You are on page 1of 3

Tarih

İsmail ÇOLAK

II. ABDÜLHAMİD’İN
GİZEMLİ PORTRESİ
S ultan II. Abdülha-
mid, Osmanlı’nın
ve yakın tarihin en
çok tartışılan, hakkında en faz-
la eser üretilen, en ziyade yergi
ve iftiralara hedef olan, tarihi-
Muammalı Mizâcı ve
Husûsiyetleri

Abdülhamid Han, “Kızıl Sul-


tan” karalamalarını hak ede-
cek mizaçta bir padişah değildi.
ğanüstü şartlarından, siyasetin
kaypak zemininden ve etrafın-
da güvenilir kişilerin bulunma-
masından kaynaklanmaktaydı.
Tahmin edilemeyecek kadar ce-
sur ve atikti. Hâfızası pek kuv-
mizin en muammalı liderlerin- Aksine son derece merhamet- vetli, zeki, çabuk kavrayışlı ve
dendir. Hakkındaki spekülas- li, yufka yürekli ve bağışlayı- hazırcevap idi. Derin düşün-
yonlar aslında onun gizemli cı bir karaktere sahipti. O ka- meden, karşıdakinin görüşle-
âlemine nüfûz edememekten dar ki, en büyük düşmanlarını rini anlamadan, devlet erkânı
ve esrarlı kişiliğine vâkıf ola- bile bağışlayacak kadar şefkat ve ulemânın görüşünü alma-
mamaktan doğmuştur. Bir kı- ve merhametine yenik dü- dan herhangi bir konuda hü-
sım siyasî-entelektüel çevrele- şen bir hükümdardı. Gayet yu- küm vermezdi. Özel hayatın-
re bulaşan “Abdülhamid illeti”, muşak huylu, hikmetli konu- da ve devlet idaresinde israftan
büyük ölçüde çok yönlü politi- şan, karşısındaki hasmı bile kaçınır, dengeli bir harcama ya-
kalarını anlayamamaktan, etra- olsa karizması, tevâzuu, in- pardı. Aşırı saray masraflarını
fını kuşatan ağır şartları takdir sanlık ve nezâketiyle etkileme kısmıştı. Hatta bu yüzden “Pin-
edememekten ve nihayet dinî- kâbiliyetine sahipti. İster halk ti Hamid” suçlamalarına maruz
geleneksel kaynaklardan bes- ister devlet adamı olsun, huzu- kalmıştı.1
lenen şahsiyetine/tavırlarına runda konuşanları sıkmaz, dü-
duyulan alerjiden türemekte- şüncelerini açıkça söylemeleri- Mânevî Cephesi ve
dir. Belki Yıldız’a hapsolmuştu; ne imkân verir; kimseyi fikirleri Dindarlığı
ama ufku, vizyonu, hayalleri, veya ölçüsüz sözleri yüzünden
projeleri ve yenilikleri Yıldız’ın cezalandırmazdı. Bâriz özellik- Sultan Abdülhamid’in kişi-
duvarlarını ve çağını aşacak se- lerinden biri de dengeli ve oto- liğinin en baskın tarafı dindar
viyedeydi. Abdülhamid’in çeh- riter olmasıydı. İzlediği “denge olmasıydı. Hayatı boyunca iba-
resini örten kalın örtü açıldıkça siyaseti” ve devleti kurtarmak detlerini aksatmamış, abdestsiz
ve kişiliğine yönelik saldırıların için aldığı koruyucu tedbirler evrak imzalamamıştı. Doğru ve
katranı temizlendikçe “Gerçek bunun belirtisidir. Onu böyle tam bir îtikâda sahipti. Daima
Abdülhamid” olanca ihtişamıy- davranmaya, devleti içine çe- camilere giderdi. Sarayın hususî
la ortaya çıkmakta ve gözleri ken anaforik şartlar ve saltana- bahçesinde beş vakit ezan oku-
kamaştırmaktadır. Aşağıda zik- tının fevkalade karışık bir dö- turdu. Şâzelî tarikatına intisap
redeceğimiz birbirinden çarpı- neme rastlaması sevk etmişti. etmiş, Kâdirî tarikatına da ilgi
cı bilgiler, Abdülhamid ile il- Diğer dikkat çekici yönü de ol- duymuştu. Kadere inanışı fev-
gili zihin kirliliğine son verip, dukça tedbirli, temkinli ve uya- kalade kuvvetliydi. Hacca gi-
daha sağlıklı ve sahici bir yak- nık olmasıydı. Nisbeten aşırı- demese de, Osmanlı’nın “Velî”
laşım içine girmemizi sağlaya- ya kaçacak seviyede vehimli ve padişahı olarak nitelendirile-
cak ufuk açıcı ve ezber bozucu kuruntulu olduğu söylenebi- cek kadar dindar ve takvâ ehli
bir keyfiyeti hâizdir. lir. Ancak bu da dönemin ola- bir sultanıydı. Sürekli Kur’ân-ı

28 Ekim 2008 29
Kerîm okurdu. Buhârî-i Şerîf’i içindeyim!” Ertesi gün Sultan yazı geldi. “İstifan kabul edil- zin modern anlamda kurucusu manlıklarından ziyade idi. Bu Fatih’in torunuyum. Bizans İm-
hususî surette bastırmış, bütün Abdülhamid onu hemen çağır- medi” deniyordu. Bizzat huzura oydu. Matbaa ve yayın işlerine nasıl bir gaflettir! Aralarında paratoru Konstantin kadar ola-
Müslüman memleketlere ve ca- tır ve bir yıllık ihtiyacını karşı- çıkıp yüz yüze görüşmek iste- de gayet meraklıydı. Avrupa’dan kilise kavgaları vardı. Selanik, mayacak mıyız? İstanbul’dan
milere hediye etmişti. Çanakka- lar; çünkü gece rüyasında ceddi dim. Padişaha çıktım: “İstifa- modern matbaa makineleri ge- İstanbul’un anahtarıdır. Ec- katiyen çıkmam. Burada ölme-
le Harbi’nde sürekli “Buhârî-i Yavuz Selim’i görmüş ve onun mın kabulünü istirham edece- tirtip nefis divanlar bastırmış- dat kanlarıyla sulanan bu top- ye hazırım!”4
Şerîf” okuyarak dua etmişti. uyarısıyla türbedarın halinden ğim; durumum budur.” dedim. tı. Zayıf ve atletik bir yapıya sa- raklar nasıl düşmana terk edi-
Ayrıca, Peygamber Efendimiz haberdar olmuştu. Israrıma dayanamadı; öfkeli bir hipti. Ata biner, araba ve yelken lir? Bırakıp gidersek, tarih ve Hayırda Rakipsiz
(s.a.v.) ve kutsal beldesine karşı edâ ve elinin tersiyle: “Haydi! kullanırdı. Kılıç ve tabancada ecdat bizim yüzümüze tükür- Şefkat Âbidesi
duyduğu sonsuz sevgi, sadâkat İstifa ettirdik seni!” dedi. Gece, gayet mahirdi. Silah koleksiyo- mez mi? Bana bir tüfek veri-
ve hizmetleri; mânevî şahsi- mânâ âleminde ordunun teftiş nu dahi yapmıştı. Atıcılık ya- niz; birlikte son nefesimize ka- Başkâtibi Tahsin Paşa, te-
yetine ve dinin izzetine haka- “Belki Yıldız’a edildiğini gördüm. Efendimiz par, ava giderdi. Sarayda; resim dar müdafaa edelim. Ne olursa baasının dert ve sıkıntılarıy-
ret içeren Batı kaynaklı iftira (s.a.v.) Yıldız Sarayı önünde or- salonu, fotoğraf atölyesi, musi- olsun bir yere gidecek değilim. la nasıl hemhâl olduğu ve dar-
hapsolmuştu;
kampanyalarına karşı adeta bir duyu teftiş ediyordu. Abdülha- ki salonu ile marangoz atölye- da kalanların imdadına sınırsız
“heykel” gibi dikilmesi ve İslâm ama ufku, mid, edeple Efendimiz’in ar- si en çok bulunduğu yerlerdi. bir şefkat ve lütufla nasıl “Hı-
Dini’ni ve Müslümanları koru- kasında duruyordu. Derken, Marangozluğa özellikle ilgilisı zır” gibi yetiştiği hakkında şöy-
vizyonu, hayalleri,
yup güçlendirmeyi esas alan benim birliğime geldi. Başında vardı. Manzara ve çiçek resim- le hayret-engiz bir vak’a nakle-
icraatlarda bulunması onun projeleri ve kumandan olmadığı için dar- lerinden hoşlanır, portre çizer- der: “Mâbeynde nöbetçi olarak
güçlü mânevî yapısının göster- yenilikleri Yıldız’ın madağınıktı. Efendimiz: “Ne- di. Güzel tablo koleksiyonları kalmıştım. Gelen mektup, telg-
gelerindendi. rede bunun kumandanı?” diye vardı. Fotoğrafçılığa da merak- raf, rapor ve tezkereleri huzura
duvarlarını ve sordu. Abdülhamid de: “Ya Ra- lıydı; döneminde bütün impa- çıkarmak üzereyken bir telgraf
İşte onun mânevî cephesi- çağını aşacak sulullah çok ısrar etti, istifa et- ratorluğun fotoğrafını çektir- geldi. Bir Laleli postanesi me-
ni tasvir eden seçkin birkaç ha- tirdik.” dedi. “Senin istifa et- mişti. Tiyatro ve konseri sever, muru Yıldız’a çektiği telgrafta,
dise: Abdülhamid Han, yata- seviyedeydi. “ tirdiğini biz de istifa ettirdik!” hususî tiyatrosunda temsil ve karısının o gece doğum yapa-
ğının başında daima temiz bir buyurdu. İşte ben o gün bugün- konser verdirirdi. Musikişinas cağı ve doğumun çok zor geçe-
tuğla bulundurur ve yataktan dür bunun hicranı ve pişmanlı- bir tabiatı vardı.3 ceğinden bahisle merhamet-i
kalktığında çeşmeye kadar ab- ğı ile gözyaşı döküyor, kederle- şâhâneye sığındığını bildiri-
destsiz yere basmamak için te- Mehmet Akif’in aktardı- niyorum.”2 Vatanına ve yordu. Kıymet verip listeye al-
yemmüm amacıyla kullanırdı. ğı şu hatıra ise onun “velî” ol- Haysiyetine madım. Padişah her şeyi göz-
Neden böyle hareket ettiği so- duğunun çarpıcı bir misalidir: Renkli Hayatı ve Düşkünlüğü Allah devletimi bu hale getiren- den geçirdikten sonra “Başka
rulduğunda şu düşündürücü Sultanahmed’e her sabah er- İlginç Hobileri leri kahretsin!” Lakin durumun bir şey var mı?” dedi. Telgra-
cevabı vermişti: “Halîfe olarak kenden gelip, mihrabın bir kö- Sultan Abdülhamid, taht- vahameti ve padişah Mehmed fı söyleyip arza değmeyeceğini
biz sünnet ölçülerine dikkat et- şesinde gözyaşıyla sürekli inle- Her gece uyumadan evvel tan indirildiğinde Selanik’teki Reşad’ın ricası tekrar iletilin- arz ettim. Emir verdi: “Hemen
mezsek, Ümmet-i Muhammed mekte olan, saçı-sakalı ağarmış kitap okutmak âdetiydi. Kitaba Alatini Köşkü’nde mecburî ika- ce, son derece şaşkın ve üz- getiriniz.” Dikkatle okudu ve
bundan zarar görür!” Mâbeyn ihtiyar bir zat Akif’in dikkati- olan ilgisi fevkaladeydi. Sara- mete tâbi tutulmuştu. I. Bal- gün bir biçimde İstanbul’a dön- derhal bir tabip ve yâverle do-
Başkâtibi Es’ad Bey’e, “Ben ni çeker. Nihayet bir gün yanı- yındaki kütüphanede, yabancı kan Harbi’nde Selanik elden çı- mek zorunda kalacaktı. Sonraki ğumun kontrol altına alınması-
bu kadar zamandır milleti- na yaklaşarak neden bu kadar dillerde Türkiye hakkında ya- kınca İttihat Terakki Hükümeti yıllarda bu defa 1915’teki Ça- nı ferman etti. Gittik ve işimi-
min hiçbir evrâkına abdestsiz derbeder olduğunu sorar. Is- zılmış, tercümesi yapılıp telif şehri terk etmesini istemiş; an- nakkale Savaşı’nda payitahtın zi bitirip sabaha karşı döndük.
imza atmadım.” demişti. Baş- rara dayanamayan adam hali- hakkı ödenmiş 6 bin adet eser, cak şiddetli bir tepkiyle karşı- Eskişehir’e taşınması gündeme Bir de ne görelim?! Hünkâr,
ka bir ilginç hadise de şuydu: ni gözyaşları içinde şöyle izah roman, hikâye, coğrafya ve se- laşmıştı. Sultan’ın, ayağa fırla- gelmişti. Sultan Reşad, “Hazır odasından cama vurarak bizi
Abdülhamid zamanında, Ya- eder: “Abdülhamid devrinde yahatname koleksiyonu bulu- yıp bağırarak verdiği şu cevap olsunlar kendilerini Bursa’ya çağırmıyor mu? Sabaha kadar
vuz Sultan’ın türbedarı şiddet- binbaşı idim. Anam-babam ve- nuyordu. Tarih, siyaset ve hu- haysiyetli bir Osmanlı lideri- nakletmek icap edecek.” habe- uyumayıp beklediğini anladık.
li geçim darlığı yaşayınca da- fat edince Sadrazamlığa bir di- kuk alanında geniş mâlûmâta ne yakışır muhteşemlikteydi: rini gönderince, Abdülhamid’in Kadının kurtulduğunu, ihsân-ı
yanamayıp sandukaya hiddetle lekçe gönderdim. “Mallarımız sahipti. Osmanlı tarihini deği- “Balkanlarda bize karşı ittifak tepkisi Selanik’tekinden fark- şâhânenin teslim edildiğini ve
vurur ve şunu söyler: “Bir de var, bunların bir bakıcıya ihti- şik kaynaklardan okuyup in- oldu öyle mi? Yunanlılarla Bul- sız olmuştu: “Hiçbirimiz payi- adamın ağlayarak ömür ve dev-
senin evliyâ olduğunu söylü- yacı var; kabul buyurulursa is- celemişti. Roman (polisiye) garların birleşmesi nasıl olur? tahtı terk etmemeliyiz. En kü- letlerine dua ettiğini anlattım.
yorlar! Yıllardır türbeni bek- tifa etmek istiyorum.” dedim. ve seyahatname okumayı çok Çünkü onların birbirlerine düş- çük ferdimize kadar memleketi Bizi ayakta dinledi, sadece bir
lemekteyim; hâlâ yoksulluk Bana doğrudan hünkârdan bir severdi. Kütüphaneciliğimi- manlıkları, hepsinin bize düş- müdafaa ederek ölmeliyiz. Ben “oh” çekti ve sabah namazına

30 Ekim 2008 31
durdu.” Başka bir seferinde de ricilikle” suçlayan İttihatçıları mıştı. Her köyde caminin yanı- portresini yollamakla yetinir- Köprünün üzerinde minareler, ği yakıştıranlar, en azından son
fırıncılar, 30 paraya satılan ek- bile utandırıp takdirlerini ka- na bir de ilkokul yaptırması en ken Sultan Abdülhamid, ensti- kubbeler, kuleler ve savunma bir pişmanlık ve vicdan azabıy-
meğin fiyatına 10 paralık zam zanacak kadar muazzam ye- mühim icraatlarındandı. Yıl- tünün kurulması amacıyla bir amaçlı toplar da yer alacak- la cenazesine koşmuşlar; ha-
yapmak istediklerinde Sultan nilikler gerçekleştirmişti. Za- da ortalama 400 ilkokul açarak heyet oluşturup Fransa’ya gön- tı. Proje bilinmeyen bir sebep- yattayken göstermedikleri in-
onları çağırarak, zammı geri manında yapılan reformlar, ve okul sayısını 9.347’e çıkarta- dermişti. Bununla da kalmayıp le hayata geçirilemedi. Hayret sanlık ve saygıyı, hiç olmazsa
çektirecek şu etkili sözü sarf et- Osmanlı’nın son devrinde gö- rak bir rekor kırmıştı. Aynı şe- Pastör’e 10 bin altın ve birin- verici bir gelişme de, 1891’de ebedî yolculuğunda göstermeyi
mişti: “30 paraya satmaya de- rülen ve hatta Cumhuriyet’e kilde, 250 olan ortaokul sayısı- ci derece Mecidiye Nişanı he- Osmanlı’nın ilk “deniz altından başarmışlardı. Bunlar arasında
vam edin; istediğiniz 10 para- bile temel teşkil edecek çapta nı 900’e, lise sayısını da 109’a diye etmişti. Verem mikrobu- tüp geçit projesi”nin yine onun elini yüzüne kapatıp hıçkırarak
yı ben vereceğim. Ekmeğe zam çıkarmıştı. Osmanlı’nın ilk üni- nu ve ilacını bulan Alman tıpçı devrinde hazırlanmasıydı. Bu ağlayan Talat Paşa’nın hali içler
yapılırsa bütün zarûrî ihti- versitesi “Dârü’l-fünûn” 1901’de Dr. Robert Koch’un kapısını ilk da meçhul bir sebepten ötü- acısıydı ve ibretlik bir manza-
yaçlar pahalılaşır ki, halkımız onun zamanında tedrîsâta baş- çalanlardan biri de yine Abdül- rü gerçekleşmedi. Ancak, dün- raydı. Nihayet, “Gök Sultan”ın
bundan büyük ıstırap çeker.” lamıştı. Açılan öbür gözde okul- hamid Han olmuştu. Koch ile yanın ilk tüp geçidi olan “Manş naşı cenaze namazını müteakip
Abdülhamid’in hayırseverliği lardan bazıları ise şunlardı: Si- Berlin’de görüşmek üzere bir Tüneli”nin yapımından 5 sene “tahtta vefat etmiş hükümdar
din, ırk ve sınıf ayrımı yapmak- yasal Bilgiler Fakültesi’nin heyet teşkil etmiş ve ona birinci sonra, hem de “gerici” denilen gibi” büyük bir merasimle Sul-
sızın toplumun bütün kesimle- çekirdeği Mekteb-i Mülkiye, rütbe Osmanlı nişanı takdim et- Abdülhamid döneminde böyle tan Mahmud’un yanına defne-
rini içine alıyordu. Padişah he- Hukuk Fakültesi’nin temeli mişti. Osmanlı’ya “ilk denizaltı- bir “tüp geçit projesinin” tasar- dilmişti.7
diyesi anlamına gelen “atiyye-i Mekteb-i Hukuk, Ziraat ve Ve- nı” da yine Abdülhamid almıştı: lanması bile başlı başına bir ha-
seniyyeler” bunun en çarpı- teriner Fakültelerinin alt yapı- Avrupa’nın büyük silah tüccarı diseydi.6
Dipnot
cı örneğiydi. Hediyelerin bede- sı Halkalı Ziraat ve Baytar Mek- Basil Zaharoff, Nordenfeldt’ın 1 Orhan Koloğlu, Abdülhamid Gerçeği, İstanbul 1987,
s.430; Sultan Abdülhamid, Siyasi Hatıratım, İstanbul
li büyük ölçüde padişahın kese- tebi, Mühendislik Fakültesi’nin 1885’te G. W. Garrett ile bir- İbretlik Manzaralarla 1984, s.7, 207; Tahsin Paşa, Sultan Abdülhamid,
İstanbul 1990, s.13; İsmail Çolak, Abdülhamid’i
sinden karşılanıyordu. Her kış esası Hendese-i Mülkiye Mekte- likte Stockholm’de inşa ettiği Dolu Vefatı Yeniden Keşfetmek, İstanbul 2007, s.23-25, 29-30.
mevsiminde evini ısıtamayacak bi, Güzel Sanatlar Fakültesi’nin ilk denizaltını Yunanistan’a sa- 2 E. Ziya Karal, Osmanlı Tarihi, C.8, Ankara 1988,
s.249-250;Ayşe Osmanoğlu, Babam Sultan Abdül-
durumdaki yoksul aileleri tes- başlangıcı Sanâyi-i Nefîse Mek- tınca bundan tehdit algılayan Abdülhamid Han, vefat günü hamid, İstanbul 1986, s.24-25; Mustafa Armağan,
Abdülhamid’in Kurtlarla Dansı, İstanbul 2006,
bit ettirir ve kömür dağıttırma- tebi. Cumhuriyet devrinde ye- Abdülhamid, bedeli özel hazi- olan 10 Şubat 1918 sabahı kalk- s.85-87; Çolak, age, s.45-51.
yı asla ihmal etmezdi. Yine her tişen bilginler, eğitimciler, neden karşılanan iki denizaltı mış ve abdest alıp son namazı- 3 İsmet Bozdağ, Sultan Abdülhamid’in Hatıra Defteri,
İstanbul 1986, s.15; Osmanoğlu, age, s.22-33, 209;
tahta çıkış yıldönümünde, bor- büyük/“mucizevî” reformlardı. kumandanlar, siyasiler, mü- (Abdülhamid ve Abdülmecid) nı kılmıştı. Son ana kadar ken- Tahsin Paşa, age, s.212-216, 396; Cemal Kutay,Tür-
kiye İstiklal ve Hürriyet Mücadeleleri Tarihi, C.11,
cundan hapse düşenleri kur- Mesela, Osmanlı’ya ilk bisikleti, hendis, doktor ve hukukçu- birden sipariş etmekten geri dini kaybetmemiş, vasiyetini s.6299-6301, 6349-6351; Koloğlu, age, s.66-67,
tarmak için şahsi hazinesinden otomobili ve telefonu getiren o lar; daha da önemlisi Türkiye kalmamıştı. Bununla da yetin- bile yapmıştı. Aynı gün akşama 122-123, 139; Armağan, age, s.57-91; Çolak, age,
s.26-29.
para sarf etmeyi de itiyat edin- olmuştu. Yatırımlarını, modern Cumhuriyeti’ni kuran komutan meyen Abdülhamid, demiryo- doğru ruhunu teslim eden “Son 4 Osmanoğlu, age, s.216-218, 230-231; Bozdağ, age,
s.149-155; Fethi Okyar, Üç Devirde Bir Adam,
mişti. 1894’deki büyük İstanbul bir imparatorluğa dönüşmenin ve bürokratlar dahi hep onun luna özel önem vererek 1865’te İmparator’un” vasiyeti harfiyen İstanbul 1980, s.142; Çolak, age, s.30-33, 216.
depreminde halkın acısını din- temeli olarak gördüğü alt yapı- kurduğu modern okullardan birkaç yüz kilometre olan de- yerine getirilmişti. Tarihçi Ah- 5 N. Fazıl Kısakürek, Rapor 10, İstanbul 1980, s.90;
Mehmet Genç, Mehmet Mazak, Fotoğraf ve Bel-
dirmek için adeta çırpınmış, bir yı geliştirme ve halkın eğitim yetişmişlerdi. Bu mânâda yöne- miryolunu 5.700’e, 13.750 ki- med Refik’in anlattığına göre, gelerde 1894 Depremi, İstanbul 2000, s.47; Nadir
Özbek, Osmanlı İmparatorluğunda Sosyal Dev-
yardım komisyonu kurdurup, seviyesini artırma istikametin- tim şeklinin alt yapısının oluş- lometre olan karayolunu 20- tabut içinde beyaz kefenler ara- let, İstanbul 2003, s.34-35; Bozdağ, age, s.65-66;
6.500 liralık ilk yardımı da ken- de yoğunlaştırmıştı. Bu uğur- ması, siyasî-bürokratik kad- 25 bine, 28.115 kilometre olan sında, kemikleri sayılan göğ- Armağan, age, s.67-78, 124; Çolak, age, s.35-38.
6 Bozdağ, age, s.85, 200-202; Sultan Abdülhamid, age,
disi yapmıştı.5 da, memleketi demir ve kara ronun yetişmesi ve kullanılan telgraf hattını da 50 bine çıka- sünde ahidnâme duası, yüzün- s.195. Aydın Talay, Eserleri ve Hizmetleriyle Sul-
tan Abdülhamid, İstanbul 1991, s.288, 309, 410;
yolları, telgraf hatlarıyla örme- müesseseler itibariyle “Cumhu- rarak taşrayı ve İslâm coğrafya- de Kâbe örtüsüyle, aksakalıyla Koloğlu, age, s.7-8, 67, 428-429; Armağan, age,
Çağını Aşan Vizyonu ye ve her kademeden okulla do- riyetin”, varlığını Abdülhamid’e sını İstanbul’a bağlamıştı. Asya ve ebediyete kapanmış gözle- s.40-56, 227-353; Yahya Akyüz, Türk Eğitim Tarihi,
İstanbul 1994, s.251-277; Bayram Kodaman, Ab-
ve Reformları natmaya çalışarak; Osmanlı’yı borçlu olduğunu savunanların ile Avrupa’yı bir “Boğaz Köprü- riyle Hırka-i Saadet Dairesi’nde dülhamid Devri Eğitim Sistemi, Ankara 1988,
s.66-154; Özbek, age, s.166; “Prof. Kemal Karpat
devletlerarası alanda yeniden başında dünyaca ünlü tarihçi- sü” ile birbirine bağlama düşün- yatışı cidden elîm ve ibret veri- İle Tarih, Osmanlı ve II. Abdülhamid Üzerine...”,
Sultan Abdülhamid zan- söz sahibi yapacak yeni nesil- miz Kemal Karpat gelmektedir. cesi de ilk defa 1900’lü yıllarda ciydi. Huşû içinde İlâhî Huzur’a İlim ve Sanat Dergisi, Sayı: 44-45/1997, s.38; Ay-
kut Kazancıgil, Osmanlılarda Bilim ve Teknoloji,
nedilenin tersine yeniliğe ve ler yetiştirme çabasına giriş- yine Abdülhamid tarafından gidiyordu. Cenazesinde, görül- İstanbul 2000, s.286-287; Hayri Mutluçağ,“Boğaziçi
Köprüsünün Yapılması Yolunda İlk Çabalar”, Bel-
gelişime açık “reformist” bir mişti. Fatih’ten sonra eğitim ve Diğer taraftan, Pastör, ku- ortaya atılıp projelendirilmiş- memiş bir kalabalık vardı ve gelerle Türk Tarihi Dergisi, Ocak 1968, Sayı: 4,
padişahtı. Batı’daki ilmî ve tek- kültüre en fazla ehemmiyet ve- duz aşısını 1885’de ilk defa keş- ti. Fernidan Arnoden isimli bir İstanbul böylesi bir kalabalı- s.32-33; Çolak, Okuldan Çanakkale’ye Mahşerin
İrfan Ordusu, İstanbul 2008, Nesil Yay., s.13;Yunan
nolojik gelişmeleri yakından ta- ren padişahtı. Öğretmen yetiş- fettiğinde devlet başkanlarına Fransız mühendise, boğazın ğı görmemişti. Dost-düşman İşgalinin Patronu Zaharoff, İstanbul 2005, s.36-37;
Abdülhamid’i Yeniden Keşfetmek, s.158-168.
kip etmiş ve devletin imkânları tirmeye büyük önem vermiş ve mektup yazıp kuracağı ensti- Sarayburnu-Üsküdar ve Rume- herkes cenazeye iştirak etmiş- 7 Ahmed Refik, Sultan Abdülhamîd-i Sânî’nin Nâşı
çerçevesinde intikal ettirmiş- öğretmen okullarının sayısını tü için yardım talep etmişti. li Hisarı-Kandilli arasında iki ti. Kendisine amansızca muha- Önünde, s.13; İ. Hakkı Uzunçarşılı, “Sultan II.
Abdülhamid’in Hal’i ve Ölümüne Dair Vesikalar”,
ti. Bu konuda, kendisini “ge- artırıp her vilayete yaygınlaştır- Rus Çarı, 2 metre boyundaki ayrı köprü projesi hazırlatmıştı. lefet edenler, her türlü çirkinli- Belleten Dergisi, Sayı: 37-40/1946, s.729; Çolak,
age, s.43-44.

32 Ekim 2008 33