BİZİM AHISKA

Üç Aylık Kültür Dergisi Yerel süreli yayın

Editörden
Muhterem Okuyucu, Kış mevsimi gelirken Bizim Ahıska dergisinin sonbahar sayısı size ulaşmış oluyor. Halkımızın 65 sene önce ana vatan Ahıska’dan sürgüne gönderildiği bu günlerde, dergimizin sayfalarını karıştırırken nasıl duygu ve düşünceler içinde olacağınızı şöyle böyle tahmin ediyoruz. Evet, dile kolay, tam 65 sene geçti o vahşetin üzerinden. Biz bu sayımızda sürgün hatıralarına daha çok yer vermeye çalıştık. O günleri anlatanlar, o zalimlikleri yeniden yaşıyorlar adeta. “Allah böyle bir günü kimseye göstermesin.” diyorlar. Ama tarih unutmayı asla affetmez; unutanı da unutur! Nerede olursak olalım, yaşananları unutmamak, kültürümüzü her hâl ve şartta yaşatmak mecburiyetindeyiz. Aklı başında toplumlar da böyle yapıyorlar. Aksi takdirde ya yeni felâketleri yaşayacağız yahut da kaybolup gideceğiz. Arkadaşımız Orhan Uravelli, sürgün belgelerinden bazılarını Rusçadan tercüme etti. Bu belgelerin, gençlerimize, insanlık âlemine, günümüzün ve yarının tarihçisine hitap edeceğini düşünüyoruz. Bendeniz, Kars, Ardahan ve Batum bölgesini içine alan Elviye-i Selâse’nin 1878-1921 tarihleri arasındaki macerasını kaleme aldım. Bu sayıdan itibaren dergimizin sayfalarında okuyacaksınız. 15 Kasım 1944 Sürgünüyle ilgili hatıralar ve portreleri merakla okuyacağınızı umuyoruz. Sürgünü yaşayan Bahadır Metan Enveroğlu, 65. Yıl duygularını yazdı. Ahıskalı gençlerimizden Melike İdris, Nilüfer Devrişova, Sabir Askerov, Şahismail Binalioğlu ve Ali Alioğlu’nun yazıları, farklı ağızlardan derlenen sürgün hikâyeleridir. Bu sayıda, Hasan Torun, Ünal Kalaycı, Turgay Akkoyun ve Ülkü Önal, kültürümüzün muhtelif yönlerini ele alan yazılar hazırladılar. Bütün arkadaşlarıma gönülden teşekkür ederim. Haberler ve diğer yazılar… Her sayıyı daha güzel bir şekilde sizlere sunmanın gayreti içindeyiz. Maddî ve manevî desteğe her zaman ihtiyacımız vardır. Ahıska’yla ilgisini kesmeyen, oraya gelen hemşehrilerimizle ilgilenen; Posof’ta ve çevrede dergimizin daha çok kişi tarafından okunması için samimî gayretini esirgemeyen Posof Kaymakamı Muammer Köken Beye içten teşekkürlerimizi sunarız. Baki selâm ve dua ile. Yunus ZEYREK

Yıl: 6 Sayı: 16 Sonbahar 2009 ISSN: 1305 -1997 Sahibi ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Yunus Zeyrek Yayın Kurulu Nevzat Pakdil, Prof. Dr. Yavuz Akpınar Prof. Dr. İlyas Doğan, Dr. Ali Kurt Ünal Kalaycı, Orhan Uravelli Yunus Zeyrek Redaksiyon Nusret Kopuzlu Yönetim Adresi Varlık Mah. Beypazarı Cad. No:39/1 Akköprü-ANKARA Tel: 0312 342 49 12 Kapak Ölüm Treni / Rüstem Eminov Haberleşme P. K. 24 Maltepe-ANKARA www.ahiska.org.tr e-posta zeyrek.y@gmail.com bizimahiska@ahiska.org.tr Posta Çeki Nu. 403598 Banka: Akbank Gazi Şubesi Hesap No: 932-85894 Tasarım - Baskı Payda Yayıncılık İnkılap Sk. Örnek İşh. 8/68 Kızılay/ANKARA Tel: 0.312.435 98 43 • www.paydayayincilik.com Baskı Tarihi : 20 Kasım 2009

Okuyucularımızın ve hemşehrilerimizin Mübarek Kurban Bayramını en samimî duygu ve dileklerle tebrik ederiz.

Bizim Ahıska
Bizim Ahıska

1

Bizim

Sonbahar 2009

Ahıska
19 24 32 30 44 54
2
Bizim Ahıska

1 Editörden 3 Ahıskalılara Mektup: Vatanda Hayat Var! Bizim Ahıska 4 Bu Halkın Talihiyle Oynamak Olmaz! Prof. Dr. Şamil Gurbanov 7 Bir Gecenin İçinde (şiir) Şahismayil Adigönlü Resmî 8 SovyetUravelli Belgelerinde Ahıska Sürgünü Orhan 12 Doksan Üç Harbi ve Esaret Yılları-I Yunus Zeyrek 18 Ahıskalı Çınar Ana Nilüfer Devrişova 20 Kırgızistan’da Yaşayan Ahıska Kürtleri-I Nilüfer Devrişova 24 Ahıskalı Raziye Nine Anlatıyor Sabir Askerov Ahıskalı Gazi ve Şehitler 26 Muhammet İzzetoğlu 25 Ahıska Manileri Sabir Askerov 28 Sürgünde Aşk ve Hüsran Melike İdris 30 Rahim Dedenin Dramı Şahismail Binalioğlu 31 Kara Vagonlar (şiir) Şahismayil Adigönlü 32 Makbule Nine Konuşuyor Ali Alioğlu 34 Ardanuç’ta Kış Hazırlıkları Ülkü Önal ve Çevresinin Eğlencelik Oyunları 38 PosofKalaycı Ünal 42 65 Yıl Geldi Geçti Bahadır Metan Enveroğlu 44 Şavşat’ın Şirin Bir Köyü: Yavuzköy Turgay Akkoyun 46 Ahıska Türkleri Soykırımının 65. Yıldönümü Dr. İbrahim Agara 48 Şavşat’ta Söylenen Bilmeceler-II Hasan Torun “Amasya’nın Altın Tarihi” 50 Ünal Kalaycı 52 Zaim Dedenin Anlattıkları Nilüfer Devrişova 53 Haberler

Ahıskalılara Mektup:

Vatanda Hayat Var!
Bizim Ahıska

Yıllar var ki insanoğlu gezegenlere tırmanmaktadır. Hatta yakın zamanda, su olup olmadığını anlamak için Ay toprakları bombalandı. Sadede gelecek olursak, bir zamanlar atalarımızın şen-âbâd yaşadığı vatanımız Ahıska topraklarında, insanoğlunun aradığı su, hava ve ekmek ziyadesiyle var. Bir vahşet tablosundan başka bir şey olmayan 1944 sürgününün üzerinden tam 65 yıl geçti. 1944 Kasımında halkımızın bahtı kararmıştı bir kere. Talih yüzüne gülmedi. Halk, sürgünden sürgüne gitti. İçinde vatan olmayan göç hareketlerinin hangisi gönüllü olabilir ki… Halkın bir kısmı, ilk sürgün yerleri olan Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan’dan ayrıldı. Stalin’in cehenneme gittiği 1953’ten sonra vatana dönüş çabaları hep sonuçsuz kaldı. Bir kısım hayatlar, 1958’de önce Azerbaycan, 1989-Fergana olayları sonrası Rusya ve Ukrayna’da yaşamaya devam etti. Ardından Türkiye ve ABD eklendi. Ama bunların hiçbiri vatan hasretini dindiremedi. Hiçbiri, halkımızı bir vatan gibi kucaklamadı. Aksine ayrılıklar, hicranlar daha da çoğaldı. Gönüllü veya gönülsüz de olsa, Gürcistan, bir devlet olarak 1944 sürgünün kabul etmiş, 2007 yılında vatana dönüşle ilgili bir kanun çıkarmıştır. Bu kanun, birtakım yanlış, noksan ve belirsizliklerine rağmen, vatanın kapısını aralamıştır. Ama selim bir akılla düşündüğümüz zaman, halkımızın vatana dönüş arzusu ve gayretiyle bu aralığın derecesini tayin edeceğimiz kesindir. Söz konusu kanuna göre müracaat ederek uzun süre beklemeye gerek görmeyen bir kısım hemşehrilerimiz, bugün Ahıska’da yaşamaktadırlar. Hangi vicdan, elli civarında aileden meydana gelen bu canları orada böyle küçük bir grup hâlinde yaşamaya terk etmek ister?

Vatana dönüş için müracaat süresinin dolmasına az bir zaman kaldı. 2009 yılıyla birlikte bu süre de dolmuş olacak. Yarım milyona yakın bir halkın hiç olmazsa 2030 bini vatana dönmezse, tarih bunun hesabını hem Türkiye Cumhuriyeti’nden hem de tek tek bizlerden soracaktır. Ve bu topraklarda kalan atalarımızın ruhu peşimizi bırakmayacak, iki yakamız bir araya gelmeyecektir… Artık kimse bizi Stalin dönemi metotlarla korkutmamalıdır. Büyük ve güçlü bir Türkiye’nin komşusu olan Gürcistan da, hiçbir zaman kendisine zararlı bir unsur olmamış Ahıskalılar hakkında, mide bulandırıcı söz ve hareketlerden kaçınmalıdır. İşte görüyoruz: 65 seneden beri bu yurdun insanı gurbetlerde çile çekerken bu toprakların da yüzü gülmemiştir. Bir zamanların paşa konakları, tüccarı, geleni gideni olan Ahıska başta olmak üzere, Adigön, Abastuban, Azgur, Aspinza ve Hırtız’ı görenlerin içi yanmaktadır. Zira bu güzel memleket, melûl mahzun bir hâldedir. Hâlbuki burada, çalışan, alın teri döken insandan başka her şey var! Tabiat bütün güzelliği ve cömertliği ile bizi bekliyor. Aziz hemşehriler, bize düşen şudur: Ya vatana dönecek, ata yurdunu yeniden şenlendireceğiz yahut da gidenlere yardımcı olacağız! Bütün mukaddes değerlerimiz, bize bunu söylüyor. Gurbetlerde ayrılık var, hüzün var, belki sonunda yokluk var. Vatanda mazi var, hatıralar var, ata dedeler var. Vatanda berrak pınarlar, meyveye durmuş ağaçlar, sahibinin yolunu gözleyerek nefes alan toprak var. Vatanda hayat var

Bizim Ahıska

3

Bu Halkın Talihiyle Oynamak Olmaz!
Prof. Dr. Şamil GURBANOV

Yeryüzünün en cefakeş en başı belâlı halklarından biri, belki de birincisi Ahıska Türkleridir. İş öyle bir yere geldi ki, onların başına getirilen bunca belâ azmış gibi şimdi de millî mensubiyetleri hakkında muhtelif cahilane mülâhazalar ortaya atılıyor. Hatta dilini ve denene değişmeye kadar akılsız ve cahil teklifler ediliyor. (Bkz. Litereturnaya Gruziya dergisi, 1988, Nr. 8). Türklerin bazılarının Gürcü soyadı taşımasına gelince, soyadı millî mensubiyetin yegâne ölçüsü değildir. Rus soyadı taşıyan çok Gürcü (Sisianov, Mouravov, Andronikov) vardır ki onların Gürcü olduğunu hiç kimse inkâr etmiyor. İkincisi, o zaman Gürcü soyadı taşıyan Türkler buna ciddî önem vermiyorlardı. Gürcü soyadı taşıyan mollalar da vardır. Ömer Faik yazıyor ki, Türklerin yaşadığı yerlerde suretle olursa olsun yüreklerden Türklük duygusunu, ağızlardan Türk dilini çıkarmak meyli, bir vakit çok güçlenmiştir. Hatta Türk olan Alioğlu’nu mecburen Alidze yazmak Türk soyadlarını bu şekilde değişmek siyaseti ortaya çıkmıştır. (Açık Söz gazetesi, 18 Ocak 1917) Lâkin onlar, kalben de ruhen de Türklüğünde kalmışlar ve şimdi de kalıyorlar. Mehmed Emin Resulzade’nin dediği gibi Türk halklarının en gaddar ve kuduz düşmanı Stalin ve onun Beriya gibi cellâtları, bu halkı tamamen ata yurtlarından sürdükten ve bunun üzerinden 45 sene geçtikten sonra bu halk yeni adla anılmaya başlandı: Meshet Türkleri! Yani Gürcistan’ın Meshetya bölgesinden Orta Asya’ya sürülmüş Türkler. İyi ki bu ad verildi! Bu halkın yeri yurdu itiraf edilmiş oldu! Yoksa şimdiye kadar ülkenin yarısına serpilmiş bu cefakeş halka son yüz yılda ne anayurtlarında ne de yeni sürgün yerlerinde insan gibi hür yaşamak kısmet olmamıştır. Son yetmiş yılda onlar adeta şeytan tuzağına düşmüşlerdir. Ahıska Türkleri Kafkas’ta yaşarken asırlar boyu

kendilerini Gürcistanlı olarak görmüşlerdir. En çok da Azerbaycan’la ünsiyet kurmuşlardı. Tahsil yerleri Türkiye, faaliyet alanı da çoklukla Azerbaycan’dı. Bu sevgi bağı onların önde gelen aydınlarında açıkça görülüyordu. Şimdi Meshet Türkleri olarak adlandırdığımız kardeşlerimizin o zaman öyle şöhretli babaları vardı ki onlar bizim maarif ve medeniyetimizin ilim ve ince sanatımızın inkişâfında çok önemli rol oynamışlar. Sadece şunu söylemek yeterlidir ki, bütün Azerbaycan’da yeni tip ilk modern (usul-i cedîde) mektebini geçen asrın 90. yıllarında Şeki’de ve Şamahı’da Muhammed Hafız Efendi Şeyhzade ile onun Ahıskalı hemşehrisi meşhur Molla Nasreddinci Faik Efendi Numanzade açmıştır. Onların her ikisi, eğer öyle demek gerekiyorsa Meshet Türklerindendi! Azerbaycan’da kız mektebinin açılması da onların faaliyetleri arasındadır. 1898 yılında Tercüman gazetesi yazıyordu ki, “Şamahı’da Şeyhzadenin karısı ve kızı tarafından idare olunan bir kız mektebi açılmıştır.” Kısa zaman sonra Hafız Efendinin kızı, Şefika Hanım Bakü’ye, Hacı Zeynel Abidin Tagıyev’in açtığı ilk kız mektebine davet olunduğundan Şamahı’daki kız mektebi ile Gevher Hanım meşgul olmaya başlamıştır. Büyük Şâir Sabir’in aşağıdaki şiiri de bu münasebetle yazılmıştır: Mekteb-i nisvan lüzumu herkese mefhum olar Şeyhzade açmaz ise hakerim Gevher açar. Şefika Hanım, muallimlikten başka hem de Azerbaycan’ın ilk kadın yazıcısıdır. Onun çok sayıda hikâyesi basılmıştır. Rus ve Azerbaycan dillerinde neşrolunan “İki Yetim” adlı eseri büyük rağbet görmüştür. Lâkin bu muallime hanımın en büyük yadigârı, meşhur cerrah Fuat Efediyev (Dört numaralı Bakü şehir hastanesi onun adını taşıyor) ve istidatlı gazeteci-tercümeci Âdil Efendiyev’dir. Biz

4

Bizim Ahıska

bunlara Ahmet Pepinov’u, Alaeddin Efendiyev’i ve diğerlerini de ilâve edebiliriz. Bunlarsız Azerbaycan halkının mücadele tarihi eksik kalır. Onları yetiştiren Ahıska Türkleridir. Onlar, hiçbir zaman, kendileriyle Azerbaycan Türklerini ayrı görmemişlerdir. Her ikisinin hürriyeti yolunda mücadele etmiş, bu işe ömür sarf etmişlerdir. Peki, biz onlar için ne yapmışız? Aslında hiçbir şey! Ahıska Türkleri, birçok defa gözümüzün önünde yalnız bırakılmışlardır. Ama biz susmuşuz, çıt çıkarmamışız. Yalnızlık ise faciadır. Bunun acısını da, faciasını da son iki yılda gördük ve tattık. Şair Bahtiyar Vahapzade’nin dediği gibi: “Yaprağı tez solar tek ağacında, Arkası yoktursa niye solmasın? Meşeler sultanı, meşeler şahı Aslanın özü de yalgız olmasın.” Bu halk, yalnızlığın acısını en çok Birinci Dünya Savaşı yıllarında hissetti. Rus ordusunun Hristiyan taassupçuluğuna güvenen Ermeni canileri, yerli hainlerle birlikte onları vahşicesine kırdı ve onların millî şerefini rencide ettiler. Bütün halkı topyekûn yok edip hayat sahnesinden çıkarmaya çalıştılar. Onların habis niyetini, alçakça plânlarını Sovyet devrindeki babaları devam ettirdiler. Son derece hümanist ve çalışkan olan bu insanlar, akla sığmaz vahşiliğin kurbanı oldular. Azgınlık aldı başını gitti, kimse dur diyemedi. Kars, Ardahan ve başka yerlerde ahali kılıçtan geçirilmiş, bazı köy ve kasabalarda bütün çocuklar ve yaşlılar vahşicesine kırılmış, küçük yaştaki çocukların az bir kısmı kaçıp etrafa dağılmıştır. O zaman bu çocukların toplanıp yetimler evinde terbiye olunması veya ayrı ayrı ailelere paylaştırılması hakkında çok konuşuldu. Ömer Fak yürek ağrısı ve gözyaşları içerisinde yazıyordu: “Ey hamiyetli Bakülüler! Ey Genceliler! Ağdaşlılar, Şamahılılar, Şekililer! Yüzümü size tutup yalvarıyorum. Her biriniz on, on iki çocuk götürüp bakınız. Bir düşününüz, sizin kucağınıza can atan yavrular kimlerdir? Evi, eşiği viran olmuş, anası babası boğazlanmış, on bir, o n iki yaşında bacısı aylarla canavarların elinde kala kala delirip telef olmuş, bütün akrabaları yok edilmiş, yarı canı kalmış öz millet yavrularımızdır.” (Yeni İkbal, 3 Haziran 1915). Sınır bölgelerindeki Türklerin vahşicesine kırgını yıllarca devam etmiş ve akla sığmaz şekil almıştır. Ahmet Cevdet Pepinov yazıyordu: “Anadolu’dan ölüm sedaları geliyor! Anadolu’dan sabi sübyanın âh naleleri, kadınların iniltileri işitiliyor. Irz yok, namus yok! Balta-demirle, tüfek süngüsüyle, taşla

kayayla, kurşunlarla kırıyorlar. Canım insan değil mi bunlar?” (Açık Söz 20 Ağustos 1917). Mesele şuradadır ki, bunlar da insan idiler ama ne o zaman ne de şimdi, ne Çarlık şartlarında ne de Sosyalizm devrinde onlara insanî muamele yapılmamıştır. Çar, az çok kendini küçük halkların koruyucusu gibi gösterse de Sosyalizm devrinde (Stalin devri) Ahıska Türklerinin bütün insanî hukukları haksız yere çiğnenmiştir. Hükûmet onlara hükûmetlik etmedi, aksine onların canına kıydı! Bu uygulama şimdi de devam ediyor. Hatta geçen yıl Fergana’da onların başına getirilen musibeti beşeriyet şimdiye kadar ne görmüş ne de işitmiştir. Sivil ahali öfkeli kalabalık tarafından diri diri yakılmıştır. Başları kesilip şişe geçirilmiş, evleri ateşe verilmiş, onlar için asıl mahşer günü başlamıştır. Bütün ömrünü zillet içerisinde geçirmiş olan bir ana, gazetecilere diyor ki: “Benim çocuğumu, küçük oğlumu eşkıyalar yabaya geçirip havaya kaldırdılar! Kızlarımızı zorladılar, kesilen başları kargıya geçirdiler.” (Sovetskaya Rossiya gazetesi, 13 Temmuz 1989). Nedense Ahıska Türklerinin bütün son asır boyu başına getirilen musibetler, tüyler ürpertici facialardan ibarettir. Bu ne tılsımdır, anlamak mümkün değil. Vatan muharebesinin alevleri yanarken, Ahıska Türklerinin başına yeni ateşler düştü! Kapılar kilitli, aileler başsız kaldı. Sadece onlardan cephelerde silâh altında vuruşan kırk bin kişi vardı. (Trud, 8 Eylül 1988). Bunların çoğu cepheye gönüllü gitmişti. Yirmi beş bini savaş meydanında kaldı. Bir daha dönmediler. (İzvestiya, 9 Mayıs 1989) Zaferle dönenler ise (Allah hiç kimseye böyle zafer nasip etmesin!) baba ocağına dönmek, sevinci paylaşmak yerine Orta Asya ve Kazakistan çöllerine sürülmüş çoluk çocuğunu, ihtiyar ana babasının ardınca gitti. Bulunanı da oldu bulunmayanı da... Çünkü onların bir kısmı yolda telef olmuş, bir kısmı da alışamadıkları yeni iklim şartlarında kırılmıştı. Sadece on yedi bin çocuk ölmüştü. Bu topyekûn sürgün çoktan planlanmış olsa da habersiz ve aniden hayata geçirildi. Öyle ki 1944 yılının kasım ayında kışın erken gelmesi bir yana hepsi yaklaşan zaferin sevincini tatmak aşkıyla yaşarken ve gözler yolda, kulaklar sesteyken… Hiç kimse yaklaşan felâketi aklına bile getirmiyordu. Bir de onlar gözlerini açtılar ki başlarının üstünde silâhlı askerler dayanmıştır. Nunuş Feyzulova yazıyor ki, “Gecenin yarısı eli silâhlı askerler
Bizim Ahıska

5

Ahıska Türklerinin ekseriyeti. Son menzile geldiğinde sadece bir oğlunu kurtarıp ge- tirebilmişti. (Literaturnaya Gruziya. Allah da onlardan yüz döndürmüştür.eve dolup bize. vatanına sadakatle hizmet eden Latifşah Barataşvili. Not: Bu yazı Yunus Zeyrek tarafından Türkiye Türkçesine aktarılmıştır.” (Molodyoj Azerbayjana gazetesi. Kısmet olmadı. Onu da beraber götürün!’ diyordu. Anlaşılıyor ki. No. Onların bu hususta yaptığı bütün mücadele sonuçsuz kaldı. Anası ise bir hafta önce ölmüş. Subay da merhamete gelmiştir. Onlar nasıl olmuş da tamamen tükenmemişlerdir? Bak bu hayret edilecek bir husustur! Bu müthiş hadisenin şahidi olan ve bütün ömrü boyunca partisine. dillerini ve adetlerini unutmaya başladılar. Bir köyden diğer köye gitmeye.” Bu ilk toplanma yerinde sine döven kadınlar. toplanmayı emretti. Adigön’de Koblıyan Çayı’nı geçerken köprüden suya düşmüş ve gözlerinin önünde hepsi telef olmuştur. Hükümet için düşman olarak görüldüler. Hayatta hiçbir şeyin yokluğunu çekmeyen insan. Zaten sürgün ölüm demektir. kendi evinin içinde hareket etmek için de bir hazırlık görür.000 kişinin de muharebeye götürüldüğünü göz önüne almalıyız. Otuz kırk kişinin doldurulduğu vagonlarda da onların canını alıyordu. Bu sözleri ben kasten paranteze aldım. Yine o yazıyor ki: “Silâhlı bir subay yırtık pırtıklar içinde altı yaşında bir kız çocuğunun elinden tutmuş. Herhalde Ahıska Türkleri küçük halklar çerçevesinden çıkmışlar. Aynı zamanda Orta Asya’ya sürgün olunmuş Kafkas halkları kendi yurtlarına dönmüş olsa da Ahıska Türklerine bu hak verilmedi. Bu halkın kendi dilinde bir tane bile mektebi yoktur. ne o zaman ne de şimdi hiç kimseden ve hiçbir şeyden utanmadılar ve şimdi de utanmıyorlar. öz çocuklarının yirminci asırda başına getirilecek dehşeti akıllarına getirmediklerinden o dehşeti ifade edecek söz de icat etmemişlerdir. komşu ve akrabalarını görmeye. 6 Bizim Ahıska . birkaç saat içinde boşaltılmış. Onların nüfusuyla ilgili bilgiler de sağlam değildir. Bu da her zaman mümkün olmuyordu. Gençlik. kocasını cepheye gönderdikten sonra dört yavrusunu tek başına büyütüyordu. 7 Ocak 1989). babalarımız.000 Türk sürgün olmuştur. Yukarıda adını verdiğim Nunuş Feyzulova. kazançtır ama analarımızın bacılarımızın bizzat bizimkilerin Müslüman adet an’aneleriyle büyümüşlerin çektikleri azapları hiçbir insanî kalıba koymak olmuyor. babası cephededir. onlar da çok eziyet çektiler. yeni evlendiği genç Gürcü kızından zorla koparılarak sadece Türk olduğu için sürgün edilirken ilk toplanma yerlerini şöyle tasvir ediyor: “Bağlamalar üstünde oturmuş kadınlar. Onlar sine dövüp saç yoluyorlardı. Onların talihiyle oynamak olmaz! Diderginler. O da müthiş emri yerine getirenlerdendi. Böyleleri binlerceydi. Ahıska Türkleri 1944 yılı sonlarında kışın soğuğunun kesip doğradığı bir zamanda sürgün yerlerine ulaştılar. ama aylarca yol gidecek bir halkın en basit bir hazırlığı yoktu. O hiç olmazsa bir yavrusunu Azrail’den koruyabilmişti. Ölüm dehşetli değil. evinden ölü çıkmış insanlar gibi ağlaşıyorlardı. İlahî! Beş ailenin yükünü. Bakı.191-202. O zaman şehirleri nazara almasak Ahıska Türkleri 220 köyde yaşıyordu. Orta Asya ve Kazakistan’da yaşamaktadır. s. (Şimdi de yoktur). hiçbir can yananı yoktu. İnsanın boğazında öfke yumağı düğümleniyor… Şimdiye kadar mukaddes olarak bildiğin her şeye lanet yağdırıyorsun. Bu durum 1956 yılına kadar devam etti. Vaktiyle ailece sürgün olunmuş ve şimdi Bakü’de yaşayan dostlarımdan birinin hatıralarını gözyaşı akıtmadan okumak mümkün değildir. Hiç kimsesi yoktur. hatta bütün Ahıska Türklerinin hiç kimsesi. Ben meseleyi öğrenmek isteyince anlaşıldı ki onların çocukları ve konu komşularını götüren Studebekker kamyonu. ölmez Dede Korkut’un dili onların diline daha çok yakındır. kadın çocuk (erkekler savaştaydı) ihtiyar kocalar hastanelerdeki yarı canlılar vagonlara doldurulup Sibirya’ya doğru yola çıkarıldı. 1990. Ona göre yok ki. Onu da nazara almak lazımdır ki. 9). ağlayacak günlerin ileride olduğunu tam olarak düşünemiyorlardı. Onlar için sıkıyönetim rejimi uygulandı. ne etsin onda ne günah vardı ki. Semerkant’tan Alma Ata’ya kadar serpildiler. Başka medenî teşkilâtlardan bahsetmeye değmez! Halk öz dilini unutmak tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bütün köyler derhal kuşatılmış. Onlar. 1988. Böyle bir mahşer gününde değil ki bu yetim kızcağızın. Hiç olmasa Dede Korkud’un hatırına bu dili mahvolmaktan korumak lâzımdır. oğlunu kızını evlendirmeye özel izin alınması gerekiyordu. Gürcü matbuatının resmî itirafına göre 1944 yılında 125. Sağ kaldın. üstelik de otuza kadar adam doldurulmuş ve kapısı günde bir defa açılan bu vagonlarda bu tekerli kabirlerde neler çekmemişti bu kadınlar… Bu günahsız insanların günahkârları. bir bir vagonları geziyor ve ‘Bu çocuk yetimdir. Ayrıca 40. Ondan da dehşetlisini görmüştür bu halk.

Varımızı aldılar. Bir gecenin içinde. Baskın oldu gizlice. Bizi yurtsuz koydular. Karlı düze attılar. Perik düştük biz nice. El: Memleket. Bir gecenin içinde. Bir gecenin içinde. Ş. Azizimiz Yunus Efendiye en hoş arzularla müellifden küçük bir hatıra. kanat döktü.2006-Azerbaycan Bizim Ahıska 7 . Laldılar: Dilsizdiler. Bir gecenin içinde. İtler zincirde kaldı. Gözümüzü oydular. Yerler. Bir gecenin içinde. Ağı deyip ağladı. El obayı soydular. Zulmet rengi giydiler.5. Yatmış idi uyandı. Bir eli ağlattılar. Bir gecenin içinde. Bir gecenin içinde. Ağı: Ağıt. Kara borana düştük. Adigönlü 7. köyler laldılar. Turnalar telek saldı. Anam kara bağladı.Bir Gecenin İçinde Şahismayil Adigönlü Sazaxlıydı o gece. Yurdun bağrı çatladı. Yüzümüze sövdüler. Bağda ayva saraldı. Tekmeleyip dövdüler. Kelimeler: Sazaxlıydı: Soğuktu. Üzülüştük: Ayrı düştük. Adigönlü de yandı. Yumak gibi büzüştük. Bir gecenin içinde. Vatandan üzülüştük. Gurbette eli andı. Bizi attan saldılar. Perik düştük: darmadağın olduk. Telek saldı: Tüy. Bir gecenin içinde. Aşa zehir kattılar.

yıllar sonra haberdar oldu. Adigön. 15 Kasım 1944 tarihinde Ahıska Türklerini sürgüne gönderdi. Toplam 91. MOLOTOV’a SSCB Komünist (Bolşevik) Partisi Merkez Komitesi Yoldaş G. STALİN’e SSCB Halk Komiserleri Kurulu-Yoldaş V. Lavrentiy BERİA SSCB Halk İçişleri Komiseri. Ayrıca SSCB Halk İçişleri Komiserliği. V. Dünya kamuoyu. Halk Devlet Güvenliği Komiserliği ve Halk İçişleri Komiserliği’nin operasyon sırasında üstün hizmet veren elemanları ile bu komiserliklere bağlı birliklerin askerlerine SSCB madalyaları ve nişanları verilmesini arz eder. Bu arada tahliyeye tabi tutulanların sınırı geçmelerini engellemek amacıyla devletimizin Türkiye sınırında güvenlik ve karakol hizmetleri azami derecede takviye edilerek en sıkı şekilde emniyet sağlanmıştır. Acaristan Özerk Cumhuriyeti’nde ise 25-26 Kasım günlerinde gerçekleştirilmiştir. bu sürgünden habersizdi. M. Devlet Güvenliği Genel Komiseri BELGE: II3 Tamamen gizli 02 Aralık 1944 Devlet Savunma Komitesi-Yoldaş İ. Kürt ve Hemşinli nüfusun. Türkiye’nin sınıra yakın kısmındaki nüfusla akrabalık bağları bulunan söz konusu halkın önemli bir çoğunluğu. bu yılın 20 Eylül-15 Kasım tarihleri arasında alınmıştır. Kırgızistan ve Özbekistan’daki yeni iskân yerlerine doğru yol almaktadır. KUZNETSOV’a 14 Aralık 1944 Gürcistan SSC’den tahliye edilenleri getiren 29 Devlet Savunma Komitesi-Yoldaş İ. STALİN’e SSCB Halk İçişleri Komiserliği. 8 Bizim Ahıska . Bugay. Kazakistan ve Kırgızistan SSC ilçelerine tehcir edilmesi operasyonunda gösterilen başarıdan dolayı. Ahıska. Lavrentiy BERİA SSCB Halk İçişleri Komiseri BELGE: III4 SSCB Halk İçişleri Komiserliği Özel İskân Bölgeleri Başkanı M. Fakat Sovyet belgelerinin bu sürgünü su yüzüne çıkarması son yılların olayıdır. V. Özbekistan. konuyla ilgili belgeleri bir kitap hâlinde yayımladı.Sovyet Resmî Belgelerinde Ahıska Sürgünü Orhan URAVELLİ SSCB diktatörü Stalin rejimi. Gürcistan SSC ile Türkiye sınırındaki şeritte özel tedbirler almaktadır. BELGE: I2 Tamamen gizli Sayı 1281/b 28 Kasım 1944 Adı geçen sınır ilçelerine Gürcistan’ın toprak sıkıntısı çekilen bölgelerinden 7. düzenli ve olaysız şekilde tamamlanmıştır. kaçakçılık yapmakta olup göç eğilimi gösteriyor ve Türkiye istihbarat mercileri için casus angaje etme ve çete grupları oluşturma kaynağı teşkil ediyordu.095 kişi tahliye edilmiştir. M. Hür dünya. MALENKOV’a Devlet Savunma Komitesi Kararı gereğince SSCB Halk İçişleri Komiserliği Türklerin. Aspinza. Tahliye işlemlerine hazırlık tedbirleri. Tahliye işlemleri. Gürcistan SSC sınır ilçelerinden toplam 91.095 kişiden oluşan Türk.000 hanelik köylü nüfus iskân edilecektir. hareket hâlinde olup Kazakistan. Kürtlerin ve Hemşenlilerin Gürcistan SSC’nin sınır bölgesinden tahliye işlemlerini tamamlamıştır. Ahılkelek ilçelerinde tahliye işlemleri 15-18 Kasım. Rus yazarı Nikolay F. Tahliye edilenleri taşıyan katarlar.1 Bu kitapta yer alan belgelerin bir kısmını Rusçadan tercüme ederek konuyla ilgilenenlerin istifadesine sunuyoruz.

5. Erkek: 18.131 kişi.163 kişi iskân edilmiştir. Bu amaçla mahallî merciler ve Sovyetler Birliği Halk İçişleri Komiserliği (NKVD) organlarıyla mutabakat hâlinde özel iskâna tabi tutulan söz konusu göçmenlerin tarım ve sanayi işletmelerinde. 08 Ocak 1945 SSCB Halk Komiserleri Kurulu. 457 kişi yolda hayatını yitirmiştir. Andican: 6. Çalışabilen bütün bu vatandaşlar. 2. Özel iskâna tabi tutulanlar.163 kişi. kadın: 27. Kırgızistan: 10. Çadayev SSCB Halk Komiserleri Kurulu SSCB Halk Komiserleri Kurulu Başkan Yardımcısı İdari İşler Sorumlusu Bizim Ahıska 9 . Kazakistan: 28.316 kişi devlet çiftliklerinde ve 1. 4.446 kişi. V. firar etmiş sayılırlar ve ceza yasası hükümlerine göre yargılanırlar. V.537 kişi. Erkek: 10. kuruluş ve birliklerde istihdamını gerçekleştirirler. mevcut yasalar uyarınca cezalandırılırlar. 84. Kaşkaderya: 641 kişi. Özel iskâna tabi göçmenlerin aile reisleri veya onların yerini dolduran şahıslar. Özel iskâna tabi tutulan göçmenler. Özel iskân bölgelerinde kamu düzeni ve rejimini ihlâl eden göçmenlere 100 Ruble tutarında para cezası veya komutanın emriyle 5 günlük hapis cezası uygulanacaktır.923. kadın: 16. Bu vatandaşlar. aile durumundaki değişiklikleri (doğum. İskân dağılımı şöyledir: Özbekistan: 53.813. 6. KUZNETSOV SSCB Halk İçişleri Komiserliği Özel İskân Bölgeleri Başkanı BELGE: V6 Halk Komiserleri (Bakanlar) Kurulu Kararı 35 Sayılı Karar Moskova-Kremlin. Taşkent: 13.127 ve 16 yaşın altındaki çocuklar: 26. Molotov Y.598 kişi. MEYER Özbekistan SSC Halk İçişleri Komiseri Vekili BELGE: IV5 Aralık 1944 SSCB Halk İçişleri Komiseri L. ÇERNIŞOV SSCC Halk İçişleri Komiseri Vekili M. Keyfî olarak ve izin almaksızın NKVD’nin ilgili komutanlığının kontrolü altındaki iskân bölgesini terk edenler. Fergana: 8. NKVD (Halk İçişleri Komiserliği) Özel Komutanlığı’ndaki amirin izni olmaksızın söz konusu komutanlığın kontrolündeki iskân bölgesi dışına çıkamazlar.946 kişi.307 kişi tahliyeye tabi tutulmuştur.) 3 gün içinde NKVD Bölge Komutanlığı’na bildirmekle yükümlüdürler. kendileri için belirlenmiş olan kamu düzeni ve hayat rejimine titizlikle uymak zorunda olup NKVD Özel Komutanlığı emirleri ve talimatlarını yerine getirmek zorundadırlar. V. inşaatta. Özel iskâna tabi tutulanlar.399 ve 16 yaşın altındaki çocuklar: 45. 3. firar vb. Namangan: 4.223 kişi olmak üzere toplam 53. Buhara: 4.395 kişi sanayi işletmelerinde istihdam edilmiştir. Semerkant: 14. çalışma yasaları ile disipline aykırı hareket ve faaliyetlerden dolayı. BERİYA Gürcistan SSC’den tahliye işlemleri tamamlanmıştır.881.katar kabul edilmiş ve 7 vilâyetin 43 ilçesine aşağıdaki şekilde dağıtılmıştır.546 kişi. SSCB vatandaşı olarak işbu kararnamede belirtilen sınırlamalar dışında bütün haklardan yararlanırlar. ölüm. kamu yararına çalışmakla yükümlüdürler.085 kişi olmak üzere toplam 92.596 kişi kolektif çiftliklerde. 293 kişi yollarda hayatını kaybetmiştir.613 kişi. özel iskâna tabi tutulanların hukukî durumlarıyla ilgili hususlar aşağıdaki şekilde karar bağlamıştır: 1.

Acilen 200 ton un.07.042 küçükbaş hayvan teslim alınmıştı. tahliye sırasında onlardan 8. MİKOYAN’a Devlet Savunma Komitesi’nin 6279cc Sayı ve 31 Temmuz 1944 tarihli kararnamesiyle Gürcistan SSC sınır ilçelerinden Özbekistan SSC. ayakkabı ve diğer ihtiyaçları karşılanamamıştır. yeni iskân yerlerine yiyeceksiz olarak getirilmiştir. Cicaladze. İ. ayrıca kendi evlerine yerleştirilmeleri için ilgili mercilere tebligat yapılmıştır. Bunlar kontrol edilmiş ve yanlış olarak tahliye edilmiş 11 Laz ailesiyle ilgili evrak ve raporumuz SSCB Halk İçişleri Komiserliği Özel İskân Yerleri Başkanlığına gönderilmiştir (Sayı 4/1-1806. Gürcistan SSC’den getirilen göçmenlerin yüzde 15 kadarının (8000 kişi) yiyecek. Bu göçmenlerin durumları da oldukça ağırdır. 3. MEYER Kazakistan SSC Halk İçişleri Komiseri Vekili lerine acilen gıda yardımı yapılması gerekmektedir. K. M. P BERİA . Buna göre toplam 1.BELGE: VI7 10 Ocak 1945 SSCB Halk İçişleri Komiserliği Halk Komiseri L. Geri dönen Lazların hakları ve mal varlığının iadesi. Yanlış olarak tahliye edilen Lazların listesi eklidir).000 m manifatura temin edilmesi gerekir. Yoldaş A.948 ton patates. 60. MOLOTOV’a SSCB Komünist (Bolşevik) Partisi Merkez Komitesi Sekreteri Yoldaş G. Muhammed VANLİŞİ’nin mektubunda belirtilen N. hububat ve sebze hesapları kesin olarak kapatılıncaya kadar teslim ettikleri hububata mahsuben avans şeklinde kendi- 10 Bizim Ahıska . Çeçen ve BELGE: VII8 SSCB Halk Komiserleri Kurulu Başkanı V.1945.252 ton hububat. Tahliye edilen topluluklar şunlardır: Almanlar: 687. Dadi. O. Bu bağlamda 1945’in 15 Ocak-15 Mart tarihleri arasında kişi başına 16 kg un ve 4 kg irmik dağıtılması uygun olacaktır.669 kişi getirilmiştir. Yazınızdan sonra tespit ettiğimiz üzere Acaristan’dan 12 Laz ailesinin daha yanlışlıkla Orta Asya’ya sürüldüğü görülmüştür ve bunların dosyalarını da iletiyoruz. SSCB Halk Komiserleri Kurulu Talimatı için taslak ekli olup görüşülmesini arz ederim. 50 ton irmik ve 5. Tehcir sırasında kendilerinden alınmış hayvanlar. 24 Eylül 1945 Tamamen gizli İlgi: 1/ 13598 Sayı ve 07. SSCB Halk İçişleri Komiseri Vekili Sn ÇERNIŞOV’a Sizin yazınızdan önce de Acaristan Özerk SSC’den yanlış olarak tahliyeye tabi tutulmuş kişilerle ilgili şikâyetler ve mektuplar almaktaydık.007 büyükbaş ve 80. H. 27. 453 ton sebze. Kazakistan SSC ve Kırgızistan SSC’ye 92. K. L. Baynaz ve ayrıca Kambur soyadı taşıyan beş kişinin Türk oldukları görülmüş olup sürgün edilmelerinde yanlışlık yoktur.500 kişi kadardır. Yaşlılar ve özellikle de çocukların giyecekleri ve ayakkabıları yoktur.230. KRUGLOV’a 1945 yılı Ekim ayı itibariyle ülkede özel iskân rejiminde tutulmak üzere tahliye edilenlerin sayısı 2. 312 ton meyve. Söz konusu göçmenlerin çoğu. giyecek.07.300 kişi. O. Tuğgeneral KARANADZE Gürcistan SSC Halk İçişleri Komiseri BELGE: X11 SSCB Halk İçişleri Komiserliği Özel İskân Yerleri Başkanlığının Mart 1944-Ocak 1946 Dönemi Çalışmalarına Dair Rapor’dan: SSCB Halk İçişleri Komiseri S. BERİA SSCB Halk İçişleri Komiseri BELGE: IX10 Gürcistan SSC Halk İçişleri Komiserliği Sayı 4/0-2507 Tiflis.1944 tarih ve 6279cc Sayılı Kararı uyarınca Kazakistan’da özel iskâna tabi tutulmak üzere geçen yıl sonunda Gürcistan SSC’den 28. Halk Tedarik Komiserliği ve Halk Et ve Süt Sanayi Komiserliği.148 ton un ve 371 ton irmik gerekmektedir. MEYER Kazakistan SSC Halk İçişleri Komiseri Vekili BELGE: VIII9 SSCB Halk İçişleri Komiserliği 13 Ocak 1945 SSCB Halk Komiserleri Kurulu. N.1945 tarihli tebliğ. M. MALENKOV’a (Tarihsiz) Kuzey Kafkasya’dan getirilenler dışında Devlet Savunma Komitesi’nin 31.07. Çünkü çoğu yanlarına yiyecek alamamıştır.374 kişi tahliye edilmiştir.

800 eski kulak (köy zengini) ve 9.07.648 Albay V. F.527 Ukrayna Milliyetçileri 95. Dosya 213. R.100 kişi.100 kişi.305 591 242 48.594 22. F. Kırgızistan SSC: 112.800 kişi. Ayrıca 20. F.300 kişi. Rumlar. Koleksiyon. Bulgarlar ve Ermeniler 192. Dosya 157.492 24.975 371. Özbekistan SSC: 181. Hemşinli ve Kürtler de dahildir (O. F.583 267 19.1949 tarihli Belge: Nüfus ve Gruplar Toplam Sayı Erkek Kadın 16 yaş altı Almanlar 1. 6 Rusya Devlet Arşivi (GARF). ŞİYAN SSCB İçişleri Bakanlığı Özel İskân Yerleri Başkanı Not: Uzakdoğu arazilerinden 1937’de Orta Asya’ya sürülen Koreliler bu listede belirtilmemiştir. Liste 1.473 1. .5446.419 435. R.300 kişi.800 kişi. Kemerovo Vilâyeti: 97. Dosya 3211.013 25.130 13.953 Kalmuklar 77. Kazakistan SSC: 866.278 24.490 Çeçen.5446.311 114. Bugay: Turki iz Meskhetii: Dolgiy put k reabilitasii.200 kişi. Liste 1.498 Alman yanlıları 2.162 618 41.R-9479. . İnguş. Dosya 67. 4 Rusya Devlet Arşivi (GARF). Dosya 184.300 kişi M. 11 Rusya Devlet Arşivi (GARF). Dosya 2287.553 11. sayfa 3.754 1.232 TOPLAM 459.047 26.9401.805 11.000 772.145 924. . R. F.200 Alman yanlısı özel iskâna tabi tutulmaktadır. Balkarlar: 33. Karaçay Ve Balkarlar 463.233 18. sayfa 15. sayfa 400.316 8.). Hemşinler ve Kürtler: 88. F.552 Vlasovcular 131. SSCB topraklarında özel iskân rejimine tabi tutulmak üzere tahliye edilenlerin gönderildiği yerler şöyledir.899 137. Liste 1.892 787.İnguşlar: 405.9470. F. 1949 ylı ortaları itibariyle söz konusu nüfustan 13. 12 Rusya Devlet Arşivi (GARF).400 kişi.919 73. sayfa 229.435 818 99. Sverdlovsk Vilâyeti: 89. F.766 200. R. Liste 2.U.828 20. F. Koleksiyon BELGE: XI12 Özel iskân yerlerinde kayıtlı olan sürgün ve tahliye edilmiş kişilerin sayısına ilişkin 15. 9 Rusya Devlet Arşivi (GARF). Liste 48. 3 Rusya Devlet Arşivi (GARF). R. 8 özerk cumhuriyetine ve 32 vilâyetine iskân edilmiştir. Liste 48. .9479.346 29.744 524 168 34.035 755.633 Kırım Tatarları. sayfa 1. 10 Rusya Devlet Arşivi (GARF). F. KUZNETSOV SSCB Halk İçişleri Komiserliği Özel İskân Yerleri Başkanı Kaynaklar 1 Nikolay F.9401. Ahıska’dan sürülmüş Türklere.702 18. Rusya’da Krasnoyarsk Vilâyeti: 125.988 Diğerleri 3. R.510 GENEL TOPLAM 2.277 Mesih Tarikatı üyeleri 1. 5 Rusya Devlet Arşivi (GARF).578 62.877 13.9479.139 55. Dosya 3232. M: TOO İzdatelskiy dom ‘ROSS’. .200 kişi. 160 s.139 549. . SSCB’nin 6 müttefik cumhuriyetine. R. sayfa 31-54.400 kişi.552.419 22.698 10. Dosya 68. Altay: 85.580 515 223.574 11.092.V. Liste 2.569 131.093. 1994.028 9.900 kişi.830 48. sayfa 38-39. Tomsk Vilâyeti: 92.100 13.413 148. 8 Rusya Devlet Arşivi (GARF).585 Polonyalılar 31. Liste 1. Ermenistan ve Azerbaycan ile Karadeniz Bölgesinden 57. sayfa 204. Dosya 184. .849 kişi cezaevlerindeydi.204 Moldova’dan 34.028 Kulaklar (köy zenginleri) 124. R. Kalmıklar: 80. Bizim Ahıska 11 .800 OUN üyesi (Ukrayna milliyetçileri): 608.706 37.394 Litvanyalılar 46. Liste 1. Türkler. .763 Gürcistan. (Ahısklı Türkler: İade-i İtibarın Uzun Yolu-Rusça) 2 Rusya Devlet Arşivi (GARF).600 kişi.9401. Söz konusu (sürgün) nüfus.037 286.694 12.107 40. Molotov (şimdiki Perm) Vilâyeti: 84. Karaçaylar: 60.456 Ukaznikler 22.246 TOPLAM 2.9401.365 854.380 19. sayfa 2-3.577 25. . R. 7 Rusya Devlet Arşivi (GARF).663 Türkler 81.575 Baltik Arazilerinden 91.800 kişi.

Abdülhamit tahta oturdu. Müşîr Gazi Ahmet Muhtar Paşa’ydı. Maalesef bu kuvvetler arasında kumanda birliği yoktu. Zivin ve ağustosta da Gedikler muharebelerinde Muhtar Paşaya mağlûp oldular. 17 Mayısta Ardahan Rusların eline geçtiyse de Ruslar. Padişahı. Yahnılar’da kazanılan yeni bir zaferi maalesef 15 Ekim 1877’de Alacadağ bozgunu takip etti. 30 Nisanda Bayazid. halkı mücadeleye çağıran koçaklaması çok meşhurdur: Ehli İslâm olan işitsin bilsin: Can sağ iken yurt vermeniz düşmana. Rus ordusu. Can sağ iken yurt vermeniz düşmana. Sultan Hamit’in 32 sene devam edecek olan padişahlık dönemi. Osmanlı Devleti’nin en çetin. 24 Nisan 1877 günü Anadolu ve Rumeli cephelerinde Osmanlı topraklarına ansızın saldırmasıyla başlayan savaş. İsterse Uruset ne ki var gelsin. 164 milyon Osmanlı altını tazminat ödemeye mahkûm ediliyordu. II. Ödenmesi mümkün olmayan bu meblağ karşılığında balkanlarda bir kısım yerler ile Anadolu cephesinde üç san- Müşîr Gazi Ahmet Muhtar Paşa 12 Bizim Ahıska . Gazi Ahmet Muhtar Paşa İstanbul’a çağrıldı ve yerine Kurd İsmail Paşa’ya vekâlet verildi. asker ve silâh bakımından Osmanlı ordusundan iki kat daha fazlaydı. bu zaferlerden sonra “Gazi” unvanını aldı. Tarihe Ayastefanos Antlaşması olarak geçen bu antlaşmayla Balkanlar elden çıkıyordu. Ayrıca devlet. Osmanlı Devleti’nin çok hazin bir şekilde yenilmesiyle sonuçlanmıştır. Diğer taraftan Rum ve Arnavut taşkınlıkları had safhadaydı. Doğu Anadolu’da bağımsız veya Rus kontrolünde Bir Ermeni devleti kurulmasını istemiştir. 31 Aralık’ta Edirne Mütarekesi imzalanmasına rağmen Ruslar. Edirne Mütarekesi’nden bir ay sonra. Doğuda savaşın seyri böyleyken. Van ve Bayazid civarındaki yardımcı kuvvetlerin kumandanı da Erzurum Valisi Kurd İsmail Paşaydı. en uzun seneleridir. Sultan Abdülmecid’in 34 yaşındaki oğlu. Rumeli cephesinde daha fena bir şekilde cereyan ediyordu. Osmanlı Devleti’nin 34.Elviye-i Selâse’nin Son Yılları-I Doksanüç Harbi ve Esaret Yılları Yunus ZEYREK 31 Ağustos 1876 tarihinde. haziranda Halıyazı. Muhtar Paşa. 9 ay devam etmiştir. Rus ordusu İstanbul’a doğru ilerliyordu. Yeşilköy’e kadar gelip burada karargâhlarını kurdular. Bu şartlar altında. Zira bu dönemde imparatorluğu derin köklerinden sarsan birçok olay meydana gelmiştir. Anadolu cephesinde Anadolu Ordu-yı Hümayunu Kumandanı. 3 Mart 1878’de Yeşilköy’de Ruslarla bir antlaşma imzalandı. Rusların ilân ettikleri tarihten bir gün önce. Bu sırada Batum’da bulunan kolordunun başında Derviş Paşa. 18 Kasımda Kars düştü ve ordumuz Erzurum’a doğru çekildi. Şüphesiz bu olayların en önemlilerinden biri de Osmanlı-Rus Savaşıdır. Rus ordusunun başında bulunan Grandük Nikolas’ı ziyaret eden Ermeni Patriki Nerses. Halkımız arasında 93 Harbi olarak bilinen bu savaş. Bu savaş sırasında Çıldırlı Âşık Şenlik’in. batıda.

Ne durursun hicret eyle. Rum ve Rusya içlerinden getirdikleri Alman. Bizim Ahıska 13 . nahiye müdürleri de Ermeni ve Gürcülerden atanıyordu. 8 Şubat 1879’da İstanbul’da Rus tarafıyla imzalanan Muahede-yi Kat’iye’yle. ticaret. Maalesef bazı din adamları da Rus emellerine laşması. eğitim. Ahıska ve Ahılkelek’i de Tiflis’e bağladılar. rüşvetsiz bir iş görmezlerdi. Ne durursun hicret eyle. Elviye-i Selâse bölgesinde yönetim. Seni candan eder bîzar. okuma yazması dahi olmayan Türklerden seçiliyordu. Bu politikaBorçka.yor ve ahalinin buralardan gitmesi öğütleniyordu: SSCB lara gittiler. bölgenin nüfus yapısını değiştirmek ve tarıma elverişli verimli yerleri boşaltmak için her türlü metodu uyguladılar. 1877-1878 (93) Harbi’nden sonraki sınır. Ruslar. Bu amaçla elden geldiği kadar Müslüman ahaliden temizlemeye çalıştılar. Mümin olanlar farzıdır. altında yaşamanın dünya ve ahretteki kötülüklerini toprak. adliye vs. Rus yönetimi imzalanan Berlin Antlaşması’yla kesinleşmiştir. cami avlularında okunuher yönünü ilgilendiren konularda farklı uygulama. Bunları kısaca özetleyelim: Kars ve Batum’u birer askerî vilâyet hâline getirdiler. tamamen bu politikanın eseridir. Escak/Elviye-i Selâse bölgesi (Artvin. İşitmezsin ezan sesi. gibi hayatın anarak yazılan bir destan.bir engelle bölmekti. Batum. Oltu. Ardanuç. Bazı ikinci sınıf nahiye müdürleri. Türk bölgesini paramparça etmek için Oltu ile Ardahan’ı Kars’a. Malakan ve Yezidîleri yerleştirdiler. Ne durursun hicret eyle. Artvin ve Ardanuç’u Batum’a. Şenkaya. Her yer devletin sayıl1877-1878 (93) Harbi’nden önceki sınır. Bu kâfir durdukça azar. bölgede yaşayan yerli ahalinin üç yıl içinde serbestçe Anadolu içlerine Dinle ulema sözünü Ne durursun hicret eyle. Ukraynalı. tamamen köylünün sırtından geçinir. Şavşat. Kars’ı Ermenistan kuvvetli bir askerî üs hâline getirmek ve buranın Türk hüviyetini silmek istiyorlardı. din. başka bir yapılanmaya giderek Türk dünyasını kesin Rumeli’de ve Doğu Anadolu’da büyük toprakları. meni. Bugünkü Ermenistan denilen mızın elden çıkmasına sebep olan Ayastefanos Ant. nın bir amacı da Türkiye ile Azerbaycan arasında Olur) Ruslara bırakılıyordu. lehimize bazı değişikliklerle 13 Temmuzda alet olarak halkı göçe kışkırtıyorlardı. Kars. aksi takdirde Rus tebaası sayılacakları karar bağlandı. Ardahan. Toprak mülkiyetini kaldırdılar. Vali ve kaymakamlar tamamen Ruslardan.göç edebileceği. dığı için de istimlâk 1918 Brest-Litovsk ve Batum Antlaşmalarına göre sınır hakkı tanınmadan 1921 Moskova Antlaşması’na göre sınır (Şimdiki sınır olup Büyük Ağrı Dağı doğusundasındaki Dil sınırı 1932’de İran’la yapılan sınır boşalan yerlere Erdüzenlemesiyle belirlenmiştir. Bunlara maaş verilmezdi. İmandır gönlün şifası.ülke. Yoktur dünyanın vefası. Bu kararı Gürcistan bahane eden Ruslar. ton. Hiç kalmadı okuryazar. Rusların asıl hedefi İskenderun Körfezi’ydi.

Sılayı terk etmek gam değil amma Emektar atalar. Bunlar da her an göç edebilirdi. Buna karşı Erzurum çevresinde kurulup Kars ahalisi gönüllüleriyle harekete geçen Türk Can-Bezar teşkilâtı. Bu şube. Rus devletinin imkânlarını da kullanarak eskiden olduğu gibi şimdi daha kuvvetli bir şekilde bölgenin ticarî hayatını ele geçirdi. Kars’taki Türk Başkonsolosluğu. “Yazı nakışa benzer. Osmanlı Devleti’ne karşı isyana kalkışan ve sonra da kaçan Doğu Anadolu Ermenileriyle Kars ve Gümrü Ermenilerinin 1905’te kurduğu Can-Feda teşkilâtı elebaşıları tarafından yapılıyor. Ramazan ayında dahi imamsız köylere Türkiye’den okumuş din adamlarının gelmesi yasaktı. tenhada gördükleri Türkleri öldürüyorlardı. Ermeni unsuru.Ruslar bir yandan böyle propaganda yaptırırken bir yandan da yerli halka baskı yaparak kalkıp gitmeye mecbur ediyordu. mülki Kağızman. Neşriyata müsaade edilmiyordu. Ermeni Can-Fedalar başına hitaben söylediği koçaklamanın başı şöyledir: Millet komitanı Vağarşak ağa. Mevcut rüşdiye mektepleri ile birçok medreseyi kapattılar. Her taşı gevherden binalar kaldı. Ak suvaklı sedri mermer otağlar. sanat ve ticarete rağbet göstermiyordu. Albayrağa hasret boyun bükerler Necatini. Bu cinayetler. Dolayısıyla geride kalanlar. Mollalar çocuklara. Halkın cahil kalması için eğitimi teşvik etmiyor. Oltu etrafında ve şose yolu boyundaki verimli topraklarda yaşayan yerlileri göçe zorladılar. yerli ahalinin daha da fakirleşmesine yol açtı. buralara yerleştirdiler. Müslüman ahalinin geri kalması için her türlü vasıtayı kullanıyordu. Göründü gözüme seyran eyledim. Hatta Bakü Neşr-i Marif Cemiyeti’nin Kars’ta bir şubesi açıldı. Kars ve çevresinde de bu tür can kıyımına başladılar. Deme ki onlardan bir hüner gelir… Bölgede Gürcülerin faaliyeti daha farklıydı. Kağızman üzerine söylediği koşmada şöyle der: Bin üç yüz on altı. Ruslar. Takdir-i ezeldir beyhude yanma. camilerde eğitim yapılabiliyordu. Normal bir okuma yazma dersi yoktu. Sabreyle başına gör neler gelir! Yığıpsan başına bir bölük dığa. 1900 yılı başlarında pasaportla gelip Rus işgalindeki yerleri gezen Narmanlı Âşık Sümmanî. 1913-Balkan Savaşı felâketzedeleri ile Hicaz Demiryolu için Müslüman ahaliden yardım toplayabiliyordu. anavatanla ilgiyi kesmek için Türkiye’den kitap ve gazetelerin girişi de yasaktı. Rus idaresi zamanı Osmanlı Devleti topraklarında hatta başkent İstanbul’da silâhlı ve bombalı faaliyette bulunan Ermeniler. Bundan sonra Kırım ve Azerbaycan’da çıkan gazeteler geliyor. Göllerde yeşilbaş sonalar kaldı. varlıklı ve ileri gelenlerdi. Rusya’nın 1905 Japon hezimetinden sonra nispeten bir rahatlama görüldü. yerli ahaliyi Hristiyan hatta Gürcü yapmak için uğ- 14 Bizim Ahıska . Bölgenin ekonomik hayatına onların hâkim olması. Moskof’un elinden kahri çekerler. oraları geçici olarak bıraktık. virdi zeban eyledim. Bu nüfus ve iskân işini daha ziyade Kars ve çevresinde uyguladılar. Göç edenlerin çoğu aydın. Türk köylüsü. Ruslar bu faaliyetlerde bulunanları yakalayıp Sibirya’ya sürdü. Anadolu içlerine doğru göç etmek üzere yollara döküldü. Çıldırlı Âşık Şenlik’in. sonra da öğrenirsiniz!” diyorlardı. İşte böyle bir zamanda Sultan Abdülhamit’in fermanıyla Şeyhülislâm’ın bir fetvası Kars’a ulaştı: “Sakın göç etmeyiniz! Cami ve ecdat türbelerini terk etmeyiniz! Ezanımız susmasın! Kâfir içinde Müslüman kalmanın sevabı büyüktür. Kars şehrinde yaşayan 20. Cucurus ve Tamrut köylerini Ermenilere verdiler. Yiğirmi üç yıldır kan yaş dökerler. Bu destanın iki dörtlüğü şöyledir: Elveda günüdür çimenli dağlar. Bu göç yollarında çok ağıtlar ve destanlar söylendi. analar kaldı. Müslüman çocukların sadece Kur’an’ı yüzünden okumaya yönelik bir eğitim sistemini uyguluyordu. Ruslar. Şehirdeki Türk nüfusun % 90’ı. Dışarıdan getirdikleri Rum ve Ermenileri. okumamış köylü ve çaresiz fukara halktı. Onlar. Hilâl-i Ahmer Cemiyeti şubesini faaliyete geçirdi. Ancak Birinci Dünya Savaşı başlangıcında. Narman’la. Bunların en meşhuru şüphesiz Akkomlu Âşık Ceyhunî’nin uzun destanıdır.000 Türk nüfusundan 40 aile kalabilmişti. Sefil Ceyhunî’yi derdi yok sanma. nasıl olsa kurtuluş yakındır!” denilmekteydi. İbtida Kötek’te eyledim iskân Muhibbi sadıkı yâran eyledim. Kars ahalisinin tabii savunması faaliyetine başladı. Berderes. köylerde yaşayan yerli Türk ahalinin de yarıya yakını.

Bin nüfusa bakan imamlara başimam denirdi. Batum Mebusu Edip Dinç anlatıyor: “1906’da Batum civarında Gürcülerin doktor. çeşitli adlar altında halktan para toplayarak geçinirlerdi. Ki Kars’ın köylerin derler yazan yok bir satır Türkçe. Zira Tiflis’te Sünnîler için bir Başmüftülük. Türk bayrağı altında toplanmak ümidiydi. Ruslardan dolgun maaş alıyor ve Rus siyasetine alet oluyorlardı. at üzerinde gezerek halkı parasız muayene ediyor. Şiîler için de Şeyhülislâmlık kurulmuştu. Sağlık işlerine kazalarda bulanan bir hükûmet tabibiyle birkaç sağlık memuru bakardı. Rusların Çıldır Kaymakamı huzurunda söylediği deyiş. 15 . doğan ve ölenleri deftere yazarlardı.raşıyor. ondan aldıkları vesikayı bir yıl süreyle kullanırlardı. cenaze namazı kıldırır. Köylerde imam vardı. bu acıklı durumu anlatan deyişinde şöyle diyordu: Ruslar. Artvin’in Alman asıllı Rus mutasarrıfına müracaat ederek. Ruhanî meclis de gerekli tasnifleri yaptıktan sonra Rus Nüfus İşleri İdaresi’ne gönderirdi. Kazalarda bulunan kadılar. Köylere sağlık hizmeti gitmezdi. Yerli ahali Rusça bilmediğinde Ermeni ve Gürcülerin tercümanlığına başvurulur. baş imamlardan gelen nüfus kayıt defterlerini. Posof medresesinde muallim olan Yusuf Zülâlî. Bu yüzden oralarda daha ziyade muskacılık yaygındı. Bu kurumların başına atanan kişiler. Müslümanların dinine müsamaha ediyor görünerek ruhanî bir teşkilât kurmuşlardı. kurulur mu hiç vatan. halkın millî duygudan uzaklaşması için millî ad olan Türk kelimesini kat’iyen kullanmıyor. Yazık değil mi Türk evlâdı kalsın her esarette. gerektiği zaman imamdan aldıkları bir kâğıtla nahiye müdürüne gider. Rusça’yı. Bu şartlar altında yaşayan Türk halkı tamamen esir hüviyetindeydi. Nüfus Hüviyet Cüzdanı diye bir şey yoktu. Bunun içindir ki bölge ahalisi Ermeni mücadelesinde hesaba gelmez miktarda kurban verdi. Bu hâkimler genellikle Rus. Bu teşkilâtın merkezi Tiflis’ti. ahaliye Gürcü milliyetçiliğini aşılamak ve Hristiyanlığı kabul ettirmek için çalışıyorlardı. bu Gürcü doktorunun milleti Gürcüleştirme faaliyetinden bahsettim. Murgul’da bir de Gürcü mektebi açacaklardı. Neden bir dârül-eman yok kocaman vilâyette? Bütün Ermeniler. kalmış cehalette. askerlik sanatı ve silâh kullanmayı da öğretmek istemiyordu. O da masrafı ahali karşıladığı takdirde talebimin kabul edileceğini söyledi. Hele Artvin’de çalışan bir Gürcü doktoru. Burada açılacak mektebin Gürcüce değil. bazen de Ermeni veya Gürcü’ydü. propaganda faaliyeti yürütüyordu. Köylüler. Diğer milletlere göre ne denli geride kaldık. ahali arasında para toplandı. Babadan oğula geçen tek tesellî.” 1909’da biri Kars’ta diğeri Posof’ta olmak üzere iki medrese ve ilmihal bilgileri de veren birçok Kur’an kursu vardı. dava vekili ve muhtelif mevkileri işgal eden 18 misyoneri faaliyet gösteriyordu. Gürcü doktor da buralardan uzaklaştırıldı. Rusça-Türkçe mektep yapıldı. herkesi mezhep veya etnik durumuna göre adlandırarak kırk parçaya bölüyordu! Çıldırlı Âşık Şenlik’in. Bunun da Türklerin arasına nifak sokmak için etnik ve mezhep farklarını derinleştirmekten başka bir amacı yoktu. Çarlık Rusya’sı Müslüman ahaliden asker almamaktaydı. halkın Osmanlı’ya ne kadar bağlı olduğunun ifadesidir: Bizim Ahıska Şu Kars’ta yok mu bir kimse bulunsun bu himayette. Aman kardaş ne fark vardır bizim ile cemadatta. Tiflis Müftülüğünce atanan başimamlar. Acep Türk hattı çıktı da gezer mi şol semavatta. ruhanî meclise gönderirdi. dolayısıyla kararlar da ona göre olurdu. Adlî işlerde rüşvet çok yaygındı. Şu Poskov medresesinden dilenciler çıkarmakla Zülâl der. Başimamların maaşı yoktu. Ruslar. Adliye işlerine kazalarda bulunan birer sulh ve sorgu hâkimi bakıyordu. Öyle yaptık. Rusça ve Türkçe okutmasını talep ettim. nikâh kıyar. ilâç veriyordu. Bunlar. Bu da rüşvete tabiydi. Rumlar okurlar Türkçe. Okuma yazma öğretmeden cahil bıraktığı gibi. Bu suretle müthiş Gürcü propagandasından kurtulduk.

Ardanuç üzerinden gelen ve içinde Yüzbaşı Halid Beyin de bulunduğu bir Türk birliği. Türk ahali bu manzarayı nefretle karşıladı ve aralarında mevcut millî birlik duygusu daha da arttı. askerî nakliye için gerekli şartlar hazırlanmıştı. gam ateşine. Bir halk şâiri Ruslardan kurtuluş dileği destanı yazmıştı: Gece gündüz sana budur duamız. Devrilen Moskof elinden çıkarız bir gün olur. Rus Çarı Nikola. iki taraftan Rus kartalı bayrağı parçalıyor ve askerin elindeki Rus bayrağı yükseliyordu! Valiyle heykeli dikilen asker de bu törende hazırdı. 20 Aralıkta 1914’te Sarıkamış’a gelerek cepheyi ziyaret etti. Türk yaşarız dünyada. hükmi hanı isterim. deniz ve demiryolu bakımından Türkiye’ye karşı kesin bir üstünlüğe sahip olan Rusya. Rus idaresinden bezmiş usanmıştı. Ceyhun. Başkumandan Vekili Enver Paşa. Çar’ın manifestosuyla Türkiye’ye karşı savaş ilân etti. 1904’te Azerbaycan’ın Şeki şehrinde öğretmenlik yapan Posoflu Âşık Zülâlî. Türk doğarız.Hulusi kalbimden bilsen fikrimi. 12 Kasım 1914’te savaşa girmiş bulunuyordu. Tiflis’te döktürülerek getirilen heykelin açılışı için halk da davet edildi. Anadolu’da seferberlik ilân edilince Ruslar. Tuna. hızla onarılan demiryoluyla Tiflis’ten Sarıkamış’a mütemadiyen taze kuvvet ve mühimmat sevki. Yandık zulüm. irahmi gani. Bizans Devleti’ni yeniden kurmak. askerî kara ve demiryollarına da önem verdiler. Rusları buradan atarak Ardahan’ı ele geçirdi. Türklere hakaret edilmek için düzenlenmişti. Vurur millî külünk ile yıkarız bir gün olur. 25 Aralıkta Sarıkamış’a hücum etti. Merhamet sahibi. bir yandan da usul-i cedîd dediği yeni usul okluları teşvik ediyordu. Üçüncü orduya arzu çekeriz.” O zamanlar en kayda değer aydınlanma hareketi herhalde Kırımlı Gaspıralı İsmail Beyin faaliyetidir. 16 Bizim Ahıska . Kars. bölgenin aydınlarını ve ileri gelenlerini toplayarak Sibirya’ya sürdüler. O bir yandan Tercüman gazetesini çıkarıyor. Karadeniz’de kontrolü ele geçiren Ruslar. Şarka garba yıldırımlar çakarız bir gün olur. Hafız Hakkı Paşa. Fahrettin Erdoğan anlatıyor: “Tiflis’te oturan Kafkasya Genel Valisi Vorontsov Daşkov. Der Zülâlî. Sarıkamış’ın yukarı mahallesi ele geçirildi ve merkezde kuvvetli süngü savaşları yapıldı. Başka bir ifadeyle. Ümitsizliğe kapılan Rus karargâhı genel çekiliş emri vermeyi düşünürken. Diğer bir hattı da Arpaçayı ve Aras Nehri’ni takiben Nahçivan ve İran’a bağladılar. Sarıkamış harekâtının sonucunu da bu sayede lehine çevirebilmiştir. diğeri de deniz gücümüzün zayıflığıdır. Mevlâm bu Urus’tan kurtar İslâm’ı. Trabzon’a ulaşamıyordu. Kafkas. Rus tehdidi altında olduğundan İstanbul’dan kalkan gemilerimiz. Bu şekilde bölge Rus demiryolu şebekesine bağlanmış. Kara. Ruslar. Doğu Anadolu’ya demiryolu yapılmaması için Osmanlı Devleti’ne baskı yapmış ve hatta taahhüt almıştı! Karadeniz. 27-28 Aralık savaşları çok şiddetli geçti. Ardahan ve Batum halkı bu şartlarda yaşarken Birinci Dünya Savaşı başladı. 22 Aralıkta Sarıkamış’a doğru Türk yürüyüşü başladı. Ben Allah’tan Âl-Osman’ı isterim. hicran. İnşallah düşmanın kaddin bükeriz. Çünkü Türk bayrağı Rus askerinin ayakları altında çiğneniyor. Buhara. Hâlbuki Türk demiryolu Ankara’nın az doğusuna kadar uzanıyordu. Bu metotla açılmaya başlayan okullardan birinde. Nesli mürsel. El ele verince dağlar sökeriz. Sarıkamış felâketinin en mühim sebeplerinden biri demiryolu yokluğu. savaşın seyrini değiştirdi. İstanbul’u ve Boğazları almak. Volga. Kırım’dan çevrilen hisarları. Eli altında esir bulunan halkı çalıştırarak Tiflis’ten Gümrü’ye gelen demiryolunu Kars’a ve sonra da Sarıkamış’a kadar uzattılar. Büyük bir sevinç ve heyecana kapılan halk Rusları kovmak için ordumuzun yanına koştu. Mevlâm bu Urus’tan kurtar İslâm’ı. Türk gezeriz. Türkiye. Bu anıt 93 Harbi’nde Kars’a giren ve kaledeki Türk bayrağını indirip yerine Rus bayrağını diken askeri canlandırıyordu. Halk. Selim’de demiryolu havaya uçurularak Kars-Sarıkamış bağlantısı kesildi. Bu tören. Türk ahalinin millî direncini kırmak için Kars’ta bir Rus Zafer Anıtı yaptırdı. Ayasofya’ya haç koymak gibi tarihî emelleri olan Rusya. 23 Aralıkta Rusları püskürterek Oltu’ya girdi. Batum’a bağlanmıştı. Ayrıca petrol şehri olan Bakü de demiryoluyla Karadeniz’e. Rus esaretinden kurtuluş ümidini şöyle dile getiriyordu: Biz bu zulmetler içinden çıkarız bir gün olur. Araslar gibi Tuğyan eder deryalara akarız bir gün olur. Mevlâm bu Urus’tan kurtar İslâm’ı.

onların yardımıyla biz de Çoruh’un öte yakasındaki Zor köyüne geçtik. 1916 yılı şubatında Erzurum’la birlikte Doğu Karadeniz ve Doğu Anadolu Ruslar tarafından istilâ edildi. 1916’nın ilk haftasında tekrar yola koyulduk. Bizim Ahıska 17 . Ardanuç ve Hod köylerinden göçen ve çoğu kadın. 1915 yılının ilk haftası. her şey yok olmuştu. İspir. yaşlı ve çocuklardan meydana gelen kafileler köyümüzden geçiyordu. Sarıkamış muharebeleri. eşyalar talan edilmiş. Bir iki ay Zor’da kaldık. Bağlar bozulmuş. küme ve pestiller yapılmıştı. Bayburt. Savaş başlayınca bilhassa Artvin bölgesinden Anadolu içlerine doğru muhaceret başlamıştı. Burada toplanan Erkinisliler. 1916 kışına bu kasabada girdik. gâvurlara kalır diye. Rus Kazaklarıyla onlara öncülük eden Ermeni ve Rum çeteleri. Evler harap olmuş. savaşın hazin sonu göründü. 1915 yılı nisan ayının il günleriydi. geceleri. Çoruh üzerindeki tel halattan karşıya geçip. Ardahan. İnekleri dışarıya salarak evimizi barkımızı bırakıp yola çıkmıştık. pekmezler. Bir gün biz de gideriz.30 Aralıkta üstünlük Ruslara geçti. Kalanları da Erzurum’a doğru çekildi. 1915 yılı kışı boyunca bu göçler devam etti. Ruslar. Babam hasta yatağındaydı. Bu göç yollarında soğuk. Sonra Ersis’e geldik. Bölge yeni felâketlere sürüklendi. Yedi yaşındaydım. Osmanlı kuvvetleri geri çekilince bölgede katliamlar başladı. üç ay boyunca Çıldır. Ruslar Ermenilerle birlikte yerli ahaliye karşı akıl almaz ölçüde katliama başladılar. Kelkit. Bahar gelince Rusların çevre köyler kadar sokuldukları söylendi. O günleri Yusufelili Öğretmen Mustafa Âdil Özder şöyle anlatıyor: “1914 yılı sonbaharıydı. Sarıkamış Felâketi’yle bölgeyi savunan ordumuz eridi. çardakta sıra sıra asılı duran kümeleri çekip aşağıda gördüğüm Ardanuçlu çocuklara attığımı ve onların da kapıştığını iyi hatırlıyorum. reçeller. Halid Bey kuvvetleri çekildikçe Artvin ve Oltu bölgesinde Rus işgali genişliyordu. Alucra. Tokat ve Zile üzerinden ağustosta Sungurlu’ya gelip yerleştik. 2 Ocak 1915 günü. Artık muhacirler yerlerine dönüyordu. Göle ve Olur’da çoluk çocuk demeden 40 bin kişiyi şehit etti. Bizim köyde de göç hazırlığı başladı. Reşadiye. 1920 senesinin ağustos ayında biz de memlekete döndük. ümitsiz dövüşler şeklinde devam ettiyse de 17 Ocakta cephe sustu. “Türk ordusunun gelişine sevindiniz!” diyerek Ardahan ve Çıldır ahalisini kırmaya başladı. Sungurlu’da dört sene kaldık. Halid Beyin cephane götürüp boş dönen atlılarına bibim rica etmiş. Tiflis’ten Çıldır’a gelen taze Rus kuvvetleri Ardahan’a yöneldi. Oltu-Kars arasında Ermeni savaşı sürüp gidiyordu” Devamı var. açlık ve çeşitli hastalıklardan nice insan telef oldu. Rus tarafında kalan kendi tarlalarından güzün ekilmiş ekinlerin başaklarını kırparak çuvalla Ersis’e getiriyorlardı.

üstelik kendi güvenlikleri için geçici bir süre denilerek yalan söylenmiştir. Dayandığı yegâne varlık çocuklarıydı. Bunların arasında Çınar ananın genç eşi de vardır. hayvan vagonlarına doldurularak bir ölüm yolculuğuna çıkarılmıştır. Hiçbir suç isnat edilmemiş. Ama bu çilerlin hiçbir vatandan ayrılık derecesinde değildi. Sürgün tarihine kadar ailesiyle beraber Ahıska’da huzurlu bir hayat yaşamıştır. Ama bu çocuk nereye gömülecekti? Bir mezarı olacak mıydı? Ne yazık ki böyle bir şansı da yoktu. Eğer bu olayın adı soykırım değilse. bir daha geri dönmemiş. daha genç bir anneyken hayatın bin bir türlü çilesiyle tanıştı. salgınlara ve açlığa dayanarak sağ kalanlar. Şimdi de vatansız kalacaktı. Çınar ananın dört oğlu ve bir kızı vardı. Hasret. Hayvan vagonunda evlâdını kaybetti. kocasını kaybetmenin üzüntüsünü yaşarken sürgün haberiyle yıkılmış. O zamana kadar askere alınmayan Ahıskalılardan da eli silâh tutanlar toplanarak cepheye sürülmüş. Analar bağrına taş bastı. Çınar ana. Çınar ana. Onlara bakabilmek için didindi. Zamanla beş çocuk annesi olmuştur. ulaştıkları ülkelerde tarifi imkânsız yokluklar. Çınar ana. Asgarî insana lâyık şartlardan uzak bir şekilde. İnsanlık âlemi bunların sesine kulak vermeli değil mi? 1944 yılı kasım ayında cereyan eden Ahıska-Orta Asya hattındaki ölüm yolculuğunun kahramanlarından biri de Çınar anadır. Ama bu acıyı yaşayan bir o muydu? Bütün hemşehrileri de öyle değil miydi? Her biri Orta Asya çöllerine serpilmemiş miydi? 18 Bizim Ahıska . hayatın kahrını çekmiş. Çı- nar ninenin dünyasına kâbus gibi çökmüş. doğdu büyüdüğü ata yurdundan sürgün edilmiştir. on sekiz yaşında evlenmiş. 1910 yılında Ahıska’nın Soxdev köyünde dünyaya gelmiş. sürgünde evlâdını kaybetmiş genç bir anneyken diğer çocuklarıyla beraber tek başına hayat mücadelesi vermiştir. Bu halk sadece Türk olduğu için bu insanlık dışı muameleye tabi tutulduğuna göre bu olaya sadece sürgün demek yeterli midir? Kış mevsiminde 15-20 hatta 30 gün süren ölüm yolculuğunun adına soykırım desek. Yoksulluktan ve kimsesizlikten dört çocuğuyla beraber çok çile çekti. önce oğlu Hasret’i elinden aldı. İstasyonlarda vagonları dolaşan askerler ölüleri alıp yaban arazilere savurdular. hiçbir haber de alınamamış. Vatan hasreti günden güne içini dağlıyordu. Bunlar masal değil. Koca bir halk. Azim ve sabırla çocuklarını büyüttü. Onları evli barklı etti. Çocuklarına hem ana oldu hem baba. çaresizlikler içinde ateşle boğuşarak vefat etmişti. Çocuklarına sarılarak sürgün vagonuna bindi. Bu acıyı dindiremeden kapısı yeni bir felâketle çalınmış. Çok genç yaşlarda. garip ve kimsesizlikler yaşadılar. Bu felâketin adı sürgün! Genç bir anneyken dul kalmıştı. İkinci Dünya Savaşı çıkmış. Çınar ana. Sürgün sırasında vagona atabildiği döşeklerin yünüyle çorap örüp satarak ve kolhozda aşçılık yaparak hayata tutunmaya çalıştı. Hayatın ve anneliğin en güzel çağında bir kıyamet kopmuş. Çınar ana için sürgünün ilk yılları çok ağır geçti.Ahıskalı Çınar Ana Nilüfer DEVRİŞOVA Ahıska Türklerinin yaşadığı insanlık dramı akıllara durgunluk veren bir olaydır. yolda hastalanmış. bizzat yaşayanların bir kısmı hayatta. abartmış mı oluruz? Bitmez tükenmez yollarda binlerce insan can verdi. İlkokulu yaşadığı köyün Gürcü mektebinde okumuştur. Çınar ana. bilmediği arazilerde kurda kuşa yem olan yavrusunu bırakarak diğer çocuklarıyla birlikte Özbekistan’ın Namangan şehrine ulaştı. İşte bu savaş. Birleşmiş Milletler Teşkilâtı’nın neye soykırım dediği tartışılır! Kış soğuğuna. Bir istasyonda vagona giren askerler çocuğun cansız cesedini alıp annesinin yaşlarla dolu gözlerinin önünde bir eşya gibi dışarı atacaklardı. Ne var ki bu ölüm yolculuğu. Alman cephesine giden genç kocası Bekir Lomidze.

Onun tecrübesiyle. Fotoğraf. Yıldız Hanım halen Özbekistan’da yaşamaktadır. Bu fotoğrafta. Bu fotoğrafta sağ taraftaki Yıldız hanımdır. Bu fotoğraf. Çınar ninenin iki çocuğu hayatta. sol taraftaki hanım da Bedir’in karısı Hediye Hanım. Bu fotoğraf. Acep görür müyüm vatanı dağlar? Fotoğrafların Dili Çınar ananın kızı Yıldız Hanım (sağda). şimdi ABD’de yaşayan erkek kardeşi Bedir. gördükleriyle bir tarih yazılacaktı belki. Gürcü bir hanımla evlenmiş ve sürgüne gitmemiş.Ahıska’da şen ve mutlu bir dünyada hayata başlayan Çınar ananın ömrü. Eşi üç sene önce vefat etmiş. sürgünden dokuz sene sonra. 1953’te Özbekistan’da çekilmiş. Ahıska Türkleri sürgüne gittikten 11 sene sonra 1955 yılında Ahıska’da çekilmiş. Gürcü kızıyla evlenmiş olan Aziz Efendiyle Gürcü karısı Şaşa Hanımı görüyoruz. Fotoğraf 1960 yılında Maharadze’de çekilmiş. Aziz Efendi. gurbet ellerde. 1949 yılında Özbekistan’da çekilmiş. (Hâlbuki Ude’de Letifşah Barataşvili. oğlu da ABD’de yaşıyor. 63 yaşında dünyaya veda ediyordu. Aziz Efendi ile Şaşa Hanımın kızları Aniko ve Saniya. Erken vefat etmeseydi kim bilir bize neler anlatacaktı… Bugün bile cevabını bulamadığımız sorular ce- vap bulacaktı. gurbetlerde nihayet bulacaktı. Altı çocuğu var. Soldaki de Şaşa Hanımın ağabeyi. Geçti gitti yıllar. Bugün ihtiyacımız olan ama arayıp da bulamadığımız bilgi hazinemiz Çınar nineye Allah’tan rahmet diliyoruz. Bizim Ahıska 19 . Artık o Çınar nine olmuştu. Gürcü eşinden ayırıp sürgüne gönderilmiş! Bu da kaderin başka bir cilvesi…) Bu fotoğrafta çay toplayan kızlar. Hayatın acı ve tatlı yönlerini yaşamış olan Çınar nine. Sadece bir kardeşi hayatta ve ABD’de yaşıyor. 1973’te Özbekistan’ın Namangan şehrinde vefat etti. birkaç sene evvel 105 yaşındayken Ahıska’da vefat etmiştir. Ortada (oturan). Ağıtlar kavruldu tatlı dillerde. Bülbüller öterdi kızıl güllerde. Kızı Özbekistan’da.

hem ABD’de hem de Irak’ta yaşıyor. Ellerimiz. Ahıska’dan Orta Asya’ya sürgün edildiler. hayvan vagonlarında bir ay süren yolculuk sırasında çok kayıp verdiler. Ablam çifte vatandaşlığa sahip. istisnasız “Ben Türk’üm!” diyor. Ahıska’dayken okula gittiniz mi? 20 Bizim Ahıska . Büyük kardeşim 1992’de. küçük kardeşim de 2009’da vefat ettiler. Ben. Kürt olduğunu kabullenenler bile Türklerle kardeş olduklarını ve aralarında hiçbir farkın olmadığını söylüyorlar. Şimdi akrabalarınız nerede yaşamaktadır? Annem ve babam 1946’da Özbekistan’da vefat ettiler. tohum gibi Orta Asya ülkelerine serpildiler. İkinci Dünya Savaşı başlayınca araya duvar diktiler. 65 yıldan beri Ahıskalıların hayatı gurbetlerde savrulup gitmektedir. İşte sorularımız ve cevapları: Recep dededen. Recep Mirzayev. kucaklarımız dolu elmalarla evimize gelirdik. Köyümüz Türkiye’ye çok yakındı. bahçelerden elma toplardık. Türkiye’de okunan ezanlar ve öten horozların sesi bizim köyden duyuluyordu. Ahıskalının alın yazısı oldu.I Nilüfer DEVRİŞOVA 1944’te Türkler. Biz bu yazımızda yıllar önce bizim gibi Ahıska topraklarından uzak diyarlara sürülen Kürt kardeşlerimizden bahsedeceğiz. Diğer akrabalarımın çoğu Irak’ta ve ABD’de yaşıyorlar. Kürtler. Sağ kalanlar. Ahıskalı Kürtleri biraz daha yakından tanımak.Kırgızistandaki Ahıska Kürtleri . Hemşinliler olmak binlerce insan. Çile. Ahıska’daki mutlu hayatını ve bugüne kadar yaşadığı acı tatlı hatıralarını anlattı. Sovyetler Birliği zamanında vatana dönüş müracaatları havada kaldı.000 olduğu Recep Mirzayev torunları Said ve Hanife’yle. yurtsuzluk. Bazıları Kürt olduğunu bile kabullenmiyor. kültür ve konuşma dilleri Ahıska Türklerinden farksızdır. Türkiye tarafına çok geçerdik. Ahıska’dan sürülen bu insanların çekeceği bin bir acı. arada sadece küçük bir nehir vardı diğer taraf Türkiye’ydi. Bunların büyük bir kısmı Kırgızistan’dadırlar. Oş ve Bişkek şehirleri başta olmak üzere birçok köy ve kasabalarda yaşamaktadırlar. Bugün Orta Asya topraklarında Ahıskalı göçmen Kürtlerin sayısı çoktur. Ahıska’nın hangi köyünde ve hangi tarihte doğduğunu soruyoruz. Dönebilenler de Gürcü yöneticileri tarafından geri gönderildi. asıl bundan sonra başlıyordu. Oralarla ilgili çok güzel hatıralarım var. ondan sonra bir daha geçemedik. geçmişte yaşadıkları sıkıntıları ve bugün yaşadıkları hayat biçimlerini öğrenmek için Ahıskalı yaşlı ve genç Kürt kardeşlerle konuştuk. söylenmektedir. Soğuk kış günlerinde. Kırgızistan’da yaşayan Ahıska Kürtlerinin sayısının 33. Celalabat. Çoğunun hayat tarzı. Bişkek’in Oroh köyünde yaşayan Recep dede. huzursuzluk. 1925’te Ahıska’nın Tsxalpile köyünde doğdum.

Ama bütün köyleri çok iyi hatırlıyorum. Bu haber karşısında ne olduğunu anlayamadık. coğrafya. Sürgüne kadar çok iyi yaşıyorduk. Adigön. Devlet sizi hangi milletten görüyordu? Devletle aranız nasıldı? Gürcüler bizi ayırmıyordu. Bizim Ahıska 21 . nerelere gönderildi? Toplu olarak mı yaşıyordunuz? Diğer sürgündeki Türklerle ve Hemşinlilerle aranız nasıldı? Sürgünde Kürtler. Bilhassa Adigön’ü çok iyi hatırlıyorum. Dersler. Çıxet’te üç aile vardı. Bizim köyle arası on beş dakikaydı. sadece Türklerin ve Kürtlerin sürüleceğini söylediler. Babaları savaşa gönderilmişti. hiçbir anlaşmasızlık yoktu.. Köyümüzde okulumuz vardı. Türklerle beraber cuma namazlarına. matematik… 1941’den sonra başka okulda okumaya başladım. Bunlardan başka milletten yoktu. Aramızda hiç kötü şey yaşanmadı. Bu yüzden bizim oralardan sürülmemiz bana çok garip geliyor. Aramız iyiydi. Eğer gidersem her yeri size gösterir anlatırım. Bütün dersler okutuluyordu.. bayram namazlarına giderdik. Devletle de aramız iyiydi. Diğerlerini başka yerlere gönderdiler. Aramızda öyle çocuklar vardı ki ne anası vardı ne de babası. kardeş gibi yaşıyorduk. devletle de. orada da öyle yapardık. Gomora’da da Kürtler yaşıyordu ama miktarını tam olarak bilemiyorum. Bizimle beraber sürülen Türkler ve Hemşinlilerle aramız iyiydi. tarih. Camilere rahatlıkla gidip ibadetlerimizi yapardık. Sürgün yolculuğu çok uzun sürdü. Orada ancak bir sene okuyabildim. Düğünleri. Bir sene sonra. sürgün nasıl gerçekleşti? Nasıl oralardan sürgün edildiniz? 14 Kasım’da evimizin önüne askerler geldi. Her istasyonda bize yemek veriyorlardı. Peki. Ermeniler ve Gürcüler yaşıyorlardı. sünnet törenlerini kendi âdetlerimize göre yapardık. 17 yaşında Azerbaycan’daki Karadiz demiryolu istasyonunda çalışmaya başladım. Özbekistan ve Kırgızistan’a gönderildiler. Azerî Türkçesiyle veriliyordu. Hocalarımız da Azerî’ydi. Kazakistan. Hatırladığım kadarıyla Çaral’da iki aile. onların çocukları bile vagonlara sıkış tepiş dolduruldu. Ahıska’nın hangi köyleri Kürt’tü ve sayıları ne kadardı? Ahıska’nın birçok köyünde Kürtler yaşıyordu. Nasıl ki şimdi burada yapıyoruz. Türk-Kürt fark etmezdi onlar için. hiç unutamadım oraları. Birkaç aile de Türk… Diğerleri hep Ermeni’ydi. Hepimiz dağınık vaziyette değişik köylerde yaşıyorduk. Buna da kimse bir şey demezdi. bu yüzden bize yakın olan Vale köyüne giderdik. Sürgünde Ahıska Kürtleri. Sürgünden önce de çok iyiydi. yani 1943’te izinle eve geldim. Devletle çok iyi geçinirken nasıl oldu da biz buralara sürüldük… Âdetleriniz nasıldı? Ramazanda oruç tutulur muydu? Bütün âdetlerimiz vardı kızım. Sürgünün sebebini ne olarak görüyorsunuz? Sürgünün sebebini anlamadık ki. çünkü beni çalışmak için Azerbaycan’a gönderdiler. Ramazanlarda hepimiz oruç tutardık. Abastuban. Çevre köylerde kimler yaşıyordu? Onlarla aranız nasıldı? Çevre köylerde ve bizim köyde Türkler. Bizi Orta Asya’ya sürgün edeceklerini ve gerekli eşyala- Hanife ile Nilüfer rımızı toplamamız için üç saat mühlet verdiklerini söylediler. Biz dört ayrı millet çok iyi yaşıyorduk. Biz ailece Semerkant’a geldik. Bizim köyde Müslüman az olduğu için cami yoktu.. Ermenilere kimse bir şey demedi. Beşinci sınıfa kadar okudum. okula gittim kızım. O gece hepimizi hayvan vagonlarına doldurdular. Bunun gibi Cağısman. Her evde üçer asker vardı.Evet. açlıktan ölmememiz için.. Bizim köyde beş aile Kürt’tü.

Peki. aynı bayrak altında. Türkiye’nin Kürtlere hiçbir kötülüğü yok. Türk-Kürt ilişkilerini nasıl buluyorsun? Türkiye’de iki sene Kürt olmama rağmen hiçbir zorluk çekmeden çalıştım. Türklerin bu tutumunu haklı buluyorum. Çünkü onlar buralara alıştılar. Hanife’ye Ahıska’ya dönmek isteyip istemediğini soruyorum. İstiyorum ki milletimin çektikleri son bulsun. aynı kültürü yaşamasını isterim. “Alman ordusu buralara gelecek! Onun için sizi buradan çıkaracağız!” dediler. oraları kendine vatan edindiler. Şu anda yaşadığınız memleketten memnun musunuz? Başlıca problemleriniz nelerdir? Evet. İstediğim gibi çalışıyor. Sınırda hepsini aldılar. milletinin geleceği için ne yapmak istersin? Milletim yıllardan beri gurbetlerde dağınık bir şekilde sürgün hayatı yaşıyor. Kendine vatan olarak nereyi görüyorsun? Vatan olarak Gürcistan’ı görüyorum. huzurlu bir şekilde yaşamasını. memnunum kızım. Allah’a şükür çok iyi yaşıyoruz. Hanife’nin düşündükleri bambaşka. Bu konuda Türkiye’yi kınamıyor. Yaşlı olan herkes isteyecektir geri dönmeyi. Irak’a gitmek isteyebilirler. Kendine vatan olarak nereyi görüyorsun? Geçen sene Türkiye’ye gittim oraları çok beğendim. Bir gün ansızın askerler geldi. Oralar bizim vatanımız. aynı dili konuşmasını. Yaşlandık artık. Çünkü atalarımız oralarda doğdu. Eğer elimden gelirse bunları yapmak isterim. Yıllar önce bizim yaşadıklarımızı onlar yaşamasın. Kürdistan’ı çok beğendim. Başka millet de aynısını yapardı. Vatana dönüş konusunda ne düşünüyorsunuz? Genel olarak Kürtler neler düşünüyor? Ben. Ahıska’ya dönmek istiyorum. sadece onlar gücünü yanlış yolda kullanan ve iki kardeş milleti birbirine düşman eden insanların peşindeler. Türkleri çok beğeniyorum. Şimdi anlıyorum ki onların hedefi Ahıska’yı bizim elimizden almakmış. Kürtlerle değil PKK’yla savaşıyor. ninelerimiz yıllar önce Ahıska’dan sürüldüler. Said’e Ahıska’ya dönmek isteyip istemediğini soruyoruz. Köyümüzden ve akrabalardan dönenler olursa ben de dönerim.İsabali Mürseloğlu Gürcü ve Ermenilerle de bir derdimiz yoktu. Dedelerimiz. takdir ediyorum. Ben oraları görüp bildiğim için geri dönmeyi istiyorum. zorla da tutup götüremezsin. Said’le sohbetimizden sonra sıra Hanife Hanıma geliyor. bunun için devlet imkân sağlasın. Daha oraları ne gördüm ne de hayat biçimini bilirim. Irak’ta 22 Bizim Ahıska . Belki de bizi çekemediler. Türkiye’yi mi yoksa Gürcistan’ı mı kendine daha yakın devlet olarak görüyorsun? Türkiye’yi çok seviyorum. Fakat oraya ilk önce gezip görmek için gitmek isterim. Irak’a da gittim. Onların dünyaya bakışı başka. Irak’ta yaşamak istemiyorum. Türkiye’ye o bayraklarla girmeme izin vermediler. Kendime tabiî vatan olarak Irak’ı görüyorum. Bütün Kürtlerin aynı topraklarda. Ama çocuklar dönmek istemez. daha ne isteyebiliriz ki… Gençlerimizin geleceğinin iyi olmasını isteriz. çünkü çok iyi yaşıyorduk. istediğim gibi de geziyordum. Bayrak bile olsa tedbir alınmalıdır diye düşünüyorum. Eğer beğenirsem sonra gelir ailece gideriz. Oralarda yaşamak isterim. Irak’tan Türkiye’ye geçerken yanımda Kürt bayrağı vardı. Recep dedenin sohbetine doyum olmuyor ama sohbetimizi bitirmemiz gerekiyor. Tabiî isterim! Ahıska’ya dönmeyi çok istiyorum. Ama gençler istemez. Bana göre fark etmez. iyi bir millet. ama kendime yakın devlet olarak Gürcistan’ı görüyorum. Türkiye. O yüzden acele karar vermek istemiyorum. Sohbete Recep dedenin torunları Said ve Hanife’yle devam ediyoruz. Orada ayrımcılık var. Kimse beni rahatsız etmedi. Irak’ı daha çok beğendim. Ben. Gelecekte ailem ve akrabalarımla beraber Kürdistan’da yaşamak isterim.

Bu kadar konuşunca söz PKK terör örgütüne geldi. Saguli. Onlar böyle kan dökerek. Türk-Kürt ayrımcılığı yapıyorlar. php?file=ProductInfo&cat_id=88&product_ id=2110 Bizim Ahıska 23 .ttk. Türk-Kürt fark etmezdi. Agara. Bana göre hepimiz aynıyız. Kendinize en yakın devlet ve millet olarak kimi görüyorsunuz? Ben en yakın millet de devlet de Türkiye’dir. aynı dini. Hâlbuki biz aynı milletin insanlarıyız. Sohbetimize Bişkek’in Zarya köyünde yaşayan İsabali dedeyle devam ediyoruz. Horoma. Oruç tutar. Türkiye’den gelen Ermeniler bizim gibi konuşuyorlardı. aynı topraklarda yüzyıllar boyu yaşamışız.org.Kürt başka. İsabali Mürseloğlu. Odunda. kurban keserdik. Atatürk’ün milletini kendime yakın görüyorum kızım. İstiyorum ki Türk de bir olsun Kürt de. askerler evimize geldiler. Acaba Hanife. Sizce sürgünün sebebi neydi? Kızım. Tibet… Çevre köylerde kimler yaşıyordu? Onlarla ilişkileriniz nasıldı? Çevre köylerde Gürcüler. Kürt-Türk bölücülüğü olmamalı. Bize söylenen buydu. Türklerin gelip bizi basacağını söylediler. N. Derslerimiz Gürcüceydi. Türkleri Kürtlere ve Kürtleri de Türklere düşman etmeye çalışıyorlar. aynı kültürü paylaşmışız. 1928’de Ahılkelek’in Xıryan köyünde dünyaya gelmiş. Hepsiyle aramız iyiydi. Herkesle aramız iyiydi. Onlar bizden kız alırlardı biz de onlardan alırdık. Ben şahsen kendimi Türk olarak biliyorum. Bugün Türkiye’de yaşanan çatışmaya bir anlam veremiyorum. Uravel. Okulda üçüncü sınıfa kadar okudum. Ermeniler ve az sayıda da Azeriler vardı. Daha sonra bizim okula Azerbaycan’dan öğretmen geldi ve Azerice öğrendim. Bizi aynı milleten sayıyordu. Geçmişe baktığımız zaman Türklerle o kadar çok ortak yönümüz var ki.tr/switch. Rustav. Köyümüzde ve etrafında daha çok Ermeniler yaşıyordu. Bizler aynı milletin insanlarıyız. Âdetleriniz nasıldı? Komünizm zamanı Ramazanda oruç tutulur muydu? Âdetlerimizi yapıyorduk. Türk başka… Ben bunu istemiyorum. Gankit. Not: Bu röportajları yapmamda yardımlarını gördüğüm Resul Raşidov ve İzmire Odabaşeva’ya teşekkür ederim. çatışarak neyi halledecekler? Her şeyi doğru yoldan çözmeliler. Oxere. Kürtlüğünü kabul edip bunu açıkça söyleyenler çoktu. PKK hareketine nasıl bakıyordu? Kürtlerin Türklere böyle davranmasını hiç doğru bulmuyorum. İntel. Okulda bütün dersler vardı. Devlet sizi hangi milliyetten sayıyordu? Sizler kendinizi kim olarak görürdünüz? Devletin bizimle bir ilgisi yoktu. gece saat ikiydi. İsabali dedeye memleketteyken okula gidip gitmediğini soruyoruz. Tirbon. Bu sürgünün sebebini hâlâ anlamış değilim. Bu yüzden bizleri Orta Asya’ya sürgün edeceklermiş. Orpola. D. Xiryan. Kürtler Ahıska’nın hangi köylerinde yaşıyorlardı? Nüfuslarını bilmiyorum ama şu köylerde Kürtler yaşamaktaydı: Koltaxev. Öyle ayrımcılık olduğunu hatırlamıyorum. http://e-magaza. Hepimiz aynı milletteniz. Onlar.

Evleriniz nasıldı? Evlerimizin içinde her odada seki (divan) vardı. lazut (mısır). Köyümüz Adigön kazasına bağlıydı ama Ahıska daha yakın olduğundan alış veriş yapmak için Ahıska’ya şehre giderdik. Kışlar çok soğuk olduğundan evler birbirlerine çok yakın mesafede dikilmişti. Kerim. On büyük baş hayvanımızdan ikisini devlet aldı. Evlerimizin duvarları taştan yapılmaktaydı. yeni nesillerin ibret alması ve gelecekteki sorumluluğunu hatırlaması için yaşlılarımızın anlattıkları hayat hikâyelerine kulak vermeliyiz. Köy muhtarının iki katlı evi hariç bütün evler tek katlıydı. belgeseller. müzik. devletleştirildi. Bir yol.Ahıskalı Raziye Nine Anlatıyor Sabir ASKEROV* 1944 sürgününü yaşamış büyüklerimiz bir bir aramızdan çekilip gidiyorlar. Nevreste ve Sahib adlı çocuklarını büyütmüş. Para alır yaparlardı. Erkek kardeşlerim: Kezim. Merve. Alaaddin. O zamanlar yürüyerek bazen de eşekle giderdik. insanlık âlemine ve tarihe emanet etmek için sanat ve teknolojiden yararlanmaktadırlar. neler yetiştirirdiniz? Bizim 12 hektarlık toprağımızdan bize sadece 15 sotuk (10 dönüm bir sotuk) kalmıştı. Köyde aşağı yukarı 45 tütün/hane vardı. Neler eker. Salican. Bu sekilerin altında kışlık yiyecekleri ve tarladan toplanan bazı ürünleri saklardık. 1944 yılı faciasını yaşadı. Cesim ve Nesim’di. Komünist devrim sonrası her yerde kolhozlar kurulmaya başlamıştı. Halkımız. Köyümüz. ne zaman ve nerede dünyaya geldin? 1924 senesinde Ahıska vilâyetinin Adigön ilçesine bağlı Tutacvar köyünde dünyaya geldim. bu faciayı yaşayanların sürgün öncesi ve sonrasına dair hayatını ne yazık ki lâyıkıyla bilmemektedirler. Bizim köy ve Ahıska’daki diğer köyler. Yağmurla sulanırdı. iki mahalleden meydana geliyordu. bu iki mahalleyi iki yakaya ayırıyordu. Fergana Olaylarından sonra Rusya’ya gitmiş. 24 Bizim Ahıska . kolhozlar kurulmadan önce daha iyi yaşamaktaydı. Raziye Nine. Ahıska gibi koca bir vilâyetin binlerce insanı. Duvar ustalarının çoğu Ermenilerdi. Hâlbuki bizim acımızın binde birini bile yaşayan topluluklar. Fakat kolhozlar kurulduktan sonra ve topraklar elimizden alındıktan sonra yoksul duruma düştük. Tutacvar köyünde pazar yoktu. Filmler. Sonraki nesiller. 1992 yılına kadar burada yaşadıktan sonra Kırgızistan’ın Şamaldı-say ilçesine yerleşmiştir. Üçü erkek. Bu evler ortalama iki veya üç gözlüydü. Sürgünden önceki köyünüzden ve bu köydeki hayattan biraz bahseder misiniz? Ben Ahıska’nın Tutacvar köyündenim. biri kız dört çocuklu bir aileydik. Büyüklerimizin yaşadığı faciaların unutulup gitmemesi. Ahıska köylerinde kimler yaşıyordu? Ahıska bölgesindeki köylerin tamamı Türk’tü. bu acıları yeni nesillere. 1990 yılına kadar Özbekistan’da yaşamış. Bizden önceki atalarımızın ana yurt hayatı da ilgi çekicidir. yani toprağımız elimizden alındı. Fennî sulama yoktu. kartopi (patates). bu ürünlerle ticaret yapıyordu. resim vs… yapmaktadırlar. Bize kalan toprağımızda tahıl. Kendi ürünlerini kendisi yetiştiriyor. Bizim Ahıska dergisi okuyucuları için Işıkova Raziye Ninemle konuşuyoruz: Raziye Nine. lobiya (fasulye) yetiştirirdik. kolhoz olduktan sonra çiftçilikle uğraşan halkın topraklarına el konuldu.

Bulut bulut üstünde Bulut dağlar üstünde Sen Mevla’yi seversen Yağma yarın üstüne. Bin bir meşakkatle yaşadık. Dersler Türkçe yapılır ve Rusça da öğretilirdi. Ahıska Manileri Söyleyen: Raziye Işıkova (Askarova) Yazan: Sabir Askerov 1. 5. Ahıska’da okul hayatı nasıldı? Ahıska’daki küçük köylerde dördüncü sınıfa kadar eğitim veriliyordu. 18. * Ankara Üniversitesi-SBF. Bazı büyük köylerde ortaokul da vardı. Puvara qazlar gelür Qanadi sızlar gelür Behtülli puvar sene Nişanli qızlar gelür. Fakat ailesiyle bütün halkın Orta Asya’ya sürüldüğünü öğrenince ailesini bulmak için Özbekistan’a gelmiş. Türkler. Bu derenin uzuni Qıramasın buzuni Alma Çerkez qızıni Çekemasın nazıni. 3. Durnam geder düzüm düzüm Boyni qanadından uzun Durnam benim iki gözüm Durna yara selem götür. 13. Kemerim taxdalari Sayarım hafdalari Eger yarım gelmese Qırarım taxdalari. Armut dalda sallanur Yere düşer ballanur Hep ki oğlan beg olsa Gene qıza yarvalur. Bazen kitaplarımıza para yetmediğinden alamıyorduk. Bu dere holuxlidur Edrefi baluxlidur Neynarım ele yari Ayaği çaruxlidur. Bizi Ahıska’dan çıkardılar. Ondan sonra çocuklarıma hem ana hem baba oldum. Yurdumuzdan koparıldık. Yine de buralarda Türkler çoktu. Armut dalın qırılsın Su dibinde durulsun Bizi yurttan edeni Cuma güni vurulsun. Ahıska’nın Mugaret köyündendir. Almanlara karşı ön cephelerde savaşırken bacaklarından yaralanmış. 11. savaş sona erinceye kadar cephede kalmış. 17. 4. Armudun tadındayım Çermügün yolundayım Anam beni arasa Yarımın koynundayım. Altı çocuğumuz oldu. Okumaya devam etmek isteyen çocuklar o köylerdeki okullara giderlerdi. İkinci Dünya Savaşı’na katılmış. Savaş sona erince Ahıska’ya dönmüş. Qarip kuşlar ötende Qaribim bu vetende Gövlüm gögerçin olmiş Durmiyer bu vetende. Şehirden geçen çayın veya yolun bir tarafında Ermeni veya Gürcü kiliseleri vardı. Stalin’in ölümünden sonra serbest dolaşma hakkı verildi. 15. Bazen Azerî ve Gürcü öğretmenler de gelirdi. 9. Qaranfilim budama Safa geldin odama Eger meylin bendeyse Elçi gönder babama. Biz orda evlendik. Karanfilim çinçili (kalın) Öpem ağzının içini Axşam gece nerdeydin Gövlümün gögerçini. Okulumuzda kitaplar paralıydı ve çok pahalıydı. Endim çayir biçmeye Savux sular içmeye Dediler yar geliyer Qanadım yox uçmaya.Ancak son zamanlarda Ahıska’da Ermeni ve Gürcüler eskisine göre daha fazla artmıştı. Puvarın başi gözel Dibinin taşi gözel Ele bir yar sevdim ki Buyuği qaşi gözel. Özbekistan’ın Namangan vilâyeti Üçkorgan kazasına yerleştirdiler. Meniya xoşum gelür Ağlatma yaşım gelür Çıxıp kapiya baxem Belki qardaşım gelür. 16. Tabii sürgünü de yaşadınız. 1944 sürgünü bir felâkettir. Çok sıkıntılı eğitim dönemleri yaşanmaktaydı ve eğitimini devam etmek için diğer köylere gidip okuyanların yanında okul hayatını dördüncü sınıfla bitirenler de vardı. O zaman biz Özbekistan’ın Sırderya bölgesine göç ettik. 2. 8. 10. Köy okullarındaki öğretmenler Türk’tü. Bi i Ah k Bizim Ahıska 25 . Qaranfilim neden olur Tökülüp den den olur Ben ayrulux bimezdim Ayruluh senden olur. Biraz da sürgünden bahsedelim. Durnam geder naşa naşa Qarli dağlari aşa aşa Hem qayina hem qardaşa Durnam yara selem götür. Diğer tarafta cami vardı. 14. Bunların çoğu kız çocuklarıydı ve ben bunlar arasındayım. Meni demeye geldim Qaymax yemeye geldim Qaymax fikrimde yoxdur Seni görmeye geldim. 12. 7. Ermenilerle Türkçe. 6. Evlenmeniz nasıl oldu? Eşim Niyaz Askerov. Fakat 1961 yılında bilinmeyen bir kaza sonucu eşim Sırderya Nehri sularında ölü olarak bulundu. Gürcülerle de Gürcüce konuşmaktaydılar.

Gürcistan SSC Askerî Komiserliğine bağlı Adigön ilçesi Askerî Komiserliği tarafından bildirilen 7500 Ahıskalı Türk gazinin ve şehidin listesi tarafımıza gönderilmemiştir. Özbekistan.000 Ahıskalı Türk çeşitli cephelerde şehit edildi. vatan topraklarına geri dönen yaklaşık 14. SSCB Komünist Partisi Genel Sekreteri Stalin’in yazılı emri ve SSCB İçişleri Bakanı Lavrentiy Beriya’nın talimatıyla Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’ne (SSCB) bağlı. Gürcistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin. 1939 yılından itibaren ise İkinci Dünya Savaşı’na ve 1941-1945 yıllarında da Nazi Almanya’sına karşı sürdürülen Büyük Vatan Savaşı’na gönderilen yaklaşık 40. yani toplam 86. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği (SSCB) Bilimler Akademisi’nin. Ahıska vilâyetinden. Aspinza. 1936 yılından itibaren askere. Gürcistan SSC Askerî Komiserliğine bağlı. Ahıska. Ahılkelek ve Bogdanovka ilçeleri Askerî Komiserliklerinden tarafımıza gönderilen listelere göre. Ahıska. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği’ne bağlı. Gürcistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin. 26. Adigön. 14-16 Kasım 1944 tarihlerinde. Ahalkelek (Ahılkelek) İlçesi Askeri Komiserliği: 438 kişi. Ahıska vilâyetinden gönderilen 11. Zemskov’un tarihi belgelere dayanarak verdiği bilgilere göre. Adigen (Adigön) İlçesi Askeri Komiserliği: 7500 kişi. Bogdanovka İlçesi Askeri Komiserliği: 48 kişi. İkinci Dünya Savaşı ve Nazi Almanya’sına karşı sürdürülen Büyük Vatan Savaşı’nda (1939-1945). Bu savaşta yaralanan ve savaştan sonra Gürcistan’ın Ahıska vilâyetine. Ahılkelek ve Bogdanovka ilçelerinden.Ahıskalı Gazi ve Şehitler (1936-1945) Muhammet İZZETOĞLU Ahıskalı Türkler 65 sene önce sürgün edildi: Rus “Argumentı i Faktı” (Argümanlar ve Faktlar) Gazetesi’nin 30 Eylül-6 Ekim 1989 tarihli nüshalarında yayımlanan. Özbekistan. Aspindza (Aspinza) İlçesi Askeri Komiserliği: 1774 kişi.633 diğer milletlere mensup kişi.000 Ahıskalı 26 Bizim Ahıska . 1. Kırgızistan ve Kazakistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetlerine sürgün edildi.366 Ahıskalı Türk’ün adı. 8.663 Ahıska vilâyetinin.000 Ahıskalı Türk.866 Ahıskalı Türk gazi ve şehidin ilçelere göre dağılımı aşağıdaki gibidir: Muhammet İzzetoğlu Ahaltsihe (Ahıska) İlçesi Askeri Komiserliği: 2106 kişi. 1936-1939 yıllarından itibaren askere çağrılan ve Nazi Almanya’sına karşı sürdürülen Büyük Vatan Savaşı’na (1941-1945) Gürcistan’ın. Adigön. Kırgızistan ve Kazakistan’a sürgün edildi. Ahılkelek ve Bogdanovka ilçeleri Askerî Komiserliğinden yazılı olarak 4. doğum tarihi ve yerinin belirtildiği listeler tarafımıza gönderilmiştir.843 Kürd. Ayrıca Ahıska vilâyetinden 1936 yılından itibaren askere.790 Türk. Aspinza. soyadı. 1939 yılından itibaren ise İkinci Dünya Savaşı’na ve 1941-1945 yıllarında da Nazi Almanya’sına karşı sürdürülen Büyük Vatan Savaşı’na gönderilen Ahıskalı Türklerin sayısı yaklaşık 40.397 Hemşin ve 29. Ahıska vilâyetinde yaşayan: 46. SSCB Komünist Partisi Genel Sekreteri Stalin’in emriyle.000’di. Gürcistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Askerî Komiserliğine bağlı. SSCB Tarih Enstitüsü Görevlisi ve Tarih Bilimleri Asistanı V. Ahıska. Aspinza.

7.134 kişinin bilgileri tarafımıza gönderilmemiştir.Türk’ten. 1922 yıl Temlala köyü. Ahıska vilâyeti. yaklaşık 28. Gürcistan doğumlu. Ahıska vilâyeti. Ahıska vilâyeti. 6. Ahıska vilâyeti. Ahıska vilâyeti. 5. Ahıska vilâyeti. Azgur kasabası. Varhan köyü. Gürcistan doğumlu. Agapi Agara. Munir Mamedov İsaoğlu. Milletlerarası Ahıska (Meshet) Türkleri “Vatan” Cemiyeti temsilcileri: 1. Ahıska vilâyeti. Ahıskalı Türk Savaş Gazileri ve Şehid ailelerinden alınan belge ve bilgilere göre şunlarıda ilâve edebiliriz: Aşağıda adı geçen Ahıskalı Türkleri de birinci. Gürcistan doğumlu. 3. Gürcistan doğumlu. ikinci ve üçüncü yüksek dereceli Büyük Vatan Savaşı Şeref (Kahraman) Madalyalarını aldı: 1. 2. Aşağıda adı geçen 8 Ahıskalı Türk gazi ve şehit. Ahıska vilâyeti. (1941-1945) Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin Kahramanı Altın Madalyası’nı aldı. 3. Bekir Dursunoviç Mustafaev. Gürcistan doğumlu. 1898-Bulorza köyü. Raseddin Resuloğlu (Yönetim Kurulu Üyesi) 4. 1909-Zediban köyü. Gürcistan doğumlu. Memmed Osman Oğlu Osmanov. Başkanı Yusuf Serveroğlu (Cemiyet Başkanı) 3. 1985) Bizim Ahıska 27 . Aydın Seferov. 2. İsmail Karimov. Abdullah Mursaloviç Ahmedov. 8. 1924 Mohe köyü. Gürcistan doğumlu. Bedir Beimodoviç Muradov. Gürcistan doğumlu. Gürcistan doğumlu. (Kremlin Meydanı-Moskova. Ahıska vilâyeti. Özbekistan’dan Ahıska Türkleri temsilcileriyle. İbrahim Tucigil. Teminder Kemaloğlu (Yönetim Kurulu Üyesi) 2. Nazi Almanya’sına karşı sürdürülen Büyük Vatan Savaşı’nda. Ahıska vilâyeti. Gürcistan doğumlu. 4. Azgur kasabası. 1991 yılında Moskova’da basılan SSCB Kahramanları adlı kitaptan: 1. Gürcistan doğumlu. Murtaz Karaliev. Ubri Badalov. Ahıska vilâyeti.

dünyaevine girdikten sonra İstanbul’a yerleşti. Ta ki Yunus Hocamızın. İçlerinde biri vardı ki hikâyesi beni derinden etkiledi. Birinci Dünya Savaşı başlayınca eşi askere çağrılmış. Eşi askere giderken Zahide’ye. Özbekistan’ın Fergana. tahminen 1910 yıllarında dünyaya gelmiş. Bunları bir bir gözden geçirdim. Azerbaycan’a geldiğimizde birçok aile gibi biz de Yevlah’ın Nametabat köyünde babamın teyzesinin evine sığınmıştık.. 1995’te ailece Türkiye’ye geldiler. kayınvalidesi ve iki çocuğuyla yaşamaya başlamış. “Beni bekle. Ortaokul ve liseyi Bursa’da okudu. Eşinin ismini kime sordumsa bilemedi. Fergana olaylarından sonra 1989’da ailece Azerbaycan’a göç ettiler. beni bu eski fotoğraflara yöneltti. Bu evlilikten bir kız ve bir oğlan olmak üzere iki çocuğu dünyaya gelmiş. Genç Zahide. Zahide gelin tek başına kalmış. fakat hâlâ asker kocasının döneceğini bekliyordu. “Sus!” işareti yapmış! Aradan yıllar geçmiş. Esir düşenler arasında bir akrabasının yakını da bulunuyormuş. Kızının ölümünden bir süre sonra kayınvalidesi ölmüş. Almanlara esir düştüğü haberi gelmiş. Sürgünden sonra. kaybettiklerinin yasını tutarken kocasının. Zahide’nin yıllarca sürecek olan bekleyişi işte burada başlamış… Eşi askerdeyken Zahide gelinin kızı. Ahıska’nın Kılde köyünde. Ankara Üniversitesi . bir nine olmuştu.Sürgünde Aşk ve Hüsran Melike İDRİS Melike İbdis. dedemin amcasının kızı olan Zahide (Zayde) ninenin hazin hikâyesiydi. döneceğim!” demiş. Sefalet ve itiş kakışlı bir hayatı 28 Bizim Ahıska . Bunlar hakkında ailemden bilgi edinmeye başladım. O. Zahide. Onun asıl hikâyesi evlendikten sonra başlamış. Tek başına bir evde. Tarihi yaşatmamız lâzım. yemek yediği sırada boğularak hayatını kaybetmiş. yıllardır eski resimler arasında duruyordu. Bu. tanınmamak için eliyle. Önceleri Menemşe adlı ablasıyla yıllarca yaşadığı söylenir. Ahıskalı sürgün bir ailenin çocuğu olarak 1983 yılında Özbekistan’ın Kokant şehrinde dünyaya geldi. İlkokulu Yevlah’ta okudu. Ardından da baba hasretiyle yemek yemeyen oğlu hastalanmış ve yüksek ateşten havale geçirerek hayata veda etmiş. Kimileri hakkında bilgi sahibi değildim. Aynı gemide esirler arasında birbirini görünce akrabası Zahide’nin eşine seslenmek istemiş fakat o. “Eski fotoğrafları bir araya toplayalım.” sözü. yıkık bir evde ablasıyla komşu olarak tek başına hayata tutunmaya gayret etmiş. Bu kadar felâketi yaşamasına rağmen hâlâ kocasının döneceğini ve ondan bir haber geleceğini umut ediyormuş. Kokand ve diğer şehirlerinde yaşayan bütün Ahıskalılar yeniden sürgün edildi. Gördüğünüz bu resim. Nihayet gelip çatmış lanet sürgün. eşinden geriye bir tek Karaköl papağı denilen şapkası kalmıştı. Artık o yaşlanmış. Bunun için de eski fotoğrafları derleyerek halkımızın acısı ve tatlısıyla geçmişte yaşadığı hayatı arşiv hâline getirmeliyiz.Eğitim Bilimleri Fakültesi Sınıf Öğretmenliği Bölümünü bitiren Melike. Özbekistan’ın Kokand şehrinin Kızılkoşun köyünde eski. Aileden kalma eski fotoğrafları çıkardım.. 1927 yılında evlenmiş. Geçen zaman içinde ona talip olanlar çıkmış. eşinin döneceğini söyleyerek taliplerini geri çevirmişti. 1989 yılı gelip çattığında Ahıska Türklerinin ikinci felâketi olan Fergana olayları baş gösterdi. fakat o. Benim de yaşamış olduğum bu sürgünde Zahide nine bizimle birlikte Azerbaycan’a geldi. 1944 yılının kasım ayında hayvan vagonlarına bindirilerek Orta Asya’nın her köşesine serpilen Ahıskalılardan biri de oydu.

Fakat o yine kabul etmedi. saygısı hiç bitmemişti. yeni evine yerleştikten birkaç yıl sonra. oraya yerleştirilmişti. Zahide nine. 1995’te Türkiye’ye geldik. Yıllar geçtikçe Zahide ninenin beli bükülüyordu. hatta öfkelenmiş. Zahide Nine’yi yanımıza almak istemiş. şehirde bir ev buldu. yaşadığı hayatın. bir defa daha Zahide nineyi bizimle birlikte gelmesi için ikna etmeye çalıştı. tahammülü zor ağırlığıydı. kimsesiz ve tek başına yaşamayı sineye çekmiş ama verdiği sözünden dönmemişti. yaşadığı felâketlere ve aradan geçen yıllara rağmen ona olan sevgisi. Bizimle gelip yeni bir hayata başlamak için bir umudu yoktu artık. Babam. Bunun üzerine babamın ve amcamın yardımlarıyla Nametabat köyünde tek odalı bir ev bulunmuş ve Zahide nine.Zahide nine. Zahide nine. fakat bir türlü kabul ettirememişti. yeni bir hayat kurmamıştı. başka diyarlarda yeni bir hayat kurmuş! Bu haberi duyunca çok üzülmüş. Zahide ninenin 2003 yılında Azerbaycan’da hayata veda ettiğini duyduk… TAZİYE Stalin’in zulüm döneminde 1933 yılında Ahıska’nın Xona köyünden muhacir olup Türkiye’ye gelen hemşehrilerimizden Hurşit oğlu Ayhan Yolcu (57) kalp rahatsızlığı sonucu Kırıkhan’da vefat etmiştir. Yıllarca onun yolunu beklemiş. kocasından nihayet bir haber geliyor! Fakat bu da sevindirici bir haber değil. Ama şimdi daha iyi anlıyorum ki. Kocası. bir süre gizli bir hayat yaşadıktan sonra burada evlenmiş! Bitmez tükenmez sürgün yılları boyunca. Ahıska’nın Ezgüde köyünden Sadık kızı Saltanat Dreganlı (87) da Kırıkhan’da vefat etmiştir. Kocasının yıllarca sakladığı Karaköl papağının çıkarıp çöpe atmış! Bu sırada bizim Azerbaycan’dan Türkiye’ye göç etmemiz söz konusuydu. Yıkılan yuvasına rağmen. Biz. daha fazla sürdürmeye dayanamayan babam. Yalnız. Adını ve diğer kimlik bilgilerini değiştirmiş. sürgünde genç bir gelin iken kaybettiği iki yavrusuyla. yolunu beklediği kocası. bunun sebebi sadece yaşlılık değil. Her ikisine de rahmet ve mağfiret. Babam. Zorluklara göğüs gerebilmek için hayata tutunabileceği dal çoktan kırılmıştı. O zamanlar küçük yaşta olduğum için bunun yaşlılıktan olduğunu sanıyordum. Alman esaretinden kurtulup Türkiye’ye kaçmış. Bütün bu fedakârlıklarının karşılığında eşinden aldığı son haberle bir kere daha yıkılmıştı. oraya yerleştik. Bizim Ahıska Bizim Ahıska 29 . yakınlarına ve hemşehrilerimize başsağlığı dileriz. Azerbaycan’a yerleştiğinde yeni hayata alışmaya çalışırken hâlâ kocasının döneceğini ümit ediyordu.

Yollar asker doluydu. herhalde çekilmemi söylediler. Bunca sene zarfında sürgün acıları dinmedi. Bana Rusça bir şeyler söylüyorlardı. Yani Rus-Alman harbinde. Puma. cevap da vermeyeceğim!” dedi. Bizim köy. Bizlere on beş dakika içinde evleri boşaltmamızı söylediler. Onlar. Başımızda büyükler yoktu bütün yetişkin erkekler askerdeydi. Köyü dolaşan bu arabaların hepsinin içi doluydu ve arabalar zincirleme bir birini takip ediyordu. Ama ben dillerini anlamıyordum.Rahim Dedenin Dramı 1944 Vahşeti Şahismail BİNALİOĞLU* bam askerdeydi. Herkes neye uğradığını aşırmıştı. Elimdeki boş çuvalla evimizin önüne geldim. Bundan dolayı bizi hemen abluka altına aldılar ki millet öte tarafa Türkiye’ye kaçmasın diye… Zaten kimse kaçamazdı. Aynı model bir arabanın da bizim kapımızın önünde durduğunu gördüm. Babamın adı Rıdvan. Toplantı yerine geldiğimizde Mayor ve General vardı. Sürgün sırasında ba- 30 Bizim Ahıska . Evinde cadi unu (mısır unu) olduğunu ve bana getirmemi söyledi. Sonra da bu tarihî acının dinmesi için çalışmak… Bütün bunları inançla yapabilmemiz için büyüklerimizin neler yaşadığını bilmemiz gerekir. kimi ağlıyor. gayet canlı olarak hatırladığı o günleri anlatıyor: Ben Ahıska’nın Türkiye sınır köyü olan Çağısman köyündenim. Sınıra geldiğimizde emir geldi bütün arabalardaki insanları boşaltın diye… İnsanlar perişandı. 1 Aralık 1927 tarihinde bu köyde dünyaya geldim. Kimi şaşkın. Atalarımızın yaşadığı 1944 felâketi. katlanarak çoğaldı. insanlık tarihinin çok nadir gördüğü sahnelerle doludur. Bu kısa zaman içinde evden bir şey alamadık. Arabaya dört ailenin fertleri binmişti. Büyük bir toplantı olacağını söylediler. Ben gittim on beş kilo ağırlığındaki çuvalı arkama atıp getiriyordum. 14 Kasım gece yarısı askerler evlerimizi bastılar. “Sizleri buradan çıkaracağız! Soru sormayın. Türkiye sınırına çok yakındı. Biz bunun farkında değildik. İki asker birlikte iki evi basıyorlardı. Demek ki bir vahşetin yaşanacağı hayvanlara da malum olmuştu. Köpekler ulumaya ve ahırlardaki bütün hayvanlar bağrışmaya başladılar. Zendar. Başımızda yetişkin erkek yoktu. Bu vahşetin yapıldığı sırada ablam bize geldi. Askerler bizi apar topar toplantı yerine götürdüler. Çünkü çocuktuk. Sınırdan Türkiye’nin Posof köyleri görünüyordu: Badele. Cağısmanlı Rahim yede. kimi hastaydı. Bu sorumlulukların başında geçmişimizi unutmamak ve unutturmamak gelir. bu tarihî sahnelerin yadigârı olarak büyük sorumluluklar taşımaktayız. Cilvana… Ahıska Türklerinin vatandan sürgün edilmesinin üzerinden 65 sene geçti. Bizim ev dokuz kişiydi. içindeki unu çamurların içine döktüler ve alay ederek boş çuvalı elime verdiler! Bütün yolda Amerikan arabaları tur atıyordu. Ahıska gençliği olarak bizler. Yoluma devam ederken askerler sırtımdaki çuvalı alıp. aynı köyün kızı olan anamın adı Fahriye’dir. tıklım tıklımdı! İki yanında da iki asker oturuyordu.

Yaddaşlarda yaşıyor. Kırk derece şaxtaya. Sınırın öte yakasından bize bakan insanların ağladıklarını gördüm. Dışarıda kar yağıyordu. 1945 yılında birçok ülkede açlık vardı. Bizim Ahıska KARA VAGONLAR Vagonlar şütüyürdü. Amcalarım başka köylere yerleştirilmişti. Hayvan vagonlarına tıklım tıklım doldurdular. Bakü istasyonunda durmuştu. Herkes bir kimsesini kaybediyordu. Gidenler buza dönüp.. Gör. Bilhassa Özbekistan’da. Yolculuğumuz 22 gün sürdü! Son durağımız Özbekistan’dı. Biri sekiz diğeri on dört yaşındaydı. Neler olup bittiğinin farkında değillerdi. Dözerdi: Dayanır mıydı? Stalin tek fironlar: Stalin gibi Firavunlar. Çaresizlikler içindeydik. Her bir vagonda 50 civarında insan vardı. Kelimeler: Şütüyürdü: Koşuyordu. * Ankara Üniversitesi . Kovalarla bize çorba getirdiler. Allah vursun. Her bir köye iki aile yerleştiriyorlardı. O yaka insanlarıyla akrabayız. Her aile bizim gibiydi. Benim altı çocuğum var.. Tüstüleyir: Duman çıkarıyor. Karları yara yara. Deyin. O yıllarda elimiz ekmek görmemişti. Bu şekilde vagonlar hareket etti. hayata tutunmak için ot yiyorduk. Kazakistan’da. İlk geceyi burada geçirdik. Sınıg-salxag vagonlar. havalar çok soğuktu. eyin yalın. “Bibi nereye gidiyorsunuz? Hala nereye?” diye bağırarak ağlıyorlardı. Bağırarak bize soruyorlardı. Çocuklarım ziraatle meşguldür. Stalin ile Gürcüler yaşattı… Anam Özbekistan’da. ayaz. Yağmur yağdığı zaman başımızdan sular akıyordu. Bu kara vagonlardan. Yorgansız. Açlık bizleri bu duruma düşürmüştü. Onların da açlığa yenik düştüğünü duyduk. kimi hastalıktan… İnsanlar açlık ve hastalıklarla boğuşuyordu.. nece zavallının Yanan çırağı sönüp. Sabahleyin bizleri arabalarla köylere dağıtmaya başladılar. Ama biz onlara cevap veremiyorduk! Çünkü askerler konuşmamıza izin vermiyordu. Bir ses. Dünya başıma yıkıldı. Sınıg-salxag: Kırık dökük. Tren. Mevsim kış. Stalin tek fironlar. Ölenleri atarlar. Ölmemek. Yollarda üç günden beri bir lokma bile yiyemeyenler vardı. Evler çok eskiydi. Kara renkli vagonlar. Çok perişan durumdaydık. Hem açlık hem de arka arkaya gelen ölümler. Semerkant’ta vefat etti. Bir sabah baktım ki iki kardeş birbirine sarılmış uyuyorlardı. Yaddaşlarda: Hatıralarda Şahismayil Adigönlü 31 . Öyle ki kardeş Türkiye tarafında diğeri Gürcistan tarafındaydı… Sonra bizleri vagonlara getirdiler. Tüstüleyir katarlar. Burada bizleri bir kulübeye getirdiler. kimi açlıktan.Hukuk Fakültesi. Çu ilçesinde yaşıyoruz. Sürgün olmuş adamlar. Şaxta: Soğuk. Küçük çocuklarını alıp bize getirdim. bizi derinden sarsıyordu. İşte bu günleri bizlere. Yolculuk devam ederken insanlar ölmeye başladılar. Oldu Türk’ün düşmeni. Adamlar üşüyürdü. Ama bir kardeşim açlığa dayanamadı. öldü.Posof halkı sınıra toplanmıştı! Şaşkınlık içinde bizim tarafa bakıyorlardı. Vagonun içi çok soğuktu. Allah’a şükürler olsun durumumuz iyidir. insan dözerdi? Bu kara vagonlarda Sürgün giden Türklerdi. Yaklaşınca ikisinin de öldüğünü gördüm. yedik ve yola devam ettik. Eyin yalın: Vücut çıplak. Aradan üç gün geçmişti ki iki bacım da hayata veda etti.

âdetlerimizden vaz geçmediğimiz için bize etmediklerini bırakmadılar.Makbule Nine Konuşuyor Ali ALİOĞLU 15 Kasım 1944 sürgününü ve yaşanan zulmü. Şimdi ben öyle anlıyorum ki biz Ahıskalılar bilmeden kendi felâketimiz için yol yapmışız. o da çok zordu. 32 Bizim Ahıska . bizim askerlerimiz sınırdadır. Yani sürgün edilecek yolumuzu kendi ellerimizle yaptırmışlar bizlere öyle mi? Öyle oğlum öyle. Bu tren yolunu da Rus soldatları (askerleri) silâh zoruyla Ahıska’nın Türk ahalisine yaptırdı. ray sistemi döşemek için çalıştırdılar. Tam bilmiyorum ama bir yıl veya biraz daha fazla bir sürede tren yolunu bitirdik. Tabii ki o günleri yaşayan birçok insan yaşadıklarını. o günleri yaşamış olan Makbule nineden nakletmek istiyorum. O zamanlarda köyümüzde Rus askerleri dolaşıyordu. diye söyleniyordu… Sürgün nasıl oldu. ellerinde silâhlarla bütün Ahıska Türk halkını hayvan vagonlarına doldurup sürgün ettiler. planlanmış ve bilhassa kış ayı seçilmişti sanki. dinimizden. Önce eli silâh tutabilecek 18 yaşındaki çocukları zorla Alman-Rus savaşına götürdüler. Peki. Sonra o tren yoluyla ilgili bak yine ne diyeceğim: Ahıska’ da Cinis diye bir köy vardı. Gidenlerin yarısından çoğu geri dönmedi. Yanına yiyecek ya da üzerine kalın bir şeyler alamamışlardı. yolculuk kaç gün sürdü? Aklında kaldığı kadarıyla anlatır mısın? 14 Kasım gece vakti. bu olan bitene Ahıskalılardan karşı çıkan yok muydu? Oğlum. kendi ellerimizle yaptığımız tren yolunda. Ahıska’ da. Dönenlerin de hepsi bir yeri sakat geldi. herkes bu duruma karşıydı ama bu karşı çıkma hiçbir işe yaramıyordu. Tepemizde uçan uçaklar Ruslarınmış! Bize orda hapis hayati yaşattı zalim Rus askerleri. Sonra bize yine yalan söylediler. geride kalan kadınları ve yaşlıları da tren yolu. Hepsi aklımda mıh gibi çakılı. muhtelif vesilelerle anlatmışlardır. Tren yolu projesi. Ayrıca akşamları evlerin ışıklarını söndürüyorduk. Ahıska’dan sürgün edilirken kaç yaşındaydın? Neler oldu. Yolu mezarlığın üzerinden geçirdiler. Bu savaşta çok şehit verdik. “Türkler Ruslara savaş açtı. Anlayacağın o ki oğlum 44 gün o vagonda bize “it günleri” yaşattılar. Bir de Makbule nineyi dinleyelim. Herkes. akrabalarıyla görüşmek.. Her taraf silâhlı asker kontrolündeydi. öldürmek için can atıyordular. Her yer karanlık olsun diye pencereleri halılarla kapatıyorduk. Köylünün itirazına rağmen yol güzergâhını değiştirmeyeceklerini söylediler. dilimizden. Bunlar insan değil. Cinis köyünden ve bu köyün mezarlığından geçiyordu. Köylüler çok endişeliydi. ben o zaman on üç yaşındaydım. Mezarlığı darmadağın ettiler.. Bir insanoğlu başka bir insanoğluna bunları yapmaz! Türk olduğumuz için. Neneciğim. ne olacak bizim halimiz. Bu yüzden hiç kimse akşam evinden çıkmasın! Başka köylere gitmek. Oğulcan karda kışta o soğuk havada sanki mahsus yapılmıştı bütün bunlar. Şimdi geldim 78 yaşına. Bir şey söylendiğinde vurmak. Dediler ki. Her an Türkiye’den buralara saldırı gerçekleşebilir. Bize o Rus askerleri ne oyunlar oynadı! Bir insanın yapmayacağı şeyleri yaptılar. Burada kimsenin yaşamadığını düşünsünler ve saldırmasınlar diye. tabi ki vardı.. Ahıskalılar bu tren yolunu yapıyorlardı ama niçin yaptıklarını bilmiyorlardı. Çünkü bizim halkımızı hiç sevmiyorlardı. hiçbirini unutamıyorum. Ama çoğu insan hazırlıksızdı.. Stalin “Bir şey olsa vurun öldürün!” emrini vermişti. O zaman küçüktüm ama zalim Rus askerleri bize öyle günler çektirdiler ki. Rus askerleriyle kim baş edebilirdi… Adamlar Kalaşnikof silâhlarla başımızda duruyordu. şehre gitmek yasak!” Eğer çok önemli bir şey varsa ve gitmek şartsa o zaman izin almalıydık. Yanına bir şeyler alarak hazırlık yapanlar da vardı. Her tarafta onlar vardı. yaşadıklarını anlatır mısın? Oğlum. Çünkü askerler hiçbir şeye izin vermiyorlardı. Bu vagonlarla yapılan yolculuğumuz tam 44 gün sürdü.

Ahıska’nın adını ve yaşadıklarını unutmasınlar ve unutturmasınlar. 44 günlük sürgün yolculuğunun ardından herkes Orta Asya’daki birçok ülkenin değişik yerlerine dağıtıldı öyle mi? Sonra ne oldu? 44 günlük yolculuk bitti ama… Unutmadan bir şeyi söyleyeyim. unutamıyorum. Biz hızlı akan suyu gördük ve vagonda söz dolaşmaya başladı ki bizi bu nehre atacaklar. aile olarak yalnızdık. bu sürgünde aileleri nasıl bölüyorlardı? Yok. “Ey Allah’ım neydi bizim suçumuz ki. Asker Kalaşnikof silâhıyla dedenin kafasına vurarak yanındaki çocuklara. Bir akarsu kenarıydı… Orda durakları vardı. Vagonda ölenlerin ne olduğunu Allah’tan başka kimse bilmez. Kırgızistan. İmza listelerinde gördük ki filân akrabamız filân yerdeymiş! Böyle böyle bir araya gelmeye başladık. Vagonlardaki feryat figandan. Daha neler neler. aileleri bölmüyorlar. sözü fazla uzatmayayım.. seni bu vagonda çok etkileyen bir şey oldu mu? Oğlum bu yaşadıklarımın her birinden çok etkilendim ama bir tanesini anlatayım sana. Asker de “Sen daha ölmedin mi? Ölsene. dil. Rus askerlerinden biri vagonları kontrol ederken bu yaşlı dede uyuyordu. Her durakta belirledikleri aileleri indirmişler ve her durakta da vagonları denetleyip ölülerin olup olmadığını kontrol ediyorlardı. Yeni nesiller öğrensinler ve öğretsinler. Akrabalarımızı da bu imza sayesinde bulduk. onlardan ayrı. Meselâ Buhara. evlâtlarımdan isteğim odur ki. bayılan insanlar oldu. Her şeye yeniden. etrafa yayılan çığlık seslerinden yaşlı nineler dedeler hasta oldu. Çoğu Ahıskalı bu şekilde Fergana’da yaşamaya başladı. ondan ne istiyorsun?” dedi. Bizi Azerbaycan’da bir yere götürdüler. Ben on üç yaşında bunları gördüm. şu an adını hatırlamıyorum.Vagonda neler oldu. dedelerimiz din. Her neyse oğul. Bu yüzden de bu değerlere sahip çıkmalılar ve unutmamalılar. Demem o ki. Bu günlere de şükürler olsun. Bu sözler inşallah herkese ulaşır. yaşlı ve çok hastaydı. Özbekistan. Nine. sıfırdan başladılar.. benim anneannemdir. Şimdi 78 yaşında olabilirim ama bu yaşadığım şeyler öyle derin izler bıraktı ki. Nineciğim. seni kendi ellerimle vagondan atmak istiyorum! Sana öl diyorum! Öl! Ölmezsen ben öldürürüm seni!” diye bağırdı. Bu duraklarda da Rus askerlerini görevlendirmişler. Dede. Müslüman gibi yaşıyoruz ama bazen üzülüyorum. Sonra Rus askeri gitti. Fergana’da indirdiler. bir belgeye imza atıp parmak basıyorduk.A.. Rusça “Öldü mü?” diye sordu. hepimizi öldürecekler! Ama çok şükür bir şey olmadı. teyzeleri böldüler. durdurdular. Bu 44 gün nasıl geçti. bizi Özbekistan. Yoksa tren durduğunda ölüleri trenden alıp dışarı atmalarından korkuyorduk. Belirli yerleri durak olarak seçmişler. Vatan topraklarının içinde. bizim ninelerimiz. A. akrabaları olmadan. hiçbirini unutmuyorum. Ölülerin kokusu vagonlara yayıldı. Bizimle aynı vagonda giden yaşlı bir dede ve nineyle altı kişilik bir aile vardı. bizi de Fergana’ya bıraktılar. Bunlar insanlıktan çıkmış oğlum. Nerdeyse öldü ölecek gibiydi. Öyle de oldu. Dede başını kaldırıp. İşte böyle şeyler de başımıza geldi. Ahıskalı kardeşlerimden. tek başına. Bizi indirecekleri yerde ölünün cenaze namazını kılıp defnetmek istiyorduk. neler yaşandı? O vagonda neler olmadı ki… Hava çok soğuktu. bu vicdansız zalimlerin eline düşürdün? Ne ettik ki bunlar bize bu günleri gösteriyorlar? Bunlarda hiç mi insanlık kalmamış?” dedi. Bütün halkımız ve bilhassa gençlerimiz sizin mesajınızı alır Not: Makbule Nine. Sonra her ay Fergana’da yaşadığımıza dair. Çünkü Ruslar ölenleri vagondan aşağıya attı. Başka yerlerde de yaşayan vardı. Yani “Makbule Aziz Fergana’da yaşıyor!” diye imza atıyordum. Andican. Ölülerini vermek istemeyen yakınlarının feryat figanı da ayrı bir trajediydi… Nineciğim.. Ben bu yaşıma geldim her tür insan gördüm ama bu Rus gâvuru gibisini görmedim. Meğer bunu da düşünmüş bu zalimler. Buranın insanlarının Ahıska’yı bilmemesi üzüyor beni. yakınlarımız yoktu. dayıları. Ölenler olduğunda evlerden getirilen yorgan döşeklere sarıyorduk ki Rus askerleri görüp elimizden almasın. Bizim Ahıska 33 . çok teşekkür ederim. Durakta inenler indi. Gürcü ve Ermeni neler çektirdiler bizlere. Yine bir yerde durmuştuk. Kahrolası Rus. Bütün sürgün edilenler bu yabancı topraklarda yeniden hayata tutunmaya çalıştılar. Kokudan rahatsızlanıp hastalanan. Özbekistan’a geldiğimizde amcamgili Andican’a. halalar. Taşkent… Ama çoğunluk Fergana’daydı. inmeyenlerle yolculuk devam etti. Ölen birini gördüklerinde de iki asker çuval gibi tutup sallayarak dışarı atıyorlardı. Amcalar. Açlıktan ve soğuktan donarak ölenler oldu. Kazakistan. Mesela. örf ve âdetlerinin uğruna bu günleri yaşamıştır. Dede uykusundan sıçrayarak uyandı ve “Ne oluyor? Yarım canım kaldı. Vagonlarda koku olmasın diye her durakta alıp atıyorlardı. Yani bir aileyi bir durakta bırakıyorlardı. ama akrabaları bölüyorlardı. Burada yaşamaya başladık ama bizim akrabalarımız. kısacası Orta Asya’nın her yerine serpiştirdiler oğlum bizleri. işittim oğlum.

Naldöken köylü Ümit Yüksel’in annesi. Tokat. memleketten gönderilen peynir. Ardanuç’un köyleri iklim yönünden farklılık arz eder. yaşlılar kalmıştır. Meyve. nar yetişir. Ardanuç’ta okuryazarlık oranı % 99’u geçmekte ve Türkiye ortalamasının üzerindedir. bunu bilmediğinden ne yapılacağını anlamamışlar. Günümüzde ise çok miktarda elma var fakat yiyecek çocuk yok. Artık ne o tat ne o koku var. İklimi ılıman olan yerlerde ise sebze ve meyvelerin öne çıktığı görülür. Bu kırmızı şey nedir demişler ve yemeden atmışlar. Babamın çocukluğunda köyde birkaç elma ağacı varmış. düşeni alırmış. Toprak Mahsulleri Ofisinin açılmasıyla mahallî buğdayımız 34 Bizim Ahıska . cumhuriyetin ilk yıllarında burayı terk etmişlerdir. Dağ köylerinin kış hazırlıklarında daha çok süt mamulleri göze çarpar. Halk arasında buralara savayil yer de denir. Ardanuç’ta yaşayan az sayıdaki gayrimüslimler. Çoruh vadisinde ki Gümüşhane köyünün Şurmak mahallesiyle. Sakarya köyüne Ferhatlı köyünden 1924’de gelin gelen Emine Düzgün sebze ekmeyi köylülere öğretmiş. incir. ağaç dibinde bekler. Ahali. pekmez ve bal gibi gıda maddeleriyle memleket hasretini gidermektedirler. Soğanlı köyü ve Ferhatlı köyü Çoruh vadisinde olduğu için mikro klima iklimine sahiptir. Artvin Zeytinlik köyüne Rus esareti yıllarında domates gelmiş. hazırladıkları yiyecekleri göç eden çocuklarına yollamaktadırlar. zamanla okuma yazma oranının yükselmesiyle Türkiye’nin her yerine buğday taneleri gibi dağılmışlardır. biber göndermiş. sebze meyve yetiştirmeyi bilmezmiş. Ardanuç’un iklim bakımından farklı özelliklere sahip köylerinde kış hazırlıkları da farklıdır. Yüksek köylerde yaşayanlar. Gidenler. Dünyanın en uzun ömürlü hanedanı olan Bagratlılara ve Kıpçak Atabeklerine başkentlik yapmıştır. Köylerde yaşayanlar. Çocuklar. Gölbaşı ve Bursa’ya gitmişler. bir zamanlar sık ormanlık olduğundan tarım arazileri azmış. Bulanık köyündeki akrabalarına 1950’li yıllarda patlıcan. Burada Türkçeden başka dil konuşulduğuna dair bilgi yoktur. bölgenin çok eski yerleşim merkezidir. Burada zeytin üzüm. Ardanuç. Ekşi hamurla yoğrulup pilekide pişirilen kara ekmek mis gibi kokardı.Ardanuç’ta Kış Hazırlıkları Ülkü ÖNAL Ardanuç. elmalar ağaç dibinde çürüyor! Benim çocukluğumda köylerde ekin ekilirdi. Köylüler. Ardanuç’tan ilk göç edenler Kırşehir. sebze yetişmeyen dağ köylerine zegan denir. Ardanuç’ta 1940’lı yılların sonunda başlayan ve günümüze kadar devam eden iç göçler sebebiyle köyler boşalmış. yiyecek ihtiyacını karşılamak için çalışıp çabalarmış.

Eskiden meyve ve kış için hazırlanan pekmez. İçine şeker ve kızılcık taneleri konur. Buna maluz derler. Ekşi (Kızılcık pestili): Kızılcıklar çiğ veya pişirilerek kalburdan geçirilir. Erik açması: Cançur ve güz eriğinin çekirdekleri alınarak tahtalar üzerinde kurutulur. üzüm. Küme: Önceden ipe dizilmiş olan cevizler. İnsanların beslenme kaynağının başında gelirmiş. Teşt denen bakır leğende pişirilir. Kurutularak kışın hayvan yiyeceği olarak kullanılır. Teştte ateşe oturtulur. Kızılcık ekşisi genelde Ardahan tarafına götürülüp satılır. Bazı köylerde elma ve eriği karıştırarak yapanlar da var. Demir eğişle kaldırılır. 6. Duttun pişmiş posasına çaça denir. Kaldırılıp kışın kullanılır. Üstüne tereyağı eritilip dökülerek de yenir. Suda ezilerek suyu da içilir. kavunlar. pestil ve fasulye gibi yiyecekler atla Ardahan yöresine götürülüp peynirle ve yağla değiştirilirmiş. elma veya duttan yapılmış maluzun içine batırılarak kurutulur. 5. Pekmez: Eskiden üzümden yapılırdı. Hazır maya kullanır olduk. Kışın misafirlere cevizle ikram edilir. Tahıl ve meyvelerden yapılanlar 1. ezilir. Eskiden köylerde pirinç tüketilmezmiş. Kalanlar tahtalara dökülür. Atla gidilirken yolda donanlar bile olurmuş. Birkaç kişi etrafında oturur. Mürebbe: Pişirilen erikler ezilerek çekirdeği ve posası alınır. Bulgur bir miktarı taşlarından ayıklanarak el değirmeninde öğütülür. Bu işleme yüzlemek denir. Pekmez veya şeker konur. Pestil: Şıranın içine un katılarak ateşte pişirilir. Kabukları çıkınca toplanır. 8. Buna da zürbiyet denir. Üzerine ceviz içi ve eritilmiş tereyağı dökülür. elmalar artık yok. Ateşte kaynatılır. Rüzgârda kalburlarla havalandırılarak kabuklarından ayıklanır. Kızılcık reçeli: Kızılcıklar pişirilerek suyu alınır. Posası ve çekirdekleri atılır. Kolay kalkması için birkaç gün sonra kızılcık ezilerek üzerine dökülür. 9. Taş döndükçe ellerindeki ağaç parçasıyla buğday karıştırılır. ölçü kabı) hak alır. 7. Kâx: Elma veya armutlar kesilerek kurutulur. İçine süzme. Kalınlaşınca indirilir. Ateşe konur. Değirmenci hak olarak bir teneke buğday veya bulgurdan yarım kotik ( 1 kg. bulgur yapmak için yıkandıktan sonra kazanlarda pişirilir. Aynı şekilde gendimelik buğday da dövülür. Katı bir hâl alır. Dink (dibek) dövmek: Buğday. 4. Kışın hoşaf ve çerez olarak tüketilir. Kaysefe denen yemeği de yapılır. Bu ürünler daha ziyade Göle köylerinde satılırmış. Mısırın poçosundan (koçanın kabuğu) tezgâhta örülen hasırlara dökülerek kurutulur. Eskiden yetiştirilen kokulu üzümler. Dut ağacının altına cecimler serilerek dutlar silkelenir. 3. eninde iki üç metre uzunluğunda tahtalara dökülerek kurutulur. Bizim Ahıska 35 . Günümüzde daha ziyade duttan yapılmaktadır. Direğe bağlı taşın geçeceği yere pişmiş buğday serilir. Bunlar günümüzde yapılmamaktadır. Kış için yapılan hazırlıklar I. Buğdayın iyisinden gendimelik (yarma) hazırlanır. Bunlar dövülüp kabuğunun alınması için su değirmenine götürülür. Ezilerek veya ezilmeden tüketilir. 25 cm.kayboldu. yıkanıp kurutulur. Pekmez ve hasuta denilen tatlı ile aşure ve un helvası yapılırken kullanılır. 10. 2. Seçildikten sonra bakır kazanda ateşte pişirilip küründe (ahşap yalak) süzülür. Çayın pek yaygın olmadığı yıllarda içecek olarak da tüketilirmiş. Pişirilen erikler bir tabağa alınır. Sonradan bölgede yetiştirilmeye başlanan Trabzon hurması da bu şekilde kurutulur. tereyağı konularak tüketilir. Yemeklerin yanında açılarak içecek olarak tüketilir. Korux: Kızılcıklar pişirilip suyu alınır.

Küçük çapta da olsa satılır. tarlaları ayı ve yaban domuzlarına karşı korurmuş. Patatesler dışarıda kaldığında çimlenir. Kotoş denilen koçanları toplanır. Puçuko. 13. zamanla yaygınlaşmıştır. İçine şeker konularak da pişirilir. 1. Kurutulmuş pancar suda pişirilir. Daha sonra taneler koçandan ufalanarak ayrılır. Sarol ekşisi: Yaban eriğine sarol denir. Kışın ve baharın çıkarılarak kullanılır. bir miktar süt katılarak yenir. Ayıklanmış hâline kakal. Lor ve sarımsaklı sos eklenerek yenir. 15. Üzerine toprak dökülür. 20. ateş yakarlarmış. Cevizin yeşil kabuğuna sengo denir. İkişer koçan bağlanıp balkonlara asılarak kurutulur. 3. Bir miktar su ve şeker eklenerek pişirilir. Makval (Böğürtlen) reçeli: Son yıllarda yapılmaya başlandı. Haşil: Mısırlar. yağ ve salçadan oluşan anıh yakılarak içine katılır. 18. Yaylada süt mamullerini ya- 36 Bizim Ahıska . Birkaç kere elekten geçirilir. tepsiye dökülür. Temizlenmiş cevizler güneşte kurutulur. Pekmeze katılarak yenir. buna cillenme denir. Daha sonra yemeği yapılır. III: Sütten yapılanlar Genel olarak süt mamullerine ağarti denir. Puçuko: Taze fasulyelerin kırılıp kurutulmasıyla elde edilir. Pişirilip süzülür. Yemeği yapıldığı gibi fırında veya suda haşlanarak da yenir. Kurumuş mısır bitkisine çala denir. Maçula denilen küçük su değirmenlerinde öğütülür. Dögmaç: Cadi. Mısırlar olgunlaştıktan sonra kesilir. domates konularak yapılır. 5. salamura yapılır. Furuç: Armut veya panta denilen yaban armudunun kurutulmasıyla elde edilir. İçi zor açılanlara kirkit denir. Dağ köylerde hayvancılık bol olduğu için beslenme de süt ürünlerine dayanır. patlıcan. içine yarma konularak pişirilir. Ceviz ağaçları kesilip satıldığından yaşlı ağaçlar azdır. Komşuların da yardımıyla koçanlar soyulur. Eskiden çok miktarda ekilirmiş. 4. suda pişirilir. Kuşburnu temizlenip ateşte pişer. Dut kurusu: Dibine dökülen dutlar kurumaya yüz tutunca çamişlanmış denir ve toplanarak kurutulur. tarlaların başında kox denilen ahşap kulübelerde bekler. Kışın yemeği yapılır. 19. Bu düzeneğe taktak denirmiş. Furuç çerez olarak tüketildiği gibi.11. 21. Konserve: 1980’li yılların başında Tarım Bakanlığı tarafından köylüye öğretilmiş. 17. Yerli tohumla yetiştirilen patatesler beyaz ve pişince içi dağılan cinstendi. Üstü tahtalarla örtülür. Fırında pişirilerek de tüketilir. Gorcola peyniriyle un katılıp karıştırılır. pestili de yapılır mürebbesi de. Buğday karıştırılarak fırında pişer. Cadi yağlı veya yavan olabilir. biber. Ayrıca suyla dönen bir çark üzerindeki kolun tenekeye dokunmasıyla çıkan ses. Hedik: Kurumuş mısır taneleri suda pişer. Ceviz: İlçemizin yüksek birkaç köyü haricinde hemen her köyde yetişir. Soğanda çiğ olarak bırakılır. Köylüler. Pestil kırık çıkıklara ve diken batmasına iyi gelir. değirmende undan kaba bir şekilde öğütülür. Cadi: Mısır unundan yapılan ekmeğe cadi denilir. II. Süt. 14. Soğan. Kabak: Kabaklar olgunlaştıktan sonra toplanır. Cam kavanozların içine fasulye. hoşafı da olur. 2. Taze olarak yemeği yapıldığı gibi kurutularak da kışın yemeği yapılır. 16. Kuş burnu: Son yıllarda toplanıp yapılmaya başlanan bir yiyecektir. Kartopi (Patates): Yüksek köylerde bol miktarda ekilir. değirmende öğütülür. 12. Ayrıca tuzlayıp kurutularak da yemeği yapılır. Hasta hayvanlara da suyu içirilirmiş. ayran ve yağla da yenir. Topraktan çıkarılan patateslerin uzun süre kalması için kuy kazılır. Pancar: Dağlarda yetişen yapraklı bir bitkidir. Cevizler olgunlaştığı vakit sırıkla dökülür. İçine ceviz içi konarak yenir. Asma yaprağı: Yapraklar toplanır. Üzerine eritilmiş zeytinyağı dökülerek yenir. Toplanan böğürtlenler bir kaba konur. bir kapta lokmalar halinde doğranır. Vurma yasağı olmadığından ayılar köylüye fazla zarar veremezmiş. Lazuttan yapılan yiyecekler Mısıra bölgede lazut denir.

3. Torbaya konularak süzülür. üç ayrı tarif vermektedir. Bu peynir ufalanarak tuzlanır. Kışın dalları temizlenerek hayvanlara yem olarak verilir. makineye çekilerek yağından ayrılır. Kesilerek bir şişeye konur. gendime (yarma). Orman İşletmesi’nin izin verdiği günlerde halk kışlık ihtiyacını kesip getirir. çok kesim yapmasıyla Orman İşletmesi’nin verdiğine inanılır. Ekşimsi tadı olur. Çıkan suyu saklanır. Annesinden süt emen yirmi günlük oğlak kesilir. Süt emen oğlaklar kesilir. Kalan süt kazanda kaynatılır. altın şebi konulup ekşimesi beklenir. Midenin içerisine süt doldurulur. Mide yıkanıp temizlenir. Torbaya dökülerek süzülür.pan kadınlara şaşort denir. İçine taze süt de katılır. Midedeki süt kalıp gibi olur. Gorcola peyniri: Süt makineye vurularak yağından ayrıştırılır. İçine çuma katılarak tepilenler de olur. 2. ocakta yanan odun ateşiyle ısınırmışlar. Çeçil peyniri: Süt. Şırat. ormanı korur. Torbaya doldurulur. Altı bağlanır. Tuz katılır. Ardanuç’ta yakacaklar: Birkaç köyün haricinde köylerde orman bulunduğu için yakacak olarak odun kullanılır. 2. işkembenin yanında bulunan halk dilinde maya adı verilen et parçası alınıp yıkanarak kaba atılır. Ateşte ısıtılıp maya verilir. Peynir yoğrularak yuvarlak şekiller verilir. Ağaçlardan olan kavdan da ateş olurmuş. kaba konur. Yoğurt bir torbaya dökülerek süzülür. İki gün beklenerek ekşitilir. Daha sonra kullanılır (Livaza Aksu-Akarsu Köyü). 4. Süt pıhtılaşınca altına ateş verilir. kökleri dövülerek hayvanlara yedirilir. Lor: Ardanuç çorbalarının vazgeçilmez besin kaynağıdır. Bu maya hemen de kullanılabilir (Emine Gündüz-Bereket Köyü). Kolay kolay kibrit bulunmadığından ateşi küle körleyerek saklarmışlar. Üzerine taş konularak süzülür. Yabani olarak tabiatta bulunan geven bitkisi kesilir. Çuma: Makineye vurulmuş süt bir kapta biriktirilir. buna da şor tadı var derler. Başlıca süt ürünleri şunlardır: 1. Buna şırat denir. Halk. Ayran kazanında ılıtılır. Güney Azerbeycan’da da yapılan umaç aşına ve Kalaç Türklerinin kalıntısı olduğu düşünülen Kalaç aşına da katılırç Yoğurtlar bir kapta mayalanır. Şimdiye kadar bölgede orman yangını çıkmamıştır. Tuz da atılarak güneşte kurutulur. İneğin doğumunu müteakip sağılan ilk süte de ağız denir. ilçe merkezinde oturan Ermenilere odun satarmış. Doğu Türkistan’da. Eskiden soba yokmuş. Tuzlanarak tüketilir. Bir müddet sonra indirilir. fasulye. tahribat yapmaz. 1. Ayrıca dere kenarlarında biten ve ip şeklinde damarları olan halkın singilli ot (geniş yapraklı sinir otu) dediği bitkinin kökü de çıkartılarak kaba atılır. Yayıkta yayılarak yağı alınır. Büyük bir tencereyle veya kazanla ateşe konur. Midesi çıkarılır. 3. tuz. Daha sonra çorbalara katılır. güvece veya kavanoza konulur. Pelit (meşe) ağacının dalları kesilerek kurutulur. Buna da gilik denir. Bu peynir ufalanarak eskiden güveçlere şimdi bidonlara tepilir. Bizim Ahıska 37 . Yayıkta yayılarak yağı alınır. Ne yazık ki bölgede ormanlara zararı. Rus esareti zamanında köylüler. On beş gün sonra maya olur. Buna çökelek de denir. Peynir mayasının hazırlanışı Ardanuç yöresinde maya hazırlanmasıyla ilgili olarak üç hanım. Günümüzde ise hazır mayalar kullanılmaktadır (Mukaddes Dinçer-Yolağzı Köyü). Bir gün önce sağılan sütle karıştırılır. Bir şişeye sarol ekşisi. İçine altın şebi (şap). On beş gün sonra maya olur. Divanü Lugati’t-Türk’de adı geçen ve Ahıska bölgesinde yapılan tutmaç aşı çorbasına katılır. İçine bir kaşık tuz ve peynir suyu olan şırat konur. Midesindeki kalınlaşan süt parçaları alınır. İçinde kalan süt parçaları alınır. Mideden çıkarılan kalınlaşmış süt tekrar içine konur.

taşın olmadığı ortamlarda fasulye nohut gibi araçlar kullanılarak oynanır. Kesin sayı olmamakla birlikte takımlar dört ya da beş kişiden oluşur. Yörede oynanan oyunların bir kısmı bu çevrede uydurulmuş olmakla beraber kimi oyunların da kuralları yöreye aittir. Başkalarına seyir olsun diye oynanan oyunlar geleneksel Türk tiyatrosunun içinde “köy seyirlik oyunları” başlığı altında incelenmektedir. Diğer bir kısmı da çok geniş coğrafyalarda oynanmaktadır. bedenî. Ya da savunma yapan takımın oyuncularından biri elindeki ağaç dalıyla dokunursa yine atak yapan kişi yanmış. İnsanlar bu uzun kış gecelerinde hoş vakit geçirmek ve eğlenmek için bu oyunlara yönelmişlerdir. Aksi takdirde seçme hakkı diğer takıma geçer. vakit geçirmenin. duygusal ve sosyal gelişmeleri için önemli faydalar sağlamaktadır. Fakat bir üçlü dizi içindeki taşlar süzülemez. Bunun sebeplerinden biri de kışların çok uzun sürmesidir. Savunma yapılan yerin çizgileri bellidir ve büyüklüğü yarım futbol sahası kadardır. hatta pek çoğu tarihe karıştı yahut sadece yaşlıların hatıralarında kaldı. 2. dikey veya çapraz bir üçlü dizebilen oyuncu rakibinin bir taşını dışarı atma yani “süzme” hakkı kazanır. karşısındakini iki taşa indiren oyunu kazanır. bilhassa çocukların. Bu yazıda eğlenmek için oynanan oyunlar ele alınmıştır. kenarları ve orta noktaları birleştirilmiş12 köşe ve 12 kenar üzerinde olmak üzere 24 noktası olan bir alanda oynanır. Bu alan üzerinde bilye büyüklüğünde taşlarla. buni da buradan süz!” Düz. Posof yöresinde oynanan muhtar oyunu.Posof ve Çevresinin Eğlencelik Oyunları Ünal KALAYCI Oyunlar. 1. tahta ya da yassı bir taş üzerine çizilen üç tane iç içe geçmiş. Atak yapma sırası diğer arkadaşına geçer. hakkını kullanmış olur. En çok taşı alıp. Diğer takımın kaptanı tahminini söyler. Birincisi başkalarını eğlendirmek için oynanan oyunlar. iki oyuncu sırayla birer birer taşlarını noktalara yerleştirir. Başlıca çok oyunları şunlardır. Önce iki takımın kaptanı çeliği atacak ve savunmayı yapacak takımı belirlerler. Dokuztaş. Çelik İki takımla oynanır. Sonra otuz santimetre uzunluğunda bir çeliğe yani değnek kalınlığında oyun aracına ihtiyaç vardır. Onikitaş) Eski bir zekâ oyunudur. Biz bu yazımızda unutulmaya yüz tutmuş oyunlarımızı gün ışığına çıkarmaya gayret ettik. Ayrıca çeliğin üzerine konulacağı yere çakılan bir değnek. Oyunun başında. zihnî. insanın günlük hayatına televizyon girinceye kadar eğlencelik oyunlar çok yoğundu. Bunu belirlemek için bir kaptan yerden metal para büyüklüğünde taş alır. oyunu kaybeder. Saydırdığı kadarını da diğerine ekler ve takımın hanesine puan olarak yazılır. 38 Bizim Ahıska . Eğer tahmini doğru çıkarsa seçme hakkı elde eder. En çok puanı alan oyunu kazanır. Dokuzar taş yerleştirildikten sonra sırayla hamle yapmaya başlanılır. Taşın bir tarafına tükürür ve taşı havaya atarken yaş mı gelecek kurumu diye sorar. Düz (Üçtaş. İki taşı kalan oyuncu. Fakat çelik sahanın içinde bir yere düşerse çeliği atan kişi çeliğin dikili olduğu değnekten düştüğü yere kadar adımla sayar. Atak yapan kişi çeliği sahanın dışına atarsa yanar. eğlenmenin yanında insanların. Çeliği atacak takımın birinci elemanı yere çakılı değnek üzerindeki çeliği diğer takımın savunduğu sahada yakalayamayacakları şekilde fırlatır. Kaç adım uzağa atmışsa o kadar puan alır. Bir de ayakta top sektirir gibi değnekte çeliği saydırır. Düz veya Dokuztaş diye adlandırılan oyunun Mısır’da bile oynandığı söylenmektedir. Yatay. Düz yapıldığı zaman şöyle denir: “Düz. ikincisi de eğlenmek için oynanan oyunlardır. Önce televizyon sonra bilgisayar ve internetin hayata girmesiyle söz konusu oyunların eski itibarı kalmadı. Dolayısıyla herkes özene bezene kendi değneğini hazırlar. deve oynatma oyunu buna örnek olarak gösterilebilir. Posof yöresinde. üçtaşı aynı sıraya getirme mahareti üzerine kurulmuştur. Bir de savunan takımın her elemanı için bol yapraklı olabildiğince budaklı ağaç dalına ihtiyaç vardır. Yörede oynanan oyunları ikiye ayırmak gerekir. İki oyuncu ile oynanır. Oyun için öncelikle herkesin bir değneğe ihtiyacı vardır. Kâğıt.

oyunculardan birini ebelemeye çalışır. ikinciye kazma pağaçasi. Oyuncular iki gruba ayrıldıktan sonra hangi grubun yatacağına. zevkle çevirirdik. Topaç çevirme (koji/tıriya) Buzlu saha üzerinde. Rakibin tüm taşlarını ilk düşüren oyunu kazanır. 3. “Tek!” derse bilmiş olur ve o beş fındığı alır. Tek mi çift mi (Tek mi çit mi?) Posof’ta sonbahar mevsiminde herkes vaktinin yettiğince fındık toplar. En uzun süre çeviren yarışı kazanırdı. “Nerdee o kanevüz (kıdmızı) fındıklarla oynanan tek mi çit mi!” 6. İşte çoğu zaman bu iş esnasında yahut kış geceleri fındık yenileceği zaman oynanan bir oyundur. 5. Karşısındaki oyuncu tahminini söyler. Bizim Ahıska 39 . Yarışma sonunda birinci olana tavşal. Papax (baxbax/bak bak) At sürme yarışıdır. Atlayanlar atlarken “uzun eşek. Atlar köye yaklaşınca bütün damlardan insanlar onları izler. oyuncuları kovalamayı sürdürür. herkes ebeye tekmeyle vurur. Sonraki yarışa kadar birincinin havasına diyecek yoktur. Eğer ebenin havadaki ayağı yere değerse. Sonra dişleri arasına alarak yapar. 9. Sonra ellerine topladıkları yuvarlak taşlarla sıra ile rakibin taşını nişan alarak düşürmeye çalışırlar. nişan alma yeteneğini ölçen bir oyundur. 4. İlk baştaki oyuncu eğilerek kafasını yastığa dayar ve arkasındakiler de bir öncekinin bacaklarından tutarak eğilir. sonra yumruğundaki parmaklarını tek tek açarak yapılır ve serçe parmağa kadar gidilir. Sonra kafasının üzerine yatay koyup kafasıyla atarak yapar. üç metre çapında bir daire çizilir. Yani alet işler el övünürdü. Çift diye tahmin ederse beş tane fındığı rakibine verir. Yarışmacılar atlarının sırtında aynı hizada beklerler. hatta yarışmacıların yaşına göre otuz kırk metre uzağına da ikinci kişi taşlarını diker. Bıçak Bıçağın oyun aracı olarak kullanıldığı bir oyundur. Yatacak takım yastığın önüne dizilir. hangi grubun atlayacağına karar verilir. 8. Birinci kişiden on beş yirmi. on beş kilometre uzağa gidilir. Bu taşlar en ve boy olarak bir karıştan küçük olmamalıdır.Düz oyununun üçtaş ile oynanan türüne üçtaş oyunu. Ebelediği oyuncu yeni ebe olur. Aile oturur ve başlar arklamaya. Bunun yanında şerbet ikram edilir havlu ve daha başka hediyeler de verilir. Hakem ateş eder ve kıran kırana yarış başlar. Ebe “Zımba!” diye bağırır. Sonra elinin üst tarafına koyarak yapılır. O fındıklar kendinin olur. Bu oyun kişinin el becerisini. dönüp dairesine girene kadar. Erkek çocukların tarafından açık havada grup şeklinde oynanır. çimen gibi yumuşak zeminde oynanır. oyunun başladığına işaret eder. Ebelikten kurtulamayan ebe. Düğün günü herkes atını süsleyip toplanma yerine gelir. üçüncüye de tavuk verilirdi. Sonra birinci kişi ellerinin içinde fındık olduğu halde ellerini arkasına götürür ve uzatacağı avucunun içine belli sayıda fındık saklar. Dikili taş İki kişiyle oynanabileceği gibi iki grupla da oynanılabilir. Bu. Sonra elini yumruk yaparak. Kalınlığı da iki üç santim olmalıdır. topaçlarımıza ip dolar. dokuztaş ile oynananına dokuztaş oyunu ve on iki taşla oynananına on iki taş oyunu denir. Bu durumda ebe hemen dairenin içine girmelidir. Sonra o kişi elini avucunu yummuş bir şekilde uzatır ve “Tek mi çit mi?” diye sorar. Bu aşamaları ilk geçen oyunu kazanır. Oyuncuların durumuna göre kulak üzerinden atmak gibi başka şekiller de eklenebilir. İki kişi eşit şekilde yarışma için fındık alır. Bıçağı toprağa dik batıramayanın hakkı diğerine geçer. Çimenlik bir zeminde oynanır. Ebe bu dairenin içine girer. Uzun eşek (uzun eşşek) Biraz tehlikeli olmasına rağmen yöremizin ve ülkemizin nesilden nesile aktarılan en popüler oyunlarından biridir. Beş tane sakladığını varsayalım. Herkes bir tarafı toprağın üzerine koyunca dikili duracak diyelim ki on tane taş toplar. Bu toplama işinden sonra çuval çuval fındığın arklanmasına (ayıklanmasına) sıra gelir. Ebe dairenin içinde güvendedir. Her hanenin at beslediği 1980 yılı öncesi oyunudur. Diğer oyuncular oyun alanına dağılırlar. Bıçağı önce elinin içine düz yatırıp yukarı atarak yere batması sağlanır. gaba gaba döşşek” diye bağırırlar ve eşeğin üzerine bindikten sonra sürtünemez. Topacı uzun süre çevirmek için iyi kamçılara ihtiyaç duyulurdu. Atıyla ileri geri. Bu işin hileleri arasında iki parmak arasında fındık saklama ve rakibe çaktırmadan fındığın birini aşağıya düşürme vardır. İki kişiyle oynananı şöyledir: Düz bir alan bulunur. Kuralları şöyledir: Yere iki. Daireden tek ayağı üzerinde sekerek çıkan ebe. 7. Herkes gelince köye on. sağa sola ısındırma hareketleri yapar. Zımba Çok sayıda kişiyle toprak.

adını ebenin gözlerinin bağlanmasından alır. Eğer bütün grup elemanları başarılı bir şekilde eşeğe binerse. 18. Soru sorulur: “Elma mı? Armut mu?” sorusuna göre taraf olunur. Kişiler sırayla alınır. Kızak kaymak için dik ve eğimli yerler tercih edilir. İsmini söylediği kişi ellerini dizlerinin altından çıkararak gösterir. Atlayanlardan biri yere değerse yatan grup atlama hakkı kazanır. 16. Bezirgân başı On kişi karşılıklı beşer beşer dizilirler. Bu oyunun bir de dikine atma şekli vardır. Yüzük kimde? (Yüzük kimda?) Kış oyunlarındandır. Tıp Ortada ebe ve çevresinde diğer oyuncular sarmış vaziyette ebenin vereceği “Tıp!” komutuyla oyun başlar. Bezirgânbaşı tekerlemesiyle ebe seçilir. İleriye ve dikine taş atma yarışı Özellikle tepe gibi yüksek yerlerden çukur yerlere doğru taş atılır. “Kapı hakkı ne dersin?” Arkadaki. Göster bizi körebe!” sözlerini tekrar ederken halkayı bozmadan el çırparak ebenin çevresinde dönerler. Birdirbir (birim bir) Oyunu oynayacak çocuklar için sayı sınırlaması yoktur. kendisine sorulacak sorulara cevap vermemesidir. Eğer tanırsa dokunduğu oyuncu ebe olur. Kızak kayma (xızek qayma/paten) Yörede kar uzun süre kaldığı için çocukların en büyük sporudur. Oyuncular seçilen iki ebenin kolları altından tekerleme eşliğinde geçerler. İşte bu hızlı devir sırasında halkadakilerden usta biri ebeye der ki: “Yüzük kimde?” Ebe. Atlarken de sırayla tekerlemenin dizelerini söylerler. 12. sonra çizilen çizgiyi geçmeden. İkidir iki. ayrıca ufak çubuk şeklindeki sopaların uç kısmı inceltilir. Mila Dört kişi oynar. Tanıyamazsa oyun aynı ebeyle sürer. “Bezirgân olsun!” der. 10. 15. hareket etmemesi. Kör ebe Körebe oyunu 10-12 çocukla oynanır. 17. Eşek çökerse atlayan grup tekrar atlar. Herkes yerden özene bezene atmak için taş seçer. konuşmaması. atlayanların en önündeki kişi “Tek mi çift mi?” deyip parmaklarıyla bir veya iki gösterir ve eşeğin en arkadaki oyuncusu tahmin eder. Oturanların dizleri yukarıda ayakları yere basmaktadır. Ebe öne eğilerek ellerini dizlerine dayar. Kişi sayısı arttıkça oyun daha zevkli bir hale gelir. Kim olduğunu anlayabilirse adını söyler. Bil bakalım biz kimiz. Eller yukarıda daire şeklinde kenetlenir. Bu konuda öyleleri vardı ki attığı taş kenara çekildiğinde ayaklarının iznin üzerine düşerdi. En ileriye atan yarışı kazanır. böyle devam eder. 40 Bizim Ahıska . Bitişik oturanlar ortadaki ebe görmeden elleriyle birbirlerine bir şeyler verebilmektedirler. Bir odada halka oluşturulur. Ebe ortada kalacak biçimde oyuncular bir halka oluştururlar. dikkatle izlenerek nereye düştüğü tespit edilir. Çocuklar varış yerine ilk ulaşmak için yarış yaparlar. Körebe evin içinde oynandığı gibi dışarıda da oynanır. Oyunun başında bir ebe seçilir. Kim uzağa atarsa galip olur. Eller dizlerinin altında görünmeyen yerdedir. Elindeki değnekle. “Birdirbir. yoksa aynı olay tekrar eder. 14. Herkes değneği ile ufak çubukları uzağa atmaya çalışırlar. Fakat ebe çok hızlı şekilde herkesi kontrol ederken ebeye arkasından görünmeden yumruk vurmak serbesttir. Diğerleri bir kaç metre arayla sıra oluştururlar. Çizgi çizilir. Ebe insanlara komik sorular sorarak onları güldürmeye konuşturmaya çalışır! 13. “Döneriz. Üçtür üç. Uçurtma Büyüklerin yaptığı uçurtmalar rüzgârlı havalarda çocukların en birinci oyuncağıydı. Oyuncular sırayla koşarak eğilmiş duran ebenin üzerinden ellerini sırtına bastırıp bacaklarını açarak atlarlar. Ardından ortaya bir çizgi çizilir ve iki takım çizginin gerisine iple kim düşecek çekişmesi yapar. eller çekilir. Eğer avucunda yüzük varsa o ebe olur. olur tilki. bilya demiri takılır. Kızakların altına kaymaları için. Türkü söyler. Amaç herkesin olduğu gibi kalması. sırayla taşlar fırlatılır. çizgiden atan kazanır. el kol hareketlerinden tahmin etmeye çalışarak isim söyler. yapması güç. Her taş. Başta verilen isimleri bilemeyenler. Elde birer değnek. 11. Bilirse atlama hakkı el değiştirir. Oyun. Başlarlar. ebelerin arkalarına geçerler ve iki farklı takım oluşturulur. Ebe vuranı görürse ya da elinin hareket ettiğini görürse o kişi ebe olur. Önce ebe belirlenir ve ebenin gözleri bir bezle bağlanır.ayaklarını dolayamazlar. Ebe bu sırada kollarını öne doğru uzatarak dokunduğu kişinin başını yüzünü ve üstünü elleriyle yoklar.

Bir siçan tutdi. bir kuyuda ebe var. Sekizim seksek. tanışma imkânı bulurlar. Bu oyun dakikalarca sürer. yaptım kahvaltı. Oyuna başlayan grup her atlayışta bir tekerleme söyleyerek takla atar. kartal kalkar… 22. Yere sekiz dokuz tane birbirine bitişik yarım metre eninde kareler çizilir. Ümit ediyorum ki bilgisayar programı yapmasını bilen bir duyarlı insan. Dokuzum durak!” Dengesini kaybeden ya da düşen oyuncu “yanmış” sayılır ve yeni ebe olur. 23. Yerdeki ayağıyla taşa vurarak taşı kare kare gezdirir. bir bilgisayar öğretmeni. Hepsini geçirirse avucunun içiyle ters çevirir. Öyle geçireceksin ki zararları olmayacak. Otu canavarın yanına getirir. Kale vardır. çevresine altı kuyu açılır. kayışı çekerler. hepsini tutarsa pirim alır. 30. Ehmedi medi. Böylece bu oyunları oynarken hem biz sanal âlemde geçmişi yâd ederiz hem de genç kuşaklar yeni oyunlarla. yere çizilen çizgilere ve bir taşa ihtiyaç vardır. koyunu orada bırakırım. oyun devam eder. Oyun oynarken taş. Beş taş (kak) İki kişiyle oynanır. çağa uyduran değerler varlığını sürdürürken kendini yenilemeyenler tarihin karanlığına gömülüp gidiyor. kurt koyunu yer. Kuyruhli kedi. Yedim yedi. Geri gelince taşı bu sefer ikinci kareden başlatır. İlk oynayacak beş taşı elini oynatarak serer. Altıdır altı. Yukarıya alınanların yanında bilmediğimiz ya da unuttuğumuz oyunlar da olabilir. Aralıkta taş kalırsa diğer oyuncu almaya çalışır. yok olmaktan kurtarır. Bu değerleri ölmekten kurtaracak fedakâr ve yürekli insanlara böyle bir programı yapma aşamasında oyunların tüm ayrıntıları hususunda yardımcı olacağımızı da peşinen ifade etmek isteriz. Sonuç Kendini yenileyen. Tek taş/Seksek/Kınkıl Kınkıl oynamak için düz bir alana. Dayanamayıp çizgiyi geçen taraf yarışı kaybeder. Tura ve yazıyla ilk oynayan belirlenir. aldım bir eş. elim sırtına değdi. Oyuna devam edilir. Kayış (xalat) İki taraf arasındaki güç yarışıdır. Otla koyun bir araya gelirse koyun otu yer. Herkese bir değnek. bir kuyuda ebe yok. 19. 25. Önce koyun ile otu geçirir. Sıra ile oynanır. 20. Aşık oyunu Hayvanların bileğinden alınan aşık kemiğiyle oynandığı için bu adı almıştır. Diğerleri Bilye. Beştir beş. 24. 26. Yalamadan yutdi. Kuyu yeri değişmez kişiler yer değiştirerek köyler köçtü denir. 21. İlk dolaşan oyunu kazanır. bir tane de ot geçirebilir misin? Kurtla koyun bir araya gelirse. saklambaç hemen her yörede oynandığı gibidir. hünerle o aralıktan geçirilir. kaleyi aşan oyunu kazanmış olur. Kartal tekerlemesi söylerler: Kırk kara kartal. Ortada bir çizgi olur. Hepsini bu şekilde dolaşınca oyun bitmiş olur. Kartal kalkar. Taş önce birinci kareye atılır. Herkesin üzerinden atlayan kişi duracağı aralığı ve oyunun gideceği yönü duruşuna göre belirler. Çizginin iki tarafındaki gruplar. Güvercin Taklası Dörder kişilik iki grup oynar. ebe kuyuya taş gelmesini önler. Taş toplanır. bir hemşehrimiz çıkar ve anlatılan bu oyunları sanallaştırır. Zekâ oyunu Bir köprüden canavar (kurt). diğer grup durur. kuş gibi öt. otla canavarı karşıya geçiririm. birinin yeri yok. dal tartar Dal tartar. büyüklerinin oynadığı oyunlarla. alabilirse oyun ona geçer. ip atlama. taş girerse o ebe olur. Herkes başkaları için ya da yarıştığı kişi için amacına uygun tekerlemeler uydurarak onu alt etmeye çalışır. Köyler göçtü On metre genişliğinde daire çizilir. bir koyun. sol elinin başparmağı ve yanındaki açılır. Herkes atladıktan sonra ilk eğilen kalkar ve o da diğerlerinin üzerinden atlar. bir ceviz büyüklüğünde taş. çizgi üzerinde kalır veya oyunun dışına çıkarsa yanmış sayılır. Tekerleme Aslında bir söz yarışıdır. Oyuncu bir ayağını havaya kaldırıp oynamaya başlar.Dörttür dört. Bizim Ahıska 41 .

O zaman 150 aileyi de Türkiye’ye getirmişti. Allah’ın rahmeti üzerlerine olsun. Bir kısmını da Sibirya kamplarına ve yeraltı madenlerinde tutsak olarak çalışmaya mahkûm ettiler. daha da yazılacaktır. Sürgün sözü ağızlarda çok kolay telâffuz ediliyor. Ama Ahıska Türkleri vatansızlık fakirdirler. Ben. Adaletten uzak bir şekilde kurşuna dizdiler. o felâketi yaşayanlardan dinlediğinizde. Yoksa Ahıska Türkleri yiyecek. ıstırap ve gözyaşlarıyla dolu günler ve ayrılıklar olduğunu anlayabilirsiniz. 1944 sürgününü 11 yaşımdayken ailemle birlikte yaşadım. içecek fakiri değildirler. hayatlarını sürdürüyorlar. Şimdi Ahıska Türkleri. bir bayrak altında yaşamayı özlüyorlar. Bu idam edilenler Ahıska kalesi toplu mezarlığında bulunmaktadırlar. Orta Asya ve Kazakistan gezisi sırasında Ahıskalılarla görüşmüş onların vatanlarına dönmelerine yardımcı olmak için söz vermişti. Bütün Sovyetler Birliği’nde olduğu gibi 1937’de Güsrcitan’da daha da fazlasıyla aydınların çoğunu tutukladılar. Çalışıyorlar. acı. Bu gibi cezaların çoğunluğu da bizim Ahıskalılara düştü. Vatanlarına kavuşmayı. Sürgünü. Ancak bu karar yeterince uygulanmadı. Türkiye hükûmetinden kendilerine sahip çıkmasını ve Ahıskalıların kendi öz vatanlarına dönmeleri için gerekli girişimlerde bulunmasını istiyorlar. Bu haksızlıkların içinde Ahıska kalesinde idam edilenler arasında benim rahmetli babam da bulunmaktadır. Sürgün konusunda çok şey yazılmıştır.65 Yıl Geldi Geçti Bahadır Metan ENVEROĞLU Zamanın Cumhurbaşkanı Turgut Özal. Masum oldukları anlaşılarak sonradan yüksek mahkeme kararıyla beraat etmişlerdir! 42 Bizim Ahıska .

yaşlı. hasta ve ölüler sorulduğunda bunları çarşaflara gizleyerek ‘Yok!’ cevabını veriyorlardı. 1956’da sıkıyönetim rejiminden kurtulduktan sonra vatanımız Ahıska’ya dönme mücadelesi başladı. Ölenlerin sayısı çok olduğundan mevtaları kaldırıp gömmeye defnetmeye insan yetişmezdi. Temlalali Murtaza İzzetoğlu) vatana dönmek sevincine temel atmış olsalar da maalesef vatana dönüş sevincini yaşayamadılar. Bizler. 1956’ya kadar sıkıyönetim altında bir ilçeden başka bir ilçeye gidemezdik. “Almanlar gelip burayı bombalayacak! Sizleri daha güvenli yerlere götüreceğiz. çay benim susuzluğumi kesmez!” diyerek içilmeyen suları içip salgın hastalıklara yakalanan ve aramızdan ayrılan nice insanımız vardı… Köyümüzden çıktık kış fasilleri. Eğer yakalansa. Abastubanlı Yusuf Sarvarov. İkinci Dünya Savaşı’nın Rusların lehine dönmesiyle Moskova. Yolculuk başlamadan önce bizlere her istasyonda yemek ve ekmek vereceklerini söylediler. Apiyetli Enver Odabaşov. 1930-1940 yılları arasında türlü çeşit zulümlere maruz kaldılar. Kırgın olup kesti çok nesilleri. Caralli Ellez İzzetoğlu. Yaşardık Kafkas’ta çok güzel yerde. hasta ve savaştan dönen yaralı ve sakatlardan meydana geliyordu. Zanavli Mevlüt Bayrakdarov. Vatana kavuşabilmenin sadece Türkiye’nin siyasî ağırlığını göstermesiyle mümkün olabileceğine inanıyor ve ağabey dedikleri Anadolu insanına bu ümitle bakıyorlar. Bizleri sabahtan akşama kadar beklettiler. Varhanlı Abuzer Seferov. Ancak mevsimin kış olması sebebiyle istasyonlarda alınan yemek ve ekmekler donuyordu. Öyle ki ekmekler ancak baltayla kesilerek dağıtılıyordu. Ne zaman bu yolculuğumu anlatmaya başlasam o günkü yaşadıklarımı aynen yaşıyor ve heyecanlanıyorum. Sürgünde. Tabii herkes panik içerisinde. Tren yolculuğu açlık. Onları da rahmetle anıyoruz. Gurbette geçirdik yıl asirleri. Her familyadan tek tek kalan ağlasın. Fakat ölülerle kalanlar da çok oldu. ölenleri alıp götürüyorlardı.Ahıskalılar. (Udeli Latifşah Barataşvili. milleti apar topar evlerinden çıkarak köyümüzün Ağalık Bahçesi denilen meydanına yığdılar. çöl iklimlerinde yaşadığımız ilk 19451947 yıllarında açlık ve çeşitli hastalıktan. Üç kardeşim ve dört bacım nerde. Bu yetişemeyenlerin bazıları kendi çileli imkânlarıyla ailelerine ulaşmayı başardılar. Bugün Ahıskalılar. Bu tarihlerde birçok hemşehrimiz de sınırı aşıp Türkiye’ye sığındılar. 220 civarında Ahıska köylerini basarak herkesi evlerinden dışarı çıkardılar. Valeli Halil Umarov. Hatta tren her istasyonda durduğunda vagonlara görevliler gelip hasta ve ölü olup olmadığını soruyor. Mevtalar. Ana babadan ayrı düşen ağlasın. Hatta bu şekilde cenazeleri gömerlerken uzun zaman geçmesi sebebiyle trenin kalkmasına yetişemeyenler oldu. 20 sene Sibirya kamplarına mahkûm olacaklarına zorla imza attırmışlardı. Bu tren yolculuğunu yaşamış birisi olarak olanların hepsini anlatmaya benim lügatım yetmez. Daha sonra bizleri Amerikan Studabekir arabalarıyla tren istasyonuna götürdüler. Ama biz bu ölüleri nereye götürdüklerini bilmiyorduk. Bu durum karşısında dehşete kapılan büyüklerimiz. savaş bittikten sonra hemen yuvalarınıza döneceksiniz!” diye milleti kandırdılar ve köyleri iki üç saat içinde boşalttılar. Avcılık ederdik kekliğe kurda. Orada hayvan vagonlarından meydana gelmiş katarlar bizi bekliyordu. Türkiye’den destek bekliyorlar. bir gecenin içinde tamamlanan bu operasyonla meçhul yolculuğa çıkarıldılar. hastalık. Sonra trenin durduğu ilk istasyonda gizlice ve kazma kürek olmadan ölenleri vagonların altından geçirerek öteye götürüp çöllerde elleriyle kumlara gömüyorlardı. Bizim Ahıska 43 . Bu yolculuk sırasında Ahıskalılar büyük kayıplarla yolculuğu tamamladı. “Ola baba atın ölümi arpadan olsun. Bizi bu vagonlara doldurdular. evlerinde günlerce de kalmış oluyordu. tabiat şartlarına alışıncaya kadar on binlerce insanımızı kaybettik. çocuk. Çünkü yola çıkanların çoğu. İşte bu acı sözün anlamı da 1945-1947 yılları arası açlık ve epidemiya hastalıklarından bazı ailelerin de nesilleri kesilip kimsesi kalmamıştı. sefalet içerisinde kayıplar vererek 25-30 gün sürdü. Kremlin kararıyla. 1944 yılı kasım ayının 14’ünü 15’ine bağlayan gece ordu birlikleri. Kafkas halkı olarak susuz ve içme suyu kıtlığı yüzünden. ver suyi doyana qadar içem. Rus-Finlandiya ve Rus-Alman Savaşı sırasında da çok kayıplar verdiler. Bu zulmü ben on bir yaşında yaşadım ve gözlerimle gördüm. Bu mücadeleye öncülük eden liderlerimiz. Bütün Ahıskalılar.

Ayvazgil. 50 km2’lik bölümü de yaylalardan ibarettir. 1996 yılından beri telefon hattı bulunmaktadır. 30 km2’lik bölümü ormanlık. Bu eğitim çalışmaları günümüze dek hatırı sayılır bir başarıyla yürütülmüş. Bitki örtüsü Köy. Şavşat ilçesinin içme suyunun büyük bölümü köydeki bir kaynaktan sağlanmaktadır. köy halkının 1. Köyü tarihçesi Yavuzköy’ün tarihi hakkında herhangi bir yazılı kaynak bulunmasa da eskiden beri halk tarafından söylenile gelen bir tarihçe mevcuttur. Dünya Savaşı sırasında Sahara’da Rus kuvvetlerine karşı gösterdiği kahramanlıktan dolayı Yavuzköy olarak değiştirilmiştir. 1930 yılında ismi. Topçular. Köyde tarihî kalıntı olarak Rabat mevkiinde bir adet kilise harabesi bulunmaktadır. İklim Yavuzköy iklim bakımından hem Karadeniz hem de Doğu Anadolu iklimi etkisi altındadır. Eski adı Mamanelis’dir. Bugün bu mahallenin adı Günkaya olarak kullanılmaktadır. içimi çok güzel olan yumuşak bir sudur. Köyde hayvancılığa uygun çayırlık alanlar mevcuttur. Her mevsimde yağmur yağar. kışları soğuk ve karlı geçer. Bu kaynakların suları birleşerek Cerma Deresini oluşturur. Yavuzköy su kaynakları açısından çok zengindir. Şavşat içme suyunu Yavuzköy’deki kaynaklardan temin etmektedir. İrili ufaklı dereler ve tepelerden oluşmaktadır. Bu dere güneyden kuzeye doğru irili ufaklı diğer su kaynakları ile birleşerek Şavşat Deresini oluşturur ki bu dere Şavşat ilçesinin içinden geçerek Çoruh Nehrine karışır. Bu ormanların içinde geniş yapraklı ağaç türleri pek bulunmaz. Her mahallenin mezarlığı ayrıdır. Doğu Karadeniz Bölgesi’nde Artvin ili Şavşat ilçesinin doğusundadır. Denizden yaklaşık 1600 metre yüksekliktedir. Köyde 1983 yılından beri elektrik. Özellikle ladin. Yavuzköy engebeli bir araziye sahiptir. Düz Mahalle. bir zamanlar Ermenilerin oturduğu bir mahalle olduğundan ismini bir Ermeni ismi olan Tosi’den almıştır. Yağmurlar genel olarak ilkbahar mevsiminde yağmaktadır. Ancak kanalizasyon şebekesi bulunmamaktadır. Yüksek yerlere iki üç metre kar yağdığı görülür. köy halkının büyük bir kısmı bu sayede iş sahibi olmuştur. Yavuzköy’ün birbirinden ayrı on mahallesi vardır. yaklaşık 100 km2’lik bir araziye sahiptir. Şavşat’a 6 ve Ardahan’a 44 km uzaklıktadır. Tosilar. Köyde yaşayan halkın büyük bölümünün Ahıska’dan geldiği ve köyde yaşamaya devam ettiği. Cumhuriyetin ilânından sonra okuma yazma konusunda başarılı çalışmalar yapılarak halkın okuryazarlığı sağlanmıştır. Duğabeze. 1915 yılından itibaren Ermenilerin bölgeyi terk etmesiyle onlara ait olan arazilerin hazineye intikal ettiği ve daha sonra bu arazilerin yerli halka satıldığına dair tapu kayıtlarına rastlanılmaktadır. bu bölgede hayvancılık yaparak geçimini sağladığı bilinmektedir. (Fahmettin Topçu-Muhtar). Köy içme su kaynakları yönünden çok zengindir. Halen iki ayrı kaynaktan içme suyu kullanmaktadır. Şavşat-Ardahan karayolu üzerinde yer almaktadır. Dokuz mahalleden meydana gelen köy. Diğer bir tarihî kalıntı da Konta şehri harabesidir. Ramadangil. Köyün güney ve güney doğusunda yer alan yamaçlarda iğne yapraklı ormanlar yer alır. Coğrafî konum Köy. Yerleşim alanları içinde yoğun olarak meyve ağaçları bulunur. bitki örtüsü bakımından çok zengindir. Şavşat-Ardahan karayolu üzerinde. Köyün güney ve doğusu Yalnızçam Dağlarıyla çevrilmiştir. Sırt Mahalle. Eskiden tarla olarak kullanılan 44 Bizim Ahıska . Artvin’e 71. Bu alanın 20 km2’lik bölümü tarım arazisi. Şavşat ilçemize 6 km mesafededir. Yaz mevsimi sıcak olmasına rağmen bu sıcaklıklar hayatı olumsuz yönde etkilemez. Bunlardan başka tarihî bir kalıntı bulunmamakla birlikte köydeki ahşap evlerden birkaçı tarihî önemi haiz eski evlerdir. kuzeyinde Kocabey köyü bulunmaktadır. Köye su şebekesi 2003’de 5 km mesafedeki bir kaynaktan çekilmiştir. Batısında Düzenli köyü. Ancak bu köyden genç nüfusun göçünü de beraberinde getirmiştir.Şavşat’ın Şirin Bir Köyü: Yavuzköy Turgay AKKOYUN Yavuzköy. köknar ve çam ağacının çok olduğu ormanları var. Cami Mahallesi. Köyde tüketilen su. Birinci Dünya Savaşı’ndan önceki yıllarda bu bölgede Ermenilerle birlikte yaşandığı yazılı kaynaklardan anlaşılmaktadır. Kışlaklar ve 2000 metre yükseklikteki yaylalar yaz mevsiminin hayat kaynağıdır. Taşbaşı ve Tosilar mahalleleridir. Su kaynakları köyün yaylalarının eteklerinden doğmaktadır. Buranın tahminen 2000 yıldan beri yerleşim alanı olarak kullanıldığı söylenmektedir. Bunlar: Balcılar.

Beraberinde de hediye olarak çocuğa giyecek şeyler getirir. Kibrinaz İşçi. kirvesi olduğu aileyi gözetmek durumundadır. Kirve adaylarından sünnette koç. Şavşat yakın olduğu için ulaşımda köylüler bu araçlarını kullanmaktadırlar. Kirvenin verdiği bahşiş beğenilmezse kirve suya basılıyor. mendil. Bu sebeple köydeki bu emekli grubu ve bazı gençlerin teknoloji kullanabilme kabiliyetlerine paralel olarak internet kullanımı da çarpıcı miktardadır. Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı kastediliyor) sonra da geçim derdinden çok göç verilmiş. Doğacak çocuk için ‘Erkek olursa kirvesi benim!’ veya ‘Kirvesi sensin!’ demek suretiyle aileler kirvelik bağı kurabilirler. Haberleşme Yavuzköy’de hemen hemen her evde telefon bulunmaktadır. Köyde mektupla iletişim kalmamış.00’de de Şavşat’tan Yavuzköy’e sefer yapmaktadır. Sünnetçiyle kirve o gece sünnet evinde kalır. Kirve sünnet akşamı meclisin talep ettiği şeyleri ‘harfana’ denen ziyafet sofrasında köylülere sunuyor. şeker.” demektedir. hediye edilir. İzmir. yalnızca yazın yayla zamanı köye gelmektedirler. Ulaşım Yavuzköy Şavşat-Ardahan karayolunun üzerindedir. Sünnet gecesi davetliler toplanır.00’de Yavuzköy’den Şavşat’a. Çocuk sünnet edilince davetlilere kirve kahvesi gelir. bize Gürcistan’da Ahıska’da görüştüğümüz Hasan Bey Musaddinov da nakletti. Kirve. Buradan da anlıyoruz ki coğrafî olarak bölünmüş olsa da Ahıska Türkleri arasında kültürel bölünmüşlük olmamıştır. Sünnetçinin ‘Şegirt’ veya ‘Mumcu’ denen bir de yardımcısı olur. Bir minibüs her gün sabah saat 08. Ancak iletişim daha çok cep telefonuyla sağlanmaktadır. diğer bir kısmı da çocukları hayatlarını büyük şehirlerde kazanan yalnız ailelerdi. kesmesini istiyorlar. kirveliğinin karşılığında hürmet görür. Düzenli gazete okuma alışkanlığı yoktur. yemek yenir. Zira sınırlarımız dışında yaşayan Ahıska Türkleri her şeye rağmen geleneklerini. Köylülere sorduğumuz “Yavuzköy’ün sizce diğer köylere göre iyi yönleri nelerdir?” sorusuna birçok köylüden “ilçeye yakın oluşu” cevabını aldık. yazma. Delikanlılardan biri. Kirve. nüfusun geçimine yetmemesinden kaynaklanan sürekli bir göçtür. Yavuzköy’de birçok ailenin traktör ve/veya motorlu bir aracı bulunmaktadır.” Bizim Ahıska 45 . Ankara gibi büyük şehirlerde yaşamakta. evlerde çok az genç ve çocuk olduğunu gördük. Yavuzköy’de bir gelenek: Kirvelik Köyde kirvelik geleneği var. sünnetçiye hitaben ‘kes de kızına götür’ derler. kahve.alanlar son yıllarda tarım yapılmaması yüzünden çayırlık alanlara dönüşmüştür. “Çocukluğumda büyüklerimizden duyduğum kadarıyla köyümüzde bir zamanlar 600 hane varmış. Ardından kirve tütünü ikram edilir. sigara-tütün ve çocuk için bir vala (gelinin başına örtülen renkli başörtüsü) veya yazma getirir. 60 ve üstü yaşlardaki çiftlerden oluştuğunu. üstüne güzel bir örtü konmuş bir tepsiyle sünnetçiye bahşiş toplar. adaylarında meclisin isteklerini yerine getirmede rekabeti kazanan kirve oluyor. eğlenmek amacıyla birini dereye sokup ıslatmak demektir. Yolcu olması durumunda öğleden sonra da tekrarlanmaktadır. Kirve. Köyde. emekli olduktan sonra yurdun çeşitli köşelerinden köylerine dönmüş. Bu sünnet geleneğinin aynısını. Ya iyi arkadaşlar bir- birlerine kirve olmakta yahut da fakir bir aileye yardımcı olmak için hâli vakti yerinde olanlar fakir ailelere kirvelik teklifinde bulunmaktadırlar. Nüfus Yavuzköy muhtarı Fahmettin Topçu. Bu durumun bizce en önemli sebebi köydeki ekonomik faaliyetin. dana vs. Kirve. saat 11. Sünnet bitince Mevlit okunur. Böyle durumlarda meclis toplanıyor. Beraberinde çay. Çayırlıklar mevcut hayvanların yem ihtiyacını karşılamaktadır. Sabahleyin ayrılan kirve ve sünnetçiye çorap vs. Bursa. Sünnet edilen çocuklardan bazıları cesur olur. Bu 150 hanenin büyük bölümü İstanbul. Kirveden bahşiş isteniyor. Sünnet düğünü çalgılı ya da çalgısız olabilir. ömürlerinin geri kalanını kendi köyünde geçirmek isteyen. Çocuk yatsı zamanı sünnet edilir. Sünnet olacak çocuk sünnet edilmeden hemen önce kaçırılıyor. Bugün Yavuzköy’de 266 ev olmasına rağmen 150 hane mevcuttur. Altmış yaşın üstündeki köylülerde radyo dinleme alışkanlığı görülmekle beraber televizyon daha yaygındır. kültürlerini ve dillerini korumayı başarmışlardır. kahve içilir. Kirve bazen çocuk doğmadan da seçilebilir. Şavşat’a 6 km mesafededir. Bu çiftlerin bir kısmı. Kirvenin getirdiği vala. Yavuzköy’de gençler kirvelerinin kızını alamazlar. Kirvelik bağıyla birbirlerine bağlanan aileler birbirlerine karşı maddî ve manevî sorumluluk duymaktadırlar. emekli olup köye yerleşen devlet memurlarının sayısı çoktur. Bu yakınlığından dolayı ilçeyle ulaşım hızlı ve kolay bir şekilde yapılmaktadır. çocuğun düğününde geline götürülür. Kirvelik hususunda bir rekabetin yaşandığı durumlar da olur. sünnet töreninden birkaç gün önceden sünnet evine gelir. Önce harpler yüzünden (93 Harbi. sünnetten sonra eşiyle birlikte gidip sünnet olan çocuğu ziyaret eder. Yavuzköy’de sünnet geleneğini şöyle anlattı: “Kirve. Şubat ve mart aylarında yaptığımız alan çalışmaları sırasında köyde kapısını çaldığımız birçok evde yaşayanların. Suya basmak.

Kefensiz ve mezarsız cesetler Sibirya’nın beyaz karları üzerinde yırtıcı hayvanlara yem olmuştu. “Biz Müslüman Türk adıyla Ahıska topraklarına yerleşmek istiyoruz. 1921 Moskova Antlaşması’yla Gürcistan’a terk edilen Türk yurdu Ahıska’da bir insanlık dramı yaşandı. İnsanlar silâh zoruyla hayvan vagonlarına 80– 100 kişilik gruplar halinde dolduruldular. Fakat Ahıskalıların vatan topraklarına geri dönmesine. yıllarca hür dünyadan gizli tutuldu. 1956 yılında Stalin’in ölümünden sonra sıkıyönetim kaldırıldı. Rus ordusuna karşı koyanlar. Sürgün ahali. binlerce kişi KGB tarafından cezaevlerine atıldı.” Şimdi insanlık âlemine soruyoruz: Bu insanların suçu neydi? Nerde bu insanların cesetleri? Bunun hesabını kim verecek? Bu yapılanlar soykırım değil de nedir? Ne yazık ki ne Gürcistan devleti ne Rusya ne de eski Sovyetler Birliği yapılanları kabul etmiyor. Binlerce insanı birkaç saat içinde kamyonlarla demir yolu boyuna taşıdılar. Bir yazar. Asgarî insanlık icabı olan her faaliyet için özel izin alınması gerekiyordu. cephelerde 25 bine yakın kayıp verdi.000’i çocuk olmak üzere 30. Böylece daha önceden Rusya’nın hazırlamış 46 Bizim Ahıska . halkımıza reva görülen bu alçaklığı insanlığın vicdanına havale ediyoruz. 1956 yılından sonra Ahıska Türklerinin Ahıska’ya dönüş mücadelesi başladı. soğuk- tan. yüzlerce aile Sibirya’ya sürüldü. Bundan dolayı 1989 Özbekistan-Fergana olayları yaşandı. Rusya’nın metruk köylerine 3-5 aile şeklinde yerleştirildi. Sovyetler Birliği’nin önceden aldığı kararı uygulayarak beş ilçenin 220 köyünde yaşayan ve 100. herkesin gözü önünde kurşuna dizildi. Gitmek istemeyenler. çocuk ayrımı yapmadan silâh çekerek bütün insanları hayvan vagonlarına tıka basa dolduruyorlardı. Özbek Türkleriyle Ahıska Türkleri arasında KGB’nin provokasyonları sonucunda çıkan çatışmada 300’den fazla Ahıskalı hayatını kaybetti. ağlama. yaşlı hasta. KGB’nin baskı ve zulümlerine rağmen Ahıskalılar Ahıska topraklarına dönme mücadelesini korkmadan ve bıkmadan devam ettirdiler. açlıktan ve hastalıktan 17. -15/20 derece soğukta açlık ve yoksulluk içinde yaşama mücadelesi vermeye başladılar. Yıldönümü Dr. İbrahim AGARA 15 Kasım 1944 tarihinde. 1944–1956 yıllarında 12 yıl süren sıkıyönetim ve KGB gözetimi altında hayatlarını sürdürdüler. hıçkırık sesleri kulakları sağır ediyordu! Silâh sesleri ve köpek ulumaları bütün geceyi cehenneme çevirmişti. Böylelikle gece vakti vagonlar uzun bir yolculuğa çıktı. 20-40 yaş arası 40 bine yakın insanını İkinci Dünya Savaşı’na asker olarak gönderen Ahıskalılar. birkaç saat içinde sürgüne gönderdiler. geleneklerini korudular. Bu insanları saygıyla anıyor ve ölenlere Allah’tan rahmet diliyoruz. dinlerini. Birçok gizli teşkilâtlar kuruldu. Kırk gün süren bu yolculukta. 5000’den fazla ev yakıldı ve 100. Dillerini. Biz. bu sürgün gecesini şöyle anlatmaktadır: “Rus askerleri.000’den fazla kişi vefat etmiştir.Ahıska Türkleri Soykırımının 65. Yer gök Allah Allah haykırışlarıyla inliyor. Bu soykırım.000’den çok insan ikinci bir sürgüne. Askerler. 1961 yılında kurulan Vatana Dönüş Cemiyeti Başkanı Enver Odabaşı ve arkadaşları.000’in üzerindeki yerli halkı. ölenleri trenlerden aşağıya atıyorlardı. sızlama. Sürgünün tek sebebi. hatta turist olarak dahi gitmesine izin verilmedi. Orta Asya ve Sibirya’ya sürgün macerası böyle başladı. Kış ortasında Orta Asya çöllerine gelen Ahıskalılar. Merkez komitenin asimilasyon politikasına karşı dik durdular.” diye müracaat edince. Bu savaşan insanların aileleri tamamıyla sürgüne gönderildi. Rus askerleri silâh zoruyla Türklerin evlerine girdiler. Ahıskalıların Türk olması ve Türkiye sınırında yaşamasıydı.

50. Ahıska Türklerinin Ahıska topraklarına yerleşmek istemesi onların en tabii hakkıdır. 199). Türk soyunu yok etme teşebbüsüdür. 1999 tarihinde Avrupa Konsey’ine üye olurken. Ahıska Türklerine yapılan bu soykırım Türkiye’yi de tedirgin etti.000’e yakın Ahıskalı. Onu gören veya bilenlerin dergimize haber vermelerini önemle rica ediyoruz. Eski Sovyet topraklarında yaşayan 400.000’e yakın Ahıskalı da Ahıska topraklarına yerleşmek için çaba göstermektedir. vatan toprağımdan asla ve asla vazgeçmem. bizim Türk olduğumuzu bir türlü kabul etmek istemiyor. unutturmayacağız. bütün insanlığın vicdanını kanatan büyük bir faciadır. Temmuz 2007 tarihinde “40. Onu da beraber götürün.07. Bu kanun esas alınarak 180 aile Iğdır’a iskânlı göç etti. Türkiye’nin ve Ahıskalı liderlerin çabasıyla Gürcistan Parlamentosu.” Bunları duymamalıktan gelmek bir insanlık suçudur. Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra bağımsız Gürcistan Devleti.000’e yakın insan iskânsız göç ederek Türkiye’nin muhtelif yerlerine yerleşmiş bulunmaktadır. yırtık pırtık elbiseler içinde. Esasen Gürcistan.olduğu senaryo gerçekleşmiş oldu. Ne yazık ki bu yasa da Ahıska Türklerinin Türk ve Müslüman adıyla Ahıska topraklarına yerleştirilmesinden bahsetmiyor. 02. Hâlbuki Ahıskalılar 65 seneden beri şunu diyor: “Ahıska benim vatanımdır. filmler ve tablolar yapılsa yeridir. Her şeyden vazgeçerim. bir bir vagonları gezdiriyor. Her ailenin hatta her insanın ayrı bir faciası vardır. Bizim Ahıska Bizim Ahıska 47 . Bize Meshi demeyi uygun buluyor! Bu uygulama.” (Diderginler. s.1992 tarihinde 3835 sayılı Ahıska Türklerinin Türkiye’ye Göç ve İskânına Dair Kanun’u çıkardı. Diyor ki: Bu çocuk yetimdir. Babası cephededir. Bizler. Bakü 1990. Ahıska Türklerinin kendi topraklarına yerleştirilmesine söz verdi. Hatta bu hadise iç içe birçok faciadan meydana gelmektedir. Yıllarda Gürcistan topraklarından sürgün edilen vatandaşların geri dönüşüyle ilgili yasa”yı çıkardı. “Vatan toprakları kutsaldır. dedelerimize ve babalarımıza karşı yapılan bu soykırım ve insanlık dramını unutmayacağız. Ahıska topraklarına dönüşle ilgili birkaç defa yasa çıkmasına rağmen Gürcistan Devleti dönüşe engel olmuştur. Bu da Avrupa Konseyi’nin veya diğer güçlerin baskısıyla değil Gürcistan Devleti ve Ahıska Türklerinin isteği üzerine yapılmalıdır. Anlatmaya çalıştığımız bu olay. altı yaşında bir kız çocuğunun elinden tutmuş. 2005 yılında Rusya’dan ABD’ye mecburî olarak göç ettirildi. Fakat aradan on sene geçmesine rağmen herhangi bir uygulama gerçekleştirilmedi. Kaderine terk edilemez!” Rica 1944 yılı sürgünü. İnsan ihtiyacı olan topraklara çalışkan. Ahıska vatan toprağıdır. İnsan her şeyden vazgeçer ama vatan toprağı ve bayrağından asla ve asla vazgeçemez. Ben Ahıskalıyım. Bunları hemen her sayımızda kahramanlarının ağzından sizlere sunmaya çalışıyoruz. Bu facialar arasında biri var ki uğruna ağıtlar yakılsa. Letifşah Barataşvili’nin hatıralarında şöyle bir sahne anlatılmaktadır: “Silâhlı bir subay. Ama iskânsız göçler halen devam etmektedir. dürüst ve eğitimli insanlar yerleştirerek ekonomisini canlandırdı. Avrupa Konseyi’nin. Bazı sebeplerden dolayı (ekonomik kriz ve terör yüzünden) iskânlı göç durduruldu. Ahıskalılara yapılan en büyük saygısızlıktır. Hiç kimsesi yoktur. Ricamız şudur: Burada anılan altı yaşındaki kız çocuğu hayattaysa bugün 70’li yaşlarda bir hanım olmalıdır. Anası da bir hafta önce vefat etmiştir. Mustafa Kemal Atatürk’ün ifadesiyle. Ahıska’ya gitmek ve orada yaşamak istiyorum. 15. bir soykırımdır. TBMM. Elimizden alınan bu kutsal topraklardan da asla vazgeçmeyeceğiz.

Üsti oynar. Dağdan gâlur. Nadur? (El değirmeni) 62. Nadur? (Selgâh/sel) 55. Bismillah der misin demaz misın? Nadur? (Kaşık. 6. Tik durur otlar. Sadeca soluğ alur. Ax dedi. Nadur? (Ot) 54. Atın derısi. Nadur? (Bişi) 65. Çig yumurta soyulmaz. Dört ayaxli. Dibi qıllanur. Nadur? (Kalbur) 58. Quyinin içinda suyi. Bir baxdım heç yox. Kemeri var belindan. İş görürkan tam yerına varınca. Üsti qaynar. Tavux işamaz. Nadur? (Gaz lambası) 64. Deniza kopri qurulmaz. çamın yarısi. Qara qatır. Nadur? (Degirman) 59. Mercanın ucunda ateş. Yeddi şeya yox dedi. İlidi milidi. Nadur? (Ekimden hasada buğday tarlası) 57. Ola ki bu nasıl kuş. Bunların çoğunu Şavşat’ın Akdamla köyünden Vespiye Torun(80)’dan derledik. ağız) 61.Şavşat’ta Söylenen Bilmeceler-II Av. Nadur? (Sandalye) 67. 2. Qarannux dereda avi bögürür.Goga direk olmaz. Nadur? (Körük) 60. Bir kükramiş aslan gâlur. Katır qulun atmaz. Bir quş gâlur hağıldan.) 48 Bizim Ahıska . Bir baxdım sapsari. Na içar na yer. Uci kürek. Ögüna oturdum. gerısi inca. Bir baxdım yemyeşil. Suyun içinda bir yilan. İçi taş dişi taş. Ha dolaş ha dolaş… Nadur? (Minare) 52. 7. Nadur? (Fener) 68. Axşama biza gâlan kimidi? Nadur? (Uyku) 69. Mum dibına işıx vermaz. Gögdan endi bir quş. Ölüma çare olmaz). Hasan TORUN Dergimizin önceki sayısında verdiğimiz 50 bilmece/açacaktan sonra derlediğimiz diğer açacakları da bu sayıda sunuyoruz. Alti qaynar. taştan gâlur. Alti oynar. Uci sallanur. Yilanın ağzında mercan. Anan ögünda sallanan nadur? Nadur? (Elek) 56. Vax dedi. Nadur? (İğ) 66. Yıldızlar sayılmaz. Bir küçücük manana. Delugüna baturdum. Nadur? (Sahat) 53. Nadur? (Sandık-anahtar) 63. 3. Yan üsti yatur. 5. Herkeş ona inana. Bir baxdım qapqara. 4. Bir quyi. Yem yiyer göbeğinden. Demur qapının kilidi. 51. Qıça meraqli. Nadur? (1. Bir baxdım top top.

Naydur? (Kur’an) 85. İlmendi galanaçax. Cannidan cansız doğar. Dereda avi bögürür. Fadime pat pat. Nadur? (Degirman-Un) 87. Nadur? (Kuymak) 73. Alaca bulaca boyattım. Nadur? (Quyi/kumaş dokuma tezgâhı) 80. Tek kayadan geçmaz atım. Qarasi halal. Nadur? (Kabak/Karpuz) 74. Oyanda qaya. İki müezzin. girsın eve. Sekiz ayax. Quyrux dolanur. İki tekir bir sallama. Dağdan gâlur dağ kimi. Nadur? (Gaz lambası) 86. bir imam. Sabağinan qaxtım. Nadur? (Ateş) 83. Ezduğum mezduğum. Dallari budax kimi. Nadur? (Yılan) 77. Sabaxtan qaxtım. Yer altında paslanmaz. Nadur? (Sümük) 91. Yol altında kapaxli zandux! Nadur? (Mezar) 75. Tarla bayaz. Nadur? (Oruç) 84.70. Bayquşlara eş ola. Yusufi yiyan qurtlar. Yük yüklasan götürmaz. Tek ayax. dört basma. Bağırur oğlax kimi. Nadur? (Kar) 93. başi papax. buyanda qaya. Kara kütük. Bilmece bildirmece. Tepesından yumurtlar. Sari ziyaya baxtım. Boz oğlani yola vurdum. Un bulanur. tadi yox. Çek atım çekmaz atım. Nadur? (Mısır ekmeği/Çadi) 97. Cemaattan geri durmaz. Nadur? (Soko/mantar) 82. İçında sari maya. Doxsan doxuz cemaat. Cansızdan canni doğar. Dört asma. Ay angut angutlar. qırx buynuz. Nadur? (Öküz arabası/Kağnı) 88. Nadur? (Soğan) 94. Qız duvardan enmadi. Kenerlarıni gezduğum. Yattuği yerda ot bitmaz. dil döşürür. Bir öküzüm var. Nadur? (Beşik) 71. Anan ögüna dayattım. girmem eve. Nadur? (Cenaze) 76. İlmendi ilmendi. qanadi yox. Şekera benzar. Naydur? (Kapı) 79. Abdes alur namaz qılmaz. Nadur? (Altın) 90. Qız duvara tırmandi. Allah yapar yapısıni. Nadur? (Tespih) 98. Nadur? (Mısır) 72. Eteklari qat qat Nadur? (Lahana) 100. Uzun tarlanın uzuni. Su üstünda islanmaz. Dibından su içar da. Biçax açar qapısıni. İçına girduğum. Gögda var. Çek boynuni. Yer altında kürkli xoca. Babam deve. Nadur? (Güneş) Vesbiye Torun değirmende (solda) Bizim Ahıska 49 . El verursan yol verur. Yılda gâlur üzümi. Taki taki varduğum. Bağ ola bayquş ola. Buni kim bilmiş ola. Gögdan endi yera yapuşti. Holuğuna soxtuğum. El üstunda kaydırmaca. Nadur? (Şemsiye) 96. Boyni egri Nadur? (Soba) 81. bayazi haram. El vermasan yol vermaz. Nadur? (Yumurta-Civciv/çuçul) 89. Satsan baha gaturmaz. Poxi baban canına. Nadur? (Sabun) 99. Nadur? (Kutan-Öküz) 78. Nadur? (İnek) 95. Egilur su içmaya. toxum qara. Nadur? (İsim) 92. El ekar.

âdeta kartpostal edasıyla sizi kendine çekiyor. Bunlar arasında Yunanlardan önce şehrin sakinlerinin Türkler olduğu ve şehrin isminin Âmas adında bir kişiye dayandığı iddiası dikkat çekiyor. Ayrıca 1921-Moskova Antlaşması’yla Sovyet Gürcistan’ına bırakılan Batum’un Müslüman halkının bir kısmının da buraya yerleştirilmesi. Altı ana başlık ve bu başlıklar altında çeşitli alt başlıklardan oluşan eserin sonunda da zengin bir kaynakça görüyoruz. Amasya halkı başlığı altında. Asıl bahisler. ayrıca Pontos Krallığını kuran ailenin bir Pers sülâlesi olduğu anlatılmış. 28) ifadesi. harita vb. 63 yılında Romalıların Pontos Krallığına son verişi anlatılırken şu satırlar üzerinde uzunca düşün- Yunus Zeyrek tarafından yazılan ve Amasya Valiliğince bastırılan “Amasya’nın Altın Tarihi” adlı kitap okuyucuyla buluştu. Sanki daha şirin. Amasya 50 Bizim Ahıska . geniş bir şekilde ele alınmış. hangi kabilelerden.. Pontos dönemi. mat ve parlaklığın birleştiği sayfalara serpiştirilmiş tam 74 resim. kaynaklara dayanılarak Amasyalıların hangi kavimlerden. görüntü. hangi boy ve oymaklardan oluştuğu ayrıntılı olarak ele alınmış. Mukavva kapak içinde 108 renkli sayfadan meydana gelen kitabın ebadı da dikkat çekici. 5000 Evlâd-ı Fâtihan’ın ve Şirvanîzadeler’in de vilâyete iskânı. fotoğraf.“Amasya’nın Altın Tarihi” Ünal KALAYCI ismiyle ilgili açıklamalar ve bu şehir için tarihte kullanılmış diğer isimlerle ilgili bilgiler verilmektedir. Bunlar içinde “Pontos isminin aslı Pon olup bu da Hun isminin bozulmuş şeklinden ibarettir” (s. Amasya Tarihinin Ana Çizgileri başlığı altındaki bahislere. Pontos dönemiyle başlanmış. MÖ. Kitabın ilk sayfalarında Vali Halil İbrahim Daşöz’ün Takdim’i ve eserin yazarı Zeyrek’in Önsöz’ü yer almaktadır. Amasya Coğrafyası başlığı altında bölgenin tarihî coğrafyasıyla başlamaktadır. Yine Amasya için farklı dönemlerde Bağdadü’r-Rûm’dan Kasrü’s-Selâtîn’e kadar on ayrı ismin kullanıldığı belirtiliyor. Pontos ismiyle ilgili iddialar ve bunlarla ilgili izahlar verilmiş. Son zamanlarda Yunanî anlamda Pontosçuluğun bilimsel temelden yoksun olduğu açıkça ortaya konulmuş. Sarı. bu bölümde dikkatimizi çeken bilgiler arasında. Hatta bir albüm karıştırdığınız hissine kapılıyorsunuz..

bu bahisleri Seyahatname’nin aslından alarak kullanmış. Fatih. İlhanlı ve Artana dönemleri. hazin bir şekilde hayata veda eden Şehzade Mustafa… Timur’un 1402’de Amasya’yı alması. “Eski Komşularımız: Ermeniler” başlığı altında Ermeni faaliyetleri anlatılmaktadır. Kadı Burhaneddin Beyliği ve bunlara paralel olarak muhtelif bahisler. Amasya’yı kuruluşundan günümüze kadar bir belgesel tadıyla anlatmış. kale içindeki cami minareleri. 1353 yılından sonra Amasya’nın Osmanlı yönetimine geçmesi ve sonrasında Amasya’da yetişen. “Kalesi göklere doğru yükselir. Zirvesindeki burçları ve çok yüksek surları. görev yapan. Açık havada öğle zamanı. 1175’te Danişmend ilinin Selçuklular tarafından fethiyle başlayan yeni dönem. Âşık Paşa. mavi bulutlar içinde kaybolur. Teodos zamanında Hristiyan olmayan tek kişi kalmamıştır. Kitabın son bölümü. Beşinci ana başlık altında ‘Amasya’da Yetişen Ünlüler’ kısa kısa tanıtılmış. Bayezid. bu eserin süzme bilgilerle meydana getirildiği anlaşılmaktadır. Şeyh Bedrettin isyanı yine Amasya ile anılan olumsuz şeyler olarak kitapta yerini almış. çocukluğu burada geçen şehzadeler dönemi de renkli bir üslûp ve resimlerle verilmiş. Amasya’nın camilerinden ziyaretgâhlarına kadar. Esat Uras ve İsmail Hami Danişmend gibi renkli şahsiyetler başta olmak üzere on sekiz portreye yer verilmiş. Zeyrek. Şehzade Ahmet. Amasya’nın Altın Tarihi. Akşemseddin gibi büyük âlimlerin de bu kişiler arasında yer aldığını okuyunca şaşırmadık desek yalan olur. ciddî kaynaklar ışığında ele alınmış. Atatürk’ün el yazısıyla yer verilen Amasya Tamimi. Bu bilgiler sistemli hale getirilerek yirmi beş alt başlık altında verilmiş. kitabı zenginleştirmiş. Bilhassa Merzifon’da Amerikan Koleji adındaki okulun yaptığı yıkıcı etkiler millî bir duyarlılıkla çarpıcı bir şekilde dikkatlere sunulmuş. 87) ifadeleri. Bunlar arasında kimler yok ki: Çelebî Mehmed. her şehre nasip olmayan ve okuyucuyu sıkmayan nefis bir kitap. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa. Baba İshak isyanı. 37) Roma ve Bizans döneminden sonra başlayan Selçuklu Türk devirleri sırayla ele alınmış.” (s. BİZİM AHISKA DERGİSİNİ OKU OKUT ABONE OL ABONE BUL TAVSİYE ET SADECE 25 TL POSTA ÇEKİ NO: 403 598 Bizim Ahıska 51 . son dönemde Amasya ile özdeşleşmiş tarihî bir olay olarak kitapta yerini almış. Mihrî Hatun. Evliya Çelebî’nin ünlü Seyahatnamesi’nde yer alan Amasya’yla ilgili bahislerden meydana gelmektedir. Çepeçevre alanı 9060 adımdır…” (s. Evliya Çelebî. dile hâkim bir ustanın etkileyici üslûbuyla kaleme aldığı. II. Çelebî’nin Amas- ya tasviridir. Yavuz. Kitabın arkasında yer alan kaynaklardan ve kuvvetli bir dil ve üslûp üzerine kurulan metinlerden. II. Kitapta. Murad. ev damları görünür ki bir iç kaledir. medreselerinden kervansaraylarına kadar pek çok şeyden bahsetmiş. Seyyid Nigârî. Şehzade Alaeddin. Dipnotlara boğulmayan ama verilen her bilginin de kaynağı bir şekilde ifade edilen eser. İsmi de cismi de altın olan bu esere emek veren müellifi ve eseri gün yüzüne çıkaranları tebrik ediyoruz Not: Kitap için iletişim telefonu 0358 218 49 80.memizi gerektiriyor: “Roma döneminde Hristiyanlığı kabul etmesi için büyük baskı ve zulüm yapılmıştır. Amasya’nın 1068’de Selçuklular tarafından fethi ve bu noktada Danişmendli dönemi ve kültür hayatımız için çok önemli eserlerden biri olan Danişmendname’den yararlanılmış. Millî şuurla yazılan bu kitabı okuyan bütün Amasyalıların böyle haşmetli bir mazinin üzerinde durdukları için kendilerini daha güçlü hissedeceklerine şüphe yok.

2009 yılı yazında yaptığım Türkiye seyahatimde Bursa’da yaşayan Zaim dedeyle konuştum.Zaim Dedenin Anlattıkları Nilüfer DEVRİŞEVA Ahıska Türkleri. Tam altıncı sınıfa kadar Gürcü mektebinde okudum kızım. Hayatta kalabilenler bugün buralara kadar geldik. 1944 sürgününden sonra 1989’da çıkan Özbekistan’ın Fergana Vadisinde patlak veren olaylar sonucu ikinci bir sürgünle karşı karşıya kaldılar. Bizden başka sürgüne maruz kalan diğer milletlerin hepsi vatanlarına geri döndüler. Ölüleri vagonlardan alıp dışarıya vahşice atıyorlardı. Özbekistan’ın Andican vilâyetinde sürgün treninden indirilmiş. Yemek oralara kadar yetmiyordu. Zaim dedenin Özbekistan yılları bin bir sıkıntıyla dolu. Başarılı bir şekilde okuluma devam ederken sürgün edildik. kısaca sürgünü nasıl hatırlıyorsunuz? Sürgün çok ağır şartlarda geçti. Bunu müteakiben binlerce hemşehrimiz Türkiye’ye geldi. Bizim vagonumuz yine iyiydi. 1944 felâketinde. Çoğunun çalışma izni ve sigortası yok.07. Bugün bizlerin bu durumu zalim Stalin’in kurduğu planlarının eseridir.1992 Tarihli 3835 Sayılı Ahıska Türklerinin Türkiye’ye Kabulü ve İskânına Dair Kanun’u çıkardı. uzaklarda kalan yakın akrabalarını özleseler de onlar Türkiye topraklarında bulunmaktan son derece memnunlar. Ahıska’daki hayatını. Size göre halkımız bir araya nasıl gelir. Türkiye’ye baktığımızda şu anda birçok Ahıskalı işsiz. Tek isteğimiz bu problemlerin çözülmesi ve huzurumuzun bozulmaması. İstanbul ve Denizli’de birçok Ahıskalı yaşamaktadır. Bunu yapacak olan da eli kalem tutan. Korkumuzdan kimse itiraz edemiyordu. Sanki aynı millettenmiş gibiydik. Türkiye’de yaşamak nasıldır? Burada da sıkıntınız var mı? Evet. bazı çalışmalar yaptı. susuzluk ve soğuk bir arada yaşanıyordu. Huzursuzluk yoktu aramızda. Özbekistan’dan mecburen çıkartılarak Rusya başta olmak üzere dünyanın dört bir yanına savruldular Türkiye Cumhuriyeti. düşünen gençlerimiz ve hiçbir zaman yardımını esirgemeyen Türkiye Devletidir. Bir grup Ahıskalıyı getirip Iğdır’a yerleştirdi. Açlık. vatan topraklarında nasıl toplanırız? Her şey bizim çabamıza isteğimize bağlı kızım. Bazı maddî sıkıntıları olsa da. Bizler sadece birbirimizden kopuk vaziyette gurbetlerde yaşıyoruz. Azim ve gayretle yıllar sonra ev bark sahibi olmuş. Zaim dede. 52 Bizim Ahıska . 1954’te de ailece Namangan vilâyetinin Kogay köyüne yerleşmişler. sürgünü ve Türkiye’deki yaşayışı sordum. Sert bakışlı. Dileğim inşallah bir gün bütün Ahıskalılar vatan topraklarında bir arada yaşarız. Bu olaylarda yüz bine yakın Ahıskalı. Türkiye’de sosyal hayata ve kültürel faaliyetlere katılma yönünden bir sıkıntıları yok. nereden bilecektik… Tatsızlık. kızım nerede olursak olalım bir araya gelmedikçe bu sıkıntılar hep olacak. Zaim dede şimdi altı çocuğu ve torunlarıyla beraber Bursa’da mutlu bir hayat yaşamaktadır… Zaim dedeye Ahıska’dayken okula gidip gitmediğini soruyorum. Böyle olunca da hayat zorlaşıyor. Bugün Bursa başta olmak üzere İzmir. O zamanlar her şey iyiydi. acımasız askerler vardı. Çünkü o zamanlar Ahıskalıların durumu çok kötüydü. Yetmiyormuş gibi evlerimizden barklarımızdan kopararak binlerce kilometre uzaklara sürgün ettiler. 02. Sovyetler Birliği’nin dağılma sürecinde yalnız kalan Ahıska Türklerinin elinden tutmak amacıyla. bir problemimiz yoktu. Bu sürgün nereden çıktı? Sürgünün belirtilerini hiç hissetmediniz mi? Sürgünden önce iyi bir hayatımız vardı. 1930’da Ahıska’nın Mugaret köyünde dünyaya gelmiş. yemek veriyorlardı. Sürgünün ilk yılları açlık susuzlukla geçmiş. Kırk gün boyunca hayatta kalabilme savaşı verdik. anlaşmazlık yoktu. 2005’te de ailece Türkiye’ye göç etmişler. Gürcülerle aynı mektepte okumamıza rağmen hiçbir ayrım söz konusu değildi. Herkes çalışıp çabalama derdindeydi. Yıllar önce vahşice koparıldığımız topraklara geri dönmek en büyük hakkımız. Peki. O şartlar altında yaşama mücadelesi vermek gerçekten çok zordu. Bu yüzden sürgün dönemindeki gençler eğitimsiz kaldılar ve geçimlerini tarlada gece gündüz çalışarak sağladılar. Daha sonra Andican’da ancak onuncu sınıfa kadar okuyabildim. Bize yapılanlar Rusların kurduğu bir oyundur kızım. Yaşlılar emekli maaş alamıyorlar. Eğitim en son plana atılmıştı. Bu bile büyük bir şanstı benim için. Bizleri sırf Türk olduğumuz için yerli halka nefret ettirdiler. Gürcülerle çok iyi geçiniyorduk. Diğer vagonlarda durum çok kötüydü.

Bu zaman zarfında denilebilir ki Alpman. gerek ekonomik ve gerekse kültürel yönden çok başarılı diplomatlık yaptı. Büyükelçi Alpman’a bundan sonraki meslek hayatında sağlık. Bişkek’e veda etti.. Serpil Alpman’ın Büyükelçilik görevine başladığı ilk zamanlarda Ahıska Türkleriyle arasında hissedilen mesafe. Nilüfer Devrişova POSOF DERNEĞİNİN İFTARI 2005 yılından beri Türkiye Cumhuriyeti’ni Kırgızistan’da temsil eden Büyükelçi Serpil Alpman. Ahıskalıların gönlünde taht kurmuştu. BÜYÜKELÇİ SERPİL ALPMAN BİŞKEK’E VEDA ETTİ Ahıska Türkleri tarafından düzenlenen toplantılara ve konferanslara katılan Büyükelçi Alpman. gerek görevi sırasında yaptığı her türlü desteğiyle gerekse veda töreninde Başkan Mürefeddin Sakıboğlu’na gösterdiği yakınlıkla göstermiş oldu.. Büyükelçi Serpil Alpman’a meslektaşları tarafından birbirinden güzel hediyeler verildi. Haberler. Ahıskalıların yoğun olduğu köyleri de dolaşarak insanların dertleriyle yakından ilgilendi. “Ahıska Türklerini hep güzel duygularla hatırlayacağım. Serpil Alpman. son iki seneden beri yerini sıcak ilişkilere bırakmıştı. Alpman’ın veda programına Kırgızistan Ahıska Türkleri Derneği Başkanı Mürefeddin Sakıboğlu da katıldı. Hayat Oteli’nde düzenlenen veda programına. Alpman.. Alpman. Ankara’da faaliyet gösteren Posoflular Derneği.. Büyükelçi Serpil Alpman’ın görev süresinin sona ermesi dolayısıyla Bişkek’te veda programı düzenlendi. Ahıskalılar. Ahıska Türklerine verdiği değeri..” dedi.Haberler.. Göreve başladığı günden bu yana Kırgızistan-Türkiye arasında kurduğu sıcak ilişkilerle gerek siyasî. mutluluk ve başarılar dilediler. Kızılay-Enerji Otel’de verilen yemeğe çok kalabalık Bizim Ahıska 53 . 5 Eylül akşamı hemşehrilere bir iftar yemeği verdi. bu halkın vatana dönmesi için elimden gelen her türlü gayreti göstereceğim. Haberler. Gelecekte nerede olursam olayım. Kırgızistan Ahıska Türkleri adına teşekkürlerini ileten Başkan Mürefeddin Sakıboğlu. Kırgızistan Dışişleri Bakanı Yardımcısı Ruslan Kazakbayev olmak üzere birçok Kırgız-Türk işadamları ve diplomatlar katıldı. Alpman’a deri kaplı bir satranç hediye etti. Kırgızistan’daki bütün Ahıska Türklerine teşekkür etti.

Çok duygulu bir ortamda gerçekleşen iftar programına Posof Kaymakamı Muammer Köken de katıldı. MKEK (Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumu) Müfettişi Mehmet Öztürk ve Karayolları Genel Müdürlüğü Daire Başkanı Laçin Akçay da iştirak ettiler. Dr. Avrupa Konseyi süreciyle 1944 yılında sürgüne giden Ahıska Türklerinin vatana dönüşüne dair kanun çıkardı. İlköğretim Müfettişi Arif Kartal. Etimesgut Dernek Başkanı Aydemir Yaşar. 2008 ve 2009 yılları boyunca vatana dönüş için Gürcistan makamlarına müracaatlar devam etmektedir. Kaymakam Köken’i makamında ziyaret ederek memnuniyetlerini bildirdi. 2007 yılında. Ankara’da yaşadıkları hâlde büyük şehir şartlarında kolay kolay bir araya gelemeyen dostlar adeta hasret giderdiler. Bugün Ahıska’da 50 Yaşar’ın anne ve babası Posof kaymakamıyla. Bu küçük hemşehri toplantısında da sohbet Bizim Ahıska ve Posof üzerineydi. Ramazan Bayramının ikinci günü. 21 Eyül’de dergimizin idarehanesinde bir araya geldiler. atalarının yaşadığı topraklara dönmüş bulunmaktadır. Posof Kaymakamı Sayın Köken’i bu örnek davranışından dolayı tebrik eder. DERGİMİZDE BAYRAMLAŞMA Ahıskalı gençler. Dernek Başkanı İrfan Topçu ve Kaymakam Köken birer konuşma yaptılar. ertesi günü dergimizi ziyaret etti. Posof Kaymakamı Muammer Köken. Bizim Ahıska 54 Bizim Ahıska . Bu yıl 8. Ahıskalı hemşehrilerine kardeş eli uzatmanın gayreti içinde. Posoflu kardeşlerinin arasında okumanın sevincini yaşamaktadır. Aşağıdaki fotoğraf. Posof Kaymakamı Muammer Köken. o günün hatırası olarak kaldı. Ahıska’ya dönmüş ailelerden biri olan Abamüslim ve Dilara çiftinin Azerbaycan’da okula başlayan ilköğretim çağındaki oğlu Yaşar Arifov’u Posof Halitpaşa YİBO’ya kabul etti. sınıfa kaydolan Yaşar. Bu ziyarete Ankara Dernek Başkanı İrfan Topçu. civarında aile. Bu cümleden olmak üzere Posof Kaymakamlığı. İlyas Doğan da bulundular. Aile. Bizim Ahıska bürosunda buluşarak bayramlaştılar ve sohbet ettiler. AHISKALI YAŞAR POSOF’TA OKUYACAK Gürcistan Parlamentosu. Yaşar’ı sınıf arkadaşlarıyla tanıştırdı ve her türlü ihtiyaçlarının karşılanacağını söyledi. Ankara’da bulunanlardan bir grup. Halitpaşa Yatılı İlköğretim Bölge Okulu Müdürü Alpaslan Tekel. Bazı aileler ise bu süreci beklemeden kendi imkânlarıyla ata yurduna döndüler. Bizim Ahıska dergisi. Henüz okullar yeni açıldığından bütün öğrenciler Ankara’ya gelmemişlerdi. bunu bir başlangıç olduğunu ifade ederek daha sonra bu sayının artması için gerekenin yapılacağını bildirdi. Tabii ki hayata yeniden başladıkları memlekette başta eğitim olmak üzere alt yapı imkânları hayli sınırlı. Ahıska’ya açılan Türkiye kapısının merkezi Posof. Bayramlaşmada derginin Genel Yayın Yönetmeni Yunus Zeyrek ve Yayın Kurulu Üyesi Prof.bir hemşehri grubu iştirak etti.

Ahıska’da faaliyet gösteren dernek temsilcileriyle de görüştü. Piyasa yoklaması yapıldı. Kurban Bayramı münasebetiyle burada bir kurban kampanyası düzenleneceğini söyledi.YILLAR SONRA AHISKA’DA CUMA NAMAZI kılıyorlar. Yüzyıllardan beri Müslüman Türk ahalini yaşadığı ve ezanları semalara seslenen Ahıska. Normal ev salonu olduğu için minberi yok. Ahıska’ya giderek incelemelerde bulundu. 55 . Camiler ya kapatıldı. ata yurtlarına dönen Ahıska Türklerine kurban bağışı yaptı. Bir gün o camilerde de namaz kılacağız diyerek yarınlara umutla bakıyorlar. Kiliselerin faal olduğu Ahıska’da tarihî Ahmediye Camii müze olarak kullanılırken çevre köylerdeki camilerden yıkılmamış olanlar da samanlık olarak kullanılmaktadır! Ahıskalılar. Namaz vaktinin gelmesiyle içeride ezan okunuyor. ya da samanlık olarak kullanıldı. Onlara. “Şimdilik vatana 50 aile geldi.” dedi.Posof Bizim Ahıska Türkiye Diyanet Vakfı. Zira yıllar sonra da olsa. Sürgünden dönen bir kısım Ahıskalı kardeşlerimiz. Hep birlikte Ahıska hayvan pazarına gidildi. Halil İbrahim Ataman . Bu inceleme sonucunda 50 adet kurban hissesi satın alındı. İmam hutbeyi ayakta okuyor. Posof ilçe Müftüsü Şükrü Küçük başkanlığındaki bir heyet. Müslüman Türk olarak ata yurtlarına dönmenin huzurunu yaşıyorlar. 1944 sürgünüyle karanlığa gömüldü. İleride çoğaldığımızda hükümetimizden cami talebimiz olacaktır. Kurban bayramının birinci günü yine Diyanet Vakfı kontrolünde kesilecek kurbanlar Ahıskalılara emanet olarak teslim edildi. Posof Müftüsü ve beraberindeki heyet. şimdilik cuma namazlarını bir evin salonunda TÜRKİYE DİYANET VAKFI’NDAN AHISKA’YA 50 KURBAN Ahıska’ya dönerek hayata vatanda devam eden kardeşlerimizi Diyanet Vakfı yalnız bırakmadı. aileleri evlerinde ziyaret etti. burada kurban olarak kesilecek hayvanların fiyatları hakkında bilgi aldı. Cemaat toplanıncaya kadar hoca Kur’an okuyor ve vaaz ediyor. ya yıkıldı. Ahıska’da faaliyet gösteren Mesket Türkleri Derneği Başkanı Hasanbey Müseddinoğlu. Namaz sonrasında herkesin mutlu olduğu gözlerinden okunuyor. yıllarca sürgün yaşamalarına rağmen hâlâ umutlarını yitirmemişler ve Allah’ın her şeye kadir olduğuna inanıyorlar. 65 seneden beri azan okunmayan ve cemaati sürgün edilmiş olan Ahıska’da artık cemaat var ve Cuma namazı kılınıyor. Heyet.

o günlerin acısını yaşayarak anlattılar. Bir mahşeri andıran 14-15 Kasım 1944 gecesi. Ahıska’da faaliyette bulunan Gürcistan Ahıska Türkleri Vatan Cemiyeti tarafından düzenlenen anma toplantısına. Onların ruhunu şâdetmek için Kur’an okuyacak ve dualar göndereceğiz. Bugün burada. Yolculuk esnasında soğuk. Bu acı hatıralarla büyüdüklerini ve bugün vatanda bu programı düzenlediklerini söyleyerek şimdi vatanda olmanın sevincini yaşadıklarını ifade ettiler. bu millete bir daha böyle acılar göstermesin. sürgünde ve sürgünden sonra aramızdan ayrılmış olan hemşehrilerimizi rahmetle anmak için toplandık. Bunları anlatırken gözyaşlarını tutamadılar. bu meş’um/uğursuz günü. şimdi vatana dönmüş olan aileler tarafından adeta yeniden yaşandı. Haçapurlar yenildi ve çaylar içildi. 65 sene sonra vatana dönen Ahıskalılar. Program. Ahıska’ya dönmüş olan hemşehrilerimiz katıldı. Bu istasyonda halkın nasıl toplandığını ve vagonlara nasıl doldurulduğunu. Gelecek günlerde daha çok hemşehrimiz gelecektir. Onlar. O günleri yaşayanlar. baba ve dedelerinden dinledikleri acı hatıraları dile getirdiler. Hatıra Fotoğrafı 56 Bizim Ahıska . yaşadıkları vahşet gününü anlattılar. Vatana dönen hemşehrilerimizin sıkıntılarını Gürcistan hükûmetine daha kolay iletmek amacıyla Cemiyetimiz faaliyettedir. 15 Kasım pazar günü. Bu yük vagonlarıyla sürüldük! Mehemmet ve Mustafa dede İsmail Molidze’nin konuşması. Yapılan konuşmalardan sonra Ahıskalı Şevket Hoca Kur’an okudu. Molidze. konuşmasında şu sözlere yer verdi: “Şimdili vatan toprağına 50 kadar aile dönmüştür. ana. Çok duygulu anların yaşandığı programda gençler de konuştular. bunların cenaze namazı kılınmadan Rus askerlerince arazilere atıldığını anlattılar. sürüldükleri yerde andılar. açlık ve hastalıktan sayısız insanın öldüğünü.” Halkın sürgün trenine bindirildiği demiryolu istasyonuna gidildi. Cemiyetin Tiflis Merkezi Başkanı İsmail Molidze’nin açış konuşmasıyla başladı. Bu ikramdan sonra sofra duası edildi. Şühedaya dualar gönderildi. Allah.Ahıska’da Hazin Bir Anma Töreni Halil İbrahim ATAMAN Aradan tam 65 yıl geçmesine rağmen acılar hâlâ unutulmadı. vagonlara doldurularak buralardan sürülmüşlerdi. Tam 65 sene önce bugün. Sürgünü yaşayan Mehemmet ve Mustafa dedeler o günü anlattılar.

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful