BİZİM AHISKA

Üç Aylık Kültür Dergisi Yerel süreli yayın

Editörden
Muhterem Okuyucu, Kış mevsimi gelirken Bizim Ahıska dergisinin sonbahar sayısı size ulaşmış oluyor. Halkımızın 65 sene önce ana vatan Ahıska’dan sürgüne gönderildiği bu günlerde, dergimizin sayfalarını karıştırırken nasıl duygu ve düşünceler içinde olacağınızı şöyle böyle tahmin ediyoruz. Evet, dile kolay, tam 65 sene geçti o vahşetin üzerinden. Biz bu sayımızda sürgün hatıralarına daha çok yer vermeye çalıştık. O günleri anlatanlar, o zalimlikleri yeniden yaşıyorlar adeta. “Allah böyle bir günü kimseye göstermesin.” diyorlar. Ama tarih unutmayı asla affetmez; unutanı da unutur! Nerede olursak olalım, yaşananları unutmamak, kültürümüzü her hâl ve şartta yaşatmak mecburiyetindeyiz. Aklı başında toplumlar da böyle yapıyorlar. Aksi takdirde ya yeni felâketleri yaşayacağız yahut da kaybolup gideceğiz. Arkadaşımız Orhan Uravelli, sürgün belgelerinden bazılarını Rusçadan tercüme etti. Bu belgelerin, gençlerimize, insanlık âlemine, günümüzün ve yarının tarihçisine hitap edeceğini düşünüyoruz. Bendeniz, Kars, Ardahan ve Batum bölgesini içine alan Elviye-i Selâse’nin 1878-1921 tarihleri arasındaki macerasını kaleme aldım. Bu sayıdan itibaren dergimizin sayfalarında okuyacaksınız. 15 Kasım 1944 Sürgünüyle ilgili hatıralar ve portreleri merakla okuyacağınızı umuyoruz. Sürgünü yaşayan Bahadır Metan Enveroğlu, 65. Yıl duygularını yazdı. Ahıskalı gençlerimizden Melike İdris, Nilüfer Devrişova, Sabir Askerov, Şahismail Binalioğlu ve Ali Alioğlu’nun yazıları, farklı ağızlardan derlenen sürgün hikâyeleridir. Bu sayıda, Hasan Torun, Ünal Kalaycı, Turgay Akkoyun ve Ülkü Önal, kültürümüzün muhtelif yönlerini ele alan yazılar hazırladılar. Bütün arkadaşlarıma gönülden teşekkür ederim. Haberler ve diğer yazılar… Her sayıyı daha güzel bir şekilde sizlere sunmanın gayreti içindeyiz. Maddî ve manevî desteğe her zaman ihtiyacımız vardır. Ahıska’yla ilgisini kesmeyen, oraya gelen hemşehrilerimizle ilgilenen; Posof’ta ve çevrede dergimizin daha çok kişi tarafından okunması için samimî gayretini esirgemeyen Posof Kaymakamı Muammer Köken Beye içten teşekkürlerimizi sunarız. Baki selâm ve dua ile. Yunus ZEYREK

Yıl: 6 Sayı: 16 Sonbahar 2009 ISSN: 1305 -1997 Sahibi ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Yunus Zeyrek Yayın Kurulu Nevzat Pakdil, Prof. Dr. Yavuz Akpınar Prof. Dr. İlyas Doğan, Dr. Ali Kurt Ünal Kalaycı, Orhan Uravelli Yunus Zeyrek Redaksiyon Nusret Kopuzlu Yönetim Adresi Varlık Mah. Beypazarı Cad. No:39/1 Akköprü-ANKARA Tel: 0312 342 49 12 Kapak Ölüm Treni / Rüstem Eminov Haberleşme P. K. 24 Maltepe-ANKARA www.ahiska.org.tr e-posta zeyrek.y@gmail.com bizimahiska@ahiska.org.tr Posta Çeki Nu. 403598 Banka: Akbank Gazi Şubesi Hesap No: 932-85894 Tasarım - Baskı Payda Yayıncılık İnkılap Sk. Örnek İşh. 8/68 Kızılay/ANKARA Tel: 0.312.435 98 43 • www.paydayayincilik.com Baskı Tarihi : 20 Kasım 2009

Okuyucularımızın ve hemşehrilerimizin Mübarek Kurban Bayramını en samimî duygu ve dileklerle tebrik ederiz.

Bizim Ahıska
Bizim Ahıska

1

Bizim

Sonbahar 2009

Ahıska
19 24 32 30 44 54
2
Bizim Ahıska

1 Editörden 3 Ahıskalılara Mektup: Vatanda Hayat Var! Bizim Ahıska 4 Bu Halkın Talihiyle Oynamak Olmaz! Prof. Dr. Şamil Gurbanov 7 Bir Gecenin İçinde (şiir) Şahismayil Adigönlü Resmî 8 SovyetUravelli Belgelerinde Ahıska Sürgünü Orhan 12 Doksan Üç Harbi ve Esaret Yılları-I Yunus Zeyrek 18 Ahıskalı Çınar Ana Nilüfer Devrişova 20 Kırgızistan’da Yaşayan Ahıska Kürtleri-I Nilüfer Devrişova 24 Ahıskalı Raziye Nine Anlatıyor Sabir Askerov Ahıskalı Gazi ve Şehitler 26 Muhammet İzzetoğlu 25 Ahıska Manileri Sabir Askerov 28 Sürgünde Aşk ve Hüsran Melike İdris 30 Rahim Dedenin Dramı Şahismail Binalioğlu 31 Kara Vagonlar (şiir) Şahismayil Adigönlü 32 Makbule Nine Konuşuyor Ali Alioğlu 34 Ardanuç’ta Kış Hazırlıkları Ülkü Önal ve Çevresinin Eğlencelik Oyunları 38 PosofKalaycı Ünal 42 65 Yıl Geldi Geçti Bahadır Metan Enveroğlu 44 Şavşat’ın Şirin Bir Köyü: Yavuzköy Turgay Akkoyun 46 Ahıska Türkleri Soykırımının 65. Yıldönümü Dr. İbrahim Agara 48 Şavşat’ta Söylenen Bilmeceler-II Hasan Torun “Amasya’nın Altın Tarihi” 50 Ünal Kalaycı 52 Zaim Dedenin Anlattıkları Nilüfer Devrişova 53 Haberler

Ahıskalılara Mektup:

Vatanda Hayat Var!
Bizim Ahıska

Yıllar var ki insanoğlu gezegenlere tırmanmaktadır. Hatta yakın zamanda, su olup olmadığını anlamak için Ay toprakları bombalandı. Sadede gelecek olursak, bir zamanlar atalarımızın şen-âbâd yaşadığı vatanımız Ahıska topraklarında, insanoğlunun aradığı su, hava ve ekmek ziyadesiyle var. Bir vahşet tablosundan başka bir şey olmayan 1944 sürgününün üzerinden tam 65 yıl geçti. 1944 Kasımında halkımızın bahtı kararmıştı bir kere. Talih yüzüne gülmedi. Halk, sürgünden sürgüne gitti. İçinde vatan olmayan göç hareketlerinin hangisi gönüllü olabilir ki… Halkın bir kısmı, ilk sürgün yerleri olan Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan’dan ayrıldı. Stalin’in cehenneme gittiği 1953’ten sonra vatana dönüş çabaları hep sonuçsuz kaldı. Bir kısım hayatlar, 1958’de önce Azerbaycan, 1989-Fergana olayları sonrası Rusya ve Ukrayna’da yaşamaya devam etti. Ardından Türkiye ve ABD eklendi. Ama bunların hiçbiri vatan hasretini dindiremedi. Hiçbiri, halkımızı bir vatan gibi kucaklamadı. Aksine ayrılıklar, hicranlar daha da çoğaldı. Gönüllü veya gönülsüz de olsa, Gürcistan, bir devlet olarak 1944 sürgünün kabul etmiş, 2007 yılında vatana dönüşle ilgili bir kanun çıkarmıştır. Bu kanun, birtakım yanlış, noksan ve belirsizliklerine rağmen, vatanın kapısını aralamıştır. Ama selim bir akılla düşündüğümüz zaman, halkımızın vatana dönüş arzusu ve gayretiyle bu aralığın derecesini tayin edeceğimiz kesindir. Söz konusu kanuna göre müracaat ederek uzun süre beklemeye gerek görmeyen bir kısım hemşehrilerimiz, bugün Ahıska’da yaşamaktadırlar. Hangi vicdan, elli civarında aileden meydana gelen bu canları orada böyle küçük bir grup hâlinde yaşamaya terk etmek ister?

Vatana dönüş için müracaat süresinin dolmasına az bir zaman kaldı. 2009 yılıyla birlikte bu süre de dolmuş olacak. Yarım milyona yakın bir halkın hiç olmazsa 2030 bini vatana dönmezse, tarih bunun hesabını hem Türkiye Cumhuriyeti’nden hem de tek tek bizlerden soracaktır. Ve bu topraklarda kalan atalarımızın ruhu peşimizi bırakmayacak, iki yakamız bir araya gelmeyecektir… Artık kimse bizi Stalin dönemi metotlarla korkutmamalıdır. Büyük ve güçlü bir Türkiye’nin komşusu olan Gürcistan da, hiçbir zaman kendisine zararlı bir unsur olmamış Ahıskalılar hakkında, mide bulandırıcı söz ve hareketlerden kaçınmalıdır. İşte görüyoruz: 65 seneden beri bu yurdun insanı gurbetlerde çile çekerken bu toprakların da yüzü gülmemiştir. Bir zamanların paşa konakları, tüccarı, geleni gideni olan Ahıska başta olmak üzere, Adigön, Abastuban, Azgur, Aspinza ve Hırtız’ı görenlerin içi yanmaktadır. Zira bu güzel memleket, melûl mahzun bir hâldedir. Hâlbuki burada, çalışan, alın teri döken insandan başka her şey var! Tabiat bütün güzelliği ve cömertliği ile bizi bekliyor. Aziz hemşehriler, bize düşen şudur: Ya vatana dönecek, ata yurdunu yeniden şenlendireceğiz yahut da gidenlere yardımcı olacağız! Bütün mukaddes değerlerimiz, bize bunu söylüyor. Gurbetlerde ayrılık var, hüzün var, belki sonunda yokluk var. Vatanda mazi var, hatıralar var, ata dedeler var. Vatanda berrak pınarlar, meyveye durmuş ağaçlar, sahibinin yolunu gözleyerek nefes alan toprak var. Vatanda hayat var

Bizim Ahıska

3

Bu Halkın Talihiyle Oynamak Olmaz!
Prof. Dr. Şamil GURBANOV

Yeryüzünün en cefakeş en başı belâlı halklarından biri, belki de birincisi Ahıska Türkleridir. İş öyle bir yere geldi ki, onların başına getirilen bunca belâ azmış gibi şimdi de millî mensubiyetleri hakkında muhtelif cahilane mülâhazalar ortaya atılıyor. Hatta dilini ve denene değişmeye kadar akılsız ve cahil teklifler ediliyor. (Bkz. Litereturnaya Gruziya dergisi, 1988, Nr. 8). Türklerin bazılarının Gürcü soyadı taşımasına gelince, soyadı millî mensubiyetin yegâne ölçüsü değildir. Rus soyadı taşıyan çok Gürcü (Sisianov, Mouravov, Andronikov) vardır ki onların Gürcü olduğunu hiç kimse inkâr etmiyor. İkincisi, o zaman Gürcü soyadı taşıyan Türkler buna ciddî önem vermiyorlardı. Gürcü soyadı taşıyan mollalar da vardır. Ömer Faik yazıyor ki, Türklerin yaşadığı yerlerde suretle olursa olsun yüreklerden Türklük duygusunu, ağızlardan Türk dilini çıkarmak meyli, bir vakit çok güçlenmiştir. Hatta Türk olan Alioğlu’nu mecburen Alidze yazmak Türk soyadlarını bu şekilde değişmek siyaseti ortaya çıkmıştır. (Açık Söz gazetesi, 18 Ocak 1917) Lâkin onlar, kalben de ruhen de Türklüğünde kalmışlar ve şimdi de kalıyorlar. Mehmed Emin Resulzade’nin dediği gibi Türk halklarının en gaddar ve kuduz düşmanı Stalin ve onun Beriya gibi cellâtları, bu halkı tamamen ata yurtlarından sürdükten ve bunun üzerinden 45 sene geçtikten sonra bu halk yeni adla anılmaya başlandı: Meshet Türkleri! Yani Gürcistan’ın Meshetya bölgesinden Orta Asya’ya sürülmüş Türkler. İyi ki bu ad verildi! Bu halkın yeri yurdu itiraf edilmiş oldu! Yoksa şimdiye kadar ülkenin yarısına serpilmiş bu cefakeş halka son yüz yılda ne anayurtlarında ne de yeni sürgün yerlerinde insan gibi hür yaşamak kısmet olmamıştır. Son yetmiş yılda onlar adeta şeytan tuzağına düşmüşlerdir. Ahıska Türkleri Kafkas’ta yaşarken asırlar boyu

kendilerini Gürcistanlı olarak görmüşlerdir. En çok da Azerbaycan’la ünsiyet kurmuşlardı. Tahsil yerleri Türkiye, faaliyet alanı da çoklukla Azerbaycan’dı. Bu sevgi bağı onların önde gelen aydınlarında açıkça görülüyordu. Şimdi Meshet Türkleri olarak adlandırdığımız kardeşlerimizin o zaman öyle şöhretli babaları vardı ki onlar bizim maarif ve medeniyetimizin ilim ve ince sanatımızın inkişâfında çok önemli rol oynamışlar. Sadece şunu söylemek yeterlidir ki, bütün Azerbaycan’da yeni tip ilk modern (usul-i cedîde) mektebini geçen asrın 90. yıllarında Şeki’de ve Şamahı’da Muhammed Hafız Efendi Şeyhzade ile onun Ahıskalı hemşehrisi meşhur Molla Nasreddinci Faik Efendi Numanzade açmıştır. Onların her ikisi, eğer öyle demek gerekiyorsa Meshet Türklerindendi! Azerbaycan’da kız mektebinin açılması da onların faaliyetleri arasındadır. 1898 yılında Tercüman gazetesi yazıyordu ki, “Şamahı’da Şeyhzadenin karısı ve kızı tarafından idare olunan bir kız mektebi açılmıştır.” Kısa zaman sonra Hafız Efendinin kızı, Şefika Hanım Bakü’ye, Hacı Zeynel Abidin Tagıyev’in açtığı ilk kız mektebine davet olunduğundan Şamahı’daki kız mektebi ile Gevher Hanım meşgul olmaya başlamıştır. Büyük Şâir Sabir’in aşağıdaki şiiri de bu münasebetle yazılmıştır: Mekteb-i nisvan lüzumu herkese mefhum olar Şeyhzade açmaz ise hakerim Gevher açar. Şefika Hanım, muallimlikten başka hem de Azerbaycan’ın ilk kadın yazıcısıdır. Onun çok sayıda hikâyesi basılmıştır. Rus ve Azerbaycan dillerinde neşrolunan “İki Yetim” adlı eseri büyük rağbet görmüştür. Lâkin bu muallime hanımın en büyük yadigârı, meşhur cerrah Fuat Efediyev (Dört numaralı Bakü şehir hastanesi onun adını taşıyor) ve istidatlı gazeteci-tercümeci Âdil Efendiyev’dir. Biz

4

Bizim Ahıska

bunlara Ahmet Pepinov’u, Alaeddin Efendiyev’i ve diğerlerini de ilâve edebiliriz. Bunlarsız Azerbaycan halkının mücadele tarihi eksik kalır. Onları yetiştiren Ahıska Türkleridir. Onlar, hiçbir zaman, kendileriyle Azerbaycan Türklerini ayrı görmemişlerdir. Her ikisinin hürriyeti yolunda mücadele etmiş, bu işe ömür sarf etmişlerdir. Peki, biz onlar için ne yapmışız? Aslında hiçbir şey! Ahıska Türkleri, birçok defa gözümüzün önünde yalnız bırakılmışlardır. Ama biz susmuşuz, çıt çıkarmamışız. Yalnızlık ise faciadır. Bunun acısını da, faciasını da son iki yılda gördük ve tattık. Şair Bahtiyar Vahapzade’nin dediği gibi: “Yaprağı tez solar tek ağacında, Arkası yoktursa niye solmasın? Meşeler sultanı, meşeler şahı Aslanın özü de yalgız olmasın.” Bu halk, yalnızlığın acısını en çok Birinci Dünya Savaşı yıllarında hissetti. Rus ordusunun Hristiyan taassupçuluğuna güvenen Ermeni canileri, yerli hainlerle birlikte onları vahşicesine kırdı ve onların millî şerefini rencide ettiler. Bütün halkı topyekûn yok edip hayat sahnesinden çıkarmaya çalıştılar. Onların habis niyetini, alçakça plânlarını Sovyet devrindeki babaları devam ettirdiler. Son derece hümanist ve çalışkan olan bu insanlar, akla sığmaz vahşiliğin kurbanı oldular. Azgınlık aldı başını gitti, kimse dur diyemedi. Kars, Ardahan ve başka yerlerde ahali kılıçtan geçirilmiş, bazı köy ve kasabalarda bütün çocuklar ve yaşlılar vahşicesine kırılmış, küçük yaştaki çocukların az bir kısmı kaçıp etrafa dağılmıştır. O zaman bu çocukların toplanıp yetimler evinde terbiye olunması veya ayrı ayrı ailelere paylaştırılması hakkında çok konuşuldu. Ömer Fak yürek ağrısı ve gözyaşları içerisinde yazıyordu: “Ey hamiyetli Bakülüler! Ey Genceliler! Ağdaşlılar, Şamahılılar, Şekililer! Yüzümü size tutup yalvarıyorum. Her biriniz on, on iki çocuk götürüp bakınız. Bir düşününüz, sizin kucağınıza can atan yavrular kimlerdir? Evi, eşiği viran olmuş, anası babası boğazlanmış, on bir, o n iki yaşında bacısı aylarla canavarların elinde kala kala delirip telef olmuş, bütün akrabaları yok edilmiş, yarı canı kalmış öz millet yavrularımızdır.” (Yeni İkbal, 3 Haziran 1915). Sınır bölgelerindeki Türklerin vahşicesine kırgını yıllarca devam etmiş ve akla sığmaz şekil almıştır. Ahmet Cevdet Pepinov yazıyordu: “Anadolu’dan ölüm sedaları geliyor! Anadolu’dan sabi sübyanın âh naleleri, kadınların iniltileri işitiliyor. Irz yok, namus yok! Balta-demirle, tüfek süngüsüyle, taşla

kayayla, kurşunlarla kırıyorlar. Canım insan değil mi bunlar?” (Açık Söz 20 Ağustos 1917). Mesele şuradadır ki, bunlar da insan idiler ama ne o zaman ne de şimdi, ne Çarlık şartlarında ne de Sosyalizm devrinde onlara insanî muamele yapılmamıştır. Çar, az çok kendini küçük halkların koruyucusu gibi gösterse de Sosyalizm devrinde (Stalin devri) Ahıska Türklerinin bütün insanî hukukları haksız yere çiğnenmiştir. Hükûmet onlara hükûmetlik etmedi, aksine onların canına kıydı! Bu uygulama şimdi de devam ediyor. Hatta geçen yıl Fergana’da onların başına getirilen musibeti beşeriyet şimdiye kadar ne görmüş ne de işitmiştir. Sivil ahali öfkeli kalabalık tarafından diri diri yakılmıştır. Başları kesilip şişe geçirilmiş, evleri ateşe verilmiş, onlar için asıl mahşer günü başlamıştır. Bütün ömrünü zillet içerisinde geçirmiş olan bir ana, gazetecilere diyor ki: “Benim çocuğumu, küçük oğlumu eşkıyalar yabaya geçirip havaya kaldırdılar! Kızlarımızı zorladılar, kesilen başları kargıya geçirdiler.” (Sovetskaya Rossiya gazetesi, 13 Temmuz 1989). Nedense Ahıska Türklerinin bütün son asır boyu başına getirilen musibetler, tüyler ürpertici facialardan ibarettir. Bu ne tılsımdır, anlamak mümkün değil. Vatan muharebesinin alevleri yanarken, Ahıska Türklerinin başına yeni ateşler düştü! Kapılar kilitli, aileler başsız kaldı. Sadece onlardan cephelerde silâh altında vuruşan kırk bin kişi vardı. (Trud, 8 Eylül 1988). Bunların çoğu cepheye gönüllü gitmişti. Yirmi beş bini savaş meydanında kaldı. Bir daha dönmediler. (İzvestiya, 9 Mayıs 1989) Zaferle dönenler ise (Allah hiç kimseye böyle zafer nasip etmesin!) baba ocağına dönmek, sevinci paylaşmak yerine Orta Asya ve Kazakistan çöllerine sürülmüş çoluk çocuğunu, ihtiyar ana babasının ardınca gitti. Bulunanı da oldu bulunmayanı da... Çünkü onların bir kısmı yolda telef olmuş, bir kısmı da alışamadıkları yeni iklim şartlarında kırılmıştı. Sadece on yedi bin çocuk ölmüştü. Bu topyekûn sürgün çoktan planlanmış olsa da habersiz ve aniden hayata geçirildi. Öyle ki 1944 yılının kasım ayında kışın erken gelmesi bir yana hepsi yaklaşan zaferin sevincini tatmak aşkıyla yaşarken ve gözler yolda, kulaklar sesteyken… Hiç kimse yaklaşan felâketi aklına bile getirmiyordu. Bir de onlar gözlerini açtılar ki başlarının üstünde silâhlı askerler dayanmıştır. Nunuş Feyzulova yazıyor ki, “Gecenin yarısı eli silâhlı askerler
Bizim Ahıska

5

O zaman şehirleri nazara almasak Ahıska Türkleri 220 köyde yaşıyordu. Not: Bu yazı Yunus Zeyrek tarafından Türkiye Türkçesine aktarılmıştır. Otuz kırk kişinin doldurulduğu vagonlarda da onların canını alıyordu. toplanmayı emretti. Herhalde Ahıska Türkleri küçük halklar çerçevesinden çıkmışlar. Son menzile geldiğinde sadece bir oğlunu kurtarıp ge- tirebilmişti. Bu da her zaman mümkün olmuyordu. Ondan da dehşetlisini görmüştür bu halk. Onlar. üstelik de otuza kadar adam doldurulmuş ve kapısı günde bir defa açılan bu vagonlarda bu tekerli kabirlerde neler çekmemişti bu kadınlar… Bu günahsız insanların günahkârları. babası cephededir. Onu da nazara almak lazımdır ki. evinden ölü çıkmış insanlar gibi ağlaşıyorlardı. Hayatta hiçbir şeyin yokluğunu çekmeyen insan. babalarımız. Böyleleri binlerceydi. ne etsin onda ne günah vardı ki.” Bu ilk toplanma yerinde sine döven kadınlar. Onlar için sıkıyönetim rejimi uygulandı. Onların bu hususta yaptığı bütün mücadele sonuçsuz kaldı. Sağ kaldın. Vaktiyle ailece sürgün olunmuş ve şimdi Bakü’de yaşayan dostlarımdan birinin hatıralarını gözyaşı akıtmadan okumak mümkün değildir. Bütün köyler derhal kuşatılmış. 9). ne o zaman ne de şimdi hiç kimseden ve hiçbir şeyden utanmadılar ve şimdi de utanmıyorlar. 1988. 1990.” (Molodyoj Azerbayjana gazetesi.000 kişinin de muharebeye götürüldüğünü göz önüne almalıyız. Gürcü matbuatının resmî itirafına göre 1944 yılında 125. Anlaşılıyor ki. 7 Ocak 1989). Ayrıca 40. ölmez Dede Korkut’un dili onların diline daha çok yakındır. Zaten sürgün ölüm demektir.eve dolup bize. (Şimdi de yoktur). Kısmet olmadı. Allah da onlardan yüz döndürmüştür. yeni evlendiği genç Gürcü kızından zorla koparılarak sadece Türk olduğu için sürgün edilirken ilk toplanma yerlerini şöyle tasvir ediyor: “Bağlamalar üstünde oturmuş kadınlar. Onlar sine dövüp saç yoluyorlardı. hatta bütün Ahıska Türklerinin hiç kimsesi. Bakı. Hiç olmasa Dede Korkud’un hatırına bu dili mahvolmaktan korumak lâzımdır. vatanına sadakatle hizmet eden Latifşah Barataşvili. Başka medenî teşkilâtlardan bahsetmeye değmez! Halk öz dilini unutmak tehlikesiyle karşı karşıyadır. hiçbir can yananı yoktu. kocasını cepheye gönderdikten sonra dört yavrusunu tek başına büyütüyordu. s. Orta Asya ve Kazakistan’da yaşamaktadır. Bu sözleri ben kasten paranteze aldım. O da müthiş emri yerine getirenlerdendi. Onların talihiyle oynamak olmaz! Diderginler. komşu ve akrabalarını görmeye. (Literaturnaya Gruziya. Onların nüfusuyla ilgili bilgiler de sağlam değildir. Ahıska Türkleri 1944 yılı sonlarında kışın soğuğunun kesip doğradığı bir zamanda sürgün yerlerine ulaştılar. Ölüm dehşetli değil. Onu da beraber götürün!’ diyordu. Aynı zamanda Orta Asya’ya sürgün olunmuş Kafkas halkları kendi yurtlarına dönmüş olsa da Ahıska Türklerine bu hak verilmedi. Adigön’de Koblıyan Çayı’nı geçerken köprüden suya düşmüş ve gözlerinin önünde hepsi telef olmuştur. Semerkant’tan Alma Ata’ya kadar serpildiler.191-202. No. Hükümet için düşman olarak görüldüler. O hiç olmazsa bir yavrusunu Azrail’den koruyabilmişti. Ben meseleyi öğrenmek isteyince anlaşıldı ki onların çocukları ve konu komşularını götüren Studebekker kamyonu. öz çocuklarının yirminci asırda başına getirilecek dehşeti akıllarına getirmediklerinden o dehşeti ifade edecek söz de icat etmemişlerdir. Bu halkın kendi dilinde bir tane bile mektebi yoktur. Yine o yazıyor ki: “Silâhlı bir subay yırtık pırtıklar içinde altı yaşında bir kız çocuğunun elinden tutmuş. İnsanın boğazında öfke yumağı düğümleniyor… Şimdiye kadar mukaddes olarak bildiğin her şeye lanet yağdırıyorsun. kazançtır ama analarımızın bacılarımızın bizzat bizimkilerin Müslüman adet an’aneleriyle büyümüşlerin çektikleri azapları hiçbir insanî kalıba koymak olmuyor. 6 Bizim Ahıska . Anası ise bir hafta önce ölmüş. onlar da çok eziyet çektiler. Bir köyden diğer köye gitmeye. Bu durum 1956 yılına kadar devam etti. bir bir vagonları geziyor ve ‘Bu çocuk yetimdir. Gençlik. birkaç saat içinde boşaltılmış. oğlunu kızını evlendirmeye özel izin alınması gerekiyordu. Onlar nasıl olmuş da tamamen tükenmemişlerdir? Bak bu hayret edilecek bir husustur! Bu müthiş hadisenin şahidi olan ve bütün ömrü boyunca partisine. kendi evinin içinde hareket etmek için de bir hazırlık görür.000 Türk sürgün olmuştur. kadın çocuk (erkekler savaştaydı) ihtiyar kocalar hastanelerdeki yarı canlılar vagonlara doldurulup Sibirya’ya doğru yola çıkarıldı. dillerini ve adetlerini unutmaya başladılar. Yukarıda adını verdiğim Nunuş Feyzulova. ağlayacak günlerin ileride olduğunu tam olarak düşünemiyorlardı. Ahıska Türklerinin ekseriyeti. Böyle bir mahşer gününde değil ki bu yetim kızcağızın. Hiç kimsesi yoktur. İlahî! Beş ailenin yükünü. Subay da merhamete gelmiştir. Ona göre yok ki. ama aylarca yol gidecek bir halkın en basit bir hazırlığı yoktu.

Ağı: Ağıt. Yurdun bağrı çatladı. Bir gecenin içinde. Üzülüştük: Ayrı düştük. Bir gecenin içinde. Bir gecenin içinde. Perik düştük: darmadağın olduk. Zulmet rengi giydiler. Kara borana düştük. İtler zincirde kaldı. Adigönlü de yandı. köyler laldılar. Ağı deyip ağladı. Laldılar: Dilsizdiler. Kelimeler: Sazaxlıydı: Soğuktu. Bizi attan saldılar. Yatmış idi uyandı. Aşa zehir kattılar. Turnalar telek saldı. Yumak gibi büzüştük. Bir gecenin içinde. Bağda ayva saraldı. Telek saldı: Tüy. Perik düştük biz nice. Ş. Bir gecenin içinde. Anam kara bağladı. Azizimiz Yunus Efendiye en hoş arzularla müellifden küçük bir hatıra. Bir gecenin içinde. El obayı soydular.5. kanat döktü. Bir gecenin içinde. Bir gecenin içinde. Gözümüzü oydular. Bir gecenin içinde. Bir eli ağlattılar. El: Memleket. Varımızı aldılar. Gurbette eli andı. Tekmeleyip dövdüler. Adigönlü 7. Yerler. Baskın oldu gizlice. Karlı düze attılar. Bizi yurtsuz koydular. Vatandan üzülüştük.Bir Gecenin İçinde Şahismayil Adigönlü Sazaxlıydı o gece. Yüzümüze sövdüler.2006-Azerbaycan Bizim Ahıska 7 .

Bugay. Kürtlerin ve Hemşenlilerin Gürcistan SSC’nin sınır bölgesinden tahliye işlemlerini tamamlamıştır.095 kişi tahliye edilmiştir. Hür dünya.000 hanelik köylü nüfus iskân edilecektir. Fakat Sovyet belgelerinin bu sürgünü su yüzüne çıkarması son yılların olayıdır. MOLOTOV’a SSCB Komünist (Bolşevik) Partisi Merkez Komitesi Yoldaş G. Toplam 91. Özbekistan. 15 Kasım 1944 tarihinde Ahıska Türklerini sürgüne gönderdi. Aspinza. Lavrentiy BERİA SSCB Halk İçişleri Komiseri. Tahliye işlemlerine hazırlık tedbirleri. V. hareket hâlinde olup Kazakistan. yıllar sonra haberdar oldu.1 Bu kitapta yer alan belgelerin bir kısmını Rusçadan tercüme ederek konuyla ilgilenenlerin istifadesine sunuyoruz. M. bu yılın 20 Eylül-15 Kasım tarihleri arasında alınmıştır.095 kişiden oluşan Türk. Ayrıca SSCB Halk İçişleri Komiserliği. STALİN’e SSCB Halk Komiserleri Kurulu-Yoldaş V. Kırgızistan ve Özbekistan’daki yeni iskân yerlerine doğru yol almaktadır. Tahliye edilenleri taşıyan katarlar. Dünya kamuoyu. Ahıska. Rus yazarı Nikolay F. Devlet Güvenliği Genel Komiseri BELGE: II3 Tamamen gizli 02 Aralık 1944 Devlet Savunma Komitesi-Yoldaş İ. V. M. Bu arada tahliyeye tabi tutulanların sınırı geçmelerini engellemek amacıyla devletimizin Türkiye sınırında güvenlik ve karakol hizmetleri azami derecede takviye edilerek en sıkı şekilde emniyet sağlanmıştır. Lavrentiy BERİA SSCB Halk İçişleri Komiseri BELGE: III4 SSCB Halk İçişleri Komiserliği Özel İskân Bölgeleri Başkanı M. BELGE: I2 Tamamen gizli Sayı 1281/b 28 Kasım 1944 Adı geçen sınır ilçelerine Gürcistan’ın toprak sıkıntısı çekilen bölgelerinden 7. Gürcistan SSC ile Türkiye sınırındaki şeritte özel tedbirler almaktadır. kaçakçılık yapmakta olup göç eğilimi gösteriyor ve Türkiye istihbarat mercileri için casus angaje etme ve çete grupları oluşturma kaynağı teşkil ediyordu. bu sürgünden habersizdi. konuyla ilgili belgeleri bir kitap hâlinde yayımladı. Tahliye işlemleri. 8 Bizim Ahıska . Adigön. Kazakistan ve Kırgızistan SSC ilçelerine tehcir edilmesi operasyonunda gösterilen başarıdan dolayı. Ahılkelek ilçelerinde tahliye işlemleri 15-18 Kasım. MALENKOV’a Devlet Savunma Komitesi Kararı gereğince SSCB Halk İçişleri Komiserliği Türklerin. STALİN’e SSCB Halk İçişleri Komiserliği. Türkiye’nin sınıra yakın kısmındaki nüfusla akrabalık bağları bulunan söz konusu halkın önemli bir çoğunluğu.Sovyet Resmî Belgelerinde Ahıska Sürgünü Orhan URAVELLİ SSCB diktatörü Stalin rejimi. Kürt ve Hemşinli nüfusun. Gürcistan SSC sınır ilçelerinden toplam 91. KUZNETSOV’a 14 Aralık 1944 Gürcistan SSC’den tahliye edilenleri getiren 29 Devlet Savunma Komitesi-Yoldaş İ. Acaristan Özerk Cumhuriyeti’nde ise 25-26 Kasım günlerinde gerçekleştirilmiştir. düzenli ve olaysız şekilde tamamlanmıştır. Halk Devlet Güvenliği Komiserliği ve Halk İçişleri Komiserliği’nin operasyon sırasında üstün hizmet veren elemanları ile bu komiserliklere bağlı birliklerin askerlerine SSCB madalyaları ve nişanları verilmesini arz eder.

399 ve 16 yaşın altındaki çocuklar: 45. çalışma yasaları ile disipline aykırı hareket ve faaliyetlerden dolayı. Kırgızistan: 10. kadın: 27. kendileri için belirlenmiş olan kamu düzeni ve hayat rejimine titizlikle uymak zorunda olup NKVD Özel Komutanlığı emirleri ve talimatlarını yerine getirmek zorundadırlar. Erkek: 18. Bu vatandaşlar. Namangan: 4. Keyfî olarak ve izin almaksızın NKVD’nin ilgili komutanlığının kontrolü altındaki iskân bölgesini terk edenler. Özel iskâna tabi tutulan göçmenler.307 kişi tahliyeye tabi tutulmuştur.085 kişi olmak üzere toplam 92. Fergana: 8. ÇERNIŞOV SSCC Halk İçişleri Komiseri Vekili M. Özel iskâna tabi göçmenlerin aile reisleri veya onların yerini dolduran şahıslar. 293 kişi yollarda hayatını kaybetmiştir. Erkek: 10. BERİYA Gürcistan SSC’den tahliye işlemleri tamamlanmıştır. V.127 ve 16 yaşın altındaki çocuklar: 26.546 kişi. Özel iskân bölgelerinde kamu düzeni ve rejimini ihlâl eden göçmenlere 100 Ruble tutarında para cezası veya komutanın emriyle 5 günlük hapis cezası uygulanacaktır.813.613 kişi. Semerkant: 14. 6. 2. NKVD (Halk İçişleri Komiserliği) Özel Komutanlığı’ndaki amirin izni olmaksızın söz konusu komutanlığın kontrolündeki iskân bölgesi dışına çıkamazlar. SSCB vatandaşı olarak işbu kararnamede belirtilen sınırlamalar dışında bütün haklardan yararlanırlar.163 kişi iskân edilmiştir. 3.223 kişi olmak üzere toplam 53.946 kişi. KUZNETSOV SSCB Halk İçişleri Komiserliği Özel İskân Bölgeleri Başkanı BELGE: V6 Halk Komiserleri (Bakanlar) Kurulu Kararı 35 Sayılı Karar Moskova-Kremlin. kamu yararına çalışmakla yükümlüdürler. 5. Kazakistan: 28.596 kişi kolektif çiftliklerde. V. Çadayev SSCB Halk Komiserleri Kurulu SSCB Halk Komiserleri Kurulu Başkan Yardımcısı İdari İşler Sorumlusu Bizim Ahıska 9 .395 kişi sanayi işletmelerinde istihdam edilmiştir.131 kişi.446 kişi. Özel iskâna tabi tutulanlar. 457 kişi yolda hayatını yitirmiştir. özel iskâna tabi tutulanların hukukî durumlarıyla ilgili hususlar aşağıdaki şekilde karar bağlamıştır: 1. firar etmiş sayılırlar ve ceza yasası hükümlerine göre yargılanırlar. kadın: 16.537 kişi. 08 Ocak 1945 SSCB Halk Komiserleri Kurulu. 4. Bu amaçla mahallî merciler ve Sovyetler Birliği Halk İçişleri Komiserliği (NKVD) organlarıyla mutabakat hâlinde özel iskâna tabi tutulan söz konusu göçmenlerin tarım ve sanayi işletmelerinde. kuruluş ve birliklerde istihdamını gerçekleştirirler. Andican: 6.881.katar kabul edilmiş ve 7 vilâyetin 43 ilçesine aşağıdaki şekilde dağıtılmıştır. Özel iskâna tabi tutulanlar.163 kişi. Molotov Y. ölüm. Taşkent: 13. İskân dağılımı şöyledir: Özbekistan: 53.316 kişi devlet çiftliklerinde ve 1. firar vb.598 kişi.923. inşaatta. Çalışabilen bütün bu vatandaşlar. aile durumundaki değişiklikleri (doğum. mevcut yasalar uyarınca cezalandırılırlar. 84. Buhara: 4. MEYER Özbekistan SSC Halk İçişleri Komiseri Vekili BELGE: IV5 Aralık 1944 SSCB Halk İçişleri Komiseri L.) 3 gün içinde NKVD Bölge Komutanlığı’na bildirmekle yükümlüdürler. V. Kaşkaderya: 641 kişi.

BELGE: VI7 10 Ocak 1945 SSCB Halk İçişleri Komiserliği Halk Komiseri L. Muhammed VANLİŞİ’nin mektubunda belirtilen N. K. Bunlar kontrol edilmiş ve yanlış olarak tahliye edilmiş 11 Laz ailesiyle ilgili evrak ve raporumuz SSCB Halk İçişleri Komiserliği Özel İskân Yerleri Başkanlığına gönderilmiştir (Sayı 4/1-1806. O. Kazakistan SSC ve Kırgızistan SSC’ye 92. Halk Tedarik Komiserliği ve Halk Et ve Süt Sanayi Komiserliği. ayrıca kendi evlerine yerleştirilmeleri için ilgili mercilere tebligat yapılmıştır. SSCB Halk İçişleri Komiseri Vekili Sn ÇERNIŞOV’a Sizin yazınızdan önce de Acaristan Özerk SSC’den yanlış olarak tahliyeye tabi tutulmuş kişilerle ilgili şikâyetler ve mektuplar almaktaydık. Cicaladze.230. Baynaz ve ayrıca Kambur soyadı taşıyan beş kişinin Türk oldukları görülmüş olup sürgün edilmelerinde yanlışlık yoktur. M. L. ayakkabı ve diğer ihtiyaçları karşılanamamıştır. Yoldaş A.07. Bu göçmenlerin durumları da oldukça ağırdır.1945 tarihli tebliğ. 3.500 kişi kadardır. SSCB Halk Komiserleri Kurulu Talimatı için taslak ekli olup görüşülmesini arz ederim.07. MEYER Kazakistan SSC Halk İçişleri Komiseri Vekili lerine acilen gıda yardımı yapılması gerekmektedir. Tahliye edilen topluluklar şunlardır: Almanlar: 687. tahliye sırasında onlardan 8. BERİA SSCB Halk İçişleri Komiseri BELGE: IX10 Gürcistan SSC Halk İçişleri Komiserliği Sayı 4/0-2507 Tiflis.1944 tarih ve 6279cc Sayılı Kararı uyarınca Kazakistan’da özel iskâna tabi tutulmak üzere geçen yıl sonunda Gürcistan SSC’den 28.300 kişi. Bu bağlamda 1945’in 15 Ocak-15 Mart tarihleri arasında kişi başına 16 kg un ve 4 kg irmik dağıtılması uygun olacaktır. MEYER Kazakistan SSC Halk İçişleri Komiseri Vekili BELGE: VIII9 SSCB Halk İçişleri Komiserliği 13 Ocak 1945 SSCB Halk Komiserleri Kurulu. 453 ton sebze. Geri dönen Lazların hakları ve mal varlığının iadesi. KRUGLOV’a 1945 yılı Ekim ayı itibariyle ülkede özel iskân rejiminde tutulmak üzere tahliye edilenlerin sayısı 2. giyecek. 60. Acilen 200 ton un. 312 ton meyve.000 m manifatura temin edilmesi gerekir. Çeçen ve BELGE: VII8 SSCB Halk Komiserleri Kurulu Başkanı V. Gürcistan SSC’den getirilen göçmenlerin yüzde 15 kadarının (8000 kişi) yiyecek. 27. Dadi.374 kişi tahliye edilmiştir. P BERİA .148 ton un ve 371 ton irmik gerekmektedir.252 ton hububat.07.1945. K. Tuğgeneral KARANADZE Gürcistan SSC Halk İçişleri Komiseri BELGE: X11 SSCB Halk İçişleri Komiserliği Özel İskân Yerleri Başkanlığının Mart 1944-Ocak 1946 Dönemi Çalışmalarına Dair Rapor’dan: SSCB Halk İçişleri Komiseri S. MİKOYAN’a Devlet Savunma Komitesi’nin 6279cc Sayı ve 31 Temmuz 1944 tarihli kararnamesiyle Gürcistan SSC sınır ilçelerinden Özbekistan SSC.007 büyükbaş ve 80. MOLOTOV’a SSCB Komünist (Bolşevik) Partisi Merkez Komitesi Sekreteri Yoldaş G. H. Yaşlılar ve özellikle de çocukların giyecekleri ve ayakkabıları yoktur.042 küçükbaş hayvan teslim alınmıştı. 24 Eylül 1945 Tamamen gizli İlgi: 1/ 13598 Sayı ve 07. N.669 kişi getirilmiştir. Yanlış olarak tahliye edilen Lazların listesi eklidir). Buna göre toplam 1. Söz konusu göçmenlerin çoğu. Çünkü çoğu yanlarına yiyecek alamamıştır. 50 ton irmik ve 5. Tehcir sırasında kendilerinden alınmış hayvanlar. Yazınızdan sonra tespit ettiğimiz üzere Acaristan’dan 12 Laz ailesinin daha yanlışlıkla Orta Asya’ya sürüldüğü görülmüştür ve bunların dosyalarını da iletiyoruz. yeni iskân yerlerine yiyeceksiz olarak getirilmiştir. MALENKOV’a (Tarihsiz) Kuzey Kafkasya’dan getirilenler dışında Devlet Savunma Komitesi’nin 31. O. M.948 ton patates. İ. hububat ve sebze hesapları kesin olarak kapatılıncaya kadar teslim ettikleri hububata mahsuben avans şeklinde kendi- 10 Bizim Ahıska .

Sverdlovsk Vilâyeti: 89.013 25.035 755. Bulgarlar ve Ermeniler 192.305 591 242 48.139 549. Rumlar. Karaçay Ve Balkarlar 463.233 18.300 kişi.139 55. M: TOO İzdatelskiy dom ‘ROSS’.805 11. Liste 1.456 Ukaznikler 22. Kırgızistan SSC: 112.600 kişi. F.100 kişi. Balkarlar: 33. .130 13. R. sayfa 31-54. R. Liste 1. . Dosya 184.583 267 19.394 Litvanyalılar 46.419 435. F. Hemşinli ve Kürtler de dahildir (O.R-9479. sayfa 1.316 8. Rusya’da Krasnoyarsk Vilâyeti: 125.9479. Liste 1.800 OUN üyesi (Ukrayna milliyetçileri): 608. SSCB’nin 6 müttefik cumhuriyetine.510 GENEL TOPLAM 2. Kazakistan SSC: 866. 7 Rusya Devlet Arşivi (GARF). R.246 TOPLAM 2. F.828 20. 10 Rusya Devlet Arşivi (GARF). F.400 kişi.574 11.419 22. Molotov (şimdiki Perm) Vilâyeti: 84. Liste 1.028 9. sayfa 38-39. (Ahısklı Türkler: İade-i İtibarın Uzun Yolu-Rusça) 2 Rusya Devlet Arşivi (GARF). R.498 Alman yanlıları 2.380 19. SSCB topraklarında özel iskân rejimine tabi tutulmak üzere tahliye edilenlerin gönderildiği yerler şöyledir. 8 özerk cumhuriyetine ve 32 vilâyetine iskân edilmiştir. .1949 tarihli Belge: Nüfus ve Gruplar Toplam Sayı Erkek Kadın 16 yaş altı Almanlar 1. İnguş.800 kişi.9470. 1994.107 40.849 kişi cezaevlerindeydi.919 73. F.577 25.527 Ukrayna Milliyetçileri 95.899 137.552.490 Çeçen. Koleksiyon BELGE: XI12 Özel iskân yerlerinde kayıtlı olan sürgün ve tahliye edilmiş kişilerin sayısına ilişkin 15.585 Polonyalılar 31.9401.9401. sayfa 2-3. Hemşinler ve Kürtler: 88.300 kişi.648 Albay V. Bizim Ahıska 11 . 5 Rusya Devlet Arşivi (GARF). Türkler. Bugay: Turki iz Meskhetii: Dolgiy put k reabilitasii.037 286.754 1.V. Liste 48. Liste 2.830 48. Kalmıklar: 80.400 kişi. 4 Rusya Devlet Arşivi (GARF). R.346 29. Karaçaylar: 60. . F. sayfa 3.092. 9 Rusya Devlet Arşivi (GARF).435 818 99. Dosya 184.413 148.9479. 6 Rusya Devlet Arşivi (GARF). 3 Rusya Devlet Arşivi (GARF).953 Kalmuklar 77.).047 26.311 114. 12 Rusya Devlet Arşivi (GARF). Koleksiyon.200 Alman yanlısı özel iskâna tabi tutulmaktadır.492 24.07. F.706 37.U.5446. sayfa 204. 11 Rusya Devlet Arşivi (GARF).694 12.800 eski kulak (köy zengini) ve 9. R. .5446. Ermenistan ve Azerbaycan ile Karadeniz Bölgesinden 57. R. Tomsk Vilâyeti: 92. Dosya 67.100 kişi. .093.028 Kulaklar (köy zenginleri) 124.763 Gürcistan. Dosya 2287.892 787.569 131.100 13.575 Baltik Arazilerinden 91.200 kişi.800 kişi.162 618 41.766 200.473 1.365 854. Dosya 213. Liste 48.988 Diğerleri 3.000 772.9401. sayfa 400.877 13. Altay: 85. 1949 ylı ortaları itibariyle söz konusu nüfustan 13. Ahıska’dan sürülmüş Türklere. R.744 524 168 34. Dosya 68. Kemerovo Vilâyeti: 97.698 10. . Özbekistan SSC: 181.300 kişi M.633 Kırım Tatarları.200 kişi. . . Söz konusu (sürgün) nüfus.900 kişi.204 Moldova’dan 34.9401. Dosya 157. ŞİYAN SSCB İçişleri Bakanlığı Özel İskân Yerleri Başkanı Not: Uzakdoğu arazilerinden 1937’de Orta Asya’ya sürülen Koreliler bu listede belirtilmemiştir.663 Türkler 81.232 TOPLAM 459.702 18.278 24. F. sayfa 15.145 924.552 Vlasovcular 131.İnguşlar: 405.580 515 223.277 Mesih Tarikatı üyeleri 1.975 371.553 11. 8 Rusya Devlet Arşivi (GARF). Liste 2. R. F. 160 s. Ayrıca 20. Dosya 3232.594 22.578 62. Liste 1. sayfa 229.800 kişi. F. Dosya 3211. KUZNETSOV SSCB Halk İçişleri Komiserliği Özel İskân Yerleri Başkanı Kaynaklar 1 Nikolay F.

Zira bu dönemde imparatorluğu derin köklerinden sarsan birçok olay meydana gelmiştir. Doğu Anadolu’da bağımsız veya Rus kontrolünde Bir Ermeni devleti kurulmasını istemiştir. Ayrıca devlet. Halkımız arasında 93 Harbi olarak bilinen bu savaş. Van ve Bayazid civarındaki yardımcı kuvvetlerin kumandanı da Erzurum Valisi Kurd İsmail Paşaydı. en uzun seneleridir. Sultan Hamit’in 32 sene devam edecek olan padişahlık dönemi. Yeşilköy’e kadar gelip burada karargâhlarını kurdular. 17 Mayısta Ardahan Rusların eline geçtiyse de Ruslar. Osmanlı Devleti’nin en çetin. Sultan Abdülmecid’in 34 yaşındaki oğlu. II. Bu şartlar altında. Diğer taraftan Rum ve Arnavut taşkınlıkları had safhadaydı. haziranda Halıyazı. Maalesef bu kuvvetler arasında kumanda birliği yoktu. 164 milyon Osmanlı altını tazminat ödemeye mahkûm ediliyordu. halkı mücadeleye çağıran koçaklaması çok meşhurdur: Ehli İslâm olan işitsin bilsin: Can sağ iken yurt vermeniz düşmana. Bu sırada Batum’da bulunan kolordunun başında Derviş Paşa. Doğuda savaşın seyri böyleyken. 31 Aralık’ta Edirne Mütarekesi imzalanmasına rağmen Ruslar. bu zaferlerden sonra “Gazi” unvanını aldı. Rumeli cephesinde daha fena bir şekilde cereyan ediyordu. Yahnılar’da kazanılan yeni bir zaferi maalesef 15 Ekim 1877’de Alacadağ bozgunu takip etti. 3 Mart 1878’de Yeşilköy’de Ruslarla bir antlaşma imzalandı. Bu savaş sırasında Çıldırlı Âşık Şenlik’in. Şüphesiz bu olayların en önemlilerinden biri de Osmanlı-Rus Savaşıdır. Edirne Mütarekesi’nden bir ay sonra. Zivin ve ağustosta da Gedikler muharebelerinde Muhtar Paşaya mağlûp oldular. Rusların ilân ettikleri tarihten bir gün önce. batıda. Rus ordusu İstanbul’a doğru ilerliyordu. 18 Kasımda Kars düştü ve ordumuz Erzurum’a doğru çekildi. Gazi Ahmet Muhtar Paşa İstanbul’a çağrıldı ve yerine Kurd İsmail Paşa’ya vekâlet verildi. Abdülhamit tahta oturdu. Can sağ iken yurt vermeniz düşmana. 24 Nisan 1877 günü Anadolu ve Rumeli cephelerinde Osmanlı topraklarına ansızın saldırmasıyla başlayan savaş. 9 ay devam etmiştir. asker ve silâh bakımından Osmanlı ordusundan iki kat daha fazlaydı. Tarihe Ayastefanos Antlaşması olarak geçen bu antlaşmayla Balkanlar elden çıkıyordu. Anadolu cephesinde Anadolu Ordu-yı Hümayunu Kumandanı. 30 Nisanda Bayazid. Osmanlı Devleti’nin çok hazin bir şekilde yenilmesiyle sonuçlanmıştır. Rus ordusu. Osmanlı Devleti’nin 34. Müşîr Gazi Ahmet Muhtar Paşa’ydı. Ödenmesi mümkün olmayan bu meblağ karşılığında balkanlarda bir kısım yerler ile Anadolu cephesinde üç san- Müşîr Gazi Ahmet Muhtar Paşa 12 Bizim Ahıska . Rus ordusunun başında bulunan Grandük Nikolas’ı ziyaret eden Ermeni Patriki Nerses. Muhtar Paşa. İsterse Uruset ne ki var gelsin.Elviye-i Selâse’nin Son Yılları-I Doksanüç Harbi ve Esaret Yılları Yunus ZEYREK 31 Ağustos 1876 tarihinde. Padişahı.

1877-1878 (93) Harbi’nden sonraki sınır. Bugünkü Ermenistan denilen mızın elden çıkmasına sebep olan Ayastefanos Ant. Bu kâfir durdukça azar.göç edebileceği. Her yer devletin sayıl1877-1878 (93) Harbi’nden önceki sınır. Kars. başka bir yapılanmaya giderek Türk dünyasını kesin Rumeli’de ve Doğu Anadolu’da büyük toprakları. Ukraynalı. Seni candan eder bîzar. adliye vs. bölgenin nüfus yapısını değiştirmek ve tarıma elverişli verimli yerleri boşaltmak için her türlü metodu uyguladılar. tamamen köylünün sırtından geçinir. Bazı ikinci sınıf nahiye müdürleri. ton. eğitim. ticaret. Hiç kalmadı okuryazar. Ardanuç. tamamen bu politikanın eseridir. İmandır gönlün şifası. Türk bölgesini paramparça etmek için Oltu ile Ardahan’ı Kars’a. Ardahan. Rus yönetimi imzalanan Berlin Antlaşması’yla kesinleşmiştir. rüşvetsiz bir iş görmezlerdi. dığı için de istimlâk 1918 Brest-Litovsk ve Batum Antlaşmalarına göre sınır hakkı tanınmadan 1921 Moskova Antlaşması’na göre sınır (Şimdiki sınır olup Büyük Ağrı Dağı doğusundasındaki Dil sınırı 1932’de İran’la yapılan sınır boşalan yerlere Erdüzenlemesiyle belirlenmiştir. Ruslar. gibi hayatın anarak yazılan bir destan. Vali ve kaymakamlar tamamen Ruslardan.yor ve ahalinin buralardan gitmesi öğütleniyordu: SSCB lara gittiler. meni. Bu kararı Gürcistan bahane eden Ruslar. Bunları kısaca özetleyelim: Kars ve Batum’u birer askerî vilâyet hâline getirdiler. Bizim Ahıska 13 . Rusların asıl hedefi İskenderun Körfezi’ydi. İşitmezsin ezan sesi. cami avlularında okunuher yönünü ilgilendiren konularda farklı uygulama. Batum. Ne durursun hicret eyle. Ne durursun hicret eyle. 8 Şubat 1879’da İstanbul’da Rus tarafıyla imzalanan Muahede-yi Kat’iye’yle. Maalesef bazı din adamları da Rus emellerine laşması. lehimize bazı değişikliklerle 13 Temmuzda alet olarak halkı göçe kışkırtıyorlardı. Kars’ı Ermenistan kuvvetli bir askerî üs hâline getirmek ve buranın Türk hüviyetini silmek istiyorlardı. Ahıska ve Ahılkelek’i de Tiflis’e bağladılar. Şenkaya. Toprak mülkiyetini kaldırdılar.bir engelle bölmekti. nın bir amacı da Türkiye ile Azerbaycan arasında Olur) Ruslara bırakılıyordu. Artvin ve Ardanuç’u Batum’a. Malakan ve Yezidîleri yerleştirdiler. Şavşat. Oltu. altında yaşamanın dünya ve ahretteki kötülüklerini toprak. Elviye-i Selâse bölgesinde yönetim. Escak/Elviye-i Selâse bölgesi (Artvin. Ne durursun hicret eyle. Rum ve Rusya içlerinden getirdikleri Alman. Bu amaçla elden geldiği kadar Müslüman ahaliden temizlemeye çalıştılar. nahiye müdürleri de Ermeni ve Gürcülerden atanıyordu. Bu politikaBorçka. Yoktur dünyanın vefası. aksi takdirde Rus tebaası sayılacakları karar bağlandı. din.ülke. Bunlara maaş verilmezdi. bölgede yaşayan yerli ahalinin üç yıl içinde serbestçe Anadolu içlerine Dinle ulema sözünü Ne durursun hicret eyle. okuma yazması dahi olmayan Türklerden seçiliyordu. Mümin olanlar farzıdır.

Ancak Birinci Dünya Savaşı başlangıcında. Ermeni unsuru. Müslüman ahalinin geri kalması için her türlü vasıtayı kullanıyordu.000 Türk nüfusundan 40 aile kalabilmişti. varlıklı ve ileri gelenlerdi. nasıl olsa kurtuluş yakındır!” denilmekteydi. Buna karşı Erzurum çevresinde kurulup Kars ahalisi gönüllüleriyle harekete geçen Türk Can-Bezar teşkilâtı.Ruslar bir yandan böyle propaganda yaptırırken bir yandan da yerli halka baskı yaparak kalkıp gitmeye mecbur ediyordu. Mollalar çocuklara. Ruslar. Kars ahalisinin tabii savunması faaliyetine başladı. Deme ki onlardan bir hüner gelir… Bölgede Gürcülerin faaliyeti daha farklıydı. Ak suvaklı sedri mermer otağlar. Her taşı gevherden binalar kaldı. Rusya’nın 1905 Japon hezimetinden sonra nispeten bir rahatlama görüldü. yerli ahaliyi Hristiyan hatta Gürcü yapmak için uğ- 14 Bizim Ahıska . Berderes. camilerde eğitim yapılabiliyordu. Halkın cahil kalması için eğitimi teşvik etmiyor. Dışarıdan getirdikleri Rum ve Ermenileri. Ruslar. Bu destanın iki dörtlüğü şöyledir: Elveda günüdür çimenli dağlar. Kars şehrinde yaşayan 20. Mevcut rüşdiye mektepleri ile birçok medreseyi kapattılar. Rus idaresi zamanı Osmanlı Devleti topraklarında hatta başkent İstanbul’da silâhlı ve bombalı faaliyette bulunan Ermeniler. analar kaldı. Ramazan ayında dahi imamsız köylere Türkiye’den okumuş din adamlarının gelmesi yasaktı. Bunların en meşhuru şüphesiz Akkomlu Âşık Ceyhunî’nin uzun destanıdır. Osmanlı Devleti’ne karşı isyana kalkışan ve sonra da kaçan Doğu Anadolu Ermenileriyle Kars ve Gümrü Ermenilerinin 1905’te kurduğu Can-Feda teşkilâtı elebaşıları tarafından yapılıyor. anavatanla ilgiyi kesmek için Türkiye’den kitap ve gazetelerin girişi de yasaktı. İşte böyle bir zamanda Sultan Abdülhamit’in fermanıyla Şeyhülislâm’ın bir fetvası Kars’a ulaştı: “Sakın göç etmeyiniz! Cami ve ecdat türbelerini terk etmeyiniz! Ezanımız susmasın! Kâfir içinde Müslüman kalmanın sevabı büyüktür. Bu nüfus ve iskân işini daha ziyade Kars ve çevresinde uyguladılar. yerli ahalinin daha da fakirleşmesine yol açtı. Ermeni Can-Fedalar başına hitaben söylediği koçaklamanın başı şöyledir: Millet komitanı Vağarşak ağa. Rus devletinin imkânlarını da kullanarak eskiden olduğu gibi şimdi daha kuvvetli bir şekilde bölgenin ticarî hayatını ele geçirdi. Şehirdeki Türk nüfusun % 90’ı. sanat ve ticarete rağbet göstermiyordu. oraları geçici olarak bıraktık. Bu şube. Neşriyata müsaade edilmiyordu. Sılayı terk etmek gam değil amma Emektar atalar. Müslüman çocukların sadece Kur’an’ı yüzünden okumaya yönelik bir eğitim sistemini uyguluyordu. Bu göç yollarında çok ağıtlar ve destanlar söylendi. mülki Kağızman. Bundan sonra Kırım ve Azerbaycan’da çıkan gazeteler geliyor. virdi zeban eyledim. Bölgenin ekonomik hayatına onların hâkim olması. Kars ve çevresinde de bu tür can kıyımına başladılar. Ruslar bu faaliyetlerde bulunanları yakalayıp Sibirya’ya sürdü. Göllerde yeşilbaş sonalar kaldı. köylerde yaşayan yerli Türk ahalinin de yarıya yakını. Onlar. “Yazı nakışa benzer. okumamış köylü ve çaresiz fukara halktı. Oltu etrafında ve şose yolu boyundaki verimli topraklarda yaşayan yerlileri göçe zorladılar. tenhada gördükleri Türkleri öldürüyorlardı. Çıldırlı Âşık Şenlik’in. Göründü gözüme seyran eyledim. Bu cinayetler. Kars’taki Türk Başkonsolosluğu. Anadolu içlerine doğru göç etmek üzere yollara döküldü. 1913-Balkan Savaşı felâketzedeleri ile Hicaz Demiryolu için Müslüman ahaliden yardım toplayabiliyordu. Sefil Ceyhunî’yi derdi yok sanma. Takdir-i ezeldir beyhude yanma. İbtida Kötek’te eyledim iskân Muhibbi sadıkı yâran eyledim. Hilâl-i Ahmer Cemiyeti şubesini faaliyete geçirdi. Moskof’un elinden kahri çekerler. Albayrağa hasret boyun bükerler Necatini. Türk köylüsü. Kağızman üzerine söylediği koşmada şöyle der: Bin üç yüz on altı. Narman’la. Dolayısıyla geride kalanlar. Hatta Bakü Neşr-i Marif Cemiyeti’nin Kars’ta bir şubesi açıldı. Normal bir okuma yazma dersi yoktu. Yiğirmi üç yıldır kan yaş dökerler. buralara yerleştirdiler. Göç edenlerin çoğu aydın. Bunlar da her an göç edebilirdi. Cucurus ve Tamrut köylerini Ermenilere verdiler. Sabreyle başına gör neler gelir! Yığıpsan başına bir bölük dığa. sonra da öğrenirsiniz!” diyorlardı. 1900 yılı başlarında pasaportla gelip Rus işgalindeki yerleri gezen Narmanlı Âşık Sümmanî.

halkın Osmanlı’ya ne kadar bağlı olduğunun ifadesidir: Bizim Ahıska Şu Kars’ta yok mu bir kimse bulunsun bu himayette. Gürcü doktor da buralardan uzaklaştırıldı. Öyle yaptık. Okuma yazma öğretmeden cahil bıraktığı gibi. Rumlar okurlar Türkçe. bu acıklı durumu anlatan deyişinde şöyle diyordu: Ruslar. Bunlar. Bu hâkimler genellikle Rus. Bu teşkilâtın merkezi Tiflis’ti. Bu suretle müthiş Gürcü propagandasından kurtulduk. Bunun içindir ki bölge ahalisi Ermeni mücadelesinde hesaba gelmez miktarda kurban verdi. Ki Kars’ın köylerin derler yazan yok bir satır Türkçe. Ruslardan dolgun maaş alıyor ve Rus siyasetine alet oluyorlardı. Neden bir dârül-eman yok kocaman vilâyette? Bütün Ermeniler.” 1909’da biri Kars’ta diğeri Posof’ta olmak üzere iki medrese ve ilmihal bilgileri de veren birçok Kur’an kursu vardı. cenaze namazı kıldırır. O da masrafı ahali karşıladığı takdirde talebimin kabul edileceğini söyledi. Tiflis Müftülüğünce atanan başimamlar. Çarlık Rusya’sı Müslüman ahaliden asker almamaktaydı. Rusça’yı. Köylüler. Rusların Çıldır Kaymakamı huzurunda söylediği deyiş. halkın millî duygudan uzaklaşması için millî ad olan Türk kelimesini kat’iyen kullanmıyor. at üzerinde gezerek halkı parasız muayene ediyor. kalmış cehalette. Türk bayrağı altında toplanmak ümidiydi. Yazık değil mi Türk evlâdı kalsın her esarette. Murgul’da bir de Gürcü mektebi açacaklardı. propaganda faaliyeti yürütüyordu. Bu yüzden oralarda daha ziyade muskacılık yaygındı. dolayısıyla kararlar da ona göre olurdu. ahali arasında para toplandı.raşıyor. Aman kardaş ne fark vardır bizim ile cemadatta. Zira Tiflis’te Sünnîler için bir Başmüftülük. Ruslar. dava vekili ve muhtelif mevkileri işgal eden 18 misyoneri faaliyet gösteriyordu. Rusça-Türkçe mektep yapıldı. 15 . herkesi mezhep veya etnik durumuna göre adlandırarak kırk parçaya bölüyordu! Çıldırlı Âşık Şenlik’in. Köylerde imam vardı. doğan ve ölenleri deftere yazarlardı. Posof medresesinde muallim olan Yusuf Zülâlî. ilâç veriyordu. çeşitli adlar altında halktan para toplayarak geçinirlerdi. kurulur mu hiç vatan. gerektiği zaman imamdan aldıkları bir kâğıtla nahiye müdürüne gider. Bunun da Türklerin arasına nifak sokmak için etnik ve mezhep farklarını derinleştirmekten başka bir amacı yoktu. Başimamların maaşı yoktu. Köylere sağlık hizmeti gitmezdi. Bu kurumların başına atanan kişiler. Bu da rüşvete tabiydi. ahaliye Gürcü milliyetçiliğini aşılamak ve Hristiyanlığı kabul ettirmek için çalışıyorlardı. Şiîler için de Şeyhülislâmlık kurulmuştu. nikâh kıyar. Batum Mebusu Edip Dinç anlatıyor: “1906’da Batum civarında Gürcülerin doktor. Şu Poskov medresesinden dilenciler çıkarmakla Zülâl der. Babadan oğula geçen tek tesellî. askerlik sanatı ve silâh kullanmayı da öğretmek istemiyordu. baş imamlardan gelen nüfus kayıt defterlerini. Bu şartlar altında yaşayan Türk halkı tamamen esir hüviyetindeydi. Rusça ve Türkçe okutmasını talep ettim. Diğer milletlere göre ne denli geride kaldık. Yerli ahali Rusça bilmediğinde Ermeni ve Gürcülerin tercümanlığına başvurulur. Ruhanî meclis de gerekli tasnifleri yaptıktan sonra Rus Nüfus İşleri İdaresi’ne gönderirdi. ruhanî meclise gönderirdi. Müslümanların dinine müsamaha ediyor görünerek ruhanî bir teşkilât kurmuşlardı. Artvin’in Alman asıllı Rus mutasarrıfına müracaat ederek. Acep Türk hattı çıktı da gezer mi şol semavatta. bu Gürcü doktorunun milleti Gürcüleştirme faaliyetinden bahsettim. Adlî işlerde rüşvet çok yaygındı. bazen de Ermeni veya Gürcü’ydü. Nüfus Hüviyet Cüzdanı diye bir şey yoktu. Bin nüfusa bakan imamlara başimam denirdi. Burada açılacak mektebin Gürcüce değil. Sağlık işlerine kazalarda bulanan bir hükûmet tabibiyle birkaç sağlık memuru bakardı. Hele Artvin’de çalışan bir Gürcü doktoru. Adliye işlerine kazalarda bulunan birer sulh ve sorgu hâkimi bakıyordu. ondan aldıkları vesikayı bir yıl süreyle kullanırlardı. Kazalarda bulunan kadılar.

Ardahan ve Batum halkı bu şartlarda yaşarken Birinci Dünya Savaşı başladı. askerî kara ve demiryollarına da önem verdiler. Rusları buradan atarak Ardahan’ı ele geçirdi. hızla onarılan demiryoluyla Tiflis’ten Sarıkamış’a mütemadiyen taze kuvvet ve mühimmat sevki. Çar’ın manifestosuyla Türkiye’ye karşı savaş ilân etti. Diğer bir hattı da Arpaçayı ve Aras Nehri’ni takiben Nahçivan ve İran’a bağladılar. diğeri de deniz gücümüzün zayıflığıdır. 16 Bizim Ahıska . Selim’de demiryolu havaya uçurularak Kars-Sarıkamış bağlantısı kesildi. Eli altında esir bulunan halkı çalıştırarak Tiflis’ten Gümrü’ye gelen demiryolunu Kars’a ve sonra da Sarıkamış’a kadar uzattılar. Rus esaretinden kurtuluş ümidini şöyle dile getiriyordu: Biz bu zulmetler içinden çıkarız bir gün olur. Bu şekilde bölge Rus demiryolu şebekesine bağlanmış. Kafkas. Doğu Anadolu’ya demiryolu yapılmaması için Osmanlı Devleti’ne baskı yapmış ve hatta taahhüt almıştı! Karadeniz. hükmi hanı isterim. O bir yandan Tercüman gazetesini çıkarıyor. 25 Aralıkta Sarıkamış’a hücum etti. Volga. Ümitsizliğe kapılan Rus karargâhı genel çekiliş emri vermeyi düşünürken.” O zamanlar en kayda değer aydınlanma hareketi herhalde Kırımlı Gaspıralı İsmail Beyin faaliyetidir. Türkiye. Ayasofya’ya haç koymak gibi tarihî emelleri olan Rusya. Büyük bir sevinç ve heyecana kapılan halk Rusları kovmak için ordumuzun yanına koştu. Hafız Hakkı Paşa. Sarıkamış felâketinin en mühim sebeplerinden biri demiryolu yokluğu. Der Zülâlî. Kırım’dan çevrilen hisarları. 23 Aralıkta Rusları püskürterek Oltu’ya girdi. 22 Aralıkta Sarıkamış’a doğru Türk yürüyüşü başladı. Bir halk şâiri Ruslardan kurtuluş dileği destanı yazmıştı: Gece gündüz sana budur duamız. Tuna. Rus idaresinden bezmiş usanmıştı. Çünkü Türk bayrağı Rus askerinin ayakları altında çiğneniyor. bölgenin aydınlarını ve ileri gelenlerini toplayarak Sibirya’ya sürdüler. Sarıkamış’ın yukarı mahallesi ele geçirildi ve merkezde kuvvetli süngü savaşları yapıldı. El ele verince dağlar sökeriz. Türklere hakaret edilmek için düzenlenmişti. Türk ahalinin millî direncini kırmak için Kars’ta bir Rus Zafer Anıtı yaptırdı. Mevlâm bu Urus’tan kurtar İslâm’ı. Mevlâm bu Urus’tan kurtar İslâm’ı. Hâlbuki Türk demiryolu Ankara’nın az doğusuna kadar uzanıyordu. iki taraftan Rus kartalı bayrağı parçalıyor ve askerin elindeki Rus bayrağı yükseliyordu! Valiyle heykeli dikilen asker de bu törende hazırdı. Ayrıca petrol şehri olan Bakü de demiryoluyla Karadeniz’e. İnşallah düşmanın kaddin bükeriz. Karadeniz’de kontrolü ele geçiren Ruslar. 12 Kasım 1914’te savaşa girmiş bulunuyordu. irahmi gani. Rus tehdidi altında olduğundan İstanbul’dan kalkan gemilerimiz. Bu anıt 93 Harbi’nde Kars’a giren ve kaledeki Türk bayrağını indirip yerine Rus bayrağını diken askeri canlandırıyordu. Batum’a bağlanmıştı. Türk gezeriz. Ceyhun. Vurur millî külünk ile yıkarız bir gün olur. Rus Çarı Nikola. deniz ve demiryolu bakımından Türkiye’ye karşı kesin bir üstünlüğe sahip olan Rusya. Devrilen Moskof elinden çıkarız bir gün olur. 27-28 Aralık savaşları çok şiddetli geçti. bir yandan da usul-i cedîd dediği yeni usul okluları teşvik ediyordu. Anadolu’da seferberlik ilân edilince Ruslar. Kara.Hulusi kalbimden bilsen fikrimi. Türk yaşarız dünyada. Kars. Ardanuç üzerinden gelen ve içinde Yüzbaşı Halid Beyin de bulunduğu bir Türk birliği. Ruslar. 1904’te Azerbaycan’ın Şeki şehrinde öğretmenlik yapan Posoflu Âşık Zülâlî. Nesli mürsel. Tiflis’te döktürülerek getirilen heykelin açılışı için halk da davet edildi. askerî nakliye için gerekli şartlar hazırlanmıştı. Şarka garba yıldırımlar çakarız bir gün olur. Araslar gibi Tuğyan eder deryalara akarız bir gün olur. Mevlâm bu Urus’tan kurtar İslâm’ı. Ben Allah’tan Âl-Osman’ı isterim. Türk ahali bu manzarayı nefretle karşıladı ve aralarında mevcut millî birlik duygusu daha da arttı. Üçüncü orduya arzu çekeriz. Bu tören. Merhamet sahibi. Halk. İstanbul’u ve Boğazları almak. Başkumandan Vekili Enver Paşa. Başka bir ifadeyle. savaşın seyrini değiştirdi. Fahrettin Erdoğan anlatıyor: “Tiflis’te oturan Kafkasya Genel Valisi Vorontsov Daşkov. gam ateşine. Türk doğarız. hicran. Bu metotla açılmaya başlayan okullardan birinde. Bizans Devleti’ni yeniden kurmak. Trabzon’a ulaşamıyordu. Buhara. Yandık zulüm. Sarıkamış harekâtının sonucunu da bu sayede lehine çevirebilmiştir. 20 Aralıkta 1914’te Sarıkamış’a gelerek cepheyi ziyaret etti.

Ruslar. Rus Kazaklarıyla onlara öncülük eden Ermeni ve Rum çeteleri. Bölge yeni felâketlere sürüklendi. pekmezler. 1915 yılı nisan ayının il günleriydi. Kelkit. 1915 yılı kışı boyunca bu göçler devam etti. Ardahan. Bir gün biz de gideriz. savaşın hazin sonu göründü. Artık muhacirler yerlerine dönüyordu. gâvurlara kalır diye. 1916 yılı şubatında Erzurum’la birlikte Doğu Karadeniz ve Doğu Anadolu Ruslar tarafından istilâ edildi. küme ve pestiller yapılmıştı. Alucra. O günleri Yusufelili Öğretmen Mustafa Âdil Özder şöyle anlatıyor: “1914 yılı sonbaharıydı. İnekleri dışarıya salarak evimizi barkımızı bırakıp yola çıkmıştık. Ruslar Ermenilerle birlikte yerli ahaliye karşı akıl almaz ölçüde katliama başladılar. Burada toplanan Erkinisliler. ümitsiz dövüşler şeklinde devam ettiyse de 17 Ocakta cephe sustu. Tokat ve Zile üzerinden ağustosta Sungurlu’ya gelip yerleştik. Bizim köyde de göç hazırlığı başladı. Evler harap olmuş.30 Aralıkta üstünlük Ruslara geçti. 1916 kışına bu kasabada girdik. eşyalar talan edilmiş. Göle ve Olur’da çoluk çocuk demeden 40 bin kişiyi şehit etti. Reşadiye. “Türk ordusunun gelişine sevindiniz!” diyerek Ardahan ve Çıldır ahalisini kırmaya başladı. Yedi yaşındaydım. Oltu-Kars arasında Ermeni savaşı sürüp gidiyordu” Devamı var. Tiflis’ten Çıldır’a gelen taze Rus kuvvetleri Ardahan’a yöneldi. onların yardımıyla biz de Çoruh’un öte yakasındaki Zor köyüne geçtik. Halid Beyin cephane götürüp boş dönen atlılarına bibim rica etmiş. geceleri. Sungurlu’da dört sene kaldık. çardakta sıra sıra asılı duran kümeleri çekip aşağıda gördüğüm Ardanuçlu çocuklara attığımı ve onların da kapıştığını iyi hatırlıyorum. 1915 yılının ilk haftası. Bizim Ahıska 17 . 2 Ocak 1915 günü. Bağlar bozulmuş. 1920 senesinin ağustos ayında biz de memlekete döndük. Bu göç yollarında soğuk. Bayburt. yaşlı ve çocuklardan meydana gelen kafileler köyümüzden geçiyordu. Bir iki ay Zor’da kaldık. Bahar gelince Rusların çevre köyler kadar sokuldukları söylendi. Sonra Ersis’e geldik. reçeller. her şey yok olmuştu. Babam hasta yatağındaydı. Sarıkamış Felâketi’yle bölgeyi savunan ordumuz eridi. Kalanları da Erzurum’a doğru çekildi. açlık ve çeşitli hastalıklardan nice insan telef oldu. İspir. 1916’nın ilk haftasında tekrar yola koyulduk. Osmanlı kuvvetleri geri çekilince bölgede katliamlar başladı. Ardanuç ve Hod köylerinden göçen ve çoğu kadın. üç ay boyunca Çıldır. Rus tarafında kalan kendi tarlalarından güzün ekilmiş ekinlerin başaklarını kırparak çuvalla Ersis’e getiriyorlardı. Savaş başlayınca bilhassa Artvin bölgesinden Anadolu içlerine doğru muhaceret başlamıştı. Çoruh üzerindeki tel halattan karşıya geçip. Halid Bey kuvvetleri çekildikçe Artvin ve Oltu bölgesinde Rus işgali genişliyordu. Sarıkamış muharebeleri.

Dayandığı yegâne varlık çocuklarıydı.Ahıskalı Çınar Ana Nilüfer DEVRİŞOVA Ahıska Türklerinin yaşadığı insanlık dramı akıllara durgunluk veren bir olaydır. Sürgün tarihine kadar ailesiyle beraber Ahıska’da huzurlu bir hayat yaşamıştır. Ama bu çocuk nereye gömülecekti? Bir mezarı olacak mıydı? Ne yazık ki böyle bir şansı da yoktu. Vatan hasreti günden güne içini dağlıyordu. Onları evli barklı etti. Hayvan vagonunda evlâdını kaybetti. Ama bu acıyı yaşayan bir o muydu? Bütün hemşehrileri de öyle değil miydi? Her biri Orta Asya çöllerine serpilmemiş miydi? 18 Bizim Ahıska . İnsanlık âlemi bunların sesine kulak vermeli değil mi? 1944 yılı kasım ayında cereyan eden Ahıska-Orta Asya hattındaki ölüm yolculuğunun kahramanlarından biri de Çınar anadır. Ama bu çilerlin hiçbir vatandan ayrılık derecesinde değildi. Azim ve sabırla çocuklarını büyüttü. Çınar ana için sürgünün ilk yılları çok ağır geçti. Bunların arasında Çınar ananın genç eşi de vardır. Çı- nar ninenin dünyasına kâbus gibi çökmüş. O zamana kadar askere alınmayan Ahıskalılardan da eli silâh tutanlar toplanarak cepheye sürülmüş. üstelik kendi güvenlikleri için geçici bir süre denilerek yalan söylenmiştir. Bu acıyı dindiremeden kapısı yeni bir felâketle çalınmış. sürgünde evlâdını kaybetmiş genç bir anneyken diğer çocuklarıyla beraber tek başına hayat mücadelesi vermiştir. abartmış mı oluruz? Bitmez tükenmez yollarda binlerce insan can verdi. yolda hastalanmış. Çınar ana. çaresizlikler içinde ateşle boğuşarak vefat etmişti. İstasyonlarda vagonları dolaşan askerler ölüleri alıp yaban arazilere savurdular. Yoksulluktan ve kimsesizlikten dört çocuğuyla beraber çok çile çekti. Zamanla beş çocuk annesi olmuştur. Hiçbir suç isnat edilmemiş. bir daha geri dönmemiş. Çok genç yaşlarda. Çocuklarına hem ana oldu hem baba. Ne var ki bu ölüm yolculuğu. Şimdi de vatansız kalacaktı. bilmediği arazilerde kurda kuşa yem olan yavrusunu bırakarak diğer çocuklarıyla birlikte Özbekistan’ın Namangan şehrine ulaştı. Bu felâketin adı sürgün! Genç bir anneyken dul kalmıştı. on sekiz yaşında evlenmiş. salgınlara ve açlığa dayanarak sağ kalanlar. Bir istasyonda vagona giren askerler çocuğun cansız cesedini alıp annesinin yaşlarla dolu gözlerinin önünde bir eşya gibi dışarı atacaklardı. Onlara bakabilmek için didindi. hiçbir haber de alınamamış. daha genç bir anneyken hayatın bin bir türlü çilesiyle tanıştı. Hasret. İlkokulu yaşadığı köyün Gürcü mektebinde okumuştur. Hayatın ve anneliğin en güzel çağında bir kıyamet kopmuş. hayvan vagonlarına doldurularak bir ölüm yolculuğuna çıkarılmıştır. İşte bu savaş. Çınar ana. Çınar ana. Koca bir halk. Bunlar masal değil. Birleşmiş Milletler Teşkilâtı’nın neye soykırım dediği tartışılır! Kış soğuğuna. Sürgün sırasında vagona atabildiği döşeklerin yünüyle çorap örüp satarak ve kolhozda aşçılık yaparak hayata tutunmaya çalıştı. garip ve kimsesizlikler yaşadılar. Bu halk sadece Türk olduğu için bu insanlık dışı muameleye tabi tutulduğuna göre bu olaya sadece sürgün demek yeterli midir? Kış mevsiminde 15-20 hatta 30 gün süren ölüm yolculuğunun adına soykırım desek. Eğer bu olayın adı soykırım değilse. Alman cephesine giden genç kocası Bekir Lomidze. Analar bağrına taş bastı. hayatın kahrını çekmiş. bizzat yaşayanların bir kısmı hayatta. Çınar ana. 1910 yılında Ahıska’nın Soxdev köyünde dünyaya gelmiş. önce oğlu Hasret’i elinden aldı. kocasını kaybetmenin üzüntüsünü yaşarken sürgün haberiyle yıkılmış. ulaştıkları ülkelerde tarifi imkânsız yokluklar. Çınar ananın dört oğlu ve bir kızı vardı. doğdu büyüdüğü ata yurdundan sürgün edilmiştir. Çocuklarına sarılarak sürgün vagonuna bindi. Çınar ana. İkinci Dünya Savaşı çıkmış. Asgarî insana lâyık şartlardan uzak bir şekilde.

63 yaşında dünyaya veda ediyordu. Gürcü eşinden ayırıp sürgüne gönderilmiş! Bu da kaderin başka bir cilvesi…) Bu fotoğrafta çay toplayan kızlar. Bülbüller öterdi kızıl güllerde. Altı çocuğu var. gördükleriyle bir tarih yazılacaktı belki. Kızı Özbekistan’da. 1953’te Özbekistan’da çekilmiş. Geçti gitti yıllar. Fotoğraf 1960 yılında Maharadze’de çekilmiş. Onun tecrübesiyle. Fotoğraf. Sadece bir kardeşi hayatta ve ABD’de yaşıyor. birkaç sene evvel 105 yaşındayken Ahıska’da vefat etmiştir. Bu fotoğraf. şimdi ABD’de yaşayan erkek kardeşi Bedir. Bugün ihtiyacımız olan ama arayıp da bulamadığımız bilgi hazinemiz Çınar nineye Allah’tan rahmet diliyoruz. Gürcü kızıyla evlenmiş olan Aziz Efendiyle Gürcü karısı Şaşa Hanımı görüyoruz. Acep görür müyüm vatanı dağlar? Fotoğrafların Dili Çınar ananın kızı Yıldız Hanım (sağda). Soldaki de Şaşa Hanımın ağabeyi. Gürcü bir hanımla evlenmiş ve sürgüne gitmemiş. Erken vefat etmeseydi kim bilir bize neler anlatacaktı… Bugün bile cevabını bulamadığımız sorular ce- vap bulacaktı.Ahıska’da şen ve mutlu bir dünyada hayata başlayan Çınar ananın ömrü. Hayatın acı ve tatlı yönlerini yaşamış olan Çınar nine. Artık o Çınar nine olmuştu. (Hâlbuki Ude’de Letifşah Barataşvili. Ağıtlar kavruldu tatlı dillerde. Ortada (oturan). Bizim Ahıska 19 . sol taraftaki hanım da Bedir’in karısı Hediye Hanım. Bu fotoğrafta. gurbet ellerde. Ahıska Türkleri sürgüne gittikten 11 sene sonra 1955 yılında Ahıska’da çekilmiş. Bu fotoğraf. 1973’te Özbekistan’ın Namangan şehrinde vefat etti. Yıldız Hanım halen Özbekistan’da yaşamaktadır. oğlu da ABD’de yaşıyor. Aziz Efendi. 1949 yılında Özbekistan’da çekilmiş. Çınar ninenin iki çocuğu hayatta. gurbetlerde nihayet bulacaktı. Eşi üç sene önce vefat etmiş. Aziz Efendi ile Şaşa Hanımın kızları Aniko ve Saniya. sürgünden dokuz sene sonra. Bu fotoğrafta sağ taraftaki Yıldız hanımdır.

Şimdi akrabalarınız nerede yaşamaktadır? Annem ve babam 1946’da Özbekistan’da vefat ettiler. tohum gibi Orta Asya ülkelerine serpildiler. Çoğunun hayat tarzı.000 olduğu Recep Mirzayev torunları Said ve Hanife’yle. Ahıska’nın hangi köyünde ve hangi tarihte doğduğunu soruyoruz. Ablam çifte vatandaşlığa sahip. Büyük kardeşim 1992’de. kültür ve konuşma dilleri Ahıska Türklerinden farksızdır. Hemşinliler olmak binlerce insan. Dönebilenler de Gürcü yöneticileri tarafından geri gönderildi. Oş ve Bişkek şehirleri başta olmak üzere birçok köy ve kasabalarda yaşamaktadırlar. Recep Mirzayev. Ahıska’daki mutlu hayatını ve bugüne kadar yaşadığı acı tatlı hatıralarını anlattı. Ahıskalının alın yazısı oldu. Ahıska’dan Orta Asya’ya sürgün edildiler. Ahıska’dan sürülen bu insanların çekeceği bin bir acı. Köyümüz Türkiye’ye çok yakındı. asıl bundan sonra başlıyordu. hayvan vagonlarında bir ay süren yolculuk sırasında çok kayıp verdiler. Oralarla ilgili çok güzel hatıralarım var. geçmişte yaşadıkları sıkıntıları ve bugün yaşadıkları hayat biçimlerini öğrenmek için Ahıskalı yaşlı ve genç Kürt kardeşlerle konuştuk. Bugün Orta Asya topraklarında Ahıskalı göçmen Kürtlerin sayısı çoktur. kucaklarımız dolu elmalarla evimize gelirdik. ondan sonra bir daha geçemedik. Bunların büyük bir kısmı Kırgızistan’dadırlar.Kırgızistandaki Ahıska Kürtleri . 1925’te Ahıska’nın Tsxalpile köyünde doğdum. Kürtler. bahçelerden elma toplardık. istisnasız “Ben Türk’üm!” diyor.I Nilüfer DEVRİŞOVA 1944’te Türkler. Kırgızistan’da yaşayan Ahıska Kürtlerinin sayısının 33. arada sadece küçük bir nehir vardı diğer taraf Türkiye’ydi. Kürt olduğunu kabullenenler bile Türklerle kardeş olduklarını ve aralarında hiçbir farkın olmadığını söylüyorlar. huzursuzluk. Ellerimiz. söylenmektedir. İşte sorularımız ve cevapları: Recep dededen. Türkiye’de okunan ezanlar ve öten horozların sesi bizim köyden duyuluyordu. İkinci Dünya Savaşı başlayınca araya duvar diktiler. Çile. 65 yıldan beri Ahıskalıların hayatı gurbetlerde savrulup gitmektedir. Sağ kalanlar. küçük kardeşim de 2009’da vefat ettiler. Sovyetler Birliği zamanında vatana dönüş müracaatları havada kaldı. Celalabat. Biz bu yazımızda yıllar önce bizim gibi Ahıska topraklarından uzak diyarlara sürülen Kürt kardeşlerimizden bahsedeceğiz. Ben. Ahıska’dayken okula gittiniz mi? 20 Bizim Ahıska . Soğuk kış günlerinde. hem ABD’de hem de Irak’ta yaşıyor. Türkiye tarafına çok geçerdik. Diğer akrabalarımın çoğu Irak’ta ve ABD’de yaşıyorlar. Bişkek’in Oroh köyünde yaşayan Recep dede. Ahıskalı Kürtleri biraz daha yakından tanımak. Bazıları Kürt olduğunu bile kabullenmiyor. yurtsuzluk.

Ama bütün köyleri çok iyi hatırlıyorum. Devletle çok iyi geçinirken nasıl oldu da biz buralara sürüldük… Âdetleriniz nasıldı? Ramazanda oruç tutulur muydu? Bütün âdetlerimiz vardı kızım. Orada ancak bir sene okuyabildim. Bütün dersler okutuluyordu. Sürgüne kadar çok iyi yaşıyorduk. Bizimle beraber sürülen Türkler ve Hemşinlilerle aramız iyiydi. Köyümüzde okulumuz vardı. Ramazanlarda hepimiz oruç tutardık. Düğünleri. Abastuban. Ahıska’nın hangi köyleri Kürt’tü ve sayıları ne kadardı? Ahıska’nın birçok köyünde Kürtler yaşıyordu. orada da öyle yapardık.. Biz ailece Semerkant’a geldik. Bir sene sonra. Diğerlerini başka yerlere gönderdiler. Ermeniler ve Gürcüler yaşıyorlardı. Dersler. Bizim köyde Müslüman az olduğu için cami yoktu. Bizim Ahıska 21 . onların çocukları bile vagonlara sıkış tepiş dolduruldu. açlıktan ölmememiz için. Babaları savaşa gönderilmişti. Sürgünün sebebini ne olarak görüyorsunuz? Sürgünün sebebini anlamadık ki. tarih. Camilere rahatlıkla gidip ibadetlerimizi yapardık. Her evde üçer asker vardı. Bilhassa Adigön’ü çok iyi hatırlıyorum. matematik… 1941’den sonra başka okulda okumaya başladım. Buna da kimse bir şey demezdi. Peki. hiçbir anlaşmasızlık yoktu. Sürgün yolculuğu çok uzun sürdü. bu yüzden bize yakın olan Vale köyüne giderdik. Nasıl ki şimdi burada yapıyoruz. Aramızda öyle çocuklar vardı ki ne anası vardı ne de babası. O gece hepimizi hayvan vagonlarına doldurdular. yani 1943’te izinle eve geldim. Bu haber karşısında ne olduğunu anlayamadık. Sürgünden önce de çok iyiydi. Hocalarımız da Azerî’ydi.. bayram namazlarına giderdik. sünnet törenlerini kendi âdetlerimize göre yapardık. Aramız iyiydi. sadece Türklerin ve Kürtlerin sürüleceğini söylediler. 17 yaşında Azerbaycan’daki Karadiz demiryolu istasyonunda çalışmaya başladım. Azerî Türkçesiyle veriliyordu. Biz dört ayrı millet çok iyi yaşıyorduk.. Ermenilere kimse bir şey demedi. coğrafya. Özbekistan ve Kırgızistan’a gönderildiler. Aramızda hiç kötü şey yaşanmadı. nerelere gönderildi? Toplu olarak mı yaşıyordunuz? Diğer sürgündeki Türklerle ve Hemşinlilerle aranız nasıldı? Sürgünde Kürtler. Hatırladığım kadarıyla Çaral’da iki aile. hiç unutamadım oraları. Adigön. Çıxet’te üç aile vardı. Gomora’da da Kürtler yaşıyordu ama miktarını tam olarak bilemiyorum. Bizi Orta Asya’ya sürgün edeceklerini ve gerekli eşyala- Hanife ile Nilüfer rımızı toplamamız için üç saat mühlet verdiklerini söylediler. Hepimiz dağınık vaziyette değişik köylerde yaşıyorduk. Eğer gidersem her yeri size gösterir anlatırım..Evet. Çevre köylerde kimler yaşıyordu? Onlarla aranız nasıldı? Çevre köylerde ve bizim köyde Türkler. Devletle de aramız iyiydi. Türklerle beraber cuma namazlarına. Bunlardan başka milletten yoktu. Bizim köyde beş aile Kürt’tü. kardeş gibi yaşıyorduk. Her istasyonda bize yemek veriyorlardı. Sürgünde Ahıska Kürtleri. Kazakistan. Türk-Kürt fark etmezdi onlar için. sürgün nasıl gerçekleşti? Nasıl oralardan sürgün edildiniz? 14 Kasım’da evimizin önüne askerler geldi. devletle de. Beşinci sınıfa kadar okudum. Bizim köyle arası on beş dakikaydı. çünkü beni çalışmak için Azerbaycan’a gönderdiler. Bunun gibi Cağısman. Birkaç aile de Türk… Diğerleri hep Ermeni’ydi. okula gittim kızım. Devlet sizi hangi milletten görüyordu? Devletle aranız nasıldı? Gürcüler bizi ayırmıyordu. Bu yüzden bizim oralardan sürülmemiz bana çok garip geliyor.

Kendine vatan olarak nereyi görüyorsun? Geçen sene Türkiye’ye gittim oraları çok beğendim. Daha oraları ne gördüm ne de hayat biçimini bilirim. Türkiye’yi mi yoksa Gürcistan’ı mı kendine daha yakın devlet olarak görüyorsun? Türkiye’yi çok seviyorum. aynı kültürü yaşamasını isterim. Irak’ta 22 Bizim Ahıska . Oralar bizim vatanımız. aynı dili konuşmasını. Türkiye. Peki. Kimse beni rahatsız etmedi. aynı bayrak altında. Sohbete Recep dedenin torunları Said ve Hanife’yle devam ediyoruz. Ben oraları görüp bildiğim için geri dönmeyi istiyorum. Türkleri çok beğeniyorum. Recep dedenin sohbetine doyum olmuyor ama sohbetimizi bitirmemiz gerekiyor. Yaşlandık artık. sadece onlar gücünü yanlış yolda kullanan ve iki kardeş milleti birbirine düşman eden insanların peşindeler. çünkü çok iyi yaşıyorduk.İsabali Mürseloğlu Gürcü ve Ermenilerle de bir derdimiz yoktu. Said’le sohbetimizden sonra sıra Hanife Hanıma geliyor. Belki de bizi çekemediler. Bir gün ansızın askerler geldi. Başka millet de aynısını yapardı. Bayrak bile olsa tedbir alınmalıdır diye düşünüyorum. Irak’a gitmek isteyebilirler. memnunum kızım. Allah’a şükür çok iyi yaşıyoruz. Gelecekte ailem ve akrabalarımla beraber Kürdistan’da yaşamak isterim. Bu konuda Türkiye’yi kınamıyor. Vatana dönüş konusunda ne düşünüyorsunuz? Genel olarak Kürtler neler düşünüyor? Ben. Yaşlı olan herkes isteyecektir geri dönmeyi. Onların dünyaya bakışı başka. ama kendime yakın devlet olarak Gürcistan’ı görüyorum. İstiyorum ki milletimin çektikleri son bulsun. Türkiye’nin Kürtlere hiçbir kötülüğü yok. daha ne isteyebiliriz ki… Gençlerimizin geleceğinin iyi olmasını isteriz. Türk-Kürt ilişkilerini nasıl buluyorsun? Türkiye’de iki sene Kürt olmama rağmen hiçbir zorluk çekmeden çalıştım. Kendine vatan olarak nereyi görüyorsun? Vatan olarak Gürcistan’ı görüyorum. Sınırda hepsini aldılar. Çünkü atalarımız oralarda doğdu. Türkiye’ye o bayraklarla girmeme izin vermediler. ninelerimiz yıllar önce Ahıska’dan sürüldüler. Şimdi anlıyorum ki onların hedefi Ahıska’yı bizim elimizden almakmış. Said’e Ahıska’ya dönmek isteyip istemediğini soruyoruz. Oralarda yaşamak isterim. Hanife’ye Ahıska’ya dönmek isteyip istemediğini soruyorum. Tabiî isterim! Ahıska’ya dönmeyi çok istiyorum. Kürtlerle değil PKK’yla savaşıyor. istediğim gibi de geziyordum. Bana göre fark etmez. Kendime tabiî vatan olarak Irak’ı görüyorum. Irak’a da gittim. O yüzden acele karar vermek istemiyorum. Ben. oraları kendine vatan edindiler. Türklerin bu tutumunu haklı buluyorum. Dedelerimiz. milletinin geleceği için ne yapmak istersin? Milletim yıllardan beri gurbetlerde dağınık bir şekilde sürgün hayatı yaşıyor. huzurlu bir şekilde yaşamasını. Ama gençler istemez. Şu anda yaşadığınız memleketten memnun musunuz? Başlıca problemleriniz nelerdir? Evet. Irak’ta yaşamak istemiyorum. “Alman ordusu buralara gelecek! Onun için sizi buradan çıkaracağız!” dediler. Fakat oraya ilk önce gezip görmek için gitmek isterim. İstediğim gibi çalışıyor. Köyümüzden ve akrabalardan dönenler olursa ben de dönerim. Çünkü onlar buralara alıştılar. zorla da tutup götüremezsin. Irak’tan Türkiye’ye geçerken yanımda Kürt bayrağı vardı. Bütün Kürtlerin aynı topraklarda. Eğer beğenirsem sonra gelir ailece gideriz. Yıllar önce bizim yaşadıklarımızı onlar yaşamasın. Hanife’nin düşündükleri bambaşka. takdir ediyorum. Eğer elimden gelirse bunları yapmak isterim. Irak’ı daha çok beğendim. Ahıska’ya dönmek istiyorum. Orada ayrımcılık var. Kürdistan’ı çok beğendim. Ama çocuklar dönmek istemez. iyi bir millet. bunun için devlet imkân sağlasın.

Kürt-Türk bölücülüğü olmamalı. Âdetleriniz nasıldı? Komünizm zamanı Ramazanda oruç tutulur muydu? Âdetlerimizi yapıyorduk.tr/switch. Bana göre hepimiz aynıyız. Horoma. Acaba Hanife. Uravel. Sohbetimize Bişkek’in Zarya köyünde yaşayan İsabali dedeyle devam ediyoruz. D.ttk. Hepsiyle aramız iyiydi. aynı dini. Daha sonra bizim okula Azerbaycan’dan öğretmen geldi ve Azerice öğrendim. Agara. Onlar böyle kan dökerek. Türkiye’den gelen Ermeniler bizim gibi konuşuyorlardı. Hepimiz aynı milletteniz. Onlar. çatışarak neyi halledecekler? Her şeyi doğru yoldan çözmeliler. Kürtler Ahıska’nın hangi köylerinde yaşıyorlardı? Nüfuslarını bilmiyorum ama şu köylerde Kürtler yaşamaktaydı: Koltaxev. Herkesle aramız iyiydi. Sizce sürgünün sebebi neydi? Kızım. Rustav. Türklerin gelip bizi basacağını söylediler. N.Kürt başka. İsabali dedeye memleketteyken okula gidip gitmediğini soruyoruz. Okulda bütün dersler vardı. Öyle ayrımcılık olduğunu hatırlamıyorum. gece saat ikiydi. Bizler aynı milletin insanlarıyız. Ben şahsen kendimi Türk olarak biliyorum. 1928’de Ahılkelek’in Xıryan köyünde dünyaya gelmiş. Tibet… Çevre köylerde kimler yaşıyordu? Onlarla ilişkileriniz nasıldı? Çevre köylerde Gürcüler. askerler evimize geldiler. Türk-Kürt fark etmezdi. Okulda üçüncü sınıfa kadar okudum. Kendinize en yakın devlet ve millet olarak kimi görüyorsunuz? Ben en yakın millet de devlet de Türkiye’dir. Atatürk’ün milletini kendime yakın görüyorum kızım. kurban keserdik. Onlar bizden kız alırlardı biz de onlardan alırdık. Türk-Kürt ayrımcılığı yapıyorlar. php?file=ProductInfo&cat_id=88&product_ id=2110 Bizim Ahıska 23 . http://e-magaza. Bu kadar konuşunca söz PKK terör örgütüne geldi. Orpola. Hâlbuki biz aynı milletin insanlarıyız. Gankit. Bizi aynı milleten sayıyordu. Bugün Türkiye’de yaşanan çatışmaya bir anlam veremiyorum. aynı topraklarda yüzyıllar boyu yaşamışız. Bu yüzden bizleri Orta Asya’ya sürgün edeceklermiş. Not: Bu röportajları yapmamda yardımlarını gördüğüm Resul Raşidov ve İzmire Odabaşeva’ya teşekkür ederim. Derslerimiz Gürcüceydi. Köyümüzde ve etrafında daha çok Ermeniler yaşıyordu. Bu sürgünün sebebini hâlâ anlamış değilim. Geçmişe baktığımız zaman Türklerle o kadar çok ortak yönümüz var ki. İsabali Mürseloğlu. Tirbon. Oxere. aynı kültürü paylaşmışız.org. Kürtlüğünü kabul edip bunu açıkça söyleyenler çoktu. Odunda. Saguli. Xiryan. Türk başka… Ben bunu istemiyorum. Türkleri Kürtlere ve Kürtleri de Türklere düşman etmeye çalışıyorlar. Bize söylenen buydu. Oruç tutar. Devlet sizi hangi milliyetten sayıyordu? Sizler kendinizi kim olarak görürdünüz? Devletin bizimle bir ilgisi yoktu. Ermeniler ve az sayıda da Azeriler vardı. İntel. PKK hareketine nasıl bakıyordu? Kürtlerin Türklere böyle davranmasını hiç doğru bulmuyorum. İstiyorum ki Türk de bir olsun Kürt de.

Raziye Nine. Ahıska köylerinde kimler yaşıyordu? Ahıska bölgesindeki köylerin tamamı Türk’tü. Duvar ustalarının çoğu Ermenilerdi. Fergana Olaylarından sonra Rusya’ya gitmiş. kolhozlar kurulmadan önce daha iyi yaşamaktaydı. Tutacvar köyünde pazar yoktu. bu acıları yeni nesillere. Bu sekilerin altında kışlık yiyecekleri ve tarladan toplanan bazı ürünleri saklardık. Kışlar çok soğuk olduğundan evler birbirlerine çok yakın mesafede dikilmişti. Bir yol. Sürgünden önceki köyünüzden ve bu köydeki hayattan biraz bahseder misiniz? Ben Ahıska’nın Tutacvar köyündenim. Hâlbuki bizim acımızın binde birini bile yaşayan topluluklar. Köyümüz. Bizim köy ve Ahıska’daki diğer köyler. Köyde aşağı yukarı 45 tütün/hane vardı. 24 Bizim Ahıska . Evlerimizin duvarları taştan yapılmaktaydı. biri kız dört çocuklu bir aileydik. Halkımız.Ahıskalı Raziye Nine Anlatıyor Sabir ASKEROV* 1944 sürgününü yaşamış büyüklerimiz bir bir aramızdan çekilip gidiyorlar. Ahıska gibi koca bir vilâyetin binlerce insanı. 1992 yılına kadar burada yaşadıktan sonra Kırgızistan’ın Şamaldı-say ilçesine yerleşmiştir. resim vs… yapmaktadırlar. Bize kalan toprağımızda tahıl. Bu evler ortalama iki veya üç gözlüydü. devletleştirildi. yeni nesillerin ibret alması ve gelecekteki sorumluluğunu hatırlaması için yaşlılarımızın anlattıkları hayat hikâyelerine kulak vermeliyiz. Neler eker. Merve. Para alır yaparlardı. Filmler. müzik. Bizim Ahıska dergisi okuyucuları için Işıkova Raziye Ninemle konuşuyoruz: Raziye Nine. Kendi ürünlerini kendisi yetiştiriyor. iki mahalleden meydana geliyordu. On büyük baş hayvanımızdan ikisini devlet aldı. ne zaman ve nerede dünyaya geldin? 1924 senesinde Ahıska vilâyetinin Adigön ilçesine bağlı Tutacvar köyünde dünyaya geldim. Nevreste ve Sahib adlı çocuklarını büyütmüş. neler yetiştirirdiniz? Bizim 12 hektarlık toprağımızdan bize sadece 15 sotuk (10 dönüm bir sotuk) kalmıştı. bu ürünlerle ticaret yapıyordu. kartopi (patates). Bizden önceki atalarımızın ana yurt hayatı da ilgi çekicidir. 1944 yılı faciasını yaşadı. Sonraki nesiller. lobiya (fasulye) yetiştirirdik. bu iki mahalleyi iki yakaya ayırıyordu. Kerim. Köyümüz Adigön kazasına bağlıydı ama Ahıska daha yakın olduğundan alış veriş yapmak için Ahıska’ya şehre giderdik. Fennî sulama yoktu. Cesim ve Nesim’di. Fakat kolhozlar kurulduktan sonra ve topraklar elimizden alındıktan sonra yoksul duruma düştük. bu faciayı yaşayanların sürgün öncesi ve sonrasına dair hayatını ne yazık ki lâyıkıyla bilmemektedirler. 1990 yılına kadar Özbekistan’da yaşamış. belgeseller. kolhoz olduktan sonra çiftçilikle uğraşan halkın topraklarına el konuldu. Evleriniz nasıldı? Evlerimizin içinde her odada seki (divan) vardı. yani toprağımız elimizden alındı. Üçü erkek. Erkek kardeşlerim: Kezim. Komünist devrim sonrası her yerde kolhozlar kurulmaya başlamıştı. Yağmurla sulanırdı. Köy muhtarının iki katlı evi hariç bütün evler tek katlıydı. Büyüklerimizin yaşadığı faciaların unutulup gitmemesi. Salican. insanlık âlemine ve tarihe emanet etmek için sanat ve teknolojiden yararlanmaktadırlar. O zamanlar yürüyerek bazen de eşekle giderdik. Alaaddin. lazut (mısır).

Durnam geder düzüm düzüm Boyni qanadından uzun Durnam benim iki gözüm Durna yara selem götür. Biz orda evlendik. Bin bir meşakkatle yaşadık. Puvara qazlar gelür Qanadi sızlar gelür Behtülli puvar sene Nişanli qızlar gelür. 8. Altı çocuğumuz oldu. Puvarın başi gözel Dibinin taşi gözel Ele bir yar sevdim ki Buyuği qaşi gözel. 2. Diğer tarafta cami vardı. Biraz da sürgünden bahsedelim. Türkler. Stalin’in ölümünden sonra serbest dolaşma hakkı verildi. 17. Ermenilerle Türkçe. 4. Bazı büyük köylerde ortaokul da vardı. Köy okullarındaki öğretmenler Türk’tü. Evlenmeniz nasıl oldu? Eşim Niyaz Askerov. Endim çayir biçmeye Savux sular içmeye Dediler yar geliyer Qanadım yox uçmaya. Bunların çoğu kız çocuklarıydı ve ben bunlar arasındayım. 13. Qarip kuşlar ötende Qaribim bu vetende Gövlüm gögerçin olmiş Durmiyer bu vetende. Çok sıkıntılı eğitim dönemleri yaşanmaktaydı ve eğitimini devam etmek için diğer köylere gidip okuyanların yanında okul hayatını dördüncü sınıfla bitirenler de vardı. Qaranfilim neden olur Tökülüp den den olur Ben ayrulux bimezdim Ayruluh senden olur. Fakat ailesiyle bütün halkın Orta Asya’ya sürüldüğünü öğrenince ailesini bulmak için Özbekistan’a gelmiş. Bu derenin uzuni Qıramasın buzuni Alma Çerkez qızıni Çekemasın nazıni. Durnam geder naşa naşa Qarli dağlari aşa aşa Hem qayina hem qardaşa Durnam yara selem götür. 18. Bazen kitaplarımıza para yetmediğinden alamıyorduk. Tabii sürgünü de yaşadınız. Karanfilim çinçili (kalın) Öpem ağzının içini Axşam gece nerdeydin Gövlümün gögerçini. 5. 10. Kemerim taxdalari Sayarım hafdalari Eger yarım gelmese Qırarım taxdalari. İkinci Dünya Savaşı’na katılmış. savaş sona erinceye kadar cephede kalmış. Bu dere holuxlidur Edrefi baluxlidur Neynarım ele yari Ayaği çaruxlidur. 15. 11. Yurdumuzdan koparıldık. Özbekistan’ın Namangan vilâyeti Üçkorgan kazasına yerleştirdiler. Bulut bulut üstünde Bulut dağlar üstünde Sen Mevla’yi seversen Yağma yarın üstüne. Ondan sonra çocuklarıma hem ana hem baba oldum. Okulumuzda kitaplar paralıydı ve çok pahalıydı. Almanlara karşı ön cephelerde savaşırken bacaklarından yaralanmış. 1944 sürgünü bir felâkettir. 6. 7. Meni demeye geldim Qaymax yemeye geldim Qaymax fikrimde yoxdur Seni görmeye geldim. Armut dalın qırılsın Su dibinde durulsun Bizi yurttan edeni Cuma güni vurulsun. Yine de buralarda Türkler çoktu. Şehirden geçen çayın veya yolun bir tarafında Ermeni veya Gürcü kiliseleri vardı. Ahıska Manileri Söyleyen: Raziye Işıkova (Askarova) Yazan: Sabir Askerov 1. 3. Bi i Ah k Bizim Ahıska 25 . Qaranfilim budama Safa geldin odama Eger meylin bendeyse Elçi gönder babama. Gürcülerle de Gürcüce konuşmaktaydılar. O zaman biz Özbekistan’ın Sırderya bölgesine göç ettik. 14. Armudun tadındayım Çermügün yolundayım Anam beni arasa Yarımın koynundayım. Fakat 1961 yılında bilinmeyen bir kaza sonucu eşim Sırderya Nehri sularında ölü olarak bulundu. Savaş sona erince Ahıska’ya dönmüş. Meniya xoşum gelür Ağlatma yaşım gelür Çıxıp kapiya baxem Belki qardaşım gelür. Bizi Ahıska’dan çıkardılar. Bazen Azerî ve Gürcü öğretmenler de gelirdi.Ancak son zamanlarda Ahıska’da Ermeni ve Gürcüler eskisine göre daha fazla artmıştı. 12. Armut dalda sallanur Yere düşer ballanur Hep ki oğlan beg olsa Gene qıza yarvalur. 9. 16. Ahıska’da okul hayatı nasıldı? Ahıska’daki küçük köylerde dördüncü sınıfa kadar eğitim veriliyordu. Dersler Türkçe yapılır ve Rusça da öğretilirdi. * Ankara Üniversitesi-SBF. Okumaya devam etmek isteyen çocuklar o köylerdeki okullara giderlerdi. Ahıska’nın Mugaret köyündendir.

Aspinza.Ahıskalı Gazi ve Şehitler (1936-1945) Muhammet İZZETOĞLU Ahıskalı Türkler 65 sene önce sürgün edildi: Rus “Argumentı i Faktı” (Argümanlar ve Faktlar) Gazetesi’nin 30 Eylül-6 Ekim 1989 tarihli nüshalarında yayımlanan. Adigen (Adigön) İlçesi Askeri Komiserliği: 7500 kişi. Ayrıca Ahıska vilâyetinden 1936 yılından itibaren askere.366 Ahıskalı Türk’ün adı. Ahıska vilâyetinden. Gürcistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin. Özbekistan. Aspinza.843 Kürd. vatan topraklarına geri dönen yaklaşık 14.000’di. 8. soyadı. Zemskov’un tarihi belgelere dayanarak verdiği bilgilere göre. Ahıska vilâyetinden gönderilen 11. Ahılkelek ve Bogdanovka ilçelerinden.000 Ahıskalı Türk çeşitli cephelerde şehit edildi. Ahılkelek ve Bogdanovka ilçeleri Askerî Komiserliklerinden tarafımıza gönderilen listelere göre.866 Ahıskalı Türk gazi ve şehidin ilçelere göre dağılımı aşağıdaki gibidir: Muhammet İzzetoğlu Ahaltsihe (Ahıska) İlçesi Askeri Komiserliği: 2106 kişi. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği (SSCB) Bilimler Akademisi’nin. SSCB Komünist Partisi Genel Sekreteri Stalin’in yazılı emri ve SSCB İçişleri Bakanı Lavrentiy Beriya’nın talimatıyla Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’ne (SSCB) bağlı. 14-16 Kasım 1944 tarihlerinde. 1936 yılından itibaren askere. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği’ne bağlı. Aspindza (Aspinza) İlçesi Askeri Komiserliği: 1774 kişi. 1939 yılından itibaren ise İkinci Dünya Savaşı’na ve 1941-1945 yıllarında da Nazi Almanya’sına karşı sürdürülen Büyük Vatan Savaşı’na gönderilen yaklaşık 40. Ahalkelek (Ahılkelek) İlçesi Askeri Komiserliği: 438 kişi. Ahıska. Aspinza. 1939 yılından itibaren ise İkinci Dünya Savaşı’na ve 1941-1945 yıllarında da Nazi Almanya’sına karşı sürdürülen Büyük Vatan Savaşı’na gönderilen Ahıskalı Türklerin sayısı yaklaşık 40. Ahıska.397 Hemşin ve 29. İkinci Dünya Savaşı ve Nazi Almanya’sına karşı sürdürülen Büyük Vatan Savaşı’nda (1939-1945). Bogdanovka İlçesi Askeri Komiserliği: 48 kişi. Gürcistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Askerî Komiserliğine bağlı. 1.000 Ahıskalı Türk. Bu savaşta yaralanan ve savaştan sonra Gürcistan’ın Ahıska vilâyetine.633 diğer milletlere mensup kişi. Kırgızistan ve Kazakistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetlerine sürgün edildi. Kırgızistan ve Kazakistan’a sürgün edildi.790 Türk. Adigön. doğum tarihi ve yerinin belirtildiği listeler tarafımıza gönderilmiştir. yani toplam 86.663 Ahıska vilâyetinin. Gürcistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin.000 Ahıskalı 26 Bizim Ahıska . Özbekistan. Ahılkelek ve Bogdanovka ilçeleri Askerî Komiserliğinden yazılı olarak 4. Ahıska vilâyetinde yaşayan: 46. Adigön. Gürcistan SSC Askerî Komiserliğine bağlı Adigön ilçesi Askerî Komiserliği tarafından bildirilen 7500 Ahıskalı Türk gazinin ve şehidin listesi tarafımıza gönderilmemiştir. SSCB Tarih Enstitüsü Görevlisi ve Tarih Bilimleri Asistanı V. 26. 1936-1939 yıllarından itibaren askere çağrılan ve Nazi Almanya’sına karşı sürdürülen Büyük Vatan Savaşı’na (1941-1945) Gürcistan’ın. SSCB Komünist Partisi Genel Sekreteri Stalin’in emriyle. Gürcistan SSC Askerî Komiserliğine bağlı. Ahıska.

Gürcistan doğumlu. 1898-Bulorza köyü. Aydın Seferov. 1922 yıl Temlala köyü. Ahıska vilâyeti. 5. Ahıska vilâyeti. yaklaşık 28. Gürcistan doğumlu. Raseddin Resuloğlu (Yönetim Kurulu Üyesi) 4. Ahıska vilâyeti. 4. 1991 yılında Moskova’da basılan SSCB Kahramanları adlı kitaptan: 1. 1924 Mohe köyü. Başkanı Yusuf Serveroğlu (Cemiyet Başkanı) 3. Nazi Almanya’sına karşı sürdürülen Büyük Vatan Savaşı’nda. Ahıska vilâyeti. Memmed Osman Oğlu Osmanov. Murtaz Karaliev. Ahıska vilâyeti. Bekir Dursunoviç Mustafaev. 8. Ahıska vilâyeti. ikinci ve üçüncü yüksek dereceli Büyük Vatan Savaşı Şeref (Kahraman) Madalyalarını aldı: 1. 1909-Zediban köyü. Özbekistan’dan Ahıska Türkleri temsilcileriyle. Ahıska vilâyeti. Bedir Beimodoviç Muradov. Aşağıda adı geçen 8 Ahıskalı Türk gazi ve şehit. Azgur kasabası. Ahıska vilâyeti. Gürcistan doğumlu. Munir Mamedov İsaoğlu. Ahıska vilâyeti. Ubri Badalov.Türk’ten. 7. Azgur kasabası. Gürcistan doğumlu. 3. Teminder Kemaloğlu (Yönetim Kurulu Üyesi) 2. (Kremlin Meydanı-Moskova. Gürcistan doğumlu. Gürcistan doğumlu. Gürcistan doğumlu. Gürcistan doğumlu. Agapi Agara. Gürcistan doğumlu. Milletlerarası Ahıska (Meshet) Türkleri “Vatan” Cemiyeti temsilcileri: 1. İsmail Karimov. Varhan köyü. İbrahim Tucigil. Gürcistan doğumlu. 1985) Bizim Ahıska 27 .134 kişinin bilgileri tarafımıza gönderilmemiştir. 3. 2. (1941-1945) Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin Kahramanı Altın Madalyası’nı aldı. Ahıska vilâyeti. Gürcistan doğumlu. 2. 6. Abdullah Mursaloviç Ahmedov. Ahıska vilâyeti. Ahıskalı Türk Savaş Gazileri ve Şehid ailelerinden alınan belge ve bilgilere göre şunlarıda ilâve edebiliriz: Aşağıda adı geçen Ahıskalı Türkleri de birinci.

Kokand ve diğer şehirlerinde yaşayan bütün Ahıskalılar yeniden sürgün edildi. Tek başına bir evde. Ankara Üniversitesi . Esir düşenler arasında bir akrabasının yakını da bulunuyormuş. Benim de yaşamış olduğum bu sürgünde Zahide nine bizimle birlikte Azerbaycan’a geldi. yemek yediği sırada boğularak hayatını kaybetmiş. Geçen zaman içinde ona talip olanlar çıkmış. bir nine olmuştu.” sözü.. Önceleri Menemşe adlı ablasıyla yıllarca yaşadığı söylenir. “Sus!” işareti yapmış! Aradan yıllar geçmiş. Bunları bir bir gözden geçirdim. 1989 yılı gelip çattığında Ahıska Türklerinin ikinci felâketi olan Fergana olayları baş gösterdi. O. Bu. Ortaokul ve liseyi Bursa’da okudu. Bunun için de eski fotoğrafları derleyerek halkımızın acısı ve tatlısıyla geçmişte yaşadığı hayatı arşiv hâline getirmeliyiz. Bunlar hakkında ailemden bilgi edinmeye başladım. fakat o. eşinin döneceğini söyleyerek taliplerini geri çevirmişti. Özbekistan’ın Kokand şehrinin Kızılkoşun köyünde eski. Zahide. Ta ki Yunus Hocamızın. “Beni bekle. 1995’te ailece Türkiye’ye geldiler. Ardından da baba hasretiyle yemek yemeyen oğlu hastalanmış ve yüksek ateşten havale geçirerek hayata veda etmiş. Sürgünden sonra. Aynı gemide esirler arasında birbirini görünce akrabası Zahide’nin eşine seslenmek istemiş fakat o. döneceğim!” demiş. Ahıskalı sürgün bir ailenin çocuğu olarak 1983 yılında Özbekistan’ın Kokant şehrinde dünyaya geldi.Eğitim Bilimleri Fakültesi Sınıf Öğretmenliği Bölümünü bitiren Melike. Nihayet gelip çatmış lanet sürgün. Zahide gelin tek başına kalmış. kaybettiklerinin yasını tutarken kocasının. tanınmamak için eliyle. 1944 yılının kasım ayında hayvan vagonlarına bindirilerek Orta Asya’nın her köşesine serpilen Ahıskalılardan biri de oydu. Özbekistan’ın Fergana. Gördüğünüz bu resim. Genç Zahide.. yıkık bir evde ablasıyla komşu olarak tek başına hayata tutunmaya gayret etmiş. beni bu eski fotoğraflara yöneltti. Kızının ölümünden bir süre sonra kayınvalidesi ölmüş. dedemin amcasının kızı olan Zahide (Zayde) ninenin hazin hikâyesiydi. İlkokulu Yevlah’ta okudu. Tarihi yaşatmamız lâzım. eşinden geriye bir tek Karaköl papağı denilen şapkası kalmıştı. Bu evlilikten bir kız ve bir oğlan olmak üzere iki çocuğu dünyaya gelmiş. “Eski fotoğrafları bir araya toplayalım. İçlerinde biri vardı ki hikâyesi beni derinden etkiledi. Aileden kalma eski fotoğrafları çıkardım. kayınvalidesi ve iki çocuğuyla yaşamaya başlamış. Eşi askere giderken Zahide’ye. Artık o yaşlanmış. Azerbaycan’a geldiğimizde birçok aile gibi biz de Yevlah’ın Nametabat köyünde babamın teyzesinin evine sığınmıştık. Eşinin ismini kime sordumsa bilemedi.Sürgünde Aşk ve Hüsran Melike İDRİS Melike İbdis. Sefalet ve itiş kakışlı bir hayatı 28 Bizim Ahıska . Birinci Dünya Savaşı başlayınca eşi askere çağrılmış. Fergana olaylarından sonra 1989’da ailece Azerbaycan’a göç ettiler. Bu kadar felâketi yaşamasına rağmen hâlâ kocasının döneceğini ve ondan bir haber geleceğini umut ediyormuş. yıllardır eski resimler arasında duruyordu. Ahıska’nın Kılde köyünde. dünyaevine girdikten sonra İstanbul’a yerleşti. Almanlara esir düştüğü haberi gelmiş. tahminen 1910 yıllarında dünyaya gelmiş. Zahide’nin yıllarca sürecek olan bekleyişi işte burada başlamış… Eşi askerdeyken Zahide gelinin kızı. Onun asıl hikâyesi evlendikten sonra başlamış. Kimileri hakkında bilgi sahibi değildim. fakat hâlâ asker kocasının döneceğini bekliyordu. 1927 yılında evlenmiş.

Zahide nine. yolunu beklediği kocası. Yalnız. O zamanlar küçük yaşta olduğum için bunun yaşlılıktan olduğunu sanıyordum. başka diyarlarda yeni bir hayat kurmuş! Bu haberi duyunca çok üzülmüş. Azerbaycan’a yerleştiğinde yeni hayata alışmaya çalışırken hâlâ kocasının döneceğini ümit ediyordu. 1995’te Türkiye’ye geldik. kimsesiz ve tek başına yaşamayı sineye çekmiş ama verdiği sözünden dönmemişti. fakat bir türlü kabul ettirememişti. Ama şimdi daha iyi anlıyorum ki. Babam. yakınlarına ve hemşehrilerimize başsağlığı dileriz. Fakat o yine kabul etmedi. saygısı hiç bitmemişti. yaşadığı felâketlere ve aradan geçen yıllara rağmen ona olan sevgisi. Zahide Nine’yi yanımıza almak istemiş. Alman esaretinden kurtulup Türkiye’ye kaçmış. Adını ve diğer kimlik bilgilerini değiştirmiş. Zahide nine. kocasından nihayet bir haber geliyor! Fakat bu da sevindirici bir haber değil. bunun sebebi sadece yaşlılık değil. Zorluklara göğüs gerebilmek için hayata tutunabileceği dal çoktan kırılmıştı. oraya yerleştik. Babam. Her ikisine de rahmet ve mağfiret. oraya yerleştirilmişti. tahammülü zor ağırlığıydı. Bütün bu fedakârlıklarının karşılığında eşinden aldığı son haberle bir kere daha yıkılmıştı. Zahide nine. şehirde bir ev buldu. Yıkılan yuvasına rağmen. Kocasının yıllarca sakladığı Karaköl papağının çıkarıp çöpe atmış! Bu sırada bizim Azerbaycan’dan Türkiye’ye göç etmemiz söz konusuydu. Biz. Yıllar geçtikçe Zahide ninenin beli bükülüyordu. Kocası. Bizim Ahıska Bizim Ahıska 29 . bir defa daha Zahide nineyi bizimle birlikte gelmesi için ikna etmeye çalıştı. yeni bir hayat kurmamıştı. hatta öfkelenmiş. Ahıska’nın Ezgüde köyünden Sadık kızı Saltanat Dreganlı (87) da Kırıkhan’da vefat etmiştir. yaşadığı hayatın. Zahide ninenin 2003 yılında Azerbaycan’da hayata veda ettiğini duyduk… TAZİYE Stalin’in zulüm döneminde 1933 yılında Ahıska’nın Xona köyünden muhacir olup Türkiye’ye gelen hemşehrilerimizden Hurşit oğlu Ayhan Yolcu (57) kalp rahatsızlığı sonucu Kırıkhan’da vefat etmiştir. Yıllarca onun yolunu beklemiş. daha fazla sürdürmeye dayanamayan babam. sürgünde genç bir gelin iken kaybettiği iki yavrusuyla. Bunun üzerine babamın ve amcamın yardımlarıyla Nametabat köyünde tek odalı bir ev bulunmuş ve Zahide nine. bir süre gizli bir hayat yaşadıktan sonra burada evlenmiş! Bitmez tükenmez sürgün yılları boyunca. yeni evine yerleştikten birkaç yıl sonra. Bizimle gelip yeni bir hayata başlamak için bir umudu yoktu artık.

Ahıska gençliği olarak bizler. Bana Rusça bir şeyler söylüyorlardı. Bundan dolayı bizi hemen abluka altına aldılar ki millet öte tarafa Türkiye’ye kaçmasın diye… Zaten kimse kaçamazdı. insanlık tarihinin çok nadir gördüğü sahnelerle doludur. Cağısmanlı Rahim yede. Sınıra geldiğimizde emir geldi bütün arabalardaki insanları boşaltın diye… İnsanlar perişandı. Cilvana… Ahıska Türklerinin vatandan sürgün edilmesinin üzerinden 65 sene geçti. Çünkü çocuktuk. kimi ağlıyor. Onlar. Köyü dolaşan bu arabaların hepsinin içi doluydu ve arabalar zincirleme bir birini takip ediyordu. kimi hastaydı. Zendar. Sürgün sırasında ba- 30 Bizim Ahıska . Ama ben dillerini anlamıyordum. Elimdeki boş çuvalla evimizin önüne geldim.Rahim Dedenin Dramı 1944 Vahşeti Şahismail BİNALİOĞLU* bam askerdeydi. Başımızda büyükler yoktu bütün yetişkin erkekler askerdeydi. Biz bunun farkında değildik. Puma. Toplantı yerine geldiğimizde Mayor ve General vardı. Türkiye sınırına çok yakındı. Bunca sene zarfında sürgün acıları dinmedi. Sınırdan Türkiye’nin Posof köyleri görünüyordu: Badele. Sonra da bu tarihî acının dinmesi için çalışmak… Bütün bunları inançla yapabilmemiz için büyüklerimizin neler yaşadığını bilmemiz gerekir. içindeki unu çamurların içine döktüler ve alay ederek boş çuvalı elime verdiler! Bütün yolda Amerikan arabaları tur atıyordu. Bizim ev dokuz kişiydi. gayet canlı olarak hatırladığı o günleri anlatıyor: Ben Ahıska’nın Türkiye sınır köyü olan Çağısman köyündenim. Köpekler ulumaya ve ahırlardaki bütün hayvanlar bağrışmaya başladılar. cevap da vermeyeceğim!” dedi. katlanarak çoğaldı. 1 Aralık 1927 tarihinde bu köyde dünyaya geldim. Evinde cadi unu (mısır unu) olduğunu ve bana getirmemi söyledi. Askerler bizi apar topar toplantı yerine götürdüler. İki asker birlikte iki evi basıyorlardı. Yani Rus-Alman harbinde. Bu vahşetin yapıldığı sırada ablam bize geldi. Yoluma devam ederken askerler sırtımdaki çuvalı alıp. Babamın adı Rıdvan. Bu sorumlulukların başında geçmişimizi unutmamak ve unutturmamak gelir. Bizim köy. Büyük bir toplantı olacağını söylediler. Bu kısa zaman içinde evden bir şey alamadık. Ben gittim on beş kilo ağırlığındaki çuvalı arkama atıp getiriyordum. “Sizleri buradan çıkaracağız! Soru sormayın. Yollar asker doluydu. tıklım tıklımdı! İki yanında da iki asker oturuyordu. Herkes neye uğradığını aşırmıştı. Aynı model bir arabanın da bizim kapımızın önünde durduğunu gördüm. Atalarımızın yaşadığı 1944 felâketi. herhalde çekilmemi söylediler. bu tarihî sahnelerin yadigârı olarak büyük sorumluluklar taşımaktayız. aynı köyün kızı olan anamın adı Fahriye’dir. Kimi şaşkın. Bizlere on beş dakika içinde evleri boşaltmamızı söylediler. Demek ki bir vahşetin yaşanacağı hayvanlara da malum olmuştu. 14 Kasım gece yarısı askerler evlerimizi bastılar. Başımızda yetişkin erkek yoktu. Arabaya dört ailenin fertleri binmişti.

Gör. * Ankara Üniversitesi . “Bibi nereye gidiyorsunuz? Hala nereye?” diye bağırarak ağlıyorlardı. Adamlar üşüyürdü. Her bir köye iki aile yerleştiriyorlardı. İlk geceyi burada geçirdik. Her bir vagonda 50 civarında insan vardı. Yaddaşlarda yaşıyor. ayaz. Sınıg-salxag: Kırık dökük. Bizim Ahıska KARA VAGONLAR Vagonlar şütüyürdü. Mevsim kış. yedik ve yola devam ettik. Yaklaşınca ikisinin de öldüğünü gördüm. Bağırarak bize soruyorlardı. Stalin tek fironlar. kimi açlıktan. Açlık bizleri bu duruma düşürmüştü. Yolculuk devam ederken insanlar ölmeye başladılar. Aradan üç gün geçmişti ki iki bacım da hayata veda etti. Eyin yalın: Vücut çıplak. Yollarda üç günden beri bir lokma bile yiyemeyenler vardı. Dözerdi: Dayanır mıydı? Stalin tek fironlar: Stalin gibi Firavunlar. Oldu Türk’ün düşmeni. Dışarıda kar yağıyordu. Çok perişan durumdaydık. Bir sabah baktım ki iki kardeş birbirine sarılmış uyuyorlardı. 1945 yılında birçok ülkede açlık vardı. Kırk derece şaxtaya. Stalin ile Gürcüler yaşattı… Anam Özbekistan’da. Yağmur yağdığı zaman başımızdan sular akıyordu. Tüstüleyir katarlar. Bakü istasyonunda durmuştu. kimi hastalıktan… İnsanlar açlık ve hastalıklarla boğuşuyordu. Sabahleyin bizleri arabalarla köylere dağıtmaya başladılar. Ama bir kardeşim açlığa dayanamadı. bizi derinden sarsıyordu. Ölenleri atarlar. Deyin. Hayvan vagonlarına tıklım tıklım doldurdular. Yorgansız. Dünya başıma yıkıldı. Şaxta: Soğuk. Çocuklarım ziraatle meşguldür. insan dözerdi? Bu kara vagonlarda Sürgün giden Türklerdi. Kazakistan’da. Ama biz onlara cevap veremiyorduk! Çünkü askerler konuşmamıza izin vermiyordu. Hem açlık hem de arka arkaya gelen ölümler. Küçük çocuklarını alıp bize getirdim. Öyle ki kardeş Türkiye tarafında diğeri Gürcistan tarafındaydı… Sonra bizleri vagonlara getirdiler.Posof halkı sınıra toplanmıştı! Şaşkınlık içinde bizim tarafa bakıyorlardı.Hukuk Fakültesi. hayata tutunmak için ot yiyorduk. Semerkant’ta vefat etti. Neler olup bittiğinin farkında değillerdi. Bu şekilde vagonlar hareket etti. Çu ilçesinde yaşıyoruz. Karları yara yara. Sürgün olmuş adamlar. Evler çok eskiydi. Kelimeler: Şütüyürdü: Koşuyordu. Sınırın öte yakasından bize bakan insanların ağladıklarını gördüm. Bu kara vagonlardan. Amcalarım başka köylere yerleştirilmişti. O yıllarda elimiz ekmek görmemişti. Allah’a şükürler olsun durumumuz iyidir. Bir ses.. öldü. Vagonun içi çok soğuktu. Tüstüleyir: Duman çıkarıyor. Tren. Kovalarla bize çorba getirdiler. Benim altı çocuğum var.. eyin yalın. Herkes bir kimsesini kaybediyordu. Bilhassa Özbekistan’da. Biri sekiz diğeri on dört yaşındaydı. nece zavallının Yanan çırağı sönüp. Allah vursun. Yolculuğumuz 22 gün sürdü! Son durağımız Özbekistan’dı. Çaresizlikler içindeydik. Sınıg-salxag vagonlar. Burada bizleri bir kulübeye getirdiler. İşte bu günleri bizlere. Kara renkli vagonlar. Ölmemek. Onların da açlığa yenik düştüğünü duyduk. O yaka insanlarıyla akrabayız. Yaddaşlarda: Hatıralarda Şahismayil Adigönlü 31 . Her aile bizim gibiydi. havalar çok soğuktu.. Gidenler buza dönüp.

Yanına bir şeyler alarak hazırlık yapanlar da vardı. Ahıskalılar bu tren yolunu yapıyorlardı ama niçin yaptıklarını bilmiyorlardı.. Herkes. öldürmek için can atıyordular. âdetlerimizden vaz geçmediğimiz için bize etmediklerini bırakmadılar. Ama çoğu insan hazırlıksızdı. Her taraf silâhlı asker kontrolündeydi. dinimizden. Bir de Makbule nineyi dinleyelim. ben o zaman on üç yaşındaydım. bu olan bitene Ahıskalılardan karşı çıkan yok muydu? Oğlum. Köylüler çok endişeliydi. Bize o Rus askerleri ne oyunlar oynadı! Bir insanın yapmayacağı şeyleri yaptılar. Yanına yiyecek ya da üzerine kalın bir şeyler alamamışlardı. planlanmış ve bilhassa kış ayı seçilmişti sanki. Şimdi ben öyle anlıyorum ki biz Ahıskalılar bilmeden kendi felâketimiz için yol yapmışız. Dönenlerin de hepsi bir yeri sakat geldi. Önce eli silâh tutabilecek 18 yaşındaki çocukları zorla Alman-Rus savaşına götürdüler. Ahıska’ da. Anlayacağın o ki oğlum 44 gün o vagonda bize “it günleri” yaşattılar. 32 Bizim Ahıska . bizim askerlerimiz sınırdadır. Bir şey söylendiğinde vurmak. Tren yolu projesi. Sonra o tren yoluyla ilgili bak yine ne diyeceğim: Ahıska’ da Cinis diye bir köy vardı. geride kalan kadınları ve yaşlıları da tren yolu. Çünkü bizim halkımızı hiç sevmiyorlardı... Bu tren yolunu da Rus soldatları (askerleri) silâh zoruyla Ahıska’nın Türk ahalisine yaptırdı. diye söyleniyordu… Sürgün nasıl oldu.Makbule Nine Konuşuyor Ali ALİOĞLU 15 Kasım 1944 sürgününü ve yaşanan zulmü. Tam bilmiyorum ama bir yıl veya biraz daha fazla bir sürede tren yolunu bitirdik. tabi ki vardı. Dediler ki. Mezarlığı darmadağın ettiler. Her tarafta onlar vardı. Bu vagonlarla yapılan yolculuğumuz tam 44 gün sürdü. Tepemizde uçan uçaklar Ruslarınmış! Bize orda hapis hayati yaşattı zalim Rus askerleri. Bu yüzden hiç kimse akşam evinden çıkmasın! Başka köylere gitmek. muhtelif vesilelerle anlatmışlardır. Her yer karanlık olsun diye pencereleri halılarla kapatıyorduk. Şimdi geldim 78 yaşına. hiçbirini unutamıyorum. “Türkler Ruslara savaş açtı. yaşadıklarını anlatır mısın? Oğlum. Çünkü askerler hiçbir şeye izin vermiyorlardı. dilimizden. kendi ellerimizle yaptığımız tren yolunda. herkes bu duruma karşıydı ama bu karşı çıkma hiçbir işe yaramıyordu. Hepsi aklımda mıh gibi çakılı.. O zaman küçüktüm ama zalim Rus askerleri bize öyle günler çektirdiler ki. Tabii ki o günleri yaşayan birçok insan yaşadıklarını. akrabalarıyla görüşmek. yolculuk kaç gün sürdü? Aklında kaldığı kadarıyla anlatır mısın? 14 Kasım gece vakti. ray sistemi döşemek için çalıştırdılar. ne olacak bizim halimiz. Yolu mezarlığın üzerinden geçirdiler. Burada kimsenin yaşamadığını düşünsünler ve saldırmasınlar diye. Gidenlerin yarısından çoğu geri dönmedi. Neneciğim. Ahıska’dan sürgün edilirken kaç yaşındaydın? Neler oldu. Her an Türkiye’den buralara saldırı gerçekleşebilir. o günleri yaşamış olan Makbule nineden nakletmek istiyorum. Stalin “Bir şey olsa vurun öldürün!” emrini vermişti. Bu savaşta çok şehit verdik. Oğulcan karda kışta o soğuk havada sanki mahsus yapılmıştı bütün bunlar. Peki. O zamanlarda köyümüzde Rus askerleri dolaşıyordu. Rus askerleriyle kim baş edebilirdi… Adamlar Kalaşnikof silâhlarla başımızda duruyordu. Cinis köyünden ve bu köyün mezarlığından geçiyordu. o da çok zordu. Köylünün itirazına rağmen yol güzergâhını değiştirmeyeceklerini söylediler. Yani sürgün edilecek yolumuzu kendi ellerimizle yaptırmışlar bizlere öyle mi? Öyle oğlum öyle. Bunlar insan değil. Ayrıca akşamları evlerin ışıklarını söndürüyorduk. Sonra bize yine yalan söylediler. şehre gitmek yasak!” Eğer çok önemli bir şey varsa ve gitmek şartsa o zaman izin almalıydık. ellerinde silâhlarla bütün Ahıska Türk halkını hayvan vagonlarına doldurup sürgün ettiler. Bir insanoğlu başka bir insanoğluna bunları yapmaz! Türk olduğumuz için.

bayılan insanlar oldu. sözü fazla uzatmayayım. yakınlarımız yoktu. Kırgızistan. Kokudan rahatsızlanıp hastalanan. Sonra her ay Fergana’da yaşadığımıza dair. aile olarak yalnızdık. akrabaları olmadan. Kahrolası Rus. bu sürgünde aileleri nasıl bölüyorlardı? Yok. Ahıskalı kardeşlerimden. bir belgeye imza atıp parmak basıyorduk. Ben bu yaşıma geldim her tür insan gördüm ama bu Rus gâvuru gibisini görmedim. Gürcü ve Ermeni neler çektirdiler bizlere. onlardan ayrı. Akrabalarımızı da bu imza sayesinde bulduk. benim anneannemdir. A. teyzeleri böldüler. ama akrabaları bölüyorlardı. Bütün halkımız ve bilhassa gençlerimiz sizin mesajınızı alır Not: Makbule Nine. Buranın insanlarının Ahıska’yı bilmemesi üzüyor beni. Rus askerlerinden biri vagonları kontrol ederken bu yaşlı dede uyuyordu.Vagonda neler oldu. tek başına. işittim oğlum. Dede. Yani bir aileyi bir durakta bırakıyorlardı. Bu günlere de şükürler olsun. seni kendi ellerimle vagondan atmak istiyorum! Sana öl diyorum! Öl! Ölmezsen ben öldürürüm seni!” diye bağırdı. Meğer bunu da düşünmüş bu zalimler. Yani “Makbule Aziz Fergana’da yaşıyor!” diye imza atıyordum. Yine bir yerde durmuştuk. bizi Özbekistan. Özbekistan’a geldiğimizde amcamgili Andican’a. Bizimle aynı vagonda giden yaşlı bir dede ve nineyle altı kişilik bir aile vardı. dedelerimiz din. Ölülerin kokusu vagonlara yayıldı. Yeni nesiller öğrensinler ve öğretsinler. Andican. Vagonlarda koku olmasın diye her durakta alıp atıyorlardı. Bir akarsu kenarıydı… Orda durakları vardı. çok teşekkür ederim.. Asker Kalaşnikof silâhıyla dedenin kafasına vurarak yanındaki çocuklara. Her şeye yeniden. Fergana’da indirdiler. Bu sözler inşallah herkese ulaşır. hiçbirini unutmuyorum. dayıları. örf ve âdetlerinin uğruna bu günleri yaşamıştır. dil. Durakta inenler indi. Belirli yerleri durak olarak seçmişler. Yoksa tren durduğunda ölüleri trenden alıp dışarı atmalarından korkuyorduk. neler yaşandı? O vagonda neler olmadı ki… Hava çok soğuktu. Amcalar. bizi de Fergana’ya bıraktılar. Dede başını kaldırıp. İmza listelerinde gördük ki filân akrabamız filân yerdeymiş! Böyle böyle bir araya gelmeye başladık. Vagonlardaki feryat figandan. Taşkent… Ama çoğunluk Fergana’daydı. Her neyse oğul. evlâtlarımdan isteğim odur ki.A. şu an adını hatırlamıyorum. Vatan topraklarının içinde. Çünkü Ruslar ölenleri vagondan aşağıya attı. İşte böyle şeyler de başımıza geldi. Şimdi 78 yaşında olabilirim ama bu yaşadığım şeyler öyle derin izler bıraktı ki. Bizi Azerbaycan’da bir yere götürdüler. aileleri bölmüyorlar. Ölenler olduğunda evlerden getirilen yorgan döşeklere sarıyorduk ki Rus askerleri görüp elimizden almasın. hepimizi öldürecekler! Ama çok şükür bir şey olmadı. Ben on üç yaşında bunları gördüm. Kazakistan. Bizim Ahıska 33 . Bu duraklarda da Rus askerlerini görevlendirmişler. sıfırdan başladılar. Ahıska’nın adını ve yaşadıklarını unutmasınlar ve unutturmasınlar. bu vicdansız zalimlerin eline düşürdün? Ne ettik ki bunlar bize bu günleri gösteriyorlar? Bunlarda hiç mi insanlık kalmamış?” dedi. Açlıktan ve soğuktan donarak ölenler oldu. inmeyenlerle yolculuk devam etti.. unutamıyorum. kısacası Orta Asya’nın her yerine serpiştirdiler oğlum bizleri. Mesela.. Müslüman gibi yaşıyoruz ama bazen üzülüyorum. Bu 44 gün nasıl geçti. Sonra Rus askeri gitti. halalar. Nineciğim. Özbekistan. Bunlar insanlıktan çıkmış oğlum. Nerdeyse öldü ölecek gibiydi. Başka yerlerde de yaşayan vardı. “Ey Allah’ım neydi bizim suçumuz ki. Burada yaşamaya başladık ama bizim akrabalarımız. bizim ninelerimiz. Ölen birini gördüklerinde de iki asker çuval gibi tutup sallayarak dışarı atıyorlardı. Çoğu Ahıskalı bu şekilde Fergana’da yaşamaya başladı.. Bizi indirecekleri yerde ölünün cenaze namazını kılıp defnetmek istiyorduk. yaşlı ve çok hastaydı. 44 günlük sürgün yolculuğunun ardından herkes Orta Asya’daki birçok ülkenin değişik yerlerine dağıtıldı öyle mi? Sonra ne oldu? 44 günlük yolculuk bitti ama… Unutmadan bir şeyi söyleyeyim. Vagonda ölenlerin ne olduğunu Allah’tan başka kimse bilmez. Bu yüzden de bu değerlere sahip çıkmalılar ve unutmamalılar. Nine. Biz hızlı akan suyu gördük ve vagonda söz dolaşmaya başladı ki bizi bu nehre atacaklar. seni bu vagonda çok etkileyen bir şey oldu mu? Oğlum bu yaşadıklarımın her birinden çok etkilendim ama bir tanesini anlatayım sana. ondan ne istiyorsun?” dedi. Rusça “Öldü mü?” diye sordu. Dede uykusundan sıçrayarak uyandı ve “Ne oluyor? Yarım canım kaldı. Öyle de oldu. Daha neler neler. etrafa yayılan çığlık seslerinden yaşlı nineler dedeler hasta oldu. Bütün sürgün edilenler bu yabancı topraklarda yeniden hayata tutunmaya çalıştılar. Asker de “Sen daha ölmedin mi? Ölsene. Ölülerini vermek istemeyen yakınlarının feryat figanı da ayrı bir trajediydi… Nineciğim. Meselâ Buhara. Her durakta belirledikleri aileleri indirmişler ve her durakta da vagonları denetleyip ölülerin olup olmadığını kontrol ediyorlardı. Demem o ki. durdurdular.

İklimi ılıman olan yerlerde ise sebze ve meyvelerin öne çıktığı görülür. bunu bilmediğinden ne yapılacağını anlamamışlar. Toprak Mahsulleri Ofisinin açılmasıyla mahallî buğdayımız 34 Bizim Ahıska . Ardanuç’tan ilk göç edenler Kırşehir. ağaç dibinde bekler. Çoruh vadisinde ki Gümüşhane köyünün Şurmak mahallesiyle. Bulanık köyündeki akrabalarına 1950’li yıllarda patlıcan. Naldöken köylü Ümit Yüksel’in annesi. Gölbaşı ve Bursa’ya gitmişler. Artvin Zeytinlik köyüne Rus esareti yıllarında domates gelmiş. Ardanuç’un köyleri iklim yönünden farklılık arz eder. bir zamanlar sık ormanlık olduğundan tarım arazileri azmış. Halk arasında buralara savayil yer de denir. Tokat. Yüksek köylerde yaşayanlar. Soğanlı köyü ve Ferhatlı köyü Çoruh vadisinde olduğu için mikro klima iklimine sahiptir. Babamın çocukluğunda köyde birkaç elma ağacı varmış.Ardanuç’ta Kış Hazırlıkları Ülkü ÖNAL Ardanuç. Sakarya köyüne Ferhatlı köyünden 1924’de gelin gelen Emine Düzgün sebze ekmeyi köylülere öğretmiş. hazırladıkları yiyecekleri göç eden çocuklarına yollamaktadırlar. zamanla okuma yazma oranının yükselmesiyle Türkiye’nin her yerine buğday taneleri gibi dağılmışlardır. Burada Türkçeden başka dil konuşulduğuna dair bilgi yoktur. Ardanuç. Ekşi hamurla yoğrulup pilekide pişirilen kara ekmek mis gibi kokardı. Günümüzde ise çok miktarda elma var fakat yiyecek çocuk yok. elmalar ağaç dibinde çürüyor! Benim çocukluğumda köylerde ekin ekilirdi. Köylerde yaşayanlar. Dağ köylerinin kış hazırlıklarında daha çok süt mamulleri göze çarpar. bölgenin çok eski yerleşim merkezidir. sebze yetişmeyen dağ köylerine zegan denir. Ahali. sebze meyve yetiştirmeyi bilmezmiş. yaşlılar kalmıştır. Bu kırmızı şey nedir demişler ve yemeden atmışlar. düşeni alırmış. yiyecek ihtiyacını karşılamak için çalışıp çabalarmış. Gidenler. Köylüler. Ardanuç’un iklim bakımından farklı özelliklere sahip köylerinde kış hazırlıkları da farklıdır. Artık ne o tat ne o koku var. pekmez ve bal gibi gıda maddeleriyle memleket hasretini gidermektedirler. Dünyanın en uzun ömürlü hanedanı olan Bagratlılara ve Kıpçak Atabeklerine başkentlik yapmıştır. memleketten gönderilen peynir. Çocuklar. Burada zeytin üzüm. Ardanuç’ta 1940’lı yılların sonunda başlayan ve günümüze kadar devam eden iç göçler sebebiyle köyler boşalmış. cumhuriyetin ilk yıllarında burayı terk etmişlerdir. Ardanuç’ta okuryazarlık oranı % 99’u geçmekte ve Türkiye ortalamasının üzerindedir. incir. Ardanuç’ta yaşayan az sayıdaki gayrimüslimler. Meyve. nar yetişir. biber göndermiş.

Bu ürünler daha ziyade Göle köylerinde satılırmış. 7. Değirmenci hak olarak bir teneke buğday veya bulgurdan yarım kotik ( 1 kg. elma veya duttan yapılmış maluzun içine batırılarak kurutulur. yıkanıp kurutulur. Günümüzde daha ziyade duttan yapılmaktadır. Mısırın poçosundan (koçanın kabuğu) tezgâhta örülen hasırlara dökülerek kurutulur. Dut ağacının altına cecimler serilerek dutlar silkelenir. Eskiden köylerde pirinç tüketilmezmiş. ezilir. Aynı şekilde gendimelik buğday da dövülür. Kışın misafirlere cevizle ikram edilir. Korux: Kızılcıklar pişirilip suyu alınır. Atla gidilirken yolda donanlar bile olurmuş. Direğe bağlı taşın geçeceği yere pişmiş buğday serilir. 9. Pişirilen erikler bir tabağa alınır. 5. İnsanların beslenme kaynağının başında gelirmiş. 4. Birkaç kişi etrafında oturur. Ekşi (Kızılcık pestili): Kızılcıklar çiğ veya pişirilerek kalburdan geçirilir. Duttun pişmiş posasına çaça denir. Ezilerek veya ezilmeden tüketilir. Bazı köylerde elma ve eriği karıştırarak yapanlar da var. Üstüne tereyağı eritilip dökülerek de yenir. Yemeklerin yanında açılarak içecek olarak tüketilir. Taş döndükçe ellerindeki ağaç parçasıyla buğday karıştırılır. Pekmez veya şeker konur. Dink (dibek) dövmek: Buğday. Ateşte kaynatılır. Kolay kalkması için birkaç gün sonra kızılcık ezilerek üzerine dökülür. İçine şeker ve kızılcık taneleri konur. 25 cm. eninde iki üç metre uzunluğunda tahtalara dökülerek kurutulur. Kurutularak kışın hayvan yiyeceği olarak kullanılır. Kış için yapılan hazırlıklar I. Buğdayın iyisinden gendimelik (yarma) hazırlanır. Demir eğişle kaldırılır. Bunlar dövülüp kabuğunun alınması için su değirmenine götürülür. Seçildikten sonra bakır kazanda ateşte pişirilip küründe (ahşap yalak) süzülür. Ateşe konur. kavunlar. Üzerine ceviz içi ve eritilmiş tereyağı dökülür. Kızılcık ekşisi genelde Ardahan tarafına götürülüp satılır.kayboldu. pestil ve fasulye gibi yiyecekler atla Ardahan yöresine götürülüp peynirle ve yağla değiştirilirmiş. Buna da zürbiyet denir. elmalar artık yok. Çayın pek yaygın olmadığı yıllarda içecek olarak da tüketilirmiş. 10. Mürebbe: Pişirilen erikler ezilerek çekirdeği ve posası alınır. Pestil: Şıranın içine un katılarak ateşte pişirilir. Pekmez: Eskiden üzümden yapılırdı. Bizim Ahıska 35 . Erik açması: Cançur ve güz eriğinin çekirdekleri alınarak tahtalar üzerinde kurutulur. Kabukları çıkınca toplanır. Kızılcık reçeli: Kızılcıklar pişirilerek suyu alınır. Kalınlaşınca indirilir. ölçü kabı) hak alır. 6. Buna maluz derler. Teşt denen bakır leğende pişirilir. Kaldırılıp kışın kullanılır. Teştte ateşe oturtulur. üzüm. Katı bir hâl alır. Eskiden meyve ve kış için hazırlanan pekmez. 2. Sonradan bölgede yetiştirilmeye başlanan Trabzon hurması da bu şekilde kurutulur. Kâx: Elma veya armutlar kesilerek kurutulur. Posası ve çekirdekleri atılır. tereyağı konularak tüketilir. bulgur yapmak için yıkandıktan sonra kazanlarda pişirilir. 8. Kışın hoşaf ve çerez olarak tüketilir. Küme: Önceden ipe dizilmiş olan cevizler. Bunlar günümüzde yapılmamaktadır. Bulgur bir miktarı taşlarından ayıklanarak el değirmeninde öğütülür. Hazır maya kullanır olduk. Eskiden yetiştirilen kokulu üzümler. Suda ezilerek suyu da içilir. 3. Kalanlar tahtalara dökülür. Rüzgârda kalburlarla havalandırılarak kabuklarından ayıklanır. Tahıl ve meyvelerden yapılanlar 1. Kaysefe denen yemeği de yapılır. Bu işleme yüzlemek denir. Pekmez ve hasuta denilen tatlı ile aşure ve un helvası yapılırken kullanılır. İçine süzme.

Cevizin yeşil kabuğuna sengo denir. Kuş burnu: Son yıllarda toplanıp yapılmaya başlanan bir yiyecektir. Bu düzeneğe taktak denirmiş. patlıcan. Puçuko: Taze fasulyelerin kırılıp kurutulmasıyla elde edilir. Yerli tohumla yetiştirilen patatesler beyaz ve pişince içi dağılan cinstendi. Konserve: 1980’li yılların başında Tarım Bakanlığı tarafından köylüye öğretilmiş. 14. Cadi yağlı veya yavan olabilir. biber. Eskiden çok miktarda ekilirmiş. Cam kavanozların içine fasulye. Furuç çerez olarak tüketildiği gibi. Daha sonra yemeği yapılır. İçine ceviz içi konarak yenir. Topraktan çıkarılan patateslerin uzun süre kalması için kuy kazılır. Sarol ekşisi: Yaban eriğine sarol denir. Ceviz ağaçları kesilip satıldığından yaşlı ağaçlar azdır. bir miktar süt katılarak yenir. Makval (Böğürtlen) reçeli: Son yıllarda yapılmaya başlandı. değirmende undan kaba bir şekilde öğütülür. 20. 12. 21. değirmende öğütülür. Haşil: Mısırlar. 1. Fırında pişirilerek de tüketilir. tarlaları ayı ve yaban domuzlarına karşı korurmuş. Furuç: Armut veya panta denilen yaban armudunun kurutulmasıyla elde edilir. Asma yaprağı: Yapraklar toplanır. Kurutulmuş pancar suda pişirilir. Kışın yemeği yapılır. Puçuko. hoşafı da olur. İkişer koçan bağlanıp balkonlara asılarak kurutulur. yağ ve salçadan oluşan anıh yakılarak içine katılır. Kotoş denilen koçanları toplanır. Süt. Gorcola peyniriyle un katılıp karıştırılır. Ceviz: İlçemizin yüksek birkaç köyü haricinde hemen her köyde yetişir. Yaylada süt mamullerini ya- 36 Bizim Ahıska . Üstü tahtalarla örtülür. Kuşburnu temizlenip ateşte pişer. Dut kurusu: Dibine dökülen dutlar kurumaya yüz tutunca çamişlanmış denir ve toplanarak kurutulur. Temizlenmiş cevizler güneşte kurutulur. tepsiye dökülür. 2. 15. Köylüler. Lazuttan yapılan yiyecekler Mısıra bölgede lazut denir. Kartopi (Patates): Yüksek köylerde bol miktarda ekilir. Cadi: Mısır unundan yapılan ekmeğe cadi denilir. Dögmaç: Cadi. Bir miktar su ve şeker eklenerek pişirilir. Pestil kırık çıkıklara ve diken batmasına iyi gelir. içine yarma konularak pişirilir.11. Soğan. II. ayran ve yağla da yenir. Vurma yasağı olmadığından ayılar köylüye fazla zarar veremezmiş. Patatesler dışarıda kaldığında çimlenir. tarlaların başında kox denilen ahşap kulübelerde bekler. Cevizler olgunlaştığı vakit sırıkla dökülür. Buğday karıştırılarak fırında pişer. Üzerine eritilmiş zeytinyağı dökülerek yenir. Taze olarak yemeği yapıldığı gibi kurutularak da kışın yemeği yapılır. 16. ateş yakarlarmış. İçi zor açılanlara kirkit denir. Lor ve sarımsaklı sos eklenerek yenir. Hasta hayvanlara da suyu içirilirmiş. Üzerine toprak dökülür. pestili de yapılır mürebbesi de. Hedik: Kurumuş mısır taneleri suda pişer. 18. buna cillenme denir. suda pişirilir. Komşuların da yardımıyla koçanlar soyulur. domates konularak yapılır. 3. Kurumuş mısır bitkisine çala denir. 19. salamura yapılır. zamanla yaygınlaşmıştır. Kışın ve baharın çıkarılarak kullanılır. Ayıklanmış hâline kakal. Mısırlar olgunlaştıktan sonra kesilir. Dağ köylerde hayvancılık bol olduğu için beslenme de süt ürünlerine dayanır. Pekmeze katılarak yenir. 5. 17. Pancar: Dağlarda yetişen yapraklı bir bitkidir. Birkaç kere elekten geçirilir. 13. Pişirilip süzülür. Ayrıca suyla dönen bir çark üzerindeki kolun tenekeye dokunmasıyla çıkan ses. III: Sütten yapılanlar Genel olarak süt mamullerine ağarti denir. Küçük çapta da olsa satılır. 4. İçine şeker konularak da pişirilir. Kabak: Kabaklar olgunlaştıktan sonra toplanır. Toplanan böğürtlenler bir kaba konur. Yemeği yapıldığı gibi fırında veya suda haşlanarak da yenir. Ayrıca tuzlayıp kurutularak da yemeği yapılır. Soğanda çiğ olarak bırakılır. Daha sonra taneler koçandan ufalanarak ayrılır. bir kapta lokmalar halinde doğranır. Maçula denilen küçük su değirmenlerinde öğütülür.

1. Bir gün önce sağılan sütle karıştırılır. Günümüzde ise hazır mayalar kullanılmaktadır (Mukaddes Dinçer-Yolağzı Köyü). Torbaya konularak süzülür. altın şebi konulup ekşimesi beklenir. Halk. Rus esareti zamanında köylüler. On beş gün sonra maya olur. Yabani olarak tabiatta bulunan geven bitkisi kesilir. Mideden çıkarılan kalınlaşmış süt tekrar içine konur. Midesi çıkarılır. Ardanuç’ta yakacaklar: Birkaç köyün haricinde köylerde orman bulunduğu için yakacak olarak odun kullanılır. Bu peynir ufalanarak tuzlanır. Altı bağlanır. ocakta yanan odun ateşiyle ısınırmışlar. Pelit (meşe) ağacının dalları kesilerek kurutulur. Yayıkta yayılarak yağı alınır. Daha sonra kullanılır (Livaza Aksu-Akarsu Köyü). Ağaçlardan olan kavdan da ateş olurmuş.pan kadınlara şaşort denir. Bir şişeye sarol ekşisi. On beş gün sonra maya olur. Doğu Türkistan’da. Kalan süt kazanda kaynatılır. Bu maya hemen de kullanılabilir (Emine Gündüz-Bereket Köyü). işkembenin yanında bulunan halk dilinde maya adı verilen et parçası alınıp yıkanarak kaba atılır. Tuz da atılarak güneşte kurutulur. Şırat. Çeçil peyniri: Süt. Ne yazık ki bölgede ormanlara zararı. Midesindeki kalınlaşan süt parçaları alınır. 2. Çıkan suyu saklanır. Tuz katılır. ilçe merkezinde oturan Ermenilere odun satarmış. 2. Süt emen oğlaklar kesilir. tuz. gendime (yarma). Midedeki süt kalıp gibi olur. Güney Azerbeycan’da da yapılan umaç aşına ve Kalaç Türklerinin kalıntısı olduğu düşünülen Kalaç aşına da katılırç Yoğurtlar bir kapta mayalanır. ormanı korur. Yayıkta yayılarak yağı alınır. Başlıca süt ürünleri şunlardır: 1. Tuzlanarak tüketilir. İçine bir kaşık tuz ve peynir suyu olan şırat konur. Peynir mayasının hazırlanışı Ardanuç yöresinde maya hazırlanmasıyla ilgili olarak üç hanım. Buna da gilik denir. Çuma: Makineye vurulmuş süt bir kapta biriktirilir. Bu peynir ufalanarak eskiden güveçlere şimdi bidonlara tepilir. Peynir yoğrularak yuvarlak şekiller verilir. İçinde kalan süt parçaları alınır. üç ayrı tarif vermektedir. Büyük bir tencereyle veya kazanla ateşe konur. Süt pıhtılaşınca altına ateş verilir. Ayran kazanında ılıtılır. Lor: Ardanuç çorbalarının vazgeçilmez besin kaynağıdır. Ekşimsi tadı olur. İki gün beklenerek ekşitilir. Torbaya doldurulur. Bizim Ahıska 37 . makineye çekilerek yağından ayrılır. Mide yıkanıp temizlenir. İneğin doğumunu müteakip sağılan ilk süte de ağız denir. Midenin içerisine süt doldurulur. İçine taze süt de katılır. tahribat yapmaz. Divanü Lugati’t-Türk’de adı geçen ve Ahıska bölgesinde yapılan tutmaç aşı çorbasına katılır. Bir müddet sonra indirilir. Eskiden soba yokmuş. Buna şırat denir. 3. kökleri dövülerek hayvanlara yedirilir. Şimdiye kadar bölgede orman yangını çıkmamıştır. güvece veya kavanoza konulur. buna da şor tadı var derler. Daha sonra çorbalara katılır. Kesilerek bir şişeye konur. Orman İşletmesi’nin izin verdiği günlerde halk kışlık ihtiyacını kesip getirir. Annesinden süt emen yirmi günlük oğlak kesilir. Torbaya dökülerek süzülür. Kışın dalları temizlenerek hayvanlara yem olarak verilir. Ayrıca dere kenarlarında biten ve ip şeklinde damarları olan halkın singilli ot (geniş yapraklı sinir otu) dediği bitkinin kökü de çıkartılarak kaba atılır. Gorcola peyniri: Süt makineye vurularak yağından ayrıştırılır. İçine altın şebi (şap). çok kesim yapmasıyla Orman İşletmesi’nin verdiğine inanılır. Yoğurt bir torbaya dökülerek süzülür. 3. 4. İçine çuma katılarak tepilenler de olur. Ateşte ısıtılıp maya verilir. fasulye. Buna çökelek de denir. Kolay kolay kibrit bulunmadığından ateşi küle körleyerek saklarmışlar. kaba konur. Üzerine taş konularak süzülür.

Çelik İki takımla oynanır. dikey veya çapraz bir üçlü dizebilen oyuncu rakibinin bir taşını dışarı atma yani “süzme” hakkı kazanır. İnsanlar bu uzun kış gecelerinde hoş vakit geçirmek ve eğlenmek için bu oyunlara yönelmişlerdir. Yatay. Bir de ayakta top sektirir gibi değnekte çeliği saydırır. karşısındakini iki taşa indiren oyunu kazanır. Atak yapan kişi çeliği sahanın dışına atarsa yanar. Oyun için öncelikle herkesin bir değneğe ihtiyacı vardır. Yörede oynanan oyunları ikiye ayırmak gerekir. Taşın bir tarafına tükürür ve taşı havaya atarken yaş mı gelecek kurumu diye sorar. Çeliği atacak takımın birinci elemanı yere çakılı değnek üzerindeki çeliği diğer takımın savunduğu sahada yakalayamayacakları şekilde fırlatır. Diğer takımın kaptanı tahminini söyler. İki oyuncu ile oynanır. Onikitaş) Eski bir zekâ oyunudur. En çok puanı alan oyunu kazanır. Dokuzar taş yerleştirildikten sonra sırayla hamle yapmaya başlanılır. Bunun sebeplerinden biri de kışların çok uzun sürmesidir. buni da buradan süz!” Düz. Aksi takdirde seçme hakkı diğer takıma geçer. Dokuztaş. Başkalarına seyir olsun diye oynanan oyunlar geleneksel Türk tiyatrosunun içinde “köy seyirlik oyunları” başlığı altında incelenmektedir. Düz yapıldığı zaman şöyle denir: “Düz. 2. Posof yöresinde. Eğer tahmini doğru çıkarsa seçme hakkı elde eder. oyunu kaybeder. Diğer bir kısmı da çok geniş coğrafyalarda oynanmaktadır. Ayrıca çeliğin üzerine konulacağı yere çakılan bir değnek. Biz bu yazımızda unutulmaya yüz tutmuş oyunlarımızı gün ışığına çıkarmaya gayret ettik. Yörede oynanan oyunların bir kısmı bu çevrede uydurulmuş olmakla beraber kimi oyunların da kuralları yöreye aittir. iki oyuncu sırayla birer birer taşlarını noktalara yerleştirir. Savunma yapılan yerin çizgileri bellidir ve büyüklüğü yarım futbol sahası kadardır. Atak yapma sırası diğer arkadaşına geçer. Fakat bir üçlü dizi içindeki taşlar süzülemez. Kesin sayı olmamakla birlikte takımlar dört ya da beş kişiden oluşur. zihnî. En çok taşı alıp. Düz (Üçtaş. İki taşı kalan oyuncu. Başlıca çok oyunları şunlardır. Bir de savunan takımın her elemanı için bol yapraklı olabildiğince budaklı ağaç dalına ihtiyaç vardır. eğlenmenin yanında insanların. Saydırdığı kadarını da diğerine ekler ve takımın hanesine puan olarak yazılır. ikincisi de eğlenmek için oynanan oyunlardır. hakkını kullanmış olur. Birincisi başkalarını eğlendirmek için oynanan oyunlar. Bunu belirlemek için bir kaptan yerden metal para büyüklüğünde taş alır. kenarları ve orta noktaları birleştirilmiş12 köşe ve 12 kenar üzerinde olmak üzere 24 noktası olan bir alanda oynanır. Fakat çelik sahanın içinde bir yere düşerse çeliği atan kişi çeliğin dikili olduğu değnekten düştüğü yere kadar adımla sayar. taşın olmadığı ortamlarda fasulye nohut gibi araçlar kullanılarak oynanır. bedenî.Posof ve Çevresinin Eğlencelik Oyunları Ünal KALAYCI Oyunlar. Sonra otuz santimetre uzunluğunda bir çeliğe yani değnek kalınlığında oyun aracına ihtiyaç vardır. hatta pek çoğu tarihe karıştı yahut sadece yaşlıların hatıralarında kaldı. Önce televizyon sonra bilgisayar ve internetin hayata girmesiyle söz konusu oyunların eski itibarı kalmadı. Önce iki takımın kaptanı çeliği atacak ve savunmayı yapacak takımı belirlerler. üçtaşı aynı sıraya getirme mahareti üzerine kurulmuştur. Kaç adım uzağa atmışsa o kadar puan alır. Kâğıt. vakit geçirmenin. Bu alan üzerinde bilye büyüklüğünde taşlarla. Oyunun başında. tahta ya da yassı bir taş üzerine çizilen üç tane iç içe geçmiş. Ya da savunma yapan takımın oyuncularından biri elindeki ağaç dalıyla dokunursa yine atak yapan kişi yanmış. Bu yazıda eğlenmek için oynanan oyunlar ele alınmıştır. duygusal ve sosyal gelişmeleri için önemli faydalar sağlamaktadır. deve oynatma oyunu buna örnek olarak gösterilebilir. insanın günlük hayatına televizyon girinceye kadar eğlencelik oyunlar çok yoğundu. Düz veya Dokuztaş diye adlandırılan oyunun Mısır’da bile oynandığı söylenmektedir. 38 Bizim Ahıska . Dolayısıyla herkes özene bezene kendi değneğini hazırlar. 1. bilhassa çocukların. Posof yöresinde oynanan muhtar oyunu.

Yatacak takım yastığın önüne dizilir. Bu işin hileleri arasında iki parmak arasında fındık saklama ve rakibe çaktırmadan fındığın birini aşağıya düşürme vardır. İlk baştaki oyuncu eğilerek kafasını yastığa dayar ve arkasındakiler de bir öncekinin bacaklarından tutarak eğilir. Birinci kişiden on beş yirmi. Bu toplama işinden sonra çuval çuval fındığın arklanmasına (ayıklanmasına) sıra gelir. dönüp dairesine girene kadar. Karşısındaki oyuncu tahminini söyler. Sonra dişleri arasına alarak yapar. Kalınlığı da iki üç santim olmalıdır. çimen gibi yumuşak zeminde oynanır. O fındıklar kendinin olur. sonra yumruğundaki parmaklarını tek tek açarak yapılır ve serçe parmağa kadar gidilir. Atlar köye yaklaşınca bütün damlardan insanlar onları izler. İki kişiyle oynananı şöyledir: Düz bir alan bulunur. 7. Eğer ebenin havadaki ayağı yere değerse. on beş kilometre uzağa gidilir. Çimenlik bir zeminde oynanır. Erkek çocukların tarafından açık havada grup şeklinde oynanır. Hakem ateş eder ve kıran kırana yarış başlar. Bu taşlar en ve boy olarak bir karıştan küçük olmamalıdır. Rakibin tüm taşlarını ilk düşüren oyunu kazanır. Sonra birinci kişi ellerinin içinde fındık olduğu halde ellerini arkasına götürür ve uzatacağı avucunun içine belli sayıda fındık saklar. Bıçağı toprağa dik batıramayanın hakkı diğerine geçer. sağa sola ısındırma hareketleri yapar. Uzun eşek (uzun eşşek) Biraz tehlikeli olmasına rağmen yöremizin ve ülkemizin nesilden nesile aktarılan en popüler oyunlarından biridir. Yarışmacılar atlarının sırtında aynı hizada beklerler. Sonraki yarışa kadar birincinin havasına diyecek yoktur. Daireden tek ayağı üzerinde sekerek çıkan ebe. hangi grubun atlayacağına karar verilir. Topacı uzun süre çevirmek için iyi kamçılara ihtiyaç duyulurdu. Topaç çevirme (koji/tıriya) Buzlu saha üzerinde. Çift diye tahmin ederse beş tane fındığı rakibine verir. nişan alma yeteneğini ölçen bir oyundur. Sonra kafasının üzerine yatay koyup kafasıyla atarak yapar.Düz oyununun üçtaş ile oynanan türüne üçtaş oyunu. Kuralları şöyledir: Yere iki. Ebelikten kurtulamayan ebe. 8. zevkle çevirirdik. Oyuncuların durumuna göre kulak üzerinden atmak gibi başka şekiller de eklenebilir. Ebe bu dairenin içine girer. Bu durumda ebe hemen dairenin içine girmelidir. Ebe “Zımba!” diye bağırır. Sonra elini yumruk yaparak. Ebe dairenin içinde güvendedir. Bu oyun kişinin el becerisini. hatta yarışmacıların yaşına göre otuz kırk metre uzağına da ikinci kişi taşlarını diker. Diğer oyuncular oyun alanına dağılırlar. Dikili taş İki kişiyle oynanabileceği gibi iki grupla da oynanılabilir. Bunun yanında şerbet ikram edilir havlu ve daha başka hediyeler de verilir. “Nerdee o kanevüz (kıdmızı) fındıklarla oynanan tek mi çit mi!” 6. Yarışma sonunda birinci olana tavşal. Bıçak Bıçağın oyun aracı olarak kullanıldığı bir oyundur. Papax (baxbax/bak bak) At sürme yarışıdır. oyunun başladığına işaret eder. gaba gaba döşşek” diye bağırırlar ve eşeğin üzerine bindikten sonra sürtünemez. “Tek!” derse bilmiş olur ve o beş fındığı alır. Bu aşamaları ilk geçen oyunu kazanır. Sonra ellerine topladıkları yuvarlak taşlarla sıra ile rakibin taşını nişan alarak düşürmeye çalışırlar. Her hanenin at beslediği 1980 yılı öncesi oyunudur. Bizim Ahıska 39 . dokuztaş ile oynananına dokuztaş oyunu ve on iki taşla oynananına on iki taş oyunu denir. üç metre çapında bir daire çizilir. 4. Beş tane sakladığını varsayalım. İşte çoğu zaman bu iş esnasında yahut kış geceleri fındık yenileceği zaman oynanan bir oyundur. üçüncüye de tavuk verilirdi. Düğün günü herkes atını süsleyip toplanma yerine gelir. İki kişi eşit şekilde yarışma için fındık alır. Sonra elinin üst tarafına koyarak yapılır. ikinciye kazma pağaçasi. Zımba Çok sayıda kişiyle toprak. Sonra o kişi elini avucunu yummuş bir şekilde uzatır ve “Tek mi çit mi?” diye sorar. Herkes gelince köye on. En uzun süre çeviren yarışı kazanırdı. 5. Herkes bir tarafı toprağın üzerine koyunca dikili duracak diyelim ki on tane taş toplar. Ebelediği oyuncu yeni ebe olur. Bu. oyunculardan birini ebelemeye çalışır. topaçlarımıza ip dolar. Tek mi çift mi (Tek mi çit mi?) Posof’ta sonbahar mevsiminde herkes vaktinin yettiğince fındık toplar. Aile oturur ve başlar arklamaya. herkes ebeye tekmeyle vurur. Bıçağı önce elinin içine düz yatırıp yukarı atarak yere batması sağlanır. 3. oyuncuları kovalamayı sürdürür. Yani alet işler el övünürdü. Atlayanlar atlarken “uzun eşek. 9. Oyuncular iki gruba ayrıldıktan sonra hangi grubun yatacağına. Atıyla ileri geri.

“Döneriz. İkidir iki. olur tilki. Ebe ortada kalacak biçimde oyuncular bir halka oluştururlar. Bil bakalım biz kimiz. Eğer avucunda yüzük varsa o ebe olur. hareket etmemesi. Tıp Ortada ebe ve çevresinde diğer oyuncular sarmış vaziyette ebenin vereceği “Tıp!” komutuyla oyun başlar. ebelerin arkalarına geçerler ve iki farklı takım oluşturulur. Ebe insanlara komik sorular sorarak onları güldürmeye konuşturmaya çalışır! 13. Göster bizi körebe!” sözlerini tekrar ederken halkayı bozmadan el çırparak ebenin çevresinde dönerler. Eğer tanırsa dokunduğu oyuncu ebe olur. Eller dizlerinin altında görünmeyen yerdedir. Diğerleri bir kaç metre arayla sıra oluştururlar. Oturanların dizleri yukarıda ayakları yere basmaktadır. 14. Çizgi çizilir. Bu konuda öyleleri vardı ki attığı taş kenara çekildiğinde ayaklarının iznin üzerine düşerdi. yapması güç. Eller yukarıda daire şeklinde kenetlenir. Ardından ortaya bir çizgi çizilir ve iki takım çizginin gerisine iple kim düşecek çekişmesi yapar. Bilirse atlama hakkı el değiştirir. çizgiden atan kazanır. Bezirgân başı On kişi karşılıklı beşer beşer dizilirler. Körebe evin içinde oynandığı gibi dışarıda da oynanır. 16. Oyun. Kör ebe Körebe oyunu 10-12 çocukla oynanır. Kim uzağa atarsa galip olur. İsmini söylediği kişi ellerini dizlerinin altından çıkararak gösterir. 17. kendisine sorulacak sorulara cevap vermemesidir. Önce ebe belirlenir ve ebenin gözleri bir bezle bağlanır. 10. sonra çizilen çizgiyi geçmeden. Eşek çökerse atlayan grup tekrar atlar. Kim olduğunu anlayabilirse adını söyler. Elindeki değnekle. “Kapı hakkı ne dersin?” Arkadaki. Bitişik oturanlar ortadaki ebe görmeden elleriyle birbirlerine bir şeyler verebilmektedirler. adını ebenin gözlerinin bağlanmasından alır. “Birdirbir. dikkatle izlenerek nereye düştüğü tespit edilir. atlayanların en önündeki kişi “Tek mi çift mi?” deyip parmaklarıyla bir veya iki gösterir ve eşeğin en arkadaki oyuncusu tahmin eder. ayrıca ufak çubuk şeklindeki sopaların uç kısmı inceltilir. el kol hareketlerinden tahmin etmeye çalışarak isim söyler. Atlarken de sırayla tekerlemenin dizelerini söylerler. 18. “Bezirgân olsun!” der. Herkes değneği ile ufak çubukları uzağa atmaya çalışırlar. Çocuklar varış yerine ilk ulaşmak için yarış yaparlar. Elde birer değnek. 12. Ebe vuranı görürse ya da elinin hareket ettiğini görürse o kişi ebe olur. 40 Bizim Ahıska . Tanıyamazsa oyun aynı ebeyle sürer. bilya demiri takılır. Ebe bu sırada kollarını öne doğru uzatarak dokunduğu kişinin başını yüzünü ve üstünü elleriyle yoklar. Kişi sayısı arttıkça oyun daha zevkli bir hale gelir. Uçurtma Büyüklerin yaptığı uçurtmalar rüzgârlı havalarda çocukların en birinci oyuncağıydı. Yüzük kimde? (Yüzük kimda?) Kış oyunlarındandır. İşte bu hızlı devir sırasında halkadakilerden usta biri ebeye der ki: “Yüzük kimde?” Ebe. Kızakların altına kaymaları için. sırayla taşlar fırlatılır. Ebe öne eğilerek ellerini dizlerine dayar. Başlarlar. En ileriye atan yarışı kazanır. Atlayanlardan biri yere değerse yatan grup atlama hakkı kazanır. Türkü söyler. Kişiler sırayla alınır. 15. Oyunun başında bir ebe seçilir. Oyuncular sırayla koşarak eğilmiş duran ebenin üzerinden ellerini sırtına bastırıp bacaklarını açarak atlarlar. Bir odada halka oluşturulur. Eğer bütün grup elemanları başarılı bir şekilde eşeğe binerse. Soru sorulur: “Elma mı? Armut mu?” sorusuna göre taraf olunur. 11. Bezirgânbaşı tekerlemesiyle ebe seçilir. Kızak kayma (xızek qayma/paten) Yörede kar uzun süre kaldığı için çocukların en büyük sporudur. İleriye ve dikine taş atma yarışı Özellikle tepe gibi yüksek yerlerden çukur yerlere doğru taş atılır. Oyuncular seçilen iki ebenin kolları altından tekerleme eşliğinde geçerler. yoksa aynı olay tekrar eder.ayaklarını dolayamazlar. Herkes yerden özene bezene atmak için taş seçer. eller çekilir. Bu oyunun bir de dikine atma şekli vardır. böyle devam eder. Birdirbir (birim bir) Oyunu oynayacak çocuklar için sayı sınırlaması yoktur. Amaç herkesin olduğu gibi kalması. Üçtür üç. Her taş. Fakat ebe çok hızlı şekilde herkesi kontrol ederken ebeye arkasından görünmeden yumruk vurmak serbesttir. Kızak kaymak için dik ve eğimli yerler tercih edilir. konuşmaması. Mila Dört kişi oynar. Başta verilen isimleri bilemeyenler.

İlk dolaşan oyunu kazanır. bir hemşehrimiz çıkar ve anlatılan bu oyunları sanallaştırır. taş girerse o ebe olur. saklambaç hemen her yörede oynandığı gibidir. Yukarıya alınanların yanında bilmediğimiz ya da unuttuğumuz oyunlar da olabilir. hepsini tutarsa pirim alır. hünerle o aralıktan geçirilir. Kartal tekerlemesi söylerler: Kırk kara kartal. Altıdır altı. kurt koyunu yer. yere çizilen çizgilere ve bir taşa ihtiyaç vardır. sol elinin başparmağı ve yanındaki açılır. Taş toplanır. koyunu orada bırakırım. Herkes başkaları için ya da yarıştığı kişi için amacına uygun tekerlemeler uydurarak onu alt etmeye çalışır. Ehmedi medi. Hepsini geçirirse avucunun içiyle ters çevirir. otla canavarı karşıya geçiririm. bir bilgisayar öğretmeni. 30. İlk oynayacak beş taşı elini oynatarak serer. 24. oyun devam eder. kaleyi aşan oyunu kazanmış olur. Bir siçan tutdi. Aralıkta taş kalırsa diğer oyuncu almaya çalışır. Dokuzum durak!” Dengesini kaybeden ya da düşen oyuncu “yanmış” sayılır ve yeni ebe olur. 20. aldım bir eş. Herkes atladıktan sonra ilk eğilen kalkar ve o da diğerlerinin üzerinden atlar. Zekâ oyunu Bir köprüden canavar (kurt). Köyler göçtü On metre genişliğinde daire çizilir. Yedim yedi. 26. Beştir beş. Kuyu yeri değişmez kişiler yer değiştirerek köyler köçtü denir. bir kuyuda ebe yok. çağa uyduran değerler varlığını sürdürürken kendini yenilemeyenler tarihin karanlığına gömülüp gidiyor. Tekerleme Aslında bir söz yarışıdır. Otu canavarın yanına getirir. Taş önce birinci kareye atılır. Kale vardır. 23. dal tartar Dal tartar. bir tane de ot geçirebilir misin? Kurtla koyun bir araya gelirse. kartal kalkar… 22. Dayanamayıp çizgiyi geçen taraf yarışı kaybeder. Yerdeki ayağıyla taşa vurarak taşı kare kare gezdirir. Çizginin iki tarafındaki gruplar. alabilirse oyun ona geçer. Yere sekiz dokuz tane birbirine bitişik yarım metre eninde kareler çizilir. bir ceviz büyüklüğünde taş. Kartal kalkar. Tura ve yazıyla ilk oynayan belirlenir. ebe kuyuya taş gelmesini önler. birinin yeri yok. Beş taş (kak) İki kişiyle oynanır. Tek taş/Seksek/Kınkıl Kınkıl oynamak için düz bir alana. Oyun oynarken taş. Ortada bir çizgi olur. bir kuyuda ebe var. kuş gibi öt.Dörttür dört. Böylece bu oyunları oynarken hem biz sanal âlemde geçmişi yâd ederiz hem de genç kuşaklar yeni oyunlarla. 19. Kayış (xalat) İki taraf arasındaki güç yarışıdır. tanışma imkânı bulurlar. Sonuç Kendini yenileyen. Diğerleri Bilye. Hepsini bu şekilde dolaşınca oyun bitmiş olur. Herkesin üzerinden atlayan kişi duracağı aralığı ve oyunun gideceği yönü duruşuna göre belirler. diğer grup durur. Sekizim seksek. yok olmaktan kurtarır. kayışı çekerler. Bizim Ahıska 41 . ip atlama. Sıra ile oynanır. Ümit ediyorum ki bilgisayar programı yapmasını bilen bir duyarlı insan. Kuyruhli kedi. bir koyun. yaptım kahvaltı. Önce koyun ile otu geçirir. elim sırtına değdi. 25. Oyuna başlayan grup her atlayışta bir tekerleme söyleyerek takla atar. Öyle geçireceksin ki zararları olmayacak. büyüklerinin oynadığı oyunlarla. Bu oyun dakikalarca sürer. Otla koyun bir araya gelirse koyun otu yer. Herkese bir değnek. çizgi üzerinde kalır veya oyunun dışına çıkarsa yanmış sayılır. Oyuncu bir ayağını havaya kaldırıp oynamaya başlar. çevresine altı kuyu açılır. Geri gelince taşı bu sefer ikinci kareden başlatır. Aşık oyunu Hayvanların bileğinden alınan aşık kemiğiyle oynandığı için bu adı almıştır. Yalamadan yutdi. Bu değerleri ölmekten kurtaracak fedakâr ve yürekli insanlara böyle bir programı yapma aşamasında oyunların tüm ayrıntıları hususunda yardımcı olacağımızı da peşinen ifade etmek isteriz. Güvercin Taklası Dörder kişilik iki grup oynar. Oyuna devam edilir. 21.

Bu idam edilenler Ahıska kalesi toplu mezarlığında bulunmaktadırlar. Şimdi Ahıska Türkleri. acı. Masum oldukları anlaşılarak sonradan yüksek mahkeme kararıyla beraat etmişlerdir! 42 Bizim Ahıska .65 Yıl Geldi Geçti Bahadır Metan ENVEROĞLU Zamanın Cumhurbaşkanı Turgut Özal. bir bayrak altında yaşamayı özlüyorlar. Ama Ahıska Türkleri vatansızlık fakirdirler. Ancak bu karar yeterince uygulanmadı. o felâketi yaşayanlardan dinlediğinizde. Sürgün konusunda çok şey yazılmıştır. Bir kısmını da Sibirya kamplarına ve yeraltı madenlerinde tutsak olarak çalışmaya mahkûm ettiler. Çalışıyorlar. Sürgün sözü ağızlarda çok kolay telâffuz ediliyor. Yoksa Ahıska Türkleri yiyecek. hayatlarını sürdürüyorlar. Vatanlarına kavuşmayı. 1944 sürgününü 11 yaşımdayken ailemle birlikte yaşadım. Bütün Sovyetler Birliği’nde olduğu gibi 1937’de Güsrcitan’da daha da fazlasıyla aydınların çoğunu tutukladılar. Ben. Bu haksızlıkların içinde Ahıska kalesinde idam edilenler arasında benim rahmetli babam da bulunmaktadır. Adaletten uzak bir şekilde kurşuna dizdiler. O zaman 150 aileyi de Türkiye’ye getirmişti. Bu gibi cezaların çoğunluğu da bizim Ahıskalılara düştü. Allah’ın rahmeti üzerlerine olsun. ıstırap ve gözyaşlarıyla dolu günler ve ayrılıklar olduğunu anlayabilirsiniz. Orta Asya ve Kazakistan gezisi sırasında Ahıskalılarla görüşmüş onların vatanlarına dönmelerine yardımcı olmak için söz vermişti. içecek fakiri değildirler. Sürgünü. Türkiye hükûmetinden kendilerine sahip çıkmasını ve Ahıskalıların kendi öz vatanlarına dönmeleri için gerekli girişimlerde bulunmasını istiyorlar. daha da yazılacaktır.

çay benim susuzluğumi kesmez!” diyerek içilmeyen suları içip salgın hastalıklara yakalanan ve aramızdan ayrılan nice insanımız vardı… Köyümüzden çıktık kış fasilleri. Her familyadan tek tek kalan ağlasın. Tren yolculuğu açlık. hastalık. Bizler. Abastubanlı Yusuf Sarvarov. Rus-Finlandiya ve Rus-Alman Savaşı sırasında da çok kayıplar verdiler. Bu yetişemeyenlerin bazıları kendi çileli imkânlarıyla ailelerine ulaşmayı başardılar. İkinci Dünya Savaşı’nın Rusların lehine dönmesiyle Moskova. çocuk. Bu yolculuk sırasında Ahıskalılar büyük kayıplarla yolculuğu tamamladı. hasta ve ölüler sorulduğunda bunları çarşaflara gizleyerek ‘Yok!’ cevabını veriyorlardı. ver suyi doyana qadar içem. Bu tarihlerde birçok hemşehrimiz de sınırı aşıp Türkiye’ye sığındılar. Eğer yakalansa. 1956’ya kadar sıkıyönetim altında bir ilçeden başka bir ilçeye gidemezdik. Tabii herkes panik içerisinde. Ana babadan ayrı düşen ağlasın. Caralli Ellez İzzetoğlu. bir gecenin içinde tamamlanan bu operasyonla meçhul yolculuğa çıkarıldılar. 1956’da sıkıyönetim rejiminden kurtulduktan sonra vatanımız Ahıska’ya dönme mücadelesi başladı. Gurbette geçirdik yıl asirleri. Bu durum karşısında dehşete kapılan büyüklerimiz. 220 civarında Ahıska köylerini basarak herkesi evlerinden dışarı çıkardılar. yaşlı. Zanavli Mevlüt Bayrakdarov. Bizleri sabahtan akşama kadar beklettiler. Orada hayvan vagonlarından meydana gelmiş katarlar bizi bekliyordu. Onları da rahmetle anıyoruz. Bu mücadeleye öncülük eden liderlerimiz. Öyle ki ekmekler ancak baltayla kesilerek dağıtılıyordu. 1930-1940 yılları arasında türlü çeşit zulümlere maruz kaldılar. Vatana kavuşabilmenin sadece Türkiye’nin siyasî ağırlığını göstermesiyle mümkün olabileceğine inanıyor ve ağabey dedikleri Anadolu insanına bu ümitle bakıyorlar. Sürgünde. “Ola baba atın ölümi arpadan olsun. Sonra trenin durduğu ilk istasyonda gizlice ve kazma kürek olmadan ölenleri vagonların altından geçirerek öteye götürüp çöllerde elleriyle kumlara gömüyorlardı. 1944 yılı kasım ayının 14’ünü 15’ine bağlayan gece ordu birlikleri. Üç kardeşim ve dört bacım nerde. sefalet içerisinde kayıplar vererek 25-30 gün sürdü. tabiat şartlarına alışıncaya kadar on binlerce insanımızı kaybettik. Bugün Ahıskalılar. İşte bu acı sözün anlamı da 1945-1947 yılları arası açlık ve epidemiya hastalıklarından bazı ailelerin de nesilleri kesilip kimsesi kalmamıştı. Ölenlerin sayısı çok olduğundan mevtaları kaldırıp gömmeye defnetmeye insan yetişmezdi. Bu zulmü ben on bir yaşında yaşadım ve gözlerimle gördüm. Bütün Ahıskalılar. Ne zaman bu yolculuğumu anlatmaya başlasam o günkü yaşadıklarımı aynen yaşıyor ve heyecanlanıyorum. Kafkas halkı olarak susuz ve içme suyu kıtlığı yüzünden. evlerinde günlerce de kalmış oluyordu. Temlalali Murtaza İzzetoğlu) vatana dönmek sevincine temel atmış olsalar da maalesef vatana dönüş sevincini yaşayamadılar. Kremlin kararıyla. Ama biz bu ölüleri nereye götürdüklerini bilmiyorduk. Valeli Halil Umarov. (Udeli Latifşah Barataşvili. 20 sene Sibirya kamplarına mahkûm olacaklarına zorla imza attırmışlardı. Hatta tren her istasyonda durduğunda vagonlara görevliler gelip hasta ve ölü olup olmadığını soruyor. savaş bittikten sonra hemen yuvalarınıza döneceksiniz!” diye milleti kandırdılar ve köyleri iki üç saat içinde boşalttılar. Kırgın olup kesti çok nesilleri. Avcılık ederdik kekliğe kurda. Varhanlı Abuzer Seferov. Fakat ölülerle kalanlar da çok oldu. Daha sonra bizleri Amerikan Studabekir arabalarıyla tren istasyonuna götürdüler. Apiyetli Enver Odabaşov. Bizim Ahıska 43 . Çünkü yola çıkanların çoğu. Yolculuk başlamadan önce bizlere her istasyonda yemek ve ekmek vereceklerini söylediler. milleti apar topar evlerinden çıkarak köyümüzün Ağalık Bahçesi denilen meydanına yığdılar. Türkiye’den destek bekliyorlar.Ahıskalılar. Ancak mevsimin kış olması sebebiyle istasyonlarda alınan yemek ve ekmekler donuyordu. Yaşardık Kafkas’ta çok güzel yerde. çöl iklimlerinde yaşadığımız ilk 19451947 yıllarında açlık ve çeşitli hastalıktan. hasta ve savaştan dönen yaralı ve sakatlardan meydana geliyordu. Mevtalar. Bizi bu vagonlara doldurdular. ölenleri alıp götürüyorlardı. Hatta bu şekilde cenazeleri gömerlerken uzun zaman geçmesi sebebiyle trenin kalkmasına yetişemeyenler oldu. Bu tren yolculuğunu yaşamış birisi olarak olanların hepsini anlatmaya benim lügatım yetmez. “Almanlar gelip burayı bombalayacak! Sizleri daha güvenli yerlere götüreceğiz.

bir zamanlar Ermenilerin oturduğu bir mahalle olduğundan ismini bir Ermeni ismi olan Tosi’den almıştır. 1930 yılında ismi. Yüksek yerlere iki üç metre kar yağdığı görülür. Bunlar: Balcılar. Eskiden tarla olarak kullanılan 44 Bizim Ahıska . Dokuz mahalleden meydana gelen köy. Köye su şebekesi 2003’de 5 km mesafedeki bir kaynaktan çekilmiştir. yaklaşık 100 km2’lik bir araziye sahiptir. köy halkının büyük bir kısmı bu sayede iş sahibi olmuştur. Halen iki ayrı kaynaktan içme suyu kullanmaktadır. Şavşat-Ardahan karayolu üzerinde. Düz Mahalle.Şavşat’ın Şirin Bir Köyü: Yavuzköy Turgay AKKOYUN Yavuzköy. Yağmurlar genel olarak ilkbahar mevsiminde yağmaktadır. köy halkının 1. Diğer bir tarihî kalıntı da Konta şehri harabesidir. Bu dere güneyden kuzeye doğru irili ufaklı diğer su kaynakları ile birleşerek Şavşat Deresini oluşturur ki bu dere Şavşat ilçesinin içinden geçerek Çoruh Nehrine karışır. Bu eğitim çalışmaları günümüze dek hatırı sayılır bir başarıyla yürütülmüş. Her mahallenin mezarlığı ayrıdır. Yavuzköy su kaynakları açısından çok zengindir. Bunlardan başka tarihî bir kalıntı bulunmamakla birlikte köydeki ahşap evlerden birkaçı tarihî önemi haiz eski evlerdir. 50 km2’lik bölümü de yaylalardan ibarettir. (Fahmettin Topçu-Muhtar). 1915 yılından itibaren Ermenilerin bölgeyi terk etmesiyle onlara ait olan arazilerin hazineye intikal ettiği ve daha sonra bu arazilerin yerli halka satıldığına dair tapu kayıtlarına rastlanılmaktadır. Köyde tarihî kalıntı olarak Rabat mevkiinde bir adet kilise harabesi bulunmaktadır. Yavuzköy’ün birbirinden ayrı on mahallesi vardır. Artvin’e 71. Şavşat-Ardahan karayolu üzerinde yer almaktadır. Doğu Karadeniz Bölgesi’nde Artvin ili Şavşat ilçesinin doğusundadır. kuzeyinde Kocabey köyü bulunmaktadır. kışları soğuk ve karlı geçer. bitki örtüsü bakımından çok zengindir. Yaz mevsimi sıcak olmasına rağmen bu sıcaklıklar hayatı olumsuz yönde etkilemez. Coğrafî konum Köy. 1996 yılından beri telefon hattı bulunmaktadır. Şavşat’a 6 ve Ardahan’a 44 km uzaklıktadır. Cami Mahallesi. Kışlaklar ve 2000 metre yükseklikteki yaylalar yaz mevsiminin hayat kaynağıdır. Yavuzköy engebeli bir araziye sahiptir. Birinci Dünya Savaşı’ndan önceki yıllarda bu bölgede Ermenilerle birlikte yaşandığı yazılı kaynaklardan anlaşılmaktadır. Ramadangil. Batısında Düzenli köyü. 30 km2’lik bölümü ormanlık. Buranın tahminen 2000 yıldan beri yerleşim alanı olarak kullanıldığı söylenmektedir. Duğabeze. Ancak kanalizasyon şebekesi bulunmamaktadır. Bugün bu mahallenin adı Günkaya olarak kullanılmaktadır. Köyde hayvancılığa uygun çayırlık alanlar mevcuttur. Köyde 1983 yılından beri elektrik. Bu kaynakların suları birleşerek Cerma Deresini oluşturur. Denizden yaklaşık 1600 metre yüksekliktedir. Sırt Mahalle. Şavşat ilçesinin içme suyunun büyük bölümü köydeki bir kaynaktan sağlanmaktadır. Cumhuriyetin ilânından sonra okuma yazma konusunda başarılı çalışmalar yapılarak halkın okuryazarlığı sağlanmıştır. Köyün güney ve güney doğusunda yer alan yamaçlarda iğne yapraklı ormanlar yer alır. Şavşat ilçemize 6 km mesafededir. Her mevsimde yağmur yağar. Tosilar. Bu alanın 20 km2’lik bölümü tarım arazisi. İrili ufaklı dereler ve tepelerden oluşmaktadır. Köyün güney ve doğusu Yalnızçam Dağlarıyla çevrilmiştir. içimi çok güzel olan yumuşak bir sudur. Eski adı Mamanelis’dir. Köyde yaşayan halkın büyük bölümünün Ahıska’dan geldiği ve köyde yaşamaya devam ettiği. Dünya Savaşı sırasında Sahara’da Rus kuvvetlerine karşı gösterdiği kahramanlıktan dolayı Yavuzköy olarak değiştirilmiştir. köknar ve çam ağacının çok olduğu ormanları var. Topçular. Köyü tarihçesi Yavuzköy’ün tarihi hakkında herhangi bir yazılı kaynak bulunmasa da eskiden beri halk tarafından söylenile gelen bir tarihçe mevcuttur. Şavşat içme suyunu Yavuzköy’deki kaynaklardan temin etmektedir. Ayvazgil. Su kaynakları köyün yaylalarının eteklerinden doğmaktadır. bu bölgede hayvancılık yaparak geçimini sağladığı bilinmektedir. Köy içme su kaynakları yönünden çok zengindir. Bitki örtüsü Köy. Özellikle ladin. Taşbaşı ve Tosilar mahalleleridir. İklim Yavuzköy iklim bakımından hem Karadeniz hem de Doğu Anadolu iklimi etkisi altındadır. Ancak bu köyden genç nüfusun göçünü de beraberinde getirmiştir. Yerleşim alanları içinde yoğun olarak meyve ağaçları bulunur. Köyde tüketilen su. Bu ormanların içinde geniş yapraklı ağaç türleri pek bulunmaz.

Sünnet bitince Mevlit okunur. Yolcu olması durumunda öğleden sonra da tekrarlanmaktadır. Kirve adaylarından sünnette koç. Yavuzköy’de bir gelenek: Kirvelik Köyde kirvelik geleneği var. Ancak iletişim daha çok cep telefonuyla sağlanmaktadır. Bu sebeple köydeki bu emekli grubu ve bazı gençlerin teknoloji kullanabilme kabiliyetlerine paralel olarak internet kullanımı da çarpıcı miktardadır. kirvesi olduğu aileyi gözetmek durumundadır. Bir minibüs her gün sabah saat 08. Sabahleyin ayrılan kirve ve sünnetçiye çorap vs. bize Gürcistan’da Ahıska’da görüştüğümüz Hasan Bey Musaddinov da nakletti. İzmir. 60 ve üstü yaşlardaki çiftlerden oluştuğunu. kahve. Bursa. Kirvenin getirdiği vala. Kirve. Doğacak çocuk için ‘Erkek olursa kirvesi benim!’ veya ‘Kirvesi sensin!’ demek suretiyle aileler kirvelik bağı kurabilirler. Önce harpler yüzünden (93 Harbi.alanlar son yıllarda tarım yapılmaması yüzünden çayırlık alanlara dönüşmüştür. Sünnet edilen çocuklardan bazıları cesur olur. diğer bir kısmı da çocukları hayatlarını büyük şehirlerde kazanan yalnız ailelerdi.” demektedir. şeker. çocuğun düğününde geline götürülür. kültürlerini ve dillerini korumayı başarmışlardır. Yavuzköy’de birçok ailenin traktör ve/veya motorlu bir aracı bulunmaktadır. Suya basmak. Kirve. Kirve. emekli olduktan sonra yurdun çeşitli köşelerinden köylerine dönmüş. Şavşat’a 6 km mesafededir. Yavuzköy’de sünnet geleneğini şöyle anlattı: “Kirve. adaylarında meclisin isteklerini yerine getirmede rekabeti kazanan kirve oluyor. Delikanlılardan biri. Buradan da anlıyoruz ki coğrafî olarak bölünmüş olsa da Ahıska Türkleri arasında kültürel bölünmüşlük olmamıştır. Beraberinde de hediye olarak çocuğa giyecek şeyler getirir. hediye edilir. Nüfus Yavuzköy muhtarı Fahmettin Topçu. yalnızca yazın yayla zamanı köye gelmektedirler. Çocuk sünnet edilince davetlilere kirve kahvesi gelir. üstüne güzel bir örtü konmuş bir tepsiyle sünnetçiye bahşiş toplar. Ulaşım Yavuzköy Şavşat-Ardahan karayolunun üzerindedir. Bu sünnet geleneğinin aynısını. Bugün Yavuzköy’de 266 ev olmasına rağmen 150 hane mevcuttur. saat 11.” Bizim Ahıska 45 . Sünnet gecesi davetliler toplanır. Sünnet olacak çocuk sünnet edilmeden hemen önce kaçırılıyor.00’de Yavuzköy’den Şavşat’a. Ardından kirve tütünü ikram edilir. Çocuk yatsı zamanı sünnet edilir. yazma. Böyle durumlarda meclis toplanıyor. emekli olup köye yerleşen devlet memurlarının sayısı çoktur. yemek yenir. mendil. Düzenli gazete okuma alışkanlığı yoktur. Kirve. sigara-tütün ve çocuk için bir vala (gelinin başına örtülen renkli başörtüsü) veya yazma getirir. “Çocukluğumda büyüklerimizden duyduğum kadarıyla köyümüzde bir zamanlar 600 hane varmış. nüfusun geçimine yetmemesinden kaynaklanan sürekli bir göçtür. Şavşat yakın olduğu için ulaşımda köylüler bu araçlarını kullanmaktadırlar. sünnetten sonra eşiyle birlikte gidip sünnet olan çocuğu ziyaret eder. Altmış yaşın üstündeki köylülerde radyo dinleme alışkanlığı görülmekle beraber televizyon daha yaygındır. Beraberinde çay. Kirve sünnet akşamı meclisin talep ettiği şeyleri ‘harfana’ denen ziyafet sofrasında köylülere sunuyor. Bu durumun bizce en önemli sebebi köydeki ekonomik faaliyetin. Bu çiftlerin bir kısmı. eğlenmek amacıyla birini dereye sokup ıslatmak demektir. Ankara gibi büyük şehirlerde yaşamakta. Sünnetçiyle kirve o gece sünnet evinde kalır. Ya iyi arkadaşlar bir- birlerine kirve olmakta yahut da fakir bir aileye yardımcı olmak için hâli vakti yerinde olanlar fakir ailelere kirvelik teklifinde bulunmaktadırlar. Zira sınırlarımız dışında yaşayan Ahıska Türkleri her şeye rağmen geleneklerini.00’de de Şavşat’tan Yavuzköy’e sefer yapmaktadır. Köylülere sorduğumuz “Yavuzköy’ün sizce diğer köylere göre iyi yönleri nelerdir?” sorusuna birçok köylüden “ilçeye yakın oluşu” cevabını aldık. evlerde çok az genç ve çocuk olduğunu gördük. Bu yakınlığından dolayı ilçeyle ulaşım hızlı ve kolay bir şekilde yapılmaktadır. Kirvelik hususunda bir rekabetin yaşandığı durumlar da olur. sünnetçiye hitaben ‘kes de kızına götür’ derler. Kibrinaz İşçi. Kirvelik bağıyla birbirlerine bağlanan aileler birbirlerine karşı maddî ve manevî sorumluluk duymaktadırlar. Yavuzköy’de gençler kirvelerinin kızını alamazlar. sünnet töreninden birkaç gün önceden sünnet evine gelir. Kirveden bahşiş isteniyor. Sünnet düğünü çalgılı ya da çalgısız olabilir. Bu 150 hanenin büyük bölümü İstanbul. Şubat ve mart aylarında yaptığımız alan çalışmaları sırasında köyde kapısını çaldığımız birçok evde yaşayanların. kirveliğinin karşılığında hürmet görür. Kirve bazen çocuk doğmadan da seçilebilir. Çayırlıklar mevcut hayvanların yem ihtiyacını karşılamaktadır. Haberleşme Yavuzköy’de hemen hemen her evde telefon bulunmaktadır. Sünnetçinin ‘Şegirt’ veya ‘Mumcu’ denen bir de yardımcısı olur. Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı kastediliyor) sonra da geçim derdinden çok göç verilmiş. Köyde. kesmesini istiyorlar. Kirvenin verdiği bahşiş beğenilmezse kirve suya basılıyor. Köyde mektupla iletişim kalmamış. ömürlerinin geri kalanını kendi köyünde geçirmek isteyen. kahve içilir. dana vs.

Dillerini. geleneklerini korudular. 1944–1956 yıllarında 12 yıl süren sıkıyönetim ve KGB gözetimi altında hayatlarını sürdürdüler. hatta turist olarak dahi gitmesine izin verilmedi. Kış ortasında Orta Asya çöllerine gelen Ahıskalılar. 20-40 yaş arası 40 bine yakın insanını İkinci Dünya Savaşı’na asker olarak gönderen Ahıskalılar. Birçok gizli teşkilâtlar kuruldu.000’in üzerindeki yerli halkı. 1956 yılından sonra Ahıska Türklerinin Ahıska’ya dönüş mücadelesi başladı. yaşlı hasta. 1956 yılında Stalin’in ölümünden sonra sıkıyönetim kaldırıldı. yüzlerce aile Sibirya’ya sürüldü. Askerler. Böylece daha önceden Rusya’nın hazırlamış 46 Bizim Ahıska . Rus askerleri silâh zoruyla Türklerin evlerine girdiler.000’i çocuk olmak üzere 30. binlerce kişi KGB tarafından cezaevlerine atıldı.” Şimdi insanlık âlemine soruyoruz: Bu insanların suçu neydi? Nerde bu insanların cesetleri? Bunun hesabını kim verecek? Bu yapılanlar soykırım değil de nedir? Ne yazık ki ne Gürcistan devleti ne Rusya ne de eski Sovyetler Birliği yapılanları kabul etmiyor. Bu savaşan insanların aileleri tamamıyla sürgüne gönderildi. çocuk ayrımı yapmadan silâh çekerek bütün insanları hayvan vagonlarına tıka basa dolduruyorlardı. Bu insanları saygıyla anıyor ve ölenlere Allah’tan rahmet diliyoruz. İbrahim AGARA 15 Kasım 1944 tarihinde. Yıldönümü Dr. “Biz Müslüman Türk adıyla Ahıska topraklarına yerleşmek istiyoruz. İnsanlar silâh zoruyla hayvan vagonlarına 80– 100 kişilik gruplar halinde dolduruldular. Kefensiz ve mezarsız cesetler Sibirya’nın beyaz karları üzerinde yırtıcı hayvanlara yem olmuştu. açlıktan ve hastalıktan 17. -15/20 derece soğukta açlık ve yoksulluk içinde yaşama mücadelesi vermeye başladılar. Gitmek istemeyenler. cephelerde 25 bine yakın kayıp verdi. ölenleri trenlerden aşağıya atıyorlardı. Özbek Türkleriyle Ahıska Türkleri arasında KGB’nin provokasyonları sonucunda çıkan çatışmada 300’den fazla Ahıskalı hayatını kaybetti. 1961 yılında kurulan Vatana Dönüş Cemiyeti Başkanı Enver Odabaşı ve arkadaşları. Asgarî insanlık icabı olan her faaliyet için özel izin alınması gerekiyordu. Böylelikle gece vakti vagonlar uzun bir yolculuğa çıktı. Biz. Binlerce insanı birkaç saat içinde kamyonlarla demir yolu boyuna taşıdılar. Rusya’nın metruk köylerine 3-5 aile şeklinde yerleştirildi. Orta Asya ve Sibirya’ya sürgün macerası böyle başladı. bu sürgün gecesini şöyle anlatmaktadır: “Rus askerleri. 5000’den fazla ev yakıldı ve 100. Bir yazar. dinlerini. Ahıskalıların Türk olması ve Türkiye sınırında yaşamasıydı. Fakat Ahıskalıların vatan topraklarına geri dönmesine. soğuk- tan. halkımıza reva görülen bu alçaklığı insanlığın vicdanına havale ediyoruz. KGB’nin baskı ve zulümlerine rağmen Ahıskalılar Ahıska topraklarına dönme mücadelesini korkmadan ve bıkmadan devam ettirdiler. Kırk gün süren bu yolculukta. ağlama.Ahıska Türkleri Soykırımının 65. Rus ordusuna karşı koyanlar.” diye müracaat edince. Bundan dolayı 1989 Özbekistan-Fergana olayları yaşandı. yıllarca hür dünyadan gizli tutuldu. Bu soykırım. Yer gök Allah Allah haykırışlarıyla inliyor.000’den çok insan ikinci bir sürgüne. Sürgünün tek sebebi. birkaç saat içinde sürgüne gönderdiler. herkesin gözü önünde kurşuna dizildi. Sürgün ahali. hıçkırık sesleri kulakları sağır ediyordu! Silâh sesleri ve köpek ulumaları bütün geceyi cehenneme çevirmişti. Sovyetler Birliği’nin önceden aldığı kararı uygulayarak beş ilçenin 220 köyünde yaşayan ve 100. sızlama. 1921 Moskova Antlaşması’yla Gürcistan’a terk edilen Türk yurdu Ahıska’da bir insanlık dramı yaşandı.000’den fazla kişi vefat etmiştir. Merkez komitenin asimilasyon politikasına karşı dik durdular.

Her şeyden vazgeçerim. s. Anlatmaya çalıştığımız bu olay. 199). Bunları hemen her sayımızda kahramanlarının ağzından sizlere sunmaya çalışıyoruz. Bu da Avrupa Konseyi’nin veya diğer güçlerin baskısıyla değil Gürcistan Devleti ve Ahıska Türklerinin isteği üzerine yapılmalıdır. bir soykırımdır. Hiç kimsesi yoktur. vatan toprağımdan asla ve asla vazgeçmem. Esasen Gürcistan.000’e yakın Ahıskalı da Ahıska topraklarına yerleşmek için çaba göstermektedir. Temmuz 2007 tarihinde “40. Hâlbuki Ahıskalılar 65 seneden beri şunu diyor: “Ahıska benim vatanımdır. Türkiye’nin ve Ahıskalı liderlerin çabasıyla Gürcistan Parlamentosu. Babası cephededir. bizim Türk olduğumuzu bir türlü kabul etmek istemiyor. Fakat aradan on sene geçmesine rağmen herhangi bir uygulama gerçekleştirilmedi. Bizler. unutturmayacağız. filmler ve tablolar yapılsa yeridir. İnsan her şeyden vazgeçer ama vatan toprağı ve bayrağından asla ve asla vazgeçemez. 2005 yılında Rusya’dan ABD’ye mecburî olarak göç ettirildi.000’e yakın Ahıskalı. Onu gören veya bilenlerin dergimize haber vermelerini önemle rica ediyoruz. İnsan ihtiyacı olan topraklara çalışkan. Mustafa Kemal Atatürk’ün ifadesiyle. 02. Ahıska Türklerinin Ahıska topraklarına yerleşmek istemesi onların en tabii hakkıdır. Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra bağımsız Gürcistan Devleti. Ahıska Türklerine yapılan bu soykırım Türkiye’yi de tedirgin etti. dürüst ve eğitimli insanlar yerleştirerek ekonomisini canlandırdı. Ricamız şudur: Burada anılan altı yaşındaki kız çocuğu hayattaysa bugün 70’li yaşlarda bir hanım olmalıdır. dedelerimize ve babalarımıza karşı yapılan bu soykırım ve insanlık dramını unutmayacağız. Ben Ahıskalıyım.000’e yakın insan iskânsız göç ederek Türkiye’nin muhtelif yerlerine yerleşmiş bulunmaktadır. 50. Anası da bir hafta önce vefat etmiştir.olduğu senaryo gerçekleşmiş oldu. Ahıska vatan toprağıdır. Eski Sovyet topraklarında yaşayan 400. Ne yazık ki bu yasa da Ahıska Türklerinin Türk ve Müslüman adıyla Ahıska topraklarına yerleştirilmesinden bahsetmiyor. Yıllarda Gürcistan topraklarından sürgün edilen vatandaşların geri dönüşüyle ilgili yasa”yı çıkardı. Letifşah Barataşvili’nin hatıralarında şöyle bir sahne anlatılmaktadır: “Silâhlı bir subay. Hatta bu hadise iç içe birçok faciadan meydana gelmektedir. Bize Meshi demeyi uygun buluyor! Bu uygulama. 1999 tarihinde Avrupa Konsey’ine üye olurken. yırtık pırtık elbiseler içinde. Ahıska Türklerinin kendi topraklarına yerleştirilmesine söz verdi.” (Diderginler. bir bir vagonları gezdiriyor. Diyor ki: Bu çocuk yetimdir. Bakü 1990. Avrupa Konseyi’nin. Her ailenin hatta her insanın ayrı bir faciası vardır. bütün insanlığın vicdanını kanatan büyük bir faciadır. Onu da beraber götürün. Bizim Ahıska Bizim Ahıska 47 . altı yaşında bir kız çocuğunun elinden tutmuş. TBMM. Ahıskalılara yapılan en büyük saygısızlıktır. 15. Kaderine terk edilemez!” Rica 1944 yılı sürgünü. Türk soyunu yok etme teşebbüsüdür. Ahıska’ya gitmek ve orada yaşamak istiyorum. Ahıska topraklarına dönüşle ilgili birkaç defa yasa çıkmasına rağmen Gürcistan Devleti dönüşe engel olmuştur. Ama iskânsız göçler halen devam etmektedir. “Vatan toprakları kutsaldır. Bu facialar arasında biri var ki uğruna ağıtlar yakılsa.07.1992 tarihinde 3835 sayılı Ahıska Türklerinin Türkiye’ye Göç ve İskânına Dair Kanun’u çıkardı.” Bunları duymamalıktan gelmek bir insanlık suçudur. Bazı sebeplerden dolayı (ekonomik kriz ve terör yüzünden) iskânlı göç durduruldu. Bu kanun esas alınarak 180 aile Iğdır’a iskânlı göç etti. Elimizden alınan bu kutsal topraklardan da asla vazgeçmeyeceğiz.

6. Bunların çoğunu Şavşat’ın Akdamla köyünden Vespiye Torun(80)’dan derledik. Ola ki bu nasıl kuş. Delugüna baturdum. taştan gâlur. Ax dedi. Tavux işamaz. Axşama biza gâlan kimidi? Nadur? (Uyku) 69. Sadeca soluğ alur. Uci kürek. Nadur? (Sandık-anahtar) 63. Nadur? (Bişi) 65. Bir baxdım heç yox. Nadur? (1. Dört ayaxli. Nadur? (Sahat) 53. Yilanın ağzında mercan. 51.Goga direk olmaz. Uci sallanur. Yeddi şeya yox dedi. İlidi milidi. 5.) 48 Bizim Ahıska . Alti oynar. Çig yumurta soyulmaz. İçi taş dişi taş. Kemeri var belindan. Yem yiyer göbeğinden. Katır qulun atmaz. Qarannux dereda avi bögürür. ağız) 61. Mercanın ucunda ateş. Dağdan gâlur. Bir baxdım yemyeşil. çamın yarısi. Bir baxdım qapqara. Anan ögünda sallanan nadur? Nadur? (Elek) 56. Quyinin içinda suyi. Ha dolaş ha dolaş… Nadur? (Minare) 52. Atın derısi. Nadur? (Gaz lambası) 64. Nadur? (Selgâh/sel) 55. Bir baxdım top top.Şavşat’ta Söylenen Bilmeceler-II Av. Deniza kopri qurulmaz. Suyun içinda bir yilan. Bir quş gâlur hağıldan. Yıldızlar sayılmaz. Herkeş ona inana. Nadur? (El değirmeni) 62. Yan üsti yatur. Mum dibına işıx vermaz. Gögdan endi bir quş. Tik durur otlar. Nadur? (Kalbur) 58. Demur qapının kilidi. Alti qaynar. Bismillah der misin demaz misın? Nadur? (Kaşık. Nadur? (Ekimden hasada buğday tarlası) 57. 3. Nadur? (İğ) 66. Na içar na yer. Bir küçücük manana. Nadur? (Fener) 68. Ögüna oturdum. Bir kükramiş aslan gâlur. Nadur? (Körük) 60. Bir quyi. Vax dedi. gerısi inca. Nadur? (Sandalye) 67. Dibi qıllanur. Qara qatır. Bir baxdım sapsari. 4. İş görürkan tam yerına varınca. Nadur? (Ot) 54. Üsti qaynar. 2. Üsti oynar. Nadur? (Degirman) 59. Qıça meraqli. 7. Ölüma çare olmaz). Hasan TORUN Dergimizin önceki sayısında verdiğimiz 50 bilmece/açacaktan sonra derlediğimiz diğer açacakları da bu sayıda sunuyoruz.

Nadur? (Güneş) Vesbiye Torun değirmende (solda) Bizim Ahıska 49 . Su üstünda islanmaz. toxum qara. Yer altında paslanmaz. Sekiz ayax. Kara kütük. Yattuği yerda ot bitmaz. Nadur? (Sabun) 99. Nadur? (Sümük) 91. Bilmece bildirmece. Eteklari qat qat Nadur? (Lahana) 100. Cansızdan canni doğar. Bağ ola bayquş ola. Ay angut angutlar. Nadur? (Yumurta-Civciv/çuçul) 89. Nadur? (Quyi/kumaş dokuma tezgâhı) 80. Un bulanur. Taki taki varduğum. Nadur? (İsim) 92. Cemaattan geri durmaz. Nadur? (İnek) 95. Gögda var. Dereda avi bögürür. Yılda gâlur üzümi. Tepesından yumurtlar. Doxsan doxuz cemaat. Anan ögüna dayattım. Dağdan gâlur dağ kimi. qanadi yox. Buni kim bilmiş ola. Nadur? (Kuymak) 73. Nadur? (Mısır ekmeği/Çadi) 97. İçına girduğum. Tek ayax. Oyanda qaya. bayazi haram. qırx buynuz. Sari ziyaya baxtım. Allah yapar yapısıni. Nadur? (Degirman-Un) 87. tadi yox. Nadur? (Cenaze) 76. Egilur su içmaya. Sabaxtan qaxtım. Bir öküzüm var. Nadur? (Mısır) 72. Alaca bulaca boyattım. Nadur? (Beşik) 71. İlmendi galanaçax. İçında sari maya. dil döşürür. İlmendi ilmendi. Fadime pat pat. Cannidan cansız doğar. Yusufi yiyan qurtlar. Biçax açar qapısıni. Tek kayadan geçmaz atım. Nadur? (Öküz arabası/Kağnı) 88. Boz oğlani yola vurdum. Yük yüklasan götürmaz. Babam deve. Boyni egri Nadur? (Soba) 81. Nadur? (Soko/mantar) 82. Nadur? (Şemsiye) 96. Tarla bayaz. Dibından su içar da. Bağırur oğlax kimi. Çek boynuni. başi papax. El üstunda kaydırmaca. bir imam. dört basma. Naydur? (Kapı) 79. Poxi baban canına. İki müezzin. Nadur? (Altın) 90. Nadur? (Gaz lambası) 86. Nadur? (Yılan) 77. Naydur? (Kur’an) 85. buyanda qaya. Nadur? (Ateş) 83. Bayquşlara eş ola. Quyrux dolanur. Qız duvardan enmadi. Nadur? (Kabak/Karpuz) 74. Şekera benzar. Yol altında kapaxli zandux! Nadur? (Mezar) 75. Gögdan endi yera yapuşti. girmem eve. Dallari budax kimi. Uzun tarlanın uzuni. İki tekir bir sallama. El vermasan yol vermaz. Qarasi halal. El ekar. Yer altında kürkli xoca.70. Holuğuna soxtuğum. Dört asma. Nadur? (Kar) 93. Sabağinan qaxtım. Nadur? (Tespih) 98. Nadur? (Kutan-Öküz) 78. Nadur? (Soğan) 94. Qız duvara tırmandi. Çek atım çekmaz atım. Satsan baha gaturmaz. girsın eve. Kenerlarıni gezduğum. Abdes alur namaz qılmaz. Ezduğum mezduğum. El verursan yol verur. Nadur? (Oruç) 84.

hangi boy ve oymaklardan oluştuğu ayrıntılı olarak ele alınmış. görüntü. ayrıca Pontos Krallığını kuran ailenin bir Pers sülâlesi olduğu anlatılmış. Amasya Coğrafyası başlığı altında bölgenin tarihî coğrafyasıyla başlamaktadır.“Amasya’nın Altın Tarihi” Ünal KALAYCI ismiyle ilgili açıklamalar ve bu şehir için tarihte kullanılmış diğer isimlerle ilgili bilgiler verilmektedir.. Son zamanlarda Yunanî anlamda Pontosçuluğun bilimsel temelden yoksun olduğu açıkça ortaya konulmuş. Mukavva kapak içinde 108 renkli sayfadan meydana gelen kitabın ebadı da dikkat çekici. Pontos dönemi. Asıl bahisler. geniş bir şekilde ele alınmış. mat ve parlaklığın birleştiği sayfalara serpiştirilmiş tam 74 resim. hangi kabilelerden. 28) ifadesi. Amasya halkı başlığı altında. Pontos dönemiyle başlanmış. Hatta bir albüm karıştırdığınız hissine kapılıyorsunuz. 5000 Evlâd-ı Fâtihan’ın ve Şirvanîzadeler’in de vilâyete iskânı.. Sarı. Pontos ismiyle ilgili iddialar ve bunlarla ilgili izahlar verilmiş. Sanki daha şirin. bu bölümde dikkatimizi çeken bilgiler arasında. Bunlar içinde “Pontos isminin aslı Pon olup bu da Hun isminin bozulmuş şeklinden ibarettir” (s. 63 yılında Romalıların Pontos Krallığına son verişi anlatılırken şu satırlar üzerinde uzunca düşün- Yunus Zeyrek tarafından yazılan ve Amasya Valiliğince bastırılan “Amasya’nın Altın Tarihi” adlı kitap okuyucuyla buluştu. Altı ana başlık ve bu başlıklar altında çeşitli alt başlıklardan oluşan eserin sonunda da zengin bir kaynakça görüyoruz. Bunlar arasında Yunanlardan önce şehrin sakinlerinin Türkler olduğu ve şehrin isminin Âmas adında bir kişiye dayandığı iddiası dikkat çekiyor. Amasya 50 Bizim Ahıska . fotoğraf. kaynaklara dayanılarak Amasyalıların hangi kavimlerden. MÖ. harita vb. Ayrıca 1921-Moskova Antlaşması’yla Sovyet Gürcistan’ına bırakılan Batum’un Müslüman halkının bir kısmının da buraya yerleştirilmesi. Kitabın ilk sayfalarında Vali Halil İbrahim Daşöz’ün Takdim’i ve eserin yazarı Zeyrek’in Önsöz’ü yer almaktadır. Yine Amasya için farklı dönemlerde Bağdadü’r-Rûm’dan Kasrü’s-Selâtîn’e kadar on ayrı ismin kullanıldığı belirtiliyor. Amasya Tarihinin Ana Çizgileri başlığı altındaki bahislere. âdeta kartpostal edasıyla sizi kendine çekiyor.

1175’te Danişmend ilinin Selçuklular tarafından fethiyle başlayan yeni dönem. Esat Uras ve İsmail Hami Danişmend gibi renkli şahsiyetler başta olmak üzere on sekiz portreye yer verilmiş. bu eserin süzme bilgilerle meydana getirildiği anlaşılmaktadır. ciddî kaynaklar ışığında ele alınmış. Kadı Burhaneddin Beyliği ve bunlara paralel olarak muhtelif bahisler. Çelebî’nin Amas- ya tasviridir. medreselerinden kervansaraylarına kadar pek çok şeyden bahsetmiş. Amasya’nın 1068’de Selçuklular tarafından fethi ve bu noktada Danişmendli dönemi ve kültür hayatımız için çok önemli eserlerden biri olan Danişmendname’den yararlanılmış. Beşinci ana başlık altında ‘Amasya’da Yetişen Ünlüler’ kısa kısa tanıtılmış. Evliya Çelebî’nin ünlü Seyahatnamesi’nde yer alan Amasya’yla ilgili bahislerden meydana gelmektedir. Âşık Paşa. Kitapta. İsmi de cismi de altın olan bu esere emek veren müellifi ve eseri gün yüzüne çıkaranları tebrik ediyoruz Not: Kitap için iletişim telefonu 0358 218 49 80. Kitabın arkasında yer alan kaynaklardan ve kuvvetli bir dil ve üslûp üzerine kurulan metinlerden. Mihrî Hatun. II. Çepeçevre alanı 9060 adımdır…” (s. Bilhassa Merzifon’da Amerikan Koleji adındaki okulun yaptığı yıkıcı etkiler millî bir duyarlılıkla çarpıcı bir şekilde dikkatlere sunulmuş. “Kalesi göklere doğru yükselir. ev damları görünür ki bir iç kaledir. Murad. Şeyh Bedrettin isyanı yine Amasya ile anılan olumsuz şeyler olarak kitapta yerini almış. BİZİM AHISKA DERGİSİNİ OKU OKUT ABONE OL ABONE BUL TAVSİYE ET SADECE 25 TL POSTA ÇEKİ NO: 403 598 Bizim Ahıska 51 . kitabı zenginleştirmiş.memizi gerektiriyor: “Roma döneminde Hristiyanlığı kabul etmesi için büyük baskı ve zulüm yapılmıştır. Bunlar arasında kimler yok ki: Çelebî Mehmed. 1353 yılından sonra Amasya’nın Osmanlı yönetimine geçmesi ve sonrasında Amasya’da yetişen. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa. Fatih. Atatürk’ün el yazısıyla yer verilen Amasya Tamimi. Akşemseddin gibi büyük âlimlerin de bu kişiler arasında yer aldığını okuyunca şaşırmadık desek yalan olur. her şehre nasip olmayan ve okuyucuyu sıkmayan nefis bir kitap. Şehzade Alaeddin. son dönemde Amasya ile özdeşleşmiş tarihî bir olay olarak kitapta yerini almış. Açık havada öğle zamanı. Amasya’nın camilerinden ziyaretgâhlarına kadar. çocukluğu burada geçen şehzadeler dönemi de renkli bir üslûp ve resimlerle verilmiş. Amasya’yı kuruluşundan günümüze kadar bir belgesel tadıyla anlatmış. Bu bilgiler sistemli hale getirilerek yirmi beş alt başlık altında verilmiş. kale içindeki cami minareleri. Kitabın son bölümü. Dipnotlara boğulmayan ama verilen her bilginin de kaynağı bir şekilde ifade edilen eser. Yavuz. 87) ifadeleri. Seyyid Nigârî. Baba İshak isyanı. Millî şuurla yazılan bu kitabı okuyan bütün Amasyalıların böyle haşmetli bir mazinin üzerinde durdukları için kendilerini daha güçlü hissedeceklerine şüphe yok. Teodos zamanında Hristiyan olmayan tek kişi kalmamıştır. bu bahisleri Seyahatname’nin aslından alarak kullanmış. İlhanlı ve Artana dönemleri. “Eski Komşularımız: Ermeniler” başlığı altında Ermeni faaliyetleri anlatılmaktadır. Zeyrek. hazin bir şekilde hayata veda eden Şehzade Mustafa… Timur’un 1402’de Amasya’yı alması. 37) Roma ve Bizans döneminden sonra başlayan Selçuklu Türk devirleri sırayla ele alınmış. Amasya’nın Altın Tarihi.” (s. Bayezid. mavi bulutlar içinde kaybolur. dile hâkim bir ustanın etkileyici üslûbuyla kaleme aldığı. Şehzade Ahmet. II. Evliya Çelebî. Zirvesindeki burçları ve çok yüksek surları. görev yapan.

Daha sonra Andican’da ancak onuncu sınıfa kadar okuyabildim. Bunu müteakiben binlerce hemşehrimiz Türkiye’ye geldi. Özbekistan’dan mecburen çıkartılarak Rusya başta olmak üzere dünyanın dört bir yanına savruldular Türkiye Cumhuriyeti. Gürcülerle çok iyi geçiniyorduk.Zaim Dedenin Anlattıkları Nilüfer DEVRİŞEVA Ahıska Türkleri. 1944 sürgününden sonra 1989’da çıkan Özbekistan’ın Fergana Vadisinde patlak veren olaylar sonucu ikinci bir sürgünle karşı karşıya kaldılar. Ahıska’daki hayatını. Çünkü o zamanlar Ahıskalıların durumu çok kötüydü. 1944 felâketinde. düşünen gençlerimiz ve hiçbir zaman yardımını esirgemeyen Türkiye Devletidir. 2009 yılı yazında yaptığım Türkiye seyahatimde Bursa’da yaşayan Zaim dedeyle konuştum. acımasız askerler vardı. Bu bile büyük bir şanstı benim için. Yaşlılar emekli maaş alamıyorlar. İstanbul ve Denizli’de birçok Ahıskalı yaşamaktadır. Size göre halkımız bir araya nasıl gelir. Sürgünün ilk yılları açlık susuzlukla geçmiş. kısaca sürgünü nasıl hatırlıyorsunuz? Sürgün çok ağır şartlarda geçti. kızım nerede olursak olalım bir araya gelmedikçe bu sıkıntılar hep olacak. Zaim dedenin Özbekistan yılları bin bir sıkıntıyla dolu. Azim ve gayretle yıllar sonra ev bark sahibi olmuş. Türkiye’de yaşamak nasıldır? Burada da sıkıntınız var mı? Evet. O zamanlar her şey iyiydi. Sovyetler Birliği’nin dağılma sürecinde yalnız kalan Ahıska Türklerinin elinden tutmak amacıyla. Bu olaylarda yüz bine yakın Ahıskalı. O şartlar altında yaşama mücadelesi vermek gerçekten çok zordu. Ölüleri vagonlardan alıp dışarıya vahşice atıyorlardı. Bizleri sırf Türk olduğumuz için yerli halka nefret ettirdiler. Huzursuzluk yoktu aramızda. sürgünü ve Türkiye’deki yaşayışı sordum. Bugün Bursa başta olmak üzere İzmir. Türkiye’ye baktığımızda şu anda birçok Ahıskalı işsiz. Böyle olunca da hayat zorlaşıyor. Bir grup Ahıskalıyı getirip Iğdır’a yerleştirdi. Yetmiyormuş gibi evlerimizden barklarımızdan kopararak binlerce kilometre uzaklara sürgün ettiler. Sanki aynı millettenmiş gibiydik. 1930’da Ahıska’nın Mugaret köyünde dünyaya gelmiş. Diğer vagonlarda durum çok kötüydü. nereden bilecektik… Tatsızlık. Açlık. Bizim vagonumuz yine iyiydi. Zaim dede. Yemek oralara kadar yetmiyordu. bir problemimiz yoktu. Korkumuzdan kimse itiraz edemiyordu. Bunu yapacak olan da eli kalem tutan. Gürcülerle aynı mektepte okumamıza rağmen hiçbir ayrım söz konusu değildi. Zaim dede şimdi altı çocuğu ve torunlarıyla beraber Bursa’da mutlu bir hayat yaşamaktadır… Zaim dedeye Ahıska’dayken okula gidip gitmediğini soruyorum. Bugün bizlerin bu durumu zalim Stalin’in kurduğu planlarının eseridir. Bu yüzden sürgün dönemindeki gençler eğitimsiz kaldılar ve geçimlerini tarlada gece gündüz çalışarak sağladılar. Tam altıncı sınıfa kadar Gürcü mektebinde okudum kızım. Özbekistan’ın Andican vilâyetinde sürgün treninden indirilmiş. 52 Bizim Ahıska . Peki. 1954’te de ailece Namangan vilâyetinin Kogay köyüne yerleşmişler. vatan topraklarında nasıl toplanırız? Her şey bizim çabamıza isteğimize bağlı kızım. Yıllar önce vahşice koparıldığımız topraklara geri dönmek en büyük hakkımız. Bizden başka sürgüne maruz kalan diğer milletlerin hepsi vatanlarına geri döndüler. Kırk gün boyunca hayatta kalabilme savaşı verdik. bazı çalışmalar yaptı. Çoğunun çalışma izni ve sigortası yok.07.1992 Tarihli 3835 Sayılı Ahıska Türklerinin Türkiye’ye Kabulü ve İskânına Dair Kanun’u çıkardı. Bu sürgün nereden çıktı? Sürgünün belirtilerini hiç hissetmediniz mi? Sürgünden önce iyi bir hayatımız vardı. Bazı maddî sıkıntıları olsa da. Hayatta kalabilenler bugün buralara kadar geldik. uzaklarda kalan yakın akrabalarını özleseler de onlar Türkiye topraklarında bulunmaktan son derece memnunlar. anlaşmazlık yoktu. susuzluk ve soğuk bir arada yaşanıyordu. Bizler sadece birbirimizden kopuk vaziyette gurbetlerde yaşıyoruz. Dileğim inşallah bir gün bütün Ahıskalılar vatan topraklarında bir arada yaşarız. Türkiye’de sosyal hayata ve kültürel faaliyetlere katılma yönünden bir sıkıntıları yok. yemek veriyorlardı. Tek isteğimiz bu problemlerin çözülmesi ve huzurumuzun bozulmaması. 2005’te de ailece Türkiye’ye göç etmişler. Başarılı bir şekilde okuluma devam ederken sürgün edildik. Herkes çalışıp çabalama derdindeydi. 02. Bize yapılanlar Rusların kurduğu bir oyundur kızım. Sert bakışlı. Eğitim en son plana atılmıştı.

gerek görevi sırasında yaptığı her türlü desteğiyle gerekse veda töreninde Başkan Mürefeddin Sakıboğlu’na gösterdiği yakınlıkla göstermiş oldu. Bu zaman zarfında denilebilir ki Alpman. Kırgızistan’daki bütün Ahıska Türklerine teşekkür etti.. gerek ekonomik ve gerekse kültürel yönden çok başarılı diplomatlık yaptı. Gelecekte nerede olursam olayım. Kırgızistan Dışişleri Bakanı Yardımcısı Ruslan Kazakbayev olmak üzere birçok Kırgız-Türk işadamları ve diplomatlar katıldı. mutluluk ve başarılar dilediler. Bişkek’e veda etti. Kırgızistan Ahıska Türkleri adına teşekkürlerini ileten Başkan Mürefeddin Sakıboğlu. Alpman.. Hayat Oteli’nde düzenlenen veda programına. Ahıskalıların yoğun olduğu köyleri de dolaşarak insanların dertleriyle yakından ilgilendi.. Ahıskalıların gönlünde taht kurmuştu.. Göreve başladığı günden bu yana Kırgızistan-Türkiye arasında kurduğu sıcak ilişkilerle gerek siyasî. Büyükelçi Serpil Alpman’ın görev süresinin sona ermesi dolayısıyla Bişkek’te veda programı düzenlendi. Nilüfer Devrişova POSOF DERNEĞİNİN İFTARI 2005 yılından beri Türkiye Cumhuriyeti’ni Kırgızistan’da temsil eden Büyükelçi Serpil Alpman. “Ahıska Türklerini hep güzel duygularla hatırlayacağım. Büyükelçi Serpil Alpman’a meslektaşları tarafından birbirinden güzel hediyeler verildi. Ahıska Türklerine verdiği değeri.Haberler. 5 Eylül akşamı hemşehrilere bir iftar yemeği verdi. bu halkın vatana dönmesi için elimden gelen her türlü gayreti göstereceğim. Alpman. son iki seneden beri yerini sıcak ilişkilere bırakmıştı. Ahıskalılar.. Büyükelçi Alpman’a bundan sonraki meslek hayatında sağlık. Ankara’da faaliyet gösteren Posoflular Derneği.” dedi. BÜYÜKELÇİ SERPİL ALPMAN BİŞKEK’E VEDA ETTİ Ahıska Türkleri tarafından düzenlenen toplantılara ve konferanslara katılan Büyükelçi Alpman. Alpman’ın veda programına Kırgızistan Ahıska Türkleri Derneği Başkanı Mürefeddin Sakıboğlu da katıldı.. Haberler. Haberler. Kızılay-Enerji Otel’de verilen yemeğe çok kalabalık Bizim Ahıska 53 . Serpil Alpman. Serpil Alpman’ın Büyükelçilik görevine başladığı ilk zamanlarda Ahıska Türkleriyle arasında hissedilen mesafe. Alpman’a deri kaplı bir satranç hediye etti.

Bu küçük hemşehri toplantısında da sohbet Bizim Ahıska ve Posof üzerineydi. atalarının yaşadığı topraklara dönmüş bulunmaktadır. bunu bir başlangıç olduğunu ifade ederek daha sonra bu sayının artması için gerekenin yapılacağını bildirdi. ertesi günü dergimizi ziyaret etti. Bizim Ahıska 54 Bizim Ahıska . Bayramlaşmada derginin Genel Yayın Yönetmeni Yunus Zeyrek ve Yayın Kurulu Üyesi Prof. Henüz okullar yeni açıldığından bütün öğrenciler Ankara’ya gelmemişlerdi. Bu cümleden olmak üzere Posof Kaymakamlığı. MKEK (Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumu) Müfettişi Mehmet Öztürk ve Karayolları Genel Müdürlüğü Daire Başkanı Laçin Akçay da iştirak ettiler. 21 Eyül’de dergimizin idarehanesinde bir araya geldiler. Ankara’da bulunanlardan bir grup. Ahıska’ya dönmüş ailelerden biri olan Abamüslim ve Dilara çiftinin Azerbaycan’da okula başlayan ilköğretim çağındaki oğlu Yaşar Arifov’u Posof Halitpaşa YİBO’ya kabul etti. Çok duygulu bir ortamda gerçekleşen iftar programına Posof Kaymakamı Muammer Köken de katıldı. İlyas Doğan da bulundular. civarında aile. Posoflu kardeşlerinin arasında okumanın sevincini yaşamaktadır. Aşağıdaki fotoğraf. Avrupa Konseyi süreciyle 1944 yılında sürgüne giden Ahıska Türklerinin vatana dönüşüne dair kanun çıkardı.bir hemşehri grubu iştirak etti. Kaymakam Köken’i makamında ziyaret ederek memnuniyetlerini bildirdi. Bugün Ahıska’da 50 Yaşar’ın anne ve babası Posof kaymakamıyla. Yaşar’ı sınıf arkadaşlarıyla tanıştırdı ve her türlü ihtiyaçlarının karşılanacağını söyledi. DERGİMİZDE BAYRAMLAŞMA Ahıskalı gençler. Ankara’da yaşadıkları hâlde büyük şehir şartlarında kolay kolay bir araya gelemeyen dostlar adeta hasret giderdiler. Aile. AHISKALI YAŞAR POSOF’TA OKUYACAK Gürcistan Parlamentosu. Halitpaşa Yatılı İlköğretim Bölge Okulu Müdürü Alpaslan Tekel. İlköğretim Müfettişi Arif Kartal. Ramazan Bayramının ikinci günü. Bazı aileler ise bu süreci beklemeden kendi imkânlarıyla ata yurduna döndüler. Bizim Ahıska dergisi. Posof Kaymakamı Sayın Köken’i bu örnek davranışından dolayı tebrik eder. Ahıskalı hemşehrilerine kardeş eli uzatmanın gayreti içinde. sınıfa kaydolan Yaşar. Bizim Ahıska bürosunda buluşarak bayramlaştılar ve sohbet ettiler. Posof Kaymakamı Muammer Köken. Bu ziyarete Ankara Dernek Başkanı İrfan Topçu. 2007 yılında. Dernek Başkanı İrfan Topçu ve Kaymakam Köken birer konuşma yaptılar. Posof Kaymakamı Muammer Köken. Etimesgut Dernek Başkanı Aydemir Yaşar. 2008 ve 2009 yılları boyunca vatana dönüş için Gürcistan makamlarına müracaatlar devam etmektedir. o günün hatırası olarak kaldı. Bu yıl 8. Tabii ki hayata yeniden başladıkları memlekette başta eğitim olmak üzere alt yapı imkânları hayli sınırlı. Ahıska’ya açılan Türkiye kapısının merkezi Posof. Dr.

Onlara. Sürgünden dönen bir kısım Ahıskalı kardeşlerimiz.Posof Bizim Ahıska Türkiye Diyanet Vakfı. 55 . Yüzyıllardan beri Müslüman Türk ahalini yaşadığı ve ezanları semalara seslenen Ahıska. ata yurtlarına dönen Ahıska Türklerine kurban bağışı yaptı.YILLAR SONRA AHISKA’DA CUMA NAMAZI kılıyorlar. Posof ilçe Müftüsü Şükrü Küçük başkanlığındaki bir heyet. Hep birlikte Ahıska hayvan pazarına gidildi. Namaz vaktinin gelmesiyle içeride ezan okunuyor. Cemaat toplanıncaya kadar hoca Kur’an okuyor ve vaaz ediyor. Piyasa yoklaması yapıldı. Normal ev salonu olduğu için minberi yok. ya yıkıldı. burada kurban olarak kesilecek hayvanların fiyatları hakkında bilgi aldı. Bir gün o camilerde de namaz kılacağız diyerek yarınlara umutla bakıyorlar. Namaz sonrasında herkesin mutlu olduğu gözlerinden okunuyor. Kurban Bayramı münasebetiyle burada bir kurban kampanyası düzenleneceğini söyledi. Kiliselerin faal olduğu Ahıska’da tarihî Ahmediye Camii müze olarak kullanılırken çevre köylerdeki camilerden yıkılmamış olanlar da samanlık olarak kullanılmaktadır! Ahıskalılar. İmam hutbeyi ayakta okuyor. İleride çoğaldığımızda hükümetimizden cami talebimiz olacaktır. Ahıska’da faaliyet gösteren Mesket Türkleri Derneği Başkanı Hasanbey Müseddinoğlu. Camiler ya kapatıldı. Ahıska’ya giderek incelemelerde bulundu. Halil İbrahim Ataman . aileleri evlerinde ziyaret etti. yıllarca sürgün yaşamalarına rağmen hâlâ umutlarını yitirmemişler ve Allah’ın her şeye kadir olduğuna inanıyorlar. Bu inceleme sonucunda 50 adet kurban hissesi satın alındı. Kurban bayramının birinci günü yine Diyanet Vakfı kontrolünde kesilecek kurbanlar Ahıskalılara emanet olarak teslim edildi.” dedi. 1944 sürgünüyle karanlığa gömüldü. Zira yıllar sonra da olsa. “Şimdilik vatana 50 aile geldi. Heyet. Ahıska’da faaliyet gösteren dernek temsilcileriyle de görüştü. ya da samanlık olarak kullanıldı. Müslüman Türk olarak ata yurtlarına dönmenin huzurunu yaşıyorlar. 65 seneden beri azan okunmayan ve cemaati sürgün edilmiş olan Ahıska’da artık cemaat var ve Cuma namazı kılınıyor. Posof Müftüsü ve beraberindeki heyet. şimdilik cuma namazlarını bir evin salonunda TÜRKİYE DİYANET VAKFI’NDAN AHISKA’YA 50 KURBAN Ahıska’ya dönerek hayata vatanda devam eden kardeşlerimizi Diyanet Vakfı yalnız bırakmadı.

sürüldükleri yerde andılar. Çok duygulu anların yaşandığı programda gençler de konuştular. Gelecek günlerde daha çok hemşehrimiz gelecektir. Sürgünü yaşayan Mehemmet ve Mustafa dedeler o günü anlattılar. O günleri yaşayanlar. Bu istasyonda halkın nasıl toplandığını ve vagonlara nasıl doldurulduğunu. Ahıska’ya dönmüş olan hemşehrilerimiz katıldı. sürgünde ve sürgünden sonra aramızdan ayrılmış olan hemşehrilerimizi rahmetle anmak için toplandık. Yapılan konuşmalardan sonra Ahıskalı Şevket Hoca Kur’an okudu. Bu yük vagonlarıyla sürüldük! Mehemmet ve Mustafa dede İsmail Molidze’nin konuşması. Şühedaya dualar gönderildi. konuşmasında şu sözlere yer verdi: “Şimdili vatan toprağına 50 kadar aile dönmüştür. Bunları anlatırken gözyaşlarını tutamadılar. yaşadıkları vahşet gününü anlattılar. Bugün burada. Onların ruhunu şâdetmek için Kur’an okuyacak ve dualar göndereceğiz. Program. baba ve dedelerinden dinledikleri acı hatıraları dile getirdiler. Haçapurlar yenildi ve çaylar içildi. Allah. Tam 65 sene önce bugün. bu millete bir daha böyle acılar göstermesin. Hatıra Fotoğrafı 56 Bizim Ahıska . bunların cenaze namazı kılınmadan Rus askerlerince arazilere atıldığını anlattılar. Bir mahşeri andıran 14-15 Kasım 1944 gecesi.” Halkın sürgün trenine bindirildiği demiryolu istasyonuna gidildi. Vatana dönen hemşehrilerimizin sıkıntılarını Gürcistan hükûmetine daha kolay iletmek amacıyla Cemiyetimiz faaliyettedir. şimdi vatana dönmüş olan aileler tarafından adeta yeniden yaşandı. Ahıska’da faaliyette bulunan Gürcistan Ahıska Türkleri Vatan Cemiyeti tarafından düzenlenen anma toplantısına. bu meş’um/uğursuz günü. Bu acı hatıralarla büyüdüklerini ve bugün vatanda bu programı düzenlediklerini söyleyerek şimdi vatanda olmanın sevincini yaşadıklarını ifade ettiler. açlık ve hastalıktan sayısız insanın öldüğünü. 15 Kasım pazar günü. Bu ikramdan sonra sofra duası edildi. Cemiyetin Tiflis Merkezi Başkanı İsmail Molidze’nin açış konuşmasıyla başladı. vagonlara doldurularak buralardan sürülmüşlerdi. Onlar.Ahıska’da Hazin Bir Anma Töreni Halil İbrahim ATAMAN Aradan tam 65 yıl geçmesine rağmen acılar hâlâ unutulmadı. 65 sene sonra vatana dönen Ahıskalılar. Yolculuk esnasında soğuk. ana. Molidze. o günlerin acısını yaşayarak anlattılar.

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful