BİZİM AHISKA

Üç Aylık Kültür Dergisi Yerel süreli yayın

Editörden
Muhterem Okuyucu, Kış mevsimi gelirken Bizim Ahıska dergisinin sonbahar sayısı size ulaşmış oluyor. Halkımızın 65 sene önce ana vatan Ahıska’dan sürgüne gönderildiği bu günlerde, dergimizin sayfalarını karıştırırken nasıl duygu ve düşünceler içinde olacağınızı şöyle böyle tahmin ediyoruz. Evet, dile kolay, tam 65 sene geçti o vahşetin üzerinden. Biz bu sayımızda sürgün hatıralarına daha çok yer vermeye çalıştık. O günleri anlatanlar, o zalimlikleri yeniden yaşıyorlar adeta. “Allah böyle bir günü kimseye göstermesin.” diyorlar. Ama tarih unutmayı asla affetmez; unutanı da unutur! Nerede olursak olalım, yaşananları unutmamak, kültürümüzü her hâl ve şartta yaşatmak mecburiyetindeyiz. Aklı başında toplumlar da böyle yapıyorlar. Aksi takdirde ya yeni felâketleri yaşayacağız yahut da kaybolup gideceğiz. Arkadaşımız Orhan Uravelli, sürgün belgelerinden bazılarını Rusçadan tercüme etti. Bu belgelerin, gençlerimize, insanlık âlemine, günümüzün ve yarının tarihçisine hitap edeceğini düşünüyoruz. Bendeniz, Kars, Ardahan ve Batum bölgesini içine alan Elviye-i Selâse’nin 1878-1921 tarihleri arasındaki macerasını kaleme aldım. Bu sayıdan itibaren dergimizin sayfalarında okuyacaksınız. 15 Kasım 1944 Sürgünüyle ilgili hatıralar ve portreleri merakla okuyacağınızı umuyoruz. Sürgünü yaşayan Bahadır Metan Enveroğlu, 65. Yıl duygularını yazdı. Ahıskalı gençlerimizden Melike İdris, Nilüfer Devrişova, Sabir Askerov, Şahismail Binalioğlu ve Ali Alioğlu’nun yazıları, farklı ağızlardan derlenen sürgün hikâyeleridir. Bu sayıda, Hasan Torun, Ünal Kalaycı, Turgay Akkoyun ve Ülkü Önal, kültürümüzün muhtelif yönlerini ele alan yazılar hazırladılar. Bütün arkadaşlarıma gönülden teşekkür ederim. Haberler ve diğer yazılar… Her sayıyı daha güzel bir şekilde sizlere sunmanın gayreti içindeyiz. Maddî ve manevî desteğe her zaman ihtiyacımız vardır. Ahıska’yla ilgisini kesmeyen, oraya gelen hemşehrilerimizle ilgilenen; Posof’ta ve çevrede dergimizin daha çok kişi tarafından okunması için samimî gayretini esirgemeyen Posof Kaymakamı Muammer Köken Beye içten teşekkürlerimizi sunarız. Baki selâm ve dua ile. Yunus ZEYREK

Yıl: 6 Sayı: 16 Sonbahar 2009 ISSN: 1305 -1997 Sahibi ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Yunus Zeyrek Yayın Kurulu Nevzat Pakdil, Prof. Dr. Yavuz Akpınar Prof. Dr. İlyas Doğan, Dr. Ali Kurt Ünal Kalaycı, Orhan Uravelli Yunus Zeyrek Redaksiyon Nusret Kopuzlu Yönetim Adresi Varlık Mah. Beypazarı Cad. No:39/1 Akköprü-ANKARA Tel: 0312 342 49 12 Kapak Ölüm Treni / Rüstem Eminov Haberleşme P. K. 24 Maltepe-ANKARA www.ahiska.org.tr e-posta zeyrek.y@gmail.com bizimahiska@ahiska.org.tr Posta Çeki Nu. 403598 Banka: Akbank Gazi Şubesi Hesap No: 932-85894 Tasarım - Baskı Payda Yayıncılık İnkılap Sk. Örnek İşh. 8/68 Kızılay/ANKARA Tel: 0.312.435 98 43 • www.paydayayincilik.com Baskı Tarihi : 20 Kasım 2009

Okuyucularımızın ve hemşehrilerimizin Mübarek Kurban Bayramını en samimî duygu ve dileklerle tebrik ederiz.

Bizim Ahıska
Bizim Ahıska

1

Bizim

Sonbahar 2009

Ahıska
19 24 32 30 44 54
2
Bizim Ahıska

1 Editörden 3 Ahıskalılara Mektup: Vatanda Hayat Var! Bizim Ahıska 4 Bu Halkın Talihiyle Oynamak Olmaz! Prof. Dr. Şamil Gurbanov 7 Bir Gecenin İçinde (şiir) Şahismayil Adigönlü Resmî 8 SovyetUravelli Belgelerinde Ahıska Sürgünü Orhan 12 Doksan Üç Harbi ve Esaret Yılları-I Yunus Zeyrek 18 Ahıskalı Çınar Ana Nilüfer Devrişova 20 Kırgızistan’da Yaşayan Ahıska Kürtleri-I Nilüfer Devrişova 24 Ahıskalı Raziye Nine Anlatıyor Sabir Askerov Ahıskalı Gazi ve Şehitler 26 Muhammet İzzetoğlu 25 Ahıska Manileri Sabir Askerov 28 Sürgünde Aşk ve Hüsran Melike İdris 30 Rahim Dedenin Dramı Şahismail Binalioğlu 31 Kara Vagonlar (şiir) Şahismayil Adigönlü 32 Makbule Nine Konuşuyor Ali Alioğlu 34 Ardanuç’ta Kış Hazırlıkları Ülkü Önal ve Çevresinin Eğlencelik Oyunları 38 PosofKalaycı Ünal 42 65 Yıl Geldi Geçti Bahadır Metan Enveroğlu 44 Şavşat’ın Şirin Bir Köyü: Yavuzköy Turgay Akkoyun 46 Ahıska Türkleri Soykırımının 65. Yıldönümü Dr. İbrahim Agara 48 Şavşat’ta Söylenen Bilmeceler-II Hasan Torun “Amasya’nın Altın Tarihi” 50 Ünal Kalaycı 52 Zaim Dedenin Anlattıkları Nilüfer Devrişova 53 Haberler

Ahıskalılara Mektup:

Vatanda Hayat Var!
Bizim Ahıska

Yıllar var ki insanoğlu gezegenlere tırmanmaktadır. Hatta yakın zamanda, su olup olmadığını anlamak için Ay toprakları bombalandı. Sadede gelecek olursak, bir zamanlar atalarımızın şen-âbâd yaşadığı vatanımız Ahıska topraklarında, insanoğlunun aradığı su, hava ve ekmek ziyadesiyle var. Bir vahşet tablosundan başka bir şey olmayan 1944 sürgününün üzerinden tam 65 yıl geçti. 1944 Kasımında halkımızın bahtı kararmıştı bir kere. Talih yüzüne gülmedi. Halk, sürgünden sürgüne gitti. İçinde vatan olmayan göç hareketlerinin hangisi gönüllü olabilir ki… Halkın bir kısmı, ilk sürgün yerleri olan Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan’dan ayrıldı. Stalin’in cehenneme gittiği 1953’ten sonra vatana dönüş çabaları hep sonuçsuz kaldı. Bir kısım hayatlar, 1958’de önce Azerbaycan, 1989-Fergana olayları sonrası Rusya ve Ukrayna’da yaşamaya devam etti. Ardından Türkiye ve ABD eklendi. Ama bunların hiçbiri vatan hasretini dindiremedi. Hiçbiri, halkımızı bir vatan gibi kucaklamadı. Aksine ayrılıklar, hicranlar daha da çoğaldı. Gönüllü veya gönülsüz de olsa, Gürcistan, bir devlet olarak 1944 sürgünün kabul etmiş, 2007 yılında vatana dönüşle ilgili bir kanun çıkarmıştır. Bu kanun, birtakım yanlış, noksan ve belirsizliklerine rağmen, vatanın kapısını aralamıştır. Ama selim bir akılla düşündüğümüz zaman, halkımızın vatana dönüş arzusu ve gayretiyle bu aralığın derecesini tayin edeceğimiz kesindir. Söz konusu kanuna göre müracaat ederek uzun süre beklemeye gerek görmeyen bir kısım hemşehrilerimiz, bugün Ahıska’da yaşamaktadırlar. Hangi vicdan, elli civarında aileden meydana gelen bu canları orada böyle küçük bir grup hâlinde yaşamaya terk etmek ister?

Vatana dönüş için müracaat süresinin dolmasına az bir zaman kaldı. 2009 yılıyla birlikte bu süre de dolmuş olacak. Yarım milyona yakın bir halkın hiç olmazsa 2030 bini vatana dönmezse, tarih bunun hesabını hem Türkiye Cumhuriyeti’nden hem de tek tek bizlerden soracaktır. Ve bu topraklarda kalan atalarımızın ruhu peşimizi bırakmayacak, iki yakamız bir araya gelmeyecektir… Artık kimse bizi Stalin dönemi metotlarla korkutmamalıdır. Büyük ve güçlü bir Türkiye’nin komşusu olan Gürcistan da, hiçbir zaman kendisine zararlı bir unsur olmamış Ahıskalılar hakkında, mide bulandırıcı söz ve hareketlerden kaçınmalıdır. İşte görüyoruz: 65 seneden beri bu yurdun insanı gurbetlerde çile çekerken bu toprakların da yüzü gülmemiştir. Bir zamanların paşa konakları, tüccarı, geleni gideni olan Ahıska başta olmak üzere, Adigön, Abastuban, Azgur, Aspinza ve Hırtız’ı görenlerin içi yanmaktadır. Zira bu güzel memleket, melûl mahzun bir hâldedir. Hâlbuki burada, çalışan, alın teri döken insandan başka her şey var! Tabiat bütün güzelliği ve cömertliği ile bizi bekliyor. Aziz hemşehriler, bize düşen şudur: Ya vatana dönecek, ata yurdunu yeniden şenlendireceğiz yahut da gidenlere yardımcı olacağız! Bütün mukaddes değerlerimiz, bize bunu söylüyor. Gurbetlerde ayrılık var, hüzün var, belki sonunda yokluk var. Vatanda mazi var, hatıralar var, ata dedeler var. Vatanda berrak pınarlar, meyveye durmuş ağaçlar, sahibinin yolunu gözleyerek nefes alan toprak var. Vatanda hayat var

Bizim Ahıska

3

Bu Halkın Talihiyle Oynamak Olmaz!
Prof. Dr. Şamil GURBANOV

Yeryüzünün en cefakeş en başı belâlı halklarından biri, belki de birincisi Ahıska Türkleridir. İş öyle bir yere geldi ki, onların başına getirilen bunca belâ azmış gibi şimdi de millî mensubiyetleri hakkında muhtelif cahilane mülâhazalar ortaya atılıyor. Hatta dilini ve denene değişmeye kadar akılsız ve cahil teklifler ediliyor. (Bkz. Litereturnaya Gruziya dergisi, 1988, Nr. 8). Türklerin bazılarının Gürcü soyadı taşımasına gelince, soyadı millî mensubiyetin yegâne ölçüsü değildir. Rus soyadı taşıyan çok Gürcü (Sisianov, Mouravov, Andronikov) vardır ki onların Gürcü olduğunu hiç kimse inkâr etmiyor. İkincisi, o zaman Gürcü soyadı taşıyan Türkler buna ciddî önem vermiyorlardı. Gürcü soyadı taşıyan mollalar da vardır. Ömer Faik yazıyor ki, Türklerin yaşadığı yerlerde suretle olursa olsun yüreklerden Türklük duygusunu, ağızlardan Türk dilini çıkarmak meyli, bir vakit çok güçlenmiştir. Hatta Türk olan Alioğlu’nu mecburen Alidze yazmak Türk soyadlarını bu şekilde değişmek siyaseti ortaya çıkmıştır. (Açık Söz gazetesi, 18 Ocak 1917) Lâkin onlar, kalben de ruhen de Türklüğünde kalmışlar ve şimdi de kalıyorlar. Mehmed Emin Resulzade’nin dediği gibi Türk halklarının en gaddar ve kuduz düşmanı Stalin ve onun Beriya gibi cellâtları, bu halkı tamamen ata yurtlarından sürdükten ve bunun üzerinden 45 sene geçtikten sonra bu halk yeni adla anılmaya başlandı: Meshet Türkleri! Yani Gürcistan’ın Meshetya bölgesinden Orta Asya’ya sürülmüş Türkler. İyi ki bu ad verildi! Bu halkın yeri yurdu itiraf edilmiş oldu! Yoksa şimdiye kadar ülkenin yarısına serpilmiş bu cefakeş halka son yüz yılda ne anayurtlarında ne de yeni sürgün yerlerinde insan gibi hür yaşamak kısmet olmamıştır. Son yetmiş yılda onlar adeta şeytan tuzağına düşmüşlerdir. Ahıska Türkleri Kafkas’ta yaşarken asırlar boyu

kendilerini Gürcistanlı olarak görmüşlerdir. En çok da Azerbaycan’la ünsiyet kurmuşlardı. Tahsil yerleri Türkiye, faaliyet alanı da çoklukla Azerbaycan’dı. Bu sevgi bağı onların önde gelen aydınlarında açıkça görülüyordu. Şimdi Meshet Türkleri olarak adlandırdığımız kardeşlerimizin o zaman öyle şöhretli babaları vardı ki onlar bizim maarif ve medeniyetimizin ilim ve ince sanatımızın inkişâfında çok önemli rol oynamışlar. Sadece şunu söylemek yeterlidir ki, bütün Azerbaycan’da yeni tip ilk modern (usul-i cedîde) mektebini geçen asrın 90. yıllarında Şeki’de ve Şamahı’da Muhammed Hafız Efendi Şeyhzade ile onun Ahıskalı hemşehrisi meşhur Molla Nasreddinci Faik Efendi Numanzade açmıştır. Onların her ikisi, eğer öyle demek gerekiyorsa Meshet Türklerindendi! Azerbaycan’da kız mektebinin açılması da onların faaliyetleri arasındadır. 1898 yılında Tercüman gazetesi yazıyordu ki, “Şamahı’da Şeyhzadenin karısı ve kızı tarafından idare olunan bir kız mektebi açılmıştır.” Kısa zaman sonra Hafız Efendinin kızı, Şefika Hanım Bakü’ye, Hacı Zeynel Abidin Tagıyev’in açtığı ilk kız mektebine davet olunduğundan Şamahı’daki kız mektebi ile Gevher Hanım meşgul olmaya başlamıştır. Büyük Şâir Sabir’in aşağıdaki şiiri de bu münasebetle yazılmıştır: Mekteb-i nisvan lüzumu herkese mefhum olar Şeyhzade açmaz ise hakerim Gevher açar. Şefika Hanım, muallimlikten başka hem de Azerbaycan’ın ilk kadın yazıcısıdır. Onun çok sayıda hikâyesi basılmıştır. Rus ve Azerbaycan dillerinde neşrolunan “İki Yetim” adlı eseri büyük rağbet görmüştür. Lâkin bu muallime hanımın en büyük yadigârı, meşhur cerrah Fuat Efediyev (Dört numaralı Bakü şehir hastanesi onun adını taşıyor) ve istidatlı gazeteci-tercümeci Âdil Efendiyev’dir. Biz

4

Bizim Ahıska

bunlara Ahmet Pepinov’u, Alaeddin Efendiyev’i ve diğerlerini de ilâve edebiliriz. Bunlarsız Azerbaycan halkının mücadele tarihi eksik kalır. Onları yetiştiren Ahıska Türkleridir. Onlar, hiçbir zaman, kendileriyle Azerbaycan Türklerini ayrı görmemişlerdir. Her ikisinin hürriyeti yolunda mücadele etmiş, bu işe ömür sarf etmişlerdir. Peki, biz onlar için ne yapmışız? Aslında hiçbir şey! Ahıska Türkleri, birçok defa gözümüzün önünde yalnız bırakılmışlardır. Ama biz susmuşuz, çıt çıkarmamışız. Yalnızlık ise faciadır. Bunun acısını da, faciasını da son iki yılda gördük ve tattık. Şair Bahtiyar Vahapzade’nin dediği gibi: “Yaprağı tez solar tek ağacında, Arkası yoktursa niye solmasın? Meşeler sultanı, meşeler şahı Aslanın özü de yalgız olmasın.” Bu halk, yalnızlığın acısını en çok Birinci Dünya Savaşı yıllarında hissetti. Rus ordusunun Hristiyan taassupçuluğuna güvenen Ermeni canileri, yerli hainlerle birlikte onları vahşicesine kırdı ve onların millî şerefini rencide ettiler. Bütün halkı topyekûn yok edip hayat sahnesinden çıkarmaya çalıştılar. Onların habis niyetini, alçakça plânlarını Sovyet devrindeki babaları devam ettirdiler. Son derece hümanist ve çalışkan olan bu insanlar, akla sığmaz vahşiliğin kurbanı oldular. Azgınlık aldı başını gitti, kimse dur diyemedi. Kars, Ardahan ve başka yerlerde ahali kılıçtan geçirilmiş, bazı köy ve kasabalarda bütün çocuklar ve yaşlılar vahşicesine kırılmış, küçük yaştaki çocukların az bir kısmı kaçıp etrafa dağılmıştır. O zaman bu çocukların toplanıp yetimler evinde terbiye olunması veya ayrı ayrı ailelere paylaştırılması hakkında çok konuşuldu. Ömer Fak yürek ağrısı ve gözyaşları içerisinde yazıyordu: “Ey hamiyetli Bakülüler! Ey Genceliler! Ağdaşlılar, Şamahılılar, Şekililer! Yüzümü size tutup yalvarıyorum. Her biriniz on, on iki çocuk götürüp bakınız. Bir düşününüz, sizin kucağınıza can atan yavrular kimlerdir? Evi, eşiği viran olmuş, anası babası boğazlanmış, on bir, o n iki yaşında bacısı aylarla canavarların elinde kala kala delirip telef olmuş, bütün akrabaları yok edilmiş, yarı canı kalmış öz millet yavrularımızdır.” (Yeni İkbal, 3 Haziran 1915). Sınır bölgelerindeki Türklerin vahşicesine kırgını yıllarca devam etmiş ve akla sığmaz şekil almıştır. Ahmet Cevdet Pepinov yazıyordu: “Anadolu’dan ölüm sedaları geliyor! Anadolu’dan sabi sübyanın âh naleleri, kadınların iniltileri işitiliyor. Irz yok, namus yok! Balta-demirle, tüfek süngüsüyle, taşla

kayayla, kurşunlarla kırıyorlar. Canım insan değil mi bunlar?” (Açık Söz 20 Ağustos 1917). Mesele şuradadır ki, bunlar da insan idiler ama ne o zaman ne de şimdi, ne Çarlık şartlarında ne de Sosyalizm devrinde onlara insanî muamele yapılmamıştır. Çar, az çok kendini küçük halkların koruyucusu gibi gösterse de Sosyalizm devrinde (Stalin devri) Ahıska Türklerinin bütün insanî hukukları haksız yere çiğnenmiştir. Hükûmet onlara hükûmetlik etmedi, aksine onların canına kıydı! Bu uygulama şimdi de devam ediyor. Hatta geçen yıl Fergana’da onların başına getirilen musibeti beşeriyet şimdiye kadar ne görmüş ne de işitmiştir. Sivil ahali öfkeli kalabalık tarafından diri diri yakılmıştır. Başları kesilip şişe geçirilmiş, evleri ateşe verilmiş, onlar için asıl mahşer günü başlamıştır. Bütün ömrünü zillet içerisinde geçirmiş olan bir ana, gazetecilere diyor ki: “Benim çocuğumu, küçük oğlumu eşkıyalar yabaya geçirip havaya kaldırdılar! Kızlarımızı zorladılar, kesilen başları kargıya geçirdiler.” (Sovetskaya Rossiya gazetesi, 13 Temmuz 1989). Nedense Ahıska Türklerinin bütün son asır boyu başına getirilen musibetler, tüyler ürpertici facialardan ibarettir. Bu ne tılsımdır, anlamak mümkün değil. Vatan muharebesinin alevleri yanarken, Ahıska Türklerinin başına yeni ateşler düştü! Kapılar kilitli, aileler başsız kaldı. Sadece onlardan cephelerde silâh altında vuruşan kırk bin kişi vardı. (Trud, 8 Eylül 1988). Bunların çoğu cepheye gönüllü gitmişti. Yirmi beş bini savaş meydanında kaldı. Bir daha dönmediler. (İzvestiya, 9 Mayıs 1989) Zaferle dönenler ise (Allah hiç kimseye böyle zafer nasip etmesin!) baba ocağına dönmek, sevinci paylaşmak yerine Orta Asya ve Kazakistan çöllerine sürülmüş çoluk çocuğunu, ihtiyar ana babasının ardınca gitti. Bulunanı da oldu bulunmayanı da... Çünkü onların bir kısmı yolda telef olmuş, bir kısmı da alışamadıkları yeni iklim şartlarında kırılmıştı. Sadece on yedi bin çocuk ölmüştü. Bu topyekûn sürgün çoktan planlanmış olsa da habersiz ve aniden hayata geçirildi. Öyle ki 1944 yılının kasım ayında kışın erken gelmesi bir yana hepsi yaklaşan zaferin sevincini tatmak aşkıyla yaşarken ve gözler yolda, kulaklar sesteyken… Hiç kimse yaklaşan felâketi aklına bile getirmiyordu. Bir de onlar gözlerini açtılar ki başlarının üstünde silâhlı askerler dayanmıştır. Nunuş Feyzulova yazıyor ki, “Gecenin yarısı eli silâhlı askerler
Bizim Ahıska

5

vatanına sadakatle hizmet eden Latifşah Barataşvili. Kısmet olmadı. Ona göre yok ki. Onu da beraber götürün!’ diyordu. ölmez Dede Korkut’un dili onların diline daha çok yakındır. evinden ölü çıkmış insanlar gibi ağlaşıyorlardı. 6 Bizim Ahıska . Semerkant’tan Alma Ata’ya kadar serpildiler. Son menzile geldiğinde sadece bir oğlunu kurtarıp ge- tirebilmişti. Aynı zamanda Orta Asya’ya sürgün olunmuş Kafkas halkları kendi yurtlarına dönmüş olsa da Ahıska Türklerine bu hak verilmedi. 9). oğlunu kızını evlendirmeye özel izin alınması gerekiyordu. dillerini ve adetlerini unutmaya başladılar. birkaç saat içinde boşaltılmış. Ahıska Türklerinin ekseriyeti.000 kişinin de muharebeye götürüldüğünü göz önüne almalıyız. Subay da merhamete gelmiştir. 1990. Ben meseleyi öğrenmek isteyince anlaşıldı ki onların çocukları ve konu komşularını götüren Studebekker kamyonu. Otuz kırk kişinin doldurulduğu vagonlarda da onların canını alıyordu. O da müthiş emri yerine getirenlerdendi. Bu sözleri ben kasten paranteze aldım. kocasını cepheye gönderdikten sonra dört yavrusunu tek başına büyütüyordu. Ayrıca 40. babası cephededir. s.000 Türk sürgün olmuştur. Hiç olmasa Dede Korkud’un hatırına bu dili mahvolmaktan korumak lâzımdır. Onların talihiyle oynamak olmaz! Diderginler. yeni evlendiği genç Gürcü kızından zorla koparılarak sadece Türk olduğu için sürgün edilirken ilk toplanma yerlerini şöyle tasvir ediyor: “Bağlamalar üstünde oturmuş kadınlar. Sağ kaldın. ağlayacak günlerin ileride olduğunu tam olarak düşünemiyorlardı. kendi evinin içinde hareket etmek için de bir hazırlık görür. Hayatta hiçbir şeyin yokluğunu çekmeyen insan. hiçbir can yananı yoktu. ne etsin onda ne günah vardı ki.” (Molodyoj Azerbayjana gazetesi. Zaten sürgün ölüm demektir. Bir köyden diğer köye gitmeye. Hükümet için düşman olarak görüldüler. Hiç kimsesi yoktur. Adigön’de Koblıyan Çayı’nı geçerken köprüden suya düşmüş ve gözlerinin önünde hepsi telef olmuştur. (Şimdi de yoktur). Onlar nasıl olmuş da tamamen tükenmemişlerdir? Bak bu hayret edilecek bir husustur! Bu müthiş hadisenin şahidi olan ve bütün ömrü boyunca partisine. Onların nüfusuyla ilgili bilgiler de sağlam değildir. Bu durum 1956 yılına kadar devam etti.191-202. 1988.” Bu ilk toplanma yerinde sine döven kadınlar. kadın çocuk (erkekler savaştaydı) ihtiyar kocalar hastanelerdeki yarı canlılar vagonlara doldurulup Sibirya’ya doğru yola çıkarıldı. O zaman şehirleri nazara almasak Ahıska Türkleri 220 köyde yaşıyordu. Not: Bu yazı Yunus Zeyrek tarafından Türkiye Türkçesine aktarılmıştır.eve dolup bize. Böyle bir mahşer gününde değil ki bu yetim kızcağızın. Gürcü matbuatının resmî itirafına göre 1944 yılında 125. Ondan da dehşetlisini görmüştür bu halk. Gençlik. O hiç olmazsa bir yavrusunu Azrail’den koruyabilmişti. Allah da onlardan yüz döndürmüştür. İlahî! Beş ailenin yükünü. Bakı. hatta bütün Ahıska Türklerinin hiç kimsesi. Anlaşılıyor ki. Yukarıda adını verdiğim Nunuş Feyzulova. Anası ise bir hafta önce ölmüş. Ölüm dehşetli değil. toplanmayı emretti. Başka medenî teşkilâtlardan bahsetmeye değmez! Halk öz dilini unutmak tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bu da her zaman mümkün olmuyordu. onlar da çok eziyet çektiler. ne o zaman ne de şimdi hiç kimseden ve hiçbir şeyden utanmadılar ve şimdi de utanmıyorlar. 7 Ocak 1989). Böyleleri binlerceydi. Onlar için sıkıyönetim rejimi uygulandı. Onların bu hususta yaptığı bütün mücadele sonuçsuz kaldı. ama aylarca yol gidecek bir halkın en basit bir hazırlığı yoktu. öz çocuklarının yirminci asırda başına getirilecek dehşeti akıllarına getirmediklerinden o dehşeti ifade edecek söz de icat etmemişlerdir. Onlar sine dövüp saç yoluyorlardı. bir bir vagonları geziyor ve ‘Bu çocuk yetimdir. Bu halkın kendi dilinde bir tane bile mektebi yoktur. komşu ve akrabalarını görmeye. Orta Asya ve Kazakistan’da yaşamaktadır. Vaktiyle ailece sürgün olunmuş ve şimdi Bakü’de yaşayan dostlarımdan birinin hatıralarını gözyaşı akıtmadan okumak mümkün değildir. Onlar. Bütün köyler derhal kuşatılmış. İnsanın boğazında öfke yumağı düğümleniyor… Şimdiye kadar mukaddes olarak bildiğin her şeye lanet yağdırıyorsun. Ahıska Türkleri 1944 yılı sonlarında kışın soğuğunun kesip doğradığı bir zamanda sürgün yerlerine ulaştılar. Onu da nazara almak lazımdır ki. kazançtır ama analarımızın bacılarımızın bizzat bizimkilerin Müslüman adet an’aneleriyle büyümüşlerin çektikleri azapları hiçbir insanî kalıba koymak olmuyor. babalarımız. No. (Literaturnaya Gruziya. Herhalde Ahıska Türkleri küçük halklar çerçevesinden çıkmışlar. üstelik de otuza kadar adam doldurulmuş ve kapısı günde bir defa açılan bu vagonlarda bu tekerli kabirlerde neler çekmemişti bu kadınlar… Bu günahsız insanların günahkârları. Yine o yazıyor ki: “Silâhlı bir subay yırtık pırtıklar içinde altı yaşında bir kız çocuğunun elinden tutmuş.

Bizi yurtsuz koydular. Kelimeler: Sazaxlıydı: Soğuktu. Perik düştük biz nice. Yatmış idi uyandı. Bağda ayva saraldı. Vatandan üzülüştük. Bir gecenin içinde. Adigönlü de yandı. El: Memleket. Bir eli ağlattılar. İtler zincirde kaldı. Bir gecenin içinde. Bir gecenin içinde. Üzülüştük: Ayrı düştük. Gurbette eli andı. Kara borana düştük. Yumak gibi büzüştük. Ş.2006-Azerbaycan Bizim Ahıska 7 . Laldılar: Dilsizdiler. Bir gecenin içinde. kanat döktü. Aşa zehir kattılar. Bir gecenin içinde. Yerler. Turnalar telek saldı. Karlı düze attılar. Yüzümüze sövdüler. Adigönlü 7. Yurdun bağrı çatladı.Bir Gecenin İçinde Şahismayil Adigönlü Sazaxlıydı o gece. Ağı deyip ağladı. Tekmeleyip dövdüler.5. Bir gecenin içinde. Anam kara bağladı. Telek saldı: Tüy. köyler laldılar. Bir gecenin içinde. Varımızı aldılar. Perik düştük: darmadağın olduk. Azizimiz Yunus Efendiye en hoş arzularla müellifden küçük bir hatıra. Baskın oldu gizlice. Bir gecenin içinde. Zulmet rengi giydiler. El obayı soydular. Ağı: Ağıt. Gözümüzü oydular. Bizi attan saldılar. Bir gecenin içinde.

Tahliye işlemlerine hazırlık tedbirleri. KUZNETSOV’a 14 Aralık 1944 Gürcistan SSC’den tahliye edilenleri getiren 29 Devlet Savunma Komitesi-Yoldaş İ. Halk Devlet Güvenliği Komiserliği ve Halk İçişleri Komiserliği’nin operasyon sırasında üstün hizmet veren elemanları ile bu komiserliklere bağlı birliklerin askerlerine SSCB madalyaları ve nişanları verilmesini arz eder. Kırgızistan ve Özbekistan’daki yeni iskân yerlerine doğru yol almaktadır. Bugay. MALENKOV’a Devlet Savunma Komitesi Kararı gereğince SSCB Halk İçişleri Komiserliği Türklerin. V. M. kaçakçılık yapmakta olup göç eğilimi gösteriyor ve Türkiye istihbarat mercileri için casus angaje etme ve çete grupları oluşturma kaynağı teşkil ediyordu. Gürcistan SSC sınır ilçelerinden toplam 91. yıllar sonra haberdar oldu. Aspinza. Devlet Güvenliği Genel Komiseri BELGE: II3 Tamamen gizli 02 Aralık 1944 Devlet Savunma Komitesi-Yoldaş İ. düzenli ve olaysız şekilde tamamlanmıştır. Ahıska.095 kişi tahliye edilmiştir. konuyla ilgili belgeleri bir kitap hâlinde yayımladı. Gürcistan SSC ile Türkiye sınırındaki şeritte özel tedbirler almaktadır. Lavrentiy BERİA SSCB Halk İçişleri Komiseri. bu sürgünden habersizdi. Ayrıca SSCB Halk İçişleri Komiserliği. Fakat Sovyet belgelerinin bu sürgünü su yüzüne çıkarması son yılların olayıdır. 15 Kasım 1944 tarihinde Ahıska Türklerini sürgüne gönderdi. Tahliye işlemleri. V. Kazakistan ve Kırgızistan SSC ilçelerine tehcir edilmesi operasyonunda gösterilen başarıdan dolayı. MOLOTOV’a SSCB Komünist (Bolşevik) Partisi Merkez Komitesi Yoldaş G. Kürt ve Hemşinli nüfusun.000 hanelik köylü nüfus iskân edilecektir. Toplam 91. Tahliye edilenleri taşıyan katarlar.095 kişiden oluşan Türk.1 Bu kitapta yer alan belgelerin bir kısmını Rusçadan tercüme ederek konuyla ilgilenenlerin istifadesine sunuyoruz. Bu arada tahliyeye tabi tutulanların sınırı geçmelerini engellemek amacıyla devletimizin Türkiye sınırında güvenlik ve karakol hizmetleri azami derecede takviye edilerek en sıkı şekilde emniyet sağlanmıştır. Hür dünya. Acaristan Özerk Cumhuriyeti’nde ise 25-26 Kasım günlerinde gerçekleştirilmiştir. hareket hâlinde olup Kazakistan. Özbekistan. 8 Bizim Ahıska . Kürtlerin ve Hemşenlilerin Gürcistan SSC’nin sınır bölgesinden tahliye işlemlerini tamamlamıştır. STALİN’e SSCB Halk Komiserleri Kurulu-Yoldaş V. Ahılkelek ilçelerinde tahliye işlemleri 15-18 Kasım. bu yılın 20 Eylül-15 Kasım tarihleri arasında alınmıştır. Rus yazarı Nikolay F. M. Dünya kamuoyu.Sovyet Resmî Belgelerinde Ahıska Sürgünü Orhan URAVELLİ SSCB diktatörü Stalin rejimi. Türkiye’nin sınıra yakın kısmındaki nüfusla akrabalık bağları bulunan söz konusu halkın önemli bir çoğunluğu. STALİN’e SSCB Halk İçişleri Komiserliği. Adigön. BELGE: I2 Tamamen gizli Sayı 1281/b 28 Kasım 1944 Adı geçen sınır ilçelerine Gürcistan’ın toprak sıkıntısı çekilen bölgelerinden 7. Lavrentiy BERİA SSCB Halk İçişleri Komiseri BELGE: III4 SSCB Halk İçişleri Komiserliği Özel İskân Bölgeleri Başkanı M.

İskân dağılımı şöyledir: Özbekistan: 53. kendileri için belirlenmiş olan kamu düzeni ve hayat rejimine titizlikle uymak zorunda olup NKVD Özel Komutanlığı emirleri ve talimatlarını yerine getirmek zorundadırlar. V.399 ve 16 yaşın altındaki çocuklar: 45.127 ve 16 yaşın altındaki çocuklar: 26. çalışma yasaları ile disipline aykırı hareket ve faaliyetlerden dolayı.131 kişi. kadın: 27.223 kişi olmak üzere toplam 53.085 kişi olmak üzere toplam 92. Buhara: 4. Fergana: 8. Çadayev SSCB Halk Komiserleri Kurulu SSCB Halk Komiserleri Kurulu Başkan Yardımcısı İdari İşler Sorumlusu Bizim Ahıska 9 .813. 3. Özel iskâna tabi tutulanlar.613 kişi.598 kişi. Özel iskâna tabi tutulanlar.163 kişi. Erkek: 18. Kazakistan: 28. ölüm. Taşkent: 13. özel iskâna tabi tutulanların hukukî durumlarıyla ilgili hususlar aşağıdaki şekilde karar bağlamıştır: 1. inşaatta. 4. 6.546 kişi. Bu amaçla mahallî merciler ve Sovyetler Birliği Halk İçişleri Komiserliği (NKVD) organlarıyla mutabakat hâlinde özel iskâna tabi tutulan söz konusu göçmenlerin tarım ve sanayi işletmelerinde.163 kişi iskân edilmiştir. ÇERNIŞOV SSCC Halk İçişleri Komiseri Vekili M. Çalışabilen bütün bu vatandaşlar. Kırgızistan: 10. Erkek: 10. kuruluş ve birliklerde istihdamını gerçekleştirirler.946 kişi. Andican: 6.katar kabul edilmiş ve 7 vilâyetin 43 ilçesine aşağıdaki şekilde dağıtılmıştır. V. firar etmiş sayılırlar ve ceza yasası hükümlerine göre yargılanırlar.596 kişi kolektif çiftliklerde. Molotov Y.395 kişi sanayi işletmelerinde istihdam edilmiştir. aile durumundaki değişiklikleri (doğum. 2. Kaşkaderya: 641 kişi. Özel iskâna tabi göçmenlerin aile reisleri veya onların yerini dolduran şahıslar. Özel iskâna tabi tutulan göçmenler. Bu vatandaşlar. 5. 293 kişi yollarda hayatını kaybetmiştir. Keyfî olarak ve izin almaksızın NKVD’nin ilgili komutanlığının kontrolü altındaki iskân bölgesini terk edenler.881. Semerkant: 14. Namangan: 4.316 kişi devlet çiftliklerinde ve 1. 08 Ocak 1945 SSCB Halk Komiserleri Kurulu. BERİYA Gürcistan SSC’den tahliye işlemleri tamamlanmıştır. V. firar vb. kadın: 16. mevcut yasalar uyarınca cezalandırılırlar. SSCB vatandaşı olarak işbu kararnamede belirtilen sınırlamalar dışında bütün haklardan yararlanırlar.923. NKVD (Halk İçişleri Komiserliği) Özel Komutanlığı’ndaki amirin izni olmaksızın söz konusu komutanlığın kontrolündeki iskân bölgesi dışına çıkamazlar. 84. Özel iskân bölgelerinde kamu düzeni ve rejimini ihlâl eden göçmenlere 100 Ruble tutarında para cezası veya komutanın emriyle 5 günlük hapis cezası uygulanacaktır.) 3 gün içinde NKVD Bölge Komutanlığı’na bildirmekle yükümlüdürler.446 kişi. KUZNETSOV SSCB Halk İçişleri Komiserliği Özel İskân Bölgeleri Başkanı BELGE: V6 Halk Komiserleri (Bakanlar) Kurulu Kararı 35 Sayılı Karar Moskova-Kremlin. 457 kişi yolda hayatını yitirmiştir. MEYER Özbekistan SSC Halk İçişleri Komiseri Vekili BELGE: IV5 Aralık 1944 SSCB Halk İçişleri Komiseri L.537 kişi.307 kişi tahliyeye tabi tutulmuştur. kamu yararına çalışmakla yükümlüdürler.

453 ton sebze. MEYER Kazakistan SSC Halk İçişleri Komiseri Vekili BELGE: VIII9 SSCB Halk İçişleri Komiserliği 13 Ocak 1945 SSCB Halk Komiserleri Kurulu.07. Cicaladze. Kazakistan SSC ve Kırgızistan SSC’ye 92. K. MALENKOV’a (Tarihsiz) Kuzey Kafkasya’dan getirilenler dışında Devlet Savunma Komitesi’nin 31. giyecek.148 ton un ve 371 ton irmik gerekmektedir. Acilen 200 ton un. 27.042 küçükbaş hayvan teslim alınmıştı. M. yeni iskân yerlerine yiyeceksiz olarak getirilmiştir. Yazınızdan sonra tespit ettiğimiz üzere Acaristan’dan 12 Laz ailesinin daha yanlışlıkla Orta Asya’ya sürüldüğü görülmüştür ve bunların dosyalarını da iletiyoruz. 312 ton meyve. O. SSCB Halk İçişleri Komiseri Vekili Sn ÇERNIŞOV’a Sizin yazınızdan önce de Acaristan Özerk SSC’den yanlış olarak tahliyeye tabi tutulmuş kişilerle ilgili şikâyetler ve mektuplar almaktaydık.252 ton hububat. Tuğgeneral KARANADZE Gürcistan SSC Halk İçişleri Komiseri BELGE: X11 SSCB Halk İçişleri Komiserliği Özel İskân Yerleri Başkanlığının Mart 1944-Ocak 1946 Dönemi Çalışmalarına Dair Rapor’dan: SSCB Halk İçişleri Komiseri S. MİKOYAN’a Devlet Savunma Komitesi’nin 6279cc Sayı ve 31 Temmuz 1944 tarihli kararnamesiyle Gürcistan SSC sınır ilçelerinden Özbekistan SSC. Yoldaş A.000 m manifatura temin edilmesi gerekir. 3. Geri dönen Lazların hakları ve mal varlığının iadesi. ayakkabı ve diğer ihtiyaçları karşılanamamıştır. Bu göçmenlerin durumları da oldukça ağırdır. tahliye sırasında onlardan 8. SSCB Halk Komiserleri Kurulu Talimatı için taslak ekli olup görüşülmesini arz ederim.374 kişi tahliye edilmiştir.07. Halk Tedarik Komiserliği ve Halk Et ve Süt Sanayi Komiserliği. 50 ton irmik ve 5. ayrıca kendi evlerine yerleştirilmeleri için ilgili mercilere tebligat yapılmıştır. K. Söz konusu göçmenlerin çoğu.230. hububat ve sebze hesapları kesin olarak kapatılıncaya kadar teslim ettikleri hububata mahsuben avans şeklinde kendi- 10 Bizim Ahıska . BERİA SSCB Halk İçişleri Komiseri BELGE: IX10 Gürcistan SSC Halk İçişleri Komiserliği Sayı 4/0-2507 Tiflis. Çünkü çoğu yanlarına yiyecek alamamıştır. Baynaz ve ayrıca Kambur soyadı taşıyan beş kişinin Türk oldukları görülmüş olup sürgün edilmelerinde yanlışlık yoktur. Yaşlılar ve özellikle de çocukların giyecekleri ve ayakkabıları yoktur.07. P BERİA . L. Dadi. H.1945 tarihli tebliğ. MEYER Kazakistan SSC Halk İçişleri Komiseri Vekili lerine acilen gıda yardımı yapılması gerekmektedir. Bu bağlamda 1945’in 15 Ocak-15 Mart tarihleri arasında kişi başına 16 kg un ve 4 kg irmik dağıtılması uygun olacaktır. N. Tehcir sırasında kendilerinden alınmış hayvanlar.300 kişi.948 ton patates. Muhammed VANLİŞİ’nin mektubunda belirtilen N. 60.BELGE: VI7 10 Ocak 1945 SSCB Halk İçişleri Komiserliği Halk Komiseri L. Gürcistan SSC’den getirilen göçmenlerin yüzde 15 kadarının (8000 kişi) yiyecek.1945.500 kişi kadardır. KRUGLOV’a 1945 yılı Ekim ayı itibariyle ülkede özel iskân rejiminde tutulmak üzere tahliye edilenlerin sayısı 2. Tahliye edilen topluluklar şunlardır: Almanlar: 687. Yanlış olarak tahliye edilen Lazların listesi eklidir). Çeçen ve BELGE: VII8 SSCB Halk Komiserleri Kurulu Başkanı V.1944 tarih ve 6279cc Sayılı Kararı uyarınca Kazakistan’da özel iskâna tabi tutulmak üzere geçen yıl sonunda Gürcistan SSC’den 28. İ. MOLOTOV’a SSCB Komünist (Bolşevik) Partisi Merkez Komitesi Sekreteri Yoldaş G. Buna göre toplam 1. O.669 kişi getirilmiştir.007 büyükbaş ve 80. Bunlar kontrol edilmiş ve yanlış olarak tahliye edilmiş 11 Laz ailesiyle ilgili evrak ve raporumuz SSCB Halk İçişleri Komiserliği Özel İskân Yerleri Başkanlığına gönderilmiştir (Sayı 4/1-1806. 24 Eylül 1945 Tamamen gizli İlgi: 1/ 13598 Sayı ve 07. M.

100 13.200 kişi. R.204 Moldova’dan 34. Kalmıklar: 80.574 11. F. . sayfa 400. Karaçaylar: 60.766 200. 8 Rusya Devlet Arşivi (GARF). Ermenistan ve Azerbaycan ile Karadeniz Bölgesinden 57.5446. . sayfa 3.400 kişi.9401.316 8.1949 tarihli Belge: Nüfus ve Gruplar Toplam Sayı Erkek Kadın 16 yaş altı Almanlar 1. İnguş. R. Liste 2.569 131. Liste 1. R. SSCB’nin 6 müttefik cumhuriyetine.035 755.698 10. Bulgarlar ve Ermeniler 192. Ayrıca 20. F. 7 Rusya Devlet Arşivi (GARF).805 11.100 kişi.028 Kulaklar (köy zenginleri) 124.300 kişi.145 924.577 25.575 Baltik Arazilerinden 91. 5 Rusya Devlet Arşivi (GARF). Altay: 85.107 40. 12 Rusya Devlet Arşivi (GARF).419 435.849 kişi cezaevlerindeydi. Kırgızistan SSC: 112. Liste 1. F. Bugay: Turki iz Meskhetii: Dolgiy put k reabilitasii.552 Vlasovcular 131.763 Gürcistan. 6 Rusya Devlet Arşivi (GARF). Karaçay Ve Balkarlar 463. Dosya 184.100 kişi.9401.578 62. F.510 GENEL TOPLAM 2.594 22.9401. sayfa 2-3.754 1. M: TOO İzdatelskiy dom ‘ROSS’. F. 160 s. R. R.988 Diğerleri 3. R.300 kişi M.663 Türkler 81.037 286.490 Çeçen. .800 OUN üyesi (Ukrayna milliyetçileri): 608.346 29. (Ahısklı Türkler: İade-i İtibarın Uzun Yolu-Rusça) 2 Rusya Devlet Arşivi (GARF).600 kişi. Kemerovo Vilâyeti: 97. Dosya 3211. sayfa 1.899 137. Koleksiyon BELGE: XI12 Özel iskân yerlerinde kayıtlı olan sürgün ve tahliye edilmiş kişilerin sayısına ilişkin 15.694 12. F.278 24.233 18. Ahıska’dan sürülmüş Türklere. Liste 48. .953 Kalmuklar 77.800 kişi.919 73. R.U. Türkler. .R-9479.702 18. Balkarlar: 33. ŞİYAN SSCB İçişleri Bakanlığı Özel İskân Yerleri Başkanı Not: Uzakdoğu arazilerinden 1937’de Orta Asya’ya sürülen Koreliler bu listede belirtilmemiştir.435 818 99. Molotov (şimdiki Perm) Vilâyeti: 84.800 eski kulak (köy zengini) ve 9.162 618 41. Liste 48.9470.300 kişi. Dosya 184. Liste 2.9479. Dosya 67.093.092. 3 Rusya Devlet Arşivi (GARF).İnguşlar: 405. Dosya 3232. Hemşinli ve Kürtler de dahildir (O.047 26.648 Albay V.277 Mesih Tarikatı üyeleri 1.013 25. F.527 Ukrayna Milliyetçileri 95.892 787.552.492 24. Koleksiyon.394 Litvanyalılar 46. 1994.305 591 242 48.580 515 223. .900 kişi.585 Polonyalılar 31. Liste 1.877 13.139 549. Liste 1. 4 Rusya Devlet Arşivi (GARF).9479. 9 Rusya Devlet Arşivi (GARF).413 148. 10 Rusya Devlet Arşivi (GARF).456 Ukaznikler 22. SSCB topraklarında özel iskân rejimine tabi tutulmak üzere tahliye edilenlerin gönderildiği yerler şöyledir. R. .246 TOPLAM 2. Rusya’da Krasnoyarsk Vilâyeti: 125.744 524 168 34.232 TOPLAM 459.028 9.800 kişi. F.830 48.706 37. sayfa 15.473 1.5446. Özbekistan SSC: 181. Bizim Ahıska 11 .139 55. Dosya 213.800 kişi.200 Alman yanlısı özel iskâna tabi tutulmaktadır.498 Alman yanlıları 2. sayfa 38-39. 11 Rusya Devlet Arşivi (GARF). .583 267 19. F. Hemşinler ve Kürtler: 88.200 kişi. R.9401. Söz konusu (sürgün) nüfus. sayfa 31-54.311 114. 8 özerk cumhuriyetine ve 32 vilâyetine iskân edilmiştir. Kazakistan SSC: 866.365 854.130 13. Dosya 68. Dosya 2287. Liste 1.000 772.975 371.553 11.828 20. Tomsk Vilâyeti: 92.633 Kırım Tatarları. KUZNETSOV SSCB Halk İçişleri Komiserliği Özel İskân Yerleri Başkanı Kaynaklar 1 Nikolay F. Sverdlovsk Vilâyeti: 89. Rumlar. F. sayfa 229.400 kişi.07. 1949 ylı ortaları itibariyle söz konusu nüfustan 13. Dosya 157.419 22.V.380 19. sayfa 204. .).

Bu şartlar altında. Ödenmesi mümkün olmayan bu meblağ karşılığında balkanlarda bir kısım yerler ile Anadolu cephesinde üç san- Müşîr Gazi Ahmet Muhtar Paşa 12 Bizim Ahıska . 17 Mayısta Ardahan Rusların eline geçtiyse de Ruslar. Zivin ve ağustosta da Gedikler muharebelerinde Muhtar Paşaya mağlûp oldular. Abdülhamit tahta oturdu.Elviye-i Selâse’nin Son Yılları-I Doksanüç Harbi ve Esaret Yılları Yunus ZEYREK 31 Ağustos 1876 tarihinde. Doğuda savaşın seyri böyleyken. Osmanlı Devleti’nin çok hazin bir şekilde yenilmesiyle sonuçlanmıştır. Sultan Hamit’in 32 sene devam edecek olan padişahlık dönemi. 9 ay devam etmiştir. Sultan Abdülmecid’in 34 yaşındaki oğlu. 30 Nisanda Bayazid. Zira bu dönemde imparatorluğu derin köklerinden sarsan birçok olay meydana gelmiştir. Yeşilköy’e kadar gelip burada karargâhlarını kurdular. halkı mücadeleye çağıran koçaklaması çok meşhurdur: Ehli İslâm olan işitsin bilsin: Can sağ iken yurt vermeniz düşmana. Osmanlı Devleti’nin 34. 18 Kasımda Kars düştü ve ordumuz Erzurum’a doğru çekildi. Rus ordusu. Bu savaş sırasında Çıldırlı Âşık Şenlik’in. Rus ordusunun başında bulunan Grandük Nikolas’ı ziyaret eden Ermeni Patriki Nerses. en uzun seneleridir. Rumeli cephesinde daha fena bir şekilde cereyan ediyordu. bu zaferlerden sonra “Gazi” unvanını aldı. haziranda Halıyazı. Rus ordusu İstanbul’a doğru ilerliyordu. Ayrıca devlet. Doğu Anadolu’da bağımsız veya Rus kontrolünde Bir Ermeni devleti kurulmasını istemiştir. Maalesef bu kuvvetler arasında kumanda birliği yoktu. batıda. 31 Aralık’ta Edirne Mütarekesi imzalanmasına rağmen Ruslar. Padişahı. Diğer taraftan Rum ve Arnavut taşkınlıkları had safhadaydı. 24 Nisan 1877 günü Anadolu ve Rumeli cephelerinde Osmanlı topraklarına ansızın saldırmasıyla başlayan savaş. Rusların ilân ettikleri tarihten bir gün önce. Şüphesiz bu olayların en önemlilerinden biri de Osmanlı-Rus Savaşıdır. Yahnılar’da kazanılan yeni bir zaferi maalesef 15 Ekim 1877’de Alacadağ bozgunu takip etti. Can sağ iken yurt vermeniz düşmana. asker ve silâh bakımından Osmanlı ordusundan iki kat daha fazlaydı. Bu sırada Batum’da bulunan kolordunun başında Derviş Paşa. 164 milyon Osmanlı altını tazminat ödemeye mahkûm ediliyordu. Gazi Ahmet Muhtar Paşa İstanbul’a çağrıldı ve yerine Kurd İsmail Paşa’ya vekâlet verildi. Halkımız arasında 93 Harbi olarak bilinen bu savaş. Edirne Mütarekesi’nden bir ay sonra. İsterse Uruset ne ki var gelsin. 3 Mart 1878’de Yeşilköy’de Ruslarla bir antlaşma imzalandı. Osmanlı Devleti’nin en çetin. Müşîr Gazi Ahmet Muhtar Paşa’ydı. Tarihe Ayastefanos Antlaşması olarak geçen bu antlaşmayla Balkanlar elden çıkıyordu. Anadolu cephesinde Anadolu Ordu-yı Hümayunu Kumandanı. II. Van ve Bayazid civarındaki yardımcı kuvvetlerin kumandanı da Erzurum Valisi Kurd İsmail Paşaydı. Muhtar Paşa.

Kars’ı Ermenistan kuvvetli bir askerî üs hâline getirmek ve buranın Türk hüviyetini silmek istiyorlardı. Bunlara maaş verilmezdi. adliye vs. Türk bölgesini paramparça etmek için Oltu ile Ardahan’ı Kars’a. Hiç kalmadı okuryazar. tamamen köylünün sırtından geçinir.bir engelle bölmekti. meni. İmandır gönlün şifası. Şavşat. Bazı ikinci sınıf nahiye müdürleri.yor ve ahalinin buralardan gitmesi öğütleniyordu: SSCB lara gittiler. Bu kâfir durdukça azar. Bunları kısaca özetleyelim: Kars ve Batum’u birer askerî vilâyet hâline getirdiler. Vali ve kaymakamlar tamamen Ruslardan. Maalesef bazı din adamları da Rus emellerine laşması. Seni candan eder bîzar. başka bir yapılanmaya giderek Türk dünyasını kesin Rumeli’de ve Doğu Anadolu’da büyük toprakları. Rus yönetimi imzalanan Berlin Antlaşması’yla kesinleşmiştir. aksi takdirde Rus tebaası sayılacakları karar bağlandı.ülke. altında yaşamanın dünya ve ahretteki kötülüklerini toprak. Bu politikaBorçka. Ahıska ve Ahılkelek’i de Tiflis’e bağladılar. eğitim. 1877-1878 (93) Harbi’nden sonraki sınır. Rusların asıl hedefi İskenderun Körfezi’ydi. Batum. dığı için de istimlâk 1918 Brest-Litovsk ve Batum Antlaşmalarına göre sınır hakkı tanınmadan 1921 Moskova Antlaşması’na göre sınır (Şimdiki sınır olup Büyük Ağrı Dağı doğusundasındaki Dil sınırı 1932’de İran’la yapılan sınır boşalan yerlere Erdüzenlemesiyle belirlenmiştir. Kars. Mümin olanlar farzıdır.göç edebileceği. Artvin ve Ardanuç’u Batum’a. Bugünkü Ermenistan denilen mızın elden çıkmasına sebep olan Ayastefanos Ant. Malakan ve Yezidîleri yerleştirdiler. Ne durursun hicret eyle. Elviye-i Selâse bölgesinde yönetim. Bu amaçla elden geldiği kadar Müslüman ahaliden temizlemeye çalıştılar. Toprak mülkiyetini kaldırdılar. Rum ve Rusya içlerinden getirdikleri Alman. Ardahan. Escak/Elviye-i Selâse bölgesi (Artvin. rüşvetsiz bir iş görmezlerdi. Her yer devletin sayıl1877-1878 (93) Harbi’nden önceki sınır. okuma yazması dahi olmayan Türklerden seçiliyordu. nahiye müdürleri de Ermeni ve Gürcülerden atanıyordu. 8 Şubat 1879’da İstanbul’da Rus tarafıyla imzalanan Muahede-yi Kat’iye’yle. nın bir amacı da Türkiye ile Azerbaycan arasında Olur) Ruslara bırakılıyordu. din. Ruslar. cami avlularında okunuher yönünü ilgilendiren konularda farklı uygulama. ticaret. Oltu. Bizim Ahıska 13 . İşitmezsin ezan sesi. ton. Ne durursun hicret eyle. Şenkaya. gibi hayatın anarak yazılan bir destan. Ardanuç. lehimize bazı değişikliklerle 13 Temmuzda alet olarak halkı göçe kışkırtıyorlardı. Ukraynalı. Yoktur dünyanın vefası. tamamen bu politikanın eseridir. Bu kararı Gürcistan bahane eden Ruslar. bölgede yaşayan yerli ahalinin üç yıl içinde serbestçe Anadolu içlerine Dinle ulema sözünü Ne durursun hicret eyle. Ne durursun hicret eyle. bölgenin nüfus yapısını değiştirmek ve tarıma elverişli verimli yerleri boşaltmak için her türlü metodu uyguladılar.

Albayrağa hasret boyun bükerler Necatini. Hilâl-i Ahmer Cemiyeti şubesini faaliyete geçirdi. Normal bir okuma yazma dersi yoktu. analar kaldı. Osmanlı Devleti’ne karşı isyana kalkışan ve sonra da kaçan Doğu Anadolu Ermenileriyle Kars ve Gümrü Ermenilerinin 1905’te kurduğu Can-Feda teşkilâtı elebaşıları tarafından yapılıyor. Şehirdeki Türk nüfusun % 90’ı. Mollalar çocuklara. Ak suvaklı sedri mermer otağlar. Ramazan ayında dahi imamsız köylere Türkiye’den okumuş din adamlarının gelmesi yasaktı. Cucurus ve Tamrut köylerini Ermenilere verdiler. Dolayısıyla geride kalanlar. Bu nüfus ve iskân işini daha ziyade Kars ve çevresinde uyguladılar. Göründü gözüme seyran eyledim. Takdir-i ezeldir beyhude yanma. mülki Kağızman. Ermeni unsuru. 1900 yılı başlarında pasaportla gelip Rus işgalindeki yerleri gezen Narmanlı Âşık Sümmanî. Oltu etrafında ve şose yolu boyundaki verimli topraklarda yaşayan yerlileri göçe zorladılar. yerli ahalinin daha da fakirleşmesine yol açtı. Kars’taki Türk Başkonsolosluğu. Bu göç yollarında çok ağıtlar ve destanlar söylendi. Her taşı gevherden binalar kaldı. camilerde eğitim yapılabiliyordu. okumamış köylü ve çaresiz fukara halktı. 1913-Balkan Savaşı felâketzedeleri ile Hicaz Demiryolu için Müslüman ahaliden yardım toplayabiliyordu. anavatanla ilgiyi kesmek için Türkiye’den kitap ve gazetelerin girişi de yasaktı. Deme ki onlardan bir hüner gelir… Bölgede Gürcülerin faaliyeti daha farklıydı. buralara yerleştirdiler. Onlar. virdi zeban eyledim. Sabreyle başına gör neler gelir! Yığıpsan başına bir bölük dığa. oraları geçici olarak bıraktık. nasıl olsa kurtuluş yakındır!” denilmekteydi. köylerde yaşayan yerli Türk ahalinin de yarıya yakını. Kars ahalisinin tabii savunması faaliyetine başladı. Çıldırlı Âşık Şenlik’in. Müslüman çocukların sadece Kur’an’ı yüzünden okumaya yönelik bir eğitim sistemini uyguluyordu. Yiğirmi üç yıldır kan yaş dökerler. Mevcut rüşdiye mektepleri ile birçok medreseyi kapattılar. Kağızman üzerine söylediği koşmada şöyle der: Bin üç yüz on altı. sonra da öğrenirsiniz!” diyorlardı. Bu cinayetler. Halkın cahil kalması için eğitimi teşvik etmiyor. İşte böyle bir zamanda Sultan Abdülhamit’in fermanıyla Şeyhülislâm’ın bir fetvası Kars’a ulaştı: “Sakın göç etmeyiniz! Cami ve ecdat türbelerini terk etmeyiniz! Ezanımız susmasın! Kâfir içinde Müslüman kalmanın sevabı büyüktür. Neşriyata müsaade edilmiyordu. Göç edenlerin çoğu aydın. Ancak Birinci Dünya Savaşı başlangıcında. tenhada gördükleri Türkleri öldürüyorlardı. Ermeni Can-Fedalar başına hitaben söylediği koçaklamanın başı şöyledir: Millet komitanı Vağarşak ağa. Sılayı terk etmek gam değil amma Emektar atalar. Buna karşı Erzurum çevresinde kurulup Kars ahalisi gönüllüleriyle harekete geçen Türk Can-Bezar teşkilâtı. varlıklı ve ileri gelenlerdi. Dışarıdan getirdikleri Rum ve Ermenileri. Bu destanın iki dörtlüğü şöyledir: Elveda günüdür çimenli dağlar. Rus devletinin imkânlarını da kullanarak eskiden olduğu gibi şimdi daha kuvvetli bir şekilde bölgenin ticarî hayatını ele geçirdi. Kars şehrinde yaşayan 20. Bunlar da her an göç edebilirdi. Bundan sonra Kırım ve Azerbaycan’da çıkan gazeteler geliyor. Ruslar. Moskof’un elinden kahri çekerler. Narman’la. sanat ve ticarete rağbet göstermiyordu. Anadolu içlerine doğru göç etmek üzere yollara döküldü. Rusya’nın 1905 Japon hezimetinden sonra nispeten bir rahatlama görüldü. Ruslar bu faaliyetlerde bulunanları yakalayıp Sibirya’ya sürdü.000 Türk nüfusundan 40 aile kalabilmişti. Bölgenin ekonomik hayatına onların hâkim olması. yerli ahaliyi Hristiyan hatta Gürcü yapmak için uğ- 14 Bizim Ahıska . “Yazı nakışa benzer. Bunların en meşhuru şüphesiz Akkomlu Âşık Ceyhunî’nin uzun destanıdır. Hatta Bakü Neşr-i Marif Cemiyeti’nin Kars’ta bir şubesi açıldı. Ruslar. Berderes. İbtida Kötek’te eyledim iskân Muhibbi sadıkı yâran eyledim. Sefil Ceyhunî’yi derdi yok sanma.Ruslar bir yandan böyle propaganda yaptırırken bir yandan da yerli halka baskı yaparak kalkıp gitmeye mecbur ediyordu. Bu şube. Müslüman ahalinin geri kalması için her türlü vasıtayı kullanıyordu. Kars ve çevresinde de bu tür can kıyımına başladılar. Göllerde yeşilbaş sonalar kaldı. Rus idaresi zamanı Osmanlı Devleti topraklarında hatta başkent İstanbul’da silâhlı ve bombalı faaliyette bulunan Ermeniler. Türk köylüsü.

gerektiği zaman imamdan aldıkları bir kâğıtla nahiye müdürüne gider. nikâh kıyar. Zira Tiflis’te Sünnîler için bir Başmüftülük. Bunun da Türklerin arasına nifak sokmak için etnik ve mezhep farklarını derinleştirmekten başka bir amacı yoktu. baş imamlardan gelen nüfus kayıt defterlerini. Bin nüfusa bakan imamlara başimam denirdi. Rusça’yı. Çarlık Rusya’sı Müslüman ahaliden asker almamaktaydı. kurulur mu hiç vatan. Ruslar. Acep Türk hattı çıktı da gezer mi şol semavatta. Adliye işlerine kazalarda bulunan birer sulh ve sorgu hâkimi bakıyordu. Rusça-Türkçe mektep yapıldı. Şiîler için de Şeyhülislâmlık kurulmuştu. cenaze namazı kıldırır. Ruhanî meclis de gerekli tasnifleri yaptıktan sonra Rus Nüfus İşleri İdaresi’ne gönderirdi. Tiflis Müftülüğünce atanan başimamlar. Kazalarda bulunan kadılar. Şu Poskov medresesinden dilenciler çıkarmakla Zülâl der. Babadan oğula geçen tek tesellî. Gürcü doktor da buralardan uzaklaştırıldı. dava vekili ve muhtelif mevkileri işgal eden 18 misyoneri faaliyet gösteriyordu. Bu şartlar altında yaşayan Türk halkı tamamen esir hüviyetindeydi. Okuma yazma öğretmeden cahil bıraktığı gibi. Köylüler. Nüfus Hüviyet Cüzdanı diye bir şey yoktu. halkın Osmanlı’ya ne kadar bağlı olduğunun ifadesidir: Bizim Ahıska Şu Kars’ta yok mu bir kimse bulunsun bu himayette. Bunun içindir ki bölge ahalisi Ermeni mücadelesinde hesaba gelmez miktarda kurban verdi. ilâç veriyordu. kalmış cehalette. Yerli ahali Rusça bilmediğinde Ermeni ve Gürcülerin tercümanlığına başvurulur. doğan ve ölenleri deftere yazarlardı. Bu suretle müthiş Gürcü propagandasından kurtulduk. Sağlık işlerine kazalarda bulanan bir hükûmet tabibiyle birkaç sağlık memuru bakardı. Yazık değil mi Türk evlâdı kalsın her esarette. ahaliye Gürcü milliyetçiliğini aşılamak ve Hristiyanlığı kabul ettirmek için çalışıyorlardı.raşıyor. Bu teşkilâtın merkezi Tiflis’ti. Adlî işlerde rüşvet çok yaygındı. bu acıklı durumu anlatan deyişinde şöyle diyordu: Ruslar. Ki Kars’ın köylerin derler yazan yok bir satır Türkçe. Türk bayrağı altında toplanmak ümidiydi. çeşitli adlar altında halktan para toplayarak geçinirlerdi. Rumlar okurlar Türkçe. halkın millî duygudan uzaklaşması için millî ad olan Türk kelimesini kat’iyen kullanmıyor. Bu yüzden oralarda daha ziyade muskacılık yaygındı. askerlik sanatı ve silâh kullanmayı da öğretmek istemiyordu. Aman kardaş ne fark vardır bizim ile cemadatta. Bunlar. Hele Artvin’de çalışan bir Gürcü doktoru. at üzerinde gezerek halkı parasız muayene ediyor. Bu da rüşvete tabiydi. bazen de Ermeni veya Gürcü’ydü. Ruslardan dolgun maaş alıyor ve Rus siyasetine alet oluyorlardı. Burada açılacak mektebin Gürcüce değil.” 1909’da biri Kars’ta diğeri Posof’ta olmak üzere iki medrese ve ilmihal bilgileri de veren birçok Kur’an kursu vardı. Neden bir dârül-eman yok kocaman vilâyette? Bütün Ermeniler. Başimamların maaşı yoktu. O da masrafı ahali karşıladığı takdirde talebimin kabul edileceğini söyledi. ahali arasında para toplandı. Müslümanların dinine müsamaha ediyor görünerek ruhanî bir teşkilât kurmuşlardı. ondan aldıkları vesikayı bir yıl süreyle kullanırlardı. Artvin’in Alman asıllı Rus mutasarrıfına müracaat ederek. ruhanî meclise gönderirdi. dolayısıyla kararlar da ona göre olurdu. Batum Mebusu Edip Dinç anlatıyor: “1906’da Batum civarında Gürcülerin doktor. Rusça ve Türkçe okutmasını talep ettim. Köylere sağlık hizmeti gitmezdi. Murgul’da bir de Gürcü mektebi açacaklardı. bu Gürcü doktorunun milleti Gürcüleştirme faaliyetinden bahsettim. Öyle yaptık. Köylerde imam vardı. propaganda faaliyeti yürütüyordu. Bu kurumların başına atanan kişiler. Rusların Çıldır Kaymakamı huzurunda söylediği deyiş. Posof medresesinde muallim olan Yusuf Zülâlî. Diğer milletlere göre ne denli geride kaldık. 15 . herkesi mezhep veya etnik durumuna göre adlandırarak kırk parçaya bölüyordu! Çıldırlı Âşık Şenlik’in. Bu hâkimler genellikle Rus.

Anadolu’da seferberlik ilân edilince Ruslar. İstanbul’u ve Boğazları almak. Başka bir ifadeyle. Ayrıca petrol şehri olan Bakü de demiryoluyla Karadeniz’e. Şarka garba yıldırımlar çakarız bir gün olur. Volga. Türk yaşarız dünyada. Rus Çarı Nikola. 27-28 Aralık savaşları çok şiddetli geçti. Ümitsizliğe kapılan Rus karargâhı genel çekiliş emri vermeyi düşünürken. Batum’a bağlanmıştı. hızla onarılan demiryoluyla Tiflis’ten Sarıkamış’a mütemadiyen taze kuvvet ve mühimmat sevki. bölgenin aydınlarını ve ileri gelenlerini toplayarak Sibirya’ya sürdüler. Türk ahalinin millî direncini kırmak için Kars’ta bir Rus Zafer Anıtı yaptırdı. deniz ve demiryolu bakımından Türkiye’ye karşı kesin bir üstünlüğe sahip olan Rusya. Hâlbuki Türk demiryolu Ankara’nın az doğusuna kadar uzanıyordu. 23 Aralıkta Rusları püskürterek Oltu’ya girdi. Tuna. Ardanuç üzerinden gelen ve içinde Yüzbaşı Halid Beyin de bulunduğu bir Türk birliği. Büyük bir sevinç ve heyecana kapılan halk Rusları kovmak için ordumuzun yanına koştu. Tiflis’te döktürülerek getirilen heykelin açılışı için halk da davet edildi. 25 Aralıkta Sarıkamış’a hücum etti. Bir halk şâiri Ruslardan kurtuluş dileği destanı yazmıştı: Gece gündüz sana budur duamız. Türklere hakaret edilmek için düzenlenmişti. Ben Allah’tan Âl-Osman’ı isterim. Devrilen Moskof elinden çıkarız bir gün olur. Buhara. Çar’ın manifestosuyla Türkiye’ye karşı savaş ilân etti. Rus esaretinden kurtuluş ümidini şöyle dile getiriyordu: Biz bu zulmetler içinden çıkarız bir gün olur. Rusları buradan atarak Ardahan’ı ele geçirdi. 20 Aralıkta 1914’te Sarıkamış’a gelerek cepheyi ziyaret etti. Trabzon’a ulaşamıyordu. Sarıkamış felâketinin en mühim sebeplerinden biri demiryolu yokluğu. Rus tehdidi altında olduğundan İstanbul’dan kalkan gemilerimiz. bir yandan da usul-i cedîd dediği yeni usul okluları teşvik ediyordu. 1904’te Azerbaycan’ın Şeki şehrinde öğretmenlik yapan Posoflu Âşık Zülâlî. askerî nakliye için gerekli şartlar hazırlanmıştı. Selim’de demiryolu havaya uçurularak Kars-Sarıkamış bağlantısı kesildi. El ele verince dağlar sökeriz. Bu anıt 93 Harbi’nde Kars’a giren ve kaledeki Türk bayrağını indirip yerine Rus bayrağını diken askeri canlandırıyordu. İnşallah düşmanın kaddin bükeriz. Bu şekilde bölge Rus demiryolu şebekesine bağlanmış. Kafkas. O bir yandan Tercüman gazetesini çıkarıyor. 16 Bizim Ahıska . Kars. 22 Aralıkta Sarıkamış’a doğru Türk yürüyüşü başladı. Türk gezeriz. Çünkü Türk bayrağı Rus askerinin ayakları altında çiğneniyor. hükmi hanı isterim. Başkumandan Vekili Enver Paşa. Sarıkamış’ın yukarı mahallesi ele geçirildi ve merkezde kuvvetli süngü savaşları yapıldı. Fahrettin Erdoğan anlatıyor: “Tiflis’te oturan Kafkasya Genel Valisi Vorontsov Daşkov. iki taraftan Rus kartalı bayrağı parçalıyor ve askerin elindeki Rus bayrağı yükseliyordu! Valiyle heykeli dikilen asker de bu törende hazırdı. Doğu Anadolu’ya demiryolu yapılmaması için Osmanlı Devleti’ne baskı yapmış ve hatta taahhüt almıştı! Karadeniz. Üçüncü orduya arzu çekeriz.” O zamanlar en kayda değer aydınlanma hareketi herhalde Kırımlı Gaspıralı İsmail Beyin faaliyetidir. Mevlâm bu Urus’tan kurtar İslâm’ı. Hafız Hakkı Paşa. Nesli mürsel. savaşın seyrini değiştirdi.Hulusi kalbimden bilsen fikrimi. hicran. Bu metotla açılmaya başlayan okullardan birinde. Kırım’dan çevrilen hisarları. Ceyhun. Ardahan ve Batum halkı bu şartlarda yaşarken Birinci Dünya Savaşı başladı. askerî kara ve demiryollarına da önem verdiler. Vurur millî külünk ile yıkarız bir gün olur. Türk doğarız. Sarıkamış harekâtının sonucunu da bu sayede lehine çevirebilmiştir. Halk. irahmi gani. Yandık zulüm. Mevlâm bu Urus’tan kurtar İslâm’ı. gam ateşine. Eli altında esir bulunan halkı çalıştırarak Tiflis’ten Gümrü’ye gelen demiryolunu Kars’a ve sonra da Sarıkamış’a kadar uzattılar. Kara. Diğer bir hattı da Arpaçayı ve Aras Nehri’ni takiben Nahçivan ve İran’a bağladılar. diğeri de deniz gücümüzün zayıflığıdır. Türkiye. Bu tören. Rus idaresinden bezmiş usanmıştı. Bizans Devleti’ni yeniden kurmak. Der Zülâlî. Araslar gibi Tuğyan eder deryalara akarız bir gün olur. Ruslar. Ayasofya’ya haç koymak gibi tarihî emelleri olan Rusya. Merhamet sahibi. 12 Kasım 1914’te savaşa girmiş bulunuyordu. Türk ahali bu manzarayı nefretle karşıladı ve aralarında mevcut millî birlik duygusu daha da arttı. Mevlâm bu Urus’tan kurtar İslâm’ı. Karadeniz’de kontrolü ele geçiren Ruslar.

Reşadiye. Yedi yaşındaydım. Sarıkamış muharebeleri. Ruslar. 1920 senesinin ağustos ayında biz de memlekete döndük. Çoruh üzerindeki tel halattan karşıya geçip. 1916 yılı şubatında Erzurum’la birlikte Doğu Karadeniz ve Doğu Anadolu Ruslar tarafından istilâ edildi. Bağlar bozulmuş. Ardanuç ve Hod köylerinden göçen ve çoğu kadın. İnekleri dışarıya salarak evimizi barkımızı bırakıp yola çıkmıştık. Oltu-Kars arasında Ermeni savaşı sürüp gidiyordu” Devamı var. Bayburt. gâvurlara kalır diye. Bu göç yollarında soğuk. O günleri Yusufelili Öğretmen Mustafa Âdil Özder şöyle anlatıyor: “1914 yılı sonbaharıydı.30 Aralıkta üstünlük Ruslara geçti. Savaş başlayınca bilhassa Artvin bölgesinden Anadolu içlerine doğru muhaceret başlamıştı. Halid Beyin cephane götürüp boş dönen atlılarına bibim rica etmiş. yaşlı ve çocuklardan meydana gelen kafileler köyümüzden geçiyordu. Osmanlı kuvvetleri geri çekilince bölgede katliamlar başladı. Bir gün biz de gideriz. Bahar gelince Rusların çevre köyler kadar sokuldukları söylendi. Burada toplanan Erkinisliler. 1916’nın ilk haftasında tekrar yola koyulduk. Alucra. Kelkit. küme ve pestiller yapılmıştı. çardakta sıra sıra asılı duran kümeleri çekip aşağıda gördüğüm Ardanuçlu çocuklara attığımı ve onların da kapıştığını iyi hatırlıyorum. Tokat ve Zile üzerinden ağustosta Sungurlu’ya gelip yerleştik. Rus tarafında kalan kendi tarlalarından güzün ekilmiş ekinlerin başaklarını kırparak çuvalla Ersis’e getiriyorlardı. 2 Ocak 1915 günü. eşyalar talan edilmiş. 1916 kışına bu kasabada girdik. 1915 yılı kışı boyunca bu göçler devam etti. geceleri. açlık ve çeşitli hastalıklardan nice insan telef oldu. 1915 yılı nisan ayının il günleriydi. her şey yok olmuştu. Halid Bey kuvvetleri çekildikçe Artvin ve Oltu bölgesinde Rus işgali genişliyordu. İspir. Bizim Ahıska 17 . Rus Kazaklarıyla onlara öncülük eden Ermeni ve Rum çeteleri. ümitsiz dövüşler şeklinde devam ettiyse de 17 Ocakta cephe sustu. Sonra Ersis’e geldik. Artık muhacirler yerlerine dönüyordu. Ardahan. “Türk ordusunun gelişine sevindiniz!” diyerek Ardahan ve Çıldır ahalisini kırmaya başladı. savaşın hazin sonu göründü. Bizim köyde de göç hazırlığı başladı. Kalanları da Erzurum’a doğru çekildi. Bir iki ay Zor’da kaldık. Evler harap olmuş. onların yardımıyla biz de Çoruh’un öte yakasındaki Zor köyüne geçtik. 1915 yılının ilk haftası. Sarıkamış Felâketi’yle bölgeyi savunan ordumuz eridi. Tiflis’ten Çıldır’a gelen taze Rus kuvvetleri Ardahan’a yöneldi. reçeller. Sungurlu’da dört sene kaldık. üç ay boyunca Çıldır. Göle ve Olur’da çoluk çocuk demeden 40 bin kişiyi şehit etti. Ruslar Ermenilerle birlikte yerli ahaliye karşı akıl almaz ölçüde katliama başladılar. Babam hasta yatağındaydı. pekmezler. Bölge yeni felâketlere sürüklendi.

İstasyonlarda vagonları dolaşan askerler ölüleri alıp yaban arazilere savurdular.Ahıskalı Çınar Ana Nilüfer DEVRİŞOVA Ahıska Türklerinin yaşadığı insanlık dramı akıllara durgunluk veren bir olaydır. Ama bu çocuk nereye gömülecekti? Bir mezarı olacak mıydı? Ne yazık ki böyle bir şansı da yoktu. Hasret. hayatın kahrını çekmiş. Bunlar masal değil. Ama bu çilerlin hiçbir vatandan ayrılık derecesinde değildi. Çınar ananın dört oğlu ve bir kızı vardı. İkinci Dünya Savaşı çıkmış. Dayandığı yegâne varlık çocuklarıydı. hiçbir haber de alınamamış. doğdu büyüdüğü ata yurdundan sürgün edilmiştir. Eğer bu olayın adı soykırım değilse. on sekiz yaşında evlenmiş. Zamanla beş çocuk annesi olmuştur. Asgarî insana lâyık şartlardan uzak bir şekilde. Bir istasyonda vagona giren askerler çocuğun cansız cesedini alıp annesinin yaşlarla dolu gözlerinin önünde bir eşya gibi dışarı atacaklardı. Çınar ana. Çı- nar ninenin dünyasına kâbus gibi çökmüş. kocasını kaybetmenin üzüntüsünü yaşarken sürgün haberiyle yıkılmış. Ne var ki bu ölüm yolculuğu. Alman cephesine giden genç kocası Bekir Lomidze. Sürgün tarihine kadar ailesiyle beraber Ahıska’da huzurlu bir hayat yaşamıştır. Bunların arasında Çınar ananın genç eşi de vardır. bizzat yaşayanların bir kısmı hayatta. Yoksulluktan ve kimsesizlikten dört çocuğuyla beraber çok çile çekti. Ama bu acıyı yaşayan bir o muydu? Bütün hemşehrileri de öyle değil miydi? Her biri Orta Asya çöllerine serpilmemiş miydi? 18 Bizim Ahıska . Bu halk sadece Türk olduğu için bu insanlık dışı muameleye tabi tutulduğuna göre bu olaya sadece sürgün demek yeterli midir? Kış mevsiminde 15-20 hatta 30 gün süren ölüm yolculuğunun adına soykırım desek. O zamana kadar askere alınmayan Ahıskalılardan da eli silâh tutanlar toplanarak cepheye sürülmüş. Bu acıyı dindiremeden kapısı yeni bir felâketle çalınmış. üstelik kendi güvenlikleri için geçici bir süre denilerek yalan söylenmiştir. İlkokulu yaşadığı köyün Gürcü mektebinde okumuştur. Hiçbir suç isnat edilmemiş. Birleşmiş Milletler Teşkilâtı’nın neye soykırım dediği tartışılır! Kış soğuğuna. Çınar ana için sürgünün ilk yılları çok ağır geçti. Çınar ana. Çınar ana. çaresizlikler içinde ateşle boğuşarak vefat etmişti. Analar bağrına taş bastı. İnsanlık âlemi bunların sesine kulak vermeli değil mi? 1944 yılı kasım ayında cereyan eden Ahıska-Orta Asya hattındaki ölüm yolculuğunun kahramanlarından biri de Çınar anadır. bilmediği arazilerde kurda kuşa yem olan yavrusunu bırakarak diğer çocuklarıyla birlikte Özbekistan’ın Namangan şehrine ulaştı. sürgünde evlâdını kaybetmiş genç bir anneyken diğer çocuklarıyla beraber tek başına hayat mücadelesi vermiştir. salgınlara ve açlığa dayanarak sağ kalanlar. Hayatın ve anneliğin en güzel çağında bir kıyamet kopmuş. abartmış mı oluruz? Bitmez tükenmez yollarda binlerce insan can verdi. İşte bu savaş. Çocuklarına sarılarak sürgün vagonuna bindi. daha genç bir anneyken hayatın bin bir türlü çilesiyle tanıştı. Onları evli barklı etti. Bu felâketin adı sürgün! Genç bir anneyken dul kalmıştı. garip ve kimsesizlikler yaşadılar. Şimdi de vatansız kalacaktı. Vatan hasreti günden güne içini dağlıyordu. hayvan vagonlarına doldurularak bir ölüm yolculuğuna çıkarılmıştır. Azim ve sabırla çocuklarını büyüttü. Çocuklarına hem ana oldu hem baba. Hayvan vagonunda evlâdını kaybetti. önce oğlu Hasret’i elinden aldı. ulaştıkları ülkelerde tarifi imkânsız yokluklar. Koca bir halk. yolda hastalanmış. 1910 yılında Ahıska’nın Soxdev köyünde dünyaya gelmiş. Çınar ana. Çınar ana. Onlara bakabilmek için didindi. bir daha geri dönmemiş. Sürgün sırasında vagona atabildiği döşeklerin yünüyle çorap örüp satarak ve kolhozda aşçılık yaparak hayata tutunmaya çalıştı. Çok genç yaşlarda.

Eşi üç sene önce vefat etmiş. Bizim Ahıska 19 .Ahıska’da şen ve mutlu bir dünyada hayata başlayan Çınar ananın ömrü. Geçti gitti yıllar. sürgünden dokuz sene sonra. 1973’te Özbekistan’ın Namangan şehrinde vefat etti. Bu fotoğraf. sol taraftaki hanım da Bedir’in karısı Hediye Hanım. Yıldız Hanım halen Özbekistan’da yaşamaktadır. Kızı Özbekistan’da. gördükleriyle bir tarih yazılacaktı belki. Fotoğraf 1960 yılında Maharadze’de çekilmiş. Bu fotoğraf. Ağıtlar kavruldu tatlı dillerde. Aziz Efendi ile Şaşa Hanımın kızları Aniko ve Saniya. Fotoğraf. oğlu da ABD’de yaşıyor. Artık o Çınar nine olmuştu. Acep görür müyüm vatanı dağlar? Fotoğrafların Dili Çınar ananın kızı Yıldız Hanım (sağda). Sadece bir kardeşi hayatta ve ABD’de yaşıyor. Aziz Efendi. Erken vefat etmeseydi kim bilir bize neler anlatacaktı… Bugün bile cevabını bulamadığımız sorular ce- vap bulacaktı. Bülbüller öterdi kızıl güllerde. Ortada (oturan). gurbet ellerde. (Hâlbuki Ude’de Letifşah Barataşvili. 1953’te Özbekistan’da çekilmiş. Bu fotoğrafta sağ taraftaki Yıldız hanımdır. Bu fotoğrafta. Gürcü eşinden ayırıp sürgüne gönderilmiş! Bu da kaderin başka bir cilvesi…) Bu fotoğrafta çay toplayan kızlar. 63 yaşında dünyaya veda ediyordu. gurbetlerde nihayet bulacaktı. Hayatın acı ve tatlı yönlerini yaşamış olan Çınar nine. Gürcü kızıyla evlenmiş olan Aziz Efendiyle Gürcü karısı Şaşa Hanımı görüyoruz. Çınar ninenin iki çocuğu hayatta. birkaç sene evvel 105 yaşındayken Ahıska’da vefat etmiştir. Gürcü bir hanımla evlenmiş ve sürgüne gitmemiş. Ahıska Türkleri sürgüne gittikten 11 sene sonra 1955 yılında Ahıska’da çekilmiş. şimdi ABD’de yaşayan erkek kardeşi Bedir. 1949 yılında Özbekistan’da çekilmiş. Soldaki de Şaşa Hanımın ağabeyi. Altı çocuğu var. Bugün ihtiyacımız olan ama arayıp da bulamadığımız bilgi hazinemiz Çınar nineye Allah’tan rahmet diliyoruz. Onun tecrübesiyle.

Kırgızistandaki Ahıska Kürtleri . Ahıska’daki mutlu hayatını ve bugüne kadar yaşadığı acı tatlı hatıralarını anlattı. Bişkek’in Oroh köyünde yaşayan Recep dede. Bunların büyük bir kısmı Kırgızistan’dadırlar. huzursuzluk. Biz bu yazımızda yıllar önce bizim gibi Ahıska topraklarından uzak diyarlara sürülen Kürt kardeşlerimizden bahsedeceğiz. İkinci Dünya Savaşı başlayınca araya duvar diktiler. Çoğunun hayat tarzı. Hemşinliler olmak binlerce insan. kucaklarımız dolu elmalarla evimize gelirdik. Ablam çifte vatandaşlığa sahip. Ahıska’nın hangi köyünde ve hangi tarihte doğduğunu soruyoruz. küçük kardeşim de 2009’da vefat ettiler. Oralarla ilgili çok güzel hatıralarım var.000 olduğu Recep Mirzayev torunları Said ve Hanife’yle. Soğuk kış günlerinde. Ellerimiz. geçmişte yaşadıkları sıkıntıları ve bugün yaşadıkları hayat biçimlerini öğrenmek için Ahıskalı yaşlı ve genç Kürt kardeşlerle konuştuk. bahçelerden elma toplardık. Sovyetler Birliği zamanında vatana dönüş müracaatları havada kaldı. arada sadece küçük bir nehir vardı diğer taraf Türkiye’ydi. Dönebilenler de Gürcü yöneticileri tarafından geri gönderildi. asıl bundan sonra başlıyordu. Köyümüz Türkiye’ye çok yakındı. Recep Mirzayev. Bugün Orta Asya topraklarında Ahıskalı göçmen Kürtlerin sayısı çoktur. Ahıskalı Kürtleri biraz daha yakından tanımak. Büyük kardeşim 1992’de. Çile. Ahıskalının alın yazısı oldu. Kürt olduğunu kabullenenler bile Türklerle kardeş olduklarını ve aralarında hiçbir farkın olmadığını söylüyorlar. Türkiye tarafına çok geçerdik. 1925’te Ahıska’nın Tsxalpile köyünde doğdum. Ben. Şimdi akrabalarınız nerede yaşamaktadır? Annem ve babam 1946’da Özbekistan’da vefat ettiler. istisnasız “Ben Türk’üm!” diyor. hayvan vagonlarında bir ay süren yolculuk sırasında çok kayıp verdiler. Ahıska’dan sürülen bu insanların çekeceği bin bir acı. söylenmektedir. Oş ve Bişkek şehirleri başta olmak üzere birçok köy ve kasabalarda yaşamaktadırlar. Celalabat. yurtsuzluk. kültür ve konuşma dilleri Ahıska Türklerinden farksızdır. Sağ kalanlar. Kırgızistan’da yaşayan Ahıska Kürtlerinin sayısının 33. Bazıları Kürt olduğunu bile kabullenmiyor. Kürtler. hem ABD’de hem de Irak’ta yaşıyor. Türkiye’de okunan ezanlar ve öten horozların sesi bizim köyden duyuluyordu. 65 yıldan beri Ahıskalıların hayatı gurbetlerde savrulup gitmektedir. İşte sorularımız ve cevapları: Recep dededen. Ahıska’dayken okula gittiniz mi? 20 Bizim Ahıska . tohum gibi Orta Asya ülkelerine serpildiler.I Nilüfer DEVRİŞOVA 1944’te Türkler. Diğer akrabalarımın çoğu Irak’ta ve ABD’de yaşıyorlar. Ahıska’dan Orta Asya’ya sürgün edildiler. ondan sonra bir daha geçemedik.

orada da öyle yapardık. Camilere rahatlıkla gidip ibadetlerimizi yapardık. Ermeniler ve Gürcüler yaşıyorlardı. Türk-Kürt fark etmezdi onlar için. Ahıska’nın hangi köyleri Kürt’tü ve sayıları ne kadardı? Ahıska’nın birçok köyünde Kürtler yaşıyordu. Adigön. Nasıl ki şimdi burada yapıyoruz. Hocalarımız da Azerî’ydi. Bilhassa Adigön’ü çok iyi hatırlıyorum. Devletle de aramız iyiydi. 17 yaşında Azerbaycan’daki Karadiz demiryolu istasyonunda çalışmaya başladım. Devlet sizi hangi milletten görüyordu? Devletle aranız nasıldı? Gürcüler bizi ayırmıyordu. Hatırladığım kadarıyla Çaral’da iki aile. Bu haber karşısında ne olduğunu anlayamadık.. Eğer gidersem her yeri size gösterir anlatırım. sürgün nasıl gerçekleşti? Nasıl oralardan sürgün edildiniz? 14 Kasım’da evimizin önüne askerler geldi. bu yüzden bize yakın olan Vale köyüne giderdik. Bir sene sonra. Orada ancak bir sene okuyabildim. Peki. Özbekistan ve Kırgızistan’a gönderildiler. O gece hepimizi hayvan vagonlarına doldurdular. Bizimle beraber sürülen Türkler ve Hemşinlilerle aramız iyiydi. Babaları savaşa gönderilmişti. Bu yüzden bizim oralardan sürülmemiz bana çok garip geliyor.. Sürgüne kadar çok iyi yaşıyorduk. Bunlardan başka milletten yoktu. Diğerlerini başka yerlere gönderdiler. Hepimiz dağınık vaziyette değişik köylerde yaşıyorduk. Sürgün yolculuğu çok uzun sürdü.. Azerî Türkçesiyle veriliyordu. Düğünleri. sadece Türklerin ve Kürtlerin sürüleceğini söylediler. Dersler. matematik… 1941’den sonra başka okulda okumaya başladım. Gomora’da da Kürtler yaşıyordu ama miktarını tam olarak bilemiyorum. devletle de. Türklerle beraber cuma namazlarına. Ramazanlarda hepimiz oruç tutardık. coğrafya. nerelere gönderildi? Toplu olarak mı yaşıyordunuz? Diğer sürgündeki Türklerle ve Hemşinlilerle aranız nasıldı? Sürgünde Kürtler. Köyümüzde okulumuz vardı. Ermenilere kimse bir şey demedi. Bizim köyle arası on beş dakikaydı.Evet. Çıxet’te üç aile vardı. Sürgünden önce de çok iyiydi. Bizi Orta Asya’ya sürgün edeceklerini ve gerekli eşyala- Hanife ile Nilüfer rımızı toplamamız için üç saat mühlet verdiklerini söylediler. Birkaç aile de Türk… Diğerleri hep Ermeni’ydi. Buna da kimse bir şey demezdi.. Aramız iyiydi. yani 1943’te izinle eve geldim. Beşinci sınıfa kadar okudum. Biz dört ayrı millet çok iyi yaşıyorduk. bayram namazlarına giderdik. Her evde üçer asker vardı. Her istasyonda bize yemek veriyorlardı. hiç unutamadım oraları. Bizim köyde Müslüman az olduğu için cami yoktu. Sürgünün sebebini ne olarak görüyorsunuz? Sürgünün sebebini anlamadık ki. tarih. Bütün dersler okutuluyordu. Bizim Ahıska 21 . Bunun gibi Cağısman. Bizim köyde beş aile Kürt’tü. Sürgünde Ahıska Kürtleri. Biz ailece Semerkant’a geldik. Devletle çok iyi geçinirken nasıl oldu da biz buralara sürüldük… Âdetleriniz nasıldı? Ramazanda oruç tutulur muydu? Bütün âdetlerimiz vardı kızım. Aramızda hiç kötü şey yaşanmadı. Aramızda öyle çocuklar vardı ki ne anası vardı ne de babası. Ama bütün köyleri çok iyi hatırlıyorum. açlıktan ölmememiz için. okula gittim kızım. sünnet törenlerini kendi âdetlerimize göre yapardık. kardeş gibi yaşıyorduk. Kazakistan. Çevre köylerde kimler yaşıyordu? Onlarla aranız nasıldı? Çevre köylerde ve bizim köyde Türkler. hiçbir anlaşmasızlık yoktu. Abastuban. onların çocukları bile vagonlara sıkış tepiş dolduruldu. çünkü beni çalışmak için Azerbaycan’a gönderdiler.

Ama gençler istemez. Çünkü onlar buralara alıştılar. Eğer beğenirsem sonra gelir ailece gideriz. Peki. bunun için devlet imkân sağlasın. Köyümüzden ve akrabalardan dönenler olursa ben de dönerim. Şu anda yaşadığınız memleketten memnun musunuz? Başlıca problemleriniz nelerdir? Evet. Said’le sohbetimizden sonra sıra Hanife Hanıma geliyor. iyi bir millet. daha ne isteyebiliriz ki… Gençlerimizin geleceğinin iyi olmasını isteriz. Irak’ı daha çok beğendim. memnunum kızım. Kürdistan’ı çok beğendim. Ben oraları görüp bildiğim için geri dönmeyi istiyorum. Eğer elimden gelirse bunları yapmak isterim. “Alman ordusu buralara gelecek! Onun için sizi buradan çıkaracağız!” dediler. Irak’a gitmek isteyebilirler. Recep dedenin sohbetine doyum olmuyor ama sohbetimizi bitirmemiz gerekiyor. Bana göre fark etmez. O yüzden acele karar vermek istemiyorum. Türklerin bu tutumunu haklı buluyorum. Çünkü atalarımız oralarda doğdu. Türkiye’ye o bayraklarla girmeme izin vermediler. aynı bayrak altında. İstiyorum ki milletimin çektikleri son bulsun. oraları kendine vatan edindiler. Fakat oraya ilk önce gezip görmek için gitmek isterim. Yıllar önce bizim yaşadıklarımızı onlar yaşamasın.İsabali Mürseloğlu Gürcü ve Ermenilerle de bir derdimiz yoktu. Yaşlandık artık. Tabiî isterim! Ahıska’ya dönmeyi çok istiyorum. Türkiye’yi mi yoksa Gürcistan’ı mı kendine daha yakın devlet olarak görüyorsun? Türkiye’yi çok seviyorum. Irak’ta yaşamak istemiyorum. aynı dili konuşmasını. Allah’a şükür çok iyi yaşıyoruz. Gelecekte ailem ve akrabalarımla beraber Kürdistan’da yaşamak isterim. İstediğim gibi çalışıyor. Ben. Oralar bizim vatanımız. Kürtlerle değil PKK’yla savaşıyor. huzurlu bir şekilde yaşamasını. zorla da tutup götüremezsin. Türk-Kürt ilişkilerini nasıl buluyorsun? Türkiye’de iki sene Kürt olmama rağmen hiçbir zorluk çekmeden çalıştım. Onların dünyaya bakışı başka. Kendine vatan olarak nereyi görüyorsun? Geçen sene Türkiye’ye gittim oraları çok beğendim. Kendine vatan olarak nereyi görüyorsun? Vatan olarak Gürcistan’ı görüyorum. Bayrak bile olsa tedbir alınmalıdır diye düşünüyorum. takdir ediyorum. Kendime tabiî vatan olarak Irak’ı görüyorum. Bütün Kürtlerin aynı topraklarda. Hanife’ye Ahıska’ya dönmek isteyip istemediğini soruyorum. Bir gün ansızın askerler geldi. milletinin geleceği için ne yapmak istersin? Milletim yıllardan beri gurbetlerde dağınık bir şekilde sürgün hayatı yaşıyor. Oralarda yaşamak isterim. Sohbete Recep dedenin torunları Said ve Hanife’yle devam ediyoruz. Kimse beni rahatsız etmedi. Said’e Ahıska’ya dönmek isteyip istemediğini soruyoruz. Şimdi anlıyorum ki onların hedefi Ahıska’yı bizim elimizden almakmış. Irak’ta 22 Bizim Ahıska . Dedelerimiz. ama kendime yakın devlet olarak Gürcistan’ı görüyorum. Türkiye’nin Kürtlere hiçbir kötülüğü yok. Irak’a da gittim. Türkiye. aynı kültürü yaşamasını isterim. Orada ayrımcılık var. Belki de bizi çekemediler. Bu konuda Türkiye’yi kınamıyor. Türkleri çok beğeniyorum. Yaşlı olan herkes isteyecektir geri dönmeyi. Irak’tan Türkiye’ye geçerken yanımda Kürt bayrağı vardı. Hanife’nin düşündükleri bambaşka. ninelerimiz yıllar önce Ahıska’dan sürüldüler. Başka millet de aynısını yapardı. sadece onlar gücünü yanlış yolda kullanan ve iki kardeş milleti birbirine düşman eden insanların peşindeler. Ama çocuklar dönmek istemez. Vatana dönüş konusunda ne düşünüyorsunuz? Genel olarak Kürtler neler düşünüyor? Ben. Daha oraları ne gördüm ne de hayat biçimini bilirim. Sınırda hepsini aldılar. çünkü çok iyi yaşıyorduk. istediğim gibi de geziyordum. Ahıska’ya dönmek istiyorum.

aynı topraklarda yüzyıllar boyu yaşamışız. Kendinize en yakın devlet ve millet olarak kimi görüyorsunuz? Ben en yakın millet de devlet de Türkiye’dir. D. Orpola. PKK hareketine nasıl bakıyordu? Kürtlerin Türklere böyle davranmasını hiç doğru bulmuyorum. Kürtler Ahıska’nın hangi köylerinde yaşıyorlardı? Nüfuslarını bilmiyorum ama şu köylerde Kürtler yaşamaktaydı: Koltaxev. Agara. Bu sürgünün sebebini hâlâ anlamış değilim. gece saat ikiydi. Türk-Kürt ayrımcılığı yapıyorlar. 1928’de Ahılkelek’in Xıryan köyünde dünyaya gelmiş. Bana göre hepimiz aynıyız. Türkiye’den gelen Ermeniler bizim gibi konuşuyorlardı.org. Gankit. Okulda bütün dersler vardı. Türk başka… Ben bunu istemiyorum. askerler evimize geldiler. Bu kadar konuşunca söz PKK terör örgütüne geldi. http://e-magaza. Bizi aynı milleten sayıyordu. İsabali dedeye memleketteyken okula gidip gitmediğini soruyoruz. Sizce sürgünün sebebi neydi? Kızım. Türkleri Kürtlere ve Kürtleri de Türklere düşman etmeye çalışıyorlar. Onlar. Hâlbuki biz aynı milletin insanlarıyız.ttk. Bize söylenen buydu. Horoma. php?file=ProductInfo&cat_id=88&product_ id=2110 Bizim Ahıska 23 . Acaba Hanife.Kürt başka. Hepimiz aynı milletteniz. Bu yüzden bizleri Orta Asya’ya sürgün edeceklermiş. Onlar böyle kan dökerek. Uravel. Devlet sizi hangi milliyetten sayıyordu? Sizler kendinizi kim olarak görürdünüz? Devletin bizimle bir ilgisi yoktu. Okulda üçüncü sınıfa kadar okudum. aynı kültürü paylaşmışız. N. Âdetleriniz nasıldı? Komünizm zamanı Ramazanda oruç tutulur muydu? Âdetlerimizi yapıyorduk. Geçmişe baktığımız zaman Türklerle o kadar çok ortak yönümüz var ki. Atatürk’ün milletini kendime yakın görüyorum kızım. Kürt-Türk bölücülüğü olmamalı. Oruç tutar. Saguli. Ben şahsen kendimi Türk olarak biliyorum. Kürtlüğünü kabul edip bunu açıkça söyleyenler çoktu. Köyümüzde ve etrafında daha çok Ermeniler yaşıyordu.tr/switch. İsabali Mürseloğlu. Oxere. Derslerimiz Gürcüceydi. Odunda. Tibet… Çevre köylerde kimler yaşıyordu? Onlarla ilişkileriniz nasıldı? Çevre köylerde Gürcüler. çatışarak neyi halledecekler? Her şeyi doğru yoldan çözmeliler. Not: Bu röportajları yapmamda yardımlarını gördüğüm Resul Raşidov ve İzmire Odabaşeva’ya teşekkür ederim. Tirbon. İstiyorum ki Türk de bir olsun Kürt de. kurban keserdik. Bugün Türkiye’de yaşanan çatışmaya bir anlam veremiyorum. Herkesle aramız iyiydi. Daha sonra bizim okula Azerbaycan’dan öğretmen geldi ve Azerice öğrendim. Hepsiyle aramız iyiydi. İntel. Sohbetimize Bişkek’in Zarya köyünde yaşayan İsabali dedeyle devam ediyoruz. Öyle ayrımcılık olduğunu hatırlamıyorum. aynı dini. Xiryan. Onlar bizden kız alırlardı biz de onlardan alırdık. Ermeniler ve az sayıda da Azeriler vardı. Rustav. Türklerin gelip bizi basacağını söylediler. Bizler aynı milletin insanlarıyız. Türk-Kürt fark etmezdi.

Raziye Nine. Bu sekilerin altında kışlık yiyecekleri ve tarladan toplanan bazı ürünleri saklardık. On büyük baş hayvanımızdan ikisini devlet aldı. müzik. Fennî sulama yoktu. Evlerimizin duvarları taştan yapılmaktaydı. Ahıska gibi koca bir vilâyetin binlerce insanı. 1944 yılı faciasını yaşadı. iki mahalleden meydana geliyordu. Salican. Sürgünden önceki köyünüzden ve bu köydeki hayattan biraz bahseder misiniz? Ben Ahıska’nın Tutacvar köyündenim.Ahıskalı Raziye Nine Anlatıyor Sabir ASKEROV* 1944 sürgününü yaşamış büyüklerimiz bir bir aramızdan çekilip gidiyorlar. Büyüklerimizin yaşadığı faciaların unutulup gitmemesi. bu ürünlerle ticaret yapıyordu. Bizden önceki atalarımızın ana yurt hayatı da ilgi çekicidir. bu faciayı yaşayanların sürgün öncesi ve sonrasına dair hayatını ne yazık ki lâyıkıyla bilmemektedirler. kolhoz olduktan sonra çiftçilikle uğraşan halkın topraklarına el konuldu. Kendi ürünlerini kendisi yetiştiriyor. kartopi (patates). Tutacvar köyünde pazar yoktu. lobiya (fasulye) yetiştirirdik. Kerim. Kışlar çok soğuk olduğundan evler birbirlerine çok yakın mesafede dikilmişti. Alaaddin. ne zaman ve nerede dünyaya geldin? 1924 senesinde Ahıska vilâyetinin Adigön ilçesine bağlı Tutacvar köyünde dünyaya geldim. kolhozlar kurulmadan önce daha iyi yaşamaktaydı. Evleriniz nasıldı? Evlerimizin içinde her odada seki (divan) vardı. Köyümüz Adigön kazasına bağlıydı ama Ahıska daha yakın olduğundan alış veriş yapmak için Ahıska’ya şehre giderdik. bu acıları yeni nesillere. Sonraki nesiller. Hâlbuki bizim acımızın binde birini bile yaşayan topluluklar. bu iki mahalleyi iki yakaya ayırıyordu. resim vs… yapmaktadırlar. Yağmurla sulanırdı. Merve. 24 Bizim Ahıska . Fakat kolhozlar kurulduktan sonra ve topraklar elimizden alındıktan sonra yoksul duruma düştük. biri kız dört çocuklu bir aileydik. devletleştirildi. Cesim ve Nesim’di. insanlık âlemine ve tarihe emanet etmek için sanat ve teknolojiden yararlanmaktadırlar. yeni nesillerin ibret alması ve gelecekteki sorumluluğunu hatırlaması için yaşlılarımızın anlattıkları hayat hikâyelerine kulak vermeliyiz. O zamanlar yürüyerek bazen de eşekle giderdik. Ahıska köylerinde kimler yaşıyordu? Ahıska bölgesindeki köylerin tamamı Türk’tü. Üçü erkek. Köyde aşağı yukarı 45 tütün/hane vardı. Bu evler ortalama iki veya üç gözlüydü. 1990 yılına kadar Özbekistan’da yaşamış. Nevreste ve Sahib adlı çocuklarını büyütmüş. 1992 yılına kadar burada yaşadıktan sonra Kırgızistan’ın Şamaldı-say ilçesine yerleşmiştir. Para alır yaparlardı. Köyümüz. Halkımız. Bizim köy ve Ahıska’daki diğer köyler. Neler eker. belgeseller. Filmler. Fergana Olaylarından sonra Rusya’ya gitmiş. neler yetiştirirdiniz? Bizim 12 hektarlık toprağımızdan bize sadece 15 sotuk (10 dönüm bir sotuk) kalmıştı. Bir yol. Komünist devrim sonrası her yerde kolhozlar kurulmaya başlamıştı. Bizim Ahıska dergisi okuyucuları için Işıkova Raziye Ninemle konuşuyoruz: Raziye Nine. Bize kalan toprağımızda tahıl. Duvar ustalarının çoğu Ermenilerdi. yani toprağımız elimizden alındı. lazut (mısır). Köy muhtarının iki katlı evi hariç bütün evler tek katlıydı. Erkek kardeşlerim: Kezim.

Stalin’in ölümünden sonra serbest dolaşma hakkı verildi. Bu derenin uzuni Qıramasın buzuni Alma Çerkez qızıni Çekemasın nazıni. 12. Ahıska’da okul hayatı nasıldı? Ahıska’daki küçük köylerde dördüncü sınıfa kadar eğitim veriliyordu. 4. İkinci Dünya Savaşı’na katılmış. Puvarın başi gözel Dibinin taşi gözel Ele bir yar sevdim ki Buyuği qaşi gözel. Meniya xoşum gelür Ağlatma yaşım gelür Çıxıp kapiya baxem Belki qardaşım gelür. 8. Biraz da sürgünden bahsedelim. Altı çocuğumuz oldu. Savaş sona erince Ahıska’ya dönmüş. Karanfilim çinçili (kalın) Öpem ağzının içini Axşam gece nerdeydin Gövlümün gögerçini. Ahıska Manileri Söyleyen: Raziye Işıkova (Askarova) Yazan: Sabir Askerov 1. Puvara qazlar gelür Qanadi sızlar gelür Behtülli puvar sene Nişanli qızlar gelür. Bi i Ah k Bizim Ahıska 25 .Ancak son zamanlarda Ahıska’da Ermeni ve Gürcüler eskisine göre daha fazla artmıştı. Qaranfilim budama Safa geldin odama Eger meylin bendeyse Elçi gönder babama. 15. Armut dalda sallanur Yere düşer ballanur Hep ki oğlan beg olsa Gene qıza yarvalur. Fakat ailesiyle bütün halkın Orta Asya’ya sürüldüğünü öğrenince ailesini bulmak için Özbekistan’a gelmiş. Yine de buralarda Türkler çoktu. 14. Ahıska’nın Mugaret köyündendir. Dersler Türkçe yapılır ve Rusça da öğretilirdi. Türkler. Ermenilerle Türkçe. Ondan sonra çocuklarıma hem ana hem baba oldum. 18. Bazen kitaplarımıza para yetmediğinden alamıyorduk. Diğer tarafta cami vardı. Meni demeye geldim Qaymax yemeye geldim Qaymax fikrimde yoxdur Seni görmeye geldim. 3. Bunların çoğu kız çocuklarıydı ve ben bunlar arasındayım. Kemerim taxdalari Sayarım hafdalari Eger yarım gelmese Qırarım taxdalari. 10. Yurdumuzdan koparıldık. Çok sıkıntılı eğitim dönemleri yaşanmaktaydı ve eğitimini devam etmek için diğer köylere gidip okuyanların yanında okul hayatını dördüncü sınıfla bitirenler de vardı. Qaranfilim neden olur Tökülüp den den olur Ben ayrulux bimezdim Ayruluh senden olur. 2. 6. 1944 sürgünü bir felâkettir. Bazı büyük köylerde ortaokul da vardı. Fakat 1961 yılında bilinmeyen bir kaza sonucu eşim Sırderya Nehri sularında ölü olarak bulundu. savaş sona erinceye kadar cephede kalmış. 7. Durnam geder düzüm düzüm Boyni qanadından uzun Durnam benim iki gözüm Durna yara selem götür. Bu dere holuxlidur Edrefi baluxlidur Neynarım ele yari Ayaği çaruxlidur. 11. Şehirden geçen çayın veya yolun bir tarafında Ermeni veya Gürcü kiliseleri vardı. Bulut bulut üstünde Bulut dağlar üstünde Sen Mevla’yi seversen Yağma yarın üstüne. Okumaya devam etmek isteyen çocuklar o köylerdeki okullara giderlerdi. Qarip kuşlar ötende Qaribim bu vetende Gövlüm gögerçin olmiş Durmiyer bu vetende. Okulumuzda kitaplar paralıydı ve çok pahalıydı. Özbekistan’ın Namangan vilâyeti Üçkorgan kazasına yerleştirdiler. Armudun tadındayım Çermügün yolundayım Anam beni arasa Yarımın koynundayım. O zaman biz Özbekistan’ın Sırderya bölgesine göç ettik. Durnam geder naşa naşa Qarli dağlari aşa aşa Hem qayina hem qardaşa Durnam yara selem götür. Gürcülerle de Gürcüce konuşmaktaydılar. Bazen Azerî ve Gürcü öğretmenler de gelirdi. 17. Evlenmeniz nasıl oldu? Eşim Niyaz Askerov. Armut dalın qırılsın Su dibinde durulsun Bizi yurttan edeni Cuma güni vurulsun. Almanlara karşı ön cephelerde savaşırken bacaklarından yaralanmış. Bin bir meşakkatle yaşadık. Bizi Ahıska’dan çıkardılar. Biz orda evlendik. * Ankara Üniversitesi-SBF. Tabii sürgünü de yaşadınız. 16. Köy okullarındaki öğretmenler Türk’tü. 9. Endim çayir biçmeye Savux sular içmeye Dediler yar geliyer Qanadım yox uçmaya. 13. 5.

1. Aspindza (Aspinza) İlçesi Askeri Komiserliği: 1774 kişi. Ahalkelek (Ahılkelek) İlçesi Askeri Komiserliği: 438 kişi. Özbekistan. 1936 yılından itibaren askere. 1939 yılından itibaren ise İkinci Dünya Savaşı’na ve 1941-1945 yıllarında da Nazi Almanya’sına karşı sürdürülen Büyük Vatan Savaşı’na gönderilen Ahıskalı Türklerin sayısı yaklaşık 40. Aspinza. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği (SSCB) Bilimler Akademisi’nin.866 Ahıskalı Türk gazi ve şehidin ilçelere göre dağılımı aşağıdaki gibidir: Muhammet İzzetoğlu Ahaltsihe (Ahıska) İlçesi Askeri Komiserliği: 2106 kişi. Ahıska. Ahılkelek ve Bogdanovka ilçeleri Askerî Komiserliklerinden tarafımıza gönderilen listelere göre. vatan topraklarına geri dönen yaklaşık 14. Adigön.663 Ahıska vilâyetinin. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği’ne bağlı.000’di. Ahıska vilâyetinden. Gürcistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin. Kırgızistan ve Kazakistan’a sürgün edildi. Ahıska vilâyetinden gönderilen 11. soyadı. Adigön. 8.000 Ahıskalı Türk çeşitli cephelerde şehit edildi. Ahıska vilâyetinde yaşayan: 46. Gürcistan SSC Askerî Komiserliğine bağlı Adigön ilçesi Askerî Komiserliği tarafından bildirilen 7500 Ahıskalı Türk gazinin ve şehidin listesi tarafımıza gönderilmemiştir. SSCB Komünist Partisi Genel Sekreteri Stalin’in yazılı emri ve SSCB İçişleri Bakanı Lavrentiy Beriya’nın talimatıyla Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’ne (SSCB) bağlı. Bu savaşta yaralanan ve savaştan sonra Gürcistan’ın Ahıska vilâyetine. Ahıska.633 diğer milletlere mensup kişi. Ayrıca Ahıska vilâyetinden 1936 yılından itibaren askere. Gürcistan SSC Askerî Komiserliğine bağlı. 14-16 Kasım 1944 tarihlerinde. Aspinza. 1939 yılından itibaren ise İkinci Dünya Savaşı’na ve 1941-1945 yıllarında da Nazi Almanya’sına karşı sürdürülen Büyük Vatan Savaşı’na gönderilen yaklaşık 40. Ahılkelek ve Bogdanovka ilçeleri Askerî Komiserliğinden yazılı olarak 4. Özbekistan. Ahılkelek ve Bogdanovka ilçelerinden. Kırgızistan ve Kazakistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetlerine sürgün edildi.366 Ahıskalı Türk’ün adı.790 Türk. Gürcistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Askerî Komiserliğine bağlı. 1936-1939 yıllarından itibaren askere çağrılan ve Nazi Almanya’sına karşı sürdürülen Büyük Vatan Savaşı’na (1941-1945) Gürcistan’ın.397 Hemşin ve 29. Adigen (Adigön) İlçesi Askeri Komiserliği: 7500 kişi.Ahıskalı Gazi ve Şehitler (1936-1945) Muhammet İZZETOĞLU Ahıskalı Türkler 65 sene önce sürgün edildi: Rus “Argumentı i Faktı” (Argümanlar ve Faktlar) Gazetesi’nin 30 Eylül-6 Ekim 1989 tarihli nüshalarında yayımlanan. yani toplam 86. SSCB Komünist Partisi Genel Sekreteri Stalin’in emriyle.000 Ahıskalı Türk. doğum tarihi ve yerinin belirtildiği listeler tarafımıza gönderilmiştir.000 Ahıskalı 26 Bizim Ahıska . 26. Bogdanovka İlçesi Askeri Komiserliği: 48 kişi. Gürcistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin. SSCB Tarih Enstitüsü Görevlisi ve Tarih Bilimleri Asistanı V. İkinci Dünya Savaşı ve Nazi Almanya’sına karşı sürdürülen Büyük Vatan Savaşı’nda (1939-1945). Ahıska.843 Kürd. Zemskov’un tarihi belgelere dayanarak verdiği bilgilere göre. Aspinza.

3. Başkanı Yusuf Serveroğlu (Cemiyet Başkanı) 3. Gürcistan doğumlu. Ahıska vilâyeti. Aydın Seferov. Ahıska vilâyeti. 4. Ahıska vilâyeti. Ahıska vilâyeti. Abdullah Mursaloviç Ahmedov. 1991 yılında Moskova’da basılan SSCB Kahramanları adlı kitaptan: 1. Özbekistan’dan Ahıska Türkleri temsilcileriyle.Türk’ten. Milletlerarası Ahıska (Meshet) Türkleri “Vatan” Cemiyeti temsilcileri: 1. 1909-Zediban köyü. Bekir Dursunoviç Mustafaev. Ahıska vilâyeti. (Kremlin Meydanı-Moskova. Ahıskalı Türk Savaş Gazileri ve Şehid ailelerinden alınan belge ve bilgilere göre şunlarıda ilâve edebiliriz: Aşağıda adı geçen Ahıskalı Türkleri de birinci. Gürcistan doğumlu. Munir Mamedov İsaoğlu. Gürcistan doğumlu. Azgur kasabası. 7. 1922 yıl Temlala köyü. Memmed Osman Oğlu Osmanov. Nazi Almanya’sına karşı sürdürülen Büyük Vatan Savaşı’nda. 1898-Bulorza köyü. 6.134 kişinin bilgileri tarafımıza gönderilmemiştir. Ahıska vilâyeti. Aşağıda adı geçen 8 Ahıskalı Türk gazi ve şehit. 8. 2. Ahıska vilâyeti. Bedir Beimodoviç Muradov. Ahıska vilâyeti. Murtaz Karaliev. Ahıska vilâyeti. Gürcistan doğumlu. Gürcistan doğumlu. Ahıska vilâyeti. 3. İbrahim Tucigil. Gürcistan doğumlu. 2. Gürcistan doğumlu. Agapi Agara. Gürcistan doğumlu. Ubri Badalov. Gürcistan doğumlu. Azgur kasabası. Teminder Kemaloğlu (Yönetim Kurulu Üyesi) 2. Raseddin Resuloğlu (Yönetim Kurulu Üyesi) 4. Varhan köyü. Gürcistan doğumlu. Gürcistan doğumlu. (1941-1945) Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin Kahramanı Altın Madalyası’nı aldı. 1985) Bizim Ahıska 27 . yaklaşık 28. 5. 1924 Mohe köyü. Ahıska vilâyeti. ikinci ve üçüncü yüksek dereceli Büyük Vatan Savaşı Şeref (Kahraman) Madalyalarını aldı: 1. İsmail Karimov.

Esir düşenler arasında bir akrabasının yakını da bulunuyormuş. Benim de yaşamış olduğum bu sürgünde Zahide nine bizimle birlikte Azerbaycan’a geldi. Ardından da baba hasretiyle yemek yemeyen oğlu hastalanmış ve yüksek ateşten havale geçirerek hayata veda etmiş. Fergana olaylarından sonra 1989’da ailece Azerbaycan’a göç ettiler. yıkık bir evde ablasıyla komşu olarak tek başına hayata tutunmaya gayret etmiş. beni bu eski fotoğraflara yöneltti. Aynı gemide esirler arasında birbirini görünce akrabası Zahide’nin eşine seslenmek istemiş fakat o. “Sus!” işareti yapmış! Aradan yıllar geçmiş. Bunlar hakkında ailemden bilgi edinmeye başladım. fakat hâlâ asker kocasının döneceğini bekliyordu. Geçen zaman içinde ona talip olanlar çıkmış. yıllardır eski resimler arasında duruyordu. Zahide’nin yıllarca sürecek olan bekleyişi işte burada başlamış… Eşi askerdeyken Zahide gelinin kızı. Sürgünden sonra. Özbekistan’ın Fergana. Nihayet gelip çatmış lanet sürgün. eşinden geriye bir tek Karaköl papağı denilen şapkası kalmıştı. Almanlara esir düştüğü haberi gelmiş. Aileden kalma eski fotoğrafları çıkardım. Ankara Üniversitesi . kaybettiklerinin yasını tutarken kocasının. Bu kadar felâketi yaşamasına rağmen hâlâ kocasının döneceğini ve ondan bir haber geleceğini umut ediyormuş.” sözü. Bunun için de eski fotoğrafları derleyerek halkımızın acısı ve tatlısıyla geçmişte yaşadığı hayatı arşiv hâline getirmeliyiz. Önceleri Menemşe adlı ablasıyla yıllarca yaşadığı söylenir. döneceğim!” demiş. O. 1927 yılında evlenmiş. tahminen 1910 yıllarında dünyaya gelmiş. Bu evlilikten bir kız ve bir oğlan olmak üzere iki çocuğu dünyaya gelmiş. Birinci Dünya Savaşı başlayınca eşi askere çağrılmış. 1989 yılı gelip çattığında Ahıska Türklerinin ikinci felâketi olan Fergana olayları baş gösterdi.Eğitim Bilimleri Fakültesi Sınıf Öğretmenliği Bölümünü bitiren Melike. tanınmamak için eliyle. 1944 yılının kasım ayında hayvan vagonlarına bindirilerek Orta Asya’nın her köşesine serpilen Ahıskalılardan biri de oydu. Kimileri hakkında bilgi sahibi değildim. Zahide. İlkokulu Yevlah’ta okudu. Özbekistan’ın Kokand şehrinin Kızılkoşun köyünde eski. Kokand ve diğer şehirlerinde yaşayan bütün Ahıskalılar yeniden sürgün edildi. “Beni bekle. Ahıskalı sürgün bir ailenin çocuğu olarak 1983 yılında Özbekistan’ın Kokant şehrinde dünyaya geldi. dünyaevine girdikten sonra İstanbul’a yerleşti. Sefalet ve itiş kakışlı bir hayatı 28 Bizim Ahıska . eşinin döneceğini söyleyerek taliplerini geri çevirmişti. Gördüğünüz bu resim.. 1995’te ailece Türkiye’ye geldiler. kayınvalidesi ve iki çocuğuyla yaşamaya başlamış. Azerbaycan’a geldiğimizde birçok aile gibi biz de Yevlah’ın Nametabat köyünde babamın teyzesinin evine sığınmıştık. Zahide gelin tek başına kalmış. Ortaokul ve liseyi Bursa’da okudu. Eşi askere giderken Zahide’ye. Genç Zahide. Bu. “Eski fotoğrafları bir araya toplayalım. fakat o. Bunları bir bir gözden geçirdim. Ahıska’nın Kılde köyünde. Ta ki Yunus Hocamızın. Artık o yaşlanmış. dedemin amcasının kızı olan Zahide (Zayde) ninenin hazin hikâyesiydi. Onun asıl hikâyesi evlendikten sonra başlamış. bir nine olmuştu. yemek yediği sırada boğularak hayatını kaybetmiş. Kızının ölümünden bir süre sonra kayınvalidesi ölmüş. Tek başına bir evde.. Tarihi yaşatmamız lâzım. İçlerinde biri vardı ki hikâyesi beni derinden etkiledi. Eşinin ismini kime sordumsa bilemedi.Sürgünde Aşk ve Hüsran Melike İDRİS Melike İbdis.

Kocası. daha fazla sürdürmeye dayanamayan babam. Ama şimdi daha iyi anlıyorum ki. yeni evine yerleştikten birkaç yıl sonra. Yıkılan yuvasına rağmen. Zahide nine. Yıllarca onun yolunu beklemiş. 1995’te Türkiye’ye geldik. Her ikisine de rahmet ve mağfiret. kocasından nihayet bir haber geliyor! Fakat bu da sevindirici bir haber değil. yakınlarına ve hemşehrilerimize başsağlığı dileriz. Alman esaretinden kurtulup Türkiye’ye kaçmış. Zorluklara göğüs gerebilmek için hayata tutunabileceği dal çoktan kırılmıştı. Yıllar geçtikçe Zahide ninenin beli bükülüyordu. saygısı hiç bitmemişti. fakat bir türlü kabul ettirememişti. Babam. bir defa daha Zahide nineyi bizimle birlikte gelmesi için ikna etmeye çalıştı. O zamanlar küçük yaşta olduğum için bunun yaşlılıktan olduğunu sanıyordum. başka diyarlarda yeni bir hayat kurmuş! Bu haberi duyunca çok üzülmüş. Babam. Bizimle gelip yeni bir hayata başlamak için bir umudu yoktu artık. oraya yerleştik. hatta öfkelenmiş. Bunun üzerine babamın ve amcamın yardımlarıyla Nametabat köyünde tek odalı bir ev bulunmuş ve Zahide nine. Yalnız. şehirde bir ev buldu. Azerbaycan’a yerleştiğinde yeni hayata alışmaya çalışırken hâlâ kocasının döneceğini ümit ediyordu. Zahide Nine’yi yanımıza almak istemiş. bunun sebebi sadece yaşlılık değil. Adını ve diğer kimlik bilgilerini değiştirmiş. sürgünde genç bir gelin iken kaybettiği iki yavrusuyla. bir süre gizli bir hayat yaşadıktan sonra burada evlenmiş! Bitmez tükenmez sürgün yılları boyunca. Bütün bu fedakârlıklarının karşılığında eşinden aldığı son haberle bir kere daha yıkılmıştı.Zahide nine. yeni bir hayat kurmamıştı. kimsesiz ve tek başına yaşamayı sineye çekmiş ama verdiği sözünden dönmemişti. Zahide ninenin 2003 yılında Azerbaycan’da hayata veda ettiğini duyduk… TAZİYE Stalin’in zulüm döneminde 1933 yılında Ahıska’nın Xona köyünden muhacir olup Türkiye’ye gelen hemşehrilerimizden Hurşit oğlu Ayhan Yolcu (57) kalp rahatsızlığı sonucu Kırıkhan’da vefat etmiştir. Ahıska’nın Ezgüde köyünden Sadık kızı Saltanat Dreganlı (87) da Kırıkhan’da vefat etmiştir. Biz. yaşadığı felâketlere ve aradan geçen yıllara rağmen ona olan sevgisi. Bizim Ahıska Bizim Ahıska 29 . oraya yerleştirilmişti. yaşadığı hayatın. Kocasının yıllarca sakladığı Karaköl papağının çıkarıp çöpe atmış! Bu sırada bizim Azerbaycan’dan Türkiye’ye göç etmemiz söz konusuydu. yolunu beklediği kocası. Fakat o yine kabul etmedi. tahammülü zor ağırlığıydı. Zahide nine.

Herkes neye uğradığını aşırmıştı. Evinde cadi unu (mısır unu) olduğunu ve bana getirmemi söyledi. katlanarak çoğaldı. herhalde çekilmemi söylediler. Bu sorumlulukların başında geçmişimizi unutmamak ve unutturmamak gelir. Sınıra geldiğimizde emir geldi bütün arabalardaki insanları boşaltın diye… İnsanlar perişandı. kimi ağlıyor. Bana Rusça bir şeyler söylüyorlardı. Yollar asker doluydu. Bunca sene zarfında sürgün acıları dinmedi. Yani Rus-Alman harbinde. Demek ki bir vahşetin yaşanacağı hayvanlara da malum olmuştu. Bizlere on beş dakika içinde evleri boşaltmamızı söylediler. Atalarımızın yaşadığı 1944 felâketi. Askerler bizi apar topar toplantı yerine götürdüler. Onlar.Rahim Dedenin Dramı 1944 Vahşeti Şahismail BİNALİOĞLU* bam askerdeydi. gayet canlı olarak hatırladığı o günleri anlatıyor: Ben Ahıska’nın Türkiye sınır köyü olan Çağısman köyündenim. Aynı model bir arabanın da bizim kapımızın önünde durduğunu gördüm. Ama ben dillerini anlamıyordum. 14 Kasım gece yarısı askerler evlerimizi bastılar. Elimdeki boş çuvalla evimizin önüne geldim. Sürgün sırasında ba- 30 Bizim Ahıska . Türkiye sınırına çok yakındı. içindeki unu çamurların içine döktüler ve alay ederek boş çuvalı elime verdiler! Bütün yolda Amerikan arabaları tur atıyordu. kimi hastaydı. Bundan dolayı bizi hemen abluka altına aldılar ki millet öte tarafa Türkiye’ye kaçmasın diye… Zaten kimse kaçamazdı. bu tarihî sahnelerin yadigârı olarak büyük sorumluluklar taşımaktayız. insanlık tarihinin çok nadir gördüğü sahnelerle doludur. “Sizleri buradan çıkaracağız! Soru sormayın. Köpekler ulumaya ve ahırlardaki bütün hayvanlar bağrışmaya başladılar. Bizim ev dokuz kişiydi. Bu kısa zaman içinde evden bir şey alamadık. aynı köyün kızı olan anamın adı Fahriye’dir. cevap da vermeyeceğim!” dedi. Biz bunun farkında değildik. Cağısmanlı Rahim yede. Bu vahşetin yapıldığı sırada ablam bize geldi. Bizim köy. İki asker birlikte iki evi basıyorlardı. Başımızda büyükler yoktu bütün yetişkin erkekler askerdeydi. Büyük bir toplantı olacağını söylediler. Sınırdan Türkiye’nin Posof köyleri görünüyordu: Badele. Ahıska gençliği olarak bizler. Sonra da bu tarihî acının dinmesi için çalışmak… Bütün bunları inançla yapabilmemiz için büyüklerimizin neler yaşadığını bilmemiz gerekir. Yoluma devam ederken askerler sırtımdaki çuvalı alıp. Toplantı yerine geldiğimizde Mayor ve General vardı. Ben gittim on beş kilo ağırlığındaki çuvalı arkama atıp getiriyordum. Zendar. Babamın adı Rıdvan. Cilvana… Ahıska Türklerinin vatandan sürgün edilmesinin üzerinden 65 sene geçti. Puma. Arabaya dört ailenin fertleri binmişti. Başımızda yetişkin erkek yoktu. Çünkü çocuktuk. 1 Aralık 1927 tarihinde bu köyde dünyaya geldim. tıklım tıklımdı! İki yanında da iki asker oturuyordu. Köyü dolaşan bu arabaların hepsinin içi doluydu ve arabalar zincirleme bir birini takip ediyordu. Kimi şaşkın.

1945 yılında birçok ülkede açlık vardı. Çu ilçesinde yaşıyoruz. “Bibi nereye gidiyorsunuz? Hala nereye?” diye bağırarak ağlıyorlardı. Bu şekilde vagonlar hareket etti. Çok perişan durumdaydık. Küçük çocuklarını alıp bize getirdim. Kazakistan’da.Hukuk Fakültesi. Şaxta: Soğuk. Sürgün olmuş adamlar. Hem açlık hem de arka arkaya gelen ölümler. Bağırarak bize soruyorlardı. Yaklaşınca ikisinin de öldüğünü gördüm. Açlık bizleri bu duruma düşürmüştü. Allah vursun. Sabahleyin bizleri arabalarla köylere dağıtmaya başladılar. Ama biz onlara cevap veremiyorduk! Çünkü askerler konuşmamıza izin vermiyordu. Hayvan vagonlarına tıklım tıklım doldurdular. Kara renkli vagonlar. Yorgansız. İlk geceyi burada geçirdik. Tüstüleyir: Duman çıkarıyor. O yıllarda elimiz ekmek görmemişti. Allah’a şükürler olsun durumumuz iyidir. Yolculuk devam ederken insanlar ölmeye başladılar. Herkes bir kimsesini kaybediyordu. Gidenler buza dönüp. eyin yalın. Aradan üç gün geçmişti ki iki bacım da hayata veda etti. Kırk derece şaxtaya. Dışarıda kar yağıyordu. Stalin tek fironlar. Çaresizlikler içindeydik. Kelimeler: Şütüyürdü: Koşuyordu. Deyin.. Amcalarım başka köylere yerleştirilmişti.Posof halkı sınıra toplanmıştı! Şaşkınlık içinde bizim tarafa bakıyorlardı. nece zavallının Yanan çırağı sönüp. kimi hastalıktan… İnsanlar açlık ve hastalıklarla boğuşuyordu. Oldu Türk’ün düşmeni. insan dözerdi? Bu kara vagonlarda Sürgün giden Türklerdi. Her bir köye iki aile yerleştiriyorlardı. Kovalarla bize çorba getirdiler. bizi derinden sarsıyordu. Bu kara vagonlardan. Sınırın öte yakasından bize bakan insanların ağladıklarını gördüm. Vagonun içi çok soğuktu. Her bir vagonda 50 civarında insan vardı. Yaddaşlarda yaşıyor. Eyin yalın: Vücut çıplak. Evler çok eskiydi. Neler olup bittiğinin farkında değillerdi. Yollarda üç günden beri bir lokma bile yiyemeyenler vardı. Tren. Bir sabah baktım ki iki kardeş birbirine sarılmış uyuyorlardı. Yaddaşlarda: Hatıralarda Şahismayil Adigönlü 31 . ayaz. Çocuklarım ziraatle meşguldür. Adamlar üşüyürdü. yedik ve yola devam ettik. O yaka insanlarıyla akrabayız.. kimi açlıktan. havalar çok soğuktu. Yolculuğumuz 22 gün sürdü! Son durağımız Özbekistan’dı.. Her aile bizim gibiydi. Yağmur yağdığı zaman başımızdan sular akıyordu. Ölmemek. Dünya başıma yıkıldı. * Ankara Üniversitesi . Bilhassa Özbekistan’da. öldü. Mevsim kış. Bizim Ahıska KARA VAGONLAR Vagonlar şütüyürdü. Ölenleri atarlar. Burada bizleri bir kulübeye getirdiler. Dözerdi: Dayanır mıydı? Stalin tek fironlar: Stalin gibi Firavunlar. Tüstüleyir katarlar. Semerkant’ta vefat etti. Bir ses. Öyle ki kardeş Türkiye tarafında diğeri Gürcistan tarafındaydı… Sonra bizleri vagonlara getirdiler. Stalin ile Gürcüler yaşattı… Anam Özbekistan’da. Sınıg-salxag vagonlar. Gör. Onların da açlığa yenik düştüğünü duyduk. Bakü istasyonunda durmuştu. Sınıg-salxag: Kırık dökük. Biri sekiz diğeri on dört yaşındaydı. Karları yara yara. Benim altı çocuğum var. hayata tutunmak için ot yiyorduk. İşte bu günleri bizlere. Ama bir kardeşim açlığa dayanamadı.

Her an Türkiye’den buralara saldırı gerçekleşebilir. Bu tren yolunu da Rus soldatları (askerleri) silâh zoruyla Ahıska’nın Türk ahalisine yaptırdı. planlanmış ve bilhassa kış ayı seçilmişti sanki. Anlayacağın o ki oğlum 44 gün o vagonda bize “it günleri” yaşattılar. Sonra bize yine yalan söylediler.. geride kalan kadınları ve yaşlıları da tren yolu. Bir şey söylendiğinde vurmak. Ahıska’dan sürgün edilirken kaç yaşındaydın? Neler oldu. Mezarlığı darmadağın ettiler. Çünkü bizim halkımızı hiç sevmiyorlardı. Ayrıca akşamları evlerin ışıklarını söndürüyorduk. âdetlerimizden vaz geçmediğimiz için bize etmediklerini bırakmadılar. Burada kimsenin yaşamadığını düşünsünler ve saldırmasınlar diye. akrabalarıyla görüşmek. muhtelif vesilelerle anlatmışlardır. ellerinde silâhlarla bütün Ahıska Türk halkını hayvan vagonlarına doldurup sürgün ettiler. Stalin “Bir şey olsa vurun öldürün!” emrini vermişti. Oğulcan karda kışta o soğuk havada sanki mahsus yapılmıştı bütün bunlar. Rus askerleriyle kim baş edebilirdi… Adamlar Kalaşnikof silâhlarla başımızda duruyordu. tabi ki vardı.. ben o zaman on üç yaşındaydım. Yolu mezarlığın üzerinden geçirdiler. ray sistemi döşemek için çalıştırdılar. Yanına yiyecek ya da üzerine kalın bir şeyler alamamışlardı. Peki. Her tarafta onlar vardı. Tepemizde uçan uçaklar Ruslarınmış! Bize orda hapis hayati yaşattı zalim Rus askerleri. Yani sürgün edilecek yolumuzu kendi ellerimizle yaptırmışlar bizlere öyle mi? Öyle oğlum öyle. Ahıskalılar bu tren yolunu yapıyorlardı ama niçin yaptıklarını bilmiyorlardı. öldürmek için can atıyordular. Köylüler çok endişeliydi. Neneciğim. Çünkü askerler hiçbir şeye izin vermiyorlardı. Bunlar insan değil. dinimizden. herkes bu duruma karşıydı ama bu karşı çıkma hiçbir işe yaramıyordu. Ahıska’ da. Ama çoğu insan hazırlıksızdı. Tren yolu projesi. Köylünün itirazına rağmen yol güzergâhını değiştirmeyeceklerini söylediler. Bu yüzden hiç kimse akşam evinden çıkmasın! Başka köylere gitmek. Şimdi geldim 78 yaşına. Şimdi ben öyle anlıyorum ki biz Ahıskalılar bilmeden kendi felâketimiz için yol yapmışız. şehre gitmek yasak!” Eğer çok önemli bir şey varsa ve gitmek şartsa o zaman izin almalıydık. Gidenlerin yarısından çoğu geri dönmedi. ne olacak bizim halimiz. yolculuk kaç gün sürdü? Aklında kaldığı kadarıyla anlatır mısın? 14 Kasım gece vakti. Bu savaşta çok şehit verdik. Bir insanoğlu başka bir insanoğluna bunları yapmaz! Türk olduğumuz için.. Tabii ki o günleri yaşayan birçok insan yaşadıklarını. O zamanlarda köyümüzde Rus askerleri dolaşıyordu. Bir de Makbule nineyi dinleyelim. dilimizden. Hepsi aklımda mıh gibi çakılı.Makbule Nine Konuşuyor Ali ALİOĞLU 15 Kasım 1944 sürgününü ve yaşanan zulmü. bu olan bitene Ahıskalılardan karşı çıkan yok muydu? Oğlum. yaşadıklarını anlatır mısın? Oğlum. Dediler ki. diye söyleniyordu… Sürgün nasıl oldu. Cinis köyünden ve bu köyün mezarlığından geçiyordu. Dönenlerin de hepsi bir yeri sakat geldi. o günleri yaşamış olan Makbule nineden nakletmek istiyorum. “Türkler Ruslara savaş açtı. o da çok zordu. hiçbirini unutamıyorum. O zaman küçüktüm ama zalim Rus askerleri bize öyle günler çektirdiler ki. Sonra o tren yoluyla ilgili bak yine ne diyeceğim: Ahıska’ da Cinis diye bir köy vardı. Herkes. Yanına bir şeyler alarak hazırlık yapanlar da vardı. 32 Bizim Ahıska . Bu vagonlarla yapılan yolculuğumuz tam 44 gün sürdü. Tam bilmiyorum ama bir yıl veya biraz daha fazla bir sürede tren yolunu bitirdik.. kendi ellerimizle yaptığımız tren yolunda. Her yer karanlık olsun diye pencereleri halılarla kapatıyorduk. Bize o Rus askerleri ne oyunlar oynadı! Bir insanın yapmayacağı şeyleri yaptılar. Önce eli silâh tutabilecek 18 yaşındaki çocukları zorla Alman-Rus savaşına götürdüler. Her taraf silâhlı asker kontrolündeydi. bizim askerlerimiz sınırdadır.

onlardan ayrı. Öyle de oldu. Çoğu Ahıskalı bu şekilde Fergana’da yaşamaya başladı. kısacası Orta Asya’nın her yerine serpiştirdiler oğlum bizleri. Akrabalarımızı da bu imza sayesinde bulduk. Meselâ Buhara. Ölen birini gördüklerinde de iki asker çuval gibi tutup sallayarak dışarı atıyorlardı. Müslüman gibi yaşıyoruz ama bazen üzülüyorum. neler yaşandı? O vagonda neler olmadı ki… Hava çok soğuktu. Ben bu yaşıma geldim her tür insan gördüm ama bu Rus gâvuru gibisini görmedim. Kırgızistan. yaşlı ve çok hastaydı. Şimdi 78 yaşında olabilirim ama bu yaşadığım şeyler öyle derin izler bıraktı ki. Ahıskalı kardeşlerimden. Rus askerlerinden biri vagonları kontrol ederken bu yaşlı dede uyuyordu. Ahıska’nın adını ve yaşadıklarını unutmasınlar ve unutturmasınlar. Ölülerini vermek istemeyen yakınlarının feryat figanı da ayrı bir trajediydi… Nineciğim. tek başına. unutamıyorum. “Ey Allah’ım neydi bizim suçumuz ki. teyzeleri böldüler. Yani “Makbule Aziz Fergana’da yaşıyor!” diye imza atıyordum. seni bu vagonda çok etkileyen bir şey oldu mu? Oğlum bu yaşadıklarımın her birinden çok etkilendim ama bir tanesini anlatayım sana. halalar. Bu 44 gün nasıl geçti. Yeni nesiller öğrensinler ve öğretsinler. Bir akarsu kenarıydı… Orda durakları vardı.. Bizim Ahıska 33 . benim anneannemdir.A. şu an adını hatırlamıyorum. Gürcü ve Ermeni neler çektirdiler bizlere. Vagonlarda koku olmasın diye her durakta alıp atıyorlardı. Dede uykusundan sıçrayarak uyandı ve “Ne oluyor? Yarım canım kaldı. Bu yüzden de bu değerlere sahip çıkmalılar ve unutmamalılar. Sonra her ay Fergana’da yaşadığımıza dair. bizim ninelerimiz. Nine. Rusça “Öldü mü?” diye sordu. İşte böyle şeyler de başımıza geldi. seni kendi ellerimle vagondan atmak istiyorum! Sana öl diyorum! Öl! Ölmezsen ben öldürürüm seni!” diye bağırdı. işittim oğlum. Yoksa tren durduğunda ölüleri trenden alıp dışarı atmalarından korkuyorduk. Buranın insanlarının Ahıska’yı bilmemesi üzüyor beni. Fergana’da indirdiler. Bu günlere de şükürler olsun. ama akrabaları bölüyorlardı. Kahrolası Rus. Belirli yerleri durak olarak seçmişler. Demem o ki. Sonra Rus askeri gitti. durdurdular. A. bayılan insanlar oldu. yakınlarımız yoktu. hepimizi öldürecekler! Ama çok şükür bir şey olmadı. Bu sözler inşallah herkese ulaşır. bizi Özbekistan. Nineciğim. bu vicdansız zalimlerin eline düşürdün? Ne ettik ki bunlar bize bu günleri gösteriyorlar? Bunlarda hiç mi insanlık kalmamış?” dedi. Bizi Azerbaycan’da bir yere götürdüler. Dede başını kaldırıp.Vagonda neler oldu. Bütün halkımız ve bilhassa gençlerimiz sizin mesajınızı alır Not: Makbule Nine. Ölenler olduğunda evlerden getirilen yorgan döşeklere sarıyorduk ki Rus askerleri görüp elimizden almasın. Asker Kalaşnikof silâhıyla dedenin kafasına vurarak yanındaki çocuklara. dedelerimiz din. Çünkü Ruslar ölenleri vagondan aşağıya attı. Taşkent… Ama çoğunluk Fergana’daydı. İmza listelerinde gördük ki filân akrabamız filân yerdeymiş! Böyle böyle bir araya gelmeye başladık. 44 günlük sürgün yolculuğunun ardından herkes Orta Asya’daki birçok ülkenin değişik yerlerine dağıtıldı öyle mi? Sonra ne oldu? 44 günlük yolculuk bitti ama… Unutmadan bir şeyi söyleyeyim. Daha neler neler. Meğer bunu da düşünmüş bu zalimler. Bu duraklarda da Rus askerlerini görevlendirmişler. Başka yerlerde de yaşayan vardı. Andican. Kazakistan. aileleri bölmüyorlar. Kokudan rahatsızlanıp hastalanan. evlâtlarımdan isteğim odur ki. Durakta inenler indi. Açlıktan ve soğuktan donarak ölenler oldu. Bizi indirecekleri yerde ölünün cenaze namazını kılıp defnetmek istiyorduk. Her şeye yeniden. etrafa yayılan çığlık seslerinden yaşlı nineler dedeler hasta oldu. Dede. Biz hızlı akan suyu gördük ve vagonda söz dolaşmaya başladı ki bizi bu nehre atacaklar. örf ve âdetlerinin uğruna bu günleri yaşamıştır. Yani bir aileyi bir durakta bırakıyorlardı. dil. sözü fazla uzatmayayım.. akrabaları olmadan. Her neyse oğul. Ölülerin kokusu vagonlara yayıldı. Vatan topraklarının içinde. Asker de “Sen daha ölmedin mi? Ölsene.. dayıları. Vagonlardaki feryat figandan. bizi de Fergana’ya bıraktılar. Her durakta belirledikleri aileleri indirmişler ve her durakta da vagonları denetleyip ölülerin olup olmadığını kontrol ediyorlardı. Yine bir yerde durmuştuk. Amcalar. Özbekistan. ondan ne istiyorsun?” dedi. Nerdeyse öldü ölecek gibiydi. Vagonda ölenlerin ne olduğunu Allah’tan başka kimse bilmez. hiçbirini unutmuyorum. Bunlar insanlıktan çıkmış oğlum. Bizimle aynı vagonda giden yaşlı bir dede ve nineyle altı kişilik bir aile vardı. Ben on üç yaşında bunları gördüm. çok teşekkür ederim. bu sürgünde aileleri nasıl bölüyorlardı? Yok. bir belgeye imza atıp parmak basıyorduk. Özbekistan’a geldiğimizde amcamgili Andican’a.. Bütün sürgün edilenler bu yabancı topraklarda yeniden hayata tutunmaya çalıştılar. Burada yaşamaya başladık ama bizim akrabalarımız. sıfırdan başladılar. inmeyenlerle yolculuk devam etti. aile olarak yalnızdık. Mesela.

Gölbaşı ve Bursa’ya gitmişler. yaşlılar kalmıştır. sebze meyve yetiştirmeyi bilmezmiş. Dağ köylerinin kış hazırlıklarında daha çok süt mamulleri göze çarpar. bölgenin çok eski yerleşim merkezidir. Dünyanın en uzun ömürlü hanedanı olan Bagratlılara ve Kıpçak Atabeklerine başkentlik yapmıştır. sebze yetişmeyen dağ köylerine zegan denir. Ardanuç’ta yaşayan az sayıdaki gayrimüslimler. Ardanuç’un iklim bakımından farklı özelliklere sahip köylerinde kış hazırlıkları da farklıdır. Naldöken köylü Ümit Yüksel’in annesi. Halk arasında buralara savayil yer de denir. Ardanuç’ta 1940’lı yılların sonunda başlayan ve günümüze kadar devam eden iç göçler sebebiyle köyler boşalmış. zamanla okuma yazma oranının yükselmesiyle Türkiye’nin her yerine buğday taneleri gibi dağılmışlardır. pekmez ve bal gibi gıda maddeleriyle memleket hasretini gidermektedirler. Ardanuç. Ardanuç’tan ilk göç edenler Kırşehir. Bulanık köyündeki akrabalarına 1950’li yıllarda patlıcan. Gidenler. Meyve. nar yetişir. Çoruh vadisinde ki Gümüşhane köyünün Şurmak mahallesiyle. Tokat. düşeni alırmış. Burada zeytin üzüm. bir zamanlar sık ormanlık olduğundan tarım arazileri azmış. Çocuklar.Ardanuç’ta Kış Hazırlıkları Ülkü ÖNAL Ardanuç. Artvin Zeytinlik köyüne Rus esareti yıllarında domates gelmiş. incir. Köylerde yaşayanlar. Toprak Mahsulleri Ofisinin açılmasıyla mahallî buğdayımız 34 Bizim Ahıska . Bu kırmızı şey nedir demişler ve yemeden atmışlar. hazırladıkları yiyecekleri göç eden çocuklarına yollamaktadırlar. Günümüzde ise çok miktarda elma var fakat yiyecek çocuk yok. Ahali. cumhuriyetin ilk yıllarında burayı terk etmişlerdir. Köylüler. Burada Türkçeden başka dil konuşulduğuna dair bilgi yoktur. elmalar ağaç dibinde çürüyor! Benim çocukluğumda köylerde ekin ekilirdi. memleketten gönderilen peynir. Sakarya köyüne Ferhatlı köyünden 1924’de gelin gelen Emine Düzgün sebze ekmeyi köylülere öğretmiş. Yüksek köylerde yaşayanlar. Artık ne o tat ne o koku var. ağaç dibinde bekler. yiyecek ihtiyacını karşılamak için çalışıp çabalarmış. Soğanlı köyü ve Ferhatlı köyü Çoruh vadisinde olduğu için mikro klima iklimine sahiptir. bunu bilmediğinden ne yapılacağını anlamamışlar. İklimi ılıman olan yerlerde ise sebze ve meyvelerin öne çıktığı görülür. Babamın çocukluğunda köyde birkaç elma ağacı varmış. Ardanuç’ta okuryazarlık oranı % 99’u geçmekte ve Türkiye ortalamasının üzerindedir. biber göndermiş. Ekşi hamurla yoğrulup pilekide pişirilen kara ekmek mis gibi kokardı. Ardanuç’un köyleri iklim yönünden farklılık arz eder.

4. Kışın misafirlere cevizle ikram edilir. Taş döndükçe ellerindeki ağaç parçasıyla buğday karıştırılır. Değirmenci hak olarak bir teneke buğday veya bulgurdan yarım kotik ( 1 kg. Dut ağacının altına cecimler serilerek dutlar silkelenir. ezilir. 7. Bizim Ahıska 35 . Eskiden meyve ve kış için hazırlanan pekmez. eninde iki üç metre uzunluğunda tahtalara dökülerek kurutulur. Kalanlar tahtalara dökülür. Korux: Kızılcıklar pişirilip suyu alınır. 9. Erik açması: Cançur ve güz eriğinin çekirdekleri alınarak tahtalar üzerinde kurutulur. Kabukları çıkınca toplanır. Teştte ateşe oturtulur. Kızılcık reçeli: Kızılcıklar pişirilerek suyu alınır. Küme: Önceden ipe dizilmiş olan cevizler. Pişirilen erikler bir tabağa alınır. ölçü kabı) hak alır. Atla gidilirken yolda donanlar bile olurmuş. Katı bir hâl alır. Bu ürünler daha ziyade Göle köylerinde satılırmış. Günümüzde daha ziyade duttan yapılmaktadır. bulgur yapmak için yıkandıktan sonra kazanlarda pişirilir. tereyağı konularak tüketilir. Bunlar dövülüp kabuğunun alınması için su değirmenine götürülür. Buna da zürbiyet denir. Pekmez ve hasuta denilen tatlı ile aşure ve un helvası yapılırken kullanılır.kayboldu. Mürebbe: Pişirilen erikler ezilerek çekirdeği ve posası alınır. Eskiden yetiştirilen kokulu üzümler. 6. Rüzgârda kalburlarla havalandırılarak kabuklarından ayıklanır. Mısırın poçosundan (koçanın kabuğu) tezgâhta örülen hasırlara dökülerek kurutulur. Kâx: Elma veya armutlar kesilerek kurutulur. Bazı köylerde elma ve eriği karıştırarak yapanlar da var. Kaysefe denen yemeği de yapılır. elmalar artık yok. 5. Dink (dibek) dövmek: Buğday. Demir eğişle kaldırılır. İçine şeker ve kızılcık taneleri konur. Suda ezilerek suyu da içilir. Bunlar günümüzde yapılmamaktadır. kavunlar. Tahıl ve meyvelerden yapılanlar 1. yıkanıp kurutulur. Ezilerek veya ezilmeden tüketilir. Direğe bağlı taşın geçeceği yere pişmiş buğday serilir. Bu işleme yüzlemek denir. Buğdayın iyisinden gendimelik (yarma) hazırlanır. 2. Kolay kalkması için birkaç gün sonra kızılcık ezilerek üzerine dökülür. İnsanların beslenme kaynağının başında gelirmiş. İçine süzme. Yemeklerin yanında açılarak içecek olarak tüketilir. Teşt denen bakır leğende pişirilir. Kurutularak kışın hayvan yiyeceği olarak kullanılır. Üstüne tereyağı eritilip dökülerek de yenir. elma veya duttan yapılmış maluzun içine batırılarak kurutulur. Sonradan bölgede yetiştirilmeye başlanan Trabzon hurması da bu şekilde kurutulur. pestil ve fasulye gibi yiyecekler atla Ardahan yöresine götürülüp peynirle ve yağla değiştirilirmiş. Eskiden köylerde pirinç tüketilmezmiş. Seçildikten sonra bakır kazanda ateşte pişirilip küründe (ahşap yalak) süzülür. Üzerine ceviz içi ve eritilmiş tereyağı dökülür. Kaldırılıp kışın kullanılır. Pestil: Şıranın içine un katılarak ateşte pişirilir. Ateşe konur. Posası ve çekirdekleri atılır. 10. Buna maluz derler. Kalınlaşınca indirilir. Duttun pişmiş posasına çaça denir. Kışın hoşaf ve çerez olarak tüketilir. Ekşi (Kızılcık pestili): Kızılcıklar çiğ veya pişirilerek kalburdan geçirilir. Kış için yapılan hazırlıklar I. 3. 8. Ateşte kaynatılır. üzüm. 25 cm. Çayın pek yaygın olmadığı yıllarda içecek olarak da tüketilirmiş. Aynı şekilde gendimelik buğday da dövülür. Pekmez: Eskiden üzümden yapılırdı. Pekmez veya şeker konur. Kızılcık ekşisi genelde Ardahan tarafına götürülüp satılır. Birkaç kişi etrafında oturur. Bulgur bir miktarı taşlarından ayıklanarak el değirmeninde öğütülür. Hazır maya kullanır olduk.

Köylüler. Pişirilip süzülür. domates konularak yapılır. zamanla yaygınlaşmıştır. Lor ve sarımsaklı sos eklenerek yenir. Kurumuş mısır bitkisine çala denir. 4. Sarol ekşisi: Yaban eriğine sarol denir. buna cillenme denir. Asma yaprağı: Yapraklar toplanır. Dağ köylerde hayvancılık bol olduğu için beslenme de süt ürünlerine dayanır. Kışın yemeği yapılır. 12. 17. Kuşburnu temizlenip ateşte pişer. Cevizler olgunlaştığı vakit sırıkla dökülür. Yemeği yapıldığı gibi fırında veya suda haşlanarak da yenir. tepsiye dökülür. Vurma yasağı olmadığından ayılar köylüye fazla zarar veremezmiş. Puçuko. Soğanda çiğ olarak bırakılır. 19. Pancar: Dağlarda yetişen yapraklı bir bitkidir. Gorcola peyniriyle un katılıp karıştırılır. Süt. 21. Kabak: Kabaklar olgunlaştıktan sonra toplanır. İçi zor açılanlara kirkit denir. ateş yakarlarmış. bir kapta lokmalar halinde doğranır. Haşil: Mısırlar. Birkaç kere elekten geçirilir.11. Daha sonra taneler koçandan ufalanarak ayrılır. Buğday karıştırılarak fırında pişer. Cevizin yeşil kabuğuna sengo denir. Komşuların da yardımıyla koçanlar soyulur. Ceviz ağaçları kesilip satıldığından yaşlı ağaçlar azdır. Üzerine toprak dökülür. Hedik: Kurumuş mısır taneleri suda pişer. Daha sonra yemeği yapılır. 1. ayran ve yağla da yenir. II. Pestil kırık çıkıklara ve diken batmasına iyi gelir. hoşafı da olur. Yerli tohumla yetiştirilen patatesler beyaz ve pişince içi dağılan cinstendi. Patatesler dışarıda kaldığında çimlenir. Küçük çapta da olsa satılır. Soğan. 20. Ayrıca suyla dönen bir çark üzerindeki kolun tenekeye dokunmasıyla çıkan ses. Hasta hayvanlara da suyu içirilirmiş. Fırında pişirilerek de tüketilir. Eskiden çok miktarda ekilirmiş. Bir miktar su ve şeker eklenerek pişirilir. Mısırlar olgunlaştıktan sonra kesilir. yağ ve salçadan oluşan anıh yakılarak içine katılır. patlıcan. Dögmaç: Cadi. Taze olarak yemeği yapıldığı gibi kurutularak da kışın yemeği yapılır. Ceviz: İlçemizin yüksek birkaç köyü haricinde hemen her köyde yetişir. biber. Cadi yağlı veya yavan olabilir. 13. Ayıklanmış hâline kakal. Yaylada süt mamullerini ya- 36 Bizim Ahıska . Furuç: Armut veya panta denilen yaban armudunun kurutulmasıyla elde edilir. bir miktar süt katılarak yenir. pestili de yapılır mürebbesi de. 15. tarlaların başında kox denilen ahşap kulübelerde bekler. Dut kurusu: Dibine dökülen dutlar kurumaya yüz tutunca çamişlanmış denir ve toplanarak kurutulur. Kurutulmuş pancar suda pişirilir. Cadi: Mısır unundan yapılan ekmeğe cadi denilir. suda pişirilir. Lazuttan yapılan yiyecekler Mısıra bölgede lazut denir. Üzerine eritilmiş zeytinyağı dökülerek yenir. Kuş burnu: Son yıllarda toplanıp yapılmaya başlanan bir yiyecektir. Üstü tahtalarla örtülür. Konserve: 1980’li yılların başında Tarım Bakanlığı tarafından köylüye öğretilmiş. Makval (Böğürtlen) reçeli: Son yıllarda yapılmaya başlandı. Topraktan çıkarılan patateslerin uzun süre kalması için kuy kazılır. Maçula denilen küçük su değirmenlerinde öğütülür. Cam kavanozların içine fasulye. Puçuko: Taze fasulyelerin kırılıp kurutulmasıyla elde edilir. salamura yapılır. 14. 18. içine yarma konularak pişirilir. tarlaları ayı ve yaban domuzlarına karşı korurmuş. 16. 3. III: Sütten yapılanlar Genel olarak süt mamullerine ağarti denir. Furuç çerez olarak tüketildiği gibi. Kotoş denilen koçanları toplanır. 2. Temizlenmiş cevizler güneşte kurutulur. Kışın ve baharın çıkarılarak kullanılır. Bu düzeneğe taktak denirmiş. değirmende öğütülür. İkişer koçan bağlanıp balkonlara asılarak kurutulur. Pekmeze katılarak yenir. 5. Kartopi (Patates): Yüksek köylerde bol miktarda ekilir. Toplanan böğürtlenler bir kaba konur. İçine şeker konularak da pişirilir. değirmende undan kaba bir şekilde öğütülür. İçine ceviz içi konarak yenir. Ayrıca tuzlayıp kurutularak da yemeği yapılır.

Şimdiye kadar bölgede orman yangını çıkmamıştır. İçine taze süt de katılır. Daha sonra kullanılır (Livaza Aksu-Akarsu Köyü). Torbaya doldurulur. 2. işkembenin yanında bulunan halk dilinde maya adı verilen et parçası alınıp yıkanarak kaba atılır. Yayıkta yayılarak yağı alınır. İçinde kalan süt parçaları alınır. Tuz da atılarak güneşte kurutulur. Çeçil peyniri: Süt. Ağaçlardan olan kavdan da ateş olurmuş. Eskiden soba yokmuş. Şırat. ilçe merkezinde oturan Ermenilere odun satarmış. Midenin içerisine süt doldurulur.pan kadınlara şaşort denir. 2. Tuzlanarak tüketilir. Midesi çıkarılır. Kalan süt kazanda kaynatılır. Pelit (meşe) ağacının dalları kesilerek kurutulur. Peynir mayasının hazırlanışı Ardanuç yöresinde maya hazırlanmasıyla ilgili olarak üç hanım. Ateşte ısıtılıp maya verilir. Rus esareti zamanında köylüler. ocakta yanan odun ateşiyle ısınırmışlar. tuz. Kolay kolay kibrit bulunmadığından ateşi küle körleyerek saklarmışlar. Üzerine taş konularak süzülür. üç ayrı tarif vermektedir. Buna şırat denir. Doğu Türkistan’da. Gorcola peyniri: Süt makineye vurularak yağından ayrıştırılır. Halk. Çuma: Makineye vurulmuş süt bir kapta biriktirilir. güvece veya kavanoza konulur. Tuz katılır. gendime (yarma). Bu peynir ufalanarak eskiden güveçlere şimdi bidonlara tepilir. Torbaya konularak süzülür. İçine altın şebi (şap). Kesilerek bir şişeye konur. Bir müddet sonra indirilir. Daha sonra çorbalara katılır. Midedeki süt kalıp gibi olur. Güney Azerbeycan’da da yapılan umaç aşına ve Kalaç Türklerinin kalıntısı olduğu düşünülen Kalaç aşına da katılırç Yoğurtlar bir kapta mayalanır. Büyük bir tencereyle veya kazanla ateşe konur. Mide yıkanıp temizlenir. 1. İçine bir kaşık tuz ve peynir suyu olan şırat konur. buna da şor tadı var derler. Bu maya hemen de kullanılabilir (Emine Gündüz-Bereket Köyü). Buna da gilik denir. Kışın dalları temizlenerek hayvanlara yem olarak verilir. Yabani olarak tabiatta bulunan geven bitkisi kesilir. Ardanuç’ta yakacaklar: Birkaç köyün haricinde köylerde orman bulunduğu için yakacak olarak odun kullanılır. kökleri dövülerek hayvanlara yedirilir. Bir şişeye sarol ekşisi. 4. İneğin doğumunu müteakip sağılan ilk süte de ağız denir. Ayrıca dere kenarlarında biten ve ip şeklinde damarları olan halkın singilli ot (geniş yapraklı sinir otu) dediği bitkinin kökü de çıkartılarak kaba atılır. 3. Yayıkta yayılarak yağı alınır. Lor: Ardanuç çorbalarının vazgeçilmez besin kaynağıdır. Süt pıhtılaşınca altına ateş verilir. On beş gün sonra maya olur. Bizim Ahıska 37 . 3. Mideden çıkarılan kalınlaşmış süt tekrar içine konur. Bir gün önce sağılan sütle karıştırılır. fasulye. Yoğurt bir torbaya dökülerek süzülür. ormanı korur. Peynir yoğrularak yuvarlak şekiller verilir. Süt emen oğlaklar kesilir. Altı bağlanır. tahribat yapmaz. Ekşimsi tadı olur. İki gün beklenerek ekşitilir. makineye çekilerek yağından ayrılır. Buna çökelek de denir. İçine çuma katılarak tepilenler de olur. Çıkan suyu saklanır. çok kesim yapmasıyla Orman İşletmesi’nin verdiğine inanılır. Orman İşletmesi’nin izin verdiği günlerde halk kışlık ihtiyacını kesip getirir. Midesindeki kalınlaşan süt parçaları alınır. Bu peynir ufalanarak tuzlanır. Ayran kazanında ılıtılır. Günümüzde ise hazır mayalar kullanılmaktadır (Mukaddes Dinçer-Yolağzı Köyü). On beş gün sonra maya olur. Divanü Lugati’t-Türk’de adı geçen ve Ahıska bölgesinde yapılan tutmaç aşı çorbasına katılır. Ne yazık ki bölgede ormanlara zararı. altın şebi konulup ekşimesi beklenir. Başlıca süt ürünleri şunlardır: 1. Torbaya dökülerek süzülür. kaba konur. Annesinden süt emen yirmi günlük oğlak kesilir.

Fakat çelik sahanın içinde bir yere düşerse çeliği atan kişi çeliğin dikili olduğu değnekten düştüğü yere kadar adımla sayar. Oyun için öncelikle herkesin bir değneğe ihtiyacı vardır. Onikitaş) Eski bir zekâ oyunudur. Aksi takdirde seçme hakkı diğer takıma geçer. İki taşı kalan oyuncu. Çeliği atacak takımın birinci elemanı yere çakılı değnek üzerindeki çeliği diğer takımın savunduğu sahada yakalayamayacakları şekilde fırlatır. Saydırdığı kadarını da diğerine ekler ve takımın hanesine puan olarak yazılır. Atak yapma sırası diğer arkadaşına geçer. eğlenmenin yanında insanların. ikincisi de eğlenmek için oynanan oyunlardır. Sonra otuz santimetre uzunluğunda bir çeliğe yani değnek kalınlığında oyun aracına ihtiyaç vardır. deve oynatma oyunu buna örnek olarak gösterilebilir. Bir de savunan takımın her elemanı için bol yapraklı olabildiğince budaklı ağaç dalına ihtiyaç vardır. kenarları ve orta noktaları birleştirilmiş12 köşe ve 12 kenar üzerinde olmak üzere 24 noktası olan bir alanda oynanır. Dolayısıyla herkes özene bezene kendi değneğini hazırlar. Bu alan üzerinde bilye büyüklüğünde taşlarla. Ayrıca çeliğin üzerine konulacağı yere çakılan bir değnek. Kaç adım uzağa atmışsa o kadar puan alır. Kesin sayı olmamakla birlikte takımlar dört ya da beş kişiden oluşur. Çelik İki takımla oynanır. insanın günlük hayatına televizyon girinceye kadar eğlencelik oyunlar çok yoğundu. Başlıca çok oyunları şunlardır. Posof yöresinde. Savunma yapılan yerin çizgileri bellidir ve büyüklüğü yarım futbol sahası kadardır. vakit geçirmenin. buni da buradan süz!” Düz. Bir de ayakta top sektirir gibi değnekte çeliği saydırır. bilhassa çocukların. En çok puanı alan oyunu kazanır. tahta ya da yassı bir taş üzerine çizilen üç tane iç içe geçmiş. 38 Bizim Ahıska . Dokuzar taş yerleştirildikten sonra sırayla hamle yapmaya başlanılır. Yatay. Başkalarına seyir olsun diye oynanan oyunlar geleneksel Türk tiyatrosunun içinde “köy seyirlik oyunları” başlığı altında incelenmektedir. dikey veya çapraz bir üçlü dizebilen oyuncu rakibinin bir taşını dışarı atma yani “süzme” hakkı kazanır. İnsanlar bu uzun kış gecelerinde hoş vakit geçirmek ve eğlenmek için bu oyunlara yönelmişlerdir.Posof ve Çevresinin Eğlencelik Oyunları Ünal KALAYCI Oyunlar. hatta pek çoğu tarihe karıştı yahut sadece yaşlıların hatıralarında kaldı. Diğer bir kısmı da çok geniş coğrafyalarda oynanmaktadır. taşın olmadığı ortamlarda fasulye nohut gibi araçlar kullanılarak oynanır. 2. Eğer tahmini doğru çıkarsa seçme hakkı elde eder. Yörede oynanan oyunların bir kısmı bu çevrede uydurulmuş olmakla beraber kimi oyunların da kuralları yöreye aittir. 1. Yörede oynanan oyunları ikiye ayırmak gerekir. En çok taşı alıp. İki oyuncu ile oynanır. karşısındakini iki taşa indiren oyunu kazanır. zihnî. Taşın bir tarafına tükürür ve taşı havaya atarken yaş mı gelecek kurumu diye sorar. Biz bu yazımızda unutulmaya yüz tutmuş oyunlarımızı gün ışığına çıkarmaya gayret ettik. Düz (Üçtaş. Düz veya Dokuztaş diye adlandırılan oyunun Mısır’da bile oynandığı söylenmektedir. duygusal ve sosyal gelişmeleri için önemli faydalar sağlamaktadır. Diğer takımın kaptanı tahminini söyler. Dokuztaş. iki oyuncu sırayla birer birer taşlarını noktalara yerleştirir. Oyunun başında. Birincisi başkalarını eğlendirmek için oynanan oyunlar. Posof yöresinde oynanan muhtar oyunu. Atak yapan kişi çeliği sahanın dışına atarsa yanar. hakkını kullanmış olur. bedenî. Kâğıt. Bunu belirlemek için bir kaptan yerden metal para büyüklüğünde taş alır. oyunu kaybeder. Bunun sebeplerinden biri de kışların çok uzun sürmesidir. Fakat bir üçlü dizi içindeki taşlar süzülemez. Düz yapıldığı zaman şöyle denir: “Düz. Ya da savunma yapan takımın oyuncularından biri elindeki ağaç dalıyla dokunursa yine atak yapan kişi yanmış. Önce televizyon sonra bilgisayar ve internetin hayata girmesiyle söz konusu oyunların eski itibarı kalmadı. Önce iki takımın kaptanı çeliği atacak ve savunmayı yapacak takımı belirlerler. Bu yazıda eğlenmek için oynanan oyunlar ele alınmıştır. üçtaşı aynı sıraya getirme mahareti üzerine kurulmuştur.

nişan alma yeteneğini ölçen bir oyundur. Atıyla ileri geri. İki kişiyle oynananı şöyledir: Düz bir alan bulunur. 5. “Tek!” derse bilmiş olur ve o beş fındığı alır. Beş tane sakladığını varsayalım. Zımba Çok sayıda kişiyle toprak. Herkes gelince köye on. En uzun süre çeviren yarışı kazanırdı. Aile oturur ve başlar arklamaya. Sonra dişleri arasına alarak yapar. Sonraki yarışa kadar birincinin havasına diyecek yoktur. dönüp dairesine girene kadar. Karşısındaki oyuncu tahminini söyler. Topaç çevirme (koji/tıriya) Buzlu saha üzerinde. Hakem ateş eder ve kıran kırana yarış başlar. Bu oyun kişinin el becerisini. İki kişi eşit şekilde yarışma için fındık alır. Topacı uzun süre çevirmek için iyi kamçılara ihtiyaç duyulurdu. on beş kilometre uzağa gidilir. 7. Oyuncuların durumuna göre kulak üzerinden atmak gibi başka şekiller de eklenebilir. Bıçağı önce elinin içine düz yatırıp yukarı atarak yere batması sağlanır. üç metre çapında bir daire çizilir. Tek mi çift mi (Tek mi çit mi?) Posof’ta sonbahar mevsiminde herkes vaktinin yettiğince fındık toplar. 3. İşte çoğu zaman bu iş esnasında yahut kış geceleri fındık yenileceği zaman oynanan bir oyundur. Sonra ellerine topladıkları yuvarlak taşlarla sıra ile rakibin taşını nişan alarak düşürmeye çalışırlar. 4. Bıçağı toprağa dik batıramayanın hakkı diğerine geçer. üçüncüye de tavuk verilirdi. Bu durumda ebe hemen dairenin içine girmelidir. Sonra o kişi elini avucunu yummuş bir şekilde uzatır ve “Tek mi çit mi?” diye sorar. O fındıklar kendinin olur. Çimenlik bir zeminde oynanır. dokuztaş ile oynananına dokuztaş oyunu ve on iki taşla oynananına on iki taş oyunu denir. çimen gibi yumuşak zeminde oynanır. “Nerdee o kanevüz (kıdmızı) fındıklarla oynanan tek mi çit mi!” 6. Bıçak Bıçağın oyun aracı olarak kullanıldığı bir oyundur. Ebe dairenin içinde güvendedir. Ebe “Zımba!” diye bağırır. gaba gaba döşşek” diye bağırırlar ve eşeğin üzerine bindikten sonra sürtünemez. 8. Kalınlığı da iki üç santim olmalıdır. Düğün günü herkes atını süsleyip toplanma yerine gelir. Birinci kişiden on beş yirmi.Düz oyununun üçtaş ile oynanan türüne üçtaş oyunu. Sonra elinin üst tarafına koyarak yapılır. Erkek çocukların tarafından açık havada grup şeklinde oynanır. Diğer oyuncular oyun alanına dağılırlar. oyuncuları kovalamayı sürdürür. Atlar köye yaklaşınca bütün damlardan insanlar onları izler. Bu. Bizim Ahıska 39 . Bu işin hileleri arasında iki parmak arasında fındık saklama ve rakibe çaktırmadan fındığın birini aşağıya düşürme vardır. Uzun eşek (uzun eşşek) Biraz tehlikeli olmasına rağmen yöremizin ve ülkemizin nesilden nesile aktarılan en popüler oyunlarından biridir. Yani alet işler el övünürdü. oyunun başladığına işaret eder. Her hanenin at beslediği 1980 yılı öncesi oyunudur. zevkle çevirirdik. Bu aşamaları ilk geçen oyunu kazanır. Bu toplama işinden sonra çuval çuval fındığın arklanmasına (ayıklanmasına) sıra gelir. Dikili taş İki kişiyle oynanabileceği gibi iki grupla da oynanılabilir. ikinciye kazma pağaçasi. Bunun yanında şerbet ikram edilir havlu ve daha başka hediyeler de verilir. Ebe bu dairenin içine girer. Yarışma sonunda birinci olana tavşal. Yatacak takım yastığın önüne dizilir. 9. sonra yumruğundaki parmaklarını tek tek açarak yapılır ve serçe parmağa kadar gidilir. Atlayanlar atlarken “uzun eşek. Çift diye tahmin ederse beş tane fındığı rakibine verir. Oyuncular iki gruba ayrıldıktan sonra hangi grubun yatacağına. Sonra elini yumruk yaparak. Rakibin tüm taşlarını ilk düşüren oyunu kazanır. Herkes bir tarafı toprağın üzerine koyunca dikili duracak diyelim ki on tane taş toplar. herkes ebeye tekmeyle vurur. oyunculardan birini ebelemeye çalışır. sağa sola ısındırma hareketleri yapar. Bu taşlar en ve boy olarak bir karıştan küçük olmamalıdır. hangi grubun atlayacağına karar verilir. hatta yarışmacıların yaşına göre otuz kırk metre uzağına da ikinci kişi taşlarını diker. Yarışmacılar atlarının sırtında aynı hizada beklerler. Kuralları şöyledir: Yere iki. Sonra kafasının üzerine yatay koyup kafasıyla atarak yapar. Papax (baxbax/bak bak) At sürme yarışıdır. Ebelikten kurtulamayan ebe. Daireden tek ayağı üzerinde sekerek çıkan ebe. topaçlarımıza ip dolar. Sonra birinci kişi ellerinin içinde fındık olduğu halde ellerini arkasına götürür ve uzatacağı avucunun içine belli sayıda fındık saklar. İlk baştaki oyuncu eğilerek kafasını yastığa dayar ve arkasındakiler de bir öncekinin bacaklarından tutarak eğilir. Eğer ebenin havadaki ayağı yere değerse. Ebelediği oyuncu yeni ebe olur.

17. İleriye ve dikine taş atma yarışı Özellikle tepe gibi yüksek yerlerden çukur yerlere doğru taş atılır. Eller dizlerinin altında görünmeyen yerdedir. 11. Birdirbir (birim bir) Oyunu oynayacak çocuklar için sayı sınırlaması yoktur. Körebe evin içinde oynandığı gibi dışarıda da oynanır. Bezirgân başı On kişi karşılıklı beşer beşer dizilirler. Elde birer değnek. Soru sorulur: “Elma mı? Armut mu?” sorusuna göre taraf olunur.ayaklarını dolayamazlar. “Bezirgân olsun!” der. İşte bu hızlı devir sırasında halkadakilerden usta biri ebeye der ki: “Yüzük kimde?” Ebe. Eğer tanırsa dokunduğu oyuncu ebe olur. Kim olduğunu anlayabilirse adını söyler. 15. Kim uzağa atarsa galip olur. Tıp Ortada ebe ve çevresinde diğer oyuncular sarmış vaziyette ebenin vereceği “Tıp!” komutuyla oyun başlar. sırayla taşlar fırlatılır. Önce ebe belirlenir ve ebenin gözleri bir bezle bağlanır. Başta verilen isimleri bilemeyenler. Bil bakalım biz kimiz. Eğer bütün grup elemanları başarılı bir şekilde eşeğe binerse. adını ebenin gözlerinin bağlanmasından alır. 14. Kızak kayma (xızek qayma/paten) Yörede kar uzun süre kaldığı için çocukların en büyük sporudur. kendisine sorulacak sorulara cevap vermemesidir. Bitişik oturanlar ortadaki ebe görmeden elleriyle birbirlerine bir şeyler verebilmektedirler. Eşek çökerse atlayan grup tekrar atlar. yoksa aynı olay tekrar eder. Mila Dört kişi oynar. Kızakların altına kaymaları için. İsmini söylediği kişi ellerini dizlerinin altından çıkararak gösterir. Kör ebe Körebe oyunu 10-12 çocukla oynanır. Tanıyamazsa oyun aynı ebeyle sürer. Bu oyunun bir de dikine atma şekli vardır. Yüzük kimde? (Yüzük kimda?) Kış oyunlarındandır. Kişiler sırayla alınır. Uçurtma Büyüklerin yaptığı uçurtmalar rüzgârlı havalarda çocukların en birinci oyuncağıydı. 16. olur tilki. sonra çizilen çizgiyi geçmeden. Türkü söyler. Oyuncular seçilen iki ebenin kolları altından tekerleme eşliğinde geçerler. yapması güç. 12. Ebe insanlara komik sorular sorarak onları güldürmeye konuşturmaya çalışır! 13. İkidir iki. hareket etmemesi. Ebe bu sırada kollarını öne doğru uzatarak dokunduğu kişinin başını yüzünü ve üstünü elleriyle yoklar. Atlarken de sırayla tekerlemenin dizelerini söylerler. Eğer avucunda yüzük varsa o ebe olur. Atlayanlardan biri yere değerse yatan grup atlama hakkı kazanır. En ileriye atan yarışı kazanır. Oyunun başında bir ebe seçilir. Bu konuda öyleleri vardı ki attığı taş kenara çekildiğinde ayaklarının iznin üzerine düşerdi. Bezirgânbaşı tekerlemesiyle ebe seçilir. çizgiden atan kazanır. 10. Fakat ebe çok hızlı şekilde herkesi kontrol ederken ebeye arkasından görünmeden yumruk vurmak serbesttir. ebelerin arkalarına geçerler ve iki farklı takım oluşturulur. Oturanların dizleri yukarıda ayakları yere basmaktadır. Kızak kaymak için dik ve eğimli yerler tercih edilir. Her taş. Ebe ortada kalacak biçimde oyuncular bir halka oluştururlar. atlayanların en önündeki kişi “Tek mi çift mi?” deyip parmaklarıyla bir veya iki gösterir ve eşeğin en arkadaki oyuncusu tahmin eder. Oyuncular sırayla koşarak eğilmiş duran ebenin üzerinden ellerini sırtına bastırıp bacaklarını açarak atlarlar. Bir odada halka oluşturulur. eller çekilir. Oyun. 18. Herkes değneği ile ufak çubukları uzağa atmaya çalışırlar. Bilirse atlama hakkı el değiştirir. Kişi sayısı arttıkça oyun daha zevkli bir hale gelir. “Birdirbir. “Kapı hakkı ne dersin?” Arkadaki. Eller yukarıda daire şeklinde kenetlenir. bilya demiri takılır. “Döneriz. Çocuklar varış yerine ilk ulaşmak için yarış yaparlar. Çizgi çizilir. Başlarlar. böyle devam eder. ayrıca ufak çubuk şeklindeki sopaların uç kısmı inceltilir. Ardından ortaya bir çizgi çizilir ve iki takım çizginin gerisine iple kim düşecek çekişmesi yapar. Herkes yerden özene bezene atmak için taş seçer. dikkatle izlenerek nereye düştüğü tespit edilir. Diğerleri bir kaç metre arayla sıra oluştururlar. Amaç herkesin olduğu gibi kalması. 40 Bizim Ahıska . Elindeki değnekle. konuşmaması. Ebe vuranı görürse ya da elinin hareket ettiğini görürse o kişi ebe olur. Ebe öne eğilerek ellerini dizlerine dayar. el kol hareketlerinden tahmin etmeye çalışarak isim söyler. Üçtür üç. Göster bizi körebe!” sözlerini tekrar ederken halkayı bozmadan el çırparak ebenin çevresinde dönerler.

Herkesin üzerinden atlayan kişi duracağı aralığı ve oyunun gideceği yönü duruşuna göre belirler. Beş taş (kak) İki kişiyle oynanır. Öyle geçireceksin ki zararları olmayacak. Herkese bir değnek. Herkes atladıktan sonra ilk eğilen kalkar ve o da diğerlerinin üzerinden atlar.Dörttür dört. Dayanamayıp çizgiyi geçen taraf yarışı kaybeder. Diğerleri Bilye. Hepsini bu şekilde dolaşınca oyun bitmiş olur. Aralıkta taş kalırsa diğer oyuncu almaya çalışır. aldım bir eş. kartal kalkar… 22. ebe kuyuya taş gelmesini önler. Kayış (xalat) İki taraf arasındaki güç yarışıdır. bir ceviz büyüklüğünde taş. Yukarıya alınanların yanında bilmediğimiz ya da unuttuğumuz oyunlar da olabilir. Otu canavarın yanına getirir. Taş toplanır. çağa uyduran değerler varlığını sürdürürken kendini yenilemeyenler tarihin karanlığına gömülüp gidiyor. Bu oyun dakikalarca sürer. sol elinin başparmağı ve yanındaki açılır. 21. ip atlama. çizgi üzerinde kalır veya oyunun dışına çıkarsa yanmış sayılır. Köyler göçtü On metre genişliğinde daire çizilir. 30. Güvercin Taklası Dörder kişilik iki grup oynar. Yere sekiz dokuz tane birbirine bitişik yarım metre eninde kareler çizilir. Önce koyun ile otu geçirir. Çizginin iki tarafındaki gruplar. bir kuyuda ebe var. taş girerse o ebe olur. Kale vardır. Altıdır altı. Hepsini geçirirse avucunun içiyle ters çevirir. İlk dolaşan oyunu kazanır. alabilirse oyun ona geçer. tanışma imkânı bulurlar. Sekizim seksek. 19. hünerle o aralıktan geçirilir. Aşık oyunu Hayvanların bileğinden alınan aşık kemiğiyle oynandığı için bu adı almıştır. Ortada bir çizgi olur. 24. İlk oynayacak beş taşı elini oynatarak serer. yere çizilen çizgilere ve bir taşa ihtiyaç vardır. dal tartar Dal tartar. Beştir beş. saklambaç hemen her yörede oynandığı gibidir. Yedim yedi. Otla koyun bir araya gelirse koyun otu yer. bir koyun. Taş önce birinci kareye atılır. Tekerleme Aslında bir söz yarışıdır. Kuyruhli kedi. oyun devam eder. yok olmaktan kurtarır. Sıra ile oynanır. bir kuyuda ebe yok. diğer grup durur. kuş gibi öt. kaleyi aşan oyunu kazanmış olur. Kartal tekerlemesi söylerler: Kırk kara kartal. Ehmedi medi. Yalamadan yutdi. Herkes başkaları için ya da yarıştığı kişi için amacına uygun tekerlemeler uydurarak onu alt etmeye çalışır. hepsini tutarsa pirim alır. Bir siçan tutdi. koyunu orada bırakırım. Oyuna başlayan grup her atlayışta bir tekerleme söyleyerek takla atar. bir tane de ot geçirebilir misin? Kurtla koyun bir araya gelirse. Ümit ediyorum ki bilgisayar programı yapmasını bilen bir duyarlı insan. Zekâ oyunu Bir köprüden canavar (kurt). Dokuzum durak!” Dengesini kaybeden ya da düşen oyuncu “yanmış” sayılır ve yeni ebe olur. kurt koyunu yer. 26. bir bilgisayar öğretmeni. Geri gelince taşı bu sefer ikinci kareden başlatır. Oyun oynarken taş. Oyuncu bir ayağını havaya kaldırıp oynamaya başlar. Bu değerleri ölmekten kurtaracak fedakâr ve yürekli insanlara böyle bir programı yapma aşamasında oyunların tüm ayrıntıları hususunda yardımcı olacağımızı da peşinen ifade etmek isteriz. yaptım kahvaltı. kayışı çekerler. Tek taş/Seksek/Kınkıl Kınkıl oynamak için düz bir alana. Bizim Ahıska 41 . 20. Tura ve yazıyla ilk oynayan belirlenir. elim sırtına değdi. 23. çevresine altı kuyu açılır. 25. otla canavarı karşıya geçiririm. Böylece bu oyunları oynarken hem biz sanal âlemde geçmişi yâd ederiz hem de genç kuşaklar yeni oyunlarla. Oyuna devam edilir. Sonuç Kendini yenileyen. büyüklerinin oynadığı oyunlarla. Yerdeki ayağıyla taşa vurarak taşı kare kare gezdirir. bir hemşehrimiz çıkar ve anlatılan bu oyunları sanallaştırır. birinin yeri yok. Kuyu yeri değişmez kişiler yer değiştirerek köyler köçtü denir. Kartal kalkar.

Yoksa Ahıska Türkleri yiyecek. Bu haksızlıkların içinde Ahıska kalesinde idam edilenler arasında benim rahmetli babam da bulunmaktadır. Ama Ahıska Türkleri vatansızlık fakirdirler. Ben. Allah’ın rahmeti üzerlerine olsun. bir bayrak altında yaşamayı özlüyorlar. Türkiye hükûmetinden kendilerine sahip çıkmasını ve Ahıskalıların kendi öz vatanlarına dönmeleri için gerekli girişimlerde bulunmasını istiyorlar. hayatlarını sürdürüyorlar. Vatanlarına kavuşmayı. Sürgün sözü ağızlarda çok kolay telâffuz ediliyor. Masum oldukları anlaşılarak sonradan yüksek mahkeme kararıyla beraat etmişlerdir! 42 Bizim Ahıska .65 Yıl Geldi Geçti Bahadır Metan ENVEROĞLU Zamanın Cumhurbaşkanı Turgut Özal. o felâketi yaşayanlardan dinlediğinizde. O zaman 150 aileyi de Türkiye’ye getirmişti. acı. daha da yazılacaktır. 1944 sürgününü 11 yaşımdayken ailemle birlikte yaşadım. Orta Asya ve Kazakistan gezisi sırasında Ahıskalılarla görüşmüş onların vatanlarına dönmelerine yardımcı olmak için söz vermişti. Sürgünü. Bu gibi cezaların çoğunluğu da bizim Ahıskalılara düştü. Adaletten uzak bir şekilde kurşuna dizdiler. Sürgün konusunda çok şey yazılmıştır. Bütün Sovyetler Birliği’nde olduğu gibi 1937’de Güsrcitan’da daha da fazlasıyla aydınların çoğunu tutukladılar. içecek fakiri değildirler. Çalışıyorlar. ıstırap ve gözyaşlarıyla dolu günler ve ayrılıklar olduğunu anlayabilirsiniz. Ancak bu karar yeterince uygulanmadı. Bu idam edilenler Ahıska kalesi toplu mezarlığında bulunmaktadırlar. Şimdi Ahıska Türkleri. Bir kısmını da Sibirya kamplarına ve yeraltı madenlerinde tutsak olarak çalışmaya mahkûm ettiler.

Bizi bu vagonlara doldurdular. hastalık. Sürgünde. 1956’da sıkıyönetim rejiminden kurtulduktan sonra vatanımız Ahıska’ya dönme mücadelesi başladı. Yaşardık Kafkas’ta çok güzel yerde. Hatta bu şekilde cenazeleri gömerlerken uzun zaman geçmesi sebebiyle trenin kalkmasına yetişemeyenler oldu. Daha sonra bizleri Amerikan Studabekir arabalarıyla tren istasyonuna götürdüler. Bu yolculuk sırasında Ahıskalılar büyük kayıplarla yolculuğu tamamladı. hasta ve ölüler sorulduğunda bunları çarşaflara gizleyerek ‘Yok!’ cevabını veriyorlardı. Bu tren yolculuğunu yaşamış birisi olarak olanların hepsini anlatmaya benim lügatım yetmez. Apiyetli Enver Odabaşov. Avcılık ederdik kekliğe kurda. Tabii herkes panik içerisinde. ölenleri alıp götürüyorlardı. 1956’ya kadar sıkıyönetim altında bir ilçeden başka bir ilçeye gidemezdik. “Almanlar gelip burayı bombalayacak! Sizleri daha güvenli yerlere götüreceğiz. Mevtalar. Bizim Ahıska 43 . Temlalali Murtaza İzzetoğlu) vatana dönmek sevincine temel atmış olsalar da maalesef vatana dönüş sevincini yaşayamadılar. Orada hayvan vagonlarından meydana gelmiş katarlar bizi bekliyordu. Çünkü yola çıkanların çoğu. Bu mücadeleye öncülük eden liderlerimiz. Öyle ki ekmekler ancak baltayla kesilerek dağıtılıyordu. Bizleri sabahtan akşama kadar beklettiler. Yolculuk başlamadan önce bizlere her istasyonda yemek ve ekmek vereceklerini söylediler. Her familyadan tek tek kalan ağlasın. Gurbette geçirdik yıl asirleri. 1944 yılı kasım ayının 14’ünü 15’ine bağlayan gece ordu birlikleri. Kafkas halkı olarak susuz ve içme suyu kıtlığı yüzünden.Ahıskalılar. evlerinde günlerce de kalmış oluyordu. ver suyi doyana qadar içem. Bizler. (Udeli Latifşah Barataşvili. Caralli Ellez İzzetoğlu. sefalet içerisinde kayıplar vererek 25-30 gün sürdü. hasta ve savaştan dönen yaralı ve sakatlardan meydana geliyordu. Zanavli Mevlüt Bayrakdarov. milleti apar topar evlerinden çıkarak köyümüzün Ağalık Bahçesi denilen meydanına yığdılar. Bütün Ahıskalılar. çay benim susuzluğumi kesmez!” diyerek içilmeyen suları içip salgın hastalıklara yakalanan ve aramızdan ayrılan nice insanımız vardı… Köyümüzden çıktık kış fasilleri. çöl iklimlerinde yaşadığımız ilk 19451947 yıllarında açlık ve çeşitli hastalıktan. 1930-1940 yılları arasında türlü çeşit zulümlere maruz kaldılar. Ancak mevsimin kış olması sebebiyle istasyonlarda alınan yemek ve ekmekler donuyordu. 220 civarında Ahıska köylerini basarak herkesi evlerinden dışarı çıkardılar. Kremlin kararıyla. Eğer yakalansa. Bu durum karşısında dehşete kapılan büyüklerimiz. çocuk. Sonra trenin durduğu ilk istasyonda gizlice ve kazma kürek olmadan ölenleri vagonların altından geçirerek öteye götürüp çöllerde elleriyle kumlara gömüyorlardı. Ölenlerin sayısı çok olduğundan mevtaları kaldırıp gömmeye defnetmeye insan yetişmezdi. Abastubanlı Yusuf Sarvarov. İkinci Dünya Savaşı’nın Rusların lehine dönmesiyle Moskova. yaşlı. Bu tarihlerde birçok hemşehrimiz de sınırı aşıp Türkiye’ye sığındılar. savaş bittikten sonra hemen yuvalarınıza döneceksiniz!” diye milleti kandırdılar ve köyleri iki üç saat içinde boşalttılar. Tren yolculuğu açlık. Bu zulmü ben on bir yaşında yaşadım ve gözlerimle gördüm. Valeli Halil Umarov. Vatana kavuşabilmenin sadece Türkiye’nin siyasî ağırlığını göstermesiyle mümkün olabileceğine inanıyor ve ağabey dedikleri Anadolu insanına bu ümitle bakıyorlar. Ama biz bu ölüleri nereye götürdüklerini bilmiyorduk. Fakat ölülerle kalanlar da çok oldu. Bugün Ahıskalılar. Kırgın olup kesti çok nesilleri. Ne zaman bu yolculuğumu anlatmaya başlasam o günkü yaşadıklarımı aynen yaşıyor ve heyecanlanıyorum. Üç kardeşim ve dört bacım nerde. Onları da rahmetle anıyoruz. İşte bu acı sözün anlamı da 1945-1947 yılları arası açlık ve epidemiya hastalıklarından bazı ailelerin de nesilleri kesilip kimsesi kalmamıştı. 20 sene Sibirya kamplarına mahkûm olacaklarına zorla imza attırmışlardı. Rus-Finlandiya ve Rus-Alman Savaşı sırasında da çok kayıplar verdiler. “Ola baba atın ölümi arpadan olsun. Türkiye’den destek bekliyorlar. bir gecenin içinde tamamlanan bu operasyonla meçhul yolculuğa çıkarıldılar. tabiat şartlarına alışıncaya kadar on binlerce insanımızı kaybettik. Bu yetişemeyenlerin bazıları kendi çileli imkânlarıyla ailelerine ulaşmayı başardılar. Varhanlı Abuzer Seferov. Ana babadan ayrı düşen ağlasın. Hatta tren her istasyonda durduğunda vagonlara görevliler gelip hasta ve ölü olup olmadığını soruyor.

30 km2’lik bölümü ormanlık. Köyü tarihçesi Yavuzköy’ün tarihi hakkında herhangi bir yazılı kaynak bulunmasa da eskiden beri halk tarafından söylenile gelen bir tarihçe mevcuttur. Cumhuriyetin ilânından sonra okuma yazma konusunda başarılı çalışmalar yapılarak halkın okuryazarlığı sağlanmıştır. Eskiden tarla olarak kullanılan 44 Bizim Ahıska . Halen iki ayrı kaynaktan içme suyu kullanmaktadır. Bitki örtüsü Köy. İklim Yavuzköy iklim bakımından hem Karadeniz hem de Doğu Anadolu iklimi etkisi altındadır. Şavşat-Ardahan karayolu üzerinde yer almaktadır. köknar ve çam ağacının çok olduğu ormanları var. Ayvazgil. Duğabeze. Düz Mahalle. Şavşat’a 6 ve Ardahan’a 44 km uzaklıktadır. Yaz mevsimi sıcak olmasına rağmen bu sıcaklıklar hayatı olumsuz yönde etkilemez. Köyde 1983 yılından beri elektrik. köy halkının büyük bir kısmı bu sayede iş sahibi olmuştur. 50 km2’lik bölümü de yaylalardan ibarettir. Bunlardan başka tarihî bir kalıntı bulunmamakla birlikte köydeki ahşap evlerden birkaçı tarihî önemi haiz eski evlerdir. Tosilar. Şavşat ilçemize 6 km mesafededir. Diğer bir tarihî kalıntı da Konta şehri harabesidir. Taşbaşı ve Tosilar mahalleleridir.Şavşat’ın Şirin Bir Köyü: Yavuzköy Turgay AKKOYUN Yavuzköy. Yavuzköy su kaynakları açısından çok zengindir. yaklaşık 100 km2’lik bir araziye sahiptir. Dünya Savaşı sırasında Sahara’da Rus kuvvetlerine karşı gösterdiği kahramanlıktan dolayı Yavuzköy olarak değiştirilmiştir. Bu kaynakların suları birleşerek Cerma Deresini oluşturur. 1930 yılında ismi. Bu dere güneyden kuzeye doğru irili ufaklı diğer su kaynakları ile birleşerek Şavşat Deresini oluşturur ki bu dere Şavşat ilçesinin içinden geçerek Çoruh Nehrine karışır. Bugün bu mahallenin adı Günkaya olarak kullanılmaktadır. Yağmurlar genel olarak ilkbahar mevsiminde yağmaktadır. Bu alanın 20 km2’lik bölümü tarım arazisi. Bunlar: Balcılar. Köy içme su kaynakları yönünden çok zengindir. Topçular. Denizden yaklaşık 1600 metre yüksekliktedir. Buranın tahminen 2000 yıldan beri yerleşim alanı olarak kullanıldığı söylenmektedir. Ancak bu köyden genç nüfusun göçünü de beraberinde getirmiştir. Özellikle ladin. Yavuzköy’ün birbirinden ayrı on mahallesi vardır. bir zamanlar Ermenilerin oturduğu bir mahalle olduğundan ismini bir Ermeni ismi olan Tosi’den almıştır. kışları soğuk ve karlı geçer. içimi çok güzel olan yumuşak bir sudur. Şavşat içme suyunu Yavuzköy’deki kaynaklardan temin etmektedir. Birinci Dünya Savaşı’ndan önceki yıllarda bu bölgede Ermenilerle birlikte yaşandığı yazılı kaynaklardan anlaşılmaktadır. Köyde hayvancılığa uygun çayırlık alanlar mevcuttur. Her mahallenin mezarlığı ayrıdır. bu bölgede hayvancılık yaparak geçimini sağladığı bilinmektedir. Şavşat-Ardahan karayolu üzerinde. Köye su şebekesi 2003’de 5 km mesafedeki bir kaynaktan çekilmiştir. Cami Mahallesi. Kışlaklar ve 2000 metre yükseklikteki yaylalar yaz mevsiminin hayat kaynağıdır. köy halkının 1. Dokuz mahalleden meydana gelen köy. Artvin’e 71. Batısında Düzenli köyü. İrili ufaklı dereler ve tepelerden oluşmaktadır. Köyün güney ve doğusu Yalnızçam Dağlarıyla çevrilmiştir. Doğu Karadeniz Bölgesi’nde Artvin ili Şavşat ilçesinin doğusundadır. Sırt Mahalle. Şavşat ilçesinin içme suyunun büyük bölümü köydeki bir kaynaktan sağlanmaktadır. Bu eğitim çalışmaları günümüze dek hatırı sayılır bir başarıyla yürütülmüş. bitki örtüsü bakımından çok zengindir. 1996 yılından beri telefon hattı bulunmaktadır. Ramadangil. kuzeyinde Kocabey köyü bulunmaktadır. Her mevsimde yağmur yağar. 1915 yılından itibaren Ermenilerin bölgeyi terk etmesiyle onlara ait olan arazilerin hazineye intikal ettiği ve daha sonra bu arazilerin yerli halka satıldığına dair tapu kayıtlarına rastlanılmaktadır. Coğrafî konum Köy. Su kaynakları köyün yaylalarının eteklerinden doğmaktadır. Yüksek yerlere iki üç metre kar yağdığı görülür. Bu ormanların içinde geniş yapraklı ağaç türleri pek bulunmaz. Ancak kanalizasyon şebekesi bulunmamaktadır. Eski adı Mamanelis’dir. Köyde tarihî kalıntı olarak Rabat mevkiinde bir adet kilise harabesi bulunmaktadır. (Fahmettin Topçu-Muhtar). Yavuzköy engebeli bir araziye sahiptir. Köyün güney ve güney doğusunda yer alan yamaçlarda iğne yapraklı ormanlar yer alır. Yerleşim alanları içinde yoğun olarak meyve ağaçları bulunur. Köyde yaşayan halkın büyük bölümünün Ahıska’dan geldiği ve köyde yaşamaya devam ettiği. Köyde tüketilen su.

Kirve. 60 ve üstü yaşlardaki çiftlerden oluştuğunu. Sünnet gecesi davetliler toplanır. emekli olduktan sonra yurdun çeşitli köşelerinden köylerine dönmüş. kirveliğinin karşılığında hürmet görür. Kirveden bahşiş isteniyor. Sünnet bitince Mevlit okunur. Bu sebeple köydeki bu emekli grubu ve bazı gençlerin teknoloji kullanabilme kabiliyetlerine paralel olarak internet kullanımı da çarpıcı miktardadır. Köyde mektupla iletişim kalmamış. kahve. Çocuk yatsı zamanı sünnet edilir. kirvesi olduğu aileyi gözetmek durumundadır. Delikanlılardan biri. Kirve bazen çocuk doğmadan da seçilebilir. Bu yakınlığından dolayı ilçeyle ulaşım hızlı ve kolay bir şekilde yapılmaktadır. Çayırlıklar mevcut hayvanların yem ihtiyacını karşılamaktadır. Köyde. Yavuzköy’de birçok ailenin traktör ve/veya motorlu bir aracı bulunmaktadır. Köylülere sorduğumuz “Yavuzköy’ün sizce diğer köylere göre iyi yönleri nelerdir?” sorusuna birçok köylüden “ilçeye yakın oluşu” cevabını aldık. Bu 150 hanenin büyük bölümü İstanbul. Kirve adaylarından sünnette koç. Ardından kirve tütünü ikram edilir. yalnızca yazın yayla zamanı köye gelmektedirler. “Çocukluğumda büyüklerimizden duyduğum kadarıyla köyümüzde bir zamanlar 600 hane varmış. Ya iyi arkadaşlar bir- birlerine kirve olmakta yahut da fakir bir aileye yardımcı olmak için hâli vakti yerinde olanlar fakir ailelere kirvelik teklifinde bulunmaktadırlar. saat 11. Yavuzköy’de gençler kirvelerinin kızını alamazlar. Sünnetçiyle kirve o gece sünnet evinde kalır. Kirve. mendil. Kirve. şeker. Bursa.alanlar son yıllarda tarım yapılmaması yüzünden çayırlık alanlara dönüşmüştür.00’de Yavuzköy’den Şavşat’a. adaylarında meclisin isteklerini yerine getirmede rekabeti kazanan kirve oluyor. hediye edilir. çocuğun düğününde geline götürülür. ömürlerinin geri kalanını kendi köyünde geçirmek isteyen. Beraberinde çay. Kirvenin getirdiği vala. diğer bir kısmı da çocukları hayatlarını büyük şehirlerde kazanan yalnız ailelerdi. Yolcu olması durumunda öğleden sonra da tekrarlanmaktadır.” Bizim Ahıska 45 . sigara-tütün ve çocuk için bir vala (gelinin başına örtülen renkli başörtüsü) veya yazma getirir. Buradan da anlıyoruz ki coğrafî olarak bölünmüş olsa da Ahıska Türkleri arasında kültürel bölünmüşlük olmamıştır. kültürlerini ve dillerini korumayı başarmışlardır. Kirve sünnet akşamı meclisin talep ettiği şeyleri ‘harfana’ denen ziyafet sofrasında köylülere sunuyor. yemek yenir. Doğacak çocuk için ‘Erkek olursa kirvesi benim!’ veya ‘Kirvesi sensin!’ demek suretiyle aileler kirvelik bağı kurabilirler. Beraberinde de hediye olarak çocuğa giyecek şeyler getirir. Yavuzköy’de bir gelenek: Kirvelik Köyde kirvelik geleneği var. Sabahleyin ayrılan kirve ve sünnetçiye çorap vs. eğlenmek amacıyla birini dereye sokup ıslatmak demektir. dana vs. sünnet töreninden birkaç gün önceden sünnet evine gelir. evlerde çok az genç ve çocuk olduğunu gördük. sünnetçiye hitaben ‘kes de kızına götür’ derler. Sünnet edilen çocuklardan bazıları cesur olur. bize Gürcistan’da Ahıska’da görüştüğümüz Hasan Bey Musaddinov da nakletti. emekli olup köye yerleşen devlet memurlarının sayısı çoktur. Zira sınırlarımız dışında yaşayan Ahıska Türkleri her şeye rağmen geleneklerini. Sünnet olacak çocuk sünnet edilmeden hemen önce kaçırılıyor. Çocuk sünnet edilince davetlilere kirve kahvesi gelir. yazma. Bu sünnet geleneğinin aynısını. Haberleşme Yavuzköy’de hemen hemen her evde telefon bulunmaktadır. Sünnetçinin ‘Şegirt’ veya ‘Mumcu’ denen bir de yardımcısı olur. sünnetten sonra eşiyle birlikte gidip sünnet olan çocuğu ziyaret eder. Bir minibüs her gün sabah saat 08. Bugün Yavuzköy’de 266 ev olmasına rağmen 150 hane mevcuttur. Yavuzköy’de sünnet geleneğini şöyle anlattı: “Kirve. Bu çiftlerin bir kısmı.” demektedir.00’de de Şavşat’tan Yavuzköy’e sefer yapmaktadır. Altmış yaşın üstündeki köylülerde radyo dinleme alışkanlığı görülmekle beraber televizyon daha yaygındır. Şavşat yakın olduğu için ulaşımda köylüler bu araçlarını kullanmaktadırlar. Ankara gibi büyük şehirlerde yaşamakta. Kirvelik bağıyla birbirlerine bağlanan aileler birbirlerine karşı maddî ve manevî sorumluluk duymaktadırlar. Suya basmak. Önce harpler yüzünden (93 Harbi. Böyle durumlarda meclis toplanıyor. Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı kastediliyor) sonra da geçim derdinden çok göç verilmiş. nüfusun geçimine yetmemesinden kaynaklanan sürekli bir göçtür. üstüne güzel bir örtü konmuş bir tepsiyle sünnetçiye bahşiş toplar. Kibrinaz İşçi. Şavşat’a 6 km mesafededir. Ancak iletişim daha çok cep telefonuyla sağlanmaktadır. Şubat ve mart aylarında yaptığımız alan çalışmaları sırasında köyde kapısını çaldığımız birçok evde yaşayanların. Kirve. Bu durumun bizce en önemli sebebi köydeki ekonomik faaliyetin. Ulaşım Yavuzköy Şavşat-Ardahan karayolunun üzerindedir. Kirvenin verdiği bahşiş beğenilmezse kirve suya basılıyor. İzmir. kahve içilir. Sünnet düğünü çalgılı ya da çalgısız olabilir. Kirvelik hususunda bir rekabetin yaşandığı durumlar da olur. kesmesini istiyorlar. Düzenli gazete okuma alışkanlığı yoktur. Nüfus Yavuzköy muhtarı Fahmettin Topçu.

binlerce kişi KGB tarafından cezaevlerine atıldı. Orta Asya ve Sibirya’ya sürgün macerası böyle başladı. Rus askerleri silâh zoruyla Türklerin evlerine girdiler. Rusya’nın metruk köylerine 3-5 aile şeklinde yerleştirildi. birkaç saat içinde sürgüne gönderdiler. Dillerini. Ahıskalıların Türk olması ve Türkiye sınırında yaşamasıydı. İnsanlar silâh zoruyla hayvan vagonlarına 80– 100 kişilik gruplar halinde dolduruldular. 1944–1956 yıllarında 12 yıl süren sıkıyönetim ve KGB gözetimi altında hayatlarını sürdürdüler.000’den çok insan ikinci bir sürgüne.000’i çocuk olmak üzere 30. 1961 yılında kurulan Vatana Dönüş Cemiyeti Başkanı Enver Odabaşı ve arkadaşları. Sovyetler Birliği’nin önceden aldığı kararı uygulayarak beş ilçenin 220 köyünde yaşayan ve 100. Bu soykırım. herkesin gözü önünde kurşuna dizildi. 5000’den fazla ev yakıldı ve 100. 1921 Moskova Antlaşması’yla Gürcistan’a terk edilen Türk yurdu Ahıska’da bir insanlık dramı yaşandı. Yıldönümü Dr. yaşlı hasta. “Biz Müslüman Türk adıyla Ahıska topraklarına yerleşmek istiyoruz. Sürgünün tek sebebi. 20-40 yaş arası 40 bine yakın insanını İkinci Dünya Savaşı’na asker olarak gönderen Ahıskalılar. ağlama. ölenleri trenlerden aşağıya atıyorlardı. KGB’nin baskı ve zulümlerine rağmen Ahıskalılar Ahıska topraklarına dönme mücadelesini korkmadan ve bıkmadan devam ettirdiler.” diye müracaat edince. hatta turist olarak dahi gitmesine izin verilmedi.000’den fazla kişi vefat etmiştir. Böylece daha önceden Rusya’nın hazırlamış 46 Bizim Ahıska . Fakat Ahıskalıların vatan topraklarına geri dönmesine. Rus ordusuna karşı koyanlar. Özbek Türkleriyle Ahıska Türkleri arasında KGB’nin provokasyonları sonucunda çıkan çatışmada 300’den fazla Ahıskalı hayatını kaybetti. sızlama. yüzlerce aile Sibirya’ya sürüldü. Asgarî insanlık icabı olan her faaliyet için özel izin alınması gerekiyordu. 1956 yılında Stalin’in ölümünden sonra sıkıyönetim kaldırıldı. Böylelikle gece vakti vagonlar uzun bir yolculuğa çıktı. dinlerini. Kefensiz ve mezarsız cesetler Sibirya’nın beyaz karları üzerinde yırtıcı hayvanlara yem olmuştu. Binlerce insanı birkaç saat içinde kamyonlarla demir yolu boyuna taşıdılar. Gitmek istemeyenler. bu sürgün gecesini şöyle anlatmaktadır: “Rus askerleri.000’in üzerindeki yerli halkı. Bu insanları saygıyla anıyor ve ölenlere Allah’tan rahmet diliyoruz. halkımıza reva görülen bu alçaklığı insanlığın vicdanına havale ediyoruz. Sürgün ahali. Yer gök Allah Allah haykırışlarıyla inliyor. Bu savaşan insanların aileleri tamamıyla sürgüne gönderildi. İbrahim AGARA 15 Kasım 1944 tarihinde. Bir yazar. çocuk ayrımı yapmadan silâh çekerek bütün insanları hayvan vagonlarına tıka basa dolduruyorlardı.Ahıska Türkleri Soykırımının 65. yıllarca hür dünyadan gizli tutuldu. soğuk- tan. hıçkırık sesleri kulakları sağır ediyordu! Silâh sesleri ve köpek ulumaları bütün geceyi cehenneme çevirmişti. Askerler. açlıktan ve hastalıktan 17. cephelerde 25 bine yakın kayıp verdi. -15/20 derece soğukta açlık ve yoksulluk içinde yaşama mücadelesi vermeye başladılar.” Şimdi insanlık âlemine soruyoruz: Bu insanların suçu neydi? Nerde bu insanların cesetleri? Bunun hesabını kim verecek? Bu yapılanlar soykırım değil de nedir? Ne yazık ki ne Gürcistan devleti ne Rusya ne de eski Sovyetler Birliği yapılanları kabul etmiyor. Kırk gün süren bu yolculukta. Bundan dolayı 1989 Özbekistan-Fergana olayları yaşandı. Birçok gizli teşkilâtlar kuruldu. Kış ortasında Orta Asya çöllerine gelen Ahıskalılar. 1956 yılından sonra Ahıska Türklerinin Ahıska’ya dönüş mücadelesi başladı. Merkez komitenin asimilasyon politikasına karşı dik durdular. Biz. geleneklerini korudular.

Türk soyunu yok etme teşebbüsüdür. filmler ve tablolar yapılsa yeridir. s. TBMM. Fakat aradan on sene geçmesine rağmen herhangi bir uygulama gerçekleştirilmedi. Temmuz 2007 tarihinde “40. Hatta bu hadise iç içe birçok faciadan meydana gelmektedir. 1999 tarihinde Avrupa Konsey’ine üye olurken. Ahıska vatan toprağıdır. Bunları hemen her sayımızda kahramanlarının ağzından sizlere sunmaya çalışıyoruz. Bizler. Ahıskalılara yapılan en büyük saygısızlıktır. Bazı sebeplerden dolayı (ekonomik kriz ve terör yüzünden) iskânlı göç durduruldu. 199). altı yaşında bir kız çocuğunun elinden tutmuş. Bize Meshi demeyi uygun buluyor! Bu uygulama.07. unutturmayacağız. “Vatan toprakları kutsaldır. Letifşah Barataşvili’nin hatıralarında şöyle bir sahne anlatılmaktadır: “Silâhlı bir subay. Hiç kimsesi yoktur. Ahıska Türklerinin Ahıska topraklarına yerleşmek istemesi onların en tabii hakkıdır. Türkiye’nin ve Ahıskalı liderlerin çabasıyla Gürcistan Parlamentosu. bir bir vagonları gezdiriyor. Anası da bir hafta önce vefat etmiştir. bütün insanlığın vicdanını kanatan büyük bir faciadır. Ne yazık ki bu yasa da Ahıska Türklerinin Türk ve Müslüman adıyla Ahıska topraklarına yerleştirilmesinden bahsetmiyor.000’e yakın insan iskânsız göç ederek Türkiye’nin muhtelif yerlerine yerleşmiş bulunmaktadır. Bu kanun esas alınarak 180 aile Iğdır’a iskânlı göç etti. İnsan ihtiyacı olan topraklara çalışkan. vatan toprağımdan asla ve asla vazgeçmem. Onu da beraber götürün. Ben Ahıskalıyım.000’e yakın Ahıskalı. Bu facialar arasında biri var ki uğruna ağıtlar yakılsa. bir soykırımdır. Kaderine terk edilemez!” Rica 1944 yılı sürgünü. Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra bağımsız Gürcistan Devleti.” Bunları duymamalıktan gelmek bir insanlık suçudur. Elimizden alınan bu kutsal topraklardan da asla vazgeçmeyeceğiz. bizim Türk olduğumuzu bir türlü kabul etmek istemiyor. Her ailenin hatta her insanın ayrı bir faciası vardır.1992 tarihinde 3835 sayılı Ahıska Türklerinin Türkiye’ye Göç ve İskânına Dair Kanun’u çıkardı. Bizim Ahıska Bizim Ahıska 47 . Diyor ki: Bu çocuk yetimdir. Eski Sovyet topraklarında yaşayan 400. Ahıska Türklerinin kendi topraklarına yerleştirilmesine söz verdi. dürüst ve eğitimli insanlar yerleştirerek ekonomisini canlandırdı. Bakü 1990. 15. Avrupa Konseyi’nin. yırtık pırtık elbiseler içinde. 02. Ahıska topraklarına dönüşle ilgili birkaç defa yasa çıkmasına rağmen Gürcistan Devleti dönüşe engel olmuştur. Ricamız şudur: Burada anılan altı yaşındaki kız çocuğu hayattaysa bugün 70’li yaşlarda bir hanım olmalıdır.” (Diderginler. Esasen Gürcistan. Mustafa Kemal Atatürk’ün ifadesiyle. İnsan her şeyden vazgeçer ama vatan toprağı ve bayrağından asla ve asla vazgeçemez.000’e yakın Ahıskalı da Ahıska topraklarına yerleşmek için çaba göstermektedir. dedelerimize ve babalarımıza karşı yapılan bu soykırım ve insanlık dramını unutmayacağız. 50.olduğu senaryo gerçekleşmiş oldu. Her şeyden vazgeçerim. Babası cephededir. Yıllarda Gürcistan topraklarından sürgün edilen vatandaşların geri dönüşüyle ilgili yasa”yı çıkardı. Hâlbuki Ahıskalılar 65 seneden beri şunu diyor: “Ahıska benim vatanımdır. Ahıska’ya gitmek ve orada yaşamak istiyorum. Bu da Avrupa Konseyi’nin veya diğer güçlerin baskısıyla değil Gürcistan Devleti ve Ahıska Türklerinin isteği üzerine yapılmalıdır. Onu gören veya bilenlerin dergimize haber vermelerini önemle rica ediyoruz. Ama iskânsız göçler halen devam etmektedir. Anlatmaya çalıştığımız bu olay. Ahıska Türklerine yapılan bu soykırım Türkiye’yi de tedirgin etti. 2005 yılında Rusya’dan ABD’ye mecburî olarak göç ettirildi.

Nadur? (Degirman) 59. Gögdan endi bir quş. Axşama biza gâlan kimidi? Nadur? (Uyku) 69. Demur qapının kilidi.Şavşat’ta Söylenen Bilmeceler-II Av. Suyun içinda bir yilan. Ha dolaş ha dolaş… Nadur? (Minare) 52. Dağdan gâlur. Bir baxdım heç yox. Vax dedi. Uci kürek. Herkeş ona inana. Bir baxdım yemyeşil. 5. İş görürkan tam yerına varınca. Atın derısi. Bir baxdım qapqara. Qarannux dereda avi bögürür. ağız) 61. Nadur? (Ekimden hasada buğday tarlası) 57. çamın yarısi. Mercanın ucunda ateş. Bir quyi. Bunların çoğunu Şavşat’ın Akdamla köyünden Vespiye Torun(80)’dan derledik. Nadur? (Bişi) 65. Nadur? (Fener) 68. Yem yiyer göbeğinden. Qıça meraqli. Qara qatır. Alti oynar. Bir baxdım top top. Dibi qıllanur. 51. Na içar na yer. Katır qulun atmaz. Quyinin içinda suyi. Ölüma çare olmaz). Tik durur otlar. Üsti oynar. 6. Uci sallanur. Yan üsti yatur. Nadur? (1. Nadur? (Selgâh/sel) 55. Çig yumurta soyulmaz. Nadur? (Gaz lambası) 64. Deniza kopri qurulmaz. Nadur? (Sandalye) 67. Ola ki bu nasıl kuş. Bir quş gâlur hağıldan. Ögüna oturdum. Bismillah der misin demaz misın? Nadur? (Kaşık. Kemeri var belindan. Sadeca soluğ alur. Nadur? (Körük) 60. Alti qaynar. Üsti qaynar. Nadur? (El değirmeni) 62. Bir baxdım sapsari. Mum dibına işıx vermaz. Bir kükramiş aslan gâlur. Yilanın ağzında mercan. Bir küçücük manana. Hasan TORUN Dergimizin önceki sayısında verdiğimiz 50 bilmece/açacaktan sonra derlediğimiz diğer açacakları da bu sayıda sunuyoruz. Yeddi şeya yox dedi. İlidi milidi. Ax dedi. Delugüna baturdum.Goga direk olmaz. 4. Yıldızlar sayılmaz. Nadur? (İğ) 66. 7. Dört ayaxli.) 48 Bizim Ahıska . Nadur? (Ot) 54. Tavux işamaz. taştan gâlur. Nadur? (Sahat) 53. 3. 2. Nadur? (Sandık-anahtar) 63. İçi taş dişi taş. Nadur? (Kalbur) 58. Anan ögünda sallanan nadur? Nadur? (Elek) 56. gerısi inca.

Uzun tarlanın uzuni. Abdes alur namaz qılmaz. Ay angut angutlar. Nadur? (Soko/mantar) 82. Tarla bayaz. Nadur? (Beşik) 71. Oyanda qaya. Nadur? (Kar) 93. Biçax açar qapısıni. El ekar. Allah yapar yapısıni. bayazi haram. Nadur? (Cenaze) 76. Nadur? (Öküz arabası/Kağnı) 88. Nadur? (Ateş) 83. İki müezzin. Bilmece bildirmece. Nadur? (Güneş) Vesbiye Torun değirmende (solda) Bizim Ahıska 49 . Quyrux dolanur. Yer altında paslanmaz. Qız duvara tırmandi. Naydur? (Kur’an) 85. Nadur? (Yılan) 77. Cemaattan geri durmaz. Yer altında kürkli xoca. Bayquşlara eş ola. Sekiz ayax. Gögda var. Çek boynuni. Sabağinan qaxtım. İki tekir bir sallama. Nadur? (İnek) 95. Kara kütük. Nadur? (Yumurta-Civciv/çuçul) 89. Fadime pat pat. Nadur? (Sümük) 91. Dallari budax kimi. Un bulanur. El vermasan yol vermaz. Tek ayax. bir imam. İlmendi ilmendi. Nadur? (Kabak/Karpuz) 74. Nadur? (Oruç) 84. Nadur? (Tespih) 98. Dört asma. Boyni egri Nadur? (Soba) 81. Çek atım çekmaz atım. Nadur? (Soğan) 94. qırx buynuz. Sari ziyaya baxtım. Cannidan cansız doğar. Yattuği yerda ot bitmaz. Bir öküzüm var. Qız duvardan enmadi. Nadur? (İsim) 92. qanadi yox. Nadur? (Gaz lambası) 86. Poxi baban canına. Tepesından yumurtlar. Dibından su içar da. Nadur? (Quyi/kumaş dokuma tezgâhı) 80. Naydur? (Kapı) 79. Babam deve. Şekera benzar. Sabaxtan qaxtım. İlmendi galanaçax.70. Bağırur oğlax kimi. Ezduğum mezduğum. Doxsan doxuz cemaat. Cansızdan canni doğar. dört basma. İçına girduğum. Nadur? (Kuymak) 73. buyanda qaya. Nadur? (Altın) 90. Boz oğlani yola vurdum. Nadur? (Sabun) 99. Qarasi halal. Yük yüklasan götürmaz. başi papax. Taki taki varduğum. Gögdan endi yera yapuşti. Nadur? (Mısır ekmeği/Çadi) 97. Yusufi yiyan qurtlar. Yol altında kapaxli zandux! Nadur? (Mezar) 75. İçında sari maya. Egilur su içmaya. toxum qara. Anan ögüna dayattım. Nadur? (Şemsiye) 96. El üstunda kaydırmaca. Holuğuna soxtuğum. girmem eve. Su üstünda islanmaz. Dağdan gâlur dağ kimi. Tek kayadan geçmaz atım. Kenerlarıni gezduğum. El verursan yol verur. tadi yox. Nadur? (Degirman-Un) 87. Nadur? (Kutan-Öküz) 78. Dereda avi bögürür. Yılda gâlur üzümi. dil döşürür. Bağ ola bayquş ola. girsın eve. Buni kim bilmiş ola. Alaca bulaca boyattım. Eteklari qat qat Nadur? (Lahana) 100. Satsan baha gaturmaz. Nadur? (Mısır) 72.

Amasya halkı başlığı altında. âdeta kartpostal edasıyla sizi kendine çekiyor. bu bölümde dikkatimizi çeken bilgiler arasında. Pontos dönemi. Ayrıca 1921-Moskova Antlaşması’yla Sovyet Gürcistan’ına bırakılan Batum’un Müslüman halkının bir kısmının da buraya yerleştirilmesi. Asıl bahisler. Pontos dönemiyle başlanmış. harita vb.. 5000 Evlâd-ı Fâtihan’ın ve Şirvanîzadeler’in de vilâyete iskânı. Kitabın ilk sayfalarında Vali Halil İbrahim Daşöz’ün Takdim’i ve eserin yazarı Zeyrek’in Önsöz’ü yer almaktadır. Mukavva kapak içinde 108 renkli sayfadan meydana gelen kitabın ebadı da dikkat çekici. kaynaklara dayanılarak Amasyalıların hangi kavimlerden. Amasya Coğrafyası başlığı altında bölgenin tarihî coğrafyasıyla başlamaktadır. Sanki daha şirin. Bunlar arasında Yunanlardan önce şehrin sakinlerinin Türkler olduğu ve şehrin isminin Âmas adında bir kişiye dayandığı iddiası dikkat çekiyor.. MÖ. fotoğraf. hangi kabilelerden. Yine Amasya için farklı dönemlerde Bağdadü’r-Rûm’dan Kasrü’s-Selâtîn’e kadar on ayrı ismin kullanıldığı belirtiliyor. 63 yılında Romalıların Pontos Krallığına son verişi anlatılırken şu satırlar üzerinde uzunca düşün- Yunus Zeyrek tarafından yazılan ve Amasya Valiliğince bastırılan “Amasya’nın Altın Tarihi” adlı kitap okuyucuyla buluştu. Hatta bir albüm karıştırdığınız hissine kapılıyorsunuz. geniş bir şekilde ele alınmış. Altı ana başlık ve bu başlıklar altında çeşitli alt başlıklardan oluşan eserin sonunda da zengin bir kaynakça görüyoruz.“Amasya’nın Altın Tarihi” Ünal KALAYCI ismiyle ilgili açıklamalar ve bu şehir için tarihte kullanılmış diğer isimlerle ilgili bilgiler verilmektedir. ayrıca Pontos Krallığını kuran ailenin bir Pers sülâlesi olduğu anlatılmış. 28) ifadesi. Pontos ismiyle ilgili iddialar ve bunlarla ilgili izahlar verilmiş. hangi boy ve oymaklardan oluştuğu ayrıntılı olarak ele alınmış. Amasya Tarihinin Ana Çizgileri başlığı altındaki bahislere. görüntü. Sarı. Bunlar içinde “Pontos isminin aslı Pon olup bu da Hun isminin bozulmuş şeklinden ibarettir” (s. Amasya 50 Bizim Ahıska . mat ve parlaklığın birleştiği sayfalara serpiştirilmiş tam 74 resim. Son zamanlarda Yunanî anlamda Pontosçuluğun bilimsel temelden yoksun olduğu açıkça ortaya konulmuş.

87) ifadeleri. Bayezid. ciddî kaynaklar ışığında ele alınmış. 1175’te Danişmend ilinin Selçuklular tarafından fethiyle başlayan yeni dönem. bu eserin süzme bilgilerle meydana getirildiği anlaşılmaktadır. II.” (s. Yavuz. kitabı zenginleştirmiş. Evliya Çelebî. Amasya’nın Altın Tarihi.memizi gerektiriyor: “Roma döneminde Hristiyanlığı kabul etmesi için büyük baskı ve zulüm yapılmıştır. mavi bulutlar içinde kaybolur. Atatürk’ün el yazısıyla yer verilen Amasya Tamimi. her şehre nasip olmayan ve okuyucuyu sıkmayan nefis bir kitap. Amasya’nın camilerinden ziyaretgâhlarına kadar. Bilhassa Merzifon’da Amerikan Koleji adındaki okulun yaptığı yıkıcı etkiler millî bir duyarlılıkla çarpıcı bir şekilde dikkatlere sunulmuş. Şeyh Bedrettin isyanı yine Amasya ile anılan olumsuz şeyler olarak kitapta yerini almış. Amasya’yı kuruluşundan günümüze kadar bir belgesel tadıyla anlatmış. Kadı Burhaneddin Beyliği ve bunlara paralel olarak muhtelif bahisler. son dönemde Amasya ile özdeşleşmiş tarihî bir olay olarak kitapta yerini almış. görev yapan. Amasya’nın 1068’de Selçuklular tarafından fethi ve bu noktada Danişmendli dönemi ve kültür hayatımız için çok önemli eserlerden biri olan Danişmendname’den yararlanılmış. Esat Uras ve İsmail Hami Danişmend gibi renkli şahsiyetler başta olmak üzere on sekiz portreye yer verilmiş. Açık havada öğle zamanı. Şehzade Ahmet. Kitapta. dile hâkim bir ustanın etkileyici üslûbuyla kaleme aldığı. Evliya Çelebî’nin ünlü Seyahatnamesi’nde yer alan Amasya’yla ilgili bahislerden meydana gelmektedir. Kitabın son bölümü. çocukluğu burada geçen şehzadeler dönemi de renkli bir üslûp ve resimlerle verilmiş. Çelebî’nin Amas- ya tasviridir. İlhanlı ve Artana dönemleri. Seyyid Nigârî. İsmi de cismi de altın olan bu esere emek veren müellifi ve eseri gün yüzüne çıkaranları tebrik ediyoruz Not: Kitap için iletişim telefonu 0358 218 49 80. Fatih. II. Mihrî Hatun. Çepeçevre alanı 9060 adımdır…” (s. Kitabın arkasında yer alan kaynaklardan ve kuvvetli bir dil ve üslûp üzerine kurulan metinlerden. Millî şuurla yazılan bu kitabı okuyan bütün Amasyalıların böyle haşmetli bir mazinin üzerinde durdukları için kendilerini daha güçlü hissedeceklerine şüphe yok. ev damları görünür ki bir iç kaledir. 1353 yılından sonra Amasya’nın Osmanlı yönetimine geçmesi ve sonrasında Amasya’da yetişen. “Eski Komşularımız: Ermeniler” başlığı altında Ermeni faaliyetleri anlatılmaktadır. Zirvesindeki burçları ve çok yüksek surları. Akşemseddin gibi büyük âlimlerin de bu kişiler arasında yer aldığını okuyunca şaşırmadık desek yalan olur. Bu bilgiler sistemli hale getirilerek yirmi beş alt başlık altında verilmiş. Teodos zamanında Hristiyan olmayan tek kişi kalmamıştır. Dipnotlara boğulmayan ama verilen her bilginin de kaynağı bir şekilde ifade edilen eser. Murad. kale içindeki cami minareleri. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa. hazin bir şekilde hayata veda eden Şehzade Mustafa… Timur’un 1402’de Amasya’yı alması. BİZİM AHISKA DERGİSİNİ OKU OKUT ABONE OL ABONE BUL TAVSİYE ET SADECE 25 TL POSTA ÇEKİ NO: 403 598 Bizim Ahıska 51 . bu bahisleri Seyahatname’nin aslından alarak kullanmış. 37) Roma ve Bizans döneminden sonra başlayan Selçuklu Türk devirleri sırayla ele alınmış. Bunlar arasında kimler yok ki: Çelebî Mehmed. Baba İshak isyanı. Beşinci ana başlık altında ‘Amasya’da Yetişen Ünlüler’ kısa kısa tanıtılmış. medreselerinden kervansaraylarına kadar pek çok şeyden bahsetmiş. “Kalesi göklere doğru yükselir. Âşık Paşa. Zeyrek. Şehzade Alaeddin.

uzaklarda kalan yakın akrabalarını özleseler de onlar Türkiye topraklarında bulunmaktan son derece memnunlar. vatan topraklarında nasıl toplanırız? Her şey bizim çabamıza isteğimize bağlı kızım. Zaim dede. 1944 sürgününden sonra 1989’da çıkan Özbekistan’ın Fergana Vadisinde patlak veren olaylar sonucu ikinci bir sürgünle karşı karşıya kaldılar. Eğitim en son plana atılmıştı. Bizim vagonumuz yine iyiydi. Bizden başka sürgüne maruz kalan diğer milletlerin hepsi vatanlarına geri döndüler. Bu yüzden sürgün dönemindeki gençler eğitimsiz kaldılar ve geçimlerini tarlada gece gündüz çalışarak sağladılar. Size göre halkımız bir araya nasıl gelir. Daha sonra Andican’da ancak onuncu sınıfa kadar okuyabildim. Gürcülerle çok iyi geçiniyorduk. sürgünü ve Türkiye’deki yaşayışı sordum. Başarılı bir şekilde okuluma devam ederken sürgün edildik. Bunu yapacak olan da eli kalem tutan. Bu sürgün nereden çıktı? Sürgünün belirtilerini hiç hissetmediniz mi? Sürgünden önce iyi bir hayatımız vardı. Çoğunun çalışma izni ve sigortası yok. kızım nerede olursak olalım bir araya gelmedikçe bu sıkıntılar hep olacak. 52 Bizim Ahıska . 1954’te de ailece Namangan vilâyetinin Kogay köyüne yerleşmişler. Türkiye’de sosyal hayata ve kültürel faaliyetlere katılma yönünden bir sıkıntıları yok. Bizler sadece birbirimizden kopuk vaziyette gurbetlerde yaşıyoruz. Dileğim inşallah bir gün bütün Ahıskalılar vatan topraklarında bir arada yaşarız. Özbekistan’dan mecburen çıkartılarak Rusya başta olmak üzere dünyanın dört bir yanına savruldular Türkiye Cumhuriyeti. Yetmiyormuş gibi evlerimizden barklarımızdan kopararak binlerce kilometre uzaklara sürgün ettiler. Bu bile büyük bir şanstı benim için. susuzluk ve soğuk bir arada yaşanıyordu. Zaim dedenin Özbekistan yılları bin bir sıkıntıyla dolu. bir problemimiz yoktu. Bazı maddî sıkıntıları olsa da. Türkiye’de yaşamak nasıldır? Burada da sıkıntınız var mı? Evet. 2009 yılı yazında yaptığım Türkiye seyahatimde Bursa’da yaşayan Zaim dedeyle konuştum. Huzursuzluk yoktu aramızda. Gürcülerle aynı mektepte okumamıza rağmen hiçbir ayrım söz konusu değildi. Bugün Bursa başta olmak üzere İzmir. 1930’da Ahıska’nın Mugaret köyünde dünyaya gelmiş. O şartlar altında yaşama mücadelesi vermek gerçekten çok zordu. nereden bilecektik… Tatsızlık. Bugün bizlerin bu durumu zalim Stalin’in kurduğu planlarının eseridir. Ölüleri vagonlardan alıp dışarıya vahşice atıyorlardı. Yemek oralara kadar yetmiyordu. Sovyetler Birliği’nin dağılma sürecinde yalnız kalan Ahıska Türklerinin elinden tutmak amacıyla. Bizleri sırf Türk olduğumuz için yerli halka nefret ettirdiler. 1944 felâketinde. Türkiye’ye baktığımızda şu anda birçok Ahıskalı işsiz. İstanbul ve Denizli’de birçok Ahıskalı yaşamaktadır. Zaim dede şimdi altı çocuğu ve torunlarıyla beraber Bursa’da mutlu bir hayat yaşamaktadır… Zaim dedeye Ahıska’dayken okula gidip gitmediğini soruyorum. Bize yapılanlar Rusların kurduğu bir oyundur kızım. Sanki aynı millettenmiş gibiydik. yemek veriyorlardı. anlaşmazlık yoktu. acımasız askerler vardı. Bir grup Ahıskalıyı getirip Iğdır’a yerleştirdi. Bu olaylarda yüz bine yakın Ahıskalı. Sürgünün ilk yılları açlık susuzlukla geçmiş. Çünkü o zamanlar Ahıskalıların durumu çok kötüydü. Herkes çalışıp çabalama derdindeydi. Sert bakışlı. Açlık. Kırk gün boyunca hayatta kalabilme savaşı verdik. Diğer vagonlarda durum çok kötüydü. Özbekistan’ın Andican vilâyetinde sürgün treninden indirilmiş.Zaim Dedenin Anlattıkları Nilüfer DEVRİŞEVA Ahıska Türkleri.07. Böyle olunca da hayat zorlaşıyor. Azim ve gayretle yıllar sonra ev bark sahibi olmuş. 2005’te de ailece Türkiye’ye göç etmişler. Ahıska’daki hayatını. düşünen gençlerimiz ve hiçbir zaman yardımını esirgemeyen Türkiye Devletidir. O zamanlar her şey iyiydi.1992 Tarihli 3835 Sayılı Ahıska Türklerinin Türkiye’ye Kabulü ve İskânına Dair Kanun’u çıkardı. Hayatta kalabilenler bugün buralara kadar geldik. 02. Yaşlılar emekli maaş alamıyorlar. kısaca sürgünü nasıl hatırlıyorsunuz? Sürgün çok ağır şartlarda geçti. Bunu müteakiben binlerce hemşehrimiz Türkiye’ye geldi. Yıllar önce vahşice koparıldığımız topraklara geri dönmek en büyük hakkımız. Korkumuzdan kimse itiraz edemiyordu. bazı çalışmalar yaptı. Tek isteğimiz bu problemlerin çözülmesi ve huzurumuzun bozulmaması. Peki. Tam altıncı sınıfa kadar Gürcü mektebinde okudum kızım.

mutluluk ve başarılar dilediler. Büyükelçi Serpil Alpman’ın görev süresinin sona ermesi dolayısıyla Bişkek’te veda programı düzenlendi.. Göreve başladığı günden bu yana Kırgızistan-Türkiye arasında kurduğu sıcak ilişkilerle gerek siyasî.” dedi. Alpman’a deri kaplı bir satranç hediye etti. son iki seneden beri yerini sıcak ilişkilere bırakmıştı. Alpman. Büyükelçi Serpil Alpman’a meslektaşları tarafından birbirinden güzel hediyeler verildi. Ankara’da faaliyet gösteren Posoflular Derneği.. Serpil Alpman. Bişkek’e veda etti. gerek görevi sırasında yaptığı her türlü desteğiyle gerekse veda töreninde Başkan Mürefeddin Sakıboğlu’na gösterdiği yakınlıkla göstermiş oldu. Ahıskalıların gönlünde taht kurmuştu. BÜYÜKELÇİ SERPİL ALPMAN BİŞKEK’E VEDA ETTİ Ahıska Türkleri tarafından düzenlenen toplantılara ve konferanslara katılan Büyükelçi Alpman. Bu zaman zarfında denilebilir ki Alpman. Alpman. Hayat Oteli’nde düzenlenen veda programına.. Büyükelçi Alpman’a bundan sonraki meslek hayatında sağlık. Nilüfer Devrişova POSOF DERNEĞİNİN İFTARI 2005 yılından beri Türkiye Cumhuriyeti’ni Kırgızistan’da temsil eden Büyükelçi Serpil Alpman. bu halkın vatana dönmesi için elimden gelen her türlü gayreti göstereceğim. Gelecekte nerede olursam olayım. Haberler. Haberler... Ahıskalılar.Haberler. Ahıskalıların yoğun olduğu köyleri de dolaşarak insanların dertleriyle yakından ilgilendi.. “Ahıska Türklerini hep güzel duygularla hatırlayacağım. Ahıska Türklerine verdiği değeri. Kırgızistan Ahıska Türkleri adına teşekkürlerini ileten Başkan Mürefeddin Sakıboğlu. Alpman’ın veda programına Kırgızistan Ahıska Türkleri Derneği Başkanı Mürefeddin Sakıboğlu da katıldı. gerek ekonomik ve gerekse kültürel yönden çok başarılı diplomatlık yaptı. Kırgızistan’daki bütün Ahıska Türklerine teşekkür etti. Kırgızistan Dışişleri Bakanı Yardımcısı Ruslan Kazakbayev olmak üzere birçok Kırgız-Türk işadamları ve diplomatlar katıldı. Serpil Alpman’ın Büyükelçilik görevine başladığı ilk zamanlarda Ahıska Türkleriyle arasında hissedilen mesafe. Kızılay-Enerji Otel’de verilen yemeğe çok kalabalık Bizim Ahıska 53 . 5 Eylül akşamı hemşehrilere bir iftar yemeği verdi.

Avrupa Konseyi süreciyle 1944 yılında sürgüne giden Ahıska Türklerinin vatana dönüşüne dair kanun çıkardı. Ahıska’ya dönmüş ailelerden biri olan Abamüslim ve Dilara çiftinin Azerbaycan’da okula başlayan ilköğretim çağındaki oğlu Yaşar Arifov’u Posof Halitpaşa YİBO’ya kabul etti. ertesi günü dergimizi ziyaret etti. Posof Kaymakamı Sayın Köken’i bu örnek davranışından dolayı tebrik eder.bir hemşehri grubu iştirak etti. Henüz okullar yeni açıldığından bütün öğrenciler Ankara’ya gelmemişlerdi. Bayramlaşmada derginin Genel Yayın Yönetmeni Yunus Zeyrek ve Yayın Kurulu Üyesi Prof. Yaşar’ı sınıf arkadaşlarıyla tanıştırdı ve her türlü ihtiyaçlarının karşılanacağını söyledi. 21 Eyül’de dergimizin idarehanesinde bir araya geldiler. Ahıska’ya açılan Türkiye kapısının merkezi Posof. Çok duygulu bir ortamda gerçekleşen iftar programına Posof Kaymakamı Muammer Köken de katıldı. Kaymakam Köken’i makamında ziyaret ederek memnuniyetlerini bildirdi. Posof Kaymakamı Muammer Köken. Aile. Ankara’da yaşadıkları hâlde büyük şehir şartlarında kolay kolay bir araya gelemeyen dostlar adeta hasret giderdiler. Bu cümleden olmak üzere Posof Kaymakamlığı. civarında aile. o günün hatırası olarak kaldı. Dr. Ramazan Bayramının ikinci günü. Bizim Ahıska 54 Bizim Ahıska . İlyas Doğan da bulundular. Ankara’da bulunanlardan bir grup. Tabii ki hayata yeniden başladıkları memlekette başta eğitim olmak üzere alt yapı imkânları hayli sınırlı. Bizim Ahıska dergisi. Halitpaşa Yatılı İlköğretim Bölge Okulu Müdürü Alpaslan Tekel. Etimesgut Dernek Başkanı Aydemir Yaşar. Bu küçük hemşehri toplantısında da sohbet Bizim Ahıska ve Posof üzerineydi. Posoflu kardeşlerinin arasında okumanın sevincini yaşamaktadır. Bu yıl 8. DERGİMİZDE BAYRAMLAŞMA Ahıskalı gençler. atalarının yaşadığı topraklara dönmüş bulunmaktadır. Bizim Ahıska bürosunda buluşarak bayramlaştılar ve sohbet ettiler. AHISKALI YAŞAR POSOF’TA OKUYACAK Gürcistan Parlamentosu. bunu bir başlangıç olduğunu ifade ederek daha sonra bu sayının artması için gerekenin yapılacağını bildirdi. Aşağıdaki fotoğraf. Bazı aileler ise bu süreci beklemeden kendi imkânlarıyla ata yurduna döndüler. İlköğretim Müfettişi Arif Kartal. 2007 yılında. Ahıskalı hemşehrilerine kardeş eli uzatmanın gayreti içinde. MKEK (Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumu) Müfettişi Mehmet Öztürk ve Karayolları Genel Müdürlüğü Daire Başkanı Laçin Akçay da iştirak ettiler. Dernek Başkanı İrfan Topçu ve Kaymakam Köken birer konuşma yaptılar. Posof Kaymakamı Muammer Köken. Bu ziyarete Ankara Dernek Başkanı İrfan Topçu. 2008 ve 2009 yılları boyunca vatana dönüş için Gürcistan makamlarına müracaatlar devam etmektedir. sınıfa kaydolan Yaşar. Bugün Ahıska’da 50 Yaşar’ın anne ve babası Posof kaymakamıyla.

Bu inceleme sonucunda 50 adet kurban hissesi satın alındı. 1944 sürgünüyle karanlığa gömüldü. Ahıska’da faaliyet gösteren Mesket Türkleri Derneği Başkanı Hasanbey Müseddinoğlu. ata yurtlarına dönen Ahıska Türklerine kurban bağışı yaptı. ya yıkıldı. Bir gün o camilerde de namaz kılacağız diyerek yarınlara umutla bakıyorlar. ya da samanlık olarak kullanıldı. Ahıska’da faaliyet gösteren dernek temsilcileriyle de görüştü. Cemaat toplanıncaya kadar hoca Kur’an okuyor ve vaaz ediyor. Onlara. Piyasa yoklaması yapıldı. 55 . Sürgünden dönen bir kısım Ahıskalı kardeşlerimiz. Yüzyıllardan beri Müslüman Türk ahalini yaşadığı ve ezanları semalara seslenen Ahıska. Kurban Bayramı münasebetiyle burada bir kurban kampanyası düzenleneceğini söyledi. Heyet. yıllarca sürgün yaşamalarına rağmen hâlâ umutlarını yitirmemişler ve Allah’ın her şeye kadir olduğuna inanıyorlar. İmam hutbeyi ayakta okuyor. İleride çoğaldığımızda hükümetimizden cami talebimiz olacaktır. Halil İbrahim Ataman . Camiler ya kapatıldı. 65 seneden beri azan okunmayan ve cemaati sürgün edilmiş olan Ahıska’da artık cemaat var ve Cuma namazı kılınıyor. Hep birlikte Ahıska hayvan pazarına gidildi. aileleri evlerinde ziyaret etti. şimdilik cuma namazlarını bir evin salonunda TÜRKİYE DİYANET VAKFI’NDAN AHISKA’YA 50 KURBAN Ahıska’ya dönerek hayata vatanda devam eden kardeşlerimizi Diyanet Vakfı yalnız bırakmadı. “Şimdilik vatana 50 aile geldi. Normal ev salonu olduğu için minberi yok. Kiliselerin faal olduğu Ahıska’da tarihî Ahmediye Camii müze olarak kullanılırken çevre köylerdeki camilerden yıkılmamış olanlar da samanlık olarak kullanılmaktadır! Ahıskalılar. Kurban bayramının birinci günü yine Diyanet Vakfı kontrolünde kesilecek kurbanlar Ahıskalılara emanet olarak teslim edildi. Müslüman Türk olarak ata yurtlarına dönmenin huzurunu yaşıyorlar.YILLAR SONRA AHISKA’DA CUMA NAMAZI kılıyorlar. Ahıska’ya giderek incelemelerde bulundu. Posof Müftüsü ve beraberindeki heyet. Zira yıllar sonra da olsa. Posof ilçe Müftüsü Şükrü Küçük başkanlığındaki bir heyet.” dedi. Namaz vaktinin gelmesiyle içeride ezan okunuyor. burada kurban olarak kesilecek hayvanların fiyatları hakkında bilgi aldı. Namaz sonrasında herkesin mutlu olduğu gözlerinden okunuyor.Posof Bizim Ahıska Türkiye Diyanet Vakfı.

Bunları anlatırken gözyaşlarını tutamadılar. Bu ikramdan sonra sofra duası edildi. konuşmasında şu sözlere yer verdi: “Şimdili vatan toprağına 50 kadar aile dönmüştür. Ahıska’ya dönmüş olan hemşehrilerimiz katıldı. Vatana dönen hemşehrilerimizin sıkıntılarını Gürcistan hükûmetine daha kolay iletmek amacıyla Cemiyetimiz faaliyettedir. Allah. Molidze. sürgünde ve sürgünden sonra aramızdan ayrılmış olan hemşehrilerimizi rahmetle anmak için toplandık. Bir mahşeri andıran 14-15 Kasım 1944 gecesi. 65 sene sonra vatana dönen Ahıskalılar. Bu istasyonda halkın nasıl toplandığını ve vagonlara nasıl doldurulduğunu. Şühedaya dualar gönderildi. Hatıra Fotoğrafı 56 Bizim Ahıska .” Halkın sürgün trenine bindirildiği demiryolu istasyonuna gidildi. Haçapurlar yenildi ve çaylar içildi. ana. Ahıska’da faaliyette bulunan Gürcistan Ahıska Türkleri Vatan Cemiyeti tarafından düzenlenen anma toplantısına. Yapılan konuşmalardan sonra Ahıskalı Şevket Hoca Kur’an okudu. Cemiyetin Tiflis Merkezi Başkanı İsmail Molidze’nin açış konuşmasıyla başladı. o günlerin acısını yaşayarak anlattılar. Bu yük vagonlarıyla sürüldük! Mehemmet ve Mustafa dede İsmail Molidze’nin konuşması. Çok duygulu anların yaşandığı programda gençler de konuştular. bunların cenaze namazı kılınmadan Rus askerlerince arazilere atıldığını anlattılar. Sürgünü yaşayan Mehemmet ve Mustafa dedeler o günü anlattılar. bu meş’um/uğursuz günü.Ahıska’da Hazin Bir Anma Töreni Halil İbrahim ATAMAN Aradan tam 65 yıl geçmesine rağmen acılar hâlâ unutulmadı. Gelecek günlerde daha çok hemşehrimiz gelecektir. Tam 65 sene önce bugün. Yolculuk esnasında soğuk. Bu acı hatıralarla büyüdüklerini ve bugün vatanda bu programı düzenlediklerini söyleyerek şimdi vatanda olmanın sevincini yaşadıklarını ifade ettiler. açlık ve hastalıktan sayısız insanın öldüğünü. O günleri yaşayanlar. Bugün burada. bu millete bir daha böyle acılar göstermesin. baba ve dedelerinden dinledikleri acı hatıraları dile getirdiler. vagonlara doldurularak buralardan sürülmüşlerdi. Onların ruhunu şâdetmek için Kur’an okuyacak ve dualar göndereceğiz. şimdi vatana dönmüş olan aileler tarafından adeta yeniden yaşandı. Program. yaşadıkları vahşet gününü anlattılar. Onlar. sürüldükleri yerde andılar. 15 Kasım pazar günü.

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful