Gustave Flaubert _ Madame Bovary

HENRI TROYAT'NIN ÖNSÖZÜ
Eğer Gustave Flaubert ölümünden sonra yayınlanan kitaplarının başarısını görebilmiş olsaydı,
kuşkusuz, burjuvaların budalaca konuşmalarıyla, değişmez doğrulara dönüşen beylik sözleri,
büyük bir zevkle yazdığı sDictionnaire des Ideas reçues» (Basmakalıp Düşünceler Sözlüğü),
«Madame Bovary* başlıklı özel bir bölümü de içerirdi. Pek az roman vardır ki, eşini aldatan
taşralı bir kadının bu basit öyküsünde olduğu kadar yorumlara, eleştirilere, . övgü ve
kınamalara neden olsun. Mutsuz Emma da unutulmaz Joconde gibi aynı terslikle karşılaşmıştır.
Her iki kahramanın da tek başlarına kazandıkları ün, yapıtların bütünlüğünün gözden
kaçmasına neden olmuştur. Madame Bovary'yi tüm önsözlerinden arındırarak, tüm uzman ve
eleştirmenlerden kurtararak ona yayınlandığı ilk günkü tazeliğini verebilmek düşüncesi ne
güzeldir! Eğer-1857 yılında yaşıyor olup daha ün kazanmamış bir yazarın yeni bitmiş kitabını
açarak şu satırları okuyabilmek olanağım bulmuş olabilseydim: "Okulun çalışma salonundaydık,
kapı açılıp içeri Müdür girdi, arkası sıra da setre pantolon giymiş bir yeni öğrenciyle bir de, koca
bir sıra yüklenmiş bir hademe geliyordu". Bugün bir müzeye girer gibi bir titreme ve saygıyla
okuyabildiğim bu cümle belki o gün ilgimi çekmeyecekti. Belki de eserin daha sonraki
bölümlerini sevmeyecektim. Bütün bunlara inanmam gerçekten olanaksız. Bana öyle geliyor ki,
anlatımın-' daki sıcaklık, gözlemlerindeki doğrulukla böylesine bir öykünün, ön yargıdan biraz
olsun uzaklaşabilmiş her kitap severi etkileye-memiş olabilmesi mümkün değildir.
Kuşkusuz hiçbir yazar yoktur ki, yazmak istediği konuyu Flaubert kadar tam tamına isteğine
uygun bir biçimde kaleme almış olsun. Bu istek, Madame Bovary'yi yaratma düşüncesi kendini
sarmaya başladığı 1849 yılında daha da çarpıcıdır; Flaubert yirmi sekiz yaşındadır ve o zamana
dek hiçbir şey yayınlamamıştır. Daha güzeli o dönemde Flaubert, romantikliğinin doruğunda-'
dır ve «Tentation de Saint Antoine» (Ermiş Antonius)m ilk kitabını yeni bitirmiştir; yapıtını,
konusunun gözüpekliği ve dilindeki zenginlik karşısında şaşıracaklarına inandığı
arkadaşları Louis
6
MADAME BOVARY
Bouillet ve Maxime du Camp'a okumak istemiştir. Oysa hemen son satırın ardından Bouillet
düşüncesini üzgün bir şekilde: "Bunu ateşe atmak ve üzerinde konuşmamak gerekir" diyerek
belirtir. Flaubert üzülür, karşı çıkar ve sonunda çok zengin bir konunun karşısında başının
döndüğünü kabul eder. "Lirizme karşı konmaz bir eğilim duyduğun şu sırada seçefceğin konu,
seni denetleyen, arzularına gem vuran ve içinde lirizmin gülünç olacağı türden olmalıdır",
demekteydi Maxime du Camp. "Cousin Pons, Cousine Bette gibi, burjuvaca yaşantılarla dolu
olaylardan basit bir konu seç ve bunu doğal, hemen hemen teklifsiz bir anlatımla işlemeye
kendini zorla". Bu sözlere yarı yarıya inanan Flaubert uğradığı düş kırıklığını düşünürken Louis
Bouillet şu fikri ortaya atar:
"Niçin Delamare'm öyküsünü yazmıyorsun?" O anda Flaubert' in kafasında bir şimşek çakar.
Eugene Delamare! Flaubert bir zamanlar koket, savurgan, kendini beğenmiş bir eşi olan bu silik
sağlık memurunu tanımıştı. Kadın kocasını aldattıktan ve mahvettikten sonra kendini
zehirlemişti. Taşra kasabası, tekdüze ve göreneğe bağlı bir yaşam, çiftçi dernekleri, eczacı,
eşini aldatan kadın, dedikodular, ölüm... Flaubert tüm bunları görür gibi olur ve şaşırmış bir
durumda mırıldanır; "Ne düşünce!"
Bununla birlikte Maxime du Camp'la Doğu'ya yaptığı gezide aklı Saint Antoine adlı kitabındaydı.
Mısır'dan Filistin'e, Filistin'den Yunanistan'a yaptığı ve yaklaşık iki yıl süren yolculuğunda
romantik coşkusunu yeniden bulmaya çalıştı. Fakat bu uzak ülkeler onu büyülerken aynı
zamanda düş kırıklığına uğratıyorlardı; söylemeye dili varmadı ama, sabahtan akşama değin
gözlerinin önüne serilen bu özgün ve â*ynı zamanda sefillikle dolu manzaradan yoruldu;
basitliğe, gerçeğe, ölçülülüğe duyduğu tepkiyle Fransa'ya . dönmeye can attı. Şimdi tam
tamına Madame Bovary'yi yazacak kıvama gelmişti.
Her şeyden önce Flaubert alışkanlığın verdiği bir davranışla geniş bir biçimde araştırma yaptı,
ortamı inceledi, tanıdığı çeşitli mevkilerdeki insanların sağladığı bilgi kırıntılarıyla
kahramanlarını oluşturdu, planlar yaptı, kendisine malzeme sağlayacak olguları ortaya çıkardı
ve bir düzene soktu. Olayın geçtiği baş yer olan Yonville-1'Abbaye, Dr. Delamare'm yaşadığı ve
çalıştığı Ry kasabasının tam bir kopyasıdır. Günümüzde bile Ry'ye gitmek, Emma'yı ziyaret

etmek demektir. Size hekimin evini, kiliseyi, pazar yerlerini, eczanenin yerini, hanı ve Mme
Delamare'm gömüldüğü mezarlığı gösterirler ve bu yer duygulu kişiler için Mme Bovary'nin
mezarına yapılan bir haç anlamına gelir. Böylesine güçlü bir benzerlik karşısında dikkatli bir
okuyucu kendini, deHENRI TROYAT'NIN ÖNSÖZÜ
7
korun kitabı resimlemek için yaratıldığına bile inandırabilir. Romanın kişilerine gelince, hiç
şüphe yoktur ki Flaubert örneklerini gerçek yaşamdan seçmiştir. Delamare çiftinin acı öyküsüne
tanık olan yaşlı hizmetçi Felicite henüz 1905 yılında Dr. Brunon'a, ihtiraslı ve çok güzel bir
kadın olan hanımının nasıl intihar ettiğini anlatmaktadır. "Hangi zehiri aldığını söylemek
istemedi... Herkes ağlıyordu... Nihayet küçük kızı yalvarmak için önünde diz çöktüğünde,
sonunda gerçeği söyledi!.. O kadar zavallı görünüyordu ki!.." Eczacı Homais ise mesleklerini
Forges'da, Yvetot'da, Ry'de Havre'da sürdüren meslektaşlarından alınan çizgilerle oluşturulmuş
bir tiptir. Fakat Flaubert "yarım daire şeklinde tezgâhı, XVI. Louis ve İmparatorluk dönemi stili
kavanozları ve zehirlerin yerleştirildiği raflarıyla" Ry'deki eczanenin dekorunu kendisine örnek
almıştır. Edebiyat tarihçileri, noter yardımcısı Leon'un, taşralı bir kibar kişi olan Rodolphe'un
(gerçekte adı Louis Campion'du.) sayın Lheureux'nun, Flaubert'e esin kaynağı olan gerçek
yaşamdaki kimliklerini ortaya çıkarmışlardır. Bazı edebiyat tarihçileri ise Emma Bovary'nin hiç
şüphesiz Delphine Delamare'ı çok andırdığını söylemekle birlikte yazarın aynı zamanda bir
rastlantı sonucu heykeltraş Pradier'nin çekici ve hafifmeşrep karısı Louise (Lu-dovica)den de
etkilendiğini göstermek isterler. Flaubert'in kâğıtları arasında da Louise'in sadakatsizlikleri ve
savurganlığı yüzünden kendi sonunu nasıl hazırladığını anlatan hemen hemen elli sayfalık bir el
yazmasına rastlanmamış mıydı? Anlatan kişi ise Louise'in bir kadın arkadaşıydı. İşin ilginç yönü
ise bu acıklı öykünün 1851-1856 yılları arasında yani Flaubert romanını yazarken bir sonuca
ulaşmış olmasıdır. Emma Bovary'nin narin silueti arkasında Louise'in hayali Delphine'inkiyle
birleşmektedir. Belki bir süre sonra başka bir yorumcu üçüncü bir kadının mezarını bularak, en
az ötekiler kadar haklı olarak yapıtın kaynağını ortaya çıkardığını ileri sürecektir. Flaubert
sadakatsiz eşlerin düşecekleri durumu sanki önceden görerek, romandaki kadın kahramanın
düşsel bir kişi olduğunu ileri sürmüştür. "Madame Bovary'nin gerçek yaşamla hiçbir ilişkisi
yoktur, der 1857 yılının mart ayında. Bu bütünüyle uydurulmuş bir öyküdür..." Ve, üç ay sonra
da "Hayır bayım, düşüncelerime esin kaynağı olan hiçbir örnek yoktur. Madame Bovary salt bir
yaratım ürünüdür. Bu kitabın tüm kişileri hayali olup, Yonville-FAbbaye diye bir ülke de mevcut
değildir". Sonunda 1870 yılında düşüncelerini yineler ve Mme Hortense Cornu'ye yazdığı
mektupta görüşlerinde ısrar eder: "Madame Bovary'yi yazdığım sırada bana birçok kereler:
'Yarattığınız kadın Mme X midir?' diye sordular. Hiç tanınmamış kişilerden sürüyle mektup
aldım, hatta içlerinden birinde, Reims'den bir bey,
8
MADAME BOVARY
intikamının (bir kadından) alındığını söyleyerek beni kutladı. Aşağı Seine'nin tüm eczacıları
Homais'de kendi kişiliklerini sezince evime gelip beni tokatlamak istediler..."
Roman yazmayı deneyen herkes bilir ki, gerçek yaşamdan alınmış bir kişiyi tüm özellikleri ve
hatalarıyla birlikte edebiyata aktarmak mümkün değildir. Romancı düşündüğü benzerliğe sadık
kalmaya ne kadar çabalarsa çabalasın, anlatının ahengi, dilin güçlükleri, aynntılardaki zorunlu
seçimler yazarın kahramanının görüntüsünü yavaş yavaş bozar. Çoğu zaman bu kahraman,
fiziksel yapıları ve düşünce biçimleri arasında benzerlik olan çeşitli tiplerden ödünç alınan
çizgilerle zenginleşir. Başlangıçta romanın kahramanının yazarla hiçbir ortak yanı olmasa bile,
onun zihninde yaşaması nedeniyle romancının düşüncelerinden etkilenir. Yaratıcı ile yaratılan
şey arasında bir iletişim başlar, biri diğeri olur. Olgun ve yazarlık mesleğini seçmiş bir kişinin,
yarattığı tiplerin gerçekliğine inanması için olağanüstü derecede bir doğallığa gereksinmesi
vardır. (Zaten bu gerçekliğe kendisi inanmazsa okuyucuları inanır mı?). Burada yazarın baş
özelliği aklı değil sezgi-sidir, daha doğru bir deyişle önemli olan, herhangi bir kişinin
düşüncelerini okuyabilmesi, başka biri olabilmesi yani başka birinin yerine geçebilmesidir. Bu
hafifmeşrep bir kadın, titiz bir eczacı veya aldatılmış bir koca olabilir. Flaubert, Madame Bovary'yi yazarken Flaubert olduğunu unutmakta ve tüm sorunları bir kadının bakış açısıyla
incelemektedir. Şu ünlü şakasını bu anlayış çerçevesinde yorumlamak gerekir: "Madame
Bovary benim!" Aslında yarattığı kişilikle özdeşleşebilmek için kendisini fazla zorlamaya gerek
görmemiştir. İbne Bovary, içinde bulunduğu yaşam biçimini reddetmekte, ozanların betimlediği

yaşamı arzulamakta, tatlı sözler karşısında kendinden geçmekte, ölümsüz tutkulara inanmakta
ve kendisini şatolarda yaşıyor görmektedir. Bu kurtulma, başka biri olma, uçup gitme isteği
Flaubert'in de benliğinden koparamadığı bir duygusallıktır. Emma'nın Charles Bovary, Rodolphe, Leon, Homais ve Lheureux'yle kişileşen somut gerçekliğe çarparak sonunu
hazırlamasına karşılık, Flaubert bu gerçekten, sanatının malzemesini yaratarak kendini
kurtarmaktadır. Doğasında bulunan ikilik, sonuçta Flaubert'e, romantizmden tümüyle
etkilendiği halde karışık düşüncelere de açık olabilmesini sağlamaktadır. "Bende iki ayrı edebi
dile sahip iki ayrı kişilik bulunmaktadır", der 16 ocak 1852 tarihli bir mektubunda; "biri laf
ebeliğinin, lirizmin, baş döndürücü uçuşların, cümle ahenklerinin, yüksek düşüncelerin
tutkunudur; öteki ise elinden geldiğince gerçeği araştıran, en küçük olayı da büyük bir olay
kadar gözler önüne
HENRI TROYAT'NIN ÖNSÖZÜ
9
sergilemek isteyen, ürettiği şeyi size neredeyse maddi olarak hissettirmek isteyen kişiliğimdir".
Zaten Mme Bovary, Flaubert'in kişiliklerine büründüğü kahramanlardan yalnızca bir tanesidir.
Bu gerçeği kuşku ile karşılayanlara birkaç sene sonra Flaubert'in Bouvard ve Pecuchet adında
iki budalayla kendisi arasındaki benzerliği kesin olarak ileri sürdüğünü hatırlatmak yararlı
olacaktır. Çocukluğundan beri Flaubert insanların budalalığına hayran olmuştur. Ona göre insan
"budalalığı görebilmek gibi kötü bir yetiye sahiptir. Görmesine görür ama bağışlayamaz".
Yazar başkaları aracılığıyla edinilen düşüncelerin düzensizliğine atılmayı ,bu kaos içinde
yıkanmayı büyük bir zevk saymaktadır. "Bouvard ve Pecuchet benliğimi öylesine dolduruyorlar
ki, kendimi onlardan biri sayıyorum. Budalalıklarını kendimin yaptığımı düşlüyorum" demektedir
1872 yılının mayısında! Aynı dönemde Salammbo, Matho, Frederic Moreau, Mme Arnoux,
Herodias ve Saint Antoine için de benzeri duygular içerisinde olduğundan hiç kuşkumuz yoktur.
Duygulanımları iyi yansıtabilmek için her şeyi hissetmek ihtiyacı bazen endişe verici örgensel
bozukluklara yol açabiliyordu. Bir düşünceyle dolu olduğu zamanlar artık davranışlarına
egemen olamıyordu. "Açık havada atla çıktıkları gezintide yanların-dayım; birlikte terliyoruz ve
susuyoruz... Kimi kez sabahın altısında yazarken sözcükler canlılık kazanarak beni öylesine
sürüklüyor ki artık olanca gücümle haykırıyor ve öylesine derinlemesine hissediyorum ki,
karımın da doğruladığı gibi kendimden korkarak, masamdan kalkıyor ve sakinleşmek için
pencereyi açıyorum". (23 aralık 1853'te Louise Colet'ye yazdığı mektup.) Daha sonraları
Emma'nın öldüğü bölümü yazarken kahramanının çektiği acıları maddi olarak duyabilmek için
kişiliğini, gerçekten soyutlama denemesine girişmiştir... "Ağzımda arseniğin tadını öylesine
duyuyordum ki, iki kez ardı ardına gerçek mide spazmı hissettim ve bütün yemek boyunca
kustum..." (Taine'e mektup, 1868.)
Sanatı tarafından esir edilen romancı artık yaşamayı bilmeyen bir kişidir. Kendi öz varlığına
rağmen, artık yalnızca yapıtı için yaşamakta, deliliğe varan bir inatla en küçük güncel olayları
ve duyumladığı her şeyi eserine aktarmakta ve onu beslemektedir. Sokakta duyduğu eğlenceli
bir sözü bile yarattığı kahramanlardan biri için saklamakta, masada bir tabak dolusu tatlı su
ıstakozu gördüğü anda: "Hah işte yazmakta olduğum bölümdeki yemek sahnesinde mönü bu
olmalıdır!" demektedir. Güneşin batışını hayran hayran seyrederken sürekli olarak uyanık olan
dikkati ise, gelecek başka bir bölümde kullanılmak üzere bulutların
10
MADAME BOVARY
meydana getirdiği şekilleri not etmektedir. Edebi uğraşlardan uzaklaşmış göründüğü koşullarda
bile özgür olmayıp gözlemlerini, araştırmalarını sürdürmeye devam eder... Bu durum yazarın
olağanüstü bir inceleme yeteneğine sahip olduğunu kanıtlamaz. Ayrıntılara karşı duyulan bu
doyumsuz açlık, ancak romanın konusuyla ilgili alanlarda kendini göstermektedir. Üzerinde
çalıştığı eserin konusuyla doğrudan ilgisi olmayan bir ortamda yazarın görüş gücü azalmakta ve
dikkati büyük ölçüde kaybolmaktadır. Romancıyı, yaşamı romana bir malzeme olarak görmeye
zorlayan bu profesyonelce değişim, Flaubert'de çok güçlü bir şekilde hissedilmektedir. Yetkin
bir biçimde yazabilme kaygısı, kimilerince saygısızlık olarak nitelenebilecek bazı konuşmaları,
utanmazlıkları Flaubert'in gözünde haklı kılmaktadır. 1853 yılının haziranında doğa bilimcisi
Pouchet'nin karısının cenaze törenine gitmeden önce Louise Colet'ye yazdığı mektupta şunları
söylüyordu: "Eminim ki yarın çok kötü bir gün yaşayacağız ve bu zavallı bilgin de acınacak bir
durumda olacak. Her şeyden yararlanmak gerek diye düşündüğümüz zaman, orada Bovary'm
için de işe yarar malzemeler bulabilirim. Düşüncelerimi başkalarına açacak olsam, bu

en yüce gönüllüsü ve en sevecenidir.Flaubert George Sand'a gönderdiği bir mektupta "Siz. Kalıcı bir eser ortaya koymak için tüm fedakârlıklara hazır olan Flaubert amacına ulaşmak için.. akşam yemeğinde verilen kısa bir aradan sonra geç vakitlere kadar uğraşını sürdürmektedir. çılgınlığı sergilerken. Kaz tüyünden kalemini kurbağa biçimindeki hokkasına batı-rıp. iki temel kahraman vardır. onurunu yitirerek Emma'nın yenilgisi ve "şeref madalyası kazanan" budala Homais'nin zaferiyle noktalanır. Sıkışıklığın yaptığı zorlamayla kendisine göre ikinci planda görünen tüm cümleleri dışarda bırakmakta. başınız iki elinizin arasında. düş sevgisini. 12 MADAME BOVARY manini yaşamın basit zorunluluklarına uymayı reddettiği için cezalandırdığı halde. inanmış bir sofunun dünyadan elini eteğini çektiği gibi başlamıştır.... açık seçik ortaya koyarak romanının çatısını kurmakta ve konunun akışına güçlü dayanaklar kazandırmaktadır. Madame Bovary. olanakların bayağıca kullanılmasından yana değildir. tıkıldığı delikte sıkıntıdan bunalarak kendini hayallerle oyalayan.davranışım iğrenç olarak görülebilir ama ben bunda bir kötülük görmüyorum. madde ve ruh gibi bir bütün oluşturur. havada dayanaksız duran yeryüzü gibi yalnızca üslubunun gücüne dayanan bir roman yaratmak isteyişim-dir. Flaubert kahraI Up*. "Bana güzel görünen şey. Madame Bovary'nin ilk satırım yazdığı sırada otuz yaşında. Hemen hemen tüm cümleleri yeni baştan yazmalıyım. yalnızca iyi yazmak isteğinden değil aynı zamanda iyi düşünebilmek arzusundan da kaynaklanmaktadır.. Beş seneden daha uzun bir süre Croisset'deki evine kapanarak içindeki arzularla savaşmıştır. Bouillet. Flaubert sürekli olarak kahramanlarını derinlemesine yakalamakta. Sizde düşünce geniş bir şekilde durmadan akan bir nehire benzer. sevgiyi tanımış. Bu nedenledir ki cümlelerine gösterdiği özen. onun. tutkulara kapılan. . yarattığı kahramanlara yer açmak için sona ermiştir. diğeri ise (Sancho Pança. olgunlaşmış bir kişidir.. Romanına. incelediği yerleri haklı olarak olmamış diye nitelendirdi. kocasını ve kızını sevebileceğini. kendi deyişiyle cümleleri "beyaz yağlardan kurtarmak ve salt kaslarıyla ortaya çıkarmak» istemektedir. bir hiç üzerine. Bunlardan birincisi (Don Quichotte ve Emma) cömertliği. Oysa Flaubert insanların en iyisi. Çalışmasına her gün öğle zamanı başlamakta. çizikler. Çağlayanlar oluşturabilmem için çok çalışmam gerekiyor" demektedir. Madame Bovary çoğu kez Don Quichotte ile kar-şılaştırılmıştır.. Işık saçan penceresi ise Seine'den geçen denizcilere yardımcı bir nokta olmaktaydı." "Bir stile kavuşmak gerçekten çok zor! Bir önceki gün yazdıklarımı tekrar baştan alıyorum. Bir taşra kasabasının yeteneksiz küçük bir doktoruyla evlenip. serbest yaşamı tanıyan ve mâli sıkıntılar içinde aşkta düş kırıklığına uğrayan bir kadım konu alan bir öyküden daha basiti bulunabilir mi? Flaubert bu olayı çağına göre büyük bir ağırbaşlılık ve şaşırtıcı bir nesnellikle incelemektedir.. ayrıntılarıyla işlemekte. kötü tutumunu haklı gösteren nedenler. Charles . dışarıyla hiçbir bağlantısı olmayan. Bir haftada ancak iki sayfa yazıyorum! Bezginliğin çenesini dağıtmak için bundan iyi bir yönHENRI TROYAT'NIN ÖNSÖZÜ 11 tem yoktur. . konumunun ona sunduğu küçük doyumlarla yetinebileceğini söylemekten de ısrarla kaçınır. düzeltmeler ve karalamalarla doludur. Sözcüklerin seçimindeki güçlüklerden ise mektuplarında bol bol yakınmaktadır: "Bovary'min katı bir dili olmamalı. En güzel eserler az malzemeyle yaratılmış olanlardır"." "Böylesine bir konuyu seçmiş olmam ne kadar da kötü! Böylelikle sanatın boğucu sıkıntısını tanımış olacağım!" Flaubert için biçim ve düşünce. Homais) pratik aklı simgelemektedir. Bu kitap nerdeyse konusuz veya konusu hemen hemen belli olmayan bir eser olacaktır. Kanısına göre Emma'nın. Bu sözler karşısında ne kadar da acımasız! diyebiliriz. Yazdığı sayfalar. Cervantes'inkinde olduğu gibi. Artık kişisel özel yaşamı. Bir kişinin gözyaşlarını üslubumun süzgecinden geçirerek başkalarını da atlatabileceğimi sanıyorum". o ana kadar hiçbir şey yayınlamamış olsa da çok yazmış. Flaubert'in romanında da. M. düşüncelerine ve diline egemen olduğundan emin. O yalnızca sanatını her şeyden üstün tutmakta ve görevini bir papaz gibi yerine getirmektedir. Bende ise bu bir su sızıntısı halindedir. Bu sonda hiçbir ahlaki kaygı güdülmez. Tersine onun çevresindeki budalalığın ve yavanlığın kurbanı olarak kabul eder. bütün bir gün boyunca. bir kelime bulabilmek için kafa patlatmamn ne demek olduğunu bilmezsiniz.

Yantutmaz görünmekle birlikte. Ceza Mahkemesinin önüne çıkarır. Flaubert. Eleştirmenler ise pusudadır. Eserin ahlak dışı niteliğinden ötürü harekete geçen imparatorluk yönetimi Flaubert'i 29 ocak 1857'de. zaferin yolları kendisine açılmaya başlar. Bu yeniler kendisi gibi .. Gonzales'in ve Paul Feval'in kitapları çok gözdedir. Fakat bu sırada Hauteville House'dan Flaubert'e gönderdiği bir mektupta. (Veuillot). söylemek istediği şeyleri ortaya koyabildiğim" yazar.". Madame Bovary'nin kendisine Paris'te ve taşrada yandaşlar bulmaya başlaması yavaş yavaş ve gizlice olmuştur. aşırı derecede öfkelenerek yaptığı konuşmada. Romanı âdeta uçsuz bucaksız bir arazide her yönden kolayca görülebilen bir anıtı andırır. "Karşıtların biliminden habersiz olan Flaubert. erdem duygusunun doğmasına yor açmamakta midir?" Flaubert çeşitli gerekçelerle mahkemece serbest bırakılır: "Roman edebi açıdan üzerinde çok çalışılmış bir eser izlenimi verdiğinden. bayağı ve utanılacak bir yapıt". genç kadına karşı duyduğu acıma hissini ve onun yitip gitmesine neden olanlara karşı duyduğu nefreti dile getirmekten kendini alıkoyamaz. ustaca ve ateşli bir şekilde yanıt vererek. v. (Texier).. eserin sonsuza kadar kök salması amacıyla yazıldığını sanmıştır. mahkemeHENRI TROYAT'NIN ÖNSÖZÜ 13 de kanıt olarak alman bölümlerin kınanması gereken düşünceleri de içermesine karşılık. derginin yönetmeni ve basımcısıyla birlikte. eserin Revue de Paris'de 1856 yılında yayımının yarattığı skandaldan sonra kavuşmuştur. iyi kotarılmış bir çalışmanın tadıyla yaratmıştır. Silik bir kişiliğe sahip olan savcı Pinard. Sanata utanma duygusunu benimsetmek. Edmond About'nun. Homais) dolayı kınamak bile gerekebilir. özene. Flaubert'in çalışmassnın yetkinliğinin nedenini tam olarak kavrayamayan kamuoyu ise. bizde kötülüğe karşı bir sevgi mi yoksa bir tiksinme duygusu mu uyanmaktadır? Romanda tanık olduğumuz suça layık görülen korkunç ceza. Hatta bu tutumundan ötürü onu. savcı tarafından okunan bölümlerin belli amaçlarla seçildiğini gösterir ve eserin en dokunaklı bölümlerinden seçilip. şu sonuca ulaşmaktadır: "Büyük bir iş başardınız". Satışı fazla olmayan Artiste gazetesinden Baudelaire adlı biri de yazarın üslubunu "basit bir kanaviçenin taşıdığı özgünlüğe.. Anlatılan bu öyküde her şey o kadar katı. Flaubert'in zavallı Emma'sımn tersine. o kadar soğuk ve gerçektir ki!..Bovary'nin yeteneksizliği. "Sıkıcı. . Madame Bovary'nin yayınlanmasıyla birlikte kalemlerine sarılırlar. Senard. çünkü bu tür anlatıların gerçek yaşamla hiçbir bağıntısı yoktur. şu önemli soruyu mahkeme heyetine yöneltir: "Bu tür bir kitabı okuduktan sonra. en az sevdiği kahramanları karikatürize ettiğinden (örneğin M. romanın başından sonuna varıncaya dek. Eserin neden olduğu skandaldan dolayı meraklanan ve ürken okuyucu hâlâ tereddüt içindedir." Flaubert'in avukatı M.Madame Bovary ününe. (Paulin Limayrac). sanat sayılmaz. en kışkırtıcı bölümlerden seçtiği alıntılarla romanın konusunu anlatarak. canlılığa" benzeterek.. Ünleri fazla olmayan eleştirmenler ise daha sert bir tutum takınırlar: "Bu kitap okuduğum eserler arasında ahlaktan en uzak olanıdır". oysa yazar eserini böyle bir amaç gütmeden. Leon'un alçaklığı ve Lheureux'nun rezilliğidir. açık olmayan bazı yanlarına karşın yapıtın bir "bütünlük ve tutarlılık gösterdiğini" ayrıca "yazarın veya daha doğru bir deyişle sanatçının. çağdaşlarının gözünde ani ve olağanüstü bir başarıya ulaşır. Kitabı okumaya başladıkları zaman sıkıntıya benzeyen bir tedirginlik duymaktadırlar. böyle bir anlayış elbiselerinin tümünden arınmış bir kadının durumuna benzer. Kitapçılarda yeni görünmeye başlayan Feydeau'nun Fanny'si. Okudukları zaman tüyleri diken diken olmaktadır! O sıralarda Octave Feuillet'nin. "İkinci sınıf bir kitap". anlaşılmamış ve bezgin hissettiği sırada. yapıtın bütünü göz önüne alındığı zaman bu tülden yerlerin fazla olmadığı gerekçesiyle.. Ne olursa olsun Madame Bovary'yi beğenilmek veya eleştirebilmek düşüncesiyle yazmadığı kesindir. Düşüncesini ilk belirtenlerden biri olan SainteBeuve. içinden koptuğu gibi özgürce... "Bir kitabın sönüp gitmesinin nedenlerini kavramak için Fanny'nin okunmasına gerek var" der Andre Gide.b. kalpleri rahatlatan duygulardan.. onu köleleştirmez tersine onurlandırır.. Bu olaydan sonra roman birdenbire ün kazanır. (Dumesnil). hayal kurmaya yol açan entrikalardan hoşlanılmaktadır. suçlanan cümlelerin . Victor Hugo: "Çok güzel bir kitap yarattınız bayım!" demektedir.ancak bir özet niteliğini taşıyabileceğini belirterek. Rodolphe'un hoyratlığı. yaşamının sonbaharında kendisini terkedilmiş. Kulağı okşayan sözlerden. Paris'te Adalet Sarayı'nm 6. eserin bütününün geleneklere yapılan bir hakaret olduğunu iddia eder ve şu sonuca ulaşır: "Kuralsız sanat. Çağın son çeyreğinde yeni romancılar ortaya çıkarak kuramlarım tanıtmaya ve yaymaya çalışırlar. bu eksikliği nedeniyle bir bileşime gidememiştir".

Daudet. ikimizin imzasını taşıdığı halde. Emile Faguet'ye göre ise: "Flaubert Fransız yazınının en büyüklerinden biri"dir. bu kişiler. onun gibi gerçeği çarpıcı bir biçimde anlatmak istemektedirler. ahlak anlayışına ve düşüncelerine ilgi göstermekteydiler. Ataç olup Ankara'ya gitti ve oraya yerleşti. Henri TROY AT Fransa Akademisi Öyesl i BİRKAÇ SÖZ Rahmetli Ataç dostumdu. ölümsüz olarak nitelendirilen bu yapıtın eriştiği saygınlık onan insanüstü yetkinliğinden kaynaklanmaktadır. çıkmış olan bölümler. çeviri de yanda kaldı. Mecmua 1936' da kapanınca. Ataç'ın vakitsiz ölümüyle çevirinin tamamlanması imkânsızlaşmca. Sinema bu öyküye dört elle sarılmakta. fakat arkası gelmemişti. Bu yeni romancüa14 MADAME BOVARY rın adları. Bu açıdan Croisset'nin yanlız adamının kaygılanmasını gerektiren bir neden yoktur. Madame Bovary'yi dilimize çevirmeye başlamıştı. İngiliz. 1880 yılında ölmesine karşın hâlâ üzerinde tutkuyla tartışılan bir yazardır Flaubert. fakat çeviri piyasası öylesine dar. Fakat her zaman görüldüğü gibi yapıtın sürekli artan başarısı bazı gelişmiş kafalarda yeni soruların uyanmasına neden oldu. Yaşlı ustanın çevresinde görülen bu canlılık. yeniden elden geçirildikten sonra Remzi Kitabevi'ne verilmiş. tüm ülkelerde yaşayan. keskin zanaatçı davranışlarıyla onlar üzerinde. Sanki olağanüstülüğün yalnızca belirsizlikte. Flaubert hâlâ izlenmekte ve rüzgâr. fesyonel bilinci.. bir araya geldiğimiz zaman. okuyucu yığınlarının büyük bir kesimi Flaubert'in romanına duydukları sevgiyi özenle korumaktadır. Bilim yuvaları da genel okuyucunun düşüncelerine destek sağlar. Alman ve Japon kadınları onun varlığında kendilerini görmektedirler. bitmiş bir yapıtla ilgilendikleri zaman. geçmiş bir dönemin yazarı izlenimini yaratmaktadır. Rus. değişik iklimler altında acı çeken ve yaşamını yitiren bir kadın kahramandır. bütün dilleri konuşan. Ne yazık ki. Flaubert hırslı çalışması. baHENRI TROYAT'NIN ÖNSÖZÜ 15 zılarmın da ileri sürdükleri gibi. onu bir usta olarak kabul etmeyenlerin itirazlarını boğmaktadır. Bereket versin. geniş bir çevre tarafından çabuk okunabilmek için hızlı yazan ve böylece çabuk unutulan romancıların çoğaldığı dönemimizde. pro-. Bence. bazı keskin eleştirilerin varlığına karşın. Rahmetli dostum. Zola. Evrenselleşen Emma. Sık sık buluşup görüştüğümüz halde. bize birlikte çalışıp iş çıkarmak kısmet olmadı. Gerçi o tarihte İstanbul'da otururdu. Lanson ise Flaubert'i "çağın en sağlam ve dengeli yapıtlarını veren romancı" olarak selâmlamaktadır. . Amerikalı. Madame Bovary'ye çeken nedenlerin başında acaba. Taslaklara karşı büyük ilgi duyan günümüz eleştirmenleri her şeyiyle yetkin. Çevirisi Ayda Bir mecmuasında tefrika olarak çıkıyordu. Ben onu daha «Nurullah Ata Bey» iken tanımıştım. bağıntısız yapılarda. onun anlayışına yönelmemiz zorunlu bir hale gelmektedir. yapacağımız çalışmalardan değil. anlaşılmaz sözlerde bulunabileceğini düşünerek. özellikle bayan okuyucuları. Maupassant ve Bourget'dir. bugün elinizdeki Madame Bovary çevirisi. karşı karşıya oturup birlikte yaptığımız bir çalışmanın ürünü değildir. filmleri birbirini izlemekte. Sonradan.. Bunun için. Brunetiere "Madame Bovary'nin çağdaş edebiyat tarihinde bir baş yapıt olduğuna inanabiliriz" der. edebî dedikodular yapar. Sonra. kendi duygusal yaşamlarından bazı parçalar bulabilecekleri umudu mu gelmektedir? Bu tür bir neden böylesine geniş bir olgunun yanıtı olamaz. Buluşmalarımız da artık yalnız tatil aylarına kaldı. "Ölümsüz Madame Bovary ise Shakespeare ve Balzac'inkiler de dahil olmak üzere tanıdığım en gerçek ve kusursuz kadın kahramandır". tümü. üzerinde böylesine titiz çalışılmış bir dile karşı çıkmaktadırlar. günümüzün eleştirmenleri ise yazarın dili üzerinde durmaktadırlar.üslup sorunu üzerinde fazla durmuyorlarsa da. halkı uyuşukluğundan kurtarır. Nurullah Ata. gözden düşecekleri inancı içerisindedirler. memlekette veya Fransa'da çıkan kitaplardan söz açar. okumuş olanlara. Flaubert'in zamanındaki eleştirmenler onun işlediği konulara. şunun bunun çeviri yanlışları üzerinde konuşurduk. Okuyucuları. dünyaca tanınan ünlü yıldızlar bu küçük taşralı kadını canlandırmak için birbirleriyle yarışmaktadırlar. okuma zevki öylesine sönüktü ki. daha İstanbul'da iken. Böylelikle geç de olsa binlerce okuyucu Flaubert'in yapıtıyla tanışır.

Çalışması. çabamı artıran diğer bir konu da. 1935-1936 yıllarına kaMB 2 18 MADAME BOVARY dar geriye götürüp değerlendirmek insafını göstereceklerinden eminim. bu işi yapmak bana düştü. İki çeviri arasındaki. Asabi. o romanı yeniden çevirmeye özendirirse bu. ahlakı ile kendini beğendirirse. dilimize İsmail Hakkı Alişan tarafından çevrilmiştir. Böyle bir yazarın eserini çevirmeye kalkmanın bir kendini bilmezlik olduğunu bilirim. Ölmez eserlerinden Salambö. aziz dostumun çevirisine başladığı bir eseri tamamlamak suretiyle. Nurullah ATAÇ (uuıto MARIE-ANTOINE-JULES SENARD'a PARİS BAROSU ÜYESİ MİLLET MECLİSİ ESKİ BAŞKANI VE İÇİŞLERİ ESKİ BAKANI Aziz ve ünlü dost. 12 Nisan 1857 Gustave Flaubert BİRİNCİ KISIM I Okulun çalışma salonundaydık. gözünün önünde geçen hayatı. Hiçbir büyük eser bir defada kusursuz olarak çevrilemez. Fakat yine de bu romanın çevrilmesi gerektiği kanısındayım. 1966 Gustave Flaubert ve MADAME BOVARY Gustave Flaubert yalnız Fransa'nın değil. Tam tersine. Rahmetli dostumun ikinci kısmın VIII. sizin o eşsiz savunmanızdan sonra. Gustave Flaubert'i sevenleri. Onun için. ne kadar büyük olursa olsun. Beşinciye giriyor. günlerce çalıştığı söylenir. Paris. koca bir sıra yüklenmiş bir hademe geliyordu. Madame Bovary'de dünyanın en unutulmaz budalalarını betimlemiştir. benim için en güzel ödül olur. dedi. Bu kitabın başına ithaftan önce adınızı yazmama izninizi dilerim. Madame Bovary ise tarihi sahneleri canlandırmaya değil. onun yayınlanmasını her şeyden önce size borçluyum. Sabri Esat SİYAVUŞGİL Esentepe. bu zaman uzaklığını kapatmaya çalışırken. yaşayan tipleri tespite çalışan Flaubert'in eseridir. Her cümlesi üzerinde saatlerce. çünkü. bütün dünyanın en tanınmış romancılarındandır. Çünkü bence önemli olan. Madame Bovary'yi benim çevirmem değil. Müdür oturmamızı işaret etti. Okuyucuların. bölümü ortalarına kadar yürüttüğü çeviriye ben bıraktığı yerden devam ettim ve onun aziz hatırasına saygısızlık etmemek için. ne kadar uğraşsam Madame Bovary çevirisine aslındaki güzellikleri veremem. kendini. insanların özellikle budalalıklarını seyretmekten. Asıl ününü sağlayan da belki bu kitabıdır.Remzi Kitabevi'nin isteği üzerine. sanki dersine dalmışken birdenbire gürültü duyup şaşalamış gibi ayağa kalktı. sonra etüt öğretmenine dönüp yavaş sesle: — Bu efendiye göz kulak olursunuz. Ataç'la aramdaki bu işbirliğini. benim gözümde bile umulmadık bir değer kazandı. içinde yaşadığı çevreden üstün gören. taşra çapkınlarına kaptıran kadının hikayesidir. sizin belagat ve iyiliklerinizin derecesine hiçbir zaman varamayacak olan saygı ve gönül borcumu lütfen kabul buyurunuz. yaşına göre bir sınıfa çıkarırız. kapı açılıp içeri Müdür girdi. onun hatırasına saygı göstermekti. büyükler arasına. O roman Gustave Flaubert'in romantik tarzının en güzel eseridir. hatta hastalıklı bir sanatkâr olan Flaubert. Benim çevirimde bulunacak kusurlar. Monsieur Roger. kocasıyle geçirdiği silik hayattan nefret edip daha ince bir yaşama isteğiyle kendini birtakım kuklalara. iki çeviri arasındaki üslup ayrılığını elimden geldiği kadar ortadan kaldırmak amacıyle. Uyukla-yanlar gözlerini açtı ve herkes. bunlarla kendini zehirlemekten hoşlanırmış. merhumla benim Gustave Flaubert'e karşı beslediğimiz birlikte hayranlıktı. Fakat kitabın asıl konusu bu değildir: Madame Bovary. . emeğinin eserine hiç el sürmedim. kendi dilimi onunkine benzetmeye çalıştım. Eserim. Gustave Flaubert en titiz sanatkârlardandır. arkası sıra da setre pantolon giymiş bir yeni öğrenciyle bir de.

Yerine oturdu. Sınıfa girer girmez. Çocuk yerinden kımıldadı. 6. Öğretmen: — Ayağa kalkın da adınızı söyleyin. bir köy uşağıydı. Eğilip yerden aldı. yeşil çuha setrenin koltuk altlarına dar geldiği belliydi. yeni'nin kasketi hâlâ dizinin üstündeydi. bunun ucunda da. püskül gibi sarkıyordu. uzun konçlu mavi çorapları. incecik bir şeride bağlanmış. Kalkıp derslerimizi anlatmaya başladık. çekingen gözlerini etrafında gezdirerek sıkıla sıkıla: — Kaske. kimimiz: Şarbovari! Şarbovari! diye bağrışıyorduk) sonra tek MADAME BOVARY 25 sesler halinde dalgalandı. baklava baklava kesilmiş kadife ve tavşan derisi parçaları sıra-. — O miğferi bir yana bıraksamza! dedi. Saçları köy kilise ilahicilerininki gibi. Başımıza yağmur gibi yağan cezalar sınıfın düzenini yerine getirdi. bunun arkaya düşen kısmı. güneşliği parlıyordu. nefesinin olanca kuvveti ile şu kelimeyi fırlattı: Şarbovari. O. bunların üzerinde torbamsı bir şey vardı ki. kötü boyanmış. tutulmaya çalışılan bir kahkahanın iyice sönmemiş bir fişek gibi patlayıverdiği bir sırada. son bir çaba göstererek ağzını alabildiğine açtı ve birine seslenilmiş gibi. Bir gürültü daha kopacaktı ama öğretmenin öfkeyle: . öğretmen yazdırtarak. (Kimimiz uluyor. bizim bağnşmala-rımızdan onun sesi büsbütün işitilmez olmuştu. hecelettirerek. dizlerinin üzerine koydu. Sınıfı bir kahkahadır aldı. Omuzlan öyle geniş değildi ama. Yeni öğrenci. kulak kesildi. tembeller sırasına oturmasını emretti. hani bazı şeyler vardır. alnına yatırılarak düz kesilmişti. işte böyle bir şey. söz dinler ve pek tutuk bir çocuğa benziyordu. altın tellerle yapılmış bir küçücük haç. kilisede dinsel öğüt dinliyormuş gibi. kasketi düştü. lutr kaskete. saat ikiye gelip de zil çalınca. uslu. yine heceleri karıştırarak tekrar etti. on beş yaşında kadar vardı. Öğretmen: — Kalkınız. ayak ayak üstüne atmaya. dedi. bir türlü kestiremiyordu. Kalktı. siyah düğmeli. kol ağızlarından gözüken kırmızı bilekler de herhalde çıplak durmaya alışıktı. lanıyordu. — Bir daha söyleyin! O. 24 MADAME BOVARY Bunun farkına mı varmadı? Yoksa ona uymayı göze mi alamadı? Her ne hal ise. derin bir belagat bulunur. O. bizimle birlikte sıraya girmesi için. biz duamızı bitirdikten sonra bile. yere mi bıraksın. boyu da hepimizinkinden uzundu. Hoca: — Daha yüksek söyleyin! Sesinizi biraz daha çıkarın! dedi. sonra. birdenbire canlanıyordu. dilsiz çirkinliklerinde bir budalanın yüzünde olduğu gibi. takkeye kadar.Kapının arkasında bir köşeye büzülmüş durduğu için pek de iyi seçilemeyen bu yeni öğrenci. yoksa başına mı giysin. her milletin her çeşitli başlığına çalan bir külahtı. Bû. Yeniydi. sıraların altına fırlatırdık. fakat yine de.. tiz seslerle en üst perdelere yükseldi. duvara çarpıp da toz koparsın diye. heceleri birbirine karıştırarak bir isim söyledi. yuvarlak şapkaya. kimimiz tepiniyor. üç burma şeritle başlıyordu. hemen gidip kürsünün dibinde. sonra yine bir durakladı. Bütün sınıf gülmeye başladı. dedi. okulun modası böyleydi. tekrar tekrar okutturarak. zavallı çocuk o kadar şaşala-mıştı ki. serguçlu kalpaktan tutun da miğfere. diyebildi. kasketini elinde mi tutsun. Yumurta biçimindeydi ve içi tel çubuklarla tutturulmuştu. kasketlerimizi yere atardık. O zavallıya. Yanında oturanlardan biri dirseği ile vurup yine düşürdü. Öğretmen: — Ne arıyorsunuz? diye sordu. etüt öğretmeni kendisine seslenmek zorunda kaldı. daha kapının eşiğinde. acele acele. çivili kunduralar vardı. o yeni öğrencinin adının Charles Bovary olduğunu sonunda anlayabilmişti. sarımtırak pantolonunun altından meydana çıkıyordu. kimimiz havlıyor. Hocamız sakalı sözden hoşlanır bir adamdı. bin zorlukla dindirildi. tekrar eğilip kaldırdı. Askısını pek çektiği için. Bir anda sınıfı saran gürültü. aralarına kırmızı kurdele dikilmiş.. Yeni öğrenci. ellerimiz boşalsın diye. Ayaklarında iri iri. ama kimse işitemedi. içeriden mukavva ile gerilip yol yol şeritlerle süslenmişti. dirseğine dayanmaya bile cesaret edemiyordu.

babası yalınayak koşturur ve filozofluk satayım diye: «Hayvan yavruları gibi çırılçıplak dolaşsa da olur» derdi. Artık hep iş üstündeydi. senetlerin ödenme tarihini düşünür. rastıklı bıyıkları favorileriyle birleşmişti. yaygaracı. açık kalan şarabın bozulup sirkeleştiği gibi. Başlar defterlere eğildi. bu parayı getiren tuhafiyeci kız. ama anlatımında hiçbir incelik yoktu. Beyefendi ise hiçbir işi üzerine almaz. dedi. eteğini çekti. sinirli olmuştu. orduda cer-rahbaşı yardımcılığı etmiş. Evlendikten sonra iki üç yıl karısının parası ile geçindi. Bir zamanlar karısı onun için deli olmuştu. 26 MADAME BOVARY ğu kadar geç gönderdiği için. bu meyhane benim sürtüp eve geç vakit bezgin. yeni efendi. tam iki saat. çamaşır yıkar. yarı konak denecek bir ev buldu. konuşkan. o kerhane senin. damat buna içerleyip dokumacılığa girişti.— Hepiniz beşer yüz dize kopya edeceksiniz! diye bağırması üzerine. ağzı leş gibi kokarak gelmesine. bir kral çocuğu gibi şımartıldı. Akşam çalışma salonunda çekmesini açıp kolluklarını geçirdi. konuşkan. porselen pipolar içti. artık rahat etmek istediğini söyleyerek dünyadan elini. herkese örnek olabilecek bir vaziyette oturdu. domuzlarının yağı ile av çizmelerini parlattı.. Babası M. yaşlandıkça. daha aşağı sınıfa indirilmedi. daha kırk beşinde. feleğe küskün. onların puslalannı öderdi. köyün şırfıntıları peşinde koşmasına. Siz de. Yakışıklı. Charles-Denis-Bartholome Bovary. Önceleri kocasının. Ama basmadan anlamadığı gibi tarımdan da anlamıyordu. yan çiftlik. Baktık. ufak çizgiler çizdi. Avukatları dolaşır. evde ütü ütüler. yeni efendi de. Oğlan eve dönünce. Kayınpeder ölünce çok . Ailesi masraftan çekinip onu okula mümkün oldui (1) «Ben gülüncüm» demek. fakat kendini kul köle ederek sevmesi. insanoğlundan iğrendiğini. kocasını bir kat daha soğutmuştu. o zaman da. hiç kımıldamadan duruyordu..bir şey kalmadı. ancak karısını haşlamak için gözlerini açardı. en göz alıcı renklerden elbiseler giyerdi. her akşam tiyatroya gidip eve geç döndü. sabahları geç kalktı. işçilere nezaret eder. yirmi kere ridiculus sum (1) fiilini yazacaksınız. özene özene çalışıyor. Annesi-onu reçelle beslerdi. Böyle istek gösterdiği için olacak. yeni asker toplama işlerinde birtakım dalaverelere adı karıştığından istifasını vermek zorunda kalmıştı. kendisine ara sıra kalem ucuyle atılan yuvarlanmış kağıtlar gelip de yüzünü mürekkeplemesine rağmen. kahvelere dadandı. çocukların erkekçe büyütülmesi fikrini kafasına koymuştu. geçimsiz. hem de bir ticaret tellalının inandırma yeteneği vardı. kürsünün üzerine koyduğu başlığının içinden mendilini çıkarıp alnını kurulayarak: — Hiç rahat duramaz mısınız? dedi. mahkeme reisine gider. Yüzünü eliyle siliyor ve gözleri eğik. elini işten esirgemiyordu. kimse çal-mamıştır. dikiş diker. dikkatle. Bir çocukları olunca sütnineye vermek gerekti. Sonra daha tatlı bir sesle: — Kasketiniz de bulunur. yıllığı iki yüz franga. arası çok geçmedi. bağrı dolgun. zenginlik peşinde koşmayı bırakmanın daha hayırlı olacağını kendi de anladı. kaderine sessizce katlanıp öfkesini ölünceye dek karnında sakMADAME BOVARY 27 ladı. çalımlı bir adamdı. parmaklarına yüzükler takar. Hocanın çok canı sıkılmıştı. elma şarabını satacağına şişelere koyup kendi içti. çünkü kuralları oldukça bellemişti. kelimeleri birer birer sözlükte arıyor. Onda hem bir yiğit görünüşü. şefkatli olan kadıncağız. oğlunu da buna . Gençliğinde şen. gidip alacaklıdan vadelerinin uzatılmasını isterdi. Annenin gösterdiği eğilimlerin aksine olarak M. Pays de Caux ile Picardie sınırlarında küçük bir köyde. Bovary. «kişisel üstünlükleri» nedeniyle altmış bin franklık bir drahoma ele geçirmişti. Sınıfın sessizliği geri gelmişti. merak etmeyin. atlarını işe göndereceğine bineğe kullandı. biraz para batırdı ve toprağı altın etmek için köye çekildi. 1812'de. küskününü dikip ocağın başına oturur. ilk Latince derslerini köyün papazı gösterivermişti. boğazına iyi baktı. kümesinin en iyi hayvanlarını kesip kesip pişirdi. denizler tanrısının: «Şimdi ha!» demesi ile sinen dalgalar gibi tısıverdik. tasalı. onun boyuna poşuna vurulmuştu. sesini çıkarmadan içlenirdi. Sonra gururu ayaklandı. herkesi kıskanır bir adam olmuştu. küllere tükürerek çubuğunu içer ve. O zaman sustu.

karşı koymaksızın razı oldu. daha doğrusu yorulup. Ganterie sokağında bir hırdavat toptancısıydı. kendinin eremediğine. Velisi. Fakat üçüncü sınıfı bitirince. dördüncü katta. bakalorya sınavını kendi kendine yapabileceğine güvenen ailesi. çalışma saatlerinde çalışan. Charles. kargalara kesek atıp uçururdu. Çocuğun ilk kez kilisede cemaate katılması için bir yıl daha beklenildi. pervaneler uçuşurdu. kağıttan oymalar yapar. eşya. daha şimdiden onu büyümüş. Hendekler boyunca dut koparıp yer. hatta bir kere de tabiat bilgisinden ikinci çıktı. masallar anlatır. ona bir oda tuttu. bir süre dinsel öğütten sonra bu uygun durumdan yararlanarak bir ağaç dibinde fiil çektirirdi. ne olursa olsun hayatta başarılı olur. sohbeti hoş bir mühendis veya bir hâkim olmuş gibi görüyordu. papaz da elleri karnının üstünde kendinden geçer. Altı ay daha geçti. Annesi. Saint-Romain panayırı vaktinde. Fakat dersler o kadar kısa ve o kadar düzensizdi ki büyük bir hayrı dokunamazdı. hatta evdeki köhne piyanoyu açarak iki üç küçük şarkı bile belletti. mumun etrafında küçük sinekler. ya bir tanıdık geçer. teneffüslerde oynayan. Annesi onu yanından ayırmazdı. çocuk da köyde kararsız ve şaşkın dolaşıp duruyordu. yakışıklı. ders dinleyen. MADAME BOVARY 29 harsis Gezi Yazıst'mn çalışma salonunda sürüklenip duran eski püskü bir cildini açar okurdu. yanakları al al. köyün papazını görevlendirdiler. Fakat yaradılışından yumuşak huylu olan çocukcağız. Şimdi birimizin bile onun hiçbir halini hatırlaması kabil değildir. eline bir sırıp alıp hindi güder. akıllı uslu olmasını tekrar tekrar öğütledi. ders bırakılırdı.göre yetiştirmeye çalışıyor. 28 MADAME BOVARY Böylece bir meşe gibi büyüdü. Sıcaktan çocuk uyur. Peder Bey de utanıp. Madam Bovary dudaklarını ısırıyor. Rouen Col-lege'ine gönderildi. Bir hafta sonra dönerken oğluna. Onun yattığı odada ateş yaktırmaz. olanca ağırlığıyle asılarak bir bi yana. yanma çağırır. artık okutturulmasma babasını razı etti. onu okuldan alıp tıbbiyeye verdiler. köye adam gönderip yaban kirazından eski karyolayı getirtti. Bovary bütün bunlara: «Zahmete değmez!» diyordu. Fakat o sırada ya yağmur yağar. irfana pek aldırış etmeyen M. Çiftçilerin peşinden gider. yatakhanede iyi uyuyup yemekhanede karnını sıkıca doyuran. bir bi yana uçmak pek hoşuna gittiği için. Fakat ilme. . ona kadeh kadeh rom içmeyi. ona bir memuriyet almaya. artık bir başına kalacağı için. Bu eşsiz dostsuz hayat. bir vaftiz ayini ile bir cenaze ayini arasında biraz boş vakit bulunca çocuğu sacrisde'den (1) okutur veya akşam duasından sonra bir yere çıkmayacaksa eve çağırtırdı. bu adam ayda bir pazar günü. oğlunun ereceğini ummaya başladı. Charles bu kadarla kalamazdı. biçim zamanı ot kurutur. yavrucağını ısıtsın diye bir dökme soba ile odun aldı. az sonra ağzı açık horlamaya başlardı. yağmurlu havalarda kilisenin revakı altında seksek oynar. babasının yüzünü pek ağartamı-yordu. Okuma öğretti. veya Ana(1) Kilise zinetlerinin ve papaz elbiselerinin saklandığı yer. Olanca dikkatiyle çalışması sayesinde daima sınıfın ortalarında kalabildi. cüret gösteren bir adam. ticaret için sermaye vermeye paraları yetecek mi? Hem. hatta delikanlının hafızasının kuvvetli olduğunu söylerdi. ekimin sonlarına doğru. papaz gene de öğrencisinden memnundu. Onun yüksek mevkilere geçeceğini kuruyor. nehir boyunca gezip gemileri seyre gönderir. Çocuğu yüksek okullara göndermeye. kendi halinde bir çocuktu. Papaz. Bazen de civardaki hastalardan birine viatique (2) yutturmaktan dönerken Charles'ın kırlarda haylazlık ettiğini görür. Elleri iri iri. babası kendi eliyle götürdü. dinç. diller döküp okşayarak. tanıdığı bir boyacının evinde. gürbüz olsun diye. sonra oturup tarih defterini temize çeker. büyük bayram günleri zangoca yalvarıp çan çalardı. yani bir masa ile iki iskemle buldu. hüzünlü neşelerle dolu bitmez tükenmez sözler söyleyerek güya onunla konuşurdu. onu. Gezmeye çıktığı günler. akşam yediyi bulmadan tekrar getirip yemeğe yetiştirirdi. dükkânını kapattıktan sonra onu okuldan alır. oldu. Ama. karşılıklı yerleşirlerdi. On ikisine gelince annesi. Valde Hanım dayattı. İsparta-lılar gibi sert bir terbiyeden geçmesini istiyordu. kendi gibi bir köy uşağı olan hademeyle konuşurdu. Bu iş için. (2) Can çekişenlere yutturulan okunmuş ekmek. Onu odasına çağırtır. her perşembe akşamı annesine kırmızı mürekkeple mektup yazıp balmumu ile üç kere mühürlerdi. bütün hülyalarını kırıp savurmuştu. nihayet ertesi yıl Charles. O. dini alaylar geçerken küfür savurmayı öğretirdi. Yemek işini konuşup yoluna koydu.

kendi gözünde itibarını artıran bir hareket gibi geliyordu.Charles tıbbiyenin ilan tahtasında ders programını okuyunca sersem gibi oldu. suda kollarını yıkardı. Ama yine de çalışıyordu. ona özgür olduğunu gösteren. papazlardan arkası olan bir sucukçunun emeklerini bile boşa çıkardı. ona" bir de kadın bulmak lazımdı. bununla karnını doyururdu. Gözleri bağlı dolap beygiri. ona her şeyi anlattı. damların ötesinde. Bir şey anlamadı. haz duyar gibi olurdu. O zamana kadar içinde gizli kalmış birçok şeyler birer birer uyandı. Annesi ona masraf ettirmemek için her hafta emanetçi ile bir parça fırınlanmış dana eti gönderirdi. sanki hepsi de. hekim diye Tostes'a yerleştirmekle iş bitmiyordu. ciltli defterleri vardı. sabahları hastane dönüşü. klinik. kıpkırmızı sobanın karşısında ıslak elbisesinin dumanı tüte tüte oturup çalışırdı. Her derse gidiyor. içeri girerken. Madam Bovary çoktan beri onun ölümünü bekliyordu. anatomi dersi. Bir gün muayeneyi. Kenara çömelmiş işçiler.Akşam. eczacılık dersi.. kimya. Çirkin. punch yapmasını öğrendi ve nihayet aşkın ne olduğunu da tattı. botanik. bir tek muayeneyi kaçırmıyordu. mürüvvetini kutlulamak için. Charles nereye yerleşecekti? Tostes'a. adamcağız daha piliyi pırtıyı toplamadan. bu başarısızlığı hocaların haksızlığından bilip oğlunu affetti ve işi düzeltmeyi kendi üzerine alarak ona biraz güven verdi. köprüleri ve kafesleri arasından. aşağıda. yılda bin iki yüz frank geliri olan bir kadın. yasak zevkler âlemine girmiş oluyordu. köye varmadan önce bir yerde durup annesini çağırttı. insanın içine yücelik veren karanlıklarla dolu birer tapmağın kapılarıydı. başını kaldırmaksızm MADAME BOVARY 31 sınava hazırlandı. Maksadına ermek için Madam Bovary'nin onları birer birer saf dışı bırakması lazım geldi. tabanını duvara vura vura. Karşıda. Kadın. Charles. kavrayamıyordu. bütün sorulan ezberledi.. ona halef diye gidip karşısındaki eve yerleşmişti. sarı. elini kapının tokmağına koyunca şehvani bir. Sonra derslere. ertesi gün bir dersi kaçırdı ve tembelliğin tadını alıp yavaş yavaş bir daha hiç uğramaz oldu. Meyhaneye dadandı. tedavi dersleri. ne saadetti! Büyük bir ziyafet verdiler. tertemiz geniş gök. kendine kadar gelemeyen bu kokulan duymak için derin derin nefes alırdı. ne iş yaptığını bilmeden nasıl dönüp durursa. hastaneye koşmak. M. ayrıca da sağlık ve tıp bilgisi. o da her günkü işceğizini öylece yapıyordu. tıp tahsil ettirmek. onu o akşam evde bekliyorlardı! Charles yaya olarak yola çıktı. kırk beşinde. ılık sokakların boşalıp hizmetçi kızların kapı önlerinde volant (1) oynadıkları saatte. pathologia dersi. birçok sokaklardan geçerek tekrar eve dönmek sırası gelirdi . Zayıfladı. Orada hekim olarak ancak bir ihtiyar vardı. Oldukça iyi bir numara ile kazandı. Ama oğlanı okutmak. şarkılar öğrenip oyun arkadaşlarını karşılarken söyledi. Güzel yaz akşamları. Charles. Tavan aralarından uzatılmış sırıklar üzerinde pamuk yumakları kururdu. Babası ile annesi. Annesi onu da buldu: Dieppe'li bir mübaşirden dul kalmış. İşi ihmale vurup o eski kararlarından tabiatıyle birer birer dönmeye başladı. mavi suları ile akıp giderdi. penceresini <1) Ucu tüylü bir çeşit mantar top. ev sahibinin verdiği yavan bir lokmacık yemeği yedikten sonra odasına çıkar. Annesi için bu. Charles yeniden çalışmaya başladı. 30 MADAME BOVARY açıp dayanırdı. artık bu tarihe karışmış bir iş! Sesini çıkarmadı. mor. çalı otu gibi kara. üzerleri siyah benekli küçük koyun kemiklerini mermer masalara çarpmak. tomurcuk açmış fidan gibi sivilceli olmasına rağmen Madam Dubuc'ü isteyenler hiç de eksik değildi. Beranger için coşkunluk gösterdi. Her akşam pis bir kahveye kapanıp. Bovary gerçeği ancak beş yıl sonra öğrendi. Rouen'in bu mahallesine ¦ bayağı bir Venedik hali veren ırmak. Orası kim bilir ne güzeldir? Akgülgenlerin altı kim bilir ne serindir? Köyün kokularını. bunların hiçbirinin ne demek olduğunu bile bilmiyordu. hem kendi dölünden gelmiş bir adamın budala olmasına ihtimal veremezdi. sıhhiye memurluğu imtihanında döndü. boyu uzadı. dominoya düştü. hayli ustalık gösterdi. Bu hazırlıkları sayesinde. ne kadar dinlese boştu. anfilere. yüzüne âdeta ilgi çekici hüzünlü bir hal geldi. . Sanki bununla dünyanın sırlarından kısmetini almış. batan kırmızı güneş.

Gece zifirî karanlıktı. önden koşmaya başladı. yatağın ucuna oturup kederlerinden söze başlardı: «Beni unutuyorsun. Rouault'un hali vakti pek yerinde bir çiftçi olduğunu öğrendi. ay doğunca yola çıkacaktı. kendisini biraz daha sevmesini isterdi. hemen aklına kırık bacak geliyor ve bildiği bütün kırıkları hatırlamaya çalışıyordu. Çocuk: — Hekim siz misiniz? düye sordu. eve de küçük hanım bakıyordu. komşularından birinin evinde Epiphanie (1) ziyafetinden dönerken bacağını kırmıştı. karısının keyfince giyinmesi. bir taraftan üniversite öğrencisi. Charles'in herkesin içinde şunu deyip bunu dememesi. Charles ara sıra gözlerini açıyordu. Akşam Charles eve dönünce. utancından sokaktan yana dönmüş. Charles'dan aldığı cevap üzerine. otların üzerine oturmuş bir çocuk gördü. lapaların sıcak kokusu. bir taraftan evli. paltosuna sıkıca bürünüp Bertaux yolunu tuttu. kafasında kırağının yeşil kokusu ile karışıyor. kocasının basma bir kaza gelmesinden korkuyordu. Şimdi yanında yalnız kızı vardı. sokakta dikilip bekleyen bir erkekle bir konuşmadır başladı. kendisine yol gösteren çocuğun sözlerinden M. Ona çiftliğin yolunu göstermek ve çit kapılarını açmak için karşıcı bir çocuk çıkarılmasını da tembih ettiler. Sıhhiye memuru. Charles yastığa kolunu dayayıp okumaya başladı. Karısı iki yıl önce ölmüştü. yanına gelseler bu. cumaları et yememesi (1). ona verilecek bir mektubu olduğunu söylüyordu. Her sabah çikolatalı sütünü hazırlamak. ili (1) Sofu Katolikler cumaları perhiz yaparlar.Charles evlenmekle halinin iyileşeceğini ummuş. bir kırık bacak sarmak için hemen Bertaux çiftliğine gelmesi rica ediliyordu. hiç kuşkusuz. bir taraftan. hayvanın rahvan yürüyüşü ona beşik gibi geldi. Fakat evin asıl efendisi. Tostes ile Bertaux arası. Nastasie. Kül rengi püsküllü takkesinin içinden. ikileşmiş gibi hissediyordu. Charles. yatağında yatıyor. bitmez tükenmez özenler göstermek lazımdı. bir beze sarılı bir mektup çıkardı ve terbiyeli terbiyeli Charles'a uzattı. bırakıp gitseler yalnızlığa dayanamazdı. burasından yakınıp duruyordu. nihayet ondan bir reçete yazmasını. Charles uyanarak sıçrıyor. Rouault. tavan arasının penceresini açtı ve aşağıda. Bovary'den. gözün alabildiğine uzayıp gidiyor ve birbirinden hayli aralı çiftlikler etrafındaki ağaç kümelerinin bu geniş boz yüz üzerinde meydana getirdiği kara mor lekeler. Nas-tasie titreye titreye merdivenleri indi. saat on bir sularında. o gece. Hanım. ışık tutuyordu. Karısı onun mektuplarını açıyor. sabahın dördüne doğru. şurasından. bir taraftan da. Bir mavi balmumu ile mühürlenmiş olan bu mektupta M. Yağmur kesilmişti: Ortalık ağarmaya yüz tutmuştu. göğün kasvetli rengine karışıp kayboluyordu. bildiği gibi hareket edip parasını istediği gibi harcayacağını sanmıştı. M. ameliyat olmuş hastalar koğuşundan geçiyor. sonra zihni yorulup uyku bastırıyor. sırtını çevirmişti. yapraksız elma ağaçlarının dallarında kıpırdamadan duran kuşlar. karyola perdelerin-deki demir halkaların. evlekler boyunca delikler kazıp etrafını dikenle kuşatırlar. Uykunun harareti ile hâlâ uyanamamış olduğundan. kansı oldu. Tarlalarda. 32 MADAME BOVARY II Bir gece. yorganın altından sıska kollannı çıkarır. onu her işinde kolluyor. sürmesini çekti. göğsünden. çubukları üzerinde kaydığını ve karısının uyuduğunu duyuyordu. içeride kadın hasta olunca kulağını duvara verip dinliyordu. daha serbest olacağını. Vassonville'den geçerken'bir hendek kenarında. kadın. Lon-gueville ve Saint-Victor yolundan gidilince. sabahın serin rüzgârından korunmak için tüylerini kabartıyorlardı. hemen bir uyuşukluğa tutuluyor. Düz kır. hayvan bunların başına gelip de kendiliğinden durunca. Charles üç saat sonra. yatağın yanında. kapının kilidini açtı. başka birini seviyorsun! Bana mutsuz olacağımı söyledilerdi ya!» derdi. Bu adam hekimi götürmeye geldiğini. Ayak sesinden rahatsız olurdu. Hizmetçi kadın. para vermeyen müşterileri mektupla boyuna sıkması lazım geldi. onun boynuna dolar. çarıkları elinde.. Hiç durmadan sinirlerinden. Herif atını bıraktı ve hizmetçinin arkası sıra içeri daldı. eskiden olduğu gibi. Madam Bovary. bol bol altı fersah tutar. tam kapılarının önünde duran bir at gürültüsü ile uyandılar.. . öldüğünü görmek içindi. duygularının yeni teessürlerini hatıralarından ayırt edemeyip MADAME BOVARY 33 kendini. Bunun için seyisin önden gitmesine karar verildi. demincek olduğu gibi. ufukta.

hamutları. havuz başından da bir kaz sürüsünün keyifli keyifli bağrışmaları duyuluyordu. beyaz tenli. perdahlı çelik gibi parlıyor. Hepsi de koca koca olan kürek. yorganların altında kan ter içinde kalmış. kızın tırnaklarının beyazlığına şaştı. İğneliği hayli aradığı için babası kızıp söylendi. kız hiç cevap vermedi. Arkasına merinos yününden üç volanlı fistan giymiş bir taze. Halbuki eline güzel denemezdi. iki kişilik sofra kurulmuş. duvarları el ayası gibi düz. Ahırların açık kapıları üzerinden içeriye bir göz atılınca. üzerinde. hastayı görmeye çıktı. maşa ve körüğün ağzı. Burası çekili düzenli bir çiftlikti. Ateş gürül gürül yanıyordu. Otlar ıslak olduğundan atın ayağı kayıyordu. Küçük. badem biçimi kesilmişti. Kırık basit bir şeydi ve sonradan bir kötülük çıkarmasına da imkân yoktu. Bu şişman. parmakları da kuru kuruydu. yepyeni yemliklere başlarını daldırmış. Mademoiselle Emma da küçük küçük yastıklar dikmeye çalışıyordu. Bertaux çiftliğine girince Charles' in hayvanı ürküp şaha kalktı. cerrahların bu okşamaları. temiz bir cüretkârlık vardı. Sundurmada kamçılan. mutfağa aldı. dört sapan vardı. bütün takımları ile iki yük arabası. fakat dikişini dikerken ikide bir iğneyi parmaklarına batırıyor. Charles aşağı katta geniş bir odaya alındı. M. ' MB 3 34 MADAME BOVARY ambarlarından dökülen ince tozla kirlenmişti. Dört köşeye buğday çuvalları sıralanmıştı. . Charles dalların altından başını eğerek geçti. M. fakat hekimi görünce heyecanı yatıştı ve on iki saatten beri savurduğu küfürleri bırakıp hafiften inildemeye başladı. tavuklarla hindiler arasında. üstü sayvanlı koca bir karyolanın önüne küçük bir masa konmuş. başının önü dazlak. kimi küçük kaplarda çiftlik halkının yemeği hazırlanıyordu. arabalığa gidip birkaç lata getirdiler. Mavi badanalı küherçile altında dökülmeye başlayan duvarın ortasında bir çiviye. Charles. kirpikleri onları kara MADAME BOVARY 35 gibi gösteriyordu ve insana samimiyetle bakışında. Kırık tahtası yapmak için. Dieppe'in fildişi işlerinden daha temiz. O bakla veya boncuk kime çıkarsa o. Bu tırnaklar parlak. bir taraftan hizmetçi kız çarşafları kesip sargı hazırlıyor. gitmeden önce bir lokma bir şey yemeğe davet etti. belki rengi gerektiği kadar donuk değildi.Tekerlek izleri gitgide genişliyordu. bunların mavi yün örtüleri. sanki saf. Rouault. parça parça kesip bir cam kırığı ile perdahladı. gümüş el tasları çıkarılmıştı. zahire (1) 6 ocakta yapılan haçı suya atma yortusu. kısa boylu. ellerin uzunluğu da fazlaydı ve kenarlarında öyle yumuşak yumuşak bükülen hatlar yoktu. gözleriydi. Yanında. ellilik erkek. iri iri çift beygirlerinin. Kulübeye bağlı çoban köpekleri. bir iskemle üzerinde duran Fransız -rakısından ara sıra bir kadeh doldurup yürek tazeliyordu. Charles bunlardan birini seçti. uçları sivri. Burada. mavi gözlü. ocağın camlardan süzülen ilk güneş ışıkları ile karışmış pembe alevi vuruyordu. neşterlere sürülen yağı andırır. sarıklı. rahat rahat karın doyurdukları gözüküyordu. yahut boncuk ve emsali şey bulunan bir çörek yenir. Ocağın içinde ıslak elbiseler kuruyordu. Charles bundan daha kolayını aklına bile getiremezdi. pamuk takkesini başından çok uzağa fırlatmıştı. sofranın kralı olur ve bir daha sefere ziyafeti o verir. Bovary'yi kapıdan karşıladı. buğday ambarı yüksekti. Bertaux çiftliğine varmışlardı. şalvarlı insan resimleri ile donatılmış bir alaca bez örtülü. Rouault yatıyordu. Ağıl uzun. Pays de CauX kümeslerinin ziyneti beş altı tavus kuşu yemliyordu. Gitgide yükselen bahçede ağaçlar muntazam aralıklarla dikilmişti. Pencereye tam karşı gelen yüksek meşe dolaptan bir susen çiçeği ve nemli çamaşır kokusu geliyordu. duvarlar boyunca asılı çeşit çeşit mutfak takımlarına da. kulaklarına da küpe takmıştı.ağzına götürüp emiyordu. Binalar boyunca serilmiş gübre yığınından bir duman yükseliyor. hekimi. Kimi büyük. uşak bir çitin aralığından sokulup kayboldu. Bunlar. O akşam ziyafet verilip içinde bir tane kuru bakla. Kızın asıl güzel yeri. Charles birinci kata. zincirlerini çekerek havlıyorlardı. biraz sonra bahçenin bir ucundan gözüküp kapıyı' açtı. Bacağın sarılması bittikten sonra M. biraz ötede üç basamak taş merdivenle çıkılan ambarda yer kalmadığı için buraya getirilmişti. kestane rengi olmalarına rağmen. Hocalarının yaralılar başında takındığı vaziyetleri hatırlayıp hastasını türlü türlü tatlı sözlerle teselli etti. sonra parmağını.

Ama hayatının tatsız tuzsuz meşgaleleri arasında Bertaux'ya hasta bakmaya gitmenin gönül açicı bir istisna teşkil etrilesi sade bunun için miydi? O günler sabahleyin erkenden kalkar. beyaz bir yaka takmıştı. Charles yatağın üzerini. M. «Allaha ısmarladık» demeye çıktı.. Zaten her şey yolunda gidiyordu. Charles. yüzünün beyaz derisine oynak ışıklar serpiyordu. hatta muzaaf usule göre tuttuğu defterde. bunun altına. Emma doğruldu. Bo-vary'yi değeri büyük bir adam saymaya başladılar. Birbirlerine Allaha ısmarladık demiş oldukları için artık bir şey söylemezlerdi. gergin hareli kumaşın üstüne su damlalarının birer birer düştüğü duyuluyordu. Onu önce Mademoiselle Emma gördü. kulakların ancak memesini meydanda bırakarak başın arkasında birbirine karışıyor. şakaklara doğru dalga dalga dökülüyor. beni bundan çabuk iyileştiremezlerdi» diyordu. göğsünün. rüzgârdan. Bertaux çiftliğine. Oda serince olduğundan. gitti şemsiyesini getirip açtı. o iki parça tel tel değil de yekpareymiş gibi gözüküyordu. kıpkırmızı olmuştu. Kızın elmacıkları pembe pembeydi. buğday çuvallarına doğru eğildi. Bertaux çiftliğine uğramaktan niçin bu kadar hoşlandığım hiç düşünmedi. ferahlık veriyordu: «Beni siz kurtardınız» diye avuçlarını okşayan Rouault baba. nezaket icabı. saçaklarda karlar eriyordu. Buğday ambarları da. buzların çözüldüğü bir sırada. ya kâr ümidinden bilirdi. hastanın iyileşmesi. Boynuna kıvrık. hiç de eğlenemiyordu. hiç beklenilmediği zamanlarda da gözüktüğü oluyordu. — Kırbacımı bulamadım da. ceketinin iki düğmesi arasından bir bağa gözlük sarkıyordu. karakalem bir Minerva başı asılmıştı.. Yüksek ökçelerle boyu biraz uzayan kız. böyle gayret göstermesini hiç şüphesiz. Bahçeye girip de tahta perdenin kapısı kapanırken omuzuna çarpınca. Charles'a omuzunun üzerinden bakarak sığır siniri kırbacını uzattı. Saçları. at daha getirilmemişse durup beklerdi. gür bir topuz teşkil ediyordu. uşakların kendisini karşılamak için koştuğunu görünce içine bir ferahlık gelirdi. Erkek gibi. kız yemek yerken titriyor ve bunun için. bahçeye. hemen atıldı. kafata-sını takip ederek hafifçe arkaya kıvrılan ince bir çizgiyle ortadan ayrılmış kara saçları o kadar düzdü ki. Gotik harflerle: «Sevgili babama» diye yazılmıştı. alnı cama dayalı. Bir gün. kitapların söylediği seyri takip etti. söz verdiği gibi üç gün sonra değil. ya kırığın vahametinden. iskemle altlarını araştırmaya başladı. aşağı odaya döndüğü zaman kız. Köy hekimi saçların böyle dalgalı hatlar çizmesini ömründe görmemişti. ara sıra. Rouault için temiz bir sahife açmıştı. Mademoiselle Rouault köyde. o. Charles'ın önünden yürürken adımlarını hızlaştınr. sonra havadan. Rouault babaya. sonra her hafta iki kere uğradı. bir taraftan da kolunu uzatmış olduğu için. Kız bu tatlı sıcaklığa gülümsüyor. bahçedeki ağaçların kabuklarından sû sızıyor. kunduranın köselesine çarpan takun-yelerden hafif bir tıkırtı duyulurdu. sustuğu zamanlar hafif hafif ısırmayı âdet edindiği dudakları biraz açılıyordu. kapı arkalarını. Charles'a gelince. Döndü: — Bir şey mi aradınız? diye sordu. her şey onun içine ferahlık veriyordu. Charles. Önce hastadan. Emma eşikte durmuştu.odayı süslesin diye. geceleyin tarlalara inen kurtlardan bahsedildi. hemen ertesi sabah geldi. ensesinde topuza giremeyen saçları tel tel havalandırıp karıştırır. Fakat onun bir de . atım dörtnala sürer.devrilmiş fasulye sırıklarına bakıyordu. gününü şaşırmış gibi. duvarla çuvalların arasına düş36 MADAME BOVARY müştü. Düşünmüş bile olsa. önlüğünün birer kağıt şerit gibi kıvMADAME BOVARY 37 ranan püsküllerini kalçası üzerinde oynatırdı. Rouault baba: «Yvetot'nun değil. kırk altı gün sonra Rouault babanın. Charles. ayakta. Rouen'in bile en meşhur hekimleri gelse. önünde eğilmiş olan kızın sırtına değdiğini hissetti. sonra inip ayaklarını otlara siler ve içeri girmeden siyah eldivenlerini giyerdi. Charles'ın Bartaux çiftliğine gitmeye başladığı ilk günlerde karısı hastanın halini sorardı. odasında yürüme denemeleri yaptığını görenler M. Arasından güneş süzülen kumru göğsü ipek şemsiye. ahırlar da onun içine. kırbaç yere. şiddetli soğuklardan. yaldızlı çerçeve içinde. hele çiftliğin bütün işlerine bakmak kendi üzerine düşe-liberi. Emma onu yolcu etmek için daima merdivenin başına kadar gelir. rüzgâr kızı sarar. Mademoiselle Emma'mn yeni yıkanmış mutfak kirlenmesin diye giydiği takunyeler. duvarın üstünde horozun öttüğünü duyunca.

dövüş işinden az kaldı mahkemelik oluyordu. ba-babasına. anasına karşı onu koruması için yalvardı. tesadüfenmiş gibi birtakım rumuzlu düşünceler karıştırdı. Zavallı. babanın kızı bir şehir hanımı! değil mi? diyordu. coğrafya ve resim bildiğini. bir hayli hıçkırmalardan ve öpüşmelerden sonra. yağmurdan bozulur diye korkmadan yeni yeleğini giyiyor! Ah o karı! Ah o karı! Kadınlık duygusu ile Emma'ya kin bağladı. Kalkıp Tostes'a geldiler. Ne de olsa bu kadın onu sevmişti! III . odasına çıktı. Ona. Babasının zenginliği de laf! Geçen yıl kolza bol olmasaydı taksitlerini bile veremeyecekti. akşama kadar öyle durup elemli düşüncelere daldı. kavgalar oldu. Sonra sözlerine. Heloise. yaz demez. Gerçi HĞloise'in bir gemide altı bin frank tahmin edilen bir hissesi ile Saint-François sokağındaki evi duruyordu. noterdeki paranın tutarını Tanrı'dan başka bilen yoktu. kayıktaki hisse de üç bin frangı aşmıyordu. uzun uzun dişleri vardı.. konuşmasını. Ölmüştü! Hep şaşıp kaldılar. Hadi canım! Büyükbabaları çobanmış. nihayet. para sözü ettiği de yok. Bertaux'ya gitmez oldu. Meğer Dieppe'teki evin temel direkleri bile ipotek altında imiş. akrabalarından biri de bir kavga. Charles ondan yana çıkacak oldu. arkasından fırtına kopar korkusuyla bunları da cevapsız bıraktı. aşa. Mademoiselle Rouault'un Ursulines rahibeleri okulunda okumuş. takır takır vücuduna kın geçirir gibi giydiği kısacık elbiseler. herhalde dans. büyük 38 MADAME BOVARY bir aşk feveranı anında ona. Charles bu münakaşalardan bezdi.» Baharın ilk günlerinde bir hadise oldu: İngouville'li bir noter. tahsil terbiye görmüş bir kız. «Senin bu kadar çok yemen iyi değil!. pazar günü kiliseye Comte karılan gibi ipekliler giyerek gitmeye lüzum yok. İşin aslını bir araştırmak lazım geldi. Bunu görünce masasına dayandı. ama Charles anlamadı.. o halde Charles ne diye hâlâ Bertaux'ya gidip durur? Anlamayacak ne var? Orada bir kadın var da ondan. Hem. pencereyi kapatmak için arkasını döndüğü bir sırada: «Aman Allahım» diye bağırıp bayıldı. Sekiz gün sonra kadın bahçede çamaşır asarken ağzından kan geldi ye ertesi gün Charles'ın. kış. Orada işi açtılar. ayak bilekleriyle kül rengi çoraplar üzerine kavuşturduğu kundura bağlarını meydana çıkarırdı. demek bunun için oraya giderken yüzü gülüyor. Charles itaat etti. fakat birkaç gün sonra gelin onu kendine uydurur ve artık Charles tahta. O kadar avurt zavurta. Babası ile anası kızıp gittiler. nakış işleyip biraz da piyano çaldığını söylediler. Her gördüğüne şarap ikram etmek nene lazım? İnat edip de giymemekten maksadın ne?. Charles böylelerini sever: ona şehir hanımları lazım! Madame Movary: — Rouault. arkasına aldığı kara atkının ucu kürek kemiklerine kadar inerdi. Birinci kata. Dul Madame Dubuc'un servetine de o bakardı. bönce bir mürailik eseri olarak içinden: «Mademki onu görmemi yasak ediyorlar. onlar burgu. dul aldığı karı sıska bir şeydi. öfkesinden bir iskemleyi yere vurup paramparça etti: «Oğlumu. kocası onu nasıl yatıştıracağını bilemiyordu.' Kadıncağızın zihni altüst oldu! İçinden: — Ya. Rouault iyileşmiş. Ama ok hedefe değmişti. Demek ki hanımcağız yalan söylemişti! Bunları öğrenince ihtiyar M. hareketindeki pısırıklığa isyan ediyordu. maruf tabiri ile güzel bir terbiye görmüş olduğunu. kadın yana yakıla sitemlere başladı. gergef işlemesini bilen. fakat pek göklere çıkarılan bu zenginliklerden evin içine birkaç eşya ile birkaç pırtı girmişti. Charles. koşumu derisi kadar da etmez böyle kocamış bir kısrağın yanına koştun da felakete sürükledin» diye karısına çattı. M. türlü türlü sözler ve itirazlarla başının etini yerlerdi. kendine bırakılmış ne kadar para varsa hepsini yanma alarak çekip gitti. elini kitabı bastırarak bir daha oraya uğramayacağına yemin ettirmişti.kızı olduğunu duyunca. fakat duyduğu arzudaki cüret. geceliği hâlâ karyolanın ucunda asılı duruyordu. Heloise ağlayarak kocasının boynuna atıldı. kuşkulanıp işin aslını öğrenmek istedi. Mezarlık işini bitirip de eve döndüğü zaman Charles. Münakaşalar. dedi. Önce telmihlerle içini dökmek istedi. Bovary'nin kan beynine çıktı. Charles'ın annesi ara sıra onları görmeye gelirdi. MADAME BOVAKY 39 ğı katta kimseyi bulamadı. ben de onu severim işte!» dedi. ne olduğunu biliriz.

Ama işte günler akşam oldu. pek yorgun olduğu zamanlar yatağına. Charles dalıp gülümsedi. belirsiz bir saadet vardı. biraz eğlenmiş olursunuz. mutfağa girdi. ölenle ölecek değiliz ya!. gülerek. Masanın üstünde kirli bardaklara tırmanan sinekler elma şarabı artıklarına düşüp vızıldayarak boğuluyordu. taşlara biraz toz serpiyordu. âdeta deli olmuştum. dikiş dikiyordu. Kadeh hemen hemen boş olduğundan. hepimizin başına gelecek. gitti. Ocaktan giren ışık. bu yeni zevki tattıkça.. yalnızlığı artık eskisi gibi çekilmez bir şey saymıyordu. Köy âdetine uygun olarak Charles'a . konuşmuyordu. hiçbir tad duymadığına gülüyor. dallara asılmış.. beyaz pamuk bir çoMADAME BOVARY 41 rabm söküklerini dikiyordu. Charles'ın da söz söylediği yoktu. Rouault ona elinden geldiği kadar nezaket göstermeyi kendine vazife saydığından şapkasını çıkarmamasını rica etti. Fakat karısını hatırlayıp yine kederlendi. İçinde ne olduğunu kestiremediği bir ümit. çünkü ne de olsa bir şeyler kalıyor. ağlar. hem artık Ber-taux'ya da gönlünün istediği gibi gidiyordu. bacağının iyileştirilmesi ücretini kendi eli ile getirdi. pencerenin tahta kanatları kapalı idi. bunlardan birini doldurup ötekine bir iki damla koydu ve tokuşturup ağzına götürdü. çiftliğe daha bir canlılık veriyordu. dudakları uzamış. soğuk küllere bir mavilik veriyordu. Şimdi yemek saatlerini değiştirmek. Allah'ı imdadıma çağırır. Hekimin kederli olması dolayısıyle M. Yalnız yaşamaya alıştıkça karısı da yavaş yavaş aklından çıktı. onlara sarılmış oldukları aklıma geldikçe. Başına buyruk olmanın verdiği zevki. ince dişleri arasından dilinin ucunu çıkarıp kadehin dibini yalıyordu. Sanki insanın yüreğinin üstüne bir taş oturuyor! Ama ne yapalım. fakat Emma'yı hemen göremedi. sopamı yere vurur dururdum. arkasına ipek atkısını almadığı için çıplak omuzları üzerinde küçük ter taneleri gözüküyordu. "boynu gerilmiş. müşterileri artmıştı. O anda başkalarının.. Charles'a. Omuzuna vurarak: — Ne olduğunu bilirim! dedi. kahveye gitmek aklıma gelse iğreniyordum. Emma ara sıra avucunu yanaklarına . maden levhaya bulaşmış kuruma bir kadife hali. Bahar geliyor. tavanda oynaşıyordu. kederim de geçti.Bir sabah Rouault Baba. kız içmek için başını arkaya devirmişti. bir hasta ile konuşur gibi yavaş sesle söz söyledi. artık bizi unuttu diyor. ayna önüne geçip favorilerini tararken yüzünü daha tatlı buluyordu. Kapının altından gelen rüzgar. kollarını bacaklarını uzatarak geniş geniş serilmek elindeydi. kış geçip bahar geldi. kendisi ile beraber bir kadeh likör içmesini söyledi. gidip geliyor. Başına gelen felaketi duymuştu. yani beş ay önceki gibi buldu. Armut ağaçları artık çiçek açmıştı. gümüş yetmiş beş frank ile bir de hindi. ölmüşlerini bir daha düşünmez oldu. parça parça. yemekten kesilmiştim. benim de başımdan geçti! Rahmetli bizim hanım öldüğü zaman bir başıma kalayım diye tarlalara giderdim. Orada her şeyi bir gün önceki. ona saçma sapan şeyler söylerdim. inanmazsınız. herkes tarlalara çıkmıştı. Rouault Baba da şimdi ayaktaydı. Bir gün çiftliğe üç sularında vardı. yaz gidip sonbahar oldu. hiçbir sebep göstermeden eve girip çıkmak. Tahtanın yarıklarından giren güneşin taşlara çizdiği ince çizgiler eşyalara çarpıp kırılıyor. hatta onun için her zamankinden daha ha40 MADAME BOVARY fif bir şey. bir ağaç dibine yığılır. mesela krema veya armut hoşafı yapılmamış diye kızar gibi oldu. Bertaux'ya gitti. sanki çöp çöp aktı bitti. bir de bahçede. pencere ile ocağın arasına oturmuş. Onun reddetmesi üzerine ısrar etti ve en sonunda. ta uzaklarda yumurtlayan bir tavuğun bağırmasını işitiyordu. Yerine oturup tekrar işini eline aldı. karınlarında böcekler kaynaşan köstebeklere benzemek ister. Charles tozun yerde sürüklenmesini seyrediyor. Çalışırken başı öne eğikti. Gidip dolaptan bir şişe Küraso ile iki küçük kadeh çıkardı. Kendinizi bir toplayın. sizinle tavşan avına çıkarız. ge-bersem de kurtulsam derdim. Kahveler içildikten sonra. nasıl söyleyeyim. Karısının ölmesinin ona mesleğinde de faydası dokunmuştu. Monsieur Bovary. yanlarına karıcıklarını almış. bu da geçer! Bize bir uğ-rasanıza! Kızım ara sıra sizin sözünüzü ediyor. yalnız kafasının içinde kanının vurduğunu. Charles onun öğüdünü tuttu. Kendine nazlı nazlı baktı ve eşin dostun teselli sözlerini dinledi. Hikayeler anlattı. Emma.bir şey içmesini teklif etti. çünkü bir ay onun sözünü edip: «Zavallı delikanlı ne felaket!» demişlerdi. dilinin döndüğü kadar teselliye çalıştı. daha doğrusu dibe indi. kendimizi çürütecek. Adı yayılmış.

Rouault Baba ise malı'mn yirmi dört acre' ını satılığa çıkaracaktı. evinde hiçbir işe yaramayan kızını başından alsalar. İçini çekti: Rouault Baba çok zengin.— bazen neşelenip saf saf gözlerini açıyor. İçinden: «Kızı isterse veririm» dedi. sıcak bir 42 MADAME BOVARY rüzgâr esiyordu. kanlı kanlı et yemeklerine. Kızının yanında Charles'in elmacıklarının al al olduğunun farkına varınca. kime varacağını düşündü. her yıl kaybediyordu. terbiye gördü.mi görür! Hiç olmazsa kışın olsun gidip şehirde oturmak istediğini söyledi. Emma nota defterlerini. para tutar. kızın bütün cümlelerini birer birer düşünüp olduğu gibi hatırlamaya. Sonra annesinden. dudaklarını birbirine yapıştırıyordu. pek bilgili bir adam olduğu söyleniyordu. Başını Bertaux'dan yana çevirdi. Rouault Baba. veya demincek ayrıldıkları zamanki halinden başka bir halde göz önüne getirmeye bir türlü muvaffak olamadı. Ben sanki hepsini bilmiyor muyum? . manalarını tamamlamaya çalıştı. Charles susuyordu. toprak işleri ile uğraşsın da ne yapsın!» diyordu. saraca hayli borcu vardı şarap mengenesinin baskısını da yenilemek lazımdı. Charles. —söylediğine göre sesi kâh yumuşuyor. iyi ısınmak. size bir söyleyeceğim var. iyice doğulmuş kahveyi likörle içmeye bayılırdı. Gece uyuyamadı. Charles: — Maître Rouault. duvarcıya. bunun yakında Emma'nın isteneceğine alamet olduğunu anlayıp işi önceden ince ince düşündü. Charles: «Ucunda ölüm yok ya» diyerek. sözü açmayı hep bir çeyrek saat sonraya bırakmakla geçirdi. asıl ekim biçim işleri. mezarlıktan söz açtı. ama belki köy hayatı-asıl yazm uzun günlerde can sıkıyordu. Zaten toprakla uğraşmak da Allah'ın lanetlemesi bir iş değil mi? Onunla kimin milyoner olduğu görülmüş? Adamcağız para kazanmak şöyle dursun. bir fırsat düşer düşmez kızı istemeye karar verdi. ilk ikisi gibi. Charles'i çalımsız buluyordu. Yemeklerini mutfakta tek başına ateşin karşısına oturup yerdi ve küçük sofrasını önüne. nihayet çiti geçtiler. Kızın odasına çıktılar. zaten el adamı iyi iş. Mevsim başlangıcından beri baş dönmeleri duyduğundan şikâyet etti. yatağından kalkıp yüzünü yıkadığı güğümden su içti. Rouault Baba. bakalım neymiş? dedi. hatta her ayın ilk cuması annesinin kabrine götürdüğü çiçekleri bahçenin hangi bölümünden kopardığım gösterdi. doğrusu umduğu damat böyle değildi. ama hekimin. ilk gördüğü günkü. Akşam evine dönerken Charles. dedi. tahsil. çukur bir yoldan yürüyorlardı. çiftliğin dahili idaresi hiç de onun harcı değildi. mükâfat diye aldığı kitapları. Sonra kızın evlenince ne olacağını. sonra ellerini tekrar soğuşun diye büyük ızgaraların demir topuzuna dayıyordu. çiftliğe gelip üç gün kaldı. sonra göz kapaklarını yarı indirip gamlı gözlerle bakarak o düşünceden bu düşünceye dalıyordu. iyi yemek. boğazı sıkılıyor gibiydi. Fakat onu. mesleğin kurnazlıklarından hoşlanmasına rağmen. Ellerini öyle canı çeke çeke ceplerinden çıkarmaz. için için gülerek: — Anlatın. tam sırasıydı. Akşama doğru Rouault Baba Charles'i çiftlik kapısına kadar uğurladı. susamıştı. uzakta köpekler havlıyordu. çitin köşesine gelince söyleyecekti. kendi kendine söylendiği zamanlar âdeta bir fısıltı oluyordu.götürüp serinlemeye çalışıyor. gök baştan başa yıldızlarla kaplıydı. çünkü pazarlıkta usta olmasına. Koyu elma şarabına. rahat döşek isteğinden keyfi için hiçbir masraftan çekinmezdi. Emma'nın kendisi ile tanışmadan önce geçirdiği günler hakkında bir fikir edinmek. Eylül sonlarına doğru Charles. deniz banyosunun yarayıp yaramayacağını sordu. hayatının o kısmını zihnen kavramak istiyordu. Son günü de. Charles da kendi okulunu anlattı. bir topaç homurtusu gibi yeknesak bir şey uğuldayarak: «Ya sen evlensen! Ya sen evlensen!» deyip duruyordu. söz sözü açtı. Rouault baba. Kızm elinden bir iş gelmemesine içinden hak da veriyor: «O. ahlakı temiz. tiyatroda olduğu gibi. rahibeler okulundan bahsetti. kızı da pek güzeldi! Fakat Emma'nın yüzü hep gözlerinin önüne geliyor ve kulaklarının içinde. fakat her fırsat düştükçe münasip sözleri bulamamak korkusu. MADAME BOVARY 43 Durdular. kâh tizleşiyor veya birdenbire bir dermansızlıkla dem çeker gibi bir hal alıyor. hiç de kızmayacaktı. bir dolabın alt gözüne atılmış meşe yaprağı taçlarını gösterdi. biraz sonra ayrılacaklardı. Fakat şimdiki bahçıvanları hiç işinin ehli değildi. her şeyini düzeltip öyle getirirlerdi. drahoma için de fazla bir şey istemeyeceği şüphesizdi.

yakaları silindir biçimi kesilmiş. geriniyordu. saçlarına güllü pomatlar sürünmüş. Tıpkı babaları gibi giyinmiş çocukların yeni elbiseler içinde rahatsız olduğu belli idi (hatta çoğuna. sarsıla sarsila geliyorlardı. şehirde gördükleri gibi roplar kuşanmış. elâlemden çekinirim. cepleri torba gibi geniş. Ara sıra çitin arkasından doğru bir kamçı sesi duyuluyordu. Emma gömleklerini ve gecelik hotozlarını. Rouault Baba ayrılıp gitti. premiere communion için dikilen beyaz elbiselerini bu düğün için uzatarak giymiş. ta Goderville'den. Cany'dan gelenler oldu. Çiftçi sözüne devam etti: — Ben çoktan razıyım. kaç çeşit yemek olacağı. Rouault Baba. hiç şüphesiz sofranın en alt başına oturacaklardı. İki ailenin de bütün akrabaları çağırılmıştı. bütün bir ailenin saygıyla baktığı. boynunu arkadan açık bırakacak surette sırtından iğnelemişti. Saçlar yeni kesilmiş. en yakın köylerin delikanlıları da yük arabalarına sıra sıra dikilmiş. hatta bazıları. kimi de renkli küçük bir atkı alıp.' arkalarında iki göz gibi bir çift düğme bulunan ve sanki dülgerin keseriyle bir vuruşta kesilmişe benzeyen ceketler. Emma böyle değil. Mademoiselle Rouault çeyizi ile uğraştı. çoktan beri aranıp sorulmayan tanıdıklara bile mektup yazılmıştı. kimi bir pelerine sarınıp ucunu kemerinin önüne sıkıştırmış. eldivenleri kirlenecek diye içleri titreyen. Ama sizi meraktan kurtarmak için pencerenin tahta kanadını duvara doğru iterim. sıkıldığını belli etmemek için de biraz gülmeye çalıştı.. çünkü Charles'in matemi bitmeden. ömürlerinde ilk defa olarak birer çift çizme alınmıştı). düşmemek için yan tahtalarına tutunmuş. kelle kulak yerinde. tahta kanat açılmıştı. gece yarısı meşalelerle gelin olmak isterdi. ben eve döneyim. hayvanları tırısa kaldırmış. o günün şerefine olmak üzere. eve gelmeniz münasip olmaz. daha güneş doğmadan kalktıkları için sakallarını . tıraşlar perdahlıydı. çok kısa. Kolalı gömlekler göğüslerde birer zırh gibi kabarık duruyordu. Sonra para işlerini nasıl yoluna koyacaklarını konuşmaya başladılar. Normanville'den. altın köstekler takınmışlardı. O içeri girince Emma kızardı. kimisi de kısa ceket giymişlerdi. dargın dostlarla barışılmış. iki tekerlekli brikler. Halbuki. biraz sonra tahtaperdenin kapısı açılıyor. Başı hotozlu hanımlar. O da evet. ama daha vakit vardı.derse. On fersah uzaktan. al yanaklı. bunlar. içindekileri boşaltıyordu. Rouault Baba. Birdenbire duvara çarpan bir şeyin gürültüsü duyuldu. Sosyal durumlarına göre kimisi setre. Koşup keçi yoluna çıktı. Charles çiftliğe geldiği günler düğün hazırlıklarından bahsediliyor. orada bekledi. Eşyanın bir kısmını Rouen'e ısmarladılar. 44 MADAME BOVARY IV Davetliler erkenden tek atlı yaysızlar. Charles atını ağaca bağladı. Kış böylece bekleme ile geçti. sonra Charles on dokuz dakika daha saydı. körüksüz kabriyollar. Yarım saat geçti. ama Rouault Babanın aklı kızının bu düşüncesine pek yatmadı. onun için. her zamanki gibi güneşliğine bakır çember geçirilmiş kasketiyle beraber giyilen kaba çuhadan ceketler. yemek tam on altı saat sürdü ve ertesi sabah yeniden başladı. kimisi ceket. Yakası omuzlarına devrik. müstakbel damadını kucakladı. önce hangisinden başlanacağı düşünülüyordu. sırtı kırmalı ve beli ta aşağıdan dikilmiş bir kemerle sıkıştırılMADAME BOVARY 45 mış yabanlık bulûzları ile de gelenler vardı ama. dedi. yanlarında da -«-şüphesiz ya kuzinleri.. sonraki günler de sofradan misafir eksik olmadı. tanıdıklarından modeller alıp kendi dikti.Charles kekeleyerek: — Rouault Baba. on altı yaşlarında. hem kız da pek sıkılır. sözüme alınmayın. Ahır uşakları araba atlarını çözmeye yetmediğinden efendiler de kolları sıvayıp işe girişmişlerdi. Siz hele bekleyin. dolaptan ancak düğün ve bayram günleri çıkarılan setreler. şaşkın bakışlı kızlar görülüyordu. yani gelecek yılın baharından önce düğün yapmak ayıp olurdu. kimi soldan atlayanlar dizlerini uğuşturuyor. hiç sesleri çıkmayan. etekleri rüzgârda sallanan redingotlar. içeri giren bir yaysız. meşin tenteli uzun arabalarla çıkageldi-ler. ziyafetin hangi odada verileceği konuşuluyor. kırk üç kişilik bir ziyafet hazırlandı. ya ablaları olacak— on dört. Kimi sağdan. Ertesi sabah saat dokuzda Charles çiftliğe damladı. Gerçi kız da benim gibi düşünür ama bir de onun fikrini sormalı. demiri hâlâ sallanıyordu. ta merdiven başına kadar dörtnala gelip duruveriyor. siz çite eğitirseniz arkadan görebilirsiniz. kimisi redingot.

Ama akrabalarından bir balıkçı (bu adam düğün hediyesi diye bir çift dil balığı da getirmişti). ikinci katı ise Savoie pastasından bir kaleydi ki. şaha kalkıyor. birer gülle gibi. salıncağın iki direğinin tepesine. ağzına su doldurup anahtar deliğinden üflemeye kalkıştı. bunun da etrafına melek otundan. kızarıyor. Yeni gelin. çalılıklara takılan yay sızlar. Turtalarla nugaları yapmak için ta Yvetot'dan adam getirilmişti. eldivenli parmakları ile birer birer ayıklıyordu. ağız ağıza şarap doldurulmuştu. burunlarının altını çetele çetele çizip çenelerinin derilerini parça parça soymuşlardı.iyice görememişler. keyfinden yılışan bütün bu beyaz yüzlerde pembe damarlar peyda etmişti. Kadıncağız selam veriyor. kadınlara sarkıntılık edenler oldu. küçük küçük harflerden arabesklerle yeni gelin güveyin markaları yazılmıştı. Düğünün öbür davetlileri işlerinden bahsediyor veya. Akşama kadar yemek yenildi. şarkılar söylendi. sıra gözetmeden gelişigüzel dağılmışlardı. kimse görmeden aralarında oynuyorlardı. sofraya oturuyorlardı. alayın arkada kaldığını görünce durup bir nefes alıyor. Fakat kahveler gelince herkes dirildi. 4£ MADAME BOVARY altı sığır yahnisi. asker terzisi elinden çıkma tek sıra düğmeli bir redingotla gelmiş. Küçük kuşlar. fakat sonra uzadı. Oturmaktan yorulanlar gidip bahçede dolaşıyor veya ambarda bouchon oynuyorlar. Çalgıcı. Köyün çalgıcısı. bilek bükme müsabakası yapıldı. Sofra. dizginleri yakalamak için kapıdan sarkan kadınlar görüldü. sonra yine gelip. metrelerce çakıl taşı üzerinden atlayan. Üzerine dört sığır filetosu. badem. kemanın sapını indirip kaldırarak yürümeye başlıyordu. dostlar. âdet olduğu üzere kendisi ile şakaya kalkışılmaMADAME BOVARY 47 ması için babasına rica etmişti. yaldızlı kağıttan yıldızlarla donatılmış oyuklara. kırda çalıp duran çalgıcının cızırtısı işitiliyordu. sonra tempoyu şaşırmamak için. en öndeydi. çikolatadan bir salıncağa binmiş bir küçük Aşk Tanrısı görülüyordu. ortaya da etrafı kuzukulaklı dört koca sucukla donatılmış bir süt domuzu rostosu konmuştu. Köşelere rakıyla dolu sürahiler dizilmişti. Bertaux çiftliğinde kalanlar geceyi. fındık kabuğundan gemilerin. bütün bardaklara da daha yemeğe oturulmadan. sırtına kol ağızlan ta parmaklarının ucuna kadar inen siyah bir setre giymiş olan Rouault Baba. sofranın her sarsılışında dalgalanan sarı kremanın üzerine. tıka basa yulaf yemiş hayvanlar. renk renk kurdelelerle donatılmış kemanı elinde. çifte atıyor. deve dikeni iğnelerini. gülle kaldırıldı. bütün gece o civarın yollarında. reçelden gölcüklerin. Charles ise . ne karşılık vereceğini bilemiyordu. kuru üzüm. mermer çamurundan heykelcikler konulmuştu. atları gemi azıya alıp dörtnala gittiği için hendeklerde sıçrayan. sütunları ve revakları ile bir mabed resmediyordu. yolda gelirken açık hava yaraları tahriş etmiş. yılankavi dar keçiyolu boyunca dalgalanan bir hamaylıyı andırıyordu. yulaf sürgünlerinin çiçeklerini koparıyor. akrabalar. sert otları. Başına yeni ipek bir şapka. Koca koca tabaklara konmuş. kayaların süslediği bir yeşil çayır olan yukarı sahanlıkta.elleri boş. teller daha ziyade gıcırdasın diye yayına reçine sürüyor. Emma'nın gelinliği pek uzun olduğundan eteği biraz yere sürünüyordu. arabaların okları arasına zorla sığdılar. onun arkasından gelinle güvey geliyordu. o bitirsin diye bekliyordu. Bo-vary ise. koşumları kırıyorlardı. çocuklar en arkada kalmış. kız ara sıra durup onu kaldırıyor. Çiftlikle belediye dairesi arası ancak yarım fersah kadar tuttuğundan yaya gidildi. Akşam dönmek vakti gelince. Şişelere konan tatlı elma şarabının koyu köpüğü tıpalardan sızıyordu. yeşil buğdaylar arasında. özene bezene çalışmıştı. şimdiden neşelenmek için. sarışın bir köy tazesine meyhane ağzı iltifatlar savuruyordu. dilim dilim portakaldan mini mini istihkâmlar yapılmıştı. O civarda daha ilk defa iş alan bu pastacı. kulak verilince. Doğrusu bütün bu insanları içinden pek hor gören ihtiyar M. çalgının sesini ta uzaktan duyup kaçışıyorlardı. koluna güveyin annesini almıştı. üç koyun budu. hayranlık sesleri ile karşılandı. açık saçık hikaye anlatanlar. kimi konuşarak yavaş yavaş giden parçalara ayrıldı. yük arabalarını sırtlamaya kalkışanlar. ya gülüyordu. Önce herkes bir arada olduğundan alay. Çocuklar tahta kanepelerin altında uyumuşlardı. birbirleriyle şakalar ediyorlardı. dana tencere kebabı. kilisede nikâh kıyıldıktan sonra da yine yaya dönüldü. Bunun kaidesi olan mavi mukavva. sundurmaya kurulmuştu. mutfakta içmekle geçirdiler. maharetler gösterildi. iki sahici gül koncası oturtulmuştu. yemeğin sonunda kendi eliyle getirdiği resim biçimi tatlı. . kimi hızlı. Sona doğru bazıları uyuyup horladı. efendileri ya küfür savuruyor.

indi ve yola düzüldü. sabaha kadar onları tüttürdü. Rouault Baba onları arabasına bindirdi. birkaç kere tesadüfen kendilerine etin en kötü parçaları düştüğü için gördükleri muameleden şikayetle ev sahibini çekiştiren ve kapalı sözlerle onun fakir düşmesine dua eden dört beş kişinin arasına karıştı. bol içkinin dumanları ile donuklaşmış beyninde sevgi. «Karım» diye bahsediyor. bir an. Ertesi gün bilakis bambaşka bir adam olmuştu. İçinde. Kendisine ne gelinin giyimi hakkında danışılmıştı. şakacı tabiatlı bir adam değidli ve düğün sofra-sındaki hali hiç de parlak olmamıştı. bir yandan da. Oğullan sağ olsaydı şimdi otuzuna basacaktı! O zaman Rouault Baba dönüp arkasına baktı. başı ile elbisesinin yakasını buruşturduğu görülüyordu. bezi iyice gergin olmadığından havalanıp -duruyordu. fakat içinden: «Rouault Baba amma da kibirlenmiş!» dedi ve bir köşede oturmuş. ne de ziyafetin tertibinde. yumurta biçimi karpuzlar altına konulmuş bir çift şamdanın arasında. omuz başında. terkiye bindirip babasının evinden kendi evine götürdüğü gün ne kadar neşeliydi! At. Rouault başını döndürünce yanında. Sonra kendi düğününü. ne de bir hali vardı. yolun üzerinde bir şeyler göremedi. çünkü onun düğünü Noel yortusu zamanında. tahminen altı ayak genişliğinde olan bu küçük odaya bir masa.' bir köşeye atılmış ve çamuru henüz temizlenmemiş bir çift çamurluk da yerde sürünüyordu. Bütün bunlar ne eski bir zamana aitti.Rouault Baba tam vaktinde yetişip damadının vaziyetinin böyle münasebetsizliklere gelemeyecek kadar nazik olduğunu anlatarak buna mani oldu. içine kiraz rakısı karıştırılmış groglar içiyordu. daha doğrusu yolun tam üstündeydi. hem de oturulan oda vardı. rüzgâr. Sağ tarafta salon. selamladı. akşam yemeği henüz hazır olmadığı için özür diledi. erkenden çıkıp gitti. karısının ilk gebeliğini hatırladı. Tavana yakın kısmı açık renk çiçeklerle süslü kanarya sarısı duvar kağıdı. ona.gitti. akşam altı sularında vardılar. İhtiyar hizmetçi kadın geldi. bir dizgin. Kadın bir kolu ile ona tutulmuş. Kocası onunla beraber döneceğine Saint-Victor'a adam gönderip puro sigaraları aldırttı. Komşular. eşyası boşaltılmış bir evin hüznünü duyuyordu. ¦ Evin tuğla cephesi sokağın. Sanki bir gün önce asıl kız oydu. geçmiş zama48 MADAME BOVARY mm. bol yiyecek. pencereler boyunca birbirine kavuşuyordu. Kadın. bir koluna da sepetini almıştı. Daha çorbaya başlar başlamaz. En kurnazlar bile bu işe akıl erdire-mediler. İhtiyar Madame Bovary bütün gün ağzını açıp bir çift söz etmemişti. Yüz adım gitmiş gitmemişti ki durdu. kenarına kırmızı zıh dikilmiş beyaz pamuk bezinden perdeler. Orada kızını son bir defa daha kucakladı. kara meşin bir kasket asılmıştı. üzerine yarı eğilmiş. Hanım'a sofra vaktine kadar evi bir dolaşıp öğrenmesini söyledi. öyle bakıyorlardı. Tıp . tekerlekleri toz duman içinde dönen arabanın uzaklaştığını görünce derin derin içini çekti. o da karısını. hekimlerinin yeni karısını görmek için pencerelere çıkmışlardı. şefkat hatıraları kara düşüncelerle karıştığından. Charles. Emma yanlarından geçerken. Charles ile Emma Tostes'a. Pays de Caux kadınlarına mahsus başlığın dantellerini uçuruyor. bazen getirip dudaklarına sürüyordu. Sofanın öbür ucunda Charles'in muayene odası vardı. hotozunun altın arması altında sessiz sessiz gülümseyen karısının pembe yüzünü görüyordu. bazen de alıp bahçeye götürüyor. Balıkçı bu sebebi güç belâ kabul edip vazgeçti. herkese onun nerede olduğunu soruyor. Kapının arkasına kısa yakalı bir palto. üç iskemle ve bir koltuk konulmuştu. orada bulunanlar bu içkiyi bilmediklerinden ona karşı itibarları bir kat daha arttı. kilise tarafına doğru şöyle bir gitmeyi düşündü. Ama oraları görmekle kederinin büsbütün artmasından korkup doğru evine gitti. ağaçlar altında kolunu onun beline dolayıp. bazen parmaklarını ısıtmak için ellerini onun koynuna sokuyordu. Düğünden iki gün sonra gelinle güvey kendi evlerine gittiler: Charles hastaları olduğu için daha fazla kalamadı. cinaslara pek cevap yetiştiremedi. bir vazife imiş gibi ona yağdırılan nüktelere. gelinin ise bir şeyler sezdirecek ne bir sözü. karlar içinde tırıs gidiyordu. kendi de Varsonville'e kadar beraber . Fakat Charles'in gizlediği bir şey yoktu. yani hem yemek yenen. şöminenin dar süve pervazı üzerinde. onunla senli benli konuşuyor. kırlar bembeyazken yapılmıştı. zihinleri işin aslını aramakla meşgul. Hippokrates hekim heykelli bir MADAME BOVARY 49 çalar saat âdeta kuruluyordu. onu her tarafta arıyordu.

bodur çam ağaçları altında. bir girinti (alcove) içinde maun bir karyola vardı. Hani bazı kimseler vardır. Charles'ın gözü ise bu derinliklere dalar. âdeta bir tilbury'ye benzedi. sofradan kalktıktan sonra. eşyaları açılıp yerleştirilirken bir koltuğa oturmuş. Deniz kabuklarından yapılmış bir kutu komodini süslüyordu. minimini bir resmini görürdü. Nihayet kalkardı. Emma kocasının gitmesini seyretmek için pencereye geçerdi. başına sardığı ipek mendili. Emma yatak odaları katına çıktı. bu kitaplar. Ta dipte. evde yapılacak değişiklikleri tasarlamakla geçirdi. omuzlarında güneş. saadetini sanki tekrar tekrar tadardı. hele uyanıp da gözkapaklarını arka arkaya birkaç defa açtığı zaman. hasılı bir zevk vereceğini şimdiye kadar hatırına bile getirmediği birçok şeyler. ikisinin de başı yastıktayken. gönlü gecenin zevkleriyle dolu. Emma da yukardan onunla konuşur. iki ıtır saksısı arasında pervaza dirseklerini dayardı. lüzumsuz eşya da buraya konurdu. artık işe yaramaz tarım aletleri ve ne oldukları bir türlü anla-şılamayacak bir yığın tozlu öteberi ile doluydu. öteki kadının buketiydi! Emma baktı. Onun yanında. Charles sokakta ayağını binek taşma koyup mahmuzlarını bağlar. Baş başa bir yemek. kendinMADAME BOVARY 51 . bir gelin buketi. Şimdiye kadar hayatta iyi denecek ne görmüştü? Ne zaman yüzü bir gülmüştü? Dört yüksek duvar arasında. vücudu rahat. tıpkı onlar gibi. kadının gecelik hotozu ile yarı örtülmüş sarışın yanaklarının ayva tüyleri içinde güneş ışığının oynamasını seyrederdi. Şamdanların karpuzlarını çıkardı. hatta fıskiyeli. ahırın bulunduğu avluya bakan ocaklı büyük bir oda daha vardı ki bu şimdi odunluk.İlimleri Sözlüğü'nün ciltleri. samanlı harçla örülmüş iki duvar arasında. kadının saçlarını eliyle kaldırması. dertlerini anlatması mutfaktan işitilirdi. kiler ve ambar vazifesini görüyordu. büsbütün yere düşmeden önce. kagir bir kaide üzerinde. dünyada hiçbir şeyi tasa etmiyordu. arkasında. parlak meşinden çamurluklar takılınca araba. gölgede kara. pencerenin yanındaki masanın üzerine de. durur. önemli bitkilere ayrılan bölmeyi mütenazır bir surette kuşatıyordu. kapıda hareketsiz bekleyen ihtiyar beyaz kısrağın tüylerine takılırdı. balıklı bir havuz yap-tırabilsem diye içi titredi. alçıdan bir papaz dua kitabını okur dururdu. artık hazma başladıkları leziz yemeklerin hâlâ tadını çiğner gibi çenelerini oynatır dururlar. beyaz saten kurdelelerle bağlanmış bir limon çiçeği buketi konmuştu.. Uzun toz kurdelesini gözün alabildiğine yayan büyük yolun üzerinde. bir mukavva kutuya koyduğu kendi gelinlik buketi hatırına gelmiş: «Ya ben de ölüverirsem. Bu. üstü açık bir MB 4 50 MADAME BOVARY araba aldı. pencereyi kapardı. buğdayların diz boyuna çıktığı keçi yollarında. İlk günlerini. onun bir pencere sürmesine asılmış hasır şapkasını görmek. onun içinde. güneş saatinin etrafına tahta kanepeler koydurdu. çam tahtasından kütüphanenin alt rafını da doldurmaya aşağı yukarı kâfi gelmişti. dipte koyu. cılız yaban gülleri ile donatılmış dört çiçek tarhı. köhne demir parçaları. sayfaları henüz açılmamış olmakla beraber. yeni fenerler. üzerlerine kayısı ağaçlan dayatılmış. arduvaz taşından bir güneş saati vardı. acaba onu ne yaparlar?» diye düşünüyordu. Charles hayvanına atladıktan sonra karısına bir öpücük gönderir. Ortada. bahçeye. .berraklaşan kat kat renkleri vardı. burun deliklerinde sabahın' taze havası. Sabahleyin yatakta. Böyle yakından bakıldı mı. kadının gözleri. bir sürahi içine. yukarı çıktıkça . havada bir kuş gibi yarım daireler çizer. daha büyümüş gibi gözüküyordu. Salça kokusu duvardan işler. o da eli ile bir Allahaısmarladık işareti yapar. Charles da yola düzülürdü. Charles'ı sürekli bir saadet içinde yaşatıyordu. Emma. öbür yanı tarla olan bir diken çite kadar gidiyordu. iki tekerlekli. İlki döşeli değildi. birkaç he-' kim eline düşüp satıldıkları için hayli yıpranmışlardı. boş fıçılar. yanları sarkan gecelik fistanı. Bu yeşil yaprak biraz uçar. Charles bahtiyardı. ağzı ile bir çiçek veya ot parçası koparıp ona doğru üflerdi. muayene saatlerinde hastaların öksürmesi. Kocası onun araba ile gezmeyi sevdiğini bildiğinden elden düşme. Boyu eninden fazla olan bahçe. entarisinin yarı açık yakası ile omuzlarına kadar kendi hayalini. kafası dinç. ışıkta lacivert olan bu gözlerin sanki. duvarlara yeni kağıt yapıştırdı. akşam üzeri şehir dışında birlikte bir gezinti. ağaçların eğilip beşikler teşkil ettiği patikalarda. Charles farkına vardı ve alıp tavan arasına götürdü. merdiveni boyattı. fakat kan kocanın yattığı ikinci odada.

Duaları takip edeceği yerde . din dersini iyi anlar. okulun çalışma salonunda dini kitaplar okunurdu. sapanların ne olduğunu pek iyi bilirdi. onu göreceği geliyordu. kendisini eğlensin diye okulun küçük kilisesine (buradan uzun bir koridorla yemekhaneye geçilirdi) götüren rahibelerin sohbetinden pek hoşlandı. • On üçüne gelince babası onu. pazar günleri de. elbiseleri ile olay eden. süzülen huşulu rehavete o da kapıldı. değişikli. onu hülyalara daldırmıştı. yüreği çarpa çarpa merdivenleri çıkardı. Düşünüyor. Genie du Christianisme'den parçalar seçilirdi. yarı gülümseyen. rahip Frayssinous'nun conferences'ı açılırdı. anzalı manzaralar peşindeydi. VI Paul et Virginie'yi okumuş. Evlenmeden önce gönlünde aşk uyandığını sanmıştı. derslerde daha kuvvetli. Emma. Fakat kırları. Emma'mn ipek etekliğinin etrafından ibaretti. Denizi ancak fırtmalan için sever. papaz muavini efendinin sorduğu zor sorulara hep o cevap verirdi. bazen de parmak uçlanndan başlayıp ta omu-zuna kadar öpücüklerle kaplardı. kendisini hasredecek kutsal bir amaç arıyordu. yan rahatsızlık gösteren bir tavırla başından savmaya çalışırdı. zihin dinlendirsin diye.. sivri oklarla delinmiş Tanrı . semavî dost ve ebedi nikâh gibi istiareli sözler. rahibeler okuluna yazdırmak üzere şehire kendi eli ilegötürmüştü.Yüreği'ne. kilise şamdanlarının ışıltısından. kendinden geçme gibi sözlerin.den daha zengin. kitaplarda okuyup pek güzel bulduğu bu kelimelerin hayatta acaba neyin. yatakta ayaklan birer buz parçası gibi soğuk olan o dul kadınla yatmıştı. musallat olan bir çocuğa çıkışır gibi onu. Hıristos suyu çanaklarının serinliğinden. onu ensesinden öperdi. hasta koyun'a. fakat bu aşkın neticesi olması lazım gelen saadetten bir eser . kamışlardan yapılmış kulübe.yoktu. ihtiras. zenci Dingo. Bayağı günler özet bir din tarihi veya. Emma'yı odasında. zevç. ruhunun ta derinliklerinde umulmadık hazlar uyandırırdı. Şimdi ise bütün hayatını beraber geçireceği. onun atkısına el sürmekten kendini alamıyordu. Teneffüs zamanlarında pek az oynar. taparcasına sevdiği güzel bir karısı vardı. Nefsine azap etmek için bütün bir gün aç oturmaya kalktı. bıçakların yer yer kazıyıp bozduğu yazıların hepsi de ya dindarlık faziletlerini. o zaman belki. İçinden: «Yanılmış olacağım» diyordu. ilk zamanlar ne kadar candan dinlemişti! Çocukluk yıllan bir esnaf mahallesinin dükkân arkası odalarında geçmiş olsaydı. bazen yanaklanndan şa-pur şupur öper. çarmıha gerilmeye giderken düşen İsa'ya gönül vermişti. ya kalp inceliklerini. Charles'ın nazannda evren. bir işçi kızını dansa götürüp kendisine metres etmeye bile parası yetmediği günlerde mi? Sonra on dört ay. Saint-Gervais mahallesinde bir hana indiler. Ancak bir nevi şahsi kâr çıMADAME BOVARY 53 . Sınıfların ılık havası içinde ve bakır haçlı teşbihler taşıyan o beyaz tenli kadınlar arasında yasaya yasaya mihrap buhurlarından. hemen eve döner. bize ekseriya yazarların kaleminden intihal eden tabiat sevgisi hislerine kalbini kaptırabilirdi. annelerinin manşonları içinde getirip konuşma salonunda verdiği pastaları yiyen arkadaştan içinde yapayalnız geçirdiği okul yıllarında mı? Tıp tahsil ettiği sırada. Mademoiselle de La Valliere'in sergüzeştini anlatan resimli tabaklarda yedi52 MADAME BOVARY ler. sürülerin meleyişinin. köpek Fidel. Kadın bir çığlık kopanrdı. Mütemadiyen onun tarağına. Vaızlarda boyuna geçen nişanlı. onun yüzüklerine. harabeler arasına parça parça serpilmiş olursa hoşlanırdı. Emma. bahtiyarlık. onu kâfi derecede sevmiyor diye üzülüyor. sütten yapılan azıklann. hele —sizin için gidip çan kulelerinden daha yüksek ağaçlardan kırmızı yemişler toplayan veya size bir kuş yuvası getirmek için kumda yalınayak koşan— bir küçük erkek kardeşin tatlı sevgisi. İlk zamanlar sıkılmak şöyle dursun. hangi halin adı olchığunu düşünüp duruyordu. Resimlerin etrafında. onun şivesine gülüp. orada akşam yemeğini. bilakis. ya saray hayatının ihtişamını överek anlatıyordu. köyleri fazlasryle tanırdı. Sakinlerine alışık olduğundan. Günah çıkarmaya gittiği günler gölgede ellerini kavuşturup yüzünü kafese dayayarak papazin fısıltısını daha uzun müddet dinleyebilmek için birtakım küçük günahlar icat ederdi. Toprak ve edebiyat konularında yine kendi kendini aksettiren romantik hüznün bu ahenktar figanını.kitabının gök mavi çerçeveler içindeki mukaddes tarih resimlerine bakardı. yeşillikten ancak. kendine çeki düzen vermekle meşgul bulurdu. yavaşça yürüyerek girer. Akşam duadan önce.

yarı açık pencereden ay ışığını seyrederek hülyalara dalardı. Okula her ay gelip sekiz gün çamaşırhanede çalışan bir ihtiyar kız vardı. Bazıları da. her sayfada bir iki taneâi çatlatılan atlardan. hıçkırıklardan. eski burçlarda yaşamayı hayal ederdi. çardaklar altında. can çekişen 54 MADAME BOVARY Bayard. Xl'inci Louis'nin birkaç vahşeti. kalbinin derhal coşmasına yardım edemeyecek her şeyi lüzumsuz bulurdu. büyük bahçelerde dolaşırdı. hissi hakikatların insanı cezbeden hayalini sezdiriyorlardı. O vakitler Marie Stuart'ı dindarcasına severdi.karmasına hizmet edebilecek hallere ehemmiyet verirdi. yalnız altın kanatlı meleklerden. sağında kaplanlar. Bâaralı'nın (IV'üncü Henri) çalımlı yiğitliği ve XlV'uncu Louis'yi öven resimli tabakaların hatırası da daima vardı ama. bütün günlerini. göz yaşlarından. daima önlüğünün cebinde taşıdığı ve iki iş arasında uzun uzun birkaç bölümünü birden okuduğu romanları. Jeanne d'Arc. bunlar daha gölgede kalıyordu ve aralarında hiçbir ilişki yoktu. Ve sizler. bunlar zararı dokunmaz şeyler sanılırdı ama. gotik bir kafesin çubukları arasında bir kumru ile ağız ağıza öpüşür. Kızlar ekseriya gidip onunla konuşmak için. dikişini dikerken yavaş sesle onları söylerdi. kemerine ipek kese takmış bir kızı kucaklayan kısa mantolu bir delikanlı veya. büyük öğrencilere gizlice verirdi. Bunları gizlemek lazımdı ki. ufukta Tatarkârî minareler. veya. Türk kılıçları. ağaçlıklarda feryada gelen bülbülden. okula. yalnız bunlardan söz edilirdi. birer aslan gibi yiğit. solunda bir aslan. şairane iklimlerin manzaraları: hurma ağaçları. onun için. Emma'nın ellerine kiralık romanların yağlı tozu sürüldü. bir balkon parmaklığı arkasından doğru uzanıp. gemi burnu pabuçlar gibi ucu yukarı kalkık sivri tırnaklı elleri ile yaprak yaprak papatya koparırlardı. yuvarlak hasır şapkaları altından insana berrak gözlerle bakan sansın. O semada. Hele sizler. deniz kenarına yakın gölcüklerden. Yaradılış itibariyle sanatkâr değil. Bu kitaplarda hep aşktan. güftenin manasızlığını ve bestenin acemiliği arasında. mehtaplı gecelerde yüzen sandallardan. Gece yatakhanede okurlardı. ıssız köşklerde bayılıp kalan işken: ce görmüş kadınlardan. Arkadaşlarından bazıları. daima tertemiz giyinip kuşanmış ve çağlayanlar gibi ağlayan beyler'den. bir yanda da diz çökmüş develer bulunan manzaralar. kendilerine isim günü hediyesi diye. siyah örtüler içinde sedirlere oturmuş. tarihin uçsuz bucaksız karanlık semasında. gavur cengaverleri. Heloise. yağız atını dörtnala sürerek gelecek beyaz sorguçlu süvariyi beklemekle geçiren uzun elbiseli şato hanımları gibi. Saint-Barthe'lemy gecesinin bir iki sahnesi. bu da hayli zor bir işti. Kahramanlıkları veya çektikleri acıyla isim bırakmış kadınlara gönlünde coşkun saygı hisleri beslerdi. İhtilal zamanında malı mülkü mahvolmuş bir eski kibar aileye mensup olduğu için piskoposluktan himaye görür. Resimlerin üstünden titreye titreye üfleyerek kaldırdığı kağıt. rüyalarını. artık benzeri görülmeyen derecede erdemli. sevgiliden. Yunan külahları. her konak yerinde bir iki tanesi öldürülen sürücülerden. haberler getirir. yarı kıvrıldıktan -sonra usulca öbür sayfaya kapanıverince meydana. önde Romalılar tarafından kurulmuş bir şehrin harabeleri. beyaz pantolonlu iki genç seyisin sürdüğü ve önünde kıvrak bir tazı koşan arabalara yayılmış. yanaklarında bir damla göz yaşi. Bütün bun- . çeneleri ellerine dayalı. Müzik dersinde öğrendiği şarkılar. beyazlar giymiş. tarihi vakalara merak sardı. gülümseyen yüzleri omuzlarına yatmış. kırların ta ötesinden. dirsekleri taşa. Sonradan Walter Scott'u okudu. gondollardan bahsederdi. yeminlerden. silah odaları. birer kuyruklu yıldız gibi parlıyordu. öpüşlerden. Emma onların saten ciltlerini itina ile açarak. karanlık ormanlardan. Hikayeler anlatır. yanlarında zarfı yeni yırtılmış bir mektup. hiçbiriniz bu resimlerde eksik değildiniz. daha on beşinde. Ag-nes Sorel. Kadınların bazıları. Aziz Louis ile meşesi. birer kuzu gibi yumuşak huylu. Hint rakkaselerinin kollan arasında kendinden geçmiş uzun çubuklu sultanlar. yemekhanede rahibelerin sofrasına alınır. verilen kitapları getirirlerdi. Yonca biçimi kemerler altında. çamları bir arada gösteren. İşte böylece. Geçen yüzyılın birçok zendost şarkılarını ezbere bilir. dilber Ferroniere ile Clemence İsaure. Meryem Ana'dan. sevdalıdan. kıvırcık saçlı İngiliz hanımları çıkardı. işinin başına çıkmadan önce de onlarla bir süre konuşurdu. karnını doyurup yukan. kızlann şehirden ısmarladıkları öteberiyi alır. hissi bir kız olduğundan ve manzaralardan ziyade heyecanlar aradığından. hülyalarını artık hep hurçlar. gönül endişelerinden. şato şato dolaşan saz şairleri doldurdu. ya bir Vicomte olan yazarların isimlerine gözü kamaşa kamaşa bakardı.. En safları.. eserlerinin altına imzalarını atan ve çoğu ya da bir Comte. çalışma salonundan kaçarlardı.

başına sivri bir şapka giymiş. hayatta öğrenilecek. dik yollar ağır ağır çıkılır. köy hayatından tiksinir oldu ve manastır günlerini aradı.MADAME BO. Bunlar niçin. Babası gelip 56 MADAME BOVARY onu okuldan aldığı zaman. balta girmemiş. Emma. dokuz gün perhizleri tutturmak. çağlayanın derinden gelen sesine karışan şarkısı dinlenir. gelecek günler için hülyalar kurulur! Emma'ya öyle geliyordu ki. son zamanlarda cemaate karşı onun pek fazla saygısızlaştığına kaniydi.. dağda keçilerin çanlarına. vücudunu hor görüp ruhunun selametine çalışsın diye öğütler vermek hususunda o kadar cömert davranmışlardı ki. Emma.. şimdi de içinde yaşadığı bu sükûnun hayal ettiği saadet olabilmesini aklı bir türlü almıyordu. önce alışkanlıkla. İsviçre şalelerinin balkonlarına dirseklerini dayamak. hani şu balayı denilen zamanı işte bu!» derdi. Kendini Lamartine'in şiirlerindeki dolambaçlı hislere bıraktı. Rahibeler ona dua ettirmek. Heyecanlarına rağmen yine. dizgini pek fazla çekilen bir at gibi hareket etti. dünyadan çekilmek arzusu aşılamak. Annesi ölünce ilk günler hayli ağladı. gözünün önünden birer birer geçip bütün dünyayı anlatan bu resimleri seyrederdi. gösterilen dikkat ve ihtimamlara onun artık uymadığını farkedince hayli hayret ettiler. göğe çıkan bakireleri ve vadilerde insanlara uzun uzun sözler söyleyen Lemyezel'in sesini dinledi. düğünden sonraki günlerin en hoş tembellikler içinde geçtiği yerlere gitmek lazımdı! Posta arabalarında. hiç şüphesiz.' birinin parmakları ötekinin parmaklarına dolaşmış. hissedilecek bir şeyi kalmamış insanlardan sayıyordu. Onun bütün tadını çıkarmak için. Rahmetlinin saçlan ile yürekler parçalayacak bir tablo yaptırttı ve Bertaux'ya yolladığı. yaradılışına pek aykırı gelen sıkı düzene sinirlendiği gibi. kadın erkek baş başa. ancak bir toprağa mahsus ve başka yerde tutamayan fidanlar gibi. sonra akşam. artık bütün vehimlerden uyanmış. VII Bazen kendi kendine düşünür: «Hayatımın en güzel. dinin anlaşılmadan inanılacak hakikatlerine de isyan etti. velilerle din uğrunda ıstıraptan kaçmamışlara karşı sonsuz bir saygı duysun diye telkinlerde bulunmak. Fakat yeni bir halin verdiği endişe. o zajmana kadar şairane semaların parıltısı içinde uçan pembe tüylü bir kuş gibi gördüğü o harikulade ihtirası nihayet ele geçirdiğini sanmasına kâfi gelmişti.saadet yetiştirmek de dünyada yalnız bazı memleketlere vergidir.. Hatta başrahibe. bütün can veren kuğuların şarkılarını. niçin ona da nasip olmuyordu? MADAME BOVARY 57 . Güneş batarken koylar kenarında limon ağaçlarının rayihası koklanır. yıldızlara bakarak. mavi ipek perdeler arkasında. villaların taraçalarında. hazin ruhlu insanların hayallerinde özene bezene kurdukları hale. kız. ancak gerçek şeylere eğilim göstermiş. Zavallı babası onu hasta sanıp görmeye geldi. dişleri arasından kurtuldu. tam baş ucuna asılmış gaz lambasının ışığı altında. böyle bir hamlede erebilmiş olduğuna içinden pek seviniyordu. Emma. Bundan iç sıkıntısı duymuyor değildi ama itiraf etmek istemedi. rahibeler onun gitmesine hiç de esef etmediler. kiliseyi çiçekleri. fakat tertemiz bir orman ve güneşin dikine düşüp titrediği suyun çelik mavisi aynası üzerinde beyaz yırtıklar gibi gözüken kuğular. edebiyatı ihtirasları coşturduğu için sevmiş olan bu genç kız ruhu.. emir vermekten hoşlandı ama arası çok geçmedi. göllerde çalınan harpları.VARY 55 ların etrafından da.. uşaklara. bayağı kimselerin hiçbir zaman varamayacağı o hale. vaızlar vermek. bir gün kendisinin de o mezara gömülmek istediğinden bahsetti. kolluklar takmış bir koca. bütün yapraklann dökülmesini. daha yeni eve döndüğü sıralarda. yani durdu ye gemi. Mademoiselle Rouault'nun din duygusundan çok şeyler ummuş olan iyi kalpli rahibeler. yatakhanenin sessizliğini ve geç kalmış bir arabanın uzak caddelerden koşup giderken çıkardığı sesi dinleyerek. yanında da arkasına uzun yırtmaçlı siyah kadife ceket. Charles'ın Bertaux'ya ilk geldiği zamanlarda. adları kulağa bir şarkı gibi gelen memleketlere. kız kendini. arabacının. solgun. müziği hissi güfteleri. alnında kınşık olmadığı gibi gönlünü de kedersiz bulunca şaşıp kaldı. ayaklarına yumuşak çizmeler. sonra vazgeçmeyi kibrine yedireme-yerek devam etti ve nihayet kendini sükûna kavuşmuş. yahut bıkkınlığını İskoçya'da bir küçük kır evi içinde gizlemek. belki de o adamı görmekten duyduğu asabiyet. içi hayat hakkında kederli düşüncelerle dolu mektupta.

Belki' bütün bunları bir kimseye açmak isterdi. Fakat bulutlar gibi değişen, kasırga gibi
kararsız, dönüp dolaşan bir keyifsizlik nasıl anlatılır ki? Ne kelimeler dilinin ucuna geliyor, ne
fırsat ele geçiyor, ne de içinde cüret buluyordu.
Ama Charles isteseydi, sezseydi, bakışı bir kerecik olsun onun düşüncesini arasaydı, Emma'ya
öyle geliyordu ki, o zaman, olgun yemişlerin el değer değmez düştüğü gibi, kendinin de gönlü
coşuverecekti. Fakat birbirlerini tanıdıkça, aralarındaki teklifsizlik derinleştikçe, içinde, kendisini
kocasından uzaklaştıran bir soğukluk hissediyordu.
Charles'ın konuşması bir sokak kaldırımı gibi dümdüzdü, beylik fikirler oradan her zamanki
kıyafetleriyle geçer durur, ne bir heyecan veya bir gülüşe neden olur, ne de bir hülya
uyandırırdı. Charles, söylediğine göre, Rouen'de iken merak edip tiyatroya, Paris'H aktörleri
görmeye gitmemişti. Yüzmek, kılıç kullanmak, nişan almak gibi şeyleri bilmezdi; karısı bir gün
romanda gördüğü bir binicilik terimini sorunca, onun da ne olduğunu söyleyemedi.
Halbuki bir erkeğin her şeyi bilmesi, birçok sahalarda elinden iş gelmesi, kadına ihtirasın
kudretlerini, zarafet içinde yaşamayı, bütün sırların inceliklerini öğretmesi lazım değil mi?
Bunun ise bir şey öğrettiği, bir şey bildiği, hayatta bir şey istediği yoktu ki! Karısını mutlu
sanıyordu: karısı da ona bu kökleşmiş sükûnu, bu tasasız ağırlığı, ona* kendisinin verdiği
saadet yüzünden garez kesilmişti.
Emma bazen resim yapardı; orada ayakta durup onun kartonu üzerine eğilmesini, yaptığı işi
daha iyi görmek için gözlerini kırpmasını veya parmaklarında ekmek içi yuvarlamasını
seyretmek Charles için büyük bir eğlenceydi. Piyano çalarken de, onun parmakları ne kadar
hızlı giderse Charles o kadar hayran olurdu. Emma tuşlara yukarıdan doğru şiddetle vurur ve
bir baştan bir başa, hiç durmadan, bütün klavyeyi dolaşırdı. Telleri uğuldayan köhne çalgı,
böyle sarsılınca, pencere açıksa sesi köyün öbür ucundan duyulur, caddeden başı açık,
ayaklarında terliklerle geçen icra memuru kâtibi .elinde kağıdı durup dinlerdi.
' Emma diğer yandan evini idare etmesini de bilirdi. Hastalara, güzel cümlelerle yazılmış ve hiç
de fatura kokusu olmayan mektuplarla hesaplarını gönderirdi. Pazar günleri sof58
MADAME BOVARY
rada bir misafir varsa, aynabakar eriklerini bağ yaprakları üzerine ehram gibi dizmesini, reçel
hokkalarını olduğu gibi tabağa devirmesini bilirdi; hatta sofraya, el ağız yıkamak için billur
fincanlar almaktan bile bahsediyordu. Bütün bunlar Bovary'nin saygı görmesine yarardı.
Böyle bir karısı olduğu için Charles'm kendi kendine de saygısı artıyordu. Onun kurşunkalemle
çizdiği iki resmi, gayet geniş çerçeveler yaptırıp, uzun, yeşil kaytanla salonun duvarına asmıştı;
bunları gösterirken göğsü kabarırdı. Pazar günü kilise dönüşü evinin önünden geçenler, onu,
ayaklarında işlemeli cici terlikleri, kapısının önünde oturduğunu görürlerdi.
Geç.vakit, saat onda, bazen gece yarısı eve dönerdi. Yiyecek ister ve hizmetçi kadm yatmış
olduğu için kendisine karısı hizmet ederdi. Sofrada daha rahat olur diye arkasından redingotunu
çıkarırdı. O gün kimleri gördüğünü, hangi köylere gittiğini, yazdığı reçeteleri birer birer anlatır
ve kendi kendinden memnun, kalan yahniyi bitirir, peynir doğrar, bir elma yer, sürahideki
şarabın hepsini içer, sonra gidip yatağına girer, sırt üstü yatar horlardı.
Uzun zaman geceleri pazen takke giydiği için, şimdi başına sardığı mendil kulaklarından
kayıyordu; bunun içindir ki, sabahleyin saçları darmadağın yüzüne gözüne dökülürdü; gece
yastığın bağları çözüldüğünden, saçlarının arasına beyaz kuş tüyleri karıştığı da olurdu. Daima
koca koca çizmeler giyerdi; topuğun üstüne gelen kısımda, ayak bileklerine doğru iki kalın
kıvrım bulunur, konçları da sanki birer tahta bacağa geçirilmiş gibi dümdüz dururdu. Charles,
«köy için böylesinin de pekâlâ olduğunu» söylerdi.
Bu tutumluluğunu annesi de pek beğenirdi; ihtiyar Madame Bovary, evinde sertçe bir fırtına
koptu mu, yine eskisi gibi oğlunu görmeye gelirdi, ama gelinine bir hıncı var gibiydi. Onun
«gidişini, para vaziyetlerine kıyasla aşırı» buluyordu; odun, şeker, mum «büyük konaklardaki
gibi çarçur ediliyordu»; mutfakta yakılan kömür ise, yirmi beş tencere kaynatmaya yeterdi!
Gelinin çamaşırlarını dolaplara yerleştirir ve ona, eti getirdiği zaman kasabı kolaçan etmeyi
öğretirdi. Emma bu dersleri dinler, Madame Bovary de bu hususta cömertlik gösterirdi; bütün
gün, dudaklarını hafif hafif büzerek biri, «Kızım», öteki
MADAME BOVARY
59
«Hanım anne» der ve ikisi de, öfkeden titreyen bir sesle, bir-birbirlerine iltifatlar yağdırırlardı.

Madame Dubuc'un zamanında, yaşlı kadm en çok kendisinin sevildiğini hissederdi; fakat şimdi,
Charles'm Emma'ya sevgisini gördükçe buna, artık kendi şefkatinden kaçılıyormuş, haklarına
tecavüz ediliyormuş gibi manalar veriyordu; varını yoğunu kaybetmiş bir adam, bir zamanlar
kendinin olan evde masanın başına oturanlara camlar ardından nasıl bakarsa, o da oğlunun
saadetini öyle hüzünlü bir sükûtla seyrediyordu. Ona, geçmiş günlerin yadigârı diye, kendi
çektiği ıstırapları, katlandığı fedakârlıkları hatırlatır ve bunları Emma'nın aldırışsızlığı ile
karşılaştırarak oğlunun, her sevgiyi unutup yalnız ona tapmasının akıl kârı olmadığı neticesine
varırdı.
Charles ne diyeceğini bilemezdi; annesini sayar, karısını da son derece severdi; birinin
düşüncesinde, görüşlerinde yanıl-madığma kaniydi, ama ötekini de kusursuz buluyordu.
Madame Bovary köyüne döndükten sonra Charles, annesinden işittiği tenkitlerin en
ehemmiyetsizlerinden, bir ikisini, ondan duyduğu sözlerle, çekine çekine tekrara kalkardı ama
Emma, yanıldığını bir kelime ile ispat edip onu hastalarının yanına savardı.
Emma, doğruluğuna inandığı birtakım kuramlara uymak için, kocasına âşık olmaya çalıştı.
Mehtaplı geceler bahçede, ez-berindeki bütün ateşli şiirleri ona okur veya içini çekerek, ağır,
hüzünlü şarkılar söylerdi; fakat kendisini yine önceki gibi sakin bulur, bunların Charles'a fazla
bir sevda, bir parça heyecan olsun veremediğini gprürdü.
Böylece, bir zaman kalbine ateş vermeye çalışıp bir kıvılcım koparamayınca, zaten
hissetmediğini anlamaktan olduğu kadar, kendilerini alışılmış şekillerde göstermeyen şeylere de
inanmaktan âciz olan bu kadın, Charles'ın ihtirasında artık aşırı bir şey kalmadığına kolayca
inamverdi.
Köcasınfh muhabbet hisleri göstermesi artık bir düzene girmişti; hangi saatler kucaklayıp
öpeceği belliydi. Bu da âdetler içinde bir âdet, yemeğin yeknesaklığından sonra beklenilen bir
soğukluk veya bir tatlı gibi bir şey olmuştu.
«Efendi»nin ciğer iltihabından iyileştirdiği bir korucu, «Hanım'a» bir küçük İtalyan tazısı hediye
etmişti; Emma gezmeye çıktığı zaman onu da yanma alırdı; çünkü artık yalnız
60
MADAME BOVARY
kalmak, gözlerinin önünde o hiç değişmeyen bahçe ile tozlu yolun manzarasından kurtulmak
için bazen gezmeye çıktığı oluyordu.
Banneville'in akgürgen korusuna kadar, duvarın tarlalar tarafındaki ucundan, artık içinde
kimsenin oturmadığı köşkün yanına kadar giderdi. Kapısının önündeki hendekte, otlar arasında,
yaprakları keskin uzun sazlar vardı.
Önce etrafına- bir göz gezdirir, geçen gelişinden beri bir şey değişmiş mi diye bakardı.
Yüksükotlarını, sarı şebboyları, iri çakılların etrafını çeviren ısırgan kümelerini, her zaman kapalı
duran ve paslı demir çubukları çürüyüp- parça parça dökülen pancurlarıyle üç pencereyi boylu
boyunca kaplayan yosunu, her şeyi yerli yerinde bulurdu. Kırda koşup daireler çizen, sarı
kelebeklere havlayan, bir buğday tarlası kenarında gelincikleri ısırarak sivri sıçanlar avlayan
tazısı gibi fikri de, bir zaman, oradan oraya dolaşırdı. Düşünceleri sonra yavaş yavaş bir
noktaya takılır, çimene oturmuş, şemsiyesi ile otları karıştıran Emma, içinden: «Yarabbi ne
yaptım da evlendim?» diye tekrar eder dururdu.
Talih başka türlü cilve edip onun karşısına başka bir kısmet çıkaramaz mıydı? O
gerçekleşmemiş olaylar, o bambaşka hayat, o tanımadığı erkek acaba nasıl şeyler olurdu?
Emma bunları düşünür, bunları göz önüne getirmeye çalışırdı. Bütün erkekler Charles gibi
olmaz ya! Öbür koca, önüne çıkamayan o kısmet, güzel, sohbeti hoş, kibar, cazibeli bir adam
olabilirdi; rahibeler okulundaki eski arkadaşları şüphesiz öylelerine varmışlardı. Acaba o kızlar
şimdi ne yapıyorlardı? Şehirde, sokakların gürültüsü, tiyatroların uğultusu, baloların ışıkları
içinde elbette ki, gönüle ferahlık veren; hisleri geliştiren bir hayat sürüyorlardı. Oysa kendisinin
hayatı, penceresi kuzeye açılan bir tavan arası odası gibi soğuktu; iç sıkıntısı, o sessiz örümcek,
karanlıkta gönlünün her tarafına ağını kuruyordu. Ödül dağıtımı günlerini, kazandığı taçları
almak için hocaların oturduğu yüksek yere doğru çıktığı günleri hatırlıyordu. Örgülü saçları,
beyaz elbisesi, üstü açık kara mandola iskarpinleri ile ne şirin bir hali vardı! Yerine dönerken
beyler eğilip onu tebrik ederlerdi; okulun avlusu o günler araba ile dolar, bunlar giderken
kapılarından çıkan eller ona veda işaretleri gönderir, elinde keman
MADAME BOVARY
61

kutusu ile müzik hocası selam vererek geçerdi. O günler ne kadar, ne kadar uzaktı!
Emma, Djali'yi yanına çağırır, dizlerinin arasına alır, parmaklarını onun ince, uzun tüyleri
arasında gezdirerek:
— Sen gam, tasa nedir bilmezsin; öp bakalım hanımını! derdi.
Sonra, ağır ağır esneyen bu endamlı hayvanın gamlı yüzüne bakıp içlenir, onu kendisiyle
mukayese ederek, teselli edilen kederli biriymiş gibi yüksek sesle onunla konuşurdu.
Bazen bir rüzgâr çıkar, denizden meltemler eser ve bir hamlede bütün Pays de Caux yaylasını
kaplayıp tarlaların en uzaklarına kadar tuzlu bir serinlik serperdi. Yerde sazlardan bir ıslık
kopar, kayın ağaçlarının yapraklan ani bir ürperişle hışırdar, tepeleri de durmadan sallanarak
uğuldar dururdu. Emma atkısına sıkı sıkı bürünür kalkardı.
Ağaçlı yolda, dallardan 'süzülüp serilen yeşil ışığın aydınlattığı kısacık yosunlar, Emma'nın
ayakları altında çıtır çıtır bir ses çıkarırdı. Güneş batar; dalların arasından gözüken gök kızarır;
dümdüz sıralanmış ağaçların hep birbirine benzeyen gövdeleri, yaldızlı bir zemin üzerinde
beliren bir dizi kara sütunu andırırdı. Emma'nın içine bir korku düşerdi; Djali'yi çağırır, hemen
caddeden Tostes'a döner, bir koltuğa yığılır ve bütün akşam bir söz bile söylemezdi.
Fakat eylülün sonuna doğru, yaşantısında olağanüstü bir şey oldu; Vaubeyssard'a, Marquis
d'Andervilliers'lere davet olundu.
Restauration devrinde nazırlık etmiş olan Marquis, siyaset âlemine dönmeye niyet etmiş,
mebusluğa adaylığını bir an evvel hazırlamaya başlamıştı. Kışın fakir fukaraya odun dağıttırır;
seçim dairesi meclisinde, vilayete yeni yollar yapılması için ateşli nutuklar söylerdi. Sıcağın en
şiddetli günlerinde, ağzında bir cerahat 'kesesi toplanmış ve bundan, Charles'ın tam zamanında
vurduğu bir neşterle, âdeta mucize kabilinden kurtulmuştu. Bu ameliyatın ücretini vermek için
Tostes'a giden kâhya, akşam dönünce Marquis'ye, hekimin bahçesinde iri iri kirazlar gördüğünü
anlattı. Vaubeyssard'da ise iyi kiraz yetişmezdi; M. le Marquis, Bovary'den birkaç çelik istetti,
bunlar için bizzat gidip teşekkür etmeyi kendine borç bildi. Emma'yı gördü, boyunu poşunu,
köylü kadınlarınkine hiç de benzemeyen selam vermesini beğendi; o kadar ki, genç karı kocayı
köş62
MADAME BOVARY
ke davet etmenin aşırı bir alçakgönüllülük olmayacağına kanaat getirdi. Hem bu, herhalde işine
de yarayabilirdi.
Bir çarşamba günü saat üçte, Monsieur ve Madame Bovary, arabalarına binip Vaubeyssard
yolunu tuttular. Arabanın arkasına bir koca sandık bağlanmış, çamurluğun önüne de bir şapka
kutusu yerleştirilmişti. Bundan başka, Charles'ın dizleri arasında da bir kutu vardı.
Şatoya sular kararırken, bahçede yol göstermek için fenerler yakıldığı saatte vardılar.
VIII
Yeni - Zaman işi olan İtalyan tarzındaki şato, çıkıntılı iki kanadı ve üç taş merdiveni ile,
üzerinde birkaç inek otlayan koca bir çimenliğin eteğinde, öbek öbek uzun ağaç kümeleri
arasına yayılmıştı; kumlu, kıvrılan yolun üzerinde de, katmerli zakkum, yabani yasemin ve
kartopu fidanları irili ufaklı yeşil kubbeler meydana getiriyordu. Bir köprü altından bir ırmak
geçiyordu; hafif meyilli, üstleri korularla kaplı iki küçük tepenin çevrelediği çayıra serpilmiş,
saman örtülü binalar, akşam karanlığında hayal meyal seziliyordu; arka tarafta, sık ağaçlıklar
arasında, karşı karşıya sıralanmış arabalıklarla ahırlar vardı ki, bunlar yıkılan eski şatodan
kalmıştı.
Charles'ın arabası orta merdivenin önünde durdu, hemen uşaklar çıktı; Marquis de geldi,
hekimin karısını koluna aldı ve hep birden avluya girdiler.
Burası mermer döşeli, gayet yüksek bir yerdi; ayak patır-dıları, konuşulan sözler orada, bir
kilisedeymiş gibi akisler uyandırırdı. Tam karşıda düz bir merdiven vardı; sol tarafta, bahçeye
bakan bir koridordan geçilip gidilen bilardo salonunda, fildişi yuvarlakların birbirine çarpıp
çıkardığı ses, ta kapıdan duyuluyordu. Emma, salona girmek için o koridordan geçerken
masanın etrafında, yüzleri vekarlı, gerdanları yüksek yakalar üstüne oturtulmuş, hepsi de
rütbeli nişanlı, istekaları dürterken sessiz sessiz gülümseyen adamlar gördü. Duvarın koyu
tahta kaplaması üzerine asılmış yaldızlı büyük çerçevelerin altlarında, siyah harflerle yazılmış
isimler vardı. Emma bunlardan birini okudu: «Jean-Antoine d'Andervilliers d' Yverbonville,
MADAME BOVARY
63

20 ekim 1587'de Coutras çenginde ölmüştür. içeri girince. berberin öğütlerine göre düzeltti. başka yerlerdekinden daha beyaz buldu. insana bakan bir çift göz. Yanında. kadın kaçırmalarla dolu bir sefahat hayatı sürmüş. parçalanıyor. çünkü bilardonun yeşil çuhası üzerine indirilmiş lambaların ışığı. Kraliçe Marie-Antoiriette'in âşığı olduğu da söylenirdi. Şamdanlar-daki mumlar. bir çocuk gibi peçesini arkadan bağlatmış ağzından salçaları akıta akıta yemek yiyen bir ihtiyar oturuyordu. 29 mayıs 1692'de Hougue-Saint -Vaast savaşında yaralanıp 23 ocak 1693'de Vaubyessard'da ölmüştür. kısa külotlu. onlardan azlık olan kadınlar ise. bu insan dolu salona hareketsiz bakıyordu. Emma. hazır kesilmiş yemekleri misafirlerin omuzları arasında dolaştırıyor ve herkesin beğendiği parçayı. şöminenin etrafında hanımlarla konuşuyorlardı. vaktiyle Vaudreuil'de. de Coigny'den sonra ve M. dolu tabağına doğru eğilmiş. beyaz boyunbağı. dumanlan tütüyordu. göğülerine çiçek takmış beyler. ve bütün o yaldızlı. — Dans ederken supyelerim rahatsız edecek. bıldırcınların tüyleri üzerindeydi.» Birini daha okudu: «Jean-Antoine -Henry-Guy d'Andervilliers de la Vaubyessard. kırmızı elbiselerin pudra dökülmüş omzu üzerine yayılan perukalar veya etli. bütün tenini bir ürperme kapladı. âdeta kutsi bir şeymiş gibi bakıyordu. hanımlardan birkaçı eldivenlerini bardaklara sürmediklerine dikkat etti. ufki levhaları kaplayan karanlığı biraz hafifletiyor. parmağı ile işaret ettiği yemekleri. bahse girişmeler. servetinin altından girip üstünden çıkmış ve bütün ailesinin gözünü korkutmuştu. dedi. hanımlardan biri (Konağın hanımefendisi) ayağa kalkıp Emma'yı karşıladı. O. İstakozların kırmızı kırmızı bacakları tabaklardan dışarı çıkıyor. baloya hazırlanmak için. barej elbisesini karyolaya yayıp öyle başından geçirdi. iki kişilik bir kanepeye yanına oturttu ve sanki çoktan ahbabıymış gibi onunla dostça konuşmaya başladı. Sofranın ta üst başında.uk bir alın. Emma. odalarına çıktılar. geniş odayı dalga dalga saran gölgeyi giderememişti. de Lauzun'den önce. ağır ağır. o akşam başına sadece bir dantel örtü örtmüş. ne de ananas yemişti. burnu kemerli. Saat yedide yemeğe çağınldılar. Madem Bovary. bir hâkim p*W 64 MADAME BOVARY gibi vakarlı maltre d'hötel. iyi cins çamaşır. et ve kuzu mantarı kokularının birbirine karışmasından oluşan bir şeydi. Toz şekerini bile. bütün o kadınlar içinde yapayalnız. Ömründe ne nar görmüş. sahneye ilk defa çıkan bir aktris özeni ile giyinip kuşandı. ağzında o soğuğu hissedince. Charles'ın pantolonu göbeğini sıkıyordu. Comte d'Artois'nın en candan ahbabıydı. Bakır çemberli bir çini sobanın üzerinde. omuzları güzel. Düellolar. geniş kenarlı tabakların içine. yuvarlak bir baldırın yukarısında bir dizbağı tokası görülüyordu. ajurlu sepetlerde iri iri yemişler kat kat yükseliyordu. kendini sıcak bir havanın sardığını hissetti.Vaubyessard Comte'u ve Fresnaya baron'u. Fransa amirali ve Saint-Michel nişanı chevalier'si. gümüş yemiş kâseleri üzerine alevler uzatıyordu. piskopos başlığı biçimi konmuş peçetelerin iki katı arasına birer beyzi francala yerleştirilmişti. Marquis de Conflans'ın şatosunda ava çıktığı zamanlar. uzun arkalıklı bir iskemlede sarışın bir taze oturuyordu. Erkekler avluya kurulan büyük sofraya. mesela u. donuk bir buğu kaplamış kesme billur kadehlerin pırıltıları birbirine aksediyordu. Işık. kulağına eğilip bağırıyordu. tabağa aktarıveriyordu.. kraliçelerin koynuna girmişti! Buzlu şampanya getirdiler. bu. bunun ucunu çapraz-vari arkasına atmıştı. siyah çerçevelerdeki resimlerin yalnız açık renk boya vurulmuş kısımları. sarayda yaşamış. düzenli bir sesle konuşan bir kadındı.» Sonrakiler pek iyi seçilemiyordu. Sonra hanımlar. kaşığının bir değmesi ile. — Öyle ya! MADAME BOVARY . Kırk sularında. çiçek. gömleği işlemeli. Marquis kapıyı açtı. Emma. yemek odasında küçük sofraya oturdular. Sandalyesinin arkasında bir uşak duruyor ve onun kekeleyerek. o sarkık dudaklı ihtiyara ikide bir gözlerini çevirmekten kendini alamıyor ve ona harikulade. Emma. ancak cilanın çatlaklarına değince ince hatlar teşkil edebiliyordu. Gözleri çapak çapak olan bu adam. çenesine kadar tüllere bürünmüş bir kadın heykeli.. M. Marquis' nin kayınbabası Due de Laverdiere'di. Emma: — Dans mı diyorsun? diye sordu. sofranın boyunca çiçek demetleri konmuş. ipek çoraplı. Saçlarını. Marquis ve Marquise ile beraber.

cins atlan idare etmek. en ihtiyarı kırkında birkaç kişi (on beş kadar) vardı ki bunların yaş. bir yukarı dolaşıyor. aynada. topuzuna iliştirdiği gül. Uslu uslu yerlerinde oturan anneler. Fakat az sonra heyecanı geçti. pırlantah broşlar. Kontrdans bitince. salkım salkım veya dal dal. kâh ayrılıyorlardı. Vesuve'ü. dans edenler kâh el ele tutuşup. tırnakların şekli bile belli olan ellerde. oynak bir sap üstünde titriyordu. Boyunları. şakaklarına doğru kıvrılan saçlarına sürdükleri pomatlar bile herkesin kullandığından daha iyi gibiydi. Emma'nın dudaklarında bir tebessüm beliriyordu. tatlı bir koku çıkaran mendillerine siliyorlardı. içeride kumar masasının üzerine atılan altınların şıkırtısı duyuluyor. Emma hemen merdivenden indi. üstümü buruşturacaksın. herkes birbirini itiyordu. kendilerini kalabalıktan ayıran bir halleri vardı. sonra yine grup grup ayakta konuşan' beyler. Elbiseleri herkesinkinden daha iyi dikilmiş. orkestranın ahengine uyup sallanarak öne doğru kayar gibi gidiyor. nar çiçekleri. Otur oturduğun yerde. başlarına sarık gibi kırmızı örtüler sarmış. sevda çiçekleri. — Bırak. lacivert bir parıltı saçıyordu. Oturan kadınlar sırasında renk renk yelpazeler sallanıyor. Ayaklar yine tempoya uyuyor. satenlerin hareleri. Dantel süsler. yeşil yapraklarla süslü üç gül buketi takmıştı. güzel eşyanın cilası ile bir kat daha göze çarpan ve çok lezzetli yemeklerden bile ölçülü yemek sayesinde sağlığın korunduğunu gösteren o beyaz renk vardı.65 — Sen deli mi oldun? Herkesi kendine güldürürsün. çiçek demetleri yüzlerin gülümsemesini yarı örtüyor. boynunu hafif sallıyordu. Kadının kara gözleri daha karalaşmış gibiydi. başaklar veya peygamber çiçekleri takılmıştı. aşüftelerle düşüp kalkmak gibi kuvveti işleten ve gurura bir eğlence olan yarı kolay işlerin verdiği o bir nevi sertlik de beliriyordu. ellerinde büyük tepsiler gezdiren formalı uşaklarla doldu. Castellamare'yi. taç biçimi. Bir hafta önce Miss Arabelle ile Romuljus'u mağlup etmiş ve İngiltere'de bir hendek .. altın tıpalı şişeler dolaşıyordu. Emma'dan üç adım ötede. Emma'nın hazır olmasını bekliyordu. dedi. Charles sustu. yapraklarının ucundaki yapma su damlaları ile. Coliseum'un mehtabını methediyorlardı. Yüzlerinde zenginliğin rengi: hani şu porselenlerin uçukluğu. en genci yirmi beş. alçak -yakalar içinde rahat rahat hareket ediyordu. Sonra: — Zaten. bir aşağı. Saint-Pierre kilisesi sütunlarının iriliğini. bilekleri sıkan beyaz eldivenlerin altında. koşmamak için kendini zor tutuyordu. Emma kapının yanına bir uzun kanepeye ilişti. İtalya'dan bahsediyor. sonra bütün çalgılar birden başlıMB 5 ' 66 MAUAMtBUVAKİ yor. iki şamdan arasında görüyordu. yaseminler. gençlerinde ise bir olgunluk vardı. ortalık biraz boşaldı. eteklikler kabarıp birbirine değiyor. Kulaklarına doğru hafif hafif kabaran saçları. Açık safran rengi elbisesine. Emma. hekim kısmına yaraşmaz. üzerine iri markalar işlenmiş. hepsi aynı ailedenmiş gibi. somurta somurta bakıyorlardı. Parmaklarının ucu kavalyesinin elinde sıraya girmiş. dans etmek için yayın ilk vuruşunu. göğüslerde parlıyor. lacivertler giyinmiş bir bey. Dans edenler arasına dağılmış veya kapı önlerinde durup konuşan. kumaşı her-kesinkinden daha yumuşak gibi gözüküyordu. Bir keman ezgisi ve boru sesleri duyuldu. Onu arkadan. Charles gelip onu omzundan öptü. Ceneviz güllerini. Kadriller başlamıştı Davetliler geliyor. Tivoli'yi. Cassines'i. enseden burulmuş saçlara. inciden mücevherle süslenmiş uçuk benizli bir taze ile konuşuyordu. madalyonlu bilezikler buluzlar-da titriyor.beklerken Emma'nın yüreği biraz çarptı. çıplak kollarda şıngırdıyordu. dudaklarını. nazik. yumuşak tavırları arasında. pistonlu kornenin sesi tiz perdeden yükseliyordu. öteki kulağı ile de. İhtiyarlamaya yüz tutanlarda bir genç hali. Bazen öbür çalgılar susup da tek başına çalan kemancının bir inceliği oldu mu. Önden kâkül kâkül kesilmiş. kıyafet veya çehre farkları ne olursa olsun. anlamadığı kelimelerle dolu bir konuşmayı dinliyordu. bir an önce önünüzde eğilen gözler bir an sonra yine gözlerinizin içine bakıyordu. İlgisiz bakışlarında. günü gününe tatmin edilmiş ihtirasların sükûnu görülüyordu.

lütfen alır mısınız? dedi. kaşığı dişleri arasında. «oh!» dedi. Kadın orada. Fakat eski hayatının o zamana kadar berrak kalan hatırası. fenerlerin ışığının karanlıkta kayıp gittiği görülüyordu. balonun dışında ise ancak gölge. Vi-comte onu daha seri bir hareketle sürükleyerek beraberce dehlizin ta öbür ucuna götürdü. oyun için kalan birkaç kişi daha vardı. ikisinin bacakları birbirine karışıyordu. Balonun havası ağırlaşmış. Sonra yine dönerek. salonun ortasında iskemlede oturan bir hanımın önüne üç erkek. Çiftliği. gözka-paklannı serinleten nemli havayı derin derin içine çekti. Bey. süthanede parmağını daldırıp süt çanaklarının kaymağını aldığı eski hali. fakat bu sefer yavaş yavaş. diz çökmüşlerdi. sonra yine dönüyorlardı. Emma. Bir uşak iskemleye çıkıp iki cam MADAME BOVARY 67 kırdı. eli belinde. maraskinolu dondurma yiyordu. ağzı önde. Vi-cömte'un gözleri Emma'ya eğiliyor. bütün vücudunu bir uyuşukluk sardı. birazdan bırakıp gitmeye mecbur olacağı bu tantanalı hayatın vehmini bir parça daha uzatmak istedi. pencereyi açıp dayandı. Emma vals etmeyi bilmezdi. ' . uyumamak. vals etmesini biliyordu! Öbür dans edenlerin hepsini yordular. çamurlu havuzu. kendi kendini de görür gibi oldu. bir başkası da atının adını anlaşılmaz bir hale sokan dizgi yanlışlarından yakınıyorlardı. bunların gürültüsünü duyunca Madame Bovary başını çevirdi ve pencereye dayanmış bakan köylü suratları gördü. Balonun müziği hâlâ kulaklarında uğulduyordu. ikisi de bir geçiyor. elma ağaçları altında mintanıyle dolaşan babasını. Gece yemeğinde şişe şişe İspanya ve Rhin şarapları açıldı. Emma gözlerini kaldırıp ona bakıyordu. te-rafında dondurulmuş et suyu titreyen tabaklarda türlü türlü sövüşler yenildi. Kapıların yanından geçerken Emma'nm etekliği kalkıp erkeğin pantolonuna dolanıyor. heyecanından nefes alamaz bir halde. Hanım: — Yelpazem şu kanepenin arkasına düştü. Bir müddet daha sohbet edildi. muska gibi bükülmüş beyaz bir şey attığını gördü. Yanında bir hanım elinden yelpazesini düşürdü. ayağından çizmelerini »çıkarınca ferahlayıp bir. Charles tırabzana asılarak çıkıyor. subyeler içildi. Şimdi balodaydı. pudding â la Trafalgar. Vicomte onu yerine getirdi. kadın bir baş işareti ile teşekkür edip elindeki çiçek demetini koklamaya1 başladı. erkek hep aynı vaziyette. Muslin perdenin bir kenarım kaldırıp bakılınca. yarı uyumuştu. Yağmur serpeliyordu. valse davet için. gözleri yarı" kapalı. çalgıcılar parmaklarının ucunu dillerine değdire değdire serinletiyorlardı. Kadın Vicomte'u seçti ve keman yeniden başladı. O zaman Bertaux'yu hatırladı. Biri. arkası bir kanepteye dayalı. başka her şeyi kaplayan bir karanlık vardı. Dönüyorlardı. «sanki bacakları vücuduna girecek gibi» olduğunu söylüyordu. Sol elinde. mil üzerine konulmuş bir daire gibi dönüyordu. Emma. —gayet açık yeleği göğsüne yapışık gibi duran bu adama teklifsizce Vicomte deniliyordu— bir ikinci defa gelip Madame Bovary'yi kaldırmak istedi ve: — Ben sizi idare ederim. eşya. altın suyuna batmış gümüş bir fincan tutuyor. sonra arabalar birbiri arkasından gitmeye başladılar. Charles. O kadın Emma gibi değil. az kalsın düşüverecekti. Kanepelerde. duvarların tahta kaplamaları. daha doğrusu sabahlar hayrolsun denilip şatonun misafirleri odalarına çekildiler.atlayarak iki bin altın kazanmış bir deikanlının etrafını almışlardı. Ağır ağır başlayıp sonra hızlandılar. yelpazeyi alıp saygıyla hanıma uzattı. Fakat vals edenlerden biri. balık suyuna çorbalar. sonra geceler. Gece kapkaranlıktı. Hep onlara bakıyorlardı. çenesi eğik. Bir bey geçiyordu. Emma ayılır gibi duvara dayandı ve eli ile gözlerini kapadı. Kadının vücudu dimdik. lambalar kararmaya başlamıştı. Sabahın üçünde kotiyon başladı. görürsünüz. dedi. sıralarda oturanlar azaldı. kolunu uzattı. Bilardo salonuna üşüşüldü. Emma omzuna bir atkı aldı. şimdi geçirdiği saatin göz alan parıltıları arasmda siliniyor ve Emma âdeta onu yaşamış olduğundan şüphe ediyordu. Durdu. Oyun masasının başında beş saat dikilip hiçbir şey anlamadan whist seyretmişti.-onun şapkası içine genç hanımın. pekâlâ olur. lambalar. yer. etrafla68 MADAME BOVARY nnda her şey. gece şatoda yatacak on iki» kadar misafirden başka kimse kalmamıştı. Bey eğildi. Mademoiselle d'Andervilliers ile Marquise de dahil olduğu halde herkes valse kalkmıştı. her şey. semiren koşu atlarından. Gözlerini tekrar açtığı zaman baktı. başını bir an erkeğin göğsüne dayadı. göğsü gergin.

Emma: — Çıkın dışarı. büzüldü. Bir çeyrek fersah ötede. kimi çıkan başların hareketinden başka bir şey göremedi. üstü örtülü portakal bahçesinden konağın kahve ocağına (uşakların oturduğu yer) geçilirdi. ahırları gezdirmeye götürdü. Thibourville tepelerine henüz varmışlardı ki. seyislerin birinden arabasını koşmasını rica etti. Bo-varyler de Marquis ile Marquise'e saygıların^ sunduktan sonra Tostes yolunu tuttular. kırbaçlar. akşam yemeğinden sonra içerim. bu. Ta uçta. arabayı sürüyor. özengiler. genç kadın eğlensin diye. Emma: — Sen tütün içer misin? diye sordu. sessiz sessiz oturmuş. atların adları kara harflerle yazılmıştı. sizi kovuyorum! Yemekte soğanlı çorba ile kuzu kulaklı dana eti vardı. Madame öfkelendi. Emma. arkasına dönüp baktı. önlerinden. ortası bir konak arabası gibi armalı bir tabakaydı. dakikada bir tükürerek) her nefeste bir kere geri çekilerek içiyordu. tabakayı cebine koyup hayvanı kamçıladı. Vaktiyle karısı ölüp de yanlız. Emma tabakayı alıp hemen dolabın ta dibine atı-verdi. tekerleklerin dönmesini seyrediyordu. evi başka şey. Nastasie terbiyesizce karşılık verdi. Charles. dedi. bir fırsat düşerse. — Elbette! Kim karışırmış ki? Sonra odaları hazırlanırken oturup mutfakta ısındılar. Sofrada ancak on dakika kalındı. Charles. koşumları son bir defa gözden geçirirken yerde. Emma onlardan birini Vicomte'e benzetti. kat kat ehramlar meydana getiriyordu. Gevşek dizginler sağrıya çarpıp ter köpüklerine bulanıyor. evin içinde kollan böğründe kaldığı zaman ona Nastasie can yoldaşlığı etmişti. dedi. Sabah kahvaltısında hayli adam vardj. Arabayı merdiven başına getirdiler. hayatlarına girmek. birkaç atlı gülüşerek geçtiler. 70 MADAME BOVARY hayvanın bacakları arasında bir şey görüp aldı. Eve geldikleri zaman akşam yemeği daha hazır değildi. Emma şatonun pencerelerine uzun uzun baktı. arabanın arkasına • bağlanmış olan kutu da boyuna küt küt vuruyordu. kenarlarından birbirine sarılmış uzun yeşil lifler sarkan. MADAME BOVARY 69 Fakat soğuk ta içine işlemiş. gem sulukları duvar boyunca dizilmişti. kopan çeki kayışını iple bağlayı-vermek için durmak lazım geldi. Charles sigarasını içmeye başladı. francala artıklarını topladı ve hep bir arada limonluğa gittiler. Sonra Mademoiselle d'Andervillers. Charles keyifle ellerini uğuşturarak: — İnsanın. kollan iki yana doğru açık. kanepenin bir ucuna ilişmiş. o gece gördüklerinden her birinin hangi odada yattığını keşfetmeye çalıştı. Ortada müteharrik iki sütun üzerine araba koşumları yığılmış. burada. koşup tulumbadan bir bardak soğuk su içti. Soyunup yatağa girdi. kenarı yeşil ipekli. bir yere benzemez! Nastasie'nin ağlaması duyuluyordu. o hayata karışmak istiyordu. likör çıkarılmamasına hekim hayli şaştı. gemler. Charles. küçük beygir de kendine pek geniş gelen oklar arasında tırıs tırıs gidiyordu. dedi. ilk müşterisi o kız olmuştu. Charles. Charles sigarasını bıraktı. fıskiyeli havuzdaki kuğulara atmak üzere. yanından damak şaklatarak geçilince. — İçinde iki puro sigarası da var. Sepet biçimi yemliklerin üzerine çini levhalar asılmış. tırıs veya dörtnala giden. . ağızlarına kadar dolu yılan yuvaları gibi. uyuyan Charles'a sokuldu. Nihayet: — Sen onu gerçekten mi kovdun? diye sordu. — Ara sıra. ağızlarında puro sigaraları.. yerinde bir asabileşi-yordu.hayvanların birbirine pek uymayan yürüyüşüne göre kimi batan. tavana asılmış saksılar altında diken diken tüylü tuhaf bitkiler. dedi. Emma hafifseyen bir tavırla: — Rahatsız olacaksın. Dudaklarını uzatarak.Ortalık ağardı. bir salon parkesi gibi parlıyordu. siz haddinizi bilmiyorsunuz. paketler yerleştirildi. O şehirde İlk tanıdığı. Marquis. Charles o kızcağızı biraz severdi.. Koşumluğun döşeme tahtası. Hayvanlardan her biri. Onların nasıl yaşadıklarını bilmek. titriyordu.

bir türlü bitmek bilmedi. Gece vakti balıkçılar. çıkıp inerek bayırlar aşar. O. bir kelime atlamadan okur. geniş süveli şömineler üzerinde.. Eugene Sue'nün romanlarından salonların nasıl döşendiğini öğrendi. bunun üzerinde parmağını gezdirerek başkentte uzun uzun dolaştığı olurdu. Her çarşamba. Fakat merkezini Vicomte'un oluşturduğu daire gitgide genişledi ve taşıdığı hale. karanlıklarda sokak fenerlerinin burkulduğunu. Vaub-yessard'a gitmek de Emma'nın hayatında öyle bir delik açmıştı. çiçek saksıları ile Pompadour saatler arasında dururken. Balo ona ne kadar uzak bir zamanda gibi gözüküyordu! Evvelki günün sabahı ile bugünün akşamını kim birbirinden bu kadar ayırmıştı? Hani fırtına bazen dağlarda. müsamereler. çardağın. yeni açılan mağazalarla alakadar olurdu. balodaydım!» Sonra yavaş yavaş hafızasına çehreler birbirine karıştı.. Emma bahçesinde dolaştı. pek iyi bildiği bu eski şeylere hayretle bakıyordu. bir gece içinde büyük yarıklar açıverir. evleri gösteren dört köşe beyaz lekeler önünde dururdu. kadının hülyası bundan öte geçemezdi. Emma için bir meşgale oldu. aynı yollardan gidip gidip geliyor. Vicomte'un olacak. Opera'ya. Kitabını sofrada bile elinden bırakmaz. ya bir hatırayı iliştirmişti. fakat hasret gönlünde yer etti. sokakların çizgileri arasında. IX Çok vakit. minimini bir pelesenk gergefte işlenmiştir.Ertesi gün. Bois de Boulogne'a ne gün gidileceğini bilirdi. Caddelerden çıkar. koşular. Marjolaine şarkısını söyleyerek evin önünden geç'erken Emma uyanır. Zenginliğe sürtünmüş olmak onda da silinmez bir iz bırakmıştı.. sahneye yeni çıkan bir kadın artistle. çiçek tarhlarının. iyi terzilerin adresini. her batırılan iğne bu kumaşa ya bir ümit.. acaba kimin tabakasıydı?. Paris. Her okuduğunda Vicomte'u hatırlatan bir şey bulur. Ama yine de katlandı. üç hafta oldu. Son modayı. Kadınlara mahsus Corbeille gazetesi ile Sylphe des Salons'a abone oldu. sabahleyin uyanınca: «Ah!» derdi. Charles konuşarak yemek yerken. Nihayet yorulan gözlerini yumar. salonları. bazı noktalar böyle silinip gitti. Herkesten gizli. Açar. Piyeslerin ilk temsili. Belirsiz bir uzaklıktan daima ne olduğunu bilinmedik bir yere gelir. onun çehresinden ayrılıp daha uzaklara yayıldı. Emma'nın gönlü de onlar gibiydi. birbirine dolanmış bu ibrişimler hep aynı sessiz ve ateşli aşkın sürüp gitmesi değil miydi? Sonra bir sabah Vicomte gelmiş. balolar hakkında yazılanları. Kaneviçenin deliklerinden bir aşk esintisi geçmiş. Emma'nın gözleri önünde pırıl pırıl yanıyordu. sanki dindarca bir saygıyla. Böylece o balonun hatırası. tiyatroların direkli avluları önünde yayılan arabaların basamaklarını görürdü. mine çiçeği ve tütün kokusu sinmiş astarı kokladığı bile olurdu. götürmüştü. Emma bir romanın sayfalarını çevirirdi. kadının birçok başka hülyalarına ışık verdi. güzel elbisesini. ondan da geniş bir şey olmuş. derdi.. Hayalinden onların ardı sıra gider. «bugün sekiz gün oldu. tabakayı almış. yıldızlar altında kırlardan geçerdi. acaba neler konuşulmuştu?. yük arabalarına binmiş. Ama o hayhuy içinde kaynaşan . altın ve gümüş yaldızlı bir havaya bürünmüş. düşünceli düşünceli çalışan kadıncağız buna kim bilir kaç saat göz nuru dökmüş. konsoluna kaldırdı. şehirden çıkıp da toprak yollarda boğuklaşıncaya kadar dinlerdi: 72 MADAME BOVARY — Yarın oraya varacaklar!. demirli tekerleklerin gürültüsünü. uşakların elbiselerini. bakar. Bir Paris planı aldı. Emma Tostes'ta Vicomte ise şimdi Paris'te. kulaklarında bir katedral çanı gibi uğul-dayan. yani orada? Paris kim bilir nasıl bir yerdir? Adı bile insana ne sonsuz hayaller veriyor! Emma. hatta saten iskarpinleriMADAME BOVARY 71 ni. Okyanus'tan da büyük. Balzac'ın. pomata çanaklarının üzerindeki yazıya varıncaya kadar her yerde gördüğü o ışıldayan adı kendi kendine yavaşça tekrar etmekten bir haz duyardı.. dansların havasını unuttu. büklüm büklüm yumuşak saçlarını değdirmiştir. her köşede. odaları iyice göz önüne getiremez oldu. romanlardaki şahısları bir yönden ona benzetirdi. İskarpinlerin pençeleri. heveslerini hiç olmazsa hayalen tatmine çalıştı. on beş gün oldu. Charles bir işe gitti mi Emma da kat kat çamaşır altına sakladığı yeşil ipek tabakayı dolaptan çıkarırdı. Belki de sevdiği kadının bir hediyesidir. George Sand'ın eserlerini okuyup şahsi arzularını.. kayan parkenin mumu ile sararmıştı. alçı papaz heykelinin önünde duruyor.

Sonra Duchesse'ler çevresi geliyordu: Orada benizler uçuktu.. yüksek kerevetler üzerine kurulmuş karyola^ lardan. onu kendine bir oda hizmetçisi yapmak istedi. Emma'nın nazarında kaybolmuştu. hacamatla akan ılık kanın yüzüne sıçramasına ses çıkarmaz. gayet yüksek ihtirasları vardı. gözün alabildiğine uzayan bir mutluluklar ve sevgiler diyarı vardı. bunu. nar rengi küçük terliklerinin. göğüs hırıltılarını dinler. Arkasına tamamıyle açık bir robdöşambr giyer. her akşam bir miktar şeker çıkarır. kovulmamak için. kağıt. Seyahate çıkmak veya tekrar rahibeler okuluna dönmek isterdi. zarf almıştı. şefkatin verdiği rehavetleri. yatağında duasını ettikten sonra kendi kendine yerdi. perdeleri ipek. yaz mevsimini gidip Ba-den'de geçirir. Emma. içeri girmeden kapıyı vurmayı. düşüncesi onlardan o kadar uzaklaşırdı ki. yukarı katta. üç altın düğmeli. Ay ¦ ışığında iç çekmeleri. kalçınları içinde ayaklan çıplaktı. elmas pırıltılarından. yemliğe koyardı. kar demez. kolalamayı. Sefirler âleminde herkes. aynaya bakar.. kolunu nemli yataklara sokar. bir kalem. eyeri çözüp yuları takardı. Coşup çeşit çeşit garip hülyalara kapılırlardı. şamdanlar altında. bütün gün bir daha eve uğramazdı. Zaten eşya kendine ne kadar yakın olursa. tasalar vardı. hanım büfenin anahtarını ekseriya üzerinde bıraktığından. su getirirken bardağın altına tabak koymayı. bunun altından. 74 MADAME BOVARY Tostes'ten iki gözü iki çeşme ayrılmış olan Nastasie'nin yerine Emma. içi dolu çiçekliklerden. Herif. döşeme tahtası cilalı salonlarda. tatlı yüzlü bir öksüz kız tutmuştu. bir hayli kirli çamaşır ellerdi . hallerine bakılırsa sade hava ve heveslerine tâbi sanılmakla beraber hepsinin de takdir edilmemiş bir kabiliyeti. içlerinde özgür bir yaşam sürülen büyük şatoların balkonundan. Hint bitkileri gibi aşk için de hazırlanmış bir toprak. İçindeki arzuya kapılıp ziynet ve ihtişamın verdiği maddi zevkle gönül neşelerini. bu-lüzün şal yakası arasından. elinden geldiği kadar. tam ayak bileği yerinde. Öğleden sonra bazen gidip karşıdaki posta seyisleri ile konuşurdu. Hem ölsem. özel bir ısı gerekli değil miydi?. uzun uzun kucaklaşıp öpüşmeleri. tebessümler altında gizlenen heyecanlar. hepsi de birer biçare melek olan kadınMADAME BOVARY 73 larm eteklikleri altından İngiliz dantelleri gözükürdü. Beline iri püsküllü bir kuşak sarardı. Felicite. bütün bu bayağı hayat Emma'nın nazarında. bir kere işi bitti mi. bir zengin kızı bulup evlenirlerdi. duvarları ayna kaplı. Çiftlikler sofrasında omletle karnını doyurur. ütü ütülemeyi. Her sabah gelip kısrağı tımar eden posta seyisi. yazarlarla aktrislerden oluşan alacalı bir kalabalık keyfeder dururdu. budala budala orta halli insanlar. Orada etekleri yerlerde sürünen elbiseler. birbirinden ayrı tablolara bölünmüştü. kırmalı gömleği görünürdü. homurdanmadan itaat ederdi. on dört yaşında.kalabalık hayat yine de kısım kısım ayrılmış. itiyatlardaki zarafetle his inceliklerini birbirine karıştırıyordu. Bunlar birer kral gibi cömertti. sonra satırlar arasında bir hülyaya dalıp dizine bırakıverirdi. Charles. Mektup yazılacak kimsesi olmadığı halde bir sünger kağıdı. saat dörtten evvel uyanılmazdı. içine kendisinin de nasılsa düştüğü ayrı bir âlemdi. kestirme yollardan hayvanını sürerdi. kendi giyinirken hizmet etmeyi öğretti. Ona. meziyetleri bulunan erkekler her eğlencede atlarını çatlatır. eline bir kitap alır. dairesinde otururdu. kısa pantolonlu uşak diye işte bu adamla yetinmeye zorunluydu!. yağmur demez. Bunların hayatı ötekilerden üstün. yerle gök arasında. halısına ayak gömülen salonlardan. pamuklu hotoz giymeyi menetti. koridordan iri iri çarıkları ile geçerdi.-Asıl etrafını çeviren şeyler. hizmetçi kız da bir demet saman getirir. ötekilerin hepsini gizliyor ve bütün insanlığı yalnız onlar temsil ediyordu. onun dışında ise. Gece yarısından sonra yemek yenen lokantaların özel odalarında. belirli bir yeri hatta varlığı yoktu. leğenlere bakar. hem de Paris'te yaşasam diye dua ederdi. kırkına doğru uslanır. bir söz söylerken üçüncü şahısla hitap etmeyi (1). Yeni hizmetçi. kadife örtüleri sırma saçaklı oval masalar etrafında yaşıyordu. Dünyanın bu hayata karışmayan bölümüne gelince o. bırakılıveren ellere akan göz yaşlarını. Bunlardan yalnız ikisi üçü Emma' nın gözleri önünde canlanıyor. etrafa yayılan kurdele bir püskül vardı. kordonlu formalar giymiş uşaklardan ayırmaya imkân yoktu. büyük büyük sırlar. etajerin tozunu siler. iç sıkan köy. mintanı delik deşik. fırtınalar içinde geçen ulvi bir şeydi. çünkü Charles akşam dönünce hayvanı ahıra kendi götürür. Hanım da. vücudu kavrayan ateşleri.

bunlar da onun üzerine kum gibi serpilmiş altın tozuydu. Bari kocası şu az söyler. Charles'ı döveceği geliyordu. İçindekileri tazı köpeğine de anlattığı olurdu! Öyle zaman olurdu ki. Şöminenin üzerine koymak için iki tane mavi cam saksı. bazen de kusturucu bir ilaç yazar. dudaklarını ısırarak içinden: . Emma. ona âdeta hakaret etmişti. beş dakika geçmeden uyûyuverirdi. asma saatin rakkasına bile dert yanası gelirdi!. — Ne zavallı adam!. hastanın yanında soy sop toplanmış olduğu bir zamanda. giymeye kalktığı soluk eldivenleri bir kenara atardı. ufkun sisleri arasından çıkıverecek beyaz bir yelkenli araştırırdı. sırf kendini düşündüğü için. bir müddet sonra da yüksüğü altın suyuna batmış bir dikiş takımı istedi.. Sanki ömrü küçük bir patika. Zaten ona gitgide sinirleniyordu. Charles müteessir oldu. saygı sırasında. akşam bu vakayı anlatınca Emma o hekime hayli içerleyip ağır sözler söyledi.fakat her akşam kendini karşılayan alazlı bir ateş. kendinin de taşıdığı o adın meşhur olmasını. bu kokunun nereden geldiğini bilmez. En çok nezle ve göğüs hastalıkları tedavisinde basan gösterirdi.. hatta: «Acaba gömleğe derisinden mi geçiyor!» diye düşünürdü. Gözleri yaşarıp karısını alnından öptü. Charles. şamdanlara kendi icadı kağıt çanaklıklar takıver-mesi. elmacıkların şişkinliği ile şakaklara doğru çekilir gibi bir hal almıştı. taze bir koku yayan karısını bulurdu. örneğin. sofaya çıkıp 76 MADAME BOVARY pencereyi açtı. elbisesinin bir volanını değiştirmesi. kendini etrafa iyice tanıtmıştı. Artık se-mizlenmeye başladığından. Nihayet. saçları bir yele gibi lambanın ayağına yayılmış. beygirden kan alır gibi. yahut Madame ne buyuruyor? Şunu ister mi? diye söz söyler. daima dinlemeye. meyhaneye ayak basmaz ve zaten ahlakı ile herkese güven verirdi. orada Öylece kalırdı. «Fennin ilerlemelerinden haberdar olmak için». Charles ancak teskin edici ilaçlar verirdi. «Siz» demez. cicili bicili şeyler takmalarını gördü. gözlerini hayatının yalnızlığı üzerinde ümitsizce gezdirir. yumuşak koltuklar ve zarif giyinmiş. geceleri kitaplar içinde çalışır. Akşam yemeğinden sonra onu biraz okur. diliyle dişlerini temizliyor. sinirine dokunduğu için yapardı. vardıran bin bir incelik vardı. bir romanın. fakat odanın sıcaklığı ile hazım rehaveti bir araya gelir. Darda kalmış gemiciler gibi. Bovary adını. Emma ona bakıp omuzlarını silkerdi. kravatını düzeltir. çenesi iki eline dayalı. hizmetçi kız o yemeği iyi pişirememişse bile Charles. Sıhhati yerinde. Charles bu zerafetleri anlamadığı nisbette onların cazibesine kapılıyordu. Çocukları okşar. yüzü terütazeydi. Kibirli olmadığından köylüler onun için çıldırırlardı. Fakat Emma utancından yerler geçiyor. Charles yaşlandıkça tavrı. ocağa attığı kütüklere. uzaklarda. diş çekmek hususunda bir «Bir cehennem zebanisi» bileği vardı. hareketleri de âdileşiyordu. Emma bazen onun fanilalarının kırmızı kenarını yeleğinin içine sokar. onaylamaya hazır bir muhataptı. çünkü Charles ne de olsa bir insan. ona okuduğu şeylerden bahseder. onlardan kendi de aldı. hazır bir sofra. ocağının tadını artırıyordu. MADAME BOVARY 75 ineğe pöhpöhlü bir ad takıvermesi kâfi gelirdi. Ne zavallı adam!» diyordu. yemek yendikten sonra boş şişelerin tıpalarını kesiyor. Rouen'de hanımların Saat kösteklerini. Hastalarını öldürmekten pek korktuğu için. yoksa üç güvertelf bir gemi .. kitapçı dükkânlarma yayılıp gazetelerde tekrar edilmesini. bunları Charles kendi için sanırdı ama hiç de öyle değildi. Emma'da Charles'ın ağzını kulaklarına. zaten küçük olan gözleri. dilber. hastalarını. La Ruche Medicale'e abone oldu. Doğrusu cerrahlıktan da çekinmezdi. «Ayaklarınızı suya koyun» der veya sülük tavsiye ederdi. Onlar hayatın zevkini. Bazen de. hizmetçiler. Monsieur. Ama ta gönlünün içinden beklediği bir şey vardı. Emma. gayet basit bir ye(1) Frenklerde uşaklar. son lokmasına kadar keyifle göçürürdü. çorba içerken her yudumda gurk gurk diye sesler çıkarıyordu. Ama Charles'ın öyle yukarılarda gözü yoktu ki! Geçenlerde beraber konsültasyona gittiği Yvetot'Iu bir hekim. bol bol hacamat ederdi. bütün Fransa'da tanınmasını isterdi. altmışa gelip romatizmalar çağma girince biçimi bozuk siyah setrelerine bir sıra nişan sıralayan adamlardan olsaydı!. Bu hangi rastlantının belirtisi olacak? Onu kendine kadar hangi rüzgâr getirecek? Onunla hangi kıyılara gidecek? Bu bir şalupa mı. yeni piyeslerden birinin bir parçasını veya yüksek sosyeteye dair gazetede gördüğü bir hikayeyi anlatırdı. sükûn bulmak için serin havayı derin derin içine çekti.

korucu da bulüzüne bağlı kılıcı ile geçerdi. başında siyah kadife takkesi ile çıkıp evinin kepenklerini açar. Marquis d'Ander-villiers Vaubyessard'da belki yine bir balo verir diye düşünüyordu. Allah öyle emretmişti!. Demek ki günler. Ara sıra bir meyhane kapısının açılırken çalan çıngırağı. dipte kapısı sımsıkı kapalı. Her gün. ama buna kibri. onların önlerinde sıçrayan başı açık çocuklar. Fakat bütün eylül ayı geçti. ne kadar yavan olursa olsun. O dükkânda süs. günün birinde bir hadise çıkması ihtimali vardı. Rouen gibi bir büyük şehirde. pencerelerden birine yapıştırılmış bir eski fistan modeli ile bir de.mi olacaktı?. Temmuzun daha başlangıcından başlayarak ekime kaç hafta kaldığını parmakları ile saymaya başladı. O yıl kış soğuk oldu. küçük bakır leğenlerin çifte çubukları üzerinde gıcırdadığı duyulurdu. daracık bir dehlizdi. hepsi birbirinden farksız. yaklaşıldığı zaman üzerinde birçok ayaklı tespihböceklerinin süründüğü görülen duvarın sivri tepesine bir hasta yılan gibi sığınmış asma. beyazımtırak bir renk alır. alçısı da dondan pul pul dökülmüş. üstü saman örtülü çardak. belediye dairesi ile kilise arasmda tasalı tasalı gezinerek müşteri beklerdi. Nihayet halk kiliseden çıkardı. Dikiş dikmekten sinirleniyor: — Her şeyi okudum. Çitin yanında. hiçbir zaman etrafında hayranlık fısıltılarının kalbine ferahlık veren bir rüzgâr gibi estiğini duymayacak olduktan sonra çalışıp öğrenmek neye yarar? Resim defterlerini. Sabah akşam posta atları. Havanın'güzel olduğu günler Emma bahçeye inerdi.. Emma sonra yukarı çıkar. sonra köylere dağılıp kaybolurdu. Müziği bıraktı. aynı saatte. dükkân açmak hülyaları kurup bütün gün. İlk sıcaklar başlayıp da armut ağaçlan çiçek açınca. güneş batınca hüznü biraz daha artar: «Ah! Bir yarın olsa!» derdi. lahanalar üzerinde. rıhtımda veya tiyatro yanında. örneğin. . Akşamın dördü olur olmaz lambayı yakmak lazım gelirdi. Her sabah pencereler buz tutmuş bulunurdu. Aşağıya inip hizmetçi kızla konuşmayı gönlü isterdi. dekor değişiverir. utancı mani olurdu. şehir dışındaki yoldan toz kopa«p getirir. berberin dükkânı üzerine tabela diye asılmış. birbirini izleyip duracak ve bir şey getirmeyecekti! Başkalarının hayatında ise. Orasını bilmezdi. yeni mintanlarını giymiş köylüler. sonra. ziynet namına. «bouchon» oynarlardı. Boyanmış çarıklı kadınlar. Gelecek. onların arasından geçen ışık. kilisede akşam çanı çalınırken içine ne kadar hüzün çökerdi! Çanın birer birer vuran çatlak seslerini dikkatli bir şaşkınlıkla dinlerdi. Kim dinleyecek? Arkasında kısa kollu bir kadife elbise ile bir konser salonunda bir Erard piyanosu başına oturup fildişi tuşlar üzerinde parmaklarını hafifçe koşturamayacak. Bir maceradan bazen bitmez tükenmez sonuçlar doğar. karanlık. bazen bütün gün hiç değişmezdi. donuk camlardan süzülür gibi. MADAME BOVARY 77 O ümidi de kırıldıktan sonra kalbi yine boşalıverdi ve artık sıra ile yine aynı günler başladı. her patırdıyı dinler. Halbuki Emma için bir şey. onun gelmemesine şaşardı. her şey uykuda gibiydi. Kuş sesi duyulmazdı. okulun hocası. Oturup saç maşalarını kızdırır veya yağmurun yağmasını seyrederdi. diyordu.. yerinden sıçrar. hiçbir şey olacağı yoktu. Amerikan çamlarının âltinda dua kitabını okuyan üç köşe şapkalı papazın sağ ayağı kırılmıştı. yoksa lombarlarına kadar mutlulukla mı doludur?. uzun parlak iplikleri birinden öbürüne 78 MADAME BOVARY uzanan bir sırma işleme gibi parlardı. ne de bir davetçi. nefes darlıkları çekti. ağır ağır yürüyerek güneşin solgun ışıkları ile sırtını ısıtıp kabartır. bazen uzakta bir köpek ulur-du. saçları sapsarı yarım kadın heykeli vardı. kömürleri yayar ve ocağın sıcaklığı ile vücudu gevşeyip üzerine iç sıkıntısının daha bir ağırlığı çöktüğünü hissederdi. Damda bir kedi. Kırağı. herkes evlerine dönerlerdi. nakışlarını dolaba kaldırdı. üçer üçer sokaktan geçirilip gölden su içmeye götürülürdü.. belirli aralıklarla sürüp gider.. hanın büyük kapısı önünde. ne bir mektup geldi. Beş altı kişi de —Her hafta aynı adamlar— ortalık iyice kararıncaya kadar. Berber de eğilimini istediği gibi geliştiremediğinden. rüzgâr. kapısını kapatır. Neye yarar? Neye yarar?.. heykelin suratını cüzzamlıya döndürmüştü. Acaba bin çeşit tasa ile mi. rüzgâr olduğu zaman da. Pazar günü. bir taraftan da çanm o monoton sesi. Çalgı çalıp da ne olacak?. geleceğinin mahvolduğundan yakınır. Yaz tekrar geldi. Fakat her sabah uyanınca onu o gün için umar.

dönerken. <1) XVII. askısı omu-zunu yoran çalgıyı dizinden biraz kaldırırdı. yavan» tatsız kokular yükselirdi. Charles hastalarına gittiği için onunla asıl Emma konuştu. pembe hotozlu hanımlar. kadıncağız bir daha o sözü açayım demedi. ve XVIII. Çok vakit inat edip evden dışarı çıkmaz. Emma bir iki fındık geveler veya bıçağı ile muşambaya çizgiler çizerek eğlenirdi. kendini şaşırtan bir memnuniyetle kapadı. yüzyıllarda moda olan bir dans. kümes ve belediye meclisi sözü etti. herkesin övdüğünü kötüleyip.. konsollar arasında döner. bir hülyadan bir hülyaya. birtakım başka. inek. başkalarının halinden öyle kolay kolay anlamamasına rağmen. Tostes'tan çok hoşlandığını söylüyor. böyle pek mutlu. beyaz dişlerini göstererek tatlı tatlı gülümseyen bir erkek başı belirirdi. hiç üstüne bakmıyor. o kadar ki. Mutlu yaşayan kadınlardan aşağı kalan nesi vardı ki! Vaubyessard'da gördüğü nice Duchessele-rin vücutları kendisininkinden çok daha hantal. pek memnun olduğunu. hafifsediği bir kimse. pencerelere bakarak manivelayı çevirir dururdu. sanki hayatın bütün acılığı önündeki tabağa dolar ve haşlama etin dumanı burnuna geldikçe. pırıl pırıl avizeler altında dans edilen havalardı ve dünyanın Emma'ya kadar gelen yankılarıydı. günü gününe uymaz bir kadın oluyordu. kanepeler. Kafasının içinde bitmez tükenmez zarabandalar (1) uyanır ve aklı. pencereleri açıp incecik elbiseler giyerdi. hizmetçilerin dinine diyanetine göz kulak olmanın. bunları duydukça kocasının gözleri faltaşı gibi açılırdı. bir şey oldu mu. bir hayli azarlayıp hakaret ettikten sonra hediyeler verir veya gidip komşularla çene çalmasına müsaade ederdi. şimdi gün oluyor. ahlaksızlık sayılan şeyleri övmeye kalkardı. salonlarda söylenen şarkılar. davranışları. başka yerlerde. 80 MADAME BOVARY Emma geçimsiz. bu hissini gizlemeye çalışmazdı. bir gün sade süt. sohbetleri çok daha bayağıydı. kâh hazin ve ağır kâh neşeli ve akıcı olan havalar. uzun ceket giymiş Tyrol delikanlıları. büyük perhiz günlerinin bir kısmını Tostes'ta geçirmeye gelen ihtiyar Madame Bovary bu değişikliğe hayli şaştı. hatta bir gün. Bazen öğleden sonra. Bu sefalet böyle sürüp gidecek mi?. Zengin olmadıkları için masraftan kaçmak lazım geldiğini. kısa pantolonlu beyler. Zaten beğenmediği. arkasında lasting ceketi ile. ocağın ızgaralarına tükürdü. çalgıya uyup sıçrar. boylan parmak kadar oyuncular. örneğin tiyatrolarda çalınan besteler. hanımına borç olduğunu söylemeye kalkışan Madame Bovary'ye öyle öfke ile ve öyle soğuk bir gülümseme ile cevap verdi ki. siyah favorili. Bunlar. soluna. nöbet tutarmış gibi dolaştığını görürdü. kasketine atılan beş on kuruşu aldıktan sonra çalgısını bir eski mavi yün battaniyeye sarıp omuzuna atar. BaMADAME BOVARY 79 zen sınır taşına doğru koyu sarı bir tükrük fırlatır. kapısı gıcırdayan. döşeme taşları nemli küçük odada oturmaya dayanamıyordu. o gidince arkasından Emma kapıyı. sonra nefesine darlık gelir. lamba yerine mum yakıyordu.. köşelerinden birine yaldızlı kağıtla birleştirilmiş ayna parçaları onları birkaç misli çoğaltırdı. kül rengi pamuk çoraplar giyiyor. Ama asıl yemek saatlerinde. siyah setreli maymunlar. Adamcağız. koltuklar. kesesin-deki bütün ufaklığı fukaraya attığı da olurdu. evin efendisine. bir halının çiçekleri üzerinde rakseden bir Hint çengisi gibi. bir hüzünden bir hüzne geçerdi.Madame Bo-vary gözlerini her kaldırışında onun. Kendi için ayrı yemekler pişirtip elini bile sürmüyor. köylü ana babadan doğup onların nasırlı ellerinin katılığını ruhlarından bir türlü gideremeyen insanların çoğu gibi sert yürekli olmasına. Odada tütün içti. Charles'ın yemek yemesi uzun sürerdi. ziraat. kutunun arabeskli bir bakır kafesle örtülü pembe canfes bir perde altından uğuldayarak dağılırdı. Adamcağız sağına. Eskiden pek titiz. Artık evin işine bakmaz olmuştu. ağır ağır yola düzülürdü. dana. pek zarif olan Emma. iyileşmesinin hatırasını kutlamak için damadına kendi eli ile kocaman. duvarları sızan. ruhunun ta derinliklerinden. . Hizmetçi kıza. bazen garip garip fikirler yürütmeye. Emma da gözleriyle arkasından onu seyrederdi. daha birtakım böylesine sözlerle kaynanasının ağzını kapıyordu. başında takkesi. Emma bundan yakasını kurtaramayacak mı?. Şubatın sonlarına doğru Rouault baba. ertesi gün de on on iki fincan çay içiyordu. Zaten artık kulağına nasihat masihat gireceğe hiç benzemiyordu. yüzü güneşten kararmış. zemin katındaki sobası tüten. Hemen bir vals başlar ve çalgının üzerine kurulmuş ufacık bir salonda. oturma odasının penceresi önünde. güzel bir hindi getirdi ve Tostes'ta üç gün kaldı.

Neuf châtel peynirlerinin en kötüleri orada yapılır. ağzını açmaz. yukardan aşağı irili ufaklı çizgiler taşıyan dik dik yarlarını görürsünüz. Düğün buketinin teliymiş. MB 6 İKİNCİ KISIM I Bir zamanlar bir Kapüsen rahipleri manastırı bulunduğu için (Şimdi onun harabeleri bile kalmamıştır) adına Yonville -l'Abbaye denilen büyücek köy. civarda akan bir yığın çelikli maden sularından ileri gelir. Neuf-Châtel'e bağlı Yonville-l'Abbaye adında oldukça büyük bir kasaba bulunduğunu. Emma sirke içip zayıfladı. Nüfusunun ne kadar olduğunu. ne idüğü belirsiz bir bölgedir. yakındaki yolculuğu düşünerek çekmeyi düzelttiği bir gün. Bir sinir hastalığıy-mış. suyuna yordu ve gidip başka bir yere yerleşmeyi ciddi olarak düşündü. sırma zıhlı saten kurdeleler kenarlarından iplik iplik akmaya başlamıştı. Buket bir saman parçasından daha çabuk tutuştu. pazar günü çocukların olta ile tutup eğlendikleri birkaç alabalık bulunan ağzında. ta ufukta. gürültülü yaşantıları. Yonville-PAbbaye'ye varmak için. kadife yakası sırma şeritli büyük bir mantoyu andırır. Fakat ne tecrübe edilse onun sinirlerini bir kat daha bozuyordu. Ama öyle lazım geliyorsa ne denir? Karısını Rouen'a götürüp eski hocasına gösterdi. Böyle zamanlarda kollarına bir şişe dolusu kolonya dökülürse canlanırdı. O küçük ırmak. Argueil ormanının meşeleri ile Saint-Jean tepelerinin. Burası Normandie ile Picardie ve İle-de-France'ın birleştiği.Bunları düşündükçe Tanrının adaletsizliğine karşı bir nefret duyardı. Sonra küllerin üzerinde yavaş yavaş yanıp eriyen kıpkırmızı. kül rengi dağın üzerinde beliren ki-• remidi lekeler de. maskeli geceleri. Charles. Abbaville yolu ile Beauvais yolu arasında. sobanın tepesi boyunca birer kara kelebek gibi uçuştu. daha birkaç noktayı öğrenmek için. Limon çiçekleri tozdan sararmış.. Emma onun yanışını seyretti. o çevre böylece. vadi ayaklarınızın altındadır. karşınızda. ekin de hayli paMADAME BOVARY 83 . sol taraf çayır. kıpırdamaz olurdu. Başını duvarlara dayayıp ağlar. pirinç teller kıvrılıyor. bu coşkunluk nöbetlerinden sonra ise. Charles «Va-leriane» içirip onu kâfurulu banyolara soktu. Oraya vardınız mı. üç değirmen işletir. oranın eczacısına bir mektup yazdı. Oraya buraya baş vurduktan sonra. Mart ayında Tostes'tan hareket ettikleri zaman. en yakın meslekdaşın yerini. küstahça eğlenceleri: «Bunlar elbette insana benim hiç bilmediğim çılgınca zevkler tattırır!» diye kıskanırdı. Çayır. oranın Leh mültecilerinden olan hekimin bir hafta önce kaçıverdiğini haber aldı. vadiyi görünüşleri bambaşka iki bölgeye ayırır. insanlarının dilinde de bir hususiyet bulunmayan. çalıya benzer bir şey gözüktü. oraya varınca. sağ taraf sürülmüş toprak. âdeta bir konuşma hastalığına tutuluyordu. Küçük mukavva yemiş taneleri patlıyor. aldığı cevabı beğendi ve Emma'nın sıhhatinde bir iyilik gözükmezse bahara doğru göçmeye karar verdi. Emma. Rouen'dan sekiz fersah uzaklıkta. Irmak. Leux tepesine kadar dümdüz giden yolu tutarsınız. çayırların rengi ile evleklerin rengi arasında beyaz bir çizgi gibidir. kaçan hekimin yılda ne kazandığını. büzülüp katılaşmış kağıt yapraklar. doğu tarafında ise. yavaş yavaş yükselen ova gitgide genişler ve artık gözün alabildiğine sarışın başaklı tarlalar görürsünüz. yürek çarpıntıları çekiyordu. Charles onun hastalığını memleketin havasına. Boissiere'de büyük caddeden ayrılır. MADAME BOVARY 81 Durmaksızın Tostes'tan şikâyet ettiği için. Dört yıl oturduktan sonra. Rengi soluyor. yağmurların bıraktığı izlerdir. hava değiştirmek lazımmış. Rieule ırmağının suladığı vadinin ta bitimindedir. şerit eriyordu. sonra boruya girip kayboldu. Bunun üzerine. yere serilmiş. Emma kaldırıp ateşe attı. basık tepeciklerin meydana getirdiği tümseğin eteğinde uzayıp arkaya dönünce Bray diyarı otlakları ile birleşir. manzarasında bir özellik olmadığı gibi. Çimenin kenarından akan su. ne yapıp yapıp kuru bir öksürük peyda etti ve iştahı büsbütün kesildi. Andelle nehrine dökülmeden önce.» Tostes'tan kalkıp gitmek Charles için doğrusu ağır bir şeydi. Madame Bovary gebeydi. Bazı günler çenesi açılır. parmağına bir şey battı. bu çizgiler. «Tam işlerinin yoluna girdiği bir zamanda. birdenbire bir uyuşukluk başlar.

Yonville'in büyük meydanının hemen hemen yarısını kaplamıştır. kiminin dallarına oltalar ve oraklar asılmış sık yapraklı ağaçlar altında oraya buraya dağılmış. havai fişeğini andıran o ışıklar arasından bir bakın. lapalar. Arabistan unları. eczacının evinin yanındaki köşededir. yaldızlı . Kilise. göbekli camlarının ortası şişe dibi gibi düğümlü basık pencerelerinin üçte ikisini örter. Regnault macunu.bırakılmıştır. Koroya ait yerin çam tahtasından iskemleleri boyasız. bir ayağını Özgürlük Ya-sası'na basmış. X'uncu Charles'ın saltanatının son yıllarında yeniden yapılmıştır. tam meydana çıkılan yerdedir. M. kimi matbaa işi taklidi harflerle yazılmış.» gibi türlü ilanlarla kaplıdır. Seltz. elmacık kemiklerine Sandwich adalarının kadın mabudu gibi allık sürülmüş bir Meryem Ana heykeli vardır. duvar boyunca dizilmiş ve kimisine. çitler kaybolur. tarımı düzeltmeye çalışacaklarına hâlâ. Homais'nin eczanesidir! Hele akşam vakti. Abbaville yolunu Amiens yoluna birleştiren ve Rouen'den Flandres'a giden arabacıların bazen faydalandıkları bir kasaba yolu yapıldı. bunun üzerindeki kubbeye de. Dükkânın genişliğine büyük tabelada da. vs. bir pencere altında. tembel köy. iki tarafına akçakavak fidanları dikilmiş şose. sıhhi çikolata. muntazam. evler sıklaşır. dört şamdan arasında. elma şarabına batırılmış. Büyük mihrabın üzerinde. su başında öğle uykusuna yat-. kan temizleyici murab-balar. «Bu yeni çıkışlara» rağmen. parıl parıl yanan armalı levhalar asılıdır. kapıda. parmağını ağzına götürmüş. görürsünüz. binanın daraldığı yerde. yirmi adım ötede. çünkü bu kum ve çakıl dolu gevrek toprağı verimli kılmak için bol bol gübre lazımdır. Gözlere kadar geçirilmiş birer kalpağı andıran saman örtülü saçaklar. ovadan ayrılıp kendiliğinden ırmağa doğru büyüyüp gitmiştir. dört köşe öbekler meydana getirmiştir. yere serdiler mi. kiremit örtülü bir damdan ibaret olan sebze hali. Her yanı çitlerle çevrilmiş olan bu evler. burası noterin evidir ve kasabada bundan güzeli yoktur. eşiğe kadar gelip. Düz renk camlardan giren ışık. bir ayağında da adalet terazisini tutan bir Gaule horozu oturtulmuştur. kollarını masasına dayamış eczacıyı. fiyatların düşmesine bakmaz. mavi boyası da yer yer koyulaşıp sararmıştır. taktirhane gibi binalarla dolu bahçeler ortasındadır. Yonville'e gitmek için araba yolu yoktu. kara ekmek kırıntılarını yiyen civcivlerin içeri girmesine mani olmak için. üzeri: «Burası falanın yeridir» yazılı paspaslar mıhlanmış sıraları yandan aydınlatır. Ama. Grek tapmaklarını andırır bir binadır. Daha ötede. Bareges suları. erkeklere mahsus bir mahfil vardır. bir süpürge sapına asılmış bir demet eğreltiotunun sallandığı görülür.halıya mal olur. kimi düz. Tepenin eteğinde. «Vichy. Ev yukarıdan aşağıya kadar. günah çıkarma yerinin karşısında. bir tarafından itilince dönen birer tahta perde konulmuştur. Yirmi kadar direk üzerine çatılmış. yeşil kavanozlar o iki renk ışıklarını uzağa. çayır yetiştirmekte inat ederler. olduğu gibi kaldı. Altın Aslan Oteli'nin yanında. 1835 yılma kadar. yere düz düz konuvermiş beyaz taşlar birbirine bitişik gibidir. sokağın öbür tarafında. Ta uzaktan görülür. sonra. darcet hapları. birinci katta tam kemerli divanhane ' vardır. «Kutsal Aile» tablosunun bir kopyasıdır ki> bunun da altında «İçişleri Bakanının Hediyesidir» cümlesi yazılıdır. Kilisede görülen bundan ibarettir. dökme demirden birer saksı vardır. Kilise. fakat o yıllarda. kimine yemiş sırığı dayanmış. zemin katlarının kapısına da. arabalık. kimi yuvarlak. şaraphane. çifte cereyanlı gaz lambası yanıp da. mış bir inek çobanını andırır. Raspail ilacı. Zemin katında. Kapının üzerinde. köprüyü geçtikten sonra başlayan. Fakat göze en çok çarpan şey. İçerlere doğru gittikçe bahçeler darlaşır. doğru kasabanın ilk evlerine götürür. ırmak kenarına uzanmış hali ile. Ahalisi. kimine merdiven. Çaprazvari kara takozlu alçı duvara bazen cılız bir armut ağacı abanır. Onun etrafını çeviren ve ancak göğüse kadar gelen bir duvar içine alınmış küçük mezarlık o kadar 84 MADAME BOVARY doludur ki. alçak. Yonville-l'Abbaye. taş merdivenin iki tarafında. sargılar. kapısında sokağı işgal eden iki üç yeni yük arabası bulunan arabacı ustasının dükkânı gelir. erganunların bulunması lazım gelen yerde. İonia üslubunda üç sütun. Paris'ti bir mimarın planına göre yapılmış belediye dairesi. otlar orada kendiliğinden. saten fistan giydirilmiş. başına pullu bir tül örtülmüş. Sonra. camekânı süsleyen kırmızı. Ahşap kubbe tepesinden çürümeye yüz tutmuş. sükûta çağıran bir aşk heykeli ile süslü yuvarlak bir çimenlik arkasından beyaz bir ev görünür. bir parmaklık arasından. çarıklarla basıldıkça gıcırdayan bir döner merdivenle çı-1 kılan. nalbandın ocağı önünden geçilir.

rüzgâr estikçe sallanıyor. yenisini alırsınız. patates ekmeğe hâlâ devam ediyor ve: — Ne yapayım. Şimdiki oyuncular köşe deliklerinin dar. onlara uzaktan bakarak: — Bir şey değil. mezarlığı büyütmek için duvarlardan biri kısmen yıkılmış. memlekette bir salgın olunca bekçi. çuhayı yırtacaklar. birer beyaz kav yumağı gibi. Yani bir bilardo mu alayım? — Görüyorsunuz ki bunun tutar yeri kalmamış. Kolera salgınında.üzerine mıhlanmış büyük terazilerin arkasında. İnsan zamanına ayak uydurmalı. dedi. Dul kadın haykırır gibi: —v Ne? dedi. yağmur yiye yiye solmuş altın aslan. Eczacı yazılıdır. Eczacı devam etti: MADAME BOVARY . Beklediğiniz misafirlere yemekte tatlı diye ne vereceğiz. rakı getir. çok sürmez. o otelin sahibi dul Madam Lefrançois o kadar telaş içindeydi ki. Madame Lefrançois. tuhafiyecinin kapısına asılı. hizmetçinin boğazlamak için tutmaya çalıştığı tavukların bağrışmaları duyuluyordu. kömür çatırdıyor. Otelci kadın: — Artemise! diye bağırıyordu.... hem pek çok. doktorla karısının ve hizmetçinin yemekleri hazır edilecekti. sürahileri doldur. tencereleri başında uğraşırken alnından iri ter damlaları akıyordu. Bir gün papaz dayanamadı: — Siz ölülerin sırtından geçiniyorsunuz.. Bilardo salonundaki göç şirketi adamları yine kıyamet koparıyor! Arabalarını da büyük kapının altına bıraktılar. çabuk ol!.. bilemiyor. kendiliğinden yetişiyor!. çiğ et parçaları arasına yığılmış tabaklar. Elinde kevgiri. kamış kafesinde ne kadar kay-gusuzsa bu adam da hayatta o kadar tasasıza benziyordu: İşte Yonville-l'Abbaye'nin eczacısı. üzerinde ıspanak kıyılan kütüğün sarsıntısından boyuna titriyordu. Yüzünde. eskisi gibi. boş topraktan istifade edip patates ekmiştir.. yine de söyleyeyim: Siz bundan zarar göreceksiniz.. sabahtan beri belki on beş parti oynayıp sekiz testi elma şarabı içtiler!. Onu sağda bırakıp Saint-Jean tepeleri eteği takip edilince. tezgâhın .. istekaların ağır olmasını istiyor. Homais: — Ne çıkar? dedi. ısınıyordu. böylelikle her cenazede iki katlı kazancı olan bekçi. her şey değişti. fakat Lestiboudois. sırtını ocağa vermiş. Asıl işinden başka mezarcılık ve kilise hademeliği eden. Ama küçük tarlası yıldan yıla darlaşıyor. Monsieur Homais. Bovarylerin Yonville'e varacakları akşam. siyah zemin üzerine yaldızlı harflerle. mutfağın masası üzerine. Bir kurşun atımı uzunluğunda. sırma püsküllü hafif çiçek bozuğu bir adam.. üç acre toprak daha satın alınmışsa da.MADAME BOVARY 85 harflerle: Homais. Artık bileğe bakan kalmadı. yolu döndünüz mü kesiliverir.. Şimdiden etleri kesip tavukları te86 MADAME BOVARY mizlemek. Kilisenin çan kulesi üzerinde tenekeden üç renkli bayrak dönüp duruyor. Yeşil meşin terlikli. kendi halinden memnun olmaktan başka hiç bir ifade yoktu. kadife takkeli. Homais adı bir daha yazılmıştır. bunun içindir ki. bilardo başından kahkahalar geliyordu. Bundan başka. Üzüntü veren bu söz onu düşündürdü ve bir süre işine engel oldu. Dükkânın dibinde. Otelci kadın öfkesinden kıpkırmızı kesildi. her zamanki müşterilerinin. değil mi? Kırlangıç gelince devirip bir yanını kırar! Sen Polyte'i çağır da arabalığa çekiversin. Tellier'ye baksanıza. size kaç kere söyledim. iki tarafında birkaç dükkân bulunan sokak (Kasabanın biricik sokağı). cenaze sıklaştı diye sevinsin mi. Kümesten de.. eczacının dölütleri. bir camlı kapının üstünde «Laboratuvar» kelimesi okunur. demekten sıkılmıyor. onu bile kestiremedim! Aman Allahım!. İnan olsun. Anlatacağımız hadiselerden beri Yonville'de hiçbir değişiklik olmamıştır. Lestiboudois! dedi. Yonville'de görülecek başka bir şey yoktur... M. başı ucunda asılı saka kuşu. Ertesi gün kasabada pazar kurulacaktı. yoksa mezarlar çoğaldı diye keder mi etsin... mezarlar. odun alaz alaz yanıyor. mezarlığa varılır. biraz çalı çırpı topla. alaca bezinden iki flama. küçük salondaki üç değirmenci. çamur rengi ispirtonun içinde çürüyor ve otelin büyük kapısı üzerinde. Bu kapının ortasında. fino tüyünü andıran kıvırcık yelesini yolculara hâlâ gösteriyor. kapıya bir küme halinde devam ettikleri için bu kısım boş kalmıştır. çorba ve kahve pişirmek lazımdı.. içki getirilmesi için bağırıp duruyorlardı.

87
— Ne derseniz deyin, onun bilardosu sizinkinden iyi; birinin aklına gelip de, olur a, ya Polonya
veya Lyon'da evi barkı su altında kalanlar yararına vatani bir bilardo müsabakası tertip edilse...
Otelci kadın iri omuzlarını silkerek M. Homais'nin sözünü kesti:
— Biz öyle çulsuzlardan mı yılarız?.. Hadi hadi! Monsieur Homais, Altın Aslan sağ kaldıkça,
müşterisi eksilmez. Bizim sırtımız yere gelmez, ama bir sabah, hem de pek yakında, Cafe
Français'yi kapanmış, kepengine de koca bir yafta asılmış görürseniz hiç şaşmayın!..
Kendi kendine söylenir gibi devam etti:
— Bilardoyu değiştirmeliymiş... Çamaşır katlayıp ütülemek için ne kadar işime yarıyor; hem
av vakti, onun üstünde altı kişi yatırdığım bile oldu... Hivert miskini de nerede kaldı?
Eczacı sordu:
— Beylerin yemeğini çıkarmak için onu mu bekleyeceksiniz?
— O beklenilir mi?.. M. Binet'yi ne yaparız? Görürsünüz, saat altıyı çalar çalmaz, kapıdan girer.
Her işini saat gibi yapmakta eşi emsali yoktur. Daima da küçük salonda yeri hazır olmalı!
Kafasını kesseler başka yerde yemez! Her şeye de bir bahane bulur. Öyle elma şarabını
beğenmez. M. Leon da aksine; onun yedilere yedi buçuklara kadar gelmediği olur; önüne ne
verilse bakmadan yer. Ne iyi delikanlı! Bir kere olsun ağzından sert bir söz duymadım.
— Elbette! Terbiye görmüş bir adamla vergi tahsildarlığı eden bir jandarma emeklisi bir olur
mu?
Saat altıyı vurdu. Binet kapıdan girdi.
Arkasındaki lacivert redingot, zayıf vücudunun etrafına hiçbir buruşuk oluşturmadan dümdüz
düşüyor, tepeden şeritle bağlanmış kulaklıklı meşin kasketin yarı kalkık güneşliği altında,
miğfer giye giye ezilmiş gibi, dazlak alnı gözüküyordu. Siyah çuha yeleği, kıl yakalığı, gri
pantolonu vardı; ayaklarına da kış yaz, parmakları çıkıntılı olduğundan, iki yanı şişkin, pırıl pırıl
boyalı çizmeler giyerdi. Çene kemiğinin altından dolaşıp, ufacık gözlü, kemerli burunlu, donuk
uzun yüzünü bir tarh çevresi gibi kuşatan sarı sakalının bir kılı bile çizgisinden taşmıyordu.
Kağıt oyunlarının hepsinde usta ve iyi bir avcı olan bu adamın
88
MADAME BOVARY
inci gibi de yazısı vardı; evine bir torna almıştı, vakit geçirmek için peçete halkaları yapar, bir
sanatkâr kıskançlığı ve bir «bourgeois» cimriliği gösterip bunları dağıtmaz, evini bunlarla
doldururdu.
Küçük salona doğru yürüdü. Fakat önce oradan üç değirmenciyi çıkarmak lazım geldi; tabağı,
kaşığı, çatalı getirilinceye kadar Binet sobanın yanındaki yerinde ağzını bile açmadan durdu;
sonra âdeti üzere kapıyı kapatıp kasketini çıkardı.
Eczacı, otelci kadınla yalnız kalınca:
— Şu adamın ağzından hiçbir zaman gönül okşayan bir söz çıkmaz! dedi.
Otelci kadın cevap verdi:
— O hep böyledir... Geçen hafta buraya iki yolcu inmişti; kumaş komisyonculuğu
ediyorlarmış. Tatlı dilli, tuhaf iki delikanlı; akşam oturup bir yığın hikaye anlattılar; gülmekten
gözlerimden yaş geldi. İnanmazsınız, M. Binet karagöz balığı gibi, ağzını bile açmadı.
Eczacı:
— Öyle, dedi; herifte hayal yok, dokunaklı bir söz yok, hasılı insanı meclis adamı yapan
özelliklerden hiçbiri yok.
Otelci kadın:
— Ama, dedi, imkânları olduğunu söylüyorlar. M. Homais parladı:
— İmkânları mı?.. Onda ne imkân olur?.. Sonra biraz sakinleşip:
— Belki, dedi, kendi mesleğinde bir değeri vardır. Olur a!.. Biraz durup ilave etti:
— Birçok önemli işleri olan bir tüccarın, yahut bir hukukçunun, bir tabibin, bir eczacının,
zihninin pek meşgul olmasını anlarım; tarih kitaplarında bunun çok örneği vardır. Belki öyle
adamlar kafalarının içinde bir şeyler düşünür. Mesela benim kaç defa başımdan geçti: Bir
etiketin üzerini yazmak için kalemimi masanın üstünde ararım, ararım, bir de bakarım ki
kulağıma iliştirmişim.
Madam Lefrançois o sırada kapıya çıkıp Kırlangıç geliyor mu diye baktı: Ürperiverdi. Karalar
giyinmiş bir adam birdenbire mutfağa girdi. Akşam şafağının son ışıkları içinde, al al yanaklı,
pehlivan yapılı olduğu farkediliyordu.

MADAME BOVARY
89
Otelci kadın, şöminenin üzerine sıra sıra dizilmiş, mumları dikilmiş bakır şamdanlardan birini
alıp:
— Buyurun, rahip efendi, dedi; bir emriniz mi var?.. Ne içersiniz?.. Biraz frenk üzümü şurubu,
bir bardak şarap...
Papaz gayet nezaketle reddetti. Geçen gün Ernemont Manastırında unuttuğu şemsiyesini
aramaya gelmişti; onu akşam evine göndermesini Madam Lefrançois'dan rica ettikten sonra
kiliseye gitmek üzere çıktı; Angelus de (1) çalıyordu.
Ayak sesleri meydandan uzaklaşıp işitilmez olunca eczacı, papazın deminki hareketinin büyük
bir münasebetsizlik oldu-; ğunu söyledi. Onun, sunulan bir kadeh içkiyi reddetmesini, en çirkin,
en pisinden bir iki yüzlülük sayıyordu; M. Homais'ye bakılırsa papazlar kimseye göstermeden
kafayı çekiyor ve yine: «dîme» (2) günlerini getirmeye çalışıyordu.
Otelci kadın papazı savunmaya kalktı:
— Ama o, sizin gibi dört tanesini dizi üzerine kıvırıverir. Geçen yıl bizim samanı boşaltanlara
yardım etti; altı demeti birden kaldırdığı oluyordu, o kadar kuvvetli.
Eczacı:
— Aferin, dedi, siz de kalkıp kızlarınızı böyle güçlü, kuvvetli heriflere gönderin de günahlarını
çıkarsın! Ben, hükümetin yerinde olsam, papazlardan ayda bir kan aldırtırım. Evet, Madam
Lefrançois, her ay, şöyle bol bol bir hacamat, inzibat ve ahlak namına!
— Susun, Monsieur Homais! Siz kâfirin birisiniz. Ne dininiz var, ne imanınız!..
Eczacı cevap verdi:
— Neden olmasın, benim de dinim var, hem benimki, o türlü türlü hokkabazlıklar,
maskaralıklar eden heriflerin hepsi-ninkinden ileri... Bilakis, ben Allah'a taparım. Bizi, vatandaş
ve aile babası vazifelerini görelim diye bu dünyaya getiren, adı ne olursa olsun, bir Yüce Varlık,
bir Yaradan bulunduğuna inanırım. Ama, kiliseye gidip gümüş tabaklar öpmeye, bizden iyi yiyip
içen birtakım soytarıları kesemden beslemeye gereksinme duyamam; çünkü insan Allah'a
saygısını bir ormanda, bir tarla(1) Kilisenin duaya çağıran çanı.
(2) İhtilalden önce kiliseye ve derebeylerine verilen aşar vergisi.
90
MADAME BOVARY
da, hatta eski-zaman adamları gibi, gök kubbeyi seyretmekle de gösterebilir. Benim Allah'ım
Sokrat'm, Franklin'in, Voltaire'in, Beranger'nin Allahıdır., Ben Savua Papazının Amentüsü ile 89
ihtilalinin ölmez prensiplerine taraftarım. Yoksa, bahçesinde elinde bastonu ile dolaşan,
dostlarını balinaların karnına yerleştiren, bir feryat koparıp ölen ve üç gün sonra yeniden dirilen
bir Tanrı kabul edemem. Bunlar, aslında manasız, üstelik fizik kanunlarının hepsine aykırı
şeylerdir; sırası gelmişken söyleyeyim, papazların öteden beri kendileriyle birlikte halkı da
sürükleyip bulanık suda boğmaya zorladıklarına, ne korkunç bir bilgisizlik içinde çürümekte
olduklarına bu da bir delildir.
Sustu; gözleri etrafında bir dinleyici kalabalığı arıyordu; çünkü eczacı, galeyana gelip bir an
kendini, belediye meclisi toplantısında sanmıştı. Ama otelci kadının artık onu dinlediği yoktu.
Onun kulağı, uzaktan gelen bir gürültüdeydi. Toprağı döven gevşek nal şakırtılarıyle karışık bir
araba sesi işitiliyordu; nihayet Kırlangıç kapının önünde durdu.
Bu, tente hizasına kadar çıkıp yolcuların etrafı seyretmesine mani olan ve üstlerini başlarını
kirleten iki koca tekerleğin taşıdığı san bir sandıktı. Dar pencerelerinin küçük camları, araba
kapalıyken, çerçeveleri içinde zıngırdıyordu. Üstlerinde belki kırk yıllık bir toz tabakası vardı ki,
bunun şurasında burasında kalmış çamur lekelerini artık sağanaklar bile temizleyemi-yordu.
Arabaya, en öndeki tek başına, arkadaki ikisi yan yana giden üç hayvan koşulmuştu; inişlerde
arabanın dibi sarsıla sar-sıla yere çarpıyordu.
Yonville ahalisinden birkaçı meydana gelmişti; hep bir ağızdan konuşup haber, izahat istiyor,
sepetlerini soruyorlardı. Hivert hangisine cevap vereceğini bilemiyordu. Köyle şehir arasında
emanetçiliği o yapardı. Dükkânlara gider, kunduracıya kösele, nalbanta demir, hanımına bir fıçı
ringa balığı getirir, terziden ısmarlanmış hotozları, berberden kıtık saç alırdı; dönüşte yol
boyunca, paketleri bahçelerin çitlerinden atarak dağıtır, bunun için ikide bir yerinden doğrulur
ve hayvanları durdurmadan avazı çıktığı kadar bağırırdı.

Başlarına bir iş gelmiş, geç kalmışlardı: Madam Bovary'nin tazısı kaçmış, tarlalar arasında
kaybolmuştu. Tam bir çeyrek saat, belki daha fazla, hayvanı ıslıkla çağırmışlardı. Hatta Hivert,
her dakika onu gördüğünü sanıp, yarım fersah geri dönMADAME BOVARY
¦91
müştü; nihayet yola devam ettiler. Emma ağlamış, kızmış, bu felâketi Charles'dan bilmişti.
Onunla beraber arabada bulunan kumaşçı M. Lheureux, böyle kaybedilmiş köpeklerin uzun
yıllardan sonra efendilerini bulup tanıdıklarını birçok misallerle anlatarak kadını avutmaya
çalıştı.
— Bir tanesi, dedi, İstanbul'dan Paris'e kadar gelmiş. Bir tanesi de dört ırmağı yüzerek geçip
elli fersahlık yoldan dönmüş; babamın da bir tüylü finosu vardı, kayboldu; tam on iki yıl sonra,
babam bir akşam ziyafete giderken köpek onu tanıyıp sokakta sırtına atılmasın mı!..
II
Arabadan önce Emma atladı, arkasından da sıra ile Felicite, M. Lheureux, bir emzikli kadın indi;
karanlık basar basmaz, oturduğu köşede derin bir uykvuya dalan Charles'ı zorla uyandırdılar.
M. Homais karşılamaya çıkıp kim olduğunu bildirdi; Hanımefendiye ve Doktor Beye saygılarını
sundu, onların hizmetinde bulunabilmiş olmaktan zevk duyduğunu söyledikten sonra ahbapça
bir eda takınıp kendini davete cesaret ettiğini, zaten karısının Yonville'de olmadığını anlattı.
Madam Bovary, mutfağa girince sobanın başına gitti. İki parmağının ucu ile elbisesini dizkapağı
hizasından tuttu, topuklarına kadar kaldırdı ve siyah potinli ayağını, kızaran koyun butunun
üzerinden aleve doğru uzattı. Ateş onu baştan ayağa kadar aydınlatıyor, berrak bir ışık halinde
elbisesinin dokusuna, beyaz teninin düz gözeneklerine, hatta arada bir kırpıştırdığı gözlerinin
kapaklarına doluyordu. Yan açık kapıdan rüzgâr estikçe kadının üzerinden büyük bir kırmızı
renk geçiyordu.
Sobanın öteki tarafmda, san saçlı bir delikanlı Emma'ya sessiz sessiz bakıyordu.
Noter Guillaumin'in yanında kâtiplik ettiği bu Yonville'de pek sıkıldığı için M. L6on Dupois (Altın
Aslan Oteli sürekli müşterilerinin ikincisi işte bu gençti), belki akşam konuşulacak bir yolcu
iniverir ümidiyle yemek vaktini uzatırdı. İşini bitirdiği günler, ne yapacağını bilmediğinden, tam
saatinde gelip çorbadan peynire kadar M. Binet ile baş başa oturmaya çaresiz katla92
MADAME BOVARY
nırdı. Otelci kadın, o akşam yemeğe yeni gelenlerle beraber oturmasını teklif edince M. Leon
sevinçle kabul etti. Büyük salona geçtiler; Madame Lefrançois şatafatlı olsun diye, dört kişilik
sofrayı oraya kurdürmuştu.
Homais, nezleden korktuğu için, takkesini çıkarmamasına müsaade istedi. Sonra yanına oturan
Emma'ya dönüp:
— Hanımefendi hiç şüphesiz biraz yorgundur, dedi. Bizim Kırlangıç'ta insan öyle fena sarsılır
ki!
— Öyle ama, dedi, yolculuk her zaman hoşuma gider; yer değiştirmeyi pek severim.
Noter kâtibi içini çekerek:
— Mıhlanmış gibi hep bir yerde kalmak, dedi, ne kadar sıkıcıdır.
Charles atıldı:
— Siz benim gibi hep at sırtında dolaşmaya mecbur olsaydınız...
Leon, Madame Bovary'ye hitap ederek:
— Bana öyle geliyor ki, dedi, dünyada bundan tatlı bir şey olmaz. Ama elimizde olursa... diye
ilave etti.
Eczacı:
— Zaten, diyordu, tababet icrası bizim buralarda öyle pek ağır değildir; zira yollarımız araba
kullanmaya uygun olduğu gibi, çiftçilerimizin hali, vakti yerindedir, ücreti esirgemezler. Sıhhi
durum açısından bağırsak iltihabı, bronşit, safra hastalıkları vesaire gibi alelade
vakalardan başka hasat vakti ara sıra sıtma nöbetleri gözükürse de öyle tehlikeli, kayda değer
özel bir şey yoktur; ancak birçok sıraca vakaları vardır ki, bunların da sebebi, hiç şüphesiz,
köylerimizdeki evlerin sıhhi koşullar açısından pek acı bir halde olmasıdır. Bir de şunu
söyleyeyim ki, Monsieur Bovary, hayli batıl itikatlarla mücadeleye mecbur olacaksınız; ilminizin
gayretleri karşısına her gün, alışıklık, görenek mahsulü birtakım inatlar çıkacak; çünkü hâlâ,
hekime veya eczacıya müracaat lazım geldiği yerde dokuz gün tövbelerine, kutsal emanetlere,

nihayet sıcak memleketlerde olduğu gibi birtakım sıhhate zararlı miyasmoslar hasıl edebilir. isteyerek bırakılmıştır. Seine nehrinde kendiliklerinden serinleşir ve bize bazen birdenbire. Homais. yani güney tarafından güneydoğu rüzgârları tadil eder ki. hidrojen ve toprağın türabı nebatisini kendine çekerek. buna hiç hayret etmem. Küçük dağın tepesinde. Leon gerçekten eczacının evinde. öbür yandan Saint -Jean tepesi batı rüzgârlarına karşı muhafaza eder. ikinci katın meydana bakan bir odasında otururdu. vecde sevkeder! Bir müzisyenden bahsederler.. dedi. onların hakkında hikayeler anlatıyor. göllerin şiiri. Noterin servetinin neye bağlı olduğunu kimse bilmiyordu. hayli dert çıkarıyordu. azami yirmi dört. Termometre (gözlemleri kendim yaptım) kışın dörde kadar iniyor. mamafih bu ısı. Ne diyorsunuz. Madame Bovary. — Şüphesiz Alman müziğini.A. ona Yonville'in başlıca sakinlerinden bahsediyor. Sellerin ortasında inanılmayacak kadar büyük çam ağaçları. . Ev sahibinin bu iltifatına kızardı. doğrusu buraların iklimi hiç de fena değildir.papaza başvuranlar oluyor. ancak birkaç bileşim bıraktım. — Daha bilmiyorum. Leon: — Ah! dedi. hayalini daha çok coşturmak için gidip muhteşem bir manzara karşısında piyano çalarmış. başka bir deyişle Fahrenheit'te. uçurumlar kenarında asılı kulübeler. bizi bir yandan Argueil ormanı kuzey rüzgârlarına. Homais. Rusya meltemleri gibi estikleri olur (1). (N. bir aktör gibi tane tane söylüyordunuz. böyle olmakla beraber bu harareti. Akrabamdan biri geçen sene İsviçre'de seyahate çıkmıştı. M. aslında olduğu gibi. malumat veriyordu. insanı mest ediyordu. — Theatre des Italiens'i bilir misiniz?. size de öyle gelmiyor mu? — Dağ manzaraları da öyledir. Kadın sordu: — Siz müzikle meşgul olur musunuz? — Bir şey çalmam. alçakgönüllülüğünden öyle söylüyor. — Bence güneşin batışı kadar hayranlığa değer hiçbir şey yoktur. Son cümlelerin karışıklığı. ibadete. tabağına eğilerek delikanlının sözünü kesti: — Onun sözüne bakmayın. Bununla beraber. otuz dereceye yükseliyor. azizim! Geçen gün odanızda Ange Gardien'l (Koruyucu Melek) bir söyleyişiniz vardı. civarda gezilecek yerler var mı? — Pek az. kitabımı açar. bir de Tuvache ailesi vardı ki. fazla değil! —Gerçekten. Madame Bovary cevap verdi: — Seyretmesi bile ruhu yükseltip insana sonsuz ideal fikirleri ilham eden o sınırsız uzaklık üzerinde zekâmız. hatta yörede doksanına ermiş birkaç kişimiz var. dedi. fakat M. ' . birer dev gibi duruşu akla hayale sığmaz diyor. daha doğrusu gelmesi icap ettiği taraftan. ormanın kenarında Otlak denilen bir yer var. hekime dönmüştü. ben denize bayılırım. fakat cesaret edemedim. bütün bu tebahhuratı birbirine karıştırıp bir huzme halinde toplayarak ve bir yandan da kendiliğinden havâ-yı nesimîde bulunması muhtemel elektriğe karışarak. insanı hülyalara daldırır. yani İngiMADAME BOVARY 93 üz ölçüsünde elli dört eder. Böyle manzaralar herhalde insanı coşturur. Sizi laboratuvanmdan dinledim..). en sıcak mevsimde yirmi beş.. Bu Reaumur-de". karlı dağların o heybetli. delikanlı ile konuşmasına devam ederek: — Bari. Emma sordu: — Hangi müziği tercih edersiniz?. hislerimiz daha serbestçe açılıyor. Madame Bovary.. güneşin batışını seyrederim. gelecek yıl hukuk tahsilimi bitirmek üzere Paris'e gideceğim. ırmağın neşrettiği su buharı ve çayırlarda birçok hayvan bulunması yüzünden— malumunuzdur ki o hayvanlar bir hayli amonyak. çağlayanların letafeti. 94 MADAME BOVARY açılınca da ayaklarımızdan bin kadem aşağıda boydan boya vadiler gözükürmüş. geldiği. ama pek severim. rüzgârlar. yani azot. bulutlar (1) Homais'nin ukalaca nutuklarını tamamıyle eski dile çevirmek belki daha doğru olurdu. o zaman görürüm. ama bilhassa deniz kıyısından seyredilmeli. Bazen pazar günleri oraya gider.

kilerli mutfak. ağaçlıklı bir yola açılan. ona kaç kez biraz jimnastik yapması söylenildi ama odasına kapanıp kitap okumayı tercih ediyor. saatler akıp geçer. Emma: — Çok doğru!. dedi. hiçbir şeyi aklı almıyor. sonunda insanı yoruyor. her şey. Bazen insan bir kitapta kendinin de aklından geçmiş bir fikre. akşam rüzgâr pencereye vurur. onun yaptığı delilikler sayesinde Yonville'in en rahat evlerinin birinden istifade edeceksiniz. eski çarıklarını taşlar üzerinde avare avare sürükleyerek tabakları birer birer getiriyor. Çok doğru!. bundan başka çeşitli günlük yayınlar da vardır ki. o eserler kalbe tesir etmediği için. çünkü hizmetçi Artemise. İki buçuk saattir sofradaydılar. Hiç kımıl-damaksızın. bunun için ben daima. Voltaire. her şeyi unutuyor. kimse görmeden girip çıkmaya müsait bir kapısı bulunmasıdır. insanı daha çok ağlatıyor. Evin bir hekim için en büyük iyiliği. bunların arasında. vb. Walter Scotte. dedi.. Buchy. Leon devam ediyordu: — İnsan bir şey düşünmez. Yonville bucakları ve civarı muhabiri olmakla onur duyduğum gündelik Ruen Feneri de vardır. yemiş kileri. tâ derinden hatıra gelen silinmiş bir hayale rastgelir ki bu. hülyamızı inciten bin bir hali arasında. şimdi ben bilakis bir solukta okunan hikayeleri. korku veren öyküleri seviyorum. Leon: — Ben de öyleyimdir. hanımefendi bahçe işleri ile uğraşmasını severse. Forges. Neufchâtel. lamba yanarken ateşin başına oturup bir kitap açmaktan daha tatlı ne var ki? Emma. ama insan Yonville'de okunacak çok bir şey bulamaz ki!. oturma odası. Emma: — Ama.. sanatın asıl amacından ayrılmış oluyorlar. dedi. Bu son sözleri duyan eczacı: — Hanımefendi kabul etmek lütfunda bulunurlarsa. dedi... Burada hayattan uzak yaşayan benim biricik zevkim. — Bunun içindir ki ben bilhassa şairleri severim. ılımlı duygulan anlatan romanlardan nefret ediyorum. dedi. Delille. 96 MADAME BOVARY Emma: — Burası da şüphesiz Tostes gibi. düşüncemizi sûylu yaratılışlı insanlara. düşünceniz hayalle sarmaş dolaş olarak ayrıntılar içinde oynar. dedi. masraftan kaçmaz bir adamdı! Bahçenin bir ucunda havuz başına. en iyi yazarların eserlerinden meydana gelmiştir. saf sevgilere. biricik eğlencem bu. yazın oturup soğuk bira içmek için bir de kameriye yaptırdı.. diyordu. şahıslara karışır. yahut serüvenlerin çevresini izler. bana öyle geliyor ki. L'Echo des Feuilletons. Leon: —Bilmem size de hiç oldu mu?. Yanoda keyfini bilir. dedi. bütün kütüphanem emirlerine amadedir.. dedi. en ince hissinizi anlatıyor sanırsınız. . Charles: MADAME BOVARY 95 — Bizim hanım öyle şeylerden hoşlanmaz. Şiiri nesirden daha kalbe yakın buluyorum. Hayatın. kira ile kitap veren bir kütüphaneye abone oldum. Emma: — Onu ben de hissettim.Eczacı: — Şu kaçan Yanoda zavallısından bahsederken muhterem zevcinize de anlatmıştım. Rousseau. mutluluk tablolarına bağlayabilmek ne kadar tatlıdır.. dedi. Noter kâtibi: — Hakikaten. Hayatta çok rasgelinen alelade şahısları. iri iri kara gözlerini ona dikerek: — Değil mi?. Zaten bir ailenin hoşuna gidecek her şey var: Çamaşırlık. onların elbiseleri altında kendi kalbiniz çarpıyor sanırsınız. görür gibi olduğunuz ülkelerde dolaşırsınız. bilardo salonunun kapısını boyuna yarı açık bırakıp mandalın duvara çarpmasına sebep oluyordu..

sandalyelere yığılmış şilteler. terbiyesi yerinde bir insan olduğu söylenirdi. bilmedikleri kibarlar âlemi. utangaç bir çocuktu ve yan sıkılganlıktan. Leon başını kaldırıp selam verdi. yere büyük gölgeler seriyordu. eşyayı getiren iki hamal her şeyi gelişigüzel bırakıvermişlerdi.. o pek arsız ve biraz da anaları gibi hantal çocuklara. yan hislerini saklama isteğinden gelen bir çekingenliği vardı. Fakat otele girdiği zaman sofra başında yalnız M.Leon konuşurken. şişeler. Pazar yerinin direkleri. Emma. tavla uşağı da. Öteki eline de papazın şemsiyesini aldı ve yola düzüldüler. Homais'nin uzaktan akrabasıydı. sık sık çocukları gezmeye götürmek nezaketini gösterdiği için de Madame Homais'nin sevgisini kazanmıştı. bir genç için ne güzel şey. doğrusu iyi bir komşu olduğunu gösterdi. Hem. fitilli bir patiska yakayı. bundan sonrakinin daha iyi olacağından kuşkusu yoktu. birtakım meziyetleri de vardı: Suluboya resim yapar. alışveriş edeceği dükkâncılar hakkında bilgi verdi. Monsieur Bovary ile hanımını bekliyordu. elinde bir fener. Binet'yi gördü. yemeğin sonuna kadar her şeyi gözden geçirip her şeyden bahsettiler. yarı sis içine gömülmüş. Emma selamı çabucak iade edip pencereyi kapadı. hem de öyle bir dille. anlatabilmişti?. genellikle. Evin ortasında karmakarışık konsol çekmeceleri. dükkândaki işinden başka. yeni kadriller. Emma'nın oturmuş olduğu Tostes. Eczacı. evin önündeki meydanda gördü. az sonra da sofradan kalkıldı. ayağını Madam Bovary'nin oturduğu iskemlenin çubuklarından birine dayamıştı. bununla dördüncü defa olarak bilmediği bir yerde yatıyordu. Madam Lefrançois küllerin başında uyuyakalmıştı. eve acıdıkları için almışlardı. Duvarlar yeniydi. ikincisi Tos-tes'a vardığı zaman. mademki hayatının geçen kısmı fena olmuştu. O. nota okumasını bilir. Kızıl saçları arasına saman çöpleri karışmıştı. yere konuvermiş leğenler vardı. onlar böylece yan yana. perdesiz pencerelerden beyazımtırak bir ışık giriyordu. şarabı tadıp iyisini seçti ve fıçının bodrum katına yerleştirilip yerleştirilmediğine baktı. politika bahsinde taş-MıB 7 98 MADAME BOVARY kınlık etmezdi. evlerine götürmek üzere. Kendisi henüz gecelik elbisesi ile idi. Madame Bovary'ye. Birincisi rahibeler okuluna girdiği gün. Kasaba uykudaydı. tereyağının . hiz-* metçiden başka. sıvalann soğukluğunun omuzlarını nemli bir havlu gibi kapladığını hissetti. kendi elma şarabı aldığı adamı özel olarak çağırttı. Homais'nin saygısını. bunların her biri de hayatında sanki yeni bir safhanın başlangıcı olmuştu. perde demirleri. dimdik tutuyordu. Daima üstleri başları berbat. olayların ayn yerlerde aynı biçimde olabileceğine inanmıyordu. ay ışığı vurdukça ırmak boyunca bir buhar tabakası yükselen çayır gözüküyordu. Birinci kattaki odaya. M. MADAME BOVARY 97 Fakat hekimin evi. o zamana kadar bir hanım'la durmaksızın iki saat konuştuğu hiç olmamıştı. tatlı bir eda ile o yakaya gömülüyor veya hafifçe meydana çıkıyordu. Sanki bir yaz gecesiymiş gibi toprak gıpgriydi. roman isimleri. dördüncüsü de bu. Paris'in tiyatroları. Emma. birbirini açan sözlerin dönüp dolaşıp ortaklaşa bir yakınlığın değişmez merkezine götürdüğü çeşitli konularda bir sohbete dalmışlardı. üçüncüsü Vaubyessard'da. Le"on o gün akşama kadar saatin altıya gelmesini bekledi. Eskiden o kadar iyi söyleyemeyeceği şeyleri nasıl olmuş da ona. eczacı çırağı Justin de dadılık ederdi. Hayal meyal ağaç tepeleri ve daha ötede. Bir gün önceki yemek onun için mühim bir hadiseydi. kapıdan girer girmez. şimdi bulundukları Yonville. sol bacağından topallıyordu. Kahve getirildikten sonra Felicite" yeni evde odayı hazırlamaya gitti. Charles ile eczacı konuşurlarken. III Ertesi sabah uyanınca noter kâtibini. Bilgisi ile M. Yonville'de onun edebi. Kadının boynunda mavi ipek bir boyunbağ vardı ki bu. uşaklık da ederdi. Emma'nm başı ile yaptığı hareketlere göre yüzünün alt kısmı. Yaşlı kimselerin ileri sürdüğü düşünceleri dinler. hiç farkına varmadan. ahşap basamaklar gıcırdıyordu. yaldızlı değnekler. \ Emma. ve akşam yemeğinden sörira kağıt oynamayacaksa. Justin. seve seve edebiyat sözü ederdi. otelden ancak elli adım ötede olduğundan. hemen vedalaşıp ayrılmak lazım geldi.

Charles kederliydi. Yavaş yavaş bu ihtarın hatırası zayıflamış. Bunun içindir ki her sabah Homais. muayene odasına kapanıp uyuyor veya karısının dikişini seyrediyordu. hem de kolay eğilip bükülen bir yaratık olan kadının başında. Fakat para meseleleri zihnini işgal ediyordu. O yüksek adliye memuru M. kendini rutubetli zindanlara atılmış. o anda aklına gelen türlü türlü tatlı. en uzak saadetlere dişlerini geçirebilir. bu tatlı tasa unu avuttu. İnsan hayatını boydan boya biliyor ve hayat sofrasına. devamlı bir his peyda olacaktı. 100 MADAME BOVARY Fakat Charles her yemekte çocuktan bahsettiği için Emma da onu devamlı bir surette düşünmeye başladı. çoluğunu çocuğunu göz yaşları içinde perişan. hatta kaybolmuştu. Koridorda. koltuğunda yorgun argın vaziyetler takındığını gördükçe sevincinden çıldı-rıyordu. Emma önce büyük bir şaşkınlık duydu. Homais'yi özel odasında. yarı ağlar bir eda ile. arabanın fazla sarsıldığı bir sırada Quincampoix kaldırımına düşüp tuzla buz olan alçı papaz da caba!. Fakat belediye reisinin ona kini vardı. iki yılda eriyivermişti. jandarmaların koca çizmeleri ile dolaştıkları. Hem Tostes'tan Yon-ville'e taşınırken bir sürü eşya hasara uğramış. aklı başına gelsin diye bir kahveye girip bir kadeh rom ile Seltz suyu içmek zorunda kaldı. sabahleyin.ucuza alınması için çare öğretti. bu yüzden birtakım gizli ihbarlar üzerine Rouen'a. esmer olacak. Erkek kısmı. mahkeme saatinden önce oluyordu. her şeyden korkulurdu. Böylece. ayakta kabul etmişti. Krallık savcısının huzuruna çağırılmıştı. hatta boyacıların bıraktığı bir parça boya ile. elleri ile yüzünü okşar. dansettirmek ister ve yarı güler. Tostes'taki tamirat. kilitlenen kapı gürültülerine benzer sesler duyuluyordu. ev sahiplerinin isteğine göre gündelikle veya götürü olarak Yonville'in başlıca bahçelerine bakan Lestiboudois ile pazarlık etti. kavanozları dağıtılmış bir halde görür gibi oldu. sanki geçmişteki aczlerinin intikamını aldıracak bir ümitti. beynine kan hücum edip ölecek sandı. gönül ferahlığı ile oturuyordu. karşı karşıya oturup ona doyasıya baktıkça. diplomasız şahısların hekimlik yapmalarını yasak eden birinci maddesine aykırı hareket etmişti. ona gazete'yi götürür ve çoğu zaman da. onu köyün işçi kadınlarından -birine ısmarlayıp kendisi bir çöpüne karışmadı. mesMADAME BOVARY 99 lektaşları da çekemiyorlardı. Çok şükür ki karısının gebeliğini düşünmek. Fakat istediği gibi masraf edip pembe ipek cibinlikti sepet beşik. Vakit geçirmek için evinde ırgatlık etti. yine eskisi gibi. Bu. Baba olacağını düşündükçe haz duyuyordu. öğleden sonra. işlemeli takkeler yaptıramadığı için hüzne kapıldı. Hizmetinde bulunup M. Aralarında yeni bir ilişki belirip vücutlarını yaklaştıracak ve sanki daha girift bir birlik bağı. arkasında kalın kürklü cüppesi. çocuk takımı ile uğraşmaktan vazgeçti. Yerinden kalkar. Kadının ise önüne her zaman engeller çıkar. serbesttir. o kadar ki. Eczacının bu kadar yakından ve dostça paralanması sadece başkalarına bir hayrı dokunmak ihtiyacından gelmiyordu. gürbüz. Homais. iki kolunu dayayıp. daha uzaktan da. belki de sevgisi. Hem bir külçe gibi hareketsiz. eczaneyi bir süre bırakıp hekimle yarenlik etmeye giderdi. eczaneyi satılmış. vücudunun rehaveti. adını Georges koyacak. Karısının uzaktan tembel tembel gelişini. kanunun . dünyaya getireceği çocuğun bit erkek olması fikri. annelerin şefkatini iştahlandıran o hazırlıklarla gönül eğlendirmedi. zangoçluk ve mezarcılık vazifelerinden başka. ihtirasları ve memleketleri dolaşır. «annecik» der. hanımın elbiseleri ve göç için o kadar masraf olmuştu ki. Oğlan istiyordu. engellerden atlar. dükkânın iç odasında ufak tefek hastalıklara bakmaya başlamıştı. artıyordu. 19 Ventöse XI tarihli kanunun. heyecanı geçsin. Kadının kurtulması yaklaştıkça Charles'm da sevgisi.. Eczacının kulakları çınlamaya başladı. bunların altında kendisinin de bir çıkarı vardı. Bir yere oturup saatlerce hiç konuşmadan öyle duruyor. bunun için. M. kadına sarılır. şişeleri. korse-siz kalçalarının etrafına yumuşacık gevşek etlerin doluşunu seyrettikçe. şakacı sözler söylerdi. Şimdi hiçbir eksiği yoktu. tavan arasının duvarlarını süslemeye kalktı. ne de olsa. üç bin ecu'dan fazla tutan drahoma. ta başlanbıcından bir derece sönükleşti. başında serpuşu ile. Bovary'yi kendine çekmekle onu minnettar etmiş ye sonradan işin farkına varırsa söz etmesini önlemiş olacaktı. Hasta gelmiyordu. sonra. analık denen şeyin ne olduğunu anlamak için kurtulmayı arzu etti.

Athalie tragedyasındaki fikirleri kınamakla beraber üsluba hayrandı. Homais İyilerin Tannsı'm tutturdu. nihayet Bovary baba. Çocuğu görmek istedi ve onu vücutça iyi bulduğunu söyledi. Vaubyessard şatosunda Marquise'in bir tazeyi Berthe diye çağırdığını hatırladı. Galsuinde hoşuna gitmişti. kafalar kızıştı. M. Franklin de hürriyeti temsil ediyordu. rahip Bournisien'i öfkelendirdi. Charles: — Kız!. Takvim (1) baştan aşağı gözden geçirildi. Madame Homais ile Altın Aslan oteli sahibi Madame Lefrançois koşarak göz aydına geldiler. Homais'nin ise. hanımlar yalvanyorlardı. İradesi. Charles kızma anasının adını koymak jstedi. hem de onunla şöyle bir çeyrek saat tartışmak isterdi. Napoleon şan ve şerefi. Hediye olarak müessesesi matahlarının hepsinden birer parça. başından aşağı bir bardak şampanya dökerek vaftiz etti. Leon'la konuşuyorduk. sanat vadisindeki hayranlıklarına engel olmaz ve düşünürlüğü. Nihayet Emma. Likörlere sıra gelince M.. yarı bıraktığı kahvesini içmeye başladı. Emma kızına bir isim bulmak için hayli uğraştı. Böyle mukaddesatın alaya alınması. hiçbir şey olmamış gibi. öyle ki. M. papaz da gelmişti. farklar gözetmesini bilir. ama Yseult veya Leocadie'yi daha iyi buluyordu. Ayin gününün akşamı bir ziyafet çekildi.Geçen gün M.emrettiği itaatler gibi düşmanları vardır. vaftiz babası olması M. Emma razı olmuyordu. çocuğun adını Madeleine koymayışınıza hayret ediyor. her rüzgârın etkisi ile çırpınır. fakat papaz alayının o parçalardan kendi melanetleri için faydalandıklarını düşündükçe yüreğini üzüntü kaplardı. şapkasının bir şeritle tutturulmuş tülü gibi. saygılı bir adam olduğundan. şimdilik birkaç kutlama sözü ile yetindi. sonra İsa. Atala gibi sonu İtalyan isimlerine benzeyenleri birer birer düşündü. M. Önce Clara. o da. Homais'den rica edildi. aralık kapıdan. Homais'nin felsefi inançları. ama At-halie. (1) Takvimlerde her gün azizeden birinin yortusu olarak gösterilir.'kenr dişini tövbekar ve Hıristiyan yaptı. elâ-leme danışıldı. İçkiye de pek 102 MADAME BOVARY . daima sürükleyen bir arzu ve yine daima engel olan bir ahlak düşüncesi vardır. Fakat Charles'ın annesi kızıp böyle günahkâr kadın (2) adının lafını ettirmedi. dedi. Eczacı. Fransız tiyatrosunun en ölmez usta işine karşı bir anmaydı. Irma belki sadece romantizme bir tavizdi. bir dolaptan bulup çıkardığı altı çubuk nöbet şekeri verdi. önce bir günahkâr kadındı. kararsız. Onun başlıca güzel parçalarını okudukça heyecana kapılır. üç hokka hatmi murabbaı. MADAME BOVARY 101 ünlü bir olayı veya yiğitlik gösterir bir kavramı hatırlatan isimlere sevgisi vardı. Homais araya girdi ve papazı yerine oturttular. saat altıda doğurdu. artık bu ada karar verildi ve Rouault Baba gelmeyeceği için. seher vakti. meydanda çubuğunu içmeye giderken giydiği gümüş şeritli asker külahı ile köy halkının gözlerini kamaştırdı. (2) Maria-Magdelane. ayrıca da. Amanda. şimdi o isim moda oldu. dört çocuğuna da bu usûl üzere ad koymuştu. Nekahat günleri sırasında. ama. Böylece. Çünkü. yani altı kutu hünrlap. Örneğin. Louisa. hayal ile taassubu birbirine ka-rıştırmazdı. çocuğun getirilmesini istedi ve onu. vaftiz analığı etmiş olan ihtiyar Madame Bovary de İmparatorluk zamanından kalma bir şarkı okudular. Charles'ın babası Yonville'de bir ay daha kalıp sabahları. hem Racine'e iki eli ile taç giydirmek. Eczacı: -----. dedi. şahıslara öfkelendiği halde onların nutukları ile coşardı. eserin ruhuna lanet ediyorsa da bütün ayrıntıları alkışlar. Çok geçmedi. ruhunu saran bu birbirine aykırı hisler arasında. bir büyük adamı. Bovary baba Tanrılar Savaşı'ndan bir parça okuyarak karşılık verince papaz gitmeye kalktı. hassaslığını boğ-mazdı. Bir pazar günü. Leon bir Venedik havası. bir kavanoz dolusu nişasta peltesi. Emma başını çevirip bayıldı.

Çitlerin delikleri arasından bakılınca.. yan yana. hizmetçisine. dağın eteğinde. Madame Bovary kızını görmek üzere yola çıktığını. bağlı inekler görülüyordu. oğlunun saadeti yıkılacak diye kaygılandı ve böyle devam ederse. ısırganlar. kaldırımın çakılları ayaklarını zedeliyordu. metreslerinden. mavi göğün sert ışığı altında parıl parıl yanan arduaz taşlarından damların tepesinde. sokak geçildikten sonra. Çocuk. doğramacının karısına. etrafta ne olduğu pek anlaşılmaz birkaç pırtı. Rollet'nin evine doğru yürümeye başladı. mezarlığa gidermiş gibi sola sapmak ve basık evlerle bahçeler arasında. Öğle vaktiydi. bulaşık musluğunun taşı altında. diye sordu ve kâtipten aldığı «hayır» cevabı üzerine. Marangoz köyün ta ucunda. Kapının arkasındaki köşede. yavaş yavaş yürüyorlar. Tam o sırada M. M. yaban gülleri. «Madame Bovary'nin kendini lekelemekte olduğunu» söyledi. Sütninenin evine varmak için. zemin katında bulunan biricik odanın dibinde. bulunduğu ziyafetlerden bahsediyor. sokağa doğru ilerleyen tentenin gölgesi altına girdi. ağzına tavuk tüyü takılmış zeytinyağı şişesinin yanına parlak çivili pabuçlar dizilmişti. fakat şimdi bir yorgunluk duyduğunu anlattı. hatta bazen. Emma onunla konuşmaktan hiç de sıkılmıyordu. yoksa bir yere girip otursam mı diye bir düşündü.. eve mi dönsem. ticaretle-riyle fazla meşgul oldukları için. küçük bir oğlanın elinden tutmuştu.. Bovary hiçbir şeyden çekinmeyecek adamlardandı. merdivende olsun. mum ve kav parçaları arasına bir Mathieu Laensberg atılıvermişti. Leon: — Arzu ederseniz. kucağında meme emen bir çocukla çıkıp geldi. Emma. Tahta perde kapısının açıldığını duyunca sütnine. yavşan otları. koltuğunun altında bir tomar kağıtla. subaylık zamanından. cılız. Gelip kadını selamladı ve Lheu-reux'nun dükkânı önünde. hoş sohbet gözüküyor. çakmak taşları. Belki daha ciddi endişeleri de vardı. O zaman ihtiyar Madame Bovary. Leon da adımlarını kadınınkine uyduruyordu. Emma yürürken kendinde bir halsizlik hissediyordu. sütnineye verilmişti.. tozlu şöminenin üzerine. Emma: — Bir işiniz var mıydı?. bahçede olsun: «Charles. Evin. kendisine yoldaş olmasını rica etti. babası ile anası. camlarından biri kırıldığı için. üzerine yuvarlak bir mavi kağıt yapıştırılmış pencerenin önünde bir hamur teknesi duruyordu. köye bırakmışlardı. kocasının. Ağır bir rüzgâr esiyordu. Damı kara kiremit örtülü bu basık evin çatı deliğinden aşağı bir soğan hevengi sarkıyordu. pencerelerin tahta kepenkleri kapatılmıştı. oğlunun hesabına yazdırtırdı. çitin üzerine de Amerikan bezinden bir yatak örtüsü serilmişti.düşkün olduğundan sık sık hizmetçi kızı Altın Aslan'a gönderip bir şişe Fransız rakısı aldırtır. hiç şüphesiz bir lavanIf . Sütnine: — Buyurun. Evi. İkisi. diye söze başladı. Leon. sanki kıvılcımlar çatırdıyordu. bir gün Emma onu birdenbire özledi ve kırkı çıkıp çıkmadığını hesaplamadan. Herif dünyayı dolaşmıştı: Berlin'den. Dikenli çite dayanmış çalı demetleri. MADAME BOVARY 103 Daha o akşam Yonville'de bunu duymayan kalmamıştı. kırmızı basmadan bir gömlek asılıydı. kulübelerin önünde. hem nazik. sizin çocuk içeride uyuyor. önüne gölge salan bir koca ceviz ağacından tanıdılar. belediye reisinin karısı Madame Tuvauhe. gübrede yuvarlanan bir domuz veya boynuzlarını ağaç gövdelerine sürten. Rouen'li bir şapkacının oğlu olan bu çocuğu. ama devama cesaret edemedi. yere ekili birazcık marul. dedi. Strasbourg'dan. el örtüsü çorap. fundalıklardan yükselen böğürtlenler hep çiçek açmıştı. Viyana'dan. boyun atkıları güzel koksun diye gelininin bütün kolonyalarını harcadı. sıcak havada uğulda-yarak uçuyordu. Bir eli ile de. duvara dayalı perdesiz geniş bir karyola vardı. iki tarafında kurtbağrı ile dolu bir küçük yolu tutmak lazımdı. Pis bir su akıp otların üzerine yayılıyordu. önlerinde bir sürü sinek. orada bir kapıdan çıktı. Leon'a dayanıyor.» diyerek kadını belinden yakalıyordu. yüzü gözü çıban içinde. Kurtbağrılar. karışmam ha!. Bu odada bulunan lüzumsuz şeylerin sonuncusu da. lavanta çiçeği ve sırıklarında çiçek açmış bezelyenin etrafını çeviriyordu. araba yolu ile çayırlar arasında otururdu. . genç kadının fikirleri üzerinde kötü bir etkisi olmasından korkarak bir an önce köye dönmeye karar verdi.

Sütnine hemen koştu ve: «Yer etmez. Tırnaklarına bakmak kâtibin başlıca işlerinden biriydi. gözleri ile bir terbiyesizlik etmiş olmaktan korkarak başını çevirdi. Emma onun tırnaklarına da dikkat etti: Yonville'de kimseninki o kadar uzun değildi.de yamaç daha genişlediği için. dedi. ırmak boyundan döndüler. Leon. belli bile olmaz!» diyerek yakayı silmeye başladı.. istediğiniz ne ise çabuk söyleyin. Sizin için de daha iyi olur. ne olur.. Kadıncağız bahçe kapısına kadar beraber gitti. —Bir kez daha selam verdi— gönlünüzden ne zaman koparsa —(gözleri yalvanyordu)— bir testicik Fransız rakısı gönderiveriniz. bütün günüm onu temizleyip kurulamakla geçiyor!. Artık can sıkıyorsunuz! — Ah hanımcığım. sonra yavaşladı ve etrafa gezdirdiği gözleri.. erkekler. bunun içindir ki genç kadınla yol arkadaşı yürürken. Emma. Emma: — Kısa kesin. bir görseniz!. Emma: — Peki... dedi.. Yaralan göğsünde fena fena sızılar bıraktı. fakat birkaç adım ilerlemişti ki bir takun-ye sesi duyup başını çevirdi. yüzbaşının da yılda verdiği altı frankla. kocasının işinden kazandığı. — Ne var?. Bakkal Camus' ye lütfen söyleyiveriniz de lazım oldukça bana biraz sabun versin. ayaklarının hep bir sesle toprağa . ırmağa kadar inen birkaç basamak merdivenleri bulunan bahçelerin duvarları. Leon'un koluna girdi. Bazen. Emma: MADAME BOVARY 105 — Vereceğiz dedik ya!. boru çalan. — Çabuk olun. Leon odada dolaşıyordu. diye tekrar ediyordu. benim rahatsız etmemden kurtulursunuz. Madame Rollet.. dil gibi yumuşacık ayakları var. Allaha ısmarladık. dedi.. uzun ince otlar. Madame Bovary. b:r ay idare eder. Köylü kadın Emma'yı bir kara ağacın altına çekti ve kocasından bahsetmeye başladı. Emma'nın çocuğu. o kadarla kalmaz ki!. sabredip kadının teşekkürlerini de dinledikten sonra yürüdü. dallan düşmüş ihtiyar söğütler. kadife yakalı bir redingot giymiş olan delikanlının omuzuna dikildi. Sonra Emma. incecik ayaklı bir böceğin konup yürümesi görülüyordu. bir kamış beşikte uyuyordu. Elma şarabından zayıflıyorum. çayır sanki bomboştu.. bana yarım kilo çekilmiş kahve bıraksanız. peki. ta temellerine kadar görülüyordu. bilmem istediğim pek çok mu oldu?. dedi. Leon'un kestane rengi. suya kül rengi gövdelerini yansıtıyorlardı.. — Bana daha neler ediyor. Arka arkaya gelip birbirini çatlatan dalgaların mavi kabarcıklarına güneş doluyor. Bir süre hızlı hızlı yürüdü. yerde. düz ve güzel taranmış saçları omuzlarına doğru iniyordu. Sütnine. Madame Rollet. lan üzerine. yazı takımında özel bir makas bulunduruyordu. Su. Sütnine yerlere kadar eğilerek: — Söyleyeyim. Annesi onu yorgana sarıp kucağına aldı ve iki tarafına sallayarak ninni söylemeye başladı. her kelimede bir içini çekerek: — Peki. yeşil bir saçı andırıyorlardı. bütün civarda..104 MADAME BOVARY tacı ilanından kesilip altı kundura çivisiyle duvara mıhlanmış. Madame Bovary kızardı. yine sütnine geliyordu.. onunla çocuğun ayaklarını uğarım. O saat çiftliklerde yemek vaktidir. ötede. şöhret sembolü bir kadın resmiydi.yakasına kusmuş olan çocuğu tekrar yatırdı. Ayaklarını eşikte silerek dışarı çıktı. sessiz. Yonville'e. hatta bunun için.. diyordu. bilirsiniz ya. arkasına Nankin kumaşından elbise giymiş o -güzel hanımı bu sefalet manzarası içinde görmek ona bir tuhaf geliyordu. sabahları sütle içerim. Sıcak mevsîm. diyor. sandalyenin üzerinde uyuyakalıyorum. işlemeli. habire gece kalkmanın ne kadar zahmetli olduğundan bahsediyordu: — Bazen öyle takatsiz düşüyorum ki. kamışların ucuna veya nilüfer yaprak-. kendilerini iten akıntıya göre eğiliyor ve suyun berraklığı üzerinde bırakılıp yayılmış. koşar gibi akıyor ve bir serinlik hissi veriyordu. M. sabahlan benim yalnız başıma kahve içtiğimi görünce içlenir diye korkuyorum. sütnineden kurtulduktan sonra yine M..

konuşması o kadar sıkıcı. ikisi de bu histen bahsetmeyi.çarpmasından. onda elbisesinden başka kadınlara özgü bir hal daha bulunabileceğini hiç düşünmemişti. fakat o kadar ağır canlı.. dirsekleri havada. söz kesilmesin diye gelişigüzel cümleler bulmaya çalışıyorlardı. sürekli bir fısıltı vardı ki. onun otuz ve kendisinin yirmi yaşında olmalarına. ne yapacağını bilemiyordu. akrabasını candan seven. orada çamurun içinde birbirinden uzak taşlara atlayarak geçmek lazım geldi. kendilerinden önceki genişliğe. IV . topraklarını kendileri ekip biçen. şemsiyenin saçaklarına takılıp bir süre ipeğin üzerinden sarkıyordu. Eczacının karısına gelince o. çocuklarını. sohbetleri çekilmez insanlardı. Tuvache ile iki oğlu. Emma: — Gidecek misiniz?. Ah! Ne kadar sıkılıyorum!. bütün vilayetin belki en iyi kadınıydı: Koyun gibi halim selim. birbirine söyledikleri sözlerden ve Emma'nın vücudu etrafında hışırdayan elbisesinin sürtünmesinden başka bir şey duymuyorlardı. Homais'den başka dostu olmadan M. bazen de duvarlardan sarkan bir hanımeli veya bir filbahar dalı. anasını. beli eğilmiş. Bahçenin önüne varınca Madame Bovary küçük tahta kapıyı itti. görünmeyen ufku merak etmeyi bile aklından geçirmez. ama yine de hepsinden uzak gibiydi. Bir yerde toprak. 106 MADAME BOVARY Sivri tepelerine şişe parçaları dikilmiş bahçe duvarları. İlk zamanlar eczacı ile beraber birkaç defa onun evine gitmişti.. bir çukur meydana gelmişti. iki üç meyhaneci. çamlar altında uzandı ve parmakları arasından göğe baktı. Ama ikisi de kendilerini tatlı bir gevşekliğin kapladığını hissediyordu. Başka da kim vardı ki?. hayvan ayakları altında dövüle dövüle çökmüş. Noter orada değildi. Bazen Emma bir dakika durup ayağını basacak bir yer arıyor ve titreyen taşın üzerinde sendeliyor. diyordu.. dar kafalı. özlerindeki gevşekliği güzel kokulu bir meltem halinde yayar ve bu sarhoşluk içinde kendinden geçen insan. Tuğlaları arasında sarı şebboylar bitmişti. başkalarının felaketine ağlayan. Halbuki gözleri daha bir sohbetle doluydu. sonra bir kalem yonttu. Leon yazıhaneye döndü. Guillaumin. Guillaumin' in emrinde yaşadığını düşündükçe haline acıyordu. nihayet şapkasını alıp çıktı. Binet. suratları asık. hali tavrı o kadar bayağı ve o kadar söz bilmez bir insandı ki. bir limonluk camekânı gibi sımsıcaktı. sanki ruhları arasında derin. Gelecek mutluluklar. birkaç dükkâncı. kırmızı favorileri beyaz kravatı üzerine dökülen M. İstiyorum ama. son derece bağnaz. Kulaktan atma altın gözlük takan. belediye reisi M. bunlar da zengin. onun bir kimseye kadınlık edebileceğini. bir yandan saygısızlık etmek korkusu. evraka bir göz attı. diye sordu.. Kendi kendine: — Ne kadar sıkılıyorum!. merdiveni koşarak çıkıp kayboldu. Argueil tepesine. bir yandan da hemen hemen imkânsız saydığı daha içli dışlı bir yakınlık isteği arasında kalmış. ruh inceliklerinden bir şey anlamazdı. Madame Bovary geçerken açık şemsiyesinin ucu ile dokunup onların kuru çiçeklerinin birkaçını ufalayıveriyor-du. Fakat bu insan yüzlerinin meydana getirdiği bayağı zemin üzerinde Emma'nın yüzü tek olarak kendini gösteriyordu. evinde her şeyi gelişigüzel bırakan. babasını. ormanın başlangıcındaki otlağa gitti. papaz. yan yana iki odada yatmalarına ve her gün görüşmelerine rağmen. ağızlardan çıkan fısıltıyı örtüyordu. Yakında Rouen tiyatrosuna geleceği söylenen İspanyol dans topluluğundan bahsettiler. MADAME BOVARY 107 Bu köyde. Yeni duydukları bu tatlılığın şaşkınlığı içinde. bunun için Leon. çünkü Leon onunla kendisi arasında ne olduğu tayin edilmez uçurumlar hissediyordu. ilk zamanlar kâtibin gözlerini kamaştıran İngilizvari sahte tavırlarına rağmen. sıcak ülkelerin kıyıları gibi. bu.. sofralarına kimseyi çağırmayan. Charles onunla dost olmaya pek istekli gözükmemişti.. nedenini araştırmayı hiç düşünmüyorlardı. korseden nefret eden bir kadıncağız. suya düşüvermek korkusuyle gülüyordu. Leon. gözü telaşlı. bilmem mümkün olacak mı? Birbirleriyle başka bir konuşacakları yok muydu?.

sonra M. saygıdeğer birkaç kişinin oradan ayaklarını kesmesine sebep olmuştu.İlk soğuklar basar basmaz Emma odasını bırakıp salona yerleşti. Justin'in daha büyük bir kusuru vardı. ona alaylı alaylı bakardı. monoton bir sesle okur. kabarık bir halde iskemlenin iki yanına düşer. Kağıt oyunu bitince eczacı ile hekim dominoya oturur. bozulmaya yüz tutan şaraplara bakmak sanatlarını da bilirdi. başını çevirmeden perdenin arkasından süzülür geçerdi. âşıkane parçalarda büsbütün baygın. can çekişir gibi bir eda takınırdı. Homais. hekime hastalarının halini sorar. gerek Fransa'da.. Ama noter kâtibi o toplantılan hiç kaçırmazdı. Kapı çalınır çalınmaz hemen Madame Bovary'yi karşılamaya koşar. Yukarıya doğru toplanılmış saçlarından sırtına doğru inen esmerlik gitgide açılır ve yavaş yavaş gölgede kaybolurdu. ellerini iskemlenin arkalığına dayar. koltuklarda uyuyup pek bol basma yüzlerini sırtlanyle sürte sürte indiren çocukları alıp götürsün diye Justin'i bir kere salona çağırdı mı. kadının karlı havalarda ayakkapları üzerine giydiği iri çuha terlikleri eczanenin masası altında bir kenara yerleştirirdi. yemeklerin kokusundan. Saat sekizde Justin gelir. atkısını alır. beraber resimlere bakarlar ve biri sayfayı bitirince ötekinin de bitirmesini beklerdi. kadının topuzuna taktığı tarağın dişlerine bakardı. çenesi sol avucunun içinde. Homais akşam yemeği yendiği sırada gelirdi. gerek hariçte cereyan etmiş ferdi felaket hadiselerini. 108 MADAME BOVARY Leon. başladığı kaneviçe işi dizlerinin üstünde etrafa bakan Emma. Charles'a ilklik verir. dal dal bir ahtapot yuvası duruyordu. günahına girmeyelim ama. sofrada gördüğü yemekler hakkında fikir beyan etmeye başlardı. köy halkının kaldırımdan geçmesini seyrederdi. O zaman M. adam çekiştirmesi ve siyasi kanaatleri. Sonra «Gazetede olanların» sözü açılırdı. türlü reçeller. Zaten kafasının içi ilaç ve yemek tarifeleri ile kavanoz dolu dükkânından kalabalık olan Homais. Fakat domino gürültüsünden rahatsız olurdu. . Ayakta durur. Emma iskambili atmak için her kımıldanışında fistanının sağ tarafı kalkardı. Mesela pazar akMADAME BOVARY 109 samları Madame Homais. Emma pencerenin yanındaki koltuğa oturur. Leon'un yanma oturur. etin özünden. karı ile koca arasındaki yerine oturur. birer birer anlatırdı. Emma da yerini değiştirip. Sonra elbisesi. Hatta bazen yerinden yarı doğrulup hanıma nezaketle en yumuşak. Fakat şikâyetle anlattığına göre. daima konuşulanları dinlerdi. onu bir daha dışarı çıkarmak kabil olmazdı. birdenbire süzülen o gölge belirince bazen ürperir ve hemen kalkıp sofranın kurulmasını emrederdi. Leon baygın. Charles da ne kadar tedavi ücreti alınması gerektiğini ondan öğrenmeye çalışırdı. dirsekleri masaya dayanmış. M. aynaya dayalı. Bazen Leon çizmesinin ona değdiğini hisseder ve birine basmış gibi hemen çekilirdi. kimseyi rahatsız etmemek için sessiz adımlarla girer ve daima: «Herkese akşamlar hayır olsun!» diye selam verirdi. hele Felicite de odada ise. yere kadar yayılırdı. en iyi parçayı işaret eder veyahut hizmetçiye dönüp salçalı yemeklerin nasıl pişeceğini ve baharatın ne miktarda sağlığa dokunmayacağı hakkında salıklar verirdi. çırağının hekimin evine gelmekten pek hoşlandığını sezmişti. eczaneyi kapamak için efendisini çağırır. Fakat bu konu da ku-ruyuverince eczacı. sirkeler. Homais. şöminenin üzerinde de. günde iki defa. yazıhaneden Altın Aslan oteline giderdi. az kömür sarf eden maltızları bildiği gibi. Bazen Emma ondan şiir okumasını rica ederdi. Sonra masa başına. Zaten eczacının evindeki pazar akşamı toplantılarına çok gelen de olmazdı. Kadife takkesi elinde. Homais Emma ile «ecarte»ye başlardı. peynirleri muhafaza etmek. arkasında hep bir biçim elbise. Önce birkaç parti otuz bir oynanır. Emma ta uzaktan onun geldiğini işitir. kıvrımlar teşkil eder. derdi. uzunlamasına bir yerdi. tatlı likörleri kaynatmakta ustaydı. jelatinden bir bahsedişi vardı ki göz kamaştırırdı. M. Illustration'u karıştırmaya başlardı. ona oyun öğretirdi. gazeteyi hemen ezbere bilir. — Bizim oğlanın aklından bir şeyler geçiyor. burası alçak tavanlı. Leon kadının arkasına geçer. Homais o oyunda çok ustaydı. usareden. günün o saatinde. bana öyle geliyor ki sizin hizmetçiye abayı yakmış!. en yeni icat olunmuş. yazı sahibinin düşüncelerini de unutmadan. delikanlı da. dinleyerek eğilirdi. Fakat ortalık karardıktan sonra. Kendisi de moda gazetesini getirmiş bulunurdu.

bu iki his arasında kararsız. Böylece kalbi huzur içinde yaşayıp gidecekti ama. frenoloji bilimine göre yapılıp. Sonra gayrete gelip kararını verir. . fakat bunu yırtar. bir taraftan bu kadar korkak olduğu için kendi kendinden utanır. bütün kalbi uçuruma sürükleyen bir kasırgaya benzerdi (1). Zaten onun hekime sevgi ve saygısının daha başka belirtileri de vardı. Emma'ya gelince o. çaydanlık boşalır. Binet'nin. Böylece aralarında bir çeşit birlik. şimşek parıltıları ve gök gürültüleri ile kendini birdenbire gösterir. zekâsından bahsediyordu. her sabah pencereden birbirlerinin çiçekle uğraşmasına bakarlardı. Bovary ile Madame Bovary. Ben onun evine gidip gelenlerden değilim ki!. Bazen her şeyi göze almayı tasarlayarak yola çıkMADAME BOVARY 111 tığı olurdu. gürültüsü ta Altın Aslan otelinden işitilen tornası başında çalıştığı görülürdü. Charles'ın peşi sıra giderdi. Emma 'nınki kadar boş kaldığı olmazdı: Pazar günleri'sabahtan akşama kadar. o sırada Charles eve döner. Leon da hanıma verilmek üzere alıp Kırlangıç'ta kucağında getirmiş. kendilerine daha tatlı gelirdi. bir gün. Justin de. o zaman yavaş yavaş konuşmaya başlarlar ve söyledikleri. Ateş sönüp kül olur. bir gün Binet sert sert: — Bana ne?» dedi. ta göğse kadar işaretli. Charles'a isim günü. Bunu şubatın karlı bir gününde farketti. göklerden düşüp hayatı altüst eden. evlerin taraçalarında oluklar tıkalı ise. buna hiç aldırış etmiyordu. omuzuna şemsiyeleri yüklenmiş.eve dönünce. Bunu noter kâtibi göndermişti. Emma saksılarını koymak için pencerenin önüne parmaklıklı bir tahta taktırttı. Leon hemen razı olup hanımı selamlar. Rouen'da bir işi olun* ca gidip onu da yapardı. Homais ile Leon hep bir arada.üç oyundan sonra ikisi de ocak başına uzanırlar ve arası çok geçmez. Leon'a. onların sert tüylerine dokunup parmaklarını kanatmıştı. Ama köyün pencereleri içinde bir tanesi vardı. Yonville'den yarı fersah ötede yeni kurulan bir iplik fabrikasını gezmeye gitmişlerdi. başka bir güne bırakır. Napoleon ile Athalie'yi de. iradelerimizi birer yaprak gibi söken.yine de yenerdi. Ona. hafif yağmurdan da göller hâsıl olur. hava açık olduğu zaman her gün öğleden sonra. Leon hâlâ okurdu. Homais'yi. Onun sandığına göre aşk. uykuya dalarlardı. tavan arasının penceresi önünde M. Emma'nın kocası da Emma'nın bir parçası demek değil miydi?.. M. Leon. o zamanlarda bir romancının kitabı «yağlı bitkiler» merakını moda haline soktuğundan. beraber geliyordu. susup uyumuş dinleyicilerini işaret ederdi. Leon'un sözleri de bu zannı kuvvetlendiriyordu: Boyuna onun letafetinden.. yürümek jimnastik yerine geçer diye yanına almıştı. ellerinde terazileri ile ip cambazları resmedilmiş tül abajurunu eli ile çevirir dururdu. Bir akşam Lepn. Öğleden sonra M. Leon'u sevip ¦ sevmediğini hiç düşünmedi. çocukları. Hemen Madame Homais'yi. bir taraftan onun fenasına gitmekten çekinir.. Eczacı. mavi boyalı güzel bir kafa geldi. arabaya binip kendisiyle beraber civardaki bir hastaneye kadar gitmeyi teklif ederdi. Noter kâtibi de kendine böyle bir «asılı bahçe» edindi. sürekli bir kitap ve şarf 110 MADAME BOVARY ki notası alışverişi başladı. başka kimse duymadığı için. odasında. duvarda bir çatlak olduğunu seziverdi. hemen bir mektup yazardı. yarı yün bir masa örtüsü buldu. o gün gelince de süreyi yine uzatırdı. onun. üzerine arabalara binmiş pierrot'lar. Justin'i. bir yandan da lambanın. istek ve üzüntü ile kıvranır dururdu. «aşkını ilan» için ne yapacağını düşünüp içi içini yerdi. M.. Emma onu dinler. hediye olarak. Bilmiyordu ki. böyle cömertlik gösteriyordu? Bu herkesin tuhafına gitti ve nihayet: «Herhalde sevgilisidir de ondan!» dediler. ahçı kadını çağırdı. o kadar ki. herkes o örtüyü görmek istedi. ondan notere de bahsetti. koyu zemin üzerine açık yaprak işlemeli yarı kadife. hekimin karısı kâtibe ne diye böyle hediyeler veriyor.. Bovary kıskançlık nedir pek bilmediği için. fakat Emma ile karşılaşınca kararından vazgeçerdi.

Herkesin görelim diye koştuğu o yerde, hiç de görülmeye değer bir şey yoktu. Kocaman boş bir
arsa, karmakarışık kum ve çakıl yığınları, şimdiden paslanmış birkaç çark; orta yerde de küçük
küçük bir sürü penceresi olan dört köşe bir bina... İnşaat henüz tamamlanmamıştı, damın
payandaları arasından gökyüzü hâlâ gözüküyordu. Çatının putreline asılmış, başakla
(1) Böyle «benzerdi» gibi teşbih ıstılahları kullanmanın, Flubert'in üslubuna ne kadar aykırı
olduğunu biliyorum. O, hemen daima istiare ile düşünür. Fakat, onun her istiaresini yeni bir
istiare ile çevirmeye, Türkçenin selikasını bozmadan, Türkçe cümleye bir yabancılık kokusu
vermeden, imkân olmadığını sanıyorum. Herhalde benim elimden gelmiyor; bunu ancak
Flaubert gibi bir sanatkâr yapabilecektir. (N.A.).
112
MADAME BOVARY
karışık bir demet saman, üç renk (1) kurdelelerini rüzgârda şaklatıp duruyordu.
Homais'nin ağzı açılmıştı. Topluluğa bu kuruluşun gelecekteki önemini anlatıyor, taban
tahtalarının dayanıklılığını, duvarın kalınlığını hesaplıyor, M. Binet gibi kendisinin de sırf şahsi
işlerinde kullanılmak üzere yanında bir metre taşımadığına üzülüyordu.
Onun koluna girmiş olan Emma biraz omuzuna yaslanmış, uzakta, hafif bir sis içinde, göz
kamaştırıcı solgunluğunu etrafa yayan güneşin yuvarlağına bakıyordu. Birden başını çevirip
Charles'ı gördü. Kasketini kaşlarına kadar geçirmişti; kalın dudaklarının hafifçe titremesi
yüzüne bir de alıklık çöktürüyordu; sırtı bile, o sakin sırtı bile insanı sinirlendiriyordu; Emma
kocasının bütün bayağılığını redingotunun üzerine apaçık serilmiş gibi görüyordu.
O, öfkesinden bir çeşit iğrenç zevk tadarak kocasına bakarken Leon bir adım ilerlerdi. Benzini
sarartan soğuk, sanki yüzüne daha tatlı bir baygınlık vermişti; kravatı ile boynu arasında
gömleğinin bolca yakasından teni gözüküyordu; uzun saçları altından kulağının memesi
meydana çıkmıştı; Emma onun bulutlara dikilmiş mavi gözlerine baktı ve onları dağların göğü
aksettiren göllerinden daha berrak, daha güzel buldu.
Eczacı birdenbire:
— Seni hınzır seni, diye bağırıp oğlunun yanına koştu; çocuk, kunduraları beyaza boyansın
diye bir kireç yığınının içine girmişti. Babasından işittiği azar üzerine Napoleon ağlamaya
başladı; Justin de bir tutam saman almış, kunduraları temizliyordu. Ama bunun için bir bıçak
lazımdı; Charles kendisinin-kini verdi.
Emma içinden:
— Hele bak!., dedi. Köylü gibi cebinde bıçak taşıyor!.. Kırağı yağmaya başlamıştı, Yonville'e
döndüler.
O akşam Madame Bovary komşulara gitmedi; Charles'ı uğurlayıp da kendini yapayalnız
hissedince sabahki mukayese, gözünün önündeki iki şeyi karşılaştırıyor denecek kadar bir
açıklıkla yeniden başladı; hem bu sefer eşyaya, hatıranın verYani, Fransız bayrağının üç rengi.
MADAME BOVARY
113
diği boyut genişliği de katılmıştı. Emma yatağına uzanmış, ateşin parlak ışığına bakıyor ve
Leon'un bir eliyle uslu uslu bir buz parçası emen Athalie'yi tutarak, bir eliyle de ince bastonunu
yere bastırıp eğmesini görür gibi oluyordu. Onu pek cana yakın buluyor, bunu düşünmekten
kendini alamıyordu; Leon'un başka günlerdeki başka hallerini, tavırlarını, söylediği sözleri,
sesinin ahengini, hâsılı her şeyi göz önüne getiriyor, öpecekmiş gibi dudaklarını uzatarak tekrar
ediyordu:
—¦ Çok cana yakın, çok cana yakın!..
Sonra:
— Acaba bir sevdiği yok mu?., diye düşündü. Ama kimi sevecek?.. Beni!
Leon'un kendisine âşık olduğunun bütün delilleri o anda hep birden aklına geldi, yüreği oynadı.
Şöminenin alevi tavana neşeli bir ışık halinde aksetmiş, titriyordu; Emma kollarını gererek
sırtüstü yattı.
O zaman bitip tükenmeyen yakınma başladı: «Felek isteseydi... Niçin kabil olmasın?.. Engel
olan mı var?..»
Charles gece yarısı eve dönünce Emma, uykusundan uyanmış gibi bir hal takındı ve kocasının
soyunurken gürültü etmesi üzerine baş ağrısından yakındı, sonra ilgisiz bir tavırla, o akşam
neler olduğunu sordu.

Charles:
— M. Leon erkenden odasına çıktı, dedi.
Emma gülümsemekten kendini alamadı; gönlünü yeni bir büyü kaplamıştı, böylece uyuyüverdi.
Ertesi gün ortalığın karardığı saatte, tuhafiyeci M. Lheu-reux, Emma'yı ziyarete geldi. Bu
dükkâncı doğrusu işini bilir adamdı.
Gaskonya'da doğup Normandiya'da .yerleşmiş, güneylilere özgü gevezeliğine Pays de
Caux'lularin kurnazlığını da katmıştı. Yağlı, gevşek ve sakalsız suratı açık bir meyankökü suyu
ile boyanmışa benziyor, beyaz saçları da küçük kara gözlerinin parlaklığını bir kat daha
artırıyordu. Vaktiyle ne iş gördüğünü iyice bilen yoktu; bazıları ayak satıcılığı, bazıları da
Routot'da sarraflık ettiğini söylerdi. Muhakkak olan bir şey varsa, o da Lheureux'nun çok karışık
hesapları zihninden yapabildiğiydi; bu hususta Binet'nîn bile gözünü korkutmuştu. Fazlasıyle
nezaMB 8
114
MADAME BOVARY
ket gösterip daima birini selamlar, yahut davet eder gibi yarı eğilmiş bir vaziyet alırdı.
Krepli şapkasını kapıya astıktan sonra, elindeki yeşil mukavva kutuyu masanın üzerine koydu
ve bin bir türlü saygı sözleriyle Madame Bovary'ye, o güne kadar güvenini kazanmamış
olmasından dert yandı. Onunki gibi küçük bir dükkân, zarif bir hanımın dikkatini nasıl
celbedebilir ki?.. «Zarif bir hanım» derken sesine daha bir kuvvet veriyordu. Ama gerek dikiş
malzemesi ve çamaşır, gerek şapka ve tuhafiye hususunda ne istediği olursa getirtebilirdi; her
ay aralıksız dört kere şehre giderdi. En büyük ticarethanelerle ilişkisi vardı. Onu bir kere Üç
Kardeşler, Altın Sakal, Büyük Vahşi ticarethanelerine soruverin; bütün o efendiler Lheureux'yu
pek iyi tanırlar!.. Bugün, pek ender düşen bir fırsatla eline geçmiş birkaç parça şeyi göstermek
için hanımı rahatsız etmişti. Kutudan yarım düzine kadar işlemeli yaka çıkardı.
Madame Bövary yakalara baktı, sonra:
— Şimdilik bir şey lazım değil, dedi. Bunun üzerine M. Lheureux kutudan büyük bir özenle üç
Cezair hamaylısı, birkaç paket İngiliz iğnesi, bir çift hasır terlik ve kürek mahkûmları tarafından
Hindistancevizinden oyulmuş dört kafesli rafadan yumurta fincanı çıkardı. Sonra iki elini
masaya dayadı, boynunu uzattı, belini kırdı, ağzını açtı, Emma'nın o eşyaları kararsız kararsız
gözden geçirmesine bakıyordu. Ara sıra, boydan boya açılmış hamaylıların tozunu almak ister
gibi, tırnağı ile vuruyordu, bu darbe ile ipekliler titreyip sarı pulları, akşam şafağının mavimtırak
ışığı içinde pırıl pırıl yanıyordu.
— Bunlar kaça?..
— Sudan ucuz, dedi, sudan ucuz; ama acelesi yok; ne zaman isterseniz o zaman verirsiniz; biz
Yahudi değiliz ya!..
Emma bir zaman düşündü ve M. Lheureux'ye yine bir eksiği olmadığını söyledi; bunun üzerine
tuhafiyeci:
— Başka bir sefer anlaşırız, dedi; ben hanımlarla daima anlaşırım, bir benimki ile anlaşamam,
o kadar!..
Emma gülümsedi.
Lheureux o latifeden sonra babacan bir tavırla:
— Para için bir düşünceniz olmasın, dedi... Lazımsa ben size bulurum.
Emma hayretle baktı. Lheureux hemen sesini alçaltrp:
MADAME BOVARY
115
— Hem bulmak için öyle uzun uzun aramaya da lüzum yok, dedi; ben söz verdim mi
güvenebilirsiniz!..
Sözü değiştirdi ve M. Bovary'nin o günlerde bakmakta olduğu Cafe Français sahibi Tellier
Babanın nasıl olduğunu sormaya başladı:
— Tellier Babanın da nesi var Allah aşkına?.. Öyle bir öksürüyor ki bütün evi sarsıyor; bilmem
ama iyi görmüyorum, yakında ona fanila gömlek değil, çam tahtasından bir palto giydirmek
gerekecek!.. Gençliğinde vur patlasın, çal oynasın eğlendi!.. Vallahi, hanımefendi, bu adamlar
düzen, tertip nedir, bilmezler!.. İçini ispirto ile yakıp kömür etti!.. Ama insan bir tanıdığın
ölmek üzere olduğunu görünce, ne de olsa tasa ediyor.

Bir taraftan eşyayı toplayıp kutuya yerleştirirken bir taraftan da hekimin müşterileri hakkında
nutka girişmişti. Pencerelere bakıp somurtarak:
— Bütün bu hastalıklar hep havalardan, değil mi?., dedi. Doğrusu ben de kendimi pek iyi
hissetmiyorum; sırtımda bir ağrı var, bugünlerde gelip beyefendiye bir göstermek istiyorum.
Müsaadenizle, Madame Bovary; bir emriniz olursa minnettar edersiniz.
Kapıyı yavaşça kapattı.
Emma yemeğini tepsiyle odasına getirtip ocak başına oturdu; karnını doyurması hayli uzun
sürdü; her şeyi beğendi. Hamaylılar hatırına geldikçe:
— Doğrusu almadığıma çok iyi ettim!., diyordu.
Merdivenlerden bir ayak sesi işitti; Leon geliyordu. Hemen kalktı; kenarı bastırılmak üzere
konsolun üzerine konulmuş toz bezleri vardı; en üsttekini alıp oturdu; L6on göründüğü vakit
Emma çok meşgul gözüküyordu.
Konuşmaları hiç de hararetli olmadı, Madame Bovary ikide bir susuveriyor, Leon da ne
diyeceğini pek bilemiyordu. L6on, şöminenin yanında alçak bir iskemleye oturmuş, parmaklan
arasında fildişi kutuyu çeviriyor, Emma da ya dikiyor, veyahut bezin kenarını kırıp tırnağı ile
bastırıyordu. Bir şey söylemiyordu; Leon da onun, konuşmasına olduğu gibi sükûtuna davurgun susuyordu.
Kadın içinden: «Zavallı çocuk!» diyor, delikanlı da: «Acaba neyimi beğenmiyor?..» diye'
düşünüyordu.
116
MADAME BOVARY
¦
Nihayet Leon, o günlerde noterliğin bir işi için Rouen'a gideceğini söyledi.
— Sizin nota aboneniz bitti; onu da yenileyeyim mi?..
— Hayır.
— Neden?..
— Çünkü...
Dudaklarını ısırdı ve iğnenin ucundaki gri tireyi yavaş yavaş çekti. Bu dikiş işi Leon'u
sinirlendiriyordu. Emma'nın parmak uçları zedelenir gibi oluyordu; delikanlının aklına zarif bir
kompliman geldi, ama cesaret edip söyleyemedi:
— Neden?., dedi, bırakıyor musunuz?.. Emma birden anlâmayıp sordu:
— Neyi?.. Ha, müziği, değil mi?.. Ne yapalım, Öyle olacak. Ev işleri ile uğraşmak, kocama
bakmak lazım; daha birçok şeyler var... Bunların hepsi müzikten önce düşünülecek vazifeler!
Saate baktı. Charles geç kalmıştı. Emma onu merak eder gibi gözüküp iki üç defa tekrar etti:
— Çok, çok iyi adamdır.
Kâtibin M. Bovary'ye saygısı vardı. Fakat ona böyle bir sevgi gösterilmesi, hoşa gitmeyen bir
hayret uyandırdı üzerinde; ama yine de onu övmekte devam etti:
— Zaten, dedi, herkes kendisini övüyor, özellikle eczacı... Emma tekrar etti:
— Doğrusu çok temiz kalpli insandır. Kâtip de karşılık verdi:
— Elbette.
Sonra Madame Homais'den konuşmaya başladı. Çoğu zaman onun sözü açılınca kılığı ile alay
ederlerdi. Emma, Leon'un sözünü keserek:
— Ne çıkar?., dedi. Ailesine düşkün bir kadın tuvalet düşünmez ki!
Yine sustu.
Ertesi günler de hep böyle geçti. Emma'nın sözleri, hali, tavrı, her şeyi değişti. Ev işlerine daha
büyük bir ilgi göstermeye, kiliseye muntazaman gitmeye ve hizmetçisine daha sert
davranmaya başladı.
Berthe'i sütnineden aldı. Eve misafir gelince Felicite çocuğu getirir, Madame Bovary de onu
soyup vücudunu gösterirdi.
MADAME BOVARY
117
Çocuklara bayıldığını iddia ediyordu; çocuk onun tesellisi, gönlünün eğlencesi, delice ihtirasıydı.
Onu severken heyecana gelip, Notre-Dame de Paris'deki Sachette'i hatırlatacak ateşli sözler
söylerdi!.. Ama Yonville'de Hugo'nun romanını okumuş yoktu ki Sachette'i hatırlasın.
Charles eve dönünce terliklerini ısınsın diye ocak ba'şına konmuş bulurdu. Artık yeleklerinin
astarı, gömleklerinin düğmesi eksik olmuyor, pamuklu gecelik takkeleri bile dolaba kat kat istif

felaketler hayal ederdi. onu kaybetmekten meydana gelecek acının yanında hiç kalır. biraz da utancıydı. halini yüzünden okumaya çalışırdı. iki eli göbeğinde. fakirler de insaniyetine hayran oluyordu. öfke ve kin kemiriyordu. eremediği saadeti. her şeyi buna fırsat biliyordu. Eczacının karısını. bir kaza merkezine de gitse yaraşır. Onu çileden çıkaran şey. Leon. Onun cazibesinden yalnız Leon değil. öyle ki. hastalar nezaketine. Gayetle mahzun ve gayetle sakin. Emma onun kalbinde daima yükseliyor ve sanki tanrılaşacak. iri gözleri. yüzü uzadı. Emma' nm düşünceleri de hep o evin içinde dolaşıyordu. Onu gözünde. başkaları da kurtulamıyordu. Eczacı bile: 118 MADAME BOVARY — Cidden yüksek bir kadın. hayatla ilişiği olmayan ve ender oldukları için çiçek gibi bakıp yetiştirdiğimiz saf hislerden biridir. eskisi gibi onun bahçede gezmek teklifine yüzünü ekşittiği olmuyordu. alnında ulvi bir kaderin yazısını taşıyor-muşcasına bir hal yok muydu?.. Emma'yı tutan hiç şüphesiz ki ya tembelliği. o pek afif dudakları. Onun kendisini görmek. hem de son derece çekingen. benzi soldu. gönlün ıstırabını anlatmıyordu. Emma Leon'a âşıktı. Vücudu saran istekler. karısını mesut ettiğini sanması budalaca bir hareket. onunla bir çatı altında yattığı için mutlu sayıyordu. iki ayağı ızgaralara dayalı. onu bir an daha sokakta görmek için arkası sıra yerinden kal-kıverdiğini bilmezdi. çektiği işkenceyi Charles'ın fark i MADAME BOVARY 119 bile etmemesiydi. onun yanında da sanki donduran bir büyüye kapılıyordu. bunu kolaylaştıracak rastlantılar. bir kuşunkini andıran yürüyüşü ve şimdi daimi olan sessizliği ile o kadında. Altın Aslan otelinin güvercinleri pembe ayaklarını. Ona erişmek için ne yapsam ki? Böylece Leon. çocuğun yerde kilim üzerinde yuvarlandığını. yalnızlığı araması da onu düşünüp haz duymak içindi. Fakat bu feragati ile Emma'yı görülmedik bir mertebeye yükseltmiş oluyordu. Sofraya getirilen yemekte bir kusur gördü veya bir kapıyı yarı açık buldu mu sinirleni-verir. «Bourgeois» kadınları onun ev idaresine. artık vaktin geçip hiçbir ümit kalmadığını sanıyordu. Bu. Siyah saçları. kadının da. hülyalarının pek yüksek. alamadığı kadifeyi. o ince belli kadının da koltuğun arkalığı üzerinden eğilip kocasını alnından öptüğünü görünce. Emma'nın. hiç sesini çıkarmadan boyun eğdiği emirlerini anlamamakla beraber onun her dediğine razı oluyordu. içinden: — Ne delilik. Emma'nın o kadar namuslu ve öyle elde edilmez bir kadın olduğuna inandı ki kalbinden en küçük ümidi bile uzaklaştırdı. Fakat onun içini hırs. ama: «Ben iffetli bir kadınım» diyebilmenin* ayna karşısında boynu bükük tavırlar takınmanın verdiği gurur ve zevkle biraz teselli buluyordu. Emma zayıfladı. Bazen düşünüyor. azaltmak için o kadar şiddetle kalbinin derinliklerine atıyordu. sonra karşısına çıkınca heyecanı geçip en sonunda hüzne dönen bir büyük hayretten başka bir şey duymazdı. Fakat Emma aşkını ne kadar kuvvetle hissederse onu belli etmemek. sevda çekmenin verdiği hüzün kaynaşıp tek bir gönül acısı oluverdi. Emma'mn evinden üzgün çıktığı günler. Emma bu düşünceden silkinmeye bakacağı yerde ona sımsıkı sarılıyor.cismani güzelliklerden ayırdı. ıstırabı özlüyor. hayalin verdiği zevki bozuyordu. yanağı hazmın verdiği hararetle kızarmış. Böylece bir fedakârlık etmiş olduğuna kaniydi. derdi. evinin çok dar olduğunu düşünüp inlerdi. beyaz kanatlarını oluklara sokup ıslatmak için nasıl o eve gidiyorlarsa. ya korkusu. para hırsı.ediliyordu. düz burnu. Leon yemekten sonra Charles'ın. gözleri saadetle nemli ateş başına kurulduğunu. uçup o kalpten ayrılıverecek gibi oluyordu. O adam için mi böyle uslu . O düz kırmalı fistanın altında huzurunu kaybetmiş bir kalp gizliydi. ona kavuşmanın vereceği zevk. insan. diyordu. kiliselerde çiçeklerin mermer soğukluğuna karışan kokusu ile titrediği gibi. Leon'un ayak seslerini duyunca yüreği çarpar. Emma onun işlerini merak eder. Emma'nın nazarında Charles'ın. Leon'u kendinden pek uzaklaştırmış olduğunu. kendisine bir faydası dokunmayacak olan bütün. hem son derece halim. bu düşünmeyle gösterdiği güven de âdeta nankörlüktü. Gidip onun odasını görmeye bir bahane bulmak için bütün bir hikaye uydururdu. Leon'un farketmesini ister. hayata ancak belli belirsiz dokunarak geçer gibi.

Kendi kendine: — Zaten. Kocaya vardıktan sonra geçmiş diyorlar. bir başına deniz kenarına giderdi. Sıra sıra dizilmiş beyaz duvaklı kızlar. küçük küçük sütunlu kuddas sandukasından daha yüksek uzun şamdanlar gözünün önüne geldi. artık beni sevmiyor ki! Benim halim neye varacak? Ben kimden bir yardım. kapının önünde asılmış bir kefen sanırlardı... derdi. hanımcığım. onların arasına karışıp kaybolabilseydi. çayırda akıp otların 'üzerinde girintili çıkıntılı. takatsiz' hissediyordu. taze kadın çocukluk ve okul zillerinin hatırasına kapıldı. . Leon'la beraber ta uzaklarda bir yere kaçıp da talihi. her birini.. çuha çiçekleri açmaya başlamıştı. Derdini sorarsanız. kasırgaya kapılmış bir kuş-tüyü gibi kimsesiz. bir daha denemek arzuları duyardı ama. ağaçlar da sanki birer kadın olmuş. Siz de tıpkı onun 120 MADAME BOVARY onun gibisiniz. havalarda huzur içindeki iniltisine devam ediyordu. ne de papazın duası. kara başlıkları. Emma:' — Bir şey değil. kocasından gördüğü muhabbet günahkârca arzulara sevkediyordu. içinde isyan duyguları uyandırıyordu. ama ayak sesleri de böğürmeleri de işitilmiyordu. Zangoç Lesti-boudois'nın şimşirleri budamasını seyrederek dalmıştı. Kameriyenin çubukları arasından ve ondan öte bütün civara bakınca. İçine bir gariplik çöktü. kilisenin yolunu tuttu. Nisan ayj yeni girmiş. ortasında da dua rahlesine eğilmiş rahibelerin sert. Bu kini azaltmak için harcadığı her emek bilakis bunu çoğaltmaktan başka bir şeye yaramıyordu. buhurun dalga dalga yükselip dönen mavimtırak dumanı içinde Meryem-Ana'nın tatlı yüzünü görürdü. Pazar günleri ayin esnasında başını kaldırınca. ben buraya gelmeden önce Dieppe'deydim. adına La Gue"rine derdik. yine de güler yüz göstermeye. sanki dallarına takılıvermiş bir bürümcükten daha soluk. ruhunda hemen ne olduğu bilinmez. Emma: — Ama. kendi de pek MADAME BOVARY 121 farkına varmadan. intikam almaya daha ziyade hak kazanmak için: «Ah! Bana bir el kaldırsa!» dediği olurdu. ırmağın. herkesi buna kandırmaya mecbur olmak!-. Mihrabın üzerinde çiçek dolu saksılardan. sakın beye söyleyeyim deme.oturuyordu? Halbuki her saadete engel olan o değil miydi? Her sefalet onun yüzünden çıkmıyor muydu? Emma'yı her yanından kıskıvrak bağlayan karmakarışık kayışın sivri toka dili o değil miydi? İşte böylece Emma. derdi. hep sinirden geliyor. Uzakta inekler yürüyordu. bütün hayatı silip unutturacak herhangi bir ibadete hazırdı. sonra üzülür. ne hekimlerin ilacı kâr etti. Akşam buharı kavakların arasından geçiyor. daha şeffaf lacivert bir gölgeye bü-rüyordu. Pollet'de balıkçılık eden Gue'rin Babanın bir kızı vardı.. sanki kafasının içini sis kaplamış gibi bir şeymiş. Ah! Emma yine. kendini. yığılıvermiş gibi oturur. birdenbire Angelus çalındığını duydu. ağlarmış. Kendi içîn duyduğu şefkat. ılık bir rüzgâr tarhları okşayarak geçiyor. kendi ağzı ile mutlu olduğunu iddiaya. orada tanıdım. Charles'dan nefrete. onları düşünmek. bir teselli umayım? Kim benim derdime derman olur? Âdeta soluğu kesilir. Aklına gelen yürek parçalayıcı ihtimallere bazen kendi de şaşıyordu.. Derdi pek fazlalaştı mı. Bu bir durup yine" başlayan sesi duyunca.. başı boş hatlar çizdiği görülüyordu. Onun bu buhran anlarında içeri giren hizmetçi: — Beyefendiye niçin söylemiyorsunuz? diye sorardı. evin eşiğinde dikilip durduğunu görenler. karanlıklarla kaplı bir uçurum açılıverirdi. VI Bir akşam açık pencerenin kenarına oturmuş. Felicite: — Peki. Evinde hayatın bayağılığı onu lüks fantezilere. çünkü boşa giden bu zahmet de öbür üzüntü sebeplerine katılarak ayrılığın genişlemesine hizmet ediyordu. Ama bu iki yüzlülükten kendi de tiksiniyordu. derdi. ben bu derde kocaya vardıktan sonra tutuldum. çan da hâlâ durmamış. gümrük memuru kola çıkınca onu taşların üzerinde bülurmuş. bah-tiyarmış gibi gözükmeye. kız oraya yüzükoyun yatar. göz yaşları dökerdi. türlü sıkıntılarının neticesi olan kinini hep kocasının üzerine yükledi.. böylece. yağ eğlencelerine hazırlık için kendilerine çekidüzen veriyordu. derdi. Öyle içli. Ruhunu eğebileceği. sessiz hıçkırır. Bazı günler. perişan. öyle içliydi ki.

Bovary ne diyor? Emma. eteği didiklenmiş yün cüppeye soluk bir renk veriyordu. Akşam yemeğini yeni yemiş. yani tavana asılmış bir şişe içinde ufacık fitilli bir kandil yanıyordu.. Kilisenin ta dibinde bir lamba. çocuklar çil yavrusu gibi kaçıp kiliseye girdiler.. Bunun ışığı.. Kırlangıçlar hafif hafif bağrışarak geçiyor. sonra yine birincisine dönmeyi tercih ederdi. Geniş göğsünde küçük düğmeler boyunca giden yağ ve tütün lekeleri. Birkaçı da duvara çıkıp ata biner gibi oturmuş. Adamcağız şaşkın şaşkın sordu: — Size bir ilaç yazmıyor mu?. dedi.Köyün meydanında. Çocuklardan biri. birden tanıyamamıştım da. uzaktan. kırçıl sakalın sert kılları arasına karışıp kayboluyordu. bak kulakların ne oluyor. Emma: — Size sormak istiyordum. Emma: — Bana lazım olan. Papaz öfkeli bir sesle bağırdı: — Hele bir geleyim de. ıstırap içindeyim. zangoç. Papaz: — Ben de öyle! dedi. Ama Saint-Paul'ün buyurduğu gibi. bacaklarını sallıyor. kiliseden dönen Lestiboudois'ya rast-geldi. ona: — Papaz nerede? diye sordu.. günün hiçbir saatini kaybetmemek için. bağrışmaları da çanın uğultusu arasından duyuluyordu. katmer katmer kırmızı gerdanın yayıldığı beyaz yakadan uzaklaştıkça daha sıklaşıyordu. soluyordu. Madame Bovary. üst tarafı hep taş dolu ve kilisenin süpürgesi bulunmasına rağmen daima ince bir tozla kaplıydı. küçümseyen bir hareketle: — O ne diyecek ki! dedi. Çok geçmedi. yağın üzerinde titreyen beyazımtırak bir lekeye benziyordu. Çocuk: — Şimdi gelir.. Ayağı bir din dersi kitabına çarpmıştı. başladığı işi bırakıp bir ikincisine seğirtmeyi. — Nasılsınız.. diye söze başladı.. Ne yapalım. derisindeki sarı deri benekler de. eğilip kaldırdı ve: — Günah nedir bilmezler ki! dedi. Emma: . sanki sırf kendileri için döşenilmiş bir parke üzerinde gibi koşuyor. kanatları ile havayı bıçak gibi kesiyor ve hemen. dünya ilaçlan değil ki! Fakat papaz ikide bir kiliseye. köyün çocuklarına. 122 MADAME BOVARY Fakat Madame Bovary'yi görür görmez: — Affedersiniz. Angelus'ü1. dedi. Din dersi kitabını cebine sokup durdu. . hepimiz dünyaya ıstırap çekmeye geldik. öyle ki. Zaten vaktinden önce çalmanın.-ne zaman işine gelirse o zaman çalardı. Riboudet. anasının babasının hali MADAME BOVARY 123 . Sizin rahatsızlığınıza M. — Hiç iyi değilim. çok geniş bir delik içinde duran turnikeyi sarsıp oynuyordu. dirsekleri parlak. diz çökmüş çocuklarının birbirine omuz vurup iskambilden askerler gibi devrilmelerine bakıyordu. din dersinin saatini haber vermek gibi bir faydası da vardı. Ayaklarına kalçınlar giymiş çocuklar orada. dedi. aşağı tarafların köşelerini büsbütün karartıyordu. ilk sıcaklar bastı mı insana bir gevşekliktir çöküyor. papazın evinin kapısının gıcırdadığı duyuldu ve rahip Bournisien gözüktü. Ta kulenin tepesinden sarkıp bir ucu yerde sürünen kalın halatın titreşimi hafifledikçe uğultu da kesiliyordu. Kilisenin ön tarafını kaplayan uzun bir güneş ışını. iyisiniz inşallah? diye sordu. Papaz ağzının içinden: —Bu yumurcaklar işte hep böyle! diye söylendi. son kabirlerle duvar arasında yetişmiş iri ısırganları çarıkları ile biçiyorlardı. dedi. Sacriştie'nin ağır anahtarını hâlâ iki parmağı arasında sallıyordu. duvarın kırmızı kiremitli çıkıntısı altındaki san yuvalarına giriyorlardı. Seni haylaz seni! Sonra Emma'ya dönüp anlattı: — Bizim dülger Boudet'nin oğlu. Çocukların birkaçı gelmiş. Mezarlıkta yalnız orada yeşillik vardı. Batan güneşin ışığı tam yüzüne vurmuş. mezarlığın taşları üzerinde bilye oynuyorlardı.

değil mi? — Ondan ne çıkar? — Nasıl ne çıkar? İnsanın karnı tok. Yakalarından tutup havaya kaldırıyor. inekleri hep birer birer. ne er(1) Mon-Benîm. — Onları demek istemedim. işte onun gibi. Baudet. Bilmem nedendir. içinde ham şeker eritilmiş soğuk su da çok iyidir.. siz her derde dermansınız. ne yaparsa ses çıkarmıyorlar. bahsediyordunuz. Gülmek lütfunda bulundular. o vücutların hekimi. çünkü vazife her şeyden öncedir. — O bahsi hiç açmayın. Fakat papaz birdenbire yetişip şamarlan savurmaya başladı. Emma. dua kitabını karıştırıyordu. Madame Bo vary. değil mi? dedi. Hatta mon Riboudet derim. kadının biraz evvelki sözlerini hatırlayıp: — Bana bir şeyden.... Emma: — Hay Allahım! Hay Allahım! diye içini çekiyordu. Yakında «Premiere Communion»lar başlayacak. sanki onlar birer ağaçmış da kilisenin taşlarına dikmek istiyormuş gibi hızla yere kakıyor. çok akıllı şey! Ben bazen şaka olsun diye ona: «Riboudet derim. siz daha rahat durmayacak mısınız? Bir sıçrayışta kiliseye daldı. Bana öyle geliyor ki.. melek gibi kadınlar. Sonra. Papaz merak etmiş gibi ilerleyerek: — Neniz var? dedi. ama ekmek bulamadıkları gün oluyor. Türkçeye çevrilmesi imkânsız bir cinaslı söz. Geçen gün bunu piskopos efendimize de anlattım.. sırtı pek olunca. Ama istese çabuk öğrenecek. Neydi? Pek hatırlamıyorum.. Çocuklar o sırada ilahicilere mahsus rahlenin etrafına toplanmış. dedi. — Kışın ateş bulamıyor diyeceksiniz.. tepe.. bir sıkıntı mı geldi? Hiç şüphesiz hazım zamanınız olacak. Emma'da rüyasından uyanmış bir insan hali vardı.. dedi. Çocuklara derslerini verip hepsini evlerine göndermek lazım. — Elbette. Madame Bovary. Nihayet papaz: — Kusura bakmayın. Etrafta gezdirdiği gözleri yavaş yavaş eğilip o cüppeli ihtiyara dikildi. birbirlerine bir şey söylemeden bakıyorlardı. ayaklarının ucuna basarak. Bovary nasıl?. Emma duymamış gibiydi. sahibi işin içinde büyü var diyor. papaza yalvaran gözlerle baktı: — Evet. (Emma söz söylerken ağzının iki köşesi büzülüyordu) öyleleri de var ki ekmek buluyor da. Zavallı yavrucaklar! Onları Tanrı . Hoş değil mi? Mon Riboudet. Papaz devam etti: — Hiç şüphesiz daima meşgul. çiftçilerin hali acınacak şey! Emma: — Acınacak daha neler var! dedi.. bir insana başlıca lazım olan şeyler.. — Demin elinizle alnınızı oğuşturdunuz da gözleriniz karardı sandım. Bu gidişle korkarım ki çocukları iyice hazırlayamayaca-ğız! Bunun için Ascension yortusundan sonra her çarşamba dersi bir saat uzatacağım.M.. bir ineğin karnı şişmiş. Karşı karşıya durmuşlar. Hemen eve gidip bir fincan çay için. dedi. bir köşesini dişleri arasına sıkıştırdı ve: — Doğrusu. Emma'nın yanına dönünce alaca enfiye mendilini boylu boyunca açtı. Bir dakika müsaade buyurun! Hey Longuamarre. hani Maromme yolundaki tepe yok mu. Hiçbir şeyden bahsedecek değildim! diye tekrar etti. değil mî? Onunla ben. mesela şehirdeki işçiler. Kaba bir gülümseme ile ilave etti: — Ama. Madame Bovary! Daha bu sabah beni ta Bas-Diauville'e götürdüler. sıralara tırmanıyor. iki diz üstü oturtuyordu. Mont-Dağ.. Mont-Riboudet! (1). güldüler. bazıları da. Emma: — Hiç. 124 MADAME BOVARY demli aile kadınları var! Evliya gibi. — Affedersiniz arria onların içinde de ne namuslu..vakti yerinde. ben ruhların hekimiyim.. papaz efendi. — Ama. — Niçin?.. muhakkak ki bu kasabanın en çok işi olan iki adamıyız.. günah çıkarma odasına kadar sokuldukları oluyordu. .

Madame Bovary sofraya inmedi. yavaş yavaş yokoldu. hizmetçiyi var kuvvetiyle çağırdı. yanağına yapıştırılan yakı. iri mavi gözünü annesine dikti. çukur gözbebeği gö. sendeliye sendeliye annesinin yanına gelmek. Emma durgun bir tavırla: 126 MADAME BOVARY — Bak.. derisini yana doğru germişti. çocukların uğrayabilecekleri tehlikelerden. hiç üzülme. MADAME BOVARY 125 Emma onun. Mübarek Oğlunu elçi edip. onun arkasından devam ediyordu: — Siz Hıristiyan mısınız?. Mesela evlerinde bıçaklar katiyen bilenmez. Kiliseye girdi ve eşikten ayağını atar atmaz hemen bir kere diz çöktü. Charles: «Merak edilecek bir şey yok. Fakat küçük Berthe. annesiyle babası türlü türlü tedbirler almışlardı. yeri hâlâ duruyordu. kendi içinde bu kadar çöküntüler varken. Kız biraz sonra yine gelip dizlerine daha ziyade sokuldu. saat on birde eve dönünce karısını beşiğin başında buldu. bu kadar küçük bir şey için telaş etmekle budalalık ettiğine. fazla merhamet göstermiş olduğuna kanaat getridi. ağır ağır yürüyerek iki sıra beyaz rahleler arasında kaybolmasına baktı. yemekten sonra eczaneye geri vermeye giden Charles. rünen gözkapaklarının yanında iri iri yaşlar durup kurumuştu..» deyip talyon yakısı almaya gitti. onun önlü-ğündeki kurdelelerin ucunu yakalamak istiyordu. eşyada görünen bu durgunluğa âdeta şaşar gibi bakıyordu. Pencerelere demir parmaklık. Öyle pek telaş etmemesine rağmen Homais ona metanet vermeye çalışmış. Kadın büsbütün sinirlendi: — Rahat bırak! diye tekrar etti. Madame Bovary onu kaldırmak için hemen koştu. pencere ile dikiş masasının arasında dur-'muş. bize öyle buyurmuş. Çocuk onun bakışından korkup bağırmaya başladı. dudağından aşağı. çocukların ince sesi hâlâ kulağına geliyor. acele ile zilin ipini kopardı. içinde kalan merak da. Emma merdivenin basamaklarını tırabzana tutunarak çıktı. başı biraz omuzu üzerine eğilmiş. Madame Homais'nin kendi başına gelmişti de iyi bilirdi: Küçüklüğünde aşçı kadın. Bunun üzerine. kendini hasta edeceksin! Eczacının evinde hayli kalmıştı. süve . döşeme tahtalarına hiçbir zaman cila vurulmazdı. bu kız ne kadar da çirkin! Yakıdan kalanı. dedi. Yarı aralık kirpikleri altından bir çift fersiz. Yemek vakti olmuştu. «Yüreğini pek tutmasını» öğütlemişti. — Hıristiyan vaftiz olduktan sonra. Şimdi nefesi. — Evet Hıristiyanım. kocacığım. saat hâlâ işliyordu. çocuk oynarken yere düşüp yüzünü kanattı. beye de benden çok çok selam edersiniz. Charles işten dönüyordu.. bir mil üzerine konup vaziyeti değiştirilen bir heykel halinde. yarı açık elleri yanlarına sarkmış. zaten Tanrı da. Kadın onu eliyle savarak: — Rahat bırak! dedi. Yerli yerinde duran eşyayı sanki her zamankinden fazla bir hareketsizlik kavramış. Emma içinden: — Tuhaf şey! dedi. Ocak sönmüş. Bunun üzerine. hizmetçilerin dikkatsizliğinden konuşmaya başladılar. dedi. Emma. yara önemli değil. vaftiz olduktan. pamuk battaniyeyi belli belirsiz kımıldatıyordu. Madame. Camlardan süzülen beyazımtırak ışık dalga dalga dökülüyordu. odasına varınca da kendini bir koltuğa attı... onun göğüslüğündan aşağı bir kürek dolusu kor döküvermişti. yanağını kesti. evinin yolunu tuttu. Fakat papazın kalın sesi. Sonra. kan aktı. karıcığım.. önlüğün ipek kumaşına doğru iplik gibi salya akıtıyordu. Güle güle.. Berthe konsolun önüne doğru yuvarlanıp başını bakır topuza çarptı.. Onun uyumasını seyrederken. kalıp gibi topukları üzerinde döndü. Emma onu dirseğiyle iterek: — Eh! sana rahat bırak diyorum! dedi. ayağında yün örgüsü patikleri.. toprakları bol olsun. Onu alnından öperek: — Dedim ya! Kaygılanacak bir şey yok. Berthe'in hıçkırması artık kesilmişti. . tam dövünmeye başlayacağı sırada içeri kocası girdi.yoluna ne kadar erken sokarsak o kadar iyi olur. çocuğunu bir başına beklemek istediğini söyledi. vaftiz olduktan sonra. etrafını gölge karanlık bir okyanus gibi çevirmişti. — Hıristiyan kime derler?.. dirseklerini dayadı..

grisette'lerinin şakrak sesiyle o ta uzaklardaki Paris. bazı evleri görmek onu sabredilmeyecek derecede sinirlendiriyordu. boylu boyunca bir resmini hediye etmek niyetindeymiş. hem de karşısındakini küçümsediğini gösteren bir kurumla: — O da doğru ya! derdi. niçin derhal gitmesin? Bir mani olan mı vardı? Hemen içinden hazırlıklara başladı. M. merhamet edilmez. derdi. Leon hemen her hafta şehre gittiği için bu işe de bakıvermesi büyük bir zahmet olmazdı. Paris'i daha ileriye bırakıp Rouen'da bir ikinci kâtiplik aradı. O. Yüreği çarpıyor. içinden: «Acaba bir şeyin mi farkına vardı?» diyordu. gönlüne hoş geldiği kadar içine de korku veriyordu. dört yaşına. gitar dersi alacaktı! Bir robdö-şambrı. Charles birkaç defa sözü kesmeye çalışmıştı. hiçbir şeye karşı ilgisi. Ama bir gün yeni bir işe girip başka bir hayata karışması ihtimali. Leon da kendinde işte öyle bir hal hissetmeye başlıyordu. asacaktı. Bunun üzerine Binet çenesini kaşır. her zamankinden daha üzgündü. LĞon. ince bir sevgi eseri göstermek. hem duyduğu kıvancı. Madame Homais'nin bir buluşuydu. kendilerine karışan yok gibi görünürlerdi. aklına türlü türlü şeyler geliyordu. Mademki hukuk tahsilini orada bitirecekti. — Ne gibi eğlencem olsun? — Ben sizin yerinizde olsam bir torna alırdım! Noter kâtibi: — «İyi ama ben torna kullanmasını bilmem ki. Binet suratını asıp: — Ben ne bileyim? Polis hafiyesi değilim ya! diye cevap verdi. Yonvillelilerden o kadar sıkılıyordu ki. tabağına konulan yemeğin çoğunu bıraktığını görüp merak ediyordu. zihin organlarına zarar vermesinden korkup içinden üzülür. babacan bir adam diye baktığı eczacıya da tahammül edemiyordu. böyle bir basıncın. ama arkalarından bir bakan olmayınca yerlerinden bile kımıl-danamazlardı. başlarına içi pamuklu. mesleğinde ilerlemek için bir başka noterlikte de çalışmayı tavsiye ediyordu. Leon merdivende onun önüne düştü. kocası. hatta bazen dayanamayıp: I MADAME BOVARY 127 — Senin elinde bu çocukların.pervazlarına kalın çubuk takılırdı. neler yapacağını önceden kararlaştırdı. ama yanılıyordu. biraz nezle olsalar. __ Ama arkadaşının hali ona da bir tuhaf geliyordu. Odadan çıkarken noter kâtibinin kulağına yavaşça: — Size bir söyleyeceğim var. onun. kalın takkeler giydirilirdi. ama bir türlü muvaffak olamamıştı. mavi kadifeden bir çift terliği olacaktı! Şöminenin üzerine çaprazvari bir çift meç asıp ortalarına bir kuru kafa yerleştirecek. derdi. Hayalinde apartmanına koyacağı'eşyayı da seçti. hani 128 MADAME BOVARY insan. Önceleri ürpererek aklına getirdiği bu ihtimal. hiçbir sonuca etmeksizin sevmekten bezmişti. Bunları düşündükçe şimdiden hayran oluyordu. çünkü ikide bir Leon'un iskemlesine devrilip kollarım da iki yanına sarkıtarak karmakarışık sözlerle hayattan şikayet ettiği oluyordu. Homais'nin çocukları. çok geçmedi. Orada bir sanatkâr hayatı sürecek. Madame Lefrançois. Yonville' den. İşin zor tarafı annesini razı etmekti. babalan onlara türlü ilaçlar içirir. Maskeli balolarının mızıkası. madeni levha üzerine iyi bir resmin kaça çıkacağını öğrenmesini rica etti.. karısına. beş yaşına kadar. gitarını da en üste. hiçbir şeyden umudu kalmayınca hayatın her gün değişmeyen tekrarı altında ezilir gibi olur.. duygularını okşayacak bir sürpriz yapmak. Bu. gözlerinin önünde canlanmaya başladı. insaf. Fakat bir kere. dedi. Rouen'a gittiği zaman. bulamadı. Leon ne diye ikide bir Rouen'a giderdi? Homais «bu işin içinde bir delikanlılık. Leon. bazı kimseleri. «Bunun kaça mal olacağını» bilmek istiyordu. arkaya doğru yığılan bir beresi. Leon'nun çapkınlıkta gözü yoktu. Nihayet Charles kapıyı kendi eliyle kapattı ve Leon'dan. Yanında çalıştığı noter bile ona. ama kendi aklı pek yatmıştı. şiddetli bir arzu halini aldı. Belki işin aslını öğrenirim diye bir kere de vergi tahsildarına sordu. ayrıntılı . nihayet annesine uzun. bir kadın dalaveresi» bulunduğundan şüphe ediyordu. Böyle zamanlarda tahsildar ona: — Hiç eğlenceniz yok da ondan. Amerika vahşilerinden farkı kalmayacak! derdi.

hizmetçi de Berthe'i getirdi. lustin hıçkırıyordu. paketler taşıdı. raflara. — Evde değil. duruverdi. çocuğun elinde. — Sizin geldiğinizi anlamıştım! Kadın dudaklarını ısırdı. Homais.. Leon yalnız kalınca etrafına. Emma birkaç basamak inip Felicitd'yi çağırdı. Madame Bovary arkasını dönüp yüzünü pencereye dayamıştı. birbirini sımsıkı kucaklamıştı. yüzüne kan çıkıp saçlarının dibinden ta boynuna kadar derisi pespembe kesildi. Leon: — Doktor evde değil mi? dedi. Emma: Yağmur yağacak. Sonra. tatilden önce imtihanını vermek istediğine göre. kadın bir an tereddüt etti. gülmeye çalışarak: — Evet. uzun uzun baktı.bir mektup yazıp hemen Paris'e gidip orada oturmasını gerektiren nedenleri anlattı. ipe bağlanmış. — Paltomu yanıma alıyorum. . ocağa ayrı ayrı. sanki hepsini içine sindirmek. Bütün bir ay her gün Hivert. üzünMADAME BOVARY 129 tüsünü belli etmedi. Emma: — Götürün çocuğu! dedi. çarpan iki göğüs gibi. Emma ufukta neye. İngiliz usulü vedalaşalım! dedi ve o da elini uzattı. Kadıncağız razı oldu. sarkan bir fırıldak vardı. Sarılıp vedalaşmak saati gelince Madame Homais ağladı. Emma silkinerek başını kaldırdı. parmakları arasında sıcaklığını hissettiği o nemli avuca akıyor gibiydi. Leon'u arabasına bindirip Rouen'a götürecek olan noterin kapısına kadar kendi elinde taşımak istiyordu. Allaha ısmarladık. dedi. hafif hafif dizlerine çarpıyordu. Bir daha tekrar etti: — Evde değil. kısacası. Leon: — Ben yine geldim! dedi. Birbirlerine bakıyorlardı. Delikanlının M. aynı yürek çarpıntısı içinde birleşen fikirleri. Yalnız kaldılar. Leon onu boynundan tekrar tekrar öptü: — Allaha ısmarladık yavrucuğum! Allaha ısmarladık cicim! Allaha ısmarladık! Annesinin kucağına verdi. en sonunda annesinden. dedi. Emma hemen geldi. güle güle! Birbirine doğru ilerlediler. Rouen'dan Yonville'e sandıklar. Merdivenin üst başına varınca o kadar yüreği çarpıyordu ki. metin bir erkek olduğundan. bir sürü boyun atkısı almak.. Leon içini çekerek: — Artık Allaha ısmarladık! dedi. — Ya! MB 9 130 MADAME BOVARY Kadın döndü. Leon kasketini elinde tutuyor. aziz dostunun paltosunu. İkisi de sustular. ayakta duruyordu. bir mermer üzerinden akar gibi kayıyordu. odasındaki üç koltuğu doldurmak. O içeri girince Madame Bovary hemen ayağa kalktı. alıp götürmek istiyordu. nereye bakıyor? O anda içinden neler düşünüyordu? Anlamak zordu. Leon kendisine elbiseler diktirmek. duvarlara. çenesini eğmişti. delikanlı elini uzattı. — Evet. bavullar. bir an önce yola çıkmasının uygun olacağını bildiren bir ikinci mektup aldı. Bovary'ye ancak ayak üstü bir Allaha ısmarladık diyecek kadar vakti kalmıştı. öne doğru uzattığı alnının üzerinden ışık. dünya gezisine çıkacak bir yolcudan fazla hazırlıkta bulunmak işini bitirdikten sonra da hareketini hep bir haftadan öbür haftaya bıraktı. kaşlarına kadar. onun için Yonville'den Rouen'a. Leon: — Berthe'i bir görüp öpmek isterdim. Leon'un bütün varlığının özü. Omuzunu duvarın tahta kapısına dayamış. Leon acele etmedi.

Sonra elini açtı. erkeklerinkinden çok gevşek oluyor. "gezmeye gitmişsiniz. ** Madame Bovary bahçe tarafındaki pencereyi açmış. müzikten anladılar mı hemen en kibar konaklara davet edilir. Siz o çapkınların Quar-tier Latin'de.. Sonra yine güneş çıktı. korkarım ki Leon orada. Homais çamurluğa doğru eğildi. arabaya! dedi. Guillaumin: MADAME BOVARY 131 — Akşamınız hayrolsun! diye cevap verdi. gözleri bir kere daha birleşti ve Leon çıkıp gitti. yolun üzerinde. Guillaumin konuşuyor. Fakat bir bora çıkıp kavakların başlarını eğdi ve birden. kumun üzerinde birikmiş sular. tavuklar bağrıştı. Gittiler. fakat perde.. oyuncu kızlarla neler yaptığını bilmezsiniz!. diplomat sanacağınız bir adam yanınıza gelir. Bunlar. ıslak çalılıklarda serçeler kanat çırpıyor. Mesela bir bahçeye. yeşil yapraklar üzerinde çatırdayarak yağmur boşandı. Delikanlılar sonradan onların sayesinde zengin kızlar bulup evleniyor. Paltonuzu getirdim. Eczacı. Eczacı hemen onun sözünü kesti: — Hakkınız var! dedi! İşte o da madalyanın ters tarafı! İnsan Paris'te elini hep cebine götürmek zorundadır. M. hatta yakasına nişan rozeti takmış. dedi. ancak şunu söyleyebildi: — Hayırlı yolculuklar! M. arabanın yanında durmuş. eğri kıvrımlarını kıpırdattı. birer kara sütun halinde. Homais her zamanki gibi saat altı buçukta yemek yenirken geldi. Bilirsiniz ya! Kadın kısmı her şeye üzülüverir! Hele benimki!. Hekim: — Ama. birden yayılıp dümdüz. dört yeşil panjuru ile o beyaz evi son bir defa daha seyretmek için bîr direk arkasına gizlendi. arkalarında da güneşin uzun çizgileri. çünkü onların sinir yapısı. O zaman bir şey söylemek de doğru değil. Charles: — Zavallı Leoncuk! diyordu. göğün boş kalan kısmını da bir porselen beyazlığı kaplamıştı. hareketsiz alçı bir duvar halini aldı. gönlü üzgün. sonra adı softaya çıkar. Zaten Paris'te üniversite öğrencisi pek gözdedir. Kendinize iyi bakın! Sakıntısız davranmayın! Noter: — Haydi. Ama ne de olsa etrafındakilere uyması lazım. yuvarlanır gibi batıya. sonra iskemlesinden dönerek sordu: — Sizde ne var ne yok? — Ne olacak? Yalnız bugün bizim hanım biraz heyecana kapıldı. hıçkırıkların kestiği bir sesle. Leon koşmaya başladı. Bovary karşı çıktı: — Öyle kendini koyuverecek çocuğa benzemez. bulutlara bakıyordu. Rouen'a doğru kümeleniyor. Homais ile M. Bir parçacık olsun sanattan. Homais hemen: 132 MADAME BOVARY — Ben de sanmam. Çarşı meydanına varınca durdu. dedi. Uzaktan. Odada pencerenin arkasında bir gölge görür gibi oldu. kimsenin dokunmadığını göstermek ister gibi topuzundan kurtulup uzun. Lokantalarda kadınlarla baş başa yemekler! Maskeli balolar! Şampanyalar! Hiç tasa etmeyin. . dostum. havaya asılmış bir silah takımının altın oklarını andırıyordu. Eczacı damağını şaklatarak: — Alışmaz olur mu? dedi. Hekim: — Öyle olmuş! diye Cevap verdi. dedi. akasyanın kırmızı çiçeklerini de sürükleyerek akıp gidiyordu. aman üşütmeyin. Paris'te nasıl yaşayacak? Oraya alışabilecek mi? Madame Bovary içini çekti. M. Leon. onu bekliyorlardı. noterin kabriyolesini gördü. öyle şeye herkes alışır. gözleri dolu dolu olmuş: — Gelin bir kucaklaşalım. hatta faubourg Saint-Germain (1) hanımları içinde onlara gönül verenler oluyor.. arkasına kaba bezden elbise giymiş bir adam. bakarsınız kılığı kıyafeti yerinde. hayvanı tutuyordu. Emma: — Kim bilir şimdi ne kadar uzaktadır! diye düşündü.. Homais de evine döndü. Haydi hayvanı bırakın. Sandalyesine otururken: — Bizim delikanlı bizleri bırakıp gitti ha? dedi.

. şimdi de duyduğu şırıltıyı dinlemişlerdi!. bu hatıra. hâlâ oradaydı. o üzüntünün ortasında.. Ben daima ev yemeğini tercih ederim. Eczacı devam etti: — Yemeklerinin değişmesi bünyede karışıklığa sebep olur da onun için. yosun tutmuş çakıllar üzerinde kaç defa beraberce gezip suların şırıltısını. gölgelikte oturup. Irmak hâlâ akıyor. gittikçe daha sokulur. Hem Paris'in suyu.. Böylece genel sorunlar hakkındaki düşüncelerini. haberiniz var mı? — Neden? Homais kaşlarını kaldırıp en ciddi tavrını takınarak: — Bu yıl. yüzde sek. Dostluğu ilerletirsiniz. onun yürümüş olduğu bu halılardan. Justin fener getirmiş..» demek için içi titriyordu. Charles: — Doğru. Emma'yı saran can sıkıntısının merkezi oldu.Konuşmaya başlarsınız. Öğleden sonra. önüne geldiği zaman yakalayıvermemişti?. dedi. ben seninim!. Bütün bunlar. yolcuların bir Rus stepinde unuttukları ateşten daha çok parlıyordu. yegâne saadet ümidi olan o adam gidivermişti!. koltuklardan gözünü ayıramıyordu. Ondan ayrılmış olmasına rağmen. Bunun içindir ki Rouen'da eczacı okuluna giderken bir pansiyona girmiştim. 134 MADAME BOVARY başı açık. tarım işlerini konuşmak için Yonville-l'Abbaye'de toplanacaklarmış. Bugünkü gazetede de< buna dair birkaç satır vardı. onun dudaklarına susadı... ama benim aklıma daha ziyade hastalıklar gelmişti. Ne çekilmez çile! Kapıya kadar gittikten sonra: — Unutuyordum. Bir an bir yere gitmeye gelmiyor!. kaçmaya kalkınca niçin iki eli ile. dedi. bırakıp gitmemişti. alıştığımız her hareketin durmasından. birçok kimselerle tanıştırır. örneğin tifo. devamlı bir titreşimin kesilivermesinden doğan bir ıstırap vardır. yine gamlı bir durgunluğa. kuru çubuklardan yapılmış bir iskemleye ilişir. Justin gelip hazırlanacak bir ilaç için onu çağmncaya kadar devam etti.. daha şirin. Etrafında ne varsa... size şaraplar içirir.. Fakat böyle bir hareketin güçlüğünü düşünüp onu göze alamaması. . daha hayalleşmiş görünüyordu. ıssız şatolara dolan kış rüzgârı gibi. daha güzel. lokantaların yemeği. Emma. sen... Emma ürperdi. bir dakika rahat yok. uyuşuk bir yeise tutulmuştu. Ne güzel güneşli günler görmüşlerdi!. hani her olup bitmiş işten sonra bizi saran bir yorgunluk. o gün Emma işte o hale uğramıştı. Hani bir daha geri gelmeyecek şeylere hülyamızın bir kapılması vardır. neleri sevip nelerden hoşlanmadığını anlatmaya başladı ve bu. insanın evinde pişen çorbanın yerini tutamaz. yerden şapkanızı alır. Seine-İnferieure çiftçileri. eşyanın üzerinde hayal meyal dalgalanan kara. Vaubyessard'dan dönüp de kafasının içinde kadril kasırgaları uğuldadığı günlerde olduğu gibi. O günden sonra Leon'un hatırası. Emma. iki dizi ile cna sarılmamıştı?. kırdan esen serin rüzgâr sayfaları hışırdatır. onun oturmuş olduğu şu boş iskemlelerden. bahçenin bir köşesinde. Leon'u sevmediğine dövündü. köşküne davet eder. arzularına bir de esef katarak onların bir kat daha şiddetlendiriyordu. Zahmet etmeyin. Koşup onun yanına gitmek. paranızı aşırmak veya sizi tehlikeli işlere sürüklemek içindir. Henüz son karar verilmemiş ama pek muhtemel olduğu söyleniyor. ruhunun uçurumuna dalan keder. hep ırgat gibi ça(1) Paris'te en soylu ailelerin oturduğu mahalle. yemeklerimi orada profesörlerle yerdim. Emma ne yapmıştı da bahtiyarlığı. ne derlerse desinler. Leon şimdi ona daha uzun boylu. Doğru çıkarsa bizim kaza için son derece önemli bir şey olur!. Bunu yine konuşuruz. VII Ertesi gün Emma için iç sıkıcı bir gün oldu. görüyorum. baş başa ne tatlı anlar geçirmişlerdi!. O. size enfiye ikram eder. İnsanı çift beygiri gibi kan ter içinde uğraştırıyorlar!. kollarına atılmak. daha sıhhidir. sizi kahveye götürür. Homais: — İllallah! dedi. «Ben geldim. taşralı öğrenci ona çabuk tutuluyor. küçük dalgalarını kaygan sahil boyunca sürüp duruyordu. bir havaya bürünmüş gibiydi. yüksek sesle kitap okurdu. Oralarda. MADAME BOVARY 133 lışmalı!. o salçalı baharlı etler. hazin ulumalarla doluyordu. Ah! Hayatının biricik büyüsü. kameriyenin latin çiçeklerini titretirdi. dedi. O. evin duvarlarında hâlâ onun gölgesi vardı.

tırnaklarını temizlemek için bir ay içinde on dört franklık limon harcadı. bazen kâkül bırakır. belki de pek büyük olduğu için gitgide alevler yatıştı. kocalı bir kadın olmak boyunduruğunu. Şakaklarında üç tane ak tel buldu diye ihtiyarlık sözü etmeye başladı. çılgınca işlere sürüklemek pek kolaydı. Charles'ın telaş ettiğini görünce: — Adam sen de! dedi. Emma'nm hali hakkında uzun uzun konuştular. Lheureux'un dükkânına gidip hamaylıların en güzelini aldı. hiçbir yardım gelmediği. ondan hiç. alış'ıklık kederi yavaş yavaş boğdu. bunu sabahlığının üzerinden beline bağlar. kendini zorla bir işe vermeli. panjurları kapatır. sönmek üzere olan o ateşi usulca karıştırıyor. Sık sık halsizlikler geçiriyordu. Charles'ın da budalalık edip: «Yapamazsın!» demesi üzerine rakıyı diki-verdi. bir yığın beyaz kağıt aldı. Tarih ve felsefe kitapları gibi ağır eserler okumaya kalktı. bir süre de. kocasına karşı duyduğu iğrenme hislerini ruhunun aşkına doğru bir atılışı. nakışları yarıda bırakıp dolaba tıktığı gibi kitabın da birine başlar. O. Bir gotik MADAME BOVARY 135 dua iskemlesi aldı. işte ona benzer bir şey. gönlünün çektiği ufak tefek şeylerden de mi kaçınsın?. hiç kurtulamayacağını anlamıştı. . ne çıkar ki?.Emma ona doğru atılıyor. eline bir kitap alır.. kinin açtığı yakıcı yaraları şefkat ateşinin tekrar canlan-. Fakat okuması da nakış işlemesi gibiydi. diyordu. geliyorum. masasının başında koltuğa oturup iki kolunu dayadı. el işlerine! O da. Nereye gitse hep benzi uçuk. Gerçi şuurunu kaplayan uyuşukluğun tesiriyle. 136 MADAME BOVARY Neye karar vereceklerini bilemiyorlardı. o kıyafetle bir kanepeye uzanıp yatardı.. düşmüş ümitlerini.. her şeyi topluyor. duvar gibi bembeyazdı. kısır faziletini. çünkü artık kederin ne olduğunu öğrenmiş. çökmüş muhterislerin yüzlerini kırıştıran bir büzülme vardır. Buna sebep de-Emma'nm lamba yakmak için kibrit çakması olurdu. içine işleyen müthiş bir soğuk içinde kendini kaybetmişe döndü. Emma şimdi kendini eskisinden de mutsuz buluyordu. soluk semasına al bir renk vermiş olan yangın parıltısı perde perde kararıp kaybo-luverdi. Yığın belki kendiliğinden tükendiği. nefsinin tatmin edilmeden dağılan arzularını. kederini kızıştırmak için hepsinden faydalanıyordu. Yonville'in ev kadınlarının tabiri ile: «Terelelli» olmasına rağmen Emma'da hiç de keyifli bir hal yoktu. ayrılıkîa yavaş yavaş söndü. erkek saçı gibi yandan ayırıp ensesi üstüne topladı. bir-başkasına geçerdi. İkide bir saçlarının biçimini değiştiriyordu: Bazen Çin ka-dınlarınınki gibi toplar. fakat fırtına esmekte devam ettiği. Bir gün kocasına. Mektup yazıp annesini çağırttı. birçok kadınlar gibi ekmeğini kendi kazanmaya mecbur olsa siniri miniri kalmaz. Bu kadar büyük fedakârlıklara katlanmış bir kadın. hiçbir güneş doğmadığı için her tarafı büsbütün gece kapladı ve Emma. İtalyanca öğrenmek istedi: Bir iki sözlük. gerçekten başına gelenler gibi ancak hayalinde geçenleri. hepsini alıyor. Rouen'a yazıp mavi kaşmirden bir fistan getirtti. Bütün bunlar işsizlikten. burnunun derisi aşağı doğru çekilir. rüzgâra kapılmış birer kuru dal gibi kınlan saadet tasavvurlarını. bir hastaya çağırıldığını sanıp dili dolaşarak: — Geliyorum. o zamanlarda onu. Hatta bir gün ağzından kan geldi. Tostes'taki kötü günler yine baş gösterdi. Bazen gece yarısı Charles sıçrayarak uyanır. yarım bardak dolusu Fransız rakısını içebileceğini iddia etti. Öyle buhran anları oluyordu ki. derdi. ması sandığı da oluyordu. çoğu zaman dudaklarının kenarında hareketsiz bir kasılma gözükürdü: Hani evde kalıp ihtiyarlamış kızlarla. bazen de örerdi. kendi kendine kuruntu edinmesinden geliyor. etrafında onu daha ziyade canlandırabi-lecek şeyler arıyordu. ona sığınıp büzülüyor. eline derhal geçen fırsatlar gibi en uzak hatıraları. Charles gidip muayene odasına kapandı. Leon'un hediye ettiği kafanın altında hüngür hüngür ağladı. Aşk. bir gramer. gözleri insana dalgın bakardı. sevda yanıp kül olduğu. Emma hekim tedavisine razı olmadıktan sonra ne yapılabilirdi ki? İhtiyar Madame Bovary: — Bilir misin ki karına ne lazım?.

kim olduğunu iyi bildirmek içindi (1).. Neşterin batması ile kanın fışkırıp aynayı bulaştırması bir oldu. Bu zatın kendini La Huchette'li diye tanıtması. Bu iş. O herif: «Benim işim budur» diye zehir saçmakta devam ederse polise başvurmaya da hakları olmaz mıydı?. «Yılda hiç olmazsa on beş bin frank geliri» olduğu söylenirdi! Charles odaya girdi. La Huchette. Yerde. Rodolphe Boulanger gelmiş dersiniz. ben korkmam! diye cevap verdi. bir kişizadelik iddiası da olabilir. âdet yerini bulsun diye edilen sözlerden. kiliseden otele kadar evler boyunca dizilmiş. Öbür tarafa da yelken bezinden barakalar kurulmuştu. eczanenin MADAME BOVARY 137 camlarını kırmasından korkulduğu zaman oluyordu.a Huchette'li» demek olduğu gibi. ayaklarında kalın dizlikler olmasına rağmen ellerine sarı eldivenler takmıştı. bir babayiğit tavrı takınıp iri kolunu uzattı. Sonra. Bir arada geçirdikleri üç hafta içinde. papazlar aleyhinde Vol-taire'den alınmış sözlerle dolu. Onun yılmak bilmez cüretkârlığı köylülerin aklını çelmişti. Onların her birinde pamuklular. kira ile roman veren kitapçıya uğrayacak ve Emma'nın abonelikten vazgeçtiğini söyleyecekti. Justin'i evin uşağı sanmıştı: — Kendilerine La Huchette'li M. kıç üstü devrilip okları yukarı dikilmiş arabalarla dolmuştu. bir uçları havada dalgalanan kurdeleler satılıyordu. Bu adam. 138 MADAME BOVARY — Siz işinize bakın. yuları. Hep bir yere üşüşüp oradan kımıldamak istemeyen halkın. arkasından da başı öne eğilmiş. hekimin evine doğru ilerliyordu.. yeşil kadifeden redingot giyinmiş bir bey gördü. Köylü: (1) Burada. oğlum. Emma penceresine çıkmıştı (bunu daima yapardı: taşrada pencere mesire ve tiyatro yerini tutar). öyle bir toprağı olduğu için koltuk kabartmak istemesinden değil. yüzü sapsarı kesilmiş köylüye: — Korkmayın!. O bey. yün battaniyeler. diyordu. bütün söylenenlere: — Hafifliktir!. Meydan. sofrada buluşulduğu zaman veya akşam yatmaya giderken. Türkçede gösterilemeyecek bir «nuance» var. şenlik bilmez heriflerin itişip kakışmalarını seyrederek eğleniyordu. buğday övütme makineleri yanında. iş görmüyor değil ki!. hayvan. Bunun üzerine Emma'nın roman okumasına engel olmaya karar verildi. Sana söyleyeyim. dedi.. M. hiç de kolaya benzemiyordu. düşünceli düşünceli yürüyen bir köylü geliyordu. derdi. Rodolphe Boulanger. Rouen'den geçerken. Kaynana ile gelinin vedalaşmaları pek soğuk oldu. bir insanda din iman olmazsa namus da kalmaz. hepsi de din aleyhinde. Bu ısrar üzerine Bovary bir sargı ile bir leğen getirdi ve Justin'den leğeni tutmasını rica etti. Hepsi de ona bütün hekimlerden daha büyük bir hekim diye bakarlardı. dedi.hurda bakırlar seriliydi. Çarşamba günleri eczane hiç boşalmazdı: halkın birbirini iterek oraya girmesi ilaç almaktan ziyade hastalıklar hakkında danışmak içindi: Homais'nin hekimliği civar köylere o derece ün salmıştı. Bekâr olarak yaşıyordu. kapının eşiğinde Felicite ile konuşan Justin'e: — Doktor beyi görebilir miyiz? dedi. yumurta ehramlarıyle içlerinden yapışkan saman parçaları gözüken peynir sepetleri arasında. köşkü ve iki çiftliği ile beraber orayı satın almıştı. Charles: — Leğeni beri getirsene! diye bağırdı. bunun sonu hayır değildir. Çünkü Fransızcada «de La Huchette». «L.Charles: — Uğraşmıyor. İhtiyar Madame Bovary bir çarşamba günü hareket etti. kötü kötü kitaplar okuyor. Köylü. — Uğraşıyor da ne yapıyor? Birtakım romanlar. çiftlikleri öyle pek sıkıntıya düşmeden. Yonville civarında bir «Malikâne»nin adıydı. Köylü: .. erkenden. O sırada. kendi işletiyordu. çoraplar.. yassı kafeslerde gıtgıtla-yan tavuklar başlarını çubukların arasından çıkarıyordu. Sonra. Kaynana: — Sen onu bana bırak! dedi. Boulanger adamını gösterip «bütün vücudu karıncalandığı» için kan aldırmak istediğini söyledi. o gün Yonville'de pazar kurulmuştu. hal hatır sormadan başka iki çift lakırdı bile etmemişlerdi.

Sen hele bir daha ağzını açıp da övün bakayım!. masanın üzerine oturtup arkasını duvara dayamış. Boulanger uşağına artık eve gitmesini kafasına koyduğu işi nihayet yaptırdığı için gönlünün rahatlamasını söyledi. telaş etmeyin! diyordu. Arabacı ayıldı. M. bir taraftan da sakin sakin: — Bir şey yok. Sonra onun etfa-fında dönmeye başladı.. şahitlerden birinin. Justin cevap vermiyordu. fakat Justin'in baygınlığı hâlâ devam ediyor. günün birinde.. Madame Bovary Justin'in kravatını çözmeye başladı. hanımefendiyi de rahatsız ediyorsun! Zaten çarşamba. Doktor: — Bazen. rengi uçmuştu. insanın gözünü karartacak kadar yükseklere çıkıp ceviz devşirir. Eczacı: — Ben. etekliği geniş bir yazlık elbiseydi). Boulanger ise Justin'i kucaklamış. dört volanlı. şişelere de göz kulak ol! Justin giyinip gittikten sonra bir müddet bayılma bahsi açıldı. dedi. doğrusu! Sen. dizleri titriyordu. Aman Allahım!. Şimdi evde tam yirmi kişi var. çırağının gözlerinin açıldığını görünce derin bir nefes aldı... Köylü.. elinde çevirip durduğu neşter muhafazasını bırakıverdi. Bu oğlanın sincaptan farkı yoktur. Sonra gidip bir sürahi su getirdi. hele böyle güçlü kuvvetlilerde çoğu zaman öyle olur. fikir selameti ile düşünüp bir erkek olduğunu göstermen lazıftı. yaptığı eğilme hareketiyle fistanı (bu. git bakalım! Koş! Beni bekle. Madame Bovary. Homais. Telaş arasında hizmetçi ona da haber yetiştirmişti. Boulanger: — Bir hanım için doğrusu fevkalade bir şey! dedi. san renkli. Gerçekten budalasın! Kelimenin tam ma-nasıyle budala! Bir hacamat da büyük bir şey mi? Hem de senin gibi hiçbir şeyden korkmaz. masanın altına koymak üzere leğeni aldı. tabancalar doldurulurken çıkan gürültüden bayıldığını gördüm. ama kendi kanımın aktığını biraz düşünsem kendimi kaybedebilirim. Şapkası başından düştü.. Gömleğinin kordonları kördüğüm olmuştu. her şeyi yüzüstü bırakıp geldim. odanın döşeme taşlarına çarpıp etrafına yayıldı. çeşme gibi be! Kanım amma da kırmızıymış! Öyle olması iyilikten gelir. bardakta şeker eritirken eczacı da içeri girdi. Eczacı devam etti: — Hem senin burada işin ne? Daima doktor beyi de. Justin'in elindeki leğen sallanmaya başlamıştı. Heyecanından baskıyı bir türlü yerleştiremiyordu. Charles: — Emma! Emma! diye çağırdı. Mesela ben bir düelloda. Kadın koşarak merdivenlerden indi. hafif hafif üflüyordu. insan önce bir şey duymaz. 140 . şöyle yukardan aşağıya bakıp: — Budala! dedi. Seni merak ettim. gözbebekleri —süte atılmış mavi çiçekler gibi— uçuk akın içinde kayboluyordu. Emma birkaç dakika hafif parmaklarını delikanlının gerdanında dolaştırmaya mecbur oldu.. Ama bazı kimseler de pek zayıf yürekli oluyor.. M. dedi başkalarının kanını görmeye hiç aldırmam. vahim neticeleri olabilecek bir işde. Charles: — Aman bunu görmesin! dedi. hâkimlerin vicdani kanaatini aydınlatmak üzere mahkeme huzuruna çağırabilirsin. Bovary. Eczacı olacak bir adam için güzel bir mizaç. İkisi birden. parmağın: damara yapıştırıp: — Ben böyle olacağını biliyordum!. yoksa herkesin nazarında bir aptal olursun!... dedi. orada soğukkanlılığını muhafaza etmen. MADAME BOVARY 139 boyu uzun. Emma çömelip kolunu uzatırken biraz sendelediği için kumaşın şişkinliği de yer yer inip göğsünün kıvrımlarını belli ediyordu.— iş! dedi. günleri sana daha çok ihtiyacım oluyor. bu sözleri duyunca. güçlü kuvvetli bir delikanlı için!. bununla yavaş yavaş Justin'in şakaklarını ıslatıyor. M. değil mi?. Kocası: — Çabuk sirke getir! diye bağırıyordu. sonradan bayı-lıverir. Omuzları şiddetle silkinip iskemleni arkalığını gıcırdattı. gayet nazik. Madame Bovary ömründe bayılmamıştı. sonra patiska mendiline sirke döktü. Hadi.

zekâsında oldukça keskinlik vardı. İşe başlarız... dert var. ziyafet için bir çadır kurulmuş. dedi. elbette Madame Bovary de gelir. yulaflar arasına saklanmış cırlakların gürültüsünden başka hiçbir ses duymuyordu. Rouen'lı bir aktrisi «Kapatmıştı». Hem komşular var. kocasını da düşünüyordu: — Herif çok budalaya benziyor. kocası var. zaten kadınlarla hayli düşüp kalkmış. o kadar hareketsizleşmişti ki. bütün kişiliği. hem de çok daha taze. Düşünüyordu: — Nerede buluşuruz?. Karides yemeğe de ne kadar düşkün. tavuk. bunun içindir ki onu da. hazırlıklardan söz ediyorlardı. mizacında hoyratlık.MADAME BOVARY — Bu sayede sizinle tanışmak şerefine nail oldum... sakalı da en aşağı üç günlük. O. Sonra masanın bir köşesine üç frank bıraktı. Herifin tırnakları pis. kundurasına kırbaç gibi vuran otların hep biteviye hışırtısından ve uzakta. benim olacak!. Sahi! diye ilave etti. diye ilave etti. onlara av eti. her akşam dans etmek ister! Zavallı kadıncağız! Mutfakta masanın üzerine konan sazan balığının nasıl su diye içi titrerse onun da aşk diye içi titrer. Emma yine hekimin odasındaki hali.. hekimin karısı hakçası şirin bir kadın!. Şöyle nazikçe üç kompliman yapsan insanı çıldırasıya sevecek. Binet o gün her günkünden de dik bir yaka takmıştı. Orası öyle ama. Benim olacak! diye bağırdı ve hemen meselenin icra tarafını tetkike başladı. gerekirse kendimi hacamat ettiririm. Buchy milli muhafız kıtası da (Yon-ville'de muhafız kıtası teşkil edilmemişti) gelip Binet'nin idaresindeki itfaiye bölüğüne katılmıştı. dost olurum. Tören günü daha sabahtan köy halkı. yakında tarım toplantıları dolayısıyle şenlikler var. Emma onu çayırdan geçerken gördü: Ro dolphe Boulanger kavaklar altında yürüyor.: Ben ki uçuk benizli kadınlara bayılırım. Çok vakit kaybetmeli! Sonra tekrar başladı: — Ama gözleri de burgu gibi insanın tâ yüreğine giriyor. Elbette içi sıkılır! Şehirde yaşamak. onları iyice öğrenmişti. Bu cümleyi söylerken Emma'ya bakıyordu. bir düşüncesi varmış gibi ikide bir duruyordu. hatırasından bile bıkkınlık getirdiği o hayalle bir an oyalandıktan sonra içinden: — Madame Bovary ondan elbette çok daha güzel. hindi gönderirim. zarif ayaklan var. Az sonra ırmağın öte tarafını bulmuştu (La Huchette'e oradan gidilirdi). Güzel dişleri. kara gözleri. gelişigüzel bir selam verip çıktı gitti. Onunla sevişmenin rast gelebileceği engelleri böyle uzaktan düşünmek aklına metresini getirdi. Acaba nereden buralara düşmüş? O koca herif bu kızı nereden ele geçirmiş? M. sonra başımdan nasıl atarım?. Endamı da Paris kadınlarınmki gibi. sarmaşıkla donatılmıştı.. Virginie doğrusu pek semirdi. Kadın hiç şüphesiz ondan bıkmıştır. her cinsten bir türlü sıkıntı. adım adım kalkıp inen bacaklarında toplanmıştı. Emma'yı güzel bulmuştu. keyfi de insana usanç veriyor. hiç şüphe yok! Hem de ne şefkat gösterir! Ne dilber olur!. Kır bomboştu. O. kilisenin önündeki meydanın ortasına da. en emin yol odur. O içinden: — Şirin kadın! diyordu. Benzi de ne uçuk!. bir çayıra. hastadan hastaya dolaşırken karısı da evde oturup çoraplarına yama vurur. onları bize davet ederim. sımsıkı forması içinde bedeni o kadar kaskatı kesilmiş. hem de cüretkârlık göstererek.. bir tek hareketle yavaş yavaş usul üzere. valinin geldiğini haber vermek. Sopasını hızla vurup yerdeki bir keseği parçalayarak: — O. evlerinin kapısı önüne çıkmış. Argueil yokuşunun tepesine vardığı zaman kararım vermiş bulunuyordu: — Artık fırsat kollamak lazım!. Rodolphe etrafında. madalya kazanan çiftçilerin adlarını bildirmek için bir bombard konulmuştu. Rodolphe Boulanger otuz dört yaşındaydı.. o elbisesi ile MADAME BOVARY 141 gözünün önüne geliyor ve Rodolphe onu hayalen soyuyordu. Ara sıra evlerine uğrar. görürüm. Neşesi. Vergi tahsildarı ile albay arasında öteden beri bir rekabet devam . belediye dairesinin saçağı. Bırak sen de! dedi. Nasıl buluşuruz? Çocukla dadısı» sürekli başımızda olacak. VIII O pek beklenilen tarım şenlikleri nihayet başladı.

Ben danışma komisyonunda üye değil miyim ya! Madame Lefrançois onu birkaç saniye süzdü. sorarım size. maden filizlerinin durumunu. böyle bir münasebetle.edegeldiğinden her ikisi de emirleri altındaki adamları ayrı ayrı talim ettiriyorlardı. Madame Lefrançois küçümseyen bir tavırla: — Haa! Oraya mı gidiyorsunuz? dedi. yarı açık pencerelerden üç renkli bayraklar sarkıyordu. madenlerin. her birine yeşilimsi bir bayrak asılıp üzerine sarı sırma ile yazılar işlenmiş dört tane sırık vardı. büyük memurların oturacağı parmaklıklı tribünün iki tarafına dikilmiş. Ben ki daima la-boratuvarımda otururum. Eczacı hayretle cevap verdi: — Evet. halkının çoğu evlerini bir gün önceden temizlemişlerdi. kümes hayvanları beslemiş olması mı lazımdır sanıyorsunuz? O işlerden ziyade. hava güzel olduğu için.. Homais: — Hiç! Hiç! dedi.» dördüncüsüne de: «Yaşasın Güzel Sanatlar» yazılmıştı. şapkalarını korumak için üzerlerine örttükleri . gübrelerin bileşimi. gerekirse bu konularda . Sokakçıklar-dan. Bu hiç durmuyor. ağaçlı yollardan boyuna insan taşıyor. doğrudan doğruya kimya değil de nedir? Otelci kadın cevap vermedi.mendilleri yerlerinde bırakıp bir uçlarını dişleriyle tutmakta devam ediyorlardı.. değil mi?. Bunların birine: «Yaşasın Ticaret. sonra gülümseyerek cevap verdi: — Öyleyse başka! Ama tarımdan size ne? Siz ondan da anlar mısınız? — Elbette anlarım. Homais devam etti: — Siz bir insanın tarım uzmanı olması için bizzat toprağı sürmesi. Fakat bütün yüzlerde bir çiçek gibi açılan sevinç. A. cambazlar gibi çadır altında yemek yemekten hoşlanır mı sanıyorlar? Böyle işgüzarlıkların adına «Memlekete hizmet» diyorlar! Ta Neufchâtel'den pis bir aşçı getirmeye değerdi ya! Hem de kimler için! Bir alay inek çobanı. Şişman dul kadın nereye gittiğini sorunca: — Size garip geliyor.. ben eczacı. her zamankinin tersine olarak da başına bir şapka. üzerlerine fenerler asılmış iki uzun porsuk ağacıydı. havanın etkilerini. sıvıların mayalanması. kardan daha beyaz gözüküyor.. Birbiri arkasından bidüziye kırmızı apoletlerin. ¦ Eczacı oradan geçiyordu. oraya gidiyorum. otelci Madame Lefrançois'yı kederlendirmişe' benziyordu. bunun sonucu olarak tarım da onun alanına dahil demektir! Hem..» -üçüncüsüne: «Yaşasın Sanayi. kunduz derisinden kundura giymiş. caddeye köyün iki ucundan geliyordu. MADAME BOVARY 143 — Allah ömürler versin! dedi. Madame Lefrançois. Halk. bütün meyhaneler doluydu. şairin peynire soktuğu fareden de daha münzeviyim. belediye dairesinin dört sütununa dayanmış. af buyurun acele işim var. Madame Lefrançois: Her zaman dükkânıma kapanır otururum. toprağın. yani kimyager değil miyim? Kimyanın konusu da. suların özelliklerini. güneşin berrak ışığında parlıyor. Madame Lefrançois. hayvanların yemini. doğadaki bütün cisimlerin birbiri üzerine etkilerini araştırmak olduğundan. arazinin niteliğini. Nankin pamuklusundan pantolon. gidip şenliği "görmek için evlerden çıkan keten eldivenli hanımların arkasından kapı tokmaklarının çarptığı duyuluyordu. dedi. lekelenir diye korkup bellerine kaldırdıkları fistanlarını tutan iğneleri attan inince çıkarıyor. kendi kendine homurdanıyordu: — Ne budala herifler! Öyle bezden baraka yaptılar da iyi haltettiler! Bir vali. bundan başka. basık bir şapka geçirmişti. Siyah bir setre. kolalı başlıklar. kocaları ise. ara sıra da.ma bugün. Sadece şunu söylemek istemiştim. altın haçlar. miyasmaların etkisi gibi şeyler. saçılmış karışık renkleriyle. baldırı çıplak alayı için!. gazların çözümlenmesi. mutfak merdiveninin basamaklarında durmuş. uşakların yemeğini incelemek. kılcallığını bilmek lazımdır! Daha ne bileyim? Binaların yapılışını. çeşitli cisimlerin yoğunluğunu. söz konusu maddelerin yapısını. Herkesin en çok hayran olduğu şey. Otelci kadın: — Ne peyniri? diye sordu.. boyuna yeniden başlıyordu! Bu kadar şatafat asla görülmemişti! Köy. renk renk atkılar.» ötekine: «Yaşasın Tarım. Civar çiftliklerden gelen kadınlar. kara redingotlarla mavi bez ceketlerin monotonluğunu. sonra göğüslükle142 MADAME BOVARY rin geçtiği görülüyordu. süslüyorlardı.

hiç olmazsa bilimin öğütlemelerini dinler kimseler olsalar! Mesela ben geçenlerde büyükçe bir risale.-. imal tarzı. hayale gelebilecek her türlü hal1 ve fırsata uygun cümleleri olan eczacı: — Ne korkunç felâket! dedi.karar vermek. Homais: — Madame Bovary mi? dedi. Uçuk renkleriyle birer saz yaprağını andıran kurdelelerin süslediği oval siyah şapka. diyordu. Rodolphe kendi kendine: «Bu da ne demek?» diye düşündü ve yürümesine devam etmekle beraber kadını göz ucuyle süzdü. onları biraz elmacıkların altına çekilmiş gibi gösteriyordu. Böyle yandan bakılınca kadının yüzü o kadar sakindi ki. onlara: — Hava doğrusu enfes!. dedi. Kadın: — Hele şunlara bakın!. nerede tutmaz? Bütün bunları bilmek. anlaşılır şey değil. Ben hemen gidip kendisine saygılarımı sunayım. yılan gibi» olduğunu söylüyordu. Emma'nm öyle dirsek vurması. hızlı hızlı uzaklaştı. her zaman uyanık davranıp ıslahatı göstermek lazımdır. — Zaten. İşte benim o eserim basılıp yayılsaydı.. M. Elma şarabı.. dedi. onun «Yüze gülüşü. Böyle pis bir aşçı dükkânı!. Rodolphe onu uzaktan görmüş. kısacası broşürleri. arkasında rüzgâra kapılıp dalgalanan kara setrenin etekleriyle hayli yer kaplıyordu. sütunlar altında bir yer bulursak memnun olur. . Madame Lefrançois üç basamak merdiveni indi ve eczacının kulağına eğildi: — Nasıl? dedi. Rouen'deki Tarım Derneği'ne gönderdim. Burun zarını pembe bir renk kaplamıştı. Herkesler dışarıda!. Otelci kadın. biliyorsunuz ya? Şu eczacı. Madame Lefrançois! Anlıyor mu144 MADAME BOVARY sunuz? Hangileri sağlığa zararlı. Rüzgâr doğudan esiyor. otları tanımak gereklidir. bir şey anlamak kabil olmuyordu. dudaklarında gülümseme. Madame Lefrançois zihnen o kadar dalgın görünü-1 yordu ki eczacı durmak zorunda kaldı. Pazar yerinde: Madame BoMADAME BOVARY 145 vary'yi selamlıyor. O sırada oradan şarkı sesleri yükselmekteydi. hangilerini etmemelidir? Falan ağaç ya da ot nerede tutar. sohbete girişmek ümidi ile olacak. Rodolphe: «Acaba benimle eğleniyor mu?» diye düşündü. kendisi şurada. tutulan yolu eleştirebilmek için sağlık bilgisi kurallarını da çok iyi bilmek gerekir! Bundan başka Botanik biliminden de anlamak. dedi. Fakat. eczacı devam etti: — Ah! Bizim tarımcılarımız birer kimyager olsa. Eczacı.. Tellier'den nefret etmesine rağmen bu hususta Lheureux'yu ayıpladığını. sağına soluna selamlar dağıtıyor.-dudakları arasından da dişlerinin sedef gibi parlayan uçları gözüküyordu. dergileri okuyup bilimin ilerlemesinden haberdar olmak. Emma başını omuzuna eğmişti. ince derisinin altında hafif hafif vuran kam. Lheureux de onlarla beraberdi ve ikide bir. yetmiş iki sayfalık !bir muhtıra kaleme almış. — İşte. artık çok sürmez.. sizin haberiniz yok mu? Bu hafta haciz koyacaklar. sadece dikkat etmesini ihtar içindi.. fakat Madame Bovary'nin vsoluğu kesildi: Rodolphe da adımlarını ağırlatıp gülümsedi. ve nezakete bakmayarak: — Şu şişman heriften kaçınmak istiyordum da onun için. Belki içeride. hangileri yararlıdır? Hangi-leri verimsizdir. hangileri besleyicidir? Hangilerini yok etmeli. tesirleri ve bu hususta bazı yeni düşünceler diye ad koymuştum. o çehrenin beyazlığını bir kat daha belirtiyordu. Guillaumin'in uşağı Thedore'dan öğrendiği bu işi anlatmaya başladı. sekiz güne varmaz her şey biter. gibi sözler söylüyordu.. Homais hayretle geriledi. hızla yürümeye başlamıştı. çünkü. Otelci kadın gözlerini Cafe Français'nm kapısından ayırmıyordu. Emma ona dirseği ile vurdu. Lheureux dava açıp eşyasının satılmasını istemiş. Akla. bu sayede derneğin tarım bölümü yemiş ağaçlan koluna üye olmak şerefine erdim. Onu senetlerle katletti. Boulanger'nin koluna girmiş. Madame Bovary'nin bacanda yeşil bir şapka var. ağaçları. tafsilat vermek için çağıran Madame Lefrançois'yi dinlemeden. ayırdetmek. Yün örgü ceketinin ilmiklerini göğsüne doğru çeken omuz silkintileri ile iki elini kaldırıp rakibinin meyhanesini gösteriyordu. M. Kıvrık iri kirpikli gözleri önüne bakıyor ve iyice açık oldukları halde.

yolu çi-MB ıo 146 MADAME BOVARY te kadar takip edeceğine birdenbire bir patikaya saptı. hatta güzel bir hayvan gördü mü. Bunlar^ el ele vermiş... sonra birbirlerine yavaş yavaş fikir danışıyorlardı. hakem heyeti başkanı M. Kolları sıvalı arabacılar. Madame Bovary'yi de beraber sürüklemişti. Yeniden çiçek açmış birkaç papatya gördüler. ağzı bağlanmış. şaha kalkmış aygırları zaptediyorlardı. ama başkan uzaklaşır uzaklaşmaz. Rodolphe hemen geleceğini söyleyerek özür diledi. İki sıra arasında. ne güzel! Köydeki] sevdalı kızların hepsinin de falına bakmaya yeter. yeleleri sarkmış. Rodolphe'un da hemen hiçbir cevap vermemelerine rağmen M. dedi. Lheureux. yanlarından geçilince süt ko kan hizmetçi kızlara ikide bir yol vermek gerekiyordu. ta akçakavaklardan ziyafet çadırına kadar.ayrıca bir yerde. Emma biraz öksürüp: — Sizin de bir sevdiğiniz var mı?.. Uykusu gelmiş domuzlar burunları ile toprağı deşiyor. hem de elindeki deftere bir şeyler kaydediyordu. onun yanında olmaya tercih ederim. Nalbandın evi önüne vardıkları zaman Rodolphe. çocukları ile gelmiş kadınlar insana çarpıyorlardı. koyunlar meliyor. topuksuz pabuçlar giyip parmak-J larma gümüş yüzükler takınmış. Emma gülerek: .Madame Bovary'nin de. çiftçiler. daha rahat dolaşabilmek için jandarmalara mavi kartını gösteriyor. . mademki bugün sizinle bulunmak bahtiyarlığına erdim. onların en küçük bir hareketlerini görünce: «Ne emir buyurdunuz?» diye yaklaşıp elini şapkasına götürüyordu. danalar böğürüyor. burnuna demir halka vurulmuş kocaman kara bir boğa vardı ki sanki tunç-tanmış gibi hiç kımıldamıyordu. Derozerays de la Panville'di. Rodolphe sözünü tamamlamadı. Üstü başı lime lime bir çocuk onu bir iple tutuyordu. ağır ağır geviş getiriyor ve etraflarında vızıldayan küçük sineklerden korumak için gözlerini kırpıyorlardı.— Herifi nasıl da savdınız! dedi. Bu bir araya tıkıştırılmış vücutların meydana getirdiği dalga boyunca. her hayvanın önünde durup bakıyor. bizi huzurunuzdan mahrum mu edeceksiniz. bir dizlerini kıvırmış inekler karınlarını da çimene yaymış. ya alçak gelen sağrıları ile karmakarışık dizilmişlerdi. Monsieur Lheureux! diye bağırdı. sakin sakin duruyor. kısraklar tarafında burunlarını aça MADAME BOVARY 147 aça bakıp kişneyen. gitmeye hiç de niyetim yok: Sizin yanınızda olmayı. Rodolphe: — Orasını Allah bilir! diye cevap verdi. hem yürüyor. Kısraklar. Çayır artık kalabalıklaşmaya başlıyor. birbirinin-kinden ya yüksek. Hayvanlar orada. tayları da onların gölgelerinde yatıyor veya bazen meme emmeye geliyorlardı. — Başımıza başkalarını musallat etmenin yeri var mı ya! Hem. Artık hayvanları tetkik zamanı da gelmişti: kazıklara bağlanmış uzun bir iple koşu meydanı gibi bir yer ayrılmıştı. böyle çayır çimende yürümenin zevkinden bahsediyordu. Rodolphe.. rüzgâra kapılan bir yelenin bir bayrak gibi havalandığı. Ayaklarına mavi çoraplar. Tarım Kurulu toplantılarına hiçbir önem vermemekle beraber. iri şemsiyeleri. Emma'ya: — Doğrusu. oraya girmeye başlamışlardı. Sonra ilave etti: — Birkaç tane koparayım mı? Ne dersiniz?. Monsieur Boulanger? dedi.. Sahadan yüz adım kadar ötede. — Allaha ısmarladık. sepet-j leri. İçlerinde en önemlileri gibi gözüken biri. birbiri arkasından. Rodolphe'u görür görmez hemen yanına gitti ve nazik bir tavırla gülümseyerek: — Nasıl. hakem heyeti azalan ağır ağır dolaşmaya başladılar.. Emma kızardı. bazen de birkaç sivri boynuzun veya koşan birkaç insan başının yükseldiği görülüyordu. yüzleri ipten tarafa çevrilmiş. Artık havanın güzelliğinden. Bu zat. başları uzanmış. boylu boyunca bütün çayıra serpiliyorlardı. İnşallah yine görüşürüz!. Rodolphe: — Şu koyun gözlerine de bakın! dedi. uzun bir dizi halinde yürüyor ve böylece.

.var mı benim? Kim beni düşünüyor ki? Bu son kelimeleri söylerken sesi dudaklarından âdeta ıslık gibi çıkıyordu. uzaklaşmak zorunda kaldılar. ben de günden güne kendimi hüzne daldırıp gidiyorum. öne doğru uzattığı kollarının ucu görülüyordu. avamdan kimseler bunu. Rodolphe'un giyiminde... ya hoşlanır. Kendi çıkarları söz konusu olunca kafası pek güzel işlediği için. Bu. hep yapayalnız. garip bir surette yaşamanın. insan bunu düşündükçe. serbestsiniz. kendisi üstüne başına pek bakmadığı için özür diledi. Bunlara o kadar vernik 148 MADAME BOVARY vururdu ki ayna gibi parlatırdı. Nitekim. yalnız tahta kunduralarının burnu ile. Ama kaç kere. elini ceketinin cebine sokar. ya dostlarınız ne olacak? Onları hiç düşünmüyor musunuz? — Dostlarım mı? Peki hangileri? Dostum. Sonra taşranın bayalığından.. orada sönüp giden emellerden. sıcaktan bunalan kasabalılar. diyordu. bir elbisesinin biçimi. Ben sizi neşeli bir adam sanıyordum.. Yonville hanımlarının tuvaleti ile alaya başladı. ya da sinirlenir. her şeyi silip süpürürdüm! Emma: — Ama hiç de acınacak bir halde değilsiniz gibi geliyor bana. Bu. Rodolphe onlarla at pisliklerine basar. birbirlerinden. hasırı buhur kokan bu iskemleleri kapışıyorlar ve kilise mumlarının damlalarıyle kirlenmiş kocaman arkalıklarına bir nevi saygıyla yaslanıyorlardı. Rodolphe'un kolunu tekrar yakaladı. Emma alay etmediğine yemin ederken. dedi. hayatta bir gayem olsaydı. birini bulsaydım. Herkes.. Rodolphe: — Benimle alay etmeyiniz. kilisenin iskemlelerini kalabalıktan oradan oraya taşıyıp duran mezar kazıcısı Lestiboudois'di. alelâdelikle özenip bezenmenin bir araya gelmesinden hasıl olan bir karmakarışıktık vardı. — Zaten. bir top sesi gümbürdedi.. onun boğduğu hayatlardan. o. rüzgâr estikçe. ama görünüşte öyle. Adam öylesine yüklenmişti ki. O zaman içimdeki bütün enerjiyi harcar. müşteriden baş alamaz olmuştu. dikişi nedir. Tarım Komisyonu toplantılarından faydalanmanın çaresini bulmuştu.. bir sevgiye rastgelseydim. — Evet. Örneğin. Ah. onu bile anlamaz. kalın çizgili pantolonunun altında da. itişe kakışa kasabaya doğru yollanmaya başladı. insan köyde oturunca. Fakat Madame Bovary'nin böyle şeylerle ilgilendiği yoktu. Rodolphe: — Öyle mi sanıyorsunuz? — Ne de olsa. Nihayet. pek tuhaf hisler beslemenin.durup bakıyordu. Tereddütle ilave etti: — Zenginsiniz.. üst üste konmuş bir sürü iskemle taşıyan bir adam yüzünden. oturumu açmak mı. Rodolphe: — Bunun içindir ki. -sanat hevesine esir olmanın ve toplum kurallarını daima hafifsemenin bir belirtisi sanarak. mehtapta bir mezarlık görünce. Emma hayretle: — Siz mi? dedi. dedi. her şeyi alt eder. koncu Nankin bezinden potinleri gözükürdü. yoksa biraz daha beklemek mi lazım geldiğini bilemiyorlardı. Jüri azası sıkıntılı bir duruma düşmüşlerdi.. Binet: «Silah başına!» diye bağıracak . çünkü herkesin önünde yüzüme bir alaycı maskesi takmasını bilirim. birçok şeylerden mahrum kaldım. gidip orada uyuyanlara katılmanın daha iyi olup olmayacağını kendi kendime sormuşumdur. Rodolphe'un kollukları pastalı patiska gömleği. şapkasını yan giyerdi. Madame Bovary. Beyaz şapkalı bir arabacının boyuna kırbaç savurduğu iki sıska beygir arabayı çekiyordu. kendi kendine konuşuyormuş gibi devam etti: MADAME BOVARY 149 — Evet. alt kısmı vernikli. hülyalardan bahsettiler. — Çok doğru! Bu adamlardan hiçbiri. külrengi toz bezden yeleği içinde kabarır. yanlış bir işaretti. Rodolphe bunu sezince. — Ah. Vali Bey henüz gözükmemişti. çayırda baksanız otların aksettiğini görürdünüz. dedi. Arkalarında. Emma: — İyi giyinmek zahmete değmez. Fikri de para getiriyordu. meydanın ucunda bir büyük kira landosu gözüktü. dedi.

Orada bir sürü köylü toplanarak arabaya bakmaya başladılar. Tranpet çaldı. müzakereler oldu. pek halim selim görünüşlü bir zatın arabadan indiği görüldü. fiyongosu iyice gerilmiş beyaz kravatların tuttuğu katı yakalıklardan taşıyordu. Bu arada Rodolphe. hâlâ gidip kiliseden iskemle getiriyordu. üç köşeli siyah şapkasını göğsüne bastırarak muhatabını tekrar tekrar selamlarken M. Binet bağırdı: — Hizaya gel! Albay haykırdı: — Dur! Sola saf bağla! Namlu bileziklerinin merdivenlerden tekerlenen bir bakır kazan gibi ses verip gittiği bir selam dur vaziyetinden sonra bütün tüfekler tekrar yere indirildi. arabaya koşulmuş iki sıska beygir. Madame Tuvache'ın iğreti verdiği kırmızı Utrecht kadifesi kaplı koltuklara oturdular. toplantı salonuna çıkmış bulunuyordu. Yumurta biçimi büyük masanın etrafından. Kabarık favorileri. Belediye Konağının birinci katına. Ama ne yaparsınız! Her şeye Belediye Başkanı el attı. henüz apresi olduğu gibi kaldığı için. Bütün yelekler kadifeden ve geniş. Kerevetin üstünde bir kıpırdama. Bütün saatlere. hafif tırısla. alın tarafı dazlak. İsmi ağızdan ağıza kalabalık . Herkes silah çatılarına doğru koşuştu. Vilayet Meclisi Üyesi Bey. arabacının beygirlerini dizginlerinden yakaladı ve küt ayağı ile topallaya topallaya Altın Aslan'ın sundurması altına götürdü. kerevetin basamaklarına çok güçlükle vanlabiliyordu. Hani göze pek güzel görünürdü. akikten birer mühür sallanan uzun bir kurdele bağlıydı. yerine oturmak üzere önünden geçen eczacıya: — Bana kalırsa. belediye binasının önüne vardılar. adının Lieuvain olduğu artık öğrenilmişti. Hanın uşağı Hippolyte. uçuk be150 MADAME BOVARY nizle. methalde. Kendisi Vilayet Meclisi Üyesindenmiş. Lestiboudois. Hele sanat dehası denilen şeyden büsbütün mahrumdur. kocaman çizmelerin meşininden daha çok parlayan çuhadan yapılmış pantolonlarının apış aralarını ihtimamla aralıklıyordu. Herkes iki elini kalçaları üzerine dayıyor. Fakat vilayet arabası bu karışıklığı tahmin etmişe benziyordu. Bazıları yakalarını bile unuttu. Tuvache da. aynı zamanda sivri uçlu burnunu yukarıya dikiyor ve içeriye gömük ağzına bir gülümseme konduruyordu. Nihayet Vilayet Meclisi Üyesi ayağa kalktı. albay da onu taklit etti. MADAME BOVARY 151 M. Böylece her ikisi. Tuvache iltifatlarla mukabelede bulundu. alınları birbirine değercesine karşı karşıya kaldılar. Salon bomboş olduğu için Rodolphe. Bütün bu insanlar birbirine benziyordu. top gürledi ve beyler birbiri peşi sıra kerevete çıkarak. devrik yakalıydı. İkisi de taburelere yan yana oturdular. dedi. başının arka tarafında bir yumak saç. Lheureux. yay gibi eğilmiş. tam hükümdarın büstü altında bulunanlardan üç tabure aldı ve pencerelerden birine yaklaştırdı. Şu zavallı Tuvache'ın pek zevki yoktur. sütunlar arasında bulunuyorlar. söyleyecek söz bulamıyor. tam milli muhafızlarla itfaiyeciler trampet çalarak sert adımlarla saf tutmaya geldikleri anda. O zaman. pek kocaman ve kalın gözkapaklarıyle örtülü gözlerini.zamanı ancak bulabildi. Milli Muhafız Kıtası ve halk olduğu halde. güneşten hafifçe yanmış kumral ve gevşek yüzleri tatlı elma şarabı rengi bağlamıştı. gülümsüyor. kalabalığa bakarken yarı yarıya kapatıyor. dedi. Madame Bovary ile birlikte. etraflarında Jüri Üyeleri. kalabalığın büyük kısmı ise karşıda ayakta duruyor veya iskemlelere oturuyordu. Belediye Meclisinin ve kasabanın ileri gelenleri. Homais: — Şüphesiz. uzun fısıldamalar. İleri gelenlerin hanımları arkada. Bu alışverişiyle ortalıkta öyle bir tıkanıklığa sebep oluyordu ki. ucunda yumurta biçimi. sonra özür diledi. gümüş sırma işlemeli kısa bir frak giymiş. gemlerini kırıta kırıta çekerek. kekeliyor. Adam. birbirine girdi. çayırdan sırtlayıp getirdiği bütün iskemleleri oraya yerleştirmiş. Krallığa olan bağlılığını ve Yonville'e lütfedilen şerefi belirtmeye çalışıyordu. manzarayı oradan rahatça seyredebileceklerini söylemişti. beriki bundan pek mahcup olduğunu bildirdi. Belediye* Başkanını hamailinden tanıdı ve valinin gelemediğini söyledi. şuraya iki Venedik direği dikmek lazımdı: Yenilik olarak biraz ciddi ve zengin şeylerle donatarak.

tam ümitsizliğe düşüldüğü bir günde. her şeyinizi vermek. — Niçin? 152 MADAME BOVARY Tam o sırada Vilayet Meclisi Üyesinin sesi görülmemiş bir şiddetle yükseldi: «Vatandaşlar arasındaki çekişmelerin sokak ve meydanlarımızı kana buladığı. «Evvelâ müsaade ediniz de (bugünkü toplantının mevzuu hakkında söze başlamadan önce..) arzettiğim gibi müsaade ediniz de. Kötü şöhretim malum. dedi. Şevketmeaba. yemin ederim. sanayii. dedi.arasında dolaşıyordu. ona. tüccarın. Sizler. politika fırtınaları atmosferdeki karışıklıklardan hakikaten çok daha tehlikelidir. en yıkıcı sözlerin büyük bir cüretle memleketi temelinden çökerttiği günler artık mazi olmuştur. sanki «İşte o!» diyen bir sestir bu. kendinize iftira ediyorsunuz. O zaman ufuklar aralanır. din daha çok kuvvet bularak gönüllerimizde gü-lümsemekte.» Rodolphe: — Biraz geri çekilelim. bu hususta benimle hemfikir olduğunuzdan eminim.» Rodolphe: — Saadete rastgelinir bir gün. MADAME BOVARY 153 Bu söz üzerine Emma. Hükümete. harp gibi. böyle bir eğlencemiz bile yok! — Hazin eğlence. diye cevap verdi. amme ve fert refahının hiçbir şubesi nazarlarından uzak kalmayan. çünkü insan bu eğlencede saadet bulamaz. devletin bedeninde'yeni kan damarları gibi çoğalarak yeni irtibatlar kurmakta. terakki ve ahlaklılığın mücahitleri! Artık anlamış bulunuyorsunuz ki. Emma: — Ne gibi? — Ne gibisi var mı? Kaplarına sığmayan insanlar bulunduğunu bilmez misiniz?. çılgınlığa kendini kapıp koyuverir.. Vilayet Meclisi Üyesi devam ediyordu: «Şayet hafızamdan bu karanlık levhaları defedip nazarlarımı güzel vatanımızın bugünkü vaziyetine çevirecek olursam. O kimseye içinizi dökmek. ziraatı ve güzel sanatları da saydırmasını bilerek. Vilayet Meclisi Üyesi devam ediyordu: «Sizler de zaten bunu anlamış bulunuyorsunuz. Bir iki kağıdı sıraya koyup daha iyi görmek için gözlerine uygun bir mesafeye getirdikten sonra söze başladı: «Beyler. mülk sahibinin. geceleri huzur içinde uykuya dalarken birdenbire yangını haber veren çan seslerinin gürültüsüyle uyanmaktan titrediği. ne görürüm? Her yerde ticaret ve zenaat yeşermekte. ticareti. — Hayır. her yerde yeni münakale yollan. limanlarımız dolup taşmakta. Yüksek İdare Makamlarına. evet. — Fakat saadet bulunur mu hiç? Rodolphe: — Evet. harikulade memleketleri gezip dolaşmış bir yolcuyu seyreder gibi baktı ve: — Biz zavallı kadınların. hem de en coşkun keyifler lazımdır. sulhu. fırtınalı bir denizin bin bir muhatarası arasında Devlet gerdunesini metin olduğu kadar da hakim bir elle sevk ve idare eden Sevgili Kralımıza minnet ve şükranlarımızı sunayım. hem hareket. diye tekrarladı. beyler!» Rodolphe: — Belki aşağıdan beni görürler. Hükümdarımıza. Emma: — Doğrusu.. büyük imalat merkezlerimiz tekrar faaliyete geçmekte.. baştan başa medeniyet olan bir eserin barışsever akıncıları! Sizler. Böylelerine hem hülya. her şeyi feda etmek ihtiyacını duyarsınız! Karşılıklı uzun uzadıya . saadete rastgelinir bir gün.» Rodolphe: — İnsanlık bakımından belki de bu haklı ve yerinde bir şey. adım pek kötüye çıkmıştır. itimat yeniden doğmakta ve nihayet Fransa rahatça nefes almaktadır!. hem en temiz ihtiraslar. en azından on beş gün müddetle herkese dert anlatmak zorunda kahrım sonra. köylerde yaşayan çiftçiler ve işçiler. dedi. dedi. beyler. hayır. hatta bizzat amelenin. dedi. ansızın. Böylece insan her çeşit fanteziye.

şurada gördüğünüz budala toplantısı gibi. Lieuvain. Yanında duran Tuvache. bir kelime ile. gayet hünerli cihazlar sayesinde öğütülüp toz haline getiriliyor ve değirmenden un adiyle çıkıyor. misal bulmak için bu kadar uzaklara gitmeye lüzum var mı? Kümeslerimizin süsü olan o mütevazi hayvanın ehemmiyetini sık sık düşünmeyen var mıdır içimizde? O hayvancık değil midir. nihayet her şeyin kaynağı değil mi o ihtiraslar? Emma: — Ama. bundan fazla zekâ ve anlayış köylerden başka nerede bulunur? Zekâ deyince. sonra Em-ma'nın eline bırakıverdi.) Nihayet. yataklarımıza yumuşak yastıkları. Kadın elini çekti. bacaklarının arasında oğlu Napoleon. bundan fazla vatanseverlik. Ama yine de tereddüt edilir. yine. karşınıza gelir. karnımızı nasıl doyururduk? Hem sonra. o buğday da.kalabalığın ağzı bir karış açıktı. Rodolphe sözlerini bitirirken. güzel olanı candan sevmektir. üzerine bilhassa dikkatimizi çekmek isterim. avucunu açarak kulağına götürmüş. Fakat öbürü. ebedi ahlak. büyük olanı hissetmek. o keten ki. ötede kolza. sanatların. Bu kelime harap ediyor beni. fırıncının eline geçiyor. ammenin kemaline. beyler. tekrar söze başladı: «Burada size tarımın lüzumunu ispdt etmem mi lazım. sanki karanlıktan birdenbire ışığa çıkmış gibi. sırtımıza ne giyerdik. insanın gözü kör. oradan şehirlere götürülüyor. fakir kadar zengin için de lüzumlu bir gıda imal ediyor.konuşmazsanız. çepeçevre ve yukarda bulunan ahlak. yoksa toplumun sırtımıza yüklediği bayağılıkları ile birlikte bütün göreneklerini kabullenmek değildir. devlete muin olmaya çalışmak suretiyle. vakit vakit gözlerini hafifçe yumuyordu. M. vazife diye. eli tespihli bir alay sofu karı. şiirin. müziğin. nutkun bir hecesini dahi kaybetmemek için. Anladık. küçüğü. o da ondan. (Bunu söylerken kadına bakıyordu. son yıllarda büyük bir gelişme göstermiştir. . hayır! Ne diye ihtirasların aleyhinde nutuk vermeli? Şu dünyada tek güzel şey. hep vazife. çünkü sözlerini yutacakmış gibi . Sanki başı dönmüş gibi elini yüzüne götürdü. keten.. durmadan değişen ve yüksek perdeden atıp tutan.. biri. beyler? Kim karşılıyor bizim ihtiyaçlarımızı? Varlığımızı kim doyuruyor? Çiftçi değil mi? Çiftçi.» Kimsenin dikkatini çekmesine gerek yoktu. soframıza o lezzetli eti ve yumurtalarını temin eden? Tıpkı cömert bir ana gibi çocuklarına her şeyi veren. beyler. göreneğe kaçanı.. o satıhta kalan zekâyı. siyasi daMADAME BO VARY vaya bundan fazla bağlılık. dedi. her şeyden önce faydalı gayeler peşinde koşmaya kendini adamış derin ve ölçülü zekâyı.» Rodolphe: — Ah. Ama Vilayet Meclisi Üyesi hep devam ediyordu: «Bundan kim hayrete düşer. — Hayır. Daha ötede eczacı. parıldar. beyler. koskoca sürülerini merada otlatıp semirten de çiftçi değil midir? Tarım olmasaydı. Derozerays. Yine. başka yerde meyvesinden elma şarabı yapılan elma ağaçları. beyler? Ancak. kıvılcım saçar. şuracığa.. bunun sonu gelmez. Yün fanilalı bir sürü bunakla ayağı tandırh. daha ileride peynirin türlüsü. hatibi dinlerken gözlerini dört açıyordu. inanmaya cesaret çdihnez. M. birbirinizin içindekileri sezersiniz. iyi işlenmiş bir toprağın bütün nimetlerini birbiri peşi sıra saymak lazım gelse. beyler. Gerçekten. cebinden çıkardığı mendile ağzını silmişti. MADAME BOVARY 155 Toprağın o bereketli sapan izlerine gayretli bir elle tohum saçarak buğdayı yetiştiriyor. durmamacasma kafamızı şişiriyor vazife. söylemekten çekinmiyorum) iyice gömülmüş bulunmalı ki.. birbirinizi rüyalarda görürsünüz. Madame Bovary itiraz ediyordu: — Ama yine.. o kadar aranılmış olan bu hazine. fakat herkesin hayrına. çıkarcıların ahlakı. keteni unutmayalım! O keten ki. dedi. tarımla geçinen ahalinin zihniyetini yanlış anlasın. ama vazife. etrafımızı saran peyzaj ve bizi aydınlatan mavi gökyüzü gibi. insanın gözleri kamaşır. saman altından su yürüten. Burada bağ vardır. kahramanlığın. herkesin kanaatine biraz uymak ve ahlak kurallarına boyun eğmek de lazım.de. Elbiselerimiz için. cümlesine pandomima da kattı. coşkunluğun. kanunlara saygı ile vazifelerin ifasından doğan zekâyı kastediyorum. insanların ahlak dediği şey. aylak kafaların o lüzumsuz süsünü değil. kafası geçmiş zamanın peşin hükümleri içine gömülmüş (evet. vazife. Rodolphe: — Fakat iki türlü ahlak vardır. ama yine de.

İnekler burunlarına kadar sarkan yaprakları dilleriyle kopararak. Rodolphe. tam karşısında görür gibi oldu. onaylama anlamında. arada bir böğürüp duruyorlardı. eski arzularının içine siniyor ve üzerinden rüzgâr esen kum taneleri gibi. Sığırtmaçlarla çobanlar. Eldivenlerini çıkarıp ellerini kuruladı. sonra her şey birbirine karıştı. — Topluluğun bu komplosu sizi isyan ettirmiyor mu? Onun mahkûm etmediği bir tek duygu var mı? En soylu içgüdüler. ama miğferinin ta burnuna kadar inen viziyeri yüzünden hiçbir şey görmesine" imkân yoktu. hiç durmadan sallanıyor ve başına doladığı basma sargının bir ucu aşağıya sarkıyordu. pencereden. o arzular. gelin de o sessiz . süngülerine dayanarak dinleniyorlardı. Justin'in. birbirlerini çağıracaklardır. arkasında uzun bir toz bulutu bırakarak Leux yamacından yavaşça aşağıya inmekte olan eski yolcu arabası Kırlangıç'ı gördü. çünkü alın yazılan "budur. ufkun ta ötesinde. eczanenin camekânı önünde. Gayri ihtiyari. iyi gübre kullanmaya. on yılda bir araya gelecekler. Meydan. ve Binet. yahut kapılarda ayakta duran insanlar görülüyordu. zahmetli mesailerini hiçbir hükümetin nazarı itibara almadığı saygıdeğer hizmetkârlar. kerevetin aşağısında. sığır. yahut köşe başlarında birbirlerine cevap yetiştiren koyunların melediği duyuluyordu. Emma'ya yaklaşmıştı. altı ayda. hayvanlarını ta oraya kadar sürmüşlerdi. yüzünü Emma'ya çevirerek ona yakından sabit bakışlarla bakıyordu. ta evlere kadar hıncahınç dolmuştu. mendili ile yüzünü yelpazeledi. Jürinin diğer azalan. solgun yüzünde keyif. ama iki zavallı gönül birbirine kayacak olursa. kılıcının ucu havada. Oğlan. çünkü birbirleri için yaratılmışlardır. valste dönüyor sandı. dirseklerini gererek. Bu duygunun tatlılığı. baktığı şeyin temaşasına dalmış gibi bir hali vardı. kanat çırpacaklar. hızlı hızlı söylüyordu: . ama yine de Rodolphe'un başını hep yanında hissediyordu. siyah gözbebeklerinin etrafına çizik çizik yayılan küçücük altın ışınlar farkediyor. Dirseklerini pencerelere dayamış. bu saçlar gibi etrafa aynı vanilya ye limon kokusu yayılıyordu. Rbdolphe'un gözlerinde. ansızın. koyun ve domuz cinslerini geliştirmeye dikkat ve himmet ediniz! Bu tarım yarışmaları sizler için birer er meydanı olsun. elini mağluba uzatıp daha iyi bir başarı temennisiyle onunla canciğer olsun! Ve sizler. Kollarını dizleri üstünde kavuşturmuş duruyor. bir daha dönmemek üzere yine o MADAME BOVARY 157 yoldan geçip gitmişti! Onu. mütevazı çiftlik uşakları. yine de deneyecekler. M. Birçok kere. en temiz sempatiler hırpalanıyor. sütun başlıklarını saran sarmaşıkların serinliğini içine çekmek için. Leon uzakta değilmiş de hemen gelecekmiş zannetti. yorgunluk ve uyku ifadesi beliri-yordu. Vaubyessard'da kendisini valse kaldırmış olan Vicomte hatırına geldi. Bunlardan galip çıkan. arka taraftan bir öküzün uzun uzun böğürdüğü. sonunda. er geç.dinliyordu. yeleklerine gömülmüş gerdanlarını hafifçe oynatıyorlardı. birbirlerini seveceklerdir. Lieuvain'in konuşması havada kayboluyordu. Ne yaparlarsa yapsınlar. Belki nutku işitiyordu. ne de pervasız bir ampirizmin fazla aceleci nasihatlerini dinleyiniz. dimdik duruyordu. Sesi. o miğferin altında çocuksu bir tebessümle tatlı tatlı gülümsüyor. Diyordu ki: «Devam ediniz! Sebat ediniz! Ne göreneğin telkinlerini. dönüyordu. Tuvache efendinin küçük oğlu olan muavininin miğferi çok daha mübalağalıydı. kafasına öyle kocaman bir miğfer geçirmişti ki. ta uzakta. . Üzerine bir rehavet çöktü. buran kanatlarını hızla açıp kapadı. kokuyu daha iyi içine çekmek için gözlerini yarı yarıya yumdu. Emma.'kötüleniyor. Sonra. hâlâ kendini avizelerin parıltısı altında. bulutlar geçti. sonra. Fakat iskemlesinin üzerinde dikilerek yaptığı bu hareket sırasında. şakaklarının zonklaması arasından kalabalığın uğultusunu ve cümlelerini dua okur gibi sıralayan Vilayet Meclisi Üyesinin sesini duyuyordu. alçak sesle. onun da sakalından. beygir. L6on hep bu san arabaya binerek ona gelirdi. Vicomte'un koluna girmiş. İtfaiyeciler. kavuşmamaları için her türlü oyunlar oynanıyor. damla damla terleyen kü156 MADAME BOVARY 1 çük. Bilhassa toprağı ıslah etmeye. ruhuna yayılan bu kokunun harikulade nefesiyle dönüyor. hatta saçlarına parlaklık veren pomadın kokusunu duyuyordu. kalabalıktan gelen iskemle gıcırtılarının yer yer kestiği cümle kırıntıları halinde kulağa erişiyordu. Sessizliğe rağmen. Bu sırada. Onlar.

» diye bağırdı. buna karşılık. «Nerede Catherine Leroux?» deyip duruyordu.. toplumların meydana çıktığı tarihe kadar çıkarak. sizi seyredeyim! Pencerelerden giren bir rüzgâr. gözlerini size dikmiş. Caron'a.» Rodolphe artık konuşmuyordu. tatlı bir gevşemeyle. «Sassetot . sizi himaye etmektedir.» — Bu akşam. Sonra bu insanlar hayvan postlarını terk etmişler. altmış frank!» Rodolphe kadının elini sıkıyor. hayır. acaba bu keşifte faydadan çok zarar yok muydu? M. beyaz kelebeklerin çırpman kanatları gibi hafifçe havalandı. düşüncenizde. Rodolphe de manyetizme bahsinden yavaş yavaş yakınlıklar bahsine geçmiş.» MADAME BOVARY 159 — Ama unutursunuz beni. «Givry-Saint-Martin'den M. Bain'e!» — Nitekim hatıranızı hep gönlümde saklayacağım. Birbirlerine bakıyorlardı. değil mi? «Domuz cinsi. Sonra.kanal açma.uzun vadeli icarlar. kendiliklerinden. diyordu. — Nitekim.la . kumaştan elbise giymişler.hizmetkârların emeği.faziletlerinizin mükâfatım alın ve emin olun ki. . birbirine kavuşmak için akan iki nehir gibi. din ve tarım bahsi daha uzun sürüyordu. yirmi beş frank kıymetinde. «Bir merinos koçu için.. fakat daha olumlu bir üslup niteliği taşıyordu. belki üyeninki kadar süslü değildi. önsezilerden. masanın örtüsünü buruşturdu ve meydanda.» — Hayır. yakalanmış da tekrar havalanmak isteyen bir kumru gibi sımsıcak ve titremeler içinde olduğunu hissediyordu. esaslı düşünceler içeriyordu. . aradaki mesafeye rağmen. bu dayanılmaz cazibelerin nedenini çok daha önce yaşanmış hayatlarda aramak lazım geldiğini anlatıyordu. toprağı çizik çizik etmişler. Başkan: «Mükemmel ürün ödülü!. neden birbirimizle tanıştık? Hangi raslantı bunu istedi? Hiç şüphe yok. bir gölge gibi silinir giderim. ikimizin de üstünden kayıp gittiğimiz inişler bizi birbirimize doğru itti. Emma elini çekmedi. «Quincampoix'dan M. Bizet'ye. . yarın. lahana yetiştiren Diocletien'i. Leherisse ile M. Ve kadının elini yakaladı. Bu.. bir gümüş madalya!» Vilayet Meclisi Üyesi.Guerriere'den Catherine . her ikisinin nasıl uygarlığa el birliğiyle hizmet etmiş olduğu anlatılıyordu.. Kurumuş dudakları dayanılmaz bir arzu ile titriyordu ve parmakları. hayatınızda benim de bir yerim olacak. rüyalardan. asma dikmişlerdi. Belot'ya. sizi desteklemekte.Nicaise Elisabeth Leroux'ya. ya elini kurtarmak istediğinden. Haklı taleplerinizi karşılayacak ve elinden geldiği kadar meşakkatli fedakârlıklarınızın yükünü hafifletecekti!» M. M.. parmaklarını oynatır gibi oldu.» -r. Lieuvain artık. insanların ormanlar içinde meşe palamutlarıyle karın doyurduğu o hoyrat zamanları tasvir ediyordu. tarlalara tohum atarak yeni yılı açan Çin İmparatorlarını zikrederken.. Derozerays bu meseleyi ele almıştı. sizi takip ettim. bir altın madalya!» — Çünkü kimsede bu kadar tam bir cazibe ve güzellik görmedim. Cullembourg. «Fışkılar. — Mesela az evvel size geldiğim zaman. Hatip.Size refakat edeceğimi biliyor muydum? «Yetmiş frank!» — Hatta yüz kere kalkıp gitmek istedim. o elin. sapanı ile tafla süren Cincinnatus'u. Bu bahiste din ile tarım arasındaki ilişkiler. . «Notre-Dame'dan M. diğer günler ve bütün hayatım boyunca kalacağım gibi! «Argueil'den M. nutukta hükümetin övgüsü daha az yer tutuyor. .. biz. insanlığın hayrına olmuştu. birbiri ardından sıraladı: «Flaman gübresi. Derozerays kalkıp başka bir nutka başladı.. yahut bu tazyike cevap verdiğinden. aynı çiftlikte elli dört yıl müddetle hizmet gördüğü için. kaldım. manyetizmadan söz açmışlardı. Fakat kadın. aşağıda köylü kadınların bütün o kocaman başlıkları.oturdu. Rodolphe haykırdı: — Ah teşekkür ederim! Beni reddetmiyorsunuz! Ne kadar iyi kalplisiniz! Anlıyorsunuz ki ben sizinim! Bırakın da sizi göreyim. genç kadına. Rodolphe ile Ma158 MADAME BOVARY dame Bovary ise. birbirlerine kenetlendi. Mesela. devlet bundan böyle. Başkan: «Yağlı tohum küspelerinin kullanılışı» diye devam ediyordu. Nutku.keten üretimi. yani daha özel bilgiler veı daha. iki birinci mükâfat: M.. Sayın Başkan.

buruşukluklarla suyu çekilmiş bir elmadan daha fazla kırış kırış olmuştu. O zaman yüzünde saadetle dolup taşan bir tebessüm belirdi ve giderken şöyle homurdandığı duyuldu: — Namıma ayin yapsın diye bizim köyün papazına vereceğim bunu. Toplantı sona ermişti. Başkanın elinden kazananların listesini almış olan Şehir Meclisi Üyesi: — Yaklaşın pek sayın Catherine-Nicaise-Elisabeth Leroux. Hayvanlarla düşe kalka. her şey eskisi gibi olup bitiyordu: Efendiler uşakları azarlıyor. Bayraklar. ilerlemek mi. notere eğilerek: — Ne kaba sofuluk bu. hiçbir şey işitmiyordu. düşüncesine tam bir sessizlik çökmüştü. Emma'nm söylediklerini. — Yaklaşsa ya! O zaman. neşe ile açılıp saçılan o burjuvaların karşısında işte böyle kalakalmıştı. katılaştırmış. mafsalları boğumlu iki uzun el çıkıyordu. Rodolphe. babacan bir tavırla: — Yaklaşın. belediye binasının birinci katına çıkmışlardı. yaklaşın.. belinde de büyük bir mavi önlük vardı.. Bu solgun bakışı kederli veya içli hiçbir şey yumuşatmıyordu. bir sonbahar sabahı nehirden yükselen buğu gibi. dedi. sihirli bir aynadaymış gibi. Kırmızı gömleğinin yenlerinden. Kadehine şarap koyuyorlardı. koltuğundan sıçrayarak: — Sağır mısınız kuzum? dedi ve kulağına bağırmaya başladı: — Elli dört senelik hizmet! Bir gümüş madalya! Yirmi beş frank! Bunlar" hep sizin. O kadar izdiham vardı ki. öylesine Emma'yı düşünmeye dalmıştı ki. halkın kendisini neden ortaya ittiğini. az kalsın davetlilerin ağırlığı altında kırılacaktı. Bununla beraber. madalyayı eline alınca. Hayatında ilk defa böyle bir kalabalığın ortasında bulunuyordu. dudaklarının biçimini hayalinden geçiriyordu. cevap bile vermiyordu. beyazımtırak bir duman dalgalanıyordu. Arkasında. uğultunun artmasına rağmen. Ambarların tozu. Rodolphe. Kapıda birbirlerinden ayrıldılar. temiz suda bol bol yıkanmış olmasına rağmen yine de kirli görünüyor ve hizmet göre göre. sanki çekilmiş bin bir meşekkatın mütevazı deliliymiş gibi hep yarı açık duruyordu. milli muhafızlar. MADAME BOVARY 161 Kadın. yanındakiler boyuna konuşuyor. iyice baktı. herkes. Kâh elindeki kağıda.-çizik çizik etmişti ki. herkes dirseğini güçlükle kımıldatıyordu. Bu yarım asırlık kölelik. kâh ihtiyar kadıncağıza bakarak. Şölen uzun sürdü. Sıra yerine geçen daracık tahtalar. Tuvache. yoksa kaçmak mı lazım geldiğini. Rodolphe'un koluna girdi. Madame Bovary. dedi. kalabalık dağıldı. jüri üyelerinin kendisine niçin gülümsediklerini kestiremeyerek olduğu yerde dimdik duruyordu. diye tekrarladı.Kadın bir türlü meydana çıkmıyordu. sofranın üstünde. ziyafet saatini bekleyerek. Yüzünün ifadesinde bir nevi manastır sertliği vardı. siyah elbiseli beyler ve Şehir Meclisi Üyesinin göğsündeki nişanla içinden ürkmüş. ne budala kadın! 160 MADAME BOVARY Tuvache seslendi: — Nerede kaldı bu kadın! — İşte geliyor!. O da kendisini evine kadar götürdü. sırtını çadırın bezine dayamış. bitmişti. tavana asılmış gaz lambaları arasında. . fakat o. Kenarı işlemesiz başlığının çerçevelediği sıska yüzü. onların dilsizliği ve vurdum duymazlığı kendisine de geçmişti. Bol bol yeyip içtiler. gürültülü ve düzensiz geçti. Artık nutuklar okunmuş. Taburun trampetçisi şişe ile dolu bir sepet getirmişti. pek fakirane elbisesi içinde büsbütün büzülmüş gibi görünen ufak tefek bir ihtiyar kadıncağızın ürkek ürkek kerevete yaklaştığı görüldü. onlar da. fısıltı halinde sesler geliyordu: — Gitsene! — Sola! — Korkma! — Ah. çimen üstünde uşaklar kirli tabakları istif ediyorlar. ziyafet için ver* diği paranın acısını çıkarmaya bakıyordu. çamaşır yıkamaların sodası. Yüzü. Ayaklarında tahtadan kocaman galoşlar. süngülerine geçirmiş oldukları çöreklerle. yapağının kiri o elleri öylesine sıvamış. trampetler. Eczacı.. Bütün alınlardan damla damla ter akıyor. Herkes yine eski mevkiine dönüyor. boynuzlarında yeşil çelenklerle ahırlarına dönen. çayırda tek başına gezindi. müsabakanın gamsız galiplerini dövüyorlardı.

M. adamlarınızdan birini gön-derseniz veyahut bizzat kendiniz gitseniz?. ama bu kâfi değildi. Rodolphe yanmakta olan kağıt fenerlerin ışığında kadını seyrediyordu. daha binlerce ıslahata lüzum var. Vilayet Meclisi Üyesinin kira arabası handan çıktı. dostlarının yanına dönünce: — Müsterih olun. havada kuyruğunu ısıran bir ejder şekli çizmesi gereken en bellibaşlı fişek de tamamıyle güme gitti. dedi. Vakit vakit zavallı bir Roma şamdanı havaya yükseliyor. eşarbını şapkasız başına bağladı. artık gidelim de yatalım. «Ne milisin cengâver tavrını». Yere birkaç damla yağmur düştü. Homais'nin Tarım Derneği'ne elma şarabı hakkında bir muhtıra göndermiş olduğunu da bir . bu girlantlar neye? Hararetini. Eczacı: — Doğrusunu söylemek lazımsa. Yeniden yüzbaşıya doğru koştu. şu bayram günü de pek güzel geçti işte.. Tahsildar: — Beni rahat bırakın. ağzı bir karış açık. Nitekim. doğru yıllık rakamlar elde edilmiş olur ve icabında. hemen ertesi gün. yavaşça kocasının omuzuna yaslanmıştı. Bu sebeple. sessiz. ne «Kasabanın en şen kadınlarını». Fenerler de birer ikişer söndü. Rodolphe. hükümet elinden geleni yapıyordu. Binet bana bütün tedbirlerin alınmış olduğuna dair teminat verdi. Jüri üyelerini sayıp dökerken kendi adını da baş tarafta zikrediyor. havaya karışıp giden fişekleri tehlikeli buluyor. Madame Homais. tatlı bir bakışla ve alçak bir sesle: — Hem de ne kadar güzel. böylece. yıldızlar yandı. hepsinin adlarını teker teker o listeye yazmalı. Ama özür dilerim!. ne de «orada bulunan ve bazıları. sürülmüş topraklarımıza saçan tropikal bir güneşin selleri altında. sonra aksi istikamette yollarına devam ettiler. Eczacı. arabanın körüğü üstünden. dedi. hatta. aşırı bir ihtiyatkârlıkla. Homais: — Acaba iyi olmaz mı. Tuvache'ın adresine gönderilmiş olan donanma fişekleri. mahzene yerleştirilmişti. bu kalabalık böyle nereye koşuyor?» Arkasından. iki fenerin arasında. tornasına kavuşacaktı. sarhoşlukla adamakıllı mücadele etmeli! Bence her hafta belediyenin kapısına bir liste aşmalı ve o hafta' içinde kendilerini alkolle zehirlemiş ne kadar kimse varsa.asker serpuşlarının madeni tokalarında parıldıyor. tulumbalar dolu.. elbisesinin kıvrımları duvarlar boyunca iniyor ve yaşanacak aşk günleri istikbalin panoramasında sonsuzluğa kadar uzayıp gidiyordu. M. o şenlik hakkında uzun bir makale çıktı. rutubet alan barut pek ateş almıyordu. endişe ediyordu. dedi. köylülerin hayat şartlarından bahsediyordu. dedi. birdenbire uyuklamaya başladı. bir sola yıkıldığı görülüyordu. Şüphesiz. Rouen Feneri gazetesinde. Bunu Homais. gazaba gelmiş bir denizin dalgalan gibi.. dedi. Emma. karanlıktan Öte berileri çimdik-lenen kadınların çığlığı da karışıyordu. fakat kocası. Bu uğultuya.» Sonra Vilayet Meclisi Üyesinin kasabaya girişini anlatırken. donanma fişekleri atılırken tekrar gördü. hararetle kaleme almıştı: «Bu örgü örgü yeşillikler. bu çiçekler. bütün vücudunun sarsıntılara uyarak bir sağa. istatistik bakımından da. Adamakıllı sarhoş olan arabacı. Madame Homais ve eczacı ile beraberdi. bir uğultudur koparıyordu. Yüzbaşı evine dönüyordu. sonra başını kaldırıp kapkaranlık gökyüzünde fişeklerin ışıklı yolunu takip etmeye başladı. gerine gerine esneyerek: — Doğrusu. o zaman halk. Birbirlerini selamladılar. ölümsüz saflarımızın kalıntıları olup da trampetlerin erkek sesini duyar duymaz hâlâ yüreklerinizin çarptığım hisseden yaşlı aile babaları» dediği dazlak kafalı ihtiyarlar unutuluyordu. Haydi. onları da yapalım. mademki hiçbir şey yok! Eczacı. geceleyin. Emma. dedi. Tam o sırada.. benim de uykum var. eczacı M. Uzaktan. «Cesaret! diye bağırıyordu hükümete. Zaten. Onu. Yerlere bir tek kıvılcım MADAME BOVARY 163 bile düşmeyecek. İki gün sonra. Ne olursa olsun. MB il 162 MADAME BOVARY İkide birde yanındakilerden ayrılıp Binet'ye tavsiyelerde bulunmaya gidiyordu.

notla hatırlatıyordu. Uzaklara. O Ma sizin bileceğiniz iş. Bir akşam. Asıl buraya gelmek istemedim de ondan. iki kardeş olan Sanayi ve Güzel Sanatlar. Hatıranız beni ümitsizliğe düşürüyor! Ah. kazananların sevincini.. methiyeye kaçan bir üslupla tasvir ediyordu.. Leplichey ıslahat şerefine kadeh kaldırdı. De Loyola beyler!» (1). bayramın bellibaşlı tertipçileri 164 MADAME BO VARY toplanmış bulunuyordu. üstüne bir güneş ışını düşmüş barometrenin yaldızı. hayatında ilk defa böyle sözler duyuyordu. yanlış bir iş yapmış oluruz. dedi. çünkü bu ismi. evine ve sevgili karısının yanma dönünce de o madalyayı. M. Camlar boyunca küçük muslin perdeler. Derozerays Tarım. Avdan dönüşte. tapılmaya layık olan şeye kapıp koyuveriyor. ayakta durdu. sonra şöyle muhakeme etti: — Şayet beni ilk günden sevmişse. — Neden? — Neden olduğunu tahmin etmiyor musunuz? Yüzüne tekrar baktı.. «Baba oğlunu.. kardeş kardeşi. Hiç şüphe yok. Ve ilâve ediyordu: «Yalnız kilise mensuplarının bayrama katılmayışı dikkati çekti. vaktin geç olduğunu düşündü. Homais. Akşam oluybrdu. Hafta sonunda da ava gitti.. gözyaşları içinde. IX Aradan altı hafta geçti.. onun hatır sormalarına zar zor cevap verdi. M. Rodolphe görünmedi. baştan başa gevşiyordu. Emma.. bu sözlerin sıcaklığı karşısında.. kendisinden biraz uzaklaşarak: — Efendim! dedi. Emma. dedi.. geldi ki. İçlerinden bir çoğu. süs bitkisinin aralıklarından. Rodolphe tekrar söze başlamak istedi: — Emma.. Rodolphe. Herhalde din adamları terakkiyi bambaşka bir tarzda anlıyor olmalılar.. bilmem nasıl bir kuvvet beni size doğru itti! İnsan ilâhi kaderle mücadele edemiyor. Rodolplhe: — Benim. Fakat aslında bu sizin isminiz değil. parlak bir donanma şenliği havayı ışığa boğdu. M. Liegeard'ın çayın üstünde kurulan ziyafet "sçfrasında. Kadın. o kadar uzaklara gideceğim ki. kazandığı mütevazı madalyayı gururla herkese gösteriyordu. Gece. sihirkâr. Emma kızararak başını eğdi. (1) Cizvit tarikatım kurmuş olan Ignace de Loyola kastedilmektedir. meleklerin tebessümüne dayanamıyor! Kendini güzele.. görüyorsunuz ki buraya gelmemekte haklıy-mışım. bir tabureye oturarak: — Doğrusu. kulübesinin gösterişsiz duvarlarına asacaktı. — Mühim bir hastalık mı? yv Rodolphe. kendini herhalde bir Bin Bir Gece rüyası içinde sandı. bu o kadar dik bir bakıştı ki. ruhumu dolduran ve ağzımdan kaçırı-verdiğim bu ismi söylememi bana yasak ediyorsunuz! Madame Bovary!. koca karışım öpüyordu.. M. «Saat altıya doğru. gidiyorum. M.O halde devam edelim! Emma yalnızdı. Bu aile toplantısını hiçbir üzücü hadisenin ihlâl etmediğini de belirtmek isteriz». melankolik bir sesle: — Ah! dedi. Ama ne de olsa. durmamacasma sizi düşünüyorum!. gururu. gerçek bir opera dekoru diyesi geliyordu. bugün.. An . Lieuvain Kralın. nihayet meydana çıktı: — Hemen gidip ğorünmeyelim. Rodolphe devamla: . M. Al-laha ısmarladık!. affedersiniz!. işim çıktı. Yemek tam bir dostluk ve samimiyet havası içinde yendi. baha daha da çok tutulmuş olmalı. tekrar görmek sabırsızlığı içinde. Ödüllerin dağılışına gelince. mühim değildi. küçük kasabamız. aynaya ateşler aksettiriyordu. İnsanın bu manzaraya hakiki bir ha-yalnüma. alaca karanlığı koyulaştınyor. MADAME BOVARY 165 Rodolphe.. Emma'nın yanma. bir başkasının ismi! Tekrarladı: — Bir başkasının! Elleriyle yüzünü kapadı: — Evet. Herkes size bu isimle hitap ediyor!. bir daha benden bahsedildiğini duymayacaksınız-!. Hasta oldum. Tu-vache Valinin.

Bunu söyleyin bana. beriki de bundan faydalanarak. annesi de ona kırbacının ucuyla cevap verdi. yerinde çark ederek: — O bana vız gelir. Emma. görürüm. Kadın razı oldu. hiç değilse.hepsi bundan ibaret! Siz de bundan şüphe etmiyorsunuz zaten. sizi seviyorum . kendini azar azar tabureden yere bırakıyordu.. bilmem. Rodolphe. — Elbette! Mükemmel. evi gezmekti. Gerçekten. Küçük Berthe'i oyalamak için. aman. buraya kadar geliyor. göz görmez.. Beraber geliriz. Rodolphe yerinden kalkarken: — Bir arzumu yerine getirmek lütfunda bulunur muydunuz. onun pırıltısına bakıyordum. Baş başa kalır kalmaz da: MADAME BOVARY 167 — Neden. Atlardan birinin kulaklarına pembe ponponlar takılmıştı. her gece. Rodolphe hemen emrine bir tane ayıracağını söyledi. Boulanger'ye bir sürü tembihte bulunuyordu: — Aman dikkat edin! Kaza gelir. — Hayır. Emma'yı görmek için eczaneden sıvıştı. dedi. ona doğru döndü: —¦ Ah! Ne kadar iyisiniz! — Hayır. pencerenizde sallanıp duran ağaçla166 MADAME BOVARY rina. hacamat olan arabacısının hâlâ başı döndüğünü anlattı. Haksızsın. Çocuk uzaktan bir öpücük gönderdi. karısının artık emrine amade olduğunu ve lütufkârlığına güvendiğini mektupla bildirdi. parmaklarıyle camlan tıkırdatıyordu. ziyaretine bir sebep göstermek için. kendisini bekliyordu. M. salonun kapısı da kapalı değildi. Kostüm hazır olunca. bin bir bahane aradı ve sonunda bunun belki herkese garip geleceğini söyledi. Bunun üzerine Rodolphe. Tedbirli olun. bir zavallı insanın bulunduğunu nereden bilecektiniz. yatağımdan kalkıyor. — Peki. Bu beklenmedik unvanla gururu okşanan hekim.. kendisine biraz çeki düzen verdi: — Madam bana sıhhati hakkında malumat veriyordu. fakat kadın reddedince. fakat mutfaktan bir tahta kundura gürültüsü duyuldu ve o anda farkına vardı ki. Homais: — İyi gezintiler! diye bağırdı. Madame Bovary bunda bir mahzur görmeyince. Charles. ay ışığında parlayan çatıya.. Bovary: — Gider. sizin için daha kolay olur. M. Rodolphe iki binek atiyle Charles'ın kapısı önüne geldi. Zaten hazırlanmış. Ertesi gün. Felicite. karanlıkta pırıldayan küçücük lambaya. M. Arzusu. alâ!. Charles. atla gezintiye çıkmanın iyi gelip gelmeyeceğini sordu. eczacı da yerinden kalkıp çıktı.— Fakat gelmediysem. atlan olmadığı itirazı karşısında. bahçenin. M. Belki atlarınız azgındır! Emma başının üzerinde bir gürültü duydu. sırtında ise geyik derisinden bir kadın eyeri vardı. Sonra. binici kıyafetim yok ki. sizden o kadar uzak ve size o kadar yakın bir yerde. Charles. Boulanger'nin o pek kibarca teklifini kabul etmedin? Emma dargın bir tavır takındı. tam bu sırada Charles içeriye girdi. Emma'nın. o da ısrar etmedi. ben size gönderirim onu. öğle vakti. dedi. karısının hafakanları yeniden başlamıştı. yumuşak çizmeler giymişti. dedi. Ah! Orada. — Yaptır kendine bir tane. ama ata nasıl bineyim. Justin. bir kelime ile! Bir tek kelime ile! Bir tek kelime ile! Rodolphe. Geceleri. evinize. beyaz triko külot pantolonu ile sahanlık üzerinde göründüğü zaman Emma da kılığına bayıldı. dedi. Teşekkür ederim. tedbirli olun! . uzun kadife frağı. yaltaklanmalara daldı. ona: — Bonjur. hayır. Fevkalade bir fikir! Hemen tatbik etmelisin. sözünü kesti. Her şeyden evvel sıhhat meselesi bu. — Öyleyse mükemmel. Boulanger'ye. evi öğrenmek istiyordu. her ikisi de ayağa kalktılar. Doktor. boğazında bir hıçkırık. camların gerisinde. Rodolphe uzun.. hakikaten çok endîşe ediyordu. sizi çevreleyen her şeyi bol bol seyrettim. sizi görmediysem bile. dedi. Böylesini Emma'nın o zamana kadar hiç görmemiş olduğunu düşünmüştü herhalde.

dizinin bacağına değdiğini hissediyordu. . atlar. yere düşmüş çam kozalaklarını nallarının ucuyla itiyordu. fazla uzun elbisesi ayaklarına dolaşıyordu. tekerlek izlerinin arasındaki yosunlara basa basa yürüyordu. imkânsız bu. Çoğu zaman. dörtnala kalktı. hayvanların ayak seslerini boğuyor. ikisi birden. atını sürmekle beraber. kayboluyordu. yanı sıra. bıyıklarını ısırıyordu. dedi. Rodolphe kadına. bir sıçrayışta ileri atıldılar. o zaman da. Emma. Bazen. Yapraklar kımıldamaz olmuştu. Eteğinin kuyruğu yukarıya iliştirilmiş olmasına rağmen. kadının ürkmesini önledi. Siz de biliyorsunuz. eyerlerin meşini gıcırdıyordu. Emma durdu: — Yoruldum. Kadın. Rodolphe. kesik kesik soluyordu. kadının çıplaklığından bir şeyler hayal ettiren beyaz çorabının zarafetini seyrediyordu. Yer yer ağaç kümeîeri. Emma'nın büyük mavi tülü yere düştü. güneş ışığı içinde. yahut yaldız sarısı renginde ağaç kümeleriyle menekşe dolu düzMADAME BOVARY 169 Kikler peşpeşe geliyordu. önde. Ufukta. çamların arasında. 168 MADAME BOVARY Bayırın altında Rodolphe dizginleri gevşetti. otları çekip üzengiden ayırıyordu. peşpeşe sıralanışı içinde sıkıntı veren çam gövdelerinden başka bir şey göremez oluyordu. Atlar soluyor. duvarları ve kilisenin çan kulesiyle Yonville'in çatıları görünüyordu. ilerleyelim! Dilini şaklattı. Gökyüzü masmavi kesilmişti. Bazen de dallan aralamak için kadının yanından geçiyor. uzakta. Atlar koşmaya başladılar. sağ kolunu açmış. kızılımtırak. çalıların altından hafif bir kanat çırpıntısının kaydığı veya meşeler arasında uçuşan kargaların boğuk ve tatlı haykırışı duyuluyordu. Atlardan indiler. Tam ormana dalacakları sırada güneş yüzünü gösterdi. çimen üstünde ılık havanın içinde esmer bir ışık dolaşıyordu. Emma. Kırın üstünde sis vardı. Yanda. ilerlerken. aşkından bahsetmeye başladı. Sonra. yüzü biraz eğik. ciddi ve melankolik bir tavır takındı. Rodolphe: — Allah bizi koruyor. bütün vadi. Yolun kenarındaki uzun eğreltiotları Emma'nın üzengisine takılıyordu. Emma kendi evini seçebilmek için gözlerini yan yarıya yumdu. yukarda atlar birdenbire durdu. bu gölden simsiyah kayalar gibi sivriliyor ve kavakların sisi aşan üst kısımları. — Acaba?. bulutların aralığından.. Ekim ayının ilk günleriydi. Hep çiçek açmış fundalıklarla kaplı geniş alanlar vardı. iltifatlara boğarak. Rodolphe. Emma. su kıyısındaki bahçeleri. Genç ağaçların balta ile devrildiği daha genişçe bir yere geldiler. diye cevap verdi. Yapraklarının çeşidine göre boz. dedi. içinde yaşadığı bu zavallı köy kendisine hiçbir zaman bu kadar küçük görünmemişti. Emma. Tütün kırıntısı gibi kızılımsı bir renk bağlamış olan toprak. korunun kıyısını takip ettiler. Yere yatmış bir kütüğün üstüne oturdular. Rodolphe ile Emma. Rodolphe'la göz göze gelmemek için başını çeviriyor. kendini eyerin üzerinde sallantının temposuna bırakmıştı.Onlann uzaklaşmasına bakarak elindeki gazeteyi salladı. atını koşturuyordu. bazıları da yırtılıyor. Sakin. başını eğmiş ayağının ucuyle yerdeki kıymıkları iterek onu dinliyordu. arada eğiliyor. Fakat şu cümleye: — Artık kaderlerimiz müşterek değil mi? — Hayır. Evvela. Bulundukları yükseklikten. Rodolphe da. bu siyah kumaşla siyah potin arasında. Rodolphe hayvanları bağladı. rüzgârla kımıldayan kum yığınlarını andırıyordu. buhar olup havaya karışan solgun ve geniş bir göle benziyordu. — İlerleyelim. Rodolphe etrafına göz atıyor. avluları. — Nereye gidiyoruz? Rodolphe cevap vermedi. eli yukarda. yükseliyor. tepelerin kenar çizgileri üzerinden buğular uzanıyordu. arkasından yürürken. Emma. Zaman zaman bir iki kelime konuşuyorlardı. Emma'nın atı toprak kokusunu alır almaz.

vakit vakit eğiliyor. frağının kadifesine takılıyordu. Emma işitmemezlikten geldi. dizi atının yelesi üzerinde bükülmüş. O anda. dişleri arasına bir yaprak sigarası sıkıştırmış. düşüncenize ihtiyacım var. erkeğin omuzuna yaslanarak yavaşça: — Ah! Rodolphe. bir hıçkırıkla gerilen beyaz boynunu arkaya attı ve âdeta bitkin.. canı sıkılmış ve öfkelenmiş gibi göründü. ötede. ışıklı lekeler titreşiyordu. Üzüyorsunuz beni. Kadın tir tir titreyerek geri çekildi. melek olunuz. Fakat yaşamak için size muhtacım! Gözlerinize. kaidesi üstünde duran bir meryem gibisiniz. Rodolphe'un gözlerini kamaştırıyordu. Çamur üstünde atlarının yan yana bıraktığı izleri. Siz benim gönlümde. duruyordu. yapraklar üzerinde veya yerde. Yanan iki şamdanın arasında. gözyaşları içinde. Yonville'e girerlerken Emma. Atlar nerede? Dönelim. Elbisesinin kumaşı. atını kaldırımlar üzerinde şaha kaldırıp çark ettirdi. jcs duydu. Otlar üzerindeki ayak seslerini duyan kurbağalar. dedi. Rodolphe: -— Ne oldu size. Bana yâr. Rodolphe: — Biraz daha. sanki sinek kuşları uçarken tüylerini serpmişler gibi. Kadın. Akşam yemeğinde kocası. duruyordu. fakat gezinti hakkında bilgi isteyince. çarpıntısı yeniden başlayan kalbini ve kanının vücudu içinde bir süt nehri gibi dolaştığını hissediyordu. Yonville'e döndüler.. Rodolphe onu bileğinden yakaladı. Emma! Emma! Kadın. Ufka yaslanmış güneşin dallar arasından geçen ışıkları. sazlar arasında hareketsiz. Pencerelerden kendisine bakıyorlardı. Kolunu uzatıyor. Emma ise gevşek gevşek kurtulmaya çalışıyordu. Aynı yoldan geçerek. ağzında tuhaf bir gülümseme. Her yer sessizdi. dağların yerinden oynamasından beter bir şeyler gelmişti.. bu bahsi kapatalım artık. elleriyle yüzünü kapayarak kendini bırakıverdi. Hemen gitmeyelim. dirseği tabağının yanına dayalı. sabit. kabahatliyim. Kekeleyerek: — Ah! Beni korkutuyorsunuz. diyordu. mahcup oluverdi. okşayıcı. Neden? Anlayamadım. Rodolphe. Fakat.durdu. Kadın. dedi. sonu bir türlü gelmeyen bir MADAME BOVARY 171. Oynayan sinirlerinin son titreşimlerine bir müzik gibi karışan bu sesi sükût içinde dinledi. Sizi dinlemekle delilik ettim. Gidelim. üstünü. ağaçlardan tatlı bir şey yayılıyor gibiydi. Rodolphe'u sevgi dolu ve buğulu gözlerle birkaç dakika süzdükten sonra birdenbire: — Ah. At üstünde ne kadar sevimliydi! Narin endamıyle dimdik. Rodolphe. kardeş. — Niçin?. kadının elini yakalayarak öpüyordu. koluna girdi. Kalın. kollarını açarak kadına doğru yürüdü. Emma'nın başına. yüksek. akşam kızıllığı içinde yüzü açık havadan pembeleşmişti. Kadın tekrarladı: — Nerede atlar? Nerede atlar? O zaman. Solmuş nilüferler. halini iyi buldu. Herhalde yanlış anladınız. Derhal saygılı. Rodolphe. otlarda aynı taşları yeniden gördüler. Onu. sesinize. Emma'nın etrafında. kırık dizginlerden birini çakısı ile tamir ediyordu. dedi. dedi. kadının belini sarıyordu. Yaprakları yiyen iki atın gürültüsünü duydular. ormanın ötesinden. Rodolphe yürürken kadına böyle destek oluyordu. su mercimeklerinin bir yeşillik gibi kapladığı bir küçük göle doğru götürdü. şurada burada. Emma. gözbebekleri. sağlam ve tertemiz bir mevkide. Kadın: — Kabahatliyim. Etraflarında hiçbir değişiklik yoktu. uzun bir titremeyle sarsıla sarsıla. gizlenmek için sıçramaya başladılar. — Emma! . Döndüler. 170 MADAME BOVARY Rodolphe'un yüzündeki ifade değişti: — Mademki öyle. dişleri kenetlenmiş.Gitmek için yerinden kalktı. diyordu. öbür tepelerden upuzun ve ne olduğu belirsiz bir haykırma. Akşam karanlığı çöküyordu..

hayvanı peyledim. Varlığına sinen harikulade bir şey. Bu fikir aklına gelince. bugün öğleden sonra M. Kocalarını aldatmış bu kadınların lirik alayı. Rodolphe: — Sensin ha! Sensin ha! deyip duruyordu. ormanda. bahçenin ucunda. Bir yandan da. dedi. onu. Emma ise. ırmak kenarındaki taraçanm bir yangına bırakıyor. ümidini kesmiş olduğu o saadet hummasına nihayet kavuşacaktı.. hayalinde canlanan bu âlemin gerçek bir parçası oluyor. yalnız dizinin derisi biraz sıyrılmış. Kulübenin duvarları samandandı. tavanı o kadar basıktı ki. Bu Rudolphe'du. Herkes daha uykudayken. Aleksandr'a uğradım.Hoşuna gideceğini düşünerek.— Evet. o kadar imrenmiş olduğu bu tip sevdâlı kadınlardan biri yerine koyarak. orada bir saat kalınır ve tekrar Yonville'e dönülebilirdi. karanlıklar içinden görünüyordu. Hiçbir zaman gözleri böylesine iri. yapraklar ürperir. fecrin solgunluğu önünde beliren evini uzaktan tanıdı. ağaçlar. Charles'den kurtulur kurtulmaz.. Emma. odanın dibinde bir adamın uyumakta olduğunu gördü. kollarını onun boynuna dolayarak: — Seni seviyorum. Çiftlik avlusundan sonra. içinde tuttuğu aşk duygusu. nenüz güzelliği yerinde bir kısrağı var. hendekler. böylesine siyah. hafızasında. Rodolphe gözlerinin önüne geliyor. bir âşığım var!» deyip duruyordu. hemen gidip Rodolphe'u görmek hevesi geldi. şato olması gereken ayrı bir bina vardı.. Büyük bir merdiven dosdoğru koridora çıkıyordu. öpücüklerle sözünü-kesiyor.. Aklına. gençliğinin o uzun hülyasını gerçeğe çeviriyordu. Emma. kendini. Eminim. Fakat gözü aynaya ilişince. Demek o aşk sevincine. hemen içeriye daldı. ayaktayken eğilmek gerekiyordu. endişe ve telâş duymaksızın bunun tadını çıkarıyordu.. Rodolphe gelip mektubu alıyor ve yerine kendi mektubunu koyuyordu. kendisini büyüleyen sırdaş sesiyle şarkı söylemeye başladı. Emma. sanki yeniden bulûğa ermiş gibi kendisine haz veriyordu. mavimtırak bir genişlik kendisini sarıyor.— Ne var? — Şey. İlâve etti: —. dostum. günlük hayat bu yüceliklerin aralığından. Bir çeyrek saat sonra da sordu: — Bu gece çıkıyor musun? . gidip odasına kapandı. onu bambaşka bir şekle sokmuştu. kendisine küçük adiyle hitabetmesini ve sevdiğini tekrarlamasını söylüyordu. Emma bir kapının mandalını kaldırdı ve birdenbire. Evvelâ sersemler gibi oldu. okuduğu kitapların kahramanı olan kadınlar geldi. Emma mektubunu. Nasıl gelebil-din? Ah.. Vicdan azabı. o kadar zaman. Emma bir çığlık kopardı. Her şeyin ihtiras. Yani satın aldım. sazlar ıslık çalarken. düşüncesinin ışığı altında kıvılcımlamyor. elbisen de ıslanmış! Emma. ancak uzakta. Ertesi gün yepyeni bir tatlılık içinde geçti. O günden sonra. kırlangıç kuyruğu biçimindeki iki çatı fırıldağının koyu lekesinden. gözkapakları yan açık seyrederek. bir nalıncının kulübesi içindeydiler. yüzü kendisine bir4uhaf geldi. coşkunluk. Birbirlerine yemin ettiler. yollar. âşığının. aşağılarda. duygunun zirveleri. Bu düşünce. Dün olduğu gibi bugün de. az sonra kendisini çayırın ortasında buldu. Sanki. arkasına bakmaksızın hızlı adımlarla yürüyordu. Çektiği ıstırap kâfi değil miydi? Ama şimdi zafer onundu. o yaklaştıkça duvarlar kendiliğinden ikiye aynlı-yormuş gibi. Gün ağarmaya başlamıştı. Huchette'e koşa koşa giMADAME BOVARY 173 dilir. yüz ekü kadar bir paraya satar. Rodolphe. iyi yaptığını bir baş işaretiyle bildirdi. Bir sabah. Kendi kendine: «Bir âşığım var. intikam almanın zevkini duyuyordu. Bizzat kendisi de. kollarının vücuduna sanlısını hâlâ hisseder gibi oluyordu. bütün bütüne gönlünden fışkırıyordu. hiç. sevinçle fıkır-fıkır. ona üzüntülerini anlattı. Emma'ya daima pek kısa geliyordu. Rodolphe' unkiler. sayıklama olduğu harikulade bir âlemin içine dalıyordu. birbirlerine Allanın günü mektup yazmaya başladılar. . Acaba iyi mi yaptım? Söyle bana.. niye sordun? — Hiç. iştahla soludu. Bir kuru yaprak yığını üstünde karşı karşıya oturmuşlardı. Charles'ın daha şafak sökmeden evden çıktığını görünce.ki. pekâlâ. böylesine 172 MADAME BOVARY derin olmamıştı. Emma'ya.

Başarıyle neticelenen bu ilk cüretkârane hareketten sonra, Emma artık Charles'm evden her
erken çıkışında çabucak giyiniyor, ırmak kenarına varan samanlıktan ayaklannın ucuna basa
basa iniyordu.
Fakat ineklere köprülük eden kalas çekilip alınmışsa, ırmak boyunca sıralanan duvarları takip
etmek gerekiyordu. Kıyı kaygandı, Emma suya düşmemek için, elleriyle, çiçekleri düşmüş
şebboy kümelerine sarılıyordu. Sonra sürülmüş tarlaların içine dalıyor, incecik potinleri ile
çukura bata çıka, sarsıla, sen-deliye, gidiyordu. Başına bağladığı eşarbı, otların arasında
rüzgârla dalgalanıyordu. Öküz görünce ürküyor, koşmaya başlıyordu. Nefes nefese, yanakları
kızarmış, bütün vücudunda taze bir usare, yeşillik ve açık havayı saça saça şatoya varıyordu.
Rodolphe o saatte henüz uyanmamış bulunuyordu. Emma ile birlikte odasına bir bahar sabahı
giriyordu.
Pencereler boyunca sarı perdeler, içeriye yavaşça, koyu bir sarışın ışık sızdırıyordu. Emma,
gözlerini kırpa kırpa, el yorda-mıyle ilerliyor, saç kümelerine takılmış çiğ damlaları, yüzünü
sanki sarı yakuttan bir hâle gibi sarıyordu. Rodolphe, gülerek onu kendine çekiyor, bağrına
bastırıyordu.
Sonra, Emma daireyi gözden geçiriyor, dolapların çekmece174
MADAME BOVARY
lerini açıyor, tarağı ile saçlaruıı tarıyor, tıraş aynasında kendini seyrediyordu. Hatta sık sık,
komodinin üstünde bir sürahinin yanında, limon ve şeker parçaları arasında duran kocaman bir
pipoyu dişlerinin arasına sıkıştırıyordu.
Birbirlerine veda etmeleri bir çeyrek saatten az sürmüyordu. O an gelince Emma ağlıyordu;
Rodolphe'u bırakıp gitmek hiç istemiyordu. Dayandığı bir kuvvet, onu hep Rodolphe'a doğru
itiyordu. Nihayet bir gün Rodolphe, onun tekrar habersiz çıkageldiğini görünce, sanki bir şeye
canı sıkılmış gibi suratını astı.
Emma:
— Nen var? diye sordu. Hasta mısın? Söyle bana?..
Rodolphe, sonunda, ciddi bir tavırla, bu ziyaretlerin ihtiyatsızlık olduğunu ve dile düşeceğini
söyledi.
Rodolphe'un bu endişeleri yavaş yavaş Emma'ya da geçti. Aşk onu başlangıçta sarhoş etmişti;
aşktan ötesini düşünemez olmuştu. Fakat şimdi Rodolphe'un varlığı kendi hayatı için öylesine
zorunluydu ki, ondan bir |eyler kaybetmekten, hatta sadece Rodolphe'un keyfi kaçmasından
korkuyordu. Âşığının evinden dönerken, etrafına endişeli endişeli bakıyor, ufuktan geçen her
şekli, kendisini görebilecek her çiftlik penceresini gözetliyordu. Adımlara, haykırmalara,
sapanların gürültüsüne kulak veriyor, başının üstünde sallanan kavak yapraklarından daha
solgun, daha titrek, durakalıyordu.
Yine bir gün böyle dönerken, birdenbire, bir karabinanın uzun namlusunun kendisine nişan
aldığını sezer gibi oldu. Namlu, bir hendeğin kenarında, yarı yarıya otlara gömülmüş bir küçük
fıçının üstünden çaprazlamasına yükseliyordu. Emma korkudan nerdeyse bayılacaktı; yine de
ilerledi ve fıçının içinden, kutu şeytanı gibi bir adam ayağa kalkıverdi. Ayağında dize kadar
düğmeli tozluklar vardı, kasketini gözleri üzerine indirmişti. Burnu kıpkırmızı, dudakları
titriyordu. Bu, yabani ördek avlamak için pusuya yatmış, yüzbaşı Binet'di.
— Daha uzaktayken seslenseydiniz ya, diyordu. İnsan bir tüfek gördü mü haber vermeli.
MADAME BOVARY
175
Tahsildar, bu sözlerle, az önce geçirdiği korkuyu gizlemeye çalışıyordu. Çünkü, vilayetin bir
emriyle kayıktan başka bir yerde yabani ördek avlamak yasak edildiği için, M. Binet, kanunlara
karşı sayjılı olmakla beraber, nizama aykırı hareket etmiş oluyordu. Bu yüzden her dakika kır
bekçisi ile burun buruna geleceğini zannediyordu. Fakat bu korku, keyfini büsbütün artırıyor ve
fıçısının içinde yapayalnız, kendi kendine, talihi ve kurnazlığıyle övünüyordu.
Emma'yı görünce, yüreğinin üstünden bir ağırlığın kalktığını hissederek, hemen lafa girişti:
— Hava hiç de sıcak değil, insana buz gibi batıyor! Emma hiç cevap vermedi. O, devam etti:
— Siz de 'amma erken çıkmışsınız dışarıya? Emma, kekeler gibi:
— Evet, diye cevap verdi, çocuğumun kaldığı sütninenin evinden geliyorum.
— Çok iyi, çok iyi! Bana gelince, işte gördüğünüz gibi, tanyeri ağardığından beri buradayım.
Hava öyle kötü ki, insanın vücudunda nah bu kadar tüyler olmayacak olursa...

Emma, arkasını dönerek adamın sözünü kesti:
— İyi akşamlar, Mösyö Binet. Adam, donuk bir sesle:
— Hürmetkârınızım Madam, dedi. Tekrar fıçısının içine girdi.
Emma, tahsildarı böyle birdenbire bırakıp gittiğine pişman oldu. Kim bilir, aleyhinde ne kötü
şeyler düşünecekti. Hele süt-nine hikayesi, mazeretlerin en kötüsüydü; Yonville'de herkes,
küçük Bovary'nin bir yıldan beri, ana-babasmın evine dönmüş olduğunu biliyordu. Sonra, o
civarda oturan da yoktu; bu yol yalnız Huchette'e çıkıyordu. Binet, herhalde nereden
döndüğünü tahmin etmiş olmalıydı; hiç şüphe yok, susmayacaktı gevezelik edecekti! Akşama
kadar, gözlerinin önünde hep o av çantalı budalanın hayali, akla gelebilecek türlü yalanlar
tasarlayarak, kafa patlattı durdu.
Charles, gece, yemekten sonra, onu böyle düşünceli görünce, açılsın diye eczacılara götürmek
istedi. Eczanede ilk gördüğü kimse de, yine tahsildar oldu. Tezgâhın önünde ayakta duruyor,
yüzüne kırmızı kavanozun ışığı vuruyordu:
176
MADAME BOVARY
— Lütfen, bana yarım once (1) kadar kezzap. Eczacı:
— Justin, diye bağırdı, bize asit sülfiriği getjr!
Sonra, Madame Homais'nin dairesine çıkmaya davranan Emma'ya:
— Yok, dedi, zahmet etmeyin, şimdi inecek. O geledur-sun, sobaya yaklaşıp ısının... Özür
dilerim... Bonjur, Doktor (Eczacı, bu doktor kelimesini söylemekten pek hoşlanıyordu, sanki
başkasına doktor deyince, bu kelimeye sinmiş şatafatın bir parçası da kendi şahsına gelip
konacakmış gibi)... Sakın ha, havanları devireyim deme! Git de küçük salondaki iskemleleri
getir; salonun koltuklarının yeri değiştirilmez, bilirsin.
Homais, koltuğunu tekrar yerine koymak için tezgâhtan fırlayacağı sırada, Blnet, kendisinden
yarım once'lık şeker asidi istedi.
Eczacı, küçümseyen bir eda ile:
— Şeker asidi mi, dedi, tanımıyorum, bilmiyorum! Sakın asit oksalik olmasın? Oksalik değil mi
istediğiniz?
Binet, çeşitli av takımlarının pasını temizlemek için, kendi hazırlayacağı bir mahlule katmak
üzere aşındırıcı bir maddeye ihtiyacı olduğunu izah etti. Emma ürperdi. Eczacı gülmeye başladı:
— Hakikaten, havalar da pek münasebetsiz hani, öyle rutubetli ki.
Tahsildar, kurnaz bir tavırla:
. — Öyle ama, dedi, rutubete hiç aldırmayanlar da var. Emma, boğulacak gibi oldu.
— Bir de şey verin...
Emma:
'
-— Bu adam defolup gitmeyecek mi? diye düşündü.
Yarım once kadar sarı reçine ile terebantin, dört once balmumu, üç yarım once da kemik
kömürü lütfen, bizim takımların vernikli meşinlerini temizlemek için.
Eczacı balmumunu kesmeye başlarken, Madame Homais de kollarında Irma, yanında Napoleon,
ortaya çıktı. Athalie de
(1) Vaktiyle Fransa'da kullanılan bir ağırlık ölçüsü. Bir once 30 gramdan biraz fazla gelirdi.
MADAME BOVARY
177
peşinden geliyordu. Gitti, pencerenin altında, kadife kaplı sıraya oturdu, oğlan bir tabureye
tünedi, ablası ile, babacığının yanında hünnap kutusunun etrafında dört dönüyordu. Eczacı,
hunileri dolduruyor, şişeleri tıpalıyor, etiketler yapıştırıyor, paketler imal ediyordu. Etrafında
kimse konuşmuyordu; yalnız vakit vakit ağırlıkların terazi kefelerini tınlattığı ve çömezine
talimat veren eczacının pes perdeden bir iki kelime söylediği duyuluyordu.
Madame Homais ansızın sordu:
— Sizin küçük ne âlemde?
Müsvedde defterine rakamlar yazan kocası:
— Susalım! diye seslendi.
Madame Homais, sesini alçaltarak yeniden sordu:
— Onu neden getirmediniz?
Emma, parmağıyle eczacıyı göstererek:
— Hişt, hişt! dedi.

Fakat Binet, kendisine uzatılan hesaba dalmıştı, herhalde hiçbir şey duymadı. Nihayet, çıkıp
gitti. O zaman Emma, sıkıntıdan kurtuldu, rahat bir nefes aldı. Madame Homais:
— Ne kadar derin nefes alıyorsunuz, dedi. Emma:
— Burası pek sıcak da ondan, diye cevap verdi.
Ertesi gün, Emma ile Rodolphe artık nerede buluşacaklarını konuştular. Emma, hediye vermek
suretiyle hizmetçisini bu işte kullanmak istiyordu; fakat en iyisi Yonville'de kimsenin gözüne
çarpmayacak bir ev bulmaktı. Rodolphe böyle bir jTer arayacağını vadetti.
Bütün kış mevsimi, haftada üç-dört defa, gece karanlığında bahçeye geliyordu. Emma, mahsus,
parmaklığın anahtarını kaldırmıştı; Charles anahtarın kaybolduğunu sanıyordu.
Rodolphe, geldiğini haber vermek için, pancurlara bir avuç kum atıyordu. Emma da hemen
yerinden fırlıyordu; fakat bazen beklemek gerekiyordu; çünkü, Charles'ın ocak başında
gevezelik etmek âdetiydi, lafın sonunu bir türlü getiremiyordu.
Emma, sabırsızlıktan kabına sığamıyordu; eğer iş gözlerine kalsaydı, kocasını çoktan
pencereden aşağı fırlatır, atardı. Nihayet yatmak üzere yıkanıyor ve geceliğini giyiyordu; sonra
bir kitap alıyor, okuduğu şeylerden pek zevk alıyormuş gibi, MB 12
178
MADAME BOVARY
rahat rahat okumaya dalıyordu. Yatağa girmiş olan Charles, gelip yatmasını söylüyordu:
— Gel artık, Emma, vakit geldi, diyor.
Emma da:

— Evet, geliyorum, diye cevap veriyordu.
Bununla beraber, gözleri mum ışığından kamaşan Charles, duvar tarafına dönüyor ve uykuya
dalıyordu. O zaman da Emma, yarı çıplak, çarpıntılar içinde, dudaklarında tebessüm nefesini
tuta tuta sıvışıyordu.
Rodolphe'uh geniş bir paltosu vardı. Kadını o palto ile sarıp sarmalıyor, kolunu beline sararak,
hiç konuşmaksızın, bahçenin dip taraflarına götürüyordu.
Kameriyeye, vaktiyle Leon'un yaz geceleri kendisini aşk dolu gözlerle seyrettiği, o tahtaları
yürümüş sıraya gidiyorlardı. Emma'nın artık Leon'u düşündüğü yoktu.
Yaprakları dökülmüş yasemin dalları arasından yıldızlar parıldıyordu. Arkalarında ırmağın
aktığını ve zaman zaman, kıyıda kuru sazların çatırdadığını duyuyorlardı. Şurada burada gölge
yığınları karanlıkta kabarıyor, bazen hepsi aynı anda ürperiyor, sanki onları sarmak için
ilerleyen muazzam siyah dalgalar gibi kâh yükseliyor, kâh eğiliyorlardı. Gecenin soğuğu
yüzünden birbirlerine sımsıkı sarılıyorlar, dudaklarından çıkan solumalar daha gürültülü oluyor,
karanlıkta ancak seçebildikleri gözleri, onlara daha büyük görünüyor ve sessizliğin ortasında
yavaşça fısıldanmış sözler, bir billur şıkırtısı ile ruhlarına siniyor ve çoğalan titreşimlerle devam
edip gidiyordu.
Yağmurlu gecelerde, arabalıklarla ahır arasındaki muayenehaneye sığınıyorlardı. Emma,
kitapların arkasına sakladığı mutfak şamdanlarından birini yakıyordu. Rodolphe, oraya kendi
eviymiş gibi yerleşiyordu. Kütüphanenin, yazı masasının, nihayet bütün dairenin manzarası onu
neşelendiriyordu. Charles hakkında, Emma'yı bir hayli sıkan bir sürü şakalar yapmaktan kendini
alamıyordu. Emma, âşığını daha ciddi, hatta dramatik görmek istiyordu. Mesela, bir defasında,
bahçe yolunda gittikçe yaklaşan ayak sesleri duyar gibi olmuştu.
— Geliyorlar, dedi. Rodolphe mumu söndürdü.
— Tabancaların yanında mı?
— Ne yapmak için?
MADAME BOVARY
179
— Şey... kendini müdafaa etmek için.
— Kocana karşı mı? Bırak şu biçare çocuğu! Rodolphe, sözünü «bir fiskede onu ezerim»
manasına gelen bir el işaretiyle tamamladı.
Emma, bu cesarete hayran oldu, ama bunda bir nezaketsizlik, safiyane bir kabalık sezerek, bir
tuhaflaştı.
Rodolphe bu tabanca hikayesi üzerinde epey durdu. Düşünüyordu ki, Emma tabancadan ciddi
olarak bahsettiyse, bu, gülünç, hatta çok çirkin bir şeydi; çünkü, kendisinin o zavallı
Charles'dan nefret etmesine hiçbir sebep yoktu. Kıskançlıktan yanıp tutuşmuyordu ki. Hatta
Emma'nın, kendisine bu mevzuda etmiş olduğu yeminleri pek hoş karşılamış değildi.

gittikçe daha hassas oluyordu. İyileşen bacağının hatırası olarak. Emma'yı ağlatan tatlı sözler. yalnız. Kızım. geçen gün bir çoban tutmak için gittiğim Yvetot panayırında nezleye yakalandım. tabir caizse. Emma'ya. Rodolphe ile Emma. yoksa. aksine . Cenabı Hak sizlere her türlü saadeti nasip eylesin. Kadın da bundan korkuyordu. Sizi ne zaman gelip göreceğimi bilmiyorum. ne eskisi gibi. Bovary gayet sıkı çalışıyormuş. Tavırları. kimseye el dokundur^ muyorum. kendi annesinden. Buna şaşmadım. evlilik muhabbetini rahatça devam ettiren bir karı -kocadan farksızdılar. sevgili evlâtlarım. sevgili evlâtlarım. kayıtsızlığını gittikçe daha az gizler oldu. Bu mektubumun sizi sıhhat ve afiyette bulacağını ümit ederim ve gönderdiğim hediye de makbule geçer. bana biraz daha körpe. Seni görüp görMADAME BOVARY 181 mediğini sordum. Emma'yı hükmü altına alıyordu. gelecek sefer. Üstelik eli de uzundu. ne de onu çıldırtan ateşli okşamalar kalmıştı. Rodolphe'a sık sık akşam çanlarından ve tabiatın sesleri'nden bahşediyor. kam de damadımı kucaklar. Allaha ısmarladık. Onun nazarında. yalnız ona reçel yaptırmak için toplatacağım. ebedi bağlılıklarının bir nişanesi olmak üzere. rüzgârın sıkı estiği bir gece. birbirlerinin karşısında. hem de şehvetini okşuyordu. içine dalıp yaşadığı o büyük aşk. kolay alışkanlıklarından ayırıyor. Öyle ki. Rodolphe bu zina hayatını keyfine göre sürdürmesini becerdiği için. bana hayır dedi. yulaf eriği dedikleri cinsten.onu daha mı çok sevmek istediğini bilemiyordu. sevgisini artırdıkça artırdı. Ama Emma o kadar güzeldi ki! Rodolphe. Rouault babanın hindi gönderdiği günlerdi. hissedilmez bir şekilde değişti. bundan anladım ki. . işler yolundg. yepyeni bir şeydi. Ne mutlu size. Rodolphe'un annesi öleli yirmi yıl olmuştu. şehvetin ılımlaştırdığı bir kin haline geliyordu. torunumu iki yanağından öperim. çatısı ağaçlar üstüne tıçtu. Emma şimdi de bir yüzük.Zaten Emma. Emmacığım. iyiyim. aynı zamanda hem gururunu. Yalnız yaşadığımdan beri. yapmacık sözlerle teselli etmeye kalkıyordu. Rodolphe ise. Bu yılki mahsul de hiç parlak değil. Fakat. pek ince eleyip sık dokumaz oldu. hem seni. Emma yine de âşığını. satırlar arasında bir boşluk kalmıştı. karşılıklı birer kahve içtik. değişiklik olsun diye. mektubu sepete bağlayan ipi kesti ve aşağıdaki satırları okudu: «Sevgili evlâtlarım. onlar şimdi gökyüzünde. hatta bir dişini de çektirmiş bir seyyar satıcıdan öğrendim ki. size bir horoz göndereceğim. Altı ay sonra. sevildiğinden emin. Emma'nın kendi burjuva sağduyusuyle hor gördüğü coşkunluğunu. bizim aşkımızı haklı buluyorlar. zevahir her zamankinden daha sakindi. yatağı tarafından emilen bir nehrin suyu gibi. o başka. hakiki bir nikâh halkası istiyordu. torunum için bir erik ağacı diktim. 180 MADAME BOVARY Emma. öksüz kalmış bir damlacık çocukmuş gibi. Bana çektirdiği dişi gösterdi. Kendini zayıf hissetmekten duyduğu zillet. bundan önceki iki sepetle beraber. Fakat ahırda iki hayvan görmüş. Buna inanmak istemiyordu. boğazına fazla düşkün olması sebebiyle. ama balık isterseniz. Rodolphe. Onu. ona teslim olmaktan pişmanlık mı duyduğunu. Bu. çünkü bu coşkunluğun muhatabı kendisiydi. tükenir gibi geldi ve kadın. içinden gayet hoş buluyordu. artık bir bağlılık değil. diyordu. şimdiye kadar böylesine saf ve masum bir kadına pek az sahip olabilmişti. Rodolphe'un annesinden söz açıyordu. hatta aya bakarak bazen: — Eminim ki. vücudunun altında azalır. Emma. lütfen sepeti geri gönderin. Benim sevgili torunum Berthe Bovary'i bugüne kadar hiç görmediğime o kadar üzülüyorum ki. Ama. çünkü. bizim arabalığın başına bir felâket geldi. nehir yatağının çamurunu farketti. Bu haydut soyuyla başımız dertte. zamparalıktan pek farklı olan bu aşk. Artık. Bizim çobanı kovdum. Bu kış sizin o taraflarda dolaşmış. biraz daha okkalı gibi geldi. saçlarından perçim-ler kesmişlerdi. «Bana gelince. Birbirlerine minyatür resimler alıp vermek icabetmişti. Hediye daima bir mektupla birlikte gelirdi. Reçelleri geldiği zaman yesin diye dolapta saklayacağım. tam senin odanın altına. Bahçede. burada. bahar geldiği zaman. evi bırakıp gitmem o kadar zor ki!» Adamcağız kalemi bırakıp bir müddet hayale dalmış gibi. Artık. âdeta devamlı bir baştan çıkarılma haliydi.

bir fedakârlık hevesiyle bocalayıp dururken. Mektupta imla yanlışları birbiri içine girmişti. sıhhati hakkında bin bit* şey sordu ve sonra.. hatta yukardan baktı. Gerçekten. hava ılıktı. çocuğu bir kez daha öperek. o da. — Bunda ne zarar ederiz. iki kolunu havada sallayarak eğiliyordu. Fakat kocası. Emma. ocağın karşısındaki arkalıksız iskemleye oturmuş. Penceresinin altında bir kovan vardı ve bazen arılar. Tekrar meydana çıktığı zaman. Düşünün bir kere (girişimin yararlarını parmakları üzerinde bir bir sayıyordu): Hemen hemen kati bir başarı. dedi. — Boşuna vakit kaybediyorsun. benim küçük yavrum. Sonra (Homais sesini alçaltıyor ve etrafına . . Kendileri önünden geçince taylar kiş-ner ve dörtnala koşar. operatörün derhal şöhret kazanması. kurutulmakta olan otların ortasında yuvarlanıp duruyordu. THEODORE ROUAULT» Parmakları arasında o kalın kağıt. Niçin kocanız. dedi ve koşarak çocuğunu öptü. Güneşle dolu yaz akşamlarını hatırladı. ayakkabılarını değiştirdi. diyordu. temizledi. küçük kız. camlarına vururdu. ışık içinde döne döne uçarken. kapristir. Lestiboudois. Rodolphe. O zaman da Emma. terliklerinin altında halının yumuşaklığını hissetti. kendisine bu kadar acı çektiren sebebi arıyormuşçasma. gece. Annesi: — Getirin onu bana. Bir ot yığınının üstüne yüzükoyun yatmıştı. Fakat kim kendisini bu kadar mutsuz etmişti? Hangi gö182 MADAME BOVARY rülmemiş felâket onu böyle altüst etmişti? Başını kaldırdı. birkaç dakika. koşardı. yaptığına pişman oldu! Hatta neden Charleş'dan bu kadar tiksindiğini. hatta çıkardığı mendili farketmemiş gibi davrandı. yavrusunun kulak memelerinin birazcık kirli olduğunu görünce..Selâmlarıyle sizi seven babanız. Ve arka arkaya üç randevuya gelmedi. bakirelik zamanında.. Yonville'in de diğer kasabalardan geri kalmaması için. Emma. küçük kız. eczacı tam zamanında imdadına yetişti. ötede. Etajerdeki porselenler üzerinde bir nisan ışını hareleniyordu: Ocakta ateş yanıyordu. bütün onları. çarpınca sıçrayan altın mermiler gibi. elindeki değneğin ucunu çıtırdayarak yanmakta olan sazların aleviyle yaktığı günler ne kadar geride kalmıştı!. tıpkı. birazcık da ağlayarak. strephopodie ameliyatlarına burada da başlanması gibi vatanseverce bir fikir kafasında doğdu. ne seviyorum seni! Sonra. birbirini kovalayan türlü koşullar içinde. Ne seviyorum seni. babasının maşayı yakalamak için ocağa eğilmesini görür gibi oldu. kalakaldı. nasıl şifaya kavuştuğunu gelip geçen bütün yolculara anlatmaktan geri kalmaz tabii. kendisine soğuk davrandı. adam yaklaştıkça. şekerim. aşkta harcamış. bu aşırı sevgi karşısında şaşakalmış olan dadıya teslim etti. Kendisi ilerleme yanlısı olduğundan. zenginliğinden bir parçasını yolculuk boyunca rastladığı hanlara bırakıp giden bir gezgin gibi. Dadısı. onu etekliğinden tutuyordu. çoraplarını. hizmetçiyi çağırarak sıcak su getirtti. kahkahalarla gülen çocuğunun sesini duydu. etrafına bakındı. satırlar boyunca bir dikenli çit içine yarı yarıya saklanmış bir tavuk gibi gıdaklayan tatlı düşüncenin peşine takıldı. çamaşırını. Emma'ya: . ocağın külleriyle kurutulmuştu. tırmık geçiriyordu. hayatı boyunca hepsini bir bir elden çıkarmıştı. çünkü mektuptan elbisesinin üzerine birazcık külrengi toz döküldü. bu duygu dönüşlerini destekleyecek halde değildi. gün bembeyazdı. Kendi kendine: — Geçer. MADAME BOVARY XI 183 Son günlerde küt ayakların tedavisinde kullanılan yeni bir usule dair övücü bir yazı okumuştu. Kederli iç çekmelerini. sanki seyahatten dönüyormuş gibi. hastanın acıdan ve çirkinlikten kurtulması. Yazı. çimenin üstünde. Emma. mesela şu Altın Aslan'daki zavallı Hippolyte'i bu dertten kurtarmasın? Unutmayın ki. Emma. onu seve-bilmenin daha doğru olup olmadığını düşünmeye başladı. onu her zamankinden fazla ciddi buldu. Önün yanıbaşında. ruhunun bütün maceralarında. O günlerde ne mutluluk vardı! Ne hürriyet! Ne ümit! Ne hayal bolluğu! Şimdi bunlardan hiçbiri kalmamıştı. evlilikte.

strephendopodie'yi ve strephexopodie'yi (yahut daha iyi anlatmak için. nasır çıkartmaktan çok daha hafif bir şey. Hippolyte! Homais. bu ayak. evvela Achille adale bağlantısını kesmek. Hatta bu sakat bacak ötekinden daha gürbüze benziyordu. her akşam.. ne yapacaktın? Ah. bir taraftan M. ahır uşağı salak salak gülümsüyordu. sonra da içe çarpıklığı gidermek için. fakat bu. nasihata boğdu. okumaya daldı. Fakat. Charles. Çünkü. Bunu söylerken. O. dış tarafa basanları. onu gururundan yakalamak istedi: — Sen erkek değil misin. Eczacı: — Alt tarafı senin bileceğin iş. Mademki bu uca basan bir ayaktı. Sen istediğin kadar aksini söyle. Başkalarının işine karışmak âdeti olmayan Binet. Çünkü hekim. Bununla beraber. Bu kutuda demir. meşin. uzaklaşıyordu. küt ayağının ne cinsten olduğunu bilmek gerekiyordu. üst tarafa kalkma) harıl hani öğrenip dururken. tahta. Bovary bu işi başarabilirdi. fakat asıl ona kararını verdiren şey. Charles da içinden. ta Belediye Reisi Tu-vache'a kadar herkes adamcağızı zorladı. sabır ve enerji gibi manevi meziyetler edinmiş olacaktı ki. 184 MADAME BOVARY Hippolyte düşünürken. Âdeta hizmet ede ede. kocaman parmaklı. öyle ki. bin bir dereden su getirerek han uşağını ameliyat olmaya zorluyordu.bakmıyordu) bu olaya dair gazeteye küçük bir yazı göndermekten beni kim menedebilir? Ya. alt tarafa kıvrılma. Bovary. sabahtan gece yarısına kadar. buna razı oldu. derisi pürtüklü.. Zavallı adam. kalçalarının böylesine sallanması. yani strephoctopodie'yi.Aşktan daha sağlam bir şeye dayanmaktan başka da bir şey istediği yoktu zaten. Emma'nın elinde kocasının becerikliliğinden şüphe etmesi için hiçbir delil yoktu. yok yoktu. cıvata. nihayet razı oldu. bir taraftan tırnağına basanları. işe üç defa yeni baştan başlayarak. eczacının ve kendi karısının teşviki ile bu işe razı oldu. Hemen sonra. ayağın aşağıya. . Homais. diyordu. karısının bir melek olduğunu söyleyerek. meydanda ötekine benzemeyen dayanağını ileri uzatarak. Eczacının öğütleriyle. elbette. herhalde. şöhretini ve servetini artıracak bir teşebbüse sevketmekten kendisi de büyük bir memnunluk payı çıkaracak-tı. vida. arabalar arasında sıçradığı görülüyordu.. baldır kemiğinin ön veterine el atmak icabediyordu. onu. adale uçları kuru. ameliyatın bedava olacağıydı. hatta iyi tanımadığı daha mühim bir kısma neşter dokundurmak korkusuyle titriyordu. uşak daha çok o sakat bacağına dayanıyordu. içe veya dışa doğru türlü iğrilmelerini) ve strephypopodie ile strephanopodie'yi (başka bir deyimle. bunu söyledikten sonra. at tırnağı kadar geniş. içeriye doğru çarpık olmasına mani olmuyordu. bacağına hemen hemen dik bir çizgi teşkil ediyordu. Bu cömertlik asıl Emma'nın aklına gelmişti. hafifçe içe çarpık bir ayaktı. başını elleri arasına alarak. Artemise. siyah tırnaklan nal mıhlarını andıran bu uca basan MADAME BOVARY 185 ayakla han uşağı. Madame Lefrançois. ondan dostum. işini görmekte sana çok zarar veriyordur. Hippolyte'in hangi adale ucunu kesmek lazım geldiğini tespit etmek için. Rouen'dan Doktor Duval'ın kitabını getirtti. komşular. marangozla ona yardım eden çilingire. kendisine ağırca bir iş gösterildiği zaman.Belki azıcık bir acı ya duyacaksın. —. geyik gibi dörtnala koşturup duruyordu. dört kilo kadar ağırlığı olan bir çeşit kutu yaptırdı. aralıksız. ameliyat için gerekli avadanlığı tedarik etmeyi kendi üzerine aldı. makale dediğiniz şey ortalıkta dolaşır. ameliyattan sonra kendisini ne kadar dinç ve çevik hissedeceğini anlattı. hatta kadınların çok daha hoşuna gideceğini çıtlattı. ilmin nimetlerini tepmek nankörlüğüne akıl erdiremediğini ilâve ederek. Adamın ayağı. Herkes ondan bahseder. ya duymayacaksın. Sonunda çığ gibi büyür! Kim bilir! Kim bilir? Gerçekten. iğne batmış da bir yerin azıcık kanamış gibi olacak. utandırdı. Onun. Homais. Sonra. aynı zamanda iki ameliyatı birden yapmayı göze alamıyordu. bu inatçılığa. herkes üzerine çullanmıştı. iç tarafa basanları. Ben senin iyiliğin için söylüyorum! Sadece insanlık duygusuyle! Senin bu çirkin topallıktan kurtulduğunu görmek istiyorum da. saç.. be mübarek? Asker olup da bayrağının altında dövüşmen icabetseydi. aptal aptal gözlerini döndürüp duruyordu.

hastasının ayağım mekanik motora sımsıkı bağlayıp evine gitti. en seçkin hekimlerimizden biri olan bu zat. Teşebbüsün yeniliği ve mevzuun uyandırdığı alâka o kadar ahali celbetmişti MADAME BOVARY 187 ki.. Homais ta sabahtan beri tertip etmişti. bu. elinde neşter. mumlu iplikler. katiyen! Ne münasebet!.» ilmi tabirini kullanmadım. Bovary: — Siz kendiniz okuyun. dedi. Bu. Emma da. kafasından Rodolphe'un hayali geçti. eczanedeki bütün sargılar vardı. endişeye mucip alacak hiçbir şey yoktur. kuru bir çıtırtı duyuldu. şu ana kadar. gazetede. dedi. Rouen Feneri gazetesine göndermek için yazdığı reklam yazısıydı. gariptir (gözümüzle gördüğümüz için söylüyoruz) hiçbir ıstırap alâmeti görülmedi.. Bovary kadar yüreği çarpıntılı. sohbetler ve birlikte hayal kurmalarla geçen çok 186 MADAME BOVARY sevimli bir akşam oldu. Kim bilir.. refahının artacağını. yepyeni bir his içinde refaha kavuşmaktan. Talim meydanında Madame Lefrançois'nın işlettiği ALTIN ASLAN otelinde yirmi beş yıldan beri ahır uşaklığı eden Hippolyte Tautain adlı şahıstı. Eczacı: — Haydi.Ne Ambroise Pare. Bovary: — Doğrusu da bu. Bovary. kalın bir beyin tabakasında bulunan bir abseyi açarken. avluda bekleyen ve Hippolyte'in düzgün yürüyerek meydana çıkaracağını tahayyül eden beş^altı merakhmn yanına. kafası ergin değildi. en seçkin hekimlerimizden biri olan bu zat. Celse'den sonra. Charles deriyi deldi. derinin üzerinde. Charles tıka basa kamını doyurdu. İlerideki zenginliklerinden. dedi.» Heyecandan boğulacak gibi olan Charles: — Bu kadarı da fazla! Bu kadarı da fazla! diyordu. ne Dupuytren. ancak pazar günleri. Hippolyte hayretten kendini alamıyordu. ilk defa üst çene kemiğini kesip alırken... on beş asır aralıkla ilk defa olarak. M. keyifli . bütün bu hazırlıkları M. eli titrek. nekahat devresinin kısa süreceği zannını vermektedir. herkes belki anlamazdı. daha güzel. ışık.. Bovary. Sofraya oturdular. kesik bir şiryanı derhal bitiştirip bağlarken. nihayet kendisini delice seven bu zavallı çocuğa karşı birazcık sevgi duymaktan mutlu oluyordu. daha temiz. çünkü bilirsiniz. karısının daima kendisini seveceğini görür gibi oluyordu. — Hayır. diyordu. Nitekim salı günü. yanında. Hippolyte'e yaklaşan M. Veter kesilmiş. Vaziyetinde. Ameliyat edilen kimse. aşçı kadına rağmen. Homais. eğilip Bovary'nin ellerini öptü durdu. aile hayatında yapacakları yeniliklerden söz ettiler. köylerimize de girmeye başladı. Hastanelerde olduğu gibi. bir masa üzerinde. sanatın himmetiyle asi ve-terin nihayet teslim olduğunu ilan etmek üzere ancak birkaç damla kan peyda oldu. bizim küçük kasabamız Yonville. Hastada. dağlar kadan sargı. müessesenin eşiğinde gerçekten bir izdiham peyda olmuştu. bir küt ayak ameliyatı yaptı.. Okusunlar diye getiriyordu.» «Bir küt ayak ameliyatı yaptı. «M. evde davetliler varken göz yumduğu bir sefahatti. fakat bakışlarını hemen Charles'a çevirdi: Kocasının hiç de çirkin dişleri olmadığını hayretle gördü. O akşam. Hatta yemişten sonra kahve içmek bile istedi ki. Okudu: — «Avrupa'nın yüzünü kısmen bir şebeke gibi kaplayan peşin hükümlere rağmen. belki de önümüzdeki köy yortusunda Hippolyte'çiğimizin. şöhretinin yayılacağını. ameliyat da göz açıp kapayıncaya kadar tamamlandı.. ne de Gersoul. Her şey. Velinimetine karşı minnettarlığını daha sonra gösterirsin. Charles. bir sürü sargı. Eczacı: — Baştan başlıyorum. aynı zamanda yüksek bir insanseverlik olayı olan bir cerrahi tecrübeye sahne oldu. devam ediniz. Kalabalığın gözünü kamaştırmak kadar kendine de o vehmi vermek için. Bir an. ameliyat neticesini anlatmaya indi.. Hemen boynuna sarıldı. halk yığınlarının. elinde daha mürekkebi kurumamış bir kağıtla ansızın içeriye girdi. Sonra. Esasen. Charles da. Henüz yatağa girmişlerdi ki. M. sakin ol. ameliyat bitmişti. Emma. bir yığın bez parçası. merak içinde kendisini kapıda bekliyordu..

içki içiyorlar. Aklım başımdan gidiyor! diye bağırmasına mâni olamadı. bin yaşasın! Körlerin gözleri açılacağını. makineyi yeniden çıkardılar ve gördükleri manzaradan afallayıp kaldılar. Adamın ayağı birkaç saat serbest bırakıldı. diyorlardı. Haydi. her dakika geliyordu. sakalı uzamış. Kataplazmaları için bez getiriyor. meydandan geçtiğini gören eczacı da. merak içinde. üstü söz konusu makinenin sebep olduğu berelerle kaplanmıştı. mutfağın yanındaki küçük salona yerleştirdi . Ah. Şöyle yapmalıydın. Lefran-çois ana. kangren de gittikçe yayılıyordu. istekalarla eskrim yapıyorlar. bin bir ihtiyatla kutu çıkarıldı ve korkunç bir manzara ortaya çıktı. gözleri çu-kurlaşmış. Lefrançois ana. kıpkırmızı kesilmiş. sağırların işiteceğini. tekrar âlete yerleştirmeyi münasip gördüler. Sana kâfi derecede işkence yaptılar zaten. Adamcağız orada. Hippolyte. Ne halin varsa gör. Halin pek o kadar parlak değil galiba. biraz eğlenip içi açılsın diye onu. Charles Altın Aslan'a koştu. Bovary bu halden âdeta hastalanmıştı. ama hiç de güzel kokmuyorsun ha! Gerçekten. Her saat başında. leşmiş olan kimselere dair bir sürü hikaye anlatıyorlardı. krallar gibi yatıyorsun boyuna. Omuzuna vurarak: — Nasılsın? diyorlardı. kazık herif. Zaten. yut şunu!. fakat kimse aldırmamıştı. Ama senin kabahatin bu. içine bacağının sokulduğu o mekanik aleti. Yaşasın âlicenap âlimler! Yaşasın hemcinslerini iyileştirmeye veya acılarını dindirmeye gece gündüz demeden çalışan yorulmak bilmez insanİarl Yaşasın. Bunun üzerine Hippolyte'yi bilardo salonuna kaldırdılar. Fakat her gün yemeğini orada yiyen tahsildar.. Lakin şiş biraz iner inmez.» Bütün bunlar. topalların yürüyeceğini ilan etmenin yeri değil midir artık? Eskiden. daha çabuk iyileşsin diye. Uzvun vaziyetini bozmamak için.. Yer yer içlerinden siyah bir mayiin sızdığı kabarcıklar bulunan kurşuni renkte bir şişkinlik bacağa yayılmıştı. perhiz tavsiye ederek yanından ayrılıyordu. O da nefes nefese. bütün insanların nasibi oluyor! Okuyucularımızı bu fevkalâde tedavinin bütün safhalarından haberdar edeceğiz. Madame Bo-vary kendisini görmeye geliyordu. benzi solmuş. Ayağın biçimi öyle bir şişkinlik içinde kaybolmuştu ki. şapkasız. evvelce de bundan acı duydu188 MADAME BOVARY ğundan şikâyet etmişti. yalnız kaldığı da yoktu. teselli ediyor. eczaneyi bırakıp çıktı. şikâyet etmekte tamamıyle haksız olmadığını kabul etmek gerekiyordu. Kalksana artık. şimdi ilim sayesinde.dostlar arasında. onun etrafında. her iki âlim. Hippolyte ona dehşet bürümüş gözlerle bakıyor ve hıçkırıklar arasında: MADAME BOVARY 189 — Ne zaman iyi olacağım? diye kekeliyordu. şarkı söylüyorlar. başını sineklerin üşüştüğü kirli yastıkta sağa sola döndürerek. öyle ki. neşeli neşeli dans ettiğini ve hepimize. eskisinden daha sımsıkı. Hippolyte artık hiç dayanamayınca. Hekim de her defasında. Hippolyte'in canı sıkılmaya başlamıştı. Lefrançois ananın telaşlı telaşlı gelerek: — İmdat! Ölüyor adam!. tütün. bilardo yuvarlaklarım dürtüklüyorlar. Nihayet. Vaziyet ciddileşiyordu. böyle yapmalıydın. üç gün sonra. Kendisine tatbik edilen tedaviden bambaşka usullerle iyi-. arkasından: — Dinleme onu. böyle bir komşuluktan acı acı şikâyet etti. konuşması ve hünerli sıçrayışlanyle tamamen şifa bulduğunu ispat eylediğini göreceğiz. evlâdım. onun. bilhassa pazar kurulduğu günler. yıkacakmış gibi han duvarına küt küt vuruyordu. hana geldi ve merdivenden çıkmakta olan kimselere sormaya başladı: — Bizim sevimli küt ayaklıya ne oldu? Müthiş çırpınmalar içinde kıvranıp duruyordu küt ayaklı. Kendini daha da halsiz düşürme. Ne kadar bahtsızmışım! Ne kadar bahtsızmışım!. kaim battaniyelerin' altında inliyordu. deri nerdeyse bütün bütüne çatlayacak gibiydi. ayağı. taassubun ancak Tanrının sevgili kullarına vadettiği şeyler. beş gün sonra. köylüler. sonra. kurtarın beni!. avazları çıktığı kadar bağırıp çağırıyorlardı. teselli makamında: — Sen kendim fazla dinliyorsun. diyordu. cesaretlendiriyordu. ..

Homais bu sözleri dinlerken canı sıkılıyordu ama. Anlıyorum. Yapacağına söz veriyorsun değil mi? Zavallıcık söz verdi. adaleler her gün biraz daha kopuyordu. Ben öyle ağır günahlar işlemiş kimseler tanıdım ki. bunu düşünmek zamanı geldi.-Ümit ederim ki. İhtiyar. biliyorum). Lefrançois ananın çaresizlikten.. gözünü yumdu. toy züppe değiliz. Bunda bir zarar yoktu ki. ayaklardan karına doğru ilerliyordu. Bakkalde Hippolyte'in hastalığı tartışılıyordu. lütufkâr Meryem». hatırım için yap. parlak bir mevki sahibi. Tıklım tıklım olan Grande-Rue'de. ilâhi irade böyle tecelli ettiğine göre buna sevinmesi ve fırsattan derhal faydalanarak Cenabı Hak'la barışması gerektiğini söyledi. vazifelerini biraz ihmal ediyordun. kloroform. Ama yine de ümidini kesme. M. Canivet'yi öfkelendirmemek ihtiyacıyle. Ne zarar edersin ki?. Kaç yıldır mukaddes sofraya yaklaştığın yoktu. biraz domuz yağı getirip veriyor. sapasağlam bir adama ameliyat yapmayı aklımızdan geçirmeyiz. cerrahlık kadar din de biçarenin imdadına yetişeceğe benzemiyordu. sabah erkenden kalktılar. bu kadar usta değiliz. Hippolyte'in nekahatine zarar veriyordu. Hippolyte'in pek anlayamadığı şakalar ve kelime oyunlanyle karışık fıkralar anlatıyordu. Papaz artık her gün geliyordu. reçeteleri ta Yonville'e kadar gelen M. çünkü. Paris icadı! İşte başkentteki beylerin fikirleri! Tıpkı şaşılık. Papaz Bournisien. ama Hippolyte bunu ağzına götürmek cesaretini kendinde bulamıyordu. Bu yardımı başarıya ulaşır gibi oldu. onlar gibi. onurunu ticaretinin daha ciddi çıkarları uğruna feda etti. Her şeyin sebebi. hastanın başı ucuna. Tababette doktora yapmış. bir tedbir olmak üzere. uygun bir ifade vererek din meselelerine dokunuyordu. kendisini görmek istediğini haber verdi. benim için. hatta bazen. bir defa «Sizi selamlarım. o önü alınmaz çürüme.. o gün. sen de.Ona mükemmel bir et suyu. sanki adam idam edilecekmiş gibi bir ölüm havası esiyordu. bir defa da «Gökyüzündeki Babamız» dualarını okusan. diyordu. hatta hiçbir itirazda bulunmadı. yap dediğimi. tıpkı bîr kamburu dümdüz etmeyi istemek gibi bir şey!. Söze evvela derdine acımakla başladı. baba tavrı takınarak: — Çünkü. iyileşecek olursa. sıkıntısını dalkavukça bir gülümseme ile gizliyordu. ta diz-kapağına kadar kangren olmuş o bacağı görünce. M. Hatta. bir dilim but. Böylece. ruhunun esenliğine özen göstermekten seni alıkoydu. Fakat şimdi. mesanedeki taşlan kırma ameliyatı gibi. evet anlamında başını sallamakla cevap verdi. dünya işlerinin girdabı. Sonra bir punduna getiriyor. size ilaçlar. köyde mühim bir olay oldu. büyük bir şöhret sahibi olan Neufchâtel'li M. ka-taplaşmalar istendiği kadar değiştirilsin. bir de şimşir dalı yerleştirdi. tedavi usulleri sokuşturuyorlar. aşağılayarak gülmekten çekinmedi. Han sahibesiyle konuşuyor. iki tedbir bir tek tedbirden daha işe yarardı. Madame Lefrançois'ya boyuna söylüyordu: — Bırakın şu adamcağızı! Bırakın şu adamcağızı! Sofuluğunuzla maneviyatını bozuyorsunuz! . çok geçmeden. sarsıyor ve eczanenin içinde bar bar bağırıyordu: — Bütün bunlar. bizler âlim değiliz. BonSecours'u ziyarete gitmek arzusunu belirtti. nazlı bebek değiliz. Papazın dolapları dediği bu hareketlere pek içerliyordu. hasta tedavi ederiz. küçücük kadehler içinde içki uzatıyor. ne olur ki? Evet. onun iddiasına göre. Cenabı Hak'kın huzuruna çıkmak üzereyken (sen daha o vaziyette değilsin. ondan mağfiret dilediler ve hiç şüphe yok. Nihayet bir gün Charles. Bütün köy halkı. . sabah akşam. biz. o idi. buna mazhar olarak öldüler. prensiplerini bir yana bırakarak. Ama yine. İlaçlar istendiği kadar çeşitlensin. hükümetçe yasak edilmesi gereken bir alay canavarlıklar! Ama becerikli görünmek istiyorlar. eczacıya gitti ve zavallı bir adamı bu hallere sokan eşekler aleyhinde ağzını açtı. inat olsun diye. neticelerine hiç aldırış etmeden. MADAME BOVARY 191 Bu sebeple Bovary'yi müdafaa etmeye kalkışmadı. elli yaşında. ruhani. Ca-nivet'yi getirtip getirtemeyeceğini sormasına. Doktor Canivet'nin bacağı kalçadan kesme ameliyatı. Eczacı. bize iyi örnek olursun. küt ayaklı. halinin fenalaştığını öğrendi. Homais'yi redingotunun düğmesinden yakalamış. meşguliyetlerin. Bizler. kendinden pek emin bir zat olan bu meslektaş. Fakat kadıncağızın artık ona aldırdığı yoktu. Sonra bacağı kesmek gerektiğini açıkça söyleyerek. Bunlar. dolu bir mukaddes su kabı astı. Küt ayakları düzeltmek! Küt ayaklan düzeltmek mümkün mü? Bu. pratik hekimleriz. arkasından. yüzüne. Bournisien de bunda bir sakınca 190 MADAME BOVARY görmediği cevabını verdi. seni ayinlerde pek seyrek görüyorduk.

cerrahın soğukkanlılığını bir generalin metanetine benzetti. Emma.. İşin içine mukadderat karışmıştı.. hastalarını ziyarete gelince. meslektaşları. sizler. alışkanlıklarından bir zerresini dahi'feda etmezdi. karşısına çıktı. Kâh şu tarzda yaşarım. hasta ziyaretlerine gittiği zaman.dükkânlarda alışveriş durmuştu.. Siz bana bakın: Allahın günü saat dörtte kalkarım. kendisinden davacı olabilirdi. Bacağı tutacak birini istedi. çizmeleri döşemede gıcırdıyordu. içinde ateş yanmayan ocağın yanma oturmuş. Bu sarsılmaz metaneti kendisine daha da itibar kazandınyordu. Fakat. hastaya döndü. odasında. Charles. yandaki dik yayı. konuşmaya giriştiler. Emma: . kulakları kapıya dikili bekleyen Artemise ile hancının yanında kaldı. filozofça. Sonra. Bu sırada eczacı. Bu mukayese. Lestiboudois'ya gelmesi için haber gönderildi. — İnsan. yüksek sesle bağırarak. dedi. doktorun iri vücudunun ağırlığı altında çöktüğü için. kızarıp boz'ararak. çarşaflar içinde hafakandan terleyip duran Hippolyte'e hiç aldırış etmeksizin. ellerini kavuşturmuş. zilletini paylaşmıyordu. böyle bir adamın hâlâ bir işe yarayabileceğini zannetmiş olmasından ileri geliyordu. Bu dedikodular For-ges'e kadar. Canivet: — Aman efendim. Hazır mıyız? Haydi. neler yazacaklardı? Arkasından mesele basma aksedecek. her ikisi de önlüklerinden daha solmuş. o anlarda. ta Rouen'a kadar yayılacaktı. nasıl rast-gelirse. «Ne kötü macera. MADAME BOVARY 193 bir başka zillet duyuyordu. bana. her yere yayılacaktı! Kim bilir. Bununla beraber. mesleğini bir nevi risalet addediyordu. Canivet. Hem zaten buna şaşmıyorum. Ne olursa olsun. denize düşüp de dalgaların üzerinde yuvarlanıp giden boş fıçı gibi. Cerrah. O da. kâinatta tek canlı insan kalmasa bile. gazetelerde şuna buna cevap vermek gerekecekti. eczacı beyler. Ama en şöhretli cerrahlar bile pekâlâ aldatabilirdi. Doktor: — Size güveniyorum. bu da sonunda mizacınızı bozar tabii. bulamıyordu. karşısında. daha ziyade inmeye müstait gibi görünüyorsunuz. ha bir Hıristiyanı doğramışım. şayet Hippolyte ölecek olursa. Kendisini şimdiden. ha rasgele bir kümes hayvanını. hareket halindeyken dahi. diyordu. salonda. diye düşünüyordu. Çünkü. alışkanlık!. gözleri bir noktaya takılı duruyordu. Bir sürü faraziyenin hücumuna uğrayan muhayyilesi. kendi kullandığı iki tekerlekli arabasıyle çıkagel-di. nezle olmam. Nihayet. doktorasız hekimlerin şerefini düşürmesine rağmen. çenesi göğsüne düşmüş. Kıyamet kopsa da. hep mutfağınızın içine takılır kalırsınız.. araba. Homais. Aşağıda. dedikodu çıkaracaklardı. bocalayıp duruyordu. Herhalde gülecekler. zamanla. yapım sağlam192 MADAME BOVARY dır. diye sözünü kesti. onların arasında. bir aşağı bir yukarı dolaşıyor. seyirci olarak kalırsa. bu beyler. onu kendisi katletmiş sayılacaktı. aleyhinde neler. ona bakıyordu. kâh bu tarzda. Eczacı. benim için hiç fark etmez. soranlara bu işi nasıl izah edecekti? Acaba herhangi bir şeyde hata mı etmişti? Arıyordu. o. Fakat kimse buna inanmak istemezdi. bunlar ameliyat sırasında kullanılanların aynıydı. fazla tesir altında kalır! Hem sonra. mahvolmuş görüyordu. kollarını sıvayıp bilardo salonuna geçti. pencereden kımıldamıyordu. belediye reisinin karısı Madame Tuvache. evinden kımıldamaya cesaret edemiyordu. kendisinden: «Ah! M. akla gelen her türlü tedbiri de almıştı. sanki zavallılığının yirmi kere bol bol farkına varmamış gibi. Bunun içindir ki. ne aksilikti bu». biraz eğiliyordu. yulafını yeyip yemediğine baktı. evvela kısrağı ile ve arabasıyle meşgul olurdu. Yanında öteki minderin üstünde kırmızı sahtiyan kaplı ve üç bakır tokası ihtişamla parlayan kocaman bir kutu görülüyordu. alışkanlık. Hippolyte. cerrahın gelişini görmek sabırsızlığı içinde. Homais'nin getirdiği sargıları gözden geçirdi. Neufchâtel'e kadar. Canivet'nin hoşuna gitti ve sanatının icapları hakkında uzun uzun söz söylemesine sebep oldu. M. Bovary. Altın Aslan'ın kapısından kasırga gibi girerken. iflas etmiş. bilirsiniz. hayvanı arabadan çözmelerini emretti.. Bunun üzerine. Sonra. Sonra ahıra giderek. Bu sayede sizin gibi nazik değilimdir. gidelim! Fakat eczacı. soğuk su ile tıraş olurum (katiyen üşümem). şerefini kaybetmiş. bu ameliyatta hazır bulunamayacak kadar yufka yürekli olduğunu söyledi. Nihayet. acayip bir adamdır» diye bahsedilirdi. muhayyile. fanila giymem. Elbette diyeceğiniz. Canivet. benim sinir sistemim öyle.

dedi. şuracıkta. niçindi? Kasabayı dolduran sessizlik içinde. ! Nasıl olmuştu da (o kadar zeki bir kadın olduğu halde). büyük bir kırmızı kutu taşıyordu. devamlı fedakârlıklarla kendi hayatını mahvetmesi ne acınacak bir delilikti! Ruhunun bütün lüks içgüdülerini. yaralı kırlangıçlar gibi çamura düşen hülyaları. Âşığının hatırası baş döndürücü cazibelerle aklına geliyordu. canımı sıkıyorsun! Oturdu. önlüğünü çıkardığı gibi. güneş altında. Kaldırımdan bir ayak sesi geldi. Hatta ekseriya. güpegündüz. etrafında uğursuz. Birbirlerine sarıldılar. yere düşüp parçalandı. Niçindi. Sessizce birbirlerine baktılar. yürek paralayıcı bir feryat havayı delip geçti. karısının nesi olduğunu düşünerek. halini bir sinir hastalığına yorarak. öylesine imkân-sızlaşmış ve hiçleşmiş gibi geliyordu. bütün elde edebileceği şeyler hatırına geldi. kendisini bekliyor buldu. sakin ol. Onu sevmek için az mı gayret etmişti. bu mahluk için. Emma'nın aklına esiyor. haykırdı: — Bırak beni! Charles. öylesine kaybolmuş gitmiş. Emma. anlaşılmaz bir şeyin dolaştığını belli belirsiz hissederek. ne demek istediğini tahmin etmek istercesine başını kaldırdı. Bir gümüş tabağa çarpan bir kurşun mermi gibi. tiz çığlıklarla kesilmiş uzun iniltiler halinde sürüp giden feryatlarını dinleyerek. Rodolphe bahçeye geldiği zaman. bir pusula yazıyor. o da. Zafere ulaşmış zinaya ait bütün kötü alayların tadını çıkarıyordu. morarmış. yepyeni bir vecd ile bu hayale kapılan ruhunu o hatıranın içine atıyordu. karıcığım. İşte. ağlamaklı. bir kere daha aldanmıştı? Sonra. ansızın: — Sakın. Eski iffetinden. hiçbir şey anlamayan. ameliyat edilen adamın. metresini sahanlığın altına. bir sarhoşun bulanık gözleriyle karısına bakıyordu. koltuğuna yığıldı. bütün hınçları bu öpüşmenin sıcaklığı içinde. indirilmiş pancurun aralığından. bütün arzu ettiği. kar gibi eridi gitti. Gel! Kadın. ayağı dışa çarpık olmasın! diye haykırdı.. süs bitkisinden kopardığı bir kırıntıyı parmakları arasında evirip çevirerek korlaşmış gözbebeklerini hemen fırlamaya hazır iki ateşli ok gibi. pişmanlıktan az mı gözyaşı dökmüştü? Derin bir düşünceye dalmış olan Bovary. Arkasında. Charles. bir cinayetmiş gibi pişman oluyor ve ondan hâlâ ne kalmışsa. Ve. Her ikisi de eczanenin yolunu tutmuşlardı. boğazlanan bir hayvanın uzaktan gelen ulumaları gibi. ilk basamağa oturmuş. Bütün bunlar. Homais. kaldı. ür-pererek. sanki ölmek üzereymiş. gözlerinin önünde can çekişiyormuş kadar kendisine hayatından kopmuş. şimdi kendisini öfkelendiriyordu. kendine gel! Biliyorsun ki seni seviyorum!. MADAME BOVARY 195 . düşüncesi üzerine bu cümlenin beklenmedik darbesi ile Emma. perişan. birbirlerini görmekten âdeta afalladılar. dedi. hiçbir şey duymayan bu adam içindi. Charles. bütün şahsı. sonra pencereden Justin'e bir işaret yapıyor. evliliğin bayağılıkları. Gece. ani bir sevgi ve ümitsizlik içinde karısına döndü ve: — Öpsene beni. kapıyı öyle şiddetli kapadı ki. suratı. onun için. termometre duvardan fırladı. gururunun azgın darbeleri MB 13 194 MADAME BOVARY altında yıkılıp gidiyordu. bütün mahrumiyetleri.. bütün istemediği. gülünç olan adının karısını da lekeleyeceğinden bile habersiz. dudaklarını ısırıyor.— Otur yerine. bir başkasına teslim olduğu için. evlenmenin. Charles. şuurlarıyle birbirlerinden öylesine uzaktaydılar ki. Emma. Onun her şeyi. yani bütün varlığı. Emma öfkeden kıpkırmızı kesilmiş. Bovary. pazar yerinin kenarında. boyun atkısıyle alnını silen Doktor Canivet'yi gördü. Charles'a dikiyordu. sinirli bir hareketle kaşlarını çattı. O zaman Charles. bayılacak kadar sarardı. XII Yeniden sevişmeye başladılar. Charles kalkıp baktı. elbisesi. salondan kaçarken. korkunç bir tavırla: — Yeter! diye haykırdı. şaşırmış: — Nen var? Nen var? diye tekrarladı. rahat rahat duruyordu.

Rodolphe ile buluştuktan sonra kocasıyle karşı karşıya gelince. yüzükler ve kolyelerle dolduruyordu. iş. lemeli yakalar. Felicit6 mutfaktan kımıldayamıyor. kocasının aşağılık bir mahlûk olduğunu. Saçları çözük. Nitekim. Felicite gülerek: — Sen hiçbir şey görmemiş misin? diyordu. Elini eteklik kasnağına veya kopçalara sürerek: — Bu neye yarar? diye soruyordu. O zaman yine. Ro-dolphe'un geleceği günlerde.. bekle de. kalça tarafı geniş. Anlamadığı nokta. canının sıkıldığını. etrafında oğlanın böyle dört dönmesine sinirleniyordu. gerdanını bilezikler. çünkü Madame. Kola çanağını yerinden oynatırken: — Rahat bırak beni. ocak pervazının üstünden. — Ah! İstesen!. kocasına karşı duyduğu tiksinti yüzünden her gün biraz daha artıyordu. Git de havanda badem ez.. bir prens bekleyen fahişe gibi hazırlıyordu. hem de zarif o boy bos. Rodolphe gülerek: — Sen gerçekten çıldırmışsın. o da istediği gibi har vurup harman savuruyordu. başka bir yerde. Hizmetçilerin durmamacasına çamaşır yıkaması icabediyordu. kü-Çük Justin ise. ne olur. çenende birazcık sakalın olsun. Guillaumin'in uşağı Theodore da kendisine kur yapmaya başlamıştı. 196 MADAME BOVARY Çocukcağız. yanıp tutuşuyordu! Tırnaklarını onun için bir kuyumcu özeniyle eğeliyor. ötekinden o nispette nefret ediyordu. Emma'nın dolabında bir sürü ayakkabı vardı. hiç imkânı var mı? Emma aynı mevzua tekrar dokundu. tavrını her zamankinden daha adi buluyordu. bir güneş ışınında yavaşça havaya yükselmesini seyrediyordu. dedi. siyah saçları ya-ğızlaşmış alnına doğru bir perçemle dönen o baş. Kadın birine ne kadar bağlanırsa. bir yerlerde yaşardık. F61icite'nin ütü yaptığı uzun tahtaya dirseğini dayayarak. böyle bağlanmasına yardımcılık eden bir sebebi. düşünceli düşünceli ilave ediyordu: — O da Madame gibi bir hanım mı ki? Fakat Felicite. Rodolphe ise anlamamazlıktan geldi ve sözü değiştirdi. zevce ve iffetli kadın tavrını muhafaza etmekle beraber. Bu işlere burnunu sokmak için. Rodolphe geliyordu. Kendisi temizlediği zaman buna hiç aldırış etmezdi. kumaşının havı biraz dökülen ayakkabılarını hemen kendisine verirdi.. aşk gibi basit bir işte her şeyin böylesine çetrefil bir hale getirilmesiydi. Kollarını. aşağısı gittikçe daralan fistolu donlar gibi kadın eşyasını hırsla süzüyordu. bakışları dalgın. Bu davetler. akıldan yana o kadar tecrübe sahibi olan ve arzuda böylesine coşkunluk gösteren o adam gözlerinin önüne gelince. mavi camdan iki büyük vazosunu güllerle donatıyor. zekâsını her zamankinden daha hantal. dizlerinin dibine. diyordu. Charles en küçük bir ihtarda bulunmaya cesaret edemiyor. diyordu. — Darılmayın hemen.Huchette'e yollanıyordu. Emma göğüs geçirdi: — Gider. Rodolphe: — Ne gibi. dedi. ekseriya yanında kalarak nasıl çalıştığını seyrediyordu. zemberekli . Bir mantar tabakasıyle kaplı olan bacakta. derisine sürdüğü kremi ve mendillerine doldurduğu lavantayı az buluyordu. hem gürbüz. eşarplar. Gerçekten. Emma'nın Hippolyte'e hediye edilmesini münasip gördüğü bir takma bacak için tam üç yüz frank ödemek zorunda kaldı. Ondan altı yaş büyüktü. Enima'nın çamura —randevuların çamuruna— batmış ayakkabılarını. bu sevgi. Parmakları arasında toz olup dağılan bu çamurun. dedi. onu her zamankinden daha sevimsiz. dairesini ve vücudunu. Derhal.ais böyle şeyler kullanmaz mı? — Elbette! Madame Homais! Sonra. Sanki senin patronun Madame H'>n. Rodolphe bir gün. sabrını kaybederek: — Ben ne yapabilirim ki. Hep kadınların eteği dibindesin. yakalıyordu. gideyim de potinlerini temizleyeyim. Kadının. Aşçı kız: — Ayakkabıların hırpalamaktan amma da korkuyorsun. arsız çocuk. yere oturmuştu. etrafında sergilenen pazen eteklikler. hayatının büsbütün bayağılaştığmı söylemek içindi. hâsılı. bir yöneticisi olmalıydı. tırnaklarını her zamankinden daha dört köşe. M.

gayet kibar davranıyor. Lheureux'di. evvela Lheureux'yu atlatmaya muvaffak oldu. Charles'ın merdivenden çıktığını duydu. geri alın! — Şaka olsun diye söyledim. Charles. Kabzası altın yaldızlı gümüş kırbaçtan başka. Yine eskisi gibi kasabayı dört döndüğü görülüyordu. — Size bir teklifim var. asla para bahsini ağzına almıyordu. alçak. aşçı kız içeriye girerek. Fakat Hippolyte. Sonra. ertesi hafta kırbacı getirip masanın üstüne koydu. karışık bir mekanizma vardı. Derozerays'dan gelecek havaleyi sabırsızlıkla bekliyordu. Fakat adam sabırsızlanıyordu. hemen üzerine atlayıp tomarı açtı.. adamın kendisine iade ettiği iki tane beş franklık sikkeyi önlüğünün cebinde birkaç dakika elleyerek olduğu yerde kaldı. Rodolphe onu müstebit ve fazla yapışkan bulmakla beraber. dedi. M.. artık gider beyden isterim. Lheureux tekrar çıkageldi. Emma'nın nevri döndü. Emma: — Olmaz! Olmaz! dedi. masraftan kısıntılar yapmaya söz veriyordu. çok garip fikirleri de vardı: . aklında kalacak değil a. kendisine daha elverişli bir bacak tedarik etmesini rica ediyordu. Bu keşfinden emin. kaldırımlar üzerinde bastonunun takırtısını işitince. Emma. tüccar. Ne yapalım. Ahır uşağı yavaş yavaş eski işini görecek hale geldi. Bununla beraber bu hediyeler. Üç gün sonra. Madame Bovary'den. bir sürü kadın öteberisinden konuşuyor. elinde nakit parası kalmamıştı. altınları çekmecenin dibine attı ve anahtarı aldı... Tüccar serseme dönmüştü. böyle güzel bir bacağı Allanın günü kullanmâMADAME BOVARY 197 ya kıyamayarak. diye düşündü. İstediği para tamamdı. Onunla. tüccar M. Kendi kendine./ diyerek çıkıp gitti. daha bir sürü takıntıları vardı. Bovary. her yıl Saint-Pierre yortusuna doğru para göndermek âdetinde olan M. Paris'ten yeni gelen mallardan. Siparişle meşgul olan. ucuna vernikli bir çizme takılmıştı. Rouen'da bir şemsiye mağazasında bulunan pek güzel bir kırbacı ona sipariş etti. mavi kağıda sarılı küçücük bir tomar bıraktı. Üzerine siyah bir pantolon geçirilmiş. — Adam sende!. kadın ısrar ediyordu. Rodolphe. M. Bu işi sayesinde sık sık gidip Emma'yı görmek fırsatını bulmuştu. şayet eline para geçmeyecek olursa. Emma. İçinde on beş Napoleon altını vardı. adamın eline on dött Napoleon sıkıştırarak: — İşte paranız. ister istemez. her zamanki. düşünürüz. çabucak yolunu değiştiriyordu. gibi ıslığa benzeyen sesiyle: — Pekâlâ. Emma'dan. düşünürüz. bir sürü hizmet teklifinde bulunduysa da Emma hepsini reddetti. Sonra. uzaktan. Emma. parayı daha sonra kocasına iade etmek için. Şayet mutabık olduğumuz meblağ yerine. bütün kaprislerini tatmin etmek hususunda bu kolaylığa kendini bırakıverdi. Fakat ertesi gün. Emma'ya sattığı bütün malları geri almak zorunda kalacaktı. Lheureux içinden: — Şimdi seni yakaladım! diye düşündü. Nitekim birçoklarını reddetti. boyun eğmek zorunda kaldı. ayrıca. M. 198 MADAME BOVARY Bu işten nasıl yakayı kurtaracağını düşündüğü sırada. Mesela. nihayet Charles'ın vaktiyle yolda bulup da karısının sakladığı. ocağın üzerine M. dedi. Rodolphe'a hediye etmek için. onu kendi nazarında küçük düşürüyordu. üzerinde kalpte aşk düsturu yazılı bir mühür.mafsallar. Emma: — Peki. Derozerays tarafından gönderilmiş. boyun atkısı olarak kullansın diye bir eşarp. Hekim. Lheureux. Lestiboudois'ya on beş günlükten fazla. bütün çekmeceleri bomboştu. tıpkı Vi-kontunkine benzeyen bir sigara tabakası hediye almıştı. hizmetçi kıza ise altı aylık borçlan. tam iki yüz yetmiş franklık bir fatura ile çıkageldi. santimler hariç. kendisinin de alacaklıları peşine düşmüştü. dedi. Yalnız o kırbaca üzülüyorum. bu bacağın fiyatını da kesesinden ödedi. Emma. Hayal kırıklığını gizlemek için boyuna özür diledi durdu.

Bakışları daha cesaretli. ruhun da doluluğu bazen en hoş teşbihlerle dolup taşamaz mıydı sanki? Fakat. mabudumsun! Sen iyisin! Sen güzelsin. Kırlangıç'tan indiğini görenler. evvela Charles. Eğer tembihini unuttuğunu söyleyecek olursa. hayır. yıldızları aşka getirmek istediğimiz zaman. Ruhu bu sarhoşluğun dibine dalıyor ve tatlı Yunan şa200 MADAME BOVARY rabj fıçısının içinde büzülmüş kalmış olan Clarence dukası gibi. asla. ayak seslerini duyar duymaz. Bunu duyan Emma gülmeye başladı. fakat ihtiyar kadıncağız öfkelendi ve ahlakın hiçe sayılması istenmiyorsa. hele bir seferinde Felicite yüzünden adamakıllı bozuştular. Rodolphe bu sözleri o kadar çok işitmişti ki. o sarhoşlukta boğuluyordu. Yeniliğin cazibesi tıpkı bir elbise gibi. hiçbiri hoşuna gitmiyor. ne de ihtiraslarını tam ölçüsünde dile getirebilirdi ve insan sözü. hafif siyah sakallı bir adamla birlikte yakalamıştı. kendine karşı hayranlıkla.» Ah. Bunların samimiyetine pek az inanıyordu. biliyor musun. Bovary anne. ihtirasın hep aynı şekilleri ve aynı lisanı olan o ezeli yeknesaklığını çırılçıplak ortada bırakıyordu. Emma: — Ah! Seni o kadar seviyorum ki. Onu. Bazı tenkitlerde bulunmaya kalktı. hâlâ şüpheleri kalmışsa. sözleri daha serbest oldu. gelgeç muhabbetleri gizleyen abartmalı sözlerden büyük bir kısmını hesaba katmamak gerektiğini düşünüyordu. Elaleme nisbet v6riyormuşcasına. Rodolphe. Felicite'yi kırk yaşlarında. Anne Madame Bovary. öyle küstah bir bakışla: — Siz hangi âlemde yaşıyorsunuz? dedi. değil mi? Daha güzelleri var. karısına roman okutmaması hususundaki nasihatlerini dinlememişti. Sadece aşk alışkanlıklarının tesiriyle Madame Bovary'nin hali ve tavrı değişti. kıyametler kopuyor ve sonunda da mutlaka o hiç değişmeyen söze sıra geliyordu: — Seviyor musun beni? — Elbette seviyorum. şehvet düşkünü veya satılık kadınların ağzından da buna benzer cümlelerin fısıldandığını duymuştu. herhangi bir bağlantıda daima biraz açıkta durmasını bilen tenkit üstünlüğü ile. Dargınlık çık1-ti. işin aslını tamamıyle anlamış oldular. Emma hesabına da şehvetle dolu bir çeşit budalaca bağlılık. sen zekisin. ifadelerin benzerliği altındaki duygu farklarını seçemiyordu. sonra evin halini hiç beğenmiyordu. diyordu. . o da onlara yaklaşıyor. kendisini uyuşturan bir saadetti. Adam. Mademki hiç kimse. şimdi kadınlar ona gülümsüyor. Gelin hanım.. Her nevi utancın elverişsiz olacağına hükmetti. — Başkalarını da sevmedin mi sanki? Rodolphe gülerek: MADAME BOVARY 199 — Beni bulduğun zaman toy delikanlıya benzer bir halim var mıydı?! diye çıkışıyordu. fakat ben hepsinden daha iyi sevmesini bilirim! Ben senin hizmetçinim. ağlıyor. gayet yumuşak ve zevkine düşkün bir kadın haline getirdi. keyfi istediği gibi davrandı. — Çok mu? — Elbette çok. Kadına. aşk öfkeleriyle içimin parçalandığı zamanlarda da hep seni görmek istiyorum. Emma da bütün metresler gibiydi. sen kuvvetlisin! . Bu. artık hiçbirinin yeniliği kalmamıştı. ne ihtiyaçlarını. Ro-dolphe ile dolaşmak yakışıksızlığını bile gösterdi. ona. bizzat kendi davasını müdafaa edip etmediğini sordu. bir gece önce. kadını teselli etmeye çabalıyordu. Kocasıyle pek patırtılı bir münakaşadan sonra. ne kanaatlerini.— Saat gece yarısını çalınca. diyordu. tıpkı erkek gibi sırtına daracık bir yelek geçirmiş. Bazen. ancak ayıları dans ettirecek havalar çalabildiğimiz çatlak bir kazan gibiydi. hizmetçilerin de iffetini gözetmek gerektiğini söyledi. Emma. Kendi kendime diyorum: «Nerededir? Acaba başka kadınlarla mı konuşuyor? Hah. beni düşüneceksin. koridordan geçerken. bu aşkta tadı çıkarılacak başka zevkler olduğunun farkına vardı. kendini kelime oyunlarıyle müdafaa ederek. Çünkü. mutfaktan kaçıp gitmişti. halayığınım! Sen benim kralımsın.-. oğluna sığınmaya gelmiş olan anne Madame Bovary de bu halleri görünce suratı astı. senden artık vazgeçemeyecek kadap-şeviyorum seni. Rodolphe. onun. azar azar sıyrılıp düşerek. Nihayet bir gün. Bu çeşit maceralarda pek pişmiş olan bu adam. Daha birçok şeyler hoşuna gitmemişti. elde sigara.

sonra: — Onu da alırız. Rodolphe serseme döndü. yalvarırım sana! diye inledi. pancura beyaz bir kağıt parçası asacak. Charles. ıstırap çekiyorum!. hatta hıyar turşusu yapmak için kaynanasından akıl öğrenmeye kadar iltifatı ileri götürdü. hemen evin arkasındaki dar sokağa koşup gelecekti. Yon-ville'de bulunuyorsa. razı etmek için yalvarıp yakardı. Rodolphe ile aralarındaki parolaya göre. Ama.sabrediyorum. Yaşlarla dolu gözleri. Emma: ' — Ah! Ne görgüsüz kadın.. Charles. olayları büyüterek. avluyu geçti. bırakıp gideceği şeylerin buruk tadım daha derinden duymak için miydi? Fakat hiç aldırdığı yoktu. ipsiz sapsız. — Haydi. Ümitsizlik içinde kendini tekrar yatağına attı. dedi. o idi. Rodolphe ile hiç değişmeyen bir sohbet mevzuu olmuştu. Emma çok daha uysal davranıyordu. Sonra tekrar odasına çıktı. Emma'nın uzaklaşmasına bakarak: — Ne kadın! dedi. üç çeyrek saatten beri bekliyordu ki. benim küçük meleğim. Zira Emma bahçeye yollanmıştı. ne olursa olsun! Rodolphe. karısının yanına gitti. aklını kaçıracak gibi oldu ve: — Ne yapmalı? Ne istiyorsun? diye sordu. kurtar beni! Rodolphe'a sımsıkı sarılıyordu. aradan pek az zaman geçince . dudaklarına atıldı.. sabret! — Ama dört yıldan beri. dedi. su altında alevler gibi kıvılcımlanıyordu.biri kaldırımda yürüyor gibi geldi ona. Fakat her ikisi de hiddetle kaçıp gitti. sakin ol. kaçır beni. ne köylü karısı!. gelininde gördüğü değişiklikten hayrete düştü. Charles.. Pencereyi açıp kendisine seslenmek istedi. dedi. Öyle ki. Yaşlı kadın. zıvanadan çıkmış. Hemen kollarına atıldı. Madame. Onu çağırıyorlardı. dışarıdaydı. cesaret. fakat Rodolphe gözden kaybolmuştu. bilakis. başını yastığa gömerek çocuk gibi ağladı. Rodolphe'u pazar yerinin köşesinde gördü. Emma: — Ah! Başıma gelenleri bilsen! diye cevap verdi. sık sık konu dışına çıkarak anlatmaya başladı ki. diye ter ter tepmiyordu. fevkalade bir hal olursa. o hadiseden sonraki günlerde.. önünde diz çöktü. Hiç şüphesiz. Rodolphe orada. birçoklarını uydurarak.. göğsü sık sık kalkıp iniyordu. Eğer öbürü gelip özür dilemezse. hemen kalkıp gideceğini MADAME BOVARY 201 söylüyordu.. Emma işareti verdi. Hakikaten. Ve o beklenmedik onamayı bir öpücüğün lezzetinde yakalamak istiyormuşçasına. bir markiz vakarıyle kaynanasına elini uzatarak: — Özür dilerim. ikisini yatıştırmak için: — Emma!.. Rodolphe: 202 MADAME BOVARY — Ama. dedi. Nitekim. Emma: ¦ — Götür buradan beni. annesine koştu. diye çırpınıyordu. kendini yüzükoyun yatağına attı.Genç kadın. her ikisini de daha iyi aldatmak için miydi? Yahut bir nevi şehvetli çilekeşlikle. Rodolphe: — Etrafına dikkat etsene! dedi. Dayanamayacağım artık. Bovary anne. Emma nihayet razı oldu: —Öyle olsun! Gidiyorum!. yaşıyordu. avazı çıktığı kadar bağırıyordu: — Ne hayasız kadın! Ne beyinsiz kan! Belki de daha beteri!. ah. Omuzuna yaslanıyor ve fısıldıyordu: . — Ne var yine? — Ya kızın? Emma birkaç dakika düşündü. Rodolphe. hiçbir zaman onu böylesine sevmemişti. Her şeyi öyle acele acele. Bu. Bu. Merdivenden indi. Bizim aşkımız gibi bir aşk böyle gizli kalmamalıydı! Bana işkence ediyorlar. o da. Anne!.. bir sıçrayışta yerinden fırlayarak: — Çıkın! dedi. pek yakındaki saadetinin önceden çıkardığı tadına dalmış.

Gece yarısı eve döndüğü zaman. bu da pahalıya patlayacaktı. köprüleri. gözlerinin önünde canlandırdığı bu istikbalin sınırsız genişliği içinden yepyeni hiçbir şey zuhur etmiyordu. balona binmiş de bulutlara doğru yollanmış gibi olacağız. onun. Dört beygir dörtnala kalkmış. hisse senetleri satın alacaktı. kolları birbirlerine kenetlenmiş. ensesindeki saç topuzunun. Emma uyumuyordu. Kuvvetlice alınmış bir nefes burun kanatlarını aralıyor. neresi olursa olsun. Daha şimdiden. gemileri. kabiliyeti olmasını. cilvede usta bir sanatkâr tarafından oraya yerleştirildiği hissine düşebilirdi. Berthe'in iyi yetişmesini. Varlığının nesi varsa. Hırsları. onların yanında. hastalarını görmeye giderken. elbisesinin kıvMADAME BOVARY 203 rımlarından ve ayağının kavsinden içine nüfuz eden harikulade bir şey peyda oluyordu. Hali vakti yerinde iyi bir delikanlı bulacaklardı. coşkunluktan. Günleri saydığımı biliyor musun?. onu Emniyet Sandığı'na yatıracaktı. Deniz kenarında. onu daha hızlı geliştirecekti. hepsi. seyredecekleri tatlı geceler kadar sımsıcak ve yıldızlı olacakmış. bir akşam. hamakta sallanacaklarmış. bir balıkçı köyüne varıyorlarmış. kendisini başgöz etmeyi düşüneceklerdi. babasına terlikler işleyecek. Daha sonra. Evlâdının hafifçe nefes alıp verişini duyuyor gibi geliyordu ona. yazın kocaman hasır şapkalar giyince! Uzaktan anne ile kızını görenler. Artık orada karar kılıp yaşaya-yacaklarmış. buna güveniyordu. gidiyorlarmış. sekiz günden beri. Şimdi artık büyüyecekti. nihayet açılıp saçılıyordu. küçük beşiğin kapalı perdeleri. birazcık koyu ayva tüyünün ışıkta gölgelendirdiği dudaklarının etli köşesi yukarıya doğru kıvrılıyordu. kızı geceleri. yanında uykuya dalarken. kalın bir yığın halinde dolanıyordu. 204 MADAME BOVARY kırmızı bluzlu kadınların. ev işleriyle uğraşacak. rüzgârların ve güneşin çiçeklere yaptığı gibi. o da kızını mesut edecekti ve bu hep böyle sürüp gidecekti. onu yine nefis ve dayanılmaz buluyordu. kederleri. tırısla gidiyormuş orada. onları her gün çözüp dağıtan. lamba ışığında çalışacak. koyu renkli balık ağları rüzgârda kuruyormış. Çanların çaldığı. Charles. yatağın ¦kenarında karanlıkta şişen bir beyaz kulübeyi andırıyordu. gitarların fısıltı ve çeşmelerin şırıltısıyle birlikte duyuluyormuş. bir palmiyenin gölgelendirdiği düz damlı basık bir evde oturacaklar-mış. bütün evi tatlılığı ve neşesiyle dolduracaktı. kızı yatılı bir okula vermek lazımdı. evliliklerinin ilk zamanlarında olduğu gibi. Sonra. her sabah çiftliğe de bir göz atmayı kuruyordu. Zaten müşterileri de artacaktı. Kocası. Ya sen? Madame Bovary asla o günlerdeki kadar güzel olmamıştı. onları kardeş zannedeceklerdi. Orada kayalıklar ve kulübeler boyunca. yerdeki malta taşları yüzünden. tıpkı onun gibi. Gondola binip gezinecekler. Çünkü. gidiyorlarmış. düşünüyor musun? Mümkün mü? Arabanın hareket ettiğini hissettiğim zaman. başarıdan gelme. aslında mizaçla hal ve şartların ahengi neticesi. Araba. bir yerlerden. Çiftliğin gelirine hiç dokunmayacak. bir dağın zirvesinden. onu derece derece geliştirmişti. . Yolda.— Değil mi? Yolcu arabasında olduğumuz zaman!. onları artık bir daha geri dönmeyecekleri yepyeni bir diyara götürüyormuş. daha yumuşak tonlarda beliriyordu. gübrenin. Sonra.. Ekseriya. beyaz mermerden katedralleriyle muhteşem bir belde görüyorlarmış. Bununla beraber. Öyle hayal ediyordu ki. Nihayet. kolunda sepeti. uyuyormuş gibi yapıyordu. daha sonraları. Hatta. zevk tecrübeleri ve her an genç kalan vehimleri. İnsan . Civarda küçük bir çiftlik kiralamayı. piyano öğrenmesini istiyordu. tıpkı endamı gibi. içinde gözbebeklerinin kaybolduğu uzun âşıkane bakışları için mahsus biçimlenmiş gibiydi. her mevsim. Çeşmelerin buğusu. Porselen idare lambasından tavana titrek ve yuvarlak bir aydınlık vuruyor. yağmurun. fıskiyeler altında gülümseyen solgun heykellerin ayakucunda. o başka rüyalara gözlerini açıyordu. on beş yaşına basınca kim bilir ne kadar güzel olacaktı! Hele annesine benzeyip de. liman ağacı ormanları ve sivri çan kulelerinde leylek yuvaları bulunan. tarifi imkânsız bir güzelliği vardı. rasgele. kubbeleri. Sesi şimdi. katırların kişnediği. Sevinçten. ne yapmalıydı? Uzun uza-dıya düşünüyordu. güle oynaya okuldan döndüğünü görür gibi oluyordu. gün batarken küçük yeleği mürekkep lekesi içinde. birdenbire. kendilerine uzattığı demet demet çiçekler varmış. zinanın gelişigüzelliğine göre. Gözkapakları. ehram gibi üst üste konmuş yığın yığın yemişleri serinletiyormuş. bana öyle geliyor ki. bir körfezin dibinde.. Emma'yı uyandırmaya kı-yamıyordu. Bu saçlar. Ah. Hayatları ipek elbiseleri kadar rahat ve geniş. hiç konuşmaksızın.bakınca.

hareketten iki gün öncesi. yeniden on beş günlük mühlet istedi. sonra. aradan sekiz gün geçince. dedi. Ağustos ayı geçti. yaşayış tarzını bırakıyorsun diye mi? Evet. kadını kollarına alarak: — Ne kadar güzelsin. mavimtırak. büyük bir manto. bazı işlerini yoluna koymak için iki haftalık zamana ihtiyaç gösteriyordu. . Nihayet cumartesi oldu. Emma.Sen üzgünsün. sevgi ve şefkatle bakıyordu. vatanın olacağım: Sana bakacağım. ne ise. Bîr çiçek tarhının etrafını dolaştılar. Emma. kendisine de. kendisinden şüphe mi edecekti? Ne çocukluk! Fakat MADAME BOVARY 205 Emma. uzun yakalı. Değil mi? Hem • de çabuk lazım! Adam eğildi. astarlı. dedi.. Rodolphe. her zamankinden daha erken.Rodolphe gece. — Gidiyorsun diye mi? Sevgilerini. sonra. Madame Bovary. ahenkli. Emma ancak sabaha karşı. şimdi zaten bu boyda yapıyorlar. seni seveceğim.Günler. o da doğrudan doğruya Kırlangıç'a yükleyecekti. Fakat çocuk. ailen olacağım. eczanenin kepenklerini açtığı zaman uykuya dalabildi. şehvetli bir gülüşle: — Sahi mi? Seviyor musun beni? Yemin et bakayım! — Seni seviyor muyum? Seni seviyor muyum! Sana tapıyorum. sonra hasta olduğunu söyledi. anlıyorum. daha sonra bir seyahate çıktı. — Seyahate mi çıkıyorsunuz? — Hayır! Ama. taraçanın yanındaki duvarın üstüne gidip oturdular. buna hacet olmadığını söyledi. güneşle örtülü ufukta sallanıp duruyordu. artık mutlak surette 4 eylül pazartesi günü yola çıkmaya karar verdiler. bütün bu gecikmelerden sonra. anladım. meydanda. birbirlerini tanıyorlardı.. Emma arkasından seslendi: — Bütün bu siparişleri dükkânda alıkoyun. sanki dalgalara benziyordu ve hepsi. yerlerini peyleyecek. — Hayır. Cenova yoluyle seya-hata devam edeceklerdi. hiç olmazsa zincirini alsın diye ısrar etti. Mantoya gelince —düşünür gibi yaptı— onu da getirmeyin. şafak camları ağarttığı ve küçük Justin. evet. Emma: -— Her şey hazır mı? diye sordu. Emma'yı görmeye geldi. size güveniyorum. Lheureux'yu getirtmiş şöyle diyordu: — Bana bir manto lazım olacak. Emma. Rodolphe. Dükkâncı. yahut Bovary her zamankinden fazla horluyordu. bütün bu hesaplarda çocuğun adı geçmiyordu. alacağınıza mahsup edersiniz. Ben de senin için her şey olacağım. Lheureux: ' — Bu işin içinde bir bit yeniği var. mantoyu istediğim zaman vermek üzere hazır bulundurmasını söylersiniz. diye düşündü. — Evet. beşiğinde öksürmeye başlamıştı. hepsi birbirinden muhteşem. Fakat benim. Emma: -7. pasaportlarını alacak. — Evet. uçsuz bucaksız. Pek ağır olmasın. — Bir de gece çantası.. kullanışlı bir şey. dünyada hiçbir 206 MADAME BOVARY şeyim yok! Benim için sen. kemerinden saatini çekerek uzattı: — Alın bunu.. M. her şeysin. Yalnız. — Sonra bir de sandık lazım. Lheureux hemen zinciri cebine koyup yollanırken. Emma'nın da belki hatırına gelmiyordu. Rouen'a alışverişe gidiyormuş gibi Yonville'den hareket edecekti. eşyasını evvela Leureux'nun dükkânına gönderecek. Emma. sevgilim! . Böylece hiç kimsenin içine şüphe düşmeyecekti. Rodolphe. aşağı yukarı elli üzerine doksan iki santim kadar. yalnız bana işçinin adresini verirsiniz. Rodolphe bu bahse hiç yanaşmıyor. neden üzgün olayım? Ama yine de Emma'ya garip bir şekilde. Gelecek ay kaçacaklardı. hatta Marsilya'ya kadar arabada yalnız seyahat etmek için Paris'e yazacak. oraya varınca da bir araba satın alacaklar ve hiç durmaksızın.

dedi.» diye cevap veriyordu. her gün daha sımsıkı. Hülyalarının içinde öylesine kaybolmuşlardı ki. Hiçbir şey bize sıkıntı. ne güzel gece.. — Ah. — Emin misin? — Elbette. . hiç kımıldamayan söğütlerin otlar üzerinde uzanan gölgelerinden daha ölçüsüz. Siyah ve delikli bir perde gibi kendisini yer yer gizleyen kavak dalları arasından hızlı hızlı yükseliyordu. Emma. bir gece hayvanı. ¦— Böyle daha ne kadar gecelerimiz olacak. Hayır. — Provence otelinde beni bekleyeceksin değil mi? Tam öğle zamanı? Rodolphe başıyle bir işaret yaptı.Ay. Beraber yaşadıkça. Emmâ. değil mi? Affet beni! Rodolphe: MADAME BQVARY 207 f — Zamanı henüz geçmedi. kendi kendisiyle konuşuyormuş gibi: ¦— Evet. çayırın dibinde. Rodolphe. ırmağın dibine kadar. ne de okyanus. iyice düşün. Tatlı bir gece... dedi. akan ırmak gibi gür ve sessiz. kıpkırmızı. Bu gümüş parıltı. gözlerinden boşanan iri yaşlara rağmen. yarına. Emma: — Gece yarısı.. bu. çayırda hızlı adımlarla yürüyordu.. Dallarla yaprakları tabaka tabaka gölgeler dolduruyordu. ırmağın üzerine. ha-nımelleri kokusunun getirdiği yumuşaklıkla yeniden yüreklerinde canlanıyor ve hatıralarına. yahut duvar boyunca dikili ağaçlardan olmuş bir şeftalinin kendi kendine dalından yere düştüğü duyuluyordu. benim Rodolphe' cuğum!. Sonra. arkasına bakmıyordu. bu. yusyuvarlak. aydınlattığı boş gökyüzünde göründü. birbirleriyle konuşmuyorlardı bile. Emma son bir okşayışla: — O halde. hiçbir şey bize engel olmayacak. Ve Rodolphe'un uzaklaşmasına baktı. daha tam bir kucaklaşma olacak. âdeta ışıl ışıl pullarla kaplı. gözleri yarı kapalı.. Söylesene. Bu.. Yoksa?. yaprakları sarsıyor. Sonuna kadar yapayalnız. beyazlığının zarafeti içinde. Evet!. av peşinde.. çocuksu bir sesle tekrarlıyordu: — Rodolphe! Rodolphe! Ah Rodolphe. Emma ellerini Rodolphe'un saçları arasına daldırmıştı. Saat gece yarısını çaldı. Sık sık.. ne uçurum. baş başa kalacağız. endişe vermeyecek. dedi. dedi. esen serin rüzgârı derin derin içine çekiyordu. Emma. seyahat iyi gelecek. yavaşlayarak. Demek yarın oldu! Bir gün daha kaldı! Rodolphe gitmek için yerinden k'alktı. — Unuttuğun bir şey yok mu? — Hayır. 208 MADAME BOVARY Rodolphe karşı kıyıya geçmişti bile. Sonra Rodolphe'a sokularak: — Başıma nasıl bir felaket gelebilir? Sen yanımda olduktan sonra aşamayacağım ne çöl vardır. ardından koştu ve çalılar arasından suya doğru sarkarak seslendi: — Güle güle. yer hizasından doğuyordu. cevap versene? Rodolphe. Rodolphe: .. kirpi veya gelincik. bu hareket sanki firarlarına bir işaret gibiydi. belirli aralıklarla: «Evet. boylu boyunca üzerinden erimiş elmas damlaları dökülen dev gibi bir şamdana da benziyordu. daha melankolik gölgeler aksettiriyordu. saadetin fazlalığından! Ne kadar zayıfım. belki pişman olursun.. Ama neden içim üzgün yine? Meçhulden korkma mı bu? Alışkanlıkları terketmenin tesiri mi. Sonra. başsız bir yılan gibi kıvranıyordu. Emma şiddetle: — Hayır! dedi. etraflarında yayılıyordu. o zaman da. sayısız yıldızlar serpiştiren bir büyük leke düşürdü. birdenbire neşelendi: — Pasaportlar sende mi? — Evet. Eski günlerde yaşadıkları aşk.

beyaz elbisesiyle. güven içinde ve çılgınca bir yola çıkıyordunuz. «Verdiğiniz karan iyice düşünüp taşındınız mı? Sizi sürüklediğim uçurumu biliyor musunuz. Rodolphe. âdeta iş mektupları gibi kısa. Emma'nın verdiği bir minyatür vardı. Böylece. Rodolphe. gevşemiş. Onları kutunun dibinde bulabilmek için. Bu söz. çocuğunun yükünü üzerime alamam. hayır. duvarda asılı av ganimeti geyik başının altındaki yazı masasına kendini hızla attı. masraf. zavallı meleğim? Mb 14 210 MADAME BOVARY Hayır değil mi? Saadete. düşüncesine hep beraber üşüşen kadınlar. Korkunç bir küfürle: — Ben de ne budala adamım. diye düşündü. Rodolphe. Evvela içlenir gibi oldu. bin defa hayır! Bu kadar aptallığa lüzum yok. düşünmeye koyuldu. Kendi kendine metanet vermek için bunları söylüyordu. ses tonlarını hatırlıyor. aralarına muazzam bir fasıla koymuşçasına. başlayalım artık! Yazdı: «Cesaret.. iki dirseğini masaya dayayarak.» Rodolphe: — Doğrusu da bu zaten.. Ah. çünkü zevkler. Emma. bir okul avlusundaki çocuklar gibi. mendili unutup gitmişti. geleceğe inanarak. bir diz bağı. teknik. kutuyu dolaba götürürken içinden: — Bir sürü maskaralık. ne akılsızız!» Rodolphe. Kendi kendine: — Haydi. Ellerini kollarını hareket ettirerek: — Alt tarafı. çocuklardan daha sersem. güzel bir metresti! Derhal o anda.. ona uzak bir mazide kalmış gibi geliyordu. Bu resme baka baka ve modelinin hatırasını canlandıra canlandıra.. Ondan bir şeyler yakalamak için. eline kalemi alır almaz yazacak bir şey bulamadı. Namuslu bir adamım beti. bu aşkın bütün zevkle-riyle birlikte gözünde canlandı. Tuvaleti ona iddialı. hepsini bir boya getiren aynı aşk seviyesinde birbirlerini küçültüyorlardı. dedi. Emma! Cesaret! Hayatınızı mahvetmek istemiyorum. diye söylendi. diyordu.Birkaç dakika sonra durdu ve Emma'nın. İçlerinde âşıkane veya şakrak. yere yuvarlanmamak için bir ağaca dayandı. Yoo. Bu onun mendiliydi. melankolik olanları vardı. bazı jestleri. birbirlerine engel oluyor. kanaatini açıklıyordu. bütün diğerlerini altüst etti ve elinde olmayarak. Bazı kelimeleri okuyunca. bunlar. Emma'nın güzelliği. hatıraları arasında gezinirken. saçlar . bir defasında gezintide burnu kanamıştı. Fakat. dedi. bir siyah maske. firketeler. memleketi bırakıp gidemem. XIII Evine döner dönmez. yüreği öyle hızlı çarpmaya başlamıştı ki. Mendilin yanında.. onlar gibi adını duvara kazımayı bile akıl edemiyordu. sonra kadına karşı isyan etti. göz süzüşü ise pek bayağı geldi. Bu suretle. — Sonra bir sürü zorluklar. hayır. kutunun köşelerine çarpıp duruyordu. bir hayalet gibi. biz ne bahtsızız. sanki canlı yüzle resimdeki yüz birbirine sürtünerek ikisi birden silinmişler gibi. kadın mektuplarını saklamak âdetinde olduğu eski bir Reims bisküvileri kutusunu yatağının yanındaki dolaptan alıp getirdi. Uzunlarını.. bazen de hiçbir şey hatırlamıyordu.saçlar! Siyah. bazıları kutunun demirlerine takılmıştı. kalbinin üzerinde o'kadar tepinip durmuştu ki. Bu birbirine karışmış mektupları avuç avuç yakalayarak sağ elinden sol eline boşaltmakla birkaç dakika gönül eğlendirdi. Nihayet. buraya gelince sağlam bir mazeret bulmak için . seyahatlerine ait açıklamalarla dolu. Onun menfaati uğruna böyle hareket ediyorum. Kutudan etrafa rutubetli bir toz ve kuru gül kokusu yayıldı. canı sıkılmış. belleğinde Emma'nın yüz çizgileri azar azar karıştı. birbirine karışmış kuru çiçek demetleri. yavaş yavaş karanlıkta kaybolduğunu gördü. bazıları ise para istiyorlardı. sşn saçlar buldu. Nihayet mekMADAME BOVARY 209 tuplanndan birkaçını okudu. Bazıları aşk. Az önce verdiği karar. bu kağıt ve hatıra yığınlarını karıştırmaya başladı. Alt tarafı. acele yazılmış mektuplardı. mektupların imlaları kadar değişik olan yazı ve üsluplarını da tetkik ediyordu. yüzleri. kapağı açınca kırılıyordu. İlkönce soluk lekelerle benek benek olmuş bir mendil gözüne ilişti. orada hiçbir yeşillik bitmiyor ve oradan kim geçerse. eskiden gönderilmiş olanlarını gözden geçirmek istedi. şakacı.

kaderden başka suçlu yok!» Kendi kendine: — İşte. Emma. hatıranızı bir tılsım gibi ruhumda götürüyorum! Size ettiğim kötülüklerden dolayı kendimi sürgünle cezalandırıyorum. ne olursa olsun. mürekkebin üzerinde solgun bir leke belirdi. bir Allaha ısmarladık daha ilave etti. pişmanlığınıza sebep olduğum için ben de nadim olacaktım. bir sepet dolusu kayısı toplattı.» İki mumun fitili titriyordu.. hor görmelere. bir bardağa su koyarak parmağını içine daldırdı ve mektubun üzerine yukardan iri bir damla damlattı. yürekte aşk kazılmış mühür geçti: — Bu vaziyette pek uygun düşmeyecek. gelecekteki vaziyetimizin ne çürük temellere dayanacağını anlamaktan alıkoydu. «Ah. ben' uzaklarda olacağım. ileride bir gün.. çünkü geç uyumuştu). pek kibar bir buluş olduğuna hükmediyordu. dedi. Şunun üstüne birkaç damla gözyaşı lazımdı. size daima derin bir bağlılık duyacağım. Hayır. önceleri bu aklınia gelmedi. hem cazibenizin. öyle imzalamalı. buralardan kaçmak istedim..» — Belki hasislik yüzünden bu işten vazgeçtiğimi sanacak. eline. Nerede olursak olalım. Sizin kedere düşmeniz fikri bile bana azap veriyor. — Şimdi nasıl imzalayacağım? Sizin pek-vefakâr. dostunuz?. Rodolphe. Adam sen de. Bu cins kadınlara makul söz dinletmek mümkün mü hiç? Düşündü. çünkü çıldırmış gibiyim! Allaha ısmarladık! Bana karşı merhametli olun! Sizi elden kaçırmış olan bir talihsizin hatırasını saklayın. Haydi. Gelip de beni sıkboğaz etmemesi için. bencillik saikasıyle. diye düşündü. Evet. ben ağlayamam ki.durakladı. Emma! Unutun beni! Ne diye sizi tanıdım? Niçin o kadar güzeldiniz? Kabahat benim mi? Hey Allahım! Hayır. bir elma ağacının gölgesinde yatar gibi. sorulara. dedi.. bu ideal saadetin gölgesine uzanmıştım. ergeç bir gün. hem de azabınızın kaynağı olan o nefis coşkunluğunuz.» Mektubu bir daha okudu. Mektubu 212 MADAME BOVARY dibe. Benim de.. — Bütün servetimi kaybettiğimi söylesem? Hayır. insanlar peşimizi bırakmayacaktı. Nereye mi? Bilmiyorum. dikkatli ol! . bu ateş (insanlık hallerinin akıbetidir bu) azalacaktı! Bize bir bıkkınlık gelecekti. elimde değil. belki de pişmanlığınıza tanık olmak gibi korkunç bir ıstırap duyacak. Ah. Mahremiyeti hiçe sayan. Beni bir kaya parçası gibi duygusuz zannedecek. bu işi bitirmek lazım! «Bu dünya zalimdir. belki de hakaretlere göğüs germemiz gerekecekti. İyi buldu. sepeti örselemeksizin. sizi asla unutmayacağım. Allaha ısmarladık!» Mektubun sonuna. yataktan kalktığı zaman (saat iki sularında. Fakat. çünkü sizi tekrar görmek hevesine kapılmamak için. bir an önce. İçlenerek: — Zavallı kadıncağız.. Daha sonra. Alıp başımı gidiyorum. ama. — Şayet beni soracak olursa. ya yemiş. yeniden başlamak gerekir. o çok rastlanan uçan gönüllü kadınlardan biri olsaydınız. Zaaf yok! Tekrar geleceğim ve belki. dedi. Ama. olmaz. adam sende! Ne zararı var? Bunu da yaptıktan sonra üç pipo içti ve yatmaya gitti. İsmimi çocuğunuza öğretin de dualarında beni ansın. Madame Bovary'nin evine götürmesini tembih etti... kim bilir. seyahate çıktığımı söylersin.. hiç şüphe yok. Size hakaret ha! Ah! Ben ki MADAME BOVARY 211 sizi bir tahta oturtmak isterdim! Ben ki. sonra ilave etti: «inanın bana. iftiralara. Akıbetleri kestirmeksizin. Allaha ısmarladık şeklindeki kelimeyi ikiye ayırarak. hayır. sizin için tehlikeli olmayacak bir tecrübeye girişebilirdim. asma yapraklarının altına koydu ve hemen çiftlik uşağı Girard'a. ya av eti gönderiyordu. şunu da ilave edelim: «Bu hazin satırları okuduğunuz zaman. zaten hiçbir şeyi önleyemez bu. git. hiçbir zaman tesirsiz kalmayan bir söz. Bunun pek ince. Rodolphe kalkıp pencereyi kapamaya gitti ve tekrar yerine oturduğu zaman: — Galiba bu kadarı kâfi. Ertesi gün. Sepeti bizzat onun eline ver. baş başa verip serinkanlılıkla eski aşkımızdan söz ederiz. Emma ile mektuplaşmak için bu usulü kullanıyor ve ona. tapılacak kadın olan sizi. Sonra mektubu balmumu ile kapamak isterken. mevsimine göre. «Dostunuz.

diye düşündü. duvar boyunca yükseliyor. tornasını işleten Binet'di. — Mösyö sizi bekliyor. sarhoş gibi. tam altında. Bu. kayısıları götürmek içinmiş gibi yemek odasına geçti. Lokmalar-onu boğuyordu. onu az kalsın. gittikçe hızlanıyordu. Eve vardığı zaman. onu işitiyor. Karşıda. kendinden geçmiş. — Burası iyi. Emma durdu. Charles: — Karıcığım! Karıcığım!. Madame. kaldırıma bakarak: — Haydi! Haydi!. sonra. sanki arkasından korkunç bir yangın patlak vermiş gibi. Cebinde para ararken. Gökyüzünün mavisi onu sarıp sarmalıyor. Arduvaz taşlarından aşağıya dimdik bir sıcaklık dökülüyor. okuyup bitirmek lazımdı.kadar heyecan yaratmasına akıl erdiremeyerek Emma'yı şaşkın şaşkın süzüyordu. köylü de böyle bir hediyenin bu . Aşağıda. etrafı geniş mesafelerle çevrili. sürmeyi çekti. Gözlerini kapadı. Emma'nın şakaklarını sıkıyor. İkinci katta tavan arasının kapısı önünde durdu. parmakları arasında bir saç levha gibi tıkırdayan o korkunç kağıdı hep elinde tutarak merdivenden çıkmaya devam etti. onu çağıran bir ses gibi. Aşağıya inmek icabetti! Sofraya oturmak icabetti! Yemek yemeyi denedi. görür gibi oldu. Felicite orada kalmıştı. yalpa vuran bir gemi gibi eğiliyordu. O zaman. Rodolphe'u görüyor. fikirleri de o kadar karışıyordu. Emma pencerenin pervazına dayanmış. öfkeden gülerek mektubu yeniden okuyordu. Aşağıdan yukarıya doğru yükselen ışık çizgisi. sallanan meydanın tabanı. bırakıvermesi kâfiydi. kendini koyuvermesi. ağzından şu sözler. pek garip bir tarzda çıktı: 214 MADAME BOVARY . Adam nihayet çıkıp gitti. korkak olmuştu. aralıksız sürüp gidiyordu. kendini yatıştırmak istedi. soluğunu kesiyordu. sofra hazır. kendisine bir şeyler söylüyordu. sofradan kalkmak için hiçbir bahane uyduracak halde değildi. yatak odasına doğru koştu. kocaman ve altı çivili galoşlarıyle yere zom zom basarak. Charles oradaydı. koluna bir elin değdiğini hissedince titredi. ona sarılıyordu. Tam kenarda. göz kamaştırıcı bir ışık bir anda içeriye daldı. Fakat dikkatini ne kadar çok toplarsa. Tornanın gürültüsü. taban tahtalarının ucu. hiçbir şey duymadı ve nefes nefese. Birdenbire mektubun hatırası kafasından canlandı. göğsünün altında tos vurur gibi çarpan kalbi.. bir evin alt katında tiz perdeden bir gürültü koptu. Kıyametin kopmasını isteyerek etrafına bakınıp duruyordu. Emma daha fazla sabredemedi. iri adımlarla. dehşet içinde. Kapıyı itti ve içeriye girdi. dehşetten bayıltacaktı. mektup hatırına geldi. kaldırımın taşMADAME BOVARY 213 lan pırıldıyor. bu muhakkaktı! Nitekim. mendiliyle kayısıların üstünü örttü. sanki içine doğmuş gibi. tamir yerlerini muayene ediyormuş gibi peçetesini açtı ve kendini gerçekten bu işe vermek. boşalmış kafasında dolaşıyordu. o her şeyi biliyordu. Madame Bovary. O zaman. asma yapraklarını kopardı. dedi. — Nerdesin? Gel artık! Ölümden kıl payı kurtulduğu düşüncesi. Bu. Acaba kaybetmiş miydi? Onu nerede bulmalı? Fakat zihni o kadar bitkindi ki. dedi. çatıların üzerinden kır alabildiğine uzanıyordu. İlerledi. diye bağırdı. bezin ipliklerini saymak istedi. mutfağın masası üstünde bir yığın çamaşırla uğraşıyordu.. kapı kapalıydı. aheste aheste Yonville'in yolunu tuttu. Felicite ile birlikte. âdeta boşlukta duruyordu. tavan arasının oda gibi kapalı yerine kadar sürüklendi.Girard sırtına yeni önlüğünü geçirdi. sokağın köşesinde. açtı. Charles'dan korkuyordu. Neden bu hayata bir son vermemeliydi? Kim ona mani oluyordu? Serbestti. köyün meydanı bomboştu. Sonra. Uşak: — Bunu size bizim efendi gönderdi. fakat cesaret edemiyordu. mektubu buldu. hava. Hem nerede okusundu? Nasıl? Kendisini görürlerdi. köylüye ürkek gözlerle bakıyor. Felicite'ydi. vücudunun ağırlığını boşluğa doğru çekiyordu.. Ona öyle geliyordu ki. birbirinden farklı aralıklarla. evlerin fırıldakları hareketsiz duruyordu.

pek nefis. Emma bir çığlık kopardı ve kaskatı kesilerek sırtüstü yere yuvarlandı. Tekrar bayıldı. Emma. Huchette'den Buchy'e. dedi. Karısının uyumasına bakan Charles: — Evet.. şimdi biraz istirahat ediyor. eğlenmek için böyle ortadan kaybolur. iki tekerlekli bir mavi araba tırısla meydandan geçti. tadına bak. dedi. uzun uzadıya düşündükten sonra. zannediyorum ki şiddetli devreyi atlattı. bir şey yok. karısının kayısı yerden birdenbire bu duruma düştüğünü söyledi. Dirseğiyle Charles'ı dürterek: — Müsterih olun.. ıspazmoz geçti. — Oh. tuzluk. ellerini uzatmış. Sinir! Otur da yemeğini ye! . Şimdi yine ağırlaştı! O zaman Homais bu arızanın nasıl meydana geldiğini sordu. Yonville yolundan başka yol olmadığı için. Charles. Rodolphe. bütün vücudu çarpıntılarla sarsılan Madamın göğsünü bağrını çözüyordu. sonra da tabağına koyuyordu. Ağzı açık. Emma. yanından ayrılmamalarından korkuyordu. hovardanın biridir. tedaviye kalkışmalarından. Emma: — Boğuluyorum! diye haykırarak bir sıçrayışta yerinden kalktı. hayatın ciddi anlarına yakışan düşünceli bir sessizlik içinde bulunuyordu. zengin. yediği kayısıların çekirdeklerini avucuna tükürüyor.. 216 MADAME BOVARY Charles.. dedi. ödü kopmuş. Eczacı: — Koşa koşa gideyim de. balmumundan bir heykel gibi hareketsiz ve rengi uçmuş. Yatağına götürdüler. Charles sepeti birkaç defa karısının burnuna kadar uzatarak: — Kokla şunu: Ne koku! dedi. konuş bizimle! Kendine gel. Felicite. Emma'nın şişeyi koklayarak gözünü açtığını görünce: — Emindim zaten. Emma'nın boğazına bir hıçkırık geldi. evde kopan vaveylayı duyunca. sepeti getirtti. yatağın bulunduğu oyuğun dibinde ayakta duruyor. başını başka tarafa çevirerek. dostumuz eğlenceye pek düşkündür. Gerçekten. et yemeği. Seyahata çıkmış. bıçaklar. ben kendisine hak veriyorum. Zaten. Elleri titreyen Felicite. Berthe. hayır. Emma yavaşça itti.. hemen koşup geldi. eczacı ise. İnsan. tekrar yerine oturdu. yahut çıkacakmış. kasabadan geçmek gerekiyordu. senin Charles'ın. Kimseyi istemem! dedi. boynuna sarılmak için. etajerin üstüne dağılmış olan kayısıları sepete yerleştirdi. Zavallı kadın!. Eczacı. . dedi. Charles. yardıma adam çağırıyordu. Sonra: — Bir şey yok. MADAME BOVARY 215 Rouen'e gitmeye karar vermişti. seni seven Charles! Beni tanımıyor musun? Bak. Fakat. kendini zorlayınca. Langlois' nm bana anlattığına göre. Charles: — Konuş bizimle.— Galiba uzun bir müddet M. Charles. bizim laboratuvardan kokulu sirke getireyim. kollarını annesine uzatıyordu. Sofra. bütün tabaklarıyle devrilmişti. Girard. ayıp olmasın diye sustu. Yemek odasına giren hizmetçi yüzünden. karanlığı şimşek gibi delen fenerlerin ışığında kendisini farketmişti. zeytinyağı sürahisi yerlere dökülmüştü. Gözlerinden ırmaklar gibi yaşlar boşanıyor ve yavaşça yastığa dökülüyordu. — Bunda şaşılacak ne var? Vakit vakit. Karşında ben varım. onun sözünü dinleyerek. M. işte küçük kızın da burada: Öpsene onu! Çocuk. gözleri kapalı. bu sirke ölüyü bile canlandırır. Sepeti uzattı. Charles. Sonra. Al. üstelik de bekâr olduktan sonra!. Rodolphe'u göremeyeceğiz?! Emma titredi: — Kim söyledi bunu sana? Sesin birdenbire böyle yükselmesinden biraz hayrete düşen Charles: — Kim mi söyledi. dedi. içinden bir kayısı aldı ve hemen ısırdı. bağırıyordu.. upuzun yatıyordu. az evvel Fransız Kahveha-nesi'nm kapısında rastladım. Ansızın. dedi. Salçalar. dedi. kesik kesik: — Hayır. karısının kızarıp bozarmasına dikkat etmeksizin. diyordu. yanında. Çünkü kendisini sorguya çekmelerinden. Doğrusu.

ekşiliği azaltıcı şeyler! Sonra. öbek öbek yakılan otların dumanından başka bir şey yoktu. rahat edersin. Canivet'yi konsültasyona çağırdı. sinir sistemini daima aşırı derecede hassas bulmuşumdur. taze ekmek kokusuna dayanamayıp bayılanları örnek olarak gösterirler. Ekim ayının ortalarına doğru. Eczacı devam etti: — Bu anormallikler yalnız insanlara özgü değildir. kocası koluna girip bahçede dolaştırmayı denedi. Papazlar bunun ehemmiyetini anlamışlardı. Buz yolda eriyor. daha karışık belirtilerle nük218 . Yatağa girdiği yoktu. Gece yarısından sonra da gerçekten sayıklamaya başladı. hemen çarpıntılar içinde kalır. Emma ağır ağır doğruldu. tekrar adam gönderiyordu. Onu hafifçe kameriyenin altına itti: — Otur şu sıranın üstüne. Fakat kayısılar da belki sekteye sebep olabilir! Bazı kokulara karşı aşırı derecede hassas bünyeler vardır! Patolojik bakımdan olduğu kadar fizyolojik bakımdan da tetkike değer güzel bir mevzu bu. gülümsemeye devam ediyordu. tepelerin üstünde. itiraf etmeliyim ki. Kendinden geçer gibi oldu ve hemen o akşam. Bahçe yollarının kumu. Emma. kuru yapraklar altında kayboluyordu. dedi. sevgilim. Diğerlerine nisbetle bünyeleri daha nazik olan insan cinsinde bu neticeye varmak da zor değildir zaten. son zamanlarda gazetede okuduğum gibi: That is the question! Fakat Emma uyanarak haykırdı: — Ya mektup? Ya mektup? Sayıklıyor zannedildi. Nitekim. belki muhayyileyi de şöyle bir sarsmak gerektiğini düşünmüyor musunuz? MADAME BOVARY 217 — Ne yoldan? Nasıl? —¦ Ah. doğru değil mi? Eczacının sözlerini dinlemeyen Charles: — Evet. çok uzaklara baktı. Bridoux'nun (eski arkadaşlarımdan biri. fakat ufukta. ümitsizdi. Charles. bahçenin dibine kadar gittiler. Kuvveti yerine geliyordu. soğuk su kompresleri koyuyordu. Ta Neufchâtel'e adam gönderip buz getirtiyordu. yani halk deyimiyle kedi otunun bu cins üzerinde şehvet arttırıcı bir tesiri olduğunu bilmez değilsiniz elbette. hatta —vücuduyle ruhu bütün o çırpınmalardan kurtulmuş da dinleniyormuş gibi— acı bile duymuyor gibiydi. şimdi Malpalu sokağındaki eczanenin sahibidir) bir köpeği var. Yanık boynuz. adım adım yürüyor. daha anlaşılmaz bir yol tutturarak. yumuşatıcı. Diğer yönden doğruluğunu garanti ettiğim bir örnek olmak üzere arzedeyim. bakmak için. bundan ibaret! Teskin edici. elini alnına doğru götürdü: Uzağa. oraya olmaz. Rouen'dan eski hocası doktor Lariviere'i getirtti. Kırk üç gün. yalnız perhiz.. Kadında bir beyin humması patlak vermişti. kendisine bir enfiye kutusu gösterilmeye görsün. Bütün hastalarını yüzüstü bırakmıştı. terliklerini sürükleye sürükleye. Hayır. dedi. Beriki. taraçanın yanına geldiler. Bir gün. Bovary: — Yorulacaksın. hafif bir kendini beğenmişlikle gülümseyerek devam etti: — Bu.. Öğleden sonra birkaç saat ayakta kalabiliyordu. kendini iyi hissedince. dedi. Basit bir hapşırtıcının bir etkide bulunabileceği kimin aklına gelir? Son derecede garip bir şey bu. çünkü konuşmuyordu. Bu nedenle. yatağında oturabilecek duruma geldi. Guillau-me korusundaki köşkünde. uydurma ilaca lüzum yok. Nepeta cataria. Charles baş ucundan ayrılmadı. hayvanlarda da görülür. hardal lapası. arazı yok etmek bahanesiyle mizacı tahrip eden o sözde ilaçlardan hiçbirini size tavsiye etmem. hastalığı . dikkat edin de uyanmasın. aralık vermeksizin nabzını yokluyor. sinir sisteminde sayısız denecek kadar intizamsızlıklar bulunduğunu ispat eder. M. arkası yastıklara dayalı. Bu da insanın anlayışını sersemletmek ve cezbeye getirmek için tabii. Charles'ın omuzuna dayanmış. Madamın vaziyetine gelince. dedi. Bovary alçak sesle: — Aman. işitmiyordu. Arkadaşım. Böylece. bayılacakmış gibi: — Hayır. Emma'nın bitkinliğiydi. oraya olmaz! dedi.Eczacı: Olur şey değil. onun ilk kez üstüne reçel sürülmüş bir dilim ekmek yediğini görünce ağladı. dostları önünde bu tecrübeyi sık sık tekrarlar. Onu en çok korkudan şey. işte mesele orada! Aslında dava bundan ibaret. öyle. aziz dostum.

evvelki senette yazılı yüz seksen frankla birlikte tam bin iki yüz elli franklık bir borç altına girmiş oluyordu. üstelik para sıkıntısı içindeydi. faturayı şişirmek için vaziyetten istifade ederek. kimse bu işle meşgul olmadı. dükkânına koştu. Eve hesap pusulaları yağıyordu. gelecek bir eylülde. ertesi yıl bu kadar borcu ne ile ödeyeceğini düşünüp duruyordu. bütün bu malların kendisine ısmarlanmış olduğunu ve geri alamayacağını. kendisine onun hakkını yemek gibi geliyordu. Charles sonradan. bazen de elleri kolları ağrıyordu. Allanın günü. Bazen kalbi. korkunç nispette artmıştı. hekim sıfatıyle bunlara para yermeyebilirdiyse de. dava açmaya kararlıydı. Argueil ile Rouen arasında yeni bir yolcu arabası servisi işletmeyi kuruyordu. XIV Önce. sonra sıra yağmura geldi. Monsieur iyice düşünüp taşınmalıydı. küstah bir tavırla. hiç şüphe yok. sonunda Bovary altı ay vadeli bir senet imzalamak zorunda kaldı. M. Kış şiddetli geçti. paraları getirdi ve bir senet daha yazdırdı. gece çantasını. O anda han sahibesi bağırıyor. sanki nekahat-hanedeymij gibi. yüzde altı faizle borç para vermek ve bunun da bir çeyreğini komisyon olarak almak. satıcılar homurdanıyor-du. evin masrafı. Charles bunlara ihtiyacı olmadığını boşuna söyledi durdu. Homais'ye nasıl ödeyeceğini bilemiyordu. Bunlardan en önemlisi. akşamlan Kırlangıç'm gelişiydi. şimdi her şey aşçı kadının elinde kaldığı için. nekahat devresindeki Madamın buna canı sıkılacağını söyledi. bu suretle Charles. Zaten. daha bir sürü şeyi getirip teslim etmişti. Böylece. odaya beyaz ve hareketsiz bir ışıkla aksediyordu.MADAME BOVARY setti. . bir çeşit endişe içinde bekliyordu. kendine bakmaktan ibaretti. M. neye el atsa altın oluyordu. Emma'nm hastalığı en had derecesindeyken. hasılı. sanki bütün aklı fikri bu kadında olmalıymış gibi. Charles bunda bir kanser başlangıcının belirtilerini görür gibi oldu. içilecek sıcak bir şey istemek veya laf etmek için hizmetçisini çağırıyordu. daha hızlı işleyerek ve daha çok yük taşıyarak. Öğle vakti. bir yerine iki sandığı. yenileneceğini. o tarafın pan-curları daima kapalı duruyordu. Bir yıl sonra borcunu ödeyeceğini ve istenilen faizi de vereceğini ilave etti. satıcının emrine bin yetmiş franklık bir meblağ ödeyecekti. Ve zavallı çocuk. Sonra. Lheureux'den bin frank borç almak. hep onu düşünmemek. na götürüyordu. günün birinde. hele M. Kahvaltılarım yatağına getirtiyor. senetlerin vaktinde ödenmeyeceğini. hakkından vazgeçerek malları geri almaktan-sa. Lheureux tekrar sıkıladı. ama Felicite unuttu. Hava güzel olduğu zaman. Altın Aslan'ın külüstür arabasını çabucak iflas ettirecek ve böylece Yonville'in bütün ticareti onun eline geçmiş olacaktı. Lheureux bayağı sıkıştırıyordu. sıska paracığının. eczanesinden aldığı bütün ilaçların parasını M. kustuğu da oluyordu. koltuğunu. Kafasını bu işlerle meşgul edip Emma'yı unuttuğu için kendine kızıyordu. imkânlar kuruyordu. kendisince pek ehemmiyeti olmayan ufak tefek olayların şaşmaz bir intizamla vukuunu. malların dükkâna iade edilmesi emrini verdi. karanlıkta bir yıldızı andırıyordu. Fakat babası kulak asmayacaktı. hekimin evinde beslenerek. dükkâncı. Guillaumin kendisine Grumensil yer kömürü ocaklarının hisse senetlerinden vermeyi vadediyor. Ezile büzüle. Bu işin güçlüklerini anladıkça. Lhereux. bazen beyni. zaman zaman kâh tehditle. çok daha tombul. Emma. bazen göğsü. kâh yana yakıla. çünkü bahçeye garez bağlamıştı. Bütün aklı fikri. Buna göre Bovary. Charles. torbayı çatlatacak kadar semirmiş olarak kendisine döneceğini umuyordu. babasına başvurmak veya bir şeyler satmak gibi çareler arıyor. Pazar yerinin çatısı üzerindeki karlar. mantoyu. Her ne kadar. Nitekim. diğer sesler ona cevap veriyor. vaktiyle sevdiği şeyler artık hoşuna gitmiyordu. Neufchâtel hastanesi için elma şarabı müteahhitliği yapıyor. on iki ayda yüz otuz frank kazanç sağlamış oluyordu. Bu servis. kendisinin de satacak bir şeyi yoktu. zaten hekimin de başka dertleri vardı. üstelik. meydana bakan pencerenin yanı-. adam. işlerin bu kertede kalmayacağını. Madamın nekahati uzun sürdü. arabanın üstündeki sandıklan indirmeye giden Hip-polyte'in feneri. öyle dolap çevirdi ki. ama dükkâncı. şuurundan böylesine tatsız bir düşünce mevzuunu hemen uzaklaştırıyordu. Atın satılmasını istiyordu. sattığı eşya MADAME BOVARY 219 üzerinden de en az üçte bir nispetinde kâr etmekle. Ama senede imza atar atmaz da aklına cüretkâr bir fikir geldi: M. bu parayı temin etmek mümkün olup olmadığını sordu. böylece minnet altında kalmaktan da biraz utanıyordu.

onun bu imanının böyle bir coşkunlukla zındıklığa ve hatta cinnete gelip dayanmasından da korkuyordu. fakat aynı derecede derin bir tatlılıkla devam ediyordu. ellerinde yeşil hurma dalı tutan azizlerin ortasında. ilah kabilinden eserler vardı. bunları aşırı bir acelecilikle okumaya başladı. delillerini aradığı gerçeklerden yavaş yavaş uzaklaştırdı. Etrafındaki yataklığının perdeleri bulutlar gibi hafifçe şişiyor ve konsolun üzerinde yanmakta olan iki iri mumun ışınları. cevaplı küçük broşürler. Cüppesini görür görmez Emma ferahlıyordu. tanrısal bir sevinç içinde bayılırcasına. Tanımadığı insanları yerden yere çalan polemik yazılarının hayratlığı hiç hoşuna gitmedi. Ama yine de sebat etti. Bournisien. hepsi birbiri peşinden. Emma bir et suyu içiyor. kendisini bütün acılarından. cetvelleriyle kepenklerin tokmağına vura vura okuldan dönüyorlardı.220 MADAME BOVARY Charles eve dönüyordu. bütün ihtişamıyle altın bir tahta oturmuş. Monseigneur Kitaphanesi sahibi M. sonra tekrar çıkıyordu. Dinden ilham almış hikayelerin öylesine hayatı bilmeyen insanlar tarafından yazıldığını gördü ki. bütün idraklerinden. Boulard'dan kadın cinsinden zekâ ve irfan sahibi birine kuvvetle tesiri olacak bir şeyler göndermesini istedi. Tespihler satın aldı. varlığı da Tanrıya doğru yükselerek onun aşkında eriyecek gibi geliyordu kendisine. papaz okullarının şair öğrencileri veya tövbe etmiş yosmalar tarafından iç bayıltan bir üslupla yazılmış. Lakin. öyle ki. Demek. Hazreii Meryem'in ayaklarına kapanan hovarda. içine. çocuklar. bütün benliğini kapla-maksızın. din kitapları ticaretinde o devirde neler geçer akçe ise hepsini karmakarışık toparlayıp gönderdi. Fakat. bütün bu haller. dinin emir ve tembihlerine içerledi. MADAME BOVARY 221 saadet yerine çok daha büyük mutluluklar. bütün duygularından kurtaran kuvvetli bir şeyin benliği üzerinden geçtiğini hissetmişti. Bunlar. Hafifleyen bedeni artık hiçbir şey düşünmüyor. Gururdan yorulmuş ruhu. Voliaire'in hataları. bambaşka bir hayat başlıyordu. havadis getiriyor. gün batmaya başlayınca. odasında yatağının başı ucunda. diğer aşkların' üstünde bir başka aşk vardı ve bunlar. Bir gün. can çekişmeye başladığını sanmış ve günah çıkartmak istemişti. kendisini. hatır soruyor. M. O duygu da. O zaman. Nasıl ki. . okuduğu kitap elinden düştüğü zaman. hayal edilebilecek şeylerin en güzeli olarak hafızasında kaldı. Emma. ebediyete kadar artıyordu! Ümidinin kuruntuları arasında. ona göz kamaştırıcı nurlar gibi görünüyordu. de***. zayıf olmanın tadını çıkara çıkara. aralıksız ve sonsuz. sanki zencilere kap kaçak gönderiyormuş gibi. iradesinin. kendisine sunulan kurtarıcının cismini kabullenmek üzere dudaklarını uzattı. odasında takdis hazırlıkları ilerledikçe. muskalar taşıdı. Bir azize olmak istiyordu. dünyanın üzerinde dalgalanan ve gökyüzüne karışan bir safiyet hali görür gibi oldu ve o hale katılmak istedi. her akşam öpmek için. Yatağın çarşaflarına mukaddes su serptiler. aynı ilgisizlikle. esiri bir ruhun tasavvur edebileceği en ince bir Katolik hüznünün dolduğunu hissediyordu. kendisini bu saatte görmeye geliyordu. Kitapçı. Sonra da. şimdi bile o hissi yeniden duymaya çalışıyordu. Bu harikulade manzara. pembe kapaklı romanımsı şeylerdi. de Maistre tarzında kurumlu bir ifadeyle kaleme alınmış cüzler. sonra. yanmakta olan bir buhar duman halinde dağılırsa. hastalığının pek ağırlaştığı bir sırada. müellifi birçok nişanla taltif edilmiş M. gençlerin istifadesi için. bu gibi meselelerde fazla bilgisi olmadığı için. mukaddes kaptan mayasız ekmeği çıkardı ve Emma. sorulu. Aralarında İyi düşünün. kendisini kollarında taşımak üzere bir işaretle yeryüzüne alev kanatlı melekler indiren Ruhûl Kudüs'ü görür gibi olarak başım yastığa bıraktı. uzak mekânlarda meleklerin çaldığı harplerin sesini duyar ve masmavi bir gökyüzünde. görünüşler ölçüyü kaçırınca. şurup şişeleri ile dolup taşan konsolun bir mihrap haline getirilip Felicite de yerlere yıldız çiçekleri serpince. Papaz. eğlenceli tarafı eksik olmayan kısa ve tatlı bir sohbet içinde kendisini dine bağlamaya teşvik ediyordu. papaz. M. nihayet Hıristiyanlığın alçak gönüllülüğü içinde dinleniyor ve Emma. Madame Bovary' herhangi bir şeye ciddiyetle kendini verecek kadar henüz zihnini toparlayamamıştı. Hal. saat beşe doğru. kendisinde ilâhi bağışlamanın sızmasına geniş bir gedik açacak olan parçalanışını seyrediyordu. çerçevesi zümrütlü bir mukaddes emanet bulunmasını arzu etti. tahta kunduralarını kaldırımda sürükleyerek. Emma'nm bu eğilimlerine hayran oluyordu.

Madame Tu-vache ve Allanın günü saat ikiden beşe kadar ziyaretine gelen o iyi yürekli Madame Homais'di. Bovary'nin itirazlarına rağmen. ziyaretçileri de sırasıyle uzaklaştırdı. hiç şüphe yok. Kızına: — Karnının ağrısı geçti mi meleğim? diyordu. yoksa ahlaksız mı hiç ayırt edilemiyordu. onun herhangi bir irade hamlesi göstermesine memnun oldu. kiliseye de eskisi gibi muntazam devam etmez oldu. hiç konuşmadan. kendisine dostça: . Bu saç kümesinin siyah halkaları çözülerek. git de eğlen! İlkbaharın başlangıcında. Hangi konuda olursa olsun. Justin onlara refakat ediyordu. artık bu gürültüsüz evden hoşlanıyordu. Bir gün Charles eve dönünce. güzelliğinden taşan cazibeye açık o delikanlı kalbinde çarptığını farket-miyordu. ta Paskalyaya kadar oğlunda kaldı. bencil mi. Emma iyileştikçe. kendisinden izin isteyen ve bahane ararken kem küm eden hizmetçisine öyle öfkelendi ki. Önce başını sert bir hareketle sallayarak. Bunlar. ona kalırsa. iradesini de daha sik kullanıyordu.. merhametli mi. gelininde ayıplanacak bir şey bulamıyordu. kendini aşırı derecede hayır işlerine verdi. Homais ailesinden sıyrıldı. bu kalın bezden gömleğin altında.Rodolphe'un anısına gelince. fakat gökyüzünden hiçbir haz inmiyor ve Emma. Kızarıp bozaran Felicite'nin cevabını beklemeden. yanıbaşında. Madame Dubreuil. Eczacının karısı. muazzam bir aldatmacanın belli belirsiz duygusu içinde. ta dizlerine kadar indiğini ilk kez görünce. Bu hali pek beğenen eczacı. imana kavuşmak içindi. kapının yanında ayakta. hayatın yaraladığı bir kalbin bütün gözyaşlarını İsa'nın ayakları dibine akıtmak üzere yalnızlığa çekilen o büyük eski zaman hanımlarına benzetiyordu. hastalığı sırasında. koş bakalım. ihtişamından ürktüğü harikulade ve yepyeni bir şeyle birdenbire karşılaşmış gibi oldu. toprak altında bir kral mumyasından daha şatafatlı ve daha hareketsiz. hemen hemen her gün. Bu. Gotik üslubundaki dua rahlesi Önünde diz çöktüğü zaman. kederli bir tavırla ilave etti: — Haydi. belki bulaşık bezlerini tamir edecek yerde öksüzlere zıbm örmek tutkusu dışında. bir akşam. Bu araştırma. mutfakta sofraya oturmuş. Ona okuyup yazma öğretmek istiyordu. kendisine hiç aldırmadan. uzun elbiselerinin işlemeli kuyruklarını ihtişamla sürüyerek. onun sessiz arzuları ve sıkılganlıklarının farkında değildi. çorba içen üç serseri ile karşılaştı. tu-valetiyle meşgul oluyordu. hareketsiz duruyordu. Emma' nın. tarağını çıkarmakla işe başlıyordu. Örneğin. fazladan bir meziyetti ve sofuluğununun gururu içinde. Madame Caron. deyiverdi. Kaynanası Madame Bovary. nekahet devresinde iken. şimdi her şeyi öyle bir kayıtsızlıkla sarıp sarmalıyordu ki. Hayatından silinmiş olan aşkın. Emma. Zaten. oracıkta. İlkönce. Emma. Madame Langlois. Berthe istediği kadar ağlasın ona artık kızdığı yoktu. o ani. hep ideal izlenimlerle doluydu. kendini. birdenbire: — Bu kadar seviyor musun onu. Artık tevekkülle her şeyi anlayışla karşılamakta karar kılmıştı. lohusa kadınlara odun gönderiyordu. Karı koca kavgasından bıkıp usanmış olan bu kadıncağız. Emma. konuşması. Sonra. kocasının sütnineye gönderdiği küçük kızını eve getirtti. başkalanyle de düşüp kalkıyordu. şan ve şereflerini La Valliere'in bir portresinde tahayyül ettiği. orada kalıyordu. Fakirler için elbise dikiyor. Bu bü222 MADAME BOVARY yük aşktan bir koku yayılıyor ve her yerden geçerek. her mübarek cuma günü kendine iri bir domuz sucuğu ısmarlamaktan: çekinmeyen Bovary babanın iğneli sözlerinden kurtulmak için. O zaman da. biçare çocuk. yerinden doğruluyordu. faziletli mi. Emma onu kalbinin en derin köşesine indirmişti. • . Onlarla birlikte Emma'nın odasına çıkıyor. tavırları öyle değişikti ki. Kocası yine de. elleri ayakları yorulmuş. içine kapanıp yaşamak istediği iffet ve namus havasım tertemiz bir sevginin kokusuyle dolduruyordu. sözleri öyle sevgi ve bakışları öyle gururla dolu. sağlam mantığı ve ciddi tavırlarıyle kendisine metanet veren kaynanasının evde bulunmasından maada. komşusu hakkında anlatılan dedikodulardan hiçbirine kulak asmak istemeMADAME BOVARY 223 misti. Nitekim. emzik çağındaki iki yavrunun yanma yamyamdan daha iştahlı bir oğlanı da katarak mutfağa fazlaca gelmeyi âdet edinen sütnine Rollet anayı kapı dışarı etti.vaktiyle zinanın yarattığı sırdaşlıkla âşığına fısıldadığı aynı tatlı sözlerle şimdi Tanrıya hitabediyordu. Hatta ekseriya Madame Bovary. humais'nin çocukları da ziyarete geliyorlardı. bahçeyi baştan başa alt üst ettirdi.

Dışarıda kalıp Koru'nun ortasında hava almayı tercih ediyordu. Bovary. bütün bunlar bir nevi ruh laubaliliği yaratır. Sonra da tutarsınız. aslında fena adam değildi. Charles'a. Kameriyeye bu adı vermişti. peşin hükümleri hicvetmeye yarıyor ve keyif maskesi altında fazilet öğretiyordu. bir genç adamın eline verilecek şey değildir o kitap. iyi eserler. dedi.. Binet: — Ben. diyordu. kirli heveslere yol açar. o boyanışlar. bizim de emirlerine itaat etmemiz lazımdır. Bu sükûttan hayrete düşen Homais. iyi yazar bulunduğunu. diye atıldı. edebiyatı savunmaya başladı. Arhalie'ye--Rahip. Eczacı: — Neden. tatlı su böceği avlıyordu. M. diye sordu.. eskisi gibi. kilise. o meşaleler. bunların açıktan açığa ibadetlerde rolü vardı.— İşi fazla sofuluğa vurmuştunuz. İkisi de sıcaktan 224 MADAME BOVARY bunalmış oluyordu. . Hiç değilse. içini çekmekle kaldı. eczacı: — Evet. Fakat eczacı. Protestanlardır. bir hayli huy-landırıcı. İddiasına göre tiyatro. bu tatbikat esnasında. gizliliğe aykırı kıyafet değiştirmeler. tiyatro sanatkârlarını afaroz eder? Çünkü eskiden. onların içine öyle ustaca felsefi düşünceler serpiştirilmiştir ki.. Bournisien'in öfkeli bir hareketi üzerine. taraçantn duvarı dibinde. sonunda. bütün kilise babalarının kanaati böyledir. O da kendisine. Homais: — Elbette. yani biraz aşağıda. Örneğin Voltaire'in trajedilerinin birçoğuna bakın. Rouen Tiyatrosu' na. Koro ile birlikte «mystere» adı verilen bir çeşit farşlar oynanırdı. Fakat elma şarabı. bunlarda edep ve haya kuralları çoğu zaman pekâlâ bozulurdu. fakat güzel sanatların en önemlisini topye-' kûn mahkûm etmeye kalkışmak. Papaz: — Ben de biliyorum. akait derslerinden çıkar çıkmaz soluğu Emma'da alıyordu. Şarap testilerinin tıpasını çıkarmakta Binet pek becerikliydi. o zaman da rahip. masa üstünde böyle sağlam tutmalı ve sicimlerini kestikten sonra. ayrıntıları. karısını biraz içi açılsın diye. — Costigat ridendo mores. Madamın tamamtyle iyileşmesi niyetine içiliyordu. O piyeste gerçekten kaçık bir ihtiyar general vardı! Bir işçi kızını iğfal eden iyi aileden bir delikanlıya haddini bildiriyor. ekseriya onların yüzüne fışkırıyor. Bu. diye itiraz ediyordu. ağız dolusu bir kahkaha ile mutlaka şu nükteyi yapıyordu: — Nefaseti insanın gözüne çarpıyor! Papaz. insanı kendinden geçiren dairelerde kadınlı erkekli toplantılar. onu da bir kadeh içki içmeye davet ediyordu. bunlar tiyatroyu halk için gerçek bir ahlak ve diplomasi okulu haline getirir. ama yavaş yavaş. eczacı ise devam etti: — Kutsal Kitapta da öyle. süslü püslü. bizler değiliz. ahlak bakımından müziği edebiyattan daha zararsız bulduğunu söyledi. Nitekim bir gün eczacının. her gün. Binet de oralarda bulunuyor. Memnun bakışlarım etrafına ve ta nihayetlerine kadar manzarada gezdirerek: — Şişeyi. eskimiş bir düşünce gibi gelir. diye devam etti. dedi. ama. kötü edebiyat da var. o da. sesine birdenbire mistik bir eda vererek ilave etti): Şayet kilise bu temaşaları mahkûm etmişse. şehadet parmağı ile bir tutam enfiye yuvarlarken. elbette bunun bir hikmeti vardır. eskiden Paris yumurcağı adında bir piyes görmüştüm. gerçekten açık saçık şeyler vardır içinde! M. Rahip. Tatlı elma şarabı getiriliyordu ve birlikte. papazın bu husustaki fkirlerini öğrenmek istedi. (Sonra... bana. tıpkı lokantalarda seltz suyuna yapıldığı gibi. siz de bilirsiniz. diyordu. Bournisien.. mantarı itmeli. o kadınlaşmış sesler. iffete aykırı düşüncelere. meşhur tenor Lagardy'yi dinlemeye götürmesini tavsiye etmesine hiç içerlemedi. dedi. sabrını kaybederek: — Kutsal Kitabın okunmasını tavsiye edenler. nasıl kötü eczane varsa. Monsieur Bournisen. siz de kabul edersiniz ki. Galilee'yi hapsettikleri o MADAME BOVARY 225 aşağılık devre layık bir ahmaklık. Charles'ın da eve döndüğü saatti.

— Şüphesiz. dört farbalalı. avlularında tavukların seyyar satıcılara ait çamurlu arabalar altında yulaf tanesi aradığı. hatta bazen ruh sağlığına yarayan. Gördünüz. bütün taşra varoşlarında görülen hanlardan biriydi: Kış gecelerinde rüzgâr estikçe çatırdayan çürümüş tahtadan balkonlu. dedi. Emma'nın bu işe fazla kibarlık gösterdiğine hükmederek daha çok ısrar etti. dedi. dedi ki. adamı nasıl yan bastırdım!. — Evet. MADAME BOVARY 227 böyle bir eğlencenin karısına yarayacağını iyice kafasına koymuştu. mumu hep iki ucundan yakarlar. Sonra. tanıdım. Rouen'ı kırıp geçireceksiniz. ağız dalaşı denen şey böyle olur. Ertesi gün.Homais: — Ne olursa olsun. haltetmişler. büyük ahırları ve küçük yatak oda-larıyle. Papaz: — Hadi canım. bir zihin eğlencesini hâlâ kötülemekte ısrar etmelerine doğrusu pek şaşıyorum. Hiç beklemediği bir günde annesi kendisine üç yüz frank göndermişti. Konuyu karısına açtı. eczacı âdeta ürktü ve daha yumuşak bir sesle devam etti: — Yalnız şunu söylemek istiyorum. Fakat gençliklerinde para biriktirmek akıllılığını göstermedikleri için hastanelerde ölürler. onların yola çıktığını görünce içini çekti ve: — Haydi bakalım. Yonville'de kalmasına hiç bir neden bulunmadığı halde. Acele ediniz! La-gardy yalnız bir akşam oynayacak. fakat. kasabadan kımıldamamak zorunluğunda olduğuna inanan eczacı. ya aynı fikirde olduğundan kimseyi gücendirmemek için. ortada hiçbir engel de yoktu. afiyet olsun. Ne ise. Homais. Eczacı dayattı: — Elbette ya! Yapmadıkları yok ki zaten! Papaz. saat sekizde Ktrlangıç'a bindiler. Charles fikrinden vazgeçmedi. yarına! Bu tiyatroya gitmek fikri Bovary'nin kafasında çabucak ye-şerdi. yahut hiçbir fikri olmadığından. MB 15 226 MADAME BOVARY Konuşma sona ermişe benziyordu ki. şöyle son bir çimdik atmayı münasip gördü: — Ben. muhayyilelerini biraz harekete getirecek bir hovardalık hayatına ihtiyaç duyarlar. eczacı. zamanımız gibi bir aydınlık çağında. Emma. Bournisien. dedi. hekime: — İşte. insanları dine bağlamak hususunda en emin çaredir. iyi yolculuklar! Allanın sevgili kulları! Sonra. gayet yüksek ücretle İngiltere'den çağırmışlar. şöyle üstünkörü. hoşgörürlük. Madamı götürün tiyatroya. olmayacak şey ama. değer doğrusu! Eğer yerime birini bulursam ben de sizinle beraber giderim. kadın bu ısrardan bunalıp sonunda razı oldu. şimdiden düşünmeye gerek yoktu. demekle kaldı. Yanında üç metresiyle birlikte bir de aşçı taşıyormuş. inanın bana. zararsız.. Burası. Lheureux efendiye ödenecek senetlerin vadesine daha o kadar zaman vardı ki. yorgunluk. artık her şeye katlanarak: — Öyleyse.. günlük borçları hiç de kabarık değildi. ibret verici. Gider gitmez eczacı. şamata . dedi. öyle değil mi doktor. dansözlerin bacak oyunlarını seyretmeye gitmek için sivil giyinen nice papazlar tanıdım. Hekim. mavi ipekten bir elbise giymiş olan Emma'ya dönerek: \ — Bugün aşk sembolü kadar güzelsiniz. Papaz tekrar iskemlesine oturarak tasdik etti: — Doğrudur! Doğrudur! Fakat ancak iki dakika daha yerinde kaldı. dedi. Yolcu arabası Beauvoisine meydanında Kızıl Haç otelinin önünde durdu. Velhasıl. bu kargalardan birini kudurtmaya yarasa bile. hayatınızda bir kerecik olsun. tedirgin olmak. Söylendiğine bakılırsa yaman bir adammış! Servet içinde yüzüyormuş. öyle öfkeli öfkeli bakışlarla: — Efendi!. masrafa girmek gibi nedenler ileri sürerek önce buna yanaşmadı. sözünün her hecesine basa basa tekrarladı: — Ta-nı-dım. içi daima yolcu ile. dedi. Zaten bütün bu büyük sanatkârlar.

tedbirli hareket etmek için. Madame Bovary yukardan. sanki keman yayları sinirleri üzerinde geziniyormuş gibi. sonra iki kolunu gökyüzüne kaldırarak kötülük meleğini yardıma çağıran bir serkerde ortaya çıktı. Birinci mevkie giden merdivenden çıkarken. bütün mendiller elde. solda bir meşe ağacının gölgesi altında bir çeşme ile. taş parmaklıklar arasında sağa sola ayrılmış. tiyatrodan bulvara. büyük ve kapkara mağazalarla dolu. ispirtodan.» Hava güzeldi. deri ve nebati yağ kokan buz gibi bir hava cereyanı herkesi serinletiyordu. yeleklerinin açık yerinden pembe veya tirşe kıravatlarmı göstererek.. sahnedeki peyzaj meydana çıktı. rutubetli peçeteleri mavi şarap lekeleri içinde ve şehirli kıyafetine girmiş çiftlik uşakları gibi daima köy kokmakla beraber. duvarın önünde bekliyordu. cıvıldayan flüt ve büyülülerin uzun curcunası duyuldu. ihtiyar başlar görülüyordu. bir orman içi yol kavşağıydı. borazanlaşan pistonların. façetalannın ışık cümbüşü ile. saçı ve rengi ağarmış. entrikayı. elinde olmayarak gururla gülümsedi.ile. anlamsız ve sakin. avcılar da tekrar şarkıya başladı. Fakat biraz daha aşağıda. çivitten söz açıyorlardı. zihnine gelen kavranılması güç düşünceler. aceleyle tiyatronun önüne geldiler. öbür koridordan sağ tarafa koşuşan kalabalığı görünce. parterde çalım satıyorlardı. Emma'nın kalbi hızlı hızlı çarpmaya başladı. gıcırdayan kemanların. Emma gençliğinde okuduğu eserlerle. ves.. koridorların tozlu kokusunu olanca gücüyle göğsüne çekti. karşılıklı se-lamlaşıyorlardı. küçük dürbünler kılıflarından çıkarılıyor. bazen nehirden esen ılık bir rüzgâr. bir düşes şuhluğuyle endamını yay gibi gerdi. Bu. sonra MADAME BOVARY 229 1 çalgıcılar birer ikişer içeri girdiler. tiyatroya perde açıldıktan sonra varmaktan pek korkuyordu. pantolon cebinde elinde tuttuğu biletleri hep karnına bastırıyordu. bir buket çiçek aldı. kalın camları sinek tersleriyle sararmış. kapkara masalarının üstü içine alkol karıştırılmış kahve döküntülerinden tutkallaşmış. tekrar tiyatro bürosuna gitti. salona ani bir neşe saçarak tavandan indi. Salon dolmaya başlıyordu. içeriye girmeden önce rıhtımda bir gezinti yapmak istedi. Kendini melodilerin akışına bırakıyor ve hatta. içyağı. birlikte çekilip gittiler. fakat iş de akıllarından çıkmadığı için. aralarında yine pamuktan. izahat istedi. salonu localarla karıştırdı. uzaktan birbirlerini gören aboneler. kıvırtılmış saçların arasından terler akıyordu. omuzlarında birer İskoç atkısı. Emma. avize. davulların uğultusu başladı. Charles. böylece. Lagardy. kapılar henüz açılmamıştı. yapılan izahları anlamadı.. 228 MADAME BOVARY XV Halk. Yakındaki köşe başlarına asılmış koskoca afişlerde acayip harflerle şu kelimeler tekrarlanıyordu: «Lıtcie de Lammermoor. satışlardaki endişelerini güzel sanatlarda avutmaya geliyorlardı. kızarmış alınları siliyordu. Sisler arasından İskoç gayda seslerinin. bakır çalgılar seslerini yükselttiler ve perde yükselince. sokak tarafında kahvesi. arka tarafında da sebze bahçesi bulunan bir eski zaman misafirhanesi. bütün benliğiyle bizzat kendisinin titrediğini hissediyordu. Madame kendine bir şapka. hep bir ağızdan bir av şarkısı söylüyorlardı. tok bezden perdelerin kenarını hafifçe kımıldatıyordu. Bir kurşun buharıyle donuklaşmış gümüş madalyalara benzeyen. Önce homurdayan basoların.. gülünç görünmek korkusuyle. onların san eldivenli ellerini gererek altın başlı incecik bastonlarına dayanmalarına hayran oluyordu. derhal harekete geçti. romanın anısı librettoyu anlamayı kolaylaştırdığı için. arkasından bir başkası göründü. hana döndü. Sonra sahnede üç kez yere vurulduğu işitildi. koca şehri boylu boyunca birkaç kez arşınladı durdu. yiyecek içecekle tıklım tıklım dolu. üstünden variller yuvarlanan Charrettes sokağının nefesiydi. Bu. bir çift eldiven. Methale ayak basar basmaz. Gözlerini dört . meyhanelerin kapısına asılmış. cümle cümle izliyor. müziğin borası ile derhal dağılıveri-yordu. locasına girip oturduğu zaman. Bovary ise. Op6ra. bu yüzden çorbasını içecek vakit bulamadı. Nihayet orkestranın mumlan yandı.. Yakışıklı delikanlılar. fundalıklar üzerinde akislerle uzadığını duyar gibi oluyordu. Bunlar. Monsieur. Zaten. Walter Scott'un ro-manlarıyle yeniden karşılaşmış oldu. Köylüler ve asilzadeler. sıcak bastırmıştı. Ön balkonu paradi ile. Üstü kumaş kaplı geniş kapıları parmağıyle itmekten çocuk gibi zevk duydu. kontrolörden müdüre havale edildi..

sürgünden. Son gece. Emma: — Ne oluyorsa oluyor. yine geliyor. Emma. kendi hayatından bir şeyler gibi geliyor ve bu vehim onu âdeta büyülüyordu. gözlerini baygın baygın süzerken bembeyaz dişleri meydana çıkıyordu. berber ve boğa güreşçisi kokan bu mükemmel şarlatan tipini daha da göze sokuyordu. — Ama ailesinden intikam almaya yemin ediyor. Polonyalı bir prenses. yüzü beyaz saten elbisesinden daha solgun. etmiyor. sol majörden kavatine başladı. mehtapta. birbirlerine: «Yarına. ümitsizliğe düşmüş görünüyordu. kanatları olsun istiyordu. ben ne olup bittiğini anlamak isterim. Sesinde öfkeli haykırışları. ümitten söz ediyorlardı. kılıçları. Sahnede yalnız kaldı. Diyorlardı ki. Gilbert'in kendi efendisi Ashton'a menfur entrikalarını anlattığı resitatif duetto başlar başlamaz. düşünceli bir tavırla. bir akşam Biarritz kıyılarında kayıkları onardığı sırada 230 MADAME BOVARY şarkı söylerken. hıçkırıklar ve öpücüklerle dolu notalar çıkıyordu. Kontrbasların eşliğinde. tırnak-larıyle locasının kadifesini tırmalıyordu. bütün hafakanları biliyordu. Zaten babası ile kolkola çıkıp gittiler. o zaman fazilet. kendisini orada. Charles.» dedikleri zaman da o. Lucie'yi yanıltacak olan uydurma nişan yüzüğünü görünce. Edgar'm gönderdiği bir aşk hatırası sandı. sonsuz bir tatlılıkta hüzünlü hırıltılar izliyor ve çıplak boynundan. o kızın âşığı. bir başka âlemin havası içindeymiş gibi. Son vedaı da haykırdıkları zaman. Emma: — Hayır. zekâdan ziyade coşkunluk. o zaman bir çeşme fısıltısına veya kuş cıvıldamalarına benzeyen bir flüt sesi duyuldu. buğday başaklarının ortasında. Birinci sahnede herkesi coşturdu. müziğin son titreşimlerine karışıp giden keskin bir çığlık kopardı. saçlarında portakal çiçeklerinden bir çelenk. ahenkle çırpınıp duran bütün o hayal mahsullerini seyrediyordu. sevgi. kadını yüzüstü bırakarak başka kadınların peşine düşmüştü. küçük patikada görür gibi oldu. aşktan yakınıyor. Güzel bir ses. Bovary: — Bu asilzade. kendini attığı uçurumun farkında olmaksızın. bir kucaklaşma içinde uçup gitmek isterdi. Ah. bu dünyada hiç kimse onu böyle bir aşkla sevmemişti. ayak dirememişti. Lakin bu hissi şöhret sanat ününü desteklemeden geri kalmıyordu. Bütün sarhoşlukları. dedi. Babası değil miydi. macerayı anlamadığını da itiraf ediyordu. şapkasında horoz tüyü bulunan o çirkin adamcağız? MADAME BOVARY 231 Emma'nın açıklamalarına rağmen.. kadife külahları. fügün bütün son kısmına yeniden başlandı. şahısları. Salon alkıştan inliyordu. yeminlerden. sen sus! Karısının omuzuna eğilerek: — Bilirsin ki. lirizmden fazla şatafat. kelimeleri fazla bozan müzik yüzünden.. Emma evlendiği günü gözlerinin önüne getirdi. kiliseye doğru gidildiği zaman. hayatını âlicenap birine bağlayabilmiş olsaydı. genç bir kadın yeşilli bir seyise bir kese fırlatarak ortaya ilerledi. Tenor. Emma. oysa öteki. bırakıyor. az önce gelen adam: «Lucie'yi seviyorum. Birdenbire. yalvarmamıştı? Bilakis. Ateşli Güney ırklarına mermerlerin haşmetinden bir şeyler katan o harikulade solgunluk onda da vardı. sesini duymuş ve ona âşık olmuştu. Onun yüzünden de iflas etmişti. niçin kıza bu kadar zulüm ediyor? diye sordu. Lucie. Sağlam vücudunu koyu renkte bir eski zaman cepkeni sarmıştı. dedi. o da galiba beni seviyor» diyordu. Emma'nın sabrı tükenmişti: — Sus.. Edgar gibi ağlamamıştı. mantoları. zaten az kalsın ölümü bunlar yüzünden olacaktı. yarına!. pek neşeliydi. güzelliğinin en taz© çağında. Şantözün sesi ona kendi şuurunun yankısı gibi. Niçin o da Lucie gibi. kederden. dekorlan. Fakat. tıpkı bir fırtınanın uğultusu içinde kazazedelerin haykırışları gibi uzayıp giden o melodili şikâyetlerle yüreğini dolduru-yordu. bunu. daima reklamlara şahsının cazibesi ve ruhunun hassasiyetine dair şairane bir cümle sokuşturmaya pek dikkat etmekteydi. Emma da onun gibi hayattan kaçarak. dedi. diye cevap verdi. Fakat. evliliğin çirkefinden ve zinanın hayal kırıklığından önce. Lucie'yi kollarında sıkıyor. nedimelerin koltuğuna girmiş. âşıklar mezarlarının çiçeklerinden. galiba her arzuyu ümitsizliğe sürüklemek için . şehvet ve vazife birbiri içinde erir ve kendisi de bu kadar ulvi bir saadetten yerlere düşmezdi. sarsılmaz bir güven. oymalı bir küçük hançer sol kalçası üzerinde sallanıyordu. onu görmek için eğiliyor. ilerliyordu. Fakat bu mutluluk. yüründüğü zaman titreyen boyanmış ağaçları. Edgar Lagardy göründü. Bu diplomat oyuncu da. sus artık! Lucie.açarak kostümleri. Zaten.

Adamın İspanyol biçimi kocaman şapkası bir jestle yere düştü ve derhal çalgılarla şarkı söyleyenler gür sesle sextuor'a başladılar. orta perdeden şarkısını söylüyor. kıskançlık. kılıcını çekiyor. kadın. bütün rüyalar senindir!» demek. hep kendisine bakacaktı. öfkeden ateş saçarak. Daha sözlerini yeni bitirmişti ki. Perde indi. Tenor kendisine bakıyordu muhakkak! İnsan kılığına girmiş aşkmış gibi. mağfiret ve şaşkınlık. kuvvetine sığınmak için koşup kollarına atılmak ve ona: «Kaçır beni. yukarda kime rastgeldim? M. göğsünün hareketlerine uyarak. tazminat. o velveleli. Arthur ayn bir köşede. başkentten başkente dolaşırdı. Leon'a! Leon mu? — Ta kendisi! Gelip sana saygılarını sunacak. Lucie tizden feryatlar koparıyor. herhalde daha kuvvetli bir iradenin cazibesine kapılarak. Elinde tuttuğu bardak yüzünden yerine çok güçlükle döp-dü. gidelim! İçimdeki bütün ateşler. Halk koridorları doldurmuştu. «Halkın ruhuna dalga dalga boşalttığına göre. nitekim bardağın dörtte üçünü kısa kollu elbise giymiş Rouen'lı bir kadının omuzlarına döküverdi. hatta sahnenin dibinden. kiraz rengi MADAME BOVARY 233 taftadan güzel elbisesindeki lekeleri silerken. küçümseyen bir merhametle içinden gülümsüyordu. Fakat. yarı açık ağızlarından dökülüyordu. Charles bayılmasından korkarak. ayak bileğinden itibaren genişleyen yumuşak çizmelerinin kırmızı mahmuzlarını tahtalar üzerinde çınlatarak. sanatkârı hor görme hevesi uçup gidiyor. gelemeyecektim! Öyle bir kalabalık. yalnız kendisi için şarkı söyleyecek olan o ruhun vecdini. haykırmak geldi içinden. saadetten mest olarak. yaldızlı bir parmaklığın arkasında. Yelpazelerin rüzgârı havayı büsbütün boğucu bir duruma getiriyordu. her gece. götür beni. daha berrak sesiyle diğerlerinin hepsini bastırıyordu. Hepsi de aynı sıra üzerinde el kol hareketleri yapıyorlardı. Sonra. tavuslar gibi çığlık kopardı. Horlanmış âşık. içini saran şiiriyeti sayesinde. iri adımlarla sağa sola gidip geliyordu. ona atılan çiçekleri toplayarak. ferahlatıcı bir şeyler getirmek üzere büfeye koştu. nefes almasına engel olan çarpıntılarla yine kendini koltuğuna bıraktı. Emma. Tanışırlardı. bizzat kendisinin de yaşayabileceği hayatını. Kadın. kızgın kızgın. nefis bir koro halinde devam 232 MADAME BOVARY ediyordu. kostümlerine kendi eliyle nakışlar yaparak. kadife kapı perdesinin altından siyah elbiseli bir adam peyda olunca. — Tahmin et bakalım. herhalde tükenmez bir aşkı olmalı. bir locanın dibinde. öfke.» diye düşündü.. bütün yorgunluklarını ve gururunu paylaşarak. Emma'ya bir çılgınlık geldi. aynı anda. ceremeyi çekmek gibi laflar homurda-nıyordu. Gaz kokusu nefeslere karışıyordu. sevişirlerdi! Onunla birlikte bütün Avrupa ülkelerinde. zira her adımda dirseklerine çarpıyorlardı. peşten notalarla onu adam öldürmeye kışkırtıyor. Yonville'in eski noter kâtibi locaya girdi. sanki kendisini katlediyorlarmışçasma. soğuk bir şeyin sırtından aşağı aktığını hissedince. o muhteşem hayatı hayalinde canlandırmaya çalıştı. devşirecekti. Sahnede rolünü oynarken. adam da. Bir iplik fabrikatörü olan kocası. öyle bir kalabalık var ki!. Düşüncesini bu konudan çelmeye çalışarak.uydurulmuş bir yalandı. kalıbına girdiği şahsiyetin yarattığı vehim. Ashton. çabuk çabuk bazı sözler kekeledi: . bir taraftan da kadın sesleri onun sözlerini tekrarlayarak. Edgar. hiç düşünmeden aynı şeyi yaptı. Şayet tesadüf istemiş olsaydı. ıstıraplarının bu kopyasını ancak gözleri oyalamaya yarayan bir plastik fantezi saymak istiyor. onu adama doğru çekiyordu. kesik kesik inip kalkıyor. Charles nihayet karısının yanına gelebildi ve nefes nefese: — Neredeyse. Yeşil yaprakların üzerine yağmur yağdığı ve pencere kenarında ayakta birbirlerine Allaha ısmarladık dedikleri o ilkbahar akşamından beri bunu hissetmemişti. Rolün. Charles'ın beceriksizliğine kızdı. Emma dışarı çıkmak istedi. o harikulade. mendiliyle. intikam. Elini bir kişizade teklifsizliğiyle uzattı ve Madame Bo-vary de. derhal durumun icaplarını düşündü ve hatıralarının bu uyuşukluğunu kendini zorlayarak sarstı. rahibin yarı bas sesi org gibi uğulduyor. dehşet. masraf. dantela yakası. Emma artık sanatın abartarak büyülttüğü ihtirasların küçüklüğünü biliyordu. dedi.

Nasıl! Siz burada mısınız? Salondan biri: — Susun! diye bağırdı. Leon: — Oyun hoşunuza gidiyor mu? derken Emma'nın üzerine o kadar eğildi ki. .. benim Lucie'm havasını hafif sesle veya avaz avaz haykırarak kaldırımdan geçiyorlardı. tiyatrodan çıkıp bir yerlerde dondurma yemek teklifinde bulundu. sütnineye gidişlerini. sanki çalgılar daha az ses veriyormuş ve sahnedekiler gerilere gitmiş gibi. sevgilim.. Kadın umursamaz bir eda le: — Doğrusu! hayır! Fazla değil. bıyığının ucu yanağına dokundu. pek uzun. kameriye altında kitap okumalarını. konuşma çok geçmeden sona erdi. bu işten anladığını göstermek için. Kadın. dedi. hastalığından söz edildi. Bovary sordu: — Rahatsız mı oluyorsun? — Evet. Üçü birden tiyatrodan çıkıp rıhtımda açık havada. O zaman Leon. Fakat Charles. Leon.. Operadan çıkan kimseler.. Maksadı. biraz. M. o başka. son perdede tamamıyle ha-rikuladeymiş. Fakat delilik sahnesi Emma'yı hiç sarmıyordu.. boğuluyorum. Sonra karısına dönerek: — Eğer yalnız kalmaya razı olursan. pek tatlı zavallı aşkı hatırlıyordu. Şimdi o. Charles. şantözün oyununu da fazla abartmalı buluyordu.Normandiya'da. on para etmezdi. Lagardy. Leon da. Emma artık operayı dinlemez olmuştu. O zaman Leon. burnundan saçları234 MADAME BOVARY na kadar inen ılık nefesin temasıyle zaman zaman ürperdiğini hissediyordu. öyle mi? — Evet.. belki. Rü-bini'yi. ikide birde kocasırfm sözünü kesiyordu. dedi. dediklerine göre. Persiani'yi. çünkü oyun hoşuma gitmeye başlamıştı. ocak karşısında başbaşa kalmalarını ve artık unutmuş olduğu o pek sakin. Kendi samimi zevki ile karısının fikirlerine saygı arasında bocalayan Charles: — Evet. Homais ailesini. söze atıldı: — Ama yine.. kalalım. pek gizli. onların yanında. Fakat o andan sonra. çünkü üçüncü perde başlıyordu. Ey güzel melek. parlak şöhretine rağmen. Acaba neden geri dönmüştü? Hangi serüvenlerin akışı onu yeniden yolunun üstüne atmıştı? Leon. Sonra Berthe'i. Kâtip: — Yakında bir temsil daha verecek zaten. Sonra Leon içini çekerek: — O kadar sıcak ki. omu-zunu bölmeye dayamış duruyordu. davetliler korosu. Operayı izleyen Charles'a dönerek: — Pek fazla bağırıyor.. diye devam etti. bin bir ihtimamla uzun dantel a şalını koydu. o büyük remajör duettosu. Bovary: — Yoo. Emma'nın arkasında. — Dayanılmaz derecede! Doğru. Paris'te görülen işlerden bambaşka olan muameleleri iyice kavramaktı. bir kahvenin camekânı önüne oturdular. Önce. Emma'nın omuzları üzerine. Grisi'yi dinlemişti. — Demek Rouen'dasınız. hemen ertesi gün kalkıp gideceklerini söyledi. Leon'un canını sıkmamak maksadıyle. gayet işlek bir noterlikte iki yıl süreyle çalışmak üzere Rouen'a geldiğini anlattı. gidelim. dedi. eczacılardaki iskambil oyunlarını. sustular. Şimdiye kadar Tamburini'yi... M. sonunu görmeden çıktığıma üzülüyorum. Emma'dan çok uzaklarda cereyan ediyordu. M. Lefrançois ananın durumunu sordu. dedi. kocanın karşısında artık diyecek bir şeyleri kalmadığı için. Ashton ile uşağı arasında geçen sahne. Kızın saçları darmadağın olmuş: Sahne pek trajik olacak herhalde. romlu şerbetini yudum yudum içerken.— Ah! Günaydın. hemen değil. Emma. MADAME BOVARY 235 müzikten söz etmeye başladı. — Ne zamandan beri? — Çıkın dışarı! Çıkın dışarı! Herkes dönmüş onlara bakıyordu.

kesesini çıkardı. hatta hesaptan başka. çocuk gibi tir tir titrerdi. Paris sokaklarının asfaltını rugan ayakkabısıyle çiğnemeyen herkesi küçümseyerek taşraya dönüyordu. dedi. manevrayı da değiştirerek. deli dolu insanlarla düşe kalka. bazen nereye indiklerini söylemediklerinden dolayı kendisinden özür diledi. rıhtım üzerinde. Leon: . meşhur bir doktorun salonunda. haydi kararını ver! Birazcık olsun hoşuna gideceğini umuyorsan. zaten noterliğin bir işi için Yonville'e gitmek zorunda olduğunu söyledi. profesörleriyle de arası daha iyiydi. ne de fazla kısaydı. hanın mutfağına girdi. kendini gayet rahat hissediyordu. garsonlardan biri sezdirmeden gelip arkalarında durdu. ÜÇÜNCÜ KISIM I M. tıpkı korsesinin astarındaki zıh gibi. altta yaşamaya devam etse bile. Monsieur ve Madame Bovary'den ayrılırken. saat beşe doğru. Çoğu zaman. 238 MADAME BOVARY Gece. Yukarı çıktı.. hafif sesle: — Gerçekten üzüldüm. dedi.Genç adam. bunda kusur etmeyeceğini. fakat burada. oyunun son parçasında Lagardy'nin başarısını övmeye başladı. geceler insana öğüt verir derler. Nefse itimat. sünepeliği kadar çıtkırıldımlığı yüzünden de. sonra Kızıl Haç'a girdiklerini görüRce yüz-geri etmiş ve bütün geceyi bir plan düşünmekle geçirmişti. Saint-Herbland geçidi önünde birbirlerinden ayrıldılar. bundan kendini hep korumuştu. orada kendisini kibar tavırlı bulan işçi kızları arasında epey de süksesi olmuştu. göz kamaştırdığından peşinen emin olarak. Fevkalade bir şeydi. vaziyete bağlıdır: Binanın asma katında. Bu ona iyi bir alâmet gibi göründü. düşün daha.. Sonra. Zaten utangaçlığı da. bilmiyorum ki. değil mi. dedi. Nişanları ve arabası olan bir zatın. bu hekimciğin karısı önünde. hayli yıpranmıştı. hiç şüphesiz.. Ertesi gün. dördüncü kattaki gibi konuşulmaz ve zengin bir kadının iffetini. — Öyle ise. noter kâtibi hemen kolunu yakaladı.. hiçbir şeyin durduramadığı p korkaklara özgü kararlılıkla. masaya bıraktığınız para. üç aylık harçlığını ayın birinci günü yeyip bitirmezdi. Bovary. bir şahikaydı! O zaman Charles ısrar etti: — Pazar günü dönersin. Üç yıl süren bir ayrılıkten sonra onu tekrar görünce ihtirası uyandı. Bu arada etraftaki masalar boşalıyordu. böyle yapmakla hata ediyorsun. hukuk tahsil etmekle beraber. Bir uşak: — Monsieur burada yok. Chaumfere'e de oldukça devam etmişti. Leon onların peşine takılmış. diye kekeledi.. Beriki dostça bir aldırmazlık hareketi yaptı ve şapkasını alırken: — Anlaştık. yanakları solmuş. kendilerine refakat eden Leon'a: — Mademki şimdi yine bizim memleketli oldunuz. içinde hayali dallara asılı bir altın yemiş gibi sallanan bir belirsiz vaat vardı. beklenmedik bir ümit kapısı açan bu fırsat karşısında. odasında kitap okurken veya akşamları Luxembourg Bahçesi'nin ıhlamurları altında otururken. kanun kitabını yere bırakır ve Emma'nın anısı aklına gelirdi. Katedralde saat on bir buçuğu çalarken. bilakis. boğazı kurumuş. fakat Emma için böyle bir zorunluluk olmadığını söyledi.. Emma garip bir tebessümle: — Doğrusu. yarın saat altıda. Emma'ya sahip olmayı istemenin. dantelalı bir Parisli kadının yanında olsaydı bu zavallı kâtipçik. Fakat yavaş yavaş bu duygu zayıfladı. dedi. masanın mermeri üzerine iki beyaz sikke çınlatmayı da unutmadı. çünkü Leon. Emma onun gelmesinden hiç telaşa düşmedi. üstüne başka emeller ve hırslar yığıldı.. buna bir karar vermenin artık zamanı geldi diye düşündü. ümidini kaybetmiyordu. Rouen'da. İfrata kaçmaya gelince. vakit vakit bize akşam yemeğine de gelirsiniz? 236 MADAME BOVARY Noter kâtibi.. umarım ki. Le"on. etrafındaki kağıt paraları korur. vaziyeti kavrayan Charles. Charles bir kez daha kendisinin fazla kalamayacağını. Üniversiteli gençlerin en aklı başında olanıydı: Saçları ne fazla uzun.

Emma gülümsemeye başladı. — Yok yok. Maskeli balolardan sonra. her mektubunda canını sıkmaktan geri kalmıyordu. Ama yine de içini çekti: . Arkasında. herhalde Emma'nm hatırına gelmiyordu. asla! Asla! İçlerinde birer damla yaş belirten güzel gözlerini tavana doğru kaldırarak: — Ah bilseniz..beyaz ayırma çizgisi ve buklelerinin altından taşan kulak uçlanyle. terliklerinin fiyongu-na bakıyor. Leon. kalabalığın gürültüsü içine atıyordum kendimi. bir ince örtünün dalgalandığı bütün kira arabalarının peşi sıra koşuyordum. kolsuz bir elbiseye sarınmış.. Çözük saçları üstünde unutma beni çiçekleri. pazenden bir sabahlık giymiş. annesi ise. MADAME BOVARY 239 Emma bir başkasını delicesine sevmiş olduğunu itiraf etmedi. titreyen bir sesle: — O resim biraz size benziyordu. ortasındaki. 240 MADAME BOVARY Emma onu. duvarın sarı kağıdı yaldızlı bir fon gibiydi. budalalığını örtbas etmek için. dedi. Kollarını kavuşturup başını eğerek. kadın değilsiniz ki siz. — Nasıl ettiniz? Leon. Şehrin gürültüsü oraya kadar pek az geliyordu. zaman zaman. konuştukça. ayak parmaklarını. hata ediyorum. derhal. Emma: — Affedersiniz. basma resimler satan bir dükkâncıda. bu karşılıklı dert yanmanın artan harareti ile biraz daha coşuyordu. tahsili boyunca sıkıntıdan hafakanlar geçirdiğini anlattı. bunun rasgele bir içgüdünün itişiyle olduğunu iddia etti. ama hata ettim. Göze girmek için veya kendisini de hüzne düşüren bu melankoliyi safcasına taklit ile. başka sahaları daha cazip buluyor. Çoğu kez sokağa çıkıyor. öyle mi? Emma: — Evet. — Zannediyorum ki. alıp başımı. oda ise. hamal kıyafetine girmiş kadınlarla yediği yemekleri belki hatırlamıyordu. Usûl onu sinirlendiriyor.. Leon da kendisini unutmuş olduğunu söylemedi. dudaklarında peyda olduğunu hissettiği o dayanılmaz tebessümü göstermesin diye başını çevirdi. rıhtım boyunca sürükleniyordum.— Ama ben tahmin ettim. Emma cevap vermedi. konuşmaya bazı felsefi düşüncelerle girişildi. bitmez tükenmez dertlerimle canınızı sıkıyorum. bir ilham perisini gösteren bir İtalyan gravürü vardı.. öğleye kadar şehrin bütün otellerini bir bir dolaşıp kendisini aradığını söyledi. Sonra. İnsanın etrafında bin bir gaile varken. şu dünyadaki sevgilerin bayağılığı ve kalbin daima gömülü kaldığı ebedi yalnızlık üzerinde uzun uzadıya durdu. Bulvarda. — Demek kalmaya karar verdiniz. sonra da hepsini yırtıyordum. sabah sabah sevgilisinin şatosuna doğru çayırlardan koşarak gittiği eski randevular da. Köşe başlarında bazı kadınları size benzetiyor. kapılarında sizinkini andıran bir şalın. sanki yalnızlıklarını büsbütün daraltmak ister gibi. böyle olmayacak zevklere alışması hiç doğru değil. devam etti: — Bazen bir tesadüfün sizi karşıma çıkaracağını hayal ediyordum. resmin karşısında saatlerce kaldığımı bilirim. O. Fakat bazen fikirlerinin eksik kalan ifadesi karşısında duraklıyorlar ve ona tercüman olabilecek bir cümle bulmaya çalışıyorlardı. aynaya aksediyordu. Emma. sözünü kesmeden konuşturmaya kararlı görünüyordu. Her ikisi de ıstıraplarının nedenlerini daha açıkça belirtiyorlar. peşimi bırakmayan musallat fikirden kurtulamayarak.. diye ilave etti. aya bakıyordu. Açık başı. neler hayal ettiğimi! — Ya ben! Ben de çok acı çektim. terliklerinin sateni içinde oynatıyordu. Fakat erkeklerin de dertleri vardı. size mektuplar yazıyor. genç adam.. — Hayır. Emma. Leon: — Çoğu kez. Beni bir şeyler hep oraya sürüklü-yordu. dedi. Madame Bovary. her biri. ufacıktı. saçlarının topuzunu eski bir koltuğun arkalığına dayamıştı. dedi. dedi.

Sonra. — Ya bizim o zavallı kaktüsler ne oldu acaba? — Bu yıl kış hepsini kuruttu. Siz bir dükkâna girince.onları ne kadar düşündüm? Çoğu zaman. fakat yine de. Artık konuşmuyorlardı. üzerine bugün mazilerini ayarladıkları böyle bir ideale göre yaşamış olmak isterlerdi. her an. çünkü her ikisi de.. sözünü kesti ve ölmesine ramak kaldığı hastalığından şikâyete başladı. belki hekimlik. ve iki çıplak kolunuzun çiçekler arasında dolaştığım görür gibi olurdum. sofadaydınız.. alçak bir sesle vakit vakit: — Evet. filbahardan beşiği. siz hiç buyurun demeden. ne yazıktı! Şimdi artık ıstırap çekmezdi. hemen elin üzerine dudaklarını yapıştırdı. — Bilir misiniz . Örneğin. doğru!. Yatılı okullar. Bununla beraber. kendisi de. ne de yanınızdan ayrılmak isteyerek. bu kadar yaşlanmış oldu-. göz ucuyle Emma' nın çehresini süzdü. Fakat Emma bu battaniye hikayesine: — Niçin?. bütün yüzü parladı. Madame Bovary.. gözleri yarı kapalı. — Aşağıda. diyordu.. eskiden yaz sabahları. Doğru!. adımlarımı size uydurmuş. sesli bir şey çıkıyormuş gibi. hafifçe omuz silkerek. Lcon. kafalarının içinde bir uğultu . Emma elini Leon'a uzatarak: — Zavallı dostum. Bakışlarını karartan o kederli düşünce yığını mavi gözlerinden sıyrılıp gitti. benim gibi. hatta bir gece öldüğü vakit kendisine Emma'dan hatıra kalan kadife çizgili o güzel battaniye içinde defnedilmesini vasiyetnamesine yazmıştı. kapıyı açtılar. devam edin. ben de. onu dinlerken. ne olduğunu anlayamadığım bir kuvvettiniz. diye sordu. ben sokakta kalıyordum. hatırlanan bütün bu şeyler... benim için. âdeta rüzgârın çıkıp gökyüzünü bulutlardan temizlemesi gibi bir şey oldu.. arkanızdan kapanan o kocaman ağır kapının karşısında aptal gibi kalakaldırıldı. fazileti. son basamakta bulunuyordunuz. — Heyhat! Erkeklere buna benzer kutsi vazifeler verilmiyor. camekândan. Nihayet Emma cevap verdi: — Ben de bunu sezer gibi olmuştum zaten. eldivenlerinizi çıkardığınızı ve tez¦ gâhın üzerinde para saydığınızı görüyordum. Bu. ğuna şaşıyordu. fakat birbirlerine bakarlarken. Leon. sanki sabit gözbebeklerinden. ama herhalde hatırlamıyorsunuzdur? — Hatırlıyorum. Madame Tu-vache'ın kapısını çaldınız. bu. odasının mobilyalarını. — Çünkü sizi çok sevmiştim! Leon. Ölmemiş olması. hisleri daima çekip uzatan bir hadde aletiydi.takip etmeye cesaret ederek. Leon bekliyordu. lüzumsuz bir ömrü sürüklemektir. onları öyle.— Asıl acınacak şey. — Niçin mi? Tereddüt ediyordu. Zaten göz. zevk ve kederlerini bir tek kelime Me' özetlemiş oldukları o mazideki hayatın ehemmiyetsiz haMADAME BOVARY 241 diselerini birbirlerine anlattılar. ona hayatı çekip uzatıyor gibi geliyordu. O zaman her ikisi de. doğru. elimde olmadan yanınız sıra yürüdüm. hatta başınızda küçük mavi çiçekli bir şapka vardı. bir seferinde size gelmiştim. İçini çeke çeke kokladıktan sonra da: — O zamanlar siz. bir fedakârlık yapmış olmak düşüncesiyle kendimizi teselli ederdik. Emma' nın giydiği elbiseleri. Emma. inanılmaz derecede bir feragat ihtiyacı içindeydi. hayatımı esir eden. çıkmak üzereydiniz.. vazifeyi ve insanın kendisini sessizce kurban etmesini övmeye başladı. onu alıp götüren bir his ummanı gibi bir şeydi. bütün evi hatırlıyordu. ne sizi. bir türlü tatmin edemediği. Le"on. aptallık ettiğimin biraz daha farkına varıyordum... kiliseler ve büyük metruk konaklarla dolu Beauvoisine mahallesinde değişik saatlerin sekizi çaldığım işittiler. Leon derhal mezarın sükûtuna gıpta etti. hiçbir yerde hiçbir meslek göremiyorum. güneş pancurlara vurunca ne halde iseler.. dedi. engel atladığından dolayı sevinerek. değil mi? Eğer ıstıraplarımız birisine yarayabil-seydi. Emma: — Bilmezsiniz. gidiyordum. gözümde canlandırıyordum. dedi. hastanede çalışan bir rahibe olmayı ne kadar isterdim. karşılıklı. dedi.

sivri çatılar arasında siyah bir gökyüzü parçası görülüyordu. tesadüfün lüt-fuyle daha önceden tanışarak. — Hayır. Le"on: — Sahi mi? dedi. Leon: . Gece. t_ Emma yerinden kalkarak konsolun üzerindeki iki mumu yaktı. — Sizi sevdiğim kadar değil! — Çocuksunuz siz! Haydi.duyuyorlardı. Nesi Kulesi'ne ait dört sahneyi gösteren dört taşbas-ması resmin kaba renkleri. şimdiye kadar hiç kimsenin bana böyle duygular ifade etmemesi nereden geliyor? Noter kâtibi hemen. sonra tekrar oturdu. zaten gidemezsiniz. size diyeceklerim var. altlarında İspanyolca ve Fransızca izahatla. Emma: — Ben de onu düşündüm bazen. Lor-meaux. — Ama sizi tekrar görmem lazım. Yanağının o tatlı derisi —Emma'nın düşüncesine göre— kendisine duyduğu arzu ile kızarıyordu ve kadın. İner çıkar pencereden.. Hiçbir erkek kendisine Leon kadar güzel görünmemişti.. siz de onları seveceksiniz. mühim bir şey. Emma* nm yüreğine müphem bir korku düştü. imkânsız bu! Bilseniz. hayır. Genç adamı MADAME BOVARY 243 yumuşak bakışlarla seyrederken. duvar saatine eğilerek: — Aman Allahım.. çözülmez bağlarla birbirlerine bağlanmış olsalardı. Leon. dedi. Orada. — Ben operayı bile unuttum. Leon. Halinde nefis bir saflık vardı. ideal varlıkları anlamanın güç olduğunu söyledi. Leon geri çekilerek: — Ah. sanki vakti öğrenmek istiyormuş gibi. gitti! Zavallı Bovary de beni bunun için burada bırakfaydı! GrandPont sokağındaki M. Ben çok yaşlandım. Birbirlerinin elini tutuyorlar ve mazi. Artık fırsatı kaçırmıştı. sevecek. — Evet. eskisi gibi kardeşçe bir dostluk çerçevesi içinde kalmaları lazımdı. Siz ise çok gençsiniz. — Ne gibi? — Ciddi.. her şey bu MB 16 242 MADAME BOVARY vecd halinin tatlılığı içinde birbirine karışıyordu. hâlâ parlamaktaydı.. Emma: — Acaba. Kendisi daha ilk görüşte onu sevmişti. affedersiniz. biz hâlâ gevezelik ediyoruz. Emma: — Peki? diye cevap verdi. O zaman. ö yanağa dudaklarını koymak için âdeta can atıyordu. Beni hâlâ anlamadınız mı? Hâlâ tahmin etmediniz mi?. gelecek. Dinleyin beni. hayır. dedi.. Emma'nın ne demek istediğini anladı ve şapkasını aramaya başladı. kansıyle birlikte beni tiyatroya götürecekti güya. hatırlamalar ve hülyalar. tadacakları saadeti düşünüyor ve ümitsizliğe düşüyordu. yarı yarıya karanlığa gömülü. . onun titreyen ellerle denediği ürkek okşamaları da hafifçe itiyordu. uslu olalım! Ben böyle istiyorum! Ona sevişmelerinin imkânsızlığını anlattı. duvarlar üzerinde koyulaşıyordu. Beni unutunuz! Sizi başka kadmlau. İndirdiği ince uzun kirpikleri kıvır kıvır oluyordu. dedi. Kollarını açarak kendisine doğru ilerleyen Rodolphe'un cüretinden çok daha tehlikeli olan bu utangaçlık karşısında.. dedi. dostum.— Peki? dedi.. ne kadar geç olmuş. Uzun beyaz kuşağının mavi kenarını elinde kibarca evirip çevirerek. ertesi gün mutlaka kasabaya dönecekti. Hem sonra.... kesilen konuşmayı nasıl bağlayacağını düşünüyordu ki... Leon: — Ne hülya! diye mırıldandı.. Acaba ciddi olarak mı böyle söylüyordu? Baştan'çıkmanın büyüsü ve buna karşı koymanın zorunluluğuna kendini kaptırmış olan Emma da hiç şüphesiz bunun farkında değildi. ilave etti: — Yeniden başlamamıza kim engel olabilir ki?.

. çıktı.. Acaba Monsieur. ince çoraplarını. Bu bakışlarda sadece dondurucu bir haşmet vardı. göğsü gururla kabardı. boynuna doğru uzandı ve ensesini uzun uzun öptü. — Nerede isterseniz. Leon. nergisler ve çuha çiçekleri kokuyordu. hep şaka. kilisenin meraka değer özelliklerini görmek istemezler mi? . Leon'un adresini bilmediği için. üç sokaktan geçti. — Pekâlâ! Durdu. sonra fikrini değiştirerek: — Ama. Berberin dokuzu gösteren guguklu saatine bakarak: — Daha pek erken. elinde baston.. Lyon'a yaklaştı ve kilise adamlannın çocuklan soruya çekerken takındıkları yapmacık bir güler yüzlülükle: — Monsieur. Bununla beraber. yeter! Bana acıyın da sizi bir kere daha göreyim. — Öyleyse. kararlı adımlarla katedrale daldı. Kendi kendine: — Nasıl olsa gelecek.. ah. mukaddes kaptan daha parıltılı. bir tek defa. — Ah. Emma'nm ellerini yakalayarak: — Orada olacağım. Kadın başını eğince. yaseminler.. Güzel bir yaz sabahıydı. zerafeti daha tabii olsun diye. LĞon. randevuya gelmeyeceğine dair. saat on birde. geniş şemsiyeler altında ve kavun yığınları arasında satıcı kadınlar. artık her şey bitmişti. Kavas. Her ikisi de ayakta duruyordu. gökyüzünde. belinde kılıç. Fakat mektubu kapattıktan sonra. dedi. Bir kadın için ilk defa çiçek satın alıyordu. gri renkteki taşların kırık yerlerine parıltılar serpiştiriyordu. kıvrak gülüşlerle: — Siz çıldırmışsınız. kendim veririm eline. başında tüylü şapkası. Emma kesik kesik. Kuyumcu dükkânlarının camekân-larında gümüş takımlar panldıyordu. burada olmaz. Dışarı çıkmak üzere. penceresi açık balkonda şarkı mırıldanarak. kendi saadetleri-için. bir başkasına sunmak istediği bu iltifata sanki kendisi mazhar oluyormuş gibi. Ertesi gün Leon. sonu gelmez bir mektup yazdı. yandaki odaya kaçtı. yeşil elbisesini giydi. kadının gözlerinde bir muvafakat ifadesi aradı. katedralde. üç adım geriledi. ıslak yeşilMADAME BOVARY 245 likler ve kuşlara mahsus kedi otları ve kırmızı fare kulaklarıyle yer yer birbirlerinden aralıklı dikilmiş güller. buralı değiller herhalde. karanfiller. bir defa daha. O aralık kilisenin kavası. Leon. katedrale eğri gelen ışık. bir kardinalden daha azametli. Genç adam bir demet menekşe aldı. Sonra titrek bir sesle fısıldadı: — Yarına. sonra saçlarını kıvırttı ve arkasından da. görülmekten korkuyordu. Beyaz pantolonunu. Emma ellerini çekti. Düşündü ve sonra kestirip attı: 244 MADAME BOVARY — Yarın. Gece. tekrar bozdu. iskarpinlerine. Ortada çeşme şırıldıyor. ne yapacağını şaşırıp kaldı. Notre-Dame'ın sahanlığına doğru yürüdü. soldaki büyük kapının ortasında. hep şaka! Yeter. Öpücükler çoğaldıkça. Menekşeleri koklarken. birbirlerini görmemeleri lazımdı. dedi. noter kâtibine. ne kadar levantası varsa hepsini mendiline boşalttı. omuzunun üstünden başını uzatarak. dans eden Marianne'm altında. hem de birkaç kat cila sürdü. yonca yaprağı biçimindeki kuleciklerin arasında. diye düşündü.. bir kuş sürüsü fırdolayı dönüp duruyordu.— Halbuki pekâlâ konuşuyorsunuz işte. bağrışmalarla dolup taşan meydanda. diyordu. başlan açık. bir yaprak sigarası içti. Emma bir baş işaretiyle cevap verdi ve bir kuş gibi. menekşe demetlerini kağıda san-yorlardı. Emma'nın arkasınday-dı. dedi. kaldırım taşlarını çevreleyen. siz çıldırmışsınız. eşikte duruyordu. Eski bir moda mecmuasını okudu. vaktin geldiğini düşündü ve ağır ağır.

Kilise. Emma'ydı! Leon kalktı ve kendisine doğru koştu. Zaman zaman.Le"on: — Hayır. dedi. balıkların pullarını ve mintanların iliklerini saydı. orada. heykeller. ama. Döndü. hemen hemen Allaha küfretmek gibi geliyordu. işi acele sofular gibi. bir melek gibi güzel kokuların dumanı içinde görünsün diye. ama sonra onu. dipte. daha ileride. muazzam bir aşk odası olmaya hazırlanıyordu. kendini dua etmeye zorluyordu. Emma. daha doğrusu. onları meydanın yanındaki methale götürdü ve kendilerine bastonuyle. Leon' un tatmadığı bin bir zerafet ve baştan çıkan faziletin o anlatılmaz cazibesi içinde. aşkının itirafını dinlemek için eğiliyor. volanlı elbisesi. kalbine gökyüzünden ani bir karar nazil olmasını umarak. içi dolu mukaddes kaplara aksediyordu. dedi. hızlı hızlı yürüyordu. kiliseye dalıyordu. Kubbeli taban. duvar boyunca yürüyordu. mermer kenarda kırılarak. Fakat iri taşlar üzerinde bir ipek hışırtısı. çok geçmeden de canı sıkıldı.. üç muazzam şua halinde. Kavas. 246 MADAME BOVARY güzel ve canayakın. neyi bulursa ona sarılmak ihtiyacındaydı.. Bu. kiliseyi tek başına temaşaya kalkışan bu adama karşı içinden kızıyordu. Kubbe altlan. Le"on. ciddi adımlarla. kendisini takibeden bakışları gözetleyerek. dua okunan yere kadar geldi. usulüne uygun olarak. incecik fotinleriyle. Andaluzyalı bir markiz gibi kendini duaya kaptırmış görmekten bir başka zevk duydu. Uzun uzun. yüzünü ışığa boğmak için parıldıyor ve buhurdanlar. üç açık kapıdan. üstünde ne yazısı. bunlara. alacalı bir halı gibi seriliyordu. malta taşları üzerine. Leon bir iskemleye oturdu. bir kenarda. dedi. bir. az sonra gelecekti. Fakat resimlerin aksi. hayır! Ve şiddetle elini çekerek. altın gözlüğü. Emma: — Neden olmasın? Çünkü sallanmakta olan iffeti yüzünden Hazreti Meryem'e. artık gidiyorlardı. Tam o sırada kavas hızlı hızlı geldi: MADAME BOVARY 247 — Madame. mavi camları üzerinde kayıkçıların sepetler taşıdığı görülen bir büyük pencereye gözleri ilişti. Sonra kapıya gelip meydana baktı. kilisenin yürek çarpıntısını daha da artıran sessizliğine kulak kabartıyordu. LĞon'un bu hareketi ona canavarca bir iş. kapanan bir parmaklığın yüksek kubbeler altında yankıları devam eden gürültüsü katılıyordu. Hazreti Meryem hücresine girdi ve bir iskemle üstünde diz çökerek dua etmeye başladı. Emma yerinden doğruldu. mihraba yandan diz bükerek geçip gidiyordu. Leon'a bir kağıt uzatarak: — Okuyunuz. Emma dua ediyordu. Billur avizeler hareketsiz sarkıyordu. randevunun ortasında. Hayat kendisine hiçbir zaman bu kadar güzel görünmemişti. çünkü Emma bir türlü duanın sonunu getirmiyordu. dikkatle baktı. Allanın inayetine mazhar olmak için de. kilisenin karanlık yerlerinden bazen. âdeta kendisini soymak. Dışarının bol güneşi. büyük vazolarda açmış beyaz çayır çiçeklerinin kokusunu içine çekiyor. bir siyah kısa pelerin. iç çekişlerini andıran sesler geliyor. bu sofu kadın fantezisine kızdı. yan hücrelerden. gözlerini mihraptaki dolabın ihtişamıyle dolduruyor. Genç adam. herhalde buralı değiller? Madame. Ama yine Emma gelmiyordu. telaşlı. mezarlara. ojivlerin başlangıcı ve renkli büyük camların bir kısmiyle. Emma ortada yoktu. düşüncesi Emma'nın peşinde dolaşıp duruyordu. büyük renkli pencere camları. bir zangoç. Evvela kilisenin yan kısımlarını şöyle bir dolaştı. Bunun üzerine kavas. Dua yerinde bir gümüş lamba yanıyor. yanmaya hazır duruyordu. Emma'nın yüzü solgundu. onun etrafında. karanlıkta. bu arada. ne de işlemesi olan siyah kaldırım taşlarından büyük bir daireyi göstererek azametle: . kilisenin meraka değer hususiyetlerini görmek istemezler mi acaba? Noter kâtibi: — Hayır. şapka kurdelesi.

ona bakıyor.— .. katedrale çok iyilik etti. Breval ve Mont-chauvet beyi. muntaMADAME BOVARY 249 zam aralıklı bir baston takırtısıyle. Poitou büyük Mareşali. — Monsieur! — Ne var? Bu. onlardan birkaçını yerinden kaldırdı ve kötü yapılmış bir heykel olması muhtemel bulunan bir nevi külçeyi meydana çıkardı. Maulevrier kontu. dedi. katedralden bahseden eserlerdi. 16 temmuz 1465 tarihinde Montlhery muharebesinde ölen. bir kelime bile söylemeye. iki saatten beri kilisede taş gibi "hareketsiz kalmış olan aşkı. Monsieur. bir pazar günü vefat eden Louis de Breze'dir. Uzun bir iç çekme ile: — Bu. dedi. O çanı döken işçi. Mauny baronu. tekrar Hazreti Meryem'in hücresine gelince. 25 temmuz 1531'de. ¦ Leon kiilseden dışarı fırlarken homurdanıyordu: . şu tarafa dönünüz: İşte Ambroise'ların mezarları. solda.. âlem!. Madame Bovary gözlüğünü eline aldı. hareketsiz. dedi. değil mi? . yerinde tepiniyordu. gevezelikle kayıtsızlığın bu çifte inadı karşısında cesaretinin tükendiğini hissediyordu. Monsen-yörün piskoposluk makamı altına. vary parmağını mukaddes suda ıslatırken. Leon: — Teşekkür ederim. Leon: — Gidelim. dedi. topyekûn bir izah jestiyle kollarını uzattı ve sıra sıra desteğe alınmış yemiş ağaçlarını gösteren bir çiftlik sahibinden daha gururlu: — Bu alelade taşın altında. Nor-mandiya valisi. nereye gidiyoruz? diyordu. Monsenyörün ikametgâhına gitmek için geçtiği kapı. Emma ile Leon'u içi parmaklıklarla dolu bir hücreye soktu. Kavas yürümeye başladı. Louis' nin nazırıydı.. Şimdi. Madame Bo-. mezara inmeye hazır duran bu adam yine aynı şahıstır. Hazreti Meryem'dir. Diane de Poitiers'dir. çan kulesinin âlemi. güzel Ambroise çanının çevresi. zira neredeyse.. koltuğunun altına sıkıştırdığı yirmi kadar ciltsiz kalın kitabı karniyle de destekleyerek getiriyordu. kolunda bir çocuk taşıyan kadın ise. İşte. Leon kaçıyordu. Buradaki. âlem. Calvin'ciler. Fakat Leon hızla cebinden bir gümüş para çıkardı ve Em-ma'yı kolundan yakaladı. boyuna konuşarak. 1566'da ölmüştür. kral XII. Kötülük olsun diye. Bütün Avrupa'da bir eşi daha yoktu. Altında da. onu bu hale getirdiler. Hiç durmadan. Tam kırk bin libre geliyordu. İkisi de kardinal ve Rouen başpiskoposuydular. şaha kalkmış bir atın üzerinde gördüğünüz zırhlara bürünmüş bu asilzade ise. Monsieur. Ebedi kılavuz devam ediyordu: 248 MADAME BOVARY — Onun yanında gördüğünüz şu diz çökmüş ağlayan kadın ise karışıdır. Hiçliğin bundan daha mükemmel bir timsalini görmek mümkün olamaz. Breze kontesi. — Sağda. Leon dudaklarını ısırarak. sevinçten ölmüştür. toprağa gömmüşlerdi. ordre şövalyesi ve dedesi gibi Normandiya valisi olup. Geçelim de Gargouille'u gösteren renkli pencere camını görelim. şaşırdı kaldı: — Ama. eskiden İngiltere kralı ve Normandiya dukası Arslan Yürekli Richard'ın mezarını süslüyordu. Bunlar.. 1499'da doğmuş. birinin nefes nefese geldiğini duydular. Leon ise. Leon dönüp baktı. Emma: — Peki. Baştan başa dökme demirden. Varrenne ve Brissac beyi Pierre de Bre'ze yatıyor. onun torunu. kitabede de görüldüğü gibi. dedi. Valentinois düşesi.İşte. Fakirlere otuz bin altın ekü dağıtılmasını vasiyet etmiştir. arkalarında. bir tek harekette bulunmaya kalkış-maksızın. yabancının göreceği daha birçok şey varken. Leon cevap vermeksizin hızlı hızlı yürüyordu. şimdi de delifişek bir kazancının marifeti ile katedralin tepesine gelip konuvermiş o sipsivri bir kafesi andıran veya ajurlu bir bacaya benzeyen şeyden buhar olup havaya karışacak gibi geldi ona. kavastı. Kavas. sonra. Mısır'daki en yüksek ehramdan yalnız dokuz ayak noksan. — Monsieur hata ediyorlar! Yerden itibaren yüksekliği tam dört yüz kırk ayaktır. kralın mabeyincisi. bu zamansız cömertliği anlamayarak.

üçüncü defa olarak durdu. Karşı karşıya. Nazlanıyordu. birdenbire. Lescure'e. pek yakışıksız olur! Noter kâtibi: — Neden olsun. hep yerinde. güneşte bir aşağı bir yukarı gezindikleri hastane bahçelerini arkada bıraktı. diye bağırdı.. Araba nehir boyunca. dosdoğru gidin! Araba. Emma'yı arabaya sokarak: — Nereye isterseniz. fakat derhal arkadan öfkeli haykırmaların yükseldiğini işitiyordu. şuraya buraya çarparak. yeni köprüyü geçti ve Pierre Corneille'in heykeli önünde zınk diye durdu. Büyük köprü sokağından indi. adaların ötesine kadar uzun uzun yol aldı. ne yapacaklarını biraz şaşırmış. İçeriden gelen bir ses: — Devam ediniz! dedi. Saint-Pol'e. Saint-Romain. susuzluktan.. sınır taşlarının bulunduğu köşelerde. Araba derhal harekete gelerek. vakit vakit meyhanelere ümitsizce bakıyordu. parmaklıklardan dışarı çıktı ve ağaçlıklı yola gelince. Saint-Vivien. nünü. Napoleon rıhtımını. daha öfkeli: —: Yürüsenize! diye haykırdı. Gargan tepesine... Gaillardbois meydanına. olur mu. yorgunluktan ve kederden âdeta ağlamaklı olmuş. meşin şapkasını dizleri arasına koydu. Trois -Pipes'e ve Cimetiere Monumental'e uğradı. kuru taşlar döşeli yedekçi yolundan ilerledi. Le*on. ulu karaağaçlar arasından. Champ-de-Mars Meydanı'nı ve siyah ceketli ihtiyarların. Curandiers rıhtımı ve Meules rıhtımından geçti. gezintiye devam etti. bir sıçrayışta. Çocuk. rasgele. Base-Vieille-Tour'a. Saint-Maclou. doğrusu. Aynı ses: — Hayır. Cauchoise bulvarını. dedi. Paris'te olağan bir şey bu. Emma'nm tekrar kiliseye girmesinden korkuyordu. Sotteville. Müşterilerini hangi hareket çılgınlığının böyle durmamacasına yollara düşürdüğünü bir türlü anlayamıyordu. Hantal araba yola düzüldü. Emma bu söz üzerine. Arabacı: — Monsieur nereye gidecek? diye sordu. Dinanderie sokağına. Araba yeniden harekete geçti. kurşun gibi Quatre-Vents sokağından fırladı.. dirilişi. Saint-Sever. — Ah! Leon. Nihayet araba göründü. Kral David'i ve cehennemin alevleri içindeki lanetleri görürsünüz. mukavemet edilmez bir delil karşısındaymış gibi pes etti. bilmem ki. hafif tırısla devam etti. O zaman. nehir kenarına. Saint-Nicaise önüne. dörtnala şimendifer istasyonuna girdi. köprüyü bir kez daha aştı. Eşikte kalmış olan kavas onlara seslendi: — Hiç olmazsa kuzey kapısından çıkın. küçük perdeleri inik bir arabanın. sarmaşıklarla yemyeşil bir taraça üzerinde. Maladrerie sokağına. Aynı ses. gitti. Quatremares. dedi. bir mezar gibi sımsıkı kapalı ve bir gemi gibi . Grande-Chausse ve Elbeuf sokağından geçti ve nebatat bahçesi önünde. cennet. Ama araba bir türlü gelmiyordu. kayıtsız. Oyssel tarafından. Bouvreuil bulvarından çıktı. Rouge-Mare'a. çimenlerin yakınma sürdü. ceza gü-. yük arabalârıyle variller arasında. MADAME BOVARY 251 Limanda. keyfi kaçmış. Arabacı. Sonra ciddi bir eda ile: — Biliyor musunuz.. sarsıntılara aldırmaksızın. hayır. Arabacı alnını sildi. Le"on. sokaklarda. sanatlar meydanını. arabasını yan yolların ötesine.— Hay budala! Küçük bir çocuk sahanlıkta haylazlık ediyordu: — Git de bana bir araba getir. Fakat. birkaç dakika yalnız kaldılar. Gümrük önüne. ter içinde kalmış iki sıska beygirine şöyle temiz birer kırbaç savuruyordu. şehirliler. Tekrar döndü ve artık niyetsiz ve istikametsiz. La Fayette kavşağından iti250 MADAME BOVARY baren. sonra Deville yamaçlarına kadar bütün Mont-Riboudet'yi dolaştı. Bazen mahsus duraklar gibi oluyor. kendini inişe bırakarak.

dedi. laboratuvarda capharnaüm'un çivide asılı anahtarını alıyor. bir başka tencere getir diyorum. hakiki bir mabet sayardı. Homais'nin -evine gitmeniz lazım. hem de kapaklı bir tencere ha! Belki bir daha onu kullanamayacağım! Bizim mesleğin nazik işlerinde her şeyin ehemmiyeti MADAME BOVARY 253 vardır. burası da Homais'nin kendisini bencilce toparlayarak. Nalbantm evi önünde gerine gerine duran Felicit^'yi ta uzaktan tanıdı. Bir defa. Git. diğer yığınları aşıyordu. ilaç imaline tahsis edilen şeyleri böyle hemen hemen ev işi denebilecek hizmetlerde kullanmaz caiz değildir. çiçek açmış bir kırmızı yonca tarlasına döküldüler. şapkasının tülünü indirmiş bir kadın indi ve başını çevirmeksizin yürüdü. Nihayet. macunlar. nihayet kalkıp gitmişti. ayakta. herkese açık olan eczanesi nasıl gururunu 'teşhir ettiği bir yerse. gözlerini dört açarak bakıyorlardı. hem de diyeti olan o korkak uysallığı kendi yüreğinde hissetmeye başlamıştı. menkular. her dakika saati ve geçilen kilometreleri sorarak. Charles da kendisini bekliyordu. Eczacı. gün ortasında. ısrarlı bir tavırla: — Madame. -Bu. ona saygısızlığın son perdesi gibi geliyor ve frenküzümlerinden daha çok kıpjkırmızı kesilerek. Sonra saat altıya doğru. bu âdeta bir hâkimin. bir kamu ihtiyacının ferdi fantezilere gerekli olan üstünlüğüyle. Bizimki de. Bu yığın. iki havan eli arasında yere serilmiş yatıyordu. Hiç kimse bu odaya ayak basamazdı. sünepeliğinden.. yeniden sarıp sarmalamakla saatleri geçirirdi. Sık sık sık oraya gider.. her şeyin yeri ayrıdır. hatta Rouen Feneri. Emma içeriye girdi. Pek acele bir mesele için. kaptan kaba devretmek. Bunlar. . şuruplar. âdeta bir tavuğu neşterle parçalamaya benzer. fakat şurubu kuvvetli gelmiş ki. Arabada bir köşeye oturur oturmaz. atlarını zaptetti. II Madame Bovary hana varıp da yolcu arabasını göremeyince şaşırdı kaldı. Süratle bavulunu hazırladı. Burasını basit bir depo değil. fakat akşama döneceğine söz vermişti. avluda bulduğu iki tekerlekli bir arabaya bindi. çöpleri temizlenmiş frenküzümüyle dolu koyu renkte küpler. Bu kurala o kadar itaat ederdi ki. içini de bizzat kendisi süpürürdü. parça halinde şekerler. arabanın gümüş gibi parlayan fenerlerine güneşin tepeden vurduğu bir anda. tembelliğinden. Hivert. etiket yapıştırmak. Hâlâ anlamadın mı ki. aynı gün kışlık reçelini hazırladı. ateşte tencereler arasında. git de Capharnaüm'den al diye? — Ne olmuş? Ne var? — Ne mi var? Reçel yapılıyor. gözlerini yumdu ve bayırın altında'açtı. eldi-vensiz bir el sarı bezden perdelerin altından uzandı ve dışarıya kağıt parçaları attı. başını eğiyor. çünkü reçel kaynatma zamanıydı ve Yonville'de herkes. Emma.Sokak köşelerinde. Quincampoix'nin ilk evleri hizasında Kırlangıç'ı yakalamaya muvaffak oldu. rüzgârla etrafa dağıldılar ve az ötede. Elceği-ziyle hazırladığı türlü haplar. araba Beauvpisine mahallesinin daracık bir sokağı önünde durdu. nerdeyse taşacaklar. eczacı ise bağırıyordu: — Kim dedi sana. durmamacasına aynı yerlerden geçmesi gibi taşrada benzeri görülmemiş bir hadiseye afallamış. beyaz kelebekler gibi. birçok kadınlarda zinanın hem cezası. irili ufaklı bütün Homais'leri mutfakta buldu. içinden. ilaçlar. masada teraziler. cesaretlendirerek. Arabacıyı sıkıştırarak. gidiyor. aşçı kadın da arabanın vasistasına kadar uzanarak. ta çenelerine kadar çıkan önlükleri ve ellerinde çatallarıyle. tavan arasında mesleğine ait kap kaçakla eczaların tıklım tıklım doldurduğu küçük bir odaya capharnaüm demek âdetindeydi. Kendisini elli üç dakika beklemiş olan Hivert. bir eczanenin kasabalılara ait fırınlara. yalnız sevdiği işlerle uğraşmaktan zevk aldığı bîr sığınaktı. Zaten Emma'yı hareket etmeye zorlayan bir şey yoktu. tencereler kaynıyor. Büyük koltuk devrilmişti. Kasaba her zamanki gibi sessizdi. yakıcı alkalileri kilitlediğim anahtarı alarak ha! Oradan yedek bir tencere getirmek ha. dövülmüş şeker. buradan çıkar ve eczanenin şöhretini civara yayardı. ha252 MADAME BOVARY vada tütüp duran küçük pembe kümeler vardı. Koridorun kapısını itti. tekrarlıyordu: — Capharnaüm'den ha! Asitleri. Bu nedenle Jus-tin'in sersemliği. Madame Homais: . Fakat eczacının dükkânı önünde çok daha geniş bir yığın herkesin hayranlığını çekiyordu. kırlık yerde. hemen M. hana borcunu ödedi. Justin.bocalaya bocalaya.

. tıpkı fırtınalı günlerde. kitabı yerden alarak baktı. — Ya. ne olurdun? Ne yapardın? Yemeğini. Fabricando fit fa-ber. yerine koy.. İki kelimeyi birbirinden ayıra ayıra: — Evlilikte. çok daha iyi hareket etmiş olurdum herhalde! Boynuzlu hayvanlara çobanlık etmekten başka bir işe yaramayacaksın.. sargılan yırtın! Emma: — Ama. ağzı balmumuyla kapalı. Demek o şişeye dokunacaksın. diyordu. Oh! Çok güzel! Çok güzel! Mükemmel! Resimleri de var! Yok. hükümet bizi yerden yere çalı254 MADAME BOVARY yor. kırın. giyeceğini. Şayet bilgisi olsaydı. redingotuna yapışarak: — Baba! Baba deyip duruyordu. MADAME BOVARY 255 Çocuk eğildi. ağzı bir karış açık kalmıştı. suçlular arasına oturmamı mı istiyordun? Giyotine sürüklenmemi görmek mi istiyordun? Ne yaman alışkanlığım olduğu halde. Düşün. Fakat Emma. dedikleri gibi. mesuliyetim aklıma gelince benim bile ödüm kopar! Çünkü. evimde beyler gibi. terbiyeni. Eczacı ise nefes nefese söyleniyordu: — Görüyor musun sana yapılan iyiliklere nasıl mukabele ettiğini! Sana bir baba cömertliğiyle sarf ettiğim dikkat ve ihtimamları bak nasıl mükâfatlandırıyorsun!. Arsenik ha? Hepimizi zehirleyecektin sen! Çocuklar. parçalayın. — Bir dakika! Biliyor musun başına ne gelecekti?. sonra yanındaki tencereyi alacaksın! Madame Homais. üçüncü rafta. içinde beyaz bir toz var. Eczacı güdüyordu: — Boşalt şu tencereyi! İçini iyice temizle. küreğe asılarak ter dökmek.. Götür.. diye kekeledi. gerçek bir Democles kılıcı gibi tepemizdedir! Emma. Madame Homais'ye dönerek: — Beni çağırmışsınız. Seni. çünkü. mirasyediler gibi. kıyısındaki yosunlardan dibindeki kumlara varıncaya kadar açılıp saçılması gibi. ondan daha atik davrandı. karnını tıka basa doldurarak yaşıyorsun!. bilmiyorsun! Öyle mi? Aman ben biliyorum! Bir şişe görmüşsündür. demişsiniz ki. hatmiyi yakın. kavanozlarda hıyar turşusu kurun. diyordu. köşede hiçbir şey görmedin mi? Söyle. nasıl söylemeli bilmem. üstünde de kendi elimle yazdım-dı: Tehlikeli! Biliyor musun içinde ne olduğunu? Arsenik.— Sakin ol. karınlarında dayanılmaz sancılar başlamış gibi. canım. bunlarla uğraşırken rıe kadar titizlik gösterdiğimi bilmez misin? Ekseriya. Homais.. Latinceden misal getiriyordu. ellerini bitiştirerek: — Yanında ha! dedi. mavi camdan bir şişe. sülükleri salıverin. bilmiyorum. cebinden yere bir kitap düşürdü. ruhunun nesi var nesi yoksa hepsini rasgele dışa döktüğü o buhranlardan birini geçirmekteydi. Okyanusun. artık sen çok oluyorsun! . aşk. Çinceden ve Groenland dilinden de misal getirebilirdi. bırakın beni. Athalie de. cevap ver. kederli bir tavırla Emma'nın sözünü kesti: — Ya... age quod agis. dedi. burada. içinde doğduğun sefalet ve pislikte küflenmeye bırakmış olsaydım vaktiyle. Devam etti: — Seni adam etmek vazifesini üzerime aldığımdan fena halde pişman olmaya başlıyorum. ¦ Kadıncağız. Gözleri faltaşına dönmüş. tâbi olduğumuz saçma mevzuat. Vay canına! Vallahi bakkal olsaymışım daha iyyimiş! Haydi bakalım! Hiçbir şeye saygı göstermeyin. Hiddetten o kadar köpürmüştü ki.. Eczacı devam etti: — Yahut bir hastayı zehirleyecektin! Ağır Ceza Mahkeme-si'ne gitmemi. ben olmasaydım. bağırıp çağırmaya başladılar. kendisinden ne istendiğini artık düşünmez olmuştu. Eczacı: — Hayır. ağzından bir söz çıksın! Çocuk: . avuçlarının nasırlaşması gerek. bir gün toplumun saflannda şerefle yer tutmak olanaklarını sana kim veriyor? Ama bunun için. Solda.. bırakın beni. İlme zerre kadar istidadın yok! Bir etiket yapıştırmasını bile zor beceriyorsun! Sonra da.. aman Allahım.ki? Bir felâket! Sözünü bitiremedi. — Bil. Haydi çabuk ol! Justin'i kısacık bez ceketinin yakasından tutup sarsarken.

resimleri görmek istediler. Homais'den bu korkunç haberi karısına sindire sindi-re vermesini rica etmişti. açılmış kitap elinde. Fakat. biliyorum. dedi. sokakta bir kahvenin kapısı önünde ölmesi nedeniyle. kendini de bir şeyler söylememeye zorluyordu. annesinin hiçbir duygu yapmacığına başvurmaksızın hadiseyi olduğu gibi anlattığı mektubu gösterdi. zira M.. sakın dokunma Çocuklar. Kadın yalnız. bir ince üslup ve nezaket şaheseri haline gelmişti. Sonra dosdoğru çömezinin karşısına geldi.Madame Homais ilerledi: — Hayır. Emma kapıyı çalınca. kendisini beklemekte olan Charles.. Fakat daha sonra. Hiç değilse. Sonra. iri adımlarla bir aşağı. pekâlâ yemeğe başladı. kocasının dudakları dudaklarına değer değmez. karısını böyle sessiz gördükçe. Emma: — Ama. dedi. onu törpülemiş. Emma' mn hassasiyetini korumak düşüncesiyle. ötekinin hatırası canlandı.. belagatı silip süpürmüştü. beyninden vurulmuş gibi. sofradan kalktığı sırada.. Zaman zaman. tafsilât istemekten vazgeçerek. Napoleon'u doğru yoldan ayıracağını hiç düşünmedin mi? Oğlum koskoca adam oldu nerdeyse. daha sonra! Hiç değilse erkek olmayı. kollarını kavuşturarak durdu: — Demek hiçbir kötü huyun eksik değil. Eserde öyle ilmi taraflar var ki. bilemeyeceğini gösteren bir jest yaptı. mizacının kıvamını bulmasını bekleseydin ya.. Önce. söyleyeceği cümle üzerinde uzun uzadıya düşünmüş. emekli subaylarla bir anma yemeğinden sonra. Eczacı parladı: — Çıkın dışarı! Çocuklar çıktılar. ansızın. Eczacı. Nihayet. tedbir ve girizgâh. kayınpederiniz öldü! Hakikaten Bovary Efendi. Athalie'nin yüzünü gözünü açacağını. Emma. bana bir diyeceğiniz varmış. Monsieur? dedi. Charles. yüzü şişmiş. kafalarını altüst edeceğini. Emma'yı öpmek için hafifçe eğildi. ellerine geçirip okumadıklarından emin misin? Bana teminat verebilir misin ki?!. biliyorum. Ama yine. iki gün önce. kendi üzüntüsünü yenerek: — Dün. beyin kanamasından ölmüştü. soluğu kesilmiş. insanın okuyup öğrenmesinde sakınca yoktur. Ama yine de cevap verdi: — Evet. akşam yemeğinde. tedbirde pek ileri giderek. üzüntüden bitkin. — Yaa! Hepsi bundan ibaret kaldı. babacan bir tavırla söyleniyordu: 256 MADAME BOVARY — Sanma ki bu kitabın tamamıyle aleyhindeyim! Yazarı hekimdi. şimdi ne olacak? Emma. Artık sakinle-şiyordu. eczaneden çıktı. elini hiçbir şeye sürmüyordu. kocasının Doudeville'de. bir yukarı gezindi. başını kaldırarak. papazsız can verdiğine yanıyordu. veznine sokmuştu. konuşması gerektiğini anlayarak: — Kaç yaşındaydı baban? diye sordu. habere pek üzülmüş olduğunu sanıyor. dedi. Hocais tekrar azarlamalarına başlamıştı. sevgili karıcığım. uçurumun kenarındasın!. gözlerini döndürerek. Bir çeyrek saat sonra Charles: — Zavallı anneciğim. kollarını açarak ilerledi ve ağlamaklı bir sesle: — Ah. Yunan biçimindeki takkesiyle yelpazelenerek. karşısında kocası. — Doğru. Oysa. öyle mi. Bu aşağılık kitabın çocuklarımın eline geçeceğini. duyduğu acıyı büsbütün coşturmamak için. âdet yerini bulsun diye iştahı kesilmiş gibi göründü. Emma susuyordu. Allahın cezası? Dikkat et. iyi eğlendin mi bari? MADAME BOVARY . Fakat Charles'ın üstelemesi üzerine. hatta öğrenmesi lazımdır da diyebilirim. Bir defasında içini çekti: — Kendisini tekrar görmek isterdim. yuvarlamış. Madame. ürpererek elini yüzünden geçirdi. karısına yeis dolu gözlerle uzun uzun bakıyordu. böylece cümle. M. Emma mektubu geri verdi. Fakat öfke. Charles. — Elli sekiz yaşındaydı. Charles ona.

Fakat kocasıyle kaynanasının orada bulunuşu.257 — Evet. Dikiş dikerken.. tam bir sarhoşluk içinde. aşkının zaten dışarıdan gelen izlenimlerle kaybolu gidecek olan hatırası bozulmasın diye. M. Bovary yerinden kalkmadı. Bovary ana. Emma. hiçbir şey görmemek istiyordu. Telâş içinde karısına döndü: — Acaba. Emma hiç oralı olmayarak: — Evet. O mazi olmuş günün en göze görünmez ayrıntılarını canlandırmaya çalışıyordu. böyle bir hizmete ihtiyaç olduğunu sanmadığını söyledi. hep birlikte matem meselesini görüşmek icabetti. dedi. kör topal giden sağlığm- . Dikiş' kutularıyle birlikte dere boyuna gidilip kameriyenin altına oturuldu. gözlerini kaldırmaksızm. kendisini rahatsız ediyordu. Emma. yerinden kalktı. iki eli ceplerinde duruyor. Emma da öyle. Bir elbisenin astarını söküyor.. Madame Bovary anne. Birdenbire tuhafiyeci M. etrafına bez parçaları saçılıyordu. Leureux. Adam. makasını şıkırdatıyordu. dünyadan uzak. Kaderin icaplarını göz önünde tutarak. biliyorsunuz. açıktan açığa Emma'yı mirastan dolayı tebrik etti. alçak sesle ilave etti: — Hani şu meseleye dair. bu manzaranın monotonluğu yüreğindeki acıma duygusunu yavaş yavaş silip süpürüyordu. dedi. sanki şifa bulmaz beceriksizliğine canlı bir serzeniş gibi. iri bir yaş MB 17 258 MADAME BOVARY damlası burnundan aşağıya iniyor ve ucunda bir an asılı duruyordu. Eski zamanların en kötü günlerini bile özlüyor gibiydi. kendilerine bir hizmette bulunup bulunmayacağını öğrenmeye gelmişti. Pek uzun bir hayıflanma ile her şey siliniyordu. hiç sesini çıkarmıyordu. kendisine hırkalık eden koyu renkte eski redingotu sırtında. kısacası. her bakımdan biçare bir adam gibi görünüyordu. sevgilim?. Ölümüne kadar pek az sevdiğini sandığı bu adama bu kadar muhabbet duymasına hayret ediyordu. Sofra örtüsü kaldırıldığı zaman. Kocası ona. döşeme tahtaları üzerinde bir sopanın tok gürültüsünü duydular. daima şöyle böyle. mahsulden.. Charles. karşılıklı ağlaştılar. üzerinde küçük beyaz önlüğü. Daha ertesi gün. bir dilenci karısından. ağlamaktan kızarmış gözlerini onlarla serinleterek kokusunu içine çekti. Ana oğul. kocasını düşünüyordu. yemiş ağaçlarından.. kulaklarına kadar kıpkırmızı kesildi: — Evet. kesesinde ufaklık arayıp duruyordu. uyuşturucu bir şey Emma'yı gevşetiyordu.. babasını düşünüyordu. ¦ Bovary. tahta bacağıyle. kenarları şeritli terlikleri ayağında. Başbaşa kalınca. bu sefer annesine: — Bir şey değil. ıkına sıkma yarım çark etti. Ne yaparsa yapsın. Charles menekşeleri aldı. Charles. hiçbir şey dinlememek. bugün öğleden sonra satın almıştım. dedi. dedi. Lheureux'nun çitten içeri girdiğini gördüler. Paylanmaktan korktuğu için. Bu adamdan nasıl kurtulmalı? Ne sonu gelmez akşamdı bu! Bir afyon buharı gibi. hemen çiçekleri elinden çekip aldı ve bir su bardağına koydu. Kocasının halini gördükçe. Emma anlayışlı göründü. sadece orada bulunuşunun dahi kendisi için ne kadar zillet verici bir şey olduğunu anlamaz görünüyordu. annesinin senet meselesini öğrenmesini istemiyordu. Sonra. Emma. gür kızıl saçlarından ter boşanan biçareye bakarak kendi kendine: — Başına gelenleri unutmuş bile. Yakınlarında Berthe. Methalde. dedi. Madame Bovary anne çıkageldi. yan yana bulunduklarım düşünüyordu. sonra şundan bundan. değil mi? Charles. ancak kırk sekiz saat önce. bavulları yere koymak için. Dükkâncı bu cevaptan hiç alınmadı: — Çok özür dilerim. Bu adamcağızın. cılız. âşığıyle birbirlerine yiyecek gibi bakarak. eve dair ufak tefek işler. Madamın bavullarını getiren Hippolyt'ti. Emma. Ocağın üstünde Leon'un menekşelerine gözü ilişince: — Ne güzel bir buket getirmişsin. bir hiç. Emma ise. öyle ya. özel olarak görüşmek isterdim. sıska. Bu. Ertesi gün. Charles ise. evet. küreğiyle bahçe yollarının kumunu kuruyordu. hizmetçilere emir vermek bahanesiyle ortalıktan kayboldu. dedi. mümkün mü.

Bir tanıdık bulmak için zihnini yoran Charles: — Belki Leon kabul ederse. çok daha iyi olur. Lheureux: — Biliyorsunuz canım. başını eğerek: — Ne kadar iyisin. Sonra ölçü almaya geldi. Kumaşı göndermedi. sonunda: — Nihayet kendisiyle anlaştık. Fakat mektuplaşma yoluyle anlaşmak güç olacaktı. basiret gibi büyük laflar ediyor ve mütemadiyen verasetin güçlüklerini büyültüyordu. adamın sözünü kesmeden dinliyordu. sadece ekmeğine katık bulabilmek için ecel teri döktüğünü anlattı.MADAME BOVARY 259 dan söz açtı. istikbal. Rasgele'teknik deyimler kullanıyor. Bovary'nin imza ettiği senedi yenilemekten ibaretti. tam karşıdan bakıyordu. bizzat getirdi.. ne gibi çekişmeler olduğunu sordu. örneğin size devretse. dedi. nekahatinin ilk günlerinde kendisine bir şeyler hikaye etmişti. Bereket versin adam. Şapkasını gözlerine kadar indirmiş. Zaten para konusunda bir münakaşa kapısı açmaya da asla yanaşmadı. Ben bunu içeriye girer girmez hemen farkettim. her nevi tediyede bulunmak ilah» hususunda umumi bir vekâletname örneği gösterdi. İki günden beri sıkıntıdan patlayacak haldeydi! Dükkâncı: — Artık tamamıyle iyileştinîz. herkesin düşüncesinin tersine. o zaman da işlerimizi karşılıklı görürdük.. Dükkâncı sustu. Bende Amerikalı gözü vardır. dedi. pek güvenemiyorum. her nevi borca girmek. müzayede ile satışa çıkarmak mı. Kadın ısrar etti. Charles. hastalığı sırasında tutulduğu din duygularına verdi. kimse yok.. üzülmesine hiç lüzum yoktu. ipotekleri tahkik etmek. yoksa tasfiye etmek mi icabedeceğini anlamak gerekiyordu.. tanıdık biri olsa. hizmete amade ve Homais'nin deyimiyle.. zaten kendisine bir uzlaşma teklif etmeye geldim. . görülmemiş bir soğukkanlılıkla ilave etti: — Doğrusu. bütün senetleri imza veya ciro eylemek. hiçbir şey hatırlayamıyordu. Zavallı kocanızın üzüntüden neler çektiğini gördüm. nizam. Charles siparişlerin geri verilmesini kendisinden gizlemişti. Acaba bir şeylerden mi şüphe ediyordu?. — M. Noterlerin kötü bir şöhreti yardır! Belki danışmak gerekecek. Emma' nın bu meseleyi düşündüğü yoktu. bu kağıdın nereden geldiğini safça sordu. nasıl münasip görürse. Lheureux'un verdiği derslerden faydalanmıştı. öyle hareket ederdi. Madamın kendisinden bir şeyler satın almaktan vazgeçemeyeceğini söyledi. Sonunda Emma. Sonra. Her ne kadar aramızda bazı çekişmeler olduysa da. Ama ziyaretlere gitmek için başka bir tane lazım. bundan ferah ferah bir rob çıkardı. Bir vekâletname ile mesele halledilir. ben gideceğim. — Hatta bunu bir başkasına. hele bir sürü sıkıntılı işlerle karşılaşacağı şu günlerde. diye devam etti. Nihayet bir gün kocasına «işleri sevk ve idare etmek. rica ederim. Bovary ana bundan hayrete düştü ve gelininde gördüğü bu mizaç değişmesini. iyi çocuktur doğrusu. yolculuk çantaları filan gibi. pratik sağduyusuyla Bovary'nin gözlerini kamaştırmakta gecikmedi. Monsieur. Charles teşekkür etti. bu işe baş koymuş görünmeye çalışarak ve daima Emma' 260 MADAME BOVARY ya vekâletname hususunda öğütler sokuşturarak türlü bahanelerle tekrar tekrar geldi. sözü dükkândaki mallara getirerek. Emma. Türlü endişeler içinde bunalıp kalmıştı. Emma. hafifçe ıslık çalarak. her seferinde sevimli. — Üstünüzdeki elbise eve giymeniz için iyi. Senetten asla bahsetmiyordu. tahammül edilmez bir şekilde. dedi. Malumat almak. Charles. Emma'ya. gülümseyerek. Guillaumin'den.. Charles. Karşılıklı bir nezaket ve iltifat yarışıdır başladı. şu sizin arzu ettiğiniz şeyler. Emma. Kendisine on iki metrelik siyah bir yünlü gönderecekti. Fakat kaynanası gider gitmez. ama kafası öylesine allak bullaktı ki. Sonra. dedi. Emma. Bu. ama. hiçbir şey anlamıyordu. yapma bir isyan edasıyle: — Hayır. Emro bizzat Rouen'a gitmeye talip oldu. iki eli arkasında.

küçük bıyıklı. gerçek bir balayı oldu. Bir defasında ay göründü. Rouen'a gidip M. Arkada ise. sonuna kadar ömür sürmek istiyorlardı. eline kırmızı bir kurdele parçası geçirdi. bir adaya yemek yemeye gidiyorlardı. daha uzun boylu gösteriyordu. İhtiyar kayıkçı. hatta Emma şarkı bile söyledi: 262 MADAME BOVARY Bir gece. Leon' un etraftan kanat çırpmalar gibi geçtiğini dinlediği ses titreşimlerini alıp götürüyordu. krema ve kiraz yiyorlardı. Rüzgâr. kavakların altında öpüşüyorlardı. sulardan kayıyorduk. Sonra avuçlarına tükürerek küreklere sarıldı. Kapısında siyah ağlar asılı duran bir meyhanenin basık salonuna girip oturuyorlardı... geçen gün gezdirdiğim bir gruptan kalmış olmalı. dedi. Emma ürperdi. adaların kıyısını takip ediyordu.. sonra ay ışığında. sürüklenen dümen küreği suda tatlı şıpırtısını hiç kesmiyordu. Emma şapkasının bağlarını çözüyor. Adolphe. herhalde bütün bunlara daha evvel hayranlık duymamış olacaklardı. . Emma. Emma. Ayı melankolik. Akşama doğru. Ahenkli ve zayıf sesi sularda kayboluyordu. tam karşıda duruyordu. kalafat tokmaklarının gemi karinalarında tınladığı duyulan saatti. Şehrin gürültüleri. geri dönüyorlardı. onu daha ince.. Otlar üzerine uzanıyorlar. yahut arzularının tatmin edilmesinden beri güzelleşmeye başlamış gibi. geniş yağlı damlalar görülüyordu. Kayıkçı kurdeleyi evirip çevirdikten sonra: — Belki. Herhalde gecenin serinliği olacak. ilâh. üstü kapalı bir kayığa biniyorlar. yabancıya iltifat olacağını sanarak. hatırlar mısın. açık bir pancurdan içeriye giriyordu. hemen şairanelik etmeye başladılar. yük arabalarının takırtısı. gözlerini gökyüzüne dikmişti. kayığın bölmesine dayanmış. Her ikisi de kayığın dibinde. Rıhtım üzerinde Boulogne Ote/i'ndeydiler. Verev duran uzun halatları sandalın üstüne biraz sürtünen. kapılar kapalı. Pastalar. harikulade geçti. Demir iskarmozlarda dört köşe kürekler ses çıkarıyor ve bu. yoktan var olmuş gibi. fakat. yerlerde çiçekler ve sabah olur olmaz getirilen buzlu şerbetlerle yaşadılar. bir şey değil. ellerini bitiştirmiş. — Yoo. kadınlı erkekli bir alay şaklaban vardı kayıkta. seslerin uğultusu. Ağaçları. bir metronomun tiktakı gibi sessizlik içinde beliriyordu. Bu saat. mavi gökyüzünü. Leon ona sokularak: — Rahatsız mı oldun? dedi. yerde. İstrongilos. nehirde. uzun boylu. Bazen söğütlerin gölgesi onu bütün bütüne gizliyor. Saadet içinde kendilerine dünyanın en şahane köşesi görünen bu küçücük yerde. dopdolu. Leon. yakışıklı bir adanv keyfine payan yoktu. gemi tezgâhlarında. adalarına ayak basıyorlardı. Başını kaldırmış. şampanyalar. Ay.» diye bağırıyorlardı galiba. L6on onun bu âşık kadın kurnazlığına bayıldı. tabaka tabaka Floransa tuncu gibi karmakarışık dalgalanan. suyun akışını dallar arasında meltemin esmesini ilk defa işitmiyorlardı. nefis. ve şiirle dolu bularak. değil mi? diye sordu. karanlığa gizlenmiş. Orada. rıhtıma bağlı kayıklar arasından geçiyorlardı. MADAME BOVARY III 261 Bu üç gün. birdenbire meydana çıkıyordu. borulu çalgılarla gelen gürültülü patırtılı. Kıvrımları yelpaze gibi genişleyen siyah elbisesi. L6on'a akıl danışmak için Kırİangıç'a bindi: Orada üç gün kaldı. Emma son öpücükte: — Bana her şey yolunda diyorsun. Katran dumanı ağaçlar arasından dağılıyor. hiç konuşmadan kalıyorlardı. güneşin kızıllığı altında yüzen. Ötekiler: «Haydi. Ama yine de ayrılmak lazım geldi! Veda. orada. gemi güvertelerindeki köpeklerin havlaması. pancurlar çekilmiş. yavaşça: — Kadınsız edemeyen biri olmalı o da. Leon mektuplarını Rolet ananın adresine gönderecekti. azar azar uzaklaşıyordu. sanki tabiat daha önceden mevcut değilmiş. onun yanında. Hele bir tanesi vardı. herkesten uzakta. Emma çifte zarf hakkında o kadar açık tavsiyelerde bulundu ki.Daha ertesi sabah.. Adolphe!. Gece.. Kayık. bize bir şeyler anlat. dedi. pek hazin oldu. iki Robinson gibi. çimeni ilk defa görmüyorlar.

şemsiye altında konuşuyorlardı. Seni ne zaman göreceğim bir daha? 264 MADAME BOVARY Ayrılmışlarken dönüp tekrar öpüştüler. Çok güzel! Beğenmemekte haksızsın! Devam et. Ertesi gün. M. Yemeğini. gelenleri tekrar tekrar okuyordu. Perdelerin arasında gölgesini aradı. Fakat. aynı parçaya dört kere yeni baştan başladı ve her defasında çaldığını beğenmedi. Leon nihayet kararını verdi. çünkü Binet. ders almam lazım. çok pahalı! Charles. küçük salonda yedi. fakat ne o akşam. diyordu. Bayırın üstüne varıp da vadide rüzgârla dönen teneke bay-rağıyle çan kulesini görünce. kendisine bir tane tedarik etmeyi nezaketle üzerine aldı.. Hep mektup bekliyordu. Gidip hekimin kapısını çaldı. Mutfakta ışık yanıyordu. Dudaklarını ısırdı ve devam etti: — Ders başına yirmi frank. dedi. bir halı satın almayı kurdu. «gürbüz-leşmiş ve esmerleşmiş» buluyordu. Emma: — Ölmek daha iyi. bahçenin arkasındaki dar yolda —tıpkı ötekiyle olduğu gibi.— Elbette. olmuyor. eskiden olduğu gibi. elbette. Halbuki. diyordu. müziğe dehşetli tutkun göründü. Leon. sokaklardan tek başına eve dönerken aklına geldi: — Niçin bu kadar vekâletname diye tutturuyor? MADAME BOVARY IV 263 Çok geçmeden Leon. Ümit içindeydi. Charles. köylerini ziyarete gelen milyonerlerin hissetmesi gereken muzafferane bir gurur ve bencil bir şefkat karışığı bir haz duydu. ne de ertesi gün evden çıktı. arzun yerine gelsin diye çalıyorum. — Hayır. Nitekim. aptalca sırıtarak: . Hava sağanaklıydı.. Charles ondan bir şeyler daha çalmasını rica etti. odasına. ancak bir çeyrek saat sonra aşağı indi. Emma ile ancak gece geç saatlerde. Lheureux'un ucuzluğunu methettiği geniş yollu bir çift sarı perde aldı. Emma. — Alaha ısmarladık!. o kadar ki. arkadaşlarına tepeden bakmaya başladı. onun uzakta olmasıyle azalacağına büsbütün arttı. arada piyanoyu birazcık unuttuğunu itiraf etti. kendisini görünce sevinçle çığlıklar kopardı. aralarından uzaklaştı ve dosyalan tamamıyle ihmal etti. ama. Günde yirmi defa adam gönderip kendisini çağırıyordu. Monsieur.. Emma bu devirde. Allaha ısmarladık!.. Emma'nın evinin etrafında dolaşmaya gitti. birbirine karıştırıyordu. tahsildar yoktu. ama yalnızdı. dükkâncıya iyice dadanmıştı. olmuyor. her çareye başvurarak hiç değilse haftada bir defa devamlı olarak serbestçe buluşmak fırsatını elde edeceğini vaadetti. . Leon'un kolları arasında kıvranıyordu. Lefrançois ana. Ağlaya ağlaya. Leon'u görmekten pek memnun göründü. o. Zaten bundan şüphesi yoktu. — Peki. onu «uzamış ve incelmiş» buldu. Oysa Artemise. Lheureux: «Alt tarafı atla deve değil» diyerek. Ayrılık tahammül edilmez bir hale geliyordu. Arzusunun ve hatıralarının bütün kuvvetiyle onu hayalinde canlandırıyordu. Kırlangıç'ı beklemekten usanmış. işini gücünü bırakıp geliyordu. Sonra birdenbire keserek: — Hayır. Berbat! Parmaklarım durmuş. Emma. Hiçbir şey görünmedi. Emma'ya mektup yazıyordu. yemeğini bir saat erkene almıştı. Madame odasındaydı. bir cumartesi sabahı noterlikten sıvıştı. dar yolda— yalnız kalabildi. Kendisine para gelecekti. şimdi artık akşam yemeğini tam saat beşte yiyor ve yine de ihtiyar hırtlambanın geç kaldığım sık sık söylemekten geri kalmıyordu.. şimşeklerin parıltısında. Emma'yı tekrar görmek isteği. Rolet ananın neden her gün öğle yemeğini Emma'larda yediği ve ayrıca kendisine özel ziyaretlerde bulunduğu da bir türlü anlaşılmıyordu. Charles'ın kendisini dinlediği bir akşam. da hiç ses çıkarmadan. farkı kavrayamayan Charles: — Bravo. M. Emma porteleri şaşırıyor. yani kış başlangıcında.

zira meşhurlardan çok daha değerli olan. bir otlaktan sonra bir direk. ufka doğru daralarak uzanıp gidiyordu. Gururunu o kadar okşamış olan bu zavallı piyanonun evinden gidişini görmek. eczacının pancurları kapalı evindeki tabelanın büyük harfleri. nihayet çorbasını içtikten. fakat ün salmamış sanatkârlar da vardır. arabayı bekletiyorlardı. Kırlangıç. Emma yolu baştanbaşa ezber biliyordu. arada sırada bir ders alırsın. hafif tırısla yola çıkıyor. bana kalırsa daha ucuz bir şeyler bulunur belki. eve döndüğü zaman Emma'yı kurnaz bir bakışla süzdü ve nihayet şunu ağzından kaçırdı: — Bazen çok inadın tutuyor! Bugün Barfeuchers'deydim. kendi kendini . Biraz pahalı. arabanın sürücü yerine rahatça yerleşiyordu. bir ambar veya yol amelesi kulübesi geleceğini önceden kestiriyordu. aşı gibi. Emma. bir aşağı. gidip kapıları yumrukluyordu. piyanoda bir hayli ilerlediği kanaatına varıldı. çağırıyor. Emma potinlerinin tabanıyle avlunun kaldırım taşlarını dövüyordu. Saat yediyi çeyrek geçe olunca Emma. Emma: — Bul da göreyim. annenin yavrusunu emzirmesi gibi. üç çeyrek fersah boyunca yer yer durarak. Bazen. Artemise esneyerek ona kapıyı açıyordu. 266 MADAME BOVARY V Perşembe günüydü. düşünün. ters ters. piyanoyu satmanın daha iyi olacağını söyledi. Zaten. Ne kadar yazık olmuştu! İnsanın bu kadar kabiliyeti olunca! Bunları Bovary'e de söylediler. günün birinde mutlaka zafere ulaşacaktır. gocuğunu giydikten. Bana kalırsa. İşte orada. Emma yataktan kalkıyor. haftada bir defa şehre inmek. daha sonraları çocuğunuzun müzik terbiyesi daha az masrafa malolur. piposunu yakıp kamçısını eline aldıktan sonra. Araba yürüyor. sonra bir karaağaç. atları arabaya koşuyor. sessizce giyiniyordu. Bovary'nin nazarında. Hivert bağırıyor. alt tarafı bizi iflas ettirmez. Altın Arslan'a gidiyor. sonra yerinden iniyor. bazı zaruretler yüzünden yeniden başlayamadığını söylemekten geri kalmıyordu. dedi. — İstersen. bu. küfrediyor. dedi. hem de usta bir öğretmenden piyano dersi aldıklarını söyledi! Emma omuz silkti ve piyanosuna bir daha el sürmedi.. Herkes ona acıyordu. arabanın gelişini ayakta gözetleyen yolcuları alıyordu. asıl anneler çocuklarını yetiştirmelidir. sarı bir su ile dolu iki uzun hendeğin arasında.— Evet. fakat eminim. belki zamanımız için biraz yenidir. pamuklu gecelik takkesiyle başını bir delikten uzatan Lefrançois ananın verdiği siparişleri ve bir başkasının zihnini mutlaka allak bullak edecek olan izahatlarını dinliyordu. dostum. Tabiatın melekelerini hiçbir zaman bakımsız bırakmamalı. Sonra. Fakat (Bovary şayet oradaysa). yol kenarında. yol. pencerenin önüne geliyor. aynı zamanda. Hivert. Emma böylece. bir yukarı dolaşıyor. diye içini çekmeye başladı. avluların çitleri önünde. Madame Liegard. dedi. elma ağaçları bir dizi halinde birbirini takibedi-yor.. dedi. Rousseau'nun fikridir. Neden bu kadar erken hazırlandığını diline dolama-ması için Charles'ı uyandırmaktan çekiniyordu. piyanosunun yanından ne zaman geçse: — Ah zavallı piyanocuğum. doğru. Emma mutfakta yalnız kalıyordu. Hizmetçi kadın. âşığını görmek iznini kocasından koparmış oldu. Madamı piyanoya teşvik ederseniz. meydana bakıyordu. • Charles böylece bir defa daha piyano meselesini açtı. Madame üşümesin diye külleri eşeleyip korları meydana çıkarıyordu. kendisini ziyarete gelenlere müziği bıraktığını. diyordu. acele etmeksizin. Bu. Ama yine de arabanın dört kanepesi yolcu ile doluyordu. Emma: — Ama dersler ancak arka arkaya olursa fayda verir. MADAME BOVARY 265 Ertesi gün Charles. Herkes kendisini ayıplıyordu ve bilhassa eczacı: — Yaptığınız doğru değil. Hatta bazıları o sırada henüz yatakta oluyor. Hatta bir ay sonra... Geleceklerini bir gün önceden haber vermiş olanlar. Ama yine. Misericorde'da okuyan üç kızının ders başına iki buçuk frank Vererek. Emma. Sabahın ilk aydınlığı pazar yerinin sütunları arasında geziniyor. Hivert. karısının bir parçasının tarife sığmaz intihan gibiydi. Arada sırada dışarı çıkıyordu. şafağın solgun rengi içinde seçilmeye başlıyordu.

Karanlık ve daracık sokaklara dalıyor. Yatakları. zemin. Böyle yukardan görülünce. Bazen rüzgâr çıkıyor. içeriye güneş girdi mi. O.şaşırtmak için gözlerini kapadığı oluyor. bu gürültüyü meydanlarda. iki eliyle tutunduğu pencereden sarkıyordu. solgun gökyüzünün kararsız alt çizgisine dokunacak kadar yükseliyordu. Emma. sokağı dönüyordu. bulutları. Sonra kır. Arabanın üç beygiri dörtnala gidiyordu.Ekseriya. Emma. Sonra. mahallelerin yüksekliğine göre. kendisine kadar yükselen o belirsiz uğultulu gürültüyle doluyordu. bir salıncak görülüyordu. fakat daha ne kadar mesafe kaldığını kestirme hassasını asla kaybetmiyordu. pembe renkte iki iri deniz kabuğu duruyordu. birdenbire şehir meydana çıkıyordu. şapkasından taşan kıvırcık saçlarından onu tanıyordu. Meltemi içine çekerek. eğriliğini daha da yuvarlaklaştırıyordu. . küçük aile arabalarında bayır aşağı telaşsızca iniyorlardı. su üstünde durakalmış siyah balıklara benziyordu. delişmen süsleri ve sakin aydınlığı ile bu ılık daire. kendilerinde hayal ettiği ihtirasların buharını püskürtüyor-muş gibi. yağmurdan ıslanmış çatılar. uzakta. Önlüklü hademeler. Hivert yoldaki yük arabalarına uzaktan sesleniyor. gezinti yerlerinde. Leon yukarı çıkıyor. kulağa yapıştırılınca denizin gürültüsü duyulan. yaya kaldırımı üzerinde yürümesine devam ediyordu. yanından sallana sallana dekor taşıyan bir at arabası geçiyordu. O sırada şehir uyanmaya başlıyor. budanmış porsuk fidanları. içeri giriyordu. tekerleklerin altında tınlıyordu. gözleri önüne uçsuz bucaksız bir başkent gibi. Emma' nm bir utanç jestiyle yüzünü elleriyle gizleyerek çıplak kollarını kavuşturduğu zaman. kalçalarına dayalı sepetler taşıyan kadınlar. her sefer en kısa yolu tutmuyordu. orada nabızları atan yüz yirmi bin insan. evlerin arasında mor çalılıklara benziyor. Çubuklar ok biçiminde nihayetleniyor. kalbi kabardıkça kabarıyordu. sanki hep beraber ona. zaman zaman tiz perdeden bağırıyorlardı. Şöminenin üstünde. Dökümhanelerin uğultu-suyle birlikte. önsezişlerini. şamdanların arasında. yeşil fidanların arasındaki iri kaldırım taşları üzerine kum döküyorlardı. Bu tortop olmuş varlıklar Emma'ya baş dönmesi veriyor. şalını düzeltiyor ve yirmi adım ötede Kırlangıç'tan iniyordu. nehir. gözleri yerde. bakır kancalar ve ocaktaki kenar tutamaklarının iri yuvarlakları ışıl ışıl parlıyordu. sokak başlarında. Aralıklardan heykeller. Taşlar çamurun altında gıcırdıyor. Leon. Tavandan inen kırmızı Şam işi perdeler.. Göze batmayan halısı. yüksek bir kameriye. başka eldivenler takıyor. uzun uzun. bu kıpkırmızı renkle kesişen siyah saçlı başı ve beyaz cildi kadar güzel olamazdı. Saint-Catherine tepesine götürüyordu. . Ama artık her şey unutuluyordu. şehvetli gülüşmeler ve sevgi dolu hitaplarla. dünyada hiç bir şey. geceyi Bois-Guillaume'da geçirmiş olan şehirliler ise. geniş başucu hizasında toparlanıyordu. İç gümrük parmaklığı önünde araba duruyordu. meyhaneler ve yosmalar mahallesiydi. adalar. değişik değişik parlıyordu. mektuplar yüzünden çektikleri endişeyi anlatıyorlardı. Emma otele kadar onun peşinden gidiyordu. Aşkı bu genişlik karşısında büyüyor. yeknesak bir yayılışla. kapıyı açıyor. kayık biçiminde. Basamak basamak alçalan sise gömülmüş şehir. sis altından yükselen kiliselerin berrak çan sesleri duyuluyordu. Nationale sokağının altına. büyük bir karyolaydı. tıpkı falezlere sessizce çarpıp kırılan havai dalgalar gibi. O ne sarılıp öpüşmeydi! Öpücüklerden sonra sözler yağıyordu. demir atmış gemiler bir köşede birbiri üzerine yığılıyordu. duvarlara sürtüne sürtüne. tuğladan evler sıklaşıyor. kan ter içinde. Emma tahta meslerini çıkarıyor. oradaki çeşmenin yanına çıkıyordu. birer ucu uçup giden koyu renkte muazzam duman bulutları savuruyordu. ayak bastığı bir Babil gibi seriliyordu. yolcu arabası sallanıyor. peyzajın baştan başa resim gibi hareketsiz bir hali vardı. MADAME BOVARY 267 Nihayet. ihtirasın mahremiyetleri için âdeta biçilmiş kaftandı. başlarında Yunan bici268 MADAME BOVARY mi takkeleriyle çıraklar dükkânların camekânını siliyorlar.. Görülmekten korktuğu için. maundan. inik siyah peçesinin altında keyifle gülümseyerek yürüyordu. Her taraf absent. Kırlangıç bahçeler arasından kayıyordu. yaprak sigarası ve istiridye kokuyordu. Birbirlerine haftanın üzüntülerini. karşı karşıya birbirlerine bakıyorlardı. Bulvarların yaprağı dökülmüş ağaçları. Fabrikaların bacaları. sokaklarda tekrar dışarıya boşaltıyor ve eski Norman-diya beldesi. çok aşağıda. yeşil tepelerin eteğinde. köprülerin ötesinde belli belirsiz genişliyordu. Burası tiyatro.

Ortalığı karanlık basıyor. Hatta Emma tutturarak. çocuk. — Perşembeye!. ona ekseriya maskeli balo bileti teklif ediyordu. sabırsızlık gösteren yolcular arasında. iki dirseği dizlerinde. bizim halımız.. sarhoşluktan nefesi tıkanmış gibi mırıldanıyordu: — Ah. Birbirlerinin karşısında hareketsiz. Ocak başında. Comedie sokanına. Sabahleyin kanepe altına gizlemiş olduğu tahta kunduralarını giyiyor. saçlarını düzeltirken. . kâh sessiz. Emma arabada yalnız kalıyordu. kâh öfkeli. Emma minderin üstünde diz çöküyor. başını uzatmış. yerine kuruluyordu. bazen. Emma cilveli cilveli diller dökerek yemeği parçalara ayırıyor ve Leon'un tabağına koyuyordu. kımıldama! Söz söyleme! Bak bana! Gözlerinden öyle tatlı bir şeyler çıkıyor ki. Şampanyanın köpüğü incecik bardaktan parmaklarındaki yüzüklere döküldüğü vakit de çapkınca fıkır fıkır gülüyordu. bu mahmur kumru hallerine hiç rastlamamıştı. neşeyle dolu bu oda-cığı ne kadar seviyorlardı! Bütün eşyasını her zaman yerli yerinde buluyorlardı. kendilerini. Bu fazla basık küçük dükkânda hava çojk sıcak oluyordu. horul horul yanıyordu. Başını mıncıklayan o yağlı eller ve demir maşaların kokusu çok çabuk onu sersemletiyor. kendi ruhunun Emma'ya doğru akıp başının çevresine bir dalga gibi yayıldığını ve göğsünün beyazlığına-kapılıp aşağı indiğini zannediyordu. kadın zarafetinin o anlatılmaz nefasetini ilk kez tadıyordu. pembe satenden. Soba. kibar muhitten bir kadın. Sonra kalkıp gidiyordu! Sokaklardan geçiyor. bütün şiir kitaplarının belirsiz sevgilisi o idi. böyle bir giyinip kuşanma hayasına. ekseriya. Leon. Birbirlerine sahip olmaktan öylesine coşuyorlardı ki. keyif hallerinin çeşitliliği ile onda bin bir arzu uyandırıyor. hasılı gerçek bir metres değil miydi? Emma kâh mistik. Perşembeye!. Emma da üstüne geçirilen sabahlığın altında hemen uyumaya başlıyordu. fakat her şeyden önce o. bizim koltuklarımız diyorlardı.Birazcık solmuş ihtişamına rağmen. Bunların bazıları tepenin eteğinde iniyorlardı. kâh uyuşuk. Barcelone'un solgun kadını'üa da benziyordu. bütün dramların kahramanı. saç örgülerini düzelttirmeye gidiyordu. Emma ona eğiliyor. konçsuz olduğundan. pelesenk ağacı kakmalı bir orta masasında yemek yiyorlardı.Berber. ve karşıda. Emma'mn bir perşembe önce duMADAME BOVARY 269 var saatinin altında unuttuğu firketeler meydana çıkıyordu. şehrin birbirine karışmış evler üzerinde geniş ve aydınlık bir buhar tabakasını andıran bütün ışıkları biraz daha fazla görülüyordu. Ruhunun coşkunluklarını ve etekliğinin dantellerini hayranlıkla seyrediyordu. sevkitabiiler ve hatıralar canlandırıyordu. bacakları kısa kaldığı için havada sallanıyor ve minimini terlik. eski şato sahibelerinin uzun korsajını onda görüyordu. Emma'mn önünde yere oturuyor. Me-lek'ti! Ona bakarken. Dudaklarının Leon'un ağzına hücumu yüzünden cevabını duyamıyordu. Kızıl-Haç'a varıyordu. iki ebedi genç evli gibi. Emma birdenbire onun başını iki eli arasına alıyor. kâh neşeli. Zaten. Hamamda odalık 'in kehribar rengini onun omuzlarında buluyor. Tiyatroda oyuncuları temsile çağıran çıngırak sesini duyuyordu. Âşığının dizlerine oturduğu zaman. berbere. kenarları beyaz tüylü bir çift terlikti... dükkândaki havagazı lambası yakılıyordu. perukalarla pomatlar arasında. Böyle bir konuşma inceliğine. Leon'a hediye ettirdiği terliklere benim terliklerim diyordu. yaldızlı bir gırlanta altında kollarını cilve ile geren tunçtan bir cupidon heykelciği vardı. her şey onlara asık suratlı görünüyordu. hayatlarının sonuna kadar yaşayacakları kendi hususi evlerinde sanıyorlardı. çıplak ayağının yalnız parmaklarına takılı duruyordu. evli bir kadın. fakat ayrılmak zamanı gelince. bana çok iyi geliyor. kâh geveze. Leon. Bütün romanların seven kadını. 270 MADAME BOVARY Ona çocuk diyordu: — Seviyor musun beni. gülümseyerek ona dalıyordu. Ona bakarak. tekrarlayıp duruyorlardı. renksiz suratlı erkeklerle kıyafetleri eskimiş kadınların kulis kapısından içeriye girdiklerini görüyordu. kaç defa kahkaha ile gülmüşlerdi. Bizim odamız. Her dönemeçte. Masa saatinin üstünde. Bu. Emma. «Al-laha ısmarladık!» diyerek acele ile alnından öpüyor ve merdivenlere atılıyordu.

beygirlerin sağrısı üzerinde sallanan fenerin ışığı. bir şarkı tutturuyordu: Çoğu zaman. Tepede. L6on'un ateşliliği ise. araba hareket halindeyken. vü272 MADAME BOVARY cudu titremeler içinde. gülerek dostunun hatırını soruyordu. Çünkü çocuk. diyordu. Buralardan sızan sıvılar. güneşten. yatağı açıyordu. Leon'un okşamalarıyle rahatça patlak veriyordu. karanlıkta. kamçısını şaklatıp köre yapıştırıyordu. ona tatlı sözler ve rüzgârda kaybolan öpücükler gönderiyordu. aldırmıyordu. -•— Ama sen bir tuhafsın bu akşam! — Bir şeyim yok! Bir şeyim yok! Bazı günler. tekerleklerin sıçrattığı çamurlar arasında. Geri kalanında kuşlardan. belirsiz bir sıkıntının anlaşılmaz feryadı gibi sürükleniyordu. olduğu yerde kalakalıyordu. ta burnuna kadar yeşil uyuz pıhtıları halinde donup kalmıştı. Kamçının ucu yaraların üzerine iniyor.gözleri bu parıltıya dalıyordu. yolcu arabalarının ortasında. Malum hayallerle alevlenen bu hırçın arzu. kimisinin başı öne eğik. Bazen. diyordu. o açık yaraların kenarına çarpıyordu. kitabı getirip yerli yerine koyuyor. Emma. hayranlık ve minnet coşkunluğuna bürünüyordu. Emma'yı perişan ediyordu. Hıçkırıyor. kendisi de. hasta olup olmadığını soruyordu. Emma: — Haydi. Başlangıçta zayıf ve iniltili sesi gitgide tizleşiyordu. Emma'ya ertesi gün pek kötü. bu seste öyle uzaklardan. bir çığlık kopararak geri çekiliyordu. adamın şapkası. Sonra Kırlangıç'm yolcuları. kahverengi pamuklu perdelerden içeriye sızıyor ve bütün bu hareketsiz insanların üzerine kanla karışık gölgeler konduruyordu. Kibritleri. Leon'u çağırıyor. sessizce etrafında dö-neniyordu. ayaklarının gittikçe daha fazla üşüdüğünü hissediyordu. başını geri atıyordu. geceliğini ortaya çıkarıyor. Aşçı kadını mazur görüyordu. başında kunduz postundan ortası çökmüş eski bir kasket. Uçuruma dalan bir bora gibi kalbinin derinliklerine iniyor ve onu uçsuz bucaksız melankoli iklimlerine sürüklüyofdu. güzel bir günün sıcaklığı Küçük kıza aşkı hayal ettirir. kör de bir uluma kopararak. yahut kollarını kayışa geçirerek. basamakta tutunmaya çalışıyordu. aptal aptal gülerek.. Charles. leğen gibi yüzünü örtüyordu. o zaman mavimtırak gözbebekleri fıldır fıldır dönerek. gözkapaklarının yerinde. Konuşmak istedi mi. Fakat Hivert. Kırlangıç. kan içinde iki boş göz çukuru görülüyordu. gözleri açık. dallarla yapraklardan bahis vardı. perşembe günleri daima geç geliyordu. kimisinin ağzi açık. Ekseriya kocası. nihayet teşrif ediyordu! Kızını. şakaklara doğru. birdenbire Emma'nın arkasında peyda oluyordu. gelen bir şey vardı ki. Emma: — Hayır. elinde sopasıyle serseri serseri dolaşan bir adamcağız vardı. öbür eliyle. Hivert adamla şakalaşıyordu. hızla ansızın pencereden içeriye dalıyor. mumu. onu solgun görünce. Tekrar saadete kavuşmanın sabırsızlığı içinde. Bu ses. git bakalım. eve döner dönmez hemen odasına çıktığı oluyordu. Dışarıda. Bir yığın paçavra omuzlarını örtüyor. Ona Saint-Romain panayırında bir baraka tutmasını salık veriyor. ağaçların fısıltısı ve boş arabanın kof gürültüsü arasında. hepsi de arabanın sallantısına göre sallanarak. çamura yuvarlanıyordu. ani bir hülyanın sayısız ipliklerine dolanmış gibi. arabada muvazenenin bozulduğunu farkedince. kasketini çıkaMADAME BOVARY 271 rınca. ancak yedinci gün. Yemek hazır değilse. Bu kadına artık ses çıkarmak yoktu. Ekseriya. elleri sarkmış. başı açık. Atların çıngırak sesi. kederden sarhoş olmuş. Siyah burun delikleri titremelerle soluyordu. ruhu sanki ölümün pençesinde. yandakinin omuzuna yaslanarak. Arabaların peşinden giderken. daha ertesi günler ise berbat geliyordu. nihayet uykuya dalıyorlardı. âdeta zorla öpüyordu. Emma gösterişsiz ve kendi içine dönük olarak bu aşkın tadını . tamam artık. O tarafının etleri kırmızı parçalarla lime lime olmuştu. Madame. fakat. evde onun gelişini bekliyordu. kendisine hizmet etmek hususunda bir oda hizmetçisinden daha becerikli. Kadın. Orada bulunan Justin. yahut.

— Mümkün! Sonra canlanarak: — Ama bende makbuzları var. acayipliklerinin birçoğundan. Bununla beraber. — Peki. Charles. kağıtları altüst etti ve sonunda öyle perişan bir hale geldi ki.çıkarıyor. orada olsaydık ne güzel yaşardık. aralarında hiçbir şey geçmediğine dair kızının başı üzerine yemin etti. Kendisini oda uşağı olarak almasını yalvarmakla onda bu hevesi uyandıran. konçlan devrik çizmeli bir seyisin sürdüğü iki tekerlekli mavi bir arabaya sahip olmak arzusundan hiç söz etmiyordu. İşte bak. Ekseriya. nişanlara ve unvanlara imrendi. bütün çekmeceleri karıştırdı. Emma. elini saçları üzerinde gezdirerek. Genç adam. Bütün bunlar herhalde onun pek hoşuna gitmişti. onu baygın baygın iterek: — Siz erkekler. Charles o adi makbuzlar için bu kadar kendini zorlaniamasını söyledi. Emma (ya kıskançlığını denemek için. apoletlere. arkasından da hemen: «Seni sevdiğim gibi değil» dedi. Ben çılgının biriyim: Öp beni! Kocasına her zamankinden daha sevimli davranıyordu. Kağıdı aldı ve okudu: . yemekten sonra piyanoda valsler çalıyordu. ötekinin ne iş yaptığım sormaktan geri kalmadı. Ama yine Emma. bununla beraber. ortaya yıldırım düşmesi gibi bir şey oldu. bu dünyadaki hayal kırıkMADAME BOVARY 273 lıklarından bahsederlerken. dönüşünün acılığını çoğaltıyordu. Nitekim. Justin'di. Yazı masasına gitti. Sonra. örneğin kendisini Ruen'a getirmek için bir ingiliz atı koşulmuş. herhalde. sonunda Emma hep: —. Emma da endişesiz yaşıyordu. işi felsefeye dökerek. müsrifliklerine bakarak zaten bunu anlamıştı. Genç adam. diye mırıldanırdı. damdan düşercesine: — Sana ders veren Matmazel Lempereur değil mi? diye sordu. elbiselerinin saklandığı karanlık odada ayağına çizme giyerken. tabii bir eda ile: — Ah. Ama bir akşam. ille bulacağım. — Belki Rouen'da piyano hocası olarak birçok Matmazel Lempereur vardır. Ona senden bahsettim: Seni hiç tanımıyor. Emma'ya inandı. ona fıstıklı kremalar yapıyor. onu sevgisinin bütün ustalıklarıyle besliyor ve bir gün kaybolup gitmesi korkusuyle titriyordu. Charles fanilerin en bahtiyarı olmuştu. mutluyuz elbette. diyordu. Paris'ten söz açtıkları zaman. — Evet. Emma: — Hayır. beni bırakıp gideceksin sen. Her ne kadar bu mahrumiyet her randevuya gelişinin zevkini azaltmıyorsa da. ama bugün kendisini Madam Liegard'larda gördüm. canım. meşinle çorabı arasında bir yaprak kağıt sıkıştığını hissetti.. ertesi cuma. Bu. Evleneceksin! Sen de ötekiler gibi yapacaksın! L6on soruyordu: — Kim o ötekiler? — Erkekler. dedi. Ekseriya. MB 18 274 MADAME BOVARY Bu.Ah. ismimi unutmuş olmalı. — Evet. hepiniz hainsiniz! Bir gün. aynı zamanda savaşa düşkün bir mizaç sahibi ve iltifatlara alışmış biri olması gereken böyle bir adamı güya büyülemiş olmakla kendine yüksek bir paye vermek için değil miydi? Noter kâtibi o zaman kendi mevkiinin ne kadar aşağı olduğunu anladı. Leon'dan önce birini sevdiğini söyleyiverdi. melankolik seslerin tatlılığı ile ona: — Ah. tatlı bir sesle: — O halde mutlu değil miyiz? derdi. — Deniz albayıydı. her nevi soruşturmanın önünü almak. diyordu. yahut çok zorlu bir dertleşme ihtiyacına kendini kaptırarak) eskiden. dostum.

Aumale civarında Berneville'de fazla bir gelir getirmeyen bir berhanelerinden bahsetti. malınız var. 276 MADAME BOVARY — Yok. arkasından da hemen o günlerMADAME BOVARY 275 de katedralde harikalar yaratan. Bournisien'i gördü. birçok elbise. fiyatlarının toplamı yaklaşık olarak iki bin frangı buluyordu. Ama dükkâncı o kadar budala değildi. Charles pencereden yağan kara bakıyordu. uzun zamandan beri oraya göz dikmiş bulunuyormuş. Bu iş bir seyahate katlanmaya değerdi. dedi. Meğer adam kaç para vereceğini açmaksızın. hanımın kendi hanına pek inmediğini söyledi. — Ben sizin yerinizde olsam. başına gelenleri kendisine anlattı. Burası vaktiyle M. diyordu. Fakat Emma böyle bir yolculuğa çıkamayacağı için. O andan itibaren hayatı sadece bir yalan kumkuması haline haline geldi. bir zevk olmuştu. nasıl olmuş da girmiş çizmemin içine? Emma: — Herhalde. Fakat üç gün sonra. Kırmızı Haç'a varır varmaz Madama verilmek üzere kalın bir atkı emanet etti. komşuların isimlerine varıncaya kadar her şeyi biliyordu. Velide Lempereur. . Lheureux. kaç hektarlık arazisi bulunduğuna. uzun uzadıya uğraştıktan sonra. kapıyı kapadı ve: — Paraya ihtiyacım olacak. Bu sayede. bir merak. bütün kadınların dinlemeye koştukları bir vaizi övmeye başladı. başkaları daha mütecessis davranabilirlerdi. ricası üzerine dükkâncı onun yerine iki başka senet almaya razı olmuştu. âdet edindiği gibi oldukça hafif giyinerek yola çıkmıştı ki. dedi. Dükkâncı. Bournisien. Aşkını gizlemek için. Ertesi hafta yine geldi. koltuklan için kumaş. ileride. Emma para veremeyeceğini söyledi. Bunlar perde. Papaz kendisinden izahat istememiş olsa bile. birdenbire kar yağmaya başladı. artık bir ihtiyaç. M. Hakikaten Emma. dedi. hemen elden çıkarırdım. Bir sabah. Touvache onu arabasına almış Rouen'a götürüyordu. Langlois'nm ağzını aramak üzere. Papaz akşam. pek ehemmiyet vermez gibi görünmekle beraber.«Üç aylık ders ve bazı malzeme için altmış beş frank alınmıştır. zahmete değmez. dükkâncı bir müşteri bulunacağı ümidini verdi. diye söze-atıldı. Bu. tüllere sarar gibi yalanlara sarıp sarmalıyordu. sızladı. Charles'ın imzalamış olduğu senetlerden bugüne kadar ancak bir tanesini ödemişti. Emma: — Hesabı bırakın. Hancı kadın. kendisini merdivenlerde görecek olan kasabalılar hiçbir şeyden şüphe edemeyeceklerdi. Emma alıcı bulmaktaki güçlüğü ileri sürdü. odasına girdi. Emma: — Fiyatın ehemmiyeti yok. müzik öğretmeni. çeşitli tuvalet eşyası gibi şeylerdi.» — Hay şeytan. hana varınca Yonville hekiminin karısını sordu. Gebinden henüz parası ödenmemiş eşyanın listesini çıkardı. Ama yine de bir gün. İkincisine gelince. Bovary baba tarafından satılmış olan küçük bir çiftliğe aitti. Lheureux. rafın kenarındaki eski fatura dosyasından düşmüş olmalı. dedi. halı. hatta onların da vadesi bir hayli uzatılmıştı. ağladı. M. Langlois adında birini bulduğunu övünerek anlattı. Emma başını eğdi. Bu düşünce ile her seferinde Kırmızı Haç'a inmek gerektiğine hükmetti. Üstelik birkaç para da kalırdı cebime. kendisine yaptığı hizmetleri. gösterdiği kolaylıkları sayıp döktü. satıcı: — Fakat paranız yoksa. mutlaka sol tarafından geçtiğini anlamak lazım geliyordu. Bu vekâletname sözü içine ferahlık verdi. Madame Bovary'yi Kırlangıç' ta görünce. Hemen indi ve din adamına. Leon'un kolunda Boulogne otelinden çıkarken M. ağırdan alıp herifin nabzını yoklamak lazımdı. Bilakis. Lheureux ile karşılaştı. şayet dün sokağın sağ tarafından geçtiğini söylerse. boşboğazlık edeceğini sanarak ödü koptu. fakat Emma bunu satmak için ne yapmalıydı? — Vekâletnameniz yok mu? ¦ . Öyle ki.

kocasına bir şeyler koparıp kopâramadığını sordu. borcunu ödemeye kalkınca dükkâncı: — Yemin ederim. Charles: — Evet. çünkü dört bin franklık senedi gösterirse. tarih. iyi para. ¦ Emma. sizi bir kalemde bu kadar mühim bir paradan mahrum etmek beni üzüyor. diller döktü. ben de son senedin ödeme vadesini o ödemeden sonraya kadar uzatıyorum zaten. Sonra pek ehemmiyet vermeyen bir eda ile. Bu habere Emma'nm yüzü güldü. dosdoğru Lheureux'ye başvurdu. veresiye olarak alınan bir sürü lüzumlu şeyi birer birer sayıp döktü. Bir ekü'yü ihtiyat akçesi olarak saklayacak kadar tedbirli davrandı ve o para ile vadesi gelen ilk üç senedi ödedi. Bu 'yaptığım size hizmet değil mi? Bir kalem alarak. bir de makbuz istedi: — Bilirsiniz. bu iki bin frangın sağlayacağı sayısız miktardaki randevuları hayalinde canlandırarak: — Nasıl! Nasıl! diye kekeledi. onun bu senetleri ıskonto edeceğini. etrafında yerlere saçılıp şıngırdamaya başlamış gibi. Satış. bir tanesi yedi yüz franklık ve üç ay vadeli olmak üzere iki senet imzaladığı takdirde vaziyeti idare edeceğini söyledi. Dükkâncı babacan bir tavırla gülerek: — Adam siz de. alınan şeylerin miktarına göre hiç de fazla pahalı değil. ev idaresi dertleriyle onun canını sıkmamaktı. bazen öyle olur ki. Emma fena oldu. lütfen bir de tarih koyun. Eirima. — Nihayet. işin aslını öğrenmek için. Madame Bovary ana. O zaman Emma'nın önünde gerçekleştirilmeye elverişli bir fanteziler ufku açıldı.. tesadüfen. alınan şeylerin fiyatları pek düşük olmakla beraber. Charles ne yapacağını bilemeyince. sen de görüyorsun ki. dükkâncının pek gü278 MADAME BOVARY zel idare etmiş olduğu ve aslı esası ancak sonradan öğrenilen bir muameleydi. dedi.. Dükkâncı hiç sıkılmadan: — Ama fazlasını veriyorum ya işte. iki yüz frangı kendine ayırmıştı. Lakin ihtiyar kadın cevap gönderecek yerde. Charles. ticarette. MADAME BOVARY 277 Emma bu hesaplar içinde biraz bunalıyor. onu okşadı. her biri bin franklık dört tane senet çıkardı ve masaya dizdi. sonra Madama hakiki borçtan arta kalanını bizzat ödeyeceğini izah etti. Fakat. komisyon ve ıskonto masrafı olmak üzere.. kulakları çınlıyordu. kendisi kalkıp geldi. dedi. dedi.. sanki altın paralar torbalarını patlatmış da. ancak bin sekiz yüz frank getirdi. cüzdanını açarak. Vinçart adında Rouen'da bankerlik eden bir dostu bulunduğunu. bunun üçte ikisinin ödenmiş olduğunu söylemek ve dolayısıyle binanın satıldığını itiraf etmek lazım gelecekti.» — Kim sizi sıkboğaz ediyor. Bu senetten kocasına behsetmemiş olmasının nedeni. hesabın altına yazdı: «Madame Bovary/ den dört bin frank alınmıştır. mademki altı aya kadar mülkünüzün birikmiş kirasını alacaksınız. ayak diremek istedi. Gidip geri dönünce de. dedi. zira dostu Vinçart (haklı olarak). fatura denilen kağıda her istenilen şey yazılır. iki bin frank yerine. . sabahın. kör karanlığında Emma Lheureux'ye koştu. Nihayet Lheureux. Emma kocasının dizlerine oturdu. gözlerini Emma'ya dikmiş bakıyordu. dedi.kendisinin o taraflara gidebileceğini söyledi. Nihayet. müşterinin dört bin frank teklif ettiğini açıkladı. Dükkâncı: — Doğrusu. derhal paranın yarısını cebe indirdi. Ben aile işlerini bilmez miyim? Vi Elinde tırnakları arasından kaydırdığı iki uzun kağıt. Dükkâncı. O zaman Emma elindeki banknotlara baktı. masrafı bir hayli kabarık buldu.. fakat dördüncüsü.. Charles borcunu ödeyebilmek için annesine-acıklı bir mektup yazdı. — İmzalayın bunları. paralar sizde kalsın. bir perşembe günü eve getirildi. dedi. Ertesi gün. ama faturayı görmek istiyor. karisinin dönü-" şünü dört gözle bekledi. bin frangı geçmeyecek yeni bir hesap çıkarmasını rica etti.

Charles'ı çağırdı. elinden geldiği kadar sakin bir eda ile cevap verdi: — Yeter. dile düşmekten korkmaksızın.. karısının tarafını tut? tu. fakat nerede oturuyordu? Bereket versin. yaşlı insanlar için. Noter kâtibinin onu görmüş olacağı aklına geldi. hastanede öleceklerini haber veriyordu. dedi. zaafına üstün bir meşguliyetin iltifatlı görünüşünü sağlayan bu dalkavukça düşünce ile kendini daha rahat hissetti.— Halıdan vazgeçemez miydiniz sanki? Niçin koltukların kumaşını değiştirdiniz? Benim zamanımda her evde. Justin. otelde. dedi. kabahat Bovary'nindi. hatta Charles. hatta kırk santime ince pamuklular varken! Emma. dans etti. Alt tarafı. çatlayacak kadar hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Leon ile o ne coşkunluktu! Emma güldü. Rodolphe ile karşılaşmak ihtimali zihninde belirir belirmez ürperiyordu. Küçük Berthe.. Çabuk öfkeleniyordu. yeter artık! Yeter! Beriki nasihata devam ediyor. sonra dönüp mağrur bir tavırla ona kocaman bir kağıt uzattı. — Nasıl? — Evet.. içine atladı. Fakat Charles. Bereket versin ki şu vekâletnameyi iptal edeceğine söz vermişti. Güle güle oturun. Noter: — Halden anlarım.. Madame Bovary anne kalkıp gitmek istedi. sinir buhranı geçiriyordu. şerbetler getirtti. patronunun adresini hatırladı. Sen de haksızlık ediyorsun. hem de ihtiyar olduğum halde. Homais bile eczaneyi bırakıp gitmişti. Bakındı hele şu süslere.. böyle giderse. annesinin kendisinden kopardığı sözü itiraf etti. bunda haklısın. annemin evinde böyleydi. birçok yalvarıp yakarmadan sonra yeniden adına vekâletname çıkarılmasına razı oldu. kendisini tutmak isteyen oğluna eşikte: — Hayır. şu gösterişlere! Nasıl? İki franga ipek astar mı?. şehvetli oluyordu. hayır. ancak. bir bilim adamı hayatın pratik ayrıntılarıyle uğraşamaz. o kadar ki. bakılmaya ihtiyacım olduğu halde. beygiri kamçıladı ve sabahın saat üçüne doğru Kırmızı Haç'a vardı. Emma ile birlikte M. nazlı bebek usulü yaşamaktan yüzüm kızarır benim.. He MADAME BOVARY 279 men ertesi sabah evden çıktı. kanepeye uzanmış. Charles.. hasılı.. İhtiyar kadın: — Teşekkür ederim. Charles aklını oynatacak gibi oldu. Zaten.BOVARY .. bu. tapılmaya layık bir halde göründü. Çünkü sandığın gibi. Bir akşam Yonville'e dönmedi. bana yemin etti. M. Guillaumin'e giderek eskisinin aynı bir ikinci vekâletname yaptırdı. ilk defa isyan ederek. sürekli bir kahkaha ile gülüyordu. obur oluyordu. Annesi omuz silkerek. Emma gitti. dedi. rasgele yollara dökülmüştü. Onu benden çok seviyorsun. dediğine göre. Kimseler yoktu. Charles yine de Emma'nm karşısında ne yapacağını bileme-. odalarında. Annem de. saat on bire doğru. Leon. zavallı adam. sigara içmek istedi. hanım hanımcık bir kadındı—. Charles: — Aman Allahım! diye haykırdı. Ona öyle geliyordu ki. sizi temin ederim. di. Nihayet. Emma pencereyi açtı. alnı açık. Herkes zengin olamaz ki! Böyle masrafa hiçbir servet dayanmaz! Sizin yaptığınız gibi. Charles artık yerinde dura-mayarak arabayı hazırladı. Ertesi perşembe. sokaklarda dolaşıyordu. tabii bir şey. bu yakınlarda kavga çıkarmaya gelicilerden değilim ben artık. fakat harikulade. Emma da.. 280 MADAME. annesi yok diye uyumak istemiyor. Aynı işi görecek elli santime. ağladı şarkı söyledi. birbirlerinden ebediyen ayrılmış olmalarına rağmen. ne olacaksa olur! Görürsün!. varlığının hangi tepkisinin Emma'yı hayatın zevklerine böyle fırlattığını bilemiyordu. kendisine güvensizlik gösterdiği için dargınlığını saklamıyordu. henüz hâkimiyetinden tamamıyle kurtulmuş değildi. Madam. Bununla beraber. sen de! Her gelişinde onunla kavga çıkarıyorsun!. Leon'a acayip. Lyon'la birlikte. Emma tiz perdeden. oraya koştu. bütün bunların yapmacık olduğunu söylüyordu. Vekâletnameyi ateşe attı.bir tek koltuk bulunurdu—hiç değilse.

anlıyorsun değil mi? Bu. keyfi istediği gibi. Emma'nın öpücüklerle karışık tatlı sözleri.. Peki nerede öyleyse? Aklına bir fikir geldi. sonra kendisininkine eş perdeler satın almasını tavsiye etti. şiir. kendisi için şiir. acele Matmazel Lempereur'ün adını aradı. Tam o sokağa giriyordu ki. Emma onun metresi olacağına. bütün zevklerini kabulleniyordu. Bir kahveye girerek adres kitabı'm istedi. — Boşuna gitme. Herhalde M. — Ne hastası?. Leon siyahlar giysin ve XIII'üncü Louis'nin tablolarına benzemek için de çenesinden küçücük bir sakal bıraksın diye tutturdu. Emma'yı görmek için Yonville'e gittikçe. Leon onun fikirlerini münakaşa etmiyordu. Emma: — Aldırma. Lormeau ailesi artık Rouen'da oturmuyordu. Emma onun bu haline aldırmadı. o gün kendisini beklemeyen Leon'u gidip noterlikte buluyordu. diyordu. masraf olacak demesine gülerek: — Aman sen de. o zaman korktu ve çekip gitti. Emma ondan. evini pek kötü buldu. Noter kâtibinin oturduğu evin ne çıngırağı.. Charles kapıyı var kuvvetiyle yumrukladı. birisi. bu tarife. Emma öbür uçtan çıkıverdi.. Nitekim bundan. ne de kapıcısı vardı. Bütün bunları. Beraberce tiyatroya. kendi namına bir aşk şiiri yazmasını istedi. LaRe-nelle-des-Maroquiniers sokağında 74 numarada oturduğunu öğrendi. Leon ikinci mısraa kafiye bulamadı ve sonunda hediyelik bir kitaptan bir sone kopya etti. Kendi kendine. Lormeau'da akşam yemeğine alıkoymuş olmalılar.. diye karşılık verdi. bu onun için büyük bir mutluluktu. . Homais: — Hay hay. İyi ama. fakat bundan sonra kendine hâkim ol. lokantaya gideriz. Zaten benim de insan yüzü görmeye ihtiyacım var. — Emindim! Zaten oraya gidiyordum. yani: Patronu böyle rahatsız edilmelerden çok şikâyetçiydi. o Emma'nın metresi oluyordu. Leon'un yüreğini çeliyordu. Madame Dubreuil öleli on ay oluyor!. kendi gururunu okşamaktan ziyade onun hoşuna gitmek için yapıyordu. O sırada bir polis memuru geçti. gece yarısı elâlemi rahatsız eden insanlara karşı bir alay küfür eklemeyi de unutmadı. rasgele bir bahane bulup yola çıkıyor. kaçamaklarında hiç tedirgin olmamak için kendi kendine verdiği bir çeşit izindi. MADAME BOVARY 281 O da sıvışıyordu. M. Burada âdeta küfleniyordum. diye mırıldandı. gel. Madame Homais. Kapıyı çaldı. Küçücük bir gecikmeden bu kadar telaşa düşeceğini bilirsem artık serbest davranamam. Emma. Az önce sokağa çıktı. Nerede?. İlk defalar. kapıyı açmaksızın ona istediği adresi söyledi. fakat çok geçmeden gerçeği saklayamaz oldu. kucaklamaktan ziyade âdeta kadının üzerine atıldı: — Dün. Bir seferinde kendisinin de nezake-ten eczacıyı davet etmesi gerektiğini düşündü. ekseriya eczacılarda yemeğe kalırdı. paracıklarına da ne kadar düşkünsün! Leon'un her seferinde. — Ben çıldırdım galiba. Emma elini alnından geçirdi: — Matmazel Lempereur'ün evinde. Charles. acele. son randevudan itibaren neler yapmış olduğunu bir bir anlatması gerekiyordu. papaz uçururuz. Madame Dubreuil'e bakmak için kaldı herhalde. seni kim alıkoydu? — Hastaydım. Bir kapının üstünde tabelalar gözüne ilişti. Leon'u görmeyi canı istedi mi. kocasının atılmak istediği belirsiz tehlikelerden ürkerek şefkatle: — Ah dostum.Gün doğmaya başlıyordu. Leon utancından kızardı. Nerede oturduğunu öğrenmek istedi. Leon'un. ne tokmağı. dedi. dedi. alabildiğine faydalandı da. Derin ve gizli oluşu yüzünden âdeta madde dışı bir hala gelen bu baştan çıkarmayı acaba nereden öğrenmişti? VI L6on. Nasıl?.

Leon'u kayıtsızlıkla itham ederek. Leon'u üç çeyrek saat bekledi. bugünlerde Rouen'a geleceğim. her türlü sakınganlığı unutturmuş olacaktı ki. Genç adam kekeledi. Leon. örneğin gidiyorum yerine kirişi kırıyorum kabilinden argo kelimeler kullanıyordu. samimi olalım. ama kendini beğenmişlik. Eczacı. Gerçi sevgiliniz pek uzaklarda oturmuyor ama. Umumi bir yere girince şapka çıkarmayı taşra âdeti sayarak. Ne olursa olsun. Rouen'de. yoksunluk içinde olmalısınız. camekânın arkasında. Emma. yalnız esmer kadınlardan hoşlanırdı. Gençliğinin geçtiği yerleri tekrar görmek düşüncesi onu pek heyecanlandırmış olmalıydı ki. Vücut güzelliğine gelince. o uzun yolculuk boyunca durmadan konuştu durdu. Ziyafetten çok lüksten mestolmuştu. Sonunda noterliğe koştu ve aklı türlü ihtimallerle perişan. Sobanın palmiye biçimindeki borusu. romlu omlet gelince. beyaz tavanda yaldızlı bir sorguçla nihayetleniyordu. haydi. dedi. noter kâtibini Paris âdetleri hakkında merakla sorguya çekiyor. sonra. eskiden böyle bir deyim kullanmaktan pek çekinirdi. yani sırtında nereden çıktığı belli olmayan kocaman bir palto. çıkacağını kimseye açmamıştı. Büyük salon boşalıyordu. en meşru eğlencelere de karşı koyarla1' 282 MADAME BOVARY lar. bana güvenin. kahveye şapkası başında daldı. çal oynasın. ama Pommard şarabı da melekelerini biraz tahrik ediyordu. dedi. Birlikte artık vur patlasın. kenarda üst üste konmuş bıldırcınlara doğru uzanıyordu. saat ikide henüz kahvede. sersemlemiş üç ıstakoz.. sofra basındaydılar. Onu en fazla büyüleyen şey. Noter kâtibi: . Leon kıpkırmızı kesilince de: — Haydi. Noter kâtibinin direnmesine rağmen. Havuzda. Birdenbire: — Siz. İnkâr mı edeceksiniz. O. maydanozlarla kuşkonmazlar arasında. Yonville'de?. Homais'nin keyfine diyecek yoktu. şıklıktı. sonra da en masum. zaafını da kendi başına kakarak. Homais'ye Altın Aslan mutfağında rasgelince şaşırdı kaldı. ümitsizlik içinde duvar saatinden gözlerini ayırmıyordu. istemeyerek itiraz etti. Yanlarında. bir kadının ateşli olup olmadığını ne gibi belirtilerden anlamak lazım geldiğini anlattı. Eczacı. Eczacı: — Size hak veririm. İtalyan kadını hırslı olurmuş. yolcu kıya-fetindeydi. Leon. Emma M. Dostunun kulağına eğilerek. Böylece.. Hatta konuyu genişleterek çeşitli milletlere mensup kadınlardan söz açtı: Alman kadını edalı. delikanlıyı büyük Normandie kahvesine sürükledi. Güzel döşenmiş bir dairede zarif bir tuvalete baMADAME BOVARY 283 yılıyordu. onlar daha ateşli olurlar. canım? Eczaneden durmadan sızan zehirler arasında yaşamakla sağlığımı yeter derecede mahvetmiyor muyum sanki? İşte. bir perşembe günü. iyi parpaları da hor görmüyordu tabii. şehre varır varmaz hemen arabadan atlayarak Leon'u aramaya koyuldu. dedi. bir elinde bavul. Kasabadan ayrılması halkı meraka düşürmesin diye yola. Fransız kadını çapkın. zaten kadınların huyu böyledir: -Bilimi kıskanırlar. Eczacı ise içiyor. alnı pencere camlarına dayalı saatlerce bekledi. Nitekim. öbür elinde de eczanesinde ayaklarını ısıtmak için kullandığı kürklü bir tandır vardı. konuşuyordu. — Madame Bovary'nin evinde kur yapmıyor musunuz? — Kime? — Hizmetçi kıza! Şaka söylemiyordu. ama şimdi zamanenin geçer akçesi saydığı o delişmen ve Parisli üslubuna bayılıyordu ve tıpkı komşusu Madame Bovary gibi. hatta burjuvaları afallatmak maksadıyle.. kadınlara dair ahlaka aykırı düşünceler ortaya attı. tam güneşin alnında. küçük bir fıskiye bir mermer havuza şıpırdayarak dökülüyordu. yiyor. Berikiler.— Ne varmış.

Homais garsonlara yol gösterdi. Hoınais'yi o da tanımıyordu sanki? Onunla vakit geçirmeyi Emma ile beraber bulunmaya nasıl tercih ederdi? Fakat Emma sırtını dönmüştü bile. seltz suyu yapmak için bir makinenin kocaman çarkını soluk soluğa çevirmekte olan üç garsonun başında buldular. — Garson. Birlikte Rouen Feneri'ne gider oradaki beyleri görürüz. O zaman genç adam. Ama genç adamın mazeretleri akla uygundu. Sizi Thomassin'le tanıştırırım. diyordu. pembe gözkapakları kapandı. Görülecek şeydir hani! Noter kâtibinin hâlâ ayak dirediğini görünce de: — Peki. Hoşunuza pek gitmediğini anladığım bu ziyareti kısa kestirmek istedim. Allahı severseniz Cujas ile Barthole'ü. Ondan kopmak . Leon onu durdurdu.— Ya Zenci kadınlar? diye sordu. isteri ve yalvarma dolu baygın bir tavırla iki elini beline doladı. Leon. kendisinin hiç kabahati yoktu. Homais: — O halde. Size kim karışır? Cesur olun! Bridoux'ya gidelim. ben de noterliğe giderim. yalnız kalmak için işi olduğunu söyledi. O zaman. — Ama ne zaman? — Az sonra. merdivenleri dörder dörder çıktı. M. ne çabayla bugünkü mükemmel durumuna getirdiğini anlattı. s — Bırakın biraz. eczanesinden söz etti. ben de kalkacağım. fakat öteki. — Onlar sanatkârlara layıktır. Orada sizi bekleyerek ya gazetede okurum. M. sanki eczacı tarafından büyülenmiş gibi. sizi geçireyim bari. Ama yine de yakayı kurtardı. Öfke içinde az önce kalkıp gitmişti. Bridoux'ya gidelim de bir kadeh garus içelim. yahut bir kanun karıştırırım. Sonra gözyaşları o bakışları bulandırdı. değil mi? — Elbette. Leon'u görür görmez: — Numara yaptım. kolundan yakalayarak durduruyor ve: — Az sonra. Randevuda sözünü tutmamayı hakaret saymıştı. Malpalu sokağında. hemen noterliğe dönmesi gerektiğine dair yeminler etti. O zaman da eczacı. Sokaklardan geçerken. Leon yirmi kez kalkıp gitmek istedi. metresini heyecan ve telaş içinde buldu. ellerini bırakıverdi. Emma'nın yerinde yeller esiyordu. Leon tarn o elleri ağzına götürüyordu ki. çocuklarından. Emma. çakmak çakmak olmuş iri gözleriyle ona ciddi ciddi. bir uşak görünerek Mösyö'yü aşağıda beklediklerini bildirdi. Emma ayaktaydı. Garus içildi. Haydi. Köpeğini görürsünüz. orasının vaktiyle ne 284 MADAME BOVARY berbat bir halde bulunduğunu. eczacının adını duyunca küplere bindi. Bridoux'ya gittiler ve adamı. geleceklerinden. Eczacı ise boyuna tekrarlıyordu: MADAME BOVARY 285 — Bridoux'ya gidelim! İki adımlık yer. Boulogne oteline gelince. tabansızlıkla. iki küçük fincan kahve! Le"on nihayet sabırsızlıkla sordu: — Gidiyor muyuz? — Yes. Leon. kendini bırakıverdi. Homais'nin gevezeliği ve belki de öğle yemeğinin ağırlığıyle uyuşmuş. Bridoux'yu kucakladı. Eczacı. yanındakine kansından. dedi. budalalıkla. Emma: — Döneceksin. âdeta korkunç korkunç bakıyordu. kağıt yığınları ve işlemler konusunda şakalar yaptı. insanları hiç de hoş olmayan hareketlere yönelten o tarif kabul etmez duygu ile. Ama gitmeden önce işyeri sahibini görüp onu kutlamak istedi. ve dizleri üzerine yığılarak. Emma'nın öfkesi. bir koşuda otele vardı. dedi. kararsız duruyordu. Leon onu yüzüstü bırakıverdi.

Emma'nın gönderdiği mektuplarda çiçeklerden. Haşin haşin soyunuyor. yolculara yanaşan öyle bir serseri vardı ki. Ama. daha tutkulu dönüyordu. artık ne olursa olsun. ne imkânsızlık! Zaten hiçbir şey böyle bir araştırmaya değmezdi. Bununla birlikte. yalnız bizi düşün. Leon. nasıl davranması gerektiğine dair öğütler veriyordu. şiirden. umurumda değil! Bir defasında birbirlerinden erken ayrılmışlardı. dayandığı şeylerin hemen bozulup çürümesi nereden geliyordu?. gökyüzüne şairane düğün destanları söyleyen tunç telli bir rebap bulunsaydı. Zaten.. onunla tesadüfen niçin karşılaşmamalıydı? Ah. her bakımdan onun üzerine titremekten geri durmuyordu. Yonville'den göğsünün üstünde güller getiriyor ve onun yüzüne atıyordu. solgun. karaağaçların gölgesinde bir sıraya oturdu. Fakat gururu isyan etti: — Eh. kişiliğinin her gün biraz daha yutulmasına isyan ediyordu. Emma her seferinde. Bu hayal kırıklığı yeni bir ümitle çabucak siliniyor ve Emma. beni sev. bütün dış yardımlarla alevlenmeyi deneyen zayıf düşmüş bir tutkunun safça başvurduğu çarelerdi. hem de incelikle dolu kıymetli bir varlık. hiçbir zaman mutlu olmamıştı. Sonra. Emma tek başına bulvardan geçerek dönerken. korsesinden kopardığı ince bağ. hepsini gözlerinin önünden MADAME BOVARY 287 geçirdi. iç karartan bir şey vardı. bu kolların sarılışında. mektuplarında çoğu zaman aşklarıyle ilgisi olmayan şeylerden söz etmek derecesine geldiler. herhalde acının ve zevkin bütün sınavlarını vermiş olmalı diyordu. . zayıftı. Gerçi Emma. Hatta onu sevmemeye kendini zorluyor. O zamanlar ne kadar huzur içindeydi! Okuduğu kitaplara. sağlığı için meraka düşüyor.için başka nedenler de arayıp buldu: Bir kahramanlıkta bulunmaktan âcizdi. hem coşkunluk. kararsız. fakat potinlerinin gıcırtısını duyunca. fakat sonunda* olağanüstü hiçbir şey duymadığını da kendi kendine açığa vuruyordu. ciddi ciddi. Hayatın bu yetersizliği. Kendi kendine: — Onu seviyorum ama. otelin yanında. diyordu. her şey yalan söylüyordu. Ve Leon da kendisine tıpkı ötekiler kadar uzak göründü. âşığına daha ateşli. aşırı. bu fısıldayan dudaklarda.. bu dalgın gözbebeklerinde. kuvvetli içkiler karşısındaki sarhoşlar gibi. Evlâdına düşkün bir anne edasıyle. ona herhalde iftiralarda bulunduğunu anladı. pekâlâ. kapıma kapalı olup olmadığını bir kere daha muayene etmeye gidiyor. boynuna bir Hazreti Meryem madalyonu da geçirmişti. Ne olursa olsun mutlu değildi.. kendini pısırık hissediyordu.göre hayal etmeye çalıştığı o anlatılmaz aşk duygularına şimdi ne kadar hasret çekiyordu! Evliliğinin ilk ayları ormanda atla gezintileri. bir melek kılığı altında bir şair kalbi. aydan. Fakat. İkisi de. kendi kendine. diyordu. sükûnet bulunca. fakat. manastırın duvarları gözüne ilişti. Çıplak ayaklarının ucuna basarak. Daima. çıkma. bir yerlerde kuvvetli ve güzel bir insan. hasisti. yoksa yaldızları elimizde kalır. Bu sürekli zaferinden dolayı Emma'ya hınç besliyordu.. kendini âşığının koynuna atıyordu. sonra bir tek hareketle bütün elbiselerini bir anda yere düşürüyor. isterse. yemeklere gösterdiği özenden tutunuz da. Allahın da bu işe karışacağını umarak. vals eden Vikont ve şarkı söyleyen Lagardy. isterse aldatsın. her gülümsemenin altında sıkıntıdan bir esneme vardı. Bunlar. Hayatını göz altında bulundurabilmek de isterdi. Mabutlara dokunmamak lazımdır. tabansızdı. bir kadından daha pelte gibiydi. ona soru sormaya cesaret edemiyordu. hiç konuşmadan. Leon'a onları birbirinden ayırmak için ansızın aralarına kayıvermiş gibi gelen. soğuk ter damlalarının kapladığı bu alın286 MADAME BOVARY da. ne kadar tecrübeli olduğunu farkedince. uzun bir ürperme ile. Vaktiyle kendisini o kadar büyülemiş olan şey şimdi onu korkutuyordu. çıkacağı ilk yolculukta derin bir mutluluğa ermeyi tasar-liyqrdu. kayan bir yılan gibi kalçalarının etrafında ıslık çalıyordu. hatta peşine adam koymayı bile düşündü. Ona: — Onlarla buluşma. yıldızlardan bahis vardı. bayağıydı. Kendine sımsıkı bağlamak için.sevdiğimiz kimseleri hor görmek bizi onlardan az çok uzaklaştırır.. arkadaşları hakkında bilgi alıyordu. giyim kuşam zarafetine ve bakışlardaki süzgünlüğe kadar.

Adamcağız. Quincampoix'da külüstür bir bakkal dükkânı satın almıştı. — Buyursunlar. Ama bir seferinde.Her sevinç bir lanet. Beni sıkboğaz ediyorlardı. Üstünde yer yer iri harflerle «Maître Harertg. M. Adam ge-lemiyordu. parmağını sayfanın altından yukarıya doğru gezdirerek: . Rouen'dan. dükkânın döşeme tahtaları üzerinde kunduralarını takırdata takırdata. Havada bir madeni hırıltı dolaştı ve manastırın çanı dört kere vurdu. Fakat ertesi günü öğleye doğru Emma'ya bir protesto geldi. Onu dükkânında. Sonra. ufak tefek. Lheureux. Ona kağıdı gösterdi. Uzun yeşil redingotunun yan cebini kapayan topluiğneleri çekip çıkardı. paket bağlarken buldu. bir arşidü-şesten fazla paraya kıymet verdiği yoktu. Ama yine de M. ne yok? — Ahn. M. kamburumsu bir genç kızın yardımıyle. dedi. Bunun üzerine. Evet. Lheureux'nun işe müdahale etmesi lazım geldi. gelecek hafta. 288 MADAME BOVARY Adamcağız bir tek kelime söylemeden çıktı gitti. yüzü kıpkırmızı kafası dazlak biri.. sonunda küpeleri satmak zorunda kalmış. ne yapabilirim? O zaman Emma. Buchy İcra Memuru» ibaresi yazılı bulunan bu damgalı kağıdı görür görmez Emma fena halde ürktü ve soluğu kumaş tacirinde aldı. zavallı Tellier Babanın küpeleriyle birlikte oraya koymuştu. şimdilik param yok. Adama. emirleriniz? Kendisine hem çıraklık hem aşçılık eden. Madamın önüne geçip birinci kata çıktı ve kendisini dar bir odaya aldı. Gerçekten. saf bir eda ile sordu: — M. suratından daha az san şamdanları arasında. her zevk bir iğrenme gizliyordu ve en iyi öpücükler. Vinçart'ı avutmak çaresi olup olmadığını sordu MADAME BOVARY 289 — Evet. geniş hasır koltuğuna oturdu: — Ne var. fakat öylesine büyük çaptaydı ki. içine para ve senetten başka şeyler de konulmuş olacaktı. senetleri ciro etmemek hususunda verdiği sözü hatırlatarak. Ve defterlerinden birini açarak: — Bakın! Sonra. Emma hemen hizmetçisini dükkâncıya gönderdi... üzerindeki büyük defterler asma kilitli verev bir demir çubukla muhafaza altına alınmış.. on üç yaşlarında. Bu. şu sıranın üstündeymiş gibi geliyordu. yine kendi işine koyuldu. bakın. Vinçart'ı avutmak ha! Kendisini tanımıyorsunuz anlaşılan. o bir araptan daha yırtıcıdır. kocaman bir yazıhane vardı. beklesin. Saat dört! Ona çok eskiden beri buradan. Fakat bir kalabalığın küçük bir yere sığması gibi. Oldu da bitti! Emma herifi dövmemek için kendini zor tutuyordu. rehin karşılığında borç para vermekteydi. Ama gelecek hafta. hepsini elbisesinin koluna iliştirdi. — Ama mecbur oldum da. terbiyeli terbiyeli bir kağıt uzattı. — Şimdi ne olacak? — Olacağı basit: Bir mahkeme karan. müzmin nezleden geberip gidiyordu. yaptım. Şimdi orada. — Peki. dudaklarda gerçekleşmesi imkânsız daha yüksek bir şehvet özlemi bırakıyordu. Madame Bovary'nin altın zincirini de. köpürdü. Vinçart'a ne cevap götüreyim? — Ne cevap mı? Kendisine söyleyin ki. o zamana kadar kalın sansın kaşlannm gizlediği mütecessis gözlerle sağa sola bakınarak ayakta kalmış olan meçhul adam. Basma toplan altında duvara dayalı bir kasa görülüyordu. Burada.. kendisinin imzalayıp da bütün teminatına rağmen Lheureux'nun Vinçart'a ciro ettiği yedi yüz franklık bir borç senediydi.. M. yumuşak bir eda ile. Lheureux. Vinçart tarafından gönderildiğini söyleyerek Emma'ya geldi. sayısız tutkular da tek bir dakikanın içine girebilir. — Dinleyin beni! Zannederim ki bugüne kadar size karşı iyi davrandım. arkasından da haciz. Emma da yalnız kendi tutkulanyla yaşıyordu.

fakat kendi kanaatince. pek sıkıntıya düşeceğini.. şimdi kimse borcunu ödemiyordu. Nihayet Barneville'den gelen para ile senetlerin iki tanesini ödedi. bazı ufak tefek şeyler satın alıyordu. Fakat dükkâncı.. ama nasıl?. bakın şu elbiseliğe. Kızıl Haç sahibesinden. Madame Lefrançois'dan. onu da düzenli olarak gönderecekti. Felicite'den. mirastan artanı derhal göndermesi için annesine mektup yazmaya zorladı. başkalarına yaptığı bu aldatmacaları itiraf etmekle. Lheureux başka bir şey bulamayınca. Para bulmak için eski eldivenlerini. — Mösyö'nün imzaladığı senetlerden söz etmiyorum bile. O zaman Madam. Sonra. Zaten kendisinin on parası yoktu. Emma'ya dükkâna yeni gelmiş bir sürü mal gösterdi . M. diğer bin beş yüz frank eridi gitti. elma gibi yuvarlak adamımdır ben. Emma susuyordu. Lheureux ise elindeki kalemin tüylerini ısırarak. herkes onun sırtından geçinmeye bakıyordu. — Allah vere de Vinçart bana olmaz demese! Esasen. . Barneville'den başka. M. kocasını. Sonra.. geçenlerde bir satışta bulduğu üç buçuk metrelik bir dantela parçasını göstermek için kendisine seslendi: — Bakın. — Ama. Dükkâncı. faizler. sonra.on metelik sektirtmiyordu. herkesten borç MADAME BOVARY 291 para çekti... Sonra.. tatlı bir sesle: — Anlaşalım. kendilerine... birkaç rakam yazdı.. diye devam etti. Yeniden borçlandı ve bu. belki. Emma'ya her biri iki yüz elli franklık ve birbirinden birer ay aralıklı vadeli dört senet yazdırdı.. tabii anlarsınız.. herhalde bu susmadan kaygılanmış olacaktı ki: — Şayet. Daha o akşam. ne kadar mağrur olduğunu bilirsiniz. kocasının hastalarına iki üç fatura gönderdi ve faydasını gördüğü bu usulü sonraları da bol bol kullandı. bir türlü arkası gelmiyor. adama «Mösyö Lheureux'cüğüm» bile diyordu.. hiç değilse bunları alıp götürdü.. hiç değilse şeyini öğrenseydim?. bu işin çok güç bir iş olduğunu.. işin doğrusu söylenmez ki. Onların da biri yedi yüz franklık. güzel değil mi? Şimdi bu dantelayı koltuk başlarına koyuyorlar. son meteliğini vereceğini söyleyerek. — Siz nasıl isterseniz! O zaman. hiçbiri Madama layık değildi. düşünüyormuş gibi gözlerini kapadı.» Gerçi bazı itirazlar oldu ama hiçbiri kocasının eline geçmedi. Emma'yı kendisine ne kadar dürüst davrandığına inandırmak istiyordu. pek hayrete düşmüş göründü. bütün suçu o «Köpoğlu Vinçart»a yük-lüyordu. Devekuşu tüyleri. işi savsaklayacak değilim. eski kap kaçağı satmaya başladı. Çin porseleni. Hürmetkarınız.. 3 ağustos iki yüz frank... 23 martta kırk altı. Kaynana gönderilecek bir şey kalmadığını bildirdi: Tasfiye tamamlanmıştı. gayet ustaca pazarlık ediyordu. damarlarındaki köylü kanı.— Hah işte. şu günlerde elime para geçse. Langlois'nın henüz parayı ödemediğini duyunca.. dedi. onun gibi biçare bir dükkâncı avans filan veremezdi. — Meselâ. eski şapkalarını. Kusura bakmayınız. moda böyle. 17 temmuzda yüz elli. insanın zihni karışıyor. nisanda. hiç oralı değilmiş gibi.. Faturalara not olarak şunu da eklemeyi hiç unutmuyordu: «Bundan kocama hiç bahsetmeyiniz... Arkasını dönerek: — Sonra. — Zaten Barneville'in bakiye hesabı gelir gelmez. bir MB 19 290 MADAME BOVARY kere anlaştık. öbürü üç yüz franklık! Aldığınız küçük avanslar. böylece devam etti.. altı yüz liralık bir akar kalıyordu. sandıkları aldı. Bir hokkabazdan daha atik davranarak dantelayı mavi bir kağıda sardı ve Emma'nın eline tutuşturdu. Bir budalalık yapmaktan çekiniyormuş gibi durdu... Emma. metresi otuz beş santime. rengi de hiç atmazmış! Pekâlâ herkes yutuyor bunu.. Şehre her inişinde. Artık ben bu işte yokum! Emma ağlıyordu. — Nasıl?.

Bu da zaten ot bürümüş bahçeyi pek bozmuyordu. metresinin garip tavırlar takındığını. çok geçmeden o kederli iri gözlerini açıyor ve ağlamaya koyuluyordu. kadıncağız. diyordu. Bir gün çantasından altı tane altın yaldızlı küçük kaşık çıkardı (bunlar Rouault babanın düğün hediyesiydi) ve Leon'dan hemen gidip bunları Emniyet Sandığı'na götürmesini rica etti. — İki yıl önce. oğlunun patronu maître Dubocage'a mektup yazd^ o da bu işin mükemmelen becerdi. bir çığlık koparıyordu. uyuşmuş. annesini istiyordu. her şeyi olduğu yerde bırakıyor. Onu. Leon'u düşünüyordu. Randevular onun bayram günleriydi. yavrucuğum. Mutfaktaki ocakların üzerinde mendillere rastgeliniyor ve küçük Berthe. yürümeye devam ediyordu. doğrusu hesap yapmaya gayret ettiği de oluyordu. safi arzu kesilmiş. delik çoraplarla dolaşıyordu. belki canını sıkmış olurum. Leon. ezile büzüle bir ihtarda bulunacak olursa. Madame Homais'nin ayıplamasına rağmen. Onların muhteşem olmasını istiyordu! Şayet âşığı tek başına masrafın altından kal-kamazsa. başka yerlerde. git! diyordu. Gerçekten. Bu da.Bazen. yani aşkın derinliklerinde çöreklenen o belirsiz kötü yaratığı. o denizkızını. O zaman Charles çocuğu teselli ediyor. Charles hemen koşup geliyordu. kendisini ondan uzaklaştırmak isteyenlerin pek haksız olmadıklarını anladı. tababet gazetesini açarak ona okuma öğretmeye çalışıyordu. git. diyordu. Charles: — Hizmetçiyi çağır. olmaz. bunda kendisinin kabahati olmadığını söylüyordu! Neden bu kadar öfkeleniyordu? Charles her şeyi karısının geçirmiş olduğu sinir hastalığı ile izah ediyor. o canavarı görür gibi olarak. Delikanlının gözünü açmak. zinanın körüklediği o mahrem alevle daha da yanarak. Çoğu zaman dehşete düşüyor. içinde kanlı sahnelerle azgın şehvet betimleri bulunan acayip kitaplar okuyordu. hemen hemen her defasında böyle oluyordu. yanında uzanıp uyuyan bir adamdan kurtulmak için yapmadığını bırakmamış ve sonunda kocasını ikinci kata sürgün etmişti. Emma orada. Kötü bir vaziyete girmekten korkuyordu. yahut kınaağaçlarının dallarını kırarak tarhlara ağaç diye dikiyordu. pek hoşuna gitmediği halde Leon emri yerine getirdi. küçük Berthe'i dizlerine oturtuyor. Charles. fakat öyle akıl almaz şeyler keşfediyordu ki. Geceleri. Dersle hiç başı hoş olmayan çocuk. Kendisi sabahlara kadar. Ve elleri arkasında. Mektupta. oğlunun evli bir kadınla kendini mahvettiğini haber veriyordu. inanası gelmiyordu. birisi annesine uzun bir imzasız mektup göndermişti. daha gösterişsiz otellerde de pekâlâ rahat edebileceklerini kendisine anlatmaya çalıştı. vakit vakit Rouen'da bir Cezayirlinin dükkânından satın aldığı saray tabletleriyle tütsü yapıyordu. Emma kaba kaba cevap veriyor. bu işin içinde de ailelerin ezeli umacısını. Biliyorsun ki. fakat hep Emma'nın itirazlarıyle karşılaştı. açığı cömertlikle kendisi kapatıyordu. kum üzerinde ırmaklar yapsın diye gidip bahçe kovasıyle su getiriyor. Sonra. Şimdi evin hali pek hazindi! Satıcıların kapıdan asık suratla çıktıkları görülüyordu. Akşam yemeğinden sonra bahçede tek başına dolaşıyor. Yahut bazen. kendini bencillikle suçluyor ve içinden hemen gidip karısını öpmek geliyordu. Kendi kendine: — Hayır. O zaman yeniden hesaba girişiyor. Les-tiboudois'nın o kadar gündelik alacağı vardı ki! Sonra çocuk üşüyor. hastalandığı zamanki gibi!— Ne zaman bitecek bütün bu belâlar!. Sonbahar başlamıştı. zihni çabucak karmakarışık oluyor. Oraya çıkılmıyordu. yarı çıplak.. iyice düşününce. Olduğu yerde kalıyordu. heyecan içinde. sakatlığını kusur saydığı için kendi kendine kızıyor. gür saçlarını rüzgâra dağıtıyor ve yıldızlara bakarak kendine prens aşkları temenni ediyordu. pencereyi açıyor. bütün gün kalıyor. nefes nefese. ona uçurumu MADAME BOVARY 293 . annen rahatsız edilmek istemez. O da: — Ah. 292 MADAME BOVARY Madame odasındaydı. soğuk havayı içine çekiyor. Kendisini doyuran o randevulardan bir tanesini yaşamak için o anda her şeyini verebilirdi. yapraklar şimdiden dökülüyordu. bir daha da kafa yormuyordu.

daha seslerinden. hatta. hayal kurmaktan vazgeçti: Çünkü her burjuva. zinada evliliğin yavanlıklarıyle yeniden karşılaşmıştı. Büyük perhizin üçüncü perşembe günü. herhalde masraf hakkında konuşuyorlardı. Erkekler bir köşeye çekilip fiskos ettiler. okuduğu en güzel şeyler ve en kuvvetli arzularının yarattığı 294 MADAME BOVARY bir hayalet beliriyordu. sonraları kendi müessesesine de zararlı olabilirdi. kafasında başka bir adam. o da Emma'dan o kadar usan-mıştı. balkonlarda igek merdivenlerin sallandığı mavimtırak bir ülkede oturuyordu. bir kadının daima âşığına mektup yazması lazımdır fikriyle. pek büyük girişimlere yetenekli sanır. her noterin gönlünde birazcık şair kırıntısı bulunur. sözünü tutmadığı için kendi kendine kızıyordu. Leon. Ama. Kendi menfaati uğruna bunu yapmazsa. Böyle bir macera. hemen hemen hepsinin en aşağı cinsten olduğunu anlamakta gecikmedi. gözkapakları karıncalanıyor. «Bir felâket olsa da ayrılsak. Fakat nasıl kurtulmalıydı? Sonra böyle bir mutluluğun bayağılığı ile kendini ne kadar aşağılık içinde hissederse etsin. herkes etrafında halka oluyordu. yani Dubocage için bu fedakârlığa katlanmalıydı. Bütün gece trombonların azgın sesine ayak uydurarak zıpladı durdu. Leon'u sorumlu buluyor. kolu kanadı kırılmış. Balonun döşeme tahtalarını. coşkun duygulardan. Fakat yazarken. Şimdi artık içinde sızısı hiç dinmeyen ve her yeri kaplayan bir kırıklık duyuyordu. alnı ateş gibi yanıyor. rini pek farkedemediği bir aşkın gürültüsü karşısında ilgisizlikten uyukluyordu. sanki kendisine ihanet etmiş gibi. o kadar ele avuca sığar bir hale geliyordu ki. Artık yaşamamak. fakat niteliklerinin bolluğu altında kaybolarak bir tanrıya döndüğü için. bunlara dördüncü katta küçük bir oda açtı. sonunda bu hayalet o kadar gerçek. onu. alışkanlıkla veya ahlaksızlıkla. bu kadın yüzünden başına türlü belâlar gelebilir. Ümitlerinin kırılmasından. başına fiyongolu bir peruka ile yana eğdiği üç köşeli bir şa_pka geçirmişti. Kadınla ilgisini kesmesi için yalvardı. gece maskeli baloya gitti. Allah için. Emma onu yanıbaşında hissediyor. Emma'ya layık bir meclisti bu! Kadınlara gelince.göstermek için. Leon'un hamal veya gemici kıyafetine girmiş olan arkadaşlarıydı. arkadaşlarının sabahları soba etrafında yaptığı şakaları hesaba katmasa bile. O zaman içine korku girdi. ay ışığında ve çiçeklerin güzel kokusu altında. damgalı kağıtlar geliyor. fakat bunlara şöyle bir göz atıp geçiyordu. yine de onu bütün açıklığıyle hayalinde can-landıramıyordu. Sonra. karar vermek cesaretini gösteremediğinden. Kadife bir pantolonla kırmızı çoraplar giymiş. Bunlar. daha bir sürü nasihat dinlemeye mecbur kalırdı.» diyordu. gençlikte kanı kaynadığı zaman. yahut uyanmaksızm hep uyumak istiyordu. geleceğini ve bir öpücükte kendisini alıp kaçıracağını sanıyordu. O hayalet. o saadetten vazgeçemiyordü. çünkü bu belirsiz aşkın atılımları. tıpkı belirli bir müzik dozundan fazlasına tahammül edemeyen insanlar gibi.bari onun için. kalbi. Leon sonunda bir daha Emma'yı görmeyeceğine yemin etmişti. Emma. Sabah olunca kendini tiyatronun girişinde. her çeşit saadetin kökünü kurutuyordu. en ateşli hatıralar. göğsünün üstünde Emma birdenbire hıçkırmaya başladı mı artık sıkılıyordu. Emma Yonville'e dönmedi. Leon'a mektup göndermekten de asla geri kalmıyordu. bir tek gün. azgın zevk ve eğlence âlemlerinden daha fazla yoruyordu. Ötekiler yemeğe koyuldular. yine olduğu yere sırtüstü yuvarlanıyordu. geri çekti ve gözlerini yere indirdi. yine kendini sınırsız tutkulara. Odada bir noter kâtibi. Etraftaki kahveler tıklım tıklım doluydu. Çapkının en bayağısı sultan hanımların hayaliyle geçinir. derisi buz gibi soğuyordu. artık incelikle-. Hem yakında başkâtip olacaktı: Artık ciddi olmanın zamanıydı. içinden. çünkü. Birbirine sahip olmak zevkini yüz katına çıkaran o şaşmaları duyamayacak kadar birbirlerini fazla tanıyorlardı. beş altı maskelinin arasında buldu. Lokanta sahibi. Nitekim flütten. Emma.daha da çoğalmasını istemekle. iki tıp talebesi ve bir de tüccar kâtibi vardı. sanki dans eden binlerce ayağın ritmik . Emma ondan ne kadar tiksinmişse. bir tek dakika bile olsa. iskemlesini. Rıhtımda en adi cinsinden bir lokantayı gözlerine kestirdiler. üç çeyrek saat öğüt verdi. Emma yemedi. Ona sık sık celpler. Emma hayranlıkla sarsılıyor. her gün biraz daha üstüne düşüyor . gidip bir yerlerde yemek yemekten söz ediyorlardı.

biraz daha altında şunlar vardı: «Kendisi. Fakat uzun demir çubuklarla yüklü bir at arabası.. sonra. Bütün dalaverelerini. Kurşun rengi bağlamış nehir rüzgârla ürperiyordu. Bununla birlikte. evlerin duvarına sağır edici bir madeni sarsıntı fırlatarak geçti.. Kalabalığın suratları. Vinçart. Felicite ona duvar saatinin arkasında kül rengi bir kağıt gösterdi. bir düşünsek. Cauchoise Meydanı'ndan. hoş görünmelerinin amacını bir anda kavradı.. bu böyle! Mahkeme kabul etti! Elde hüküm var! Onu da size tebliğ ettiler. Bayılıyordu. sokak fenerleri sönüyordu. Sonra. dedi. Her şeye. Lheureux. Tutarın gereğinden fazla şişirilmiş olması içine biraz soğuk su serpiyordu. alaylı bir selamla: . lokantadaki yemek. açık hava onu teskin ediyordu. bulvardan. hanımcığım? Cebimden çıkarıp verdiğim paraların yine cebime girmesi gerek.. kendi kafasının içinde duyuyordu. Hiç haberi olmamıştı ki. parasını ödememek. hizmetçisinin odasında uyumaktan olan Berthe'i düşündü. Eve girer girmez. maskeleri. Akşamın saat dördünde Hi-vert gelip kendisini uyandırdı. azar azar. — Hiçbir şey yapamam. Bir kuş gibi uçup giderek.. kendini yatağın üzerine attı. Emma. Zaten bunları yapan ben değilim..» Hangi hüküm? Gerçekten. Emma. bir gün önce başka bir kağıt daha gelmişti. Emma her çareye başvurdu. kıyamete kadar size pîr aşkına müteahhitlik ve bankerlik yapacağımı mı sanıyordunuz. duvarlarında Nesle Kulesi'nin resimleri asılı duran ikinci kattaki küçük odasında. haksızlık etmeyelim! Emma borcun miktarına itiraz edecek oldu. Otelden çıktı. kanun ve adalet namına Madame Bovary'ye tebliğ olunur ki. — Ama.» Birçok satır atladı ve şunu gördü: «Yalnız yirmi dört saatlik bir süre içinde. Sainte-Catherine tarafında. Bahçelere bakan iki yanı boş bir sokağa geldi..vuruşuyle hâlâ gümbürdüyormuş gibi.» Ne oluyor? «Sekiz bin franklık bir meblağı ödemek. her şey.. boyuna satm almak. rüzgârın önüne kattığı sis tabakaları gibi kayboldu.. solgun gökyüzünde büyük bir kırmızı leke genişliyordu. — Ne yapalım. — Nasıl hayır? Ağır ağır ona döndü ve kollarını kavuşturarak: — Benim.. Leon'a dönmesi gerektiğini söyledi ve nihayet Boulogne Otelinde tek başına kaldı. pencerenin önüne götürdüler. Emma okudu: «Mahkemenin icra yetkisi veren hükmü gereğince... — Biliyor musun başıma geleni? Herhalde bir şaka olmalı bu! — Hayır. punç kokusuyle yaprak sigaMADAME BOVARY 295 ralarının dumanı onu büsbütün sersemletti. borç para almak. — Acaba bir şeyler yapmanız. nihayet kendine geldi ve orada. yine de.» Hatta. uzaklarda.. kenar semtten geçti. lekesiz uzaklıklarda. Köprülerin üzerinde kimsecikler yoktu. Demek. kadriller. bir yerlerde yeniden gençleşmeyi ne kadar istiyordu. Şu kelimeleri okuyunca büsbütün şaşırdı kaldı: «Kral. bütün kanuni yollardan ve özellikle mal ve eşyasının hacziyle zorlanacaktır. yeni bir vadeye bağlandıkça bedeli artan senetleri yenilemek suretiyle Emma. senetler imzalamak. hatta kendisine de tahammül edemez olmuştu..» 296 MADAME BOVARY Yapılacak ne vardı?. ama haberi olmamıştı ki. balo kostümünü çıkarıp attı. tekrar Kızıl Haç'a döndü. o kadınlar. yirmi dört saat sonra. Gün ağarmaya başlıyordu.. Hızlı yürüyordu. Sonra. avizeler. Başına birdenbire gelmişti bu iş. Lheureux efendiye karışık işlerinde kullanmak için sabırsızlıkla • beklediği bir sermaye hazırlamıştı. Emma hemen oradan sıvıştı. yarın! Lheureux'nun herhalde kendisini yine korkutmak istediğini düşündü. gayet serbest bir tavırla adamın karşısına çıktı.

— Çok geç artık. olduğu yere yığıldı. dedi ve kapıyı kapadı. Bovary'nin muayene odasından işe başladılar. Emma kollarını büke büke: — Ama nereden bulacağım. zaman zaman: — Müsaade eder misiniz.... Emma bunun manasını anladı ve «kovuşturmayı durdurmak için ne kadar para lazım olduğunu» sordu. beyaz kravatı. — Hoppala! Şimdi de ağlama faslı! — Beni mahvediyorsunuz! — Vız gelir bana.. iskemleleri. — Ahlak dersi istemez! — Ahlak dersinin kimseye zararı olmaz. kadına yaklaştı ve tatlı bir sesle: — Biliyorum. oo. — Öyle mi? Ben de bir şeyler göstereceğim kocanıza! Lheureux kasasından. Em-ma'nın hayatı.. başına bir topuz inmişten daha beter. — Sizin ne adam olduğunuzu herkese söyleyeceğim. dedi..— Kabahat kimin? dedi. Omuz silkerek: — Hadi canım siz de! dedi. 298 MADAME BOVARY — Mösyö Lheureux. haciz zaptını tutmak üzere iki şahitle birlikte eve geldiği zaman. Adamlar. — Siz aşağılık bir adamsınız! MADAME BOVARY 297 Dükkâncı gülerek: — Oo. Emma acısını bağrına bastı. fakat hiç kimse de bu yüzden ölmemiştir alt tarafı. yalvardı. Yararı yok! Onu usulca merdivene doğru itti. pek ileri gidiyorsunuz. — Size söz veriyorum. göstereceğim ona. Sık sık. usandım artık imzalarınızdan! — Yine satacağım. — Evet. üçte birini. bu üç adamın gözleri önüne boylu boyunca serildi. Emma küçüldü. Sonra. boyuna tekrarlıyordu.. en gizli köşelerine kadar. fakat mutfakta tabak çanağı. Hizmetçi kız geldi. Düğmeleri iliklenmiş daracık siyah elbisesi.. imzalayacağım. hatta o küçük ve güzel beyaz elini dükkâncının dizleri üzerine koydu.. — Bırakın beni! Neredeyse beni baştan çıkarmaya kalkışacaksınız. Meslek âleti saydıkları kuru kafayı deftere kaydetmediler. tuvalet odasını gözden geçirdiler. — Ama size binlerce frank.. Kocama diyeceğim ki. otopsi yapılan bir ceset gibi. dedi. — O zavallı adamcağız sizin bu küçük hırsızlığınızı anlamaz mı sanıyorsunuz? Emma.. icra memuru Maître Hareng. — Adam sen de! Bu kadar dostunuz var! Kendisine öyle keskin ve korkunç bir tarzda bakıyordu ki. Madame? Müsaade eder misiniz? deyip duruyordu. Fistanları. VII Ertesi gün. size yalvarırım. çok gergin subyeleri ile Maître Hareng. iç çamaşırını. hoş bir şey değil bu. Ben ırgat gibi çalışıp dururken siz keyfinize bakıyordunuz. Emma iliklerine kadar titredi. hemen hemen tümünü getirecek olursam? — Olmaz artık. birkaç gün daha sabredin! Hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Satacak neyiniz var ki? Ve dükkâna açılan küçük pencereden seslendi: — Annette! 14 numaranın üç kuponunu unutma sakın. tencereleri. Mademki paramı iade etmek için bundan başka çareniz yok. — Bıktım. Vinçart'ın ıskontosu sırasında Emma'nın kendisine verdiği bin sekiz yüz franklık makbuzu çıkardı. dedi. Lheureux pencere ile yazı masası arasında mekik dokurken. şamdanları ve yatak odasında da etajerdeki bütün ufak tefekleri saydılar. hayranlıkla: . göstereceğim ona bu makbuzu. tutarın dörtte birini..

parmakları sümüklüböcek gibi kırmızı ve gevşek o iri elin dokunduğunu görünce tiksindi. Fakat. ba çok lüzumlu parayı bulmak için hemen paçaları sıvamalıydı.. sekiz bin frank lazım bana! — Sen delirmişsin! — Henüz değil. Çin ekranlarıyle süslü ocağa. ne berbat bir vaziyette olduğunu izah etti. Çok güzel! diyordu. Emma. mektuplar! dedi. kendi yerine Leon da pekâlâ borca girebilirdi. fakat o.. Zaten. iki ayağını ocağın demirlerine dayamış. Emma. kalemini sol eliyle tuttuğu bir bağa hokkaya batırarak yazmaya koyuluyordu. Rouault Babanın elinden bir şey gelmezdi. burada olmaz. Evin katlarını bitirdikten sonra. MADAME BOVARY 299 Nihayet gittiler. işi olur olmaz iade edecekti.. rastgetirebildiklerinden para istedi. dedi. kapıyı vurdu. Çok solgundu: — Leon.. Emma onu Bovary'yi oyalamak için gözcülük etmeye göndermişti.. bu da tutkusunu yok edeceğine. Boulogne otelindeki odalarına gittiler. dedi. vaktiyle kalbini çarptıran o kağıtlara. Emma: — Amma da bayağı adammışsın! diye haykırdı. Ev sahibinin eve «kadın» almasından hoşlanmadığım itiraf etti. ama boşuna! . — Seni hangi rüzgâr attı böyle? — Rahatsız mı ettim? — Hayır. Bir an geldi. Kimse açmadı. Paraya acele ihtiyacı vardı. Sonra. O zaman Leon. yahut geziye çıkmışlardı. bana yardım edeceksin. daha doğrusu uçsuz bucaksız bir pişmanlık kaplıyor. içini vicdan azabı. Emma. Maître Hareng. ilave etti: 300 MADAME BOVARY — Dinle beni. aptal aptal: — Seri de işi fazla büyültüyorsun.. o da oradan kımıldamayacağına söz verdi. Emma: — Sana diyeceklerim var. birazcık gürültü etti: Charles: — Yukarda biri mi dolaşıyor? dedi. nasıl olur?. dedi. Sonra gözleri. Açmak icabetti. Leon elini anahtara attı. zira içinde başka bir şey bulunup bulunmadığından bizzat emin olmalıyım. muhafız. ama. Charles. Belki bin ekü kadar bir para ile herif^yatışır. bir küçük pencere açık kalmış herhalde. dedi. büsbütün şahlandırıyordu. zira Charles hiçbir şeyin farkında değildi: Kaynanası kendisinden nefret ediyordu.. Emma. hafakan dolu bakışlarını ondan ayırmıyordu. — Ama. Rodolphe'un mektuplarını Emma orada bir çekmeceye ki-litlemişti. hayatının tassızlığına lezzet katmış olan bütün o eşyaya ilişince. ikisi bir olup haciz muhafızını damın altına yerleştirdiler. Emma o akşam Charles'ı düşünceli buldu. Arkasından hemen. Sımsıkı yakaladığı iki elini sarsarak. Oh! Bir şeyler yap! Bir şeyler yap! Seni daha da seveceğim! Leon çıkıp gitti. durdurdu. Nihayet Leon göründü. İçindeki Napoleon altınlarını düşürmek istiyormuş gibi kâğıtları yavaşça eğdi. Üç bin frank bulmak pek olmayacak şey değildi.— Çok hoş!. rüzgârdan sallanıyor. Bazıları alay etti: Kimse razı olmadı. — Git! dene! lâzım! koş!. — Hayır. Fakat yılmadı. Yüzünün çizgilerinden suçlamalar sezerek. Demek hemen teşebbüse geçmek lazımdı. tavan arasına çıktılar. koltuklara.r gülümsemeyle: — Ah. haciz hikayesini anlatarak. bir saat sonra döndü. Felicite içeriye girdi. ertesi pazar günü. gelir gelmez bir bardak dolusu su içti. ismini bildiği bankerleri görmek maksadıyle Rouen'a gitti. Saat ikide Leon'un evine gitti. — Hayır. rahat rahat kütükleri karıştırıyordu. geniş perdelere. suratı bir tören ağırbaşlılığı içinde: — Üç kişiye gittim. Bunlar ya kıra gitmişlerdi. bize gidelim. yani Leon. gizlendiği yerde sıkılmış olacak ki. halden anlayan b. müsaade ediniz.

O zaman korktu ve her çeşit izahın önüne geçmek için. genç adam kendisine suç işlemeyi öğütleyen bu kadının dilsiz iradesi karşısında sıfırı tükettiğini hissetti. Eczacının karısı da. Açılan bir arabalık kapısından çıkan bir ses: — Varda! diye haykırdı. karısına bunlardan getirmeyi hiç ihmal etmezdi.. ona porsumuş gibi geldi. . Homais.» dedi. Tarif edilmez uçurumlara rasgele yuvarlanarak. ecza ile dolu kocaman bir sandığın Kırlangıç'a yükletilmesine bakan Homais'ciği görünce âdeta sevindi. yürümeye devam etti. hiç konuşmadan. Emma yerinde tepinerek omuz silkiyordu. tıpkı eski Normandiyalılar gibi. öyle bir hüzün geldi ki. perhiz günlerinde tuzlu tereyağı ile yenilen. neredeyse bayılmak üzere. Leon onun fısıldadığını duydu: — Ben senin yerinde olsaydım. O zaman Emma. bu nedenle. Saat dördü çaldı. İkindi ibadetinden çıkılıyordu. — Nereden bulurdun! — Senin noterlikten! Ve gözlerini Leon'a dikti. Homais. çok zengin bir tacirin de oğluydu). gelip de. sofrada. samur kürk giymiş bir kibar zatın kullandığı iki tekerlekli bir arabanın okları arasında yeri eşeleyen güzel bir siyah at geçsin diye durdu. Madame Homais. 302 MADAME BOVARY Bunlar. dostlarından biriydi. beni artık bekleme. eliyle alnına vurarak bağırdı: — Morel bu gece dönecek! Ümit ederim ki benden esirgemez bunu (Morel. ben de yarın sana getiririm. belki haçlı seferleri devrinden kalma. martın berrak ve sert günlerinden bireydi. bir köprünün üç kemeri altından akan nehir gibi. bunların ortasında. gürbüz Normandiyalılar. dişlerinin pek bozuk olmasına rağmen. hep Massacra sokağındaki meşhur çörekçiden gidip alırdı. meşalelerin sarı ışığı altında. kahramanca tıkır tıkır yerdi. fakat aşkından daha az derin bu büyük kubbe altına endişe içinde ve ümitle girdiği günü hatırladı ve peçesinin altında ağlayarak. Kırlangıç'a binmesine yardım etmek için elini Em-ma'ya uzatırken: — Sizi gördüğüme pek sevindim. dan boşanıyordu ve kavas. yutulacak mağribî kelleleri zannederek karınlarını bunlarla doldururlardı. Nitekim.. alışkanlıkların dürtüsüne bir makine gibi itaat ederek. sersemlemiş. Alev alev yanan gözbebeklerinden cehennemi bir cüret fışkırıyor. tatlı şarap güğümleriyle dev gibi jambon ve sucuk yığınları arasında. Allaha ısmarladık! Elini sıktı. İşin içinde bir yalan olduğundan mı şüphe ediyordu? Sonra Leon kızararak devam etti: — Ama. bir kaya parçasından daha hareketsiz duruyordu. şehre her inişinde. İçinden. Kendisine öyle bir bitkinlik. Araba hızlandı ve gözden kayboldu.. gözkapakları şehvet ve cesaret verici bir tarzda birbirine yaklaşıyordu. güneşin bembeyaz bir gökyüzünde parıldadığı. Hava güzeldi. Emma'nın artık hiçbir şey hissedecek hali kalmamıştı. dedi. M. kilisenin üç büyük kapısın. karısına götürmek üzere bir mendile sardığı altı küçük francala vardı. düşmemek için bir duvara dayandı. Kızıl Haç'a.Sonra ocağın iki ucuna karşılıklı oturup. sokak bomboştu. Artık gitmem gerek kusura bakma. o idi. ama o el. eczacının elinde. ne olup bittiğini bilmiyordu. saat üçe kadar gelemezsem. Sonra içinden. Aslında. o tıkız francalaları. Parvis Meyda-nı'na geldi. dışından her şey onu yüzüstü bırakmıştı. hareketsiz kaldılar. kendini mahvolmuş hissediyordu. küçük tıkız francalaları pek severdi. önüne serilen geniş. Emma. Kim bu acaba? Emma onu tanıyordu. halk. sevgilim. Ama önünden geçen adam. Vikont'tu! Emma dönüp baktı. «Belki aldandım. öyle ki. pekâlâ bulurdum. keyifli keyifli geziniyorlardı. MADAME BOVARY 301 Emma bu ümidi onun hayal ettiği gibi sevinçle karşılar görünmedi. Emma. bu sarık biçiminde. Yabanlıklarını giymiş Rouenlılar. Gotik çağı yiyeceklerinin son örnekleriydi. Yonville'e dönmek üzere yerinden kalktı. sarsak.

Aynı zamanda. tam o sırada. birdenbire pencereden dışarıya sarkarak bağırdı: — Unlu şeyler. Emma. meydandan gelen seslerin gürül-tüsüyle uyandı. — Hem sonra. Onu böyle fırlatıp atmayı hoş bir hareket sayıyordu. başı açık. cesareti kırılmış. her defasında olduğu gibi. Üzerine dayanılmaz bir yorgunluk çökmüştü. faydasını görürsün. kapalı pazar yerinin yanında. — İşte sana beş santim. Homais. şerefsizim. Lefrançois ananın kalabalığın ortasında nutuk verir gibi bir hali vardı. bu nasihatlerin tesirinden şüphe ettiğini açıkça söylemek cesaretinde bulundu. tavsiyelerimi unutma. âdeta uyuklayarak geldi. M. Eczacı: — İşte. sütlü şeyler yemek yok! Cildiniz üzerine yünlü şeyler giyin. kaplumbağa adı-mıyle ilerliyor. Guil-laumin'e giderim. kim bilir? Niçin beklenmedik bir olay birdenbire patlak vermesin? Lheureux bile pekâlâ ölebilir. Emma bir bakışta. kapıdan kopardığı sarı bir kağıdı hanımına uzatıyordu. zaten pek budala görünüyordu. Nihayet Felicite içini çekerek: — Ben sizin yerinizde olsam. perhize girsen daha iyi olur. sanki ilk kez görüyormuş gibi davrandı. M. dedi. Hivert: — Öyleyse. biranın iyisini. tiksinti içiride. kendi tertibi olan iltihap geçirici bir merhemle herifi bizzat iyi edeceğine dair teminat verdi. Kendi kendine: — Başa gelen çekilir. Kör. herkes tanır. kollarını kavuşturarak yerine oturdu. Pazar yerinin etrafında bir kalabalık toplanmış. Emma. bana iki mangır geri ver. MADAME BOVARY 303 Hivert. iki eliyle midesini uğuşturmaya başladı. heyecanlar içinde. yüz biçimi gibi kelimeler mırıldandı ve sonra babacan bir tavırla: — Dostum. Fakat kör adam. Evine. Justin'in bir taşın üstüne çıkarak ilanı yırttığını gördü. Homais. başını geriye attı. rostonun iyisini tavsiye ediyordu. Homais eczaneden çıktı. karşılık olarak sen de palyaçoluk et bize bakalım. Kör. duvar halısının çivisinden kurtulmuş bir köşesi gibi sallanıp duran şapkasını uzatıyordu. Vahşet içinde yuvarlanıp duruyoruz. Kör. M. Madame. diyordu. dedi. adresini de söyledi: — M. Fakat. bir çeşit boğuk uluma tutturdu. Sabahın saat dokuzunda. dili dışarıda. Fakat eczacı. Terakki. dedi. W 304 MADAME BOVARY O zaman sessizce birbirlerine bakıştılar. iltihaplı yerleri ardıç tohumu tütsüsüne tutmak lazım! Gözlerinin önünde geçip giden tanıdık şeylerin manzarası. bir şarkı tutturmuştu. aç kalmış bir köpek gibi. Ona şarabın iyisini. Felicite! Madame! Felâket! Zavallı kız. kır bekçisi çocuğu ensesinden yakaladı. bütün mobilyasının satılığa çıkarıldığını okudu. yeşilimtırak gözlerini fıldır fıldır döndürerek. dedi. Hizmetçi ile hanımı birbirlerinden sır saklamazlardı. dizleri üzerine çöktü. Nihayet. Araba tekrar yürümeye başlamıştı ki. Emma'yı o andaki ıstırabından yavaş yavaş uzaklaştırıyordu.Sonra. Bütün serveti bundan ibaretti. bir direğe asılı kocaman bir ilanı okuyordu. göz akı. afallamış. bir sıraca iltihabı! Bu zavallıyı çoktandır tanıdığı halde. dış tabaka. tepenin eteğinde peyda olunca: — Doğrusu. düşünceli ye Napoleonvari bir tavırla. Homais kesesini açtı. — Sahi mi? Bu sualin anlamı şuydu: . diye sordu. francalaları filenin kayışlarına astı. M. ona omuzunun üzerinden bir beş franklık fırlattı. idarenin bu kadar çirkin işlere göz yummasını bir türlü aklım almıyor! Bu biçareleri yakalamalı ve bir işte çalışmaya zorlamalı. bu korkunç illet sende çoktan beri mi var? Meyhanelerde kafayı çekeceğine. donuk tabaka. arabanın kapısı kenarından.

hikayesini anlatırken. sol eliyle dallı robdöşambrını vücuduna bastırırken. çapkın bir eda ile: — Güzel şeyler zarar vermez. ona aile hayatının darlığını. MB 20 306 MADAME BOVARY . Noter anlıyordu bunu: Zarif bir kadın! Yemeğine ara vermeden. parke ve mobilyalar. zaman zaman. Theodore. Takke. Kendisinden istenen ipotek karşılığı borçlanma işlerinde gereken parayı hep ondan alıyordu. Meşe kağıdı kaplanmış duvarlara. bütün protestoları toplayarak. Örneğin. Demek. türlü türlü kimselere ciro edilen. acaba evin efendisinin benden söz ettiği olur muydu hiç? — Evet. Sofra hazırdı. noter bu suçlamalara. Madame? Sizi dinliyorum. sonra. tabanı soba üzerinde tüterek bükülen fotinine değiyordu. Emma: — İşte yemek odası buna denir. çenesini. daha yukarıya. Emma'ya oturulacak bir yer gösterdikten sonra. Grumesnil kömür ocaklarına veya Havre'daki arsalara hemen hemen tam güven içinde mükemmel yatırımlar yapmak mümkündü. uzun vadelere göre sıralanmış. iyi edersiniz. dostu Vinçart'ı kendi adına gereken kovuşturmaya girişmekle görevlendirmişti.. başlangıçta önemsiz. Gökyüzü kapanıktı ve biraz kar yağıyordu. kendi de heyecanlanarak. Madame gidin. Duvardaki rafı dolduran bir kaktüsün altında büyük bir çini soba horulduyordu. anlamı olmyan bir sözle cevap veriyordu. Fakat. dizi. size ricaya geldim. — Bana başvurmayışınızın nedeni neydi acaba? — Bilemiyorum. garip bir tebessümle gülümsemeye başladı. siyah fistanının üstüne kara benekli pelerinini geçirdi. âdeta laubali bir tavırla gelip kapıyı açtı ve Emma'yı yemek odasına götürdü. Fakat. Kimse görmesin diye (çünkü meydanda hâlâ kalabalık vardı). öbür eliyle kahverengi kadifeden takkesini başından çıkarıp hemen tekrar yerine koyuverdi. bütün köşelerine renkli camlar yerleştirilerek süslenmişti. her şey. sıkıntılarını. Noter içeriye girdi. Eski bir tanıdığıymış gibi. Emma kirletmekten çekiniyordu. diye düşündü. bir kadın için bile. kırmızı yeleği ile sahanlıkta göründü. karışık anlamlı. dedi. Çıngırak çalınınca. Emma'nın içindeki ateşi büsbütün körüklüyordu. hemşerileri kendisini yırtıcı bir kaplan bilmesinler diye. Noterin parmaklığı önüne geldiği zaman. Giyindi. O zaman Emma. billur kapı tokmakları. dedi. ihtiyaçlarını anlatmaya koyuldu. Pirzolasını yeyip çayını da içtikten sonra. pencere camları. Emma'nın ayaklarının ıslak olduğunu görünce: — Sobaya yaklaşsanıza. afili bir tarzda oturtulmuştu. Noter. Emma: — Mösyö. Tacir. Emma kendisinden bin ekü isteyince dudaklarını büzdü. yüzlerce usulü vardı. tamamıyle Emma'ya doğru dönmüştü. çünkü parayı değerlendirmenin. — Ne hususta. siyah çerçeveler içinde Steuben'in Esmeralda'sı ile Schopin'in Pu-tiphar'i asılmıştı. çini üzerine koyun ayaklarınızı.— Uşak vasıtasıyle evin durumunu biliyorsun. mutlaka kazanacağı akla sığmaz rakamlardan söz ederek.. titiz. Emma vaziyetini anlatmaya başladı.. Emma. çok elverişli. nefes nefeseydi. bana da böyle bir tanesi lazım. nezaketsizliğinden dolayı özür dileyerek öğle yemeğine oturdu.. birbirine küçük bir altın zincirle bağlı iki elmas iğne geçirilmiş gök mavisi kravatı üzerine yasladı ve tatlimtırak. dere boyundaki patikadan kasaba dışına çıktı. Lheureux aleyhinde suçlamalarda bulunmaktan geri kalmıyor. öyle ki. MADAME BOVARY 305 Maître Guillaumin. Noter. vaktiyle servetinin idaresini kendi üzerine almamış olmaktan çok üzüntü duyduğunu söyledi. İngilizlere özgü bir temizlik içinde parıl parıl parlıyordu. ta arkadan uzatılarak dazlak kafayı çevreleyen üç sarışın perçemin uçlarının çıktığı sağ tarafa. mütemadiyen yenilenen senetlerin uzun hikayesini (Emma'dan daha iyi) biliyordu. kumaş taciriyle gizlice iş yaptığı için vaziyeti biliyordu. adamı heyecanlandırmak istedi. Böyle yapmış olsaydı. iki gümüş ısıtacak.

Madame Bovary'nin yüzüne hemen kan hücum etti. Beni yalnız bırak. gözleri kaneviçe işlemeli terliklerinde. gözlüklerinin parıltısı arasından gözbebeğinden bir kıvılcım fırlıyor. bekliyorum! dedi. ona türlü diller dökerek. Emma: — Hiç olacak şey mi. yaşlı gözlerle boş ufku tarayarak. Asla! Asla! Bovary'nin kendisine üstün oluşu fikri Emma'yı çileden çıkarıyordu. kendisine bir uyuşukluk geldi. Emma'nın elini yakaladı. hırsla öptü. Baş başa vererek. zavallıcık! O zaman kocası bir hıçkırık koparacak. affedecek beni. O terlikler. sonra kana kana ağlayacak. Elinden gelse bütün erkekleri dövecek. bir çeyrek saat. şaşırması geçince. Yolun akçakavakları altında sinirli adımlarla kaçarken. ha? Sizi o kadar korkutuyor muydum? Bilakis. Korkunç bir tavırla geri çekilirken haykırdı: —' Benim perişanlığımdan. artık ne eşyan var. asıl ben şikayetçi olmalıyım! Birbirimizi pek az tanıyoruz! Ama ben size karşı içten bağlıyım. Solgun. kendisini boğan kinden zevk alır gibi. Tatsız sesi. başkalarını böylesine hor görmemişti. Emma. Ümit ederim ki. Ama. Yonville'de ona yardım etmesi muhtemel olan değişik kimseleri gözden geçirdiler. ama. yahut yarın. zaten nereye kaçabilirdi? Felicite kapıda bekliyordu: — Ne oldu? diye sordu... seni ben bu duruma getirdim. böyle bir serüvenin kendisini nerelere sürükleyeceği belli olmazdı. affedecek beni.. Artık ilerleyemez olmuştu. — Ama. kolunu okşamak için. titremeler içinde. demeliydi. yalvarırım! Sizi seviyorum! Kadmı belinden yakaladı. utanmadan istifade etmeye bakıyorsunuz. Robdöşambrına aldırış etmeden. Onlara baka baka avundu. patlak veren çok güçlü bir arzuya dayanamayarak: — Peki.. affedecekti.. Noter. — Biliyorum. akan bir ırmak gibi. Her çareye başvurmuştu. Sonra. nazik nazik par-maklanyle okşadı durdu. — Mösyö de neredeyse eve dönecek.. o halde o korkunç sahneye hazır olmak ve kocasının gönül yüceliğine katlanmak gerekecekti. istemezler. dizlerinin üzerinde Emma' ya doğru sürükleniyordu: — Kalın. üstünde yürüdüğün bu hah artık bizim değil. bu adam onu fena halde rahatsız e. Ona. diyordu. Artık yapılacak bir şey kalmamıştı. alınyazısı kendisiyle uğraşıyor gibi geliyor ve MADAME BOVARY 307 bundan büsbütün gurur duyuyordu. Ne adilik! Başarısızlığının hayal kırıklığı. Mösyö! Ben acınacak bir kadınım. hakarete uğramış iffetinin öfkesini artırıyordu. hızlı adımlarla dosduğru yürümeye devam ediyordu. ya az sonra. Emma: — Olmadı.. kemiklerini kıracaktı. Charles döner dönmez. İçinden gelen bir kavgacılık dürtüsü onu sürükleyip götürüyordu. lazımdı. Fakat Felicite hangi ismi söylerse. felâketi öğrenmemesine imkân yoktu. Emma'nın yen'i içinde ilerliyordu. ne de bir çöpün. ister etmesin. Birdenbire rengi atan noter sordu: — Ne bekliyorsunuz? — Parayı. yanağında kesik kesik bir soluma hissetti. kızgın. fakat satılık değilim! Çıktı.diyordu.. Emma dişlerini gıcırdatarak mırıldandı: — Evet. bundan kuşkunuz yoktur! Elini uzattı. ne bir iğnen. suratlarına tükürecek. ister itiraf etsin. Tekrar Lheureux'ye . Evini görür görmez. elleri. dedi. Bir sıçrayışta ayağa kalktı: — Mösyö. şaşkın şaşkın kalakaldı. nihayet. Emma söyleniyordu: — Ne sefil adam! Ne alçak herif!. Zaten. Evinde. sonra dizinin üstünde tuttu. öyle olsun!. beni tanıdığından dolayı kendisini mazur göreyim diye bana bir milyon vermeyi bile az bulan bu adam. ona artık: — Çekil oradan. pısır pısır ediyordu.— Neydi. Kendine karşı asla bu kadar saygı beslememiş. bir sevgilisinin hediyesiydi.

Binet. türlü türlü tahminler yürüttüler. elindeki aletten. Kadınlar Emma'nın. Emma. Zira Emma. kulaklarına kadar kıpkırmızı kesilmişti. Binet. şamdanlara. Madame Tuvache: — Acaba adama bir şey sipariş etmek için mi geldi? diye sordu. üzerine bir eteklik örttü. kilisenin önünde Lestiboudois ile konuşan belediye reisinin karısı. Binet. kadıncağız uzaklaşıp. tavan arasındaki odasında. dedi. 308 MADAME BOVARY kendini merdivene attı. işte geldi. bir hayli geriledi. sarı bir toz uçuşuyordu. nerede şimdi? diye sordu. tek başına. Rolet ana. Binet memnun bir tavırla. olur şey değil! Hiç şüphe yok. gayet nazik. o anda belki de ötekinin arzusunu reddettiğine pişman olmaktaydı ki. tahsildara iğrenç bir teklifte bulunuyordu. Kendini yatağın üzerine attı. meydandan hızlı hızlı uzaklaştı. Binet'nin evinin içini rahatça görecek şekilde yerleştiler. Bu. dedi. gözlerini dört açarak dinliyor gibiydi. Bautzen'de. Her iki hanım. Nihayet hanımlar. — Görünüş. herhalde zekâyı kolay güçlüklerle eğlendiren ve ötesinde hayal edilecek hiçbir şeyin bulunmadığı bir eserle uyuşturan bayağı uğraşlara özgü. bir aşağı bir yukarı dolaştığını gördüler. Fran-sa'daki vuruşmalara katılmış. tırabzan yuvarlaklarına bakarak. büyük caddeye çıktığını. tıpkı dörtnala kalkmış bir atın nallarından püskül püskül çıkan kıvılcımlar gibi. Emma. burun delikleri açılmış. son parçayı da ele almış ve amacına yaklaşmıştı! Atelyesinin alaca karanlığında. cesur bir adamdı. hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. frank kelimesini duyar gibi oldular ve Tuvache ana. sonra. göğsü kalkıp iniyordu. bu. çenesi gerdanına yaslanmış. eksiksiz bir saadet içinde yüzüyor gibiyjdi. cevap verdi: — Hiçbir şey sattığı yok ki! Tahsildar. Madame Tuvache: — Acaba adama cilve mi ediyor? diye sordu. Lutzen'de çarpışmış. uğulduyordu. Fakat torna yüzünden. yamndakinin kulağına hafifçe fısıldadı: — Vergilerini geciktirmek için rica ediyor.gitmek aklına geldi: Neye yarar? babasına mektup yazmak. Emma adamın iki elini yakaladı. Binet. sakalını sıvazlıyordu. Madame Caron: — Peki. hatta nişan alacaklar listesine girmişti. sütninenin evine varır varmaz: — Rolet ana. — Ah. mezarlığa gidecekmiş gibi sağa saptığını farkedince. bunlar konuşulurken gözden kaybolmuştu. çok geç kalmıştı. ağaçlıklı yoldan bir atın tırısla geldiğini duydu. yılan görmüş gibi: — Madame. . Madame Tuvache: — Ah. Nihayet adama yaklaştı. tavan arasına çıktılar ve sırıkların üzerine asılmış çamaşırların arkasına gizlenerek. Bahçe kapısını açtı. onun tahsildarın evine girdiğini gördü. İki tekerlek de dönüyor. çıkrığına gitti ve keten eğirmeye başladı. Emma' nın cevap vermediğini görünce de. Madame Tuvache: — Böyle karıları kırbaçlamalı! dedi. yalvarır gibi İr MADAME BOVARY 309 konuşuyordu. artık konuşmuyorlardı. duvarlardaki peçete halkalarına. boğuluyorum. Hemen koşup Madame Caron'a haber ulaştırdı. birdenbire. Charles'dı. Emma. Komşusu. bütünü dikili taş gibi dimdik ve hiçbir işe yaramayan o tanımlanamaz fildişi işlerinden birini tahta üzerine kopya etmekle meşguldü. sanki hiçbir şey anlamıyormuşçasına. hilâller ve iç içe oyulmuş kürelerden meydana gelmiş. düşündüğünüz şeye bakın! diye haykırarak. ne söylediğini işitmek pek mümkün değildi. yüzü kireç gibi bembeyaz kesilmişti. yanında ayakta durdu. gülümsüyor. çöz şu bağları.

sözünü tutmamazlık edemezdi. ağaçları.. Etrafına bakına bakına. Sütnine. Yolda ilerledikçe.. parkın küçük kapısından içeri girdi. çünkü Rodolphe'un MADAME BOVARY 311 hatırası. uç uca tüten iki odunu. eriyerek tomurcuklardan damla damla otlara düşüyordu. 'budalaca bir inatla dikkatini toparlamaya çalıştığı halde eşyayı ancak belli belirsiz ayırtedebiliyordu. kendi kendine: — Acaba kim rahatsız etti onu? Neden buraya geldi?. sonra sık yapraklı iki sıra ıhlamur ağacının çerçevelediği tören avlusuna vardı.. bir köşeye oturdu. — Hiç kimse! Mösyö ağlıyor. Sırtüstü uzanmış. kadıncağızın bir başka yoldan dönmüş olacağını ümit ederek. o mahvolan aşklarını bir tek bakışla hatırlatarak. Bir gün. Ne iyi. elinde olmadan. zihninde doğuvermişti. tepedeki kamışları. gözlerini kapadı. Hatırlıyordu. Sizi arıyorlar... bir türlü üstüne kondurmadığı kuşkuların saldırısı altında. geri geri çekiliyordu. az önce kendisini çileden çıkarmış olan şeye kendi ayağıyle teslim olmaya gittiğini bilmeden. köylü kadın ise. büzülüp kalmış olan yürekceğizi bu duygularda şevkle genişliyordu. Yüzüne ılık bir rüzgâr esiyordu.. delirdiğini sanarak. Ne masalı? Sütnine bir türlü geri dönmüyordu. ta ötedeki şatoyu tanıyordu. Rolet ana: — Sizde hiç kimseler yok! dedi.. gidiyorum işte! Şimdi. Nihayet. Dün. çok geçmeden dünkü günü hatırlayabildi. beklemekten usanarak.toparladı. yüzündeki ifadeden korkmuş.. hareketsiz. filbahriler buram buram kokuyordu. söz vermişti. böyle bir zilletin zerre kadar farkına varmadan. — Ah. — Nasıl olur?. Ah! Ne kadar 310 MADAME BOVARY uzakta kalmıştı bu hatıra. orada bir yüzyıl mı. Bahçede. kulübede saat bulunmadığı için. kaynayan bir sel gibi hatıralarına kaptırınca. diye mırıldandı. Sonra. sütnineye. kesik kesik soluyordu. adım adım. O zaman kendini. zihnini. belki öbür tarafa gidecekti. Rolet ana dışarıya çıktı.. yazı masasına üç banknotu sıralar görüyordu. bir koşu eve kadar gidip onu buraya getirmesini rica etti. gidiyorum. birdenbire alnına vurdu. kendisini buna zorlamasını bilirdi. — Acele ediniz! — Ama. Ama burada olduğunu bilmediği için. Emma zamanın uzunluğunu gözünde fazla büyütmekten de çekiniyordu. bir çığlık kopardı. fakat daha ağzını açmadan. gözleri sabit. fundalıkları. Böylece. ne ince. onu evinden kovan bir çeşit korkunun etkisiyle buralara kadar koşup gelmişti. kendini daha şimdiden Lheureux'nun dükkânında. Çit boyunca patikadan gidiyor. Ihlamurlar ıslık çalarak üzerine dallarını . Emma. diye düşünüyordu. kulaklarını tıkadı. — Saat kaç? diye sordu. Bahçe kapısı gıcırdadı: Emma bir sıçrayışta ayağa kalktı. VIII Yürürken kendi kendine: «Ne diyeceğim? Neresinden başlayacağım?» diüye düşünüyordu. karanlık bir gecede çakan büyük bir şimşek gibi. kar.Emma. Emma. Nihayet. ırmağın üzerinde parlıyordu. Sizi çağırıyor. Fakat.. neden her şeyden önce onu düşünmediğine şaşıyordu. yoksa bir dakika mı beklediğini kestirmekten âciz. Binet'nin tornası dönüyor sanarak: — Yeter! Durdurun şunu!. teşekkür ederim! Teşekkür ederim! Çünkü gelecekti. ne cömert insandı! Hem. Eskiden olduğu gibi. dört dönmeye başladı. Huchette'in yolunu tuttu. hanımcığım. dedi. başının üstündeki kirişin yarığında yürüyen uzun bir örümceği seyrediyordu.. Bovary'ye olup bitenleri açıklayıcı bir masal uydurmak gerekecekti. Mutlaka gelecekti! Parayı tedarik etmişti herhalde. Emma hiç cevap vermedi. şayet böyle bir hizmette bulunmakta tereddüt edecek olursa. Duvarın badanası dökülmüş yerlerini. Leon ile birlikte. hızla geri dönüyordu. sağ elinin parmaklarını gökyüzünün daha aydınlık tarafına doğru kaldırdı ve yavaş yavaş içeriye girerek: — Nerdeyse üç olacak. Güneş. Kendini yeniden ilk sevgisinin heyecanları içinde buluyor.

sesleri ortalığı çınlattığı halde kimse meydana çıkmıyordu. İnsan saadete alıştı mı vazgeçemiyor! Ben mahvolmuştum! Öleceğimi" sandım! Bütün bunları anlatırım sana. dedi. uçta. acı acı: — Ah. dudaklarının ucuyle gözkapakların-dan öptü.. Sen bir erkeksin! Kendini sevdirmek için her şeyin var. bütün gayretine rağmen. kederli gözlerle ona bakarak: — Ne ise. o erkeklere özgü korkaklıkla. — Ha! Siz misiniz! dedi. cana yakın baş hareketleriyle devam ediyordu: MADAME BOVARY 313 — Başkalarını seviyorsun. Size akıl danışmaya geldim. içinde bulunduğu zaruret. Emma: . neden o şekilde hareket etmiş olduğunu izaha başladı. sustuğu için de. — Evet. onları da baştan çıkarmışsındır. parmakları birbirine dolanmış. Bir dakika kendi kendini dinledi. en dipteki oda onun odasıydı. bunu âdeta temenni ediyordu. belki! Rodolphe'a yaklaşarak: — Emin misin? İçini çekti: — Ah Rodolphe! Buseydin!.. ateşin karşısında pipo içiyordu.. sıra sıra birçok odanın açıldığı. onun göğsüne yaslandı ve: — Sensiz yaşamamı nasıl isterdin? dedi. bir üçüncü şahsın şerefi ve hatta hayatiyle sıkı sıkıya bağlı bir sırdı.. Rodolphe. bu sessizliği son bir utanç saydı ve o zaman: — Ah. sözlerinden daha çok da sesine ve şahsının görünüşüne kapılıverdi. talihsiz bir güzellik bu. Fakat Emma. Rodolphe bunu bir gurur meselesi yaparak. dedi. görürsün.. daima da seveceğim! Nen var? Söyle bana! Rodolphe diz çökmüştü. 312 MADAME BOVARY Rodolphe. tıpkı ziraat şenliğinde olduğu gibi. Emma alnını eğiyordu. Rodolphe. Manastırlarda veya hanlarda olduğu gibi. Emma. daha iyisini uyduramadığı için.. Rodolphe bu hali aşkının boşalması sandı. belki de gerçekten inandı. içlenmemek için kıvranıp duruyordu. çok ıstırap çektim ben. Rodolphe. Onları mazur görüyorum. Seni çok sevmiştim! İşte o anda elini yakaladı. Parmaklarını kilidin üstüne koyduğu anda. cesaretini kuvvetlendirdi. Ben aptallık ettim. belirsiz deyimlerle özür dileyerek. değil mi? Birbirimizi seveceğiz! Bak. itiraf et. kötülük ettim! Seni seviyorum. bir süre öylece kaldılar. Solda. Emma. sen ağlamışsın! Neden? Emma hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Rodolphe nihayet onu yavaşça.. — Bari ayrıldığımız günden beri sizinki iyi geçti mi? — Ne iyi. — Hiç değişmemişsiniz. Emma ile karşılaşmamak için elinden geleni yapmıştı. dikine ve geniş bir merdivenden çıktı. Oysa sen. öyle ki. Kulübelerindeki köpekler hep bir ağızdan havlıyorlar. üç yıldır. dedi. ayrılışlarına dair anlattığı bahaneye inanır gibi göründü. ne de kötü. tahta tırabzanlı. ağzını açıp da bir şeyler söylemiyordu.sallıyorlardı. benim. filozofça bir eda ile cevap verdi: — Hayat böyledir işte. birdenbire kuvvetten kesildi. ama yine de bu onun son ümidi. son kurtulma şansıydı.. Ama yeniden başlayacağız. Rodolphe o zaman. her zamanki gibi güzelsiniz. harikulade güzeldi.— Hiç ayrılmasaydık belki daha iyi olurdu. Rodolphe onu çekip dizlerine oturttu. Çünkü Rodolphe. içeriye daldı. dostum. tozlu iri taşlar döşeli bir koridora varan. affet beni. alaca karanlıkta son bir güneş ışınının altın bir ok gibi panldadığı dümdüz saç örgülerini elinin tersiyle okşuyordu. sevdalı bir kediden daha sokulgan. Emma. mutluyum!. Emma sözlerine. Orada bulunmamasından korkuyor. iki ayağını şöminenin pervazına dayamış. Konuşsana! Fırtınalı yağmurdan bir mavi koncaya düşmüş su gibi bir damla gözyaşının titrediği bakışıyle. artık gülüyorum. — Evet. bana yaptığın gibi. .. benden kaçtın!. Sen hoşlandığım tek kadınsın. — Ama. aslına bakarsan. onu hor görmenizden belli. Onlara hak veriyorum. Güya bu.

Yalnız şu aptalca şeylerin en kıymetsizi bile. tüfeğinin dipçiğini gümüşletmez! (Boulle saatini göstererek).. 314 MADAME BOVARY Yalan söylemiyordu. hür! Yalvararak ve bütün sevgimi getirerek. ağaçlıklı uzun yoldan tekrar geçti. mütevekkil öfkelerin çoğu zaman bir kalkan gibi sarındığı tam bir sükûnetle: — O kadar param yok. böyle bir hayırlı iş yapmak genellikle hoşa gitmese bile. şu halının üstü! Beni inandırdın. müşteriler para ödemiyorlardı. Ah. bir bakış için... kilidin üzerinde tırnakları kırıldı. şurada rahatça koltuğunda oturuyorsun. çünkü bu kendisine üç bin franga mal olacak! Rodolphe. sürek avına çıkıyorsun. Nihayet. Ha? seyahat projelerimizi hatırlarsın değil mi? Ah. en muhteşem. işte burası. Sonra. tavan onu eziyordu. parası olsaydı. Paris'e seyahat ediyorsun. sedef kakmalı duvar saati de almaz. bunu bilmiş ol. bir şaton. açmak için öyle acele ediyordu ki. rasgele birinin yapacağı bir yardımı istemek için geliyorum ona. parmaklığın önündeki hendeğe geldi. Ben mahvoldum. çiftliklerin. Duvarlar titriyor. Fakat bugün.. — Demek o kadar paran yok! Birkaç defa tekrar etti: — Demek o kadar paran yok!... Şöminenin üzerindeki kol düğmelerini alarak. ben. diye bağırdı. söylediğine bakılırsa. Rodolphe! Bana üç bin frank borç ver! Rodolphe yavaş yavaş yerinden doğrulurken. Sen demek beni hiç sevmedin! Sen de başkalarından farklı değilsin! Kendi kendini ele veriyor. Ama sen. keşke beni kovsaydın! Ellerimde hâlâ öpücüklerinin sıcaklığı var. gitti. rengi birdenbire atarak: «Ah! Demek bunun için gelmiş!» diye düşündü. nefes nefese. Kendimi bu yüz kızartıcı duruma düşürmemeliydim. Emma evvela ona birkaç dakika bakakaldı. iyi yaşıyorsun.. ben de dostluğuna güvenerek buraya geldim. ona tekrar geliyorum. her şeyimi satardım. şu anda. üç bin frangımız olmadığı için. kendini mahvediyordu. o. diye devam etti. — Ama.. . Emma hızlı hızlı devam etti: — Biliyorsun ki. Hayır. o ise beni itiyor. iki yıl. mektubun! Benim kalbimi parçaladı o! Sonra. yuvarlanmak üzereyken.. zengin. ileride elimize para geçecek tabii. Az önce de diyordun bunu. alacak değilim! Senin olsun! İki kol düğmesini bir hayli uzağa fırlattı. Aşkın üzerine düşen sağanaklardan en soğuğu ve en yıkıcısı para istemek olduğundan. sanki bana hiç azap çektirmemişsin gibi. bana bir «Teşekkür ederim!» demeni iştimek için.. mutlu. hem de şimdi. haciz koyacaklar. düğmelerin altın zinciri duvara çarparak koptu. bahçeleri. durdu. dedi. koruların var. insan bu kadar fakir olursa. dedi. hiçbir şey eksik değil. bir gülüş. Emma: — Ah... sana her şeyimi verirdim.. ellerimle iş görürdüm. ama. bunlardan başka bir şeyciğin olmasa bile!. Nihayet. —Elini sürerek— Saatinin zincirine altından ıvır zıvır da asmaz! Ah. satınca para eder!. dedi. Duvardaki silahlıkta parıldayan gümüş savatlı bir karabinaya gözü İlişince: — Ama. Diz çökerek ölünceye kadar beni seveceğine yemin ettiğin yer.. ben mutlu yaşayabilirdim! Kim seni zorladı? Birisiyle bahse mi girdin? Ama yine de beni seviyorMADAME BOVARY 315 dun. Emma çıktı gitti. aziz Madame. Biz de borca girdik. kırbaçlarına altın suyuna batmış gümüş sap da taktırmaz!. sokak ortasında dilencilik ederdim.. O zaman. ^ünkü kendini seviyorsun. adam kaçtı. yüz adım ötede. rüzgârın dağıttığı kuru yaprak yığınlarında tökezleyerek. kocam bütün servetinin idaresini bir notere bırakmıştı. öyle mi? Sen olmasaydın. bilemezsin!. üç avlusu ve cephesinin bütün pencereleriyle o kılı kıpırdamayan şatoyu bir kez daha gördü. dedi sana acıyorum! Hem de ne kadar acıyorum. dedi. odasında likör takımına varıncaya kadar.— Nem mi var?. Zaten tasfiye hesapları da henüz tamamlanmadı. mutlaka verirdi. mektubun. Rodolphe.. yüzü de gittikçe ciddileşiyordu: — Ama. Rodolphe kendisinin de «sıkıntıda» olduğunu söyleyerek.. başını döndürünce parkı. gayet sakin bir tavırla: — O kadar param yok. en tatlı rüyalar içinde dolaştırdın beni!. sözünü kesti.

yemek yiyorlar.. Çocuk çırpınıyor yardıma çağırmak istiyordu. Haydi gidelim.Şaşkınlıktan kendini kaybetmiş. — Nasıl! Justin. bir avuç dolusu beyaz toz çıkardı ve hemen ağzına atıp yutmaya başladı. bir uçurum gibi. ona bakıyordu. sanki umursanacak bir şey değilmiş gibi: — Şimdilik lüzum yok. kuzgunlar uçuşuyordu. — Anahtar! Yukarının anahtarı. Çocuk dışarı çıktı. tıpasını çıkardı elini içine daldırdı. bir hamlede fırlayıp gidiyordu. Rodolphe'un yüzü gözüküyordu. Anahtar kilidin içinde döndü ve Emma. Kafasının içinde hatıra ve fikir namına ne varsa. Emma camı tıkırdattı. dönüyor. Babasını. damarlarından bütün kırı dolduran sağır edici bir müzik gibi yayıldığını sandığı yürek çarpıntısından başka. pazar yerini geçti ve eczacının dükkânı önüne geldi. korktu. . zihnini toparlayabildi. tatlı. Duvarın üzerinde Capharnaüm etiketini taşıyan bir anahtar vardı. mutfağın eşiğine kadar ilerledi. ne istediğini anlamadan korkunç bir şeyler sezdi. karmakarışık. ocağın üstünde bir mum yanıyordu. Laboratuvar kapısının açıldığı koridora girdi. Sabırsızlanan eczacı: MADAME BOVARY 317 — Justin! diye bağırdı. Justin. Justin. can çekişirken. Kendisini uyutmayan fareleri öldürmek lâzım geldiğini iddia etti. içeriye yemek götürüyordu. 316 MADAME BOVARY dönüyor. Justin mutfağa döndü. bir donanma gecesinin bin bir mehtap fişeği gibi. Emma'nın içine nüfuz ediyordu. oradaki odalarını. yoksa suçu efendine yükletirler! Sonra birdenbire rahatlayarak. Emma ona harikulade güzel ve bir hayalet gibi haşmetli göründü. fakat çıngırağın sesine gelenler olabilirdi. çarpınca dağılan mermiler gibi havada patlıyor. hani orada şeyler var. Fakat Emma peşten. bu feci durumunun nedenini. o da. Lheureux'nun yazıhanesini. — Mösyöye haber vermek lazım. karşı konulmaz bir sesle hemen devam etti: — İstiyorum! Ver o anahtarı. Bekleyelim. ayakları altında sudan daha yumuşaktı. dedi. yemek odasında çatalların tabaklar üzerindeki şıkırtısı işitiliyordu. Sonra. âdeta yapılmış bir görevin huzuru içinde çıkıp gitti. inek kalasını. patikayı. gecenin kapkara fonu önünde beyazlığı büsbütün beliren yüzünün solgunluğundan hayrete düşmüş. Zemin. duvarları yoklaya yoklaya. Çitten içeri kaydı. Kimsecikler yoktu. kalakaldı. Mavi kavanozu yakaladı. yaklaşıyor. sonra ağaçların dalları arasından kara saplanıp eriyordu. Orada. ona. peşi sıra geldi. her şey kayboldu. Hafızası onu iyi yöneltiyordu. yani para sorununu artık hatırlamıyordu. dosdoğru üçüncü rafa gitti. çünkü. bir başka manzarayı görür gibi oldu. koşa koşa tepeden indi. sen ışık tut bana. uzakta sis içinde parıldayan ışıklarını farketti. — Ha. yerdeki izler ise. — Kimseye bir şey söyleme. Gece çöküyordu.. Ancak aşkı yüzünden ıstırap çekiyordu. bulanık da olsa. evlerin. Deliriyordu. — Yukarı çıkalım.. hayatlarının kanayan yaralarından _akıp gittiğini hisseden yaralılar gibi. ona âdeta neşe veren bir kahramanlık coşkunluğu içinde. ben ona sonra söylerim. Göğsü parçalanacakmış gibi soluyordu. Emma. sahile vuran koyu renkli muazzam dalgalar gibi göründü. ateş renginde kürecik-ler. karşısına çıktı. Birdenbire kendisine öyle geldi ki. ruhunun yalnız bu hatıradan boşandığını duyuyordu. — Hayır! Kal burada! Sonra. O zaman vaziyeti.. Bu mermilerin her birinin ortasında. İçeriye girmeye hazırlanıyordu. kollarını sıvamış. nefesini tutarak. Aradaki bölme ince olduğundan. ağaçlıklı yolu. kendisinden artık tamamıyle habersiz. Justin bağırarak üzerine atıldı: — Durun! — Sus! Yoksa gelirler. Bunlar çoğalıyor.

işte başlıyor. MADAME BOVARY 319 Bir madeni buhar içinde donmuşa benzeyen morarmış yüzünden damlalar sızıyordu. büyümüş gözleri etrafına bulanık bulanık bakıyor. yarım fersah yürüdü. — Ne diyorsun? Hafakanlar içinde. Aç pencereyi. Altın Arslan'a. midesi üzerine götürdü. — Ah. servetinin mahvolduğunu. dedi. küvetin dibinde. Yüzü.. at şunu! Charles boyuna soruyordu. Ah. Saat sekizde kusmalar yeniden başladı. az sonra yatağından kalkacağını söyledi. Niçin?. Endişesi biraz hafifler gibi oldu mu. Charles. Düzensiz atan nabzı. bana bir tek şey sorma. Emma'nın Rouen'a gitmiş olacağı düşüncesiyle. merasimli bir tavırla: — Yarın okursun. Emma eve gelmişti. altına günün tarihini ve saatini ilave ederek. Emma az önce çıkmış bulunuyordu. Charles'ı gördü ve gözlerini tekrar yumdu. porselenin üstüne yapışmış bir nevi beyaz tortu bulunduğunu' farketti. diye mırıldandı. Charles. Şiddetli bir titreme ile omuzları sarsılıyordu. Ağzında duyduğu buruk bir tatla uyandı. Bir şey bildiği yoktu! Akşamın saat altısına kadar bekledi. Anlat.. Ne sebeple?. — Ne oldu?. kendisini diz üstü yatağın önüne attı: . Charles. çok susadım! diye içini çekiyordu. kimseye rastgel-medi. sanki dilinin üstünde gayet ağır bir şey varmış gibi. diye düşündü. — Olur şey değil. dedi. boyuna çene kemiklerini aralayarak. Sonra. biraz daha bekledi. âdeta okşar gibi. fakat Emma dönmedi.Charles. Sonra. Leureux'nun dükkânına. eve döndüğü zaman. O berbat mürekkep tadı devam ediyordu: — Susadım!. 318 MADAME BOVARY Acı duyup duymadığını kavramak için merakla kendini dinliyordu. bir tek şey sorma! — Ama. geri döndü. haciz haberiyle aklı başından gitmiş. Nihayet. bırak beni! Boylu boyunca yatağına uzandı. bayıldı. Tuvachelara.. dedi. saygınlığının sıfıra indiğini. elini yavaşça. Bağırdı.... İniltileri yavaş yavaş daha da kuvvetlendi. o zamana kadar. yastığın altındaki mendili almaya zor vakit bulabildi. Charles bir bardak su uzatırken sordu: — Nen var? — Bir şey değil!.. başını tatlı bir hareketle döndürüp duruyordu. yavaş yavaş mühürledi. ayaklarından kalbine kadar buz kesilmeye başladığım hissetti.bana!. Birazcık heyecana düşüp de kusmak korkusuyle. önce hafiften. bütün sorulara yalnız başını sallayarak cevap veriyordu. hareketsiz duruyordu. büyük yola çıktı. hatta iki üç kez gülümsedi bile. — Ölüm de pek önemli bir şey değilmiş. daha fazla duramayarak. o. Uyuyacağım ve her şey bitecek! Bir yudum su içti ve duvar tarafına döndü. şimdi âdeta hissedilmiyor gibiydi. Hayır. inlemeye koyuldu. ürkerek geri çekildi. Boğuk bir çığlık kopardı.. Emma yazı masasına oturdu. rica ederim. — Ah.. Hızlı hızlı: — Kaldır şunu. ne feci şey! diye haykırdı. boğuluyorum! Birdenbire gönlü bulandı. bir mektup yazdı. Ama yine de.. dedi. Berthe'in istikbalinden hayır kalmadığını kavrıyordu. o kadar ani oldu ki. büzülmüş parmaklarını batırdığı çarşaftan daha beyaz kesilmişti.. Dişleri birbirine vuruyor.. yatağının yanında ayakta duran Charles'ın nefes alıp verişini işitiyordu. ağladı. Nerede olabilirdi? Felicite'yi Homaislere. Saatin tik-tağını. Çok garip! Emma kuvvetli bir sesle: — Hayır. cevap vermiyordu. Bir şey yoktu! Henüz hiçbir şey yoktu. Emma keskin bir çığlık kopardı. kendini daha iyi hissettiğini. aldanıyorsun! O zaman Charles. Ama vücudu sarsılmaya başladı: — Aman Allahım. ateşin gürültüsünü. her tarafa gönderdi.

kendini zehirlemiş!» Felicite. Emma. dadısının kolları arasında geldi.. ne yedin? Allah aşkına cevap ver! Emma'nın o ana kadar hiç görmediği sevgi dolu gözleri ona bakıyordu. orada!. bütün varlığının ümitsizlikten yıkıldığını hissediyordu. çünkü o günlerde de böyle şamdanMADAME BOVARY 321 ların ışığında erken erken uyandırılır ve hediyelerini almak için annesinin yatağına gelirdi. cesaret edemiyordu. Caniver ile doktor Lariviere'e mektup yazmak üzere eve döndü.. sen iyisin. Homais: — Öyleyse. çıplak ayakları uzun geceliğinden dışarıya çıkıyordu. dünyanın bütün gürültülerinden ancak şu zavallı kalbin. hiçbir çare bulamıyor. perişan. dedi. kekeleye kekeleye. mührü kopardı ve yüksek sesle okudu: «Hiç kimse suçlanmasın. Bois Guillaume tepesinde bıraktı. Emma: — Ağlama. tıp lügatini karıştırmak istedi.. bütün ihanetlerle. Eczacı: — Sakin olun! diyordu. bütün gece. Doğru. tahlilini yapmak lazım. hayvan onu. Charles. Sorun sadece kuvvetli bir panzehir vermektir. dedi. yorgunluktan bitkin ve yan yarıya gebermiş. Çünkü. oradakilerden bazıları kalkıp komşularına haber verdiler ve kasaba. Hippolyte. uzaklaşan bir senfoninin son yankısı gibi tatlı ve belirsiz. elini gözlerinin üzerinden geçirdi. Emma'nın yanına gelerek. Eşyaya çarpıyor. — Mutlu değil miydin? Benim yüzümden mi? Elimden geleni yaptımdı ama! — Evet. uyanık kaldı. yapınız! Kurtarınız onu!.» durdu. Charles sordu: — Fenalaşmıyorsun. Dirseğinin üzerinde doğrularak: — Bana küçüğü getirin. saçlarını yoluyordu. Zihni allak bullak olmuştu.— Söyle. eczacı. nerdeyse yere yuvarlanacak.. Charles. on beşten fazla müsvedde yaptı. Nitekim sordu: — Peki. bütün zehirlenme olaylarında bir tahlil yapmak gerektiğini biliyordu. bu kadar korkunç bir manzara ile karşılaşacağını hiç aklına getirmemişti.. Emma. anlamadan cevap verdi: — Ah. yahut büyük perhiz sabahlarını hatırlatıyordu. değil mi? — Hayır! Hayır! Çocuk. sen! Elini yavaş yavaş kocasının saçları arasında gezdirdi. Charles. Zehir ne idi? 320 MADAME BOVARY Charles mektubu gösterdi. dedi. başını yatağın kenarına dayayarak hıçkırmaya başladı. arsenikti. Zehir. bilmiyor. kederini büsbütün artırıyordu. artık zor çıkan bir sesle: — Ne mi. Ciddi. nerede annem? Herkesin sustuğunu görünce de: . Charles yazı masasına atıldı. hele kendisine en fazla sevgi gösterdiği bir anda kaybetmek düşüncesiyle. bir alaca karanlık karışıklığı zihnine çökmüştü. Bo-vary'nin atını öylesine mahmuzladı ki. Bu temasın tatlılığı. Sonra. zihnini allak bullak ettiği için.e koştu. halının üzerine yığıldı. herhalde kendisine yılbaşı. satırlar dans ediyordu.. dostum. tekrar okudu. M. meydandakileri birbirine kattı. kesik kesik şikâyetini işitebiliyordu. Karmakarışık olmuş odaya şaşkın şaşkın bakıyor ve eşyalar üzerinde yanan şamdanlarla kamaşan gözlerini kırpıyordu. dedi. orada. — Nasıl! İmdat! Koşun buraya! Yalnız bir tek kelimeyi tekrarlamaktan başka bir şey yapamıyordu: «Kendini zehirlemiş. Şimdi artık kimseden nefret etmiyordu. odada dört dönüyordu. eczacı. alçaklıklarla. Neufchâtel'e hareket etti ve Justin.. yapınız. Ho-mais'y. gözü seçemiyordu. onu. Az sonra artık seni üzmeyeceğim! — Niçin? Kim seni zorladı? — Öyle lazımdı. Madame Lefrançois Altın Arslan'da olayı duydu. çabucak karar vermek zorunluluğu.. hâlâ düş görüyor gibi bir hali vardı. kendisine azap veren sayısız arzularla artık alâkası kalmadığını düşünüyordu. yere. Bu.

geniş siyah frağina rast gelinirdi.. mendili dudakları üzerinde. o sanatı vecd ile. Charles ayakta. hiç eldiven taşımayan o tombul ve çok güzel ellerini birazcık örten. kendisinden daha çok can çekişen Charles'ın içirmeye uğraştığı her şeyi kaskatı kesilmiş kollanyle itiyordu. Canivet her şeyi bıraktı. vücudunu koyu lekeler kapladı. Sonra belirtiler bir aralık durur gibi oldu. bakın. Nihayet. artık soyu tükenmiş filozof hekimler nesline mensuptu! Öfkelendiği zaman hastanesinde her şeyi tir tir titretirdi. kol ağızlarının düğmeleri çözülünce ıstırapların içine hemen dalmak istermiş gibi. Bovary ellerini havaya kaldırdı. ümide kapılıyordu. başını çevirdi. göğsü hırıltılar içinde ağlıyor. M. bir kırbacın sakladığı duyuldu. dosdoğru insanın ruhuna işler. mideyi tamamıyle temizlemek için kusturucu bir ilaç verdi. her zamanki metanetini muhafaza etmekle birlikte yine de heyecanlanmaya başladığını hissediyordu. kulaklarına kadar çamura batmış üç atın var kuvvetleriyle göğüsleyerek uçurduğu bir posta arabası. daha doktor içeriye girmeden önce. babacan. iddialarla utanmalar arasından her çeşit MADAME BOVARY 323 . göğsünün biraz daha sakin her solumasına bakarak. başındaki takkeyi çıkardı. ta topuklarına kadar bütün vücudunu sarsan hıçkırıklardan boğuluyordu.. nitekim civardaki şehirlerde hekimlik eden eski öğrencilerinin üzerinde de. fakirlere karşı misafirperver. nabzı parmakların altında gergin bir iplik. küfür ediyor. fazilete inanmaksızın fazilet sahibiydi.. unvanları. dedi. zinalarını ve felâketlerini hatırlatan bu ismi duyunca. Bu arada Berthe'i yatağının üzerine koydular. derin derin içini çekiyordu. Madame Bovary. Doktor Lariviere. Zehire lanetler savuruyor. — Ah anneciğim. Charles. Homais: — Neticenin de ortadan kalkması lazım. Doktor Lariviere geliyordu. çocuk çırpınmaya başİadı. Annesi ona bakıyordu. ağzına kadar gelen daha güçlü bir başka zehirden tiksinmişçesine. dedi. içindekilerini çıkardı. elden geldiği kadar onu taklit etmeye çalışırlardı. Emma çok geçmeden kan kustu. Neşterlerinden daha keskin olan bakışları. neredeyse kopacak bir harp teli gibi kayıyordu. bir sıçrayışta pazar yerinin köşesinden meydana çıktı. geri geri çekilerek: — Korkuyorum. korkunç bir tarzda bağırmaya başladı. Yatağın yanında hıçkıran Charles: — Yeter! Alın götürün! diye bağırdı. çocuğu yatağa doğru eğiyor. Elleri ayakları büzüldü. dirayetle icra eden. akademileri hor gören. İşte. Bir tanrı gökten inseydi bundan fazla heyecan yaratamazdı. Dudakları daha fazla kısıldı. Felicite. MB 21 ' 322 MADAME BOVARY Felicite odada oradan oraya koşup duruyordu. — Ah. Sonra.. taassup derecesine varan bir aşkla sanatlarına bağlı. eczacının: «Belki bu şifa ile sona erecek bir had devredir» varsayımına kulak asmadan. kestirme yoldan. cömert. Öğrencileri kendisine öyle saygı ile bağlanırdı ki. .. mademki sebep ortadan kalktı. ağlayarak kollarına atıldı. — Vay canına!. — Sütnine mi aldı ayakkabımı? diye sordu. oysa o daima şömine tarafına bakıyordu. Küçük.— Ama benim küçük ayakkabımı göremiyorum. Canivet içeriye girince. Emma öpmek için elini yakaladı. onun merinos yününden uzun yeleği ile.. bizzat dediği gibi. Homais hareketsiz. çırpınmaları hafiflemiş gibiydi. Bovary: — Kurtarsanıza onu! diye haykırıyordu. gözlerin ne kadar da büyümüş! Ne kadar da solmuşsun! Ne çok terliyorsun!. Nişanları. Canivet ise. Bichat'nın önlüğü altından çıkmış o büyük cerrahi okuluna. şayet zekâsının inceliğinden bir iblisten korkar gibi çekinilmeseydi. bu aşikâr. Meslektaşı hiç de aynı fikirde değildi. hastaya te-riak vereceği sırada. Homais.. Peki ama. diyordu. acele etsin diye yalvarıyor. Nitekim Canivet. onun her anlamsız sözüne. bir ermiş sayılabilirdi. bütün camlar titredi. siz misiniz? Teşekkür ederim! Ne iyisiniz! Şimdi çok daha iyi. hekimlik etmeye başlar başlamaz.

diye tekrarladı. Madam Homais de önlüğünün şeritlerini çeke çeke: — Kusura bakmayın efendim. Ağzı açık. Bencil bir duygu ile kendi durumuna bakarak. upas (I). âlâ. koma. dedi. yıldırımla çarpılmışa döndüklerini bir yerlerde okudum. ziyafet sahibi olmanın gururu içinde. kusturucu ilaç nedeniyle biraz önce gizlice kuvvetli bir zılgıt yediği için. üstadı tasdik makamında hep gülümseyip duruyordu. yalvaran gözlerle ona bakıyordu.. pirzola olarak nesi varsa alınsın diye kasaba. Eczacı bizzat hazırlıklara yardım ediyor. Homais. bir yığın tabak götürmekte olan Justin'i bir titremedir aldı. beraber yemek yemeği kabul etmek suretiyle kendisine şeref vermesini M. O sırada. şimdi pek mütevazı olmuştu. Eczacı meydanda onlara yetişti. Derhal. sonra üst karın nahiyesinde dayanılmaz sancılar. göğsünün üstünde âdeta kendinden geçmiş. bir çare bulun! Charles iki koluyla adama sarılmış. evvel emirde. engerek yılanı hakkında gelişigüzel bilgiçlik ediyordu: — Hatta bazı kimselerin pek sıkı bir tütsüden geçmiş kan sucukları yüzünden zehirlendiklerini. — Peki. kuduz böceği. meşhur kimselerin yanından ayrılmazdı. tıpkı onun gibi. Eczacı sordu: — Nen var? Genç adam. sırt üstü yatan Emma'nın ölüye benzeyen yüzünü görünce kaşlarını çattı.. eczacılık üstat(1) Cava yerlilerinin oklarına sürdüğü bir zehirin adı. yavrucuğum. Arabanın sürücüsüne emir verecekmiş gibi dışarıya çıktı. Cerrah: — Keşke boğazına parmaklarınızı soksaydınız! dedi. mencenila. yumurta için de Lestiboudois'ya adam gönderildi.. bol bol kusmalar..yalanı sıyırıp çıkardı. Homais bir nefeste: «Ayaklı kadehler!» diye seslendi. çalışma ile geçmiş kırk yıllık tertemiz bir meslek hayatı şuurunun bahşettiği babayani bir ihtişam vardı. şehadet parmağını burun deliklerinin altında dolaştırdı ve: — Âlâ. açılıp saçılıyordu. krema için Tuvache'a. Bovary bunu gördü: Bakıştılar. Nitekim. doktor. doktor! Eczacı ilk lokmalardan sonra. hatta bu arsenik asidini de nereden tedarik ettiğini bilmiyorum. dedi. MADAME BOVARY . şaşkın. Canivet'yi yandaki odaya götürmek istedi. — Gidiyor musunuz? — Yine geleceğim. Emma'nın kendi gözleri önünde ölmesine pek meraklı olmayan Canivet efendi de yanındaydı. Meslektaşı. Homais bağırdı: — Aptal! Beceriksiz! Eşek herif! Fakat. servetin. — Metin ol. hemen kendine hâkim olarak: — Bir tahlile girişmek istedim. Sonra. kendini tutamadı ve gözlerinden göğsüne bir damla yaş düştü. doktor. artık yapılacak hiçbir şey yok! Ve doktor Lariviere arkasını döndü. — Şehirde olsaydık. küt ayak ameliyatı günlerinde hayli pervasızlık ve gevezelik eden Canivet'cik. — Durumu çok kötü. Sofraya buyurun. Onda büyük bir yeteneğin. Canivet'nin anlattıklarını dinler gibi görünerek. doktor! Galiba. Bütün bilgisini ortaya döküyor. şöyle güzel bir paça dolması tedarik ediverirdik. felâkete dair bazı tafsilat vermeyi münasip gördü: — İlkönce gırtlakta bir kuruluk var zannettik. Lariviere' den ısrarla rica etti. güvercin getirsin diye Altın Arslan'a. bu soru üzerine. bir tüp içinde dikkatle soktum. bizim şu zavallı kasabada insan bir gün öncesinden haberi olmazsa. 324 MADAME BOVARY — Sus canım!. acıların türlüsünü görmeye alışmış olan bu adam. kendini nasıl zehirlemiş? — Malumatım yok. değil mi? Acaba hardal lapası koysak? Siz o kadar hayat kurtardınız. diyordu. Charles peşlerinden geldi. Mizacı itibariyle.. Fakat omuzlarını ağır ağır oynattı. Bovary' nin yürekler acısı vaziyeti de keyfini belli belirsiz artırmıyor değildi. her şeyi büyük bir gürültü ile yere düşürüverdi. susuyordu. Sonra doktorun orada bulunuşu da onu büsbütün coşturuyordu.

kapıyı açtı. iri bir haçın yanında bir gümüş tabak içinde beş altı pamuk yumağı vardı. Elceğizleri. Emma yavaş yavaş yüzünü döndürdü ve birdenbire papazın omuzlarındaki mor şalı görünce sevinir gibi oldu. bir kilise adamı görmek hiç de hoşuna gitmiyordu. kalabalığın dikkati bu sefer başka tarafa döndü. Lariviere'in gideceği sırada. sonra. bir ders. beden yapıları hakkında cerrahın düşüncesini öğrenmek merakiyle. bir örnek. hiç ağlamadan. sağ elinin şahadet parmağını kutsal yağa batırdı ve sürmeye başladı. dedi. kimsenin pek farkına varmadığı bu cinasa biraz gülümseyerek. tatlı temaslardan hoşlanan ellere. gözlerini alabildiğine açıyordu. can çekişen bütün gücüyle. — Uykusu. papaz ise. o da birinden korktuğu için ötekinden tiksiniyordu. bütün çocuklarını yemek odasına getirtti. elinde mukaddes yağlarla pazar yerinden çı-kıverince. sonra. o ana kadar vermediği en büyük aşk öpücüğünü kondurdu. içeriye girdi. can çekişen hastanın yanına oturup acılarını artık İsa'nın ıstıraplanyle birleştirmesini ve kendini Tanrının bağışlamasına terk etmesini söyledi. sonra. Şeker uzatırken: — Saccharum. dudaklarını Tanrı -İnsan'm vücuduna yapıştırarak. gururla inlemiş ve şehvetle bağırmış ağıza. Bournisien. yağa batırılmış pamuk kırıntılarını ateşe attı. Beyaz bir peçete serilmiş dikiş masasının üstünde. Homais. doktor. İçeriye girdikleri zaman oda. ayakta duruyor. Emma o zaman. çenesi göğsüne yaslanmış. Sonra papaz. . Akşam yemeğini yer yemez hemen uyuklamaya başlamakla kanını pıhtılaştırdığından şikâyet etti. Papaz parmaklarını sîldi. fakat artık kımıldamayacak olan ayak tabanlarına sürdü. ilk mistik özlemlerinin kaybolmuş lezzetine yeniden kavuşuyordu. kocası hakkında kendisine akıl danışmak istedi. Hatta. eşi görülmemiş bir sessizlik havası içinde. Sonra. karısının itirazları olmasaydı. Misereatur ve Indulgentiam dualarını okudu. Lariviere'in gitmeden önce böyle hareket etmesini sıkı sıkıya tembih ettiği Canivet ile birlikte. yatağın ayak ucunda. romatizma çeken Lestiboudois'dan. Homais. Fakat eczane hıncahınç doluydu. ispirto yakan o sallantılı aletlerden birini yakalamış. duygusuna engel değildir. bu alçak dünyanın bütün saltanatlarına hırsla dikilmiş gözlere. ileride belleklerinde yer edecek muhteşem bir tablo olsun diye. yalan söylemek için açılmış. bir diziyle yere çökmüş alçak sesle bir şeyler mırıldanıyordu. M. iki oğlunu da birlikte götürecekti. Madam Homais. nihayet. hayatın zorlu gereklerine alıştırmak için. midesi ekşiyen Madame Lefrançois'dan güç belâ yakayı kurtarabildi. prensiplerine bağlı bir adam olarak. Emma. bazen pek şiddetli açlık duyan M. papazları ölü kokusuna koşan kargalara benzetti. iç karartıcı bir görüntüyle 326 MADAME BOVARY doluydu. Nihayet. Bununla birlikte. Tuvache'dan. görevim dediği şeyden kaçınmayarak. can çekişenlerin bir an önce başlarına kefeni çekmek ister gibi yaptıkları o korkunç ve yumuşak hareketlerle. Charles heykel gibi solgun. ikide birde başı dönen Lheureux'den. zira siyah cüppe ona kefeni hatırlatıyor. sonra ılık meltemle aşk kokularına düşkün burun deliklerine. Bovary'nin evine döndü. Herhalde. zaten kahveyi hep kendi eliyle kavurur. zira Homais kahveyi sofrada pişirmeye pek meraklıydı. yanan iki şamdanın ortasında. Nihayet. M. Doktor. başlamakta olan sonsuz huzur hayalleriyle. Hep küllere tükürmek âdetine bakarak karısının akciğer iltihabına yakalanmış olmasından korkan M. meşhur Cadet de Cassicourt' un kaleme aldığı mükemmel bir raporda görmüştüm! Madame Homais. doktorun hiç de hatırseverlik göstermediğini söylediler. önce.325 larından ve hocalarından birinin. kaşıntıları olan Madam Caron'dan. susuzluktan içi yanıyormuş gibi boynunu uzattı. kendi eliyle harmanını yapardı. Papaz yerinden doğrulup haçı aldı. arabaya koşulu üç beygir harekete geçti ve eczanedekiler. M. gözleri kor gibi kıpkırmızı. yüzünü ona dönmüş. kendi eliyle öğütür. arzularının tatminine koşarken vaktiyle pek hızlı giden. Binet'den. çarşafın üstünde sürükleniyordu.

az sonra kendisini saracak olan ilâhî şan ve şerefin bir sembolü olmak üzere. yavaşça etrafına bakındı. Emma'nın üzerine atıldı. sıkıyor. sonra. bir an için yeniden hayata kavuşmuş bir ceset gibi doğruldu. Bu arada Canivet dalgın gözlerle meydana bakıyordu. eczacının bile dizlerinin bağı biraz çözülür gibi oldu. açılırsınız! Charles bir çocuktan daha güçsüz. İltihap geçirici merheme kavuşmak ümidiyle ta Yonville'e kadar sürüklenerek gelen ve yoldan her geçene eczacının nerede oturduğunu soran kör. sanki. Herkes yaklaştı. Eczacı: — Ağlayın. Bournisien. rüyadan uyanıyormuşcasına. Ansızın sokaktan yere sürünen bir sopa ile tahta kunduraların gürültüsü duyuldu. hiçliğin bu geri tepmesini kavramak ve inanmaya katlanmak o kadar zordur ki. bir matem çanı gibi çınlayan Latince hecelerin boğuk mırıltısı içinde kayboluyordu. bir süre üzerine eğilip kaldı. bir ses. hatta Bovary'ye» MADAME BOVARY 327 Tanrının. Ama yine de rengi o kadar atmamıştı. ortalığa daima şaşkınlık gibi bir şey yayılır. tıpkı böyle ölmek üzereyken. Nanette'im durur. kendisini aşağıya. yemek odasına götürmelerine karşı durmadı. sözleri anlaşılır bir sesle.. yatağın öbür tarafında. Hırıltı şiddetlendikçe papaz ölüm duasını daha hızlı okuyordu. — Sakin olunuz! Charles çırpınırken: — E vat.» 328 MADAME BOVARY Emma: — Kör! diye haykırdı. parmaklarım kapayamadı. şarkı söyleyen. gözleri dönerken. onun aynı törenden geçtiğini hatırladı: — Belki de ümitsizliğe düşmemek lazım. Ama bırakın beni! Onu görmek istiyorum! Karım o benim! Ve ağlıyordu. yüzünde bir huzur anlamı vardı. Dua. Emma artık hayatta değildi. sanki bu kutsamadan şifaya kavuşmuş gibi. O zaman içini çekerek. diyordu. MADAME BOVARY . «Tez toplamak için bir bir Başakları hem kaç kere. Göğsü de sık sık inip kalkmaya başladı. aynasını istedi ve gözlerinden iri yaşlar boşanıncaya kadar. sönmekte olan iki lamba fanusu gibi donuklaşıyordu. Felicite. diye bağırarak. Dili tamamıyle dışarıya çıktı. M. şimdiden öldüğüne hükmedilebilirdi. kötü bir şey yapmayacağım. yere diz çökmüş kollarını. makul olacağım. yüreğinin her atışında. meydanda karşısına çıktı. hareketsiz kalışının farkına varınca: — Elveda! Elveda!. ruh bedenden kopmak için çırpınıyormuşçasına. IX Bir kimsenin ölümünden sonra. Charles da bir gün.» Emma. kısık bir ses yükseldi: «Güzel günde sıcak basar Küçücük kız aşka susar. eline kutsallaştınlmış bir mum sıkıştırmayı denedi. M. diye düşündü. doğaya karşı gelmeyin. Homais ile Canivet onu odadan dışarı çıkardılar. haçın önüne diz çöktü. kurtuluşları için uygun gördüğü takdirde bazı kimselerin hayatını uzattığını anlattı. biçarenin sonsuz karanlıklar içinden bir dehşet gibi dikilen çirkin yüzünü görüyormuş gibi. başını geriye geriye attı ve yastığın üzerine bıraktı. diyordu. Charles. azgın bir nefesle sarsılan kaburga kemiklerinin o korkunç hızlanması olmasa. yüzü yatağın kenarına doğru eğilmiş. Emma'ya uzatıyordu. Bovary'nin kesik kesik hıçkırıklarına karışıyor ve bazen hepsi. Papaz bu hali belirtmekten geri kalmadı. eğilir Bu nimeti veren yere. Çok kuvvetten düşmüş olan Emma. Bournisien olmasaydı. çözük saçları ve iri iri açılmış sabit gözbebekleriyle. Ve. mum yere düşecekti. arkasında etekleri yerde sürünen uzun siyah cüppesiyle tekrar duaya başlamıştı. Ellerini yakalamış. Nitekim Emma. korkunç ve ümitsiz bir kahkaha ile katıla katıla gülmeye başladı. «O gün rüzgâr pek yamandı Kısa etek havalandı!» Bir sarsıntı onu şilteye devirdi. Homais de çok geçmeden evine döndü.Telkinlerini bitirirken. Fakat Charles. yıkılan bir kalıntının tepkisi gibi titriyordu.

hatta kendisine şükreylemek lâzımdı. Charles bir makina gibi tekrarladı: — M. biraz çiçekçilikten söz etmeyi uygun gördü. hiç şikâyet etmeden iradesine itaat etmek. Hepsinin üstüne büyük bir yeşil kadife serilsin. bir koltuğa oturmuş. dişlerini gıcırdatıyor. kasabaya dönen Kırlangıç'tı. Yağmur çiseliyordu. bir kez daha Bovary'nin evine yollandı. Charles tasdik makamında başını eğdi. masraf.. Charles kendini yatağa attı ve uyudu. Tuvache geçiyor. Muayene odasına çekildi. yapacak başka bir şey bulamayınca. ıtır çiçeklerini sulamak için etajerdeki sürahiyi aldı. İki mektup yazması. dedi. zehirlenmeyi gizleyecek bir yalan uydurması. yazdı: 330 MADAME BOVARY «Beyaz ayakkabıları ve tacıyle birlikte. biri meşeden. lanetler savurarak gözlerini gökyüzüne dikiyordu. değil mi? Yanımda kalmasını istiyorum. olmaz. bitkilerin rutubete ihtiyacı vardı. o gece üç cilt kitap ve not almak için bir defterle birlikte. ürkek bir sesle kekeleyerek: — Hayır. M. Saat altıda meydanda bir teneke gürültüsüdür duyuldu: Bu. — Niçin? Ne töreni? Sonra. Onu yalnız buldu (M. Bovary uzaklaşmıştı. Tanrı büyüktü. Charles alnı cama dayalı. onu oyalamak için. Bovary'ye teskin edici bir ilaç hazırlaması. akajudan. yemek odasının döşeme taşlarını şaşkın şaşkın seyrediyordu. yatsın diye salonda yere bir yatak serdi. iş olsun diye. Homais. Havadis almak için kendisini bekleyen kimseler de cabasıydı. Canivet az önce gitmişti). Charles: — Siz ne karışıyorsunuz? diye bağırdı. — Zaten. Charles: — Ah. iç içe üç tabuta konulmalıdır. Saçları omuzlarına dökülmelidir. Bu dünya işlerinin boşluğuna dair sözler söyledi. gelinlik elbisesi içinde gömülmesini istiyorum..329 — İyi. siz ne iyisiniz! Eczacının bu hareketi onda o kadar hatıra canlandırmıştı ki. renkli camın küçük perdelerini yavaşça araladı. Bovary'nin şairane fikirlerinden pek hayrete düştüler. Homais'nin ölülere saygısı vardı. Duvar boyunca dizi dizi ağaçların yanı sıra iri adımlarla yürüyor. havalar yakında düzelir. Eczacı. Fener için bir makale kaleme alması gerekti. Bovary: — Ya! dedi. Böyle istiyorum. M. teşekkür ederim. O zaman Homais. fakat bir tek yaprak bile kımıldamadı. Homais ona tekrar cenaze hazırlıklarından söz etmeye cesaret edemedi. Bana hiçbir şey söylenmesin. metin olacağım. eczacı derhal ona giderek: — Bu kadife bana pek fazla gibi geliyor. iyi! Sanki yapılacak başka işim kalmamış gibi! Ne yapalım. içeri girip mutfakta oturdu. Bırakın beni! Siz onu zaten sevmediniz! Haydi gidin! Rahip koluna girerek ona bahçede bir gezinti yaptırdı. boğulur gibi oldu ve sözünü tamamlayamadı. Göğsü bağrı açık oian Charles nihayet titremeye başladı. dedi. Charles'ı buna razı eden papaz oldu. — Bakın. . Eczacı: — Şimdi törenin saatini bizzat tespit etmeniz gerek. daha sonra gel! Ve acele acele eczaneye girdi. iyiydi. Tuvache geçiyor. birbiri arkasından arabadan inen bütün yolculara baktı durdu. Dediğimi yapın!» Bu işle uğraşanlar. pencerenin yanına. diğeri. o sizin tanrınızdan! Rahip göğüs geçirerek: — İsyankârlık hâlâ içinizde. Felicite. Yonvillelilerin hepsine. eline kalemi aldı ve bir süre hıç-kıra hıçkıra ağladıktan sonra. Zaten. Filozof olmasına rağmen. cenazeyi beklemek üzere yine eve geldi. vanilyalı krema yaparken şeker yerine arsenik kullandığı öyküsünü dinlettikten sonra. Charles ağzına gelen küfrü savurdu: — Ben nefret ediyorum. Nitekim zavallı Charles'a hınç beslemeksizin. bir diğeri de kurşun olmak üzere. dedi.

Lefrançois ana ile yukarda. aynı zamanda konuşuyorlardı. tekrar gözyaşları döktü. Onu daha iyi görmek için tam karşısında duruyor. Charles'a sonsuz yığınlardan muazzam bir ağırlık cesede çöküyor gibi geldi. odadaydı. o zaman da. Homais bu kadar aptallığa hayret ediyordu. Charles onu öperken. Biri: — Voltaire'i okuyunuz. birbirlerini dinlemeden. Charles tekrar ortaya çıktı... MADAME BOVARY 331 Sessizlikten bıkıp usanan eczacı. Homais: — Bununla birlikte. Sanki bir büyü onu çekiyordu. karanlıklarda akıp giden ırmağın derin fısıltısı duyuluyordu. sanki örüm. Berthe'i Madame Homais'ye götürmüşlerdi. — Evet. Tanrı bizim gereksinmelerimizi bilir. dedi. Felicite. bu «bahtsız genç kadın» hakkında bazı şikâyetlerde bulunmakta gecikmedi. Bournisien. Taraçanm dibinde. memelerinden dizlerine kadar çökük duruyor. iki şıktan biri: Ya (kilisenin dediği gibi) bağışlamaya kavuşarak ölmüştür. eczacının sözünü kesti. kadıncağız sustu. diyordu.. açın da bakın tarihe. Eski hâkim Nicolas'nın Hıristiyanlığın Sebep ve Hik-meti'ni okuyunuz. Çarşaf. hatta oğlu kendisine derhal şehre inip gereken şeyleri satın alma işini havale etti.. Açık duran ağzının köşesi. ellerinin başparmakları ayaklarına doğru bükük duruyordu. dedi. — Haydi sevgili dostum. kıpkırmızı kesilmişlerdi. Encyclopedie' yi okuyunuz. İhtiyar kadın. bir çş-_ şit beyaz toz yer yer kirpiklerine konmuştu. sonra ayak parmaklarının ucunda yeniden yükseliyordu. mumların alevini duvar üzerinde titretti. . yine de dua etmek gerektiğini söyleyerek. gürültü ile burnunu siliyor ve Homais kalemini kağıt üstünde gıcırdatıyordu. Hatta bir defasında. Charles içeriye girdi.. yataklıktan çekilip dışarıya çıkarılmış olan karyolanın baş ucunda iki büyük mum yanıyordu. Charles öğleden sonra hep tek başına kaldı. cesedin üzerine eğildi ve yavaşça: «Emma! Emma!» diye haykırdı. derinliği yüzünden artık ıstıraplı olmaktan çıkmış böyle bir seyredişte kendinden geçiyordu. yahut tövbekar olmadan (bu da zannımca din adamlarının deyimidir) vefat etmiştir. Holbach'ı okuyunuz. Bovary ana geldi. bu manzara yüreğinizi parçalıyor! 332 MADAME BOVARY Charles gidince. Kilisenin saati ikiyi çaldı. Çünkü Hıristiyanlık evvela köleleri azat etmiştir. Charles hiç konuşmadan el sıkıyor. Eczacı: Ama. sonra şöminenin önünde geniş bir yarım daire halinde sıralananların yanına oturuyordu. çekilin artık. dünyaya ahlak getirmiştir. Ziyaretçiler yüzleri yere eğilmiş. manyetizma mucizeleri geliyordu. evet.. O da durmadan merdivenleri çıkıyordu. yüzünün solgunluğu içinde kaybolmaya başlamıştı. Bournisien bu kadar cüretkârlığa kızıyor. çekler üzerine ağlarını örmüş gibi. Şafak vakti. Aklına hep katalepsi hikayeleri. yüzünün alt kısmında siyah bir delik gibiydi. defin masrafları hakkında ona bazı öğütlerde bulunmaya kalktı. eczacı ile papaz tekrar tartışmaya başladılar.M.. Bournisien oradaydı. Tam birbirlerine küfürler savurmak kertesine gelmişlerdi ki. Hararetleniyorlardı. Akşam olunca ziyaretler başladı. Ağzından hızla çıkan nefesi. — Mesele bu değil! Bütün kitaplar. Charles o kadar öfkelendi ki. zaman zaman. dua neye yarayacak öyleyse? — Nasıl! Dua mı? Siz Hıristiyan değil misiniz? — Affedersiniz! Ben Hıristiyanlığa hayranımdır. papaz şimdi yapılacak şeyin onun için dua etmekten ibaret olduğu cevabını verdi. onları cizvitlerin tahrif ettiğini herkes bilir. kitaplara gelince. belki onu diriltebileceğini düşünüyordu. Gözleri. M. o takdirde bizim dualarımıza ihtiyacı yoktur. diyordu. Öbürü ise: — Birkaç Portekiz Yahudisinin Mektupları'm okuyunuz. tıpkı eczacının teşebbüs ettiği gibi. Bournisien sert bir tavırla. Emma'nın başı sağ omuzuna düşmüştü. son derece isterse. yatağa doğru ilerledi ve yavaşça perdeleri açtı.

. hoş bir geceydi. Emma'ya veda etmeye gelmişti. Hötel-Dieu'de türlüsünü gördüm. Öyle cinayetler görülmüştür ki. Madame Lefrançois: . sanki kusuyormuş gibi. günah çıkartma sayesinde birçoklarının hak yoluna döndüklerini anlattı durdu. Bu. eve varır varmaz. saat dokuzda bir sürü kâfuru. gidip pencereyi açtı. Mösyönün ne halde olduğunu sordu ve eczacının cevabı üzerine: — Biliyorsunuz. Eczacı: — Bir köpek uluyor. hizmetçi kız. dikkat edin elbiseye! diye bağırdı. Askerler vardı ki. Charles onları uyandırmadan. — Ah Yarabbi! Elbisesi. aselbent ve MADAME BOVARY 333 güzel kokulu otlarla birlikte geldi. o kadar çekişmeden sonra aynı insani güçsüzlük içinde karşı karşıyay-dılar. onu giydirme işini tamamlıyorlardı. Bournisien savundu. arada bir derin göğüs geçirerek ayaklarını oynatıyorlardı. Yoksa korkuyor musunuz? Eczacı omuz silkerek: — Ben. Uzun katı bezi. horlamaya başladı. bir yerlerde ardı arası kesilmeyen köpek havlamaları geliyordu. gürültüsü eczacıyı uyandırdı. sondu. alın. onlar da sahipleri ölünce kovanlarını bırakıp gider-lermiş. örneğin günah çıkartma işinde nasıl sır tutabilir? Homais günah çıkartmaya da dil uzattı. hatta. karşısındaki uyuyordu. bir süre daha dudaklarını kıpırdattı durdu. fakat hiçbiri ötekilerden önce kalkıp gitmek istemiyordu. kendi cesedimi bile hastanelere bağışlamak niyetindeyim. bir kap dolusu klor getirmişti. bunun arkasından da papazların bekârlığı konusunda tartışma başladı. uykuyu açar. Başını biraz yukarıya kaldırmak icabediyordu. dedi. Felicite hıçkırıyordu: — Ah zavallı hanımcığım! Zavallı hanımcığım! Han sahibesi içini çekerek: — Bakın. Güzel kokulu otlar hâlâ tütüyordu. Papaz. Homais bu batıl inançlara itiraz etmedi. hepsi de can sıkıntısından patlıyordu. bir erkeğin kadınsız yaşaması doğal değildir. gözlerini bağlayan bağların düştüğünü hissetmişlerdi. Madame Lefrançois ve Bovary ana. diyordu. çoluk çocuğa karışmış bir adam. Birdenbire namuslu adam oluveren hır334 MADAME BOVARY sızlara dair çeşitli fıkralar hikaye etti.. kendisi de odanın fazla ağır havası içinde biraz tıkanır gibi olmuştu. dedi. diyordu. Eczacı: — Çünkü. yanlarında uyur gibi yatan ceset kadar hareketsizdiler. somurtkan.. O sırada.. hâlâ da ne kadar güzel! Hani nerdeyse az sonra yerinden kalkacak gibi. Şamdanların balmumu iri damlalar halinde yatağın çarşafı üzerine düşüyordu. Göbekleri öne fırlamış. Papaz: — Behey Allanın akıllısı.. Daha anlatacaktı ama. kocaman kara kitabı elinden düştü. gözlerini sarı alevlerinin parıltısında yorarcasına. yüzleri şişmiş. herkes gibi sevgili bir eşi kaybetmek tehlikesine maruz bulunmadığı için papazı kutladı. işitiyor musunuz? diye sordu. saten ayakkabılarına kadar örtecek biçimde üzerine çektiler. çenesi yavaşça göğsüne yaslandı. Eczacıya dönerek: Bize yardım etsenize. O zaman Homais. korkmak mı? dedi. Başına tacını koymak için yeniden üzerine eğildiler. Ona: — Alın bir tutam. dedi.. her zaman da dediğim gibi. Gökte birkaç yıldız parıldıyordu. diye cevap verdi. Homais (iki günden beri meydandan yalnız onun gelip geçtiği görülüyordu). Papaz: — Köpekler ölülerin kokusunu alırlarmış derler. çünkü yeniden uykuya dalmıştı. mumların yanmasına bakıyordu. Anlar da böyledir. kefaret mahkemesi önüne gelince. o. sonra. Emma'nın etrafında döneniyorlar. bilime hizmet etsin diye. içeriye girdi. Uzaklarda. . Daha gürbüz bir adam olan Bournisien. Sonra.bacak bacak üstünde. Teşrih an-fisinde punç yapıp içerdik! Hiçlik bir filozofu korkutmaz. yarası henüz pek taze. kapkara bir sıvı yığını boşandı. Mavimtırak buhar dalgaları pencerenin pervazı üzerinde içeriye dalan sisle karışıyordu. Kokuyu önlemek için de. Neden korkacakmışım? Eczacılık tahsil ederken. tam o anda ağzından. Charles.. Fribourgs'da bir papaz vardı.

Sonra Emma'yı meşeden tabuta yatırdılar. onu Tostes'daki bahçede. içtiler. hiç nazlanmadı. yine eski uğraşlarına daldılar ve her uyanışlarında karşılıklı olarak birbirlerini uyumakla suçladılar. çıldırdığını hissetti. bu uğursuzluktan ödü koparak. Elma. zaman zaman uyuklamakla birlikte. titreye titreye. Adamcağız önce inme inmiş gibi yere yığıldı. sesinin yankısını hatırladı durdu. Emma'nın. Charles. hemen meydanda bayıldı. Aşağıda. . eline makası alarak kendisi öne atıldı. anlaşacağız. Homais. Rouault Baba. yemliğe bir şişe tatlı elma şarabı boşalttı ve midillisine atladığı gibi tozu dumana kattı. son kadehte papaz. kendinden dışarıya yayılarak eşyanın etrafında. Korkunç bir meraka kapıldı. yahut Rouen'da. hareketlerini. eczacının mektubunu olaydan ancak otuz altı saat sonra almıştı. Nihayet. Rouault Baba geldi. iki saat süreyle tahtalar üzerinde çınlayan çekiç darbelerinin işkencesine katlanmak zorunda kaldı. yemek odasına götürdüler. ayin yapmaya gitti ve döndü. titremeye başladı. çivilendikten. üç kapak da rendelendikten. Sonra henüz ölmediği anlamını çıkardı. Sonra Felicite" geldi ve Mösyönün saç istediğini söyledi. heyecana karşı kendisini toparladı. Onu aşağıya. onlar için komodinin üzerine bir şişe Fransız rakısı ile peynir ve kocaman bir çörek koymuştu. fena olmayacak! Papaz. saçlarından yayılan güzel koku ile dolmuştu ve elbisesi kollannın arasında bir kıvılcım çıtırdısı ile ürperiyordu. girişde.Bir ay ışığı kadar beyaz saten elbisenin üzerinde hareler titreşiyordu. Eczacı: — Kes bir parça. odadakiler uyandı. Sonra. Charles'a öyle geldi ki. bu da. kapılar ardına kadar açıldı ve Yonville ahalisi içeriye doldu. Bir ağacın üstünde uyuyan üç siyah tavuk gözüne ilişti. O kadar titriyordu ki. tabut kapının önüne kondu. Hanın adamlarına seslenerek Maromme'a girdi. makası birkaç kez şakakların derisine batırdı. eczacının omuzunu sıvazlayarak: — Bir gün gelecek. o güzel siyah saç yığınında beyaz izlerin belirmesine sebep oldu.. Fakat ölmüş de olabilirdi. örtüsünü kaldırdı. Bütün yol boyunca. evlerinin kapısı önünde. yükselen bir denizin dalgaları gibi durmadan devam ediyordu. Nihayet sırtına bulüzünü geçirdi. X Rouault Baba. yediler.ağaçlaMADAME BOVARY 335 nnm altında dans eden delikanlıların neşeli kahkahalarını hâlâ duyuyordu. sokaklarda. Bertaux mezarlığından Vassonville kilisesine kadar yalınayak yürümeyi vaadetti. nedenini bilmeden birazcık da şakalaştılar. hassasiyetini göz önünde tutarak mektubu o tarzda kaleme almıştı ki. dedi. Gözleri görmez olmuştu. Emma bunların altında kayboluyordu. nefes nefese. O zaman M. fa336 MADAME BOVARY kat en üstündeki tabut biraz genişti. parmaklarının ucuyle. M. Felicite. Bertauxlann avlusunda görüyordu. Bir yakınmanın peşi sıra daima bir başkası geliyor ve bu durum. tavırlarını. oda. yavaşça. Artık dermanı kalmayan eczacı. aynı kadındı! Böyle uzun zaman bütün o kaybolan saadetleri.. aradaki boşlukları bir şilteden çıkardıkları yünle doldurmak icabetti. kederli saatlerden sonra insanları saran o belirsiz neşe yüzünden olacak. eve gelen işçilerle karşılaştılar. yürek çarpıntıları içinde kendini yedi bitirdi. Hizmetçi kız cesaret edemediği için. Bournisien odaya kutsal su serpiyor. gecenin içinde. esen rüzgârda ve yükselen nemli kokularda eriyip kayboluyordu. etrafında sesler duyuyordu. Siyah örtüleri görür görmez. Sonra birdenbire. makası rasgele iki üç kere açıp kapadı. sabahın dördüne doğru içini çekti: — Hani ağzıma bir lokma bir şey koysam. Ama öyle bir dehşet çığlığı kopardı ki. Hatta bir defasında attan inmeye mecbur oldu. yulaf torbasına saldırdı. omuzlaya-rak kapıyı kırdı. sessizlikte. Gün doğdu. doğru dürüst bir anlam çıkarmanın imkânı yoktu. Eczacı ile papaz. Nihayet. Hazreti Meryem'e kilise için üç tane papaz göğüslüğü adadı. tabutu da diğer ikisinin içine yerleştirdiler. Emma. Bu kadın. dikenli çite dayalı bir sıranın üzerinde. Homais ise yere birazcık klor atıyordu. dedi. lehimlendikten sonra. ayakkabısına bir mahmuz taktı ve dörtnala yola çıktı. şapkasını giydi.

Yeni bacağını takmıştı. gözyaşları içinde Bovary'nin kolları arasına düştü: — Kızım! Emma'cığım! Yavrum! Anlatın bana. kolanlardan kan damlıyordu.. Ben neler çekiyorum! Kilisenin adamı yerlere kadar eğilerek kendisine teşekkür etti. sarsak sarsak hemen içeriye girdi. tabutun altına üç sırık koydular. kalkıp o mumlan söndürmek geldi. eşit aralıklarla yere inen ucu demirli bir sopanın tok gürültüsü gibi bir ses duyuldu. ellerini kaldırıyor. Sonra bunun belki bir muziplik. Bazen. Cenaze taşıyıcılar. bir türlü sonu gelmiyordu! Charles. her şeyin bittiğini. çok uzaklara bir seyahate çıktığını hayal ediyordu. kilisenin yandaki alçak kısmında hemen durdu. Emma'nın çok önce. tabut rahlenin yanına. habire sopa vurarak. canım. Kendisine anlatılmış olan bütün inanılmaz iyileşmeler hatırına geldi. binbir güçlükle diz çöktü. bilinmeyecek miydi? Ama nereden? Kırda hiçbir fevkalâdelik yoktu. üst üste üç İcahve içti. Her şey hazırdı. Cenaze alayını görmek için pencerelerde yer almışlardı. önde. Sonra onu ölmüş gibi gördü. orada olduğunu eliyle anladı. bir sarhoşun şakası olması ihtimali aklına geldi. Fakat. bu muhakkaktı.. kendini alçaklıkla suçlamakla birlikte.» diyordu. Çan çalıyordu. MADAME BOVARY 337 Mektubu yazanın bir isim yanlışlığı yaptığını düşündü. cesaret! Rouault Baba: — Pekâlâ. ağaçlar sallanıyordu. Cesur bir tavır takınıyor ve daracık sokaklardan veya kapılardan çıkarak kalabalıkta sıraya girenleri. Cebinde mektubu aradı. fakat açmaya cesaret edemedi. O anda Justin eczanenin kapısında göründü. Yola çıkmak icabetti. — Bu yürekler acısı ayrıntıların gereği yok. acısının böyle hafiflemiş olmasından zevk duyuyordu. rengi uçmuş. Nefirin sesi gayet gür geliyordu. kollarını uzatıyordu. Ben Mösyöye anlatırım. hızla ilerlediğini gördüler. Charles. yolun ortasında sırtüstü yatmıştı. sağda. dedi metin olacağım. Koyu renkte kaba bir ceket giymiş olan bir adam. Bu. hıçkırıklarla cevap verdi: — Bilmiyorum! Bilmiyorum! Bir belaya uğradık! Eczacı.. Çan yeniden başladı. Ama yine de kendini sofuluğa vermeye. Kilisenin döşeme taşları üzerinde.' Quincampoix'da. sesleri . azgın. Kendine geldiği zaman. birbiri peşi sıra gümüş tepsi üstünde çınlıyordu. diz çökülüyordu. İlâhi okunuyordu. Kocaman paralar. Biraz metanet. yardım parası toplamak için kilisenin cemaat yerini dolaşmaya başladı. dört sıra mum arasına yerleştirilmişti. filozof olun biraz! Zavallı çocuk. şunun altında olduğunu. Charles. Kilisenin ön tarafındaki tahta koltuklara yan yana oturdular ve üç ilâhicinin dua okuyarak mütemadiyen önlerinden gelip geçtiğini gördüler.Altın Arslan'm uşağı Hippolyte'di. İskemleler yerlerinden oynatıldı. Her iki yanda üçerden altı kişi ağır adımlarla yürüyor ve sık sık nefes alıyorlardı. kapkara. atının üzerinde iyice eğilmiş. ilâhiciler ve iki korocu çocuk De Profundis'i okuyorlar. onları birbirinden ayırdı. dimdik yürüyordu. hay Allah belasını versin! Sonuna kadar yanından ayrılmayacağım. M. ilk zamanlarda bir defa beraberce dinsel törende hazır bulunduklarını ve öbür tarafta. «Emma'yı herhalde kurtarırlar. Rouault babayı. gökyüzü maviydi. elinde asasıyle kilisede dolaşıyordu. işaretle selamlıyordu. önünde. Bournisien. İlâhicilerden biri. Kasaba göründü. Lestiboudois.Kendi kendine. Dizginleri çekti ve hayal kayboldu. bir koyun sürüsü geçti.. hekimler bir çare bulacaklardı. kalbine kuvvet versin diye. toprağa gömeceklerini düşündükçe. Oradaydı. Bovary öfke ile bir beş franklık fırlatırken: — Çabuk olsanıza! diye haykırdı. zaten ölmüş ise. büyük tören kıyafetinde tiz bir sesle okuyordu. tekrar kalkılıyordu. metin görünmek istedi ve birkaç kez tekrarladı: — Evet. birinin intikamı. kutsal ekmeğin korunduğu dolabı selamlıyor. kiilseden çıkıldı. duvar dibinde durduklarını hatırladı. Papazlar. Bakın cemaat geliyor. Gürültü dipten geliyordu. ümitsiz bir öfkeye dü-MB 22 338 MADAME BOVARY şüyordu. hiçbir şey hissetmediğini sanıyor. Charles'ın içinden. onu tekrar göreceği bir öbür hayat ümidine kapılmaya çalışıyordu.

dedi. içinden bunu biraz yakışıksız buldu.dalgalanmalarla alçalıp yükselerek. Böyle bir sabah vakti.. durmamacasına öten bir horozun kokorikosu veya elma ağaçları altında kaçtığı görülen bir tayın dörtnala gidişi. canına kıymağa kalkışacaktı! — Ne iyi bir kadındı! Daha geçen cumartesi günü bizim dükkânda görmüştüm kendisini! Homais: — Mezarı önünde söylemek üzere birkaç söz hazırlamaya bile vakit bulamadım. rahat rahat piposunu içmeye koyuldu. bu bitmez tükenmez dua tekrarı ve meşale geçişi. rahmetli ilk karınızın öldüğü sırada. Eczacı onu ciddi ciddi salladı. kutsal su kabını yanındakine uzattı.. Yorulan cenaze taşıyıcılarının adımları ağırlaşmıştı. gürültüsüzce. zaman sizi teselli etmiştim. bazı hastalannı ziyaret ettikten sonra. avluları tanıyordu. şimdi de kızım! Artık bu evde uyuyamayacağını söyleyerek. — Zavallı kadıncağız! Kocası için ne acı! Eczacı: — Eğer ben olmasaydım. kukuletaları inik. papaz söz söylerken. o. Keza. Homais' di. Charles üstündekileri çıkardı. Eve ^dönünce. Lestiboudois'nın uzattığı küreğe iyice doldurduğu toprağı çukura sürdü. Bovary ana da onlarla beraberdi. sanki siyah bir elbise bulunamamış 340 MADAME BOVARY gibi* maviler giydiğini gözden kaçırmadı. yenleriyle sık sık gözlerini sildiği için boyası atmıştı. Nihayet yaşlı adam içini çekerek: — Hatırlıyor musunuz. belki bu işi bitirmiş olmanın belirsiz kıvancı içinde. Nihayet bir çarpma duyuldu. Charles. bir gruptan ötekine gitti durdu. süsenlerle örtülü kulübelerin üzerine mavimtırak hareler dökülüyordu. Bournisien. «Elveda!» diye bağırarak var kuvvetiyle abdanı sallamaya başladı. Her üçü de susuyordu. gömleği kirleten toz tabakası içinde yol yol görünüyordu. dedi. Hatta torununu bile görmeyi reddetti. Ona öpücükler yolluyor. Üstüne beyaz gözyaşları serpilmiş siyah örtü. köşelerden akıyordu. Homais. söyleyecek sözler bulmuştum. . yolun kenarında. uzakta. Binet'nîh hiç ortalıkta görünmediğini. bu gönül bulandırıcı balmumu ve cüppe kokulan karşısında bayılacak gibi oluyordu.. sessizliğe kavuşmakta gecikmedi. çavdarlar ve kolzalar yemyeşildi. dostum. dikenli çitlerin üzerinde MADAME BOVARY 339 çiy taneleri titreşiyordu. onunla birlikte gömülmek için çukura doğru sürükleniyordu. tekerlek izleri üzerinde ilerleyen bir at arabasının gıcırtısı. noterin uşağı Theodore'un ise «mademki âdet olmuş. dört ip yerli yerine konunca. Charles dizleri üstüne toprağa yığıdlı. Rouault Baba da yeniden önlüğünü giydi. Serin bir meltem esiyordu. ellerinde yanmakta olan iri mumlar vardı. durmadan. ama şimdi.. hemen Bertaux' ya dönmek istiyordu. Türlü türlü neşeli gürültüler ufku dol-duruyordu. dedi. siyah yas tüllerine bürünmüşler. o avlulardan geçtiğini ve Emma'ya döndüğünü hatırlıyordu. Kadınlar. diyordu. M.. Bu gözlemlerini anlatmak için de. Tuvache'ın da dinsel törenden sonra sırra kadem bastığını. Hep iniyordu. zaman zaman yerinden oynuyor ve tabut meydana çıkıyordu. Açık gökyüzü pembe bulutlarla beneklenmişti. Sonra. fakat büyük gümüş haç daima ağaçların arasında^ yükseliyordu. Charles geçerken. Mezarlığa vardılar. Rouault Baba. Erkekler aşağıya. cenaze. arkadan geliyorlardı. yalnız kasabaya gelirken. dönüşte. kenarlara atılmış kırmızı toprak. Bazen cemaat bir patikanın dönemecinde kayboluyor. çimenlikte çukur kazılmış yere kadar yürüdüler. Bu. Sonra bütün göğsünü sarsan uzun bir inilti ile: — Ah. ipler gıcırdayarak yukarıya çıktı. M. Alıp götürdüler. Gözyaşlarının izleri. Rahip. üzerine tabutu ittiler. sonra oğlum gitti. Herkes ve özellikle cenazeye gelmiş olan Lheureux. Gömlek yeniydi. benim işim bitti artık! Karımın öldüğünü gördüm. diğerleri gibi o da. sonra Charles'a verdi. bir defa Tostes'a gelmiştim. kıra doğru uzanıyordu. taş parçalannın çarptığı tabutun tahtasından. sonsuzluğun yankısına benzeyen korkunç bir gürültü yükseldi. Çukurun etrafında halka oldular. her dalgada yalpa vuran bir filika gibi dura kalka ilerliyordu. Emma'nın ölümüne acıdı. Charles inişine baktı..

Emma bir tek ders dahi almadığı halde (Bovary'ye göstermiş olduğu o ödenmiş faturaya rağmen) Mademoiselle Lempereur altı aylık ders ücreti istedi. Bunun üzerine özür dilemek icabetti. vehme kapılıyor ve: — Ah! Gitme! Gitme! diye haykırıyordu. hepsini çalarak. artık birbirlerinden ayrılmayacaklardı. evde olmadığını. Rouen'da uyumaktaydı. . ağır ağır yoluna devam etti. Rolet ana yirmi 342 MADAME BOVARY kadar mektubun posta parası diye tutturdu. artık düşünmez oldu. Siz iyi çocuksunuz! Baldırına vurarak. Karısının göndermiş olduğu mektupları kendisine gösterdiler. oğluna tatlı dille ne yapacağını bilemiyordu. Bu. Fakat. Rodolphe'un mektubuydu.. artık sonu geldi sanıyordu. sandıklar arasına düşmüş ve orada kalmıştı. O zaman herkes istifade etmeye baktı. uyanık. Leon Dupuis ile Bondeville'den Mademoiselle L6ocadie Leboef'ün izdivacım» Charles'a haber vermekle şeref kazandı. Her borcu ödedikçe. terliğinin altında tortop olmuş bir kağıt parçası hissetti. Fe'licite' hemen hemen onun boyundaydı. aydan daha tatlı ve geceden daha sır dolu. Charles ile annesi yorgunluklarına rağmen. ertesi gün küçük kızını eve getirtti. Artık tamamıyle değişmişti. kendisini arkadan görünce. Kira ile kitap veren adam üç yıllık abonman parası talep etti. eski hanımının ne kadar elbisesi kalmışsa. Charles yine boğazına kadar borca girdi. sonra. Felicit6. Yine o sıralarda dul Madame Dupuis. midillisi topalladığı için. dedi. öyle ki. Fakat. Eski günlerden ve gelecekten söz açtılar. Hıçkırıklarla parçalanan göğsü. İhtiyar kadın evi bırakıp gitti. XI Charles. çünkü Charles bunlardan bazılarını saklamıştı ve onları seyretmek için gidip tuvalet odasına kapanıyordu. Çocuk annesini sordu. hep onu düşünüyordu. Berthe birçok defalar daha annesinin sözünü etti. bunu hiç unutmayacağım. eczacının o dayanılmaz tesellilerine de katlanması gerekiyordu. vaktiyle Emma'dan ayrılırken Saint-Victor yoluna dönüp baktığı gibi. Bu çocuğun neşesi Charles'ın yüreğini burkuyordu. çok geçmeden para meseleleri yine patlak verdi. İçi açılsın diye bütün gün ormanda dolaşmış olan Rodolphe. Emma! Cesaret! Hayatınızı mahvetmek istemiyorum. gece geç vakitMADAME BOVARY 341 lere kadar oturup konuştular. Yalnız siz kendisini bol bol öpün! Allaha ısmarladık!. arkasına döndü. Fakat biri vardı ki. Yonville'e gelecekti.» Bu. çünkü Ona ait olan eşyadan hiçbirinin satılmasını istemiyordu. Yıllardan beri elinden kaçırmış olduğu bir sevgiye yeniden kavuştuğuna içinden sevinerek. evin içinde rasgele dolaşırken. hayır! Yüreğim büsbütün parçalanacak. her zamanki gibi sessizdi. unuttuğu küreği almaya gelen Lestiboudois idi. Charles. Ona. kendisine oyuncaklar getireceğini söylediler. Theodore'la birlikte Yon-ville'den kaçtı gitti. şatosunda rahatça uyuyordu. hepsini değil. bayırın üstüne varınca. Duvardan atlayan Justin'i tanıdı ve patateslerini çalan hırsızın kim olduğuna dair bir fikir sahibi oldu. Parmaklık birdenbire gıcırdadı. ufukta. gönderdiği tebrik mektubuna şu cümleyi de sıkıştırdı: «Zavallı karım buna ne kadar sevinecekti!» Bir gün. sonra. tavan arasına kadar çıktı. Çamlar arasındaki mezarın üstünde bir çocuk. Kasaba. Charles ondan daha fazla öfkelendi. Charles ise. Fakat hiç durmadan başka borçlar ortaya çıkıyordu. yere diz çökmüş ağlıyordu. oysa bu iki kadın arasında bir anlaşmaydı. Açtı ve okudu: «Cesaret. Leon da. ağaçların beyaz taşlar arasında yer yer siyah demetler halinde belirâiği duvarlarla çevrili bir yer gördü. O zaman eski vizitelerinden kalan alacaklarım istedi. evini idare edecekti. dostu Vinçart'ı yeniden kışkırtınca. o saatte gözüne uyku girmiyordu. İhtiyar kadın.— Hayır. zamanla. Elini gözlerinin önüne götürdü. Çayırda batmakta olan güneşin eğri ışınları altında kasabanın bütün pencereleri alev almış gibiydi. Charles. Pentecöte yortusunda. «oğlu Yvetot'da Noter M. Saat gece yarısını çaldı. Charles bu işin aslını sorunca da: — Ne bileyim ben. ekseriya Charles. sonra. Lheureux. Felicite artık Madamın elbiselerini giyiyordu. uçsuz bucaksız bir pişmanlığın baskısı ile kalkıp iniyordu. herhalde iş için olacak? diye cevap vermek inceliğini gösterdi. korkmayın! Yine her zamanki gibi hindinizi göndereceğim. Annesi buna çok kızdı.

344 MADAME BOVARY Homais. yanı başında. Gümüş takımlarını parça parça satmak zorunda kaldı. birdenbire ortadan kayboluşunu. Delillerin karşısında geriledi ve belli belirsiz kıskançlığı. Heriften nefret ediyordu.3 — Belki uzaktan uzağa birbirlerini sevmişlerdir? diye düşündü. Evin bütün odaları boşalıyordu. kızını bağsız potinler ve koltuğunda kalçalarına kadar yırtık bulüzlerle gördükçe bu kılıksızlığa pek üzülüyordu. o kadar cana yakındı ki. Nihayet. Bois-Guillaume bayırında. Rugan çizmeler satın aldı. eskisi gibi kalmıştı. yahut bebeklerinin yırtılmış karnını dikiyordu. vaktiyle Emma'nın ondan daha çok rengi atmış. kızcağız da tıpkı onun gibi kederleniyordu. kederinin sonsuz genişliği içinde kayboldu. ölmek istemiş olduğu aynı yerde. basma resimleri boyuyordu. büyük şehirlerimizin civarı dilenci sürüleriyle dolup taşmakta devam ediyor. Charles. Hizmetçi kadının bu işlere el sürdüğü yoktu. Çünkü. Böylece. onun odası. Yaldızlı bir şamdanda bir mum yanıyordu. Sonra. «Herkes ona hayran oluyordu herhalde?» dedi. fikirlerini benimsedi. Kendi şöhretini korumak için. beyaz kravatlar takmayı âdet edindi. hem zekâsının derinliğini. MADAME BOVARY 34. «Verimli Picardie diyarına uğrayan herkes. . el altından. Merhem ile iyi edemediği kör ise. hülyaya dalıyordu. Jüstin. ne düşünürler acaba?» Sonra Homais bazı hikayeler de yaratıyordu: «Dün Bois-Guillaume bayırında ürkek bir at. o küçük başının. Bu adam herkesi rahatsız eder. O derecedeki. Oyuncaklarını tamir ediyor. ikinci sayfanın sonunda küçücük bir R harfi keşfetti. Bunlar. ona mukavva ile kuklalar yapıyor. hem de kibrinin alçaklığını gösteren bir fesat dolabı çevirmeye başladı. Zavallı adam. onunla karşılaşmamak için. Karşısına oturuyordu. o reçine kokan. orada bakkal çıraklığı ediyordu. sonra salonun mobilyalarını sattı. hiç şüphesiz ona göz dikmişlerdi. tıpkı onun gibi emre yazılı senetler imzalıyordu. Bıyıklarına kozmatik sürüyor. Homais şehre indiği zaman. hareketsiz ve şaşkın kalakaldı. Charles'ın içini. sosyal durumları arasındaki farkı göz önünde tutarak. yerde sürüklenen bir kurdeleye. adamcağızdan her ne pahasına olursa olsun kurtulmak maksadıyle. İçlerinde tek başlarına dolaşanlar da var. Fakat Berthe o kadar tatlı. Sanki hâlâ yaşıyormuş gibi. hoşuna gitmek için. Emma kendisine daha güzel göründü ve içinde ona karşı devamlı ve azgın bir arzu peyda oldu. onun zevklerini. O zaman öylesine bir kederli hali oluyordu ki.. yüzünde korkunç bir yara ile dolaşan bir yoksula rastgelir. eczacının hiçbir işe yaramayan tedavisini yolculara anlatıp duruyordu. yalnız yatak odası. canından bezdirir ve yolculardan tam manasıyle vergi alır. Rouen'a kaçmış. sonsuz bir hazla. gür sarı saçlarını pembe yanakları üzerine dökerek öyle zarif bir eğilişi .» Arkasından körün sebep olduğu bir kazanın öyküsü geliyordu. Kırlangıç'm perdeleri arkasına gizleniyordu. Yuvarlak masayı ocağa doğru itiyor ve onun koltuğunu yaklaştırıyordu. Tam on ay süreyle. İçinden. ötekilerinden daha az tehlikeli değildir. tekrar Bois-Guillaume bayırına dönmüş. Eczacının çocukları da küçüğü gittikçe daha seyrek ziyaret ediyorlardı. Berthe. ümitsizlik içinde. Bütün erkekler. Zaten Charles. Artık kimse onları görmeye gelmiyordu. Serserilerin haçlı seferlerinden getirdikleri cüzzamı ve sıracayı umumi mahallelerimizde serbestçe teşhir ettikleri o korkunç ortaçağ devrinde mi yaşıyoruz hâlâ?» Yahut: «Serseriliği yasak eden kanunlara rağmen. ondan sonra. meselelerin derinliğine inen insanlardan değildi.Şimdi de çatı penceresinden esen rüzgâr onu kapıya doğru sürüklemişti. iki üç kez karşı karşıya geldikleri zaman gördüğü sıkıntılı halini hatırladı. Bu arzu onun tasasını alevlendiriyordu ve artık gerçekleşemeyeceği için de sonsuzdu. yahut masanın bir çatlağına sıkışıp kalmış bir firketeye ilişecek olursa. Emma onu mezardayken bile baştan çıkarıyordu. Rouen Feneri'nde ardı ardına şu kısa yazılar çıktı. Akşam yemeğinden sonra Charles oraya çıkıyordu. bozuk şaraplar gibi buruk bir zevkle dolduruyordu. Fakat mektubun hürmetkar üslubu onu yanılttı. M. Şehirlerimizi idare edenler. hiç şüphe yok. Kimdi acaba? Rodolphe'un eve pek sık uğrayışını.vardı ki. gözleri dikiş kutusuna. sıkı dostluğun devamına pek aldırış etmiyordu..

Hayal gücünü zorluyor. Büyük çikolatacılık hareketini gözden kaçırmıyor-du. ilkokullarla hocalık eden cahil rahipler arasında. Homais. Hatta bir de. Charles buna razı oldu. Homais. 346 MADAME BOVARY Kitabeye gelince. onu unutuyordu.. Homais'nin rivayetine göre. Kendi dediği gibi. Adam yeniden başladı. bir mezar müteahhidinde çeşitli lâhit-leri görmek için Rouen'a gittiler. sonra bir piramit. vaız-da. dilinin ucuna hep Sta Viator geliyordu. altında kocasının kaybolduğu o altın helezon karşısında mest oluyor. Kauçuk. vs. bilakis! Keşifleri yakından takip ediyordu. M. Bununla beraber gazeteciliğin dar sınırları içinde kalmak onu sıkıyordu. bir sihirbaz gibi gösterişli olan bu adama yanıp tutuştuğunu hissediyordu.. alt tarafı büzme perde şeklinde bir kırık sütun. Zaferi eczacı kazandı. dayak yemiş bir tek kadın olmadı ki. bir İskit'den daha çok dolaklı ve sargılı. Charles bunu reddetti. Lheureux hiçbir senedi uzatmayacağını bildirdi. Balıkçılık. zira düşmanı. Eczaneyi de ihmal etmedi. gün geçtikçe daha hoşgörüsüz. Charles ile Homais. Çağın zihniyetine ateşler püskürüyor ve her on beş günde bir. Bozuştular. Bir kiliseye yüz frank verildi mi hemen Saint-Berthe"lemy katliamını hatırlatıyordu. eski borçlarını ödeyecek vaziyette değildi. bir şartname hazırlatıktan ve tekrar Rouen'a bir yolculuk yaptıktan sonra. Yolsuzlukları ihbar ediyor. Bu başarı onu cesarete getirdi ve o günden sonra kaza dahilinde çiğnenmiş bir tek köpek. Charles. Bütün planlarda. neticesi hep ikincilerin aleyhine çıkan karşılaştırmalar yapıyordu. Felicite'nin talanından artakalmış bir şalı istedi. Charles'ın bütün bir hafta her akşam kiliseye girdiği görüldü. öylesine uğraştı ki. kederin zorunlu sembolü saydığı salkım söğütten asla şaşmıyordu. O zaman aralan büsbütün. Aşağı-Seine Vilayetine Şo-Ka'yı ve revalentia'yı ilk getiren o oldu. Charles o zaman annesine başvurdu. için iki tane gayet şık Pompadour heykelciği satın aldı. yanmış bir tek ambar. Emma çürümüş bir külçe halinde kollarından dökülüyordu. adamı tutukladılar. herkesin bildiği gibi. Emma'nın mezarı hakkında da pek parlak fikirleri oldu. Fakat hareket anında cesaretini kaybetti. Homais. Fakat sonra salıverdiler. Nihayet arkası aklına geldi: Amabilem conjugem Calcas! (2)... yahut «bir harabe yığını» teklif etti. bu hayalin kendisinden uzaklaştığım hissetmekten çok üzülüyordu. Evvelâ. Bovary durmadan Emma'yı düşündüğü halde. Belleğinde tutmak için gösterdiği çabalara rağmen. rast geldiği şeyi temelinden çökertiyordu. Sonunda burjuva olmaktan utanır oldu. Yanlarına da Bridoux'nun dostu Vaufrylard adında. İhtiyar kadın kendi mallan üzerinde bir ipotek yaptırmasına razı oldu. Bournisien de kendisine iki üç ziyarette bulundu. Hacizden kaçmaya artık imkân yoktu. sonra peşini bıraktı. çok geçmeden kitap. İhtiyar kadın. kesin olarak açıldı. Kendisinin de bir tane vardı. fedakârlığının karşılığı olmak üzere. iki esas cephesinde «sönmüş bir meşale taşıyan bir peri» bulunacak bir türbe üzerinde karar kıldı. Zaten papaz. adlı eseri kaleme aldı ve istatistik kendisini felsefeye şevketti. durmamacasına tekerleme söyleyen bir ressam aldılar. Bu hep aynı rüyaydı: Charles ona yaklaşıyor ve tam sarıldığı anda. Ama yine her gece Emma rüyasına giriyordu. Artist tavırları takınmaya başladı. Nihayet yüz kadar desen gözden geçirildikten. herkese çatıyordu. daima ilerleme aşkı ve papazlara MADAME BOVARY 345 beslediği hınçla harekete gelen eczacının kalemiyle derhal okuyuculara duyurulmamış olsun. Pulvermacher hidro elektrik zincirlerine coşkun bir hayranlık gösteriyordu. Madame Homais. İşin tuhafı. ..Sözün kısası. fakir sınıfların ahlaka yönetilmesi. Büyük sorunlarla uğraştı: Sosyal problem. Akşamları fanila yeleğini çıkardığı zaman.. Bu kitabe kabul edildi. kendisine can yoldaşı olsun diye küçük kızı kendi evine almayı teklif ediyordu. Sta Viator'dan (1) güzel bir şey bulunmayacağını söylüyor ve bunda ısrar ediyordu. Tehlikeli bir adam oluyordu. tütün içiyordu! Salonunu süslemek . eser yazmaya kalktı! O zaman İklime dair gözlemlerle birlikte Yonville Kantonunun genel istatistiği. Homais de keza. İlk barışma girişimi yine annesinden geldi. daha bağnaz oluyordu. etrafı sütunlu bir yuvarlak dam. Bovary pek idareli yaşadığı halde. ömrünün sonuna kadar bir düşkünler evinde yaşamaya mahkûm edildi. daha sonra bir vesta mabedi. Bu bir çatışmaydı. Demir Yolları. kakasını yiyerek ölen Voltaire'in can çekişmesini anlatmayı ihmal etmiyordu. ama Emma aleyhinde de yazmadığını bırakmadı.

Fakat. bütün köşe bucağı. Bu kadar üzüntüye düşmesine herkes hayret etti. sonra. kendisine hakkaniyetle davranılmasını istirham eden bir dilekçe gönderdi. önüne oturdu. evvela kekeleye kekeleye özür diledi. yüzsüzlük etti. 2. Athalie ona takke işliyor. kendisini IV'üncü Henri ile mukayese ediyordu. Yazın. akşamları. Charles bir gün —son varlığı olan— atını satmak için gittiği Argueil pazarında Rodolphe'a rast geldi. duvarların arkasını aradı durdu. Alışveriş işlerinde büyük bir şöhreti olan Hivert de. Kolera esnasında sonsuz bir feragatle çalışarak kendini göstermişti. yayı itti. (1) Latince: Dur yolcu! (2) Latince: Güzel bir kadını çiğniyorsun! MADAME BOVARY 347 Charles'ın karşısında. nişan alanlar arasında ismini görmek için gazeteye sarılıyordu. bazen bahçenin çiti üstünden uzanıyor. Birçok (halbuki bir tane) bilim derneğinde üye olması da cabasıydı. Hatta hükümdara. çünkü bazen öksürdüğü oluyordu. kendisi de dertli olduğu için. Charles kızına daha sıkı sıkıya bağlanıyordu. bütün mobilyaları. (Elma şarabı. sağlıklı ve neşeli eczacı ailesi sere serpe yaşıyordu. bütün 348 MADAME BOVARY çekmeceleri. Artık sokağa çıkmıyordu. Bir gün nihayet. çünkü etrafında bunu kendisiyle paylaşacak hiç kimse yoktu. onu yarım kulakla dinliyordu. Napoleon kendisine laboratuvarda yardım ediyor. yalnız yangınlarda gösterdiğim çaba. diyordu. ağustos ayı idi) Charles'ı meyhanede bira içmeye çağıracak kadar ileri götürdü. Birbirlerini görünce sarardılar. O zaman kendini içkiye vermek için kapandığını iddia ettiler. Seçimlerde Vali Beye gizlice büyük yardımları dokundu. ziyaret kabul etmiyordu. Ama yine de bir meraklı. sonra cesaretlendi ve pişkinliği (hava pek sıcaktı. yüksek sesle ağladığını hayretle görüyordu.. örneğin. . imal tarzı ve tesirlerine dair adlı bildirisini. Lheureux. Leon'un bütün mektuplan oradaydı. Sadece kartım göndermekle yetinmiş olan Rodolphe. hıçkırarak. «Bizim iyi kalpli kralımız» diyor. bir tekmede çökertti. Kollarını kavuşturup hükümetin beceriksizliği ve insanların nankörlüğü konusunda derin düşüncelere dala dala bunun çevresinde geziniyordu. elma ağaçlarına dadanan tüylü bir böceğe dair gözlemlerini. Emma'nın kullandığı pelesenk ağacından yazı masasının gizli gözünü henüz açmamıştı. Sonunda kendini sattı. çılgın gibi. Ticaretin gözdeleri'ni kurmuştu. Ve her sabah. eczacı. Bu nedenle Homais iktidara yanaşıyordu. hatta eczacılık tezini de) zikrediyordu. Çünkü. Bir kutu keşfetti. han sahibesi. bahçesine çimenle bir şeref yıldızı çizdirdi. istatistik kitabını. elmacık kemiklerinin üzerinde kırmızı lekeler vardı. hastalarını bile gidip görmek istemiyordu. Fakat çocuk onu kaygılandırıyordu.Sevdiklerini kaybettikçe. M. Charles. halk yararına çeşitli eserler yayınlamıştı. insanların en talihlisiydi. akademiye göndermiş olduğu. Nihayet. Sonra bir çark yaparak: — Nihayet. Ondan söz etmek için Lefrançois anayı ziyaret ediyordu. yeter de artar bile. Homais babaların en mutlusu. uluyarak. neye dokunsa altın eden. yürürken. Gece iyice bastırıp da meydanda Binet'nin tavan arası penceresinden başka aydınlık bir yer kalmadığı zaman eve dönüyorlardı. aylığının artırılmasını istiyor ve «Rakip tarafa» geçmek tehdidinde bulunuyordu. Irma reçel kavanozlarının ağzını kapamak için kağıttan yuvarlaklar kesiyor ve Franklin bir nefeste çarpım tablosunu ezberden okuyordu.. artık sabrı tükenerek. Bu sefer artık kuşkuya yer yoktu! Son mektuba kadar hepsini yutarcasına okudu. Karmakarışık aşk nameleri arasında Ro-dolphe'un resmi yüzüne fırladı. anahtarı çevirdi. saygıdan veya araştırmalarını geciktiren bir çeşit şehvani hazla. Bununla birlikte ıstırabının hazzı tam değildi. Ama yanlış! Bir tutku onu için için kemiriyordu: Homais nişan istiyordu. ona. kızını da yanma alarak mezarlığa gidiyordu. Adı bir türlü çıkmıyordu. Türlü sebeplerle bunu hakketmişti. 1. kurdelesini benzetmek için de tepesine ottan iki hotoz kondurdu. Kendi hesabına olmak üzere. yırtık pırtık elbiseler giymiş bu uzun sakallı yabani adamın. kendinden geçmiş.

Her şey satılınca. Asma yapraklarının gölgesi kumların üzerine düşüyordu. kamuoyu ise koruyor. onu hafifçe itti. hatta komik. O da. yüzünün hareket eden çizgilerinden hatıraların geçişini takip ediyordu. buram buram yasemin kokuyordu. artık size düşmanlık beslemiyorum! Hatta buna büyük bir laf. 350 MADAME BOVARY Bovary'nin ölümünden sonra. başını elleri arasına almış. elde on iki frank yetmiş beş santim kaldı. Charles ise. Charles gitti. gözleri kapalı. Kafesten ışıklar geçiyordu. 1857'de yazılmış olan Madame Bovary. Charles. Bununla da Matmazel Bovary'nin büyükannesinin evine kadar yolculuk gideri karşılandı. yavaş yavaş kızarıyor. dudakları titriyordu. Ve oyun yaptığmı sanarak.Karşısında. Ondan bir şeyler görür gibi oluyordu. Charles. diye seslendi. gök masmaviydi. konuşurken yaprak sigarasını çiğniyor. Otuz altı saat sonra. Bu yüz. ama dikiş tutturamadı. kederli gönlünü dolduran belirsiz aşk buharları içinde bir delikanlı gibi âdeta tıkanıyordu. masaya dirseklerini dayamış. Otopsi yaptı. 1821 yılında doğmuş ve Croisset'deki mülkünde 1880'de ölmüştür. Charles ise. gübreden bahsetmeye devam ediyordu. onun durumunda bulunan bir adam için fazla kalenderce. Çocuk: — Baba. Charles onu dinlemiyordu. kunduz böcekleri çiçek açmış zambakların etrafında vızıldıyordu. burun kanatlan hızlı hızlı açılıp kapanıyor. bu sözü. herhangi bir telmihin sızabileceği bütün duraklamaları basit cümlelerle doldurarak. Ölmüştü. elinde uzun bir demet siyah saç tutuyordu. durakaldı. o ana kadar hiç söylemediği tek büyük lafı ilave etti: — Kabahat alın yazısında! O yazgıyı eliyle yöneltmiş olan Rodolphe. İhtiyar kadıncağız da aynı yıl öldü. Rouault Baba inmeli olduğu için. Rodolphe bunun farkındaydı. hayvanlardan. Fakat çok geçmeden Charles. biraz da bayağı buldu. onun başyapıtını oluşturmaktadır. Saat yedide. hafif ve yorgun bir sesle tekrar konuşmaya başladı: — Size düşmanlık beslemiyorum! Rodolphe hep susuyordu. gelsene. sönmüş bir ses ve sonsuz acıların o her şeyi oluruna bırakan edasıyle: — Hayır. korkunç bir öfke ile gözlerini Rodolphe'a dikti. Bu adamın yerinde olmayı ne kadar isterdi. karısının sevmiş olduğu bu insan karşısında hayallere dalıyordu. Şimdi kendisine şeref nişanını da verdiler. . Çağdaşı yazarlar üzerinde büyük bir hayranlık uyandıran. hiçbir şey bulamadı. öğleden beri kendisini hiç görmemiş olan küçük Berthe. bir çeşit korku içinde. Kadın fakirdi. Canivet koşup geldi. İl Bir hekimin oğlu olan Gustave Flaubert. Homais derhal hepsinin gücünü tüketti. günümüzde Fransız yazınının en büyüklerinden biri olarak kabul edilmektedir. tarımdan. Karşısındaki. Bu bir hayranlıktı. Ertesi gün. kameriyenin altındaki sıraya oturdu. dedi. akşam yemeğine çağırmak için geldi. M. kızı bir teyze yanına aldı. üç hekim birbiri peşi sıra Yonville'e geldi. hükümet onu kolluyor. buna karşın gözüpekliğine kızan döneminin okuyucuları tarafından az izlenen Flaubert. eczacının daveti üzerine M. ağzı açık. MADAME BOVARY 349 hatta bir an geldi. başı duvara yaslanmış. Eczanesi arı kovanı gibi işliyor. Charles yere yuvarlandı. Charles. hayatını kazansın diye onu bir pamuk ipliği fabrikasına gönderdi.

onun insanüstü yetkinliğinden ileri gelmektedir. . Okumuş olanlarca. eleştirilere...".Pek az roman vardır ki. övgü ve kınamalara neden olsun. ... ölümsüz olarak nitelendirilen bu yapıtın eriştiği saygınlık. eşini aldatan taşralı bir kadının basit öyküsünde olduğu kadar yorumlara.

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful