yapacağını bileme-. hasılı..BOVARY . kabahat Bovary'nindi. kanepeye uzanmış. Onu benden çok seviyorsun. yaşlı insanlar için. Vekâletnameyi ateşe attı. şerbetler getirtti. sigara içmek istedi. dediğine göre. annemin evinde böyleydi. Ertesi perşembe. hatta kırk santime ince pamuklular varken! Emma. tapılmaya layık bir halde göründü. Emma pencereyi açtı. içine atladı. M.bir tek koltuk bulunurdu—hiç değilse. Çabuk öfkeleniyordu. Kimseler yoktu. şu gösterişlere! Nasıl? İki franga ipek astar mı?. Sen de haksızlık ediyorsun. 280 MADAME. Çünkü sandığın gibi. çatlayacak kadar hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. sinir buhranı geçiriyordu.. di. alnı açık. Noter kâtibinin onu görmüş olacağı aklına geldi. tabii bir şey. Guillaumin'e giderek eskisinin aynı bir ikinci vekâletname yaptırdı. Bununla beraber. Zaten. nazlı bebek usulü yaşamaktan yüzüm kızarır benim. dedi.. odalarında. Ona öyle geliyordu ki. Leon. patronunun adresini hatırladı. bütün bunların yapmacık olduğunu söylüyordu.. bunda haklısın. Emma ile birlikte M. dans etti. henüz hâkimiyetinden tamamıyle kurtulmuş değildi. varlığının hangi tepkisinin Emma'yı hayatın zevklerine böyle fırlattığını bilemiyordu. sen de! Her gelişinde onunla kavga çıkarıyorsun!. ne olacaksa olur! Görürsün!. Charles aklını oynatacak gibi oldu. Annem de. Noter: — Halden anlarım. Rodolphe ile karşılaşmak ihtimali zihninde belirir belirmez ürperiyordu. Homais bile eczaneyi bırakıp gitmişti. beygiri kamçıladı ve sabahın saat üçüne doğru Kırmızı Haç'a vardı. dile düşmekten korkmaksızın. hanım hanımcık bir kadındı—. Herkes zengin olamaz ki! Böyle masrafa hiçbir servet dayanmaz! Sizin yaptığınız gibi. zavallı adam. kendisini tutmak isteyen oğluna eşikte: — Hayır. hatta Charles. şehvetli oluyordu.

Homais: — Hay hay. kendisi için şiir. evini pek kötü buldu.. Bir kapının üstünde tabelalar gözüne ilişti. Lormeau'da akşam yemeğine alıkoymuş olmalılar. Madame Dubreuil öleli on ay oluyor!. İlk defalar. o gün kendisini beklemeyen Leon'u gidip noterlikte buluyordu. Nitekim bundan. kucaklamaktan ziyade âdeta kadının üzerine atıldı: — Dün. kapıyı açmaksızın ona istediği adresi söyledi. lokantaya gideriz. son randevudan itibaren neler yapmış olduğunu bir bir anlatması gerekiyordu. birisi. LaRe-nelle-des-Maroquiniers sokağında 74 numarada oturduğunu öğrendi. Emma'nın öpücüklerle karışık tatlı sözleri.. fakat bundan sonra kendine hâkim ol. dedi. — Ben çıldırdım galiba. alabildiğine faydalandı da. Az önce sokağa çıktı. kaçamaklarında hiç tedirgin olmamak için kendi kendine verdiği bir çeşit izindi. kendi gururunu okşamaktan ziyade onun hoşuna gitmek için yapıyordu. o zaman korktu ve çekip gitti. İyi ama. Emma onun metresi olacağına. gece yarısı elâlemi rahatsız eden insanlara karşı bir alay küfür eklemeyi de unutmadı. sonra kendisininkine eş perdeler satın almasını tavsiye etti. Leon utancından kızardı. Noter kâtibinin oturduğu evin ne çıngırağı. — Boşuna gitme. Peki nerede öyleyse? Aklına bir fikir geldi. Küçücük bir gecikmeden bu kadar telaşa düşeceğini bilirsem artık serbest davranamam. seni kim alıkoydu? — Hastaydım. masraf olacak demesine gülerek: — Aman sen de. acele Matmazel Lempereur'ün adını aradı. bütün zevklerini kabulleniyordu. o Emma'nın metresi oluyordu. ekseriya eczacılarda yemeğe kalırdı. bu onun için büyük bir mutluluktu. Nerede oturduğunu öğrenmek istedi. diye mırıldandı. Charles. Emma ondan. gel. Bütün bunları. Charles kapıyı var kuvvetiyle yumrukladı. Nasıl?. diyordu. MADAME BOVARY 281 O da sıvışıyordu. — Ne hastası?.. anlıyorsun değil mi? Bu. Tam o sokağa giriyordu ki. Leon ikinci mısraa kafiye bulamadı ve sonunda hediyelik bir kitaptan bir sone kopya etti. kocasının atılmak istediği belirsiz tehlikelerden ürkerek şefkatle: — Ah dostum. Nerede?. Emma onun bu haline aldırmadı. Madame Homais. diye karşılık verdi. Emma'yı görmek için Yonville'e gittikçe.Gün doğmaya başlıyordu. . O sırada bir polis memuru geçti. şiir. Emma: — Aldırma. Leon siyahlar giysin ve XIII'üncü Louis'nin tablolarına benzemek için de çenesinden küçücük bir sakal bıraksın diye tutturdu. papaz uçururuz. Leon'un yüreğini çeliyordu. Emma öbür uçtan çıkıverdi. Emma elini alnından geçirdi: — Matmazel Lempereur'ün evinde. rasgele bir bahane bulup yola çıkıyor. Burada âdeta küfleniyordum. Herhalde M. Bir kahveye girerek adres kitabı'm istedi. Madame Dubreuil'e bakmak için kaldı herhalde. paracıklarına da ne kadar düşkünsün! Leon'un her seferinde. Beraberce tiyatroya. fakat çok geçmeden gerçeği saklayamaz oldu. Derin ve gizli oluşu yüzünden âdeta madde dışı bir hala gelen bu baştan çıkarmayı acaba nereden öğrenmişti? VI L6on. yani: Patronu böyle rahatsız edilmelerden çok şikâyetçiydi. Lormeau ailesi artık Rouen'da oturmuyordu. Kendi kendine. Kapıyı çaldı. Leon'un. — Emindim! Zaten oraya gidiyordum. keyfi istediği gibi. Bir seferinde kendisinin de nezake-ten eczacıyı davet etmesi gerektiğini düşündü. ne de kapıcısı vardı. Emma. acele. M. dedi. bu tarife. Zaten benim de insan yüzü görmeye ihtiyacım var.. Leon'u görmeyi canı istedi mi. ne tokmağı. kendi namına bir aşk şiiri yazmasını istedi. Leon onun fikirlerini münakaşa etmiyordu.

samimi olalım. camekânın arkasında. eskiden böyle bir deyim kullanmaktan pek çekinirdi. O. Noter kâtibi: . Ne olursa olsun. noter kâtibini Paris âdetleri hakkında merakla sorguya çekiyor. Umumi bir yere girince şapka çıkarmayı taşra âdeti sayarak. Güzel döşenmiş bir dairede zarif bir tuvalete baMADAME BOVARY 283 yılıyordu. Nitekim. Birlikte artık vur patlasın. çıkacağını kimseye açmamıştı. yalnız esmer kadınlardan hoşlanırdı. Eczacı: — Size hak veririm. kadınlara dair ahlaka aykırı düşünceler ortaya attı. sofra basındaydılar. alnı pencere camlarına dayalı saatlerce bekledi. Genç adam kekeledi. Yanlarında. Gerçi sevgiliniz pek uzaklarda oturmuyor ama. hatta burjuvaları afallatmak maksadıyle. Kasabadan ayrılması halkı meraka düşürmesin diye yola. İtalyan kadını hırslı olurmuş. bir kadının ateşli olup olmadığını ne gibi belirtilerden anlamak lazım geldiğini anlattı. Sobanın palmiye biçimindeki borusu. Hatta konuyu genişleterek çeşitli milletlere mensup kadınlardan söz açtı: Alman kadını edalı. haydi. bugünlerde Rouen'a geleceğim. kahveye şapkası başında daldı. maydanozlarla kuşkonmazlar arasında. ama kendini beğenmişlik. ama şimdi zamanenin geçer akçesi saydığı o delişmen ve Parisli üslubuna bayılıyordu ve tıpkı komşusu Madame Bovary gibi. Gençliğinin geçtiği yerleri tekrar görmek düşüncesi onu pek heyecanlandırmış olmalıydı ki. sonra da en masum.. yolcu kıya-fetindeydi. sersemlemiş üç ıstakoz. dedi. Rouen'de. yani sırtında nereden çıktığı belli olmayan kocaman bir palto. yoksunluk içinde olmalısınız. kenarda üst üste konmuş bıldırcınlara doğru uzanıyordu. Eczacı ise içiyor. İnkâr mı edeceksiniz. — Madame Bovary'nin evinde kur yapmıyor musunuz? — Kime? — Hizmetçi kıza! Şaka söylemiyordu. Yonville'de?. Ziyafetten çok lüksten mestolmuştu. Emma. Havuzda. ama Pommard şarabı da melekelerini biraz tahrik ediyordu. zaten kadınların huyu böyledir: -Bilimi kıskanırlar. Sonunda noterliğe koştu ve aklı türlü ihtimallerle perişan.. Eczacı. Birdenbire: — Siz. Homais'ye Altın Aslan mutfağında rasgelince şaşırdı kaldı. beyaz tavanda yaldızlı bir sorguçla nihayetleniyordu. çal oynasın. Noter kâtibinin direnmesine rağmen. zaafını da kendi başına kakarak. romlu omlet gelince. o uzun yolculuk boyunca durmadan konuştu durdu. bir elinde bavul. Leon'u üç çeyrek saat bekledi. Büyük salon boşalıyordu. öbür elinde de eczanesinde ayaklarını ısıtmak için kullandığı kürklü bir tandır vardı. Leon'u kayıtsızlıkla itham ederek. yiyor. her türlü sakınganlığı unutturmuş olacaktı ki. canım? Eczaneden durmadan sızan zehirler arasında yaşamakla sağlığımı yeter derecede mahvetmiyor muyum sanki? İşte. Dostunun kulağına eğilerek. Berikiler. iyi parpaları da hor görmüyordu tabii. küçük bir fıskiye bir mermer havuza şıpırdayarak dökülüyordu. istemeyerek itiraz etti. Eczacı. bana güvenin. şehre varır varmaz hemen arabadan atlayarak Leon'u aramaya koyuldu. Emma M. Vücut güzelliğine gelince. Leon.— Ne varmış.. Homais'nin keyfine diyecek yoktu. Fransız kadını çapkın. Böylece. şıklıktı. bir perşembe günü. örneğin gidiyorum yerine kirişi kırıyorum kabilinden argo kelimeler kullanıyordu. Leon kıpkırmızı kesilince de: — Haydi. saat ikide henüz kahvede. dedi. ümitsizlik içinde duvar saatinden gözlerini ayırmıyordu. sonra. delikanlıyı büyük Normandie kahvesine sürükledi. Onu en fazla büyüleyen şey. konuşuyordu. Leon. onlar daha ateşli olurlar. dedi. en meşru eğlencelere de karşı koyarla1' 282 MADAME BOVARY lar. tam güneşin alnında.

tabansızlıkla. kararsız duruyordu. O zaman da eczacı. geleceklerinden. metresini heyecan ve telaş içinde buldu. Öfke içinde az önce kalkıp gitmişti. âdeta korkunç korkunç bakıyordu. ellerini bırakıverdi. Emma'nın öfkesi. Leon yirmi kez kalkıp gitmek istedi. Eczacı ise boyuna tekrarlıyordu: MADAME BOVARY 285 — Bridoux'ya gidelim! İki adımlık yer. iki küçük fincan kahve! Le"on nihayet sabırsızlıkla sordu: — Gidiyor muyuz? — Yes. ben de kalkacağım. Leon tarn o elleri ağzına götürüyordu ki. Leon onu yüzüstü bırakıverdi. Ama gitmeden önce işyeri sahibini görüp onu kutlamak istedi. yanındakine kansından. Birlikte Rouen Feneri'ne gider oradaki beyleri görürüz. ve dizleri üzerine yığılarak. Sonra gözyaşları o bakışları bulandırdı. Randevuda sözünü tutmamayı hakaret saymıştı. orasının vaktiyle ne 284 MADAME BOVARY berbat bir halde bulunduğunu. eczacının adını duyunca küplere bindi. — Garson. Ama yine de yakayı kurtardı. değil mi? — Elbette. diyordu. fakat öteki. Homais garsonlara yol gösterdi. Hoşunuza pek gitmediğini anladığım bu ziyareti kısa kestirmek istedim. Size kim karışır? Cesur olun! Bridoux'ya gidelim. Homais: — O halde. Bridoux'ya gidelim de bir kadeh garus içelim. O zaman genç adam. Leon onu durdurdu. Leon. Homais'nin gevezeliği ve belki de öğle yemeğinin ağırlığıyle uyuşmuş. Bridoux'ya gittiler ve adamı. budalalıkla. Sokaklardan geçerken. merdivenleri dörder dörder çıktı. Emma: — Döneceksin. seltz suyu yapmak için bir makinenin kocaman çarkını soluk soluğa çevirmekte olan üç garsonun başında buldular. sanki eczacı tarafından büyülenmiş gibi. Haydi. Ama genç adamın mazeretleri akla uygundu. bir uşak görünerek Mösyö'yü aşağıda beklediklerini bildirdi. — Ama ne zaman? — Az sonra. s — Bırakın biraz. kendisinin hiç kabahati yoktu. sizi geçireyim bari. Hoınais'yi o da tanımıyordu sanki? Onunla vakit geçirmeyi Emma ile beraber bulunmaya nasıl tercih ederdi? Fakat Emma sırtını dönmüştü bile. bir koşuda otele vardı. — Onlar sanatkârlara layıktır. hemen noterliğe dönmesi gerektiğine dair yeminler etti. Garus içildi. eczanesinden söz etti. Emma'nın yerinde yeller esiyordu. dedi. M. dedi. yahut bir kanun karıştırırım. Eczacı. çakmak çakmak olmuş iri gözleriyle ona ciddi ciddi. Emma. Allahı severseniz Cujas ile Barthole'ü. Ondan kopmak . Orada sizi bekleyerek ya gazetede okurum. Emma ayaktaydı. Köpeğini görürsünüz. çocuklarından. Boulogne oteline gelince. M. O zaman. Malpalu sokağında. Görülecek şeydir hani! Noter kâtibinin hâlâ ayak dirediğini görünce de: — Peki.— Ya Zenci kadınlar? diye sordu. insanları hiç de hoş olmayan hareketlere yönelten o tarif kabul etmez duygu ile. kendini bırakıverdi. Leon'u görür görmez: — Numara yaptım. yalnız kalmak için işi olduğunu söyledi. kağıt yığınları ve işlemler konusunda şakalar yaptı. ben de noterliğe giderim. pembe gözkapakları kapandı. ne çabayla bugünkü mükemmel durumuna getirdiğini anlattı. Bridoux'yu kucakladı. Leon. Sizi Thomassin'le tanıştırırım. isteri ve yalvarma dolu baygın bir tavırla iki elini beline doladı. kolundan yakalayarak durduruyor ve: — Az sonra.

hem coşkunluk. Daima. kayan bir yılan gibi kalçalarının etrafında ıslık çalıyordu.. Çıplak ayaklarının ucuna basarak.için başka nedenler de arayıp buldu: Bir kahramanlıkta bulunmaktan âcizdi. yemeklere gösterdiği özenden tutunuz da. diyordu. Evlâdına düşkün bir anne edasıyle. yoksa yaldızları elimizde kalır. yalnız bizi düşün. manastırın duvarları gözüne ilişti. kapıma kapalı olup olmadığını bir kere daha muayene etmeye gidiyor. isterse aldatsın. çıkacağı ilk yolculukta derin bir mutluluğa ermeyi tasar-liyqrdu. soğuk ter damlalarının kapladığı bu alın286 MADAME BOVARY da. ne imkânsızlık! Zaten hiçbir şey böyle bir araştırmaya değmezdi. Kendine sımsıkı bağlamak için.sevdiğimiz kimseleri hor görmek bizi onlardan az çok uzaklaştırır. Emma tek başına bulvardan geçerek dönerken. gökyüzüne şairane düğün destanları söyleyen tunç telli bir rebap bulunsaydı. zayıftı. Emma'nın gönderdiği mektuplarda çiçeklerden. boynuna bir Hazreti Meryem madalyonu da geçirmişti. . bir kadından daha pelte gibiydi. kuvvetli içkiler karşısındaki sarhoşlar gibi. kendi kendine. tabansızdı. Bu hayal kırıklığı yeni bir ümitle çabucak siliniyor ve Emma. fakat. Gerçi Emma. isterse. Fakat. beni sev. Hayatını göz altında bulundurabilmek de isterdi. mektuplarında çoğu zaman aşklarıyle ilgisi olmayan şeylerden söz etmek derecesine geldiler. fakat sonunda* olağanüstü hiçbir şey duymadığını da kendi kendine açığa vuruyordu. sükûnet bulunca. karaağaçların gölgesinde bir sıraya oturdu. bayağıydı. hatta peşine adam koymayı bile düşündü. hem de incelikle dolu kıymetli bir varlık. yıldızlardan bahis vardı. âşığına daha ateşli. bu kolların sarılışında. Haşin haşin soyunuyor. arkadaşları hakkında bilgi alıyordu. her şey yalan söylüyordu. Ne olursa olsun mutlu değildi. ciddi ciddi. onunla tesadüfen niçin karşılaşmamalıydı? Ah. dayandığı şeylerin hemen bozulup çürümesi nereden geliyordu?. Sonra. Zaten.göre hayal etmeye çalıştığı o anlatılmaz aşk duygularına şimdi ne kadar hasret çekiyordu! Evliliğinin ilk ayları ormanda atla gezintileri. Emma her seferinde. uzun bir ürperme ile. Yonville'den göğsünün üstünde güller getiriyor ve onun yüzüne atıyordu. kendini âşığının koynuna atıyordu.. Leon. sağlığı için meraka düşüyor. Bunlar. bir melek kılığı altında bir şair kalbi. ona herhalde iftiralarda bulunduğunu anladı.. yolculara yanaşan öyle bir serseri vardı ki. giyim kuşam zarafetine ve bakışlardaki süzgünlüğe kadar. O zamanlar ne kadar huzur içindeydi! Okuduğu kitaplara. bu dalgın gözbebeklerinde. bu fısıldayan dudaklarda.. fakat potinlerinin gıcırtısını duyunca. Fakat gururu isyan etti: — Eh. ne kadar tecrübeli olduğunu farkedince. solgun. Kendi kendine: — Onu seviyorum ama. Allahın da bu işe karışacağını umarak. bütün dış yardımlarla alevlenmeyi deneyen zayıf düşmüş bir tutkunun safça başvurduğu çarelerdi. kişiliğinin her gün biraz daha yutulmasına isyan ediyordu. daha tutkulu dönüyordu. çıkma. Ona: — Onlarla buluşma. korsesinden kopardığı ince bağ. pekâlâ. şiirden. sonra bir tek hareketle bütün elbiselerini bir anda yere düşürüyor. her gülümsemenin altında sıkıntıdan bir esneme vardı. bir yerlerde kuvvetli ve güzel bir insan. Vaktiyle kendisini o kadar büyülemiş olan şey şimdi onu korkutuyordu. iç karartan bir şey vardı. ona soru sormaya cesaret edemiyordu. kararsız. Hatta onu sevmemeye kendini zorluyor.. hepsini gözlerinin önünden MADAME BOVARY 287 geçirdi. herhalde acının ve zevkin bütün sınavlarını vermiş olmalı diyordu. umurumda değil! Bir defasında birbirlerinden erken ayrılmışlardı. aşırı. Hayatın bu yetersizliği. İkisi de. otelin yanında. aydan. Leon'a onları birbirinden ayırmak için ansızın aralarına kayıvermiş gibi gelen. Bununla birlikte. Ama. artık ne olursa olsun. Ve Leon da kendisine tıpkı ötekiler kadar uzak göründü. Mabutlara dokunmamak lazımdır. hiçbir zaman mutlu olmamıştı. Bu sürekli zaferinden dolayı Emma'ya hınç besliyordu. hasisti. vals eden Vikont ve şarkı söyleyen Lagardy. nasıl davranması gerektiğine dair öğütler veriyordu. hiç konuşmadan. diyordu. kendini pısırık hissediyordu. her bakımdan onun üzerine titremekten geri durmuyordu.

Lheureux'nun işe müdahale etmesi lazım geldi. Vinçart'ı avutmak çaresi olup olmadığını sordu MADAME BOVARY 289 — Evet. hepsini elbisesinin koluna iliştirdi... emirleriniz? Kendisine hem çıraklık hem aşçılık eden. Rouen'dan. ne yok? — Ahn. Emma hemen hizmetçisini dükkâncıya gönderdi. Adam ge-lemiyordu. kendisinin imzalayıp da bütün teminatına rağmen Lheureux'nun Vinçart'a ciro ettiği yedi yüz franklık bir borç senediydi. Gerçekten. Onu dükkânında. beklesin. Bunun üzerine. Vinçart'a ne cevap götüreyim? — Ne cevap mı? Kendisine söyleyin ki. Saat dört! Ona çok eskiden beri buradan. üzerindeki büyük defterler asma kilitli verev bir demir çubukla muhafaza altına alınmış. Adama. saf bir eda ile sordu: — M. dudaklarda gerçekleşmesi imkânsız daha yüksek bir şehvet özlemi bırakıyordu. terbiyeli terbiyeli bir kağıt uzattı. dükkânın döşeme tahtaları üzerinde kunduralarını takırdata takırdata. Burada. Lheureux. geniş hasır koltuğuna oturdu: — Ne var. Beni sıkboğaz ediyorlardı. Üstünde yer yer iri harflerle «Maître Harertg. sayısız tutkular da tek bir dakikanın içine girebilir. Fakat ertesi günü öğleye doğru Emma'ya bir protesto geldi. yaptım. köpürdü. gelecek hafta. yumuşak bir eda ile. Emma da yalnız kendi tutkulanyla yaşıyordu. dedi. o bir araptan daha yırtıcıdır. müzmin nezleden geberip gidiyordu. içine para ve senetten başka şeyler de konulmuş olacaktı. Vinçart'ı avutmak ha! Kendisini tanımıyorsunuz anlaşılan. — Şimdi ne olacak? — Olacağı basit: Bir mahkeme karan. 288 MADAME BOVARY Adamcağız bir tek kelime söylemeden çıktı gitti. zavallı Tellier Babanın küpeleriyle birlikte oraya koymuştu. yüzü kıpkırmızı kafası dazlak biri. Ona kağıdı gösterdi. o zamana kadar kalın sansın kaşlannm gizlediği mütecessis gözlerle sağa sola bakınarak ayakta kalmış olan meçhul adam. Ama bir seferinde. Quincampoix'da külüstür bir bakkal dükkânı satın almıştı. Madame Bovary'nin altın zincirini de.. Oldu da bitti! Emma herifi dövmemek için kendini zor tutuyordu. Lheureux.Her sevinç bir lanet. M. — Buyursunlar. M. rehin karşılığında borç para vermekteydi. kamburumsu bir genç kızın yardımıyle.. kocaman bir yazıhane vardı. bakın. arkasından da haciz. Ve defterlerinden birini açarak: — Bakın! Sonra. sonunda küpeleri satmak zorunda kalmış. Basma toplan altında duvara dayalı bir kasa görülüyordu. — Dinleyin beni! Zannederim ki bugüne kadar size karşı iyi davrandım.. Şimdi orada. ne yapabilirim? O zaman Emma. Vinçart tarafından gönderildiğini söyleyerek Emma'ya geldi. Ama gelecek hafta. şimdilik param yok. yine kendi işine koyuldu. Ama yine de M. Evet. Bu. her zevk bir iğrenme gizliyordu ve en iyi öpücükler. on üç yaşlarında. Fakat bir kalabalığın küçük bir yere sığması gibi. paket bağlarken buldu. bir arşidü-şesten fazla paraya kıymet verdiği yoktu. M. ufak tefek. parmağını sayfanın altından yukarıya doğru gezdirerek: . şu sıranın üstündeymiş gibi geliyordu. suratından daha az san şamdanları arasında. Sonra.. Madamın önüne geçip birinci kata çıktı ve kendisini dar bir odaya aldı. — Peki. senetleri ciro etmemek hususunda verdiği sözü hatırlatarak. — Ama mecbur oldum da. Uzun yeşil redingotunun yan cebini kapayan topluiğneleri çekip çıkardı. Adamcağız. Buchy İcra Memuru» ibaresi yazılı bulunan bu damgalı kağıdı görür görmez Emma fena halde ürktü ve soluğu kumaş tacirinde aldı. Havada bir madeni hırıltı dolaştı ve manastırın çanı dört kere vurdu. fakat öylesine büyük çaptaydı ki.

Emma'yı kendisine ne kadar dürüst davrandığına inandırmak istiyordu. elma gibi yuvarlak adamımdır ben. Barneville'den başka. Devekuşu tüyleri. sandıkları aldı. 3 ağustos iki yüz frank. onun gibi biçare bir dükkâncı avans filan veremezdi. diye devam etti. Kızıl Haç sahibesinden. geçenlerde bir satışta bulduğu üç buçuk metrelik bir dantela parçasını göstermek için kendisine seslendi: — Bakın. Kaynana gönderilecek bir şey kalmadığını bildirdi: Tasfiye tamamlanmıştı. bazı ufak tefek şeyler satın alıyordu. insanın zihni karışıyor. — Allah vere de Vinçart bana olmaz demese! Esasen. metresi otuz beş santime. Şehre her inişinde..» Gerçi bazı itirazlar oldu ama hiçbiri kocasının eline geçmedi. eski şapkalarını. pek sıkıntıya düşeceğini. altı yüz liralık bir akar kalıyordu. işi savsaklayacak değilim.. bu işin çok güç bir iş olduğunu. Felicite'den.. hiç değilse şeyini öğrenseydim?. hiçbiri Madama layık değildi. — Zaten Barneville'in bakiye hesabı gelir gelmez.. Arkasını dönerek: — Sonra... moda böyle. kocasının hastalarına iki üç fatura gönderdi ve faydasını gördüğü bu usulü sonraları da bol bol kullandı. O zaman Madam. sonra. herhalde bu susmadan kaygılanmış olacaktı ki: — Şayet. belki. hiç değilse bunları alıp götürdü. — Ama. tatlı bir sesle: — Anlaşalım. Daha o akşam. işin doğrusu söylenmez ki. Onların da biri yedi yüz franklık. düşünüyormuş gibi gözlerini kapadı. — Meselâ. Kusura bakmayınız. gayet ustaca pazarlık ediyordu. başkalarına yaptığı bu aldatmacaları itiraf etmekle. Artık ben bu işte yokum! Emma ağlıyordu. Fakat dükkâncı. eski kap kaçağı satmaya başladı. Sonra.. .. bir MB 19 290 MADAME BOVARY kere anlaştık. Hürmetkarınız. Emma susuyordu... — Siz nasıl isterseniz! O zaman. Emma'ya dükkâna yeni gelmiş bir sürü mal gösterdi .. diğer bin beş yüz frank eridi gitti.. 17 temmuzda yüz elli. nisanda. 23 martta kırk altı. Emma. güzel değil mi? Şimdi bu dantelayı koltuk başlarına koyuyorlar. pek hayrete düşmüş göründü.. böylece devam etti. bakın şu elbiseliğe. tabii anlarsınız.. Lheureux başka bir şey bulamayınca. Langlois'nın henüz parayı ödemediğini duyunca. Bir hokkabazdan daha atik davranarak dantelayı mavi bir kağıda sardı ve Emma'nın eline tutuşturdu. Para bulmak için eski eldivenlerini. Sonra. — Nasıl?. hiç oralı değilmiş gibi. Çin porseleni. M. damarlarındaki köylü kanı. Dükkâncı. ne kadar mağrur olduğunu bilirsiniz.. birkaç rakam yazdı. Madame Lefrançois'dan. rengi de hiç atmazmış! Pekâlâ herkes yutuyor bunu. dedi.. bir türlü arkası gelmiyor.. herkesten borç MADAME BOVARY 291 para çekti. Faturalara not olarak şunu da eklemeyi hiç unutmuyordu: «Bundan kocama hiç bahsetmeyiniz.. şu günlerde elime para geçse. Nihayet Barneville'den gelen para ile senetlerin iki tanesini ödedi. faizler.. mirastan artanı derhal göndermesi için annesine mektup yazmaya zorladı. son meteliğini vereceğini söyleyerek.. — Mösyö'nün imzaladığı senetlerden söz etmiyorum bile. kendilerine. M.fakat kendi kanaatince..— Hah işte. bütün suçu o «Köpoğlu Vinçart»a yük-lüyordu. herkes onun sırtından geçinmeye bakıyordu... Yeniden borçlandı ve bu. kocasını. Emma'ya her biri iki yüz elli franklık ve birbirinden birer ay aralıklı vadeli dört senet yazdırdı.. Bir budalalık yapmaktan çekiniyormuş gibi durdu. Lheureux ise elindeki kalemin tüylerini ısırarak. şimdi kimse borcunu ödemiyordu. ama nasıl?.on metelik sektirtmiyordu. öbürü üç yüz franklık! Aldığınız küçük avanslar. onu da düzenli olarak gönderecekti. Zaten kendisinin on parası yoktu.. adama «Mösyö Lheureux'cüğüm» bile diyordu. Sonra.

annesini istiyordu. metresinin garip tavırlar takındığını. inanası gelmiyordu. Dersle hiç başı hoş olmayan çocuk. delik çoraplarla dolaşıyordu. heyecan içinde. daha gösterişsiz otellerde de pekâlâ rahat edebileceklerini kendisine anlatmaya çalıştı. — İki yıl önce. diyordu. Bu da zaten ot bürümüş bahçeyi pek bozmuyordu. ona uçurumu MADAME BOVARY 293 . Mektupta. O da: — Ah. soğuk havayı içine çekiyor. kendisini ondan uzaklaştırmak isteyenlerin pek haksız olmadıklarını anladı. o canavarı görür gibi olarak. kendini bencillikle suçluyor ve içinden hemen gidip karısını öpmek geliyordu. bütün gün kalıyor. git. yanında uzanıp uyuyan bir adamdan kurtulmak için yapmadığını bırakmamış ve sonunda kocasını ikinci kata sürgün etmişti. vakit vakit Rouen'da bir Cezayirlinin dükkânından satın aldığı saray tabletleriyle tütsü yapıyordu. her şeyi olduğu yerde bırakıyor. pek hoşuna gitmediği halde Leon emri yerine getirdi. Çoğu zaman dehşete düşüyor. Mutfaktaki ocakların üzerinde mendillere rastgeliniyor ve küçük Berthe. Bu da. yarı çıplak. içinde kanlı sahnelerle azgın şehvet betimleri bulunan acayip kitaplar okuyordu. bunda kendisinin kabahati olmadığını söylüyordu! Neden bu kadar öfkeleniyordu? Charles her şeyi karısının geçirmiş olduğu sinir hastalığı ile izah ediyor. başka yerlerde. hemen hemen her defasında böyle oluyordu. Şimdi evin hali pek hazindi! Satıcıların kapıdan asık suratla çıktıkları görülüyordu. pencereyi açıyor. kum üzerinde ırmaklar yapsın diye gidip bahçe kovasıyle su getiriyor. yani aşkın derinliklerinde çöreklenen o belirsiz kötü yaratığı. hastalandığı zamanki gibi!— Ne zaman bitecek bütün bu belâlar!. O zaman Charles çocuğu teselli ediyor. Kötü bir vaziyete girmekten korkuyordu. yapraklar şimdiden dökülüyordu. Geceleri. ezile büzüle bir ihtarda bulunacak olursa. Delikanlının gözünü açmak. Oraya çıkılmıyordu.Bazen. Leon. Leon'u düşünüyordu. Bir gün çantasından altı tane altın yaldızlı küçük kaşık çıkardı (bunlar Rouault babanın düğün hediyesiydi) ve Leon'dan hemen gidip bunları Emniyet Sandığı'na götürmesini rica etti. Onu. Madame Homais'nin ayıplamasına rağmen. Ve elleri arkasında. zihni çabucak karmakarışık oluyor. oğlunun patronu maître Dubocage'a mektup yazd^ o da bu işin mükemmelen becerdi. olmaz. Sonra. Kendisi sabahlara kadar. sakatlığını kusur saydığı için kendi kendine kızıyor. fakat hep Emma'nın itirazlarıyle karşılaştı. oğlunun evli bir kadınla kendini mahvettiğini haber veriyordu. nefes nefese. git! diyordu. birisi annesine uzun bir imzasız mektup göndermişti. Onların muhteşem olmasını istiyordu! Şayet âşığı tek başına masrafın altından kal-kamazsa. iyice düşününce. safi arzu kesilmiş. çok geçmeden o kederli iri gözlerini açıyor ve ağlamaya koyuluyordu. Kendisini doyuran o randevulardan bir tanesini yaşamak için o anda her şeyini verebilirdi. Biliyorsun ki. Charles. Olduğu yerde kalıyordu. uyuşmuş. bir daha da kafa yormuyordu. Yahut bazen. Emma orada. Gerçekten. Kendi kendine: — Hayır. yavrucuğum. küçük Berthe'i dizlerine oturtuyor. kadıncağız. zinanın körüklediği o mahrem alevle daha da yanarak. açığı cömertlikle kendisi kapatıyordu. Les-tiboudois'nın o kadar gündelik alacağı vardı ki! Sonra çocuk üşüyor. annen rahatsız edilmek istemez. Sonbahar başlamıştı. bu işin içinde de ailelerin ezeli umacısını. Akşam yemeğinden sonra bahçede tek başına dolaşıyor. O zaman yeniden hesaba girişiyor. tababet gazetesini açarak ona okuma öğretmeye çalışıyordu. belki canını sıkmış olurum. Randevular onun bayram günleriydi. gür saçlarını rüzgâra dağıtıyor ve yıldızlara bakarak kendine prens aşkları temenni ediyordu. Emma kaba kaba cevap veriyor.. doğrusu hesap yapmaya gayret ettiği de oluyordu. bir çığlık koparıyordu. Charles: — Hizmetçiyi çağır. yürümeye devam ediyordu. o denizkızını. Charles hemen koşup geliyordu. fakat öyle akıl almaz şeyler keşfediyordu ki. diyordu. yahut kınaağaçlarının dallarını kırarak tarhlara ağaç diye dikiyordu. 292 MADAME BOVARY Madame odasındaydı.

daha seslerinden. Sabah olunca kendini tiyatronun girişinde. gözkapakları karıncalanıyor. Birbirine sahip olmak zevkini yüz katına çıkaran o şaşmaları duyamayacak kadar birbirlerini fazla tanıyorlardı. Hem yakında başkâtip olacaktı: Artık ciddi olmanın zamanıydı. Ümitlerinin kırılmasından. derisi buz gibi soğuyordu. Bunlar. o da Emma'dan o kadar usan-mıştı. Emma yemedi. Leon'un hamal veya gemici kıyafetine girmiş olan arkadaşlarıydı. karar vermek cesaretini gösteremediğinden. O hayalet. Şimdi artık içinde sızısı hiç dinmeyen ve her yeri kaplayan bir kırıklık duyuyordu. alnı ateş gibi yanıyor. yahut uyanmaksızm hep uyumak istiyordu. gidip bir yerlerde yemek yemekten söz ediyorlardı. iskemlesini. Sonra. Emma onu yanıbaşında hissediyor. Ona sık sık celpler. Leon. Ama. her noterin gönlünde birazcık şair kırıntısı bulunur.göstermek için. Nitekim flütten. hayal kurmaktan vazgeçti: Çünkü her burjuva. sözünü tutmadığı için kendi kendine kızıyordu. Artık yaşamamak. kolu kanadı kırılmış. sonraları kendi müessesesine de zararlı olabilirdi. geleceğini ve bir öpücükte kendisini alıp kaçıracağını sanıyordu. rini pek farkedemediği bir aşkın gürültüsü karşısında ilgisizlikten uyukluyordu. fakat niteliklerinin bolluğu altında kaybolarak bir tanrıya döndüğü için.» diyordu. alışkanlıkla veya ahlaksızlıkla. Kendi menfaati uğruna bunu yapmazsa. Büyük perhizin üçüncü perşembe günü. daha bir sürü nasihat dinlemeye mecbur kalırdı. Böyle bir macera. Leon sonunda bir daha Emma'yı görmeyeceğine yemin etmişti. en ateşli hatıralar. Rıhtımda en adi cinsinden bir lokantayı gözlerine kestirdiler. o kadar ele avuca sığar bir hale geliyordu ki. Emma Yonville'e dönmedi. Fakat nasıl kurtulmalıydı? Sonra böyle bir mutluluğun bayağılığı ile kendini ne kadar aşağılık içinde hissederse etsin. «Bir felâket olsa da ayrılsak. çünkü bu belirsiz aşkın atılımları. başına fiyongolu bir peruka ile yana eğdiği üç köşeli bir şa_pka geçirmişti. herkes etrafında halka oluyordu. Leon'a mektup göndermekten de asla geri kalmıyordu. Emma ondan ne kadar tiksinmişse. Etraftaki kahveler tıklım tıklım doluydu. kafasında başka bir adam. artık incelikle-. o saadetten vazgeçemiyordü. azgın zevk ve eğlence âlemlerinden daha fazla yoruyordu. tıpkı belirli bir müzik dozundan fazlasına tahammül edemeyen insanlar gibi. gençlikte kanı kaynadığı zaman. herhalde masraf hakkında konuşuyorlardı. zinada evliliğin yavanlıklarıyle yeniden karşılaşmıştı. Ötekiler yemeğe koyuldular. hatta. Kadife bir pantolonla kırmızı çoraplar giymiş. onu. damgalı kağıtlar geliyor. Lokanta sahibi. pek büyük girişimlere yetenekli sanır. Leon'u sorumlu buluyor. sanki kendisine ihanet etmiş gibi. bu kadın yüzünden başına türlü belâlar gelebilir. bir kadının daima âşığına mektup yazması lazımdır fikriyle. fakat bunlara şöyle bir göz atıp geçiyordu. Emma'ya layık bir meclisti bu! Kadınlara gelince. Kadınla ilgisini kesmesi için yalvardı. beş altı maskelinin arasında buldu.daha da çoğalmasını istemekle. Allah için. kalbi. göğsünün üstünde Emma birdenbire hıçkırmaya başladı mı artık sıkılıyordu. sonunda bu hayalet o kadar gerçek. Çapkının en bayağısı sultan hanımların hayaliyle geçinir. Emma hayranlıkla sarsılıyor. Emma. bir tek gün. yine olduğu yere sırtüstü yuvarlanıyordu. gece maskeli baloya gitti. arkadaşlarının sabahları soba etrafında yaptığı şakaları hesaba katmasa bile.bari onun için. bir tek dakika bile olsa. yine de onu bütün açıklığıyle hayalinde can-landıramıyordu. çünkü. Odada bir noter kâtibi. iki tıp talebesi ve bir de tüccar kâtibi vardı. hemen hemen hepsinin en aşağı cinsten olduğunu anlamakta gecikmedi. Erkekler bir köşeye çekilip fiskos ettiler. bunlara dördüncü katta küçük bir oda açtı. üç çeyrek saat öğüt verdi. sanki dans eden binlerce ayağın ritmik . ay ışığında ve çiçeklerin güzel kokusu altında. Fakat yazarken. her çeşit saadetin kökünü kurutuyordu. yine kendini sınırsız tutkulara. Emma. coşkun duygulardan. balkonlarda igek merdivenlerin sallandığı mavimtırak bir ülkede oturuyordu. okuduğu en güzel şeyler ve en kuvvetli arzularının yarattığı 294 MADAME BOVARY bir hayalet beliriyordu. Balonun döşeme tahtalarını. Bütün gece trombonların azgın sesine ayak uydurarak zıpladı durdu. içinden. her gün biraz daha üstüne düşüyor . geri çekti ve gözlerini yere indirdi. O zaman içine korku girdi. yani Dubocage için bu fedakârlığa katlanmalıydı.

biraz daha altında şunlar vardı: «Kendisi. Vinçart. avizeler. Sonra. yine de. hoş görünmelerinin amacını bir anda kavradı. — Ne yapalım. Bütün dalaverelerini.. nihayet kendine geldi ve orada. Hiç haberi olmamıştı ki. — Biliyor musun başıma geleni? Herhalde bir şaka olmalı bu! — Hayır. kendini yatağın üzerine attı. sonra. bir yerlerde yeniden gençleşmeyi ne kadar istiyordu. Demek. açık hava onu teskin ediyordu. evlerin duvarına sağır edici bir madeni sarsıntı fırlatarak geçti. Emma. bütün kanuni yollardan ve özellikle mal ve eşyasının hacziyle zorlanacaktır. rüzgârın önüne kattığı sis tabakaları gibi kayboldu. — Nasıl hayır? Ağır ağır ona döndü ve kollarını kavuşturarak: — Benim.. senetler imzalamak.» 296 MADAME BOVARY Yapılacak ne vardı?.. ama haberi olmamıştı ki. pencerenin önüne götürdüler. Başına birdenbire gelmişti bu iş. — Ama.. boyuna satm almak.. Emma. kanun ve adalet namına Madame Bovary'ye tebliğ olunur ki. bulvardan.. yeni bir vadeye bağlandıkça bedeli artan senetleri yenilemek suretiyle Emma. Her şeye. lokantadaki yemek.» Hatta. hatta kendisine de tahammül edemez olmuştu. kıyamete kadar size pîr aşkına müteahhitlik ve bankerlik yapacağımı mı sanıyordunuz. bu böyle! Mahkeme kabul etti! Elde hüküm var! Onu da size tebliğ ettiler.. duvarlarında Nesle Kulesi'nin resimleri asılı duran ikinci kattaki küçük odasında. Akşamın saat dördünde Hi-vert gelip kendisini uyandırdı. parasını ödememek. — Acaba bir şeyler yapmanız. bir gün önce başka bir kağıt daha gelmişti..» Hangi hüküm? Gerçekten..» Birçok satır atladı ve şunu gördü: «Yalnız yirmi dört saatlik bir süre içinde. Köprülerin üzerinde kimsecikler yoktu. Otelden çıktı. kendi kafasının içinde duyuyordu. Tutarın gereğinden fazla şişirilmiş olması içine biraz soğuk su serpiyordu. her şey. tekrar Kızıl Haç'a döndü. Zaten bunları yapan ben değilim. Sonra. Bununla birlikte. lekesiz uzaklıklarda. bir düşünsek. Hızlı yürüyordu. Lheureux efendiye karışık işlerinde kullanmak için sabırsızlıkla • beklediği bir sermaye hazırlamıştı.. Fakat uzun demir çubuklarla yüklü bir at arabası. dedi. o kadınlar. Emma hemen oradan sıvıştı. Cauchoise Meydanı'ndan. Bahçelere bakan iki yanı boş bir sokağa geldi.. Felicite ona duvar saatinin arkasında kül rengi bir kağıt gösterdi. maskeleri. kenar semtten geçti.» Ne oluyor? «Sekiz bin franklık bir meblağı ödemek. Leon'a dönmesi gerektiğini söyledi ve nihayet Boulogne Otelinde tek başına kaldı. punç kokusuyle yaprak sigaMADAME BOVARY 295 ralarının dumanı onu büsbütün sersemletti. gayet serbest bir tavırla adamın karşısına çıktı. Şu kelimeleri okuyunca büsbütün şaşırdı kaldı: «Kral. kadriller.. solgun gökyüzünde büyük bir kırmızı leke genişliyordu. sokak fenerleri sönüyordu. Bir kuş gibi uçup giderek..vuruşuyle hâlâ gümbürdüyormuş gibi. Gün ağarmaya başlıyordu. Emma her çareye başvurdu. hizmetçisinin odasında uyumaktan olan Berthe'i düşündü. alaylı bir selamla: . Bayılıyordu. Lheureux. borç para almak. Emma okudu: «Mahkemenin icra yetkisi veren hükmü gereğince. azar azar. Kurşun rengi bağlamış nehir rüzgârla ürperiyordu. haksızlık etmeyelim! Emma borcun miktarına itiraz edecek oldu. Kalabalığın suratları.. hanımcığım? Cebimden çıkarıp verdiğim paraların yine cebime girmesi gerek. Sainte-Catherine tarafında. — Hiçbir şey yapamam.. yarın! Lheureux'nun herhalde kendisini yine korkutmak istediğini düşündü. yirmi dört saat sonra. Eve girer girmez. uzaklarda. balo kostümünü çıkarıp attı.

Lheureux pencere ile yazı masası arasında mekik dokurken. tutarın dörtte birini. — Evet.— Kabahat kimin? dedi. size yalvarırım. — Bırakın beni! Neredeyse beni baştan çıkarmaya kalkışacaksınız.. dedi. hemen hemen tümünü getirecek olursam? — Olmaz artık. hoş bir şey değil bu. — Size söz veriyorum. hatta o küçük ve güzel beyaz elini dükkâncının dizleri üzerine koydu. — Sizin ne adam olduğunuzu herkese söyleyeceğim. üçte birini.. şamdanları ve yatak odasında da etajerdeki bütün ufak tefekleri saydılar. Sonra.. usandım artık imzalarınızdan! — Yine satacağım. — Ahlak dersi istemez! — Ahlak dersinin kimseye zararı olmaz. yalvardı. — O zavallı adamcağız sizin bu küçük hırsızlığınızı anlamaz mı sanıyorsunuz? Emma. tencereleri. VII Ertesi gün. tuvalet odasını gözden geçirdiler. fakat mutfakta tabak çanağı. — Bıktım.. Satacak neyiniz var ki? Ve dükkâna açılan küçük pencereden seslendi: — Annette! 14 numaranın üç kuponunu unutma sakın. otopsi yapılan bir ceset gibi.. Em-ma'nın hayatı. Yararı yok! Onu usulca merdivene doğru itti. — Öyle mi? Ben de bir şeyler göstereceğim kocanıza! Lheureux kasasından. Adamlar. Kocama diyeceğim ki. hayranlıkla: . — Ama size binlerce frank. zaman zaman: — Müsaade eder misiniz. Meslek âleti saydıkları kuru kafayı deftere kaydetmediler. iskemleleri. Ben ırgat gibi çalışıp dururken siz keyfinize bakıyordunuz. olduğu yere yığıldı. 298 MADAME BOVARY — Mösyö Lheureux. göstereceğim ona. icra memuru Maître Hareng. Emma kollarını büke büke: — Ama nereden bulacağım. boyuna tekrarlıyordu. çok gergin subyeleri ile Maître Hareng. haciz zaptını tutmak üzere iki şahitle birlikte eve geldiği zaman. kadına yaklaştı ve tatlı bir sesle: — Biliyorum. Emma acısını bağrına bastı. Hizmetçi kız geldi. Omuz silkerek: — Hadi canım siz de! dedi. birkaç gün daha sabredin! Hıçkıra hıçkıra ağlıyordu.. — Çok geç artık. dedi ve kapıyı kapadı. imzalayacağım.. Emma iliklerine kadar titredi. fakat hiç kimse de bu yüzden ölmemiştir alt tarafı. — Adam sen de! Bu kadar dostunuz var! Kendisine öyle keskin ve korkunç bir tarzda bakıyordu ki. dedi.. Emma bunun manasını anladı ve «kovuşturmayı durdurmak için ne kadar para lazım olduğunu» sordu. — Siz aşağılık bir adamsınız! MADAME BOVARY 297 Dükkâncı gülerek: — Oo. oo. en gizli köşelerine kadar.. iç çamaşırını.. Fistanları. Bovary'nin muayene odasından işe başladılar. Mademki paramı iade etmek için bundan başka çareniz yok. dedi. bu üç adamın gözleri önüne boylu boyunca serildi. — Hoppala! Şimdi de ağlama faslı! — Beni mahvediyorsunuz! — Vız gelir bana. göstereceğim ona bu makbuzu. Sık sık. beyaz kravatı. Vinçart'ın ıskontosu sırasında Emma'nın kendisine verdiği bin sekiz yüz franklık makbuzu çıkardı. Emma küçüldü. Madame? Müsaade eder misiniz? deyip duruyordu. başına bir topuz inmişten daha beter... pek ileri gidiyorsunuz. Düğmeleri iliklenmiş daracık siyah elbisesi.

haciz hikayesini anlatarak. Sonra gözleri. O zaman Leon. rüzgârdan sallanıyor. — Hayır..— Çok hoş!. dedi.. Çok solgundu: — Leon. iki ayağını ocağın demirlerine dayamış. rahat rahat kütükleri karıştırıyordu.. Emma. nasıl olur?. Kimse açmadı. kapıyı vurdu. ba çok lüzumlu parayı bulmak için hemen paçaları sıvamalıydı. Emma o akşam Charles'ı düşünceli buldu. ertesi pazar günü. hafakan dolu bakışlarını ondan ayırmıyordu. yani Leon. Bazıları alay etti: Kimse razı olmadı. gizlendiği yerde sıkılmış olacak ki. bana yardım edeceksin. birazcık gürültü etti: Charles: — Yukarda biri mi dolaşıyor? dedi. bir küçük pencere açık kalmış herhalde. — Git! dene! lâzım! koş!. Maître Hareng. durdurdu. dedi. Rouault Babanın elinden bir şey gelmezdi. Felicite içeriye girdi. gelir gelmez bir bardak dolusu su içti. Fakat yılmadı. Bunlar ya kıra gitmişlerdi. dedi. — Seni hangi rüzgâr attı böyle? — Rahatsız mı ettim? — Hayır. Sonra. — Hayır. daha doğrusu uçsuz bucaksız bir pişmanlık kaplıyor.r gülümsemeyle: — Ah. Boulogne otelindeki odalarına gittiler. kendi yerine Leon da pekâlâ borca girebilirdi. Fakat. Yüzünün çizgilerinden suçlamalar sezerek. Ev sahibinin eve «kadın» almasından hoşlanmadığım itiraf etti. büsbütün şahlandırıyordu. ama boşuna! . ilave etti: 300 MADAME BOVARY — Dinle beni. Sımsıkı yakaladığı iki elini sarsarak. Zaten. Evin katlarını bitirdikten sonra. kalemini sol eliyle tuttuğu bir bağa hokkaya batırarak yazmaya koyuluyordu. rastgetirebildiklerinden para istedi. Üç bin frank bulmak pek olmayacak şey değildi. Emma. zira içinde başka bir şey bulunup bulunmadığından bizzat emin olmalıyım. Arkasından hemen. halden anlayan b. vaktiyle kalbini çarptıran o kağıtlara. bir saat sonra döndü. MADAME BOVARY 299 Nihayet gittiler. ismini bildiği bankerleri görmek maksadıyle Rouen'a gitti. ama. Açmak icabetti. İçindeki Napoleon altınlarını düşürmek istiyormuş gibi kâğıtları yavaşça eğdi. fakat o. Nihayet Leon göründü. Demek hemen teşebbüse geçmek lazımdı. Oh! Bir şeyler yap! Bir şeyler yap! Seni daha da seveceğim! Leon çıkıp gitti.. ikisi bir olup haciz muhafızını damın altına yerleştirdiler. zira Charles hiçbir şeyin farkında değildi: Kaynanası kendisinden nefret ediyordu. muhafız.. aptal aptal: — Seri de işi fazla büyültüyorsun. Emma onu Bovary'yi oyalamak için gözcülük etmeye göndermişti. burada olmaz. Emma: — Sana diyeceklerim var. bize gidelim. Emma. ne berbat bir vaziyette olduğunu izah etti. o da oradan kımıldamayacağına söz verdi. bu da tutkusunu yok edeceğine.. sekiz bin frank lazım bana! — Sen delirmişsin! — Henüz değil. Charles. müsaade ediniz. Bir an geldi. Paraya acele ihtiyacı vardı. işi olur olmaz iade edecekti. — Ama.. Leon elini anahtara attı. hayatının tassızlığına lezzet katmış olan bütün o eşyaya ilişince. Çin ekranlarıyle süslü ocağa. yahut geziye çıkmışlardı. dedi. suratı bir tören ağırbaşlılığı içinde: — Üç kişiye gittim. tavan arasına çıktılar. Saat ikide Leon'un evine gitti. geniş perdelere. mektuplar! dedi. içini vicdan azabı. Emma: — Amma da bayağı adammışsın! diye haykırdı. koltuklara. parmakları sümüklüböcek gibi kırmızı ve gevşek o iri elin dokunduğunu görünce tiksindi. Çok güzel! diyordu. Belki bin ekü kadar bir para ile herif^yatışır. Rodolphe'un mektuplarını Emma orada bir çekmeceye ki-litlemişti. Emma.

. İkindi ibadetinden çıkılıyordu. belki haçlı seferleri devrinden kalma. kahramanca tıkır tıkır yerdi. bu sarık biçiminde. Araba hızlandı ve gözden kayboldu. o tıkız francalaları. Emma yerinde tepinerek omuz silkiyordu. Parvis Meyda-nı'na geldi. Artık gitmem gerek kusura bakma. genç adam kendisine suç işlemeyi öğütleyen bu kadının dilsiz iradesi karşısında sıfırı tükettiğini hissetti. karısına bunlardan getirmeyi hiç ihmal etmezdi. sersemlemiş. öyle ki. öyle bir hüzün geldi ki. neredeyse bayılmak üzere. Vikont'tu! Emma dönüp baktı. meşalelerin sarı ışığı altında. gelip de.Sonra ocağın iki ucuna karşılıklı oturup. pekâlâ bulurdum. Sonra içinden. şehre her inişinde. Hava güzeldi. dan boşanıyordu ve kavas. MADAME BOVARY 301 Emma bu ümidi onun hayal ettiği gibi sevinçle karşılar görünmedi. gözkapakları şehvet ve cesaret verici bir tarzda birbirine yaklaşıyordu. sokak bomboştu. dişlerinin pek bozuk olmasına rağmen. Yabanlıklarını giymiş Rouenlılar. «Belki aldandım. Kendisine öyle bir bitkinlik. Eczacının karısı da. martın berrak ve sert günlerinden bireydi. gürbüz Normandiyalılar. Ama önünden geçen adam. ecza ile dolu kocaman bir sandığın Kırlangıç'a yükletilmesine bakan Homais'ciği görünce âdeta sevindi. kilisenin üç büyük kapısın. Homais. . düşmemek için bir duvara dayandı. fakat aşkından daha az derin bu büyük kubbe altına endişe içinde ve ümitle girdiği günü hatırladı ve peçesinin altında ağlayarak. O zaman Emma. eliyle alnına vurarak bağırdı: — Morel bu gece dönecek! Ümit ederim ki benden esirgemez bunu (Morel. saat üçe kadar gelemezsem. İçinden. bu nedenle. ben de yarın sana getiririm. bir kaya parçasından daha hareketsiz duruyordu. halk. Emma. çok zengin bir tacirin de oğluydu).» dedi. önüne serilen geniş. dedi. dışından her şey onu yüzüstü bırakmıştı. — Nereden bulurdun! — Senin noterlikten! Ve gözlerini Leon'a dikti. Yonville'e dönmek üzere yerinden kalktı. sarsak. beni artık bekleme. hep Massacra sokağındaki meşhur çörekçiden gidip alırdı. perhiz günlerinde tuzlu tereyağı ile yenilen. bunların ortasında. Emma. Kızıl Haç'a. keyifli keyifli geziniyorlardı. Madame Homais. ona porsumuş gibi geldi. ama o el. Alev alev yanan gözbebeklerinden cehennemi bir cüret fışkırıyor. alışkanlıkların dürtüsüne bir makine gibi itaat ederek. hiç konuşmadan. Leon onun fısıldadığını duydu: — Ben senin yerinde olsaydım. M. tatlı şarap güğümleriyle dev gibi jambon ve sucuk yığınları arasında. bir köprünün üç kemeri altından akan nehir gibi. Gotik çağı yiyeceklerinin son örnekleriydi. tıpkı eski Normandiyalılar gibi. sevgilim. Allaha ısmarladık! Elini sıktı. küçük tıkız francalaları pek severdi. dostlarından biriydi. Kırlangıç'a binmesine yardım etmek için elini Em-ma'ya uzatırken: — Sizi gördüğüme pek sevindim. kendini mahvolmuş hissediyordu. İşin içinde bir yalan olduğundan mı şüphe ediyordu? Sonra Leon kızararak devam etti: — Ama. Saat dördü çaldı. Homais. Tarif edilmez uçurumlara rasgele yuvarlanarak. eczacının elinde. Nitekim. güneşin bembeyaz bir gökyüzünde parıldadığı. Kim bu acaba? Emma onu tanıyordu. Emma'nın artık hiçbir şey hissedecek hali kalmamıştı. sofrada. o idi.. O zaman korktu ve her çeşit izahın önüne geçmek için. yürümeye devam etti. yutulacak mağribî kelleleri zannederek karınlarını bunlarla doldururlardı. hareketsiz kaldılar. Açılan bir arabalık kapısından çıkan bir ses: — Varda! diye haykırdı. karısına götürmek üzere bir mendile sardığı altı küçük francala vardı. Aslında. 302 MADAME BOVARY Bunlar. samur kürk giymiş bir kibar zatın kullandığı iki tekerlekli bir arabanın okları arasında yeri eşeleyen güzel bir siyah at geçsin diye durdu. ne olup bittiğini bilmiyordu..

Ona şarabın iyisini. M. Homais eczaneden çıktı. arabanın kapısı kenarından. dili dışarıda. karşılık olarak sen de palyaçoluk et bize bakalım. Kör. yeşilimtırak gözlerini fıldır fıldır döndürerek. Evine. düşünceli ye Napoleonvari bir tavırla. perhize girsen daha iyi olur. Homais. kollarını kavuşturarak yerine oturdu. bir sıraca iltihabı! Bu zavallıyı çoktandır tanıdığı halde. bu korkunç illet sende çoktan beri mi var? Meyhanelerde kafayı çekeceğine. Emma. şerefsizim. tam o sırada. faydasını görürsün.Sonra. Fakat. Terakki. Pazar yerinin etrafında bir kalabalık toplanmış. yüz biçimi gibi kelimeler mırıldandı ve sonra babacan bir tavırla: — Dostum. afallamış. francalaları filenin kayışlarına astı. birdenbire pencereden dışarıya sarkarak bağırdı: — Unlu şeyler. Üzerine dayanılmaz bir yorgunluk çökmüştü. Madame. zaten pek budala görünüyordu. diye sordu. bir şarkı tutturmuştu. donuk tabaka. heyecanlar içinde. Hizmetçi ile hanımı birbirlerinden sır saklamazlardı. bir çeşit boğuk uluma tutturdu. tepenin eteğinde peyda olunca: — Doğrusu. iki eliyle midesini uğuşturmaya başladı. sanki ilk kez görüyormuş gibi davrandı. Araba tekrar yürümeye başlamıştı ki. dış tabaka. diyordu. bütün mobilyasının satılığa çıkarıldığını okudu. Felicite! Madame! Felâket! Zavallı kız. Lefrançois ananın kalabalığın ortasında nutuk verir gibi bir hali vardı. meydandan gelen seslerin gürül-tüsüyle uyandı. dizleri üzerine çöktü. Eczacı: — İşte. sütlü şeyler yemek yok! Cildiniz üzerine yünlü şeyler giyin. kendi tertibi olan iltihap geçirici bir merhemle herifi bizzat iyi edeceğine dair teminat verdi. Emma'yı o andaki ıstırabından yavaş yavaş uzaklaştırıyordu. Fakat eczacı. Homais. MADAME BOVARY 303 Hivert. M. Sabahın saat dokuzunda. her defasında olduğu gibi. Homais kesesini açtı. aç kalmış bir köpek gibi. duvar halısının çivisinden kurtulmuş bir köşesi gibi sallanıp duran şapkasını uzatıyordu. Kör. Kör. kır bekçisi çocuğu ensesinden yakaladı. — Hem sonra. ona omuzunun üzerinden bir beş franklık fırlattı. Nihayet Felicite içini çekerek: — Ben sizin yerinizde olsam. biranın iyisini. başını geriye attı. dedi. âdeta uyuklayarak geldi. tiksinti içiride. bana iki mangır geri ver. tavsiyelerimi unutma. Emma. — İşte sana beş santim. Bütün serveti bundan ibaretti. kapalı pazar yerinin yanında. Vahşet içinde yuvarlanıp duruyoruz. kapıdan kopardığı sarı bir kağıdı hanımına uzatıyordu. bir direğe asılı kocaman bir ilanı okuyordu. kaplumbağa adı-mıyle ilerliyor. Onu böyle fırlatıp atmayı hoş bir hareket sayıyordu. W 304 MADAME BOVARY O zaman sessizce birbirlerine bakıştılar. Justin'in bir taşın üstüne çıkarak ilanı yırttığını gördü. dedi. — Sahi mi? Bu sualin anlamı şuydu: . Fakat kör adam. iltihaplı yerleri ardıç tohumu tütsüsüne tutmak lazım! Gözlerinin önünde geçip giden tanıdık şeylerin manzarası. bu nasihatlerin tesirinden şüphe ettiğini açıkça söylemek cesaretinde bulundu. M. göz akı. kim bilir? Niçin beklenmedik bir olay birdenbire patlak vermesin? Lheureux bile pekâlâ ölebilir. Kendi kendine: — Başa gelen çekilir. Hivert: — Öyleyse. Aynı zamanda. rostonun iyisini tavsiye ediyordu. Guil-laumin'e giderim. idarenin bu kadar çirkin işlere göz yummasını bir türlü aklım almıyor! Bu biçareleri yakalamalı ve bir işte çalışmaya zorlamalı. adresini de söyledi: — M. herkes tanır. Emma bir bakışta. dedi. dedi. başı açık. cesareti kırılmış. M. Nihayet.

karışık anlamlı.. bütün protestoları toplayarak. birbirine küçük bir altın zincirle bağlı iki elmas iğne geçirilmiş gök mavisi kravatı üzerine yasladı ve tatlimtırak. Theodore. Kimse görmesin diye (çünkü meydanda hâlâ kalabalık vardı). Madame gidin. dedi. Madame? Sizi dinliyorum. — Ne hususta. dizi. Emma. acaba evin efendisinin benden söz ettiği olur muydu hiç? — Evet. çapkın bir eda ile: — Güzel şeyler zarar vermez. hikayesini anlatırken. bütün köşelerine renkli camlar yerleştirilerek süslenmişti. mutlaka kazanacağı akla sığmaz rakamlardan söz ederek. Fakat. iki gümüş ısıtacak. Kendisinden istenen ipotek karşılığı borçlanma işlerinde gereken parayı hep ondan alıyordu. Emma'ya oturulacak bir yer gösterdikten sonra. ihtiyaçlarını anlatmaya koyuldu. başlangıçta önemsiz. titiz. kumaş taciriyle gizlice iş yaptığı için vaziyeti biliyordu. garip bir tebessümle gülümsemeye başladı. Gökyüzü kapanıktı ve biraz kar yağıyordu. dostu Vinçart'ı kendi adına gereken kovuşturmaya girişmekle görevlendirmişti. Duvardaki rafı dolduran bir kaktüsün altında büyük bir çini soba horulduyordu. kendi de heyecanlanarak. Fakat. daha yukarıya. her şey. Emma: — İşte yemek odası buna denir. sol eliyle dallı robdöşambrını vücuduna bastırırken. Emma kirletmekten çekiniyordu. bana da böyle bir tanesi lazım. billur kapı tokmakları. yüzlerce usulü vardı. âdeta laubali bir tavırla gelip kapıyı açtı ve Emma'yı yemek odasına götürdü. Sofra hazırdı. adamı heyecanlandırmak istedi. Emma kendisinden bin ekü isteyince dudaklarını büzdü.. size ricaya geldim. nezaketsizliğinden dolayı özür dileyerek öğle yemeğine oturdu. Lheureux aleyhinde suçlamalarda bulunmaktan geri kalmıyor. Giyindi. Pirzolasını yeyip çayını da içtikten sonra. noter bu suçlamalara. Grumesnil kömür ocaklarına veya Havre'daki arsalara hemen hemen tam güven içinde mükemmel yatırımlar yapmak mümkündü. Emma'nın ayaklarının ıslak olduğunu görünce: — Sobaya yaklaşsanıza. Takke. öyle ki. siyah çerçeveler içinde Steuben'in Esmeralda'sı ile Schopin'in Pu-tiphar'i asılmıştı. Emma'nın içindeki ateşi büsbütün körüklüyordu. MADAME BOVARY 305 Maître Guillaumin. hemşerileri kendisini yırtıcı bir kaplan bilmesinler diye. pencere camları. Böyle yapmış olsaydı. çünkü parayı değerlendirmenin. afili bir tarzda oturtulmuştu. nefes nefeseydi. çini üzerine koyun ayaklarınızı. kırmızı yeleği ile sahanlıkta göründü. dere boyundaki patikadan kasaba dışına çıktı.. çok elverişli. Noterin parmaklığı önüne geldiği zaman. Noter. vaktiyle servetinin idaresini kendi üzerine almamış olmaktan çok üzüntü duyduğunu söyledi. uzun vadelere göre sıralanmış. mütemadiyen yenilenen senetlerin uzun hikayesini (Emma'dan daha iyi) biliyordu. O zaman Emma.. siyah fistanının üstüne kara benekli pelerinini geçirdi. Emma vaziyetini anlatmaya başladı. parke ve mobilyalar. Emma: — Mösyö. Noter içeriye girdi. öbür eliyle kahverengi kadifeden takkesini başından çıkarıp hemen tekrar yerine koyuverdi. Eski bir tanıdığıymış gibi. sıkıntılarını. ona aile hayatının darlığını. anlamı olmyan bir sözle cevap veriyordu. zaman zaman. diye düşündü. Noter. iyi edersiniz. dedi. Çıngırak çalınınca. bir kadın için bile. Meşe kağıdı kaplanmış duvarlara. Örneğin. tamamıyle Emma'ya doğru dönmüştü. — Bana başvurmayışınızın nedeni neydi acaba? — Bilemiyorum. Tacir. Noter anlıyordu bunu: Zarif bir kadın! Yemeğine ara vermeden. türlü türlü kimselere ciro edilen. sonra. Demek. çenesini. İngilizlere özgü bir temizlik içinde parıl parıl parlıyordu. ta arkadan uzatılarak dazlak kafayı çevreleyen üç sarışın perçemin uçlarının çıktığı sağ tarafa.— Uşak vasıtasıyle evin durumunu biliyorsun. MB 20 306 MADAME BOVARY . tabanı soba üzerinde tüterek bükülen fotinine değiyordu.

Ona. Bir sıçrayışta ayağa kalktı: — Mösyö. bu adam onu fena halde rahatsız e. — Biliyorum. bekliyorum! dedi. ne bir iğnen. zavallıcık! O zaman kocası bir hıçkırık koparacak. sonra kana kana ağlayacak. ha? Sizi o kadar korkutuyor muydum? Bilakis. gözleri kaneviçe işlemeli terliklerinde. yalvarırım! Sizi seviyorum! Kadmı belinden yakaladı. Emma'nın yen'i içinde ilerliyordu. Solgun. kızgın. Fakat Felicite hangi ismi söylerse. Mösyö! Ben acınacak bir kadınım. diyordu. şaşkın şaşkın kalakaldı. Evini görür görmez. Korkunç bir tavırla geri çekilirken haykırdı: —' Benim perişanlığımdan. patlak veren çok güçlü bir arzuya dayanamayarak: — Peki.. Sonra. başkalarını böylesine hor görmemişti. hırsla öptü. Emma'nın elini yakaladı. Elinden gelse bütün erkekleri dövecek. lazımdı.. bundan kuşkunuz yoktur! Elini uzattı. Artık ilerleyemez olmuştu. Emma. yaşlı gözlerle boş ufku tarayarak. sonra dizinin üstünde tuttu. ona türlü diller dökerek. utanmadan istifade etmeye bakıyorsunuz. — Ama. Her çareye başvurmuştu. Kendine karşı asla bu kadar saygı beslememiş.— Neydi. yahut yarın.. ister itiraf etsin. Yolun akçakavakları altında sinirli adımlarla kaçarken. Emma dişlerini gıcırdatarak mırıldandı: — Evet. hakarete uğramış iffetinin öfkesini artırıyordu. kendisini boğan kinden zevk alır gibi. nihayet. öyle olsun!. kendisine bir uyuşukluk geldi. bir çeyrek saat. zaten nereye kaçabilirdi? Felicite kapıda bekliyordu: — Ne oldu? diye sordu. — Mösyö de neredeyse eve dönecek.. Birdenbire rengi atan noter sordu: — Ne bekliyorsunuz? — Parayı. Emma söyleniyordu: — Ne sefil adam! Ne alçak herif!. alınyazısı kendisiyle uğraşıyor gibi geliyor ve MADAME BOVARY 307 bundan büsbütün gurur duyuyordu. fakat satılık değilim! Çıktı. seni ben bu duruma getirdim. istemezler. böyle bir serüvenin kendisini nerelere sürükleyeceği belli olmazdı. Ne adilik! Başarısızlığının hayal kırıklığı. ya az sonra. affedecek beni. Noter. artık ne eşyan var. gözlüklerinin parıltısı arasından gözbebeğinden bir kıvılcım fırlıyor. şaşırması geçince. Tekrar Lheureux'ye . ister etmesin. pısır pısır ediyordu. Onlara baka baka avundu. ona artık: — Çekil oradan. O terlikler. asıl ben şikayetçi olmalıyım! Birbirimizi pek az tanıyoruz! Ama ben size karşı içten bağlıyım. kemiklerini kıracaktı. hızlı adımlarla dosduğru yürümeye devam ediyordu. akan bir ırmak gibi. Emma: — Hiç olacak şey mi.. Emma: — Olmadı. ama. Ümit ederim ki.. dedi. titremeler içinde. Ama. elleri. Charles döner dönmez. bir sevgilisinin hediyesiydi. yanağında kesik kesik bir soluma hissetti. suratlarına tükürecek. demeliydi..diyordu. Baş başa vererek. affedecekti. beni tanıdığından dolayı kendisini mazur göreyim diye bana bir milyon vermeyi bile az bulan bu adam. Evinde. üstünde yürüdüğün bu hah artık bizim değil. dizlerinin üzerinde Emma' ya doğru sürükleniyordu: — Kalın. affedecek beni. Beni yalnız bırak. felâketi öğrenmemesine imkân yoktu. kolunu okşamak için. nazik nazik par-maklanyle okşadı durdu. Madame Bovary'nin yüzüne hemen kan hücum etti. Zaten.. Yonville'de ona yardım etmesi muhtemel olan değişik kimseleri gözden geçirdiler. Artık yapılacak bir şey kalmamıştı. İçinden gelen bir kavgacılık dürtüsü onu sürükleyip götürüyordu. o halde o korkunç sahneye hazır olmak ve kocasının gönül yüceliğine katlanmak gerekecekti. Asla! Asla! Bovary'nin kendisine üstün oluşu fikri Emma'yı çileden çıkarıyordu. ne de bir çöpün. Tatsız sesi. Robdöşambrına aldırış etmeden.

boğuluyorum. sonra. yılan görmüş gibi: — Madame. büyük caddeye çıktığını. Hemen koşup Madame Caron'a haber ulaştırdı. frank kelimesini duyar gibi oldular ve Tuvache ana. kadıncağız uzaklaşıp. cevap verdi: — Hiçbir şey sattığı yok ki! Tahsildar. 308 MADAME BOVARY kendini merdivene attı. Madame Tuvache: — Böyle karıları kırbaçlamalı! dedi. üzerine bir eteklik örttü. — Görünüş. Bahçe kapısını açtı. Lutzen'de çarpışmış. yanında ayakta durdu. eksiksiz bir saadet içinde yüzüyor gibiyjdi. bunlar konuşulurken gözden kaybolmuştu. Binet'nin evinin içini rahatça görecek şekilde yerleştiler. Kadınlar Emma'nın. sanki hiçbir şey anlamıyormuşçasına. hilâller ve iç içe oyulmuş kürelerden meydana gelmiş. o anda belki de ötekinin arzusunu reddettiğine pişman olmaktaydı ki. yüzü kireç gibi bembeyaz kesilmişti. Zira Emma. bütünü dikili taş gibi dimdik ve hiçbir işe yaramayan o tanımlanamaz fildişi işlerinden birini tahta üzerine kopya etmekle meşguldü. tavan arasındaki odasında. İki tekerlek de dönüyor. Charles'dı. Nihayet adama yaklaştı. Binet. herhalde zekâyı kolay güçlüklerle eğlendiren ve ötesinde hayal edilecek hiçbir şeyin bulunmadığı bir eserle uyuşturan bayağı uğraşlara özgü. çöz şu bağları. Madame Tuvache: — Acaba adama bir şey sipariş etmek için mi geldi? diye sordu. Binet. Binet. . yalvarır gibi İr MADAME BOVARY 309 konuşuyordu. Komşusu. hatta nişan alacaklar listesine girmişti. Kendini yatağın üzerine attı. cesur bir adamdı. Madame Caron: — Peki.gitmek aklına geldi: Neye yarar? babasına mektup yazmak. artık konuşmuyorlardı. çok geç kalmıştı. burun delikleri açılmış. — Ah. işte geldi. Emma' nın cevap vermediğini görünce de. Fran-sa'daki vuruşmalara katılmış. gülümsüyor. Emma. gözlerini dört açarak dinliyor gibiydi. türlü türlü tahminler yürüttüler. tahsildara iğrenç bir teklifte bulunuyordu. Binet. tıpkı dörtnala kalkmış bir atın nallarından püskül püskül çıkan kıvılcımlar gibi. Emma adamın iki elini yakaladı. bir aşağı bir yukarı dolaştığını gördüler. Nihayet hanımlar. Emma. düşündüğünüz şeye bakın! diye haykırarak. kulaklarına kadar kıpkırmızı kesilmişti. sütninenin evine varır varmaz: — Rolet ana. Her iki hanım. ağaçlıklı yoldan bir atın tırısla geldiğini duydu. Emma. şamdanlara. olur şey değil! Hiç şüphe yok. gayet nazik. çıkrığına gitti ve keten eğirmeye başladı. Fakat torna yüzünden. Rolet ana. hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. bu. Bu. ne söylediğini işitmek pek mümkün değildi. dedi. göğsü kalkıp iniyordu. duvarlardaki peçete halkalarına. mezarlığa gidecekmiş gibi sağa saptığını farkedince. meydandan hızlı hızlı uzaklaştı. çenesi gerdanına yaslanmış. nerede şimdi? diye sordu. bir hayli geriledi. yamndakinin kulağına hafifçe fısıldadı: — Vergilerini geciktirmek için rica ediyor. Madame Tuvache: — Acaba adama cilve mi ediyor? diye sordu. Madame Tuvache: — Ah. Bautzen'de. tırabzan yuvarlaklarına bakarak. sakalını sıvazlıyordu. sarı bir toz uçuşuyordu. son parçayı da ele almış ve amacına yaklaşmıştı! Atelyesinin alaca karanlığında. onun tahsildarın evine girdiğini gördü. birdenbire. tavan arasına çıktılar ve sırıkların üzerine asılmış çamaşırların arkasına gizlenerek. kilisenin önünde Lestiboudois ile konuşan belediye reisinin karısı. Binet memnun bir tavırla. dedi. elindeki aletten. tek başına. uğulduyordu.

Güneş. elinde olmadan. karanlık bir gecede çakan büyük bir şimşek gibi.Emma. Emma zamanın uzunluğunu gözünde fazla büyütmekten de çekiniyordu. ne ince. yoksa bir dakika mı beklediğini kestirmekten âciz. gidiyorum. çok geçmeden dünkü günü hatırlayabildi. Yolda ilerledikçe. Binet'nin tornası dönüyor sanarak: — Yeter! Durdurun şunu!. Nihayet. Ah! Ne kadar 310 MADAME BOVARY uzakta kalmıştı bu hatıra. kendisini buna zorlamasını bilirdi. VIII Yürürken kendi kendine: «Ne diyeceğim? Neresinden başlayacağım?» diüye düşünüyordu. büzülüp kalmış olan yürekceğizi bu duygularda şevkle genişliyordu. teşekkür ederim! Teşekkür ederim! Çünkü gelecekti. uç uca tüten iki odunu. Bovary'ye olup bitenleri açıklayıcı bir masal uydurmak gerekecekti. yüzündeki ifadeden korkmuş. Sütnine. diye mırıldandı. Leon ile birlikte. Dün. Böylece. Bahçede. Bahçe kapısı gıcırdadı: Emma bir sıçrayışta ayağa kalktı. kar. az önce kendisini çileden çıkarmış olan şeye kendi ayağıyle teslim olmaya gittiğini bilmeden. o mahvolan aşklarını bir tek bakışla hatırlatarak. bir çığlık kopardı. Sonra. — Ah.. ağaçları. hanımcığım. belki öbür tarafa gidecekti. Çit boyunca patikadan gidiyor. Emma. zihninde doğuvermişti. Sizi çağırıyor. birdenbire alnına vurdu. hızla geri dönüyordu. bir köşeye oturdu. kadıncağızın bir başka yoldan dönmüş olacağını ümit ederek. hareketsiz.. parkın küçük kapısından içeri girdi. geri geri çekiliyordu. bir türlü üstüne kondurmadığı kuşkuların saldırısı altında. 'budalaca bir inatla dikkatini toparlamaya çalıştığı halde eşyayı ancak belli belirsiz ayırtedebiliyordu. gidiyorum işte! Şimdi. kesik kesik soluyordu. delirdiğini sanarak. Yüzüne ılık bir rüzgâr esiyordu. Emma. sonra sık yapraklı iki sıra ıhlamur ağacının çerçevelediği tören avlusuna vardı. kendi kendine: — Acaba kim rahatsız etti onu? Neden buraya geldi?. Kendini yeniden ilk sevgisinin heyecanları içinde buluyor. kaynayan bir sel gibi hatıralarına kaptırınca. neden her şeyden önce onu düşünmediğine şaşıyordu. kulübede saat bulunmadığı için. Mutlaka gelecekti! Parayı tedarik etmişti herhalde. onu evinden kovan bir çeşit korkunun etkisiyle buralara kadar koşup gelmişti. diye düşünüyordu.. Huchette'in yolunu tuttu.. filbahriler buram buram kokuyordu. Rolet ana: — Sizde hiç kimseler yok! dedi.. — Hiç kimse! Mösyö ağlıyor. Duvarın badanası dökülmüş yerlerini.. kendini daha şimdiden Lheureux'nun dükkânında. Eskiden olduğu gibi. — Saat kaç? diye sordu. Bir gün. tepedeki kamışları. eriyerek tomurcuklardan damla damla otlara düşüyordu. adım adım. Fakat. O zaman kendini. Ihlamurlar ıslık çalarak üzerine dallarını . Rolet ana dışarıya çıktı. — Acele ediniz! — Ama. fundalıkları. böyle bir zilletin zerre kadar farkına varmadan. ta ötedeki şatoyu tanıyordu.toparladı. sütnineye. fakat daha ağzını açmadan.. Sizi arıyorlar. söz vermişti. Sırtüstü uzanmış. beklemekten usanarak.. bir koşu eve kadar gidip onu buraya getirmesini rica etti. yazı masasına üç banknotu sıralar görüyordu. Ne masalı? Sütnine bir türlü geri dönmüyordu. Hatırlıyordu. başının üstündeki kirişin yarığında yürüyen uzun bir örümceği seyrediyordu. orada bir yüzyıl mı. Emma hiç cevap vermedi. sözünü tutmamazlık edemezdi. dedi.. Etrafına bakına bakına. şayet böyle bir hizmette bulunmakta tereddüt edecek olursa. ırmağın üzerinde parlıyordu... Ne iyi. zihnini. kulaklarını tıkadı. Ama burada olduğunu bilmediği için. gözlerini kapadı. sağ elinin parmaklarını gökyüzünün daha aydınlık tarafına doğru kaldırdı ve yavaş yavaş içeriye girerek: — Nerdeyse üç olacak. dört dönmeye başladı. çünkü Rodolphe'un MADAME BOVARY 311 hatırası. köylü kadın ise. Nihayet. ne cömert insandı! Hem. — Nasıl olur?. gözleri sabit.

artık gülüyorum. sözlerinden daha çok da sesine ve şahsının görünüşüne kapılıverdi. en dipteki oda onun odasıydı. Fakat Emma. harikulade güzeldi. içeriye daldı. daima da seveceğim! Nen var? Söyle bana! Rodolphe diz çökmüştü. benden kaçtın!. — Ha! Siz misiniz! dedi. cana yakın baş hareketleriyle devam ediyordu: MADAME BOVARY 313 — Başkalarını seviyorsun. neden o şekilde hareket etmiş olduğunu izaha başladı. ne de kötü. Emma. Emma. dikine ve geniş bir merdivenden çıktı. acı acı: — Ah. son kurtulma şansıydı. Parmaklarını kilidin üstüne koyduğu anda. sesleri ortalığı çınlattığı halde kimse meydana çıkmıyordu. ama yine de bu onun son ümidi. bu sessizliği son bir utanç saydı ve o zaman: — Ah. Orada bulunmamasından korkuyor. üç yıldır. bana yaptığın gibi. Çünkü Rodolphe.. cesaretini kuvvetlendirdi. bir üçüncü şahsın şerefi ve hatta hayatiyle sıkı sıkıya bağlı bir sırdı. Emma sözlerine. Konuşsana! Fırtınalı yağmurdan bir mavi koncaya düşmüş su gibi bir damla gözyaşının titrediği bakışıyle. dostum. Rodolphe. — Hiç değişmemişsiniz.. ateşin karşısında pipo içiyordu. her zamanki gibi güzelsiniz... değil mi? Birbirimizi seveceğiz! Bak. 312 MADAME BOVARY Rodolphe. parmakları birbirine dolanmış. Emma: . ağzını açıp da bir şeyler söylemiyordu. İnsan saadete alıştı mı vazgeçemiyor! Ben mahvolmuştum! Öleceğimi" sandım! Bütün bunları anlatırım sana. Kulübelerindeki köpekler hep bir ağızdan havlıyorlar. sıra sıra birçok odanın açıldığı. benim. alaca karanlıkta son bir güneş ışınının altın bir ok gibi panldadığı dümdüz saç örgülerini elinin tersiyle okşuyordu. Rodolphe nihayet onu yavaşça. belki! Rodolphe'a yaklaşarak: — Emin misin? İçini çekti: — Ah Rodolphe! Buseydin!. aslına bakarsan. tıpkı ziraat şenliğinde olduğu gibi. mutluyum!. — Evet.. Seni çok sevmiştim! İşte o anda elini yakaladı. — Evet. bir süre öylece kaldılar. Rodolphe onu çekip dizlerine oturttu. kederli gözlerle ona bakarak: — Ne ise. onları da baştan çıkarmışsındır. itiraf et. Bir dakika kendi kendini dinledi. görürsün. . Onlara hak veriyorum. kötülük ettim! Seni seviyorum. belirsiz deyimlerle özür dileyerek. Rodolphe. sen ağlamışsın! Neden? Emma hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Solda. sevdalı bir kediden daha sokulgan. Rodolphe bunu bir gurur meselesi yaparak. Sen bir erkeksin! Kendini sevdirmek için her şeyin var. filozofça bir eda ile cevap verdi: — Hayat böyledir işte. daha iyisini uyduramadığı için. talihsiz bir güzellik bu. uçta. Emma alnını eğiyordu. dedi. iki ayağını şöminenin pervazına dayamış. Rodolphe. Ben aptallık ettim.. tahta tırabzanlı. onu hor görmenizden belli. öyle ki. bunu âdeta temenni ediyordu. dedi.— Hiç ayrılmasaydık belki daha iyi olurdu. birdenbire kuvvetten kesildi. affet beni. Emma ile karşılaşmamak için elinden geleni yapmıştı.. Sen hoşlandığım tek kadınsın.. içlenmemek için kıvranıp duruyordu. sustuğu için de.sallıyorlardı. Emma.. Onları mazur görüyorum. ayrılışlarına dair anlattığı bahaneye inanır gibi göründü. dedi. onun göğsüne yaslandı ve: — Sensiz yaşamamı nasıl isterdin? dedi. içinde bulunduğu zaruret. bütün gayretine rağmen. Güya bu. — Bari ayrıldığımız günden beri sizinki iyi geçti mi? — Ne iyi. o erkeklere özgü korkaklıkla. çok ıstırap çektim ben. Manastırlarda veya hanlarda olduğu gibi. Oysa sen. Ama yeniden başlayacağız. tozlu iri taşlar döşeli bir koridora varan. belki de gerçekten inandı. Size akıl danışmaya geldim. — Ama. Rodolphe o zaman. dudaklarının ucuyle gözkapakların-dan öptü. Rodolphe bu hali aşkının boşalması sandı.

müşteriler para ödemiyorlardı. . ben de dostluğuna güvenerek buraya geldim. Ha? seyahat projelerimizi hatırlarsın değil mi? Ah. ona tekrar geliyorum. — Demek o kadar paran yok! Birkaç defa tekrar etti: — Demek o kadar paran yok!. sözünü kesti. bir şaton. —Elini sürerek— Saatinin zincirine altından ıvır zıvır da asmaz! Ah.. sürek avına çıkıyorsun. açmak için öyle acele ediyordu ki. diye devam etti. nefes nefese. çiftliklerin. Sonra. iki yıl. tüfeğinin dipçiğini gümüşletmez! (Boulle saatini göstererek). bir bakış için.. mutlaka verirdi. tavan onu eziyordu. her şeyimi satardım. ^ünkü kendini seviyorsun.. 314 MADAME BOVARY Yalan söylemiyordu.. Sen demek beni hiç sevmedin! Sen de başkalarından farklı değilsin! Kendi kendini ele veriyor. üç avlusu ve cephesinin bütün pencereleriyle o kılı kıpırdamayan şatoyu bir kez daha gördü. adam kaçtı. Yalnız şu aptalca şeylerin en kıymetsizi bile. işte burası. rüzgârın dağıttığı kuru yaprak yığınlarında tökezleyerek. haciz koyacaklar. mektubun. dedi. Ama sen. Nihayet.. aziz Madame. düğmelerin altın zinciri duvara çarparak koptu. söylediğine bakılırsa. yüzü de gittikçe ciddileşiyordu: — Ama. o ise beni itiyor. Biz de borca girdik. Aşkın üzerine düşen sağanaklardan en soğuğu ve en yıkıcısı para istemek olduğundan.. diye bağırdı. dedi. en tatlı rüyalar içinde dolaştırdın beni!.. Rodolphe kendisinin de «sıkıntıda» olduğunu söyleyerek. Rodolphe. hem de şimdi. Az önce de diyordun bunu.. Nihayet. parası olsaydı. şurada rahatça koltuğunda oturuyorsun. Ah. çünkü bu kendisine üç bin franga mal olacak! Rodolphe. o. sanki bana hiç azap çektirmemişsin gibi. yüz adım ötede. mutlu. üç bin frangımız olmadığı için. hiçbir şey eksik değil. sana her şeyimi verirdim.. — Ama. koruların var. durdu. ellerimle iş görürdüm. zengin.. insan bu kadar fakir olursa. hür! Yalvararak ve bütün sevgimi getirerek. Şöminenin üzerindeki kol düğmelerini alarak. Emma: — Ah. bunu bilmiş ol. odasında likör takımına varıncaya kadar.— Nem mi var?. öyle mi? Sen olmasaydın. Ben mahvoldum. şu halının üstü! Beni inandırdın. Emma çıktı gitti. Emma hızlı hızlı devam etti: — Biliyorsun ki. gayet sakin bir tavırla: — O kadar param yok. kendini mahvediyordu. kilidin üzerinde tırnakları kırıldı.. dedi. başını döndürünce parkı. yuvarlanmak üzereyken. kırbaçlarına altın suyuna batmış gümüş sap da taktırmaz!. O zaman. Duvardaki silahlıkta parıldayan gümüş savatlı bir karabinaya gözü İlişince: — Ama. mütevekkil öfkelerin çoğu zaman bir kalkan gibi sarındığı tam bir sükûnetle: — O kadar param yok. Paris'e seyahat ediyorsun.. ben mutlu yaşayabilirdim! Kim seni zorladı? Birisiyle bahse mi girdin? Ama yine de beni seviyorMADAME BOVARY 315 dun. ama.. kocam bütün servetinin idaresini bir notere bırakmıştı. Hayır. alacak değilim! Senin olsun! İki kol düğmesini bir hayli uzağa fırlattı. Rodolphe! Bana üç bin frank borç ver! Rodolphe yavaş yavaş yerinden doğrulurken. dedi. iyi yaşıyorsun.. keşke beni kovsaydın! Ellerimde hâlâ öpücüklerinin sıcaklığı var. en muhteşem. gitti. bunlardan başka bir şeyciğin olmasa bile!. Kendimi bu yüz kızartıcı duruma düşürmemeliydim. ağaçlıklı uzun yoldan tekrar geçti. ben. sokak ortasında dilencilik ederdim. bilemezsin!. sedef kakmalı duvar saati de almaz. ileride elimize para geçecek tabii. böyle bir hayırlı iş yapmak genellikle hoşa gitmese bile. mektubun! Benim kalbimi parçaladı o! Sonra. Duvarlar titriyor. bahçeleri. parmaklığın önündeki hendeğe geldi. Fakat bugün. Emma evvela ona birkaç dakika bakakaldı. Zaten tasfiye hesapları da henüz tamamlanmadı.. dedi sana acıyorum! Hem de ne kadar acıyorum. şu anda. rasgele birinin yapacağı bir yardımı istemek için geliyorum ona. rengi birdenbire atarak: «Ah! Demek bunun için gelmiş!» diye düşündü. bana bir «Teşekkür ederim!» demeni iştimek için.. Diz çökerek ölünceye kadar beni seveceğine yemin ettiğin yer. satınca para eder!.. bir gülüş.

Anahtar kilidin içinde döndü ve Emma. koşa koşa tepeden indi. gecenin kapkara fonu önünde beyazlığı büsbütün beliren yüzünün solgunluğundan hayrete düşmüş. dedi. Mavi kavanozu yakaladı. Justin. çünkü. uzakta sis içinde parıldayan ışıklarını farketti. Emma. yemek yiyorlar. fakat çıngırağın sesine gelenler olabilirdi. Haydi gidelim. sonra ağaçların dalları arasından kara saplanıp eriyordu. Çitten içeri kaydı. inek kalasını. tatlı. bir uçurum gibi. Orada. Birdenbire kendisine öyle geldi ki. korktu. peşi sıra geldi. pazar yerini geçti ve eczacının dükkânı önüne geldi. 316 MADAME BOVARY dönüyor. Gece çöküyordu. Justin bağırarak üzerine atıldı: — Durun! — Sus! Yoksa gelirler. yaklaşıyor. çarpınca dağılan mermiler gibi havada patlıyor. Laboratuvar kapısının açıldığı koridora girdi. Duvarın üzerinde Capharnaüm etiketini taşıyan bir anahtar vardı. Kendisini uyutmayan fareleri öldürmek lâzım geldiğini iddia etti. hani orada şeyler var. içeriye yemek götürüyordu. ocağın üstünde bir mum yanıyordu. zihnini toparlayabildi. Bunlar çoğalıyor. mutfağın eşiğine kadar ilerledi.. Justin. ona. Kimsecikler yoktu. Sabırsızlanan eczacı: MADAME BOVARY 317 — Justin! diye bağırdı. Kafasının içinde hatıra ve fikir namına ne varsa. Lheureux'nun yazıhanesini. Sonra. dönüyor. o da. kendisinden artık tamamıyle habersiz. âdeta yapılmış bir görevin huzuru içinde çıkıp gitti. . ona bakıyordu. yoksa suçu efendine yükletirler! Sonra birdenbire rahatlayarak.Şaşkınlıktan kendini kaybetmiş. Emma ona harikulade güzel ve bir hayalet gibi haşmetli göründü. karşı konulmaz bir sesle hemen devam etti: — İstiyorum! Ver o anahtarı. İçeriye girmeye hazırlanıyordu. yani para sorununu artık hatırlamıyordu. bu feci durumunun nedenini. ateş renginde kürecik-ler. Babasını. sen ışık tut bana. tıpasını çıkardı elini içine daldırdı. — Anahtar! Yukarının anahtarı.. her şey kayboldu.. — Nasıl! Justin. oradaki odalarını. Fakat Emma peşten. evlerin. yerdeki izler ise. damarlarından bütün kırı dolduran sağır edici bir müzik gibi yayıldığını sandığı yürek çarpıntısından başka. duvarları yoklaya yoklaya. Bu mermilerin her birinin ortasında. bulanık da olsa. can çekişirken. dosdoğru üçüncü rafa gitti. ben ona sonra söylerim. kalakaldı. Hafızası onu iyi yöneltiyordu. karmakarışık. ağaçlıklı yolu. O zaman vaziyeti. Deliriyordu. Ancak aşkı yüzünden ıstırap çekiyordu. Justin mutfağa döndü. karşısına çıktı. — Ha. ruhunun yalnız bu hatıradan boşandığını duyuyordu. Çocuk çırpınıyor yardıma çağırmak istiyordu. Aradaki bölme ince olduğundan. — Mösyöye haber vermek lazım. bir başka manzarayı görür gibi oldu. kollarını sıvamış. nefesini tutarak. bir donanma gecesinin bin bir mehtap fişeği gibi. yemek odasında çatalların tabaklar üzerindeki şıkırtısı işitiliyordu. sanki umursanacak bir şey değilmiş gibi: — Şimdilik lüzum yok. ayakları altında sudan daha yumuşaktı. kuzgunlar uçuşuyordu. hayatlarının kanayan yaralarından _akıp gittiğini hisseden yaralılar gibi. Zemin. bir hamlede fırlayıp gidiyordu. patikayı. Rodolphe'un yüzü gözüküyordu. bir avuç dolusu beyaz toz çıkardı ve hemen ağzına atıp yutmaya başladı. Emma camı tıkırdattı. Bekleyelim. Göğsü parçalanacakmış gibi soluyordu. — Yukarı çıkalım. — Hayır! Kal burada! Sonra. ne istediğini anlamadan korkunç bir şeyler sezdi. Emma'nın içine nüfuz ediyordu. ona âdeta neşe veren bir kahramanlık coşkunluğu içinde. — Kimseye bir şey söyleme. Çocuk dışarı çıktı.. sahile vuran koyu renkli muazzam dalgalar gibi göründü.

büzülmüş parmaklarını batırdığı çarşaftan daha beyaz kesilmişti. Yüzü. hareketsiz duruyordu. o kadar ani oldu ki. O berbat mürekkep tadı devam ediyordu: — Susadım!.. Sonra. Emma keskin bir çığlık kopardı. ne feci şey! diye haykırdı. Şiddetli bir titreme ile omuzları sarsılıyordu. âdeta okşar gibi. ağladı. Dişleri birbirine vuruyor. Charles. başını tatlı bir hareketle döndürüp duruyordu. at şunu! Charles boyuna soruyordu.. kendini daha iyi hissettiğini. İniltileri yavaş yavaş daha da kuvvetlendi. Emma eve gelmişti. bütün sorulara yalnız başını sallayarak cevap veriyordu. dedi. Nerede olabilirdi? Felicite'yi Homaislere. Berthe'in istikbalinden hayır kalmadığını kavrıyordu. Saat sekizde kusmalar yeniden başladı. Ama yine de. küvetin dibinde. Birazcık heyecana düşüp de kusmak korkusuyle. bana bir tek şey sorma. ateşin gürültüsünü. Ah. Hızlı hızlı: — Kaldır şunu. haciz haberiyle aklı başından gitmiş. elini yavaşça. Emma'nın Rouen'a gitmiş olacağı düşüncesiyle. dedi. yatağının yanında ayakta duran Charles'ın nefes alıp verişini işitiyordu. midesi üzerine götürdü. biraz daha bekledi. — Olur şey değil. Charles'ı gördü ve gözlerini tekrar yumdu. cevap vermiyordu. Bağırdı. Sonra. bırak beni! Boylu boyunca yatağına uzandı. aldanıyorsun! O zaman Charles. dedi. Endişesi biraz hafifler gibi oldu mu. bir tek şey sorma! — Ama. yavaş yavaş mühürledi. şimdi âdeta hissedilmiyor gibiydi. Saatin tik-tağını. Aç pencereyi. Hayır. Nihayet. Ama vücudu sarsılmaya başladı: — Aman Allahım. daha fazla duramayarak. Çok garip! Emma kuvvetli bir sesle: — Hayır. hatta iki üç kez gülümsedi bile. boğuluyorum! Birdenbire gönlü bulandı. Altın Arslan'a.. yastığın altındaki mendili almaya zor vakit bulabildi. geri döndü. servetinin mahvolduğunu. ayaklarından kalbine kadar buz kesilmeye başladığım hissetti. — Ah. Emma yazı masasına oturdu. inlemeye koyuldu. Charles. Ağzında duyduğu buruk bir tatla uyandı. Niçin?. bir mektup yazdı. Anlat. rica ederim. saygınlığının sıfıra indiğini. işte başlıyor. — Ne diyorsun? Hafakanlar içinde. fakat Emma dönmedi. Charles. Düzensiz atan nabzı. Boğuk bir çığlık kopardı.Charles. — Ah. diye düşündü. sanki dilinin üstünde gayet ağır bir şey varmış gibi. çok susadım! diye içini çekiyordu. boyuna çene kemiklerini aralayarak. az sonra yatağından kalkacağını söyledi.bana!.. her tarafa gönderdi. — Ne oldu?. kimseye rastgel-medi. 318 MADAME BOVARY Acı duyup duymadığını kavramak için merakla kendini dinliyordu. yarım fersah yürüdü.. altına günün tarihini ve saatini ilave ederek. o. büyümüş gözleri etrafına bulanık bulanık bakıyor. Bir şey bildiği yoktu! Akşamın saat altısına kadar bekledi. bayıldı. Uyuyacağım ve her şey bitecek! Bir yudum su içti ve duvar tarafına döndü. ürkerek geri çekildi. Ne sebeple?. kendisini diz üstü yatağın önüne attı: .. Charles bir bardak su uzatırken sordu: — Nen var? — Bir şey değil!. Bir şey yoktu! Henüz hiçbir şey yoktu. Emma az önce çıkmış bulunuyordu.. — Ölüm de pek önemli bir şey değilmiş.. merasimli bir tavırla: — Yarın okursun.. Tuvachelara. diye mırıldandı. dedi. eve döndüğü zaman. porselenin üstüne yapışmış bir nevi beyaz tortu bulunduğunu' farketti. MADAME BOVARY 319 Bir madeni buhar içinde donmuşa benzeyen morarmış yüzünden damlalar sızıyordu. önce hafiften. büyük yola çıktı.. o zamana kadar... Leureux'nun dükkânına.

. bu kadar korkunç bir manzara ile karşılaşacağını hiç aklına getirmemişti. Bo-vary'nin atını öylesine mahmuzladı ki. kesik kesik şikâyetini işitebiliyordu. bütün gece. uyanık kaldı.e koştu. tekrar okudu. Çünkü. Charles sordu: — Fenalaşmıyorsun. Bois Guillaume tepesinde bıraktı. Zehir ne idi? 320 MADAME BOVARY Charles mektubu gösterdi. bütün varlığının ümitsizlikten yıkıldığını hissediyordu. saçlarını yoluyordu. sen iyisin. Sorun sadece kuvvetli bir panzehir vermektir.. hiçbir çare bulamıyor. Doğru. Charles. alçaklıklarla. Madame Lefrançois Altın Arslan'da olayı duydu. Homais: — Öyleyse. yorgunluktan bitkin ve yan yarıya gebermiş. orada. tahlilini yapmak lazım. perişan. başını yatağın kenarına dayayarak hıçkırmaya başladı. Hippolyte. Emma. bütün ihanetlerle. yapınız! Kurtarınız onu!. Caniver ile doktor Lariviere'e mektup yazmak üzere eve döndü. Nitekim sordu: — Peki. odada dört dönüyordu. bilmiyor. gözü seçemiyordu. bir alaca karanlık karışıklığı zihnine çökmüştü. Bu. Charles. arsenikti. Emma. eczacı.— Söyle. Emma'nın yanına gelerek. çabucak karar vermek zorunluluğu.. mührü kopardı ve yüksek sesle okudu: «Hiç kimse suçlanmasın. ne yedin? Allah aşkına cevap ver! Emma'nın o ana kadar hiç görmediği sevgi dolu gözleri ona bakıyordu. dünyanın bütün gürültülerinden ancak şu zavallı kalbin. oradakilerden bazıları kalkıp komşularına haber verdiler ve kasaba. satırlar dans ediyordu.. dadısının kolları arasında geldi. Dirseğinin üzerinde doğrularak: — Bana küçüğü getirin.. cesaret edemiyordu. dedi. orada!. Ciddi. kendini zehirlemiş!» Felicite. on beşten fazla müsvedde yaptı. zihnini allak bullak ettiği için. elini gözlerinin üzerinden geçirdi. Neufchâtel'e hareket etti ve Justin. kederini büsbütün artırıyordu. Şimdi artık kimseden nefret etmiyordu. hele kendisine en fazla sevgi gösterdiği bir anda kaybetmek düşüncesiyle. Eczacı: — Sakin olun! diyordu. yapınız. herhalde kendisine yılbaşı. Emma: — Ağlama. Zehir. nerdeyse yere yuvarlanacak. dostum.. onu. — Mutlu değil miydin? Benim yüzümden mi? Elimden geleni yaptımdı ama! — Evet. Zihni allak bullak olmuştu. Bu temasın tatlılığı. sen! Elini yavaş yavaş kocasının saçları arasında gezdirdi.» durdu. nerede annem? Herkesin sustuğunu görünce de: . Az sonra artık seni üzmeyeceğim! — Niçin? Kim seni zorladı? — Öyle lazımdı. uzaklaşan bir senfoninin son yankısı gibi tatlı ve belirsiz. hayvan onu. kendisine azap veren sayısız arzularla artık alâkası kalmadığını düşünüyordu. dedi. yahut büyük perhiz sabahlarını hatırlatıyordu. eczacı. çünkü o günlerde de böyle şamdanMADAME BOVARY 321 ların ışığında erken erken uyandırılır ve hediyelerini almak için annesinin yatağına gelirdi. Ho-mais'y. dedi.. tıp lügatini karıştırmak istedi. dedi. çıplak ayakları uzun geceliğinden dışarıya çıkıyordu. meydandakileri birbirine kattı.. Sonra. hâlâ düş görüyor gibi bir hali vardı. Charles yazı masasına atıldı. Eşyaya çarpıyor. bütün zehirlenme olaylarında bir tahlil yapmak gerektiğini biliyordu. Charles. kekeleye kekeleye. artık zor çıkan bir sesle: — Ne mi. anlamadan cevap verdi: — Ah. yere. halının üzerine yığıldı. Karmakarışık olmuş odaya şaşkın şaşkın bakıyor ve eşyalar üzerinde yanan şamdanlarla kamaşan gözlerini kırpıyordu. — Nasıl! İmdat! Koşun buraya! Yalnız bir tek kelimeyi tekrarlamaktan başka bir şey yapamıyordu: «Kendini zehirlemiş. M. değil mi? — Hayır! Hayır! Çocuk.

nabzı parmakların altında gergin bir iplik. Charles ayakta. başındaki takkeyi çıkardı.. onun her anlamsız sözüne. kestirme yoldan. . gözlerin ne kadar da büyümüş! Ne kadar da solmuşsun! Ne çok terliyorsun!.. dosdoğru insanın ruhuna işler. bizzat dediği gibi. Canivet her şeyi bıraktı. bir sıçrayışta pazar yerinin köşesinden meydana çıktı. İşte. elden geldiği kadar onu taklit etmeye çalışırlardı. fazilete inanmaksızın fazilet sahibiydi. nitekim civardaki şehirlerde hekimlik eden eski öğrencilerinin üzerinde de. Homais: — Neticenin de ortadan kalkması lazım. kulaklarına kadar çamura batmış üç atın var kuvvetleriyle göğüsleyerek uçurduğu bir posta arabası. mendili dudakları üzerinde. ümide kapılıyordu. diyordu. çocuk çırpınmaya başİadı. MB 21 ' 322 MADAME BOVARY Felicite odada oradan oraya koşup duruyordu. çırpınmaları hafiflemiş gibiydi. içindekilerini çıkardı. Zehire lanetler savuruyor. hastaya te-riak vereceği sırada. dedi. mideyi tamamıyle temizlemek için kusturucu bir ilaç verdi. Bichat'nın önlüğü altından çıkmış o büyük cerrahi okuluna. oysa o daima şömine tarafına bakıyordu. daha doktor içeriye girmeden önce. acele etsin diye yalvarıyor. vücudunu koyu lekeler kapladı. iddialarla utanmalar arasından her çeşit MADAME BOVARY 323 . kol ağızlarının düğmeleri çözülünce ıstırapların içine hemen dalmak istermiş gibi. artık soyu tükenmiş filozof hekimler nesline mensuptu! Öfkelendiği zaman hastanesinde her şeyi tir tir titretirdi. — Ah. korkunç bir tarzda bağırmaya başladı. o sanatı vecd ile. başını çevirdi. — Vay canına!. Canivet içeriye girince. derin derin içini çekiyordu. ta topuklarına kadar bütün vücudunu sarsan hıçkırıklardan boğuluyordu. siz misiniz? Teşekkür ederim! Ne iyisiniz! Şimdi çok daha iyi. Nitekim Canivet. bu aşikâr. dirayetle icra eden. onun merinos yününden uzun yeleği ile. Doktor Lariviere geliyordu.— Ama benim küçük ayakkabımı göremiyorum. şayet zekâsının inceliğinden bir iblisten korkar gibi çekinilmeseydi. Öğrencileri kendisine öyle saygı ile bağlanırdı ki. kendisinden daha çok can çekişen Charles'ın içirmeye uğraştığı her şeyi kaskatı kesilmiş kollanyle itiyordu.. küfür ediyor. — Sütnine mi aldı ayakkabımı? diye sordu. Homais hareketsiz. Nişanları.. Bu arada Berthe'i yatağının üzerine koydular. akademileri hor gören. Küçük. Homais. bir kırbacın sakladığı duyuldu. neredeyse kopacak bir harp teli gibi kayıyordu.. Bovary ellerini havaya kaldırdı. Emma öpmek için elini yakaladı. taassup derecesine varan bir aşkla sanatlarına bağlı. zinalarını ve felâketlerini hatırlatan bu ismi duyunca. — Ah anneciğim. Felicite. Canivet ise. Charles. Sonra belirtiler bir aralık durur gibi oldu. hekimlik etmeye başlar başlamaz. geri geri çekilerek: — Korkuyorum. hiç eldiven taşımayan o tombul ve çok güzel ellerini birazcık örten. Dudakları daha fazla kısıldı. Nihayet. çocuğu yatağa doğru eğiyor. Peki ama. mademki sebep ortadan kalktı. her zamanki metanetini muhafaza etmekle birlikte yine de heyecanlanmaya başladığını hissediyordu. M. bir ermiş sayılabilirdi. Yatağın yanında hıçkıran Charles: — Yeter! Alın götürün! diye bağırdı. Bovary: — Kurtarsanıza onu! diye haykırıyordu. Madame Bovary. bütün camlar titredi. Doktor Lariviere. bakın. Sonra. cömert. Bir tanrı gökten inseydi bundan fazla heyecan yaratamazdı. ağlayarak kollarına atıldı.. babacan. ağzına kadar gelen daha güçlü bir başka zehirden tiksinmişçesine. geniş siyah frağina rast gelinirdi. göğsü hırıltılar içinde ağlıyor. Meslektaşı hiç de aynı fikirde değildi. Emma çok geçmeden kan kustu. Neşterlerinden daha keskin olan bakışları. Annesi ona bakıyordu. göğsünün biraz daha sakin her solumasına bakarak.. fakirlere karşı misafirperver. dedi. Elleri ayakları büzüldü. unvanları. eczacının: «Belki bu şifa ile sona erecek bir had devredir» varsayımına kulak asmadan.

— Gidiyor musunuz? — Yine geleceğim.yalanı sıyırıp çıkardı. MADAME BOVARY . hatta bu arsenik asidini de nereden tedarik ettiğini bilmiyorum. Nitekim. Sofraya buyurun. Meslektaşı. Sonra. doktor. doktor! Eczacı ilk lokmalardan sonra. diye tekrarladı. Madam Homais de önlüğünün şeritlerini çeke çeke: — Kusura bakmayın efendim. Canivet'nin anlattıklarını dinler gibi görünerek. acıların türlüsünü görmeye alışmış olan bu adam. bizim şu zavallı kasabada insan bir gün öncesinden haberi olmazsa. âlâ. artık yapılacak hiçbir şey yok! Ve doktor Lariviere arkasını döndü. yumurta için de Lestiboudois'ya adam gönderildi. şaşkın. koma.. kusturucu ilaç nedeniyle biraz önce gizlice kuvvetli bir zılgıt yediği için. her şeyi büyük bir gürültü ile yere düşürüverdi. krema için Tuvache'a. Charles peşlerinden geldi. felâkete dair bazı tafsilat vermeyi münasip gördü: — İlkönce gırtlakta bir kuruluk var zannettik. Homais bağırdı: — Aptal! Beceriksiz! Eşek herif! Fakat. engerek yılanı hakkında gelişigüzel bilgiçlik ediyordu: — Hatta bazı kimselerin pek sıkı bir tütsüden geçmiş kan sucukları yüzünden zehirlendiklerini. Onda büyük bir yeteneğin. Ağzı açık. Lariviere' den ısrarla rica etti. bir çare bulun! Charles iki koluyla adama sarılmış. Cerrah: — Keşke boğazına parmaklarınızı soksaydınız! dedi. doktor. çalışma ile geçmiş kırk yıllık tertemiz bir meslek hayatı şuurunun bahşettiği babayani bir ihtişam vardı. kuduz böceği. mencenila. güvercin getirsin diye Altın Arslan'a. açılıp saçılıyordu. Bovary' nin yürekler acısı vaziyeti de keyfini belli belirsiz artırmıyor değildi. Eczacı bizzat hazırlıklara yardım ediyor. Canivet'yi yandaki odaya götürmek istedi. doktor! Galiba. sonra üst karın nahiyesinde dayanılmaz sancılar.. değil mi? Acaba hardal lapası koysak? Siz o kadar hayat kurtardınız. Sonra doktorun orada bulunuşu da onu büsbütün coşturuyordu.. kendini tutamadı ve gözlerinden göğsüne bir damla yaş düştü. servetin. upas (I). şimdi pek mütevazı olmuştu. susuyordu. kendini nasıl zehirlemiş? — Malumatım yok. Bütün bilgisini ortaya döküyor. dedi. — Şehirde olsaydık. pirzola olarak nesi varsa alınsın diye kasaba. Bovary bunu gördü: Bakıştılar. Eczacı sordu: — Nen var? Genç adam. hemen kendine hâkim olarak: — Bir tahlile girişmek istedim. Homais. Bencil bir duygu ile kendi durumuna bakarak. evvel emirde. — Peki. üstadı tasdik makamında hep gülümseyip duruyordu. bir yığın tabak götürmekte olan Justin'i bir titremedir aldı. şehadet parmağını burun deliklerinin altında dolaştırdı ve: — Âlâ. yavrucuğum. Eczacı meydanda onlara yetişti. bir tüp içinde dikkatle soktum. Arabanın sürücüsüne emir verecekmiş gibi dışarıya çıktı. yalvaran gözlerle ona bakıyordu. göğsünün üstünde âdeta kendinden geçmiş. dedi. meşhur kimselerin yanından ayrılmazdı.. O sırada. Mizacı itibariyle. bol bol kusmalar. Homais bir nefeste: «Ayaklı kadehler!» diye seslendi. 324 MADAME BOVARY — Sus canım!. eczacılık üstat(1) Cava yerlilerinin oklarına sürdüğü bir zehirin adı. sırt üstü yatan Emma'nın ölüye benzeyen yüzünü görünce kaşlarını çattı. yıldırımla çarpılmışa döndüklerini bir yerlerde okudum. Derhal. diyordu.. — Metin ol. tıpkı onun gibi. — Durumu çok kötü. Emma'nın kendi gözleri önünde ölmesine pek meraklı olmayan Canivet efendi de yanındaydı. küt ayak ameliyatı günlerinde hayli pervasızlık ve gevezelik eden Canivet'cik. ziyafet sahibi olmanın gururu içinde. Fakat omuzlarını ağır ağır oynattı. bu soru üzerine. beraber yemek yemeği kabul etmek suretiyle kendisine şeref vermesini M. şöyle güzel bir paça dolması tedarik ediverirdik.

iri bir haçın yanında bir gümüş tabak içinde beş altı pamuk yumağı vardı. doktorun hiç de hatırseverlik göstermediğini söylediler. arzularının tatminine koşarken vaktiyle pek hızlı giden. Nihayet. o da birinden korktuğu için ötekinden tiksiniyordu. Sonra papaz. Herhalde. Sonra. çarşafın üstünde sürükleniyordu. Fakat eczane hıncahınç doluydu. Emma yavaş yavaş yüzünü döndürdü ve birdenbire papazın omuzlarındaki mor şalı görünce sevinir gibi oldu. Bovary'nin evine döndü. Doktor. sonra ılık meltemle aşk kokularına düşkün burun deliklerine. beden yapıları hakkında cerrahın düşüncesini öğrenmek merakiyle. dedi. . kaşıntıları olan Madam Caron'dan. iç karartıcı bir görüntüyle 326 MADAME BOVARY doluydu. sonra. bir kilise adamı görmek hiç de hoşuna gitmiyordu. can çekişen bütün gücüyle. kendi eliyle harmanını yapardı. iki oğlunu da birlikte götürecekti. yanan iki şamdanın ortasında. Papaz parmaklarını sîldi. sonra. Misereatur ve Indulgentiam dualarını okudu. kimsenin pek farkına varmadığı bu cinasa biraz gülümseyerek. Papaz yerinden doğrulup haçı aldı. Madam Homais.325 larından ve hocalarından birinin. Bununla birlikte. yüzünü ona dönmüş. yatağın ayak ucunda. can çekişen hastanın yanına oturup acılarını artık İsa'nın ıstıraplanyle birleştirmesini ve kendini Tanrının bağışlamasına terk etmesini söyledi. gözlerini alabildiğine açıyordu. gururla inlemiş ve şehvetle bağırmış ağıza. sağ elinin şahadet parmağını kutsal yağa batırdı ve sürmeye başladı. bir diziyle yere çökmüş alçak sesle bir şeyler mırıldanıyordu. sonra. önce. elinde mukaddes yağlarla pazar yerinden çı-kıverince. papaz ise. Hep küllere tükürmek âdetine bakarak karısının akciğer iltihabına yakalanmış olmasından korkan M. M. meşhur Cadet de Cassicourt' un kaleme aldığı mükemmel bir raporda görmüştüm! Madame Homais. hayatın zorlu gereklerine alıştırmak için. ilk mistik özlemlerinin kaybolmuş lezzetine yeniden kavuşuyordu. prensiplerine bağlı bir adam olarak. başlamakta olan sonsuz huzur hayalleriyle. zira Homais kahveyi sofrada pişirmeye pek meraklıydı. fakat artık kımıldamayacak olan ayak tabanlarına sürdü. yağa batırılmış pamuk kırıntılarını ateşe attı. duygusuna engel değildir. susuzluktan içi yanıyormuş gibi boynunu uzattı. M. Emma. papazları ölü kokusuna koşan kargalara benzetti. bir ders. Lariviere'in gideceği sırada. İçeriye girdikleri zaman oda. kendi eliyle öğütür. arabaya koşulu üç beygir harekete geçti ve eczanedekiler. can çekişenlerin bir an önce başlarına kefeni çekmek ister gibi yaptıkları o korkunç ve yumuşak hareketlerle. ispirto yakan o sallantılı aletlerden birini yakalamış. Tuvache'dan. Hatta. Beyaz bir peçete serilmiş dikiş masasının üstünde. karısının itirazları olmasaydı. bazen pek şiddetli açlık duyan M. midesi ekşiyen Madame Lefrançois'dan güç belâ yakayı kurtarabildi. Elceğizleri. ayakta duruyor. Homais. kocası hakkında kendisine akıl danışmak istedi. zaten kahveyi hep kendi eliyle kavurur. Bournisien. kapıyı açtı. hiç ağlamadan. bu alçak dünyanın bütün saltanatlarına hırsla dikilmiş gözlere. içeriye girdi. yalan söylemek için açılmış. ileride belleklerinde yer edecek muhteşem bir tablo olsun diye. görevim dediği şeyden kaçınmayarak. o ana kadar vermediği en büyük aşk öpücüğünü kondurdu. Homais. ikide birde başı dönen Lheureux'den. bütün çocuklarını yemek odasına getirtti. nihayet. kalabalığın dikkati bu sefer başka tarafa döndü. zira siyah cüppe ona kefeni hatırlatıyor. Şeker uzatırken: — Saccharum. bir örnek. Charles heykel gibi solgun. Binet'den. doktor. romatizma çeken Lestiboudois'dan. — Uykusu. gözleri kor gibi kıpkırmızı. Lariviere'in gitmeden önce böyle hareket etmesini sıkı sıkıya tembih ettiği Canivet ile birlikte. Nihayet. Akşam yemeğini yer yemez hemen uyuklamaya başlamakla kanını pıhtılaştırdığından şikâyet etti. M. Emma o zaman. tatlı temaslardan hoşlanan ellere. çenesi göğsüne yaslanmış. eşi görülmemiş bir sessizlik havası içinde. dudaklarını Tanrı -İnsan'm vücuduna yapıştırarak.

IX Bir kimsenin ölümünden sonra. hatta Bovary'ye» MADAME BOVARY 327 Tanrının. Çok kuvvetten düşmüş olan Emma. yıkılan bir kalıntının tepkisi gibi titriyordu. kurtuluşları için uygun gördüğü takdirde bazı kimselerin hayatını uzattığını anlattı. MADAME BOVARY . biçarenin sonsuz karanlıklar içinden bir dehşet gibi dikilen çirkin yüzünü görüyormuş gibi. Ama bırakın beni! Onu görmek istiyorum! Karım o benim! Ve ağlıyordu. yemek odasına götürmelerine karşı durmadı.» Emma. çözük saçları ve iri iri açılmış sabit gözbebekleriyle. aynasını istedi ve gözlerinden iri yaşlar boşanıncaya kadar. Homais de çok geçmeden evine döndü. Nitekim Emma. ruh bedenden kopmak için çırpınıyormuşçasına. yüzünde bir huzur anlamı vardı. Felicite. yere diz çökmüş kollarını. gözleri dönerken. M. açılırsınız! Charles bir çocuktan daha güçsüz. kötü bir şey yapmayacağım. onun aynı törenden geçtiğini hatırladı: — Belki de ümitsizliğe düşmemek lazım. bir süre üzerine eğilip kaldı. diyordu. eğilir Bu nimeti veren yere. doğaya karşı gelmeyin. sıkıyor. M. şimdiden öldüğüne hükmedilebilirdi. Dua. parmaklarım kapayamadı. — Sakin olunuz! Charles çırpınırken: — E vat. Ve. Ellerini yakalamış. haçın önüne diz çöktü. Dili tamamıyle dışarıya çıktı.Telkinlerini bitirirken. sanki. İltihap geçirici merheme kavuşmak ümidiyle ta Yonville'e kadar sürüklenerek gelen ve yoldan her geçene eczacının nerede oturduğunu soran kör. diye bağırarak. yatağın öbür tarafında. şarkı söyleyen. Göğsü de sık sık inip kalkmaya başladı. «O gün rüzgâr pek yamandı Kısa etek havalandı!» Bir sarsıntı onu şilteye devirdi. yüreğinin her atışında. yüzü yatağın kenarına doğru eğilmiş. mum yere düşecekti. hareketsiz kalışının farkına varınca: — Elveda! Elveda!. korkunç ve ümitsiz bir kahkaha ile katıla katıla gülmeye başladı. Bu arada Canivet dalgın gözlerle meydana bakıyordu. az sonra kendisini saracak olan ilâhî şan ve şerefin bir sembolü olmak üzere. sonra. Charles. Ansızın sokaktan yere sürünen bir sopa ile tahta kunduraların gürültüsü duyuldu. Hırıltı şiddetlendikçe papaz ölüm duasını daha hızlı okuyordu. sönmekte olan iki lamba fanusu gibi donuklaşıyordu. azgın bir nefesle sarsılan kaburga kemiklerinin o korkunç hızlanması olmasa. sözleri anlaşılır bir sesle. Eczacı: — Ağlayın. tıpkı böyle ölmek üzereyken. diyordu. bir an için yeniden hayata kavuşmuş bir ceset gibi doğruldu. Emma'nın üzerine atıldı. eline kutsallaştınlmış bir mum sıkıştırmayı denedi. Emma'ya uzatıyordu. meydanda karşısına çıktı. eczacının bile dizlerinin bağı biraz çözülür gibi oldu. bir ses. O zaman içini çekerek. Bovary'nin kesik kesik hıçkırıklarına karışıyor ve bazen hepsi. Papaz bu hali belirtmekten geri kalmadı. Nanette'im durur. bir matem çanı gibi çınlayan Latince hecelerin boğuk mırıltısı içinde kayboluyordu.. Bournisien. yavaşça etrafına bakındı. ortalığa daima şaşkınlık gibi bir şey yayılır. arkasında etekleri yerde sürünen uzun siyah cüppesiyle tekrar duaya başlamıştı. Charles da bir gün. rüyadan uyanıyormuşcasına. kısık bir ses yükseldi: «Güzel günde sıcak basar Küçücük kız aşka susar. Fakat Charles. kendisini aşağıya. Emma artık hayatta değildi. hiçliğin bu geri tepmesini kavramak ve inanmaya katlanmak o kadar zordur ki. Herkes yaklaştı. başını geriye geriye attı ve yastığın üzerine bıraktı.» 328 MADAME BOVARY Emma: — Kör! diye haykırdı. Ama yine de rengi o kadar atmamıştı. diye düşündü. «Tez toplamak için bir bir Başakları hem kaç kere. sanki bu kutsamadan şifaya kavuşmuş gibi. Bournisien olmasaydı. Homais ile Canivet onu odadan dışarı çıkardılar. makul olacağım.

yatsın diye salonda yere bir yatak serdi. biri meşeden. Homais ona tekrar cenaze hazırlıklarından söz etmeye cesaret edemedi. Tuvache geçiyor. M. biraz çiçekçilikten söz etmeyi uygun gördü. yazdı: 330 MADAME BOVARY «Beyaz ayakkabıları ve tacıyle birlikte. M. bir diğeri de kurşun olmak üzere. Göğsü bağrı açık oian Charles nihayet titremeye başladı. onu oyalamak için. Böyle istiyorum. iş olsun diye. Charles: — Siz ne karışıyorsunuz? diye bağırdı. Havadis almak için kendisini bekleyen kimseler de cabasıydı. gelinlik elbisesi içinde gömülmesini istiyorum. — Bakın. ürkek bir sesle kekeleyerek: — Hayır. Nitekim zavallı Charles'a hınç beslemeksizin. Charles ağzına gelen küfrü savurdu: — Ben nefret ediyorum. . iyi! Sanki yapılacak başka işim kalmamış gibi! Ne yapalım. dişlerini gıcırdatıyor.. Eczacı. Charles alnı cama dayalı. Muayene odasına çekildi. birbiri arkasından arabadan inen bütün yolculara baktı durdu. iyiydi. Saçları omuzlarına dökülmelidir. yemek odasının döşeme taşlarını şaşkın şaşkın seyrediyordu. olmaz. Charles kendini yatağa attı ve uyudu. eline kalemi aldı ve bir süre hıç-kıra hıçkıra ağladıktan sonra. Bovary: — Ya! dedi. havalar yakında düzelir. eczacı derhal ona giderek: — Bu kadife bana pek fazla gibi geliyor. Dediğimi yapın!» Bu işle uğraşanlar. Yağmur çiseliyordu. Hepsinin üstüne büyük bir yeşil kadife serilsin. Filozof olmasına rağmen. ıtır çiçeklerini sulamak için etajerdeki sürahiyi aldı. Zaten. Duvar boyunca dizi dizi ağaçların yanı sıra iri adımlarla yürüyor. cenazeyi beklemek üzere yine eve geldi. değil mi? Yanımda kalmasını istiyorum.. Eczacı: — Şimdi törenin saatini bizzat tespit etmeniz gerek. dedi. — Niçin? Ne töreni? Sonra. hiç şikâyet etmeden iradesine itaat etmek. Onu yalnız buldu (M. Canivet az önce gitmişti). Tanrı büyüktü. — Zaten. Tuvache geçiyor. o sizin tanrınızdan! Rahip göğüs geçirerek: — İsyankârlık hâlâ içinizde. bitkilerin rutubete ihtiyacı vardı. o gece üç cilt kitap ve not almak için bir defterle birlikte. Charles bir makina gibi tekrarladı: — M. Charles tasdik makamında başını eğdi. daha sonra gel! Ve acele acele eczaneye girdi. siz ne iyisiniz! Eczacının bu hareketi onda o kadar hatıra canlandırmıştı ki. fakat bir tek yaprak bile kımıldamadı. yapacak başka bir şey bulamayınca. Bırakın beni! Siz onu zaten sevmediniz! Haydi gidin! Rahip koluna girerek ona bahçede bir gezinti yaptırdı. dedi. Yonvillelilerin hepsine. Bovary'ye teskin edici bir ilaç hazırlaması. renkli camın küçük perdelerini yavaşça araladı. İki mektup yazması. Saat altıda meydanda bir teneke gürültüsüdür duyuldu: Bu. Homais'nin ölülere saygısı vardı. Bu dünya işlerinin boşluğuna dair sözler söyledi. iç içe üç tabuta konulmalıdır. akajudan. içeri girip mutfakta oturdu. metin olacağım. dedi. Charles: — Ah. zehirlenmeyi gizleyecek bir yalan uydurması. lanetler savurarak gözlerini gökyüzüne dikiyordu. hatta kendisine şükreylemek lâzımdı. Bovary uzaklaşmıştı. Homais. diğeri. masraf. Bana hiçbir şey söylenmesin. pencerenin yanına. Charles'ı buna razı eden papaz oldu. O zaman Homais.329 — İyi. Bovary'nin şairane fikirlerinden pek hayrete düştüler. bir koltuğa oturmuş. teşekkür ederim. kasabaya dönen Kırlangıç'tı. Fener için bir makale kaleme alması gerekti. boğulur gibi oldu ve sözünü tamamlayamadı. vanilyalı krema yaparken şeker yerine arsenik kullandığı öyküsünü dinlettikten sonra. bir kez daha Bovary'nin evine yollandı. Felicite.

O da durmadan merdivenleri çıkıyordu. yataklıktan çekilip dışarıya çıkarılmış olan karyolanın baş ucunda iki büyük mum yanıyordu. Holbach'ı okuyunuz. çekilin artık. bu «bahtsız genç kadın» hakkında bazı şikâyetlerde bulunmakta gecikmedi.. dedi. Emma'nın başı sağ omuzuna düşmüştü. yatağa doğru ilerledi ve yavaşça perdeleri açtı. Charles hiç konuşmadan el sıkıyor. Sanki bir büyü onu çekiyordu. dua neye yarayacak öyleyse? — Nasıl! Dua mı? Siz Hıristiyan değil misiniz? — Affedersiniz! Ben Hıristiyanlığa hayranımdır. Taraçanm dibinde. Homais bu kadar aptallığa hayret ediyordu. Hararetleniyorlardı. Tam birbirlerine küfürler savurmak kertesine gelmişlerdi ki.. Gözleri. Çarşaf. onları cizvitlerin tahrif ettiğini herkes bilir. Bournisien sert bir tavırla. — Mesele bu değil! Bütün kitaplar. o takdirde bizim dualarımıza ihtiyacı yoktur. Öbürü ise: — Birkaç Portekiz Yahudisinin Mektupları'm okuyunuz. yine de dua etmek gerektiğini söyleyerek. Charles'a sonsuz yığınlardan muazzam bir ağırlık cesede çöküyor gibi geldi.. manyetizma mucizeleri geliyordu. sonra şöminenin önünde geniş bir yarım daire halinde sıralananların yanına oturuyordu. Aklına hep katalepsi hikayeleri. İhtiyar kadın. cesedin üzerine eğildi ve yavaşça: «Emma! Emma!» diye haykırdı. Homais: — Bununla birlikte. diyordu. bir çş-_ şit beyaz toz yer yer kirpiklerine konmuştu. karanlıklarda akıp giden ırmağın derin fısıltısı duyuluyordu. eczacının sözünü kesti. M. sonra ayak parmaklarının ucunda yeniden yükseliyordu. mumların alevini duvar üzerinde titretti. Hatta bir defasında. eczacı ile papaz tekrar tartışmaya başladılar. gürültü ile burnunu siliyor ve Homais kalemini kağıt üstünde gıcırdatıyordu. aynı zamanda konuşuyorlardı. Felicite. dedi. çekler üzerine ağlarını örmüş gibi. papaz şimdi yapılacak şeyin onun için dua etmekten ibaret olduğu cevabını verdi.. Bournisien bu kadar cüretkârlığa kızıyor. birbirlerini dinlemeden. kadıncağız sustu. zaman zaman. Tanrı bizim gereksinmelerimizi bilir. — Evet. Akşam olunca ziyaretler başladı. Lefrançois ana ile yukarda. MADAME BOVARY 331 Sessizlikten bıkıp usanan eczacı. Charles öğleden sonra hep tek başına kaldı. Eczacı: Ama. Ziyaretçiler yüzleri yere eğilmiş.. Çünkü Hıristiyanlık evvela köleleri azat etmiştir. Bournisien. — Haydi sevgili dostum. Charles içeriye girdi. Açık duran ağzının köşesi. açın da bakın tarihe. Encyclopedie' yi okuyunuz. kıpkırmızı kesilmişlerdi. yüzünün solgunluğu içinde kaybolmaya başlamıştı. Bournisien oradaydı. derinliği yüzünden artık ıstıraplı olmaktan çıkmış böyle bir seyredişte kendinden geçiyordu. Eski hâkim Nicolas'nın Hıristiyanlığın Sebep ve Hik-meti'ni okuyunuz.. son derece isterse. Biri: — Voltaire'i okuyunuz. dünyaya ahlak getirmiştir. evet. Charles onu öperken. o zaman da. Kilisenin saati ikiyi çaldı. Berthe'i Madame Homais'ye götürmüşlerdi. Şafak vakti. tekrar gözyaşları döktü. Charles o kadar öfkelendi ki. diyordu. iki şıktan biri: Ya (kilisenin dediği gibi) bağışlamaya kavuşarak ölmüştür. bu manzara yüreğinizi parçalıyor! 332 MADAME BOVARY Charles gidince. belki onu diriltebileceğini düşünüyordu. odadaydı. ellerinin başparmakları ayaklarına doğru bükük duruyordu. kitaplara gelince. Bovary ana geldi. hatta oğlu kendisine derhal şehre inip gereken şeyleri satın alma işini havale etti. Onu daha iyi görmek için tam karşısında duruyor. sanki örüm. Ağzından hızla çıkan nefesi. memelerinden dizlerine kadar çökük duruyor. . yahut tövbekar olmadan (bu da zannımca din adamlarının deyimidir) vefat etmiştir. tıpkı eczacının teşebbüs ettiği gibi..M. defin masrafları hakkında ona bazı öğütlerde bulunmaya kalktı. Charles tekrar ortaya çıktı. yüzünün alt kısmında siyah bir delik gibiydi.

horlamaya başladı. çünkü yeniden uykuya dalmıştı. günah çıkartma sayesinde birçoklarının hak yoluna döndüklerini anlattı durdu. Felicite hıçkırıyordu: — Ah zavallı hanımcığım! Zavallı hanımcığım! Han sahibesi içini çekerek: — Bakın. gözlerini sarı alevlerinin parıltısında yorarcasına. O zaman Homais. Başını biraz yukarıya kaldırmak icabediyordu. o kadar çekişmeden sonra aynı insani güçsüzlük içinde karşı karşıyay-dılar. Güzel kokulu otlar hâlâ tütüyordu. karşısındaki uyuyordu. bir erkeğin kadınsız yaşaması doğal değildir..bacak bacak üstünde. Eczacıya dönerek: Bize yardım etsenize. sanki kusuyormuş gibi. Homais (iki günden beri meydandan yalnız onun gelip geçtiği görülüyordu). — Ah Yarabbi! Elbisesi. hâlâ da ne kadar güzel! Hani nerdeyse az sonra yerinden kalkacak gibi. hatta. Neden korkacakmışım? Eczacılık tahsil ederken. bir süre daha dudaklarını kıpırdattı durdu. herkes gibi sevgili bir eşi kaybetmek tehlikesine maruz bulunmadığı için papazı kutladı. gidip pencereyi açtı. Eczacı: — Çünkü. fakat hiçbiri ötekilerden önce kalkıp gitmek istemiyordu. mumların yanmasına bakıyordu. sonra. Daha anlatacaktı ama. Uzaklarda. saten ayakkabılarına kadar örtecek biçimde üzerine çektiler. kendi cesedimi bile hastanelere bağışlamak niyetindeyim. aselbent ve MADAME BOVARY 333 güzel kokulu otlarla birlikte geldi. Öyle cinayetler görülmüştür ki. dedi. Madame Lefrançois: . Emma'ya veda etmeye gelmişti. saat dokuzda bir sürü kâfuru. gözlerini bağlayan bağların düştüğünü hissetmişlerdi.. Yoksa korkuyor musunuz? Eczacı omuz silkerek: — Ben. Daha gürbüz bir adam olan Bournisien. Göbekleri öne fırlamış. Mösyönün ne halde olduğunu sordu ve eczacının cevabı üzerine: — Biliyorsunuz. Eczacı: — Bir köpek uluyor. diyordu. hoş bir geceydi. Papaz. Birdenbire namuslu adam oluveren hır334 MADAME BOVARY sızlara dair çeşitli fıkralar hikaye etti. kapkara bir sıvı yığını boşandı. çoluk çocuğa karışmış bir adam. Fribourgs'da bir papaz vardı. Bournisien savundu. hepsi de can sıkıntısından patlıyordu. her zaman da dediğim gibi.. yüzleri şişmiş. bilime hizmet etsin diye. alın. Şamdanların balmumu iri damlalar halinde yatağın çarşafı üzerine düşüyordu.. kendisi de odanın fazla ağır havası içinde biraz tıkanır gibi olmuştu. Hötel-Dieu'de türlüsünü gördüm. Papaz: — Behey Allanın akıllısı. bunun arkasından da papazların bekârlığı konusunda tartışma başladı. gürültüsü eczacıyı uyandırdı. Homais bu batıl inançlara itiraz etmedi. dedi. Uzun katı bezi. . eve varır varmaz. o. yarası henüz pek taze. içeriye girdi. Mavimtırak buhar dalgaları pencerenin pervazı üzerinde içeriye dalan sisle karışıyordu. somurtkan. Gökte birkaç yıldız parıldıyordu. Anlar da böyledir. hizmetçi kız. işitiyor musunuz? diye sordu. çenesi yavaşça göğsüne yaslandı. kocaman kara kitabı elinden düştü. dikkat edin elbiseye! diye bağırdı.. sondu. O sırada. diyordu. diye cevap verdi. Askerler vardı ki. onu giydirme işini tamamlıyorlardı. Charles.. arada bir derin göğüs geçirerek ayaklarını oynatıyorlardı. Sonra. Madame Lefrançois ve Bovary ana. Papaz: — Köpekler ölülerin kokusunu alırlarmış derler. onlar da sahipleri ölünce kovanlarını bırakıp gider-lermiş. yanlarında uyur gibi yatan ceset kadar hareketsizdiler. tam o anda ağzından. Charles onları uyandırmadan. Teşrih an-fisinde punç yapıp içerdik! Hiçlik bir filozofu korkutmaz. örneğin günah çıkartma işinde nasıl sır tutabilir? Homais günah çıkartmaya da dil uzattı. Kokuyu önlemek için de. bir yerlerde ardı arası kesilmeyen köpek havlamaları geliyordu. Başına tacını koymak için yeniden üzerine eğildiler. uykuyu açar. . Ona: — Alın bir tutam. korkmak mı? dedi. dedi. Emma'nın etrafında döneniyorlar. kefaret mahkemesi önüne gelince. Bu. bir kap dolusu klor getirmişti.

yemek odasına götürdüler. Hazreti Meryem'e kilise için üç tane papaz göğüslüğü adadı. ayakkabısına bir mahmuz taktı ve dörtnala yola çıktı. yürek çarpıntıları içinde kendini yedi bitirdi. Sonra. eczacının omuzunu sıvazlayarak: — Bir gün gelecek. Bütün yol boyunca. Eczacı: — Kes bir parça. kendinden dışarıya yayılarak eşyanın etrafında. Gün doğdu. makası birkaç kez şakakların derisine batırdı. tabutu da diğer ikisinin içine yerleştirdiler. gecenin içinde. Korkunç bir meraka kapıldı. oda. Charles. Rouault Baba. onu Tostes'daki bahçede. hemen meydanda bayıldı. iki saat süreyle tahtalar üzerinde çınlayan çekiç darbelerinin işkencesine katlanmak zorunda kaldı. hareketlerini. yemliğe bir şişe tatlı elma şarabı boşalttı ve midillisine atladığı gibi tozu dumana kattı. eve gelen işçilerle karşılaştılar. doğru dürüst bir anlam çıkarmanın imkânı yoktu.. nedenini bilmeden birazcık da şakalaştılar. Onu aşağıya. anlaşacağız. Nihayet. Sonra Felicite" geldi ve Mösyönün saç istediğini söyledi. makası rasgele iki üç kere açıp kapadı. Nihayet. etrafında sesler duyuyordu. yahut Rouen'da. Bertauxlann avlusunda görüyordu.ağaçlaMADAME BOVARY 335 nnm altında dans eden delikanlıların neşeli kahkahalarını hâlâ duyuyordu. çivilendikten. Sonra Emma'yı meşeden tabuta yatırdılar. M. içtiler. kapılar ardına kadar açıldı ve Yonville ahalisi içeriye doldu. onlar için komodinin üzerine bir şişe Fransız rakısı ile peynir ve kocaman bir çörek koymuştu. Ama öyle bir dehşet çığlığı kopardı ki. Bournisien odaya kutsal su serpiyor. şapkasını giydi. O kadar titriyordu ki. . Elma. eczacının mektubunu olaydan ancak otuz altı saat sonra almıştı. nefes nefese. dedi. Fakat ölmüş de olabilirdi. Artık dermanı kalmayan eczacı. Emma.Bir ay ışığı kadar beyaz saten elbisenin üzerinde hareler titreşiyordu. bu da. Rouault Baba geldi. heyecana karşı kendisini toparladı. girişde. esen rüzgârda ve yükselen nemli kokularda eriyip kayboluyordu. fena olmayacak! Papaz. o güzel siyah saç yığınında beyaz izlerin belirmesine sebep oldu. hassasiyetini göz önünde tutarak mektubu o tarzda kaleme almıştı ki. Eczacı ile papaz. Nihayet sırtına bulüzünü geçirdi. Charles'a öyle geldi ki.. Bir ağacın üstünde uyuyan üç siyah tavuk gözüne ilişti. dikenli çite dayalı bir sıranın üzerinde. çıldırdığını hissetti. X Rouault Baba. aradaki boşlukları bir şilteden çıkardıkları yünle doldurmak icabetti. Bertaux mezarlığından Vassonville kilisesine kadar yalınayak yürümeyi vaadetti. Sonra birdenbire. odadakiler uyandı. Emma'nın. Bir yakınmanın peşi sıra daima bir başkası geliyor ve bu durum. tavırlarını. sabahın dördüne doğru içini çekti: — Hani ağzıma bir lokma bir şey koysam. omuzlaya-rak kapıyı kırdı. Felicite. yine eski uğraşlarına daldılar ve her uyanışlarında karşılıklı olarak birbirlerini uyumakla suçladılar. titremeye başladı. saçlarından yayılan güzel koku ile dolmuştu ve elbisesi kollannın arasında bir kıvılcım çıtırdısı ile ürperiyordu. Sonra henüz ölmediği anlamını çıkardı. Adamcağız önce inme inmiş gibi yere yığıldı. yavaşça. Hanın adamlarına seslenerek Maromme'a girdi. O zaman M. Emma bunların altında kayboluyordu. Homais ise yere birazcık klor atıyordu. sokaklarda. Siyah örtüleri görür görmez. örtüsünü kaldırdı. aynı kadındı! Böyle uzun zaman bütün o kaybolan saadetleri. yükselen bir denizin dalgaları gibi durmadan devam ediyordu. son kadehte papaz. dedi. Bu kadın. Gözleri görmez olmuştu. eline makası alarak kendisi öne atıldı. ayin yapmaya gitti ve döndü. tabut kapının önüne kondu. titreye titreye. Hatta bir defasında attan inmeye mecbur oldu. yediler. Aşağıda. sesinin yankısını hatırladı durdu. evlerinin kapısı önünde. fa336 MADAME BOVARY kat en üstündeki tabut biraz genişti. Hizmetçi kız cesaret edemediği için. hiç nazlanmadı. parmaklarının ucuyle. sessizlikte. yulaf torbasına saldırdı. zaman zaman uyuklamakla birlikte. Homais. lehimlendikten sonra. bu uğursuzluktan ödü koparak. kederli saatlerden sonra insanları saran o belirsiz neşe yüzünden olacak. üç kapak da rendelendikten.

hızla ilerlediğini gördüler. dört sıra mum arasına yerleştirilmişti. toprağa gömeceklerini düşündükçe. dimdik yürüyordu. Koyu renkte kaba bir ceket giymiş olan bir adam. onu tekrar göreceği bir öbür hayat ümidine kapılmaya çalışıyordu. Dizginleri çekti ve hayal kayboldu. O anda Justin eczanenin kapısında göründü. fakat açmaya cesaret edemedi. Charles. kalkıp o mumlan söndürmek geldi. canım.. kiilseden çıkıldı. Ben neler çekiyorum! Kilisenin adamı yerlere kadar eğilerek kendisine teşekkür etti. bilinmeyecek miydi? Ama nereden? Kırda hiçbir fevkalâdelik yoktu. orada olduğunu eliyle anladı. gözyaşları içinde Bovary'nin kolları arasına düştü: — Kızım! Emma'cığım! Yavrum! Anlatın bana. Charles'ın içinden. tekrar kalkılıyordu. Yeni bacağını takmıştı. M. Charles. Bakın cemaat geliyor. Papazlar. kolanlardan kan damlıyordu. Lestiboudois. Kilisenin döşeme taşları üzerinde. İskemleler yerlerinden oynatıldı. elinde asasıyle kilisede dolaşıyordu.. kapkara. Bu. sesleri . Bazen. habire sopa vurarak. ilâhiciler ve iki korocu çocuk De Profundis'i okuyorlar. Cebinde mektubu aradı.» diyordu. gökyüzü maviydi. «Emma'yı herhalde kurtarırlar. bu muhakkaktı. eşit aralıklarla yere inen ucu demirli bir sopanın tok gürültüsü gibi bir ses duyuldu. bir koyun sürüsü geçti. Rouault babayı. Kasaba göründü. ilk zamanlarda bir defa beraberce dinsel törende hazır bulunduklarını ve öbür tarafta. ümitsiz bir öfkeye dü-MB 22 338 MADAME BOVARY şüyordu. Fakat.' Quincampoix'da. Cesur bir tavır takınıyor ve daracık sokaklardan veya kapılardan çıkarak kalabalıkta sıraya girenleri. hiçbir şey hissetmediğini sanıyor. yardım parası toplamak için kilisenin cemaat yerini dolaşmaya başladı. ağaçlar sallanıyordu. filozof olun biraz! Zavallı çocuk. kilisenin yandaki alçak kısmında hemen durdu. Kocaman paralar. duvar dibinde durduklarını hatırladı. her şeyin bittiğini. Oradaydı. önde. zaten ölmüş ise.. dedi metin olacağım. Yola çıkmak icabetti. Ben Mösyöye anlatırım. Her şey hazırdı. kendini alçaklıkla suçlamakla birlikte. İlâhi okunuyordu. Çan çalıyordu. azgın..Altın Arslan'm uşağı Hippolyte'di. işaretle selamlıyordu. MADAME BOVARY 337 Mektubu yazanın bir isim yanlışlığı yaptığını düşündü. onları birbirinden ayırdı. metin görünmek istedi ve birkaç kez tekrarladı: — Evet.Kendi kendine. Bovary öfke ile bir beş franklık fırlatırken: — Çabuk olsanıza! diye haykırdı. büyük tören kıyafetinde tiz bir sesle okuyordu. Sonra bunun belki bir muziplik. bir sarhoşun şakası olması ihtimali aklına geldi. sağda. birinin intikamı. Emma'nın çok önce. Her iki yanda üçerden altı kişi ağır adımlarla yürüyor ve sık sık nefes alıyorlardı. binbir güçlükle diz çöktü. İlâhicilerden biri. Kendine geldiği zaman. şunun altında olduğunu. çok uzaklara bir seyahate çıktığını hayal ediyordu. Nefirin sesi gayet gür geliyordu. sarsak sarsak hemen içeriye girdi. hekimler bir çare bulacaklardı. — Bu yürekler acısı ayrıntıların gereği yok. Cenaze taşıyıcılar. acısının böyle hafiflemiş olmasından zevk duyuyordu. üst üste üç İcahve içti. diz çökülüyordu. tabutun altına üç sırık koydular. Bournisien. atının üzerinde iyice eğilmiş. yolun ortasında sırtüstü yatmıştı. kollarını uzatıyordu. Cenaze alayını görmek için pencerelerde yer almışlardı. önünde. Ama yine de kendini sofuluğa vermeye. Kendisine anlatılmış olan bütün inanılmaz iyileşmeler hatırına geldi. birbiri peşi sıra gümüş tepsi üstünde çınlıyordu. rengi uçmuş. Gürültü dipten geliyordu. kutsal ekmeğin korunduğu dolabı selamlıyor. Sonra onu ölmüş gibi gördü. kalbine kuvvet versin diye. Biraz metanet. tabut rahlenin yanına. Çan yeniden başladı. hıçkırıklarla cevap verdi: — Bilmiyorum! Bilmiyorum! Bir belaya uğradık! Eczacı. hay Allah belasını versin! Sonuna kadar yanından ayrılmayacağım. ellerini kaldırıyor. bir türlü sonu gelmiyordu! Charles. cesaret! Rouault Baba: — Pekâlâ. Kilisenin ön tarafındaki tahta koltuklara yan yana oturdular ve üç ilâhicinin dua okuyarak mütemadiyen önlerinden gelip geçtiğini gördüler.

Nihayet bir çarpma duyuldu. köşelerden akıyordu. Çukurun etrafında halka oldular. . kıra doğru uzanıyordu. Lestiboudois'nın uzattığı küreğe iyice doldurduğu toprağı çukura sürdü. cenaze. dedi. avluları tanıyordu. yenleriyle sık sık gözlerini sildiği için boyası atmıştı. Sonra bütün göğsünü sarsan uzun bir inilti ile: — Ah. dikenli çitlerin üzerinde MADAME BOVARY 339 çiy taneleri titreşiyordu. bu gönül bulandırıcı balmumu ve cüppe kokulan karşısında bayılacak gibi oluyordu. Nihayet yaşlı adam içini çekerek: — Hatırlıyor musunuz. Homais. Her üçü de susuyordu. sonra Charles'a verdi. Charles. Böyle bir sabah vakti. Eve ^dönünce. Kadınlar. ellerinde yanmakta olan iri mumlar vardı. Homais' di. Bovary ana da onlarla beraberdi. Erkekler aşağıya. Charles dizleri üstüne toprağa yığıdlı.dalgalanmalarla alçalıp yükselerek. Hatta torununu bile görmeyi reddetti. Bournisien. kenarlara atılmış kırmızı toprak. papaz söz söylerken. Charles inişine baktı. Yorulan cenaze taşıyıcılarının adımları ağırlaşmıştı. Ona öpücükler yolluyor. Herkes ve özellikle cenazeye gelmiş olan Lheureux. diyordu. tekerlek izleri üzerinde ilerleyen bir at arabasının gıcırtısı. yalnız kasabaya gelirken. Binet'nîh hiç ortalıkta görünmediğini.. söyleyecek sözler bulmuştum. kukuletaları inik. o avlulardan geçtiğini ve Emma'ya döndüğünü hatırlıyordu. taş parçalannın çarptığı tabutun tahtasından.. gürültüsüzce. Sonra. zaman zaman yerinden oynuyor ve tabut meydana çıkıyordu. Charles geçerken. çavdarlar ve kolzalar yemyeşildi. Serin bir meltem esiyordu. fakat büyük gümüş haç daima ağaçların arasında^ yükseliyordu. Alıp götürdüler. bazı hastalannı ziyaret ettikten sonra. canına kıymağa kalkışacaktı! — Ne iyi bir kadındı! Daha geçen cumartesi günü bizim dükkânda görmüştüm kendisini! Homais: — Mezarı önünde söylemek üzere birkaç söz hazırlamaya bile vakit bulamadım. durmamacasına öten bir horozun kokorikosu veya elma ağaçları altında kaçtığı görülen bir tayın dörtnala gidişi. siyah yas tüllerine bürünmüşler. «Elveda!» diye bağırarak var kuvvetiyle abdanı sallamaya başladı. sanki siyah bir elbise bulunamamış 340 MADAME BOVARY gibi* maviler giydiğini gözden kaçırmadı. o.. sonra oğlum gitti. kutsal su kabını yanındakine uzattı.. Rouault Baba da yeniden önlüğünü giydi. dostum. yolun kenarında. Mezarlığa vardılar. Üstüne beyaz gözyaşları serpilmiş siyah örtü. ipler gıcırdayarak yukarıya çıktı. Bu gözlemlerini anlatmak için de. Charles üstündekileri çıkardı. Bu. noterin uşağı Theodore'un ise «mademki âdet olmuş. çimenlikte çukur kazılmış yere kadar yürüdüler. Rouault Baba. içinden bunu biraz yakışıksız buldu. şimdi de kızım! Artık bu evde uyuyamayacağını söyleyerek. gömleği kirleten toz tabakası içinde yol yol görünüyordu. diğerleri gibi o da. ama şimdi. bu bitmez tükenmez dua tekrarı ve meşale geçişi. süsenlerle örtülü kulübelerin üzerine mavimtırak hareler dökülüyordu. durmadan. Hep iniyordu. dedi. dönüşte. bir defa Tostes'a gelmiştim. Emma'nın ölümüne acıdı. Türlü türlü neşeli gürültüler ufku dol-duruyordu. sessizliğe kavuşmakta gecikmedi. Eczacı onu ciddi ciddi salladı. Bazen cemaat bir patikanın dönemecinde kayboluyor. rahmetli ilk karınızın öldüğü sırada. her dalgada yalpa vuran bir filika gibi dura kalka ilerliyordu. M. Rahip. üzerine tabutu ittiler.. benim işim bitti artık! Karımın öldüğünü gördüm. hemen Bertaux' ya dönmek istiyordu. Gözyaşlarının izleri. dört ip yerli yerine konunca. bir gruptan ötekine gitti durdu. onunla birlikte gömülmek için çukura doğru sürükleniyordu. — Zavallı kadıncağız! Kocası için ne acı! Eczacı: — Eğer ben olmasaydım. arkadan geliyorlardı. dedi. Açık gökyüzü pembe bulutlarla beneklenmişti. Keza. uzakta. Gömlek yeniydi. Tuvache'ın da dinsel törenden sonra sırra kadem bastığını.. zaman sizi teselli etmiştim. belki bu işi bitirmiş olmanın belirsiz kıvancı içinde. sonsuzluğun yankısına benzeyen korkunç bir gürültü yükseldi. rahat rahat piposunu içmeye koyuldu. M.

Karısının göndermiş olduğu mektupları kendisine gösterdiler. şatosunda rahatça uyuyordu. Çamlar arasındaki mezarın üstünde bir çocuk. gönderdiği tebrik mektubuna şu cümleyi de sıkıştırdı: «Zavallı karım buna ne kadar sevinecekti!» Bir gün. Yine o sıralarda dul Madame Dupuis. bunu hiç unutmayacağım. Pentecöte yortusunda. Bunun üzerine özür dilemek icabetti. Yonville'e gelecekti. Fe'licite' hemen hemen onun boyundaydı. Annesi buna çok kızdı. çünkü Charles bunlardan bazılarını saklamıştı ve onları seyretmek için gidip tuvalet odasına kapanıyordu. kendisine oyuncaklar getireceğini söylediler. eczacının o dayanılmaz tesellilerine de katlanması gerekiyordu. Yalnız siz kendisini bol bol öpün! Allaha ısmarladık!. Charles. tavan arasına kadar çıktı. İçi açılsın diye bütün gün ormanda dolaşmış olan Rodolphe. vehme kapılıyor ve: — Ah! Gitme! Gitme! diye haykırıyordu. Charles bu işin aslını sorunca da: — Ne bileyim ben. artık birbirlerinden ayrılmayacaklardı. uyanık. unuttuğu küreği almaya gelen Lestiboudois idi. aydan daha tatlı ve geceden daha sır dolu. uçsuz bucaksız bir pişmanlığın baskısı ile kalkıp iniyordu. Charles yine boğazına kadar borca girdi. Lheureux. sandıklar arasına düşmüş ve orada kalmıştı. Felicite artık Madamın elbiselerini giyiyordu. oğluna tatlı dille ne yapacağını bilemiyordu. Fakat hiç durmadan başka borçlar ortaya çıkıyordu. Saat gece yarısını çaldı. korkmayın! Yine her zamanki gibi hindinizi göndereceğim. Rolet ana yirmi 342 MADAME BOVARY kadar mektubun posta parası diye tutturdu. ekseriya Charles. vaktiyle Emma'dan ayrılırken Saint-Victor yoluna dönüp baktığı gibi. evin içinde rasgele dolaşırken. herhalde iş için olacak? diye cevap vermek inceliğini gösterdi. gece geç vakitMADAME BOVARY 341 lere kadar oturup konuştular. bayırın üstüne varınca. Fakat. Berthe birçok defalar daha annesinin sözünü etti. eski hanımının ne kadar elbisesi kalmışsa. Çocuk annesini sordu. Çayırda batmakta olan güneşin eğri ışınları altında kasabanın bütün pencereleri alev almış gibiydi. evde olmadığını. XI Charles. sonra. hayır! Yüreğim büsbütün parçalanacak. hep onu düşünüyordu. ağır ağır yoluna devam etti. midillisi topalladığı için. arkasına döndü. Rodolphe'un mektubuydu. Açtı ve okudu: «Cesaret.. Charles. Yıllardan beri elinden kaçırmış olduğu bir sevgiye yeniden kavuştuğuna içinden sevinerek. sonra. Emma! Cesaret! Hayatınızı mahvetmek istemiyorum. Elini gözlerinin önüne götürdü. Charles ise. Parmaklık birdenbire gıcırdadı. Siz iyi çocuksunuz! Baldırına vurarak. Felicit6. O zaman eski vizitelerinden kalan alacaklarım istedi. Charles ondan daha fazla öfkelendi. . Bu çocuğun neşesi Charles'ın yüreğini burkuyordu.— Hayır. Charles ile annesi yorgunluklarına rağmen. zamanla. O zaman herkes istifade etmeye baktı. sonra. hepsini değil.» Bu. İhtiyar kadın evi bırakıp gitti. çünkü Ona ait olan eşyadan hiçbirinin satılmasını istemiyordu. Eski günlerden ve gelecekten söz açtılar. Rouen'da uyumaktaydı. ağaçların beyaz taşlar arasında yer yer siyah demetler halinde belirâiği duvarlarla çevrili bir yer gördü. ertesi gün küçük kızını eve getirtti. yere diz çökmüş ağlıyordu. öyle ki. o saatte gözüne uyku girmiyordu. «oğlu Yvetot'da Noter M. terliğinin altında tortop olmuş bir kağıt parçası hissetti. Emma bir tek ders dahi almadığı halde (Bovary'ye göstermiş olduğu o ödenmiş faturaya rağmen) Mademoiselle Lempereur altı aylık ders ücreti istedi. her zamanki gibi sessizdi. ufukta. Artık tamamıyle değişmişti. Theodore'la birlikte Yon-ville'den kaçtı gitti. oysa bu iki kadın arasında bir anlaşmaydı. dostu Vinçart'ı yeniden kışkırtınca. Duvardan atlayan Justin'i tanıdı ve patateslerini çalan hırsızın kim olduğuna dair bir fikir sahibi oldu. Leon da. Her borcu ödedikçe. Fakat biri vardı ki. Ona. artık sonu geldi sanıyordu. dedi. evini idare edecekti. artık düşünmez oldu. İhtiyar kadın. Hıçkırıklarla parçalanan göğsü. Bu. Fakat. çok geçmeden para meseleleri yine patlak verdi. Kasaba. Kira ile kitap veren adam üç yıllık abonman parası talep etti. hepsini çalarak. Leon Dupuis ile Bondeville'den Mademoiselle L6ocadie Leboef'ün izdivacım» Charles'a haber vermekle şeref kazandı. kendisini arkadan görünce.

birdenbire ortadan kayboluşunu. meselelerin derinliğine inen insanlardan değildi. iki üç kez karşı karşıya geldikleri zaman gördüğü sıkıntılı halini hatırladı. Akşam yemeğinden sonra Charles oraya çıkıyordu. Berthe. Rouen'a kaçmış. Bu arzu onun tasasını alevlendiriyordu ve artık gerçekleşemeyeceği için de sonsuzdu. yahut bebeklerinin yırtılmış karnını dikiyordu. fikirlerini benimsedi. kızcağız da tıpkı onun gibi kederleniyordu. onunla karşılaşmamak için. Kimdi acaba? Rodolphe'un eve pek sık uğrayışını. Emma kendisine daha güzel göründü ve içinde ona karşı devamlı ve azgın bir arzu peyda oldu. Heriften nefret ediyordu. ötekilerinden daha az tehlikeli değildir. gözleri dikiş kutusuna. Charles. sıkı dostluğun devamına pek aldırış etmiyordu. İçlerinde tek başlarına dolaşanlar da var. sonsuz bir hazla. hiç şüphe yok. gür sarı saçlarını pembe yanakları üzerine dökerek öyle zarif bir eğilişi . onun zevklerini. Kırlangıç'm perdeleri arkasına gizleniyordu. Nihayet. Tam on ay süreyle. ne düşünürler acaba?» Sonra Homais bazı hikayeler de yaratıyordu: «Dün Bois-Guillaume bayırında ürkek bir at. Zaten Charles. yanı başında.. Sanki hâlâ yaşıyormuş gibi. vaktiyle Emma'nın ondan daha çok rengi atmış. eczacının hiçbir işe yaramayan tedavisini yolculara anlatıp duruyordu. onun odası. M. Çünkü. Rouen Feneri'nde ardı ardına şu kısa yazılar çıktı. orada bakkal çıraklığı ediyordu. yalnız yatak odası. ona mukavva ile kuklalar yapıyor. ölmek istemiş olduğu aynı yerde. O zaman öylesine bir kederli hali oluyordu ki. tekrar Bois-Guillaume bayırına dönmüş. İçinden. Karşısına oturuyordu. tıpkı onun gibi emre yazılı senetler imzalıyordu. ümitsizlik içinde. Şehirlerimizi idare edenler. Fakat Berthe o kadar tatlı.3 — Belki uzaktan uzağa birbirlerini sevmişlerdir? diye düşündü. Eczacının çocukları da küçüğü gittikçe daha seyrek ziyaret ediyorlardı. Evin bütün odaları boşalıyordu. Hizmetçi kadının bu işlere el sürdüğü yoktu.vardı ki. Zavallı adam. sonra salonun mobilyalarını sattı. «Herkes ona hayran oluyordu herhalde?» dedi. Yuvarlak masayı ocağa doğru itiyor ve onun koltuğunu yaklaştırıyordu. Bıyıklarına kozmatik sürüyor. bozuk şaraplar gibi buruk bir zevkle dolduruyordu. o küçük başının. büyük şehirlerimizin civarı dilenci sürüleriyle dolup taşmakta devam ediyor. o kadar cana yakındı ki. Yaldızlı bir şamdanda bir mum yanıyordu.Şimdi de çatı penceresinden esen rüzgâr onu kapıya doğru sürüklemişti. Fakat mektubun hürmetkar üslubu onu yanılttı. hareketsiz ve şaşkın kalakaldı.. kederinin sonsuz genişliği içinde kayboldu. 344 MADAME BOVARY Homais. Homais şehre indiği zaman. Gümüş takımlarını parça parça satmak zorunda kaldı. yerde sürüklenen bir kurdeleye. hoşuna gitmek için. eskisi gibi kalmıştı. kızını bağsız potinler ve koltuğunda kalçalarına kadar yırtık bulüzlerle gördükçe bu kılıksızlığa pek üzülüyordu. Delillerin karşısında geriledi ve belli belirsiz kıskançlığı. Artık kimse onları görmeye gelmiyordu. Bu adam herkesi rahatsız eder. . MADAME BOVARY 34. Bois-Guillaume bayırında. Bütün erkekler. ondan sonra. el altından. basma resimleri boyuyordu. ikinci sayfanın sonunda küçücük bir R harfi keşfetti. hem zekâsının derinliğini. o reçine kokan. Rugan çizmeler satın aldı. Sonra. hem de kibrinin alçaklığını gösteren bir fesat dolabı çevirmeye başladı. Oyuncaklarını tamir ediyor. Charles'ın içini. Emma onu mezardayken bile baştan çıkarıyordu. adamcağızdan her ne pahasına olursa olsun kurtulmak maksadıyle. hiç şüphesiz ona göz dikmişlerdi. Jüstin. Kendi şöhretini korumak için. canından bezdirir ve yolculardan tam manasıyle vergi alır. O derecedeki. beyaz kravatlar takmayı âdet edindi. Serserilerin haçlı seferlerinden getirdikleri cüzzamı ve sıracayı umumi mahallelerimizde serbestçe teşhir ettikleri o korkunç ortaçağ devrinde mi yaşıyoruz hâlâ?» Yahut: «Serseriliği yasak eden kanunlara rağmen. «Verimli Picardie diyarına uğrayan herkes. sosyal durumları arasındaki farkı göz önünde tutarak. hülyaya dalıyordu. Merhem ile iyi edemediği kör ise. yüzünde korkunç bir yara ile dolaşan bir yoksula rastgelir. yahut masanın bir çatlağına sıkışıp kalmış bir firketeye ilişecek olursa. Bunlar.» Arkasından körün sebep olduğu bir kazanın öyküsü geliyordu. Böylece.

Büyük çikolatacılık hareketini gözden kaçırmıyor-du. Bovary pek idareli yaşadığı halde. gün geçtikçe daha hoşgörüsüz. daha sonra bir vesta mabedi. Belleğinde tutmak için gösterdiği çabalara rağmen. ilkokullarla hocalık eden cahil rahipler arasında. İlk barışma girişimi yine annesinden geldi. Charles ile Homais. Fakat hareket anında cesaretini kaybetti. fedakârlığının karşılığı olmak üzere. alt tarafı büzme perde şeklinde bir kırık sütun. adlı eseri kaleme aldı ve istatistik kendisini felsefeye şevketti. bir İskit'den daha çok dolaklı ve sargılı. Charles buna razı oldu. Zaten papaz. Hacizden kaçmaya artık imkân yoktu. Hatta bir de. Artist tavırları takınmaya başladı. Emma çürümüş bir külçe halinde kollarından dökülüyordu. herkesin bildiği gibi. bilakis! Keşifleri yakından takip ediyordu. ömrünün sonuna kadar bir düşkünler evinde yaşamaya mahkûm edildi. iki esas cephesinde «sönmüş bir meşale taşıyan bir peri» bulunacak bir türbe üzerinde karar kıldı. Pulvermacher hidro elektrik zincirlerine coşkun bir hayranlık gösteriyordu.. Balıkçılık. Lheureux hiçbir senedi uzatmayacağını bildirdi. neticesi hep ikincilerin aleyhine çıkan karşılaştırmalar yapıyordu. kesin olarak açıldı. Felicite'nin talanından artakalmış bir şalı istedi. Bu bir çatışmaydı. Emma'nın mezarı hakkında da pek parlak fikirleri oldu. Madame Homais. bir sihirbaz gibi gösterişli olan bu adama yanıp tutuştuğunu hissediyordu. Sta Viator'dan (1) güzel bir şey bulunmayacağını söylüyor ve bunda ısrar ediyordu. Homais. altında kocasının kaybolduğu o altın helezon karşısında mest oluyor. vs. Bournisien de kendisine iki üç ziyarette bulundu. Akşamları fanila yeleğini çıkardığı zaman. rast geldiği şeyi temelinden çökertiyordu. yanmış bir tek ambar.. Çağın zihniyetine ateşler püskürüyor ve her on beş günde bir. durmamacasına tekerleme söyleyen bir ressam aldılar. vaız-da. adamı tutukladılar. Homais'nin rivayetine göre. sonra peşini bıraktı. Bu hep aynı rüyaydı: Charles ona yaklaşıyor ve tam sarıldığı anda. için iki tane gayet şık Pompadour heykelciği satın aldı. eser yazmaya kalktı! O zaman İklime dair gözlemlerle birlikte Yonville Kantonunun genel istatistiği. Kauçuk. Tehlikeli bir adam oluyordu. Charles'ın bütün bir hafta her akşam kiliseye girdiği görüldü. fakir sınıfların ahlaka yönetilmesi. Demir Yolları.. Homais. O zaman aralan büsbütün. Bu kitabe kabul edildi. Aşağı-Seine Vilayetine Şo-Ka'yı ve revalentia'yı ilk getiren o oldu. bu hayalin kendisinden uzaklaştığım hissetmekten çok üzülüyordu. zira düşmanı. daima ilerleme aşkı ve papazlara MADAME BOVARY 345 beslediği hınçla harekete gelen eczacının kalemiyle derhal okuyuculara duyurulmamış olsun. dayak yemiş bir tek kadın olmadı ki.. Zaferi eczacı kazandı. İşin tuhafı. Büyük sorunlarla uğraştı: Sosyal problem. kederin zorunlu sembolü saydığı salkım söğütten asla şaşmıyordu. İhtiyar kadın kendi mallan üzerinde bir ipotek yaptırmasına razı oldu. dilinin ucuna hep Sta Viator geliyordu. eski borçlarını ödeyecek vaziyette değildi. bir şartname hazırlatıktan ve tekrar Rouen'a bir yolculuk yaptıktan sonra. bir mezar müteahhidinde çeşitli lâhit-leri görmek için Rouen'a gittiler. . etrafı sütunlu bir yuvarlak dam. Bütün planlarda. Bir kiliseye yüz frank verildi mi hemen Saint-Berthe"lemy katliamını hatırlatıyordu. Nihayet yüz kadar desen gözden geçirildikten.. yahut «bir harabe yığını» teklif etti. Hayal gücünü zorluyor. herkese çatıyordu.. Bovary durmadan Emma'yı düşündüğü halde. kendisine can yoldaşı olsun diye küçük kızı kendi evine almayı teklif ediyordu. sonra bir piramit. 346 MADAME BOVARY Kitabeye gelince. Nihayet arkası aklına geldi: Amabilem conjugem Calcas! (2). Homais de keza. Sonunda burjuva olmaktan utanır oldu. çok geçmeden kitap. M. Ama yine her gece Emma rüyasına giriyordu. Charles o zaman annesine başvurdu. Bozuştular. Yanlarına da Bridoux'nun dostu Vaufrylard adında.Sözün kısası. Eczaneyi de ihmal etmedi. daha bağnaz oluyordu. Adam yeniden başladı. Kendisinin de bir tane vardı. kakasını yiyerek ölen Voltaire'in can çekişmesini anlatmayı ihmal etmiyordu. Charles. onu unutuyordu. öylesine uğraştı ki. İhtiyar kadın. Fakat sonra salıverdiler. ama Emma aleyhinde de yazmadığını bırakmadı. Charles bunu reddetti. Bununla beraber gazeteciliğin dar sınırları içinde kalmak onu sıkıyordu. Homais. Yolsuzlukları ihbar ediyor. Evvelâ. tütün içiyordu! Salonunu süslemek . Kendi dediği gibi. Bu başarı onu cesarete getirdi ve o günden sonra kaza dahilinde çiğnenmiş bir tek köpek.

Bu sefer artık kuşkuya yer yoktu! Son mektuba kadar hepsini yutarcasına okudu. önüne oturdu.Fakat. bütün 348 MADAME BOVARY çekmeceleri.. eczacı. Bu kadar üzüntüye düşmesine herkes hayret etti. imal tarzı ve tesirlerine dair adlı bildirisini. bahçesine çimenle bir şeref yıldızı çizdirdi. yalnız yangınlarda gösterdiğim çaba. Hatta hükümdara. Fakat çocuk onu kaygılandırıyordu. halk yararına çeşitli eserler yayınlamıştı. Yazın. (Elma şarabı. Ama yine de bir meraklı. 2. Nihayet. Alışveriş işlerinde büyük bir şöhreti olan Hivert de. insanların en talihlisiydi. hıçkırarak.. evvela kekeleye kekeleye özür diledi. Bir gün nihayet. Artık sokağa çıkmıyordu. çünkü bazen öksürdüğü oluyordu. akademiye göndermiş olduğu. Ticaretin gözdeleri'ni kurmuştu. Kollarını kavuşturup hükümetin beceriksizliği ve insanların nankörlüğü konusunda derin düşüncelere dala dala bunun çevresinde geziniyordu. elma ağaçlarına dadanan tüylü bir böceğe dair gözlemlerini. Ama yanlış! Bir tutku onu için için kemiriyordu: Homais nişan istiyordu. Kendi hesabına olmak üzere. Birbirlerini görünce sarardılar. onu yarım kulakla dinliyordu. bazen bahçenin çiti üstünden uzanıyor. . Seçimlerde Vali Beye gizlice büyük yardımları dokundu. Ondan söz etmek için Lefrançois anayı ziyaret ediyordu. kendisi de dertli olduğu için. M. «Bizim iyi kalpli kralımız» diyor. kendisini IV'üncü Henri ile mukayese ediyordu. Sadece kartım göndermekle yetinmiş olan Rodolphe. Gece iyice bastırıp da meydanda Binet'nin tavan arası penceresinden başka aydınlık bir yer kalmadığı zaman eve dönüyorlardı. Karmakarışık aşk nameleri arasında Ro-dolphe'un resmi yüzüne fırladı. nişan alanlar arasında ismini görmek için gazeteye sarılıyordu. kendisine hakkaniyetle davranılmasını istirham eden bir dilekçe gönderdi. Emma'nın kullandığı pelesenk ağacından yazı masasının gizli gözünü henüz açmamıştı. uluyarak. saygıdan veya araştırmalarını geciktiren bir çeşit şehvani hazla. bütün köşe bucağı. Bu nedenle Homais iktidara yanaşıyordu. 1. Sonunda kendini sattı. çünkü etrafında bunu kendisiyle paylaşacak hiç kimse yoktu. O zaman kendini içkiye vermek için kapandığını iddia ettiler. Bir kutu keşfetti. Homais babaların en mutlusu. yırtık pırtık elbiseler giymiş bu uzun sakallı yabani adamın. kendinden geçmiş. yeter de artar bile. Irma reçel kavanozlarının ağzını kapamak için kağıttan yuvarlaklar kesiyor ve Franklin bir nefeste çarpım tablosunu ezberden okuyordu. aylığının artırılmasını istiyor ve «Rakip tarafa» geçmek tehdidinde bulunuyordu. elmacık kemiklerinin üzerinde kırmızı lekeler vardı. hastalarını bile gidip görmek istemiyordu. Charles. ona. örneğin. yüzsüzlük etti. neye dokunsa altın eden. Adı bir türlü çıkmıyordu. yayı itti. Kolera esnasında sonsuz bir feragatle çalışarak kendini göstermişti. yürürken. Ve her sabah. sağlıklı ve neşeli eczacı ailesi sere serpe yaşıyordu. (1) Latince: Dur yolcu! (2) Latince: Güzel bir kadını çiğniyorsun! MADAME BOVARY 347 Charles'ın karşısında. Birçok (halbuki bir tane) bilim derneğinde üye olması da cabasıydı. Çünkü. Leon'un bütün mektuplan oradaydı. Charles kızına daha sıkı sıkıya bağlanıyordu.Sevdiklerini kaybettikçe. anahtarı çevirdi. bütün mobilyaları. Bununla birlikte ıstırabının hazzı tam değildi. sonra cesaretlendi ve pişkinliği (hava pek sıcaktı. Sonra bir çark yaparak: — Nihayet. diyordu. sonra. Athalie ona takke işliyor. akşamları. Lheureux. Napoleon kendisine laboratuvarda yardım ediyor. istatistik kitabını. Charles bir gün —son varlığı olan— atını satmak için gittiği Argueil pazarında Rodolphe'a rast geldi. duvarların arkasını aradı durdu. hatta eczacılık tezini de) zikrediyordu. ağustos ayı idi) Charles'ı meyhanede bira içmeye çağıracak kadar ileri götürdü. kızını da yanma alarak mezarlığa gidiyordu. çılgın gibi. ziyaret kabul etmiyordu. han sahibesi. yüksek sesle ağladığını hayretle görüyordu. bir tekmede çökertti. artık sabrı tükenerek. kurdelesini benzetmek için de tepesine ottan iki hotoz kondurdu. Türlü sebeplerle bunu hakketmişti.

akşam yemeğine çağırmak için geldi.Karşısında. Rouault Baba inmeli olduğu için. Çağdaşı yazarlar üzerinde büyük bir hayranlık uyandıran. kunduz böcekleri çiçek açmış zambakların etrafında vızıldıyordu. onu hafifçe itti. Charles ise. gelsene. diye seslendi. Rodolphe bunun farkındaydı. dudakları titriyordu. konuşurken yaprak sigarasını çiğniyor. Charles yere yuvarlandı. herhangi bir telmihin sızabileceği bütün duraklamaları basit cümlelerle doldurarak. başı duvara yaslanmış. Otuz altı saat sonra. Ölmüştü. biraz da bayağı buldu. Charles. Kafesten ışıklar geçiyordu. Fakat çok geçmeden Charles. gözleri kapalı. elde on iki frank yetmiş beş santim kaldı. Asma yapraklarının gölgesi kumların üzerine düşüyordu. Her şey satılınca. Çocuk: — Baba. Bu yüz. O da. karısının sevmiş olduğu bu insan karşısında hayallere dalıyordu. durakaldı. bir çeşit korku içinde. . İl Bir hekimin oğlu olan Gustave Flaubert. o ana kadar hiç söylemediği tek büyük lafı ilave etti: — Kabahat alın yazısında! O yazgıyı eliyle yöneltmiş olan Rodolphe. sönmüş bir ses ve sonsuz acıların o her şeyi oluruna bırakan edasıyle: — Hayır. yavaş yavaş kızarıyor. Charles. günümüzde Fransız yazınının en büyüklerinden biri olarak kabul edilmektedir. Homais derhal hepsinin gücünü tüketti. İhtiyar kadıncağız da aynı yıl öldü. Bu adamın yerinde olmayı ne kadar isterdi. ama dikiş tutturamadı. Karşısındaki. hayatını kazansın diye onu bir pamuk ipliği fabrikasına gönderdi. Şimdi kendisine şeref nişanını da verdiler. Kadın fakirdi. onun başyapıtını oluşturmaktadır. buram buram yasemin kokuyordu. üç hekim birbiri peşi sıra Yonville'e geldi. başını elleri arasına almış. 1857'de yazılmış olan Madame Bovary. bu sözü. Charles. buna karşın gözüpekliğine kızan döneminin okuyucuları tarafından az izlenen Flaubert. tarımdan. Eczanesi arı kovanı gibi işliyor. Otopsi yaptı. kamuoyu ise koruyor. onun durumunda bulunan bir adam için fazla kalenderce. elinde uzun bir demet siyah saç tutuyordu. artık size düşmanlık beslemiyorum! Hatta buna büyük bir laf. Ondan bir şeyler görür gibi oluyordu. Canivet koşup geldi. Bununla da Matmazel Bovary'nin büyükannesinin evine kadar yolculuk gideri karşılandı. hafif ve yorgun bir sesle tekrar konuşmaya başladı: — Size düşmanlık beslemiyorum! Rodolphe hep susuyordu. kameriyenin altındaki sıraya oturdu. gök masmaviydi. masaya dirseklerini dayamış. öğleden beri kendisini hiç görmemiş olan küçük Berthe. hatta komik. Charles onu dinlemiyordu. kızı bir teyze yanına aldı. kederli gönlünü dolduran belirsiz aşk buharları içinde bir delikanlı gibi âdeta tıkanıyordu. burun kanatlan hızlı hızlı açılıp kapanıyor. 1821 yılında doğmuş ve Croisset'deki mülkünde 1880'de ölmüştür. Ertesi gün. dedi. hiçbir şey bulamadı. Saat yedide. Ve oyun yaptığmı sanarak. Charles gitti. hayvanlardan. Charles ise. M. yüzünün hareket eden çizgilerinden hatıraların geçişini takip ediyordu. gübreden bahsetmeye devam ediyordu. 350 MADAME BOVARY Bovary'nin ölümünden sonra. korkunç bir öfke ile gözlerini Rodolphe'a dikti. Bu bir hayranlıktı. hükümet onu kolluyor. ağzı açık. eczacının daveti üzerine M. MADAME BOVARY 349 hatta bir an geldi.

. eleştirilere. övgü ve kınamalara neden olsun. onun insanüstü yetkinliğinden ileri gelmektedir. .".. Okumuş olanlarca.Pek az roman vardır ki. ölümsüz olarak nitelendirilen bu yapıtın eriştiği saygınlık. eşini aldatan taşralı bir kadının basit öyküsünde olduğu kadar yorumlara....

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful