P. 1
Ahiska Internet Icin

Ahiska Internet Icin

|Views: 80|Likes:
Yayınlayan: ssx0tr

More info:

Published by: ssx0tr on Feb 16, 2013
Telif Hakkı:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

02/16/2013

pdf

text

original

BİZİM AHISKA

Üç Aylık Kültür Dergisi Yerel süreli yayın

Editörden
Muhterem Okuyucu, Kış mevsimi gelirken Bizim Ahıska dergisinin sonbahar sayısı size ulaşmış oluyor. Halkımızın 65 sene önce ana vatan Ahıska’dan sürgüne gönderildiği bu günlerde, dergimizin sayfalarını karıştırırken nasıl duygu ve düşünceler içinde olacağınızı şöyle böyle tahmin ediyoruz. Evet, dile kolay, tam 65 sene geçti o vahşetin üzerinden. Biz bu sayımızda sürgün hatıralarına daha çok yer vermeye çalıştık. O günleri anlatanlar, o zalimlikleri yeniden yaşıyorlar adeta. “Allah böyle bir günü kimseye göstermesin.” diyorlar. Ama tarih unutmayı asla affetmez; unutanı da unutur! Nerede olursak olalım, yaşananları unutmamak, kültürümüzü her hâl ve şartta yaşatmak mecburiyetindeyiz. Aklı başında toplumlar da böyle yapıyorlar. Aksi takdirde ya yeni felâketleri yaşayacağız yahut da kaybolup gideceğiz. Arkadaşımız Orhan Uravelli, sürgün belgelerinden bazılarını Rusçadan tercüme etti. Bu belgelerin, gençlerimize, insanlık âlemine, günümüzün ve yarının tarihçisine hitap edeceğini düşünüyoruz. Bendeniz, Kars, Ardahan ve Batum bölgesini içine alan Elviye-i Selâse’nin 1878-1921 tarihleri arasındaki macerasını kaleme aldım. Bu sayıdan itibaren dergimizin sayfalarında okuyacaksınız. 15 Kasım 1944 Sürgünüyle ilgili hatıralar ve portreleri merakla okuyacağınızı umuyoruz. Sürgünü yaşayan Bahadır Metan Enveroğlu, 65. Yıl duygularını yazdı. Ahıskalı gençlerimizden Melike İdris, Nilüfer Devrişova, Sabir Askerov, Şahismail Binalioğlu ve Ali Alioğlu’nun yazıları, farklı ağızlardan derlenen sürgün hikâyeleridir. Bu sayıda, Hasan Torun, Ünal Kalaycı, Turgay Akkoyun ve Ülkü Önal, kültürümüzün muhtelif yönlerini ele alan yazılar hazırladılar. Bütün arkadaşlarıma gönülden teşekkür ederim. Haberler ve diğer yazılar… Her sayıyı daha güzel bir şekilde sizlere sunmanın gayreti içindeyiz. Maddî ve manevî desteğe her zaman ihtiyacımız vardır. Ahıska’yla ilgisini kesmeyen, oraya gelen hemşehrilerimizle ilgilenen; Posof’ta ve çevrede dergimizin daha çok kişi tarafından okunması için samimî gayretini esirgemeyen Posof Kaymakamı Muammer Köken Beye içten teşekkürlerimizi sunarız. Baki selâm ve dua ile. Yunus ZEYREK

Yıl: 6 Sayı: 16 Sonbahar 2009 ISSN: 1305 -1997 Sahibi ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Yunus Zeyrek Yayın Kurulu Nevzat Pakdil, Prof. Dr. Yavuz Akpınar Prof. Dr. İlyas Doğan, Dr. Ali Kurt Ünal Kalaycı, Orhan Uravelli Yunus Zeyrek Redaksiyon Nusret Kopuzlu Yönetim Adresi Varlık Mah. Beypazarı Cad. No:39/1 Akköprü-ANKARA Tel: 0312 342 49 12 Kapak Ölüm Treni / Rüstem Eminov Haberleşme P. K. 24 Maltepe-ANKARA www.ahiska.org.tr e-posta zeyrek.y@gmail.com bizimahiska@ahiska.org.tr Posta Çeki Nu. 403598 Banka: Akbank Gazi Şubesi Hesap No: 932-85894 Tasarım - Baskı Payda Yayıncılık İnkılap Sk. Örnek İşh. 8/68 Kızılay/ANKARA Tel: 0.312.435 98 43 • www.paydayayincilik.com Baskı Tarihi : 20 Kasım 2009

Okuyucularımızın ve hemşehrilerimizin Mübarek Kurban Bayramını en samimî duygu ve dileklerle tebrik ederiz.

Bizim Ahıska
Bizim Ahıska

1

Bizim

Sonbahar 2009

Ahıska
19 24 32 30 44 54
2
Bizim Ahıska

1 Editörden 3 Ahıskalılara Mektup: Vatanda Hayat Var! Bizim Ahıska 4 Bu Halkın Talihiyle Oynamak Olmaz! Prof. Dr. Şamil Gurbanov 7 Bir Gecenin İçinde (şiir) Şahismayil Adigönlü Resmî 8 SovyetUravelli Belgelerinde Ahıska Sürgünü Orhan 12 Doksan Üç Harbi ve Esaret Yılları-I Yunus Zeyrek 18 Ahıskalı Çınar Ana Nilüfer Devrişova 20 Kırgızistan’da Yaşayan Ahıska Kürtleri-I Nilüfer Devrişova 24 Ahıskalı Raziye Nine Anlatıyor Sabir Askerov Ahıskalı Gazi ve Şehitler 26 Muhammet İzzetoğlu 25 Ahıska Manileri Sabir Askerov 28 Sürgünde Aşk ve Hüsran Melike İdris 30 Rahim Dedenin Dramı Şahismail Binalioğlu 31 Kara Vagonlar (şiir) Şahismayil Adigönlü 32 Makbule Nine Konuşuyor Ali Alioğlu 34 Ardanuç’ta Kış Hazırlıkları Ülkü Önal ve Çevresinin Eğlencelik Oyunları 38 PosofKalaycı Ünal 42 65 Yıl Geldi Geçti Bahadır Metan Enveroğlu 44 Şavşat’ın Şirin Bir Köyü: Yavuzköy Turgay Akkoyun 46 Ahıska Türkleri Soykırımının 65. Yıldönümü Dr. İbrahim Agara 48 Şavşat’ta Söylenen Bilmeceler-II Hasan Torun “Amasya’nın Altın Tarihi” 50 Ünal Kalaycı 52 Zaim Dedenin Anlattıkları Nilüfer Devrişova 53 Haberler

Ahıskalılara Mektup:

Vatanda Hayat Var!
Bizim Ahıska

Yıllar var ki insanoğlu gezegenlere tırmanmaktadır. Hatta yakın zamanda, su olup olmadığını anlamak için Ay toprakları bombalandı. Sadede gelecek olursak, bir zamanlar atalarımızın şen-âbâd yaşadığı vatanımız Ahıska topraklarında, insanoğlunun aradığı su, hava ve ekmek ziyadesiyle var. Bir vahşet tablosundan başka bir şey olmayan 1944 sürgününün üzerinden tam 65 yıl geçti. 1944 Kasımında halkımızın bahtı kararmıştı bir kere. Talih yüzüne gülmedi. Halk, sürgünden sürgüne gitti. İçinde vatan olmayan göç hareketlerinin hangisi gönüllü olabilir ki… Halkın bir kısmı, ilk sürgün yerleri olan Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan’dan ayrıldı. Stalin’in cehenneme gittiği 1953’ten sonra vatana dönüş çabaları hep sonuçsuz kaldı. Bir kısım hayatlar, 1958’de önce Azerbaycan, 1989-Fergana olayları sonrası Rusya ve Ukrayna’da yaşamaya devam etti. Ardından Türkiye ve ABD eklendi. Ama bunların hiçbiri vatan hasretini dindiremedi. Hiçbiri, halkımızı bir vatan gibi kucaklamadı. Aksine ayrılıklar, hicranlar daha da çoğaldı. Gönüllü veya gönülsüz de olsa, Gürcistan, bir devlet olarak 1944 sürgünün kabul etmiş, 2007 yılında vatana dönüşle ilgili bir kanun çıkarmıştır. Bu kanun, birtakım yanlış, noksan ve belirsizliklerine rağmen, vatanın kapısını aralamıştır. Ama selim bir akılla düşündüğümüz zaman, halkımızın vatana dönüş arzusu ve gayretiyle bu aralığın derecesini tayin edeceğimiz kesindir. Söz konusu kanuna göre müracaat ederek uzun süre beklemeye gerek görmeyen bir kısım hemşehrilerimiz, bugün Ahıska’da yaşamaktadırlar. Hangi vicdan, elli civarında aileden meydana gelen bu canları orada böyle küçük bir grup hâlinde yaşamaya terk etmek ister?

Vatana dönüş için müracaat süresinin dolmasına az bir zaman kaldı. 2009 yılıyla birlikte bu süre de dolmuş olacak. Yarım milyona yakın bir halkın hiç olmazsa 2030 bini vatana dönmezse, tarih bunun hesabını hem Türkiye Cumhuriyeti’nden hem de tek tek bizlerden soracaktır. Ve bu topraklarda kalan atalarımızın ruhu peşimizi bırakmayacak, iki yakamız bir araya gelmeyecektir… Artık kimse bizi Stalin dönemi metotlarla korkutmamalıdır. Büyük ve güçlü bir Türkiye’nin komşusu olan Gürcistan da, hiçbir zaman kendisine zararlı bir unsur olmamış Ahıskalılar hakkında, mide bulandırıcı söz ve hareketlerden kaçınmalıdır. İşte görüyoruz: 65 seneden beri bu yurdun insanı gurbetlerde çile çekerken bu toprakların da yüzü gülmemiştir. Bir zamanların paşa konakları, tüccarı, geleni gideni olan Ahıska başta olmak üzere, Adigön, Abastuban, Azgur, Aspinza ve Hırtız’ı görenlerin içi yanmaktadır. Zira bu güzel memleket, melûl mahzun bir hâldedir. Hâlbuki burada, çalışan, alın teri döken insandan başka her şey var! Tabiat bütün güzelliği ve cömertliği ile bizi bekliyor. Aziz hemşehriler, bize düşen şudur: Ya vatana dönecek, ata yurdunu yeniden şenlendireceğiz yahut da gidenlere yardımcı olacağız! Bütün mukaddes değerlerimiz, bize bunu söylüyor. Gurbetlerde ayrılık var, hüzün var, belki sonunda yokluk var. Vatanda mazi var, hatıralar var, ata dedeler var. Vatanda berrak pınarlar, meyveye durmuş ağaçlar, sahibinin yolunu gözleyerek nefes alan toprak var. Vatanda hayat var

Bizim Ahıska

3

Bu Halkın Talihiyle Oynamak Olmaz!
Prof. Dr. Şamil GURBANOV

Yeryüzünün en cefakeş en başı belâlı halklarından biri, belki de birincisi Ahıska Türkleridir. İş öyle bir yere geldi ki, onların başına getirilen bunca belâ azmış gibi şimdi de millî mensubiyetleri hakkında muhtelif cahilane mülâhazalar ortaya atılıyor. Hatta dilini ve denene değişmeye kadar akılsız ve cahil teklifler ediliyor. (Bkz. Litereturnaya Gruziya dergisi, 1988, Nr. 8). Türklerin bazılarının Gürcü soyadı taşımasına gelince, soyadı millî mensubiyetin yegâne ölçüsü değildir. Rus soyadı taşıyan çok Gürcü (Sisianov, Mouravov, Andronikov) vardır ki onların Gürcü olduğunu hiç kimse inkâr etmiyor. İkincisi, o zaman Gürcü soyadı taşıyan Türkler buna ciddî önem vermiyorlardı. Gürcü soyadı taşıyan mollalar da vardır. Ömer Faik yazıyor ki, Türklerin yaşadığı yerlerde suretle olursa olsun yüreklerden Türklük duygusunu, ağızlardan Türk dilini çıkarmak meyli, bir vakit çok güçlenmiştir. Hatta Türk olan Alioğlu’nu mecburen Alidze yazmak Türk soyadlarını bu şekilde değişmek siyaseti ortaya çıkmıştır. (Açık Söz gazetesi, 18 Ocak 1917) Lâkin onlar, kalben de ruhen de Türklüğünde kalmışlar ve şimdi de kalıyorlar. Mehmed Emin Resulzade’nin dediği gibi Türk halklarının en gaddar ve kuduz düşmanı Stalin ve onun Beriya gibi cellâtları, bu halkı tamamen ata yurtlarından sürdükten ve bunun üzerinden 45 sene geçtikten sonra bu halk yeni adla anılmaya başlandı: Meshet Türkleri! Yani Gürcistan’ın Meshetya bölgesinden Orta Asya’ya sürülmüş Türkler. İyi ki bu ad verildi! Bu halkın yeri yurdu itiraf edilmiş oldu! Yoksa şimdiye kadar ülkenin yarısına serpilmiş bu cefakeş halka son yüz yılda ne anayurtlarında ne de yeni sürgün yerlerinde insan gibi hür yaşamak kısmet olmamıştır. Son yetmiş yılda onlar adeta şeytan tuzağına düşmüşlerdir. Ahıska Türkleri Kafkas’ta yaşarken asırlar boyu

kendilerini Gürcistanlı olarak görmüşlerdir. En çok da Azerbaycan’la ünsiyet kurmuşlardı. Tahsil yerleri Türkiye, faaliyet alanı da çoklukla Azerbaycan’dı. Bu sevgi bağı onların önde gelen aydınlarında açıkça görülüyordu. Şimdi Meshet Türkleri olarak adlandırdığımız kardeşlerimizin o zaman öyle şöhretli babaları vardı ki onlar bizim maarif ve medeniyetimizin ilim ve ince sanatımızın inkişâfında çok önemli rol oynamışlar. Sadece şunu söylemek yeterlidir ki, bütün Azerbaycan’da yeni tip ilk modern (usul-i cedîde) mektebini geçen asrın 90. yıllarında Şeki’de ve Şamahı’da Muhammed Hafız Efendi Şeyhzade ile onun Ahıskalı hemşehrisi meşhur Molla Nasreddinci Faik Efendi Numanzade açmıştır. Onların her ikisi, eğer öyle demek gerekiyorsa Meshet Türklerindendi! Azerbaycan’da kız mektebinin açılması da onların faaliyetleri arasındadır. 1898 yılında Tercüman gazetesi yazıyordu ki, “Şamahı’da Şeyhzadenin karısı ve kızı tarafından idare olunan bir kız mektebi açılmıştır.” Kısa zaman sonra Hafız Efendinin kızı, Şefika Hanım Bakü’ye, Hacı Zeynel Abidin Tagıyev’in açtığı ilk kız mektebine davet olunduğundan Şamahı’daki kız mektebi ile Gevher Hanım meşgul olmaya başlamıştır. Büyük Şâir Sabir’in aşağıdaki şiiri de bu münasebetle yazılmıştır: Mekteb-i nisvan lüzumu herkese mefhum olar Şeyhzade açmaz ise hakerim Gevher açar. Şefika Hanım, muallimlikten başka hem de Azerbaycan’ın ilk kadın yazıcısıdır. Onun çok sayıda hikâyesi basılmıştır. Rus ve Azerbaycan dillerinde neşrolunan “İki Yetim” adlı eseri büyük rağbet görmüştür. Lâkin bu muallime hanımın en büyük yadigârı, meşhur cerrah Fuat Efediyev (Dört numaralı Bakü şehir hastanesi onun adını taşıyor) ve istidatlı gazeteci-tercümeci Âdil Efendiyev’dir. Biz

4

Bizim Ahıska

bunlara Ahmet Pepinov’u, Alaeddin Efendiyev’i ve diğerlerini de ilâve edebiliriz. Bunlarsız Azerbaycan halkının mücadele tarihi eksik kalır. Onları yetiştiren Ahıska Türkleridir. Onlar, hiçbir zaman, kendileriyle Azerbaycan Türklerini ayrı görmemişlerdir. Her ikisinin hürriyeti yolunda mücadele etmiş, bu işe ömür sarf etmişlerdir. Peki, biz onlar için ne yapmışız? Aslında hiçbir şey! Ahıska Türkleri, birçok defa gözümüzün önünde yalnız bırakılmışlardır. Ama biz susmuşuz, çıt çıkarmamışız. Yalnızlık ise faciadır. Bunun acısını da, faciasını da son iki yılda gördük ve tattık. Şair Bahtiyar Vahapzade’nin dediği gibi: “Yaprağı tez solar tek ağacında, Arkası yoktursa niye solmasın? Meşeler sultanı, meşeler şahı Aslanın özü de yalgız olmasın.” Bu halk, yalnızlığın acısını en çok Birinci Dünya Savaşı yıllarında hissetti. Rus ordusunun Hristiyan taassupçuluğuna güvenen Ermeni canileri, yerli hainlerle birlikte onları vahşicesine kırdı ve onların millî şerefini rencide ettiler. Bütün halkı topyekûn yok edip hayat sahnesinden çıkarmaya çalıştılar. Onların habis niyetini, alçakça plânlarını Sovyet devrindeki babaları devam ettirdiler. Son derece hümanist ve çalışkan olan bu insanlar, akla sığmaz vahşiliğin kurbanı oldular. Azgınlık aldı başını gitti, kimse dur diyemedi. Kars, Ardahan ve başka yerlerde ahali kılıçtan geçirilmiş, bazı köy ve kasabalarda bütün çocuklar ve yaşlılar vahşicesine kırılmış, küçük yaştaki çocukların az bir kısmı kaçıp etrafa dağılmıştır. O zaman bu çocukların toplanıp yetimler evinde terbiye olunması veya ayrı ayrı ailelere paylaştırılması hakkında çok konuşuldu. Ömer Fak yürek ağrısı ve gözyaşları içerisinde yazıyordu: “Ey hamiyetli Bakülüler! Ey Genceliler! Ağdaşlılar, Şamahılılar, Şekililer! Yüzümü size tutup yalvarıyorum. Her biriniz on, on iki çocuk götürüp bakınız. Bir düşününüz, sizin kucağınıza can atan yavrular kimlerdir? Evi, eşiği viran olmuş, anası babası boğazlanmış, on bir, o n iki yaşında bacısı aylarla canavarların elinde kala kala delirip telef olmuş, bütün akrabaları yok edilmiş, yarı canı kalmış öz millet yavrularımızdır.” (Yeni İkbal, 3 Haziran 1915). Sınır bölgelerindeki Türklerin vahşicesine kırgını yıllarca devam etmiş ve akla sığmaz şekil almıştır. Ahmet Cevdet Pepinov yazıyordu: “Anadolu’dan ölüm sedaları geliyor! Anadolu’dan sabi sübyanın âh naleleri, kadınların iniltileri işitiliyor. Irz yok, namus yok! Balta-demirle, tüfek süngüsüyle, taşla

kayayla, kurşunlarla kırıyorlar. Canım insan değil mi bunlar?” (Açık Söz 20 Ağustos 1917). Mesele şuradadır ki, bunlar da insan idiler ama ne o zaman ne de şimdi, ne Çarlık şartlarında ne de Sosyalizm devrinde onlara insanî muamele yapılmamıştır. Çar, az çok kendini küçük halkların koruyucusu gibi gösterse de Sosyalizm devrinde (Stalin devri) Ahıska Türklerinin bütün insanî hukukları haksız yere çiğnenmiştir. Hükûmet onlara hükûmetlik etmedi, aksine onların canına kıydı! Bu uygulama şimdi de devam ediyor. Hatta geçen yıl Fergana’da onların başına getirilen musibeti beşeriyet şimdiye kadar ne görmüş ne de işitmiştir. Sivil ahali öfkeli kalabalık tarafından diri diri yakılmıştır. Başları kesilip şişe geçirilmiş, evleri ateşe verilmiş, onlar için asıl mahşer günü başlamıştır. Bütün ömrünü zillet içerisinde geçirmiş olan bir ana, gazetecilere diyor ki: “Benim çocuğumu, küçük oğlumu eşkıyalar yabaya geçirip havaya kaldırdılar! Kızlarımızı zorladılar, kesilen başları kargıya geçirdiler.” (Sovetskaya Rossiya gazetesi, 13 Temmuz 1989). Nedense Ahıska Türklerinin bütün son asır boyu başına getirilen musibetler, tüyler ürpertici facialardan ibarettir. Bu ne tılsımdır, anlamak mümkün değil. Vatan muharebesinin alevleri yanarken, Ahıska Türklerinin başına yeni ateşler düştü! Kapılar kilitli, aileler başsız kaldı. Sadece onlardan cephelerde silâh altında vuruşan kırk bin kişi vardı. (Trud, 8 Eylül 1988). Bunların çoğu cepheye gönüllü gitmişti. Yirmi beş bini savaş meydanında kaldı. Bir daha dönmediler. (İzvestiya, 9 Mayıs 1989) Zaferle dönenler ise (Allah hiç kimseye böyle zafer nasip etmesin!) baba ocağına dönmek, sevinci paylaşmak yerine Orta Asya ve Kazakistan çöllerine sürülmüş çoluk çocuğunu, ihtiyar ana babasının ardınca gitti. Bulunanı da oldu bulunmayanı da... Çünkü onların bir kısmı yolda telef olmuş, bir kısmı da alışamadıkları yeni iklim şartlarında kırılmıştı. Sadece on yedi bin çocuk ölmüştü. Bu topyekûn sürgün çoktan planlanmış olsa da habersiz ve aniden hayata geçirildi. Öyle ki 1944 yılının kasım ayında kışın erken gelmesi bir yana hepsi yaklaşan zaferin sevincini tatmak aşkıyla yaşarken ve gözler yolda, kulaklar sesteyken… Hiç kimse yaklaşan felâketi aklına bile getirmiyordu. Bir de onlar gözlerini açtılar ki başlarının üstünde silâhlı askerler dayanmıştır. Nunuş Feyzulova yazıyor ki, “Gecenin yarısı eli silâhlı askerler
Bizim Ahıska

5

Bu durum 1956 yılına kadar devam etti. Böyle bir mahşer gününde değil ki bu yetim kızcağızın. Allah da onlardan yüz döndürmüştür. Onu da nazara almak lazımdır ki. yeni evlendiği genç Gürcü kızından zorla koparılarak sadece Türk olduğu için sürgün edilirken ilk toplanma yerlerini şöyle tasvir ediyor: “Bağlamalar üstünde oturmuş kadınlar. vatanına sadakatle hizmet eden Latifşah Barataşvili. Kısmet olmadı. Hayatta hiçbir şeyin yokluğunu çekmeyen insan. Ona göre yok ki. dillerini ve adetlerini unutmaya başladılar. 1988. Başka medenî teşkilâtlardan bahsetmeye değmez! Halk öz dilini unutmak tehlikesiyle karşı karşıyadır.eve dolup bize. Bu da her zaman mümkün olmuyordu. Bu sözleri ben kasten paranteze aldım. (Literaturnaya Gruziya. Onların talihiyle oynamak olmaz! Diderginler. Son menzile geldiğinde sadece bir oğlunu kurtarıp ge- tirebilmişti. (Şimdi de yoktur). Onlar nasıl olmuş da tamamen tükenmemişlerdir? Bak bu hayret edilecek bir husustur! Bu müthiş hadisenin şahidi olan ve bütün ömrü boyunca partisine. ölmez Dede Korkut’un dili onların diline daha çok yakındır. kendi evinin içinde hareket etmek için de bir hazırlık görür. öz çocuklarının yirminci asırda başına getirilecek dehşeti akıllarına getirmediklerinden o dehşeti ifade edecek söz de icat etmemişlerdir. kazançtır ama analarımızın bacılarımızın bizzat bizimkilerin Müslüman adet an’aneleriyle büyümüşlerin çektikleri azapları hiçbir insanî kalıba koymak olmuyor. O zaman şehirleri nazara almasak Ahıska Türkleri 220 köyde yaşıyordu. ağlayacak günlerin ileride olduğunu tam olarak düşünemiyorlardı. Ölüm dehşetli değil. Bir köyden diğer köye gitmeye. 7 Ocak 1989). Yukarıda adını verdiğim Nunuş Feyzulova. Bütün köyler derhal kuşatılmış. Ondan da dehşetlisini görmüştür bu halk. babalarımız. Gürcü matbuatının resmî itirafına göre 1944 yılında 125. Hükümet için düşman olarak görüldüler. Semerkant’tan Alma Ata’ya kadar serpildiler. Ahıska Türklerinin ekseriyeti. toplanmayı emretti. 9). evinden ölü çıkmış insanlar gibi ağlaşıyorlardı. Ayrıca 40. Subay da merhamete gelmiştir. Onlar için sıkıyönetim rejimi uygulandı. Not: Bu yazı Yunus Zeyrek tarafından Türkiye Türkçesine aktarılmıştır. Ben meseleyi öğrenmek isteyince anlaşıldı ki onların çocukları ve konu komşularını götüren Studebekker kamyonu. Böyleleri binlerceydi. O hiç olmazsa bir yavrusunu Azrail’den koruyabilmişti. ne etsin onda ne günah vardı ki. O da müthiş emri yerine getirenlerdendi. üstelik de otuza kadar adam doldurulmuş ve kapısı günde bir defa açılan bu vagonlarda bu tekerli kabirlerde neler çekmemişti bu kadınlar… Bu günahsız insanların günahkârları. birkaç saat içinde boşaltılmış. No. Onlar sine dövüp saç yoluyorlardı. İlahî! Beş ailenin yükünü.” (Molodyoj Azerbayjana gazetesi. oğlunu kızını evlendirmeye özel izin alınması gerekiyordu. Bu halkın kendi dilinde bir tane bile mektebi yoktur. Anlaşılıyor ki. Gençlik.000 kişinin de muharebeye götürüldüğünü göz önüne almalıyız. Adigön’de Koblıyan Çayı’nı geçerken köprüden suya düşmüş ve gözlerinin önünde hepsi telef olmuştur. Zaten sürgün ölüm demektir. Bakı. kadın çocuk (erkekler savaştaydı) ihtiyar kocalar hastanelerdeki yarı canlılar vagonlara doldurulup Sibirya’ya doğru yola çıkarıldı.” Bu ilk toplanma yerinde sine döven kadınlar. hiçbir can yananı yoktu. komşu ve akrabalarını görmeye. bir bir vagonları geziyor ve ‘Bu çocuk yetimdir. onlar da çok eziyet çektiler. ama aylarca yol gidecek bir halkın en basit bir hazırlığı yoktu.191-202. ne o zaman ne de şimdi hiç kimseden ve hiçbir şeyden utanmadılar ve şimdi de utanmıyorlar. Anası ise bir hafta önce ölmüş. kocasını cepheye gönderdikten sonra dört yavrusunu tek başına büyütüyordu. Aynı zamanda Orta Asya’ya sürgün olunmuş Kafkas halkları kendi yurtlarına dönmüş olsa da Ahıska Türklerine bu hak verilmedi. Yine o yazıyor ki: “Silâhlı bir subay yırtık pırtıklar içinde altı yaşında bir kız çocuğunun elinden tutmuş. Hiç olmasa Dede Korkud’un hatırına bu dili mahvolmaktan korumak lâzımdır. Onların nüfusuyla ilgili bilgiler de sağlam değildir. s. İnsanın boğazında öfke yumağı düğümleniyor… Şimdiye kadar mukaddes olarak bildiğin her şeye lanet yağdırıyorsun. Herhalde Ahıska Türkleri küçük halklar çerçevesinden çıkmışlar. 6 Bizim Ahıska . Onu da beraber götürün!’ diyordu. Onlar.000 Türk sürgün olmuştur. Orta Asya ve Kazakistan’da yaşamaktadır. 1990. Otuz kırk kişinin doldurulduğu vagonlarda da onların canını alıyordu. Vaktiyle ailece sürgün olunmuş ve şimdi Bakü’de yaşayan dostlarımdan birinin hatıralarını gözyaşı akıtmadan okumak mümkün değildir. Hiç kimsesi yoktur. hatta bütün Ahıska Türklerinin hiç kimsesi. Sağ kaldın. Onların bu hususta yaptığı bütün mücadele sonuçsuz kaldı. babası cephededir. Ahıska Türkleri 1944 yılı sonlarında kışın soğuğunun kesip doğradığı bir zamanda sürgün yerlerine ulaştılar.

5. köyler laldılar. Karlı düze attılar. Anam kara bağladı. Gözümüzü oydular. Üzülüştük: Ayrı düştük. Bağda ayva saraldı. Bir gecenin içinde.Bir Gecenin İçinde Şahismayil Adigönlü Sazaxlıydı o gece. Adigönlü 7. El: Memleket. Yatmış idi uyandı. Telek saldı: Tüy. İtler zincirde kaldı. Baskın oldu gizlice. Ş. Kara borana düştük. Aşa zehir kattılar. Bir gecenin içinde. kanat döktü. Bizi attan saldılar. El obayı soydular. Bir gecenin içinde. Yumak gibi büzüştük. Bir gecenin içinde. Bizi yurtsuz koydular. Yurdun bağrı çatladı. Perik düştük biz nice. Ağı deyip ağladı. Turnalar telek saldı. Azizimiz Yunus Efendiye en hoş arzularla müellifden küçük bir hatıra. Bir gecenin içinde. Vatandan üzülüştük. Tekmeleyip dövdüler. Adigönlü de yandı. Bir gecenin içinde.2006-Azerbaycan Bizim Ahıska 7 . Bir gecenin içinde. Gurbette eli andı. Bir gecenin içinde. Kelimeler: Sazaxlıydı: Soğuktu. Bir eli ağlattılar. Yüzümüze sövdüler. Bir gecenin içinde. Laldılar: Dilsizdiler. Yerler. Perik düştük: darmadağın olduk. Varımızı aldılar. Ağı: Ağıt. Zulmet rengi giydiler.

Türkiye’nin sınıra yakın kısmındaki nüfusla akrabalık bağları bulunan söz konusu halkın önemli bir çoğunluğu. bu yılın 20 Eylül-15 Kasım tarihleri arasında alınmıştır.000 hanelik köylü nüfus iskân edilecektir. STALİN’e SSCB Halk İçişleri Komiserliği. Gürcistan SSC ile Türkiye sınırındaki şeritte özel tedbirler almaktadır. V. Devlet Güvenliği Genel Komiseri BELGE: II3 Tamamen gizli 02 Aralık 1944 Devlet Savunma Komitesi-Yoldaş İ.1 Bu kitapta yer alan belgelerin bir kısmını Rusçadan tercüme ederek konuyla ilgilenenlerin istifadesine sunuyoruz. Lavrentiy BERİA SSCB Halk İçişleri Komiseri BELGE: III4 SSCB Halk İçişleri Komiserliği Özel İskân Bölgeleri Başkanı M. Kürtlerin ve Hemşenlilerin Gürcistan SSC’nin sınır bölgesinden tahliye işlemlerini tamamlamıştır. kaçakçılık yapmakta olup göç eğilimi gösteriyor ve Türkiye istihbarat mercileri için casus angaje etme ve çete grupları oluşturma kaynağı teşkil ediyordu. Rus yazarı Nikolay F. Hür dünya.Sovyet Resmî Belgelerinde Ahıska Sürgünü Orhan URAVELLİ SSCB diktatörü Stalin rejimi. Adigön.095 kişiden oluşan Türk. Toplam 91. Özbekistan. Ayrıca SSCB Halk İçişleri Komiserliği. Lavrentiy BERİA SSCB Halk İçişleri Komiseri. Ahılkelek ilçelerinde tahliye işlemleri 15-18 Kasım. 8 Bizim Ahıska . Kürt ve Hemşinli nüfusun. düzenli ve olaysız şekilde tamamlanmıştır. Bugay. STALİN’e SSCB Halk Komiserleri Kurulu-Yoldaş V. BELGE: I2 Tamamen gizli Sayı 1281/b 28 Kasım 1944 Adı geçen sınır ilçelerine Gürcistan’ın toprak sıkıntısı çekilen bölgelerinden 7. 15 Kasım 1944 tarihinde Ahıska Türklerini sürgüne gönderdi. MOLOTOV’a SSCB Komünist (Bolşevik) Partisi Merkez Komitesi Yoldaş G.095 kişi tahliye edilmiştir. bu sürgünden habersizdi. konuyla ilgili belgeleri bir kitap hâlinde yayımladı. Acaristan Özerk Cumhuriyeti’nde ise 25-26 Kasım günlerinde gerçekleştirilmiştir. M. Dünya kamuoyu. Tahliye işlemleri. Gürcistan SSC sınır ilçelerinden toplam 91. Halk Devlet Güvenliği Komiserliği ve Halk İçişleri Komiserliği’nin operasyon sırasında üstün hizmet veren elemanları ile bu komiserliklere bağlı birliklerin askerlerine SSCB madalyaları ve nişanları verilmesini arz eder. Ahıska. MALENKOV’a Devlet Savunma Komitesi Kararı gereğince SSCB Halk İçişleri Komiserliği Türklerin. Tahliye işlemlerine hazırlık tedbirleri. Bu arada tahliyeye tabi tutulanların sınırı geçmelerini engellemek amacıyla devletimizin Türkiye sınırında güvenlik ve karakol hizmetleri azami derecede takviye edilerek en sıkı şekilde emniyet sağlanmıştır. V. yıllar sonra haberdar oldu. Kazakistan ve Kırgızistan SSC ilçelerine tehcir edilmesi operasyonunda gösterilen başarıdan dolayı. Kırgızistan ve Özbekistan’daki yeni iskân yerlerine doğru yol almaktadır. Fakat Sovyet belgelerinin bu sürgünü su yüzüne çıkarması son yılların olayıdır. hareket hâlinde olup Kazakistan. Aspinza. KUZNETSOV’a 14 Aralık 1944 Gürcistan SSC’den tahliye edilenleri getiren 29 Devlet Savunma Komitesi-Yoldaş İ. M. Tahliye edilenleri taşıyan katarlar.

457 kişi yolda hayatını yitirmiştir.813. V. mevcut yasalar uyarınca cezalandırılırlar.131 kişi. Kazakistan: 28. 2.316 kişi devlet çiftliklerinde ve 1. kendileri için belirlenmiş olan kamu düzeni ve hayat rejimine titizlikle uymak zorunda olup NKVD Özel Komutanlığı emirleri ve talimatlarını yerine getirmek zorundadırlar. 5. ÇERNIŞOV SSCC Halk İçişleri Komiseri Vekili M.) 3 gün içinde NKVD Bölge Komutanlığı’na bildirmekle yükümlüdürler. 3. 84. kamu yararına çalışmakla yükümlüdürler. firar vb. Kırgızistan: 10. kadın: 16. MEYER Özbekistan SSC Halk İçişleri Komiseri Vekili BELGE: IV5 Aralık 1944 SSCB Halk İçişleri Komiseri L. firar etmiş sayılırlar ve ceza yasası hükümlerine göre yargılanırlar. V. V.katar kabul edilmiş ve 7 vilâyetin 43 ilçesine aşağıdaki şekilde dağıtılmıştır.307 kişi tahliyeye tabi tutulmuştur. kadın: 27.163 kişi. Buhara: 4.537 kişi. özel iskâna tabi tutulanların hukukî durumlarıyla ilgili hususlar aşağıdaki şekilde karar bağlamıştır: 1. BERİYA Gürcistan SSC’den tahliye işlemleri tamamlanmıştır.613 kişi. Çadayev SSCB Halk Komiserleri Kurulu SSCB Halk Komiserleri Kurulu Başkan Yardımcısı İdari İşler Sorumlusu Bizim Ahıska 9 . Çalışabilen bütün bu vatandaşlar. 293 kişi yollarda hayatını kaybetmiştir.881.446 kişi. Bu amaçla mahallî merciler ve Sovyetler Birliği Halk İçişleri Komiserliği (NKVD) organlarıyla mutabakat hâlinde özel iskâna tabi tutulan söz konusu göçmenlerin tarım ve sanayi işletmelerinde.163 kişi iskân edilmiştir. Namangan: 4.596 kişi kolektif çiftliklerde. Bu vatandaşlar. SSCB vatandaşı olarak işbu kararnamede belirtilen sınırlamalar dışında bütün haklardan yararlanırlar.946 kişi. 4.127 ve 16 yaşın altındaki çocuklar: 26.546 kişi. Özel iskâna tabi göçmenlerin aile reisleri veya onların yerini dolduran şahıslar.923. aile durumundaki değişiklikleri (doğum. İskân dağılımı şöyledir: Özbekistan: 53.223 kişi olmak üzere toplam 53. Semerkant: 14. Özel iskâna tabi tutulanlar. Kaşkaderya: 641 kişi.395 kişi sanayi işletmelerinde istihdam edilmiştir. Özel iskâna tabi tutulan göçmenler. Keyfî olarak ve izin almaksızın NKVD’nin ilgili komutanlığının kontrolü altındaki iskân bölgesini terk edenler.399 ve 16 yaşın altındaki çocuklar: 45. Taşkent: 13. 08 Ocak 1945 SSCB Halk Komiserleri Kurulu. KUZNETSOV SSCB Halk İçişleri Komiserliği Özel İskân Bölgeleri Başkanı BELGE: V6 Halk Komiserleri (Bakanlar) Kurulu Kararı 35 Sayılı Karar Moskova-Kremlin. Erkek: 10. Molotov Y.085 kişi olmak üzere toplam 92. Erkek: 18. Özel iskân bölgelerinde kamu düzeni ve rejimini ihlâl eden göçmenlere 100 Ruble tutarında para cezası veya komutanın emriyle 5 günlük hapis cezası uygulanacaktır.598 kişi. 6. kuruluş ve birliklerde istihdamını gerçekleştirirler. çalışma yasaları ile disipline aykırı hareket ve faaliyetlerden dolayı. Andican: 6. Özel iskâna tabi tutulanlar. ölüm. Fergana: 8. NKVD (Halk İçişleri Komiserliği) Özel Komutanlığı’ndaki amirin izni olmaksızın söz konusu komutanlığın kontrolündeki iskân bölgesi dışına çıkamazlar. inşaatta.

Yazınızdan sonra tespit ettiğimiz üzere Acaristan’dan 12 Laz ailesinin daha yanlışlıkla Orta Asya’ya sürüldüğü görülmüştür ve bunların dosyalarını da iletiyoruz.1945 tarihli tebliğ. BERİA SSCB Halk İçişleri Komiseri BELGE: IX10 Gürcistan SSC Halk İçişleri Komiserliği Sayı 4/0-2507 Tiflis. Tuğgeneral KARANADZE Gürcistan SSC Halk İçişleri Komiseri BELGE: X11 SSCB Halk İçişleri Komiserliği Özel İskân Yerleri Başkanlığının Mart 1944-Ocak 1946 Dönemi Çalışmalarına Dair Rapor’dan: SSCB Halk İçişleri Komiseri S. SSCB Halk İçişleri Komiseri Vekili Sn ÇERNIŞOV’a Sizin yazınızdan önce de Acaristan Özerk SSC’den yanlış olarak tahliyeye tabi tutulmuş kişilerle ilgili şikâyetler ve mektuplar almaktaydık. P BERİA . 24 Eylül 1945 Tamamen gizli İlgi: 1/ 13598 Sayı ve 07. Baynaz ve ayrıca Kambur soyadı taşıyan beş kişinin Türk oldukları görülmüş olup sürgün edilmelerinde yanlışlık yoktur. Yanlış olarak tahliye edilen Lazların listesi eklidir).948 ton patates. Cicaladze. Geri dönen Lazların hakları ve mal varlığının iadesi. K. giyecek. K. 60. L. O. Buna göre toplam 1. O. MİKOYAN’a Devlet Savunma Komitesi’nin 6279cc Sayı ve 31 Temmuz 1944 tarihli kararnamesiyle Gürcistan SSC sınır ilçelerinden Özbekistan SSC. Dadi. Gürcistan SSC’den getirilen göçmenlerin yüzde 15 kadarının (8000 kişi) yiyecek. Yoldaş A. Çünkü çoğu yanlarına yiyecek alamamıştır. M.07.000 m manifatura temin edilmesi gerekir. 50 ton irmik ve 5. KRUGLOV’a 1945 yılı Ekim ayı itibariyle ülkede özel iskân rejiminde tutulmak üzere tahliye edilenlerin sayısı 2. yeni iskân yerlerine yiyeceksiz olarak getirilmiştir. 27.BELGE: VI7 10 Ocak 1945 SSCB Halk İçişleri Komiserliği Halk Komiseri L.500 kişi kadardır.007 büyükbaş ve 80. tahliye sırasında onlardan 8. ayrıca kendi evlerine yerleştirilmeleri için ilgili mercilere tebligat yapılmıştır. SSCB Halk Komiserleri Kurulu Talimatı için taslak ekli olup görüşülmesini arz ederim. Tehcir sırasında kendilerinden alınmış hayvanlar. Yaşlılar ve özellikle de çocukların giyecekleri ve ayakkabıları yoktur.1945. Muhammed VANLİŞİ’nin mektubunda belirtilen N. 3. MEYER Kazakistan SSC Halk İçişleri Komiseri Vekili BELGE: VIII9 SSCB Halk İçişleri Komiserliği 13 Ocak 1945 SSCB Halk Komiserleri Kurulu. MEYER Kazakistan SSC Halk İçişleri Komiseri Vekili lerine acilen gıda yardımı yapılması gerekmektedir.300 kişi. Bu göçmenlerin durumları da oldukça ağırdır. hububat ve sebze hesapları kesin olarak kapatılıncaya kadar teslim ettikleri hububata mahsuben avans şeklinde kendi- 10 Bizim Ahıska . 453 ton sebze.230.148 ton un ve 371 ton irmik gerekmektedir.07. Kazakistan SSC ve Kırgızistan SSC’ye 92.669 kişi getirilmiştir. 312 ton meyve. Acilen 200 ton un.374 kişi tahliye edilmiştir. M. MALENKOV’a (Tarihsiz) Kuzey Kafkasya’dan getirilenler dışında Devlet Savunma Komitesi’nin 31. Tahliye edilen topluluklar şunlardır: Almanlar: 687. İ. Halk Tedarik Komiserliği ve Halk Et ve Süt Sanayi Komiserliği. N. ayakkabı ve diğer ihtiyaçları karşılanamamıştır.1944 tarih ve 6279cc Sayılı Kararı uyarınca Kazakistan’da özel iskâna tabi tutulmak üzere geçen yıl sonunda Gürcistan SSC’den 28. Çeçen ve BELGE: VII8 SSCB Halk Komiserleri Kurulu Başkanı V. Bunlar kontrol edilmiş ve yanlış olarak tahliye edilmiş 11 Laz ailesiyle ilgili evrak ve raporumuz SSCB Halk İçişleri Komiserliği Özel İskân Yerleri Başkanlığına gönderilmiştir (Sayı 4/1-1806.07. Söz konusu göçmenlerin çoğu. H.252 ton hububat. Bu bağlamda 1945’in 15 Ocak-15 Mart tarihleri arasında kişi başına 16 kg un ve 4 kg irmik dağıtılması uygun olacaktır. MOLOTOV’a SSCB Komünist (Bolşevik) Partisi Merkez Komitesi Sekreteri Yoldaş G.042 küçükbaş hayvan teslim alınmıştı.

633 Kırım Tatarları.394 Litvanyalılar 46. R. Dosya 3232.093. sayfa 31-54.9401. Altay: 85. Liste 1.527 Ukrayna Milliyetçileri 95. Kalmıklar: 80. Dosya 3211.316 8.100 13. Karaçay Ve Balkarlar 463. Dosya 184. Söz konusu (sürgün) nüfus. (Ahısklı Türkler: İade-i İtibarın Uzun Yolu-Rusça) 2 Rusya Devlet Arşivi (GARF).577 25. Ayrıca 20. R.975 371.400 kişi.552.594 22.037 286.07.490 Çeçen. 9 Rusya Devlet Arşivi (GARF). Dosya 184. sayfa 1. Liste 1. Kazakistan SSC: 866. Tomsk Vilâyeti: 92.380 19. F.100 kişi.574 11.200 kişi.498 Alman yanlıları 2.300 kişi.5446.580 515 223.233 18.456 Ukaznikler 22. F. ŞİYAN SSCB İçişleri Bakanlığı Özel İskân Yerleri Başkanı Not: Uzakdoğu arazilerinden 1937’de Orta Asya’ya sürülen Koreliler bu listede belirtilmemiştir.578 62. F. 10 Rusya Devlet Arşivi (GARF).9479. Sverdlovsk Vilâyeti: 89. F.1949 tarihli Belge: Nüfus ve Gruplar Toplam Sayı Erkek Kadın 16 yaş altı Almanlar 1.899 137. Bulgarlar ve Ermeniler 192. sayfa 15. 4 Rusya Devlet Arşivi (GARF).892 787. SSCB topraklarında özel iskân rejimine tabi tutulmak üzere tahliye edilenlerin gönderildiği yerler şöyledir. Dosya 67.107 40. Liste 1.092. . 7 Rusya Devlet Arşivi (GARF). M: TOO İzdatelskiy dom ‘ROSS’. .278 24. .145 924. Kırgızistan SSC: 112. Rumlar.706 37. Liste 1.744 524 168 34. sayfa 229.805 11. Liste 2.600 kişi.800 kişi.830 48. . R.419 435.877 13.702 18.300 kişi M.413 148.R-9479. Özbekistan SSC: 181. 11 Rusya Devlet Arşivi (GARF). R.013 25. 1994.900 kişi. .9401.473 1.400 kişi. SSCB’nin 6 müttefik cumhuriyetine. F.988 Diğerleri 3. .663 Türkler 81.000 772. Liste 48.569 131. Hemşinler ve Kürtler: 88. R. Molotov (şimdiki Perm) Vilâyeti: 84.305 591 242 48. Kemerovo Vilâyeti: 97.162 618 41.585 Polonyalılar 31.800 eski kulak (köy zengini) ve 9.419 22.583 267 19. R. .200 kişi. R.277 Mesih Tarikatı üyeleri 1.648 Albay V. F. Dosya 213.919 73. F.953 Kalmuklar 77. .9470. Koleksiyon. 160 s.5446.698 10.800 kişi. F. 3 Rusya Devlet Arşivi (GARF). Dosya 157.İnguşlar: 405.100 kişi. sayfa 3.139 55.047 26. R.130 13. Rusya’da Krasnoyarsk Vilâyeti: 125. Türkler.552 Vlasovcular 131.828 20.311 114.763 Gürcistan. F.300 kişi.849 kişi cezaevlerindeydi. Bizim Ahıska 11 . sayfa 400. Karaçaylar: 60.028 Kulaklar (köy zenginleri) 124.766 200. Bugay: Turki iz Meskhetii: Dolgiy put k reabilitasii. Hemşinli ve Kürtler de dahildir (O. Dosya 68.246 TOPLAM 2.435 818 99. Ahıska’dan sürülmüş Türklere. F. Liste 2.694 12.232 TOPLAM 459.492 24. İnguş.139 549. 5 Rusya Devlet Arşivi (GARF).510 GENEL TOPLAM 2. Balkarlar: 33.553 11. 12 Rusya Devlet Arşivi (GARF).U.9479.575 Baltik Arazilerinden 91. Dosya 2287. Ermenistan ve Azerbaycan ile Karadeniz Bölgesinden 57.800 kişi. sayfa 2-3. sayfa 204.035 755. 8 özerk cumhuriyetine ve 32 vilâyetine iskân edilmiştir.365 854. 1949 ylı ortaları itibariyle söz konusu nüfustan 13.800 OUN üyesi (Ukrayna milliyetçileri): 608.200 Alman yanlısı özel iskâna tabi tutulmaktadır. 6 Rusya Devlet Arşivi (GARF). KUZNETSOV SSCB Halk İçişleri Komiserliği Özel İskân Yerleri Başkanı Kaynaklar 1 Nikolay F. .204 Moldova’dan 34.). Koleksiyon BELGE: XI12 Özel iskân yerlerinde kayıtlı olan sürgün ve tahliye edilmiş kişilerin sayısına ilişkin 15.9401.9401.346 29.754 1. Liste 1.028 9. R. Liste 48. 8 Rusya Devlet Arşivi (GARF).V. sayfa 38-39.

Muhtar Paşa. Bu savaş sırasında Çıldırlı Âşık Şenlik’in. Osmanlı Devleti’nin 34. Doğuda savaşın seyri böyleyken. 18 Kasımda Kars düştü ve ordumuz Erzurum’a doğru çekildi. 3 Mart 1878’de Yeşilköy’de Ruslarla bir antlaşma imzalandı. Tarihe Ayastefanos Antlaşması olarak geçen bu antlaşmayla Balkanlar elden çıkıyordu. asker ve silâh bakımından Osmanlı ordusundan iki kat daha fazlaydı. batıda. Şüphesiz bu olayların en önemlilerinden biri de Osmanlı-Rus Savaşıdır. Rus ordusunun başında bulunan Grandük Nikolas’ı ziyaret eden Ermeni Patriki Nerses. Halkımız arasında 93 Harbi olarak bilinen bu savaş. Ödenmesi mümkün olmayan bu meblağ karşılığında balkanlarda bir kısım yerler ile Anadolu cephesinde üç san- Müşîr Gazi Ahmet Muhtar Paşa 12 Bizim Ahıska . 9 ay devam etmiştir. Osmanlı Devleti’nin en çetin. Rus ordusu. İsterse Uruset ne ki var gelsin. Can sağ iken yurt vermeniz düşmana. Sultan Abdülmecid’in 34 yaşındaki oğlu. II. Müşîr Gazi Ahmet Muhtar Paşa’ydı. Abdülhamit tahta oturdu. 164 milyon Osmanlı altını tazminat ödemeye mahkûm ediliyordu. 30 Nisanda Bayazid. Rusların ilân ettikleri tarihten bir gün önce. Ayrıca devlet. 24 Nisan 1877 günü Anadolu ve Rumeli cephelerinde Osmanlı topraklarına ansızın saldırmasıyla başlayan savaş. Padişahı. Zira bu dönemde imparatorluğu derin köklerinden sarsan birçok olay meydana gelmiştir. 17 Mayısta Ardahan Rusların eline geçtiyse de Ruslar. Sultan Hamit’in 32 sene devam edecek olan padişahlık dönemi. Rus ordusu İstanbul’a doğru ilerliyordu. Anadolu cephesinde Anadolu Ordu-yı Hümayunu Kumandanı. Zivin ve ağustosta da Gedikler muharebelerinde Muhtar Paşaya mağlûp oldular. Rumeli cephesinde daha fena bir şekilde cereyan ediyordu. halkı mücadeleye çağıran koçaklaması çok meşhurdur: Ehli İslâm olan işitsin bilsin: Can sağ iken yurt vermeniz düşmana. Edirne Mütarekesi’nden bir ay sonra. Diğer taraftan Rum ve Arnavut taşkınlıkları had safhadaydı. Yahnılar’da kazanılan yeni bir zaferi maalesef 15 Ekim 1877’de Alacadağ bozgunu takip etti. Osmanlı Devleti’nin çok hazin bir şekilde yenilmesiyle sonuçlanmıştır. haziranda Halıyazı. Doğu Anadolu’da bağımsız veya Rus kontrolünde Bir Ermeni devleti kurulmasını istemiştir. Gazi Ahmet Muhtar Paşa İstanbul’a çağrıldı ve yerine Kurd İsmail Paşa’ya vekâlet verildi. Bu sırada Batum’da bulunan kolordunun başında Derviş Paşa. Maalesef bu kuvvetler arasında kumanda birliği yoktu. en uzun seneleridir. Bu şartlar altında. 31 Aralık’ta Edirne Mütarekesi imzalanmasına rağmen Ruslar. Yeşilköy’e kadar gelip burada karargâhlarını kurdular.Elviye-i Selâse’nin Son Yılları-I Doksanüç Harbi ve Esaret Yılları Yunus ZEYREK 31 Ağustos 1876 tarihinde. Van ve Bayazid civarındaki yardımcı kuvvetlerin kumandanı da Erzurum Valisi Kurd İsmail Paşaydı. bu zaferlerden sonra “Gazi” unvanını aldı.

Hiç kalmadı okuryazar. Ardahan. Rusların asıl hedefi İskenderun Körfezi’ydi. nın bir amacı da Türkiye ile Azerbaycan arasında Olur) Ruslara bırakılıyordu. Ne durursun hicret eyle. cami avlularında okunuher yönünü ilgilendiren konularda farklı uygulama. Şavşat. lehimize bazı değişikliklerle 13 Temmuzda alet olarak halkı göçe kışkırtıyorlardı. bölgede yaşayan yerli ahalinin üç yıl içinde serbestçe Anadolu içlerine Dinle ulema sözünü Ne durursun hicret eyle. Toprak mülkiyetini kaldırdılar. Ahıska ve Ahılkelek’i de Tiflis’e bağladılar. Ruslar. Kars. Ardanuç. dığı için de istimlâk 1918 Brest-Litovsk ve Batum Antlaşmalarına göre sınır hakkı tanınmadan 1921 Moskova Antlaşması’na göre sınır (Şimdiki sınır olup Büyük Ağrı Dağı doğusundasındaki Dil sınırı 1932’de İran’la yapılan sınır boşalan yerlere Erdüzenlemesiyle belirlenmiştir. İşitmezsin ezan sesi. Bu politikaBorçka. Mümin olanlar farzıdır. Kars’ı Ermenistan kuvvetli bir askerî üs hâline getirmek ve buranın Türk hüviyetini silmek istiyorlardı. Rus yönetimi imzalanan Berlin Antlaşması’yla kesinleşmiştir. Oltu.ülke. Bu kararı Gürcistan bahane eden Ruslar. Escak/Elviye-i Selâse bölgesi (Artvin. başka bir yapılanmaya giderek Türk dünyasını kesin Rumeli’de ve Doğu Anadolu’da büyük toprakları. Maalesef bazı din adamları da Rus emellerine laşması. Bunları kısaca özetleyelim: Kars ve Batum’u birer askerî vilâyet hâline getirdiler. Bazı ikinci sınıf nahiye müdürleri.yor ve ahalinin buralardan gitmesi öğütleniyordu: SSCB lara gittiler. Elviye-i Selâse bölgesinde yönetim. nahiye müdürleri de Ermeni ve Gürcülerden atanıyordu. Bunlara maaş verilmezdi. Ne durursun hicret eyle.bir engelle bölmekti. tamamen bu politikanın eseridir. İmandır gönlün şifası. Seni candan eder bîzar. Ne durursun hicret eyle. altında yaşamanın dünya ve ahretteki kötülüklerini toprak. Rum ve Rusya içlerinden getirdikleri Alman. gibi hayatın anarak yazılan bir destan. Batum. din. Bugünkü Ermenistan denilen mızın elden çıkmasına sebep olan Ayastefanos Ant. aksi takdirde Rus tebaası sayılacakları karar bağlandı. bölgenin nüfus yapısını değiştirmek ve tarıma elverişli verimli yerleri boşaltmak için her türlü metodu uyguladılar. eğitim. Şenkaya. Yoktur dünyanın vefası. Her yer devletin sayıl1877-1878 (93) Harbi’nden önceki sınır. tamamen köylünün sırtından geçinir.göç edebileceği. Artvin ve Ardanuç’u Batum’a. meni. 8 Şubat 1879’da İstanbul’da Rus tarafıyla imzalanan Muahede-yi Kat’iye’yle. okuma yazması dahi olmayan Türklerden seçiliyordu. Bu kâfir durdukça azar. rüşvetsiz bir iş görmezlerdi. Vali ve kaymakamlar tamamen Ruslardan. Bu amaçla elden geldiği kadar Müslüman ahaliden temizlemeye çalıştılar. Ukraynalı. ticaret. Malakan ve Yezidîleri yerleştirdiler. Bizim Ahıska 13 . Türk bölgesini paramparça etmek için Oltu ile Ardahan’ı Kars’a. 1877-1878 (93) Harbi’nden sonraki sınır. ton. adliye vs.

Onlar. tenhada gördükleri Türkleri öldürüyorlardı. Sabreyle başına gör neler gelir! Yığıpsan başına bir bölük dığa. Hilâl-i Ahmer Cemiyeti şubesini faaliyete geçirdi. Ruslar. Göllerde yeşilbaş sonalar kaldı. “Yazı nakışa benzer. Anadolu içlerine doğru göç etmek üzere yollara döküldü. Albayrağa hasret boyun bükerler Necatini.Ruslar bir yandan böyle propaganda yaptırırken bir yandan da yerli halka baskı yaparak kalkıp gitmeye mecbur ediyordu. Ak suvaklı sedri mermer otağlar. Hatta Bakü Neşr-i Marif Cemiyeti’nin Kars’ta bir şubesi açıldı. nasıl olsa kurtuluş yakındır!” denilmekteydi. Mollalar çocuklara. Bu destanın iki dörtlüğü şöyledir: Elveda günüdür çimenli dağlar. Yiğirmi üç yıldır kan yaş dökerler. Osmanlı Devleti’ne karşı isyana kalkışan ve sonra da kaçan Doğu Anadolu Ermenileriyle Kars ve Gümrü Ermenilerinin 1905’te kurduğu Can-Feda teşkilâtı elebaşıları tarafından yapılıyor. analar kaldı. Kars ve çevresinde de bu tür can kıyımına başladılar. mülki Kağızman. Normal bir okuma yazma dersi yoktu. virdi zeban eyledim. Bundan sonra Kırım ve Azerbaycan’da çıkan gazeteler geliyor. Rus devletinin imkânlarını da kullanarak eskiden olduğu gibi şimdi daha kuvvetli bir şekilde bölgenin ticarî hayatını ele geçirdi. Müslüman çocukların sadece Kur’an’ı yüzünden okumaya yönelik bir eğitim sistemini uyguluyordu. Bu cinayetler. Sefil Ceyhunî’yi derdi yok sanma.000 Türk nüfusundan 40 aile kalabilmişti. Ancak Birinci Dünya Savaşı başlangıcında. Ruslar bu faaliyetlerde bulunanları yakalayıp Sibirya’ya sürdü. İşte böyle bir zamanda Sultan Abdülhamit’in fermanıyla Şeyhülislâm’ın bir fetvası Kars’a ulaştı: “Sakın göç etmeyiniz! Cami ve ecdat türbelerini terk etmeyiniz! Ezanımız susmasın! Kâfir içinde Müslüman kalmanın sevabı büyüktür. yerli ahaliyi Hristiyan hatta Gürcü yapmak için uğ- 14 Bizim Ahıska . Buna karşı Erzurum çevresinde kurulup Kars ahalisi gönüllüleriyle harekete geçen Türk Can-Bezar teşkilâtı. Kars ahalisinin tabii savunması faaliyetine başladı. Berderes. Oltu etrafında ve şose yolu boyundaki verimli topraklarda yaşayan yerlileri göçe zorladılar. Ermeni unsuru. yerli ahalinin daha da fakirleşmesine yol açtı. varlıklı ve ileri gelenlerdi. Ermeni Can-Fedalar başına hitaben söylediği koçaklamanın başı şöyledir: Millet komitanı Vağarşak ağa. Bu şube. Cucurus ve Tamrut köylerini Ermenilere verdiler. Deme ki onlardan bir hüner gelir… Bölgede Gürcülerin faaliyeti daha farklıydı. sanat ve ticarete rağbet göstermiyordu. Moskof’un elinden kahri çekerler. Narman’la. Bu göç yollarında çok ağıtlar ve destanlar söylendi. camilerde eğitim yapılabiliyordu. Kars şehrinde yaşayan 20. Neşriyata müsaade edilmiyordu. İbtida Kötek’te eyledim iskân Muhibbi sadıkı yâran eyledim. Kars’taki Türk Başkonsolosluğu. Dolayısıyla geride kalanlar. köylerde yaşayan yerli Türk ahalinin de yarıya yakını. Bu nüfus ve iskân işini daha ziyade Kars ve çevresinde uyguladılar. Müslüman ahalinin geri kalması için her türlü vasıtayı kullanıyordu. Bölgenin ekonomik hayatına onların hâkim olması. Göç edenlerin çoğu aydın. Göründü gözüme seyran eyledim. Sılayı terk etmek gam değil amma Emektar atalar. anavatanla ilgiyi kesmek için Türkiye’den kitap ve gazetelerin girişi de yasaktı. 1913-Balkan Savaşı felâketzedeleri ile Hicaz Demiryolu için Müslüman ahaliden yardım toplayabiliyordu. Rusya’nın 1905 Japon hezimetinden sonra nispeten bir rahatlama görüldü. Bunlar da her an göç edebilirdi. okumamış köylü ve çaresiz fukara halktı. buralara yerleştirdiler. Ramazan ayında dahi imamsız köylere Türkiye’den okumuş din adamlarının gelmesi yasaktı. Takdir-i ezeldir beyhude yanma. Halkın cahil kalması için eğitimi teşvik etmiyor. Şehirdeki Türk nüfusun % 90’ı. Ruslar. 1900 yılı başlarında pasaportla gelip Rus işgalindeki yerleri gezen Narmanlı Âşık Sümmanî. sonra da öğrenirsiniz!” diyorlardı. Kağızman üzerine söylediği koşmada şöyle der: Bin üç yüz on altı. Mevcut rüşdiye mektepleri ile birçok medreseyi kapattılar. oraları geçici olarak bıraktık. Türk köylüsü. Rus idaresi zamanı Osmanlı Devleti topraklarında hatta başkent İstanbul’da silâhlı ve bombalı faaliyette bulunan Ermeniler. Bunların en meşhuru şüphesiz Akkomlu Âşık Ceyhunî’nin uzun destanıdır. Her taşı gevherden binalar kaldı. Dışarıdan getirdikleri Rum ve Ermenileri. Çıldırlı Âşık Şenlik’in.

Çarlık Rusya’sı Müslüman ahaliden asker almamaktaydı. Bunun içindir ki bölge ahalisi Ermeni mücadelesinde hesaba gelmez miktarda kurban verdi. Kazalarda bulunan kadılar. O da masrafı ahali karşıladığı takdirde talebimin kabul edileceğini söyledi. Posof medresesinde muallim olan Yusuf Zülâlî. Öyle yaptık. ilâç veriyordu. Köylüler. Ruslardan dolgun maaş alıyor ve Rus siyasetine alet oluyorlardı. 15 . Türk bayrağı altında toplanmak ümidiydi. Bu teşkilâtın merkezi Tiflis’ti. Şiîler için de Şeyhülislâmlık kurulmuştu. Rusça ve Türkçe okutmasını talep ettim. Tiflis Müftülüğünce atanan başimamlar. Bunlar. dolayısıyla kararlar da ona göre olurdu. ruhanî meclise gönderirdi. Köylerde imam vardı. Yerli ahali Rusça bilmediğinde Ermeni ve Gürcülerin tercümanlığına başvurulur. Adlî işlerde rüşvet çok yaygındı. Rusça-Türkçe mektep yapıldı. Diğer milletlere göre ne denli geride kaldık. cenaze namazı kıldırır. Köylere sağlık hizmeti gitmezdi. Ruslar. Rusların Çıldır Kaymakamı huzurunda söylediği deyiş. Bu yüzden oralarda daha ziyade muskacılık yaygındı. Müslümanların dinine müsamaha ediyor görünerek ruhanî bir teşkilât kurmuşlardı. halkın Osmanlı’ya ne kadar bağlı olduğunun ifadesidir: Bizim Ahıska Şu Kars’ta yok mu bir kimse bulunsun bu himayette. Bin nüfusa bakan imamlara başimam denirdi. at üzerinde gezerek halkı parasız muayene ediyor. bu Gürcü doktorunun milleti Gürcüleştirme faaliyetinden bahsettim. Acep Türk hattı çıktı da gezer mi şol semavatta. Batum Mebusu Edip Dinç anlatıyor: “1906’da Batum civarında Gürcülerin doktor.” 1909’da biri Kars’ta diğeri Posof’ta olmak üzere iki medrese ve ilmihal bilgileri de veren birçok Kur’an kursu vardı. Hele Artvin’de çalışan bir Gürcü doktoru. Ki Kars’ın köylerin derler yazan yok bir satır Türkçe. kalmış cehalette. Burada açılacak mektebin Gürcüce değil.raşıyor. kurulur mu hiç vatan. herkesi mezhep veya etnik durumuna göre adlandırarak kırk parçaya bölüyordu! Çıldırlı Âşık Şenlik’in. Nüfus Hüviyet Cüzdanı diye bir şey yoktu. askerlik sanatı ve silâh kullanmayı da öğretmek istemiyordu. Bu suretle müthiş Gürcü propagandasından kurtulduk. Murgul’da bir de Gürcü mektebi açacaklardı. Adliye işlerine kazalarda bulunan birer sulh ve sorgu hâkimi bakıyordu. bu acıklı durumu anlatan deyişinde şöyle diyordu: Ruslar. Bu da rüşvete tabiydi. ahaliye Gürcü milliyetçiliğini aşılamak ve Hristiyanlığı kabul ettirmek için çalışıyorlardı. Rumlar okurlar Türkçe. bazen de Ermeni veya Gürcü’ydü. baş imamlardan gelen nüfus kayıt defterlerini. Neden bir dârül-eman yok kocaman vilâyette? Bütün Ermeniler. Aman kardaş ne fark vardır bizim ile cemadatta. Sağlık işlerine kazalarda bulanan bir hükûmet tabibiyle birkaç sağlık memuru bakardı. gerektiği zaman imamdan aldıkları bir kâğıtla nahiye müdürüne gider. Babadan oğula geçen tek tesellî. Bunun da Türklerin arasına nifak sokmak için etnik ve mezhep farklarını derinleştirmekten başka bir amacı yoktu. Artvin’in Alman asıllı Rus mutasarrıfına müracaat ederek. dava vekili ve muhtelif mevkileri işgal eden 18 misyoneri faaliyet gösteriyordu. ondan aldıkları vesikayı bir yıl süreyle kullanırlardı. Gürcü doktor da buralardan uzaklaştırıldı. Rusça’yı. çeşitli adlar altında halktan para toplayarak geçinirlerdi. ahali arasında para toplandı. Bu kurumların başına atanan kişiler. halkın millî duygudan uzaklaşması için millî ad olan Türk kelimesini kat’iyen kullanmıyor. Bu şartlar altında yaşayan Türk halkı tamamen esir hüviyetindeydi. Ruhanî meclis de gerekli tasnifleri yaptıktan sonra Rus Nüfus İşleri İdaresi’ne gönderirdi. doğan ve ölenleri deftere yazarlardı. nikâh kıyar. Okuma yazma öğretmeden cahil bıraktığı gibi. Bu hâkimler genellikle Rus. propaganda faaliyeti yürütüyordu. Şu Poskov medresesinden dilenciler çıkarmakla Zülâl der. Yazık değil mi Türk evlâdı kalsın her esarette. Zira Tiflis’te Sünnîler için bir Başmüftülük. Başimamların maaşı yoktu.

Der Zülâlî. Türkiye.Hulusi kalbimden bilsen fikrimi. Bu şekilde bölge Rus demiryolu şebekesine bağlanmış. Hafız Hakkı Paşa. askerî kara ve demiryollarına da önem verdiler. iki taraftan Rus kartalı bayrağı parçalıyor ve askerin elindeki Rus bayrağı yükseliyordu! Valiyle heykeli dikilen asker de bu törende hazırdı. 25 Aralıkta Sarıkamış’a hücum etti. Kırım’dan çevrilen hisarları. hızla onarılan demiryoluyla Tiflis’ten Sarıkamış’a mütemadiyen taze kuvvet ve mühimmat sevki. 20 Aralıkta 1914’te Sarıkamış’a gelerek cepheyi ziyaret etti. savaşın seyrini değiştirdi. Karadeniz’de kontrolü ele geçiren Ruslar. El ele verince dağlar sökeriz. Üçüncü orduya arzu çekeriz.” O zamanlar en kayda değer aydınlanma hareketi herhalde Kırımlı Gaspıralı İsmail Beyin faaliyetidir. gam ateşine. Türk yaşarız dünyada. Bu tören. irahmi gani. Rusları buradan atarak Ardahan’ı ele geçirdi. Tuna. Diğer bir hattı da Arpaçayı ve Aras Nehri’ni takiben Nahçivan ve İran’a bağladılar. Sarıkamış harekâtının sonucunu da bu sayede lehine çevirebilmiştir. O bir yandan Tercüman gazetesini çıkarıyor. Rus esaretinden kurtuluş ümidini şöyle dile getiriyordu: Biz bu zulmetler içinden çıkarız bir gün olur. Ayasofya’ya haç koymak gibi tarihî emelleri olan Rusya. askerî nakliye için gerekli şartlar hazırlanmıştı. hükmi hanı isterim. Sarıkamış felâketinin en mühim sebeplerinden biri demiryolu yokluğu. Vurur millî külünk ile yıkarız bir gün olur. Ardahan ve Batum halkı bu şartlarda yaşarken Birinci Dünya Savaşı başladı. Anadolu’da seferberlik ilân edilince Ruslar. Kara. Halk. bölgenin aydınlarını ve ileri gelenlerini toplayarak Sibirya’ya sürdüler. 1904’te Azerbaycan’ın Şeki şehrinde öğretmenlik yapan Posoflu Âşık Zülâlî. Rus idaresinden bezmiş usanmıştı. Mevlâm bu Urus’tan kurtar İslâm’ı. Sarıkamış’ın yukarı mahallesi ele geçirildi ve merkezde kuvvetli süngü savaşları yapıldı. Selim’de demiryolu havaya uçurularak Kars-Sarıkamış bağlantısı kesildi. Kafkas. 22 Aralıkta Sarıkamış’a doğru Türk yürüyüşü başladı. İstanbul’u ve Boğazları almak. Ben Allah’tan Âl-Osman’ı isterim. Eli altında esir bulunan halkı çalıştırarak Tiflis’ten Gümrü’ye gelen demiryolunu Kars’a ve sonra da Sarıkamış’a kadar uzattılar. Şarka garba yıldırımlar çakarız bir gün olur. hicran. bir yandan da usul-i cedîd dediği yeni usul okluları teşvik ediyordu. Mevlâm bu Urus’tan kurtar İslâm’ı. Türk ahali bu manzarayı nefretle karşıladı ve aralarında mevcut millî birlik duygusu daha da arttı. Ceyhun. Büyük bir sevinç ve heyecana kapılan halk Rusları kovmak için ordumuzun yanına koştu. Batum’a bağlanmıştı. Trabzon’a ulaşamıyordu. Fahrettin Erdoğan anlatıyor: “Tiflis’te oturan Kafkasya Genel Valisi Vorontsov Daşkov. Hâlbuki Türk demiryolu Ankara’nın az doğusuna kadar uzanıyordu. Mevlâm bu Urus’tan kurtar İslâm’ı. Türk gezeriz. Merhamet sahibi. Bizans Devleti’ni yeniden kurmak. Rus tehdidi altında olduğundan İstanbul’dan kalkan gemilerimiz. Buhara. Volga. Ruslar. Nesli mürsel. Devrilen Moskof elinden çıkarız bir gün olur. Başka bir ifadeyle. Kars. Rus Çarı Nikola. Araslar gibi Tuğyan eder deryalara akarız bir gün olur. Çar’ın manifestosuyla Türkiye’ye karşı savaş ilân etti. Bu metotla açılmaya başlayan okullardan birinde. Bir halk şâiri Ruslardan kurtuluş dileği destanı yazmıştı: Gece gündüz sana budur duamız. 12 Kasım 1914’te savaşa girmiş bulunuyordu. 27-28 Aralık savaşları çok şiddetli geçti. Ayrıca petrol şehri olan Bakü de demiryoluyla Karadeniz’e. Yandık zulüm. diğeri de deniz gücümüzün zayıflığıdır. Doğu Anadolu’ya demiryolu yapılmaması için Osmanlı Devleti’ne baskı yapmış ve hatta taahhüt almıştı! Karadeniz. Ümitsizliğe kapılan Rus karargâhı genel çekiliş emri vermeyi düşünürken. Türk ahalinin millî direncini kırmak için Kars’ta bir Rus Zafer Anıtı yaptırdı. Bu anıt 93 Harbi’nde Kars’a giren ve kaledeki Türk bayrağını indirip yerine Rus bayrağını diken askeri canlandırıyordu. Türklere hakaret edilmek için düzenlenmişti. Türk doğarız. 23 Aralıkta Rusları püskürterek Oltu’ya girdi. Ardanuç üzerinden gelen ve içinde Yüzbaşı Halid Beyin de bulunduğu bir Türk birliği. Çünkü Türk bayrağı Rus askerinin ayakları altında çiğneniyor. Başkumandan Vekili Enver Paşa. Tiflis’te döktürülerek getirilen heykelin açılışı için halk da davet edildi. 16 Bizim Ahıska . deniz ve demiryolu bakımından Türkiye’ye karşı kesin bir üstünlüğe sahip olan Rusya. İnşallah düşmanın kaddin bükeriz.

“Türk ordusunun gelişine sevindiniz!” diyerek Ardahan ve Çıldır ahalisini kırmaya başladı. Burada toplanan Erkinisliler. Artık muhacirler yerlerine dönüyordu. Kalanları da Erzurum’a doğru çekildi. Bayburt. Bizim köyde de göç hazırlığı başladı. onların yardımıyla biz de Çoruh’un öte yakasındaki Zor köyüne geçtik. 1920 senesinin ağustos ayında biz de memlekete döndük. geceleri. Bağlar bozulmuş. 1916 kışına bu kasabada girdik. Çoruh üzerindeki tel halattan karşıya geçip. Babam hasta yatağındaydı. Ruslar Ermenilerle birlikte yerli ahaliye karşı akıl almaz ölçüde katliama başladılar. Bizim Ahıska 17 . 1915 yılının ilk haftası. Halid Bey kuvvetleri çekildikçe Artvin ve Oltu bölgesinde Rus işgali genişliyordu. Bir gün biz de gideriz. İspir. pekmezler. Ruslar. çardakta sıra sıra asılı duran kümeleri çekip aşağıda gördüğüm Ardanuçlu çocuklara attığımı ve onların da kapıştığını iyi hatırlıyorum. Bölge yeni felâketlere sürüklendi. Bahar gelince Rusların çevre köyler kadar sokuldukları söylendi. 1915 yılı nisan ayının il günleriydi. reçeller. yaşlı ve çocuklardan meydana gelen kafileler köyümüzden geçiyordu. Ardahan. Rus Kazaklarıyla onlara öncülük eden Ermeni ve Rum çeteleri. İnekleri dışarıya salarak evimizi barkımızı bırakıp yola çıkmıştık. Kelkit. Rus tarafında kalan kendi tarlalarından güzün ekilmiş ekinlerin başaklarını kırparak çuvalla Ersis’e getiriyorlardı. Bu göç yollarında soğuk. Tokat ve Zile üzerinden ağustosta Sungurlu’ya gelip yerleştik. Evler harap olmuş.30 Aralıkta üstünlük Ruslara geçti. O günleri Yusufelili Öğretmen Mustafa Âdil Özder şöyle anlatıyor: “1914 yılı sonbaharıydı. Halid Beyin cephane götürüp boş dönen atlılarına bibim rica etmiş. ümitsiz dövüşler şeklinde devam ettiyse de 17 Ocakta cephe sustu. 2 Ocak 1915 günü. 1916 yılı şubatında Erzurum’la birlikte Doğu Karadeniz ve Doğu Anadolu Ruslar tarafından istilâ edildi. Sungurlu’da dört sene kaldık. Tiflis’ten Çıldır’a gelen taze Rus kuvvetleri Ardahan’a yöneldi. üç ay boyunca Çıldır. eşyalar talan edilmiş. Sonra Ersis’e geldik. küme ve pestiller yapılmıştı. her şey yok olmuştu. 1916’nın ilk haftasında tekrar yola koyulduk. Sarıkamış Felâketi’yle bölgeyi savunan ordumuz eridi. Sarıkamış muharebeleri. Yedi yaşındaydım. açlık ve çeşitli hastalıklardan nice insan telef oldu. savaşın hazin sonu göründü. gâvurlara kalır diye. Savaş başlayınca bilhassa Artvin bölgesinden Anadolu içlerine doğru muhaceret başlamıştı. Ardanuç ve Hod köylerinden göçen ve çoğu kadın. Bir iki ay Zor’da kaldık. 1915 yılı kışı boyunca bu göçler devam etti. Reşadiye. Alucra. Oltu-Kars arasında Ermeni savaşı sürüp gidiyordu” Devamı var. Göle ve Olur’da çoluk çocuk demeden 40 bin kişiyi şehit etti. Osmanlı kuvvetleri geri çekilince bölgede katliamlar başladı.

Çınar ana için sürgünün ilk yılları çok ağır geçti. İnsanlık âlemi bunların sesine kulak vermeli değil mi? 1944 yılı kasım ayında cereyan eden Ahıska-Orta Asya hattındaki ölüm yolculuğunun kahramanlarından biri de Çınar anadır. Ne var ki bu ölüm yolculuğu. Birleşmiş Milletler Teşkilâtı’nın neye soykırım dediği tartışılır! Kış soğuğuna. 1910 yılında Ahıska’nın Soxdev köyünde dünyaya gelmiş. Sürgün tarihine kadar ailesiyle beraber Ahıska’da huzurlu bir hayat yaşamıştır. ulaştıkları ülkelerde tarifi imkânsız yokluklar. Asgarî insana lâyık şartlardan uzak bir şekilde. kocasını kaybetmenin üzüntüsünü yaşarken sürgün haberiyle yıkılmış. bizzat yaşayanların bir kısmı hayatta. çaresizlikler içinde ateşle boğuşarak vefat etmişti. sürgünde evlâdını kaybetmiş genç bir anneyken diğer çocuklarıyla beraber tek başına hayat mücadelesi vermiştir. Hayatın ve anneliğin en güzel çağında bir kıyamet kopmuş. Çocuklarına sarılarak sürgün vagonuna bindi. Çı- nar ninenin dünyasına kâbus gibi çökmüş. hayvan vagonlarına doldurularak bir ölüm yolculuğuna çıkarılmıştır. abartmış mı oluruz? Bitmez tükenmez yollarda binlerce insan can verdi. önce oğlu Hasret’i elinden aldı. Dayandığı yegâne varlık çocuklarıydı. Zamanla beş çocuk annesi olmuştur. Çınar ana. Çocuklarına hem ana oldu hem baba. Sürgün sırasında vagona atabildiği döşeklerin yünüyle çorap örüp satarak ve kolhozda aşçılık yaparak hayata tutunmaya çalıştı. Bir istasyonda vagona giren askerler çocuğun cansız cesedini alıp annesinin yaşlarla dolu gözlerinin önünde bir eşya gibi dışarı atacaklardı. hayatın kahrını çekmiş. Şimdi de vatansız kalacaktı. Eğer bu olayın adı soykırım değilse. İşte bu savaş. Alman cephesine giden genç kocası Bekir Lomidze. O zamana kadar askere alınmayan Ahıskalılardan da eli silâh tutanlar toplanarak cepheye sürülmüş. Analar bağrına taş bastı. Bu halk sadece Türk olduğu için bu insanlık dışı muameleye tabi tutulduğuna göre bu olaya sadece sürgün demek yeterli midir? Kış mevsiminde 15-20 hatta 30 gün süren ölüm yolculuğunun adına soykırım desek. hiçbir haber de alınamamış. Hasret. Ama bu çocuk nereye gömülecekti? Bir mezarı olacak mıydı? Ne yazık ki böyle bir şansı da yoktu. Yoksulluktan ve kimsesizlikten dört çocuğuyla beraber çok çile çekti. doğdu büyüdüğü ata yurdundan sürgün edilmiştir. Çınar ana. Onları evli barklı etti. Vatan hasreti günden güne içini dağlıyordu.Ahıskalı Çınar Ana Nilüfer DEVRİŞOVA Ahıska Türklerinin yaşadığı insanlık dramı akıllara durgunluk veren bir olaydır. garip ve kimsesizlikler yaşadılar. daha genç bir anneyken hayatın bin bir türlü çilesiyle tanıştı. Çok genç yaşlarda. Bu felâketin adı sürgün! Genç bir anneyken dul kalmıştı. Çınar ana. salgınlara ve açlığa dayanarak sağ kalanlar. Ama bu çilerlin hiçbir vatandan ayrılık derecesinde değildi. Çınar ananın dört oğlu ve bir kızı vardı. Koca bir halk. Hayvan vagonunda evlâdını kaybetti. Bunların arasında Çınar ananın genç eşi de vardır. İlkokulu yaşadığı köyün Gürcü mektebinde okumuştur. Bunlar masal değil. Ama bu acıyı yaşayan bir o muydu? Bütün hemşehrileri de öyle değil miydi? Her biri Orta Asya çöllerine serpilmemiş miydi? 18 Bizim Ahıska . Çınar ana. İkinci Dünya Savaşı çıkmış. Onlara bakabilmek için didindi. Bu acıyı dindiremeden kapısı yeni bir felâketle çalınmış. Azim ve sabırla çocuklarını büyüttü. İstasyonlarda vagonları dolaşan askerler ölüleri alıp yaban arazilere savurdular. bilmediği arazilerde kurda kuşa yem olan yavrusunu bırakarak diğer çocuklarıyla birlikte Özbekistan’ın Namangan şehrine ulaştı. yolda hastalanmış. Çınar ana. bir daha geri dönmemiş. on sekiz yaşında evlenmiş. üstelik kendi güvenlikleri için geçici bir süre denilerek yalan söylenmiştir. Hiçbir suç isnat edilmemiş.

Hayatın acı ve tatlı yönlerini yaşamış olan Çınar nine. Erken vefat etmeseydi kim bilir bize neler anlatacaktı… Bugün bile cevabını bulamadığımız sorular ce- vap bulacaktı. Bizim Ahıska 19 . Kızı Özbekistan’da. 1973’te Özbekistan’ın Namangan şehrinde vefat etti. 1953’te Özbekistan’da çekilmiş. 1949 yılında Özbekistan’da çekilmiş. Ahıska Türkleri sürgüne gittikten 11 sene sonra 1955 yılında Ahıska’da çekilmiş. Aziz Efendi ile Şaşa Hanımın kızları Aniko ve Saniya. birkaç sene evvel 105 yaşındayken Ahıska’da vefat etmiştir. gurbet ellerde. Bugün ihtiyacımız olan ama arayıp da bulamadığımız bilgi hazinemiz Çınar nineye Allah’tan rahmet diliyoruz. oğlu da ABD’de yaşıyor. Artık o Çınar nine olmuştu. Bu fotoğraf. Gürcü eşinden ayırıp sürgüne gönderilmiş! Bu da kaderin başka bir cilvesi…) Bu fotoğrafta çay toplayan kızlar. Yıldız Hanım halen Özbekistan’da yaşamaktadır. Fotoğraf. Ağıtlar kavruldu tatlı dillerde. sürgünden dokuz sene sonra. (Hâlbuki Ude’de Letifşah Barataşvili. Bu fotoğraf. Bülbüller öterdi kızıl güllerde. Bu fotoğrafta sağ taraftaki Yıldız hanımdır. Fotoğraf 1960 yılında Maharadze’de çekilmiş. Ortada (oturan). Geçti gitti yıllar. Altı çocuğu var. 63 yaşında dünyaya veda ediyordu. Sadece bir kardeşi hayatta ve ABD’de yaşıyor. Gürcü kızıyla evlenmiş olan Aziz Efendiyle Gürcü karısı Şaşa Hanımı görüyoruz. Acep görür müyüm vatanı dağlar? Fotoğrafların Dili Çınar ananın kızı Yıldız Hanım (sağda). Aziz Efendi. Gürcü bir hanımla evlenmiş ve sürgüne gitmemiş. Bu fotoğrafta.Ahıska’da şen ve mutlu bir dünyada hayata başlayan Çınar ananın ömrü. gördükleriyle bir tarih yazılacaktı belki. Eşi üç sene önce vefat etmiş. Çınar ninenin iki çocuğu hayatta. sol taraftaki hanım da Bedir’in karısı Hediye Hanım. gurbetlerde nihayet bulacaktı. Onun tecrübesiyle. şimdi ABD’de yaşayan erkek kardeşi Bedir. Soldaki de Şaşa Hanımın ağabeyi.

Köyümüz Türkiye’ye çok yakındı. Bazıları Kürt olduğunu bile kabullenmiyor. 65 yıldan beri Ahıskalıların hayatı gurbetlerde savrulup gitmektedir. asıl bundan sonra başlıyordu. İkinci Dünya Savaşı başlayınca araya duvar diktiler. Dönebilenler de Gürcü yöneticileri tarafından geri gönderildi. geçmişte yaşadıkları sıkıntıları ve bugün yaşadıkları hayat biçimlerini öğrenmek için Ahıskalı yaşlı ve genç Kürt kardeşlerle konuştuk. kucaklarımız dolu elmalarla evimize gelirdik.Kırgızistandaki Ahıska Kürtleri . Kürtler.000 olduğu Recep Mirzayev torunları Said ve Hanife’yle. Ahıska’dan Orta Asya’ya sürgün edildiler. Bişkek’in Oroh köyünde yaşayan Recep dede. Biz bu yazımızda yıllar önce bizim gibi Ahıska topraklarından uzak diyarlara sürülen Kürt kardeşlerimizden bahsedeceğiz. Ahıska’dan sürülen bu insanların çekeceği bin bir acı. Türkiye tarafına çok geçerdik. tohum gibi Orta Asya ülkelerine serpildiler. Ahıska’dayken okula gittiniz mi? 20 Bizim Ahıska . Büyük kardeşim 1992’de. Hemşinliler olmak binlerce insan. Kürt olduğunu kabullenenler bile Türklerle kardeş olduklarını ve aralarında hiçbir farkın olmadığını söylüyorlar. ondan sonra bir daha geçemedik. Türkiye’de okunan ezanlar ve öten horozların sesi bizim köyden duyuluyordu. Oş ve Bişkek şehirleri başta olmak üzere birçok köy ve kasabalarda yaşamaktadırlar. Ellerimiz. Soğuk kış günlerinde. kültür ve konuşma dilleri Ahıska Türklerinden farksızdır. Şimdi akrabalarınız nerede yaşamaktadır? Annem ve babam 1946’da Özbekistan’da vefat ettiler. hem ABD’de hem de Irak’ta yaşıyor. Bunların büyük bir kısmı Kırgızistan’dadırlar. Ahıskalının alın yazısı oldu. Diğer akrabalarımın çoğu Irak’ta ve ABD’de yaşıyorlar.I Nilüfer DEVRİŞOVA 1944’te Türkler. yurtsuzluk. Ben. Recep Mirzayev. Sağ kalanlar. bahçelerden elma toplardık. Kırgızistan’da yaşayan Ahıska Kürtlerinin sayısının 33. istisnasız “Ben Türk’üm!” diyor. huzursuzluk. söylenmektedir. Ablam çifte vatandaşlığa sahip. Bugün Orta Asya topraklarında Ahıskalı göçmen Kürtlerin sayısı çoktur. Ahıska’daki mutlu hayatını ve bugüne kadar yaşadığı acı tatlı hatıralarını anlattı. Çoğunun hayat tarzı. Ahıskalı Kürtleri biraz daha yakından tanımak. Oralarla ilgili çok güzel hatıralarım var. Celalabat. hayvan vagonlarında bir ay süren yolculuk sırasında çok kayıp verdiler. Ahıska’nın hangi köyünde ve hangi tarihte doğduğunu soruyoruz. arada sadece küçük bir nehir vardı diğer taraf Türkiye’ydi. Sovyetler Birliği zamanında vatana dönüş müracaatları havada kaldı. Çile. 1925’te Ahıska’nın Tsxalpile köyünde doğdum. İşte sorularımız ve cevapları: Recep dededen. küçük kardeşim de 2009’da vefat ettiler.

Devletle çok iyi geçinirken nasıl oldu da biz buralara sürüldük… Âdetleriniz nasıldı? Ramazanda oruç tutulur muydu? Bütün âdetlerimiz vardı kızım. Adigön. Özbekistan ve Kırgızistan’a gönderildiler. orada da öyle yapardık. Bizim köyde beş aile Kürt’tü. açlıktan ölmememiz için. Birkaç aile de Türk… Diğerleri hep Ermeni’ydi. Eğer gidersem her yeri size gösterir anlatırım. Ermeniler ve Gürcüler yaşıyorlardı. devletle de. Çıxet’te üç aile vardı. sürgün nasıl gerçekleşti? Nasıl oralardan sürgün edildiniz? 14 Kasım’da evimizin önüne askerler geldi. Diğerlerini başka yerlere gönderdiler. Sürgünden önce de çok iyiydi. Bunlardan başka milletten yoktu. Devlet sizi hangi milletten görüyordu? Devletle aranız nasıldı? Gürcüler bizi ayırmıyordu. Ermenilere kimse bir şey demedi. Bu yüzden bizim oralardan sürülmemiz bana çok garip geliyor.. Hatırladığım kadarıyla Çaral’da iki aile. Bizimle beraber sürülen Türkler ve Hemşinlilerle aramız iyiydi. Beşinci sınıfa kadar okudum. kardeş gibi yaşıyorduk. bu yüzden bize yakın olan Vale köyüne giderdik... Düğünleri. Peki. Sürgünde Ahıska Kürtleri. Gomora’da da Kürtler yaşıyordu ama miktarını tam olarak bilemiyorum. Orada ancak bir sene okuyabildim.Evet. Köyümüzde okulumuz vardı. Bizim köyde Müslüman az olduğu için cami yoktu. Türklerle beraber cuma namazlarına. Ama bütün köyleri çok iyi hatırlıyorum. 17 yaşında Azerbaycan’daki Karadiz demiryolu istasyonunda çalışmaya başladım. Babaları savaşa gönderilmişti. Buna da kimse bir şey demezdi. O gece hepimizi hayvan vagonlarına doldurdular. nerelere gönderildi? Toplu olarak mı yaşıyordunuz? Diğer sürgündeki Türklerle ve Hemşinlilerle aranız nasıldı? Sürgünde Kürtler. hiçbir anlaşmasızlık yoktu. yani 1943’te izinle eve geldim. Bir sene sonra. Aramızda hiç kötü şey yaşanmadı. Her istasyonda bize yemek veriyorlardı. Bizim köyle arası on beş dakikaydı. okula gittim kızım. coğrafya. Hepimiz dağınık vaziyette değişik köylerde yaşıyorduk. Ramazanlarda hepimiz oruç tutardık. Bu haber karşısında ne olduğunu anlayamadık. Ahıska’nın hangi köyleri Kürt’tü ve sayıları ne kadardı? Ahıska’nın birçok köyünde Kürtler yaşıyordu. Bütün dersler okutuluyordu. çünkü beni çalışmak için Azerbaycan’a gönderdiler. Hocalarımız da Azerî’ydi. Devletle de aramız iyiydi. Azerî Türkçesiyle veriliyordu. onların çocukları bile vagonlara sıkış tepiş dolduruldu. Nasıl ki şimdi burada yapıyoruz. Aramız iyiydi. Bilhassa Adigön’ü çok iyi hatırlıyorum. Bunun gibi Cağısman. Her evde üçer asker vardı. Çevre köylerde kimler yaşıyordu? Onlarla aranız nasıldı? Çevre köylerde ve bizim köyde Türkler. Dersler. Abastuban. Biz dört ayrı millet çok iyi yaşıyorduk. bayram namazlarına giderdik. Biz ailece Semerkant’a geldik. Sürgün yolculuğu çok uzun sürdü. Sürgünün sebebini ne olarak görüyorsunuz? Sürgünün sebebini anlamadık ki. sünnet törenlerini kendi âdetlerimize göre yapardık. matematik… 1941’den sonra başka okulda okumaya başladım. hiç unutamadım oraları. sadece Türklerin ve Kürtlerin sürüleceğini söylediler. Kazakistan. Bizim Ahıska 21 . Camilere rahatlıkla gidip ibadetlerimizi yapardık. Bizi Orta Asya’ya sürgün edeceklerini ve gerekli eşyala- Hanife ile Nilüfer rımızı toplamamız için üç saat mühlet verdiklerini söylediler. Türk-Kürt fark etmezdi onlar için. Sürgüne kadar çok iyi yaşıyorduk. tarih.. Aramızda öyle çocuklar vardı ki ne anası vardı ne de babası.

aynı dili konuşmasını. O yüzden acele karar vermek istemiyorum. istediğim gibi de geziyordum. Daha oraları ne gördüm ne de hayat biçimini bilirim. Irak’a gitmek isteyebilirler. Kürtlerle değil PKK’yla savaşıyor. bunun için devlet imkân sağlasın. Bayrak bile olsa tedbir alınmalıdır diye düşünüyorum. İstediğim gibi çalışıyor. Bir gün ansızın askerler geldi. Hanife’ye Ahıska’ya dönmek isteyip istemediğini soruyorum. Eğer elimden gelirse bunları yapmak isterim. Irak’ta yaşamak istemiyorum. memnunum kızım. Yaşlandık artık. Tabiî isterim! Ahıska’ya dönmeyi çok istiyorum. Şu anda yaşadığınız memleketten memnun musunuz? Başlıca problemleriniz nelerdir? Evet. daha ne isteyebiliriz ki… Gençlerimizin geleceğinin iyi olmasını isteriz. Türkiye’ye o bayraklarla girmeme izin vermediler. Dedelerimiz. Ama gençler istemez. iyi bir millet. Ben. Bütün Kürtlerin aynı topraklarda. Başka millet de aynısını yapardı. Hanife’nin düşündükleri bambaşka. Kendine vatan olarak nereyi görüyorsun? Vatan olarak Gürcistan’ı görüyorum. Türkleri çok beğeniyorum. Türkiye’nin Kürtlere hiçbir kötülüğü yok. Köyümüzden ve akrabalardan dönenler olursa ben de dönerim. Çünkü atalarımız oralarda doğdu. Kürdistan’ı çok beğendim. Kendime tabiî vatan olarak Irak’ı görüyorum. Peki. Irak’ta 22 Bizim Ahıska . Oralarda yaşamak isterim. Recep dedenin sohbetine doyum olmuyor ama sohbetimizi bitirmemiz gerekiyor. Belki de bizi çekemediler. Yaşlı olan herkes isteyecektir geri dönmeyi. Çünkü onlar buralara alıştılar. ninelerimiz yıllar önce Ahıska’dan sürüldüler. Said’e Ahıska’ya dönmek isteyip istemediğini soruyoruz. Türkiye’yi mi yoksa Gürcistan’ı mı kendine daha yakın devlet olarak görüyorsun? Türkiye’yi çok seviyorum. Gelecekte ailem ve akrabalarımla beraber Kürdistan’da yaşamak isterim. Vatana dönüş konusunda ne düşünüyorsunuz? Genel olarak Kürtler neler düşünüyor? Ben. Türk-Kürt ilişkilerini nasıl buluyorsun? Türkiye’de iki sene Kürt olmama rağmen hiçbir zorluk çekmeden çalıştım. Kendine vatan olarak nereyi görüyorsun? Geçen sene Türkiye’ye gittim oraları çok beğendim. Bana göre fark etmez. oraları kendine vatan edindiler. Eğer beğenirsem sonra gelir ailece gideriz. Şimdi anlıyorum ki onların hedefi Ahıska’yı bizim elimizden almakmış. “Alman ordusu buralara gelecek! Onun için sizi buradan çıkaracağız!” dediler. Ahıska’ya dönmek istiyorum.İsabali Mürseloğlu Gürcü ve Ermenilerle de bir derdimiz yoktu. sadece onlar gücünü yanlış yolda kullanan ve iki kardeş milleti birbirine düşman eden insanların peşindeler. Sınırda hepsini aldılar. Fakat oraya ilk önce gezip görmek için gitmek isterim. Onların dünyaya bakışı başka. Said’le sohbetimizden sonra sıra Hanife Hanıma geliyor. Sohbete Recep dedenin torunları Said ve Hanife’yle devam ediyoruz. huzurlu bir şekilde yaşamasını. Irak’ı daha çok beğendim. zorla da tutup götüremezsin. ama kendime yakın devlet olarak Gürcistan’ı görüyorum. Orada ayrımcılık var. Türkiye. İstiyorum ki milletimin çektikleri son bulsun. Kimse beni rahatsız etmedi. Ama çocuklar dönmek istemez. Bu konuda Türkiye’yi kınamıyor. aynı bayrak altında. çünkü çok iyi yaşıyorduk. aynı kültürü yaşamasını isterim. takdir ediyorum. Irak’tan Türkiye’ye geçerken yanımda Kürt bayrağı vardı. milletinin geleceği için ne yapmak istersin? Milletim yıllardan beri gurbetlerde dağınık bir şekilde sürgün hayatı yaşıyor. Irak’a da gittim. Allah’a şükür çok iyi yaşıyoruz. Türklerin bu tutumunu haklı buluyorum. Yıllar önce bizim yaşadıklarımızı onlar yaşamasın. Ben oraları görüp bildiğim için geri dönmeyi istiyorum. Oralar bizim vatanımız.

aynı kültürü paylaşmışız. Acaba Hanife.ttk. kurban keserdik. Tibet… Çevre köylerde kimler yaşıyordu? Onlarla ilişkileriniz nasıldı? Çevre köylerde Gürcüler. Bu kadar konuşunca söz PKK terör örgütüne geldi. Bu yüzden bizleri Orta Asya’ya sürgün edeceklermiş. Rustav. aynı topraklarda yüzyıllar boyu yaşamışız. Bizi aynı milleten sayıyordu. Hepsiyle aramız iyiydi. Sizce sürgünün sebebi neydi? Kızım. Türk-Kürt ayrımcılığı yapıyorlar. çatışarak neyi halledecekler? Her şeyi doğru yoldan çözmeliler. Bizler aynı milletin insanlarıyız. Âdetleriniz nasıldı? Komünizm zamanı Ramazanda oruç tutulur muydu? Âdetlerimizi yapıyorduk. Odunda. Onlar. Okulda üçüncü sınıfa kadar okudum. Bana göre hepimiz aynıyız. Ben şahsen kendimi Türk olarak biliyorum. Saguli. http://e-magaza. aynı dini. Hepimiz aynı milletteniz. Okulda bütün dersler vardı. Xiryan. D.org. Daha sonra bizim okula Azerbaycan’dan öğretmen geldi ve Azerice öğrendim. Kürtlüğünü kabul edip bunu açıkça söyleyenler çoktu. İntel. Oruç tutar. Onlar bizden kız alırlardı biz de onlardan alırdık. N. 1928’de Ahılkelek’in Xıryan köyünde dünyaya gelmiş. Bu sürgünün sebebini hâlâ anlamış değilim. Köyümüzde ve etrafında daha çok Ermeniler yaşıyordu. PKK hareketine nasıl bakıyordu? Kürtlerin Türklere böyle davranmasını hiç doğru bulmuyorum. Oxere. Hâlbuki biz aynı milletin insanlarıyız. Türklerin gelip bizi basacağını söylediler. Geçmişe baktığımız zaman Türklerle o kadar çok ortak yönümüz var ki. Orpola. Not: Bu röportajları yapmamda yardımlarını gördüğüm Resul Raşidov ve İzmire Odabaşeva’ya teşekkür ederim. İsabali Mürseloğlu. Uravel. Kürt-Türk bölücülüğü olmamalı. Bugün Türkiye’de yaşanan çatışmaya bir anlam veremiyorum. php?file=ProductInfo&cat_id=88&product_ id=2110 Bizim Ahıska 23 . Herkesle aramız iyiydi. askerler evimize geldiler. Sohbetimize Bişkek’in Zarya köyünde yaşayan İsabali dedeyle devam ediyoruz. Gankit. Türk-Kürt fark etmezdi. Atatürk’ün milletini kendime yakın görüyorum kızım. İstiyorum ki Türk de bir olsun Kürt de. Türkiye’den gelen Ermeniler bizim gibi konuşuyorlardı.Kürt başka. Agara. Öyle ayrımcılık olduğunu hatırlamıyorum. Devlet sizi hangi milliyetten sayıyordu? Sizler kendinizi kim olarak görürdünüz? Devletin bizimle bir ilgisi yoktu.tr/switch. Bize söylenen buydu. Kürtler Ahıska’nın hangi köylerinde yaşıyorlardı? Nüfuslarını bilmiyorum ama şu köylerde Kürtler yaşamaktaydı: Koltaxev. Derslerimiz Gürcüceydi. Ermeniler ve az sayıda da Azeriler vardı. Türk başka… Ben bunu istemiyorum. Kendinize en yakın devlet ve millet olarak kimi görüyorsunuz? Ben en yakın millet de devlet de Türkiye’dir. Onlar böyle kan dökerek. İsabali dedeye memleketteyken okula gidip gitmediğini soruyoruz. Horoma. gece saat ikiydi. Türkleri Kürtlere ve Kürtleri de Türklere düşman etmeye çalışıyorlar. Tirbon.

Bizim köy ve Ahıska’daki diğer köyler. Salican. devletleştirildi. Kışlar çok soğuk olduğundan evler birbirlerine çok yakın mesafede dikilmişti. müzik. 1944 yılı faciasını yaşadı. bu acıları yeni nesillere. bu faciayı yaşayanların sürgün öncesi ve sonrasına dair hayatını ne yazık ki lâyıkıyla bilmemektedirler. yani toprağımız elimizden alındı. Kendi ürünlerini kendisi yetiştiriyor. kartopi (patates). Komünist devrim sonrası her yerde kolhozlar kurulmaya başlamıştı. Köyümüz Adigön kazasına bağlıydı ama Ahıska daha yakın olduğundan alış veriş yapmak için Ahıska’ya şehre giderdik. Raziye Nine. bu ürünlerle ticaret yapıyordu. lazut (mısır). biri kız dört çocuklu bir aileydik. Bu sekilerin altında kışlık yiyecekleri ve tarladan toplanan bazı ürünleri saklardık. Bu evler ortalama iki veya üç gözlüydü. Duvar ustalarının çoğu Ermenilerdi. Büyüklerimizin yaşadığı faciaların unutulup gitmemesi. Alaaddin. Köyümüz. Evlerimizin duvarları taştan yapılmaktaydı. Bizden önceki atalarımızın ana yurt hayatı da ilgi çekicidir. Filmler. 1992 yılına kadar burada yaşadıktan sonra Kırgızistan’ın Şamaldı-say ilçesine yerleşmiştir. ne zaman ve nerede dünyaya geldin? 1924 senesinde Ahıska vilâyetinin Adigön ilçesine bağlı Tutacvar köyünde dünyaya geldim. Fakat kolhozlar kurulduktan sonra ve topraklar elimizden alındıktan sonra yoksul duruma düştük. neler yetiştirirdiniz? Bizim 12 hektarlık toprağımızdan bize sadece 15 sotuk (10 dönüm bir sotuk) kalmıştı. Halkımız. Sürgünden önceki köyünüzden ve bu köydeki hayattan biraz bahseder misiniz? Ben Ahıska’nın Tutacvar köyündenim. Para alır yaparlardı. Erkek kardeşlerim: Kezim. lobiya (fasulye) yetiştirirdik. O zamanlar yürüyerek bazen de eşekle giderdik. Hâlbuki bizim acımızın binde birini bile yaşayan topluluklar. 24 Bizim Ahıska . Sonraki nesiller. On büyük baş hayvanımızdan ikisini devlet aldı. Tutacvar köyünde pazar yoktu. Neler eker. Yağmurla sulanırdı. Üçü erkek. Cesim ve Nesim’di. kolhoz olduktan sonra çiftçilikle uğraşan halkın topraklarına el konuldu. Bizim Ahıska dergisi okuyucuları için Işıkova Raziye Ninemle konuşuyoruz: Raziye Nine. Kerim. bu iki mahalleyi iki yakaya ayırıyordu. Fergana Olaylarından sonra Rusya’ya gitmiş. iki mahalleden meydana geliyordu. Köy muhtarının iki katlı evi hariç bütün evler tek katlıydı.Ahıskalı Raziye Nine Anlatıyor Sabir ASKEROV* 1944 sürgününü yaşamış büyüklerimiz bir bir aramızdan çekilip gidiyorlar. resim vs… yapmaktadırlar. Köyde aşağı yukarı 45 tütün/hane vardı. Merve. Bize kalan toprağımızda tahıl. Ahıska gibi koca bir vilâyetin binlerce insanı. Fennî sulama yoktu. Nevreste ve Sahib adlı çocuklarını büyütmüş. Ahıska köylerinde kimler yaşıyordu? Ahıska bölgesindeki köylerin tamamı Türk’tü. Bir yol. belgeseller. kolhozlar kurulmadan önce daha iyi yaşamaktaydı. Evleriniz nasıldı? Evlerimizin içinde her odada seki (divan) vardı. insanlık âlemine ve tarihe emanet etmek için sanat ve teknolojiden yararlanmaktadırlar. 1990 yılına kadar Özbekistan’da yaşamış. yeni nesillerin ibret alması ve gelecekteki sorumluluğunu hatırlaması için yaşlılarımızın anlattıkları hayat hikâyelerine kulak vermeliyiz.

Bazen Azerî ve Gürcü öğretmenler de gelirdi. Ermenilerle Türkçe. 17. Dersler Türkçe yapılır ve Rusça da öğretilirdi. Ahıska Manileri Söyleyen: Raziye Işıkova (Askarova) Yazan: Sabir Askerov 1. 8. 7. 6. Armudun tadındayım Çermügün yolundayım Anam beni arasa Yarımın koynundayım. Köy okullarındaki öğretmenler Türk’tü. Bi i Ah k Bizim Ahıska 25 . 18. Okumaya devam etmek isteyen çocuklar o köylerdeki okullara giderlerdi. Ahıska’da okul hayatı nasıldı? Ahıska’daki küçük köylerde dördüncü sınıfa kadar eğitim veriliyordu. Bazı büyük köylerde ortaokul da vardı. Meni demeye geldim Qaymax yemeye geldim Qaymax fikrimde yoxdur Seni görmeye geldim. İkinci Dünya Savaşı’na katılmış. Diğer tarafta cami vardı. Fakat ailesiyle bütün halkın Orta Asya’ya sürüldüğünü öğrenince ailesini bulmak için Özbekistan’a gelmiş. Puvarın başi gözel Dibinin taşi gözel Ele bir yar sevdim ki Buyuği qaşi gözel. Karanfilim çinçili (kalın) Öpem ağzının içini Axşam gece nerdeydin Gövlümün gögerçini. 1944 sürgünü bir felâkettir. Türkler. Endim çayir biçmeye Savux sular içmeye Dediler yar geliyer Qanadım yox uçmaya. Bu dere holuxlidur Edrefi baluxlidur Neynarım ele yari Ayaği çaruxlidur. Yurdumuzdan koparıldık. 4. Qaranfilim neden olur Tökülüp den den olur Ben ayrulux bimezdim Ayruluh senden olur. savaş sona erinceye kadar cephede kalmış. Meniya xoşum gelür Ağlatma yaşım gelür Çıxıp kapiya baxem Belki qardaşım gelür. Özbekistan’ın Namangan vilâyeti Üçkorgan kazasına yerleştirdiler. 2. Armut dalda sallanur Yere düşer ballanur Hep ki oğlan beg olsa Gene qıza yarvalur. 13. Armut dalın qırılsın Su dibinde durulsun Bizi yurttan edeni Cuma güni vurulsun. 16. Okulumuzda kitaplar paralıydı ve çok pahalıydı. 14. * Ankara Üniversitesi-SBF. O zaman biz Özbekistan’ın Sırderya bölgesine göç ettik. Gürcülerle de Gürcüce konuşmaktaydılar. 9. Evlenmeniz nasıl oldu? Eşim Niyaz Askerov. Durnam geder düzüm düzüm Boyni qanadından uzun Durnam benim iki gözüm Durna yara selem götür. 5. Bin bir meşakkatle yaşadık. 11. Bazen kitaplarımıza para yetmediğinden alamıyorduk. 15. Stalin’in ölümünden sonra serbest dolaşma hakkı verildi. Biz orda evlendik. Durnam geder naşa naşa Qarli dağlari aşa aşa Hem qayina hem qardaşa Durnam yara selem götür. Bizi Ahıska’dan çıkardılar. Tabii sürgünü de yaşadınız. Qarip kuşlar ötende Qaribim bu vetende Gövlüm gögerçin olmiş Durmiyer bu vetende.Ancak son zamanlarda Ahıska’da Ermeni ve Gürcüler eskisine göre daha fazla artmıştı. Yine de buralarda Türkler çoktu. Bulut bulut üstünde Bulut dağlar üstünde Sen Mevla’yi seversen Yağma yarın üstüne. Altı çocuğumuz oldu. Şehirden geçen çayın veya yolun bir tarafında Ermeni veya Gürcü kiliseleri vardı. Puvara qazlar gelür Qanadi sızlar gelür Behtülli puvar sene Nişanli qızlar gelür. Biraz da sürgünden bahsedelim. Ahıska’nın Mugaret köyündendir. Ondan sonra çocuklarıma hem ana hem baba oldum. Çok sıkıntılı eğitim dönemleri yaşanmaktaydı ve eğitimini devam etmek için diğer köylere gidip okuyanların yanında okul hayatını dördüncü sınıfla bitirenler de vardı. Savaş sona erince Ahıska’ya dönmüş. 12. Fakat 1961 yılında bilinmeyen bir kaza sonucu eşim Sırderya Nehri sularında ölü olarak bulundu. Bunların çoğu kız çocuklarıydı ve ben bunlar arasındayım. Qaranfilim budama Safa geldin odama Eger meylin bendeyse Elçi gönder babama. Kemerim taxdalari Sayarım hafdalari Eger yarım gelmese Qırarım taxdalari. Almanlara karşı ön cephelerde savaşırken bacaklarından yaralanmış. Bu derenin uzuni Qıramasın buzuni Alma Çerkez qızıni Çekemasın nazıni. 10. 3.

Ahıska vilâyetinden gönderilen 11. doğum tarihi ve yerinin belirtildiği listeler tarafımıza gönderilmiştir. Aspindza (Aspinza) İlçesi Askeri Komiserliği: 1774 kişi. Adigön.790 Türk. Ahıska. Ahıska vilâyetinden.866 Ahıskalı Türk gazi ve şehidin ilçelere göre dağılımı aşağıdaki gibidir: Muhammet İzzetoğlu Ahaltsihe (Ahıska) İlçesi Askeri Komiserliği: 2106 kişi. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği (SSCB) Bilimler Akademisi’nin. Kırgızistan ve Kazakistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetlerine sürgün edildi. Bogdanovka İlçesi Askeri Komiserliği: 48 kişi.633 diğer milletlere mensup kişi. 14-16 Kasım 1944 tarihlerinde. Ahıska. Ahalkelek (Ahılkelek) İlçesi Askeri Komiserliği: 438 kişi. Aspinza. Gürcistan SSC Askerî Komiserliğine bağlı Adigön ilçesi Askerî Komiserliği tarafından bildirilen 7500 Ahıskalı Türk gazinin ve şehidin listesi tarafımıza gönderilmemiştir. Gürcistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin. Özbekistan. Aspinza. SSCB Komünist Partisi Genel Sekreteri Stalin’in yazılı emri ve SSCB İçişleri Bakanı Lavrentiy Beriya’nın talimatıyla Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’ne (SSCB) bağlı. 26.000’di. SSCB Tarih Enstitüsü Görevlisi ve Tarih Bilimleri Asistanı V. yani toplam 86. 8. Zemskov’un tarihi belgelere dayanarak verdiği bilgilere göre. Aspinza.397 Hemşin ve 29.Ahıskalı Gazi ve Şehitler (1936-1945) Muhammet İZZETOĞLU Ahıskalı Türkler 65 sene önce sürgün edildi: Rus “Argumentı i Faktı” (Argümanlar ve Faktlar) Gazetesi’nin 30 Eylül-6 Ekim 1989 tarihli nüshalarında yayımlanan. Gürcistan SSC Askerî Komiserliğine bağlı.000 Ahıskalı Türk. Ahılkelek ve Bogdanovka ilçeleri Askerî Komiserliklerinden tarafımıza gönderilen listelere göre. 1939 yılından itibaren ise İkinci Dünya Savaşı’na ve 1941-1945 yıllarında da Nazi Almanya’sına karşı sürdürülen Büyük Vatan Savaşı’na gönderilen yaklaşık 40. Gürcistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin. Ayrıca Ahıska vilâyetinden 1936 yılından itibaren askere. 1936-1939 yıllarından itibaren askere çağrılan ve Nazi Almanya’sına karşı sürdürülen Büyük Vatan Savaşı’na (1941-1945) Gürcistan’ın.366 Ahıskalı Türk’ün adı. 1. Ahılkelek ve Bogdanovka ilçelerinden. Gürcistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Askerî Komiserliğine bağlı. 1939 yılından itibaren ise İkinci Dünya Savaşı’na ve 1941-1945 yıllarında da Nazi Almanya’sına karşı sürdürülen Büyük Vatan Savaşı’na gönderilen Ahıskalı Türklerin sayısı yaklaşık 40. Ahıska. Ahılkelek ve Bogdanovka ilçeleri Askerî Komiserliğinden yazılı olarak 4. İkinci Dünya Savaşı ve Nazi Almanya’sına karşı sürdürülen Büyük Vatan Savaşı’nda (1939-1945). Ahıska vilâyetinde yaşayan: 46. Bu savaşta yaralanan ve savaştan sonra Gürcistan’ın Ahıska vilâyetine.000 Ahıskalı 26 Bizim Ahıska .843 Kürd. Özbekistan. Kırgızistan ve Kazakistan’a sürgün edildi. SSCB Komünist Partisi Genel Sekreteri Stalin’in emriyle.000 Ahıskalı Türk çeşitli cephelerde şehit edildi. Adigön.663 Ahıska vilâyetinin. Adigen (Adigön) İlçesi Askeri Komiserliği: 7500 kişi. soyadı. vatan topraklarına geri dönen yaklaşık 14. 1936 yılından itibaren askere. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği’ne bağlı.

8. Aşağıda adı geçen 8 Ahıskalı Türk gazi ve şehit. Başkanı Yusuf Serveroğlu (Cemiyet Başkanı) 3. Gürcistan doğumlu. Gürcistan doğumlu. Ahıskalı Türk Savaş Gazileri ve Şehid ailelerinden alınan belge ve bilgilere göre şunlarıda ilâve edebiliriz: Aşağıda adı geçen Ahıskalı Türkleri de birinci. Bedir Beimodoviç Muradov. Ahıska vilâyeti. Aydın Seferov. Gürcistan doğumlu. Teminder Kemaloğlu (Yönetim Kurulu Üyesi) 2. Gürcistan doğumlu. Ahıska vilâyeti. Gürcistan doğumlu. 5. Ahıska vilâyeti. Varhan köyü. Gürcistan doğumlu. (1941-1945) Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin Kahramanı Altın Madalyası’nı aldı. 1898-Bulorza köyü. 1985) Bizim Ahıska 27 . Ahıska vilâyeti. 1991 yılında Moskova’da basılan SSCB Kahramanları adlı kitaptan: 1. İsmail Karimov. Gürcistan doğumlu.134 kişinin bilgileri tarafımıza gönderilmemiştir. Ahıska vilâyeti. Memmed Osman Oğlu Osmanov. Ahıska vilâyeti. İbrahim Tucigil. (Kremlin Meydanı-Moskova. 2.Türk’ten. Azgur kasabası. Gürcistan doğumlu. Nazi Almanya’sına karşı sürdürülen Büyük Vatan Savaşı’nda. 6. 1924 Mohe köyü. Munir Mamedov İsaoğlu. Azgur kasabası. 3. Bekir Dursunoviç Mustafaev. ikinci ve üçüncü yüksek dereceli Büyük Vatan Savaşı Şeref (Kahraman) Madalyalarını aldı: 1. yaklaşık 28. Ahıska vilâyeti. 4. Raseddin Resuloğlu (Yönetim Kurulu Üyesi) 4. Ahıska vilâyeti. Gürcistan doğumlu. Gürcistan doğumlu. 3. Ahıska vilâyeti. 1922 yıl Temlala köyü. 2. Ahıska vilâyeti. Ubri Badalov. Murtaz Karaliev. Özbekistan’dan Ahıska Türkleri temsilcileriyle. Gürcistan doğumlu. 7. 1909-Zediban köyü. Agapi Agara. Ahıska vilâyeti. Milletlerarası Ahıska (Meshet) Türkleri “Vatan” Cemiyeti temsilcileri: 1. Abdullah Mursaloviç Ahmedov.

yıkık bir evde ablasıyla komşu olarak tek başına hayata tutunmaya gayret etmiş. Fergana olaylarından sonra 1989’da ailece Azerbaycan’a göç ettiler. Bu kadar felâketi yaşamasına rağmen hâlâ kocasının döneceğini ve ondan bir haber geleceğini umut ediyormuş.. Aynı gemide esirler arasında birbirini görünce akrabası Zahide’nin eşine seslenmek istemiş fakat o. O. eşinden geriye bir tek Karaköl papağı denilen şapkası kalmıştı.Eğitim Bilimleri Fakültesi Sınıf Öğretmenliği Bölümünü bitiren Melike. Esir düşenler arasında bir akrabasının yakını da bulunuyormuş. Bunlar hakkında ailemden bilgi edinmeye başladım. kaybettiklerinin yasını tutarken kocasının. fakat o. Aileden kalma eski fotoğrafları çıkardım. “Beni bekle. Azerbaycan’a geldiğimizde birçok aile gibi biz de Yevlah’ın Nametabat köyünde babamın teyzesinin evine sığınmıştık. Zahide gelin tek başına kalmış. Zahide. dedemin amcasının kızı olan Zahide (Zayde) ninenin hazin hikâyesiydi. Ankara Üniversitesi . Sürgünden sonra. “Eski fotoğrafları bir araya toplayalım. Sefalet ve itiş kakışlı bir hayatı 28 Bizim Ahıska . Artık o yaşlanmış. fakat hâlâ asker kocasının döneceğini bekliyordu. Ahıskalı sürgün bir ailenin çocuğu olarak 1983 yılında Özbekistan’ın Kokant şehrinde dünyaya geldi. 1989 yılı gelip çattığında Ahıska Türklerinin ikinci felâketi olan Fergana olayları baş gösterdi. Zahide’nin yıllarca sürecek olan bekleyişi işte burada başlamış… Eşi askerdeyken Zahide gelinin kızı.. Özbekistan’ın Kokand şehrinin Kızılkoşun köyünde eski. Bu. Önceleri Menemşe adlı ablasıyla yıllarca yaşadığı söylenir. İlkokulu Yevlah’ta okudu. Tarihi yaşatmamız lâzım. bir nine olmuştu. Gördüğünüz bu resim. Kimileri hakkında bilgi sahibi değildim.” sözü. yıllardır eski resimler arasında duruyordu. Birinci Dünya Savaşı başlayınca eşi askere çağrılmış. tanınmamak için eliyle. yemek yediği sırada boğularak hayatını kaybetmiş. Eşinin ismini kime sordumsa bilemedi. kayınvalidesi ve iki çocuğuyla yaşamaya başlamış. Benim de yaşamış olduğum bu sürgünde Zahide nine bizimle birlikte Azerbaycan’a geldi. Özbekistan’ın Fergana. Bunları bir bir gözden geçirdim. Nihayet gelip çatmış lanet sürgün. Kızının ölümünden bir süre sonra kayınvalidesi ölmüş. 1995’te ailece Türkiye’ye geldiler. dünyaevine girdikten sonra İstanbul’a yerleşti. Kokand ve diğer şehirlerinde yaşayan bütün Ahıskalılar yeniden sürgün edildi. 1944 yılının kasım ayında hayvan vagonlarına bindirilerek Orta Asya’nın her köşesine serpilen Ahıskalılardan biri de oydu. Ardından da baba hasretiyle yemek yemeyen oğlu hastalanmış ve yüksek ateşten havale geçirerek hayata veda etmiş. İçlerinde biri vardı ki hikâyesi beni derinden etkiledi. Bu evlilikten bir kız ve bir oğlan olmak üzere iki çocuğu dünyaya gelmiş. Onun asıl hikâyesi evlendikten sonra başlamış. “Sus!” işareti yapmış! Aradan yıllar geçmiş. Ahıska’nın Kılde köyünde. Ortaokul ve liseyi Bursa’da okudu. Almanlara esir düştüğü haberi gelmiş. 1927 yılında evlenmiş. Ta ki Yunus Hocamızın. Geçen zaman içinde ona talip olanlar çıkmış. Tek başına bir evde. tahminen 1910 yıllarında dünyaya gelmiş.Sürgünde Aşk ve Hüsran Melike İDRİS Melike İbdis. döneceğim!” demiş. eşinin döneceğini söyleyerek taliplerini geri çevirmişti. Bunun için de eski fotoğrafları derleyerek halkımızın acısı ve tatlısıyla geçmişte yaşadığı hayatı arşiv hâline getirmeliyiz. beni bu eski fotoğraflara yöneltti. Genç Zahide. Eşi askere giderken Zahide’ye.

Bunun üzerine babamın ve amcamın yardımlarıyla Nametabat köyünde tek odalı bir ev bulunmuş ve Zahide nine. yakınlarına ve hemşehrilerimize başsağlığı dileriz. Yıllar geçtikçe Zahide ninenin beli bükülüyordu. Azerbaycan’a yerleştiğinde yeni hayata alışmaya çalışırken hâlâ kocasının döneceğini ümit ediyordu. başka diyarlarda yeni bir hayat kurmuş! Bu haberi duyunca çok üzülmüş. Zahide nine. Alman esaretinden kurtulup Türkiye’ye kaçmış. Her ikisine de rahmet ve mağfiret. yeni bir hayat kurmamıştı. Yıllarca onun yolunu beklemiş. Zorluklara göğüs gerebilmek için hayata tutunabileceği dal çoktan kırılmıştı. Bizim Ahıska Bizim Ahıska 29 . Ahıska’nın Ezgüde köyünden Sadık kızı Saltanat Dreganlı (87) da Kırıkhan’da vefat etmiştir. tahammülü zor ağırlığıydı. O zamanlar küçük yaşta olduğum için bunun yaşlılıktan olduğunu sanıyordum. Babam. Kocasının yıllarca sakladığı Karaköl papağının çıkarıp çöpe atmış! Bu sırada bizim Azerbaycan’dan Türkiye’ye göç etmemiz söz konusuydu. sürgünde genç bir gelin iken kaybettiği iki yavrusuyla. yolunu beklediği kocası. Ama şimdi daha iyi anlıyorum ki. fakat bir türlü kabul ettirememişti. oraya yerleştik. Zahide ninenin 2003 yılında Azerbaycan’da hayata veda ettiğini duyduk… TAZİYE Stalin’in zulüm döneminde 1933 yılında Ahıska’nın Xona köyünden muhacir olup Türkiye’ye gelen hemşehrilerimizden Hurşit oğlu Ayhan Yolcu (57) kalp rahatsızlığı sonucu Kırıkhan’da vefat etmiştir. daha fazla sürdürmeye dayanamayan babam.Zahide nine. bir defa daha Zahide nineyi bizimle birlikte gelmesi için ikna etmeye çalıştı. Yıkılan yuvasına rağmen. Yalnız. yeni evine yerleştikten birkaç yıl sonra. kimsesiz ve tek başına yaşamayı sineye çekmiş ama verdiği sözünden dönmemişti. Zahide nine. yaşadığı felâketlere ve aradan geçen yıllara rağmen ona olan sevgisi. Adını ve diğer kimlik bilgilerini değiştirmiş. kocasından nihayet bir haber geliyor! Fakat bu da sevindirici bir haber değil. Bütün bu fedakârlıklarının karşılığında eşinden aldığı son haberle bir kere daha yıkılmıştı. bir süre gizli bir hayat yaşadıktan sonra burada evlenmiş! Bitmez tükenmez sürgün yılları boyunca. saygısı hiç bitmemişti. 1995’te Türkiye’ye geldik. Babam. şehirde bir ev buldu. Zahide Nine’yi yanımıza almak istemiş. hatta öfkelenmiş. Kocası. bunun sebebi sadece yaşlılık değil. yaşadığı hayatın. oraya yerleştirilmişti. Bizimle gelip yeni bir hayata başlamak için bir umudu yoktu artık. Biz. Fakat o yine kabul etmedi.

kimi hastaydı. Yollar asker doluydu. Bundan dolayı bizi hemen abluka altına aldılar ki millet öte tarafa Türkiye’ye kaçmasın diye… Zaten kimse kaçamazdı. Onlar. Büyük bir toplantı olacağını söylediler. Yoluma devam ederken askerler sırtımdaki çuvalı alıp. Sınıra geldiğimizde emir geldi bütün arabalardaki insanları boşaltın diye… İnsanlar perişandı. Sınırdan Türkiye’nin Posof köyleri görünüyordu: Badele. Ben gittim on beş kilo ağırlığındaki çuvalı arkama atıp getiriyordum. cevap da vermeyeceğim!” dedi. Kimi şaşkın. “Sizleri buradan çıkaracağız! Soru sormayın. bu tarihî sahnelerin yadigârı olarak büyük sorumluluklar taşımaktayız. Bu vahşetin yapıldığı sırada ablam bize geldi. aynı köyün kızı olan anamın adı Fahriye’dir. Köyü dolaşan bu arabaların hepsinin içi doluydu ve arabalar zincirleme bir birini takip ediyordu. Türkiye sınırına çok yakındı. Bu kısa zaman içinde evden bir şey alamadık. Cilvana… Ahıska Türklerinin vatandan sürgün edilmesinin üzerinden 65 sene geçti. Atalarımızın yaşadığı 1944 felâketi. Ama ben dillerini anlamıyordum. Köpekler ulumaya ve ahırlardaki bütün hayvanlar bağrışmaya başladılar. gayet canlı olarak hatırladığı o günleri anlatıyor: Ben Ahıska’nın Türkiye sınır köyü olan Çağısman köyündenim. Sonra da bu tarihî acının dinmesi için çalışmak… Bütün bunları inançla yapabilmemiz için büyüklerimizin neler yaşadığını bilmemiz gerekir. 14 Kasım gece yarısı askerler evlerimizi bastılar. Puma. Başımızda büyükler yoktu bütün yetişkin erkekler askerdeydi. insanlık tarihinin çok nadir gördüğü sahnelerle doludur. tıklım tıklımdı! İki yanında da iki asker oturuyordu. Başımızda yetişkin erkek yoktu. İki asker birlikte iki evi basıyorlardı. Bizim ev dokuz kişiydi. Askerler bizi apar topar toplantı yerine götürdüler. Cağısmanlı Rahim yede. Bu sorumlulukların başında geçmişimizi unutmamak ve unutturmamak gelir. Evinde cadi unu (mısır unu) olduğunu ve bana getirmemi söyledi. Yani Rus-Alman harbinde.Rahim Dedenin Dramı 1944 Vahşeti Şahismail BİNALİOĞLU* bam askerdeydi. Demek ki bir vahşetin yaşanacağı hayvanlara da malum olmuştu. katlanarak çoğaldı. Bunca sene zarfında sürgün acıları dinmedi. Ahıska gençliği olarak bizler. Aynı model bir arabanın da bizim kapımızın önünde durduğunu gördüm. Herkes neye uğradığını aşırmıştı. Bizlere on beş dakika içinde evleri boşaltmamızı söylediler. Sürgün sırasında ba- 30 Bizim Ahıska . Biz bunun farkında değildik. Elimdeki boş çuvalla evimizin önüne geldim. 1 Aralık 1927 tarihinde bu köyde dünyaya geldim. Arabaya dört ailenin fertleri binmişti. herhalde çekilmemi söylediler. kimi ağlıyor. içindeki unu çamurların içine döktüler ve alay ederek boş çuvalı elime verdiler! Bütün yolda Amerikan arabaları tur atıyordu. Bana Rusça bir şeyler söylüyorlardı. Zendar. Bizim köy. Toplantı yerine geldiğimizde Mayor ve General vardı. Çünkü çocuktuk. Babamın adı Rıdvan.

insan dözerdi? Bu kara vagonlarda Sürgün giden Türklerdi. Eyin yalın: Vücut çıplak. Kovalarla bize çorba getirdiler. Çu ilçesinde yaşıyoruz. Sınıg-salxag: Kırık dökük. Çok perişan durumdaydık. hayata tutunmak için ot yiyorduk. Neler olup bittiğinin farkında değillerdi.. Kırk derece şaxtaya. kimi hastalıktan… İnsanlar açlık ve hastalıklarla boğuşuyordu. Karları yara yara. O yaka insanlarıyla akrabayız. İlk geceyi burada geçirdik. Kelimeler: Şütüyürdü: Koşuyordu. Yaddaşlarda yaşıyor. öldü. Benim altı çocuğum var. Kazakistan’da. Öyle ki kardeş Türkiye tarafında diğeri Gürcistan tarafındaydı… Sonra bizleri vagonlara getirdiler. kimi açlıktan. Yollarda üç günden beri bir lokma bile yiyemeyenler vardı. Mevsim kış. Allah’a şükürler olsun durumumuz iyidir. Bakü istasyonunda durmuştu. Bir sabah baktım ki iki kardeş birbirine sarılmış uyuyorlardı. Aradan üç gün geçmişti ki iki bacım da hayata veda etti.. Herkes bir kimsesini kaybediyordu.Hukuk Fakültesi.. Stalin ile Gürcüler yaşattı… Anam Özbekistan’da. Ölenleri atarlar. O yıllarda elimiz ekmek görmemişti. Çocuklarım ziraatle meşguldür. “Bibi nereye gidiyorsunuz? Hala nereye?” diye bağırarak ağlıyorlardı. eyin yalın. Evler çok eskiydi. Tüstüleyir katarlar. Her aile bizim gibiydi. Onların da açlığa yenik düştüğünü duyduk. Stalin tek fironlar. Ama biz onlara cevap veremiyorduk! Çünkü askerler konuşmamıza izin vermiyordu. Amcalarım başka köylere yerleştirilmişti. Sınıg-salxag vagonlar. * Ankara Üniversitesi . Yolculuk devam ederken insanlar ölmeye başladılar. Kara renkli vagonlar. Her bir köye iki aile yerleştiriyorlardı. Bu şekilde vagonlar hareket etti. Şaxta: Soğuk. Bizim Ahıska KARA VAGONLAR Vagonlar şütüyürdü. Ölmemek. Dünya başıma yıkıldı. Bağırarak bize soruyorlardı. Sürgün olmuş adamlar. Tüstüleyir: Duman çıkarıyor. Yolculuğumuz 22 gün sürdü! Son durağımız Özbekistan’dı. Dışarıda kar yağıyordu. Küçük çocuklarını alıp bize getirdim. Yaklaşınca ikisinin de öldüğünü gördüm. yedik ve yola devam ettik. Bir ses. nece zavallının Yanan çırağı sönüp.Posof halkı sınıra toplanmıştı! Şaşkınlık içinde bizim tarafa bakıyorlardı. bizi derinden sarsıyordu. Dözerdi: Dayanır mıydı? Stalin tek fironlar: Stalin gibi Firavunlar. Tren. Semerkant’ta vefat etti. Çaresizlikler içindeydik. Yorgansız. Açlık bizleri bu duruma düşürmüştü. Her bir vagonda 50 civarında insan vardı. Ama bir kardeşim açlığa dayanamadı. Burada bizleri bir kulübeye getirdiler. 1945 yılında birçok ülkede açlık vardı. Allah vursun. Yaddaşlarda: Hatıralarda Şahismayil Adigönlü 31 . Deyin. Yağmur yağdığı zaman başımızdan sular akıyordu. Oldu Türk’ün düşmeni. Gör. Vagonun içi çok soğuktu. Hayvan vagonlarına tıklım tıklım doldurdular. Gidenler buza dönüp. Biri sekiz diğeri on dört yaşındaydı. Bilhassa Özbekistan’da. Hem açlık hem de arka arkaya gelen ölümler. ayaz. İşte bu günleri bizlere. Sabahleyin bizleri arabalarla köylere dağıtmaya başladılar. Sınırın öte yakasından bize bakan insanların ağladıklarını gördüm. havalar çok soğuktu. Bu kara vagonlardan. Adamlar üşüyürdü.

muhtelif vesilelerle anlatmışlardır. Oğulcan karda kışta o soğuk havada sanki mahsus yapılmıştı bütün bunlar. Ahıskalılar bu tren yolunu yapıyorlardı ama niçin yaptıklarını bilmiyorlardı. Yolu mezarlığın üzerinden geçirdiler. Her tarafta onlar vardı. dinimizden. Mezarlığı darmadağın ettiler. Çünkü bizim halkımızı hiç sevmiyorlardı. yolculuk kaç gün sürdü? Aklında kaldığı kadarıyla anlatır mısın? 14 Kasım gece vakti. Dönenlerin de hepsi bir yeri sakat geldi. ellerinde silâhlarla bütün Ahıska Türk halkını hayvan vagonlarına doldurup sürgün ettiler. Anlayacağın o ki oğlum 44 gün o vagonda bize “it günleri” yaşattılar. Ahıska’ da. Bu yüzden hiç kimse akşam evinden çıkmasın! Başka köylere gitmek. planlanmış ve bilhassa kış ayı seçilmişti sanki.. Herkes. o da çok zordu.. Bir insanoğlu başka bir insanoğluna bunları yapmaz! Türk olduğumuz için. o günleri yaşamış olan Makbule nineden nakletmek istiyorum. Köylünün itirazına rağmen yol güzergâhını değiştirmeyeceklerini söylediler. Hepsi aklımda mıh gibi çakılı. O zaman küçüktüm ama zalim Rus askerleri bize öyle günler çektirdiler ki. Her taraf silâhlı asker kontrolündeydi. Şimdi geldim 78 yaşına. Yanına yiyecek ya da üzerine kalın bir şeyler alamamışlardı. akrabalarıyla görüşmek. Cinis köyünden ve bu köyün mezarlığından geçiyordu. O zamanlarda köyümüzde Rus askerleri dolaşıyordu. Bize o Rus askerleri ne oyunlar oynadı! Bir insanın yapmayacağı şeyleri yaptılar. tabi ki vardı. Tren yolu projesi. ray sistemi döşemek için çalıştırdılar. Yanına bir şeyler alarak hazırlık yapanlar da vardı. Gidenlerin yarısından çoğu geri dönmedi. Ahıska’dan sürgün edilirken kaç yaşındaydın? Neler oldu. şehre gitmek yasak!” Eğer çok önemli bir şey varsa ve gitmek şartsa o zaman izin almalıydık. yaşadıklarını anlatır mısın? Oğlum. Sonra bize yine yalan söylediler. Tabii ki o günleri yaşayan birçok insan yaşadıklarını. hiçbirini unutamıyorum. Bu tren yolunu da Rus soldatları (askerleri) silâh zoruyla Ahıska’nın Türk ahalisine yaptırdı. “Türkler Ruslara savaş açtı. Bu savaşta çok şehit verdik. geride kalan kadınları ve yaşlıları da tren yolu. Çünkü askerler hiçbir şeye izin vermiyorlardı. herkes bu duruma karşıydı ama bu karşı çıkma hiçbir işe yaramıyordu. Rus askerleriyle kim baş edebilirdi… Adamlar Kalaşnikof silâhlarla başımızda duruyordu. Önce eli silâh tutabilecek 18 yaşındaki çocukları zorla Alman-Rus savaşına götürdüler. 32 Bizim Ahıska . Tepemizde uçan uçaklar Ruslarınmış! Bize orda hapis hayati yaşattı zalim Rus askerleri. Sonra o tren yoluyla ilgili bak yine ne diyeceğim: Ahıska’ da Cinis diye bir köy vardı. Ama çoğu insan hazırlıksızdı. Dediler ki. Neneciğim. Köylüler çok endişeliydi. öldürmek için can atıyordular. Şimdi ben öyle anlıyorum ki biz Ahıskalılar bilmeden kendi felâketimiz için yol yapmışız. Peki. Her yer karanlık olsun diye pencereleri halılarla kapatıyorduk. Ayrıca akşamları evlerin ışıklarını söndürüyorduk. Tam bilmiyorum ama bir yıl veya biraz daha fazla bir sürede tren yolunu bitirdik.. Bunlar insan değil. ben o zaman on üç yaşındaydım. Stalin “Bir şey olsa vurun öldürün!” emrini vermişti. Burada kimsenin yaşamadığını düşünsünler ve saldırmasınlar diye. Yani sürgün edilecek yolumuzu kendi ellerimizle yaptırmışlar bizlere öyle mi? Öyle oğlum öyle. Bir de Makbule nineyi dinleyelim. Her an Türkiye’den buralara saldırı gerçekleşebilir. dilimizden.. âdetlerimizden vaz geçmediğimiz için bize etmediklerini bırakmadılar. ne olacak bizim halimiz. Bu vagonlarla yapılan yolculuğumuz tam 44 gün sürdü.Makbule Nine Konuşuyor Ali ALİOĞLU 15 Kasım 1944 sürgününü ve yaşanan zulmü. bizim askerlerimiz sınırdadır. bu olan bitene Ahıskalılardan karşı çıkan yok muydu? Oğlum. Bir şey söylendiğinde vurmak. kendi ellerimizle yaptığımız tren yolunda. diye söyleniyordu… Sürgün nasıl oldu.

Bütün sürgün edilenler bu yabancı topraklarda yeniden hayata tutunmaya çalıştılar. şu an adını hatırlamıyorum.. ondan ne istiyorsun?” dedi. Yoksa tren durduğunda ölüleri trenden alıp dışarı atmalarından korkuyorduk. Her şeye yeniden. Andican. Yeni nesiller öğrensinler ve öğretsinler. aile olarak yalnızdık. çok teşekkür ederim. Özbekistan. örf ve âdetlerinin uğruna bu günleri yaşamıştır. Fergana’da indirdiler. Sonra her ay Fergana’da yaşadığımıza dair. dayıları. ama akrabaları bölüyorlardı. bu sürgünde aileleri nasıl bölüyorlardı? Yok. bizi Özbekistan. Akrabalarımızı da bu imza sayesinde bulduk. Ahıska’nın adını ve yaşadıklarını unutmasınlar ve unutturmasınlar. Vatan topraklarının içinde. Bütün halkımız ve bilhassa gençlerimiz sizin mesajınızı alır Not: Makbule Nine. bayılan insanlar oldu. Nerdeyse öldü ölecek gibiydi. Özbekistan’a geldiğimizde amcamgili Andican’a. Durakta inenler indi. Biz hızlı akan suyu gördük ve vagonda söz dolaşmaya başladı ki bizi bu nehre atacaklar.. bizi de Fergana’ya bıraktılar. Ben on üç yaşında bunları gördüm. seni kendi ellerimle vagondan atmak istiyorum! Sana öl diyorum! Öl! Ölmezsen ben öldürürüm seni!” diye bağırdı. aileleri bölmüyorlar. bu vicdansız zalimlerin eline düşürdün? Ne ettik ki bunlar bize bu günleri gösteriyorlar? Bunlarda hiç mi insanlık kalmamış?” dedi. evlâtlarımdan isteğim odur ki. neler yaşandı? O vagonda neler olmadı ki… Hava çok soğuktu. etrafa yayılan çığlık seslerinden yaşlı nineler dedeler hasta oldu. seni bu vagonda çok etkileyen bir şey oldu mu? Oğlum bu yaşadıklarımın her birinden çok etkilendim ama bir tanesini anlatayım sana. teyzeleri böldüler. sıfırdan başladılar. Bizi indirecekleri yerde ölünün cenaze namazını kılıp defnetmek istiyorduk. Ben bu yaşıma geldim her tür insan gördüm ama bu Rus gâvuru gibisini görmedim. Ölülerini vermek istemeyen yakınlarının feryat figanı da ayrı bir trajediydi… Nineciğim. 44 günlük sürgün yolculuğunun ardından herkes Orta Asya’daki birçok ülkenin değişik yerlerine dağıtıldı öyle mi? Sonra ne oldu? 44 günlük yolculuk bitti ama… Unutmadan bir şeyi söyleyeyim. Bu duraklarda da Rus askerlerini görevlendirmişler. Buranın insanlarının Ahıska’yı bilmemesi üzüyor beni. işittim oğlum. Nineciğim. Meğer bunu da düşünmüş bu zalimler. yaşlı ve çok hastaydı. Yani bir aileyi bir durakta bırakıyorlardı. Amcalar. Vagonlarda koku olmasın diye her durakta alıp atıyorlardı. Burada yaşamaya başladık ama bizim akrabalarımız. durdurdular. kısacası Orta Asya’nın her yerine serpiştirdiler oğlum bizleri. Asker de “Sen daha ölmedin mi? Ölsene. Asker Kalaşnikof silâhıyla dedenin kafasına vurarak yanındaki çocuklara. Kahrolası Rus. Müslüman gibi yaşıyoruz ama bazen üzülüyorum. Yine bir yerde durmuştuk. Bir akarsu kenarıydı… Orda durakları vardı. A. hepimizi öldürecekler! Ama çok şükür bir şey olmadı.. Ölülerin kokusu vagonlara yayıldı.Vagonda neler oldu. akrabaları olmadan. inmeyenlerle yolculuk devam etti. Kırgızistan. Demem o ki. benim anneannemdir. Kazakistan. Bizim Ahıska 33 . Mesela. Öyle de oldu. Taşkent… Ama çoğunluk Fergana’daydı. bir belgeye imza atıp parmak basıyorduk. Çünkü Ruslar ölenleri vagondan aşağıya attı. unutamıyorum. Başka yerlerde de yaşayan vardı. halalar. tek başına. Ölenler olduğunda evlerden getirilen yorgan döşeklere sarıyorduk ki Rus askerleri görüp elimizden almasın. sözü fazla uzatmayayım. hiçbirini unutmuyorum. İşte böyle şeyler de başımıza geldi. Bu günlere de şükürler olsun. “Ey Allah’ım neydi bizim suçumuz ki. Rusça “Öldü mü?” diye sordu. Her durakta belirledikleri aileleri indirmişler ve her durakta da vagonları denetleyip ölülerin olup olmadığını kontrol ediyorlardı. Her neyse oğul. Dede. Rus askerlerinden biri vagonları kontrol ederken bu yaşlı dede uyuyordu. Dede uykusundan sıçrayarak uyandı ve “Ne oluyor? Yarım canım kaldı. dedelerimiz din. onlardan ayrı. Meselâ Buhara. Bu 44 gün nasıl geçti. bizim ninelerimiz. İmza listelerinde gördük ki filân akrabamız filân yerdeymiş! Böyle böyle bir araya gelmeye başladık. Açlıktan ve soğuktan donarak ölenler oldu. Gürcü ve Ermeni neler çektirdiler bizlere. Dede başını kaldırıp. Belirli yerleri durak olarak seçmişler. Sonra Rus askeri gitti.A. Şimdi 78 yaşında olabilirim ama bu yaşadığım şeyler öyle derin izler bıraktı ki. Ahıskalı kardeşlerimden. Vagonlardaki feryat figandan. Nine. Vagonda ölenlerin ne olduğunu Allah’tan başka kimse bilmez. Bizimle aynı vagonda giden yaşlı bir dede ve nineyle altı kişilik bir aile vardı. Daha neler neler. Yani “Makbule Aziz Fergana’da yaşıyor!” diye imza atıyordum. Bu yüzden de bu değerlere sahip çıkmalılar ve unutmamalılar. yakınlarımız yoktu. Bu sözler inşallah herkese ulaşır. Kokudan rahatsızlanıp hastalanan. Bizi Azerbaycan’da bir yere götürdüler. dil. Çoğu Ahıskalı bu şekilde Fergana’da yaşamaya başladı.. Bunlar insanlıktan çıkmış oğlum. Ölen birini gördüklerinde de iki asker çuval gibi tutup sallayarak dışarı atıyorlardı.

Yüksek köylerde yaşayanlar. İklimi ılıman olan yerlerde ise sebze ve meyvelerin öne çıktığı görülür. Babamın çocukluğunda köyde birkaç elma ağacı varmış. Toprak Mahsulleri Ofisinin açılmasıyla mahallî buğdayımız 34 Bizim Ahıska . düşeni alırmış. cumhuriyetin ilk yıllarında burayı terk etmişlerdir. Meyve. Köylüler. sebze meyve yetiştirmeyi bilmezmiş. Naldöken köylü Ümit Yüksel’in annesi. Dünyanın en uzun ömürlü hanedanı olan Bagratlılara ve Kıpçak Atabeklerine başkentlik yapmıştır. Ardanuç. incir. Ardanuç’tan ilk göç edenler Kırşehir. Gidenler. Ardanuç’un iklim bakımından farklı özelliklere sahip köylerinde kış hazırlıkları da farklıdır. Çoruh vadisinde ki Gümüşhane köyünün Şurmak mahallesiyle. Köylerde yaşayanlar. Çocuklar. zamanla okuma yazma oranının yükselmesiyle Türkiye’nin her yerine buğday taneleri gibi dağılmışlardır. Günümüzde ise çok miktarda elma var fakat yiyecek çocuk yok. Ekşi hamurla yoğrulup pilekide pişirilen kara ekmek mis gibi kokardı. memleketten gönderilen peynir. Ardanuç’ta okuryazarlık oranı % 99’u geçmekte ve Türkiye ortalamasının üzerindedir. Halk arasında buralara savayil yer de denir. Bu kırmızı şey nedir demişler ve yemeden atmışlar. Ardanuç’ta yaşayan az sayıdaki gayrimüslimler. hazırladıkları yiyecekleri göç eden çocuklarına yollamaktadırlar. bir zamanlar sık ormanlık olduğundan tarım arazileri azmış. Ahali. biber göndermiş. Ardanuç’un köyleri iklim yönünden farklılık arz eder. Burada Türkçeden başka dil konuşulduğuna dair bilgi yoktur. Burada zeytin üzüm. ağaç dibinde bekler. sebze yetişmeyen dağ köylerine zegan denir. Artık ne o tat ne o koku var. yaşlılar kalmıştır. Bulanık köyündeki akrabalarına 1950’li yıllarda patlıcan. Sakarya köyüne Ferhatlı köyünden 1924’de gelin gelen Emine Düzgün sebze ekmeyi köylülere öğretmiş. Soğanlı köyü ve Ferhatlı köyü Çoruh vadisinde olduğu için mikro klima iklimine sahiptir. Ardanuç’ta 1940’lı yılların sonunda başlayan ve günümüze kadar devam eden iç göçler sebebiyle köyler boşalmış. Tokat. pekmez ve bal gibi gıda maddeleriyle memleket hasretini gidermektedirler. bölgenin çok eski yerleşim merkezidir.Ardanuç’ta Kış Hazırlıkları Ülkü ÖNAL Ardanuç. Gölbaşı ve Bursa’ya gitmişler. bunu bilmediğinden ne yapılacağını anlamamışlar. Artvin Zeytinlik köyüne Rus esareti yıllarında domates gelmiş. elmalar ağaç dibinde çürüyor! Benim çocukluğumda köylerde ekin ekilirdi. nar yetişir. yiyecek ihtiyacını karşılamak için çalışıp çabalarmış. Dağ köylerinin kış hazırlıklarında daha çok süt mamulleri göze çarpar.

Kâx: Elma veya armutlar kesilerek kurutulur. Günümüzde daha ziyade duttan yapılmaktadır. Tahıl ve meyvelerden yapılanlar 1. tereyağı konularak tüketilir. 5. Taş döndükçe ellerindeki ağaç parçasıyla buğday karıştırılır. Ateşe konur. elma veya duttan yapılmış maluzun içine batırılarak kurutulur. Buna da zürbiyet denir. Kışın hoşaf ve çerez olarak tüketilir. Suda ezilerek suyu da içilir. Birkaç kişi etrafında oturur. 4. 7. Teşt denen bakır leğende pişirilir. Bunlar dövülüp kabuğunun alınması için su değirmenine götürülür. Atla gidilirken yolda donanlar bile olurmuş. 8. yıkanıp kurutulur. Ekşi (Kızılcık pestili): Kızılcıklar çiğ veya pişirilerek kalburdan geçirilir. Buna maluz derler. Çayın pek yaygın olmadığı yıllarda içecek olarak da tüketilirmiş. Erik açması: Cançur ve güz eriğinin çekirdekleri alınarak tahtalar üzerinde kurutulur. kavunlar. Kış için yapılan hazırlıklar I. elmalar artık yok. Bu işleme yüzlemek denir. Üzerine ceviz içi ve eritilmiş tereyağı dökülür. Hazır maya kullanır olduk. Dink (dibek) dövmek: Buğday. İçine süzme. Korux: Kızılcıklar pişirilip suyu alınır. 3. İnsanların beslenme kaynağının başında gelirmiş. 25 cm. Eskiden yetiştirilen kokulu üzümler. Kışın misafirlere cevizle ikram edilir. Kaldırılıp kışın kullanılır. Direğe bağlı taşın geçeceği yere pişmiş buğday serilir. Sonradan bölgede yetiştirilmeye başlanan Trabzon hurması da bu şekilde kurutulur. Seçildikten sonra bakır kazanda ateşte pişirilip küründe (ahşap yalak) süzülür. Değirmenci hak olarak bir teneke buğday veya bulgurdan yarım kotik ( 1 kg. Kurutularak kışın hayvan yiyeceği olarak kullanılır. Mısırın poçosundan (koçanın kabuğu) tezgâhta örülen hasırlara dökülerek kurutulur. Kolay kalkması için birkaç gün sonra kızılcık ezilerek üzerine dökülür. Demir eğişle kaldırılır. 10. Kabukları çıkınca toplanır. 6.kayboldu. Pekmez ve hasuta denilen tatlı ile aşure ve un helvası yapılırken kullanılır. Kalanlar tahtalara dökülür. Pekmez veya şeker konur. üzüm. Dut ağacının altına cecimler serilerek dutlar silkelenir. Eskiden meyve ve kış için hazırlanan pekmez. Pestil: Şıranın içine un katılarak ateşte pişirilir. Ateşte kaynatılır. Duttun pişmiş posasına çaça denir. Kalınlaşınca indirilir. Buğdayın iyisinden gendimelik (yarma) hazırlanır. Küme: Önceden ipe dizilmiş olan cevizler. Kızılcık ekşisi genelde Ardahan tarafına götürülüp satılır. Bunlar günümüzde yapılmamaktadır. Kızılcık reçeli: Kızılcıklar pişirilerek suyu alınır. Ezilerek veya ezilmeden tüketilir. Bazı köylerde elma ve eriği karıştırarak yapanlar da var. Teştte ateşe oturtulur. Rüzgârda kalburlarla havalandırılarak kabuklarından ayıklanır. Eskiden köylerde pirinç tüketilmezmiş. eninde iki üç metre uzunluğunda tahtalara dökülerek kurutulur. ölçü kabı) hak alır. İçine şeker ve kızılcık taneleri konur. Pekmez: Eskiden üzümden yapılırdı. Posası ve çekirdekleri atılır. Bu ürünler daha ziyade Göle köylerinde satılırmış. pestil ve fasulye gibi yiyecekler atla Ardahan yöresine götürülüp peynirle ve yağla değiştirilirmiş. Aynı şekilde gendimelik buğday da dövülür. Üstüne tereyağı eritilip dökülerek de yenir. Bizim Ahıska 35 . Mürebbe: Pişirilen erikler ezilerek çekirdeği ve posası alınır. Katı bir hâl alır. Yemeklerin yanında açılarak içecek olarak tüketilir. 9. 2. ezilir. Pişirilen erikler bir tabağa alınır. Kaysefe denen yemeği de yapılır. Bulgur bir miktarı taşlarından ayıklanarak el değirmeninde öğütülür. bulgur yapmak için yıkandıktan sonra kazanlarda pişirilir.

Kuşburnu temizlenip ateşte pişer. 15. tarlaların başında kox denilen ahşap kulübelerde bekler. Maçula denilen küçük su değirmenlerinde öğütülür. Konserve: 1980’li yılların başında Tarım Bakanlığı tarafından köylüye öğretilmiş. ateş yakarlarmış. 18. III: Sütten yapılanlar Genel olarak süt mamullerine ağarti denir. hoşafı da olur. biber. Kurumuş mısır bitkisine çala denir. Pancar: Dağlarda yetişen yapraklı bir bitkidir. Lazuttan yapılan yiyecekler Mısıra bölgede lazut denir. Kartopi (Patates): Yüksek köylerde bol miktarda ekilir. Üstü tahtalarla örtülür. Kışın ve baharın çıkarılarak kullanılır. Birkaç kere elekten geçirilir. 20. Ayrıca tuzlayıp kurutularak da yemeği yapılır. Puçuko. Üzerine eritilmiş zeytinyağı dökülerek yenir. 14. 2. Lor ve sarımsaklı sos eklenerek yenir. tarlaları ayı ve yaban domuzlarına karşı korurmuş. Fırında pişirilerek de tüketilir. Komşuların da yardımıyla koçanlar soyulur.11. Yemeği yapıldığı gibi fırında veya suda haşlanarak da yenir. Haşil: Mısırlar. İçine şeker konularak da pişirilir. Yaylada süt mamullerini ya- 36 Bizim Ahıska . Cevizin yeşil kabuğuna sengo denir. Kabak: Kabaklar olgunlaştıktan sonra toplanır. II. Cadi yağlı veya yavan olabilir. Eskiden çok miktarda ekilirmiş. Daha sonra taneler koçandan ufalanarak ayrılır. Topraktan çıkarılan patateslerin uzun süre kalması için kuy kazılır. Furuç: Armut veya panta denilen yaban armudunun kurutulmasıyla elde edilir. Soğanda çiğ olarak bırakılır. tepsiye dökülür. Ceviz ağaçları kesilip satıldığından yaşlı ağaçlar azdır. Kotoş denilen koçanları toplanır. Makval (Böğürtlen) reçeli: Son yıllarda yapılmaya başlandı. İçi zor açılanlara kirkit denir. 16. 5. bir miktar süt katılarak yenir. Kışın yemeği yapılır. Hedik: Kurumuş mısır taneleri suda pişer. İkişer koçan bağlanıp balkonlara asılarak kurutulur. Dut kurusu: Dibine dökülen dutlar kurumaya yüz tutunca çamişlanmış denir ve toplanarak kurutulur. Dağ köylerde hayvancılık bol olduğu için beslenme de süt ürünlerine dayanır. Pestil kırık çıkıklara ve diken batmasına iyi gelir. Yerli tohumla yetiştirilen patatesler beyaz ve pişince içi dağılan cinstendi. bir kapta lokmalar halinde doğranır. içine yarma konularak pişirilir. Dögmaç: Cadi. Taze olarak yemeği yapıldığı gibi kurutularak da kışın yemeği yapılır. ayran ve yağla da yenir. Pişirilip süzülür. Cadi: Mısır unundan yapılan ekmeğe cadi denilir. 4. Soğan. Buğday karıştırılarak fırında pişer. Bu düzeneğe taktak denirmiş. Patatesler dışarıda kaldığında çimlenir. Ayıklanmış hâline kakal. Ceviz: İlçemizin yüksek birkaç köyü haricinde hemen her köyde yetişir. domates konularak yapılır. suda pişirilir. Sarol ekşisi: Yaban eriğine sarol denir. patlıcan. Süt. Bir miktar su ve şeker eklenerek pişirilir. buna cillenme denir. Temizlenmiş cevizler güneşte kurutulur. Cevizler olgunlaştığı vakit sırıkla dökülür. Hasta hayvanlara da suyu içirilirmiş. Daha sonra yemeği yapılır. 3. Kuş burnu: Son yıllarda toplanıp yapılmaya başlanan bir yiyecektir. Puçuko: Taze fasulyelerin kırılıp kurutulmasıyla elde edilir. Kurutulmuş pancar suda pişirilir. salamura yapılır. Cam kavanozların içine fasulye. değirmende öğütülür. 21. Üzerine toprak dökülür. Mısırlar olgunlaştıktan sonra kesilir. Toplanan böğürtlenler bir kaba konur. Küçük çapta da olsa satılır. yağ ve salçadan oluşan anıh yakılarak içine katılır. 19. 12. pestili de yapılır mürebbesi de. Furuç çerez olarak tüketildiği gibi. 17. Ayrıca suyla dönen bir çark üzerindeki kolun tenekeye dokunmasıyla çıkan ses. 13. Asma yaprağı: Yapraklar toplanır. Pekmeze katılarak yenir. Köylüler. Vurma yasağı olmadığından ayılar köylüye fazla zarar veremezmiş. zamanla yaygınlaşmıştır. değirmende undan kaba bir şekilde öğütülür. 1. Gorcola peyniriyle un katılıp karıştırılır. İçine ceviz içi konarak yenir.

Bu maya hemen de kullanılabilir (Emine Gündüz-Bereket Köyü). Üzerine taş konularak süzülür. 3. Çuma: Makineye vurulmuş süt bir kapta biriktirilir. On beş gün sonra maya olur. Buna da gilik denir. kökleri dövülerek hayvanlara yedirilir. tuz. İki gün beklenerek ekşitilir. 2. Ayran kazanında ılıtılır. Büyük bir tencereyle veya kazanla ateşe konur. Şırat. Kışın dalları temizlenerek hayvanlara yem olarak verilir. Yayıkta yayılarak yağı alınır. işkembenin yanında bulunan halk dilinde maya adı verilen et parçası alınıp yıkanarak kaba atılır. Annesinden süt emen yirmi günlük oğlak kesilir. Yayıkta yayılarak yağı alınır. Peynir mayasının hazırlanışı Ardanuç yöresinde maya hazırlanmasıyla ilgili olarak üç hanım. Torbaya doldurulur. güvece veya kavanoza konulur. tahribat yapmaz. Torbaya dökülerek süzülür. Tuz da atılarak güneşte kurutulur. gendime (yarma). Bizim Ahıska 37 . Ardanuç’ta yakacaklar: Birkaç köyün haricinde köylerde orman bulunduğu için yakacak olarak odun kullanılır. Tuzlanarak tüketilir. Ekşimsi tadı olur. Süt emen oğlaklar kesilir. İneğin doğumunu müteakip sağılan ilk süte de ağız denir. Mideden çıkarılan kalınlaşmış süt tekrar içine konur. Ayrıca dere kenarlarında biten ve ip şeklinde damarları olan halkın singilli ot (geniş yapraklı sinir otu) dediği bitkinin kökü de çıkartılarak kaba atılır. Doğu Türkistan’da. Eskiden soba yokmuş. Günümüzde ise hazır mayalar kullanılmaktadır (Mukaddes Dinçer-Yolağzı Köyü). makineye çekilerek yağından ayrılır. İçine bir kaşık tuz ve peynir suyu olan şırat konur.pan kadınlara şaşort denir. Bu peynir ufalanarak tuzlanır. Bir müddet sonra indirilir. Ateşte ısıtılıp maya verilir. Tuz katılır. Çeçil peyniri: Süt. 4. Gorcola peyniri: Süt makineye vurularak yağından ayrıştırılır. buna da şor tadı var derler. Ağaçlardan olan kavdan da ateş olurmuş. İçine çuma katılarak tepilenler de olur. Buna şırat denir. Orman İşletmesi’nin izin verdiği günlerde halk kışlık ihtiyacını kesip getirir. Bir şişeye sarol ekşisi. ormanı korur. Pelit (meşe) ağacının dalları kesilerek kurutulur. Torbaya konularak süzülür. Midenin içerisine süt doldurulur. 3. Peynir yoğrularak yuvarlak şekiller verilir. Midedeki süt kalıp gibi olur. ocakta yanan odun ateşiyle ısınırmışlar. Şimdiye kadar bölgede orman yangını çıkmamıştır. Mide yıkanıp temizlenir. ilçe merkezinde oturan Ermenilere odun satarmış. Bir gün önce sağılan sütle karıştırılır. çok kesim yapmasıyla Orman İşletmesi’nin verdiğine inanılır. Rus esareti zamanında köylüler. Daha sonra kullanılır (Livaza Aksu-Akarsu Köyü). Halk. Kesilerek bir şişeye konur. Çıkan suyu saklanır. On beş gün sonra maya olur. Kolay kolay kibrit bulunmadığından ateşi küle körleyerek saklarmışlar. Süt pıhtılaşınca altına ateş verilir. Altı bağlanır. Lor: Ardanuç çorbalarının vazgeçilmez besin kaynağıdır. altın şebi konulup ekşimesi beklenir. üç ayrı tarif vermektedir. İçinde kalan süt parçaları alınır. 2. Bu peynir ufalanarak eskiden güveçlere şimdi bidonlara tepilir. Yoğurt bir torbaya dökülerek süzülür. Başlıca süt ürünleri şunlardır: 1. Midesi çıkarılır. Midesindeki kalınlaşan süt parçaları alınır. Yabani olarak tabiatta bulunan geven bitkisi kesilir. Kalan süt kazanda kaynatılır. Güney Azerbeycan’da da yapılan umaç aşına ve Kalaç Türklerinin kalıntısı olduğu düşünülen Kalaç aşına da katılırç Yoğurtlar bir kapta mayalanır. Daha sonra çorbalara katılır. İçine taze süt de katılır. fasulye. 1. Divanü Lugati’t-Türk’de adı geçen ve Ahıska bölgesinde yapılan tutmaç aşı çorbasına katılır. Buna çökelek de denir. Ne yazık ki bölgede ormanlara zararı. kaba konur. İçine altın şebi (şap).

Yörede oynanan oyunların bir kısmı bu çevrede uydurulmuş olmakla beraber kimi oyunların da kuralları yöreye aittir. İnsanlar bu uzun kış gecelerinde hoş vakit geçirmek ve eğlenmek için bu oyunlara yönelmişlerdir. Kesin sayı olmamakla birlikte takımlar dört ya da beş kişiden oluşur. Yörede oynanan oyunları ikiye ayırmak gerekir. zihnî. taşın olmadığı ortamlarda fasulye nohut gibi araçlar kullanılarak oynanır. Aksi takdirde seçme hakkı diğer takıma geçer. Atak yapma sırası diğer arkadaşına geçer. Bir de savunan takımın her elemanı için bol yapraklı olabildiğince budaklı ağaç dalına ihtiyaç vardır. Önce televizyon sonra bilgisayar ve internetin hayata girmesiyle söz konusu oyunların eski itibarı kalmadı. ikincisi de eğlenmek için oynanan oyunlardır. Kaç adım uzağa atmışsa o kadar puan alır. hakkını kullanmış olur. vakit geçirmenin. oyunu kaybeder. Sonra otuz santimetre uzunluğunda bir çeliğe yani değnek kalınlığında oyun aracına ihtiyaç vardır. eğlenmenin yanında insanların. iki oyuncu sırayla birer birer taşlarını noktalara yerleştirir. Bunun sebeplerinden biri de kışların çok uzun sürmesidir. Taşın bir tarafına tükürür ve taşı havaya atarken yaş mı gelecek kurumu diye sorar. Başlıca çok oyunları şunlardır. Bir de ayakta top sektirir gibi değnekte çeliği saydırır. Fakat bir üçlü dizi içindeki taşlar süzülemez. Onikitaş) Eski bir zekâ oyunudur. Bunu belirlemek için bir kaptan yerden metal para büyüklüğünde taş alır.Posof ve Çevresinin Eğlencelik Oyunları Ünal KALAYCI Oyunlar. Oyun için öncelikle herkesin bir değneğe ihtiyacı vardır. Dokuztaş. Posof yöresinde oynanan muhtar oyunu. Çeliği atacak takımın birinci elemanı yere çakılı değnek üzerindeki çeliği diğer takımın savunduğu sahada yakalayamayacakları şekilde fırlatır. dikey veya çapraz bir üçlü dizebilen oyuncu rakibinin bir taşını dışarı atma yani “süzme” hakkı kazanır. Diğer bir kısmı da çok geniş coğrafyalarda oynanmaktadır. Bu alan üzerinde bilye büyüklüğünde taşlarla. Savunma yapılan yerin çizgileri bellidir ve büyüklüğü yarım futbol sahası kadardır. Oyunun başında. hatta pek çoğu tarihe karıştı yahut sadece yaşlıların hatıralarında kaldı. Bu yazıda eğlenmek için oynanan oyunlar ele alınmıştır. kenarları ve orta noktaları birleştirilmiş12 köşe ve 12 kenar üzerinde olmak üzere 24 noktası olan bir alanda oynanır. Düz veya Dokuztaş diye adlandırılan oyunun Mısır’da bile oynandığı söylenmektedir. Kâğıt. insanın günlük hayatına televizyon girinceye kadar eğlencelik oyunlar çok yoğundu. bedenî. Birincisi başkalarını eğlendirmek için oynanan oyunlar. bilhassa çocukların. Düz yapıldığı zaman şöyle denir: “Düz. En çok taşı alıp. tahta ya da yassı bir taş üzerine çizilen üç tane iç içe geçmiş. Çelik İki takımla oynanır. Ya da savunma yapan takımın oyuncularından biri elindeki ağaç dalıyla dokunursa yine atak yapan kişi yanmış. Dolayısıyla herkes özene bezene kendi değneğini hazırlar. Eğer tahmini doğru çıkarsa seçme hakkı elde eder. Yatay. İki oyuncu ile oynanır. Posof yöresinde. İki taşı kalan oyuncu. Fakat çelik sahanın içinde bir yere düşerse çeliği atan kişi çeliğin dikili olduğu değnekten düştüğü yere kadar adımla sayar. 2. üçtaşı aynı sıraya getirme mahareti üzerine kurulmuştur. Saydırdığı kadarını da diğerine ekler ve takımın hanesine puan olarak yazılır. En çok puanı alan oyunu kazanır. Ayrıca çeliğin üzerine konulacağı yere çakılan bir değnek. buni da buradan süz!” Düz. karşısındakini iki taşa indiren oyunu kazanır. Başkalarına seyir olsun diye oynanan oyunlar geleneksel Türk tiyatrosunun içinde “köy seyirlik oyunları” başlığı altında incelenmektedir. Diğer takımın kaptanı tahminini söyler. 1. duygusal ve sosyal gelişmeleri için önemli faydalar sağlamaktadır. 38 Bizim Ahıska . Önce iki takımın kaptanı çeliği atacak ve savunmayı yapacak takımı belirlerler. Biz bu yazımızda unutulmaya yüz tutmuş oyunlarımızı gün ışığına çıkarmaya gayret ettik. Düz (Üçtaş. Dokuzar taş yerleştirildikten sonra sırayla hamle yapmaya başlanılır. Atak yapan kişi çeliği sahanın dışına atarsa yanar. deve oynatma oyunu buna örnek olarak gösterilebilir.

Atlar köye yaklaşınca bütün damlardan insanlar onları izler. Sonra kafasının üzerine yatay koyup kafasıyla atarak yapar. Ebe bu dairenin içine girer. Sonraki yarışa kadar birincinin havasına diyecek yoktur. Yarışmacılar atlarının sırtında aynı hizada beklerler. nişan alma yeteneğini ölçen bir oyundur. Eğer ebenin havadaki ayağı yere değerse. Herkes bir tarafı toprağın üzerine koyunca dikili duracak diyelim ki on tane taş toplar. Daireden tek ayağı üzerinde sekerek çıkan ebe. gaba gaba döşşek” diye bağırırlar ve eşeğin üzerine bindikten sonra sürtünemez. Oyuncular iki gruba ayrıldıktan sonra hangi grubun yatacağına. hangi grubun atlayacağına karar verilir. Ebelikten kurtulamayan ebe. İlk baştaki oyuncu eğilerek kafasını yastığa dayar ve arkasındakiler de bir öncekinin bacaklarından tutarak eğilir. Papax (baxbax/bak bak) At sürme yarışıdır. Kuralları şöyledir: Yere iki. Atıyla ileri geri. Uzun eşek (uzun eşşek) Biraz tehlikeli olmasına rağmen yöremizin ve ülkemizin nesilden nesile aktarılan en popüler oyunlarından biridir. İki kişi eşit şekilde yarışma için fındık alır. üçüncüye de tavuk verilirdi. Çift diye tahmin ederse beş tane fındığı rakibine verir. dönüp dairesine girene kadar. Topaç çevirme (koji/tıriya) Buzlu saha üzerinde. Bu durumda ebe hemen dairenin içine girmelidir. Bu oyun kişinin el becerisini. Yatacak takım yastığın önüne dizilir. Düğün günü herkes atını süsleyip toplanma yerine gelir. Bunun yanında şerbet ikram edilir havlu ve daha başka hediyeler de verilir. Bizim Ahıska 39 . “Tek!” derse bilmiş olur ve o beş fındığı alır. 5. üç metre çapında bir daire çizilir. Tek mi çift mi (Tek mi çit mi?) Posof’ta sonbahar mevsiminde herkes vaktinin yettiğince fındık toplar. Sonra dişleri arasına alarak yapar. “Nerdee o kanevüz (kıdmızı) fındıklarla oynanan tek mi çit mi!” 6. hatta yarışmacıların yaşına göre otuz kırk metre uzağına da ikinci kişi taşlarını diker. Diğer oyuncular oyun alanına dağılırlar. Bıçağı toprağa dik batıramayanın hakkı diğerine geçer. Hakem ateş eder ve kıran kırana yarış başlar. Karşısındaki oyuncu tahminini söyler. Herkes gelince köye on. Aile oturur ve başlar arklamaya. Topacı uzun süre çevirmek için iyi kamçılara ihtiyaç duyulurdu. Sonra birinci kişi ellerinin içinde fındık olduğu halde ellerini arkasına götürür ve uzatacağı avucunun içine belli sayıda fındık saklar. Zımba Çok sayıda kişiyle toprak. Oyuncuların durumuna göre kulak üzerinden atmak gibi başka şekiller de eklenebilir. Beş tane sakladığını varsayalım. Yarışma sonunda birinci olana tavşal. 8. Her hanenin at beslediği 1980 yılı öncesi oyunudur. ikinciye kazma pağaçasi. Atlayanlar atlarken “uzun eşek. Erkek çocukların tarafından açık havada grup şeklinde oynanır. Çimenlik bir zeminde oynanır. O fındıklar kendinin olur. 3. Bu aşamaları ilk geçen oyunu kazanır. Bıçak Bıçağın oyun aracı olarak kullanıldığı bir oyundur. Kalınlığı da iki üç santim olmalıdır. oyunculardan birini ebelemeye çalışır. Bıçağı önce elinin içine düz yatırıp yukarı atarak yere batması sağlanır. on beş kilometre uzağa gidilir. Bu. Bu taşlar en ve boy olarak bir karıştan küçük olmamalıdır. Bu işin hileleri arasında iki parmak arasında fındık saklama ve rakibe çaktırmadan fındığın birini aşağıya düşürme vardır. Ebelediği oyuncu yeni ebe olur. Birinci kişiden on beş yirmi. Sonra elinin üst tarafına koyarak yapılır. 9. Bu toplama işinden sonra çuval çuval fındığın arklanmasına (ayıklanmasına) sıra gelir. Yani alet işler el övünürdü. sağa sola ısındırma hareketleri yapar. topaçlarımıza ip dolar. Sonra ellerine topladıkları yuvarlak taşlarla sıra ile rakibin taşını nişan alarak düşürmeye çalışırlar. 7. İşte çoğu zaman bu iş esnasında yahut kış geceleri fındık yenileceği zaman oynanan bir oyundur. Sonra elini yumruk yaparak. herkes ebeye tekmeyle vurur. oyunun başladığına işaret eder. oyuncuları kovalamayı sürdürür. Ebe dairenin içinde güvendedir. İki kişiyle oynananı şöyledir: Düz bir alan bulunur. dokuztaş ile oynananına dokuztaş oyunu ve on iki taşla oynananına on iki taş oyunu denir. sonra yumruğundaki parmaklarını tek tek açarak yapılır ve serçe parmağa kadar gidilir. Dikili taş İki kişiyle oynanabileceği gibi iki grupla da oynanılabilir. Sonra o kişi elini avucunu yummuş bir şekilde uzatır ve “Tek mi çit mi?” diye sorar.Düz oyununun üçtaş ile oynanan türüne üçtaş oyunu. 4. Rakibin tüm taşlarını ilk düşüren oyunu kazanır. çimen gibi yumuşak zeminde oynanır. Ebe “Zımba!” diye bağırır. zevkle çevirirdik. En uzun süre çeviren yarışı kazanırdı.

yapması güç.ayaklarını dolayamazlar. Oturanların dizleri yukarıda ayakları yere basmaktadır. Eşek çökerse atlayan grup tekrar atlar. Ebe öne eğilerek ellerini dizlerine dayar. atlayanların en önündeki kişi “Tek mi çift mi?” deyip parmaklarıyla bir veya iki gösterir ve eşeğin en arkadaki oyuncusu tahmin eder. 12. Başlarlar. Fakat ebe çok hızlı şekilde herkesi kontrol ederken ebeye arkasından görünmeden yumruk vurmak serbesttir. Atlayanlardan biri yere değerse yatan grup atlama hakkı kazanır. “Bezirgân olsun!” der. Kızak kaymak için dik ve eğimli yerler tercih edilir. Atlarken de sırayla tekerlemenin dizelerini söylerler. Önce ebe belirlenir ve ebenin gözleri bir bezle bağlanır. sonra çizilen çizgiyi geçmeden. Kızakların altına kaymaları için. Diğerleri bir kaç metre arayla sıra oluştururlar. Kişi sayısı arttıkça oyun daha zevkli bir hale gelir. Bir odada halka oluşturulur. Kör ebe Körebe oyunu 10-12 çocukla oynanır. 14. “Kapı hakkı ne dersin?” Arkadaki. Üçtür üç. Bilirse atlama hakkı el değiştirir. yoksa aynı olay tekrar eder. Göster bizi körebe!” sözlerini tekrar ederken halkayı bozmadan el çırparak ebenin çevresinde dönerler. 11. Kişiler sırayla alınır. Amaç herkesin olduğu gibi kalması. Eller dizlerinin altında görünmeyen yerdedir. Başta verilen isimleri bilemeyenler. çizgiden atan kazanır. Uçurtma Büyüklerin yaptığı uçurtmalar rüzgârlı havalarda çocukların en birinci oyuncağıydı. Eğer tanırsa dokunduğu oyuncu ebe olur. Bil bakalım biz kimiz. Eller yukarıda daire şeklinde kenetlenir. Tanıyamazsa oyun aynı ebeyle sürer. Çizgi çizilir. Oyunun başında bir ebe seçilir. olur tilki. 16. En ileriye atan yarışı kazanır. “Birdirbir. Elindeki değnekle. Bu konuda öyleleri vardı ki attığı taş kenara çekildiğinde ayaklarının iznin üzerine düşerdi. Oyuncular seçilen iki ebenin kolları altından tekerleme eşliğinde geçerler. Eğer bütün grup elemanları başarılı bir şekilde eşeğe binerse. eller çekilir. 17. Elde birer değnek. Herkes değneği ile ufak çubukları uzağa atmaya çalışırlar. Oyuncular sırayla koşarak eğilmiş duran ebenin üzerinden ellerini sırtına bastırıp bacaklarını açarak atlarlar. 40 Bizim Ahıska . adını ebenin gözlerinin bağlanmasından alır. İsmini söylediği kişi ellerini dizlerinin altından çıkararak gösterir. Körebe evin içinde oynandığı gibi dışarıda da oynanır. Çocuklar varış yerine ilk ulaşmak için yarış yaparlar. Bezirgânbaşı tekerlemesiyle ebe seçilir. İkidir iki. Kim olduğunu anlayabilirse adını söyler. Yüzük kimde? (Yüzük kimda?) Kış oyunlarındandır. Türkü söyler. bilya demiri takılır. Kızak kayma (xızek qayma/paten) Yörede kar uzun süre kaldığı için çocukların en büyük sporudur. dikkatle izlenerek nereye düştüğü tespit edilir. Ardından ortaya bir çizgi çizilir ve iki takım çizginin gerisine iple kim düşecek çekişmesi yapar. İşte bu hızlı devir sırasında halkadakilerden usta biri ebeye der ki: “Yüzük kimde?” Ebe. Oyun. böyle devam eder. ayrıca ufak çubuk şeklindeki sopaların uç kısmı inceltilir. Ebe bu sırada kollarını öne doğru uzatarak dokunduğu kişinin başını yüzünü ve üstünü elleriyle yoklar. İleriye ve dikine taş atma yarışı Özellikle tepe gibi yüksek yerlerden çukur yerlere doğru taş atılır. ebelerin arkalarına geçerler ve iki farklı takım oluşturulur. sırayla taşlar fırlatılır. 15. konuşmaması. Eğer avucunda yüzük varsa o ebe olur. el kol hareketlerinden tahmin etmeye çalışarak isim söyler. Bezirgân başı On kişi karşılıklı beşer beşer dizilirler. Bitişik oturanlar ortadaki ebe görmeden elleriyle birbirlerine bir şeyler verebilmektedirler. Ebe vuranı görürse ya da elinin hareket ettiğini görürse o kişi ebe olur. 18. Bu oyunun bir de dikine atma şekli vardır. Soru sorulur: “Elma mı? Armut mu?” sorusuna göre taraf olunur. Herkes yerden özene bezene atmak için taş seçer. Birdirbir (birim bir) Oyunu oynayacak çocuklar için sayı sınırlaması yoktur. kendisine sorulacak sorulara cevap vermemesidir. Ebe insanlara komik sorular sorarak onları güldürmeye konuşturmaya çalışır! 13. Her taş. Kim uzağa atarsa galip olur. Mila Dört kişi oynar. hareket etmemesi. Tıp Ortada ebe ve çevresinde diğer oyuncular sarmış vaziyette ebenin vereceği “Tıp!” komutuyla oyun başlar. Ebe ortada kalacak biçimde oyuncular bir halka oluştururlar. “Döneriz. 10.

Ehmedi medi. 19. bir kuyuda ebe yok. Sekizim seksek. Yere sekiz dokuz tane birbirine bitişik yarım metre eninde kareler çizilir. kurt koyunu yer. 25. Yalamadan yutdi. Oyuncu bir ayağını havaya kaldırıp oynamaya başlar. Yerdeki ayağıyla taşa vurarak taşı kare kare gezdirir. büyüklerinin oynadığı oyunlarla. 23. 30. kaleyi aşan oyunu kazanmış olur. Ümit ediyorum ki bilgisayar programı yapmasını bilen bir duyarlı insan. 20. Diğerleri Bilye. Taş önce birinci kareye atılır. Bu oyun dakikalarca sürer. Öyle geçireceksin ki zararları olmayacak. Kartal kalkar. Bir siçan tutdi. Otu canavarın yanına getirir. bir bilgisayar öğretmeni. Kale vardır. bir tane de ot geçirebilir misin? Kurtla koyun bir araya gelirse. saklambaç hemen her yörede oynandığı gibidir. bir hemşehrimiz çıkar ve anlatılan bu oyunları sanallaştırır. ebe kuyuya taş gelmesini önler. Kartal tekerlemesi söylerler: Kırk kara kartal. Kuyruhli kedi. kayışı çekerler. elim sırtına değdi. Oyuna başlayan grup her atlayışta bir tekerleme söyleyerek takla atar. koyunu orada bırakırım. Herkes başkaları için ya da yarıştığı kişi için amacına uygun tekerlemeler uydurarak onu alt etmeye çalışır.Dörttür dört. Bu değerleri ölmekten kurtaracak fedakâr ve yürekli insanlara böyle bir programı yapma aşamasında oyunların tüm ayrıntıları hususunda yardımcı olacağımızı da peşinen ifade etmek isteriz. aldım bir eş. alabilirse oyun ona geçer. Aşık oyunu Hayvanların bileğinden alınan aşık kemiğiyle oynandığı için bu adı almıştır. Beştir beş. Dayanamayıp çizgiyi geçen taraf yarışı kaybeder. Beş taş (kak) İki kişiyle oynanır. yaptım kahvaltı. çağa uyduran değerler varlığını sürdürürken kendini yenilemeyenler tarihin karanlığına gömülüp gidiyor. bir ceviz büyüklüğünde taş. kartal kalkar… 22. otla canavarı karşıya geçiririm. Kayış (xalat) İki taraf arasındaki güç yarışıdır. çevresine altı kuyu açılır. Herkese bir değnek. Güvercin Taklası Dörder kişilik iki grup oynar. Taş toplanır. hepsini tutarsa pirim alır. Oyun oynarken taş. İlk oynayacak beş taşı elini oynatarak serer. diğer grup durur. Hepsini bu şekilde dolaşınca oyun bitmiş olur. Tura ve yazıyla ilk oynayan belirlenir. Önce koyun ile otu geçirir. Böylece bu oyunları oynarken hem biz sanal âlemde geçmişi yâd ederiz hem de genç kuşaklar yeni oyunlarla. yok olmaktan kurtarır. Aralıkta taş kalırsa diğer oyuncu almaya çalışır. Tek taş/Seksek/Kınkıl Kınkıl oynamak için düz bir alana. Hepsini geçirirse avucunun içiyle ters çevirir. Herkes atladıktan sonra ilk eğilen kalkar ve o da diğerlerinin üzerinden atlar. taş girerse o ebe olur. Geri gelince taşı bu sefer ikinci kareden başlatır. çizgi üzerinde kalır veya oyunun dışına çıkarsa yanmış sayılır. Zekâ oyunu Bir köprüden canavar (kurt). Herkesin üzerinden atlayan kişi duracağı aralığı ve oyunun gideceği yönü duruşuna göre belirler. bir koyun. Bizim Ahıska 41 . 21. 24. Kuyu yeri değişmez kişiler yer değiştirerek köyler köçtü denir. ip atlama. oyun devam eder. yere çizilen çizgilere ve bir taşa ihtiyaç vardır. dal tartar Dal tartar. Oyuna devam edilir. Sonuç Kendini yenileyen. Dokuzum durak!” Dengesini kaybeden ya da düşen oyuncu “yanmış” sayılır ve yeni ebe olur. Yukarıya alınanların yanında bilmediğimiz ya da unuttuğumuz oyunlar da olabilir. bir kuyuda ebe var. hünerle o aralıktan geçirilir. İlk dolaşan oyunu kazanır. Tekerleme Aslında bir söz yarışıdır. 26. Otla koyun bir araya gelirse koyun otu yer. Sıra ile oynanır. Ortada bir çizgi olur. birinin yeri yok. Altıdır altı. kuş gibi öt. tanışma imkânı bulurlar. Yedim yedi. sol elinin başparmağı ve yanındaki açılır. Köyler göçtü On metre genişliğinde daire çizilir. Çizginin iki tarafındaki gruplar.

Ancak bu karar yeterince uygulanmadı. bir bayrak altında yaşamayı özlüyorlar. Bu gibi cezaların çoğunluğu da bizim Ahıskalılara düştü. Allah’ın rahmeti üzerlerine olsun. Vatanlarına kavuşmayı. Ama Ahıska Türkleri vatansızlık fakirdirler. Çalışıyorlar. Sürgün konusunda çok şey yazılmıştır. içecek fakiri değildirler. acı. Bu haksızlıkların içinde Ahıska kalesinde idam edilenler arasında benim rahmetli babam da bulunmaktadır. Sürgün sözü ağızlarda çok kolay telâffuz ediliyor. Bir kısmını da Sibirya kamplarına ve yeraltı madenlerinde tutsak olarak çalışmaya mahkûm ettiler. Adaletten uzak bir şekilde kurşuna dizdiler. Yoksa Ahıska Türkleri yiyecek. daha da yazılacaktır. hayatlarını sürdürüyorlar.65 Yıl Geldi Geçti Bahadır Metan ENVEROĞLU Zamanın Cumhurbaşkanı Turgut Özal. Sürgünü. Orta Asya ve Kazakistan gezisi sırasında Ahıskalılarla görüşmüş onların vatanlarına dönmelerine yardımcı olmak için söz vermişti. Bütün Sovyetler Birliği’nde olduğu gibi 1937’de Güsrcitan’da daha da fazlasıyla aydınların çoğunu tutukladılar. Masum oldukları anlaşılarak sonradan yüksek mahkeme kararıyla beraat etmişlerdir! 42 Bizim Ahıska . o felâketi yaşayanlardan dinlediğinizde. Ben. ıstırap ve gözyaşlarıyla dolu günler ve ayrılıklar olduğunu anlayabilirsiniz. Şimdi Ahıska Türkleri. Türkiye hükûmetinden kendilerine sahip çıkmasını ve Ahıskalıların kendi öz vatanlarına dönmeleri için gerekli girişimlerde bulunmasını istiyorlar. O zaman 150 aileyi de Türkiye’ye getirmişti. Bu idam edilenler Ahıska kalesi toplu mezarlığında bulunmaktadırlar. 1944 sürgününü 11 yaşımdayken ailemle birlikte yaşadım.

Temlalali Murtaza İzzetoğlu) vatana dönmek sevincine temel atmış olsalar da maalesef vatana dönüş sevincini yaşayamadılar. 1956’ya kadar sıkıyönetim altında bir ilçeden başka bir ilçeye gidemezdik. Apiyetli Enver Odabaşov. evlerinde günlerce de kalmış oluyordu. Bizi bu vagonlara doldurdular. Bizim Ahıska 43 . 20 sene Sibirya kamplarına mahkûm olacaklarına zorla imza attırmışlardı. Rus-Finlandiya ve Rus-Alman Savaşı sırasında da çok kayıplar verdiler. 1930-1940 yılları arasında türlü çeşit zulümlere maruz kaldılar.Ahıskalılar. Hatta tren her istasyonda durduğunda vagonlara görevliler gelip hasta ve ölü olup olmadığını soruyor. Tren yolculuğu açlık. Ama biz bu ölüleri nereye götürdüklerini bilmiyorduk. 220 civarında Ahıska köylerini basarak herkesi evlerinden dışarı çıkardılar. Caralli Ellez İzzetoğlu. 1956’da sıkıyönetim rejiminden kurtulduktan sonra vatanımız Ahıska’ya dönme mücadelesi başladı. “Ola baba atın ölümi arpadan olsun. Üç kardeşim ve dört bacım nerde. Öyle ki ekmekler ancak baltayla kesilerek dağıtılıyordu. Bu durum karşısında dehşete kapılan büyüklerimiz. İkinci Dünya Savaşı’nın Rusların lehine dönmesiyle Moskova. Ne zaman bu yolculuğumu anlatmaya başlasam o günkü yaşadıklarımı aynen yaşıyor ve heyecanlanıyorum. Bu tarihlerde birçok hemşehrimiz de sınırı aşıp Türkiye’ye sığındılar. “Almanlar gelip burayı bombalayacak! Sizleri daha güvenli yerlere götüreceğiz. bir gecenin içinde tamamlanan bu operasyonla meçhul yolculuğa çıkarıldılar. Ancak mevsimin kış olması sebebiyle istasyonlarda alınan yemek ve ekmekler donuyordu. Avcılık ederdik kekliğe kurda. Bu tren yolculuğunu yaşamış birisi olarak olanların hepsini anlatmaya benim lügatım yetmez. çay benim susuzluğumi kesmez!” diyerek içilmeyen suları içip salgın hastalıklara yakalanan ve aramızdan ayrılan nice insanımız vardı… Köyümüzden çıktık kış fasilleri. hasta ve ölüler sorulduğunda bunları çarşaflara gizleyerek ‘Yok!’ cevabını veriyorlardı. Valeli Halil Umarov. ver suyi doyana qadar içem. Ölenlerin sayısı çok olduğundan mevtaları kaldırıp gömmeye defnetmeye insan yetişmezdi. çöl iklimlerinde yaşadığımız ilk 19451947 yıllarında açlık ve çeşitli hastalıktan. Mevtalar. Gurbette geçirdik yıl asirleri. tabiat şartlarına alışıncaya kadar on binlerce insanımızı kaybettik. Tabii herkes panik içerisinde. Sonra trenin durduğu ilk istasyonda gizlice ve kazma kürek olmadan ölenleri vagonların altından geçirerek öteye götürüp çöllerde elleriyle kumlara gömüyorlardı. Abastubanlı Yusuf Sarvarov. 1944 yılı kasım ayının 14’ünü 15’ine bağlayan gece ordu birlikleri. Türkiye’den destek bekliyorlar. İşte bu acı sözün anlamı da 1945-1947 yılları arası açlık ve epidemiya hastalıklarından bazı ailelerin de nesilleri kesilip kimsesi kalmamıştı. (Udeli Latifşah Barataşvili. çocuk. Bu mücadeleye öncülük eden liderlerimiz. yaşlı. Vatana kavuşabilmenin sadece Türkiye’nin siyasî ağırlığını göstermesiyle mümkün olabileceğine inanıyor ve ağabey dedikleri Anadolu insanına bu ümitle bakıyorlar. Bu yetişemeyenlerin bazıları kendi çileli imkânlarıyla ailelerine ulaşmayı başardılar. Kırgın olup kesti çok nesilleri. Bu zulmü ben on bir yaşında yaşadım ve gözlerimle gördüm. Daha sonra bizleri Amerikan Studabekir arabalarıyla tren istasyonuna götürdüler. ölenleri alıp götürüyorlardı. milleti apar topar evlerinden çıkarak köyümüzün Ağalık Bahçesi denilen meydanına yığdılar. Eğer yakalansa. Ana babadan ayrı düşen ağlasın. Hatta bu şekilde cenazeleri gömerlerken uzun zaman geçmesi sebebiyle trenin kalkmasına yetişemeyenler oldu. Bugün Ahıskalılar. Çünkü yola çıkanların çoğu. Yolculuk başlamadan önce bizlere her istasyonda yemek ve ekmek vereceklerini söylediler. Bu yolculuk sırasında Ahıskalılar büyük kayıplarla yolculuğu tamamladı. Fakat ölülerle kalanlar da çok oldu. Orada hayvan vagonlarından meydana gelmiş katarlar bizi bekliyordu. Kremlin kararıyla. Varhanlı Abuzer Seferov. Sürgünde. Kafkas halkı olarak susuz ve içme suyu kıtlığı yüzünden. Yaşardık Kafkas’ta çok güzel yerde. Zanavli Mevlüt Bayrakdarov. Bütün Ahıskalılar. Her familyadan tek tek kalan ağlasın. hastalık. Bizleri sabahtan akşama kadar beklettiler. hasta ve savaştan dönen yaralı ve sakatlardan meydana geliyordu. sefalet içerisinde kayıplar vererek 25-30 gün sürdü. Bizler. savaş bittikten sonra hemen yuvalarınıza döneceksiniz!” diye milleti kandırdılar ve köyleri iki üç saat içinde boşalttılar. Onları da rahmetle anıyoruz.

köy halkının 1. Duğabeze. köknar ve çam ağacının çok olduğu ormanları var. Su kaynakları köyün yaylalarının eteklerinden doğmaktadır. Taşbaşı ve Tosilar mahalleleridir. Ramadangil. Şavşat ilçesinin içme suyunun büyük bölümü köydeki bir kaynaktan sağlanmaktadır. Şavşat’a 6 ve Ardahan’a 44 km uzaklıktadır. Köyde yaşayan halkın büyük bölümünün Ahıska’dan geldiği ve köyde yaşamaya devam ettiği. Ayvazgil. yaklaşık 100 km2’lik bir araziye sahiptir. Coğrafî konum Köy. Köyde tarihî kalıntı olarak Rabat mevkiinde bir adet kilise harabesi bulunmaktadır. Şavşat-Ardahan karayolu üzerinde yer almaktadır. Bunlardan başka tarihî bir kalıntı bulunmamakla birlikte köydeki ahşap evlerden birkaçı tarihî önemi haiz eski evlerdir. Doğu Karadeniz Bölgesi’nde Artvin ili Şavşat ilçesinin doğusundadır. Her mahallenin mezarlığı ayrıdır. Köy içme su kaynakları yönünden çok zengindir. Halen iki ayrı kaynaktan içme suyu kullanmaktadır. Köyü tarihçesi Yavuzköy’ün tarihi hakkında herhangi bir yazılı kaynak bulunmasa da eskiden beri halk tarafından söylenile gelen bir tarihçe mevcuttur. bu bölgede hayvancılık yaparak geçimini sağladığı bilinmektedir. Eskiden tarla olarak kullanılan 44 Bizim Ahıska . kuzeyinde Kocabey köyü bulunmaktadır. Bu dere güneyden kuzeye doğru irili ufaklı diğer su kaynakları ile birleşerek Şavşat Deresini oluşturur ki bu dere Şavşat ilçesinin içinden geçerek Çoruh Nehrine karışır. Köyde tüketilen su. Yüksek yerlere iki üç metre kar yağdığı görülür. Her mevsimde yağmur yağar. Yavuzköy engebeli bir araziye sahiptir. 30 km2’lik bölümü ormanlık. Yerleşim alanları içinde yoğun olarak meyve ağaçları bulunur. bitki örtüsü bakımından çok zengindir. bir zamanlar Ermenilerin oturduğu bir mahalle olduğundan ismini bir Ermeni ismi olan Tosi’den almıştır. Şavşat-Ardahan karayolu üzerinde. Bugün bu mahallenin adı Günkaya olarak kullanılmaktadır. Bunlar: Balcılar. Ancak kanalizasyon şebekesi bulunmamaktadır. Sırt Mahalle. Bu eğitim çalışmaları günümüze dek hatırı sayılır bir başarıyla yürütülmüş. Kışlaklar ve 2000 metre yükseklikteki yaylalar yaz mevsiminin hayat kaynağıdır. Cumhuriyetin ilânından sonra okuma yazma konusunda başarılı çalışmalar yapılarak halkın okuryazarlığı sağlanmıştır. Şavşat ilçemize 6 km mesafededir. Artvin’e 71.Şavşat’ın Şirin Bir Köyü: Yavuzköy Turgay AKKOYUN Yavuzköy. Bitki örtüsü Köy. Yavuzköy su kaynakları açısından çok zengindir. Düz Mahalle. 1996 yılından beri telefon hattı bulunmaktadır. Batısında Düzenli köyü. Özellikle ladin. Diğer bir tarihî kalıntı da Konta şehri harabesidir. Eski adı Mamanelis’dir. Dokuz mahalleden meydana gelen köy. Dünya Savaşı sırasında Sahara’da Rus kuvvetlerine karşı gösterdiği kahramanlıktan dolayı Yavuzköy olarak değiştirilmiştir. İrili ufaklı dereler ve tepelerden oluşmaktadır. 50 km2’lik bölümü de yaylalardan ibarettir. içimi çok güzel olan yumuşak bir sudur. kışları soğuk ve karlı geçer. köy halkının büyük bir kısmı bu sayede iş sahibi olmuştur. Bu alanın 20 km2’lik bölümü tarım arazisi. Köyde hayvancılığa uygun çayırlık alanlar mevcuttur. İklim Yavuzköy iklim bakımından hem Karadeniz hem de Doğu Anadolu iklimi etkisi altındadır. Ancak bu köyden genç nüfusun göçünü de beraberinde getirmiştir. Köyün güney ve doğusu Yalnızçam Dağlarıyla çevrilmiştir. 1915 yılından itibaren Ermenilerin bölgeyi terk etmesiyle onlara ait olan arazilerin hazineye intikal ettiği ve daha sonra bu arazilerin yerli halka satıldığına dair tapu kayıtlarına rastlanılmaktadır. Şavşat içme suyunu Yavuzköy’deki kaynaklardan temin etmektedir. Köye su şebekesi 2003’de 5 km mesafedeki bir kaynaktan çekilmiştir. Yavuzköy’ün birbirinden ayrı on mahallesi vardır. Tosilar. Yağmurlar genel olarak ilkbahar mevsiminde yağmaktadır. (Fahmettin Topçu-Muhtar). Denizden yaklaşık 1600 metre yüksekliktedir. Birinci Dünya Savaşı’ndan önceki yıllarda bu bölgede Ermenilerle birlikte yaşandığı yazılı kaynaklardan anlaşılmaktadır. Topçular. Bu kaynakların suları birleşerek Cerma Deresini oluşturur. Cami Mahallesi. 1930 yılında ismi. Buranın tahminen 2000 yıldan beri yerleşim alanı olarak kullanıldığı söylenmektedir. Köyün güney ve güney doğusunda yer alan yamaçlarda iğne yapraklı ormanlar yer alır. Yaz mevsimi sıcak olmasına rağmen bu sıcaklıklar hayatı olumsuz yönde etkilemez. Köyde 1983 yılından beri elektrik. Bu ormanların içinde geniş yapraklı ağaç türleri pek bulunmaz.

Böyle durumlarda meclis toplanıyor. Bir minibüs her gün sabah saat 08. mendil. Kirvelik hususunda bir rekabetin yaşandığı durumlar da olur. “Çocukluğumda büyüklerimizden duyduğum kadarıyla köyümüzde bir zamanlar 600 hane varmış. kahve. Bursa. Altmış yaşın üstündeki köylülerde radyo dinleme alışkanlığı görülmekle beraber televizyon daha yaygındır.00’de de Şavşat’tan Yavuzköy’e sefer yapmaktadır. dana vs. Beraberinde çay. 60 ve üstü yaşlardaki çiftlerden oluştuğunu. evlerde çok az genç ve çocuk olduğunu gördük. Sünnet edilen çocuklardan bazıları cesur olur. Kirve adaylarından sünnette koç. sünnetçiye hitaben ‘kes de kızına götür’ derler. Kirvenin verdiği bahşiş beğenilmezse kirve suya basılıyor. Nüfus Yavuzköy muhtarı Fahmettin Topçu. Köyde mektupla iletişim kalmamış. Sünnetçinin ‘Şegirt’ veya ‘Mumcu’ denen bir de yardımcısı olur. Sünnet gecesi davetliler toplanır. Sünnet düğünü çalgılı ya da çalgısız olabilir. Kirve sünnet akşamı meclisin talep ettiği şeyleri ‘harfana’ denen ziyafet sofrasında köylülere sunuyor. kirveliğinin karşılığında hürmet görür. Kirve. nüfusun geçimine yetmemesinden kaynaklanan sürekli bir göçtür. Bu çiftlerin bir kısmı. Köyde. Şubat ve mart aylarında yaptığımız alan çalışmaları sırasında köyde kapısını çaldığımız birçok evde yaşayanların. Zira sınırlarımız dışında yaşayan Ahıska Türkleri her şeye rağmen geleneklerini. Suya basmak. Kirvenin getirdiği vala. saat 11. çocuğun düğününde geline götürülür. Delikanlılardan biri. Yavuzköy’de birçok ailenin traktör ve/veya motorlu bir aracı bulunmaktadır. Sünnet bitince Mevlit okunur. Çocuk yatsı zamanı sünnet edilir. Ardından kirve tütünü ikram edilir. Haberleşme Yavuzköy’de hemen hemen her evde telefon bulunmaktadır.00’de Yavuzköy’den Şavşat’a. Yolcu olması durumunda öğleden sonra da tekrarlanmaktadır. şeker. kahve içilir. Sünnet olacak çocuk sünnet edilmeden hemen önce kaçırılıyor. ömürlerinin geri kalanını kendi köyünde geçirmek isteyen. Ankara gibi büyük şehirlerde yaşamakta. Yavuzköy’de sünnet geleneğini şöyle anlattı: “Kirve. Bu durumun bizce en önemli sebebi köydeki ekonomik faaliyetin. Bu sebeple köydeki bu emekli grubu ve bazı gençlerin teknoloji kullanabilme kabiliyetlerine paralel olarak internet kullanımı da çarpıcı miktardadır.” Bizim Ahıska 45 . Sabahleyin ayrılan kirve ve sünnetçiye çorap vs. yalnızca yazın yayla zamanı köye gelmektedirler. Kirve. Yavuzköy’de gençler kirvelerinin kızını alamazlar. Ulaşım Yavuzköy Şavşat-Ardahan karayolunun üzerindedir. Sünnetçiyle kirve o gece sünnet evinde kalır. üstüne güzel bir örtü konmuş bir tepsiyle sünnetçiye bahşiş toplar. Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı kastediliyor) sonra da geçim derdinden çok göç verilmiş. Doğacak çocuk için ‘Erkek olursa kirvesi benim!’ veya ‘Kirvesi sensin!’ demek suretiyle aileler kirvelik bağı kurabilirler. kesmesini istiyorlar. Buradan da anlıyoruz ki coğrafî olarak bölünmüş olsa da Ahıska Türkleri arasında kültürel bölünmüşlük olmamıştır. Bugün Yavuzköy’de 266 ev olmasına rağmen 150 hane mevcuttur.” demektedir. Bu sünnet geleneğinin aynısını. Kibrinaz İşçi. diğer bir kısmı da çocukları hayatlarını büyük şehirlerde kazanan yalnız ailelerdi. sigara-tütün ve çocuk için bir vala (gelinin başına örtülen renkli başörtüsü) veya yazma getirir. adaylarında meclisin isteklerini yerine getirmede rekabeti kazanan kirve oluyor. Kirvelik bağıyla birbirlerine bağlanan aileler birbirlerine karşı maddî ve manevî sorumluluk duymaktadırlar. Düzenli gazete okuma alışkanlığı yoktur. Bu 150 hanenin büyük bölümü İstanbul. hediye edilir. sünnet töreninden birkaç gün önceden sünnet evine gelir. sünnetten sonra eşiyle birlikte gidip sünnet olan çocuğu ziyaret eder. Önce harpler yüzünden (93 Harbi. Kirve. Kirveden bahşiş isteniyor. Yavuzköy’de bir gelenek: Kirvelik Köyde kirvelik geleneği var. Beraberinde de hediye olarak çocuğa giyecek şeyler getirir.alanlar son yıllarda tarım yapılmaması yüzünden çayırlık alanlara dönüşmüştür. İzmir. yemek yenir. Köylülere sorduğumuz “Yavuzköy’ün sizce diğer köylere göre iyi yönleri nelerdir?” sorusuna birçok köylüden “ilçeye yakın oluşu” cevabını aldık. kirvesi olduğu aileyi gözetmek durumundadır. Çocuk sünnet edilince davetlilere kirve kahvesi gelir. Kirve. Ya iyi arkadaşlar bir- birlerine kirve olmakta yahut da fakir bir aileye yardımcı olmak için hâli vakti yerinde olanlar fakir ailelere kirvelik teklifinde bulunmaktadırlar. Kirve bazen çocuk doğmadan da seçilebilir. eğlenmek amacıyla birini dereye sokup ıslatmak demektir. Bu yakınlığından dolayı ilçeyle ulaşım hızlı ve kolay bir şekilde yapılmaktadır. kültürlerini ve dillerini korumayı başarmışlardır. Çayırlıklar mevcut hayvanların yem ihtiyacını karşılamaktadır. Şavşat’a 6 km mesafededir. Şavşat yakın olduğu için ulaşımda köylüler bu araçlarını kullanmaktadırlar. bize Gürcistan’da Ahıska’da görüştüğümüz Hasan Bey Musaddinov da nakletti. yazma. Ancak iletişim daha çok cep telefonuyla sağlanmaktadır. emekli olduktan sonra yurdun çeşitli köşelerinden köylerine dönmüş. emekli olup köye yerleşen devlet memurlarının sayısı çoktur.

Kefensiz ve mezarsız cesetler Sibirya’nın beyaz karları üzerinde yırtıcı hayvanlara yem olmuştu. Fakat Ahıskalıların vatan topraklarına geri dönmesine. 1944–1956 yıllarında 12 yıl süren sıkıyönetim ve KGB gözetimi altında hayatlarını sürdürdüler. Binlerce insanı birkaç saat içinde kamyonlarla demir yolu boyuna taşıdılar. İnsanlar silâh zoruyla hayvan vagonlarına 80– 100 kişilik gruplar halinde dolduruldular. hıçkırık sesleri kulakları sağır ediyordu! Silâh sesleri ve köpek ulumaları bütün geceyi cehenneme çevirmişti. 1961 yılında kurulan Vatana Dönüş Cemiyeti Başkanı Enver Odabaşı ve arkadaşları. Merkez komitenin asimilasyon politikasına karşı dik durdular. Böylelikle gece vakti vagonlar uzun bir yolculuğa çıktı.” Şimdi insanlık âlemine soruyoruz: Bu insanların suçu neydi? Nerde bu insanların cesetleri? Bunun hesabını kim verecek? Bu yapılanlar soykırım değil de nedir? Ne yazık ki ne Gürcistan devleti ne Rusya ne de eski Sovyetler Birliği yapılanları kabul etmiyor. Dillerini. birkaç saat içinde sürgüne gönderdiler. dinlerini. yüzlerce aile Sibirya’ya sürüldü.000’i çocuk olmak üzere 30. 1956 yılından sonra Ahıska Türklerinin Ahıska’ya dönüş mücadelesi başladı. Biz. Sovyetler Birliği’nin önceden aldığı kararı uygulayarak beş ilçenin 220 köyünde yaşayan ve 100. Bir yazar. Rusya’nın metruk köylerine 3-5 aile şeklinde yerleştirildi.” diye müracaat edince. Rus askerleri silâh zoruyla Türklerin evlerine girdiler. sızlama. Bu soykırım. halkımıza reva görülen bu alçaklığı insanlığın vicdanına havale ediyoruz. 1921 Moskova Antlaşması’yla Gürcistan’a terk edilen Türk yurdu Ahıska’da bir insanlık dramı yaşandı. Gitmek istemeyenler. Kırk gün süren bu yolculukta. 1956 yılında Stalin’in ölümünden sonra sıkıyönetim kaldırıldı. Özbek Türkleriyle Ahıska Türkleri arasında KGB’nin provokasyonları sonucunda çıkan çatışmada 300’den fazla Ahıskalı hayatını kaybetti. yıllarca hür dünyadan gizli tutuldu. -15/20 derece soğukta açlık ve yoksulluk içinde yaşama mücadelesi vermeye başladılar. herkesin gözü önünde kurşuna dizildi. Rus ordusuna karşı koyanlar. Askerler. 5000’den fazla ev yakıldı ve 100. Böylece daha önceden Rusya’nın hazırlamış 46 Bizim Ahıska . “Biz Müslüman Türk adıyla Ahıska topraklarına yerleşmek istiyoruz. soğuk- tan. KGB’nin baskı ve zulümlerine rağmen Ahıskalılar Ahıska topraklarına dönme mücadelesini korkmadan ve bıkmadan devam ettirdiler. Birçok gizli teşkilâtlar kuruldu. cephelerde 25 bine yakın kayıp verdi. Yer gök Allah Allah haykırışlarıyla inliyor.000’den çok insan ikinci bir sürgüne. Bundan dolayı 1989 Özbekistan-Fergana olayları yaşandı. ölenleri trenlerden aşağıya atıyorlardı. Sürgün ahali.000’den fazla kişi vefat etmiştir.000’in üzerindeki yerli halkı. çocuk ayrımı yapmadan silâh çekerek bütün insanları hayvan vagonlarına tıka basa dolduruyorlardı. hatta turist olarak dahi gitmesine izin verilmedi. Asgarî insanlık icabı olan her faaliyet için özel izin alınması gerekiyordu.Ahıska Türkleri Soykırımının 65. Kış ortasında Orta Asya çöllerine gelen Ahıskalılar. Yıldönümü Dr. Bu savaşan insanların aileleri tamamıyla sürgüne gönderildi. İbrahim AGARA 15 Kasım 1944 tarihinde. Ahıskalıların Türk olması ve Türkiye sınırında yaşamasıydı. bu sürgün gecesini şöyle anlatmaktadır: “Rus askerleri. açlıktan ve hastalıktan 17. Sürgünün tek sebebi. yaşlı hasta. binlerce kişi KGB tarafından cezaevlerine atıldı. 20-40 yaş arası 40 bine yakın insanını İkinci Dünya Savaşı’na asker olarak gönderen Ahıskalılar. geleneklerini korudular. Bu insanları saygıyla anıyor ve ölenlere Allah’tan rahmet diliyoruz. Orta Asya ve Sibirya’ya sürgün macerası böyle başladı. ağlama.

Temmuz 2007 tarihinde “40. Ben Ahıskalıyım. bizim Türk olduğumuzu bir türlü kabul etmek istemiyor. Ahıska Türklerinin Ahıska topraklarına yerleşmek istemesi onların en tabii hakkıdır. Anlatmaya çalıştığımız bu olay.000’e yakın insan iskânsız göç ederek Türkiye’nin muhtelif yerlerine yerleşmiş bulunmaktadır. Mustafa Kemal Atatürk’ün ifadesiyle. Türkiye’nin ve Ahıskalı liderlerin çabasıyla Gürcistan Parlamentosu. Ahıska vatan toprağıdır. bir bir vagonları gezdiriyor. Bu facialar arasında biri var ki uğruna ağıtlar yakılsa. Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra bağımsız Gürcistan Devleti. TBMM. Esasen Gürcistan.000’e yakın Ahıskalı.1992 tarihinde 3835 sayılı Ahıska Türklerinin Türkiye’ye Göç ve İskânına Dair Kanun’u çıkardı. Her ailenin hatta her insanın ayrı bir faciası vardır. altı yaşında bir kız çocuğunun elinden tutmuş. Letifşah Barataşvili’nin hatıralarında şöyle bir sahne anlatılmaktadır: “Silâhlı bir subay. unutturmayacağız. 15. İnsan her şeyden vazgeçer ama vatan toprağı ve bayrağından asla ve asla vazgeçemez. Ahıska’ya gitmek ve orada yaşamak istiyorum. dürüst ve eğitimli insanlar yerleştirerek ekonomisini canlandırdı. Bazı sebeplerden dolayı (ekonomik kriz ve terör yüzünden) iskânlı göç durduruldu. bütün insanlığın vicdanını kanatan büyük bir faciadır. Her şeyden vazgeçerim. Hatta bu hadise iç içe birçok faciadan meydana gelmektedir. Bizler. 02. Babası cephededir. Ahıskalılara yapılan en büyük saygısızlıktır. Kaderine terk edilemez!” Rica 1944 yılı sürgünü. bir soykırımdır.07. filmler ve tablolar yapılsa yeridir. Diyor ki: Bu çocuk yetimdir. Bize Meshi demeyi uygun buluyor! Bu uygulama. İnsan ihtiyacı olan topraklara çalışkan. 50. Bakü 1990. Hâlbuki Ahıskalılar 65 seneden beri şunu diyor: “Ahıska benim vatanımdır. 2005 yılında Rusya’dan ABD’ye mecburî olarak göç ettirildi. Ricamız şudur: Burada anılan altı yaşındaki kız çocuğu hayattaysa bugün 70’li yaşlarda bir hanım olmalıdır. Ahıska Türklerine yapılan bu soykırım Türkiye’yi de tedirgin etti. Onu gören veya bilenlerin dergimize haber vermelerini önemle rica ediyoruz. Yıllarda Gürcistan topraklarından sürgün edilen vatandaşların geri dönüşüyle ilgili yasa”yı çıkardı. s. Ahıska topraklarına dönüşle ilgili birkaç defa yasa çıkmasına rağmen Gürcistan Devleti dönüşe engel olmuştur. Bu kanun esas alınarak 180 aile Iğdır’a iskânlı göç etti.” Bunları duymamalıktan gelmek bir insanlık suçudur. Ama iskânsız göçler halen devam etmektedir. Elimizden alınan bu kutsal topraklardan da asla vazgeçmeyeceğiz. 199). Ne yazık ki bu yasa da Ahıska Türklerinin Türk ve Müslüman adıyla Ahıska topraklarına yerleştirilmesinden bahsetmiyor. Türk soyunu yok etme teşebbüsüdür. Anası da bir hafta önce vefat etmiştir. Bunları hemen her sayımızda kahramanlarının ağzından sizlere sunmaya çalışıyoruz. “Vatan toprakları kutsaldır. Onu da beraber götürün.” (Diderginler. 1999 tarihinde Avrupa Konsey’ine üye olurken. yırtık pırtık elbiseler içinde. Bizim Ahıska Bizim Ahıska 47 . Avrupa Konseyi’nin. vatan toprağımdan asla ve asla vazgeçmem.000’e yakın Ahıskalı da Ahıska topraklarına yerleşmek için çaba göstermektedir. Ahıska Türklerinin kendi topraklarına yerleştirilmesine söz verdi. Bu da Avrupa Konseyi’nin veya diğer güçlerin baskısıyla değil Gürcistan Devleti ve Ahıska Türklerinin isteği üzerine yapılmalıdır. dedelerimize ve babalarımıza karşı yapılan bu soykırım ve insanlık dramını unutmayacağız. Eski Sovyet topraklarında yaşayan 400. Fakat aradan on sene geçmesine rağmen herhangi bir uygulama gerçekleştirilmedi. Hiç kimsesi yoktur.olduğu senaryo gerçekleşmiş oldu.

Deniza kopri qurulmaz. Nadur? (1. Nadur? (El değirmeni) 62. Qarannux dereda avi bögürür. İçi taş dişi taş. Ax dedi.Goga direk olmaz. Çig yumurta soyulmaz. Suyun içinda bir yilan. Bir baxdım sapsari. 3. Delugüna baturdum. Bir küçücük manana. Sadeca soluğ alur. 2. Bunların çoğunu Şavşat’ın Akdamla köyünden Vespiye Torun(80)’dan derledik. 5. Üsti oynar. Nadur? (Sahat) 53. Axşama biza gâlan kimidi? Nadur? (Uyku) 69. Nadur? (Degirman) 59. Vax dedi. Ögüna oturdum. Na içar na yer. Mum dibına işıx vermaz. Demur qapının kilidi. Quyinin içinda suyi. Bir baxdım top top. Üsti qaynar. Yan üsti yatur. Nadur? (Ekimden hasada buğday tarlası) 57. Bismillah der misin demaz misın? Nadur? (Kaşık. Bir quş gâlur hağıldan. ağız) 61. Nadur? (Gaz lambası) 64. Bir quyi. Uci kürek. Yilanın ağzında mercan. Kemeri var belindan. Nadur? (Sandalye) 67.) 48 Bizim Ahıska . Yeddi şeya yox dedi. Tavux işamaz. 51. Nadur? (Bişi) 65. Ola ki bu nasıl kuş. Nadur? (İğ) 66. Nadur? (Fener) 68. 6. Atın derısi. Bir baxdım qapqara. Qara qatır. Bir baxdım heç yox. Yem yiyer göbeğinden. 4. İş görürkan tam yerına varınca. Tik durur otlar. Bir kükramiş aslan gâlur. Nadur? (Körük) 60. Nadur? (Sandık-anahtar) 63. Herkeş ona inana. taştan gâlur.Şavşat’ta Söylenen Bilmeceler-II Av. Dağdan gâlur. çamın yarısi. Mercanın ucunda ateş. Alti qaynar. Dibi qıllanur. Gögdan endi bir quş. Alti oynar. Uci sallanur. Hasan TORUN Dergimizin önceki sayısında verdiğimiz 50 bilmece/açacaktan sonra derlediğimiz diğer açacakları da bu sayıda sunuyoruz. Katır qulun atmaz. Nadur? (Ot) 54. Ölüma çare olmaz). gerısi inca. Nadur? (Selgâh/sel) 55. Dört ayaxli. Ha dolaş ha dolaş… Nadur? (Minare) 52. Anan ögünda sallanan nadur? Nadur? (Elek) 56. İlidi milidi. 7. Bir baxdım yemyeşil. Yıldızlar sayılmaz. Qıça meraqli. Nadur? (Kalbur) 58.

Yer altında paslanmaz. Tarla bayaz. Qız duvardan enmadi. Bilmece bildirmece. Eteklari qat qat Nadur? (Lahana) 100. Kenerlarıni gezduğum. Babam deve. Quyrux dolanur. başi papax. Yer altında kürkli xoca. Yol altında kapaxli zandux! Nadur? (Mezar) 75. Gögdan endi yera yapuşti. Nadur? (Kutan-Öküz) 78. girsın eve. Su üstünda islanmaz. İçına girduğum. Nadur? (Soğan) 94. Yattuği yerda ot bitmaz. Boz oğlani yola vurdum. Ay angut angutlar. Bağ ola bayquş ola. Bayquşlara eş ola. Nadur? (Mısır ekmeği/Çadi) 97. Bir öküzüm var. Nadur? (Cenaze) 76. El vermasan yol vermaz. Nadur? (Kar) 93. Bağırur oğlax kimi. Doxsan doxuz cemaat. Boyni egri Nadur? (Soba) 81. İki tekir bir sallama. Tek ayax. Abdes alur namaz qılmaz. Egilur su içmaya. bir imam. Fadime pat pat. İlmendi galanaçax. toxum qara. Yük yüklasan götürmaz. Sabaxtan qaxtım. Sari ziyaya baxtım. Nadur? (Gaz lambası) 86. Dallari budax kimi. Cemaattan geri durmaz. buyanda qaya. Cansızdan canni doğar. Şekera benzar. Biçax açar qapısıni. Ezduğum mezduğum. Tek kayadan geçmaz atım. Nadur? (Öküz arabası/Kağnı) 88. bayazi haram. İçında sari maya. Nadur? (Ateş) 83. Qarasi halal. qırx buynuz. Oyanda qaya. Un bulanur. El verursan yol verur. Nadur? (İnek) 95. Nadur? (Altın) 90. Cannidan cansız doğar. Nadur? (Kuymak) 73. Sabağinan qaxtım. Qız duvara tırmandi. Alaca bulaca boyattım. qanadi yox. İlmendi ilmendi. girmem eve. Naydur? (Kur’an) 85. Dağdan gâlur dağ kimi. Dereda avi bögürür. Sekiz ayax. Nadur? (Yumurta-Civciv/çuçul) 89. Nadur? (Kabak/Karpuz) 74. Nadur? (Mısır) 72. Yusufi yiyan qurtlar. Nadur? (Sümük) 91. İki müezzin. Dört asma. Dibından su içar da. Nadur? (Tespih) 98. Yılda gâlur üzümi. Allah yapar yapısıni. Nadur? (Quyi/kumaş dokuma tezgâhı) 80. Buni kim bilmiş ola. Tepesından yumurtlar. Nadur? (Oruç) 84. El üstunda kaydırmaca. Satsan baha gaturmaz. Nadur? (Degirman-Un) 87. Gögda var. Anan ögüna dayattım. Nadur? (İsim) 92. Nadur? (Yılan) 77. Uzun tarlanın uzuni. El ekar. Holuğuna soxtuğum.70. Kara kütük. dört basma. Nadur? (Şemsiye) 96. dil döşürür. Çek atım çekmaz atım. tadi yox. Çek boynuni. Nadur? (Sabun) 99. Nadur? (Güneş) Vesbiye Torun değirmende (solda) Bizim Ahıska 49 . Taki taki varduğum. Nadur? (Beşik) 71. Nadur? (Soko/mantar) 82. Naydur? (Kapı) 79. Poxi baban canına.

hangi kabilelerden. Bunlar arasında Yunanlardan önce şehrin sakinlerinin Türkler olduğu ve şehrin isminin Âmas adında bir kişiye dayandığı iddiası dikkat çekiyor. fotoğraf. Amasya 50 Bizim Ahıska . Pontos dönemi. harita vb. hangi boy ve oymaklardan oluştuğu ayrıntılı olarak ele alınmış. Amasya halkı başlığı altında. Amasya Tarihinin Ana Çizgileri başlığı altındaki bahislere. Asıl bahisler. MÖ... âdeta kartpostal edasıyla sizi kendine çekiyor. 63 yılında Romalıların Pontos Krallığına son verişi anlatılırken şu satırlar üzerinde uzunca düşün- Yunus Zeyrek tarafından yazılan ve Amasya Valiliğince bastırılan “Amasya’nın Altın Tarihi” adlı kitap okuyucuyla buluştu. 5000 Evlâd-ı Fâtihan’ın ve Şirvanîzadeler’in de vilâyete iskânı. 28) ifadesi. Hatta bir albüm karıştırdığınız hissine kapılıyorsunuz. kaynaklara dayanılarak Amasyalıların hangi kavimlerden. Amasya Coğrafyası başlığı altında bölgenin tarihî coğrafyasıyla başlamaktadır. ayrıca Pontos Krallığını kuran ailenin bir Pers sülâlesi olduğu anlatılmış. Altı ana başlık ve bu başlıklar altında çeşitli alt başlıklardan oluşan eserin sonunda da zengin bir kaynakça görüyoruz. Son zamanlarda Yunanî anlamda Pontosçuluğun bilimsel temelden yoksun olduğu açıkça ortaya konulmuş. Yine Amasya için farklı dönemlerde Bağdadü’r-Rûm’dan Kasrü’s-Selâtîn’e kadar on ayrı ismin kullanıldığı belirtiliyor. Mukavva kapak içinde 108 renkli sayfadan meydana gelen kitabın ebadı da dikkat çekici. Sarı. Pontos ismiyle ilgili iddialar ve bunlarla ilgili izahlar verilmiş. mat ve parlaklığın birleştiği sayfalara serpiştirilmiş tam 74 resim. Sanki daha şirin. Bunlar içinde “Pontos isminin aslı Pon olup bu da Hun isminin bozulmuş şeklinden ibarettir” (s.“Amasya’nın Altın Tarihi” Ünal KALAYCI ismiyle ilgili açıklamalar ve bu şehir için tarihte kullanılmış diğer isimlerle ilgili bilgiler verilmektedir. bu bölümde dikkatimizi çeken bilgiler arasında. Kitabın ilk sayfalarında Vali Halil İbrahim Daşöz’ün Takdim’i ve eserin yazarı Zeyrek’in Önsöz’ü yer almaktadır. Ayrıca 1921-Moskova Antlaşması’yla Sovyet Gürcistan’ına bırakılan Batum’un Müslüman halkının bir kısmının da buraya yerleştirilmesi. Pontos dönemiyle başlanmış. geniş bir şekilde ele alınmış. görüntü.

Merzifonlu Kara Mustafa Paşa.memizi gerektiriyor: “Roma döneminde Hristiyanlığı kabul etmesi için büyük baskı ve zulüm yapılmıştır. Teodos zamanında Hristiyan olmayan tek kişi kalmamıştır. bu bahisleri Seyahatname’nin aslından alarak kullanmış. bu eserin süzme bilgilerle meydana getirildiği anlaşılmaktadır. görev yapan. medreselerinden kervansaraylarına kadar pek çok şeyden bahsetmiş. Şehzade Alaeddin. Açık havada öğle zamanı. 37) Roma ve Bizans döneminden sonra başlayan Selçuklu Türk devirleri sırayla ele alınmış. her şehre nasip olmayan ve okuyucuyu sıkmayan nefis bir kitap. Amasya’yı kuruluşundan günümüze kadar bir belgesel tadıyla anlatmış. BİZİM AHISKA DERGİSİNİ OKU OKUT ABONE OL ABONE BUL TAVSİYE ET SADECE 25 TL POSTA ÇEKİ NO: 403 598 Bizim Ahıska 51 . Bayezid. Amasya’nın camilerinden ziyaretgâhlarına kadar. “Eski Komşularımız: Ermeniler” başlığı altında Ermeni faaliyetleri anlatılmaktadır. Murad. Şehzade Ahmet. Evliya Çelebî. kale içindeki cami minareleri. 87) ifadeleri. 1175’te Danişmend ilinin Selçuklular tarafından fethiyle başlayan yeni dönem. mavi bulutlar içinde kaybolur. Kadı Burhaneddin Beyliği ve bunlara paralel olarak muhtelif bahisler. Âşık Paşa. Atatürk’ün el yazısıyla yer verilen Amasya Tamimi. Evliya Çelebî’nin ünlü Seyahatnamesi’nde yer alan Amasya’yla ilgili bahislerden meydana gelmektedir. İsmi de cismi de altın olan bu esere emek veren müellifi ve eseri gün yüzüne çıkaranları tebrik ediyoruz Not: Kitap için iletişim telefonu 0358 218 49 80. Fatih. Akşemseddin gibi büyük âlimlerin de bu kişiler arasında yer aldığını okuyunca şaşırmadık desek yalan olur. Kitabın son bölümü. Kitapta. kitabı zenginleştirmiş. Beşinci ana başlık altında ‘Amasya’da Yetişen Ünlüler’ kısa kısa tanıtılmış. Zeyrek. Zirvesindeki burçları ve çok yüksek surları. ciddî kaynaklar ışığında ele alınmış. Mihrî Hatun. II.” (s. II. dile hâkim bir ustanın etkileyici üslûbuyla kaleme aldığı. Bunlar arasında kimler yok ki: Çelebî Mehmed. İlhanlı ve Artana dönemleri. “Kalesi göklere doğru yükselir. çocukluğu burada geçen şehzadeler dönemi de renkli bir üslûp ve resimlerle verilmiş. Baba İshak isyanı. Şeyh Bedrettin isyanı yine Amasya ile anılan olumsuz şeyler olarak kitapta yerini almış. Çepeçevre alanı 9060 adımdır…” (s. 1353 yılından sonra Amasya’nın Osmanlı yönetimine geçmesi ve sonrasında Amasya’da yetişen. Bu bilgiler sistemli hale getirilerek yirmi beş alt başlık altında verilmiş. Kitabın arkasında yer alan kaynaklardan ve kuvvetli bir dil ve üslûp üzerine kurulan metinlerden. Dipnotlara boğulmayan ama verilen her bilginin de kaynağı bir şekilde ifade edilen eser. Çelebî’nin Amas- ya tasviridir. Bilhassa Merzifon’da Amerikan Koleji adındaki okulun yaptığı yıkıcı etkiler millî bir duyarlılıkla çarpıcı bir şekilde dikkatlere sunulmuş. Seyyid Nigârî. ev damları görünür ki bir iç kaledir. Esat Uras ve İsmail Hami Danişmend gibi renkli şahsiyetler başta olmak üzere on sekiz portreye yer verilmiş. Amasya’nın 1068’de Selçuklular tarafından fethi ve bu noktada Danişmendli dönemi ve kültür hayatımız için çok önemli eserlerden biri olan Danişmendname’den yararlanılmış. Amasya’nın Altın Tarihi. hazin bir şekilde hayata veda eden Şehzade Mustafa… Timur’un 1402’de Amasya’yı alması. son dönemde Amasya ile özdeşleşmiş tarihî bir olay olarak kitapta yerini almış. Millî şuurla yazılan bu kitabı okuyan bütün Amasyalıların böyle haşmetli bir mazinin üzerinde durdukları için kendilerini daha güçlü hissedeceklerine şüphe yok. Yavuz.

Diğer vagonlarda durum çok kötüydü. Yemek oralara kadar yetmiyordu. Ahıska’daki hayatını. susuzluk ve soğuk bir arada yaşanıyordu. uzaklarda kalan yakın akrabalarını özleseler de onlar Türkiye topraklarında bulunmaktan son derece memnunlar.1992 Tarihli 3835 Sayılı Ahıska Türklerinin Türkiye’ye Kabulü ve İskânına Dair Kanun’u çıkardı. Bizleri sırf Türk olduğumuz için yerli halka nefret ettirdiler. 2005’te de ailece Türkiye’ye göç etmişler. Zaim dede şimdi altı çocuğu ve torunlarıyla beraber Bursa’da mutlu bir hayat yaşamaktadır… Zaim dedeye Ahıska’dayken okula gidip gitmediğini soruyorum. bir problemimiz yoktu.Zaim Dedenin Anlattıkları Nilüfer DEVRİŞEVA Ahıska Türkleri. nereden bilecektik… Tatsızlık. Böyle olunca da hayat zorlaşıyor. sürgünü ve Türkiye’deki yaşayışı sordum. anlaşmazlık yoktu. 1930’da Ahıska’nın Mugaret köyünde dünyaya gelmiş. Gürcülerle çok iyi geçiniyorduk. Sovyetler Birliği’nin dağılma sürecinde yalnız kalan Ahıska Türklerinin elinden tutmak amacıyla. Türkiye’de yaşamak nasıldır? Burada da sıkıntınız var mı? Evet. Daha sonra Andican’da ancak onuncu sınıfa kadar okuyabildim. Bizim vagonumuz yine iyiydi. Tek isteğimiz bu problemlerin çözülmesi ve huzurumuzun bozulmaması. Bunu yapacak olan da eli kalem tutan. kızım nerede olursak olalım bir araya gelmedikçe bu sıkıntılar hep olacak. Ölüleri vagonlardan alıp dışarıya vahşice atıyorlardı. Bugün Bursa başta olmak üzere İzmir. Tam altıncı sınıfa kadar Gürcü mektebinde okudum kızım. Zaim dedenin Özbekistan yılları bin bir sıkıntıyla dolu. yemek veriyorlardı. Bu bile büyük bir şanstı benim için. Özbekistan’dan mecburen çıkartılarak Rusya başta olmak üzere dünyanın dört bir yanına savruldular Türkiye Cumhuriyeti. Korkumuzdan kimse itiraz edemiyordu. Türkiye’de sosyal hayata ve kültürel faaliyetlere katılma yönünden bir sıkıntıları yok. 52 Bizim Ahıska . Dileğim inşallah bir gün bütün Ahıskalılar vatan topraklarında bir arada yaşarız. Açlık. kısaca sürgünü nasıl hatırlıyorsunuz? Sürgün çok ağır şartlarda geçti. bazı çalışmalar yaptı. O zamanlar her şey iyiydi. Size göre halkımız bir araya nasıl gelir. 02. Bazı maddî sıkıntıları olsa da. Azim ve gayretle yıllar sonra ev bark sahibi olmuş. vatan topraklarında nasıl toplanırız? Her şey bizim çabamıza isteğimize bağlı kızım. Huzursuzluk yoktu aramızda. Herkes çalışıp çabalama derdindeydi. Bizden başka sürgüne maruz kalan diğer milletlerin hepsi vatanlarına geri döndüler. Çoğunun çalışma izni ve sigortası yok. Gürcülerle aynı mektepte okumamıza rağmen hiçbir ayrım söz konusu değildi. Bizler sadece birbirimizden kopuk vaziyette gurbetlerde yaşıyoruz. Bunu müteakiben binlerce hemşehrimiz Türkiye’ye geldi. İstanbul ve Denizli’de birçok Ahıskalı yaşamaktadır. düşünen gençlerimiz ve hiçbir zaman yardımını esirgemeyen Türkiye Devletidir. Eğitim en son plana atılmıştı. Yaşlılar emekli maaş alamıyorlar. Yıllar önce vahşice koparıldığımız topraklara geri dönmek en büyük hakkımız. 1944 felâketinde. Hayatta kalabilenler bugün buralara kadar geldik. Kırk gün boyunca hayatta kalabilme savaşı verdik. Bu sürgün nereden çıktı? Sürgünün belirtilerini hiç hissetmediniz mi? Sürgünden önce iyi bir hayatımız vardı. Bir grup Ahıskalıyı getirip Iğdır’a yerleştirdi. Peki.07. Yetmiyormuş gibi evlerimizden barklarımızdan kopararak binlerce kilometre uzaklara sürgün ettiler. 2009 yılı yazında yaptığım Türkiye seyahatimde Bursa’da yaşayan Zaim dedeyle konuştum. Bu yüzden sürgün dönemindeki gençler eğitimsiz kaldılar ve geçimlerini tarlada gece gündüz çalışarak sağladılar. Çünkü o zamanlar Ahıskalıların durumu çok kötüydü. Zaim dede. Türkiye’ye baktığımızda şu anda birçok Ahıskalı işsiz. 1944 sürgününden sonra 1989’da çıkan Özbekistan’ın Fergana Vadisinde patlak veren olaylar sonucu ikinci bir sürgünle karşı karşıya kaldılar. Bu olaylarda yüz bine yakın Ahıskalı. 1954’te de ailece Namangan vilâyetinin Kogay köyüne yerleşmişler. Başarılı bir şekilde okuluma devam ederken sürgün edildik. Sert bakışlı. Sanki aynı millettenmiş gibiydik. Bugün bizlerin bu durumu zalim Stalin’in kurduğu planlarının eseridir. Sürgünün ilk yılları açlık susuzlukla geçmiş. Özbekistan’ın Andican vilâyetinde sürgün treninden indirilmiş. Bize yapılanlar Rusların kurduğu bir oyundur kızım. O şartlar altında yaşama mücadelesi vermek gerçekten çok zordu. acımasız askerler vardı.

” dedi. Kızılay-Enerji Otel’de verilen yemeğe çok kalabalık Bizim Ahıska 53 . gerek ekonomik ve gerekse kültürel yönden çok başarılı diplomatlık yaptı. Ahıska Türklerine verdiği değeri. Alpman. Büyükelçi Serpil Alpman’ın görev süresinin sona ermesi dolayısıyla Bişkek’te veda programı düzenlendi.. Göreve başladığı günden bu yana Kırgızistan-Türkiye arasında kurduğu sıcak ilişkilerle gerek siyasî. Alpman. Alpman’ın veda programına Kırgızistan Ahıska Türkleri Derneği Başkanı Mürefeddin Sakıboğlu da katıldı. Alpman’a deri kaplı bir satranç hediye etti. Kırgızistan’daki bütün Ahıska Türklerine teşekkür etti.. mutluluk ve başarılar dilediler. Kırgızistan Ahıska Türkleri adına teşekkürlerini ileten Başkan Mürefeddin Sakıboğlu.. BÜYÜKELÇİ SERPİL ALPMAN BİŞKEK’E VEDA ETTİ Ahıska Türkleri tarafından düzenlenen toplantılara ve konferanslara katılan Büyükelçi Alpman. gerek görevi sırasında yaptığı her türlü desteğiyle gerekse veda töreninde Başkan Mürefeddin Sakıboğlu’na gösterdiği yakınlıkla göstermiş oldu. Serpil Alpman. Gelecekte nerede olursam olayım. Ankara’da faaliyet gösteren Posoflular Derneği. Serpil Alpman’ın Büyükelçilik görevine başladığı ilk zamanlarda Ahıska Türkleriyle arasında hissedilen mesafe.Haberler.. bu halkın vatana dönmesi için elimden gelen her türlü gayreti göstereceğim. 5 Eylül akşamı hemşehrilere bir iftar yemeği verdi. Hayat Oteli’nde düzenlenen veda programına. Haberler. son iki seneden beri yerini sıcak ilişkilere bırakmıştı. Bu zaman zarfında denilebilir ki Alpman.. Kırgızistan Dışişleri Bakanı Yardımcısı Ruslan Kazakbayev olmak üzere birçok Kırgız-Türk işadamları ve diplomatlar katıldı. “Ahıska Türklerini hep güzel duygularla hatırlayacağım. Büyükelçi Alpman’a bundan sonraki meslek hayatında sağlık. Bişkek’e veda etti. Haberler.. Büyükelçi Serpil Alpman’a meslektaşları tarafından birbirinden güzel hediyeler verildi. Ahıskalıların gönlünde taht kurmuştu. Ahıskalıların yoğun olduğu köyleri de dolaşarak insanların dertleriyle yakından ilgilendi. Ahıskalılar. Nilüfer Devrişova POSOF DERNEĞİNİN İFTARI 2005 yılından beri Türkiye Cumhuriyeti’ni Kırgızistan’da temsil eden Büyükelçi Serpil Alpman.

Etimesgut Dernek Başkanı Aydemir Yaşar. Bizim Ahıska bürosunda buluşarak bayramlaştılar ve sohbet ettiler. bunu bir başlangıç olduğunu ifade ederek daha sonra bu sayının artması için gerekenin yapılacağını bildirdi. Ankara’da bulunanlardan bir grup. AHISKALI YAŞAR POSOF’TA OKUYACAK Gürcistan Parlamentosu. Bugün Ahıska’da 50 Yaşar’ın anne ve babası Posof kaymakamıyla. 2007 yılında. civarında aile. Bu cümleden olmak üzere Posof Kaymakamlığı. Posoflu kardeşlerinin arasında okumanın sevincini yaşamaktadır.bir hemşehri grubu iştirak etti. Aşağıdaki fotoğraf. Ahıskalı hemşehrilerine kardeş eli uzatmanın gayreti içinde. Ahıska’ya açılan Türkiye kapısının merkezi Posof. DERGİMİZDE BAYRAMLAŞMA Ahıskalı gençler. Dernek Başkanı İrfan Topçu ve Kaymakam Köken birer konuşma yaptılar. Posof Kaymakamı Muammer Köken. MKEK (Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumu) Müfettişi Mehmet Öztürk ve Karayolları Genel Müdürlüğü Daire Başkanı Laçin Akçay da iştirak ettiler. 2008 ve 2009 yılları boyunca vatana dönüş için Gürcistan makamlarına müracaatlar devam etmektedir. Avrupa Konseyi süreciyle 1944 yılında sürgüne giden Ahıska Türklerinin vatana dönüşüne dair kanun çıkardı. Aile. Bizim Ahıska dergisi. Bazı aileler ise bu süreci beklemeden kendi imkânlarıyla ata yurduna döndüler. Ahıska’ya dönmüş ailelerden biri olan Abamüslim ve Dilara çiftinin Azerbaycan’da okula başlayan ilköğretim çağındaki oğlu Yaşar Arifov’u Posof Halitpaşa YİBO’ya kabul etti. Bu ziyarete Ankara Dernek Başkanı İrfan Topçu. Bu küçük hemşehri toplantısında da sohbet Bizim Ahıska ve Posof üzerineydi. o günün hatırası olarak kaldı. 21 Eyül’de dergimizin idarehanesinde bir araya geldiler. Dr. Posof Kaymakamı Muammer Köken. İlköğretim Müfettişi Arif Kartal. sınıfa kaydolan Yaşar. Tabii ki hayata yeniden başladıkları memlekette başta eğitim olmak üzere alt yapı imkânları hayli sınırlı. ertesi günü dergimizi ziyaret etti. Bu yıl 8. Çok duygulu bir ortamda gerçekleşen iftar programına Posof Kaymakamı Muammer Köken de katıldı. Bayramlaşmada derginin Genel Yayın Yönetmeni Yunus Zeyrek ve Yayın Kurulu Üyesi Prof. Posof Kaymakamı Sayın Köken’i bu örnek davranışından dolayı tebrik eder. Ankara’da yaşadıkları hâlde büyük şehir şartlarında kolay kolay bir araya gelemeyen dostlar adeta hasret giderdiler. Yaşar’ı sınıf arkadaşlarıyla tanıştırdı ve her türlü ihtiyaçlarının karşılanacağını söyledi. Bizim Ahıska 54 Bizim Ahıska . Halitpaşa Yatılı İlköğretim Bölge Okulu Müdürü Alpaslan Tekel. atalarının yaşadığı topraklara dönmüş bulunmaktadır. Henüz okullar yeni açıldığından bütün öğrenciler Ankara’ya gelmemişlerdi. Kaymakam Köken’i makamında ziyaret ederek memnuniyetlerini bildirdi. İlyas Doğan da bulundular. Ramazan Bayramının ikinci günü.

Ahıska’da faaliyet gösteren Mesket Türkleri Derneği Başkanı Hasanbey Müseddinoğlu.YILLAR SONRA AHISKA’DA CUMA NAMAZI kılıyorlar. Heyet. burada kurban olarak kesilecek hayvanların fiyatları hakkında bilgi aldı. Hep birlikte Ahıska hayvan pazarına gidildi. Cemaat toplanıncaya kadar hoca Kur’an okuyor ve vaaz ediyor. aileleri evlerinde ziyaret etti. 55 .Posof Bizim Ahıska Türkiye Diyanet Vakfı. ya da samanlık olarak kullanıldı. Onlara. İmam hutbeyi ayakta okuyor. Kurban bayramının birinci günü yine Diyanet Vakfı kontrolünde kesilecek kurbanlar Ahıskalılara emanet olarak teslim edildi. Camiler ya kapatıldı. Halil İbrahim Ataman . Namaz vaktinin gelmesiyle içeride ezan okunuyor. Yüzyıllardan beri Müslüman Türk ahalini yaşadığı ve ezanları semalara seslenen Ahıska. Zira yıllar sonra da olsa. yıllarca sürgün yaşamalarına rağmen hâlâ umutlarını yitirmemişler ve Allah’ın her şeye kadir olduğuna inanıyorlar.” dedi. Bu inceleme sonucunda 50 adet kurban hissesi satın alındı. 1944 sürgünüyle karanlığa gömüldü. Namaz sonrasında herkesin mutlu olduğu gözlerinden okunuyor. Bir gün o camilerde de namaz kılacağız diyerek yarınlara umutla bakıyorlar. Sürgünden dönen bir kısım Ahıskalı kardeşlerimiz. Normal ev salonu olduğu için minberi yok. Müslüman Türk olarak ata yurtlarına dönmenin huzurunu yaşıyorlar. Kurban Bayramı münasebetiyle burada bir kurban kampanyası düzenleneceğini söyledi. 65 seneden beri azan okunmayan ve cemaati sürgün edilmiş olan Ahıska’da artık cemaat var ve Cuma namazı kılınıyor. şimdilik cuma namazlarını bir evin salonunda TÜRKİYE DİYANET VAKFI’NDAN AHISKA’YA 50 KURBAN Ahıska’ya dönerek hayata vatanda devam eden kardeşlerimizi Diyanet Vakfı yalnız bırakmadı. Kiliselerin faal olduğu Ahıska’da tarihî Ahmediye Camii müze olarak kullanılırken çevre köylerdeki camilerden yıkılmamış olanlar da samanlık olarak kullanılmaktadır! Ahıskalılar. Piyasa yoklaması yapıldı. “Şimdilik vatana 50 aile geldi. Posof ilçe Müftüsü Şükrü Küçük başkanlığındaki bir heyet. ata yurtlarına dönen Ahıska Türklerine kurban bağışı yaptı. Ahıska’da faaliyet gösteren dernek temsilcileriyle de görüştü. Posof Müftüsü ve beraberindeki heyet. Ahıska’ya giderek incelemelerde bulundu. ya yıkıldı. İleride çoğaldığımızda hükümetimizden cami talebimiz olacaktır.

Molidze. Bir mahşeri andıran 14-15 Kasım 1944 gecesi. Bu acı hatıralarla büyüdüklerini ve bugün vatanda bu programı düzenlediklerini söyleyerek şimdi vatanda olmanın sevincini yaşadıklarını ifade ettiler. Gelecek günlerde daha çok hemşehrimiz gelecektir. Onların ruhunu şâdetmek için Kur’an okuyacak ve dualar göndereceğiz. Sürgünü yaşayan Mehemmet ve Mustafa dedeler o günü anlattılar. Vatana dönen hemşehrilerimizin sıkıntılarını Gürcistan hükûmetine daha kolay iletmek amacıyla Cemiyetimiz faaliyettedir. Haçapurlar yenildi ve çaylar içildi. bunların cenaze namazı kılınmadan Rus askerlerince arazilere atıldığını anlattılar. Şühedaya dualar gönderildi. O günleri yaşayanlar. yaşadıkları vahşet gününü anlattılar. sürgünde ve sürgünden sonra aramızdan ayrılmış olan hemşehrilerimizi rahmetle anmak için toplandık. baba ve dedelerinden dinledikleri acı hatıraları dile getirdiler. bu meş’um/uğursuz günü. Cemiyetin Tiflis Merkezi Başkanı İsmail Molidze’nin açış konuşmasıyla başladı. Bu yük vagonlarıyla sürüldük! Mehemmet ve Mustafa dede İsmail Molidze’nin konuşması. vagonlara doldurularak buralardan sürülmüşlerdi. Bugün burada. Onlar.Ahıska’da Hazin Bir Anma Töreni Halil İbrahim ATAMAN Aradan tam 65 yıl geçmesine rağmen acılar hâlâ unutulmadı. 15 Kasım pazar günü. Hatıra Fotoğrafı 56 Bizim Ahıska . Bu istasyonda halkın nasıl toplandığını ve vagonlara nasıl doldurulduğunu. Ahıska’da faaliyette bulunan Gürcistan Ahıska Türkleri Vatan Cemiyeti tarafından düzenlenen anma toplantısına. Allah. sürüldükleri yerde andılar. Ahıska’ya dönmüş olan hemşehrilerimiz katıldı. şimdi vatana dönmüş olan aileler tarafından adeta yeniden yaşandı. konuşmasında şu sözlere yer verdi: “Şimdili vatan toprağına 50 kadar aile dönmüştür. Çok duygulu anların yaşandığı programda gençler de konuştular. Program. ana. açlık ve hastalıktan sayısız insanın öldüğünü. o günlerin acısını yaşayarak anlattılar. 65 sene sonra vatana dönen Ahıskalılar. Yapılan konuşmalardan sonra Ahıskalı Şevket Hoca Kur’an okudu. bu millete bir daha böyle acılar göstermesin. Bunları anlatırken gözyaşlarını tutamadılar. Tam 65 sene önce bugün. Bu ikramdan sonra sofra duası edildi.” Halkın sürgün trenine bindirildiği demiryolu istasyonuna gidildi. Yolculuk esnasında soğuk.

You're Reading a Free Preview

İndirme
scribd
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->