BİZİM AHISKA

Üç Aylık Kültür Dergisi Yerel süreli yayın

Editörden
Muhterem Okuyucu, Kış mevsimi gelirken Bizim Ahıska dergisinin sonbahar sayısı size ulaşmış oluyor. Halkımızın 65 sene önce ana vatan Ahıska’dan sürgüne gönderildiği bu günlerde, dergimizin sayfalarını karıştırırken nasıl duygu ve düşünceler içinde olacağınızı şöyle böyle tahmin ediyoruz. Evet, dile kolay, tam 65 sene geçti o vahşetin üzerinden. Biz bu sayımızda sürgün hatıralarına daha çok yer vermeye çalıştık. O günleri anlatanlar, o zalimlikleri yeniden yaşıyorlar adeta. “Allah böyle bir günü kimseye göstermesin.” diyorlar. Ama tarih unutmayı asla affetmez; unutanı da unutur! Nerede olursak olalım, yaşananları unutmamak, kültürümüzü her hâl ve şartta yaşatmak mecburiyetindeyiz. Aklı başında toplumlar da böyle yapıyorlar. Aksi takdirde ya yeni felâketleri yaşayacağız yahut da kaybolup gideceğiz. Arkadaşımız Orhan Uravelli, sürgün belgelerinden bazılarını Rusçadan tercüme etti. Bu belgelerin, gençlerimize, insanlık âlemine, günümüzün ve yarının tarihçisine hitap edeceğini düşünüyoruz. Bendeniz, Kars, Ardahan ve Batum bölgesini içine alan Elviye-i Selâse’nin 1878-1921 tarihleri arasındaki macerasını kaleme aldım. Bu sayıdan itibaren dergimizin sayfalarında okuyacaksınız. 15 Kasım 1944 Sürgünüyle ilgili hatıralar ve portreleri merakla okuyacağınızı umuyoruz. Sürgünü yaşayan Bahadır Metan Enveroğlu, 65. Yıl duygularını yazdı. Ahıskalı gençlerimizden Melike İdris, Nilüfer Devrişova, Sabir Askerov, Şahismail Binalioğlu ve Ali Alioğlu’nun yazıları, farklı ağızlardan derlenen sürgün hikâyeleridir. Bu sayıda, Hasan Torun, Ünal Kalaycı, Turgay Akkoyun ve Ülkü Önal, kültürümüzün muhtelif yönlerini ele alan yazılar hazırladılar. Bütün arkadaşlarıma gönülden teşekkür ederim. Haberler ve diğer yazılar… Her sayıyı daha güzel bir şekilde sizlere sunmanın gayreti içindeyiz. Maddî ve manevî desteğe her zaman ihtiyacımız vardır. Ahıska’yla ilgisini kesmeyen, oraya gelen hemşehrilerimizle ilgilenen; Posof’ta ve çevrede dergimizin daha çok kişi tarafından okunması için samimî gayretini esirgemeyen Posof Kaymakamı Muammer Köken Beye içten teşekkürlerimizi sunarız. Baki selâm ve dua ile. Yunus ZEYREK

Yıl: 6 Sayı: 16 Sonbahar 2009 ISSN: 1305 -1997 Sahibi ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Yunus Zeyrek Yayın Kurulu Nevzat Pakdil, Prof. Dr. Yavuz Akpınar Prof. Dr. İlyas Doğan, Dr. Ali Kurt Ünal Kalaycı, Orhan Uravelli Yunus Zeyrek Redaksiyon Nusret Kopuzlu Yönetim Adresi Varlık Mah. Beypazarı Cad. No:39/1 Akköprü-ANKARA Tel: 0312 342 49 12 Kapak Ölüm Treni / Rüstem Eminov Haberleşme P. K. 24 Maltepe-ANKARA www.ahiska.org.tr e-posta zeyrek.y@gmail.com bizimahiska@ahiska.org.tr Posta Çeki Nu. 403598 Banka: Akbank Gazi Şubesi Hesap No: 932-85894 Tasarım - Baskı Payda Yayıncılık İnkılap Sk. Örnek İşh. 8/68 Kızılay/ANKARA Tel: 0.312.435 98 43 • www.paydayayincilik.com Baskı Tarihi : 20 Kasım 2009

Okuyucularımızın ve hemşehrilerimizin Mübarek Kurban Bayramını en samimî duygu ve dileklerle tebrik ederiz.

Bizim Ahıska
Bizim Ahıska

1

Bizim

Sonbahar 2009

Ahıska
19 24 32 30 44 54
2
Bizim Ahıska

1 Editörden 3 Ahıskalılara Mektup: Vatanda Hayat Var! Bizim Ahıska 4 Bu Halkın Talihiyle Oynamak Olmaz! Prof. Dr. Şamil Gurbanov 7 Bir Gecenin İçinde (şiir) Şahismayil Adigönlü Resmî 8 SovyetUravelli Belgelerinde Ahıska Sürgünü Orhan 12 Doksan Üç Harbi ve Esaret Yılları-I Yunus Zeyrek 18 Ahıskalı Çınar Ana Nilüfer Devrişova 20 Kırgızistan’da Yaşayan Ahıska Kürtleri-I Nilüfer Devrişova 24 Ahıskalı Raziye Nine Anlatıyor Sabir Askerov Ahıskalı Gazi ve Şehitler 26 Muhammet İzzetoğlu 25 Ahıska Manileri Sabir Askerov 28 Sürgünde Aşk ve Hüsran Melike İdris 30 Rahim Dedenin Dramı Şahismail Binalioğlu 31 Kara Vagonlar (şiir) Şahismayil Adigönlü 32 Makbule Nine Konuşuyor Ali Alioğlu 34 Ardanuç’ta Kış Hazırlıkları Ülkü Önal ve Çevresinin Eğlencelik Oyunları 38 PosofKalaycı Ünal 42 65 Yıl Geldi Geçti Bahadır Metan Enveroğlu 44 Şavşat’ın Şirin Bir Köyü: Yavuzköy Turgay Akkoyun 46 Ahıska Türkleri Soykırımının 65. Yıldönümü Dr. İbrahim Agara 48 Şavşat’ta Söylenen Bilmeceler-II Hasan Torun “Amasya’nın Altın Tarihi” 50 Ünal Kalaycı 52 Zaim Dedenin Anlattıkları Nilüfer Devrişova 53 Haberler

Ahıskalılara Mektup:

Vatanda Hayat Var!
Bizim Ahıska

Yıllar var ki insanoğlu gezegenlere tırmanmaktadır. Hatta yakın zamanda, su olup olmadığını anlamak için Ay toprakları bombalandı. Sadede gelecek olursak, bir zamanlar atalarımızın şen-âbâd yaşadığı vatanımız Ahıska topraklarında, insanoğlunun aradığı su, hava ve ekmek ziyadesiyle var. Bir vahşet tablosundan başka bir şey olmayan 1944 sürgününün üzerinden tam 65 yıl geçti. 1944 Kasımında halkımızın bahtı kararmıştı bir kere. Talih yüzüne gülmedi. Halk, sürgünden sürgüne gitti. İçinde vatan olmayan göç hareketlerinin hangisi gönüllü olabilir ki… Halkın bir kısmı, ilk sürgün yerleri olan Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan’dan ayrıldı. Stalin’in cehenneme gittiği 1953’ten sonra vatana dönüş çabaları hep sonuçsuz kaldı. Bir kısım hayatlar, 1958’de önce Azerbaycan, 1989-Fergana olayları sonrası Rusya ve Ukrayna’da yaşamaya devam etti. Ardından Türkiye ve ABD eklendi. Ama bunların hiçbiri vatan hasretini dindiremedi. Hiçbiri, halkımızı bir vatan gibi kucaklamadı. Aksine ayrılıklar, hicranlar daha da çoğaldı. Gönüllü veya gönülsüz de olsa, Gürcistan, bir devlet olarak 1944 sürgünün kabul etmiş, 2007 yılında vatana dönüşle ilgili bir kanun çıkarmıştır. Bu kanun, birtakım yanlış, noksan ve belirsizliklerine rağmen, vatanın kapısını aralamıştır. Ama selim bir akılla düşündüğümüz zaman, halkımızın vatana dönüş arzusu ve gayretiyle bu aralığın derecesini tayin edeceğimiz kesindir. Söz konusu kanuna göre müracaat ederek uzun süre beklemeye gerek görmeyen bir kısım hemşehrilerimiz, bugün Ahıska’da yaşamaktadırlar. Hangi vicdan, elli civarında aileden meydana gelen bu canları orada böyle küçük bir grup hâlinde yaşamaya terk etmek ister?

Vatana dönüş için müracaat süresinin dolmasına az bir zaman kaldı. 2009 yılıyla birlikte bu süre de dolmuş olacak. Yarım milyona yakın bir halkın hiç olmazsa 2030 bini vatana dönmezse, tarih bunun hesabını hem Türkiye Cumhuriyeti’nden hem de tek tek bizlerden soracaktır. Ve bu topraklarda kalan atalarımızın ruhu peşimizi bırakmayacak, iki yakamız bir araya gelmeyecektir… Artık kimse bizi Stalin dönemi metotlarla korkutmamalıdır. Büyük ve güçlü bir Türkiye’nin komşusu olan Gürcistan da, hiçbir zaman kendisine zararlı bir unsur olmamış Ahıskalılar hakkında, mide bulandırıcı söz ve hareketlerden kaçınmalıdır. İşte görüyoruz: 65 seneden beri bu yurdun insanı gurbetlerde çile çekerken bu toprakların da yüzü gülmemiştir. Bir zamanların paşa konakları, tüccarı, geleni gideni olan Ahıska başta olmak üzere, Adigön, Abastuban, Azgur, Aspinza ve Hırtız’ı görenlerin içi yanmaktadır. Zira bu güzel memleket, melûl mahzun bir hâldedir. Hâlbuki burada, çalışan, alın teri döken insandan başka her şey var! Tabiat bütün güzelliği ve cömertliği ile bizi bekliyor. Aziz hemşehriler, bize düşen şudur: Ya vatana dönecek, ata yurdunu yeniden şenlendireceğiz yahut da gidenlere yardımcı olacağız! Bütün mukaddes değerlerimiz, bize bunu söylüyor. Gurbetlerde ayrılık var, hüzün var, belki sonunda yokluk var. Vatanda mazi var, hatıralar var, ata dedeler var. Vatanda berrak pınarlar, meyveye durmuş ağaçlar, sahibinin yolunu gözleyerek nefes alan toprak var. Vatanda hayat var

Bizim Ahıska

3

Bu Halkın Talihiyle Oynamak Olmaz!
Prof. Dr. Şamil GURBANOV

Yeryüzünün en cefakeş en başı belâlı halklarından biri, belki de birincisi Ahıska Türkleridir. İş öyle bir yere geldi ki, onların başına getirilen bunca belâ azmış gibi şimdi de millî mensubiyetleri hakkında muhtelif cahilane mülâhazalar ortaya atılıyor. Hatta dilini ve denene değişmeye kadar akılsız ve cahil teklifler ediliyor. (Bkz. Litereturnaya Gruziya dergisi, 1988, Nr. 8). Türklerin bazılarının Gürcü soyadı taşımasına gelince, soyadı millî mensubiyetin yegâne ölçüsü değildir. Rus soyadı taşıyan çok Gürcü (Sisianov, Mouravov, Andronikov) vardır ki onların Gürcü olduğunu hiç kimse inkâr etmiyor. İkincisi, o zaman Gürcü soyadı taşıyan Türkler buna ciddî önem vermiyorlardı. Gürcü soyadı taşıyan mollalar da vardır. Ömer Faik yazıyor ki, Türklerin yaşadığı yerlerde suretle olursa olsun yüreklerden Türklük duygusunu, ağızlardan Türk dilini çıkarmak meyli, bir vakit çok güçlenmiştir. Hatta Türk olan Alioğlu’nu mecburen Alidze yazmak Türk soyadlarını bu şekilde değişmek siyaseti ortaya çıkmıştır. (Açık Söz gazetesi, 18 Ocak 1917) Lâkin onlar, kalben de ruhen de Türklüğünde kalmışlar ve şimdi de kalıyorlar. Mehmed Emin Resulzade’nin dediği gibi Türk halklarının en gaddar ve kuduz düşmanı Stalin ve onun Beriya gibi cellâtları, bu halkı tamamen ata yurtlarından sürdükten ve bunun üzerinden 45 sene geçtikten sonra bu halk yeni adla anılmaya başlandı: Meshet Türkleri! Yani Gürcistan’ın Meshetya bölgesinden Orta Asya’ya sürülmüş Türkler. İyi ki bu ad verildi! Bu halkın yeri yurdu itiraf edilmiş oldu! Yoksa şimdiye kadar ülkenin yarısına serpilmiş bu cefakeş halka son yüz yılda ne anayurtlarında ne de yeni sürgün yerlerinde insan gibi hür yaşamak kısmet olmamıştır. Son yetmiş yılda onlar adeta şeytan tuzağına düşmüşlerdir. Ahıska Türkleri Kafkas’ta yaşarken asırlar boyu

kendilerini Gürcistanlı olarak görmüşlerdir. En çok da Azerbaycan’la ünsiyet kurmuşlardı. Tahsil yerleri Türkiye, faaliyet alanı da çoklukla Azerbaycan’dı. Bu sevgi bağı onların önde gelen aydınlarında açıkça görülüyordu. Şimdi Meshet Türkleri olarak adlandırdığımız kardeşlerimizin o zaman öyle şöhretli babaları vardı ki onlar bizim maarif ve medeniyetimizin ilim ve ince sanatımızın inkişâfında çok önemli rol oynamışlar. Sadece şunu söylemek yeterlidir ki, bütün Azerbaycan’da yeni tip ilk modern (usul-i cedîde) mektebini geçen asrın 90. yıllarında Şeki’de ve Şamahı’da Muhammed Hafız Efendi Şeyhzade ile onun Ahıskalı hemşehrisi meşhur Molla Nasreddinci Faik Efendi Numanzade açmıştır. Onların her ikisi, eğer öyle demek gerekiyorsa Meshet Türklerindendi! Azerbaycan’da kız mektebinin açılması da onların faaliyetleri arasındadır. 1898 yılında Tercüman gazetesi yazıyordu ki, “Şamahı’da Şeyhzadenin karısı ve kızı tarafından idare olunan bir kız mektebi açılmıştır.” Kısa zaman sonra Hafız Efendinin kızı, Şefika Hanım Bakü’ye, Hacı Zeynel Abidin Tagıyev’in açtığı ilk kız mektebine davet olunduğundan Şamahı’daki kız mektebi ile Gevher Hanım meşgul olmaya başlamıştır. Büyük Şâir Sabir’in aşağıdaki şiiri de bu münasebetle yazılmıştır: Mekteb-i nisvan lüzumu herkese mefhum olar Şeyhzade açmaz ise hakerim Gevher açar. Şefika Hanım, muallimlikten başka hem de Azerbaycan’ın ilk kadın yazıcısıdır. Onun çok sayıda hikâyesi basılmıştır. Rus ve Azerbaycan dillerinde neşrolunan “İki Yetim” adlı eseri büyük rağbet görmüştür. Lâkin bu muallime hanımın en büyük yadigârı, meşhur cerrah Fuat Efediyev (Dört numaralı Bakü şehir hastanesi onun adını taşıyor) ve istidatlı gazeteci-tercümeci Âdil Efendiyev’dir. Biz

4

Bizim Ahıska

bunlara Ahmet Pepinov’u, Alaeddin Efendiyev’i ve diğerlerini de ilâve edebiliriz. Bunlarsız Azerbaycan halkının mücadele tarihi eksik kalır. Onları yetiştiren Ahıska Türkleridir. Onlar, hiçbir zaman, kendileriyle Azerbaycan Türklerini ayrı görmemişlerdir. Her ikisinin hürriyeti yolunda mücadele etmiş, bu işe ömür sarf etmişlerdir. Peki, biz onlar için ne yapmışız? Aslında hiçbir şey! Ahıska Türkleri, birçok defa gözümüzün önünde yalnız bırakılmışlardır. Ama biz susmuşuz, çıt çıkarmamışız. Yalnızlık ise faciadır. Bunun acısını da, faciasını da son iki yılda gördük ve tattık. Şair Bahtiyar Vahapzade’nin dediği gibi: “Yaprağı tez solar tek ağacında, Arkası yoktursa niye solmasın? Meşeler sultanı, meşeler şahı Aslanın özü de yalgız olmasın.” Bu halk, yalnızlığın acısını en çok Birinci Dünya Savaşı yıllarında hissetti. Rus ordusunun Hristiyan taassupçuluğuna güvenen Ermeni canileri, yerli hainlerle birlikte onları vahşicesine kırdı ve onların millî şerefini rencide ettiler. Bütün halkı topyekûn yok edip hayat sahnesinden çıkarmaya çalıştılar. Onların habis niyetini, alçakça plânlarını Sovyet devrindeki babaları devam ettirdiler. Son derece hümanist ve çalışkan olan bu insanlar, akla sığmaz vahşiliğin kurbanı oldular. Azgınlık aldı başını gitti, kimse dur diyemedi. Kars, Ardahan ve başka yerlerde ahali kılıçtan geçirilmiş, bazı köy ve kasabalarda bütün çocuklar ve yaşlılar vahşicesine kırılmış, küçük yaştaki çocukların az bir kısmı kaçıp etrafa dağılmıştır. O zaman bu çocukların toplanıp yetimler evinde terbiye olunması veya ayrı ayrı ailelere paylaştırılması hakkında çok konuşuldu. Ömer Fak yürek ağrısı ve gözyaşları içerisinde yazıyordu: “Ey hamiyetli Bakülüler! Ey Genceliler! Ağdaşlılar, Şamahılılar, Şekililer! Yüzümü size tutup yalvarıyorum. Her biriniz on, on iki çocuk götürüp bakınız. Bir düşününüz, sizin kucağınıza can atan yavrular kimlerdir? Evi, eşiği viran olmuş, anası babası boğazlanmış, on bir, o n iki yaşında bacısı aylarla canavarların elinde kala kala delirip telef olmuş, bütün akrabaları yok edilmiş, yarı canı kalmış öz millet yavrularımızdır.” (Yeni İkbal, 3 Haziran 1915). Sınır bölgelerindeki Türklerin vahşicesine kırgını yıllarca devam etmiş ve akla sığmaz şekil almıştır. Ahmet Cevdet Pepinov yazıyordu: “Anadolu’dan ölüm sedaları geliyor! Anadolu’dan sabi sübyanın âh naleleri, kadınların iniltileri işitiliyor. Irz yok, namus yok! Balta-demirle, tüfek süngüsüyle, taşla

kayayla, kurşunlarla kırıyorlar. Canım insan değil mi bunlar?” (Açık Söz 20 Ağustos 1917). Mesele şuradadır ki, bunlar da insan idiler ama ne o zaman ne de şimdi, ne Çarlık şartlarında ne de Sosyalizm devrinde onlara insanî muamele yapılmamıştır. Çar, az çok kendini küçük halkların koruyucusu gibi gösterse de Sosyalizm devrinde (Stalin devri) Ahıska Türklerinin bütün insanî hukukları haksız yere çiğnenmiştir. Hükûmet onlara hükûmetlik etmedi, aksine onların canına kıydı! Bu uygulama şimdi de devam ediyor. Hatta geçen yıl Fergana’da onların başına getirilen musibeti beşeriyet şimdiye kadar ne görmüş ne de işitmiştir. Sivil ahali öfkeli kalabalık tarafından diri diri yakılmıştır. Başları kesilip şişe geçirilmiş, evleri ateşe verilmiş, onlar için asıl mahşer günü başlamıştır. Bütün ömrünü zillet içerisinde geçirmiş olan bir ana, gazetecilere diyor ki: “Benim çocuğumu, küçük oğlumu eşkıyalar yabaya geçirip havaya kaldırdılar! Kızlarımızı zorladılar, kesilen başları kargıya geçirdiler.” (Sovetskaya Rossiya gazetesi, 13 Temmuz 1989). Nedense Ahıska Türklerinin bütün son asır boyu başına getirilen musibetler, tüyler ürpertici facialardan ibarettir. Bu ne tılsımdır, anlamak mümkün değil. Vatan muharebesinin alevleri yanarken, Ahıska Türklerinin başına yeni ateşler düştü! Kapılar kilitli, aileler başsız kaldı. Sadece onlardan cephelerde silâh altında vuruşan kırk bin kişi vardı. (Trud, 8 Eylül 1988). Bunların çoğu cepheye gönüllü gitmişti. Yirmi beş bini savaş meydanında kaldı. Bir daha dönmediler. (İzvestiya, 9 Mayıs 1989) Zaferle dönenler ise (Allah hiç kimseye böyle zafer nasip etmesin!) baba ocağına dönmek, sevinci paylaşmak yerine Orta Asya ve Kazakistan çöllerine sürülmüş çoluk çocuğunu, ihtiyar ana babasının ardınca gitti. Bulunanı da oldu bulunmayanı da... Çünkü onların bir kısmı yolda telef olmuş, bir kısmı da alışamadıkları yeni iklim şartlarında kırılmıştı. Sadece on yedi bin çocuk ölmüştü. Bu topyekûn sürgün çoktan planlanmış olsa da habersiz ve aniden hayata geçirildi. Öyle ki 1944 yılının kasım ayında kışın erken gelmesi bir yana hepsi yaklaşan zaferin sevincini tatmak aşkıyla yaşarken ve gözler yolda, kulaklar sesteyken… Hiç kimse yaklaşan felâketi aklına bile getirmiyordu. Bir de onlar gözlerini açtılar ki başlarının üstünde silâhlı askerler dayanmıştır. Nunuş Feyzulova yazıyor ki, “Gecenin yarısı eli silâhlı askerler
Bizim Ahıska

5

ama aylarca yol gidecek bir halkın en basit bir hazırlığı yoktu. yeni evlendiği genç Gürcü kızından zorla koparılarak sadece Türk olduğu için sürgün edilirken ilk toplanma yerlerini şöyle tasvir ediyor: “Bağlamalar üstünde oturmuş kadınlar. No. babası cephededir. Ahıska Türklerinin ekseriyeti. Ondan da dehşetlisini görmüştür bu halk. Ona göre yok ki. üstelik de otuza kadar adam doldurulmuş ve kapısı günde bir defa açılan bu vagonlarda bu tekerli kabirlerde neler çekmemişti bu kadınlar… Bu günahsız insanların günahkârları. Otuz kırk kişinin doldurulduğu vagonlarda da onların canını alıyordu. Ayrıca 40. (Literaturnaya Gruziya. Adigön’de Koblıyan Çayı’nı geçerken köprüden suya düşmüş ve gözlerinin önünde hepsi telef olmuştur. Bu sözleri ben kasten paranteze aldım. Son menzile geldiğinde sadece bir oğlunu kurtarıp ge- tirebilmişti. Onların nüfusuyla ilgili bilgiler de sağlam değildir. hiçbir can yananı yoktu. kadın çocuk (erkekler savaştaydı) ihtiyar kocalar hastanelerdeki yarı canlılar vagonlara doldurulup Sibirya’ya doğru yola çıkarıldı. ağlayacak günlerin ileride olduğunu tam olarak düşünemiyorlardı. Bir köyden diğer köye gitmeye. Bu halkın kendi dilinde bir tane bile mektebi yoktur. Sağ kaldın. 1988. toplanmayı emretti. Hükümet için düşman olarak görüldüler. Ölüm dehşetli değil. Onu da nazara almak lazımdır ki. Onlar için sıkıyönetim rejimi uygulandı. Herhalde Ahıska Türkleri küçük halklar çerçevesinden çıkmışlar. Hiç olmasa Dede Korkud’un hatırına bu dili mahvolmaktan korumak lâzımdır.000 kişinin de muharebeye götürüldüğünü göz önüne almalıyız. ölmez Dede Korkut’un dili onların diline daha çok yakındır. komşu ve akrabalarını görmeye. bir bir vagonları geziyor ve ‘Bu çocuk yetimdir.191-202. 9). 7 Ocak 1989). Böyleleri binlerceydi. O hiç olmazsa bir yavrusunu Azrail’den koruyabilmişti. Bütün köyler derhal kuşatılmış. Kısmet olmadı. ne o zaman ne de şimdi hiç kimseden ve hiçbir şeyden utanmadılar ve şimdi de utanmıyorlar. Aynı zamanda Orta Asya’ya sürgün olunmuş Kafkas halkları kendi yurtlarına dönmüş olsa da Ahıska Türklerine bu hak verilmedi. Böyle bir mahşer gününde değil ki bu yetim kızcağızın.eve dolup bize. 6 Bizim Ahıska .” Bu ilk toplanma yerinde sine döven kadınlar. dillerini ve adetlerini unutmaya başladılar. vatanına sadakatle hizmet eden Latifşah Barataşvili. Zaten sürgün ölüm demektir. Onlar.” (Molodyoj Azerbayjana gazetesi. Yukarıda adını verdiğim Nunuş Feyzulova. s. O zaman şehirleri nazara almasak Ahıska Türkleri 220 köyde yaşıyordu. Gençlik. kendi evinin içinde hareket etmek için de bir hazırlık görür. Anası ise bir hafta önce ölmüş. İnsanın boğazında öfke yumağı düğümleniyor… Şimdiye kadar mukaddes olarak bildiğin her şeye lanet yağdırıyorsun. Onlar sine dövüp saç yoluyorlardı. öz çocuklarının yirminci asırda başına getirilecek dehşeti akıllarına getirmediklerinden o dehşeti ifade edecek söz de icat etmemişlerdir. Not: Bu yazı Yunus Zeyrek tarafından Türkiye Türkçesine aktarılmıştır. Yine o yazıyor ki: “Silâhlı bir subay yırtık pırtıklar içinde altı yaşında bir kız çocuğunun elinden tutmuş. onlar da çok eziyet çektiler. Bu durum 1956 yılına kadar devam etti. babalarımız. 1990. Bu da her zaman mümkün olmuyordu. Orta Asya ve Kazakistan’da yaşamaktadır. Onlar nasıl olmuş da tamamen tükenmemişlerdir? Bak bu hayret edilecek bir husustur! Bu müthiş hadisenin şahidi olan ve bütün ömrü boyunca partisine. kazançtır ama analarımızın bacılarımızın bizzat bizimkilerin Müslüman adet an’aneleriyle büyümüşlerin çektikleri azapları hiçbir insanî kalıba koymak olmuyor. Ben meseleyi öğrenmek isteyince anlaşıldı ki onların çocukları ve konu komşularını götüren Studebekker kamyonu. İlahî! Beş ailenin yükünü. Bakı. birkaç saat içinde boşaltılmış. Subay da merhamete gelmiştir. (Şimdi de yoktur). Onların talihiyle oynamak olmaz! Diderginler. Allah da onlardan yüz döndürmüştür. Hiç kimsesi yoktur. hatta bütün Ahıska Türklerinin hiç kimsesi. kocasını cepheye gönderdikten sonra dört yavrusunu tek başına büyütüyordu. O da müthiş emri yerine getirenlerdendi. Semerkant’tan Alma Ata’ya kadar serpildiler. Anlaşılıyor ki. Onu da beraber götürün!’ diyordu. Başka medenî teşkilâtlardan bahsetmeye değmez! Halk öz dilini unutmak tehlikesiyle karşı karşıyadır.000 Türk sürgün olmuştur. oğlunu kızını evlendirmeye özel izin alınması gerekiyordu. Ahıska Türkleri 1944 yılı sonlarında kışın soğuğunun kesip doğradığı bir zamanda sürgün yerlerine ulaştılar. evinden ölü çıkmış insanlar gibi ağlaşıyorlardı. ne etsin onda ne günah vardı ki. Vaktiyle ailece sürgün olunmuş ve şimdi Bakü’de yaşayan dostlarımdan birinin hatıralarını gözyaşı akıtmadan okumak mümkün değildir. Gürcü matbuatının resmî itirafına göre 1944 yılında 125. Onların bu hususta yaptığı bütün mücadele sonuçsuz kaldı. Hayatta hiçbir şeyin yokluğunu çekmeyen insan.

Aşa zehir kattılar. Ş. Bir gecenin içinde. Kara borana düştük. Tekmeleyip dövdüler. Perik düştük biz nice. Baskın oldu gizlice. Yurdun bağrı çatladı. köyler laldılar. Turnalar telek saldı. Yerler. Telek saldı: Tüy. Bir gecenin içinde. Laldılar: Dilsizdiler. Kelimeler: Sazaxlıydı: Soğuktu. Üzülüştük: Ayrı düştük. El obayı soydular. Ağı deyip ağladı. Adigönlü 7. Gözümüzü oydular. Bir gecenin içinde. Ağı: Ağıt. Gurbette eli andı.5.Bir Gecenin İçinde Şahismayil Adigönlü Sazaxlıydı o gece. Bir eli ağlattılar. Yumak gibi büzüştük. Bir gecenin içinde. Perik düştük: darmadağın olduk. İtler zincirde kaldı. El: Memleket.2006-Azerbaycan Bizim Ahıska 7 . Yatmış idi uyandı. Bir gecenin içinde. Vatandan üzülüştük. Anam kara bağladı. Yüzümüze sövdüler. Bizi attan saldılar. Bir gecenin içinde. Azizimiz Yunus Efendiye en hoş arzularla müellifden küçük bir hatıra. Varımızı aldılar. Karlı düze attılar. Bir gecenin içinde. Bizi yurtsuz koydular. Adigönlü de yandı. kanat döktü. Bir gecenin içinde. Zulmet rengi giydiler. Bir gecenin içinde. Bağda ayva saraldı.

Ahılkelek ilçelerinde tahliye işlemleri 15-18 Kasım. bu sürgünden habersizdi. STALİN’e SSCB Halk İçişleri Komiserliği. BELGE: I2 Tamamen gizli Sayı 1281/b 28 Kasım 1944 Adı geçen sınır ilçelerine Gürcistan’ın toprak sıkıntısı çekilen bölgelerinden 7. Halk Devlet Güvenliği Komiserliği ve Halk İçişleri Komiserliği’nin operasyon sırasında üstün hizmet veren elemanları ile bu komiserliklere bağlı birliklerin askerlerine SSCB madalyaları ve nişanları verilmesini arz eder. V. bu yılın 20 Eylül-15 Kasım tarihleri arasında alınmıştır. düzenli ve olaysız şekilde tamamlanmıştır. Bu arada tahliyeye tabi tutulanların sınırı geçmelerini engellemek amacıyla devletimizin Türkiye sınırında güvenlik ve karakol hizmetleri azami derecede takviye edilerek en sıkı şekilde emniyet sağlanmıştır. Toplam 91. V. Fakat Sovyet belgelerinin bu sürgünü su yüzüne çıkarması son yılların olayıdır. Gürcistan SSC sınır ilçelerinden toplam 91. Ayrıca SSCB Halk İçişleri Komiserliği. kaçakçılık yapmakta olup göç eğilimi gösteriyor ve Türkiye istihbarat mercileri için casus angaje etme ve çete grupları oluşturma kaynağı teşkil ediyordu. KUZNETSOV’a 14 Aralık 1944 Gürcistan SSC’den tahliye edilenleri getiren 29 Devlet Savunma Komitesi-Yoldaş İ.095 kişi tahliye edilmiştir. Kırgızistan ve Özbekistan’daki yeni iskân yerlerine doğru yol almaktadır. Rus yazarı Nikolay F.1 Bu kitapta yer alan belgelerin bir kısmını Rusçadan tercüme ederek konuyla ilgilenenlerin istifadesine sunuyoruz. Kürtlerin ve Hemşenlilerin Gürcistan SSC’nin sınır bölgesinden tahliye işlemlerini tamamlamıştır. konuyla ilgili belgeleri bir kitap hâlinde yayımladı. Devlet Güvenliği Genel Komiseri BELGE: II3 Tamamen gizli 02 Aralık 1944 Devlet Savunma Komitesi-Yoldaş İ. Tahliye edilenleri taşıyan katarlar.095 kişiden oluşan Türk. Hür dünya. Tahliye işlemleri. Lavrentiy BERİA SSCB Halk İçişleri Komiseri BELGE: III4 SSCB Halk İçişleri Komiserliği Özel İskân Bölgeleri Başkanı M. 8 Bizim Ahıska . Lavrentiy BERİA SSCB Halk İçişleri Komiseri. Gürcistan SSC ile Türkiye sınırındaki şeritte özel tedbirler almaktadır. Kazakistan ve Kırgızistan SSC ilçelerine tehcir edilmesi operasyonunda gösterilen başarıdan dolayı. M. MOLOTOV’a SSCB Komünist (Bolşevik) Partisi Merkez Komitesi Yoldaş G. STALİN’e SSCB Halk Komiserleri Kurulu-Yoldaş V. Dünya kamuoyu. Kürt ve Hemşinli nüfusun. 15 Kasım 1944 tarihinde Ahıska Türklerini sürgüne gönderdi. Acaristan Özerk Cumhuriyeti’nde ise 25-26 Kasım günlerinde gerçekleştirilmiştir. Tahliye işlemlerine hazırlık tedbirleri. Aspinza.Sovyet Resmî Belgelerinde Ahıska Sürgünü Orhan URAVELLİ SSCB diktatörü Stalin rejimi. Türkiye’nin sınıra yakın kısmındaki nüfusla akrabalık bağları bulunan söz konusu halkın önemli bir çoğunluğu. hareket hâlinde olup Kazakistan. Özbekistan.000 hanelik köylü nüfus iskân edilecektir. MALENKOV’a Devlet Savunma Komitesi Kararı gereğince SSCB Halk İçişleri Komiserliği Türklerin. Adigön. M. Bugay. yıllar sonra haberdar oldu. Ahıska.

çalışma yasaları ile disipline aykırı hareket ve faaliyetlerden dolayı. kadın: 27. kamu yararına çalışmakla yükümlüdürler. 293 kişi yollarda hayatını kaybetmiştir.598 kişi. V. SSCB vatandaşı olarak işbu kararnamede belirtilen sınırlamalar dışında bütün haklardan yararlanırlar. Bu amaçla mahallî merciler ve Sovyetler Birliği Halk İçişleri Komiserliği (NKVD) organlarıyla mutabakat hâlinde özel iskâna tabi tutulan söz konusu göçmenlerin tarım ve sanayi işletmelerinde. inşaatta. KUZNETSOV SSCB Halk İçişleri Komiserliği Özel İskân Bölgeleri Başkanı BELGE: V6 Halk Komiserleri (Bakanlar) Kurulu Kararı 35 Sayılı Karar Moskova-Kremlin. Bu vatandaşlar.537 kişi. Çadayev SSCB Halk Komiserleri Kurulu SSCB Halk Komiserleri Kurulu Başkan Yardımcısı İdari İşler Sorumlusu Bizim Ahıska 9 . Taşkent: 13. Fergana: 8. Kırgızistan: 10. Erkek: 18. kadın: 16.596 kişi kolektif çiftliklerde. kuruluş ve birliklerde istihdamını gerçekleştirirler. Keyfî olarak ve izin almaksızın NKVD’nin ilgili komutanlığının kontrolü altındaki iskân bölgesini terk edenler. mevcut yasalar uyarınca cezalandırılırlar. İskân dağılımı şöyledir: Özbekistan: 53.163 kişi iskân edilmiştir. 84.131 kişi. ÇERNIŞOV SSCC Halk İçişleri Komiseri Vekili M.163 kişi.613 kişi. Andican: 6. 457 kişi yolda hayatını yitirmiştir.395 kişi sanayi işletmelerinde istihdam edilmiştir. V. Çalışabilen bütün bu vatandaşlar.813. Özel iskâna tabi tutulan göçmenler. Namangan: 4. Semerkant: 14.923. firar etmiş sayılırlar ve ceza yasası hükümlerine göre yargılanırlar.316 kişi devlet çiftliklerinde ve 1. Molotov Y.katar kabul edilmiş ve 7 vilâyetin 43 ilçesine aşağıdaki şekilde dağıtılmıştır. özel iskâna tabi tutulanların hukukî durumlarıyla ilgili hususlar aşağıdaki şekilde karar bağlamıştır: 1. Kaşkaderya: 641 kişi.085 kişi olmak üzere toplam 92.546 kişi. Özel iskân bölgelerinde kamu düzeni ve rejimini ihlâl eden göçmenlere 100 Ruble tutarında para cezası veya komutanın emriyle 5 günlük hapis cezası uygulanacaktır. Özel iskâna tabi göçmenlerin aile reisleri veya onların yerini dolduran şahıslar.223 kişi olmak üzere toplam 53. ölüm.) 3 gün içinde NKVD Bölge Komutanlığı’na bildirmekle yükümlüdürler. Erkek: 10.946 kişi. 4. aile durumundaki değişiklikleri (doğum. 3. 2. NKVD (Halk İçişleri Komiserliği) Özel Komutanlığı’ndaki amirin izni olmaksızın söz konusu komutanlığın kontrolündeki iskân bölgesi dışına çıkamazlar.307 kişi tahliyeye tabi tutulmuştur. 6. MEYER Özbekistan SSC Halk İçişleri Komiseri Vekili BELGE: IV5 Aralık 1944 SSCB Halk İçişleri Komiseri L. Özel iskâna tabi tutulanlar. 08 Ocak 1945 SSCB Halk Komiserleri Kurulu.399 ve 16 yaşın altındaki çocuklar: 45. Buhara: 4. kendileri için belirlenmiş olan kamu düzeni ve hayat rejimine titizlikle uymak zorunda olup NKVD Özel Komutanlığı emirleri ve talimatlarını yerine getirmek zorundadırlar. Özel iskâna tabi tutulanlar. BERİYA Gürcistan SSC’den tahliye işlemleri tamamlanmıştır. V.446 kişi.127 ve 16 yaşın altındaki çocuklar: 26.881. 5. firar vb. Kazakistan: 28.

148 ton un ve 371 ton irmik gerekmektedir. Baynaz ve ayrıca Kambur soyadı taşıyan beş kişinin Türk oldukları görülmüş olup sürgün edilmelerinde yanlışlık yoktur.669 kişi getirilmiştir. 50 ton irmik ve 5. 312 ton meyve.1945.1944 tarih ve 6279cc Sayılı Kararı uyarınca Kazakistan’da özel iskâna tabi tutulmak üzere geçen yıl sonunda Gürcistan SSC’den 28. BERİA SSCB Halk İçişleri Komiseri BELGE: IX10 Gürcistan SSC Halk İçişleri Komiserliği Sayı 4/0-2507 Tiflis. O. ayakkabı ve diğer ihtiyaçları karşılanamamıştır.BELGE: VI7 10 Ocak 1945 SSCB Halk İçişleri Komiserliği Halk Komiseri L. Yazınızdan sonra tespit ettiğimiz üzere Acaristan’dan 12 Laz ailesinin daha yanlışlıkla Orta Asya’ya sürüldüğü görülmüştür ve bunların dosyalarını da iletiyoruz. İ. M. K.948 ton patates.300 kişi. Geri dönen Lazların hakları ve mal varlığının iadesi. H. Muhammed VANLİŞİ’nin mektubunda belirtilen N. Acilen 200 ton un. giyecek.252 ton hububat. tahliye sırasında onlardan 8. MEYER Kazakistan SSC Halk İçişleri Komiseri Vekili lerine acilen gıda yardımı yapılması gerekmektedir. SSCB Halk İçişleri Komiseri Vekili Sn ÇERNIŞOV’a Sizin yazınızdan önce de Acaristan Özerk SSC’den yanlış olarak tahliyeye tabi tutulmuş kişilerle ilgili şikâyetler ve mektuplar almaktaydık. KRUGLOV’a 1945 yılı Ekim ayı itibariyle ülkede özel iskân rejiminde tutulmak üzere tahliye edilenlerin sayısı 2. 24 Eylül 1945 Tamamen gizli İlgi: 1/ 13598 Sayı ve 07.500 kişi kadardır. Çünkü çoğu yanlarına yiyecek alamamıştır. Yaşlılar ve özellikle de çocukların giyecekleri ve ayakkabıları yoktur. 27. Bu göçmenlerin durumları da oldukça ağırdır. Yanlış olarak tahliye edilen Lazların listesi eklidir). K. yeni iskân yerlerine yiyeceksiz olarak getirilmiştir. N. Dadi. Kazakistan SSC ve Kırgızistan SSC’ye 92. MİKOYAN’a Devlet Savunma Komitesi’nin 6279cc Sayı ve 31 Temmuz 1944 tarihli kararnamesiyle Gürcistan SSC sınır ilçelerinden Özbekistan SSC. Çeçen ve BELGE: VII8 SSCB Halk Komiserleri Kurulu Başkanı V. Gürcistan SSC’den getirilen göçmenlerin yüzde 15 kadarının (8000 kişi) yiyecek. Tahliye edilen topluluklar şunlardır: Almanlar: 687.230. M. SSCB Halk Komiserleri Kurulu Talimatı için taslak ekli olup görüşülmesini arz ederim. P BERİA . hububat ve sebze hesapları kesin olarak kapatılıncaya kadar teslim ettikleri hububata mahsuben avans şeklinde kendi- 10 Bizim Ahıska .000 m manifatura temin edilmesi gerekir.07. L. Cicaladze.07. 3. Bunlar kontrol edilmiş ve yanlış olarak tahliye edilmiş 11 Laz ailesiyle ilgili evrak ve raporumuz SSCB Halk İçişleri Komiserliği Özel İskân Yerleri Başkanlığına gönderilmiştir (Sayı 4/1-1806.042 küçükbaş hayvan teslim alınmıştı. Buna göre toplam 1. MOLOTOV’a SSCB Komünist (Bolşevik) Partisi Merkez Komitesi Sekreteri Yoldaş G.007 büyükbaş ve 80. Söz konusu göçmenlerin çoğu. Halk Tedarik Komiserliği ve Halk Et ve Süt Sanayi Komiserliği. MEYER Kazakistan SSC Halk İçişleri Komiseri Vekili BELGE: VIII9 SSCB Halk İçişleri Komiserliği 13 Ocak 1945 SSCB Halk Komiserleri Kurulu. MALENKOV’a (Tarihsiz) Kuzey Kafkasya’dan getirilenler dışında Devlet Savunma Komitesi’nin 31. 60. O.374 kişi tahliye edilmiştir. ayrıca kendi evlerine yerleştirilmeleri için ilgili mercilere tebligat yapılmıştır. Bu bağlamda 1945’in 15 Ocak-15 Mart tarihleri arasında kişi başına 16 kg un ve 4 kg irmik dağıtılması uygun olacaktır. Yoldaş A. Tuğgeneral KARANADZE Gürcistan SSC Halk İçişleri Komiseri BELGE: X11 SSCB Halk İçişleri Komiserliği Özel İskân Yerleri Başkanlığının Mart 1944-Ocak 1946 Dönemi Çalışmalarına Dair Rapor’dan: SSCB Halk İçişleri Komiseri S.1945 tarihli tebliğ.07. 453 ton sebze. Tehcir sırasında kendilerinden alınmış hayvanlar.

498 Alman yanlıları 2.380 19.100 kişi.435 818 99. sayfa 31-54. Balkarlar: 33.663 Türkler 81.139 55.035 755. Altay: 85. 9 Rusya Devlet Arşivi (GARF). R.233 18.830 48.200 kişi.600 kişi.).316 8. Liste 1.490 Çeçen. Dosya 184. Bugay: Turki iz Meskhetii: Dolgiy put k reabilitasii. . R.100 kişi.1949 tarihli Belge: Nüfus ve Gruplar Toplam Sayı Erkek Kadın 16 yaş altı Almanlar 1.510 GENEL TOPLAM 2.200 Alman yanlısı özel iskâna tabi tutulmaktadır. .413 148.130 13.553 11. Hemşinler ve Kürtler: 88. F.800 kişi. Liste 2.9401.394 Litvanyalılar 46. F. F. Özbekistan SSC: 181. 8 Rusya Devlet Arşivi (GARF).5446.585 Polonyalılar 31. SSCB’nin 6 müttefik cumhuriyetine. . Molotov (şimdiki Perm) Vilâyeti: 84.400 kişi. 1994. Rusya’da Krasnoyarsk Vilâyeti: 125.047 26.594 22. Ahıska’dan sürülmüş Türklere.900 kişi. 1949 ylı ortaları itibariyle söz konusu nüfustan 13.552.9401.204 Moldova’dan 34. Ermenistan ve Azerbaycan ile Karadeniz Bölgesinden 57.694 12.107 40.698 10.9401.028 Kulaklar (köy zenginleri) 124.145 924. R.975 371. F. Tomsk Vilâyeti: 92. Dosya 157.828 20.V.419 435. F.569 131.277 Mesih Tarikatı üyeleri 1.037 286. F. sayfa 1. 12 Rusya Devlet Arşivi (GARF).300 kişi M. Koleksiyon BELGE: XI12 Özel iskân yerlerinde kayıtlı olan sürgün ve tahliye edilmiş kişilerin sayısına ilişkin 15.278 24. Dosya 2287. Dosya 67.702 18. (Ahısklı Türkler: İade-i İtibarın Uzun Yolu-Rusça) 2 Rusya Devlet Arşivi (GARF).800 kişi. 5 Rusya Devlet Arşivi (GARF). .346 29. sayfa 400.092. 10 Rusya Devlet Arşivi (GARF). Koleksiyon. Kırgızistan SSC: 112.419 22.706 37.200 kişi.892 787.577 25. Ayrıca 20.766 200. R.744 524 168 34. İnguş. R.311 114.578 62.988 Diğerleri 3. .580 515 223.9479.552 Vlasovcular 131.877 13. F.5446. 8 özerk cumhuriyetine ve 32 vilâyetine iskân edilmiştir.953 Kalmuklar 77. Liste 48. Kalmıklar: 80.9479. Liste 1. sayfa 38-39. F.800 OUN üyesi (Ukrayna milliyetçileri): 608. 7 Rusya Devlet Arşivi (GARF).800 kişi.805 11.763 Gürcistan.574 11. SSCB topraklarında özel iskân rejimine tabi tutulmak üzere tahliye edilenlerin gönderildiği yerler şöyledir.899 137.139 549.527 Ukrayna Milliyetçileri 95. Sverdlovsk Vilâyeti: 89. F. .232 TOPLAM 459.492 24. Dosya 184. R. sayfa 229. 4 Rusya Devlet Arşivi (GARF). sayfa 2-3. Karaçay Ve Balkarlar 463.365 854. Liste 48. Liste 2.800 eski kulak (köy zengini) ve 9. R. .633 Kırım Tatarları.575 Baltik Arazilerinden 91.000 772. 160 s. 11 Rusya Devlet Arşivi (GARF).162 618 41. Dosya 213.456 Ukaznikler 22. 3 Rusya Devlet Arşivi (GARF). sayfa 15.9401. sayfa 204.9470. Liste 1.07.013 25. KUZNETSOV SSCB Halk İçişleri Komiserliği Özel İskân Yerleri Başkanı Kaynaklar 1 Nikolay F. . Bulgarlar ve Ermeniler 192. 6 Rusya Devlet Arşivi (GARF). Dosya 68.300 kişi.028 9. .093. Kazakistan SSC: 866.583 267 19. Karaçaylar: 60.U.İnguşlar: 405. ŞİYAN SSCB İçişleri Bakanlığı Özel İskân Yerleri Başkanı Not: Uzakdoğu arazilerinden 1937’de Orta Asya’ya sürülen Koreliler bu listede belirtilmemiştir. Söz konusu (sürgün) nüfus.400 kişi.754 1. Dosya 3211. Kemerovo Vilâyeti: 97. Rumlar.849 kişi cezaevlerindeydi. Türkler. R.246 TOPLAM 2.473 1.919 73. Dosya 3232. R. Liste 1.R-9479. sayfa 3. F.300 kişi. Liste 1. M: TOO İzdatelskiy dom ‘ROSS’.648 Albay V. Bizim Ahıska 11 .305 591 242 48.100 13. Hemşinli ve Kürtler de dahildir (O.

Rus ordusunun başında bulunan Grandük Nikolas’ı ziyaret eden Ermeni Patriki Nerses. Diğer taraftan Rum ve Arnavut taşkınlıkları had safhadaydı. Yahnılar’da kazanılan yeni bir zaferi maalesef 15 Ekim 1877’de Alacadağ bozgunu takip etti. Ödenmesi mümkün olmayan bu meblağ karşılığında balkanlarda bir kısım yerler ile Anadolu cephesinde üç san- Müşîr Gazi Ahmet Muhtar Paşa 12 Bizim Ahıska . Osmanlı Devleti’nin çok hazin bir şekilde yenilmesiyle sonuçlanmıştır. 24 Nisan 1877 günü Anadolu ve Rumeli cephelerinde Osmanlı topraklarına ansızın saldırmasıyla başlayan savaş. bu zaferlerden sonra “Gazi” unvanını aldı. 164 milyon Osmanlı altını tazminat ödemeye mahkûm ediliyordu. Rusların ilân ettikleri tarihten bir gün önce. 9 ay devam etmiştir. Sultan Hamit’in 32 sene devam edecek olan padişahlık dönemi. halkı mücadeleye çağıran koçaklaması çok meşhurdur: Ehli İslâm olan işitsin bilsin: Can sağ iken yurt vermeniz düşmana. Rus ordusu İstanbul’a doğru ilerliyordu. 3 Mart 1878’de Yeşilköy’de Ruslarla bir antlaşma imzalandı. Can sağ iken yurt vermeniz düşmana. Muhtar Paşa. Maalesef bu kuvvetler arasında kumanda birliği yoktu. Doğuda savaşın seyri böyleyken. Zira bu dönemde imparatorluğu derin köklerinden sarsan birçok olay meydana gelmiştir. Müşîr Gazi Ahmet Muhtar Paşa’ydı. 31 Aralık’ta Edirne Mütarekesi imzalanmasına rağmen Ruslar. Bu sırada Batum’da bulunan kolordunun başında Derviş Paşa. 17 Mayısta Ardahan Rusların eline geçtiyse de Ruslar. batıda. Osmanlı Devleti’nin en çetin. Edirne Mütarekesi’nden bir ay sonra. Tarihe Ayastefanos Antlaşması olarak geçen bu antlaşmayla Balkanlar elden çıkıyordu. Osmanlı Devleti’nin 34. İsterse Uruset ne ki var gelsin. 30 Nisanda Bayazid. haziranda Halıyazı. Halkımız arasında 93 Harbi olarak bilinen bu savaş. asker ve silâh bakımından Osmanlı ordusundan iki kat daha fazlaydı. Anadolu cephesinde Anadolu Ordu-yı Hümayunu Kumandanı. Ayrıca devlet. Abdülhamit tahta oturdu. Bu şartlar altında. Doğu Anadolu’da bağımsız veya Rus kontrolünde Bir Ermeni devleti kurulmasını istemiştir. Sultan Abdülmecid’in 34 yaşındaki oğlu. en uzun seneleridir. Bu savaş sırasında Çıldırlı Âşık Şenlik’in. Şüphesiz bu olayların en önemlilerinden biri de Osmanlı-Rus Savaşıdır. Zivin ve ağustosta da Gedikler muharebelerinde Muhtar Paşaya mağlûp oldular. Van ve Bayazid civarındaki yardımcı kuvvetlerin kumandanı da Erzurum Valisi Kurd İsmail Paşaydı. Yeşilköy’e kadar gelip burada karargâhlarını kurdular. Gazi Ahmet Muhtar Paşa İstanbul’a çağrıldı ve yerine Kurd İsmail Paşa’ya vekâlet verildi.Elviye-i Selâse’nin Son Yılları-I Doksanüç Harbi ve Esaret Yılları Yunus ZEYREK 31 Ağustos 1876 tarihinde. Padişahı. II. Rus ordusu. Rumeli cephesinde daha fena bir şekilde cereyan ediyordu. 18 Kasımda Kars düştü ve ordumuz Erzurum’a doğru çekildi.

eğitim. cami avlularında okunuher yönünü ilgilendiren konularda farklı uygulama. Bazı ikinci sınıf nahiye müdürleri. 1877-1878 (93) Harbi’nden sonraki sınır. Bunlara maaş verilmezdi. Kars’ı Ermenistan kuvvetli bir askerî üs hâline getirmek ve buranın Türk hüviyetini silmek istiyorlardı. tamamen bu politikanın eseridir. Ruslar. Rusların asıl hedefi İskenderun Körfezi’ydi. gibi hayatın anarak yazılan bir destan. Ardahan. Ne durursun hicret eyle. meni. Vali ve kaymakamlar tamamen Ruslardan. Elviye-i Selâse bölgesinde yönetim. dığı için de istimlâk 1918 Brest-Litovsk ve Batum Antlaşmalarına göre sınır hakkı tanınmadan 1921 Moskova Antlaşması’na göre sınır (Şimdiki sınır olup Büyük Ağrı Dağı doğusundasındaki Dil sınırı 1932’de İran’la yapılan sınır boşalan yerlere Erdüzenlemesiyle belirlenmiştir. Maalesef bazı din adamları da Rus emellerine laşması. Batum. Seni candan eder bîzar.bir engelle bölmekti. ticaret.ülke. başka bir yapılanmaya giderek Türk dünyasını kesin Rumeli’de ve Doğu Anadolu’da büyük toprakları. adliye vs. Bugünkü Ermenistan denilen mızın elden çıkmasına sebep olan Ayastefanos Ant. Şenkaya. aksi takdirde Rus tebaası sayılacakları karar bağlandı. Ne durursun hicret eyle. Hiç kalmadı okuryazar. Bu amaçla elden geldiği kadar Müslüman ahaliden temizlemeye çalıştılar. Ahıska ve Ahılkelek’i de Tiflis’e bağladılar. Türk bölgesini paramparça etmek için Oltu ile Ardahan’ı Kars’a. Rum ve Rusya içlerinden getirdikleri Alman. Bu politikaBorçka. nahiye müdürleri de Ermeni ve Gürcülerden atanıyordu. Ne durursun hicret eyle. lehimize bazı değişikliklerle 13 Temmuzda alet olarak halkı göçe kışkırtıyorlardı. nın bir amacı da Türkiye ile Azerbaycan arasında Olur) Ruslara bırakılıyordu. Her yer devletin sayıl1877-1878 (93) Harbi’nden önceki sınır. Mümin olanlar farzıdır. Toprak mülkiyetini kaldırdılar. Malakan ve Yezidîleri yerleştirdiler. Bunları kısaca özetleyelim: Kars ve Batum’u birer askerî vilâyet hâline getirdiler. Şavşat. din. Oltu. Artvin ve Ardanuç’u Batum’a. İmandır gönlün şifası. Escak/Elviye-i Selâse bölgesi (Artvin. Kars. Ukraynalı. Ardanuç. altında yaşamanın dünya ve ahretteki kötülüklerini toprak. 8 Şubat 1879’da İstanbul’da Rus tarafıyla imzalanan Muahede-yi Kat’iye’yle. bölgede yaşayan yerli ahalinin üç yıl içinde serbestçe Anadolu içlerine Dinle ulema sözünü Ne durursun hicret eyle. Rus yönetimi imzalanan Berlin Antlaşması’yla kesinleşmiştir. Yoktur dünyanın vefası. okuma yazması dahi olmayan Türklerden seçiliyordu. tamamen köylünün sırtından geçinir. İşitmezsin ezan sesi.göç edebileceği. ton. rüşvetsiz bir iş görmezlerdi. Bu kararı Gürcistan bahane eden Ruslar. Bu kâfir durdukça azar.yor ve ahalinin buralardan gitmesi öğütleniyordu: SSCB lara gittiler. bölgenin nüfus yapısını değiştirmek ve tarıma elverişli verimli yerleri boşaltmak için her türlü metodu uyguladılar. Bizim Ahıska 13 .

Göründü gözüme seyran eyledim. Göç edenlerin çoğu aydın. Bu cinayetler. Bunların en meşhuru şüphesiz Akkomlu Âşık Ceyhunî’nin uzun destanıdır. sanat ve ticarete rağbet göstermiyordu. Rusya’nın 1905 Japon hezimetinden sonra nispeten bir rahatlama görüldü. virdi zeban eyledim. Berderes. anavatanla ilgiyi kesmek için Türkiye’den kitap ve gazetelerin girişi de yasaktı. 1900 yılı başlarında pasaportla gelip Rus işgalindeki yerleri gezen Narmanlı Âşık Sümmanî. Sefil Ceyhunî’yi derdi yok sanma. Anadolu içlerine doğru göç etmek üzere yollara döküldü. Osmanlı Devleti’ne karşı isyana kalkışan ve sonra da kaçan Doğu Anadolu Ermenileriyle Kars ve Gümrü Ermenilerinin 1905’te kurduğu Can-Feda teşkilâtı elebaşıları tarafından yapılıyor. camilerde eğitim yapılabiliyordu. İşte böyle bir zamanda Sultan Abdülhamit’in fermanıyla Şeyhülislâm’ın bir fetvası Kars’a ulaştı: “Sakın göç etmeyiniz! Cami ve ecdat türbelerini terk etmeyiniz! Ezanımız susmasın! Kâfir içinde Müslüman kalmanın sevabı büyüktür. Mollalar çocuklara. Bu şube. Buna karşı Erzurum çevresinde kurulup Kars ahalisi gönüllüleriyle harekete geçen Türk Can-Bezar teşkilâtı. yerli ahalinin daha da fakirleşmesine yol açtı. buralara yerleştirdiler. köylerde yaşayan yerli Türk ahalinin de yarıya yakını. Oltu etrafında ve şose yolu boyundaki verimli topraklarda yaşayan yerlileri göçe zorladılar. Onlar. mülki Kağızman. Göllerde yeşilbaş sonalar kaldı. Hatta Bakü Neşr-i Marif Cemiyeti’nin Kars’ta bir şubesi açıldı. İbtida Kötek’te eyledim iskân Muhibbi sadıkı yâran eyledim. Bundan sonra Kırım ve Azerbaycan’da çıkan gazeteler geliyor. Bölgenin ekonomik hayatına onların hâkim olması. Müslüman ahalinin geri kalması için her türlü vasıtayı kullanıyordu. Dışarıdan getirdikleri Rum ve Ermenileri. Türk köylüsü. Hilâl-i Ahmer Cemiyeti şubesini faaliyete geçirdi. Bu nüfus ve iskân işini daha ziyade Kars ve çevresinde uyguladılar. Kars ahalisinin tabii savunması faaliyetine başladı. Ermeni Can-Fedalar başına hitaben söylediği koçaklamanın başı şöyledir: Millet komitanı Vağarşak ağa. Sabreyle başına gör neler gelir! Yığıpsan başına bir bölük dığa. Her taşı gevherden binalar kaldı. Neşriyata müsaade edilmiyordu. Kars ve çevresinde de bu tür can kıyımına başladılar. Cucurus ve Tamrut köylerini Ermenilere verdiler. Müslüman çocukların sadece Kur’an’ı yüzünden okumaya yönelik bir eğitim sistemini uyguluyordu. Mevcut rüşdiye mektepleri ile birçok medreseyi kapattılar. okumamış köylü ve çaresiz fukara halktı. Kağızman üzerine söylediği koşmada şöyle der: Bin üç yüz on altı. Kars şehrinde yaşayan 20. Rus idaresi zamanı Osmanlı Devleti topraklarında hatta başkent İstanbul’da silâhlı ve bombalı faaliyette bulunan Ermeniler. 1913-Balkan Savaşı felâketzedeleri ile Hicaz Demiryolu için Müslüman ahaliden yardım toplayabiliyordu. Deme ki onlardan bir hüner gelir… Bölgede Gürcülerin faaliyeti daha farklıydı. Sılayı terk etmek gam değil amma Emektar atalar. Ermeni unsuru. Ancak Birinci Dünya Savaşı başlangıcında. Moskof’un elinden kahri çekerler. Bu göç yollarında çok ağıtlar ve destanlar söylendi. Bunlar da her an göç edebilirdi.Ruslar bir yandan böyle propaganda yaptırırken bir yandan da yerli halka baskı yaparak kalkıp gitmeye mecbur ediyordu. Ruslar bu faaliyetlerde bulunanları yakalayıp Sibirya’ya sürdü. Şehirdeki Türk nüfusun % 90’ı.000 Türk nüfusundan 40 aile kalabilmişti. Albayrağa hasret boyun bükerler Necatini. yerli ahaliyi Hristiyan hatta Gürcü yapmak için uğ- 14 Bizim Ahıska . Rus devletinin imkânlarını da kullanarak eskiden olduğu gibi şimdi daha kuvvetli bir şekilde bölgenin ticarî hayatını ele geçirdi. Halkın cahil kalması için eğitimi teşvik etmiyor. Narman’la. Ramazan ayında dahi imamsız köylere Türkiye’den okumuş din adamlarının gelmesi yasaktı. Kars’taki Türk Başkonsolosluğu. analar kaldı. Yiğirmi üç yıldır kan yaş dökerler. nasıl olsa kurtuluş yakındır!” denilmekteydi. varlıklı ve ileri gelenlerdi. oraları geçici olarak bıraktık. tenhada gördükleri Türkleri öldürüyorlardı. “Yazı nakışa benzer. sonra da öğrenirsiniz!” diyorlardı. Normal bir okuma yazma dersi yoktu. Dolayısıyla geride kalanlar. Ruslar. Çıldırlı Âşık Şenlik’in. Ak suvaklı sedri mermer otağlar. Takdir-i ezeldir beyhude yanma. Bu destanın iki dörtlüğü şöyledir: Elveda günüdür çimenli dağlar. Ruslar.

Posof medresesinde muallim olan Yusuf Zülâlî. Ruslardan dolgun maaş alıyor ve Rus siyasetine alet oluyorlardı. Bu şartlar altında yaşayan Türk halkı tamamen esir hüviyetindeydi. Şiîler için de Şeyhülislâmlık kurulmuştu. gerektiği zaman imamdan aldıkları bir kâğıtla nahiye müdürüne gider. 15 . ruhanî meclise gönderirdi. Neden bir dârül-eman yok kocaman vilâyette? Bütün Ermeniler. Yazık değil mi Türk evlâdı kalsın her esarette. Hele Artvin’de çalışan bir Gürcü doktoru. Rumlar okurlar Türkçe. halkın millî duygudan uzaklaşması için millî ad olan Türk kelimesini kat’iyen kullanmıyor. Adliye işlerine kazalarda bulunan birer sulh ve sorgu hâkimi bakıyordu. Artvin’in Alman asıllı Rus mutasarrıfına müracaat ederek. Okuma yazma öğretmeden cahil bıraktığı gibi. Köylüler. Burada açılacak mektebin Gürcüce değil. askerlik sanatı ve silâh kullanmayı da öğretmek istemiyordu. Bu teşkilâtın merkezi Tiflis’ti. bazen de Ermeni veya Gürcü’ydü. Zira Tiflis’te Sünnîler için bir Başmüftülük. Bu kurumların başına atanan kişiler. Bu hâkimler genellikle Rus. Bin nüfusa bakan imamlara başimam denirdi. Kazalarda bulunan kadılar. kurulur mu hiç vatan. nikâh kıyar. Aman kardaş ne fark vardır bizim ile cemadatta. Gürcü doktor da buralardan uzaklaştırıldı. Bu yüzden oralarda daha ziyade muskacılık yaygındı. at üzerinde gezerek halkı parasız muayene ediyor.” 1909’da biri Kars’ta diğeri Posof’ta olmak üzere iki medrese ve ilmihal bilgileri de veren birçok Kur’an kursu vardı. ilâç veriyordu. Batum Mebusu Edip Dinç anlatıyor: “1906’da Batum civarında Gürcülerin doktor. Diğer milletlere göre ne denli geride kaldık. Ruhanî meclis de gerekli tasnifleri yaptıktan sonra Rus Nüfus İşleri İdaresi’ne gönderirdi. herkesi mezhep veya etnik durumuna göre adlandırarak kırk parçaya bölüyordu! Çıldırlı Âşık Şenlik’in. çeşitli adlar altında halktan para toplayarak geçinirlerdi.raşıyor. Bunun da Türklerin arasına nifak sokmak için etnik ve mezhep farklarını derinleştirmekten başka bir amacı yoktu. Rusça ve Türkçe okutmasını talep ettim. Yerli ahali Rusça bilmediğinde Ermeni ve Gürcülerin tercümanlığına başvurulur. Nüfus Hüviyet Cüzdanı diye bir şey yoktu. dava vekili ve muhtelif mevkileri işgal eden 18 misyoneri faaliyet gösteriyordu. Bu da rüşvete tabiydi. Ki Kars’ın köylerin derler yazan yok bir satır Türkçe. Öyle yaptık. Bunun içindir ki bölge ahalisi Ermeni mücadelesinde hesaba gelmez miktarda kurban verdi. ahaliye Gürcü milliyetçiliğini aşılamak ve Hristiyanlığı kabul ettirmek için çalışıyorlardı. Bu suretle müthiş Gürcü propagandasından kurtulduk. doğan ve ölenleri deftere yazarlardı. Acep Türk hattı çıktı da gezer mi şol semavatta. bu Gürcü doktorunun milleti Gürcüleştirme faaliyetinden bahsettim. Türk bayrağı altında toplanmak ümidiydi. Ruslar. Tiflis Müftülüğünce atanan başimamlar. Bunlar. Köylere sağlık hizmeti gitmezdi. Sağlık işlerine kazalarda bulanan bir hükûmet tabibiyle birkaç sağlık memuru bakardı. Başimamların maaşı yoktu. ondan aldıkları vesikayı bir yıl süreyle kullanırlardı. propaganda faaliyeti yürütüyordu. Adlî işlerde rüşvet çok yaygındı. baş imamlardan gelen nüfus kayıt defterlerini. Köylerde imam vardı. O da masrafı ahali karşıladığı takdirde talebimin kabul edileceğini söyledi. Müslümanların dinine müsamaha ediyor görünerek ruhanî bir teşkilât kurmuşlardı. Rusların Çıldır Kaymakamı huzurunda söylediği deyiş. halkın Osmanlı’ya ne kadar bağlı olduğunun ifadesidir: Bizim Ahıska Şu Kars’ta yok mu bir kimse bulunsun bu himayette. Rusça’yı. Şu Poskov medresesinden dilenciler çıkarmakla Zülâl der. bu acıklı durumu anlatan deyişinde şöyle diyordu: Ruslar. cenaze namazı kıldırır. ahali arasında para toplandı. kalmış cehalette. Murgul’da bir de Gürcü mektebi açacaklardı. Rusça-Türkçe mektep yapıldı. dolayısıyla kararlar da ona göre olurdu. Babadan oğula geçen tek tesellî. Çarlık Rusya’sı Müslüman ahaliden asker almamaktaydı.

Fahrettin Erdoğan anlatıyor: “Tiflis’te oturan Kafkasya Genel Valisi Vorontsov Daşkov. Kırım’dan çevrilen hisarları. 27-28 Aralık savaşları çok şiddetli geçti. Sarıkamış harekâtının sonucunu da bu sayede lehine çevirebilmiştir. Ben Allah’tan Âl-Osman’ı isterim. 1904’te Azerbaycan’ın Şeki şehrinde öğretmenlik yapan Posoflu Âşık Zülâlî. irahmi gani.” O zamanlar en kayda değer aydınlanma hareketi herhalde Kırımlı Gaspıralı İsmail Beyin faaliyetidir. Türk ahali bu manzarayı nefretle karşıladı ve aralarında mevcut millî birlik duygusu daha da arttı. Karadeniz’de kontrolü ele geçiren Ruslar. Mevlâm bu Urus’tan kurtar İslâm’ı. Kafkas. Rus tehdidi altında olduğundan İstanbul’dan kalkan gemilerimiz. deniz ve demiryolu bakımından Türkiye’ye karşı kesin bir üstünlüğe sahip olan Rusya. Çünkü Türk bayrağı Rus askerinin ayakları altında çiğneniyor. Türk yaşarız dünyada. 16 Bizim Ahıska . Bu tören. Türklere hakaret edilmek için düzenlenmişti. Tuna. Buhara. Eli altında esir bulunan halkı çalıştırarak Tiflis’ten Gümrü’ye gelen demiryolunu Kars’a ve sonra da Sarıkamış’a kadar uzattılar. Rusları buradan atarak Ardahan’ı ele geçirdi. Üçüncü orduya arzu çekeriz. Vurur millî külünk ile yıkarız bir gün olur. Kars. Başkumandan Vekili Enver Paşa. Bizans Devleti’ni yeniden kurmak. Mevlâm bu Urus’tan kurtar İslâm’ı. İnşallah düşmanın kaddin bükeriz. Türk doğarız. hicran. Bu metotla açılmaya başlayan okullardan birinde. Rus Çarı Nikola. Ayasofya’ya haç koymak gibi tarihî emelleri olan Rusya. 20 Aralıkta 1914’te Sarıkamış’a gelerek cepheyi ziyaret etti. El ele verince dağlar sökeriz. askerî kara ve demiryollarına da önem verdiler. bölgenin aydınlarını ve ileri gelenlerini toplayarak Sibirya’ya sürdüler. Anadolu’da seferberlik ilân edilince Ruslar. Bu şekilde bölge Rus demiryolu şebekesine bağlanmış. gam ateşine. Merhamet sahibi. bir yandan da usul-i cedîd dediği yeni usul okluları teşvik ediyordu. Çar’ın manifestosuyla Türkiye’ye karşı savaş ilân etti. Ayrıca petrol şehri olan Bakü de demiryoluyla Karadeniz’e. Batum’a bağlanmıştı. 22 Aralıkta Sarıkamış’a doğru Türk yürüyüşü başladı. hızla onarılan demiryoluyla Tiflis’ten Sarıkamış’a mütemadiyen taze kuvvet ve mühimmat sevki. Diğer bir hattı da Arpaçayı ve Aras Nehri’ni takiben Nahçivan ve İran’a bağladılar. Ümitsizliğe kapılan Rus karargâhı genel çekiliş emri vermeyi düşünürken. Rus idaresinden bezmiş usanmıştı. Doğu Anadolu’ya demiryolu yapılmaması için Osmanlı Devleti’ne baskı yapmış ve hatta taahhüt almıştı! Karadeniz. Bir halk şâiri Ruslardan kurtuluş dileği destanı yazmıştı: Gece gündüz sana budur duamız. 25 Aralıkta Sarıkamış’a hücum etti. Nesli mürsel. iki taraftan Rus kartalı bayrağı parçalıyor ve askerin elindeki Rus bayrağı yükseliyordu! Valiyle heykeli dikilen asker de bu törende hazırdı. Başka bir ifadeyle. Bu anıt 93 Harbi’nde Kars’a giren ve kaledeki Türk bayrağını indirip yerine Rus bayrağını diken askeri canlandırıyordu. 12 Kasım 1914’te savaşa girmiş bulunuyordu. askerî nakliye için gerekli şartlar hazırlanmıştı. Der Zülâlî. O bir yandan Tercüman gazetesini çıkarıyor. Ruslar. Ceyhun. Yandık zulüm. Türk gezeriz. Şarka garba yıldırımlar çakarız bir gün olur. Selim’de demiryolu havaya uçurularak Kars-Sarıkamış bağlantısı kesildi. Mevlâm bu Urus’tan kurtar İslâm’ı. savaşın seyrini değiştirdi. İstanbul’u ve Boğazları almak. Halk. Hafız Hakkı Paşa. Tiflis’te döktürülerek getirilen heykelin açılışı için halk da davet edildi. Sarıkamış felâketinin en mühim sebeplerinden biri demiryolu yokluğu. 23 Aralıkta Rusları püskürterek Oltu’ya girdi. diğeri de deniz gücümüzün zayıflığıdır. Ardanuç üzerinden gelen ve içinde Yüzbaşı Halid Beyin de bulunduğu bir Türk birliği. Hâlbuki Türk demiryolu Ankara’nın az doğusuna kadar uzanıyordu. Türk ahalinin millî direncini kırmak için Kars’ta bir Rus Zafer Anıtı yaptırdı. Devrilen Moskof elinden çıkarız bir gün olur. Ardahan ve Batum halkı bu şartlarda yaşarken Birinci Dünya Savaşı başladı. Volga. hükmi hanı isterim. Büyük bir sevinç ve heyecana kapılan halk Rusları kovmak için ordumuzun yanına koştu. Araslar gibi Tuğyan eder deryalara akarız bir gün olur. Sarıkamış’ın yukarı mahallesi ele geçirildi ve merkezde kuvvetli süngü savaşları yapıldı. Rus esaretinden kurtuluş ümidini şöyle dile getiriyordu: Biz bu zulmetler içinden çıkarız bir gün olur. Türkiye.Hulusi kalbimden bilsen fikrimi. Trabzon’a ulaşamıyordu. Kara.

30 Aralıkta üstünlük Ruslara geçti. Bağlar bozulmuş. Kalanları da Erzurum’a doğru çekildi. Sarıkamış Felâketi’yle bölgeyi savunan ordumuz eridi. Osmanlı kuvvetleri geri çekilince bölgede katliamlar başladı. Bir iki ay Zor’da kaldık. Bahar gelince Rusların çevre köyler kadar sokuldukları söylendi. Halid Bey kuvvetleri çekildikçe Artvin ve Oltu bölgesinde Rus işgali genişliyordu. Oltu-Kars arasında Ermeni savaşı sürüp gidiyordu” Devamı var. “Türk ordusunun gelişine sevindiniz!” diyerek Ardahan ve Çıldır ahalisini kırmaya başladı. ümitsiz dövüşler şeklinde devam ettiyse de 17 Ocakta cephe sustu. Bizim köyde de göç hazırlığı başladı. 1920 senesinin ağustos ayında biz de memlekete döndük. Ruslar. 1916 yılı şubatında Erzurum’la birlikte Doğu Karadeniz ve Doğu Anadolu Ruslar tarafından istilâ edildi. Ruslar Ermenilerle birlikte yerli ahaliye karşı akıl almaz ölçüde katliama başladılar. İspir. reçeller. 1916’nın ilk haftasında tekrar yola koyulduk. gâvurlara kalır diye. Ardanuç ve Hod köylerinden göçen ve çoğu kadın. yaşlı ve çocuklardan meydana gelen kafileler köyümüzden geçiyordu. üç ay boyunca Çıldır. Savaş başlayınca bilhassa Artvin bölgesinden Anadolu içlerine doğru muhaceret başlamıştı. Bir gün biz de gideriz. Sungurlu’da dört sene kaldık. Burada toplanan Erkinisliler. Reşadiye. açlık ve çeşitli hastalıklardan nice insan telef oldu. onların yardımıyla biz de Çoruh’un öte yakasındaki Zor köyüne geçtik. Alucra. Rus tarafında kalan kendi tarlalarından güzün ekilmiş ekinlerin başaklarını kırparak çuvalla Ersis’e getiriyorlardı. eşyalar talan edilmiş. Çoruh üzerindeki tel halattan karşıya geçip. Bayburt. geceleri. Babam hasta yatağındaydı. Bizim Ahıska 17 . O günleri Yusufelili Öğretmen Mustafa Âdil Özder şöyle anlatıyor: “1914 yılı sonbaharıydı. Kelkit. pekmezler. Göle ve Olur’da çoluk çocuk demeden 40 bin kişiyi şehit etti. 1915 yılı nisan ayının il günleriydi. 1915 yılı kışı boyunca bu göçler devam etti. 1916 kışına bu kasabada girdik. Ardahan. Bu göç yollarında soğuk. Yedi yaşındaydım. 1915 yılının ilk haftası. 2 Ocak 1915 günü. Sonra Ersis’e geldik. çardakta sıra sıra asılı duran kümeleri çekip aşağıda gördüğüm Ardanuçlu çocuklara attığımı ve onların da kapıştığını iyi hatırlıyorum. İnekleri dışarıya salarak evimizi barkımızı bırakıp yola çıkmıştık. Artık muhacirler yerlerine dönüyordu. Tiflis’ten Çıldır’a gelen taze Rus kuvvetleri Ardahan’a yöneldi. savaşın hazin sonu göründü. Sarıkamış muharebeleri. küme ve pestiller yapılmıştı. her şey yok olmuştu. Evler harap olmuş. Tokat ve Zile üzerinden ağustosta Sungurlu’ya gelip yerleştik. Halid Beyin cephane götürüp boş dönen atlılarına bibim rica etmiş. Rus Kazaklarıyla onlara öncülük eden Ermeni ve Rum çeteleri. Bölge yeni felâketlere sürüklendi.

Analar bağrına taş bastı. Koca bir halk. Alman cephesine giden genç kocası Bekir Lomidze. Asgarî insana lâyık şartlardan uzak bir şekilde. sürgünde evlâdını kaybetmiş genç bir anneyken diğer çocuklarıyla beraber tek başına hayat mücadelesi vermiştir. salgınlara ve açlığa dayanarak sağ kalanlar. Ne var ki bu ölüm yolculuğu. on sekiz yaşında evlenmiş. Çınar ana. Bunlar masal değil. Onları evli barklı etti. Onlara bakabilmek için didindi. 1910 yılında Ahıska’nın Soxdev köyünde dünyaya gelmiş. Dayandığı yegâne varlık çocuklarıydı. Ama bu çocuk nereye gömülecekti? Bir mezarı olacak mıydı? Ne yazık ki böyle bir şansı da yoktu. Çok genç yaşlarda. Bu halk sadece Türk olduğu için bu insanlık dışı muameleye tabi tutulduğuna göre bu olaya sadece sürgün demek yeterli midir? Kış mevsiminde 15-20 hatta 30 gün süren ölüm yolculuğunun adına soykırım desek. çaresizlikler içinde ateşle boğuşarak vefat etmişti. İstasyonlarda vagonları dolaşan askerler ölüleri alıp yaban arazilere savurdular. Bunların arasında Çınar ananın genç eşi de vardır. önce oğlu Hasret’i elinden aldı. Birleşmiş Milletler Teşkilâtı’nın neye soykırım dediği tartışılır! Kış soğuğuna. kocasını kaybetmenin üzüntüsünü yaşarken sürgün haberiyle yıkılmış. O zamana kadar askere alınmayan Ahıskalılardan da eli silâh tutanlar toplanarak cepheye sürülmüş. Hasret. Sürgün tarihine kadar ailesiyle beraber Ahıska’da huzurlu bir hayat yaşamıştır. Azim ve sabırla çocuklarını büyüttü. Hayatın ve anneliğin en güzel çağında bir kıyamet kopmuş. Ama bu acıyı yaşayan bir o muydu? Bütün hemşehrileri de öyle değil miydi? Her biri Orta Asya çöllerine serpilmemiş miydi? 18 Bizim Ahıska .Ahıskalı Çınar Ana Nilüfer DEVRİŞOVA Ahıska Türklerinin yaşadığı insanlık dramı akıllara durgunluk veren bir olaydır. bizzat yaşayanların bir kısmı hayatta. abartmış mı oluruz? Bitmez tükenmez yollarda binlerce insan can verdi. Yoksulluktan ve kimsesizlikten dört çocuğuyla beraber çok çile çekti. İnsanlık âlemi bunların sesine kulak vermeli değil mi? 1944 yılı kasım ayında cereyan eden Ahıska-Orta Asya hattındaki ölüm yolculuğunun kahramanlarından biri de Çınar anadır. Çınar ana. garip ve kimsesizlikler yaşadılar. Hiçbir suç isnat edilmemiş. bir daha geri dönmemiş. Vatan hasreti günden güne içini dağlıyordu. Çı- nar ninenin dünyasına kâbus gibi çökmüş. Zamanla beş çocuk annesi olmuştur. Ama bu çilerlin hiçbir vatandan ayrılık derecesinde değildi. hayatın kahrını çekmiş. Çocuklarına hem ana oldu hem baba. hayvan vagonlarına doldurularak bir ölüm yolculuğuna çıkarılmıştır. Sürgün sırasında vagona atabildiği döşeklerin yünüyle çorap örüp satarak ve kolhozda aşçılık yaparak hayata tutunmaya çalıştı. Bu felâketin adı sürgün! Genç bir anneyken dul kalmıştı. Çınar ana. hiçbir haber de alınamamış. yolda hastalanmış. doğdu büyüdüğü ata yurdundan sürgün edilmiştir. ulaştıkları ülkelerde tarifi imkânsız yokluklar. Çınar ananın dört oğlu ve bir kızı vardı. Bir istasyonda vagona giren askerler çocuğun cansız cesedini alıp annesinin yaşlarla dolu gözlerinin önünde bir eşya gibi dışarı atacaklardı. İşte bu savaş. Çocuklarına sarılarak sürgün vagonuna bindi. Çınar ana. Çınar ana. Çınar ana için sürgünün ilk yılları çok ağır geçti. daha genç bir anneyken hayatın bin bir türlü çilesiyle tanıştı. Şimdi de vatansız kalacaktı. üstelik kendi güvenlikleri için geçici bir süre denilerek yalan söylenmiştir. Hayvan vagonunda evlâdını kaybetti. İkinci Dünya Savaşı çıkmış. bilmediği arazilerde kurda kuşa yem olan yavrusunu bırakarak diğer çocuklarıyla birlikte Özbekistan’ın Namangan şehrine ulaştı. İlkokulu yaşadığı köyün Gürcü mektebinde okumuştur. Eğer bu olayın adı soykırım değilse. Bu acıyı dindiremeden kapısı yeni bir felâketle çalınmış.

Bülbüller öterdi kızıl güllerde. gördükleriyle bir tarih yazılacaktı belki. oğlu da ABD’de yaşıyor. Altı çocuğu var. Acep görür müyüm vatanı dağlar? Fotoğrafların Dili Çınar ananın kızı Yıldız Hanım (sağda). Bu fotoğrafta. Soldaki de Şaşa Hanımın ağabeyi. Aziz Efendi ile Şaşa Hanımın kızları Aniko ve Saniya. 1949 yılında Özbekistan’da çekilmiş. birkaç sene evvel 105 yaşındayken Ahıska’da vefat etmiştir. Yıldız Hanım halen Özbekistan’da yaşamaktadır. sol taraftaki hanım da Bedir’in karısı Hediye Hanım. gurbetlerde nihayet bulacaktı. Aziz Efendi. Bu fotoğraf. Sadece bir kardeşi hayatta ve ABD’de yaşıyor. Ahıska Türkleri sürgüne gittikten 11 sene sonra 1955 yılında Ahıska’da çekilmiş. Gürcü eşinden ayırıp sürgüne gönderilmiş! Bu da kaderin başka bir cilvesi…) Bu fotoğrafta çay toplayan kızlar. Gürcü bir hanımla evlenmiş ve sürgüne gitmemiş. 63 yaşında dünyaya veda ediyordu. 1973’te Özbekistan’ın Namangan şehrinde vefat etti. gurbet ellerde. şimdi ABD’de yaşayan erkek kardeşi Bedir. Eşi üç sene önce vefat etmiş. sürgünden dokuz sene sonra. Bugün ihtiyacımız olan ama arayıp da bulamadığımız bilgi hazinemiz Çınar nineye Allah’tan rahmet diliyoruz. Gürcü kızıyla evlenmiş olan Aziz Efendiyle Gürcü karısı Şaşa Hanımı görüyoruz. 1953’te Özbekistan’da çekilmiş. Geçti gitti yıllar. Fotoğraf. Bu fotoğraf. Onun tecrübesiyle. Fotoğraf 1960 yılında Maharadze’de çekilmiş. Çınar ninenin iki çocuğu hayatta. Hayatın acı ve tatlı yönlerini yaşamış olan Çınar nine. Artık o Çınar nine olmuştu. Bu fotoğrafta sağ taraftaki Yıldız hanımdır. Erken vefat etmeseydi kim bilir bize neler anlatacaktı… Bugün bile cevabını bulamadığımız sorular ce- vap bulacaktı. Ortada (oturan). Bizim Ahıska 19 . Kızı Özbekistan’da. (Hâlbuki Ude’de Letifşah Barataşvili. Ağıtlar kavruldu tatlı dillerde.Ahıska’da şen ve mutlu bir dünyada hayata başlayan Çınar ananın ömrü.

Çile. Kürt olduğunu kabullenenler bile Türklerle kardeş olduklarını ve aralarında hiçbir farkın olmadığını söylüyorlar. söylenmektedir. kültür ve konuşma dilleri Ahıska Türklerinden farksızdır. Bugün Orta Asya topraklarında Ahıskalı göçmen Kürtlerin sayısı çoktur. Soğuk kış günlerinde. Çoğunun hayat tarzı. Ahıska’dan Orta Asya’ya sürgün edildiler. Ahıska’dan sürülen bu insanların çekeceği bin bir acı.Kırgızistandaki Ahıska Kürtleri . Bunların büyük bir kısmı Kırgızistan’dadırlar. kucaklarımız dolu elmalarla evimize gelirdik. Biz bu yazımızda yıllar önce bizim gibi Ahıska topraklarından uzak diyarlara sürülen Kürt kardeşlerimizden bahsedeceğiz. Ellerimiz. bahçelerden elma toplardık. hayvan vagonlarında bir ay süren yolculuk sırasında çok kayıp verdiler. Oralarla ilgili çok güzel hatıralarım var. Diğer akrabalarımın çoğu Irak’ta ve ABD’de yaşıyorlar. 65 yıldan beri Ahıskalıların hayatı gurbetlerde savrulup gitmektedir. yurtsuzluk. Recep Mirzayev. Dönebilenler de Gürcü yöneticileri tarafından geri gönderildi.I Nilüfer DEVRİŞOVA 1944’te Türkler. Sovyetler Birliği zamanında vatana dönüş müracaatları havada kaldı. tohum gibi Orta Asya ülkelerine serpildiler. Bişkek’in Oroh köyünde yaşayan Recep dede. 1925’te Ahıska’nın Tsxalpile köyünde doğdum. Ahıska’daki mutlu hayatını ve bugüne kadar yaşadığı acı tatlı hatıralarını anlattı. asıl bundan sonra başlıyordu. Şimdi akrabalarınız nerede yaşamaktadır? Annem ve babam 1946’da Özbekistan’da vefat ettiler. Hemşinliler olmak binlerce insan. küçük kardeşim de 2009’da vefat ettiler. arada sadece küçük bir nehir vardı diğer taraf Türkiye’ydi. istisnasız “Ben Türk’üm!” diyor. Bazıları Kürt olduğunu bile kabullenmiyor. Ablam çifte vatandaşlığa sahip. Türkiye’de okunan ezanlar ve öten horozların sesi bizim köyden duyuluyordu. ondan sonra bir daha geçemedik. Ahıska’dayken okula gittiniz mi? 20 Bizim Ahıska . Ahıska’nın hangi köyünde ve hangi tarihte doğduğunu soruyoruz. Ahıskalı Kürtleri biraz daha yakından tanımak. Köyümüz Türkiye’ye çok yakındı. hem ABD’de hem de Irak’ta yaşıyor. geçmişte yaşadıkları sıkıntıları ve bugün yaşadıkları hayat biçimlerini öğrenmek için Ahıskalı yaşlı ve genç Kürt kardeşlerle konuştuk. İşte sorularımız ve cevapları: Recep dededen. Ahıskalının alın yazısı oldu. Kürtler. Sağ kalanlar. Celalabat. Oş ve Bişkek şehirleri başta olmak üzere birçok köy ve kasabalarda yaşamaktadırlar. Ben.000 olduğu Recep Mirzayev torunları Said ve Hanife’yle. Kırgızistan’da yaşayan Ahıska Kürtlerinin sayısının 33. İkinci Dünya Savaşı başlayınca araya duvar diktiler. huzursuzluk. Büyük kardeşim 1992’de. Türkiye tarafına çok geçerdik.

. Bunlardan başka milletten yoktu. Bütün dersler okutuluyordu. sadece Türklerin ve Kürtlerin sürüleceğini söylediler. Ermenilere kimse bir şey demedi. Hepimiz dağınık vaziyette değişik köylerde yaşıyorduk. nerelere gönderildi? Toplu olarak mı yaşıyordunuz? Diğer sürgündeki Türklerle ve Hemşinlilerle aranız nasıldı? Sürgünde Kürtler. Bizim Ahıska 21 . Diğerlerini başka yerlere gönderdiler. devletle de. Sürgün yolculuğu çok uzun sürdü. Orada ancak bir sene okuyabildim. Düğünleri. Bizim köyde Müslüman az olduğu için cami yoktu. Bilhassa Adigön’ü çok iyi hatırlıyorum. Köyümüzde okulumuz vardı. Ramazanlarda hepimiz oruç tutardık. O gece hepimizi hayvan vagonlarına doldurdular. bayram namazlarına giderdik. Bu haber karşısında ne olduğunu anlayamadık.. Sürgünün sebebini ne olarak görüyorsunuz? Sürgünün sebebini anlamadık ki. Bir sene sonra. Nasıl ki şimdi burada yapıyoruz. Birkaç aile de Türk… Diğerleri hep Ermeni’ydi. Bizim köyle arası on beş dakikaydı. Beşinci sınıfa kadar okudum. bu yüzden bize yakın olan Vale köyüne giderdik. Ama bütün köyleri çok iyi hatırlıyorum. coğrafya. Buna da kimse bir şey demezdi. Kazakistan. Sürgünde Ahıska Kürtleri. tarih. orada da öyle yapardık. okula gittim kızım. Hocalarımız da Azerî’ydi. Peki. Bizi Orta Asya’ya sürgün edeceklerini ve gerekli eşyala- Hanife ile Nilüfer rımızı toplamamız için üç saat mühlet verdiklerini söylediler. Bizim köyde beş aile Kürt’tü. hiç unutamadım oraları. Sürgüne kadar çok iyi yaşıyorduk. Devletle de aramız iyiydi. Eğer gidersem her yeri size gösterir anlatırım.. Ahıska’nın hangi köyleri Kürt’tü ve sayıları ne kadardı? Ahıska’nın birçok köyünde Kürtler yaşıyordu. Abastuban. Bizimle beraber sürülen Türkler ve Hemşinlilerle aramız iyiydi.Evet. Camilere rahatlıkla gidip ibadetlerimizi yapardık. sürgün nasıl gerçekleşti? Nasıl oralardan sürgün edildiniz? 14 Kasım’da evimizin önüne askerler geldi. hiçbir anlaşmasızlık yoktu. 17 yaşında Azerbaycan’daki Karadiz demiryolu istasyonunda çalışmaya başladım. matematik… 1941’den sonra başka okulda okumaya başladım. Özbekistan ve Kırgızistan’a gönderildiler. kardeş gibi yaşıyorduk. Aramız iyiydi. Aramızda öyle çocuklar vardı ki ne anası vardı ne de babası. Hatırladığım kadarıyla Çaral’da iki aile. yani 1943’te izinle eve geldim. Her evde üçer asker vardı. açlıktan ölmememiz için. Dersler. onların çocukları bile vagonlara sıkış tepiş dolduruldu. Ermeniler ve Gürcüler yaşıyorlardı. çünkü beni çalışmak için Azerbaycan’a gönderdiler. Azerî Türkçesiyle veriliyordu. sünnet törenlerini kendi âdetlerimize göre yapardık. Biz dört ayrı millet çok iyi yaşıyorduk. Çevre köylerde kimler yaşıyordu? Onlarla aranız nasıldı? Çevre köylerde ve bizim köyde Türkler. Türk-Kürt fark etmezdi onlar için. Aramızda hiç kötü şey yaşanmadı. Her istasyonda bize yemek veriyorlardı. Babaları savaşa gönderilmişti. Türklerle beraber cuma namazlarına. Devletle çok iyi geçinirken nasıl oldu da biz buralara sürüldük… Âdetleriniz nasıldı? Ramazanda oruç tutulur muydu? Bütün âdetlerimiz vardı kızım. Sürgünden önce de çok iyiydi. Bunun gibi Cağısman. Çıxet’te üç aile vardı. Biz ailece Semerkant’a geldik. Devlet sizi hangi milletten görüyordu? Devletle aranız nasıldı? Gürcüler bizi ayırmıyordu. Adigön.. Bu yüzden bizim oralardan sürülmemiz bana çok garip geliyor. Gomora’da da Kürtler yaşıyordu ama miktarını tam olarak bilemiyorum.

İstediğim gibi çalışıyor. Bütün Kürtlerin aynı topraklarda. Kürtlerle değil PKK’yla savaşıyor. Türkiye’yi mi yoksa Gürcistan’ı mı kendine daha yakın devlet olarak görüyorsun? Türkiye’yi çok seviyorum. Fakat oraya ilk önce gezip görmek için gitmek isterim. Çünkü atalarımız oralarda doğdu. Yıllar önce bizim yaşadıklarımızı onlar yaşamasın. İstiyorum ki milletimin çektikleri son bulsun. Belki de bizi çekemediler. Başka millet de aynısını yapardı. oraları kendine vatan edindiler. Şimdi anlıyorum ki onların hedefi Ahıska’yı bizim elimizden almakmış. Türkiye. Hanife’ye Ahıska’ya dönmek isteyip istemediğini soruyorum. Orada ayrımcılık var. Daha oraları ne gördüm ne de hayat biçimini bilirim. milletinin geleceği için ne yapmak istersin? Milletim yıllardan beri gurbetlerde dağınık bir şekilde sürgün hayatı yaşıyor. takdir ediyorum. O yüzden acele karar vermek istemiyorum. Sohbete Recep dedenin torunları Said ve Hanife’yle devam ediyoruz. Hanife’nin düşündükleri bambaşka. Irak’ı daha çok beğendim. aynı bayrak altında. Onların dünyaya bakışı başka. aynı kültürü yaşamasını isterim. Irak’ta 22 Bizim Ahıska . ama kendime yakın devlet olarak Gürcistan’ı görüyorum. Irak’a gitmek isteyebilirler. bunun için devlet imkân sağlasın. Şu anda yaşadığınız memleketten memnun musunuz? Başlıca problemleriniz nelerdir? Evet. Oralarda yaşamak isterim. iyi bir millet. çünkü çok iyi yaşıyorduk. Kürdistan’ı çok beğendim. istediğim gibi de geziyordum. Gelecekte ailem ve akrabalarımla beraber Kürdistan’da yaşamak isterim. huzurlu bir şekilde yaşamasını. Kimse beni rahatsız etmedi. Kendine vatan olarak nereyi görüyorsun? Geçen sene Türkiye’ye gittim oraları çok beğendim. Oralar bizim vatanımız. Recep dedenin sohbetine doyum olmuyor ama sohbetimizi bitirmemiz gerekiyor. Ben oraları görüp bildiğim için geri dönmeyi istiyorum. Said’e Ahıska’ya dönmek isteyip istemediğini soruyoruz. Sınırda hepsini aldılar. Bir gün ansızın askerler geldi. “Alman ordusu buralara gelecek! Onun için sizi buradan çıkaracağız!” dediler. Kendime tabiî vatan olarak Irak’ı görüyorum. Türkiye’nin Kürtlere hiçbir kötülüğü yok. Türkiye’ye o bayraklarla girmeme izin vermediler.İsabali Mürseloğlu Gürcü ve Ermenilerle de bir derdimiz yoktu. Ahıska’ya dönmek istiyorum. Irak’a da gittim. Eğer elimden gelirse bunları yapmak isterim. ninelerimiz yıllar önce Ahıska’dan sürüldüler. Ben. Bayrak bile olsa tedbir alınmalıdır diye düşünüyorum. Irak’tan Türkiye’ye geçerken yanımda Kürt bayrağı vardı. aynı dili konuşmasını. Yaşlandık artık. daha ne isteyebiliriz ki… Gençlerimizin geleceğinin iyi olmasını isteriz. Ama çocuklar dönmek istemez. Allah’a şükür çok iyi yaşıyoruz. Türk-Kürt ilişkilerini nasıl buluyorsun? Türkiye’de iki sene Kürt olmama rağmen hiçbir zorluk çekmeden çalıştım. Bana göre fark etmez. Çünkü onlar buralara alıştılar. memnunum kızım. Türkleri çok beğeniyorum. Said’le sohbetimizden sonra sıra Hanife Hanıma geliyor. Ama gençler istemez. Irak’ta yaşamak istemiyorum. Kendine vatan olarak nereyi görüyorsun? Vatan olarak Gürcistan’ı görüyorum. Vatana dönüş konusunda ne düşünüyorsunuz? Genel olarak Kürtler neler düşünüyor? Ben. Yaşlı olan herkes isteyecektir geri dönmeyi. Türklerin bu tutumunu haklı buluyorum. Köyümüzden ve akrabalardan dönenler olursa ben de dönerim. Tabiî isterim! Ahıska’ya dönmeyi çok istiyorum. Eğer beğenirsem sonra gelir ailece gideriz. sadece onlar gücünü yanlış yolda kullanan ve iki kardeş milleti birbirine düşman eden insanların peşindeler. Dedelerimiz. Bu konuda Türkiye’yi kınamıyor. zorla da tutup götüremezsin. Peki.

Kendinize en yakın devlet ve millet olarak kimi görüyorsunuz? Ben en yakın millet de devlet de Türkiye’dir. PKK hareketine nasıl bakıyordu? Kürtlerin Türklere böyle davranmasını hiç doğru bulmuyorum. Tirbon. Bu sürgünün sebebini hâlâ anlamış değilim. Not: Bu röportajları yapmamda yardımlarını gördüğüm Resul Raşidov ve İzmire Odabaşeva’ya teşekkür ederim. Türk başka… Ben bunu istemiyorum. Acaba Hanife. Kürt-Türk bölücülüğü olmamalı. aynı kültürü paylaşmışız. Okulda bütün dersler vardı. askerler evimize geldiler. Odunda. Okulda üçüncü sınıfa kadar okudum. kurban keserdik. İntel.Kürt başka. İsabali Mürseloğlu. Agara. Gankit. Bizi aynı milleten sayıyordu. Kürtlüğünü kabul edip bunu açıkça söyleyenler çoktu. Sizce sürgünün sebebi neydi? Kızım. D.org. Sohbetimize Bişkek’in Zarya köyünde yaşayan İsabali dedeyle devam ediyoruz. Oxere. Bu kadar konuşunca söz PKK terör örgütüne geldi.tr/switch.ttk. Öyle ayrımcılık olduğunu hatırlamıyorum. Hepimiz aynı milletteniz. Köyümüzde ve etrafında daha çok Ermeniler yaşıyordu. Derslerimiz Gürcüceydi. Hepsiyle aramız iyiydi. aynı dini. Onlar böyle kan dökerek. Horoma. Bize söylenen buydu. Uravel. Bugün Türkiye’de yaşanan çatışmaya bir anlam veremiyorum. Daha sonra bizim okula Azerbaycan’dan öğretmen geldi ve Azerice öğrendim. 1928’de Ahılkelek’in Xıryan köyünde dünyaya gelmiş. Ben şahsen kendimi Türk olarak biliyorum. Türkleri Kürtlere ve Kürtleri de Türklere düşman etmeye çalışıyorlar. Hâlbuki biz aynı milletin insanlarıyız. Orpola. Türk-Kürt fark etmezdi. Geçmişe baktığımız zaman Türklerle o kadar çok ortak yönümüz var ki. Oruç tutar. İstiyorum ki Türk de bir olsun Kürt de. N. Onlar bizden kız alırlardı biz de onlardan alırdık. gece saat ikiydi. Tibet… Çevre köylerde kimler yaşıyordu? Onlarla ilişkileriniz nasıldı? Çevre köylerde Gürcüler. Âdetleriniz nasıldı? Komünizm zamanı Ramazanda oruç tutulur muydu? Âdetlerimizi yapıyorduk. Herkesle aramız iyiydi. php?file=ProductInfo&cat_id=88&product_ id=2110 Bizim Ahıska 23 . çatışarak neyi halledecekler? Her şeyi doğru yoldan çözmeliler. aynı topraklarda yüzyıllar boyu yaşamışız. İsabali dedeye memleketteyken okula gidip gitmediğini soruyoruz. Türk-Kürt ayrımcılığı yapıyorlar. Türklerin gelip bizi basacağını söylediler. Onlar. Bu yüzden bizleri Orta Asya’ya sürgün edeceklermiş. http://e-magaza. Bana göre hepimiz aynıyız. Bizler aynı milletin insanlarıyız. Xiryan. Rustav. Devlet sizi hangi milliyetten sayıyordu? Sizler kendinizi kim olarak görürdünüz? Devletin bizimle bir ilgisi yoktu. Atatürk’ün milletini kendime yakın görüyorum kızım. Ermeniler ve az sayıda da Azeriler vardı. Kürtler Ahıska’nın hangi köylerinde yaşıyorlardı? Nüfuslarını bilmiyorum ama şu köylerde Kürtler yaşamaktaydı: Koltaxev. Saguli. Türkiye’den gelen Ermeniler bizim gibi konuşuyorlardı.

Neler eker. Bizim Ahıska dergisi okuyucuları için Işıkova Raziye Ninemle konuşuyoruz: Raziye Nine. Evlerimizin duvarları taştan yapılmaktaydı. Nevreste ve Sahib adlı çocuklarını büyütmüş. 24 Bizim Ahıska . neler yetiştirirdiniz? Bizim 12 hektarlık toprağımızdan bize sadece 15 sotuk (10 dönüm bir sotuk) kalmıştı. Cesim ve Nesim’di. Fennî sulama yoktu. Tutacvar köyünde pazar yoktu. Yağmurla sulanırdı. 1992 yılına kadar burada yaşadıktan sonra Kırgızistan’ın Şamaldı-say ilçesine yerleşmiştir. Filmler. insanlık âlemine ve tarihe emanet etmek için sanat ve teknolojiden yararlanmaktadırlar. Salican. devletleştirildi. Kendi ürünlerini kendisi yetiştiriyor. Fergana Olaylarından sonra Rusya’ya gitmiş. Kışlar çok soğuk olduğundan evler birbirlerine çok yakın mesafede dikilmişti. Ahıska gibi koca bir vilâyetin binlerce insanı. Üçü erkek. Kerim. Erkek kardeşlerim: Kezim. O zamanlar yürüyerek bazen de eşekle giderdik. müzik. resim vs… yapmaktadırlar. bu acıları yeni nesillere. Fakat kolhozlar kurulduktan sonra ve topraklar elimizden alındıktan sonra yoksul duruma düştük. yeni nesillerin ibret alması ve gelecekteki sorumluluğunu hatırlaması için yaşlılarımızın anlattıkları hayat hikâyelerine kulak vermeliyiz. kolhoz olduktan sonra çiftçilikle uğraşan halkın topraklarına el konuldu.Ahıskalı Raziye Nine Anlatıyor Sabir ASKEROV* 1944 sürgününü yaşamış büyüklerimiz bir bir aramızdan çekilip gidiyorlar. Bizim köy ve Ahıska’daki diğer köyler. bu faciayı yaşayanların sürgün öncesi ve sonrasına dair hayatını ne yazık ki lâyıkıyla bilmemektedirler. Bize kalan toprağımızda tahıl. bu iki mahalleyi iki yakaya ayırıyordu. Bu sekilerin altında kışlık yiyecekleri ve tarladan toplanan bazı ürünleri saklardık. kartopi (patates). Sonraki nesiller. Alaaddin. lobiya (fasulye) yetiştirirdik. Büyüklerimizin yaşadığı faciaların unutulup gitmemesi. Sürgünden önceki köyünüzden ve bu köydeki hayattan biraz bahseder misiniz? Ben Ahıska’nın Tutacvar köyündenim. Bir yol. Bizden önceki atalarımızın ana yurt hayatı da ilgi çekicidir. 1944 yılı faciasını yaşadı. Duvar ustalarının çoğu Ermenilerdi. kolhozlar kurulmadan önce daha iyi yaşamaktaydı. On büyük baş hayvanımızdan ikisini devlet aldı. Köyümüz Adigön kazasına bağlıydı ama Ahıska daha yakın olduğundan alış veriş yapmak için Ahıska’ya şehre giderdik. Köy muhtarının iki katlı evi hariç bütün evler tek katlıydı. belgeseller. iki mahalleden meydana geliyordu. Komünist devrim sonrası her yerde kolhozlar kurulmaya başlamıştı. Ahıska köylerinde kimler yaşıyordu? Ahıska bölgesindeki köylerin tamamı Türk’tü. bu ürünlerle ticaret yapıyordu. 1990 yılına kadar Özbekistan’da yaşamış. Merve. Köyümüz. yani toprağımız elimizden alındı. Para alır yaparlardı. Raziye Nine. biri kız dört çocuklu bir aileydik. Köyde aşağı yukarı 45 tütün/hane vardı. Hâlbuki bizim acımızın binde birini bile yaşayan topluluklar. Evleriniz nasıldı? Evlerimizin içinde her odada seki (divan) vardı. lazut (mısır). Bu evler ortalama iki veya üç gözlüydü. ne zaman ve nerede dünyaya geldin? 1924 senesinde Ahıska vilâyetinin Adigön ilçesine bağlı Tutacvar köyünde dünyaya geldim. Halkımız.

9. savaş sona erinceye kadar cephede kalmış. 14. Armut dalın qırılsın Su dibinde durulsun Bizi yurttan edeni Cuma güni vurulsun. Armudun tadındayım Çermügün yolundayım Anam beni arasa Yarımın koynundayım. 1944 sürgünü bir felâkettir. Savaş sona erince Ahıska’ya dönmüş. 7. 10. Şehirden geçen çayın veya yolun bir tarafında Ermeni veya Gürcü kiliseleri vardı. Çok sıkıntılı eğitim dönemleri yaşanmaktaydı ve eğitimini devam etmek için diğer köylere gidip okuyanların yanında okul hayatını dördüncü sınıfla bitirenler de vardı. 15. Ahıska’nın Mugaret köyündendir. Köy okullarındaki öğretmenler Türk’tü. Bulut bulut üstünde Bulut dağlar üstünde Sen Mevla’yi seversen Yağma yarın üstüne. Durnam geder naşa naşa Qarli dağlari aşa aşa Hem qayina hem qardaşa Durnam yara selem götür. Bunların çoğu kız çocuklarıydı ve ben bunlar arasındayım. Karanfilim çinçili (kalın) Öpem ağzının içini Axşam gece nerdeydin Gövlümün gögerçini. Qarip kuşlar ötende Qaribim bu vetende Gövlüm gögerçin olmiş Durmiyer bu vetende. Ondan sonra çocuklarıma hem ana hem baba oldum. 18. Bazen kitaplarımıza para yetmediğinden alamıyorduk.Ancak son zamanlarda Ahıska’da Ermeni ve Gürcüler eskisine göre daha fazla artmıştı. * Ankara Üniversitesi-SBF. Yine de buralarda Türkler çoktu. İkinci Dünya Savaşı’na katılmış. Qaranfilim neden olur Tökülüp den den olur Ben ayrulux bimezdim Ayruluh senden olur. 16. Kemerim taxdalari Sayarım hafdalari Eger yarım gelmese Qırarım taxdalari. 17. Ahıska Manileri Söyleyen: Raziye Işıkova (Askarova) Yazan: Sabir Askerov 1. Meniya xoşum gelür Ağlatma yaşım gelür Çıxıp kapiya baxem Belki qardaşım gelür. Yurdumuzdan koparıldık. Armut dalda sallanur Yere düşer ballanur Hep ki oğlan beg olsa Gene qıza yarvalur. Tabii sürgünü de yaşadınız. 2. 8. 5. Meni demeye geldim Qaymax yemeye geldim Qaymax fikrimde yoxdur Seni görmeye geldim. Endim çayir biçmeye Savux sular içmeye Dediler yar geliyer Qanadım yox uçmaya. Bin bir meşakkatle yaşadık. O zaman biz Özbekistan’ın Sırderya bölgesine göç ettik. 6. 11. Özbekistan’ın Namangan vilâyeti Üçkorgan kazasına yerleştirdiler. Ermenilerle Türkçe. Okulumuzda kitaplar paralıydı ve çok pahalıydı. Qaranfilim budama Safa geldin odama Eger meylin bendeyse Elçi gönder babama. Türkler. Stalin’in ölümünden sonra serbest dolaşma hakkı verildi. Biz orda evlendik. Bazı büyük köylerde ortaokul da vardı. Puvarın başi gözel Dibinin taşi gözel Ele bir yar sevdim ki Buyuği qaşi gözel. Dersler Türkçe yapılır ve Rusça da öğretilirdi. Bu derenin uzuni Qıramasın buzuni Alma Çerkez qızıni Çekemasın nazıni. Bizi Ahıska’dan çıkardılar. Almanlara karşı ön cephelerde savaşırken bacaklarından yaralanmış. Bazen Azerî ve Gürcü öğretmenler de gelirdi. Okumaya devam etmek isteyen çocuklar o köylerdeki okullara giderlerdi. Ahıska’da okul hayatı nasıldı? Ahıska’daki küçük köylerde dördüncü sınıfa kadar eğitim veriliyordu. 12. Bu dere holuxlidur Edrefi baluxlidur Neynarım ele yari Ayaği çaruxlidur. 4. Bi i Ah k Bizim Ahıska 25 . Biraz da sürgünden bahsedelim. Durnam geder düzüm düzüm Boyni qanadından uzun Durnam benim iki gözüm Durna yara selem götür. Gürcülerle de Gürcüce konuşmaktaydılar. Fakat 1961 yılında bilinmeyen bir kaza sonucu eşim Sırderya Nehri sularında ölü olarak bulundu. Diğer tarafta cami vardı. Fakat ailesiyle bütün halkın Orta Asya’ya sürüldüğünü öğrenince ailesini bulmak için Özbekistan’a gelmiş. 3. Altı çocuğumuz oldu. Puvara qazlar gelür Qanadi sızlar gelür Behtülli puvar sene Nişanli qızlar gelür. 13. Evlenmeniz nasıl oldu? Eşim Niyaz Askerov.

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği (SSCB) Bilimler Akademisi’nin. Ahıska vilâyetinden. Adigön. Ahıska.000 Ahıskalı Türk çeşitli cephelerde şehit edildi. 1939 yılından itibaren ise İkinci Dünya Savaşı’na ve 1941-1945 yıllarında da Nazi Almanya’sına karşı sürdürülen Büyük Vatan Savaşı’na gönderilen Ahıskalı Türklerin sayısı yaklaşık 40. Adigön.366 Ahıskalı Türk’ün adı. SSCB Tarih Enstitüsü Görevlisi ve Tarih Bilimleri Asistanı V.866 Ahıskalı Türk gazi ve şehidin ilçelere göre dağılımı aşağıdaki gibidir: Muhammet İzzetoğlu Ahaltsihe (Ahıska) İlçesi Askeri Komiserliği: 2106 kişi.397 Hemşin ve 29. Ahıska vilâyetinde yaşayan: 46. İkinci Dünya Savaşı ve Nazi Almanya’sına karşı sürdürülen Büyük Vatan Savaşı’nda (1939-1945). yani toplam 86. Ahılkelek ve Bogdanovka ilçeleri Askerî Komiserliklerinden tarafımıza gönderilen listelere göre. Bogdanovka İlçesi Askeri Komiserliği: 48 kişi. 1939 yılından itibaren ise İkinci Dünya Savaşı’na ve 1941-1945 yıllarında da Nazi Almanya’sına karşı sürdürülen Büyük Vatan Savaşı’na gönderilen yaklaşık 40. soyadı. Ahalkelek (Ahılkelek) İlçesi Askeri Komiserliği: 438 kişi.790 Türk. 1. Ahıska. Aspinza. Ahılkelek ve Bogdanovka ilçelerinden.000’di. Kırgızistan ve Kazakistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetlerine sürgün edildi. Adigen (Adigön) İlçesi Askeri Komiserliği: 7500 kişi. Kırgızistan ve Kazakistan’a sürgün edildi. SSCB Komünist Partisi Genel Sekreteri Stalin’in emriyle. Ahılkelek ve Bogdanovka ilçeleri Askerî Komiserliğinden yazılı olarak 4. doğum tarihi ve yerinin belirtildiği listeler tarafımıza gönderilmiştir. Gürcistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin.000 Ahıskalı Türk. Ahıska. Zemskov’un tarihi belgelere dayanarak verdiği bilgilere göre. Bu savaşta yaralanan ve savaştan sonra Gürcistan’ın Ahıska vilâyetine.000 Ahıskalı 26 Bizim Ahıska .663 Ahıska vilâyetinin. 1936-1939 yıllarından itibaren askere çağrılan ve Nazi Almanya’sına karşı sürdürülen Büyük Vatan Savaşı’na (1941-1945) Gürcistan’ın.843 Kürd. Aspinza. 14-16 Kasım 1944 tarihlerinde. Özbekistan. 8. 26. Gürcistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin. Ahıska vilâyetinden gönderilen 11. Gürcistan SSC Askerî Komiserliğine bağlı. Aspinza. Özbekistan. 1936 yılından itibaren askere.Ahıskalı Gazi ve Şehitler (1936-1945) Muhammet İZZETOĞLU Ahıskalı Türkler 65 sene önce sürgün edildi: Rus “Argumentı i Faktı” (Argümanlar ve Faktlar) Gazetesi’nin 30 Eylül-6 Ekim 1989 tarihli nüshalarında yayımlanan.633 diğer milletlere mensup kişi. SSCB Komünist Partisi Genel Sekreteri Stalin’in yazılı emri ve SSCB İçişleri Bakanı Lavrentiy Beriya’nın talimatıyla Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’ne (SSCB) bağlı. Gürcistan SSC Askerî Komiserliğine bağlı Adigön ilçesi Askerî Komiserliği tarafından bildirilen 7500 Ahıskalı Türk gazinin ve şehidin listesi tarafımıza gönderilmemiştir. Aspindza (Aspinza) İlçesi Askeri Komiserliği: 1774 kişi. Ayrıca Ahıska vilâyetinden 1936 yılından itibaren askere. Gürcistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Askerî Komiserliğine bağlı. vatan topraklarına geri dönen yaklaşık 14. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği’ne bağlı.

6. Azgur kasabası. Ahıska vilâyeti. Gürcistan doğumlu. 3. Agapi Agara. Gürcistan doğumlu. Aydın Seferov. Gürcistan doğumlu. 2. 1991 yılında Moskova’da basılan SSCB Kahramanları adlı kitaptan: 1. Ahıska vilâyeti. yaklaşık 28. Nazi Almanya’sına karşı sürdürülen Büyük Vatan Savaşı’nda. 3. Ahıska vilâyeti. (Kremlin Meydanı-Moskova. Ahıska vilâyeti. 1922 yıl Temlala köyü. 8. (1941-1945) Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin Kahramanı Altın Madalyası’nı aldı. Gürcistan doğumlu. Bekir Dursunoviç Mustafaev. Azgur kasabası. Gürcistan doğumlu. Murtaz Karaliev. Gürcistan doğumlu. Ahıska vilâyeti. Gürcistan doğumlu. İsmail Karimov. Ubri Badalov. Başkanı Yusuf Serveroğlu (Cemiyet Başkanı) 3. 1985) Bizim Ahıska 27 . Aşağıda adı geçen 8 Ahıskalı Türk gazi ve şehit. Ahıskalı Türk Savaş Gazileri ve Şehid ailelerinden alınan belge ve bilgilere göre şunlarıda ilâve edebiliriz: Aşağıda adı geçen Ahıskalı Türkleri de birinci. Memmed Osman Oğlu Osmanov. Özbekistan’dan Ahıska Türkleri temsilcileriyle.134 kişinin bilgileri tarafımıza gönderilmemiştir. Varhan köyü. ikinci ve üçüncü yüksek dereceli Büyük Vatan Savaşı Şeref (Kahraman) Madalyalarını aldı: 1. Munir Mamedov İsaoğlu. Ahıska vilâyeti. 1924 Mohe köyü. Gürcistan doğumlu. 2. 4. 7. Ahıska vilâyeti. 1898-Bulorza köyü. 5. Ahıska vilâyeti. Milletlerarası Ahıska (Meshet) Türkleri “Vatan” Cemiyeti temsilcileri: 1. Ahıska vilâyeti. Ahıska vilâyeti. Raseddin Resuloğlu (Yönetim Kurulu Üyesi) 4. Gürcistan doğumlu. Ahıska vilâyeti. 1909-Zediban köyü. Bedir Beimodoviç Muradov.Türk’ten. Teminder Kemaloğlu (Yönetim Kurulu Üyesi) 2. Abdullah Mursaloviç Ahmedov. Gürcistan doğumlu. İbrahim Tucigil. Gürcistan doğumlu.

tahminen 1910 yıllarında dünyaya gelmiş. Ardından da baba hasretiyle yemek yemeyen oğlu hastalanmış ve yüksek ateşten havale geçirerek hayata veda etmiş. Kokand ve diğer şehirlerinde yaşayan bütün Ahıskalılar yeniden sürgün edildi. Sürgünden sonra. eşinin döneceğini söyleyerek taliplerini geri çevirmişti. Bu evlilikten bir kız ve bir oğlan olmak üzere iki çocuğu dünyaya gelmiş. Tarihi yaşatmamız lâzım. dünyaevine girdikten sonra İstanbul’a yerleşti. Kızının ölümünden bir süre sonra kayınvalidesi ölmüş. Artık o yaşlanmış. Azerbaycan’a geldiğimizde birçok aile gibi biz de Yevlah’ın Nametabat köyünde babamın teyzesinin evine sığınmıştık. kayınvalidesi ve iki çocuğuyla yaşamaya başlamış. Bunun için de eski fotoğrafları derleyerek halkımızın acısı ve tatlısıyla geçmişte yaşadığı hayatı arşiv hâline getirmeliyiz. tanınmamak için eliyle. “Eski fotoğrafları bir araya toplayalım. Ta ki Yunus Hocamızın. Önceleri Menemşe adlı ablasıyla yıllarca yaşadığı söylenir. Bunları bir bir gözden geçirdim. Ahıska’nın Kılde köyünde. Özbekistan’ın Kokand şehrinin Kızılkoşun köyünde eski. Aileden kalma eski fotoğrafları çıkardım. İçlerinde biri vardı ki hikâyesi beni derinden etkiledi. O. Sefalet ve itiş kakışlı bir hayatı 28 Bizim Ahıska . Gördüğünüz bu resim. eşinden geriye bir tek Karaköl papağı denilen şapkası kalmıştı. Bunlar hakkında ailemden bilgi edinmeye başladım. “Beni bekle. fakat hâlâ asker kocasının döneceğini bekliyordu. fakat o.” sözü. Özbekistan’ın Fergana. Zahide. Bu kadar felâketi yaşamasına rağmen hâlâ kocasının döneceğini ve ondan bir haber geleceğini umut ediyormuş. Genç Zahide. kaybettiklerinin yasını tutarken kocasının. 1995’te ailece Türkiye’ye geldiler. yemek yediği sırada boğularak hayatını kaybetmiş. Nihayet gelip çatmış lanet sürgün. Ahıskalı sürgün bir ailenin çocuğu olarak 1983 yılında Özbekistan’ın Kokant şehrinde dünyaya geldi. yıkık bir evde ablasıyla komşu olarak tek başına hayata tutunmaya gayret etmiş. Tek başına bir evde. Aynı gemide esirler arasında birbirini görünce akrabası Zahide’nin eşine seslenmek istemiş fakat o. 1944 yılının kasım ayında hayvan vagonlarına bindirilerek Orta Asya’nın her köşesine serpilen Ahıskalılardan biri de oydu. Eşinin ismini kime sordumsa bilemedi. Onun asıl hikâyesi evlendikten sonra başlamış. Zahide gelin tek başına kalmış. dedemin amcasının kızı olan Zahide (Zayde) ninenin hazin hikâyesiydi. Birinci Dünya Savaşı başlayınca eşi askere çağrılmış. 1989 yılı gelip çattığında Ahıska Türklerinin ikinci felâketi olan Fergana olayları baş gösterdi. Esir düşenler arasında bir akrabasının yakını da bulunuyormuş. bir nine olmuştu. Zahide’nin yıllarca sürecek olan bekleyişi işte burada başlamış… Eşi askerdeyken Zahide gelinin kızı. yıllardır eski resimler arasında duruyordu. Fergana olaylarından sonra 1989’da ailece Azerbaycan’a göç ettiler. Benim de yaşamış olduğum bu sürgünde Zahide nine bizimle birlikte Azerbaycan’a geldi. Eşi askere giderken Zahide’ye.. beni bu eski fotoğraflara yöneltti..Sürgünde Aşk ve Hüsran Melike İDRİS Melike İbdis. Almanlara esir düştüğü haberi gelmiş. 1927 yılında evlenmiş. Kimileri hakkında bilgi sahibi değildim. Ankara Üniversitesi .Eğitim Bilimleri Fakültesi Sınıf Öğretmenliği Bölümünü bitiren Melike. Geçen zaman içinde ona talip olanlar çıkmış. Bu. İlkokulu Yevlah’ta okudu. Ortaokul ve liseyi Bursa’da okudu. döneceğim!” demiş. “Sus!” işareti yapmış! Aradan yıllar geçmiş.

Zahide Nine’yi yanımıza almak istemiş. Fakat o yine kabul etmedi. kimsesiz ve tek başına yaşamayı sineye çekmiş ama verdiği sözünden dönmemişti. Bütün bu fedakârlıklarının karşılığında eşinden aldığı son haberle bir kere daha yıkılmıştı. bir defa daha Zahide nineyi bizimle birlikte gelmesi için ikna etmeye çalıştı. 1995’te Türkiye’ye geldik. daha fazla sürdürmeye dayanamayan babam. Bizimle gelip yeni bir hayata başlamak için bir umudu yoktu artık. Alman esaretinden kurtulup Türkiye’ye kaçmış. kocasından nihayet bir haber geliyor! Fakat bu da sevindirici bir haber değil. yolunu beklediği kocası. yaşadığı hayatın. hatta öfkelenmiş. Babam. Yıllarca onun yolunu beklemiş. yeni evine yerleştikten birkaç yıl sonra. yeni bir hayat kurmamıştı. Zahide ninenin 2003 yılında Azerbaycan’da hayata veda ettiğini duyduk… TAZİYE Stalin’in zulüm döneminde 1933 yılında Ahıska’nın Xona köyünden muhacir olup Türkiye’ye gelen hemşehrilerimizden Hurşit oğlu Ayhan Yolcu (57) kalp rahatsızlığı sonucu Kırıkhan’da vefat etmiştir. bunun sebebi sadece yaşlılık değil. Her ikisine de rahmet ve mağfiret. saygısı hiç bitmemişti. yaşadığı felâketlere ve aradan geçen yıllara rağmen ona olan sevgisi. O zamanlar küçük yaşta olduğum için bunun yaşlılıktan olduğunu sanıyordum. oraya yerleştirilmişti. tahammülü zor ağırlığıydı. Babam. Zorluklara göğüs gerebilmek için hayata tutunabileceği dal çoktan kırılmıştı. Biz. sürgünde genç bir gelin iken kaybettiği iki yavrusuyla. Kocası. Ama şimdi daha iyi anlıyorum ki. fakat bir türlü kabul ettirememişti. Kocasının yıllarca sakladığı Karaköl papağının çıkarıp çöpe atmış! Bu sırada bizim Azerbaycan’dan Türkiye’ye göç etmemiz söz konusuydu. Yıllar geçtikçe Zahide ninenin beli bükülüyordu. Bunun üzerine babamın ve amcamın yardımlarıyla Nametabat köyünde tek odalı bir ev bulunmuş ve Zahide nine. Zahide nine. başka diyarlarda yeni bir hayat kurmuş! Bu haberi duyunca çok üzülmüş. Azerbaycan’a yerleştiğinde yeni hayata alışmaya çalışırken hâlâ kocasının döneceğini ümit ediyordu. Adını ve diğer kimlik bilgilerini değiştirmiş. oraya yerleştik. şehirde bir ev buldu.Zahide nine. yakınlarına ve hemşehrilerimize başsağlığı dileriz. Yalnız. Bizim Ahıska Bizim Ahıska 29 . Zahide nine. bir süre gizli bir hayat yaşadıktan sonra burada evlenmiş! Bitmez tükenmez sürgün yılları boyunca. Ahıska’nın Ezgüde köyünden Sadık kızı Saltanat Dreganlı (87) da Kırıkhan’da vefat etmiştir. Yıkılan yuvasına rağmen.

herhalde çekilmemi söylediler. Toplantı yerine geldiğimizde Mayor ve General vardı. Aynı model bir arabanın da bizim kapımızın önünde durduğunu gördüm. kimi ağlıyor. Bundan dolayı bizi hemen abluka altına aldılar ki millet öte tarafa Türkiye’ye kaçmasın diye… Zaten kimse kaçamazdı. tıklım tıklımdı! İki yanında da iki asker oturuyordu. insanlık tarihinin çok nadir gördüğü sahnelerle doludur. Onlar. Bu kısa zaman içinde evden bir şey alamadık. Bu vahşetin yapıldığı sırada ablam bize geldi. “Sizleri buradan çıkaracağız! Soru sormayın. Evinde cadi unu (mısır unu) olduğunu ve bana getirmemi söyledi. katlanarak çoğaldı. Köpekler ulumaya ve ahırlardaki bütün hayvanlar bağrışmaya başladılar. Zendar. Yoluma devam ederken askerler sırtımdaki çuvalı alıp. 14 Kasım gece yarısı askerler evlerimizi bastılar. Sürgün sırasında ba- 30 Bizim Ahıska . Bu sorumlulukların başında geçmişimizi unutmamak ve unutturmamak gelir. Atalarımızın yaşadığı 1944 felâketi. Elimdeki boş çuvalla evimizin önüne geldim. Sonra da bu tarihî acının dinmesi için çalışmak… Bütün bunları inançla yapabilmemiz için büyüklerimizin neler yaşadığını bilmemiz gerekir. Herkes neye uğradığını aşırmıştı. Başımızda yetişkin erkek yoktu. Bana Rusça bir şeyler söylüyorlardı. aynı köyün kızı olan anamın adı Fahriye’dir. Arabaya dört ailenin fertleri binmişti. Yani Rus-Alman harbinde. Ama ben dillerini anlamıyordum. Türkiye sınırına çok yakındı. 1 Aralık 1927 tarihinde bu köyde dünyaya geldim. Sınıra geldiğimizde emir geldi bütün arabalardaki insanları boşaltın diye… İnsanlar perişandı. Cağısmanlı Rahim yede. bu tarihî sahnelerin yadigârı olarak büyük sorumluluklar taşımaktayız. Kimi şaşkın. Puma. Ben gittim on beş kilo ağırlığındaki çuvalı arkama atıp getiriyordum. Başımızda büyükler yoktu bütün yetişkin erkekler askerdeydi. İki asker birlikte iki evi basıyorlardı. Büyük bir toplantı olacağını söylediler. Biz bunun farkında değildik. Askerler bizi apar topar toplantı yerine götürdüler. Ahıska gençliği olarak bizler. Bizim ev dokuz kişiydi. Çünkü çocuktuk. Bizim köy. Bunca sene zarfında sürgün acıları dinmedi. Bizlere on beş dakika içinde evleri boşaltmamızı söylediler. Cilvana… Ahıska Türklerinin vatandan sürgün edilmesinin üzerinden 65 sene geçti. Sınırdan Türkiye’nin Posof köyleri görünüyordu: Badele. gayet canlı olarak hatırladığı o günleri anlatıyor: Ben Ahıska’nın Türkiye sınır köyü olan Çağısman köyündenim. Köyü dolaşan bu arabaların hepsinin içi doluydu ve arabalar zincirleme bir birini takip ediyordu. cevap da vermeyeceğim!” dedi.Rahim Dedenin Dramı 1944 Vahşeti Şahismail BİNALİOĞLU* bam askerdeydi. Demek ki bir vahşetin yaşanacağı hayvanlara da malum olmuştu. kimi hastaydı. içindeki unu çamurların içine döktüler ve alay ederek boş çuvalı elime verdiler! Bütün yolda Amerikan arabaları tur atıyordu. Babamın adı Rıdvan. Yollar asker doluydu.

Çok perişan durumdaydık. Hayvan vagonlarına tıklım tıklım doldurdular. Çu ilçesinde yaşıyoruz. Kelimeler: Şütüyürdü: Koşuyordu. Ama biz onlara cevap veremiyorduk! Çünkü askerler konuşmamıza izin vermiyordu. Bu şekilde vagonlar hareket etti. Kovalarla bize çorba getirdiler. Bu kara vagonlardan. Açlık bizleri bu duruma düşürmüştü. Bizim Ahıska KARA VAGONLAR Vagonlar şütüyürdü.Posof halkı sınıra toplanmıştı! Şaşkınlık içinde bizim tarafa bakıyorlardı. Allah’a şükürler olsun durumumuz iyidir. Stalin tek fironlar. Amcalarım başka köylere yerleştirilmişti. Bir sabah baktım ki iki kardeş birbirine sarılmış uyuyorlardı. ayaz. Sınıg-salxag vagonlar. Adamlar üşüyürdü. Dışarıda kar yağıyordu. yedik ve yola devam ettik. Şaxta: Soğuk.. Neler olup bittiğinin farkında değillerdi. Sürgün olmuş adamlar. * Ankara Üniversitesi . Oldu Türk’ün düşmeni. havalar çok soğuktu. Bağırarak bize soruyorlardı. “Bibi nereye gidiyorsunuz? Hala nereye?” diye bağırarak ağlıyorlardı. Tren. Yolculuk devam ederken insanlar ölmeye başladılar. Yollarda üç günden beri bir lokma bile yiyemeyenler vardı. 1945 yılında birçok ülkede açlık vardı. Gör. Yağmur yağdığı zaman başımızdan sular akıyordu. Bilhassa Özbekistan’da. Deyin. Çocuklarım ziraatle meşguldür. Herkes bir kimsesini kaybediyordu. O yıllarda elimiz ekmek görmemişti. Biri sekiz diğeri on dört yaşındaydı. Sınırın öte yakasından bize bakan insanların ağladıklarını gördüm. Çaresizlikler içindeydik. Ölmemek. Her bir vagonda 50 civarında insan vardı. Evler çok eskiydi. Stalin ile Gürcüler yaşattı… Anam Özbekistan’da. hayata tutunmak için ot yiyorduk. kimi hastalıktan… İnsanlar açlık ve hastalıklarla boğuşuyordu. Semerkant’ta vefat etti. Dünya başıma yıkıldı. Küçük çocuklarını alıp bize getirdim. Yolculuğumuz 22 gün sürdü! Son durağımız Özbekistan’dı. O yaka insanlarıyla akrabayız. Burada bizleri bir kulübeye getirdiler. Allah vursun. Ama bir kardeşim açlığa dayanamadı. Dözerdi: Dayanır mıydı? Stalin tek fironlar: Stalin gibi Firavunlar. Tüstüleyir katarlar. Ölenleri atarlar. Gidenler buza dönüp. eyin yalın. Yorgansız. Vagonun içi çok soğuktu. Aradan üç gün geçmişti ki iki bacım da hayata veda etti. kimi açlıktan. Karları yara yara.. İlk geceyi burada geçirdik. Yaklaşınca ikisinin de öldüğünü gördüm. öldü. Benim altı çocuğum var. nece zavallının Yanan çırağı sönüp. Eyin yalın: Vücut çıplak. Sabahleyin bizleri arabalarla köylere dağıtmaya başladılar. insan dözerdi? Bu kara vagonlarda Sürgün giden Türklerdi. bizi derinden sarsıyordu. Kazakistan’da. Kara renkli vagonlar. Mevsim kış. Yaddaşlarda: Hatıralarda Şahismayil Adigönlü 31 . Her aile bizim gibiydi. Bir ses. Her bir köye iki aile yerleştiriyorlardı. Bakü istasyonunda durmuştu.Hukuk Fakültesi.. Yaddaşlarda yaşıyor. Öyle ki kardeş Türkiye tarafında diğeri Gürcistan tarafındaydı… Sonra bizleri vagonlara getirdiler. Kırk derece şaxtaya. İşte bu günleri bizlere. Hem açlık hem de arka arkaya gelen ölümler. Onların da açlığa yenik düştüğünü duyduk. Tüstüleyir: Duman çıkarıyor. Sınıg-salxag: Kırık dökük.

O zamanlarda köyümüzde Rus askerleri dolaşıyordu. Stalin “Bir şey olsa vurun öldürün!” emrini vermişti. yaşadıklarını anlatır mısın? Oğlum. Oğulcan karda kışta o soğuk havada sanki mahsus yapılmıştı bütün bunlar. tabi ki vardı. Peki. Herkes.. o da çok zordu. Bu savaşta çok şehit verdik. Rus askerleriyle kim baş edebilirdi… Adamlar Kalaşnikof silâhlarla başımızda duruyordu. Bu yüzden hiç kimse akşam evinden çıkmasın! Başka köylere gitmek. hiçbirini unutamıyorum.. Anlayacağın o ki oğlum 44 gün o vagonda bize “it günleri” yaşattılar. Ama çoğu insan hazırlıksızdı. öldürmek için can atıyordular. Yanına bir şeyler alarak hazırlık yapanlar da vardı. O zaman küçüktüm ama zalim Rus askerleri bize öyle günler çektirdiler ki. Ayrıca akşamları evlerin ışıklarını söndürüyorduk. Yanına yiyecek ya da üzerine kalın bir şeyler alamamışlardı. Ahıskalılar bu tren yolunu yapıyorlardı ama niçin yaptıklarını bilmiyorlardı. Sonra bize yine yalan söylediler. Tam bilmiyorum ama bir yıl veya biraz daha fazla bir sürede tren yolunu bitirdik. Bu vagonlarla yapılan yolculuğumuz tam 44 gün sürdü. Ahıska’dan sürgün edilirken kaç yaşındaydın? Neler oldu. Dediler ki.. Bir insanoğlu başka bir insanoğluna bunları yapmaz! Türk olduğumuz için. Köylünün itirazına rağmen yol güzergâhını değiştirmeyeceklerini söylediler.. Her taraf silâhlı asker kontrolündeydi. şehre gitmek yasak!” Eğer çok önemli bir şey varsa ve gitmek şartsa o zaman izin almalıydık. Bize o Rus askerleri ne oyunlar oynadı! Bir insanın yapmayacağı şeyleri yaptılar. o günleri yaşamış olan Makbule nineden nakletmek istiyorum. Yolu mezarlığın üzerinden geçirdiler. 32 Bizim Ahıska . Köylüler çok endişeliydi. Hepsi aklımda mıh gibi çakılı. Yani sürgün edilecek yolumuzu kendi ellerimizle yaptırmışlar bizlere öyle mi? Öyle oğlum öyle. ray sistemi döşemek için çalıştırdılar. Şimdi ben öyle anlıyorum ki biz Ahıskalılar bilmeden kendi felâketimiz için yol yapmışız. “Türkler Ruslara savaş açtı. Burada kimsenin yaşamadığını düşünsünler ve saldırmasınlar diye. bu olan bitene Ahıskalılardan karşı çıkan yok muydu? Oğlum. Şimdi geldim 78 yaşına. Bunlar insan değil. Çünkü askerler hiçbir şeye izin vermiyorlardı. ellerinde silâhlarla bütün Ahıska Türk halkını hayvan vagonlarına doldurup sürgün ettiler. kendi ellerimizle yaptığımız tren yolunda. Neneciğim. Çünkü bizim halkımızı hiç sevmiyorlardı. diye söyleniyordu… Sürgün nasıl oldu. Önce eli silâh tutabilecek 18 yaşındaki çocukları zorla Alman-Rus savaşına götürdüler. ben o zaman on üç yaşındaydım. Cinis köyünden ve bu köyün mezarlığından geçiyordu. bizim askerlerimiz sınırdadır. ne olacak bizim halimiz. Bir şey söylendiğinde vurmak. Tren yolu projesi. âdetlerimizden vaz geçmediğimiz için bize etmediklerini bırakmadılar. herkes bu duruma karşıydı ama bu karşı çıkma hiçbir işe yaramıyordu. Ahıska’ da. muhtelif vesilelerle anlatmışlardır. dinimizden. dilimizden.Makbule Nine Konuşuyor Ali ALİOĞLU 15 Kasım 1944 sürgününü ve yaşanan zulmü. Sonra o tren yoluyla ilgili bak yine ne diyeceğim: Ahıska’ da Cinis diye bir köy vardı. Dönenlerin de hepsi bir yeri sakat geldi. geride kalan kadınları ve yaşlıları da tren yolu. Her an Türkiye’den buralara saldırı gerçekleşebilir. yolculuk kaç gün sürdü? Aklında kaldığı kadarıyla anlatır mısın? 14 Kasım gece vakti. planlanmış ve bilhassa kış ayı seçilmişti sanki. Bir de Makbule nineyi dinleyelim. Bu tren yolunu da Rus soldatları (askerleri) silâh zoruyla Ahıska’nın Türk ahalisine yaptırdı. akrabalarıyla görüşmek. Gidenlerin yarısından çoğu geri dönmedi. Tabii ki o günleri yaşayan birçok insan yaşadıklarını. Mezarlığı darmadağın ettiler. Her tarafta onlar vardı. Her yer karanlık olsun diye pencereleri halılarla kapatıyorduk. Tepemizde uçan uçaklar Ruslarınmış! Bize orda hapis hayati yaşattı zalim Rus askerleri.

unutamıyorum. Dede başını kaldırıp. Burada yaşamaya başladık ama bizim akrabalarımız. Yoksa tren durduğunda ölüleri trenden alıp dışarı atmalarından korkuyorduk. Vagonlarda koku olmasın diye her durakta alıp atıyorlardı. “Ey Allah’ım neydi bizim suçumuz ki. Özbekistan. teyzeleri böldüler.. Mesela. Durakta inenler indi. Kahrolası Rus. Bir akarsu kenarıydı… Orda durakları vardı. sözü fazla uzatmayayım. Fergana’da indirdiler. Vagonlardaki feryat figandan. A. Her şeye yeniden. Bizi indirecekleri yerde ölünün cenaze namazını kılıp defnetmek istiyorduk. benim anneannemdir. yaşlı ve çok hastaydı. Meselâ Buhara. yakınlarımız yoktu. Ahıska’nın adını ve yaşadıklarını unutmasınlar ve unutturmasınlar. Biz hızlı akan suyu gördük ve vagonda söz dolaşmaya başladı ki bizi bu nehre atacaklar. Bu 44 gün nasıl geçti. şu an adını hatırlamıyorum. Vatan topraklarının içinde. Dede. Nerdeyse öldü ölecek gibiydi. Sonra Rus askeri gitti. Daha neler neler. Ben bu yaşıma geldim her tür insan gördüm ama bu Rus gâvuru gibisini görmedim. Meğer bunu da düşünmüş bu zalimler. Çünkü Ruslar ölenleri vagondan aşağıya attı. ondan ne istiyorsun?” dedi. Öyle de oldu. Ölen birini gördüklerinde de iki asker çuval gibi tutup sallayarak dışarı atıyorlardı. onlardan ayrı. Müslüman gibi yaşıyoruz ama bazen üzülüyorum. hepimizi öldürecekler! Ama çok şükür bir şey olmadı. akrabaları olmadan. Nine. Ben on üç yaşında bunları gördüm. Her neyse oğul. Şimdi 78 yaşında olabilirim ama bu yaşadığım şeyler öyle derin izler bıraktı ki. Vagonda ölenlerin ne olduğunu Allah’tan başka kimse bilmez. Bunlar insanlıktan çıkmış oğlum. Her durakta belirledikleri aileleri indirmişler ve her durakta da vagonları denetleyip ölülerin olup olmadığını kontrol ediyorlardı. Yani bir aileyi bir durakta bırakıyorlardı. bizi de Fergana’ya bıraktılar. Dede uykusundan sıçrayarak uyandı ve “Ne oluyor? Yarım canım kaldı. Bizi Azerbaycan’da bir yere götürdüler. inmeyenlerle yolculuk devam etti. Rusça “Öldü mü?” diye sordu. Çoğu Ahıskalı bu şekilde Fergana’da yaşamaya başladı. Akrabalarımızı da bu imza sayesinde bulduk. bizim ninelerimiz. aile olarak yalnızdık. halalar. aileleri bölmüyorlar. Özbekistan’a geldiğimizde amcamgili Andican’a. İşte böyle şeyler de başımıza geldi. örf ve âdetlerinin uğruna bu günleri yaşamıştır. Başka yerlerde de yaşayan vardı. dayıları. hiçbirini unutmuyorum. Ölülerin kokusu vagonlara yayıldı. durdurdular. evlâtlarımdan isteğim odur ki.Vagonda neler oldu. Açlıktan ve soğuktan donarak ölenler oldu. Amcalar. seni bu vagonda çok etkileyen bir şey oldu mu? Oğlum bu yaşadıklarımın her birinden çok etkilendim ama bir tanesini anlatayım sana. Ahıskalı kardeşlerimden. dedelerimiz din. Bizimle aynı vagonda giden yaşlı bir dede ve nineyle altı kişilik bir aile vardı. Rus askerlerinden biri vagonları kontrol ederken bu yaşlı dede uyuyordu. Andican. neler yaşandı? O vagonda neler olmadı ki… Hava çok soğuktu. bayılan insanlar oldu. Bütün halkımız ve bilhassa gençlerimiz sizin mesajınızı alır Not: Makbule Nine.. tek başına. Bu duraklarda da Rus askerlerini görevlendirmişler. Bu günlere de şükürler olsun. sıfırdan başladılar. Bizim Ahıska 33 . Kırgızistan. İmza listelerinde gördük ki filân akrabamız filân yerdeymiş! Böyle böyle bir araya gelmeye başladık. çok teşekkür ederim. Gürcü ve Ermeni neler çektirdiler bizlere. Yani “Makbule Aziz Fergana’da yaşıyor!” diye imza atıyordum. Yeni nesiller öğrensinler ve öğretsinler. 44 günlük sürgün yolculuğunun ardından herkes Orta Asya’daki birçok ülkenin değişik yerlerine dağıtıldı öyle mi? Sonra ne oldu? 44 günlük yolculuk bitti ama… Unutmadan bir şeyi söyleyeyim. kısacası Orta Asya’nın her yerine serpiştirdiler oğlum bizleri. dil. bizi Özbekistan. Ölenler olduğunda evlerden getirilen yorgan döşeklere sarıyorduk ki Rus askerleri görüp elimizden almasın.. seni kendi ellerimle vagondan atmak istiyorum! Sana öl diyorum! Öl! Ölmezsen ben öldürürüm seni!” diye bağırdı. bir belgeye imza atıp parmak basıyorduk. bu vicdansız zalimlerin eline düşürdün? Ne ettik ki bunlar bize bu günleri gösteriyorlar? Bunlarda hiç mi insanlık kalmamış?” dedi. Yine bir yerde durmuştuk. Nineciğim. ama akrabaları bölüyorlardı. etrafa yayılan çığlık seslerinden yaşlı nineler dedeler hasta oldu. Asker de “Sen daha ölmedin mi? Ölsene. bu sürgünde aileleri nasıl bölüyorlardı? Yok. Demem o ki.A. Bu yüzden de bu değerlere sahip çıkmalılar ve unutmamalılar. Taşkent… Ama çoğunluk Fergana’daydı. Belirli yerleri durak olarak seçmişler. Sonra her ay Fergana’da yaşadığımıza dair. Bu sözler inşallah herkese ulaşır. işittim oğlum. Asker Kalaşnikof silâhıyla dedenin kafasına vurarak yanındaki çocuklara. Bütün sürgün edilenler bu yabancı topraklarda yeniden hayata tutunmaya çalıştılar. Buranın insanlarının Ahıska’yı bilmemesi üzüyor beni.. Kazakistan. Ölülerini vermek istemeyen yakınlarının feryat figanı da ayrı bir trajediydi… Nineciğim. Kokudan rahatsızlanıp hastalanan.

Ardanuç’un iklim bakımından farklı özelliklere sahip köylerinde kış hazırlıkları da farklıdır. Naldöken köylü Ümit Yüksel’in annesi. Ahali. yaşlılar kalmıştır. sebze meyve yetiştirmeyi bilmezmiş. Günümüzde ise çok miktarda elma var fakat yiyecek çocuk yok. Ardanuç’ta okuryazarlık oranı % 99’u geçmekte ve Türkiye ortalamasının üzerindedir. Çoruh vadisinde ki Gümüşhane köyünün Şurmak mahallesiyle. Bulanık köyündeki akrabalarına 1950’li yıllarda patlıcan. Ardanuç’ta yaşayan az sayıdaki gayrimüslimler. memleketten gönderilen peynir. Burada zeytin üzüm. nar yetişir. Babamın çocukluğunda köyde birkaç elma ağacı varmış. Artvin Zeytinlik köyüne Rus esareti yıllarında domates gelmiş. Ardanuç’tan ilk göç edenler Kırşehir. Dağ köylerinin kış hazırlıklarında daha çok süt mamulleri göze çarpar. elmalar ağaç dibinde çürüyor! Benim çocukluğumda köylerde ekin ekilirdi.Ardanuç’ta Kış Hazırlıkları Ülkü ÖNAL Ardanuç. biber göndermiş. Ardanuç’un köyleri iklim yönünden farklılık arz eder. Gölbaşı ve Bursa’ya gitmişler. bunu bilmediğinden ne yapılacağını anlamamışlar. İklimi ılıman olan yerlerde ise sebze ve meyvelerin öne çıktığı görülür. Bu kırmızı şey nedir demişler ve yemeden atmışlar. Gidenler. hazırladıkları yiyecekleri göç eden çocuklarına yollamaktadırlar. Yüksek köylerde yaşayanlar. pekmez ve bal gibi gıda maddeleriyle memleket hasretini gidermektedirler. Artık ne o tat ne o koku var. cumhuriyetin ilk yıllarında burayı terk etmişlerdir. Tokat. yiyecek ihtiyacını karşılamak için çalışıp çabalarmış. bölgenin çok eski yerleşim merkezidir. Sakarya köyüne Ferhatlı köyünden 1924’de gelin gelen Emine Düzgün sebze ekmeyi köylülere öğretmiş. sebze yetişmeyen dağ köylerine zegan denir. Meyve. Ardanuç’ta 1940’lı yılların sonunda başlayan ve günümüze kadar devam eden iç göçler sebebiyle köyler boşalmış. zamanla okuma yazma oranının yükselmesiyle Türkiye’nin her yerine buğday taneleri gibi dağılmışlardır. Çocuklar. Dünyanın en uzun ömürlü hanedanı olan Bagratlılara ve Kıpçak Atabeklerine başkentlik yapmıştır. Halk arasında buralara savayil yer de denir. Köylüler. Soğanlı köyü ve Ferhatlı köyü Çoruh vadisinde olduğu için mikro klima iklimine sahiptir. Burada Türkçeden başka dil konuşulduğuna dair bilgi yoktur. ağaç dibinde bekler. Köylerde yaşayanlar. düşeni alırmış. bir zamanlar sık ormanlık olduğundan tarım arazileri azmış. Toprak Mahsulleri Ofisinin açılmasıyla mahallî buğdayımız 34 Bizim Ahıska . Ardanuç. incir. Ekşi hamurla yoğrulup pilekide pişirilen kara ekmek mis gibi kokardı.

Kalanlar tahtalara dökülür. eninde iki üç metre uzunluğunda tahtalara dökülerek kurutulur. 7. Kalınlaşınca indirilir. Erik açması: Cançur ve güz eriğinin çekirdekleri alınarak tahtalar üzerinde kurutulur. Rüzgârda kalburlarla havalandırılarak kabuklarından ayıklanır. İçine süzme. ölçü kabı) hak alır. Kaldırılıp kışın kullanılır. Kızılcık ekşisi genelde Ardahan tarafına götürülüp satılır. Teştte ateşe oturtulur. Hazır maya kullanır olduk. 9. Kâx: Elma veya armutlar kesilerek kurutulur. 25 cm. Bu ürünler daha ziyade Göle köylerinde satılırmış.kayboldu. Değirmenci hak olarak bir teneke buğday veya bulgurdan yarım kotik ( 1 kg. Bazı köylerde elma ve eriği karıştırarak yapanlar da var. Taş döndükçe ellerindeki ağaç parçasıyla buğday karıştırılır. Pekmez veya şeker konur. Buna da zürbiyet denir. Kaysefe denen yemeği de yapılır. Posası ve çekirdekleri atılır. Buğdayın iyisinden gendimelik (yarma) hazırlanır. Kış için yapılan hazırlıklar I. Bu işleme yüzlemek denir. 3. Eskiden yetiştirilen kokulu üzümler. pestil ve fasulye gibi yiyecekler atla Ardahan yöresine götürülüp peynirle ve yağla değiştirilirmiş. Suda ezilerek suyu da içilir. Aynı şekilde gendimelik buğday da dövülür. Bunlar günümüzde yapılmamaktadır. kavunlar. Katı bir hâl alır. 4. 5. yıkanıp kurutulur. Kışın hoşaf ve çerez olarak tüketilir. İçine şeker ve kızılcık taneleri konur. Ateşte kaynatılır. Küme: Önceden ipe dizilmiş olan cevizler. Mürebbe: Pişirilen erikler ezilerek çekirdeği ve posası alınır. Ekşi (Kızılcık pestili): Kızılcıklar çiğ veya pişirilerek kalburdan geçirilir. Atla gidilirken yolda donanlar bile olurmuş. Kolay kalkması için birkaç gün sonra kızılcık ezilerek üzerine dökülür. 8. Dink (dibek) dövmek: Buğday. tereyağı konularak tüketilir. Pekmez ve hasuta denilen tatlı ile aşure ve un helvası yapılırken kullanılır. 2. Kabukları çıkınca toplanır. bulgur yapmak için yıkandıktan sonra kazanlarda pişirilir. elma veya duttan yapılmış maluzun içine batırılarak kurutulur. Bunlar dövülüp kabuğunun alınması için su değirmenine götürülür. Bizim Ahıska 35 . Mısırın poçosundan (koçanın kabuğu) tezgâhta örülen hasırlara dökülerek kurutulur. Dut ağacının altına cecimler serilerek dutlar silkelenir. Kışın misafirlere cevizle ikram edilir. Buna maluz derler. Kızılcık reçeli: Kızılcıklar pişirilerek suyu alınır. Üzerine ceviz içi ve eritilmiş tereyağı dökülür. Üstüne tereyağı eritilip dökülerek de yenir. Eskiden köylerde pirinç tüketilmezmiş. Pestil: Şıranın içine un katılarak ateşte pişirilir. Kurutularak kışın hayvan yiyeceği olarak kullanılır. Günümüzde daha ziyade duttan yapılmaktadır. Korux: Kızılcıklar pişirilip suyu alınır. Birkaç kişi etrafında oturur. Ateşe konur. Seçildikten sonra bakır kazanda ateşte pişirilip küründe (ahşap yalak) süzülür. Pişirilen erikler bir tabağa alınır. İnsanların beslenme kaynağının başında gelirmiş. Pekmez: Eskiden üzümden yapılırdı. Sonradan bölgede yetiştirilmeye başlanan Trabzon hurması da bu şekilde kurutulur. Tahıl ve meyvelerden yapılanlar 1. elmalar artık yok. Yemeklerin yanında açılarak içecek olarak tüketilir. Çayın pek yaygın olmadığı yıllarda içecek olarak da tüketilirmiş. Ezilerek veya ezilmeden tüketilir. 10. Demir eğişle kaldırılır. Eskiden meyve ve kış için hazırlanan pekmez. 6. üzüm. ezilir. Teşt denen bakır leğende pişirilir. Bulgur bir miktarı taşlarından ayıklanarak el değirmeninde öğütülür. Direğe bağlı taşın geçeceği yere pişmiş buğday serilir. Duttun pişmiş posasına çaça denir.

18. hoşafı da olur. Ayıklanmış hâline kakal. 12. biber. 13. 3. İkişer koçan bağlanıp balkonlara asılarak kurutulur. Furuç çerez olarak tüketildiği gibi. Kotoş denilen koçanları toplanır. domates konularak yapılır. buna cillenme denir. Dögmaç: Cadi. Buğday karıştırılarak fırında pişer. Bir miktar su ve şeker eklenerek pişirilir. Temizlenmiş cevizler güneşte kurutulur. Vurma yasağı olmadığından ayılar köylüye fazla zarar veremezmiş. değirmende öğütülür. Dut kurusu: Dibine dökülen dutlar kurumaya yüz tutunca çamişlanmış denir ve toplanarak kurutulur. III: Sütten yapılanlar Genel olarak süt mamullerine ağarti denir. Üzerine eritilmiş zeytinyağı dökülerek yenir. Soğan. Gorcola peyniriyle un katılıp karıştırılır. Bu düzeneğe taktak denirmiş. İçi zor açılanlara kirkit denir. Cadi yağlı veya yavan olabilir. Pancar: Dağlarda yetişen yapraklı bir bitkidir. patlıcan. Yerli tohumla yetiştirilen patatesler beyaz ve pişince içi dağılan cinstendi. Eskiden çok miktarda ekilirmiş. Ayrıca suyla dönen bir çark üzerindeki kolun tenekeye dokunmasıyla çıkan ses. 19. Pekmeze katılarak yenir. bir kapta lokmalar halinde doğranır. Ceviz: İlçemizin yüksek birkaç köyü haricinde hemen her köyde yetişir. Küçük çapta da olsa satılır. Yaylada süt mamullerini ya- 36 Bizim Ahıska . Kışın yemeği yapılır. 20. Soğanda çiğ olarak bırakılır. Lor ve sarımsaklı sos eklenerek yenir. 5. zamanla yaygınlaşmıştır. Puçuko. tepsiye dökülür. Dağ köylerde hayvancılık bol olduğu için beslenme de süt ürünlerine dayanır. Hedik: Kurumuş mısır taneleri suda pişer. Lazuttan yapılan yiyecekler Mısıra bölgede lazut denir. Haşil: Mısırlar.11. içine yarma konularak pişirilir. Maçula denilen küçük su değirmenlerinde öğütülür. Üzerine toprak dökülür. Üstü tahtalarla örtülür. ateş yakarlarmış. Köylüler. 1. Makval (Böğürtlen) reçeli: Son yıllarda yapılmaya başlandı. Kurumuş mısır bitkisine çala denir. salamura yapılır. Kabak: Kabaklar olgunlaştıktan sonra toplanır. Kartopi (Patates): Yüksek köylerde bol miktarda ekilir. 17. yağ ve salçadan oluşan anıh yakılarak içine katılır. 15. Cevizin yeşil kabuğuna sengo denir. 4. Sarol ekşisi: Yaban eriğine sarol denir. Mısırlar olgunlaştıktan sonra kesilir. Süt. Kışın ve baharın çıkarılarak kullanılır. Fırında pişirilerek de tüketilir. II. 14. Yemeği yapıldığı gibi fırında veya suda haşlanarak da yenir. Toplanan böğürtlenler bir kaba konur. Daha sonra yemeği yapılır. değirmende undan kaba bir şekilde öğütülür. bir miktar süt katılarak yenir. Hasta hayvanlara da suyu içirilirmiş. Taze olarak yemeği yapıldığı gibi kurutularak da kışın yemeği yapılır. Cevizler olgunlaştığı vakit sırıkla dökülür. Patatesler dışarıda kaldığında çimlenir. Daha sonra taneler koçandan ufalanarak ayrılır. 16. pestili de yapılır mürebbesi de. tarlaların başında kox denilen ahşap kulübelerde bekler. suda pişirilir. Birkaç kere elekten geçirilir. İçine şeker konularak da pişirilir. Pestil kırık çıkıklara ve diken batmasına iyi gelir. Ceviz ağaçları kesilip satıldığından yaşlı ağaçlar azdır. Cadi: Mısır unundan yapılan ekmeğe cadi denilir. Cam kavanozların içine fasulye. Topraktan çıkarılan patateslerin uzun süre kalması için kuy kazılır. Kuşburnu temizlenip ateşte pişer. Furuç: Armut veya panta denilen yaban armudunun kurutulmasıyla elde edilir. 2. Kurutulmuş pancar suda pişirilir. Pişirilip süzülür. Komşuların da yardımıyla koçanlar soyulur. İçine ceviz içi konarak yenir. Puçuko: Taze fasulyelerin kırılıp kurutulmasıyla elde edilir. ayran ve yağla da yenir. Konserve: 1980’li yılların başında Tarım Bakanlığı tarafından köylüye öğretilmiş. tarlaları ayı ve yaban domuzlarına karşı korurmuş. 21. Ayrıca tuzlayıp kurutularak da yemeği yapılır. Asma yaprağı: Yapraklar toplanır. Kuş burnu: Son yıllarda toplanıp yapılmaya başlanan bir yiyecektir.

işkembenin yanında bulunan halk dilinde maya adı verilen et parçası alınıp yıkanarak kaba atılır. Pelit (meşe) ağacının dalları kesilerek kurutulur. Lor: Ardanuç çorbalarının vazgeçilmez besin kaynağıdır. İçinde kalan süt parçaları alınır. altın şebi konulup ekşimesi beklenir. Çeçil peyniri: Süt. Ayran kazanında ılıtılır. Ağaçlardan olan kavdan da ateş olurmuş. Şırat. Mideden çıkarılan kalınlaşmış süt tekrar içine konur. Yayıkta yayılarak yağı alınır. Midesindeki kalınlaşan süt parçaları alınır. Kesilerek bir şişeye konur. Bir şişeye sarol ekşisi. Yabani olarak tabiatta bulunan geven bitkisi kesilir. 2. Peynir yoğrularak yuvarlak şekiller verilir.pan kadınlara şaşort denir. 4. Tuz katılır. Torbaya konularak süzülür. üç ayrı tarif vermektedir. gendime (yarma). Yoğurt bir torbaya dökülerek süzülür. Mide yıkanıp temizlenir. 3. Ekşimsi tadı olur. Buna da gilik denir. On beş gün sonra maya olur. Peynir mayasının hazırlanışı Ardanuç yöresinde maya hazırlanmasıyla ilgili olarak üç hanım. Üzerine taş konularak süzülür. Buna şırat denir. Divanü Lugati’t-Türk’de adı geçen ve Ahıska bölgesinde yapılan tutmaç aşı çorbasına katılır. Çuma: Makineye vurulmuş süt bir kapta biriktirilir. 1. Gorcola peyniri: Süt makineye vurularak yağından ayrıştırılır. Ayrıca dere kenarlarında biten ve ip şeklinde damarları olan halkın singilli ot (geniş yapraklı sinir otu) dediği bitkinin kökü de çıkartılarak kaba atılır. Bizim Ahıska 37 . ilçe merkezinde oturan Ermenilere odun satarmış. Şimdiye kadar bölgede orman yangını çıkmamıştır. ormanı korur. tuz. Buna çökelek de denir. Tuzlanarak tüketilir. İçine bir kaşık tuz ve peynir suyu olan şırat konur. çok kesim yapmasıyla Orman İşletmesi’nin verdiğine inanılır. Tuz da atılarak güneşte kurutulur. Kolay kolay kibrit bulunmadığından ateşi küle körleyerek saklarmışlar. Daha sonra kullanılır (Livaza Aksu-Akarsu Köyü). Kışın dalları temizlenerek hayvanlara yem olarak verilir. Torbaya doldurulur. İçine çuma katılarak tepilenler de olur. ocakta yanan odun ateşiyle ısınırmışlar. Eskiden soba yokmuş. kökleri dövülerek hayvanlara yedirilir. Bu peynir ufalanarak tuzlanır. Bu maya hemen de kullanılabilir (Emine Gündüz-Bereket Köyü). Günümüzde ise hazır mayalar kullanılmaktadır (Mukaddes Dinçer-Yolağzı Köyü). Başlıca süt ürünleri şunlardır: 1. buna da şor tadı var derler. Doğu Türkistan’da. Bir gün önce sağılan sütle karıştırılır. İçine altın şebi (şap). Annesinden süt emen yirmi günlük oğlak kesilir. tahribat yapmaz. fasulye. Güney Azerbeycan’da da yapılan umaç aşına ve Kalaç Türklerinin kalıntısı olduğu düşünülen Kalaç aşına da katılırç Yoğurtlar bir kapta mayalanır. Midesi çıkarılır. Ne yazık ki bölgede ormanlara zararı. Halk. güvece veya kavanoza konulur. Çıkan suyu saklanır. Ateşte ısıtılıp maya verilir. Midenin içerisine süt doldurulur. Bir müddet sonra indirilir. kaba konur. Midedeki süt kalıp gibi olur. makineye çekilerek yağından ayrılır. Ardanuç’ta yakacaklar: Birkaç köyün haricinde köylerde orman bulunduğu için yakacak olarak odun kullanılır. İçine taze süt de katılır. 2. Daha sonra çorbalara katılır. İki gün beklenerek ekşitilir. Kalan süt kazanda kaynatılır. 3. Torbaya dökülerek süzülür. Süt pıhtılaşınca altına ateş verilir. On beş gün sonra maya olur. Rus esareti zamanında köylüler. Orman İşletmesi’nin izin verdiği günlerde halk kışlık ihtiyacını kesip getirir. Büyük bir tencereyle veya kazanla ateşe konur. Altı bağlanır. İneğin doğumunu müteakip sağılan ilk süte de ağız denir. Yayıkta yayılarak yağı alınır. Bu peynir ufalanarak eskiden güveçlere şimdi bidonlara tepilir. Süt emen oğlaklar kesilir.

Posof ve Çevresinin Eğlencelik Oyunları Ünal KALAYCI Oyunlar. Ya da savunma yapan takımın oyuncularından biri elindeki ağaç dalıyla dokunursa yine atak yapan kişi yanmış. bilhassa çocukların. Fakat çelik sahanın içinde bir yere düşerse çeliği atan kişi çeliğin dikili olduğu değnekten düştüğü yere kadar adımla sayar. buni da buradan süz!” Düz. tahta ya da yassı bir taş üzerine çizilen üç tane iç içe geçmiş. insanın günlük hayatına televizyon girinceye kadar eğlencelik oyunlar çok yoğundu. Çeliği atacak takımın birinci elemanı yere çakılı değnek üzerindeki çeliği diğer takımın savunduğu sahada yakalayamayacakları şekilde fırlatır. Dokuzar taş yerleştirildikten sonra sırayla hamle yapmaya başlanılır. Posof yöresinde oynanan muhtar oyunu. vakit geçirmenin. karşısındakini iki taşa indiren oyunu kazanır. Kaç adım uzağa atmışsa o kadar puan alır. Düz (Üçtaş. Dokuztaş. Taşın bir tarafına tükürür ve taşı havaya atarken yaş mı gelecek kurumu diye sorar. zihnî. Önce iki takımın kaptanı çeliği atacak ve savunmayı yapacak takımı belirlerler. Oyunun başında. Biz bu yazımızda unutulmaya yüz tutmuş oyunlarımızı gün ışığına çıkarmaya gayret ettik. Yörede oynanan oyunların bir kısmı bu çevrede uydurulmuş olmakla beraber kimi oyunların da kuralları yöreye aittir. ikincisi de eğlenmek için oynanan oyunlardır. İki oyuncu ile oynanır. Ayrıca çeliğin üzerine konulacağı yere çakılan bir değnek. Bunu belirlemek için bir kaptan yerden metal para büyüklüğünde taş alır. hakkını kullanmış olur. Oyun için öncelikle herkesin bir değneğe ihtiyacı vardır. Aksi takdirde seçme hakkı diğer takıma geçer. iki oyuncu sırayla birer birer taşlarını noktalara yerleştirir. hatta pek çoğu tarihe karıştı yahut sadece yaşlıların hatıralarında kaldı. eğlenmenin yanında insanların. Atak yapan kişi çeliği sahanın dışına atarsa yanar. İnsanlar bu uzun kış gecelerinde hoş vakit geçirmek ve eğlenmek için bu oyunlara yönelmişlerdir. Bir de ayakta top sektirir gibi değnekte çeliği saydırır. Atak yapma sırası diğer arkadaşına geçer. Düz veya Dokuztaş diye adlandırılan oyunun Mısır’da bile oynandığı söylenmektedir. duygusal ve sosyal gelişmeleri için önemli faydalar sağlamaktadır. dikey veya çapraz bir üçlü dizebilen oyuncu rakibinin bir taşını dışarı atma yani “süzme” hakkı kazanır. Onikitaş) Eski bir zekâ oyunudur. Düz yapıldığı zaman şöyle denir: “Düz. Bu yazıda eğlenmek için oynanan oyunlar ele alınmıştır. oyunu kaybeder. Fakat bir üçlü dizi içindeki taşlar süzülemez. Yörede oynanan oyunları ikiye ayırmak gerekir. bedenî. Posof yöresinde. Yatay. üçtaşı aynı sıraya getirme mahareti üzerine kurulmuştur. Eğer tahmini doğru çıkarsa seçme hakkı elde eder. Çelik İki takımla oynanır. 2. Diğer takımın kaptanı tahminini söyler. En çok taşı alıp. Kesin sayı olmamakla birlikte takımlar dört ya da beş kişiden oluşur. taşın olmadığı ortamlarda fasulye nohut gibi araçlar kullanılarak oynanır. İki taşı kalan oyuncu. Diğer bir kısmı da çok geniş coğrafyalarda oynanmaktadır. Başlıca çok oyunları şunlardır. Savunma yapılan yerin çizgileri bellidir ve büyüklüğü yarım futbol sahası kadardır. Kâğıt. Bunun sebeplerinden biri de kışların çok uzun sürmesidir. Saydırdığı kadarını da diğerine ekler ve takımın hanesine puan olarak yazılır. Önce televizyon sonra bilgisayar ve internetin hayata girmesiyle söz konusu oyunların eski itibarı kalmadı. Dolayısıyla herkes özene bezene kendi değneğini hazırlar. En çok puanı alan oyunu kazanır. deve oynatma oyunu buna örnek olarak gösterilebilir. kenarları ve orta noktaları birleştirilmiş12 köşe ve 12 kenar üzerinde olmak üzere 24 noktası olan bir alanda oynanır. 38 Bizim Ahıska . 1. Sonra otuz santimetre uzunluğunda bir çeliğe yani değnek kalınlığında oyun aracına ihtiyaç vardır. Birincisi başkalarını eğlendirmek için oynanan oyunlar. Başkalarına seyir olsun diye oynanan oyunlar geleneksel Türk tiyatrosunun içinde “köy seyirlik oyunları” başlığı altında incelenmektedir. Bir de savunan takımın her elemanı için bol yapraklı olabildiğince budaklı ağaç dalına ihtiyaç vardır. Bu alan üzerinde bilye büyüklüğünde taşlarla.

Ebelediği oyuncu yeni ebe olur. 3. sağa sola ısındırma hareketleri yapar. Sonra elinin üst tarafına koyarak yapılır. “Nerdee o kanevüz (kıdmızı) fındıklarla oynanan tek mi çit mi!” 6. üçüncüye de tavuk verilirdi. “Tek!” derse bilmiş olur ve o beş fındığı alır. hangi grubun atlayacağına karar verilir. Oyuncuların durumuna göre kulak üzerinden atmak gibi başka şekiller de eklenebilir. Sonra dişleri arasına alarak yapar. dokuztaş ile oynananına dokuztaş oyunu ve on iki taşla oynananına on iki taş oyunu denir. Bu oyun kişinin el becerisini. İki kişi eşit şekilde yarışma için fındık alır. Yarışma sonunda birinci olana tavşal. Erkek çocukların tarafından açık havada grup şeklinde oynanır. 8. Yatacak takım yastığın önüne dizilir. herkes ebeye tekmeyle vurur. dönüp dairesine girene kadar. Diğer oyuncular oyun alanına dağılırlar. Papax (baxbax/bak bak) At sürme yarışıdır. Düğün günü herkes atını süsleyip toplanma yerine gelir. 7. Ebelikten kurtulamayan ebe. Bu işin hileleri arasında iki parmak arasında fındık saklama ve rakibe çaktırmadan fındığın birini aşağıya düşürme vardır. Sonra ellerine topladıkları yuvarlak taşlarla sıra ile rakibin taşını nişan alarak düşürmeye çalışırlar. Bunun yanında şerbet ikram edilir havlu ve daha başka hediyeler de verilir. gaba gaba döşşek” diye bağırırlar ve eşeğin üzerine bindikten sonra sürtünemez. Rakibin tüm taşlarını ilk düşüren oyunu kazanır. Daireden tek ayağı üzerinde sekerek çıkan ebe. Bu durumda ebe hemen dairenin içine girmelidir. Beş tane sakladığını varsayalım. Eğer ebenin havadaki ayağı yere değerse. çimen gibi yumuşak zeminde oynanır.Düz oyununun üçtaş ile oynanan türüne üçtaş oyunu. Bu taşlar en ve boy olarak bir karıştan küçük olmamalıdır. Sonra birinci kişi ellerinin içinde fındık olduğu halde ellerini arkasına götürür ve uzatacağı avucunun içine belli sayıda fındık saklar. nişan alma yeteneğini ölçen bir oyundur. Her hanenin at beslediği 1980 yılı öncesi oyunudur. Yani alet işler el övünürdü. Sonra kafasının üzerine yatay koyup kafasıyla atarak yapar. hatta yarışmacıların yaşına göre otuz kırk metre uzağına da ikinci kişi taşlarını diker. Topaç çevirme (koji/tıriya) Buzlu saha üzerinde. Bıçağı toprağa dik batıramayanın hakkı diğerine geçer. Kalınlığı da iki üç santim olmalıdır. Bu aşamaları ilk geçen oyunu kazanır. Bu toplama işinden sonra çuval çuval fındığın arklanmasına (ayıklanmasına) sıra gelir. Sonra elini yumruk yaparak. Bıçağı önce elinin içine düz yatırıp yukarı atarak yere batması sağlanır. 9. O fındıklar kendinin olur. Herkes bir tarafı toprağın üzerine koyunca dikili duracak diyelim ki on tane taş toplar. Sonra o kişi elini avucunu yummuş bir şekilde uzatır ve “Tek mi çit mi?” diye sorar. En uzun süre çeviren yarışı kazanırdı. Birinci kişiden on beş yirmi. İki kişiyle oynananı şöyledir: Düz bir alan bulunur. 5. Oyuncular iki gruba ayrıldıktan sonra hangi grubun yatacağına. on beş kilometre uzağa gidilir. oyuncuları kovalamayı sürdürür. Bıçak Bıçağın oyun aracı olarak kullanıldığı bir oyundur. Çimenlik bir zeminde oynanır. Aile oturur ve başlar arklamaya. Ebe dairenin içinde güvendedir. Karşısındaki oyuncu tahminini söyler. Kuralları şöyledir: Yere iki. Atlayanlar atlarken “uzun eşek. ikinciye kazma pağaçasi. Topacı uzun süre çevirmek için iyi kamçılara ihtiyaç duyulurdu. Bizim Ahıska 39 . Ebe bu dairenin içine girer. Atıyla ileri geri. oyunculardan birini ebelemeye çalışır. zevkle çevirirdik. 4. üç metre çapında bir daire çizilir. Yarışmacılar atlarının sırtında aynı hizada beklerler. Zımba Çok sayıda kişiyle toprak. Hakem ateş eder ve kıran kırana yarış başlar. topaçlarımıza ip dolar. Ebe “Zımba!” diye bağırır. İşte çoğu zaman bu iş esnasında yahut kış geceleri fındık yenileceği zaman oynanan bir oyundur. Dikili taş İki kişiyle oynanabileceği gibi iki grupla da oynanılabilir. Herkes gelince köye on. Sonraki yarışa kadar birincinin havasına diyecek yoktur. Tek mi çift mi (Tek mi çit mi?) Posof’ta sonbahar mevsiminde herkes vaktinin yettiğince fındık toplar. Atlar köye yaklaşınca bütün damlardan insanlar onları izler. sonra yumruğundaki parmaklarını tek tek açarak yapılır ve serçe parmağa kadar gidilir. oyunun başladığına işaret eder. Uzun eşek (uzun eşşek) Biraz tehlikeli olmasına rağmen yöremizin ve ülkemizin nesilden nesile aktarılan en popüler oyunlarından biridir. İlk baştaki oyuncu eğilerek kafasını yastığa dayar ve arkasındakiler de bir öncekinin bacaklarından tutarak eğilir. Çift diye tahmin ederse beş tane fındığı rakibine verir. Bu.

Kızak kaymak için dik ve eğimli yerler tercih edilir. sırayla taşlar fırlatılır. Bu konuda öyleleri vardı ki attığı taş kenara çekildiğinde ayaklarının iznin üzerine düşerdi. böyle devam eder. Fakat ebe çok hızlı şekilde herkesi kontrol ederken ebeye arkasından görünmeden yumruk vurmak serbesttir. Kör ebe Körebe oyunu 10-12 çocukla oynanır. Ebe öne eğilerek ellerini dizlerine dayar. yoksa aynı olay tekrar eder. Kim uzağa atarsa galip olur.ayaklarını dolayamazlar. bilya demiri takılır. Ebe ortada kalacak biçimde oyuncular bir halka oluştururlar. Ebe insanlara komik sorular sorarak onları güldürmeye konuşturmaya çalışır! 13. Elindeki değnekle. Oyuncular sırayla koşarak eğilmiş duran ebenin üzerinden ellerini sırtına bastırıp bacaklarını açarak atlarlar. Her taş. Ebe vuranı görürse ya da elinin hareket ettiğini görürse o kişi ebe olur. İleriye ve dikine taş atma yarışı Özellikle tepe gibi yüksek yerlerden çukur yerlere doğru taş atılır. “Birdirbir. Bir odada halka oluşturulur. 18. adını ebenin gözlerinin bağlanmasından alır. Çocuklar varış yerine ilk ulaşmak için yarış yaparlar. Bu oyunun bir de dikine atma şekli vardır. Eller yukarıda daire şeklinde kenetlenir. yapması güç. Bezirgânbaşı tekerlemesiyle ebe seçilir. atlayanların en önündeki kişi “Tek mi çift mi?” deyip parmaklarıyla bir veya iki gösterir ve eşeğin en arkadaki oyuncusu tahmin eder. Herkes yerden özene bezene atmak için taş seçer. Eşek çökerse atlayan grup tekrar atlar. Eller dizlerinin altında görünmeyen yerdedir. 15. eller çekilir. Türkü söyler. Tanıyamazsa oyun aynı ebeyle sürer. Oyun. Kim olduğunu anlayabilirse adını söyler. Bilirse atlama hakkı el değiştirir. Bezirgân başı On kişi karşılıklı beşer beşer dizilirler. Tıp Ortada ebe ve çevresinde diğer oyuncular sarmış vaziyette ebenin vereceği “Tıp!” komutuyla oyun başlar. Uçurtma Büyüklerin yaptığı uçurtmalar rüzgârlı havalarda çocukların en birinci oyuncağıydı. Diğerleri bir kaç metre arayla sıra oluştururlar. Ebe bu sırada kollarını öne doğru uzatarak dokunduğu kişinin başını yüzünü ve üstünü elleriyle yoklar. çizgiden atan kazanır. konuşmaması. Amaç herkesin olduğu gibi kalması. Oyuncular seçilen iki ebenin kolları altından tekerleme eşliğinde geçerler. İkidir iki. 14. Soru sorulur: “Elma mı? Armut mu?” sorusuna göre taraf olunur. Bitişik oturanlar ortadaki ebe görmeden elleriyle birbirlerine bir şeyler verebilmektedirler. Kişiler sırayla alınır. sonra çizilen çizgiyi geçmeden. Ardından ortaya bir çizgi çizilir ve iki takım çizginin gerisine iple kim düşecek çekişmesi yapar. “Kapı hakkı ne dersin?” Arkadaki. Oyunun başında bir ebe seçilir. Başlarlar. 40 Bizim Ahıska . Kızak kayma (xızek qayma/paten) Yörede kar uzun süre kaldığı için çocukların en büyük sporudur. İsmini söylediği kişi ellerini dizlerinin altından çıkararak gösterir. ebelerin arkalarına geçerler ve iki farklı takım oluşturulur. Üçtür üç. “Döneriz. En ileriye atan yarışı kazanır. 12. Kızakların altına kaymaları için. 17. el kol hareketlerinden tahmin etmeye çalışarak isim söyler. Mila Dört kişi oynar. “Bezirgân olsun!” der. 10. Eğer tanırsa dokunduğu oyuncu ebe olur. ayrıca ufak çubuk şeklindeki sopaların uç kısmı inceltilir. kendisine sorulacak sorulara cevap vermemesidir. Yüzük kimde? (Yüzük kimda?) Kış oyunlarındandır. Önce ebe belirlenir ve ebenin gözleri bir bezle bağlanır. Atlarken de sırayla tekerlemenin dizelerini söylerler. Atlayanlardan biri yere değerse yatan grup atlama hakkı kazanır. Elde birer değnek. Kişi sayısı arttıkça oyun daha zevkli bir hale gelir. 16. Göster bizi körebe!” sözlerini tekrar ederken halkayı bozmadan el çırparak ebenin çevresinde dönerler. Başta verilen isimleri bilemeyenler. Herkes değneği ile ufak çubukları uzağa atmaya çalışırlar. İşte bu hızlı devir sırasında halkadakilerden usta biri ebeye der ki: “Yüzük kimde?” Ebe. hareket etmemesi. Eğer avucunda yüzük varsa o ebe olur. Oturanların dizleri yukarıda ayakları yere basmaktadır. Bil bakalım biz kimiz. Çizgi çizilir. Birdirbir (birim bir) Oyunu oynayacak çocuklar için sayı sınırlaması yoktur. Eğer bütün grup elemanları başarılı bir şekilde eşeğe binerse. olur tilki. dikkatle izlenerek nereye düştüğü tespit edilir. 11. Körebe evin içinde oynandığı gibi dışarıda da oynanır.

Öyle geçireceksin ki zararları olmayacak. Ehmedi medi. kurt koyunu yer. yok olmaktan kurtarır. bir hemşehrimiz çıkar ve anlatılan bu oyunları sanallaştırır. Kayış (xalat) İki taraf arasındaki güç yarışıdır. 24. Kuyruhli kedi. alabilirse oyun ona geçer. kayışı çekerler. tanışma imkânı bulurlar. çağa uyduran değerler varlığını sürdürürken kendini yenilemeyenler tarihin karanlığına gömülüp gidiyor. Diğerleri Bilye. Zekâ oyunu Bir köprüden canavar (kurt). Tek taş/Seksek/Kınkıl Kınkıl oynamak için düz bir alana. ip atlama. Kartal kalkar. Bu oyun dakikalarca sürer. bir kuyuda ebe yok. Yedim yedi. birinin yeri yok. Kale vardır. Herkese bir değnek. kartal kalkar… 22. Aşık oyunu Hayvanların bileğinden alınan aşık kemiğiyle oynandığı için bu adı almıştır. Köyler göçtü On metre genişliğinde daire çizilir. İlk dolaşan oyunu kazanır. Taş önce birinci kareye atılır. çevresine altı kuyu açılır. koyunu orada bırakırım. çizgi üzerinde kalır veya oyunun dışına çıkarsa yanmış sayılır. Bu değerleri ölmekten kurtaracak fedakâr ve yürekli insanlara böyle bir programı yapma aşamasında oyunların tüm ayrıntıları hususunda yardımcı olacağımızı da peşinen ifade etmek isteriz. Ümit ediyorum ki bilgisayar programı yapmasını bilen bir duyarlı insan. Bizim Ahıska 41 . İlk oynayacak beş taşı elini oynatarak serer. 20.Dörttür dört. Ortada bir çizgi olur. 26. Beş taş (kak) İki kişiyle oynanır. Herkes atladıktan sonra ilk eğilen kalkar ve o da diğerlerinin üzerinden atlar. ebe kuyuya taş gelmesini önler. diğer grup durur. Hepsini bu şekilde dolaşınca oyun bitmiş olur. taş girerse o ebe olur. hünerle o aralıktan geçirilir. Aralıkta taş kalırsa diğer oyuncu almaya çalışır. sol elinin başparmağı ve yanındaki açılır. hepsini tutarsa pirim alır. Güvercin Taklası Dörder kişilik iki grup oynar. yaptım kahvaltı. Sekizim seksek. elim sırtına değdi. yere çizilen çizgilere ve bir taşa ihtiyaç vardır. Hepsini geçirirse avucunun içiyle ters çevirir. Oyun oynarken taş. dal tartar Dal tartar. Tura ve yazıyla ilk oynayan belirlenir. Herkes başkaları için ya da yarıştığı kişi için amacına uygun tekerlemeler uydurarak onu alt etmeye çalışır. Altıdır altı. Sıra ile oynanır. Oyuna devam edilir. büyüklerinin oynadığı oyunlarla. Bir siçan tutdi. bir koyun. Herkesin üzerinden atlayan kişi duracağı aralığı ve oyunun gideceği yönü duruşuna göre belirler. Yerdeki ayağıyla taşa vurarak taşı kare kare gezdirir. Dokuzum durak!” Dengesini kaybeden ya da düşen oyuncu “yanmış” sayılır ve yeni ebe olur. Yukarıya alınanların yanında bilmediğimiz ya da unuttuğumuz oyunlar da olabilir. Kuyu yeri değişmez kişiler yer değiştirerek köyler köçtü denir. 21. Beştir beş. bir kuyuda ebe var. bir bilgisayar öğretmeni. Oyuna başlayan grup her atlayışta bir tekerleme söyleyerek takla atar. 23. saklambaç hemen her yörede oynandığı gibidir. kuş gibi öt. 19. Kartal tekerlemesi söylerler: Kırk kara kartal. kaleyi aşan oyunu kazanmış olur. Tekerleme Aslında bir söz yarışıdır. 30. bir tane de ot geçirebilir misin? Kurtla koyun bir araya gelirse. oyun devam eder. Önce koyun ile otu geçirir. Böylece bu oyunları oynarken hem biz sanal âlemde geçmişi yâd ederiz hem de genç kuşaklar yeni oyunlarla. Dayanamayıp çizgiyi geçen taraf yarışı kaybeder. otla canavarı karşıya geçiririm. Taş toplanır. Geri gelince taşı bu sefer ikinci kareden başlatır. Oyuncu bir ayağını havaya kaldırıp oynamaya başlar. Sonuç Kendini yenileyen. Otla koyun bir araya gelirse koyun otu yer. 25. Otu canavarın yanına getirir. bir ceviz büyüklüğünde taş. Çizginin iki tarafındaki gruplar. Yalamadan yutdi. aldım bir eş. Yere sekiz dokuz tane birbirine bitişik yarım metre eninde kareler çizilir.

hayatlarını sürdürüyorlar. Allah’ın rahmeti üzerlerine olsun. Sürgünü. içecek fakiri değildirler. Bir kısmını da Sibirya kamplarına ve yeraltı madenlerinde tutsak olarak çalışmaya mahkûm ettiler. 1944 sürgününü 11 yaşımdayken ailemle birlikte yaşadım. O zaman 150 aileyi de Türkiye’ye getirmişti. Çalışıyorlar. acı. Bu idam edilenler Ahıska kalesi toplu mezarlığında bulunmaktadırlar. Yoksa Ahıska Türkleri yiyecek. Türkiye hükûmetinden kendilerine sahip çıkmasını ve Ahıskalıların kendi öz vatanlarına dönmeleri için gerekli girişimlerde bulunmasını istiyorlar. Bu gibi cezaların çoğunluğu da bizim Ahıskalılara düştü. Adaletten uzak bir şekilde kurşuna dizdiler. Sürgün konusunda çok şey yazılmıştır. o felâketi yaşayanlardan dinlediğinizde.65 Yıl Geldi Geçti Bahadır Metan ENVEROĞLU Zamanın Cumhurbaşkanı Turgut Özal. Masum oldukları anlaşılarak sonradan yüksek mahkeme kararıyla beraat etmişlerdir! 42 Bizim Ahıska . Ancak bu karar yeterince uygulanmadı. Sürgün sözü ağızlarda çok kolay telâffuz ediliyor. Orta Asya ve Kazakistan gezisi sırasında Ahıskalılarla görüşmüş onların vatanlarına dönmelerine yardımcı olmak için söz vermişti. bir bayrak altında yaşamayı özlüyorlar. Bütün Sovyetler Birliği’nde olduğu gibi 1937’de Güsrcitan’da daha da fazlasıyla aydınların çoğunu tutukladılar. Ben. ıstırap ve gözyaşlarıyla dolu günler ve ayrılıklar olduğunu anlayabilirsiniz. Ama Ahıska Türkleri vatansızlık fakirdirler. Vatanlarına kavuşmayı. daha da yazılacaktır. Bu haksızlıkların içinde Ahıska kalesinde idam edilenler arasında benim rahmetli babam da bulunmaktadır. Şimdi Ahıska Türkleri.

Abastubanlı Yusuf Sarvarov. Bu zulmü ben on bir yaşında yaşadım ve gözlerimle gördüm. savaş bittikten sonra hemen yuvalarınıza döneceksiniz!” diye milleti kandırdılar ve köyleri iki üç saat içinde boşalttılar. ver suyi doyana qadar içem. Ölenlerin sayısı çok olduğundan mevtaları kaldırıp gömmeye defnetmeye insan yetişmezdi. yaşlı.Ahıskalılar. 1944 yılı kasım ayının 14’ünü 15’ine bağlayan gece ordu birlikleri. Mevtalar. Bu tarihlerde birçok hemşehrimiz de sınırı aşıp Türkiye’ye sığındılar. Avcılık ederdik kekliğe kurda. çay benim susuzluğumi kesmez!” diyerek içilmeyen suları içip salgın hastalıklara yakalanan ve aramızdan ayrılan nice insanımız vardı… Köyümüzden çıktık kış fasilleri. “Ola baba atın ölümi arpadan olsun. Zanavli Mevlüt Bayrakdarov. Vatana kavuşabilmenin sadece Türkiye’nin siyasî ağırlığını göstermesiyle mümkün olabileceğine inanıyor ve ağabey dedikleri Anadolu insanına bu ümitle bakıyorlar. Bu mücadeleye öncülük eden liderlerimiz. Apiyetli Enver Odabaşov. Kremlin kararıyla. 1930-1940 yılları arasında türlü çeşit zulümlere maruz kaldılar. Yolculuk başlamadan önce bizlere her istasyonda yemek ve ekmek vereceklerini söylediler. 220 civarında Ahıska köylerini basarak herkesi evlerinden dışarı çıkardılar. Tren yolculuğu açlık. tabiat şartlarına alışıncaya kadar on binlerce insanımızı kaybettik. Tabii herkes panik içerisinde. Bu yetişemeyenlerin bazıları kendi çileli imkânlarıyla ailelerine ulaşmayı başardılar. 20 sene Sibirya kamplarına mahkûm olacaklarına zorla imza attırmışlardı. sefalet içerisinde kayıplar vererek 25-30 gün sürdü. Hatta tren her istasyonda durduğunda vagonlara görevliler gelip hasta ve ölü olup olmadığını soruyor. (Udeli Latifşah Barataşvili. 1956’da sıkıyönetim rejiminden kurtulduktan sonra vatanımız Ahıska’ya dönme mücadelesi başladı. Varhanlı Abuzer Seferov. Bugün Ahıskalılar. Fakat ölülerle kalanlar da çok oldu. Türkiye’den destek bekliyorlar. milleti apar topar evlerinden çıkarak köyümüzün Ağalık Bahçesi denilen meydanına yığdılar. Üç kardeşim ve dört bacım nerde. Bütün Ahıskalılar. Temlalali Murtaza İzzetoğlu) vatana dönmek sevincine temel atmış olsalar da maalesef vatana dönüş sevincini yaşayamadılar. Gurbette geçirdik yıl asirleri. Kafkas halkı olarak susuz ve içme suyu kıtlığı yüzünden. Bizleri sabahtan akşama kadar beklettiler. Valeli Halil Umarov. Bu yolculuk sırasında Ahıskalılar büyük kayıplarla yolculuğu tamamladı. Daha sonra bizleri Amerikan Studabekir arabalarıyla tren istasyonuna götürdüler. Bizim Ahıska 43 . Ancak mevsimin kış olması sebebiyle istasyonlarda alınan yemek ve ekmekler donuyordu. Kırgın olup kesti çok nesilleri. hastalık. 1956’ya kadar sıkıyönetim altında bir ilçeden başka bir ilçeye gidemezdik. Sonra trenin durduğu ilk istasyonda gizlice ve kazma kürek olmadan ölenleri vagonların altından geçirerek öteye götürüp çöllerde elleriyle kumlara gömüyorlardı. Ne zaman bu yolculuğumu anlatmaya başlasam o günkü yaşadıklarımı aynen yaşıyor ve heyecanlanıyorum. Orada hayvan vagonlarından meydana gelmiş katarlar bizi bekliyordu. Ana babadan ayrı düşen ağlasın. Onları da rahmetle anıyoruz. Caralli Ellez İzzetoğlu. bir gecenin içinde tamamlanan bu operasyonla meçhul yolculuğa çıkarıldılar. Yaşardık Kafkas’ta çok güzel yerde. “Almanlar gelip burayı bombalayacak! Sizleri daha güvenli yerlere götüreceğiz. Ama biz bu ölüleri nereye götürdüklerini bilmiyorduk. çocuk. Bu tren yolculuğunu yaşamış birisi olarak olanların hepsini anlatmaya benim lügatım yetmez. Bu durum karşısında dehşete kapılan büyüklerimiz. Her familyadan tek tek kalan ağlasın. Bizi bu vagonlara doldurdular. çöl iklimlerinde yaşadığımız ilk 19451947 yıllarında açlık ve çeşitli hastalıktan. Çünkü yola çıkanların çoğu. hasta ve ölüler sorulduğunda bunları çarşaflara gizleyerek ‘Yok!’ cevabını veriyorlardı. İşte bu acı sözün anlamı da 1945-1947 yılları arası açlık ve epidemiya hastalıklarından bazı ailelerin de nesilleri kesilip kimsesi kalmamıştı. Sürgünde. ölenleri alıp götürüyorlardı. Rus-Finlandiya ve Rus-Alman Savaşı sırasında da çok kayıplar verdiler. Eğer yakalansa. Hatta bu şekilde cenazeleri gömerlerken uzun zaman geçmesi sebebiyle trenin kalkmasına yetişemeyenler oldu. İkinci Dünya Savaşı’nın Rusların lehine dönmesiyle Moskova. hasta ve savaştan dönen yaralı ve sakatlardan meydana geliyordu. Öyle ki ekmekler ancak baltayla kesilerek dağıtılıyordu. Bizler. evlerinde günlerce de kalmış oluyordu.

Dünya Savaşı sırasında Sahara’da Rus kuvvetlerine karşı gösterdiği kahramanlıktan dolayı Yavuzköy olarak değiştirilmiştir. Köyü tarihçesi Yavuzköy’ün tarihi hakkında herhangi bir yazılı kaynak bulunmasa da eskiden beri halk tarafından söylenile gelen bir tarihçe mevcuttur. Ayvazgil. İklim Yavuzköy iklim bakımından hem Karadeniz hem de Doğu Anadolu iklimi etkisi altındadır. Diğer bir tarihî kalıntı da Konta şehri harabesidir. Ramadangil. Köyde tarihî kalıntı olarak Rabat mevkiinde bir adet kilise harabesi bulunmaktadır. Ancak bu köyden genç nüfusun göçünü de beraberinde getirmiştir. Halen iki ayrı kaynaktan içme suyu kullanmaktadır. Şavşat ilçemize 6 km mesafededir. 50 km2’lik bölümü de yaylalardan ibarettir. Bunlar: Balcılar. Dokuz mahalleden meydana gelen köy. Bu alanın 20 km2’lik bölümü tarım arazisi. Yavuzköy’ün birbirinden ayrı on mahallesi vardır. köy halkının 1. Topçular. Her mevsimde yağmur yağar. (Fahmettin Topçu-Muhtar). yaklaşık 100 km2’lik bir araziye sahiptir. Bugün bu mahallenin adı Günkaya olarak kullanılmaktadır. içimi çok güzel olan yumuşak bir sudur. Sırt Mahalle. köknar ve çam ağacının çok olduğu ormanları var. Yüksek yerlere iki üç metre kar yağdığı görülür. bitki örtüsü bakımından çok zengindir. bu bölgede hayvancılık yaparak geçimini sağladığı bilinmektedir. Köyde 1983 yılından beri elektrik. Şavşat’a 6 ve Ardahan’a 44 km uzaklıktadır. Su kaynakları köyün yaylalarının eteklerinden doğmaktadır. Her mahallenin mezarlığı ayrıdır. Köyde yaşayan halkın büyük bölümünün Ahıska’dan geldiği ve köyde yaşamaya devam ettiği. Köyün güney ve doğusu Yalnızçam Dağlarıyla çevrilmiştir. Bu eğitim çalışmaları günümüze dek hatırı sayılır bir başarıyla yürütülmüş. Artvin’e 71. Yağmurlar genel olarak ilkbahar mevsiminde yağmaktadır. Eskiden tarla olarak kullanılan 44 Bizim Ahıska . Bitki örtüsü Köy. Köyde tüketilen su. İrili ufaklı dereler ve tepelerden oluşmaktadır. Köyde hayvancılığa uygun çayırlık alanlar mevcuttur. Coğrafî konum Köy. Yaz mevsimi sıcak olmasına rağmen bu sıcaklıklar hayatı olumsuz yönde etkilemez. Ancak kanalizasyon şebekesi bulunmamaktadır. Buranın tahminen 2000 yıldan beri yerleşim alanı olarak kullanıldığı söylenmektedir. 1996 yılından beri telefon hattı bulunmaktadır. Cami Mahallesi. Doğu Karadeniz Bölgesi’nde Artvin ili Şavşat ilçesinin doğusundadır. Köyün güney ve güney doğusunda yer alan yamaçlarda iğne yapraklı ormanlar yer alır. Cumhuriyetin ilânından sonra okuma yazma konusunda başarılı çalışmalar yapılarak halkın okuryazarlığı sağlanmıştır. Yerleşim alanları içinde yoğun olarak meyve ağaçları bulunur. kuzeyinde Kocabey köyü bulunmaktadır. Denizden yaklaşık 1600 metre yüksekliktedir.Şavşat’ın Şirin Bir Köyü: Yavuzköy Turgay AKKOYUN Yavuzköy. Batısında Düzenli köyü. bir zamanlar Ermenilerin oturduğu bir mahalle olduğundan ismini bir Ermeni ismi olan Tosi’den almıştır. Şavşat ilçesinin içme suyunun büyük bölümü köydeki bir kaynaktan sağlanmaktadır. Yavuzköy su kaynakları açısından çok zengindir. Şavşat içme suyunu Yavuzköy’deki kaynaklardan temin etmektedir. Bunlardan başka tarihî bir kalıntı bulunmamakla birlikte köydeki ahşap evlerden birkaçı tarihî önemi haiz eski evlerdir. Kışlaklar ve 2000 metre yükseklikteki yaylalar yaz mevsiminin hayat kaynağıdır. Duğabeze. Bu dere güneyden kuzeye doğru irili ufaklı diğer su kaynakları ile birleşerek Şavşat Deresini oluşturur ki bu dere Şavşat ilçesinin içinden geçerek Çoruh Nehrine karışır. Şavşat-Ardahan karayolu üzerinde yer almaktadır. Şavşat-Ardahan karayolu üzerinde. Tosilar. Birinci Dünya Savaşı’ndan önceki yıllarda bu bölgede Ermenilerle birlikte yaşandığı yazılı kaynaklardan anlaşılmaktadır. 1930 yılında ismi. Köy içme su kaynakları yönünden çok zengindir. kışları soğuk ve karlı geçer. Düz Mahalle. Bu ormanların içinde geniş yapraklı ağaç türleri pek bulunmaz. Eski adı Mamanelis’dir. Yavuzköy engebeli bir araziye sahiptir. 1915 yılından itibaren Ermenilerin bölgeyi terk etmesiyle onlara ait olan arazilerin hazineye intikal ettiği ve daha sonra bu arazilerin yerli halka satıldığına dair tapu kayıtlarına rastlanılmaktadır. köy halkının büyük bir kısmı bu sayede iş sahibi olmuştur. 30 km2’lik bölümü ormanlık. Bu kaynakların suları birleşerek Cerma Deresini oluşturur. Köye su şebekesi 2003’de 5 km mesafedeki bir kaynaktan çekilmiştir. Taşbaşı ve Tosilar mahalleleridir. Özellikle ladin.

Kirve sünnet akşamı meclisin talep ettiği şeyleri ‘harfana’ denen ziyafet sofrasında köylülere sunuyor. kirvesi olduğu aileyi gözetmek durumundadır. adaylarında meclisin isteklerini yerine getirmede rekabeti kazanan kirve oluyor. Yavuzköy’de sünnet geleneğini şöyle anlattı: “Kirve. Bursa. çocuğun düğününde geline götürülür. Bu durumun bizce en önemli sebebi köydeki ekonomik faaliyetin. kültürlerini ve dillerini korumayı başarmışlardır. Çocuk yatsı zamanı sünnet edilir. Ya iyi arkadaşlar bir- birlerine kirve olmakta yahut da fakir bir aileye yardımcı olmak için hâli vakti yerinde olanlar fakir ailelere kirvelik teklifinde bulunmaktadırlar. Köylülere sorduğumuz “Yavuzköy’ün sizce diğer köylere göre iyi yönleri nelerdir?” sorusuna birçok köylüden “ilçeye yakın oluşu” cevabını aldık. Zira sınırlarımız dışında yaşayan Ahıska Türkleri her şeye rağmen geleneklerini. Kirve. Kirvenin verdiği bahşiş beğenilmezse kirve suya basılıyor. sünnetten sonra eşiyle birlikte gidip sünnet olan çocuğu ziyaret eder. Şavşat yakın olduğu için ulaşımda köylüler bu araçlarını kullanmaktadırlar. emekli olduktan sonra yurdun çeşitli köşelerinden köylerine dönmüş. evlerde çok az genç ve çocuk olduğunu gördük. Suya basmak.00’de Yavuzköy’den Şavşat’a. saat 11. Bu 150 hanenin büyük bölümü İstanbul. Köyde. Köyde mektupla iletişim kalmamış. Kirveden bahşiş isteniyor. sünnetçiye hitaben ‘kes de kızına götür’ derler. Düzenli gazete okuma alışkanlığı yoktur. Sünnet düğünü çalgılı ya da çalgısız olabilir. Ancak iletişim daha çok cep telefonuyla sağlanmaktadır. eğlenmek amacıyla birini dereye sokup ıslatmak demektir. Doğacak çocuk için ‘Erkek olursa kirvesi benim!’ veya ‘Kirvesi sensin!’ demek suretiyle aileler kirvelik bağı kurabilirler. Şavşat’a 6 km mesafededir. Kirve. Haberleşme Yavuzköy’de hemen hemen her evde telefon bulunmaktadır. Bugün Yavuzköy’de 266 ev olmasına rağmen 150 hane mevcuttur. yalnızca yazın yayla zamanı köye gelmektedirler. İzmir. Yavuzköy’de gençler kirvelerinin kızını alamazlar. sigara-tütün ve çocuk için bir vala (gelinin başına örtülen renkli başörtüsü) veya yazma getirir. Kirve. Kirvelik bağıyla birbirlerine bağlanan aileler birbirlerine karşı maddî ve manevî sorumluluk duymaktadırlar. yazma.00’de de Şavşat’tan Yavuzköy’e sefer yapmaktadır. Sünnet gecesi davetliler toplanır. Ardından kirve tütünü ikram edilir. Bir minibüs her gün sabah saat 08. kahve. dana vs. Ankara gibi büyük şehirlerde yaşamakta. Çayırlıklar mevcut hayvanların yem ihtiyacını karşılamaktadır. Sünnet edilen çocuklardan bazıları cesur olur. Kirve adaylarından sünnette koç. nüfusun geçimine yetmemesinden kaynaklanan sürekli bir göçtür. Çocuk sünnet edilince davetlilere kirve kahvesi gelir. Bu sebeple köydeki bu emekli grubu ve bazı gençlerin teknoloji kullanabilme kabiliyetlerine paralel olarak internet kullanımı da çarpıcı miktardadır. Altmış yaşın üstündeki köylülerde radyo dinleme alışkanlığı görülmekle beraber televizyon daha yaygındır. Sünnetçiyle kirve o gece sünnet evinde kalır. diğer bir kısmı da çocukları hayatlarını büyük şehirlerde kazanan yalnız ailelerdi. hediye edilir. üstüne güzel bir örtü konmuş bir tepsiyle sünnetçiye bahşiş toplar. Bu çiftlerin bir kısmı.” demektedir. Yavuzköy’de birçok ailenin traktör ve/veya motorlu bir aracı bulunmaktadır. ömürlerinin geri kalanını kendi köyünde geçirmek isteyen. Sabahleyin ayrılan kirve ve sünnetçiye çorap vs. Ulaşım Yavuzköy Şavşat-Ardahan karayolunun üzerindedir. kirveliğinin karşılığında hürmet görür. Delikanlılardan biri. Kibrinaz İşçi. Sünnetçinin ‘Şegirt’ veya ‘Mumcu’ denen bir de yardımcısı olur. Kirve. Bu sünnet geleneğinin aynısını. Yavuzköy’de bir gelenek: Kirvelik Köyde kirvelik geleneği var. Sünnet bitince Mevlit okunur. Yolcu olması durumunda öğleden sonra da tekrarlanmaktadır. Böyle durumlarda meclis toplanıyor. mendil. Beraberinde çay. yemek yenir. Kirvelik hususunda bir rekabetin yaşandığı durumlar da olur. Sünnet olacak çocuk sünnet edilmeden hemen önce kaçırılıyor. Şubat ve mart aylarında yaptığımız alan çalışmaları sırasında köyde kapısını çaldığımız birçok evde yaşayanların. Kirvenin getirdiği vala.alanlar son yıllarda tarım yapılmaması yüzünden çayırlık alanlara dönüşmüştür. şeker. Nüfus Yavuzköy muhtarı Fahmettin Topçu. kahve içilir. Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı kastediliyor) sonra da geçim derdinden çok göç verilmiş. 60 ve üstü yaşlardaki çiftlerden oluştuğunu. kesmesini istiyorlar.” Bizim Ahıska 45 . Beraberinde de hediye olarak çocuğa giyecek şeyler getirir. “Çocukluğumda büyüklerimizden duyduğum kadarıyla köyümüzde bir zamanlar 600 hane varmış. sünnet töreninden birkaç gün önceden sünnet evine gelir. emekli olup köye yerleşen devlet memurlarının sayısı çoktur. Buradan da anlıyoruz ki coğrafî olarak bölünmüş olsa da Ahıska Türkleri arasında kültürel bölünmüşlük olmamıştır. Önce harpler yüzünden (93 Harbi. Kirve bazen çocuk doğmadan da seçilebilir. bize Gürcistan’da Ahıska’da görüştüğümüz Hasan Bey Musaddinov da nakletti. Bu yakınlığından dolayı ilçeyle ulaşım hızlı ve kolay bir şekilde yapılmaktadır.

ağlama. binlerce kişi KGB tarafından cezaevlerine atıldı. Özbek Türkleriyle Ahıska Türkleri arasında KGB’nin provokasyonları sonucunda çıkan çatışmada 300’den fazla Ahıskalı hayatını kaybetti.” diye müracaat edince. Dillerini. Böylelikle gece vakti vagonlar uzun bir yolculuğa çıktı. 1921 Moskova Antlaşması’yla Gürcistan’a terk edilen Türk yurdu Ahıska’da bir insanlık dramı yaşandı.Ahıska Türkleri Soykırımının 65. açlıktan ve hastalıktan 17. birkaç saat içinde sürgüne gönderdiler.000’i çocuk olmak üzere 30. çocuk ayrımı yapmadan silâh çekerek bütün insanları hayvan vagonlarına tıka basa dolduruyorlardı.000’den fazla kişi vefat etmiştir. Sovyetler Birliği’nin önceden aldığı kararı uygulayarak beş ilçenin 220 köyünde yaşayan ve 100.” Şimdi insanlık âlemine soruyoruz: Bu insanların suçu neydi? Nerde bu insanların cesetleri? Bunun hesabını kim verecek? Bu yapılanlar soykırım değil de nedir? Ne yazık ki ne Gürcistan devleti ne Rusya ne de eski Sovyetler Birliği yapılanları kabul etmiyor. Rus askerleri silâh zoruyla Türklerin evlerine girdiler. Fakat Ahıskalıların vatan topraklarına geri dönmesine. 20-40 yaş arası 40 bine yakın insanını İkinci Dünya Savaşı’na asker olarak gönderen Ahıskalılar. Gitmek istemeyenler. dinlerini. Bir yazar. KGB’nin baskı ve zulümlerine rağmen Ahıskalılar Ahıska topraklarına dönme mücadelesini korkmadan ve bıkmadan devam ettirdiler. Kırk gün süren bu yolculukta. Birçok gizli teşkilâtlar kuruldu. Biz. Ahıskalıların Türk olması ve Türkiye sınırında yaşamasıydı. Böylece daha önceden Rusya’nın hazırlamış 46 Bizim Ahıska . bu sürgün gecesini şöyle anlatmaktadır: “Rus askerleri. Bundan dolayı 1989 Özbekistan-Fergana olayları yaşandı. ölenleri trenlerden aşağıya atıyorlardı. Bu insanları saygıyla anıyor ve ölenlere Allah’tan rahmet diliyoruz. Askerler. Rus ordusuna karşı koyanlar. Sürgünün tek sebebi. halkımıza reva görülen bu alçaklığı insanlığın vicdanına havale ediyoruz. cephelerde 25 bine yakın kayıp verdi. 1961 yılında kurulan Vatana Dönüş Cemiyeti Başkanı Enver Odabaşı ve arkadaşları. 5000’den fazla ev yakıldı ve 100. Merkez komitenin asimilasyon politikasına karşı dik durdular. sızlama. Bu savaşan insanların aileleri tamamıyla sürgüne gönderildi. herkesin gözü önünde kurşuna dizildi. 1956 yılında Stalin’in ölümünden sonra sıkıyönetim kaldırıldı. Binlerce insanı birkaç saat içinde kamyonlarla demir yolu boyuna taşıdılar. Sürgün ahali. 1956 yılından sonra Ahıska Türklerinin Ahıska’ya dönüş mücadelesi başladı.000’den çok insan ikinci bir sürgüne. -15/20 derece soğukta açlık ve yoksulluk içinde yaşama mücadelesi vermeye başladılar. Bu soykırım. Yer gök Allah Allah haykırışlarıyla inliyor. “Biz Müslüman Türk adıyla Ahıska topraklarına yerleşmek istiyoruz. yüzlerce aile Sibirya’ya sürüldü. Kış ortasında Orta Asya çöllerine gelen Ahıskalılar. Asgarî insanlık icabı olan her faaliyet için özel izin alınması gerekiyordu. yaşlı hasta. Rusya’nın metruk köylerine 3-5 aile şeklinde yerleştirildi. Kefensiz ve mezarsız cesetler Sibirya’nın beyaz karları üzerinde yırtıcı hayvanlara yem olmuştu. hıçkırık sesleri kulakları sağır ediyordu! Silâh sesleri ve köpek ulumaları bütün geceyi cehenneme çevirmişti. yıllarca hür dünyadan gizli tutuldu. Yıldönümü Dr.000’in üzerindeki yerli halkı. geleneklerini korudular. İnsanlar silâh zoruyla hayvan vagonlarına 80– 100 kişilik gruplar halinde dolduruldular. hatta turist olarak dahi gitmesine izin verilmedi. soğuk- tan. Orta Asya ve Sibirya’ya sürgün macerası böyle başladı. 1944–1956 yıllarında 12 yıl süren sıkıyönetim ve KGB gözetimi altında hayatlarını sürdürdüler. İbrahim AGARA 15 Kasım 1944 tarihinde.

Bakü 1990.000’e yakın Ahıskalı da Ahıska topraklarına yerleşmek için çaba göstermektedir. Yıllarda Gürcistan topraklarından sürgün edilen vatandaşların geri dönüşüyle ilgili yasa”yı çıkardı. Letifşah Barataşvili’nin hatıralarında şöyle bir sahne anlatılmaktadır: “Silâhlı bir subay. Ahıska vatan toprağıdır. Bizim Ahıska Bizim Ahıska 47 . Ama iskânsız göçler halen devam etmektedir.000’e yakın Ahıskalı. “Vatan toprakları kutsaldır. Anlatmaya çalıştığımız bu olay. dürüst ve eğitimli insanlar yerleştirerek ekonomisini canlandırdı. bir bir vagonları gezdiriyor. Hiç kimsesi yoktur. Her ailenin hatta her insanın ayrı bir faciası vardır. Diyor ki: Bu çocuk yetimdir. Bu da Avrupa Konseyi’nin veya diğer güçlerin baskısıyla değil Gürcistan Devleti ve Ahıska Türklerinin isteği üzerine yapılmalıdır. TBMM. Babası cephededir. Onu da beraber götürün. 50. 199). İnsan her şeyden vazgeçer ama vatan toprağı ve bayrağından asla ve asla vazgeçemez. Bu facialar arasında biri var ki uğruna ağıtlar yakılsa. Onu gören veya bilenlerin dergimize haber vermelerini önemle rica ediyoruz. Eski Sovyet topraklarında yaşayan 400. yırtık pırtık elbiseler içinde. Bazı sebeplerden dolayı (ekonomik kriz ve terör yüzünden) iskânlı göç durduruldu. Ricamız şudur: Burada anılan altı yaşındaki kız çocuğu hayattaysa bugün 70’li yaşlarda bir hanım olmalıdır. 15.” (Diderginler. 1999 tarihinde Avrupa Konsey’ine üye olurken. 02. dedelerimize ve babalarımıza karşı yapılan bu soykırım ve insanlık dramını unutmayacağız. bir soykırımdır. Anası da bir hafta önce vefat etmiştir.000’e yakın insan iskânsız göç ederek Türkiye’nin muhtelif yerlerine yerleşmiş bulunmaktadır. Ben Ahıskalıyım. s. Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra bağımsız Gürcistan Devleti. Türkiye’nin ve Ahıskalı liderlerin çabasıyla Gürcistan Parlamentosu. Avrupa Konseyi’nin. Ahıska’ya gitmek ve orada yaşamak istiyorum.1992 tarihinde 3835 sayılı Ahıska Türklerinin Türkiye’ye Göç ve İskânına Dair Kanun’u çıkardı. bizim Türk olduğumuzu bir türlü kabul etmek istemiyor. Ne yazık ki bu yasa da Ahıska Türklerinin Türk ve Müslüman adıyla Ahıska topraklarına yerleştirilmesinden bahsetmiyor.” Bunları duymamalıktan gelmek bir insanlık suçudur. Fakat aradan on sene geçmesine rağmen herhangi bir uygulama gerçekleştirilmedi. altı yaşında bir kız çocuğunun elinden tutmuş. Ahıska Türklerinin kendi topraklarına yerleştirilmesine söz verdi. Kaderine terk edilemez!” Rica 1944 yılı sürgünü. Bizler. Bu kanun esas alınarak 180 aile Iğdır’a iskânlı göç etti. Temmuz 2007 tarihinde “40.olduğu senaryo gerçekleşmiş oldu. Esasen Gürcistan. Türk soyunu yok etme teşebbüsüdür. Ahıska Türklerine yapılan bu soykırım Türkiye’yi de tedirgin etti. unutturmayacağız. İnsan ihtiyacı olan topraklara çalışkan. Her şeyden vazgeçerim. Bize Meshi demeyi uygun buluyor! Bu uygulama. Elimizden alınan bu kutsal topraklardan da asla vazgeçmeyeceğiz. vatan toprağımdan asla ve asla vazgeçmem. Ahıskalılara yapılan en büyük saygısızlıktır.07. 2005 yılında Rusya’dan ABD’ye mecburî olarak göç ettirildi. Hâlbuki Ahıskalılar 65 seneden beri şunu diyor: “Ahıska benim vatanımdır. Ahıska Türklerinin Ahıska topraklarına yerleşmek istemesi onların en tabii hakkıdır. Hatta bu hadise iç içe birçok faciadan meydana gelmektedir. filmler ve tablolar yapılsa yeridir. bütün insanlığın vicdanını kanatan büyük bir faciadır. Ahıska topraklarına dönüşle ilgili birkaç defa yasa çıkmasına rağmen Gürcistan Devleti dönüşe engel olmuştur. Mustafa Kemal Atatürk’ün ifadesiyle. Bunları hemen her sayımızda kahramanlarının ağzından sizlere sunmaya çalışıyoruz.

ağız) 61. Ha dolaş ha dolaş… Nadur? (Minare) 52. Alti qaynar. İçi taş dişi taş. İlidi milidi. Ölüma çare olmaz). Kemeri var belindan. Katır qulun atmaz. Nadur? (Sandalye) 67. Nadur? (Körük) 60. Ax dedi.Goga direk olmaz. Delugüna baturdum. Bir baxdım top top. Axşama biza gâlan kimidi? Nadur? (Uyku) 69. Deniza kopri qurulmaz. 4. Mercanın ucunda ateş. Tavux işamaz. Nadur? (El değirmeni) 62. Demur qapının kilidi. Uci kürek. Nadur? (Ot) 54. 7. Nadur? (Sahat) 53. çamın yarısi. Nadur? (İğ) 66. Bismillah der misin demaz misın? Nadur? (Kaşık. Çig yumurta soyulmaz. Gögdan endi bir quş. Qarannux dereda avi bögürür. Nadur? (Sandık-anahtar) 63. Nadur? (Fener) 68.Şavşat’ta Söylenen Bilmeceler-II Av. Nadur? (Bişi) 65. Bir baxdım heç yox. Bir baxdım sapsari. Anan ögünda sallanan nadur? Nadur? (Elek) 56. Bir baxdım qapqara. Mum dibına işıx vermaz. Qıça meraqli. Dibi qıllanur. Yilanın ağzında mercan. 51. 6. Yan üsti yatur. 3. Bir küçücük manana. Nadur? (Kalbur) 58. taştan gâlur. Ögüna oturdum. Nadur? (Ekimden hasada buğday tarlası) 57. gerısi inca. Qara qatır. Yem yiyer göbeğinden. Üsti oynar. 5. Uci sallanur. Atın derısi. Suyun içinda bir yilan. Bir quş gâlur hağıldan. Ola ki bu nasıl kuş.) 48 Bizim Ahıska . Alti oynar. Vax dedi. Bir kükramiş aslan gâlur. Nadur? (1. Nadur? (Selgâh/sel) 55. Yıldızlar sayılmaz. Nadur? (Gaz lambası) 64. Quyinin içinda suyi. Hasan TORUN Dergimizin önceki sayısında verdiğimiz 50 bilmece/açacaktan sonra derlediğimiz diğer açacakları da bu sayıda sunuyoruz. Sadeca soluğ alur. Nadur? (Degirman) 59. Üsti qaynar. Dört ayaxli. Dağdan gâlur. Herkeş ona inana. Tik durur otlar. 2. Bunların çoğunu Şavşat’ın Akdamla köyünden Vespiye Torun(80)’dan derledik. Bir baxdım yemyeşil. Na içar na yer. Bir quyi. Yeddi şeya yox dedi. İş görürkan tam yerına varınca.

Kara kütük. Yer altında paslanmaz. El verursan yol verur. qanadi yox. Qız duvara tırmandi. Yılda gâlur üzümi.70. qırx buynuz. Nadur? (Gaz lambası) 86. Sabağinan qaxtım. Tepesından yumurtlar. El ekar. Tarla bayaz. Nadur? (Altın) 90. Nadur? (Mısır) 72. girsın eve. Çek atım çekmaz atım. Satsan baha gaturmaz. dil döşürür. Nadur? (Şemsiye) 96. Dallari budax kimi. Fadime pat pat. Nadur? (Beşik) 71. girmem eve. Nadur? (Soğan) 94. Nadur? (Yılan) 77. Yusufi yiyan qurtlar. Cemaattan geri durmaz. Taki taki varduğum. Nadur? (Quyi/kumaş dokuma tezgâhı) 80. Ay angut angutlar. Tek kayadan geçmaz atım. Egilur su içmaya. Poxi baban canına. Buni kim bilmiş ola. Nadur? (Tespih) 98. Yer altında kürkli xoca. Boyni egri Nadur? (Soba) 81. Nadur? (Soko/mantar) 82. Holuğuna soxtuğum. Tek ayax. Yük yüklasan götürmaz. İlmendi galanaçax. Nadur? (Yumurta-Civciv/çuçul) 89. Sekiz ayax. Nadur? (Ateş) 83. Nadur? (Güneş) Vesbiye Torun değirmende (solda) Bizim Ahıska 49 . bayazi haram. Naydur? (Kapı) 79. Çek boynuni. İlmendi ilmendi. Boz oğlani yola vurdum. Dört asma. Yattuği yerda ot bitmaz. dört basma. Un bulanur. Dibından su içar da. Nadur? (İsim) 92. Quyrux dolanur. Şekera benzar. Allah yapar yapısıni. El üstunda kaydırmaca. Oyanda qaya. toxum qara. Cannidan cansız doğar. Yol altında kapaxli zandux! Nadur? (Mezar) 75. Nadur? (Kutan-Öküz) 78. Bir öküzüm var. Bayquşlara eş ola. Uzun tarlanın uzuni. Qarasi halal. Naydur? (Kur’an) 85. Biçax açar qapısıni. Nadur? (Degirman-Un) 87. Cansızdan canni doğar. Sari ziyaya baxtım. bir imam. Nadur? (Öküz arabası/Kağnı) 88. Nadur? (Mısır ekmeği/Çadi) 97. buyanda qaya. Nadur? (Cenaze) 76. Ezduğum mezduğum. Eteklari qat qat Nadur? (Lahana) 100. Alaca bulaca boyattım. Nadur? (Sümük) 91. Nadur? (Kar) 93. İçında sari maya. başi papax. Anan ögüna dayattım. Sabaxtan qaxtım. İki müezzin. Nadur? (İnek) 95. Gögdan endi yera yapuşti. tadi yox. Bilmece bildirmece. Bağ ola bayquş ola. Su üstünda islanmaz. Dereda avi bögürür. Nadur? (Kuymak) 73. Nadur? (Kabak/Karpuz) 74. El vermasan yol vermaz. Kenerlarıni gezduğum. Abdes alur namaz qılmaz. Gögda var. Dağdan gâlur dağ kimi. İçına girduğum. Bağırur oğlax kimi. Babam deve. Nadur? (Oruç) 84. Qız duvardan enmadi. Doxsan doxuz cemaat. İki tekir bir sallama. Nadur? (Sabun) 99.

bu bölümde dikkatimizi çeken bilgiler arasında. hangi boy ve oymaklardan oluştuğu ayrıntılı olarak ele alınmış. Yine Amasya için farklı dönemlerde Bağdadü’r-Rûm’dan Kasrü’s-Selâtîn’e kadar on ayrı ismin kullanıldığı belirtiliyor. fotoğraf. harita vb. Sanki daha şirin.. Asıl bahisler. âdeta kartpostal edasıyla sizi kendine çekiyor. görüntü. MÖ.. Mukavva kapak içinde 108 renkli sayfadan meydana gelen kitabın ebadı da dikkat çekici. mat ve parlaklığın birleştiği sayfalara serpiştirilmiş tam 74 resim. Kitabın ilk sayfalarında Vali Halil İbrahim Daşöz’ün Takdim’i ve eserin yazarı Zeyrek’in Önsöz’ü yer almaktadır. kaynaklara dayanılarak Amasyalıların hangi kavimlerden. Bunlar içinde “Pontos isminin aslı Pon olup bu da Hun isminin bozulmuş şeklinden ibarettir” (s. Amasya halkı başlığı altında.“Amasya’nın Altın Tarihi” Ünal KALAYCI ismiyle ilgili açıklamalar ve bu şehir için tarihte kullanılmış diğer isimlerle ilgili bilgiler verilmektedir. Ayrıca 1921-Moskova Antlaşması’yla Sovyet Gürcistan’ına bırakılan Batum’un Müslüman halkının bir kısmının da buraya yerleştirilmesi. Pontos ismiyle ilgili iddialar ve bunlarla ilgili izahlar verilmiş. 63 yılında Romalıların Pontos Krallığına son verişi anlatılırken şu satırlar üzerinde uzunca düşün- Yunus Zeyrek tarafından yazılan ve Amasya Valiliğince bastırılan “Amasya’nın Altın Tarihi” adlı kitap okuyucuyla buluştu. Amasya Coğrafyası başlığı altında bölgenin tarihî coğrafyasıyla başlamaktadır. Son zamanlarda Yunanî anlamda Pontosçuluğun bilimsel temelden yoksun olduğu açıkça ortaya konulmuş. Sarı. ayrıca Pontos Krallığını kuran ailenin bir Pers sülâlesi olduğu anlatılmış. Hatta bir albüm karıştırdığınız hissine kapılıyorsunuz. Pontos dönemiyle başlanmış. Amasya 50 Bizim Ahıska . Pontos dönemi. geniş bir şekilde ele alınmış. Bunlar arasında Yunanlardan önce şehrin sakinlerinin Türkler olduğu ve şehrin isminin Âmas adında bir kişiye dayandığı iddiası dikkat çekiyor. hangi kabilelerden. 28) ifadesi. Altı ana başlık ve bu başlıklar altında çeşitli alt başlıklardan oluşan eserin sonunda da zengin bir kaynakça görüyoruz. Amasya Tarihinin Ana Çizgileri başlığı altındaki bahislere. 5000 Evlâd-ı Fâtihan’ın ve Şirvanîzadeler’in de vilâyete iskânı.

“Eski Komşularımız: Ermeniler” başlığı altında Ermeni faaliyetleri anlatılmaktadır. bu eserin süzme bilgilerle meydana getirildiği anlaşılmaktadır. Zeyrek. Millî şuurla yazılan bu kitabı okuyan bütün Amasyalıların böyle haşmetli bir mazinin üzerinde durdukları için kendilerini daha güçlü hissedeceklerine şüphe yok. mavi bulutlar içinde kaybolur. Evliya Çelebî’nin ünlü Seyahatnamesi’nde yer alan Amasya’yla ilgili bahislerden meydana gelmektedir. bu bahisleri Seyahatname’nin aslından alarak kullanmış. 1175’te Danişmend ilinin Selçuklular tarafından fethiyle başlayan yeni dönem. Esat Uras ve İsmail Hami Danişmend gibi renkli şahsiyetler başta olmak üzere on sekiz portreye yer verilmiş. Çelebî’nin Amas- ya tasviridir. Kadı Burhaneddin Beyliği ve bunlara paralel olarak muhtelif bahisler. Kitabın arkasında yer alan kaynaklardan ve kuvvetli bir dil ve üslûp üzerine kurulan metinlerden. 37) Roma ve Bizans döneminden sonra başlayan Selçuklu Türk devirleri sırayla ele alınmış. Kitapta.memizi gerektiriyor: “Roma döneminde Hristiyanlığı kabul etmesi için büyük baskı ve zulüm yapılmıştır. Beşinci ana başlık altında ‘Amasya’da Yetişen Ünlüler’ kısa kısa tanıtılmış. Murad. Evliya Çelebî. kitabı zenginleştirmiş. Şehzade Alaeddin. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa. Akşemseddin gibi büyük âlimlerin de bu kişiler arasında yer aldığını okuyunca şaşırmadık desek yalan olur. 87) ifadeleri. II. Amasya’nın camilerinden ziyaretgâhlarına kadar. Çepeçevre alanı 9060 adımdır…” (s. Zirvesindeki burçları ve çok yüksek surları. Teodos zamanında Hristiyan olmayan tek kişi kalmamıştır. Mihrî Hatun.” (s. İsmi de cismi de altın olan bu esere emek veren müellifi ve eseri gün yüzüne çıkaranları tebrik ediyoruz Not: Kitap için iletişim telefonu 0358 218 49 80. Fatih. son dönemde Amasya ile özdeşleşmiş tarihî bir olay olarak kitapta yerini almış. Amasya’nın Altın Tarihi. her şehre nasip olmayan ve okuyucuyu sıkmayan nefis bir kitap. Kitabın son bölümü. Baba İshak isyanı. Bu bilgiler sistemli hale getirilerek yirmi beş alt başlık altında verilmiş. Şeyh Bedrettin isyanı yine Amasya ile anılan olumsuz şeyler olarak kitapta yerini almış. BİZİM AHISKA DERGİSİNİ OKU OKUT ABONE OL ABONE BUL TAVSİYE ET SADECE 25 TL POSTA ÇEKİ NO: 403 598 Bizim Ahıska 51 . medreselerinden kervansaraylarına kadar pek çok şeyden bahsetmiş. dile hâkim bir ustanın etkileyici üslûbuyla kaleme aldığı. Dipnotlara boğulmayan ama verilen her bilginin de kaynağı bir şekilde ifade edilen eser. çocukluğu burada geçen şehzadeler dönemi de renkli bir üslûp ve resimlerle verilmiş. Seyyid Nigârî. Amasya’yı kuruluşundan günümüze kadar bir belgesel tadıyla anlatmış. Yavuz. Âşık Paşa. hazin bir şekilde hayata veda eden Şehzade Mustafa… Timur’un 1402’de Amasya’yı alması. Amasya’nın 1068’de Selçuklular tarafından fethi ve bu noktada Danişmendli dönemi ve kültür hayatımız için çok önemli eserlerden biri olan Danişmendname’den yararlanılmış. İlhanlı ve Artana dönemleri. kale içindeki cami minareleri. Bilhassa Merzifon’da Amerikan Koleji adındaki okulun yaptığı yıkıcı etkiler millî bir duyarlılıkla çarpıcı bir şekilde dikkatlere sunulmuş. Bayezid. Açık havada öğle zamanı. Atatürk’ün el yazısıyla yer verilen Amasya Tamimi. 1353 yılından sonra Amasya’nın Osmanlı yönetimine geçmesi ve sonrasında Amasya’da yetişen. ciddî kaynaklar ışığında ele alınmış. Bunlar arasında kimler yok ki: Çelebî Mehmed. Şehzade Ahmet. görev yapan. “Kalesi göklere doğru yükselir. II. ev damları görünür ki bir iç kaledir.

Azim ve gayretle yıllar sonra ev bark sahibi olmuş. bazı çalışmalar yaptı. Tek isteğimiz bu problemlerin çözülmesi ve huzurumuzun bozulmaması. vatan topraklarında nasıl toplanırız? Her şey bizim çabamıza isteğimize bağlı kızım. Özbekistan’ın Andican vilâyetinde sürgün treninden indirilmiş. 1944 felâketinde. Size göre halkımız bir araya nasıl gelir. Çünkü o zamanlar Ahıskalıların durumu çok kötüydü. İstanbul ve Denizli’de birçok Ahıskalı yaşamaktadır. Bir grup Ahıskalıyı getirip Iğdır’a yerleştirdi. sürgünü ve Türkiye’deki yaşayışı sordum. Sert bakışlı. Türkiye’ye baktığımızda şu anda birçok Ahıskalı işsiz. Başarılı bir şekilde okuluma devam ederken sürgün edildik. O zamanlar her şey iyiydi. Korkumuzdan kimse itiraz edemiyordu. Bizden başka sürgüne maruz kalan diğer milletlerin hepsi vatanlarına geri döndüler. Zaim dede. Bu yüzden sürgün dönemindeki gençler eğitimsiz kaldılar ve geçimlerini tarlada gece gündüz çalışarak sağladılar. Sürgünün ilk yılları açlık susuzlukla geçmiş. Tam altıncı sınıfa kadar Gürcü mektebinde okudum kızım. Bunu yapacak olan da eli kalem tutan. kızım nerede olursak olalım bir araya gelmedikçe bu sıkıntılar hep olacak. Sanki aynı millettenmiş gibiydik. Açlık. 2009 yılı yazında yaptığım Türkiye seyahatimde Bursa’da yaşayan Zaim dedeyle konuştum. Yetmiyormuş gibi evlerimizden barklarımızdan kopararak binlerce kilometre uzaklara sürgün ettiler. Türkiye’de sosyal hayata ve kültürel faaliyetlere katılma yönünden bir sıkıntıları yok. Huzursuzluk yoktu aramızda. Yıllar önce vahşice koparıldığımız topraklara geri dönmek en büyük hakkımız.1992 Tarihli 3835 Sayılı Ahıska Türklerinin Türkiye’ye Kabulü ve İskânına Dair Kanun’u çıkardı. Bugün bizlerin bu durumu zalim Stalin’in kurduğu planlarının eseridir. Herkes çalışıp çabalama derdindeydi. Yaşlılar emekli maaş alamıyorlar. Zaim dedenin Özbekistan yılları bin bir sıkıntıyla dolu. Bu bile büyük bir şanstı benim için. nereden bilecektik… Tatsızlık. anlaşmazlık yoktu. 1930’da Ahıska’nın Mugaret köyünde dünyaya gelmiş. Bizler sadece birbirimizden kopuk vaziyette gurbetlerde yaşıyoruz. Zaim dede şimdi altı çocuğu ve torunlarıyla beraber Bursa’da mutlu bir hayat yaşamaktadır… Zaim dedeye Ahıska’dayken okula gidip gitmediğini soruyorum. Türkiye’de yaşamak nasıldır? Burada da sıkıntınız var mı? Evet. bir problemimiz yoktu. Bu sürgün nereden çıktı? Sürgünün belirtilerini hiç hissetmediniz mi? Sürgünden önce iyi bir hayatımız vardı. Gürcülerle aynı mektepte okumamıza rağmen hiçbir ayrım söz konusu değildi. yemek veriyorlardı. Böyle olunca da hayat zorlaşıyor. Bunu müteakiben binlerce hemşehrimiz Türkiye’ye geldi. 2005’te de ailece Türkiye’ye göç etmişler. susuzluk ve soğuk bir arada yaşanıyordu.Zaim Dedenin Anlattıkları Nilüfer DEVRİŞEVA Ahıska Türkleri. Bize yapılanlar Rusların kurduğu bir oyundur kızım. uzaklarda kalan yakın akrabalarını özleseler de onlar Türkiye topraklarında bulunmaktan son derece memnunlar. Bugün Bursa başta olmak üzere İzmir. Dileğim inşallah bir gün bütün Ahıskalılar vatan topraklarında bir arada yaşarız. 52 Bizim Ahıska . Kırk gün boyunca hayatta kalabilme savaşı verdik. 1954’te de ailece Namangan vilâyetinin Kogay köyüne yerleşmişler. Sovyetler Birliği’nin dağılma sürecinde yalnız kalan Ahıska Türklerinin elinden tutmak amacıyla. Yemek oralara kadar yetmiyordu. Daha sonra Andican’da ancak onuncu sınıfa kadar okuyabildim. kısaca sürgünü nasıl hatırlıyorsunuz? Sürgün çok ağır şartlarda geçti. Ölüleri vagonlardan alıp dışarıya vahşice atıyorlardı. Bizim vagonumuz yine iyiydi. Bu olaylarda yüz bine yakın Ahıskalı. Bizleri sırf Türk olduğumuz için yerli halka nefret ettirdiler. Peki. Çoğunun çalışma izni ve sigortası yok. acımasız askerler vardı. O şartlar altında yaşama mücadelesi vermek gerçekten çok zordu. 02. Diğer vagonlarda durum çok kötüydü.07. düşünen gençlerimiz ve hiçbir zaman yardımını esirgemeyen Türkiye Devletidir. Özbekistan’dan mecburen çıkartılarak Rusya başta olmak üzere dünyanın dört bir yanına savruldular Türkiye Cumhuriyeti. Bazı maddî sıkıntıları olsa da. 1944 sürgününden sonra 1989’da çıkan Özbekistan’ın Fergana Vadisinde patlak veren olaylar sonucu ikinci bir sürgünle karşı karşıya kaldılar. Gürcülerle çok iyi geçiniyorduk. Hayatta kalabilenler bugün buralara kadar geldik. Ahıska’daki hayatını. Eğitim en son plana atılmıştı.

Alpman... Haberler. Serpil Alpman. Bişkek’e veda etti. Ahıska Türklerine verdiği değeri. Haberler.Haberler. mutluluk ve başarılar dilediler. son iki seneden beri yerini sıcak ilişkilere bırakmıştı. Ankara’da faaliyet gösteren Posoflular Derneği. Nilüfer Devrişova POSOF DERNEĞİNİN İFTARI 2005 yılından beri Türkiye Cumhuriyeti’ni Kırgızistan’da temsil eden Büyükelçi Serpil Alpman. Ahıskalılar. Büyükelçi Serpil Alpman’a meslektaşları tarafından birbirinden güzel hediyeler verildi. Gelecekte nerede olursam olayım. Göreve başladığı günden bu yana Kırgızistan-Türkiye arasında kurduğu sıcak ilişkilerle gerek siyasî.” dedi. Kızılay-Enerji Otel’de verilen yemeğe çok kalabalık Bizim Ahıska 53 . Büyükelçi Serpil Alpman’ın görev süresinin sona ermesi dolayısıyla Bişkek’te veda programı düzenlendi. gerek ekonomik ve gerekse kültürel yönden çok başarılı diplomatlık yaptı. Serpil Alpman’ın Büyükelçilik görevine başladığı ilk zamanlarda Ahıska Türkleriyle arasında hissedilen mesafe. Alpman. “Ahıska Türklerini hep güzel duygularla hatırlayacağım. Kırgızistan Ahıska Türkleri adına teşekkürlerini ileten Başkan Mürefeddin Sakıboğlu. Bu zaman zarfında denilebilir ki Alpman.. Kırgızistan Dışişleri Bakanı Yardımcısı Ruslan Kazakbayev olmak üzere birçok Kırgız-Türk işadamları ve diplomatlar katıldı. 5 Eylül akşamı hemşehrilere bir iftar yemeği verdi. Ahıskalıların gönlünde taht kurmuştu.. Alpman’a deri kaplı bir satranç hediye etti.. Kırgızistan’daki bütün Ahıska Türklerine teşekkür etti. gerek görevi sırasında yaptığı her türlü desteğiyle gerekse veda töreninde Başkan Mürefeddin Sakıboğlu’na gösterdiği yakınlıkla göstermiş oldu. bu halkın vatana dönmesi için elimden gelen her türlü gayreti göstereceğim. Alpman’ın veda programına Kırgızistan Ahıska Türkleri Derneği Başkanı Mürefeddin Sakıboğlu da katıldı. Hayat Oteli’nde düzenlenen veda programına.. Büyükelçi Alpman’a bundan sonraki meslek hayatında sağlık. BÜYÜKELÇİ SERPİL ALPMAN BİŞKEK’E VEDA ETTİ Ahıska Türkleri tarafından düzenlenen toplantılara ve konferanslara katılan Büyükelçi Alpman. Ahıskalıların yoğun olduğu köyleri de dolaşarak insanların dertleriyle yakından ilgilendi.

Ramazan Bayramının ikinci günü. İlyas Doğan da bulundular. 2007 yılında. Etimesgut Dernek Başkanı Aydemir Yaşar. 21 Eyül’de dergimizin idarehanesinde bir araya geldiler. bunu bir başlangıç olduğunu ifade ederek daha sonra bu sayının artması için gerekenin yapılacağını bildirdi. Posof Kaymakamı Sayın Köken’i bu örnek davranışından dolayı tebrik eder. atalarının yaşadığı topraklara dönmüş bulunmaktadır. MKEK (Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumu) Müfettişi Mehmet Öztürk ve Karayolları Genel Müdürlüğü Daire Başkanı Laçin Akçay da iştirak ettiler. Posof Kaymakamı Muammer Köken. Ankara’da yaşadıkları hâlde büyük şehir şartlarında kolay kolay bir araya gelemeyen dostlar adeta hasret giderdiler. Çok duygulu bir ortamda gerçekleşen iftar programına Posof Kaymakamı Muammer Köken de katıldı. Ahıska’ya açılan Türkiye kapısının merkezi Posof. AHISKALI YAŞAR POSOF’TA OKUYACAK Gürcistan Parlamentosu. Bu küçük hemşehri toplantısında da sohbet Bizim Ahıska ve Posof üzerineydi. Ahıskalı hemşehrilerine kardeş eli uzatmanın gayreti içinde. Tabii ki hayata yeniden başladıkları memlekette başta eğitim olmak üzere alt yapı imkânları hayli sınırlı. Ahıska’ya dönmüş ailelerden biri olan Abamüslim ve Dilara çiftinin Azerbaycan’da okula başlayan ilköğretim çağındaki oğlu Yaşar Arifov’u Posof Halitpaşa YİBO’ya kabul etti. Kaymakam Köken’i makamında ziyaret ederek memnuniyetlerini bildirdi. Bizim Ahıska bürosunda buluşarak bayramlaştılar ve sohbet ettiler. Dernek Başkanı İrfan Topçu ve Kaymakam Köken birer konuşma yaptılar. sınıfa kaydolan Yaşar. ertesi günü dergimizi ziyaret etti. Bayramlaşmada derginin Genel Yayın Yönetmeni Yunus Zeyrek ve Yayın Kurulu Üyesi Prof. Bizim Ahıska dergisi. Bu cümleden olmak üzere Posof Kaymakamlığı. Yaşar’ı sınıf arkadaşlarıyla tanıştırdı ve her türlü ihtiyaçlarının karşılanacağını söyledi. İlköğretim Müfettişi Arif Kartal. civarında aile. Bugün Ahıska’da 50 Yaşar’ın anne ve babası Posof kaymakamıyla. Avrupa Konseyi süreciyle 1944 yılında sürgüne giden Ahıska Türklerinin vatana dönüşüne dair kanun çıkardı. Posof Kaymakamı Muammer Köken. Aile. Bu yıl 8. Dr. Bu ziyarete Ankara Dernek Başkanı İrfan Topçu. o günün hatırası olarak kaldı.bir hemşehri grubu iştirak etti. Bizim Ahıska 54 Bizim Ahıska . Ankara’da bulunanlardan bir grup. Henüz okullar yeni açıldığından bütün öğrenciler Ankara’ya gelmemişlerdi. Bazı aileler ise bu süreci beklemeden kendi imkânlarıyla ata yurduna döndüler. DERGİMİZDE BAYRAMLAŞMA Ahıskalı gençler. 2008 ve 2009 yılları boyunca vatana dönüş için Gürcistan makamlarına müracaatlar devam etmektedir. Halitpaşa Yatılı İlköğretim Bölge Okulu Müdürü Alpaslan Tekel. Aşağıdaki fotoğraf. Posoflu kardeşlerinin arasında okumanın sevincini yaşamaktadır.

aileleri evlerinde ziyaret etti. Müslüman Türk olarak ata yurtlarına dönmenin huzurunu yaşıyorlar.YILLAR SONRA AHISKA’DA CUMA NAMAZI kılıyorlar. Bu inceleme sonucunda 50 adet kurban hissesi satın alındı. ya da samanlık olarak kullanıldı. Ahıska’da faaliyet gösteren Mesket Türkleri Derneği Başkanı Hasanbey Müseddinoğlu. ata yurtlarına dönen Ahıska Türklerine kurban bağışı yaptı. Namaz vaktinin gelmesiyle içeride ezan okunuyor. Heyet. Bir gün o camilerde de namaz kılacağız diyerek yarınlara umutla bakıyorlar. 55 . 1944 sürgünüyle karanlığa gömüldü. Posof Müftüsü ve beraberindeki heyet. İleride çoğaldığımızda hükümetimizden cami talebimiz olacaktır. Cemaat toplanıncaya kadar hoca Kur’an okuyor ve vaaz ediyor. Namaz sonrasında herkesin mutlu olduğu gözlerinden okunuyor. yıllarca sürgün yaşamalarına rağmen hâlâ umutlarını yitirmemişler ve Allah’ın her şeye kadir olduğuna inanıyorlar. şimdilik cuma namazlarını bir evin salonunda TÜRKİYE DİYANET VAKFI’NDAN AHISKA’YA 50 KURBAN Ahıska’ya dönerek hayata vatanda devam eden kardeşlerimizi Diyanet Vakfı yalnız bırakmadı. Yüzyıllardan beri Müslüman Türk ahalini yaşadığı ve ezanları semalara seslenen Ahıska. “Şimdilik vatana 50 aile geldi.Posof Bizim Ahıska Türkiye Diyanet Vakfı. Kurban Bayramı münasebetiyle burada bir kurban kampanyası düzenleneceğini söyledi. Zira yıllar sonra da olsa. Piyasa yoklaması yapıldı. burada kurban olarak kesilecek hayvanların fiyatları hakkında bilgi aldı. Camiler ya kapatıldı.” dedi. Kurban bayramının birinci günü yine Diyanet Vakfı kontrolünde kesilecek kurbanlar Ahıskalılara emanet olarak teslim edildi. ya yıkıldı. Ahıska’ya giderek incelemelerde bulundu. Kiliselerin faal olduğu Ahıska’da tarihî Ahmediye Camii müze olarak kullanılırken çevre köylerdeki camilerden yıkılmamış olanlar da samanlık olarak kullanılmaktadır! Ahıskalılar. Ahıska’da faaliyet gösteren dernek temsilcileriyle de görüştü. Halil İbrahim Ataman . Posof ilçe Müftüsü Şükrü Küçük başkanlığındaki bir heyet. Sürgünden dönen bir kısım Ahıskalı kardeşlerimiz. Onlara. Normal ev salonu olduğu için minberi yok. Hep birlikte Ahıska hayvan pazarına gidildi. 65 seneden beri azan okunmayan ve cemaati sürgün edilmiş olan Ahıska’da artık cemaat var ve Cuma namazı kılınıyor. İmam hutbeyi ayakta okuyor.

Vatana dönen hemşehrilerimizin sıkıntılarını Gürcistan hükûmetine daha kolay iletmek amacıyla Cemiyetimiz faaliyettedir. Yolculuk esnasında soğuk. Hatıra Fotoğrafı 56 Bizim Ahıska . yaşadıkları vahşet gününü anlattılar. Bunları anlatırken gözyaşlarını tutamadılar. bu meş’um/uğursuz günü. Bu acı hatıralarla büyüdüklerini ve bugün vatanda bu programı düzenlediklerini söyleyerek şimdi vatanda olmanın sevincini yaşadıklarını ifade ettiler. Bu yük vagonlarıyla sürüldük! Mehemmet ve Mustafa dede İsmail Molidze’nin konuşması.” Halkın sürgün trenine bindirildiği demiryolu istasyonuna gidildi. Program. o günlerin acısını yaşayarak anlattılar. Gelecek günlerde daha çok hemşehrimiz gelecektir. bunların cenaze namazı kılınmadan Rus askerlerince arazilere atıldığını anlattılar. Bir mahşeri andıran 14-15 Kasım 1944 gecesi. sürüldükleri yerde andılar. Ahıska’da faaliyette bulunan Gürcistan Ahıska Türkleri Vatan Cemiyeti tarafından düzenlenen anma toplantısına. Çok duygulu anların yaşandığı programda gençler de konuştular. Bu ikramdan sonra sofra duası edildi. Cemiyetin Tiflis Merkezi Başkanı İsmail Molidze’nin açış konuşmasıyla başladı. Şühedaya dualar gönderildi. O günleri yaşayanlar. Haçapurlar yenildi ve çaylar içildi. Bugün burada. vagonlara doldurularak buralardan sürülmüşlerdi. bu millete bir daha böyle acılar göstermesin. Ahıska’ya dönmüş olan hemşehrilerimiz katıldı. Sürgünü yaşayan Mehemmet ve Mustafa dedeler o günü anlattılar. Allah. Yapılan konuşmalardan sonra Ahıskalı Şevket Hoca Kur’an okudu. ana. Molidze. 65 sene sonra vatana dönen Ahıskalılar. Tam 65 sene önce bugün. 15 Kasım pazar günü.Ahıska’da Hazin Bir Anma Töreni Halil İbrahim ATAMAN Aradan tam 65 yıl geçmesine rağmen acılar hâlâ unutulmadı. baba ve dedelerinden dinledikleri acı hatıraları dile getirdiler. Onlar. Bu istasyonda halkın nasıl toplandığını ve vagonlara nasıl doldurulduğunu. konuşmasında şu sözlere yer verdi: “Şimdili vatan toprağına 50 kadar aile dönmüştür. Onların ruhunu şâdetmek için Kur’an okuyacak ve dualar göndereceğiz. açlık ve hastalıktan sayısız insanın öldüğünü. sürgünde ve sürgünden sonra aramızdan ayrılmış olan hemşehrilerimizi rahmetle anmak için toplandık. şimdi vatana dönmüş olan aileler tarafından adeta yeniden yaşandı.

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful