ANKARA ÜNİVERSİTESİ SAĞLIK EĞİTİM FAKÜLTESİ YAYINLARI No: 4

TIBBÎ BİYOLOJİ VE GENETİK DERS KİTABI

PROF. DR. FULYA TEKŞEN

2. Baskı

ANKARA - 2006

Bu kitap A.Ü. Yayın Komisyonunun 27 Nisan 1999 tarih ve 26/181 sayılı kararı, Üniversite Yönetim Kurulunun 4 Mayıs 1999 tarih ve kararı, 510/7661 nolu kararı gereğince A.Ü. yayını olarak onaylanmıştır.

Ankara Üniversitesi Sağlık Eğitim Fakültesi Yayınları No:4 2. Baskı tarihi: 2006 Baskı adedi: 300 Ankara Üniversitesi Basımevi - ANKARA ISBN: 975 - 482 - 478 - 9

Tüm haklar saklıdır. Yayın Komisyonundan yazılı izin alınmaksızın bu yayının tamamı veya bir kısmı elektronik, mekanik, fotokopi veya diğer yollarla kopya edilip yayınlanamaz.

ONSOZ Moleküler Biyoloji ve Genetik alanında son yıllarda hızla gelişen teknoloji, bu konulardaki bilgi birikiminin artmasının yanı sıra uygulama alanlarının genişlemesini de beraberinde getirmiştir. Bu noktadan hareketle ülkemizde yayınlanmış olan Türkçe kitap sayısının oldukça az olması da göz önüne alınarak 1999 yılında kitabın ilk baskısı yapılmıştır. Sağlık alanında eğitim - öğretim yapan öğrencilerin yararlanabileceği bir kaynak oluşturması amacıyla

hazırlanan bu kitap, Tıbbi Biyoloji ve Genetik alanındaki temel kavramları içermektedir. O nedenle ilgili konularda bilgi sahibi olmak isteyen kişiler için de referans kitap olma özelliği taşımaktadır. Konular; canlının oluşumu ve özellikleri ile başlamakta, hücrenin morfolojik, biyokimyasal, fizyolojik özellikleri ile devam etmekte ve kalıtsal materyalin yapısı, önemi^ ve irdelenmesi ile başlıca genetik terim ve ilkelerin tanımlanması, bu bağlamda kalıtsal hastalıklar ve nihayet prenatal tanı ve genetik danışma kavramlarının tamamlanmaktadır. İkinci baskının tüm okuyuculara yararlı olması dileği ile kitabın hazırlanmasında ve basılmasında tüm emeği geçenlere şükranlarımı arz ederim. Saygılarımla. açıklanması ile

2006, Ankara

//V C/î

Un

113 ^ a t t a

^ i^iM-

SEVGİLİ AİLEME .

.

BÖLÜM 8 MENDEL GENETİĞİ BÖLÜM 9 KALITSAL HASTALIKLAR 55 61 69 81 87 90 BÖLÜM 10 PRENATAL TANI BÖLÜM 11 GENETİK DANIŞMA KAYNAKLAR VII ...İÇİNDEKİLER BÖLÜM 1 CANLI VE CANLI BİLİMİ BÖLÜM 2 HÜCRE BÖLÜM 3 HÜCRENİN KİMYASAL BİLEŞİMİ BÖLÜM 4 KALITSAL MATERYALİN YAPISI BÖLÜM 5 HÜCRENİN ENERJİ METABOLİZMASI BÖLÜM 6 CANLILARIN OLUŞUMU VE HAYATIN DEVAMI Sayfa No 1 7 23 29 43 47 BÖLÜM 7 ÖKARYOTİK DNA'NIN ORGANİZASYONU..

.

çevresindeki madde ve enerjiden yararlanabilecek yetenekte olan. fiziksel ve kimyasal karmaşık bir sistemdir. yaşama. yer değiştirir. UYARILABİLME (İRRİTABİLİTE): uyarıya (stimulus) cevap verir. kendi türüne özgü boyutlara ulaşıncaya kadar büyümesini sürdürür. Büyüme çeşitli evrelerde farklılıklar gösterir. BESLENME: Canlılar yaşamlarını sürdürebilmek için besin almak zorundadırlar. gelişme ve üremesi için ileri derecede organize olmuş. METABOLİZMA: Canlı çevresinden gelen maddeleri alır. 1 . Örneğin gelişme döneminde metabolizma hızlı çalışırken. enerji kaynağı olarak kullanır. Bitkilerde olduğu gibi bu hareket. Canlı. yaşın ilerlemesi ile gittikçe yavaşlar.BOLUM 1 CANLI VE CANLI BİLİMİ 1. UYUM (ADAPTASYON): Canlı çevrede meydana gelen değişikliklere uyum sağlayabilmektedir. Canlıları cansız varlıklardan ayıran birtakım özellikler vardır. kendi kendini yöneten. GELİŞME: Canlı.1 GİRİŞ CANLI. bulunduğu yerde de olabilir. yeni yapısal elementler oluşturur ve oluşan artık maddeleri dışarı atar. çevreden gelen her HAREKET: Canlı. kalıtsal materyalini sonraki kuşaklara aktararak yeni bireyler meydana getirir. ÜREME: Büyüme sürecini tamamlayan her olgun birey.

GENETİK: Organizmadaki kalıtsal karakterlerin kuşaktan kuşağa kalıtım prensiplerini ve genetik hastalıkları inceler. a. Primordial maddeden kopan dünyanın kütlesi gaz yoğunluğunun artması ile genişlemeye devam etmiştir. nükleik asit. Anabolizma: Hücrelerin büyük moleküllü bileşenlerinin (protein. Katabolizma: Organizmaların gereksinim duydukları enerjiyi sağlamak amacıyla protein. b.2 EVREN VE DÜNYANIN OLUŞUMU Evrenin oluşumu ve yaşı hakkındaki bilgilerimiz kesin olmamakla birlikte bu konuda. TIBBİ BİYOLOJİ: İnsan varlığı ve sağlığı ile ilişkili biyoloji bilgileridir. yaklaşık 10 milyar yıl önce çok yoğun halde bulunan primordial maddenin (başlangıç maddesi) patlamasıyla oluşmaya başlamıştır. nasıllarını inceleyen ve temel ilkelerini saptayan bir bilim dalıdır.Metabolizma iki grupta incelenir. 1. Yoğunlaşma ya da büzülmekte olan tüm cisimlerde oluşan yüksek basınç ve sürtünme nedeniyle özellikle merkezde sıcaklık artmış ve dünyamız 2 . Primordial madde içerisinde yoğun halde bulunan nötronların patlama ve soğuma sırasında ayrıştığı ve daha sonra proton ve nötronların çevrelerindeki elektronları tutarak çeşitli atomları ve böylece de elementleri oluşturduğu kabul edilmektedir. yağ. İlk oluşan elementler büyük oranda hidrojen ve daha az olarak helium gazlarını içermekte idi. fiziksel ve kimyasal olaylar ile çeşitli gözlemlere dayanarak birtakım varsayımlar ileri sürülmektedir. Günümüzde geçerli olan 'Evrenin evolusyonu' hipotezine göre evren. lipit. karbohidrat gibi makromolekülleri yıkma olaylarına denir. Canlının yapısını ve fonksiyonlarını inceleyen bilimlerden bazıları. birbirleriyle ve doğa ile ilişkilerinin nedenlerini. her çeşit aktivitelerinin. polisakkarit) küçük öncül moleküllerden enzimatik olarak sentezlenmesidir. BİYOLOJİ: Bütün canlıların oluşmalarını.

Görüldüğü gibi ilk atmosfer. su buharı (H2O). Aynı araştırıcılar bir canlınm. Yerçekiminin etkisini göstermesi ile. Çeşitli izotopların yarılanma ömrü kullanılarak yapılan hesaplamalar sonucunda dünyanın 5. siyan (CN). bugünkü atmosferden oldukça farklı gazlar içeriyordu. bugünkü okyanusları meydana getirmiştir. İlk organik molekül güney Afrika'da incir ağacı kalıntılarından elde edilmiş olup.3 İLK CANLININ OLUŞUMU öne Yeryüzünde canlılığın başlangıcı ile ilgili birçok kuramlar sürülmüştür. bazı cansız maddelerden ve canlı artıklardan meydana geldiği öne sürülmüştür. canlı yaşamının 3-3. Bir süre geçerliliğini sürdüren bu görüş 17. Günümüzde kabul edilen bilimsel açıklamalar ışığında. amonyak (NH3) ve metan (CH4) dan oluşan ilk atmosfer meydana gelmiştir. 1. Yerküre soğudukça sıvı haldeki dış tabaka katı hale dönüşmüş. hidrojen (H2).5 milyar yıl önce başladığı kabul 3 . ancak kendinden önce yaşamış olan başka bir canlıdan meydana gelebileceğini göstermişler ve halen geçerli olan bu görüşe BİYOGENEZ adını vermişlerdir. daha hafif olanlar ise yeryüzünün dış kısmını oluşturmuştur.5-6.5 milyar yıl önce meydana geldiği kabul edilmektedir.Ö 2000 yıllarında Aristo tarafından öne sürülen ABİYOGENEZ hipotezinde (Kendiliğinden oluşum) canlıların kendiliğinden. Yüzyılda Redi ve daha sonra Pasteur adlı araştırıcılar tarafından yapılan deneylerle geçerliliğini yitirmiştir. volkanik püskürtmelerle merkezdeki sıvı kütleler yeryüzüne çıkarak yerkürenin kabuğunu oluşturmuştur. M. Bu sırada yoğunlaşan su buharı su formuna geçerek büyük çukurları doldurmuş.kendi etrafında dönmeye başlamıştır. Zamanla yanardağların faaliyetleri sonucu bu kütle soğumuş ağır metaller merkeze çökmüş. ilk hayatın milyarlarca yıl süren evrim sonucunda cansız maddelerden meydana geldiği benimsenmektedir.

Yaklaşık olarak süresinin 2 ila 15 milyar yıl olduğu tahmin edilmektedir. 4 . a. bir türün evolusyonu hem varyasyon ve mutasyonları hem de seleksiyonu kapsamaktadır. KİMYASAL EVRİM: Atom ve moleküllerin meydana geldiği dönemdir. kalıtsal materyalde değişikliklerdir (Bölüm 5 ). Canlıların evrimi de (evolusyon) çok yavaş olarak halen devam etmektedir. fizyolojik ve biyokimyasal benzerliklerini ve farklılıklarını ortaya koyarak belli kurallara varılması EVRİM bilimi kapsamında açıklanabilmektedir.' şeklinde özetlenebilen doğal seleksiyon kuramı günümüzde de geçerlidir. 1859 yılında Charles Danvin'in 'Çevre koşullarına en iyi uyum sağlayabilen canlı hayatta kalır. yüksek organizasyonlu canlı ve en son basamakta insanın gelişimini açıklar. O halde yeryüzü oluşumunu tamamladıktan sonra canlının ortaya çıkması için gerekli olan ve milyarlarca yıl süren evrimsel gelişim 2 basamakta olmuştur. Çevremizde çok sayıda canlı çeşidinin bulunduğunu görüyoruz. mutasyon. çok hücreli organizma. İşte canlıların bugünkü ve geçmişteki yapılarını karşılaştırmalı olarak inceleyerek fiziki. b. beslenme ve çevre faktörlerinin etkileşimi sonucunda aynı türün bireyleri arasında farklılıkların ortaya çıkmasıdır. ilk canlı hücreler de kimyasal dengenin olmadığı ortamlarda moleküller arasında spontan olarak meydana gelen reaksiyonlar sonucunda ortaya çıkmışlardır. Muhtemelen. meydana gelen ve kalıcı olan Varyasyon ise. Bugün biliyoruz ki.edilmektedir. Mutasyon. BİYOLOJİK EVRİM: 3-4 milyar yılda gerçekleştiği kabul edilmekte olup ilkel hücrelerden mutasyonlar sonucu ortaya çıkan tek hücreli organizma. Nitekim laboratuvar çalışmaları. ilk canlıda var olduğu kabul edilen RNA'nm (ribonükleik asit) replikasyon birimlerinin doğal seleksiyona uğradığını ve ortam koşullarına uygun olan nükleotid dizilerinin zamanla yaygınlaştığını göstermiştir. Evren sürekli bir değişim içerisindedir.

ilk canlının ototrof olduğu görüşünü savunan hipoteze de OTOTROF HİPOTEZİ adı verilir. CO2 ve su buharından oluşan gaz karışımını özel bir sisteme koyarak 8 gün süre ile kuvvetli elektrik akımı geçirmişler ve bu koşullarda amino asit ve diğer organik bileşiklerin sentezlenebileceğini göstermişlerdir. Çevreden hazır besin alarak beslenen canlılara HETEROTROF. bugün ise genetik bilgi aktarım görevini DNA'nın. 1920 yılında Oparin adlı araştırıcı okyanusları içerisinde çok yoğun halde inorganik madde bulunan 'sıcak bir çorba' ya benzetmiş ve ilk canlıların bu ortamda meydana geldiğini ileri sürmüştür. Kendi besinini kendi yapma yeteneği olan organizmaya OTOTROF. Günümüzde heterotrof hipotezinin geçerliliği kabul edilmektedir. O dönemde RNA nm her iki özelliği de taşıdığını. Nitekim organik biyomoleküllerin inorganik moleküllerden meydana geldiği 1953 yılında Urey ve Miller adlı araştırıcılar tarafından deneysel olarak ispatlanmıştır.İlk canlıdaki organik molekülde bulunması gereken iki önemli özellikten birisi. katalizörlük işlevini ise proteinlerin üstlendiğini görüyoruz. Araştırıcılar H2. NH3. Bu yapılar besinlerini heterotrof yolla içinde bulundukları denizlerden sağlamaktadır zira henüz ortamda oksijen yoktur. canlının sahip olduğu genetik bilgiyi kendisinden sonra meydana gelecek olan yeni bireylere aktarabilmesi. ilk canlının bu yolla beslendiğini kabul eden hipoteze de HETEROTROF HİPOTEZİ denir. lipoid bir zar ile çevrilmek suretiyle etraflarında su moleküllerini de tutarak KOASERVAT adı verilen yapıları oluşturmuştur. bazı pigmentleri taşımaları sayesinde sudaki karbondioksidi kullanarak fotosentez yapabilmişler ve kendileri için gerekli organik maddeleri sentezlemelerinin yanısıra ortamda oksijenin birikmesini sağlamışlardır. 5 . CH4. diğeri de ortamdaki örneğin aminoasitler gibi hazır yapıtaşlarının reaksiyona girebilmesi için gerekli katalizör (otokatalizör) fonksiyonunu yerine getirmesidir. İlk olarak prokaryot organizmalardan olan siyanobakteriler. Böylece oksijen kullanan yeni organizmalar meydana gelmiş ve bunlar hızla gelişmelerini sürdürerek evrime yeni bir yön kazandırmışlardır. İlk meydana gelen organik moleküller.

.

Çok hücreli organizmalarda (metazoa) ise belli bir fonksiyonu yerine getirmek üzere hücreler bir araya gelerek dokuları. organlar da organizmayı oluştururlar (Şekil 2. ışık mikroskobunun geliştirilmesi ve sonradan da elektron mikroskobunun keşfiyle (1950-1956) daha detaylı olarak incelenmiştir. Tek hücreden ibaret olan Protozoa buna en iyi örnektir.1 GİRİŞ İlk olarak 1665 de Robert Hook tarafından mantar kesitinde tanımlanan hücre.1). Hücrenin yapısını ve fonksiyonlarını sitoloji bilim dalı inceler. canlının en küçük yapısal ve fonksiyonel birimi olup burada tüm biyokimyasal ve fizyolojik olaylar bağımsız olarak cereyan etmektedir. Hücre hakkında sürekli olarak elde edilen yeni bilgiler birçok fizyolojik olayın mekanizmasını aydınlatmaya devam etmektedir. organlar organ sistemlerini. HÜCRE.1 Organizmanın oluşumu 7 . HÜCRE Y T T T DOKU ORGAN ORGAN SİSTEMLERİ ORGANİZMA Şekil 2.BOLUM 2 HÜCRE 2. dokular organları.

Yüzyılda Shleiden ve Schwann adlı iki biyolog tarafından ortaya konulan bu teoriye göre. Bazı hücreler bu boyutların çok dışında olabilir. Normal koşullarda erişkin bireylerin organ sistemlerindeki hücre sayısı belli sınırlar içerisindedir. kahverengi. Hücreler genellikle yassı. Hücrenin viskozitesi (kıvamı) de hücrenin çeşidine göre değişmekte olup bu kolloidal ortam. yuvarlak. bu ortamdan damarlara geçerken oval biçim alırlar. oval. kübik. Canlıların vücut büyüklüğü. Hücrelerin büyüklüğü 15-20 mikron arasında değişmektedir. Örneğin insan ovum hücresi 200 mikron çapında. Örneğin. fazla harekete ihtiyacı olmayan yumurta hücresi yuvarlaktır. (apoptozis) ve yerine yeni hücreler meydana gelir. Bir canlının hücrelerinin büyüklüğü ile vücut büyüklüğü arasında ilişki yoktur. Yaşlanan hücre programlı bir biçimde ölür. su ile çözünen organik madde ve inorganik madde miktarına bağlı olarak ortaya çıkmaktadır. 8 . Yine. çok hareketli olan sperm hücresi oval ve kamçılı iken. siyah gibi renklerde görülürler. 2.HÜCRE TEORİSİ: 19. bir hücreli organizmalardan insanlara kadar bütün canlılar hücrelerden oluşmuşlardır. piramidal. Kontrolsüz hücre bölünmesi sonucu bir dokuda normal sayının çok üzerinde hücrenin bulunması dengenin bozulmasına ve tümör oluşumuna yol açmaktadır (Kanser). prizmatik. mekik veya yıldız şeklindedirler. hücreler bağımsız üniteler oldukları halde birlikte işlev görürler ve hücre yalnız daha önce var olan bir başka canlı hücreden meydana gelebilir. kan hücrelerinden olan lökositler sıvı ortamda küremsi oldukları halde. sinir hücresi ise 100-150 cm uzunluğundadır.2 HÜCRELERİN GENEL ÖZELLİKLERİ Hücreler organizmada bulundukları yer ve fonksiyonla ilişkili olarak değişik şekil. büyüklük. kapsadıkları hücre sayısının fazlalığı ile ortaya çıkar. renk ve viskoziteye sahiptirler. Hücreler çoğunlukla renksizdir fakat bazı hücreler sitoplazmalarında bulunan pigment çeşidine göre yeşil.

Bu tip hücrelerde genetik materyal etrafında membran bulunmaz. Örneğin insan hücreleri bu tiptendir. (Şekil 2.2 ) A-Hücre zarı B-Sitoplazma C-Nukleus Şekil 2.3 HÜCRENİN YAPISI Hücrenin canlı kısımlarına organel. Bu hücreler prokaryotlara göre daha büyük ve kompleks yapıda olup. Ayrıca mitokondri. çeşitlilik ve farklılaşma gösterirler. cansız kısımlarına ise inklüzyon adı verilir.2 Hücrenin kısımları 9 .ÖKARYOT hücrelerin prokaryot hücrelerden yaklaşık 1 milyar yıl sonra ortaya çıktığı düşünülmektedir.Hücreler PROKARYOT VE ÖKARYOT olmak üzere başlıca iki sınıfa ayrılırlar. a. Hücre üç kısımdan meydana gelmektedir. b. endoplazmik retikulum ve golgi gibi gelişmiş organelleri yoktur. Genetik materyal (DNA) iki katlı membran tarafından sarılmış nukleus içerisinde yer alır ve bu membran ile sitoplazmadan ayrılır. 2.PROKARYOT hücreler 3 milyar yıl önce ortaya çıktığı kabul edilen en ilkel canlılarda bulunan hücre tipidir. Bakteri ve virüsler bu tip hücrelerden oluşan canlılardır.

Proteinler.HÜCRE ZARI Tüm hücrelerin etrafını saran ve hücre bütünlüğünü koruyan 75-100 Angstrom kalınlığında az çok esnek. Fosfolipitler amfipatik moleküllerdir yani hem hidrofobik (suyu sevmeyen) hem de hidrofilik (suyu seven) kısımları vardır. endoplazmik retikulum. 45 Angstrom kalınlığında çift katlı fosfolipit tabakasının arasında.Fosfolipit b -Glikolipit c. hidrofobik olan ve yağ asitlerinden oluşan apolar uçları ise merkeze yönelik halde dizilirler. Membran yapısında yer alan lipitler şunlardır. arada yer yer 80-85 Angstrom kalınlığında protein bölgeleri ve şeker ucu zarın dış yüzüne bakan glikoprotein bölgeleri bulunur.Kolesterol Bunlardan en fazla bulunan tip fosfolipitdir. üzerinde fizyolojik olayların yer aldığı dinamik bir zardır. Hücre içerisinde ise. mitokondri ve ökaryotik hücrelerde bulunan diğer membran ile çevrili organellerin sitoplazma ile organel içeriklerinin karekteristik farklılıklarının sürdürülmesinde kritik rol oynar.A. sıvı mozaik yapısında olup bu yapı lipit ve protein moleküllerinin adeta mozaik bir yapı oluşturacak tarzda düzenlenmesiyle ortaya çıkmıştır. İntegral proteinler ya zarı boydan boya kateder veya üst ya da alt tabakaya gömülmüş olarak bulunurlar. a. Şöyle ki. Hidrofilik olan ve fosfat taşıyan polar uçlar membranm iç ve dış yüzüne. Zar. İşte membranın bu yapısı sayesinde lipitde çözünebilen maddelerin membrandan rahatlıkla geçmeleri sağlanır. Hücre zarında yer alan proteinler globuler ve alfa heliks şeklinde ipliksi proteinler olup. özgül reseptörler. membran içi (integral) ve yüzeysel (periferik) olarak bulunurlar. enzimler ve transport proteinler olarak hücre membranının fonksiyonunu yerine getirmesinde önemli rol oynarlar. Kolesterol molekülleri de fosfolipitlerin dayanıklılığını ve sıvılık derecesini düzenler. Golgi cihazı. arasına girerek zarın Membran karbohidratları hücre zarının dış yüzünde ya lipitlere (glikolipit) ya da proteinlere (glikoprotein) bağlanarak glikokaliksi oluştururlar. 10 . Periferik proteinler ise iki tabakalı lipitlerin yüzeyinde serbestçe hareket etmektedirler.

Glikokaliksin işlevleri. b. Hücre zarının fonksiyonları. b. arada 80-200 Angstromluk bir interselüler aralık (hücrelerarası aralık) vardır ve bu alan hücrelerarası sıvı ile doludur. Böylece membran seçici geçirgenlik özelliğini kazanır. d. İki hücre birbirine bitişik olmayıp. Golgi cisimciği. a.Hücrelerin birbirini tanımasını sağlar.Hücre zarına antijen özelliği verir. zararlı maddelerin dışarı atılımını sağlar. d. Protein moleküllerinin yağ molekülleri arasına uzanması porların oluşumuna ve bazı maddelerin porlardan geçişine yardımcı olur. Belli oranda kendini tamir etme yeteneği vardır. HÜCRE ZARINDA TRANSPORT Hücre için gerekli olan maddelerin hücre içerisine alınması. Hücre membranı diğer hücre içi membranlar ile ilişkilidir. Çeşitli uyaranları alan reseptörleri taşır. g.Hücreye asimetri özelliği verir.Virüs reseptörü olarak fonksiyon görür c. c. 11 . lizozom ve mitokondri gibi organellerin zar yapısını oluşturur. gereksiz olan artık maddelerin ise uzaklaştırılması çeşitli şekillerde gerçekleştirilir. Hücreye besin ve enerji kaynaklarının alınmasını. h. a. Membrandaki lipit ve proteinler hareket ederek çevredeki bileşenlerle etkileşimde bulunurlar. Hücrenin çoğalmasında rol oynar. f. Zarın protein bileşeni hücreye ıslanabilme ve esneme özelliği verir. e. Hücrenin içerisine endoplazmik retikulum olarak devam eder ve nukleusun etrafını sarar.

a. Difüzyon hızı. DİFÜZYON Gaz ve sıvı moleküllerin yoğun olarak bulundukları ortamdan daha az yoğun oldukları ortama sahip oldukları kinetik enerji ile geçmelerine difüzyon adı verilir. sıcaklık. Lipitde eriyerek geçen moleküller arasında yağ asitleri. Endositoz 2 şekilde gerçekleşir. por veya kanallardan geçerek hücre içerisine alınırlar. hücre kalıntıları gibi büyük partiküllerin hücre içerisine alınmasıdır. Hücre içi ve dışındaki sıvıların konsantrasyon farkının korunması (homeostasis) hücre canlılığının korunması açısından çok önemlidir. zararlı yapıları ve yabancı cisimleri bu yolla yok ederler. Porlardan geçiş .Taşıyıcı proteinler b. karbondioksit ve oksijen gibi gazlar sayılabilir. yoğunluk farkının büyüklüğü ve moleküllerin küçüklüğü ile doğru orantılıdır.Kanal proteinleri 12 . b. Bu dengenin bozulması canlılığın yitirilmesi ile sonuçlanır. hücrede oluşan bazı salgı veya artık maddelerin veziküller halinde hücre dışına atılmasına eksositoz adı verilir.Moleküllerin veya iri partiküllerin hücre içerisine alınmasına endositoz. Kolaylaştırılmış difüzyon. molekül çapı ve elektrik yüküne de bağlıdır. moleküllerin geçeceği membranın çapı. Su molekülleri ve suda eriyen birçok iyon ise. hücre zarının kesecik veya ince kanalcıklar halinde içeriye çökmesi suretiyle alınmasıdır. Lipoprotein yapısındaki hücre zarından maddelerin geçişi ya lipitde eriyerek ya da porlardan geçerek olmaktadır. lipitde erimeyen maddelerin bir taşıyıcı protein ile birleşerek hücre zarından geçmesidir.FAGOSİTOZ: Bakteri. a. enerjiye gerek yoktur. Örneğin makrofaj ve nötrofıl gibi kan hücreleri.PİNOSİTOZ: îyon ve küçük molekülleri taşıyan sıvıların. Madde transportunda rol alan iki tip protein vardır. Örneğin glukoz ve aminoasitler bu şekilde hücre zarından geçerler.

Aktif transport ta ise. Osmoz: Semipermeabl (yan geçirgen) bir zardan suyun difüzyonuna osmoz adı verilir.Basit difüzyon ile kolaylaştırılmış difuzyonda taşıyıcı ve kanal proteinleri birlikte fonksiyon yaparlar.SİTOPLAZMA Sitoplazma nukleus ile birlikte protoplazma adını alır. daha yoğun oldukları bölgeye eneıji kullanılarak geçerler. tohumlarda % 5-10 a kadar düşmektedir. karbohidrat. Sitoplazma. Örneğin beyin hücrelerinde bu oran % 85-90 iken. moleküller seyrek olarak bulundukları yerden. kolloid yapıda olup jölemsi matriks içerisinde çeşitli organellerin ve maddelerin uygun aralıklarla ve birbirleriyle düzenli ilişkiler içinde yerleştikleri bir sistemdir. sodyum (Na) iyonlarının hücre dışına atılması. lipit. B. potasyum (K) iyonlarının hücre içine alınması Na-K pompası ile gerçekleşir. Bu olayda eneıji olarak ATP kullanılır. elektrolitler ve hücre inklüzyonlarını bulunur. Sitoplazmanm su oranı genelde % 70 civarında olmakla birlikte hücrenin tipine ve bulunduğu yere göre değişiklik gösterir. Sitoplazmanm viskozitesi az çok sulu (sol) veya daha koyu kıvamlı (jel) durumu arasında değişiklik gösterebilir. İçeriğinde su. Örneğin. protein. abcdefghijkEndoplazmik retikulum Mitokondri Ribozom Golgi cihazı Sentrioller Plastidler Lizozom Peroksizom Vakuol Mikrotübüller Mikrofılamentler 13 . Sitoplazmada bulunan organeller. Aktif transportta fonksiyon yapan proteinler sadece taşıyıcı proteinlerdir.

Granüllü E. trombositler ve bakteriler hariç hemen hemen tüm hayvan hücrelerinde bulunur.) hücre zarından itibaren nukleus dış zarına kadar devam eden kanalcık ve keseciklerden oluşan bir zar sistemi olup içi endoplazmik matriks sıvısı ile doludur. Endoplazmik Retikulum (E.R.Nukleus membranı Golgi cihazı Mitokondri Lizozom Plazma membranı Şekil 2. Tanecikler halinde bulunan ribozomlar endoplazmik retikuluma 14 .3 Hücrenin yapısı ENDOPLAZMİK RETİKULUM Memeli eritrositleri. Fonksiyonu. a. kanalcıklar yardımı ile hücrenin gerekli bölgelerine ya da hücre dışına taşımaktır.Granüllü ER . hücreye desteklik yaparak asidik veya bazik tepkimelerin yürütülmesini sağlamak ve hücrede sentezlenen maddeler.Granülsiiz ER Vakuol Ribozom Scntriol . Hücrelerde iki tip endoplazmik retikulum vardır.R Üzerinde düzenli aralıklarla dizilmiş 150-200 A° çapında ribozomlar bulunur.

oval. b. ince ağ şeklinde olan ve ribozom taşımayan E. Testis. Midede asit salgılanması uzaklaştırılması. O nedenle yoğun olarak protein sentezi yapılan karaciğer. Üzerinde bulundurduğu 40 tan fazla enzim ile birçok önemli fonksiyonu gerçekleştirir.düz) Sitoplazmada sık.R (agranüler. Ribozomlarda sentezlenen proteinler daha sonra E. Bağırsak epitelinde lipitlerin iletimi d. Bunlardan bazıları aşağıda sıralanmıştır. Karaciğerde safra. yuvarlak veya silindir biçiminde yapılardır. kalp kası ve karaciğer hücrelerinde binlerce mitokondri bulunmaktadır. Dış zar ile iç zar arasında intermembran aralık bulunur. a. Sayı ve şekilleri hücre tipi ve fonksiyonuna göre değişiklik gösterir.R tipidir. Salgı granülleri halinde olan proteinler ise bir yerde toplanıp şekillendikten sonra zarla çevrilerek golgi cisimciklerini oluştururlar. pankreas ve plazma hücrelerinde bol miktarda bulunurlar. detoksifıkasyon ve glikojen değişimi c. Örneğin sperm ve maya hücrelerinde birkaç tane iken ovum. 70-80 Angstrom kalınlığında çift katlı zar ile çevrilidir. kolesterol yapımı. Ribozomlarda protein sentezi gerçekleşir. Dış zar düzdür. MİTOKONDRİ Memeli eritrositi.granüllü görünüm verdiğinden E.2-5 mikron boyunda ve 0.R bu şekilde adlandırılmıştır. Elektron mikroskobu ile yapılan çalışmalar zarların belli birleşme noktalarında biraraya gelerek maddelerin geçişine olanak sağladıklarını 15 ve mide hücrelerinden klorun . Çizgili kas hücrelerinde kasılma ve gevşemenin gerçekleştirilmesi e. ovaryum ve böbrek üstü bezinde steroid hormon sentezi b.R kanal ve keseciklerine geçerler. bakteri ve mavi-yeşil alglerin dışında tüm bitki ve hayvan hücrelerinde bulunan 0. İç zar da ise krista adı verilen girintiler matriksi çevreler.5-1 mikron çapında çubuk. Mitokondrinin dış kısmı.Granülsüz E.

salgı fonksiyonu fazla olan hücrelerde çok sayıda bulunmaktadır. Elektron mikroskobunda yapısı incelendiğinde uçları yuvarlak. lipit. sisterna) meydana geldiği görülmektedir. % 40'ı proteindir. RİBOZOMLAR Sitoplazmada serbest veya endoplazmik retikuluma bağlı olarak bulunan 120-200 Angstrom çapındaki protein sentez merkezleridir. Ribozomlar tek tek ya da gruplar halinde bulunurlar. Granüllü endoplazmik retikulumda sentezlenen maddeler Golgi'de yoğunlaşır ve çeşitli değişimlere uğratılır. CİSİMCİĞİ) 1898 yılında Golgi tarafından bulunmuştur. Bileşimlerinin % 60'ı rRNA. Bunlardan Krebs döngüsü enzimleri matrikste. Fonksiyonları. hücrenin eneıji yani ATP (Adenozin trifosfat ) sentezinin yapıldığı ve depo edildiği yerdir. Golgi cihazı. Bir arada bulundukları zaman polizom veya poliribozom adını alırlar. Mitokondride bulunan proteinlerin çoğu enzim şeklindedir. 16 spermanın uç kısmında .göstermiştir. DNA ve RNA bulunur. Prokaryotlarda 30 S ve 50 S alt birimlerinden oluşan (S:Svedberg ünitesi) 70 S. salgı (sekresyon) vezikülleri içerisine alınarak sitoplazmaya geçerler. Diğer organellerden farklı olarak taşıdıkları DNA nedeniyle nukleustan bağımsız olarak çoğalabilirler ve bu nedenle de mitokondriyel kalıtım söz konusudur (Bölüm 9). Organel. oksidatif fosforilasyon enzimleri ise iç zarda yer alırlar. Olgun sperm ve eritrositlerde yoktur. b. a. GOLGİ CİHAZI (AYGITI. ökaryotlarda ise 40 S ve 60 S alt birimlerinden oluşan 80 S ribozomlar bulunur. Spermatid spermatozoaya dönüşürken toplanarak akrozomu oluşturur. birbirine paralel 6-8 (5-30 arası) yassı sarnıçtan (kanalcık. Mitokondrinin yapısında protein.

etrafını saran sentroplazma ile birlikte sentrozom adını alır. Kloroplast: Klorofil a ve b pigmentleri bulunur. Eritrosit dışında tüm 17 . a. Kloroplastın kimyasal bileşiminde lipit. d. kıkırdak ile bağ doku bileşenleri. nöron ve yüksek bitki hücrelerinde bulunmaz. SENTRİOLLER Bazı protozoalar. RNA ve enzimler bulunur. Her sentriol enine kesitte 9 fıbrilden. Glikoprotein. mukopolisakkarit. LİZOZOM 0.c.6 mikron çapında içerisinde hidrolitik enzimler bulunan.2-0. çizgili kas hücresi. Kromatoforlar iki tiptir. Kromoplast: Karotin. DNA. tek membran ile çevrili kese biçiminde organellerdir. Yağların sindirilmesinde rol oynar. protein. Protoplastid adı verilen öncül yapılar ya kromatofor denilen ve pigment taşıyan plastidlere dönüşürler ya da lökoplast adı verilen ve pigment taşımayan forma geçerler. Ksantofıl gibi pigmentlerdir. lipoprotein ve selülozlu madde sentezi yapılır. DNA bulundurması nedeniyle hücre bölünmesinden bağımsız olarak çoğalabilir. olgun ovum. PLASTİDLER Bitkilerde besin maddelerinin sentezi ve depolanmasında görev yapan organellerdir. Hücre bölünmesinde görev alan sentrioller bölünme sırasında çoğalarak birer çift halinde kutuplara giderler ve bu sırada aster (iğ) adı verilen iplikçiklerin oluşumunu ve sentromerleri aracılığıyla bu iplikçiklere tutunan kromozomların hücrenin kutuplarına çekilmelerini sağlarlar. b. pigment maddesi. Elektron mikroskobunda 3000-5000 Angstrom uzunluğunda ve 1500-2000 Angstrom çapında içleri yoğun bir sıvı ile dolu birbirlerine dik iki silindir şeklinde görülürler. her fıbril 3 subfıbrilden (mikrotubulus) oluşur. Sentriol çifti.

• • • • Ürat oksidaz Katalaz D-aminoasit oksidaz Hidroksi asit oksidaz 18 . Özellikle lökosit ve makrofaj gibi fagositoz yapan hücrelerde sayıları fazladır. PEROKSİZOM (MİKROCİSİM) 0. Lizozom enzimleri. Hücrede bulunan yüksek molekül ağırlıklı maddeler parçalanarak kullanıma hazır hale getirilir. Peroksizomlar ayrıca.5 mikron çapında yuvarlak. Peroksizomlarda bulunan başlıca enzimler.hayvansal hücrelerde bulunurlar. • • • • • Nukleazlar (nükleik asitleri parçalar) Proteazlar (proteinleri parçalar) Glukozidazlar (karbohidratları parçalar) Lipazlar (lipitleri parçalar) Fosfatazlar (fosfatları parçalar) Bu enzimler granüllü endoplazmik retikulumda sentezlendikten sonra Golgi keseciklerinde depolanır ve daha sonra sitoplazmaya verilir. Lizozomlardaki hidrolitik enzimlerden bazıları şunlardır. Fagositlerde hücre içerisine alınan yabancı maddeler birim zarla çevrilerek fagozom adını alırlar. organel içinde inaktiftir ancak substratları ile karşılaşınca aktif hale geçerler. daha sonra fagozom primer lizozom ile birleşir ve sekonder lizozom adını alır.3-1. Hücre organellerinin yenilenmesi sağlanır. tek katlı membran ile çevrili ve içerisinde hidrojen peroksit (H2O2) metabolizması ile ilgili enzimleri içeren bir organeldir. Lizozomların fonksiyonları. • • • • Hücre için zararlı maddeler sindirilerek uzaklaştırılır. Bunlara primer lizozom denir. Fazla miktarda sentezlenen salgı granülleri fagosite edilerek sekresyon düzenlenir. karbohidratlardaki yağların değişiminde ve nükleik asitlerin pürin bazlarının parçalanmasında fonksiyon yaparlar.

sil ve flagellatların yapısında bulunurlar. kalp kası ve böbrek hücrelerinde çok sayıda bulunurlar. MİKROTÜBÜLLER Yaklaşık 200 Angstrom çapında ve birkaç mikron uzunluğunda olup demetler halinde bulunan ince borucuklardır. unit membran ile çevrili organellerdir. VAKUOL İçi sıvı dolu. Hücrenin hareketinden ve sitoplazma akıntılarından sorumludurlar. uzun ipliksi protein moleküllerinden oluşan yapılardır. miyofıbriller (kas telcikleri) ve nörofıbriller (sinir telcikleri) olmak üzere iki tiptir. bazal cisimciklerin. Hücre içi madde iletiminde rol alırlar. uyan ve madde iletiminde görev alırlar. Vakuollerin. Besin ve kontraktil vakuol olmak üzere iki tiptir. Ayrıca kasılma-gevşeme olayında.Peroksizomlar metabolik aktivitesi fazla olan karaciğer. Genellikle bitki hücrelerinde bulunurlar. Fonksiyonları. kontraktil vakuol ise su dengesinin ayarlanmasında fonksiyoneldir. 19 . • • • • Hücreye desteklik yaparlar. Sentriollerin. Hücre bölünmesinde kromozomların kutuplara çekilmesini sağlarlar. Mikrofılamentler. Besin vakuolu sindirimde. Golgi cisimciklerini oluşturan yassı keseciklerden ya da nukleus zarından meydana geldiği kabul edilmektedir. hücre zarının içeri kıvrılmasıyla. Bazı bitki hücrelerinde de görülmektedirler. MİKROFİLAMENTLER Hücre içinde ince. endoplazmik retikulumdan. Bu organellerin endoplazmik retikulumdan meydana geldikleri düşünülmektedir.

c.HÜCRE İSKELETİ (CYTOSKELETON) Ökaryotik hücrelerin çeşitli şekillere dönüşmesi ve hareketlerinin koordineli olarak yönlendirilmesi.NUKLEUS İlk olarak Robert Brown (1831) tarafından keşfedilen nukleus. Yaklaşık 120 günde yenilenen insan eritrositlerinde ise gelişimin başlangıcında olduğu halde olgun dönemde nukleus bulunmaz. Alt ünitesi aktin proteinidir. Özellikle yüzeysel hareket olmak üzere hücrenin hareketi için gereklidir. Hücre iskeletinin yapısında 3 tip protein fılamenti bulunur. hücrenin mekanik dayanıklılığını temin eder. Büyüklüğü çeşitli türlerde farklı olup yaklaşık olarak total hücre hacminin % 10 unu kapsar. Kemiklerden oluşan vücut iskeletinden farklı olarak. hücrenin şeklinin değişmesi. Genellikle bir uçları sentrozoma bağlıdır diğer uçları sitoplazmada serbest olarak bulunur. hücrede geçen kimyasal reaksiyonları.Mikrotübüller: Aktinden daha dayanıklı olan tubulin proteininden oluşan uzun. Bazı patolojik durumlarda da nukleus sayısı artabilir. ilk 20 . b. kas ve testisteki Leydig hücrelerinde sayıları iki veya daha fazladır hatta kemik hücrelerinde bu sayı 5 ila 10 a kadar çıkabilir. Genelde her hücrede bir nukleus bulunur.Aktin filamentler: Mikrofılament olarak da tanımlanır. silindirik yapılardır.Ara filamentler: Vimentin veya lamin gibi proteinleri de içeren heterojen proteinlerden oluşmaktadır. İşte bu ağ hücre iskeleti adını alır. hücre çoğalmasını ve onarımını yöneten kontrol merkezidir. Modern prokaryotlar gibi. Karaciğer. sitoplazma içerisinde yaygın halde bulunan kompleks bir protein ağı tarafından sağlanmaktadır. Mikrotübüllerin hizasında hareket eden motor proteinler ile ökaryotlardaki membran ile çevrili organellerin hücre içi lokalizasyonu sağlanır. a. bölünmesi ve çevre uyaranlarına cevap vermesi ile yeniden organize olabilen oldukça dinamik bir yapıdır. C. Mikrotübüller oldukça dinamik yapılar olup. rahatlıkla kısalıp uzayabilirler.

Nukleus zarı b. diğeri ise dış membranı çevreleyen daha düzensiz ara filament ağıdır.Nukleolus a. Karyolemma. Gelişim açısından neden ayrı bir nukleus kompartmanının varlığına gereksinim duyulduğu hakkında birtakım görüşler ileri sürülmekte ve iki nedenle nukleusun sitoplazmadan ayrılması gerekliliği açıklanmaktadır. Böylece nukleus membranı aracılığı ile nukleoplazma ve sitoplazma sürekli ilişki halinde olup bu porlardan RNA molekülleri. 2.ökaryotlarda da nukleus görülmemektedir. iki tip ara filament ağı ile desteklenmektedir. Nükleomembran. İç zar düz.Kromatin d. Sitoplazmada bulunan birçok organel ve çekirdek zarı mikrotübülüsler aracılığı ile sürekli bağlantı halindedir. bölünmenin tamamlanmasından sonra yeniden oluşur. ATP ve şekerler rahatlıkla geçebilirler. her biri unit membran niteliğinde iki zardan oluştuğu ve endoplazmik retikulumun devamı olarak meydana geldiği düşünülmektedir. Nukleus membranı. a. tuzlar. 1. mitoz bölünmenin profaz evresi sonunda kaybolur.Nukleus plazması c. polipeptidler. 21 . Çekirdek zarında. koenzimler. Bunlardan biri hemen iç zarın altında bulunan ince kabuk halindeki nuklear lamına.NUKLEUS ZARI (Karyoteka. İç ve dış zarlar arasında 400-700 Angstrom kalınlığında perinüklear aralık adı verilen bir aralık bulunur. dış zar ise ribozom taşıdığından granüllü görünümdedir. (Bölüm 5 ) înterfaz halindeki nukleusta dört bölge ayırd edilir. zarların birbirine temas ettiği bölgelerde 400-1000 Angstrom çapında annulus adı verilen porlar meydana gelmiştir. RNA moleküllerinin proteine dönüşmeden önce geçirdikleri kesilme (splicing) işleminin gerçekleşebilmesi için uygun ortam sağlamak. Nukleomembran) Nukleus zarının. enzimler. Hücre iskeletini oluşturan protein ipliklerinin hareketleri sırasında meydana gelen mekanik etkiden nukleus içeriğini korumak.

Histonlar (H1. -RNA d.Pars amorfa: Homojen ve açık renk görünümlü protein kısmıdır. lipit ve inorganik tuzlar bulunur.Histon olmayan proteinler : Transkripsiyonda ve gen etkinliğinde rolü olan asidik proteinlerdir. protein. b.H2A. metil yeşili gibi bazik boyalarla boyanan uzun. metilen mavisi.KROMATİN Hemotoksilen.Nukleolonema: Ağ biçiminde olan ve RNA partiküllerini içeren koyu renkli bölgedir. . Büyüklükleri 1015 mikron kadardır ve oluşumları akrosentrik kromozomların kısa kolları tarafından kontrol edilir. Yapılarında RNA dışında protein ve enzimler bulunur. bölünme sırasında tekrar meydana gelirler. sitoplazmadan daha yoğundur. Fonksiyonu rRNA sentezlenmesidir. 22 . a. c. Kromatinin yapısını oluşturan biyomoleküller şunlardır. Yapısında RNA.NUKLEOLUS (Çekirdekçik) Nukleus içerisinde daha viskoz yapıda.H3.H4): Bazik proteinlerdir.NUKLEUS PLAZMASI Kromatin ağı ve nukleolusu kuşatan homojen görünümlü kolloidal bir sıvı olup. açık boyanan kısımların ise aktif gen bölgelerini içerdiği kabul edilir ve ökromatin olarak tanımlanır. Nukleolus iki ayrı yapı özelliği gösterir. -DNA . Nükleoluslar.H2B. ağ şeklinde iplikçik ve taneciklerden oluşmuş yumak şeklindeki kalıtsal materyaldir. Koyu boyanan kısımları inaktif bölgeler olup heterokromatin adını alır. hücre bölünmesi sırasında kaybolup.b. zar içermeyen bir veya birkaç adet nukleolus bulunur.

Ekstraselüler sıvı da iki şekilde görülmektedir.İNORGANİK MADDELER i. Biyomoleküller başlıca iki grupta toplanır.Su ii-Elektrolitler b-ORGANİK MADDELER i. steroid ve diğer maddelerden oluşur. a-İnterstitiel sıvı: Hücrelerin arasında bulunur. % 5 i lipit. b-İntravasküler sıvı: Damar içinde bulunur. % 2 si nükleik asit. % 12 si protein. geriye kalan % 30 u ise hücre dışı sıvıdır (ekstraselüler sıvı ). % 1 i karbohidrat.1 GİRİŞ Genel olarak hücrelerin % 80 i su. 23 . Hücrenin yapısında bulunan maddelerin miktar ve dağılımları hücrenin türüne ve fonksiyonuna göre farklılık gösterir.BOLUM 3 HÜCRENİN KİMYASAL BİLEŞİMİ 3. a.Proteinler iii-Lipitler iv-Nükleik asitler a-İNORGANİK MADDELER i-SU (H 2 0) Organizmalardaki suyun % 70 i hücre içi sıvısı (intraselüler sıvı).Karbohidratlar ii.

Hücre açısından hayati önem taşıyan suyun fonksiyonları sıralanabilir.Hayatın okyanuslarda başladığı hatırlanacak olursa suyun canlı için önemi bir kez daha ortaya çıkar. Fonksiyonlarının bazıları şunlardır. şöylece Bilinen en iyi çözücüdür. ii. özgül ısı gibi özellikler kazanır. S. hidrojenin çekirdeğindeki elektronları kendisine doğru çekerek hafifçe negatif olur. Şöyle ki. Ca. H. Mg. Sinir ve kaslarda impuls iletimi Osmotik basıncın sağlanması Asit-baz dengesinin ayarlanması (pH) Enzimlerin aktif olarak çalışması Salgılama Bazı vitaminlerin bileşimine girerek Zarlardan taşınma 24 . Su molekülü bir oksijen atomuna iki hidrojenin kovalent bağ ile bağlanmasından oluşmuştur ve genelde eşit sayıda proton ve elektron taşıdığından nötrdür ancak elektronların asimetrik olarak dağılmaları moleküle polar özellik kazandırır. İşte bu polar yapısı sayesinde diğer polar moleküller ve iyonlar ile bir araya gelebilmektedir. Cu. Fe. Suyun önemi. oksijen. hücredeki bileşiklerin yapısına girerler ve hücre fonksiyonlarının yürütülmesini sağlarlar. Vücut ısısını düzenler Metabolizma sonucu oluşan üre. Kimyasal reaksiyonlar sulu ortamda meydana gelir. P gibi temel ve Zn. K.ELEKTROLİTLER C. ürik asit gibi maddeler su aracılığıyla idrar ve ter olarak atılır. Yine polarize olabilmeleri nedeniyle diğer su molekülleri ile hidrojen bağı yaparak birleşir ve bu sayede yüksek yüzey gerilimi. O. N. sahip olduğu polar özellik ve diğer organik maddelerle hidrojen bağı yapabilmesinden kaynaklanır. hidrojen de hafif pozitif hale geçer. Se gibi eser elementler.

Karbohidratlar hayvanlarda glikojen. İki monosakkaritten oluşan dissakkaritler çok önemli biyolojik molekülleri içerirler. bitkilerde ise nişasta formunda depo edilirler. Karbohidratlar 3 grupta toplanır. Selüloz ve kitin gibi koruyucu destek maddelerinin yapımında kullanılırlar. asit. Nötr olmalarına karşın serbest iyon taşıdıklarından elektrik akımını geçirirler ve elektrolit sıvı adını alırlar. Nükleik asitlerin yapısına girerler. Canlı veya cansız her türlü hücre materyalinin yapısına girerler. baz ve tuzlar hücre sıvısında iyonlaşmış halde bulunurlar. b . galaktoz gibi 6 karbon içerirler ise heksoz adını alırlar. Riboz veya deoksiriboz gibi 5 karbon içerirler ise pentoz.H ve O atomlarından oluşurlar. ii-Oligosakkaritler: 2 veya daha fazla sayıda monosakkaritlerden oluşmuşlardır.ORGANİK MADDELER i-KARBOHİDRATLAR (CH 2 0)n formülü ile gösterilen basit şekerlerden meydana gelir. Görevleri. Çok sayıda karboksil grubu taşıyan ve kısa karbon zincirine bir aldehit (RHC=0) veya keto ( R1R2CK) ) grubunun eklenmesi ile ortaya çıkan bileşiklerdir. i-Monosakkaritler: Tek şeker grubu içeren karbohidratlardır.Hücredeki inorganik maddeler. C. S akkaroz=Glukoz-Fruktoz Laktoz= Glukoz-Galaktoz Maltoz= Glukoz-Glukoz 25 . Lipit ve protein biyosentezinde kullanılırlar. glukoz. fruktoz. En önemlilerinden bazıları şunlardır. Parçalanmalarından meydana gelen kimyasal enerji. çeşitli hücre fonksiyonlarında kullanılır.

Proteinler yapılarına göre 2 ye ayrılırlar. glikolipit.N. Diğer bir polisakkarit olan nişasta da bitkilerdeki depo maddesidir. Yağ asitlerinin alkollerle esterleşmesi ile meydana gelirler. Hareketi sağlarlar (aktin ve miyozin) Mekanik destek olurlar. İmmun sistemde rol alırlar. glikoprotein İİİ.PROTEİNLER Proteinler. İİ. C. aminoasitlerin peptid bağlar ile birleşmeleri sonucu ortaya çıkan ve canlı için çok önemli olan organik bileşiklerdir. Taşınma (hemoglobin) ve depolamada (Fe-demir) rol alırlar. globulin. a. En önemli polisakkaritlerden glikojen. histon b.S ve P içerirler.Basit proteinler: Albumin. Metabolik olaylarda hücre üretiminde. nötral yağlar ve mumlar gibi basit formda olabilecekleri gibi fosfolipit. Başlıca fonksiyonları. Enerji gerektiren taşınma olaylarında. metalloprotein. Fonksiyonları. lipoprotein gibi bileşik lipitler halinde de olabilirler. Enzim formunda katalizör görevi yaparlar.0. Sinir uyarılarının iletiminde (reseptör proteinler) fonksiyon yaparlar. lipoprotein. Hücre zarmdaki glikokaliks oluşumunda ve böylece hücrelerin birbirini tanımasında. Canlı organizma dışında koruyucu kılıf oluşturmada rol oynarlar.iii-Polisakkaritler: 10 dan fazla monosakkaridin biraraya gelmesi ile meydana gelirler. kloroform gibi organik çözücülerde çözünen biyomoleküllerdir. hayvan hücrelerinin depo maddesidir ve çok sayıda glukoz molekülünün birleşmesinden meydana gelir. 26 .Bileşik proteinler: Fosfoprotein. Lipitler. Hücre membranının yapısını oluşturmada.LİPİTLER Suda çözünmeyen ancak eter.H.

Urasil) bazlarının (5 Karbonlu şeker ve fosfat ile) fosfodiester bağıyla eklenmeleriyle meydana gelen nükleotid polimerleridir. (Bölüm 4) 27 .İV. Timin. Guanin) ve Pirimidin (Sitozin. DNA (Deoksiribonükleik asit) ve RNA (Ribonükleik asit) olmak üzere iki tiptir.NÜKLEİK ASİTLER Pürin (Adenin. Canlıların kalıtsal özelliklerinin sonraki kuşaklara aktarılması ve protein sentezinde önemli rol oynarlar.

.

Daha sonra 1944 yılında Avery ve arkadaşları. gelişme. Nitekim 1953 yılında Watson ve Crick adlı araştırıcıların çift sarmallı DNA yapısını ortaya koymaları bu konuda önemli bir dönüm noktası olmuştur. adaptasyon. Günümüzde en gelişmiş canlı olan insan vücudunda 10 14 hücrenin bulunduğunu göz önüne alırsak genetik bilginin ileri kuşaklara ne kadar büyük bir duyarlılık ve doğrulukla aktarılması gereği ortaya çıkar. oluşturdukları koloni morfolojisine göre S tipi (Smoothdüzgün kenarlı koloni oluşturan) pnömokoklardan izole ettikleri deoksiribonükleik asidi (DNA). protein sentezi ve diğer hücresel yapılarının yapımı gibi dinamik özelliklerinin sürdürülmesinde genetik bilginin gerek organizma içerisinde gerekse organizmadan organizmaya son derece hassas bir mekanizma ile iletildiğini görüyoruz.BOLUM 4 KALITSAL MATERYALİN YAPISI 4.1 GİRİŞ NÜKLEİK ASİTLER Tüm organizmaların ve bu organizmaları oluşturan hücrelerin tek bir ortak hücreden köken alarak doğal seleksiyon ile evrimleştikleri düşünülmektir. İlk kez 1869 yılında Friedrich Miescher tarafından irindeki akyuvarlarda genetik materyalin varlığı saptanmıştır. Nitekim canlıların üreme. Son 40 yıl içerisinde canlı sistemlerde bilgi aktarımı fonksiyonu yapan makromoleküllerin anlaşılmasında hızlı gelişmeler kaydedilmiştir ve 29 . R tipi ( rough-kenarı düzgün olmayan koloni oluşturan) bakterilerle inkübe ettiklerinde yeni oluşan pnömokokların hepsinin S tipi koloni oluşturduklarını görmüşler ve böylece DNA nın kalıtımdan sorumlu molekül olduğunu bildirmişlerdir.

2 ).RNA (Ribonükleik asit) olmak üzere iki tiptedirler. guanin miktarının ise sitozine eşit olduğu görülmüştür. Pirimidin bazları ise sitozin (C ) ve timin (T) dir. Her iki nükleik asit de nükleotidlerin polimerize olması ile meydana gelir ve yapılarında.1) Fosfat Şeker Şekil 4. Karbonuna glikozid bağ ile tutunmuş bazlar pürin ve pirimidin olmak üzere iki tiptir. • Şeker • Fosfat • Baz ünitelerini bulundururlar. . Adenin ile timin arasında iki. Pürin bazları adenin (A) ve guanin (G).bugün biliyoruz ki bazı viruslar dışında tüm canlılardaki kalıtsal bilgi deoksiribonükleik asit (DNA) tarafından taşınmaktadır.2 Baz DNA ( DEOKSİRİBONÜKLEİK ASİT) DNA da 5 karbonlu şekerlerden (pentoz) deoksiriboz bulunur. Deoksiribozun 1. (Şekil 4.DNA (Deoksiribonükleik asit) .1 Nükleotidin genel yapısı 4. Chargaff kuralı olarak bilinen bu kural. kısaca A=T ve G=C olarak özetlenebilir. guanin ile sitozin arasında üç adet hidrojen (H) bağı bulunur. Nükleik asitler. tüm hücrelerin nukleus ve sitoplazmalarmda (mitokondri ve kloroplast) bulunurlar ve. 30 . DNA da bulunan bazlar kantitatif olarak Edwin Chargaff tarafından incelenmiş olup adenin miktarının timine. (Şekil 4.

NH.2 Pürin ve Pirimidin bazları o 5' Ucu P O CH 2 o— p = o CH \Şeker/| 3 OH 3' Ucu Şekil 4. HN PIRIM İDİN N H N H Sitozin Timin Urasil H H2N -N PURIN Guanin Adenin Şekil 4.3 DNA Yapısı 31 . HN -CH.

DNA sentezini sağlayan DNA polimeraz enzimlerinin sentezi 5' —> 3' yönündedir. Bu iplikte doğru yönde sentez yapılabilmesi için DNA sentez öncülleri deokribonükleotid trifosfatlar 100-200 nükleotid uzunluğunda polimerize edilir. Ancak şeker ve fosfat arasında bulunan fosfodiester bağları etkilenmediği sürece şartlar eski haline dönüştürülürse tek iplikli DNA. Şeker ve fosfat omurgasından oluşan iplikler birbirlerine hidrojen bağları ile zayıf olarak bağlanmışlardır. diğerinde 3'—>5' yönünde olacağı düşünülmekte ise de gerçekte böyle olmamaktadır.4 Angstrom aralıklarla sıralanmıştır ve sarmal her 10 bazda bir dönüş yapar.3). Sentezin. diğer iplik ise 3'—>5' yönündedir. 4. 20 Angstrom çapındaki sarmalda bazlar 3. hidrojen bağları kurarak tekrar eski formunu alır. Diğer iplik sentezini kesintili olarak sürdürür ve kesintili iplik (lagging strand ) olarak tanımlanır. Yeni oluşan DNA çift sarmallarının ikisi de atasal heliksten birer kopya taşıdıkları için bu modele yarı tutucu (semi konservatif ) replikasyon adı verilir. Çift sarmal ipliklerin yönleri anti-paralel olduğu için sentezin bir ilpikçikte 5'—>3'. Birbirinden ayrılan DNA iplikçikleri yeni oluşacak ipliklere kalıp oluştururlar ve her ikisinin karşısına komplementer yeni DNA iplikçikleri sentezlenmiş olur.Deoksiribonükleik asidin çift iplikli yapısına Watson-Crick sarmalı (double-heliks) adı verilmektedir. Sarmaldaki iplikler antiparalel olup bir iplik 5 ! —>3'. DNA sentezinin 5'—>3' yönünde devam ettiği ipliğe kesintisiz iplik (leading strand) denir. DNA primerlerinin sentezi RNA polimeraz enzimi tarafından yapılır. Bu olaya denatürasyon adı verilir.3 DNA REPLİKASYONU ( KENDİNİ EŞLEMESİ) DNA molekülü çoğalabilmek için kendi yapısını kalıp olarak kullanır. Bu işlem DNA helikaz enzimi tarafından gerçekleştirilir. Omurga oluşturulurken şekerin 5 numaralı karbonuna bağlı fosfat grubunun hidroksili ile diğer nükleotiddeki şekerin 3' karbon atomuna bağlı hidroksil grubu arasında bir fosfodiester bağı oluşur (Şekil 4. Okazaki adlı 32 . bu olaya da renatürasyon denir. Normal fizyolojik koşullarda DNA yapısını korur ancak yüksek sıcaklık ve aşırı pH derecelerinde hidrojen bağlarının çözülmeleri sonucu heliks açılarak tek iplik haline geçer. Bu amaçla replikasyon olacağı zaman DNA iplikçiklerini birarada tutan bazlar arasındaki hidrojen bağlan kopar ve iplikçikler birbirinden ayrılır.

50000 ila 100000 gen içerir ve dolayısıyla kodlama yaparlar. Belirli nükleotid dizileri aynen veya birtakım varyasyonlarla yüzlerce hatta milyonlarca kez tekrarlanır. Genomun % 10 unda bulunurlar. Mutasyon DNA daki nükleotid dizisinde veya DNA nın düzenlenmesi sırasında ortaya çıkabilir. 2. 33 . Prokaryotlarda DNA polimeraz 1.bir araştırıcı tarafından gösterilmesi nedeniyle ayrı ayrı sentezlenen bu parçacıklara Okazaki parçacıkları adı verilmiştir. 3. TEK KOPYA ( UNIQUE) DNA. 1. lamda ve epsilon olmak üzere 4 tiptir. Sentromer ve telomer gibi spesifik bölgelerde lokalize olmuşlardır. Kodlama yapmazlar. Bugünkü bilgilerimize göre insan genomunda 3 tip DNA ayırd edilmektedir. Tüm genom boyunca genler ve tek-kopya dizileri arasında dağınık olarak bulunurlar. TEKRARLAYAN DAĞINIK DNA DİZİLERİ.4 DNA TİPLERİ İnsan genomundaki DNA nın organizasyonu oldukça komplekstir. Ökaryotlarda ise DNA polimeraz enzimi alfa. Oldukça sık tekrarlayan dizilerdir. Daha sonra söz konusu parçacıklar DNA ligaz enzimi tarafından birleştirilirler. SATELLİT DNA. beta. 4. Adeta bir çatal görünümünü andıran şekil. Ökaryotik bir genom incelendiğinde DNA nın bazı kesimlerinin kodlandığını yani proteine dönüştüğünü. 4. DNA polimeraz 2 ve DNA polimeraz 3 olmak üzere 3 tip DNA polimeraz vardır. büyük bir bölümünün ise kodlanmadığını görmekteyiz.5 MUTASYON Kalıtsal materyal olan DNA da meydana gelen kalıcı değişikliklere mutasyon adı verilir. DNA nın yapısının korunmasında rol oynarlar. Alu ve L1 en iyi bilinen iki majör familyadır. Genomun % 15 inde bulunurlar. replikasyon çatalı adını alır. Genomun % 75 ini oluşturur. Tüm genom boyunca lokalize olmuşlardır.

xeroderma pigmentosum. Nokta mutasyonları) MUTAJEN. 1. Ancak bazı noktalarda farklılıklar vardır. Genom mutasyonları.DNA nın replikasyonu sırasında b. Çeşitli kimyasal maddeler. Gen mutasyonları.6 RNA (RİBONÜKLEİK ASİT) Genetik bilgi taşıyan diğer bir nükleik asit ise RNA (Ribonükleik asit) dir. DNA ve RNA molekülleri birçok bakımdan birbirlerine benzemektedirler. DNA yı oluşturan baz çiftlerinde meydana gelen mutasyonlardır. Kromozom mutasyonları.Herhangi bir mutajen tarafından indüklenerek. Ancak bu enzimlerin fonksiyon yapamadığı durumlarda. Fanconi anemisi. Bu farklılıkları şöylece sıralayabiliriz. Bloom sendromu gibi otozomal resesif genetik hastalıklarda söz konusu tamir mekanizmaları çalışmamaktadır. iyonize radyasyon ve ultraviyole ışınlar mutaj enler arasında sayılabilir.Meydana geliş mekanizmasına göre 3 gruba ayrılmaktadır . a. DNA da pirimidin bazlarından timin bulunurken. DNA nın yapısında 5 karbonlu şekerlerden deoksiriboz bulunurken. (Ör. Ör. Ör. spontan mutasyon hızını arttırarak DNA nın yapısında kalıcı değişikliklere yol açan ajanlara denir. 1. örneğin. Kromozomların bölünme sırasında doğru olarak ayrılmaması sonucu ortaya çıkar. Nitekim bu kişiler kanser olmaya yatkın (predispoze ) kişilerdir. Kromozomların düzenlenmesi sırasında meydana gelir. 4. 34 . RNA da bu bazın yerine urasil bulunur. Sıklığı 6x104/ hücre bölünmesidir. Anöploidi 2. 2. Sıklığı 10"2 /hücre bölünmesidir. Bu tip mutasyonlar iki şekilde ortaya çıkar. RNA nın yapısında yine 5 karbonlu başka bir şeker olan riboz yer alır. ataxia telangiectasia. Translokasyonlar 3. DNA replikasyonu sırasında meydana gelen baz hataları spesifik tamir enzimleri tarafından düzeltilmektedir.

yani birden fazla proteini kodlama özelliğinde olmasıdır. RNA ise tek zincir halindedir ancak tRNA nın bazı kısımlarında katlanarak çift sarmal halinde bulunur.Transfer RNA (tRNA. Bazı virüsler dışında DNA daima çift sarmaldır. 4. sitoplazmada bulunan aminoasitlerin seçilerek ribozomlara taşınmasıdır. yani tek bir polipeptidi kodlayıcı özellikte olması. DNA kalıtsal bilgiyi taşıyan moleküldür. RNA ise bazı viruslar dışında kalıtsal bilgiyi taşımaz. yapısal fonksiyon görür ya da protein sentezinde genetik bilginin DNA dan proteine aktarılmasında kalıplık yaparak aracı rol oynar. Prokaryot ve ökaryot mRNA lan arasındaki bir diğer önemli farklılık. RNA molekülleri genellikle DNA moleküllerinden daha kısadır. 5. guanin sayısı sitozine eşit iken. birkaç saniye ile 2 dakika arasında değişir.7 RNA TİPLERİ Prokaryotik hücrelerde 3 tür RNA bulunur. Tek bir ökaryotik hücre yaklaşık 10 000 farklı mRNA molekülü içermektedir. 2. Nukleus ve sitoplazmada bulunur. Ökaryotik hücrelerde ise RNA. elçi RNA ) DNA da saklı olan genetik bilginin protein yapısına aktarılmasında kalıplık yapan RNA tipidir. 6. 1-Messenger RNA (mRNA. DNA da adenin sayısı timine. RNA nukleusta ve RNA polimeraz enzimi yardımıyla çift dallı DNA nın yalnız bir dalından. Bakterilerde mRNA ların yarı ömrü oldukça kısa olup.3. Bu dal üzerinde bulunan bazların karşısına komplementer (tamamlayıcı) bazların gelmesi ile DNA üzerindeki şifre mRNA ya iletilerek protein sentezinin yapılacağı ribozomlara aktarılmış olur. buna karşın prokaryotların polisistronik. taşıyıcı RNA ) Sitoplazmada yer alır ve hücresel RNA nın %10 kadarını oluşturur. Transfer RNA tek zincirli yapıya sahiptir ancak yer yer kıvrılmalar gösterir ve böylece yonca yaprağı şeklindeki üç boyutlu 35 . Memelilerde ise bu süre birkaç saat ila 1 güne kadar uzamaktadır. 5 tipte görülmektedir. primere gereksinim duymaksızın sentezlenir. Görevi. ulak RNA. RNA daki bazlar arasında böyle bir oran söz konusu değildir. Sentez 5'=>3' yönündedir. 4. tüm ökaryotik mRNA larm monosistronik.

Ribozomların geriye kalan % 40-45 lik bölümü ise proteinden ibarettir.Heterojen nüklear RNA (hnRNA) Ökaryotik hücrelerde sentezlenen öncül mRNA molekülleridir. 5' ucuna ise kep (cap) yapısı olarak bilinen 7-metil guanozin adlı molekül eklenir. Amino asit ucu Antikodon Şekil 4. 16 S ve 5 S olmak üzere 3 tip rRNA. (S:Svedberg ünitesi) 4.7 S ve 5 S olmak üzere 4 tip rRNA vardır. Bu moleküller sentezlendikten sonra modifikasyon geçirirler. ribozomda yer almış olan mRNA üzerindeki şifreye uygun olarak dizilmelerini sağlarlar (Şekil 4. Doğada yer alan 20 aminoasidin herbiri için ayrı tRNA bulunur. ağırlıklarının % 60-65 ini oluştururlar. Prokaryotik hücrelerde 23 S. ökaryotik hücrelerde ise 28 S. geriye sadece kodlama yapan ekzon kısımları bırakılır. tRNA 1ar üç bazdan oluşan ve antikodon adı verilen uçları ile mRNA üzerinde bulunan ve yine üçlü bazdan oluşan kodon bölgesine geçici olarak bağlanarak sitoplazmada bulunan amino asitlerin.4 tRNA yapısı 3-Ribozomal RNA (r RNA) Ribozomların yapısal elementi olup. Daha sonra mRNA nm kodlama yapmayan intron kısımları kesilip atılır. 36 .4 ). 18 S. Önce mRNA nın 3' ucuna poly A (poliadenilik asit) kuyrukları eklenir.yapısında çift sarmallı kısımlar bulunur. Bu işleme de RNA nm kesilmesi (splicing) adı verilir.

5. Nükleustaki kalıtsal bilginin RNA 1ar aracılığı ile sitoplazmaya aktarılması ve buradaki ribozomlarda proteine çevrilmesi işlemine SANTRAL DOĞMA adı verilir.8 PROTEİN SENTEZİ Protein sentezi.Küçük nüklear RNA (snRNA) Öncül mRNA moleküllerinin işlenmesi sırasında ortaya çıkarlar. İşlevleri kesin olarak bilinmemekle birlikte intronlarm uzaklaştırılmasında yardımcı oldukları sanılmaktadır. 1 -AMİNO ASİT AKTİVASYONU Sitoplazmada serbest halde bulunan aminoasitlerin mRNA da bulunan uygun kodonlara göre taşınmaları tRNA 1ar tarafından sağlanır. 37 .5 Santral Doğma Protein Sentezi 4 aşamada gerçekleşir . ribozom adı verilen ve sitoplazmada yer alan organellerde gerçekleşmektedir. RNA dan DNA sentezi görülmez. 4. DNARNA-•PROTEİN SENTEZİ Transkripsiyon Translasyon Şekil 4. RNA dan proteinin sentezlenmesine de translasyon denilmektedir (Şekil 4. Aminoasitlerin tRNA ya bağlanması için ATP (Adenozin trifosfat) kullanılarak her aminoasit için özgül olan aminoaçil t-RNA sentetaz enzimi ile aktive edilmeleri gerekmektedir.5). Revers transkriptaz enzimi taşıyan virüsler dışındaki canlılarda sistem tek yönlü işler. DNA dan RNA tiplerinin sentezlenmesine transkripsiyon.

mRNA bir kodon kayar. başlama faktörü 30 S subünitesi ile birleşir. A bölgesi yeni gelecek tRNA için boşaltılır.eIF 4. 3. elF 2.SENTEZİN BAŞLAMASI (INITIATION) Protein sentezi AUG (methionin) başlama kodonu ile başlatılır. Prokaryotlarda protein sentezinin başlayabilmesi için.IF 2. EF-Ts ve EF-G. Ökaryotlardaki başlama faktörleri elFl. Prokaryotlarda bu kodona formil methionin tRNA.IF 3) 16 SrRNA içeren ribozomun 30 S ünitesi . GTP hidrolizi ile bu komplekse eklenir ve böylece ilk tRNA nın P (peptidil tRNA) bölgesine yerleşmesi tamamlanmış olur. elF 3. önceden P (Peptidil) bölgesine bağlanmış olan tRNA daki amino asit ile A bölgesine yeni bağlanan aminoaçil tRNA arasında peptid bağ meydana gelir ve A bölgesindeki peptidil tRNA P bölgesine transloke olur. Sentez sırasında kodondaki şifreye uygun olan yeni bir aminoaçil sentetaz 70 S ribozomunun (Aminoaçil) bölgesine bağlanır.UZAMA (ELONGATION) Bu evrede de protein yapısındaki uzama faktörleri fonksiyon yapmaktadır.mRNA N-formil methionil-tRNA GTP (Guanozin trifosfat) gereklidir. Prokaryotlardaki uzama faktörleri EF-Tu. Protein yapısındaki başlama faktörleri (IF 1. Bir sonraki aşamada ribozomun 50 S ünitesi. elF 5 dir. 38 . daha sonra.Aktivasyon aşağıdaki kademelerle gerçekleşir. Sentezi başlatma kompleksinin oluşabilmesi için önce IF 3. Aynı işlem her tRNA için tekrarlanır. ökaryotlardakiler ise EFİ ve EF . Bu sırada 1 molekül GTP harcanır. ökaryotlarda ise methionin tRNA bağlanır. Daha sonra bu yapıya IF 1 katılır ve en son olarak 30 S subünitesine sentezi yapılacak olan mRNA bağlanır.(3 dir. Enzim + aa + ATP ^Enzim (aminoaçil-AMP) + PPi ^ Aminoaçil tRNA + Enzim+ AMP RNA+enzim(aminoaçil-AMP) 2.

mRNA da belirlenen sıraya göre devam eder.SONLANMA (TERMINATION) Polipeptid zincirin uzama evresi. 39 .4. UAA.UGA veya UAG dur kodonlarından birine gelindiği zaman özel sonlanma faktörleri olan RF1. Sentezi tamamlanan polipeptid daha sonra üç boyutlu yapısını kazanarak fonksiyonel protein işlevini yerine getirir. RF 2 ve S faktörlerinin salınmasıyla sentezi tamamlanan protein kendisini taşıyan tRNA molekülünden ve ribozomdan ayrılır.

4. a. a. Enzimin bağlanmasından sonra DNA çift heliksi açılır ve RNA sentezlenmeye başlar. herhangi bir proteine gereksinim duyulduğu zaman ilgili DNA molekülünü sentezleyen genlerdir. c.Operatör (O) Genler: Yapısal genlerin sentez aktivitesini kontrol ederler.Promotor (P. YAPISAL GENLER.İlerletici) Genler: RNA polimeraz enziminin bağlandığı genlerdir. bu nedenle de protein sentezinin kontrolü oldukça hassas ve aynı zamanda karmaşık bir biçimde gerçekleşir.Transkripsiyon faktörlerinin kromatin ağının açılmasıyla ortaya çıkan özgül DNA kesimlerine bağlanması ve başlama kompleksinin oluşması. b. 9 PROTEİN SENTEZİNİN DÜZENLENMESİ Canlılar sahip oldukları enerjiyi mümkün olan en ekonomik biçimde kullanma eğilimindedirler.Regülatör (R-Düzenleyici) Genler: Baskılayıcı maddeleri sentezleyen genlerdir. Bugüne kadar çeşitli organizmalarda yüzlerce gen düzenleyici protein tanımlanmıştır. ancak gerekli olduğu dönemlerde genlerden sadece bir kısmı çalışmaktadır. 40 .Kromatin yapısının açılması b. Herhangi bir genin aktif olarak çalışabilmesi için üç önemli basamağın gerçekleşmesi gerekir. Genin regülasyonunu sağlayan transkripsiyon faktörleri protein yapısında elemanlardır. Promotor ve operator genler ile yapısal genlerin oluşturdukları birime OPERON adı verilir.Ortamda transkripsiyon faktörlerinin bulunması c. Yüksek yapılı organizmalarda. FONKSİYONEL GENLER. fonksiyonel ve yapısal olmak üzere iki tiptir. Genler. örneğin insanda her hücre yaklaşık 100000 kadar gen içerdiği halde bunların hepsi aynı zamanda fonksiyonel olarak işlev görmemekte.

Enzimin. genetik çalışmaların yapılabilmesi için uygun bir modeldir ve genlerin işleyişi ile elde edilen bulguların çoğu da bu organizmalardan elde edilmiştir. E. genler aktive olur ve aminoasidin sentezi yapılır. Sentez şöyle gerçekleşir. 41 . Prokaryotlarda bir genin regülasyonu 1 veya 2 gen düzenleyici protein tarafından yapılırken. Hücredeki triptofan düzeyi düştüğü zaman RNA Polimeraz enzimi promotora bağlanır ve triptofan operonunun 5 genini çalıştırır. Promotor genlerin ortasında triptofan reseptörünün bağlandığı operator genler bulunur. ökaryotlarda gen regülasyonu çok daha kompleks olmaktadır. Triptofan konsantrasyonu yükseldiği zaman triptofan reseptörü aktive olarak operatore bağlanır ve RNA Polimerazm promotora bağlanmasını engeller. Ökaryotlarda RNA Polimeraz 1.coli'de triptofan aminoasidinin sentezini sağlayan 5 enzimin genleri kromozomda yan yana dizilmişlerdir ve tek bir promotor bölgeden transkribe edilirler. 3 olmak üzere üç tiptir ve bunların çalışması farklı regülatör bölgeler ve transkripsiyon faktörleri (TF) tarafından kontrol edilir.coli'nin gelişimi için gerekli olan triptofan amino asidi ortamda var ise organizma bu maddeyi sentezleyemez eğer yok ise.Tek bir çembersel DNA ya sahip olan E. 2. sentez başlama bölgesinin hemen üzerinde bulunan TATA adlı DNA dizisine ve transkripsiyon faktörlerinin belli bir sıra ile promotor bölgeye bağlanmaları ile transkripsiyonun başlaması kontrol edilir. Örneğin E.coli adlı bakteri.

.

-43 - . polisakkaritler heksoz ve pentozlara. I. lipitler yağ asidi ve gliserole.1 GİRİŞ Metabolik Yollar Canlılar çeşitli yollarla aldıkları besinleri kullanarak enerji elde ederler. Evrede ise asetil Ko-A. Evrede büyük moleküller kendilerini oluşturan başlıca yapıtaşlarına parçalanırlar. Evreden başlayarak tersine cereyan eder ve bu kez eneıji kullanılır. Katabolizmada .1). Anabolizma yani küçük yapıtaşlanndan canlı için gerekli olan yeni maddelerin sentezi (Biyosentez) de 3 evrede gerçekleşir. m. Örneğin heksoz ve pentoz 3 karbonlu arabileşik olan piruvata ve asetil-Ko A ya dönüşür. Benzer olarak çeşitli yağ asitleri de asetil-Ko A ya dönüşürler. ortak katabolik yol ile CO2 ve H2O ya okside olur. ancak metabolik olaylar III.BOLUM 5 HÜCRENİN ENERJİ METABOLİZMASI 5. ilk evrede farklı bileşiklerden elde edilen ürünler toplanarak basit arabileşiklere dönüşür. polisakkarit. proteinler de aminoasitlere ayrışırlar. Şöyle ki. lipit ve proteinlerin birbirini izleyen reaksiyonlar ile 3 evrede parçalandıkları görülmektedir (Şekil 5. Evrede. II.

PROTEİN POLISAKKARIT LİPİT i Aminoasit Heksoz-Pentoz EVRE I Yağ asidi-Gliserol PIRUVAT EVRE II SETIL KO-A' Krebs siklusu i . Enerji elde etmek üzere en fazla kullanılan karbohidrat. Açığa çıkan enerjinin bir kısmı ile ATP sentezlenir. geriye kalan kısım ise ısı enerjisine dönüşür. protein ve karbohidrat gibi besin maddelerinin hücrelerin yapılarını oluşturmalarının yanısıra organizmaya eneıji sağlamak üzere parçalandıklarını görmüştük. oksijen kullanılmadan parçalanmalarına ise anaerobik (Oksijensiz) solunum adı verilir.ETS (Elektron transport sistemi) i NH 2 H20 CO2 H20 Şekil 5. 6 karbonlu monosakkarit olan glukozdur. Besin maddelerinin oksijen kullanılarak yıkılmalarına aerobik (Oksijenli) solunum. İnsanlarda glikojen formunda karaciğerde depo edilir ve enerji gerektiği zaman önce glukoza dönüşür ve daha sonra yıkılır. -44- .1 Katabolizmanın 3 evresi 5.2 OKSİJENLİ SOLUNUM EVRE m ATP+ISI= ENERJİ Canlılarda bulunan yağ.

Glukoz.Glukozun oksidasyonu aşağıdaki aşamalardan geçerek gerçekleşir. Mitokondrinin iç zarında NAD. Hücre sitoplazmasında meydana gelir. yağ asidi ve gliserole. yağlar. Bir önceki evrede meydana gelmiş olan pirüvik asitten oluşan asetil Ko-A sitrata dönüşür ve Krebs döngüsü başlar. Krebs döngüsünden elde edilen 24 Hidrojene ait elektronlar bu sistemden oksijene iletilirken. birçok reaksiyon ve meydana gelen ara bileşikler sonucunda toplam 24 Hidrojen elde edilir. birtakım ara basamaklardan geçerek pirüvik asit molekülüne parçalanır sonuçta net 2 ATP elde edilir. sirke. Mitokondrinin matriks bölümünde meydana gelir. Elektron transport sistemi (ETS) . ANAEROBİK SOLUNUM Oksijenin bulunmadığı ortamlarda meydana gelen ve daha az enerji elde edilen solunum şeklidir. proteinler de aminoasitlere parçalandıktan sonra glikoliz ve Krebs döngüsünün çeşitli aşamalarında reaksiyona katılarak enerji verirler. gibi maddelerin oluşumunu da sağlarlar. Karbohidratların dışında. Sonuç olarak. -45- . mikroorganizmalarda ise etanol oluşurken elde edilen net enerji 2 ATP dır. sitokrom a ve sitokrom a3 den oluşan elektron taşıma sistemi enzimleri yer almaktadır. FAD. Glikoliz. CoQ. Aerobik ve anaerobik solunumda glukozun piruvata kadar yıkımı olan glikoliz evresi ortaktır. turşu vs. Bu sayede kendileri için gerekli enerjiyi sağlamalarının yanısıra alkol. Sitokrom b. H2O nun yanısıra her bir elektron çifti için 3 er tane olmak üzere toplam 1 2 X 3 =36 ATP sentez edilmiş olur. Anaerobik solunum meydana geliyor ise oluşan piruvat tan hayvan hücrelerinde laktat. Krebs evresi. İnsan ve hayvan hücrelerinde egzersiz sırasında acil enerji gerektiren durumlarda anaerobik solunum meydana gelir ve son ürün olarak kaslarda laktik asit birikimi olur. glikoliz evresinde elde edilen 2 ATP ile birlikte. Döngüde. Oksijenli solunumda 1 mol glukozdan net 38 ATP elde edilir. sitokrom c. Mikroorganizmalar gibi basit canlılar da besin maddelerini oksijen kullanmadan parçalayarak fermentasyonu (mayalanma) gerçekleştirirler.

.

Kimyasal evrimi biyolojik evrim izlemiş ve günümüzde prokaryot adını verdiğimiz basit canlılardan gelişen ökaryotik canlılar ortaya çıkmıştır. Yeni bireyler meydana gelirken. Canlılığın başlangıcının ise 2-2. genetik varyasyon (değişiklik) gösteren yeni kombinasyonların ortaya çıkması sağlanır.1 GİRİŞ Yerkürenin yaşının 5-7 milyar yıl olduğu tahmin edilir. anneden gelen ovum ile babadan gelen sperm bir araya gelerek zigotu oluşturur.BOLUM 6 CANLILARIN OLUŞUMU VE HAYATIN DEVAMI 6. Bazı hücrelerde bölünme. Böylece her iki ebeveynin kalıtsal materyali birleşmiş olur ancak bu sırada sadece anneye ya da babaya benzeyen yavruların değil.2 HÜCRE BÖLÜNMESİ 2 tip hücre bölünmesi vardır. aradaki zaman diliminde kimyasal evrimin yaşandığı kabul edilmektedir. örneğin kan dokusunda olduğu gibi kimi hücrelerde de yaşam boyunca devam eder. Canlıların en önemli özelliklerinden biri olgunlaşma evresini tamamladıktan sonra kendilerine benzeyen yeni bireyleri dünyaya getirmek yani üremektir. Canlılar büyümeleri için hücre sayılarını arttırmak zorundadırlar. Hücredeki bölünme olayları DNA'nm replikasyonu ve böylece iki katına çıkan -47- . 1-Mitoz bölünme 2-Mayoz bölünme MİTOZ Zigot oluştuktan sonra başlayan hücre bölünmesidir. 6. organizma belli bir büyüklüğe ulaşıncaya kadar sürerken. o nedenle tüm vücut (soma) hücrelerinde mitoz görülür.5 milyar yıl önce olduğu.

Mitoz geçiren hücrelerde RNA ve protein sentezinin yapıldığı evredir. PROFAZ: Kromatin iplikleri kısalıp kalınlaşarak. belirginleşir ve mikroskopta rahatlıkla gözlenebilen kromozomlar meydana gelir. Kromozomlar kendilerini eşleyerek herbiri KROMATİD adını alan bir çift oluştururlar. Henüz DNA sentezi yoktur.1 Hücre döngüsü Hücre siklusu birbirini izleyen 3 evreyi içerir (Şekil 6. Bu dönemde kendilerini DNA sentezine hazır görmeyen hücreler Go adı verilen dinlenme dönemine girerler ve bu şekilde proliferasyona girmeden günler. RNA ve protein sentezi diğer evrelerdeki düzeyde sürer. MİTOZ G2 Şekil 6. haftalar hatta yıllar boyunca bekleyebilirler. Mitoz bölünmede birbirini izleyen 4 evre görülür. 3. Bu sırada plazmada aster iplikleri (iğ iplikçikleri) adı verilen protein iplikler oluşur. 1. -48- . Bir başka ifade ile hücre döngüsü.1). Sentrioller de kendilerini eşleyerek 2 çift haline geçerler ve çiftler birbirlerinden ayrılarak hücrenin kutuplarına doğru hareket ederler. aralık) EVRESİ: Post mitotik evre olarak da bilinir. RNA ve protein sentezi devam eder. 2.genetik materyalin eşit miktarlarda yavru hücrelere bölünmesi ile gerçekleşir. Bu olguların tümü hücre siklusunu (döngü) meydana getirir. G 2 EVRESİ: DNA sentezinin bitmesi ile mitozun başlaması arasında kalan evredir. 1. G 1 (G=Gap. iki mitoz bölünme arasındaki dönemdir. Nukleus zarı ve nukleolus profaz sonunda tamamen kaybolur. Hücre DNA sı iki katma çıkar. S (Sentez) EVRESİ: Bu evrede DNA sentezi yapılır.

Mitoz ve mayoz bölünme arasındaki bir başka farklılık. incelir ve kromatin iplikleri haline dönüşür. Şöyle ki. Kromozomların net olarak görülmesi açısından dokulardan kromozom elde etmek için en uygun ortam metafaz evresidir. bu nedenle indirgenme bölünmesi olarak ta bilinir. iğ iplikçikleri kaybolur. Mitoz bölünme sonucunda tek bir hücreden birbirine eşit miktarda genetik yapıya sahip olan 2 yeni yavru hücre meydana gelir. Daha sonra ekvatoriyel düzlemde bir boğumlanma meydana gelir ve sitoplazma da bölünmesini tamamlar (Sitokinez) ve mitoz sona erer. 3. Böylece yeni meydana gelen bireylerin ebeveynlerden birisine aynen benzemesi yerine. METAFAZ: İkişer kromatidler halinde bulunan kromozomlar sentromerlerinden tutulu halde. Böylece Karyokinez adı verilen nukleus bölünmesi tamamlanmış olur. Endoplazmik retikulum tarafından nukleus zarı. 4.2. cinsiyet hücrelerinde ise 23 kromozom bulunur. dişilerde ise ovum adı verilir. Profazmda anne ve babadan gelen homolog kromozomların karşılıklı gelerek gen alışverişinde bulunmalarıdır. MA YOZ BÖLÜNME Seksüel üreme görülen canlılarda eşey hücreleri (gametler) mayoz bölünme ile meydana gelir. kromozom kolları arkada olmak üzere kutuplara doğru çekilirler. Mayoz bölünmenin en önemli özelliği hücrelerdeki kromozom sayısının bölünme sonunda yarıya inmesidir. iki kutup arasındaki ekvatoriyel düzleme sıralanırlar. TELOFAZ: Kardeş kromozomların kutuplara ulaşması ile telofaz başlar. her ikisinden de ayrı ayrı alacağı -49- . Kardeş kromozomlar kutuplara ulaştığı anda anafaz biter. erkek ve dişi gametlerin birleşmesi sonucu meydana gelen zigotta normal bireylerde bulunması gerekenin iki katı kadar kromozom bulunacaktı. Kromozomlar tekrar uzar. mayoz bölünmenin 1. Eğer mitoz bölünme gerçekleşmese idi. Erkeklerdeki eşey hücrelerine spermium. Bu bölünmede mitozdan farklı olarak ard arda iki farklı hücre bölünmesi meydana gelir. insan vücut hücrelerinde 46. akrosentrik kromozomlar tarafından da nukleolus yeniden oluşturulur. ANAFAZ: Sentromerleri (kinetokor) ile iğ iplikçiklerine tutunmuş olan kromozomlar sentromer önde. (krosing över).

Mitoz bölünme sonrasında iki yeni hücre. 1-MAYOZ bölünmede. Mitoz bölünme sonucunda ise kromozomların sayısı gibi yapısı da değişmeden kalır. c. Mitoz bölünmeden yine farklı olarak Profaz 1 evresi oldukça uzundur ve 5 alt evreye ayrılır.Diploten: Bivalent haldeki kromozomlar birbirlerinden ayrılmaya başlarlar ancak kromatidler kiazma adı verilen birkaç noktada hala birbirlerine tutunmaya devam ederler ki bu noktaların krossing-over bölgelerini oluşturduğu düşünülmektedir. Mayoz bölünme aslında birbirini izleyen 2 ayrı bölünmedir.Diakinez: Homolog kromozomlar birbirlerinden tamamen ayrılırlar. kardeş kromatidler gözlenmez.Zigoten: Anne ve babadan gelen homolog kromozomlar yan yana gelerek eşleşirler ve belli noktalarda birleşerek sinapsis oluştururlar.Pakiten: îyice kısalıp kalınlaşan ve eşleşmelerini tamamlayan kromozomlar 4 kromatidden oluştukları için tetrad adını alırlar. nukleus zarı erimeye başlar ve 1. Profaz sona erer. PROF AZ 1 'in başında kromatin iplikleri kendilerini eşlerler ve kısalıp kalınlaşmaya başlarlar. -50- . MET AFAZ 1: Nukleus zarının tamamen kaybolması ile 1. mayoz sonrasında ise dört yeni hücre oluşur.genlerle farklı bir görünüme sahip olmaları sağlanmaktadır. Kromomer adı verilen kalınlaşmış bölgeler. her kromozom için karekteristiktir. Bir önceki S (Sentez) fazında kromozomlar replike olmalarına karşın. Nukleolus parçalanır. Sentriol çiftleri kutuplara çekilerek iğ (aster) ipliklerini oluştururlar. b. e. Bu evrede homolog olmayan kromatidler arasındaki gen alışverişi olarak tanımlanan krossing-over olayı gerçekleşir. d. İkişer kromatidli homolog kromozomlar sentromerlerinden ekvatoriyel düzleme sıralanırlar.Leptoten: Kromozomlar ince uzun iplikçikler halinde belirginleşmeye başlar. Metafaz başlar. a. en kısa ve kalın hallerine gelirler.

Daha sonra interkinez adı verilen interfaz evresi başlar. -51 - .Mayoz tamamlanmış olur ve 2 yavru hücre meydana gelir. 2. Mitozdaki interfazdan farklı olarak bu dönemde DNA sentezi yoktur.ANAFAZ 1: Her bivalentteki homolog kromozomlar sentromerleri önde olmak üzere kutuplara doğru çekilirler. ANAFAZ 2: Kardeş kromatidler birbirlerinden ayrılarak sentromerleri önde olmak üzere kutuplara çekilirler. TELOFAZ 1: Haploid (n) sayıda kromozom içeren kalıtsal materyel kutuplarda toplanır. uzun ipliksi formlarına dönerler. METAFAZ 2 : Kardeş kromatidler ekvatoriyel düzlemde sıralanırlar.2). TELOFAZ 2: Haploid (n) sayıdaki kromozomlar kutuplara ulaşınca. Sitokinezin de tamamlanması ile 4 yavru hücre meydana gelir (Şekil 6. PROFAZ 2: İğ iplikleri tekrar oluşur. MA YOZ bölünme prensip olarak mitoz bölünme gibidir. sitokinezin de gerçekleşmesi ile l. nukleus zarı oluşmuş ise parçalanmaya başlar. Nukleus zan ve nukleolus yeniden meydana gelir.

1 Şekil 6.2 Mayoz Bölünme -52- .Anafaz 1 Metafaz 1 I RekombinantK Rekombinant Olmayan K.

Mayoza girerler ve SPERMATÎDLERİ meydana getirirler. Bu hücreler daha sonra 1. dişi hücre ovumun gelişimine ise OOGENEZ adı verilmektedir. prenatal gelişmenin 3. Daha sonra hemen 2. Bundan sonraki aşamalar fertilizasyon -53- .5 milyon oosit var iken zamanla bunların çoğu dejenere olur ve sadece 400 kadarı olgunlaşır. Primordial germ hücresinin çok sayıda mitoz geçirmelerini takiben farklı gelişim evrelerindeki SPERMATOGONİUM adı verilen diploid (2n) kromozom sayısına sahip hücreler seminifer tübüllere dizilirler ve gelişim süreçlerinin son evresinde de PRİMER SPERMATOSİT haline geçerler.3 GAMETOGENEZİZ Erkek ve dişi gonadlarda gametlerin (eşey veya cinsiyet hücreleri) oluşmasına gametogeneziz denir. İçlerinden en fazla sitoplazma. Erkek cinsiyet hücre olan sperm gelişimine SPERMATOGENEZ. seksüel olgunlaşmanın tamamlanması ile testislerdeki seminifer tübüllerde meydana gelir. dolayısıyla organel içeren bir tanesi sekonder oosit haline geçer. Spermatogonium => Primer spermatosit => Sekonder spermatosit => Spermatit =» S PERM ATOZO A OOGENEZ: Spermatogenezden oldukça farklı olarak oogenez doğumda büyük ölçüde tamamlanmış durumdadır. Mayoz başlar ve ovulasyon sırasında metafaza geçer. Polar cisimciği meydana getirirler.6. Yeni doğanda 2. Doğumda primer oositler profaz l'in diktiyoten evresine ulaşmış durumdadır ve bu şekilde yıllarca kalır. SPERMATOGENEZ. Mayozu tamamlarlar. ayında PRİMER OOSİTLERİ oluşturmaya başlar. Mayoza girerek haploid (n) sayıda kromozom içeren SEKONDER SPERMATOSİTLERÎ oluştururlar. diğerleri ise 1. Bölünme sonunda tek bir primordial hücreden 4 tane olgun sperm meydana gelmiş olur. Sekonder spermatositler hızla 2. över korteksinde primordial germ hücresinden yaklaşık 30 mitoz geçirerek gelişen oogonium. Kadın seksüel olgunluğa ulaştığı zaman her folikül olgunlaşarak ovulasyon meydana gelir ve oositler hızla 1. Bundan sonraki aşama spermatidlerin olgunlaşmasıdır. Şöyle ki.

Oogonium Primer oosit => Ootid => OVUM Sekonder oosit ve Kutup cisimcikleri Görüldüğü üzere överdeki tek bir primordial germ hücresinden sadece bir tane olgun ovum meydana gelmektedir. -54- .gerçekleşir ise devam eder. döllenme olmaz ise ovum 48 saat içerisinde ölür.

H2a.1 GİRİŞ GEN VE KROMOZOM Polipeptid veya fonksiyonel RNA molekülü gibi bir ürünün sentezlenmesinden sorumlu olan kromozomal DNA dizisine GEN adı verilir. Görüldüğü üzere canlı hücrelerde bulunan kromozomlar aslında mikroskoptaki preparatlarda veya fotoğraflarda görüldüğü gibi sabit olmayıp. Sonraki aşamada solenoidler 10 ila 100 kilobazlık aralıklarla histon olmayan proteinlere (skafold) bağlanırlar ve loop (domain) ya da ilmekler oluşturarak kromozomu meydana getirirler. akıcı ve dinamik yapılardır. Kromatinin temel yapısal elementi olan nükleozomlar daha sonra oldukça yoğun şekilde kıvrılarak bobin benzeri bir solenoid model oluştururlar. Yapısı incelendiğinde kromatinin. Bu proteinler 2 tiptir. DNA dışında çok az miktarda RNA ve proteinden oluştuğu görülmüştür. Histon (Bazik) (H1 . H1 histonu bu aşamada bağlanarak nükleozomların paketlenmesini sağlar.H3.H4) 2. 1. Solenoidin her dönüşü 6 nükleozom içerir. Histon olmayan asidik proteinler H1 dışındaki histonlardan 2 şer tanesinin (oktomer) üzerine yaklaşık iki kez DNA'nın sarılması ile nükleozom adı verilen boncuk veya disk benzeri yapılar meydana gelir. Nükleozomlar birbirine bağlaç (linker) DNA ile bağlanırlar. -55- .H2b.BOLUM 7 ÖKARYOTİK DNA'NIN ORGANİZASYONU 7. înterfaz evresinde nukleusta bulunan genetik materyale KROMATİN denildiğini biliyoruz.

> Telomer > Kısa Kol (p) -> Kromatid > ^ Sentromer • Uu Kol (q) zn -•Telamer KROMATİD: Kromozomu oluşturan ve sentromerde birleşen iki yavru daldan herbiridir.7.1 de görüldüğü üzere bir kromozomun yapısı incelendiğinde aşağıdaki kısımlar görülür.2 KROMOZOMLARIN MORFOLOJİK ÖZELLİKLERİ Kroma (color) ve soma (vücut) kelimelerinden oluşan kromozomlar bölünme esnasında nuklear materyelin kondanse olması ile ortaya çıkan çubuk şeklindeki yapılardır. Her türün kromozom sayısı sabittir ve cinsiyet hücreleri dışında o türün bütün hücrelerinde aynıdır. bezelyede 14 kromozom bulunur. Şekil 7. Bu kromozomlar üzerinde cinsiyeti belirleyen genler bulunmaktadır. -56- . Metafaz plağı adı verilen ve bir hücredeki tüm kromozomları içeren bu gruptaki kromozomlann sayıları ve morfolojik özellikleri saptanabilmektedir. İnsanlardaki 46 kromozomun 44 tanesi vücut hücrelerine ait olup otozom adını alır. diğer iki tanesi ise cinsiyet hücrelerine ait kromozomlardır ve cinsiyet veya da seks kromozomları olarak adlandırılırlar. erkeklerde ise XY dir. Mitozun metafaz veya prometafaz (ya da geç profaz) evreleri kromozomların mikroskop altında incelenebildikleri en uygun dönemlerdir. Drosofılada (meyve sineği) 8. Kadınlarda cinsiyet kromozomları XX. Örneğin insanda 46.

3. 7. darlık): Kromozomların bölünme sırasında iğ iplikçiklerine tutundukları ve kromatidlerin birleştiği kısımdır. Sentromer aynı zamanda kromozomu kısa kol (p) ve uzun kol olmak üzere iki kısma ayırmaktadır.14. sık tekrarlayan karekteristik DNA dizilerini içerirler. Sentromerin lokalizasyonu kromozomlar 4 gruptur. 4. kromozomların boyları.21 ve 22 No'lu kromozomların kısa kollarına ince saplarla bağlanan nüklear materyeldir. 3. 2.15. SENTROMER (Primer büzüntü.3 KROMOZOMLARIN SINIFLANDIRILMASI 1956 yılında Tijo ve Levan adlı araştırıcılar tarafından insanlarda 46 kromozomun olduğu gösterilmiştir. Metasentrik: Sentromer ortadadır. TELOMER: Kromozomların uç kısımları olup.9 ve 16 numaralı kromozomlarda görülen ikinci bir darlıktır. kısa ve uzun kollar eşit uzunluktadır. daha koyu boyanan ve inaktif genleri içeren kesimdir. ve p. SEKONDER BOĞUM (Darlık): 1. sentromer pozisyonları.SATELLİT: İnsan akrosentrik kromozomları olan 13. Akrosentrik: Sentromeri kromozomun bir ucuna çok yakın olan kromozomlardır. bant ve otoradyografık özellikleri dikkate alınarak geliştirilen bir sınıflandırma sistemi uygulamaya konmuştur. -57- . Submetsentrik: Sentromer merkezden uzaktır ve iki kolu birbirine eşit değildir. sekonder darlığın bulunup bulunmaması. Telosentrik: Sentromer tek uçtadır ve tek kromozom kolu vardır. açık boyanan ve aktif genlerin bulunduğu genetik materyaldir. İnsanlarda bu tip kromozomlar bulunmaz. HETEROKROMATİN: İnterfaz sırasında çözülmeden kalan. ÖKROMATİN: İnterfaz sırasında çözülen.q kollarının uzunluklarına göre 1. Bir süre sonra kromozomların rahatlıkla incelenebilmesi için gruplandırma gereksinimi ortaya çıkmış ve bu amaçla. açık boyanır.

aşağıdaki basamaklarda anlatıldığı şekilde uygulanır. 1 ve 3 No'lu kromozomlar metasentrik. 5 No'lu kromozomları içerir. E grubu: 16-18 No'lu submetasentrik kromozomlardır. A. RPMI 1640. önceden hazırlanmış olan kültür (vasat) ortamına ekilir.Bu sisteme göre insan kromozomları. Hepsi submetasentriktir.B. -58- . Kültür ortamında ayrıca kontaminasyonu (mikrobik bulaşma) önlemek amacıyla antibiyotik.F. X kromozomu: C grubu kromozomlardan 6 numaralı kromozoma benzer.G kromozomları olarak gruplandırılırlar. Her ikisi de C grubu: 6-12 No'lu kromozomları içerir. 2 No'lu kromozom ise submetasentriktir. MEM (Minimal essential medium) gibi besiyerlerinden herhangi birisi tercih edilerek kullanılır.3 No'lu boyları en büyük olan grubu oluşturur. Y kromozomu: Büyüklük olarak G grubu kromozomlara benzer ancak satellitleri yoktur. B grubu: 4 ve submetasentriktir. deri fıbroblastları. 7. uzun kolları birbirine paraleldir ve daha koyu boyanır. Mc Coy's. kromozom metasentriğe daha yakın görünür.2. koryon villus hücreleri ve kanser dokusundan kromozom elde etmek mümkündür. Ham's F10. Kültürde.E. F grubu: 19 ve 20 numaralı metasentrik kromozomlardır. bantlama yapılarak ayrılır. oldukça heterojen bir gruptur ancak bantlama yapılarak ayırd edilebilirler. En sık olarak kullanılan periferik kan kültürü.4 KROMOZOM YÖNTEMLERİ ELDE ETME VE İNCELEME 16 No'lu Periferik kan lenfositleri başta olmak üzere kemik iliği.D. İlk aşamada steril olarak ve pıhtılaşmayı önlemek üzere heparin kullanılarak alınan kan. M 199.C. G grubu : 21 ve 22 numaralı küçük akrosentrik kromozomlardır. D grubu: 13-15 No'lu büyük akrosentrik kromozomları içerir. mitozu uyaran fîtohemaglutinin ve L-glutamin bulunur. ve cinsiyet A grubu: 1. amniyon sıvısı.

1972 yılına kadar kromozomlar sadece boyanarak incelenirken. Daha sonra 3:1 oranında hazırlanan metanol. asetik asit karışımı (fîksatif) kullanılarak kromozomlar fıkse edilir ve lam üzerine yayılarak kurutulur ve preparat haline getirilir.C bandı.Genel olarak 5 ml'lik kültür ortamına 0. G bandı uygulanarak elde edilen karyotip örneği Şekil 7.Q bandı ve NOR (Nüklear organizer region) dur. günümüzde kromozomların tek tek tanımlanabilmesi ve yapılarının detaylı olarak incelenebilmesi için bantlama yöntemleri geliştirilmiştir.4 ml erişkin kanı eklenir ve 37 C° lik etüvde 72 saat inkübe edilir. Bantlama yöntemlerinden en yaygın olarak kullanılan G (Giemsa) bandıdır. Kültür süresinin son ikinci saatinde (70. Dipte çökelmiş olan hücrelerin üzerine hipotonik bir solüsyon (KC1.2 de görülmektedir. Süre sonunda kültür içeriği santrifüj edilerek üstte kalan supernatan kısmı atılır. PCR ve Flow sitometri yöntemleri de oldukça güvenilir sonuçlar vermektedir. Diğer bantlardan bazıları R bandı. saat) mitozu özellikle metafaz evresinde durduran kolşisin adlı madde eklenir. Son yıllarda kromozomların incelenmesinde kullanılan FISH (Floresans in situ hibridizasyon).Potasyum klorür) koyularak hücrelerin patlatılması ve kromozomların açığa çıkarılması sağlanır. -59- .

11 b » 11 41 il tt W Un n *W i İ ir H*t « I Tİ n c t k ••»•ı /«fa «w-» * *r 3 IV / I % i İ f ut.2 Normal insan karyotipi -60- .** Şekil 7.

Farklı özellikleri etkileyen genler birbirinin aleli değildir.BOLUM 8 MENDEL İLKELERİ 8. Homolog kromozomların belli bir lokusunda bulunan aleler identik yani birbirinin aynı ise birey bu özellik için HOMOZİGOT'tur. Mendel'in ilkelerini daha iyi anlayabilmek için bazı kavramların açıklanmasında yarar vardır. HETEROZİGOT: Bir çift homolog kromozom üzerinde belli bir lokusta iki farklı alel taşıyan birey veya genotiptir. Canlıların çeşitli özelliklerini kontrol eden genler çiftler halinde bulunmakta olup. bugün GEN olarak tanımlanmaktadır. aynı genin alternatif formlarına ALEL adı verilir. Bir bireyin genetik yapısı olan genotip ve çevre ile tayin edilen gözlenebilir fizyolojik.1 GİRİŞ Kalıtsal özelliklerin sonraki kuşaklara nasıl aktarıldığı ilk kez Gregor Mendel tarafından 1866 yılında ortaya konmuştur. Bir özelliği belirleyen aleller homolog kromozomlar üzerinde LOKUS olarak tanımlanan karşılıklı bölgelerde bulunurlar. bezelye (Pisum sativum) bitkisi üzerinde 7 ayrı özelliği ele alarak yaptığı gözlemlerini matematiksel yöntemlerle açıklamış ve Genetik biliminin temellerini atmıştır. Mendel'in o dönemde kalıtsal birim olarak ifade ettiği kavram. Ör. Bir organizmanın kalıtsal bilgisini kapsayan tüm genlerine GENOTİP denir. morfolojik ve biyokimyasal özellikleri ise o bireyin FENOTİP' ini oluşturur. Mendel. Örneğin AA veya aa. Aa -61 - .

ÜSTÜN DOMİNANTLIK (ÖVER DOMİNANS): Bazen gen ayrıcalığı nedeniyle heterozigot her iki homozigotun fenotipik ölçülerini aşabilir. Büyük harf ile gösterilir.a gen Örneğin . fenotipik olarak aa özelliklerini gösteriyor ise bu duruma eksik veya kısmi dominantlık denir. gizlenmiş resesif bir alel ile normal dominant aleli birlikte bulunduruyor ise bu bireylere taşıyıcı denir. Ör. EKSİK (KISMİ) DOMİNANTLIK: Aa genotipi. A: Dominant normal alel a: resesif mutant (albino) alel GENOTIP AA Homozigot dominant Aa Heterozigot aa Homozigot resesif FENOTIP Normal(Pigment var) Normal pigmentli (taşıyıcı) Albino (Pigment yok) HEMİZİGOT: İki yerine sadece bir kromozom veya kromozom segmenti bulunan bireylerdir. Mutant gen işaretlenir. Bu durum ya X'linked genler için söz konusudur. Bb* (b= mutant gen) YABANIL TİP: Toplumda normal aleli taşıyan bireylerdir. TAŞIYICI: Eğer heterozigot bir kişi fenotipik etkisi zararlı. homolog kromozomlardan birinin delesyona uğradığı kromozomlarda ortaya çıkar. DOMİNANT: Heterozigotlarda fenotipik özelliklerdir. A olarak gözlenebilen RESESİF: Homozigot veya hemizigot gözlenen (eksprese olan) veya özelliklerdir. (+) ile gösterilir. -62- .OTOZOMAL: Cinsiyet kromozomları dışındaki kromozomlardır. bu duruma üstün dominantlık denir. Küçük harf ile gösterilir. Ör. insan vücudunda pigment bulunmaması albinizm adı verilen otozomal resesif bir hastalıktır ve aa olarak ifade edilir. Ör.

BB. Nitekim insanlar A0. heterozigot Aa hem X. Kodominansın en iyi bilinen örneği insanlardaki MN kan grubunu oluşturan alellerdir. MULTIPL ALELLER: Aynı kromozom lokusunda bir gen lokusunda bulunan iki veya daha fazla alel grubuna çoklu veya multipl aleller denir. Örnek olarak. X maddesi AA ve Y maddesi de aa tarafından sentezleniyor ise.AA.00 ve AB kan gruplarından birine sahiptirler. EPİSTASİZ: Belli bir lokustaki genin bir başka lokustaki genin etkisini örtmesi veya baskı altına almasına epistazis. Örneğin. Eğer bir genotipin sıklığı % 100 den az ise azalmış penetrans vardır. baskı altında kalınmaya da hipostazis denir. n (geni taşıyanlar) Penetrans 0 ila 100 arasında değişir. PENETRANS: Bir geni taşıyan ve o gene ait özelliği gösteren kişilerin sıklığıdır. n (geni eksprese edenler) P. hem de Y maddelerini sentezleyebilecektir. Aşağıdaki formül ile gösterilir. -63- . Diploid canlılarda bu alellerden sadece ikisi bulunur. bir diğer kan grubu sistemi olan ABO kan gruplarını verebiliriz.TAM DOMİNANTLIK: Aa genotipine sahip birey kendisinden beklenen Aa genotipini gösteriyor ise o zaman dominantlık tamdır şeklinde ifade edilir. * * aa fenotipi Aa fenotipi AA fenotipi tl Aa burada ise eksik dominantlık fi tam dominantlık 1t üstün dominantlık ORTAKLAŞA DOMİNANTLIK (KODOMİNANS) Heterozigot durumda iken her iki alelin de kendini ifade etmesidir.B0.

Kuşağı meydana getiren Fİ (fılial) bireylerin hepsi heterozigot. bir gen. NON-PENETRANS: Mutant alel kalıtılır. Bu kurala 1.2 MENDEL İLKELERİ tamamen 1. Mendel ilkesi denir. hem de genin alternatif formları olan aleller bağımsız olarak birbirlerinden ayrılarak (segregasyon) gametlere geçerler ve farklı yavru bireylere ulaşırlar. Böylece hem genler. yavruya anne veya babanın genlerinin yalnız bir alelinin aktarıldığı gösterilmiştir. birbirleriyle karışmazlar ve birbirlerini etkilemezler. ancak eksprese edilmez ise penetrans göstermiyor. herhangi bir genin penetransı % 70 ise. Parentel kuşakta kırmızı renkte çiçek açan homozigot dominant (KK) bezelyeler ile beyaz renkte çiçek açan homozigot resesif (kk) bezelyeler çaprazlanmıştır. prenatal veya postnatal dönemde kişinin ölümüne neden olur.AYRIŞIM İLKESİ: Mendel tarafından. kk bireyler de sadece k gametlerini vereceğinden 1. söz konusu geni taşıyan kişilerin ancak % 70' i bu özelliği gösteriyor demektir. Beyaz çiçeklilik resesif -64- . EKSPRESİVİTE: Kişilerde belli bir alelin nasıl ve/veya hangi derecede ifade edildiğini gösterir. Mendel. Homozigot veye heterozigot durumda etkilerini gösteren bu genlere letal genler denir. a l ve a 2 alellerinden oluşuyor ise bunlardan yalnızca biri gametler aracılığı ile yavrulara aktarılacaktır. dolayısıyla bir çift alel söz konusudur ve monohibrid (tekil melez) çaprazlama meydana gelir. KK bireyler sadece K gametlerini. LETAL (ÖLDÜRÜCÜ) GENLER: Bazı genlerin fenotipik olarak belirmesi. 8. anlamına gelen bu ifade kullanılır. Kk genotipinde olacaktır. Tek bir özellik söz konusu ise bir gen. Bugün de biliyoruz ki belli karekterleri oluşturan genler ayrıdır. Melezlemenin başladığı ilk kuşağa parentel kuşak (P) adı verilir. yaptığı çaprazlamalarda kırmızı ve beyaz renkli çiçek açan bezelyeleri kullanmıştır. Örneğin .Örneğin. Değişken ekspresivite olabilir ancak birey o geni taşıyor ise eksprese edilememe durumu söz konusu değildir.

Kuşak (F 2) (Kırmızı) KK Kk 3 Kk kk 1 (Beyaz) Şekil 8.olduğundan (k). Çaprazlamanın yapıldığı bireylerden bu kez hem K hem de k gametleri geleceğinden F2 kuşağında üç genotip ortaya çıkar. Parentel kuşak (Pl) KK Kırmızı çiçekli kk Beyaz çiçekli Gametler K k 1. Bu bireyler kendi aralarında tekrar çaprazlanacak olursa ikinci yavru kuşak (F2) meydana gelir. Fenotipik olarak da 3:1 oranında kırmızı ve beyaz çiçekli bezelyeler gözlenir.1 de yukarıda sözü edilen monohibrid çaprazlama örneği gösterilmektedir. Kuşak (F 1) Kk (Hepsi kırmızı) Kk X Kk 2. bu bireyler genotiplerinde aleli taşıdıkları halde fenotip olarak hepsi kırmızı çiçekli görünürler. ikinci kuşakta (F 2) tekrar gözlenmesi bu özelliğin aslında kaybolmadığını. Eksik dominantlık. Şekil 8.1 Monohibrid çaprazlama -65- .Kk ve kk. ortaklaşa dominantlık ve letal genlerin etkilerinin söz konusu olduğu durumlarda 3:1 fenotipik oranından sapmalar görülür. resesif ve dominant genlerin birbirlerinden bağımsız olarak ayrılarak yeni kuşaklara geçtiğini gösterir. Birinci kuşakta (F 1) kaybolmuş gibi gözüken (k) nin. KK.

2. -66- . Bu kurala bağımsız düzenlenme ilkesi denir. P UU KK X uu kk ı Uzun-Kırmızı X Gametler UK X .2 İki gen çiftinin bağımsız düzenlenme ilkesine göre dağılımları. kısa-beyaz uk i F1 Gametler UK UuKk X UuKk i UK UUKK UUKk UuKK UuKk Uk UUKk UUkk UuKk Uukk uK UuKK UuKk uuKK uuKk uk UuKk Uukk uuKk uukk Şekil 8. Bağımsız düzenlenme ilkesine ilişkin çaprazlama yapılırken anne ve babanın. yani atasal kuşak bireylerin fenotiplerine bakılarak genotipleri belirlenir ve daha sonra bu bireylerin vereceği gamet tip ve sayıları saptanır.BAĞIMSIZ AÇILIM İLKESİ (DÜZENLENME) İki karekteri oluşturan ve farklı kromozomlarda bulunan gen çiftleri yavrulara geçebilmek için önce birbirlerinden ayrılırlar ve homolog kromozomlar arasında meydana gelen kros-over sonrasında rekombinant kromozomlar haline geçerek bir sonraki kuşağa aktarılırlar. Aynı kromozom üzerinde bulunan iki farklı genin bu kurala uymayacağı burada bir kez daha hatırlanmalıdır.

Şöyle ki.2 de görüldüğü üzere ebeveynlerden gelen gametler Punnet karesi adı verilen sisteme yerleştirilerek çaprazlama yapılır ve yeni meydana gelen bireylerin genotipleri ve fenotipleri bulunur. F 1 de. Bireyin taşıdığı özellik sayısı arttıkça verebileceği gamet sayısı da artar. KONTROL ÇİFTLEŞMESİ (TEST ÇİFTLEŞMESİ) Mendel yaptığı deneylerin doğruluk derecesini ölçmek üzere kontrol çiftleşmesi adını verdiği yöntemi uygulamıştır. F 1 de elde edilen bireylerin homozigot ebeveynlerle çiftleştirilmesi suretiyle yapılır. Test. Aa X aa Gametler A a a Aa 1:1 aa -67- .Kırmızı Uzun-Beyaz Kısa-Kırmızı Kısa-Beyaz ATASAL REKOMBİNANT REKOMBİNANT ATASAL Yukarıda uygulandığı gibi eğer çaprazlamada iki çift gen var ise bu dihibrid çaprazlamadır. Aa heterozigot bir birey elde edildi ise test çifleşmesi şu şekilde yapılır. bireyin taşıdığı özellik sayısı 'n' ile gösterilir ise gözlenen gamet sayısı 2 " olacaktır. 9 3 3 1 Uzun. Örneğimizde elde edilen fenotip oranları şöyle bulunmuştur. Örneğin.Şekil 8.

hepsi aynı fenotipe sahip bireyler ortaya çıkar. Monohibrid çaprazlamada olduğu gibi di. AA X aa Gametler A a Aa Tümü aynı O halde bireyin herhangi bir özellik bakımından homozigot yada heterozigot mu olduğunu anlamak için bu bireyin söz konusu özellik açısından homozigot resesif bir bireyle çaprazlanması yeterli olacaktır.Görüldüğü gibi F 1 deki heterozigot birey A ve a olmak üzere 2 tip gamet vermiştir.tri ve polihibrid çaprazlamalarda da kontrol çaprazlaması kullanılır. bunların kalıtımına da Mendeliyen kalıtım (inheritance) adı verilir. Fİ deki birey heterozigot değil de homozigot ise. Çaprazlama yapılan homozigot resesif birey ise tek tip ' a 'gameti verdiğinden. Oysa. -68- . sonuçta 1:1 oranında bireyler elde edilmiştir. Mendel'in ayrışım ve bağımsız düzenlenme ilkeleri uyarınca davranış gösteren özellik ya da niteliklere Mendeliyen özellik (nitelik). Örneğin dihibrid bir çaprazlamada F 2 bireyi geri çaprazlandığı zaman meydana gelen bireylerin oranı 1:1:1:1 şeklinde ise bu birey heterozigottur.

diabette ise hem kalıtsal hem de çevresel etmenler söz konusudur.1 GİRİŞ Canlılar tek hücreli zigot formlarından. yaşamlarının sonuna değin hem kalıtsal hem de çevresel faktörlerin etkileri altındadır. a. Bu düzensizlik ışık mikroskobunda gözlenebilecek kadar büyük ise kromozomal düzensizlik olarak tanımlanır.BÖLÜM 9 KALITSAL HASTALIKLAR 9. Kromozomal düzensizlikler iki türlüdür.7 civarındadır. brakidaktili (kısa parmaklılık) olgusunda kalıtsal. Kalıtsal hastalıklar etyolojilerindeki faktörün türüne göre 3 gruba ayrılırlar. a-Kromozomal hastalıklar b-Gen düzeyindeki hastalıklar c-Multifaktoriyel hastalıklarlar 9. Hastalıkların ortaya çıkmasında bu faktörler değişik oranlarda etkin olurlar.2 A-KROMOZOMAL HASTALIKLAR Genetik materyaldeki mutasyonlar bazen kromozomun çok geniş bir bölgesini kapsayabilir. YAPISAL -69- . Dolayısıyla tanımlanan gebeliklerin % 5 inde kromozom anomalisi vardır denilebilir. SAYISAL b. Örneğin. Tanımlanan gebeliklerin % 15 i erken düşüklerle (spontan abortus) sonuçlanır ve bunların % 50 sinden fazlasında kromozom bozukluğu vardır. veba hastalığında çevresel. Yeni doğanlarda ise bu sıklık % 0.

-70- . telofaz ile hücre ve sitoplazma bölünmeleri gerçekleşmez. İnsanlar diploid canlılar oldukları için gamet hücreleri dışındaki tüm hücreler diploiddir ve 2n = 46 olarak ifade edilir. Poliploidinin ortaya çıkış nedenleri çeşitlidir. i-Poliploidi: Hücrelerdeki kromozom sayısının haploid sayının tam katları kadar artmasıdır. Fertilizasyon sonucu insan hücrelerinde ulaşılan kromozom sayısına diploid denir ve 2n olarak gösterilir. Triplodi ( 3n = 69 ) : Temel kromozom sayısının üç katı kadar artmasıdır. Teorik olarak diğer ploidiler de olabileceği halde henüz insanlarda gösterilmemiştir. Triploidi: Genellikle fertilizasyon sırasında bir spermium yerine iki spermiumun aynı ovumu döllemesi (dispermi) ya da ovum veya spermiumda olgunlaşma bölünmelerinden birinin olmaması sonucunda normal haploid gametin yerine diploid gametin oluşması ile ortaya çıkar. profaz ve metafaz gerçekleşir ancak anafaz. insan haploid kromozom sayısı 23 dür. Örneğin. Buna bağlı olarak kromozom sayıları her bölünmede nukleustaki sayının (n) katları kadar artar. Haploid kromozom sayısı 'n' olarak ifade edilir ve gamet hücrelerindeki sayıya eşittir. Tetraploidi ( 4n = 92 ) : Haploid kromozom sayısının dört katı kadar artmasıdır. iki zigotik bölünmenin tamamlanamamasmdan kaynaklanır. Tetraploidi. Endomitoz : Hücre bölünmesine hazırlık olarak kromozomlar katları kadar çoğalır. endomitoz meydana gelir. İki şekilde görülür.a-SAYISAL: Hücrelerdeki kromozom sayısının o türe özgü kromozom sayısından az ya da çok olmasıdır.

ancak hemen ardından hücre bölünmesi gerçekleşmez ise. diğerinin inaktif olduğunun kabul edilmesine karşın (Lyon hipotezi) Turner sendromu olan kişilerde birtakım bozukluklar ortaya çıkmaktadır. Anöploidi tipleri. Trizomi 18 (Edwards sendromu). hücrede sentromerlerinden birbirlerine tutunmuş çok sayıda kromatidden oluşan kromozomlar ortaya çıkar. ölü doğumlarda ya da erken spontan düşüklerde görülmemiştir. Otozomal monozomiler letaldir.X). Spontan düşüklerde bu derece sık görülmesine karşın. en fazla 47. 47.Endoredublikasyon: Kromozomlar bölünme sırasında normal olarak kendilerini dublike ederek katları kadar artar. -71 - . Bu kişilerde tek bir X kromozomu bulunur. Trizomi. Down Sendromunun insidansı 1/800 canlı doğum olup 30 yaşın üzerindeki annelerde bu insidans daha da artmaktadır. Trizomi 13 (Pateu sendromu) dür. Otozomal kromozomlarda en sık görülen tipleri. Turner Sendromlu bireyler doğarlar ve yaşamlarını sürdürürler. En sık rastlanan monozomi. ii-Anöploidi: Temel kromozom sayısının katları kadar olmayan artma ya da eksilmelere denir. Cinsiyet kromozomlarında ise. X kromozomu monozomisi olan Turner sendromudur (45. Normalde isekadınlarda bulunan iki X kromozomundan sadece birinin aktif olup. Bu olaya endoredublikasyon denir. Trizomi 21 (Down sendromu).XXY (Klinefelter). 1/3'ünde konjenital kalp hastalıkları ve özellikle mental retardasyon ile tanımlanır. karekteristik dismorfik yüz özellikleri. otozomal kromozomlarda görüldüğü gibi cinsiyet kromozomlarında da görülür.XXX olgularına rastlanır. Hipotoni. ellerde Simian çizgisi ve diğer dermatoglifik özellikler. Trizomi 21'in yanısıra Robertsonian translokasyonu ve parsiyel trizomi 21 sonucunda da Down Sendromu görülür. MONOZOMİ: Belli bir kromozomdan normalde iki adet bulunması gerekir iken bir tane bulunmasıdır.XYY ve 47. TRİZOMİ: Herhangi bir kromozomdan hücrede iki tane bulunması gerekirken üç tane olmasıdır.

Sendromlann bazılarında mozaisizm söz konusudur (Bölüm 9.3). Mozaik bireylerde mutasyona uğramış hücre oranına göre sendromun ciddiyeti değişir. Anöploidinin meydana geliş nedenleri; a-Ayrılamama (Non-disjunction) Bölünmenin anafaz evresinde kromozomların sentromerlerinden uzunlaması yerine, meydana gelen hata sonucu enine ikiye bölünmeleri ile hücrenin bir kutbuna iki kromozom birlikte giderken diğer kutba aynı kromozomdan hiç parça gitmez. Sonuçta oluşan yavru hücrelerden bir bölümü bu kromozomlardan üç tane içerirken (trizomik), diğer bölümünde ilgili kromozomdan hiç bulunmaz (monozomik). Bu olaya ayrılamama denir. Olgunun ortaya çıkmasındaki etmenler kesin olarak bilinmemekle beraber ileri anne yaşı, maternal hipotiroidizm, radyasyon veya viral enfeksiyona bağlı olarak görülme sıklığında artış olduğu bildirilmektedir. b-Anafaz gecikmesi (Anafaz lagging) Normalde uzunlamasına bölünerek kutuplara çekilmekte olan kromozomlardan biri anafaz sırasında geri kalır. Hareket etmekte geciktiği için geri kalan bu kromozom ya diğer kromatidinin bulunduğu kromozom grubuna katılır ya da bölünme sırasında ortadan kaybolur. İlk olasılıkta söz konusu kromozomdan hücrede bir tane olması gerekirken iki tane bulunur ve bu hücre normal bir tane kromatid içeren hücre ile birleşirse toplam üç adet kromozom içeren, yani trizomik hücre ortaya çıkar. İkinci olasılık ortaya çıkar ve kromozom kaybolur ise o kromozomdan hiç bulundurmayan hücre ile yine normal bir adet kromozom taşıyan hücre birleşir ve monozomik hücre meydana gelir. b-YAPISAL KROMOZOM ANOMALİLERİ Kromozomların yapılarında meydana gelen düzensizliklerdir. Birçoğu mikroskopta saptanabilir. i-Translokasyon:Bir kromozomdan kopan parçanın başka bir kromozoma yerleşmesidir. Eğer translokasyon sırasında kromozom parçası yani genetik materyal kaybı yok ise dengeli, aksine gen kaybı var ise dengesiz translokasyon söz konusudur.
-72-

Uç tip translokasyon vardır; Karşılıklı (Resiprokal) : Bir kırılma sonucu homolog veya homolog olmayan kromozomlardan kopan parçaların karşılıklı yer değiştirmesidir. Sentrik füzyon (Robertsonian) : Akrosentrik kromozomların kısa kollarının kaybolması, uzun kollarının birleşmesi sonucu meydana gelir. Transpozisyon : Homolog olmayan iki kromozomdan birinde iki noktada, diğerinde ise bir noktada kırılma olur. Daha sonra birinciden kopan parça ikincinin arasına girer ve kaynaşırsa transpozisyon meydana gelir. ii-Delesyon: Kromozomdan bir parçanın kopup kaybolmasıdır. Eğer kırılma kromozomun uç kısmında ise terminal delesyon ortaya çıkar. İki darbe sonucu kopan parça aradan çıktıktan sonra geriye kalan kısımlar yeniden kaynaşırsa interstitiel delesyon dan söz edilir. iii-Duplikasyon (Artma) : İki kromozomdan birinde çift taraftan kopan parça, diğerinde tek bölgeden kopan aralığa girerek kaynaşırsa duplikasyon ortaya çıkar. iv-İnversiyon : Kromozomda iki noktada kopma olması ve hemen ardından kopan parçanın kendi ekseni etrafında dönerek kopmanın meydana geldiği noktalardan tekrar yapışmasıdır. Ters dönen kromozom parçası sentromeri içeriyor ise perisentrik, sentromerin dışında ise parasentrik olarak tanımlanır. v- Ring (Yüzük) kromozom : Kromozomun her iki kolunun uçlarında kopma meydana gelirse bu bölgeler yapışkan hale geçerek birleşirler. Görünüm yuvarlak bir şekil aldığı için kromozoma yüzük adı verilmektedir. vi- İzokromozom : Sentromerlerin boyuna yerine enine bölünmesi sonucu meydana gelen kromozomlardır. Bu hatalı bölünme sonucunda ya sadece kısa kolları ya da uzun kolları içeren kromozomlar meydana gelir.

-73 -

9.3 B-GEN DÜZEYİNDEKİ HASTALIKLAR Kromozomlar üzerinde lokalize olan genlerde meydana gelen mutasyonlar sonucunda ortaya çıkan hastalıklardır. Mendel yasalarına uygun olarak kalıtılırlar ve belli kalıtım kalıpları gösterirler. Bilindiği üzere insanlardaki 46 kromozomdan 44 tanesi otozomdur ve üzerlerinde otozomal genler taşırlar, geriye kalan 2 kromozom ise cinsiyet kromozomudur ve cinsiyeti belirleyen genler taşırlar. Gen düzeyindeki hastalıkların incelenmesinde en sık uygulanan yöntem pedigri-aile yöntemidir. Pedigride tüm aile fertleri bir şema üzerinde gösterilir, probandm diğer kişiler ile olan yakınlığı ve tüm bireylerin belli bir kalıtsal özelliğe göre durumları belirtilir. Hastalık ve aile hakkında fikir vermesi açısından çok önemlidir. Uzman kişiler tarafından yeterli zaman ayrılarak ve mümkün olan en fazla sayıda aile ferdi ile görüşülerek hazırlanmalıdır. Pedigride kullanılan bazı semboller Şekil 9.1 de gösterilmektedir.


o

Erkek Kadın Proband Taşıyıcı Ölü birey

ı

Düşük Evlilik Akraba Evliliği Çocuksuz Evlilik Monozigotik ikizler


0

•—o •=o
DjO

jzr

Prenatal ölüm

A

| Otozomal özellikler için heterozigot

Şekil 9.1 Pedigride kullanılan bazı semboller

-74-

.İlgili genin penetransı tam olmaz ise hastalık kuşak atlıyor gibi görünür. Huntington Koresi. a-OTOZOMAL i-Otozomal dominant ii-Otozomal resesif b-GONOZOMAL (CİNSİYETE BAĞLI) i-X'e bağlı dominant ii-X'e bağlı resesif iii.Hastalık kuşak atlamaz ve dikey kalıtımlıdır. Hastalık kız ve erkek çocuklarda aynı oranda görülür. . Otozomal dominant hastalıklardan bazıları. Bir başka ifade ile her kuşakta görülür.Hem anne hem baba hasta (heterozigot) ise çocukların % 75'i hasta olur.75 - . Polikistik böbrek sendromudur. ya da her ikisi birden hastadır. . (heterozigot) diğeri normal ise doğacak çocukların yarısı (%50) hasta olur. . . Özellikleri. Akondroplazi.Kalıtım kalıpları 2 grupta toplanır. . .2 ).Y kromozomal i-Otozomal dominant kalıtım: Otozomal kromozomlar üzerinde taşman dominant nitelikli genlerle olan kalıtıma denir.Anne ya da babadan birinin gonadlarmda bir mutasyon olmuş ise kendileri normal oldukları halde birden fazla çocukları hasta olabilir (Şekil 9.Hastalık sporadik vak'a olarak ortaya çıkmış ise hasta kişinin anne ve babası normaldir.Eşlerden birisi hasta. .Hasta kişinin ya annesi ya babası.

.Hasta kişi heterozigot olarak aynı mutant geni taşıyan bir bireyle evlendiği zaman çocuklarının yarısı heterozigot normal. -76- . otozomal resesif olarak tanımlanır. Eğer herhangi bir ailede bu tip hastalık var ise ailenin birçok bireyi heterozigot taşıyıcı olabilir. .o1 n J T 1 2 3 o-r-m 4 m r ^ r o Şekil 9.Küçük ailelerde olgular familyal olmaktan çok sporadiktir. homolog kromozomların her ikisi üzerinde birden bulunduğu zaman yani homozigot olduğu zaman etkisini gösteriyor ve hastalık oluşuyor ise hastalık.2 Otozomal dominant kalıtım ii-Otozomal resesif kalıtım Mutant gen.Akraba evlilikleri hastalık riskini arttırır. .Hasta kişi normal bir birey ile evlenirse çocuklarının hepsi normal fakat taşıyıcı olur. yarısı hasta olur. . . Bu nedenle akraba evlilikleri ciddi sakıncalar yaratmaktadır (Bölüm 11 ). dolayısıyla hasta olma riskleri vardır. Özellikleri.Hasta çocuğun anne ve babası normal görünümlü ve taşıyıcıdır. . 3/4 olasılıkla sağlıklı olurlar.. Bu durumda hasta kişiler hem annelerinden hem de babalarından birer tane mutant gen alırlar. Bir mutant gen için anne ve babaları heterozigot olan çocukların her birinin % 25 olasılıkla homozigot mutant.Hasta çocuğun kardeşleri cinsiyet farkı olmaksızın 1/4 olasılıkla hasta.Hastalık genellikle tek kuşakta görülür. . geçiş yatay tiptedir.

4 ). erkek çocukları ise normal olur.Otozomal resesif hastalıklardan bazıları. ancak kadınlarda iki X olduğu için kalıtım biçimleri farklı olmaktadır. -77- .3 Tipik otozomal resesif kalıtım gösteren bir ailenin pedigrisi b-GONOZOMAL KALITIM i-X'e bağlı dominant kalıtım X kromozomu üzerindeki genler dominant veya ressesif olabilir. Şekil 9. -Hasta kadının kız ve erkek çocuklarının yansı hasta olur. -Hasta erkeğin kız çocukları hasta. Örneğin hipofosfatemik raşitizm hastalığı bu şekilde kalıtılır. sendrom. -Hastalık erkekten erkeğe geçmez. hastalığı hem kız hem de erkek çocuklarının yarısına verir. Özellikleri. Adrenogenital Albinizm ve Fenilketonüri olarak sayılabilir. fakat baba erkek çocuklarına X kromozomu veremeyeceği için erkek çocuklar normal olurlar. Bu tip bir hastalığı olan kadın. (Şekil 9.

yarısı taşıyıcı.I n III n 2 1 2 o 3 4 3 •a • 2 4 IV Şekil 9. ancak ilgili gen için taşıyıcıdır. . Mutant genler çoğunlukla hasta olmayan taşıyıcı kadınlar tarafından aktarılarak erkeklerde hastalık meydana getirir. erkeklerin yansı sağlıklı diğer yansı ise hasta olacaktır.Hasta erkek taşıyıcı kadınla evlenirse kızların yarısı hasta.5) -78- . erkek çocukların ise yarısı sağlıklı. . (Şekil 9.Taşıyıcı kadın sağlıklı erkekle evlenirse kızların yarısı normal. .4 X'e bağlı dominant kalıtım ii-X'e bağlı resesif kalıtım t 2 Ö 3 Kadınlarda iki X kromozomu olduğundan resesif etkili mutant gen ya homozigot ya da heterozigot durumda olacaktır. Örneğin. Oysa erkekte tek X kromozomu olduğundan bu kromozom üzerindeki genin Y kromozomu üzerinde alleli bulunmamaktadır (hemizigot).Hastalık erkeklerde görülür ve bunların anneleri normal. Testiküler feminizasyon gibi hastalıklar bu tip kalıtım gösteren hastalıklardan bazılarıdır. erkeklerin tümü sağlam olur.Hastalık babadan oğula geçmez. Bu nedenle X kromozomu üzerindeki gen ister resesif. yarısı hasta olacaktır.Hasta erkek sağlıklı kadınla evlenirse. ister dominant etkili olsun etkisini gösterecektir. . Hemofili. yarısı taşıyıcı. kız çocuklarının tümü taşıyıcı. Özellikleri. Ducnenne tipi kas distrofisi. .

klasik olmayan transmisyon şekilleri vardır. normal olan DNA diğer hücreye veya her iki DNA da tek bir hücreye geçebilir.I OrO 1 2 D 1 ö 2 n 3 4 m iii. Somatik veya germline (cinsiyet hücreleri) hücrelerde meydana gelebilir. MERRF ve Leber'in optik atrofısi dir. Ovumda bol miktarda mitokondri bulunur oysa spermiumda çok az sayıdadır ve bunlar yavrulara geçmez. Bu durumda mutant geni alan hücrede aktarılan mutant gen miktarına bağlı olarak hastalık ortaya çıkar. -79- . Bu şekilde kalıtıldığı düşünülen herhangi bir hastalıkta henüz tanımlanmamıştır. Bazı mitokondriyel hastalıklar MELAS. Bölünme sırasında eğer mutasyona uğramış DNA var ise bu DNA nın tümü bir hücreye. Tek gen hastalıklarının geçişini etkileyen Mendeliyen kalıtım kalıplarının dışında. MOZAİSİZM Tek bir zigottan gelişen bireyde veya dokuda iki veya daha fazla genetik yapıya sahip hücrelerin bulunmasıdır. babadan geçiş olmaz.Y kromozomal kalıtım 2 3 Şekil 9. Bu nedenle mitokondriyel hastalıklar sadece anneden çocuklara geçer.5 X'e bağlı resesif kalıtım Y kromozomu üzerinde erkekliği belirleyen genlerin (SRY gibi) dışında fazla gen bulunmadığı düşünülmektedir. ortaya çıkmasındaki başlıca nedenin somatik mutasyon olduğu kabul edilmektedir. MİTOKONDRİYEL KALITIM Kendine özgü DNA içeren mitokondri basit füzyon ile bölünmek suretiyle çoğalır. Kromozomal düzensizliklerde görülür.

bu olguya genomik imprinting denir.GENOMİKIMPRINTING Bazı genetik düzensizliklerde hastalık fenotipinin görünümü (ekspresyonu) otozomal genin anneden veya babadan kalıtılmasına göre değişiklik gösterir. UNİPARENTAL DİZOMİ Bir kromozomun homologlarının. yarık damak. Örneğin 15 numaralı kromozomda (15 qllql3) meydana gelen delesyon çocuklara anneden aktarılırsa Angelman sendromu. anne veya baba olmak üzere ebeveynlerden sadece birinden çocuklara aktarılmasıdır. babadan aktanlırsa Prader-Willi sendromu görülür. Hesaplanması zor olmakla birlikte tekrarlama riskinin birinci derece akrabalarda % 2 ila 10 olarak değiştiği kabul edilmektedir. yank dudak. Yukarıda anlatılan Prader-Willi sendromunda 15. Nöral tüp defektleri. -80- . normal gelişim için genlerin yavrulara her iki ebeveynden de aktarılması gerekmektedir. Kromozomda delesyon olmadığı halde her iki homologun da anneden kalıtıldığı. konjenital kalp anomalileri bu tip hastalıklara örnek olarak verilebilir. Her iki sendrom. O halde özetle denebilir ki. babadan hiç kromozomun alınmadığı vak'alarda hastalığın yine ortaya çıktığı görülmüştür. birbirinden tamamen farklı klinik bulgular ile seyreden ayrı hastalıklardır.MULTİFAKTÖRİYEL HASTALIKLAR (POLİJENİK) Multifaktöriyel kalıtım ile geçen hastalıklar iki ya da daha fazla mutant gen ile çevresel etkenlerin etkileşimi sonucu ortaya çıkan hastalıklardır. C.

eğer yaşamla bağdaşmayan bir hastalık söz konusu ise gebeliği sonlandırmaya kadar varan geniş spektrumda birtakım seçenekler sunulmuş olur.Patolojik ultrason bulgusu f. a. serbest östriol ve beta human koryonik gonadotropin hormon düzeylerindeki değişikliklere bağlı olarak riskli üçlü test sonucu elde edilmesi -81 - . Böylece anomalili bebek sahibi olma riski olan ailelere fetüsün durumu hakkında bilgi verilerek. Ailede Mendeliyen genetik hastalıkların bulunması h.BOLUM 10 PRENATAL TANI (DOĞUM ÖNCESİ TANI) 10.1 GİRİŞ Son yıllarda geliştirilen yöntemlerle fetüs henüz anne karnında iken bazı kalıtsal hastalıkların tanılarının konması mümkün hale gelmiştir. 16.-18. Hatta bazı endişelerle gebe kalma korkusu olan kişiler de bu tip testlerin olması güvencesi ile yeni gebelik karan alabilirler. 2 den fazla nedeni bilinmeyen ölü doğum ve/veya mental retardasyon hikayesinin bulunması g. Anne yaşının 35 in üzerinde veya 16 dan küçük olması c. Eşlerden birinin translokasyon taşıyıcısı veya kromozomal anomaliye sahip olması d.Çiftin daha önce kromozom anomalili bebek sahibi olması e. kendilerine prenatal girişimden. Doğum öncesi tanı yapılmasını gerektiren durumlar (endikasyonlar) şunlardır. b. Kromozom anomalisi açısından yüksek risk taşıyan çiftler.Ailede anomalili doğum.) i. (örneğin epilepsi veya insüline bağlı diabeti olan kişilerde anomalili doğum riski artar. Haftalarda ölçülen ve fetüsün durumu hakkında bilgi veren alfa-fetoprotein. Maternal patoloji olması.

Haftasından başlayarak 2.) oluşur.j. Koryon villus dokusu 3 kısımdır. Gerçek endikasyonu olan kişilere uygulanmalıdır zira testin tipine göre değişen ölçüde anneye zarar verme riski taşımaktadır. Bu hücreler alındıktan sonra üzerlerinde incelenecek hastalığın tipine göre sitogenetik. Villus stroması ise fetal damar ve bağ dokusu hücrelerinden (mezenşim. fıbroblast. Gebelik sırasında enfeksiyon veya teratojene maruz kalma Prenatal tanı yöntemleri vazif ve invazif olmak üzere 2 gruba ayrılır. Sitotrofoblast hücreleri Sinsisyotrofoblastlar Villus stroması Sitotrofoblastlar mitotik aktivitesi çok yüksek olan hücrelerdir. tnvazif yöntemler. hormon ölçümlerinde kullanılırlar. Sinsisyotrofoblastlann bölünme özelliği yoktur. biyokimyasal (enzim) ve moleküler genetik (DNA) çalışmalar yapılır. X'e bağlı genetik hastalık taşıyanlarda eğer hastalık için spesifik bir tanı yöntemi uygulanmıyor ise cinsiyetin saptanması k. 1. İnvazif yöntemlerden bazıları şunlardır. Uzun süreli kültürde üreyen hücreler bu hücrelerdir. -82- .KORYON VİLLUS BİYOPSİSİ (CVS. Fetus ile aynı genetik yapıya sahip olan ve ileride plasentayı oluşturacak olan koryon villus dokusunun incelenmesi esasına dayanır. Trimestre boyunca uygulanabilen bir yöntemdir. bu nedenle direkt preparasyon ya da kısa süreli kültürde (3 ila 56 saat arasında değişen sürelerde) kullanılırlar. fetüse ait hücrelerin direkt olarak alınarak incelendiği yöntemlerdir. retikulum h.CHORIONIC VİLLUS SAMPLING) Gebeliğin 11. ve 3.

CVS. haftaları arasında fetusun içerisinde bulunduğu amniyon sıvısından 2-20 ml kadar ultrason eşliğinde alınarak 2 ila 3 hafta arasında kültüre edilir ve elde edilen kromozomlarda sitogenetik inceleme yapılır.Plasentanın pozisyonu ve gebelik haftasına bağlı olarak koryon villus dokusu kadın hastalıkları ve doğum uzmanı tarafından transabdominal veya transservikal olarak alınır. Rh uyuşmazlığı olan çiftlerde işlem sonrasında anneye Rh immunglobulin verilmektedir. -83- . Alman materyal içerisinde anneye ait dokuların olmaması için doku. Koryon villus almımı (aspirasyonu) sırasında anneye ait desidua hücreleri de villus dokusu ile birlikte alınabilir. inverted (ters bakışlı) mikroskop altında uzman bir kişi tarafından iyice temizlenmelidir. enzim tayini. Sitogenetik inceleme sırasında mozaik sonuçlar elde edilirse mutlaka daha ileri incelemeler örneğin kordosentez yapılmalıdır. 2AMNİYOSENTEZ İlk kez 1966 yılında Steel ve Breg adlı araştırıcılar tarafından uygulanan yöntem günümüzde de yaygın olarak kullanılmaktadır. DNA analizi ve diğer biyokimyasal analizler de yapılmaktadır.5 ile %1 arasında değişir. Kalıtsal hastalıkların tanısını koyabilmek için. Bu nedenle ortaya çıkması olası yalancı negatif ve yalancı pozitif sonuçları engellemek amacıyla CVS yöntemi uygulanacak ise hem direkt hem de uzun süreli kültür yöntemi birlikte çalışılmalıdır. erken dönemde uygulanabilen bir prenatal tanı yöntemidir ve işlem sonrası düşük riski oranının 2 ila 10 arasında olduğu bildirilmektedir. Tam tersi olarak fetus normal olduğu halde patolojik sonucun bulunması ise yalancı pozitif bulgudur. fetus anomalili iken sonucun normal bulunmasıdır. O zaman maternal hücre kontaminasyonu ortaya çıkar ve elde edilen kromozomlar hem anneye hem fetusa ait olacağından yanıltıcı sonuçlar verir. İşleme bağlı fetal kayıp oranı % 0. Yalancı negatif sonuç. Bazı merkezler bu oranın diğer yöntemlere göre yüksek olduğunu kabul ederken diğer merkezler herhangi bir farklılık olmadığını savunmaktadırlar. amniyon sıvısında direkt olarak. Gebeliğin 16 ila 20.

Ultrason eşliğinde fetal umblikal korda girilerek 1-4 ml kadar fetal kan alınır. İşleme bağlı fetal kayıp oranı % 1 olarak bildirilmektedir. Kordosentez. fetal enfeksiyonların tanısında. Aynı şekilde human -84- . Trimestrede ultrasonda malformasyon saptandığında. İnvazif olmayan yöntemler. özellikle morfolojik bozuklukların saptanmasında çok önemli rol oynamaktadır.Fetal karaciğer biyopsisi . haftasından başlayarak 3. . 1.Fetal deri biyopsisi . geç dönemde (3. 3.İntrauterin kas biyopsisidir. ' Daha ender olarak kullanılan invazif yöntemler. En yaygın olarak kullanılanlar şunlardır. buna bağlı olarak anne kanında ölçülen maternal serum AFP düzeyi de normalden düşük olur. Trimestre sonuna kadar uygulanabilen bir yöntemdir. Geç dönemde uygulanması dezavantaj olmakla birlikte çabuk sonuç alınması (yaklaşık 3-4 gün) ve hemoglobinopatilerde kullanılması avantaj olarak kabul edilir. fetal kanda hemoglobinopatilerin saptanmasında.3- KORDOSENTEZ Gebeliğin 24. Kanın gerçekten fetusa ait olup olmadğı APT testi ile kontrol edilir. Trimestre) başvuran riskli gebeliklerde ve CVS ya da amniyosentezde şüpheli sonuçlar elde edildiğinde kullanılan bir yöntemdir. Günümüzde çok yaygın olarak kullanılmakta. 2ÜÇLÜ TEST Anne karnında meydana gelen birtakım biyokimyasal değişiklikler fetusun sağlıklı olup olmadığına dair fikir vermektedir. hasta açısından herhangi bir risk oluşturmazlar. Örneğin Down sendromlu fetusların karaciğerlerinde alfa feto protein (AFP) sentezi yetersiz olmaktadır.ULTRASONOGRAFİ Fetusun anne karnında görüntülenmesidir.

-85- . invazif prenatal tanı yöntemlerinden biri (genellikle amniyosentez) mutlaka uygulanarak kesin sonuç elde edilmelidir.koryonik gonadotropin ((3 hCG) ve serbest östriol (uE3) değerlerinin de normalden düşük olduğu görülmüştür. ancak sonuç kesin değildir. Nöral tüp defektleri. Şüpheli üçlü test sonucu elde edildiğinde. trizomi 13 gibi patolojik olgularda da üçlü test sonuçlan fikir vermektedir. trizomı 18.

Burada önemli olan teratojen ile karşılaşılan dönem. tedavi olanakları ve tekrarlama riski aileye detayları ile anlatılmalı ve konuşma sırasındaki ifadeler ailenin eğitim düzeyine göre seçilmelidir. görüşmeden sonra ailede yeni meydana gelecek değişikliklerin bildirilmesi istenir ve haberleşme sürdürülür. Hastalığın türü kesin olarak belirlendikten sonra danışmanlık verilir. sonuç normal bile olsa daha sonraki gebeliklerde mutlaka prenatal tanı önerilmelidir. Genetik danışmaya başvurulması gereken durumlar (endikasyonlar). e.Tek veya multipl malformasyonlu fetus veya bebek doğumu: Bu tip olgularda fetus veya bebeğin karyotipi incelenmeli.diğer bireylerin de incelenmesi gerekebilir. .İlerlemiş anne yaşı (>35): Anne yaşının ilerlemesi sendromu gibi bazı kromozomal hastalıkların artmaktadır. b. teratojenin cinsi. Konuşma kesinlikle suçlayıcı. Mental retarde bireylerin gen düzeyinde de bozukluk olabilir veya hem kromozom hem gen düzeyindeki çalışmalar normal sonuç verebilir. etki süresi ve miktarıdır. Danışma verilirken olgunun tüm özellikleri.Mental retardasvon : Ailede zihinsel özürlü birey var ise bu kişinin kromozom analizi yapılmalıdır. c. d. yargılayıcı veya yönlendirici tarzda olmamalı ve ailenin psikolojik durumu göz önünde tutulmalıdır. O nedenle hangi nedenle ortaya çıktığına bakılmaksızın ailedeki indeks vak'a incelenmeli ve sonuçlara göre aileye danışmanlık verilmelidir. gen düzeyindeki bozukluklarda Mendeliyen kalıtım kalıplarına uygun risk hesapları yapılır ve bazılarında moleküler biyolojik teknikler uygulanarak tanı koymak ve yine prenatal dönemde tanı koymak mümkün olabilmektedir.Ailede bilinen veya şüphelenilen kalıtsal bozukluk: Kromozomal bozukluklar için yine prenatal tanı önerilir.Teratojen etkisi : Gebelik döneminde mutasyona yol açan ajanlara maruz kalan kişilerin bebeklerinin etkilenip etkilenmediklerinin araştırılması gerekmektedir. Bu nedenle ileri yaş gebeliklerinde danışma verilerek ailelere prenatal tanı uygulanması ile örneğin Down görülme sıklığı mutlaka genetik önerilmelidir. Bazı aileler için birden fazla görüşme gerekebilir. a.

immünolojik faktörler gibi nedenler öncelikle incelendikten sonra hala olayın nedeni açıklanamayabilir. İkiden fazla düşüğü olan kadınlarda uterus anomalisi. otozomal resesif hastalıkların ortaya çıkma olasılığının artması nedeni ile ortaya çıkar.f. hatta Amerika Birleşik Devletlerinin bir bölümü ve Afrika'nın bazı ülkelerinde birinci derece akraba evlilikleri yasaklanmıştır. Ancak ailede bilinen bir genetik hastalık var ise ve bu hastalığa neden olan gen tanımlanmış ve spesifik inceleme yöntemi var ise prenatal tanı uygulanabilir. g. O zaman eşlerden periferik kan alınarak kromozom analizi yapılması önerilmektedir zira habitüel abortus gözlenen çiftlerin % 3-5 kadarında dengeli translokasyon taşıyıcılığı bildirilmektedir. -89- . Akraba evliliklerinin sakıncası. Karşılaşılan bir başka problem de eğer ailede belli bir otozomal resesif hastalık tanımlanmıyor ise bu ailelere prenatal tanı testleri uygulanmasının hiçbir yarar sağlamamasıdır.Akrabalık : Gelişmiş ülkelerdeki akraba evlilikleri % 0.05 civarındadır.Tekrarlayan düşükler: Birinci trimestre düşüklerin (spontan abortus) yaklaşık % 50 sinde kromozom bozukluğu saptanmıştır. Ülkemizde ise akraba evliliklerinin sıklığı oldukça yüksek olup % 20 ila 25 arasında değişir ve bölgesel farklılıklar gösterir. hormonlar.

Bray D. Adana. Lüleci G.Özgüç M: Nükleik Asit-Protein İlişkisi.. -90- . Fifth Edition.Doi R... Inc.Conn E. İkinci Baskı.. Pınarbaşı E: Tıbbi Biyoloji Ders Kitabı.W. Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Yayınları..A..H: Outlines of Biochemistry. 1991.A.Aktan F: Medikal Biyoloji. Rodwell V. 1994.A.S. Kart A.. Bruening G. 10-Batat İ. Sakızlı M: Tıbbi Biyoloji Ders Kitabı.. Ankara. U. 1992... Willard F. Canada..Murray R. Mayes P.S. 9. Sivas. 1990.Alberts B.. 1994. Appleton & Lange.K. 3.. Granner D. Eskişehir.S.Başaran N: Tıbbi Genetik. W. 1996. Ayter Ş. Bahçeci Z: Genetik Ders Notları. Erciyes Üniversitesi Matbaası. Ankara. Bilim Teknik Yayınevi. Tvventy-first Edition. 6.H: Genetics in Medicine. 4. 1993. 13-Kasap H.K... Bilim ve Teknik Yayınevi. Eskişehir.Günalp A. First Edition.. 11.... 1980.. 1986.Mathews C. 1993. 1988.K.K.. Matur A: Tıbbi Biyoloji I.. 1987. Saunders Company.R. Third Edition. Stumpe P.A. 5. Sanem Matbaası. Erzurum. 8.E: Biochemistry. The Benjamin / Cummings Publishing Company. Raff M.D: Molecular Biology Of The Celi. Cumhuriyet Üniversitesi Rektörlük Basımevi. 1992. U. Üçüncü Baskı. Mclnnes R. Lewis J..W: Harper's Biochemistry. Türk Tabipleri Birliği Yayınları. Roberts K.KAYNAKLAR 1. 2. 12-Demirtaş H: Tıbbi Biyoloji ve Genetik Ders Notları. 14-Başaran A: Tıbbi Biyoloji Ders Kitabı. Atatürk Üniversitesi FenEdebiyat Fakültesi Yayınları. Ankara. 7.E. Altıncı Baskı. Kasap M.Çolak A.. Watson J. Holde K. John Wiley & Sons Inc.Thompson M. Kayseri.. 1995. Ankara..B. Garland Publishing.U..

17.Nevv York.H: Principles and Practice of Medical Genetics.S: Temel Medikal Genetik. 19-Şaylı B.. Melbourne and New York. Üçüncü baskı. 1990. London. Worth Publishers Inc. 1976.S: Genetics In Obstetrics & Gynecology.Lehninger A. Second Edition. 1992.B Saunders Company. 1975. 1979.Simpson J.T: Biochemistry. Churchill Livingstone.E.S:Teorik ve Klinik Sitogenetik. Mexico. Ankara. 16. Edinburg. Second Edition. Ankara. -91 - . 1992.Aydınlı K: Prenatal Tanı ve Tedavi. Second Edition. İstanbul.Şaylı B. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Basımevi. Dördüncü baskı.Emery A. Ankara Üniversitesi Basımevi. 18. Golbus M.L. Perspektiv. W.15. 20.

.

.

Kapak: Hakan Büyükçaylı Baskı: Ankara Üniversitesi Basımevi»2006 .

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful