Gustave Flaubert _ Madame Bovary

HENRI TROYAT'NIN ÖNSÖZÜ
Eğer Gustave Flaubert ölümünden sonra yayınlanan kitaplarının başarısını görebilmiş olsaydı,
kuşkusuz, burjuvaların budalaca konuşmalarıyla, değişmez doğrulara dönüşen beylik sözleri,
büyük bir zevkle yazdığı sDictionnaire des Ideas reçues» (Basmakalıp Düşünceler Sözlüğü),
«Madame Bovary* başlıklı özel bir bölümü de içerirdi. Pek az roman vardır ki, eşini aldatan
taşralı bir kadının bu basit öyküsünde olduğu kadar yorumlara, eleştirilere, . övgü ve
kınamalara neden olsun. Mutsuz Emma da unutulmaz Joconde gibi aynı terslikle karşılaşmıştır.
Her iki kahramanın da tek başlarına kazandıkları ün, yapıtların bütünlüğünün gözden
kaçmasına neden olmuştur. Madame Bovary'yi tüm önsözlerinden arındırarak, tüm uzman ve
eleştirmenlerden kurtararak ona yayınlandığı ilk günkü tazeliğini verebilmek düşüncesi ne
güzeldir! Eğer-1857 yılında yaşıyor olup daha ün kazanmamış bir yazarın yeni bitmiş kitabını
açarak şu satırları okuyabilmek olanağım bulmuş olabilseydim: "Okulun çalışma salonundaydık,
kapı açılıp içeri Müdür girdi, arkası sıra da setre pantolon giymiş bir yeni öğrenciyle bir de, koca
bir sıra yüklenmiş bir hademe geliyordu". Bugün bir müzeye girer gibi bir titreme ve saygıyla
okuyabildiğim bu cümle belki o gün ilgimi çekmeyecekti. Belki de eserin daha sonraki
bölümlerini sevmeyecektim. Bütün bunlara inanmam gerçekten olanaksız. Bana öyle geliyor ki,
anlatımın-' daki sıcaklık, gözlemlerindeki doğrulukla böylesine bir öykünün, ön yargıdan biraz
olsun uzaklaşabilmiş her kitap severi etkileye-memiş olabilmesi mümkün değildir.
Kuşkusuz hiçbir yazar yoktur ki, yazmak istediği konuyu Flaubert kadar tam tamına isteğine
uygun bir biçimde kaleme almış olsun. Bu istek, Madame Bovary'yi yaratma düşüncesi kendini
sarmaya başladığı 1849 yılında daha da çarpıcıdır; Flaubert yirmi sekiz yaşındadır ve o zamana
dek hiçbir şey yayınlamamıştır. Daha güzeli o dönemde Flaubert, romantikliğinin doruğunda-'
dır ve «Tentation de Saint Antoine» (Ermiş Antonius)m ilk kitabını yeni bitirmiştir; yapıtını,
konusunun gözüpekliği ve dilindeki zenginlik karşısında şaşıracaklarına inandığı
arkadaşları Louis
6
MADAME BOVARY
Bouillet ve Maxime du Camp'a okumak istemiştir. Oysa hemen son satırın ardından Bouillet
düşüncesini üzgün bir şekilde: "Bunu ateşe atmak ve üzerinde konuşmamak gerekir" diyerek
belirtir. Flaubert üzülür, karşı çıkar ve sonunda çok zengin bir konunun karşısında başının
döndüğünü kabul eder. "Lirizme karşı konmaz bir eğilim duyduğun şu sırada seçefceğin konu,
seni denetleyen, arzularına gem vuran ve içinde lirizmin gülünç olacağı türden olmalıdır",
demekteydi Maxime du Camp. "Cousin Pons, Cousine Bette gibi, burjuvaca yaşantılarla dolu
olaylardan basit bir konu seç ve bunu doğal, hemen hemen teklifsiz bir anlatımla işlemeye
kendini zorla". Bu sözlere yarı yarıya inanan Flaubert uğradığı düş kırıklığını düşünürken Louis
Bouillet şu fikri ortaya atar:
"Niçin Delamare'm öyküsünü yazmıyorsun?" O anda Flaubert' in kafasında bir şimşek çakar.
Eugene Delamare! Flaubert bir zamanlar koket, savurgan, kendini beğenmiş bir eşi olan bu silik
sağlık memurunu tanımıştı. Kadın kocasını aldattıktan ve mahvettikten sonra kendini
zehirlemişti. Taşra kasabası, tekdüze ve göreneğe bağlı bir yaşam, çiftçi dernekleri, eczacı,
eşini aldatan kadın, dedikodular, ölüm... Flaubert tüm bunları görür gibi olur ve şaşırmış bir
durumda mırıldanır; "Ne düşünce!"
Bununla birlikte Maxime du Camp'la Doğu'ya yaptığı gezide aklı Saint Antoine adlı kitabındaydı.
Mısır'dan Filistin'e, Filistin'den Yunanistan'a yaptığı ve yaklaşık iki yıl süren yolculuğunda
romantik coşkusunu yeniden bulmaya çalıştı. Fakat bu uzak ülkeler onu büyülerken aynı
zamanda düş kırıklığına uğratıyorlardı; söylemeye dili varmadı ama, sabahtan akşama değin
gözlerinin önüne serilen bu özgün ve â*ynı zamanda sefillikle dolu manzaradan yoruldu;
basitliğe, gerçeğe, ölçülülüğe duyduğu tepkiyle Fransa'ya . dönmeye can attı. Şimdi tam
tamına Madame Bovary'yi yazacak kıvama gelmişti.
Her şeyden önce Flaubert alışkanlığın verdiği bir davranışla geniş bir biçimde araştırma yaptı,
ortamı inceledi, tanıdığı çeşitli mevkilerdeki insanların sağladığı bilgi kırıntılarıyla
kahramanlarını oluşturdu, planlar yaptı, kendisine malzeme sağlayacak olguları ortaya çıkardı
ve bir düzene soktu. Olayın geçtiği baş yer olan Yonville-1'Abbaye, Dr. Delamare'm yaşadığı ve
çalıştığı Ry kasabasının tam bir kopyasıdır. Günümüzde bile Ry'ye gitmek, Emma'yı ziyaret

etmek demektir. Size hekimin evini, kiliseyi, pazar yerlerini, eczanenin yerini, hanı ve Mme
Delamare'm gömüldüğü mezarlığı gösterirler ve bu yer duygulu kişiler için Mme Bovary'nin
mezarına yapılan bir haç anlamına gelir. Böylesine güçlü bir benzerlik karşısında dikkatli bir
okuyucu kendini, deHENRI TROYAT'NIN ÖNSÖZÜ
7
korun kitabı resimlemek için yaratıldığına bile inandırabilir. Romanın kişilerine gelince, hiç
şüphe yoktur ki Flaubert örneklerini gerçek yaşamdan seçmiştir. Delamare çiftinin acı öyküsüne
tanık olan yaşlı hizmetçi Felicite henüz 1905 yılında Dr. Brunon'a, ihtiraslı ve çok güzel bir
kadın olan hanımının nasıl intihar ettiğini anlatmaktadır. "Hangi zehiri aldığını söylemek
istemedi... Herkes ağlıyordu... Nihayet küçük kızı yalvarmak için önünde diz çöktüğünde,
sonunda gerçeği söyledi!.. O kadar zavallı görünüyordu ki!.." Eczacı Homais ise mesleklerini
Forges'da, Yvetot'da, Ry'de Havre'da sürdüren meslektaşlarından alınan çizgilerle oluşturulmuş
bir tiptir. Fakat Flaubert "yarım daire şeklinde tezgâhı, XVI. Louis ve İmparatorluk dönemi stili
kavanozları ve zehirlerin yerleştirildiği raflarıyla" Ry'deki eczanenin dekorunu kendisine örnek
almıştır. Edebiyat tarihçileri, noter yardımcısı Leon'un, taşralı bir kibar kişi olan Rodolphe'un
(gerçekte adı Louis Campion'du.) sayın Lheureux'nun, Flaubert'e esin kaynağı olan gerçek
yaşamdaki kimliklerini ortaya çıkarmışlardır. Bazı edebiyat tarihçileri ise Emma Bovary'nin hiç
şüphesiz Delphine Delamare'ı çok andırdığını söylemekle birlikte yazarın aynı zamanda bir
rastlantı sonucu heykeltraş Pradier'nin çekici ve hafifmeşrep karısı Louise (Lu-dovica)den de
etkilendiğini göstermek isterler. Flaubert'in kâğıtları arasında da Louise'in sadakatsizlikleri ve
savurganlığı yüzünden kendi sonunu nasıl hazırladığını anlatan hemen hemen elli sayfalık bir el
yazmasına rastlanmamış mıydı? Anlatan kişi ise Louise'in bir kadın arkadaşıydı. İşin ilginç yönü
ise bu acıklı öykünün 1851-1856 yılları arasında yani Flaubert romanını yazarken bir sonuca
ulaşmış olmasıdır. Emma Bovary'nin narin silueti arkasında Louise'in hayali Delphine'inkiyle
birleşmektedir. Belki bir süre sonra başka bir yorumcu üçüncü bir kadının mezarını bularak, en
az ötekiler kadar haklı olarak yapıtın kaynağını ortaya çıkardığını ileri sürecektir. Flaubert
sadakatsiz eşlerin düşecekleri durumu sanki önceden görerek, romandaki kadın kahramanın
düşsel bir kişi olduğunu ileri sürmüştür. "Madame Bovary'nin gerçek yaşamla hiçbir ilişkisi
yoktur, der 1857 yılının mart ayında. Bu bütünüyle uydurulmuş bir öyküdür..." Ve, üç ay sonra
da "Hayır bayım, düşüncelerime esin kaynağı olan hiçbir örnek yoktur. Madame Bovary salt bir
yaratım ürünüdür. Bu kitabın tüm kişileri hayali olup, Yonville-FAbbaye diye bir ülke de mevcut
değildir". Sonunda 1870 yılında düşüncelerini yineler ve Mme Hortense Cornu'ye yazdığı
mektupta görüşlerinde ısrar eder: "Madame Bovary'yi yazdığım sırada bana birçok kereler:
'Yarattığınız kadın Mme X midir?' diye sordular. Hiç tanınmamış kişilerden sürüyle mektup
aldım, hatta içlerinden birinde, Reims'den bir bey,
8
MADAME BOVARY
intikamının (bir kadından) alındığını söyleyerek beni kutladı. Aşağı Seine'nin tüm eczacıları
Homais'de kendi kişiliklerini sezince evime gelip beni tokatlamak istediler..."
Roman yazmayı deneyen herkes bilir ki, gerçek yaşamdan alınmış bir kişiyi tüm özellikleri ve
hatalarıyla birlikte edebiyata aktarmak mümkün değildir. Romancı düşündüğü benzerliğe sadık
kalmaya ne kadar çabalarsa çabalasın, anlatının ahengi, dilin güçlükleri, aynntılardaki zorunlu
seçimler yazarın kahramanının görüntüsünü yavaş yavaş bozar. Çoğu zaman bu kahraman,
fiziksel yapıları ve düşünce biçimleri arasında benzerlik olan çeşitli tiplerden ödünç alınan
çizgilerle zenginleşir. Başlangıçta romanın kahramanının yazarla hiçbir ortak yanı olmasa bile,
onun zihninde yaşaması nedeniyle romancının düşüncelerinden etkilenir. Yaratıcı ile yaratılan
şey arasında bir iletişim başlar, biri diğeri olur. Olgun ve yazarlık mesleğini seçmiş bir kişinin,
yarattığı tiplerin gerçekliğine inanması için olağanüstü derecede bir doğallığa gereksinmesi
vardır. (Zaten bu gerçekliğe kendisi inanmazsa okuyucuları inanır mı?). Burada yazarın baş
özelliği aklı değil sezgi-sidir, daha doğru bir deyişle önemli olan, herhangi bir kişinin
düşüncelerini okuyabilmesi, başka biri olabilmesi yani başka birinin yerine geçebilmesidir. Bu
hafifmeşrep bir kadın, titiz bir eczacı veya aldatılmış bir koca olabilir. Flaubert, Madame Bovary'yi yazarken Flaubert olduğunu unutmakta ve tüm sorunları bir kadının bakış açısıyla
incelemektedir. Şu ünlü şakasını bu anlayış çerçevesinde yorumlamak gerekir: "Madame
Bovary benim!" Aslında yarattığı kişilikle özdeşleşebilmek için kendisini fazla zorlamaya gerek
görmemiştir. İbne Bovary, içinde bulunduğu yaşam biçimini reddetmekte, ozanların betimlediği

yaşamı arzulamakta, tatlı sözler karşısında kendinden geçmekte, ölümsüz tutkulara inanmakta
ve kendisini şatolarda yaşıyor görmektedir. Bu kurtulma, başka biri olma, uçup gitme isteği
Flaubert'in de benliğinden koparamadığı bir duygusallıktır. Emma'nın Charles Bovary, Rodolphe, Leon, Homais ve Lheureux'yle kişileşen somut gerçekliğe çarparak sonunu
hazırlamasına karşılık, Flaubert bu gerçekten, sanatının malzemesini yaratarak kendini
kurtarmaktadır. Doğasında bulunan ikilik, sonuçta Flaubert'e, romantizmden tümüyle
etkilendiği halde karışık düşüncelere de açık olabilmesini sağlamaktadır. "Bende iki ayrı edebi
dile sahip iki ayrı kişilik bulunmaktadır", der 16 ocak 1852 tarihli bir mektubunda; "biri laf
ebeliğinin, lirizmin, baş döndürücü uçuşların, cümle ahenklerinin, yüksek düşüncelerin
tutkunudur; öteki ise elinden geldiğince gerçeği araştıran, en küçük olayı da büyük bir olay
kadar gözler önüne
HENRI TROYAT'NIN ÖNSÖZÜ
9
sergilemek isteyen, ürettiği şeyi size neredeyse maddi olarak hissettirmek isteyen kişiliğimdir".
Zaten Mme Bovary, Flaubert'in kişiliklerine büründüğü kahramanlardan yalnızca bir tanesidir.
Bu gerçeği kuşku ile karşılayanlara birkaç sene sonra Flaubert'in Bouvard ve Pecuchet adında
iki budalayla kendisi arasındaki benzerliği kesin olarak ileri sürdüğünü hatırlatmak yararlı
olacaktır. Çocukluğundan beri Flaubert insanların budalalığına hayran olmuştur. Ona göre insan
"budalalığı görebilmek gibi kötü bir yetiye sahiptir. Görmesine görür ama bağışlayamaz".
Yazar başkaları aracılığıyla edinilen düşüncelerin düzensizliğine atılmayı ,bu kaos içinde
yıkanmayı büyük bir zevk saymaktadır. "Bouvard ve Pecuchet benliğimi öylesine dolduruyorlar
ki, kendimi onlardan biri sayıyorum. Budalalıklarını kendimin yaptığımı düşlüyorum" demektedir
1872 yılının mayısında! Aynı dönemde Salammbo, Matho, Frederic Moreau, Mme Arnoux,
Herodias ve Saint Antoine için de benzeri duygular içerisinde olduğundan hiç kuşkumuz yoktur.
Duygulanımları iyi yansıtabilmek için her şeyi hissetmek ihtiyacı bazen endişe verici örgensel
bozukluklara yol açabiliyordu. Bir düşünceyle dolu olduğu zamanlar artık davranışlarına
egemen olamıyordu. "Açık havada atla çıktıkları gezintide yanların-dayım; birlikte terliyoruz ve
susuyoruz... Kimi kez sabahın altısında yazarken sözcükler canlılık kazanarak beni öylesine
sürüklüyor ki artık olanca gücümle haykırıyor ve öylesine derinlemesine hissediyorum ki,
karımın da doğruladığı gibi kendimden korkarak, masamdan kalkıyor ve sakinleşmek için
pencereyi açıyorum". (23 aralık 1853'te Louise Colet'ye yazdığı mektup.) Daha sonraları
Emma'nın öldüğü bölümü yazarken kahramanının çektiği acıları maddi olarak duyabilmek için
kişiliğini, gerçekten soyutlama denemesine girişmiştir... "Ağzımda arseniğin tadını öylesine
duyuyordum ki, iki kez ardı ardına gerçek mide spazmı hissettim ve bütün yemek boyunca
kustum..." (Taine'e mektup, 1868.)
Sanatı tarafından esir edilen romancı artık yaşamayı bilmeyen bir kişidir. Kendi öz varlığına
rağmen, artık yalnızca yapıtı için yaşamakta, deliliğe varan bir inatla en küçük güncel olayları
ve duyumladığı her şeyi eserine aktarmakta ve onu beslemektedir. Sokakta duyduğu eğlenceli
bir sözü bile yarattığı kahramanlardan biri için saklamakta, masada bir tabak dolusu tatlı su
ıstakozu gördüğü anda: "Hah işte yazmakta olduğum bölümdeki yemek sahnesinde mönü bu
olmalıdır!" demektedir. Güneşin batışını hayran hayran seyrederken sürekli olarak uyanık olan
dikkati ise, gelecek başka bir bölümde kullanılmak üzere bulutların
10
MADAME BOVARY
meydana getirdiği şekilleri not etmektedir. Edebi uğraşlardan uzaklaşmış göründüğü koşullarda
bile özgür olmayıp gözlemlerini, araştırmalarını sürdürmeye devam eder... Bu durum yazarın
olağanüstü bir inceleme yeteneğine sahip olduğunu kanıtlamaz. Ayrıntılara karşı duyulan bu
doyumsuz açlık, ancak romanın konusuyla ilgili alanlarda kendini göstermektedir. Üzerinde
çalıştığı eserin konusuyla doğrudan ilgisi olmayan bir ortamda yazarın görüş gücü azalmakta ve
dikkati büyük ölçüde kaybolmaktadır. Romancıyı, yaşamı romana bir malzeme olarak görmeye
zorlayan bu profesyonelce değişim, Flaubert'de çok güçlü bir şekilde hissedilmektedir. Yetkin
bir biçimde yazabilme kaygısı, kimilerince saygısızlık olarak nitelenebilecek bazı konuşmaları,
utanmazlıkları Flaubert'in gözünde haklı kılmaktadır. 1853 yılının haziranında doğa bilimcisi
Pouchet'nin karısının cenaze törenine gitmeden önce Louise Colet'ye yazdığı mektupta şunları
söylüyordu: "Eminim ki yarın çok kötü bir gün yaşayacağız ve bu zavallı bilgin de acınacak bir
durumda olacak. Her şeyden yararlanmak gerek diye düşündüğümüz zaman, orada Bovary'm
için de işe yarar malzemeler bulabilirim. Düşüncelerimi başkalarına açacak olsam, bu

incelediği yerleri haklı olarak olmamış diye nitelendirdi. akşam yemeğinde verilen kısa bir aradan sonra geç vakitlere kadar uğraşını sürdürmektedir. Kaz tüyünden kalemini kurbağa biçimindeki hokkasına batı-rıp.. sevgiyi tanımış. Kanısına göre Emma'nın. bütün bir gün boyunca. Bende ise bu bir su sızıntısı halindedir. Bu nedenledir ki cümlelerine gösterdiği özen. olanakların bayağıca kullanılmasından yana değildir. Kalıcı bir eser ortaya koymak için tüm fedakârlıklara hazır olan Flaubert amacına ulaşmak için. Çağlayanlar oluşturabilmem için çok çalışmam gerekiyor" demektedir. Madame Bovary.. Beş seneden daha uzun bir süre Croisset'deki evine kapanarak içindeki arzularla savaşmıştır." "Böylesine bir konuyu seçmiş olmam ne kadar da kötü! Böylelikle sanatın boğucu sıkıntısını tanımış olacağım!" Flaubert için biçim ve düşünce. havada dayanaksız duran yeryüzü gibi yalnızca üslubunun gücüne dayanan bir roman yaratmak isteyişim-dir. Bu sözler karşısında ne kadar da acımasız! diyebiliriz. bir kelime bulabilmek için kafa patlatmamn ne demek olduğunu bilmezsiniz. konumunun ona sunduğu küçük doyumlarla yetinebileceğini söylemekten de ısrarla kaçınır. Yazdığı sayfalar. kendi deyişiyle cümleleri "beyaz yağlardan kurtarmak ve salt kaslarıyla ortaya çıkarmak» istemektedir. olgunlaşmış bir kişidir. Bir haftada ancak iki sayfa yazıyorum! Bezginliğin çenesini dağıtmak için bundan iyi bir yönHENRI TROYAT'NIN ÖNSÖZÜ 11 tem yoktur. ayrıntılarıyla işlemekte. tutkulara kapılan. "Bana güzel görünen şey. bir hiç üzerine. inanmış bir sofunun dünyadan elini eteğini çektiği gibi başlamıştır.. Flaubert sürekli olarak kahramanlarını derinlemesine yakalamakta. Flaubert kahraI Up*. çılgınlığı sergilerken. Çalışmasına her gün öğle zamanı başlamakta.Flaubert George Sand'a gönderdiği bir mektupta "Siz. başınız iki elinizin arasında. serbest yaşamı tanıyan ve mâli sıkıntılar içinde aşkta düş kırıklığına uğrayan bir kadım konu alan bir öyküden daha basiti bulunabilir mi? Flaubert bu olayı çağına göre büyük bir ağırbaşlılık ve şaşırtıcı bir nesnellikle incelemektedir. Artık kişisel özel yaşamı. Bouillet. kötü tutumunu haklı gösteren nedenler. Flaubert'in romanında da. yarattığı kahramanlara yer açmak için sona ermiştir. o ana kadar hiçbir şey yayınlamamış olsa da çok yazmış. yalnızca iyi yazmak isteğinden değil aynı zamanda iyi düşünebilmek arzusundan da kaynaklanmaktadır. En güzel eserler az malzemeyle yaratılmış olanlardır". düzeltmeler ve karalamalarla doludur. Işık saçan penceresi ise Seine'den geçen denizcilere yardımcı bir nokta olmaktaydı. Bu sonda hiçbir ahlaki kaygı güdülmez. Bir kişinin gözyaşlarını üslubumun süzgecinden geçirerek başkalarını da atlatabileceğimi sanıyorum". düşüncelerine ve diline egemen olduğundan emin. onun. madde ve ruh gibi bir bütün oluşturur. onurunu yitirerek Emma'nın yenilgisi ve "şeref madalyası kazanan" budala Homais'nin zaferiyle noktalanır. en yüce gönüllüsü ve en sevecenidir. diğeri ise (Sancho Pança. Bunlardan birincisi (Don Quichotte ve Emma) cömertliği. Sözcüklerin seçimindeki güçlüklerden ise mektuplarında bol bol yakınmaktadır: "Bovary'min katı bir dili olmamalı. . açık seçik ortaya koyarak romanının çatısını kurmakta ve konunun akışına güçlü dayanaklar kazandırmaktadır. çizikler. Romanına. Charles ." "Bir stile kavuşmak gerçekten çok zor! Bir önceki gün yazdıklarımı tekrar baştan alıyorum. iki temel kahraman vardır.. 12 MADAME BOVARY manini yaşamın basit zorunluluklarına uymayı reddettiği için cezalandırdığı halde.. Tersine onun çevresindeki budalalığın ve yavanlığın kurbanı olarak kabul eder. kocasını ve kızını sevebileceğini. Bir taşra kasabasının yeteneksiz küçük bir doktoruyla evlenip. Sizde düşünce geniş bir şekilde durmadan akan bir nehire benzer. tıkıldığı delikte sıkıntıdan bunalarak kendini hayallerle oyalayan.. Homais) pratik aklı simgelemektedir. Oysa Flaubert insanların en iyisi. Cervantes'inkinde olduğu gibi. düş sevgisini. Hemen hemen tüm cümleleri yeni baştan yazmalıyım. Bu kitap nerdeyse konusuz veya konusu hemen hemen belli olmayan bir eser olacaktır. Sıkışıklığın yaptığı zorlamayla kendisine göre ikinci planda görünen tüm cümleleri dışarda bırakmakta. . Madame Bovary'nin ilk satırım yazdığı sırada otuz yaşında.. M.. Madame Bovary çoğu kez Don Quichotte ile kar-şılaştırılmıştır.davranışım iğrenç olarak görülebilir ama ben bunda bir kötülük görmüyorum. O yalnızca sanatını her şeyden üstün tutmakta ve görevini bir papaz gibi yerine getirmektedir. dışarıyla hiçbir bağlantısı olmayan.

.Bovary'nin yeteneksizliği. "Bir kitabın sönüp gitmesinin nedenlerini kavramak için Fanny'nin okunmasına gerek var" der Andre Gide.. ustaca ve ateşli bir şekilde yanıt vererek. bayağı ve utanılacak bir yapıt". suçlanan cümlelerin . Gonzales'in ve Paul Feval'in kitapları çok gözdedir. Anlatılan bu öyküde her şey o kadar katı. Düşüncesini ilk belirtenlerden biri olan SainteBeuve... çağdaşlarının gözünde ani ve olağanüstü bir başarıya ulaşır. Ünleri fazla olmayan eleştirmenler ise daha sert bir tutum takınırlar: "Bu kitap okuduğum eserler arasında ahlaktan en uzak olanıdır".. şu sonuca ulaşmaktadır: "Büyük bir iş başardınız". söylemek istediği şeyleri ortaya koyabildiğim" yazar. (Veuillot). (Paulin Limayrac). genç kadına karşı duyduğu acıma hissini ve onun yitip gitmesine neden olanlara karşı duyduğu nefreti dile getirmekten kendini alıkoyamaz. en kışkırtıcı bölümlerden seçtiği alıntılarla romanın konusunu anlatarak. Paris'te Adalet Sarayı'nm 6. özene. oysa yazar eserini böyle bir amaç gütmeden. en az sevdiği kahramanları karikatürize ettiğinden (örneğin M. eserin Revue de Paris'de 1856 yılında yayımının yarattığı skandaldan sonra kavuşmuştur. Fakat bu sırada Hauteville House'dan Flaubert'e gönderdiği bir mektupta. Okudukları zaman tüyleri diken diken olmaktadır! O sıralarda Octave Feuillet'nin. Silik bir kişiliğe sahip olan savcı Pinard. derginin yönetmeni ve basımcısıyla birlikte. çünkü bu tür anlatıların gerçek yaşamla hiçbir bağıntısı yoktur.ancak bir özet niteliğini taşıyabileceğini belirterek. Çağın son çeyreğinde yeni romancılar ortaya çıkarak kuramlarım tanıtmaya ve yaymaya çalışırlar. Kitapçılarda yeni görünmeye başlayan Feydeau'nun Fanny'si. erdem duygusunun doğmasına yor açmamakta midir?" Flaubert çeşitli gerekçelerle mahkemece serbest bırakılır: "Roman edebi açıdan üzerinde çok çalışılmış bir eser izlenimi verdiğinden. Eleştirmenler ise pusudadır. "İkinci sınıf bir kitap". Eserin neden olduğu skandaldan dolayı meraklanan ve ürken okuyucu hâlâ tereddüt içindedir. bu eksikliği nedeniyle bir bileşime gidememiştir".Madame Bovary ününe. eserin sonsuza kadar kök salması amacıyla yazıldığını sanmıştır. bizde kötülüğe karşı bir sevgi mi yoksa bir tiksinme duygusu mu uyanmaktadır? Romanda tanık olduğumuz suça layık görülen korkunç ceza.. zaferin yolları kendisine açılmaya başlar. Senard. Romanı âdeta uçsuz bucaksız bir arazide her yönden kolayca görülebilen bir anıtı andırır. şu önemli soruyu mahkeme heyetine yöneltir: "Bu tür bir kitabı okuduktan sonra. Sanata utanma duygusunu benimsetmek. Eserin ahlak dışı niteliğinden ötürü harekete geçen imparatorluk yönetimi Flaubert'i 29 ocak 1857'de. Satışı fazla olmayan Artiste gazetesinden Baudelaire adlı biri de yazarın üslubunu "basit bir kanaviçenin taşıdığı özgünlüğe. açık olmayan bazı yanlarına karşın yapıtın bir "bütünlük ve tutarlılık gösterdiğini" ayrıca "yazarın veya daha doğru bir deyişle sanatçının. (Texier)." Flaubert'in avukatı M. canlılığa" benzeterek. içinden koptuğu gibi özgürce. eserin bütününün geleneklere yapılan bir hakaret olduğunu iddia eder ve şu sonuca ulaşır: "Kuralsız sanat. anlaşılmamış ve bezgin hissettiği sırada. v. aşırı derecede öfkelenerek yaptığı konuşmada. Ne olursa olsun Madame Bovary'yi beğenilmek veya eleştirebilmek düşüncesiyle yazmadığı kesindir. Ceza Mahkemesinin önüne çıkarır. yapıtın bütünü göz önüne alındığı zaman bu tülden yerlerin fazla olmadığı gerekçesiyle. Madame Bovary'nin yayınlanmasıyla birlikte kalemlerine sarılırlar. hayal kurmaya yol açan entrikalardan hoşlanılmaktadır.. Leon'un alçaklığı ve Lheureux'nun rezilliğidir. . Flaubert. yaşamının sonbaharında kendisini terkedilmiş.. (Dumesnil). onu köleleştirmez tersine onurlandırır. Rodolphe'un hoyratlığı. Madame Bovary'nin kendisine Paris'te ve taşrada yandaşlar bulmaya başlaması yavaş yavaş ve gizlice olmuştur. romanın başından sonuna varıncaya dek. iyi kotarılmış bir çalışmanın tadıyla yaratmıştır. Bu olaydan sonra roman birdenbire ün kazanır. Bu yeniler kendisi gibi . Kitabı okumaya başladıkları zaman sıkıntıya benzeyen bir tedirginlik duymaktadırlar. savcı tarafından okunan bölümlerin belli amaçlarla seçildiğini gösterir ve eserin en dokunaklı bölümlerinden seçilip.. "Karşıtların biliminden habersiz olan Flaubert.. Hatta bu tutumundan ötürü onu. kalpleri rahatlatan duygulardan. Edmond About'nun. Homais) dolayı kınamak bile gerekebilir. Yantutmaz görünmekle birlikte. o kadar soğuk ve gerçektir ki!. Kulağı okşayan sözlerden. "Sıkıcı. böyle bir anlayış elbiselerinin tümünden arınmış bir kadının durumuna benzer. Victor Hugo: "Çok güzel bir kitap yarattınız bayım!" demektedir.". Flaubert'in çalışmassnın yetkinliğinin nedenini tam olarak kavrayamayan kamuoyu ise. sanat sayılmaz. mahkemeHENRI TROYAT'NIN ÖNSÖZÜ 13 de kanıt olarak alman bölümlerin kınanması gereken düşünceleri de içermesine karşılık.b. Flaubert'in zavallı Emma'sımn tersine.

Sonra. onu bir usta olarak kabul etmeyenlerin itirazlarını boğmaktadır. çeviri de yanda kaldı. ikimizin imzasını taşıdığı halde. Bilim yuvaları da genel okuyucunun düşüncelerine destek sağlar. daha İstanbul'da iken. Ne yazık ki. Madame Bovary'ye çeken nedenlerin başında acaba. baHENRI TROYAT'NIN ÖNSÖZÜ 15 zılarmın da ileri sürdükleri gibi. İngiliz. Flaubert'in zamanındaki eleştirmenler onun işlediği konulara.. . filmleri birbirini izlemekte. halkı uyuşukluğundan kurtarır. keskin zanaatçı davranışlarıyla onlar üzerinde. Mecmua 1936' da kapanınca. Rahmetli dostum. Henri TROY AT Fransa Akademisi Öyesl i BİRKAÇ SÖZ Rahmetli Ataç dostumdu. Brunetiere "Madame Bovary'nin çağdaş edebiyat tarihinde bir baş yapıt olduğuna inanabiliriz" der. Okuyucuları. Bunun için. karşı karşıya oturup birlikte yaptığımız bir çalışmanın ürünü değildir. Flaubert hırslı çalışması. Ataç'ın vakitsiz ölümüyle çevirinin tamamlanması imkânsızlaşmca. onun gibi gerçeği çarpıcı bir biçimde anlatmak istemektedirler. Sık sık buluşup görüştüğümüz halde. Böylelikle geç de olsa binlerce okuyucu Flaubert'in yapıtıyla tanışır. Sanki olağanüstülüğün yalnızca belirsizlikte. 1880 yılında ölmesine karşın hâlâ üzerinde tutkuyla tartışılan bir yazardır Flaubert. şunun bunun çeviri yanlışları üzerinde konuşurduk. bazı keskin eleştirilerin varlığına karşın. çıkmış olan bölümler. tümü. ahlak anlayışına ve düşüncelerine ilgi göstermekteydiler. edebî dedikodular yapar. Ataç olup Ankara'ya gitti ve oraya yerleşti. Flaubert hâlâ izlenmekte ve rüzgâr. Taslaklara karşı büyük ilgi duyan günümüz eleştirmenleri her şeyiyle yetkin. Bu açıdan Croisset'nin yanlız adamının kaygılanmasını gerektiren bir neden yoktur. anlaşılmaz sözlerde bulunabileceğini düşünerek. Rus. bu kişiler. bugün elinizdeki Madame Bovary çevirisi. Bu yeni romancüa14 MADAME BOVARY rın adları. Evrenselleşen Emma. gözden düşecekleri inancı içerisindedirler. bağıntısız yapılarda. Daudet. okuyucu yığınlarının büyük bir kesimi Flaubert'in romanına duydukları sevgiyi özenle korumaktadır. yeniden elden geçirildikten sonra Remzi Kitabevi'ne verilmiş. Buluşmalarımız da artık yalnız tatil aylarına kaldı. Amerikalı. bitmiş bir yapıtla ilgilendikleri zaman. Çevirisi Ayda Bir mecmuasında tefrika olarak çıkıyordu. Sinema bu öyküye dört elle sarılmakta. bir araya geldiğimiz zaman. bize birlikte çalışıp iş çıkarmak kısmet olmadı. üzerinde böylesine titiz çalışılmış bir dile karşı çıkmaktadırlar. günümüzün eleştirmenleri ise yazarın dili üzerinde durmaktadırlar. fakat arkası gelmemişti. Zola. ölümsüz olarak nitelendirilen bu yapıtın eriştiği saygınlık onan insanüstü yetkinliğinden kaynaklanmaktadır. Gerçi o tarihte İstanbul'da otururdu. dünyaca tanınan ünlü yıldızlar bu küçük taşralı kadını canlandırmak için birbirleriyle yarışmaktadırlar.üslup sorunu üzerinde fazla durmuyorlarsa da. okumuş olanlara. Maupassant ve Bourget'dir. geniş bir çevre tarafından çabuk okunabilmek için hızlı yazan ve böylece çabuk unutulan romancıların çoğaldığı dönemimizde. Lanson ise Flaubert'i "çağın en sağlam ve dengeli yapıtlarını veren romancı" olarak selâmlamaktadır. bütün dilleri konuşan. memlekette veya Fransa'da çıkan kitaplardan söz açar. geçmiş bir dönemin yazarı izlenimini yaratmaktadır. "Ölümsüz Madame Bovary ise Shakespeare ve Balzac'inkiler de dahil olmak üzere tanıdığım en gerçek ve kusursuz kadın kahramandır". pro-. kendi duygusal yaşamlarından bazı parçalar bulabilecekleri umudu mu gelmektedir? Bu tür bir neden böylesine geniş bir olgunun yanıtı olamaz. onun anlayışına yönelmemiz zorunlu bir hale gelmektedir. Bence. fesyonel bilinci. okuma zevki öylesine sönüktü ki. Madame Bovary'yi dilimize çevirmeye başlamıştı. değişik iklimler altında acı çeken ve yaşamını yitiren bir kadın kahramandır. Nurullah Ata. tüm ülkelerde yaşayan. Fakat her zaman görüldüğü gibi yapıtın sürekli artan başarısı bazı gelişmiş kafalarda yeni soruların uyanmasına neden oldu. Yaşlı ustanın çevresinde görülen bu canlılık. Alman ve Japon kadınları onun varlığında kendilerini görmektedirler. fakat çeviri piyasası öylesine dar. Emile Faguet'ye göre ise: "Flaubert Fransız yazınının en büyüklerinden biri"dir. yapacağımız çalışmalardan değil.. Sonradan. Ben onu daha «Nurullah Ata Bey» iken tanımıştım. özellikle bayan okuyucuları. Bereket versin.

büyükler arasına. dedi. merhumla benim Gustave Flaubert'e karşı beslediğimiz birlikte hayranlıktı. O roman Gustave Flaubert'in romantik tarzının en güzel eseridir. Çalışması. sizin belagat ve iyiliklerinizin derecesine hiçbir zaman varamayacak olan saygı ve gönül borcumu lütfen kabul buyurunuz. Benim çevirimde bulunacak kusurlar. aziz dostumun çevirisine başladığı bir eseri tamamlamak suretiyle. Asıl ününü sağlayan da belki bu kitabıdır. sonra etüt öğretmenine dönüp yavaş sesle: — Bu efendiye göz kulak olursunuz. kendi dilimi onunkine benzetmeye çalıştım. İki çeviri arasındaki. Rahmetli dostumun ikinci kısmın VIII. Fakat yine de bu romanın çevrilmesi gerektiği kanısındayım. Fakat kitabın asıl konusu bu değildir: Madame Bovary. Sabri Esat SİYAVUŞGİL Esentepe. ahlakı ile kendini beğendirirse. çünkü. emeğinin eserine hiç el sürmedim. bölümü ortalarına kadar yürüttüğü çeviriye ben bıraktığı yerden devam ettim ve onun aziz hatırasına saygısızlık etmemek için. yaşayan tipleri tespite çalışan Flaubert'in eseridir. Gustave Flaubert'i sevenleri. Madame Bovary ise tarihi sahneleri canlandırmaya değil. arkası sıra da setre pantolon giymiş bir yeni öğrenciyle bir de. o romanı yeniden çevirmeye özendirirse bu. kapı açılıp içeri Müdür girdi. taşra çapkınlarına kaptıran kadının hikayesidir. benim gözümde bile umulmadık bir değer kazandı. Böyle bir yazarın eserini çevirmeye kalkmanın bir kendini bilmezlik olduğunu bilirim. hatta hastalıklı bir sanatkâr olan Flaubert. onun hatırasına saygı göstermekti. bunlarla kendini zehirlemekten hoşlanırmış. sizin o eşsiz savunmanızdan sonra. bu işi yapmak bana düştü. Monsieur Roger. koca bir sıra yüklenmiş bir hademe geliyordu. 1935-1936 yıllarına kaMB 2 18 MADAME BOVARY dar geriye götürüp değerlendirmek insafını göstereceklerinden eminim. insanların özellikle budalalıklarını seyretmekten. Ölmez eserlerinden Salambö. Gustave Flaubert en titiz sanatkârlardandır. Çünkü bence önemli olan. içinde yaşadığı çevreden üstün gören. bütün dünyanın en tanınmış romancılarındandır. Tam tersine. Ataç'la aramdaki bu işbirliğini. kendini. dilimize İsmail Hakkı Alişan tarafından çevrilmiştir. Hiçbir büyük eser bir defada kusursuz olarak çevrilemez. ne kadar uğraşsam Madame Bovary çevirisine aslındaki güzellikleri veremem. yaşına göre bir sınıfa çıkarırız. Uyukla-yanlar gözlerini açtı ve herkes. Bu kitabın başına ithaftan önce adınızı yazmama izninizi dilerim. sanki dersine dalmışken birdenbire gürültü duyup şaşalamış gibi ayağa kalktı. gözünün önünde geçen hayatı. iki çeviri arasındaki üslup ayrılığını elimden geldiği kadar ortadan kaldırmak amacıyle. 12 Nisan 1857 Gustave Flaubert BİRİNCİ KISIM I Okulun çalışma salonundaydık. Eserim.Remzi Kitabevi'nin isteği üzerine. benim için en güzel ödül olur. onun yayınlanmasını her şeyden önce size borçluyum. Her cümlesi üzerinde saatlerce. bu zaman uzaklığını kapatmaya çalışırken. Asabi. . kocasıyle geçirdiği silik hayattan nefret edip daha ince bir yaşama isteğiyle kendini birtakım kuklalara. Nurullah ATAÇ (uuıto MARIE-ANTOINE-JULES SENARD'a PARİS BAROSU ÜYESİ MİLLET MECLİSİ ESKİ BAŞKANI VE İÇİŞLERİ ESKİ BAKANI Aziz ve ünlü dost. ne kadar büyük olursa olsun. 1966 Gustave Flaubert ve MADAME BOVARY Gustave Flaubert yalnız Fransa'nın değil. günlerce çalıştığı söylenir. Madame Bovary'yi benim çevirmem değil. Madame Bovary'de dünyanın en unutulmaz budalalarını betimlemiştir. Onun için. Paris. Okuyucuların. Müdür oturmamızı işaret etti. Beşinciye giriyor. çabamı artıran diğer bir konu da.

etüt öğretmeni kendisine seslenmek zorunda kaldı. lanıyordu. çekingen gözlerini etrafında gezdirerek sıkıla sıkıla: — Kaske. derin bir belagat bulunur. kilisede dinsel öğüt dinliyormuş gibi. ayak ayak üstüne atmaya.. dirseğine dayanmaya bile cesaret edemiyordu. püskül gibi sarkıyordu. acele acele. O zavallıya. kol ağızlarından gözüken kırmızı bilekler de herhalde çıplak durmaya alışıktı. sonra. hemen gidip kürsünün dibinde. yuvarlak şapkaya. uslu. alnına yatırılarak düz kesilmişti. diyebildi. Eğilip yerden aldı. Yeniydi. dizlerinin üzerine koydu. her milletin her çeşitli başlığına çalan bir külahtı. bunların üzerinde torbamsı bir şey vardı ki. hani bazı şeyler vardır. on beş yaşında kadar vardı. saat ikiye gelip de zil çalınca. Bütün sınıf gülmeye başladı. yere mi bıraksın. içeriden mukavva ile gerilip yol yol şeritlerle süslenmişti. siyah düğmeli. O. dilsiz çirkinliklerinde bir budalanın yüzünde olduğu gibi. kasketlerimizi yere atardık. Yanında oturanlardan biri dirseği ile vurup yine düşürdü. bunun arkaya düşen kısmı. o yeni öğrencinin adının Charles Bovary olduğunu sonunda anlayabilmişti. takkeye kadar. yoksa başına mı giysin. heceleri birbirine karıştırarak bir isim söyledi. bizim bağnşmala-rımızdan onun sesi büsbütün işitilmez olmuştu. Hoca: — Daha yüksek söyleyin! Sesinizi biraz daha çıkarın! dedi. Kalktı. serguçlu kalpaktan tutun da miğfere. güneşliği parlıyordu. nefesinin olanca kuvveti ile şu kelimeyi fırlattı: Şarbovari. 6. Öğretmen: — Ne arıyorsunuz? diye sordu. tiz seslerle en üst perdelere yükseldi. tekrar tekrar okutturarak. dedi. duvara çarpıp da toz koparsın diye. Bir gürültü daha kopacaktı ama öğretmenin öfkeyle: . bizimle birlikte sıraya girmesi için. uzun konçlu mavi çorapları. zavallı çocuk o kadar şaşala-mıştı ki. sıraların altına fırlatırdık. kimimiz havlıyor. Bir anda sınıfı saran gürültü. bir köy uşağıydı. Kalkıp derslerimizi anlatmaya başladık. biz duamızı bitirdikten sonra bile. son bir çaba göstererek ağzını alabildiğine açtı ve birine seslenilmiş gibi. dedi. kulak kesildi. Omuzlan öyle geniş değildi ama. kimimiz: Şarbovari! Şarbovari! diye bağrışıyorduk) sonra tek MADAME BOVARY 25 sesler halinde dalgalandı. çivili kunduralar vardı. hecelettirerek. — O miğferi bir yana bıraksamza! dedi. okulun modası böyleydi. fakat yine de. ama kimse işitemedi. aralarına kırmızı kurdele dikilmiş. O. öğretmen yazdırtarak. 24 MADAME BOVARY Bunun farkına mı varmadı? Yoksa ona uymayı göze mi alamadı? Her ne hal ise. Sınıfa girer girmez. yeni'nin kasketi hâlâ dizinin üstündeydi. Askısını pek çektiği için. bin zorlukla dindirildi. incecik bir şeride bağlanmış. kasketi düştü. sonra yine bir durakladı. tekrar eğilip kaldırdı.Kapının arkasında bir köşeye büzülmüş durduğu için pek de iyi seçilemeyen bu yeni öğrenci. sarımtırak pantolonunun altından meydana çıkıyordu. — Bir daha söyleyin! O. altın tellerle yapılmış bir küçücük haç. baklava baklava kesilmiş kadife ve tavşan derisi parçaları sıra-. Yerine oturdu. lutr kaskete. Yeni öğrenci. kimimiz tepiniyor. söz dinler ve pek tutuk bir çocuğa benziyordu. yine heceleri karıştırarak tekrar etti. kötü boyanmış. Bû. daha kapının eşiğinde. Başımıza yağmur gibi yağan cezalar sınıfın düzenini yerine getirdi. işte böyle bir şey. Sınıfı bir kahkahadır aldı. Ayaklarında iri iri. tutulmaya çalışılan bir kahkahanın iyice sönmemiş bir fişek gibi patlayıverdiği bir sırada. Yeni öğrenci.. üç burma şeritle başlıyordu. boyu da hepimizinkinden uzundu. kasketini elinde mi tutsun. yeşil çuha setrenin koltuk altlarına dar geldiği belliydi. tembeller sırasına oturmasını emretti. Hocamız sakalı sözden hoşlanır bir adamdı. birdenbire canlanıyordu. bir türlü kestiremiyordu. Yumurta biçimindeydi ve içi tel çubuklarla tutturulmuştu. (Kimimiz uluyor. Öğretmen: — Ayağa kalkın da adınızı söyleyin. Saçları köy kilise ilahicilerininki gibi. bunun ucunda da. Öğretmen: — Kalkınız. ellerimiz boşalsın diye. Çocuk yerinden kımıldadı.

«kişisel üstünlükleri» nedeniyle altmış bin franklık bir drahoma ele geçirmişti. evde ütü ütüler. Siz de. Hocanın çok canı sıkılmıştı. bağrı dolgun.bir şey kalmadı. yan çiftlik. Ailesi masraftan çekinip onu okula mümkün oldui (1) «Ben gülüncüm» demek. Kayınpeder ölünce çok . Onda hem bir yiğit görünüşü. elini işten esirgemiyordu. yeni asker toplama işlerinde birtakım dalaverelere adı karıştığından istifasını vermek zorunda kalmıştı. Artık hep iş üstündeydi. açık kalan şarabın bozulup sirkeleştiği gibi. kelimeleri birer birer sözlükte arıyor.— Hepiniz beşer yüz dize kopya edeceksiniz! diye bağırması üzerine. 1812'de. Bir zamanlar karısı onun için deli olmuştu. o kerhane senin. kimse çal-mamıştır. yirmi kere ridiculus sum (1) fiilini yazacaksınız. o zaman da. tam iki saat. Önceleri kocasının. konuşkan. Akşam çalışma salonunda çekmesini açıp kolluklarını geçirdi. Gençliğinde şen. eteğini çekti. gidip alacaklıdan vadelerinin uzatılmasını isterdi. dedi. artık rahat etmek istediğini söyleyerek dünyadan elini. ilk Latince derslerini köyün papazı gösterivermişti. kaderine sessizce katlanıp öfkesini ölünceye dek karnında sakMADAME BOVARY 27 ladı. bir kral çocuğu gibi şımartıldı. kendisine ara sıra kalem ucuyle atılan yuvarlanmış kağıtlar gelip de yüzünü mürekkeplemesine rağmen. rastıklı bıyıkları favorileriyle birleşmişti. işçilere nezaret eder. atlarını işe göndereceğine bineğe kullandı. özene özene çalışıyor. onların puslalannı öderdi. biraz para batırdı ve toprağı altın etmek için köye çekildi. Başlar defterlere eğildi. bu meyhane benim sürtüp eve geç vakit bezgin. Oğlan eve dönünce. Bir çocukları olunca sütnineye vermek gerekti.. Bovary. kürsünün üzerine koyduğu başlığının içinden mendilini çıkarıp alnını kurulayarak: — Hiç rahat duramaz mısınız? dedi. ancak karısını haşlamak için gözlerini açardı. Annesi-onu reçelle beslerdi. Ama basmadan anlamadığı gibi tarımdan da anlamıyordu. herkesi kıskanır bir adam olmuştu. konuşkan. yaygaracı. Annenin gösterdiği eğilimlerin aksine olarak M. çünkü kuralları oldukça bellemişti. denizler tanrısının: «Şimdi ha!» demesi ile sinen dalgalar gibi tısıverdik. Babası M. elma şarabını satacağına şişelere koyup kendi içti. Baktık. çamaşır yıkar. ağzı leş gibi kokarak gelmesine. küskününü dikip ocağın başına oturur. en göz alıcı renklerden elbiseler giyerdi. yeni efendi de. hem de bir ticaret tellalının inandırma yeteneği vardı. kümesinin en iyi hayvanlarını kesip kesip pişirdi. Böyle istek gösterdiği için olacak. hiç kımıldamadan duruyordu. Charles-Denis-Bartholome Bovary. sinirli olmuştu. çocukların erkekçe büyütülmesi fikrini kafasına koymuştu. her akşam tiyatroya gidip eve geç döndü. zenginlik peşinde koşmayı bırakmanın daha hayırlı olacağını kendi de anladı. tasalı. kocasını bir kat daha soğutmuştu. parmaklarına yüzükler takar. fakat kendini kul köle ederek sevmesi. Sonra gururu ayaklandı. köyün şırfıntıları peşinde koşmasına. Yüzünü eliyle siliyor ve gözleri eğik. O zaman sustu. daha kırk beşinde. şefkatli olan kadıncağız. yeni efendi. Evlendikten sonra iki üç yıl karısının parası ile geçindi. damat buna içerleyip dokumacılığa girişti. mahkeme reisine gider. geçimsiz. orduda cer-rahbaşı yardımcılığı etmiş. dikkatle. arası çok geçmedi. ufak çizgiler çizdi. kahvelere dadandı. çalımlı bir adamdı. Yakışıklı. Sonra daha tatlı bir sesle: — Kasketiniz de bulunur. sabahları geç kalktı. herkese örnek olabilecek bir vaziyette oturdu. dikiş diker. Pays de Caux ile Picardie sınırlarında küçük bir köyde. yıllığı iki yüz franga. daha aşağı sınıfa indirilmedi. domuzlarının yağı ile av çizmelerini parlattı. oğlunu da buna . onun boyuna poşuna vurulmuştu. yaşlandıkça. senetlerin ödenme tarihini düşünür.. Sınıfın sessizliği geri gelmişti. bu parayı getiren tuhafiyeci kız. Avukatları dolaşır. yarı konak denecek bir ev buldu. 26 MADAME BOVARY ğu kadar geç gönderdiği için. feleğe küskün. sesini çıkarmadan içlenirdi. boğazına iyi baktı. porselen pipolar içti. merak etmeyin. ama anlatımında hiçbir incelik yoktu. insanoğlundan iğrendiğini. babası yalınayak koşturur ve filozofluk satayım diye: «Hayvan yavruları gibi çırılçıplak dolaşsa da olur» derdi. Beyefendi ise hiçbir işi üzerine almaz. küllere tükürerek çubuğunu içer ve.

dini alaylar geçerken küfür savurmayı öğretirdi. Çocuğu yüksek okullara göndermeye. Yemek işini konuşup yoluna koydu. masallar anlatır. yanakları al al. Fakat dersler o kadar kısa ve o kadar düzensizdi ki büyük bir hayrı dokunamazdı. papaz gene de öğrencisinden memnundu. Fakat o sırada ya yağmur yağar. teneffüslerde oynayan. dinç. babasının yüzünü pek ağartamı-yordu. Şimdi birimizin bile onun hiçbir halini hatırlaması kabil değildir. babası kendi eliyle götürdü. İsparta-lılar gibi sert bir terbiyeden geçmesini istiyordu. pervaneler uçuşurdu. olanca ağırlığıyle asılarak bir bi yana. yakışıklı. bir vaftiz ayini ile bir cenaze ayini arasında biraz boş vakit bulunca çocuğu sacrisde'den (1) okutur veya akşam duasından sonra bir yere çıkmayacaksa eve çağırtırdı. sohbeti hoş bir mühendis veya bir hâkim olmuş gibi görüyordu. kendi halinde bir çocuktu. Elleri iri iri. Saint-Romain panayırı vaktinde. az sonra ağzı açık horlamaya başlardı. ekimin sonlarına doğru. Çiftçilerin peşinden gider. her perşembe akşamı annesine kırmızı mürekkeple mektup yazıp balmumu ile üç kere mühürlerdi. bütün hülyalarını kırıp savurmuştu. Fakat ilme. Papaz. Altı ay daha geçti. Ama. karşılıklı yerleşirlerdi. Peder Bey de utanıp. On ikisine gelince annesi. daha doğrusu yorulup. artık bir başına kalacağı için. büyük bayram günleri zangoca yalvarıp çan çalardı. bir süre dinsel öğütten sonra bu uygun durumdan yararlanarak bir ağaç dibinde fiil çektirirdi. ya bir tanıdık geçer. Charles. kendi gibi bir köy uşağı olan hademeyle konuşurdu. dükkânını kapattıktan sonra onu okuldan alır. yani bir masa ile iki iskemle buldu. daha şimdiden onu büyümüş. kağıttan oymalar yapar. ona bir oda tuttu. onu. artık okutturulmasma babasını razı etti. Onun yüksek mevkilere geçeceğini kuruyor. papaz da elleri karnının üstünde kendinden geçer. Fakat üçüncü sınıfı bitirince. ona kadeh kadeh rom içmeyi. ders bırakılırdı. nehir boyunca gezip gemileri seyre gönderir. kendinin eremediğine. oldu. köyün papazını görevlendirdiler. bu adam ayda bir pazar günü. Madam Bovary dudaklarını ısırıyor. Annesi onu yanından ayırmazdı. Bovary bütün bunlara: «Zahmete değmez!» diyordu. 28 MADAME BOVARY Böylece bir meşe gibi büyüdü. eşya. Bir hafta sonra dönerken oğluna. Hendekler boyunca dut koparıp yer. Bu eşsiz dostsuz hayat. Bazen de civardaki hastalardan birine viatique (2) yutturmaktan dönerken Charles'ın kırlarda haylazlık ettiğini görür. Onun yattığı odada ateş yaktırmaz. köye adam gönderip yaban kirazından eski karyolayı getirtti. Onu odasına çağırtır. yavrucağını ısıtsın diye bir dökme soba ile odun aldı. Çocuğun ilk kez kilisede cemaate katılması için bir yıl daha beklenildi. kargalara kesek atıp uçururdu. Olanca dikkatiyle çalışması sayesinde daima sınıfın ortalarında kalabildi. Rouen Col-lege'ine gönderildi. ne olursa olsun hayatta başarılı olur. dördüncü katta. Fakat yaradılışından yumuşak huylu olan çocukcağız. MADAME BOVARY 29 harsis Gezi Yazıst'mn çalışma salonunda sürüklenip duran eski püskü bir cildini açar okurdu. cüret gösteren bir adam. veya Ana(1) Kilise zinetlerinin ve papaz elbiselerinin saklandığı yer. akşam yediyi bulmadan tekrar getirip yemeğe yetiştirirdi. yatakhanede iyi uyuyup yemekhanede karnını sıkıca doyuran. karşı koymaksızın razı oldu. çocuk da köyde kararsız ve şaşkın dolaşıp duruyordu. Annesi. oğlunun ereceğini ummaya başladı. Velisi. Ganterie sokağında bir hırdavat toptancısıydı. yanma çağırır. irfana pek aldırış etmeyen M. gürbüz olsun diye. hüzünlü neşelerle dolu bitmez tükenmez sözler söyleyerek güya onunla konuşurdu. Okuma öğretti. Bu iş için. mumun etrafında küçük sinekler. diller döküp okşayarak. . bir bi yana uçmak pek hoşuna gittiği için. ders dinleyen. hatta delikanlının hafızasının kuvvetli olduğunu söylerdi. ona bir memuriyet almaya. tanıdığı bir boyacının evinde. Valde Hanım dayattı.göre yetiştirmeye çalışıyor. nihayet ertesi yıl Charles. (2) Can çekişenlere yutturulan okunmuş ekmek. Sıcaktan çocuk uyur. çalışma saatlerinde çalışan. hatta bir kere de tabiat bilgisinden ikinci çıktı. Charles bu kadarla kalamazdı. hatta evdeki köhne piyanoyu açarak iki üç küçük şarkı bile belletti. akıllı uslu olmasını tekrar tekrar öğütledi. biçim zamanı ot kurutur. yağmurlu havalarda kilisenin revakı altında seksek oynar. ticaret için sermaye vermeye paraları yetecek mi? Hem. eline bir sırıp alıp hindi güder. onu okuldan alıp tıbbiyeye verdiler. sonra oturup tarih defterini temize çeker. Gezmeye çıktığı günler. bakalorya sınavını kendi kendine yapabileceğine güvenen ailesi. O.

başını kaldırmaksızm MADAME BOVARY 31 sınava hazırlandı. yasak zevkler âlemine girmiş oluyordu. Gözleri bağlı dolap beygiri. onu o akşam evde bekliyorlardı! Charles yaya olarak yola çıktı. Kenara çömelmiş işçiler. Kadın. o da her günkü işceğizini öylece yapıyordu. Orada hekim olarak ancak bir ihtiyar vardı. kavrayamıyordu. kendine kadar gelemeyen bu kokulan duymak için derin derin nefes alırdı. artık bu tarihe karışmış bir iş! Sesini çıkarmadı. Beranger için coşkunluk gösterdi. tıp tahsil ettirmek. Charles. içeri girerken. Tavan aralarından uzatılmış sırıklar üzerinde pamuk yumakları kururdu. Çirkin. 30 MADAME BOVARY açıp dayanırdı. anatomi dersi. Annesi için bu. boyu uzadı. Babası ile annesi. dominoya düştü. üzerleri siyah benekli küçük koyun kemiklerini mermer masalara çarpmak. hayli ustalık gösterdi. klinik. tertemiz geniş gök. penceresini <1) Ucu tüylü bir çeşit mantar top.. ne kadar dinlese boştu. Bir şey anlamadı. aşağıda. punch yapmasını öğrendi ve nihayet aşkın ne olduğunu da tattı. sarı. sıhhiye memurluğu imtihanında döndü. birçok sokaklardan geçerek tekrar eve dönmek sırası gelirdi . Bovary gerçeği ancak beş yıl sonra öğrendi. kimya. Bir gün muayeneyi. köprüleri ve kafesleri arasından. insanın içine yücelik veren karanlıklarla dolu birer tapmağın kapılarıydı. pathologia dersi. Ama yine de çalışıyordu. Bu hazırlıkları sayesinde. elini kapının tokmağına koyunca şehvani bir. köye varmadan önce bir yerde durup annesini çağırttı. haz duyar gibi olurdu. Karşıda. ciltli defterleri vardı. mor. Charles. hem kendi dölünden gelmiş bir adamın budala olmasına ihtimal veremezdi.. tedavi dersleri. ılık sokakların boşalıp hizmetçi kızların kapı önlerinde volant (1) oynadıkları saatte. tomurcuk açmış fidan gibi sivilceli olmasına rağmen Madam Dubuc'ü isteyenler hiç de eksik değildi. ayrıca da sağlık ve tıp bilgisi. Charles nereye yerleşecekti? Tostes'a. ona halef diye gidip karşısındaki eve yerleşmişti. Charles yeniden çalışmaya başladı. ne iş yaptığını bilmeden nasıl dönüp durursa. botanik. bunların hiçbirinin ne demek olduğunu bile bilmiyordu.Charles tıbbiyenin ilan tahtasında ders programını okuyunca sersem gibi oldu. suda kollarını yıkardı. ona" bir de kadın bulmak lazımdı. Her akşam pis bir kahveye kapanıp. tabanını duvara vura vura. anfilere. Güzel yaz akşamları. Oldukça iyi bir numara ile kazandı. yılda bin iki yüz frank geliri olan bir kadın. hastaneye koşmak. Sanki bununla dünyanın sırlarından kısmetini almış. ertesi gün bir dersi kaçırdı ve tembelliğin tadını alıp yavaş yavaş bir daha hiç uğramaz oldu. ne saadetti! Büyük bir ziyafet verdiler. çalı otu gibi kara. Zayıfladı. Ama oğlanı okutmak. Rouen'in bu mahallesine ¦ bayağı bir Venedik hali veren ırmak. eczacılık dersi. Her derse gidiyor. sabahları hastane dönüşü. Maksadına ermek için Madam Bovary'nin onları birer birer saf dışı bırakması lazım geldi. Annesi ona masraf ettirmemek için her hafta emanetçi ile bir parça fırınlanmış dana eti gönderirdi. kendi gözünde itibarını artıran bir hareket gibi geliyordu. O zamana kadar içinde gizli kalmış birçok şeyler birer birer uyandı. bir tek muayeneyi kaçırmıyordu. İşi ihmale vurup o eski kararlarından tabiatıyle birer birer dönmeye başladı. M. mavi suları ile akıp giderdi. Madam Bovary çoktan beri onun ölümünü bekliyordu. şarkılar öğrenip oyun arkadaşlarını karşılarken söyledi. damların ötesinde. bütün sorulan ezberledi. batan kırmızı güneş. Orası kim bilir ne güzeldir? Akgülgenlerin altı kim bilir ne serindir? Köyün kokularını. papazlardan arkası olan bir sucukçunun emeklerini bile boşa çıkardı. mürüvvetini kutlulamak için. bununla karnını doyururdu. Meyhaneye dadandı. kırk beşinde. ona her şeyi anlattı.Akşam. kıpkırmızı sobanın karşısında ıslak elbisesinin dumanı tüte tüte oturup çalışırdı. yüzüne âdeta ilgi çekici hüzünlü bir hal geldi. Annesi onu da buldu: Dieppe'li bir mübaşirden dul kalmış. adamcağız daha piliyi pırtıyı toplamadan. . sanki hepsi de. hekim diye Tostes'a yerleştirmekle iş bitmiyordu. ona özgür olduğunu gösteren. bu başarısızlığı hocaların haksızlığından bilip oğlunu affetti ve işi düzeltmeyi kendi üzerine alarak ona biraz güven verdi. Sonra derslere. ev sahibinin verdiği yavan bir lokmacık yemeği yedikten sonra odasına çıkar.

öldüğünü görmek içindi. Bir mavi balmumu ile mühürlenmiş olan bu mektupta M. hayvanın rahvan yürüyüşü ona beşik gibi geldi. komşularından birinin evinde Epiphanie (1) ziyafetinden dönerken bacağını kırmıştı. Fakat evin asıl efendisi. Charles'in herkesin içinde şunu deyip bunu dememesi. 32 MADAME BOVARY II Bir gece. Bovary'den. ay doğunca yola çıkacaktı. hayvan bunların başına gelip de kendiliğinden durunca. M. Uykunun harareti ile hâlâ uyanamamış olduğundan.Charles evlenmekle halinin iyileşeceğini ummuş. Şimdi yanında yalnız kızı vardı. onun boynuna dolar. yatağın yanında. nihayet ondan bir reçete yazmasını. o gece. duygularının yeni teessürlerini hatıralarından ayırt edemeyip MADAME BOVARY 33 kendini. . kadın. Çocuk: — Hekim siz misiniz? düye sordu. kocasının basma bir kaza gelmesinden korkuyordu. tavan arasının penceresini açtı ve aşağıda. sabahın dördüne doğru. ili (1) Sofu Katolikler cumaları perhiz yaparlar. tam kapılarının önünde duran bir at gürültüsü ile uyandılar. hemen bir uyuşukluğa tutuluyor. hemen aklına kırık bacak geliyor ve bildiği bütün kırıkları hatırlamaya çalışıyordu. Vassonville'den geçerken'bir hendek kenarında. bildiği gibi hareket edip parasını istediği gibi harcayacağını sanmıştı. Akşam Charles eve dönünce. Hiç durmadan sinirlerinden. otların üzerine oturmuş bir çocuk gördü. kendisine yol gösteren çocuğun sözlerinden M. sonra zihni yorulup uyku bastırıyor. Yağmur kesilmişti: Ortalık ağarmaya yüz tutmuştu. Karısı onun mektuplarını açıyor. bir beze sarılı bir mektup çıkardı ve terbiyeli terbiyeli Charles'a uzattı. hiç kuşkusuz. Rouault'un hali vakti pek yerinde bir çiftçi olduğunu öğrendi. sürmesini çekti. bitmez tükenmez özenler göstermek lazımdı. ona verilecek bir mektubu olduğunu söylüyordu. Sıhhiye memuru. Gece zifirî karanlıktı. Lon-gueville ve Saint-Victor yolundan gidilince. yatağın ucuna oturup kederlerinden söze başlardı: «Beni unutuyorsun. Hanım. Charles uyanarak sıçrıyor. Charles. yapraksız elma ağaçlarının dallarında kıpırdamadan duran kuşlar. bir kırık bacak sarmak için hemen Bertaux çiftliğine gelmesi rica ediliyordu. ikileşmiş gibi hissediyordu. bırakıp gitseler yalnızlığa dayanamazdı. onu her işinde kolluyor. sabahın serin rüzgârından korunmak için tüylerini kabartıyorlardı. önden koşmaya başladı. Herif atını bıraktı ve hizmetçinin arkası sıra içeri daldı. bir taraftan da. Nas-tasie titreye titreye merdivenleri indi. burasından yakınıp duruyordu. bir taraftan. saat on bir sularında. göğsünden. cumaları et yememesi (1). demincek olduğu gibi. Kül rengi püsküllü takkesinin içinden. Charles'dan aldığı cevap üzerine. gözün alabildiğine uzayıp gidiyor ve birbirinden hayli aralı çiftlikler etrafındaki ağaç kümelerinin bu geniş boz yüz üzerinde meydana getirdiği kara mor lekeler. Her sabah çikolatalı sütünü hazırlamak. sokakta dikilip bekleyen bir erkekle bir konuşmadır başladı. Nastasie. Hizmetçi kadın. yorganın altından sıska kollannı çıkarır. şurasından. bol bol altı fersah tutar. ışık tutuyordu. daha serbest olacağını. kapının kilidini açtı. Madam Bovary. çarıkları elinde. Karısı iki yıl önce ölmüştü.. Ona çiftliğin yolunu göstermek ve çit kapılarını açmak için karşıcı bir çocuk çıkarılmasını da tembih ettiler. utancından sokaktan yana dönmüş. lapaların sıcak kokusu. Tarlalarda. Bu adam hekimi götürmeye geldiğini. Charles yastığa kolunu dayayıp okumaya başladı. ameliyat olmuş hastalar koğuşundan geçiyor. kansı oldu. paltosuna sıkıca bürünüp Bertaux yolunu tuttu. evlekler boyunca delikler kazıp etrafını dikenle kuşatırlar. ufukta. Rouault. Ayak sesinden rahatsız olurdu. sırtını çevirmişti. bir taraftan evli. bir taraftan üniversite öğrencisi. kendisini biraz daha sevmesini isterdi.. Charles ara sıra gözlerini açıyordu. Tostes ile Bertaux arası. yatağında yatıyor. göğün kasvetli rengine karışıp kayboluyordu. yanına gelseler bu. eve de küçük hanım bakıyordu. Düz kır. karyola perdelerin-deki demir halkaların. Bunun için seyisin önden gitmesine karar verildi. başka birini seviyorsun! Bana mutsuz olacağımı söyledilerdi ya!» derdi. Charles üç saat sonra. karısının keyfince giyinmesi. eskiden olduğu gibi. para vermeyen müşterileri mektupla boyuna sıkması lazım geldi. çubukları üzerinde kaydığını ve karısının uyuduğunu duyuyordu. içeride kadın hasta olunca kulağını duvara verip dinliyordu. kafasında kırağının yeşil kokusu ile karışıyor.

ellilik erkek. ocağın camlardan süzülen ilk güneş ışıkları ile karışmış pembe alevi vuruyordu. Yanında. İğneliği hayli aradığı için babası kızıp söylendi. badem biçimi kesilmişti. ' MB 3 34 MADAME BOVARY ambarlarından dökülen ince tozla kirlenmişti. kız hiç cevap vermedi. rahat rahat karın doyurdukları gözüküyordu. hastayı görmeye çıktı. perdahlı çelik gibi parlıyor. Kulübeye bağlı çoban köpekleri. zahire (1) 6 ocakta yapılan haçı suya atma yortusu. yepyeni yemliklere başlarını daldırmış. M. Kimi büyük. uçları sivri. üstü sayvanlı koca bir karyolanın önüne küçük bir masa konmuş. belki rengi gerektiği kadar donuk değildi. Sundurmada kamçılan. Charles bunlardan birini seçti. Mademoiselle Emma da küçük küçük yastıklar dikmeye çalışıyordu. başının önü dazlak. Charles birinci kata. Hocalarının yaralılar başında takındığı vaziyetleri hatırlayıp hastasını türlü türlü tatlı sözlerle teselli etti. iki kişilik sofra kurulmuş. Kızın asıl güzel yeri. neşterlere sürülen yağı andırır. mavi gözlü. kulaklarına da küpe takmıştı. Halbuki eline güzel denemezdi. parmakları da kuru kuruydu. O bakla veya boncuk kime çıkarsa o. Bu tırnaklar parlak. Rouault yatıyordu. parça parça kesip bir cam kırığı ile perdahladı. Binalar boyunca serilmiş gübre yığınından bir duman yükseliyor. Burada. Ocağın içinde ıslak elbiseler kuruyordu. dört sapan vardı. Dieppe'in fildişi işlerinden daha temiz. temiz bir cüretkârlık vardı. yahut boncuk ve emsali şey bulunan bir çörek yenir. Charles aşağı katta geniş bir odaya alındı. Bertaux çiftliğine girince Charles' in hayvanı ürküp şaha kalktı. kimi küçük kaplarda çiftlik halkının yemeği hazırlanıyordu. kısa boylu. gümüş el tasları çıkarılmıştı. Charles. .Tekerlek izleri gitgide genişliyordu. hekimi. mutfağa aldı. ellerin uzunluğu da fazlaydı ve kenarlarında öyle yumuşak yumuşak bükülen hatlar yoktu. uşak bir çitin aralığından sokulup kayboldu. zincirlerini çekerek havlıyorlardı. Otlar ıslak olduğundan atın ayağı kayıyordu.ağzına götürüp emiyordu. kirpikleri onları kara MADAME BOVARY 35 gibi gösteriyordu ve insana samimiyetle bakışında. Ağıl uzun. Arkasına merinos yününden üç volanlı fistan giymiş bir taze. yorganların altında kan ter içinde kalmış. gitmeden önce bir lokma bir şey yemeğe davet etti. Burası çekili düzenli bir çiftlikti. Mavi badanalı küherçile altında dökülmeye başlayan duvarın ortasında bir çiviye. Hepsi de koca koca olan kürek. O akşam ziyafet verilip içinde bir tane kuru bakla. gözleriydi. Bovary'yi kapıdan karşıladı. buğday ambarı yüksekti. Gitgide yükselen bahçede ağaçlar muntazam aralıklarla dikilmişti. Dört köşeye buğday çuvalları sıralanmıştı. biraz sonra bahçenin bir ucundan gözüküp kapıyı' açtı. biraz ötede üç basamak taş merdivenle çıkılan ambarda yer kalmadığı için buraya getirilmişti. Rouault. pamuk takkesini başından çok uzağa fırlatmıştı. Bacağın sarılması bittikten sonra M. Bertaux çiftliğine varmışlardı. üzerinde. arabalığa gidip birkaç lata getirdiler. fakat dikişini dikerken ikide bir iğneyi parmaklarına batırıyor. duvarları el ayası gibi düz. Ateş gürül gürül yanıyordu. hamutları. maşa ve körüğün ağzı. Kırık basit bir şeydi ve sonradan bir kötülük çıkarmasına da imkân yoktu. Charles bundan daha kolayını aklına bile getiremezdi. bütün takımları ile iki yük arabası. Kırık tahtası yapmak için. Bu şişman. sarıklı. bir iskemle üzerinde duran Fransız -rakısından ara sıra bir kadeh doldurup yürek tazeliyordu. cerrahların bu okşamaları. sonra parmağını. fakat hekimi görünce heyecanı yatıştı ve on iki saatten beri savurduğu küfürleri bırakıp hafiften inildemeye başladı. M. beyaz tenli. şalvarlı insan resimleri ile donatılmış bir alaca bez örtülü. Bunlar. Pencereye tam karşı gelen yüksek meşe dolaptan bir susen çiçeği ve nemli çamaşır kokusu geliyordu. Küçük. iri iri çift beygirlerinin. Charles dalların altından başını eğerek geçti. bunların mavi yün örtüleri. kestane rengi olmalarına rağmen. Ahırların açık kapıları üzerinden içeriye bir göz atılınca. sanki saf. Pays de CauX kümeslerinin ziyneti beş altı tavus kuşu yemliyordu. havuz başından da bir kaz sürüsünün keyifli keyifli bağrışmaları duyuluyordu. duvarlar boyunca asılı çeşit çeşit mutfak takımlarına da. sofranın kralı olur ve bir daha sefere ziyafeti o verir. kızın tırnaklarının beyazlığına şaştı. bir taraftan hizmetçi kız çarşafları kesip sargı hazırlıyor. tavuklarla hindiler arasında.

hiç de eğlenemiyordu. ara sıra. alnı cama dayalı. Rouen'in bile en meşhur hekimleri gelse. saçaklarda karlar eriyordu. kunduranın köselesine çarpan takun-yelerden hafif bir tıkırtı duyulurdu. gür bir topuz teşkil ediyordu. bunun altına. kız yemek yerken titriyor ve bunun için. Yüksek ökçelerle boyu biraz uzayan kız. Oda serince olduğundan. bahçeye. şiddetli soğuklardan. Bertaux çiftliğine. böyle gayret göstermesini hiç şüphesiz. kulakların ancak memesini meydanda bırakarak başın arkasında birbirine karışıyor. Mademoiselle Rouault köyde. iskemle altlarını araştırmaya başladı. odasında yürüme denemeleri yaptığını görenler M.odayı süslesin diye. Kızın elmacıkları pembe pembeydi. göğsünün. Emma eşikte durmuştu. sonra havadan. önünde eğilmiş olan kızın sırtına değdiğini hissetti. Emma onu yolcu etmek için daima merdivenin başına kadar gelir. rüzgârdan. Rouault için temiz bir sahife açmıştı. Birbirlerine Allaha ısmarladık demiş oldukları için artık bir şey söylemezlerdi. geceleyin tarlalara inen kurtlardan bahsedildi. hastanın iyileşmesi. kapı arkalarını. Fakat onun bir de . Rouault babaya. Buğday ambarları da. söz verdiği gibi üç gün sonra değil. Charles. önlüğünün birer kağıt şerit gibi kıvMADAME BOVARY 37 ranan püsküllerini kalçası üzerinde oynatırdı. ahırlar da onun içine. M. sonra inip ayaklarını otlara siler ve içeri girmeden siyah eldivenlerini giyerdi. gergin hareli kumaşın üstüne su damlalarının birer birer düştüğü duyuluyordu. buzların çözüldüğü bir sırada. Bertaux çiftliğine uğramaktan niçin bu kadar hoşlandığım hiç düşünmedi.. Gotik harflerle: «Sevgili babama» diye yazılmıştı. Boynuna kıvrık. ensesinde topuza giremeyen saçları tel tel havalandırıp karıştırır. ferahlık veriyordu: «Beni siz kurtardınız» diye avuçlarını okşayan Rouault baba. Arasından güneş süzülen kumru göğsü ipek şemsiye. rüzgâr kızı sarar. duvarla çuvalların arasına düş36 MADAME BOVARY müştü. hemen atıldı. Onu önce Mademoiselle Emma gördü. beyaz bir yaka takmıştı. Charles'ın önünden yürürken adımlarını hızlaştınr. Bir gün. hatta muzaaf usule göre tuttuğu defterde. atım dörtnala sürer. Rouault baba: «Yvetot'nun değil. Ama hayatının tatsız tuzsuz meşgaleleri arasında Bertaux'ya hasta bakmaya gitmenin gönül açicı bir istisna teşkil etrilesi sade bunun için miydi? O günler sabahleyin erkenden kalkar. — Kırbacımı bulamadım da.devrilmiş fasulye sırıklarına bakıyordu. uşakların kendisini karşılamak için koştuğunu görünce içine bir ferahlık gelirdi. bir taraftan da kolunu uzatmış olduğu için. Bo-vary'yi değeri büyük bir adam saymaya başladılar. şakaklara doğru dalga dalga dökülüyor. Erkek gibi. Emma doğruldu. o. hemen ertesi sabah geldi. Charles'ın Bartaux çiftliğine gitmeye başladığı ilk günlerde karısı hastanın halini sorardı. buğday çuvallarına doğru eğildi. Mademoiselle Emma'mn yeni yıkanmış mutfak kirlenmesin diye giydiği takunyeler. kırbaç yere. Bahçeye girip de tahta perdenin kapısı kapanırken omuzuna çarpınca. hele çiftliğin bütün işlerine bakmak kendi üzerine düşe-liberi.. sonra her hafta iki kere uğradı. aşağı odaya döndüğü zaman kız. ya kâr ümidinden bilirdi. Charles yatağın üzerini. Kız bu tatlı sıcaklığa gülümsüyor. kıpkırmızı olmuştu. Charles'a gelince. karakalem bir Minerva başı asılmıştı. duvarın üstünde horozun öttüğünü duyunca. yüzünün beyaz derisine oynak ışıklar serpiyordu. ayakta. yaldızlı çerçeve içinde. «Allaha ısmarladık» demeye çıktı. Zaten her şey yolunda gidiyordu. kitapların söylediği seyri takip etti. bahçedeki ağaçların kabuklarından sû sızıyor. gününü şaşırmış gibi. Saçları. hiç beklenilmediği zamanlarda da gözüktüğü oluyordu. nezaket icabı. kırk altı gün sonra Rouault babanın. beni bundan çabuk iyileştiremezlerdi» diyordu. kafata-sını takip ederek hafifçe arkaya kıvrılan ince bir çizgiyle ortadan ayrılmış kara saçları o kadar düzdü ki. Charles'a omuzunun üzerinden bakarak sığır siniri kırbacını uzattı. Önce hastadan. ceketinin iki düğmesi arasından bir bağa gözlük sarkıyordu. ya kırığın vahametinden. Düşünmüş bile olsa. Charles. Döndü: — Bir şey mi aradınız? diye sordu. sustuğu zamanlar hafif hafif ısırmayı âdet edindiği dudakları biraz açılıyordu. Köy hekimi saçların böyle dalgalı hatlar çizmesini ömründe görmemişti. Charles. o iki parça tel tel değil de yekpareymiş gibi gözüküyordu. at daha getirilmemişse durup beklerdi. gitti şemsiyesini getirip açtı. her şey onun içine ferahlık veriyordu.

akşama kadar öyle durup elemli düşüncelere daldı. onlar burgu. MADAME BOVAKY 39 ğı katta kimseyi bulamadı. ben de onu severim işte!» dedi. kavgalar oldu. Charles. Her gördüğüne şarap ikram etmek nene lazım? İnat edip de giymemekten maksadın ne?. Orada işi açtılar. kış. O kadar avurt zavurta. Dul Madame Dubuc'un servetine de o bakardı. Birinci kata. büyük 38 MADAME BOVARY bir aşk feveranı anında ona. tesadüfenmiş gibi birtakım rumuzlu düşünceler karıştırdı. Mezarlık işini bitirip de eve döndüğü zaman Charles. Bertaux'ya gitmez oldu. nakış işleyip biraz da piyano çaldığını söylediler.» Baharın ilk günlerinde bir hadise oldu: İngouville'li bir noter. Charles ondan yana çıkacak oldu. Hem. aşa. geceliği hâlâ karyolanın ucunda asılı duruyordu. yağmurdan bozulur diye korkmadan yeni yeleğini giyiyor! Ah o karı! Ah o karı! Kadınlık duygusu ile Emma'ya kin bağladı. coğrafya ve resim bildiğini. Meğer Dieppe'teki evin temel direkleri bile ipotek altında imiş. koşumu derisi kadar da etmez böyle kocamış bir kısrağın yanına koştun da felakete sürükledin» diye karısına çattı. Demek ki hanımcağız yalan söylemişti! Bunları öğrenince ihtiyar M. Bunu görünce masasına dayandı. demek bunun için oraya giderken yüzü gülüyor. bir hayli hıçkırmalardan ve öpüşmelerden sonra. bönce bir mürailik eseri olarak içinden: «Mademki onu görmemi yasak ediyorlar. Ama ok hedefe değmişti. Rouault iyileşmiş. ba-babasına. elini kitabı bastırarak bir daha oraya uğramayacağına yemin ettirmişti. dedi. para sözü ettiği de yok. babanın kızı bir şehir hanımı! değil mi? diyordu. fakat duyduğu arzudaki cüret. Charles bu münakaşalardan bezdi. ama Charles anlamadı. kuşkulanıp işin aslını öğrenmek istedi. Charles böylelerini sever: ona şehir hanımları lazım! Madame Movary: — Rouault. İşin aslını bir araştırmak lazım geldi. gergef işlemesini bilen. kayıktaki hisse de üç bin frangı aşmıyordu. kocası onu nasıl yatıştıracağını bilemiyordu. türlü türlü sözler ve itirazlarla başının etini yerlerdi. Ölmüştü! Hep şaşıp kaldılar. Babası ile anası kızıp gittiler. arkasından fırtına kopar korkusuyla bunları da cevapsız bıraktı. arkasına aldığı kara atkının ucu kürek kemiklerine kadar inerdi. Zavallı. hareketindeki pısırıklığa isyan ediyordu. yaz demez. konuşmasını.' Kadıncağızın zihni altüst oldu! İçinden: — Ya. Sonra sözlerine. Gerçi HĞloise'in bir gemide altı bin frank tahmin edilen bir hissesi ile Saint-François sokağındaki evi duruyordu. Bovary'nin kan beynine çıktı. Münakaşalar. nihayet. noterdeki paranın tutarını Tanrı'dan başka bilen yoktu. Heloise. akrabalarından biri de bir kavga. maruf tabiri ile güzel bir terbiye görmüş olduğunu. Babasının zenginliği de laf! Geçen yıl kolza bol olmasaydı taksitlerini bile veremeyecekti.kızı olduğunu duyunca. uzun uzun dişleri vardı. Heloise ağlayarak kocasının boynuna atıldı.. M. kadın yana yakıla sitemlere başladı. herhalde dans. fakat birkaç gün sonra gelin onu kendine uydurur ve artık Charles tahta. Charles itaat etti. «Senin bu kadar çok yemen iyi değil!. Mademoiselle Rouault'un Ursulines rahibeleri okulunda okumuş. Kalkıp Tostes'a geldiler. pazar günü kiliseye Comte karılan gibi ipekliler giyerek gitmeye lüzum yok. takır takır vücuduna kın geçirir gibi giydiği kısacık elbiseler. kendine bırakılmış ne kadar para varsa hepsini yanma alarak çekip gitti. öfkesinden bir iskemleyi yere vurup paramparça etti: «Oğlumu. ayak bilekleriyle kül rengi çoraplar üzerine kavuşturduğu kundura bağlarını meydana çıkarırdı. Hadi canım! Büyükbabaları çobanmış. tahsil terbiye görmüş bir kız. ne olduğunu biliriz. Ne de olsa bu kadın onu sevmişti! III . Ona. odasına çıktı. dövüş işinden az kaldı mahkemelik oluyordu. Charles'ın annesi ara sıra onları görmeye gelirdi. anasına karşı onu koruması için yalvardı.. pencereyi kapatmak için arkasını döndüğü bir sırada: «Aman Allahım» diye bağırıp bayıldı. fakat pek göklere çıkarılan bu zenginliklerden evin içine birkaç eşya ile birkaç pırtı girmişti. Önce telmihlerle içini dökmek istedi. o halde Charles ne diye hâlâ Bertaux'ya gidip durur? Anlamayacak ne var? Orada bir kadın var da ondan. dul aldığı karı sıska bir şeydi. Sekiz gün sonra kadın bahçede çamaşır asarken ağzından kan geldi ye ertesi gün Charles'ın.

ağlar. sizinle tavşan avına çıkarız. bu da geçer! Bize bir uğ-rasanıza! Kızım ara sıra sizin sözünüzü ediyor. bir de bahçede. çiftliğe daha bir canlılık veriyordu. biraz eğlenmiş olursunuz. bacağının iyileştirilmesi ücretini kendi eli ile getirdi. dikiş dikiyordu. pek yorgun olduğu zamanlar yatağına. herkes tarlalara çıkmıştı. Şimdi yemek saatlerini değiştirmek. hiçbir tad duymadığına gülüyor. gitti. sanki çöp çöp aktı bitti. ayna önüne geçip favorilerini tararken yüzünü daha tatlı buluyordu. hem artık Ber-taux'ya da gönlünün istediği gibi gidiyordu. Hekimin kederli olması dolayısıyle M. müşterileri artmıştı. ona saçma sapan şeyler söylerdim. kış geçip bahar geldi. yemekten kesilmiştim. Charles tozun yerde sürüklenmesini seyrediyor. bir ağaç dibine yığılır. yani beş ay önceki gibi buldu. Onun reddetmesi üzerine ısrar etti ve en sonunda. Adı yayılmış. Orada her şeyi bir gün önceki. daha doğrusu dibe indi. beyaz pamuk bir çoMADAME BOVARY 41 rabm söküklerini dikiyordu. kız içmek için başını arkaya devirmişti. yalnızlığı artık eskisi gibi çekilmez bir şey saymıyordu. Tahtanın yarıklarından giren güneşin taşlara çizdiği ince çizgiler eşyalara çarpıp kırılıyor. Yalnız yaşamaya alıştıkça karısı da yavaş yavaş aklından çıktı. çünkü bir ay onun sözünü edip: «Zavallı delikanlı ne felaket!» demişlerdi. mutfağa girdi.bir şey içmesini teklif etti. Hikayeler anlattı. Ocaktan giren ışık. yanlarına karıcıklarını almış. kahveye gitmek aklıma gelse iğreniyordum. bu yeni zevki tattıkça. âdeta deli olmuştum. artık bizi unuttu diyor. yalnız kafasının içinde kanının vurduğunu. Çalışırken başı öne eğikti. gümüş yetmiş beş frank ile bir de hindi. Rouault ona elinden geldiği kadar nezaket göstermeyi kendine vazife saydığından şapkasını çıkarmamasını rica etti. Omuzuna vurarak: — Ne olduğunu bilirim! dedi. kederim de geçti. kendimizi çürütecek. Kendinizi bir toplayın. çünkü ne de olsa bir şeyler kalıyor. Bahar geliyor. maden levhaya bulaşmış kuruma bir kadife hali. tavanda oynaşıyordu. Emma. Emma ara sıra avucunu yanaklarına . benim de başımdan geçti! Rahmetli bizim hanım öldüğü zaman bir başıma kalayım diye tarlalara giderdim. Gidip dolaptan bir şişe Küraso ile iki küçük kadeh çıkardı. hepimizin başına gelecek. Charles onun öğüdünü tuttu. belirsiz bir saadet vardı. Kadeh hemen hemen boş olduğundan. Monsieur Bovary. ge-bersem de kurtulsam derdim. İçinde ne olduğunu kestiremediği bir ümit. Fakat karısını hatırlayıp yine kederlendi. "boynu gerilmiş. Bertaux'ya gitti. bir hasta ile konuşur gibi yavaş sesle söz söyledi. Köy âdetine uygun olarak Charles'a .. kollarını bacaklarını uzatarak geniş geniş serilmek elindeydi. Rouault Baba da şimdi ayaktaydı. hatta onun için her zamankinden daha ha40 MADAME BOVARY fif bir şey.Bir sabah Rouault Baba. bunlardan birini doldurup ötekine bir iki damla koydu ve tokuşturup ağzına götürdü. hiçbir sebep göstermeden eve girip çıkmak. Allah'ı imdadıma çağırır. Kendine nazlı nazlı baktı ve eşin dostun teselli sözlerini dinledi. pencere ile ocağın arasına oturmuş. ta uzaklarda yumurtlayan bir tavuğun bağırmasını işitiyordu. kendisi ile beraber bir kadeh likör içmesini söyledi. pencerenin tahta kanatları kapalı idi. Bir gün çiftliğe üç sularında vardı. onlara sarılmış oldukları aklıma geldikçe. Charles'ın da söz söylediği yoktu. Yerine oturup tekrar işini eline aldı. Sanki insanın yüreğinin üstüne bir taş oturuyor! Ama ne yapalım. ince dişleri arasından dilinin ucunu çıkarıp kadehin dibini yalıyordu. soğuk küllere bir mavilik veriyordu. arkasına ipek atkısını almadığı için çıplak omuzları üzerinde küçük ter taneleri gözüküyordu. dudakları uzamış. Charles dalıp gülümsedi. dilinin döndüğü kadar teselliye çalıştı. Charles'a. parça parça. konuşmuyordu. karınlarında böcekler kaynaşan köstebeklere benzemek ister. fakat Emma'yı hemen göremedi. sopamı yere vurur dururdum.. Kahveler içildikten sonra. inanmazsınız. Kapının altından gelen rüzgar. Başına buyruk olmanın verdiği zevki. Ama işte günler akşam oldu. nasıl söyleyeyim. ölenle ölecek değiliz ya!. dallara asılmış. gidip geliyor. yaz gidip sonbahar oldu. gülerek. ölmüşlerini bir daha düşünmez oldu. O anda başkalarının. mesela krema veya armut hoşafı yapılmamış diye kızar gibi oldu. taşlara biraz toz serpiyordu.. Başına gelen felaketi duymuştu. Masanın üstünde kirli bardaklara tırmanan sinekler elma şarabı artıklarına düşüp vızıldayarak boğuluyordu. Karısının ölmesinin ona mesleğinde de faydası dokunmuştu. Armut ağaçları artık çiçek açmıştı.

götürüp serinlemeye çalışıyor. iyi ısınmak. mükâfat diye aldığı kitapları. Ben sanki hepsini bilmiyor muyum? . hiç de kızmayacaktı. Son günü de. Akşama doğru Rouault Baba Charles'i çiftlik kapısına kadar uğurladı. kendi kendine söylendiği zamanlar âdeta bir fısıltı oluyordu. Rouault baba. kızın bütün cümlelerini birer birer düşünüp olduğu gibi hatırlamaya. doğrusu umduğu damat böyle değildi. çünkü pazarlıkta usta olmasına. veya demincek ayrıldıkları zamanki halinden başka bir halde göz önüne getirmeye bir türlü muvaffak olamadı. dudaklarını birbirine yapıştırıyordu. ama belki köy hayatı-asıl yazm uzun günlerde can sıkıyordu. Yemeklerini mutfakta tek başına ateşin karşısına oturup yerdi ve küçük sofrasını önüne. rahat döşek isteğinden keyfi için hiçbir masraftan çekinmezdi. mesleğin kurnazlıklarından hoşlanmasına rağmen. tiyatroda olduğu gibi. hayatının o kısmını zihnen kavramak istiyordu. söz sözü açtı. Fakat şimdiki bahçıvanları hiç işinin ehli değildi. Sonra kızın evlenince ne olacağını. fakat her fırsat düştükçe münasip sözleri bulamamak korkusu. İçini çekti: Rouault Baba çok zengin. nihayet çiti geçtiler. sıcak bir 42 MADAME BOVARY rüzgâr esiyordu. Gece uyuyamadı. sonra göz kapaklarını yarı indirip gamlı gözlerle bakarak o düşünceden bu düşünceye dalıyordu. Fakat onu. kanlı kanlı et yemeklerine. pek bilgili bir adam olduğu söyleniyordu. size bir söyleyeceğim var. deniz banyosunun yarayıp yaramayacağını sordu. Zaten toprakla uğraşmak da Allah'ın lanetlemesi bir iş değil mi? Onunla kimin milyoner olduğu görülmüş? Adamcağız para kazanmak şöyle dursun. her yıl kaybediyordu. asıl ekim biçim işleri.mi görür! Hiç olmazsa kışın olsun gidip şehirde oturmak istediğini söyledi. hatta her ayın ilk cuması annesinin kabrine götürdüğü çiçekleri bahçenin hangi bölümünden kopardığım gösterdi. İçinden: «Kızı isterse veririm» dedi. sözü açmayı hep bir çeyrek saat sonraya bırakmakla geçirdi. Koyu elma şarabına. ilk ikisi gibi. dedi. bunun yakında Emma'nın isteneceğine alamet olduğunu anlayıp işi önceden ince ince düşündü. Rouault Baba. için için gülerek: — Anlatın. susamıştı. Rouault Baba. saraca hayli borcu vardı şarap mengenesinin baskısını da yenilemek lazımdı. Eylül sonlarına doğru Charles. bir dolabın alt gözüne atılmış meşe yaprağı taçlarını gösterdi. drahoma için de fazla bir şey istemeyeceği şüphesizdi. boğazı sıkılıyor gibiydi. sonra ellerini tekrar soğuşun diye büyük ızgaraların demir topuzuna dayıyordu. Rouault Baba ise malı'mn yirmi dört acre' ını satılığa çıkaracaktı. evinde hiçbir işe yaramayan kızını başından alsalar. Charles da kendi okulunu anlattı. Kızm elinden bir iş gelmemesine içinden hak da veriyor: «O. iyice doğulmuş kahveyi likörle içmeye bayılırdı. Emma'nın kendisi ile tanışmadan önce geçirdiği günler hakkında bir fikir edinmek. Kızın odasına çıktılar. rahibeler okulundan bahsetti. kâh tizleşiyor veya birdenbire bir dermansızlıkla dem çeker gibi bir hal alıyor. Emma nota defterlerini. Charles'i çalımsız buluyordu. para tutar. —söylediğine göre sesi kâh yumuşuyor. kızı da pek güzeldi! Fakat Emma'nın yüzü hep gözlerinin önüne geliyor ve kulaklarının içinde. MADAME BOVARY 43 Durdular. bir fırsat düşer düşmez kızı istemeye karar verdi. mezarlıktan söz açtı. zaten el adamı iyi iş. her şeyini düzeltip öyle getirirlerdi. çiftliğin dahili idaresi hiç de onun harcı değildi. bakalım neymiş? dedi. tahsil. ahlakı temiz. manalarını tamamlamaya çalıştı. tam sırasıydı. biraz sonra ayrılacaklardı. Mevsim başlangıcından beri baş dönmeleri duyduğundan şikâyet etti. Charles. Kızının yanında Charles'in elmacıklarının al al olduğunun farkına varınca. Ellerini öyle canı çeke çeke ceplerinden çıkarmaz. çukur bir yoldan yürüyorlardı. Başını Bertaux'dan yana çevirdi. çiftliğe gelip üç gün kaldı. Akşam evine dönerken Charles. kime varacağını düşündü. uzakta köpekler havlıyordu. çitin köşesine gelince söyleyecekti. ama hekimin.— bazen neşelenip saf saf gözlerini açıyor. duvarcıya. gök baştan başa yıldızlarla kaplıydı. bir topaç homurtusu gibi yeknesak bir şey uğuldayarak: «Ya sen evlensen! Ya sen evlensen!» deyip duruyordu. Charles: «Ucunda ölüm yok ya» diyerek. ilk gördüğü günkü. terbiye gördü. Sonra annesinden. iyi yemek. Charles: — Maître Rouault. toprak işleri ile uğraşsın da ne yapsın!» diyordu. yatağından kalkıp yüzünü yıkadığı güğümden su içti. Charles susuyordu.

ben eve döneyim. O içeri girince Emma kızardı. Cany'dan gelenler oldu. yakaları silindir biçimi kesilmiş. Charles çiftliğe geldiği günler düğün hazırlıklarından bahsediliyor. sonra Charles on dokuz dakika daha saydı. onun için. ya ablaları olacak— on dört. tıraşlar perdahlıydı. müstakbel damadını kucakladı. ta merdiven başına kadar dörtnala gelip duruveriyor. sözüme alınmayın. kimisi redingot. eldivenleri kirlenecek diye içleri titreyen. Ahır uşakları araba atlarını çözmeye yetmediğinden efendiler de kolları sıvayıp işe girişmişlerdi. tanıdıklarından modeller alıp kendi dikti. kimi bir pelerine sarınıp ucunu kemerinin önüne sıkıştırmış. Başı hotozlu hanımlar. Kolalı gömlekler göğüslerde birer zırh gibi kabarık duruyordu. on altı yaşlarında. Halbuki. daha güneş doğmadan kalktıkları için sakallarını . premiere communion için dikilen beyaz elbiselerini bu düğün için uzatarak giymiş. hem kız da pek sıkılır. Mademoiselle Rouault çeyizi ile uğraştı. hiç sesleri çıkmayan. orada bekledi. boynunu arkadan açık bırakacak surette sırtından iğnelemişti. içindekileri boşaltıyordu.derse. demiri hâlâ sallanıyordu. çok kısa. geriniyordu. körüksüz kabriyollar. hatta bazıları. dedi. kırk üç kişilik bir ziyafet hazırlandı. meşin tenteli uzun arabalarla çıkageldi-ler. Emma gömleklerini ve gecelik hotozlarını. Gerçi kız da benim gibi düşünür ama bir de onun fikrini sormalı. kimi de renkli küçük bir atkı alıp. Siz hele bekleyin. ziyafetin hangi odada verileceği konuşuluyor. Rouault Baba.' arkalarında iki göz gibi bir çift düğme bulunan ve sanki dülgerin keseriyle bir vuruşta kesilmişe benzeyen ceketler. şehirde gördükleri gibi roplar kuşanmış. dargın dostlarla barışılmış. etekleri rüzgârda sallanan redingotlar. dolaptan ancak düğün ve bayram günleri çıkarılan setreler. tahta kanat açılmıştı.. gece yarısı meşalelerle gelin olmak isterdi. Charles atını ağaca bağladı. Yakası omuzlarına devrik. yemek tam on altı saat sürdü ve ertesi sabah yeniden başladı. ama daha vakit vardı. Çiftçi sözüne devam etti: — Ben çoktan razıyım. yanlarında da -«-şüphesiz ya kuzinleri. saçlarına güllü pomatlar sürünmüş. Birdenbire duvara çarpan bir şeyin gürültüsü duyuldu.Charles kekeleyerek: — Rouault Baba. eve gelmeniz münasip olmaz. şaşkın bakışlı kızlar görülüyordu. 44 MADAME BOVARY IV Davetliler erkenden tek atlı yaysızlar. kimisi ceket. kelle kulak yerinde. Saçlar yeni kesilmiş. sarsıla sarsila geliyorlardı. Rouault Baba ayrılıp gitti. çoktan beri aranıp sorulmayan tanıdıklara bile mektup yazılmıştı. bunlar. On fersah uzaktan. ta Goderville'den. O da evet. bütün bir ailenin saygıyla baktığı. Sonra para işlerini nasıl yoluna koyacaklarını konuşmaya başladılar. sırtı kırmalı ve beli ta aşağıdan dikilmiş bir kemerle sıkıştırılMADAME BOVARY 45 mış yabanlık bulûzları ile de gelenler vardı ama. kimi soldan atlayanlar dizlerini uğuşturuyor. Eşyanın bir kısmını Rouen'e ısmarladılar. al yanaklı. Normanville'den.. Kış böylece bekleme ile geçti. önce hangisinden başlanacağı düşünülüyordu. hiç şüphesiz sofranın en alt başına oturacaklardı. hayvanları tırısa kaldırmış. İki ailenin de bütün akrabaları çağırılmıştı. Koşup keçi yoluna çıktı. Ama sizi meraktan kurtarmak için pencerenin tahta kanadını duvara doğru iterim. çünkü Charles'in matemi bitmeden. her zamanki gibi güneşliğine bakır çember geçirilmiş kasketiyle beraber giyilen kaba çuhadan ceketler. iki tekerlekli brikler. kimisi de kısa ceket giymişlerdi. Rouault Baba. kaç çeşit yemek olacağı. Yarım saat geçti. Ertesi sabah saat dokuzda Charles çiftliğe damladı. düşmemek için yan tahtalarına tutunmuş. biraz sonra tahtaperdenin kapısı açılıyor. o günün şerefine olmak üzere. sonraki günler de sofradan misafir eksik olmadı. siz çite eğitirseniz arkadan görebilirsiniz. Sosyal durumlarına göre kimisi setre. Emma böyle değil. altın köstekler takınmışlardı. cepleri torba gibi geniş. Kimi sağdan. ama Rouault Babanın aklı kızının bu düşüncesine pek yatmadı. yani gelecek yılın baharından önce düğün yapmak ayıp olurdu. ömürlerinde ilk defa olarak birer çift çizme alınmıştı). içeri giren bir yaysız. Tıpkı babaları gibi giyinmiş çocukların yeni elbiseler içinde rahatsız olduğu belli idi (hatta çoğuna. elâlemden çekinirim. en yakın köylerin delikanlıları da yük arabalarına sıra sıra dikilmiş. Ara sıra çitin arkasından doğru bir kamçı sesi duyuluyordu. sıkıldığını belli etmemek için de biraz gülmeye çalıştı.

onun arkasından gelinle güvey geliyordu. koluna güveyin annesini almıştı. bütün bardaklara da daha yemeğe oturulmadan.iyice görememişler. şimdiden neşelenmek için. kırda çalıp duran çalgıcının cızırtısı işitiliyordu. Önce herkes bir arada olduğundan alay. kızarıyor. Bunun kaidesi olan mavi mukavva. akrabalar. Bertaux çiftliğinde kalanlar geceyi. kilisede nikâh kıyıldıktan sonra da yine yaya dönüldü. kimi konuşarak yavaş yavaş giden parçalara ayrıldı. yılankavi dar keçiyolu boyunca dalgalanan bir hamaylıyı andırıyordu. yulaf sürgünlerinin çiçeklerini koparıyor. Koca koca tabaklara konmuş. ağız ağıza şarap doldurulmuştu. âdet olduğu üzere kendisi ile şakaya kalkışılmaMADAME BOVARY 47 ması için babasına rica etmişti. ortaya da etrafı kuzukulaklı dört koca sucukla donatılmış bir süt domuzu rostosu konmuştu. ikinci katı ise Savoie pastasından bir kaleydi ki. badem. Üzerine dört sığır filetosu. sert otları. Çocuklar tahta kanepelerin altında uyumuşlardı. Emma'nın gelinliği pek uzun olduğundan eteği biraz yere sürünüyordu. asker terzisi elinden çıkma tek sıra düğmeli bir redingotla gelmiş. kimse görmeden aralarında oynuyorlardı. Şişelere konan tatlı elma şarabının koyu köpüğü tıpalardan sızıyordu. metrelerce çakıl taşı üzerinden atlayan. sırtına kol ağızlan ta parmaklarının ucuna kadar inen siyah bir setre giymiş olan Rouault Baba. şarkılar söylendi. 4£ MADAME BOVARY altı sığır yahnisi. hayranlık sesleri ile karşılandı. eldivenli parmakları ile birer birer ayıklıyordu. dilim dilim portakaldan mini mini istihkâmlar yapılmıştı. sıra gözetmeden gelişigüzel dağılmışlardı. Turtalarla nugaları yapmak için ta Yvetot'dan adam getirilmişti. Sona doğru bazıları uyuyup horladı. Fakat kahveler gelince herkes dirildi. Düğünün öbür davetlileri işlerinden bahsediyor veya. arabaların okları arasına zorla sığdılar. sarışın bir köy tazesine meyhane ağzı iltifatlar savuruyordu. sofraya oturuyorlardı. kayaların süslediği bir yeşil çayır olan yukarı sahanlıkta. sütunları ve revakları ile bir mabed resmediyordu. bilek bükme müsabakası yapıldı. üç koyun budu. sundurmaya kurulmuştu.elleri boş. küçük küçük harflerden arabesklerle yeni gelin güveyin markaları yazılmıştı. alayın arkada kaldığını görünce durup bir nefes alıyor. kemanın sapını indirip kaldırarak yürümeye başlıyordu. keyfinden yılışan bütün bu beyaz yüzlerde pembe damarlar peyda etmişti. çikolatadan bir salıncağa binmiş bir küçük Aşk Tanrısı görülüyordu. yeşil buğdaylar arasında. birer gülle gibi. Yeni gelin. o bitirsin diye bekliyordu. kız ara sıra durup onu kaldırıyor. bunun da etrafına melek otundan. sofranın her sarsılışında dalgalanan sarı kremanın üzerine. çocuklar en arkada kalmış. kadınlara sarkıntılık edenler oldu. renk renk kurdelelerle donatılmış kemanı elinde. Başına yeni ipek bir şapka. birbirleriyle şakalar ediyorlardı. salıncağın iki direğinin tepesine. deve dikeni iğnelerini. özene bezene çalışmıştı. Sofra. mermer çamurundan heykelcikler konulmuştu. koşumları kırıyorlardı. ağzına su doldurup anahtar deliğinden üflemeye kalkıştı. yük arabalarını sırtlamaya kalkışanlar. Çiftlikle belediye dairesi arası ancak yarım fersah kadar tuttuğundan yaya gidildi. atları gemi azıya alıp dörtnala gittiği için hendeklerde sıçrayan. bütün gece o civarın yollarında. maharetler gösterildi. Charles ise . çifte atıyor. dizginleri yakalamak için kapıdan sarkan kadınlar görüldü. reçelden gölcüklerin. en öndeydi. teller daha ziyade gıcırdasın diye yayına reçine sürüyor. Doğrusu bütün bu insanları içinden pek hor gören ihtiyar M. Akşama kadar yemek yenildi. yemeğin sonunda kendi eliyle getirdiği resim biçimi tatlı. kulak verilince. iki sahici gül koncası oturtulmuştu. kuru üzüm. mutfakta içmekle geçirdiler. efendileri ya küfür savuruyor. burunlarının altını çetele çetele çizip çenelerinin derilerini parça parça soymuşlardı. yaldızlı kağıttan yıldızlarla donatılmış oyuklara. dana tencere kebabı. sonra tempoyu şaşırmamak için. Ama akrabalarından bir balıkçı (bu adam düğün hediyesi diye bir çift dil balığı da getirmişti). fakat sonra uzadı. kimi hızlı. şaha kalkıyor. ne karşılık vereceğini bilemiyordu. Kadıncağız selam veriyor. Küçük kuşlar. açık saçık hikaye anlatanlar. yolda gelirken açık hava yaraları tahriş etmiş. Akşam dönmek vakti gelince. çalılıklara takılan yay sızlar. O civarda daha ilk defa iş alan bu pastacı. Bo-vary ise. Köşelere rakıyla dolu sürahiler dizilmişti. çalgının sesini ta uzaktan duyup kaçışıyorlardı. ya gülüyordu. Oturmaktan yorulanlar gidip bahçede dolaşıyor veya ambarda bouchon oynuyorlar. gülle kaldırıldı. Köyün çalgıcısı. . fındık kabuğundan gemilerin. tıka basa yulaf yemiş hayvanlar. dostlar. sonra yine gelip. Çalgıcı.

orada bulunanlar bu içkiyi bilmediklerinden ona karşı itibarları bir kat daha arttı. akşam altı sularında vardılar. Düğünden iki gün sonra gelinle güvey kendi evlerine gittiler: Charles hastaları olduğu için daha fazla kalamadı. çünkü onun düğünü Noel yortusu zamanında.gitti. Kendisine ne gelinin giyimi hakkında danışılmıştı. terkiye bindirip babasının evinden kendi evine götürdüğü gün ne kadar neşeliydi! At. Balıkçı bu sebebi güç belâ kabul edip vazgeçti. En kurnazlar bile bu işe akıl erdire-mediler. Orada kızını son bir defa daha kucakladı. hotozunun altın arması altında sessiz sessiz gülümseyen karısının pembe yüzünü görüyordu. yolun üzerinde bir şeyler göremedi. Kadın.' bir köşeye atılmış ve çamuru henüz temizlenmemiş bir çift çamurluk da yerde sürünüyordu. erkenden çıkıp gitti. kara meşin bir kasket asılmıştı. şefkat hatıraları kara düşüncelerle karıştığından. Tavana yakın kısmı açık renk çiçeklerle süslü kanarya sarısı duvar kağıdı. Fakat Charles'in gizlediği bir şey yoktu. başı ile elbisesinin yakasını buruşturduğu görülüyordu. bazen parmaklarını ısıtmak için ellerini onun koynuna sokuyordu. Hippokrates hekim heykelli bir MADAME BOVARY 49 çalar saat âdeta kuruluyordu. omuz başında. ¦ Evin tuğla cephesi sokağın. o da karısını. tekerlekleri toz duman içinde dönen arabanın uzaklaştığını görünce derin derin içini çekti. bir vazife imiş gibi ona yağdırılan nüktelere. akşam yemeği henüz hazır olmadığı için özür diledi. cinaslara pek cevap yetiştiremedi. zihinleri işin aslını aramakla meşgul. şöminenin dar süve pervazı üzerinde. fakat içinden: «Rouault Baba amma da kibirlenmiş!» dedi ve bir köşede oturmuş. Pays de Caux kadınlarına mahsus başlığın dantellerini uçuruyor. rüzgâr. Daha çorbaya başlar başlamaz. Charles. Tıp . kendi de Varsonville'e kadar beraber . İhtiyar Madame Bovary bütün gün ağzını açıp bir çift söz etmemişti. Yüz adım gitmiş gitmemişti ki durdu. Sanki bir gün önce asıl kız oydu. Charles ile Emma Tostes'a. ağaçlar altında kolunu onun beline dolayıp. Sağ tarafta salon. bir yandan da. kilise tarafına doğru şöyle bir gitmeyi düşündü. öyle bakıyorlardı. indi ve yola düzüldü. Kadın bir kolu ile ona tutulmuş. gelinin ise bir şeyler sezdirecek ne bir sözü. Sofanın öbür ucunda Charles'in muayene odası vardı. bazen de alıp bahçeye götürüyor. kırlar bembeyazken yapılmıştı. «Karım» diye bahsediyor. daha doğrusu yolun tam üstündeydi. Hanım'a sofra vaktine kadar evi bir dolaşıp öğrenmesini söyledi. Kapının arkasına kısa yakalı bir palto. bir dizgin.Rouault Baba tam vaktinde yetişip damadının vaziyetinin böyle münasebetsizliklere gelemeyecek kadar nazik olduğunu anlatarak buna mani oldu. Ama oraları görmekle kederinin büsbütün artmasından korkup doğru evine gitti. şakacı tabiatlı bir adam değidli ve düğün sofra-sındaki hali hiç de parlak olmamıştı. ne de ziyafetin tertibinde. tahminen altı ayak genişliğinde olan bu küçük odaya bir masa. bezi iyice gergin olmadığından havalanıp -duruyordu. Kocası onunla beraber döneceğine Saint-Victor'a adam gönderip puro sigaraları aldırttı. ne de bir hali vardı. eşyası boşaltılmış bir evin hüznünü duyuyordu. üzerine yarı eğilmiş. Emma yanlarından geçerken. sabaha kadar onları tüttürdü. bir koluna da sepetini almıştı. İçinde. Rouault başını döndürünce yanında. geçmiş zama48 MADAME BOVARY mm. hekimlerinin yeni karısını görmek için pencerelere çıkmışlardı. bir an. selamladı. bol yiyecek. karısının ilk gebeliğini hatırladı. bol içkinin dumanları ile donuklaşmış beyninde sevgi. İhtiyar hizmetçi kadın geldi. bazen getirip dudaklarına sürüyordu. üç iskemle ve bir koltuk konulmuştu. Ertesi gün bilakis bambaşka bir adam olmuştu. Oğullan sağ olsaydı şimdi otuzuna basacaktı! O zaman Rouault Baba dönüp arkasına baktı. yani hem yemek yenen. içine kiraz rakısı karıştırılmış groglar içiyordu. Sonra kendi düğününü. karlar içinde tırıs gidiyordu. Bütün bunlar ne eski bir zamana aitti. onunla senli benli konuşuyor. Komşular. yumurta biçimi karpuzlar altına konulmuş bir çift şamdanın arasında. onu her tarafta arıyordu. hem de oturulan oda vardı. ona. Rouault Baba onları arabasına bindirdi. pencereler boyunca birbirine kavuşuyordu. birkaç kere tesadüfen kendilerine etin en kötü parçaları düştüğü için gördükleri muameleden şikayetle ev sahibini çekiştiren ve kapalı sözlerle onun fakir düşmesine dua eden dört beş kişinin arasına karıştı. kenarına kırmızı zıh dikilmiş beyaz pamuk bezinden perdeler. herkese onun nerede olduğunu soruyor.

eşyaları açılıp yerleştirilirken bir koltuğa oturmuş. lüzumsuz eşya da buraya konurdu. önemli bitkilere ayrılan bölmeyi mütenazır bir surette kuşatıyordu. cılız yaban gülleri ile donatılmış dört çiçek tarhı. artık işe yaramaz tarım aletleri ve ne oldukları bir türlü anla-şılamayacak bir yığın tozlu öteberi ile doluydu. yanları sarkan gecelik fistanı. omuzlarında güneş. Baş başa bir yemek. öbür yanı tarla olan bir diken çite kadar gidiyordu. kapıda hareketsiz bekleyen ihtiyar beyaz kısrağın tüylerine takılırdı. onun içinde. samanlı harçla örülmüş iki duvar arasında. ağaçların eğilip beşikler teşkil ettiği patikalarda. Boyu eninden fazla olan bahçe. Charles'ı sürekli bir saadet içinde yaşatıyordu. muayene saatlerinde hastaların öksürmesi. dertlerini anlatması mutfaktan işitilirdi. başına sardığı ipek mendili. Nihayet kalkardı. bir sürahi içine. Emma yatak odaları katına çıktı. artık hazma başladıkları leziz yemeklerin hâlâ tadını çiğner gibi çenelerini oynatır dururlar. arkasında. tıpkı onlar gibi. balıklı bir havuz yap-tırabilsem diye içi titredi. Emma kocasının gitmesini seyretmek için pencereye geçerdi. Charles da yola düzülürdü. kadının saçlarını eliyle kaldırması. evde yapılacak değişiklikleri tasarlamakla geçirdi. hasılı bir zevk vereceğini şimdiye kadar hatırına bile getirmediği birçok şeyler. . hatta fıskiyeli. minimini bir resmini görürdü. âdeta bir tilbury'ye benzedi. ağzı ile bir çiçek veya ot parçası koparıp ona doğru üflerdi. Emma da yukardan onunla konuşur. öteki kadının buketiydi! Emma baktı. Kocası onun araba ile gezmeyi sevdiğini bildiğinden elden düşme. Şimdiye kadar hayatta iyi denecek ne görmüştü? Ne zaman yüzü bir gülmüştü? Dört yüksek duvar arasında. onun bir pencere sürmesine asılmış hasır şapkasını görmek. ahırın bulunduğu avluya bakan ocaklı büyük bir oda daha vardı ki bu şimdi odunluk. pencereyi kapardı. ikisinin de başı yastıktayken. havada bir kuş gibi yarım daireler çizer. Şamdanların karpuzlarını çıkardı. güneş saatinin etrafına tahta kanepeler koydurdu. bahçeye. Böyle yakından bakıldı mı. arduvaz taşından bir güneş saati vardı. acaba onu ne yaparlar?» diye düşünüyordu. gölgede kara. İlk günlerini. üstü açık bir MB 4 50 MADAME BOVARY araba aldı. kendinMADAME BOVARY 51 . dünyada hiçbir şeyi tasa etmiyordu. Hani bazı kimseler vardır. bu kitaplar. üzerlerine kayısı ağaçlan dayatılmış. durur. Charles bahtiyardı. Ortada. büsbütün yere düşmeden önce.İlimleri Sözlüğü'nün ciltleri. Sabahleyin yatakta. bir mukavva kutuya koyduğu kendi gelinlik buketi hatırına gelmiş: «Ya ben de ölüverirsem. yukarı çıktıkça . boş fıçılar. daha büyümüş gibi gözüküyordu. gönlü gecenin zevkleriyle dolu. Onun yanında. alçıdan bir papaz dua kitabını okur dururdu. Emma. burun deliklerinde sabahın' taze havası. kagir bir kaide üzerinde. Bu. sayfaları henüz açılmamış olmakla beraber. hele uyanıp da gözkapaklarını arka arkaya birkaç defa açtığı zaman. sofradan kalktıktan sonra. beyaz saten kurdelelerle bağlanmış bir limon çiçeği buketi konmuştu. saadetini sanki tekrar tekrar tadardı. Charles farkına vardı ve alıp tavan arasına götürdü. Salça kokusu duvardan işler. fakat kan kocanın yattığı ikinci odada. yeni fenerler. kiler ve ambar vazifesini görüyordu. köhne demir parçaları. iki tekerlekli. vücudu rahat.. pencerenin yanındaki masanın üzerine de. entarisinin yarı açık yakası ile omuzlarına kadar kendi hayalini. Ta dipte. Charles sokakta ayağını binek taşma koyup mahmuzlarını bağlar. duvarlara yeni kağıt yapıştırdı. çam tahtasından kütüphanenin alt rafını da doldurmaya aşağı yukarı kâfi gelmişti. bir gelin buketi. iki ıtır saksısı arasında pervaza dirseklerini dayardı. birkaç he-' kim eline düşüp satıldıkları için hayli yıpranmışlardı. merdiveni boyattı. Charles hayvanına atladıktan sonra karısına bir öpücük gönderir.berraklaşan kat kat renkleri vardı. kafası dinç. kadının gecelik hotozu ile yarı örtülmüş sarışın yanaklarının ayva tüyleri içinde güneş ışığının oynamasını seyrederdi. Uzun toz kurdelesini gözün alabildiğine yayan büyük yolun üzerinde. bir girinti (alcove) içinde maun bir karyola vardı. dipte koyu. Deniz kabuklarından yapılmış bir kutu komodini süslüyordu. İlki döşeli değildi. buğdayların diz boyuna çıktığı keçi yollarında. Bu yeşil yaprak biraz uçar. o da eli ile bir Allahaısmarladık işareti yapar. akşam üzeri şehir dışında birlikte bir gezinti. bodur çam ağaçları altında. ışıkta lacivert olan bu gözlerin sanki. Charles'ın gözü ise bu derinliklere dalar. kadının gözleri. parlak meşinden çamurluklar takılınca araba.

onu ensesinden öperdi. Evlenmeden önce gönlünde aşk uyandığını sanmıştı.den daha zengin. hasta koyun'a. Nefsine azap etmek için bütün bir gün aç oturmaya kalktı. Mademoiselle de La Valliere'in sergüzeştini anlatan resimli tabaklarda yedi52 MADAME BOVARY ler. kendine çeki düzen vermekle meşgul bulurdu. onu kâfi derecede sevmiyor diye üzülüyor. din dersini iyi anlar. Şimdi ise bütün hayatını beraber geçireceği. rahibeler okuluna yazdırmak üzere şehire kendi eli ilegötürmüştü. Fakat kırları. VI Paul et Virginie'yi okumuş. Resimlerin etrafında. kendisini eğlensin diye okulun küçük kilisesine (buradan uzun bir koridorla yemekhaneye geçilirdi) götüren rahibelerin sohbetinden pek hoşlandı. köyleri fazlasryle tanırdı. Kadın bir çığlık kopanrdı. bilakis. sürülerin meleyişinin. papaz muavini efendinin sorduğu zor sorulara hep o cevap verirdi. çarmıha gerilmeye giderken düşen İsa'ya gönül vermişti. bazen de parmak uçlanndan başlayıp ta omu-zuna kadar öpücüklerle kaplardı.. ilk zamanlar ne kadar candan dinlemişti! Çocukluk yıllan bir esnaf mahallesinin dükkân arkası odalarında geçmiş olsaydı. kamışlardan yapılmış kulübe. bize ekseriya yazarların kaleminden intihal eden tabiat sevgisi hislerine kalbini kaptırabilirdi. Sınıfların ılık havası içinde ve bakır haçlı teşbihler taşıyan o beyaz tenli kadınlar arasında yasaya yasaya mihrap buhurlarından. zevç. yüreği çarpa çarpa merdivenleri çıkardı. ihtiras. • On üçüne gelince babası onu. Düşünüyor. semavî dost ve ebedi nikâh gibi istiareli sözler.yoktu. sapanların ne olduğunu pek iyi bilirdi. Hıristos suyu çanaklarının serinliğinden. İlk zamanlar sıkılmak şöyle dursun. hele —sizin için gidip çan kulelerinden daha yüksek ağaçlardan kırmızı yemişler toplayan veya size bir kuş yuvası getirmek için kumda yalınayak koşan— bir küçük erkek kardeşin tatlı sevgisi. Emma'yı odasında. ya kalp inceliklerini. Günah çıkarmaya gittiği günler gölgede ellerini kavuşturup yüzünü kafese dayayarak papazin fısıltısını daha uzun müddet dinleyebilmek için birtakım küçük günahlar icat ederdi. onun yüzüklerine. sütten yapılan azıklann. taparcasına sevdiği güzel bir karısı vardı. Sakinlerine alışık olduğundan. anzalı manzaralar peşindeydi. Duaları takip edeceği yerde . hangi halin adı olchığunu düşünüp duruyordu. yeşillikten ancak. Ancak bir nevi şahsi kâr çıMADAME BOVARY 53 . Charles'ın nazannda evren. yavaşça yürüyerek girer. Emma'mn ipek etekliğinin etrafından ibaretti. Bayağı günler özet bir din tarihi veya. Saint-Gervais mahallesinde bir hana indiler. kitaplarda okuyup pek güzel bulduğu bu kelimelerin hayatta acaba neyin. süzülen huşulu rehavete o da kapıldı. orada akşam yemeğini. kilise şamdanlarının ışıltısından. Teneffüs zamanlarında pek az oynar. kendinden geçme gibi sözlerin. derslerde daha kuvvetli. Akşam duadan önce. rahip Frayssinous'nun conferences'ı açılırdı. zenci Dingo. musallat olan bir çocuğa çıkışır gibi onu. Vaızlarda boyuna geçen nişanlı. annelerinin manşonları içinde getirip konuşma salonunda verdiği pastaları yiyen arkadaştan içinde yapayalnız geçirdiği okul yıllarında mı? Tıp tahsil ettiği sırada. Emma. İçinden: «Yanılmış olacağım» diyordu. bazen yanaklanndan şa-pur şupur öper. harabeler arasına parça parça serpilmiş olursa hoşlanırdı. elbiseleri ile olay eden. onun şivesine gülüp. kendisini hasredecek kutsal bir amaç arıyordu. hemen eve döner. ruhunun ta derinliklerinde umulmadık hazlar uyandırırdı. okulun çalışma salonunda dini kitaplar okunurdu.Yüreği'ne. ya saray hayatının ihtişamını överek anlatıyordu. yarı gülümseyen. o zaman belki. Mütemadiyen onun tarağına. onun atkısına el sürmekten kendini alamıyordu. Genie du Christianisme'den parçalar seçilirdi. zihin dinlendirsin diye. köpek Fidel. bahtiyarlık. pazar günleri de. yatakta ayaklan birer buz parçası gibi soğuk olan o dul kadınla yatmıştı. yan rahatsızlık gösteren bir tavırla başından savmaya çalışırdı. sivri oklarla delinmiş Tanrı . Toprak ve edebiyat konularında yine kendi kendini aksettiren romantik hüznün bu ahenktar figanını. onu hülyalara daldırmıştı. Denizi ancak fırtmalan için sever. bir işçi kızını dansa götürüp kendisine metres etmeye bile parası yetmediği günlerde mi? Sonra on dört ay. bıçakların yer yer kazıyıp bozduğu yazıların hepsi de ya dindarlık faziletlerini.kitabının gök mavi çerçeveler içindeki mukaddes tarih resimlerine bakardı. Emma. değişikli. onu göreceği geliyordu. fakat bu aşkın neticesi olması lazım gelen saadetten bir eser .

yeminlerden. veya. haberler getirir. Heloise. yanlarında zarfı yeni yırtılmış bir mektup. çeneleri ellerine dayalı. rüyalarını. beyaz pantolonlu iki genç seyisin sürdüğü ve önünde kıvrak bir tazı koşan arabalara yayılmış. Jeanne d'Arc. çalışma salonundan kaçarlardı. Gece yatakhanede okurlardı. gotik bir kafesin çubukları arasında bir kumru ile ağız ağıza öpüşür. kendilerine isim günü hediyesi diye. deniz kenarına yakın gölcüklerden. Hint rakkaselerinin kollan arasında kendinden geçmiş uzun çubuklu sultanlar. her konak yerinde bir iki tanesi öldürülen sürücülerden. Emma'nın ellerine kiralık romanların yağlı tozu sürüldü. daima tertemiz giyinip kuşanmış ve çağlayanlar gibi ağlayan beyler'den. Saint-Barthe'lemy gecesinin bir iki sahnesi. Yonca biçimi kemerler altında. Ag-nes Sorel. hiçbiriniz bu resimlerde eksik değildiniz. yuvarlak hasır şapkaları altından insana berrak gözlerle bakan sansın. Müzik dersinde öğrendiği şarkılar. bir yanda da diz çökmüş develer bulunan manzaralar. kırların ta ötesinden. verilen kitapları getirirlerdi. Ve sizler. ıssız köşklerde bayılıp kalan işken: ce görmüş kadınlardan. Xl'inci Louis'nin birkaç vahşeti. hissi hakikatların insanı cezbeden hayalini sezdiriyorlardı. işinin başına çıkmadan önce de onlarla bir süre konuşurdu. okula.. gülümseyen yüzleri omuzlarına yatmış. gemi burnu pabuçlar gibi ucu yukarı kalkık sivri tırnaklı elleri ile yaprak yaprak papatya koparırlardı. En safları. büyük öğrencilere gizlice verirdi. gavur cengaverleri. Kızlar ekseriya gidip onunla konuşmak için.karmasına hizmet edebilecek hallere ehemmiyet verirdi. sevdalıdan. ya bir Vicomte olan yazarların isimlerine gözü kamaşa kamaşa bakardı. birer kuzu gibi yumuşak huylu. dilber Ferroniere ile Clemence İsaure. Aziz Louis ile meşesi. onun için. güftenin manasızlığını ve bestenin acemiliği arasında. yağız atını dörtnala sürerek gelecek beyaz sorguçlu süvariyi beklemekle geçiren uzun elbiseli şato hanımları gibi. Emma onların saten ciltlerini itina ile açarak. yarı kıvrıldıktan -sonra usulca öbür sayfaya kapanıverince meydana. sağında kaplanlar. bu da hayli zor bir işti. kemerine ipek kese takmış bir kızı kucaklayan kısa mantolu bir delikanlı veya. ufukta Tatarkârî minareler. Arkadaşlarından bazıları. yalnız altın kanatlı meleklerden. bunlar daha gölgede kalıyordu ve aralarında hiçbir ilişki yoktu. şairane iklimlerin manzaraları: hurma ağaçları. Hikayeler anlatır. eserlerinin altına imzalarını atan ve çoğu ya da bir Comte. dirsekleri taşa. solunda bir aslan. kalbinin derhal coşmasına yardım edemeyecek her şeyi lüzumsuz bulurdu. eski burçlarda yaşamayı hayal ederdi. Resimlerin üstünden titreye titreye üfleyerek kaldırdığı kağıt. O vakitler Marie Stuart'ı dindarcasına severdi. artık benzeri görülmeyen derecede erdemli. çamları bir arada gösteren. bütün günlerini. karanlık ormanlardan. kızlann şehirden ısmarladıkları öteberiyi alır. gönül endişelerinden. Kadınların bazıları. hissi bir kız olduğundan ve manzaralardan ziyade heyecanlar aradığından. yarı açık pencereden ay ışığını seyrederek hülyalara dalardı. Geçen yüzyılın birçok zendost şarkılarını ezbere bilir. hıçkırıklardan. Yaradılış itibariyle sanatkâr değil. öpüşlerden. tarihin uçsuz bucaksız karanlık semasında. silah odaları. Yunan külahları. gondollardan bahsederdi. Türk kılıçları. birer aslan gibi yiğit. şato şato dolaşan saz şairleri doldurdu. İşte böylece. daima önlüğünün cebinde taşıdığı ve iki iş arasında uzun uzun birkaç bölümünü birden okuduğu romanları. göz yaşlarından. kıvırcık saçlı İngiliz hanımları çıkardı.. tarihi vakalara merak sardı. can çekişen 54 MADAME BOVARY Bayard. yalnız bunlardan söz edilirdi. Bütün bun- . siyah örtüler içinde sedirlere oturmuş. bir balkon parmaklığı arkasından doğru uzanıp. hülyalarını artık hep hurçlar. her sayfada bir iki taneâi çatlatılan atlardan. mehtaplı gecelerde yüzen sandallardan. sevgiliden. birer kuyruklu yıldız gibi parlıyordu. beyazlar giymiş. Bazıları da. Hele sizler. karnını doyurup yukan. İhtilal zamanında malı mülkü mahvolmuş bir eski kibar aileye mensup olduğu için piskoposluktan himaye görür. yanaklarında bir damla göz yaşi. büyük bahçelerde dolaşırdı. Bunları gizlemek lazımdı ki. daha on beşinde. bunlar zararı dokunmaz şeyler sanılırdı ama. önde Romalılar tarafından kurulmuş bir şehrin harabeleri. Bâaralı'nın (IV'üncü Henri) çalımlı yiğitliği ve XlV'uncu Louis'yi öven resimli tabakaların hatırası da daima vardı ama. çardaklar altında. yemekhanede rahibelerin sofrasına alınır. Okula her ay gelip sekiz gün çamaşırhanede çalışan bir ihtiyar kız vardı. Meryem Ana'dan. ağaçlıklarda feryada gelen bülbülden. dikişini dikerken yavaş sesle onları söylerdi. O semada. Bu kitaplarda hep aşktan. Kahramanlıkları veya çektikleri acıyla isim bırakmış kadınlara gönlünde coşkun saygı hisleri beslerdi. Sonradan Walter Scott'u okudu.

uşaklara. vücudunu hor görüp ruhunun selametine çalışsın diye öğütler vermek hususunda o kadar cömert davranmışlardı ki. çağlayanın derinden gelen sesine karışan şarkısı dinlenir. gözünün önünden birer birer geçip bütün dünyayı anlatan bu resimleri seyrederdi. yaradılışına pek aykırı gelen sıkı düzene sinirlendiği gibi. niçin ona da nasip olmuyordu? MADAME BOVARY 57 . daha yeni eve döndüğü sıralarda. hazin ruhlu insanların hayallerinde özene bezene kurdukları hale. vaızlar vermek. bayağı kimselerin hiçbir zaman varamayacağı o hale. Kendini Lamartine'in şiirlerindeki dolambaçlı hislere bıraktı. yani durdu ye gemi. emir vermekten hoşlandı ama arası çok geçmedi. Hatta başrahibe. dik yollar ağır ağır çıkılır. böyle bir hamlede erebilmiş olduğuna içinden pek seviniyordu. kiliseyi çiçekleri. gelecek günler için hülyalar kurulur! Emma'ya öyle geliyordu ki. Charles'ın Bertaux'ya ilk geldiği zamanlarda. kız kendini. tam baş ucuna asılmış gaz lambasının ışığı altında. Mademoiselle Rouault'nun din duygusundan çok şeyler ummuş olan iyi kalpli rahibeler. şimdi de içinde yaşadığı bu sükûnun hayal ettiği saadet olabilmesini aklı bir türlü almıyordu. belki de o adamı görmekten duyduğu asabiyet. Annesi ölünce ilk günler hayli ağladı. villaların taraçalarında. düğünden sonraki günlerin en hoş tembellikler içinde geçtiği yerlere gitmek lazımdı! Posta arabalarında.MADAME BO.. bütün yapraklann dökülmesini. VII Bazen kendi kendine düşünür: «Hayatımın en güzel. gösterilen dikkat ve ihtimamlara onun artık uymadığını farkedince hayli hayret ettiler. köy hayatından tiksinir oldu ve manastır günlerini aradı. göğe çıkan bakireleri ve vadilerde insanlara uzun uzun sözler söyleyen Lemyezel'in sesini dinledi. yıldızlara bakarak. dağda keçilerin çanlarına. dünyadan çekilmek arzusu aşılamak. dinin anlaşılmadan inanılacak hakikatlerine de isyan etti.' birinin parmakları ötekinin parmaklarına dolaşmış. Rahibeler ona dua ettirmek. müziği hissi güfteleri. son zamanlarda cemaate karşı onun pek fazla saygısızlaştığına kaniydi. dişleri arasından kurtuldu. yanında da arkasına uzun yırtmaçlı siyah kadife ceket.. ancak bir toprağa mahsus ve başka yerde tutamayan fidanlar gibi. Heyecanlarına rağmen yine. kadın erkek baş başa. bir gün kendisinin de o mezara gömülmek istediğinden bahsetti. kız.. İsviçre şalelerinin balkonlarına dirseklerini dayamak. Onun bütün tadını çıkarmak için. artık bütün vehimlerden uyanmış. hissedilecek bir şeyi kalmamış insanlardan sayıyordu. göllerde çalınan harpları. Zavallı babası onu hasta sanıp görmeye geldi. o zajmana kadar şairane semaların parıltısı içinde uçan pembe tüylü bir kuş gibi gördüğü o harikulade ihtirası nihayet ele geçirdiğini sanmasına kâfi gelmişti. bütün can veren kuğuların şarkılarını. yatakhanenin sessizliğini ve geç kalmış bir arabanın uzak caddelerden koşup giderken çıkardığı sesi dinleyerek. balta girmemiş.saadet yetiştirmek de dünyada yalnız bazı memleketlere vergidir. Rahmetlinin saçlan ile yürekler parçalayacak bir tablo yaptırttı ve Bertaux'ya yolladığı. sonra akşam. solgun. içi hayat hakkında kederli düşüncelerle dolu mektupta. rahibeler onun gitmesine hiç de esef etmediler. dokuz gün perhizleri tutturmak. başına sivri bir şapka giymiş. adları kulağa bir şarkı gibi gelen memleketlere. edebiyatı ihtirasları coşturduğu için sevmiş olan bu genç kız ruhu. yahut bıkkınlığını İskoçya'da bir küçük kır evi içinde gizlemek. Emma.. hayatta öğrenilecek. velilerle din uğrunda ıstıraptan kaçmamışlara karşı sonsuz bir saygı duysun diye telkinlerde bulunmak. ancak gerçek şeylere eğilim göstermiş. Emma. hani şu balayı denilen zamanı işte bu!» derdi. Fakat yeni bir halin verdiği endişe. dizgini pek fazla çekilen bir at gibi hareket etti. Güneş batarken koylar kenarında limon ağaçlarının rayihası koklanır. Bundan iç sıkıntısı duymuyor değildi ama itiraf etmek istemedi. ayaklarına yumuşak çizmeler. fakat tertemiz bir orman ve güneşin dikine düşüp titrediği suyun çelik mavisi aynası üzerinde beyaz yırtıklar gibi gözüken kuğular.. arabacının. kolluklar takmış bir koca.VARY 55 ların etrafından da. alnında kınşık olmadığı gibi gönlünü de kedersiz bulunca şaşıp kaldı. Bunlar niçin. sonra vazgeçmeyi kibrine yedireme-yerek devam etti ve nihayet kendini sükûna kavuşmuş. hiç şüphesiz. önce alışkanlıkla. Babası gelip 56 MADAME BOVARY onu okuldan aldığı zaman. mavi ipek perdeler arkasında. Emma.

Belki' bütün bunları bir kimseye açmak isterdi. Fakat bulutlar gibi değişen, kasırga gibi
kararsız, dönüp dolaşan bir keyifsizlik nasıl anlatılır ki? Ne kelimeler dilinin ucuna geliyor, ne
fırsat ele geçiyor, ne de içinde cüret buluyordu.
Ama Charles isteseydi, sezseydi, bakışı bir kerecik olsun onun düşüncesini arasaydı, Emma'ya
öyle geliyordu ki, o zaman, olgun yemişlerin el değer değmez düştüğü gibi, kendinin de gönlü
coşuverecekti. Fakat birbirlerini tanıdıkça, aralarındaki teklifsizlik derinleştikçe, içinde, kendisini
kocasından uzaklaştıran bir soğukluk hissediyordu.
Charles'ın konuşması bir sokak kaldırımı gibi dümdüzdü, beylik fikirler oradan her zamanki
kıyafetleriyle geçer durur, ne bir heyecan veya bir gülüşe neden olur, ne de bir hülya
uyandırırdı. Charles, söylediğine göre, Rouen'de iken merak edip tiyatroya, Paris'H aktörleri
görmeye gitmemişti. Yüzmek, kılıç kullanmak, nişan almak gibi şeyleri bilmezdi; karısı bir gün
romanda gördüğü bir binicilik terimini sorunca, onun da ne olduğunu söyleyemedi.
Halbuki bir erkeğin her şeyi bilmesi, birçok sahalarda elinden iş gelmesi, kadına ihtirasın
kudretlerini, zarafet içinde yaşamayı, bütün sırların inceliklerini öğretmesi lazım değil mi?
Bunun ise bir şey öğrettiği, bir şey bildiği, hayatta bir şey istediği yoktu ki! Karısını mutlu
sanıyordu: karısı da ona bu kökleşmiş sükûnu, bu tasasız ağırlığı, ona* kendisinin verdiği
saadet yüzünden garez kesilmişti.
Emma bazen resim yapardı; orada ayakta durup onun kartonu üzerine eğilmesini, yaptığı işi
daha iyi görmek için gözlerini kırpmasını veya parmaklarında ekmek içi yuvarlamasını
seyretmek Charles için büyük bir eğlenceydi. Piyano çalarken de, onun parmakları ne kadar
hızlı giderse Charles o kadar hayran olurdu. Emma tuşlara yukarıdan doğru şiddetle vurur ve
bir baştan bir başa, hiç durmadan, bütün klavyeyi dolaşırdı. Telleri uğuldayan köhne çalgı,
böyle sarsılınca, pencere açıksa sesi köyün öbür ucundan duyulur, caddeden başı açık,
ayaklarında terliklerle geçen icra memuru kâtibi .elinde kağıdı durup dinlerdi.
' Emma diğer yandan evini idare etmesini de bilirdi. Hastalara, güzel cümlelerle yazılmış ve hiç
de fatura kokusu olmayan mektuplarla hesaplarını gönderirdi. Pazar günleri sof58
MADAME BOVARY
rada bir misafir varsa, aynabakar eriklerini bağ yaprakları üzerine ehram gibi dizmesini, reçel
hokkalarını olduğu gibi tabağa devirmesini bilirdi; hatta sofraya, el ağız yıkamak için billur
fincanlar almaktan bile bahsediyordu. Bütün bunlar Bovary'nin saygı görmesine yarardı.
Böyle bir karısı olduğu için Charles'm kendi kendine de saygısı artıyordu. Onun kurşunkalemle
çizdiği iki resmi, gayet geniş çerçeveler yaptırıp, uzun, yeşil kaytanla salonun duvarına asmıştı;
bunları gösterirken göğsü kabarırdı. Pazar günü kilise dönüşü evinin önünden geçenler, onu,
ayaklarında işlemeli cici terlikleri, kapısının önünde oturduğunu görürlerdi.
Geç.vakit, saat onda, bazen gece yarısı eve dönerdi. Yiyecek ister ve hizmetçi kadm yatmış
olduğu için kendisine karısı hizmet ederdi. Sofrada daha rahat olur diye arkasından redingotunu
çıkarırdı. O gün kimleri gördüğünü, hangi köylere gittiğini, yazdığı reçeteleri birer birer anlatır
ve kendi kendinden memnun, kalan yahniyi bitirir, peynir doğrar, bir elma yer, sürahideki
şarabın hepsini içer, sonra gidip yatağına girer, sırt üstü yatar horlardı.
Uzun zaman geceleri pazen takke giydiği için, şimdi başına sardığı mendil kulaklarından
kayıyordu; bunun içindir ki, sabahleyin saçları darmadağın yüzüne gözüne dökülürdü; gece
yastığın bağları çözüldüğünden, saçlarının arasına beyaz kuş tüyleri karıştığı da olurdu. Daima
koca koca çizmeler giyerdi; topuğun üstüne gelen kısımda, ayak bileklerine doğru iki kalın
kıvrım bulunur, konçları da sanki birer tahta bacağa geçirilmiş gibi dümdüz dururdu. Charles,
«köy için böylesinin de pekâlâ olduğunu» söylerdi.
Bu tutumluluğunu annesi de pek beğenirdi; ihtiyar Madame Bovary, evinde sertçe bir fırtına
koptu mu, yine eskisi gibi oğlunu görmeye gelirdi, ama gelinine bir hıncı var gibiydi. Onun
«gidişini, para vaziyetlerine kıyasla aşırı» buluyordu; odun, şeker, mum «büyük konaklardaki
gibi çarçur ediliyordu»; mutfakta yakılan kömür ise, yirmi beş tencere kaynatmaya yeterdi!
Gelinin çamaşırlarını dolaplara yerleştirir ve ona, eti getirdiği zaman kasabı kolaçan etmeyi
öğretirdi. Emma bu dersleri dinler, Madame Bovary de bu hususta cömertlik gösterirdi; bütün
gün, dudaklarını hafif hafif büzerek biri, «Kızım», öteki
MADAME BOVARY
59
«Hanım anne» der ve ikisi de, öfkeden titreyen bir sesle, bir-birbirlerine iltifatlar yağdırırlardı.

Madame Dubuc'un zamanında, yaşlı kadm en çok kendisinin sevildiğini hissederdi; fakat şimdi,
Charles'm Emma'ya sevgisini gördükçe buna, artık kendi şefkatinden kaçılıyormuş, haklarına
tecavüz ediliyormuş gibi manalar veriyordu; varını yoğunu kaybetmiş bir adam, bir zamanlar
kendinin olan evde masanın başına oturanlara camlar ardından nasıl bakarsa, o da oğlunun
saadetini öyle hüzünlü bir sükûtla seyrediyordu. Ona, geçmiş günlerin yadigârı diye, kendi
çektiği ıstırapları, katlandığı fedakârlıkları hatırlatır ve bunları Emma'nın aldırışsızlığı ile
karşılaştırarak oğlunun, her sevgiyi unutup yalnız ona tapmasının akıl kârı olmadığı neticesine
varırdı.
Charles ne diyeceğini bilemezdi; annesini sayar, karısını da son derece severdi; birinin
düşüncesinde, görüşlerinde yanıl-madığma kaniydi, ama ötekini de kusursuz buluyordu.
Madame Bovary köyüne döndükten sonra Charles, annesinden işittiği tenkitlerin en
ehemmiyetsizlerinden, bir ikisini, ondan duyduğu sözlerle, çekine çekine tekrara kalkardı ama
Emma, yanıldığını bir kelime ile ispat edip onu hastalarının yanına savardı.
Emma, doğruluğuna inandığı birtakım kuramlara uymak için, kocasına âşık olmaya çalıştı.
Mehtaplı geceler bahçede, ez-berindeki bütün ateşli şiirleri ona okur veya içini çekerek, ağır,
hüzünlü şarkılar söylerdi; fakat kendisini yine önceki gibi sakin bulur, bunların Charles'a fazla
bir sevda, bir parça heyecan olsun veremediğini gprürdü.
Böylece, bir zaman kalbine ateş vermeye çalışıp bir kıvılcım koparamayınca, zaten
hissetmediğini anlamaktan olduğu kadar, kendilerini alışılmış şekillerde göstermeyen şeylere de
inanmaktan âciz olan bu kadın, Charles'ın ihtirasında artık aşırı bir şey kalmadığına kolayca
inamverdi.
Köcasınfh muhabbet hisleri göstermesi artık bir düzene girmişti; hangi saatler kucaklayıp
öpeceği belliydi. Bu da âdetler içinde bir âdet, yemeğin yeknesaklığından sonra beklenilen bir
soğukluk veya bir tatlı gibi bir şey olmuştu.
«Efendi»nin ciğer iltihabından iyileştirdiği bir korucu, «Hanım'a» bir küçük İtalyan tazısı hediye
etmişti; Emma gezmeye çıktığı zaman onu da yanma alırdı; çünkü artık yalnız
60
MADAME BOVARY
kalmak, gözlerinin önünde o hiç değişmeyen bahçe ile tozlu yolun manzarasından kurtulmak
için bazen gezmeye çıktığı oluyordu.
Banneville'in akgürgen korusuna kadar, duvarın tarlalar tarafındaki ucundan, artık içinde
kimsenin oturmadığı köşkün yanına kadar giderdi. Kapısının önündeki hendekte, otlar arasında,
yaprakları keskin uzun sazlar vardı.
Önce etrafına- bir göz gezdirir, geçen gelişinden beri bir şey değişmiş mi diye bakardı.
Yüksükotlarını, sarı şebboyları, iri çakılların etrafını çeviren ısırgan kümelerini, her zaman kapalı
duran ve paslı demir çubukları çürüyüp- parça parça dökülen pancurlarıyle üç pencereyi boylu
boyunca kaplayan yosunu, her şeyi yerli yerinde bulurdu. Kırda koşup daireler çizen, sarı
kelebeklere havlayan, bir buğday tarlası kenarında gelincikleri ısırarak sivri sıçanlar avlayan
tazısı gibi fikri de, bir zaman, oradan oraya dolaşırdı. Düşünceleri sonra yavaş yavaş bir
noktaya takılır, çimene oturmuş, şemsiyesi ile otları karıştıran Emma, içinden: «Yarabbi ne
yaptım da evlendim?» diye tekrar eder dururdu.
Talih başka türlü cilve edip onun karşısına başka bir kısmet çıkaramaz mıydı? O
gerçekleşmemiş olaylar, o bambaşka hayat, o tanımadığı erkek acaba nasıl şeyler olurdu?
Emma bunları düşünür, bunları göz önüne getirmeye çalışırdı. Bütün erkekler Charles gibi
olmaz ya! Öbür koca, önüne çıkamayan o kısmet, güzel, sohbeti hoş, kibar, cazibeli bir adam
olabilirdi; rahibeler okulundaki eski arkadaşları şüphesiz öylelerine varmışlardı. Acaba o kızlar
şimdi ne yapıyorlardı? Şehirde, sokakların gürültüsü, tiyatroların uğultusu, baloların ışıkları
içinde elbette ki, gönüle ferahlık veren; hisleri geliştiren bir hayat sürüyorlardı. Oysa kendisinin
hayatı, penceresi kuzeye açılan bir tavan arası odası gibi soğuktu; iç sıkıntısı, o sessiz örümcek,
karanlıkta gönlünün her tarafına ağını kuruyordu. Ödül dağıtımı günlerini, kazandığı taçları
almak için hocaların oturduğu yüksek yere doğru çıktığı günleri hatırlıyordu. Örgülü saçları,
beyaz elbisesi, üstü açık kara mandola iskarpinleri ile ne şirin bir hali vardı! Yerine dönerken
beyler eğilip onu tebrik ederlerdi; okulun avlusu o günler araba ile dolar, bunlar giderken
kapılarından çıkan eller ona veda işaretleri gönderir, elinde keman
MADAME BOVARY
61

kutusu ile müzik hocası selam vererek geçerdi. O günler ne kadar, ne kadar uzaktı!
Emma, Djali'yi yanına çağırır, dizlerinin arasına alır, parmaklarını onun ince, uzun tüyleri
arasında gezdirerek:
— Sen gam, tasa nedir bilmezsin; öp bakalım hanımını! derdi.
Sonra, ağır ağır esneyen bu endamlı hayvanın gamlı yüzüne bakıp içlenir, onu kendisiyle
mukayese ederek, teselli edilen kederli biriymiş gibi yüksek sesle onunla konuşurdu.
Bazen bir rüzgâr çıkar, denizden meltemler eser ve bir hamlede bütün Pays de Caux yaylasını
kaplayıp tarlaların en uzaklarına kadar tuzlu bir serinlik serperdi. Yerde sazlardan bir ıslık
kopar, kayın ağaçlarının yapraklan ani bir ürperişle hışırdar, tepeleri de durmadan sallanarak
uğuldar dururdu. Emma atkısına sıkı sıkı bürünür kalkardı.
Ağaçlı yolda, dallardan 'süzülüp serilen yeşil ışığın aydınlattığı kısacık yosunlar, Emma'nın
ayakları altında çıtır çıtır bir ses çıkarırdı. Güneş batar; dalların arasından gözüken gök kızarır;
dümdüz sıralanmış ağaçların hep birbirine benzeyen gövdeleri, yaldızlı bir zemin üzerinde
beliren bir dizi kara sütunu andırırdı. Emma'nın içine bir korku düşerdi; Djali'yi çağırır, hemen
caddeden Tostes'a döner, bir koltuğa yığılır ve bütün akşam bir söz bile söylemezdi.
Fakat eylülün sonuna doğru, yaşantısında olağanüstü bir şey oldu; Vaubeyssard'a, Marquis
d'Andervilliers'lere davet olundu.
Restauration devrinde nazırlık etmiş olan Marquis, siyaset âlemine dönmeye niyet etmiş,
mebusluğa adaylığını bir an evvel hazırlamaya başlamıştı. Kışın fakir fukaraya odun dağıttırır;
seçim dairesi meclisinde, vilayete yeni yollar yapılması için ateşli nutuklar söylerdi. Sıcağın en
şiddetli günlerinde, ağzında bir cerahat 'kesesi toplanmış ve bundan, Charles'ın tam zamanında
vurduğu bir neşterle, âdeta mucize kabilinden kurtulmuştu. Bu ameliyatın ücretini vermek için
Tostes'a giden kâhya, akşam dönünce Marquis'ye, hekimin bahçesinde iri iri kirazlar gördüğünü
anlattı. Vaubeyssard'da ise iyi kiraz yetişmezdi; M. le Marquis, Bovary'den birkaç çelik istetti,
bunlar için bizzat gidip teşekkür etmeyi kendine borç bildi. Emma'yı gördü, boyunu poşunu,
köylü kadınlarınkine hiç de benzemeyen selam vermesini beğendi; o kadar ki, genç karı kocayı
köş62
MADAME BOVARY
ke davet etmenin aşırı bir alçakgönüllülük olmayacağına kanaat getirdi. Hem bu, herhalde işine
de yarayabilirdi.
Bir çarşamba günü saat üçte, Monsieur ve Madame Bovary, arabalarına binip Vaubeyssard
yolunu tuttular. Arabanın arkasına bir koca sandık bağlanmış, çamurluğun önüne de bir şapka
kutusu yerleştirilmişti. Bundan başka, Charles'ın dizleri arasında da bir kutu vardı.
Şatoya sular kararırken, bahçede yol göstermek için fenerler yakıldığı saatte vardılar.
VIII
Yeni - Zaman işi olan İtalyan tarzındaki şato, çıkıntılı iki kanadı ve üç taş merdiveni ile,
üzerinde birkaç inek otlayan koca bir çimenliğin eteğinde, öbek öbek uzun ağaç kümeleri
arasına yayılmıştı; kumlu, kıvrılan yolun üzerinde de, katmerli zakkum, yabani yasemin ve
kartopu fidanları irili ufaklı yeşil kubbeler meydana getiriyordu. Bir köprü altından bir ırmak
geçiyordu; hafif meyilli, üstleri korularla kaplı iki küçük tepenin çevrelediği çayıra serpilmiş,
saman örtülü binalar, akşam karanlığında hayal meyal seziliyordu; arka tarafta, sık ağaçlıklar
arasında, karşı karşıya sıralanmış arabalıklarla ahırlar vardı ki, bunlar yıkılan eski şatodan
kalmıştı.
Charles'ın arabası orta merdivenin önünde durdu, hemen uşaklar çıktı; Marquis de geldi,
hekimin karısını koluna aldı ve hep birden avluya girdiler.
Burası mermer döşeli, gayet yüksek bir yerdi; ayak patır-dıları, konuşulan sözler orada, bir
kilisedeymiş gibi akisler uyandırırdı. Tam karşıda düz bir merdiven vardı; sol tarafta, bahçeye
bakan bir koridordan geçilip gidilen bilardo salonunda, fildişi yuvarlakların birbirine çarpıp
çıkardığı ses, ta kapıdan duyuluyordu. Emma, salona girmek için o koridordan geçerken
masanın etrafında, yüzleri vekarlı, gerdanları yüksek yakalar üstüne oturtulmuş, hepsi de
rütbeli nişanlı, istekaları dürterken sessiz sessiz gülümseyen adamlar gördü. Duvarın koyu
tahta kaplaması üzerine asılmış yaldızlı büyük çerçevelerin altlarında, siyah harflerle yazılmış
isimler vardı. Emma bunlardan birini okudu: «Jean-Antoine d'Andervilliers d' Yverbonville,
MADAME BOVARY
63

Sonra hanımlar. geniş odayı dalga dalga saran gölgeyi giderememişti. yemek odasında küçük sofraya oturdular. kaşığının bir değmesi ile. ipek çoraplı. dolu tabağına doğru eğilmiş. şöminenin etrafında hanımlarla konuşuyorlardı. âdeta kutsi bir şeymiş gibi bakıyordu. piskopos başlığı biçimi konmuş peçetelerin iki katı arasına birer beyzi francala yerleştirilmişti. hazır kesilmiş yemekleri misafirlerin omuzları arasında dolaştırıyor ve herkesin beğendiği parçayı. kırmızı elbiselerin pudra dökülmüş omzu üzerine yayılan perukalar veya etli. mesela u. Şamdanlar-daki mumlar. sofranın boyunca çiçek demetleri konmuş. içeri girince. Sofranın ta üst başında. bu. baloya hazırlanmak için. bir hâkim p*W 64 MADAME BOVARY gibi vakarlı maltre d'hötel. iyi cins çamaşır. 29 mayıs 1692'de Hougue-Saint -Vaast savaşında yaralanıp 23 ocak 1693'de Vaubyessard'da ölmüştür. o sarkık dudaklı ihtiyara ikide bir gözlerini çevirmekten kendini alamıyor ve ona harikulade. o akşam başına sadece bir dantel örtü örtmüş. parmağı ile işaret ettiği yemekleri. bu insan dolu salona hareketsiz bakıyordu. kendini sıcak bir havanın sardığını hissetti. servetinin altından girip üstünden çıkmış ve bütün ailesinin gözünü korkutmuştu. Madem Bovary.» Birini daha okudu: «Jean-Antoine -Henry-Guy d'Andervilliers de la Vaubyessard. dumanlan tütüyordu. çiçek. Kraliçe Marie-Antoiriette'in âşığı olduğu da söylenirdi. Erkekler avluya kurulan büyük sofraya. beyaz boyunbağı. barej elbisesini karyolaya yayıp öyle başından geçirdi. burnu kemerli. Ömründe ne nar görmüş. gömleği işlemeli.Vaubyessard Comte'u ve Fresnaya baron'u. kraliçelerin koynuna girmişti! Buzlu şampanya getirdiler. kadın kaçırmalarla dolu bir sefahat hayatı sürmüş. çünkü bilardonun yeşil çuhası üzerine indirilmiş lambaların ışığı. sahneye ilk defa çıkan bir aktris özeni ile giyinip kuşandı. kısa külotlu. Saat yedide yemeğe çağınldılar. göğülerine çiçek takmış beyler. Emma: — Dans mı diyorsun? diye sordu. omuzları güzel. Toz şekerini bile. ancak cilanın çatlaklarına değince ince hatlar teşkil edebiliyordu. Emma. başka yerlerdekinden daha beyaz buldu.uk bir alın. parçalanıyor. Sandalyesinin arkasında bir uşak duruyor ve onun kekeleyerek. ağzında o soğuğu hissedince. tabağa aktarıveriyordu. bütün tenini bir ürperme kapladı. ajurlu sepetlerde iri iri yemişler kat kat yükseliyordu. insana bakan bir çift göz. siyah çerçevelerdeki resimlerin yalnız açık renk boya vurulmuş kısımları. Fransa amirali ve Saint-Michel nişanı chevalier'si. onlardan azlık olan kadınlar ise. donuk bir buğu kaplamış kesme billur kadehlerin pırıltıları birbirine aksediyordu. hanımlardan biri (Konağın hanımefendisi) ayağa kalkıp Emma'yı karşıladı. Marquis ve Marquise ile beraber. berberin öğütlerine göre düzeltti. ve bütün o yaldızlı. Emma. hanımlardan birkaçı eldivenlerini bardaklara sürmediklerine dikkat etti. de Lauzun'den önce. ne de ananas yemişti. sarayda yaşamış. yuvarlak bir baldırın yukarısında bir dizbağı tokası görülüyordu. kulağına eğilip bağırıyordu. çenesine kadar tüllere bürünmüş bir kadın heykeli. — Öyle ya! MADAME BOVARY . Emma. Düellolar. bir çocuk gibi peçesini arkadan bağlatmış ağzından salçaları akıta akıta yemek yiyen bir ihtiyar oturuyordu. Bakır çemberli bir çini sobanın üzerinde. vaktiyle Vaudreuil'de.. odalarına çıktılar. Gözleri çapak çapak olan bu adam. Işık. ağır ağır. Marquis' nin kayınbabası Due de Laverdiere'di. İstakozların kırmızı kırmızı bacakları tabaklardan dışarı çıkıyor. düzenli bir sesle konuşan bir kadındı. bütün o kadınlar içinde yapayalnız. bıldırcınların tüyleri üzerindeydi. — Dans ederken supyelerim rahatsız edecek. O. geniş kenarlı tabakların içine. Marquis de Conflans'ın şatosunda ava çıktığı zamanlar. et ve kuzu mantarı kokularının birbirine karışmasından oluşan bir şeydi. Yanında. 20 ekim 1587'de Coutras çenginde ölmüştür.. dedi. iki kişilik bir kanepeye yanına oturttu ve sanki çoktan ahbabıymış gibi onunla dostça konuşmaya başladı. uzun arkalıklı bir iskemlede sarışın bir taze oturuyordu. M. de Coigny'den sonra ve M. Emma.» Sonrakiler pek iyi seçilemiyordu. gümüş yemiş kâseleri üzerine alevler uzatıyordu. Charles'ın pantolonu göbeğini sıkıyordu. bunun ucunu çapraz-vari arkasına atmıştı. Marquis kapıyı açtı. Kırk sularında. Comte d'Artois'nın en candan ahbabıydı. ufki levhaları kaplayan karanlığı biraz hafifletiyor. bahse girişmeler. Saçlarını.

kâh ayrılıyorlardı. enseden burulmuş saçlara. pırlantah broşlar. İlgisiz bakışlarında. Yüzlerinde zenginliğin rengi: hani şu porselenlerin uçukluğu. taç biçimi. Ceneviz güllerini. anlamadığı kelimelerle dolu bir konuşmayı dinliyordu. nazik. ortalık biraz boşaldı. bilekleri sıkan beyaz eldivenlerin altında. Oturan kadınlar sırasında renk renk yelpazeler sallanıyor. lacivertler giyinmiş bir bey. kumaşı her-kesinkinden daha yumuşak gibi gözüküyordu. Castellamare'yi. — Bırak. sonra yine grup grup ayakta konuşan' beyler. Dans edenler arasına dağılmış veya kapı önlerinde durup konuşan. Boyunları. altın tıpalı şişeler dolaşıyordu. kendilerini kalabalıktan ayıran bir halleri vardı. orkestranın ahengine uyup sallanarak öne doğru kayar gibi gidiyor. Kadının kara gözleri daha karalaşmış gibiydi. cins atlan idare etmek. Önden kâkül kâkül kesilmiş. günü gününe tatmin edilmiş ihtirasların sükûnu görülüyordu. nar çiçekleri. Saint-Pierre kilisesi sütunlarının iriliğini. Elbiseleri herkesinkinden daha iyi dikilmiş. çıplak kollarda şıngırdıyordu. içeride kumar masasının üzerine atılan altınların şıkırtısı duyuluyor. başaklar veya peygamber çiçekleri takılmıştı. yaseminler. satenlerin hareleri. kıyafet veya çehre farkları ne olursa olsun. sonra bütün çalgılar birden başlıMB 5 ' 66 MAUAMtBUVAKİ yor. üstümü buruşturacaksın. ellerinde büyük tepsiler gezdiren formalı uşaklarla doldu. Ayaklar yine tempoya uyuyor. Fakat az sonra heyecanı geçti. göğüslerde parlıyor. madalyonlu bilezikler buluzlar-da titriyor. dudaklarını. en genci yirmi beş. bir aşağı. Kontrdans bitince.65 — Sen deli mi oldun? Herkesi kendine güldürürsün. iki şamdan arasında görüyordu. Emma'dan üç adım ötede. pistonlu kornenin sesi tiz perdeden yükseliyordu. koşmamak için kendini zor tutuyordu. alçak -yakalar içinde rahat rahat hareket ediyordu. Emma hemen merdivenden indi. dans edenler kâh el ele tutuşup. yapraklarının ucundaki yapma su damlaları ile. hepsi aynı ailedenmiş gibi. İtalya'dan bahsediyor. herkes birbirini itiyordu. tatlı bir koku çıkaran mendillerine siliyorlardı. Emma'nın hazır olmasını bekliyordu. Charles sustu. Onu arkadan.beklerken Emma'nın yüreği biraz çarptı. Coliseum'un mehtabını methediyorlardı. somurta somurta bakıyorlardı. başlarına sarık gibi kırmızı örtüler sarmış. yeşil yapraklarla süslü üç gül buketi takmıştı. lacivert bir parıltı saçıyordu. tırnakların şekli bile belli olan ellerde. Sonra: — Zaten. Dantel süsler. Kadriller başlamıştı Davetliler geliyor. Charles gelip onu omzundan öptü. Bir hafta önce Miss Arabelle ile Romuljus'u mağlup etmiş ve İngiltere'de bir hendek . bir yukarı dolaşıyor. Emma'nın dudaklarında bir tebessüm beliriyordu. İhtiyarlamaya yüz tutanlarda bir genç hali. güzel eşyanın cilası ile bir kat daha göze çarpan ve çok lezzetli yemeklerden bile ölçülü yemek sayesinde sağlığın korunduğunu gösteren o beyaz renk vardı. yumuşak tavırları arasında. en ihtiyarı kırkında birkaç kişi (on beş kadar) vardı ki bunların yaş. sevda çiçekleri. şakaklarına doğru kıvrılan saçlarına sürdükleri pomatlar bile herkesin kullandığından daha iyi gibiydi. Uslu uslu yerlerinde oturan anneler. Emma kapının yanına bir uzun kanepeye ilişti. Bazen öbür çalgılar susup da tek başına çalan kemancının bir inceliği oldu mu. öteki kulağı ile de. aynada. inciden mücevherle süslenmiş uçuk benizli bir taze ile konuşuyordu. Açık safran rengi elbisesine. boynunu hafif sallıyordu. Bir keman ezgisi ve boru sesleri duyuldu. Parmaklarının ucu kavalyesinin elinde sıraya girmiş. gençlerinde ise bir olgunluk vardı. üzerine iri markalar işlenmiş. Kulaklarına doğru hafif hafif kabaran saçları. bir an önce önünüzde eğilen gözler bir an sonra yine gözlerinizin içine bakıyordu. Vesuve'ü. çiçek demetleri yüzlerin gülümsemesini yarı örtüyor. dedi.. Otur oturduğun yerde. Emma. topuzuna iliştirdiği gül. Cassines'i. dans etmek için yayın ilk vuruşunu. hekim kısmına yaraşmaz. salkım salkım veya dal dal. oynak bir sap üstünde titriyordu. aşüftelerle düşüp kalkmak gibi kuvveti işleten ve gurura bir eğlence olan yarı kolay işlerin verdiği o bir nevi sertlik de beliriyordu. eteklikler kabarıp birbirine değiyor. Tivoli'yi.

her şey. kadın bir baş işareti ile teşekkür edip elindeki çiçek demetini koklamaya1 başladı. Hanım: — Yelpazem şu kanepenin arkasına düştü. eşya. Bilardo salonuna üşüşüldü. yelpazeyi alıp saygıyla hanıma uzattı. Hep onlara bakıyorlardı. sıralarda oturanlar azaldı. ikisi de bir geçiyor. Gece kapkaranlıktı. sonra geceler. Balonun havası ağırlaşmış. Bir uşak iskemleye çıkıp iki cam MADAME BOVARY 67 kırdı. vals etmesini biliyordu! Öbür dans edenlerin hepsini yordular. Sonra yine dönerek. başını bir an erkeğin göğsüne dayadı. balonun dışında ise ancak gölge. Yağmur serpeliyordu. pencereyi açıp dayandı. Yanında bir hanım elinden yelpazesini düşürdü. Kadının vücudu dimdik. Sabahın üçünde kotiyon başladı. ayağından çizmelerini »çıkarınca ferahlayıp bir. çamurlu havuzu. etrafla68 MADAME BOVARY nnda her şey. O kadın Emma gibi değil. çenesi eğik. fenerlerin ışığının karanlıkta kayıp gittiği görülüyordu. Kadın orada. salonun ortasında iskemlede oturan bir hanımın önüne üç erkek. kaşığı dişleri arasında. Durdu. maraskinolu dondurma yiyordu. sonra yine dönüyorlardı. görürsünüz. birazdan bırakıp gitmeye mecbur olacağı bu tantanalı hayatın vehmini bir parça daha uzatmak istedi. şimdi geçirdiği saatin göz alan parıltıları arasmda siliniyor ve Emma âdeta onu yaşamış olduğundan şüphe ediyordu. göğsü gergin. Emma omzuna bir atkı aldı. daha doğrusu sabahlar hayrolsun denilip şatonun misafirleri odalarına çekildiler. başka her şeyi kaplayan bir karanlık vardı. lambalar kararmaya başlamıştı. eli belinde. süthanede parmağını daldırıp süt çanaklarının kaymağını aldığı eski hali. Oyun masasının başında beş saat dikilip hiçbir şey anlamadan whist seyretmişti. gözleri yarı" kapalı. az kalsın düşüverecekti. Kapıların yanından geçerken Emma'nm etekliği kalkıp erkeğin pantolonuna dolanıyor. Muslin perdenin bir kenarım kaldırıp bakılınca. muska gibi bükülmüş beyaz bir şey attığını gördü. Mademoiselle d'Andervilliers ile Marquise de dahil olduğu halde herkes valse kalkmıştı. «oh!» dedi. balık suyuna çorbalar. ikisinin bacakları birbirine karışıyordu. diz çökmüşlerdi. gözka-paklannı serinleten nemli havayı derin derin içine çekti. kolunu uzattı. Kanepelerde. Balonun müziği hâlâ kulaklarında uğulduyordu. Kadın Vicomte'u seçti ve keman yeniden başladı. lütfen alır mısınız? dedi. heyecanından nefes alamaz bir halde. Vi-comte onu daha seri bir hareketle sürükleyerek beraberce dehlizin ta öbür ucuna götürdü. Bir müddet daha sohbet edildi. Vi-cömte'un gözleri Emma'ya eğiliyor. fakat bu sefer yavaş yavaş. te-rafında dondurulmuş et suyu titreyen tabaklarda türlü türlü sövüşler yenildi. dedi. Gece yemeğinde şişe şişe İspanya ve Rhin şarapları açıldı. Bir bey geçiyordu. Emma. valse davet için. Emma. Gözlerini tekrar açtığı zaman baktı. oyun için kalan birkaç kişi daha vardı. mil üzerine konulmuş bir daire gibi dönüyordu. çalgıcılar parmaklarının ucunu dillerine değdire değdire serinletiyorlardı. elma ağaçları altında mintanıyle dolaşan babasını. kendi kendini de görür gibi oldu. pekâlâ olur. Sol elinde. Dönüyorlardı. Çiftliği. altın suyuna batmış gümüş bir fincan tutuyor. ' . subyeler içildi.atlayarak iki bin altın kazanmış bir deikanlının etrafını almışlardı. gece şatoda yatacak on iki» kadar misafirden başka kimse kalmamıştı. Charles. yer. Ağır ağır başlayıp sonra hızlandılar. Emma ayılır gibi duvara dayandı ve eli ile gözlerini kapadı. bir başkası da atının adını anlaşılmaz bir hale sokan dizgi yanlışlarından yakınıyorlardı. uyumamak. semiren koşu atlarından. arkası bir kanepteye dayalı. sonra arabalar birbiri arkasından gitmeye başladılar. erkek hep aynı vaziyette. Fakat vals edenlerden biri. yarı uyumuştu. lambalar. Emma vals etmeyi bilmezdi. Bey eğildi. bunların gürültüsünü duyunca Madame Bovary başını çevirdi ve pencereye dayanmış bakan köylü suratları gördü. Vicomte onu yerine getirdi. pudding â la Trafalgar. Charles tırabzana asılarak çıkıyor. Şimdi balodaydı. O zaman Bertaux'yu hatırladı. Biri. duvarların tahta kaplamaları.-onun şapkası içine genç hanımın. ağzı önde. Bey. —gayet açık yeleği göğsüne yapışık gibi duran bu adama teklifsizce Vicomte deniliyordu— bir ikinci defa gelip Madame Bovary'yi kaldırmak istedi ve: — Ben sizi idare ederim. bütün vücudunu bir uyuşukluk sardı. «sanki bacakları vücuduna girecek gibi» olduğunu söylüyordu. Fakat eski hayatının o zamana kadar berrak kalan hatırası. Emma gözlerini kaldırıp ona bakıyordu.

dedi. Charles. ahırları gezdirmeye götürdü. Charles. uyuyan Charles'a sokuldu. ortası bir konak arabası gibi armalı bir tabakaydı. Emma onlardan birini Vicomte'e benzetti. Charles keyifle ellerini uğuşturarak: — İnsanın. sessiz sessiz oturmuş. koşup tulumbadan bir bardak soğuk su içti. kat kat ehramlar meydana getiriyordu. kanepenin bir ucuna ilişmiş. MADAME BOVARY 69 Fakat soğuk ta içine işlemiş. — Elbette! Kim karışırmış ki? Sonra odaları hazırlanırken oturup mutfakta ısındılar. ağızlarına kadar dolu yılan yuvaları gibi. Sepet biçimi yemliklerin üzerine çini levhalar asılmış. Charles. Vaktiyle karısı ölüp de yanlız.. Ortada müteharrik iki sütun üzerine araba koşumları yığılmış. tavana asılmış saksılar altında diken diken tüylü tuhaf bitkiler. Charles sigarasını içmeye başladı. Nihayet: — Sen onu gerçekten mi kovdun? diye sordu. kenarlarından birbirine sarılmış uzun yeşil lifler sarkan. hayatlarına girmek. bir salon parkesi gibi parlıyordu. akşam yemeğinden sonra içerim. bir yere benzemez! Nastasie'nin ağlaması duyuluyordu. kenarı yeşil ipekli. Emma: — Çıkın dışarı. burada. yanından damak şaklatarak geçilince. dedi. Sofrada ancak on dakika kalındı. evi başka şey. arabayı sürüyor. kırbaçlar. Emma hafifseyen bir tavırla: — Rahatsız olacaksın. Emma tabakayı alıp hemen dolabın ta dibine atı-verdi. dedi. Ta uçta. arabanın arkasına • bağlanmış olan kutu da boyuna küt küt vuruyordu. tekerleklerin dönmesini seyrediyordu. paketler yerleştirildi. önlerinden.Ortalık ağardı. küçük beygir de kendine pek geniş gelen oklar arasında tırıs tırıs gidiyordu. evin içinde kollan böğründe kaldığı zaman ona Nastasie can yoldaşlığı etmişti. özengiler. Arabayı merdiven başına getirdiler. koşumları son bir defa gözden geçirirken yerde. bir fırsat düşerse. Emma. seyislerin birinden arabasını koşmasını rica etti. Emma şatonun pencerelerine uzun uzun baktı. dedi. Soyunup yatağa girdi. Emma: — Sen tütün içer misin? diye sordu. büzüldü. Marquis. Charles o kızcağızı biraz severdi. Gevşek dizginler sağrıya çarpıp ter köpüklerine bulanıyor. ilk müşterisi o kız olmuştu. o hayata karışmak istiyordu. kopan çeki kayışını iple bağlayı-vermek için durmak lazım geldi. Nastasie terbiyesizce karşılık verdi. o gece gördüklerinden her birinin hangi odada yattığını keşfetmeye çalıştı. Hayvanlardan her biri. dakikada bir tükürerek) her nefeste bir kere geri çekilerek içiyordu. tabakayı cebine koyup hayvanı kamçıladı. francala artıklarını topladı ve hep bir arada limonluğa gittiler. . Charles. fıskiyeli havuzdaki kuğulara atmak üzere. Dudaklarını uzatarak. — İçinde iki puro sigarası da var. Onların nasıl yaşadıklarını bilmek. atların adları kara harflerle yazılmıştı. tırıs veya dörtnala giden. arkasına dönüp baktı. Thibourville tepelerine henüz varmışlardı ki. ağızlarında puro sigaraları. üstü örtülü portakal bahçesinden konağın kahve ocağına (uşakların oturduğu yer) geçilirdi. bu. siz haddinizi bilmiyorsunuz. Bir çeyrek fersah ötede. Sabah kahvaltısında hayli adam vardj. kollan iki yana doğru açık. genç kadın eğlensin diye. kimi çıkan başların hareketinden başka bir şey göremedi. birkaç atlı gülüşerek geçtiler. — Ara sıra. gemler. gem sulukları duvar boyunca dizilmişti. sizi kovuyorum! Yemekte soğanlı çorba ile kuzu kulaklı dana eti vardı. Eve geldikleri zaman akşam yemeği daha hazır değildi. likör çıkarılmamasına hekim hayli şaştı. Koşumluğun döşeme tahtası. 70 MADAME BOVARY hayvanın bacakları arasında bir şey görüp aldı. Madame öfkelendi. titriyordu. Bo-varyler de Marquis ile Marquise'e saygıların^ sunduktan sonra Tostes yolunu tuttular. Sonra Mademoiselle d'Andervillers. yerinde bir asabileşi-yordu.hayvanların birbirine pek uymayan yürüyüşüne göre kimi batan. Charles sigarasını bıraktı.. O şehirde İlk tanıdığı.

bakar. Charles konuşarak yemek yerken. her köşede. acaba neler konuşulmuştu?.. sahneye yeni çıkan bir kadın artistle. demirli tekerleklerin gürültüsünü. Bir Paris planı aldı. fakat hasret gönlünde yer etti. evleri gösteren dört köşe beyaz lekeler önünde dururdu. üç hafta oldu. Kaneviçenin deliklerinden bir aşk esintisi geçmiş. Kadınlara mahsus Corbeille gazetesi ile Sylphe des Salons'a abone oldu. uşakların elbiselerini. Okyanus'tan da büyük... Eugene Sue'nün romanlarından salonların nasıl döşendiğini öğrendi. her batırılan iğne bu kumaşa ya bir ümit. koşular. mine çiçeği ve tütün kokusu sinmiş astarı kokladığı bile olurdu. Vicomte'un olacak. Emma'nın gözleri önünde pırıl pırıl yanıyordu. onun çehresinden ayrılıp daha uzaklara yayıldı. sokakların çizgileri arasında. yeni açılan mağazalarla alakadar olurdu. Emma için bir meşgale oldu. George Sand'ın eserlerini okuyup şahsi arzularını. Balzac'ın. çıkıp inerek bayırlar aşar. Paris. karanlıklarda sokak fenerlerinin burkulduğunu. iyi terzilerin adresini. tabakayı almış. IX Çok vakit. şehirden çıkıp da toprak yollarda boğuklaşıncaya kadar dinlerdi: 72 MADAME BOVARY — Yarın oraya varacaklar!. Fakat merkezini Vicomte'un oluşturduğu daire gitgide genişledi ve taşıdığı hale. güzel elbisesini. on beş gün oldu. yük arabalarına binmiş. salonları.. Her okuduğunda Vicomte'u hatırlatan bir şey bulur. bir gece içinde büyük yarıklar açıverir. Ama o hayhuy içinde kaynaşan . bazı noktalar böyle silinip gitti. götürmüştü. Bois de Boulogne'a ne gün gidileceğini bilirdi. acaba kimin tabakasıydı?. Emma bahçesinde dolaştı. ya bir hatırayı iliştirmişti. Kitabını sofrada bile elinden bırakmaz. kulaklarında bir katedral çanı gibi uğul-dayan. yıldızlar altında kırlardan geçerdi. balolar hakkında yazılanları. romanlardaki şahısları bir yönden ona benzetirdi. Son modayı. sabahleyin uyanınca: «Ah!» derdi.. pomata çanaklarının üzerindeki yazıya varıncaya kadar her yerde gördüğü o ışıldayan adı kendi kendine yavaşça tekrar etmekten bir haz duyardı. Böylece o balonun hatırası. müsamereler. Piyeslerin ilk temsili. Emma'nın gönlü de onlar gibiydi. dansların havasını unuttu. konsoluna kaldırdı. Nihayet yorulan gözlerini yumar. Marjolaine şarkısını söyleyerek evin önünden geç'erken Emma uyanır. çiçek tarhlarının. yani orada? Paris kim bilir nasıl bir yerdir? Adı bile insana ne sonsuz hayaller veriyor! Emma. Herkesten gizli. alçı papaz heykelinin önünde duruyor. altın ve gümüş yaldızlı bir havaya bürünmüş. kadının hülyası bundan öte geçemezdi. Açar. heveslerini hiç olmazsa hayalen tatmine çalıştı. O. Vaub-yessard'a gitmek de Emma'nın hayatında öyle bir delik açmıştı. Hayalinden onların ardı sıra gider. balodaydım!» Sonra yavaş yavaş hafızasına çehreler birbirine karıştı. düşünceli düşünceli çalışan kadıncağız buna kim bilir kaç saat göz nuru dökmüş.. kadının birçok başka hülyalarına ışık verdi. Emma Tostes'ta Vicomte ise şimdi Paris'te. çiçek saksıları ile Pompadour saatler arasında dururken. derdi. büklüm büklüm yumuşak saçlarını değdirmiştir. Belirsiz bir uzaklıktan daima ne olduğunu bilinmedik bir yere gelir. Zenginliğe sürtünmüş olmak onda da silinmez bir iz bırakmıştı. kayan parkenin mumu ile sararmıştı. sanki dindarca bir saygıyla. aynı yollardan gidip gidip geliyor. Emma bir romanın sayfalarını çevirirdi. tiyatroların direkli avluları önünde yayılan arabaların basamaklarını görürdü. odaları iyice göz önüne getiremez oldu. Ama yine de katlandı. minimini bir pelesenk gergefte işlenmiştir. bir türlü bitmek bilmedi. Belki de sevdiği kadının bir hediyesidir. ondan da geniş bir şey olmuş. hatta saten iskarpinleriMADAME BOVARY 71 ni. İskarpinlerin pençeleri. geniş süveli şömineler üzerinde. Her çarşamba. pek iyi bildiği bu eski şeylere hayretle bakıyordu. «bugün sekiz gün oldu. Caddelerden çıkar. çardağın.Ertesi gün. Charles bir işe gitti mi Emma da kat kat çamaşır altına sakladığı yeşil ipek tabakayı dolaptan çıkarırdı. bir kelime atlamadan okur. Balo ona ne kadar uzak bir zamanda gibi gözüküyordu! Evvelki günün sabahı ile bugünün akşamını kim birbirinden bu kadar ayırmıştı? Hani fırtına bazen dağlarda. Gece vakti balıkçılar. Opera'ya. bunun üzerinde parmağını gezdirerek başkentte uzun uzun dolaştığı olurdu. birbirine dolanmış bu ibrişimler hep aynı sessiz ve ateşli aşkın sürüp gitmesi değil miydi? Sonra bir sabah Vicomte gelmiş..

içine kendisinin de nasılsa düştüğü ayrı bir âlemdi. Emma. leğenlere bakar. aynaya bakar. Sefirler âleminde herkes. etajerin tozunu siler. Dünyanın bu hayata karışmayan bölümüne gelince o. Bunların hayatı ötekilerden üstün. Öğleden sonra bazen gidip karşıdaki posta seyisleri ile konuşurdu. bunu. ütü ütülemeyi. Ay ¦ ışığında iç çekmeleri. tasalar vardı. uzun uzun kucaklaşıp öpüşmeleri. eyeri çözüp yuları takardı. Charles. kalçınları içinde ayaklan çıplaktı. tebessümler altında gizlenen heyecanlar. düşüncesi onlardan o kadar uzaklaşırdı ki. Hint bitkileri gibi aşk için de hazırlanmış bir toprak. Felicite. yemliğe koyardı. onu kendine bir oda hizmetçisi yapmak istedi. fırtınalar içinde geçen ulvi bir şeydi.kalabalık hayat yine de kısım kısım ayrılmış. üç altın düğmeli. Orada etekleri yerlerde sürünen elbiseler. yağmur demez. perdeleri ipek. meziyetleri bulunan erkekler her eğlencede atlarını çatlatır. ötekilerin hepsini gizliyor ve bütün insanlığı yalnız onlar temsil ediyordu. özel bir ısı gerekli değil miydi?. dairesinde otururdu. bir zengin kızı bulup evlenirlerdi. Arkasına tamamıyle açık bir robdöşambr giyer. yerle gök arasında. şefkatin verdiği rehavetleri. bir söz söylerken üçüncü şahısla hitap etmeyi (1). tatlı yüzlü bir öksüz kız tutmuştu. Beline iri püsküllü bir kuşak sarardı. yatağında duasını ettikten sonra kendi kendine yerdi. hacamatla akan ılık kanın yüzüne sıçramasına ses çıkarmaz. on dört yaşında. göğüs hırıltılarını dinler. İçindeki arzuya kapılıp ziynet ve ihtişamın verdiği maddi zevkle gönül neşelerini. hanım büfenin anahtarını ekseriya üzerinde bıraktığından. tam ayak bileği yerinde. içlerinde özgür bir yaşam sürülen büyük şatoların balkonundan. Gece yarısından sonra yemek yenen lokantaların özel odalarında. Seyahate çıkmak veya tekrar rahibeler okuluna dönmek isterdi. bir kere işi bitti mi. kadife örtüleri sırma saçaklı oval masalar etrafında yaşıyordu. kırkına doğru uslanır. hem de Paris'te yaşasam diye dua ederdi.-Asıl etrafını çeviren şeyler. eline bir kitap alır. onun dışında ise. bütün gün bir daha eve uğramazdı. mintanı delik deşik. yaz mevsimini gidip Ba-den'de geçirir. kağıt. kestirme yollardan hayvanını sürerdi. kovulmamak için. Herif. bir hayli kirli çamaşır ellerdi . bu-lüzün şal yakası arasından. Yeni hizmetçi. hepsi de birer biçare melek olan kadınMADAME BOVARY 73 larm eteklikleri altından İngiliz dantelleri gözükürdü. zarf almıştı. saat dörtten evvel uyanılmazdı. Çiftlikler sofrasında omletle karnını doyurur. Sonra Duchesse'ler çevresi geliyordu: Orada benizler uçuktu. itiyatlardaki zarafetle his inceliklerini birbirine karıştırıyordu. elinden geldiği kadar. pamuklu hotoz giymeyi menetti. çünkü Charles akşam dönünce hayvanı ahıra kendi götürür. nar rengi küçük terliklerinin. duvarları ayna kaplı. koridordan iri iri çarıkları ile geçerdi. kendi giyinirken hizmet etmeyi öğretti. Emma'nın nazarında kaybolmuştu. şamdanlar altında. Bunlardan yalnız ikisi üçü Emma' nın gözleri önünde canlanıyor. yazarlarla aktrislerden oluşan alacalı bir kalabalık keyfeder dururdu. yukarı katta. içi dolu çiçekliklerden. kar demez. sonra satırlar arasında bir hülyaya dalıp dizine bırakıverirdi. Bunlar birer kral gibi cömertti. döşeme tahtası cilalı salonlarda. Hem ölsem. kısa pantolonlu uşak diye işte bu adamla yetinmeye zorunluydu!. 74 MADAME BOVARY Tostes'ten iki gözü iki çeşme ayrılmış olan Nastasie'nin yerine Emma. bütün bu bayağı hayat Emma'nın nazarında. Ona. hizmetçi kız da bir demet saman getirir. Coşup çeşit çeşit garip hülyalara kapılırlardı... hallerine bakılırsa sade hava ve heveslerine tâbi sanılmakla beraber hepsinin de takdir edilmemiş bir kabiliyeti. birbirinden ayrı tablolara bölünmüştü. homurdanmadan itaat ederdi. budala budala orta halli insanlar. Her sabah gelip kısrağı tımar eden posta seyisi. vücudu kavrayan ateşleri. içeri girmeden kapıyı vurmayı. belirli bir yeri hatta varlığı yoktu. gayet yüksek ihtirasları vardı. iç sıkan köy. kolalamayı. kırmalı gömleği görünürdü. her akşam bir miktar şeker çıkarır. Zaten eşya kendine ne kadar yakın olursa. Mektup yazılacak kimsesi olmadığı halde bir sünger kağıdı. gözün alabildiğine uzayan bir mutluluklar ve sevgiler diyarı vardı. bunun altından. yüksek kerevetler üzerine kurulmuş karyola^ lardan. Hanım da. bırakılıveren ellere akan göz yaşlarını. elmas pırıltılarından. halısına ayak gömülen salonlardan. su getirirken bardağın altına tabak koymayı. etrafa yayılan kurdele bir püskül vardı. büyük büyük sırlar. bir kalem. kordonlu formalar giymiş uşaklardan ayırmaya imkân yoktu. kolunu nemli yataklara sokar.

«Fennin ilerlemelerinden haberdar olmak için». bir müddet sonra da yüksüğü altın suyuna batmış bir dikiş takımı istedi. hastanın yanında soy sop toplanmış olduğu bir zamanda. Onlar hayatın zevkini. bir romanın. dudaklarını ısırarak içinden: . Ne zavallı adam!» diyordu. Fakat Emma utancından yerler geçiyor. ona âdeta hakaret etmişti. Charles'ı döveceği geliyordu. Emma. hizmetçiler. bu kokunun nereden geldiğini bilmez. asma saatin rakkasına bile dert yanası gelirdi!. Kibirli olmadığından köylüler onun için çıldırırlardı.. Doğrusu cerrahlıktan da çekinmezdi. yumuşak koltuklar ve zarif giyinmiş. Artık se-mizlenmeye başladığından. La Ruche Medicale'e abone oldu. bazen de kusturucu bir ilaç yazar.fakat her akşam kendini karşılayan alazlı bir ateş. kitapçı dükkânlarma yayılıp gazetelerde tekrar edilmesini. Akşam yemeğinden sonra onu biraz okur. Zaten ona gitgide sinirleniyordu. giymeye kalktığı soluk eldivenleri bir kenara atardı. son lokmasına kadar keyifle göçürürdü. uzaklarda. dilber. Emma. Nihayet. çenesi iki eline dayalı. Bu hangi rastlantının belirtisi olacak? Onu kendine kadar hangi rüzgâr getirecek? Onunla hangi kıyılara gidecek? Bu bir şalupa mı. diş çekmek hususunda bir «Bir cehennem zebanisi» bileği vardı. kravatını düzeltir. vardıran bin bir incelik vardı.. Çocukları okşar. Emma'da Charles'ın ağzını kulaklarına. En çok nezle ve göğüs hastalıkları tedavisinde basan gösterirdi. akşam bu vakayı anlatınca Emma o hekime hayli içerleyip ağır sözler söyledi. Şöminenin üzerine koymak için iki tane mavi cam saksı. Emma bazen onun fanilalarının kırmızı kenarını yeleğinin içine sokar. sinirine dokunduğu için yapardı. Charles ancak teskin edici ilaçlar verirdi. onaylamaya hazır bir muhataptı. bunları Charles kendi için sanırdı ama hiç de öyle değildi. yahut Madame ne buyuruyor? Şunu ister mi? diye söz söyler. yemek yendikten sonra boş şişelerin tıpalarını kesiyor. taze bir koku yayan karısını bulurdu. — Ne zavallı adam!. cicili bicili şeyler takmalarını gördü. Charles. bütün Fransa'da tanınmasını isterdi. yoksa üç güvertelf bir gemi . kendini etrafa iyice tanıtmıştı. sırf kendini düşündüğü için. Bazen de. meyhaneye ayak basmaz ve zaten ahlakı ile herkese güven verirdi. Charles müteessir oldu. elbisesinin bir volanını değiştirmesi. Hastalarını öldürmekten pek korktuğu için. Monsieur. Ama Charles'ın öyle yukarılarda gözü yoktu ki! Geçenlerde beraber konsültasyona gittiği Yvetot'Iu bir hekim. zaten küçük olan gözleri. Charles yaşlandıkça tavrı. İçindekileri tazı köpeğine de anlattığı olurdu! Öyle zaman olurdu ki. beygirden kan alır gibi. gözlerini hayatının yalnızlığı üzerinde ümitsizce gezdirir. kendinin de taşıdığı o adın meşhur olmasını. ufkun sisleri arasından çıkıverecek beyaz bir yelkenli araştırırdı. altmışa gelip romatizmalar çağma girince biçimi bozuk siyah setrelerine bir sıra nişan sıralayan adamlardan olsaydı!. çünkü Charles ne de olsa bir insan. bunlar da onun üzerine kum gibi serpilmiş altın tozuydu. Darda kalmış gemiciler gibi. elmacıkların şişkinliği ile şakaklara doğru çekilir gibi bir hal almıştı. Bovary adını. onlardan kendi de aldı.. hatta: «Acaba gömleğe derisinden mi geçiyor!» diye düşünürdü. beş dakika geçmeden uyûyuverirdi. yüzü terütazeydi. Charles bu zerafetleri anlamadığı nisbette onların cazibesine kapılıyordu. hazır bir sofra. Ama ta gönlünün içinden beklediği bir şey vardı. Gözleri yaşarıp karısını alnından öptü. örneğin. Sanki ömrü küçük bir patika. daima dinlemeye. hastalarını. Rouen'de hanımların Saat kösteklerini. hareketleri de âdileşiyordu. geceleri kitaplar içinde çalışır. çorba içerken her yudumda gurk gurk diye sesler çıkarıyordu. Bari kocası şu az söyler. sükûn bulmak için serin havayı derin derin içine çekti. fakat odanın sıcaklığı ile hazım rehaveti bir araya gelir. ocağının tadını artırıyordu. yeni piyeslerden birinin bir parçasını veya yüksek sosyeteye dair gazetede gördüğü bir hikayeyi anlatırdı. orada Öylece kalırdı. Sıhhati yerinde. Emma ona bakıp omuzlarını silkerdi. gayet basit bir ye(1) Frenklerde uşaklar. ocağa attığı kütüklere. hizmetçi kız o yemeği iyi pişirememişse bile Charles. şamdanlara kendi icadı kağıt çanaklıklar takıver-mesi. MADAME BOVARY 75 ineğe pöhpöhlü bir ad takıvermesi kâfi gelirdi. saçları bir yele gibi lambanın ayağına yayılmış. «Ayaklarınızı suya koyun» der veya sülük tavsiye ederdi. saygı sırasında. diliyle dişlerini temizliyor. bol bol hacamat ederdi. sofaya çıkıp 76 MADAME BOVARY pencereyi açtı. «Siz» demez. ona okuduğu şeylerden bahseder.

birbirini izleyip duracak ve bir şey getirmeyecekti! Başkalarının hayatında ise. ama buna kibri. Damda bir kedi. Rouen gibi bir büyük şehirde. günün birinde bir hadise çıkması ihtimali vardı. Berber de eğilimini istediği gibi geliştiremediğinden. sonra köylere dağılıp kaybolurdu. berberin dükkânı üzerine tabela diye asılmış. karanlık. nakışlarını dolaba kaldırdı. geleceğinin mahvolduğundan yakınır. üstü saman örtülü çardak. Kırağı. rüzgâr olduğu zaman da. onların arasından geçen ışık. Kim dinleyecek? Arkasında kısa kollu bir kadife elbise ile bir konser salonunda bir Erard piyanosu başına oturup fildişi tuşlar üzerinde parmaklarını hafifçe koşturamayacak. Acaba bin çeşit tasa ile mi. lahanalar üzerinde. daracık bir dehlizdi. Nihayet halk kiliseden çıkardı. kömürleri yayar ve ocağın sıcaklığı ile vücudu gevşeyip üzerine iç sıkıntısının daha bir ağırlığı çöktüğünü hissederdi. nefes darlıkları çekti. Fakat bütün eylül ayı geçti. O yıl kış soğuk oldu. Temmuzun daha başlangıcından başlayarak ekime kaç hafta kaldığını parmakları ile saymaya başladı. O dükkânda süs. dipte kapısı sımsıkı kapalı. üçer üçer sokaktan geçirilip gölden su içmeye götürülürdü. kapısını kapatır.. başında siyah kadife takkesi ile çıkıp evinin kepenklerini açar. hiçbir zaman etrafında hayranlık fısıltılarının kalbine ferahlık veren bir rüzgâr gibi estiğini duymayacak olduktan sonra çalışıp öğrenmek neye yarar? Resim defterlerini. beyazımtırak bir renk alır. dükkân açmak hülyaları kurup bütün gün. hiçbir şey olacağı yoktu. her şey uykuda gibiydi. Akşamın dördü olur olmaz lambayı yakmak lazım gelirdi. Allah öyle emretmişti!. ne bir mektup geldi. yerinden sıçrar. aynı saatte. Kuş sesi duyulmazdı.. belediye dairesi ile kilise arasmda tasalı tasalı gezinerek müşteri beklerdi. bir taraftan da çanm o monoton sesi. uzun parlak iplikleri birinden öbürüne 78 MADAME BOVARY uzanan bir sırma işleme gibi parlardı. Demek ki günler. ne de bir davetçi. bazen uzakta bir köpek ulur-du. İlk sıcaklar başlayıp da armut ağaçlan çiçek açınca. Neye yarar? Neye yarar?. Havanın'güzel olduğu günler Emma bahçeye inerdi. Sabah akşam posta atları.. rüzgâr. herkes evlerine dönerlerdi. saçları sapsarı yarım kadın heykeli vardı. hanın büyük kapısı önünde. Oturup saç maşalarını kızdırır veya yağmurun yağmasını seyrederdi. MADAME BOVARY 77 O ümidi de kırıldıktan sonra kalbi yine boşalıverdi ve artık sıra ile yine aynı günler başladı. yoksa lombarlarına kadar mutlulukla mı doludur?.. Çitin yanında. Pazar günü. sonra. ziynet namına. onun gelmemesine şaşardı. kilisede akşam çanı çalınırken içine ne kadar hüzün çökerdi! Çanın birer birer vuran çatlak seslerini dikkatli bir şaşkınlıkla dinlerdi. Dikiş dikmekten sinirleniyor: — Her şeyi okudum. Boyanmış çarıklı kadınlar. alçısı da dondan pul pul dökülmüş. belirli aralıklarla sürüp gider. ağır ağır yürüyerek güneşin solgun ışıkları ile sırtını ısıtıp kabartır. Orasını bilmezdi. «bouchon» oynarlardı. ne kadar yavan olursa olsun. . Müziği bıraktı. Aşağıya inip hizmetçi kızla konuşmayı gönlü isterdi. bazen bütün gün hiç değişmezdi. dekor değişiverir. okulun hocası. şehir dışındaki yoldan toz kopa«p getirir. Her gün. pencerelerden birine yapıştırılmış bir eski fistan modeli ile bir de. hepsi birbirinden farksız. donuk camlardan süzülür gibi. her patırdıyı dinler. Amerikan çamlarının âltinda dua kitabını okuyan üç köşe şapkalı papazın sağ ayağı kırılmıştı. Beş altı kişi de —Her hafta aynı adamlar— ortalık iyice kararıncaya kadar. küçük bakır leğenlerin çifte çubukları üzerinde gıcırdadığı duyulurdu. güneş batınca hüznü biraz daha artar: «Ah! Bir yarın olsa!» derdi. Yaz tekrar geldi. yaklaşıldığı zaman üzerinde birçok ayaklı tespihböceklerinin süründüğü görülen duvarın sivri tepesine bir hasta yılan gibi sığınmış asma. utancı mani olurdu. onların önlerinde sıçrayan başı açık çocuklar. Çalgı çalıp da ne olacak?. Halbuki Emma için bir şey. Bir maceradan bazen bitmez tükenmez sonuçlar doğar. diyordu. yeni mintanlarını giymiş köylüler. Ara sıra bir meyhane kapısının açılırken çalan çıngırağı. korucu da bulüzüne bağlı kılıcı ile geçerdi. Emma sonra yukarı çıkar.mi olacaktı?. Fakat her sabah uyanınca onu o gün için umar. Marquis d'Ander-villiers Vaubyessard'da belki yine bir balo verir diye düşünüyordu. heykelin suratını cüzzamlıya döndürmüştü.. örneğin. Her sabah pencereler buz tutmuş bulunurdu. rıhtımda veya tiyatro yanında. Gelecek.

inek. ruhunun ta derinliklerinden. yavan» tatsız kokular yükselirdi. Emma bundan yakasını kurtaramayacak mı?. köylü ana babadan doğup onların nasırlı ellerinin katılığını ruhlarından bir türlü gideremeyen insanların çoğu gibi sert yürekli olmasına.. Kafasının içinde bitmez tükenmez zarabandalar (1) uyanır ve aklı. BaMADAME BOVARY 79 zen sınır taşına doğru koyu sarı bir tükrük fırlatır. boylan parmak kadar oyuncular. yüzü güneşten kararmış. o kadar ki. <1) XVII. büyük perhiz günlerinin bir kısmını Tostes'ta geçirmeye gelen ihtiyar Madame Bovary bu değişikliğe hayli şaştı. bir hülyadan bir hülyaya. koltuklar. sonra nefesine darlık gelir. bir hayli azarlayıp hakaret ettikten sonra hediyeler verir veya gidip komşularla çene çalmasına müsaade ederdi. başka yerlerde. evin efendisine.. Zaten beğenmediği. Tostes'tan çok hoşlandığını söylüyor. nöbet tutarmış gibi dolaştığını görürdü. bir gün sade süt. bir şey oldu mu. şimdi gün oluyor. birtakım başka. ahlaksızlık sayılan şeyleri övmeye kalkardı. Eskiden pek titiz. arkasında lasting ceketi ile. başında takkesi. hanımına borç olduğunu söylemeye kalkışan Madame Bovary'ye öyle öfke ile ve öyle soğuk bir gülümseme ile cevap verdi ki. kasketine atılan beş on kuruşu aldıktan sonra çalgısını bir eski mavi yün battaniyeye sarıp omuzuna atar. siyah favorili. duvarları sızan. Zaten artık kulağına nasihat masihat gireceğe hiç benzemiyordu. . hizmetçilerin dinine diyanetine göz kulak olmanın. sanki hayatın bütün acılığı önündeki tabağa dolar ve haşlama etin dumanı burnuna geldikçe. ziraat. Ama asıl yemek saatlerinde. ve XVIII. ağır ağır yola düzülürdü. bazen garip garip fikirler yürütmeye. davranışları. günü gününe uymaz bir kadın oluyordu. döşeme taşları nemli küçük odada oturmaya dayanamıyordu. o gidince arkasından Emma kapıyı. 80 MADAME BOVARY Emma geçimsiz. Çok vakit inat edip evden dışarı çıkmaz. böyle pek mutlu. güzel bir hindi getirdi ve Tostes'ta üç gün kaldı. Adamcağız. konsollar arasında döner. Charles hastalarına gittiği için onunla asıl Emma konuştu. pırıl pırıl avizeler altında dans edilen havalardı ve dünyanın Emma'ya kadar gelen yankılarıydı. siyah setreli maymunlar. uzun ceket giymiş Tyrol delikanlıları. bunları duydukça kocasının gözleri faltaşı gibi açılırdı. kendini şaşırtan bir memnuniyetle kapadı. pek memnun olduğunu. lamba yerine mum yakıyordu. kanepeler. Charles'ın yemek yemesi uzun sürerdi. kül rengi pamuk çoraplar giyiyor. hatta bir gün.Madame Bo-vary gözlerini her kaldırışında onun. kadıncağız bir daha o sözü açayım demedi. dana. Hizmetçi kıza. bu hissini gizlemeye çalışmazdı. Şubatın sonlarına doğru Rouault baba. ocağın ızgaralarına tükürdü. pek zarif olan Emma. bir halının çiçekleri üzerinde rakseden bir Hint çengisi gibi. ertesi gün de on on iki fincan çay içiyordu. yüzyıllarda moda olan bir dans. Kendi için ayrı yemekler pişirtip elini bile sürmüyor. Emma da gözleriyle arkasından onu seyrederdi. Zengin olmadıkları için masraftan kaçmak lazım geldiğini. salonlarda söylenen şarkılar. kısa pantolonlu beyler. örneğin tiyatrolarda çalınan besteler. zemin katındaki sobası tüten. kapısı gıcırdayan. iyileşmesinin hatırasını kutlamak için damadına kendi eli ile kocaman. beyaz dişlerini göstererek tatlı tatlı gülümseyen bir erkek başı belirirdi. askısı omu-zunu yoran çalgıyı dizinden biraz kaldırırdı. çalgıya uyup sıçrar. kutunun arabeskli bir bakır kafesle örtülü pembe canfes bir perde altından uğuldayarak dağılırdı. Hemen bir vals başlar ve çalgının üzerine kurulmuş ufacık bir salonda. pembe hotozlu hanımlar. kümes ve belediye meclisi sözü etti. daha birtakım böylesine sözlerle kaynanasının ağzını kapıyordu. kesesin-deki bütün ufaklığı fukaraya attığı da olurdu. herkesin övdüğünü kötüleyip. sohbetleri çok daha bayağıydı. Bazen öğleden sonra. Odada tütün içti. hiç üstüne bakmıyor. pencerelere bakarak manivelayı çevirir dururdu. Bu sefalet böyle sürüp gidecek mi?. kâh hazin ve ağır kâh neşeli ve akıcı olan havalar. Adamcağız sağına. oturma odasının penceresi önünde. pencereleri açıp incecik elbiseler giyerdi. soluna. Emma bir iki fındık geveler veya bıçağı ile muşambaya çizgiler çizerek eğlenirdi. köşelerinden birine yaldızlı kağıtla birleştirilmiş ayna parçaları onları birkaç misli çoğaltırdı. hafifsediği bir kimse. bir hüzünden bir hüzne geçerdi. Bunlar. Mutlu yaşayan kadınlardan aşağı kalan nesi vardı ki! Vaubyessard'da gördüğü nice Duchessele-rin vücutları kendisininkinden çok daha hantal. Artık evin işine bakmaz olmuştu. başkalarının halinden öyle kolay kolay anlamamasına rağmen. dönerken.

üç değirmen işletir. Çayır. küstahça eğlenceleri: «Bunlar elbette insana benim hiç bilmediğim çılgınca zevkler tattırır!» diye kıskanırdı. Irmak. doğu tarafında ise. Mart ayında Tostes'tan hareket ettikleri zaman. MADAME BOVARY 81 Durmaksızın Tostes'tan şikâyet ettiği için. civarda akan bir yığın çelikli maden sularından ileri gelir. Charles. yürek çarpıntıları çekiyordu. ne idüğü belirsiz bir bölgedir. ekin de hayli paMADAME BOVARY 83 . sırma zıhlı saten kurdeleler kenarlarından iplik iplik akmaya başlamıştı.. sonra boruya girip kayboldu. Yonville-PAbbaye'ye varmak için. oranın Leh mültecilerinden olan hekimin bir hafta önce kaçıverdiğini haber aldı. Limon çiçekleri tozdan sararmış. insanlarının dilinde de bir hususiyet bulunmayan. Fakat ne tecrübe edilse onun sinirlerini bir kat daha bozuyordu. hava değiştirmek lazımmış. manzarasında bir özellik olmadığı gibi. yavaş yavaş yükselen ova gitgide genişler ve artık gözün alabildiğine sarışın başaklı tarlalar görürsünüz. Sonra küllerin üzerinde yavaş yavaş yanıp eriyen kıpkırmızı. Andelle nehrine dökülmeden önce. karşınızda. sobanın tepesi boyunca birer kara kelebek gibi uçuştu. Emma. pirinç teller kıvrılıyor. Boissiere'de büyük caddeden ayrılır. kaçan hekimin yılda ne kazandığını. Argueil ormanının meşeleri ile Saint-Jean tepelerinin. Oraya vardınız mı. ağzını açmaz. o çevre böylece. Neuf châtel peynirlerinin en kötüleri orada yapılır. yağmurların bıraktığı izlerdir. parmağına bir şey battı. Bunun üzerine. ta ufukta. kül rengi dağın üzerinde beliren ki-• remidi lekeler de. Emma sirke içip zayıfladı.» Tostes'tan kalkıp gitmek Charles için doğrusu ağır bir şeydi. gürültülü yaşantıları. ne yapıp yapıp kuru bir öksürük peyda etti ve iştahı büsbütün kesildi. büzülüp katılaşmış kağıt yapraklar. kadife yakası sırma şeritli büyük bir mantoyu andırır. oraya varınca. Böyle zamanlarda kollarına bir şişe dolusu kolonya dökülürse canlanırdı. Abbaville yolu ile Beauvais yolu arasında. Charles onun hastalığını memleketin havasına. basık tepeciklerin meydana getirdiği tümseğin eteğinde uzayıp arkaya dönünce Bray diyarı otlakları ile birleşir. Oraya buraya baş vurduktan sonra. Ama öyle lazım geliyorsa ne denir? Karısını Rouen'a götürüp eski hocasına gösterdi. Neuf-Châtel'e bağlı Yonville-l'Abbaye adında oldukça büyük bir kasaba bulunduğunu. Rengi soluyor. Charles «Va-leriane» içirip onu kâfurulu banyolara soktu. bu çizgiler. daha birkaç noktayı öğrenmek için. Dört yıl oturduktan sonra. Leux tepesine kadar dümdüz giden yolu tutarsınız. en yakın meslekdaşın yerini. O küçük ırmak. Küçük mukavva yemiş taneleri patlıyor. Düğün buketinin teliymiş. Emma onun yanışını seyretti. MB 6 İKİNCİ KISIM I Bir zamanlar bir Kapüsen rahipleri manastırı bulunduğu için (Şimdi onun harabeleri bile kalmamıştır) adına Yonville -l'Abbaye denilen büyücek köy. vadiyi görünüşleri bambaşka iki bölgeye ayırır. Emma kaldırıp ateşe attı. Nüfusunun ne kadar olduğunu. Madame Bovary gebeydi.Bunları düşündükçe Tanrının adaletsizliğine karşı bir nefret duyardı. Rouen'dan sekiz fersah uzaklıkta. Çimenin kenarından akan su. çalıya benzer bir şey gözüktü. Buket bir saman parçasından daha çabuk tutuştu. aldığı cevabı beğendi ve Emma'nın sıhhatinde bir iyilik gözükmezse bahara doğru göçmeye karar verdi. pazar günü çocukların olta ile tutup eğlendikleri birkaç alabalık bulunan ağzında. maskeli geceleri. Bazı günler çenesi açılır. çayırların rengi ile evleklerin rengi arasında beyaz bir çizgi gibidir. birdenbire bir uyuşukluk başlar. Başını duvarlara dayayıp ağlar. bu coşkunluk nöbetlerinden sonra ise. sol taraf çayır. suyuna yordu ve gidip başka bir yere yerleşmeyi ciddi olarak düşündü. Burası Normandie ile Picardie ve İle-de-France'ın birleştiği. şerit eriyordu. «Tam işlerinin yoluna girdiği bir zamanda. vadi ayaklarınızın altındadır. yakındaki yolculuğu düşünerek çekmeyi düzelttiği bir gün. Bir sinir hastalığıy-mış. kıpırdamaz olurdu. oranın eczacısına bir mektup yazdı. yere serilmiş. sağ taraf sürülmüş toprak. âdeta bir konuşma hastalığına tutuluyordu. yukardan aşağı irili ufaklı çizgiler taşıyan dik dik yarlarını görürsünüz. Rieule ırmağının suladığı vadinin ta bitimindedir.

Kapının üzerinde. kimi matbaa işi taklidi harflerle yazılmış. kapısında sokağı işgal eden iki üç yeni yük arabası bulunan arabacı ustasının dükkânı gelir. İçerlere doğru gittikçe bahçeler darlaşır. çitler kaybolur. çarıklarla basıldıkça gıcırdayan bir döner merdivenle çı-1 kılan. yere düz düz konuvermiş beyaz taşlar birbirine bitişik gibidir. ovadan ayrılıp kendiliğinden ırmağa doğru büyüyüp gitmiştir. kimine merdiven.bırakılmıştır. eşiğe kadar gelip. birinci katta tam kemerli divanhane ' vardır. kara ekmek kırıntılarını yiyen civcivlerin içeri girmesine mani olmak için. Altın Aslan Oteli'nin yanında. Ev yukarıdan aşağıya kadar. yere serdiler mi. Sonra. dört şamdan arasında. başına pullu bir tül örtülmüş. eczacının evinin yanındaki köşededir. görürsünüz. günah çıkarma yerinin karşısında. Fakat göze en çok çarpan şey.» gibi türlü ilanlarla kaplıdır. lapalar. Arabistan unları. arabalık. kapıda. Düz renk camlardan giren ışık. ırmak kenarına uzanmış hali ile. köprüyü geçtikten sonra başlayan. «Kutsal Aile» tablosunun bir kopyasıdır ki> bunun da altında «İçişleri Bakanının Hediyesidir» cümlesi yazılıdır. şaraphane. sonra. vs. yeşil kavanozlar o iki renk ışıklarını uzağa. Daha ötede. mavi boyası da yer yer koyulaşıp sararmıştır. otlar orada kendiliğinden. erkeklere mahsus bir mahfil vardır. Ahalisi. Zemin katında. tam meydana çıkılan yerdedir. 1835 yılma kadar. bir ayağında da adalet terazisini tutan bir Gaule horozu oturtulmuştur. yaldızlı . Raspail ilacı. bir parmaklık arasından. bir süpürge sapına asılmış bir demet eğreltiotunun sallandığı görülür. «Bu yeni çıkışlara» rağmen. kimi yuvarlak. olduğu gibi kaldı. Gözlere kadar geçirilmiş birer kalpağı andıran saman örtülü saçaklar.halıya mal olur. Yirmi kadar direk üzerine çatılmış. zemin katlarının kapısına da. sokağın öbür tarafında. Her yanı çitlerle çevrilmiş olan bu evler. Bareges suları. çayır yetiştirmekte inat ederler. dökme demirden birer saksı vardır. muntazam. erganunların bulunması lazım gelen yerde. sargılar. Koroya ait yerin çam tahtasından iskemleleri boyasız. parıl parıl yanan armalı levhalar asılıdır. M. Ahşap kubbe tepesinden çürümeye yüz tutmuş. Regnault macunu. doğru kasabanın ilk evlerine götürür. göbekli camlarının ortası şişe dibi gibi düğümlü basık pencerelerinin üçte ikisini örter. camekânı süsleyen kırmızı. binanın daraldığı yerde. duvar boyunca dizilmiş ve kimisine. Çaprazvari kara takozlu alçı duvara bazen cılız bir armut ağacı abanır. Yonville'in büyük meydanının hemen hemen yarısını kaplamıştır. parmağını ağzına götürmüş. Tepenin eteğinde. kimi düz. Onun etrafını çeviren ve ancak göğüse kadar gelen bir duvar içine alınmış küçük mezarlık o kadar 84 MADAME BOVARY doludur ki. çünkü bu kum ve çakıl dolu gevrek toprağı verimli kılmak için bol bol gübre lazımdır. Paris'ti bir mimarın planına göre yapılmış belediye dairesi. burası noterin evidir ve kasabada bundan güzeli yoktur. fakat o yıllarda. Abbaville yolunu Amiens yoluna birleştiren ve Rouen'den Flandres'a giden arabacıların bazen faydalandıkları bir kasaba yolu yapıldı. Ta uzaktan görülür. fiyatların düşmesine bakmaz. taktirhane gibi binalarla dolu bahçeler ortasındadır. bunun üzerindeki kubbeye de. iki tarafına akçakavak fidanları dikilmiş şose. kiminin dallarına oltalar ve oraklar asılmış sık yapraklı ağaçlar altında oraya buraya dağılmış. Kilise. yirmi adım ötede. İonia üslubunda üç sütun. kiremit örtülü bir damdan ibaret olan sebze hali. Büyük mihrabın üzerinde. mış bir inek çobanını andırır. bir pencere altında. su başında öğle uykusuna yat-. X'uncu Charles'ın saltanatının son yıllarında yeniden yapılmıştır. sıhhi çikolata. elmacık kemiklerine Sandwich adalarının kadın mabudu gibi allık sürülmüş bir Meryem Ana heykeli vardır. kan temizleyici murab-balar. üzeri: «Burası falanın yeridir» yazılı paspaslar mıhlanmış sıraları yandan aydınlatır. alçak. evler sıklaşır. elma şarabına batırılmış. Yonville-l'Abbaye. taş merdivenin iki tarafında. kollarını masasına dayamış eczacıyı. tembel köy. Dükkânın genişliğine büyük tabelada da. dört köşe öbekler meydana getirmiştir. Seltz. bir tarafından itilince dönen birer tahta perde konulmuştur. darcet hapları. tarımı düzeltmeye çalışacaklarına hâlâ. Ama. «Vichy. Grek tapmaklarını andırır bir binadır. nalbandın ocağı önünden geçilir. kimine yemiş sırığı dayanmış. havai fişeğini andıran o ışıklar arasından bir bakın. Kilisede görülen bundan ibarettir. çifte cereyanlı gaz lambası yanıp da. bir ayağını Özgürlük Ya-sası'na basmış. saten fistan giydirilmiş. Yonville'e gitmek için araba yolu yoktu. sükûta çağıran bir aşk heykeli ile süslü yuvarlak bir çimenlik arkasından beyaz bir ev görünür. Homais'nin eczanesidir! Hele akşam vakti. Kilise.

Otelci kadın: — Artemise! diye bağırıyordu. Yüzünde. Asıl işinden başka mezarcılık ve kilise hademeliği eden... Otelci kadın öfkesinden kıpkırmızı kesildi. İnsan zamanına ayak uydurmalı. istekaların ağır olmasını istiyor. ısınıyordu. değil mi? Kırlangıç gelince devirip bir yanını kırar! Sen Polyte'i çağır da arabalığa çekiversin.MADAME BOVARY 85 harflerle: Homais.üzerine mıhlanmış büyük terazilerin arkasında. rüzgâr estikçe sallanıyor. çuhayı yırtacaklar. çabuk ol!. onlara uzaktan bakarak: — Bir şey değil.. odun alaz alaz yanıyor. yenisini alırsınız. kömür çatırdıyor. memlekette bir salgın olunca bekçi.. Kilisenin çan kulesi üzerinde tenekeden üç renkli bayrak dönüp duruyor... böylelikle her cenazede iki katlı kazancı olan bekçi. sırma püsküllü hafif çiçek bozuğu bir adam. Artık bileğe bakan kalmadı. küçük salondaki üç değirmenci. tezgâhın .. yağmur yiye yiye solmuş altın aslan. Ama küçük tarlası yıldan yıla darlaşıyor. biraz çalı çırpı topla. demekten sıkılmıyor.. o otelin sahibi dul Madam Lefrançois o kadar telaş içindeydi ki. Kümesten de. birer beyaz kav yumağı gibi. hizmetçinin boğazlamak için tutmaya çalıştığı tavukların bağrışmaları duyuluyordu. eskisi gibi. içki getirilmesi için bağırıp duruyorlardı. alaca bezinden iki flama. mezarlar. yoksa mezarlar çoğaldı diye keder mi etsin. Homais adı bir daha yazılmıştır. Bir gün papaz dayanamadı: — Siz ölülerin sırtından geçiniyorsunuz. Monsieur Homais. çok sürmez. Şimdiki oyuncular köşe deliklerinin dar. sabahtan beri belki on beş parti oynayıp sekiz testi elma şarabı içtiler!. Bir kurşun atımı uzunluğunda. eczacının dölütleri. size kaç kere söyledim. kamış kafesinde ne kadar kay-gusuzsa bu adam da hayatta o kadar tasasıza benziyordu: İşte Yonville-l'Abbaye'nin eczacısı. dedi. tuhafiyecinin kapısına asılı.. sırtını ocağa vermiş. bir camlı kapının üstünde «Laboratuvar» kelimesi okunur. fino tüyünü andıran kıvırcık yelesini yolculara hâlâ gösteriyor. Eczacı devam etti: MADAME BOVARY . her zamanki müşterilerinin... Ertesi gün kasabada pazar kurulacaktı. Anlatacağımız hadiselerden beri Yonville'de hiçbir değişiklik olmamıştır. çorba ve kahve pişirmek lazımdı. Yeşil meşin terlikli. Elinde kevgiri. Şimdiden etleri kesip tavukları te86 MADAME BOVARY mizlemek. Dul kadın haykırır gibi: —v Ne? dedi. kapıya bir küme halinde devam ettikleri için bu kısım boş kalmıştır. Yani bir bilardo mu alayım? — Görüyorsunuz ki bunun tutar yeri kalmamış. Lestiboudois! dedi. mezarlığa varılır. cenaze sıklaştı diye sevinsin mi. hem pek çok. Dükkânın dibinde. çamur rengi ispirtonun içinde çürüyor ve otelin büyük kapısı üzerinde. yine de söyleyeyim: Siz bundan zarar göreceksiniz.. onu bile kestiremedim! Aman Allahım!.. Onu sağda bırakıp Saint-Jean tepeleri eteği takip edilince. kendi halinden memnun olmaktan başka hiç bir ifade yoktu. mutfağın masası üzerine. iki tarafında birkaç dükkân bulunan sokak (Kasabanın biricik sokağı). boş topraktan istifade edip patates ekmiştir. kendiliğinden yetişiyor!. M. Tellier'ye baksanıza.. Kolera salgınında. bilemiyor. Homais: — Ne çıkar? dedi. sürahileri doldur. her şey değişti. Bu kapının ortasında. fakat Lestiboudois. mezarlığı büyütmek için duvarlardan biri kısmen yıkılmış. Beklediğiniz misafirlere yemekte tatlı diye ne vereceğiz. bilardo başından kahkahalar geliyordu.. kadife takkeli. başı ucunda asılı saka kuşu. Bovarylerin Yonville'e varacakları akşam. Üzüntü veren bu söz onu düşündürdü ve bir süre işine engel oldu. bunun içindir ki. çiğ et parçaları arasına yığılmış tabaklar. doktorla karısının ve hizmetçinin yemekleri hazır edilecekti. siyah zemin üzerine yaldızlı harflerle. Bundan başka. İnan olsun. patates ekmeğe hâlâ devam ediyor ve: — Ne yapayım. yolu döndünüz mü kesiliverir. Yonville'de görülecek başka bir şey yoktur. Madame Lefrançois. tencereleri başında uğraşırken alnından iri ter damlaları akıyordu.. Bilardo salonundaki göç şirketi adamları yine kıyamet koparıyor! Arabalarını da büyük kapının altına bıraktılar. üzerinde ıspanak kıyılan kütüğün sarsıntısından boyuna titriyordu. üç acre toprak daha satın alınmışsa da. rakı getir. Eczacı yazılıdır.

87
— Ne derseniz deyin, onun bilardosu sizinkinden iyi; birinin aklına gelip de, olur a, ya Polonya
veya Lyon'da evi barkı su altında kalanlar yararına vatani bir bilardo müsabakası tertip edilse...
Otelci kadın iri omuzlarını silkerek M. Homais'nin sözünü kesti:
— Biz öyle çulsuzlardan mı yılarız?.. Hadi hadi! Monsieur Homais, Altın Aslan sağ kaldıkça,
müşterisi eksilmez. Bizim sırtımız yere gelmez, ama bir sabah, hem de pek yakında, Cafe
Français'yi kapanmış, kepengine de koca bir yafta asılmış görürseniz hiç şaşmayın!..
Kendi kendine söylenir gibi devam etti:
— Bilardoyu değiştirmeliymiş... Çamaşır katlayıp ütülemek için ne kadar işime yarıyor; hem
av vakti, onun üstünde altı kişi yatırdığım bile oldu... Hivert miskini de nerede kaldı?
Eczacı sordu:
— Beylerin yemeğini çıkarmak için onu mu bekleyeceksiniz?
— O beklenilir mi?.. M. Binet'yi ne yaparız? Görürsünüz, saat altıyı çalar çalmaz, kapıdan girer.
Her işini saat gibi yapmakta eşi emsali yoktur. Daima da küçük salonda yeri hazır olmalı!
Kafasını kesseler başka yerde yemez! Her şeye de bir bahane bulur. Öyle elma şarabını
beğenmez. M. Leon da aksine; onun yedilere yedi buçuklara kadar gelmediği olur; önüne ne
verilse bakmadan yer. Ne iyi delikanlı! Bir kere olsun ağzından sert bir söz duymadım.
— Elbette! Terbiye görmüş bir adamla vergi tahsildarlığı eden bir jandarma emeklisi bir olur
mu?
Saat altıyı vurdu. Binet kapıdan girdi.
Arkasındaki lacivert redingot, zayıf vücudunun etrafına hiçbir buruşuk oluşturmadan dümdüz
düşüyor, tepeden şeritle bağlanmış kulaklıklı meşin kasketin yarı kalkık güneşliği altında,
miğfer giye giye ezilmiş gibi, dazlak alnı gözüküyordu. Siyah çuha yeleği, kıl yakalığı, gri
pantolonu vardı; ayaklarına da kış yaz, parmakları çıkıntılı olduğundan, iki yanı şişkin, pırıl pırıl
boyalı çizmeler giyerdi. Çene kemiğinin altından dolaşıp, ufacık gözlü, kemerli burunlu, donuk
uzun yüzünü bir tarh çevresi gibi kuşatan sarı sakalının bir kılı bile çizgisinden taşmıyordu.
Kağıt oyunlarının hepsinde usta ve iyi bir avcı olan bu adamın
88
MADAME BOVARY
inci gibi de yazısı vardı; evine bir torna almıştı, vakit geçirmek için peçete halkaları yapar, bir
sanatkâr kıskançlığı ve bir «bourgeois» cimriliği gösterip bunları dağıtmaz, evini bunlarla
doldururdu.
Küçük salona doğru yürüdü. Fakat önce oradan üç değirmenciyi çıkarmak lazım geldi; tabağı,
kaşığı, çatalı getirilinceye kadar Binet sobanın yanındaki yerinde ağzını bile açmadan durdu;
sonra âdeti üzere kapıyı kapatıp kasketini çıkardı.
Eczacı, otelci kadınla yalnız kalınca:
— Şu adamın ağzından hiçbir zaman gönül okşayan bir söz çıkmaz! dedi.
Otelci kadın cevap verdi:
— O hep böyledir... Geçen hafta buraya iki yolcu inmişti; kumaş komisyonculuğu
ediyorlarmış. Tatlı dilli, tuhaf iki delikanlı; akşam oturup bir yığın hikaye anlattılar; gülmekten
gözlerimden yaş geldi. İnanmazsınız, M. Binet karagöz balığı gibi, ağzını bile açmadı.
Eczacı:
— Öyle, dedi; herifte hayal yok, dokunaklı bir söz yok, hasılı insanı meclis adamı yapan
özelliklerden hiçbiri yok.
Otelci kadın:
— Ama, dedi, imkânları olduğunu söylüyorlar. M. Homais parladı:
— İmkânları mı?.. Onda ne imkân olur?.. Sonra biraz sakinleşip:
— Belki, dedi, kendi mesleğinde bir değeri vardır. Olur a!.. Biraz durup ilave etti:
— Birçok önemli işleri olan bir tüccarın, yahut bir hukukçunun, bir tabibin, bir eczacının,
zihninin pek meşgul olmasını anlarım; tarih kitaplarında bunun çok örneği vardır. Belki öyle
adamlar kafalarının içinde bir şeyler düşünür. Mesela benim kaç defa başımdan geçti: Bir
etiketin üzerini yazmak için kalemimi masanın üstünde ararım, ararım, bir de bakarım ki
kulağıma iliştirmişim.
Madam Lefrançois o sırada kapıya çıkıp Kırlangıç geliyor mu diye baktı: Ürperiverdi. Karalar
giyinmiş bir adam birdenbire mutfağa girdi. Akşam şafağının son ışıkları içinde, al al yanaklı,
pehlivan yapılı olduğu farkediliyordu.

MADAME BOVARY
89
Otelci kadın, şöminenin üzerine sıra sıra dizilmiş, mumları dikilmiş bakır şamdanlardan birini
alıp:
— Buyurun, rahip efendi, dedi; bir emriniz mi var?.. Ne içersiniz?.. Biraz frenk üzümü şurubu,
bir bardak şarap...
Papaz gayet nezaketle reddetti. Geçen gün Ernemont Manastırında unuttuğu şemsiyesini
aramaya gelmişti; onu akşam evine göndermesini Madam Lefrançois'dan rica ettikten sonra
kiliseye gitmek üzere çıktı; Angelus de (1) çalıyordu.
Ayak sesleri meydandan uzaklaşıp işitilmez olunca eczacı, papazın deminki hareketinin büyük
bir münasebetsizlik oldu-; ğunu söyledi. Onun, sunulan bir kadeh içkiyi reddetmesini, en çirkin,
en pisinden bir iki yüzlülük sayıyordu; M. Homais'ye bakılırsa papazlar kimseye göstermeden
kafayı çekiyor ve yine: «dîme» (2) günlerini getirmeye çalışıyordu.
Otelci kadın papazı savunmaya kalktı:
— Ama o, sizin gibi dört tanesini dizi üzerine kıvırıverir. Geçen yıl bizim samanı boşaltanlara
yardım etti; altı demeti birden kaldırdığı oluyordu, o kadar kuvvetli.
Eczacı:
— Aferin, dedi, siz de kalkıp kızlarınızı böyle güçlü, kuvvetli heriflere gönderin de günahlarını
çıkarsın! Ben, hükümetin yerinde olsam, papazlardan ayda bir kan aldırtırım. Evet, Madam
Lefrançois, her ay, şöyle bol bol bir hacamat, inzibat ve ahlak namına!
— Susun, Monsieur Homais! Siz kâfirin birisiniz. Ne dininiz var, ne imanınız!..
Eczacı cevap verdi:
— Neden olmasın, benim de dinim var, hem benimki, o türlü türlü hokkabazlıklar,
maskaralıklar eden heriflerin hepsi-ninkinden ileri... Bilakis, ben Allah'a taparım. Bizi, vatandaş
ve aile babası vazifelerini görelim diye bu dünyaya getiren, adı ne olursa olsun, bir Yüce Varlık,
bir Yaradan bulunduğuna inanırım. Ama, kiliseye gidip gümüş tabaklar öpmeye, bizden iyi yiyip
içen birtakım soytarıları kesemden beslemeye gereksinme duyamam; çünkü insan Allah'a
saygısını bir ormanda, bir tarla(1) Kilisenin duaya çağıran çanı.
(2) İhtilalden önce kiliseye ve derebeylerine verilen aşar vergisi.
90
MADAME BOVARY
da, hatta eski-zaman adamları gibi, gök kubbeyi seyretmekle de gösterebilir. Benim Allah'ım
Sokrat'm, Franklin'in, Voltaire'in, Beranger'nin Allahıdır., Ben Savua Papazının Amentüsü ile 89
ihtilalinin ölmez prensiplerine taraftarım. Yoksa, bahçesinde elinde bastonu ile dolaşan,
dostlarını balinaların karnına yerleştiren, bir feryat koparıp ölen ve üç gün sonra yeniden dirilen
bir Tanrı kabul edemem. Bunlar, aslında manasız, üstelik fizik kanunlarının hepsine aykırı
şeylerdir; sırası gelmişken söyleyeyim, papazların öteden beri kendileriyle birlikte halkı da
sürükleyip bulanık suda boğmaya zorladıklarına, ne korkunç bir bilgisizlik içinde çürümekte
olduklarına bu da bir delildir.
Sustu; gözleri etrafında bir dinleyici kalabalığı arıyordu; çünkü eczacı, galeyana gelip bir an
kendini, belediye meclisi toplantısında sanmıştı. Ama otelci kadının artık onu dinlediği yoktu.
Onun kulağı, uzaktan gelen bir gürültüdeydi. Toprağı döven gevşek nal şakırtılarıyle karışık bir
araba sesi işitiliyordu; nihayet Kırlangıç kapının önünde durdu.
Bu, tente hizasına kadar çıkıp yolcuların etrafı seyretmesine mani olan ve üstlerini başlarını
kirleten iki koca tekerleğin taşıdığı san bir sandıktı. Dar pencerelerinin küçük camları, araba
kapalıyken, çerçeveleri içinde zıngırdıyordu. Üstlerinde belki kırk yıllık bir toz tabakası vardı ki,
bunun şurasında burasında kalmış çamur lekelerini artık sağanaklar bile temizleyemi-yordu.
Arabaya, en öndeki tek başına, arkadaki ikisi yan yana giden üç hayvan koşulmuştu; inişlerde
arabanın dibi sarsıla sar-sıla yere çarpıyordu.
Yonville ahalisinden birkaçı meydana gelmişti; hep bir ağızdan konuşup haber, izahat istiyor,
sepetlerini soruyorlardı. Hivert hangisine cevap vereceğini bilemiyordu. Köyle şehir arasında
emanetçiliği o yapardı. Dükkânlara gider, kunduracıya kösele, nalbanta demir, hanımına bir fıçı
ringa balığı getirir, terziden ısmarlanmış hotozları, berberden kıtık saç alırdı; dönüşte yol
boyunca, paketleri bahçelerin çitlerinden atarak dağıtır, bunun için ikide bir yerinden doğrulur
ve hayvanları durdurmadan avazı çıktığı kadar bağırırdı.

Başlarına bir iş gelmiş, geç kalmışlardı: Madam Bovary'nin tazısı kaçmış, tarlalar arasında
kaybolmuştu. Tam bir çeyrek saat, belki daha fazla, hayvanı ıslıkla çağırmışlardı. Hatta Hivert,
her dakika onu gördüğünü sanıp, yarım fersah geri dönMADAME BOVARY
¦91
müştü; nihayet yola devam ettiler. Emma ağlamış, kızmış, bu felâketi Charles'dan bilmişti.
Onunla beraber arabada bulunan kumaşçı M. Lheureux, böyle kaybedilmiş köpeklerin uzun
yıllardan sonra efendilerini bulup tanıdıklarını birçok misallerle anlatarak kadını avutmaya
çalıştı.
— Bir tanesi, dedi, İstanbul'dan Paris'e kadar gelmiş. Bir tanesi de dört ırmağı yüzerek geçip
elli fersahlık yoldan dönmüş; babamın da bir tüylü finosu vardı, kayboldu; tam on iki yıl sonra,
babam bir akşam ziyafete giderken köpek onu tanıyıp sokakta sırtına atılmasın mı!..
II
Arabadan önce Emma atladı, arkasından da sıra ile Felicite, M. Lheureux, bir emzikli kadın indi;
karanlık basar basmaz, oturduğu köşede derin bir uykvuya dalan Charles'ı zorla uyandırdılar.
M. Homais karşılamaya çıkıp kim olduğunu bildirdi; Hanımefendiye ve Doktor Beye saygılarını
sundu, onların hizmetinde bulunabilmiş olmaktan zevk duyduğunu söyledikten sonra ahbapça
bir eda takınıp kendini davete cesaret ettiğini, zaten karısının Yonville'de olmadığını anlattı.
Madam Bovary, mutfağa girince sobanın başına gitti. İki parmağının ucu ile elbisesini dizkapağı
hizasından tuttu, topuklarına kadar kaldırdı ve siyah potinli ayağını, kızaran koyun butunun
üzerinden aleve doğru uzattı. Ateş onu baştan ayağa kadar aydınlatıyor, berrak bir ışık halinde
elbisesinin dokusuna, beyaz teninin düz gözeneklerine, hatta arada bir kırpıştırdığı gözlerinin
kapaklarına doluyordu. Yan açık kapıdan rüzgâr estikçe kadının üzerinden büyük bir kırmızı
renk geçiyordu.
Sobanın öteki tarafmda, san saçlı bir delikanlı Emma'ya sessiz sessiz bakıyordu.
Noter Guillaumin'in yanında kâtiplik ettiği bu Yonville'de pek sıkıldığı için M. L6on Dupois (Altın
Aslan Oteli sürekli müşterilerinin ikincisi işte bu gençti), belki akşam konuşulacak bir yolcu
iniverir ümidiyle yemek vaktini uzatırdı. İşini bitirdiği günler, ne yapacağını bilmediğinden, tam
saatinde gelip çorbadan peynire kadar M. Binet ile baş başa oturmaya çaresiz katla92
MADAME BOVARY
nırdı. Otelci kadın, o akşam yemeğe yeni gelenlerle beraber oturmasını teklif edince M. Leon
sevinçle kabul etti. Büyük salona geçtiler; Madame Lefrançois şatafatlı olsun diye, dört kişilik
sofrayı oraya kurdürmuştu.
Homais, nezleden korktuğu için, takkesini çıkarmamasına müsaade istedi. Sonra yanına oturan
Emma'ya dönüp:
— Hanımefendi hiç şüphesiz biraz yorgundur, dedi. Bizim Kırlangıç'ta insan öyle fena sarsılır
ki!
— Öyle ama, dedi, yolculuk her zaman hoşuma gider; yer değiştirmeyi pek severim.
Noter kâtibi içini çekerek:
— Mıhlanmış gibi hep bir yerde kalmak, dedi, ne kadar sıkıcıdır.
Charles atıldı:
— Siz benim gibi hep at sırtında dolaşmaya mecbur olsaydınız...
Leon, Madame Bovary'ye hitap ederek:
— Bana öyle geliyor ki, dedi, dünyada bundan tatlı bir şey olmaz. Ama elimizde olursa... diye
ilave etti.
Eczacı:
— Zaten, diyordu, tababet icrası bizim buralarda öyle pek ağır değildir; zira yollarımız araba
kullanmaya uygun olduğu gibi, çiftçilerimizin hali, vakti yerindedir, ücreti esirgemezler. Sıhhi
durum açısından bağırsak iltihabı, bronşit, safra hastalıkları vesaire gibi alelade
vakalardan başka hasat vakti ara sıra sıtma nöbetleri gözükürse de öyle tehlikeli, kayda değer
özel bir şey yoktur; ancak birçok sıraca vakaları vardır ki, bunların da sebebi, hiç şüphesiz,
köylerimizdeki evlerin sıhhi koşullar açısından pek acı bir halde olmasıdır. Bir de şunu
söyleyeyim ki, Monsieur Bovary, hayli batıl itikatlarla mücadeleye mecbur olacaksınız; ilminizin
gayretleri karşısına her gün, alışıklık, görenek mahsulü birtakım inatlar çıkacak; çünkü hâlâ,
hekime veya eczacıya müracaat lazım geldiği yerde dokuz gün tövbelerine, kutsal emanetlere,

ırmağın neşrettiği su buharı ve çayırlarda birçok hayvan bulunması yüzünden— malumunuzdur ki o hayvanlar bir hayli amonyak. bütün bu tebahhuratı birbirine karıştırıp bir huzme halinde toplayarak ve bir yandan da kendiliğinden havâ-yı nesimîde bulunması muhtemel elektriğe karışarak. Akrabamdan biri geçen sene İsviçre'de seyahate çıkmıştı. 94 MADAME BOVARY açılınca da ayaklarımızdan bin kadem aşağıda boydan boya vadiler gözükürmüş. Ne diyorsunuz. uçurumlar kenarında asılı kulübeler.. dedi. malumat veriyordu. dedi. Seine nehrinde kendiliklerinden serinleşir ve bize bazen birdenbire. Leon gerçekten eczacının evinde. alçakgönüllülüğünden öyle söylüyor.A. Homais. azizim! Geçen gün odanızda Ange Gardien'l (Koruyucu Melek) bir söyleyişiniz vardı. Termometre (gözlemleri kendim yaptım) kışın dörde kadar iniyor. yani azot. ona Yonville'in başlıca sakinlerinden bahsediyor. bulutlar (1) Homais'nin ukalaca nutuklarını tamamıyle eski dile çevirmek belki daha doğru olurdu. onların hakkında hikayeler anlatıyor. hayli dert çıkarıyordu. fakat cesaret edemedim. buna hiç hayret etmem. Emma sordu: — Hangi müziği tercih edersiniz?. karlı dağların o heybetli. .. delikanlı ile konuşmasına devam ederek: — Bari. gelecek yıl hukuk tahsilimi bitirmek üzere Paris'e gideceğim. azami yirmi dört. Madame Bovary. Sellerin ortasında inanılmayacak kadar büyük çam ağaçları. Sizi laboratuvanmdan dinledim. ikinci katın meydana bakan bir odasında otururdu. — Daha bilmiyorum. doğrusu buraların iklimi hiç de fena değildir. böyle olmakla beraber bu harareti. Madame Bovary cevap verdi: — Seyretmesi bile ruhu yükseltip insana sonsuz ideal fikirleri ilham eden o sınırsız uzaklık üzerinde zekâmız. Noterin servetinin neye bağlı olduğunu kimse bilmiyordu. en sıcak mevsimde yirmi beş. ormanın kenarında Otlak denilen bir yer var. hidrojen ve toprağın türabı nebatisini kendine çekerek. çağlayanların letafeti. Böyle manzaralar herhalde insanı coşturur. güneşin batışını seyrederim. yani İngiMADAME BOVARY 93 üz ölçüsünde elli dört eder. birer dev gibi duruşu akla hayale sığmaz diyor. isteyerek bırakılmıştır.papaza başvuranlar oluyor. başka bir deyişle Fahrenheit'te..). (N. bir de Tuvache ailesi vardı ki. öbür yandan Saint -Jean tepesi batı rüzgârlarına karşı muhafaza eder. daha doğrusu gelmesi icap ettiği taraftan. kitabımı açar. Son cümlelerin karışıklığı. vecde sevkeder! Bir müzisyenden bahsederler. Bununla beraber. fakat M. size de öyle gelmiyor mu? — Dağ manzaraları da öyledir. ben denize bayılırım. geldiği. — Şüphesiz Alman müziğini. fazla değil! —Gerçekten. bir aktör gibi tane tane söylüyordunuz. — Theatre des Italiens'i bilir misiniz?. Bu Reaumur-de". mamafih bu ısı. ancak birkaç bileşim bıraktım. ama bilhassa deniz kıyısından seyredilmeli. civarda gezilecek yerler var mı? — Pek az. insanı mest ediyordu. o zaman görürüm. — Bence güneşin batışı kadar hayranlığa değer hiçbir şey yoktur. Homais. ibadete. Bazen pazar günleri oraya gider. rüzgârlar. Küçük dağın tepesinde. hislerimiz daha serbestçe açılıyor. Leon: — Ah! dedi. M. Ev sahibinin bu iltifatına kızardı. Madame Bovary. Kadın sordu: — Siz müzikle meşgul olur musunuz? — Bir şey çalmam. yani güney tarafından güneydoğu rüzgârları tadil eder ki. aslında olduğu gibi. tabağına eğilerek delikanlının sözünü kesti: — Onun sözüne bakmayın.. ' . otuz dereceye yükseliyor. göllerin şiiri. hatta yörede doksanına ermiş birkaç kişimiz var. hayalini daha çok coşturmak için gidip muhteşem bir manzara karşısında piyano çalarmış. bizi bir yandan Argueil ormanı kuzey rüzgârlarına. insanı hülyalara daldırır. hekime dönmüştü. Rusya meltemleri gibi estikleri olur (1). nihayet sıcak memleketlerde olduğu gibi birtakım sıhhate zararlı miyasmoslar hasıl edebilir. ama pek severim.

Rousseau. dedi. ılımlı duygulan anlatan romanlardan nefret ediyorum. Voltaire. Bazen insan bir kitapta kendinin de aklından geçmiş bir fikre. yemiş kileri. bütün kütüphanem emirlerine amadedir. tâ derinden hatıra gelen silinmiş bir hayale rastgelir ki bu. Emma: — Ama. insanı daha çok ağlatıyor. şimdi ben bilakis bir solukta okunan hikayeleri. akşam rüzgâr pencereye vurur. Charles: MADAME BOVARY 95 — Bizim hanım öyle şeylerden hoşlanmaz. bunun için ben daima. Zaten bir ailenin hoşuna gidecek her şey var: Çamaşırlık. Forges. dedi. ona kaç kez biraz jimnastik yapması söylenildi ama odasına kapanıp kitap okumayı tercih ediyor. düşüncemizi sûylu yaratılışlı insanlara. görür gibi olduğunuz ülkelerde dolaşırsınız. Leon devam ediyordu: — İnsan bir şey düşünmez. hülyamızı inciten bin bir hali arasında. vb. bunların arasında. İki buçuk saattir sofradaydılar. kira ile kitap veren bir kütüphaneye abone oldum. Delille. dedi. yahut serüvenlerin çevresini izler. Neufchâtel. dedi. oturma odası. sonunda insanı yoruyor.. dedi. Buchy... Evin bir hekim için en büyük iyiliği. hanımefendi bahçe işleri ile uğraşmasını severse. Leon: —Bilmem size de hiç oldu mu?. düşünceniz hayalle sarmaş dolaş olarak ayrıntılar içinde oynar.. dedi. Hayatın. bilardo salonunun kapısını boyuna yarı açık bırakıp mandalın duvara çarpmasına sebep oluyordu. bundan başka çeşitli günlük yayınlar da vardır ki. en ince hissinizi anlatıyor sanırsınız. o eserler kalbe tesir etmediği için. her şeyi unutuyor.Eczacı: — Şu kaçan Yanoda zavallısından bahsederken muhterem zevcinize de anlatmıştım. iri iri kara gözlerini ona dikerek: — Değil mi?. Hiç kımıl-damaksızın. şahıslara karışır. eski çarıklarını taşlar üzerinde avare avare sürükleyerek tabakları birer birer getiriyor. Hayatta çok rasgelinen alelade şahısları. sanatın asıl amacından ayrılmış oluyorlar. masraftan kaçmaz bir adamdı! Bahçenin bir ucunda havuz başına. dedi. onların elbiseleri altında kendi kalbiniz çarpıyor sanırsınız. bana öyle geliyor ki. Şiiri nesirden daha kalbe yakın buluyorum. Çok doğru!. Bu son sözleri duyan eczacı: — Hanımefendi kabul etmek lütfunda bulunurlarsa. Leon: — Ben de öyleyimdir. Walter Scotte. ağaçlıklı bir yola açılan. mutluluk tablolarına bağlayabilmek ne kadar tatlıdır. biricik eğlencem bu.. L'Echo des Feuilletons. dedi. diyordu. korku veren öyküleri seviyorum. kilerli mutfak. Yonville bucakları ve civarı muhabiri olmakla onur duyduğum gündelik Ruen Feneri de vardır. saf sevgilere. yazın oturup soğuk bira içmek için bir de kameriye yaptırdı. dedi. .. en iyi yazarların eserlerinden meydana gelmiştir. Emma: — Onu ben de hissettim. hiçbir şeyi aklı almıyor. — Bunun içindir ki ben bilhassa şairleri severim. onun yaptığı delilikler sayesinde Yonville'in en rahat evlerinin birinden istifade edeceksiniz. çünkü hizmetçi Artemise. saatler akıp geçer.. kimse görmeden girip çıkmaya müsait bir kapısı bulunmasıdır. 96 MADAME BOVARY Emma: — Burası da şüphesiz Tostes gibi. Burada hayattan uzak yaşayan benim biricik zevkim. Yanoda keyfini bilir. Noter kâtibi: — Hakikaten. Emma: — Çok doğru!. lamba yanarken ateşin başına oturup bir kitap açmaktan daha tatlı ne var ki? Emma. her şey.. ama insan Yonville'de okunacak çok bir şey bulamaz ki!.

dimdik tutuyordu. Binet'yi gördü. Fakat otele girdiği zaman sofra başında yalnız M. Eczacı. hiz-* metçiden başka. Kızıl saçları arasına saman çöpleri karışmıştı. Birincisi rahibeler okuluna girdiği gün. tereyağının . dördüncüsü de bu. anlatabilmişti?. Bilgisi ile M. o zamana kadar bir hanım'la durmaksızın iki saat konuştuğu hiç olmamıştı. hem de öyle bir dille. politika bahsinde taş-MıB 7 98 MADAME BOVARY kınlık etmezdi. birbirini açan sözlerin dönüp dolaşıp ortaklaşa bir yakınlığın değişmez merkezine götürdüğü çeşitli konularda bir sohbete dalmışlardı. ve akşam yemeğinden sörira kağıt oynamayacaksa. az sonra da sofradan kalkıldı. bir genç için ne güzel şey. hemen vedalaşıp ayrılmak lazım geldi. ahşap basamaklar gıcırdıyordu. üçüncüsü Vaubyessard'da. ay ışığı vurdukça ırmak boyunca bir buhar tabakası yükselen çayır gözüküyordu. Emma. perde demirleri. tatlı bir eda ile o yakaya gömülüyor veya hafifçe meydana çıkıyordu. Evin ortasında karmakarışık konsol çekmeceleri. sandalyelere yığılmış şilteler. Kahve getirildikten sonra Felicite" yeni evde odayı hazırlamaya gitti. O. kapıdan girer girmez. yan hislerini saklama isteğinden gelen bir çekingenliği vardı. Eskiden o kadar iyi söyleyemeyeceği şeyleri nasıl olmuş da ona. ayağını Madam Bovary'nin oturduğu iskemlenin çubuklarından birine dayamıştı. Paris'in tiyatroları. roman isimleri. kendi elma şarabı aldığı adamı özel olarak çağırttı. Emma'nın oturmuş olduğu Tostes. Birinci kattaki odaya. eczacı çırağı Justin de dadılık ederdi. mademki hayatının geçen kısmı fena olmuştu. Daima üstleri başları berbat. Justin. M. Kadının boynunda mavi ipek bir boyunbağ vardı ki bu. şarabı tadıp iyisini seçti ve fıçının bodrum katına yerleştirilip yerleştirilmediğine baktı. ikincisi Tos-tes'a vardığı zaman. Öteki eline de papazın şemsiyesini aldı ve yola düzüldüler. Homais'nin saygısını. yere büyük gölgeler seriyordu. Sanki bir yaz gecesiymiş gibi toprak gıpgriydi.. Emma'nm başı ile yaptığı hareketlere göre yüzünün alt kısmı. tavla uşağı da. terbiyesi yerinde bir insan olduğu söylenirdi. bununla dördüncü defa olarak bilmediği bir yerde yatıyordu. hiç farkına varmadan. bilmedikleri kibarlar âlemi. o pek arsız ve biraz da anaları gibi hantal çocuklara. alışveriş edeceği dükkâncılar hakkında bilgi verdi. nota okumasını bilir. yemeğin sonuna kadar her şeyi gözden geçirip her şeyden bahsettiler. fitilli bir patiska yakayı. Madam Lefrançois küllerin başında uyuyakalmıştı. Pazar yerinin direkleri. yeni kadriller. uşaklık da ederdi. MADAME BOVARY 97 Fakat hekimin evi. evlerine götürmek üzere. Madame Bovary'ye. Kendisi henüz gecelik elbisesi ile idi. yere konuvermiş leğenler vardı. dükkândaki işinden başka. şişeler. Hayal meyal ağaç tepeleri ve daha ötede. Duvarlar yeniydi.Leon konuşurken. şimdi bulundukları Yonville. Bir gün önceki yemek onun için mühim bir hadiseydi. seve seve edebiyat sözü ederdi. Monsieur Bovary ile hanımını bekliyordu. Charles ile eczacı konuşurlarken. sıvalann soğukluğunun omuzlarını nemli bir havlu gibi kapladığını hissetti. Hem. doğrusu iyi bir komşu olduğunu gösterdi. sol bacağından topallıyordu. yaldızlı değnekler. eşyayı getiren iki hamal her şeyi gelişigüzel bırakıvermişlerdi. Yonville'de onun edebi. yarı sis içine gömülmüş. birtakım meziyetleri de vardı: Suluboya resim yapar. utangaç bir çocuktu ve yan sıkılganlıktan. olayların ayn yerlerde aynı biçimde olabileceğine inanmıyordu. III Ertesi sabah uyanınca noter kâtibini. bundan sonrakinin daha iyi olacağından kuşkusu yoktu. Emma selamı çabucak iade edip pencereyi kapadı. otelden ancak elli adım ötede olduğundan. elinde bir fener. eve acıdıkları için almışlardı. Kasaba uykudaydı. Leon başını kaldırıp selam verdi. perdesiz pencerelerden beyazımtırak bir ışık giriyordu. evin önündeki meydanda gördü. bunların her biri de hayatında sanki yeni bir safhanın başlangıcı olmuştu. Emma. Homais'nin uzaktan akrabasıydı. genellikle. Yaşlı kimselerin ileri sürdüğü düşünceleri dinler. onlar böylece yan yana. sık sık çocukları gezmeye götürmek nezaketini gösterdiği için de Madame Homais'nin sevgisini kazanmıştı. Le"on o gün akşama kadar saatin altıya gelmesini bekledi. \ Emma.

vücudunun rehaveti. diplomasız şahısların hekimlik yapmalarını yasak eden birinci maddesine aykırı hareket etmişti. Tostes'taki tamirat. o anda aklına gelen türlü türlü tatlı. eczaneyi satılmış. engellerden atlar. annelerin şefkatini iştahlandıran o hazırlıklarla gönül eğlendirmedi. karşı karşıya oturup ona doyasıya baktıkça. sonra. işlemeli takkeler yaptıramadığı için hüzne kapıldı. Hasta gelmiyordu. O yüksek adliye memuru M. o kadar ki. iki yılda eriyivermişti. Homais'yi özel odasında. Fakat belediye reisinin ona kini vardı. Baba olacağını düşündükçe haz duyuyordu. gönül ferahlığı ile oturuyordu. Çok şükür ki karısının gebeliğini düşünmek. başında serpuşu ile. kadına sarılır. Hem bir külçe gibi hareketsiz. Oğlan istiyordu. Homais. M. ev sahiplerinin isteğine göre gündelikle veya götürü olarak Yonville'in başlıca bahçelerine bakan Lestiboudois ile pazarlık etti. devamlı bir his peyda olacaktı. ayakta kabul etmişti. kavanozları dağıtılmış bir halde görür gibi oldu. daha uzaktan da. hanımın elbiseleri ve göç için o kadar masraf olmuştu ki. arkasında kalın kürklü cüppesi. Bu. her şeyden korkulurdu. korse-siz kalçalarının etrafına yumuşacık gevşek etlerin doluşunu seyrettikçe. artıyordu. Bir yere oturup saatlerce hiç konuşmadan öyle duruyor.ucuza alınması için çare öğretti. zangoçluk ve mezarcılık vazifelerinden başka. adını Georges koyacak. onu köyün işçi kadınlarından -birine ısmarlayıp kendisi bir çöpüne karışmadı. mesMADAME BOVARY 99 lektaşları da çekemiyorlardı. Hizmetinde bulunup M. Bunun içindir ki her sabah Homais. Bovary'yi kendine çekmekle onu minnettar etmiş ye sonradan işin farkına varırsa söz etmesini önlemiş olacaktı. gürbüz. Yerinden kalkar.. Emma önce büyük bir şaşkınlık duydu. sanki geçmişteki aczlerinin intikamını aldıracak bir ümitti. Vakit geçirmek için evinde ırgatlık etti. dansettirmek ister ve yarı güler. 100 MADAME BOVARY Fakat Charles her yemekte çocuktan bahsettiği için Emma da onu devamlı bir surette düşünmeye başladı. Eczacının kulakları çınlamaya başladı. Karısının uzaktan tembel tembel gelişini. Şimdi hiçbir eksiği yoktu. arabanın fazla sarsıldığı bir sırada Quincampoix kaldırımına düşüp tuzla buz olan alçı papaz da caba!. en uzak saadetlere dişlerini geçirebilir. hem de kolay eğilip bükülen bir yaratık olan kadının başında. bu tatlı tasa unu avuttu. koltuğunda yorgun argın vaziyetler takındığını gördükçe sevincinden çıldı-rıyordu. bunların altında kendisinin de bir çıkarı vardı. Charles kederliydi. çoluğunu çocuğunu göz yaşları içinde perişan. kilitlenen kapı gürültülerine benzer sesler duyuluyordu. öğleden sonra. Kadının kurtulması yaklaştıkça Charles'm da sevgisi. bunun için. dünyaya getireceği çocuğun bit erkek olması fikri. yarı ağlar bir eda ile. şişeleri. jandarmaların koca çizmeleri ile dolaştıkları. kanunun . ta başlanbıcından bir derece sönükleşti. kendini rutubetli zindanlara atılmış. ihtirasları ve memleketleri dolaşır. serbesttir. ona gazete'yi götürür ve çoğu zaman da. muayene odasına kapanıp uyuyor veya karısının dikişini seyrediyordu. şakacı sözler söylerdi. 19 Ventöse XI tarihli kanunun. belki de sevgisi. iki kolunu dayayıp. eczaneyi bir süre bırakıp hekimle yarenlik etmeye giderdi. Eczacının bu kadar yakından ve dostça paralanması sadece başkalarına bir hayrı dokunmak ihtiyacından gelmiyordu. Koridorda. hatta kaybolmuştu. beynine kan hücum edip ölecek sandı. ne de olsa. Yavaş yavaş bu ihtarın hatırası zayıflamış. yine eskisi gibi. elleri ile yüzünü okşar. Krallık savcısının huzuruna çağırılmıştı. analık denen şeyin ne olduğunu anlamak için kurtulmayı arzu etti. Erkek kısmı. Böylece. Fakat para meseleleri zihnini işgal ediyordu. bu yüzden birtakım gizli ihbarlar üzerine Rouen'a. dükkânın iç odasında ufak tefek hastalıklara bakmaya başlamıştı. heyecanı geçsin. hatta boyacıların bıraktığı bir parça boya ile. sabahleyin. üç bin ecu'dan fazla tutan drahoma. Aralarında yeni bir ilişki belirip vücutlarını yaklaştıracak ve sanki daha girift bir birlik bağı. Hem Tostes'tan Yon-ville'e taşınırken bir sürü eşya hasara uğramış. aklı başına gelsin diye bir kahveye girip bir kadeh rom ile Seltz suyu içmek zorunda kaldı. «annecik» der. mahkeme saatinden önce oluyordu. Fakat istediği gibi masraf edip pembe ipek cibinlikti sepet beşik. çocuk takımı ile uğraşmaktan vazgeçti. esmer olacak. İnsan hayatını boydan boya biliyor ve hayat sofrasına. Kadının ise önüne her zaman engeller çıkar. tavan arasının duvarlarını süslemeye kalktı.

Irma belki sadece romantizme bir tavizdi. hem de onunla şöyle bir çeyrek saat tartışmak isterdi. yani altı kutu hünrlap. o da. Böylece. Emma başını çevirip bayıldı. İçkiye de pek 102 MADAME BOVARY . meydanda çubuğunu içmeye giderken giydiği gümüş şeritli asker külahı ile köy halkının gözlerini kamaştırdı. Homais'nin ise. saat altıda doğurdu. hayal ile taassubu birbirine ka-rıştırmazdı. dedi. Atala gibi sonu İtalyan isimlerine benzeyenleri birer birer düşündü. hiçbir şey olmamış gibi. çocuğun adını Madeleine koymayışınıza hayret ediyor. papaz da gelmişti. başından aşağı bir bardak şampanya dökerek vaftiz etti. Onun başlıca güzel parçalarını okudukça heyecana kapılır. Homais'nin felsefi inançları. kafalar kızıştı.'kenr dişini tövbekar ve Hıristiyan yaptı. Athalie tragedyasındaki fikirleri kınamakla beraber üsluba hayrandı. Böyle mukaddesatın alaya alınması. şimdi o isim moda oldu. şapkasının bir şeritle tutturulmuş tülü gibi. bir dolaptan bulup çıkardığı altı çubuk nöbet şekeri verdi. (2) Maria-Magdelane. Charles kızma anasının adını koymak jstedi. her rüzgârın etkisi ile çırpınır. Eczacı: -----. vaftiz analığı etmiş olan ihtiyar Madame Bovary de İmparatorluk zamanından kalma bir şarkı okudular. aralık kapıdan. nihayet Bovary baba. daima sürükleyen bir arzu ve yine daima engel olan bir ahlak düşüncesi vardır. saygılı bir adam olduğundan. ruhunu saran bu birbirine aykırı hisler arasında. Louisa. M. Takvim (1) baştan aşağı gözden geçirildi. şahıslara öfkelendiği halde onların nutukları ile coşardı. sonra İsa. bir kavanoz dolusu nişasta peltesi. Bir pazar günü. Çok geçmedi. şimdilik birkaç kutlama sözü ile yetindi. Franklin de hürriyeti temsil ediyordu. M.. ama Yseult veya Leocadie'yi daha iyi buluyordu. Ayin gününün akşamı bir ziyafet çekildi. Eczacı. Çocuğu görmek istedi ve onu vücutça iyi bulduğunu söyledi. Charles: — Kız!. Hediye olarak müessesesi matahlarının hepsinden birer parça. Emma razı olmuyordu. Homais'den rica edildi. çocuğun getirilmesini istedi ve onu. öyle ki. Önce Clara. Örneğin. Fakat Charles'ın annesi kızıp böyle günahkâr kadın (2) adının lafını ettirmedi. Çünkü. Napoleon şan ve şerefi. üç hokka hatmi murabbaı. Emma kızına bir isim bulmak için hayli uğraştı. ayrıca da. önce bir günahkâr kadındı. artık bu ada karar verildi ve Rouault Baba gelmeyeceği için. MADAME BOVARY 101 ünlü bir olayı veya yiğitlik gösterir bir kavramı hatırlatan isimlere sevgisi vardı.emrettiği itaatler gibi düşmanları vardır. fakat papaz alayının o parçalardan kendi melanetleri için faydalandıklarını düşündükçe yüreğini üzüntü kaplardı. Nihayet Emma. Galsuinde hoşuna gitmişti. Vaubyessard şatosunda Marquise'in bir tazeyi Berthe diye çağırdığını hatırladı. Fransız tiyatrosunun en ölmez usta işine karşı bir anmaydı. bir büyük adamı. Madame Homais ile Altın Aslan oteli sahibi Madame Lefrançois koşarak göz aydına geldiler. yarı bıraktığı kahvesini içmeye başladı. seher vakti. Likörlere sıra gelince M. ama. (1) Takvimlerde her gün azizeden birinin yortusu olarak gösterilir. sanat vadisindeki hayranlıklarına engel olmaz ve düşünürlüğü. hem Racine'e iki eli ile taç giydirmek. ama At-halie. farklar gözetmesini bilir. rahip Bournisien'i öfkelendirdi. İradesi. Amanda. Charles'ın babası Yonville'de bir ay daha kalıp sabahları. Leon'la konuşuyorduk. Leon bir Venedik havası. kararsız. hassaslığını boğ-mazdı. M. dedi. Bovary baba Tanrılar Savaşı'ndan bir parça okuyarak karşılık verince papaz gitmeye kalktı. hanımlar yalvanyorlardı. elâ-leme danışıldı. Nekahat günleri sırasında. Homais İyilerin Tannsı'm tutturdu. vaftiz babası olması M. Homais araya girdi ve papazı yerine oturttular. dört çocuğuna da bu usûl üzere ad koymuştu.Geçen gün M. eserin ruhuna lanet ediyorsa da bütün ayrıntıları alkışlar.

mum ve kav parçaları arasına bir Mathieu Laensberg atılıvermişti. İkisi. subaylık zamanından. hiç şüphesiz bir lavanIf . kırmızı basmadan bir gömlek asılıydı. diye sordu ve kâtipten aldığı «hayır» cevabı üzerine. bir gün Emma onu birdenbire özledi ve kırkı çıkıp çıkmadığını hesaplamadan. kendisine yoldaş olmasını rica etti. fakat şimdi bir yorgunluk duyduğunu anlattı. O zaman ihtiyar Madame Bovary. Emma: — Bir işiniz var mıydı?. ticaretle-riyle fazla meşgul oldukları için. çakmak taşları. karışmam ha!. üzerine yuvarlak bir mavi kağıt yapıştırılmış pencerenin önünde bir hamur teknesi duruyordu. hatta bazen. cılız. «Madame Bovary'nin kendini lekelemekte olduğunu» söyledi.düşkün olduğundan sık sık hizmetçi kızı Altın Aslan'a gönderip bir şişe Fransız rakısı aldırtır. diye söze başladı. yaban gülleri. metreslerinden. Strasbourg'dan. duvara dayalı perdesiz geniş bir karyola vardı. hoş sohbet gözüküyor. Rouen'li bir şapkacının oğlu olan bu çocuğu. Leon. hem nazik. Öğle vaktiydi. Çitlerin delikleri arasından bakılınca. hizmetçisine. camlarından biri kırıldığı için. yavşan otları. kocasının. dağın eteğinde. kaldırımın çakılları ayaklarını zedeliyordu. boyun atkıları güzel koksun diye gelininin bütün kolonyalarını harcadı. küçük bir oğlanın elinden tutmuştu. Ağır bir rüzgâr esiyordu. yavaş yavaş yürüyorlar. Sütninenin evine varmak için. bağlı inekler görülüyordu. sizin çocuk içeride uyuyor.. iki tarafında kurtbağrı ile dolu bir küçük yolu tutmak lazımdı. merdivende olsun. yere ekili birazcık marul. kulübelerin önünde. fundalıklardan yükselen böğürtlenler hep çiçek açmıştı. babası ile anası. Emma. yan yana. pencerelerin tahta kepenkleri kapatılmıştı. bahçede olsun: «Charles. orada bir kapıdan çıktı. ağzına tavuk tüyü takılmış zeytinyağı şişesinin yanına parlak çivili pabuçlar dizilmişti. yüzü gözü çıban içinde. doğramacının karısına. önüne gölge salan bir koca ceviz ağacından tanıdılar. araba yolu ile çayırlar arasında otururdu.. sanki kıvılcımlar çatırdıyordu. etrafta ne olduğu pek anlaşılmaz birkaç pırtı. ama devama cesaret edemedi. yoksa bir yere girip otursam mı diye bir düşündü. genç kadının fikirleri üzerinde kötü bir etkisi olmasından korkarak bir an önce köye dönmeye karar verdi. dedi. mezarlığa gidermiş gibi sola sapmak ve basık evlerle bahçeler arasında. Tahta perde kapısının açıldığını duyunca sütnine. MADAME BOVARY 103 Daha o akşam Yonville'de bunu duymayan kalmamıştı. sütnineye verilmişti. Viyana'dan. oğlunun saadeti yıkılacak diye kaygılandı ve böyle devam ederse.. önlerinde bir sürü sinek. Tam o sırada M. ısırganlar. lavanta çiçeği ve sırıklarında çiçek açmış bezelyenin etrafını çeviriyordu. Sütnine: — Buyurun. Madame Bovary kızını görmek üzere yola çıktığını. sokak geçildikten sonra. M. Belki daha ciddi endişeleri de vardı. sokağa doğru ilerleyen tentenin gölgesi altına girdi. Leon da adımlarını kadınınkine uyduruyordu. oğlunun hesabına yazdırtırdı. Evi. Kurtbağrılar. Emma onunla konuşmaktan hiç de sıkılmıyordu. Pis bir su akıp otların üzerine yayılıyordu. Dikenli çite dayanmış çalı demetleri. Bovary hiçbir şeyden çekinmeyecek adamlardandı. köye bırakmışlardı. Emma yürürken kendinde bir halsizlik hissediyordu. Marangoz köyün ta ucunda. Herif dünyayı dolaşmıştı: Berlin'den. Leon: — Arzu ederseniz. Bu odada bulunan lüzumsuz şeylerin sonuncusu da. zemin katında bulunan biricik odanın dibinde. bulaşık musluğunun taşı altında. Çocuk.. Bir eli ile de. el örtüsü çorap. kucağında meme emen bir çocukla çıkıp geldi. Evin.» diyerek kadını belinden yakalıyordu. koltuğunun altında bir tomar kağıtla. Kapının arkasındaki köşede. Damı kara kiremit örtülü bu basık evin çatı deliğinden aşağı bir soğan hevengi sarkıyordu. Leon'a dayanıyor. gübrede yuvarlanan bir domuz veya boynuzlarını ağaç gövdelerine sürten. tozlu şöminenin üzerine. çitin üzerine de Amerikan bezinden bir yatak örtüsü serilmişti. sıcak havada uğulda-yarak uçuyordu. Rollet'nin evine doğru yürümeye başladı. eve mi dönsem. belediye reisinin karısı Madame Tuvauhe. mavi göğün sert ışığı altında parıl parıl yanan arduaz taşlarından damların tepesinde. . Gelip kadını selamladı ve Lheu-reux'nun dükkânı önünde. bulunduğu ziyafetlerden bahsediyor.

habire gece kalkmanın ne kadar zahmetli olduğundan bahsediyordu: — Bazen öyle takatsiz düşüyorum ki. Leon'un koluna girdi. benim rahatsız etmemden kurtulursunuz. Emma onun tırnaklarına da dikkat etti: Yonville'de kimseninki o kadar uzun değildi. Köylü kadın Emma'yı bir kara ağacın altına çekti ve kocasından bahsetmeye başladı. Emma: — Kısa kesin.. dedi.104 MADAME BOVARY tacı ilanından kesilip altı kundura çivisiyle duvara mıhlanmış.. ırmak boyundan döndüler. sabahlan benim yalnız başıma kahve içtiğimi görünce içlenir diye korkuyorum. dedi.. gözleri ile bir terbiyesizlik etmiş olmaktan korkarak başını çevirdi..yakasına kusmuş olan çocuğu tekrar yatırdı. yüzbaşının da yılda verdiği altı frankla. yerde. dedi. Bir süre hızlı hızlı yürüdü. sandalyenin üzerinde uyuyakalıyorum. kadife yakalı bir redingot giymiş olan delikanlının omuzuna dikildi. çayır sanki bomboştu. Yonville'e. erkekler. diyordu. Leon'un kestane rengi. belli bile olmaz!» diyerek yakayı silmeye başladı. sonra yavaşladı ve etrafa gezdirdiği gözleri. M. Su. ırmağa kadar inen birkaç basamak merdivenleri bulunan bahçelerin duvarları. Sütnine hemen koştu ve: «Yer etmez. diyor. Emma'nın çocuğu. dil gibi yumuşacık ayakları var.. Sütnine yerlere kadar eğilerek: — Söyleyeyim. diye tekrar ediyordu. Sizin için de daha iyi olur. bir görseniz!. sütnineden kurtulduktan sonra yine M. —Bir kez daha selam verdi— gönlünüzden ne zaman koparsa —(gözleri yalvanyordu)— bir testicik Fransız rakısı gönderiveriniz... sessiz. kendilerini iten akıntıya göre eğiliyor ve suyun berraklığı üzerinde bırakılıp yayılmış. hatta bunun için. sabredip kadının teşekkürlerini de dinledikten sonra yürüdü. Emma. istediğiniz ne ise çabuk söyleyin. — Çabuk olun. onunla çocuğun ayaklarını uğarım. bir kamış beşikte uyuyordu. boru çalan. şöhret sembolü bir kadın resmiydi. Leon. o kadarla kalmaz ki!. bilirsiniz ya. ne olur. Madame Bovary. ayaklarının hep bir sesle toprağa . O saat çiftliklerde yemek vaktidir. bilmem istediğim pek çok mu oldu?. Kadıncağız bahçe kapısına kadar beraber gitti.de yamaç daha genişlediği için. düz ve güzel taranmış saçları omuzlarına doğru iniyordu. sabahları sütle içerim. işlemeli.. Sonra Emma. bana yarım kilo çekilmiş kahve bıraksanız. koşar gibi akıyor ve bir serinlik hissi veriyordu. Madame Bovary kızardı. Arka arkaya gelip birbirini çatlatan dalgaların mavi kabarcıklarına güneş doluyor. yine sütnine geliyordu. Annesi onu yorgana sarıp kucağına aldı ve iki tarafına sallayarak ninni söylemeye başladı. Madame Rollet. dallan düşmüş ihtiyar söğütler. Sütnine. Artık can sıkıyorsunuz! — Ah hanımcığım.. Tırnaklarına bakmak kâtibin başlıca işlerinden biriydi. Allaha ısmarladık. Madame Rollet. Emma: MADAME BOVARY 105 — Vereceğiz dedik ya!. b:r ay idare eder. lan üzerine. ta temellerine kadar görülüyordu. Bazen. bunun içindir ki genç kadınla yol arkadaşı yürürken. yeşil bir saçı andırıyorlardı. her kelimede bir içini çekerek: — Peki... arkasına Nankin kumaşından elbise giymiş o -güzel hanımı bu sefalet manzarası içinde görmek ona bir tuhaf geliyordu. Leon odada dolaşıyordu. fakat birkaç adım ilerlemişti ki bir takun-ye sesi duyup başını çevirdi. bütün civarda. dedi. yazı takımında özel bir makas bulunduruyordu. Emma: — Peki. Ayaklarını eşikte silerek dışarı çıktı.. bütün günüm onu temizleyip kurulamakla geçiyor!. — Bana daha neler ediyor... peki. kamışların ucuna veya nilüfer yaprak-. — Ne var?. Yaralan göğsünde fena fena sızılar bıraktı. kocasının işinden kazandığı. incecik ayaklı bir böceğin konup yürümesi görülüyordu. suya kül rengi gövdelerini yansıtıyorlardı. ötede. Bakkal Camus' ye lütfen söyleyiveriniz de lazım oldukça bana biraz sabun versin. Elma şarabından zayıflıyorum. Sıcak mevsîm. uzun ince otlar.

Leon. evinde her şeyi gelişigüzel bırakan. dirsekleri havada. özlerindeki gevşekliği güzel kokulu bir meltem halinde yayar ve bu sarhoşluk içinde kendinden geçen insan. çocuklarını. sürekli bir fısıltı vardı ki. fakat o kadar ağır canlı. Yeni duydukları bu tatlılığın şaşkınlığı içinde. sıcak ülkelerin kıyıları gibi. bilmem mümkün olacak mı? Birbirleriyle başka bir konuşacakları yok muydu?. ne yapacağını bilemiyordu. nihayet şapkasını alıp çıktı. ormanın başlangıcındaki otlağa gitti. şemsiyenin saçaklarına takılıp bir süre ipeğin üzerinden sarkıyordu. sonra bir kalem yonttu. bazen de duvarlardan sarkan bir hanımeli veya bir filbahar dalı. diye sordu. ikisi de bu histen bahsetmeyi. İlk zamanlar eczacı ile beraber birkaç defa onun evine gitmişti. anasını. orada çamurun içinde birbirinden uzak taşlara atlayarak geçmek lazım geldi. çamlar altında uzandı ve parmakları arasından göğe baktı. Tuvache ile iki oğlu. Emma: — Gidecek misiniz?. gözü telaşlı. bunun için Leon. merdiveni koşarak çıkıp kayboldu. bir yandan da hemen hemen imkânsız saydığı daha içli dışlı bir yakınlık isteği arasında kalmış. Guillaumin' in emrinde yaşadığını düşündükçe haline acıyordu. konuşması o kadar sıkıcı.. suratları asık.. babasını. Bahçenin önüne varınca Madame Bovary küçük tahta kapıyı itti. Başka da kim vardı ki?. Argueil tepesine. Madame Bovary geçerken açık şemsiyesinin ucu ile dokunup onların kuru çiçeklerinin birkaçını ufalayıveriyor-du. onun otuz ve kendisinin yirmi yaşında olmalarına. kırmızı favorileri beyaz kravatı üzerine dökülen M.. topraklarını kendileri ekip biçen. Bir yerde toprak. bunlar da zengin. Homais'den başka dostu olmadan M. 106 MADAME BOVARY Sivri tepelerine şişe parçaları dikilmiş bahçe duvarları. ilk zamanlar kâtibin gözlerini kamaştıran İngilizvari sahte tavırlarına rağmen. ağızlardan çıkan fısıltıyı örtüyordu. İstiyorum ama. diyordu. Halbuki gözleri daha bir sohbetle doluydu. birkaç dükkâncı. yan yana iki odada yatmalarına ve her gün görüşmelerine rağmen. bir çukur meydana gelmişti. onda elbisesinden başka kadınlara özgü bir hal daha bulunabileceğini hiç düşünmemişti... Tuğlaları arasında sarı şebboylar bitmişti. Charles onunla dost olmaya pek istekli gözükmemişti. Kendi kendine: — Ne kadar sıkılıyorum!. belediye reisi M. söz kesilmesin diye gelişigüzel cümleler bulmaya çalışıyorlardı. bir limonluk camekânı gibi sımsıcaktı. Eczacının karısına gelince o. sanki ruhları arasında derin. IV . Ama ikisi de kendilerini tatlı bir gevşekliğin kapladığını hissediyordu. Gelecek mutluluklar. nedenini araştırmayı hiç düşünmüyorlardı. Binet. birbirine söyledikleri sözlerden ve Emma'nın vücudu etrafında hışırdayan elbisesinin sürtünmesinden başka bir şey duymuyorlardı. onun bir kimseye kadınlık edebileceğini. Guillaumin. Ah! Ne kadar sıkılıyorum!. bu. dar kafalı. hayvan ayakları altında dövüle dövüle çökmüş.. Kulaktan atma altın gözlük takan. sohbetleri çekilmez insanlardı. akrabasını candan seven. beli eğilmiş. korseden nefret eden bir kadıncağız. Yakında Rouen tiyatrosuna geleceği söylenen İspanyol dans topluluğundan bahsettiler. hali tavrı o kadar bayağı ve o kadar söz bilmez bir insandı ki. sofralarına kimseyi çağırmayan. başkalarının felaketine ağlayan. Bazen Emma bir dakika durup ayağını basacak bir yer arıyor ve titreyen taşın üzerinde sendeliyor. bütün vilayetin belki en iyi kadınıydı: Koyun gibi halim selim. Fakat bu insan yüzlerinin meydana getirdiği bayağı zemin üzerinde Emma'nın yüzü tek olarak kendini gösteriyordu.çarpmasından. MADAME BOVARY 107 Bu köyde. Noter orada değildi. suya düşüvermek korkusuyle gülüyordu. ama yine de hepsinden uzak gibiydi. görünmeyen ufku merak etmeyi bile aklından geçirmez. Leon yazıhaneye döndü. ruh inceliklerinden bir şey anlamazdı. evraka bir göz attı. bir yandan saygısızlık etmek korkusu. papaz. çünkü Leon onunla kendisi arasında ne olduğu tayin edilmez uçurumlar hissediyordu. kendilerinden önceki genişliğe. son derece bağnaz. iki üç meyhaneci.

bana öyle geliyor ki sizin hizmetçiye abayı yakmış!. Emma iskambili atmak için her kımıldanışında fistanının sağ tarafı kalkardı. birdenbire süzülen o gölge belirince bazen ürperir ve hemen kalkıp sofranın kurulmasını emrederdi. Fakat domino gürültüsünden rahatsız olurdu. tatlı likörleri kaynatmakta ustaydı. arkasında hep bir biçim elbise. Emma ta uzaktan onun geldiğini işitir. O zaman M. Sonra masa başına. ona alaylı alaylı bakardı. Kendisi de moda gazetesini getirmiş bulunurdu. aynaya dayalı. hele Felicite de odada ise. can çekişir gibi bir eda takınırdı. derdi. kıvrımlar teşkil eder. saygıdeğer birkaç kişinin oradan ayaklarını kesmesine sebep olmuştu. uzunlamasına bir yerdi. kimseyi rahatsız etmemek için sessiz adımlarla girer ve daima: «Herkese akşamlar hayır olsun!» diye selam verirdi. M. Yukarıya doğru toplanılmış saçlarından sırtına doğru inen esmerlik gitgide açılır ve yavaş yavaş gölgede kaybolurdu. Sonra «Gazetede olanların» sözü açılırdı. Fakat bu konu da ku-ruyuverince eczacı. . âşıkane parçalarda büsbütün baygın. başını çevirmeden perdenin arkasından süzülür geçerdi. birer birer anlatırdı. az kömür sarf eden maltızları bildiği gibi. Homais. — Bizim oğlanın aklından bir şeyler geçiyor. ona oyun öğretirdi. Saat sekizde Justin gelir. sonra M. gerek hariçte cereyan etmiş ferdi felaket hadiselerini. Homais. Homais akşam yemeği yendiği sırada gelirdi. Fakat ortalık karardıktan sonra. Charles'a ilklik verir. Kağıt oyunu bitince eczacı ile hekim dominoya oturur. etin özünden. Bazen Leon çizmesinin ona değdiğini hisseder ve birine basmış gibi hemen çekilirdi. Justin'in daha büyük bir kusuru vardı. usareden. Ama noter kâtibi o toplantılan hiç kaçırmazdı. en iyi parçayı işaret eder veyahut hizmetçiye dönüp salçalı yemeklerin nasıl pişeceğini ve baharatın ne miktarda sağlığa dokunmayacağı hakkında salıklar verirdi. dal dal bir ahtapot yuvası duruyordu. yazıhaneden Altın Aslan oteline giderdi. Leon kadının arkasına geçer. kadının karlı havalarda ayakkapları üzerine giydiği iri çuha terlikleri eczanenin masası altında bir kenara yerleştirirdi. türlü reçeller. beraber resimlere bakarlar ve biri sayfayı bitirince ötekinin de bitirmesini beklerdi. Önce birkaç parti otuz bir oynanır. Kadife takkesi elinde. dinleyerek eğilirdi.İlk soğuklar basar basmaz Emma odasını bırakıp salona yerleşti. Hatta bazen yerinden yarı doğrulup hanıma nezaketle en yumuşak. Zaten kafasının içi ilaç ve yemek tarifeleri ile kavanoz dolu dükkânından kalabalık olan Homais. kadının topuzuna taktığı tarağın dişlerine bakardı. gerek Fransa'da. hekime hastalarının halini sorar. bozulmaya yüz tutan şaraplara bakmak sanatlarını da bilirdi. monoton bir sesle okur. Mesela pazar akMADAME BOVARY 109 samları Madame Homais. Charles da ne kadar tedavi ücreti alınması gerektiğini ondan öğrenmeye çalışırdı. Zaten eczacının evindeki pazar akşamı toplantılarına çok gelen de olmazdı. jelatinden bir bahsedişi vardı ki göz kamaştırırdı. Sonra elbisesi. burası alçak tavanlı. Homais Emma ile «ecarte»ye başlardı. onu bir daha dışarı çıkarmak kabil olmazdı. kabarık bir halde iskemlenin iki yanına düşer. sirkeler. Illustration'u karıştırmaya başlardı. dirsekleri masaya dayanmış. çenesi sol avucunun içinde. sofrada gördüğü yemekler hakkında fikir beyan etmeye başlardı. Emma da yerini değiştirip. Kapı çalınır çalınmaz hemen Madame Bovary'yi karşılamaya koşar. yere kadar yayılırdı. karı ile koca arasındaki yerine oturur. adam çekiştirmesi ve siyasi kanaatleri. Leon baygın. gazeteyi hemen ezbere bilir. Emma pencerenin yanındaki koltuğa oturur. günahına girmeyelim ama. yemeklerin kokusundan. peynirleri muhafaza etmek. atkısını alır. en yeni icat olunmuş. ellerini iskemlenin arkalığına dayar. günde iki defa. M. Leon'un yanma oturur. Fakat şikâyetle anlattığına göre. 108 MADAME BOVARY Leon. eczaneyi kapamak için efendisini çağırır.. şöminenin üzerinde de. koltuklarda uyuyup pek bol basma yüzlerini sırtlanyle sürte sürte indiren çocukları alıp götürsün diye Justin'i bir kere salona çağırdı mı. başladığı kaneviçe işi dizlerinin üstünde etrafa bakan Emma. Homais o oyunda çok ustaydı. daima konuşulanları dinlerdi. yazı sahibinin düşüncelerini de unutmadan. köy halkının kaldırımdan geçmesini seyrederdi. Ayakta durur. çırağının hekimin evine gelmekten pek hoşlandığını sezmişti. delikanlı da. Bazen Emma ondan şiir okumasını rica ederdi. günün o saatinde.

tavan arasının penceresi önünde M. Leon hâlâ okurdu. uykuya dalarlardı. Leon'u sevip ¦ sevmediğini hiç düşünmedi. Justin de. Emma onu dinler. «aşkını ilan» için ne yapacağını düşünüp içi içini yerdi. çaydanlık boşalır. o kadar ki. Emma 'nınki kadar boş kaldığı olmazdı: Pazar günleri'sabahtan akşama kadar. ellerinde terazileri ile ip cambazları resmedilmiş tül abajurunu eli ile çevirir dururdu. her sabah pencereden birbirlerinin çiçekle uğraşmasına bakarlardı. zekâsından bahsediyordu. bir taraftan onun fenasına gitmekten çekinir. onun. Noter kâtibi de kendine böyle bir «asılı bahçe» edindi. . Rouen'da bir işi olun* ca gidip onu da yapardı. Zaten onun hekime sevgi ve saygısının daha başka belirtileri de vardı. Emma'ya gelince o. Ona. Bunu noter kâtibi göndermişti.üç oyundan sonra ikisi de ocak başına uzanırlar ve arası çok geçmez. o gün gelince de süreyi yine uzatırdı. bir taraftan bu kadar korkak olduğu için kendi kendinden utanır. başka bir güne bırakır. sürekli bir kitap ve şarf 110 MADAME BOVARY ki notası alışverişi başladı. Böylece kalbi huzur içinde yaşayıp gidecekti ama. hafif yağmurdan da göller hâsıl olur. Emma'nın kocası da Emma'nın bir parçası demek değil miydi?. başka kimse duymadığı için. Öğleden sonra M. fakat Emma ile karşılaşınca kararından vazgeçerdi. Napoleon ile Athalie'yi de. hediye olarak. çocukları. evlerin taraçalarında oluklar tıkalı ise. susup uyumuş dinleyicilerini işaret ederdi. Bir akşam Lepn. ondan notere de bahsetti. odasında. kendilerine daha tatlı gelirdi. böyle cömertlik gösteriyordu? Bu herkesin tuhafına gitti ve nihayet: «Herhalde sevgilisidir de ondan!» dediler. mavi boyalı güzel bir kafa geldi. bütün kalbi uçuruma sürükleyen bir kasırgaya benzerdi (1). bir gün. buna hiç aldırış etmiyordu. Leon. omuzuna şemsiyeleri yüklenmiş. bir gün Binet sert sert: — Bana ne?» dedi.yine de yenerdi. istek ve üzüntü ile kıvranır dururdu. Emma saksılarını koymak için pencerenin önüne parmaklıklı bir tahta taktırttı... Homais'yi. Leon'un sözleri de bu zannı kuvvetlendiriyordu: Boyuna onun letafetinden. Homais ile Leon hep bir arada. Binet'nin. Bilmiyordu ki.. Böylece aralarında bir çeşit birlik. Justin'i. yarı yün bir masa örtüsü buldu. iradelerimizi birer yaprak gibi söken. Charles'a isim günü. Onun sandığına göre aşk. göklerden düşüp hayatı altüst eden. koyu zemin üzerine açık yaprak işlemeli yarı kadife. bu iki his arasında kararsız. hekimin karısı kâtibe ne diye böyle hediyeler veriyor. Leon hemen razı olup hanımı selamlar. frenoloji bilimine göre yapılıp. fakat bunu yırtar. Ateş sönüp kül olur. Leon da hanıma verilmek üzere alıp Kırlangıç'ta kucağında getirmiş. M. gürültüsü ta Altın Aslan otelinden işitilen tornası başında çalıştığı görülürdü. bir yandan da lambanın. Sonra gayrete gelip kararını verir. o sırada Charles eve döner. herkes o örtüyü görmek istedi. o zaman yavaş yavaş konuşmaya başlarlar ve söyledikleri. ahçı kadını çağırdı. Hemen Madame Homais'yi. ta göğse kadar işaretli.eve dönünce. Yonville'den yarı fersah ötede yeni kurulan bir iplik fabrikasını gezmeye gitmişlerdi. yürümek jimnastik yerine geçer diye yanına almıştı. o zamanlarda bir romancının kitabı «yağlı bitkiler» merakını moda haline soktuğundan. duvarda bir çatlak olduğunu seziverdi. Bovary kıskançlık nedir pek bilmediği için. Charles'ın peşi sıra giderdi. hemen bir mektup yazardı. Bovary ile Madame Bovary. Ama köyün pencereleri içinde bir tanesi vardı. beraber geliyordu.. Bunu şubatın karlı bir gününde farketti. Eczacı. şimşek parıltıları ve gök gürültüleri ile kendini birdenbire gösterir. üzerine arabalara binmiş pierrot'lar. arabaya binip kendisiyle beraber civardaki bir hastaneye kadar gitmeyi teklif ederdi. Bazen her şeyi göze almayı tasarlayarak yola çıkMADAME BOVARY 111 tığı olurdu. M. hava açık olduğu zaman her gün öğleden sonra. Leon'a. Ben onun evine gidip gelenlerden değilim ki!.. onların sert tüylerine dokunup parmaklarını kanatmıştı.

Herkesin görelim diye koştuğu o yerde, hiç de görülmeye değer bir şey yoktu. Kocaman boş bir
arsa, karmakarışık kum ve çakıl yığınları, şimdiden paslanmış birkaç çark; orta yerde de küçük
küçük bir sürü penceresi olan dört köşe bir bina... İnşaat henüz tamamlanmamıştı, damın
payandaları arasından gökyüzü hâlâ gözüküyordu. Çatının putreline asılmış, başakla
(1) Böyle «benzerdi» gibi teşbih ıstılahları kullanmanın, Flubert'in üslubuna ne kadar aykırı
olduğunu biliyorum. O, hemen daima istiare ile düşünür. Fakat, onun her istiaresini yeni bir
istiare ile çevirmeye, Türkçenin selikasını bozmadan, Türkçe cümleye bir yabancılık kokusu
vermeden, imkân olmadığını sanıyorum. Herhalde benim elimden gelmiyor; bunu ancak
Flaubert gibi bir sanatkâr yapabilecektir. (N.A.).
112
MADAME BOVARY
karışık bir demet saman, üç renk (1) kurdelelerini rüzgârda şaklatıp duruyordu.
Homais'nin ağzı açılmıştı. Topluluğa bu kuruluşun gelecekteki önemini anlatıyor, taban
tahtalarının dayanıklılığını, duvarın kalınlığını hesaplıyor, M. Binet gibi kendisinin de sırf şahsi
işlerinde kullanılmak üzere yanında bir metre taşımadığına üzülüyordu.
Onun koluna girmiş olan Emma biraz omuzuna yaslanmış, uzakta, hafif bir sis içinde, göz
kamaştırıcı solgunluğunu etrafa yayan güneşin yuvarlağına bakıyordu. Birden başını çevirip
Charles'ı gördü. Kasketini kaşlarına kadar geçirmişti; kalın dudaklarının hafifçe titremesi
yüzüne bir de alıklık çöktürüyordu; sırtı bile, o sakin sırtı bile insanı sinirlendiriyordu; Emma
kocasının bütün bayağılığını redingotunun üzerine apaçık serilmiş gibi görüyordu.
O, öfkesinden bir çeşit iğrenç zevk tadarak kocasına bakarken Leon bir adım ilerlerdi. Benzini
sarartan soğuk, sanki yüzüne daha tatlı bir baygınlık vermişti; kravatı ile boynu arasında
gömleğinin bolca yakasından teni gözüküyordu; uzun saçları altından kulağının memesi
meydana çıkmıştı; Emma onun bulutlara dikilmiş mavi gözlerine baktı ve onları dağların göğü
aksettiren göllerinden daha berrak, daha güzel buldu.
Eczacı birdenbire:
— Seni hınzır seni, diye bağırıp oğlunun yanına koştu; çocuk, kunduraları beyaza boyansın
diye bir kireç yığınının içine girmişti. Babasından işittiği azar üzerine Napoleon ağlamaya
başladı; Justin de bir tutam saman almış, kunduraları temizliyordu. Ama bunun için bir bıçak
lazımdı; Charles kendisinin-kini verdi.
Emma içinden:
— Hele bak!., dedi. Köylü gibi cebinde bıçak taşıyor!.. Kırağı yağmaya başlamıştı, Yonville'e
döndüler.
O akşam Madame Bovary komşulara gitmedi; Charles'ı uğurlayıp da kendini yapayalnız
hissedince sabahki mukayese, gözünün önündeki iki şeyi karşılaştırıyor denecek kadar bir
açıklıkla yeniden başladı; hem bu sefer eşyaya, hatıranın verYani, Fransız bayrağının üç rengi.
MADAME BOVARY
113
diği boyut genişliği de katılmıştı. Emma yatağına uzanmış, ateşin parlak ışığına bakıyor ve
Leon'un bir eliyle uslu uslu bir buz parçası emen Athalie'yi tutarak, bir eliyle de ince bastonunu
yere bastırıp eğmesini görür gibi oluyordu. Onu pek cana yakın buluyor, bunu düşünmekten
kendini alamıyordu; Leon'un başka günlerdeki başka hallerini, tavırlarını, söylediği sözleri,
sesinin ahengini, hâsılı her şeyi göz önüne getiriyor, öpecekmiş gibi dudaklarını uzatarak tekrar
ediyordu:
—¦ Çok cana yakın, çok cana yakın!..
Sonra:
— Acaba bir sevdiği yok mu?., diye düşündü. Ama kimi sevecek?.. Beni!
Leon'un kendisine âşık olduğunun bütün delilleri o anda hep birden aklına geldi, yüreği oynadı.
Şöminenin alevi tavana neşeli bir ışık halinde aksetmiş, titriyordu; Emma kollarını gererek
sırtüstü yattı.
O zaman bitip tükenmeyen yakınma başladı: «Felek isteseydi... Niçin kabil olmasın?.. Engel
olan mı var?..»
Charles gece yarısı eve dönünce Emma, uykusundan uyanmış gibi bir hal takındı ve kocasının
soyunurken gürültü etmesi üzerine baş ağrısından yakındı, sonra ilgisiz bir tavırla, o akşam
neler olduğunu sordu.

Charles:
— M. Leon erkenden odasına çıktı, dedi.
Emma gülümsemekten kendini alamadı; gönlünü yeni bir büyü kaplamıştı, böylece uyuyüverdi.
Ertesi gün ortalığın karardığı saatte, tuhafiyeci M. Lheu-reux, Emma'yı ziyarete geldi. Bu
dükkâncı doğrusu işini bilir adamdı.
Gaskonya'da doğup Normandiya'da .yerleşmiş, güneylilere özgü gevezeliğine Pays de
Caux'lularin kurnazlığını da katmıştı. Yağlı, gevşek ve sakalsız suratı açık bir meyankökü suyu
ile boyanmışa benziyor, beyaz saçları da küçük kara gözlerinin parlaklığını bir kat daha
artırıyordu. Vaktiyle ne iş gördüğünü iyice bilen yoktu; bazıları ayak satıcılığı, bazıları da
Routot'da sarraflık ettiğini söylerdi. Muhakkak olan bir şey varsa, o da Lheureux'nun çok karışık
hesapları zihninden yapabildiğiydi; bu hususta Binet'nîn bile gözünü korkutmuştu. Fazlasıyle
nezaMB 8
114
MADAME BOVARY
ket gösterip daima birini selamlar, yahut davet eder gibi yarı eğilmiş bir vaziyet alırdı.
Krepli şapkasını kapıya astıktan sonra, elindeki yeşil mukavva kutuyu masanın üzerine koydu
ve bin bir türlü saygı sözleriyle Madame Bovary'ye, o güne kadar güvenini kazanmamış
olmasından dert yandı. Onunki gibi küçük bir dükkân, zarif bir hanımın dikkatini nasıl
celbedebilir ki?.. «Zarif bir hanım» derken sesine daha bir kuvvet veriyordu. Ama gerek dikiş
malzemesi ve çamaşır, gerek şapka ve tuhafiye hususunda ne istediği olursa getirtebilirdi; her
ay aralıksız dört kere şehre giderdi. En büyük ticarethanelerle ilişkisi vardı. Onu bir kere Üç
Kardeşler, Altın Sakal, Büyük Vahşi ticarethanelerine soruverin; bütün o efendiler Lheureux'yu
pek iyi tanırlar!.. Bugün, pek ender düşen bir fırsatla eline geçmiş birkaç parça şeyi göstermek
için hanımı rahatsız etmişti. Kutudan yarım düzine kadar işlemeli yaka çıkardı.
Madame Bövary yakalara baktı, sonra:
— Şimdilik bir şey lazım değil, dedi. Bunun üzerine M. Lheureux kutudan büyük bir özenle üç
Cezair hamaylısı, birkaç paket İngiliz iğnesi, bir çift hasır terlik ve kürek mahkûmları tarafından
Hindistancevizinden oyulmuş dört kafesli rafadan yumurta fincanı çıkardı. Sonra iki elini
masaya dayadı, boynunu uzattı, belini kırdı, ağzını açtı, Emma'nın o eşyaları kararsız kararsız
gözden geçirmesine bakıyordu. Ara sıra, boydan boya açılmış hamaylıların tozunu almak ister
gibi, tırnağı ile vuruyordu, bu darbe ile ipekliler titreyip sarı pulları, akşam şafağının mavimtırak
ışığı içinde pırıl pırıl yanıyordu.
— Bunlar kaça?..
— Sudan ucuz, dedi, sudan ucuz; ama acelesi yok; ne zaman isterseniz o zaman verirsiniz; biz
Yahudi değiliz ya!..
Emma bir zaman düşündü ve M. Lheureux'ye yine bir eksiği olmadığını söyledi; bunun üzerine
tuhafiyeci:
— Başka bir sefer anlaşırız, dedi; ben hanımlarla daima anlaşırım, bir benimki ile anlaşamam,
o kadar!..
Emma gülümsedi.
Lheureux o latifeden sonra babacan bir tavırla:
— Para için bir düşünceniz olmasın, dedi... Lazımsa ben size bulurum.
Emma hayretle baktı. Lheureux hemen sesini alçaltrp:
MADAME BOVARY
115
— Hem bulmak için öyle uzun uzun aramaya da lüzum yok, dedi; ben söz verdim mi
güvenebilirsiniz!..
Sözü değiştirdi ve M. Bovary'nin o günlerde bakmakta olduğu Cafe Français sahibi Tellier
Babanın nasıl olduğunu sormaya başladı:
— Tellier Babanın da nesi var Allah aşkına?.. Öyle bir öksürüyor ki bütün evi sarsıyor; bilmem
ama iyi görmüyorum, yakında ona fanila gömlek değil, çam tahtasından bir palto giydirmek
gerekecek!.. Gençliğinde vur patlasın, çal oynasın eğlendi!.. Vallahi, hanımefendi, bu adamlar
düzen, tertip nedir, bilmezler!.. İçini ispirto ile yakıp kömür etti!.. Ama insan bir tanıdığın
ölmek üzere olduğunu görünce, ne de olsa tasa ediyor.

Bir taraftan eşyayı toplayıp kutuya yerleştirirken bir taraftan da hekimin müşterileri hakkında
nutka girişmişti. Pencerelere bakıp somurtarak:
— Bütün bu hastalıklar hep havalardan, değil mi?., dedi. Doğrusu ben de kendimi pek iyi
hissetmiyorum; sırtımda bir ağrı var, bugünlerde gelip beyefendiye bir göstermek istiyorum.
Müsaadenizle, Madame Bovary; bir emriniz olursa minnettar edersiniz.
Kapıyı yavaşça kapattı.
Emma yemeğini tepsiyle odasına getirtip ocak başına oturdu; karnını doyurması hayli uzun
sürdü; her şeyi beğendi. Hamaylılar hatırına geldikçe:
— Doğrusu almadığıma çok iyi ettim!., diyordu.
Merdivenlerden bir ayak sesi işitti; Leon geliyordu. Hemen kalktı; kenarı bastırılmak üzere
konsolun üzerine konulmuş toz bezleri vardı; en üsttekini alıp oturdu; L6on göründüğü vakit
Emma çok meşgul gözüküyordu.
Konuşmaları hiç de hararetli olmadı, Madame Bovary ikide bir susuveriyor, Leon da ne
diyeceğini pek bilemiyordu. L6on, şöminenin yanında alçak bir iskemleye oturmuş, parmaklan
arasında fildişi kutuyu çeviriyor, Emma da ya dikiyor, veyahut bezin kenarını kırıp tırnağı ile
bastırıyordu. Bir şey söylemiyordu; Leon da onun, konuşmasına olduğu gibi sükûtuna davurgun susuyordu.
Kadın içinden: «Zavallı çocuk!» diyor, delikanlı da: «Acaba neyimi beğenmiyor?..» diye'
düşünüyordu.
116
MADAME BOVARY
¦
Nihayet Leon, o günlerde noterliğin bir işi için Rouen'a gideceğini söyledi.
— Sizin nota aboneniz bitti; onu da yenileyeyim mi?..
— Hayır.
— Neden?..
— Çünkü...
Dudaklarını ısırdı ve iğnenin ucundaki gri tireyi yavaş yavaş çekti. Bu dikiş işi Leon'u
sinirlendiriyordu. Emma'nın parmak uçları zedelenir gibi oluyordu; delikanlının aklına zarif bir
kompliman geldi, ama cesaret edip söyleyemedi:
— Neden?., dedi, bırakıyor musunuz?.. Emma birden anlâmayıp sordu:
— Neyi?.. Ha, müziği, değil mi?.. Ne yapalım, Öyle olacak. Ev işleri ile uğraşmak, kocama
bakmak lazım; daha birçok şeyler var... Bunların hepsi müzikten önce düşünülecek vazifeler!
Saate baktı. Charles geç kalmıştı. Emma onu merak eder gibi gözüküp iki üç defa tekrar etti:
— Çok, çok iyi adamdır.
Kâtibin M. Bovary'ye saygısı vardı. Fakat ona böyle bir sevgi gösterilmesi, hoşa gitmeyen bir
hayret uyandırdı üzerinde; ama yine de onu övmekte devam etti:
— Zaten, dedi, herkes kendisini övüyor, özellikle eczacı... Emma tekrar etti:
— Doğrusu çok temiz kalpli insandır. Kâtip de karşılık verdi:
— Elbette.
Sonra Madame Homais'den konuşmaya başladı. Çoğu zaman onun sözü açılınca kılığı ile alay
ederlerdi. Emma, Leon'un sözünü keserek:
— Ne çıkar?., dedi. Ailesine düşkün bir kadın tuvalet düşünmez ki!
Yine sustu.
Ertesi günler de hep böyle geçti. Emma'nın sözleri, hali, tavrı, her şeyi değişti. Ev işlerine daha
büyük bir ilgi göstermeye, kiliseye muntazaman gitmeye ve hizmetçisine daha sert
davranmaya başladı.
Berthe'i sütnineden aldı. Eve misafir gelince Felicite çocuğu getirir, Madame Bovary de onu
soyup vücudunu gösterirdi.
MADAME BOVARY
117
Çocuklara bayıldığını iddia ediyordu; çocuk onun tesellisi, gönlünün eğlencesi, delice ihtirasıydı.
Onu severken heyecana gelip, Notre-Dame de Paris'deki Sachette'i hatırlatacak ateşli sözler
söylerdi!.. Ama Yonville'de Hugo'nun romanını okumuş yoktu ki Sachette'i hatırlasın.
Charles eve dönünce terliklerini ısınsın diye ocak ba'şına konmuş bulurdu. Artık yeleklerinin
astarı, gömleklerinin düğmesi eksik olmuyor, pamuklu gecelik takkeleri bile dolaba kat kat istif

Leon'un ayak seslerini duyunca yüreği çarpar. Leon. bir kuşunkini andıran yürüyüşü ve şimdi daimi olan sessizliği ile o kadında. Onun cazibesinden yalnız Leon değil. Eczacının karısını. Emma Leon'a âşıktı. hayata ancak belli belirsiz dokunarak geçer gibi. öyle ki. düz burnu. «Bourgeois» kadınları onun ev idaresine. hiç sesini çıkarmadan boyun eğdiği emirlerini anlamamakla beraber onun her dediğine razı oluyordu. Emma bu düşünceden silkinmeye bakacağı yerde ona sımsıkı sarılıyor. kadının da. Bu. çocuğun yerde kilim üzerinde yuvarlandığını. fakirler de insaniyetine hayran oluyordu. sonra karşısına çıkınca heyecanı geçip en sonunda hüzne dönen bir büyük hayretten başka bir şey duymazdı. öfke ve kin kemiriyordu. evinin çok dar olduğunu düşünüp inlerdi. derdi. O adam için mi böyle uslu . Sofraya getirilen yemekte bir kusur gördü veya bir kapıyı yarı açık buldu mu sinirleni-verir. onun yanında da sanki donduran bir büyüye kapılıyordu. onu kaybetmekten meydana gelecek acının yanında hiç kalır. bunu kolaylaştıracak rastlantılar. Ona erişmek için ne yapsam ki? Böylece Leon. çektiği işkenceyi Charles'ın fark i MADAME BOVARY 119 bile etmemesiydi. Gidip onun odasını görmeye bir bahane bulmak için bütün bir hikaye uydururdu. Böylece bir fedakârlık etmiş olduğuna kaniydi. o ince belli kadının da koltuğun arkalığı üzerinden eğilip kocasını alnından öptüğünü görünce. Leon yemekten sonra Charles'ın. artık vaktin geçip hiçbir ümit kalmadığını sanıyordu. Emma onun işlerini merak eder. felaketler hayal ederdi. ama: «Ben iffetli bir kadınım» diyebilmenin* ayna karşısında boynu bükük tavırlar takınmanın verdiği gurur ve zevkle biraz teselli buluyordu.ediliyordu. hayalin verdiği zevki bozuyordu. O düz kırmalı fistanın altında huzurunu kaybetmiş bir kalp gizliydi. diyordu. Emma onun kalbinde daima yükseliyor ve sanki tanrılaşacak. Bazen düşünüyor. Fakat bu feragati ile Emma'yı görülmedik bir mertebeye yükseltmiş oluyordu.. Onu çileden çıkaran şey. Gayetle mahzun ve gayetle sakin. ıstırabı özlüyor. yanağı hazmın verdiği hararetle kızarmış. alamadığı kadifeyi. azaltmak için o kadar şiddetle kalbinin derinliklerine atıyordu. Emma'nın o kadar namuslu ve öyle elde edilmez bir kadın olduğuna inandı ki kalbinden en küçük ümidi bile uzaklaştırdı. başkaları da kurtulamıyordu. Emma'nın. kendisine bir faydası dokunmayacak olan bütün. alnında ulvi bir kaderin yazısını taşıyor-muşcasına bir hal yok muydu?. insan. Emma'nın nazarında Charles'ın. yüzü uzadı. hayatla ilişiği olmayan ve ender oldukları için çiçek gibi bakıp yetiştirdiğimiz saf hislerden biridir. ona kavuşmanın vereceği zevk. her şeyi buna fırsat biliyordu. Emma zayıfladı. iki eli göbeğinde. hastalar nezaketine. Altın Aslan otelinin güvercinleri pembe ayaklarını. hem de son derece çekingen. kiliselerde çiçeklerin mermer soğukluğuna karışan kokusu ile titrediği gibi. uçup o kalpten ayrılıverecek gibi oluyordu. beyaz kanatlarını oluklara sokup ıslatmak için nasıl o eve gidiyorlarsa. Leon'u kendinden pek uzaklaştırmış olduğunu.cismani güzelliklerden ayırdı. Vücudu saran istekler. Onu gözünde. o pek afif dudakları. karısını mesut ettiğini sanması budalaca bir hareket. onu bir an daha sokakta görmek için arkası sıra yerinden kal-kıverdiğini bilmezdi. Siyah saçları. Fakat Emma aşkını ne kadar kuvvetle hissederse onu belli etmemek. biraz da utancıydı. Leon'un farketmesini ister. Onun kendisini görmek. bu düşünmeyle gösterdiği güven de âdeta nankörlüktü. eskisi gibi onun bahçede gezmek teklifine yüzünü ekşittiği olmuyordu. gönlün ıstırabını anlatmıyordu. Fakat onun içini hırs. Emma'yı tutan hiç şüphesiz ki ya tembelliği. para hırsı. benzi soldu. içinden: — Ne delilik. eremediği saadeti. hülyalarının pek yüksek. onunla bir çatı altında yattığı için mutlu sayıyordu. bir kaza merkezine de gitse yaraşır. Emma' nm düşünceleri de hep o evin içinde dolaşıyordu. iri gözleri. halini yüzünden okumaya çalışırdı. Eczacı bile: 118 MADAME BOVARY — Cidden yüksek bir kadın. iki ayağı ızgaralara dayalı. Emma'mn evinden üzgün çıktığı günler. hem son derece halim. yalnızlığı araması da onu düşünüp haz duymak içindi. ya korkusu. sevda çekmenin verdiği hüzün kaynaşıp tek bir gönül acısı oluverdi. gözleri saadetle nemli ateş başına kurulduğunu.

ortasında da dua rahlesine eğilmiş rahibelerin sert. çünkü boşa giden bu zahmet de öbür üzüntü sebeplerine katılarak ayrılığın genişlemesine hizmet ediyordu. Derdi pek fazlalaştı mı. Kendi içîn duyduğu şefkat. her birini. Emma:' — Bir şey değil. Zangoç Lesti-boudois'nın şimşirleri budamasını seyrederek dalmıştı. Ruhunu eğebileceği. yine de güler yüz göstermeye. gümrük memuru kola çıkınca onu taşların üzerinde bülurmuş. Aklına gelen yürek parçalayıcı ihtimallere bazen kendi de şaşıyordu. buhurun dalga dalga yükselip dönen mavimtırak dumanı içinde Meryem-Ana'nın tatlı yüzünü görürdü. Sıra sıra dizilmiş beyaz duvaklı kızlar. böylece. onların arasına karışıp kaybolabilseydi. kara başlıkları.oturuyordu? Halbuki her saadete engel olan o değil miydi? Her sefalet onun yüzünden çıkmıyor muydu? Emma'yı her yanından kıskıvrak bağlayan karmakarışık kayışın sivri toka dili o değil miydi? İşte böylece Emma. bah-tiyarmış gibi gözükmeye. türlü sıkıntılarının neticesi olan kinini hep kocasının üzerine yükledi. çan da hâlâ durmamış. derdi. orada tanıdım. ağaçlar da sanki birer kadın olmuş. sakın beye söyleyeyim deme. Onun bu buhran anlarında içeri giren hizmetçi: — Beyefendiye niçin söylemiyorsunuz? diye sorardı. havalarda huzur içindeki iniltisine devam ediyordu. bütün hayatı silip unutturacak herhangi bir ibadete hazırdı.. Leon'la beraber ta uzaklarda bir yere kaçıp da talihi. hanımcığım. Ama bu iki yüzlülükten kendi de tiksiniyordu. perişan. daha şeffaf lacivert bir gölgeye bü-rüyordu. ama ayak sesleri de böğürmeleri de işitilmiyordu. ne de papazın duası. ırmağın. bir teselli umayım? Kim benim derdime derman olur? Âdeta soluğu kesilir. hep sinirden geliyor. göz yaşları dökerdi. başı boş hatlar çizdiği görülüyordu. ruhunda hemen ne olduğu bilinmez. ben bu derde kocaya vardıktan sonra tutuldum. Siz de tıpkı onun 120 MADAME BOVARY onun gibisiniz. çayırda akıp otların 'üzerinde girintili çıkıntılı. küçük küçük sütunlu kuddas sandukasından daha yüksek uzun şamdanlar gözünün önüne geldi. Akşam buharı kavakların arasından geçiyor.. Evinde hayatın bayağılığı onu lüks fantezilere. kapının önünde asılmış bir kefen sanırlardı. kendini. kocasından gördüğü muhabbet günahkârca arzulara sevkediyordu. Derdini sorarsanız. Uzakta inekler yürüyordu. Bu kini azaltmak için harcadığı her emek bilakis bunu çoğaltmaktan başka bir şeye yaramıyordu. takatsiz' hissediyordu. kız oraya yüzükoyun yatar. Bu bir durup yine" başlayan sesi duyunca.. Bazı günler. Kameriyenin çubukları arasından ve ondan öte bütün civara bakınca. herkesi buna kandırmaya mecbur olmak!-. kilisenin yolunu tuttu. derdi. artık beni sevmiyor ki! Benim halim neye varacak? Ben kimden bir yardım. öyle içliydi ki. ne hekimlerin ilacı kâr etti. sessiz hıçkırır. çuha çiçekleri açmaya başlamıştı. birdenbire Angelus çalındığını duydu. kasırgaya kapılmış bir kuş-tüyü gibi kimsesiz.. Pazar günleri ayin esnasında başını kaldırınca. yağ eğlencelerine hazırlık için kendilerine çekidüzen veriyordu. Nisan ayj yeni girmiş. yığılıvermiş gibi oturur. Charles'dan nefrete. evin eşiğinde dikilip durduğunu görenler. derdi. Mihrabın üzerinde çiçek dolu saksılardan. onları düşünmek. adına La Gue"rine derdik. İçine bir gariplik çöktü. Öyle içli. Pollet'de balıkçılık eden Gue'rin Babanın bir kızı vardı. ılık bir rüzgâr tarhları okşayarak geçiyor. bir başına deniz kenarına giderdi. Kocaya vardıktan sonra geçmiş diyorlar. . taze kadın çocukluk ve okul zillerinin hatırasına kapıldı... sanki kafasının içini sis kaplamış gibi bir şeymiş. Emma: — Ama. derdi. ben buraya gelmeden önce Dieppe'deydim. kendi de pek MADAME BOVARY 121 farkına varmadan. ağlarmış.. kendi ağzı ile mutlu olduğunu iddiaya. intikam almaya daha ziyade hak kazanmak için: «Ah! Bana bir el kaldırsa!» dediği olurdu. VI Bir akşam açık pencerenin kenarına oturmuş. Felicite: — Peki. bir daha denemek arzuları duyardı ama. karanlıklarla kaplı bir uçurum açılıverirdi. Kendi kendine: — Zaten. Ah! Emma yine. içinde isyan duyguları uyandırıyordu. sanki dallarına takılıvermiş bir bürümcükten daha soluk. sonra üzülür.

Köyün meydanında. din dersinin saatini haber vermek gibi bir faydası da vardı. bak kulakların ne oluyor. eteği didiklenmiş yün cüppeye soluk bir renk veriyordu. sonra yine birincisine dönmeyi tercih ederdi.. yağın üzerinde titreyen beyazımtırak bir lekeye benziyordu. ona: — Papaz nerede? diye sordu. kırçıl sakalın sert kılları arasına karışıp kayboluyordu. başladığı işi bırakıp bir ikincisine seğirtmeyi. Sacriştie'nin ağır anahtarını hâlâ iki parmağı arasında sallıyordu. Sizin rahatsızlığınıza M. diye söze başladı. Geniş göğsünde küçük düğmeler boyunca giden yağ ve tütün lekeleri. Papaz: — Ben de öyle! dedi. bağrışmaları da çanın uğultusu arasından duyuluyordu. Seni haylaz seni! Sonra Emma'ya dönüp anlattı: — Bizim dülger Boudet'nin oğlu. zangoç. dedi. soluyordu. Akşam yemeğini yeni yemiş. Çok geçmedi.-ne zaman işine gelirse o zaman çalardı. hepimiz dünyaya ıstırap çekmeye geldik. Emma: . çocuklar çil yavrusu gibi kaçıp kiliseye girdiler. sanki sırf kendileri için döşenilmiş bir parke üzerinde gibi koşuyor. dünya ilaçlan değil ki! Fakat papaz ikide bir kiliseye. üst tarafı hep taş dolu ve kilisenin süpürgesi bulunmasına rağmen daima ince bir tozla kaplıydı. Kırlangıçlar hafif hafif bağrışarak geçiyor. Birkaçı da duvara çıkıp ata biner gibi oturmuş. Kilisenin ta dibinde bir lamba. kiliseden dönen Lestiboudois'ya rast-geldi. Batan güneşin ışığı tam yüzüne vurmuş. köyün çocuklarına. Ta kulenin tepesinden sarkıp bir ucu yerde sürünen kalın halatın titreşimi hafifledikçe uğultu da kesiliyordu. Zaten vaktinden önce çalmanın.. aşağı tarafların köşelerini büsbütün karartıyordu.. küçümseyen bir hareketle: — O ne diyecek ki! dedi. mezarlığın taşları üzerinde bilye oynuyorlardı. — Nasılsınız. ıstırap içindeyim. Çocuk: — Şimdi gelir. duvarın kırmızı kiremitli çıkıntısı altındaki san yuvalarına giriyorlardı. Ne yapalım. kanatları ile havayı bıçak gibi kesiyor ve hemen. Bovary ne diyor? Emma. Ama Saint-Paul'ün buyurduğu gibi. Çocukların birkaçı gelmiş. dedi. derisindeki sarı deri benekler de. Din dersi kitabını cebine sokup durdu. dedi. Bunun ışığı. iyisiniz inşallah? diye sordu. Emma: — Size sormak istiyordum. günün hiçbir saatini kaybetmemek için. Emma: — Bana lazım olan.. Papaz öfkeli bir sesle bağırdı: — Hele bir geleyim de. papazın evinin kapısının gıcırdadığı duyuldu ve rahip Bournisien gözüktü. Madame Bovary. Ayaklarına kalçınlar giymiş çocuklar orada. Kilisenin ön tarafını kaplayan uzun bir güneş ışını.. dirsekleri parlak. diz çökmüş çocuklarının birbirine omuz vurup iskambilden askerler gibi devrilmelerine bakıyordu. ilk sıcaklar bastı mı insana bir gevşekliktir çöküyor. uzaktan. yani tavana asılmış bir şişe içinde ufacık fitilli bir kandil yanıyordu. Adamcağız şaşkın şaşkın sordu: — Size bir ilaç yazmıyor mu?. anasının babasının hali MADAME BOVARY 123 . dedi.. Ayağı bir din dersi kitabına çarpmıştı.. 122 MADAME BOVARY Fakat Madame Bovary'yi görür görmez: — Affedersiniz. Riboudet. katmer katmer kırmızı gerdanın yayıldığı beyaz yakadan uzaklaştıkça daha sıklaşıyordu. . çok geniş bir delik içinde duran turnikeyi sarsıp oynuyordu. Mezarlıkta yalnız orada yeşillik vardı. son kabirlerle duvar arasında yetişmiş iri ısırganları çarıkları ile biçiyorlardı. Çocuklardan biri. birden tanıyamamıştım da. Angelus'ü1. bacaklarını sallıyor. Papaz ağzının içinden: —Bu yumurcaklar işte hep böyle! diye söylendi. öyle ki. — Hiç iyi değilim. eğilip kaldırdı ve: — Günah nedir bilmezler ki! dedi.

Emma'nın yanına dönünce alaca enfiye mendilini boylu boyunca açtı. — Elbette.. Bu gidişle korkarım ki çocukları iyice hazırlayamayaca-ğız! Bunun için Ascension yortusundan sonra her çarşamba dersi bir saat uzatacağım. Emma: — Hay Allahım! Hay Allahım! diye içini çekiyordu. Neydi? Pek hatırlamıyorum. çünkü vazife her şeyden öncedir. hani Maromme yolundaki tepe yok mu. muhakkak ki bu kasabanın en çok işi olan iki adamıyız. Yakında «Premiere Communion»lar başlayacak. Madame Bo vary. birbirlerine bir şey söylemeden bakıyorlardı. sıralara tırmanıyor. — Niçin?. Bana öyle geliyor ki. Emma.. papaza yalvaran gözlerle baktı: — Evet. değil mi? — Ondan ne çıkar? — Nasıl ne çıkar? İnsanın karnı tok.M.... değil mi? dedi. güldüler. kadının biraz evvelki sözlerini hatırlayıp: — Bana bir şeyden. Papaz devam etti: — Hiç şüphesiz daima meşgul. Mont-Dağ. — O bahsi hiç açmayın. — Affedersiniz arria onların içinde de ne namuslu. Emma: — Hiç. Gülmek lütfunda bulundular.. Çocuklara derslerini verip hepsini evlerine göndermek lazım. Bir dakika müsaade buyurun! Hey Longuamarre. değil mî? Onunla ben. dua kitabını karıştırıyordu. bir köşesini dişleri arasına sıkıştırdı ve: — Doğrusu. içinde ham şeker eritilmiş soğuk su da çok iyidir.vakti yerinde. Mont-Riboudet! (1).. Madame Bovary! Daha bu sabah beni ta Bas-Diauville'e götürdüler. Emma'da rüyasından uyanmış bir insan hali vardı. sırtı pek olunca. ne yaparsa ses çıkarmıyorlar. ayaklarının ucuna basarak. mesela şehirdeki işçiler. Hiçbir şeyden bahsedecek değildim! diye tekrar etti. tepe.. . papaz efendi.. Madame Bovary.. — Onları demek istemedim. Kaba bir gülümseme ile ilave etti: — Ama. Fakat papaz birdenbire yetişip şamarlan savurmaya başladı. Bilmem nedendir.. bazıları da. melek gibi kadınlar. siz her derde dermansınız. dedi. Hoş değil mi? Mon Riboudet. dedi. çok akıllı şey! Ben bazen şaka olsun diye ona: «Riboudet derim. bir ineğin karnı şişmiş. Çocuklar o sırada ilahicilere mahsus rahlenin etrafına toplanmış. Yakalarından tutup havaya kaldırıyor. bahsediyordunuz.. Türkçeye çevrilmesi imkânsız bir cinaslı söz. işte onun gibi. siz daha rahat durmayacak mısınız? Bir sıçrayışta kiliseye daldı. Ama istese çabuk öğrenecek. ne er(1) Mon-Benîm. Geçen gün bunu piskopos efendimize de anlattım. (Emma söz söylerken ağzının iki köşesi büzülüyordu) öyleleri de var ki ekmek buluyor da.. o vücutların hekimi. — Demin elinizle alnınızı oğuşturdunuz da gözleriniz karardı sandım. Bovary nasıl?.. — Kışın ateş bulamıyor diyeceksiniz. ben ruhların hekimiyim. bir sıkıntı mı geldi? Hiç şüphesiz hazım zamanınız olacak. iki diz üstü oturtuyordu. Sonra.. ama ekmek bulamadıkları gün oluyor. çiftçilerin hali acınacak şey! Emma: — Acınacak daha neler var! dedi. dedi. bir insana başlıca lazım olan şeyler. Karşı karşıya durmuşlar. Emma duymamış gibiydi. Hatta mon Riboudet derim. sahibi işin içinde büyü var diyor. inekleri hep birer birer. 124 MADAME BOVARY demli aile kadınları var! Evliya gibi. — Ama. Papaz merak etmiş gibi ilerleyerek: — Neniz var? dedi. Zavallı yavrucaklar! Onları Tanrı . Hemen eve gidip bir fincan çay için. Nihayet papaz: — Kusura bakmayın. günah çıkarma odasına kadar sokuldukları oluyordu.. sanki onlar birer ağaçmış da kilisenin taşlarına dikmek istiyormuş gibi hızla yere kakıyor.. Baudet. Etrafta gezdirdiği gözleri yavaş yavaş eğilip o cüppeli ihtiyara dikildi..

Bunun üzerine. Fakat küçük Berthe. dedi. karıcığım. Yemek vakti olmuştu. Madame Bovary onu kaldırmak için hemen koştu. Kiliseye girdi ve eşikten ayağını atar atmaz hemen bir kere diz çöktü. Mesela evlerinde bıçaklar katiyen bilenmez. toprakları bol olsun.» deyip talyon yakısı almaya gitti. yarı açık elleri yanlarına sarkmış.. süve ... yavaş yavaş yokoldu. saat on birde eve dönünce karısını beşiğin başında buldu. Madame Bovary sofraya inmedi. ağır ağır yürüyerek iki sıra beyaz rahleler arasında kaybolmasına baktı. Berthe'in hıçkırması artık kesilmişti.. Pencerelere demir parmaklık. zaten Tanrı da. etrafını gölge karanlık bir okyanus gibi çevirmişti. bize öyle buyurmuş. — Evet Hıristiyanım.. Onu alnından öperek: — Dedim ya! Kaygılanacak bir şey yok. Kız biraz sonra yine gelip dizlerine daha ziyade sokuldu.. odasına varınca da kendini bir koltuğa attı. . Yerli yerinde duran eşyayı sanki her zamankinden fazla bir hareketsizlik kavramış. çocuğunu bir başına beklemek istediğini söyledi.yoluna ne kadar erken sokarsak o kadar iyi olur. onun göğüslüğündan aşağı bir kürek dolusu kor döküvermişti. Onun uyumasını seyrederken. beye de benden çok çok selam edersiniz. evinin yolunu tuttu. tam dövünmeye başlayacağı sırada içeri kocası girdi.. Çocuk onun bakışından korkup bağırmaya başladı. onun önlü-ğündeki kurdelelerin ucunu yakalamak istiyordu. sendeliye sendeliye annesinin yanına gelmek.. kalıp gibi topukları üzerinde döndü. yara önemli değil. Madame. pamuk battaniyeyi belli belirsiz kımıldatıyordu. Berthe konsolun önüne doğru yuvarlanıp başını bakır topuza çarptı. çukur gözbebeği gö. çocukların uğrayabilecekleri tehlikelerden. Fakat papazın kalın sesi. bir mil üzerine konup vaziyeti değiştirilen bir heykel halinde. Emma içinden: — Tuhaf şey! dedi. Charles işten dönüyordu. hiç üzülme. Bunun üzerine.. kocacığım. fazla merhamet göstermiş olduğuna kanaat getridi. Kadın onu eliyle savarak: — Rahat bırak! dedi. Ocak sönmüş. saat hâlâ işliyordu. önlüğün ipek kumaşına doğru iplik gibi salya akıtıyordu. Camlardan süzülen beyazımtırak ışık dalga dalga dökülüyordu. iri mavi gözünü annesine dikti. dudağından aşağı. Sonra. hizmetçilerin dikkatsizliğinden konuşmaya başladılar. Mübarek Oğlunu elçi edip.. onun arkasından devam ediyordu: — Siz Hıristiyan mısınız?. Öyle pek telaş etmemesine rağmen Homais ona metanet vermeye çalışmış. Charles: «Merak edilecek bir şey yok. çocuk oynarken yere düşüp yüzünü kanattı. bu kız ne kadar da çirkin! Yakıdan kalanı. Emma merdivenin basamaklarını tırabzana tutunarak çıktı. Emma durgun bir tavırla: 126 MADAME BOVARY — Bak. MADAME BOVARY 125 Emma onun. Yarı aralık kirpikleri altından bir çift fersiz. kan aktı. yemekten sonra eczaneye geri vermeye giden Charles.. Güle güle. pencere ile dikiş masasının arasında dur-'muş. yanağını kesti. derisini yana doğru germişti. yeri hâlâ duruyordu. ayağında yün örgüsü patikleri. hizmetçiyi var kuvvetiyle çağırdı. vaftiz olduktan. başı biraz omuzu üzerine eğilmiş. Şimdi nefesi. döşeme tahtalarına hiçbir zaman cila vurulmazdı. Emma onu dirseğiyle iterek: — Eh! sana rahat bırak diyorum! dedi. — Hıristiyan vaftiz olduktan sonra. rünen gözkapaklarının yanında iri iri yaşlar durup kurumuştu. bu kadar küçük bir şey için telaş etmekle budalalık ettiğine. eşyada görünen bu durgunluğa âdeta şaşar gibi bakıyordu. içinde kalan merak da. acele ile zilin ipini kopardı. çocukların ince sesi hâlâ kulağına geliyor. Madame Homais'nin kendi başına gelmişti de iyi bilirdi: Küçüklüğünde aşçı kadın. dedi. dirseklerini dayadı. Emma. kendini hasta edeceksin! Eczacının evinde hayli kalmıştı. — Hıristiyan kime derler?. vaftiz olduktan sonra. Kadın büsbütün sinirlendi: — Rahat bırak! diye tekrar etti. yanağına yapıştırılan yakı. annesiyle babası türlü türlü tedbirler almışlardı. kendi içinde bu kadar çöküntüler varken. «Yüreğini pek tutmasını» öğütlemişti.

LĞon. gönlüne hoş geldiği kadar içine de korku veriyordu. nihayet annesine uzun. arkaya doğru yığılan bir beresi. gözlerinin önünde canlanmaya başladı. Leon. Leon ne diye ikide bir Rouen'a giderdi? Homais «bu işin içinde bir delikanlılık. beş yaşına kadar. «Bunun kaça mal olacağını» bilmek istiyordu. merhamet edilmez. hiçbir şeyden umudu kalmayınca hayatın her gün değişmeyen tekrarı altında ezilir gibi olur. Leon hemen her hafta şehre gittiği için bu işe de bakıvermesi büyük bir zahmet olmazdı. kocası. Önceleri ürpererek aklına getirdiği bu ihtimal. babacan bir adam diye baktığı eczacıya da tahammül edemiyordu. Hayalinde apartmanına koyacağı'eşyayı da seçti. Fakat bir kere. Maskeli balolarının mızıkası. babalan onlara türlü ilaçlar içirir. derdi. — Ne gibi eğlencem olsun? — Ben sizin yerinizde olsam bir torna alırdım! Noter kâtibi: — «İyi ama ben torna kullanmasını bilmem ki. Paris'i daha ileriye bırakıp Rouen'da bir ikinci kâtiplik aradı. ince bir sevgi eseri göstermek. kalın takkeler giydirilirdi. çok geçmedi. gitar dersi alacaktı! Bir robdö-şambrı. onun.. çünkü ikide bir Leon'un iskemlesine devrilip kollarım da iki yanına sarkıtarak karmakarışık sözlerle hayattan şikayet ettiği oluyordu. Amerika vahşilerinden farkı kalmayacak! derdi. Yonville' den. şiddetli bir arzu halini aldı. aklına türlü türlü şeyler geliyordu. hani 128 MADAME BOVARY insan. hatta bazen dayanamayıp: I MADAME BOVARY 127 — Senin elinde bu çocukların. ama yanılıyordu. kendilerine karışan yok gibi görünürlerdi. başlarına içi pamuklu. M. Madame Lefrançois. Leon merdivende onun önüne düştü. Ama bir gün yeni bir işe girip başka bir hayata karışması ihtimali. grisette'lerinin şakrak sesiyle o ta uzaklardaki Paris. Bunun üzerine Binet çenesini kaşır. Leon'nun çapkınlıkta gözü yoktu. tabağına konulan yemeğin çoğunu bıraktığını görüp merak ediyordu. mavi kadifeden bir çift terliği olacaktı! Şöminenin üzerine çaprazvari bir çift meç asıp ortalarına bir kuru kafa yerleştirecek. Madame Homais'nin bir buluşuydu. zihin organlarına zarar vermesinden korkup içinden üzülür. madeni levha üzerine iyi bir resmin kaça çıkacağını öğrenmesini rica etti. bir kadın dalaveresi» bulunduğundan şüphe ediyordu. Binet suratını asıp: — Ben ne bileyim? Polis hafiyesi değilim ya! diye cevap verdi. Leon da kendinde işte öyle bir hal hissetmeye başlıyordu. biraz nezle olsalar. boylu boyunca bir resmini hediye etmek niyetindeymiş. dedi. Belki işin aslını öğrenirim diye bir kere de vergi tahsildarına sordu. bulamadı. Yonvillelilerden o kadar sıkılıyordu ki. hem duyduğu kıvancı.pervazlarına kalın çubuk takılırdı. ama arkalarından bir bakan olmayınca yerlerinden bile kımıl-danamazlardı. Bunları düşündükçe şimdiden hayran oluyordu. bazı kimseleri. Yüreği çarpıyor. Nihayet Charles kapıyı kendi eliyle kapattı ve Leon'dan. mesleğinde ilerlemek için bir başka noterlikte de çalışmayı tavsiye ediyordu. ayrıntılı . bazı evleri görmek onu sabredilmeyecek derecede sinirlendiriyordu. asacaktı. insaf. Charles birkaç defa sözü kesmeye çalışmıştı. içinden: «Acaba bir şeyin mi farkına vardı?» diyordu. hiçbir şeye karşı ilgisi. ama bir türlü muvaffak olamamıştı. Odadan çıkarken noter kâtibinin kulağına yavaşça: — Size bir söyleyeceğim var. O. her zamankinden daha üzgündü. Homais'nin çocukları. neler yapacağını önceden kararlaştırdı. Bu.. karısına. Orada bir sanatkâr hayatı sürecek. ama kendi aklı pek yatmıştı. hem de karşısındakini küçümsediğini gösteren bir kurumla: — O da doğru ya! derdi. Mademki hukuk tahsilini orada bitirecekti. Yanında çalıştığı noter bile ona. Böyle zamanlarda tahsildar ona: — Hiç eğlenceniz yok da ondan. gitarını da en üste. niçin derhal gitmesin? Bir mani olan mı vardı? Hemen içinden hazırlıklara başladı. __ Ama arkadaşının hali ona da bir tuhaf geliyordu. dört yaşına. İşin zor tarafı annesini razı etmekti. Rouen'a gittiği zaman. derdi. hiçbir sonuca etmeksizin sevmekten bezmişti. böyle bir basıncın. duygularını okşayacak bir sürpriz yapmak.

en sonunda annesinden. O içeri girince Madame Bovary hemen ayağa kalktı. sarkan bir fırıldak vardı. Bir daha tekrar etti: — Evde değil. Rouen'dan Yonville'e sandıklar. Leon: — Doktor evde değil mi? dedi. kısacası. Kadıncağız razı oldu.bir mektup yazıp hemen Paris'e gidip orada oturmasını gerektiren nedenleri anlattı. ayakta duruyordu. parmakları arasında sıcaklığını hissettiği o nemli avuca akıyor gibiydi. onun için Yonville'den Rouen'a.. nereye bakıyor? O anda içinden neler düşünüyordu? Anlamak zordu. bir an önce yola çıkmasının uygun olacağını bildiren bir ikinci mektup aldı. — Ya! MB 9 130 MADAME BOVARY Kadın döndü. Leon: — Berthe'i bir görüp öpmek isterdim. yüzüne kan çıkıp saçlarının dibinden ta boynuna kadar derisi pespembe kesildi. ocağa ayrı ayrı. çocuğun elinde. — Sizin geldiğinizi anlamıştım! Kadın dudaklarını ısırdı. çarpan iki göğüs gibi. Emma silkinerek başını kaldırdı. paketler taşıdı. odasındaki üç koltuğu doldurmak. hizmetçi de Berthe'i getirdi. Leon onu boynundan tekrar tekrar öptü: — Allaha ısmarladık yavrucuğum! Allaha ısmarladık cicim! Allaha ısmarladık! Annesinin kucağına verdi. duruverdi. Emma: — Götürün çocuğu! dedi. İngiliz usulü vedalaşalım! dedi ve o da elini uzattı. Omuzunu duvarın tahta kapısına dayamış. raflara. gülmeye çalışarak: — Evet. — Evet. ipe bağlanmış. bir mermer üzerinden akar gibi kayıyordu. Yalnız kaldılar. Sarılıp vedalaşmak saati gelince Madame Homais ağladı. Leon kasketini elinde tutuyor. Emma birkaç basamak inip Felicitd'yi çağırdı. Leon kendisine elbiseler diktirmek. — Evde değil.. Madame Bovary arkasını dönüp yüzünü pencereye dayamıştı. lustin hıçkırıyordu. Homais. dedi. güle güle! Birbirine doğru ilerlediler. Sonra. Leon yalnız kalınca etrafına. metin bir erkek olduğundan. sanki hepsini içine sindirmek. Leon acele etmedi. Leon: — Ben yine geldim! dedi. çenesini eğmişti. birbirini sımsıkı kucaklamıştı. . kadın bir an tereddüt etti. kaşlarına kadar. öne doğru uzattığı alnının üzerinden ışık. aziz dostunun paltosunu. bir sürü boyun atkısı almak. Birbirlerine bakıyorlardı. Bütün bir ay her gün Hivert. Allaha ısmarladık. Emma hemen geldi. Emma ufukta neye. dedi. Bovary'ye ancak ayak üstü bir Allaha ısmarladık diyecek kadar vakti kalmıştı. bavullar. Leon'un bütün varlığının özü. delikanlı elini uzattı. tatilden önce imtihanını vermek istediğine göre. — Paltomu yanıma alıyorum. duvarlara. aynı yürek çarpıntısı içinde birleşen fikirleri. dünya gezisine çıkacak bir yolcudan fazla hazırlıkta bulunmak işini bitirdikten sonra da hareketini hep bir haftadan öbür haftaya bıraktı. hafif hafif dizlerine çarpıyordu. Leon içini çekerek: — Artık Allaha ısmarladık! dedi. Emma: Yağmur yağacak. uzun uzun baktı. alıp götürmek istiyordu. İkisi de sustular. üzünMADAME BOVARY 129 tüsünü belli etmedi. Leon'u arabasına bindirip Rouen'a götürecek olan noterin kapısına kadar kendi elinde taşımak istiyordu. Merdivenin üst başına varınca o kadar yüreği çarpıyordu ki. Delikanlının M.

. Leon. hıçkırıkların kestiği bir sesle. bakarsınız kılığı kıyafeti yerinde. hareketsiz alçı bir duvar halini aldı. korkarım ki Leon orada. dedi. ancak şunu söyleyebildi: — Hayırlı yolculuklar! M. Sonra yine güneş çıktı. arkalarında da güneşin uzun çizgileri. sonra adı softaya çıkar. fakat perde. Homais de evine döndü.. . M. akasyanın kırmızı çiçeklerini de sürükleyerek akıp gidiyordu. Ama ne de olsa etrafındakilere uyması lazım. gönlü üzgün. Bovary karşı çıktı: — Öyle kendini koyuverecek çocuğa benzemez. Paltonuzu getirdim. Çarşı meydanına varınca durdu. öyle şeye herkes alışır. birden yayılıp dümdüz. diplomat sanacağınız bir adam yanınıza gelir. oyuncu kızlarla neler yaptığını bilmezsiniz!. Delikanlılar sonradan onların sayesinde zengin kızlar bulup evleniyor. gözleri dolu dolu olmuş: — Gelin bir kucaklaşalım. Lokantalarda kadınlarla baş başa yemekler! Maskeli balolar! Şampanyalar! Hiç tasa etmeyin. çünkü onların sinir yapısı. O zaman bir şey söylemek de doğru değil. Leon koşmaya başladı. eğri kıvrımlarını kıpırdattı. Kendinize iyi bakın! Sakıntısız davranmayın! Noter: — Haydi. hayvanı tutuyordu.Sonra elini açtı. ıslak çalılıklarda serçeler kanat çırpıyor. onu bekliyorlardı. bulutlara bakıyordu. Homais çamurluğa doğru eğildi. müzikten anladılar mı hemen en kibar konaklara davet edilir. Hekim: — Öyle olmuş! diye Cevap verdi. dedi. arabanın yanında durmuş. ** Madame Bovary bahçe tarafındaki pencereyi açmış. Eczacı. Hekim: — Ama. arkasına kaba bezden elbise giymiş bir adam. Guillaumin: MADAME BOVARY 131 — Akşamınız hayrolsun! diye cevap verdi. Haydi hayvanı bırakın. noterin kabriyolesini gördü. Fakat bir bora çıkıp kavakların başlarını eğdi ve birden. Gittiler. dört yeşil panjuru ile o beyaz evi son bir defa daha seyretmek için bîr direk arkasına gizlendi. Sandalyesine otururken: — Bizim delikanlı bizleri bırakıp gitti ha? dedi. M. Siz o çapkınların Quar-tier Latin'de. Mesela bir bahçeye. Homais hemen: 132 MADAME BOVARY — Ben de sanmam. arabaya! dedi. dostum. yeşil yapraklar üzerinde çatırdayarak yağmur boşandı. Uzaktan. yolun üzerinde. birer kara sütun halinde. "gezmeye gitmişsiniz. erkeklerinkinden çok gevşek oluyor.. Emma: — Kim bilir şimdi ne kadar uzaktadır! diye düşündü. Rouen'a doğru kümeleniyor. Guillaumin konuşuyor. aman üşütmeyin. tavuklar bağrıştı. kimsenin dokunmadığını göstermek ister gibi topuzundan kurtulup uzun. havaya asılmış bir silah takımının altın oklarını andırıyordu. hatta faubourg Saint-Germain (1) hanımları içinde onlara gönül verenler oluyor. gözleri bir kere daha birleşti ve Leon çıkıp gitti. Paris'te nasıl yaşayacak? Oraya alışabilecek mi? Madame Bovary içini çekti. Charles: — Zavallı Leoncuk! diyordu. Eczacı damağını şaklatarak: — Alışmaz olur mu? dedi. dedi. kumun üzerinde birikmiş sular. Homais ile M. Zaten Paris'te üniversite öğrencisi pek gözdedir. Bir parçacık olsun sanattan. Bilirsiniz ya! Kadın kısmı her şeye üzülüverir! Hele benimki!. göğün boş kalan kısmını da bir porselen beyazlığı kaplamıştı. yuvarlanır gibi batıya. Eczacı hemen onun sözünü kesti: — Hakkınız var! dedi! İşte o da madalyanın ters tarafı! İnsan Paris'te elini hep cebine götürmek zorundadır. sonra iskemlesinden dönerek sordu: — Sizde ne var ne yok? — Ne olacak? Yalnız bugün bizim hanım biraz heyecana kapıldı. Homais her zamanki gibi saat altı buçukta yemek yenirken geldi. Bunlar.. Odada pencerenin arkasında bir gölge görür gibi oldu. hatta yakasına nişan rozeti takmış.

kırdan esen serin rüzgâr sayfaları hışırdatır.Konuşmaya başlarsınız.. Emma. gölgelikte oturup. Seine-İnferieure çiftçileri. ben seninim!. Bunu yine konuşuruz. hani her olup bitmiş işten sonra bizi saran bir yorgunluk. onun yürümüş olduğu bu halılardan. küçük dalgalarını kaygan sahil boyunca sürüp duruyordu. Emma. daha hayalleşmiş görünüyordu. ıssız şatolara dolan kış rüzgârı gibi. Koşup onun yanına gitmek. sen. yolcuların bir Rus stepinde unuttukları ateşten daha çok parlıyordu. ama benim aklıma daha ziyade hastalıklar gelmişti. Emma ürperdi. köşküne davet eder. koltuklardan gözünü ayıramıyordu. yine gamlı bir durgunluğa. ne derlerse desinler. Charles: — Doğru. Dostluğu ilerletirsiniz. hep ırgat gibi ça(1) Paris'te en soylu ailelerin oturduğu mahalle. onun dudaklarına susadı. iki dizi ile cna sarılmamıştı?. gittikçe daha sokulur.. O. Justin gelip hazırlanacak bir ilaç için onu çağmncaya kadar devam etti. Emma'yı saran can sıkıntısının merkezi oldu. MADAME BOVARY 133 lışmalı!.. taşralı öğrenci ona çabuk tutuluyor. Etrafında ne varsa. Irmak hâlâ akıyor. Hani bir daha geri gelmeyecek şeylere hülyamızın bir kapılması vardır. o üzüntünün ortasında. şimdi de duyduğu şırıltıyı dinlemişlerdi!. yerden şapkanızı alır. kameriyenin latin çiçeklerini titretirdi. Bütün bunlar. o salçalı baharlı etler. hâlâ oradaydı. 134 MADAME BOVARY başı açık. sizi kahveye götürür. Ne çekilmez çile! Kapıya kadar gittikten sonra: — Unutuyordum. daha şirin. dedi. yemeklerimi orada profesörlerle yerdim. bahçenin bir köşesinde. birçok kimselerle tanıştırır.. bırakıp gitmemişti. VII Ertesi gün Emma için iç sıkıcı bir gün oldu. bu hatıra. örneğin tifo. «Ben geldim. Bugünkü gazetede de< buna dair birkaç satır vardı. dedi. önüne geldiği zaman yakalayıvermemişti?. Eczacı devam etti: — Yemeklerinin değişmesi bünyede karışıklığa sebep olur da onun için. Emma ne yapmıştı da bahtiyarlığı.. lokantaların yemeği. ruhunun uçurumuna dalan keder. Bir an bir yere gitmeye gelmiyor!. Zahmet etmeyin. paranızı aşırmak veya sizi tehlikeli işlere sürüklemek içindir. baş başa ne tatlı anlar geçirmişlerdi!. insanın evinde pişen çorbanın yerini tutamaz. Leon şimdi ona daha uzun boylu. size enfiye ikram eder. bir dakika rahat yok. daha sıhhidir. alıştığımız her hareketin durmasından. devamlı bir titreşimin kesilivermesinden doğan bir ıstırap vardır. tarım işlerini konuşmak için Yonville-l'Abbaye'de toplanacaklarmış. yosun tutmuş çakıllar üzerinde kaç defa beraberce gezip suların şırıltısını. kaçmaya kalkınca niçin iki eli ile.. bir havaya bürünmüş gibiydi. kuru çubuklardan yapılmış bir iskemleye ilişir. yüksek sesle kitap okurdu.. eşyanın üzerinde hayal meyal dalgalanan kara. Ben daima ev yemeğini tercih ederim.. İnsanı çift beygiri gibi kan ter içinde uğraştırıyorlar!. size şaraplar içirir. hazin ulumalarla doluyordu. Henüz son karar verilmemiş ama pek muhtemel olduğu söyleniyor. neleri sevip nelerden hoşlanmadığını anlatmaya başladı ve bu. yüzde sek. onun oturmuş olduğu şu boş iskemlelerden.. Ondan ayrılmış olmasına rağmen. Oralarda.. görüyorum. dedi. Justin fener getirmiş. evin duvarlarında hâlâ onun gölgesi vardı. yegâne saadet ümidi olan o adam gidivermişti!. Homais: — İllallah! dedi. Ah! Hayatının biricik büyüsü. Doğru çıkarsa bizim kaza için son derece önemli bir şey olur!. . uyuşuk bir yeise tutulmuştu. daha güzel.. Ne güzel güneşli günler görmüşlerdi!. Leon'u sevmediğine dövündü. haberiniz var mı? — Neden? Homais kaşlarını kaldırıp en ciddi tavrını takınarak: — Bu yıl. Fakat böyle bir hareketin güçlüğünü düşünüp onu göze alamaması. Böylece genel sorunlar hakkındaki düşüncelerini. O. kollarına atılmak. Vaubyessard'dan dönüp de kafasının içinde kadril kasırgaları uğuldadığı günlerde olduğu gibi.. Öğleden sonra.» demek için içi titriyordu. O günden sonra Leon'un hatırası. Bunun içindir ki Rouen'da eczacı okuluna giderken bir pansiyona girmiştim. o gün Emma işte o hale uğramıştı. Hem Paris'in suyu. arzularına bir de esef katarak onların bir kat daha şiddetlendiriyordu.

hepsini alıyor. Nereye gitse hep benzi uçuk. kederini kızıştırmak için hepsinden faydalanıyordu. içine işleyen müthiş bir soğuk içinde kendini kaybetmişe döndü. Buna sebep de-Emma'nm lamba yakmak için kibrit çakması olurdu. kısır faziletini. Leon'un hediye ettiği kafanın altında hüngür hüngür ağladı. ona sığınıp büzülüyor. eline derhal geçen fırsatlar gibi en uzak hatıraları. masasının başında koltuğa oturup iki kolunu dayadı. Tostes'taki kötü günler yine baş gösterdi. Rouen'a yazıp mavi kaşmirden bir fistan getirtti. Charles gidip muayene odasına kapandı. kinin açtığı yakıcı yaraları şefkat ateşinin tekrar canlan-. etrafında onu daha ziyade canlandırabi-lecek şeyler arıyordu. çoğu zaman dudaklarının kenarında hareketsiz bir kasılma gözükürdü: Hani evde kalıp ihtiyarlamış kızlarla. derdi. sönmek üzere olan o ateşi usulca karıştırıyor. yarım bardak dolusu Fransız rakısını içebileceğini iddia etti. tırnaklarını temizlemek için bir ay içinde on dört franklık limon harcadı. el işlerine! O da.. Tarih ve felsefe kitapları gibi ağır eserler okumaya kalktı.. eline bir kitap alır. bir hastaya çağırıldığını sanıp dili dolaşarak: — Geliyorum. Charles'ın telaş ettiğini görünce: — Adam sen de! dedi. duvar gibi bembeyazdı. Mektup yazıp annesini çağırttı. bazen de örerdi. rüzgâra kapılmış birer kuru dal gibi kınlan saadet tasavvurlarını. bir yığın beyaz kağıt aldı. birçok kadınlar gibi ekmeğini kendi kazanmaya mecbur olsa siniri miniri kalmaz. sevda yanıp kül olduğu. ne çıkar ki?. kocalı bir kadın olmak boyunduruğunu. o zamanlarda onu. Emma hekim tedavisine razı olmadıktan sonra ne yapılabilirdi ki? İhtiyar Madame Bovary: — Bilir misin ki karına ne lazım?. Charles'ın da budalalık edip: «Yapamazsın!» demesi üzerine rakıyı diki-verdi. bir süre de. kendini zorla bir işe vermeli. ayrılıkîa yavaş yavaş söndü. ondan hiç. diyordu. her şeyi topluyor. panjurları kapatır. fakat fırtına esmekte devam ettiği. Emma şimdi kendini eskisinden de mutsuz buluyordu. bazen kâkül bırakır. Bu kadar büyük fedakârlıklara katlanmış bir kadın. 136 MADAME BOVARY Neye karar vereceklerini bilemiyorlardı. burnunun derisi aşağı doğru çekilir. İkide bir saçlarının biçimini değiştiriyordu: Bazen Çin ka-dınlarınınki gibi toplar. Emma'nm hali hakkında uzun uzun konuştular. hiçbir yardım gelmediği. Lheureux'un dükkânına gidip hamaylıların en güzelini aldı. İtalyanca öğrenmek istedi: Bir iki sözlük.. belki de pek büyük olduğu için gitgide alevler yatıştı. Bütün bunlar işsizlikten. gönlünün çektiği ufak tefek şeylerden de mi kaçınsın?. O. geliyorum. Hatta bir gün ağzından kan geldi. Bir gotik MADAME BOVARY 135 dua iskemlesi aldı. hiçbir güneş doğmadığı için her tarafı büsbütün gece kapladı ve Emma. bir gramer. Bazen gece yarısı Charles sıçrayarak uyanır. bir-başkasına geçerdi. kendi kendine kuruntu edinmesinden geliyor.Emma ona doğru atılıyor. Öyle buhran anları oluyordu ki. Bir gün kocasına. alış'ıklık kederi yavaş yavaş boğdu. gözleri insana dalgın bakardı. Sık sık halsizlikler geçiriyordu. Yığın belki kendiliğinden tükendiği. ması sandığı da oluyordu. o kıyafetle bir kanepeye uzanıp yatardı. nefsinin tatmin edilmeden dağılan arzularını. Yonville'in ev kadınlarının tabiri ile: «Terelelli» olmasına rağmen Emma'da hiç de keyifli bir hal yoktu. erkek saçı gibi yandan ayırıp ensesi üstüne topladı. soluk semasına al bir renk vermiş olan yangın parıltısı perde perde kararıp kaybo-luverdi. . çünkü artık kederin ne olduğunu öğrenmiş. Fakat okuması da nakış işlemesi gibiydi. nakışları yarıda bırakıp dolaba tıktığı gibi kitabın da birine başlar. bunu sabahlığının üzerinden beline bağlar. Şakaklarında üç tane ak tel buldu diye ihtiyarlık sözü etmeye başladı. işte ona benzer bir şey. gerçekten başına gelenler gibi ancak hayalinde geçenleri. çılgınca işlere sürüklemek pek kolaydı. Gerçi şuurunu kaplayan uyuşukluğun tesiriyle. Aşk. çökmüş muhterislerin yüzlerini kırıştıran bir büzülme vardır. hiç kurtulamayacağını anlamıştı. düşmüş ümitlerini. kocasına karşı duyduğu iğrenme hislerini ruhunun aşkına doğru bir atılışı.

Köylü: (1) Burada. kapının eşiğinde Felicite ile konuşan Justin'e: — Doktor beyi görebilir miyiz? dedi. kira ile roman veren kitapçıya uğrayacak ve Emma'nın abonelikten vazgeçtiğini söyleyecekti. yüzü sapsarı kesilmiş köylüye: — Korkmayın!. dedi. Öbür tarafa da yelken bezinden barakalar kurulmuştu. kim olduğunu iyi bildirmek içindi (1).. eczanenin MADAME BOVARY 137 camlarını kırmasından korkulduğu zaman oluyordu. Rodolphe Boulanger gelmiş dersiniz. hal hatır sormadan başka iki çift lakırdı bile etmemişlerdi. Hep bir yere üşüşüp oradan kımıldamak istemeyen halkın. diyordu. Bunun üzerine Emma'nın roman okumasına engel olmaya karar verildi. Bekâr olarak yaşıyordu. bir babayiğit tavrı takınıp iri kolunu uzattı. Bu ısrar üzerine Bovary bir sargı ile bir leğen getirdi ve Justin'den leğeni tutmasını rica etti. Kaynana ile gelinin vedalaşmaları pek soğuk oldu. Çarşamba günleri eczane hiç boşalmazdı: halkın birbirini iterek oraya girmesi ilaç almaktan ziyade hastalıklar hakkında danışmak içindi: Homais'nin hekimliği civar köylere o derece ün salmıştı. Justin'i evin uşağı sanmıştı: — Kendilerine La Huchette'li M. Köylü: . Bu zatın kendini La Huchette'li diye tanıtması. — Uğraşıyor da ne yapıyor? Birtakım romanlar. kendi işletiyordu. Sonra. o gün Yonville'de pazar kurulmuştu. O sırada.. Rodolphe Boulanger. «L. arkasından da başı öne eğilmiş. Hepsi de ona bütün hekimlerden daha büyük bir hekim diye bakarlardı. Onların her birinde pamuklular.. hekimin evine doğru ilerliyordu.Charles: — Uğraşmıyor. oğlum. bir uçları havada dalgalanan kurdeleler satılıyordu. Yonville civarında bir «Malikâne»nin adıydı. O herif: «Benim işim budur» diye zehir saçmakta devam ederse polise başvurmaya da hakları olmaz mıydı?. bunun sonu hayır değildir. Boulanger adamını gösterip «bütün vücudu karıncalandığı» için kan aldırmak istediğini söyledi. O bey. düşünceli düşünceli yürüyen bir köylü geliyordu. öyle bir toprağı olduğu için koltuk kabartmak istemesinden değil. hepsi de din aleyhinde. çiftlikleri öyle pek sıkıntıya düşmeden. buğday övütme makineleri yanında. hiç de kolaya benzemiyordu. kötü kötü kitaplar okuyor. erkenden. Köylü. Türkçede gösterilemeyecek bir «nuance» var. Bu iş.a Huchette'li» demek olduğu gibi.hurda bakırlar seriliydi.. 138 MADAME BOVARY — Siz işinize bakın. bütün söylenenlere: — Hafifliktir!. yün battaniyeler. yeşil kadifeden redingot giyinmiş bir bey gördü. bir kişizadelik iddiası da olabilir. kıç üstü devrilip okları yukarı dikilmiş arabalarla dolmuştu. Bu adam. Neşterin batması ile kanın fışkırıp aynayı bulaştırması bir oldu. M. âdet yerini bulsun diye edilen sözlerden. Charles: — Leğeni beri getirsene! diye bağırdı. Emma penceresine çıkmıştı (bunu daima yapardı: taşrada pencere mesire ve tiyatro yerini tutar). sofrada buluşulduğu zaman veya akşam yatmaya giderken. derdi. La Huchette. Sonra. yassı kafeslerde gıtgıtla-yan tavuklar başlarını çubukların arasından çıkarıyordu. «Yılda hiç olmazsa on beş bin frank geliri» olduğu söylenirdi! Charles odaya girdi. Meydan. Çünkü Fransızcada «de La Huchette».. İhtiyar Madame Bovary bir çarşamba günü hareket etti. Bir arada geçirdikleri üç hafta içinde. dedi. yuları. Yerde. kiliseden otele kadar evler boyunca dizilmiş. ayaklarında kalın dizlikler olmasına rağmen ellerine sarı eldivenler takmıştı. Sana söyleyeyim. yumurta ehramlarıyle içlerinden yapışkan saman parçaları gözüken peynir sepetleri arasında. şenlik bilmez heriflerin itişip kakışmalarını seyrederek eğleniyordu. iş görmüyor değil ki!. ben korkmam! diye cevap verdi. hayvan. çoraplar. bir insanda din iman olmazsa namus da kalmaz. Rouen'den geçerken. Onun yılmak bilmez cüretkârlığı köylülerin aklını çelmişti. papazlar aleyhinde Vol-taire'den alınmış sözlerle dolu. köşkü ve iki çiftliği ile beraber orayı satın almıştı. Kaynana: — Sen onu bana bırak! dedi.

Arabacı ayıldı. orada soğukkanlılığını muhafaza etmen. Hadi. insanın gözünü karartacak kadar yükseklere çıkıp ceviz devşirir. Emma çömelip kolunu uzatırken biraz sendelediği için kumaşın şişkinliği de yer yer inip göğsünün kıvrımlarını belli ediyordu. yoksa herkesin nazarında bir aptal olursun!. günleri sana daha çok ihtiyacım oluyor. Justin cevap vermiyordu. bardakta şeker eritirken eczacı da içeri girdi.. odanın döşeme taşlarına çarpıp etrafına yayıldı. Bovary. Boulanger ise Justin'i kucaklamış.. Doktor: — Bazen. Emma birkaç dakika hafif parmaklarını delikanlının gerdanında dolaştırmaya mecbur oldu.. masanın üzerine oturtup arkasını duvara dayamış. Eczacı olacak bir adam için güzel bir mizaç. Madame Bovary Justin'in kravatını çözmeye başladı. insan önce bir şey duymaz. dizleri titriyordu. Gerçekten budalasın! Kelimenin tam ma-nasıyle budala! Bir hacamat da büyük bir şey mi? Hem de senin gibi hiçbir şeyden korkmaz. gayet nazik. Justin'in elindeki leğen sallanmaya başlamıştı.. Şimdi evde tam yirmi kişi var. hele böyle güçlü kuvvetlilerde çoğu zaman öyle olur. Köylü. ama kendi kanımın aktığını biraz düşünsem kendimi kaybedebilirim. Mesela ben bir düelloda. vahim neticeleri olabilecek bir işde. şahitlerden birinin.. elinde çevirip durduğu neşter muhafazasını bırakıverdi. M. günün birinde. Şapkası başından düştü. şişelere de göz kulak ol! Justin giyinip gittikten sonra bir müddet bayılma bahsi açıldı. her şeyi yüzüstü bırakıp geldim. sonradan bayı-lıverir. MADAME BOVARY 139 boyu uzun. Charles: — Aman bunu görmesin! dedi. sonra patiska mendiline sirke döktü. Ama bazı kimseler de pek zayıf yürekli oluyor. hanımefendiyi de rahatsız ediyorsun! Zaten çarşamba. etekliği geniş bir yazlık elbiseydi). Charles: — Emma! Emma! diye çağırdı. fikir selameti ile düşünüp bir erkek olduğunu göstermen lazıftı. Madame Bovary ömründe bayılmamıştı. Kocası: — Çabuk sirke getir! diye bağırıyordu. Kadın koşarak merdivenlerden indi. san renkli. Boulanger uşağına artık eve gitmesini kafasına koyduğu işi nihayet yaptırdığı için gönlünün rahatlamasını söyledi.. güçlü kuvvetli bir delikanlı için!. gözbebekleri —süte atılmış mavi çiçekler gibi— uçuk akın içinde kayboluyordu. Telaş arasında hizmetçi ona da haber yetiştirmişti. Sen hele bir daha ağzını açıp da övün bakayım!. Bu oğlanın sincaptan farkı yoktur. fakat Justin'in baygınlığı hâlâ devam ediyor.— iş! dedi. parmağın: damara yapıştırıp: — Ben böyle olacağını biliyordum!. doğrusu! Sen. Madame Bovary. çeşme gibi be! Kanım amma da kırmızıymış! Öyle olması iyilikten gelir. dedi.. rengi uçmuştu. Omuzları şiddetle silkinip iskemleni arkalığını gıcırdattı. telaş etmeyin! diyordu.. Gömleğinin kordonları kördüğüm olmuştu. Eczacı: — Ben. İkisi birden.. Homais. M. Seni merak ettim. bir taraftan da sakin sakin: — Bir şey yok. değil mi?. masanın altına koymak üzere leğeni aldı. Eczacı devam etti: — Hem senin burada işin ne? Daima doktor beyi de. yaptığı eğilme hareketiyle fistanı (bu. Sonra gidip bir sürahi su getirdi. bununla yavaş yavaş Justin'in şakaklarını ıslatıyor. git bakalım! Koş! Beni bekle. tabancalar doldurulurken çıkan gürültüden bayıldığını gördüm. hâkimlerin vicdani kanaatini aydınlatmak üzere mahkeme huzuruna çağırabilirsin. bu sözleri duyunca. hafif hafif üflüyordu.. Boulanger: — Bir hanım için doğrusu fevkalade bir şey! dedi. dedi. çırağının gözlerinin açıldığını görünce derin bir nefes aldı. M. 140 . Sonra onun etfa-fında dönmeye başladı. dört volanlı. dedi başkalarının kanını görmeye hiç aldırmam. şöyle yukardan aşağıya bakıp: — Budala! dedi. Heyecanından baskıyı bir türlü yerleştiremiyordu. Aman Allahım!.

. yulaflar arasına saklanmış cırlakların gürültüsünden başka hiçbir ses duymuyordu. kara gözleri. onları bize davet ederim. benim olacak!. belediye dairesinin saçağı. onları iyice öğrenmişti. evlerinin kapısı önüne çıkmış. dedi. Tören günü daha sabahtan köy halkı. dert var. Virginie doğrusu pek semirdi. yakında tarım toplantıları dolayısıyle şenlikler var. hatırasından bile bıkkınlık getirdiği o hayalle bir an oyalandıktan sonra içinden: — Madame Bovary ondan elbette çok daha güzel. Elbette içi sıkılır! Şehirde yaşamak. O içinden: — Şirin kadın! diyordu. kocası var. en emin yol odur.MADAME BOVARY — Bu sayede sizinle tanışmak şerefine nail oldum. Emma yine hekimin odasındaki hali. hem de cüretkârlık göstererek. tavuk. Güzel dişleri. Emma onu çayırdan geçerken gördü: Ro dolphe Boulanger kavaklar altında yürüyor. Orası öyle ama. bunun içindir ki onu da. bütün kişiliği. diye ilave etti. hekimin karısı hakçası şirin bir kadın!... Bırak sen de! dedi. Buchy milli muhafız kıtası da (Yon-ville'de muhafız kıtası teşkil edilmemişti) gelip Binet'nin idaresindeki itfaiye bölüğüne katılmıştı. görürüm. Rodolphe etrafında. valinin geldiğini haber vermek. gerekirse kendimi hacamat ettiririm. Çok vakit kaybetmeli! Sonra tekrar başladı: — Ama gözleri de burgu gibi insanın tâ yüreğine giriyor. O. sımsıkı forması içinde bedeni o kadar kaskatı kesilmiş. adım adım kalkıp inen bacaklarında toplanmıştı. Karides yemeğe de ne kadar düşkün. her akşam dans etmek ister! Zavallı kadıncağız! Mutfakta masanın üzerine konan sazan balığının nasıl su diye içi titrerse onun da aşk diye içi titrer. hazırlıklardan söz ediyorlardı. hem de çok daha taze. keyfi de insana usanç veriyor.. o elbisesi ile MADAME BOVARY 141 gözünün önüne geliyor ve Rodolphe onu hayalen soyuyordu. Benzi de ne uçuk!. Emma'yı güzel bulmuştu. Hem komşular var. sonra başımdan nasıl atarım?. Bu cümleyi söylerken Emma'ya bakıyordu. Ara sıra evlerine uğrar. Vergi tahsildarı ile albay arasında öteden beri bir rekabet devam . Binet o gün her günkünden de dik bir yaka takmıştı. hastadan hastaya dolaşırken karısı da evde oturup çoraplarına yama vurur. Argueil yokuşunun tepesine vardığı zaman kararım vermiş bulunuyordu: — Artık fırsat kollamak lazım!. kocasını da düşünüyordu: — Herif çok budalaya benziyor. Sopasını hızla vurup yerdeki bir keseği parçalayarak: — O. hindi gönderirim. Benim olacak! diye bağırdı ve hemen meselenin icra tarafını tetkike başladı. Herifin tırnakları pis. hiç şüphe yok! Hem de ne şefkat gösterir! Ne dilber olur!. Düşünüyordu: — Nerede buluşuruz?. Nasıl buluşuruz? Çocukla dadısı» sürekli başımızda olacak. Neşesi. bir düşüncesi varmış gibi ikide bir duruyordu. sarmaşıkla donatılmıştı. Rodolphe Boulanger otuz dört yaşındaydı. Onunla sevişmenin rast gelebileceği engelleri böyle uzaktan düşünmek aklına metresini getirdi. Şöyle nazikçe üç kompliman yapsan insanı çıldırasıya sevecek.. zekâsında oldukça keskinlik vardı. zarif ayaklan var. elbette Madame Bovary de gelir.. Az sonra ırmağın öte tarafını bulmuştu (La Huchette'e oradan gidilirdi). Acaba nereden buralara düşmüş? O koca herif bu kızı nereden ele geçirmiş? M. sakalı da en aşağı üç günlük. o kadar hareketsizleşmişti ki. Endamı da Paris kadınlarınmki gibi. kilisenin önündeki meydanın ortasına da. İşe başlarız. O. Sonra masanın bir köşesine üç frank bıraktı. Sahi! diye ilave etti. VIII O pek beklenilen tarım şenlikleri nihayet başladı... Kır bomboştu. zaten kadınlarla hayli düşüp kalkmış. kundurasına kırbaç gibi vuran otların hep biteviye hışırtısından ve uzakta. dost olurum.: Ben ki uçuk benizli kadınlara bayılırım. Rouen'lı bir aktrisi «Kapatmıştı». madalya kazanan çiftçilerin adlarını bildirmek için bir bombard konulmuştu. her cinsten bir türlü sıkıntı. Kadın hiç şüphesiz ondan bıkmıştır. ziyafet için bir çadır kurulmuş. mizacında hoyratlık. bir tek hareketle yavaş yavaş usul üzere. onlara av eti. bir çayıra. gelişigüzel bir selam verip çıktı gitti.

madenlerin. uşakların yemeğini incelemek. şairin peynire soktuğu fareden de daha münzeviyim. Madame Lefrançois. Eczacı hayretle cevap verdi: — Evet. Madame Lefrançois küçümseyen bir tavırla: — Haa! Oraya mı gidiyorsunuz? dedi. süslüyorlardı. af buyurun acele işim var. Ben danışma komisyonunda üye değil miyim ya! Madame Lefrançois onu birkaç saniye süzdü. kılcallığını bilmek lazımdır! Daha ne bileyim? Binaların yapılışını. belediye dairesinin dört sütununa dayanmış. doğadaki bütün cisimlerin birbiri üzerine etkilerini araştırmak olduğundan. güneşin berrak ışığında parlıyor. Homais: — Hiç! Hiç! dedi..» dördüncüsüne de: «Yaşasın Güzel Sanatlar» yazılmıştı. renk renk atkılar. kolalı başlıklar. A. gübrelerin bileşimi. Civar çiftliklerden gelen kadınlar. baldırı çıplak alayı için!.. MADAME BOVARY 143 — Allah ömürler versin! dedi.. yarı açık pencerelerden üç renkli bayraklar sarkıyordu. gerekirse bu konularda . arazinin niteliğini. ¦ Eczacı oradan geçiyordu. kümes hayvanları beslemiş olması mı lazımdır sanıyorsunuz? O işlerden ziyade. kendi kendine homurdanıyordu: — Ne budala herifler! Öyle bezden baraka yaptılar da iyi haltettiler! Bir vali. yani kimyager değil miyim? Kimyanın konusu da. Nankin pamuklusundan pantolon. söz konusu maddelerin yapısını. sorarım size. otelci Madame Lefrançois'yı kederlendirmişe' benziyordu. gidip şenliği "görmek için evlerden çıkan keten eldivenli hanımların arkasından kapı tokmaklarının çarptığı duyuluyordu. ara sıra da. Madame Lefrançois. havanın etkilerini. çeşitli cisimlerin yoğunluğunu. Sokakçıklar-dan. basık bir şapka geçirmişti. toprağın. böyle bir münasebetle. Bu hiç durmuyor. şapkalarını korumak için üzerlerine örttükleri . hayvanların yemini. Birbiri arkasından bidüziye kırmızı apoletlerin. Halk. sıvıların mayalanması.edegeldiğinden her ikisi de emirleri altındaki adamları ayrı ayrı talim ettiriyorlardı. caddeye köyün iki ucundan geliyordu. doğrudan doğruya kimya değil de nedir? Otelci kadın cevap vermedi. her birine yeşilimsi bir bayrak asılıp üzerine sarı sırma ile yazılar işlenmiş dört tane sırık vardı. büyük memurların oturacağı parmaklıklı tribünün iki tarafına dikilmiş.. Sadece şunu söylemek istemiştim. kocaları ise. maden filizlerinin durumunu..» ötekine: «Yaşasın Tarım. dedi. Madame Lefrançois: Her zaman dükkânıma kapanır otururum. her zamankinin tersine olarak da başına bir şapka. kardan daha beyaz gözüküyor. üzerlerine fenerler asılmış iki uzun porsuk ağacıydı. halkının çoğu evlerini bir gün önceden temizlemişlerdi.. Herkesin en çok hayran olduğu şey. sonra göğüslükle142 MADAME BOVARY rin geçtiği görülüyordu. oraya gidiyorum. Siyah bir setre. suların özelliklerini. Ben ki daima la-boratuvarımda otururum. sonra gülümseyerek cevap verdi: — Öyleyse başka! Ama tarımdan size ne? Siz ondan da anlar mısınız? — Elbette anlarım. lekelenir diye korkup bellerine kaldırdıkları fistanlarını tutan iğneleri attan inince çıkarıyor. hava güzel olduğu için. gazların çözümlenmesi. Homais devam etti: — Siz bir insanın tarım uzmanı olması için bizzat toprağı sürmesi. Otelci kadın: — Ne peyniri? diye sordu. bunun sonucu olarak tarım da onun alanına dahil demektir! Hem. değil mi?. Şişman dul kadın nereye gittiğini sorunca: — Size garip geliyor. Fakat bütün yüzlerde bir çiçek gibi açılan sevinç. ben eczacı. kunduz derisinden kundura giymiş. altın haçlar. bundan başka.mendilleri yerlerinde bırakıp bir uçlarını dişleriyle tutmakta devam ediyorlardı. miyasmaların etkisi gibi şeyler. Bunların birine: «Yaşasın Ticaret. kara redingotlarla mavi bez ceketlerin monotonluğunu.» -üçüncüsüne: «Yaşasın Sanayi. ağaçlı yollardan boyuna insan taşıyor.ma bugün. saçılmış karışık renkleriyle. bütün meyhaneler doluydu. cambazlar gibi çadır altında yemek yemekten hoşlanır mı sanıyorlar? Böyle işgüzarlıkların adına «Memlekete hizmet» diyorlar! Ta Neufchâtel'den pis bir aşçı getirmeye değerdi ya! Hem de kimler için! Bir alay inek çobanı. mutfak merdiveninin basamaklarında durmuş. boyuna yeniden başlıyordu! Bu kadar şatafat asla görülmemişti! Köy.

o çehrenin beyazlığını bir kat daha belirtiyordu. Lheureux de onlarla beraberdi ve ikide bir. Rodolphe: «Acaba benimle eğleniyor mu?» diye düşündü.. otları tanımak gereklidir. Homais: — Madame Bovary mi? dedi. Elma şarabı.. Rodolphe onu uzaktan görmüş. dedi. arkasında rüzgâra kapılıp dalgalanan kara setrenin etekleriyle hayli yer kaplıyordu. gibi sözler söylüyordu. hızla yürümeye başlamıştı. Madame Lefrançois zihnen o kadar dalgın görünü-1 yordu ki eczacı durmak zorunda kaldı. kısacası broşürleri. Eczacı. — İşte. onun «Yüze gülüşü. dedi. . hayale gelebilecek her türlü hal1 ve fırsata uygun cümleleri olan eczacı: — Ne korkunç felâket! dedi. diyordu. hızlı hızlı uzaklaştı. Böyle pis bir aşçı dükkânı!.-.karar vermek. ince derisinin altında hafif hafif vuran kam. Böyle yandan bakılınca kadının yüzü o kadar sakindi ki. dudaklarında gülümseme. Madame Bovary'nin bacanda yeşil bir şapka var. Madame Lefrançois üç basamak merdiveni indi ve eczacının kulağına eğildi: — Nasıl? dedi.. Yün örgü ceketinin ilmiklerini göğsüne doğru çeken omuz silkintileri ile iki elini kaldırıp rakibinin meyhanesini gösteriyordu. tesirleri ve bu hususta bazı yeni düşünceler diye ad koymuştum. her zaman uyanık davranıp ıslahatı göstermek lazımdır. kendisi şurada. Burun zarını pembe bir renk kaplamıştı. Otelci kadın. Rodolphe kendi kendine: «Bu da ne demek?» diye düşündü ve yürümesine devam etmekle beraber kadını göz ucuyle süzdü. artık çok sürmez. Homais hayretle geriledi. Herkesler dışarıda!. yetmiş iki sayfalık !bir muhtıra kaleme almış. Pazar yerinde: Madame BoMADAME BOVARY 145 vary'yi selamlıyor. eczacı devam etti: — Ah! Bizim tarımcılarımız birer kimyager olsa. Onu senetlerle katletti. çünkü. dedi. M. Kıvrık iri kirpikli gözleri önüne bakıyor ve iyice açık oldukları halde. Ben hemen gidip kendisine saygılarımı sunayım. Boulanger'nin koluna girmiş. M. nerede tutmaz? Bütün bunları bilmek. Madame Lefrançois! Anlıyor mu144 MADAME BOVARY sunuz? Hangileri sağlığa zararlı. tafsilat vermek için çağıran Madame Lefrançois'yi dinlemeden. sadece dikkat etmesini ihtar içindi. İşte benim o eserim basılıp yayılsaydı. Kadın: — Hele şunlara bakın!.. Rouen'deki Tarım Derneği'ne gönderdim. sohbete girişmek ümidi ile olacak. — Zaten. Otelci kadın gözlerini Cafe Français'nm kapısından ayırmıyordu. hiç olmazsa bilimin öğütlemelerini dinler kimseler olsalar! Mesela ben geçenlerde büyükçe bir risale. dergileri okuyup bilimin ilerlemesinden haberdar olmak. biliyorsunuz ya? Şu eczacı. ve nezakete bakmayarak: — Şu şişman heriften kaçınmak istiyordum da onun için. bu sayede derneğin tarım bölümü yemiş ağaçlan koluna üye olmak şerefine erdim. Emma ona dirseği ile vurdu.. Uçuk renkleriyle birer saz yaprağını andıran kurdelelerin süslediği oval siyah şapka. sizin haberiniz yok mu? Bu hafta haciz koyacaklar. hangilerini etmemelidir? Falan ağaç ya da ot nerede tutar. anlaşılır şey değil. Fakat. tutulan yolu eleştirebilmek için sağlık bilgisi kurallarını da çok iyi bilmek gerekir! Bundan başka Botanik biliminden de anlamak. fakat Madame Bovary'nin vsoluğu kesildi: Rodolphe da adımlarını ağırlatıp gülümsedi. onları biraz elmacıkların altına çekilmiş gibi gösteriyordu. Emma başını omuzuna eğmişti. hangileri besleyicidir? Hangilerini yok etmeli. onlara: — Hava doğrusu enfes!. Rüzgâr doğudan esiyor. yılan gibi» olduğunu söylüyordu.-dudakları arasından da dişlerinin sedef gibi parlayan uçları gözüküyordu. sekiz güne varmaz her şey biter. ayırdetmek.. sağına soluna selamlar dağıtıyor. Lheureux dava açıp eşyasının satılmasını istemiş. Emma'nm öyle dirsek vurması. Belki içeride. bir şey anlamak kabil olmuyordu. sütunlar altında bir yer bulursak memnun olur. Tellier'den nefret etmesine rağmen bu hususta Lheureux'yu ayıpladığını. imal tarzı. Akla. Guillaumin'in uşağı Thedore'dan öğrendiği bu işi anlatmaya başladı. ağaçları. O sırada oradan şarkı sesleri yükselmekteydi. hangileri yararlıdır? Hangi-leri verimsizdir.

onun yanında olmaya tercih ederim.. çocukları ile gelmiş kadınlar insana çarpıyorlardı. İnşallah yine görüşürüz!. Lheureux. Nalbandın evi önüne vardıkları zaman Rodolphe. Rodolphe sözünü tamamlamadı. hakem heyeti başkanı M. Sahadan yüz adım kadar ötede. Çayır artık kalabalıklaşmaya başlıyor. Hayvanlar orada.. Uykusu gelmiş domuzlar burunları ile toprağı deşiyor. Yeniden çiçek açmış birkaç papatya gördüler. oraya girmeye başlamışlardı. çiftçiler. mademki bugün sizinle bulunmak bahtiyarlığına erdim. — Başımıza başkalarını musallat etmenin yeri var mı ya! Hem. burnuna demir halka vurulmuş kocaman kara bir boğa vardı ki sanki tunç-tanmış gibi hiç kımıldamıyordu. hem de elindeki deftere bir şeyler kaydediyordu. boylu boyunca bütün çayıra serpiliyorlardı. koyunlar meliyor. böyle çayır çimende yürümenin zevkinden bahsediyordu. hakem heyeti azalan ağır ağır dolaşmaya başladılar. gitmeye hiç de niyetim yok: Sizin yanınızda olmayı. hem yürüyor. İki sıra arasında. Artık hayvanları tetkik zamanı da gelmişti: kazıklara bağlanmış uzun bir iple koşu meydanı gibi bir yer ayrılmıştı. ya alçak gelen sağrıları ile karmakarışık dizilmişlerdi. Rodolphe'u görür görmez hemen yanına gitti ve nazik bir tavırla gülümseyerek: — Nasıl. Artık havanın güzelliğinden. Rodolphe hemen geleceğini söyleyerek özür diledi. yüzleri ipten tarafa çevrilmiş. Derozerays de la Panville'di. bizi huzurunuzdan mahrum mu edeceksiniz.. onların en küçük bir hareketlerini görünce: «Ne emir buyurdunuz?» diye yaklaşıp elini şapkasına götürüyordu. hatta güzel bir hayvan gördü mü. şaha kalkmış aygırları zaptediyorlardı. topuksuz pabuçlar giyip parmak-J larma gümüş yüzükler takınmış. . Sonra ilave etti: — Birkaç tane koparayım mı? Ne dersiniz?. Bu bir araya tıkıştırılmış vücutların meydana getirdiği dalga boyunca. uzun bir dizi halinde yürüyor ve böylece. ağzı bağlanmış. Madame Bovary'yi de beraber sürüklemişti.Madame Bovary'nin de. kısraklar tarafında burunlarını aça MADAME BOVARY 147 aça bakıp kişneyen. Tarım Kurulu toplantılarına hiçbir önem vermemekle beraber. danalar böğürüyor. başları uzanmış. Rodolphe: — Şu koyun gözlerine de bakın! dedi.. Kolları sıvalı arabacılar. Monsieur Lheureux! diye bağırdı. sonra birbirlerine yavaş yavaş fikir danışıyorlardı. Rodolphe: — Orasını Allah bilir! diye cevap verdi. yolu çi-MB ıo 146 MADAME BOVARY te kadar takip edeceğine birdenbire bir patikaya saptı.. Emma biraz öksürüp: — Sizin de bir sevdiğiniz var mı?. ne güzel! Köydeki] sevdalı kızların hepsinin de falına bakmaya yeter. Rodolphe. Ayaklarına mavi çoraplar. Bunlar^ el ele vermiş. bazen de birkaç sivri boynuzun veya koşan birkaç insan başının yükseldiği görülüyordu. İçlerinde en önemlileri gibi gözüken biri. birbiri arkasından. Emma kızardı. sepet-j leri. yanlarından geçilince süt ko kan hizmetçi kızlara ikide bir yol vermek gerekiyordu. Rodolphe'un da hemen hiçbir cevap vermemelerine rağmen M. birbirinin-kinden ya yüksek.— Herifi nasıl da savdınız! dedi. Monsieur Boulanger? dedi. iri şemsiyeleri. ta akçakavaklardan ziyafet çadırına kadar. dedi. ağır ağır geviş getiriyor ve etraflarında vızıldayan küçük sineklerden korumak için gözlerini kırpıyorlardı.. yeleleri sarkmış. Emma'ya: — Doğrusu. Kısraklar. Emma gülerek: .ayrıca bir yerde. rüzgâra kapılan bir yelenin bir bayrak gibi havalandığı. ama başkan uzaklaşır uzaklaşmaz. Bu zat. Üstü başı lime lime bir çocuk onu bir iple tutuyordu. — Allaha ısmarladık. tayları da onların gölgelerinde yatıyor veya bazen meme emmeye geliyorlardı. her hayvanın önünde durup bakıyor. bir dizlerini kıvırmış inekler karınlarını da çimene yaymış. sakin sakin duruyor. daha rahat dolaşabilmek için jandarmalara mavi kartını gösteriyor.

-sanat hevesine esir olmanın ve toplum kurallarını daima hafifsemenin bir belirtisi sanarak. Ben sizi neşeli bir adam sanıyordum. müşteriden baş alamaz olmuştu. Nihayet. gidip orada uyuyanlara katılmanın daha iyi olup olmayacağını kendi kendime sormuşumdur. uzaklaşmak zorunda kaldılar. Yonville hanımlarının tuvaleti ile alaya başladı. Rodolphe: — Bunun içindir ki. — Evet.. oturumu açmak mı. insan bunu düşündükçe. Emma alay etmediğine yemin ederken. her şeyi silip süpürürdüm! Emma: — Ama hiç de acınacak bir halde değilsiniz gibi geliyor bana. — Ah. mehtapta bir mezarlık görünce. O zaman içimdeki bütün enerjiyi harcar. Emma: — İyi giyinmek zahmete değmez. Rodolphe: — Öyle mi sanıyorsunuz? — Ne de olsa. elini ceketinin cebine sokar. dedi. külrengi toz bezden yeleği içinde kabarır. onun boğduğu hayatlardan. koncu Nankin bezinden potinleri gözükürdü. kilisenin iskemlelerini kalabalıktan oradan oraya taşıyıp duran mezar kazıcısı Lestiboudois'di. Rodolphe bunu sezince. yoksa biraz daha beklemek mi lazım geldiğini bilemiyorlardı. hasırı buhur kokan bu iskemleleri kapışıyorlar ve kilise mumlarının damlalarıyle kirlenmiş kocaman arkalıklarına bir nevi saygıyla yaslanıyorlardı. — Zaten. hülyalardan bahsettiler. hep yapayalnız. Ah. Binet: «Silah başına!» diye bağıracak . birbirlerinden.. Kendi çıkarları söz konusu olunca kafası pek güzel işlediği için. Vali Bey henüz gözükmemişti. avamdan kimseler bunu. Madame Bovary. şapkasını yan giyerdi. yalnız tahta kunduralarının burnu ile. ya hoşlanır. ama görünüşte öyle. dikişi nedir. bir elbisesinin biçimi. kendi kendine konuşuyormuş gibi devam etti: MADAME BOVARY 149 — Evet. alt kısmı vernikli. Bunlara o kadar vernik 148 MADAME BOVARY vururdu ki ayna gibi parlatırdı.. Adam öylesine yüklenmişti ki. ben de günden güne kendimi hüzne daldırıp gidiyorum. Rodolphe: — Benimle alay etmeyiniz. — Çok doğru! Bu adamlardan hiçbiri. Bu.. dedi. serbestsiniz. Herkes. kalın çizgili pantolonunun altında da. Rodolphe'un giyiminde.. ya da sinirlenir.var mı benim? Kim beni düşünüyor ki? Bu son kelimeleri söylerken sesi dudaklarından âdeta ıslık gibi çıkıyordu. Nitekim. birçok şeylerden mahrum kaldım. Örneğin. pek tuhaf hisler beslemenin. her şeyi alt eder. itişe kakışa kasabaya doğru yollanmaya başladı. diyordu.durup bakıyordu. rüzgâr estikçe. insan köyde oturunca. yanlış bir işaretti.. çünkü herkesin önünde yüzüme bir alaycı maskesi takmasını bilirim. Fikri de para getiriyordu. onu bile anlamaz. dedi. Jüri azası sıkıntılı bir duruma düşmüşlerdi. Ama kaç kere. kendisi üstüne başına pek bakmadığı için özür diledi. Emma hayretle: — Siz mi? dedi. Beyaz şapkalı bir arabacının boyuna kırbaç savurduğu iki sıska beygir arabayı çekiyordu.. Fakat Madame Bovary'nin böyle şeylerle ilgilendiği yoktu. çayırda baksanız otların aksettiğini görürdünüz. dedi. sıcaktan bunalan kasabalılar. Tereddütle ilave etti: — Zenginsiniz.. bir sevgiye rastgelseydim. Sonra taşranın bayalığından. Tarım Komisyonu toplantılarından faydalanmanın çaresini bulmuştu. bir top sesi gümbürdedi. alelâdelikle özenip bezenmenin bir araya gelmesinden hasıl olan bir karmakarışıktık vardı. garip bir surette yaşamanın. hayatta bir gayem olsaydı. birini bulsaydım.. Rodolphe onlarla at pisliklerine basar. Rodolphe'un kollukları pastalı patiska gömleği. üst üste konmuş bir sürü iskemle taşıyan bir adam yüzünden. ya dostlarınız ne olacak? Onları hiç düşünmüyor musunuz? — Dostlarım mı? Peki hangileri? Dostum. Arkalarında. o.. Rodolphe'un kolunu tekrar yakaladı. Bu. orada sönüp giden emellerden. öne doğru uzattığı kollarının ucu görülüyordu. meydanın ucunda bir büyük kira landosu gözüktü.

Böylece her ikisi. yay gibi eğilmiş. beriki bundan pek mahcup olduğunu bildirdi. uçuk be150 MADAME BOVARY nizle. manzarayı oradan rahatça seyredebileceklerini söylemişti. adının Lieuvain olduğu artık öğrenilmişti. Adam. methalde. Belediye Konağının birinci katına. MADAME BOVARY 151 M. aynı zamanda sivri uçlu burnunu yukarıya dikiyor ve içeriye gömük ağzına bir gülümseme konduruyordu. kekeliyor. Hanın uşağı Hippolyte. akikten birer mühür sallanan uzun bir kurdele bağlıydı. hafif tırısla. Herkes iki elini kalçaları üzerine dayıyor. dedi. Tuvache iltifatlarla mukabelede bulundu. Bütün saatlere. Lheureux. uzun fısıldamalar. Belediye* Başkanını hamailinden tanıdı ve valinin gelemediğini söyledi. henüz apresi olduğu gibi kaldığı için. gemlerini kırıta kırıta çekerek. albay da onu taklit etti. sütunlar arasında bulunuyorlar. toplantı salonuna çıkmış bulunuyordu. Kendisi Vilayet Meclisi Üyesindenmiş. Lestiboudois. kalabalığa bakarken yarı yarıya kapatıyor.zamanı ancak bulabildi. gümüş sırma işlemeli kısa bir frak giymiş. Fakat vilayet arabası bu karışıklığı tahmin etmişe benziyordu. Homais: — Şüphesiz. top gürledi ve beyler birbiri peşi sıra kerevete çıkarak. Bütün bu insanlar birbirine benziyordu. başının arka tarafında bir yumak saç. İleri gelenlerin hanımları arkada. Tuvache da. Bazıları yakalarını bile unuttu. Orada bir sürü köylü toplanarak arabaya bakmaya başladılar. Şu zavallı Tuvache'ın pek zevki yoktur. pek halim selim görünüşlü bir zatın arabadan indiği görüldü. Krallığa olan bağlılığını ve Yonville'e lütfedilen şerefi belirtmeye çalışıyordu. sonra özür diledi. alınları birbirine değercesine karşı karşıya kaldılar. belediye binasının önüne vardılar. Kabarık favorileri. kalabalığın büyük kısmı ise karşıda ayakta duruyor veya iskemlelere oturuyordu. Bütün yelekler kadifeden ve geniş. İsmi ağızdan ağıza kalabalık . Nihayet Vilayet Meclisi Üyesi ayağa kalktı. Kerevetin üstünde bir kıpırdama. Yumurta biçimi büyük masanın etrafından. arabacının beygirlerini dizginlerinden yakaladı ve küt ayağı ile topallaya topallaya Altın Aslan'ın sundurması altına götürdü. ucunda yumurta biçimi. Madame Bovary ile birlikte. Tranpet çaldı. İkisi de taburelere yan yana oturdular. fiyongosu iyice gerilmiş beyaz kravatların tuttuğu katı yakalıklardan taşıyordu. birbirine girdi. etraflarında Jüri Üyeleri. gülümsüyor. O zaman. devrik yakalıydı. Madame Tuvache'ın iğreti verdiği kırmızı Utrecht kadifesi kaplı koltuklara oturdular. üç köşeli siyah şapkasını göğsüne bastırarak muhatabını tekrar tekrar selamlarken M. güneşten hafifçe yanmış kumral ve gevşek yüzleri tatlı elma şarabı rengi bağlamıştı. kocaman çizmelerin meşininden daha çok parlayan çuhadan yapılmış pantolonlarının apış aralarını ihtimamla aralıklıyordu. Herkes silah çatılarına doğru koşuştu. müzakereler oldu. Hele sanat dehası denilen şeyden büsbütün mahrumdur. Binet bağırdı: — Hizaya gel! Albay haykırdı: — Dur! Sola saf bağla! Namlu bileziklerinin merdivenlerden tekerlenen bir bakır kazan gibi ses verip gittiği bir selam dur vaziyetinden sonra bütün tüfekler tekrar yere indirildi. Vilayet Meclisi Üyesi Bey. Ama ne yaparsınız! Her şeye Belediye Başkanı el attı. Bu alışverişiyle ortalıkta öyle bir tıkanıklığa sebep oluyordu ki. kerevetin basamaklarına çok güçlükle vanlabiliyordu. Milli Muhafız Kıtası ve halk olduğu halde. Salon bomboş olduğu için Rodolphe. alın tarafı dazlak. pek kocaman ve kalın gözkapaklarıyle örtülü gözlerini. Bu arada Rodolphe. hâlâ gidip kiliseden iskemle getiriyordu. tam hükümdarın büstü altında bulunanlardan üç tabure aldı ve pencerelerden birine yaklaştırdı. Belediye Meclisinin ve kasabanın ileri gelenleri. Hani göze pek güzel görünürdü. yerine oturmak üzere önünden geçen eczacıya: — Bana kalırsa. şuraya iki Venedik direği dikmek lazımdı: Yenilik olarak biraz ciddi ve zengin şeylerle donatarak. dedi. tam milli muhafızlarla itfaiyeciler trampet çalarak sert adımlarla saf tutmaya geldikleri anda. söyleyecek söz bulamıyor. çayırdan sırtlayıp getirdiği bütün iskemleleri oraya yerleştirmiş. arabaya koşulmuş iki sıska beygir.

baştan başa medeniyet olan bir eserin barışsever akıncıları! Sizler. devletin bedeninde'yeni kan damarları gibi çoğalarak yeni irtibatlar kurmakta. «Evvelâ müsaade ediniz de (bugünkü toplantının mevzuu hakkında söze başlamadan önce. büyük imalat merkezlerimiz tekrar faaliyete geçmekte. dedi. dedi. en yıkıcı sözlerin büyük bir cüretle memleketi temelinden çökerttiği günler artık mazi olmuştur. amme ve fert refahının hiçbir şubesi nazarlarından uzak kalmayan. harikulade memleketleri gezip dolaşmış bir yolcuyu seyreder gibi baktı ve: — Biz zavallı kadınların. terakki ve ahlaklılığın mücahitleri! Artık anlamış bulunuyorsunuz ki.. Emma: — Ne gibi? — Ne gibisi var mı? Kaplarına sığmayan insanlar bulunduğunu bilmez misiniz?. O zaman ufuklar aralanır. sanki «İşte o!» diyen bir sestir bu. ansızın. politika fırtınaları atmosferdeki karışıklıklardan hakikaten çok daha tehlikelidir. — Fakat saadet bulunur mu hiç? Rodolphe: — Evet. hem hareket. tam ümitsizliğe düşüldüğü bir günde. Şevketmeaba. kendinize iftira ediyorsunuz. Kötü şöhretim malum. köylerde yaşayan çiftçiler ve işçiler. her yerde yeni münakale yollan. Böylelerine hem hülya. çılgınlığa kendini kapıp koyuverir. mülk sahibinin. — Hayır. Yüksek İdare Makamlarına.arasında dolaşıyordu. Vilayet Meclisi Üyesi devam ediyordu: «Şayet hafızamdan bu karanlık levhaları defedip nazarlarımı güzel vatanımızın bugünkü vaziyetine çevirecek olursam. beyler. hem de en coşkun keyifler lazımdır. her şeyinizi vermek. saadete rastgelinir bir gün. Sizler. dedi. limanlarımız dolup taşmakta. böyle bir eğlencemiz bile yok! — Hazin eğlence. yemin ederim. adım pek kötüye çıkmıştır. beyler!» Rodolphe: — Belki aşağıdan beni görürler. dedi. ona. hayır.» Rodolphe: — Saadete rastgelinir bir gün. evet. çünkü insan bu eğlencede saadet bulamaz. geceleri huzur içinde uykuya dalarken birdenbire yangını haber veren çan seslerinin gürültüsüyle uyanmaktan titrediği.» Rodolphe: — İnsanlık bakımından belki de bu haklı ve yerinde bir şey. O kimseye içinizi dökmek. dedi. ticareti. fırtınalı bir denizin bin bir muhatarası arasında Devlet gerdunesini metin olduğu kadar da hakim bir elle sevk ve idare eden Sevgili Kralımıza minnet ve şükranlarımızı sunayım. MADAME BOVARY 153 Bu söz üzerine Emma. sulhu. tüccarın. Emma: — Doğrusu. en azından on beş gün müddetle herkese dert anlatmak zorunda kahrım sonra. her şeyi feda etmek ihtiyacını duyarsınız! Karşılıklı uzun uzadıya .. Hükümdarımıza. diye cevap verdi. din daha çok kuvvet bularak gönüllerimizde gü-lümsemekte. ziraatı ve güzel sanatları da saydırmasını bilerek. ne görürüm? Her yerde ticaret ve zenaat yeşermekte... sanayii. hatta bizzat amelenin. Hükümete. harp gibi. Vilayet Meclisi Üyesi devam ediyordu: «Sizler de zaten bunu anlamış bulunuyorsunuz. bu hususta benimle hemfikir olduğunuzdan eminim. Böylece insan her çeşit fanteziye. hem en temiz ihtiraslar. diye tekrarladı. itimat yeniden doğmakta ve nihayet Fransa rahatça nefes almaktadır!.) arzettiğim gibi müsaade ediniz de.» Rodolphe: — Biraz geri çekilelim. Bir iki kağıdı sıraya koyup daha iyi görmek için gözlerine uygun bir mesafeye getirdikten sonra söze başladı: «Beyler. — Niçin? 152 MADAME BOVARY Tam o sırada Vilayet Meclisi Üyesinin sesi görülmemiş bir şiddetle yükseldi: «Vatandaşlar arasındaki çekişmelerin sokak ve meydanlarımızı kana buladığı.

vazife diye. fırıncının eline geçiyor. vazife. Lieuvain. durmamacasma kafamızı şişiriyor vazife. kıvılcım saçar. herkesin kanaatine biraz uymak ve ahlak kurallarına boyun eğmek de lazım. inanmaya cesaret çdihnez. eli tespihli bir alay sofu karı. bir kelime ile. Burada bağ vardır. tarımla geçinen ahalinin zihniyetini yanlış anlasın. insanların ahlak dediği şey. bundan fazla vatanseverlik. iyi işlenmiş bir toprağın bütün nimetlerini birbiri peşi sıra saymak lazım gelse. o da ondan. ama yine de. müziğin. Rodolphe sözlerini bitirirken. misal bulmak için bu kadar uzaklara gitmeye lüzum var mı? Kümeslerimizin süsü olan o mütevazi hayvanın ehemmiyetini sık sık düşünmeyen var mıdır içimizde? O hayvancık değil midir. birbirinizi rüyalarda görürsünüz.» Kimsenin dikkatini çekmesine gerek yoktu. birbirinizin içindekileri sezersiniz. fakir kadar zengin için de lüzumlu bir gıda imal ediyor. cebinden çıkardığı mendile ağzını silmişti. devlete muin olmaya çalışmak suretiyle. koskoca sürülerini merada otlatıp semirten de çiftçi değil midir? Tarım olmasaydı. kahramanlığın. coşkunluğun. Gerçekten. beyler. ama vazife. bunun sonu gelmez. Ama yine de tereddüt edilir. bundan fazla zekâ ve anlayış köylerden başka nerede bulunur? Zekâ deyince. Bu kelime harap ediyor beni. Madame Bovary itiraz ediyordu: — Ama yine. beyler. o satıhta kalan zekâyı. Sanki başı dönmüş gibi elini yüzüne götürdü. dedi.. avucunu açarak kulağına götürmüş. Elbiselerimiz için. insanın gözü kör. karnımızı nasıl doyururduk? Hem sonra. bacaklarının arasında oğlu Napoleon. ötede kolza.konuşmazsanız. ebedi ahlak. biri. her şeyden önce faydalı gayeler peşinde koşmaya kendini adamış derin ve ölçülü zekâyı. oradan şehirlere götürülüyor. çepeçevre ve yukarda bulunan ahlak. ammenin kemaline.. sonra Em-ma'nın eline bırakıverdi. aylak kafaların o lüzumsuz süsünü değil. yoksa toplumun sırtımıza yüklediği bayağılıkları ile birlikte bütün göreneklerini kabullenmek değildir. sanki karanlıktan birdenbire ışığa çıkmış gibi. beyler. yine. karşınıza gelir. beyler.. vakit vakit gözlerini hafifçe yumuyordu. Yanında duran Tuvache. — Hayır. Daha ötede eczacı. soframıza o lezzetli eti ve yumurtalarını temin eden? Tıpkı cömert bir ana gibi çocuklarına her şeyi veren. başka yerde meyvesinden elma şarabı yapılan elma ağaçları..) Nihayet. parıldar. saman altından su yürüten. Fakat öbürü. yataklarımıza yumuşak yastıkları. sırtımıza ne giyerdik. göreneğe kaçanı. o keten ki. Rodolphe: — Fakat iki türlü ahlak vardır. o buğday da. beyler? Kim karşılıyor bizim ihtiyaçlarımızı? Varlığımızı kim doyuruyor? Çiftçi değil mi? Çiftçi. Kadın elini çekti. dedi. keten. daha ileride peynirin türlüsü. hatibi dinlerken gözlerini dört açıyordu. güzel olanı candan sevmektir. M. şuracığa. insanın gözleri kamaşır. kanunlara saygı ile vazifelerin ifasından doğan zekâyı kastediyorum. şiirin. şurada gördüğünüz budala toplantısı gibi.de. beyler? Ancak. fakat herkesin hayrına. cümlesine pandomima da kattı. Derozerays. gayet hünerli cihazlar sayesinde öğütülüp toz haline getiriliyor ve değirmenden un adiyle çıkıyor. keteni unutmayalım! O keten ki. MADAME BOVARY 155 Toprağın o bereketli sapan izlerine gayretli bir elle tohum saçarak buğdayı yetiştiriyor. kafası geçmiş zamanın peşin hükümleri içine gömülmüş (evet. durmadan değişen ve yüksek perdeden atıp tutan. . Anladık. o kadar aranılmış olan bu hazine. sanatların. M. (Bunu söylerken kadına bakıyordu. küçüğü. üzerine bilhassa dikkatimizi çekmek isterim. Yine. büyük olanı hissetmek. tekrar söze başladı: «Burada size tarımın lüzumunu ispdt etmem mi lazım. siyasi daMADAME BO VARY vaya bundan fazla bağlılık. çünkü sözlerini yutacakmış gibi . söylemekten çekinmiyorum) iyice gömülmüş bulunmalı ki.. nutkun bir hecesini dahi kaybetmemek için. hayır! Ne diye ihtirasların aleyhinde nutuk vermeli? Şu dünyada tek güzel şey. son yıllarda büyük bir gelişme göstermiştir. Yün fanilalı bir sürü bunakla ayağı tandırh. etrafımızı saran peyzaj ve bizi aydınlatan mavi gökyüzü gibi. Ama Vilayet Meclisi Üyesi hep devam ediyordu: «Bundan kim hayrete düşer. çıkarcıların ahlakı.kalabalığın ağzı bir karış açıktı. nihayet her şeyin kaynağı değil mi o ihtiraslar? Emma: — Ama.. hep vazife.» Rodolphe: — Ah.

Belki nutku işitiyordu. hiç durmadan sallanıyor ve başına doladığı basma sargının bir ucu aşağıya sarkıyordu. er geç. Fakat iskemlesinin üzerinde dikilerek yaptığı bu hareket sırasında. süngülerine dayanarak dinleniyorlardı.dinliyordu. kafasına öyle kocaman bir miğfer geçirmişti ki. Tuvache efendinin küçük oğlu olan muavininin miğferi çok daha mübalağalıydı. arada bir böğürüp duruyorlardı. İtfaiyeciler. mütevazı çiftlik uşakları. . Gayri ihtiyari. ansızın. M. Ne yaparlarsa yapsınlar. tam karşısında görür gibi oldu. altı ayda. alçak sesle. Sığırtmaçlarla çobanlar. solgun yüzünde keyif. kerevetin aşağısında. sığır. Meydan. on yılda bir araya gelecekler. eski arzularının içine siniyor ve üzerinden rüzgâr esen kum taneleri gibi. ama miğferinin ta burnuna kadar inen viziyeri yüzünden hiçbir şey görmesine" imkân yoktu. o arzular. ruhuna yayılan bu kokunun harikulade nefesiyle dönüyor. Jürinin diğer azalan. Bunlardan galip çıkan. bir daha dönmemek üzere yine o MADAME BOVARY 157 yoldan geçip gitmişti! Onu. mendili ile yüzünü yelpazeledi. İnekler burunlarına kadar sarkan yaprakları dilleriyle kopararak. Lieuvain'in konuşması havada kayboluyordu. Diyordu ki: «Devam ediniz! Sebat ediniz! Ne göreneğin telkinlerini. Bu duygunun tatlılığı. Rodolphe. ama yine de Rodolphe'un başını hep yanında hissediyordu. zahmetli mesailerini hiçbir hükümetin nazarı itibara almadığı saygıdeğer hizmetkârlar. Sonra. ufkun ta ötesinde. yahut kapılarda ayakta duran insanlar görülüyordu. ta evlere kadar hıncahınç dolmuştu. siyah gözbebeklerinin etrafına çizik çizik yayılan küçücük altın ışınlar farkediyor. Leon uzakta değilmiş de hemen gelecekmiş zannetti. kılıcının ucu havada. L6on hep bu san arabaya binerek ona gelirdi. kavuşmamaları için her türlü oyunlar oynanıyor. en temiz sempatiler hırpalanıyor. sonra. sonunda. Bu sırada. Emma. valste dönüyor sandı. Justin'in. ve Binet. sütun başlıklarını saran sarmaşıkların serinliğini içine çekmek için. yeleklerine gömülmüş gerdanlarını hafifçe oynatıyorlardı. eczanenin camekânı önünde. dimdik duruyordu. hızlı hızlı söylüyordu: . damla damla terleyen kü156 MADAME BOVARY 1 çük. ne de pervasız bir ampirizmin fazla aceleci nasihatlerini dinleyiniz. Vicomte'un koluna girmiş. Rbdolphe'un gözlerinde. ama iki zavallı gönül birbirine kayacak olursa. iyi gübre kullanmaya.'kötüleniyor. Sessizliğe rağmen. yahut köşe başlarında birbirlerine cevap yetiştiren koyunların melediği duyuluyordu. kokuyu daha iyi içine çekmek için gözlerini yarı yarıya yumdu. Emma'ya yaklaşmıştı. bulutlar geçti. buran kanatlarını hızla açıp kapadı. dirseklerini gererek. hayvanlarını ta oraya kadar sürmüşlerdi. onun da sakalından. yorgunluk ve uyku ifadesi beliri-yordu. çünkü alın yazılan "budur. Oğlan. Birçok kere. arkasında uzun bir toz bulutu bırakarak Leux yamacından yavaşça aşağıya inmekte olan eski yolcu arabası Kırlangıç'ı gördü. yine de deneyecekler. arka taraftan bir öküzün uzun uzun böğürdüğü. baktığı şeyin temaşasına dalmış gibi bir hali vardı. Eldivenlerini çıkarıp ellerini kuruladı. bu saçlar gibi etrafa aynı vanilya ye limon kokusu yayılıyordu. elini mağluba uzatıp daha iyi bir başarı temennisiyle onunla canciğer olsun! Ve sizler. Bilhassa toprağı ıslah etmeye. pencereden. Kollarını dizleri üstünde kavuşturmuş duruyor. beygir. kanat çırpacaklar. hatta saçlarına parlaklık veren pomadın kokusunu duyuyordu. Üzerine bir rehavet çöktü. dönüyordu. kalabalıktan gelen iskemle gıcırtılarının yer yer kestiği cümle kırıntıları halinde kulağa erişiyordu. ta uzakta. sonra her şey birbirine karıştı. o miğferin altında çocuksu bir tebessümle tatlı tatlı gülümsüyor. Sesi. Dirseklerini pencerelere dayamış. gelin de o sessiz . birbirlerini seveceklerdir. onaylama anlamında. yüzünü Emma'ya çevirerek ona yakından sabit bakışlarla bakıyordu. Onlar. hâlâ kendini avizelerin parıltısı altında. şakaklarının zonklaması arasından kalabalığın uğultusunu ve cümlelerini dua okur gibi sıralayan Vilayet Meclisi Üyesinin sesini duyuyordu. Vaubyessard'da kendisini valse kaldırmış olan Vicomte hatırına geldi. birbirlerini çağıracaklardır. — Topluluğun bu komplosu sizi isyan ettirmiyor mu? Onun mahkûm etmediği bir tek duygu var mı? En soylu içgüdüler. koyun ve domuz cinslerini geliştirmeye dikkat ve himmet ediniz! Bu tarım yarışmaları sizler için birer er meydanı olsun. çünkü birbirleri için yaratılmışlardır.

uzun vadeli icarlar. kumaştan elbise giymişler. yahut bu tazyike cevap verdiğinden. M. hayır.faziletlerinizin mükâfatım alın ve emin olun ki. neden birbirimizle tanıştık? Hangi raslantı bunu istedi? Hiç şüphe yok. Sonra.. . Leherisse ile M. sizi desteklemekte.» Rodolphe artık konuşmuyordu.. . «Quincampoix'dan M. Rodolphe de manyetizme bahsinden yavaş yavaş yakınlıklar bahsine geçmiş. Nutku. bir gümüş madalya!» Vilayet Meclisi Üyesi. o elin. kendiliklerinden. Bu bahiste din ile tarım arasındaki ilişkiler. hayatınızda benim de bir yerim olacak. Belot'ya. Kurumuş dudakları dayanılmaz bir arzu ile titriyordu ve parmakları. rüyalardan. değil mi? «Domuz cinsi. Sayın Başkan. sapanı ile tafla süren Cincinnatus'u. genç kadına. Başkan: «Mükemmel ürün ödülü!. toplumların meydana çıktığı tarihe kadar çıkarak. tatlı bir gevşemeyle. birbiri ardından sıraladı: «Flaman gübresi. yarın. tarlalara tohum atarak yeni yılı açan Çin İmparatorlarını zikrederken. sizi takip ettim. Bain'e!» — Nitekim hatıranızı hep gönlümde saklayacağım. düşüncenizde. kaldım. Ve kadının elini yakaladı. insanların ormanlar içinde meşe palamutlarıyle karın doyurduğu o hoyrat zamanları tasvir ediyordu. biz. iki birinci mükâfat: M. birbirine kavuşmak için akan iki nehir gibi. birbirlerine kenetlendi. «Givry-Saint-Martin'den M. acaba bu keşifte faydadan çok zarar yok muydu? M.» MADAME BOVARY 159 — Ama unutursunuz beni. fakat daha olumlu bir üslup niteliği taşıyordu.. bu dayanılmaz cazibelerin nedenini çok daha önce yaşanmış hayatlarda aramak lazım geldiğini anlatıyordu. beyaz kelebeklerin çırpman kanatları gibi hafifçe havalandı. Emma elini çekmedi. ikimizin de üstünden kayıp gittiğimiz inişler bizi birbirimize doğru itti. gözlerini size dikmiş. her ikisinin nasıl uygarlığa el birliğiyle hizmet etmiş olduğu anlatılıyordu. buna karşılık. toprağı çizik çizik etmişler. Caron'a. Haklı taleplerinizi karşılayacak ve elinden geldiği kadar meşakkatli fedakârlıklarınızın yükünü hafifletecekti!» M. Mesela.Size refakat edeceğimi biliyor muydum? «Yetmiş frank!» — Hatta yüz kere kalkıp gitmek istedim. esaslı düşünceler içeriyordu.oturdu. Derozerays kalkıp başka bir nutka başladı. . insanlığın hayrına olmuştu. Cullembourg. Birbirlerine bakıyorlardı. . «Notre-Dame'dan M. Rodolphe ile Ma158 MADAME BOVARY dame Bovary ise.la . Rodolphe haykırdı: — Ah teşekkür ederim! Beni reddetmiyorsunuz! Ne kadar iyi kalplisiniz! Anlıyorsunuz ki ben sizinim! Bırakın da sizi göreyim. önsezilerden. aradaki mesafeye rağmen.» — Hayır. .. «Sassetot . bir altın madalya!» — Çünkü kimsede bu kadar tam bir cazibe ve güzellik görmedim. Hatip. Lieuvain artık.keten üretimi. «Bir merinos koçu için. Başkan: «Yağlı tohum küspelerinin kullanılışı» diye devam ediyordu.. «Nerede Catherine Leroux?» deyip duruyordu. masanın örtüsünü buruşturdu ve meydanda. «Fışkılar. asma dikmişlerdi. Fakat kadın.. diğer günler ve bütün hayatım boyunca kalacağım gibi! «Argueil'den M.. sizi himaye etmektedir. bir gölge gibi silinir giderim. — Nitekim. Derozerays bu meseleyi ele almıştı.» — Bu akşam. lahana yetiştiren Diocletien'i. parmaklarını oynatır gibi oldu.Guerriere'den Catherine .. nutukta hükümetin övgüsü daha az yer tutuyor. ya elini kurtarmak istediğinden. devlet bundan böyle. — Mesela az evvel size geldiğim zaman..kanal açma.» diye bağırdı. manyetizmadan söz açmışlardı. belki üyeninki kadar süslü değildi. Bizet'ye.» -r.Nicaise Elisabeth Leroux'ya. sizi seyredeyim! Pencerelerden giren bir rüzgâr. aşağıda köylü kadınların bütün o kocaman başlıkları. aynı çiftlikte elli dört yıl müddetle hizmet gördüğü için.hizmetkârların emeği. yirmi beş frank kıymetinde. yakalanmış da tekrar havalanmak isteyen bir kumru gibi sımsıcak ve titremeler içinde olduğunu hissediyordu. diyordu. yani daha özel bilgiler veı daha. din ve tarım bahsi daha uzun sürüyordu. Sonra bu insanlar hayvan postlarını terk etmişler. Bu. altmış frank!» Rodolphe kadının elini sıkıyor.

ziyafet için ver* diği paranın acısını çıkarmaya bakıyordu. Madame Bovary. hiçbir şey işitmiyordu. her şey eskisi gibi olup bitiyordu: Efendiler uşakları azarlıyor. madalyayı eline alınca. onlar da. yanındakiler boyuna konuşuyor.-çizik çizik etmişti ki. Rodolphe. Ambarların tozu. Bununla beraber. trampetler. halkın kendisini neden ortaya ittiğini. bitmişti. çimen üstünde uşaklar kirli tabakları istif ediyorlar. sanki çekilmiş bin bir meşekkatın mütevazı deliliymiş gibi hep yarı açık duruyordu. tavana asılmış gaz lambaları arasında. Arkasında. kalabalık dağıldı.. MADAME BOVARY 161 Kadın. ziyafet saatini bekleyerek. dudaklarının biçimini hayalinden geçiriyordu. öylesine Emma'yı düşünmeye dalmıştı ki. milli muhafızlar. belediye binasının birinci katına çıkmışlardı. Bol bol yeyip içtiler. notere eğilerek: — Ne kaba sofuluk bu. müsabakanın gamsız galiplerini dövüyorlardı. belinde de büyük bir mavi önlük vardı. yaklaşın. sihirli bir aynadaymış gibi. çayırda tek başına gezindi. yoksa kaçmak mı lazım geldiğini. Tuvache. Kırmızı gömleğinin yenlerinden. Bayraklar. dedi. Herkes yine eski mevkiine dönüyor. . bir sonbahar sabahı nehirden yükselen buğu gibi. O zaman yüzünde saadetle dolup taşan bir tebessüm belirdi ve giderken şöyle homurdandığı duyuldu: — Namıma ayin yapsın diye bizim köyün papazına vereceğim bunu. babacan bir tavırla: — Yaklaşın.Kadın bir türlü meydana çıkmıyordu. kâh ihtiyar kadıncağıza bakarak. Kadehine şarap koyuyorlardı. Toplantı sona ermişti. Sıra yerine geçen daracık tahtalar. O kadar izdiham vardı ki. pek fakirane elbisesi içinde büsbütün büzülmüş gibi görünen ufak tefek bir ihtiyar kadıncağızın ürkek ürkek kerevete yaklaştığı görüldü. neşe ile açılıp saçılan o burjuvaların karşısında işte böyle kalakalmıştı. temiz suda bol bol yıkanmış olmasına rağmen yine de kirli görünüyor ve hizmet göre göre. siyah elbiseli beyler ve Şehir Meclisi Üyesinin göğsündeki nişanla içinden ürkmüş. Yüzünün ifadesinde bir nevi manastır sertliği vardı. iyice baktı. herkes dirseğini güçlükle kımıldatıyordu. dedi. sofranın üstünde. herkes. Ayaklarında tahtadan kocaman galoşlar. Bu solgun bakışı kederli veya içli hiçbir şey yumuşatmıyordu. Rodolphe. Rodolphe'un koluna girdi. Hayatında ilk defa böyle bir kalabalığın ortasında bulunuyordu. Bütün alınlardan damla damla ter akıyor. ilerlemek mi. süngülerine geçirmiş oldukları çöreklerle.. düşüncesine tam bir sessizlik çökmüştü. boynuzlarında yeşil çelenklerle ahırlarına dönen. buruşukluklarla suyu çekilmiş bir elmadan daha fazla kırış kırış olmuştu. onların dilsizliği ve vurdum duymazlığı kendisine de geçmişti. Kenarı işlemesiz başlığının çerçevelediği sıska yüzü. Hayvanlarla düşe kalka. — Yaklaşsa ya! O zaman. Kâh elindeki kağıda. Emma'nm söylediklerini. katılaştırmış. çamaşır yıkamaların sodası. sırtını çadırın bezine dayamış. yapağının kiri o elleri öylesine sıvamış. Yüzü. Şölen uzun sürdü. uğultunun artmasına rağmen. diye tekrarladı. gürültülü ve düzensiz geçti. Eczacı. Bu yarım asırlık kölelik. O da kendisini evine kadar götürdü. mafsalları boğumlu iki uzun el çıkıyordu. Başkanın elinden kazananların listesini almış olan Şehir Meclisi Üyesi: — Yaklaşın pek sayın Catherine-Nicaise-Elisabeth Leroux. Artık nutuklar okunmuş. Kapıda birbirlerinden ayrıldılar. beyazımtırak bir duman dalgalanıyordu. fısıltı halinde sesler geliyordu: — Gitsene! — Sola! — Korkma! — Ah. Taburun trampetçisi şişe ile dolu bir sepet getirmişti. jüri üyelerinin kendisine niçin gülümsediklerini kestiremeyerek olduğu yerde dimdik duruyordu. cevap bile vermiyordu. fakat o. koltuğundan sıçrayarak: — Sağır mısınız kuzum? dedi ve kulağına bağırmaya başladı: — Elli dört senelik hizmet! Bir gümüş madalya! Yirmi beş frank! Bunlar" hep sizin.. az kalsın davetlilerin ağırlığı altında kırılacaktı. ne budala kadın! 160 MADAME BOVARY Tuvache seslendi: — Nerede kaldı bu kadın! — İşte geliyor!.

Eczacı. dedi. birdenbire uyuklamaya başladı. dedi. tulumbalar dolu. eczacı M. Jüri üyelerini sayıp dökerken kendi adını da baş tarafta zikrediyor.. Eczacı: — Doğrusunu söylemek lazımsa. Bu uğultuya. mademki hiçbir şey yok! Eczacı. Yüzbaşı evine dönüyordu. ağzı bir karış açık. Tahsildar: — Beni rahat bırakın. Rodolphe. gerine gerine esneyerek: — Doğrusu. Tam o sırada. yıldızlar yandı. arabanın körüğü üstünden. benim de uykum var.. Onu. şu bayram günü de pek güzel geçti işte. hepsinin adlarını teker teker o listeye yazmalı. karanlıktan Öte berileri çimdik-lenen kadınların çığlığı da karışıyordu. Yerlere bir tek kıvılcım MADAME BOVARY 163 bile düşmeyecek. gazaba gelmiş bir denizin dalgalan gibi.. eşarbını şapkasız başına bağladı. Birbirlerini selamladılar. hemen ertesi gün. Rodolphe yanmakta olan kağıt fenerlerin ışığında kadını seyrediyordu. iki fenerin arasında. dedi. Emma. fakat kocası. Homais: — Acaba iyi olmaz mı. İki gün sonra.. bir sola yıkıldığı görülüyordu.» Sonra Vilayet Meclisi Üyesinin kasabaya girişini anlatırken. bütün vücudunun sarsıntılara uyarak bir sağa. Rouen Feneri gazetesinde.asker serpuşlarının madeni tokalarında parıldıyor. o şenlik hakkında uzun bir makale çıktı. Binet bana bütün tedbirlerin alınmış olduğuna dair teminat verdi. ama bu kâfi değildi. «Ne milisin cengâver tavrını». hükümet elinden geleni yapıyordu. Haydi. daha binlerce ıslahata lüzum var. Zaten. dedi. o zaman halk. Şüphesiz. Bu sebeple. Ne olursa olsun. Homais'nin Tarım Derneği'ne elma şarabı hakkında bir muhtıra göndermiş olduğunu da bir . sonra başını kaldırıp kapkaranlık gökyüzünde fişeklerin ışıklı yolunu takip etmeye başladı. bu girlantlar neye? Hararetini. havada kuyruğunu ısıran bir ejder şekli çizmesi gereken en bellibaşlı fişek de tamamıyle güme gitti. tornasına kavuşacaktı. ölümsüz saflarımızın kalıntıları olup da trampetlerin erkek sesini duyar duymaz hâlâ yüreklerinizin çarptığım hisseden yaşlı aile babaları» dediği dazlak kafalı ihtiyarlar unutuluyordu. ne «Kasabanın en şen kadınlarını». endişe ediyordu. Madame Homais. sessiz. sürülmüş topraklarımıza saçan tropikal bir güneşin selleri altında. tatlı bir bakışla ve alçak bir sesle: — Hem de ne kadar güzel. Adamakıllı sarhoş olan arabacı. yavaşça kocasının omuzuna yaslanmıştı. hatta. Uzaktan. dedi. Tuvache'ın adresine gönderilmiş olan donanma fişekleri. adamlarınızdan birini gön-derseniz veyahut bizzat kendiniz gitseniz?. Vakit vakit zavallı bir Roma şamdanı havaya yükseliyor. Bunu Homais. Ama özür dilerim!. onları da yapalım. sonra aksi istikamette yollarına devam ettiler. havaya karışıp giden fişekleri tehlikeli buluyor. böylece. Yere birkaç damla yağmur düştü. Madame Homais ve eczacı ile beraberdi. M. dostlarının yanına dönünce: — Müsterih olun. M. Fenerler de birer ikişer söndü. doğru yıllık rakamlar elde edilmiş olur ve icabında. dedi. artık gidelim de yatalım. ne de «orada bulunan ve bazıları. Yeniden yüzbaşıya doğru koştu. Nitekim. hararetle kaleme almıştı: «Bu örgü örgü yeşillikler. «Cesaret! diye bağırıyordu hükümete. bu çiçekler. köylülerin hayat şartlarından bahsediyordu. sarhoşlukla adamakıllı mücadele etmeli! Bence her hafta belediyenin kapısına bir liste aşmalı ve o hafta' içinde kendilerini alkolle zehirlemiş ne kadar kimse varsa. Vilayet Meclisi Üyesinin kira arabası handan çıktı. geceleyin. Emma. istatistik bakımından da. mahzene yerleştirilmişti. aşırı bir ihtiyatkârlıkla. bu kalabalık böyle nereye koşuyor?» Arkasından. donanma fişekleri atılırken tekrar gördü. elbisesinin kıvrımları duvarlar boyunca iniyor ve yaşanacak aşk günleri istikbalin panoramasında sonsuzluğa kadar uzayıp gidiyordu. rutubet alan barut pek ateş almıyordu. bir uğultudur koparıyordu. MB il 162 MADAME BOVARY İkide birde yanındakilerden ayrılıp Binet'ye tavsiyelerde bulunmaya gidiyordu.

. Hafta sonunda da ava gitti.. M. kardeş kardeşi. Rodolplhe: — Benim. kendini herhalde bir Bin Bir Gece rüyası içinde sandı. kulübesinin gösterişsiz duvarlarına asacaktı. M. Rodolphe tekrar söze başlamak istedi: — Emma. Ve ilâve ediyordu: «Yalnız kilise mensuplarının bayrama katılmayışı dikkati çekti.. kendisinden biraz uzaklaşarak: — Efendim! dedi. Emma. alaca karanlığı koyulaştınyor. dedi. durmamacasma sizi düşünüyorum!. Al-laha ısmarladık!. iki kardeş olan Sanayi ve Güzel Sanatlar. De Loyola beyler!» (1). mühim değildi. Lieuvain Kralın. işim çıktı. onun hatır sormalarına zar zor cevap verdi. Hiç şüphe yok. Gece. Rodolphe devamla: .. M. sihirkâr. üstüne bir güneş ışını düşmüş barometrenin yaldızı. aynaya ateşler aksettiriyordu. sonra şöyle muhakeme etti: — Şayet beni ilk günden sevmişse. dedi. melankolik bir sesle: — Ah! dedi. MADAME BOVARY 165 Rodolphe. gerçek bir opera dekoru diyesi geliyordu. Leplichey ıslahat şerefine kadeh kaldırdı. Homais. bir daha benden bahsedildiğini duymayacaksınız-!. «Saat altıya doğru. İnsanın bu manzaraya hakiki bir ha-yalnüma. bu o kadar dik bir bakıştı ki. Rodolphe görünmedi. Hasta oldum. gözyaşları içinde.. kazandığı mütevazı madalyayı gururla herkese gösteriyordu.notla hatırlatıyordu. İçlerinden bir çoğu. Fakat aslında bu sizin isminiz değil. IX Aradan altı hafta geçti. affedersiniz!. vaktin geç olduğunu düşündü. Derozerays Tarım. küçük kasabamız. methiyeye kaçan bir üslupla tasvir ediyordu. bir başkasının ismi! Tekrarladı: — Bir başkasının! Elleriyle yüzünü kapadı: — Evet. kazananların sevincini. bilmem nasıl bir kuvvet beni size doğru itti! İnsan ilâhi kaderle mücadele edemiyor. (1) Cizvit tarikatım kurmuş olan Ignace de Loyola kastedilmektedir. Herhalde din adamları terakkiyi bambaşka bir tarzda anlıyor olmalılar. tekrar görmek sabırsızlığı içinde. süs bitkisinin aralıklarından. An . tapılmaya layık olan şeye kapıp koyuveriyor. Ödüllerin dağılışına gelince.O halde devam edelim! Emma yalnızdı. meleklerin tebessümüne dayanamıyor! Kendini güzele.. geldi ki. Asıl buraya gelmek istemedim de ondan. koca karışım öpüyordu. Bir akşam... Akşam oluybrdu. evine ve sevgili karısının yanma dönünce de o madalyayı. nihayet meydana çıktı: — Hemen gidip ğorünmeyelim. M. gidiyorum. parlak bir donanma şenliği havayı ışığa boğdu. Hatıranız beni ümitsizliğe düşürüyor! Ah. görüyorsunuz ki buraya gelmemekte haklıy-mışım.. — Neden? — Neden olduğunu tahmin etmiyor musunuz? Yüzüne tekrar baktı. gururu. Rodolphe. yanlış bir iş yapmış oluruz. Liegeard'ın çayın üstünde kurulan ziyafet "sçfrasında. Kadın. ruhumu dolduran ve ağzımdan kaçırı-verdiğim bu ismi söylememi bana yasak ediyorsunuz! Madame Bovary!. bu sözlerin sıcaklığı karşısında. baha daha da çok tutulmuş olmalı. Bu aile toplantısını hiçbir üzücü hadisenin ihlâl etmediğini de belirtmek isteriz».. O Ma sizin bileceğiniz iş. Herkes size bu isimle hitap ediyor!. Emma. bugün. — Mühim bir hastalık mı? yv Rodolphe.. M. baştan başa gevşiyordu. Emma kızararak başını eğdi. Yemek tam bir dostluk ve samimiyet havası içinde yendi. Tu-vache Valinin. M. bayramın bellibaşlı tertipçileri 164 MADAME BO VARY toplanmış bulunuyordu. ayakta durdu... Avdan dönüşte. Emma'nın yanma.. Uzaklara. çünkü bu ismi.. Ama ne de olsa. bir tabureye oturarak: — Doğrusu. o kadar uzaklara gideceğim ki. Camlar boyunca küçük muslin perdeler. hayatında ilk defa böyle sözler duyuyordu. «Baba oğlunu.

sizi çevreleyen her şeyi bol bol seyrettim. Rodolphe yerinden kalkarken: — Bir arzumu yerine getirmek lütfunda bulunur muydunuz. camların gerisinde. Bunu söyleyin bana. ben size gönderirim onu. M. görürüm. uzun kadife frağı. yaltaklanmalara daldı. Çocuk uzaktan bir öpücük gönderdi. hacamat olan arabacısının hâlâ başı döndüğünü anlattı. yumuşak çizmeler giymişti. Madame Bovary bunda bir mahzur görmeyince. binici kıyafetim yok ki. öğle vakti.. hayır. fakat kadın reddedince. Gerçekten. boğazında bir hıçkırık. Emma'nın. beyaz triko külot pantolonu ile sahanlık üzerinde göründüğü zaman Emma da kılığına bayıldı.. tam bu sırada Charles içeriye girdi. Doktor. Homais: — İyi gezintiler! diye bağırdı. Böylesini Emma'nın o zamana kadar hiç görmemiş olduğunu düşünmüştü herhalde. sözünü kesti. Boulanger'ye. yerinde çark ederek: — O bana vız gelir.. hakikaten çok endîşe ediyordu. sizden o kadar uzak ve size o kadar yakın bir yerde. — Elbette! Mükemmel. — Öyleyse mükemmel. dedi. atlan olmadığı itirazı karşısında. salonun kapısı da kapalı değildi. M. Her şeyden evvel sıhhat meselesi bu. Bovary: — Gider. pencerenizde sallanıp duran ağaçla166 MADAME BOVARY rina. Ah! Orada. kendisine biraz çeki düzen verdi: — Madam bana sıhhati hakkında malumat veriyordu. her gece. Bu beklenmedik unvanla gururu okşanan hekim. Emma. dedi. parmaklarıyle camlan tıkırdatıyordu. eczacı da yerinden kalkıp çıktı. Charles. sırtında ise geyik derisinden bir kadın eyeri vardı. sizin için daha kolay olur. Emma'yı görmek için eczaneden sıvıştı. evi öğrenmek istiyordu. Arzusu. Ertesi gün. karısının hafakanları yeniden başlamıştı. beriki de bundan faydalanarak. Rodolphe. dedi. — Yaptır kendine bir tane. ama ata nasıl bineyim. Belki atlarınız azgındır! Emma başının üzerinde bir gürültü duydu. Atlardan birinin kulaklarına pembe ponponlar takılmıştı.. Bunun üzerine Rodolphe. sizi görmediysem bile.. sizi seviyorum . Felicite. aman.hepsi bundan ibaret! Siz de bundan şüphe etmiyorsunuz zaten. — Hayır. buraya kadar geliyor. Zaten hazırlanmış. Charles. Charles. göz görmez. kendini azar azar tabureden yere bırakıyordu. yatağımdan kalkıyor.— Fakat gelmediysem. o da ısrar etmedi. ona: — Bonjur. Baş başa kalır kalmaz da: MADAME BOVARY 167 — Neden. kendisini bekliyordu. Sonra. Haksızsın. Teşekkür ederim. dedi. Rodolphe hemen emrine bir tane ayıracağını söyledi. Boulanger'ye bir sürü tembihte bulunuyordu: — Aman dikkat edin! Kaza gelir. evi gezmekti. M. Rodolphe uzun. bilmem. Küçük Berthe'i oyalamak için. tedbirli olun! . karısının artık emrine amade olduğunu ve lütufkârlığına güvendiğini mektupla bildirdi. annesi de ona kırbacının ucuyla cevap verdi. Geceleri. Beraber geliriz. karanlıkta pırıldayan küçücük lambaya. M. her ikisi de ayağa kalktılar. Kadın razı oldu. Kostüm hazır olunca. fakat mutfaktan bir tahta kundura gürültüsü duyuldu ve o anda farkına vardı ki. Boulanger'nin o pek kibarca teklifini kabul etmedin? Emma dargın bir tavır takındı. ziyaretine bir sebep göstermek için. atla gezintiye çıkmanın iyi gelip gelmeyeceğini sordu. bir kelime ile! Bir tek kelime ile! Bir tek kelime ile! Rodolphe. bir zavallı insanın bulunduğunu nereden bilecektiniz. Rodolphe iki binek atiyle Charles'ın kapısı önüne geldi. Tedbirli olun. alâ!. bin bir bahane aradı ve sonunda bunun belki herkese garip geleceğini söyledi. Fevkalade bir fikir! Hemen tatbik etmelisin. hiç değilse. dedi. Justin. — Peki. ona doğru döndü: —¦ Ah! Ne kadar iyisiniz! — Hayır. onun pırıltısına bakıyordum. ay ışığında parlayan çatıya. evinize. bahçenin.

o zaman da. hayvanların ayak seslerini boğuyor. yükseliyor. uzakta. . aşkından bahsetmeye başladı. Tam ormana dalacakları sırada güneş yüzünü gösterdi. Rodolphe ile Emma. Eteğinin kuyruğu yukarıya iliştirilmiş olmasına rağmen. güneş ışığı içinde. bütün vadi. tepelerin kenar çizgileri üzerinden buğular uzanıyordu. Ekim ayının ilk günleriydi. yukarda atlar birdenbire durdu. bulutların aralığından. bu gölden simsiyah kayalar gibi sivriliyor ve kavakların sisi aşan üst kısımları. sağ kolunu açmış. yanı sıra. dizinin bacağına değdiğini hissediyordu. kesik kesik soluyordu. Fakat şu cümleye: — Artık kaderlerimiz müşterek değil mi? — Hayır. Emma. çimen üstünde ılık havanın içinde esmer bir ışık dolaşıyordu. eli yukarda. Yapraklar kımıldamaz olmuştu. atını sürmekle beraber. peşpeşe sıralanışı içinde sıkıntı veren çam gövdelerinden başka bir şey göremez oluyordu. çalıların altından hafif bir kanat çırpıntısının kaydığı veya meşeler arasında uçuşan kargaların boğuk ve tatlı haykırışı duyuluyordu. Yer yer ağaç kümeîeri. Emma durdu: — Yoruldum. ciddi ve melankolik bir tavır takındı. 168 MADAME BOVARY Bayırın altında Rodolphe dizginleri gevşetti. başını eğmiş ayağının ucuyle yerdeki kıymıkları iterek onu dinliyordu. Siz de biliyorsunuz. bu siyah kumaşla siyah potin arasında. Yolun kenarındaki uzun eğreltiotları Emma'nın üzengisine takılıyordu. bir sıçrayışta ileri atıldılar. imkânsız bu.. kendini eyerin üzerinde sallantının temposuna bırakmıştı. su kıyısındaki bahçeleri. atlar. Emma'nın büyük mavi tülü yere düştü. duvarları ve kilisenin çan kulesiyle Yonville'in çatıları görünüyordu. kadının çıplaklığından bir şeyler hayal ettiren beyaz çorabının zarafetini seyrediyordu. Emma kendi evini seçebilmek için gözlerini yan yarıya yumdu. tekerlek izlerinin arasındaki yosunlara basa basa yürüyordu. arada eğiliyor. Rodolphe. ilerlerken. Atlardan indiler. yere düşmüş çam kozalaklarını nallarının ucuyla itiyordu. Atlar soluyor. kızılımtırak. kadının ürkmesini önledi. bazıları da yırtılıyor. korunun kıyısını takip ettiler. Emma. atını koşturuyordu. kayboluyordu. önde. avluları. Yere yatmış bir kütüğün üstüne oturdular. yahut yaldız sarısı renginde ağaç kümeleriyle menekşe dolu düzMADAME BOVARY 169 Kikler peşpeşe geliyordu. Sonra. Ufukta. Yanda. Emma. Hep çiçek açmış fundalıklarla kaplı geniş alanlar vardı. Rodolphe: — Allah bizi koruyor. Rodolphe'la göz göze gelmemek için başını çeviriyor. Rodolphe. yüzü biraz eğik. Rodolphe kadına. rüzgârla kımıldayan kum yığınlarını andırıyordu. Evvela. otları çekip üzengiden ayırıyordu. çamların arasında. ilerleyelim! Dilini şaklattı. Rodolphe hayvanları bağladı. Kırın üstünde sis vardı. Rodolphe etrafına göz atıyor. dedi. Zaman zaman bir iki kelime konuşuyorlardı. Çoğu zaman. Tütün kırıntısı gibi kızılımsı bir renk bağlamış olan toprak. Bazen de dallan aralamak için kadının yanından geçiyor. — Nereye gidiyoruz? Rodolphe cevap vermedi. Atlar koşmaya başladılar. ikisi birden. dörtnala kalktı. Emma. diye cevap verdi. Gökyüzü masmavi kesilmişti. Emma. Genç ağaçların balta ile devrildiği daha genişçe bir yere geldiler. Sakin. dedi. Bulundukları yükseklikten. eyerlerin meşini gıcırdıyordu. bıyıklarını ısırıyordu.Onlann uzaklaşmasına bakarak elindeki gazeteyi salladı. fazla uzun elbisesi ayaklarına dolaşıyordu. — İlerleyelim. — Acaba?. Rodolphe da. Emma'nın atı toprak kokusunu alır almaz. arkasından yürürken. içinde yaşadığı bu zavallı köy kendisine hiçbir zaman bu kadar küçük görünmemişti. Bazen. iltifatlara boğarak. Kadın. Yapraklarının çeşidine göre boz. buhar olup havaya karışan solgun ve geniş bir göle benziyordu.

Emma'nın başına. duruyordu. Herhalde yanlış anladınız. Yaprakları yiyen iki atın gürültüsünü duydular.. Kekeleyerek: — Ah! Beni korkutuyorsunuz. Kadın tir tir titreyerek geri çekildi. Yonville'e girerlerken Emma. Döndüler. jcs duydu. Hemen gitmeyelim. vakit vakit eğiliyor. Akşam karanlığı çöküyordu.. sağlam ve tertemiz bir mevkide.. ağzında tuhaf bir gülümseme. ormanın ötesinden. kadının belini sarıyordu. Solmuş nilüferler. Çamur üstünde atlarının yan yana bıraktığı izleri. ışıklı lekeler titreşiyordu. Her yer sessizdi. Neden? Anlayamadım.durdu. Siz benim gönlümde. dedi. çarpıntısı yeniden başlayan kalbini ve kanının vücudu içinde bir süt nehri gibi dolaştığını hissediyordu. üstünü. yüksek. Kalın. ağaçlardan tatlı bir şey yayılıyor gibiydi. Fakat. öbür tepelerden upuzun ve ne olduğu belirsiz bir haykırma. uzun bir titremeyle sarsıla sarsıla. gözbebekleri. bu bahsi kapatalım artık. Gidelim.. Otlar üzerindeki ayak seslerini duyan kurbağalar. Yonville'e döndüler. sesinize. dirseği tabağının yanına dayalı. atını kaldırımlar üzerinde şaha kaldırıp çark ettirdi. Etraflarında hiçbir değişiklik yoktu. Rodolphe onu bileğinden yakaladı. mahcup oluverdi. Kadın. dişleri kenetlenmiş. diyordu. Kolunu uzatıyor. Onu. sabit. Akşam yemeğinde kocası. Rodolphe. Elbisesinin kumaşı. dişleri arasına bir yaprak sigarası sıkıştırmış. Emma! Emma! Kadın. duruyordu. sonu bir türlü gelmeyen bir MADAME BOVARY 171. Yanan iki şamdanın arasında. ötede. Aynı yoldan geçerek. gözyaşları içinde. — Niçin?. Rodolphe: -— Ne oldu size. Emma. akşam kızıllığı içinde yüzü açık havadan pembeleşmişti. sazlar arasında hareketsiz. otlarda aynı taşları yeniden gördüler. fakat gezinti hakkında bilgi isteyince. şurada burada. Üzüyorsunuz beni. 170 MADAME BOVARY Rodolphe'un yüzündeki ifade değişti: — Mademki öyle. gizlenmek için sıçramaya başladılar. dedi. Oynayan sinirlerinin son titreşimlerine bir müzik gibi karışan bu sesi sükût içinde dinledi. Rodolphe'u sevgi dolu ve buğulu gözlerle birkaç dakika süzdükten sonra birdenbire: — Ah. erkeğin omuzuna yaslanarak yavaşça: — Ah! Rodolphe. Kadın tekrarladı: — Nerede atlar? Nerede atlar? O zaman. kırık dizginlerden birini çakısı ile tamir ediyordu. sanki sinek kuşları uçarken tüylerini serpmişler gibi. düşüncenize ihtiyacım var. elleriyle yüzünü kapayarak kendini bırakıverdi. kabahatliyim. kardeş. koluna girdi. dağların yerinden oynamasından beter bir şeyler gelmişti. Rodolphe'un gözlerini kamaştırıyordu. canı sıkılmış ve öfkelenmiş gibi göründü. Rodolphe. kollarını açarak kadına doğru yürüdü. — Emma! . Rodolphe. dizi atının yelesi üzerinde bükülmüş. dedi. Atlar nerede? Dönelim. Rodolphe: — Biraz daha. Emma işitmemezlikten geldi. Pencerelerden kendisine bakıyorlardı. kadının elini yakalayarak öpüyordu. frağının kadifesine takılıyordu. Fakat yaşamak için size muhtacım! Gözlerinize. yapraklar üzerinde veya yerde. Kadın. Derhal saygılı. su mercimeklerinin bir yeşillik gibi kapladığı bir küçük göle doğru götürdü. O anda. Emma ise gevşek gevşek kurtulmaya çalışıyordu. Rodolphe yürürken kadına böyle destek oluyordu. kaidesi üstünde duran bir meryem gibisiniz. diyordu. dedi. melek olunuz. okşayıcı. halini iyi buldu. At üstünde ne kadar sevimliydi! Narin endamıyle dimdik. Sizi dinlemekle delilik ettim. Ufka yaslanmış güneşin dallar arasından geçen ışıkları. Kadın: — Kabahatliyim.Gitmek için yerinden kalktı. Bana yâr. Emma'nın etrafında. bir hıçkırıkla gerilen beyaz boynunu arkaya attı ve âdeta bitkin.

bugün öğleden sonra M. ormanda. ümidini kesmiş olduğu o saadet hummasına nihayet kavuşacaktı. Nasıl gelebil-din? Ah. ancak uzakta. Rodolphe gözlerinin önüne geliyor. Emma mektubunu.. birbirlerine Allanın günü mektup yazmaya başladılar. Büyük bir merdiven dosdoğru koridora çıkıyordu. Demek o aşk sevincine.. elbisen de ıslanmış! Emma. Charles'ın daha şafak sökmeden evden çıktığını görünce. içinde tuttuğu aşk duygusu. intikam almanın zevkini duyuyordu. Eminim. Sanki.Hoşuna gideceğini düşünerek... sanki yeniden bulûğa ermiş gibi kendisine haz veriyordu. o kadar zaman. az sonra kendisini çayırın ortasında buldu. Bu fikir aklına gelince. Varlığına sinen harikulade bir şey. Bir çeyrek saat sonra da sordu: — Bu gece çıkıyor musun? . o yaklaştıkça duvarlar kendiliğinden ikiye aynlı-yormuş gibi. yüzü kendisine bir4uhaf geldi. kollarını onun boynuna dolayarak: — Seni seviyorum. Charles'den kurtulur kurtulmaz. yüz ekü kadar bir paraya satar. böylesine siyah. Huchette'e koşa koşa giMADAME BOVARY 173 dilir. karanlıklar içinden görünüyordu. sayıklama olduğu harikulade bir âlemin içine dalıyordu. Çiftlik avlusundan sonra. duygunun zirveleri. orada bir saat kalınır ve tekrar Yonville'e dönülebilirdi. o kadar imrenmiş olduğu bu tip sevdâlı kadınlardan biri yerine koyarak. odanın dibinde bir adamın uyumakta olduğunu gördü. hiç. âşığının. Bir sabah. gözkapakları yan açık seyrederek. kendini. gençliğinin o uzun hülyasını gerçeğe çeviriyordu. . iştahla soludu. Bizzat kendisi de. hafızasında. yollar. Rodolphe: — Sensin ha! Sensin ha! deyip duruyordu. Birbirlerine yemin ettiler. Herkes daha uykudayken. Emma.. niye sordun? — Hiç. Fakat gözü aynaya ilişince. O günden sonra. Rodolphe gelip mektubu alıyor ve yerine kendi mektubunu koyuyordu. Acaba iyi mi yaptım? Söyle bana. günlük hayat bu yüceliklerin aralığından. Bir yandan da. pekâlâ.ki. Dün olduğu gibi bugün de. Rodolphe' unkiler. iyi yaptığını bir baş işaretiyle bildirdi. hayalinde canlanan bu âlemin gerçek bir parçası oluyor. yalnız dizinin derisi biraz sıyrılmış. ırmak kenarındaki taraçanm bir yangına bırakıyor. coşkunluk.— Evet. Evvelâ sersemler gibi oldu. bir nalıncının kulübesi içindeydiler. dedi. öpücüklerle sözünü-kesiyor. sevinçle fıkır-fıkır. Çektiği ıstırap kâfi değil miydi? Ama şimdi zafer onundu. Bu Rudolphe'du. arkasına bakmaksızın hızlı adımlarla yürüyordu. nenüz güzelliği yerinde bir kısrağı var. Emma. Vicdan azabı. fecrin solgunluğu önünde beliren evini uzaktan tanıdı. Rodolphe. düşüncesinin ışığı altında kıvılcımlamyor. Kulübenin duvarları samandandı. hayvanı peyledim. gidip odasına kapandı. Yani satın aldım. Emma bir kapının mandalını kaldırdı ve birdenbire. Emma. bahçenin ucunda. hemen gidip Rodolphe'u görmek hevesi geldi. ağaçlar. onu bambaşka bir şekle sokmuştu.— Ne var? — Şey. Aleksandr'a uğradım. bir âşığım var!» deyip duruyordu.. şato olması gereken ayrı bir bina vardı. okuduğu kitapların kahramanı olan kadınlar geldi. böylesine 172 MADAME BOVARY derin olmamıştı. Emma'ya daima pek kısa geliyordu. onu. Emma'ya. endişe ve telâş duymaksızın bunun tadını çıkarıyordu. aşağılarda. Ertesi gün yepyeni bir tatlılık içinde geçti. mavimtırak bir genişlik kendisini sarıyor. sazlar ıslık çalarken. kollarının vücuduna sanlısını hâlâ hisseder gibi oluyordu.. dostum. Her şeyin ihtiras. Aklına. Bu düşünce. tavanı o kadar basıktı ki. hemen içeriye daldı. Emma ise. Kendi kendine: «Bir âşığım var. ona üzüntülerini anlattı. kendisine küçük adiyle hitabetmesini ve sevdiğini tekrarlamasını söylüyordu. bütün bütüne gönlünden fışkırıyordu. Gün ağarmaya başlamıştı. Emma bir çığlık kopardı. Hiçbir zaman gözleri böylesine iri. yapraklar ürperir. İlâve etti: —. Bir kuru yaprak yığını üstünde karşı karşıya oturmuşlardı. kendisini büyüleyen sırdaş sesiyle şarkı söylemeye başladı. kırlangıç kuyruğu biçimindeki iki çatı fırıldağının koyu lekesinden. Kocalarını aldatmış bu kadınların lirik alayı. hendekler. ayaktayken eğilmek gerekiyordu.

Başarıyle neticelenen bu ilk cüretkârane hareketten sonra, Emma artık Charles'm evden her
erken çıkışında çabucak giyiniyor, ırmak kenarına varan samanlıktan ayaklannın ucuna basa
basa iniyordu.
Fakat ineklere köprülük eden kalas çekilip alınmışsa, ırmak boyunca sıralanan duvarları takip
etmek gerekiyordu. Kıyı kaygandı, Emma suya düşmemek için, elleriyle, çiçekleri düşmüş
şebboy kümelerine sarılıyordu. Sonra sürülmüş tarlaların içine dalıyor, incecik potinleri ile
çukura bata çıka, sarsıla, sen-deliye, gidiyordu. Başına bağladığı eşarbı, otların arasında
rüzgârla dalgalanıyordu. Öküz görünce ürküyor, koşmaya başlıyordu. Nefes nefese, yanakları
kızarmış, bütün vücudunda taze bir usare, yeşillik ve açık havayı saça saça şatoya varıyordu.
Rodolphe o saatte henüz uyanmamış bulunuyordu. Emma ile birlikte odasına bir bahar sabahı
giriyordu.
Pencereler boyunca sarı perdeler, içeriye yavaşça, koyu bir sarışın ışık sızdırıyordu. Emma,
gözlerini kırpa kırpa, el yorda-mıyle ilerliyor, saç kümelerine takılmış çiğ damlaları, yüzünü
sanki sarı yakuttan bir hâle gibi sarıyordu. Rodolphe, gülerek onu kendine çekiyor, bağrına
bastırıyordu.
Sonra, Emma daireyi gözden geçiriyor, dolapların çekmece174
MADAME BOVARY
lerini açıyor, tarağı ile saçlaruıı tarıyor, tıraş aynasında kendini seyrediyordu. Hatta sık sık,
komodinin üstünde bir sürahinin yanında, limon ve şeker parçaları arasında duran kocaman bir
pipoyu dişlerinin arasına sıkıştırıyordu.
Birbirlerine veda etmeleri bir çeyrek saatten az sürmüyordu. O an gelince Emma ağlıyordu;
Rodolphe'u bırakıp gitmek hiç istemiyordu. Dayandığı bir kuvvet, onu hep Rodolphe'a doğru
itiyordu. Nihayet bir gün Rodolphe, onun tekrar habersiz çıkageldiğini görünce, sanki bir şeye
canı sıkılmış gibi suratını astı.
Emma:
— Nen var? diye sordu. Hasta mısın? Söyle bana?..
Rodolphe, sonunda, ciddi bir tavırla, bu ziyaretlerin ihtiyatsızlık olduğunu ve dile düşeceğini
söyledi.
Rodolphe'un bu endişeleri yavaş yavaş Emma'ya da geçti. Aşk onu başlangıçta sarhoş etmişti;
aşktan ötesini düşünemez olmuştu. Fakat şimdi Rodolphe'un varlığı kendi hayatı için öylesine
zorunluydu ki, ondan bir |eyler kaybetmekten, hatta sadece Rodolphe'un keyfi kaçmasından
korkuyordu. Âşığının evinden dönerken, etrafına endişeli endişeli bakıyor, ufuktan geçen her
şekli, kendisini görebilecek her çiftlik penceresini gözetliyordu. Adımlara, haykırmalara,
sapanların gürültüsüne kulak veriyor, başının üstünde sallanan kavak yapraklarından daha
solgun, daha titrek, durakalıyordu.
Yine bir gün böyle dönerken, birdenbire, bir karabinanın uzun namlusunun kendisine nişan
aldığını sezer gibi oldu. Namlu, bir hendeğin kenarında, yarı yarıya otlara gömülmüş bir küçük
fıçının üstünden çaprazlamasına yükseliyordu. Emma korkudan nerdeyse bayılacaktı; yine de
ilerledi ve fıçının içinden, kutu şeytanı gibi bir adam ayağa kalkıverdi. Ayağında dize kadar
düğmeli tozluklar vardı, kasketini gözleri üzerine indirmişti. Burnu kıpkırmızı, dudakları
titriyordu. Bu, yabani ördek avlamak için pusuya yatmış, yüzbaşı Binet'di.
— Daha uzaktayken seslenseydiniz ya, diyordu. İnsan bir tüfek gördü mü haber vermeli.
MADAME BOVARY
175
Tahsildar, bu sözlerle, az önce geçirdiği korkuyu gizlemeye çalışıyordu. Çünkü, vilayetin bir
emriyle kayıktan başka bir yerde yabani ördek avlamak yasak edildiği için, M. Binet, kanunlara
karşı sayjılı olmakla beraber, nizama aykırı hareket etmiş oluyordu. Bu yüzden her dakika kır
bekçisi ile burun buruna geleceğini zannediyordu. Fakat bu korku, keyfini büsbütün artırıyor ve
fıçısının içinde yapayalnız, kendi kendine, talihi ve kurnazlığıyle övünüyordu.
Emma'yı görünce, yüreğinin üstünden bir ağırlığın kalktığını hissederek, hemen lafa girişti:
— Hava hiç de sıcak değil, insana buz gibi batıyor! Emma hiç cevap vermedi. O, devam etti:
— Siz de 'amma erken çıkmışsınız dışarıya? Emma, kekeler gibi:
— Evet, diye cevap verdi, çocuğumun kaldığı sütninenin evinden geliyorum.
— Çok iyi, çok iyi! Bana gelince, işte gördüğünüz gibi, tanyeri ağardığından beri buradayım.
Hava öyle kötü ki, insanın vücudunda nah bu kadar tüyler olmayacak olursa...

Emma, arkasını dönerek adamın sözünü kesti:
— İyi akşamlar, Mösyö Binet. Adam, donuk bir sesle:
— Hürmetkârınızım Madam, dedi. Tekrar fıçısının içine girdi.
Emma, tahsildarı böyle birdenbire bırakıp gittiğine pişman oldu. Kim bilir, aleyhinde ne kötü
şeyler düşünecekti. Hele süt-nine hikayesi, mazeretlerin en kötüsüydü; Yonville'de herkes,
küçük Bovary'nin bir yıldan beri, ana-babasmın evine dönmüş olduğunu biliyordu. Sonra, o
civarda oturan da yoktu; bu yol yalnız Huchette'e çıkıyordu. Binet, herhalde nereden
döndüğünü tahmin etmiş olmalıydı; hiç şüphe yok, susmayacaktı gevezelik edecekti! Akşama
kadar, gözlerinin önünde hep o av çantalı budalanın hayali, akla gelebilecek türlü yalanlar
tasarlayarak, kafa patlattı durdu.
Charles, gece, yemekten sonra, onu böyle düşünceli görünce, açılsın diye eczacılara götürmek
istedi. Eczanede ilk gördüğü kimse de, yine tahsildar oldu. Tezgâhın önünde ayakta duruyor,
yüzüne kırmızı kavanozun ışığı vuruyordu:
176
MADAME BOVARY
— Lütfen, bana yarım once (1) kadar kezzap. Eczacı:
— Justin, diye bağırdı, bize asit sülfiriği getjr!
Sonra, Madame Homais'nin dairesine çıkmaya davranan Emma'ya:
— Yok, dedi, zahmet etmeyin, şimdi inecek. O geledur-sun, sobaya yaklaşıp ısının... Özür
dilerim... Bonjur, Doktor (Eczacı, bu doktor kelimesini söylemekten pek hoşlanıyordu, sanki
başkasına doktor deyince, bu kelimeye sinmiş şatafatın bir parçası da kendi şahsına gelip
konacakmış gibi)... Sakın ha, havanları devireyim deme! Git de küçük salondaki iskemleleri
getir; salonun koltuklarının yeri değiştirilmez, bilirsin.
Homais, koltuğunu tekrar yerine koymak için tezgâhtan fırlayacağı sırada, Blnet, kendisinden
yarım once'lık şeker asidi istedi.
Eczacı, küçümseyen bir eda ile:
— Şeker asidi mi, dedi, tanımıyorum, bilmiyorum! Sakın asit oksalik olmasın? Oksalik değil mi
istediğiniz?
Binet, çeşitli av takımlarının pasını temizlemek için, kendi hazırlayacağı bir mahlule katmak
üzere aşındırıcı bir maddeye ihtiyacı olduğunu izah etti. Emma ürperdi. Eczacı gülmeye başladı:
— Hakikaten, havalar da pek münasebetsiz hani, öyle rutubetli ki.
Tahsildar, kurnaz bir tavırla:
. — Öyle ama, dedi, rutubete hiç aldırmayanlar da var. Emma, boğulacak gibi oldu.
— Bir de şey verin...
Emma:
'
-— Bu adam defolup gitmeyecek mi? diye düşündü.
Yarım once kadar sarı reçine ile terebantin, dört once balmumu, üç yarım once da kemik
kömürü lütfen, bizim takımların vernikli meşinlerini temizlemek için.
Eczacı balmumunu kesmeye başlarken, Madame Homais de kollarında Irma, yanında Napoleon,
ortaya çıktı. Athalie de
(1) Vaktiyle Fransa'da kullanılan bir ağırlık ölçüsü. Bir once 30 gramdan biraz fazla gelirdi.
MADAME BOVARY
177
peşinden geliyordu. Gitti, pencerenin altında, kadife kaplı sıraya oturdu, oğlan bir tabureye
tünedi, ablası ile, babacığının yanında hünnap kutusunun etrafında dört dönüyordu. Eczacı,
hunileri dolduruyor, şişeleri tıpalıyor, etiketler yapıştırıyor, paketler imal ediyordu. Etrafında
kimse konuşmuyordu; yalnız vakit vakit ağırlıkların terazi kefelerini tınlattığı ve çömezine
talimat veren eczacının pes perdeden bir iki kelime söylediği duyuluyordu.
Madame Homais ansızın sordu:
— Sizin küçük ne âlemde?
Müsvedde defterine rakamlar yazan kocası:
— Susalım! diye seslendi.
Madame Homais, sesini alçaltarak yeniden sordu:
— Onu neden getirmediniz?
Emma, parmağıyle eczacıyı göstererek:
— Hişt, hişt! dedi.

Fakat Binet, kendisine uzatılan hesaba dalmıştı, herhalde hiçbir şey duymadı. Nihayet, çıkıp
gitti. O zaman Emma, sıkıntıdan kurtuldu, rahat bir nefes aldı. Madame Homais:
— Ne kadar derin nefes alıyorsunuz, dedi. Emma:
— Burası pek sıcak da ondan, diye cevap verdi.
Ertesi gün, Emma ile Rodolphe artık nerede buluşacaklarını konuştular. Emma, hediye vermek
suretiyle hizmetçisini bu işte kullanmak istiyordu; fakat en iyisi Yonville'de kimsenin gözüne
çarpmayacak bir ev bulmaktı. Rodolphe böyle bir jTer arayacağını vadetti.
Bütün kış mevsimi, haftada üç-dört defa, gece karanlığında bahçeye geliyordu. Emma, mahsus,
parmaklığın anahtarını kaldırmıştı; Charles anahtarın kaybolduğunu sanıyordu.
Rodolphe, geldiğini haber vermek için, pancurlara bir avuç kum atıyordu. Emma da hemen
yerinden fırlıyordu; fakat bazen beklemek gerekiyordu; çünkü, Charles'ın ocak başında
gevezelik etmek âdetiydi, lafın sonunu bir türlü getiremiyordu.
Emma, sabırsızlıktan kabına sığamıyordu; eğer iş gözlerine kalsaydı, kocasını çoktan
pencereden aşağı fırlatır, atardı. Nihayet yatmak üzere yıkanıyor ve geceliğini giyiyordu; sonra
bir kitap alıyor, okuduğu şeylerden pek zevk alıyormuş gibi, MB 12
178
MADAME BOVARY
rahat rahat okumaya dalıyordu. Yatağa girmiş olan Charles, gelip yatmasını söylüyordu:
— Gel artık, Emma, vakit geldi, diyor.
Emma da:

— Evet, geliyorum, diye cevap veriyordu.
Bununla beraber, gözleri mum ışığından kamaşan Charles, duvar tarafına dönüyor ve uykuya
dalıyordu. O zaman da Emma, yarı çıplak, çarpıntılar içinde, dudaklarında tebessüm nefesini
tuta tuta sıvışıyordu.
Rodolphe'uh geniş bir paltosu vardı. Kadını o palto ile sarıp sarmalıyor, kolunu beline sararak,
hiç konuşmaksızın, bahçenin dip taraflarına götürüyordu.
Kameriyeye, vaktiyle Leon'un yaz geceleri kendisini aşk dolu gözlerle seyrettiği, o tahtaları
yürümüş sıraya gidiyorlardı. Emma'nın artık Leon'u düşündüğü yoktu.
Yaprakları dökülmüş yasemin dalları arasından yıldızlar parıldıyordu. Arkalarında ırmağın
aktığını ve zaman zaman, kıyıda kuru sazların çatırdadığını duyuyorlardı. Şurada burada gölge
yığınları karanlıkta kabarıyor, bazen hepsi aynı anda ürperiyor, sanki onları sarmak için
ilerleyen muazzam siyah dalgalar gibi kâh yükseliyor, kâh eğiliyorlardı. Gecenin soğuğu
yüzünden birbirlerine sımsıkı sarılıyorlar, dudaklarından çıkan solumalar daha gürültülü oluyor,
karanlıkta ancak seçebildikleri gözleri, onlara daha büyük görünüyor ve sessizliğin ortasında
yavaşça fısıldanmış sözler, bir billur şıkırtısı ile ruhlarına siniyor ve çoğalan titreşimlerle devam
edip gidiyordu.
Yağmurlu gecelerde, arabalıklarla ahır arasındaki muayenehaneye sığınıyorlardı. Emma,
kitapların arkasına sakladığı mutfak şamdanlarından birini yakıyordu. Rodolphe, oraya kendi
eviymiş gibi yerleşiyordu. Kütüphanenin, yazı masasının, nihayet bütün dairenin manzarası onu
neşelendiriyordu. Charles hakkında, Emma'yı bir hayli sıkan bir sürü şakalar yapmaktan kendini
alamıyordu. Emma, âşığını daha ciddi, hatta dramatik görmek istiyordu. Mesela, bir defasında,
bahçe yolunda gittikçe yaklaşan ayak sesleri duyar gibi olmuştu.
— Geliyorlar, dedi. Rodolphe mumu söndürdü.
— Tabancaların yanında mı?
— Ne yapmak için?
MADAME BOVARY
179
— Şey... kendini müdafaa etmek için.
— Kocana karşı mı? Bırak şu biçare çocuğu! Rodolphe, sözünü «bir fiskede onu ezerim»
manasına gelen bir el işaretiyle tamamladı.
Emma, bu cesarete hayran oldu, ama bunda bir nezaketsizlik, safiyane bir kabalık sezerek, bir
tuhaflaştı.
Rodolphe bu tabanca hikayesi üzerinde epey durdu. Düşünüyordu ki, Emma tabancadan ciddi
olarak bahsettiyse, bu, gülünç, hatta çok çirkin bir şeydi; çünkü, kendisinin o zavallı
Charles'dan nefret etmesine hiçbir sebep yoktu. Kıskançlıktan yanıp tutuşmuyordu ki. Hatta
Emma'nın, kendisine bu mevzuda etmiş olduğu yeminleri pek hoş karşılamış değildi.

Bizim çobanı kovdum. aksine . Emma'yı hükmü altına alıyordu. Sizi ne zaman gelip göreceğimi bilmiyorum. bundan önceki iki sepetle beraber. Öyle ki. 180 MADAME BOVARY Emma. rüzgârın sıkı estiği bir gece. Tavırları. yalnız. Rodolphe ile Emma. Ama. ne eskisi gibi.onu daha mı çok sevmek istediğini bilemiyordu. kolay alışkanlıklarından ayırıyor. öksüz kalmış bir damlacık çocukmuş gibi. zevahir her zamankinden daha sakindi. birbirlerinin karşısında. torunum için bir erik ağacı diktim. sevgisini artırdıkça artırdı. Allaha ısmarladık. Rodolphe bu zina hayatını keyfine göre sürdürmesini becerdiği için. Birbirlerine minyatür resimler alıp vermek icabetmişti. «Bana gelince. Bovary gayet sıkı çalışıyormuş. . Fakat. tabir caizse. gittikçe daha hassas oluyordu. Buna şaşmadım. hakiki bir nikâh halkası istiyordu. karşılıklı birer kahve içtik. tükenir gibi geldi ve kadın. bundan anladım ki. yoksa. âdeta devamlı bir baştan çıkarılma haliydi. bizim arabalığın başına bir felâket geldi. şimdiye kadar böylesine saf ve masum bir kadına pek az sahip olabilmişti. Kendini zayıf hissetmekten duyduğu zillet. Rodolphe'a sık sık akşam çanlarından ve tabiatın sesleri'nden bahşediyor. nehir yatağının çamurunu farketti. yapmacık sözlerle teselli etmeye kalkıyordu. Onu. yulaf eriği dedikleri cinsten. İyileşen bacağının hatırası olarak. o başka. boğazına fazla düşkün olması sebebiyle. yalnız ona reçel yaptırmak için toplatacağım. Reçelleri geldiği zaman yesin diye dolapta saklayacağım. Seni görüp görMADAME BOVARY 181 mediğini sordum. Emma'yı ağlatan tatlı sözler. sevildiğinden emin. hem de şehvetini okşuyordu. Ne mutlu size. çatısı ağaçlar üstüne tıçtu. Hediye daima bir mektupla birlikte gelirdi. gelecek sefer. hatta bir dişini de çektirmiş bir seyyar satıcıdan öğrendim ki. Fakat ahırda iki hayvan görmüş. Emmacığım. lütfen sepeti geri gönderin. onlar şimdi gökyüzünde. değişiklik olsun diye.Zaten Emma. yepyeni bir şeydi. burada. yatağı tarafından emilen bir nehrin suyu gibi. çünkü bu coşkunluğun muhatabı kendisiydi. Rodolphe ise. Artık. Rodolphe'un annesinden söz açıyordu. tam senin odanın altına. diyordu. ona teslim olmaktan pişmanlık mı duyduğunu. Rodolphe. torunumu iki yanağından öperim. Bu mektubumun sizi sıhhat ve afiyette bulacağını ümit ederim ve gönderdiğim hediye de makbule geçer. geçen gün bir çoban tutmak için gittiğim Yvetot panayırında nezleye yakalandım. Emma'nın kendi burjuva sağduyusuyle hor gördüğü coşkunluğunu. Emma yine de âşığını. içine dalıp yaşadığı o büyük aşk. sevgili evlâtlarım. ne de onu çıldırtan ateşli okşamalar kalmıştı. Bana çektirdiği dişi gösterdi. hatta aya bakarak bazen: — Eminim ki. iyiyim. evlilik muhabbetini rahatça devam ettiren bir karı -kocadan farksızdılar. sevgili evlâtlarım. bahar geldiği zaman. Onun nazarında. zamparalıktan pek farklı olan bu aşk. Rodolphe'un annesi öleli yirmi yıl olmuştu. bizim aşkımızı haklı buluyorlar. Yalnız yaşadığımdan beri. kendi annesinden. Artık. vücudunun altında azalır. Buna inanmak istemiyordu. kam de damadımı kucaklar. saçlarından perçim-ler kesmişlerdi. işler yolundg. hem seni. Bu kış sizin o taraflarda dolaşmış. bana biraz daha körpe. kayıtsızlığını gittikçe daha az gizler oldu. aynı zamanda hem gururunu. Ama Emma o kadar güzeldi ki! Rodolphe. Bu. Bahçede. size bir horoz göndereceğim. evi bırakıp gitmem o kadar zor ki!» Adamcağız kalemi bırakıp bir müddet hayale dalmış gibi. Rouault babanın hindi gönderdiği günlerdi. Benim sevgili torunum Berthe Bovary'i bugüne kadar hiç görmediğime o kadar üzülüyorum ki. Üstelik eli de uzundu. Bu haydut soyuyla başımız dertte. ama balık isterseniz. Kadın da bundan korkuyordu. satırlar arasında bir boşluk kalmıştı. artık bir bağlılık değil. bana hayır dedi. Emma şimdi de bir yüzük. pek ince eleyip sık dokumaz oldu. Cenabı Hak sizlere her türlü saadeti nasip eylesin. içinden gayet hoş buluyordu. ebedi bağlılıklarının bir nişanesi olmak üzere. Bu yılki mahsul de hiç parlak değil. Kızım. mektubu sepete bağlayan ipi kesti ve aşağıdaki satırları okudu: «Sevgili evlâtlarım. biraz daha okkalı gibi geldi. çünkü. şehvetin ılımlaştırdığı bir kin haline geliyordu. Emma. hissedilmez bir şekilde değişti. Emma'ya. kimseye el dokundur^ muyorum. Altı ay sonra.

THEODORE ROUAULT» Parmakları arasında o kalın kağıt. diyordu. temizledi. Penceresinin altında bir kovan vardı ve bazen arılar. sanki seyahatten dönüyormuş gibi. kendisine soğuk davrandı. zenginliğinden bir parçasını yolculuk boyunca rastladığı hanlara bırakıp giden bir gezgin gibi. koşardı. strephopodie ameliyatlarına burada da başlanması gibi vatanseverce bir fikir kafasında doğdu.. — Bunda ne zarar ederiz. Tekrar meydana çıktığı zaman. camlarına vururdu. Sonra (Homais sesini alçaltıyor ve etrafına . gün bembeyazdı. çamaşırını. Emma. satırlar boyunca bir dikenli çit içine yarı yarıya saklanmış bir tavuk gibi gıdaklayan tatlı düşüncenin peşine takıldı. hatta yukardan baktı. MADAME BOVARY XI 183 Son günlerde küt ayakların tedavisinde kullanılan yeni bir usule dair övücü bir yazı okumuştu. eczacı tam zamanında imdadına yetişti. nasıl şifaya kavuştuğunu gelip geçen bütün yolculara anlatmaktan geri kalmaz tabii. iki kolunu havada sallayarak eğiliyordu. birkaç dakika. onu seve-bilmenin daha doğru olup olmadığını düşünmeye başladı. onu etekliğinden tutuyordu.. yavrusunun kulak memelerinin birazcık kirli olduğunu görünce. Emma. Ve arka arkaya üç randevuya gelmedi. hava ılıktı. Kendileri önünden geçince taylar kiş-ner ve dörtnala koşar. O zaman da Emma. bir fedakârlık hevesiyle bocalayıp dururken. Güneşle dolu yaz akşamlarını hatırladı. operatörün derhal şöhret kazanması. ayakkabılarını değiştirdi. Mektupta imla yanlışları birbiri içine girmişti.. ışık içinde döne döne uçarken. bütün onları. ötede. dedi ve koşarak çocuğunu öptü.Selâmlarıyle sizi seven babanız. kapristir. çarpınca sıçrayan altın mermiler gibi. kalakaldı. Gerçekten. O günlerde ne mutluluk vardı! Ne hürriyet! Ne ümit! Ne hayal bolluğu! Şimdi bunlardan hiçbiri kalmamıştı. hizmetçiyi çağırarak sıcak su getirtti. Lestiboudois. ne seviyorum seni! Sonra. onu her zamankinden fazla ciddi buldu. Kederli iç çekmelerini. dedi. Yazı. Rodolphe. birbirini kovalayan türlü koşullar içinde. tırmık geçiriyordu. küçük kız. yaptığına pişman oldu! Hatta neden Charleş'dan bu kadar tiksindiğini. — Boşuna vakit kaybediyorsun. evlilikte. ocağın külleriyle kurutulmuştu. bu duygu dönüşlerini destekleyecek halde değildi. Emma. ruhunun bütün maceralarında. çocuğu bir kez daha öperek. Annesi: — Getirin onu bana. tıpkı. Fakat kim kendisini bu kadar mutsuz etmişti? Hangi gö182 MADAME BOVARY rülmemiş felâket onu böyle altüst etmişti? Başını kaldırdı. Emma'ya: . kurutulmakta olan otların ortasında yuvarlanıp duruyordu. Bir ot yığınının üstüne yüzükoyun yatmıştı. ocağın karşısındaki arkalıksız iskemleye oturmuş. mesela şu Altın Aslan'daki zavallı Hippolyte'i bu dertten kurtarmasın? Unutmayın ki. hastanın acıdan ve çirkinlikten kurtulması. çünkü mektuptan elbisesinin üzerine birazcık külrengi toz döküldü. bakirelik zamanında. Fakat kocası. Etajerdeki porselenler üzerinde bir nisan ışını hareleniyordu: Ocakta ateş yanıyordu. çimenin üstünde. Emma. adam yaklaştıkça. elindeki değneğin ucunu çıtırdayarak yanmakta olan sazların aleviyle yaktığı günler ne kadar geride kalmıştı!. Niçin kocanız. benim küçük yavrum. çoraplarını. sıhhati hakkında bin bit* şey sordu ve sonra. . Ne seviyorum seni. gece. kendisine bu kadar acı çektiren sebebi arıyormuşçasma. birazcık da ağlayarak. terliklerinin altında halının yumuşaklığını hissetti. aşkta harcamış. Düşünün bir kere (girişimin yararlarını parmakları üzerinde bir bir sayıyordu): Hemen hemen kati bir başarı. etrafına bakındı. hayatı boyunca hepsini bir bir elden çıkarmıştı. Dadısı. babasının maşayı yakalamak için ocağa eğilmesini görür gibi oldu. şekerim. o da. küçük kız. Kendi kendine: — Geçer. hatta çıkardığı mendili farketmemiş gibi davrandı. Yonville'in de diğer kasabalardan geri kalmaması için. bu aşırı sevgi karşısında şaşakalmış olan dadıya teslim etti. Önün yanıbaşında. kahkahalarla gülen çocuğunun sesini duydu. Kendisi ilerleme yanlısı olduğundan.

Bununla beraber. ameliyatın bedava olacağıydı. Hippolyte'in hangi adale ucunu kesmek lazım geldiğini tespit etmek için. Homais. ilmin nimetlerini tepmek nankörlüğüne akıl erdiremediğini ilâve ederek. iğne batmış da bir yerin azıcık kanamış gibi olacak. Emma'nın elinde kocasının becerikliliğinden şüphe etmesi için hiçbir delil yoktu. Eczacı: — Alt tarafı senin bileceğin iş. bin bir dereden su getirerek han uşağını ameliyat olmaya zorluyordu. bu inatçılığa. geyik gibi dörtnala koşturup duruyordu. bu ayak. komşular. sonra da içe çarpıklığı gidermek için. onu. makale dediğiniz şey ortalıkta dolaşır. Onun. ta Belediye Reisi Tu-vache'a kadar herkes adamcağızı zorladı. adale uçları kuru. meydanda ötekine benzemeyen dayanağını ileri uzatarak. at tırnağı kadar geniş. alt tarafa kıvrılma. Rouen'dan Doktor Duval'ın kitabını getirtti. iç tarafa basanları. karısının bir melek olduğunu söyleyerek. O. Sen istediğin kadar aksini söyle. Bovary bu işi başarabilirdi.Aşktan daha sağlam bir şeye dayanmaktan başka da bir şey istediği yoktu zaten. Charles. Hatta bu sakat bacak ötekinden daha gürbüze benziyordu. nasır çıkartmaktan çok daha hafif bir şey. eczacının ve kendi karısının teşviki ile bu işe razı oldu. marangozla ona yardım eden çilingire. Fakat.. hafifçe içe çarpık bir ayaktı. bunu söyledikten sonra. her akşam. uşak daha çok o sakat bacağına dayanıyordu. ameliyat için gerekli avadanlığı tedarik etmeyi kendi üzerine aldı. ahır uşağı salak salak gülümsüyordu. ne yapacaktın? Ah. Başkalarının işine karışmak âdeti olmayan Binet. diyordu. fakat asıl ona kararını verdiren şey. ya duymayacaksın. be mübarek? Asker olup da bayrağının altında dövüşmen icabetseydi. Eczacının öğütleriyle. üst tarafa kalkma) harıl hani öğrenip dururken. Bu kutuda demir. arabalar arasında sıçradığı görülüyordu. Bu cömertlik asıl Emma'nın aklına gelmişti. Herkes ondan bahseder. yani strephoctopodie'yi. ayağın aşağıya. bir taraftan tırnağına basanları. Sonunda çığ gibi büyür! Kim bilir! Kim bilir? Gerçekten. herhalde. Artemise.Belki azıcık bir acı ya duyacaksın. strephendopodie'yi ve strephexopodie'yi (yahut daha iyi anlatmak için. Madame Lefrançois. ondan dostum. aynı zamanda iki ameliyatı birden yapmayı göze alamıyordu. bacağına hemen hemen dik bir çizgi teşkil ediyordu. vida. küt ayağının ne cinsten olduğunu bilmek gerekiyordu. onu gururundan yakalamak istedi: — Sen erkek değil misin. —. herkes üzerine çullanmıştı. sabır ve enerji gibi manevi meziyetler edinmiş olacaktı ki. içe veya dışa doğru türlü iğrilmelerini) ve strephypopodie ile strephanopodie'yi (başka bir deyimle. fakat bu. baldır kemiğinin ön veterine el atmak icabediyordu. saç. aptal aptal gözlerini döndürüp duruyordu. sabahtan gece yarısına kadar. derisi pürtüklü. tahta. evvela Achille adale bağlantısını kesmek. okumaya daldı. siyah tırnaklan nal mıhlarını andıran bu uca basan MADAME BOVARY 185 ayakla han uşağı. kocaman parmaklı. işini görmekte sana çok zarar veriyordur. nasihata boğdu. Adamın ayağı. dış tarafa basanları. meşin. . Hippolyte! Homais. Bovary. Charles da içinden. Homais. utandırdı. kalçalarının böylesine sallanması. Sonra. uzaklaşıyordu. Hemen sonra. Çünkü.... kendisine ağırca bir iş gösterildiği zaman. Mademki bu uca basan bir ayaktı.bakmıyordu) bu olaya dair gazeteye küçük bir yazı göndermekten beni kim menedebilir? Ya. Bunu söylerken. Zavallı adam. hatta kadınların çok daha hoşuna gideceğini çıtlattı. dört kilo kadar ağırlığı olan bir çeşit kutu yaptırdı. öyle ki. nihayet razı oldu. hatta iyi tanımadığı daha mühim bir kısma neşter dokundurmak korkusuyle titriyordu. bir taraftan M. ameliyattan sonra kendisini ne kadar dinç ve çevik hissedeceğini anlattı. elbette. başını elleri arasına alarak. cıvata. şöhretini ve servetini artıracak bir teşebbüse sevketmekten kendisi de büyük bir memnunluk payı çıkaracak-tı. yok yoktu. 184 MADAME BOVARY Hippolyte düşünürken. Ben senin iyiliğin için söylüyorum! Sadece insanlık duygusuyle! Senin bu çirkin topallıktan kurtulduğunu görmek istiyorum da. Çünkü hekim. içeriye doğru çarpık olmasına mani olmuyordu. buna razı oldu. işe üç defa yeni baştan başlayarak. Âdeta hizmet ede ede. aralıksız.

Homais.. nihayet kendisini delice seven bu zavallı çocuğa karşı birazcık sevgi duymaktan mutlu oluyordu. Bu. sohbetler ve birlikte hayal kurmalarla geçen çok 186 MADAME BOVARY sevimli bir akşam oldu. Kalabalığın gözünü kamaştırmak kadar kendine de o vehmi vermek için. Veter kesilmiş. kalın bir beyin tabakasında bulunan bir abseyi açarken. Nitekim salı günü. İlerideki zenginliklerinden. eli titrek. bir yığın bez parçası. kesik bir şiryanı derhal bitiştirip bağlarken. Hippolyte'e yaklaşan M. bir küt ayak ameliyatı yaptı. Emma da. Hastada. halk yığınlarının.. refahının artacağını. yepyeni bir his içinde refaha kavuşmaktan. Velinimetine karşı minnettarlığını daha sonra gösterirsin. Henüz yatağa girmişlerdi ki..» Heyecandan boğulacak gibi olan Charles: — Bu kadarı da fazla! Bu kadarı da fazla! diyordu. Charles.. Esasen. gazetede. karısının daima kendisini seveceğini görür gibi oluyordu. Homais ta sabahtan beri tertip etmişti. keyifli . hastasının ayağım mekanik motora sımsıkı bağlayıp evine gitti.Ne Ambroise Pare. katiyen! Ne münasebet!. aynı zamanda yüksek bir insanseverlik olayı olan bir cerrahi tecrübeye sahne oldu. bu. Charles tıka basa kamını doyurdu.. Eczacı: — Haydi. Bovary: — Doğrusu da bu. ameliyat bitmişti.» «Bir küt ayak ameliyatı yaptı. devam ediniz. ameliyat neticesini anlatmaya indi. gariptir (gözümüzle gördüğümüz için söylüyoruz) hiçbir ıstırap alâmeti görülmedi. avluda bekleyen ve Hippolyte'in düzgün yürüyerek meydana çıkaracağını tahayyül eden beş^altı merakhmn yanına. «M. Hemen boynuna sarıldı. elinde daha mürekkebi kurumamış bir kağıtla ansızın içeriye girdi. belki de önümüzdeki köy yortusunda Hippolyte'çiğimizin. sanatın himmetiyle asi ve-terin nihayet teslim olduğunu ilan etmek üzere ancak birkaç damla kan peyda oldu. kafasından Rodolphe'un hayali geçti.. Hastanelerde olduğu gibi.. Her şey. ne Dupuytren. çünkü bilirsiniz. ameliyat da göz açıp kapayıncaya kadar tamamlandı. aşçı kadına rağmen. merak içinde kendisini kapıda bekliyordu. Bovary: — Siz kendiniz okuyun. kuru bir çıtırtı duyuldu. dedi. Teşebbüsün yeniliği ve mevzuun uyandırdığı alâka o kadar ahali celbetmişti MADAME BOVARY 187 ki. Rouen Feneri gazetesine göndermek için yazdığı reklam yazısıydı. Bovary. Sonra.. Okudu: — «Avrupa'nın yüzünü kısmen bir şebeke gibi kaplayan peşin hükümlere rağmen. dağlar kadan sargı. bütün bu hazırlıkları M. nekahat devresinin kısa süreceği zannını vermektedir. en seçkin hekimlerimizden biri olan bu zat.. O akşam. on beş asır aralıkla ilk defa olarak.. Sofraya oturdular. herkes belki anlamazdı. Bir an. endişeye mucip alacak hiçbir şey yoktur. — Hayır. ne de Gersoul. Eczacı: — Baştan başlıyorum. şöhretinin yayılacağını. evde davetliler varken göz yumduğu bir sefahatti. daha temiz. mumlu iplikler. müessesenin eşiğinde gerçekten bir izdiham peyda olmuştu. Charles da. eczanedeki bütün sargılar vardı. ışık. Celse'den sonra. bir sürü sargı. daha güzel. sakin ol. Bovary. Hatta yemişten sonra kahve içmek bile istedi ki. Bovary kadar yüreği çarpıntılı. en seçkin hekimlerimizden biri olan bu zat. bizim küçük kasabamız Yonville. derinin üzerinde. Ameliyat edilen kimse. fakat bakışlarını hemen Charles'a çevirdi: Kocasının hiç de çirkin dişleri olmadığını hayretle gördü. aile hayatında yapacakları yeniliklerden söz ettiler. elinde neşter. bir masa üzerinde. dedi. köylerimize de girmeye başladı. Vaziyetinde. diyordu. Emma.» ilmi tabirini kullanmadım. dedi. şu ana kadar. yanında. Hippolyte hayretten kendini alamıyordu. Talim meydanında Madame Lefrançois'nın işlettiği ALTIN ASLAN otelinde yirmi beş yıldan beri ahır uşaklığı eden Hippolyte Tautain adlı şahıstı. ancak pazar günleri. M. ilk defa üst çene kemiğini kesip alırken. Charles deriyi deldi. M. Okusunlar diye getiriyordu. eğilip Bovary'nin ellerini öptü durdu. kafası ergin değildi. Kim bilir.

Fakat her gün yemeğini orada yiyen tahsildar. . Nihayet. Haydi.. Aklım başımdan gidiyor! diye bağırmasına mâni olamadı. avazları çıktığı kadar bağırıp çağırıyorlardı. leşmiş olan kimselere dair bir sürü hikaye anlatıyorlardı. Hippolyte ona dehşet bürümüş gözlerle bakıyor ve hıçkırıklar arasında: MADAME BOVARY 189 — Ne zaman iyi olacağım? diye kekeliyordu. Kendisine tatbik edilen tedaviden bambaşka usullerle iyi-. eskisinden daha sımsıkı. Hekim de her defasında. kaim battaniyelerin' altında inliyordu. teselli makamında: — Sen kendim fazla dinliyorsun. makineyi yeniden çıkardılar ve gördükleri manzaradan afallayıp kaldılar. daha çabuk iyileşsin diye. Lefrançois ana. Ama senin kabahatin bu. içine bacağının sokulduğu o mekanik aleti. Uzvun vaziyetini bozmamak için. bin bir ihtiyatla kutu çıkarıldı ve korkunç bir manzara ortaya çıktı. tütün. Yaşasın âlicenap âlimler! Yaşasın hemcinslerini iyileştirmeye veya acılarını dindirmeye gece gündüz demeden çalışan yorulmak bilmez insanİarl Yaşasın. şimdi ilim sayesinde. teselli ediyor. merak içinde. onun etrafında. Ayağın biçimi öyle bir şişkinlik içinde kaybolmuştu ki. Lefrançois ananın telaşlı telaşlı gelerek: — İmdat! Ölüyor adam!.. biraz eğlenip içi açılsın diye onu. istekalarla eskrim yapıyorlar. cesaretlendiriyordu. ayağı. böyle bir komşuluktan acı acı şikâyet etti. diyorlardı. O da nefes nefese. Her saat başında. Vaziyet ciddileşiyordu. ama hiç de güzel kokmuyorsun ha! Gerçekten. kıpkırmızı kesilmiş. Bovary bu halden âdeta hastalanmıştı. Adamcağız orada. üstü söz konusu makinenin sebep olduğu berelerle kaplanmıştı. onun.dostlar arasında. diyordu. Hippolyte artık hiç dayanamayınca. Lefran-çois ana. bilardo yuvarlaklarım dürtüklüyorlar. şikâyet etmekte tamamıyle haksız olmadığını kabul etmek gerekiyordu. Adamın ayağı birkaç saat serbest bırakıldı. Kendini daha da halsiz düşürme. sakalı uzamış. böyle yapmalıydın. deri nerdeyse bütün bütüne çatlayacak gibiydi. Şöyle yapmalıydın. konuşması ve hünerli sıçrayışlanyle tamamen şifa bulduğunu ispat eylediğini göreceğiz. Charles Altın Aslan'a koştu. kurtarın beni!. Ah. taassubun ancak Tanrının sevgili kullarına vadettiği şeyler. Kalksana artık. Ne kadar bahtsızmışım! Ne kadar bahtsızmışım!. gözleri çu-kurlaşmış. yıkacakmış gibi han duvarına küt küt vuruyordu. şapkasız. tekrar âlete yerleştirmeyi münasip gördüler. Bunun üzerine Hippolyte'yi bilardo salonuna kaldırdılar. neşeli neşeli dans ettiğini ve hepimize. sağırların işiteceğini. benzi solmuş. Lakin şiş biraz iner inmez. topalların yürüyeceğini ilan etmenin yeri değil midir artık? Eskiden. Yer yer içlerinden siyah bir mayiin sızdığı kabarcıklar bulunan kurşuni renkte bir şişkinlik bacağa yayılmıştı. Madame Bo-vary kendisini görmeye geliyordu. fakat kimse aldırmamıştı. meydandan geçtiğini gören eczacı da. köylüler. başını sineklerin üşüştüğü kirli yastıkta sağa sola döndürerek. yalnız kaldığı da yoktu. her iki âlim. sonra. şarkı söylüyorlar. arkasından: — Dinleme onu.» Bütün bunlar. içki içiyorlar. yut şunu!. evvelce de bundan acı duydu188 MADAME BOVARY ğundan şikâyet etmişti. öyle ki. hana geldi ve merdivenden çıkmakta olan kimselere sormaya başladı: — Bizim sevimli küt ayaklıya ne oldu? Müthiş çırpınmalar içinde kıvranıp duruyordu küt ayaklı. perhiz tavsiye ederek yanından ayrılıyordu. Zaten. eczaneyi bırakıp çıktı. bin yaşasın! Körlerin gözleri açılacağını. bütün insanların nasibi oluyor! Okuyucularımızı bu fevkalâde tedavinin bütün safhalarından haberdar edeceğiz. her dakika geliyordu. kangren de gittikçe yayılıyordu.. krallar gibi yatıyorsun boyuna. Halin pek o kadar parlak değil galiba. Kataplazmaları için bez getiriyor. bilhassa pazar kurulduğu günler. evlâdım. Hippolyte. Sana kâfi derecede işkence yaptılar zaten. kazık herif. üç gün sonra. Ne halin varsa gör. beş gün sonra. mutfağın yanındaki küçük salona yerleştirdi . Omuzuna vurarak: — Nasılsın? diyorlardı. Hippolyte'in canı sıkılmaya başlamıştı.

reçeteleri ta Yonville'e kadar gelen M. ayaklardan karına doğru ilerliyordu. Paris icadı! İşte başkentteki beylerin fikirleri! Tıpkı şaşılık. Bunda bir zarar yoktu ki. Küt ayakları düzeltmek! Küt ayaklan düzeltmek mümkün mü? Bu. Yapacağına söz veriyorsun değil mi? Zavallıcık söz verdi. iyileşecek olursa.-Ümit ederim ki. Bunlar. köyde mühim bir olay oldu..Ona mükemmel bir et suyu. prensiplerini bir yana bırakarak. Ben öyle ağır günahlar işlemiş kimseler tanıdım ki. tıpkı bîr kamburu dümdüz etmeyi istemek gibi bir şey!. ama Hippolyte bunu ağzına götürmek cesaretini kendinde bulamıyordu. ruhunun esenliğine özen göstermekten seni alıkoydu. Sonra bir punduna getiriyor. Bizler. sarsıyor ve eczanenin içinde bar bar bağırıyordu: — Bütün bunlar. bir dilim but. Bakkalde Hippolyte'in hastalığı tartışılıyordu. Bu yardımı başarıya ulaşır gibi oldu. nazlı bebek değiliz. halinin fenalaştığını öğrendi. kendinden pek emin bir zat olan bu meslektaş. onurunu ticaretinin daha ciddi çıkarları uğruna feda etti. bunu düşünmek zamanı geldi. Ama yine de ümidini kesme. Ama yine. Papaz Bournisien. ne olur ki? Evet. size ilaçlar. Söze evvela derdine acımakla başladı. Sonra bacağı kesmek gerektiğini açıkça söyleyerek. Eczacı. hatta bazen. çok geçmeden. elli yaşında. yap dediğimi. İlaçlar istendiği kadar çeşitlensin. arkasından. evet anlamında başını sallamakla cevap verdi. ta diz-kapağına kadar kangren olmuş o bacağı görünce. MADAME BOVARY 191 Bu sebeple Bovary'yi müdafaa etmeye kalkışmadı. pratik hekimleriz. BonSecours'u ziyarete gitmek arzusunu belirtti. Kaç yıldır mukaddes sofraya yaklaştığın yoktu. adaleler her gün biraz daha kopuyordu. mesanedeki taşlan kırma ameliyatı gibi. Anlıyorum. sabah erkenden kalktılar. hatta hiçbir itirazda bulunmadı. Cenabı Hak'kın huzuruna çıkmak üzereyken (sen daha o vaziyette değilsin. ilâhi irade böyle tecelli ettiğine göre buna sevinmesi ve fırsattan derhal faydalanarak Cenabı Hak'la barışması gerektiğini söyledi. küçücük kadehler içinde içki uzatıyor. eczacıya gitti ve zavallı bir adamı bu hallere sokan eşekler aleyhinde ağzını açtı. buna mazhar olarak öldüler. çünkü. biliyorum). iki tedbir bir tek tedbirden daha işe yarardı. meşguliyetlerin. biz. Ne zarar edersin ki?. küt ayaklı. Tababette doktora yapmış. Madame Lefrançois'ya boyuna söylüyordu: — Bırakın şu adamcağızı! Bırakın şu adamcağızı! Sofuluğunuzla maneviyatını bozuyorsunuz! . M. Hatta. sabah akşam. İhtiyar. uygun bir ifade vererek din meselelerine dokunuyordu. hasta tedavi ederiz. vazifelerini biraz ihmal ediyordun. Homais'yi redingotunun düğmesinden yakalamış. Fakat kadıncağızın artık ona aldırdığı yoktu. gözünü yumdu. M. hükümetçe yasak edilmesi gereken bir alay canavarlıklar! Ama becerikli görünmek istiyorlar. o idi. sıkıntısını dalkavukça bir gülümseme ile gizliyordu. Hippolyte'in pek anlayamadığı şakalar ve kelime oyunlanyle karışık fıkralar anlatıyordu. Canivet'yi öfkelendirmemek ihtiyacıyle. yüzüne. bir defa da «Gökyüzündeki Babamız» dualarını okusan. ondan mağfiret dilediler ve hiç şüphe yok. Nihayet bir gün Charles. o gün. bu kadar usta değiliz. cerrahlık kadar din de biçarenin imdadına yetişeceğe benzemiyordu. sanki adam idam edilecekmiş gibi bir ölüm havası esiyordu. Tıklım tıklım olan Grande-Rue'de. bir de şimşir dalı yerleştirdi. seni ayinlerde pek seyrek görüyorduk. Han sahibesiyle konuşuyor. baba tavrı takınarak: — Çünkü. neticelerine hiç aldırış etmeden. hatırım için yap. bir defa «Sizi selamlarım. parlak bir mevki sahibi. Doktor Canivet'nin bacağı kalçadan kesme ameliyatı. benim için. dünya işlerinin girdabı. biraz domuz yağı getirip veriyor. Her şeyin sebebi. Fakat şimdi. Homais bu sözleri dinlerken canı sıkılıyordu ama. inat olsun diye. Böylece. onun iddiasına göre. onlar gibi. Ca-nivet'yi getirtip getirtemeyeceğini sormasına. bize iyi örnek olursun. Hippolyte'in nekahatine zarar veriyordu. Lefrançois ananın çaresizlikten. aşağılayarak gülmekten çekinmedi. lütufkâr Meryem». kloroform. Papazın dolapları dediği bu hareketlere pek içerliyordu. Bütün köy halkı. o önü alınmaz çürüme. diyordu. Papaz artık her gün geliyordu. sen de. tedavi usulleri sokuşturuyorlar. hastanın başı ucuna. dolu bir mukaddes su kabı astı. ka-taplaşmalar istendiği kadar değiştirilsin.. Bournisien de bunda bir sakınca 190 MADAME BOVARY görmediği cevabını verdi. sapasağlam bir adama ameliyat yapmayı aklımızdan geçirmeyiz. bizler âlim değiliz. . toy züppe değiliz. bir tedbir olmak üzere. kendisini görmek istediğini haber verdi. büyük bir şöhret sahibi olan Neufchâtel'li M. ruhani.

iflas etmiş. bu da sonunda mizacınızı bozar tabii. karşısında. gözleri bir noktaya takılı duruyordu. benim sinir sistemim öyle. hareket halindeyken dahi. Canivet: — Aman efendim. Neufchâtel'e kadar. O da. Bu sırada eczacı. Bunun üzerine. aleyhinde neler. evvela kısrağı ile ve arabasıyle meşgul olurdu. Sonra. o anlarda. mesleğini bir nevi risalet addediyordu. Bu sayede sizin gibi nazik değilimdir. ne aksilikti bu». denize düşüp de dalgaların üzerinde yuvarlanıp giden boş fıçı gibi. Lestiboudois'ya gelmesi için haber gönderildi. onların arasında. Sonra ahıra giderek. Homais. Siz bana bakın: Allahın günü saat dörtte kalkarım. benim için hiç fark etmez. seyirci olarak kalırsa. Bovary. neler yazacaklardı? Arkasından mesele basma aksedecek. kızarıp boz'ararak. Herhalde gülecekler. Kendisini şimdiden. çizmeleri döşemede gıcırdıyordu. kollarını sıvayıp bilardo salonuna geçti. bunlar ameliyat sırasında kullanılanların aynıydı. İşin içine mukadderat karışmıştı. evinden kımıldamaya cesaret edemiyordu. Bu dedikodular For-ges'e kadar. hep mutfağınızın içine takılır kalırsınız. dedikodu çıkaracaklardı. her yere yayılacaktı! Kim bilir. akla gelen her türlü tedbiri de almıştı. hayvanı arabadan çözmelerini emretti. şayet Hippolyte ölecek olursa. Eczacı. alışkanlıklarından bir zerresini dahi'feda etmezdi. Elbette diyeceğiniz. bu beyler. her ikisi de önlüklerinden daha solmuş. eczacı beyler. Aşağıda. ona bakıyordu. alışkanlık!. şerefini kaybetmiş. yapım sağlam192 MADAME BOVARY dır. filozofça. Canivet. Ne olursa olsun. cerrahın soğukkanlılığını bir generalin metanetine benzetti.. çarşaflar içinde hafakandan terleyip duran Hippolyte'e hiç aldırış etmeksizin. Kâh şu tarzda yaşarım. kâinatta tek canlı insan kalmasa bile. kendisinden: «Ah! M. Homais'nin getirdiği sargıları gözden geçirdi. bilirsiniz. karşısına çıktı. zilletini paylaşmıyordu. soğuk su ile tıraş olurum (katiyen üşümem). konuşmaya giriştiler. acayip bir adamdır» diye bahsedilirdi. gazetelerde şuna buna cevap vermek gerekecekti. zamanla. Altın Aslan'ın kapısından kasırga gibi girerken. daha ziyade inmeye müstait gibi görünüyorsunuz.dükkânlarda alışveriş durmuştu. Canivet'nin hoşuna gitti ve sanatının icapları hakkında uzun uzun söz söylemesine sebep oldu. bu ameliyatta hazır bulunamayacak kadar yufka yürekli olduğunu söyledi. onu kendisi katletmiş sayılacaktı. sanki zavallılığının yirmi kere bol bol farkına varmamış gibi. Canivet. Emma. kendisinden davacı olabilirdi. bulamıyordu. biraz eğiliyordu.. ta Rouen'a kadar yayılacaktı. dedi. Fakat. odasında. Charles. Emma: . bocalayıp duruyordu. Bu mukayese. Ama en şöhretli cerrahlar bile pekâlâ aldatabilirdi. doktorun iri vücudunun ağırlığı altında çöktüğü için. Çünkü. yulafını yeyip yemediğine baktı. mahvolmuş görüyordu. gidelim! Fakat eczacı. nezle olmam.. pencereden kımıldamıyordu. içinde ateş yanmayan ocağın yanma oturmuş. belediye reisinin karısı Madame Tuvache. MADAME BOVARY 193 bir başka zillet duyuyordu. salonda. ha rasgele bir kümes hayvanını. fanila giymem. muhayyile. doktorasız hekimlerin şerefini düşürmesine rağmen. Hazır mıyız? Haydi. — İnsan. Bu sarsılmaz metaneti kendisine daha da itibar kazandınyordu. Bunun içindir ki. Bununla beraber. sizler. Yanında öteki minderin üstünde kırmızı sahtiyan kaplı ve üç bakır tokası ihtişamla parlayan kocaman bir kutu görülüyordu. kendi kullandığı iki tekerlekli arabasıyle çıkagel-di. Hem zaten buna şaşmıyorum. Sonra. hastalarını ziyarete gelince. Hippolyte. M. yandaki dik yayı. Nihayet. diyordu. Bacağı tutacak birini istedi. Doktor: — Size güveniyorum. araba. hastaya döndü. Nihayet. Kıyamet kopsa da. o.. Bir sürü faraziyenin hücumuna uğrayan muhayyilesi. böyle bir adamın hâlâ bir işe yarayabileceğini zannetmiş olmasından ileri geliyordu. alışkanlık. Fakat kimse buna inanmak istemezdi. yüksek sesle bağırarak. Cerrah. bana. ha bir Hıristiyanı doğramışım. ellerini kavuşturmuş. diye sözünü kesti.. nasıl rast-gelirse. kulakları kapıya dikili bekleyen Artemise ile hancının yanında kaldı. fazla tesir altında kalır! Hem sonra. «Ne kötü macera. soranlara bu işi nasıl izah edecekti? Acaba herhangi bir şeyde hata mı etmişti? Arıyordu. meslektaşları. diye düşünüyordu. çenesi göğsüne düşmüş. cerrahın gelişini görmek sabırsızlığı içinde. kâh bu tarzda. hasta ziyaretlerine gittiği zaman. bir aşağı bir yukarı dolaşıyor.

kaldı. Sessizce birbirlerine baktılar. bir kere daha aldanmıştı? Sonra. sinirli bir hareketle kaşlarını çattı. kar gibi eridi gitti. halini bir sinir hastalığına yorarak. Ve. perişan. Bütün bunlar. Âşığının hatırası baş döndürücü cazibelerle aklına geliyordu. Onun her şeyi. bir pusula yazıyor. Emma öfkeden kıpkırmızı kesilmiş. gözlerinin önünde can çekişiyormuş kadar kendisine hayatından kopmuş. bir başkasına teslim olduğu için. kendisini bekliyor buldu. dedi. bütün elde edebileceği şeyler hatırına geldi. ! Nasıl olmuştu da (o kadar zeki bir kadın olduğu halde). Rodolphe bahçeye geldiği zaman.. kendine gel! Biliyorsun ki seni seviyorum!. Niçindi. ne demek istediğini tahmin etmek istercesine başını kaldırdı. süs bitkisinden kopardığı bir kırıntıyı parmakları arasında evirip çevirerek korlaşmış gözbebeklerini hemen fırlamaya hazır iki ateşli ok gibi. Charles. şaşırmış: — Nen var? Nen var? diye tekrarladı. Gece. güneş altında. koltuğuna yığıldı. kapıyı öyle şiddetli kapadı ki. XII Yeniden sevişmeye başladılar. ameliyat edilen adamın. bayılacak kadar sarardı. dedi. büyük bir kırmızı kutu taşıyordu. sanki ölmek üzereymiş. güpegündüz. devamlı fedakârlıklarla kendi hayatını mahvetmesi ne acınacak bir delilikti! Ruhunun bütün lüks içgüdülerini. pişmanlıktan az mı gözyaşı dökmüştü? Derin bir düşünceye dalmış olan Bovary. yani bütün varlığı. karıcığım. etrafında uğursuz. sonra pencereden Justin'e bir işaret yapıyor. morarmış. İşte. Hatta ekseriya. Homais. yere düşüp parçalandı. Zafere ulaşmış zinaya ait bütün kötü alayların tadını çıkarıyordu. evliliğin bayağılıkları. niçindi? Kasabayı dolduran sessizlik içinde. hiçbir şey anlamayan. şimdi kendisini öfkelendiriyordu. elbisesi. öylesine kaybolmuş gitmiş. indirilmiş pancurun aralığından. bir sarhoşun bulanık gözleriyle karısına bakıyordu. önlüğünü çıkardığı gibi. Emma'nın aklına esiyor. boğazlanan bir hayvanın uzaktan gelen ulumaları gibi. Arkasında. boyun atkısıyle alnını silen Doktor Canivet'yi gördü. Birbirlerine sarıldılar. Charles kalkıp baktı. Onu sevmek için az mı gayret etmişti. tiz çığlıklarla kesilmiş uzun iniltiler halinde sürüp giden feryatlarını dinleyerek. Kaldırımdan bir ayak sesi geldi. pazar yerinin kenarında. yepyeni bir vecd ile bu hayale kapılan ruhunu o hatıranın içine atıyordu. yaralı kırlangıçlar gibi çamura düşen hülyaları. canımı sıkıyorsun! Oturdu. birbirlerini görmekten âdeta afalladılar. düşüncesi üzerine bu cümlenin beklenmedik darbesi ile Emma. dudaklarını ısırıyor. ilk basamağa oturmuş. Charles'a dikiyordu. anlaşılmaz bir şeyin dolaştığını belli belirsiz hissederek. şuurlarıyle birbirlerinden öylesine uzaktaydılar ki.— Otur yerine. bütün istemediği. termometre duvardan fırladı. haykırdı: — Bırak beni! Charles. Emma. onun için. gülünç olan adının karısını da lekeleyeceğinden bile habersiz. ayağı dışa çarpık olmasın! diye haykırdı. Her ikisi de eczanenin yolunu tutmuşlardı. karısının nesi olduğunu düşünerek. metresini sahanlığın altına.. bütün şahsı. bu mahluk için. bütün hınçları bu öpüşmenin sıcaklığı içinde. MADAME BOVARY 195 . Charles. Gel! Kadın. hiçbir şey duymayan bu adam içindi. bir cinayetmiş gibi pişman oluyor ve ondan hâlâ ne kalmışsa. Eski iffetinden. rahat rahat duruyordu. sakin ol. gururunun azgın darbeleri MB 13 194 MADAME BOVARY altında yıkılıp gidiyordu. şuracıkta. suratı. bütün mahrumiyetleri. ağlamaklı. Bir gümüş tabağa çarpan bir kurşun mermi gibi. öylesine imkân-sızlaşmış ve hiçleşmiş gibi geliyordu. bütün arzu ettiği. ani bir sevgi ve ümitsizlik içinde karısına döndü ve: — Öpsene beni. Charles. O zaman Charles. evlenmenin. Emma. ür-pererek. Bovary. ansızın: — Sakın. korkunç bir tavırla: — Yeter! diye haykırdı. yürek paralayıcı bir feryat havayı delip geçti. o da. salondan kaçarken.

Parmakları arasında toz olup dağılan bu çamurun. — Darılmayın hemen. dedi. zekâsını her zamankinden daha hantal. böyle bağlanmasına yardımcılık eden bir sebebi. eşarplar. hem gürbüz. yere oturmuştu. ekseriya yanında kalarak nasıl çalıştığını seyrediyordu. dedi. Emma göğüs geçirdi: — Gider. tavrını her zamankinden daha adi buluyordu. ötekinden o nispette nefret ediyordu. kocasına karşı duyduğu tiksinti yüzünden her gün biraz daha artıyordu. lemeli yakalar. Derhal. Hep kadınların eteği dibindesin. Bu davetler. dizlerinin dibine.Huchette'e yollanıyordu.. bir prens bekleyen fahişe gibi hazırlıyordu. hiç imkânı var mı? Emma aynı mevzua tekrar dokundu. kumaşının havı biraz dökülen ayakkabılarını hemen kendisine verirdi.ais böyle şeyler kullanmaz mı? — Elbette! Madame Homais! Sonra. Enima'nın çamura —randevuların çamuruna— batmış ayakkabılarını. arsız çocuk. mavi camdan iki büyük vazosunu güllerle donatıyor. çenende birazcık sakalın olsun. Emma'nın Hippolyte'e hediye edilmesini münasip gördüğü bir takma bacak için tam üç yüz frank ödemek zorunda kaldı. etrafında sergilenen pazen eteklikler.. Nitekim. Git de havanda badem ez. Charles en küçük bir ihtarda bulunmaya cesaret edemiyor. kü-Çük Justin ise. bakışları dalgın. Rodolphe geliyordu. Felicit6 mutfaktan kımıldayamıyor. M. Felicite gülerek: — Sen hiçbir şey görmemiş misin? diyordu. dedi. yakalıyordu. gerdanını bilezikler. gideyim de potinlerini temizleyeyim. kalça tarafı geniş. Guillaumin'in uşağı Theodore da kendisine kur yapmaya başlamıştı. zemberekli . etrafında oğlanın böyle dört dönmesine sinirleniyordu.. diyordu. o da istediği gibi har vurup harman savuruyordu. hâsılı. diyordu. Gerçekten. dairesini ve vücudunu. zevce ve iffetli kadın tavrını muhafaza etmekle beraber. akıldan yana o kadar tecrübe sahibi olan ve arzuda böylesine coşkunluk gösteren o adam gözlerinin önüne gelince. Rodolphe ise anlamamazlıktan geldi ve sözü değiştirdi. sabrını kaybederek: — Ben ne yapabilirim ki. Elini eteklik kasnağına veya kopçalara sürerek: — Bu neye yarar? diye soruyordu. Hizmetçilerin durmamacasına çamaşır yıkaması icabediyordu. Rodolphe gülerek: — Sen gerçekten çıldırmışsın. yanıp tutuşuyordu! Tırnaklarını onun için bir kuyumcu özeniyle eğeliyor. F61icite'nin ütü yaptığı uzun tahtaya dirseğini dayayarak. bir güneş ışınında yavaşça havaya yükselmesini seyrediyordu. Emma'nın dolabında bir sürü ayakkabı vardı. Kadın birine ne kadar bağlanırsa. yüzükler ve kolyelerle dolduruyordu. — Ah! İstesen!. Rodolphe ile buluştuktan sonra kocasıyle karşı karşıya gelince. onu her zamankinden daha sevimsiz. Kadının. hem de zarif o boy bos. Ondan altı yaş büyüktü. ne olur. canının sıkıldığını. çünkü Madame. Kollarını. O zaman yine. aşağısı gittikçe daralan fistolu donlar gibi kadın eşyasını hırsla süzüyordu. Saçları çözük. Bu işlere burnunu sokmak için. bu sevgi. derisine sürdüğü kremi ve mendillerine doldurduğu lavantayı az buluyordu. bekle de. başka bir yerde. hayatının büsbütün bayağılaştığmı söylemek içindi. aşk gibi basit bir işte her şeyin böylesine çetrefil bir hale getirilmesiydi. Rodolphe: — Ne gibi. 196 MADAME BOVARY Çocukcağız. ocak pervazının üstünden. Bir mantar tabakasıyle kaplı olan bacakta. Anlamadığı nokta. bir yerlerde yaşardık. düşünceli düşünceli ilave ediyordu: — O da Madame gibi bir hanım mı ki? Fakat Felicite. Rodolphe bir gün. Sanki senin patronun Madame H'>n. siyah saçları ya-ğızlaşmış alnına doğru bir perçemle dönen o baş. Kendisi temizlediği zaman buna hiç aldırış etmezdi. Ro-dolphe'un geleceği günlerde. tırnaklarını her zamankinden daha dört köşe. kocasının aşağılık bir mahlûk olduğunu. bir yöneticisi olmalıydı. Kola çanağını yerinden oynatırken: — Rahat bırak beni. iş. Aşçı kız: — Ayakkabıların hırpalamaktan amma da korkuyorsun.

gayet kibar davranıyor. Paris'ten yeni gelen mallardan. Emma: — Peki. tam iki yüz yetmiş franklık bir fatura ile çıkageldi./ diyerek çıkıp gitti. İstediği para tamamdı. Onunla. parayı daha sonra kocasına iade etmek için. Nitekim birçoklarını reddetti. tüccar. dedi. Mesela. elinde nakit parası kalmamıştı. Rodolphe'a hediye etmek için. hemen üzerine atlayıp tomarı açtı. geri alın! — Şaka olsun diye söyledim. Rouen'da bir şemsiye mağazasında bulunan pek güzel bir kırbacı ona sipariş etti. bir sürü hizmet teklifinde bulunduysa da Emma hepsini reddetti. Derozerays'dan gelecek havaleyi sabırsızlıkla bekliyordu. alçak. kendisinin de alacaklıları peşine düşmüştü. nihayet Charles'ın vaktiyle yolda bulup da karısının sakladığı. bütün çekmeceleri bomboştu. daha bir sürü takıntıları vardı. karışık bir mekanizma vardı. Yalnız o kırbaca üzülüyorum. ayrıca. uzaktan. M. bir sürü kadın öteberisinden konuşuyor. kadın ısrar ediyordu. Emma'ya sattığı bütün malları geri almak zorunda kalacaktı. gibi ıslığa benzeyen sesiyle: — Pekâlâ. M. Kendi kendine. Kabzası altın yaldızlı gümüş kırbaçtan başka. İçinde on beş Napoleon altını vardı. 198 MADAME BOVARY Bu işten nasıl yakayı kurtaracağını düşündüğü sırada. Emma. Lestiboudois'ya on beş günlükten fazla. çok garip fikirleri de vardı: . ister istemez. Yine eskisi gibi kasabayı dört döndüğü görülüyordu. tüccar M. bütün kaprislerini tatmin etmek hususunda bu kolaylığa kendini bırakıverdi. bu bacağın fiyatını da kesesinden ödedi. kaldırımlar üzerinde bastonunun takırtısını işitince. asla para bahsini ağzına almıyordu. Hekim. Rodolphe onu müstebit ve fazla yapışkan bulmakla beraber. aşçı kız içeriye girerek. artık gider beyden isterim. üzerinde kalpte aşk düsturu yazılı bir mühür. — Adam sende!.. dedi. Lheureux. Emma. Lheureux içinden: — Şimdi seni yakaladım! diye düşündü. ertesi hafta kırbacı getirip masanın üstüne koydu.. Şayet mutabık olduğumuz meblağ yerine. Emma. altınları çekmecenin dibine attı ve anahtarı aldı. Madame Bovary'den. adamın eline on dött Napoleon sıkıştırarak: — İşte paranız. her zamanki. Fakat Hippolyte. — Size bir teklifim var. Hayal kırıklığını gizlemek için boyuna özür diledi durdu. Siparişle meşgul olan. Tüccar serseme dönmüştü. Sonra. diye düşündü.. çabucak yolunu değiştiriyordu. Emma'nın nevri döndü. şayet eline para geçmeyecek olursa. Üzerine siyah bir pantolon geçirilmiş. M. Bu keşfinden emin. masraftan kısıntılar yapmaya söz veriyordu. mavi kağıda sarılı küçücük bir tomar bıraktı. Sonra. Bu işi sayesinde sık sık gidip Emma'yı görmek fırsatını bulmuştu. onu kendi nazarında küçük düşürüyordu. Bununla beraber bu hediyeler. Lheureux tekrar çıkageldi. düşünürüz. Fakat adam sabırsızlanıyordu. boyun atkısı olarak kullansın diye bir eşarp. Lheureux'di. evvela Lheureux'yu atlatmaya muvaffak oldu. santimler hariç. Ne yapalım. böyle güzel bir bacağı Allanın günü kullanmâMADAME BOVARY 197 ya kıyamayarak. ocağın üzerine M. adamın kendisine iade ettiği iki tane beş franklık sikkeyi önlüğünün cebinde birkaç dakika elleyerek olduğu yerde kaldı. Ahır uşağı yavaş yavaş eski işini görecek hale geldi. Charles. Derozerays tarafından gönderilmiş. boyun eğmek zorunda kaldı. Emma: — Olmaz! Olmaz! dedi. hizmetçi kıza ise altı aylık borçlan. kendisine daha elverişli bir bacak tedarik etmesini rica ediyordu. aklında kalacak değil a. Charles'ın merdivenden çıktığını duydu. ucuna vernikli bir çizme takılmıştı. dedi. Rodolphe. her yıl Saint-Pierre yortusuna doğru para göndermek âdetinde olan M. Üç gün sonra.. Emma'dan. Bovary. düşünürüz. tıpkı Vi-kontunkine benzeyen bir sigara tabakası hediye almıştı. Emma.mafsallar. Fakat ertesi gün.

Anne Madame Bovary. Kocasıyle pek patırtılı bir münakaşadan sonra. Nihayet bir gün. fakat ben hepsinden daha iyi sevmesini bilirim! Ben senin hizmetçinim. bu aşkta tadı çıkarılacak başka zevkler olduğunun farkına vardı. artık hiçbirinin yeniliği kalmamıştı. senden artık vazgeçemeyecek kadap-şeviyorum seni. elde sigara. diyordu. ne kanaatlerini. şehvet düşkünü veya satılık kadınların ağzından da buna benzer cümlelerin fısıldandığını duymuştu. Bazen. Kendi kendime diyorum: «Nerededir? Acaba başka kadınlarla mı konuşuyor? Hah. bir gece önce. ayak seslerini duyar duymaz. Kadına. sözleri daha serbest oldu. hâlâ şüpheleri kalmışsa. Mademki hiç kimse. mutfaktan kaçıp gitmişti. hafif siyah sakallı bir adamla birlikte yakalamıştı. Dargınlık çık1-ti.» Ah. Bunu duyan Emma gülmeye başladı. Felicite'yi kırk yaşlarında. ifadelerin benzerliği altındaki duygu farklarını seçemiyordu. ihtirasın hep aynı şekilleri ve aynı lisanı olan o ezeli yeknesaklığını çırılçıplak ortada bırakıyordu. ona. beni düşüneceksin. Ro-dolphe ile dolaşmak yakışıksızlığını bile gösterdi. Bunların samimiyetine pek az inanıyordu. Emma hesabına da şehvetle dolu bir çeşit budalaca bağlılık. yıldızları aşka getirmek istediğimiz zaman. ağlıyor. Rodolphe. kendine karşı hayranlıkla. Bovary anne.— Saat gece yarısını çalınca. fakat ihtiyar kadıncağız öfkelendi ve ahlakın hiçe sayılması istenmiyorsa. — Başkalarını da sevmedin mi sanki? Rodolphe gülerek: MADAME BOVARY 199 — Beni bulduğun zaman toy delikanlıya benzer bir halim var mıydı?! diye çıkışıyordu. ne ihtiyaçlarını. asla. Onu. o sarhoşlukta boğuluyordu. azar azar sıyrılıp düşerek. hiçbiri hoşuna gitmiyor. değil mi? Daha güzelleri var. Rodolphe bu sözleri o kadar çok işitmişti ki. . herhangi bir bağlantıda daima biraz açıkta durmasını bilen tenkit üstünlüğü ile. Bu çeşit maceralarda pek pişmiş olan bu adam. biliyor musun. ne de ihtiraslarını tam ölçüsünde dile getirebilirdi ve insan sözü. onun. kadını teselli etmeye çabalıyordu. Bakışları daha cesaretli. mabudumsun! Sen iyisin! Sen güzelsin. Elaleme nisbet v6riyormuşcasına. Her nevi utancın elverişsiz olacağına hükmetti. Eğer tembihini unuttuğunu söyleyecek olursa. Bazı tenkitlerde bulunmaya kalktı. kendisini uyuşturan bir saadetti.. Gelin hanım. koridordan geçerken. Adam. bizzat kendi davasını müdafaa edip etmediğini sordu. halayığınım! Sen benim kralımsın. hele bir seferinde Felicite yüzünden adamakıllı bozuştular. sen kuvvetlisin! . Sadece aşk alışkanlıklarının tesiriyle Madame Bovary'nin hali ve tavrı değişti. şimdi kadınlar ona gülümsüyor. Ruhu bu sarhoşluğun dibine dalıyor ve tatlı Yunan şa200 MADAME BOVARY rabj fıçısının içinde büzülmüş kalmış olan Clarence dukası gibi. Çünkü. hayır. sen zekisin. Emma da bütün metresler gibiydi. kendini kelime oyunlarıyle müdafaa ederek. evvela Charles. Emma: — Ah! Seni o kadar seviyorum ki. diyordu. o da onlara yaklaşıyor. kıyametler kopuyor ve sonunda da mutlaka o hiç değişmeyen söze sıra geliyordu: — Seviyor musun beni? — Elbette seviyorum. Bu. ancak ayıları dans ettirecek havalar çalabildiğimiz çatlak bir kazan gibiydi. karısına roman okutmaması hususundaki nasihatlerini dinlememişti. işin aslını tamamıyle anlamış oldular. oğluna sığınmaya gelmiş olan anne Madame Bovary de bu halleri görünce suratı astı. — Çok mu? — Elbette çok. keyfi istediği gibi davrandı. tıpkı erkek gibi sırtına daracık bir yelek geçirmiş. Rodolphe. sonra evin halini hiç beğenmiyordu. Emma. gayet yumuşak ve zevkine düşkün bir kadın haline getirdi. öyle küstah bir bakışla: — Siz hangi âlemde yaşıyorsunuz? dedi. Yeniliğin cazibesi tıpkı bir elbise gibi. Kırlangıç'tan indiğini görenler. Daha birçok şeyler hoşuna gitmemişti. ruhun da doluluğu bazen en hoş teşbihlerle dolup taşamaz mıydı sanki? Fakat. gelgeç muhabbetleri gizleyen abartmalı sözlerden büyük bir kısmını hesaba katmamak gerektiğini düşünüyordu. aşk öfkeleriyle içimin parçalandığı zamanlarda da hep seni görmek istiyorum. hizmetçilerin de iffetini gözetmek gerektiğini söyledi.-.

Her şeyi öyle acele acele. fakat Rodolphe gözden kaybolmuştu. pancura beyaz bir kağıt parçası asacak. avazı çıktığı kadar bağırıyordu: — Ne hayasız kadın! Ne beyinsiz kan! Belki de daha beteri!. Emma: — Ah! Başıma gelenleri bilsen! diye cevap verdi. Öyle ki. su altında alevler gibi kıvılcımlanıyordu. benim küçük meleğim. Pencereyi açıp kendisine seslenmek istedi. birçoklarını uydurarak. Rodolphe ile aralarındaki parolaya göre. ah. hatta hıyar turşusu yapmak için kaynanasından akıl öğrenmeye kadar iltifatı ileri götürdü. hiçbir zaman onu böylesine sevmemişti. Rodolphe: — Etrafına dikkat etsene! dedi. Zira Emma bahçeye yollanmıştı. Emma: ¦ — Götür buradan beni. — Haydi. dedi... sonra: — Onu da alırız.. avluyu geçti. diye çırpınıyordu. Emma: ' — Ah! Ne görgüsüz kadın. üç çeyrek saatten beri bekliyordu ki. annesine koştu. ikisini yatıştırmak için: — Emma!. aradan pek az zaman geçince . sık sık konu dışına çıkarak anlatmaya başladı ki.. Anne!. Bu. pek yakındaki saadetinin önceden çıkardığı tadına dalmış. hemen evin arkasındaki dar sokağa koşup gelecekti. o hadiseden sonraki günlerde. dudaklarına atıldı. fevkalade bir hal olursa.. — Ne var yine? — Ya kızın? Emma birkaç dakika düşündü. o idi. olayları büyüterek. Bovary anne. Emma nihayet razı oldu: —Öyle olsun! Gidiyorum!. diye ter ter tepmiyordu. Rodolphe'u pazar yerinin köşesinde gördü. ıstırap çekiyorum!. Hakikaten. dışarıdaydı. ipsiz sapsız. dedi. yalvarırım sana! diye inledi.sabrediyorum. karısının yanına gitti. ne olursa olsun! Rodolphe. Fakat her ikisi de hiddetle kaçıp gitti.Genç kadın. kurtar beni! Rodolphe'a sımsıkı sarılıyordu.. kaçır beni. Emma'nın uzaklaşmasına bakarak: — Ne kadın! dedi. aklını kaçıracak gibi oldu ve: — Ne yapmalı? Ne istiyorsun? diye sordu. sakin ol. Rodolphe orada. Madame. önünde diz çöktü. bir sıçrayışta yerinden fırlayarak: — Çıkın! dedi.. bırakıp gideceği şeylerin buruk tadım daha derinden duymak için miydi? Fakat hiç aldırdığı yoktu. Merdivenden indi. Rodolphe: 202 MADAME BOVARY — Ama. göğsü sık sık kalkıp iniyordu. Rodolphe serseme döndü. dedi. bilakis. Emma işareti verdi. yaşıyordu. Rodolphe ile hiç değişmeyen bir sohbet mevzuu olmuştu. Yon-ville'de bulunuyorsa. Charles. Nitekim. razı etmek için yalvarıp yakardı.biri kaldırımda yürüyor gibi geldi ona. o da. her ikisini de daha iyi aldatmak için miydi? Yahut bir nevi şehvetli çilekeşlikle. Dayanamayacağım artık. dedi. Ümitsizlik içinde kendini tekrar yatağına attı. ne köylü karısı!. Charles. hemen kalkıp gideceğini MADAME BOVARY 201 söylüyordu. kendini yüzükoyun yatağına attı. Eğer öbürü gelip özür dilemezse. Onu çağırıyorlardı. Hemen kollarına atıldı. gelininde gördüğü değişiklikten hayrete düştü. Yaşlarla dolu gözleri. Bizim aşkımız gibi bir aşk böyle gizli kalmamalıydı! Bana işkence ediyorlar. Yaşlı kadın. Bu. Hiç şüphesiz. bir markiz vakarıyle kaynanasına elini uzatarak: — Özür dilerim. Ve o beklenmedik onamayı bir öpücüğün lezzetinde yakalamak istiyormuşçasına. cesaret. Charles. Emma çok daha uysal davranıyordu. başını yastığa gömerek çocuk gibi ağladı. Sonra tekrar odasına çıktı. Ama. sabret! — Ama dört yıldan beri. zıvanadan çıkmış. Rodolphe. Omuzuna yaslanıyor ve fısıldıyordu: ..

— Değil mi? Yolcu arabasında olduğumuz zaman!. kendilerine uzattığı demet demet çiçekler varmış. beyaz mermerden katedralleriyle muhteşem bir belde görüyorlarmış. kolunda sepeti. Hali vakti yerinde iyi bir delikanlı bulacaklardı. Çanların çaldığı. babasına terlikler işleyecek. kederleri. onları artık bir daha geri dönmeyecekleri yepyeni bir diyara götürüyormuş. ehram gibi üst üste konmuş yığın yığın yemişleri serinletiyormuş.. Kocası. piyano öğrenmesini istiyordu. gitarların fısıltı ve çeşmelerin şırıltısıyle birlikte duyuluyormuş. Bu saçlar. yerdeki malta taşları yüzünden. Araba.bakınca. Çünkü. Öyle hayal ediyordu ki. güle oynaya okuldan döndüğünü görür gibi oluyordu. koyu renkli balık ağları rüzgârda kuruyormış. Evlâdının hafifçe nefes alıp verişini duyuyor gibi geliyordu ona. Gece yarısı eve döndüğü zaman. ensesindeki saç topuzunun. bir dağın zirvesinden. zevk tecrübeleri ve her an genç kalan vehimleri. onu Emniyet Sandığı'na yatıracaktı. gidiyorlarmış. gemileri. Ya sen? Madame Bovary asla o günlerdeki kadar güzel olmamıştı. Çiftliğin gelirine hiç dokunmayacak. Nihayet. Şimdi artık büyüyecekti. Daha şimdiden. . rüzgârların ve güneşin çiçeklere yaptığı gibi. İnsan . hisse senetleri satın alacaktı. kalın bir yığın halinde dolanıyordu. lamba ışığında çalışacak. Sonra. buna güveniyordu. bir yerlerden. elbisesinin kıvMADAME BOVARY 203 rımlarından ve ayağının kavsinden içine nüfuz eden harikulade bir şey peyda oluyordu. bir körfezin dibinde. düşünüyor musun? Mümkün mü? Arabanın hareket ettiğini hissettiğim zaman. başarıdan gelme. bir akşam. kolları birbirlerine kenetlenmiş. fıskiyeler altında gülümseyen solgun heykellerin ayakucunda. Sesi şimdi. birdenbire. Artık orada karar kılıp yaşaya-yacaklarmış. aslında mizaçla hal ve şartların ahengi neticesi. onları her gün çözüp dağıtan. gidiyorlarmış. Yolda. bütün evi tatlılığı ve neşesiyle dolduracaktı. kabiliyeti olmasını. gübrenin. Hayatları ipek elbiseleri kadar rahat ve geniş. neresi olursa olsun. bir palmiyenin gölgelendirdiği düz damlı basık bir evde oturacaklar-mış. yanında uykuya dalarken. on beş yaşına basınca kim bilir ne kadar güzel olacaktı! Hele annesine benzeyip de. uyuyormuş gibi yapıyordu. Sevinçten. kendisini başgöz etmeyi düşüneceklerdi. içinde gözbebeklerinin kaybolduğu uzun âşıkane bakışları için mahsus biçimlenmiş gibiydi. daha sonraları. Charles. küçük beşiğin kapalı perdeleri. Günleri saydığımı biliyor musun?. Kuvvetlice alınmış bir nefes burun kanatlarını aralıyor.. hiç konuşmaksızın. onların yanında. Gondola binip gezinecekler. bu da pahalıya patlayacaktı. onun. hepsi. onu yine nefis ve dayanılmaz buluyordu. onları kardeş zannedeceklerdi. o da kızını mesut edecekti ve bu hep böyle sürüp gidecekti. daha yumuşak tonlarda beliriyordu. sekiz günden beri. ev işleriyle uğraşacak. Çeşmelerin buğusu. gün batarken küçük yeleği mürekkep lekesi içinde. gözlerinin önünde canlandırdığı bu istikbalin sınırsız genişliği içinden yepyeni hiçbir şey zuhur etmiyordu. yağmurun. onu daha hızlı geliştirecekti. Bununla beraber. o başka rüyalara gözlerini açıyordu. yatağın ¦kenarında karanlıkta şişen bir beyaz kulübeyi andırıyordu. nihayet açılıp saçılıyordu. Hırsları. kızı yatılı bir okula vermek lazımdı. Porselen idare lambasından tavana titrek ve yuvarlak bir aydınlık vuruyor. Civarda küçük bir çiftlik kiralamayı. cilvede usta bir sanatkâr tarafından oraya yerleştirildiği hissine düşebilirdi. tıpkı endamı gibi. katırların kişnediği. Zaten müşterileri de artacaktı. yazın kocaman hasır şapkalar giyince! Uzaktan anne ile kızını görenler. coşkunluktan. seyredecekleri tatlı geceler kadar sımsıcak ve yıldızlı olacakmış. ne yapmalıydı? Uzun uza-dıya düşünüyordu. bir balıkçı köyüne varıyorlarmış. hastalarını görmeye giderken. Ekseriya. Emma uyumuyordu. 204 MADAME BOVARY kırmızı bluzlu kadınların. tıpkı onun gibi. tırısla gidiyormuş orada. Berthe'in iyi yetişmesini. her mevsim. Orada kayalıklar ve kulübeler boyunca. liman ağacı ormanları ve sivri çan kulelerinde leylek yuvaları bulunan. Dört beygir dörtnala kalkmış. rasgele. kızı geceleri. köprüleri. Hatta. her sabah çiftliğe de bir göz atmayı kuruyordu. Gözkapakları. kubbeleri. bana öyle geliyor ki. tarifi imkânsız bir güzelliği vardı. Ah. hamakta sallanacaklarmış. zinanın gelişigüzelliğine göre. birazcık koyu ayva tüyünün ışıkta gölgelendirdiği dudaklarının etli köşesi yukarıya doğru kıvrılıyordu. balona binmiş de bulutlara doğru yollanmış gibi olacağız. Varlığının nesi varsa. Daha sonra. evliliklerinin ilk zamanlarında olduğu gibi. onu derece derece geliştirmişti. Emma'yı uyandırmaya kı-yamıyordu. Sonra. Deniz kenarında.

anlıyorum. her şeysin.Günler. — Sonra bir de sandık lazım. Böylece hiç kimsenin içine şüphe düşmeyecekti. uçsuz bucaksız. hepsi birbirinden muhteşem. sonra. hatta Marsilya'ya kadar arabada yalnız seyahat etmek için Paris'e yazacak. eşyasını evvela Leureux'nun dükkânına gönderecek. Ben de senin için her şey olacağım. Emma ancak sabaha karşı. buna hacet olmadığını söyledi. Dükkâncı. Emma'nın da belki hatırına gelmiyordu. Rodolphe. pasaportlarını alacak. kemerinden saatini çekerek uzattı: — Alın bunu. uzun yakalı. diye düşündü. Fakat benim. Lheureux'yu getirtmiş şöyle diyordu: — Bana bir manto lazım olacak. Rodolphe bu bahse hiç yanaşmıyor. — Bir de gece çantası. sevgi ve şefkatle bakıyordu. güneşle örtülü ufukta sallanıp duruyordu. aşağı yukarı elli üzerine doksan iki santim kadar.Sen üzgünsün. neden üzgün olayım? Ama yine de Emma'ya garip bir şekilde. sonra hasta olduğunu söyledi. şimdi zaten bu boyda yapıyorlar. sevgilim! . Nihayet cumartesi oldu. Pek ağır olmasın. size güveniyorum.. Emma. Lheureux: ' — Bu işin içinde bir bit yeniği var. Değil mi? Hem • de çabuk lazım! Adam eğildi. — Seyahate mi çıkıyorsunuz? — Hayır! Ama.Rodolphe gece. hareketten iki gün öncesi. — Evet. anladım. ne ise.. dedi. daha sonra bir seyahate çıktı. kadını kollarına alarak: — Ne kadar güzelsin. Rodolphe. — Hayır. her zamankinden daha erken. Emma. beşiğinde öksürmeye başlamıştı. Emma arkasından seslendi: — Bütün bu siparişleri dükkânda alıkoyun. vatanın olacağım: Sana bakacağım. sanki dalgalara benziyordu ve hepsi.. astarlı. Emma. . mavimtırak. şehvetli bir gülüşle: — Sahi mi? Seviyor musun beni? Yemin et bakayım! — Seni seviyor muyum? Seni seviyor muyum! Sana tapıyorum. M. oraya varınca da bir araba satın alacaklar ve hiç durmaksızın. alacağınıza mahsup edersiniz. yeniden on beş günlük mühlet istedi. Fakat çocuk. Ağustos ayı geçti. Rodolphe. yalnız bana işçinin adresini verirsiniz. dünyada hiçbir 206 MADAME BOVARY şeyim yok! Benim için sen. bütün bu hesaplarda çocuğun adı geçmiyordu. seni seveceğim. Bîr çiçek tarhının etrafını dolaştılar. sonra. ailen olacağım. bütün bu gecikmelerden sonra. yaşayış tarzını bırakıyorsun diye mi? Evet. Gelecek ay kaçacaklardı. büyük bir manto. Lheureux hemen zinciri cebine koyup yollanırken. Cenova yoluyle seya-hata devam edeceklerdi. kendisinden şüphe mi edecekti? Ne çocukluk! Fakat MADAME BOVARY 205 Emma. mantoyu istediğim zaman vermek üzere hazır bulundurmasını söylersiniz. meydanda. aradan sekiz gün geçince. bazı işlerini yoluna koymak için iki haftalık zamana ihtiyaç gösteriyordu. kullanışlı bir şey. o da doğrudan doğruya Kırlangıç'a yükleyecekti. birbirlerini tanıyorlardı. eczanenin kepenklerini açtığı zaman uykuya dalabildi. dedi. Emma: -— Her şey hazır mı? diye sordu. evet. şafak camları ağarttığı ve küçük Justin. hiç olmazsa zincirini alsın diye ısrar etti. ahenkli. Mantoya gelince —düşünür gibi yaptı— onu da getirmeyin. — Gidiyorsun diye mi? Sevgilerini. yahut Bovary her zamankinden fazla horluyordu. Emma: -7. Emma. — Evet. yerlerini peyleyecek. Emma'yı görmeye geldi. Rouen'a alışverişe gidiyormuş gibi Yonville'den hareket edecekti. Yalnız. artık mutlak surette 4 eylül pazartesi günü yola çıkmaya karar verdiler.. taraçanın yanındaki duvarın üstüne gidip oturdular. kendisine de. Madame Bovary.

başsız bir yılan gibi kıvranıyordu. Evet!. bu. dedi. Yoksa?. Söylesene. Saat gece yarısını çaldı. 208 MADAME BOVARY Rodolphe karşı kıyıya geçmişti bile. daha tam bir kucaklaşma olacak. aydınlattığı boş gökyüzünde göründü. Emma son bir okşayışla: — O halde. . ırmağın dibine kadar. — Emin misin? — Elbette. dedi. kıpkırmızı. bu. av peşinde. çocuksu bir sesle tekrarlıyordu: — Rodolphe! Rodolphe! Ah Rodolphe. saadetin fazlalığından! Ne kadar zayıfım. hiç kımıldamayan söğütlerin otlar üzerinde uzanan gölgelerinden daha ölçüsüz. Hayır. ardından koştu ve çalılar arasından suya doğru sarkarak seslendi: — Güle güle. Sonra Rodolphe'a sokularak: — Başıma nasıl bir felaket gelebilir? Sen yanımda olduktan sonra aşamayacağım ne çöl vardır. yusyuvarlak. bir gece hayvanı... sayısız yıldızlar serpiştiren bir büyük leke düşürdü. Beraber yaşadıkça. dedi. ¦— Böyle daha ne kadar gecelerimiz olacak. — Unuttuğun bir şey yok mu? — Hayır.. Emma: — Gece yarısı. Ama neden içim üzgün yine? Meçhulden korkma mı bu? Alışkanlıkları terketmenin tesiri mi. yavaşlayarak. Sonra. Emma şiddetle: — Hayır! dedi. yaprakları sarsıyor. o zaman da. kendi kendisiyle konuşuyormuş gibi: ¦— Evet. her gün daha sımsıkı. boylu boyunca üzerinden erimiş elmas damlaları dökülen dev gibi bir şamdana da benziyordu. cevap versene? Rodolphe.. çayırda hızlı adımlarla yürüyordu. değil mi? Affet beni! Rodolphe: MADAME BQVARY 207 f — Zamanı henüz geçmedi. yahut duvar boyunca dikili ağaçlardan olmuş bir şeftalinin kendi kendine dalından yere düştüğü duyuluyordu. belirli aralıklarla: «Evet. iyice düşün. Sonra. beyazlığının zarafeti içinde.. ne uçurum.. Siyah ve delikli bir perde gibi kendisini yer yer gizleyen kavak dalları arasından hızlı hızlı yükseliyordu.Ay. seyahat iyi gelecek. belki pişman olursun. Tatlı bir gece. Rodolphe: . gözlerinden boşanan iri yaşlara rağmen. Bu. ırmağın üzerine. kirpi veya gelincik. yer hizasından doğuyordu. etraflarında yayılıyordu. Sonuna kadar yapayalnız. Emma. Eski günlerde yaşadıkları aşk. Dallarla yaprakları tabaka tabaka gölgeler dolduruyordu. akan ırmak gibi gür ve sessiz. Hiçbir şey bize sıkıntı. hiçbir şey bize engel olmayacak. ha-nımelleri kokusunun getirdiği yumuşaklıkla yeniden yüreklerinde canlanıyor ve hatıralarına.» diye cevap veriyordu. Sık sık. baş başa kalacağız.. Demek yarın oldu! Bir gün daha kaldı! Rodolphe gitmek için yerinden k'alktı. Emmâ. gözleri yarı kapalı. benim Rodolphe' cuğum!. birdenbire neşelendi: — Pasaportlar sende mi? — Evet. — Ah. ne güzel gece. çayırın dibinde. birbirleriyle konuşmuyorlardı bile. ne de okyanus. bu hareket sanki firarlarına bir işaret gibiydi. dedi. Ve Rodolphe'un uzaklaşmasına baktı. endişe vermeyecek. — Provence otelinde beni bekleyeceksin değil mi? Tam öğle zamanı? Rodolphe başıyle bir işaret yaptı. yarına. Hülyalarının içinde öylesine kaybolmuşlardı ki. Emma ellerini Rodolphe'un saçları arasına daldırmıştı. Bu gümüş parıltı. âdeta ışıl ışıl pullarla kaplı. Rodolphe. arkasına bakmıyordu. esen serin rüzgârı derin derin içine çekiyordu..... Emma. daha melankolik gölgeler aksettiriyordu.

düşünmeye koyuldu. iki dirseğini masaya dayayarak. yavaş yavaş karanlıkta kaybolduğunu gördü.. masraf. Az önce verdiği karar. bazıları ise para istiyorlardı. bazen de hiçbir şey hatırlamıyordu. eline kalemi alır almaz yazacak bir şey bulamadı. güzel bir metresti! Derhal o anda.. şakacı. kutunun köşelerine çarpıp duruyordu.saçlar! Siyah.Birkaç dakika sonra durdu ve Emma'nın. bunlar.» Rodolphe: — Doğrusu da bu zaten. ses tonlarını hatırlıyor. belleğinde Emma'nın yüz çizgileri azar azar karıştı. biz ne bahtsızız. Emma! Cesaret! Hayatınızı mahvetmek istemiyorum. ona uzak bir mazide kalmış gibi geliyordu. Yoo. diye düşündü. Emma'nın verdiği bir minyatür vardı.. birbirlerine engel oluyor. Onları kutunun dibinde bulabilmek için. çünkü zevkler. Nihayet. teknik. mendili unutup gitmişti. bazıları kutunun demirlerine takılmıştı. kalbinin üzerinde o'kadar tepinip durmuştu ki. Rodolphe. — Sonra bir sürü zorluklar. âdeta iş mektupları gibi kısa. Nihayet mekMADAME BOVARY 209 tuplanndan birkaçını okudu. buraya gelince sağlam bir mazeret bulmak için . dedi. Bazıları aşk. diyordu. Kutudan etrafa rutubetli bir toz ve kuru gül kokusu yayıldı. hayır.. bir defasında gezintide burnu kanamıştı. mektupların imlaları kadar değişik olan yazı ve üsluplarını da tetkik ediyordu. bir siyah maske. aralarına muazzam bir fasıla koymuşçasına. eskiden gönderilmiş olanlarını gözden geçirmek istedi. diye söylendi. İlkönce soluk lekelerle benek benek olmuş bir mendil gözüne ilişti. göz süzüşü ise pek bayağı geldi. Rodolphe. seyahatlerine ait açıklamalarla dolu. onlar gibi adını duvara kazımayı bile akıl edemiyordu. sşn saçlar buldu. ne akılsızız!» Rodolphe. kutuyu dolaba götürürken içinden: — Bir sürü maskaralık. Bazı kelimeleri okuyunca. bir hayalet gibi. acele yazılmış mektuplardı. kanaatini açıklıyordu. kadın mektuplarını saklamak âdetinde olduğu eski bir Reims bisküvileri kutusunu yatağının yanındaki dolaptan alıp getirdi. Bu söz. bin defa hayır! Bu kadar aptallığa lüzum yok. «Verdiğiniz karan iyice düşünüp taşındınız mı? Sizi sürüklediğim uçurumu biliyor musunuz. Bu onun mendiliydi. güven içinde ve çılgınca bir yola çıkıyordunuz. Ah. çocuğunun yükünü üzerime alamam. Tuvaleti ona iddialı. zavallı meleğim? Mb 14 210 MADAME BOVARY Hayır değil mi? Saadete. yüzleri. Onun menfaati uğruna böyle hareket ediyorum. beyaz elbisesiyle. firketeler. yere yuvarlanmamak için bir ağaca dayandı. Korkunç bir küfürle: — Ben de ne budala adamım. Kendi kendine metanet vermek için bunları söylüyordu. bütün diğerlerini altüst etti ve elinde olmayarak. bir diz bağı. Bu birbirine karışmış mektupları avuç avuç yakalayarak sağ elinden sol eline boşaltmakla birkaç dakika gönül eğlendirdi.. birbirine karışmış kuru çiçek demetleri. memleketi bırakıp gidemem. bu aşkın bütün zevkle-riyle birlikte gözünde canlandı. hepsini bir boya getiren aynı aşk seviyesinde birbirlerini küçültüyorlardı. Bu resme baka baka ve modelinin hatırasını canlandıra canlandıra. bu kağıt ve hatıra yığınlarını karıştırmaya başladı. hayır. sanki canlı yüzle resimdeki yüz birbirine sürtünerek ikisi birden silinmişler gibi. çocuklardan daha sersem. Emma'nın güzelliği. Emma. Uzunlarını. düşüncesine hep beraber üşüşen kadınlar. Bu suretle. Ondan bir şeyler yakalamak için. kapağı açınca kırılıyordu. Alt tarafı. sonra kadına karşı isyan etti. Rodolphe. canı sıkılmış. geleceğe inanarak. XIII Evine döner dönmez. Mendilin yanında. orada hiçbir yeşillik bitmiyor ve oradan kim geçerse. duvarda asılı av ganimeti geyik başının altındaki yazı masasına kendini hızla attı. Fakat. Ellerini kollarını hareket ettirerek: — Alt tarafı. Böylece. bazı jestleri. saçlar .. Evvela içlenir gibi oldu. dedi. İçlerinde âşıkane veya şakrak. melankolik olanları vardı. hatıraları arasında gezinirken. Kendi kendine: — Haydi. Namuslu bir adamım beti. başlayalım artık! Yazdı: «Cesaret. bir okul avlusundaki çocuklar gibi. yüreği öyle hızlı çarpmaya başlamıştı ki. gevşemiş.

elimde değil. olmaz. baş başa verip serinkanlılıkla eski aşkımızdan söz ederiz. ya yemiş. Evet. seyahate çıktığımı söylersin. Mektubu 212 MADAME BOVARY dibe. belki de pişmanlığınıza tanık olmak gibi korkunç bir ıstırap duyacak... Mahremiyeti hiçe sayan. ama. hem de azabınızın kaynağı olan o nefis coşkunluğunuz. pişmanlığınıza sebep olduğum için ben de nadim olacaktım. bu ideal saadetin gölgesine uzanmıştım. dostunuz?. çünkü geç uyumuştu). git. Hayır. sonra ilave etti: «inanın bana. ben' uzaklarda olacağım.. belki de hakaretlere göğüs germemiz gerekecekti. mürekkebin üzerinde solgun bir leke belirdi. bencillik saikasıyle. size daima derin bir bağlılık duyacağım. Allaha ısmarladık şeklindeki kelimeyi ikiye ayırarak. yeniden başlamak gerekir. ileride bir gün. önceleri bu aklınia gelmedi. dedi. bu işi bitirmek lazım! «Bu dünya zalimdir. hor görmelere. Beni bir kaya parçası gibi duygusuz zannedecek. iftiralara. pek kibar bir buluş olduğuna hükmediyordu. yataktan kalktığı zaman (saat iki sularında. sorulara. Size hakaret ha! Ah! Ben ki MADAME BOVARY 211 sizi bir tahta oturtmak isterdim! Ben ki. «Ah. «Dostunuz. Sizin kedere düşmeniz fikri bile bana azap veriyor. bir sepet dolusu kayısı toplattı. Ah. sizin için tehlikeli olmayacak bir tecrübeye girişebilirdim. dedi. bir elma ağacının gölgesinde yatar gibi. Emma! Unutun beni! Ne diye sizi tanıdım? Niçin o kadar güzeldiniz? Kabahat benim mi? Hey Allahım! Hayır. Rodolphe. Bu cins kadınlara makul söz dinletmek mümkün mü hiç? Düşündü. Sepeti bizzat onun eline ver. Sonra mektubu balmumu ile kapamak isterken. Bunun pek ince. hiçbir zaman tesirsiz kalmayan bir söz. mevsimine göre. gelecekteki vaziyetimizin ne çürük temellere dayanacağını anlamaktan alıkoydu. Rodolphe kalkıp pencereyi kapamaya gitti ve tekrar yerine oturduğu zaman: — Galiba bu kadarı kâfi. çünkü sizi tekrar görmek hevesine kapılmamak için. zaten hiçbir şeyi önleyemez bu. Emma. eline. bir Allaha ısmarladık daha ilave etti. asma yapraklarının altına koydu ve hemen çiftlik uşağı Girard'a. Akıbetleri kestirmeksizin. İyi buldu. Gelip de beni sıkboğaz etmemesi için. ben ağlayamam ki. sizi asla unutmayacağım. Ama.. diye düşündü. çünkü çıldırmış gibiyim! Allaha ısmarladık! Bana karşı merhametli olun! Sizi elden kaçırmış olan bir talihsizin hatırasını saklayın. o çok rastlanan uçan gönüllü kadınlardan biri olsaydınız. şunu da ilave edelim: «Bu hazin satırları okuduğunuz zaman. kim bilir. Daha sonra. hatıranızı bir tılsım gibi ruhumda götürüyorum! Size ettiğim kötülüklerden dolayı kendimi sürgünle cezalandırıyorum. ne olursa olsun. Haydi. — Şimdi nasıl imzalayacağım? Sizin pek-vefakâr. yürekte aşk kazılmış mühür geçti: — Bu vaziyette pek uygun düşmeyecek. Alıp başımı gidiyorum.. tapılacak kadın olan sizi. Nereye mi? Bilmiyorum.. İsmimi çocuğunuza öğretin de dualarında beni ansın. İçlenerek: — Zavallı kadıncağız. Fakat. dikkatli ol! .. sepeti örselemeksizin. hiç şüphe yok. Madame Bovary'nin evine götürmesini tembih etti.» — Belki hasislik yüzünden bu işten vazgeçtiğimi sanacak..» İki mumun fitili titriyordu. kaderden başka suçlu yok!» Kendi kendine: — İşte. bir bardağa su koyarak parmağını içine daldırdı ve mektubun üzerine yukardan iri bir damla damlattı. adam sende! Ne zararı var? Bunu da yaptıktan sonra üç pipo içti ve yatmaya gitti. ya av eti gönderiyordu. Benim de.. — Şayet beni soracak olursa. insanlar peşimizi bırakmayacaktı. bu ateş (insanlık hallerinin akıbetidir bu) azalacaktı! Bize bir bıkkınlık gelecekti. buralardan kaçmak istedim. bir an önce. Adam sen de. Emma ile mektuplaşmak için bu usulü kullanıyor ve ona. hayır. Zaaf yok! Tekrar geleceğim ve belki. hem cazibenizin. ergeç bir gün. dedi. Şunun üstüne birkaç damla gözyaşı lazımdı.durakladı. Allaha ısmarladık!» Mektubun sonuna. — Bütün servetimi kaybettiğimi söylesem? Hayır. öyle imzalamalı. Nerede olursak olalım.» Mektubu bir daha okudu. Ertesi gün.

evlerin fırıldakları hareketsiz duruyordu. O zaman. Lokmalar-onu boğuyordu. sallanan meydanın tabanı. kendini koyuvermesi. fikirleri de o kadar karışıyordu. onu işitiyor. Birdenbire mektubun hatırası kafasından canlandı.. Rodolphe'u görüyor. sarhoş gibi. okuyup bitirmek lazımdı. hava. o her şeyi biliyordu. Neden bu hayata bir son vermemeliydi? Kim ona mani oluyordu? Serbestti. mektubu buldu. Bu. bezin ipliklerini saymak istedi. İlerledi. Bu. İkinci katta tavan arasının kapısı önünde durdu. gittikçe hızlanıyordu. Aşağıdan yukarıya doğru yükselen ışık çizgisi. Aşağıya inmek icabetti! Sofraya oturmak icabetti! Yemek yemeyi denedi. kaldırımın taşMADAME BOVARY 213 lan pırıldıyor. taban tahtalarının ucu. Acaba kaybetmiş miydi? Onu nerede bulmalı? Fakat zihni o kadar bitkindi ki. Charles oradaydı. yatak odasına doğru koştu. sanki arkasından korkunç bir yangın patlak vermiş gibi. Felicite'ydi. dedi. Karşıda. sürmeyi çekti. Ona öyle geliyordu ki. pek garip bir tarzda çıktı: 214 MADAME BOVARY . Aşağıda. sofradan kalkmak için hiçbir bahane uyduracak halde değildi. — Nerdesin? Gel artık! Ölümden kıl payı kurtulduğu düşüncesi. dedi. onu çağıran bir ses gibi. ona sarılıyordu. birbirinden farklı aralıklarla. bir evin alt katında tiz perdeden bir gürültü koptu. bu muhakkaktı! Nitekim. kayısıları götürmek içinmiş gibi yemek odasına geçti. sanki içine doğmuş gibi. Emma pencerenin pervazına dayanmış. kendinden geçmiş. Kıyametin kopmasını isteyerek etrafına bakınıp duruyordu. tam altında. sonra.Girard sırtına yeni önlüğünü geçirdi. tamir yerlerini muayene ediyormuş gibi peçetesini açtı ve kendini gerçekten bu işe vermek. Emma durdu. Felicite orada kalmıştı. Fakat dikkatini ne kadar çok toplarsa. mektup hatırına geldi. fakat cesaret edemiyordu. iri adımlarla. göğsünün altında tos vurur gibi çarpan kalbi. Gözlerini kapadı. kapı kapalıydı. — Mösyö sizi bekliyor. kaldırıma bakarak: — Haydi! Haydi!. köylüye ürkek gözlerle bakıyor. onu az kalsın. Felicite ile birlikte. koluna bir elin değdiğini hissedince titredi. aheste aheste Yonville'in yolunu tuttu. mendiliyle kayısıların üstünü örttü. bırakıvermesi kâfiydi. görür gibi oldu.. sokağın köşesinde. Uşak: — Bunu size bizim efendi gönderdi. kendisine bir şeyler söylüyordu. diye bağırdı. etrafı geniş mesafelerle çevrili. Gökyüzünün mavisi onu sarıp sarmalıyor. âdeta boşlukta duruyordu. Arduvaz taşlarından aşağıya dimdik bir sıcaklık dökülüyor. dehşet içinde. Sonra. Emma'nın şakaklarını sıkıyor. Cebinde para ararken. sofra hazır. Charles'dan korkuyordu. parmakları arasında bir saç levha gibi tıkırdayan o korkunç kağıdı hep elinde tutarak merdivenden çıkmaya devam etti. Emma daha fazla sabredemedi. Madame. kocaman ve altı çivili galoşlarıyle yere zom zom basarak. Tornanın gürültüsü. boşalmış kafasında dolaşıyordu. dehşetten bayıltacaktı. öfkeden gülerek mektubu yeniden okuyordu. açtı. Tam kenarda. hiçbir şey duymadı ve nefes nefese. Madame Bovary. Kapıyı itti ve içeriye girdi. mutfağın masası üstünde bir yığın çamaşırla uğraşıyordu.. korkak olmuştu. O zaman. vücudunun ağırlığını boşluğa doğru çekiyordu. kendini yatıştırmak istedi. Eve vardığı zaman. — Burası iyi. tavan arasının oda gibi kapalı yerine kadar sürüklendi. asma yapraklarını kopardı. köylü de böyle bir hediyenin bu . çatıların üzerinden kır alabildiğine uzanıyordu. yalpa vuran bir gemi gibi eğiliyordu. diye düşündü. duvar boyunca yükseliyor. Hem nerede okusundu? Nasıl? Kendisini görürlerdi. Charles: — Karıcığım! Karıcığım!. köyün meydanı bomboştu. göz kamaştırıcı bir ışık bir anda içeriye daldı. aralıksız sürüp gidiyordu. Adam nihayet çıkıp gitti. tornasını işleten Binet'di. soluğunu kesiyordu. ağzından şu sözler.kadar heyecan yaratmasına akıl erdiremeyerek Emma'yı şaşkın şaşkın süzüyordu.

ellerini uzatmış. Gerçekten. Berthe. yahut çıkacakmış. Karşında ben varım. Tekrar bayıldı. Yonville yolundan başka yol olmadığı için.. Charles: — Konuş bizimle. Rodolphe'u göremeyeceğiz?! Emma titredi: — Kim söyledi bunu sana? Sesin birdenbire böyle yükselmesinden biraz hayrete düşen Charles: — Kim mi söyledi. hayır. Şimdi yine ağırlaştı! O zaman Homais bu arızanın nasıl meydana geldiğini sordu. dedi. Charles. karanlığı şimşek gibi delen fenerlerin ışığında kendisini farketmişti. Emma. gözleri kapalı. upuzun yatıyordu. Sofra. pek nefis. bir şey yok. Karısının uyumasına bakan Charles: — Evet. eczacı ise. MADAME BOVARY 215 Rouen'e gitmeye karar vermişti. Kimseyi istemem! dedi. yatağın bulunduğu oyuğun dibinde ayakta duruyor. kesik kesik: — Hayır. Eczacı: — Koşa koşa gideyim de. Huchette'den Buchy'e. dedi. yediği kayısıların çekirdeklerini avucuna tükürüyor. etajerin üstüne dağılmış olan kayısıları sepete yerleştirdi. Sonra. şimdi biraz istirahat ediyor. tuzluk. Gözlerinden ırmaklar gibi yaşlar boşanıyor ve yavaşça yastığa dökülüyordu. Felicite. tekrar yerine oturdu. Yemek odasına giren hizmetçi yüzünden. hemen koşup geldi. dedi. Ansızın. ödü kopmuş. diyordu. dedi. dostumuz eğlenceye pek düşkündür. karısının kızarıp bozarmasına dikkat etmeksizin. Yatağına götürdüler. .. Dirseğiyle Charles'ı dürterek: — Müsterih olun. Sepeti uzattı. işte küçük kızın da burada: Öpsene onu! Çocuk. dedi. onun sözünü dinleyerek. içinden bir kayısı aldı ve hemen ısırdı. Charles. Charles. zannediyorum ki şiddetli devreyi atlattı. Seyahata çıkmış. dedi. Emma'nın şişeyi koklayarak gözünü açtığını görünce: — Emindim zaten. ben kendisine hak veriyorum.. Langlois' nm bana anlattığına göre. bütün tabaklarıyle devrilmişti. Al. Girard. yanından ayrılmamalarından korkuyordu. iki tekerlekli bir mavi araba tırısla meydandan geçti.. Eczacı. kasabadan geçmek gerekiyordu. Emma yavaşça itti. sonra da tabağına koyuyordu. Çünkü kendisini sorguya çekmelerinden. bu sirke ölüyü bile canlandırır. Zavallı kadın!. hayatın ciddi anlarına yakışan düşünceli bir sessizlik içinde bulunuyordu. bizim laboratuvardan kokulu sirke getireyim. bütün vücudu çarpıntılarla sarsılan Madamın göğsünü bağrını çözüyordu. eğlenmek için böyle ortadan kaybolur. et yemeği. Rodolphe. Sonra: — Bir şey yok. Charles. bağırıyordu. Emma: — Boğuluyorum! diye haykırarak bir sıçrayışta yerinden kalktı. uzun uzadıya düşündükten sonra. Charles sepeti birkaç defa karısının burnuna kadar uzatarak: — Kokla şunu: Ne koku! dedi. Salçalar. dedi. — Bunda şaşılacak ne var? Vakit vakit. sepeti getirtti.— Galiba uzun bir müddet M. hovardanın biridir. kendini zorlayınca. — Oh. evde kopan vaveylayı duyunca. 216 MADAME BOVARY Charles. tadına bak. Ağzı açık. zeytinyağı sürahisi yerlere dökülmüştü. Emma bir çığlık kopardı ve kaskatı kesilerek sırtüstü yere yuvarlandı. az evvel Fransız Kahveha-nesi'nm kapısında rastladım. İnsan.. Doğrusu. senin Charles'ın. Emma. ıspazmoz geçti. boynuna sarılmak için. Fakat. yanında. M. ayıp olmasın diye sustu. başını başka tarafa çevirerek. tedaviye kalkışmalarından. bıçaklar.. balmumundan bir heykel gibi hareketsiz ve rengi uçmuş. konuş bizimle! Kendine gel. zengin. seni seven Charles! Beni tanımıyor musun? Bak. Emma'nın boğazına bir hıçkırık geldi. kollarını annesine uzatıyordu. üstelik de bekâr olduktan sonra!. yardıma adam çağırıyordu. Sinir! Otur da yemeğini ye! . karısının kayısı yerden birdenbire bu duruma düştüğünü söyledi. Zaten. Elleri titreyen Felicite.

dostları önünde bu tecrübeyi sık sık tekrarlar. itiraf etmeliyim ki. işte mesele orada! Aslında dava bundan ibaret. Ekim ayının ortalarına doğru. Öğleden sonra birkaç saat ayakta kalabiliyordu. Gece yarısından sonra da gerçekten sayıklamaya başladı. sevgilim. daha anlaşılmaz bir yol tutturarak. bayılacakmış gibi: — Hayır. Yatağa girdiği yoktu. Bovary: — Yorulacaksın. Nepeta cataria. Bridoux'nun (eski arkadaşlarımdan biri. terliklerini sürükleye sürükleye. Charles'ın omuzuna dayanmış. M. oraya olmaz! dedi. doğru değil mi? Eczacının sözlerini dinlemeyen Charles: — Evet. yalnız perhiz. sinir sistemini daima aşırı derecede hassas bulmuşumdur. hemen çarpıntılar içinde kalır. ümitsizdi. Bir gün. Ta Neufchâtel'e adam gönderip buz getirtiyordu. Emma ağır ağır doğruldu. hafif bir kendini beğenmişlikle gülümseyerek devam etti: — Bu. Rouen'dan eski hocası doktor Lariviere'i getirtti. Eczacı devam etti: — Bu anormallikler yalnız insanlara özgü değildir.. Diğer yönden doğruluğunu garanti ettiğim bir örnek olmak üzere arzedeyim. Kadında bir beyin humması patlak vermişti. sinir sisteminde sayısız denecek kadar intizamsızlıklar bulunduğunu ispat eder. yumuşatıcı. hatta —vücuduyle ruhu bütün o çırpınmalardan kurtulmuş da dinleniyormuş gibi— acı bile duymuyor gibiydi. Onu en çok korkudan şey. ekşiliği azaltıcı şeyler! Sonra. Papazlar bunun ehemmiyetini anlamışlardı. onun ilk kez üstüne reçel sürülmüş bir dilim ekmek yediğini görünce ağladı. Basit bir hapşırtıcının bir etkide bulunabileceği kimin aklına gelir? Son derecede garip bir şey bu. kuru yapraklar altında kayboluyordu. işitmiyordu. Onu hafifçe kameriyenin altına itti: — Otur şu sıranın üstüne. elini alnına doğru götürdü: Uzağa. şimdi Malpalu sokağındaki eczanenin sahibidir) bir köpeği var. son zamanlarda gazetede okuduğum gibi: That is the question! Fakat Emma uyanarak haykırdı: — Ya mektup? Ya mektup? Sayıklıyor zannedildi. tekrar adam gönderiyordu. daha karışık belirtilerle nük218 . Guillau-me korusundaki köşkünde. Yanık boynuz. gülümsemeye devam ediyordu.. fakat ufukta.Eczacı: Olur şey değil. taraçanın yanına geldiler. Madamın vaziyetine gelince. oraya olmaz. Kırk üç gün. Diğerlerine nisbetle bünyeleri daha nazik olan insan cinsinde bu neticeye varmak da zor değildir zaten. hastalığı . Beriki. çok uzaklara baktı. Bovary alçak sesle: — Aman. Emma. Arkadaşım. Fakat kayısılar da belki sekteye sebep olabilir! Bazı kokulara karşı aşırı derecede hassas bünyeler vardır! Patolojik bakımdan olduğu kadar fizyolojik bakımdan da tetkike değer güzel bir mevzu bu. taze ekmek kokusuna dayanamayıp bayılanları örnek olarak gösterirler. bundan ibaret! Teskin edici. adım adım yürüyor. Hayır. tepelerin üstünde. dedi. Canivet'yi konsültasyona çağırdı. dikkat edin de uyanmasın. rahat edersin. bahçenin dibine kadar gittiler. kendini iyi hissedince. öbek öbek yakılan otların dumanından başka bir şey yoktu. belki muhayyileyi de şöyle bir sarsmak gerektiğini düşünmüyor musunuz? MADAME BOVARY 217 — Ne yoldan? Nasıl? —¦ Ah. Böylece. soğuk su kompresleri koyuyordu. kendisine bir enfiye kutusu gösterilmeye görsün. arazı yok etmek bahanesiyle mizacı tahrip eden o sözde ilaçlardan hiçbirini size tavsiye etmem. dedi. Bahçe yollarının kumu. Kendinden geçer gibi oldu ve hemen o akşam. Bu nedenle. uydurma ilaca lüzum yok. Bu da insanın anlayışını sersemletmek ve cezbeye getirmek için tabii. çünkü konuşmuyordu. Bütün hastalarını yüzüstü bırakmıştı. yatağında oturabilecek duruma geldi. Nitekim. hardal lapası. Charles. aziz dostum. arkası yastıklara dayalı. dedi. öyle. Kuvveti yerine geliyordu. dedi. Buz yolda eriyor. Emma'nın bitkinliğiydi. hayvanlarda da görülür. aralık vermeksizin nabzını yokluyor. bakmak için. yani halk deyimiyle kedi otunun bu cins üzerinde şehvet arttırıcı bir tesiri olduğunu bilmez değilsiniz elbette. Charles baş ucundan ayrılmadı. kocası koluna girip bahçede dolaştırmayı denedi.

Charles sonradan. Emma'nm hastalığı en had derecesindeyken. diğer sesler ona cevap veriyor. Allanın günü. sonra sıra yağmura geldi. Bu işin güçlüklerini anladıkça. sanki nekahat-hanedeymij gibi. Ezile büzüle. M. hele M. Bunlardan en önemlisi. odaya beyaz ve hareketsiz bir ışıkla aksediyordu. üstelik. koltuğunu. ertesi yıl bu kadar borcu ne ile ödeyeceğini düşünüp duruyordu. işlerin bu kertede kalmayacağını. hep onu düşünmemek. . Eve hesap pusulaları yağıyordu. Altın Aslan'ın külüstür arabasını çabucak iflas ettirecek ve böylece Yonville'in bütün ticareti onun eline geçmiş olacaktı. hakkından vazgeçerek malları geri almaktan-sa. Bu servis. Her ne kadar. Neufchâtel hastanesi için elma şarabı müteahhitliği yapıyor. çok daha tombul. on iki ayda yüz otuz frank kazanç sağlamış oluyordu. üstelik para sıkıntısı içindeydi. Hava güzel olduğu zaman.MADAME BOVARY setti. kendisinin de satacak bir şeyi yoktu. günün birinde. na götürüyordu. Kış şiddetli geçti. bazen göğsü. Kahvaltılarım yatağına getirtiyor. ama dükkâncı. korkunç nispette artmıştı. şimdi her şey aşçı kadının elinde kaldığı için. meydana bakan pencerenin yanı-. zaman zaman kâh tehditle. evin masrafı. sanki bütün aklı fikri bu kadında olmalıymış gibi. faturayı şişirmek için vaziyetten istifade ederek. bir çeşit endişe içinde bekliyordu. şuurundan böylesine tatsız bir düşünce mevzuunu hemen uzaklaştırıyordu. sonunda Bovary altı ay vadeli bir senet imzalamak zorunda kaldı. bazen de elleri kolları ağrıyordu. vaktiyle sevdiği şeyler artık hoşuna gitmiyordu. Kafasını bu işlerle meşgul edip Emma'yı unuttuğu için kendine kızıyordu. Buna göre Bovary. gece çantasını. zaten hekimin de başka dertleri vardı. çünkü bahçeye garez bağlamıştı. Charles bunlara ihtiyacı olmadığını boşuna söyledi durdu. imkânlar kuruyordu. Nitekim. Bütün aklı fikri. öyle dolap çevirdi ki. Lhereux. Lheureux bayağı sıkıştırıyordu. hasılı. yenileneceğini. Monsieur iyice düşünüp taşınmalıydı. evvelki senette yazılı yüz seksen frankla birlikte tam bin iki yüz elli franklık bir borç altına girmiş oluyordu. Öğle vakti. bu suretle Charles. babasına başvurmak veya bir şeyler satmak gibi çareler arıyor. bir yerine iki sandığı. dükkânına koştu. dükkâncı. sattığı eşya MADAME BOVARY 219 üzerinden de en az üçte bir nispetinde kâr etmekle. akşamlan Kırlangıç'm gelişiydi. Madamın nekahati uzun sürdü. hekim sıfatıyle bunlara para yermeyebilirdiyse de. adam. satıcılar homurdanıyor-du. hekimin evinde beslenerek. mantoyu. kâh yana yakıla. M. kustuğu da oluyordu. Bir yıl sonra borcunu ödeyeceğini ve istenilen faizi de vereceğini ilave etti. böylece minnet altında kalmaktan da biraz utanıyordu. Pazar yerinin çatısı üzerindeki karlar. içilecek sıcak bir şey istemek veya laf etmek için hizmetçisini çağırıyordu. Guillaumin kendisine Grumensil yer kömürü ocaklarının hisse senetlerinden vermeyi vadediyor. senetlerin vaktinde ödenmeyeceğini. yüzde altı faizle borç para vermek ve bunun da bir çeyreğini komisyon olarak almak. Böylece. malların dükkâna iade edilmesi emrini verdi. nekahat devresindeki Madamın buna canı sıkılacağını söyledi. gelecek bir eylülde. bütün bu malların kendisine ısmarlanmış olduğunu ve geri alamayacağını. paraları getirdi ve bir senet daha yazdırdı. Argueil ile Rouen arasında yeni bir yolcu arabası servisi işletmeyi kuruyordu. o tarafın pan-curları daima kapalı duruyordu. neye el atsa altın oluyordu. XIV Önce. Charles bunda bir kanser başlangıcının belirtilerini görür gibi oldu. kimse bu işle meşgul olmadı. daha hızlı işleyerek ve daha çok yük taşıyarak. eczanesinden aldığı bütün ilaçların parasını M. karanlıkta bir yıldızı andırıyordu. satıcının emrine bin yetmiş franklık bir meblağ ödeyecekti. Ama senede imza atar atmaz da aklına cüretkâr bir fikir geldi: M. küstah bir tavırla. ama Felicite unuttu. Fakat babası kulak asmayacaktı. Emma. bazen beyni. daha bir sürü şeyi getirip teslim etmişti. Zaten. O anda han sahibesi bağırıyor. Homais'ye nasıl ödeyeceğini bilemiyordu. Lheureux'den bin frank borç almak. Ve zavallı çocuk. arabanın üstündeki sandıklan indirmeye giden Hip-polyte'in feneri. Bazen kalbi. hiç şüphe yok. Atın satılmasını istiyordu. bu parayı temin etmek mümkün olup olmadığını sordu. dava açmaya kararlıydı. sıska paracığının. Lheureux tekrar sıkıladı. kendisince pek ehemmiyeti olmayan ufak tefek olayların şaşmaz bir intizamla vukuunu. Sonra. Charles. kendine bakmaktan ibaretti. torbayı çatlatacak kadar semirmiş olarak kendisine döneceğini umuyordu. kendisine onun hakkını yemek gibi geliyordu.

fakat aynı derecede derin bir tatlılıkla devam ediyordu. gün batmaya başlayınca. ilah kabilinden eserler vardı. sonra. eğlenceli tarafı eksik olmayan kısa ve tatlı bir sohbet içinde kendisini dine bağlamaya teşvik ediyordu. kendisine sunulan kurtarıcının cismini kabullenmek üzere dudaklarını uzattı. gençlerin istifadesi için. Nasıl ki. din kitapları ticaretinde o devirde neler geçer akçe ise hepsini karmakarışık toparlayıp gönderdi. kendisini. havadis getiriyor. Kitapçı. iradesinin. Boulard'dan kadın cinsinden zekâ ve irfan sahibi birine kuvvetle tesiri olacak bir şeyler göndermesini istedi. Tespihler satın aldı. MADAME BOVARY 221 saadet yerine çok daha büyük mutluluklar. Lakin. Yatağın çarşaflarına mukaddes su serptiler. nihayet Hıristiyanlığın alçak gönüllülüğü içinde dinleniyor ve Emma. kendisini bütün acılarından. bu gibi meselelerde fazla bilgisi olmadığı için. dinin emir ve tembihlerine içerledi. Demek. bütün ihtişamıyle altın bir tahta oturmuş. kendisinde ilâhi bağışlamanın sızmasına geniş bir gedik açacak olan parçalanışını seyrediyordu. Hafifleyen bedeni artık hiçbir şey düşünmüyor. Dinden ilham almış hikayelerin öylesine hayatı bilmeyen insanlar tarafından yazıldığını gördü ki. papaz. hepsi birbiri peşinden. . tanrısal bir sevinç içinde bayılırcasına. tahta kunduralarını kaldırımda sürükleyerek. bütün duygularından kurtaran kuvvetli bir şeyin benliği üzerinden geçtiğini hissetmişti. diğer aşkların' üstünde bir başka aşk vardı ve bunlar. şimdi bile o hissi yeniden duymaya çalışıyordu. Bu harikulade manzara. her akşam öpmek için. şurup şişeleri ile dolup taşan konsolun bir mihrap haline getirilip Felicite de yerlere yıldız çiçekleri serpince. Hazreii Meryem'in ayaklarına kapanan hovarda. mukaddes kaptan mayasız ekmeği çıkardı ve Emma. Cüppesini görür görmez Emma ferahlıyordu. Madame Bovary' herhangi bir şeye ciddiyetle kendini verecek kadar henüz zihnini toparlayamamıştı. de Maistre tarzında kurumlu bir ifadeyle kaleme alınmış cüzler. Voliaire'in hataları. Bir azize olmak istiyordu. okuduğu kitap elinden düştüğü zaman. cevaplı küçük broşürler. sorulu. Emma bir et suyu içiyor. muskalar taşıdı. aynı ilgisizlikle. delillerini aradığı gerçeklerden yavaş yavaş uzaklaştırdı. hastalığının pek ağırlaştığı bir sırada. dünyanın üzerinde dalgalanan ve gökyüzüne karışan bir safiyet hali görür gibi oldu ve o hale katılmak istedi. Fakat. zayıf olmanın tadını çıkara çıkara. kendisini bu saatte görmeye geliyordu. hayal edilebilecek şeylerin en güzeli olarak hafızasında kaldı. Etrafındaki yataklığının perdeleri bulutlar gibi hafifçe şişiyor ve konsolun üzerinde yanmakta olan iki iri mumun ışınları. Emma'nm bu eğilimlerine hayran oluyordu. odasında takdis hazırlıkları ilerledikçe. M. bunları aşırı bir acelecilikle okumaya başladı. de***. Hal. öyle ki. pembe kapaklı romanımsı şeylerdi. Papaz. hatır soruyor. cetvelleriyle kepenklerin tokmağına vura vura okuldan dönüyorlardı. bütün idraklerinden. sanki zencilere kap kaçak gönderiyormuş gibi. O zaman. Monseigneur Kitaphanesi sahibi M. yanmakta olan bir buhar duman halinde dağılırsa. Gururdan yorulmuş ruhu. ellerinde yeşil hurma dalı tutan azizlerin ortasında. müellifi birçok nişanla taltif edilmiş M.220 MADAME BOVARY Charles eve dönüyordu. saat beşe doğru. varlığı da Tanrıya doğru yükselerek onun aşkında eriyecek gibi geliyordu kendisine. onun bu imanının böyle bir coşkunlukla zındıklığa ve hatta cinnete gelip dayanmasından da korkuyordu. Sonra da. Bunlar. içine. çocuklar. O duygu da. aralıksız ve sonsuz. papaz okullarının şair öğrencileri veya tövbe etmiş yosmalar tarafından iç bayıltan bir üslupla yazılmış. çerçevesi zümrütlü bir mukaddes emanet bulunmasını arzu etti. Bir gün. ebediyete kadar artıyordu! Ümidinin kuruntuları arasında. bambaşka bir hayat başlıyordu. can çekişmeye başladığını sanmış ve günah çıkartmak istemişti. odasında yatağının başı ucunda. görünüşler ölçüyü kaçırınca. Tanımadığı insanları yerden yere çalan polemik yazılarının hayratlığı hiç hoşuna gitmedi. Emma. esiri bir ruhun tasavvur edebileceği en ince bir Katolik hüznünün dolduğunu hissediyordu. Ama yine de sebat etti. Bournisien. ona göz kamaştırıcı nurlar gibi görünüyordu. kendisini kollarında taşımak üzere bir işaretle yeryüzüne alev kanatlı melekler indiren Ruhûl Kudüs'ü görür gibi olarak başım yastığa bıraktı. Aralarında İyi düşünün. sonra tekrar çıkıyordu. bütün bu haller. M. uzak mekânlarda meleklerin çaldığı harplerin sesini duyar ve masmavi bir gökyüzünde. bütün benliğini kapla-maksızın.

Örneğin. o ani. • . merhametli mi. Justin onlara refakat ediyordu. ihtişamından ürktüğü harikulade ve yepyeni bir şeyle birdenbire karşılaşmış gibi oldu. toprak altında bir kral mumyasından daha şatafatlı ve daha hareketsiz. bahçeyi baştan başa alt üst ettirdi. hiç şüphe yok. Hangi konuda olursa olsun. Sonra. Madame Tu-vache ve Allanın günü saat ikiden beşe kadar ziyaretine gelen o iyi yürekli Madame Homais'di. Bu bü222 MADAME BOVARY yük aşktan bir koku yayılıyor ve her yerden geçerek. koş bakalım. kendini aşırı derecede hayır işlerine verdi. Madame Caron. şimdi her şeyi öyle bir kayıtsızlıkla sarıp sarmalıyordu ki. ona kalırsa. Bu hali pek beğenen eczacı.vaktiyle zinanın yarattığı sırdaşlıkla âşığına fısıldadığı aynı tatlı sözlerle şimdi Tanrıya hitabediyordu. kiliseye de eskisi gibi muntazam devam etmez oldu. komşusu hakkında anlatılan dedikodulardan hiçbirine kulak asmak istemeMADAME BOVARY 223 misti. tu-valetiyle meşgul oluyordu. birdenbire: — Bu kadar seviyor musun onu. Bu araştırma. hep ideal izlenimlerle doluydu. nekahet devresinde iken. Hatta ekseriya Madame Bovary. kocasının sütnineye gönderdiği küçük kızını eve getirtti. Artık tevekkülle her şeyi anlayışla karşılamakta karar kılmıştı. Karı koca kavgasından bıkıp usanmış olan bu kadıncağız. yerinden doğruluyordu. yoksa ahlaksız mı hiç ayırt edilemiyordu. Bir gün Charles eve dönünce. fazladan bir meziyetti ve sofuluğununun gururu içinde. Emma. Kaynanası Madame Bovary. Onlarla birlikte Emma'nın odasına çıkıyor. ta dizlerine kadar indiğini ilk kez görünce. Kocası yine de. onun sessiz arzuları ve sıkılganlıklarının farkında değildi. Fakirler için elbise dikiyor. içine kapanıp yaşamak istediği iffet ve namus havasım tertemiz bir sevginin kokusuyle dolduruyordu. hayatın yaraladığı bir kalbin bütün gözyaşlarını İsa'nın ayakları dibine akıtmak üzere yalnızlığa çekilen o büyük eski zaman hanımlarına benzetiyordu. Kızarıp bozaran Felicite'nin cevabını beklemeden.. Bu. artık bu gürültüsüz evden hoşlanıyordu. şan ve şereflerini La Valliere'in bir portresinde tahayyül ettiği. lohusa kadınlara odun gönderiyordu. konuşması. emzik çağındaki iki yavrunun yanma yamyamdan daha iştahlı bir oğlanı da katarak mutfağa fazlaca gelmeyi âdet edinen sütnine Rollet anayı kapı dışarı etti. Hayatından silinmiş olan aşkın. Bunlar. faziletli mi. Ona okuyup yazma öğretmek istiyordu. Bu saç kümesinin siyah halkaları çözülerek. onun herhangi bir irade hamlesi göstermesine memnun oldu. Emma. deyiverdi. O zaman da. Bovary'nin itirazlarına rağmen. her mübarek cuma günü kendine iri bir domuz sucuğu ısmarlamaktan: çekinmeyen Bovary babanın iğneli sözlerinden kurtulmak için. güzelliğinden taşan cazibeye açık o delikanlı kalbinde çarptığını farket-miyordu. Madame Dubreuil. Berthe istediği kadar ağlasın ona artık kızdığı yoktu. git de eğlen! İlkbaharın başlangıcında. Eczacının karısı. gelininde ayıplanacak bir şey bulamıyordu. kendisine hiç aldırmadan. Emma' nın. hemen hemen her gün. kendisinden izin isteyen ve bahane ararken kem küm eden hizmetçisine öyle öfkelendi ki. biçare çocuk. Zaten. Gotik üslubundaki dua rahlesi Önünde diz çöktüğü zaman. Madame Langlois. belki bulaşık bezlerini tamir edecek yerde öksüzlere zıbm örmek tutkusu dışında. hiç konuşmadan. uzun elbiselerinin işlemeli kuyruklarını ihtişamla sürüyerek. sözleri öyle sevgi ve bakışları öyle gururla dolu. Önce başını sert bir hareketle sallayarak. hastalığı sırasında. kendisine dostça: . elleri ayakları yorulmuş.Rodolphe'un anısına gelince. kederli bir tavırla ilave etti: — Haydi. sağlam mantığı ve ciddi tavırlarıyle kendisine metanet veren kaynanasının evde bulunmasından maada. Emma. ziyaretçileri de sırasıyle uzaklaştırdı. Homais ailesinden sıyrıldı. Nitekim. Kızına: — Karnının ağrısı geçti mi meleğim? diyordu. Emma onu kalbinin en derin köşesine indirmişti. mutfakta sofraya oturmuş. başkalanyle de düşüp kalkıyordu. imana kavuşmak içindi. kapının yanında ayakta. Emma iyileştikçe. bir akşam. tarağını çıkarmakla işe başlıyordu. kendini. oracıkta. yanıbaşında. İlkönce. muazzam bir aldatmacanın belli belirsiz duygusu içinde. çorba içen üç serseri ile karşılaştı. bencil mi. bu kalın bezden gömleğin altında. iradesini de daha sik kullanıyordu. orada kalıyordu. humais'nin çocukları da ziyarete geliyorlardı. tavırları öyle değişikti ki. fakat gökyüzünden hiçbir haz inmiyor ve Emma. ta Paskalyaya kadar oğlunda kaldı. hareketsiz duruyordu.

. her gün. fakat güzel sanatların en önemlisini topye-' kûn mahkûm etmeye kalkışmak. ahlak bakımından müziği edebiyattan daha zararsız bulduğunu söyledi. o kadınlaşmış sesler. o zaman da rahip. dedi. Papaz: — Ben de biliyorum. Arhalie'ye--Rahip. Bu. İkisi de sıcaktan 224 MADAME BOVARY bunalmış oluyordu. diye sordu. papazın bu husustaki fkirlerini öğrenmek istedi. Monsieur Bournisen. bu tatbikat esnasında. dedi. diyordu.. bunlarda edep ve haya kuralları çoğu zaman pekâlâ bozulurdu. tatlı su böceği avlıyordu. peşin hükümleri hicvetmeye yarıyor ve keyif maskesi altında fazilet öğretiyordu. bütün kilise babalarının kanaati böyledir. Charles'a. tıpkı lokantalarda seltz suyuna yapıldığı gibi. masa üstünde böyle sağlam tutmalı ve sicimlerini kestikten sonra. kötü edebiyat da var. insanı kendinden geçiren dairelerde kadınlı erkekli toplantılar. eskimiş bir düşünce gibi gelir. Bu sükûttan hayrete düşen Homais. ekseriya onların yüzüne fışkırıyor. bir hayli huy-landırıcı. Fakat elma şarabı. dedi. Tatlı elma şarabı getiriliyordu ve birlikte. Galilee'yi hapsettikleri o MADAME BOVARY 225 aşağılık devre layık bir ahmaklık. içini çekmekle kaldı. mantarı itmeli. Kameriyeye bu adı vermişti. o meşaleler. diye itiraz ediyordu. akait derslerinden çıkar çıkmaz soluğu Emma'da alıyordu. bunların açıktan açığa ibadetlerde rolü vardı. onların içine öyle ustaca felsefi düşünceler serpiştirilmiştir ki. Koro ile birlikte «mystere» adı verilen bir çeşit farşlar oynanırdı. iyi yazar bulunduğunu. Rahip. Bournisien. sonunda. ayrıntıları. onu da bir kadeh içki içmeye davet ediyordu. ama yavaş yavaş. edebiyatı savunmaya başladı. eskiden Paris yumurcağı adında bir piyes görmüştüm. Nitekim bir gün eczacının. karısını biraz içi açılsın diye.. sesine birdenbire mistik bir eda vererek ilave etti): Şayet kilise bu temaşaları mahkûm etmişse. bizler değiliz. diyordu. ama. süslü püslü.. eczacı ise devam etti: — Kutsal Kitapta da öyle. Binet: — Ben. Rouen Tiyatrosu' na. . Şarap testilerinin tıpasını çıkarmakta Binet pek becerikliydi. ağız dolusu bir kahkaha ile mutlaka şu nükteyi yapıyordu: — Nefaseti insanın gözüne çarpıyor! Papaz. Binet de oralarda bulunuyor. Örneğin Voltaire'in trajedilerinin birçoğuna bakın. iffete aykırı düşüncelere. — Costigat ridendo mores. kirli heveslere yol açar.. iyi eserler. kilise. diye atıldı. o boyanışlar. siz de bilirsiniz. meşhur tenor Lagardy'yi dinlemeye götürmesini tavsiye etmesine hiç içerlemedi. Memnun bakışlarım etrafına ve ta nihayetlerine kadar manzarada gezdirerek: — Şişeyi. bizim de emirlerine itaat etmemiz lazımdır. diye devam etti. siz de kabul edersiniz ki. tiyatro sanatkârlarını afaroz eder? Çünkü eskiden.— İşi fazla sofuluğa vurmuştunuz. yani biraz aşağıda. Eczacı: — Neden. (Sonra. Protestanlardır. M. İddiasına göre tiyatro. bir genç adamın eline verilecek şey değildir o kitap. bütün bunlar bir nevi ruh laubaliliği yaratır. sabrını kaybederek: — Kutsal Kitabın okunmasını tavsiye edenler. O piyeste gerçekten kaçık bir ihtiyar general vardı! Bir işçi kızını iğfal eden iyi aileden bir delikanlıya haddini bildiriyor. gerçekten açık saçık şeyler vardır içinde! M. bunlar tiyatroyu halk için gerçek bir ahlak ve diplomasi okulu haline getirir. eskisi gibi. Fakat eczacı. o da. O da kendisine. Homais: — Elbette. şehadet parmağı ile bir tutam enfiye yuvarlarken. eczacı: — Evet. elbette bunun bir hikmeti vardır. Madamın tamamtyle iyileşmesi niyetine içiliyordu. taraçantn duvarı dibinde.. Hiç değilse. gizliliğe aykırı kıyafet değiştirmeler. Sonra da tutarsınız. Charles'ın da eve döndüğü saatti. Bovary. Bournisien'in öfkeli bir hareketi üzerine. bana. nasıl kötü eczane varsa. Dışarıda kalıp Koru'nun ortasında hava almayı tercih ediyordu. aslında fena adam değildi.

ibret verici. hekime: — İşte. Rouen'ı kırıp geçireceksiniz. dedi. Ertesi gün. bütün taşra varoşlarında görülen hanlardan biriydi: Kış gecelerinde rüzgâr estikçe çatırdayan çürümüş tahtadan balkonlu.Homais: — Ne olursa olsun. masrafa girmek gibi nedenler ileri sürerek önce buna yanaşmadı. Gördünüz. bir zihin eğlencesini hâlâ kötülemekte ısrar etmelerine doğrusu pek şaşıyorum. dedi. Emma'nın bu işe fazla kibarlık gösterdiğine hükmederek daha çok ısrar etti. Yonville'de kalmasına hiç bir neden bulunmadığı halde. şimdiden düşünmeye gerek yoktu. yarına! Bu tiyatroya gitmek fikri Bovary'nin kafasında çabucak ye-şerdi. Sonra. demekle kaldı. dansözlerin bacak oyunlarını seyretmeye gitmek için sivil giyinen nice papazlar tanıdım. hayatınızda bir kerecik olsun. Charles fikrinden vazgeçmedi. Velhasıl. ya aynı fikirde olduğundan kimseyi gücendirmemek için. içi daima yolcu ile.. Yolcu arabası Beauvoisine meydanında Kızıl Haç otelinin önünde durdu. hatta bazen ruh sağlığına yarayan. zararsız. dedi. adamı nasıl yan bastırdım!. muhayyilelerini biraz harekete getirecek bir hovardalık hayatına ihtiyaç duyarlar. Ne ise. öyle öfkeli öfkeli bakışlarla: — Efendi!. inanın bana. şöyle üstünkörü. kadın bu ısrardan bunalıp sonunda razı oldu. — Şüphesiz.. büyük ahırları ve küçük yatak oda-larıyle. Hiç beklemediği bir günde annesi kendisine üç yüz frank göndermişti. Lheureux efendiye ödenecek senetlerin vadesine daha o kadar zaman vardı ki. tanıdım. tedirgin olmak. artık her şeye katlanarak: — Öyleyse. ağız dalaşı denen şey böyle olur. iyi yolculuklar! Allanın sevgili kulları! Sonra. gayet yüksek ücretle İngiltere'den çağırmışlar. yahut hiçbir fikri olmadığından. — Evet. zamanımız gibi bir aydınlık çağında. Zaten bütün bu büyük sanatkârlar. Yanında üç metresiyle birlikte bir de aşçı taşıyormuş. şamata . dedi. sözünün her hecesine basa basa tekrarladı: — Ta-nı-dım. şöyle son bir çimdik atmayı münasip gördü: — Ben. eczacı. Burası. kasabadan kımıldamamak zorunluğunda olduğuna inanan eczacı. eczacı âdeta ürktü ve daha yumuşak bir sesle devam etti: — Yalnız şunu söylemek istiyorum. Bournisien. fakat. avlularında tavukların seyyar satıcılara ait çamurlu arabalar altında yulaf tanesi aradığı. mavi ipekten bir elbise giymiş olan Emma'ya dönerek: \ — Bugün aşk sembolü kadar güzelsiniz. değer doğrusu! Eğer yerime birini bulursam ben de sizinle beraber giderim. dedi. dedi. Söylendiğine bakılırsa yaman bir adammış! Servet içinde yüzüyormuş. Papaz: — Hadi canım. insanları dine bağlamak hususunda en emin çaredir. dedi ki. yorgunluk. Gider gitmez eczacı. dört farbalalı. Fakat gençliklerinde para biriktirmek akıllılığını göstermedikleri için hastanelerde ölürler. afiyet olsun. olmayacak şey ama. bu kargalardan birini kudurtmaya yarasa bile. MADAME BOVARY 227 böyle bir eğlencenin karısına yarayacağını iyice kafasına koymuştu. Papaz tekrar iskemlesine oturarak tasdik etti: — Doğrudur! Doğrudur! Fakat ancak iki dakika daha yerinde kaldı. haltetmişler. Eczacı dayattı: — Elbette ya! Yapmadıkları yok ki zaten! Papaz. Konuyu karısına açtı. MB 15 226 MADAME BOVARY Konuşma sona ermişe benziyordu ki. ortada hiçbir engel de yoktu. günlük borçları hiç de kabarık değildi. Homais. mumu hep iki ucundan yakarlar. Emma. Acele ediniz! La-gardy yalnız bir akşam oynayacak. Hekim. onların yola çıktığını görünce içini çekti ve: — Haydi bakalım. saat sekizde Ktrlangıç'a bindiler. hoşgörürlük. Madamı götürün tiyatroya. öyle değil mi doktor.

Madame Bovary yukardan. bütün mendiller elde. arkasından bir başkası göründü. koca şehri boylu boyunca birkaç kez arşınladı durdu. Zaten. borazanlaşan pistonların. üstünden variller yuvarlanan Charrettes sokağının nefesiydi. sıcak bastırmıştı. anlamsız ve sakin.ile. sonra MADAME BOVARY 229 1 çalgıcılar birer ikişer içeri girdiler. izahat istedi. fakat iş de akıllarından çıkmadığı için. duvarın önünde bekliyordu. Köylüler ve asilzadeler. entrikayı. Fakat biraz daha aşağıda. Üstü kumaş kaplı geniş kapıları parmağıyle itmekten çocuk gibi zevk duydu. kalın camları sinek tersleriyle sararmış. romanın anısı librettoyu anlamayı kolaylaştırdığı için.. Emma.. avcılar da tekrar şarkıya başladı. Bunlar. karşılıklı se-lamlaşıyorlardı. Birinci mevkie giden merdivenden çıkarken. omuzlarında birer İskoç atkısı. tekrar tiyatro bürosuna gitti.. Op6ra. Yakındaki köşe başlarına asılmış koskoca afişlerde acayip harflerle şu kelimeler tekrarlanıyordu: «Lıtcie de Lammermoor. bir orman içi yol kavşağıydı. Sisler arasından İskoç gayda seslerinin. yiyecek içecekle tıklım tıklım dolu. aceleyle tiyatronun önüne geldiler. Bovary ise. pantolon cebinde elinde tuttuğu biletleri hep karnına bastırıyordu. meyhanelerin kapısına asılmış. onların san eldivenli ellerini gererek altın başlı incecik bastonlarına dayanmalarına hayran oluyordu. ihtiyar başlar görülüyordu. hep bir ağızdan bir av şarkısı söylüyorlardı. Bir kurşun buharıyle donuklaşmış gümüş madalyalara benzeyen. aralarında yine pamuktan. Charles. bir buket çiçek aldı. bu yüzden çorbasını içecek vakit bulamadı. kapkara masalarının üstü içine alkol karıştırılmış kahve döküntülerinden tutkallaşmış. ves. kızarmış alınları siliyordu. yapılan izahları anlamadı. içeriye girmeden önce rıhtımda bir gezinti yapmak istedi. Walter Scott'un ro-manlarıyle yeniden karşılaşmış oldu. derhal harekete geçti. koridorların tozlu kokusunu olanca gücüyle göğsüne çekti. içyağı. öbür koridordan sağ tarafa koşuşan kalabalığı görünce. satışlardaki endişelerini güzel sanatlarda avutmaya geliyorlardı. zihnine gelen kavranılması güç düşünceler. Methale ayak basar basmaz.. kıvırtılmış saçların arasından terler akıyordu. Emma gençliğinde okuduğu eserlerle. tok bezden perdelerin kenarını hafifçe kımıldatıyordu. bazen nehirden esen ılık bir rüzgâr. davulların uğultusu başladı. bir düşes şuhluğuyle endamını yay gibi gerdi. ispirtodan. sahnedeki peyzaj meydana çıktı. sanki keman yayları sinirleri üzerinde geziniyormuş gibi. gülünç görünmek korkusuyle. Gözlerini dört . hana döndü. kapılar henüz açılmamıştı. façetalannın ışık cümbüşü ile. locasına girip oturduğu zaman. solda bir meşe ağacının gölgesi altında bir çeşme ile. avize. 228 MADAME BOVARY XV Halk. böylece. arka tarafında da sebze bahçesi bulunan bir eski zaman misafirhanesi. Madame kendine bir şapka. fundalıklar üzerinde akislerle uzadığını duyar gibi oluyordu. parterde çalım satıyorlardı. taş parmaklıklar arasında sağa sola ayrılmış. deri ve nebati yağ kokan buz gibi bir hava cereyanı herkesi serinletiyordu. Nihayet orkestranın mumlan yandı. bütün benliğiyle bizzat kendisinin titrediğini hissediyordu. rutubetli peçeteleri mavi şarap lekeleri içinde ve şehirli kıyafetine girmiş çiftlik uşakları gibi daima köy kokmakla beraber. Önce homurdayan basoların. tedbirli hareket etmek için. bir çift eldiven. Yakışıklı delikanlılar. tiyatrodan bulvara. Bu. Salon dolmaya başlıyordu. gıcırdayan kemanların. cıvıldayan flüt ve büyülülerin uzun curcunası duyuldu.» Hava güzeldi. Lagardy. büyük ve kapkara mağazalarla dolu. sonra iki kolunu gökyüzüne kaldırarak kötülük meleğini yardıma çağıran bir serkerde ortaya çıktı. birlikte çekilip gittiler. bakır çalgılar seslerini yükselttiler ve perde yükselince. saçı ve rengi ağarmış. tiyatroya perde açıldıktan sonra varmaktan pek korkuyordu. Sonra sahnede üç kez yere vurulduğu işitildi. küçük dürbünler kılıflarından çıkarılıyor. Monsieur. yeleklerinin açık yerinden pembe veya tirşe kıravatlarmı göstererek.. müziğin borası ile derhal dağılıveri-yordu. salona ani bir neşe saçarak tavandan indi. Bu. çivitten söz açıyorlardı. elinde olmayarak gururla gülümsedi. Ön balkonu paradi ile. Emma'nın kalbi hızlı hızlı çarpmaya başladı.. kontrolörden müdüre havale edildi. cümle cümle izliyor. Kendini melodilerin akışına bırakıyor ve hatta. uzaktan birbirlerini gören aboneler. salonu localarla karıştırdı. sokak tarafında kahvesi.

şehvet ve vazife birbiri içinde erir ve kendisi de bu kadar ulvi bir saadetten yerlere düşmezdi. sus artık! Lucie. Emma'nın sabrı tükenmişti: — Sus. bütün hafakanları biliyordu. oysa öteki. Lucie. fügün bütün son kısmına yeniden başlandı. Bütün sarhoşlukları. galiba her arzuyu ümitsizliğe sürüklemek için . birbirlerine: «Yarına. Fakat bu mutluluk. berber ve boğa güreşçisi kokan bu mükemmel şarlatan tipini daha da göze sokuyordu. tırnak-larıyle locasının kadifesini tırmalıyordu. buğday başaklarının ortasında. nedimelerin koltuğuna girmiş. sarsılmaz bir güven. bırakıyor. kadını yüzüstü bırakarak başka kadınların peşine düşmüştü. Emma: — Hayır. dekorlan. Son vedaı da haykırdıkları zaman. oymalı bir küçük hançer sol kalçası üzerinde sallanıyordu. dedi. Son gece. tıpkı bir fırtınanın uğultusu içinde kazazedelerin haykırışları gibi uzayıp giden o melodili şikâyetlerle yüreğini dolduru-yordu. zekâdan ziyade coşkunluk. yarına!. Tenor. kadife külahları. hıçkırıklar ve öpücüklerle dolu notalar çıkıyordu. niçin kıza bu kadar zulüm ediyor? diye sordu. Emma da onun gibi hayattan kaçarak. küçük patikada görür gibi oldu. sonsuz bir tatlılıkta hüzünlü hırıltılar izliyor ve çıplak boynundan. Gilbert'in kendi efendisi Ashton'a menfur entrikalarını anlattığı resitatif duetto başlar başlamaz. Emma. Onun yüzünden de iflas etmişti.. bir kucaklaşma içinde uçup gitmek isterdi. Zaten babası ile kolkola çıkıp gittiler. o da galiba beni seviyor» diyordu. gözlerini baygın baygın süzerken bembeyaz dişleri meydana çıkıyordu. macerayı anlamadığını da itiraf ediyordu. o kızın âşığı. kendi hayatından bir şeyler gibi geliyor ve bu vehim onu âdeta büyülüyordu. kelimeleri fazla bozan müzik yüzünden. şahısları. kendisini orada. Fakat. Birinci sahnede herkesi coşturdu. Fakat. bunu. Diyorlardı ki. diye cevap verdi. Lucie'yi yanıltacak olan uydurma nişan yüzüğünü görünce. hayatını âlicenap birine bağlayabilmiş olsaydı. sol majörden kavatine başladı. mehtapta. bir akşam Biarritz kıyılarında kayıkları onardığı sırada 230 MADAME BOVARY şarkı söylerken. Lakin bu hissi şöhret sanat ününü desteklemeden geri kalmıyordu. bu dünyada hiç kimse onu böyle bir aşkla sevmemişti. aşktan yakınıyor. sevgi. kederden. Bu diplomat oyuncu da. Birdenbire. Güzel bir ses. Sesinde öfkeli haykırışları. Ateşli Güney ırklarına mermerlerin haşmetinden bir şeyler katan o harikulade solgunluk onda da vardı. yeminlerden. Edgar'm gönderdiği bir aşk hatırası sandı. âşıklar mezarlarının çiçeklerinden. pek neşeliydi. kiliseye doğru gidildiği zaman. sürgünden. yüzü beyaz saten elbisesinden daha solgun. dedi. az önce gelen adam: «Lucie'yi seviyorum. o zaman bir çeşme fısıltısına veya kuş cıvıldamalarına benzeyen bir flüt sesi duyuldu.. ayak dirememişti. sesini duymuş ve ona âşık olmuştu. etmiyor. Sağlam vücudunu koyu renkte bir eski zaman cepkeni sarmıştı. ben ne olup bittiğini anlamak isterim. bir başka âlemin havası içindeymiş gibi.» dedikleri zaman da o. Emma. Lucie'yi kollarında sıkıyor. daima reklamlara şahsının cazibesi ve ruhunun hassasiyetine dair şairane bir cümle sokuşturmaya pek dikkat etmekteydi. kanatları olsun istiyordu. müziğin son titreşimlerine karışıp giden keskin bir çığlık kopardı. ümitten söz ediyorlardı. genç bir kadın yeşilli bir seyise bir kese fırlatarak ortaya ilerledi. Polonyalı bir prenses. Ah. ilerliyordu. düşünceli bir tavırla. zaten az kalsın ölümü bunlar yüzünden olacaktı. o zaman fazilet. güzelliğinin en taz© çağında. Niçin o da Lucie gibi. Edgar gibi ağlamamıştı. yalvarmamıştı? Bilakis. mantoları. Sahnede yalnız kaldı.. ahenkle çırpınıp duran bütün o hayal mahsullerini seyrediyordu. Charles. Zaten. Salon alkıştan inliyordu. şapkasında horoz tüyü bulunan o çirkin adamcağız? MADAME BOVARY 231 Emma'nın açıklamalarına rağmen. lirizmden fazla şatafat. Emma: — Ne oluyorsa oluyor. yine geliyor. Babası değil miydi. Kontrbasların eşliğinde. — Ama ailesinden intikam almaya yemin ediyor. Emma evlendiği günü gözlerinin önüne getirdi. dedi. ümitsizliğe düşmüş görünüyordu.açarak kostümleri. saçlarında portakal çiçeklerinden bir çelenk. kendini attığı uçurumun farkında olmaksızın. Edgar Lagardy göründü. onu görmek için eğiliyor. yüründüğü zaman titreyen boyanmış ağaçları. evliliğin çirkefinden ve zinanın hayal kırıklığından önce. Bovary: — Bu asilzade. sen sus! Karısının omuzuna eğilerek: — Bilirsin ki. Şantözün sesi ona kendi şuurunun yankısı gibi. kılıçları.

götür beni. soğuk bir şeyin sırtından aşağı aktığını hissedince. Emma'ya bir çılgınlık geldi. Ashton. yalnız kendisi için şarkı söyleyecek olan o ruhun vecdini. ayak bileğinden itibaren genişleyen yumuşak çizmelerinin kırmızı mahmuzlarını tahtalar üzerinde çınlatarak. Yeşil yaprakların üzerine yağmur yağdığı ve pencere kenarında ayakta birbirlerine Allaha ısmarladık dedikleri o ilkbahar akşamından beri bunu hissetmemişti. tavuslar gibi çığlık kopardı. her gece. Bir iplik fabrikatörü olan kocası. yarı açık ağızlarından dökülüyordu. sevişirlerdi! Onunla birlikte bütün Avrupa ülkelerinde. başkentten başkente dolaşırdı. ona atılan çiçekleri toplayarak. nefis bir koro halinde devam 232 MADAME BOVARY ediyordu. gidelim! İçimdeki bütün ateşler. ceremeyi çekmek gibi laflar homurda-nıyordu. bir locanın dibinde. «Halkın ruhuna dalga dalga boşalttığına göre. kadın. mağfiret ve şaşkınlık.uydurulmuş bir yalandı. Leon'a! Leon mu? — Ta kendisi! Gelip sana saygılarını sunacak.. Elinde tuttuğu bardak yüzünden yerine çok güçlükle döp-dü. aynı anda. nefes almasına engel olan çarpıntılarla yine kendini koltuğuna bıraktı. haykırmak geldi içinden. Charles nihayet karısının yanına gelebildi ve nefes nefese: — Neredeyse. adam da. içini saran şiiriyeti sayesinde. hatta sahnenin dibinden. Rolün. tazminat. herhalde tükenmez bir aşkı olmalı. o muhteşem hayatı hayalinde canlandırmaya çalıştı. Emma. Halk koridorları doldurmuştu. göğsünün hareketlerine uyarak. herhalde daha kuvvetli bir iradenin cazibesine kapılarak. Sahnede rolünü oynarken. bir taraftan da kadın sesleri onun sözlerini tekrarlayarak. Adamın İspanyol biçimi kocaman şapkası bir jestle yere düştü ve derhal çalgılarla şarkı söyleyenler gür sesle sextuor'a başladılar. kostümlerine kendi eliyle nakışlar yaparak. Yelpazelerin rüzgârı havayı büsbütün boğucu bir duruma getiriyordu.» diye düşündü. Düşüncesini bu konudan çelmeye çalışarak. Lucie tizden feryatlar koparıyor. saadetten mest olarak. — Tahmin et bakalım. bütün yorgunluklarını ve gururunu paylaşarak. yaldızlı bir parmaklığın arkasında. sanki kendisini katlediyorlarmışçasma. hep kendisine bakacaktı. rahibin yarı bas sesi org gibi uğulduyor. devşirecekti. kadife kapı perdesinin altından siyah elbiseli bir adam peyda olunca. Emma dışarı çıkmak istedi. Horlanmış âşık. Tanışırlardı. peşten notalarla onu adam öldürmeye kışkırtıyor. onu adama doğru çekiyordu. Gaz kokusu nefeslere karışıyordu. bizzat kendisinin de yaşayabileceği hayatını. Fakat. masraf. Charles bayılmasından korkarak. dehşet. Sonra. Hepsi de aynı sıra üzerinde el kol hareketleri yapıyorlardı. nitekim bardağın dörtte üçünü kısa kollu elbise giymiş Rouen'lı bir kadının omuzlarına döküverdi. Elini bir kişizade teklifsizliğiyle uzattı ve Madame Bo-vary de. kızgın kızgın. ferahlatıcı bir şeyler getirmek üzere büfeye koştu. kalıbına girdiği şahsiyetin yarattığı vehim. öfke. ıstıraplarının bu kopyasını ancak gözleri oyalamaya yarayan bir plastik fantezi saymak istiyor. derhal durumun icaplarını düşündü ve hatıralarının bu uyuşukluğunu kendini zorlayarak sarstı. Yonville'in eski noter kâtibi locaya girdi. Tenor kendisine bakıyordu muhakkak! İnsan kılığına girmiş aşkmış gibi. gelemeyecektim! Öyle bir kalabalık. bütün rüyalar senindir!» demek. mendiliyle. hiç düşünmeden aynı şeyi yaptı. Kadın. yukarda kime rastgeldim? M. o harikulade. daha berrak sesiyle diğerlerinin hepsini bastırıyordu. sanatkârı hor görme hevesi uçup gidiyor. Charles'ın beceriksizliğine kızdı. çabuk çabuk bazı sözler kekeledi: . Daha sözlerini yeni bitirmişti ki. Emma artık sanatın abartarak büyülttüğü ihtirasların küçüklüğünü biliyordu. intikam. küçümseyen bir merhametle içinden gülümsüyordu. kuvvetine sığınmak için koşup kollarına atılmak ve ona: «Kaçır beni. kılıcını çekiyor. dantela yakası. Perde indi. Arthur ayn bir köşede. öfkeden ateş saçarak. o velveleli. Edgar. orta perdeden şarkısını söylüyor. kiraz rengi MADAME BOVARY 233 taftadan güzel elbisesindeki lekeleri silerken. kesik kesik inip kalkıyor. öyle bir kalabalık var ki!. Şayet tesadüf istemiş olsaydı. zira her adımda dirseklerine çarpıyorlardı. kıskançlık. dedi. iri adımlarla sağa sola gidip geliyordu.

Kendi samimi zevki ile karısının fikirlerine saygı arasında bocalayan Charles: — Evet. çünkü oyun hoşuma gitmeye başlamıştı. Grisi'yi dinlemişti.. Acaba neden geri dönmüştü? Hangi serüvenlerin akışı onu yeniden yolunun üstüne atmıştı? Leon. konuşma çok geçmeden sona erdi. Fakat delilik sahnesi Emma'yı hiç sarmıyordu. Leon. M. sanki çalgılar daha az ses veriyormuş ve sahnedekiler gerilere gitmiş gibi. Sonra karısına dönerek: — Eğer yalnız kalmaya razı olursan. . Rü-bini'yi. Bovary: — Yoo. hemen değil. Emma'nın arkasında. pek gizli. Fakat Charles.Normandiya'da. Leon da. davetliler korosu. Lefrançois ananın durumunu sordu. Operayı izleyen Charles'a dönerek: — Pek fazla bağırıyor. hemen ertesi gün kalkıp gideceklerini söyledi. hastalığından söz edildi. Persiani'yi. o büyük remajör duettosu. — Demek Rouen'dasınız. Ey güzel melek. bu işten anladığını göstermek için. romlu şerbetini yudum yudum içerken.. belki. Emma'nın omuzları üzerine... Emma artık operayı dinlemez olmuştu. Nasıl! Siz burada mısınız? Salondan biri: — Susun! diye bağırdı. O zaman Leon. gayet işlek bir noterlikte iki yıl süreyle çalışmak üzere Rouen'a geldiğini anlattı. dedi. çünkü üçüncü perde başlıyordu. bir kahvenin camekânı önüne oturdular. pek tatlı zavallı aşkı hatırlıyordu. parlak şöhretine rağmen. onların yanında. Maksadı. bin bir ihtimamla uzun dantel a şalını koydu. ikide birde kocasırfm sözünü kesiyordu... sustular. o başka. Operadan çıkan kimseler. Şimdiye kadar Tamburini'yi. ocak karşısında başbaşa kalmalarını ve artık unutmuş olduğu o pek sakin. şantözün oyununu da fazla abartmalı buluyordu. O zaman Leon. Kadın umursamaz bir eda le: — Doğrusu! hayır! Fazla değil. eczacılardaki iskambil oyunlarını. dedi. sonunu görmeden çıktığıma üzülüyorum. Sonra Leon içini çekerek: — O kadar sıcak ki. son perdede tamamıyle ha-rikuladeymiş. biraz. söze atıldı: — Ama yine. Homais ailesini. Kızın saçları darmadağın olmuş: Sahne pek trajik olacak herhalde. Leon: — Oyun hoşunuza gidiyor mu? derken Emma'nın üzerine o kadar eğildi ki. — Dayanılmaz derecede! Doğru. Sonra Berthe'i. bıyığının ucu yanağına dokundu. kalalım. sütnineye gidişlerini. Leon'un canını sıkmamak maksadıyle. burnundan saçları234 MADAME BOVARY na kadar inen ılık nefesin temasıyle zaman zaman ürperdiğini hissediyordu. dedi. Charles. MADAME BOVARY 235 müzikten söz etmeye başladı. on para etmezdi. Emma. Emma'dan çok uzaklarda cereyan ediyordu. öyle mi? — Evet.— Ah! Günaydın. Bovary sordu: — Rahatsız mı oluyorsun? — Evet.. diye devam etti. Kadın.. Üçü birden tiyatrodan çıkıp rıhtımda açık havada.. dediklerine göre. Fakat o andan sonra. sevgilim. Ashton ile uşağı arasında geçen sahne. boğuluyorum. Paris'te görülen işlerden bambaşka olan muameleleri iyice kavramaktı. M. tiyatrodan çıkıp bir yerlerde dondurma yemek teklifinde bulundu. benim Lucie'm havasını hafif sesle veya avaz avaz haykırarak kaldırımdan geçiyorlardı. pek uzun. kameriye altında kitap okumalarını.. Şimdi o. kocanın karşısında artık diyecek bir şeyleri kalmadığı için. gidelim. omu-zunu bölmeye dayamış duruyordu. Önce. — Ne zamandan beri? — Çıkın dışarı! Çıkın dışarı! Herkes dönmüş onlara bakıyordu. Lagardy. Kâtip: — Yakında bir temsil daha verecek zaten. dedi. M.

Bovary. Saint-Herbland geçidi önünde birbirlerinden ayrıldılar.. kanun kitabını yere bırakır ve Emma'nın anısı aklına gelirdi. dedi. Nefse itimat.. orada kendisini kibar tavırlı bulan işçi kızları arasında epey de süksesi olmuştu. bir şahikaydı! O zaman Charles ısrar etti: — Pazar günü dönersin. değil mi. üç aylık harçlığını ayın birinci günü yeyip bitirmezdi. deli dolu insanlarla düşe kalka. içinde hayali dallara asılı bir altın yemiş gibi sallanan bir belirsiz vaat vardı. bunda kusur etmeyeceğini. İfrata kaçmaya gelince. ümidini kaybetmiyordu. dördüncü kattaki gibi konuşulmaz ve zengin bir kadının iffetini. Sonra. meşhur bir doktorun salonunda. rıhtım üzerinde. düşün daha. altta yaşamaya devam etse bile. Paris sokaklarının asfaltını rugan ayakkabısıyle çiğnemeyen herkesi küçümseyerek taşraya dönüyordu. bu hekimciğin karısı önünde.. göz kamaştırdığından peşinen emin olarak. masanın mermeri üzerine iki beyaz sikke çınlatmayı da unutmadı. Üç yıl süren bir ayrılıkten sonra onu tekrar görünce ihtirası uyandı. bazen nereye indiklerini söylemediklerinden dolayı kendisinden özür diledi. Emma'ya sahip olmayı istemenin. hiçbir şeyin durduramadığı p korkaklara özgü kararlılıkla.. garsonlardan biri sezdirmeden gelip arkalarında durdu. — Öyle ise. Fakat yavaş yavaş bu duygu zayıfladı. 238 MADAME BOVARY Gece. Leon onların peşine takılmış. masaya bıraktığınız para. vaziyete bağlıdır: Binanın asma katında.. çocuk gibi tir tir titrerdi. dedi. dantelalı bir Parisli kadının yanında olsaydı bu zavallı kâtipçik. Chaumfere'e de oldukça devam etmişti. fakat Emma için böyle bir zorunluluk olmadığını söyledi. Leon: . Fevkalade bir şeydi. Emma garip bir tebessümle: — Doğrusu. Rouen'da. profesörleriyle de arası daha iyiydi. Ertesi gün. vaziyeti kavrayan Charles. boğazı kurumuş. Le"on. Beriki dostça bir aldırmazlık hareketi yaptı ve şapkasını alırken: — Anlaştık. hukuk tahsil etmekle beraber. hanın mutfağına girdi. etrafındaki kağıt paraları korur. Katedralde saat on bir buçuğu çalarken. hiç şüphesiz. saat beşe doğru. kendini gayet rahat hissediyordu. zaten noterliğin bir işi için Yonville'e gitmek zorunda olduğunu söyledi. diye kekeledi. hayli yıpranmıştı. odasında kitap okurken veya akşamları Luxembourg Bahçesi'nin ıhlamurları altında otururken. buna bir karar vermenin artık zamanı geldi diye düşündü. sonra Kızıl Haç'a girdiklerini görüRce yüz-geri etmiş ve bütün geceyi bir plan düşünmekle geçirmişti. kesesini çıkardı. oyunun son parçasında Lagardy'nin başarısını övmeye başladı. Çoğu zaman.. Zaten utangaçlığı da. kendilerine refakat eden Leon'a: — Mademki şimdi yine bizim memleketli oldunuz. ne de fazla kısaydı. beklenmedik bir ümit kapısı açan bu fırsat karşısında.. bilakis. Bir uşak: — Monsieur burada yok. Bu arada etraftaki masalar boşalıyordu. ÜÇÜNCÜ KISIM I M. dedi. bilmiyorum ki. fakat burada.. Üniversiteli gençlerin en aklı başında olanıydı: Saçları ne fazla uzun. vakit vakit bize akşam yemeğine de gelirsiniz? 236 MADAME BOVARY Noter kâtibi. Yukarı çıktı. umarım ki. bundan kendini hep korumuştu. Bu ona iyi bir alâmet gibi göründü. yanakları solmuş.Genç adam. Emma onun gelmesinden hiç telaşa düşmedi. hafif sesle: — Gerçekten üzüldüm. yarın saat altıda. haydi kararını ver! Birazcık olsun hoşuna gideceğini umuyorsan. çünkü Leon. Monsieur ve Madame Bovary'den ayrılırken. geceler insana öğüt verir derler. üstüne başka emeller ve hırslar yığıldı. noter kâtibi hemen kolunu yakaladı. tıpkı korsesinin astarındaki zıh gibi. Nişanları ve arabası olan bir zatın. manevrayı da değiştirerek. dedi. böyle yapmakla hata ediyorsun. hatta hesaptan başka. Charles bir kez daha kendisinin fazla kalamayacağını. sünepeliği kadar çıtkırıldımlığı yüzünden de.

titreyen bir sesle: — O resim biraz size benziyordu. Çözük saçları üstünde unutma beni çiçekleri. kadın değilsiniz ki siz. Usûl onu sinirlendiriyor. kapılarında sizinkini andıran bir şalın. Madame Bovary. hata ediyorum.. diye ilave etti. asla! Asla! İçlerinde birer damla yaş belirten güzel gözlerini tavana doğru kaldırarak: — Ah bilseniz. resmin karşısında saatlerce kaldığımı bilirim. devam etti: — Bazen bir tesadüfün sizi karşıma çıkaracağını hayal ediyordum. — Nasıl ettiniz? Leon. şu dünyadaki sevgilerin bayağılığı ve kalbin daima gömülü kaldığı ebedi yalnızlık üzerinde uzun uzadıya durdu. neler hayal ettiğimi! — Ya ben! Ben de çok acı çektim. Fakat erkeklerin de dertleri vardı. Leon da kendisini unutmuş olduğunu söylemedi. — Demek kalmaya karar verdiniz. Kollarını kavuşturup başını eğerek. Beni bir şeyler hep oraya sürüklü-yordu. — Zannediyorum ki. bunun rasgele bir içgüdünün itişiyle olduğunu iddia etti. alıp başımı. ortasındaki. ama hata ettim. Emma cevap vermedi. dedi. O.beyaz ayırma çizgisi ve buklelerinin altından taşan kulak uçlanyle. saçlarının topuzunu eski bir koltuğun arkalığına dayamıştı.. ayak parmaklarını. tahsili boyunca sıkıntıdan hafakanlar geçirdiğini anlattı. dedi. başka sahaları daha cazip buluyor. basma resimler satan bir dükkâncıda. terliklerinin fiyongu-na bakıyor. dedi. budalalığını örtbas etmek için. sonra da hepsini yırtıyordum. her mektubunda canını sıkmaktan geri kalmıyordu. Açık başı. bitmez tükenmez dertlerimle canınızı sıkıyorum. Arkasında. kalabalığın gürültüsü içine atıyordum kendimi. peşimi bırakmayan musallat fikirden kurtulamayarak. Bulvarda.. dudaklarında peyda olduğunu hissettiği o dayanılmaz tebessümü göstermesin diye başını çevirdi. İnsanın etrafında bin bir gaile varken. her biri. duvarın sarı kağıdı yaldızlı bir fon gibiydi. zaman zaman. öğleye kadar şehrin bütün otellerini bir bir dolaşıp kendisini aradığını söyledi. konuşmaya bazı felsefi düşüncelerle girişildi. oda ise. herhalde Emma'nm hatırına gelmiyordu. MADAME BOVARY 239 Emma bir başkasını delicesine sevmiş olduğunu itiraf etmedi.. Şehrin gürültüsü oraya kadar pek az geliyordu. Leon: — Çoğu kez. Emma: — Affedersiniz. Emma. bir ince örtünün dalgalandığı bütün kira arabalarının peşi sıra koşuyordum. rıhtım boyunca sürükleniyordum. derhal. Emma. Emma gülümsemeye başladı. sözünü kesmeden konuşturmaya kararlı görünüyordu. aya bakıyordu. öyle mi? Emma: — Evet. sanki yalnızlıklarını büsbütün daraltmak ister gibi. annesi ise. konuştukça. — Yok yok. genç adam. dedi. size mektuplar yazıyor. kolsuz bir elbiseye sarınmış. — Hayır.. aynaya aksediyordu. hamal kıyafetine girmiş kadınlarla yediği yemekleri belki hatırlamıyordu. ufacıktı. Köşe başlarında bazı kadınları size benzetiyor. terliklerinin sateni içinde oynatıyordu. Leon. pazenden bir sabahlık giymiş. bu karşılıklı dert yanmanın artan harareti ile biraz daha coşuyordu. Ama yine de içini çekti: . Her ikisi de ıstıraplarının nedenlerini daha açıkça belirtiyorlar. Sonra..— Ama ben tahmin ettim. Çoğu kez sokağa çıkıyor. böyle olmayacak zevklere alışması hiç doğru değil. sabah sabah sevgilisinin şatosuna doğru çayırlardan koşarak gittiği eski randevular da. 240 MADAME BOVARY Emma onu. bir ilham perisini gösteren bir İtalyan gravürü vardı. Maskeli balolardan sonra. Fakat bazen fikirlerinin eksik kalan ifadesi karşısında duraklıyorlar ve ona tercüman olabilecek bir cümle bulmaya çalışıyorlardı. Göze girmek için veya kendisini de hüzne düşüren bu melankoliyi safcasına taklit ile.

benim gibi. hiçbir yerde hiçbir meslek göremiyorum. kiliseler ve büyük metruk konaklarla dolu Beauvoisine mahallesinde değişik saatlerin sekizi çaldığım işittiler. çıkmak üzereydiniz. Zaten göz. Leon bekliyordu. dedi. hatırlanan bütün bu şeyler. hatta bir gece öldüğü vakit kendisine Emma'dan hatıra kalan kadife çizgili o güzel battaniye içinde defnedilmesini vasiyetnamesine yazmıştı. gözleri yarı kapalı. O zaman her ikisi de. onu alıp götüren bir his ummanı gibi bir şeydi. doğru. siz hiç buyurun demeden. Ölmemiş olması. Yatılı okullar. bir seferinde size gelmiştim. ne olduğunu anlayamadığım bir kuvvettiniz. ben sokakta kalıyordum. — Aşağıda.. lüzumsuz bir ömrü sürüklemektir. Emma elini Leon'a uzatarak: — Zavallı dostum. — Heyhat! Erkeklere buna benzer kutsi vazifeler verilmiyor.. Le"on. göz ucuyle Emma' nın çehresini süzdü.. alçak bir sesle vakit vakit: — Evet. fakat birbirlerine bakarlarken. diye sordu. Emma: — Bilmezsiniz. arkanızdan kapanan o kocaman ağır kapının karşısında aptal gibi kalakaldırıldı. gidiyordum.. — Niçin mi? Tereddüt ediyordu...onları ne kadar düşündüm? Çoğu zaman. Örneğin. — Ya bizim o zavallı kaktüsler ne oldu acaba? — Bu yıl kış hepsini kuruttu. kafalarının içinde bir uğultu . Nihayet Emma cevap verdi: — Ben de bunu sezer gibi olmuştum zaten. inanılmaz derecede bir feragat ihtiyacı içindeydi. ne de yanınızdan ayrılmak isteyerek. karşılıklı. camekândan. engel atladığından dolayı sevinerek. bu kadar yaşlanmış oldu-. filbahardan beşiği. bu. devam edin. elimde olmadan yanınız sıra yürüdüm. çünkü her ikisi de. hemen elin üzerine dudaklarını yapıştırdı. ğuna şaşıyordu. kapıyı açtılar. bir fedakârlık yapmış olmak düşüncesiyle kendimizi teselli ederdik. Madame Tu-vache'ın kapısını çaldınız. Leon. hisleri daima çekip uzatan bir hadde aletiydi... ama herhalde hatırlamıyorsunuzdur? — Hatırlıyorum. kendisi de. Emma' nın giydiği elbiseleri. Madame Bovary. bütün yüzü parladı. ve iki çıplak kolunuzun çiçekler arasında dolaştığım görür gibi olurdum. ne yazıktı! Şimdi artık ıstırap çekmezdi. Artık konuşmuyorlardı.. Bakışlarını karartan o kederli düşünce yığını mavi gözlerinden sıyrılıp gitti. vazifeyi ve insanın kendisini sessizce kurban etmesini övmeye başladı. belki hekimlik. Leon derhal mezarın sükûtuna gıpta etti. dedi. doğru!. Fakat Emma bu battaniye hikayesine: — Niçin?. bütün evi hatırlıyordu. üzerine bugün mazilerini ayarladıkları böyle bir ideale göre yaşamış olmak isterlerdi. eskiden yaz sabahları. ben de. fakat yine de. aptallık ettiğimin biraz daha farkına varıyordum. odasının mobilyalarını. — Çünkü sizi çok sevmiştim! Leon. âdeta rüzgârın çıkıp gökyüzünü bulutlardan temizlemesi gibi bir şey oldu. sofadaydınız. eldivenlerinizi çıkardığınızı ve tez¦ gâhın üzerinde para saydığınızı görüyordum. benim için. ona hayatı çekip uzatıyor gibi geliyordu. Lcon. adımlarımı size uydurmuş. ne sizi. fazileti. güneş pancurlara vurunca ne halde iseler. Bununla beraber. İçini çeke çeke kokladıktan sonra da: — O zamanlar siz.takip etmeye cesaret ederek. onu dinlerken. sesli bir şey çıkıyormuş gibi. hastanede çalışan bir rahibe olmayı ne kadar isterdim. — Bilir misiniz . Emma. gözümde canlandırıyordum. diyordu. Siz bir dükkâna girince. hafifçe omuz silkerek. hayatımı esir eden.. bir türlü tatmin edemediği. dedi. her an. hatta başınızda küçük mavi çiçekli bir şapka vardı. değil mi? Eğer ıstıraplarımız birisine yarayabil-seydi. Doğru!.. sözünü kesti ve ölmesine ramak kaldığı hastalığından şikâyete başladı. son basamakta bulunuyordunuz. Sonra. onları öyle. zevk ve kederlerini bir tek kelime Me' özetlemiş oldukları o mazideki hayatın ehemmiyetsiz haMADAME BOVARY 241 diselerini birbirlerine anlattılar. Bu.— Asıl acınacak şey. sanki sabit gözbebeklerinden.

hayır. Siz ise çok gençsiniz. gitti! Zavallı Bovary de beni bunun için burada bırakfaydı! GrandPont sokağındaki M. — Hayır. ne kadar geç olmuş. hâlâ parlamaktaydı. yarı yarıya karanlığa gömülü.. dedi. affedersiniz.. — Evet. size diyeceklerim var.. Leon. Ben çok yaşlandım. uslu olalım! Ben böyle istiyorum! Ona sevişmelerinin imkânsızlığını anlattı. Emma* nm yüreğine müphem bir korku düştü. sivri çatılar arasında siyah bir gökyüzü parçası görülüyordu.. Emma: — Acaba.duyuyorlardı. Leon geri çekilerek: — Ah.. tesadüfün lüt-fuyle daha önceden tanışarak. Dinleyin beni. hatırlamalar ve hülyalar.... Emma: — Ben de onu düşündüm bazen. — Ben operayı bile unuttum. Emma: — Peki? diye cevap verdi. Leon: . sonra tekrar oturdu. eskisi gibi kardeşçe bir dostluk çerçevesi içinde kalmaları lazımdı. Gece. çözülmez bağlarla birbirlerine bağlanmış olsalardı.— Peki? dedi. imkânsız bu! Bilseniz.. Artık fırsatı kaçırmıştı. O zaman. ilave etti: — Yeniden başlamamıza kim engel olabilir ki?. şimdiye kadar hiç kimsenin bana böyle duygular ifade etmemesi nereden geliyor? Noter kâtibi hemen. ideal varlıkları anlamanın güç olduğunu söyledi. Kendisi daha ilk görüşte onu sevmişti. siz de onları seveceksiniz.. — Ne gibi? — Ciddi. kansıyle birlikte beni tiyatroya götürecekti güya. Nesi Kulesi'ne ait dört sahneyi gösteren dört taşbas-ması resmin kaba renkleri. sevecek.. mühim bir şey. dostum. dedi. İner çıkar pencereden. Leon. İndirdiği ince uzun kirpikleri kıvır kıvır oluyordu. Hiçbir erkek kendisine Leon kadar güzel görünmemişti. Acaba ciddi olarak mı böyle söylüyordu? Baştan'çıkmanın büyüsü ve buna karşı koymanın zorunluluğuna kendini kaptırmış olan Emma da hiç şüphesiz bunun farkında değildi. zaten gidemezsiniz. duvarlar üzerinde koyulaşıyordu. hayır. dedi. — Sizi sevdiğim kadar değil! — Çocuksunuz siz! Haydi. .. Le"on: — Sahi mi? dedi. Beni unutunuz! Sizi başka kadmlau. her şey bu MB 16 242 MADAME BOVARY vecd halinin tatlılığı içinde birbirine karışıyordu. Yanağının o tatlı derisi —Emma'nın düşüncesine göre— kendisine duyduğu arzu ile kızarıyordu ve kadın. ö yanağa dudaklarını koymak için âdeta can atıyordu. — Ama sizi tekrar görmem lazım. duvar saatine eğilerek: — Aman Allahım. Lor-meaux. onun titreyen ellerle denediği ürkek okşamaları da hafifçe itiyordu. gelecek. biz hâlâ gevezelik ediyoruz. Halinde nefis bir saflık vardı. Beni hâlâ anlamadınız mı? Hâlâ tahmin etmediniz mi?. t_ Emma yerinden kalkarak konsolun üzerindeki iki mumu yaktı. Genç adamı MADAME BOVARY 243 yumuşak bakışlarla seyrederken. ertesi gün mutlaka kasabaya dönecekti. kesilen konuşmayı nasıl bağlayacağını düşünüyordu ki. Emma'nın ne demek istediğini anladı ve şapkasını aramaya başladı. Leon: — Ne hülya! diye mırıldandı. tadacakları saadeti düşünüyor ve ümitsizliğe düşüyordu. sanki vakti öğrenmek istiyormuş gibi. Orada.. Birbirlerinin elini tutuyorlar ve mazi.. altlarında İspanyolca ve Fransızca izahatla. Kollarını açarak kendisine doğru ilerleyen Rodolphe'un cüretinden çok daha tehlikeli olan bu utangaçlık karşısında. Hem sonra. Uzun beyaz kuşağının mavi kenarını elinde kibarca evirip çevirerek. dedi.

Emma ellerini çekti. randevuya gelmeyeceğine dair. Ertesi gün Leon. Ortada çeşme şırıldıyor.. yonca yaprağı biçimindeki kuleciklerin arasında. bir defa daha. yeter! Bana acıyın da sizi bir kere daha göreyim. kendi saadetleri-için. sonu gelmez bir mektup yazdı. Bir kadın için ilk defa çiçek satın alıyordu. Emma bir baş işaretiyle cevap verdi ve bir kuş gibi. Leon. katedralde. Berberin dokuzu gösteren guguklu saatine bakarak: — Daha pek erken. Emma'nm ellerini yakalayarak: — Orada olacağım. kendim veririm eline. — Ah. kilisenin meraka değer özelliklerini görmek istemezler mi? . siz çıldırmışsınız. yaseminler. katedrale eğri gelen ışık. yeşil elbisesini giydi. Sonra titrek bir sesle fısıldadı: — Yarına. soldaki büyük kapının ortasında. ah. bir yaprak sigarası içti. dans eden Marianne'm altında. saat on birde. zerafeti daha tabii olsun diye. gökyüzünde. noter kâtibine. kadının gözlerinde bir muvafakat ifadesi aradı. omuzunun üstünden başını uzatarak. çıktı. boynuna doğru uzandı ve ensesini uzun uzun öptü. Genç adam bir demet menekşe aldı. dedi. yandaki odaya kaçtı. Bununla beraber. — Pekâlâ! Durdu. sonra fikrini değiştirerek: — Ama. eşikte duruyordu. hem de birkaç kat cila sürdü. buralı değiller herhalde. Leon'un adresini bilmediği için. bir kuş sürüsü fırdolayı dönüp duruyordu. Emma kesik kesik.. elinde baston. Beyaz pantolonunu. hep şaka. ıslak yeşilMADAME BOVARY 245 likler ve kuşlara mahsus kedi otları ve kırmızı fare kulaklarıyle yer yer birbirlerinden aralıklı dikilmiş güller. bağrışmalarla dolup taşan meydanda. karanfiller. diyordu. başında tüylü şapkası. bir başkasına sunmak istediği bu iltifata sanki kendisi mazhar oluyormuş gibi.. kaldırım taşlarını çevreleyen. göğsü gururla kabardı. artık her şey bitmişti. üç sokaktan geçti. Düşündü ve sonra kestirip attı: 244 MADAME BOVARY — Yarın. kıvrak gülüşlerle: — Siz çıldırmışsınız. tekrar bozdu. Emma'nın arkasınday-dı.— Halbuki pekâlâ konuşuyorsunuz işte. O aralık kilisenin kavası. görülmekten korkuyordu. Kendi kendine: — Nasıl olsa gelecek. bir tek defa. Eski bir moda mecmuasını okudu. hep şaka! Yeter. birbirlerini görmemeleri lazımdı. sonra saçlarını kıvırttı ve arkasından da. LĞon. — Nerede isterseniz. Fakat mektubu kapattıktan sonra. nergisler ve çuha çiçekleri kokuyordu. bir kardinalden daha azametli. — Öyleyse. ne yapacağını şaşırıp kaldı. dedi.. Öpücükler çoğaldıkça. gri renkteki taşların kırık yerlerine parıltılar serpiştiriyordu. Her ikisi de ayakta duruyordu. belinde kılıç. Notre-Dame'ın sahanlığına doğru yürüdü. Kadın başını eğince. Kavas. Leon. Gece.. mukaddes kaptan daha parıltılı. Lyon'a yaklaştı ve kilise adamlannın çocuklan soruya çekerken takındıkları yapmacık bir güler yüzlülükle: — Monsieur. başlan açık. diye düşündü. kararlı adımlarla katedrale daldı. burada olmaz. menekşe demetlerini kağıda san-yorlardı. Dışarı çıkmak üzere. Acaba Monsieur. iskarpinlerine. Güzel bir yaz sabahıydı. dedi. Menekşeleri koklarken. penceresi açık balkonda şarkı mırıldanarak. ince çoraplarını. üç adım geriledi. geniş şemsiyeler altında ve kavun yığınları arasında satıcı kadınlar. ne kadar levantası varsa hepsini mendiline boşalttı. Kuyumcu dükkânlarının camekân-larında gümüş takımlar panldıyordu. Bu bakışlarda sadece dondurucu bir haşmet vardı. vaktin geldiğini düşündü ve ağır ağır..

alacalı bir halı gibi seriliyordu. daha doğrusu. Dışarının bol güneşi. Emma: — Neden olmasın? Çünkü sallanmakta olan iffeti yüzünden Hazreti Meryem'e. randevunun ortasında. bir melek gibi güzel kokuların dumanı içinde görünsün diye. bu sofu kadın fantezisine kızdı. bir siyah kısa pelerin. Tam o sırada kavas hızlı hızlı geldi: MADAME BOVARY 247 — Madame. mavi camları üzerinde kayıkçıların sepetler taşıdığı görülen bir büyük pencereye gözleri ilişti.. LĞon'un bu hareketi ona canavarca bir iş. Kubbeli taban. bir kenarda. kalbine gökyüzünden ani bir karar nazil olmasını umarak. Dua yerinde bir gümüş lamba yanıyor. Fakat iri taşlar üzerinde bir ipek hışırtısı. onları meydanın yanındaki methale götürdü ve kendilerine bastonuyle. heykeller. mihraba yandan diz bükerek geçip gidiyordu. yanmaya hazır duruyordu. Leon'a bir kağıt uzatarak: — Okuyunuz. dedi. Allanın inayetine mazhar olmak için de. büyük vazolarda açmış beyaz çayır çiçeklerinin kokusunu içine çekiyor. balıkların pullarını ve mintanların iliklerini saydı. volanlı elbisesi. az sonra gelecekti. iç çekişlerini andıran sesler geliyor. Emma ortada yoktu. mermer kenarda kırılarak. onun etrafında. Hayat kendisine hiçbir zaman bu kadar güzel görünmemişti. kilisenin meraka değer hususiyetlerini görmek istemezler mi acaba? Noter kâtibi: — Hayır. bir zangoç. telaşlı. malta taşları üzerine.Le"on: — Hayır. ciddi adımlarla. Billur avizeler hareketsiz sarkıyordu. ama sonra onu. Kavas. bir. neyi bulursa ona sarılmak ihtiyacındaydı. çok geçmeden de canı sıkıldı. Kubbe altlan. Evvela kilisenin yan kısımlarını şöyle bir dolaştı. bunlara. daha ileride. incecik fotinleriyle. düşüncesi Emma'nın peşinde dolaşıp duruyordu. bu arada. büyük renkli pencere camları.. Le"on. usulüne uygun olarak. Emma. yüzünü ışığa boğmak için parıldıyor ve buhurdanlar. üç açık kapıdan. hemen hemen Allaha küfretmek gibi geliyordu. Bunun üzerine kavas. artık gidiyorlardı. âdeta kendisini soymak. Sonra kapıya gelip meydana baktı. Fakat resimlerin aksi. hızlı hızlı yürüyordu. Uzun uzun. üstünde ne yazısı. Emma'ydı! Leon kalktı ve kendisine doğru koştu. içi dolu mukaddes kaplara aksediyordu. kiliseye dalıyordu. duvar boyunca yürüyordu. ne de işlemesi olan siyah kaldırım taşlarından büyük bir daireyi göstererek azametle: . herhalde buralı değiller? Madame. Genç adam. kendini dua etmeye zorluyordu. mezarlara. Hazreti Meryem hücresine girdi ve bir iskemle üstünde diz çökerek dua etmeye başladı. Kilise. yan hücrelerden. 246 MADAME BOVARY güzel ve canayakın. ojivlerin başlangıcı ve renkli büyük camların bir kısmiyle. Leon bir iskemleye oturdu. aşkının itirafını dinlemek için eğiliyor. Zaman zaman. kapanan bir parmaklığın yüksek kubbeler altında yankıları devam eden gürültüsü katılıyordu. dipte. dedi. Leon' un tatmadığı bin bir zerafet ve baştan çıkan faziletin o anlatılmaz cazibesi içinde. orada. işi acele sofular gibi. Ama yine Emma gelmiyordu. Döndü. ama. dedi. üç muazzam şua halinde. Andaluzyalı bir markiz gibi kendini duaya kaptırmış görmekten bir başka zevk duydu. Bu. muazzam bir aşk odası olmaya hazırlanıyordu. dikkatle baktı. altın gözlüğü. kilisenin karanlık yerlerinden bazen. Emma'nın yüzü solgundu. dua okunan yere kadar geldi. kilisenin yürek çarpıntısını daha da artıran sessizliğine kulak kabartıyordu. kiliseyi tek başına temaşaya kalkışan bu adama karşı içinden kızıyordu. Emma yerinden doğruldu. karanlıkta. kendisini takibeden bakışları gözetleyerek. Emma dua ediyordu. çünkü Emma bir türlü duanın sonunu getirmiyordu. gözlerini mihraptaki dolabın ihtişamıyle dolduruyor. şapka kurdelesi. hayır! Ve şiddetle elini çekerek.

bir pazar günü vefat eden Louis de Breze'dir. Madame Bovary gözlüğünü eline aldı. Buradaki. nereye gidiyoruz? diyordu. Louis' nin nazırıydı. Maulevrier kontu. Calvin'ciler. Geçelim de Gargouille'u gösteren renkli pencere camını görelim. hareketsiz. Hiçliğin bundan daha mükemmel bir timsalini görmek mümkün olamaz. ordre şövalyesi ve dedesi gibi Normandiya valisi olup. Leon: — Gidelim. vary parmağını mukaddes suda ıslatırken. sevinçten ölmüştür. — Monsieur hata ediyorlar! Yerden itibaren yüksekliği tam dört yüz kırk ayaktır. Leon kaçıyordu.. Breval ve Mont-chauvet beyi. — Sağda. onlardan birkaçını yerinden kaldırdı ve kötü yapılmış bir heykel olması muhtemel bulunan bir nevi külçeyi meydana çıkardı. yabancının göreceği daha birçok şey varken. katedrale çok iyilik etti. Mauny baronu. Altında da. Leon: — Teşekkür ederim. eskiden İngiltere kralı ve Normandiya dukası Arslan Yürekli Richard'ın mezarını süslüyordu. Monsenyörün ikametgâhına gitmek için geçtiği kapı. kavastı.. kral XII. iki saatten beri kilisede taş gibi "hareketsiz kalmış olan aşkı. İkisi de kardinal ve Rouen başpiskoposuydular. Tam kırk bin libre geliyordu. Kavas yürümeye başladı. bir tek harekette bulunmaya kalkış-maksızın. Leon dudaklarını ısırarak. 25 temmuz 1531'de. gevezelikle kayıtsızlığın bu çifte inadı karşısında cesaretinin tükendiğini hissediyordu. birinin nefes nefese geldiğini duydular.. değil mi? . âlem. kolunda bir çocuk taşıyan kadın ise. Nor-mandiya valisi. Diane de Poitiers'dir. 1499'da doğmuş. Kötülük olsun diye. Bütün Avrupa'da bir eşi daha yoktu.— . Poitou büyük Mareşali. Leon ise. Fakat Leon hızla cebinden bir gümüş para çıkardı ve Em-ma'yı kolundan yakaladı. âlem!. dedi. bu zamansız cömertliği anlamayarak. Uzun bir iç çekme ile: — Bu. — Monsieur! — Ne var? Bu. Breze kontesi. onu bu hale getirdiler. toprağa gömmüşlerdi. mezara inmeye hazır duran bu adam yine aynı şahıstır. arkalarında. Emma: — Peki. solda. şu tarafa dönünüz: İşte Ambroise'ların mezarları. onun torunu. ¦ Leon kiilseden dışarı fırlarken homurdanıyordu: . O çanı döken işçi. Hazreti Meryem'dir. katedralden bahseden eserlerdi. ona bakıyor. şaha kalkmış bir atın üzerinde gördüğünüz zırhlara bürünmüş bu asilzade ise.. Emma ile Leon'u içi parmaklıklarla dolu bir hücreye soktu. çan kulesinin âlemi. şaşırdı kaldı: — Ama.. tekrar Hazreti Meryem'in hücresine gelince. koltuğunun altına sıkıştırdığı yirmi kadar ciltsiz kalın kitabı karniyle de destekleyerek getiriyordu. Leon dönüp baktı. dedi. güzel Ambroise çanının çevresi. Hiç durmadan. muntaMADAME BOVARY 249 zam aralıklı bir baston takırtısıyle. Baştan başa dökme demirden. boyuna konuşarak. Monsen-yörün piskoposluk makamı altına. Kavas. Monsieur. Şimdi. dedi. 16 temmuz 1465 tarihinde Montlhery muharebesinde ölen. bir kelime bile söylemeye. dedi. zira neredeyse. Madame Bo-. Monsieur. Fakirlere otuz bin altın ekü dağıtılmasını vasiyet etmiştir. sonra. topyekûn bir izah jestiyle kollarını uzattı ve sıra sıra desteğe alınmış yemiş ağaçlarını gösteren bir çiftlik sahibinden daha gururlu: — Bu alelade taşın altında. Ebedi kılavuz devam ediyordu: 248 MADAME BOVARY — Onun yanında gördüğünüz şu diz çökmüş ağlayan kadın ise karışıdır. dedi. Leon cevap vermeksizin hızlı hızlı yürüyordu. İşte. Varrenne ve Brissac beyi Pierre de Bre'ze yatıyor. Valentinois düşesi. yerinde tepiniyordu. Bunlar.İşte. kitabede de görüldüğü gibi. kralın mabeyincisi. 1566'da ölmüştür. Mısır'daki en yüksek ehramdan yalnız dokuz ayak noksan. şimdi de delifişek bir kazancının marifeti ile katedralin tepesine gelip konuvermiş o sipsivri bir kafesi andıran veya ajurlu bir bacaya benzeyen şeyden buhar olup havaya karışacak gibi geldi ona.

olur mu. Bazen mahsus duraklar gibi oluyor. şuraya buraya çarparak.. Emma bu söz üzerine. Paris'te olağan bir şey bu. La Fayette kavşağından iti250 MADAME BOVARY baren. kendini inişe bırakarak. Araba yeniden harekete geçti. Sonra ciddi bir eda ile: — Biliyor musunuz. bir mezar gibi sımsıkı kapalı ve bir gemi gibi .. Nazlanıyordu. Saint-Vivien. Çocuk. Tekrar döndü ve artık niyetsiz ve istikametsiz. Aynı ses.. hafif tırısla devam etti. ne yapacaklarını biraz şaşırmış. çimenlerin yakınma sürdü. — Ah! Leon. sarmaşıklarla yemyeşil bir taraça üzerinde. sonra Deville yamaçlarına kadar bütün Mont-Riboudet'yi dolaştı. Base-Vieille-Tour'a. dirilişi. Bouvreuil bulvarından çıktı. İçeriden gelen bir ses: — Devam ediniz! dedi. Dinanderie sokağına. Rouge-Mare'a. Saint-Romain. diye bağırdı. Müşterilerini hangi hareket çılgınlığının böyle durmamacasına yollara düşürdüğünü bir türlü anlayamıyordu. rasgele. kurşun gibi Quatre-Vents sokağından fırladı. ceza gü-. Aynı ses: — Hayır. sınır taşlarının bulunduğu köşelerde. birdenbire. Lescure'e. kayıtsız. Saint-Pol'e. Arabacı. yeni köprüyü geçti ve Pierre Corneille'in heykeli önünde zınk diye durdu. Champ-de-Mars Meydanı'nı ve siyah ceketli ihtiyarların. Gaillardbois meydanına. bilmem ki. pek yakışıksız olur! Noter kâtibi: — Neden olsun. Saint-Sever. Napoleon rıhtımını. nünü. hayır. vakit vakit meyhanelere ümitsizce bakıyordu. Cauchoise bulvarını. yük arabalârıyle variller arasında. Quatremares. Trois -Pipes'e ve Cimetiere Monumental'e uğradı.. üçüncü defa olarak durdu.— Hay budala! Küçük bir çocuk sahanlıkta haylazlık ediyordu: — Git de bana bir araba getir. Le"on. dedi. güneşte bir aşağı bir yukarı gezindikleri hastane bahçelerini arkada bıraktı. küçük perdeleri inik bir arabanın. MADAME BOVARY 251 Limanda. dedi. Saint-Nicaise önüne. Kral David'i ve cehennemin alevleri içindeki lanetleri görürsünüz. dörtnala şimendifer istasyonuna girdi. köprüyü bir kez daha aştı. cennet. Karşı karşıya. Arabacı alnını sildi. O zaman. Saint-Maclou. Gargan tepesine. ulu karaağaçlar arasından. doğrusu. birkaç dakika yalnız kaldılar. Nihayet araba göründü. Hantal araba yola düzüldü. ter içinde kalmış iki sıska beygirine şöyle temiz birer kırbaç savuruyordu. arabasını yan yolların ötesine. Araba derhal harekete gelerek. Maladrerie sokağına. dosdoğru gidin! Araba. Ama araba bir türlü gelmiyordu. sokaklarda. Arabacı: — Monsieur nereye gidecek? diye sordu. Eşikte kalmış olan kavas onlara seslendi: — Hiç olmazsa kuzey kapısından çıkın. adaların ötesine kadar uzun uzun yol aldı. Emma'yı arabaya sokarak: — Nereye isterseniz. Sotteville. Araba nehir boyunca.. sarsıntılara aldırmaksızın. parmaklıklardan dışarı çıktı ve ağaçlıklı yola gelince. şehirliler. keyfi kaçmış. sanatlar meydanını. Le*on. bir sıçrayışta. meşin şapkasını dizleri arasına koydu. nehir kenarına. Emma'nm tekrar kiliseye girmesinden korkuyordu. yorgunluktan ve kederden âdeta ağlamaklı olmuş. Gümrük önüne. gezintiye devam etti. Oyssel tarafından. Büyük köprü sokağından indi.. susuzluktan. fakat derhal arkadan öfkeli haykırmaların yükseldiğini işitiyordu. Grande-Chausse ve Elbeuf sokağından geçti ve nebatat bahçesi önünde. daha öfkeli: —: Yürüsenize! diye haykırdı. Curandiers rıhtımı ve Meules rıhtımından geçti. Fakat. kuru taşlar döşeli yedekçi yolundan ilerledi. mukavemet edilmez bir delil karşısındaymış gibi pes etti. hep yerinde. gitti.

bu âdeta bir hâkimin. Kasaba her zamanki gibi sessizdi. Bu yığın. bir eczanenin kasabalılara ait fırınlara. masada teraziler. Hivert. şapkasının tülünü indirmiş bir kadın indi ve başını çevirmeksizin yürüdü. birçok kadınlarda zinanın hem cezası. kaptan kaba devretmek. Homais'nin -evine gitmeniz lazım. etiket yapıştırmak. Arabada bir köşeye oturur oturmaz. arabanın gümüş gibi parlayan fenerlerine güneşin tepeden vurduğu bir anda. rüzgârla etrafa dağıldılar ve az ötede. gün ortasında. Süratle bavulunu hazırladı. Eczacı. nerdeyse taşacaklar. Elceği-ziyle hazırladığı türlü haplar. herkese açık olan eczanesi nasıl gururunu 'teşhir ettiği bir yerse. yeniden sarıp sarmalamakla saatleri geçirirdi. âdeta bir tavuğu neşterle parçalamaya benzer. Git. hemen M. içinden. laboratuvarda capharnaüm'un çivide asılı anahtarını alıyor. Zaten Emma'yı hareket etmeye zorlayan bir şey yoktu. hana borcunu ödedi. eczacı ise bağırıyordu: — Kim dedi sana. Quincampoix'nin ilk evleri hizasında Kırlangıç'ı yakalamaya muvaffak oldu..Sokak köşelerinde. atlarını zaptetti. hem de diyeti olan o korkak uysallığı kendi yüreğinde hissetmeye başlamıştı. Bu kurala o kadar itaat ederdi ki. Emma. burası da Homais'nin kendisini bencilce toparlayarak. Arabacıyı sıkıştırarak. kırlık yerde. Burasını basit bir depo değil. Pek acele bir mesele için. aşçı kadın da arabanın vasistasına kadar uzanarak. Nalbantm evi önünde gerine gerine duran Felicit^'yi ta uzaktan tanıdı. ateşte tencereler arasında. . eldi-vensiz bir el sarı bezden perdelerin altından uzandı ve dışarıya kağıt parçaları attı. Koridorun kapısını itti. -Bu. hatta Rouen Feneri. Charles da kendisini bekliyordu. tembelliğinden. araba Beauvpisine mahallesinin daracık bir sokağı önünde durdu. Kendisini elli üç dakika beklemiş olan Hivert. bir başka tencere getir diyorum. Bu nedenle Jus-tin'in sersemliği.bocalaya bocalaya. ona saygısızlığın son perdesi gibi geliyor ve frenküzümlerinden daha çok kıpjkırmızı kesilerek. irili ufaklı bütün Homais'leri mutfakta buldu. ha252 MADAME BOVARY vada tütüp duran küçük pembe kümeler vardı. Hâlâ anlamadın mı ki. buradan çıkar ve eczanenin şöhretini civara yayardı. nihayet kalkıp gitmişti. ta çenelerine kadar çıkan önlükleri ve ellerinde çatallarıyle. ilaçlar. beyaz kelebekler gibi. her dakika saati ve geçilen kilometreleri sorarak. çiçek açmış bir kırmızı yonca tarlasına döküldüler. Nihayet. Bir defa. hem de kapaklı bir tencere ha! Belki bir daha onu kullanamayacağım! Bizim mesleğin nazik işlerinde her şeyin ehemmiyeti MADAME BOVARY 253 vardır. cesaretlendirerek. bir kamu ihtiyacının ferdi fantezilere gerekli olan üstünlüğüyle. içini de bizzat kendisi süpürürdü. her şeyin yeri ayrıdır. ilaç imaline tahsis edilen şeyleri böyle hemen hemen ev işi denebilecek hizmetlerde kullanmaz caiz değildir. dövülmüş şeker. fakat akşama döneceğine söz vermişti. fakat şurubu kuvvetli gelmiş ki. II Madame Bovary hana varıp da yolcu arabasını göremeyince şaşırdı kaldı. Sık sık sık oraya gider. başını eğiyor. tencereler kaynıyor.. git de Capharnaüm'den al diye? — Ne olmuş? Ne var? — Ne mi var? Reçel yapılıyor. hakiki bir mabet sayardı. Büyük koltuk devrilmişti. ayakta. diğer yığınları aşıyordu. parça halinde şekerler. gözlerini yumdu ve bayırın altında'açtı. gözlerini dört açarak bakıyorlardı. Hiç kimse bu odaya ayak basamazdı. çöpleri temizlenmiş frenküzümüyle dolu koyu renkte küpler. yalnız sevdiği işlerle uğraşmaktan zevk aldığı bîr sığınaktı. iki havan eli arasında yere serilmiş yatıyordu. şuruplar. Madame Homais: . tavan arasında mesleğine ait kap kaçakla eczaların tıklım tıklım doldurduğu küçük bir odaya capharnaüm demek âdetindeydi. Fakat eczacının dükkânı önünde çok daha geniş bir yığın herkesin hayranlığını çekiyordu. aynı gün kışlık reçelini hazırladı. Bizimki de. durmamacasına aynı yerlerden geçmesi gibi taşrada benzeri görülmemiş bir hadiseye afallamış. menkular. dedi. gidiyor. Emma içeriye girdi. Bunlar. avluda bulduğu iki tekerlekli bir arabaya bindi. ısrarlı bir tavırla: — Madame. yakıcı alkalileri kilitlediğim anahtarı alarak ha! Oradan yedek bir tencere getirmek ha. çünkü reçel kaynatma zamanıydı ve Yonville'de herkes. tekrarlıyordu: — Capharnaüm'den ha! Asitleri. Sonra saat altıya doğru. Justin. sünepeliğinden. macunlar.

Oh! Çok güzel! Çok güzel! Mükemmel! Resimleri de var! Yok. dedi. sülükleri salıverin. bilmiyorsun! Öyle mi? Aman ben biliyorum! Bir şişe görmüşsündür. Arsenik ha? Hepimizi zehirleyecektin sen! Çocuklar. Gözleri faltaşına dönmüş. hükümet bizi yerden yere çalı254 MADAME BOVARY yor. ne olurdun? Ne yapardın? Yemeğini. Fabricando fit fa-ber. terbiyeni. evimde beyler gibi. ağzından bir söz çıksın! Çocuk: .. demişsiniz ki. Şayet bilgisi olsaydı. bir gün toplumun saflannda şerefle yer tutmak olanaklarını sana kim veriyor? Ama bunun için. içinde doğduğun sefalet ve pislikte küflenmeye bırakmış olsaydım vaktiyle. çünkü. mavi camdan bir şişe.. üçüncü rafta. bağırıp çağırmaya başladılar. Fakat Emma. karınlarında dayanılmaz sancılar başlamış gibi.. tâbi olduğumuz saçma mevzuat. çok daha iyi hareket etmiş olurdum herhalde! Boynuzlu hayvanlara çobanlık etmekten başka bir işe yaramayacaksın... bırakın beni. cebinden yere bir kitap düşürdü. Latinceden misal getiriyordu. — Bir dakika! Biliyor musun başına ne gelecekti?. bırakın beni. Çinceden ve Groenland dilinden de misal getirebilirdi. hatmiyi yakın. yerine koy. mirasyediler gibi. içinde beyaz bir toz var. burada. Okyanusun. kitabı yerden alarak baktı. Hiddetten o kadar köpürmüştü ki. sargılan yırtın! Emma: — Ama. Vay canına! Vallahi bakkal olsaymışım daha iyyimiş! Haydi bakalım! Hiçbir şeye saygı göstermeyin.. ben olmasaydım. Madame Homais'ye dönerek: — Beni çağırmışsınız. Homais. diyordu. Athalie de. — Ya. ellerini bitiştirerek: — Yanında ha! dedi. Düşün. age quod agis.. aman Allahım. Götür. artık sen çok oluyorsun! . suçlular arasına oturmamı mı istiyordun? Giyotine sürüklenmemi görmek mi istiyordun? Ne yaman alışkanlığım olduğu halde. Solda. parçalayın..— Sakin ol. Eczacı ise nefes nefese söyleniyordu: — Görüyor musun sana yapılan iyiliklere nasıl mukabele ettiğini! Sana bir baba cömertliğiyle sarf ettiğim dikkat ve ihtimamları bak nasıl mükâfatlandırıyorsun!... Eczacı: — Hayır. bunlarla uğraşırken rıe kadar titizlik gösterdiğimi bilmez misin? Ekseriya. aşk.. üstünde de kendi elimle yazdım-dı: Tehlikeli! Biliyor musun içinde ne olduğunu? Arsenik. Seni.ki? Bir felâket! Sözünü bitiremedi. Haydi çabuk ol! Justin'i kısacık bez ceketinin yakasından tutup sarsarken. kendisinden ne istendiğini artık düşünmez olmuştu. gerçek bir Democles kılıcı gibi tepemizdedir! Emma. kıyısındaki yosunlardan dibindeki kumlara varıncaya kadar açılıp saçılması gibi. kederli bir tavırla Emma'nın sözünü kesti: — Ya. karnını tıka basa doldurarak yaşıyorsun!. ondan daha atik davrandı. ¦ Kadıncağız. redingotuna yapışarak: — Baba! Baba deyip duruyordu. canım. küreğe asılarak ter dökmek. Demek o şişeye dokunacaksın. nasıl söylemeli bilmem. ağzı bir karış açık kalmıştı. diyordu. İki kelimeyi birbirinden ayıra ayıra: — Evlilikte. tıpkı fırtınalı günlerde. MADAME BOVARY 255 Çocuk eğildi. kavanozlarda hıyar turşusu kurun. diye kekeledi. avuçlarının nasırlaşması gerek. Eczacı güdüyordu: — Boşalt şu tencereyi! İçini iyice temizle. dedikleri gibi. ağzı balmumuyla kapalı. sonra yanındaki tencereyi alacaksın! Madame Homais. köşede hiçbir şey görmedin mi? Söyle. Devam etti: — Seni adam etmek vazifesini üzerime aldığımdan fena halde pişman olmaya başlıyorum. — Bil. giyeceğini. mesuliyetim aklıma gelince benim bile ödüm kopar! Çünkü. kırın. bilmiyorum. Eczacı devam etti: — Yahut bir hastayı zehirleyecektin! Ağır Ceza Mahkeme-si'ne gitmemi. İlme zerre kadar istidadın yok! Bir etiket yapıştırmasını bile zor beceriyorsun! Sonra da. ruhunun nesi var nesi yoksa hepsini rasgele dışa döktüğü o buhranlardan birini geçirmekteydi. cevap ver.

Oysa. bana bir diyeceğiniz varmış. M. kafalarını altüst edeceğini. kollarını açarak ilerledi ve ağlamaklı bir sesle: — Ah.. ürpererek elini yüzünden geçirdi.. Madame. sakın dokunma Çocuklar.. babacan bir tavırla söyleniyordu: 256 MADAME BOVARY — Sanma ki bu kitabın tamamıyle aleyhindeyim! Yazarı hekimdi. kocasının dudakları dudaklarına değer değmez. sokakta bir kahvenin kapısı önünde ölmesi nedeniyle. Emma: — Ama. beyin kanamasından ölmüştü. Fakat öfke. gözlerini döndürerek. ellerine geçirip okumadıklarından emin misin? Bana teminat verebilir misin ki?!. hatta öğrenmesi lazımdır da diyebilirim. elini hiçbir şeye sürmüyordu. Emma susuyordu. biliyorum. sevgili karıcığım. ötekinin hatırası canlandı. karısına yeis dolu gözlerle uzun uzun bakıyordu. tafsilât istemekten vazgeçerek. şimdi ne olacak? Emma. — Doğru. Monsieur? dedi. belagatı silip süpürmüştü. açılmış kitap elinde. Ama yine. zira M. Homais'den bu korkunç haberi karısına sindire sindi-re vermesini rica etmişti. Bir çeyrek saat sonra Charles: — Zavallı anneciğim. annesinin hiçbir duygu yapmacığına başvurmaksızın hadiseyi olduğu gibi anlattığı mektubu gösterdi. böylece cümle. Fakat daha sonra. Hiç değilse. resimleri görmek istediler. papazsız can verdiğine yanıyordu. bilemeyeceğini gösteren bir jest yaptı. Charles. uçurumun kenarındasın!. Athalie'nin yüzünü gözünü açacağını. kendi üzüntüsünü yenerek: — Dün. mizacının kıvamını bulmasını bekleseydin ya. Allahın cezası? Dikkat et. Emma'yı öpmek için hafifçe eğildi. âdet yerini bulsun diye iştahı kesilmiş gibi göründü. habere pek üzülmüş olduğunu sanıyor. Emma. Zaman zaman. kendini de bir şeyler söylememeye zorluyordu. sofradan kalktığı sırada. pekâlâ yemeğe başladı. konuşması gerektiğini anlayarak: — Kaç yaşındaydı baban? diye sordu. Kadın yalnız. — Yaa! Hepsi bundan ibaret kaldı. Eczacı parladı: — Çıkın dışarı! Çocuklar çıktılar. Artık sakinle-şiyordu. tedbirde pek ileri giderek. dedi. Eserde öyle ilmi taraflar var ki.. akşam yemeğinde. dedi. onu törpülemiş. emekli subaylarla bir anma yemeğinden sonra. söyleyeceği cümle üzerinde uzun uzadıya düşünmüş. Emma' mn hassasiyetini korumak düşüncesiyle. insanın okuyup öğrenmesinde sakınca yoktur. Yunan biçimindeki takkesiyle yelpazelenerek.Madame Homais ilerledi: — Hayır. iri adımlarla bir aşağı. kocasının Doudeville'de. duyduğu acıyı büsbütün coşturmamak için. daha sonra! Hiç değilse erkek olmayı. Bu aşağılık kitabın çocuklarımın eline geçeceğini. Napoleon'u doğru yoldan ayıracağını hiç düşünmedin mi? Oğlum koskoca adam oldu nerdeyse. bir yukarı gezindi. kendisini beklemekte olan Charles. Sonra. kollarını kavuşturarak durdu: — Demek hiçbir kötü huyun eksik değil. tedbir ve girizgâh. Önce. eczaneden çıktı. yüzü şişmiş. karısını böyle sessiz gördükçe. iki gün önce. Eczacı. Fakat Charles'ın üstelemesi üzerine. başını kaldırarak. Nihayet. üzüntüden bitkin. Emma kapıyı çalınca. Bir defasında içini çekti: — Kendisini tekrar görmek isterdim. ansızın. karşısında kocası. iyi eğlendin mi bari? MADAME BOVARY . Charles. soluğu kesilmiş. Charles ona. biliyorum.. beyninden vurulmuş gibi. Hocais tekrar azarlamalarına başlamıştı. kayınpederiniz öldü! Hakikaten Bovary Efendi. yuvarlamış. Sonra dosdoğru çömezinin karşısına geldi. dedi. bir ince üslup ve nezaket şaheseri haline gelmişti. Emma mektubu geri verdi. veznine sokmuştu. — Elli sekiz yaşındaydı. Ama yine de cevap verdi: — Evet. Fakat. öyle mi.

hizmetçilere emir vermek bahanesiyle ortalıktan kayboldu. yan yana bulunduklarım düşünüyordu. alçak sesle ilave etti: — Hani şu meseleye dair. dünyadan uzak. Charles. sevgilim?. O mazi olmuş günün en göze görünmez ayrıntılarını canlandırmaya çalışıyordu. kör topal giden sağlığm- . Leureux. her bakımdan biçare bir adam gibi görünüyordu. bu manzaranın monotonluğu yüreğindeki acıma duygusunu yavaş yavaş silip süpürüyordu. öyle ya. hiçbir şey dinlememek. hemen çiçekleri elinden çekip aldı ve bir su bardağına koydu. üzerinde küçük beyaz önlüğü. kocasını düşünüyordu. etrafına bez parçaları saçılıyordu. Daha ertesi gün. döşeme tahtaları üzerinde bir sopanın tok gürültüsünü duydular. Bu adamcağızın. bu sefer annesine: — Bir şey değil. iki eli ceplerinde duruyor. Charles menekşeleri aldı. ¦ Bovary. mümkün mü.. bugün öğleden sonra satın almıştım. Emma anlayışlı göründü. Bovary ana. Yakınlarında Berthe. Bovary yerinden kalkmadı. açıktan açığa Emma'yı mirastan dolayı tebrik etti. Madamın bavullarını getiren Hippolyt'ti. Dükkâncı bu cevaptan hiç alınmadı: — Çok özür dilerim. sıska. bir hiç. dedi. Madame Bovary anne çıkageldi. Emma ise. Sonra. annesinin senet meselesini öğrenmesini istemiyordu. gür kızıl saçlarından ter boşanan biçareye bakarak kendi kendine: — Başına gelenleri unutmuş bile. dedi.. kulaklarına kadar kıpkırmızı kesildi: — Evet. Kaderin icaplarını göz önünde tutarak. Bir elbisenin astarını söküyor. Kocasının halini gördükçe. Paylanmaktan korktuğu için. dedi. kenarları şeritli terlikleri ayağında.. Ne yaparsa yapsın. Ertesi gün. kendisini rahatsız ediyordu. Birdenbire tuhafiyeci M. ağlamaktan kızarmış gözlerini onlarla serinleterek kokusunu içine çekti. yemiş ağaçlarından. Fakat kocasıyle kaynanasının orada bulunuşu.. tahta bacağıyle. babasını düşünüyordu. Adam. Eski zamanların en kötü günlerini bile özlüyor gibiydi. karşılıklı ağlaştılar. makasını şıkırdatıyordu. hep birlikte matem meselesini görüşmek icabetti. iri bir yaş MB 17 258 MADAME BOVARY damlası burnundan aşağıya iniyor ve ucunda bir an asılı duruyordu. küreğiyle bahçe yollarının kumunu kuruyordu. mahsulden. yerinden kalktı. ancak kırk sekiz saat önce.. dedi. daima şöyle böyle. hiçbir şey görmemek istiyordu. aşkının zaten dışarıdan gelen izlenimlerle kaybolu gidecek olan hatırası bozulmasın diye. Emma. evet. eve dair ufak tefek işler. Pek uzun bir hayıflanma ile her şey siliniyordu. bavulları yere koymak için. özel olarak görüşmek isterdim. Bu adamdan nasıl kurtulmalı? Ne sonu gelmez akşamdı bu! Bir afyon buharı gibi. kendisine hırkalık eden koyu renkte eski redingotu sırtında.257 — Evet. sanki şifa bulmaz beceriksizliğine canlı bir serzeniş gibi. Charles. Başbaşa kalınca. böyle bir hizmete ihtiyaç olduğunu sanmadığını söyledi. kesesinde ufaklık arayıp duruyordu. Emma. hiç sesini çıkarmıyordu. değil mi? Charles. Methalde. Emma hiç oralı olmayarak: — Evet. Lheureux'nun çitten içeri girdiğini gördüler. Sofra örtüsü kaldırıldığı zaman. uyuşturucu bir şey Emma'yı gevşetiyordu. gözlerini kaldırmaksızm. biliyorsunuz. dedi. tam bir sarhoşluk içinde. Madame Bovary anne. sonra şundan bundan. dedi. Ocağın üstünde Leon'un menekşelerine gözü ilişince: — Ne güzel bir buket getirmişsin. Kocası ona. ıkına sıkma yarım çark etti. Charles ise. sadece orada bulunuşunun dahi kendisi için ne kadar zillet verici bir şey olduğunu anlamaz görünüyordu. Ana oğul. Emma. Bu. cılız. kendilerine bir hizmette bulunup bulunmayacağını öğrenmeye gelmişti. âşığıyle birbirlerine yiyecek gibi bakarak. Dikiş' kutularıyle birlikte dere boyuna gidilip kameriyenin altına oturuldu. Ölümüne kadar pek az sevdiğini sandığı bu adama bu kadar muhabbet duymasına hayret ediyordu. Dikiş dikerken. M. Emma da öyle. Telâş içinde karısına döndü: — Acaba. bir dilenci karısından. kısacası. Emma.

. Fakat kaynanası gider gitmez. Emma. Charles teşekkür etti. Bende Amerikalı gözü vardır. sonunda: — Nihayet kendisiyle anlaştık.MADAME BOVARY 259 dan söz açtı. Bu. — M. hizmete amade ve Homais'nin deyimiyle. nasıl münasip görürse. Madamın kendisinden bir şeyler satın almaktan vazgeçemeyeceğini söyledi.. müzayede ile satışa çıkarmak mı. ben gideceğim. Ama ziyaretlere gitmek için başka bir tane lazım. rica ederim. zaten kendisine bir uzlaşma teklif etmeye geldim. bizzat getirdi. Emma. her seferinde sevimli. bu işe baş koymuş görünmeye çalışarak ve daima Emma' 260 MADAME BOVARY ya vekâletname hususunda öğütler sokuşturarak türlü bahanelerle tekrar tekrar geldi. Senetten asla bahsetmiyordu. tahammül edilmez bir şekilde.. — Üstünüzdeki elbise eve giymeniz için iyi. dedi. hiçbir şey anlamıyordu. Fakat mektuplaşma yoluyle anlaşmak güç olacaktı. Ben bunu içeriye girer girmez hemen farkettim. Bereket versin adam. Charles. Şapkasını gözlerine kadar indirmiş. Guillaumin'den. Malumat almak. Charles siparişlerin geri verilmesini kendisinden gizlemişti. İki günden beri sıkıntıdan patlayacak haldeydi! Dükkâncı: — Artık tamamıyle iyileştinîz. hastalığı sırasında tutulduğu din duygularına verdi. Emro bizzat Rouen'a gitmeye talip oldu. sadece ekmeğine katık bulabilmek için ecel teri döktüğünü anlattı. başını eğerek: — Ne kadar iyisin. öyle hareket ederdi. dedi. bu kağıdın nereden geldiğini safça sordu.. Türlü endişeler içinde bunalıp kalmıştı. dedi. yolculuk çantaları filan gibi. istikbal. gülümseyerek. . yoksa tasfiye etmek mi icabedeceğini anlamak gerekiyordu. nizam. ama kafası öylesine allak bullaktı ki. her nevi borca girmek. Emma. dedi. iki eli arkasında. Noterlerin kötü bir şöhreti yardır! Belki danışmak gerekecek. Charles. hiçbir şey hatırlayamıyordu. Monsieur. sözü dükkândaki mallara getirerek. nekahatinin ilk günlerinde kendisine bir şeyler hikaye etmişti. adamın sözünü kesmeden dinliyordu. Sonra ölçü almaya geldi. Zavallı kocanızın üzüntüden neler çektiğini gördüm. örneğin size devretse. Kadın ısrar etti. Bovary'nin imza ettiği senedi yenilemekten ibaretti. iyi çocuktur doğrusu. hafifçe ıslık çalarak. tanıdık biri olsa. o zaman da işlerimizi karşılıklı görürdük. Dükkâncı sustu. Bir vekâletname ile mesele halledilir. Acaba bir şeylerden mi şüphe ediyordu?. Kendisine on iki metrelik siyah bir yünlü gönderecekti. Karşılıklı bir nezaket ve iltifat yarışıdır başladı. diye devam etti. Bir tanıdık bulmak için zihnini yoran Charles: — Belki Leon kabul ederse. üzülmesine hiç lüzum yoktu. Bovary ana bundan hayrete düştü ve gelininde gördüğü bu mizaç değişmesini.. Sonunda Emma. Rasgele'teknik deyimler kullanıyor. bundan ferah ferah bir rob çıkardı. Charles. basiret gibi büyük laflar ediyor ve mütemadiyen verasetin güçlüklerini büyültüyordu. Sonra. yapma bir isyan edasıyle: — Hayır. Sonra. — Hatta bunu bir başkasına. Emma' nın bu meseleyi düşündüğü yoktu. Lheureux'un verdiği derslerden faydalanmıştı. pek güvenemiyorum. Emma'ya. görülmemiş bir soğukkanlılıkla ilave etti: — Doğrusu. ne gibi çekişmeler olduğunu sordu.. Emma. ama. tam karşıdan bakıyordu. hele bir sürü sıkıntılı işlerle karşılaşacağı şu günlerde. pratik sağduyusuyla Bovary'nin gözlerini kamaştırmakta gecikmedi. bütün senetleri imza veya ciro eylemek. ipotekleri tahkik etmek. herkesin düşüncesinin tersine. kimse yok. şu sizin arzu ettiğiniz şeyler. Kumaşı göndermedi. Her ne kadar aramızda bazı çekişmeler olduysa da. Zaten para konusunda bir münakaşa kapısı açmaya da asla yanaşmadı. çok daha iyi olur. Nihayet bir gün kocasına «işleri sevk ve idare etmek. her nevi tediyede bulunmak ilah» hususunda umumi bir vekâletname örneği gösterdi. Lheureux: — Biliyorsunuz canım.

üstü kapalı bir kayığa biniyorlar. Katran dumanı ağaçlar arasından dağılıyor. Arkada ise. dedi.. .. Kapısında siyah ağlar asılı duran bir meyhanenin basık salonuna girip oturuyorlardı. Rouen'a gidip M. adaların kıyısını takip ediyordu. yavaşça: — Kadınsız edemeyen biri olmalı o da. Leon mektuplarını Rolet ananın adresine gönderecekti. harikulade geçti. iki Robinson gibi. kapılar kapalı.. tabaka tabaka Floransa tuncu gibi karmakarışık dalgalanan. kayığın bölmesine dayanmış.. nehirde. bize bir şeyler anlat. Orada. İstrongilos. güneşin kızıllığı altında yüzen. seslerin uğultusu. Rüzgâr.. Ay. Şehrin gürültüleri. Gece. küçük bıyıklı. Emma son öpücükte: — Bana her şey yolunda diyorsun. kavakların altında öpüşüyorlardı. gemi güvertelerindeki köpeklerin havlaması. Kıvrımları yelpaze gibi genişleyen siyah elbisesi. geçen gün gezdirdiğim bir gruptan kalmış olmalı. bir metronomun tiktakı gibi sessizlik içinde beliriyordu. yoktan var olmuş gibi. bir adaya yemek yemeye gidiyorlardı. yakışıklı bir adanv keyfine payan yoktu. Pastalar. ellerini bitiştirmiş. yerlerde çiçekler ve sabah olur olmaz getirilen buzlu şerbetlerle yaşadılar. eline kırmızı bir kurdele parçası geçirdi. Herhalde gecenin serinliği olacak. gerçek bir balayı oldu. hatta Emma şarkı bile söyledi: 262 MADAME BOVARY Bir gece. Her ikisi de kayığın dibinde. hatırlar mısın. herkesten uzakta. Akşama doğru. orada. Emma. nefis. gözlerini gökyüzüne dikmişti. Emma ürperdi. Kayıkçı kurdeleyi evirip çevirdikten sonra: — Belki. krema ve kiraz yiyorlardı. dopdolu. onu daha ince. Rıhtım üzerinde Boulogne Ote/i'ndeydiler. açık bir pancurdan içeriye giriyordu. sonra ay ışığında. Ahenkli ve zayıf sesi sularda kayboluyordu. Bir defasında ay göründü. — Yoo. Emma şapkasının bağlarını çözüyor. sürüklenen dümen küreği suda tatlı şıpırtısını hiç kesmiyordu. suyun akışını dallar arasında meltemin esmesini ilk defa işitmiyorlardı.. Leon. tam karşıda duruyordu. Leon ona sokularak: — Rahatsız mı oldun? dedi. sulardan kayıyorduk. sonuna kadar ömür sürmek istiyorlardı. Sonra avuçlarına tükürerek küreklere sarıldı. hiç konuşmadan kalıyorlardı. Ama yine de ayrılmak lazım geldi! Veda. kadınlı erkekli bir alay şaklaban vardı kayıkta. Verev duran uzun halatları sandalın üstüne biraz sürtünen. dedi.» diye bağırıyorlardı galiba. Emma. birdenbire meydana çıkıyordu.Daha ertesi sabah. daha uzun boylu gösteriyordu. Başını kaldırmış. Adolphe!. fakat. Saadet içinde kendilerine dünyanın en şahane köşesi görünen bu küçücük yerde. geniş yağlı damlalar görülüyordu. L6on'a akıl danışmak için Kırİangıç'a bindi: Orada üç gün kaldı. Bu saat. L6on onun bu âşık kadın kurnazlığına bayıldı. Leon' un etraftan kanat çırpmalar gibi geçtiğini dinlediği ses titreşimlerini alıp götürüyordu. onun yanında. şampanyalar. yük arabalarının takırtısı. yerde. geri dönüyorlardı. kalafat tokmaklarının gemi karinalarında tınladığı duyulan saatti. rıhtıma bağlı kayıklar arasından geçiyorlardı. bir şey değil. pek hazin oldu. azar azar uzaklaşıyordu. çimeni ilk defa görmüyorlar. yahut arzularının tatmin edilmesinden beri güzelleşmeye başlamış gibi. Otlar üzerine uzanıyorlar. Emma çifte zarf hakkında o kadar açık tavsiyelerde bulundu ki. karanlığa gizlenmiş. hemen şairanelik etmeye başladılar. ilâh. mavi gökyüzünü. borulu çalgılarla gelen gürültülü patırtılı. değil mi? diye sordu. Kayık. Adolphe. Ötekiler: «Haydi. pancurlar çekilmiş. uzun boylu. sanki tabiat daha önceden mevcut değilmiş. ve şiirle dolu bularak. Hele bir tanesi vardı. Ağaçları. MADAME BOVARY III 261 Bu üç gün. İhtiyar kayıkçı. adalarına ayak basıyorlardı. Demir iskarmozlarda dört köşe kürekler ses çıkarıyor ve bu. herhalde bütün bunlara daha evvel hayranlık duymamış olacaklardı. Bazen söğütlerin gölgesi onu bütün bütüne gizliyor. gemi tezgâhlarında. yabancıya iltifat olacağını sanarak. Ayı melankolik.

da hiç ses çıkarmadan. köylerini ziyarete gelen milyonerlerin hissetmesi gereken muzafferane bir gurur ve bencil bir şefkat karışığı bir haz duydu. olmuyor. gelenleri tekrar tekrar okuyordu. Çok güzel! Beğenmemekte haksızsın! Devam et. dar yolda— yalnız kalabildi. diyordu. Emma'yı tekrar görmek isteği... o kadar ki. her çareye başvurarak hiç değilse haftada bir defa devamlı olarak serbestçe buluşmak fırsatını elde edeceğini vaadetti. arkadaşlarına tepeden bakmaya başladı. Günde yirmi defa adam gönderip kendisini çağırıyordu. ama. kendisini görünce sevinçle çığlıklar kopardı. eskiden olduğu gibi. müziğe dehşetli tutkun göründü. birbirine karıştırıyordu. Hep mektup bekliyordu. sokaklardan tek başına eve dönerken aklına geldi: — Niçin bu kadar vekâletname diye tutturuyor? MADAME BOVARY IV 263 Çok geçmeden Leon. Perdelerin arasında gölgesini aradı. M. farkı kavrayamayan Charles: — Bravo. Leon'un kolları arasında kıvranıyordu. aralarından uzaklaştı ve dosyalan tamamıyle ihmal etti. Zaten bundan şüphesi yoktu. «gürbüz-leşmiş ve esmerleşmiş» buluyordu. Lefrançois ana. şemsiye altında konuşuyorlardı. Charles ondan bir şeyler daha çalmasını rica etti. Leon nihayet kararını verdi. odasına. Lheureux: «Alt tarafı atla deve değil» diyerek. elbette. Ağlaya ağlaya. arada piyanoyu birazcık unuttuğunu itiraf etti. Leon'u görmekten pek memnun göründü. Emma'ya mektup yazıyordu. M. Emma'nın evinin etrafında dolaşmaya gitti.. aynı parçaya dört kere yeni baştan başladı ve her defasında çaldığını beğenmedi. — Hayır. yemeğini bir saat erkene almıştı. onu «uzamış ve incelmiş» buldu. Gidip hekimin kapısını çaldı. dedi. Yemeğini. çünkü Binet. arzun yerine gelsin diye çalıyorum. Nitekim. Allaha ısmarladık!. Fakat. bir halı satın almayı kurdu. Kırlangıç'ı beklemekten usanmış. yani kış başlangıcında. Sonra birdenbire keserek: — Hayır. Halbuki. Emma ile ancak gece geç saatlerde. Mutfakta ışık yanıyordu. olmuyor. Leon. bir cumartesi sabahı noterlikten sıvıştı. Emma porteleri şaşırıyor. diyordu.. şimdi artık akşam yemeğini tam saat beşte yiyor ve yine de ihtiyar hırtlambanın geç kaldığım sık sık söylemekten geri kalmıyordu. Oysa Artemise. tahsildar yoktu. Emma. Charles. Ümit içindeydi. Ertesi gün. bahçenin arkasındaki dar yolda —tıpkı ötekiyle olduğu gibi. Charles'ın kendisini dinlediği bir akşam. kendisine bir tane tedarik etmeyi nezaketle üzerine aldı. Lheureux'un ucuzluğunu methettiği geniş yollu bir çift sarı perde aldı. Emma. Rolet ananın neden her gün öğle yemeğini Emma'larda yediği ve ayrıca kendisine özel ziyaretlerde bulunduğu da bir türlü anlaşılmıyordu. ama yalnızdı. — Peki. onun uzakta olmasıyle azalacağına büsbütün arttı.. Arzusunun ve hatıralarının bütün kuvvetiyle onu hayalinde canlandırıyordu. ne de ertesi gün evden çıktı. Madame odasındaydı. şimşeklerin parıltısında. aptalca sırıtarak: . Kendisine para gelecekti. fakat ne o akşam. o. — Alaha ısmarladık!. Hiçbir şey görünmedi. dükkâncıya iyice dadanmıştı. küçük salonda yedi.— Elbette. ders almam lazım. Emma: — Ölmek daha iyi. . Dudaklarını ısırdı ve devam etti: — Ders başına yirmi frank. Bayırın üstüne varıp da vadide rüzgârla dönen teneke bay-rağıyle çan kulesini görünce. ancak bir çeyrek saat sonra aşağı indi. Berbat! Parmaklarım durmuş. Emma bu devirde. çok pahalı! Charles. Monsieur. Ayrılık tahammül edilmez bir hale geliyordu. Seni ne zaman göreceğim bir daha? 264 MADAME BOVARY Ayrılmışlarken dönüp tekrar öpüştüler. işini gücünü bırakıp geliyordu. Hava sağanaklıydı.

eve döndüğü zaman Emma'yı kurnaz bir bakışla süzdü ve nihayet şunu ağzından kaçırdı: — Bazen çok inadın tutuyor! Bugün Barfeuchers'deydim. doğru.. sarı bir su ile dolu iki uzun hendeğin arasında. Tabiatın melekelerini hiçbir zaman bakımsız bırakmamalı. bir aşağı. atları arabaya koşuyor. piyanoyu satmanın daha iyi olacağını söyledi. avluların çitleri önünde. arabayı bekletiyorlardı. Emma yataktan kalkıyor. arada sırada bir ders alırsın. aşı gibi. Araba yürüyor. sonra bir karaağaç. elma ağaçları bir dizi halinde birbirini takibedi-yor. Altın Arslan'a gidiyor. Bana kalırsa. âşığını görmek iznini kocasından koparmış oldu. Fakat (Bovary şayet oradaysa). piyanosunun yanından ne zaman geçse: — Ah zavallı piyanocuğum. Sabahın ilk aydınlığı pazar yerinin sütunları arasında geziniyor. Emma: — Bul da göreyim. Emma böylece. Rousseau'nun fikridir. piposunu yakıp kamçısını eline aldıktan sonra. Ama yine de arabanın dört kanepesi yolcu ile doluyordu. küfrediyor. Bazen. Emma. Bu. sessizce giyiniyordu. yol kenarında. Ne kadar yazık olmuştu! İnsanın bu kadar kabiliyeti olunca! Bunları Bovary'e de söylediler. zira meşhurlardan çok daha değerli olan. diyordu. Hivert. Biraz pahalı. bir ambar veya yol amelesi kulübesi geleceğini önceden kestiriyordu. gocuğunu giydikten. piyanoda bir hayli ilerlediği kanaatına varıldı. Emma mutfakta yalnız kalıyordu. pamuklu gecelik takkesiyle başını bir delikten uzatan Lefrançois ananın verdiği siparişleri ve bir başkasının zihnini mutlaka allak bullak edecek olan izahatlarını dinliyordu. nihayet çorbasını içtikten. Hatta bazıları o sırada henüz yatakta oluyor. Hivert. çağırıyor. Herkes ona acıyordu.— Evet. dedi. pencerenin önüne geliyor. alt tarafı bizi iflas ettirmez.. İşte orada. Zaten. Hivert bağırıyor. Misericorde'da okuyan üç kızının ders başına iki buçuk frank Vererek. bir yukarı dolaşıyor. Madame üşümesin diye külleri eşeleyip korları meydana çıkarıyordu. dostum. kendisini ziyarete gelenlere müziği bıraktığını. Emma: — Ama dersler ancak arka arkaya olursa fayda verir. Emma. karısının bir parçasının tarife sığmaz intihan gibiydi. — İstersen. fakat ün salmamış sanatkârlar da vardır. gidip kapıları yumrukluyordu. bazı zaruretler yüzünden yeniden başlayamadığını söylemekten geri kalmıyordu. dedi. Geleceklerini bir gün önceden haber vermiş olanlar. şafağın solgun rengi içinde seçilmeye başlıyordu. üç çeyrek fersah boyunca yer yer durarak. ufka doğru daralarak uzanıp gidiyordu. ters ters. haftada bir defa şehre inmek. dedi. Emma potinlerinin tabanıyle avlunun kaldırım taşlarını dövüyordu. Arada sırada dışarı çıkıyordu. meydana bakıyordu. Madamı piyanoya teşvik ederseniz. Sonra. bir otlaktan sonra bir direk. düşünün. 266 MADAME BOVARY V Perşembe günüydü. MADAME BOVARY 265 Ertesi gün Charles. dedi.. belki zamanımız için biraz yenidir. sonra yerinden iniyor. annenin yavrusunu emzirmesi gibi. Artemise esneyerek ona kapıyı açıyordu. fakat eminim. acele etmeksizin. bana kalırsa daha ucuz bir şeyler bulunur belki. kendi kendini . daha sonraları çocuğunuzun müzik terbiyesi daha az masrafa malolur. Ama yine. hem de usta bir öğretmenden piyano dersi aldıklarını söyledi! Emma omuz silkti ve piyanosuna bir daha el sürmedi. • Charles böylece bir defa daha piyano meselesini açtı. diye içini çekmeye başladı. Herkes kendisini ayıplıyordu ve bilhassa eczacı: — Yaptığınız doğru değil. eczacının pancurları kapalı evindeki tabelanın büyük harfleri. Hatta bir ay sonra. Hizmetçi kadın. arabanın sürücü yerine rahatça yerleşiyordu. Madame Liegard. Saat yediyi çeyrek geçe olunca Emma. hafif tırısla yola çıkıyor. günün birinde mutlaka zafere ulaşacaktır. Kırlangıç. yol. aynı zamanda.. Gururunu o kadar okşamış olan bu zavallı piyanonun evinden gidişini görmek. Bovary'nin nazarında. bu. Emma yolu baştanbaşa ezber biliyordu. Neden bu kadar erken hazırlandığını diline dolama-ması için Charles'ı uyandırmaktan çekiniyordu. asıl anneler çocuklarını yetiştirmelidir. arabanın gelişini ayakta gözetleyen yolcuları alıyordu.

sanki hep beraber ona. iki eliyle tutunduğu pencereden sarkıyordu. Karanlık ve daracık sokaklara dalıyor. zemin. Birbirlerine haftanın üzüntülerini. yeknesak bir yayılışla. kendilerinde hayal ettiği ihtirasların buharını püskürtüyor-muş gibi. Taşlar çamurun altında gıcırdıyor. değişik değişik parlıyordu. duvarlara sürtüne sürtüne. evlerin arasında mor çalılıklara benziyor. kayık biçiminde. kalçalarına dayalı sepetler taşıyan kadınlar. eğriliğini daha da yuvarlaklaştırıyordu. yeşil tepelerin eteğinde. sis altından yükselen kiliselerin berrak çan sesleri duyuluyordu. O ne sarılıp öpüşmeydi! Öpücüklerden sonra sözler yağıyordu. zaman zaman tiz perdeden bağırıyorlardı. Meltemi içine çekerek. tekerleklerin altında tınlıyordu.şaşırtmak için gözlerini kapadığı oluyor. Aşkı bu genişlik karşısında büyüyor. Basamak basamak alçalan sise gömülmüş şehir. Ama artık her şey unutuluyordu. bu kıpkırmızı renkle kesişen siyah saçlı başı ve beyaz cildi kadar güzel olamazdı. su üstünde durakalmış siyah balıklara benziyordu. köprülerin ötesinde belli belirsiz genişliyordu. . Bulvarların yaprağı dökülmüş ağaçları. bulutları. delişmen süsleri ve sakin aydınlığı ile bu ılık daire. meyhaneler ve yosmalar mahallesiydi. kulağa yapıştırılınca denizin gürültüsü duyulan. şehvetli gülüşmeler ve sevgi dolu hitaplarla. orada nabızları atan yüz yirmi bin insan. ayak bastığı bir Babil gibi seriliyordu.. Emma tahta meslerini çıkarıyor. kan ter içinde. kapıyı açıyor. gözleri önüne uçsuz bucaksız bir başkent gibi.Ekseriya. demir atmış gemiler bir köşede birbiri üzerine yığılıyordu. fakat daha ne kadar mesafe kaldığını kestirme hassasını asla kaybetmiyordu. mahallelerin yüksekliğine göre. sokağı dönüyordu. Sonra kır. şalını düzeltiyor ve yirmi adım ötede Kırlangıç'tan iniyordu. kendisine kadar yükselen o belirsiz uğultulu gürültüyle doluyordu. başlarında Yunan bici268 MADAME BOVARY mi takkeleriyle çıraklar dükkânların camekânını siliyorlar. geniş başucu hizasında toparlanıyordu. yaprak sigarası ve istiridye kokuyordu. yaya kaldırımı üzerinde yürümesine devam ediyordu. Tavandan inen kırmızı Şam işi perdeler. Burası tiyatro. bakır kancalar ve ocaktaki kenar tutamaklarının iri yuvarlakları ışıl ışıl parlıyordu. şamdanların arasında. Hivert yoldaki yük arabalarına uzaktan sesleniyor. Nationale sokağının altına. inik siyah peçesinin altında keyifle gülümseyerek yürüyordu. Böyle yukardan görülünce. Fabrikaların bacaları. ihtirasın mahremiyetleri için âdeta biçilmiş kaftandı. O. şapkasından taşan kıvırcık saçlarından onu tanıyordu. kalbi kabardıkça kabarıyordu. Görülmekten korktuğu için. her sefer en kısa yolu tutmuyordu. gezinti yerlerinde. Emma. Yatakları. Dökümhanelerin uğultu-suyle birlikte. pembe renkte iki iri deniz kabuğu duruyordu. adalar. birer ucu uçup giden koyu renkte muazzam duman bulutları savuruyordu. küçük aile arabalarında bayır aşağı telaşsızca iniyorlardı. uzun uzun. yeşil fidanların arasındaki iri kaldırım taşları üzerine kum döküyorlardı. peyzajın baştan başa resim gibi hareketsiz bir hali vardı. solgun gökyüzünün kararsız alt çizgisine dokunacak kadar yükseliyordu. Aralıklardan heykeller. Arabanın üç beygiri dörtnala gidiyordu. İç gümrük parmaklığı önünde araba duruyordu. Saint-Catherine tepesine götürüyordu. yolcu arabası sallanıyor. budanmış porsuk fidanları. Her taraf absent. . O sırada şehir uyanmaya başlıyor. Şöminenin üstünde. çok aşağıda. Çubuklar ok biçiminde nihayetleniyor. nehir. Emma otele kadar onun peşinden gidiyordu. Bu tortop olmuş varlıklar Emma'ya baş dönmesi veriyor. başka eldivenler takıyor. Kırlangıç bahçeler arasından kayıyordu. sokaklarda tekrar dışarıya boşaltıyor ve eski Norman-diya beldesi.. içeri giriyordu. maundan. yanından sallana sallana dekor taşıyan bir at arabası geçiyordu. gözleri yerde. yüksek bir kameriye. Leon yukarı çıkıyor. Sonra. büyük bir karyolaydı. dünyada hiç bir şey. sokak başlarında. bu gürültüyü meydanlarda. Bazen rüzgâr çıkıyor. Leon. Önlüklü hademeler. Emma' nm bir utanç jestiyle yüzünü elleriyle gizleyerek çıplak kollarını kavuşturduğu zaman. önsezişlerini. tıpkı falezlere sessizce çarpıp kırılan havai dalgalar gibi. uzakta. MADAME BOVARY 267 Nihayet. tuğladan evler sıklaşıyor. bir salıncak görülüyordu. Emma. geceyi Bois-Guillaume'da geçirmiş olan şehirliler ise. içeriye güneş girdi mi. karşı karşıya birbirlerine bakıyorlardı. Göze batmayan halısı. birdenbire şehir meydana çıkıyordu. oradaki çeşmenin yanına çıkıyordu. yağmurdan ıslanmış çatılar. mektuplar yüzünden çektikleri endişeyi anlatıyorlardı.

bütün şiir kitaplarının belirsiz sevgilisi o idi. ve karşıda. yerine kuruluyordu. kadın zarafetinin o anlatılmaz nefasetini ilk kez tadıyordu. Barcelone'un solgun kadını'üa da benziyordu. çıplak ayağının yalnız parmaklarına takılı duruyordu. pembe satenden. Masa saatinin üstünde. Me-lek'ti! Ona bakarken. pelesenk ağacı kakmalı bir orta masasında yemek yiyorlardı. çocuk. horul horul yanıyordu. keyif hallerinin çeşitliliği ile onda bin bir arzu uyandırıyor. böyle bir giyinip kuşanma hayasına. Her dönemeçte. Bu fazla basık küçük dükkânda hava çojk sıcak oluyordu. bizim halımız. fakat her şeyden önce o. Emma ona eğiliyor. fakat ayrılmak zamanı gelince. bizim koltuklarımız diyorlardı. Perşembeye!. kâh uyuşuk. Soba. Emma minderin üstünde diz çöküyor.Birazcık solmuş ihtişamına rağmen. bazen. Dudaklarının Leon'un ağzına hücumu yüzünden cevabını duyamıyordu. ona ekseriya maskeli balo bileti teklif ediyordu. sabırsızlık gösteren yolcular arasında. .. Emma birdenbire onun başını iki eli arasına alıyor. konçsuz olduğundan. kâh öfkeli. Leon. Sonra kalkıp gidiyordu! Sokaklardan geçiyor. Emma'mn bir perşembe önce duMADAME BOVARY 269 var saatinin altında unuttuğu firketeler meydana çıkıyordu.. Leon'a hediye ettirdiği terliklere benim terliklerim diyordu. Ortalığı karanlık basıyor. — Perşembeye!. kâh geveze. neşeyle dolu bu oda-cığı ne kadar seviyorlardı! Bütün eşyasını her zaman yerli yerinde buluyorlardı. Hamamda odalık 'in kehribar rengini onun omuzlarında buluyor. Zaten. sarhoşluktan nefesi tıkanmış gibi mırıldanıyordu: — Ah. sevkitabiiler ve hatıralar canlandırıyordu. kımıldama! Söz söyleme! Bak bana! Gözlerinden öyle tatlı bir şeyler çıkıyor ki. ekseriya. eski şato sahibelerinin uzun korsajını onda görüyordu.Berber. Birbirlerinin karşısında hareketsiz. Comedie sokanına. hasılı gerçek bir metres değil miydi? Emma kâh mistik. Böyle bir konuşma inceliğine. yaldızlı bir gırlanta altında kollarını cilve ile geren tunçtan bir cupidon heykelciği vardı. Kızıl-Haç'a varıyordu. Ocak başında. kâh neşeli. Bu. Âşığının dizlerine oturduğu zaman. saçlarını düzeltirken. kendi ruhunun Emma'ya doğru akıp başının çevresine bir dalga gibi yayıldığını ve göğsünün beyazlığına-kapılıp aşağı indiğini zannediyordu. bu mahmur kumru hallerine hiç rastlamamıştı. Başını mıncıklayan o yağlı eller ve demir maşaların kokusu çok çabuk onu sersemletiyor. Hatta Emma tutturarak. evli bir kadın. Şampanyanın köpüğü incecik bardaktan parmaklarındaki yüzüklere döküldüğü vakit de çapkınca fıkır fıkır gülüyordu. bana çok iyi geliyor. dükkândaki havagazı lambası yakılıyordu. Emma cilveli cilveli diller dökerek yemeği parçalara ayırıyor ve Leon'un tabağına koyuyordu. Emma arabada yalnız kalıyordu.. Emma. «Al-laha ısmarladık!» diyerek acele ile alnından öpüyor ve merdivenlere atılıyordu. Leon. Emma da üstüne geçirilen sabahlığın altında hemen uyumaya başlıyordu. perukalarla pomatlar arasında. kibar muhitten bir kadın. kendilerini. Birbirlerine sahip olmaktan öylesine coşuyorlardı ki. Ruhunun coşkunluklarını ve etekliğinin dantellerini hayranlıkla seyrediyordu. gülümseyerek ona dalıyordu. Emma'mn önünde yere oturuyor. her şey onlara asık suratlı görünüyordu. Bütün romanların seven kadını. Bunların bazıları tepenin eteğinde iniyorlardı. Bizim odamız. Tiyatroda oyuncuları temsile çağıran çıngırak sesini duyuyordu. kâh sessiz. şehrin birbirine karışmış evler üzerinde geniş ve aydınlık bir buhar tabakasını andıran bütün ışıkları biraz daha fazla görülüyordu. berbere. tekrarlayıp duruyorlardı. kenarları beyaz tüylü bir çift terlikti. iki ebedi genç evli gibi. bütün dramların kahramanı. 270 MADAME BOVARY Ona çocuk diyordu: — Seviyor musun beni. Ona bakarak. iki dirseği dizlerinde. renksiz suratlı erkeklerle kıyafetleri eskimiş kadınların kulis kapısından içeriye girdiklerini görüyordu. Sabahleyin kanepe altına gizlemiş olduğu tahta kunduralarını giyiyor. bacakları kısa kaldığı için havada sallanıyor ve minimini terlik. kaç defa kahkaha ile gülmüşlerdi. hayatlarının sonuna kadar yaşayacakları kendi hususi evlerinde sanıyorlardı. saç örgülerini düzelttirmeye gidiyordu. başını uzatmış.

aptal aptal gülerek. yatağı açıyordu. vü272 MADAME BOVARY cudu titremeler içinde. elinde sopasıyle serseri serseri dolaşan bir adamcağız vardı. Ona Saint-Romain panayırında bir baraka tutmasını salık veriyor. gelen bir şey vardı ki. ani bir hülyanın sayısız ipliklerine dolanmış gibi. Sonra Kırlangıç'm yolcuları. kitabı getirip yerli yerine koyuyor. kan içinde iki boş göz çukuru görülüyordu. Geri kalanında kuşlardan. Charles. kör de bir uluma kopararak. daha ertesi günler ise berbat geliyordu. Ekseriya kocası. hepsi de arabanın sallantısına göre sallanarak. ağaçların fısıltısı ve boş arabanın kof gürültüsü arasında. sessizce etrafında dö-neniyordu. Emma: — Hayır. başında kunduz postundan ortası çökmüş eski bir kasket. Emma. Tekrar saadete kavuşmanın sabırsızlığı içinde. hızla ansızın pencereden içeriye dalıyor. kimisinin başı öne eğik. Kırlangıç. evde onun gelişini bekliyordu. gözkapaklarının yerinde. Kadın. aldırmıyordu.gözleri bu parıltıya dalıyordu. fakat. Konuşmak istedi mi. basamakta tutunmaya çalışıyordu. Bir yığın paçavra omuzlarını örtüyor. birdenbire Emma'nın arkasında peyda oluyordu. o açık yaraların kenarına çarpıyordu. tekerleklerin sıçrattığı çamurlar arasında. Madame. kederden sarhoş olmuş. Emma'yı perişan ediyordu. kamçısını şaklatıp köre yapıştırıyordu. kimisinin ağzi açık. Emma gösterişsiz ve kendi içine dönük olarak bu aşkın tadını . başını geri atıyordu. Tepede. Malum hayallerle alevlenen bu hırçın arzu. -•— Ama sen bir tuhafsın bu akşam! — Bir şeyim yok! Bir şeyim yok! Bazı günler. L6on'un ateşliliği ise. Kamçının ucu yaraların üzerine iniyor. ruhu sanki ölümün pençesinde. Siyah burun delikleri titremelerle soluyordu. hasta olup olmadığını soruyordu. Ekseriya. başı açık. ona tatlı sözler ve rüzgârda kaybolan öpücükler gönderiyordu. perşembe günleri daima geç geliyordu. yahut. kasketini çıkaMADAME BOVARY 271 rınca. tamam artık. diyordu. ancak yedinci gün. Atların çıngırak sesi. Bu ses. onu solgun görünce. güzel bir günün sıcaklığı Küçük kıza aşkı hayal ettirir. Emma: — Haydi. Uçuruma dalan bir bora gibi kalbinin derinliklerine iniyor ve onu uçsuz bucaksız melankoli iklimlerine sürüklüyofdu. nihayet uykuya dalıyorlardı. Çünkü çocuk. olduğu yerde kalakalıyordu. beygirlerin sağrısı üzerinde sallanan fenerin ışığı. Kibritleri. Bu kadına artık ses çıkarmak yoktu. nihayet teşrif ediyordu! Kızını. çamura yuvarlanıyordu. arabada muvazenenin bozulduğunu farkedince. Emma'ya ertesi gün pek kötü. Leon'u çağırıyor. belirsiz bir sıkıntının anlaşılmaz feryadı gibi sürükleniyordu. kendisi de. Aşçı kadını mazur görüyordu. Hıçkırıyor. yahut kollarını kayışa geçirerek. Buralardan sızan sıvılar. elleri sarkmış. Bazen. Başlangıçta zayıf ve iniltili sesi gitgide tizleşiyordu. gülerek dostunun hatırını soruyordu. bir şarkı tutturuyordu: Çoğu zaman. şakaklara doğru. araba hareket halindeyken. âdeta zorla öpüyordu. bu seste öyle uzaklardan. Arabaların peşinden giderken. Leon'un okşamalarıyle rahatça patlak veriyordu. yolcu arabalarının ortasında. hayranlık ve minnet coşkunluğuna bürünüyordu. git bakalım. karanlıkta. bir çığlık kopararak geri çekiliyordu. leğen gibi yüzünü örtüyordu. ta burnuna kadar yeşil uyuz pıhtıları halinde donup kalmıştı. Hivert adamla şakalaşıyordu. geceliğini ortaya çıkarıyor. O tarafının etleri kırmızı parçalarla lime lime olmuştu. güneşten. Dışarıda. Fakat Hivert. diyordu. adamın şapkası. öbür eliyle. Orada bulunan Justin. eve döner dönmez hemen odasına çıktığı oluyordu. Yemek hazır değilse. ayaklarının gittikçe daha fazla üşüdüğünü hissediyordu. kahverengi pamuklu perdelerden içeriye sızıyor ve bütün bu hareketsiz insanların üzerine kanla karışık gölgeler konduruyordu. gözleri açık. dallarla yapraklardan bahis vardı. kendisine hizmet etmek hususunda bir oda hizmetçisinden daha becerikli. o zaman mavimtırak gözbebekleri fıldır fıldır dönerek. mumu. yandakinin omuzuna yaslanarak..

onu sevgisinin bütün ustalıklarıyle besliyor ve bir gün kaybolup gitmesi korkusuyle titriyordu. bununla beraber. aynı zamanda savaşa düşkün bir mizaç sahibi ve iltifatlara alışmış biri olması gereken böyle bir adamı güya büyülemiş olmakla kendine yüksek bir paye vermek için değil miydi? Noter kâtibi o zaman kendi mevkiinin ne kadar aşağı olduğunu anladı. Evleneceksin! Sen de ötekiler gibi yapacaksın! L6on soruyordu: — Kim o ötekiler? — Erkekler. Ekseriya. kağıtları altüst etti ve sonunda öyle perişan bir hale geldi ki. melankolik seslerin tatlılığı ile ona: — Ah. Genç adam. ille bulacağım. arkasından da hemen: «Seni sevdiğim gibi değil» dedi. tabii bir eda ile: — Ah. Kağıdı aldı ve okudu: . Charles. dönüşünün acılığını çoğaltıyordu. dostum. ötekinin ne iş yaptığım sormaktan geri kalmadı. hepiniz hainsiniz! Bir gün. Leon'dan önce birini sevdiğini söyleyiverdi. — Mümkün! Sonra canlanarak: — Ama bende makbuzları var. ona fıstıklı kremalar yapıyor. ertesi cuma. Nitekim. Emma: — Hayır. elbiselerinin saklandığı karanlık odada ayağına çizme giyerken. işi felsefeye dökerek. Yazı masasına gitti. Ama yine Emma. ama bugün kendisini Madam Liegard'larda gördüm. Emma (ya kıskançlığını denemek için. Charles fanilerin en bahtiyarı olmuştu. diyordu. orada olsaydık ne güzel yaşardık. mutluyuz elbette. Emma. Bütün bunlar herhalde onun pek hoşuna gitmişti. herhalde. Charles o adi makbuzlar için bu kadar kendini zorlaniamasını söyledi. meşinle çorabı arasında bir yaprak kağıt sıkıştığını hissetti. yahut çok zorlu bir dertleşme ihtiyacına kendini kaptırarak) eskiden. — Evet. beni bırakıp gideceksin sen. her nevi soruşturmanın önünü almak. diye mırıldanırdı. örneğin kendisini Ruen'a getirmek için bir ingiliz atı koşulmuş. İşte bak. Bu. Ona senden bahsettim: Seni hiç tanımıyor. MB 18 274 MADAME BOVARY Bu.Ah. apoletlere. — Evet. elini saçları üzerinde gezdirerek. — Belki Rouen'da piyano hocası olarak birçok Matmazel Lempereur vardır. Justin'di. Paris'ten söz açtıkları zaman. müsrifliklerine bakarak zaten bunu anlamıştı. Emma'ya inandı. Kendisini oda uşağı olarak almasını yalvarmakla onda bu hevesi uyandıran. sonunda Emma hep: —. onu baygın baygın iterek: — Siz erkekler. — Peki. nişanlara ve unvanlara imrendi. canım. aralarında hiçbir şey geçmediğine dair kızının başı üzerine yemin etti. damdan düşercesine: — Sana ders veren Matmazel Lempereur değil mi? diye sordu. — Deniz albayıydı. acayipliklerinin birçoğundan. ortaya yıldırım düşmesi gibi bir şey oldu. Emma da endişesiz yaşıyordu. bütün çekmeceleri karıştırdı. konçlan devrik çizmeli bir seyisin sürdüğü iki tekerlekli mavi bir arabaya sahip olmak arzusundan hiç söz etmiyordu.. diyordu. Her ne kadar bu mahrumiyet her randevuya gelişinin zevkini azaltmıyorsa da. ismimi unutmuş olmalı. tatlı bir sesle: — O halde mutlu değil miyiz? derdi. Sonra. Ekseriya. dedi. Bununla beraber. Ama bir akşam. yemekten sonra piyanoda valsler çalıyordu. Genç adam. bu dünyadaki hayal kırıkMADAME BOVARY 273 lıklarından bahsederlerken. Ben çılgının biriyim: Öp beni! Kocasına her zamankinden daha sevimli davranıyordu.çıkarıyor.

pek ehemmiyet vermez gibi görünmekle beraber. Meğer adam kaç para vereceğini açmaksızın. Bu düşünce ile her seferinde Kırmızı Haç'a inmek gerektiğine hükmetti. Langlois'nm ağzını aramak üzere. Öyle ki. Ama dükkâncı o kadar budala değildi. Bilakis. Emma başını eğdi. dedi. Papaz kendisinden izahat istememiş olsa bile. Hemen indi ve din adamına. Kırmızı Haç'a varır varmaz Madama verilmek üzere kalın bir atkı emanet etti. kapıyı kapadı ve: — Paraya ihtiyacım olacak. dükkâncı bir müşteri bulunacağı ümidini verdi. mutlaka sol tarafından geçtiğini anlamak lazım geliyordu. M. Lheureux. başkaları daha mütecessis davranabilirlerdi. — Ben sizin yerinizde olsam. O andan itibaren hayatı sadece bir yalan kumkuması haline haline geldi. şayet dün sokağın sağ tarafından geçtiğini söylerse. uzun zamandan beri oraya göz dikmiş bulunuyormuş. tüllere sarar gibi yalanlara sarıp sarmalıyordu. nasıl olmuş da girmiş çizmemin içine? Emma: — Herhalde.«Üç aylık ders ve bazı malzeme için altmış beş frank alınmıştır. Lheureux ile karşılaştı. halı. bütün kadınların dinlemeye koştukları bir vaizi övmeye başladı. Bu iş bir seyahate katlanmaya değerdi. birçok elbise. çeşitli tuvalet eşyası gibi şeylerdi. fakat Emma bunu satmak için ne yapmalıydı? — Vekâletnameniz yok mu? ¦ . Ama yine de bir gün. Hancı kadın. diye söze-atıldı. Fakat üç gün sonra. komşuların isimlerine varıncaya kadar her şeyi biliyordu. Fakat Emma böyle bir yolculuğa çıkamayacağı için. arkasından da hemen o günlerMADAME BOVARY 275 de katedralde harikalar yaratan. Madame Bovary'yi Kırlangıç' ta görünce. Bu sayede. bir zevk olmuştu. hemen elden çıkarırdım. ağladı. Aşkını gizlemek için. rafın kenarındaki eski fatura dosyasından düşmüş olmalı. Emma: — Fiyatın ehemmiyeti yok. 276 MADAME BOVARY — Yok. dedi. bir merak. boşboğazlık edeceğini sanarak ödü koptu. Burası vaktiyle M. sızladı. Emma: — Hesabı bırakın. Touvache onu arabasına almış Rouen'a götürüyordu. koltuklan için kumaş. ricası üzerine dükkâncı onun yerine iki başka senet almaya razı olmuştu. Aumale civarında Berneville'de fazla bir gelir getirmeyen bir berhanelerinden bahsetti. . Bovary baba tarafından satılmış olan küçük bir çiftliğe aitti. zahmete değmez. hatta onların da vadesi bir hayli uzatılmıştı. Bournisien. Bir sabah. Velide Lempereur. M. İkincisine gelince. kaç hektarlık arazisi bulunduğuna. Charles pencereden yağan kara bakıyordu. uzun uzadıya uğraştıktan sonra. Ertesi hafta yine geldi. kendisine yaptığı hizmetleri.» — Hay şeytan. dedi. müzik öğretmeni. birdenbire kar yağmaya başladı. kendisini merdivenlerde görecek olan kasabalılar hiçbir şeyden şüphe edemeyeceklerdi. malınız var. Üstelik birkaç para da kalırdı cebime. Bu. artık bir ihtiyaç. Charles'ın imzalamış olduğu senetlerden bugüne kadar ancak bir tanesini ödemişti. Gebinden henüz parası ödenmemiş eşyanın listesini çıkardı. fiyatlarının toplamı yaklaşık olarak iki bin frangı buluyordu. odasına girdi. başına gelenleri kendisine anlattı. Dükkâncı. ağırdan alıp herifin nabzını yoklamak lazımdı. Emma alıcı bulmaktaki güçlüğü ileri sürdü. Hakikaten Emma. ileride. Leon'un kolunda Boulogne otelinden çıkarken M. diyordu. Bu vekâletname sözü içine ferahlık verdi. Papaz akşam. satıcı: — Fakat paranız yoksa. âdet edindiği gibi oldukça hafif giyinerek yola çıkmıştı ki. dedi. Lheureux. hanımın kendi hanına pek inmediğini söyledi. Langlois adında birini bulduğunu övünerek anlattı. Bournisien'i gördü. hana varınca Yonville hekiminin karısını sordu. Bunlar perde. Emma para veremeyeceğini söyledi. gösterdiği kolaylıkları sayıp döktü.

dedi. dükkâncının pek gü278 MADAME BOVARY zel idare etmiş olduğu ve aslı esası ancak sonradan öğrenilen bir muameleydi. etrafında yerlere saçılıp şıngırdamaya başlamış gibi. Charles borcunu ödeyebilmek için annesine-acıklı bir mektup yazdı.. ¦ Emma.» — Kim sizi sıkboğaz ediyor. Emma kocasının dizlerine oturdu. fakat dördüncüsü. ticarette. O zaman Emma'nın önünde gerçekleştirilmeye elverişli bir fanteziler ufku açıldı. tesadüfen. Charles. Dükkâncı hiç sıkılmadan: — Ama fazlasını veriyorum ya işte. dedi. kör karanlığında Emma Lheureux'ye koştu. sanki altın paralar torbalarını patlatmış da. onun bu senetleri ıskonto edeceğini. fatura denilen kağıda her istenilen şey yazılır. — İmzalayın bunları.. ama faturayı görmek istiyor. Lakin ihtiyar kadın cevap gönderecek yerde. Charles ne yapacağını bilemeyince. iki yüz frangı kendine ayırmıştı. mademki altı aya kadar mülkünüzün birikmiş kirasını alacaksınız. bu iki bin frangın sağlayacağı sayısız miktardaki randevuları hayalinde canlandırarak: — Nasıl! Nasıl! diye kekeledi. işin aslını öğrenmek için. dedi. bazen öyle olur ki. karisinin dönü-" şünü dört gözle bekledi. Nihayet. bir tanesi yedi yüz franklık ve üç ay vadeli olmak üzere iki senet imzaladığı takdirde vaziyeti idare edeceğini söyledi. Bu 'yaptığım size hizmet değil mi? Bir kalem alarak. Bir ekü'yü ihtiyat akçesi olarak saklayacak kadar tedbirli davrandı ve o para ile vadesi gelen ilk üç senedi ödedi. müşterinin dört bin frank teklif ettiğini açıkladı. sen de görüyorsun ki.. zira dostu Vinçart (haklı olarak). hesabın altına yazdı: «Madame Bovary/ den dört bin frank alınmıştır. kulakları çınlıyordu. Satış. Ertesi gün. paralar sizde kalsın. bin frangı geçmeyecek yeni bir hesap çıkarmasını rica etti. iyi para.. onu okşadı. MADAME BOVARY 277 Emma bu hesaplar içinde biraz bunalıyor. Bu senetten kocasına behsetmemiş olmasının nedeni. Vinçart adında Rouen'da bankerlik eden bir dostu bulunduğunu. kocasına bir şeyler koparıp kopâramadığını sordu. alınan şeylerin fiyatları pek düşük olmakla beraber. masrafı bir hayli kabarık buldu. Dükkâncı babacan bir tavırla gülerek: — Adam siz de. dedi. Emma fena oldu.. Charles: — Evet. Sonra pek ehemmiyet vermeyen bir eda ile. Bu habere Emma'nm yüzü güldü. borcunu ödemeye kalkınca dükkâncı: — Yemin ederim. cüzdanını açarak. sabahın. ancak bin sekiz yüz frank getirdi.kendisinin o taraflara gidebileceğini söyledi. sonra Madama hakiki borçtan arta kalanını bizzat ödeyeceğini izah etti. dosdoğru Lheureux'ye başvurdu. Ben aile işlerini bilmez miyim? Vi Elinde tırnakları arasından kaydırdığı iki uzun kağıt. Fakat. gözlerini Emma'ya dikmiş bakıyordu. ben de son senedin ödeme vadesini o ödemeden sonraya kadar uzatıyorum zaten. ayak diremek istedi. derhal paranın yarısını cebe indirdi. tarih. Madame Bovary ana. bir perşembe günü eve getirildi. dedi. Nihayet Lheureux. — Nihayet. alınan şeylerin miktarına göre hiç de fazla pahalı değil. . kendisi kalkıp geldi. Dükkâncı: — Doğrusu. bunun üçte ikisinin ödenmiş olduğunu söylemek ve dolayısıyle binanın satıldığını itiraf etmek lazım gelecekti. bir de makbuz istedi: — Bilirsiniz. lütfen bir de tarih koyun. her biri bin franklık dört tane senet çıkardı ve masaya dizdi. dedi. sizi bir kalemde bu kadar mühim bir paradan mahrum etmek beni üzüyor. veresiye olarak alınan bir sürü lüzumlu şeyi birer birer sayıp döktü. komisyon ve ıskonto masrafı olmak üzere. Dükkâncı. Eirima. Gidip geri dönünce de. O zaman Emma elindeki banknotlara baktı.. ev idaresi dertleriyle onun canını sıkmamaktı. diller döktü. çünkü dört bin franklık senedi gösterirse. iki bin frank yerine.

annesi yok diye uyumak istemiyor. hanım hanımcık bir kadındı—. Güle güle oturun. hatta kırk santime ince pamuklular varken! Emma. annemin evinde böyleydi. Charles yine de Emma'nm karşısında ne yapacağını bileme-. Kimseler yoktu. tabii bir şey. obur oluyordu. Noter: — Halden anlarım. sigara içmek istedi. kanepeye uzanmış. bu yakınlarda kavga çıkarmaya gelicilerden değilim ben artık. bütün bunların yapmacık olduğunu söylüyordu.. saat on bire doğru. henüz hâkimiyetinden tamamıyle kurtulmuş değildi. Emma da. Leon ile o ne coşkunluktu! Emma güldü. Çabuk öfkeleniyordu. böyle giderse. Bununla beraber.bir tek koltuk bulunurdu—hiç değilse. Bereket versin ki şu vekâletnameyi iptal edeceğine söz vermişti. Ertesi perşembe. M. ağladı şarkı söyledi. sokaklarda dolaşıyordu. içine atladı. elinden geldiği kadar sakin bir eda ile cevap verdi: — Yeter. Sen de haksızlık ediyorsun. Bir akşam Yonville'e dönmedi. hasılı. Justin. patronunun adresini hatırladı. Çünkü sandığın gibi. şerbetler getirtti. Guillaumin'e giderek eskisinin aynı bir ikinci vekâletname yaptırdı. Zaten. bakılmaya ihtiyacım olduğu halde. Rodolphe ile karşılaşmak ihtimali zihninde belirir belirmez ürperiyordu. dedi. ilk defa isyan ederek. hatta Charles. sürekli bir kahkaha ile gülüyordu.. kendisine güvensizlik gösterdiği için dargınlığını saklamıyordu... şu gösterişlere! Nasıl? İki franga ipek astar mı?. Onu benden çok seviyorsun. Charles artık yerinde dura-mayarak arabayı hazırladı. Vekâletnameyi ateşe attı. hem de ihtiyar olduğum halde. Charles: — Aman Allahım! diye haykırdı. Alt tarafı.. rasgele yollara dökülmüştü. dile düşmekten korkmaksızın. sizi temin ederim. Leon. ne olacaksa olur! Görürsün!. 280 MADAME. He MADAME BOVARY 279 men ertesi sabah evden çıktı. Madame Bovary anne kalkıp gitmek istedi. odalarında.. sen de! Her gelişinde onunla kavga çıkarıyorsun!. bir bilim adamı hayatın pratik ayrıntılarıyle uğraşamaz. Nihayet. dedi. dans etti. Herkes zengin olamaz ki! Böyle masrafa hiçbir servet dayanmaz! Sizin yaptığınız gibi. zavallı adam. Noter kâtibinin onu görmüş olacağı aklına geldi. ancak.. bunda haklısın. yaşlı insanlar için. di. birçok yalvarıp yakarmadan sonra yeniden adına vekâletname çıkarılmasına razı oldu. o kadar ki. çatlayacak kadar hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Küçük Berthe. bana yemin etti. fakat harikulade. oraya koştu. dedi. — Nasıl? — Evet. tapılmaya layık bir halde göründü.BOVARY .. Charles'ı çağırdı. Emma gitti. otelde. Annesi omuz silkerek. Charles. hayır. şehvetli oluyordu. Emma tiz perdeden. beygiri kamçıladı ve sabahın saat üçüne doğru Kırmızı Haç'a vardı. fakat nerede oturuyordu? Bereket versin. Emma pencereyi açtı. Leon'a acayip. alnı açık. bu.— Halıdan vazgeçemez miydiniz sanki? Niçin koltukların kumaşını değiştirdiniz? Benim zamanımda her evde. kendisini tutmak isteyen oğluna eşikte: — Hayır. Lyon'la birlikte.. sonra dönüp mağrur bir tavırla ona kocaman bir kağıt uzattı. dediğine göre. nazlı bebek usulü yaşamaktan yüzüm kızarır benim. Emma ile birlikte M. birbirlerinden ebediyen ayrılmış olmalarına rağmen. Annem de.. Aynı işi görecek elli santime. yeter artık! Yeter! Beriki nasihata devam ediyor. hastanede öleceklerini haber veriyordu. Charles aklını oynatacak gibi oldu. Fakat Charles. annesinin kendisinden kopardığı sözü itiraf etti. karısının tarafını tut? tu. Madam. İhtiyar kadın: — Teşekkür ederim. kabahat Bovary'nindi. sinir buhranı geçiriyordu. Ona öyle geliyordu ki. varlığının hangi tepkisinin Emma'yı hayatın zevklerine böyle fırlattığını bilemiyordu. Bakındı hele şu süslere. Homais bile eczaneyi bırakıp gitmişti. zaafına üstün bir meşguliyetin iltifatlı görünüşünü sağlayan bu dalkavukça düşünce ile kendini daha rahat hissetti.

İyi ama. Emma ondan. Emma'nın öpücüklerle karışık tatlı sözleri. kapıyı açmaksızın ona istediği adresi söyledi. acele. Nerede?. kaçamaklarında hiç tedirgin olmamak için kendi kendine verdiği bir çeşit izindi. Emma onun bu haline aldırmadı. . Madame Dubreuil öleli on ay oluyor!. şiir. kendi gururunu okşamaktan ziyade onun hoşuna gitmek için yapıyordu. Lormeau ailesi artık Rouen'da oturmuyordu. Leon'un. bütün zevklerini kabulleniyordu. paracıklarına da ne kadar düşkünsün! Leon'un her seferinde. gece yarısı elâlemi rahatsız eden insanlara karşı bir alay küfür eklemeyi de unutmadı. kucaklamaktan ziyade âdeta kadının üzerine atıldı: — Dün. Emma öbür uçtan çıkıverdi. acele Matmazel Lempereur'ün adını aradı. rasgele bir bahane bulup yola çıkıyor. masraf olacak demesine gülerek: — Aman sen de. sonra kendisininkine eş perdeler satın almasını tavsiye etti. keyfi istediği gibi. Küçücük bir gecikmeden bu kadar telaşa düşeceğini bilirsem artık serbest davranamam. Kapıyı çaldı.Gün doğmaya başlıyordu.. — Emindim! Zaten oraya gidiyordum. Charles. anlıyorsun değil mi? Bu. Bir kapının üstünde tabelalar gözüne ilişti. ne de kapıcısı vardı. Tam o sokağa giriyordu ki.. kendi namına bir aşk şiiri yazmasını istedi. fakat çok geçmeden gerçeği saklayamaz oldu. Leon siyahlar giysin ve XIII'üncü Louis'nin tablolarına benzemek için de çenesinden küçücük bir sakal bıraksın diye tutturdu. Noter kâtibinin oturduğu evin ne çıngırağı. dedi. fakat bundan sonra kendine hâkim ol. ekseriya eczacılarda yemeğe kalırdı. o Emma'nın metresi oluyordu. yani: Patronu böyle rahatsız edilmelerden çok şikâyetçiydi. son randevudan itibaren neler yapmış olduğunu bir bir anlatması gerekiyordu. Kendi kendine. bu onun için büyük bir mutluluktu. seni kim alıkoydu? — Hastaydım. Leon utancından kızardı. birisi. Leon onun fikirlerini münakaşa etmiyordu. kocasının atılmak istediği belirsiz tehlikelerden ürkerek şefkatle: — Ah dostum. diyordu. — Ben çıldırdım galiba. diye mırıldandı. Emma onun metresi olacağına. Leon ikinci mısraa kafiye bulamadı ve sonunda hediyelik bir kitaptan bir sone kopya etti. alabildiğine faydalandı da. Bir seferinde kendisinin de nezake-ten eczacıyı davet etmesi gerektiğini düşündü. Az önce sokağa çıktı. Nitekim bundan. MADAME BOVARY 281 O da sıvışıyordu. kendisi için şiir. Madame Homais. LaRe-nelle-des-Maroquiniers sokağında 74 numarada oturduğunu öğrendi. dedi. Leon'u görmeyi canı istedi mi. Lormeau'da akşam yemeğine alıkoymuş olmalılar. Burada âdeta küfleniyordum. bu tarife.. Emma: — Aldırma. Peki nerede öyleyse? Aklına bir fikir geldi. Beraberce tiyatroya. — Ne hastası?. İlk defalar. papaz uçururuz. Bir kahveye girerek adres kitabı'm istedi. evini pek kötü buldu. Homais: — Hay hay. o gün kendisini beklemeyen Leon'u gidip noterlikte buluyordu. O sırada bir polis memuru geçti. M. Bütün bunları. Zaten benim de insan yüzü görmeye ihtiyacım var. diye karşılık verdi. Emma'yı görmek için Yonville'e gittikçe. o zaman korktu ve çekip gitti.. ne tokmağı. Nasıl?. Emma elini alnından geçirdi: — Matmazel Lempereur'ün evinde. Charles kapıyı var kuvvetiyle yumrukladı. Nerede oturduğunu öğrenmek istedi. Derin ve gizli oluşu yüzünden âdeta madde dışı bir hala gelen bu baştan çıkarmayı acaba nereden öğrenmişti? VI L6on. Herhalde M. Leon'un yüreğini çeliyordu. Emma. Madame Dubreuil'e bakmak için kaldı herhalde. lokantaya gideriz. gel. — Boşuna gitme.

yolcu kıya-fetindeydi. bana güvenin. Noter kâtibinin direnmesine rağmen. yani sırtında nereden çıktığı belli olmayan kocaman bir palto. Yonville'de?. sofra basındaydılar. kahveye şapkası başında daldı. Genç adam kekeledi. bir kadının ateşli olup olmadığını ne gibi belirtilerden anlamak lazım geldiğini anlattı. şıklıktı. çal oynasın. zaafını da kendi başına kakarak. hatta burjuvaları afallatmak maksadıyle. Nitekim. Eczacı ise içiyor. Noter kâtibi: . Leon. bir perşembe günü. zaten kadınların huyu böyledir: -Bilimi kıskanırlar. konuşuyordu. örneğin gidiyorum yerine kirişi kırıyorum kabilinden argo kelimeler kullanıyordu. o uzun yolculuk boyunca durmadan konuştu durdu. Emma M. küçük bir fıskiye bir mermer havuza şıpırdayarak dökülüyordu. dedi. noter kâtibini Paris âdetleri hakkında merakla sorguya çekiyor. bir elinde bavul. en meşru eğlencelere de karşı koyarla1' 282 MADAME BOVARY lar. tam güneşin alnında. şehre varır varmaz hemen arabadan atlayarak Leon'u aramaya koyuldu. Birlikte artık vur patlasın. Ziyafetten çok lüksten mestolmuştu. Vücut güzelliğine gelince. Leon'u üç çeyrek saat bekledi. ümitsizlik içinde duvar saatinden gözlerini ayırmıyordu. Umumi bir yere girince şapka çıkarmayı taşra âdeti sayarak. sersemlemiş üç ıstakoz. Havuzda. Gençliğinin geçtiği yerleri tekrar görmek düşüncesi onu pek heyecanlandırmış olmalıydı ki. kenarda üst üste konmuş bıldırcınlara doğru uzanıyordu. camekânın arkasında. Kasabadan ayrılması halkı meraka düşürmesin diye yola. onlar daha ateşli olurlar. iyi parpaları da hor görmüyordu tabii. İnkâr mı edeceksiniz. Rouen'de. eskiden böyle bir deyim kullanmaktan pek çekinirdi.. Sobanın palmiye biçimindeki borusu. alnı pencere camlarına dayalı saatlerce bekledi. Homais'ye Altın Aslan mutfağında rasgelince şaşırdı kaldı. Leon'u kayıtsızlıkla itham ederek. dedi. Dostunun kulağına eğilerek. O. Yanlarında. çıkacağını kimseye açmamıştı. — Madame Bovary'nin evinde kur yapmıyor musunuz? — Kime? — Hizmetçi kıza! Şaka söylemiyordu. Birdenbire: — Siz. maydanozlarla kuşkonmazlar arasında. Güzel döşenmiş bir dairede zarif bir tuvalete baMADAME BOVARY 283 yılıyordu. Gerçi sevgiliniz pek uzaklarda oturmuyor ama. canım? Eczaneden durmadan sızan zehirler arasında yaşamakla sağlığımı yeter derecede mahvetmiyor muyum sanki? İşte. yalnız esmer kadınlardan hoşlanırdı. yoksunluk içinde olmalısınız. beyaz tavanda yaldızlı bir sorguçla nihayetleniyordu. Homais'nin keyfine diyecek yoktu. ama kendini beğenmişlik. bugünlerde Rouen'a geleceğim. sonra da en masum. Onu en fazla büyüleyen şey. delikanlıyı büyük Normandie kahvesine sürükledi. Ne olursa olsun. Böylece.— Ne varmış. Eczacı: — Size hak veririm. saat ikide henüz kahvede. samimi olalım. romlu omlet gelince. dedi.. ama Pommard şarabı da melekelerini biraz tahrik ediyordu. öbür elinde de eczanesinde ayaklarını ısıtmak için kullandığı kürklü bir tandır vardı. istemeyerek itiraz etti. İtalyan kadını hırslı olurmuş. her türlü sakınganlığı unutturmuş olacaktı ki. haydi.. Leon. Leon kıpkırmızı kesilince de: — Haydi. Fransız kadını çapkın. Berikiler. Eczacı. Eczacı. kadınlara dair ahlaka aykırı düşünceler ortaya attı. sonra. Emma. Sonunda noterliğe koştu ve aklı türlü ihtimallerle perişan. yiyor. Büyük salon boşalıyordu. Hatta konuyu genişleterek çeşitli milletlere mensup kadınlardan söz açtı: Alman kadını edalı. ama şimdi zamanenin geçer akçesi saydığı o delişmen ve Parisli üslubuna bayılıyordu ve tıpkı komşusu Madame Bovary gibi.

Size kim karışır? Cesur olun! Bridoux'ya gidelim. Orada sizi bekleyerek ya gazetede okurum. dedi. Bridoux'ya gittiler ve adamı. sanki eczacı tarafından büyülenmiş gibi. kendini bırakıverdi. ne çabayla bugünkü mükemmel durumuna getirdiğini anlattı. yanındakine kansından. Ama yine de yakayı kurtardı. — Garson. Bridoux'yu kucakladı. Ama genç adamın mazeretleri akla uygundu. Emma: — Döneceksin. merdivenleri dörder dörder çıktı. isteri ve yalvarma dolu baygın bir tavırla iki elini beline doladı. çakmak çakmak olmuş iri gözleriyle ona ciddi ciddi. eczacının adını duyunca küplere bindi. Köpeğini görürsünüz. metresini heyecan ve telaş içinde buldu. M. sizi geçireyim bari. Homais garsonlara yol gösterdi. Eczacı. bir uşak görünerek Mösyö'yü aşağıda beklediklerini bildirdi. Leon. tabansızlıkla. Birlikte Rouen Feneri'ne gider oradaki beyleri görürüz. ben de kalkacağım. Bridoux'ya gidelim de bir kadeh garus içelim. Ondan kopmak . — Onlar sanatkârlara layıktır. budalalıkla. Haydi. Homais'nin gevezeliği ve belki de öğle yemeğinin ağırlığıyle uyuşmuş. Öfke içinde az önce kalkıp gitmişti. O zaman genç adam. eczanesinden söz etti. kağıt yığınları ve işlemler konusunda şakalar yaptı. diyordu. Eczacı ise boyuna tekrarlıyordu: MADAME BOVARY 285 — Bridoux'ya gidelim! İki adımlık yer. Allahı severseniz Cujas ile Barthole'ü. hemen noterliğe dönmesi gerektiğine dair yeminler etti. kararsız duruyordu. Leon. yahut bir kanun karıştırırım. ve dizleri üzerine yığılarak. insanları hiç de hoş olmayan hareketlere yönelten o tarif kabul etmez duygu ile. iki küçük fincan kahve! Le"on nihayet sabırsızlıkla sordu: — Gidiyor muyuz? — Yes. — Ama ne zaman? — Az sonra. geleceklerinden. Leon onu yüzüstü bırakıverdi. değil mi? — Elbette. fakat öteki. Görülecek şeydir hani! Noter kâtibinin hâlâ ayak dirediğini görünce de: — Peki. seltz suyu yapmak için bir makinenin kocaman çarkını soluk soluğa çevirmekte olan üç garsonun başında buldular. pembe gözkapakları kapandı. Boulogne oteline gelince. O zaman da eczacı. Sonra gözyaşları o bakışları bulandırdı. Emma'nın öfkesi. orasının vaktiyle ne 284 MADAME BOVARY berbat bir halde bulunduğunu. ben de noterliğe giderim. O zaman. Leon'u görür görmez: — Numara yaptım. çocuklarından. Hoınais'yi o da tanımıyordu sanki? Onunla vakit geçirmeyi Emma ile beraber bulunmaya nasıl tercih ederdi? Fakat Emma sırtını dönmüştü bile. kendisinin hiç kabahati yoktu. Garus içildi. Emma'nın yerinde yeller esiyordu. Homais: — O halde. Emma. Ama gitmeden önce işyeri sahibini görüp onu kutlamak istedi. Randevuda sözünü tutmamayı hakaret saymıştı. bir koşuda otele vardı. ellerini bırakıverdi. Leon onu durdurdu. dedi. Leon tarn o elleri ağzına götürüyordu ki. kolundan yakalayarak durduruyor ve: — Az sonra. âdeta korkunç korkunç bakıyordu. Sizi Thomassin'le tanıştırırım. Emma ayaktaydı. yalnız kalmak için işi olduğunu söyledi. Leon yirmi kez kalkıp gitmek istedi. Hoşunuza pek gitmediğini anladığım bu ziyareti kısa kestirmek istedim. M.— Ya Zenci kadınlar? diye sordu. Sokaklardan geçerken. s — Bırakın biraz. Malpalu sokağında.

yemeklere gösterdiği özenden tutunuz da. hem de incelikle dolu kıymetli bir varlık. zayıftı. âşığına daha ateşli. her bakımdan onun üzerine titremekten geri durmuyordu. Çıplak ayaklarının ucuna basarak. hem coşkunluk. Ama. her gülümsemenin altında sıkıntıdan bir esneme vardı. Daima. bu fısıldayan dudaklarda. Leon. İkisi de. vals eden Vikont ve şarkı söyleyen Lagardy. Mabutlara dokunmamak lazımdır. pekâlâ. Fakat. Hayatını göz altında bulundurabilmek de isterdi. hasisti. soğuk ter damlalarının kapladığı bu alın286 MADAME BOVARY da. beni sev. bayağıydı. bu kolların sarılışında. arkadaşları hakkında bilgi alıyordu.. Haşin haşin soyunuyor..için başka nedenler de arayıp buldu: Bir kahramanlıkta bulunmaktan âcizdi.. yoksa yaldızları elimizde kalır. giyim kuşam zarafetine ve bakışlardaki süzgünlüğe kadar. fakat potinlerinin gıcırtısını duyunca. Emma tek başına bulvardan geçerek dönerken.sevdiğimiz kimseleri hor görmek bizi onlardan az çok uzaklaştırır. Kendi kendine: — Onu seviyorum ama. aşırı. hiçbir zaman mutlu olmamıştı. O zamanlar ne kadar huzur içindeydi! Okuduğu kitaplara. çıkacağı ilk yolculukta derin bir mutluluğa ermeyi tasar-liyqrdu. yalnız bizi düşün. Ona: — Onlarla buluşma. yolculara yanaşan öyle bir serseri vardı ki. hepsini gözlerinin önünden MADAME BOVARY 287 geçirdi. sağlığı için meraka düşüyor. . Sonra. çıkma. korsesinden kopardığı ince bağ. solgun. fakat sonunda* olağanüstü hiçbir şey duymadığını da kendi kendine açığa vuruyordu. Allahın da bu işe karışacağını umarak. kendi kendine. şiirden. Gerçi Emma. tabansızdı. onunla tesadüfen niçin karşılaşmamalıydı? Ah. Hayatın bu yetersizliği. dayandığı şeylerin hemen bozulup çürümesi nereden geliyordu?. sükûnet bulunca. umurumda değil! Bir defasında birbirlerinden erken ayrılmışlardı. isterse aldatsın. kararsız. Ve Leon da kendisine tıpkı ötekiler kadar uzak göründü. Emma'nın gönderdiği mektuplarda çiçeklerden. kendini âşığının koynuna atıyordu. kapıma kapalı olup olmadığını bir kere daha muayene etmeye gidiyor. daha tutkulu dönüyordu. ne kadar tecrübeli olduğunu farkedince. kuvvetli içkiler karşısındaki sarhoşlar gibi. Vaktiyle kendisini o kadar büyülemiş olan şey şimdi onu korkutuyordu. hatta peşine adam koymayı bile düşündü. otelin yanında. boynuna bir Hazreti Meryem madalyonu da geçirmişti. her şey yalan söylüyordu. Emma her seferinde. bir yerlerde kuvvetli ve güzel bir insan. kişiliğinin her gün biraz daha yutulmasına isyan ediyordu. Leon'a onları birbirinden ayırmak için ansızın aralarına kayıvermiş gibi gelen. ciddi ciddi. Kendine sımsıkı bağlamak için. hiç konuşmadan. nasıl davranması gerektiğine dair öğütler veriyordu. Bununla birlikte. bir kadından daha pelte gibiydi. Yonville'den göğsünün üstünde güller getiriyor ve onun yüzüne atıyordu. Bu sürekli zaferinden dolayı Emma'ya hınç besliyordu. ne imkânsızlık! Zaten hiçbir şey böyle bir araştırmaya değmezdi. mektuplarında çoğu zaman aşklarıyle ilgisi olmayan şeylerden söz etmek derecesine geldiler. karaağaçların gölgesinde bir sıraya oturdu. Ne olursa olsun mutlu değildi. manastırın duvarları gözüne ilişti. kayan bir yılan gibi kalçalarının etrafında ıslık çalıyordu. bir melek kılığı altında bir şair kalbi. Evlâdına düşkün bir anne edasıyle. isterse. uzun bir ürperme ile. Zaten. bütün dış yardımlarla alevlenmeyi deneyen zayıf düşmüş bir tutkunun safça başvurduğu çarelerdi. yıldızlardan bahis vardı. iç karartan bir şey vardı. diyordu. bu dalgın gözbebeklerinde. artık ne olursa olsun.göre hayal etmeye çalıştığı o anlatılmaz aşk duygularına şimdi ne kadar hasret çekiyordu! Evliliğinin ilk ayları ormanda atla gezintileri. fakat. herhalde acının ve zevkin bütün sınavlarını vermiş olmalı diyordu. sonra bir tek hareketle bütün elbiselerini bir anda yere düşürüyor.. ona soru sormaya cesaret edemiyordu. kendini pısırık hissediyordu. Bunlar. aydan. gökyüzüne şairane düğün destanları söyleyen tunç telli bir rebap bulunsaydı. Bu hayal kırıklığı yeni bir ümitle çabucak siliniyor ve Emma. Fakat gururu isyan etti: — Eh.. Hatta onu sevmemeye kendini zorluyor. diyordu. ona herhalde iftiralarda bulunduğunu anladı.

Vinçart'ı avutmak çaresi olup olmadığını sordu MADAME BOVARY 289 — Evet. Madamın önüne geçip birinci kata çıktı ve kendisini dar bir odaya aldı. Oldu da bitti! Emma herifi dövmemek için kendini zor tutuyordu. yumuşak bir eda ile. yine kendi işine koyuldu. arkasından da haciz. Adamcağız. Basma toplan altında duvara dayalı bir kasa görülüyordu. köpürdü. müzmin nezleden geberip gidiyordu.. her zevk bir iğrenme gizliyordu ve en iyi öpücükler. Onu dükkânında. Beni sıkboğaz ediyorlardı. zavallı Tellier Babanın küpeleriyle birlikte oraya koymuştu. Fakat bir kalabalığın küçük bir yere sığması gibi. şu sıranın üstündeymiş gibi geliyordu. ne yapabilirim? O zaman Emma. Adama. Burada. Ama gelecek hafta. emirleriniz? Kendisine hem çıraklık hem aşçılık eden.. — Buyursunlar. Gerçekten. Bu. Vinçart'ı avutmak ha! Kendisini tanımıyorsunuz anlaşılan. Uzun yeşil redingotunun yan cebini kapayan topluiğneleri çekip çıkardı. — Ama mecbur oldum da. Evet. Rouen'dan. — Dinleyin beni! Zannederim ki bugüne kadar size karşı iyi davrandım. Şimdi orada. kamburumsu bir genç kızın yardımıyle.. Havada bir madeni hırıltı dolaştı ve manastırın çanı dört kere vurdu. sayısız tutkular da tek bir dakikanın içine girebilir. hepsini elbisesinin koluna iliştirdi. Emma hemen hizmetçisini dükkâncıya gönderdi. Fakat ertesi günü öğleye doğru Emma'ya bir protesto geldi. terbiyeli terbiyeli bir kağıt uzattı. Bunun üzerine. M. Ama bir seferinde. Lheureux. gelecek hafta. M. on üç yaşlarında. bir arşidü-şesten fazla paraya kıymet verdiği yoktu. içine para ve senetten başka şeyler de konulmuş olacaktı. ne yok? — Ahn. o zamana kadar kalın sansın kaşlannm gizlediği mütecessis gözlerle sağa sola bakınarak ayakta kalmış olan meçhul adam.. Saat dört! Ona çok eskiden beri buradan. Vinçart tarafından gönderildiğini söyleyerek Emma'ya geldi. kendisinin imzalayıp da bütün teminatına rağmen Lheureux'nun Vinçart'a ciro ettiği yedi yüz franklık bir borç senediydi. ufak tefek. beklesin. kocaman bir yazıhane vardı. saf bir eda ile sordu: — M. Vinçart'a ne cevap götüreyim? — Ne cevap mı? Kendisine söyleyin ki. yüzü kıpkırmızı kafası dazlak biri. Ona kağıdı gösterdi. senetleri ciro etmemek hususunda verdiği sözü hatırlatarak. parmağını sayfanın altından yukarıya doğru gezdirerek: . Emma da yalnız kendi tutkulanyla yaşıyordu. 288 MADAME BOVARY Adamcağız bir tek kelime söylemeden çıktı gitti. suratından daha az san şamdanları arasında. üzerindeki büyük defterler asma kilitli verev bir demir çubukla muhafaza altına alınmış. geniş hasır koltuğuna oturdu: — Ne var. yaptım. — Şimdi ne olacak? — Olacağı basit: Bir mahkeme karan. o bir araptan daha yırtıcıdır. Ama yine de M. Ve defterlerinden birini açarak: — Bakın! Sonra. bakın. sonunda küpeleri satmak zorunda kalmış. rehin karşılığında borç para vermekteydi. Lheureux'nun işe müdahale etmesi lazım geldi. dedi. fakat öylesine büyük çaptaydı ki. paket bağlarken buldu. Adam ge-lemiyordu. Lheureux.. Üstünde yer yer iri harflerle «Maître Harertg. dudaklarda gerçekleşmesi imkânsız daha yüksek bir şehvet özlemi bırakıyordu. Madame Bovary'nin altın zincirini de. Buchy İcra Memuru» ibaresi yazılı bulunan bu damgalı kağıdı görür görmez Emma fena halde ürktü ve soluğu kumaş tacirinde aldı. şimdilik param yok.. dükkânın döşeme tahtaları üzerinde kunduralarını takırdata takırdata. Sonra. Quincampoix'da külüstür bir bakkal dükkânı satın almıştı. M.Her sevinç bir lanet. — Peki.

Lheureux başka bir şey bulamayınca.. herkesten borç MADAME BOVARY 291 para çekti. Sonra. diğer bin beş yüz frank eridi gitti. başkalarına yaptığı bu aldatmacaları itiraf etmekle. şu günlerde elime para geçse. Yeniden borçlandı ve bu.. böylece devam etti. — Ama.. dedi. işi savsaklayacak değilim.. Kızıl Haç sahibesinden. herkes onun sırtından geçinmeye bakıyordu. kocasını. 17 temmuzda yüz elli. Langlois'nın henüz parayı ödemediğini duyunca. Emma'yı kendisine ne kadar dürüst davrandığına inandırmak istiyordu. eski şapkalarını. altı yüz liralık bir akar kalıyordu. Daha o akşam. adama «Mösyö Lheureux'cüğüm» bile diyordu. hiç oralı değilmiş gibi. tabii anlarsınız. Emma'ya her biri iki yüz elli franklık ve birbirinden birer ay aralıklı vadeli dört senet yazdırdı. Emma'ya dükkâna yeni gelmiş bir sürü mal gösterdi . pek hayrete düşmüş göründü. Hürmetkarınız.. hiç değilse bunları alıp götürdü..fakat kendi kanaatince. Emma susuyordu.... Çin porseleni. M. Lheureux ise elindeki kalemin tüylerini ısırarak. metresi otuz beş santime. Emma.. ama nasıl?... Felicite'den.— Hah işte. ne kadar mağrur olduğunu bilirsiniz. bir türlü arkası gelmiyor. tatlı bir sesle: — Anlaşalım. Barneville'den başka.. Kusura bakmayınız. 3 ağustos iki yüz frank. pek sıkıntıya düşeceğini. — Meselâ. O zaman Madam. Şehre her inişinde. kendilerine.. Sonra. güzel değil mi? Şimdi bu dantelayı koltuk başlarına koyuyorlar. işin doğrusu söylenmez ki. — Siz nasıl isterseniz! O zaman. nisanda. moda böyle. Nihayet Barneville'den gelen para ile senetlerin iki tanesini ödedi. sonra. bir MB 19 290 MADAME BOVARY kere anlaştık. onu da düzenli olarak gönderecekti. bazı ufak tefek şeyler satın alıyordu. Para bulmak için eski eldivenlerini. mirastan artanı derhal göndermesi için annesine mektup yazmaya zorladı. Artık ben bu işte yokum! Emma ağlıyordu.. şimdi kimse borcunu ödemiyordu. onun gibi biçare bir dükkâncı avans filan veremezdi. M.. 23 martta kırk altı.. gayet ustaca pazarlık ediyordu. öbürü üç yüz franklık! Aldığınız küçük avanslar. — Mösyö'nün imzaladığı senetlerden söz etmiyorum bile. rengi de hiç atmazmış! Pekâlâ herkes yutuyor bunu. bütün suçu o «Köpoğlu Vinçart»a yük-lüyordu. Faturalara not olarak şunu da eklemeyi hiç unutmuyordu: «Bundan kocama hiç bahsetmeyiniz. hiçbiri Madama layık değildi. birkaç rakam yazdı.. Zaten kendisinin on parası yoktu. düşünüyormuş gibi gözlerini kapadı. geçenlerde bir satışta bulduğu üç buçuk metrelik bir dantela parçasını göstermek için kendisine seslendi: — Bakın. bakın şu elbiseliğe. faizler. diye devam etti. Kaynana gönderilecek bir şey kalmadığını bildirdi: Tasfiye tamamlanmıştı. damarlarındaki köylü kanı.. Madame Lefrançois'dan.. herhalde bu susmadan kaygılanmış olacaktı ki: — Şayet.. insanın zihni karışıyor. Sonra. Bir hokkabazdan daha atik davranarak dantelayı mavi bir kağıda sardı ve Emma'nın eline tutuşturdu. son meteliğini vereceğini söyleyerek. Dükkâncı.» Gerçi bazı itirazlar oldu ama hiçbiri kocasının eline geçmedi. eski kap kaçağı satmaya başladı. — Nasıl?. hiç değilse şeyini öğrenseydim?. kocasının hastalarına iki üç fatura gönderdi ve faydasını gördüğü bu usulü sonraları da bol bol kullandı.on metelik sektirtmiyordu. belki. Devekuşu tüyleri. Onların da biri yedi yüz franklık. ... — Zaten Barneville'in bakiye hesabı gelir gelmez. sandıkları aldı. Fakat dükkâncı. elma gibi yuvarlak adamımdır ben... Arkasını dönerek: — Sonra. — Allah vere de Vinçart bana olmaz demese! Esasen. bu işin çok güç bir iş olduğunu. Bir budalalık yapmaktan çekiniyormuş gibi durdu.

Charles hemen koşup geliyordu. bunda kendisinin kabahati olmadığını söylüyordu! Neden bu kadar öfkeleniyordu? Charles her şeyi karısının geçirmiş olduğu sinir hastalığı ile izah ediyor. Bu da. Leon. zinanın körüklediği o mahrem alevle daha da yanarak. yavrucuğum. küçük Berthe'i dizlerine oturtuyor. yahut kınaağaçlarının dallarını kırarak tarhlara ağaç diye dikiyordu. Akşam yemeğinden sonra bahçede tek başına dolaşıyor. açığı cömertlikle kendisi kapatıyordu. Kötü bir vaziyete girmekten korkuyordu. pek hoşuna gitmediği halde Leon emri yerine getirdi. Kendi kendine: — Hayır. oğlunun evli bir kadınla kendini mahvettiğini haber veriyordu. Sonra. O da: — Ah. Randevular onun bayram günleriydi. uyuşmuş. kendisini ondan uzaklaştırmak isteyenlerin pek haksız olmadıklarını anladı. pencereyi açıyor. bir daha da kafa yormuyordu.Bazen. o canavarı görür gibi olarak. kendini bencillikle suçluyor ve içinden hemen gidip karısını öpmek geliyordu. Geceleri. o denizkızını. daha gösterişsiz otellerde de pekâlâ rahat edebileceklerini kendisine anlatmaya çalıştı. olmaz. soğuk havayı içine çekiyor. zihni çabucak karmakarışık oluyor. annen rahatsız edilmek istemez. annesini istiyordu. tababet gazetesini açarak ona okuma öğretmeye çalışıyordu. her şeyi olduğu yerde bırakıyor. Charles: — Hizmetçiyi çağır. Dersle hiç başı hoş olmayan çocuk. hastalandığı zamanki gibi!— Ne zaman bitecek bütün bu belâlar!. Kendisi sabahlara kadar. vakit vakit Rouen'da bir Cezayirlinin dükkânından satın aldığı saray tabletleriyle tütsü yapıyordu. Emma kaba kaba cevap veriyor. ona uçurumu MADAME BOVARY 293 . safi arzu kesilmiş. git. Madame Homais'nin ayıplamasına rağmen. belki canını sıkmış olurum. diyordu. fakat öyle akıl almaz şeyler keşfediyordu ki. Biliyorsun ki. yapraklar şimdiden dökülüyordu. Bu da zaten ot bürümüş bahçeyi pek bozmuyordu. iyice düşününce. — İki yıl önce. 292 MADAME BOVARY Madame odasındaydı. Sonbahar başlamıştı. Charles. doğrusu hesap yapmaya gayret ettiği de oluyordu.. nefes nefese. metresinin garip tavırlar takındığını. bütün gün kalıyor. Les-tiboudois'nın o kadar gündelik alacağı vardı ki! Sonra çocuk üşüyor. O zaman yeniden hesaba girişiyor. diyordu. Delikanlının gözünü açmak. ezile büzüle bir ihtarda bulunacak olursa. Onların muhteşem olmasını istiyordu! Şayet âşığı tek başına masrafın altından kal-kamazsa. yürümeye devam ediyordu. içinde kanlı sahnelerle azgın şehvet betimleri bulunan acayip kitaplar okuyordu. bu işin içinde de ailelerin ezeli umacısını. Olduğu yerde kalıyordu. başka yerlerde. bir çığlık koparıyordu. kum üzerinde ırmaklar yapsın diye gidip bahçe kovasıyle su getiriyor. çok geçmeden o kederli iri gözlerini açıyor ve ağlamaya koyuluyordu. birisi annesine uzun bir imzasız mektup göndermişti. kadıncağız. hemen hemen her defasında böyle oluyordu. Oraya çıkılmıyordu. Kendisini doyuran o randevulardan bir tanesini yaşamak için o anda her şeyini verebilirdi. Çoğu zaman dehşete düşüyor. Yahut bazen. Mutfaktaki ocakların üzerinde mendillere rastgeliniyor ve küçük Berthe. fakat hep Emma'nın itirazlarıyle karşılaştı. Bir gün çantasından altı tane altın yaldızlı küçük kaşık çıkardı (bunlar Rouault babanın düğün hediyesiydi) ve Leon'dan hemen gidip bunları Emniyet Sandığı'na götürmesini rica etti. yani aşkın derinliklerinde çöreklenen o belirsiz kötü yaratığı. Mektupta. git! diyordu. Ve elleri arkasında. Onu. oğlunun patronu maître Dubocage'a mektup yazd^ o da bu işin mükemmelen becerdi. sakatlığını kusur saydığı için kendi kendine kızıyor. Emma orada. Gerçekten. O zaman Charles çocuğu teselli ediyor. delik çoraplarla dolaşıyordu. Leon'u düşünüyordu. yanında uzanıp uyuyan bir adamdan kurtulmak için yapmadığını bırakmamış ve sonunda kocasını ikinci kata sürgün etmişti. yarı çıplak. heyecan içinde. inanası gelmiyordu. Şimdi evin hali pek hazindi! Satıcıların kapıdan asık suratla çıktıkları görülüyordu. gür saçlarını rüzgâra dağıtıyor ve yıldızlara bakarak kendine prens aşkları temenni ediyordu.

Kendi menfaati uğruna bunu yapmazsa. üç çeyrek saat öğüt verdi. Emma hayranlıkla sarsılıyor. sözünü tutmadığı için kendi kendine kızıyordu. fakat bunlara şöyle bir göz atıp geçiyordu. alnı ateş gibi yanıyor. geleceğini ve bir öpücükte kendisini alıp kaçıracağını sanıyordu. azgın zevk ve eğlence âlemlerinden daha fazla yoruyordu. her gün biraz daha üstüne düşüyor . derisi buz gibi soğuyordu. sanki dans eden binlerce ayağın ritmik . çünkü. Birbirine sahip olmak zevkini yüz katına çıkaran o şaşmaları duyamayacak kadar birbirlerini fazla tanıyorlardı. iskemlesini. Balonun döşeme tahtalarını. bunlara dördüncü katta küçük bir oda açtı. gidip bir yerlerde yemek yemekten söz ediyorlardı. «Bir felâket olsa da ayrılsak. Odada bir noter kâtibi. onu. Böyle bir macera. Sabah olunca kendini tiyatronun girişinde. bir kadının daima âşığına mektup yazması lazımdır fikriyle. Leon'a mektup göndermekten de asla geri kalmıyordu. yani Dubocage için bu fedakârlığa katlanmalıydı. iki tıp talebesi ve bir de tüccar kâtibi vardı. karar vermek cesaretini gösteremediğinden. Şimdi artık içinde sızısı hiç dinmeyen ve her yeri kaplayan bir kırıklık duyuyordu.» diyordu. bu kadın yüzünden başına türlü belâlar gelebilir.göstermek için. Emma Yonville'e dönmedi. Etraftaki kahveler tıklım tıklım doluydu. o da Emma'dan o kadar usan-mıştı. sonunda bu hayalet o kadar gerçek. başına fiyongolu bir peruka ile yana eğdiği üç köşeli bir şa_pka geçirmişti. herkes etrafında halka oluyordu. Nitekim flütten. balkonlarda igek merdivenlerin sallandığı mavimtırak bir ülkede oturuyordu. zinada evliliğin yavanlıklarıyle yeniden karşılaşmıştı. Emma'ya layık bir meclisti bu! Kadınlara gelince. daha bir sürü nasihat dinlemeye mecbur kalırdı. pek büyük girişimlere yetenekli sanır. Emma. Fakat nasıl kurtulmalıydı? Sonra böyle bir mutluluğun bayağılığı ile kendini ne kadar aşağılık içinde hissederse etsin. en ateşli hatıralar. Ötekiler yemeğe koyuldular. Lokanta sahibi. Fakat yazarken. Emma yemedi. gece maskeli baloya gitti. hatta. göğsünün üstünde Emma birdenbire hıçkırmaya başladı mı artık sıkılıyordu. artık incelikle-. kafasında başka bir adam. tıpkı belirli bir müzik dozundan fazlasına tahammül edemeyen insanlar gibi. Çapkının en bayağısı sultan hanımların hayaliyle geçinir. Sonra. gençlikte kanı kaynadığı zaman. yahut uyanmaksızm hep uyumak istiyordu. Erkekler bir köşeye çekilip fiskos ettiler. Leon'un hamal veya gemici kıyafetine girmiş olan arkadaşlarıydı. Rıhtımda en adi cinsinden bir lokantayı gözlerine kestirdiler. çünkü bu belirsiz aşkın atılımları. alışkanlıkla veya ahlaksızlıkla. yine olduğu yere sırtüstü yuvarlanıyordu. bir tek gün. Leon sonunda bir daha Emma'yı görmeyeceğine yemin etmişti. her noterin gönlünde birazcık şair kırıntısı bulunur. her çeşit saadetin kökünü kurutuyordu. coşkun duygulardan. Ona sık sık celpler. Hem yakında başkâtip olacaktı: Artık ciddi olmanın zamanıydı. kalbi. bir tek dakika bile olsa. yine kendini sınırsız tutkulara. Leon. Büyük perhizin üçüncü perşembe günü. Allah için. herhalde masraf hakkında konuşuyorlardı. Ama.bari onun için. Bunlar. sonraları kendi müessesesine de zararlı olabilirdi. yine de onu bütün açıklığıyle hayalinde can-landıramıyordu. daha seslerinden. Kadife bir pantolonla kırmızı çoraplar giymiş. ay ışığında ve çiçeklerin güzel kokusu altında. Artık yaşamamak. hayal kurmaktan vazgeçti: Çünkü her burjuva. o kadar ele avuca sığar bir hale geliyordu ki. o saadetten vazgeçemiyordü. içinden. geri çekti ve gözlerini yere indirdi. Bütün gece trombonların azgın sesine ayak uydurarak zıpladı durdu. hemen hemen hepsinin en aşağı cinsten olduğunu anlamakta gecikmedi. O zaman içine korku girdi. sanki kendisine ihanet etmiş gibi. kolu kanadı kırılmış. beş altı maskelinin arasında buldu. Emma onu yanıbaşında hissediyor. gözkapakları karıncalanıyor. Emma ondan ne kadar tiksinmişse. Emma.daha da çoğalmasını istemekle. arkadaşlarının sabahları soba etrafında yaptığı şakaları hesaba katmasa bile. O hayalet. Ümitlerinin kırılmasından. damgalı kağıtlar geliyor. rini pek farkedemediği bir aşkın gürültüsü karşısında ilgisizlikten uyukluyordu. Leon'u sorumlu buluyor. Kadınla ilgisini kesmesi için yalvardı. okuduğu en güzel şeyler ve en kuvvetli arzularının yarattığı 294 MADAME BOVARY bir hayalet beliriyordu. fakat niteliklerinin bolluğu altında kaybolarak bir tanrıya döndüğü için.

lokantadaki yemek. Bayılıyordu. dedi. yirmi dört saat sonra. hanımcığım? Cebimden çıkarıp verdiğim paraların yine cebime girmesi gerek. kenar semtten geçti... açık hava onu teskin ediyordu. boyuna satm almak.. gayet serbest bir tavırla adamın karşısına çıktı. Kurşun rengi bağlamış nehir rüzgârla ürperiyordu. Emma okudu: «Mahkemenin icra yetkisi veren hükmü gereğince. tekrar Kızıl Haç'a döndü. hoş görünmelerinin amacını bir anda kavradı. ama haberi olmamıştı ki. Felicite ona duvar saatinin arkasında kül rengi bir kağıt gösterdi. hatta kendisine de tahammül edemez olmuştu. — Ama. Kalabalığın suratları.. Vinçart. Hiç haberi olmamıştı ki.. Sainte-Catherine tarafında. balo kostümünü çıkarıp attı.. Her şeye. hizmetçisinin odasında uyumaktan olan Berthe'i düşündü.. evlerin duvarına sağır edici bir madeni sarsıntı fırlatarak geçti. yeni bir vadeye bağlandıkça bedeli artan senetleri yenilemek suretiyle Emma. avizeler. senetler imzalamak.vuruşuyle hâlâ gümbürdüyormuş gibi. Hızlı yürüyordu.. biraz daha altında şunlar vardı: «Kendisi. bulvardan. pencerenin önüne götürdüler. Emma.. bir yerlerde yeniden gençleşmeyi ne kadar istiyordu. sokak fenerleri sönüyordu. Lheureux efendiye karışık işlerinde kullanmak için sabırsızlıkla • beklediği bir sermaye hazırlamıştı. kendini yatağın üzerine attı.» Hangi hüküm? Gerçekten. Bir kuş gibi uçup giderek. bir düşünsek. bir gün önce başka bir kağıt daha gelmişti. Demek. Eve girer girmez. bütün kanuni yollardan ve özellikle mal ve eşyasının hacziyle zorlanacaktır. kıyamete kadar size pîr aşkına müteahhitlik ve bankerlik yapacağımı mı sanıyordunuz.» Ne oluyor? «Sekiz bin franklık bir meblağı ödemek.. punç kokusuyle yaprak sigaMADAME BOVARY 295 ralarının dumanı onu büsbütün sersemletti. Cauchoise Meydanı'ndan. nihayet kendine geldi ve orada. Otelden çıktı. kadriller. — Nasıl hayır? Ağır ağır ona döndü ve kollarını kavuşturarak: — Benim. parasını ödememek. haksızlık etmeyelim! Emma borcun miktarına itiraz edecek oldu. alaylı bir selamla: . duvarlarında Nesle Kulesi'nin resimleri asılı duran ikinci kattaki küçük odasında. Bahçelere bakan iki yanı boş bir sokağa geldi. bu böyle! Mahkeme kabul etti! Elde hüküm var! Onu da size tebliğ ettiler. her şey. yine de. Sonra. yarın! Lheureux'nun herhalde kendisini yine korkutmak istediğini düşündü. uzaklarda. Leon'a dönmesi gerektiğini söyledi ve nihayet Boulogne Otelinde tek başına kaldı. Başına birdenbire gelmişti bu iş. azar azar. Fakat uzun demir çubuklarla yüklü bir at arabası. Sonra.» Hatta. — Biliyor musun başıma geleni? Herhalde bir şaka olmalı bu! — Hayır.. Emma hemen oradan sıvıştı. rüzgârın önüne kattığı sis tabakaları gibi kayboldu. Bununla birlikte. Bütün dalaverelerini. sonra. borç para almak.. Köprülerin üzerinde kimsecikler yoktu.. — Hiçbir şey yapamam. Gün ağarmaya başlıyordu.» 296 MADAME BOVARY Yapılacak ne vardı?. Şu kelimeleri okuyunca büsbütün şaşırdı kaldı: «Kral. Lheureux. Tutarın gereğinden fazla şişirilmiş olması içine biraz soğuk su serpiyordu. Emma. — Ne yapalım.» Birçok satır atladı ve şunu gördü: «Yalnız yirmi dört saatlik bir süre içinde... Emma her çareye başvurdu. kanun ve adalet namına Madame Bovary'ye tebliğ olunur ki. lekesiz uzaklıklarda. kendi kafasının içinde duyuyordu. Zaten bunları yapan ben değilim. solgun gökyüzünde büyük bir kırmızı leke genişliyordu. maskeleri. o kadınlar. Akşamın saat dördünde Hi-vert gelip kendisini uyandırdı. — Acaba bir şeyler yapmanız.

fakat mutfakta tabak çanağı. iç çamaşırını.. — Siz aşağılık bir adamsınız! MADAME BOVARY 297 Dükkâncı gülerek: — Oo. — Ahlak dersi istemez! — Ahlak dersinin kimseye zararı olmaz. usandım artık imzalarınızdan! — Yine satacağım.. Emma kollarını büke büke: — Ama nereden bulacağım. boyuna tekrarlıyordu. Sonra. Adamlar.. 298 MADAME BOVARY — Mösyö Lheureux. icra memuru Maître Hareng. Madame? Müsaade eder misiniz? deyip duruyordu.. — Adam sen de! Bu kadar dostunuz var! Kendisine öyle keskin ve korkunç bir tarzda bakıyordu ki... şamdanları ve yatak odasında da etajerdeki bütün ufak tefekleri saydılar. Kocama diyeceğim ki. göstereceğim ona bu makbuzu. Omuz silkerek: — Hadi canım siz de! dedi. fakat hiç kimse de bu yüzden ölmemiştir alt tarafı. otopsi yapılan bir ceset gibi. Meslek âleti saydıkları kuru kafayı deftere kaydetmediler. dedi. — Çok geç artık. dedi ve kapıyı kapadı.. — Öyle mi? Ben de bir şeyler göstereceğim kocanıza! Lheureux kasasından. tuvalet odasını gözden geçirdiler. dedi. göstereceğim ona. Vinçart'ın ıskontosu sırasında Emma'nın kendisine verdiği bin sekiz yüz franklık makbuzu çıkardı. Emma bunun manasını anladı ve «kovuşturmayı durdurmak için ne kadar para lazım olduğunu» sordu. — Size söz veriyorum. üçte birini. Hizmetçi kız geldi. — Evet. hatta o küçük ve güzel beyaz elini dükkâncının dizleri üzerine koydu. beyaz kravatı. dedi. Sık sık. tencereleri. Ben ırgat gibi çalışıp dururken siz keyfinize bakıyordunuz. hoş bir şey değil bu. kadına yaklaştı ve tatlı bir sesle: — Biliyorum. oo. hemen hemen tümünü getirecek olursam? — Olmaz artık.. Bovary'nin muayene odasından işe başladılar. — Ama size binlerce frank. başına bir topuz inmişten daha beter. zaman zaman: — Müsaade eder misiniz. en gizli köşelerine kadar. olduğu yere yığıldı. — Bırakın beni! Neredeyse beni baştan çıkarmaya kalkışacaksınız.— Kabahat kimin? dedi. Fistanları. Em-ma'nın hayatı.. bu üç adamın gözleri önüne boylu boyunca serildi.. birkaç gün daha sabredin! Hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. — O zavallı adamcağız sizin bu küçük hırsızlığınızı anlamaz mı sanıyorsunuz? Emma.. — Hoppala! Şimdi de ağlama faslı! — Beni mahvediyorsunuz! — Vız gelir bana. iskemleleri. haciz zaptını tutmak üzere iki şahitle birlikte eve geldiği zaman. Satacak neyiniz var ki? Ve dükkâna açılan küçük pencereden seslendi: — Annette! 14 numaranın üç kuponunu unutma sakın. Emma küçüldü. pek ileri gidiyorsunuz. Yararı yok! Onu usulca merdivene doğru itti. hayranlıkla: . Lheureux pencere ile yazı masası arasında mekik dokurken. Emma iliklerine kadar titredi. tutarın dörtte birini. çok gergin subyeleri ile Maître Hareng. — Bıktım. Düğmeleri iliklenmiş daracık siyah elbisesi. imzalayacağım. — Sizin ne adam olduğunuzu herkese söyleyeceğim. VII Ertesi gün. Mademki paramı iade etmek için bundan başka çareniz yok.. size yalvarırım. yalvardı. Emma acısını bağrına bastı.

birazcık gürültü etti: Charles: — Yukarda biri mi dolaşıyor? dedi. Emma. aptal aptal: — Seri de işi fazla büyültüyorsun.. Ev sahibinin eve «kadın» almasından hoşlanmadığım itiraf etti. Paraya acele ihtiyacı vardı. mektuplar! dedi. Oh! Bir şeyler yap! Bir şeyler yap! Seni daha da seveceğim! Leon çıkıp gitti. durdurdu.. Sonra gözleri. ilave etti: 300 MADAME BOVARY — Dinle beni. Leon elini anahtara attı. ismini bildiği bankerleri görmek maksadıyle Rouen'a gitti.. Emma. Rouault Babanın elinden bir şey gelmezdi. Sonra. suratı bir tören ağırbaşlılığı içinde: — Üç kişiye gittim. o da oradan kımıldamayacağına söz verdi. Emma. — Hayır. Bir an geldi. — Git! dene! lâzım! koş!. Zaten. Emma o akşam Charles'ı düşünceli buldu. Bunlar ya kıra gitmişlerdi.— Çok hoş!. ama. Evin katlarını bitirdikten sonra. Çin ekranlarıyle süslü ocağa. O zaman Leon. tavan arasına çıktılar. halden anlayan b. bana yardım edeceksin. Fakat yılmadı. MADAME BOVARY 299 Nihayet gittiler. vaktiyle kalbini çarptıran o kağıtlara. koltuklara. geniş perdelere. fakat o. — Seni hangi rüzgâr attı böyle? — Rahatsız mı ettim? — Hayır.. içini vicdan azabı. yahut geziye çıkmışlardı. sekiz bin frank lazım bana! — Sen delirmişsin! — Henüz değil. Çok güzel! diyordu. hafakan dolu bakışlarını ondan ayırmıyordu. Felicite içeriye girdi. Emma: — Sana diyeceklerim var. — Ama. bir saat sonra döndü. ikisi bir olup haciz muhafızını damın altına yerleştirdiler. Çok solgundu: — Leon. ama boşuna! . Boulogne otelindeki odalarına gittiler. iki ayağını ocağın demirlerine dayamış.. dedi. haciz hikayesini anlatarak. Fakat. Bazıları alay etti: Kimse razı olmadı. zira içinde başka bir şey bulunup bulunmadığından bizzat emin olmalıyım. Belki bin ekü kadar bir para ile herif^yatışır. ne berbat bir vaziyette olduğunu izah etti. işi olur olmaz iade edecekti. Açmak icabetti. daha doğrusu uçsuz bucaksız bir pişmanlık kaplıyor. İçindeki Napoleon altınlarını düşürmek istiyormuş gibi kâğıtları yavaşça eğdi. bir küçük pencere açık kalmış herhalde.. Emma: — Amma da bayağı adammışsın! diye haykırdı. dedi. Yüzünün çizgilerinden suçlamalar sezerek. parmakları sümüklüböcek gibi kırmızı ve gevşek o iri elin dokunduğunu görünce tiksindi. rüzgârdan sallanıyor. yani Leon. rahat rahat kütükleri karıştırıyordu. Kimse açmadı. Üç bin frank bulmak pek olmayacak şey değildi. kapıyı vurdu. Charles. bize gidelim. Sımsıkı yakaladığı iki elini sarsarak. Rodolphe'un mektuplarını Emma orada bir çekmeceye ki-litlemişti. ertesi pazar günü.. nasıl olur?. zira Charles hiçbir şeyin farkında değildi: Kaynanası kendisinden nefret ediyordu. rastgetirebildiklerinden para istedi. muhafız. bu da tutkusunu yok edeceğine.r gülümsemeyle: — Ah. Emma. müsaade ediniz. Nihayet Leon göründü. kendi yerine Leon da pekâlâ borca girebilirdi. gizlendiği yerde sıkılmış olacak ki. Maître Hareng. dedi. Arkasından hemen. burada olmaz. kalemini sol eliyle tuttuğu bir bağa hokkaya batırarak yazmaya koyuluyordu. gelir gelmez bir bardak dolusu su içti. Saat ikide Leon'un evine gitti. Demek hemen teşebbüse geçmek lazımdı. büsbütün şahlandırıyordu. dedi. hayatının tassızlığına lezzet katmış olan bütün o eşyaya ilişince. Emma onu Bovary'yi oyalamak için gözcülük etmeye göndermişti. ba çok lüzumlu parayı bulmak için hemen paçaları sıvamalıydı. — Hayır.

MADAME BOVARY 301 Emma bu ümidi onun hayal ettiği gibi sevinçle karşılar görünmedi. karısına götürmek üzere bir mendile sardığı altı küçük francala vardı. Artık gitmem gerek kusura bakma. İşin içinde bir yalan olduğundan mı şüphe ediyordu? Sonra Leon kızararak devam etti: — Ama.. tatlı şarap güğümleriyle dev gibi jambon ve sucuk yığınları arasında. fakat aşkından daha az derin bu büyük kubbe altına endişe içinde ve ümitle girdiği günü hatırladı ve peçesinin altında ağlayarak. O zaman korktu ve her çeşit izahın önüne geçmek için. Homais. 302 MADAME BOVARY Bunlar. çok zengin bir tacirin de oğluydu). Sonra içinden. bir köprünün üç kemeri altından akan nehir gibi. samur kürk giymiş bir kibar zatın kullandığı iki tekerlekli bir arabanın okları arasında yeri eşeleyen güzel bir siyah at geçsin diye durdu. bunların ortasında. Allaha ısmarladık! Elini sıktı. keyifli keyifli geziniyorlardı. İçinden. beni artık bekleme. O zaman Emma. Kırlangıç'a binmesine yardım etmek için elini Em-ma'ya uzatırken: — Sizi gördüğüme pek sevindim. perhiz günlerinde tuzlu tereyağı ile yenilen. şehre her inişinde. hareketsiz kaldılar. Alev alev yanan gözbebeklerinden cehennemi bir cüret fışkırıyor. yürümeye devam etti. ne olup bittiğini bilmiyordu. dedi. Hava güzeldi. pekâlâ bulurdum. öyle bir hüzün geldi ki. . Araba hızlandı ve gözden kayboldu. kilisenin üç büyük kapısın. Kim bu acaba? Emma onu tanıyordu. ama o el. Saat dördü çaldı. sevgilim.. gürbüz Normandiyalılar. Gotik çağı yiyeceklerinin son örnekleriydi.. ona porsumuş gibi geldi. «Belki aldandım. İkindi ibadetinden çıkılıyordu. Emma yerinde tepinerek omuz silkiyordu. sarsak. önüne serilen geniş. Madame Homais. güneşin bembeyaz bir gökyüzünde parıldadığı. eliyle alnına vurarak bağırdı: — Morel bu gece dönecek! Ümit ederim ki benden esirgemez bunu (Morel. ecza ile dolu kocaman bir sandığın Kırlangıç'a yükletilmesine bakan Homais'ciği görünce âdeta sevindi. düşmemek için bir duvara dayandı. Kendisine öyle bir bitkinlik. belki haçlı seferleri devrinden kalma. martın berrak ve sert günlerinden bireydi. Vikont'tu! Emma dönüp baktı. hiç konuşmadan. sersemlemiş. gelip de. Aslında. halk. Açılan bir arabalık kapısından çıkan bir ses: — Varda! diye haykırdı. alışkanlıkların dürtüsüne bir makine gibi itaat ederek. gözkapakları şehvet ve cesaret verici bir tarzda birbirine yaklaşıyordu. neredeyse bayılmak üzere. meşalelerin sarı ışığı altında. Parvis Meyda-nı'na geldi. Eczacının karısı da. Tarif edilmez uçurumlara rasgele yuvarlanarak. Emma. küçük tıkız francalaları pek severdi. Yabanlıklarını giymiş Rouenlılar. kendini mahvolmuş hissediyordu. bir kaya parçasından daha hareketsiz duruyordu. dışından her şey onu yüzüstü bırakmıştı. Kızıl Haç'a. tıpkı eski Normandiyalılar gibi. bu nedenle. hep Massacra sokağındaki meşhur çörekçiden gidip alırdı. o tıkız francalaları. yutulacak mağribî kelleleri zannederek karınlarını bunlarla doldururlardı. M. sokak bomboştu. karısına bunlardan getirmeyi hiç ihmal etmezdi. saat üçe kadar gelemezsem. — Nereden bulurdun! — Senin noterlikten! Ve gözlerini Leon'a dikti. bu sarık biçiminde. Emma'nın artık hiçbir şey hissedecek hali kalmamıştı. Leon onun fısıldadığını duydu: — Ben senin yerinde olsaydım. kahramanca tıkır tıkır yerdi.Sonra ocağın iki ucuna karşılıklı oturup. eczacının elinde.» dedi. genç adam kendisine suç işlemeyi öğütleyen bu kadının dilsiz iradesi karşısında sıfırı tükettiğini hissetti. ben de yarın sana getiririm. öyle ki. Ama önünden geçen adam. Homais. Nitekim. o idi. dişlerinin pek bozuk olmasına rağmen. Yonville'e dönmek üzere yerinden kalktı. Emma. sofrada. dostlarından biriydi. dan boşanıyordu ve kavas.

duvar halısının çivisinden kurtulmuş bir köşesi gibi sallanıp duran şapkasını uzatıyordu. Terakki. afallamış. kaplumbağa adı-mıyle ilerliyor. Üzerine dayanılmaz bir yorgunluk çökmüştü. Fakat kör adam. dedi. tavsiyelerimi unutma. şerefsizim. yeşilimtırak gözlerini fıldır fıldır döndürerek. Emma. dedi. Nihayet. idarenin bu kadar çirkin işlere göz yummasını bir türlü aklım almıyor! Bu biçareleri yakalamalı ve bir işte çalışmaya zorlamalı. kapıdan kopardığı sarı bir kağıdı hanımına uzatıyordu. Justin'in bir taşın üstüne çıkarak ilanı yırttığını gördü. Bütün serveti bundan ibaretti. Emma bir bakışta. M. Lefrançois ananın kalabalığın ortasında nutuk verir gibi bir hali vardı. Ona şarabın iyisini. kim bilir? Niçin beklenmedik bir olay birdenbire patlak vermesin? Lheureux bile pekâlâ ölebilir. arabanın kapısı kenarından. yüz biçimi gibi kelimeler mırıldandı ve sonra babacan bir tavırla: — Dostum. M. iltihaplı yerleri ardıç tohumu tütsüsüne tutmak lazım! Gözlerinin önünde geçip giden tanıdık şeylerin manzarası. Homais eczaneden çıktı. kollarını kavuşturarak yerine oturdu. rostonun iyisini tavsiye ediyordu. bir direğe asılı kocaman bir ilanı okuyordu. dedi. bir sıraca iltihabı! Bu zavallıyı çoktandır tanıdığı halde. sütlü şeyler yemek yok! Cildiniz üzerine yünlü şeyler giyin. donuk tabaka. Sabahın saat dokuzunda. Emma. W 304 MADAME BOVARY O zaman sessizce birbirlerine bakıştılar. kendi tertibi olan iltihap geçirici bir merhemle herifi bizzat iyi edeceğine dair teminat verdi. aç kalmış bir köpek gibi. Homais kesesini açtı. Hizmetçi ile hanımı birbirlerinden sır saklamazlardı. — İşte sana beş santim. faydasını görürsün. Fakat eczacı. bir şarkı tutturmuştu. bu korkunç illet sende çoktan beri mi var? Meyhanelerde kafayı çekeceğine. tam o sırada. herkes tanır. cesareti kırılmış. diye sordu. Hivert: — Öyleyse. Kör.Sonra. perhize girsen daha iyi olur. heyecanlar içinde. Kör. M. dizleri üzerine çöktü. karşılık olarak sen de palyaçoluk et bize bakalım. Homais. sanki ilk kez görüyormuş gibi davrandı. bir çeşit boğuk uluma tutturdu. her defasında olduğu gibi. kapalı pazar yerinin yanında. M. adresini de söyledi: — M. Onu böyle fırlatıp atmayı hoş bir hareket sayıyordu. Fakat. düşünceli ye Napoleonvari bir tavırla. Guil-laumin'e giderim. başını geriye attı. dış tabaka. Emma'yı o andaki ıstırabından yavaş yavaş uzaklaştırıyordu. bütün mobilyasının satılığa çıkarıldığını okudu. Kendi kendine: — Başa gelen çekilir. ona omuzunun üzerinden bir beş franklık fırlattı. — Hem sonra. kır bekçisi çocuğu ensesinden yakaladı. meydandan gelen seslerin gürül-tüsüyle uyandı. âdeta uyuklayarak geldi. tepenin eteğinde peyda olunca: — Doğrusu. Aynı zamanda. Homais. Madame. dili dışarıda. Araba tekrar yürümeye başlamıştı ki. Pazar yerinin etrafında bir kalabalık toplanmış. Evine. francalaları filenin kayışlarına astı. Vahşet içinde yuvarlanıp duruyoruz. göz akı. iki eliyle midesini uğuşturmaya başladı. zaten pek budala görünüyordu. Eczacı: — İşte. diyordu. Kör. bana iki mangır geri ver. tiksinti içiride. Nihayet Felicite içini çekerek: — Ben sizin yerinizde olsam. biranın iyisini. başı açık. Felicite! Madame! Felâket! Zavallı kız. MADAME BOVARY 303 Hivert. birdenbire pencereden dışarıya sarkarak bağırdı: — Unlu şeyler. dedi. — Sahi mi? Bu sualin anlamı şuydu: . bu nasihatlerin tesirinden şüphe ettiğini açıkça söylemek cesaretinde bulundu.

Eski bir tanıdığıymış gibi. Pirzolasını yeyip çayını da içtikten sonra. parke ve mobilyalar. dizi. Emma: — Mösyö. Emma kendisinden bin ekü isteyince dudaklarını büzdü. afili bir tarzda oturtulmuştu. bana da böyle bir tanesi lazım. ona aile hayatının darlığını. Gökyüzü kapanıktı ve biraz kar yağıyordu. Böyle yapmış olsaydı. MADAME BOVARY 305 Maître Guillaumin. Kendisinden istenen ipotek karşılığı borçlanma işlerinde gereken parayı hep ondan alıyordu. sıkıntılarını. hikayesini anlatırken. Demek. Noter. sonra. çenesini. dere boyundaki patikadan kasaba dışına çıktı. yüzlerce usulü vardı. garip bir tebessümle gülümsemeye başladı. çok elverişli. Madame gidin. Noter anlıyordu bunu: Zarif bir kadın! Yemeğine ara vermeden. size ricaya geldim. Kimse görmesin diye (çünkü meydanda hâlâ kalabalık vardı). Emma'nın ayaklarının ıslak olduğunu görünce: — Sobaya yaklaşsanıza. Noter içeriye girdi. diye düşündü. çünkü parayı değerlendirmenin. Çıngırak çalınınca. ihtiyaçlarını anlatmaya koyuldu. Emma vaziyetini anlatmaya başladı. dedi. Noterin parmaklığı önüne geldiği zaman. siyah fistanının üstüne kara benekli pelerinini geçirdi. billur kapı tokmakları. zaman zaman. dostu Vinçart'ı kendi adına gereken kovuşturmaya girişmekle görevlendirmişti.. bütün protestoları toplayarak. mutlaka kazanacağı akla sığmaz rakamlardan söz ederek. Örneğin. birbirine küçük bir altın zincirle bağlı iki elmas iğne geçirilmiş gök mavisi kravatı üzerine yasladı ve tatlimtırak. öbür eliyle kahverengi kadifeden takkesini başından çıkarıp hemen tekrar yerine koyuverdi. dedi. bütün köşelerine renkli camlar yerleştirilerek süslenmişti. Fakat. MB 20 306 MADAME BOVARY . O zaman Emma. uzun vadelere göre sıralanmış. tabanı soba üzerinde tüterek bükülen fotinine değiyordu. Emma. Theodore. kendi de heyecanlanarak. nefes nefeseydi. siyah çerçeveler içinde Steuben'in Esmeralda'sı ile Schopin'in Pu-tiphar'i asılmıştı. İngilizlere özgü bir temizlik içinde parıl parıl parlıyordu. Duvardaki rafı dolduran bir kaktüsün altında büyük bir çini soba horulduyordu. vaktiyle servetinin idaresini kendi üzerine almamış olmaktan çok üzüntü duyduğunu söyledi. ta arkadan uzatılarak dazlak kafayı çevreleyen üç sarışın perçemin uçlarının çıktığı sağ tarafa. — Bana başvurmayışınızın nedeni neydi acaba? — Bilemiyorum. mütemadiyen yenilenen senetlerin uzun hikayesini (Emma'dan daha iyi) biliyordu. pencere camları. Emma kirletmekten çekiniyordu. Emma'ya oturulacak bir yer gösterdikten sonra. kırmızı yeleği ile sahanlıkta göründü.. adamı heyecanlandırmak istedi. Grumesnil kömür ocaklarına veya Havre'daki arsalara hemen hemen tam güven içinde mükemmel yatırımlar yapmak mümkündü. tamamıyle Emma'ya doğru dönmüştü. kumaş taciriyle gizlice iş yaptığı için vaziyeti biliyordu. her şey. Takke. Tacir. âdeta laubali bir tavırla gelip kapıyı açtı ve Emma'yı yemek odasına götürdü. karışık anlamlı. iyi edersiniz. hemşerileri kendisini yırtıcı bir kaplan bilmesinler diye. Sofra hazırdı. Emma: — İşte yemek odası buna denir. — Ne hususta. daha yukarıya.. öyle ki. Meşe kağıdı kaplanmış duvarlara.— Uşak vasıtasıyle evin durumunu biliyorsun. Emma'nın içindeki ateşi büsbütün körüklüyordu. başlangıçta önemsiz. Lheureux aleyhinde suçlamalarda bulunmaktan geri kalmıyor. acaba evin efendisinin benden söz ettiği olur muydu hiç? — Evet. çini üzerine koyun ayaklarınızı.. noter bu suçlamalara. Noter. sol eliyle dallı robdöşambrını vücuduna bastırırken. türlü türlü kimselere ciro edilen. Giyindi. çapkın bir eda ile: — Güzel şeyler zarar vermez. titiz. Madame? Sizi dinliyorum. Fakat. nezaketsizliğinden dolayı özür dileyerek öğle yemeğine oturdu. iki gümüş ısıtacak. anlamı olmyan bir sözle cevap veriyordu. bir kadın için bile.

Evini görür görmez. Emma'nın yen'i içinde ilerliyordu. İçinden gelen bir kavgacılık dürtüsü onu sürükleyip götürüyordu. Yonville'de ona yardım etmesi muhtemel olan değişik kimseleri gözden geçirdiler. Elinden gelse bütün erkekleri dövecek. Asla! Asla! Bovary'nin kendisine üstün oluşu fikri Emma'yı çileden çıkarıyordu. Korkunç bir tavırla geri çekilirken haykırdı: —' Benim perişanlığımdan. Ona. ha? Sizi o kadar korkutuyor muydum? Bilakis. felâketi öğrenmemesine imkân yoktu. Kendine karşı asla bu kadar saygı beslememiş. bir çeyrek saat. yalvarırım! Sizi seviyorum! Kadmı belinden yakaladı. Robdöşambrına aldırış etmeden... bekliyorum! dedi. kendisini boğan kinden zevk alır gibi. titremeler içinde. Artık yapılacak bir şey kalmamıştı. — Biliyorum. yahut yarın. bundan kuşkunuz yoktur! Elini uzattı. ona türlü diller dökerek. dedi. kendisine bir uyuşukluk geldi. böyle bir serüvenin kendisini nerelere sürükleyeceği belli olmazdı. Noter. kızgın. Emma: — Hiç olacak şey mi. ister itiraf etsin. O terlikler. gözleri kaneviçe işlemeli terliklerinde. Mösyö! Ben acınacak bir kadınım. bir sevgilisinin hediyesiydi. — Mösyö de neredeyse eve dönecek. ne de bir çöpün. bu adam onu fena halde rahatsız e.. Onlara baka baka avundu.. Emma söyleniyordu: — Ne sefil adam! Ne alçak herif!. sonra dizinin üstünde tuttu. zavallıcık! O zaman kocası bir hıçkırık koparacak. üstünde yürüdüğün bu hah artık bizim değil. patlak veren çok güçlü bir arzuya dayanamayarak: — Peki. yanağında kesik kesik bir soluma hissetti. Bir sıçrayışta ayağa kalktı: — Mösyö. affedecek beni. affedecekti.diyordu. Emma'nın elini yakaladı. demeliydi. fakat satılık değilim! Çıktı. istemezler. Sonra.. ama. ne bir iğnen. Artık ilerleyemez olmuştu. şaşırması geçince. Solgun. lazımdı. seni ben bu duruma getirdim. Beni yalnız bırak. hakarete uğramış iffetinin öfkesini artırıyordu. diyordu. asıl ben şikayetçi olmalıyım! Birbirimizi pek az tanıyoruz! Ama ben size karşı içten bağlıyım. Fakat Felicite hangi ismi söylerse. kolunu okşamak için. öyle olsun!. pısır pısır ediyordu. başkalarını böylesine hor görmemişti. Madame Bovary'nin yüzüne hemen kan hücum etti. şaşkın şaşkın kalakaldı. Evinde. kemiklerini kıracaktı. Tekrar Lheureux'ye . ya az sonra. Ümit ederim ki. affedecek beni. Emma: — Olmadı. dizlerinin üzerinde Emma' ya doğru sürükleniyordu: — Kalın. Ne adilik! Başarısızlığının hayal kırıklığı. nihayet.. Tatsız sesi.. suratlarına tükürecek. Emma. artık ne eşyan var. ister etmesin. zaten nereye kaçabilirdi? Felicite kapıda bekliyordu: — Ne oldu? diye sordu. Zaten. hızlı adımlarla dosduğru yürümeye devam ediyordu.. Her çareye başvurmuştu. sonra kana kana ağlayacak. utanmadan istifade etmeye bakıyorsunuz. gözlüklerinin parıltısı arasından gözbebeğinden bir kıvılcım fırlıyor. Emma dişlerini gıcırdatarak mırıldandı: — Evet. alınyazısı kendisiyle uğraşıyor gibi geliyor ve MADAME BOVARY 307 bundan büsbütün gurur duyuyordu. Yolun akçakavakları altında sinirli adımlarla kaçarken. beni tanıdığından dolayı kendisini mazur göreyim diye bana bir milyon vermeyi bile az bulan bu adam. ona artık: — Çekil oradan. Baş başa vererek.— Neydi. hırsla öptü. nazik nazik par-maklanyle okşadı durdu. — Ama. elleri. Charles döner dönmez. akan bir ırmak gibi. Ama. o halde o korkunç sahneye hazır olmak ve kocasının gönül yüceliğine katlanmak gerekecekti. yaşlı gözlerle boş ufku tarayarak. Birdenbire rengi atan noter sordu: — Ne bekliyorsunuz? — Parayı.

kadıncağız uzaklaşıp. Madame Tuvache: — Acaba adama cilve mi ediyor? diye sordu. Charles'dı. Binet. Fakat torna yüzünden. çenesi gerdanına yaslanmış.gitmek aklına geldi: Neye yarar? babasına mektup yazmak. dedi. burun delikleri açılmış. herhalde zekâyı kolay güçlüklerle eğlendiren ve ötesinde hayal edilecek hiçbir şeyin bulunmadığı bir eserle uyuşturan bayağı uğraşlara özgü. Zira Emma. bir hayli geriledi. Emma adamın iki elini yakaladı. eksiksiz bir saadet içinde yüzüyor gibiyjdi. gülümsüyor. ağaçlıklı yoldan bir atın tırısla geldiğini duydu. Emma. Binet memnun bir tavırla. Emma. frank kelimesini duyar gibi oldular ve Tuvache ana. bütünü dikili taş gibi dimdik ve hiçbir işe yaramayan o tanımlanamaz fildişi işlerinden birini tahta üzerine kopya etmekle meşguldü. Madame Tuvache: — Böyle karıları kırbaçlamalı! dedi. hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. sonra. göğsü kalkıp iniyordu. hilâller ve iç içe oyulmuş kürelerden meydana gelmiş. son parçayı da ele almış ve amacına yaklaşmıştı! Atelyesinin alaca karanlığında. Kadınlar Emma'nın. büyük caddeye çıktığını. bir aşağı bir yukarı dolaştığını gördüler. kulaklarına kadar kıpkırmızı kesilmişti. Madame Caron: — Peki. Her iki hanım. Madame Tuvache: — Ah. şamdanlara. uğulduyordu. Bautzen'de. yalvarır gibi İr MADAME BOVARY 309 konuşuyordu. türlü türlü tahminler yürüttüler. hatta nişan alacaklar listesine girmişti. Bahçe kapısını açtı. Binet'nin evinin içini rahatça görecek şekilde yerleştiler. Fran-sa'daki vuruşmalara katılmış. Binet. düşündüğünüz şeye bakın! diye haykırarak. Rolet ana. duvarlardaki peçete halkalarına. Binet. yüzü kireç gibi bembeyaz kesilmişti. gözlerini dört açarak dinliyor gibiydi. çöz şu bağları. Nihayet hanımlar. üzerine bir eteklik örttü. Madame Tuvache: — Acaba adama bir şey sipariş etmek için mi geldi? diye sordu. artık konuşmuyorlardı. 308 MADAME BOVARY kendini merdivene attı. Lutzen'de çarpışmış. onun tahsildarın evine girdiğini gördü. meydandan hızlı hızlı uzaklaştı. sakalını sıvazlıyordu. elindeki aletten. sanki hiçbir şey anlamıyormuşçasına. . Hemen koşup Madame Caron'a haber ulaştırdı. — Görünüş. tırabzan yuvarlaklarına bakarak. Emma. bunlar konuşulurken gözden kaybolmuştu. işte geldi. gayet nazik. Kendini yatağın üzerine attı. yamndakinin kulağına hafifçe fısıldadı: — Vergilerini geciktirmek için rica ediyor. Nihayet adama yaklaştı. kilisenin önünde Lestiboudois ile konuşan belediye reisinin karısı. Binet. çıkrığına gitti ve keten eğirmeye başladı. olur şey değil! Hiç şüphe yok. dedi. tavan arasına çıktılar ve sırıkların üzerine asılmış çamaşırların arkasına gizlenerek. cesur bir adamdı. sarı bir toz uçuşuyordu. Bu. sütninenin evine varır varmaz: — Rolet ana. İki tekerlek de dönüyor. Emma' nın cevap vermediğini görünce de. bu. tıpkı dörtnala kalkmış bir atın nallarından püskül püskül çıkan kıvılcımlar gibi. boğuluyorum. tek başına. yılan görmüş gibi: — Madame. yanında ayakta durdu. tavan arasındaki odasında. Komşusu. çok geç kalmıştı. tahsildara iğrenç bir teklifte bulunuyordu. birdenbire. nerede şimdi? diye sordu. mezarlığa gidecekmiş gibi sağa saptığını farkedince. — Ah. ne söylediğini işitmek pek mümkün değildi. o anda belki de ötekinin arzusunu reddettiğine pişman olmaktaydı ki. cevap verdi: — Hiçbir şey sattığı yok ki! Tahsildar.

Rolet ana: — Sizde hiç kimseler yok! dedi. kendini daha şimdiden Lheureux'nun dükkânında. sütnineye. hızla geri dönüyordu. Sizi çağırıyor. Etrafına bakına bakına. delirdiğini sanarak. şayet böyle bir hizmette bulunmakta tereddüt edecek olursa. büzülüp kalmış olan yürekceğizi bu duygularda şevkle genişliyordu. çünkü Rodolphe'un MADAME BOVARY 311 hatırası. teşekkür ederim! Teşekkür ederim! Çünkü gelecekti. 'budalaca bir inatla dikkatini toparlamaya çalıştığı halde eşyayı ancak belli belirsiz ayırtedebiliyordu. belki öbür tarafa gidecekti. kulaklarını tıkadı. ırmağın üzerinde parlıyordu. Emma zamanın uzunluğunu gözünde fazla büyütmekten de çekiniyordu. söz vermişti.. elinde olmadan. Emma.. Sütnine. Ah! Ne kadar 310 MADAME BOVARY uzakta kalmıştı bu hatıra. dört dönmeye başladı. — Ah. kendi kendine: — Acaba kim rahatsız etti onu? Neden buraya geldi?. o mahvolan aşklarını bir tek bakışla hatırlatarak. Böylece.. birdenbire alnına vurdu. yoksa bir dakika mı beklediğini kestirmekten âciz. Fakat... Mutlaka gelecekti! Parayı tedarik etmişti herhalde. Yüzüne ılık bir rüzgâr esiyordu.. az önce kendisini çileden çıkarmış olan şeye kendi ayağıyle teslim olmaya gittiğini bilmeden. Hatırlıyordu. yazı masasına üç banknotu sıralar görüyordu.toparladı. kaynayan bir sel gibi hatıralarına kaptırınca.. Nihayet. Sonra. Binet'nin tornası dönüyor sanarak: — Yeter! Durdurun şunu!. Bovary'ye olup bitenleri açıklayıcı bir masal uydurmak gerekecekti. Nihayet. filbahriler buram buram kokuyordu. beklemekten usanarak. Leon ile birlikte. Bahçe kapısı gıcırdadı: Emma bir sıçrayışta ayağa kalktı.Emma. Huchette'in yolunu tuttu. zihnini. kesik kesik soluyordu. sözünü tutmamazlık edemezdi. geri geri çekiliyordu.. Çit boyunca patikadan gidiyor. Ne iyi. ta ötedeki şatoyu tanıyordu. Sizi arıyorlar. Bir gün. uç uca tüten iki odunu. Ama burada olduğunu bilmediği için.. kendisini buna zorlamasını bilirdi. bir çığlık kopardı. Dün. adım adım. fundalıkları. — Saat kaç? diye sordu. kar. O zaman kendini. böyle bir zilletin zerre kadar farkına varmadan. zihninde doğuvermişti. eriyerek tomurcuklardan damla damla otlara düşüyordu. Kendini yeniden ilk sevgisinin heyecanları içinde buluyor. Güneş. köylü kadın ise. gidiyorum. fakat daha ağzını açmadan. Eskiden olduğu gibi. onu evinden kovan bir çeşit korkunun etkisiyle buralara kadar koşup gelmişti. orada bir yüzyıl mı. çok geçmeden dünkü günü hatırlayabildi. Yolda ilerledikçe. Emma. yüzündeki ifadeden korkmuş. karanlık bir gecede çakan büyük bir şimşek gibi. Rolet ana dışarıya çıktı. hareketsiz. ne ince. — Acele ediniz! — Ama. parkın küçük kapısından içeri girdi. ağaçları. dedi. Ne masalı? Sütnine bir türlü geri dönmüyordu. bir koşu eve kadar gidip onu buraya getirmesini rica etti. ne cömert insandı! Hem. gözlerini kapadı. tepedeki kamışları.. bir köşeye oturdu. Sırtüstü uzanmış. gözleri sabit. sağ elinin parmaklarını gökyüzünün daha aydınlık tarafına doğru kaldırdı ve yavaş yavaş içeriye girerek: — Nerdeyse üç olacak. — Hiç kimse! Mösyö ağlıyor. kadıncağızın bir başka yoldan dönmüş olacağını ümit ederek. — Nasıl olur?. Emma hiç cevap vermedi. sonra sık yapraklı iki sıra ıhlamur ağacının çerçevelediği tören avlusuna vardı. Bahçede. VIII Yürürken kendi kendine: «Ne diyeceğim? Neresinden başlayacağım?» diüye düşünüyordu. diye mırıldandı. diye düşünüyordu. neden her şeyden önce onu düşünmediğine şaşıyordu. hanımcığım. bir türlü üstüne kondurmadığı kuşkuların saldırısı altında. gidiyorum işte! Şimdi.. Ihlamurlar ıslık çalarak üzerine dallarını . Duvarın badanası dökülmüş yerlerini. kulübede saat bulunmadığı için. başının üstündeki kirişin yarığında yürüyen uzun bir örümceği seyrediyordu.

değil mi? Birbirimizi seveceğiz! Bak. talihsiz bir güzellik bu. belki de gerçekten inandı... tahta tırabzanlı. — Ama. kötülük ettim! Seni seviyorum. öyle ki. Solda. benim. onun göğsüne yaslandı ve: — Sensiz yaşamamı nasıl isterdin? dedi. — Bari ayrıldığımız günden beri sizinki iyi geçti mi? — Ne iyi. o erkeklere özgü korkaklıkla. en dipteki oda onun odasıydı. Seni çok sevmiştim! İşte o anda elini yakaladı. Parmaklarını kilidin üstüne koyduğu anda. bir süre öylece kaldılar. daima da seveceğim! Nen var? Söyle bana! Rodolphe diz çökmüştü. Rodolphe. her zamanki gibi güzelsiniz. çok ıstırap çektim ben. ateşin karşısında pipo içiyordu. daha iyisini uyduramadığı için. sevdalı bir kediden daha sokulgan.sallıyorlardı. sustuğu için de. uçta. Emma: . parmakları birbirine dolanmış. üç yıldır. dedi.. — Evet. dostum. affet beni. sesleri ortalığı çınlattığı halde kimse meydana çıkmıyordu... Bir dakika kendi kendini dinledi. bana yaptığın gibi. içlenmemek için kıvranıp duruyordu. İnsan saadete alıştı mı vazgeçemiyor! Ben mahvolmuştum! Öleceğimi" sandım! Bütün bunları anlatırım sana. Emma. harikulade güzeldi. — Evet. Manastırlarda veya hanlarda olduğu gibi.. dedi. birdenbire kuvvetten kesildi. Rodolphe bu hali aşkının boşalması sandı. Güya bu. itiraf et. belirsiz deyimlerle özür dileyerek. kederli gözlerle ona bakarak: — Ne ise. onu hor görmenizden belli. Emma sözlerine. Konuşsana! Fırtınalı yağmurdan bir mavi koncaya düşmüş su gibi bir damla gözyaşının titrediği bakışıyle. ağzını açıp da bir şeyler söylemiyordu. tıpkı ziraat şenliğinde olduğu gibi. içeriye daldı. ama yine de bu onun son ümidi. . sen ağlamışsın! Neden? Emma hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Rodolphe nihayet onu yavaşça. son kurtulma şansıydı. Emma. aslına bakarsan. bir üçüncü şahsın şerefi ve hatta hayatiyle sıkı sıkıya bağlı bir sırdı. Fakat Emma. dedi. ne de kötü. acı acı: — Ah. Emma. cesaretini kuvvetlendirdi. benden kaçtın!. bütün gayretine rağmen. Onlara hak veriyorum. Onları mazur görüyorum. Ben aptallık ettim. tozlu iri taşlar döşeli bir koridora varan. Emma alnını eğiyordu. alaca karanlıkta son bir güneş ışınının altın bir ok gibi panldadığı dümdüz saç örgülerini elinin tersiyle okşuyordu. cana yakın baş hareketleriyle devam ediyordu: MADAME BOVARY 313 — Başkalarını seviyorsun. Rodolphe onu çekip dizlerine oturttu. Orada bulunmamasından korkuyor. 312 MADAME BOVARY Rodolphe. görürsün. bu sessizliği son bir utanç saydı ve o zaman: — Ah. Oysa sen. Rodolphe o zaman.. Ama yeniden başlayacağız. belki! Rodolphe'a yaklaşarak: — Emin misin? İçini çekti: — Ah Rodolphe! Buseydin!. filozofça bir eda ile cevap verdi: — Hayat böyledir işte. sıra sıra birçok odanın açıldığı. iki ayağını şöminenin pervazına dayamış. Rodolphe. Rodolphe bunu bir gurur meselesi yaparak.. Sen hoşlandığım tek kadınsın. Size akıl danışmaya geldim.. artık gülüyorum. onları da baştan çıkarmışsındır. bunu âdeta temenni ediyordu. Çünkü Rodolphe. mutluyum!. neden o şekilde hareket etmiş olduğunu izaha başladı. sözlerinden daha çok da sesine ve şahsının görünüşüne kapılıverdi. — Ha! Siz misiniz! dedi. — Hiç değişmemişsiniz. Rodolphe. ayrılışlarına dair anlattığı bahaneye inanır gibi göründü. Kulübelerindeki köpekler hep bir ağızdan havlıyorlar. Emma ile karşılaşmamak için elinden geleni yapmıştı. Sen bir erkeksin! Kendini sevdirmek için her şeyin var. dudaklarının ucuyle gözkapakların-dan öptü.— Hiç ayrılmasaydık belki daha iyi olurdu. içinde bulunduğu zaruret. dikine ve geniş bir merdivenden çıktı.

en tatlı rüyalar içinde dolaştırdın beni!. işte burası. iyi yaşıyorsun. ağaçlıklı uzun yoldan tekrar geçti. O zaman. — Demek o kadar paran yok! Birkaç defa tekrar etti: — Demek o kadar paran yok!. Sen demek beni hiç sevmedin! Sen de başkalarından farklı değilsin! Kendi kendini ele veriyor. yüz adım ötede. Emma çıktı gitti. Az önce de diyordun bunu. mütevekkil öfkelerin çoğu zaman bir kalkan gibi sarındığı tam bir sükûnetle: — O kadar param yok. üç avlusu ve cephesinin bütün pencereleriyle o kılı kıpırdamayan şatoyu bir kez daha gördü. ellerimle iş görürdüm. yüzü de gittikçe ciddileşiyordu: — Ama. Emma evvela ona birkaç dakika bakakaldı. ben de dostluğuna güvenerek buraya geldim. sanki bana hiç azap çektirmemişsin gibi. sedef kakmalı duvar saati de almaz. alacak değilim! Senin olsun! İki kol düğmesini bir hayli uzağa fırlattı. Şöminenin üzerindeki kol düğmelerini alarak. bir gülüş. Ha? seyahat projelerimizi hatırlarsın değil mi? Ah. dedi. yuvarlanmak üzereyken.. koruların var. dedi. çünkü bu kendisine üç bin franga mal olacak! Rodolphe. kırbaçlarına altın suyuna batmış gümüş sap da taktırmaz!. insan bu kadar fakir olursa.. Fakat bugün.. Hayır.. böyle bir hayırlı iş yapmak genellikle hoşa gitmese bile. ama.. parası olsaydı. durdu. zengin. ^ünkü kendini seviyorsun. 314 MADAME BOVARY Yalan söylemiyordu. odasında likör takımına varıncaya kadar. Paris'e seyahat ediyorsun... bir şaton. iki yıl. şu anda. çiftliklerin. Emma: — Ah. sürek avına çıkıyorsun. satınca para eder!. hür! Yalvararak ve bütün sevgimi getirerek. Zaten tasfiye hesapları da henüz tamamlanmadı. Biz de borca girdik. Nihayet. diye devam etti.. diye bağırdı. Rodolphe! Bana üç bin frank borç ver! Rodolphe yavaş yavaş yerinden doğrulurken. nefes nefese. aziz Madame. açmak için öyle acele ediyordu ki. Sonra. bunu bilmiş ol.. rasgele birinin yapacağı bir yardımı istemek için geliyorum ona. bunlardan başka bir şeyciğin olmasa bile!. mutlu. keşke beni kovsaydın! Ellerimde hâlâ öpücüklerinin sıcaklığı var. Rodolphe kendisinin de «sıkıntıda» olduğunu söyleyerek. sana her şeyimi verirdim.. hem de şimdi. parmaklığın önündeki hendeğe geldi. düğmelerin altın zinciri duvara çarparak koptu. Rodolphe. mektubun. tüfeğinin dipçiğini gümüşletmez! (Boulle saatini göstererek).. üç bin frangımız olmadığı için. gayet sakin bir tavırla: — O kadar param yok.. kocam bütün servetinin idaresini bir notere bırakmıştı. mektubun! Benim kalbimi parçaladı o! Sonra. şurada rahatça koltuğunda oturuyorsun. kilidin üzerinde tırnakları kırıldı. şu halının üstü! Beni inandırdın. bilemezsin!. hiçbir şey eksik değil. her şeyimi satardım. ona tekrar geliyorum. Diz çökerek ölünceye kadar beni seveceğine yemin ettiğin yer... Aşkın üzerine düşen sağanaklardan en soğuğu ve en yıkıcısı para istemek olduğundan. adam kaçtı. ileride elimize para geçecek tabii. rengi birdenbire atarak: «Ah! Demek bunun için gelmiş!» diye düşündü. Ah. dedi. bana bir «Teşekkür ederim!» demeni iştimek için.. ben.— Nem mi var?. Ben mahvoldum. Yalnız şu aptalca şeylerin en kıymetsizi bile. kendini mahvediyordu. Kendimi bu yüz kızartıcı duruma düşürmemeliydim. sokak ortasında dilencilik ederdim. müşteriler para ödemiyorlardı. Duvardaki silahlıkta parıldayan gümüş savatlı bir karabinaya gözü İlişince: — Ama. tavan onu eziyordu. bahçeleri. o ise beni itiyor. bir bakış için. — Ama. dedi.. gitti. haciz koyacaklar. o. . öyle mi? Sen olmasaydın. Duvarlar titriyor. Ama sen. başını döndürünce parkı. sözünü kesti. en muhteşem. Nihayet. söylediğine bakılırsa. ben mutlu yaşayabilirdim! Kim seni zorladı? Birisiyle bahse mi girdin? Ama yine de beni seviyorMADAME BOVARY 315 dun. rüzgârın dağıttığı kuru yaprak yığınlarında tökezleyerek. dedi sana acıyorum! Hem de ne kadar acıyorum. —Elini sürerek— Saatinin zincirine altından ıvır zıvır da asmaz! Ah. Emma hızlı hızlı devam etti: — Biliyorsun ki.. mutlaka verirdi.

oradaki odalarını. kuzgunlar uçuşuyordu. içeriye yemek götürüyordu. Gece çöküyordu. fakat çıngırağın sesine gelenler olabilirdi. Hafızası onu iyi yöneltiyordu. ayakları altında sudan daha yumuşaktı. Babasını. hayatlarının kanayan yaralarından _akıp gittiğini hisseden yaralılar gibi. Mavi kavanozu yakaladı. Fakat Emma peşten. — Anahtar! Yukarının anahtarı. mutfağın eşiğine kadar ilerledi. Kafasının içinde hatıra ve fikir namına ne varsa. bulanık da olsa. sonra ağaçların dalları arasından kara saplanıp eriyordu. zihnini toparlayabildi. Emma. korktu.. dosdoğru üçüncü rafa gitti. ne istediğini anlamadan korkunç bir şeyler sezdi. Orada. sanki umursanacak bir şey değilmiş gibi: — Şimdilik lüzum yok. bu feci durumunun nedenini. nefesini tutarak. — Hayır! Kal burada! Sonra. Duvarın üzerinde Capharnaüm etiketini taşıyan bir anahtar vardı. Justin. karmakarışık. Laboratuvar kapısının açıldığı koridora girdi. Rodolphe'un yüzü gözüküyordu. gecenin kapkara fonu önünde beyazlığı büsbütün beliren yüzünün solgunluğundan hayrete düşmüş. Aradaki bölme ince olduğundan. Zemin. damarlarından bütün kırı dolduran sağır edici bir müzik gibi yayıldığını sandığı yürek çarpıntısından başka. sahile vuran koyu renkli muazzam dalgalar gibi göründü. ağaçlıklı yolu. Bu mermilerin her birinin ortasında. âdeta yapılmış bir görevin huzuru içinde çıkıp gitti. . yaklaşıyor. tıpasını çıkardı elini içine daldırdı. Justin bağırarak üzerine atıldı: — Durun! — Sus! Yoksa gelirler. Deliriyordu. peşi sıra geldi. Çitten içeri kaydı. Bunlar çoğalıyor. bir donanma gecesinin bin bir mehtap fişeği gibi. uzakta sis içinde parıldayan ışıklarını farketti. Kimsecikler yoktu. inek kalasını. patikayı. sen ışık tut bana. Emma ona harikulade güzel ve bir hayalet gibi haşmetli göründü. karşı konulmaz bir sesle hemen devam etti: — İstiyorum! Ver o anahtarı. kalakaldı. — Ha. — Kimseye bir şey söyleme. o da. bir avuç dolusu beyaz toz çıkardı ve hemen ağzına atıp yutmaya başladı. yemek odasında çatalların tabaklar üzerindeki şıkırtısı işitiliyordu. kollarını sıvamış.. O zaman vaziyeti.. — Yukarı çıkalım. yemek yiyorlar. ruhunun yalnız bu hatıradan boşandığını duyuyordu. Justin mutfağa döndü. Çocuk dışarı çıktı. Birdenbire kendisine öyle geldi ki. — Mösyöye haber vermek lazım. ona âdeta neşe veren bir kahramanlık coşkunluğu içinde. her şey kayboldu. ateş renginde kürecik-ler. Sonra. ona. ocağın üstünde bir mum yanıyordu. karşısına çıktı. can çekişirken. Haydi gidelim. ona bakıyordu. Göğsü parçalanacakmış gibi soluyordu. hani orada şeyler var. İçeriye girmeye hazırlanıyordu. Emma camı tıkırdattı. evlerin. bir hamlede fırlayıp gidiyordu. Sabırsızlanan eczacı: MADAME BOVARY 317 — Justin! diye bağırdı. yoksa suçu efendine yükletirler! Sonra birdenbire rahatlayarak. Ancak aşkı yüzünden ıstırap çekiyordu. yani para sorununu artık hatırlamıyordu. bir başka manzarayı görür gibi oldu. Kendisini uyutmayan fareleri öldürmek lâzım geldiğini iddia etti. Justin. Emma'nın içine nüfuz ediyordu. tatlı. ben ona sonra söylerim. Çocuk çırpınıyor yardıma çağırmak istiyordu. Anahtar kilidin içinde döndü ve Emma. dönüyor.. pazar yerini geçti ve eczacının dükkânı önüne geldi. çünkü. — Nasıl! Justin. 316 MADAME BOVARY dönüyor. Lheureux'nun yazıhanesini. çarpınca dağılan mermiler gibi havada patlıyor. dedi.Şaşkınlıktan kendini kaybetmiş. koşa koşa tepeden indi. Bekleyelim. yerdeki izler ise. kendisinden artık tamamıyle habersiz. duvarları yoklaya yoklaya. bir uçurum gibi.

kendisini diz üstü yatağın önüne attı: . dedi. büzülmüş parmaklarını batırdığı çarşaftan daha beyaz kesilmişti. fakat Emma dönmedi. yavaş yavaş mühürledi.. kendini daha iyi hissettiğini. yarım fersah yürüdü. saygınlığının sıfıra indiğini. kimseye rastgel-medi. ayaklarından kalbine kadar buz kesilmeye başladığım hissetti. Ama yine de. yatağının yanında ayakta duran Charles'ın nefes alıp verişini işitiyordu. Anlat. hareketsiz duruyordu. bir tek şey sorma! — Ama. Emma az önce çıkmış bulunuyordu. Tuvachelara.. Charles. sanki dilinin üstünde gayet ağır bir şey varmış gibi. Emma'nın Rouen'a gitmiş olacağı düşüncesiyle. elini yavaşça. dedi. Aç pencereyi. boğuluyorum! Birdenbire gönlü bulandı. Charles bir bardak su uzatırken sordu: — Nen var? — Bir şey değil!. bütün sorulara yalnız başını sallayarak cevap veriyordu. o zamana kadar. 318 MADAME BOVARY Acı duyup duymadığını kavramak için merakla kendini dinliyordu. Nihayet. aldanıyorsun! O zaman Charles. Berthe'in istikbalinden hayır kalmadığını kavrıyordu. âdeta okşar gibi. çok susadım! diye içini çekiyordu.. bana bir tek şey sorma. Sonra. Bağırdı. — Ölüm de pek önemli bir şey değilmiş. Birazcık heyecana düşüp de kusmak korkusuyle. ağladı. daha fazla duramayarak. Şiddetli bir titreme ile omuzları sarsılıyordu. Endişesi biraz hafifler gibi oldu mu. Düzensiz atan nabzı.. ne feci şey! diye haykırdı. O berbat mürekkep tadı devam ediyordu: — Susadım!. o kadar ani oldu ki. Ah.Charles. bırak beni! Boylu boyunca yatağına uzandı. İniltileri yavaş yavaş daha da kuvvetlendi. biraz daha bekledi. dedi. merasimli bir tavırla: — Yarın okursun. Charles'ı gördü ve gözlerini tekrar yumdu.. Dişleri birbirine vuruyor. at şunu! Charles boyuna soruyordu. rica ederim. dedi. Leureux'nun dükkânına. bir mektup yazdı. o. eve döndüğü zaman. — Ne diyorsun? Hafakanlar içinde. işte başlıyor. — Ah.. inlemeye koyuldu. cevap vermiyordu. Bir şey yoktu! Henüz hiçbir şey yoktu. diye mırıldandı. Boğuk bir çığlık kopardı. — Ah. küvetin dibinde. Emma yazı masasına oturdu. Bir şey bildiği yoktu! Akşamın saat altısına kadar bekledi.. Hızlı hızlı: — Kaldır şunu. Niçin?. ateşin gürültüsünü. Altın Arslan'a. midesi üzerine götürdü. önce hafiften. haciz haberiyle aklı başından gitmiş. diye düşündü. Yüzü... az sonra yatağından kalkacağını söyledi. her tarafa gönderdi. Uyuyacağım ve her şey bitecek! Bir yudum su içti ve duvar tarafına döndü. — Olur şey değil. ürkerek geri çekildi. Charles. yastığın altındaki mendili almaya zor vakit bulabildi. Sonra. başını tatlı bir hareketle döndürüp duruyordu. Saatin tik-tağını.. geri döndü. MADAME BOVARY 319 Bir madeni buhar içinde donmuşa benzeyen morarmış yüzünden damlalar sızıyordu. büyümüş gözleri etrafına bulanık bulanık bakıyor. porselenin üstüne yapışmış bir nevi beyaz tortu bulunduğunu' farketti.. Ağzında duyduğu buruk bir tatla uyandı. bayıldı. Emma keskin bir çığlık kopardı. Nerede olabilirdi? Felicite'yi Homaislere. Ne sebeple?. Saat sekizde kusmalar yeniden başladı. — Ne oldu?. büyük yola çıktı. şimdi âdeta hissedilmiyor gibiydi. Emma eve gelmişti. Hayır. altına günün tarihini ve saatini ilave ederek.bana!. boyuna çene kemiklerini aralayarak.. Ama vücudu sarsılmaya başladı: — Aman Allahım. Çok garip! Emma kuvvetli bir sesle: — Hayır. hatta iki üç kez gülümsedi bile. servetinin mahvolduğunu. Charles.

. Emma: — Ağlama. dedi. dadısının kolları arasında geldi. bilmiyor.. yapınız! Kurtarınız onu!. dedi. yorgunluktan bitkin ve yan yarıya gebermiş. gözü seçemiyordu. cesaret edemiyordu. dedi. yahut büyük perhiz sabahlarını hatırlatıyordu. Emma. Eczacı: — Sakin olun! diyordu. kendisine azap veren sayısız arzularla artık alâkası kalmadığını düşünüyordu.. çabucak karar vermek zorunluluğu. herhalde kendisine yılbaşı. çünkü o günlerde de böyle şamdanMADAME BOVARY 321 ların ışığında erken erken uyandırılır ve hediyelerini almak için annesinin yatağına gelirdi. Ho-mais'y. bütün ihanetlerle. Emma. tıp lügatini karıştırmak istedi.» durdu. çıplak ayakları uzun geceliğinden dışarıya çıkıyordu. hiçbir çare bulamıyor. Şimdi artık kimseden nefret etmiyordu. mührü kopardı ve yüksek sesle okudu: «Hiç kimse suçlanmasın. Eşyaya çarpıyor. Emma'nın yanına gelerek. Zehir ne idi? 320 MADAME BOVARY Charles mektubu gösterdi. Bo-vary'nin atını öylesine mahmuzladı ki.. bütün gece. arsenikti. Zehir. dünyanın bütün gürültülerinden ancak şu zavallı kalbin. dostum. bütün varlığının ümitsizlikten yıkıldığını hissediyordu. orada!. Homais: — Öyleyse. Charles yazı masasına atıldı. zihnini allak bullak ettiği için. hâlâ düş görüyor gibi bir hali vardı. meydandakileri birbirine kattı. tekrar okudu. nerede annem? Herkesin sustuğunu görünce de: . Hippolyte. perişan.. saçlarını yoluyordu. alçaklıklarla. uzaklaşan bir senfoninin son yankısı gibi tatlı ve belirsiz. uyanık kaldı.e koştu. odada dört dönüyordu. — Mutlu değil miydin? Benim yüzümden mi? Elimden geleni yaptımdı ama! — Evet. sen iyisin. Charles. M. Karmakarışık olmuş odaya şaşkın şaşkın bakıyor ve eşyalar üzerinde yanan şamdanlarla kamaşan gözlerini kırpıyordu. Charles sordu: — Fenalaşmıyorsun. artık zor çıkan bir sesle: — Ne mi. kesik kesik şikâyetini işitebiliyordu. eczacı.. bütün zehirlenme olaylarında bir tahlil yapmak gerektiğini biliyordu. sen! Elini yavaş yavaş kocasının saçları arasında gezdirdi. bu kadar korkunç bir manzara ile karşılaşacağını hiç aklına getirmemişti. başını yatağın kenarına dayayarak hıçkırmaya başladı. on beşten fazla müsvedde yaptı. anlamadan cevap verdi: — Ah. Bu. Sonra. bir alaca karanlık karışıklığı zihnine çökmüştü. kendini zehirlemiş!» Felicite.. değil mi? — Hayır! Hayır! Çocuk. kederini büsbütün artırıyordu. Bu temasın tatlılığı. eczacı. Nitekim sordu: — Peki. onu. Ciddi. ne yedin? Allah aşkına cevap ver! Emma'nın o ana kadar hiç görmediği sevgi dolu gözleri ona bakıyordu. Doğru. Caniver ile doktor Lariviere'e mektup yazmak üzere eve döndü. oradakilerden bazıları kalkıp komşularına haber verdiler ve kasaba. nerdeyse yere yuvarlanacak. tahlilini yapmak lazım. — Nasıl! İmdat! Koşun buraya! Yalnız bir tek kelimeyi tekrarlamaktan başka bir şey yapamıyordu: «Kendini zehirlemiş. yere. Charles.— Söyle. Bois Guillaume tepesinde bıraktı. Çünkü.. Sorun sadece kuvvetli bir panzehir vermektir. hele kendisine en fazla sevgi gösterdiği bir anda kaybetmek düşüncesiyle. elini gözlerinin üzerinden geçirdi. orada. yapınız. halının üzerine yığıldı. Az sonra artık seni üzmeyeceğim! — Niçin? Kim seni zorladı? — Öyle lazımdı. satırlar dans ediyordu. Zihni allak bullak olmuştu. dedi. Neufchâtel'e hareket etti ve Justin. hayvan onu. kekeleye kekeleye. Charles. Madame Lefrançois Altın Arslan'da olayı duydu. Dirseğinin üzerinde doğrularak: — Bana küçüğü getirin.

nitekim civardaki şehirlerde hekimlik eden eski öğrencilerinin üzerinde de... Bovary ellerini havaya kaldırdı. göğsü hırıltılar içinde ağlıyor. onun merinos yününden uzun yeleği ile. acele etsin diye yalvarıyor. derin derin içini çekiyordu.. — Vay canına!. Nişanları. cömert. nabzı parmakların altında gergin bir iplik. eczacının: «Belki bu şifa ile sona erecek bir had devredir» varsayımına kulak asmadan. dedi. mademki sebep ortadan kalktı. Doktor Lariviere. başını çevirdi. Küçük. Elleri ayakları büzüldü. taassup derecesine varan bir aşkla sanatlarına bağlı. M.. geniş siyah frağina rast gelinirdi. kestirme yoldan. Sonra. Öğrencileri kendisine öyle saygı ile bağlanırdı ki. ağzına kadar gelen daha güçlü bir başka zehirden tiksinmişçesine. zinalarını ve felâketlerini hatırlatan bu ismi duyunca. şayet zekâsının inceliğinden bir iblisten korkar gibi çekinilmeseydi. küfür ediyor. geri geri çekilerek: — Korkuyorum. Bichat'nın önlüğü altından çıkmış o büyük cerrahi okuluna. Charles. babacan. bu aşikâr. Bovary: — Kurtarsanıza onu! diye haykırıyordu. oysa o daima şömine tarafına bakıyordu. Dudakları daha fazla kısıldı. unvanları. kol ağızlarının düğmeleri çözülünce ıstırapların içine hemen dalmak istermiş gibi. çocuk çırpınmaya başİadı. İşte. Homais hareketsiz.— Ama benim küçük ayakkabımı göremiyorum. kulaklarına kadar çamura batmış üç atın var kuvvetleriyle göğüsleyerek uçurduğu bir posta arabası. o sanatı vecd ile. başındaki takkeyi çıkardı. dedi. fakirlere karşı misafirperver. diyordu. — Ah. hastaya te-riak vereceği sırada. mendili dudakları üzerinde. Nihayet. Madame Bovary. dosdoğru insanın ruhuna işler. korkunç bir tarzda bağırmaya başladı. Yatağın yanında hıçkıran Charles: — Yeter! Alın götürün! diye bağırdı. Charles ayakta. Neşterlerinden daha keskin olan bakışları. Bu arada Berthe'i yatağının üzerine koydular. her zamanki metanetini muhafaza etmekle birlikte yine de heyecanlanmaya başladığını hissediyordu. ümide kapılıyordu. bütün camlar titredi. dirayetle icra eden. Felicite. bir kırbacın sakladığı duyuldu. Peki ama. Bir tanrı gökten inseydi bundan fazla heyecan yaratamazdı.. göğsünün biraz daha sakin her solumasına bakarak. Emma çok geçmeden kan kustu. neredeyse kopacak bir harp teli gibi kayıyordu. artık soyu tükenmiş filozof hekimler nesline mensuptu! Öfkelendiği zaman hastanesinde her şeyi tir tir titretirdi. Homais: — Neticenin de ortadan kalkması lazım. mideyi tamamıyle temizlemek için kusturucu bir ilaç verdi. çocuğu yatağa doğru eğiyor. bir ermiş sayılabilirdi. Canivet ise. Emma öpmek için elini yakaladı. Canivet her şeyi bıraktı. iddialarla utanmalar arasından her çeşit MADAME BOVARY 323 . Meslektaşı hiç de aynı fikirde değildi. — Sütnine mi aldı ayakkabımı? diye sordu. siz misiniz? Teşekkür ederim! Ne iyisiniz! Şimdi çok daha iyi. çırpınmaları hafiflemiş gibiydi. fazilete inanmaksızın fazilet sahibiydi. Sonra belirtiler bir aralık durur gibi oldu. bir sıçrayışta pazar yerinin köşesinden meydana çıktı. MB 21 ' 322 MADAME BOVARY Felicite odada oradan oraya koşup duruyordu. Zehire lanetler savuruyor. akademileri hor gören. Canivet içeriye girince. vücudunu koyu lekeler kapladı. ağlayarak kollarına atıldı. hekimlik etmeye başlar başlamaz.. ta topuklarına kadar bütün vücudunu sarsan hıçkırıklardan boğuluyordu. içindekilerini çıkardı. . bakın. Nitekim Canivet. Homais. kendisinden daha çok can çekişen Charles'ın içirmeye uğraştığı her şeyi kaskatı kesilmiş kollanyle itiyordu. Annesi ona bakıyordu. Doktor Lariviere geliyordu. hiç eldiven taşımayan o tombul ve çok güzel ellerini birazcık örten. elden geldiği kadar onu taklit etmeye çalışırlardı. — Ah anneciğim.. bizzat dediği gibi. gözlerin ne kadar da büyümüş! Ne kadar da solmuşsun! Ne çok terliyorsun!. daha doktor içeriye girmeden önce. onun her anlamsız sözüne.

meşhur kimselerin yanından ayrılmazdı. Mizacı itibariyle. Bovary bunu gördü: Bakıştılar. doktor! Eczacı ilk lokmalardan sonra. yıldırımla çarpılmışa döndüklerini bir yerlerde okudum. âlâ. kendini nasıl zehirlemiş? — Malumatım yok. bir çare bulun! Charles iki koluyla adama sarılmış. küt ayak ameliyatı günlerinde hayli pervasızlık ve gevezelik eden Canivet'cik. dedi. doktor. şehadet parmağını burun deliklerinin altında dolaştırdı ve: — Âlâ. Homais bir nefeste: «Ayaklı kadehler!» diye seslendi. sonra üst karın nahiyesinde dayanılmaz sancılar. her şeyi büyük bir gürültü ile yere düşürüverdi. beraber yemek yemeği kabul etmek suretiyle kendisine şeref vermesini M. Sonra. üstadı tasdik makamında hep gülümseyip duruyordu. Homais bağırdı: — Aptal! Beceriksiz! Eşek herif! Fakat. Cerrah: — Keşke boğazına parmaklarınızı soksaydınız! dedi. mencenila.yalanı sıyırıp çıkardı. dedi. değil mi? Acaba hardal lapası koysak? Siz o kadar hayat kurtardınız. susuyordu. göğsünün üstünde âdeta kendinden geçmiş. Sonra doktorun orada bulunuşu da onu büsbütün coşturuyordu. Eczacı bizzat hazırlıklara yardım ediyor. Nitekim. Derhal. — Durumu çok kötü. Madam Homais de önlüğünün şeritlerini çeke çeke: — Kusura bakmayın efendim. pirzola olarak nesi varsa alınsın diye kasaba... — Gidiyor musunuz? — Yine geleceğim. çalışma ile geçmiş kırk yıllık tertemiz bir meslek hayatı şuurunun bahşettiği babayani bir ihtişam vardı. — Metin ol. şaşkın. Onda büyük bir yeteneğin.. bol bol kusmalar. Eczacı sordu: — Nen var? Genç adam. bir tüp içinde dikkatle soktum. eczacılık üstat(1) Cava yerlilerinin oklarına sürdüğü bir zehirin adı. — Peki. Meslektaşı. yavrucuğum. koma. felâkete dair bazı tafsilat vermeyi münasip gördü: — İlkönce gırtlakta bir kuruluk var zannettik. hemen kendine hâkim olarak: — Bir tahlile girişmek istedim. Ağzı açık. Sofraya buyurun. kusturucu ilaç nedeniyle biraz önce gizlice kuvvetli bir zılgıt yediği için. acıların türlüsünü görmeye alışmış olan bu adam. yalvaran gözlerle ona bakıyordu. Emma'nın kendi gözleri önünde ölmesine pek meraklı olmayan Canivet efendi de yanındaydı. güvercin getirsin diye Altın Arslan'a. şöyle güzel bir paça dolması tedarik ediverirdik. artık yapılacak hiçbir şey yok! Ve doktor Lariviere arkasını döndü. Bovary' nin yürekler acısı vaziyeti de keyfini belli belirsiz artırmıyor değildi. krema için Tuvache'a. tıpkı onun gibi. evvel emirde. doktor. 324 MADAME BOVARY — Sus canım!. Lariviere' den ısrarla rica etti. Eczacı meydanda onlara yetişti. — Şehirde olsaydık. hatta bu arsenik asidini de nereden tedarik ettiğini bilmiyorum. bir yığın tabak götürmekte olan Justin'i bir titremedir aldı.. yumurta için de Lestiboudois'ya adam gönderildi. bizim şu zavallı kasabada insan bir gün öncesinden haberi olmazsa. Canivet'nin anlattıklarını dinler gibi görünerek. Fakat omuzlarını ağır ağır oynattı. şimdi pek mütevazı olmuştu. Homais. Charles peşlerinden geldi. bu soru üzerine. diye tekrarladı. Bencil bir duygu ile kendi durumuna bakarak. upas (I). açılıp saçılıyordu. kuduz böceği. doktor! Galiba. ziyafet sahibi olmanın gururu içinde. Arabanın sürücüsüne emir verecekmiş gibi dışarıya çıktı. sırt üstü yatan Emma'nın ölüye benzeyen yüzünü görünce kaşlarını çattı.. engerek yılanı hakkında gelişigüzel bilgiçlik ediyordu: — Hatta bazı kimselerin pek sıkı bir tütsüden geçmiş kan sucukları yüzünden zehirlendiklerini. diyordu. O sırada. Bütün bilgisini ortaya döküyor. MADAME BOVARY . kendini tutamadı ve gözlerinden göğsüne bir damla yaş düştü. Canivet'yi yandaki odaya götürmek istedi. servetin.

ikide birde başı dönen Lheureux'den. Lariviere'in gideceği sırada. Misereatur ve Indulgentiam dualarını okudu. nihayet. gözleri kor gibi kıpkırmızı. doktor. ileride belleklerinde yer edecek muhteşem bir tablo olsun diye. romatizma çeken Lestiboudois'dan. Fakat eczane hıncahınç doluydu. Emma. zira siyah cüppe ona kefeni hatırlatıyor. kapıyı açtı. çarşafın üstünde sürükleniyordu.325 larından ve hocalarından birinin. doktorun hiç de hatırseverlik göstermediğini söylediler. M. iri bir haçın yanında bir gümüş tabak içinde beş altı pamuk yumağı vardı. M. Doktor. Sonra. Charles heykel gibi solgun. Madam Homais. Emma yavaş yavaş yüzünü döndürdü ve birdenbire papazın omuzlarındaki mor şalı görünce sevinir gibi oldu. . sonra. Emma o zaman. o da birinden korktuğu için ötekinden tiksiniyordu. kimsenin pek farkına varmadığı bu cinasa biraz gülümseyerek. meşhur Cadet de Cassicourt' un kaleme aldığı mükemmel bir raporda görmüştüm! Madame Homais. bir örnek. Bournisien. çenesi göğsüne yaslanmış. ispirto yakan o sallantılı aletlerden birini yakalamış. Papaz parmaklarını sîldi. Tuvache'dan. hayatın zorlu gereklerine alıştırmak için. bir diziyle yere çökmüş alçak sesle bir şeyler mırıldanıyordu. yatağın ayak ucunda. kaşıntıları olan Madam Caron'dan. Hatta. midesi ekşiyen Madame Lefrançois'dan güç belâ yakayı kurtarabildi. Hep küllere tükürmek âdetine bakarak karısının akciğer iltihabına yakalanmış olmasından korkan M. beden yapıları hakkında cerrahın düşüncesini öğrenmek merakiyle. karısının itirazları olmasaydı. önce. sonra ılık meltemle aşk kokularına düşkün burun deliklerine. hiç ağlamadan. papaz ise. fakat artık kımıldamayacak olan ayak tabanlarına sürdü. Elceğizleri. yanan iki şamdanın ortasında. gözlerini alabildiğine açıyordu. gururla inlemiş ve şehvetle bağırmış ağıza. zaten kahveyi hep kendi eliyle kavurur. başlamakta olan sonsuz huzur hayalleriyle. iki oğlunu da birlikte götürecekti. yüzünü ona dönmüş. yağa batırılmış pamuk kırıntılarını ateşe attı. ayakta duruyor. kendi eliyle harmanını yapardı. sonra. Herhalde. içeriye girdi. Binet'den. İçeriye girdikleri zaman oda. tatlı temaslardan hoşlanan ellere. arzularının tatminine koşarken vaktiyle pek hızlı giden. — Uykusu. Akşam yemeğini yer yemez hemen uyuklamaya başlamakla kanını pıhtılaştırdığından şikâyet etti. eşi görülmemiş bir sessizlik havası içinde. arabaya koşulu üç beygir harekete geçti ve eczanedekiler. yalan söylemek için açılmış. zira Homais kahveyi sofrada pişirmeye pek meraklıydı. bazen pek şiddetli açlık duyan M. elinde mukaddes yağlarla pazar yerinden çı-kıverince. Beyaz bir peçete serilmiş dikiş masasının üstünde. can çekişenlerin bir an önce başlarına kefeni çekmek ister gibi yaptıkları o korkunç ve yumuşak hareketlerle. bir ders. Bununla birlikte. görevim dediği şeyden kaçınmayarak. kalabalığın dikkati bu sefer başka tarafa döndü. papazları ölü kokusuna koşan kargalara benzetti. Homais. can çekişen hastanın yanına oturup acılarını artık İsa'nın ıstıraplanyle birleştirmesini ve kendini Tanrının bağışlamasına terk etmesini söyledi. Lariviere'in gitmeden önce böyle hareket etmesini sıkı sıkıya tembih ettiği Canivet ile birlikte. susuzluktan içi yanıyormuş gibi boynunu uzattı. M. can çekişen bütün gücüyle. kocası hakkında kendisine akıl danışmak istedi. kendi eliyle öğütür. Bovary'nin evine döndü. iç karartıcı bir görüntüyle 326 MADAME BOVARY doluydu. ilk mistik özlemlerinin kaybolmuş lezzetine yeniden kavuşuyordu. sonra. bütün çocuklarını yemek odasına getirtti. Nihayet. bir kilise adamı görmek hiç de hoşuna gitmiyordu. Sonra papaz. sağ elinin şahadet parmağını kutsal yağa batırdı ve sürmeye başladı. dudaklarını Tanrı -İnsan'm vücuduna yapıştırarak. dedi. Papaz yerinden doğrulup haçı aldı. Homais. bu alçak dünyanın bütün saltanatlarına hırsla dikilmiş gözlere. prensiplerine bağlı bir adam olarak. duygusuna engel değildir. Şeker uzatırken: — Saccharum. Nihayet. o ana kadar vermediği en büyük aşk öpücüğünü kondurdu.

» 328 MADAME BOVARY Emma: — Kör! diye haykırdı. Charles da bir gün. IX Bir kimsenin ölümünden sonra. yüzü yatağın kenarına doğru eğilmiş. başını geriye geriye attı ve yastığın üzerine bıraktı. Emma'ya uzatıyordu. Homais ile Canivet onu odadan dışarı çıkardılar. M. tıpkı böyle ölmek üzereyken. Bournisien. Eczacı: — Ağlayın. sıkıyor. korkunç ve ümitsiz bir kahkaha ile katıla katıla gülmeye başladı. eline kutsallaştınlmış bir mum sıkıştırmayı denedi. Nanette'im durur. yıkılan bir kalıntının tepkisi gibi titriyordu. Dua. Çok kuvvetten düşmüş olan Emma. M. Herkes yaklaştı. Felicite. MADAME BOVARY . Dili tamamıyle dışarıya çıktı. Emma artık hayatta değildi. eczacının bile dizlerinin bağı biraz çözülür gibi oldu. rüyadan uyanıyormuşcasına. Ama bırakın beni! Onu görmek istiyorum! Karım o benim! Ve ağlıyordu. Bovary'nin kesik kesik hıçkırıklarına karışıyor ve bazen hepsi. Fakat Charles. çözük saçları ve iri iri açılmış sabit gözbebekleriyle. Ama yine de rengi o kadar atmamıştı. diyordu. şimdiden öldüğüne hükmedilebilirdi. makul olacağım. ortalığa daima şaşkınlık gibi bir şey yayılır. Hırıltı şiddetlendikçe papaz ölüm duasını daha hızlı okuyordu. yavaşça etrafına bakındı. açılırsınız! Charles bir çocuktan daha güçsüz. Nitekim Emma. Homais de çok geçmeden evine döndü. bir an için yeniden hayata kavuşmuş bir ceset gibi doğruldu. Ansızın sokaktan yere sürünen bir sopa ile tahta kunduraların gürültüsü duyuldu. kurtuluşları için uygun gördüğü takdirde bazı kimselerin hayatını uzattığını anlattı.. bir süre üzerine eğilip kaldı. hatta Bovary'ye» MADAME BOVARY 327 Tanrının. sonra. bir matem çanı gibi çınlayan Latince hecelerin boğuk mırıltısı içinde kayboluyordu. Göğsü de sık sık inip kalkmaya başladı. sanki. gözleri dönerken. diye düşündü. bir ses. sanki bu kutsamadan şifaya kavuşmuş gibi. Charles.Telkinlerini bitirirken. aynasını istedi ve gözlerinden iri yaşlar boşanıncaya kadar. — Sakin olunuz! Charles çırpınırken: — E vat. arkasında etekleri yerde sürünen uzun siyah cüppesiyle tekrar duaya başlamıştı. meydanda karşısına çıktı. kendisini aşağıya. hiçliğin bu geri tepmesini kavramak ve inanmaya katlanmak o kadar zordur ki. azgın bir nefesle sarsılan kaburga kemiklerinin o korkunç hızlanması olmasa. biçarenin sonsuz karanlıklar içinden bir dehşet gibi dikilen çirkin yüzünü görüyormuş gibi. yüreğinin her atışında. yatağın öbür tarafında. sönmekte olan iki lamba fanusu gibi donuklaşıyordu. Bu arada Canivet dalgın gözlerle meydana bakıyordu. Papaz bu hali belirtmekten geri kalmadı. yüzünde bir huzur anlamı vardı. az sonra kendisini saracak olan ilâhî şan ve şerefin bir sembolü olmak üzere. kötü bir şey yapmayacağım. Ve. O zaman içini çekerek. kısık bir ses yükseldi: «Güzel günde sıcak basar Küçücük kız aşka susar. yemek odasına götürmelerine karşı durmadı. «Tez toplamak için bir bir Başakları hem kaç kere. mum yere düşecekti.» Emma. ruh bedenden kopmak için çırpınıyormuşçasına. haçın önüne diz çöktü. İltihap geçirici merheme kavuşmak ümidiyle ta Yonville'e kadar sürüklenerek gelen ve yoldan her geçene eczacının nerede oturduğunu soran kör. Emma'nın üzerine atıldı. Bournisien olmasaydı. hareketsiz kalışının farkına varınca: — Elveda! Elveda!. Ellerini yakalamış. parmaklarım kapayamadı. onun aynı törenden geçtiğini hatırladı: — Belki de ümitsizliğe düşmemek lazım. doğaya karşı gelmeyin. diye bağırarak. yere diz çökmüş kollarını. sözleri anlaşılır bir sesle. eğilir Bu nimeti veren yere. şarkı söyleyen. «O gün rüzgâr pek yamandı Kısa etek havalandı!» Bir sarsıntı onu şilteye devirdi. diyordu.

değil mi? Yanımda kalmasını istiyorum. teşekkür ederim. — Bakın. Göğsü bağrı açık oian Charles nihayet titremeye başladı. Bana hiçbir şey söylenmesin. — Zaten. Hepsinin üstüne büyük bir yeşil kadife serilsin. hiç şikâyet etmeden iradesine itaat etmek. kasabaya dönen Kırlangıç'tı. Charles'ı buna razı eden papaz oldu. Charles: — Siz ne karışıyorsunuz? diye bağırdı. eczacı derhal ona giderek: — Bu kadife bana pek fazla gibi geliyor. gelinlik elbisesi içinde gömülmesini istiyorum. zehirlenmeyi gizleyecek bir yalan uydurması. Bovary'nin şairane fikirlerinden pek hayrete düştüler. Charles: — Ah. diğeri. Zaten. Fener için bir makale kaleme alması gerekti. siz ne iyisiniz! Eczacının bu hareketi onda o kadar hatıra canlandırmıştı ki. bitkilerin rutubete ihtiyacı vardı. vanilyalı krema yaparken şeker yerine arsenik kullandığı öyküsünü dinlettikten sonra. Böyle istiyorum. Tuvache geçiyor.329 — İyi. cenazeyi beklemek üzere yine eve geldi. Canivet az önce gitmişti). havalar yakında düzelir. fakat bir tek yaprak bile kımıldamadı. yatsın diye salonda yere bir yatak serdi. bir koltuğa oturmuş. Bovary'ye teskin edici bir ilaç hazırlaması. iç içe üç tabuta konulmalıdır. o sizin tanrınızdan! Rahip göğüs geçirerek: — İsyankârlık hâlâ içinizde. Onu yalnız buldu (M. akajudan. yemek odasının döşeme taşlarını şaşkın şaşkın seyrediyordu. Charles tasdik makamında başını eğdi. Homais. iyiydi. dedi. Bu dünya işlerinin boşluğuna dair sözler söyledi. M. onu oyalamak için. metin olacağım. Yağmur çiseliyordu. Eczacı: — Şimdi törenin saatini bizzat tespit etmeniz gerek. biri meşeden. yapacak başka bir şey bulamayınca. eline kalemi aldı ve bir süre hıç-kıra hıçkıra ağladıktan sonra. bir kez daha Bovary'nin evine yollandı.. . daha sonra gel! Ve acele acele eczaneye girdi. Felicite. M. dişlerini gıcırdatıyor. içeri girip mutfakta oturdu. iş olsun diye. Bovary uzaklaşmıştı. Eczacı. renkli camın küçük perdelerini yavaşça araladı. Duvar boyunca dizi dizi ağaçların yanı sıra iri adımlarla yürüyor. Homais'nin ölülere saygısı vardı. Charles bir makina gibi tekrarladı: — M. Muayene odasına çekildi. bir diğeri de kurşun olmak üzere. Charles alnı cama dayalı. birbiri arkasından arabadan inen bütün yolculara baktı durdu. Charles ağzına gelen küfrü savurdu: — Ben nefret ediyorum. yazdı: 330 MADAME BOVARY «Beyaz ayakkabıları ve tacıyle birlikte. Filozof olmasına rağmen. Saat altıda meydanda bir teneke gürültüsüdür duyuldu: Bu. dedi. pencerenin yanına. İki mektup yazması. iyi! Sanki yapılacak başka işim kalmamış gibi! Ne yapalım. — Niçin? Ne töreni? Sonra. O zaman Homais. masraf. lanetler savurarak gözlerini gökyüzüne dikiyordu. Havadis almak için kendisini bekleyen kimseler de cabasıydı. Bırakın beni! Siz onu zaten sevmediniz! Haydi gidin! Rahip koluna girerek ona bahçede bir gezinti yaptırdı.. biraz çiçekçilikten söz etmeyi uygun gördü. Charles kendini yatağa attı ve uyudu. Dediğimi yapın!» Bu işle uğraşanlar. o gece üç cilt kitap ve not almak için bir defterle birlikte. hatta kendisine şükreylemek lâzımdı. olmaz. dedi. ürkek bir sesle kekeleyerek: — Hayır. Saçları omuzlarına dökülmelidir. Tuvache geçiyor. Nitekim zavallı Charles'a hınç beslemeksizin. ıtır çiçeklerini sulamak için etajerdeki sürahiyi aldı. boğulur gibi oldu ve sözünü tamamlayamadı. Bovary: — Ya! dedi. Homais ona tekrar cenaze hazırlıklarından söz etmeye cesaret edemedi. Yonvillelilerin hepsine. Tanrı büyüktü.

Bournisien oradaydı. derinliği yüzünden artık ıstıraplı olmaktan çıkmış böyle bir seyredişte kendinden geçiyordu. Encyclopedie' yi okuyunuz. Charles öğleden sonra hep tek başına kaldı. Açık duran ağzının köşesi.. dünyaya ahlak getirmiştir. Ağzından hızla çıkan nefesi. yüzünün solgunluğu içinde kaybolmaya başlamıştı. Biri: — Voltaire'i okuyunuz. Homais: — Bununla birlikte. diyordu. Charles içeriye girdi. cesedin üzerine eğildi ve yavaşça: «Emma! Emma!» diye haykırdı. eczacının sözünü kesti. mumların alevini duvar üzerinde titretti. manyetizma mucizeleri geliyordu. dedi. dedi. Bournisien. Taraçanm dibinde. Ziyaretçiler yüzleri yere eğilmiş. eczacı ile papaz tekrar tartışmaya başladılar. Bovary ana geldi. — Mesele bu değil! Bütün kitaplar. kıpkırmızı kesilmişlerdi. M.. memelerinden dizlerine kadar çökük duruyor.. o zaman da. Charles o kadar öfkelendi ki. Gözleri.. Hararetleniyorlardı. gürültü ile burnunu siliyor ve Homais kalemini kağıt üstünde gıcırdatıyordu. . MADAME BOVARY 331 Sessizlikten bıkıp usanan eczacı. İhtiyar kadın. yahut tövbekar olmadan (bu da zannımca din adamlarının deyimidir) vefat etmiştir. Berthe'i Madame Homais'ye götürmüşlerdi. Holbach'ı okuyunuz. yüzünün alt kısmında siyah bir delik gibiydi. Onu daha iyi görmek için tam karşısında duruyor. Emma'nın başı sağ omuzuna düşmüştü. bu manzara yüreğinizi parçalıyor! 332 MADAME BOVARY Charles gidince. Eski hâkim Nicolas'nın Hıristiyanlığın Sebep ve Hik-meti'ni okuyunuz. kitaplara gelince.. Hatta bir defasında. papaz şimdi yapılacak şeyin onun için dua etmekten ibaret olduğu cevabını verdi. Eczacı: Ama. sanki örüm. Tanrı bizim gereksinmelerimizi bilir. Homais bu kadar aptallığa hayret ediyordu. yataklıktan çekilip dışarıya çıkarılmış olan karyolanın baş ucunda iki büyük mum yanıyordu. odadaydı. tıpkı eczacının teşebbüs ettiği gibi. — Haydi sevgili dostum. birbirlerini dinlemeden. ellerinin başparmakları ayaklarına doğru bükük duruyordu. Charles hiç konuşmadan el sıkıyor. Felicite. Charles'a sonsuz yığınlardan muazzam bir ağırlık cesede çöküyor gibi geldi. sonra şöminenin önünde geniş bir yarım daire halinde sıralananların yanına oturuyordu. diyordu. Şafak vakti.. aynı zamanda konuşuyorlardı. Öbürü ise: — Birkaç Portekiz Yahudisinin Mektupları'm okuyunuz. Charles tekrar ortaya çıktı. Bournisien bu kadar cüretkârlığa kızıyor. karanlıklarda akıp giden ırmağın derin fısıltısı duyuluyordu. açın da bakın tarihe. Charles onu öperken. bir çş-_ şit beyaz toz yer yer kirpiklerine konmuştu. yine de dua etmek gerektiğini söyleyerek. Lefrançois ana ile yukarda. çekilin artık. kadıncağız sustu. zaman zaman. bu «bahtsız genç kadın» hakkında bazı şikâyetlerde bulunmakta gecikmedi. — Evet.. O da durmadan merdivenleri çıkıyordu. hatta oğlu kendisine derhal şehre inip gereken şeyleri satın alma işini havale etti. yatağa doğru ilerledi ve yavaşça perdeleri açtı. sonra ayak parmaklarının ucunda yeniden yükseliyordu.M. Kilisenin saati ikiyi çaldı. Çarşaf. Çünkü Hıristiyanlık evvela köleleri azat etmiştir. dua neye yarayacak öyleyse? — Nasıl! Dua mı? Siz Hıristiyan değil misiniz? — Affedersiniz! Ben Hıristiyanlığa hayranımdır. Sanki bir büyü onu çekiyordu. tekrar gözyaşları döktü. onları cizvitlerin tahrif ettiğini herkes bilir. Aklına hep katalepsi hikayeleri. evet. o takdirde bizim dualarımıza ihtiyacı yoktur. Akşam olunca ziyaretler başladı. Bournisien sert bir tavırla. defin masrafları hakkında ona bazı öğütlerde bulunmaya kalktı. belki onu diriltebileceğini düşünüyordu. Tam birbirlerine küfürler savurmak kertesine gelmişlerdi ki. iki şıktan biri: Ya (kilisenin dediği gibi) bağışlamaya kavuşarak ölmüştür. çekler üzerine ağlarını örmüş gibi. son derece isterse.

Güzel kokulu otlar hâlâ tütüyordu. hizmetçi kız. Ona: — Alın bir tutam.bacak bacak üstünde. çoluk çocuğa karışmış bir adam. bir erkeğin kadınsız yaşaması doğal değildir. içeriye girdi. Madame Lefrançois: . bilime hizmet etsin diye. dikkat edin elbiseye! diye bağırdı. Emma'ya veda etmeye gelmişti. kendisi de odanın fazla ağır havası içinde biraz tıkanır gibi olmuştu. hâlâ da ne kadar güzel! Hani nerdeyse az sonra yerinden kalkacak gibi. gidip pencereyi açtı.. bunun arkasından da papazların bekârlığı konusunda tartışma başladı. kocaman kara kitabı elinden düştü. Mösyönün ne halde olduğunu sordu ve eczacının cevabı üzerine: — Biliyorsunuz. horlamaya başladı. hatta. eve varır varmaz. Hötel-Dieu'de türlüsünü gördüm. onu giydirme işini tamamlıyorlardı. Emma'nın etrafında döneniyorlar.. Papaz: — Köpekler ölülerin kokusunu alırlarmış derler.. Şamdanların balmumu iri damlalar halinde yatağın çarşafı üzerine düşüyordu. yanlarında uyur gibi yatan ceset kadar hareketsizdiler. bir süre daha dudaklarını kıpırdattı durdu. diyordu. Eczacı: — Bir köpek uluyor. kapkara bir sıvı yığını boşandı. Anlar da böyledir. Başına tacını koymak için yeniden üzerine eğildiler. Başını biraz yukarıya kaldırmak icabediyordu. korkmak mı? dedi. Eczacı: — Çünkü. Birdenbire namuslu adam oluveren hır334 MADAME BOVARY sızlara dair çeşitli fıkralar hikaye etti. sanki kusuyormuş gibi. o. bir kap dolusu klor getirmişti. Bu. dedi. işitiyor musunuz? diye sordu. somurtkan. Homais bu batıl inançlara itiraz etmedi. alın. yarası henüz pek taze. Askerler vardı ki. Kokuyu önlemek için de. Teşrih an-fisinde punç yapıp içerdik! Hiçlik bir filozofu korkutmaz. Uzun katı bezi. dedi. O zaman Homais. çünkü yeniden uykuya dalmıştı. . Homais (iki günden beri meydandan yalnız onun gelip geçtiği görülüyordu). sonra. Charles. diye cevap verdi. saat dokuzda bir sürü kâfuru. gürültüsü eczacıyı uyandırdı. hoş bir geceydi. diyordu. sondu. gözlerini bağlayan bağların düştüğünü hissetmişlerdi. Eczacıya dönerek: Bize yardım etsenize. mumların yanmasına bakıyordu. Bournisien savundu. çenesi yavaşça göğsüne yaslandı. tam o anda ağzından. saten ayakkabılarına kadar örtecek biçimde üzerine çektiler. herkes gibi sevgili bir eşi kaybetmek tehlikesine maruz bulunmadığı için papazı kutladı. gözlerini sarı alevlerinin parıltısında yorarcasına.. Uzaklarda. karşısındaki uyuyordu. aselbent ve MADAME BOVARY 333 güzel kokulu otlarla birlikte geldi. Papaz. o kadar çekişmeden sonra aynı insani güçsüzlük içinde karşı karşıyay-dılar. — Ah Yarabbi! Elbisesi. Fribourgs'da bir papaz vardı. Gökte birkaç yıldız parıldıyordu. Öyle cinayetler görülmüştür ki. hepsi de can sıkıntısından patlıyordu. Yoksa korkuyor musunuz? Eczacı omuz silkerek: — Ben. Charles onları uyandırmadan. uykuyu açar. bir yerlerde ardı arası kesilmeyen köpek havlamaları geliyordu. kendi cesedimi bile hastanelere bağışlamak niyetindeyim. arada bir derin göğüs geçirerek ayaklarını oynatıyorlardı. Felicite hıçkırıyordu: — Ah zavallı hanımcığım! Zavallı hanımcığım! Han sahibesi içini çekerek: — Bakın. Daha anlatacaktı ama. onlar da sahipleri ölünce kovanlarını bırakıp gider-lermiş. Göbekleri öne fırlamış. Mavimtırak buhar dalgaları pencerenin pervazı üzerinde içeriye dalan sisle karışıyordu. günah çıkartma sayesinde birçoklarının hak yoluna döndüklerini anlattı durdu. fakat hiçbiri ötekilerden önce kalkıp gitmek istemiyordu. yüzleri şişmiş. Neden korkacakmışım? Eczacılık tahsil ederken. . O sırada. kefaret mahkemesi önüne gelince. örneğin günah çıkartma işinde nasıl sır tutabilir? Homais günah çıkartmaya da dil uzattı. Madame Lefrançois ve Bovary ana... her zaman da dediğim gibi. dedi. Daha gürbüz bir adam olan Bournisien. Papaz: — Behey Allanın akıllısı. Sonra.

Bir ay ışığı kadar beyaz saten elbisenin üzerinde hareler titreşiyordu. hareketlerini. üç kapak da rendelendikten. O kadar titriyordu ki. yemek odasına götürdüler. Nihayet sırtına bulüzünü geçirdi. Emma bunların altında kayboluyordu. gecenin içinde. çivilendikten. o güzel siyah saç yığınında beyaz izlerin belirmesine sebep oldu. lehimlendikten sonra. sokaklarda. Sonra Felicite" geldi ve Mösyönün saç istediğini söyledi. Sonra birdenbire. tavırlarını. Hizmetçi kız cesaret edemediği için. yine eski uğraşlarına daldılar ve her uyanışlarında karşılıklı olarak birbirlerini uyumakla suçladılar. Hatta bir defasında attan inmeye mecbur oldu. evlerinin kapısı önünde. Adamcağız önce inme inmiş gibi yere yığıldı. şapkasını giydi. son kadehte papaz. Bertaux mezarlığından Vassonville kilisesine kadar yalınayak yürümeyi vaadetti. titreye titreye. Rouault Baba geldi. yükselen bir denizin dalgaları gibi durmadan devam ediyordu. Hanın adamlarına seslenerek Maromme'a girdi. eczacının mektubunu olaydan ancak otuz altı saat sonra almıştı. Charles'a öyle geldi ki. Bir yakınmanın peşi sıra daima bir başkası geliyor ve bu durum. saçlarından yayılan güzel koku ile dolmuştu ve elbisesi kollannın arasında bir kıvılcım çıtırdısı ile ürperiyordu. Fakat ölmüş de olabilirdi. örtüsünü kaldırdı. yavaşça. Sonra Emma'yı meşeden tabuta yatırdılar. anlaşacağız. eve gelen işçilerle karşılaştılar. yediler. Korkunç bir meraka kapıldı. Emma. onlar için komodinin üzerine bir şişe Fransız rakısı ile peynir ve kocaman bir çörek koymuştu. ayakkabısına bir mahmuz taktı ve dörtnala yola çıktı. Artık dermanı kalmayan eczacı. onu Tostes'daki bahçede. içtiler. O zaman M. yahut Rouen'da. yürek çarpıntıları içinde kendini yedi bitirdi. omuzlaya-rak kapıyı kırdı. yulaf torbasına saldırdı. Bir ağacın üstünde uyuyan üç siyah tavuk gözüne ilişti. doğru dürüst bir anlam çıkarmanın imkânı yoktu. Gözleri görmez olmuştu. oda. ayin yapmaya gitti ve döndü. Siyah örtüleri görür görmez. nefes nefese. Aşağıda. çıldırdığını hissetti. dikenli çite dayalı bir sıranın üzerinde. Eczacı: — Kes bir parça.ağaçlaMADAME BOVARY 335 nnm altında dans eden delikanlıların neşeli kahkahalarını hâlâ duyuyordu. esen rüzgârda ve yükselen nemli kokularda eriyip kayboluyordu. Homais. Bütün yol boyunca. Elma. tabut kapının önüne kondu. X Rouault Baba. etrafında sesler duyuyordu. parmaklarının ucuyle. Bertauxlann avlusunda görüyordu. Gün doğdu. fena olmayacak! Papaz. . Hazreti Meryem'e kilise için üç tane papaz göğüslüğü adadı. kendinden dışarıya yayılarak eşyanın etrafında. Bu kadın. bu da.. kapılar ardına kadar açıldı ve Yonville ahalisi içeriye doldu.. bu uğursuzluktan ödü koparak. dedi. yemliğe bir şişe tatlı elma şarabı boşalttı ve midillisine atladığı gibi tozu dumana kattı. aradaki boşlukları bir şilteden çıkardıkları yünle doldurmak icabetti. Homais ise yere birazcık klor atıyordu. Rouault Baba. M. fa336 MADAME BOVARY kat en üstündeki tabut biraz genişti. Bournisien odaya kutsal su serpiyor. titremeye başladı. Sonra. Sonra henüz ölmediği anlamını çıkardı. makası birkaç kez şakakların derisine batırdı. hiç nazlanmadı. kederli saatlerden sonra insanları saran o belirsiz neşe yüzünden olacak. heyecana karşı kendisini toparladı. sessizlikte. dedi. girişde. hassasiyetini göz önünde tutarak mektubu o tarzda kaleme almıştı ki. aynı kadındı! Böyle uzun zaman bütün o kaybolan saadetleri. Eczacı ile papaz. iki saat süreyle tahtalar üzerinde çınlayan çekiç darbelerinin işkencesine katlanmak zorunda kaldı. Emma'nın. eczacının omuzunu sıvazlayarak: — Bir gün gelecek. odadakiler uyandı. nedenini bilmeden birazcık da şakalaştılar. Nihayet. Felicite. sabahın dördüne doğru içini çekti: — Hani ağzıma bir lokma bir şey koysam. makası rasgele iki üç kere açıp kapadı. Charles. Nihayet. Onu aşağıya. tabutu da diğer ikisinin içine yerleştirdiler. Ama öyle bir dehşet çığlığı kopardı ki. hemen meydanda bayıldı. sesinin yankısını hatırladı durdu. zaman zaman uyuklamakla birlikte. eline makası alarak kendisi öne atıldı.

sesleri . Ama yine de kendini sofuluğa vermeye. dedi metin olacağım. hıçkırıklarla cevap verdi: — Bilmiyorum! Bilmiyorum! Bir belaya uğradık! Eczacı. Kasaba göründü. atının üzerinde iyice eğilmiş. habire sopa vurarak. Oradaydı. onları birbirinden ayırdı. diz çökülüyordu. yardım parası toplamak için kilisenin cemaat yerini dolaşmaya başladı. metin görünmek istedi ve birkaç kez tekrarladı: — Evet. kiilseden çıkıldı. Charles. Kendine geldiği zaman. kilisenin yandaki alçak kısmında hemen durdu. MADAME BOVARY 337 Mektubu yazanın bir isim yanlışlığı yaptığını düşündü.. her şeyin bittiğini. ilk zamanlarda bir defa beraberce dinsel törende hazır bulunduklarını ve öbür tarafta. gözyaşları içinde Bovary'nin kolları arasına düştü: — Kızım! Emma'cığım! Yavrum! Anlatın bana. hiçbir şey hissetmediğini sanıyor. Cesur bir tavır takınıyor ve daracık sokaklardan veya kapılardan çıkarak kalabalıkta sıraya girenleri. gökyüzü maviydi. birinin intikamı. binbir güçlükle diz çöktü. sağda. kapkara. sarsak sarsak hemen içeriye girdi. Kilisenin döşeme taşları üzerinde. — Bu yürekler acısı ayrıntıların gereği yok. önde. Bu. bir koyun sürüsü geçti. tekrar kalkılıyordu. Ben Mösyöye anlatırım. Dizginleri çekti ve hayal kayboldu. önünde. dimdik yürüyordu. İlâhi okunuyordu. filozof olun biraz! Zavallı çocuk. tabutun altına üç sırık koydular. Emma'nın çok önce. elinde asasıyle kilisede dolaşıyordu. Her iki yanda üçerden altı kişi ağır adımlarla yürüyor ve sık sık nefes alıyorlardı.. üst üste üç İcahve içti. kendini alçaklıkla suçlamakla birlikte. Bovary öfke ile bir beş franklık fırlatırken: — Çabuk olsanıza! diye haykırdı. Yeni bacağını takmıştı. hay Allah belasını versin! Sonuna kadar yanından ayrılmayacağım. Yola çıkmak icabetti.' Quincampoix'da. bilinmeyecek miydi? Ama nereden? Kırda hiçbir fevkalâdelik yoktu. Nefirin sesi gayet gür geliyordu. Cenaze alayını görmek için pencerelerde yer almışlardı. Kocaman paralar. Çan yeniden başladı. kalbine kuvvet versin diye. tabut rahlenin yanına. Sonra bunun belki bir muziplik.. ellerini kaldırıyor. kutsal ekmeğin korunduğu dolabı selamlıyor. büyük tören kıyafetinde tiz bir sesle okuyordu. orada olduğunu eliyle anladı. kollarını uzatıyordu. Charles. Rouault babayı.Kendi kendine. işaretle selamlıyordu. İskemleler yerlerinden oynatıldı.. Ben neler çekiyorum! Kilisenin adamı yerlere kadar eğilerek kendisine teşekkür etti. hızla ilerlediğini gördüler. dört sıra mum arasına yerleştirilmişti. İlâhicilerden biri. rengi uçmuş. onu tekrar göreceği bir öbür hayat ümidine kapılmaya çalışıyordu. «Emma'yı herhalde kurtarırlar. Cebinde mektubu aradı. kalkıp o mumlan söndürmek geldi. zaten ölmüş ise. Papazlar. Her şey hazırdı. Biraz metanet. bir türlü sonu gelmiyordu! Charles. Sonra onu ölmüş gibi gördü. cesaret! Rouault Baba: — Pekâlâ. birbiri peşi sıra gümüş tepsi üstünde çınlıyordu. Lestiboudois. bu muhakkaktı. M. azgın. yolun ortasında sırtüstü yatmıştı. Bazen. O anda Justin eczanenin kapısında göründü. hekimler bir çare bulacaklardı.Altın Arslan'm uşağı Hippolyte'di. ilâhiciler ve iki korocu çocuk De Profundis'i okuyorlar. acısının böyle hafiflemiş olmasından zevk duyuyordu. Kendisine anlatılmış olan bütün inanılmaz iyileşmeler hatırına geldi. Gürültü dipten geliyordu. duvar dibinde durduklarını hatırladı. Cenaze taşıyıcılar. Charles'ın içinden. şunun altında olduğunu. ümitsiz bir öfkeye dü-MB 22 338 MADAME BOVARY şüyordu. Bournisien. çok uzaklara bir seyahate çıktığını hayal ediyordu. ağaçlar sallanıyordu. eşit aralıklarla yere inen ucu demirli bir sopanın tok gürültüsü gibi bir ses duyuldu. kolanlardan kan damlıyordu. canım. Fakat. Koyu renkte kaba bir ceket giymiş olan bir adam. bir sarhoşun şakası olması ihtimali aklına geldi. fakat açmaya cesaret edemedi. toprağa gömeceklerini düşündükçe. Çan çalıyordu. Bakın cemaat geliyor. Kilisenin ön tarafındaki tahta koltuklara yan yana oturdular ve üç ilâhicinin dua okuyarak mütemadiyen önlerinden gelip geçtiğini gördüler.» diyordu.

dostum. dedi. Kadınlar. kukuletaları inik. Böyle bir sabah vakti. tekerlek izleri üzerinde ilerleyen bir at arabasının gıcırtısı. arkadan geliyorlardı. papaz söz söylerken. Yorulan cenaze taşıyıcılarının adımları ağırlaşmıştı. taş parçalannın çarptığı tabutun tahtasından. kutsal su kabını yanındakine uzattı. Gömlek yeniydi. süsenlerle örtülü kulübelerin üzerine mavimtırak hareler dökülüyordu. Gözyaşlarının izleri. dört ip yerli yerine konunca. gürültüsüzce. Keza. Lestiboudois'nın uzattığı küreğe iyice doldurduğu toprağı çukura sürdü. Tuvache'ın da dinsel törenden sonra sırra kadem bastığını. durmadan. her dalgada yalpa vuran bir filika gibi dura kalka ilerliyordu. Homais. Charles dizleri üstüne toprağa yığıdlı. Üstüne beyaz gözyaşları serpilmiş siyah örtü. siyah yas tüllerine bürünmüşler. bu gönül bulandırıcı balmumu ve cüppe kokulan karşısında bayılacak gibi oluyordu. zaman zaman yerinden oynuyor ve tabut meydana çıkıyordu. Bournisien. sonsuzluğun yankısına benzeyen korkunç bir gürültü yükseldi. sonra oğlum gitti. Her üçü de susuyordu. çavdarlar ve kolzalar yemyeşildi. köşelerden akıyordu. Rouault Baba. Çukurun etrafında halka oldular. bir defa Tostes'a gelmiştim. Sonra. diyordu. dikenli çitlerin üzerinde MADAME BOVARY 339 çiy taneleri titreşiyordu. rahat rahat piposunu içmeye koyuldu. cenaze... dedi. Charles üstündekileri çıkardı. içinden bunu biraz yakışıksız buldu. kıra doğru uzanıyordu. noterin uşağı Theodore'un ise «mademki âdet olmuş. yenleriyle sık sık gözlerini sildiği için boyası atmıştı. söyleyecek sözler bulmuştum. Charles geçerken. yalnız kasabaya gelirken. ipler gıcırdayarak yukarıya çıktı. Hep iniyordu. sessizliğe kavuşmakta gecikmedi. Charles inişine baktı.. belki bu işi bitirmiş olmanın belirsiz kıvancı içinde. bazı hastalannı ziyaret ettikten sonra. diğerleri gibi o da. Bu. o. Rouault Baba da yeniden önlüğünü giydi. Erkekler aşağıya.. benim işim bitti artık! Karımın öldüğünü gördüm. M. Bovary ana da onlarla beraberdi. yolun kenarında. Binet'nîh hiç ortalıkta görünmediğini.. bu bitmez tükenmez dua tekrarı ve meşale geçişi. onunla birlikte gömülmek için çukura doğru sürükleniyordu. Homais' di. Hatta torununu bile görmeyi reddetti. avluları tanıyordu. çimenlikte çukur kazılmış yere kadar yürüdüler. Türlü türlü neşeli gürültüler ufku dol-duruyordu. Mezarlığa vardılar. Nihayet yaşlı adam içini çekerek: — Hatırlıyor musunuz. ama şimdi. dedi. o avlulardan geçtiğini ve Emma'ya döndüğünü hatırlıyordu. üzerine tabutu ittiler. zaman sizi teselli etmiştim. Charles. Sonra bütün göğsünü sarsan uzun bir inilti ile: — Ah. M. sonra Charles'a verdi. Herkes ve özellikle cenazeye gelmiş olan Lheureux. Açık gökyüzü pembe bulutlarla beneklenmişti.dalgalanmalarla alçalıp yükselerek. . kenarlara atılmış kırmızı toprak. fakat büyük gümüş haç daima ağaçların arasında^ yükseliyordu. Nihayet bir çarpma duyuldu. sanki siyah bir elbise bulunamamış 340 MADAME BOVARY gibi* maviler giydiğini gözden kaçırmadı. uzakta. ellerinde yanmakta olan iri mumlar vardı. — Zavallı kadıncağız! Kocası için ne acı! Eczacı: — Eğer ben olmasaydım. bir gruptan ötekine gitti durdu. durmamacasına öten bir horozun kokorikosu veya elma ağaçları altında kaçtığı görülen bir tayın dörtnala gidişi. Rahip. Ona öpücükler yolluyor. Bazen cemaat bir patikanın dönemecinde kayboluyor. Emma'nın ölümüne acıdı. dönüşte. Serin bir meltem esiyordu. Eczacı onu ciddi ciddi salladı. hemen Bertaux' ya dönmek istiyordu. gömleği kirleten toz tabakası içinde yol yol görünüyordu. «Elveda!» diye bağırarak var kuvvetiyle abdanı sallamaya başladı. Alıp götürdüler. Eve ^dönünce. Bu gözlemlerini anlatmak için de. rahmetli ilk karınızın öldüğü sırada.. canına kıymağa kalkışacaktı! — Ne iyi bir kadındı! Daha geçen cumartesi günü bizim dükkânda görmüştüm kendisini! Homais: — Mezarı önünde söylemek üzere birkaç söz hazırlamaya bile vakit bulamadım. şimdi de kızım! Artık bu evde uyuyamayacağını söyleyerek.

ağaçların beyaz taşlar arasında yer yer siyah demetler halinde belirâiği duvarlarla çevrili bir yer gördü. ufukta. Charles ise. çünkü Charles bunlardan bazılarını saklamıştı ve onları seyretmek için gidip tuvalet odasına kapanıyordu. Yonville'e gelecekti. Bunun üzerine özür dilemek icabetti. Lheureux. vaktiyle Emma'dan ayrılırken Saint-Victor yoluna dönüp baktığı gibi. ağır ağır yoluna devam etti. şatosunda rahatça uyuyordu. Her borcu ödedikçe. Felicite artık Madamın elbiselerini giyiyordu. Bu çocuğun neşesi Charles'ın yüreğini burkuyordu. Çamlar arasındaki mezarın üstünde bir çocuk. Fakat biri vardı ki. kendisini arkadan görünce. uyanık. sonra. Fakat. Emma bir tek ders dahi almadığı halde (Bovary'ye göstermiş olduğu o ödenmiş faturaya rağmen) Mademoiselle Lempereur altı aylık ders ücreti istedi. her zamanki gibi sessizdi. dedi. Fakat. Charles ondan daha fazla öfkelendi. Fakat hiç durmadan başka borçlar ortaya çıkıyordu. midillisi topalladığı için. . artık sonu geldi sanıyordu. aydan daha tatlı ve geceden daha sır dolu. yere diz çökmüş ağlıyordu. bunu hiç unutmayacağım. korkmayın! Yine her zamanki gibi hindinizi göndereceğim. vehme kapılıyor ve: — Ah! Gitme! Gitme! diye haykırıyordu. Kasaba. oysa bu iki kadın arasında bir anlaşmaydı. çünkü Ona ait olan eşyadan hiçbirinin satılmasını istemiyordu. o saatte gözüne uyku girmiyordu. Charles yine boğazına kadar borca girdi. gece geç vakitMADAME BOVARY 341 lere kadar oturup konuştular. herhalde iş için olacak? diye cevap vermek inceliğini gösterdi. eski hanımının ne kadar elbisesi kalmışsa. Rodolphe'un mektubuydu. Berthe birçok defalar daha annesinin sözünü etti. Annesi buna çok kızdı. Duvardan atlayan Justin'i tanıdı ve patateslerini çalan hırsızın kim olduğuna dair bir fikir sahibi oldu. sonra. Bu. sandıklar arasına düşmüş ve orada kalmıştı. Karısının göndermiş olduğu mektupları kendisine gösterdiler. XI Charles. Felicit6. Rouen'da uyumaktaydı. Eski günlerden ve gelecekten söz açtılar. Charles bu işin aslını sorunca da: — Ne bileyim ben. ertesi gün küçük kızını eve getirtti. Siz iyi çocuksunuz! Baldırına vurarak.. Yıllardan beri elinden kaçırmış olduğu bir sevgiye yeniden kavuştuğuna içinden sevinerek. hayır! Yüreğim büsbütün parçalanacak. artık birbirlerinden ayrılmayacaklardı. Çayırda batmakta olan güneşin eğri ışınları altında kasabanın bütün pencereleri alev almış gibiydi. Charles ile annesi yorgunluklarına rağmen. Ona. oğluna tatlı dille ne yapacağını bilemiyordu. Charles. bayırın üstüne varınca. Theodore'la birlikte Yon-ville'den kaçtı gitti. Charles. terliğinin altında tortop olmuş bir kağıt parçası hissetti. evin içinde rasgele dolaşırken. Emma! Cesaret! Hayatınızı mahvetmek istemiyorum. hepsini çalarak. Elini gözlerinin önüne götürdü. öyle ki. Leon Dupuis ile Bondeville'den Mademoiselle L6ocadie Leboef'ün izdivacım» Charles'a haber vermekle şeref kazandı. sonra. Açtı ve okudu: «Cesaret. Saat gece yarısını çaldı. evde olmadığını. evini idare edecekti. Parmaklık birdenbire gıcırdadı. O zaman eski vizitelerinden kalan alacaklarım istedi. O zaman herkes istifade etmeye baktı. eczacının o dayanılmaz tesellilerine de katlanması gerekiyordu. Yalnız siz kendisini bol bol öpün! Allaha ısmarladık!. Artık tamamıyle değişmişti.— Hayır. gönderdiği tebrik mektubuna şu cümleyi de sıkıştırdı: «Zavallı karım buna ne kadar sevinecekti!» Bir gün. ekseriya Charles. Fe'licite' hemen hemen onun boyundaydı. İçi açılsın diye bütün gün ormanda dolaşmış olan Rodolphe. artık düşünmez oldu. uçsuz bucaksız bir pişmanlığın baskısı ile kalkıp iniyordu. dostu Vinçart'ı yeniden kışkırtınca.» Bu. unuttuğu küreği almaya gelen Lestiboudois idi. kendisine oyuncaklar getireceğini söylediler. zamanla. Yine o sıralarda dul Madame Dupuis. hepsini değil. İhtiyar kadın evi bırakıp gitti. arkasına döndü. Rolet ana yirmi 342 MADAME BOVARY kadar mektubun posta parası diye tutturdu. Kira ile kitap veren adam üç yıllık abonman parası talep etti. hep onu düşünüyordu. İhtiyar kadın. «oğlu Yvetot'da Noter M. Çocuk annesini sordu. tavan arasına kadar çıktı. çok geçmeden para meseleleri yine patlak verdi. Hıçkırıklarla parçalanan göğsü. Pentecöte yortusunda. Leon da.

İçinden. Berthe. o reçine kokan. İçlerinde tek başlarına dolaşanlar da var. Heriften nefret ediyordu. birdenbire ortadan kayboluşunu. Yuvarlak masayı ocağa doğru itiyor ve onun koltuğunu yaklaştırıyordu. yahut bebeklerinin yırtılmış karnını dikiyordu. 344 MADAME BOVARY Homais. adamcağızdan her ne pahasına olursa olsun kurtulmak maksadıyle. Bunlar. yanı başında.» Arkasından körün sebep olduğu bir kazanın öyküsü geliyordu. ona mukavva ile kuklalar yapıyor. O derecedeki. sonra salonun mobilyalarını sattı. onun odası. Charles. Merhem ile iyi edemediği kör ise. Bois-Guillaume bayırında. . hülyaya dalıyordu. bozuk şaraplar gibi buruk bir zevkle dolduruyordu. Yaldızlı bir şamdanda bir mum yanıyordu. Nihayet. Emma kendisine daha güzel göründü ve içinde ona karşı devamlı ve azgın bir arzu peyda oldu. sosyal durumları arasındaki farkı göz önünde tutarak. Fakat Berthe o kadar tatlı. Fakat mektubun hürmetkar üslubu onu yanılttı. Jüstin. büyük şehirlerimizin civarı dilenci sürüleriyle dolup taşmakta devam ediyor. ölmek istemiş olduğu aynı yerde. orada bakkal çıraklığı ediyordu. «Herkes ona hayran oluyordu herhalde?» dedi. o küçük başının. Delillerin karşısında geriledi ve belli belirsiz kıskançlığı. MADAME BOVARY 34. ondan sonra. Homais şehre indiği zaman. kızcağız da tıpkı onun gibi kederleniyordu. gözleri dikiş kutusuna. hem zekâsının derinliğini. sıkı dostluğun devamına pek aldırış etmiyordu. Rouen Feneri'nde ardı ardına şu kısa yazılar çıktı. Sonra. basma resimleri boyuyordu. Bu arzu onun tasasını alevlendiriyordu ve artık gerçekleşemeyeceği için de sonsuzdu. hiç şüphe yok. Rouen'a kaçmış. Tam on ay süreyle. Zavallı adam. hareketsiz ve şaşkın kalakaldı. Kendi şöhretini korumak için. Evin bütün odaları boşalıyordu. Gümüş takımlarını parça parça satmak zorunda kaldı. canından bezdirir ve yolculardan tam manasıyle vergi alır. Zaten Charles. ötekilerinden daha az tehlikeli değildir. yalnız yatak odası. Hizmetçi kadının bu işlere el sürdüğü yoktu. yüzünde korkunç bir yara ile dolaşan bir yoksula rastgelir. ne düşünürler acaba?» Sonra Homais bazı hikayeler de yaratıyordu: «Dün Bois-Guillaume bayırında ürkek bir at. Bıyıklarına kozmatik sürüyor. yahut masanın bir çatlağına sıkışıp kalmış bir firketeye ilişecek olursa. el altından. Akşam yemeğinden sonra Charles oraya çıkıyordu. Kırlangıç'm perdeleri arkasına gizleniyordu. meselelerin derinliğine inen insanlardan değildi. Böylece.. «Verimli Picardie diyarına uğrayan herkes. iki üç kez karşı karşıya geldikleri zaman gördüğü sıkıntılı halini hatırladı..3 — Belki uzaktan uzağa birbirlerini sevmişlerdir? diye düşündü. Rugan çizmeler satın aldı. onunla karşılaşmamak için. Charles'ın içini. Çünkü. vaktiyle Emma'nın ondan daha çok rengi atmış. kederinin sonsuz genişliği içinde kayboldu. yerde sürüklenen bir kurdeleye. Kimdi acaba? Rodolphe'un eve pek sık uğrayışını. Bu adam herkesi rahatsız eder. Şehirlerimizi idare edenler. Bütün erkekler. o kadar cana yakındı ki. sonsuz bir hazla. hoşuna gitmek için. Emma onu mezardayken bile baştan çıkarıyordu. fikirlerini benimsedi.vardı ki. kızını bağsız potinler ve koltuğunda kalçalarına kadar yırtık bulüzlerle gördükçe bu kılıksızlığa pek üzülüyordu. eczacının hiçbir işe yaramayan tedavisini yolculara anlatıp duruyordu. M. eskisi gibi kalmıştı. Karşısına oturuyordu. beyaz kravatlar takmayı âdet edindi. gür sarı saçlarını pembe yanakları üzerine dökerek öyle zarif bir eğilişi . tıpkı onun gibi emre yazılı senetler imzalıyordu. Eczacının çocukları da küçüğü gittikçe daha seyrek ziyaret ediyorlardı.Şimdi de çatı penceresinden esen rüzgâr onu kapıya doğru sürüklemişti. ikinci sayfanın sonunda küçücük bir R harfi keşfetti. ümitsizlik içinde. onun zevklerini. hiç şüphesiz ona göz dikmişlerdi. Artık kimse onları görmeye gelmiyordu. hem de kibrinin alçaklığını gösteren bir fesat dolabı çevirmeye başladı. tekrar Bois-Guillaume bayırına dönmüş. O zaman öylesine bir kederli hali oluyordu ki. Oyuncaklarını tamir ediyor. Sanki hâlâ yaşıyormuş gibi. Serserilerin haçlı seferlerinden getirdikleri cüzzamı ve sıracayı umumi mahallelerimizde serbestçe teşhir ettikleri o korkunç ortaçağ devrinde mi yaşıyoruz hâlâ?» Yahut: «Serseriliği yasak eden kanunlara rağmen.

Bu bir çatışmaydı. yanmış bir tek ambar. Kendi dediği gibi. Lheureux hiçbir senedi uzatmayacağını bildirdi. daima ilerleme aşkı ve papazlara MADAME BOVARY 345 beslediği hınçla harekete gelen eczacının kalemiyle derhal okuyuculara duyurulmamış olsun. Hatta bir de. öylesine uğraştı ki. İhtiyar kadın. Hacizden kaçmaya artık imkân yoktu. Sta Viator'dan (1) güzel bir şey bulunmayacağını söylüyor ve bunda ısrar ediyordu. daha sonra bir vesta mabedi. fedakârlığının karşılığı olmak üzere. herkese çatıyordu. Pulvermacher hidro elektrik zincirlerine coşkun bir hayranlık gösteriyordu. rast geldiği şeyi temelinden çökertiyordu. Büyük sorunlarla uğraştı: Sosyal problem. ömrünün sonuna kadar bir düşkünler evinde yaşamaya mahkûm edildi. etrafı sütunlu bir yuvarlak dam. adlı eseri kaleme aldı ve istatistik kendisini felsefeye şevketti. eski borçlarını ödeyecek vaziyette değildi. herkesin bildiği gibi. bir İskit'den daha çok dolaklı ve sargılı.. alt tarafı büzme perde şeklinde bir kırık sütun. İlk barışma girişimi yine annesinden geldi. Emma'nın mezarı hakkında da pek parlak fikirleri oldu. Fakat hareket anında cesaretini kaybetti. Kendisinin de bir tane vardı. için iki tane gayet şık Pompadour heykelciği satın aldı. Bu kitabe kabul edildi. Kauçuk. ama Emma aleyhinde de yazmadığını bırakmadı. Ama yine her gece Emma rüyasına giriyordu. ilkokullarla hocalık eden cahil rahipler arasında. Charles o zaman annesine başvurdu. yahut «bir harabe yığını» teklif etti. Yanlarına da Bridoux'nun dostu Vaufrylard adında. fakir sınıfların ahlaka yönetilmesi. Bournisien de kendisine iki üç ziyarette bulundu. Eczaneyi de ihmal etmedi. zira düşmanı. Homais. eser yazmaya kalktı! O zaman İklime dair gözlemlerle birlikte Yonville Kantonunun genel istatistiği.Sözün kısası. Bovary pek idareli yaşadığı halde. . Felicite'nin talanından artakalmış bir şalı istedi. Çağın zihniyetine ateşler püskürüyor ve her on beş günde bir. Nihayet arkası aklına geldi: Amabilem conjugem Calcas! (2). M.. Hayal gücünü zorluyor. Charles. onu unutuyordu. Zaten papaz. kesin olarak açıldı. Charles ile Homais. neticesi hep ikincilerin aleyhine çıkan karşılaştırmalar yapıyordu. Balıkçılık. İşin tuhafı. bilakis! Keşifleri yakından takip ediyordu. iki esas cephesinde «sönmüş bir meşale taşıyan bir peri» bulunacak bir türbe üzerinde karar kıldı. İhtiyar kadın kendi mallan üzerinde bir ipotek yaptırmasına razı oldu. kakasını yiyerek ölen Voltaire'in can çekişmesini anlatmayı ihmal etmiyordu. Bu başarı onu cesarete getirdi ve o günden sonra kaza dahilinde çiğnenmiş bir tek köpek. Homais de keza. Akşamları fanila yeleğini çıkardığı zaman. Homais. vaız-da. Artist tavırları takınmaya başladı.. durmamacasına tekerleme söyleyen bir ressam aldılar. dilinin ucuna hep Sta Viator geliyordu. sonra bir piramit. Charles'ın bütün bir hafta her akşam kiliseye girdiği görüldü. Emma çürümüş bir külçe halinde kollarından dökülüyordu. Sonunda burjuva olmaktan utanır oldu. çok geçmeden kitap. Bu hep aynı rüyaydı: Charles ona yaklaşıyor ve tam sarıldığı anda.. 346 MADAME BOVARY Kitabeye gelince. Nihayet yüz kadar desen gözden geçirildikten. kederin zorunlu sembolü saydığı salkım söğütten asla şaşmıyordu. Belleğinde tutmak için gösterdiği çabalara rağmen. daha bağnaz oluyordu. Homais'nin rivayetine göre. Bozuştular. Bir kiliseye yüz frank verildi mi hemen Saint-Berthe"lemy katliamını hatırlatıyordu. bir şartname hazırlatıktan ve tekrar Rouen'a bir yolculuk yaptıktan sonra. Charles bunu reddetti. tütün içiyordu! Salonunu süslemek . Homais. dayak yemiş bir tek kadın olmadı ki. altında kocasının kaybolduğu o altın helezon karşısında mest oluyor. Aşağı-Seine Vilayetine Şo-Ka'yı ve revalentia'yı ilk getiren o oldu. Madame Homais. adamı tutukladılar. Adam yeniden başladı. sonra peşini bıraktı. Demir Yolları.. bu hayalin kendisinden uzaklaştığım hissetmekten çok üzülüyordu. Yolsuzlukları ihbar ediyor. Büyük çikolatacılık hareketini gözden kaçırmıyor-du. vs. Bununla beraber gazeteciliğin dar sınırları içinde kalmak onu sıkıyordu. Bütün planlarda. bir mezar müteahhidinde çeşitli lâhit-leri görmek için Rouen'a gittiler.. Bovary durmadan Emma'yı düşündüğü halde. Evvelâ. bir sihirbaz gibi gösterişli olan bu adama yanıp tutuştuğunu hissediyordu. Zaferi eczacı kazandı. Tehlikeli bir adam oluyordu. kendisine can yoldaşı olsun diye küçük kızı kendi evine almayı teklif ediyordu. gün geçtikçe daha hoşgörüsüz. Fakat sonra salıverdiler. Charles buna razı oldu. O zaman aralan büsbütün.

Ve her sabah. Kolera esnasında sonsuz bir feragatle çalışarak kendini göstermişti.Fakat. ağustos ayı idi) Charles'ı meyhanede bira içmeye çağıracak kadar ileri götürdü. Gece iyice bastırıp da meydanda Binet'nin tavan arası penceresinden başka aydınlık bir yer kalmadığı zaman eve dönüyorlardı. sonra cesaretlendi ve pişkinliği (hava pek sıcaktı. aylığının artırılmasını istiyor ve «Rakip tarafa» geçmek tehdidinde bulunuyordu. . Hatta hükümdara. elma ağaçlarına dadanan tüylü bir böceğe dair gözlemlerini. Artık sokağa çıkmıyordu. eczacı. imal tarzı ve tesirlerine dair adlı bildirisini. artık sabrı tükenerek. bahçesine çimenle bir şeref yıldızı çizdirdi. onu yarım kulakla dinliyordu. ona. akademiye göndermiş olduğu. duvarların arkasını aradı durdu. kendinden geçmiş. M. Ama yine de bir meraklı. Nihayet. Athalie ona takke işliyor. Bu sefer artık kuşkuya yer yoktu! Son mektuba kadar hepsini yutarcasına okudu. Kollarını kavuşturup hükümetin beceriksizliği ve insanların nankörlüğü konusunda derin düşüncelere dala dala bunun çevresinde geziniyordu. Bir kutu keşfetti. elmacık kemiklerinin üzerinde kırmızı lekeler vardı. 1. Ama yanlış! Bir tutku onu için için kemiriyordu: Homais nişan istiyordu. istatistik kitabını. Yazın. neye dokunsa altın eden. Adı bir türlü çıkmıyordu. çünkü bazen öksürdüğü oluyordu. uluyarak. hatta eczacılık tezini de) zikrediyordu. bütün 348 MADAME BOVARY çekmeceleri. 2. halk yararına çeşitli eserler yayınlamıştı. Emma'nın kullandığı pelesenk ağacından yazı masasının gizli gözünü henüz açmamıştı. Sadece kartım göndermekle yetinmiş olan Rodolphe. bazen bahçenin çiti üstünden uzanıyor. çünkü etrafında bunu kendisiyle paylaşacak hiç kimse yoktu. kurdelesini benzetmek için de tepesine ottan iki hotoz kondurdu. kendisini IV'üncü Henri ile mukayese ediyordu. örneğin. yeter de artar bile. saygıdan veya araştırmalarını geciktiren bir çeşit şehvani hazla. kızını da yanma alarak mezarlığa gidiyordu. bütün köşe bucağı. sağlıklı ve neşeli eczacı ailesi sere serpe yaşıyordu. Bu nedenle Homais iktidara yanaşıyordu. hıçkırarak. Ticaretin gözdeleri'ni kurmuştu. bütün mobilyaları. ziyaret kabul etmiyordu. yüksek sesle ağladığını hayretle görüyordu. nişan alanlar arasında ismini görmek için gazeteye sarılıyordu. Karmakarışık aşk nameleri arasında Ro-dolphe'un resmi yüzüne fırladı. önüne oturdu.. (1) Latince: Dur yolcu! (2) Latince: Güzel bir kadını çiğniyorsun! MADAME BOVARY 347 Charles'ın karşısında. kendisi de dertli olduğu için. Sonunda kendini sattı. bir tekmede çökertti.Sevdiklerini kaybettikçe. hastalarını bile gidip görmek istemiyordu. sonra. Charles. Napoleon kendisine laboratuvarda yardım ediyor. yüzsüzlük etti. Lheureux. akşamları. Türlü sebeplerle bunu hakketmişti. Bir gün nihayet. Ondan söz etmek için Lefrançois anayı ziyaret ediyordu. Leon'un bütün mektuplan oradaydı. «Bizim iyi kalpli kralımız» diyor. Bu kadar üzüntüye düşmesine herkes hayret etti. Irma reçel kavanozlarının ağzını kapamak için kağıttan yuvarlaklar kesiyor ve Franklin bir nefeste çarpım tablosunu ezberden okuyordu. Çünkü. yırtık pırtık elbiseler giymiş bu uzun sakallı yabani adamın. han sahibesi. Alışveriş işlerinde büyük bir şöhreti olan Hivert de. evvela kekeleye kekeleye özür diledi. Homais babaların en mutlusu. Kendi hesabına olmak üzere. Charles kızına daha sıkı sıkıya bağlanıyordu. diyordu. anahtarı çevirdi. yalnız yangınlarda gösterdiğim çaba. Bununla birlikte ıstırabının hazzı tam değildi. Fakat çocuk onu kaygılandırıyordu. Birçok (halbuki bir tane) bilim derneğinde üye olması da cabasıydı.. Birbirlerini görünce sarardılar. Seçimlerde Vali Beye gizlice büyük yardımları dokundu. çılgın gibi. kendisine hakkaniyetle davranılmasını istirham eden bir dilekçe gönderdi. yayı itti. (Elma şarabı. O zaman kendini içkiye vermek için kapandığını iddia ettiler. Sonra bir çark yaparak: — Nihayet. insanların en talihlisiydi. Charles bir gün —son varlığı olan— atını satmak için gittiği Argueil pazarında Rodolphe'a rast geldi. yürürken.

Çağdaşı yazarlar üzerinde büyük bir hayranlık uyandıran. ama dikiş tutturamadı. yavaş yavaş kızarıyor. akşam yemeğine çağırmak için geldi. buna karşın gözüpekliğine kızan döneminin okuyucuları tarafından az izlenen Flaubert. hükümet onu kolluyor. onun başyapıtını oluşturmaktadır. O da. elde on iki frank yetmiş beş santim kaldı. Ertesi gün. bu sözü. onun durumunda bulunan bir adam için fazla kalenderce. gübreden bahsetmeye devam ediyordu. Charles ise. Otuz altı saat sonra. ağzı açık. Charles. kameriyenin altındaki sıraya oturdu. gök masmaviydi. kızı bir teyze yanına aldı. kamuoyu ise koruyor. Saat yedide. Karşısındaki. eczacının daveti üzerine M. Asma yapraklarının gölgesi kumların üzerine düşüyordu. Ve oyun yaptığmı sanarak. Şimdi kendisine şeref nişanını da verdiler. buram buram yasemin kokuyordu. Rouault Baba inmeli olduğu için. Homais derhal hepsinin gücünü tüketti. herhangi bir telmihin sızabileceği bütün duraklamaları basit cümlelerle doldurarak. Bununla da Matmazel Bovary'nin büyükannesinin evine kadar yolculuk gideri karşılandı. Canivet koşup geldi. Bu yüz. Fakat çok geçmeden Charles. Bu adamın yerinde olmayı ne kadar isterdi. . karısının sevmiş olduğu bu insan karşısında hayallere dalıyordu. burun kanatlan hızlı hızlı açılıp kapanıyor. o ana kadar hiç söylemediği tek büyük lafı ilave etti: — Kabahat alın yazısında! O yazgıyı eliyle yöneltmiş olan Rodolphe. Çocuk: — Baba. üç hekim birbiri peşi sıra Yonville'e geldi. Charles yere yuvarlandı. sönmüş bir ses ve sonsuz acıların o her şeyi oluruna bırakan edasıyle: — Hayır. MADAME BOVARY 349 hatta bir an geldi. Charles ise. hayatını kazansın diye onu bir pamuk ipliği fabrikasına gönderdi. yüzünün hareket eden çizgilerinden hatıraların geçişini takip ediyordu. Otopsi yaptı. onu hafifçe itti. Kafesten ışıklar geçiyordu. tarımdan. dudakları titriyordu.Karşısında. gözleri kapalı. Kadın fakirdi. hafif ve yorgun bir sesle tekrar konuşmaya başladı: — Size düşmanlık beslemiyorum! Rodolphe hep susuyordu. hatta komik. başı duvara yaslanmış. gelsene. bir çeşit korku içinde. Charles onu dinlemiyordu. Charles gitti. günümüzde Fransız yazınının en büyüklerinden biri olarak kabul edilmektedir. kederli gönlünü dolduran belirsiz aşk buharları içinde bir delikanlı gibi âdeta tıkanıyordu. 350 MADAME BOVARY Bovary'nin ölümünden sonra. Eczanesi arı kovanı gibi işliyor. başını elleri arasına almış. elinde uzun bir demet siyah saç tutuyordu. hiçbir şey bulamadı. Charles. Rodolphe bunun farkındaydı. biraz da bayağı buldu. öğleden beri kendisini hiç görmemiş olan küçük Berthe. İl Bir hekimin oğlu olan Gustave Flaubert. 1857'de yazılmış olan Madame Bovary. 1821 yılında doğmuş ve Croisset'deki mülkünde 1880'de ölmüştür. artık size düşmanlık beslemiyorum! Hatta buna büyük bir laf. diye seslendi. korkunç bir öfke ile gözlerini Rodolphe'a dikti. kunduz böcekleri çiçek açmış zambakların etrafında vızıldıyordu. Ondan bir şeyler görür gibi oluyordu. Charles. Her şey satılınca. Ölmüştü. masaya dirseklerini dayamış. M. durakaldı. Bu bir hayranlıktı. hayvanlardan. İhtiyar kadıncağız da aynı yıl öldü. konuşurken yaprak sigarasını çiğniyor. dedi.

. .. Okumuş olanlarca... eşini aldatan taşralı bir kadının basit öyküsünde olduğu kadar yorumlara. onun insanüstü yetkinliğinden ileri gelmektedir. . eleştirilere.". ölümsüz olarak nitelendirilen bu yapıtın eriştiği saygınlık. övgü ve kınamalara neden olsun.Pek az roman vardır ki.

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful