BİZİM AHISKA

Üç Aylık Kültür Dergisi Yerel süreli yayın

Editörden
Muhterem Okuyucu, Kış mevsimi gelirken Bizim Ahıska dergisinin sonbahar sayısı size ulaşmış oluyor. Halkımızın 65 sene önce ana vatan Ahıska’dan sürgüne gönderildiği bu günlerde, dergimizin sayfalarını karıştırırken nasıl duygu ve düşünceler içinde olacağınızı şöyle böyle tahmin ediyoruz. Evet, dile kolay, tam 65 sene geçti o vahşetin üzerinden. Biz bu sayımızda sürgün hatıralarına daha çok yer vermeye çalıştık. O günleri anlatanlar, o zalimlikleri yeniden yaşıyorlar adeta. “Allah böyle bir günü kimseye göstermesin.” diyorlar. Ama tarih unutmayı asla affetmez; unutanı da unutur! Nerede olursak olalım, yaşananları unutmamak, kültürümüzü her hâl ve şartta yaşatmak mecburiyetindeyiz. Aklı başında toplumlar da böyle yapıyorlar. Aksi takdirde ya yeni felâketleri yaşayacağız yahut da kaybolup gideceğiz. Arkadaşımız Orhan Uravelli, sürgün belgelerinden bazılarını Rusçadan tercüme etti. Bu belgelerin, gençlerimize, insanlık âlemine, günümüzün ve yarının tarihçisine hitap edeceğini düşünüyoruz. Bendeniz, Kars, Ardahan ve Batum bölgesini içine alan Elviye-i Selâse’nin 1878-1921 tarihleri arasındaki macerasını kaleme aldım. Bu sayıdan itibaren dergimizin sayfalarında okuyacaksınız. 15 Kasım 1944 Sürgünüyle ilgili hatıralar ve portreleri merakla okuyacağınızı umuyoruz. Sürgünü yaşayan Bahadır Metan Enveroğlu, 65. Yıl duygularını yazdı. Ahıskalı gençlerimizden Melike İdris, Nilüfer Devrişova, Sabir Askerov, Şahismail Binalioğlu ve Ali Alioğlu’nun yazıları, farklı ağızlardan derlenen sürgün hikâyeleridir. Bu sayıda, Hasan Torun, Ünal Kalaycı, Turgay Akkoyun ve Ülkü Önal, kültürümüzün muhtelif yönlerini ele alan yazılar hazırladılar. Bütün arkadaşlarıma gönülden teşekkür ederim. Haberler ve diğer yazılar… Her sayıyı daha güzel bir şekilde sizlere sunmanın gayreti içindeyiz. Maddî ve manevî desteğe her zaman ihtiyacımız vardır. Ahıska’yla ilgisini kesmeyen, oraya gelen hemşehrilerimizle ilgilenen; Posof’ta ve çevrede dergimizin daha çok kişi tarafından okunması için samimî gayretini esirgemeyen Posof Kaymakamı Muammer Köken Beye içten teşekkürlerimizi sunarız. Baki selâm ve dua ile. Yunus ZEYREK

Yıl: 6 Sayı: 16 Sonbahar 2009 ISSN: 1305 -1997 Sahibi ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Yunus Zeyrek Yayın Kurulu Nevzat Pakdil, Prof. Dr. Yavuz Akpınar Prof. Dr. İlyas Doğan, Dr. Ali Kurt Ünal Kalaycı, Orhan Uravelli Yunus Zeyrek Redaksiyon Nusret Kopuzlu Yönetim Adresi Varlık Mah. Beypazarı Cad. No:39/1 Akköprü-ANKARA Tel: 0312 342 49 12 Kapak Ölüm Treni / Rüstem Eminov Haberleşme P. K. 24 Maltepe-ANKARA www.ahiska.org.tr e-posta zeyrek.y@gmail.com bizimahiska@ahiska.org.tr Posta Çeki Nu. 403598 Banka: Akbank Gazi Şubesi Hesap No: 932-85894 Tasarım - Baskı Payda Yayıncılık İnkılap Sk. Örnek İşh. 8/68 Kızılay/ANKARA Tel: 0.312.435 98 43 • www.paydayayincilik.com Baskı Tarihi : 20 Kasım 2009

Okuyucularımızın ve hemşehrilerimizin Mübarek Kurban Bayramını en samimî duygu ve dileklerle tebrik ederiz.

Bizim Ahıska
Bizim Ahıska

1

Bizim

Sonbahar 2009

Ahıska
19 24 32 30 44 54
2
Bizim Ahıska

1 Editörden 3 Ahıskalılara Mektup: Vatanda Hayat Var! Bizim Ahıska 4 Bu Halkın Talihiyle Oynamak Olmaz! Prof. Dr. Şamil Gurbanov 7 Bir Gecenin İçinde (şiir) Şahismayil Adigönlü Resmî 8 SovyetUravelli Belgelerinde Ahıska Sürgünü Orhan 12 Doksan Üç Harbi ve Esaret Yılları-I Yunus Zeyrek 18 Ahıskalı Çınar Ana Nilüfer Devrişova 20 Kırgızistan’da Yaşayan Ahıska Kürtleri-I Nilüfer Devrişova 24 Ahıskalı Raziye Nine Anlatıyor Sabir Askerov Ahıskalı Gazi ve Şehitler 26 Muhammet İzzetoğlu 25 Ahıska Manileri Sabir Askerov 28 Sürgünde Aşk ve Hüsran Melike İdris 30 Rahim Dedenin Dramı Şahismail Binalioğlu 31 Kara Vagonlar (şiir) Şahismayil Adigönlü 32 Makbule Nine Konuşuyor Ali Alioğlu 34 Ardanuç’ta Kış Hazırlıkları Ülkü Önal ve Çevresinin Eğlencelik Oyunları 38 PosofKalaycı Ünal 42 65 Yıl Geldi Geçti Bahadır Metan Enveroğlu 44 Şavşat’ın Şirin Bir Köyü: Yavuzköy Turgay Akkoyun 46 Ahıska Türkleri Soykırımının 65. Yıldönümü Dr. İbrahim Agara 48 Şavşat’ta Söylenen Bilmeceler-II Hasan Torun “Amasya’nın Altın Tarihi” 50 Ünal Kalaycı 52 Zaim Dedenin Anlattıkları Nilüfer Devrişova 53 Haberler

Ahıskalılara Mektup:

Vatanda Hayat Var!
Bizim Ahıska

Yıllar var ki insanoğlu gezegenlere tırmanmaktadır. Hatta yakın zamanda, su olup olmadığını anlamak için Ay toprakları bombalandı. Sadede gelecek olursak, bir zamanlar atalarımızın şen-âbâd yaşadığı vatanımız Ahıska topraklarında, insanoğlunun aradığı su, hava ve ekmek ziyadesiyle var. Bir vahşet tablosundan başka bir şey olmayan 1944 sürgününün üzerinden tam 65 yıl geçti. 1944 Kasımında halkımızın bahtı kararmıştı bir kere. Talih yüzüne gülmedi. Halk, sürgünden sürgüne gitti. İçinde vatan olmayan göç hareketlerinin hangisi gönüllü olabilir ki… Halkın bir kısmı, ilk sürgün yerleri olan Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan’dan ayrıldı. Stalin’in cehenneme gittiği 1953’ten sonra vatana dönüş çabaları hep sonuçsuz kaldı. Bir kısım hayatlar, 1958’de önce Azerbaycan, 1989-Fergana olayları sonrası Rusya ve Ukrayna’da yaşamaya devam etti. Ardından Türkiye ve ABD eklendi. Ama bunların hiçbiri vatan hasretini dindiremedi. Hiçbiri, halkımızı bir vatan gibi kucaklamadı. Aksine ayrılıklar, hicranlar daha da çoğaldı. Gönüllü veya gönülsüz de olsa, Gürcistan, bir devlet olarak 1944 sürgünün kabul etmiş, 2007 yılında vatana dönüşle ilgili bir kanun çıkarmıştır. Bu kanun, birtakım yanlış, noksan ve belirsizliklerine rağmen, vatanın kapısını aralamıştır. Ama selim bir akılla düşündüğümüz zaman, halkımızın vatana dönüş arzusu ve gayretiyle bu aralığın derecesini tayin edeceğimiz kesindir. Söz konusu kanuna göre müracaat ederek uzun süre beklemeye gerek görmeyen bir kısım hemşehrilerimiz, bugün Ahıska’da yaşamaktadırlar. Hangi vicdan, elli civarında aileden meydana gelen bu canları orada böyle küçük bir grup hâlinde yaşamaya terk etmek ister?

Vatana dönüş için müracaat süresinin dolmasına az bir zaman kaldı. 2009 yılıyla birlikte bu süre de dolmuş olacak. Yarım milyona yakın bir halkın hiç olmazsa 2030 bini vatana dönmezse, tarih bunun hesabını hem Türkiye Cumhuriyeti’nden hem de tek tek bizlerden soracaktır. Ve bu topraklarda kalan atalarımızın ruhu peşimizi bırakmayacak, iki yakamız bir araya gelmeyecektir… Artık kimse bizi Stalin dönemi metotlarla korkutmamalıdır. Büyük ve güçlü bir Türkiye’nin komşusu olan Gürcistan da, hiçbir zaman kendisine zararlı bir unsur olmamış Ahıskalılar hakkında, mide bulandırıcı söz ve hareketlerden kaçınmalıdır. İşte görüyoruz: 65 seneden beri bu yurdun insanı gurbetlerde çile çekerken bu toprakların da yüzü gülmemiştir. Bir zamanların paşa konakları, tüccarı, geleni gideni olan Ahıska başta olmak üzere, Adigön, Abastuban, Azgur, Aspinza ve Hırtız’ı görenlerin içi yanmaktadır. Zira bu güzel memleket, melûl mahzun bir hâldedir. Hâlbuki burada, çalışan, alın teri döken insandan başka her şey var! Tabiat bütün güzelliği ve cömertliği ile bizi bekliyor. Aziz hemşehriler, bize düşen şudur: Ya vatana dönecek, ata yurdunu yeniden şenlendireceğiz yahut da gidenlere yardımcı olacağız! Bütün mukaddes değerlerimiz, bize bunu söylüyor. Gurbetlerde ayrılık var, hüzün var, belki sonunda yokluk var. Vatanda mazi var, hatıralar var, ata dedeler var. Vatanda berrak pınarlar, meyveye durmuş ağaçlar, sahibinin yolunu gözleyerek nefes alan toprak var. Vatanda hayat var

Bizim Ahıska

3

Bu Halkın Talihiyle Oynamak Olmaz!
Prof. Dr. Şamil GURBANOV

Yeryüzünün en cefakeş en başı belâlı halklarından biri, belki de birincisi Ahıska Türkleridir. İş öyle bir yere geldi ki, onların başına getirilen bunca belâ azmış gibi şimdi de millî mensubiyetleri hakkında muhtelif cahilane mülâhazalar ortaya atılıyor. Hatta dilini ve denene değişmeye kadar akılsız ve cahil teklifler ediliyor. (Bkz. Litereturnaya Gruziya dergisi, 1988, Nr. 8). Türklerin bazılarının Gürcü soyadı taşımasına gelince, soyadı millî mensubiyetin yegâne ölçüsü değildir. Rus soyadı taşıyan çok Gürcü (Sisianov, Mouravov, Andronikov) vardır ki onların Gürcü olduğunu hiç kimse inkâr etmiyor. İkincisi, o zaman Gürcü soyadı taşıyan Türkler buna ciddî önem vermiyorlardı. Gürcü soyadı taşıyan mollalar da vardır. Ömer Faik yazıyor ki, Türklerin yaşadığı yerlerde suretle olursa olsun yüreklerden Türklük duygusunu, ağızlardan Türk dilini çıkarmak meyli, bir vakit çok güçlenmiştir. Hatta Türk olan Alioğlu’nu mecburen Alidze yazmak Türk soyadlarını bu şekilde değişmek siyaseti ortaya çıkmıştır. (Açık Söz gazetesi, 18 Ocak 1917) Lâkin onlar, kalben de ruhen de Türklüğünde kalmışlar ve şimdi de kalıyorlar. Mehmed Emin Resulzade’nin dediği gibi Türk halklarının en gaddar ve kuduz düşmanı Stalin ve onun Beriya gibi cellâtları, bu halkı tamamen ata yurtlarından sürdükten ve bunun üzerinden 45 sene geçtikten sonra bu halk yeni adla anılmaya başlandı: Meshet Türkleri! Yani Gürcistan’ın Meshetya bölgesinden Orta Asya’ya sürülmüş Türkler. İyi ki bu ad verildi! Bu halkın yeri yurdu itiraf edilmiş oldu! Yoksa şimdiye kadar ülkenin yarısına serpilmiş bu cefakeş halka son yüz yılda ne anayurtlarında ne de yeni sürgün yerlerinde insan gibi hür yaşamak kısmet olmamıştır. Son yetmiş yılda onlar adeta şeytan tuzağına düşmüşlerdir. Ahıska Türkleri Kafkas’ta yaşarken asırlar boyu

kendilerini Gürcistanlı olarak görmüşlerdir. En çok da Azerbaycan’la ünsiyet kurmuşlardı. Tahsil yerleri Türkiye, faaliyet alanı da çoklukla Azerbaycan’dı. Bu sevgi bağı onların önde gelen aydınlarında açıkça görülüyordu. Şimdi Meshet Türkleri olarak adlandırdığımız kardeşlerimizin o zaman öyle şöhretli babaları vardı ki onlar bizim maarif ve medeniyetimizin ilim ve ince sanatımızın inkişâfında çok önemli rol oynamışlar. Sadece şunu söylemek yeterlidir ki, bütün Azerbaycan’da yeni tip ilk modern (usul-i cedîde) mektebini geçen asrın 90. yıllarında Şeki’de ve Şamahı’da Muhammed Hafız Efendi Şeyhzade ile onun Ahıskalı hemşehrisi meşhur Molla Nasreddinci Faik Efendi Numanzade açmıştır. Onların her ikisi, eğer öyle demek gerekiyorsa Meshet Türklerindendi! Azerbaycan’da kız mektebinin açılması da onların faaliyetleri arasındadır. 1898 yılında Tercüman gazetesi yazıyordu ki, “Şamahı’da Şeyhzadenin karısı ve kızı tarafından idare olunan bir kız mektebi açılmıştır.” Kısa zaman sonra Hafız Efendinin kızı, Şefika Hanım Bakü’ye, Hacı Zeynel Abidin Tagıyev’in açtığı ilk kız mektebine davet olunduğundan Şamahı’daki kız mektebi ile Gevher Hanım meşgul olmaya başlamıştır. Büyük Şâir Sabir’in aşağıdaki şiiri de bu münasebetle yazılmıştır: Mekteb-i nisvan lüzumu herkese mefhum olar Şeyhzade açmaz ise hakerim Gevher açar. Şefika Hanım, muallimlikten başka hem de Azerbaycan’ın ilk kadın yazıcısıdır. Onun çok sayıda hikâyesi basılmıştır. Rus ve Azerbaycan dillerinde neşrolunan “İki Yetim” adlı eseri büyük rağbet görmüştür. Lâkin bu muallime hanımın en büyük yadigârı, meşhur cerrah Fuat Efediyev (Dört numaralı Bakü şehir hastanesi onun adını taşıyor) ve istidatlı gazeteci-tercümeci Âdil Efendiyev’dir. Biz

4

Bizim Ahıska

bunlara Ahmet Pepinov’u, Alaeddin Efendiyev’i ve diğerlerini de ilâve edebiliriz. Bunlarsız Azerbaycan halkının mücadele tarihi eksik kalır. Onları yetiştiren Ahıska Türkleridir. Onlar, hiçbir zaman, kendileriyle Azerbaycan Türklerini ayrı görmemişlerdir. Her ikisinin hürriyeti yolunda mücadele etmiş, bu işe ömür sarf etmişlerdir. Peki, biz onlar için ne yapmışız? Aslında hiçbir şey! Ahıska Türkleri, birçok defa gözümüzün önünde yalnız bırakılmışlardır. Ama biz susmuşuz, çıt çıkarmamışız. Yalnızlık ise faciadır. Bunun acısını da, faciasını da son iki yılda gördük ve tattık. Şair Bahtiyar Vahapzade’nin dediği gibi: “Yaprağı tez solar tek ağacında, Arkası yoktursa niye solmasın? Meşeler sultanı, meşeler şahı Aslanın özü de yalgız olmasın.” Bu halk, yalnızlığın acısını en çok Birinci Dünya Savaşı yıllarında hissetti. Rus ordusunun Hristiyan taassupçuluğuna güvenen Ermeni canileri, yerli hainlerle birlikte onları vahşicesine kırdı ve onların millî şerefini rencide ettiler. Bütün halkı topyekûn yok edip hayat sahnesinden çıkarmaya çalıştılar. Onların habis niyetini, alçakça plânlarını Sovyet devrindeki babaları devam ettirdiler. Son derece hümanist ve çalışkan olan bu insanlar, akla sığmaz vahşiliğin kurbanı oldular. Azgınlık aldı başını gitti, kimse dur diyemedi. Kars, Ardahan ve başka yerlerde ahali kılıçtan geçirilmiş, bazı köy ve kasabalarda bütün çocuklar ve yaşlılar vahşicesine kırılmış, küçük yaştaki çocukların az bir kısmı kaçıp etrafa dağılmıştır. O zaman bu çocukların toplanıp yetimler evinde terbiye olunması veya ayrı ayrı ailelere paylaştırılması hakkında çok konuşuldu. Ömer Fak yürek ağrısı ve gözyaşları içerisinde yazıyordu: “Ey hamiyetli Bakülüler! Ey Genceliler! Ağdaşlılar, Şamahılılar, Şekililer! Yüzümü size tutup yalvarıyorum. Her biriniz on, on iki çocuk götürüp bakınız. Bir düşününüz, sizin kucağınıza can atan yavrular kimlerdir? Evi, eşiği viran olmuş, anası babası boğazlanmış, on bir, o n iki yaşında bacısı aylarla canavarların elinde kala kala delirip telef olmuş, bütün akrabaları yok edilmiş, yarı canı kalmış öz millet yavrularımızdır.” (Yeni İkbal, 3 Haziran 1915). Sınır bölgelerindeki Türklerin vahşicesine kırgını yıllarca devam etmiş ve akla sığmaz şekil almıştır. Ahmet Cevdet Pepinov yazıyordu: “Anadolu’dan ölüm sedaları geliyor! Anadolu’dan sabi sübyanın âh naleleri, kadınların iniltileri işitiliyor. Irz yok, namus yok! Balta-demirle, tüfek süngüsüyle, taşla

kayayla, kurşunlarla kırıyorlar. Canım insan değil mi bunlar?” (Açık Söz 20 Ağustos 1917). Mesele şuradadır ki, bunlar da insan idiler ama ne o zaman ne de şimdi, ne Çarlık şartlarında ne de Sosyalizm devrinde onlara insanî muamele yapılmamıştır. Çar, az çok kendini küçük halkların koruyucusu gibi gösterse de Sosyalizm devrinde (Stalin devri) Ahıska Türklerinin bütün insanî hukukları haksız yere çiğnenmiştir. Hükûmet onlara hükûmetlik etmedi, aksine onların canına kıydı! Bu uygulama şimdi de devam ediyor. Hatta geçen yıl Fergana’da onların başına getirilen musibeti beşeriyet şimdiye kadar ne görmüş ne de işitmiştir. Sivil ahali öfkeli kalabalık tarafından diri diri yakılmıştır. Başları kesilip şişe geçirilmiş, evleri ateşe verilmiş, onlar için asıl mahşer günü başlamıştır. Bütün ömrünü zillet içerisinde geçirmiş olan bir ana, gazetecilere diyor ki: “Benim çocuğumu, küçük oğlumu eşkıyalar yabaya geçirip havaya kaldırdılar! Kızlarımızı zorladılar, kesilen başları kargıya geçirdiler.” (Sovetskaya Rossiya gazetesi, 13 Temmuz 1989). Nedense Ahıska Türklerinin bütün son asır boyu başına getirilen musibetler, tüyler ürpertici facialardan ibarettir. Bu ne tılsımdır, anlamak mümkün değil. Vatan muharebesinin alevleri yanarken, Ahıska Türklerinin başına yeni ateşler düştü! Kapılar kilitli, aileler başsız kaldı. Sadece onlardan cephelerde silâh altında vuruşan kırk bin kişi vardı. (Trud, 8 Eylül 1988). Bunların çoğu cepheye gönüllü gitmişti. Yirmi beş bini savaş meydanında kaldı. Bir daha dönmediler. (İzvestiya, 9 Mayıs 1989) Zaferle dönenler ise (Allah hiç kimseye böyle zafer nasip etmesin!) baba ocağına dönmek, sevinci paylaşmak yerine Orta Asya ve Kazakistan çöllerine sürülmüş çoluk çocuğunu, ihtiyar ana babasının ardınca gitti. Bulunanı da oldu bulunmayanı da... Çünkü onların bir kısmı yolda telef olmuş, bir kısmı da alışamadıkları yeni iklim şartlarında kırılmıştı. Sadece on yedi bin çocuk ölmüştü. Bu topyekûn sürgün çoktan planlanmış olsa da habersiz ve aniden hayata geçirildi. Öyle ki 1944 yılının kasım ayında kışın erken gelmesi bir yana hepsi yaklaşan zaferin sevincini tatmak aşkıyla yaşarken ve gözler yolda, kulaklar sesteyken… Hiç kimse yaklaşan felâketi aklına bile getirmiyordu. Bir de onlar gözlerini açtılar ki başlarının üstünde silâhlı askerler dayanmıştır. Nunuş Feyzulova yazıyor ki, “Gecenin yarısı eli silâhlı askerler
Bizim Ahıska

5

yeni evlendiği genç Gürcü kızından zorla koparılarak sadece Türk olduğu için sürgün edilirken ilk toplanma yerlerini şöyle tasvir ediyor: “Bağlamalar üstünde oturmuş kadınlar. 9). Kısmet olmadı. Sağ kaldın. Onlar. Onlar için sıkıyönetim rejimi uygulandı. Böyleleri binlerceydi. Onlar nasıl olmuş da tamamen tükenmemişlerdir? Bak bu hayret edilecek bir husustur! Bu müthiş hadisenin şahidi olan ve bütün ömrü boyunca partisine. Orta Asya ve Kazakistan’da yaşamaktadır. Semerkant’tan Alma Ata’ya kadar serpildiler.” (Molodyoj Azerbayjana gazetesi. Not: Bu yazı Yunus Zeyrek tarafından Türkiye Türkçesine aktarılmıştır. Onu da nazara almak lazımdır ki. vatanına sadakatle hizmet eden Latifşah Barataşvili. Gençlik.191-202. Anası ise bir hafta önce ölmüş. evinden ölü çıkmış insanlar gibi ağlaşıyorlardı. öz çocuklarının yirminci asırda başına getirilecek dehşeti akıllarına getirmediklerinden o dehşeti ifade edecek söz de icat etmemişlerdir. Bu sözleri ben kasten paranteze aldım. 1990. kocasını cepheye gönderdikten sonra dört yavrusunu tek başına büyütüyordu. Otuz kırk kişinin doldurulduğu vagonlarda da onların canını alıyordu. O zaman şehirleri nazara almasak Ahıska Türkleri 220 köyde yaşıyordu. Anlaşılıyor ki. ama aylarca yol gidecek bir halkın en basit bir hazırlığı yoktu. Ahıska Türklerinin ekseriyeti. Bütün köyler derhal kuşatılmış.” Bu ilk toplanma yerinde sine döven kadınlar. Onların bu hususta yaptığı bütün mücadele sonuçsuz kaldı. Ona göre yok ki. ne etsin onda ne günah vardı ki. Son menzile geldiğinde sadece bir oğlunu kurtarıp ge- tirebilmişti. Ahıska Türkleri 1944 yılı sonlarında kışın soğuğunun kesip doğradığı bir zamanda sürgün yerlerine ulaştılar. birkaç saat içinde boşaltılmış. toplanmayı emretti. Adigön’de Koblıyan Çayı’nı geçerken köprüden suya düşmüş ve gözlerinin önünde hepsi telef olmuştur. Bir köyden diğer köye gitmeye. s.eve dolup bize. Herhalde Ahıska Türkleri küçük halklar çerçevesinden çıkmışlar. ne o zaman ne de şimdi hiç kimseden ve hiçbir şeyden utanmadılar ve şimdi de utanmıyorlar. Bu durum 1956 yılına kadar devam etti. Yine o yazıyor ki: “Silâhlı bir subay yırtık pırtıklar içinde altı yaşında bir kız çocuğunun elinden tutmuş. O da müthiş emri yerine getirenlerdendi. hatta bütün Ahıska Türklerinin hiç kimsesi. kadın çocuk (erkekler savaştaydı) ihtiyar kocalar hastanelerdeki yarı canlılar vagonlara doldurulup Sibirya’ya doğru yola çıkarıldı. Aynı zamanda Orta Asya’ya sürgün olunmuş Kafkas halkları kendi yurtlarına dönmüş olsa da Ahıska Türklerine bu hak verilmedi. Subay da merhamete gelmiştir. oğlunu kızını evlendirmeye özel izin alınması gerekiyordu. babası cephededir. 6 Bizim Ahıska . Onu da beraber götürün!’ diyordu. Vaktiyle ailece sürgün olunmuş ve şimdi Bakü’de yaşayan dostlarımdan birinin hatıralarını gözyaşı akıtmadan okumak mümkün değildir. Yukarıda adını verdiğim Nunuş Feyzulova. dillerini ve adetlerini unutmaya başladılar. Hiç kimsesi yoktur. kendi evinin içinde hareket etmek için de bir hazırlık görür. Ayrıca 40. Ölüm dehşetli değil. hiçbir can yananı yoktu. Hayatta hiçbir şeyin yokluğunu çekmeyen insan. Ondan da dehşetlisini görmüştür bu halk. O hiç olmazsa bir yavrusunu Azrail’den koruyabilmişti. İnsanın boğazında öfke yumağı düğümleniyor… Şimdiye kadar mukaddes olarak bildiğin her şeye lanet yağdırıyorsun. 1988. (Literaturnaya Gruziya. Allah da onlardan yüz döndürmüştür. onlar da çok eziyet çektiler. bir bir vagonları geziyor ve ‘Bu çocuk yetimdir. ağlayacak günlerin ileride olduğunu tam olarak düşünemiyorlardı. üstelik de otuza kadar adam doldurulmuş ve kapısı günde bir defa açılan bu vagonlarda bu tekerli kabirlerde neler çekmemişti bu kadınlar… Bu günahsız insanların günahkârları. Hükümet için düşman olarak görüldüler. Onların nüfusuyla ilgili bilgiler de sağlam değildir. ölmez Dede Korkut’un dili onların diline daha çok yakındır. Bakı. No. Hiç olmasa Dede Korkud’un hatırına bu dili mahvolmaktan korumak lâzımdır. Bu halkın kendi dilinde bir tane bile mektebi yoktur. Onların talihiyle oynamak olmaz! Diderginler. Gürcü matbuatının resmî itirafına göre 1944 yılında 125. Ben meseleyi öğrenmek isteyince anlaşıldı ki onların çocukları ve konu komşularını götüren Studebekker kamyonu. Onlar sine dövüp saç yoluyorlardı. Bu da her zaman mümkün olmuyordu.000 kişinin de muharebeye götürüldüğünü göz önüne almalıyız.000 Türk sürgün olmuştur. komşu ve akrabalarını görmeye. Böyle bir mahşer gününde değil ki bu yetim kızcağızın. babalarımız. İlahî! Beş ailenin yükünü. 7 Ocak 1989). kazançtır ama analarımızın bacılarımızın bizzat bizimkilerin Müslüman adet an’aneleriyle büyümüşlerin çektikleri azapları hiçbir insanî kalıba koymak olmuyor. Başka medenî teşkilâtlardan bahsetmeye değmez! Halk öz dilini unutmak tehlikesiyle karşı karşıyadır. Zaten sürgün ölüm demektir. (Şimdi de yoktur).

Bir gecenin içinde. Kara borana düştük. Ş. Vatandan üzülüştük. Karlı düze attılar. Ağı: Ağıt. Bir gecenin içinde.Bir Gecenin İçinde Şahismayil Adigönlü Sazaxlıydı o gece. Perik düştük biz nice. Yumak gibi büzüştük. Adigönlü de yandı. Anam kara bağladı. Gurbette eli andı. Bir gecenin içinde. İtler zincirde kaldı. Adigönlü 7. Bizi attan saldılar. El obayı soydular. Turnalar telek saldı. Perik düştük: darmadağın olduk. Aşa zehir kattılar. Tekmeleyip dövdüler. Bir gecenin içinde. Yatmış idi uyandı. Varımızı aldılar. Azizimiz Yunus Efendiye en hoş arzularla müellifden küçük bir hatıra. Gözümüzü oydular. Bir gecenin içinde. kanat döktü. Laldılar: Dilsizdiler. Zulmet rengi giydiler. Bir gecenin içinde. Bağda ayva saraldı. Yüzümüze sövdüler. Kelimeler: Sazaxlıydı: Soğuktu. Telek saldı: Tüy. Bir gecenin içinde. Yerler. Ağı deyip ağladı. Bizi yurtsuz koydular.5. Üzülüştük: Ayrı düştük. köyler laldılar. El: Memleket. Bir gecenin içinde.2006-Azerbaycan Bizim Ahıska 7 . Yurdun bağrı çatladı. Baskın oldu gizlice. Bir eli ağlattılar. Bir gecenin içinde.

bu sürgünden habersizdi. hareket hâlinde olup Kazakistan.1 Bu kitapta yer alan belgelerin bir kısmını Rusçadan tercüme ederek konuyla ilgilenenlerin istifadesine sunuyoruz. Tahliye işlemleri. M. Tahliye işlemlerine hazırlık tedbirleri. Lavrentiy BERİA SSCB Halk İçişleri Komiseri BELGE: III4 SSCB Halk İçişleri Komiserliği Özel İskân Bölgeleri Başkanı M.095 kişiden oluşan Türk. kaçakçılık yapmakta olup göç eğilimi gösteriyor ve Türkiye istihbarat mercileri için casus angaje etme ve çete grupları oluşturma kaynağı teşkil ediyordu. Özbekistan. Bu arada tahliyeye tabi tutulanların sınırı geçmelerini engellemek amacıyla devletimizin Türkiye sınırında güvenlik ve karakol hizmetleri azami derecede takviye edilerek en sıkı şekilde emniyet sağlanmıştır. Kazakistan ve Kırgızistan SSC ilçelerine tehcir edilmesi operasyonunda gösterilen başarıdan dolayı. MOLOTOV’a SSCB Komünist (Bolşevik) Partisi Merkez Komitesi Yoldaş G. Fakat Sovyet belgelerinin bu sürgünü su yüzüne çıkarması son yılların olayıdır. Toplam 91. Gürcistan SSC ile Türkiye sınırındaki şeritte özel tedbirler almaktadır.Sovyet Resmî Belgelerinde Ahıska Sürgünü Orhan URAVELLİ SSCB diktatörü Stalin rejimi. KUZNETSOV’a 14 Aralık 1944 Gürcistan SSC’den tahliye edilenleri getiren 29 Devlet Savunma Komitesi-Yoldaş İ. Ahılkelek ilçelerinde tahliye işlemleri 15-18 Kasım. konuyla ilgili belgeleri bir kitap hâlinde yayımladı. düzenli ve olaysız şekilde tamamlanmıştır. Hür dünya. 8 Bizim Ahıska . Lavrentiy BERİA SSCB Halk İçişleri Komiseri. V. Rus yazarı Nikolay F. bu yılın 20 Eylül-15 Kasım tarihleri arasında alınmıştır. Kürt ve Hemşinli nüfusun.095 kişi tahliye edilmiştir. Acaristan Özerk Cumhuriyeti’nde ise 25-26 Kasım günlerinde gerçekleştirilmiştir. Kürtlerin ve Hemşenlilerin Gürcistan SSC’nin sınır bölgesinden tahliye işlemlerini tamamlamıştır. Bugay. Aspinza. Adigön. STALİN’e SSCB Halk Komiserleri Kurulu-Yoldaş V. M. V.000 hanelik köylü nüfus iskân edilecektir. Dünya kamuoyu. yıllar sonra haberdar oldu. Devlet Güvenliği Genel Komiseri BELGE: II3 Tamamen gizli 02 Aralık 1944 Devlet Savunma Komitesi-Yoldaş İ. 15 Kasım 1944 tarihinde Ahıska Türklerini sürgüne gönderdi. Ayrıca SSCB Halk İçişleri Komiserliği. Ahıska. MALENKOV’a Devlet Savunma Komitesi Kararı gereğince SSCB Halk İçişleri Komiserliği Türklerin. Türkiye’nin sınıra yakın kısmındaki nüfusla akrabalık bağları bulunan söz konusu halkın önemli bir çoğunluğu. Kırgızistan ve Özbekistan’daki yeni iskân yerlerine doğru yol almaktadır. Tahliye edilenleri taşıyan katarlar. Gürcistan SSC sınır ilçelerinden toplam 91. Halk Devlet Güvenliği Komiserliği ve Halk İçişleri Komiserliği’nin operasyon sırasında üstün hizmet veren elemanları ile bu komiserliklere bağlı birliklerin askerlerine SSCB madalyaları ve nişanları verilmesini arz eder. STALİN’e SSCB Halk İçişleri Komiserliği. BELGE: I2 Tamamen gizli Sayı 1281/b 28 Kasım 1944 Adı geçen sınır ilçelerine Gürcistan’ın toprak sıkıntısı çekilen bölgelerinden 7.

4. Özel iskâna tabi göçmenlerin aile reisleri veya onların yerini dolduran şahıslar. Kaşkaderya: 641 kişi. çalışma yasaları ile disipline aykırı hareket ve faaliyetlerden dolayı.163 kişi.223 kişi olmak üzere toplam 53. firar vb. Andican: 6. 3. ÇERNIŞOV SSCC Halk İçişleri Komiseri Vekili M. Çadayev SSCB Halk Komiserleri Kurulu SSCB Halk Komiserleri Kurulu Başkan Yardımcısı İdari İşler Sorumlusu Bizim Ahıska 9 . kadın: 27. kuruluş ve birliklerde istihdamını gerçekleştirirler. 457 kişi yolda hayatını yitirmiştir. Taşkent: 13.881. Bu vatandaşlar.163 kişi iskân edilmiştir. Erkek: 10. NKVD (Halk İçişleri Komiserliği) Özel Komutanlığı’ndaki amirin izni olmaksızın söz konusu komutanlığın kontrolündeki iskân bölgesi dışına çıkamazlar.316 kişi devlet çiftliklerinde ve 1. Özel iskâna tabi tutulanlar. V.923.813. Keyfî olarak ve izin almaksızın NKVD’nin ilgili komutanlığının kontrolü altındaki iskân bölgesini terk edenler.399 ve 16 yaşın altındaki çocuklar: 45.598 kişi. Namangan: 4.127 ve 16 yaşın altındaki çocuklar: 26.085 kişi olmak üzere toplam 92. KUZNETSOV SSCB Halk İçişleri Komiserliği Özel İskân Bölgeleri Başkanı BELGE: V6 Halk Komiserleri (Bakanlar) Kurulu Kararı 35 Sayılı Karar Moskova-Kremlin. 5.131 kişi.946 kişi. Semerkant: 14. 2.613 kişi. V. ölüm. kadın: 16.446 kişi. 6. Özel iskân bölgelerinde kamu düzeni ve rejimini ihlâl eden göçmenlere 100 Ruble tutarında para cezası veya komutanın emriyle 5 günlük hapis cezası uygulanacaktır. Çalışabilen bütün bu vatandaşlar. 84. Erkek: 18. kamu yararına çalışmakla yükümlüdürler.307 kişi tahliyeye tabi tutulmuştur. İskân dağılımı şöyledir: Özbekistan: 53.596 kişi kolektif çiftliklerde. MEYER Özbekistan SSC Halk İçişleri Komiseri Vekili BELGE: IV5 Aralık 1944 SSCB Halk İçişleri Komiseri L. SSCB vatandaşı olarak işbu kararnamede belirtilen sınırlamalar dışında bütün haklardan yararlanırlar. Özel iskâna tabi tutulanlar.) 3 gün içinde NKVD Bölge Komutanlığı’na bildirmekle yükümlüdürler. firar etmiş sayılırlar ve ceza yasası hükümlerine göre yargılanırlar. aile durumundaki değişiklikleri (doğum. kendileri için belirlenmiş olan kamu düzeni ve hayat rejimine titizlikle uymak zorunda olup NKVD Özel Komutanlığı emirleri ve talimatlarını yerine getirmek zorundadırlar. Molotov Y.katar kabul edilmiş ve 7 vilâyetin 43 ilçesine aşağıdaki şekilde dağıtılmıştır.537 kişi. inşaatta. mevcut yasalar uyarınca cezalandırılırlar. özel iskâna tabi tutulanların hukukî durumlarıyla ilgili hususlar aşağıdaki şekilde karar bağlamıştır: 1.546 kişi. V. BERİYA Gürcistan SSC’den tahliye işlemleri tamamlanmıştır. Bu amaçla mahallî merciler ve Sovyetler Birliği Halk İçişleri Komiserliği (NKVD) organlarıyla mutabakat hâlinde özel iskâna tabi tutulan söz konusu göçmenlerin tarım ve sanayi işletmelerinde. 08 Ocak 1945 SSCB Halk Komiserleri Kurulu. Fergana: 8. Özel iskâna tabi tutulan göçmenler. 293 kişi yollarda hayatını kaybetmiştir. Kırgızistan: 10. Buhara: 4. Kazakistan: 28.395 kişi sanayi işletmelerinde istihdam edilmiştir.

300 kişi.BELGE: VI7 10 Ocak 1945 SSCB Halk İçişleri Komiserliği Halk Komiseri L. M. MEYER Kazakistan SSC Halk İçişleri Komiseri Vekili lerine acilen gıda yardımı yapılması gerekmektedir. Bunlar kontrol edilmiş ve yanlış olarak tahliye edilmiş 11 Laz ailesiyle ilgili evrak ve raporumuz SSCB Halk İçişleri Komiserliği Özel İskân Yerleri Başkanlığına gönderilmiştir (Sayı 4/1-1806. O.042 küçükbaş hayvan teslim alınmıştı. Çeçen ve BELGE: VII8 SSCB Halk Komiserleri Kurulu Başkanı V.07.948 ton patates. K. Bu göçmenlerin durumları da oldukça ağırdır. Söz konusu göçmenlerin çoğu. L.07. Geri dönen Lazların hakları ve mal varlığının iadesi. 24 Eylül 1945 Tamamen gizli İlgi: 1/ 13598 Sayı ve 07. P BERİA . MALENKOV’a (Tarihsiz) Kuzey Kafkasya’dan getirilenler dışında Devlet Savunma Komitesi’nin 31.07. Acilen 200 ton un. KRUGLOV’a 1945 yılı Ekim ayı itibariyle ülkede özel iskân rejiminde tutulmak üzere tahliye edilenlerin sayısı 2. Tehcir sırasında kendilerinden alınmış hayvanlar. Yaşlılar ve özellikle de çocukların giyecekleri ve ayakkabıları yoktur. SSCB Halk Komiserleri Kurulu Talimatı için taslak ekli olup görüşülmesini arz ederim.1945 tarihli tebliğ. Kazakistan SSC ve Kırgızistan SSC’ye 92. 312 ton meyve. MEYER Kazakistan SSC Halk İçişleri Komiseri Vekili BELGE: VIII9 SSCB Halk İçişleri Komiserliği 13 Ocak 1945 SSCB Halk Komiserleri Kurulu. 27.230. giyecek.252 ton hububat. Dadi. Baynaz ve ayrıca Kambur soyadı taşıyan beş kişinin Türk oldukları görülmüş olup sürgün edilmelerinde yanlışlık yoktur. 50 ton irmik ve 5. N. ayakkabı ve diğer ihtiyaçları karşılanamamıştır. Yazınızdan sonra tespit ettiğimiz üzere Acaristan’dan 12 Laz ailesinin daha yanlışlıkla Orta Asya’ya sürüldüğü görülmüştür ve bunların dosyalarını da iletiyoruz.1944 tarih ve 6279cc Sayılı Kararı uyarınca Kazakistan’da özel iskâna tabi tutulmak üzere geçen yıl sonunda Gürcistan SSC’den 28. H. Gürcistan SSC’den getirilen göçmenlerin yüzde 15 kadarının (8000 kişi) yiyecek. İ. Yoldaş A.007 büyükbaş ve 80.000 m manifatura temin edilmesi gerekir.148 ton un ve 371 ton irmik gerekmektedir. Halk Tedarik Komiserliği ve Halk Et ve Süt Sanayi Komiserliği. BERİA SSCB Halk İçişleri Komiseri BELGE: IX10 Gürcistan SSC Halk İçişleri Komiserliği Sayı 4/0-2507 Tiflis. O. 453 ton sebze. 60. 3. hububat ve sebze hesapları kesin olarak kapatılıncaya kadar teslim ettikleri hububata mahsuben avans şeklinde kendi- 10 Bizim Ahıska .500 kişi kadardır.374 kişi tahliye edilmiştir. SSCB Halk İçişleri Komiseri Vekili Sn ÇERNIŞOV’a Sizin yazınızdan önce de Acaristan Özerk SSC’den yanlış olarak tahliyeye tabi tutulmuş kişilerle ilgili şikâyetler ve mektuplar almaktaydık. MOLOTOV’a SSCB Komünist (Bolşevik) Partisi Merkez Komitesi Sekreteri Yoldaş G. M. Muhammed VANLİŞİ’nin mektubunda belirtilen N. Tuğgeneral KARANADZE Gürcistan SSC Halk İçişleri Komiseri BELGE: X11 SSCB Halk İçişleri Komiserliği Özel İskân Yerleri Başkanlığının Mart 1944-Ocak 1946 Dönemi Çalışmalarına Dair Rapor’dan: SSCB Halk İçişleri Komiseri S. tahliye sırasında onlardan 8. Buna göre toplam 1. Cicaladze. Tahliye edilen topluluklar şunlardır: Almanlar: 687.669 kişi getirilmiştir. Yanlış olarak tahliye edilen Lazların listesi eklidir). Çünkü çoğu yanlarına yiyecek alamamıştır. ayrıca kendi evlerine yerleştirilmeleri için ilgili mercilere tebligat yapılmıştır. yeni iskân yerlerine yiyeceksiz olarak getirilmiştir. K. MİKOYAN’a Devlet Savunma Komitesi’nin 6279cc Sayı ve 31 Temmuz 1944 tarihli kararnamesiyle Gürcistan SSC sınır ilçelerinden Özbekistan SSC.1945. Bu bağlamda 1945’in 15 Ocak-15 Mart tarihleri arasında kişi başına 16 kg un ve 4 kg irmik dağıtılması uygun olacaktır.

311 114. R.R-9479. Dosya 68.346 29.300 kişi. Koleksiyon BELGE: XI12 Özel iskân yerlerinde kayıtlı olan sürgün ve tahliye edilmiş kişilerin sayısına ilişkin 15. Kalmıklar: 80. Balkarlar: 33.9401.130 13. 8 özerk cumhuriyetine ve 32 vilâyetine iskân edilmiştir. Söz konusu (sürgün) nüfus. R.413 148.07. F. Ayrıca 20.107 40. Dosya 3232.754 1. . Bizim Ahıska 11 . 9 Rusya Devlet Arşivi (GARF). F. Rusya’da Krasnoyarsk Vilâyeti: 125.145 924.583 267 19.316 8. SSCB topraklarında özel iskân rejimine tabi tutulmak üzere tahliye edilenlerin gönderildiği yerler şöyledir. Kemerovo Vilâyeti: 97. Bugay: Turki iz Meskhetii: Dolgiy put k reabilitasii.204 Moldova’dan 34.394 Litvanyalılar 46.İnguşlar: 405.919 73. Dosya 3211.).028 Kulaklar (köy zenginleri) 124. Dosya 184.892 787.100 kişi. F. Liste 2.594 22. 6 Rusya Devlet Arşivi (GARF). sayfa 31-54.162 618 41. . sayfa 3. Liste 48. Türkler. R.800 kişi.498 Alman yanlıları 2. sayfa 2-3. Ahıska’dan sürülmüş Türklere.037 286. Liste 1. Liste 1. 5 Rusya Devlet Arşivi (GARF). SSCB’nin 6 müttefik cumhuriyetine. R. M: TOO İzdatelskiy dom ‘ROSS’.553 11. Dosya 157. 4 Rusya Devlet Arşivi (GARF). F. . R.139 549. .577 25. sayfa 38-39.139 55. Altay: 85. 1949 ylı ortaları itibariyle söz konusu nüfustan 13. 10 Rusya Devlet Arşivi (GARF). 1994.800 kişi.419 435.766 200.830 48.V.988 Diğerleri 3.232 TOPLAM 459.953 Kalmuklar 77.419 22.277 Mesih Tarikatı üyeleri 1.047 26.744 524 168 34.900 kişi. . F.9479. 11 Rusya Devlet Arşivi (GARF).028 9.093.400 kişi.510 GENEL TOPLAM 2. F.100 kişi.200 Alman yanlısı özel iskâna tabi tutulmaktadır.9401. KUZNETSOV SSCB Halk İçişleri Komiserliği Özel İskân Yerleri Başkanı Kaynaklar 1 Nikolay F. Tomsk Vilâyeti: 92.578 62.5446.706 37. Kazakistan SSC: 866.9401.200 kişi. Dosya 67.663 Türkler 81.552 Vlasovcular 131.698 10.9470.278 24. İnguş.849 kişi cezaevlerindeydi. Liste 2.305 591 242 48. F.435 818 99. Sverdlovsk Vilâyeti: 89. Ermenistan ve Azerbaycan ile Karadeniz Bölgesinden 57.200 kişi. sayfa 400.574 11. R. Özbekistan SSC: 181.800 kişi. Liste 1.805 11. R.013 25.648 Albay V.899 137.600 kişi.569 131. . Karaçay Ve Balkarlar 463.300 kişi M.473 1. sayfa 1. Kırgızistan SSC: 112. 12 Rusya Devlet Arşivi (GARF).035 755. Liste 1.456 Ukaznikler 22. ŞİYAN SSCB İçişleri Bakanlığı Özel İskân Yerleri Başkanı Not: Uzakdoğu arazilerinden 1937’de Orta Asya’ya sürülen Koreliler bu listede belirtilmemiştir.800 eski kulak (köy zengini) ve 9.585 Polonyalılar 31. .877 13. Bulgarlar ve Ermeniler 192. Liste 48.233 18.580 515 223.365 854. Molotov (şimdiki Perm) Vilâyeti: 84.246 TOPLAM 2. R.800 OUN üyesi (Ukrayna milliyetçileri): 608.1949 tarihli Belge: Nüfus ve Gruplar Toplam Sayı Erkek Kadın 16 yaş altı Almanlar 1. R. 7 Rusya Devlet Arşivi (GARF). . sayfa 204.490 Çeçen.U.000 772. Hemşinli ve Kürtler de dahildir (O.763 Gürcistan.100 13. 8 Rusya Devlet Arşivi (GARF).400 kişi.492 24. (Ahısklı Türkler: İade-i İtibarın Uzun Yolu-Rusça) 2 Rusya Devlet Arşivi (GARF).975 371. Karaçaylar: 60.575 Baltik Arazilerinden 91.702 18. sayfa 229. Koleksiyon. Rumlar. Dosya 2287. Dosya 184. F.092.828 20.380 19. F. 160 s. 3 Rusya Devlet Arşivi (GARF).694 12. F.5446. .552. Hemşinler ve Kürtler: 88.633 Kırım Tatarları.9401.300 kişi.9479. Liste 1.527 Ukrayna Milliyetçileri 95. sayfa 15. Dosya 213.

Osmanlı Devleti’nin en çetin. Anadolu cephesinde Anadolu Ordu-yı Hümayunu Kumandanı. Gazi Ahmet Muhtar Paşa İstanbul’a çağrıldı ve yerine Kurd İsmail Paşa’ya vekâlet verildi. Osmanlı Devleti’nin çok hazin bir şekilde yenilmesiyle sonuçlanmıştır. Muhtar Paşa. Bu şartlar altında. Bu savaş sırasında Çıldırlı Âşık Şenlik’in. 18 Kasımda Kars düştü ve ordumuz Erzurum’a doğru çekildi. Rus ordusunun başında bulunan Grandük Nikolas’ı ziyaret eden Ermeni Patriki Nerses. 24 Nisan 1877 günü Anadolu ve Rumeli cephelerinde Osmanlı topraklarına ansızın saldırmasıyla başlayan savaş. 31 Aralık’ta Edirne Mütarekesi imzalanmasına rağmen Ruslar. Padişahı. haziranda Halıyazı. İsterse Uruset ne ki var gelsin. Ayrıca devlet. 30 Nisanda Bayazid. Maalesef bu kuvvetler arasında kumanda birliği yoktu. Rumeli cephesinde daha fena bir şekilde cereyan ediyordu. Rusların ilân ettikleri tarihten bir gün önce. Edirne Mütarekesi’nden bir ay sonra. Ödenmesi mümkün olmayan bu meblağ karşılığında balkanlarda bir kısım yerler ile Anadolu cephesinde üç san- Müşîr Gazi Ahmet Muhtar Paşa 12 Bizim Ahıska . batıda. Doğu Anadolu’da bağımsız veya Rus kontrolünde Bir Ermeni devleti kurulmasını istemiştir. Yeşilköy’e kadar gelip burada karargâhlarını kurdular. Doğuda savaşın seyri böyleyken. Sultan Hamit’in 32 sene devam edecek olan padişahlık dönemi. 9 ay devam etmiştir. en uzun seneleridir. 3 Mart 1878’de Yeşilköy’de Ruslarla bir antlaşma imzalandı. halkı mücadeleye çağıran koçaklaması çok meşhurdur: Ehli İslâm olan işitsin bilsin: Can sağ iken yurt vermeniz düşmana. Diğer taraftan Rum ve Arnavut taşkınlıkları had safhadaydı. Can sağ iken yurt vermeniz düşmana. Van ve Bayazid civarındaki yardımcı kuvvetlerin kumandanı da Erzurum Valisi Kurd İsmail Paşaydı. Halkımız arasında 93 Harbi olarak bilinen bu savaş. II. asker ve silâh bakımından Osmanlı ordusundan iki kat daha fazlaydı. Müşîr Gazi Ahmet Muhtar Paşa’ydı. Bu sırada Batum’da bulunan kolordunun başında Derviş Paşa.Elviye-i Selâse’nin Son Yılları-I Doksanüç Harbi ve Esaret Yılları Yunus ZEYREK 31 Ağustos 1876 tarihinde. Rus ordusu. Zira bu dönemde imparatorluğu derin köklerinden sarsan birçok olay meydana gelmiştir. 17 Mayısta Ardahan Rusların eline geçtiyse de Ruslar. Yahnılar’da kazanılan yeni bir zaferi maalesef 15 Ekim 1877’de Alacadağ bozgunu takip etti. Osmanlı Devleti’nin 34. Sultan Abdülmecid’in 34 yaşındaki oğlu. bu zaferlerden sonra “Gazi” unvanını aldı. Şüphesiz bu olayların en önemlilerinden biri de Osmanlı-Rus Savaşıdır. 164 milyon Osmanlı altını tazminat ödemeye mahkûm ediliyordu. Zivin ve ağustosta da Gedikler muharebelerinde Muhtar Paşaya mağlûp oldular. Rus ordusu İstanbul’a doğru ilerliyordu. Abdülhamit tahta oturdu. Tarihe Ayastefanos Antlaşması olarak geçen bu antlaşmayla Balkanlar elden çıkıyordu.

Bu politikaBorçka. Bazı ikinci sınıf nahiye müdürleri. bölgenin nüfus yapısını değiştirmek ve tarıma elverişli verimli yerleri boşaltmak için her türlü metodu uyguladılar. Mümin olanlar farzıdır. Bunlara maaş verilmezdi. gibi hayatın anarak yazılan bir destan. Her yer devletin sayıl1877-1878 (93) Harbi’nden önceki sınır. Kars.göç edebileceği. Yoktur dünyanın vefası. İmandır gönlün şifası. Bizim Ahıska 13 . Elviye-i Selâse bölgesinde yönetim. Ardahan. Vali ve kaymakamlar tamamen Ruslardan. Ardanuç. aksi takdirde Rus tebaası sayılacakları karar bağlandı. tamamen köylünün sırtından geçinir. Kars’ı Ermenistan kuvvetli bir askerî üs hâline getirmek ve buranın Türk hüviyetini silmek istiyorlardı. ticaret. Ne durursun hicret eyle. Rus yönetimi imzalanan Berlin Antlaşması’yla kesinleşmiştir. bölgede yaşayan yerli ahalinin üç yıl içinde serbestçe Anadolu içlerine Dinle ulema sözünü Ne durursun hicret eyle. Ahıska ve Ahılkelek’i de Tiflis’e bağladılar. Toprak mülkiyetini kaldırdılar. Türk bölgesini paramparça etmek için Oltu ile Ardahan’ı Kars’a. tamamen bu politikanın eseridir. Oltu. Bunları kısaca özetleyelim: Kars ve Batum’u birer askerî vilâyet hâline getirdiler. dığı için de istimlâk 1918 Brest-Litovsk ve Batum Antlaşmalarına göre sınır hakkı tanınmadan 1921 Moskova Antlaşması’na göre sınır (Şimdiki sınır olup Büyük Ağrı Dağı doğusundasındaki Dil sınırı 1932’de İran’la yapılan sınır boşalan yerlere Erdüzenlemesiyle belirlenmiştir.bir engelle bölmekti. Bugünkü Ermenistan denilen mızın elden çıkmasına sebep olan Ayastefanos Ant.ülke. adliye vs. 8 Şubat 1879’da İstanbul’da Rus tarafıyla imzalanan Muahede-yi Kat’iye’yle. Ne durursun hicret eyle. başka bir yapılanmaya giderek Türk dünyasını kesin Rumeli’de ve Doğu Anadolu’da büyük toprakları. Şenkaya. Ukraynalı. Batum. Bu kâfir durdukça azar. Bu amaçla elden geldiği kadar Müslüman ahaliden temizlemeye çalıştılar. Escak/Elviye-i Selâse bölgesi (Artvin. cami avlularında okunuher yönünü ilgilendiren konularda farklı uygulama. okuma yazması dahi olmayan Türklerden seçiliyordu. Ruslar. 1877-1878 (93) Harbi’nden sonraki sınır. lehimize bazı değişikliklerle 13 Temmuzda alet olarak halkı göçe kışkırtıyorlardı. Seni candan eder bîzar. Rusların asıl hedefi İskenderun Körfezi’ydi. Hiç kalmadı okuryazar. nın bir amacı da Türkiye ile Azerbaycan arasında Olur) Ruslara bırakılıyordu. Ne durursun hicret eyle. Bu kararı Gürcistan bahane eden Ruslar. Maalesef bazı din adamları da Rus emellerine laşması. Şavşat. Malakan ve Yezidîleri yerleştirdiler. İşitmezsin ezan sesi. Artvin ve Ardanuç’u Batum’a. meni. nahiye müdürleri de Ermeni ve Gürcülerden atanıyordu. eğitim. altında yaşamanın dünya ve ahretteki kötülüklerini toprak. ton. din. rüşvetsiz bir iş görmezlerdi. Rum ve Rusya içlerinden getirdikleri Alman.yor ve ahalinin buralardan gitmesi öğütleniyordu: SSCB lara gittiler.

Bölgenin ekonomik hayatına onların hâkim olması. Deme ki onlardan bir hüner gelir… Bölgede Gürcülerin faaliyeti daha farklıydı. Bundan sonra Kırım ve Azerbaycan’da çıkan gazeteler geliyor. buralara yerleştirdiler. mülki Kağızman. Bu destanın iki dörtlüğü şöyledir: Elveda günüdür çimenli dağlar. Ruslar bu faaliyetlerde bulunanları yakalayıp Sibirya’ya sürdü. Moskof’un elinden kahri çekerler. Hilâl-i Ahmer Cemiyeti şubesini faaliyete geçirdi. Kars ahalisinin tabii savunması faaliyetine başladı. Ermeni unsuru. sonra da öğrenirsiniz!” diyorlardı. Müslüman ahalinin geri kalması için her türlü vasıtayı kullanıyordu. Ruslar. Göründü gözüme seyran eyledim. Halkın cahil kalması için eğitimi teşvik etmiyor. Kars şehrinde yaşayan 20. okumamış köylü ve çaresiz fukara halktı. Mevcut rüşdiye mektepleri ile birçok medreseyi kapattılar. Göllerde yeşilbaş sonalar kaldı. Dolayısıyla geride kalanlar. Hatta Bakü Neşr-i Marif Cemiyeti’nin Kars’ta bir şubesi açıldı. Sılayı terk etmek gam değil amma Emektar atalar. İbtida Kötek’te eyledim iskân Muhibbi sadıkı yâran eyledim. Dışarıdan getirdikleri Rum ve Ermenileri. Bunların en meşhuru şüphesiz Akkomlu Âşık Ceyhunî’nin uzun destanıdır. Ramazan ayında dahi imamsız köylere Türkiye’den okumuş din adamlarının gelmesi yasaktı. virdi zeban eyledim. Mollalar çocuklara. Buna karşı Erzurum çevresinde kurulup Kars ahalisi gönüllüleriyle harekete geçen Türk Can-Bezar teşkilâtı. analar kaldı. Bunlar da her an göç edebilirdi. oraları geçici olarak bıraktık. “Yazı nakışa benzer. Bu nüfus ve iskân işini daha ziyade Kars ve çevresinde uyguladılar. Bu göç yollarında çok ağıtlar ve destanlar söylendi. Sefil Ceyhunî’yi derdi yok sanma. 1913-Balkan Savaşı felâketzedeleri ile Hicaz Demiryolu için Müslüman ahaliden yardım toplayabiliyordu. Ermeni Can-Fedalar başına hitaben söylediği koçaklamanın başı şöyledir: Millet komitanı Vağarşak ağa. Ancak Birinci Dünya Savaşı başlangıcında. camilerde eğitim yapılabiliyordu. Neşriyata müsaade edilmiyordu.000 Türk nüfusundan 40 aile kalabilmişti. Kars’taki Türk Başkonsolosluğu. Türk köylüsü. Sabreyle başına gör neler gelir! Yığıpsan başına bir bölük dığa. yerli ahalinin daha da fakirleşmesine yol açtı. Albayrağa hasret boyun bükerler Necatini. sanat ve ticarete rağbet göstermiyordu. Her taşı gevherden binalar kaldı. Bu cinayetler. anavatanla ilgiyi kesmek için Türkiye’den kitap ve gazetelerin girişi de yasaktı. Yiğirmi üç yıldır kan yaş dökerler. Oltu etrafında ve şose yolu boyundaki verimli topraklarda yaşayan yerlileri göçe zorladılar. yerli ahaliyi Hristiyan hatta Gürcü yapmak için uğ- 14 Bizim Ahıska . Cucurus ve Tamrut köylerini Ermenilere verdiler. Çıldırlı Âşık Şenlik’in. köylerde yaşayan yerli Türk ahalinin de yarıya yakını. Normal bir okuma yazma dersi yoktu. Onlar. Rusya’nın 1905 Japon hezimetinden sonra nispeten bir rahatlama görüldü. tenhada gördükleri Türkleri öldürüyorlardı. Rus devletinin imkânlarını da kullanarak eskiden olduğu gibi şimdi daha kuvvetli bir şekilde bölgenin ticarî hayatını ele geçirdi. Göç edenlerin çoğu aydın. Rus idaresi zamanı Osmanlı Devleti topraklarında hatta başkent İstanbul’da silâhlı ve bombalı faaliyette bulunan Ermeniler. Berderes. Ak suvaklı sedri mermer otağlar. Bu şube. Takdir-i ezeldir beyhude yanma. İşte böyle bir zamanda Sultan Abdülhamit’in fermanıyla Şeyhülislâm’ın bir fetvası Kars’a ulaştı: “Sakın göç etmeyiniz! Cami ve ecdat türbelerini terk etmeyiniz! Ezanımız susmasın! Kâfir içinde Müslüman kalmanın sevabı büyüktür. Anadolu içlerine doğru göç etmek üzere yollara döküldü. varlıklı ve ileri gelenlerdi. 1900 yılı başlarında pasaportla gelip Rus işgalindeki yerleri gezen Narmanlı Âşık Sümmanî. Kağızman üzerine söylediği koşmada şöyle der: Bin üç yüz on altı. Ruslar. Kars ve çevresinde de bu tür can kıyımına başladılar. nasıl olsa kurtuluş yakındır!” denilmekteydi. Müslüman çocukların sadece Kur’an’ı yüzünden okumaya yönelik bir eğitim sistemini uyguluyordu. Narman’la.Ruslar bir yandan böyle propaganda yaptırırken bir yandan da yerli halka baskı yaparak kalkıp gitmeye mecbur ediyordu. Şehirdeki Türk nüfusun % 90’ı. Osmanlı Devleti’ne karşı isyana kalkışan ve sonra da kaçan Doğu Anadolu Ermenileriyle Kars ve Gümrü Ermenilerinin 1905’te kurduğu Can-Feda teşkilâtı elebaşıları tarafından yapılıyor.

Bunlar. Ruhanî meclis de gerekli tasnifleri yaptıktan sonra Rus Nüfus İşleri İdaresi’ne gönderirdi. O da masrafı ahali karşıladığı takdirde talebimin kabul edileceğini söyledi. Köylüler. dava vekili ve muhtelif mevkileri işgal eden 18 misyoneri faaliyet gösteriyordu. çeşitli adlar altında halktan para toplayarak geçinirlerdi. propaganda faaliyeti yürütüyordu. ilâç veriyordu. Ruslardan dolgun maaş alıyor ve Rus siyasetine alet oluyorlardı. Burada açılacak mektebin Gürcüce değil. halkın Osmanlı’ya ne kadar bağlı olduğunun ifadesidir: Bizim Ahıska Şu Kars’ta yok mu bir kimse bulunsun bu himayette. Sağlık işlerine kazalarda bulanan bir hükûmet tabibiyle birkaç sağlık memuru bakardı. bazen de Ermeni veya Gürcü’ydü. Adliye işlerine kazalarda bulunan birer sulh ve sorgu hâkimi bakıyordu. Şu Poskov medresesinden dilenciler çıkarmakla Zülâl der. Artvin’in Alman asıllı Rus mutasarrıfına müracaat ederek. Rusların Çıldır Kaymakamı huzurunda söylediği deyiş. bu Gürcü doktorunun milleti Gürcüleştirme faaliyetinden bahsettim. cenaze namazı kıldırır. Neden bir dârül-eman yok kocaman vilâyette? Bütün Ermeniler. Tiflis Müftülüğünce atanan başimamlar. gerektiği zaman imamdan aldıkları bir kâğıtla nahiye müdürüne gider. Babadan oğula geçen tek tesellî. Bu suretle müthiş Gürcü propagandasından kurtulduk. Yerli ahali Rusça bilmediğinde Ermeni ve Gürcülerin tercümanlığına başvurulur. Adlî işlerde rüşvet çok yaygındı. Çarlık Rusya’sı Müslüman ahaliden asker almamaktaydı. Okuma yazma öğretmeden cahil bıraktığı gibi. ahali arasında para toplandı. Rusça’yı. herkesi mezhep veya etnik durumuna göre adlandırarak kırk parçaya bölüyordu! Çıldırlı Âşık Şenlik’in. Rusça-Türkçe mektep yapıldı. Başimamların maaşı yoktu. Bu teşkilâtın merkezi Tiflis’ti. baş imamlardan gelen nüfus kayıt defterlerini. Bunun da Türklerin arasına nifak sokmak için etnik ve mezhep farklarını derinleştirmekten başka bir amacı yoktu. Bu da rüşvete tabiydi. Gürcü doktor da buralardan uzaklaştırıldı. kurulur mu hiç vatan. Bu yüzden oralarda daha ziyade muskacılık yaygındı. halkın millî duygudan uzaklaşması için millî ad olan Türk kelimesini kat’iyen kullanmıyor.raşıyor. Şiîler için de Şeyhülislâmlık kurulmuştu. Diğer milletlere göre ne denli geride kaldık. Rusça ve Türkçe okutmasını talep ettim. Aman kardaş ne fark vardır bizim ile cemadatta. Zira Tiflis’te Sünnîler için bir Başmüftülük. Türk bayrağı altında toplanmak ümidiydi. Batum Mebusu Edip Dinç anlatıyor: “1906’da Batum civarında Gürcülerin doktor. Bu kurumların başına atanan kişiler. Yazık değil mi Türk evlâdı kalsın her esarette. doğan ve ölenleri deftere yazarlardı. Kazalarda bulunan kadılar. dolayısıyla kararlar da ona göre olurdu. Müslümanların dinine müsamaha ediyor görünerek ruhanî bir teşkilât kurmuşlardı. Köylerde imam vardı. Bu hâkimler genellikle Rus. Öyle yaptık. Nüfus Hüviyet Cüzdanı diye bir şey yoktu. Bin nüfusa bakan imamlara başimam denirdi. ondan aldıkları vesikayı bir yıl süreyle kullanırlardı. Ruslar. 15 . Bunun içindir ki bölge ahalisi Ermeni mücadelesinde hesaba gelmez miktarda kurban verdi. ahaliye Gürcü milliyetçiliğini aşılamak ve Hristiyanlığı kabul ettirmek için çalışıyorlardı. Murgul’da bir de Gürcü mektebi açacaklardı. bu acıklı durumu anlatan deyişinde şöyle diyordu: Ruslar. Rumlar okurlar Türkçe. kalmış cehalette. Hele Artvin’de çalışan bir Gürcü doktoru. nikâh kıyar. Acep Türk hattı çıktı da gezer mi şol semavatta. Ki Kars’ın köylerin derler yazan yok bir satır Türkçe. at üzerinde gezerek halkı parasız muayene ediyor. ruhanî meclise gönderirdi. askerlik sanatı ve silâh kullanmayı da öğretmek istemiyordu. Posof medresesinde muallim olan Yusuf Zülâlî.” 1909’da biri Kars’ta diğeri Posof’ta olmak üzere iki medrese ve ilmihal bilgileri de veren birçok Kur’an kursu vardı. Bu şartlar altında yaşayan Türk halkı tamamen esir hüviyetindeydi. Köylere sağlık hizmeti gitmezdi.

Şarka garba yıldırımlar çakarız bir gün olur. Mevlâm bu Urus’tan kurtar İslâm’ı. Türk gezeriz. Araslar gibi Tuğyan eder deryalara akarız bir gün olur. Ümitsizliğe kapılan Rus karargâhı genel çekiliş emri vermeyi düşünürken. Hafız Hakkı Paşa. Karadeniz’de kontrolü ele geçiren Ruslar. 16 Bizim Ahıska .” O zamanlar en kayda değer aydınlanma hareketi herhalde Kırımlı Gaspıralı İsmail Beyin faaliyetidir. Batum’a bağlanmıştı. Ardahan ve Batum halkı bu şartlarda yaşarken Birinci Dünya Savaşı başladı. Der Zülâlî. Kafkas. Eli altında esir bulunan halkı çalıştırarak Tiflis’ten Gümrü’ye gelen demiryolunu Kars’a ve sonra da Sarıkamış’a kadar uzattılar. 23 Aralıkta Rusları püskürterek Oltu’ya girdi. Bu şekilde bölge Rus demiryolu şebekesine bağlanmış. Halk. Bu tören. Trabzon’a ulaşamıyordu.Hulusi kalbimden bilsen fikrimi. Rus esaretinden kurtuluş ümidini şöyle dile getiriyordu: Biz bu zulmetler içinden çıkarız bir gün olur. Başka bir ifadeyle. Diğer bir hattı da Arpaçayı ve Aras Nehri’ni takiben Nahçivan ve İran’a bağladılar. Mevlâm bu Urus’tan kurtar İslâm’ı. Yandık zulüm. Devrilen Moskof elinden çıkarız bir gün olur. Anadolu’da seferberlik ilân edilince Ruslar. 20 Aralıkta 1914’te Sarıkamış’a gelerek cepheyi ziyaret etti. Tiflis’te döktürülerek getirilen heykelin açılışı için halk da davet edildi. Kars. iki taraftan Rus kartalı bayrağı parçalıyor ve askerin elindeki Rus bayrağı yükseliyordu! Valiyle heykeli dikilen asker de bu törende hazırdı. Buhara. irahmi gani. Türk yaşarız dünyada. gam ateşine. bir yandan da usul-i cedîd dediği yeni usul okluları teşvik ediyordu. hükmi hanı isterim. Hâlbuki Türk demiryolu Ankara’nın az doğusuna kadar uzanıyordu. Doğu Anadolu’ya demiryolu yapılmaması için Osmanlı Devleti’ne baskı yapmış ve hatta taahhüt almıştı! Karadeniz. Bu anıt 93 Harbi’nde Kars’a giren ve kaledeki Türk bayrağını indirip yerine Rus bayrağını diken askeri canlandırıyordu. Ben Allah’tan Âl-Osman’ı isterim. Türklere hakaret edilmek için düzenlenmişti. İstanbul’u ve Boğazları almak. Volga. Türk ahali bu manzarayı nefretle karşıladı ve aralarında mevcut millî birlik duygusu daha da arttı. Türk ahalinin millî direncini kırmak için Kars’ta bir Rus Zafer Anıtı yaptırdı. Bu metotla açılmaya başlayan okullardan birinde. Rus tehdidi altında olduğundan İstanbul’dan kalkan gemilerimiz. Rus idaresinden bezmiş usanmıştı. O bir yandan Tercüman gazetesini çıkarıyor. Kırım’dan çevrilen hisarları. 1904’te Azerbaycan’ın Şeki şehrinde öğretmenlik yapan Posoflu Âşık Zülâlî. Vurur millî külünk ile yıkarız bir gün olur. Bir halk şâiri Ruslardan kurtuluş dileği destanı yazmıştı: Gece gündüz sana budur duamız. İnşallah düşmanın kaddin bükeriz. El ele verince dağlar sökeriz. Sarıkamış’ın yukarı mahallesi ele geçirildi ve merkezde kuvvetli süngü savaşları yapıldı. Fahrettin Erdoğan anlatıyor: “Tiflis’te oturan Kafkasya Genel Valisi Vorontsov Daşkov. Nesli mürsel. Başkumandan Vekili Enver Paşa. diğeri de deniz gücümüzün zayıflığıdır. Rus Çarı Nikola. Türkiye. Tuna. Ceyhun. 12 Kasım 1914’te savaşa girmiş bulunuyordu. 27-28 Aralık savaşları çok şiddetli geçti. Ruslar. Mevlâm bu Urus’tan kurtar İslâm’ı. askerî nakliye için gerekli şartlar hazırlanmıştı. Rusları buradan atarak Ardahan’ı ele geçirdi. 25 Aralıkta Sarıkamış’a hücum etti. Büyük bir sevinç ve heyecana kapılan halk Rusları kovmak için ordumuzun yanına koştu. savaşın seyrini değiştirdi. hicran. Sarıkamış felâketinin en mühim sebeplerinden biri demiryolu yokluğu. Çar’ın manifestosuyla Türkiye’ye karşı savaş ilân etti. Bizans Devleti’ni yeniden kurmak. Türk doğarız. Çünkü Türk bayrağı Rus askerinin ayakları altında çiğneniyor. deniz ve demiryolu bakımından Türkiye’ye karşı kesin bir üstünlüğe sahip olan Rusya. 22 Aralıkta Sarıkamış’a doğru Türk yürüyüşü başladı. Kara. Üçüncü orduya arzu çekeriz. Ayasofya’ya haç koymak gibi tarihî emelleri olan Rusya. Ardanuç üzerinden gelen ve içinde Yüzbaşı Halid Beyin de bulunduğu bir Türk birliği. hızla onarılan demiryoluyla Tiflis’ten Sarıkamış’a mütemadiyen taze kuvvet ve mühimmat sevki. bölgenin aydınlarını ve ileri gelenlerini toplayarak Sibirya’ya sürdüler. Ayrıca petrol şehri olan Bakü de demiryoluyla Karadeniz’e. Merhamet sahibi. Sarıkamış harekâtının sonucunu da bu sayede lehine çevirebilmiştir. askerî kara ve demiryollarına da önem verdiler. Selim’de demiryolu havaya uçurularak Kars-Sarıkamış bağlantısı kesildi.

pekmezler. Çoruh üzerindeki tel halattan karşıya geçip. Tokat ve Zile üzerinden ağustosta Sungurlu’ya gelip yerleştik. gâvurlara kalır diye. açlık ve çeşitli hastalıklardan nice insan telef oldu. Rus Kazaklarıyla onlara öncülük eden Ermeni ve Rum çeteleri. çardakta sıra sıra asılı duran kümeleri çekip aşağıda gördüğüm Ardanuçlu çocuklara attığımı ve onların da kapıştığını iyi hatırlıyorum. Savaş başlayınca bilhassa Artvin bölgesinden Anadolu içlerine doğru muhaceret başlamıştı. 1915 yılının ilk haftası. geceleri. 1915 yılı kışı boyunca bu göçler devam etti. Oltu-Kars arasında Ermeni savaşı sürüp gidiyordu” Devamı var. ümitsiz dövüşler şeklinde devam ettiyse de 17 Ocakta cephe sustu. Sungurlu’da dört sene kaldık. 1916’nın ilk haftasında tekrar yola koyulduk. Yedi yaşındaydım. Ruslar Ermenilerle birlikte yerli ahaliye karşı akıl almaz ölçüde katliama başladılar. Bağlar bozulmuş. Sarıkamış muharebeleri. Sarıkamış Felâketi’yle bölgeyi savunan ordumuz eridi. Artık muhacirler yerlerine dönüyordu. Alucra. İspir.30 Aralıkta üstünlük Ruslara geçti. 2 Ocak 1915 günü. Bölge yeni felâketlere sürüklendi. Göle ve Olur’da çoluk çocuk demeden 40 bin kişiyi şehit etti. Rus tarafında kalan kendi tarlalarından güzün ekilmiş ekinlerin başaklarını kırparak çuvalla Ersis’e getiriyorlardı. 1916 kışına bu kasabada girdik. Bu göç yollarında soğuk. Ardahan. O günleri Yusufelili Öğretmen Mustafa Âdil Özder şöyle anlatıyor: “1914 yılı sonbaharıydı. Halid Beyin cephane götürüp boş dönen atlılarına bibim rica etmiş. Kalanları da Erzurum’a doğru çekildi. her şey yok olmuştu. onların yardımıyla biz de Çoruh’un öte yakasındaki Zor köyüne geçtik. Bizim köyde de göç hazırlığı başladı. Bizim Ahıska 17 . Bayburt. 1920 senesinin ağustos ayında biz de memlekete döndük. Tiflis’ten Çıldır’a gelen taze Rus kuvvetleri Ardahan’a yöneldi. Reşadiye. 1916 yılı şubatında Erzurum’la birlikte Doğu Karadeniz ve Doğu Anadolu Ruslar tarafından istilâ edildi. Evler harap olmuş. Ruslar. yaşlı ve çocuklardan meydana gelen kafileler köyümüzden geçiyordu. Bir gün biz de gideriz. eşyalar talan edilmiş. Halid Bey kuvvetleri çekildikçe Artvin ve Oltu bölgesinde Rus işgali genişliyordu. İnekleri dışarıya salarak evimizi barkımızı bırakıp yola çıkmıştık. Bir iki ay Zor’da kaldık. küme ve pestiller yapılmıştı. Osmanlı kuvvetleri geri çekilince bölgede katliamlar başladı. üç ay boyunca Çıldır. Sonra Ersis’e geldik. Babam hasta yatağındaydı. Burada toplanan Erkinisliler. Kelkit. 1915 yılı nisan ayının il günleriydi. Bahar gelince Rusların çevre köyler kadar sokuldukları söylendi. Ardanuç ve Hod köylerinden göçen ve çoğu kadın. savaşın hazin sonu göründü. reçeller. “Türk ordusunun gelişine sevindiniz!” diyerek Ardahan ve Çıldır ahalisini kırmaya başladı.

abartmış mı oluruz? Bitmez tükenmez yollarda binlerce insan can verdi. Çı- nar ninenin dünyasına kâbus gibi çökmüş. Ama bu acıyı yaşayan bir o muydu? Bütün hemşehrileri de öyle değil miydi? Her biri Orta Asya çöllerine serpilmemiş miydi? 18 Bizim Ahıska . ulaştıkları ülkelerde tarifi imkânsız yokluklar. daha genç bir anneyken hayatın bin bir türlü çilesiyle tanıştı. Eğer bu olayın adı soykırım değilse. hayatın kahrını çekmiş. Analar bağrına taş bastı. Bunların arasında Çınar ananın genç eşi de vardır.Ahıskalı Çınar Ana Nilüfer DEVRİŞOVA Ahıska Türklerinin yaşadığı insanlık dramı akıllara durgunluk veren bir olaydır. Hasret. bir daha geri dönmemiş. bizzat yaşayanların bir kısmı hayatta. sürgünde evlâdını kaybetmiş genç bir anneyken diğer çocuklarıyla beraber tek başına hayat mücadelesi vermiştir. Ne var ki bu ölüm yolculuğu. Bir istasyonda vagona giren askerler çocuğun cansız cesedini alıp annesinin yaşlarla dolu gözlerinin önünde bir eşya gibi dışarı atacaklardı. on sekiz yaşında evlenmiş. Koca bir halk. Çocuklarına sarılarak sürgün vagonuna bindi. salgınlara ve açlığa dayanarak sağ kalanlar. Çınar ana. 1910 yılında Ahıska’nın Soxdev köyünde dünyaya gelmiş. doğdu büyüdüğü ata yurdundan sürgün edilmiştir. Hiçbir suç isnat edilmemiş. Birleşmiş Milletler Teşkilâtı’nın neye soykırım dediği tartışılır! Kış soğuğuna. Onlara bakabilmek için didindi. Azim ve sabırla çocuklarını büyüttü. Sürgün tarihine kadar ailesiyle beraber Ahıska’da huzurlu bir hayat yaşamıştır. önce oğlu Hasret’i elinden aldı. yolda hastalanmış. garip ve kimsesizlikler yaşadılar. hiçbir haber de alınamamış. Hayvan vagonunda evlâdını kaybetti. İnsanlık âlemi bunların sesine kulak vermeli değil mi? 1944 yılı kasım ayında cereyan eden Ahıska-Orta Asya hattındaki ölüm yolculuğunun kahramanlarından biri de Çınar anadır. üstelik kendi güvenlikleri için geçici bir süre denilerek yalan söylenmiştir. Zamanla beş çocuk annesi olmuştur. Onları evli barklı etti. Vatan hasreti günden güne içini dağlıyordu. Çınar ana. İşte bu savaş. Çınar ana. İstasyonlarda vagonları dolaşan askerler ölüleri alıp yaban arazilere savurdular. Çınar ananın dört oğlu ve bir kızı vardı. İlkokulu yaşadığı köyün Gürcü mektebinde okumuştur. Çocuklarına hem ana oldu hem baba. Alman cephesine giden genç kocası Bekir Lomidze. bilmediği arazilerde kurda kuşa yem olan yavrusunu bırakarak diğer çocuklarıyla birlikte Özbekistan’ın Namangan şehrine ulaştı. çaresizlikler içinde ateşle boğuşarak vefat etmişti. Çınar ana için sürgünün ilk yılları çok ağır geçti. hayvan vagonlarına doldurularak bir ölüm yolculuğuna çıkarılmıştır. Çok genç yaşlarda. Bu acıyı dindiremeden kapısı yeni bir felâketle çalınmış. İkinci Dünya Savaşı çıkmış. Ama bu çilerlin hiçbir vatandan ayrılık derecesinde değildi. Bu felâketin adı sürgün! Genç bir anneyken dul kalmıştı. Yoksulluktan ve kimsesizlikten dört çocuğuyla beraber çok çile çekti. Bunlar masal değil. Bu halk sadece Türk olduğu için bu insanlık dışı muameleye tabi tutulduğuna göre bu olaya sadece sürgün demek yeterli midir? Kış mevsiminde 15-20 hatta 30 gün süren ölüm yolculuğunun adına soykırım desek. Dayandığı yegâne varlık çocuklarıydı. Hayatın ve anneliğin en güzel çağında bir kıyamet kopmuş. O zamana kadar askere alınmayan Ahıskalılardan da eli silâh tutanlar toplanarak cepheye sürülmüş. Çınar ana. Çınar ana. Şimdi de vatansız kalacaktı. Ama bu çocuk nereye gömülecekti? Bir mezarı olacak mıydı? Ne yazık ki böyle bir şansı da yoktu. kocasını kaybetmenin üzüntüsünü yaşarken sürgün haberiyle yıkılmış. Asgarî insana lâyık şartlardan uzak bir şekilde. Sürgün sırasında vagona atabildiği döşeklerin yünüyle çorap örüp satarak ve kolhozda aşçılık yaparak hayata tutunmaya çalıştı.

Soldaki de Şaşa Hanımın ağabeyi. Bülbüller öterdi kızıl güllerde. Gürcü kızıyla evlenmiş olan Aziz Efendiyle Gürcü karısı Şaşa Hanımı görüyoruz. Altı çocuğu var. gurbet ellerde. 1973’te Özbekistan’ın Namangan şehrinde vefat etti. Aziz Efendi. Kızı Özbekistan’da. 1949 yılında Özbekistan’da çekilmiş. 63 yaşında dünyaya veda ediyordu. Geçti gitti yıllar. Fotoğraf 1960 yılında Maharadze’de çekilmiş.Ahıska’da şen ve mutlu bir dünyada hayata başlayan Çınar ananın ömrü. Bu fotoğraf. sol taraftaki hanım da Bedir’in karısı Hediye Hanım. Gürcü eşinden ayırıp sürgüne gönderilmiş! Bu da kaderin başka bir cilvesi…) Bu fotoğrafta çay toplayan kızlar. Çınar ninenin iki çocuğu hayatta. Gürcü bir hanımla evlenmiş ve sürgüne gitmemiş. Fotoğraf. Bugün ihtiyacımız olan ama arayıp da bulamadığımız bilgi hazinemiz Çınar nineye Allah’tan rahmet diliyoruz. sürgünden dokuz sene sonra. birkaç sene evvel 105 yaşındayken Ahıska’da vefat etmiştir. Aziz Efendi ile Şaşa Hanımın kızları Aniko ve Saniya. Artık o Çınar nine olmuştu. 1953’te Özbekistan’da çekilmiş. Acep görür müyüm vatanı dağlar? Fotoğrafların Dili Çınar ananın kızı Yıldız Hanım (sağda). gördükleriyle bir tarih yazılacaktı belki. Bu fotoğraf. Ortada (oturan). (Hâlbuki Ude’de Letifşah Barataşvili. Bizim Ahıska 19 . Erken vefat etmeseydi kim bilir bize neler anlatacaktı… Bugün bile cevabını bulamadığımız sorular ce- vap bulacaktı. Ahıska Türkleri sürgüne gittikten 11 sene sonra 1955 yılında Ahıska’da çekilmiş. Bu fotoğrafta. gurbetlerde nihayet bulacaktı. Bu fotoğrafta sağ taraftaki Yıldız hanımdır. Ağıtlar kavruldu tatlı dillerde. Sadece bir kardeşi hayatta ve ABD’de yaşıyor. Eşi üç sene önce vefat etmiş. Yıldız Hanım halen Özbekistan’da yaşamaktadır. Hayatın acı ve tatlı yönlerini yaşamış olan Çınar nine. şimdi ABD’de yaşayan erkek kardeşi Bedir. Onun tecrübesiyle. oğlu da ABD’de yaşıyor.

söylenmektedir. huzursuzluk. Sağ kalanlar. kucaklarımız dolu elmalarla evimize gelirdik. Ablam çifte vatandaşlığa sahip. Kürt olduğunu kabullenenler bile Türklerle kardeş olduklarını ve aralarında hiçbir farkın olmadığını söylüyorlar. istisnasız “Ben Türk’üm!” diyor.Kırgızistandaki Ahıska Kürtleri . kültür ve konuşma dilleri Ahıska Türklerinden farksızdır. arada sadece küçük bir nehir vardı diğer taraf Türkiye’ydi. 65 yıldan beri Ahıskalıların hayatı gurbetlerde savrulup gitmektedir. bahçelerden elma toplardık. İkinci Dünya Savaşı başlayınca araya duvar diktiler. Biz bu yazımızda yıllar önce bizim gibi Ahıska topraklarından uzak diyarlara sürülen Kürt kardeşlerimizden bahsedeceğiz. küçük kardeşim de 2009’da vefat ettiler. 1925’te Ahıska’nın Tsxalpile köyünde doğdum.I Nilüfer DEVRİŞOVA 1944’te Türkler. Kürtler. Ahıska’dan Orta Asya’ya sürgün edildiler. Köyümüz Türkiye’ye çok yakındı. Şimdi akrabalarınız nerede yaşamaktadır? Annem ve babam 1946’da Özbekistan’da vefat ettiler. Sovyetler Birliği zamanında vatana dönüş müracaatları havada kaldı. Recep Mirzayev. Oralarla ilgili çok güzel hatıralarım var. ondan sonra bir daha geçemedik. Ahıska’dayken okula gittiniz mi? 20 Bizim Ahıska . Ahıska’daki mutlu hayatını ve bugüne kadar yaşadığı acı tatlı hatıralarını anlattı. Oş ve Bişkek şehirleri başta olmak üzere birçok köy ve kasabalarda yaşamaktadırlar. yurtsuzluk. Büyük kardeşim 1992’de. İşte sorularımız ve cevapları: Recep dededen.000 olduğu Recep Mirzayev torunları Said ve Hanife’yle. Diğer akrabalarımın çoğu Irak’ta ve ABD’de yaşıyorlar. Türkiye tarafına çok geçerdik. Hemşinliler olmak binlerce insan. Ben. Ahıska’nın hangi köyünde ve hangi tarihte doğduğunu soruyoruz. Ahıska’dan sürülen bu insanların çekeceği bin bir acı. asıl bundan sonra başlıyordu. Kırgızistan’da yaşayan Ahıska Kürtlerinin sayısının 33. Bugün Orta Asya topraklarında Ahıskalı göçmen Kürtlerin sayısı çoktur. Celalabat. geçmişte yaşadıkları sıkıntıları ve bugün yaşadıkları hayat biçimlerini öğrenmek için Ahıskalı yaşlı ve genç Kürt kardeşlerle konuştuk. Dönebilenler de Gürcü yöneticileri tarafından geri gönderildi. Bişkek’in Oroh köyünde yaşayan Recep dede. Bazıları Kürt olduğunu bile kabullenmiyor. Ellerimiz. Ahıskalının alın yazısı oldu. Soğuk kış günlerinde. hayvan vagonlarında bir ay süren yolculuk sırasında çok kayıp verdiler. Çoğunun hayat tarzı. Çile. Ahıskalı Kürtleri biraz daha yakından tanımak. hem ABD’de hem de Irak’ta yaşıyor. Bunların büyük bir kısmı Kırgızistan’dadırlar. Türkiye’de okunan ezanlar ve öten horozların sesi bizim köyden duyuluyordu. tohum gibi Orta Asya ülkelerine serpildiler.

Bizim köyde beş aile Kürt’tü. Özbekistan ve Kırgızistan’a gönderildiler. Her istasyonda bize yemek veriyorlardı.. nerelere gönderildi? Toplu olarak mı yaşıyordunuz? Diğer sürgündeki Türklerle ve Hemşinlilerle aranız nasıldı? Sürgünde Kürtler. Gomora’da da Kürtler yaşıyordu ama miktarını tam olarak bilemiyorum. Bunlardan başka milletten yoktu. hiçbir anlaşmasızlık yoktu. Sürgünden önce de çok iyiydi. Bu yüzden bizim oralardan sürülmemiz bana çok garip geliyor. Ama bütün köyleri çok iyi hatırlıyorum. Biz ailece Semerkant’a geldik. Aramızda öyle çocuklar vardı ki ne anası vardı ne de babası. sünnet törenlerini kendi âdetlerimize göre yapardık. Türk-Kürt fark etmezdi onlar için. Bir sene sonra. Adigön. Peki. Bizim köyde Müslüman az olduğu için cami yoktu. Bilhassa Adigön’ü çok iyi hatırlıyorum. Nasıl ki şimdi burada yapıyoruz. Kazakistan. Hatırladığım kadarıyla Çaral’da iki aile. çünkü beni çalışmak için Azerbaycan’a gönderdiler. Türklerle beraber cuma namazlarına. tarih. Camilere rahatlıkla gidip ibadetlerimizi yapardık. Ahıska’nın hangi köyleri Kürt’tü ve sayıları ne kadardı? Ahıska’nın birçok köyünde Kürtler yaşıyordu. Çıxet’te üç aile vardı. bu yüzden bize yakın olan Vale köyüne giderdik. Diğerlerini başka yerlere gönderdiler. Devlet sizi hangi milletten görüyordu? Devletle aranız nasıldı? Gürcüler bizi ayırmıyordu. sadece Türklerin ve Kürtlerin sürüleceğini söylediler. onların çocukları bile vagonlara sıkış tepiş dolduruldu. Biz dört ayrı millet çok iyi yaşıyorduk. Her evde üçer asker vardı. Sürgünün sebebini ne olarak görüyorsunuz? Sürgünün sebebini anlamadık ki. Dersler. O gece hepimizi hayvan vagonlarına doldurdular. Babaları savaşa gönderilmişti. matematik… 1941’den sonra başka okulda okumaya başladım. 17 yaşında Azerbaycan’daki Karadiz demiryolu istasyonunda çalışmaya başladım. Bizimle beraber sürülen Türkler ve Hemşinlilerle aramız iyiydi.. Hocalarımız da Azerî’ydi. orada da öyle yapardık. Ramazanlarda hepimiz oruç tutardık. Aramız iyiydi. Köyümüzde okulumuz vardı. Çevre köylerde kimler yaşıyordu? Onlarla aranız nasıldı? Çevre köylerde ve bizim köyde Türkler. Azerî Türkçesiyle veriliyordu.Evet. coğrafya. hiç unutamadım oraları. sürgün nasıl gerçekleşti? Nasıl oralardan sürgün edildiniz? 14 Kasım’da evimizin önüne askerler geldi. Eğer gidersem her yeri size gösterir anlatırım. Devletle çok iyi geçinirken nasıl oldu da biz buralara sürüldük… Âdetleriniz nasıldı? Ramazanda oruç tutulur muydu? Bütün âdetlerimiz vardı kızım. Orada ancak bir sene okuyabildim. Abastuban. Bizim Ahıska 21 . Hepimiz dağınık vaziyette değişik köylerde yaşıyorduk. okula gittim kızım. Aramızda hiç kötü şey yaşanmadı. Bu haber karşısında ne olduğunu anlayamadık. yani 1943’te izinle eve geldim. Buna da kimse bir şey demezdi. Devletle de aramız iyiydi. devletle de. Sürgünde Ahıska Kürtleri. açlıktan ölmememiz için. Bizim köyle arası on beş dakikaydı. Ermenilere kimse bir şey demedi. Bütün dersler okutuluyordu. Birkaç aile de Türk… Diğerleri hep Ermeni’ydi. Bunun gibi Cağısman. Bizi Orta Asya’ya sürgün edeceklerini ve gerekli eşyala- Hanife ile Nilüfer rımızı toplamamız için üç saat mühlet verdiklerini söylediler. Düğünleri. Beşinci sınıfa kadar okudum. Sürgün yolculuğu çok uzun sürdü.. bayram namazlarına giderdik. kardeş gibi yaşıyorduk. Sürgüne kadar çok iyi yaşıyorduk. Ermeniler ve Gürcüler yaşıyorlardı..

Türkiye’ye o bayraklarla girmeme izin vermediler. Ama çocuklar dönmek istemez. Türkiye’yi mi yoksa Gürcistan’ı mı kendine daha yakın devlet olarak görüyorsun? Türkiye’yi çok seviyorum. İstiyorum ki milletimin çektikleri son bulsun. Bu konuda Türkiye’yi kınamıyor. Oralarda yaşamak isterim. milletinin geleceği için ne yapmak istersin? Milletim yıllardan beri gurbetlerde dağınık bir şekilde sürgün hayatı yaşıyor. Kürtlerle değil PKK’yla savaşıyor. Bana göre fark etmez. Gelecekte ailem ve akrabalarımla beraber Kürdistan’da yaşamak isterim. Eğer beğenirsem sonra gelir ailece gideriz. zorla da tutup götüremezsin. Sınırda hepsini aldılar. Yaşlı olan herkes isteyecektir geri dönmeyi. Hanife’ye Ahıska’ya dönmek isteyip istemediğini soruyorum. iyi bir millet. daha ne isteyebiliriz ki… Gençlerimizin geleceğinin iyi olmasını isteriz. ninelerimiz yıllar önce Ahıska’dan sürüldüler. sadece onlar gücünü yanlış yolda kullanan ve iki kardeş milleti birbirine düşman eden insanların peşindeler. Bayrak bile olsa tedbir alınmalıdır diye düşünüyorum. Başka millet de aynısını yapardı. Irak’ta 22 Bizim Ahıska . Irak’ı daha çok beğendim. Irak’a da gittim. Bir gün ansızın askerler geldi. huzurlu bir şekilde yaşamasını. Dedelerimiz. çünkü çok iyi yaşıyorduk. Onların dünyaya bakışı başka. Allah’a şükür çok iyi yaşıyoruz. Kendine vatan olarak nereyi görüyorsun? Geçen sene Türkiye’ye gittim oraları çok beğendim.İsabali Mürseloğlu Gürcü ve Ermenilerle de bir derdimiz yoktu. ama kendime yakın devlet olarak Gürcistan’ı görüyorum. Şimdi anlıyorum ki onların hedefi Ahıska’yı bizim elimizden almakmış. istediğim gibi de geziyordum. Irak’a gitmek isteyebilirler. Ben. Ahıska’ya dönmek istiyorum. Peki. Tabiî isterim! Ahıska’ya dönmeyi çok istiyorum. Türk-Kürt ilişkilerini nasıl buluyorsun? Türkiye’de iki sene Kürt olmama rağmen hiçbir zorluk çekmeden çalıştım. Türkiye’nin Kürtlere hiçbir kötülüğü yok. Irak’tan Türkiye’ye geçerken yanımda Kürt bayrağı vardı. Said’e Ahıska’ya dönmek isteyip istemediğini soruyoruz. Ama gençler istemez. Kimse beni rahatsız etmedi. oraları kendine vatan edindiler. Said’le sohbetimizden sonra sıra Hanife Hanıma geliyor. Daha oraları ne gördüm ne de hayat biçimini bilirim. Türklerin bu tutumunu haklı buluyorum. aynı kültürü yaşamasını isterim. Fakat oraya ilk önce gezip görmek için gitmek isterim. O yüzden acele karar vermek istemiyorum. Orada ayrımcılık var. aynı dili konuşmasını. Çünkü atalarımız oralarda doğdu. Kendine vatan olarak nereyi görüyorsun? Vatan olarak Gürcistan’ı görüyorum. memnunum kızım. Kürdistan’ı çok beğendim. Eğer elimden gelirse bunları yapmak isterim. Türkiye. Türkleri çok beğeniyorum. Belki de bizi çekemediler. Oralar bizim vatanımız. Köyümüzden ve akrabalardan dönenler olursa ben de dönerim. Recep dedenin sohbetine doyum olmuyor ama sohbetimizi bitirmemiz gerekiyor. Vatana dönüş konusunda ne düşünüyorsunuz? Genel olarak Kürtler neler düşünüyor? Ben. Kendime tabiî vatan olarak Irak’ı görüyorum. Çünkü onlar buralara alıştılar. Sohbete Recep dedenin torunları Said ve Hanife’yle devam ediyoruz. Hanife’nin düşündükleri bambaşka. Bütün Kürtlerin aynı topraklarda. Yaşlandık artık. İstediğim gibi çalışıyor. Irak’ta yaşamak istemiyorum. aynı bayrak altında. Ben oraları görüp bildiğim için geri dönmeyi istiyorum. Yıllar önce bizim yaşadıklarımızı onlar yaşamasın. “Alman ordusu buralara gelecek! Onun için sizi buradan çıkaracağız!” dediler. bunun için devlet imkân sağlasın. takdir ediyorum. Şu anda yaşadığınız memleketten memnun musunuz? Başlıca problemleriniz nelerdir? Evet.

Sizce sürgünün sebebi neydi? Kızım. Gankit. Daha sonra bizim okula Azerbaycan’dan öğretmen geldi ve Azerice öğrendim. aynı dini. http://e-magaza. 1928’de Ahılkelek’in Xıryan köyünde dünyaya gelmiş. Bugün Türkiye’de yaşanan çatışmaya bir anlam veremiyorum. Onlar böyle kan dökerek. Devlet sizi hangi milliyetten sayıyordu? Sizler kendinizi kim olarak görürdünüz? Devletin bizimle bir ilgisi yoktu. Hepsiyle aramız iyiydi. Oxere. Âdetleriniz nasıldı? Komünizm zamanı Ramazanda oruç tutulur muydu? Âdetlerimizi yapıyorduk. Türkleri Kürtlere ve Kürtleri de Türklere düşman etmeye çalışıyorlar. Bu sürgünün sebebini hâlâ anlamış değilim. PKK hareketine nasıl bakıyordu? Kürtlerin Türklere böyle davranmasını hiç doğru bulmuyorum. Bu yüzden bizleri Orta Asya’ya sürgün edeceklermiş. Okulda üçüncü sınıfa kadar okudum. Orpola. Odunda. aynı kültürü paylaşmışız. çatışarak neyi halledecekler? Her şeyi doğru yoldan çözmeliler. Türk-Kürt fark etmezdi. N. Ben şahsen kendimi Türk olarak biliyorum. Sohbetimize Bişkek’in Zarya köyünde yaşayan İsabali dedeyle devam ediyoruz. Bu kadar konuşunca söz PKK terör örgütüne geldi. askerler evimize geldiler. Türklerin gelip bizi basacağını söylediler. kurban keserdik. Oruç tutar. İntel. Türkiye’den gelen Ermeniler bizim gibi konuşuyorlardı. Köyümüzde ve etrafında daha çok Ermeniler yaşıyordu. Bana göre hepimiz aynıyız. Ermeniler ve az sayıda da Azeriler vardı. D. Atatürk’ün milletini kendime yakın görüyorum kızım. php?file=ProductInfo&cat_id=88&product_ id=2110 Bizim Ahıska 23 . Tirbon. Türk başka… Ben bunu istemiyorum. Bize söylenen buydu. Xiryan. Tibet… Çevre köylerde kimler yaşıyordu? Onlarla ilişkileriniz nasıldı? Çevre köylerde Gürcüler. aynı topraklarda yüzyıllar boyu yaşamışız. Kürtler Ahıska’nın hangi köylerinde yaşıyorlardı? Nüfuslarını bilmiyorum ama şu köylerde Kürtler yaşamaktaydı: Koltaxev. Agara.ttk. Okulda bütün dersler vardı. Horoma. Kürt-Türk bölücülüğü olmamalı.org. Türk-Kürt ayrımcılığı yapıyorlar. Uravel. Öyle ayrımcılık olduğunu hatırlamıyorum. Hepimiz aynı milletteniz. Hâlbuki biz aynı milletin insanlarıyız.tr/switch. Not: Bu röportajları yapmamda yardımlarını gördüğüm Resul Raşidov ve İzmire Odabaşeva’ya teşekkür ederim. Derslerimiz Gürcüceydi. Onlar bizden kız alırlardı biz de onlardan alırdık. Acaba Hanife. Kendinize en yakın devlet ve millet olarak kimi görüyorsunuz? Ben en yakın millet de devlet de Türkiye’dir. Geçmişe baktığımız zaman Türklerle o kadar çok ortak yönümüz var ki. İstiyorum ki Türk de bir olsun Kürt de. İsabali Mürseloğlu. Rustav. Bizi aynı milleten sayıyordu. Saguli. Kürtlüğünü kabul edip bunu açıkça söyleyenler çoktu. Herkesle aramız iyiydi. İsabali dedeye memleketteyken okula gidip gitmediğini soruyoruz. Bizler aynı milletin insanlarıyız.Kürt başka. gece saat ikiydi. Onlar.

Ahıskalı Raziye Nine Anlatıyor Sabir ASKEROV* 1944 sürgününü yaşamış büyüklerimiz bir bir aramızdan çekilip gidiyorlar. 1990 yılına kadar Özbekistan’da yaşamış. Alaaddin. Kendi ürünlerini kendisi yetiştiriyor. Köyümüz. bu faciayı yaşayanların sürgün öncesi ve sonrasına dair hayatını ne yazık ki lâyıkıyla bilmemektedirler. Bizden önceki atalarımızın ana yurt hayatı da ilgi çekicidir. kartopi (patates). Fakat kolhozlar kurulduktan sonra ve topraklar elimizden alındıktan sonra yoksul duruma düştük. 24 Bizim Ahıska . Para alır yaparlardı. neler yetiştirirdiniz? Bizim 12 hektarlık toprağımızdan bize sadece 15 sotuk (10 dönüm bir sotuk) kalmıştı. Yağmurla sulanırdı. lobiya (fasulye) yetiştirirdik. Tutacvar köyünde pazar yoktu. Merve. Kerim. Evlerimizin duvarları taştan yapılmaktaydı. Köyde aşağı yukarı 45 tütün/hane vardı. bu iki mahalleyi iki yakaya ayırıyordu. Bizim köy ve Ahıska’daki diğer köyler. Bu sekilerin altında kışlık yiyecekleri ve tarladan toplanan bazı ürünleri saklardık. belgeseller. Bize kalan toprağımızda tahıl. devletleştirildi. Ahıska gibi koca bir vilâyetin binlerce insanı. On büyük baş hayvanımızdan ikisini devlet aldı. Bir yol. Komünist devrim sonrası her yerde kolhozlar kurulmaya başlamıştı. Bu evler ortalama iki veya üç gözlüydü. Fennî sulama yoktu. bu acıları yeni nesillere. Ahıska köylerinde kimler yaşıyordu? Ahıska bölgesindeki köylerin tamamı Türk’tü. Büyüklerimizin yaşadığı faciaların unutulup gitmemesi. 1992 yılına kadar burada yaşadıktan sonra Kırgızistan’ın Şamaldı-say ilçesine yerleşmiştir. bu ürünlerle ticaret yapıyordu. ne zaman ve nerede dünyaya geldin? 1924 senesinde Ahıska vilâyetinin Adigön ilçesine bağlı Tutacvar köyünde dünyaya geldim. biri kız dört çocuklu bir aileydik. 1944 yılı faciasını yaşadı. O zamanlar yürüyerek bazen de eşekle giderdik. müzik. Neler eker. Filmler. Erkek kardeşlerim: Kezim. Hâlbuki bizim acımızın binde birini bile yaşayan topluluklar. Sonraki nesiller. Köyümüz Adigön kazasına bağlıydı ama Ahıska daha yakın olduğundan alış veriş yapmak için Ahıska’ya şehre giderdik. Köy muhtarının iki katlı evi hariç bütün evler tek katlıydı. Sürgünden önceki köyünüzden ve bu köydeki hayattan biraz bahseder misiniz? Ben Ahıska’nın Tutacvar köyündenim. Bizim Ahıska dergisi okuyucuları için Işıkova Raziye Ninemle konuşuyoruz: Raziye Nine. yeni nesillerin ibret alması ve gelecekteki sorumluluğunu hatırlaması için yaşlılarımızın anlattıkları hayat hikâyelerine kulak vermeliyiz. kolhoz olduktan sonra çiftçilikle uğraşan halkın topraklarına el konuldu. kolhozlar kurulmadan önce daha iyi yaşamaktaydı. Üçü erkek. yani toprağımız elimizden alındı. Salican. Nevreste ve Sahib adlı çocuklarını büyütmüş. Raziye Nine. Duvar ustalarının çoğu Ermenilerdi. Fergana Olaylarından sonra Rusya’ya gitmiş. Kışlar çok soğuk olduğundan evler birbirlerine çok yakın mesafede dikilmişti. iki mahalleden meydana geliyordu. insanlık âlemine ve tarihe emanet etmek için sanat ve teknolojiden yararlanmaktadırlar. lazut (mısır). Evleriniz nasıldı? Evlerimizin içinde her odada seki (divan) vardı. Halkımız. resim vs… yapmaktadırlar. Cesim ve Nesim’di.

Puvara qazlar gelür Qanadi sızlar gelür Behtülli puvar sene Nişanli qızlar gelür. 12. 11. Özbekistan’ın Namangan vilâyeti Üçkorgan kazasına yerleştirdiler. 13. Çok sıkıntılı eğitim dönemleri yaşanmaktaydı ve eğitimini devam etmek için diğer köylere gidip okuyanların yanında okul hayatını dördüncü sınıfla bitirenler de vardı. O zaman biz Özbekistan’ın Sırderya bölgesine göç ettik. 15. Durnam geder düzüm düzüm Boyni qanadından uzun Durnam benim iki gözüm Durna yara selem götür. 16. 7. Armut dalın qırılsın Su dibinde durulsun Bizi yurttan edeni Cuma güni vurulsun. 3. 18. Bin bir meşakkatle yaşadık. Okulumuzda kitaplar paralıydı ve çok pahalıydı. Bulut bulut üstünde Bulut dağlar üstünde Sen Mevla’yi seversen Yağma yarın üstüne. 5. Bi i Ah k Bizim Ahıska 25 . 14. Altı çocuğumuz oldu. Yurdumuzdan koparıldık. Puvarın başi gözel Dibinin taşi gözel Ele bir yar sevdim ki Buyuği qaşi gözel. 8. İkinci Dünya Savaşı’na katılmış. Qaranfilim budama Safa geldin odama Eger meylin bendeyse Elçi gönder babama. Bu derenin uzuni Qıramasın buzuni Alma Çerkez qızıni Çekemasın nazıni. Karanfilim çinçili (kalın) Öpem ağzının içini Axşam gece nerdeydin Gövlümün gögerçini. Fakat 1961 yılında bilinmeyen bir kaza sonucu eşim Sırderya Nehri sularında ölü olarak bulundu. Ahıska Manileri Söyleyen: Raziye Işıkova (Askarova) Yazan: Sabir Askerov 1. Almanlara karşı ön cephelerde savaşırken bacaklarından yaralanmış. Armudun tadındayım Çermügün yolundayım Anam beni arasa Yarımın koynundayım. Meni demeye geldim Qaymax yemeye geldim Qaymax fikrimde yoxdur Seni görmeye geldim. Meniya xoşum gelür Ağlatma yaşım gelür Çıxıp kapiya baxem Belki qardaşım gelür. Tabii sürgünü de yaşadınız. * Ankara Üniversitesi-SBF. Yine de buralarda Türkler çoktu. Armut dalda sallanur Yere düşer ballanur Hep ki oğlan beg olsa Gene qıza yarvalur. Ahıska’da okul hayatı nasıldı? Ahıska’daki küçük köylerde dördüncü sınıfa kadar eğitim veriliyordu. 1944 sürgünü bir felâkettir. Biraz da sürgünden bahsedelim. Gürcülerle de Gürcüce konuşmaktaydılar. Evlenmeniz nasıl oldu? Eşim Niyaz Askerov. Köy okullarındaki öğretmenler Türk’tü. Qarip kuşlar ötende Qaribim bu vetende Gövlüm gögerçin olmiş Durmiyer bu vetende. Şehirden geçen çayın veya yolun bir tarafında Ermeni veya Gürcü kiliseleri vardı. Türkler. 4. Ahıska’nın Mugaret köyündendir. Diğer tarafta cami vardı. Bazen kitaplarımıza para yetmediğinden alamıyorduk. Stalin’in ölümünden sonra serbest dolaşma hakkı verildi. 2. Savaş sona erince Ahıska’ya dönmüş. Bazı büyük köylerde ortaokul da vardı. Bizi Ahıska’dan çıkardılar. 9. Bazen Azerî ve Gürcü öğretmenler de gelirdi. Bunların çoğu kız çocuklarıydı ve ben bunlar arasındayım. Okumaya devam etmek isteyen çocuklar o köylerdeki okullara giderlerdi. 17. savaş sona erinceye kadar cephede kalmış. Ondan sonra çocuklarıma hem ana hem baba oldum. Durnam geder naşa naşa Qarli dağlari aşa aşa Hem qayina hem qardaşa Durnam yara selem götür. Fakat ailesiyle bütün halkın Orta Asya’ya sürüldüğünü öğrenince ailesini bulmak için Özbekistan’a gelmiş. Ermenilerle Türkçe. 10. Bu dere holuxlidur Edrefi baluxlidur Neynarım ele yari Ayaği çaruxlidur. Biz orda evlendik. Dersler Türkçe yapılır ve Rusça da öğretilirdi. Kemerim taxdalari Sayarım hafdalari Eger yarım gelmese Qırarım taxdalari. Endim çayir biçmeye Savux sular içmeye Dediler yar geliyer Qanadım yox uçmaya. 6. Qaranfilim neden olur Tökülüp den den olur Ben ayrulux bimezdim Ayruluh senden olur.Ancak son zamanlarda Ahıska’da Ermeni ve Gürcüler eskisine göre daha fazla artmıştı.

Özbekistan. Gürcistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin. 1939 yılından itibaren ise İkinci Dünya Savaşı’na ve 1941-1945 yıllarında da Nazi Almanya’sına karşı sürdürülen Büyük Vatan Savaşı’na gönderilen yaklaşık 40. Ahılkelek ve Bogdanovka ilçelerinden. Aspindza (Aspinza) İlçesi Askeri Komiserliği: 1774 kişi. 1. Gürcistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Askerî Komiserliğine bağlı. Ahılkelek ve Bogdanovka ilçeleri Askerî Komiserliğinden yazılı olarak 4.366 Ahıskalı Türk’ün adı. vatan topraklarına geri dönen yaklaşık 14. Aspinza. Ahalkelek (Ahılkelek) İlçesi Askeri Komiserliği: 438 kişi. İkinci Dünya Savaşı ve Nazi Almanya’sına karşı sürdürülen Büyük Vatan Savaşı’nda (1939-1945).633 diğer milletlere mensup kişi. Gürcistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin.790 Türk. Ahıska vilâyetinde yaşayan: 46. SSCB Komünist Partisi Genel Sekreteri Stalin’in yazılı emri ve SSCB İçişleri Bakanı Lavrentiy Beriya’nın talimatıyla Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’ne (SSCB) bağlı. Ahıska vilâyetinden. Ayrıca Ahıska vilâyetinden 1936 yılından itibaren askere. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği (SSCB) Bilimler Akademisi’nin. Adigön. 8. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği’ne bağlı. soyadı.663 Ahıska vilâyetinin. 14-16 Kasım 1944 tarihlerinde. Ahılkelek ve Bogdanovka ilçeleri Askerî Komiserliklerinden tarafımıza gönderilen listelere göre. Ahıska. 1936 yılından itibaren askere. SSCB Tarih Enstitüsü Görevlisi ve Tarih Bilimleri Asistanı V.397 Hemşin ve 29.000 Ahıskalı Türk çeşitli cephelerde şehit edildi. SSCB Komünist Partisi Genel Sekreteri Stalin’in emriyle. Adigen (Adigön) İlçesi Askeri Komiserliği: 7500 kişi. Aspinza.866 Ahıskalı Türk gazi ve şehidin ilçelere göre dağılımı aşağıdaki gibidir: Muhammet İzzetoğlu Ahaltsihe (Ahıska) İlçesi Askeri Komiserliği: 2106 kişi.843 Kürd. 1939 yılından itibaren ise İkinci Dünya Savaşı’na ve 1941-1945 yıllarında da Nazi Almanya’sına karşı sürdürülen Büyük Vatan Savaşı’na gönderilen Ahıskalı Türklerin sayısı yaklaşık 40.Ahıskalı Gazi ve Şehitler (1936-1945) Muhammet İZZETOĞLU Ahıskalı Türkler 65 sene önce sürgün edildi: Rus “Argumentı i Faktı” (Argümanlar ve Faktlar) Gazetesi’nin 30 Eylül-6 Ekim 1989 tarihli nüshalarında yayımlanan. Kırgızistan ve Kazakistan’a sürgün edildi. Kırgızistan ve Kazakistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetlerine sürgün edildi. Ahıska. Adigön. doğum tarihi ve yerinin belirtildiği listeler tarafımıza gönderilmiştir. Ahıska. Bogdanovka İlçesi Askeri Komiserliği: 48 kişi.000 Ahıskalı Türk.000’di. Aspinza. Bu savaşta yaralanan ve savaştan sonra Gürcistan’ın Ahıska vilâyetine. Ahıska vilâyetinden gönderilen 11.000 Ahıskalı 26 Bizim Ahıska . 1936-1939 yıllarından itibaren askere çağrılan ve Nazi Almanya’sına karşı sürdürülen Büyük Vatan Savaşı’na (1941-1945) Gürcistan’ın. Özbekistan. yani toplam 86. Gürcistan SSC Askerî Komiserliğine bağlı Adigön ilçesi Askerî Komiserliği tarafından bildirilen 7500 Ahıskalı Türk gazinin ve şehidin listesi tarafımıza gönderilmemiştir. Zemskov’un tarihi belgelere dayanarak verdiği bilgilere göre. Gürcistan SSC Askerî Komiserliğine bağlı. 26.

Gürcistan doğumlu. Teminder Kemaloğlu (Yönetim Kurulu Üyesi) 2. Munir Mamedov İsaoğlu. Özbekistan’dan Ahıska Türkleri temsilcileriyle. Gürcistan doğumlu. Gürcistan doğumlu. Ahıska vilâyeti. 3. Bekir Dursunoviç Mustafaev. Gürcistan doğumlu. 1909-Zediban köyü. Ahıska vilâyeti. Ahıska vilâyeti. 1922 yıl Temlala köyü. Gürcistan doğumlu. 3. Gürcistan doğumlu. Azgur kasabası. Ahıska vilâyeti. Başkanı Yusuf Serveroğlu (Cemiyet Başkanı) 3. Ahıska vilâyeti.Türk’ten. Ahıska vilâyeti. 1924 Mohe köyü. Aşağıda adı geçen 8 Ahıskalı Türk gazi ve şehit.134 kişinin bilgileri tarafımıza gönderilmemiştir. Agapi Agara. Ahıska vilâyeti. Gürcistan doğumlu. Varhan köyü. Ubri Badalov. Abdullah Mursaloviç Ahmedov. Murtaz Karaliev. Ahıska vilâyeti. Gürcistan doğumlu. Ahıska vilâyeti. Memmed Osman Oğlu Osmanov. 1898-Bulorza köyü. 1985) Bizim Ahıska 27 . İbrahim Tucigil. Raseddin Resuloğlu (Yönetim Kurulu Üyesi) 4. Gürcistan doğumlu. 6. 1991 yılında Moskova’da basılan SSCB Kahramanları adlı kitaptan: 1. (1941-1945) Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin Kahramanı Altın Madalyası’nı aldı. 2. 4. 7. ikinci ve üçüncü yüksek dereceli Büyük Vatan Savaşı Şeref (Kahraman) Madalyalarını aldı: 1. İsmail Karimov. 2. 5. (Kremlin Meydanı-Moskova. yaklaşık 28. Nazi Almanya’sına karşı sürdürülen Büyük Vatan Savaşı’nda. Bedir Beimodoviç Muradov. Ahıska vilâyeti. Aydın Seferov. Azgur kasabası. Gürcistan doğumlu. 8. Gürcistan doğumlu. Ahıskalı Türk Savaş Gazileri ve Şehid ailelerinden alınan belge ve bilgilere göre şunlarıda ilâve edebiliriz: Aşağıda adı geçen Ahıskalı Türkleri de birinci. Ahıska vilâyeti. Milletlerarası Ahıska (Meshet) Türkleri “Vatan” Cemiyeti temsilcileri: 1.

kayınvalidesi ve iki çocuğuyla yaşamaya başlamış. Bu kadar felâketi yaşamasına rağmen hâlâ kocasının döneceğini ve ondan bir haber geleceğini umut ediyormuş. 1989 yılı gelip çattığında Ahıska Türklerinin ikinci felâketi olan Fergana olayları baş gösterdi. Aynı gemide esirler arasında birbirini görünce akrabası Zahide’nin eşine seslenmek istemiş fakat o. Azerbaycan’a geldiğimizde birçok aile gibi biz de Yevlah’ın Nametabat köyünde babamın teyzesinin evine sığınmıştık. Kimileri hakkında bilgi sahibi değildim. “Beni bekle. tahminen 1910 yıllarında dünyaya gelmiş. yıllardır eski resimler arasında duruyordu. Ahıskalı sürgün bir ailenin çocuğu olarak 1983 yılında Özbekistan’ın Kokant şehrinde dünyaya geldi. Bunları bir bir gözden geçirdim. Sürgünden sonra. “Eski fotoğrafları bir araya toplayalım. Önceleri Menemşe adlı ablasıyla yıllarca yaşadığı söylenir. Ta ki Yunus Hocamızın. Zahide gelin tek başına kalmış. dedemin amcasının kızı olan Zahide (Zayde) ninenin hazin hikâyesiydi. Aileden kalma eski fotoğrafları çıkardım. dünyaevine girdikten sonra İstanbul’a yerleşti. eşinin döneceğini söyleyerek taliplerini geri çevirmişti. Gördüğünüz bu resim. beni bu eski fotoğraflara yöneltti. İlkokulu Yevlah’ta okudu. Bunlar hakkında ailemden bilgi edinmeye başladım. Genç Zahide. Ardından da baba hasretiyle yemek yemeyen oğlu hastalanmış ve yüksek ateşten havale geçirerek hayata veda etmiş. İçlerinde biri vardı ki hikâyesi beni derinden etkiledi. Özbekistan’ın Fergana. fakat hâlâ asker kocasının döneceğini bekliyordu. Artık o yaşlanmış. “Sus!” işareti yapmış! Aradan yıllar geçmiş. eşinden geriye bir tek Karaköl papağı denilen şapkası kalmıştı. Benim de yaşamış olduğum bu sürgünde Zahide nine bizimle birlikte Azerbaycan’a geldi. Kızının ölümünden bir süre sonra kayınvalidesi ölmüş. Geçen zaman içinde ona talip olanlar çıkmış. Onun asıl hikâyesi evlendikten sonra başlamış. Kokand ve diğer şehirlerinde yaşayan bütün Ahıskalılar yeniden sürgün edildi.. Özbekistan’ın Kokand şehrinin Kızılkoşun köyünde eski. tanınmamak için eliyle. Ankara Üniversitesi . Fergana olaylarından sonra 1989’da ailece Azerbaycan’a göç ettiler. Birinci Dünya Savaşı başlayınca eşi askere çağrılmış. 1927 yılında evlenmiş. yemek yediği sırada boğularak hayatını kaybetmiş. Nihayet gelip çatmış lanet sürgün. yıkık bir evde ablasıyla komşu olarak tek başına hayata tutunmaya gayret etmiş.” sözü. Ortaokul ve liseyi Bursa’da okudu. Tek başına bir evde.Eğitim Bilimleri Fakültesi Sınıf Öğretmenliği Bölümünü bitiren Melike. Sefalet ve itiş kakışlı bir hayatı 28 Bizim Ahıska . döneceğim!” demiş. Ahıska’nın Kılde köyünde. 1995’te ailece Türkiye’ye geldiler. 1944 yılının kasım ayında hayvan vagonlarına bindirilerek Orta Asya’nın her köşesine serpilen Ahıskalılardan biri de oydu. kaybettiklerinin yasını tutarken kocasının. Bu evlilikten bir kız ve bir oğlan olmak üzere iki çocuğu dünyaya gelmiş. Bunun için de eski fotoğrafları derleyerek halkımızın acısı ve tatlısıyla geçmişte yaşadığı hayatı arşiv hâline getirmeliyiz. Tarihi yaşatmamız lâzım. bir nine olmuştu. Bu. Esir düşenler arasında bir akrabasının yakını da bulunuyormuş. Zahide’nin yıllarca sürecek olan bekleyişi işte burada başlamış… Eşi askerdeyken Zahide gelinin kızı. fakat o.. Zahide. Almanlara esir düştüğü haberi gelmiş. Eşi askere giderken Zahide’ye.Sürgünde Aşk ve Hüsran Melike İDRİS Melike İbdis. O. Eşinin ismini kime sordumsa bilemedi.

Adını ve diğer kimlik bilgilerini değiştirmiş. Zorluklara göğüs gerebilmek için hayata tutunabileceği dal çoktan kırılmıştı. O zamanlar küçük yaşta olduğum için bunun yaşlılıktan olduğunu sanıyordum. fakat bir türlü kabul ettirememişti. Kocasının yıllarca sakladığı Karaköl papağının çıkarıp çöpe atmış! Bu sırada bizim Azerbaycan’dan Türkiye’ye göç etmemiz söz konusuydu. bunun sebebi sadece yaşlılık değil. Biz. Bunun üzerine babamın ve amcamın yardımlarıyla Nametabat köyünde tek odalı bir ev bulunmuş ve Zahide nine. Yıkılan yuvasına rağmen. Zahide Nine’yi yanımıza almak istemiş. başka diyarlarda yeni bir hayat kurmuş! Bu haberi duyunca çok üzülmüş. Yalnız. Ama şimdi daha iyi anlıyorum ki. Zahide ninenin 2003 yılında Azerbaycan’da hayata veda ettiğini duyduk… TAZİYE Stalin’in zulüm döneminde 1933 yılında Ahıska’nın Xona köyünden muhacir olup Türkiye’ye gelen hemşehrilerimizden Hurşit oğlu Ayhan Yolcu (57) kalp rahatsızlığı sonucu Kırıkhan’da vefat etmiştir. yakınlarına ve hemşehrilerimize başsağlığı dileriz. yeni bir hayat kurmamıştı. 1995’te Türkiye’ye geldik. Ahıska’nın Ezgüde köyünden Sadık kızı Saltanat Dreganlı (87) da Kırıkhan’da vefat etmiştir. Kocası. Bizimle gelip yeni bir hayata başlamak için bir umudu yoktu artık. Yıllarca onun yolunu beklemiş. sürgünde genç bir gelin iken kaybettiği iki yavrusuyla. bir süre gizli bir hayat yaşadıktan sonra burada evlenmiş! Bitmez tükenmez sürgün yılları boyunca. Azerbaycan’a yerleştiğinde yeni hayata alışmaya çalışırken hâlâ kocasının döneceğini ümit ediyordu. daha fazla sürdürmeye dayanamayan babam. Her ikisine de rahmet ve mağfiret. Bütün bu fedakârlıklarının karşılığında eşinden aldığı son haberle bir kere daha yıkılmıştı. yolunu beklediği kocası. Zahide nine. yaşadığı felâketlere ve aradan geçen yıllara rağmen ona olan sevgisi. yeni evine yerleştikten birkaç yıl sonra. Fakat o yine kabul etmedi. yaşadığı hayatın. Bizim Ahıska Bizim Ahıska 29 . bir defa daha Zahide nineyi bizimle birlikte gelmesi için ikna etmeye çalıştı. oraya yerleştik. Zahide nine. Yıllar geçtikçe Zahide ninenin beli bükülüyordu. Babam. kocasından nihayet bir haber geliyor! Fakat bu da sevindirici bir haber değil. Babam. şehirde bir ev buldu. tahammülü zor ağırlığıydı.Zahide nine. kimsesiz ve tek başına yaşamayı sineye çekmiş ama verdiği sözünden dönmemişti. Alman esaretinden kurtulup Türkiye’ye kaçmış. oraya yerleştirilmişti. saygısı hiç bitmemişti. hatta öfkelenmiş.

katlanarak çoğaldı. Cilvana… Ahıska Türklerinin vatandan sürgün edilmesinin üzerinden 65 sene geçti. cevap da vermeyeceğim!” dedi. Türkiye sınırına çok yakındı. Bunca sene zarfında sürgün acıları dinmedi. Arabaya dört ailenin fertleri binmişti. aynı köyün kızı olan anamın adı Fahriye’dir. Sınıra geldiğimizde emir geldi bütün arabalardaki insanları boşaltın diye… İnsanlar perişandı. Başımızda büyükler yoktu bütün yetişkin erkekler askerdeydi. Ama ben dillerini anlamıyordum.Rahim Dedenin Dramı 1944 Vahşeti Şahismail BİNALİOĞLU* bam askerdeydi. Bizim köy. Bu sorumlulukların başında geçmişimizi unutmamak ve unutturmamak gelir. Cağısmanlı Rahim yede. Başımızda yetişkin erkek yoktu. Köyü dolaşan bu arabaların hepsinin içi doluydu ve arabalar zincirleme bir birini takip ediyordu. Sürgün sırasında ba- 30 Bizim Ahıska . gayet canlı olarak hatırladığı o günleri anlatıyor: Ben Ahıska’nın Türkiye sınır köyü olan Çağısman köyündenim. bu tarihî sahnelerin yadigârı olarak büyük sorumluluklar taşımaktayız. Evinde cadi unu (mısır unu) olduğunu ve bana getirmemi söyledi. Bundan dolayı bizi hemen abluka altına aldılar ki millet öte tarafa Türkiye’ye kaçmasın diye… Zaten kimse kaçamazdı. kimi ağlıyor. Köpekler ulumaya ve ahırlardaki bütün hayvanlar bağrışmaya başladılar. Bizlere on beş dakika içinde evleri boşaltmamızı söylediler. Sınırdan Türkiye’nin Posof köyleri görünüyordu: Badele. “Sizleri buradan çıkaracağız! Soru sormayın. 14 Kasım gece yarısı askerler evlerimizi bastılar. Atalarımızın yaşadığı 1944 felâketi. Ben gittim on beş kilo ağırlığındaki çuvalı arkama atıp getiriyordum. insanlık tarihinin çok nadir gördüğü sahnelerle doludur. Onlar. Babamın adı Rıdvan. Aynı model bir arabanın da bizim kapımızın önünde durduğunu gördüm. Demek ki bir vahşetin yaşanacağı hayvanlara da malum olmuştu. herhalde çekilmemi söylediler. Toplantı yerine geldiğimizde Mayor ve General vardı. Herkes neye uğradığını aşırmıştı. Zendar. Puma. Çünkü çocuktuk. Bu vahşetin yapıldığı sırada ablam bize geldi. Kimi şaşkın. Biz bunun farkında değildik. Yoluma devam ederken askerler sırtımdaki çuvalı alıp. Büyük bir toplantı olacağını söylediler. içindeki unu çamurların içine döktüler ve alay ederek boş çuvalı elime verdiler! Bütün yolda Amerikan arabaları tur atıyordu. Bizim ev dokuz kişiydi. tıklım tıklımdı! İki yanında da iki asker oturuyordu. Elimdeki boş çuvalla evimizin önüne geldim. Yollar asker doluydu. Sonra da bu tarihî acının dinmesi için çalışmak… Bütün bunları inançla yapabilmemiz için büyüklerimizin neler yaşadığını bilmemiz gerekir. kimi hastaydı. Yani Rus-Alman harbinde. İki asker birlikte iki evi basıyorlardı. 1 Aralık 1927 tarihinde bu köyde dünyaya geldim. Bu kısa zaman içinde evden bir şey alamadık. Bana Rusça bir şeyler söylüyorlardı. Askerler bizi apar topar toplantı yerine götürdüler. Ahıska gençliği olarak bizler.

Semerkant’ta vefat etti.. Eyin yalın: Vücut çıplak. Herkes bir kimsesini kaybediyordu. Kovalarla bize çorba getirdiler. Gidenler buza dönüp. Kara renkli vagonlar. Onların da açlığa yenik düştüğünü duyduk. Sınırın öte yakasından bize bakan insanların ağladıklarını gördüm. Aradan üç gün geçmişti ki iki bacım da hayata veda etti. Evler çok eskiydi. Tren. kimi açlıktan. Allah’a şükürler olsun durumumuz iyidir. Gör. Deyin. Burada bizleri bir kulübeye getirdiler. ayaz. Kelimeler: Şütüyürdü: Koşuyordu. Yollarda üç günden beri bir lokma bile yiyemeyenler vardı. Yolculuk devam ederken insanlar ölmeye başladılar. Kırk derece şaxtaya. Sabahleyin bizleri arabalarla köylere dağıtmaya başladılar. bizi derinden sarsıyordu. Her bir köye iki aile yerleştiriyorlardı. Hem açlık hem de arka arkaya gelen ölümler.Hukuk Fakültesi. Yağmur yağdığı zaman başımızdan sular akıyordu. Benim altı çocuğum var. Bizim Ahıska KARA VAGONLAR Vagonlar şütüyürdü. Tüstüleyir: Duman çıkarıyor. Çocuklarım ziraatle meşguldür. Bilhassa Özbekistan’da. Ama biz onlara cevap veremiyorduk! Çünkü askerler konuşmamıza izin vermiyordu. Tüstüleyir katarlar. Oldu Türk’ün düşmeni. Dünya başıma yıkıldı. Amcalarım başka köylere yerleştirilmişti. Sınıg-salxag: Kırık dökük. öldü. Yaddaşlarda: Hatıralarda Şahismayil Adigönlü 31 . O yıllarda elimiz ekmek görmemişti. Öyle ki kardeş Türkiye tarafında diğeri Gürcistan tarafındaydı… Sonra bizleri vagonlara getirdiler. Küçük çocuklarını alıp bize getirdim. Allah vursun. insan dözerdi? Bu kara vagonlarda Sürgün giden Türklerdi. O yaka insanlarıyla akrabayız. Çu ilçesinde yaşıyoruz. Bağırarak bize soruyorlardı. Neler olup bittiğinin farkında değillerdi. Şaxta: Soğuk.Posof halkı sınıra toplanmıştı! Şaşkınlık içinde bizim tarafa bakıyorlardı. hayata tutunmak için ot yiyorduk. havalar çok soğuktu. Her bir vagonda 50 civarında insan vardı. Adamlar üşüyürdü. Ölmemek. “Bibi nereye gidiyorsunuz? Hala nereye?” diye bağırarak ağlıyorlardı. Sınıg-salxag vagonlar. Bu şekilde vagonlar hareket etti. Bir sabah baktım ki iki kardeş birbirine sarılmış uyuyorlardı. Ama bir kardeşim açlığa dayanamadı. İşte bu günleri bizlere. kimi hastalıktan… İnsanlar açlık ve hastalıklarla boğuşuyordu. 1945 yılında birçok ülkede açlık vardı. eyin yalın. Bakü istasyonunda durmuştu. Kazakistan’da. Çaresizlikler içindeydik. Yorgansız. Mevsim kış. Bu kara vagonlardan.. Dışarıda kar yağıyordu. Stalin tek fironlar. * Ankara Üniversitesi . Bir ses. Çok perişan durumdaydık. Açlık bizleri bu duruma düşürmüştü. Sürgün olmuş adamlar. Stalin ile Gürcüler yaşattı… Anam Özbekistan’da. Vagonun içi çok soğuktu. Hayvan vagonlarına tıklım tıklım doldurdular. Biri sekiz diğeri on dört yaşındaydı. İlk geceyi burada geçirdik. Dözerdi: Dayanır mıydı? Stalin tek fironlar: Stalin gibi Firavunlar. Yolculuğumuz 22 gün sürdü! Son durağımız Özbekistan’dı. Her aile bizim gibiydi.. Yaklaşınca ikisinin de öldüğünü gördüm. Karları yara yara. nece zavallının Yanan çırağı sönüp. yedik ve yola devam ettik. Yaddaşlarda yaşıyor. Ölenleri atarlar.

Çünkü askerler hiçbir şeye izin vermiyorlardı. Neneciğim. Dediler ki. âdetlerimizden vaz geçmediğimiz için bize etmediklerini bırakmadılar. Bu yüzden hiç kimse akşam evinden çıkmasın! Başka köylere gitmek. Her tarafta onlar vardı.Makbule Nine Konuşuyor Ali ALİOĞLU 15 Kasım 1944 sürgününü ve yaşanan zulmü. Bunlar insan değil. diye söyleniyordu… Sürgün nasıl oldu. Gidenlerin yarısından çoğu geri dönmedi. Önce eli silâh tutabilecek 18 yaşındaki çocukları zorla Alman-Rus savaşına götürdüler. Yanına yiyecek ya da üzerine kalın bir şeyler alamamışlardı. dilimizden. Bize o Rus askerleri ne oyunlar oynadı! Bir insanın yapmayacağı şeyleri yaptılar. Bu savaşta çok şehit verdik. kendi ellerimizle yaptığımız tren yolunda. Cinis köyünden ve bu köyün mezarlığından geçiyordu. Ama çoğu insan hazırlıksızdı. Bu tren yolunu da Rus soldatları (askerleri) silâh zoruyla Ahıska’nın Türk ahalisine yaptırdı. Ahıskalılar bu tren yolunu yapıyorlardı ama niçin yaptıklarını bilmiyorlardı. Rus askerleriyle kim baş edebilirdi… Adamlar Kalaşnikof silâhlarla başımızda duruyordu. geride kalan kadınları ve yaşlıları da tren yolu. dinimizden. Dönenlerin de hepsi bir yeri sakat geldi. Ahıska’dan sürgün edilirken kaç yaşındaydın? Neler oldu. Sonra o tren yoluyla ilgili bak yine ne diyeceğim: Ahıska’ da Cinis diye bir köy vardı. Hepsi aklımda mıh gibi çakılı. şehre gitmek yasak!” Eğer çok önemli bir şey varsa ve gitmek şartsa o zaman izin almalıydık. Bir de Makbule nineyi dinleyelim. ellerinde silâhlarla bütün Ahıska Türk halkını hayvan vagonlarına doldurup sürgün ettiler. Yolu mezarlığın üzerinden geçirdiler. yolculuk kaç gün sürdü? Aklında kaldığı kadarıyla anlatır mısın? 14 Kasım gece vakti. Bir şey söylendiğinde vurmak. Tepemizde uçan uçaklar Ruslarınmış! Bize orda hapis hayati yaşattı zalim Rus askerleri. planlanmış ve bilhassa kış ayı seçilmişti sanki. Peki. Oğulcan karda kışta o soğuk havada sanki mahsus yapılmıştı bütün bunlar. Anlayacağın o ki oğlum 44 gün o vagonda bize “it günleri” yaşattılar. yaşadıklarını anlatır mısın? Oğlum. Tam bilmiyorum ama bir yıl veya biraz daha fazla bir sürede tren yolunu bitirdik. Çünkü bizim halkımızı hiç sevmiyorlardı.. Sonra bize yine yalan söylediler. öldürmek için can atıyordular. hiçbirini unutamıyorum.. Köylünün itirazına rağmen yol güzergâhını değiştirmeyeceklerini söylediler. bu olan bitene Ahıskalılardan karşı çıkan yok muydu? Oğlum. Burada kimsenin yaşamadığını düşünsünler ve saldırmasınlar diye. Ayrıca akşamları evlerin ışıklarını söndürüyorduk. Bir insanoğlu başka bir insanoğluna bunları yapmaz! Türk olduğumuz için. Ahıska’ da. Her an Türkiye’den buralara saldırı gerçekleşebilir. tabi ki vardı.. Bu vagonlarla yapılan yolculuğumuz tam 44 gün sürdü. Köylüler çok endişeliydi. ne olacak bizim halimiz. Herkes. Her taraf silâhlı asker kontrolündeydi. o da çok zordu. ben o zaman on üç yaşındaydım. muhtelif vesilelerle anlatmışlardır. Stalin “Bir şey olsa vurun öldürün!” emrini vermişti. ray sistemi döşemek için çalıştırdılar.. Tren yolu projesi. akrabalarıyla görüşmek. o günleri yaşamış olan Makbule nineden nakletmek istiyorum. O zaman küçüktüm ama zalim Rus askerleri bize öyle günler çektirdiler ki. herkes bu duruma karşıydı ama bu karşı çıkma hiçbir işe yaramıyordu. bizim askerlerimiz sınırdadır. Yanına bir şeyler alarak hazırlık yapanlar da vardı. Şimdi geldim 78 yaşına. 32 Bizim Ahıska . Tabii ki o günleri yaşayan birçok insan yaşadıklarını. Yani sürgün edilecek yolumuzu kendi ellerimizle yaptırmışlar bizlere öyle mi? Öyle oğlum öyle. Mezarlığı darmadağın ettiler. Her yer karanlık olsun diye pencereleri halılarla kapatıyorduk. “Türkler Ruslara savaş açtı. O zamanlarda köyümüzde Rus askerleri dolaşıyordu. Şimdi ben öyle anlıyorum ki biz Ahıskalılar bilmeden kendi felâketimiz için yol yapmışız.

onlardan ayrı. Bu sözler inşallah herkese ulaşır. benim anneannemdir. yaşlı ve çok hastaydı. Çoğu Ahıskalı bu şekilde Fergana’da yaşamaya başladı. Dede başını kaldırıp. Bunlar insanlıktan çıkmış oğlum. Bu 44 gün nasıl geçti. Dede. Yoksa tren durduğunda ölüleri trenden alıp dışarı atmalarından korkuyorduk. Bizim Ahıska 33 . Bizi Azerbaycan’da bir yere götürdüler. Meğer bunu da düşünmüş bu zalimler. Durakta inenler indi. Açlıktan ve soğuktan donarak ölenler oldu. Andican.Vagonda neler oldu. teyzeleri böldüler. çok teşekkür ederim. bu vicdansız zalimlerin eline düşürdün? Ne ettik ki bunlar bize bu günleri gösteriyorlar? Bunlarda hiç mi insanlık kalmamış?” dedi. Buranın insanlarının Ahıska’yı bilmemesi üzüyor beni. Her durakta belirledikleri aileleri indirmişler ve her durakta da vagonları denetleyip ölülerin olup olmadığını kontrol ediyorlardı.. bizi de Fergana’ya bıraktılar. Bizimle aynı vagonda giden yaşlı bir dede ve nineyle altı kişilik bir aile vardı. sıfırdan başladılar. dayıları. Nerdeyse öldü ölecek gibiydi. Öyle de oldu. Kırgızistan. Başka yerlerde de yaşayan vardı. Burada yaşamaya başladık ama bizim akrabalarımız. İşte böyle şeyler de başımıza geldi. Müslüman gibi yaşıyoruz ama bazen üzülüyorum. Yeni nesiller öğrensinler ve öğretsinler. Vagonda ölenlerin ne olduğunu Allah’tan başka kimse bilmez. akrabaları olmadan. Akrabalarımızı da bu imza sayesinde bulduk. seni kendi ellerimle vagondan atmak istiyorum! Sana öl diyorum! Öl! Ölmezsen ben öldürürüm seni!” diye bağırdı. Özbekistan. Ölülerini vermek istemeyen yakınlarının feryat figanı da ayrı bir trajediydi… Nineciğim. A. Kokudan rahatsızlanıp hastalanan. işittim oğlum. Vagonlarda koku olmasın diye her durakta alıp atıyorlardı. Dede uykusundan sıçrayarak uyandı ve “Ne oluyor? Yarım canım kaldı. aile olarak yalnızdık. 44 günlük sürgün yolculuğunun ardından herkes Orta Asya’daki birçok ülkenin değişik yerlerine dağıtıldı öyle mi? Sonra ne oldu? 44 günlük yolculuk bitti ama… Unutmadan bir şeyi söyleyeyim. Bu duraklarda da Rus askerlerini görevlendirmişler. Kazakistan. Belirli yerleri durak olarak seçmişler. bizim ninelerimiz. hepimizi öldürecekler! Ama çok şükür bir şey olmadı. ondan ne istiyorsun?” dedi. bu sürgünde aileleri nasıl bölüyorlardı? Yok. kısacası Orta Asya’nın her yerine serpiştirdiler oğlum bizleri. Nine. Amcalar. Asker de “Sen daha ölmedin mi? Ölsene. İmza listelerinde gördük ki filân akrabamız filân yerdeymiş! Böyle böyle bir araya gelmeye başladık. unutamıyorum. Mesela. Asker Kalaşnikof silâhıyla dedenin kafasına vurarak yanındaki çocuklara. Ben bu yaşıma geldim her tür insan gördüm ama bu Rus gâvuru gibisini görmedim. Her şeye yeniden. halalar. Rus askerlerinden biri vagonları kontrol ederken bu yaşlı dede uyuyordu. aileleri bölmüyorlar. Bu yüzden de bu değerlere sahip çıkmalılar ve unutmamalılar. yakınlarımız yoktu. Vagonlardaki feryat figandan. etrafa yayılan çığlık seslerinden yaşlı nineler dedeler hasta oldu. ama akrabaları bölüyorlardı. bizi Özbekistan. Ölen birini gördüklerinde de iki asker çuval gibi tutup sallayarak dışarı atıyorlardı. Fergana’da indirdiler. Yani “Makbule Aziz Fergana’da yaşıyor!” diye imza atıyordum. dedelerimiz din. Rusça “Öldü mü?” diye sordu. Daha neler neler. hiçbirini unutmuyorum. Şimdi 78 yaşında olabilirim ama bu yaşadığım şeyler öyle derin izler bıraktı ki. örf ve âdetlerinin uğruna bu günleri yaşamıştır. Meselâ Buhara. Her neyse oğul. seni bu vagonda çok etkileyen bir şey oldu mu? Oğlum bu yaşadıklarımın her birinden çok etkilendim ama bir tanesini anlatayım sana. Sonra Rus askeri gitti. Bir akarsu kenarıydı… Orda durakları vardı. Yani bir aileyi bir durakta bırakıyorlardı. Ahıska’nın adını ve yaşadıklarını unutmasınlar ve unutturmasınlar. durdurdular. Çünkü Ruslar ölenleri vagondan aşağıya attı. dil. Ahıskalı kardeşlerimden. Bu günlere de şükürler olsun. Yine bir yerde durmuştuk. inmeyenlerle yolculuk devam etti. Nineciğim.. Ölülerin kokusu vagonlara yayıldı. bir belgeye imza atıp parmak basıyorduk. Bütün halkımız ve bilhassa gençlerimiz sizin mesajınızı alır Not: Makbule Nine. Vatan topraklarının içinde. tek başına. Kahrolası Rus. Bizi indirecekleri yerde ölünün cenaze namazını kılıp defnetmek istiyorduk.. neler yaşandı? O vagonda neler olmadı ki… Hava çok soğuktu. “Ey Allah’ım neydi bizim suçumuz ki. Biz hızlı akan suyu gördük ve vagonda söz dolaşmaya başladı ki bizi bu nehre atacaklar. sözü fazla uzatmayayım.A. Demem o ki. Sonra her ay Fergana’da yaşadığımıza dair.. Özbekistan’a geldiğimizde amcamgili Andican’a. Bütün sürgün edilenler bu yabancı topraklarda yeniden hayata tutunmaya çalıştılar. şu an adını hatırlamıyorum. Gürcü ve Ermeni neler çektirdiler bizlere. Ben on üç yaşında bunları gördüm. evlâtlarımdan isteğim odur ki. bayılan insanlar oldu. Ölenler olduğunda evlerden getirilen yorgan döşeklere sarıyorduk ki Rus askerleri görüp elimizden almasın. Taşkent… Ama çoğunluk Fergana’daydı.

nar yetişir. Yüksek köylerde yaşayanlar. Köylerde yaşayanlar. hazırladıkları yiyecekleri göç eden çocuklarına yollamaktadırlar. düşeni alırmış. yaşlılar kalmıştır. Bulanık köyündeki akrabalarına 1950’li yıllarda patlıcan. Ardanuç. bir zamanlar sık ormanlık olduğundan tarım arazileri azmış. Çocuklar. yiyecek ihtiyacını karşılamak için çalışıp çabalarmış. Toprak Mahsulleri Ofisinin açılmasıyla mahallî buğdayımız 34 Bizim Ahıska . Köylüler. bölgenin çok eski yerleşim merkezidir. cumhuriyetin ilk yıllarında burayı terk etmişlerdir. Artvin Zeytinlik köyüne Rus esareti yıllarında domates gelmiş. bunu bilmediğinden ne yapılacağını anlamamışlar. Ardanuç’tan ilk göç edenler Kırşehir. Soğanlı köyü ve Ferhatlı köyü Çoruh vadisinde olduğu için mikro klima iklimine sahiptir. Babamın çocukluğunda köyde birkaç elma ağacı varmış. Meyve. Ekşi hamurla yoğrulup pilekide pişirilen kara ekmek mis gibi kokardı. Dünyanın en uzun ömürlü hanedanı olan Bagratlılara ve Kıpçak Atabeklerine başkentlik yapmıştır. Gidenler. Halk arasında buralara savayil yer de denir. Ardanuç’ta yaşayan az sayıdaki gayrimüslimler. Naldöken köylü Ümit Yüksel’in annesi. Bu kırmızı şey nedir demişler ve yemeden atmışlar. incir. Günümüzde ise çok miktarda elma var fakat yiyecek çocuk yok.Ardanuç’ta Kış Hazırlıkları Ülkü ÖNAL Ardanuç. Ahali. Burada Türkçeden başka dil konuşulduğuna dair bilgi yoktur. İklimi ılıman olan yerlerde ise sebze ve meyvelerin öne çıktığı görülür. Ardanuç’ta 1940’lı yılların sonunda başlayan ve günümüze kadar devam eden iç göçler sebebiyle köyler boşalmış. Dağ köylerinin kış hazırlıklarında daha çok süt mamulleri göze çarpar. Burada zeytin üzüm. zamanla okuma yazma oranının yükselmesiyle Türkiye’nin her yerine buğday taneleri gibi dağılmışlardır. sebze meyve yetiştirmeyi bilmezmiş. Sakarya köyüne Ferhatlı köyünden 1924’de gelin gelen Emine Düzgün sebze ekmeyi köylülere öğretmiş. Tokat. pekmez ve bal gibi gıda maddeleriyle memleket hasretini gidermektedirler. ağaç dibinde bekler. Ardanuç’un köyleri iklim yönünden farklılık arz eder. Ardanuç’un iklim bakımından farklı özelliklere sahip köylerinde kış hazırlıkları da farklıdır. Çoruh vadisinde ki Gümüşhane köyünün Şurmak mahallesiyle. memleketten gönderilen peynir. elmalar ağaç dibinde çürüyor! Benim çocukluğumda köylerde ekin ekilirdi. Gölbaşı ve Bursa’ya gitmişler. sebze yetişmeyen dağ köylerine zegan denir. Artık ne o tat ne o koku var. Ardanuç’ta okuryazarlık oranı % 99’u geçmekte ve Türkiye ortalamasının üzerindedir. biber göndermiş.

Eskiden meyve ve kış için hazırlanan pekmez. Teştte ateşe oturtulur. ölçü kabı) hak alır. Bu ürünler daha ziyade Göle köylerinde satılırmış. Taş döndükçe ellerindeki ağaç parçasıyla buğday karıştırılır. Üstüne tereyağı eritilip dökülerek de yenir. 6. 7. Birkaç kişi etrafında oturur. Kaldırılıp kışın kullanılır. 25 cm. 4. Pişirilen erikler bir tabağa alınır. Çayın pek yaygın olmadığı yıllarda içecek olarak da tüketilirmiş. Rüzgârda kalburlarla havalandırılarak kabuklarından ayıklanır. Kalınlaşınca indirilir. Teşt denen bakır leğende pişirilir. Kaysefe denen yemeği de yapılır. Tahıl ve meyvelerden yapılanlar 1. Kızılcık reçeli: Kızılcıklar pişirilerek suyu alınır. bulgur yapmak için yıkandıktan sonra kazanlarda pişirilir. Ezilerek veya ezilmeden tüketilir. Pekmez: Eskiden üzümden yapılırdı. Pekmez veya şeker konur. Pestil: Şıranın içine un katılarak ateşte pişirilir. Sonradan bölgede yetiştirilmeye başlanan Trabzon hurması da bu şekilde kurutulur. Küme: Önceden ipe dizilmiş olan cevizler. Aynı şekilde gendimelik buğday da dövülür. 3. eninde iki üç metre uzunluğunda tahtalara dökülerek kurutulur. ezilir. Kış için yapılan hazırlıklar I. üzüm. İçine şeker ve kızılcık taneleri konur. pestil ve fasulye gibi yiyecekler atla Ardahan yöresine götürülüp peynirle ve yağla değiştirilirmiş. Kolay kalkması için birkaç gün sonra kızılcık ezilerek üzerine dökülür. Eskiden köylerde pirinç tüketilmezmiş. Mürebbe: Pişirilen erikler ezilerek çekirdeği ve posası alınır. elmalar artık yok. Ateşte kaynatılır. Demir eğişle kaldırılır. Bu işleme yüzlemek denir. tereyağı konularak tüketilir. Duttun pişmiş posasına çaça denir. Eskiden yetiştirilen kokulu üzümler. Bazı köylerde elma ve eriği karıştırarak yapanlar da var. Bunlar günümüzde yapılmamaktadır. Buna da zürbiyet denir. Korux: Kızılcıklar pişirilip suyu alınır. 8. Erik açması: Cançur ve güz eriğinin çekirdekleri alınarak tahtalar üzerinde kurutulur. Günümüzde daha ziyade duttan yapılmaktadır. Bizim Ahıska 35 . Buna maluz derler. Direğe bağlı taşın geçeceği yere pişmiş buğday serilir. İnsanların beslenme kaynağının başında gelirmiş. Pekmez ve hasuta denilen tatlı ile aşure ve un helvası yapılırken kullanılır. Suda ezilerek suyu da içilir. Mısırın poçosundan (koçanın kabuğu) tezgâhta örülen hasırlara dökülerek kurutulur. Kızılcık ekşisi genelde Ardahan tarafına götürülüp satılır. Ekşi (Kızılcık pestili): Kızılcıklar çiğ veya pişirilerek kalburdan geçirilir. Kışın hoşaf ve çerez olarak tüketilir. Posası ve çekirdekleri atılır. Seçildikten sonra bakır kazanda ateşte pişirilip küründe (ahşap yalak) süzülür. Üzerine ceviz içi ve eritilmiş tereyağı dökülür. Bulgur bir miktarı taşlarından ayıklanarak el değirmeninde öğütülür. elma veya duttan yapılmış maluzun içine batırılarak kurutulur. Yemeklerin yanında açılarak içecek olarak tüketilir. yıkanıp kurutulur. Kışın misafirlere cevizle ikram edilir. Kâx: Elma veya armutlar kesilerek kurutulur. Atla gidilirken yolda donanlar bile olurmuş. 2. Hazır maya kullanır olduk. kavunlar. Ateşe konur. İçine süzme. Kalanlar tahtalara dökülür. Kabukları çıkınca toplanır. Değirmenci hak olarak bir teneke buğday veya bulgurdan yarım kotik ( 1 kg. 9. Buğdayın iyisinden gendimelik (yarma) hazırlanır. Dink (dibek) dövmek: Buğday.kayboldu. Dut ağacının altına cecimler serilerek dutlar silkelenir. 5. Katı bir hâl alır. Bunlar dövülüp kabuğunun alınması için su değirmenine götürülür. Kurutularak kışın hayvan yiyeceği olarak kullanılır. 10.

Süt. 18. 3. Furuç çerez olarak tüketildiği gibi. Kuş burnu: Son yıllarda toplanıp yapılmaya başlanan bir yiyecektir. Ayrıca suyla dönen bir çark üzerindeki kolun tenekeye dokunmasıyla çıkan ses. Üstü tahtalarla örtülür. Daha sonra yemeği yapılır. 15. Makval (Böğürtlen) reçeli: Son yıllarda yapılmaya başlandı. Pestil kırık çıkıklara ve diken batmasına iyi gelir. Soğanda çiğ olarak bırakılır. 14. patlıcan. Ayıklanmış hâline kakal. 2. 21. tepsiye dökülür. değirmende öğütülür. Cadi: Mısır unundan yapılan ekmeğe cadi denilir. Taze olarak yemeği yapıldığı gibi kurutularak da kışın yemeği yapılır. ateş yakarlarmış. Yerli tohumla yetiştirilen patatesler beyaz ve pişince içi dağılan cinstendi. Komşuların da yardımıyla koçanlar soyulur. hoşafı da olur. Kışın ve baharın çıkarılarak kullanılır. Küçük çapta da olsa satılır. Pişirilip süzülür. Ceviz ağaçları kesilip satıldığından yaşlı ağaçlar azdır. 13. 20. İçi zor açılanlara kirkit denir. ayran ve yağla da yenir. Gorcola peyniriyle un katılıp karıştırılır. Puçuko: Taze fasulyelerin kırılıp kurutulmasıyla elde edilir. Dağ köylerde hayvancılık bol olduğu için beslenme de süt ürünlerine dayanır. bir kapta lokmalar halinde doğranır. pestili de yapılır mürebbesi de. İkişer koçan bağlanıp balkonlara asılarak kurutulur. suda pişirilir. Birkaç kere elekten geçirilir. Bir miktar su ve şeker eklenerek pişirilir. buna cillenme denir. Hedik: Kurumuş mısır taneleri suda pişer. Topraktan çıkarılan patateslerin uzun süre kalması için kuy kazılır. Lor ve sarımsaklı sos eklenerek yenir. Buğday karıştırılarak fırında pişer. Daha sonra taneler koçandan ufalanarak ayrılır. Puçuko. Maçula denilen küçük su değirmenlerinde öğütülür.11. domates konularak yapılır. Pancar: Dağlarda yetişen yapraklı bir bitkidir. Pekmeze katılarak yenir. Furuç: Armut veya panta denilen yaban armudunun kurutulmasıyla elde edilir. 5. Kuşburnu temizlenip ateşte pişer. Köylüler. İçine ceviz içi konarak yenir. 4. Kurutulmuş pancar suda pişirilir. Kışın yemeği yapılır. tarlaların başında kox denilen ahşap kulübelerde bekler. 12. Üzerine eritilmiş zeytinyağı dökülerek yenir. 19. zamanla yaygınlaşmıştır. içine yarma konularak pişirilir. yağ ve salçadan oluşan anıh yakılarak içine katılır. Bu düzeneğe taktak denirmiş. Kartopi (Patates): Yüksek köylerde bol miktarda ekilir. Kurumuş mısır bitkisine çala denir. Yaylada süt mamullerini ya- 36 Bizim Ahıska . Vurma yasağı olmadığından ayılar köylüye fazla zarar veremezmiş. salamura yapılır. İçine şeker konularak da pişirilir. Fırında pişirilerek de tüketilir. Yemeği yapıldığı gibi fırında veya suda haşlanarak da yenir. bir miktar süt katılarak yenir. 16. Soğan. biber. II. Cadi yağlı veya yavan olabilir. Sarol ekşisi: Yaban eriğine sarol denir. III: Sütten yapılanlar Genel olarak süt mamullerine ağarti denir. Cam kavanozların içine fasulye. Konserve: 1980’li yılların başında Tarım Bakanlığı tarafından köylüye öğretilmiş. Haşil: Mısırlar. Üzerine toprak dökülür. Dut kurusu: Dibine dökülen dutlar kurumaya yüz tutunca çamişlanmış denir ve toplanarak kurutulur. Toplanan böğürtlenler bir kaba konur. Ceviz: İlçemizin yüksek birkaç köyü haricinde hemen her köyde yetişir. Eskiden çok miktarda ekilirmiş. Mısırlar olgunlaştıktan sonra kesilir. Temizlenmiş cevizler güneşte kurutulur. 17. Dögmaç: Cadi. Lazuttan yapılan yiyecekler Mısıra bölgede lazut denir. Kabak: Kabaklar olgunlaştıktan sonra toplanır. Cevizler olgunlaştığı vakit sırıkla dökülür. Cevizin yeşil kabuğuna sengo denir. Hasta hayvanlara da suyu içirilirmiş. 1. Asma yaprağı: Yapraklar toplanır. Kotoş denilen koçanları toplanır. tarlaları ayı ve yaban domuzlarına karşı korurmuş. Patatesler dışarıda kaldığında çimlenir. Ayrıca tuzlayıp kurutularak da yemeği yapılır. değirmende undan kaba bir şekilde öğütülür.

2. 1. Bizim Ahıska 37 . Gorcola peyniri: Süt makineye vurularak yağından ayrıştırılır. tuz. İçine bir kaşık tuz ve peynir suyu olan şırat konur. Peynir yoğrularak yuvarlak şekiller verilir. Ardanuç’ta yakacaklar: Birkaç köyün haricinde köylerde orman bulunduğu için yakacak olarak odun kullanılır. Torbaya dökülerek süzülür. Mideden çıkarılan kalınlaşmış süt tekrar içine konur. Şimdiye kadar bölgede orman yangını çıkmamıştır. Ayrıca dere kenarlarında biten ve ip şeklinde damarları olan halkın singilli ot (geniş yapraklı sinir otu) dediği bitkinin kökü de çıkartılarak kaba atılır. Midedeki süt kalıp gibi olur. Ekşimsi tadı olur. 4. Torbaya doldurulur. ormanı korur. Başlıca süt ürünleri şunlardır: 1. Yoğurt bir torbaya dökülerek süzülür. Bir müddet sonra indirilir. tahribat yapmaz. Kesilerek bir şişeye konur. Süt emen oğlaklar kesilir. Altı bağlanır. Günümüzde ise hazır mayalar kullanılmaktadır (Mukaddes Dinçer-Yolağzı Köyü). Pelit (meşe) ağacının dalları kesilerek kurutulur. İneğin doğumunu müteakip sağılan ilk süte de ağız denir. Eskiden soba yokmuş. Büyük bir tencereyle veya kazanla ateşe konur. Buna da gilik denir. Bir gün önce sağılan sütle karıştırılır. Güney Azerbeycan’da da yapılan umaç aşına ve Kalaç Türklerinin kalıntısı olduğu düşünülen Kalaç aşına da katılırç Yoğurtlar bir kapta mayalanır. Midenin içerisine süt doldurulur. Ateşte ısıtılıp maya verilir. İçine altın şebi (şap). altın şebi konulup ekşimesi beklenir. Mide yıkanıp temizlenir. Kolay kolay kibrit bulunmadığından ateşi küle körleyerek saklarmışlar. Torbaya konularak süzülür. Orman İşletmesi’nin izin verdiği günlerde halk kışlık ihtiyacını kesip getirir. çok kesim yapmasıyla Orman İşletmesi’nin verdiğine inanılır. Yabani olarak tabiatta bulunan geven bitkisi kesilir. makineye çekilerek yağından ayrılır. Bu peynir ufalanarak tuzlanır. Peynir mayasının hazırlanışı Ardanuç yöresinde maya hazırlanmasıyla ilgili olarak üç hanım.pan kadınlara şaşort denir. Şırat. 3. Çuma: Makineye vurulmuş süt bir kapta biriktirilir. üç ayrı tarif vermektedir. Ne yazık ki bölgede ormanlara zararı. Bu maya hemen de kullanılabilir (Emine Gündüz-Bereket Köyü). Çeçil peyniri: Süt. On beş gün sonra maya olur. Doğu Türkistan’da. Kışın dalları temizlenerek hayvanlara yem olarak verilir. Süt pıhtılaşınca altına ateş verilir. Annesinden süt emen yirmi günlük oğlak kesilir. Buna şırat denir. Halk. Bu peynir ufalanarak eskiden güveçlere şimdi bidonlara tepilir. 2. ocakta yanan odun ateşiyle ısınırmışlar. İki gün beklenerek ekşitilir. Yayıkta yayılarak yağı alınır. gendime (yarma). Bir şişeye sarol ekşisi. Divanü Lugati’t-Türk’de adı geçen ve Ahıska bölgesinde yapılan tutmaç aşı çorbasına katılır. Yayıkta yayılarak yağı alınır. İçine çuma katılarak tepilenler de olur. Daha sonra kullanılır (Livaza Aksu-Akarsu Köyü). Buna çökelek de denir. İçinde kalan süt parçaları alınır. kaba konur. kökleri dövülerek hayvanlara yedirilir. Midesi çıkarılır. Rus esareti zamanında köylüler. güvece veya kavanoza konulur. işkembenin yanında bulunan halk dilinde maya adı verilen et parçası alınıp yıkanarak kaba atılır. Tuz katılır. Lor: Ardanuç çorbalarının vazgeçilmez besin kaynağıdır. Çıkan suyu saklanır. Ayran kazanında ılıtılır. fasulye. Midesindeki kalınlaşan süt parçaları alınır. ilçe merkezinde oturan Ermenilere odun satarmış. İçine taze süt de katılır. Tuzlanarak tüketilir. Ağaçlardan olan kavdan da ateş olurmuş. On beş gün sonra maya olur. Kalan süt kazanda kaynatılır. buna da şor tadı var derler. Daha sonra çorbalara katılır. Üzerine taş konularak süzülür. 3. Tuz da atılarak güneşte kurutulur.

Saydırdığı kadarını da diğerine ekler ve takımın hanesine puan olarak yazılır. İki taşı kalan oyuncu. buni da buradan süz!” Düz. iki oyuncu sırayla birer birer taşlarını noktalara yerleştirir. Sonra otuz santimetre uzunluğunda bir çeliğe yani değnek kalınlığında oyun aracına ihtiyaç vardır. deve oynatma oyunu buna örnek olarak gösterilebilir. Kaç adım uzağa atmışsa o kadar puan alır. Eğer tahmini doğru çıkarsa seçme hakkı elde eder. Çelik İki takımla oynanır. En çok taşı alıp. Bunu belirlemek için bir kaptan yerden metal para büyüklüğünde taş alır. Oyunun başında. Bu alan üzerinde bilye büyüklüğünde taşlarla. Başkalarına seyir olsun diye oynanan oyunlar geleneksel Türk tiyatrosunun içinde “köy seyirlik oyunları” başlığı altında incelenmektedir.Posof ve Çevresinin Eğlencelik Oyunları Ünal KALAYCI Oyunlar. bedenî. tahta ya da yassı bir taş üzerine çizilen üç tane iç içe geçmiş. En çok puanı alan oyunu kazanır. Dolayısıyla herkes özene bezene kendi değneğini hazırlar. Bu yazıda eğlenmek için oynanan oyunlar ele alınmıştır. Yörede oynanan oyunların bir kısmı bu çevrede uydurulmuş olmakla beraber kimi oyunların da kuralları yöreye aittir. Fakat çelik sahanın içinde bir yere düşerse çeliği atan kişi çeliğin dikili olduğu değnekten düştüğü yere kadar adımla sayar. Bunun sebeplerinden biri de kışların çok uzun sürmesidir. Kâğıt. bilhassa çocukların. eğlenmenin yanında insanların. Ayrıca çeliğin üzerine konulacağı yere çakılan bir değnek. hakkını kullanmış olur. İki oyuncu ile oynanır. oyunu kaybeder. İnsanlar bu uzun kış gecelerinde hoş vakit geçirmek ve eğlenmek için bu oyunlara yönelmişlerdir. ikincisi de eğlenmek için oynanan oyunlardır. Yatay. Kesin sayı olmamakla birlikte takımlar dört ya da beş kişiden oluşur. Ya da savunma yapan takımın oyuncularından biri elindeki ağaç dalıyla dokunursa yine atak yapan kişi yanmış. Onikitaş) Eski bir zekâ oyunudur. Biz bu yazımızda unutulmaya yüz tutmuş oyunlarımızı gün ışığına çıkarmaya gayret ettik. Posof yöresinde oynanan muhtar oyunu. Diğer takımın kaptanı tahminini söyler. Önce iki takımın kaptanı çeliği atacak ve savunmayı yapacak takımı belirlerler. 1. Çeliği atacak takımın birinci elemanı yere çakılı değnek üzerindeki çeliği diğer takımın savunduğu sahada yakalayamayacakları şekilde fırlatır. dikey veya çapraz bir üçlü dizebilen oyuncu rakibinin bir taşını dışarı atma yani “süzme” hakkı kazanır. Düz veya Dokuztaş diye adlandırılan oyunun Mısır’da bile oynandığı söylenmektedir. Aksi takdirde seçme hakkı diğer takıma geçer. Diğer bir kısmı da çok geniş coğrafyalarda oynanmaktadır. üçtaşı aynı sıraya getirme mahareti üzerine kurulmuştur. Savunma yapılan yerin çizgileri bellidir ve büyüklüğü yarım futbol sahası kadardır. Düz yapıldığı zaman şöyle denir: “Düz. Fakat bir üçlü dizi içindeki taşlar süzülemez. taşın olmadığı ortamlarda fasulye nohut gibi araçlar kullanılarak oynanır. zihnî. insanın günlük hayatına televizyon girinceye kadar eğlencelik oyunlar çok yoğundu. Bir de ayakta top sektirir gibi değnekte çeliği saydırır. Birincisi başkalarını eğlendirmek için oynanan oyunlar. 2. duygusal ve sosyal gelişmeleri için önemli faydalar sağlamaktadır. karşısındakini iki taşa indiren oyunu kazanır. vakit geçirmenin. Önce televizyon sonra bilgisayar ve internetin hayata girmesiyle söz konusu oyunların eski itibarı kalmadı. Bir de savunan takımın her elemanı için bol yapraklı olabildiğince budaklı ağaç dalına ihtiyaç vardır. Başlıca çok oyunları şunlardır. Düz (Üçtaş. Atak yapan kişi çeliği sahanın dışına atarsa yanar. Dokuzar taş yerleştirildikten sonra sırayla hamle yapmaya başlanılır. kenarları ve orta noktaları birleştirilmiş12 köşe ve 12 kenar üzerinde olmak üzere 24 noktası olan bir alanda oynanır. Posof yöresinde. Oyun için öncelikle herkesin bir değneğe ihtiyacı vardır. Atak yapma sırası diğer arkadaşına geçer. 38 Bizim Ahıska . Taşın bir tarafına tükürür ve taşı havaya atarken yaş mı gelecek kurumu diye sorar. Yörede oynanan oyunları ikiye ayırmak gerekir. Dokuztaş. hatta pek çoğu tarihe karıştı yahut sadece yaşlıların hatıralarında kaldı.

gaba gaba döşşek” diye bağırırlar ve eşeğin üzerine bindikten sonra sürtünemez. Bu aşamaları ilk geçen oyunu kazanır. ikinciye kazma pağaçasi. Karşısındaki oyuncu tahminini söyler. nişan alma yeteneğini ölçen bir oyundur. Atlar köye yaklaşınca bütün damlardan insanlar onları izler. Bıçak Bıçağın oyun aracı olarak kullanıldığı bir oyundur. 4. Bıçağı toprağa dik batıramayanın hakkı diğerine geçer. O fındıklar kendinin olur. Sonra elinin üst tarafına koyarak yapılır. hatta yarışmacıların yaşına göre otuz kırk metre uzağına da ikinci kişi taşlarını diker. sonra yumruğundaki parmaklarını tek tek açarak yapılır ve serçe parmağa kadar gidilir. İki kişi eşit şekilde yarışma için fındık alır. Sonra o kişi elini avucunu yummuş bir şekilde uzatır ve “Tek mi çit mi?” diye sorar. oyuncuları kovalamayı sürdürür. oyunculardan birini ebelemeye çalışır. Herkes bir tarafı toprağın üzerine koyunca dikili duracak diyelim ki on tane taş toplar. Sonra kafasının üzerine yatay koyup kafasıyla atarak yapar. Sonra ellerine topladıkları yuvarlak taşlarla sıra ile rakibin taşını nişan alarak düşürmeye çalışırlar. dokuztaş ile oynananına dokuztaş oyunu ve on iki taşla oynananına on iki taş oyunu denir. 9. Birinci kişiden on beş yirmi. Eğer ebenin havadaki ayağı yere değerse. sağa sola ısındırma hareketleri yapar. Ebe “Zımba!” diye bağırır. Sonra elini yumruk yaparak. Bizim Ahıska 39 . Herkes gelince köye on. Uzun eşek (uzun eşşek) Biraz tehlikeli olmasına rağmen yöremizin ve ülkemizin nesilden nesile aktarılan en popüler oyunlarından biridir. on beş kilometre uzağa gidilir. En uzun süre çeviren yarışı kazanırdı. 7. Beş tane sakladığını varsayalım. Ebe dairenin içinde güvendedir. Bu. Bu toplama işinden sonra çuval çuval fındığın arklanmasına (ayıklanmasına) sıra gelir. İşte çoğu zaman bu iş esnasında yahut kış geceleri fındık yenileceği zaman oynanan bir oyundur. Papax (baxbax/bak bak) At sürme yarışıdır. Bu işin hileleri arasında iki parmak arasında fındık saklama ve rakibe çaktırmadan fındığın birini aşağıya düşürme vardır. dönüp dairesine girene kadar. “Nerdee o kanevüz (kıdmızı) fındıklarla oynanan tek mi çit mi!” 6. topaçlarımıza ip dolar. İki kişiyle oynananı şöyledir: Düz bir alan bulunur. Yarışmacılar atlarının sırtında aynı hizada beklerler. Aile oturur ve başlar arklamaya. Bu durumda ebe hemen dairenin içine girmelidir. Hakem ateş eder ve kıran kırana yarış başlar. Tek mi çift mi (Tek mi çit mi?) Posof’ta sonbahar mevsiminde herkes vaktinin yettiğince fındık toplar. Zımba Çok sayıda kişiyle toprak.Düz oyununun üçtaş ile oynanan türüne üçtaş oyunu. Yarışma sonunda birinci olana tavşal. üçüncüye de tavuk verilirdi. çimen gibi yumuşak zeminde oynanır. hangi grubun atlayacağına karar verilir. “Tek!” derse bilmiş olur ve o beş fındığı alır. Yatacak takım yastığın önüne dizilir. Daireden tek ayağı üzerinde sekerek çıkan ebe. Sonraki yarışa kadar birincinin havasına diyecek yoktur. Ebe bu dairenin içine girer. Çimenlik bir zeminde oynanır. Bunun yanında şerbet ikram edilir havlu ve daha başka hediyeler de verilir. üç metre çapında bir daire çizilir. 5. İlk baştaki oyuncu eğilerek kafasını yastığa dayar ve arkasındakiler de bir öncekinin bacaklarından tutarak eğilir. Kuralları şöyledir: Yere iki. Bu oyun kişinin el becerisini. Topaç çevirme (koji/tıriya) Buzlu saha üzerinde. Bıçağı önce elinin içine düz yatırıp yukarı atarak yere batması sağlanır. Bu taşlar en ve boy olarak bir karıştan küçük olmamalıdır. Düğün günü herkes atını süsleyip toplanma yerine gelir. herkes ebeye tekmeyle vurur. Atıyla ileri geri. Kalınlığı da iki üç santim olmalıdır. Diğer oyuncular oyun alanına dağılırlar. Ebelikten kurtulamayan ebe. 8. Topacı uzun süre çevirmek için iyi kamçılara ihtiyaç duyulurdu. Oyuncuların durumuna göre kulak üzerinden atmak gibi başka şekiller de eklenebilir. Sonra birinci kişi ellerinin içinde fındık olduğu halde ellerini arkasına götürür ve uzatacağı avucunun içine belli sayıda fındık saklar. Her hanenin at beslediği 1980 yılı öncesi oyunudur. Çift diye tahmin ederse beş tane fındığı rakibine verir. Ebelediği oyuncu yeni ebe olur. Erkek çocukların tarafından açık havada grup şeklinde oynanır. oyunun başladığına işaret eder. Rakibin tüm taşlarını ilk düşüren oyunu kazanır. Sonra dişleri arasına alarak yapar. Oyuncular iki gruba ayrıldıktan sonra hangi grubun yatacağına. Dikili taş İki kişiyle oynanabileceği gibi iki grupla da oynanılabilir. zevkle çevirirdik. 3. Atlayanlar atlarken “uzun eşek. Yani alet işler el övünürdü.

Eğer bütün grup elemanları başarılı bir şekilde eşeğe binerse. Eller yukarıda daire şeklinde kenetlenir. İsmini söylediği kişi ellerini dizlerinin altından çıkararak gösterir. Oturanların dizleri yukarıda ayakları yere basmaktadır. bilya demiri takılır. Yüzük kimde? (Yüzük kimda?) Kış oyunlarındandır. Bitişik oturanlar ortadaki ebe görmeden elleriyle birbirlerine bir şeyler verebilmektedirler. Önce ebe belirlenir ve ebenin gözleri bir bezle bağlanır. Bil bakalım biz kimiz. 17. Bir odada halka oluşturulur. Uçurtma Büyüklerin yaptığı uçurtmalar rüzgârlı havalarda çocukların en birinci oyuncağıydı. “Döneriz. ayrıca ufak çubuk şeklindeki sopaların uç kısmı inceltilir. çizgiden atan kazanır. 11. olur tilki. Fakat ebe çok hızlı şekilde herkesi kontrol ederken ebeye arkasından görünmeden yumruk vurmak serbesttir. Başlarlar. “Birdirbir. İşte bu hızlı devir sırasında halkadakilerden usta biri ebeye der ki: “Yüzük kimde?” Ebe. 18. hareket etmemesi. Kızakların altına kaymaları için. ebelerin arkalarına geçerler ve iki farklı takım oluşturulur. Herkes yerden özene bezene atmak için taş seçer. Birdirbir (birim bir) Oyunu oynayacak çocuklar için sayı sınırlaması yoktur. 40 Bizim Ahıska . Atlarken de sırayla tekerlemenin dizelerini söylerler. yapması güç. En ileriye atan yarışı kazanır. Elde birer değnek. Mila Dört kişi oynar. İleriye ve dikine taş atma yarışı Özellikle tepe gibi yüksek yerlerden çukur yerlere doğru taş atılır. Atlayanlardan biri yere değerse yatan grup atlama hakkı kazanır. Kişiler sırayla alınır. böyle devam eder. Türkü söyler. Bu konuda öyleleri vardı ki attığı taş kenara çekildiğinde ayaklarının iznin üzerine düşerdi. Oyuncular seçilen iki ebenin kolları altından tekerleme eşliğinde geçerler. Çizgi çizilir. el kol hareketlerinden tahmin etmeye çalışarak isim söyler. Eğer tanırsa dokunduğu oyuncu ebe olur. Herkes değneği ile ufak çubukları uzağa atmaya çalışırlar. 10. Göster bizi körebe!” sözlerini tekrar ederken halkayı bozmadan el çırparak ebenin çevresinde dönerler. Ebe vuranı görürse ya da elinin hareket ettiğini görürse o kişi ebe olur. “Kapı hakkı ne dersin?” Arkadaki. Oyuncular sırayla koşarak eğilmiş duran ebenin üzerinden ellerini sırtına bastırıp bacaklarını açarak atlarlar. 12. Bilirse atlama hakkı el değiştirir. Körebe evin içinde oynandığı gibi dışarıda da oynanır. atlayanların en önündeki kişi “Tek mi çift mi?” deyip parmaklarıyla bir veya iki gösterir ve eşeğin en arkadaki oyuncusu tahmin eder. Tanıyamazsa oyun aynı ebeyle sürer. Bezirgânbaşı tekerlemesiyle ebe seçilir. Ebe ortada kalacak biçimde oyuncular bir halka oluştururlar. İkidir iki. 16. 14. Çocuklar varış yerine ilk ulaşmak için yarış yaparlar. Kızak kaymak için dik ve eğimli yerler tercih edilir. Kişi sayısı arttıkça oyun daha zevkli bir hale gelir. Kör ebe Körebe oyunu 10-12 çocukla oynanır. Üçtür üç. Eller dizlerinin altında görünmeyen yerdedir. 15. “Bezirgân olsun!” der. sonra çizilen çizgiyi geçmeden. sırayla taşlar fırlatılır. kendisine sorulacak sorulara cevap vermemesidir. Eğer avucunda yüzük varsa o ebe olur. konuşmaması. Bu oyunun bir de dikine atma şekli vardır. Oyunun başında bir ebe seçilir. Amaç herkesin olduğu gibi kalması. Eşek çökerse atlayan grup tekrar atlar. Başta verilen isimleri bilemeyenler. yoksa aynı olay tekrar eder. Ebe insanlara komik sorular sorarak onları güldürmeye konuşturmaya çalışır! 13. Ebe bu sırada kollarını öne doğru uzatarak dokunduğu kişinin başını yüzünü ve üstünü elleriyle yoklar. eller çekilir. Soru sorulur: “Elma mı? Armut mu?” sorusuna göre taraf olunur. Her taş. Kızak kayma (xızek qayma/paten) Yörede kar uzun süre kaldığı için çocukların en büyük sporudur.ayaklarını dolayamazlar. Kim uzağa atarsa galip olur. Oyun. Kim olduğunu anlayabilirse adını söyler. Tıp Ortada ebe ve çevresinde diğer oyuncular sarmış vaziyette ebenin vereceği “Tıp!” komutuyla oyun başlar. Ardından ortaya bir çizgi çizilir ve iki takım çizginin gerisine iple kim düşecek çekişmesi yapar. adını ebenin gözlerinin bağlanmasından alır. Diğerleri bir kaç metre arayla sıra oluştururlar. dikkatle izlenerek nereye düştüğü tespit edilir. Bezirgân başı On kişi karşılıklı beşer beşer dizilirler. Elindeki değnekle. Ebe öne eğilerek ellerini dizlerine dayar.

kurt koyunu yer. Tekerleme Aslında bir söz yarışıdır. yaptım kahvaltı. Beştir beş. 25. İlk dolaşan oyunu kazanır. Dokuzum durak!” Dengesini kaybeden ya da düşen oyuncu “yanmış” sayılır ve yeni ebe olur. Ehmedi medi. bir kuyuda ebe yok. koyunu orada bırakırım. büyüklerinin oynadığı oyunlarla. oyun devam eder. Bizim Ahıska 41 . 23. kuş gibi öt. Oyuna başlayan grup her atlayışta bir tekerleme söyleyerek takla atar. Hepsini geçirirse avucunun içiyle ters çevirir. Aralıkta taş kalırsa diğer oyuncu almaya çalışır. Bir siçan tutdi. Oyun oynarken taş. Yukarıya alınanların yanında bilmediğimiz ya da unuttuğumuz oyunlar da olabilir. Herkesin üzerinden atlayan kişi duracağı aralığı ve oyunun gideceği yönü duruşuna göre belirler. diğer grup durur. Dayanamayıp çizgiyi geçen taraf yarışı kaybeder.Dörttür dört. otla canavarı karşıya geçiririm. Çizginin iki tarafındaki gruplar. Kuyu yeri değişmez kişiler yer değiştirerek köyler köçtü denir. tanışma imkânı bulurlar. Önce koyun ile otu geçirir. bir tane de ot geçirebilir misin? Kurtla koyun bir araya gelirse. Kale vardır. 30. bir bilgisayar öğretmeni. Kayış (xalat) İki taraf arasındaki güç yarışıdır. ebe kuyuya taş gelmesini önler. Aşık oyunu Hayvanların bileğinden alınan aşık kemiğiyle oynandığı için bu adı almıştır. Geri gelince taşı bu sefer ikinci kareden başlatır. Oyuncu bir ayağını havaya kaldırıp oynamaya başlar. Böylece bu oyunları oynarken hem biz sanal âlemde geçmişi yâd ederiz hem de genç kuşaklar yeni oyunlarla. Kartal kalkar. çağa uyduran değerler varlığını sürdürürken kendini yenilemeyenler tarihin karanlığına gömülüp gidiyor. çevresine altı kuyu açılır. Herkes atladıktan sonra ilk eğilen kalkar ve o da diğerlerinin üzerinden atlar. Altıdır altı. dal tartar Dal tartar. Taş toplanır. Beş taş (kak) İki kişiyle oynanır. Zekâ oyunu Bir köprüden canavar (kurt). Yalamadan yutdi. 24. yere çizilen çizgilere ve bir taşa ihtiyaç vardır. çizgi üzerinde kalır veya oyunun dışına çıkarsa yanmış sayılır. Kuyruhli kedi. Yere sekiz dokuz tane birbirine bitişik yarım metre eninde kareler çizilir. bir ceviz büyüklüğünde taş. Otu canavarın yanına getirir. Herkes başkaları için ya da yarıştığı kişi için amacına uygun tekerlemeler uydurarak onu alt etmeye çalışır. 26. Otla koyun bir araya gelirse koyun otu yer. bir kuyuda ebe var. Bu oyun dakikalarca sürer. hepsini tutarsa pirim alır. sol elinin başparmağı ve yanındaki açılır. kaleyi aşan oyunu kazanmış olur. birinin yeri yok. Güvercin Taklası Dörder kişilik iki grup oynar. bir hemşehrimiz çıkar ve anlatılan bu oyunları sanallaştırır. Tura ve yazıyla ilk oynayan belirlenir. kayışı çekerler. Sekizim seksek. alabilirse oyun ona geçer. hünerle o aralıktan geçirilir. saklambaç hemen her yörede oynandığı gibidir. Öyle geçireceksin ki zararları olmayacak. 19. Kartal tekerlemesi söylerler: Kırk kara kartal. Diğerleri Bilye. ip atlama. Herkese bir değnek. 21. Tek taş/Seksek/Kınkıl Kınkıl oynamak için düz bir alana. İlk oynayacak beş taşı elini oynatarak serer. bir koyun. Ümit ediyorum ki bilgisayar programı yapmasını bilen bir duyarlı insan. yok olmaktan kurtarır. kartal kalkar… 22. 20. aldım bir eş. Sıra ile oynanır. Sonuç Kendini yenileyen. Taş önce birinci kareye atılır. elim sırtına değdi. Hepsini bu şekilde dolaşınca oyun bitmiş olur. Yerdeki ayağıyla taşa vurarak taşı kare kare gezdirir. Köyler göçtü On metre genişliğinde daire çizilir. taş girerse o ebe olur. Bu değerleri ölmekten kurtaracak fedakâr ve yürekli insanlara böyle bir programı yapma aşamasında oyunların tüm ayrıntıları hususunda yardımcı olacağımızı da peşinen ifade etmek isteriz. Oyuna devam edilir. Ortada bir çizgi olur. Yedim yedi.

Bütün Sovyetler Birliği’nde olduğu gibi 1937’de Güsrcitan’da daha da fazlasıyla aydınların çoğunu tutukladılar. Ben. bir bayrak altında yaşamayı özlüyorlar. ıstırap ve gözyaşlarıyla dolu günler ve ayrılıklar olduğunu anlayabilirsiniz. Masum oldukları anlaşılarak sonradan yüksek mahkeme kararıyla beraat etmişlerdir! 42 Bizim Ahıska . 1944 sürgününü 11 yaşımdayken ailemle birlikte yaşadım. Allah’ın rahmeti üzerlerine olsun. Bu idam edilenler Ahıska kalesi toplu mezarlığında bulunmaktadırlar. Bu haksızlıkların içinde Ahıska kalesinde idam edilenler arasında benim rahmetli babam da bulunmaktadır. Vatanlarına kavuşmayı. Türkiye hükûmetinden kendilerine sahip çıkmasını ve Ahıskalıların kendi öz vatanlarına dönmeleri için gerekli girişimlerde bulunmasını istiyorlar. Adaletten uzak bir şekilde kurşuna dizdiler. Bir kısmını da Sibirya kamplarına ve yeraltı madenlerinde tutsak olarak çalışmaya mahkûm ettiler. O zaman 150 aileyi de Türkiye’ye getirmişti. Sürgünü. Yoksa Ahıska Türkleri yiyecek. acı. Sürgün konusunda çok şey yazılmıştır. Ancak bu karar yeterince uygulanmadı. Çalışıyorlar.65 Yıl Geldi Geçti Bahadır Metan ENVEROĞLU Zamanın Cumhurbaşkanı Turgut Özal. daha da yazılacaktır. Bu gibi cezaların çoğunluğu da bizim Ahıskalılara düştü. hayatlarını sürdürüyorlar. Şimdi Ahıska Türkleri. o felâketi yaşayanlardan dinlediğinizde. Sürgün sözü ağızlarda çok kolay telâffuz ediliyor. içecek fakiri değildirler. Ama Ahıska Türkleri vatansızlık fakirdirler. Orta Asya ve Kazakistan gezisi sırasında Ahıskalılarla görüşmüş onların vatanlarına dönmelerine yardımcı olmak için söz vermişti.

tabiat şartlarına alışıncaya kadar on binlerce insanımızı kaybettik. ölenleri alıp götürüyorlardı. Varhanlı Abuzer Seferov. sefalet içerisinde kayıplar vererek 25-30 gün sürdü. Vatana kavuşabilmenin sadece Türkiye’nin siyasî ağırlığını göstermesiyle mümkün olabileceğine inanıyor ve ağabey dedikleri Anadolu insanına bu ümitle bakıyorlar. Orada hayvan vagonlarından meydana gelmiş katarlar bizi bekliyordu.Ahıskalılar. (Udeli Latifşah Barataşvili. hasta ve savaştan dönen yaralı ve sakatlardan meydana geliyordu. Hatta tren her istasyonda durduğunda vagonlara görevliler gelip hasta ve ölü olup olmadığını soruyor. çocuk. hasta ve ölüler sorulduğunda bunları çarşaflara gizleyerek ‘Yok!’ cevabını veriyorlardı. “Ola baba atın ölümi arpadan olsun. Gurbette geçirdik yıl asirleri. Tabii herkes panik içerisinde. Sonra trenin durduğu ilk istasyonda gizlice ve kazma kürek olmadan ölenleri vagonların altından geçirerek öteye götürüp çöllerde elleriyle kumlara gömüyorlardı. Bu yolculuk sırasında Ahıskalılar büyük kayıplarla yolculuğu tamamladı. Bu mücadeleye öncülük eden liderlerimiz. Her familyadan tek tek kalan ağlasın. 1930-1940 yılları arasında türlü çeşit zulümlere maruz kaldılar. Kremlin kararıyla. Bu yetişemeyenlerin bazıları kendi çileli imkânlarıyla ailelerine ulaşmayı başardılar. Bu tren yolculuğunu yaşamış birisi olarak olanların hepsini anlatmaya benim lügatım yetmez. 1944 yılı kasım ayının 14’ünü 15’ine bağlayan gece ordu birlikleri. Ne zaman bu yolculuğumu anlatmaya başlasam o günkü yaşadıklarımı aynen yaşıyor ve heyecanlanıyorum. Ancak mevsimin kış olması sebebiyle istasyonlarda alınan yemek ve ekmekler donuyordu. Temlalali Murtaza İzzetoğlu) vatana dönmek sevincine temel atmış olsalar da maalesef vatana dönüş sevincini yaşayamadılar. Eğer yakalansa. savaş bittikten sonra hemen yuvalarınıza döneceksiniz!” diye milleti kandırdılar ve köyleri iki üç saat içinde boşalttılar. Avcılık ederdik kekliğe kurda. 1956’ya kadar sıkıyönetim altında bir ilçeden başka bir ilçeye gidemezdik. Üç kardeşim ve dört bacım nerde. Yaşardık Kafkas’ta çok güzel yerde. Türkiye’den destek bekliyorlar. 220 civarında Ahıska köylerini basarak herkesi evlerinden dışarı çıkardılar. evlerinde günlerce de kalmış oluyordu. Bizim Ahıska 43 . 20 sene Sibirya kamplarına mahkûm olacaklarına zorla imza attırmışlardı. Abastubanlı Yusuf Sarvarov. yaşlı. Mevtalar. Bu durum karşısında dehşete kapılan büyüklerimiz. Bugün Ahıskalılar. çöl iklimlerinde yaşadığımız ilk 19451947 yıllarında açlık ve çeşitli hastalıktan. çay benim susuzluğumi kesmez!” diyerek içilmeyen suları içip salgın hastalıklara yakalanan ve aramızdan ayrılan nice insanımız vardı… Köyümüzden çıktık kış fasilleri. Bizi bu vagonlara doldurdular. Kafkas halkı olarak susuz ve içme suyu kıtlığı yüzünden. Bu tarihlerde birçok hemşehrimiz de sınırı aşıp Türkiye’ye sığındılar. Öyle ki ekmekler ancak baltayla kesilerek dağıtılıyordu. Rus-Finlandiya ve Rus-Alman Savaşı sırasında da çok kayıplar verdiler. Hatta bu şekilde cenazeleri gömerlerken uzun zaman geçmesi sebebiyle trenin kalkmasına yetişemeyenler oldu. Zanavli Mevlüt Bayrakdarov. Tren yolculuğu açlık. Valeli Halil Umarov. Bütün Ahıskalılar. Bizler. Bu zulmü ben on bir yaşında yaşadım ve gözlerimle gördüm. milleti apar topar evlerinden çıkarak köyümüzün Ağalık Bahçesi denilen meydanına yığdılar. Daha sonra bizleri Amerikan Studabekir arabalarıyla tren istasyonuna götürdüler. Kırgın olup kesti çok nesilleri. “Almanlar gelip burayı bombalayacak! Sizleri daha güvenli yerlere götüreceğiz. Sürgünde. İşte bu acı sözün anlamı da 1945-1947 yılları arası açlık ve epidemiya hastalıklarından bazı ailelerin de nesilleri kesilip kimsesi kalmamıştı. İkinci Dünya Savaşı’nın Rusların lehine dönmesiyle Moskova. Fakat ölülerle kalanlar da çok oldu. Caralli Ellez İzzetoğlu. Çünkü yola çıkanların çoğu. Ama biz bu ölüleri nereye götürdüklerini bilmiyorduk. hastalık. Apiyetli Enver Odabaşov. Onları da rahmetle anıyoruz. Ana babadan ayrı düşen ağlasın. Ölenlerin sayısı çok olduğundan mevtaları kaldırıp gömmeye defnetmeye insan yetişmezdi. Bizleri sabahtan akşama kadar beklettiler. Yolculuk başlamadan önce bizlere her istasyonda yemek ve ekmek vereceklerini söylediler. 1956’da sıkıyönetim rejiminden kurtulduktan sonra vatanımız Ahıska’ya dönme mücadelesi başladı. ver suyi doyana qadar içem. bir gecenin içinde tamamlanan bu operasyonla meçhul yolculuğa çıkarıldılar.

Tosilar. Coğrafî konum Köy. Topçular. Batısında Düzenli köyü. Yavuzköy engebeli bir araziye sahiptir. Diğer bir tarihî kalıntı da Konta şehri harabesidir. Köy içme su kaynakları yönünden çok zengindir. Köyde 1983 yılından beri elektrik. 1930 yılında ismi. Köyde tarihî kalıntı olarak Rabat mevkiinde bir adet kilise harabesi bulunmaktadır. Ramadangil.Şavşat’ın Şirin Bir Köyü: Yavuzköy Turgay AKKOYUN Yavuzköy. Her mahallenin mezarlığı ayrıdır. Şavşat-Ardahan karayolu üzerinde yer almaktadır. Bu alanın 20 km2’lik bölümü tarım arazisi. Denizden yaklaşık 1600 metre yüksekliktedir. Buranın tahminen 2000 yıldan beri yerleşim alanı olarak kullanıldığı söylenmektedir. İrili ufaklı dereler ve tepelerden oluşmaktadır. Artvin’e 71. Köye su şebekesi 2003’de 5 km mesafedeki bir kaynaktan çekilmiştir. Şavşat-Ardahan karayolu üzerinde. yaklaşık 100 km2’lik bir araziye sahiptir. Ancak bu köyden genç nüfusun göçünü de beraberinde getirmiştir. Köyü tarihçesi Yavuzköy’ün tarihi hakkında herhangi bir yazılı kaynak bulunmasa da eskiden beri halk tarafından söylenile gelen bir tarihçe mevcuttur. Su kaynakları köyün yaylalarının eteklerinden doğmaktadır. 1996 yılından beri telefon hattı bulunmaktadır. Halen iki ayrı kaynaktan içme suyu kullanmaktadır. Her mevsimde yağmur yağar. Köyün güney ve güney doğusunda yer alan yamaçlarda iğne yapraklı ormanlar yer alır. Cumhuriyetin ilânından sonra okuma yazma konusunda başarılı çalışmalar yapılarak halkın okuryazarlığı sağlanmıştır. Köyün güney ve doğusu Yalnızçam Dağlarıyla çevrilmiştir. Özellikle ladin. Cami Mahallesi. Yavuzköy’ün birbirinden ayrı on mahallesi vardır. bitki örtüsü bakımından çok zengindir. Yüksek yerlere iki üç metre kar yağdığı görülür. İklim Yavuzköy iklim bakımından hem Karadeniz hem de Doğu Anadolu iklimi etkisi altındadır. Köyde tüketilen su. 50 km2’lik bölümü de yaylalardan ibarettir. Dokuz mahalleden meydana gelen köy. Bu kaynakların suları birleşerek Cerma Deresini oluşturur. Bitki örtüsü Köy. Sırt Mahalle. Eskiden tarla olarak kullanılan 44 Bizim Ahıska . Yavuzköy su kaynakları açısından çok zengindir. Şavşat’a 6 ve Ardahan’a 44 km uzaklıktadır. Köyde yaşayan halkın büyük bölümünün Ahıska’dan geldiği ve köyde yaşamaya devam ettiği. Taşbaşı ve Tosilar mahalleleridir. bir zamanlar Ermenilerin oturduğu bir mahalle olduğundan ismini bir Ermeni ismi olan Tosi’den almıştır. Bunlardan başka tarihî bir kalıntı bulunmamakla birlikte köydeki ahşap evlerden birkaçı tarihî önemi haiz eski evlerdir. köy halkının 1. Düz Mahalle. Bunlar: Balcılar. Yerleşim alanları içinde yoğun olarak meyve ağaçları bulunur. Şavşat ilçesinin içme suyunun büyük bölümü köydeki bir kaynaktan sağlanmaktadır. Şavşat içme suyunu Yavuzköy’deki kaynaklardan temin etmektedir. Duğabeze. Yaz mevsimi sıcak olmasına rağmen bu sıcaklıklar hayatı olumsuz yönde etkilemez. içimi çok güzel olan yumuşak bir sudur. kuzeyinde Kocabey köyü bulunmaktadır. Şavşat ilçemize 6 km mesafededir. 1915 yılından itibaren Ermenilerin bölgeyi terk etmesiyle onlara ait olan arazilerin hazineye intikal ettiği ve daha sonra bu arazilerin yerli halka satıldığına dair tapu kayıtlarına rastlanılmaktadır. kışları soğuk ve karlı geçer. Birinci Dünya Savaşı’ndan önceki yıllarda bu bölgede Ermenilerle birlikte yaşandığı yazılı kaynaklardan anlaşılmaktadır. Doğu Karadeniz Bölgesi’nde Artvin ili Şavşat ilçesinin doğusundadır. Bu ormanların içinde geniş yapraklı ağaç türleri pek bulunmaz. Bu eğitim çalışmaları günümüze dek hatırı sayılır bir başarıyla yürütülmüş. 30 km2’lik bölümü ormanlık. (Fahmettin Topçu-Muhtar). Bugün bu mahallenin adı Günkaya olarak kullanılmaktadır. Ancak kanalizasyon şebekesi bulunmamaktadır. Kışlaklar ve 2000 metre yükseklikteki yaylalar yaz mevsiminin hayat kaynağıdır. Eski adı Mamanelis’dir. Yağmurlar genel olarak ilkbahar mevsiminde yağmaktadır. Bu dere güneyden kuzeye doğru irili ufaklı diğer su kaynakları ile birleşerek Şavşat Deresini oluşturur ki bu dere Şavşat ilçesinin içinden geçerek Çoruh Nehrine karışır. köknar ve çam ağacının çok olduğu ormanları var. Köyde hayvancılığa uygun çayırlık alanlar mevcuttur. bu bölgede hayvancılık yaparak geçimini sağladığı bilinmektedir. Ayvazgil. Dünya Savaşı sırasında Sahara’da Rus kuvvetlerine karşı gösterdiği kahramanlıktan dolayı Yavuzköy olarak değiştirilmiştir. köy halkının büyük bir kısmı bu sayede iş sahibi olmuştur.

Bu 150 hanenin büyük bölümü İstanbul. Sabahleyin ayrılan kirve ve sünnetçiye çorap vs. Köylülere sorduğumuz “Yavuzköy’ün sizce diğer köylere göre iyi yönleri nelerdir?” sorusuna birçok köylüden “ilçeye yakın oluşu” cevabını aldık. Bursa. kirveliğinin karşılığında hürmet görür. Delikanlılardan biri. Sünnet düğünü çalgılı ya da çalgısız olabilir. Beraberinde çay. Kirvenin verdiği bahşiş beğenilmezse kirve suya basılıyor. Bu sünnet geleneğinin aynısını. kahve. Düzenli gazete okuma alışkanlığı yoktur. 60 ve üstü yaşlardaki çiftlerden oluştuğunu. Kirve sünnet akşamı meclisin talep ettiği şeyleri ‘harfana’ denen ziyafet sofrasında köylülere sunuyor. Ardından kirve tütünü ikram edilir. Kirvelik hususunda bir rekabetin yaşandığı durumlar da olur. adaylarında meclisin isteklerini yerine getirmede rekabeti kazanan kirve oluyor. çocuğun düğününde geline götürülür. Kirvelik bağıyla birbirlerine bağlanan aileler birbirlerine karşı maddî ve manevî sorumluluk duymaktadırlar. Zira sınırlarımız dışında yaşayan Ahıska Türkleri her şeye rağmen geleneklerini. Kirve. Doğacak çocuk için ‘Erkek olursa kirvesi benim!’ veya ‘Kirvesi sensin!’ demek suretiyle aileler kirvelik bağı kurabilirler. Beraberinde de hediye olarak çocuğa giyecek şeyler getirir. Kirve. Sünnet bitince Mevlit okunur. sünnetten sonra eşiyle birlikte gidip sünnet olan çocuğu ziyaret eder. Önce harpler yüzünden (93 Harbi. Ankara gibi büyük şehirlerde yaşamakta. Suya basmak.” demektedir. Ya iyi arkadaşlar bir- birlerine kirve olmakta yahut da fakir bir aileye yardımcı olmak için hâli vakti yerinde olanlar fakir ailelere kirvelik teklifinde bulunmaktadırlar. sünnetçiye hitaben ‘kes de kızına götür’ derler. “Çocukluğumda büyüklerimizden duyduğum kadarıyla köyümüzde bir zamanlar 600 hane varmış. Şubat ve mart aylarında yaptığımız alan çalışmaları sırasında köyde kapısını çaldığımız birçok evde yaşayanların. Yavuzköy’de birçok ailenin traktör ve/veya motorlu bir aracı bulunmaktadır. yalnızca yazın yayla zamanı köye gelmektedirler. yemek yenir. Şavşat yakın olduğu için ulaşımda köylüler bu araçlarını kullanmaktadırlar. Nüfus Yavuzköy muhtarı Fahmettin Topçu. sigara-tütün ve çocuk için bir vala (gelinin başına örtülen renkli başörtüsü) veya yazma getirir. Sünnet edilen çocuklardan bazıları cesur olur. Sünnet olacak çocuk sünnet edilmeden hemen önce kaçırılıyor. eğlenmek amacıyla birini dereye sokup ıslatmak demektir. İzmir. bize Gürcistan’da Ahıska’da görüştüğümüz Hasan Bey Musaddinov da nakletti. Çocuk yatsı zamanı sünnet edilir. Çayırlıklar mevcut hayvanların yem ihtiyacını karşılamaktadır. şeker. Kirve adaylarından sünnette koç. Bu yakınlığından dolayı ilçeyle ulaşım hızlı ve kolay bir şekilde yapılmaktadır. Ulaşım Yavuzköy Şavşat-Ardahan karayolunun üzerindedir.00’de Yavuzköy’den Şavşat’a. Sünnetçiyle kirve o gece sünnet evinde kalır. Sünnetçinin ‘Şegirt’ veya ‘Mumcu’ denen bir de yardımcısı olur. hediye edilir. emekli olup köye yerleşen devlet memurlarının sayısı çoktur. Yavuzköy’de gençler kirvelerinin kızını alamazlar. emekli olduktan sonra yurdun çeşitli köşelerinden köylerine dönmüş. Yolcu olması durumunda öğleden sonra da tekrarlanmaktadır. evlerde çok az genç ve çocuk olduğunu gördük. Çocuk sünnet edilince davetlilere kirve kahvesi gelir. Köyde mektupla iletişim kalmamış. Bugün Yavuzköy’de 266 ev olmasına rağmen 150 hane mevcuttur. sünnet töreninden birkaç gün önceden sünnet evine gelir. Yavuzköy’de bir gelenek: Kirvelik Köyde kirvelik geleneği var. üstüne güzel bir örtü konmuş bir tepsiyle sünnetçiye bahşiş toplar. Bir minibüs her gün sabah saat 08. Kirve. Şavşat’a 6 km mesafededir. Kirvenin getirdiği vala. Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı kastediliyor) sonra da geçim derdinden çok göç verilmiş. saat 11. kahve içilir. Altmış yaşın üstündeki köylülerde radyo dinleme alışkanlığı görülmekle beraber televizyon daha yaygındır. ömürlerinin geri kalanını kendi köyünde geçirmek isteyen. nüfusun geçimine yetmemesinden kaynaklanan sürekli bir göçtür. kesmesini istiyorlar. Kirve.alanlar son yıllarda tarım yapılmaması yüzünden çayırlık alanlara dönüşmüştür. Bu durumun bizce en önemli sebebi köydeki ekonomik faaliyetin. dana vs. Haberleşme Yavuzköy’de hemen hemen her evde telefon bulunmaktadır. Bu sebeple köydeki bu emekli grubu ve bazı gençlerin teknoloji kullanabilme kabiliyetlerine paralel olarak internet kullanımı da çarpıcı miktardadır. Buradan da anlıyoruz ki coğrafî olarak bölünmüş olsa da Ahıska Türkleri arasında kültürel bölünmüşlük olmamıştır. Sünnet gecesi davetliler toplanır. Köyde. Kirve bazen çocuk doğmadan da seçilebilir. Yavuzköy’de sünnet geleneğini şöyle anlattı: “Kirve. Bu çiftlerin bir kısmı. Kirveden bahşiş isteniyor. Kibrinaz İşçi.00’de de Şavşat’tan Yavuzköy’e sefer yapmaktadır.” Bizim Ahıska 45 . kültürlerini ve dillerini korumayı başarmışlardır. kirvesi olduğu aileyi gözetmek durumundadır. mendil. diğer bir kısmı da çocukları hayatlarını büyük şehirlerde kazanan yalnız ailelerdi. Ancak iletişim daha çok cep telefonuyla sağlanmaktadır. yazma. Böyle durumlarda meclis toplanıyor.

Ahıskalıların Türk olması ve Türkiye sınırında yaşamasıydı. yüzlerce aile Sibirya’ya sürüldü. Rus ordusuna karşı koyanlar.” Şimdi insanlık âlemine soruyoruz: Bu insanların suçu neydi? Nerde bu insanların cesetleri? Bunun hesabını kim verecek? Bu yapılanlar soykırım değil de nedir? Ne yazık ki ne Gürcistan devleti ne Rusya ne de eski Sovyetler Birliği yapılanları kabul etmiyor. 1944–1956 yıllarında 12 yıl süren sıkıyönetim ve KGB gözetimi altında hayatlarını sürdürdüler. Askerler. Sürgün ahali. ölenleri trenlerden aşağıya atıyorlardı. Böylece daha önceden Rusya’nın hazırlamış 46 Bizim Ahıska . Özbek Türkleriyle Ahıska Türkleri arasında KGB’nin provokasyonları sonucunda çıkan çatışmada 300’den fazla Ahıskalı hayatını kaybetti. Birçok gizli teşkilâtlar kuruldu. Rusya’nın metruk köylerine 3-5 aile şeklinde yerleştirildi. 1921 Moskova Antlaşması’yla Gürcistan’a terk edilen Türk yurdu Ahıska’da bir insanlık dramı yaşandı. birkaç saat içinde sürgüne gönderdiler. Sovyetler Birliği’nin önceden aldığı kararı uygulayarak beş ilçenin 220 köyünde yaşayan ve 100. soğuk- tan. Sürgünün tek sebebi. Binlerce insanı birkaç saat içinde kamyonlarla demir yolu boyuna taşıdılar. hıçkırık sesleri kulakları sağır ediyordu! Silâh sesleri ve köpek ulumaları bütün geceyi cehenneme çevirmişti. 5000’den fazla ev yakıldı ve 100.” diye müracaat edince. halkımıza reva görülen bu alçaklığı insanlığın vicdanına havale ediyoruz. Rus askerleri silâh zoruyla Türklerin evlerine girdiler. çocuk ayrımı yapmadan silâh çekerek bütün insanları hayvan vagonlarına tıka basa dolduruyorlardı. Fakat Ahıskalıların vatan topraklarına geri dönmesine. binlerce kişi KGB tarafından cezaevlerine atıldı.000’i çocuk olmak üzere 30. Gitmek istemeyenler. Orta Asya ve Sibirya’ya sürgün macerası böyle başladı. 20-40 yaş arası 40 bine yakın insanını İkinci Dünya Savaşı’na asker olarak gönderen Ahıskalılar. İbrahim AGARA 15 Kasım 1944 tarihinde. açlıktan ve hastalıktan 17. Asgarî insanlık icabı olan her faaliyet için özel izin alınması gerekiyordu. Böylelikle gece vakti vagonlar uzun bir yolculuğa çıktı. Yıldönümü Dr. yıllarca hür dünyadan gizli tutuldu.000’den çok insan ikinci bir sürgüne. Kefensiz ve mezarsız cesetler Sibirya’nın beyaz karları üzerinde yırtıcı hayvanlara yem olmuştu. KGB’nin baskı ve zulümlerine rağmen Ahıskalılar Ahıska topraklarına dönme mücadelesini korkmadan ve bıkmadan devam ettirdiler. “Biz Müslüman Türk adıyla Ahıska topraklarına yerleşmek istiyoruz. hatta turist olarak dahi gitmesine izin verilmedi. Merkez komitenin asimilasyon politikasına karşı dik durdular. Bundan dolayı 1989 Özbekistan-Fergana olayları yaşandı.000’in üzerindeki yerli halkı. İnsanlar silâh zoruyla hayvan vagonlarına 80– 100 kişilik gruplar halinde dolduruldular. geleneklerini korudular. Bu insanları saygıyla anıyor ve ölenlere Allah’tan rahmet diliyoruz. yaşlı hasta. Kış ortasında Orta Asya çöllerine gelen Ahıskalılar. Yer gök Allah Allah haykırışlarıyla inliyor. 1956 yılından sonra Ahıska Türklerinin Ahıska’ya dönüş mücadelesi başladı.000’den fazla kişi vefat etmiştir. Dillerini. Bir yazar. Biz. 1961 yılında kurulan Vatana Dönüş Cemiyeti Başkanı Enver Odabaşı ve arkadaşları. 1956 yılında Stalin’in ölümünden sonra sıkıyönetim kaldırıldı. Kırk gün süren bu yolculukta. bu sürgün gecesini şöyle anlatmaktadır: “Rus askerleri. -15/20 derece soğukta açlık ve yoksulluk içinde yaşama mücadelesi vermeye başladılar. cephelerde 25 bine yakın kayıp verdi. Bu soykırım. dinlerini.Ahıska Türkleri Soykırımının 65. Bu savaşan insanların aileleri tamamıyla sürgüne gönderildi. ağlama. sızlama. herkesin gözü önünde kurşuna dizildi.

Anlatmaya çalıştığımız bu olay. Bize Meshi demeyi uygun buluyor! Bu uygulama. Onu da beraber götürün. Diyor ki: Bu çocuk yetimdir.000’e yakın Ahıskalı da Ahıska topraklarına yerleşmek için çaba göstermektedir. Bu da Avrupa Konseyi’nin veya diğer güçlerin baskısıyla değil Gürcistan Devleti ve Ahıska Türklerinin isteği üzerine yapılmalıdır. Ben Ahıskalıyım.” (Diderginler. vatan toprağımdan asla ve asla vazgeçmem. bizim Türk olduğumuzu bir türlü kabul etmek istemiyor. Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra bağımsız Gürcistan Devleti. Eski Sovyet topraklarında yaşayan 400. Hatta bu hadise iç içe birçok faciadan meydana gelmektedir. Ama iskânsız göçler halen devam etmektedir. Ahıska Türklerinin Ahıska topraklarına yerleşmek istemesi onların en tabii hakkıdır. altı yaşında bir kız çocuğunun elinden tutmuş.000’e yakın Ahıskalı. Her ailenin hatta her insanın ayrı bir faciası vardır. Anası da bir hafta önce vefat etmiştir. Türkiye’nin ve Ahıskalı liderlerin çabasıyla Gürcistan Parlamentosu.000’e yakın insan iskânsız göç ederek Türkiye’nin muhtelif yerlerine yerleşmiş bulunmaktadır. Ahıskalılara yapılan en büyük saygısızlıktır. unutturmayacağız. Onu gören veya bilenlerin dergimize haber vermelerini önemle rica ediyoruz. Bazı sebeplerden dolayı (ekonomik kriz ve terör yüzünden) iskânlı göç durduruldu. Fakat aradan on sene geçmesine rağmen herhangi bir uygulama gerçekleştirilmedi. Babası cephededir. bir bir vagonları gezdiriyor.” Bunları duymamalıktan gelmek bir insanlık suçudur. dürüst ve eğitimli insanlar yerleştirerek ekonomisini canlandırdı. Hâlbuki Ahıskalılar 65 seneden beri şunu diyor: “Ahıska benim vatanımdır. Bu facialar arasında biri var ki uğruna ağıtlar yakılsa. 15. Ahıska vatan toprağıdır. yırtık pırtık elbiseler içinde. bir soykırımdır. Ricamız şudur: Burada anılan altı yaşındaki kız çocuğu hayattaysa bugün 70’li yaşlarda bir hanım olmalıdır. TBMM. Hiç kimsesi yoktur. Bunları hemen her sayımızda kahramanlarının ağzından sizlere sunmaya çalışıyoruz. Avrupa Konseyi’nin.olduğu senaryo gerçekleşmiş oldu. Bizim Ahıska Bizim Ahıska 47 . Ahıska topraklarına dönüşle ilgili birkaç defa yasa çıkmasına rağmen Gürcistan Devleti dönüşe engel olmuştur. Türk soyunu yok etme teşebbüsüdür. Ne yazık ki bu yasa da Ahıska Türklerinin Türk ve Müslüman adıyla Ahıska topraklarına yerleştirilmesinden bahsetmiyor. Bizler. bütün insanlığın vicdanını kanatan büyük bir faciadır. dedelerimize ve babalarımıza karşı yapılan bu soykırım ve insanlık dramını unutmayacağız. Bu kanun esas alınarak 180 aile Iğdır’a iskânlı göç etti. 199). İnsan ihtiyacı olan topraklara çalışkan. filmler ve tablolar yapılsa yeridir. 50. Ahıska Türklerinin kendi topraklarına yerleştirilmesine söz verdi. Mustafa Kemal Atatürk’ün ifadesiyle. Temmuz 2007 tarihinde “40. 2005 yılında Rusya’dan ABD’ye mecburî olarak göç ettirildi. Kaderine terk edilemez!” Rica 1944 yılı sürgünü. Esasen Gürcistan. 02. Yıllarda Gürcistan topraklarından sürgün edilen vatandaşların geri dönüşüyle ilgili yasa”yı çıkardı. 1999 tarihinde Avrupa Konsey’ine üye olurken. s. Ahıska’ya gitmek ve orada yaşamak istiyorum. Bakü 1990. Letifşah Barataşvili’nin hatıralarında şöyle bir sahne anlatılmaktadır: “Silâhlı bir subay. Elimizden alınan bu kutsal topraklardan da asla vazgeçmeyeceğiz.07. Her şeyden vazgeçerim. “Vatan toprakları kutsaldır.1992 tarihinde 3835 sayılı Ahıska Türklerinin Türkiye’ye Göç ve İskânına Dair Kanun’u çıkardı. İnsan her şeyden vazgeçer ama vatan toprağı ve bayrağından asla ve asla vazgeçemez. Ahıska Türklerine yapılan bu soykırım Türkiye’yi de tedirgin etti.

Bismillah der misin demaz misın? Nadur? (Kaşık. 7.Goga direk olmaz. Bir baxdım heç yox. Ha dolaş ha dolaş… Nadur? (Minare) 52. Herkeş ona inana. Dağdan gâlur. Nadur? (Bişi) 65. İlidi milidi. Nadur? (Selgâh/sel) 55. Atın derısi. Nadur? (Fener) 68. Alti oynar. taştan gâlur. Bir baxdım sapsari. Mum dibına işıx vermaz. Bir quş gâlur hağıldan. Suyun içinda bir yilan. Katır qulun atmaz. Yeddi şeya yox dedi. 5. Nadur? (Körük) 60. Nadur? (Sahat) 53. Nadur? (1. Ax dedi. Yan üsti yatur. Bir baxdım top top. Axşama biza gâlan kimidi? Nadur? (Uyku) 69. İçi taş dişi taş. Tik durur otlar. Ola ki bu nasıl kuş. Nadur? (El değirmeni) 62. Qıça meraqli. gerısi inca. Tavux işamaz. 3. Nadur? (Sandık-anahtar) 63. Na içar na yer. Ölüma çare olmaz). Alti qaynar. 51. Qara qatır. Nadur? (Degirman) 59. Nadur? (Ekimden hasada buğday tarlası) 57. Mercanın ucunda ateş. Gögdan endi bir quş. Bir quyi. Qarannux dereda avi bögürür. Deniza kopri qurulmaz. Dört ayaxli. Nadur? (Sandalye) 67. Yıldızlar sayılmaz. ağız) 61. Hasan TORUN Dergimizin önceki sayısında verdiğimiz 50 bilmece/açacaktan sonra derlediğimiz diğer açacakları da bu sayıda sunuyoruz. 2. Üsti qaynar. Uci sallanur. Yem yiyer göbeğinden. Demur qapının kilidi. Yilanın ağzında mercan.Şavşat’ta Söylenen Bilmeceler-II Av. Sadeca soluğ alur. Çig yumurta soyulmaz. Ögüna oturdum. çamın yarısi. Quyinin içinda suyi. Üsti oynar. Nadur? (İğ) 66. İş görürkan tam yerına varınca. Bir baxdım qapqara. Bir kükramiş aslan gâlur. Bunların çoğunu Şavşat’ın Akdamla köyünden Vespiye Torun(80)’dan derledik. 4. Nadur? (Kalbur) 58. Anan ögünda sallanan nadur? Nadur? (Elek) 56. Bir baxdım yemyeşil.) 48 Bizim Ahıska . Nadur? (Ot) 54. Vax dedi. 6. Kemeri var belindan. Dibi qıllanur. Uci kürek. Nadur? (Gaz lambası) 64. Bir küçücük manana. Delugüna baturdum.

Dört asma. buyanda qaya. Cansızdan canni doğar. Nadur? (İsim) 92. Babam deve. Kenerlarıni gezduğum. Nadur? (İnek) 95. Nadur? (Yumurta-Civciv/çuçul) 89. tadi yox. Nadur? (Sümük) 91. Ay angut angutlar. qırx buynuz. Nadur? (Soğan) 94. Nadur? (Sabun) 99. bir imam. Boz oğlani yola vurdum. Tek kayadan geçmaz atım. Fadime pat pat. Poxi baban canına. Ezduğum mezduğum. Cannidan cansız doğar. dil döşürür. Eteklari qat qat Nadur? (Lahana) 100. Yol altında kapaxli zandux! Nadur? (Mezar) 75. El vermasan yol vermaz. Yük yüklasan götürmaz. bayazi haram. Cemaattan geri durmaz. El ekar. Bağ ola bayquş ola. Nadur? (Quyi/kumaş dokuma tezgâhı) 80. Qız duvardan enmadi. Nadur? (Ateş) 83. Uzun tarlanın uzuni. Naydur? (Kur’an) 85. Oyanda qaya. Dereda avi bögürür. Sari ziyaya baxtım. Nadur? (Oruç) 84. Nadur? (Beşik) 71. Boyni egri Nadur? (Soba) 81. Alaca bulaca boyattım. İçına girduğum. Bilmece bildirmece. Egilur su içmaya. Nadur? (Güneş) Vesbiye Torun değirmende (solda) Bizim Ahıska 49 .70. Yer altında paslanmaz. Un bulanur. Bağırur oğlax kimi. Dibından su içar da. Nadur? (Gaz lambası) 86. girmem eve. İlmendi galanaçax. girsın eve. Nadur? (Degirman-Un) 87. Qarasi halal. İçında sari maya. dört basma. El verursan yol verur. başi papax. Nadur? (Tespih) 98. Şekera benzar. Nadur? (Yılan) 77. qanadi yox. Sabaxtan qaxtım. Tarla bayaz. Allah yapar yapısıni. Nadur? (Mısır ekmeği/Çadi) 97. İki tekir bir sallama. Bayquşlara eş ola. Gögdan endi yera yapuşti. Nadur? (Cenaze) 76. Nadur? (Kar) 93. toxum qara. Nadur? (Kuymak) 73. Nadur? (Kutan-Öküz) 78. Naydur? (Kapı) 79. Sabağinan qaxtım. Anan ögüna dayattım. Kara kütük. Yılda gâlur üzümi. Su üstünda islanmaz. Dağdan gâlur dağ kimi. Nadur? (Altın) 90. Holuğuna soxtuğum. Doxsan doxuz cemaat. El üstunda kaydırmaca. Quyrux dolanur. Tek ayax. İki müezzin. Sekiz ayax. Nadur? (Mısır) 72. Gögda var. Nadur? (Şemsiye) 96. Bir öküzüm var. Qız duvara tırmandi. Nadur? (Soko/mantar) 82. Yusufi yiyan qurtlar. Çek atım çekmaz atım. Çek boynuni. Yer altında kürkli xoca. Taki taki varduğum. Yattuği yerda ot bitmaz. Dallari budax kimi. Nadur? (Öküz arabası/Kağnı) 88. Abdes alur namaz qılmaz. Satsan baha gaturmaz. Biçax açar qapısıni. İlmendi ilmendi. Tepesından yumurtlar. Buni kim bilmiş ola. Nadur? (Kabak/Karpuz) 74.

Sarı. harita vb. görüntü. Bunlar arasında Yunanlardan önce şehrin sakinlerinin Türkler olduğu ve şehrin isminin Âmas adında bir kişiye dayandığı iddiası dikkat çekiyor. Amasya halkı başlığı altında. geniş bir şekilde ele alınmış.“Amasya’nın Altın Tarihi” Ünal KALAYCI ismiyle ilgili açıklamalar ve bu şehir için tarihte kullanılmış diğer isimlerle ilgili bilgiler verilmektedir. Pontos dönemi. Amasya 50 Bizim Ahıska . Amasya Tarihinin Ana Çizgileri başlığı altındaki bahislere. Hatta bir albüm karıştırdığınız hissine kapılıyorsunuz. ayrıca Pontos Krallığını kuran ailenin bir Pers sülâlesi olduğu anlatılmış. Pontos ismiyle ilgili iddialar ve bunlarla ilgili izahlar verilmiş. Ayrıca 1921-Moskova Antlaşması’yla Sovyet Gürcistan’ına bırakılan Batum’un Müslüman halkının bir kısmının da buraya yerleştirilmesi. Kitabın ilk sayfalarında Vali Halil İbrahim Daşöz’ün Takdim’i ve eserin yazarı Zeyrek’in Önsöz’ü yer almaktadır. fotoğraf. Altı ana başlık ve bu başlıklar altında çeşitli alt başlıklardan oluşan eserin sonunda da zengin bir kaynakça görüyoruz. âdeta kartpostal edasıyla sizi kendine çekiyor. Son zamanlarda Yunanî anlamda Pontosçuluğun bilimsel temelden yoksun olduğu açıkça ortaya konulmuş. kaynaklara dayanılarak Amasyalıların hangi kavimlerden. 28) ifadesi. Amasya Coğrafyası başlığı altında bölgenin tarihî coğrafyasıyla başlamaktadır. mat ve parlaklığın birleştiği sayfalara serpiştirilmiş tam 74 resim. MÖ. Sanki daha şirin. hangi boy ve oymaklardan oluştuğu ayrıntılı olarak ele alınmış. 5000 Evlâd-ı Fâtihan’ın ve Şirvanîzadeler’in de vilâyete iskânı. 63 yılında Romalıların Pontos Krallığına son verişi anlatılırken şu satırlar üzerinde uzunca düşün- Yunus Zeyrek tarafından yazılan ve Amasya Valiliğince bastırılan “Amasya’nın Altın Tarihi” adlı kitap okuyucuyla buluştu. Yine Amasya için farklı dönemlerde Bağdadü’r-Rûm’dan Kasrü’s-Selâtîn’e kadar on ayrı ismin kullanıldığı belirtiliyor.. Asıl bahisler. Mukavva kapak içinde 108 renkli sayfadan meydana gelen kitabın ebadı da dikkat çekici. Pontos dönemiyle başlanmış. hangi kabilelerden. bu bölümde dikkatimizi çeken bilgiler arasında.. Bunlar içinde “Pontos isminin aslı Pon olup bu da Hun isminin bozulmuş şeklinden ibarettir” (s.

Atatürk’ün el yazısıyla yer verilen Amasya Tamimi. Kitapta. Şehzade Ahmet. 1353 yılından sonra Amasya’nın Osmanlı yönetimine geçmesi ve sonrasında Amasya’da yetişen. bu bahisleri Seyahatname’nin aslından alarak kullanmış. Bayezid. Akşemseddin gibi büyük âlimlerin de bu kişiler arasında yer aldığını okuyunca şaşırmadık desek yalan olur. Bilhassa Merzifon’da Amerikan Koleji adındaki okulun yaptığı yıkıcı etkiler millî bir duyarlılıkla çarpıcı bir şekilde dikkatlere sunulmuş. Yavuz. Kitabın arkasında yer alan kaynaklardan ve kuvvetli bir dil ve üslûp üzerine kurulan metinlerden. hazin bir şekilde hayata veda eden Şehzade Mustafa… Timur’un 1402’de Amasya’yı alması. “Eski Komşularımız: Ermeniler” başlığı altında Ermeni faaliyetleri anlatılmaktadır. II. görev yapan. 87) ifadeleri. Amasya’yı kuruluşundan günümüze kadar bir belgesel tadıyla anlatmış. İlhanlı ve Artana dönemleri. Amasya’nın Altın Tarihi. Kadı Burhaneddin Beyliği ve bunlara paralel olarak muhtelif bahisler. Mihrî Hatun. kitabı zenginleştirmiş. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa. Fatih. Evliya Çelebî’nin ünlü Seyahatnamesi’nde yer alan Amasya’yla ilgili bahislerden meydana gelmektedir. Şeyh Bedrettin isyanı yine Amasya ile anılan olumsuz şeyler olarak kitapta yerini almış. 1175’te Danişmend ilinin Selçuklular tarafından fethiyle başlayan yeni dönem. “Kalesi göklere doğru yükselir. Şehzade Alaeddin. Beşinci ana başlık altında ‘Amasya’da Yetişen Ünlüler’ kısa kısa tanıtılmış. İsmi de cismi de altın olan bu esere emek veren müellifi ve eseri gün yüzüne çıkaranları tebrik ediyoruz Not: Kitap için iletişim telefonu 0358 218 49 80. Âşık Paşa. 37) Roma ve Bizans döneminden sonra başlayan Selçuklu Türk devirleri sırayla ele alınmış. son dönemde Amasya ile özdeşleşmiş tarihî bir olay olarak kitapta yerini almış.memizi gerektiriyor: “Roma döneminde Hristiyanlığı kabul etmesi için büyük baskı ve zulüm yapılmıştır. II. ev damları görünür ki bir iç kaledir. Zeyrek. Kitabın son bölümü. Esat Uras ve İsmail Hami Danişmend gibi renkli şahsiyetler başta olmak üzere on sekiz portreye yer verilmiş. medreselerinden kervansaraylarına kadar pek çok şeyden bahsetmiş. Teodos zamanında Hristiyan olmayan tek kişi kalmamıştır.” (s. Seyyid Nigârî. çocukluğu burada geçen şehzadeler dönemi de renkli bir üslûp ve resimlerle verilmiş. Bu bilgiler sistemli hale getirilerek yirmi beş alt başlık altında verilmiş. mavi bulutlar içinde kaybolur. Amasya’nın 1068’de Selçuklular tarafından fethi ve bu noktada Danişmendli dönemi ve kültür hayatımız için çok önemli eserlerden biri olan Danişmendname’den yararlanılmış. Zirvesindeki burçları ve çok yüksek surları. Açık havada öğle zamanı. Millî şuurla yazılan bu kitabı okuyan bütün Amasyalıların böyle haşmetli bir mazinin üzerinde durdukları için kendilerini daha güçlü hissedeceklerine şüphe yok. her şehre nasip olmayan ve okuyucuyu sıkmayan nefis bir kitap. bu eserin süzme bilgilerle meydana getirildiği anlaşılmaktadır. dile hâkim bir ustanın etkileyici üslûbuyla kaleme aldığı. Çepeçevre alanı 9060 adımdır…” (s. Evliya Çelebî. kale içindeki cami minareleri. Murad. Bunlar arasında kimler yok ki: Çelebî Mehmed. Amasya’nın camilerinden ziyaretgâhlarına kadar. ciddî kaynaklar ışığında ele alınmış. Çelebî’nin Amas- ya tasviridir. Baba İshak isyanı. Dipnotlara boğulmayan ama verilen her bilginin de kaynağı bir şekilde ifade edilen eser. BİZİM AHISKA DERGİSİNİ OKU OKUT ABONE OL ABONE BUL TAVSİYE ET SADECE 25 TL POSTA ÇEKİ NO: 403 598 Bizim Ahıska 51 .

Herkes çalışıp çabalama derdindeydi. bazı çalışmalar yaptı. Diğer vagonlarda durum çok kötüydü. Çoğunun çalışma izni ve sigortası yok. Eğitim en son plana atılmıştı. kısaca sürgünü nasıl hatırlıyorsunuz? Sürgün çok ağır şartlarda geçti. Zaim dede. Yetmiyormuş gibi evlerimizden barklarımızdan kopararak binlerce kilometre uzaklara sürgün ettiler. uzaklarda kalan yakın akrabalarını özleseler de onlar Türkiye topraklarında bulunmaktan son derece memnunlar. Sert bakışlı. Dileğim inşallah bir gün bütün Ahıskalılar vatan topraklarında bir arada yaşarız. 2009 yılı yazında yaptığım Türkiye seyahatimde Bursa’da yaşayan Zaim dedeyle konuştum. Böyle olunca da hayat zorlaşıyor. Hayatta kalabilenler bugün buralara kadar geldik. Zaim dedenin Özbekistan yılları bin bir sıkıntıyla dolu. vatan topraklarında nasıl toplanırız? Her şey bizim çabamıza isteğimize bağlı kızım.07. Yıllar önce vahşice koparıldığımız topraklara geri dönmek en büyük hakkımız. Zaim dede şimdi altı çocuğu ve torunlarıyla beraber Bursa’da mutlu bir hayat yaşamaktadır… Zaim dedeye Ahıska’dayken okula gidip gitmediğini soruyorum. Bunu yapacak olan da eli kalem tutan. Bizden başka sürgüne maruz kalan diğer milletlerin hepsi vatanlarına geri döndüler. Sovyetler Birliği’nin dağılma sürecinde yalnız kalan Ahıska Türklerinin elinden tutmak amacıyla. 02. O zamanlar her şey iyiydi. Bugün Bursa başta olmak üzere İzmir. Bu yüzden sürgün dönemindeki gençler eğitimsiz kaldılar ve geçimlerini tarlada gece gündüz çalışarak sağladılar. Özbekistan’dan mecburen çıkartılarak Rusya başta olmak üzere dünyanın dört bir yanına savruldular Türkiye Cumhuriyeti. Bugün bizlerin bu durumu zalim Stalin’in kurduğu planlarının eseridir. anlaşmazlık yoktu. Özbekistan’ın Andican vilâyetinde sürgün treninden indirilmiş. Azim ve gayretle yıllar sonra ev bark sahibi olmuş. Bazı maddî sıkıntıları olsa da. Çünkü o zamanlar Ahıskalıların durumu çok kötüydü. Size göre halkımız bir araya nasıl gelir. acımasız askerler vardı. 1944 felâketinde. nereden bilecektik… Tatsızlık. Bize yapılanlar Rusların kurduğu bir oyundur kızım. Bu bile büyük bir şanstı benim için. yemek veriyorlardı. Tek isteğimiz bu problemlerin çözülmesi ve huzurumuzun bozulmaması. Bizim vagonumuz yine iyiydi. 1954’te de ailece Namangan vilâyetinin Kogay köyüne yerleşmişler. bir problemimiz yoktu. Korkumuzdan kimse itiraz edemiyordu. Bizler sadece birbirimizden kopuk vaziyette gurbetlerde yaşıyoruz. sürgünü ve Türkiye’deki yaşayışı sordum. Ölüleri vagonlardan alıp dışarıya vahşice atıyorlardı. 1944 sürgününden sonra 1989’da çıkan Özbekistan’ın Fergana Vadisinde patlak veren olaylar sonucu ikinci bir sürgünle karşı karşıya kaldılar. 2005’te de ailece Türkiye’ye göç etmişler. Başarılı bir şekilde okuluma devam ederken sürgün edildik. Gürcülerle çok iyi geçiniyorduk. İstanbul ve Denizli’de birçok Ahıskalı yaşamaktadır. Daha sonra Andican’da ancak onuncu sınıfa kadar okuyabildim. Ahıska’daki hayatını. Açlık. düşünen gençlerimiz ve hiçbir zaman yardımını esirgemeyen Türkiye Devletidir. O şartlar altında yaşama mücadelesi vermek gerçekten çok zordu. Bizleri sırf Türk olduğumuz için yerli halka nefret ettirdiler. Yemek oralara kadar yetmiyordu. Türkiye’ye baktığımızda şu anda birçok Ahıskalı işsiz. Sanki aynı millettenmiş gibiydik. 52 Bizim Ahıska . Bir grup Ahıskalıyı getirip Iğdır’a yerleştirdi. Kırk gün boyunca hayatta kalabilme savaşı verdik. Peki. Bu olaylarda yüz bine yakın Ahıskalı. susuzluk ve soğuk bir arada yaşanıyordu.Zaim Dedenin Anlattıkları Nilüfer DEVRİŞEVA Ahıska Türkleri. Huzursuzluk yoktu aramızda. Bu sürgün nereden çıktı? Sürgünün belirtilerini hiç hissetmediniz mi? Sürgünden önce iyi bir hayatımız vardı. Sürgünün ilk yılları açlık susuzlukla geçmiş. Yaşlılar emekli maaş alamıyorlar. Türkiye’de sosyal hayata ve kültürel faaliyetlere katılma yönünden bir sıkıntıları yok. Gürcülerle aynı mektepte okumamıza rağmen hiçbir ayrım söz konusu değildi. Türkiye’de yaşamak nasıldır? Burada da sıkıntınız var mı? Evet. Tam altıncı sınıfa kadar Gürcü mektebinde okudum kızım. kızım nerede olursak olalım bir araya gelmedikçe bu sıkıntılar hep olacak.1992 Tarihli 3835 Sayılı Ahıska Türklerinin Türkiye’ye Kabulü ve İskânına Dair Kanun’u çıkardı. 1930’da Ahıska’nın Mugaret köyünde dünyaya gelmiş. Bunu müteakiben binlerce hemşehrimiz Türkiye’ye geldi.

Haberler. Gelecekte nerede olursam olayım. Kırgızistan’daki bütün Ahıska Türklerine teşekkür etti. bu halkın vatana dönmesi için elimden gelen her türlü gayreti göstereceğim. Bu zaman zarfında denilebilir ki Alpman. Kırgızistan Ahıska Türkleri adına teşekkürlerini ileten Başkan Mürefeddin Sakıboğlu.. Büyükelçi Serpil Alpman’ın görev süresinin sona ermesi dolayısıyla Bişkek’te veda programı düzenlendi. Büyükelçi Alpman’a bundan sonraki meslek hayatında sağlık. Ahıskalıların gönlünde taht kurmuştu. Alpman’a deri kaplı bir satranç hediye etti. Göreve başladığı günden bu yana Kırgızistan-Türkiye arasında kurduğu sıcak ilişkilerle gerek siyasî..” dedi. Büyükelçi Serpil Alpman’a meslektaşları tarafından birbirinden güzel hediyeler verildi. Ahıska Türklerine verdiği değeri. “Ahıska Türklerini hep güzel duygularla hatırlayacağım. Ahıskalıların yoğun olduğu köyleri de dolaşarak insanların dertleriyle yakından ilgilendi. Alpman.. Serpil Alpman’ın Büyükelçilik görevine başladığı ilk zamanlarda Ahıska Türkleriyle arasında hissedilen mesafe. Haberler. 5 Eylül akşamı hemşehrilere bir iftar yemeği verdi. Kızılay-Enerji Otel’de verilen yemeğe çok kalabalık Bizim Ahıska 53 . Serpil Alpman. Nilüfer Devrişova POSOF DERNEĞİNİN İFTARI 2005 yılından beri Türkiye Cumhuriyeti’ni Kırgızistan’da temsil eden Büyükelçi Serpil Alpman. Bişkek’e veda etti. Haberler. Ahıskalılar.. BÜYÜKELÇİ SERPİL ALPMAN BİŞKEK’E VEDA ETTİ Ahıska Türkleri tarafından düzenlenen toplantılara ve konferanslara katılan Büyükelçi Alpman. gerek ekonomik ve gerekse kültürel yönden çok başarılı diplomatlık yaptı. Kırgızistan Dışişleri Bakanı Yardımcısı Ruslan Kazakbayev olmak üzere birçok Kırgız-Türk işadamları ve diplomatlar katıldı. Hayat Oteli’nde düzenlenen veda programına. gerek görevi sırasında yaptığı her türlü desteğiyle gerekse veda töreninde Başkan Mürefeddin Sakıboğlu’na gösterdiği yakınlıkla göstermiş oldu... mutluluk ve başarılar dilediler. Alpman. son iki seneden beri yerini sıcak ilişkilere bırakmıştı. Alpman’ın veda programına Kırgızistan Ahıska Türkleri Derneği Başkanı Mürefeddin Sakıboğlu da katıldı. Ankara’da faaliyet gösteren Posoflular Derneği.

Etimesgut Dernek Başkanı Aydemir Yaşar. Posof Kaymakamı Sayın Köken’i bu örnek davranışından dolayı tebrik eder. sınıfa kaydolan Yaşar. Bugün Ahıska’da 50 Yaşar’ın anne ve babası Posof kaymakamıyla. Aşağıdaki fotoğraf. 2008 ve 2009 yılları boyunca vatana dönüş için Gürcistan makamlarına müracaatlar devam etmektedir. İlyas Doğan da bulundular. AHISKALI YAŞAR POSOF’TA OKUYACAK Gürcistan Parlamentosu. 2007 yılında. Ankara’da yaşadıkları hâlde büyük şehir şartlarında kolay kolay bir araya gelemeyen dostlar adeta hasret giderdiler. Dernek Başkanı İrfan Topçu ve Kaymakam Köken birer konuşma yaptılar. Posof Kaymakamı Muammer Köken. Tabii ki hayata yeniden başladıkları memlekette başta eğitim olmak üzere alt yapı imkânları hayli sınırlı. Bu ziyarete Ankara Dernek Başkanı İrfan Topçu. İlköğretim Müfettişi Arif Kartal. Yaşar’ı sınıf arkadaşlarıyla tanıştırdı ve her türlü ihtiyaçlarının karşılanacağını söyledi. Ramazan Bayramının ikinci günü.bir hemşehri grubu iştirak etti. Ankara’da bulunanlardan bir grup. Çok duygulu bir ortamda gerçekleşen iftar programına Posof Kaymakamı Muammer Köken de katıldı. ertesi günü dergimizi ziyaret etti. Posof Kaymakamı Muammer Köken. Henüz okullar yeni açıldığından bütün öğrenciler Ankara’ya gelmemişlerdi. Ahıska’ya açılan Türkiye kapısının merkezi Posof. DERGİMİZDE BAYRAMLAŞMA Ahıskalı gençler. Bizim Ahıska dergisi. Avrupa Konseyi süreciyle 1944 yılında sürgüne giden Ahıska Türklerinin vatana dönüşüne dair kanun çıkardı. Ahıskalı hemşehrilerine kardeş eli uzatmanın gayreti içinde. MKEK (Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumu) Müfettişi Mehmet Öztürk ve Karayolları Genel Müdürlüğü Daire Başkanı Laçin Akçay da iştirak ettiler. Bazı aileler ise bu süreci beklemeden kendi imkânlarıyla ata yurduna döndüler. Aile. civarında aile. Bizim Ahıska bürosunda buluşarak bayramlaştılar ve sohbet ettiler. o günün hatırası olarak kaldı. Bayramlaşmada derginin Genel Yayın Yönetmeni Yunus Zeyrek ve Yayın Kurulu Üyesi Prof. Bu küçük hemşehri toplantısında da sohbet Bizim Ahıska ve Posof üzerineydi. bunu bir başlangıç olduğunu ifade ederek daha sonra bu sayının artması için gerekenin yapılacağını bildirdi. Bizim Ahıska 54 Bizim Ahıska . atalarının yaşadığı topraklara dönmüş bulunmaktadır. Kaymakam Köken’i makamında ziyaret ederek memnuniyetlerini bildirdi. Posoflu kardeşlerinin arasında okumanın sevincini yaşamaktadır. Bu yıl 8. Bu cümleden olmak üzere Posof Kaymakamlığı. Halitpaşa Yatılı İlköğretim Bölge Okulu Müdürü Alpaslan Tekel. Ahıska’ya dönmüş ailelerden biri olan Abamüslim ve Dilara çiftinin Azerbaycan’da okula başlayan ilköğretim çağındaki oğlu Yaşar Arifov’u Posof Halitpaşa YİBO’ya kabul etti. Dr. 21 Eyül’de dergimizin idarehanesinde bir araya geldiler.

şimdilik cuma namazlarını bir evin salonunda TÜRKİYE DİYANET VAKFI’NDAN AHISKA’YA 50 KURBAN Ahıska’ya dönerek hayata vatanda devam eden kardeşlerimizi Diyanet Vakfı yalnız bırakmadı. “Şimdilik vatana 50 aile geldi. 1944 sürgünüyle karanlığa gömüldü. Namaz sonrasında herkesin mutlu olduğu gözlerinden okunuyor. Ahıska’da faaliyet gösteren dernek temsilcileriyle de görüştü. Camiler ya kapatıldı. Ahıska’ya giderek incelemelerde bulundu. Cemaat toplanıncaya kadar hoca Kur’an okuyor ve vaaz ediyor. Namaz vaktinin gelmesiyle içeride ezan okunuyor. 65 seneden beri azan okunmayan ve cemaati sürgün edilmiş olan Ahıska’da artık cemaat var ve Cuma namazı kılınıyor. ya yıkıldı. Ahıska’da faaliyet gösteren Mesket Türkleri Derneği Başkanı Hasanbey Müseddinoğlu.YILLAR SONRA AHISKA’DA CUMA NAMAZI kılıyorlar. Kiliselerin faal olduğu Ahıska’da tarihî Ahmediye Camii müze olarak kullanılırken çevre köylerdeki camilerden yıkılmamış olanlar da samanlık olarak kullanılmaktadır! Ahıskalılar. Hep birlikte Ahıska hayvan pazarına gidildi. ya da samanlık olarak kullanıldı. Posof Müftüsü ve beraberindeki heyet. yıllarca sürgün yaşamalarına rağmen hâlâ umutlarını yitirmemişler ve Allah’ın her şeye kadir olduğuna inanıyorlar.Posof Bizim Ahıska Türkiye Diyanet Vakfı. Posof ilçe Müftüsü Şükrü Küçük başkanlığındaki bir heyet. 55 . Zira yıllar sonra da olsa. Kurban Bayramı münasebetiyle burada bir kurban kampanyası düzenleneceğini söyledi. İmam hutbeyi ayakta okuyor. aileleri evlerinde ziyaret etti. ata yurtlarına dönen Ahıska Türklerine kurban bağışı yaptı. İleride çoğaldığımızda hükümetimizden cami talebimiz olacaktır. Halil İbrahim Ataman . Yüzyıllardan beri Müslüman Türk ahalini yaşadığı ve ezanları semalara seslenen Ahıska. Heyet. Bu inceleme sonucunda 50 adet kurban hissesi satın alındı. Müslüman Türk olarak ata yurtlarına dönmenin huzurunu yaşıyorlar. Piyasa yoklaması yapıldı. Sürgünden dönen bir kısım Ahıskalı kardeşlerimiz.” dedi. burada kurban olarak kesilecek hayvanların fiyatları hakkında bilgi aldı. Normal ev salonu olduğu için minberi yok. Onlara. Kurban bayramının birinci günü yine Diyanet Vakfı kontrolünde kesilecek kurbanlar Ahıskalılara emanet olarak teslim edildi. Bir gün o camilerde de namaz kılacağız diyerek yarınlara umutla bakıyorlar.

Bugün burada. şimdi vatana dönmüş olan aileler tarafından adeta yeniden yaşandı. Bu yük vagonlarıyla sürüldük! Mehemmet ve Mustafa dede İsmail Molidze’nin konuşması. yaşadıkları vahşet gününü anlattılar. Çok duygulu anların yaşandığı programda gençler de konuştular. konuşmasında şu sözlere yer verdi: “Şimdili vatan toprağına 50 kadar aile dönmüştür. O günleri yaşayanlar. sürgünde ve sürgünden sonra aramızdan ayrılmış olan hemşehrilerimizi rahmetle anmak için toplandık. açlık ve hastalıktan sayısız insanın öldüğünü. Hatıra Fotoğrafı 56 Bizim Ahıska . vagonlara doldurularak buralardan sürülmüşlerdi. Haçapurlar yenildi ve çaylar içildi. 15 Kasım pazar günü. Gelecek günlerde daha çok hemşehrimiz gelecektir. baba ve dedelerinden dinledikleri acı hatıraları dile getirdiler. bu millete bir daha böyle acılar göstermesin. Onlar.Ahıska’da Hazin Bir Anma Töreni Halil İbrahim ATAMAN Aradan tam 65 yıl geçmesine rağmen acılar hâlâ unutulmadı. Ahıska’da faaliyette bulunan Gürcistan Ahıska Türkleri Vatan Cemiyeti tarafından düzenlenen anma toplantısına. 65 sene sonra vatana dönen Ahıskalılar. Molidze. Yapılan konuşmalardan sonra Ahıskalı Şevket Hoca Kur’an okudu.” Halkın sürgün trenine bindirildiği demiryolu istasyonuna gidildi. bunların cenaze namazı kılınmadan Rus askerlerince arazilere atıldığını anlattılar. Sürgünü yaşayan Mehemmet ve Mustafa dedeler o günü anlattılar. Cemiyetin Tiflis Merkezi Başkanı İsmail Molidze’nin açış konuşmasıyla başladı. Bu acı hatıralarla büyüdüklerini ve bugün vatanda bu programı düzenlediklerini söyleyerek şimdi vatanda olmanın sevincini yaşadıklarını ifade ettiler. o günlerin acısını yaşayarak anlattılar. Onların ruhunu şâdetmek için Kur’an okuyacak ve dualar göndereceğiz. Bunları anlatırken gözyaşlarını tutamadılar. Yolculuk esnasında soğuk. bu meş’um/uğursuz günü. Bir mahşeri andıran 14-15 Kasım 1944 gecesi. Bu istasyonda halkın nasıl toplandığını ve vagonlara nasıl doldurulduğunu. Bu ikramdan sonra sofra duası edildi. Tam 65 sene önce bugün. Şühedaya dualar gönderildi. ana. Allah. sürüldükleri yerde andılar. Program. Ahıska’ya dönmüş olan hemşehrilerimiz katıldı. Vatana dönen hemşehrilerimizin sıkıntılarını Gürcistan hükûmetine daha kolay iletmek amacıyla Cemiyetimiz faaliyettedir.